<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>SAĞLIK HABERLERİ | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/haberler/saglik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/haberler/saglik</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 29 May 2026 12:14:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>SAĞLIK HABERLERİ | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/haberler/saglik</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>MS Kadınlarda Daha Erken Yaşlarda Görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ms-kadinlarda-daha-erken-yaslarda-goruluyor-638188</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2026 12:14:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[ms]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlarda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=638188</guid>

					<description><![CDATA[<p>MS (Multiple Skleroz) hastalığının bağışıklık sisteminin sinir sistemine saldırması sonucu ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğu bildirildi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ms-kadinlarda-daha-erken-yaslarda-goruluyor-638188">MS Kadınlarda Daha Erken Yaşlarda Görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>MS (Multiple Skleroz) hastalığının bağışıklık sisteminin sinir sistemine saldırması sonucu ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu belirten uzmanlar, en sık belirtiler arasında duyusal şikâyetler, güç kaybı ve görme bozuklukları yer aldığını ifade ediyor.</p>
<p>Hastalığın genellikle 29–32 yaşlarında başladığını ve kadınlarda daha sık görüldüğünü kaydeden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bir çok virüs enfeksiyonunun MS’e neden olduğu öne sürülmesine karşın, doğrudan bir enfeksiyon ardından ortaya çıkacağının kesinliği yok.” dedi. Coğrafi farklılıkların hastalığın görülme sıklığını etkilerken, çevresel faktörlerin de önemli rol oynadığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarlacı, atak dönemlerinde kortizon tedavisi uygulanırken, koruyucu ilaçlarla hastalığın seyrinin kontrol altına alınmaya çalışıldığını vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, 30 Mayıs Dünya MS Günü kapsamında MS hastalığının nedenleri, belirtileri, risk faktörleri, genetik ve çevresel etkileri ile tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p>MS HASTALIĞINDA POZİTİF DÜŞÜNCENİN GÜCÜ! </p>
<p><b><strong>MS, bağışıklık sisteminin sinir sistemine saldırmasıyla oluşuyor!</strong></b></p>
<p>Multiple Skleroz’un (MS), bağışıklık ya da bedenimizin savunma sisteminin sinir sistemini (beyin, omurilik) zedelemesi ve onu yabancı kabul ederek saldırması ile ortaya çıkan bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Normalde sinir sitemimiz, bağışıklık sisteminden uzakta, adeta saklı bir ortamdadır. Ancak, sebebini tam olarak anlayamadığımız nedenlerle, baştan ve kontrolden çıkan bağışıklık sistemimiz, kendi sinir sistemine saldırır ve hasarlar oluşturur” şeklinde konuştu. Hasarların yerleşimine göre şikâyet ve bulguların da değişken olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarlacı, “Hastalığın en sık başlangıç belirtisi duyusal-hisle ilgili şikâyetlerdir. Genellikle, eli ayağı hissetmeme şeklinde değil de uyuşma-karıncalanma-keçelenme tarzında olur. Duyusal belirtiler, anlık izlenen belirtiler olarak hastaların yüzde 50-70’inde ortaya çıkabilir” dedi.</p>
<p><b><strong>MS’te görülen en sık belirtiler duyusal şikâyetler, güç kaybı ve görme sorunları</strong><strong>!</strong></b></p>
<p>Duyusal belirtilere açıklık getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları söyledi: “Uyuşma, karıncalanma, iğnelenme, his azalması, gerilme, uyuşturulmuşluk hissi, kum üzerinde yürüme hissi, kaşınma, yanma, elektriklenme, yüze ani vuran elektrik çarpması, boyundan sırta ve ayaklara ani elektrik çarpması şeklinde olabilir. Duyusal şikâyetlerin ardından en sık, güç (motor) kayıpları ile kendini gösterir. Kuvvet ya da güç sorunları ile ilgili belirtiler, başlangıçta hastaların yüzde 32-40’ında görülmesine karşın, yıllar içerisinde hastaların yüzde 60 kadarı değişik ağırlıklarda güç kayıplarına maruz kalır. Bu doğrudan bir uzuvda kuvvet kaybı şeklinde olabileceği gibi, ‘ağırlaşma’, ‘sertleşme’, ‘direnç gösterme’ veya ‘ağrı’ şeklinde de olabilir. Bu tür belirtiler sıklıkla bacaklarda başlar.  Üçüncü sırada ise, görme kayıpları ya da bozuklukları gelir. Bu durum, hastaların yüzde 15-20’sinde başlangıç belirtisidir.”</p>
<p><b><strong>MS genellikle 29–32 yaşlarında başlar ve kadınlarda daha sık görülür!</strong></b></p>
<p>Pek çok çalışmada MS’in başlangıç yaşının 29-32 arası olduğunun görüldüğüne işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Kadınlarda, en sık ortaya çıktığı yaş erkeklere göre 5 yıl daha erkendir” diye konuştu. Birincil ilerleyen tipte ise başlangıç yaşının 35-39 yaş aralığı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarlacı, “Hastaların yüzde 5’inde ise başlangıç yaşı 8 yaşın altında ve 70 yaş üzerindedir. Genelde, bağışıklık sisteminden kaynaklanan tüm hastalıklar kadınlarda daha sık izlenir. MS’de de aynı durum söz konusudur. Kadın erkek oranı 1.77/1.00 kadardır. Yaklaşık kadınlarda 2 kat daha yüksek izlenir. MS köylü kadın ve erkeklerde daha nadirken, sosyo-ekonomik düzeyi yüksek kişilerde daha sıklıkla izlenir. Bu hem yerel olarak şehirlerde hem de dünya coğrafyasına bakıldığında aynı şekildedir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><b><strong>MS ile virüsler arasında kesin bir neden-sonuç ilişkisi kanıtlanamadı!</strong></b></p>
<p>Bir çok virüs enfeksiyonunun MS’e neden olduğu öne sürülmesine karşın, doğrudan bir enfeksiyon ardından ortaya çıkacağının kesinliği olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Uzun yıllardır bu tartışma var ve devam da edecek. Enfeksiyon, taramalar, otopsi sonuçları ve diğer araştırmalar birbiri ile çelişkili sonuçlar vermekte. Virüslerin bağışıklık sistemini baştan çıkarıp, yanlış hedefe saldırıya neden oldukları kabul edilir.” dedi. Söz konusu virüslerin neler olabileceğini açıklayan Prof. Dr. Tarlacı, şöyle devam etti: “Virüsler içerisinde, kuduz, uçuk virüsü olan herpes simpleks,<em> </em>Epstein Barr virüsü sayılabilir. Son zamanlarda, insan herpes virüs-6, Epstein Barr virüsü ve Chlamidya pnömonia MS’e neden olabilecek olası tetikleyiciler olarak ilgi çeker oldu. Ancak, MS ile ilgili mikrop enfeksiyonu etkisi konusunda son söz henüz söylenmedi. Bir araştırma sonucuna göre, 17 yaşından önce sigaraya başlamak MS gelişim riskini arttırıyor.”</p>
<p><b><strong>Tek yumurta ikizlerinde MS’in daha sık görülmesi bir kanıt, ancak MS yalnızca genetik değil!</strong><strong> </strong></b></p>
<p>Tek yumurta ikizlerinde belirgin olarak yüksek oranda MS ortaya çıkmasının genetik etkinin en açık kanıtı olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Tek yumurta ikizlerinin 100’ünün 24 eş ikizde MS ortaya çıkarken, farklı yumurtalardan doğan ikizlerin ise yüzde 2,4’ünde MS tespit edilmiştir. Bu şu anlama gelir, tek yumurta ikizlerinde MS, 10 kat daha yüksek sıklıkta ortaya çıkar. Hiçbir yakınması olmayan ikiz kardeşlerde yapılan beyin görüntülemelerinde ya da diğer inceleme yöntemlerinde, MS’de ortaya çıkabilecek bozukluklar tespit edilebilir. Genel olarak bakıldığında, MS hastalarının birinci derece akrabalarının birinde MS tespit edilmesi ya da ortaya çıkma olasılığı yüzde 20’dir. Ancak, MS sadece genetik bir hastalık değildir” diye konuştu.</p>
<p><b><strong>MS, genetik ve çevresel faktörlerin etkisiyle merkezi sinir sisteminde bozulmaya yol açıyor!</strong><strong> </strong></b></p>
<p>MS sıklığının Dünya üzerinde, yaşanılan bölgeye göre değişmekle birlikte 100 binde 2 ile 150 kişide ortaya çıktığı bilgisini veren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Yüksek sıklıkta ortaya çıktığı bölgeler (100 bin kişide 100’ün üzerinde) Avrupa (Rusya dâhil), güney Kanada, Kuzey Amerika, Yeni Zelanda ve Güney Avustralya’dır. Orta sıklıkta görüldüğü yerler ise Avustralya’nın büyük bölümü, Amerika’nın güneyi, Akdeniz kıyısı (İtalya hariç), Sovyetler Birliğinin Asya kesimi, güney Amerika’nın bazı bölgeleridir. Düşük riskli alanlar Güney Amerika, Meksika, Asya’nın çoğu bölgeleri ve tüm Afrika’dır. Bu tabloya bakıldığında, muhtemel bir enlem ve boylamla hastalık sıklığı ilişkisi dikkat çekici şekilde göze çarpmaktadır. Ancak, bunun bazı istisnaları da vardır. Japonya, hastalığın sık izlendiği Avrupa ile aynı enlemde olmasına rağmen sıklığı azdır.” dedi. MS’de genetik yatkınlığın yanı sıra çevresel faktörlerin de etkisi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Bu hastalıkta merkezi sinir sistemi, yani beyin ve omurilik etkilenir. Sinir hücrelerinin uzantılarını, adeta bir kablo telinin etrafındaki plastik gibi saran miyelin (yağ kılıfı) yapısında bozulma ve zedelenme oluşur. Bunun ardından da şikâyetler ortaya çıkabilir” dedi.</p>
<p><b><strong>Yeni oluşan atakların tek tedavisi kortizon! </strong></b></p>
<p>MS’in tedavi edilebilir olup olmadığına açıklık getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sözlerini şöyle sürdürdü, “Daha önce de tanımladığı üzere, atak geçirdiği anlaşılan bir hastada uygulanan en etkili tedavi şekli kortizon’dur. Kortizon tedavisi MS ataklarında 1970 yıllarında kullanılmaya başlanmıştır ve atakların kutsal ilacıdır. Atakların bir kısmı kortizona çok iyi yanıt verip, atak öncesi duruma dönmeyi sağlayabilir. Yararlı etkisi ilk bir kaç günde ve haftada ortaya çıkar.  Belli tipte MS tanısı almış hastaların, ataklarının sıklığını, şiddetini ya da atak olduğunda bıraktığı hasarları azaltmak için kullanılan tedavilerdir. 1993 yılında, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), MS’in seyrini değiştirebilecek ilk ilaç olan interferon beta-1b’ye onay verdi. Bunun ardından ‘koruyucu ilaç’ dönemi başladı. Bu ilaçların özelliği, sadece atak olduğunda değil, atak olsun olmasın sürekli kullanımlarıdır. Bu ilaçların önemli bir kısmı bedendeki savunma/bağışıklık sistemi üzerinden düzenleyici etki ederek hastalığın saldırganlığını ve de atakları engeller. Bahsedilen tedavilere ‘tamamlayıcı tedavi’ denilebilecek bir tedaviyi daha ekleyebiliriz. Bu tedavi diyet, bitkisel tedaviler, günlük yaşam düzeninde değişiklikler, egzersizler (yoga, gevşeme egzersizleri) olarak belirtilebilir” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ms-kadinlarda-daha-erken-yaslarda-goruluyor-638188">MS Kadınlarda Daha Erken Yaşlarda Görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı kent, güçlü sosyal bağlarla mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikli-kent-guclu-sosyal-baglarla-mumkun-638167</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2026 09:03:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alanı]]></category>
		<category><![CDATA[Alanlar]]></category>
		<category><![CDATA[bağlarla]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel]]></category>
		<category><![CDATA[mahalle]]></category>
		<category><![CDATA[mekan]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=638167</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu kapsamında düzenlediği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin konuğu, “Kent Okumaları: Kentsel Mekan ve Mahalle Kültürü” başlığıyla Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve Kültürel Çalışmalar Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Cem Tutar oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-kent-guclu-sosyal-baglarla-mumkun-638167">Sağlıklı kent, güçlü sosyal bağlarla mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu kapsamında düzenlediği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin konuğu, “Kent Okumaları: Kentsel Mekan ve Mahalle Kültürü”<strong> </strong>başlığıyla Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve Kültürel Çalışmalar Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Cem Tutar oldu.</p>
<p>Sunumunda mekân ve yer kavramları arasındaki farklara değinen Doç. Dr. Tutar, mekânın daha çok fiziksel ve matematiksel bir alanı ifade ettiğini, “yer” kavramının ise ancak insan etkileşimi, kültür, bellek ve iletişim süreçleriyle anlam kazandığını vurguladı. Doç. Dr. Tutar, bir mekânın “yer” haline gelmesinde toplumsal ilişkiler, tarihsel hafıza, ekonomik yapı ve politik işlevlerin belirleyici olduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Şehir ve kent aynı anlama gelmiyor</strong></p>
<p>Konuşmasında kent ve şehir kavramları arasındaki farklara dikkat çeken Doç. Dr. Tutar, şehrin tarihsel, kültürel ve geleneksel bir yapıyı temsil ettiğini; kentin ise Endüstri Devrimi sonrası ortaya çıkan, üretim ilişkileriyle şekillenen modern bir mekânsal yapı olduğunu belirtti. Doç. Dr. Tutar, “Kent, sanayileşme, otomasyon ve kitlesel göçle birlikte ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda şehir ve kent aynı anlama gelmez” dedi.</p>
<p>Bugünkü kentlerin henüz “tam anlamıyla oluşmuş” mekânlar olmadığını ifade eden Doç. Dr. Tutar, “Gerçek kentsel mekân, insanların yönetime katıldığı, söz sahibi olduğu bir yapıda mümkündür. Bugün ise kentler, hâlâ kapitalist sistem tarafından parçalanmış ve kontrol edilen alanlar olarak varlığını sürdürüyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Kent hakkı; kenti yönetme ve sahiplenme hakkıdır</strong></p>
<p>“Kent hakkı” kavramına da işaret eden Doç. Dr. Tutar, “Bu kavram Henri Lefebvre tarafından geliştirildi. Kent hakkı yalnızca oy kullanmakla sınırlı değildir. Kent hakkı; kenti üretme, dönüştürme, yönetme ve sahiplenme hakkıdır. Birey bu sürece katılmazsa kent, bireyi şekillendirir, yabancılaştırır ve izole eder” dedi.</p>
<p>Kentsel alanların sürdürülebilirliği için katılım ve sahiplenmenin zorunlu olduğunu belirten Tutar, sivil toplumun ve yerel katılım mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Kentlileşme yalnızca kentte yaşamakla sınırlı bir olgu değil</strong></p>
<p>Doç. Dr. Cem Tutar, kentlileşmenin yalnızca kentte yaşamakla sınırlı bir olgu olmadığını vurgulayarak, “Kentlileşme; modern dünyaya ait yaşam dizgesini, iletişim formlarını ve kültürel kodları benimsemek, özümsemek ve gündelik hayata katabilmek demektir.” dedi.</p>
<p>Yirminci yüzyılın başında modern kentlerin bireyler üzerinde güçlü sosyal ve psikolojik etkiler yarattığını belirten Doç. Dr. Tutar, literatürde bu durumu tanımlamak için “metropol tipi kişilik” kavramının kullanıldığını söyledi ve “Metropol tipi kişilik, kent içerisinde diğer insanlardan kendini yalıtan, yabancılaşma duygusu yaşayan bir birey tipini ifade eder. Bu durum, medya endüstrilerinin gelişmesi, iş bölümü, uzmanlaşma ve kentin anonim yapısıyla doğrudan ilişkilidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kentin en ayırt edici özelliklerinden birinin anonimlik olduğunu belirten Doç. Dr. Tutar, “Kent, bireye tanınmama ve kaybolma hakkı verir. Bu özellik, modern kent yaşamında bireysel özgürlük kadar izolasyonu da beraberinde getirir. İlişkiler araçsallaşır, bireyler kent içinde birden fazla rol üstlenmek zorunda kalır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>1970’lerden itibaren kentler yeni birikim alanları haline geldi</strong></p>
<p>Neoliberal döneme geçişle birlikte kentlerin yapısında köklü bir dönüşüm yaşandığını ifade eden Doç. Dr. Tutar, 1970’li yıllardan itibaren kentlerin sınıf mücadelesinin ve sermaye birikiminin merkezleri haline geldiğini söyledi. Bu süreci “mülksüzleştirme yoluyla birikim” kavramıyla açıklayan Doç. Dr. Tutar, kentsel dönüşüm projeleri, özelleştirme, borçlandırma, finansallaşma ve doğanın metalaştırılmasının bu yeni birikim rejiminin parçaları olduğunu vurguladı.</p>
<p>“Bugün konut, yalnızca barınma alanı değil; sermayenin el değiştirdiği bir yatırım aracına dönüşmüştür” diyen Doç. Dr. Tutar, Türkiye’de de konutun sermaye aktarımının temel unsurlarından biri haline geldiğini belirtti.</p>
<p><strong>Kent, bir tüketim ve gösteri alanına dönüştü</strong></p>
<p>1970’lerden sonra kent merkezlerinin işlev değiştirdiğini belirten Doç. Dr. Tutar, “Kentler artık üretim merkezleri olmaktan çıkıp tüketim ve gösteri alanlarına dönüşmüştür. İş alanları kentin çeperlerine kayarken, kent merkezleri AVM’ler, medya teknolojileri ve ekranlarla çevrili bir ‘gösteri mekânı’ haline gelmiştir” dedi.</p>
<p>Bu dönüşümün, modern kentten metropole, metropolden ise post-metropole geçişi beraberinde getirdiğini ifade eden Doç. Dr. Tutar, günümüz kentlerinin artık gelir, sınıf ve kimlik temelli ayrışmaların yoğunlaştığı kentsel kutuplaşma özelliklerini taşıdığını söyledi.</p>
<p><strong>“İstanbul, 1980’lerden itibaren küresel sistemle eklemlendi”</strong></p>
<p>Konuşmasında İstanbul’un tarihsel dönüşümüne de değinen Doç. Dr. Tutar, kentsel planlamanın Osmanlı’da 19. yüzyılın ikinci yarısında başladığını, Cumhuriyet döneminde ise ulus-devlet inşasının mekânsal stratejilerle sürdürüldüğünü belirtti. İstanbul’un asıl kırılma noktasının ise 1980’lerle birlikte küresel kent olarak kurgulanması olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tutar, Boğaziçi, Beyoğlu ve Haliç bölgelerinin bu süreçte farklı işlevlerle küresel sisteme entegre edildiğini ifade etti.</p>
<p><strong>“Mahalle, keyfi sınırlarla kurulamaz”</strong></p>
<p>Konuşmasında mahalle kavramını da ele alan Doç. Dr. Cem Tutar, mahallenin Arapça kökenli “mahalla” kelimesinden geldiğini ve konaklama, yerleşme anlamı taşıdığını belirtti. Mahallenin keyfi sınırlarla oluşturulamayacağını vurgulayan Doç. Dr. Tutar, “Mahalle, ortak yaşam pratikleri, kültür ve gündelik etkileşimler üzerinden oluşur.” dedi.</p>
<p>Mahallenin en temel özelliğinin farklılıkları barındırması olduğunu ifade eden Doç. Dr. Tutar, “Mahalle, yabancıyla kurulan ilişki üzerinden var olur. Yabancıyı dışlayan mahalle, zamanla siyasal bir cemaat yapısına dönüşür ve mahalle olma özelliğini yitirir.” diye konuştu.</p>
<p>Göç olgusu üzerinden günümüz mahallelerine değinen Doç. Dr. Tutar, “Mahalle; karışma, yan yana gelme ve ortak bir kültür üretme alanıdır. Bu özelliklerini kaybeden mahalle, yalnızca fiziksel bir yerleşim alanına dönüşür.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Mahalle yalnızca fiziksel bir yerleşim alanı değil</strong></p>
<p>Mahallenin yalnızca fiziksel bir yerleşim alanı olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Tutar, “Mahalle, kentin makro yapısı ile bireyin mikro dünyası arasında konumlanan bir ara yüzeydir. Toplumsal ilişkilerin, kimliğin ve gündelik hayatın kurulduğu temel alanlardan biridir.” dedi.</p>
<p>Mahallenin cemaat özellikleri taşıdığına dikkat çeken Doç. Dr. Tutar, karşılıklı tanışıklılık, gayri resmi ilişkiler ve gayri resmi sosyal denetim mekanizmalarının mahalle yaşamının temel unsurları olduğunu belirtti.</p>
<p>Mahallenin aynı zamanda bir kimlik ve aidiyet üretim alanı olduğunu kaydeden Doç. Dr. Tutar, “‘Hangi mahalledensin?’ sorusu, bireyin sosyal statüsüne ve kimliğine dair güçlü bir göndermedir. Mahalle, mekân üzerinden sınıfsal ve kültürel bir ayrım üretir.” dedi.</p>
<p><strong>“Mahalle, eşitsizlik ve ayrışmanın da mekânıdır”</strong></p>
<p>Mahallenin neoliberal politikalar altında sınıfsal ayrışmanın görünür hale geldiği bir alan olduğunu belirten Doç. Dr. Tutar, göç, yoksulluk ve gelir dağılımındaki eşitsizliklerin mahalleler üzerinden mekânsallaştığını ifade etti. Mahallenin aynı zamanda gündelik hayatın sahnesi olduğunu söyleyen Doç. Dr. Tutar, “Sokaklar, parklar, marketler ve sıradan görülen tüm pratikler mahallede kültürel ve iletişimsel bir forma dönüşür.” diye konuştu.</p>
<p>Mahallelerin sürekli bir dönüşüm içinde olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tutar, apartmanlaşma, siteleşme ve kentsel dönüşüm süreçlerinin mahalle dokusunu köklü biçimde değiştirdiğini belirtti.</p>
<p><strong>“Osmanlı’da kent, mahallelerin toplamıydı”</strong></p>
<p>Osmanlı döneminde mahallenin kentin temel örgütlenme birimi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Tutar, “Osmanlı’da kent, mahallelerin toplamı olarak düşünülürdü. Kentli olmak, bir mahalleye mensup olmakla doğrudan ilişkiliydi.” dedi. Mahallenin dini merkezler etrafında şekillendiğini belirten Doç. Dr. Tutar, yüz yüze ilişkilerin, güçlü komşuluk bağlarının ve cemaat tipi bir yapının Osmanlı mahallesinin temel özellikleri olduğunu söyledi.</p>
<p>Mahallenin ahlaki düzeni ve gayri resmi denetimi sağladığını dile getiren Doç. Dr. Tutar, “Bu yapı modernite öncesi kentler için oldukça işlevsel bir kontrol mekanizmasıydı. Aidiyet güçlüydü, bireysel özgürlükler sınırlıydı ancak güvenlik hissi yüksekti.” dedi.</p>
<p><strong>“Cumhuriyet’le birlikte mahalle idari bir birime dönüştü”</strong></p>
<p>Cumhuriyet’in erken döneminde kentlerin modernleşme ve sekülerleşme iddiasıyla yeniden kurgulandığını belirten Doç. Dr. Tutar, imar planları, bulvarlar ve modern mimarinin ön plana çıktığını söyledi. Bu süreçte mahallenin Osmanlı’daki kültürel anlamını yitirdiğini vurgulayan Doç. Dr. Tutar, “Mahalle artık bir topluluğu temsil eden bir yapı değil, idari ve fiziki bir yerleşim alanı haline gelmiştir.” dedi.</p>
<p><strong>“2000 sonrası dönemde mahalle, adından ibaret kaldı”</strong></p>
<p>1980 sonrası küreselleşme ve neoliberal politikalarla birlikte kentsel mekânın parçalandığını belirten Doç. Dr. Tutar, 2000’li yıllarla birlikte güvenlikli sitelerin yaygınlaştığını söyledi ve “Bu alanlarda mahalle yalnızca bir isim olarak varlığını sürdürüyor. Organik karşılaşmaların, yabancıyla temasın olmadığı, steril ve yalıtılmış mekânsal deneyimler ortaya çıkıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Güvenlikli sitelerde homojen nüfus yapısının, sınırlı ve profesyonel komşuluk ilişkilerinin görüldüğünü belirten Doç. Dr. Tutar, bu yapıların mekânsal ayrışmanın en belirgin örnekleri olduğunu söyledi. Kent merkezlerinden kaçışın, suç korkusu ve sosyoekonomik eşitsizliklerle bağlantılı olduğunu ifade eden Doç. Dr. Tutar, “Ancak kimse ömrünü bir kafesin içinde geçiremez. Bu alanlardan çıkıldığında herkes yine gerçek kentle yüzleşmek zorunda kalır.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Kent sağlığı, bireysel değil toplumsal bir sorumluluktur”</strong></p>
<p>Kentlerin yalnızca güvenlikli alanlar üzerinden değil, sosyal ve çevresel bütünlük içinde iyileştirilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Tutar, “Sağlıklı kentler, suçun minimuma indiği, sosyal bağların güçlü olduğu kentlerdir. Bu yalnızca bireylerin değil, toplumun ortak sorumluluğudur.” dedi.</p>
<p>Katılımcı bir kent ortamının mümkün olabileceğini belirten Doç. Dr. Tutar, “Kent hakkı dediğimiz kavrama sahip çıkmak istiyorsak, kentin yönetimine dâhil olmalı, sokaklara, caddelere, kamusal alanlara sahip çıkmalıyız.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Etkinlikte katılımcıların sorularını da yanıtlayan Doç. Dr. Tutar, özellikle güvenlikli siteler ve yeni yerleşim alanları üzerine değerlendirmelerde bulundu. Bu tür mekânlarda yaşamanın aynı zamanda bir statü ve sembolik sermaye anlamına geldiğini belirten Doç. Dr. Tutar, “Orada bulunmak, belirli bir sınıfsal ve kültürel konumlanmayı da beraberinde getirir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Mimari aynı kalsa da kültür değişebilir”</strong></p>
<p>Bir katılımcının “Mimari olarak aynı kalan bir mekân kültürel olarak değişebilir mi?” sorusuna yanıt veren Doç. Dr. Tutar, “Mimari formun korunması, kültürel yapının değişmediği anlamına gelmez” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-kent-guclu-sosyal-baglarla-mumkun-638167">Sağlıklı kent, güçlü sosyal bağlarla mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MS, kadınlarda daha erken yaşta başlıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ms-kadinlarda-daha-erken-yasta-basliyor-638158</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2026 09:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[ms]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Sultan Tarlacı]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=638158</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, 30 Mayıs Dünya MS Günü kapsamında MS hastalığının nedenleri, belirtileri, risk faktörleri, genetik ve çevresel etkileri ile tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ms-kadinlarda-daha-erken-yasta-basliyor-638158">MS, kadınlarda daha erken yaşta başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, 30 Mayıs Dünya MS Günü kapsamında MS hastalığının nedenleri, belirtileri, risk faktörleri, genetik ve çevresel etkileri ile tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>MS, bağışıklık sisteminin sinir sistemine saldırmasıyla oluşuyor!</strong></p>
<p>Multiple Skleroz’un (MS), bağışıklık ya da bedenimizin savunma sisteminin sinir sistemini (beyin, omurilik) zedelemesi ve onu yabancı kabul ederek saldırması ile ortaya çıkan bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Normalde sinir sitemimiz, bağışıklık sisteminden uzakta, adeta saklı bir ortamdadır. Ancak, sebebini tam olarak anlayamadığımız nedenlerle, baştan ve kontrolden çıkan bağışıklık sistemimiz, kendi sinir sistemine saldırır ve hasarlar oluşturur.” dedi.</p>
<p>Hasarların yerleşimine göre şikâyet ve bulguların da değişken olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarlacı, “Hastalığın en sık başlangıç belirtisi duyusal-hisle ilgili şikâyetlerdir. Genellikle, eli ayağı hissetmeme şeklinde değil de uyuşma-karıncalanma-keçelenme tarzında olur. Duyusal belirtiler, anlık izlenen belirtiler olarak hastaların yüzde 50-70’inde ortaya çıkar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>MS’te görülen en sık belirtiler duyusal şikâyetler, güç kaybı ve görme sorunları</strong><strong>!</strong></p>
<p>Duyusal belirtilere açıklık getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları söyledi:</p>
<p>“Uyuşma, karıncalanma, iğnelenme, his azalması, gerilme, uyuşturulmuşluk hissi, kum üzerinde yürüme hissi, kaşınma, yanma, elektriklenme, yüze ani vuran elektrik çarpması, boyundan sırta ve ayaklara ani elektrik çarpması şeklinde olabilir.</p>
<p>Duyusal şikâyetlerin ardından en sık, güç (motor) kayıpları ile kendini gösterir. Kuvvet ya da güç sorunları ile ilgili belirtiler, başlangıçta hastaların yüzde 32-40’ında görülmesine karşın, yıllar içerisinde hastaların yüzde 60 kadarı değişik ağırlıklarda güç kayıplarına maruz kalır. Bu doğrudan bir uzuvda kuvvet kaybı şeklinde olabileceği gibi, ‘ağırlaşma’, ‘sertleşme’, ‘direnç gösterme’ veya ‘ağrı’ şeklinde de olabilir. Bu tür belirtiler sıklıkla bacaklarda başlar.  Üçüncü sırada ise, görme kayıpları ya da bozuklukları gelir. Bu durum, hastaların yüzde 15-20’sinde başlangıç belirtisidir.”</p>
<p><strong>MS genellikle 29–32 yaşlarında başlar ve kadınlarda daha sık görülür!</strong></p>
<p>Pek çok çalışmada MS’in başlangıç yaşının 29-32 arası olduğunun görüldüğüne işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Kadınlarda, en sık ortaya çıktığı yaş erkeklere göre 5 yıl daha erkendir.” dedi.</p>
<p>Birincil ilerleyen tipte ise başlangıç yaşının 35-39 yaş aralığı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarlacı, “Hastaların yüzde 5’inde ise başlangıç yaşı 8 yaşın altında ve 70 yaş üzerindedir. Genelde, bağışıklık sisteminden kaynaklanan tüm hastalıklar kadınlarda daha sık izlenir. MS’de de aynı durum söz konusudur. Kadın erkek oranı 1.77/1.00 kadardır. Yaklaşık kadınlarda 2 kat daha yüksek izlenir. MS köylü kadın ve erkeklerde daha nadirken, sosyo-ekonomik düzeyi yüksek kişilerde daha sıklıkla izlenir. Bu hem yerel olarak şehirlerde hem de dünya coğrafyasına bakıldığında aynı şekildedir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>MS ile virüsler arasında kesin bir neden-sonuç ilişkisi kanıtlanamadı!</strong></p>
<p>Bir çok virüs enfeksiyonunun MS’e neden olduğu öne sürülmesine karşın, doğrudan bir enfeksiyon ardından ortaya çıkacağının kesinliği olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Uzun yıllardır bu tartışma var ve devam da edecek. Enfeksiyon, taramalar, otopsi sonuçları ve diğer araştırmalar birbiri ile çelişkili sonuçlar vermekte. Virüslerin bağışıklık sistemini baştan çıkarıp, yanlış hedefe saldırıya neden oldukları kabul edilir.” dedi.</p>
<p>Söz konusu virüslerin neler olabileceğini açıklayan Prof. Dr. Tarlacı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Virüsler içerisinde, kuduz, uçuk virüsü olan herpes simpleks,<em> </em>Epstein Barr virüsü sayılabilir. Son zamanlarda, insan herpes virüs-6, Epstein Barr virüsü ve Chlamidya pnömonia MS’e neden olabilecek olası tetikleyiciler olarak ilgi çeker oldu. Ancak, MS ile ilgili mikrop enfeksiyonu etkisi konusunda son söz henüz söylenmedi. Bir araştırma sonucuna göre, 17 yaşından önce sigaraya başlamak MS gelişim riskini arttırıyor.”</p>
<p><strong>Tek yumurta ikizlerinde MS’in daha sık görülmesi bir kanıt, ancak MS yalnızca genetik değil!</strong><strong> </strong></p>
<p>Tek yumurta ikizlerinde belirgin olarak yüksek oranda MS ortaya çıkmasının genetik etkinin en açık kanıtı olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Tek yumurta ikizlerinin 100’ünün 24 eş ikizde MS ortaya çıkarken, farklı yumurtalardan doğan ikizlerin ise yüzde 2,4’ünde MS tespit edilmiştir. Bu şu anlama gelir, tek yumurta ikizlerinde MS, 10 kat daha yüksek sıklıkta ortaya çıkar. Hiçbir yakınması olmayan ikiz kardeşlerde yapılan beyin görüntülemelerinde ya da diğer inceleme yöntemlerinde, MS’de ortaya çıkabilecek bozukluklar tespit edilebilir. Genel olarak bakıldığında, MS hastalarının birinci derece akrabalarının birinde MS tespit edilmesi ya da ortaya çıkma olasılığı yüzde 20’dir. Ancak, MS sadece genetik bir hastalık değildir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>MS, genetik ve çevresel faktörlerin etkisiyle merkezi sinir sisteminde bozulmaya yol açıyor!</strong><strong> </strong></p>
<p>MS sıklığının Dünya üzerinde, yaşanılan bölgeye göre değişmekle birlikte 100 binde 2 ile 150 kişide ortaya çıktığı bilgisini veren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Yüksek sıklıkta ortaya çıktığı bölgeler (100 bin kişide 100’ün üzerinde) Avrupa (Rusya dâhil), güney Kanada, Kuzey Amerika, Yeni Zelanda ve Güney Avustralya’dır. Orta sıklıkta görüldüğü yerler ise Avustralya’nın büyük bölümü, Amerika’nın güneyi, Akdeniz kıyısı (İtalya hariç), Sovyetler Birliğinin Asya kesimi, güney Amerika’nın bazı bölgeleridir. Düşük riskli alanlar Güney Amerika, Meksika, Asya’nın çoğu bölgeleri ve tüm Afrika’dır. Bu tabloya bakıldığında, muhtemel bir enlem ve boylamla hastalık sıklığı ilişkisi dikkat çekici şekilde göze çarpmaktadır. Ancak, bunun bazı istisnaları da vardır. Japonya, hastalığın sık izlendiği Avrupa ile aynı enlemde olmasına rağmen sıklığı azdır.” dedi.</p>
<p>MS’de genetik yatkınlığın yanı sıra çevresel faktörlerin de etkisi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Bu hastalıkta merkezi sinir sistemi, yani beyin ve omurilik etkilenir. Sinir hücrelerinin uzantılarını, adeta bir kablo telinin etrafındaki plastik gibi saran miyelin (yağ kılıfı) yapısında bozulma ve zedelenme oluşur. Bunun ardından da şikâyetler ortaya çıkar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yeni oluşan atakların tek tedavisi kortizon! </strong></p>
<p>MS’in tedavi edilebilir olup olmadığına açıklık getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Daha önce de tanımladığı üzere, atak geçirdiği anlaşılan bir hastada uygulanan en etkili tedavi şekli kortizon’dur. Kortizon tedavisi MS ataklarında 1970 yıllarında kullanılmaya başlanmıştır ve atakların kutsal ilacıdır. Atakların bir kısmı kortizona çok iyi yanıt verip, atak öncesi duruma dönmeyi sağlayabilir. Yararlı etkisi ilk bir kaç günde ve haftada ortaya çıkar. </p>
<p>Belli tipte MS tanısı almış hastaların, ataklarının sıklığını, şiddetini ya da atak olduğunda bıraktığı hasarları azaltmak için kullanılan tedavilerdir. 1993 yılında, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), MS’in seyrini değiştirebilecek ilk ilaç olan interferon beta-1b’ye onay verdi. Bunun ardından ‘koruyucu ilaç’ dönemi başladı. Bu ilaçların özelliği, sadece atak olduğunda değil, atak olsun olmasın sürekli kullanımlarıdır. Bu ilaçların önemli bir kısmı bedendeki savunma/bağışıklık sistemi üzerinden düzenleyici etki ederek hastalığın saldırganlığını ve de atakları engeller. Bahsedilen tedavilere ‘tamamlayıcı tedavi’ denilebilecek bir tedaviyi daha ekleyebiliriz. Bu tedavi diyet, bitkisel tedaviler, günlük yaşam düzeninde değişiklikler, egzersizler (yoga, gevşeme egzersizleri) olarak belirtilebilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ms-kadinlarda-daha-erken-yasta-basliyor-638158">MS, kadınlarda daha erken yaşta başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Birliği Sendikası’ndan Emsal Başvuru</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasindan-emsal-basvuru-638126</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2026 22:13:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başvuru]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[emsal]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[ndan]]></category>
		<category><![CDATA[sendikası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=638126</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası'ndan Emsal Başvuru</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasindan-emsal-basvuru-638126">Hekim Birliği Sendikası’ndan Emsal Başvuru</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Hekim Birliği Sendikası konu hakkında şu açıklamayı yaptı, “24 saat nöbet tutan hekimlere; </span><span> Yemek verilmemesi, e</span><span>vden yemek getirmelerinin istenmesi, </span><span> Nöbet boyunca temel beslenme ihtiyacının karşılanmaması hukuka ve sosyal devlet ilkesine aykırıdır. Hekim Birliği Sendikası olarak; Ağız ve Diş Sağlığı Merkezlerinde görev yapan üyelerimiz adına Türkiye çapında emsal başvurularımızı başlatıyoruz. </span><span> Yemek hizmeti verilsin, </span><span> verilemiyorsa tayın/yemek bedeli ödensin. Devlet Memurları Yiyecek Yardımı Yönetmeliği açıktır: 24 saat esasına göre çalışan personele üç öğüne kadar yemek verilebilir. Samsun 2. İdare Mahkemesi kararı ve Kamu Denetçiliği Kurumu tavsiye kararları da bu yöndedir. 24 saat sağlık hizmeti sunan personele “yemeğini evden getir” denilemez. Hukuki süreci sonuna kadar takip edeceğiz” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasindan-emsal-basvuru-638126">Hekim Birliği Sendikası’ndan Emsal Başvuru</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Sözleşmelerinde Yeni Dönem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-sozlesmelerinde-yeni-donem-638124</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2026 21:55:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[sözleşmelerinde]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=638124</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özel hastaneler ve tıp merkezlerinde görev yapan hekimler için 1 Haziran 2026 tarihi itibarıyla yepyeni bir hukuki ve mali dönem başlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-sozlesmelerinde-yeni-donem-638124">Hekim Sözleşmelerinde Yeni Dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Özel hastaneler ve tıp merkezlerinde görev yapan hekimler için <b>1 Haziran 2026</b> tarihi itibarıyla yepyeni bir hukuki ve mali dönem başlıyor. Bu tarihten itibaren, özel sağlık kuruluşlarında 5510 sayılı Kanun’un 4/a maddesi (eski adıyla SSK) kapsamında çalışmaya başlayacak olan hekimlerin önüne yeni iş sözleşmeleri konulmaya başlandı.</p>
<p>Ancak hazırlanan bazı tip sözleşme örneklerinde; hekimlerin hak kaybına uğramasına yol açabilecek, ucu açık ve gelecekte ciddi hukuki tartışmalar yaratacak tuzak maddelerin yer aldığı görülüyor. Hekimlerin imza atmadan önce mutlaka incelemesi, düzeltilmesini ya da metinden tamamen çıkarılmasını talep etmesi gereken <b>14 kritik başlığı</b> sizler için derledik:</p>
<p><b>Görev Tanımı Net Olmalı, “Ucu Açık” İfadelere Geçit Verilmemeli</b></p>
<p>Sözleşme metinlerinde yer alan <i>“İşveren veya mesul müdür tarafından verilecek diğer görevler de yerine getirilir”</i> ibaresi, hekimin uzmanlık alanı dışındaki işlere zorlanmasına zemin hazırlamaktadır. Görev tanımı belirsiz bırakılmamalı; hekimin kendi uzmanlık alanı, görev yaptığı servis ve sadece hasta tanı-tedavi süreçleriyle sınırlandırılmalıdır.</p>
<p><b>Çalışma Saatleri Dakika Dakika Yazılmalı</b></p>
<p><i>“İşverenin belirleyeceği saatlerde çalışılır”</i> gibi muğlak ifadeler, kuralsız ve esnek mesailerin önünü açar. Hekimin haftalık olarak hangi günlerde ve hangi saat dilimleri arasında çalışacağı sözleşmede açıkça belirtilmelidir.</p>
<p><b>“Başka Hastanede Görevlendirme” Maddesine Sınır Getirilmeli</b></p>
<p>Aynı işverene ait farklı tıp merkezlerinde veya hastanelerde çalıştırılma maddeleri hak kayıplarına yol açabilir. Hekimin çalışma yeri net olarak gösterilmeli; başka bir şubede görevlendirilmesi ancak olağanüstü/zorunlu hallerle sınırlanmalı ve mutlaka <b>hekimin yazılı onayı (muvafakati)</b> şartına bağlanmalıdır.</p>
<p><b>Ücret Kesinlikle “Net” Olarak Belirlenmeli</b></p>
<ul>
<li>
<p><b>Vergi Dilimi Koruması:</b> Maaşın brüt yerine “net” olarak belirlenmesi, yıl içinde değişen vergi dilimleri nedeniyle hekimin gelir kaybı yaşamasını önler.</p>
</li>
<li>
<p><b>45 Saat Sınırı:</b> Sözleşmedeki ücretin haftalık 45 saatlik normal çalışma karşılığı olduğu belirtilmeli, nöbet ve ek mesailer bu ücretten ayrı tutulmalıdır.</p>
</li>
<li>
<p><b>Ek Ödemeler:</b> Prim, ikramiye gibi yan hakların hangi şartlarda, ne kadar ve ne zaman ödeneceği net kurallara bağlanmalıdır.</p>
</li>
<li>
<p><b>Ödeme Günü:</b> Maaş ödemelerinin ucu açık tarihler yerine en geç o ayın son günü, bu mümkün değilse takip eden ayın ilk 5 iş günü içinde yapılacağı taahhüt edilmelidir.</p>
</li>
<li>
<p><b>Enflasyon Ayarlaması:</b> Altı aylık veya yıllık maaş zamlarının; TÜFE, asgari ücret artış oranı ya da yeniden değerleme oranının altında kalmayacağı şeklinde garanti maddeleri eklenmelidir.</p>
</li>
</ul>
<p><b>Nöbet ve Fazla Mesai Hakları Korunmalı</b></p>
<p>Haftalık 45 saati aşan her türlü çalışma (nöbet, uzayan ameliyatlar vb.) “fazla çalışma” statüsündedir ve yasal olarak yılda 270 saati aşamaz. Sözleşmedeki sabit ücretin fazla çalışma ücretlerini de kapsadığına dair maddeler hekimin aleyhinedir ve kabul edilmemelidir. Hekim 270 saate kadar mesaiyi ücrete dahil kabul etse bile, bu sınırı aşan çalışmalar için ek ücret talep hakkını sözleşmeye ekletmelidir.</p>
<p><b>Resmi Tatil (UBGT) Çalışmaları Maaşa Dahil Edilemez</b></p>
<p>Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışılıp çalışılmayacağı baştan yazılmalıdır. Eğer bu günlerde çalışılıyorsa, hekime yasa gereği günlük ücreti <b>%100 zamlı (artırımlı)</b> ödenmelidir. <i>“Bu çalışmalar aylık ücrete dahildir”</i> şeklindeki maddeler hukuken geçersizdir ve ihtilaf yaşanmaması için sözleşmeden tamamen çıkarılmalıdır.</p>
<p><b>Yıllık İzinler ve Bilimsel Kongre İzin Hakkı</b></p>
<p>İş Kanunu’nda öngörülen yıllık ücretli izin süreleri alt sınırdır ve bu sürelerin altındaki maddeler geçersizdir. <i>“Yıl içinde kullanılmayan izin hakkı yanar, sonraki yıla devredilemez”</i> şeklindeki maddeler tamamen batıldır (hukuken yok hükmündedir). Ayrıca, mesleki gelişim için hekimlerin yılda en az iki kez veya toplamda 12 iş günü boyunca <b>ücret kesintisi yapılmaksızın</b> bilimsel kongrelere katılım hakkı sözleşmede güvenceye alınmalıdır.</p>
<p><b>“Ciro” veya “Performans” Yetersizliği Gerekçesiyle Fesih Kabul Edilemez</b></p>
<p>Hastanelerin, ciro veya hasta sayısı gibi tamamen nicelik ölçen “performans yetersizliği” gerekçesiyle iş sözleşmesini feshedebileceğine dair maddeler kesinlikle reddedilmelidir. Bu tür maddeler sağlık hizmetinin niteliğine aykırı olduğu gibi, hekimlik özerkliğini de ağır şekilde ihlal eder. Ayrıca işten çıkarma ihbar sürelerinde karşılıklılık ilkesi aranmalıdır.</p>
<p><b>Sözleşmenin Türü</b></p>
<p>Hekimler ile özel sağlık kuruluşları arasındaki iş ilişkisinin esası, işin niteliği gereği “belirsiz süreli”dir. Sözleşmenin başlığına veya içeriğine “belirli süreli” yazılması bu yasal gerçeği değiştirmez. Kıdem ve ihbar tazminatı haklarının riske girmemesi için bu ayrıma dikkat edilmelidir.</p>
<p><b>Zorunlu Mesleki Sorumluluk Sigortası Primleri</b></p>
<p>Tıbbi kötü uygulamaya ilişkin Zorunlu Mesleki Sorumluluk Sigortası priminin yasal olarak <b>yarısını işveren (hastane) ödemekle yükümlüdür.</b> Bu kanuni zorunluluk sözleşme metnine de açıkça yansıtılmalıdır.</p>
<p><b>Tek Taraflı “Delil Sözleşmesi” Maddelerine Dikkat</b></p>
<p>Olası bir uyuşmazlık veya mahkeme durumunda <i>“Yalnızca hastane kayıtları ve defterleri esas alınır, hekim bunlara itiraz edemez”</i> şeklindeki tek taraflı delil sözleşmeleri, hekimleri hukuki süreçlerde savunmasız bırakabileceğinden kabul edilmemelidir.</p>
<p><b>Çalışma Hürriyetini Bağlayan “Rekabet Yasağı”</b></p>
<p>Hekimin hastaneden ayrıldıktan sonra başka bir sağlık kuruluşunda çalışmasını veya muayenehane açmasını engelleyen, süre ya da bölge sınırı koyan “rekabet yasağı” hükümleri anayasal çalışma hakkını kısıtlar. Yargıda büyük tartışma konusu olan bu tür maddelerin sözleşmede hiç yer almaması en güvenli yoldur.</p>
<p><b>Reklam ve Tanıtım Faaliyetlerinde “Hekim Onayı” Şartı</b></p>
<p>Hekimin adının, unvanının veya fotoğraflarının hastane tarafından reklam, sosyal medya ve tanıtım mecralarında kullanılabilmesi, <b>ancak ve sadece hekimin yazılı rızası</b> ile mümkün olmalıdır. Aksi takdirde, mevzuata aykırı tanıtımlar nedeniyle hekimler idari ve hukuki yaptırımlarla karşı karşıya kalabilir.</p>
<p><b>Geçmiş Dönem Haklarından “Vazgeçme” Maddelerini İmzalamayın</b></p>
<p>Daha önce aynı hastanede şirket ortaklığı (hizmet alımı) veya muayenehane üzerinden çalışan hekimler, 1 Haziran itibarıyla 4/a statüsüne geçerken geçmiş döneme çok dikkat etmelidir. Sözleşmelere konulmak istenen <i>“Geçmiş çalışmalardan doğan kıdem tazminatı, yıllık izin, fazla mesai haklarımdan vazgeçiyorum”</i> veya <i>“Alacağım yoktur”</i>şeklindeki ibareler, yılların emeğinin bir kalemde silinmesine neden olur. Geçmiş hakların saklı tutulduğu sözleşmede net bir biçimde korunmalıdır.</p>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-sozlesmelerinde-yeni-donem-638124">Hekim Sözleşmelerinde Yeni Dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklar değerleri gözlem ve deneyim yoluyla öğreniyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklar-degerleri-gozlem-ve-deneyim-yoluyla-ogreniyor-638079</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2026 07:24:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[değerleri]]></category>
		<category><![CDATA[deneyim]]></category>
		<category><![CDATA[etkileşim]]></category>
		<category><![CDATA[Gelenekler]]></category>
		<category><![CDATA[gözlem]]></category>
		<category><![CDATA[öğreniyor]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yoluyla]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=638079</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, bayramlarda çocuklara kültürel değerlerin, sosyal becerilerin ve aidiyet duygusunun nasıl aktarıldığı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-degerleri-gozlem-ve-deneyim-yoluyla-ogreniyor-638079">Çocuklar değerleri gözlem ve deneyim yoluyla öğreniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, bayramlarda çocuklara kültürel değerlerin, sosyal becerilerin ve aidiyet duygusunun nasıl aktarıldığı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Bayramlar, değerlerin somutlaştığı sosyal alanlar!</strong></p>
<p>Bayramların, bireyleri ortak değerler etrafında bir araya getirerek toplumsal bağları güçlendiren ve kültürel mirasın nesilden nesile aktarılmasına katkı sağlayan özel zamanlar olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Çocuk gelişimi açısından değerlendirildiğinde, çocuklar özellikle erken yaşlarda gözlem ve model alma yoluyla öğrenirler. Bu noktada bayramlar; sevgi, saygı, empati, paylaşma, dayanışma ve yardımlaşma temelli ilişkilerin somut hale geldiği önemli sosyal alanlardır.” dedi.</p>
<p>Bayram öncesinde yapılan hazırlıklara değinen Aytop, “Aile bireylerinin bayramlaşması, çocukların büyüklerinin elini öpüp bayram harçlığı alması, ailece yapılan kahvaltılar ve akraba ziyaretleri; çocuğun kendisini ailesine ve kültürüne ait hissetmesini destekleyen önemli sosyal yaşantılar arasında yer alır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gelenekler bireylere kimlik ve aidiyet duygusu kazandırıyor! </strong></p>
<p>Geleneklerin çocukluk döneminde öğrenilmesinin önemli olduğunu aktaran Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Gelenek, bir toplumda kuşaktan kuşağa aktarılan değerler, alışkanlıklar ve davranış kalıpları bütünüdür. Gelenekler bireylere kimlik ve aidiyet duygusu kazandırır, toplumsal düzenin sürdürülmesine katkı sağlar.” dedi.</p>
<p>Çocukluk döneminin, kimlik gelişiminin ve sosyal öğrenmenin yoğun olduğu dönemlerden biri olduğunu hatırlatan Aytop, “Tekrarlayan aile ritüelleri ve kültürel uygulamalar; çocuğun yaşamı daha düzenli ve öngörülebilir algılamasına katkı sağlar. Bu öngörülebilirlik, çocuğun duygusal güvenlik geliştirmesini destekler. Ayrıca gelenekler; çocukların sevgi, saygı, empati, paylaşma, dayanışma ve iletişim gibi sosyal becerileri gözlem ve deneyim yoluyla içselleştirmesine katkı sağlar. Geleneklerin hiç ya da yetersiz aktarılması durumunda çocukta sosyal kimlik gelişimi ve duygusal güven gibi alanlarda sınırlılıklar görülebileceği dikkate alınmalıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Çocuklar sosyal davranışları gözlem ve ilişkisel etkileşim yoluyla öğreniyor!</strong></p>
<p>Büyüklerle geçirilen zamanın, çocukların sosyal becerilerinin gelişiminde önemli bir rol oynadığına işaret eden Aytop, şöyle devam etti:</p>
<p>“Çocuklar sosyal davranışları gözlem ve ilişkisel etkileşim yoluyla öğrenirler. Bu süreçte ebeveynler ve aile büyükleri güçlü sosyal modeller olarak işlev görür. Çocuğun gelişim düzeyine uygun şekilde ev içi sorumluluklara katılması da önemlidir. Sofra hazırlığına yardım etme ve günlük rutinleri birlikte yürütme gibi deneyimler; sorumluluk bilincinin gelişmesini destekler. Aynı zamanda iş birliği yapma ve aidiyet geliştirme becerilerine katkı sağlar. Büyüklerle kurulan sağlıklı ilişkiler, iletişim becerilerinin gelişimini destekler. Yüz yüze etkileşimler kelime dağarcığını genişletir, kendini ifade etme becerisini güçlendirir ve sosyal iletişim kurallarının öğrenilmesine katkı sağlar.</p>
<p>Kuşaklararası etkileşimler empati ve duygu düzenleme açısından da önem taşır. Farklı yaş gruplarındaki bireylerin yaşam deneyimlerini gözlemlemek, çocuğun bakış açısı geliştirmesine yardımcı olur. Aile büyüklerinden dinlenen yaşam deneyimleri ve gelenekler çocuğun aidiyet duygusunu ve kimlik gelişimini destekler.”</p>
<p><strong>Bayramlar, doğrudan insan temasıyla kurulan etkileşimlerin öne çıktığı kıymetli zaman dilimleri!</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin arttığı günümüzde, çocukların etkileşimlerinin giderek daha fazla ekranlar üzerinden gerçekleştiğini dile getiren Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu durum, yüz yüze etkileşimlerin azalmasına yol açabiliyor.” dedi.</p>
<p>Kuşaklararası temasın azalmasının sosyal bağların çeşitliliğini sınırlayabileceği uyarısını yapan Aytop, “Bu noktada bayramlar, doğrudan insan temasıyla kurulan etkileşimlerin öne çıktığı kıymetli zaman dilimlerinden biri olarak değerlendirilebilir. Aile bireyleriyle fiziksel bir araya gelme, ziyaretleşme ve birlikte zaman geçirme; çocukların sosyal etkileşim repertuvarını zenginleştiren özel bir alan sunar. Bu deneyimlerin sınırlı kalması ise aidiyet hissi açısından bazı gelişimsel alanların daha zayıf deneyimlenmesine yol açabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Anlatımlar, çocuğun deneyimi anlamlandırmasına yardımcı olur ancak tek başına yeterli değil!</strong></p>
<p>Ebeveynlerin bayram kültürünü çocuklara aktarırken en etkili yaklaşımın, yaşantısal deneyimi merkeze alan bir tutum olduğunu vurgulayan Emine Akın Aytop, “Çocuklar değerleri ve kültürel ritüelleri çoğunlukla gözlem ve tekrar eden deneyimler yoluyla öğrenirler. Bu noktada bayramın; ziyaretleşme, bayramlaşma, paylaşma ve aile büyükleriyle bir araya gelme gibi boyutlarına çocuğun dahil edilmesi önem taşır.” dedi.</p>
<p>Anlatımın ise bu yaşantıyı anlamlandıran tamamlayıcı bir unsur olduğu bilgisini veren Aytop, “Ebeveynin bayramın anlamını açıklaması ve geleneklerin neden önemli olduğunu sade bir dille ifade etmesi, çocuğun deneyimi anlamlandırmasına yardımcı olur. Ancak tek başına anlatım genellikle sınırlı kalır. Aile içi bağlar açısından bayram deneyimleri, kaliteli ortak zaman geçirme ve yüz yüze etkileşim yoluyla ilişkisel yakınlığın güçlenmesine katkı sağlar. Birlikte geçirilen bu zamanlar, aile bireyleri arasında aidiyet hissinin pekişmesine olanak tanır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yüz yüze etkileşimin azalması, geleneksel değerlerin deneyim yoluyla öğrenilmesini sınırlandırabilir!</strong></p>
<p>Bayramların ‘tatile dönüşmesi’nin kültürel açıdan modern yaşamın getirdiği bir dönüşüm olarak ele alınabileceğini ifade eden Aytop, “Bu süreç, bir yandan bayramların geleneksel ritüellerinden uzaklaşma eğilimini beraberinde getirirken, diğer yandan aileyle bir araya gelme ve dinlenme ihtiyacına da karşılık verebilir.” dedi.</p>
<p>Kültürel açıdan en belirgin sınırlılığın, bayramın yalnızca bir tatil zamanına indirgenmesiyle birlikte yüz yüze etkileşim boyutunun zayıflaması olduğunu aktaran Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Özellikle çocuklar açısından bu durum, geleneksel değerlerin deneyim yoluyla öğrenilmesini sınırlandırabilir. Bayram vesilesiyle çocuklara aktarılması gereken en önemli gelenekler, bayramlaşma, akraba ziyaretleri ve paylaşma kültürüdür. Çocuğun büyüklerle yüz yüze iletişim kurması; nezaket, saygı ve sosyal iletişim becerilerinin gelişmesine katkı sağlar. Paylaşma ve ikram kültürü ise çocukta cömertlik, empati ve sosyal karşılıklılık duygusunun gelişmesini destekler. Aile içi birlikte zaman geçirme ve ritüeller de çocuğun aidiyet duygusunu güçlendirir. Bu geleneklerin korunmasının temel nedeni, çocukların bu değerleri çoğunlukla yaşantı içinden öğreniyor olmasıdır. Bayramlar bu açıdan, kültürel değerlerin davranışa dönüştüğü doğal sosyal öğrenme alanlarından biridir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-degerleri-gozlem-ve-deneyim-yoluyla-ogreniyor-638079">Çocuklar değerleri gözlem ve deneyim yoluyla öğreniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurban Bayramı&#8217;nda sağlıklı beslenmeye dikkat çekildi;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-saglikli-beslenmeye-dikkat-cekildi-638022</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2026 07:18:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmeye]]></category>
		<category><![CDATA[çekildi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etin]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[Haldız]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[pişirme]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=638022</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, sağlıklı yaşam farkındalığını artırmak amacıyla Anne Şehir Merkezleri aracılığıyla vatandaşlara rehberlik etmeye devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-saglikli-beslenmeye-dikkat-cekildi-638022">Kurban Bayramı&#8217;nda sağlıklı beslenmeye dikkat çekildi;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, sağlıklı yaşam farkındalığını artırmak amacıyla Anne Şehir Merkezleri aracılığıyla vatandaşlara rehberlik etmeye devam ediyor. Kurban Bayramı öncesinde dengeli beslenme, porsiyon kontrolü ve sağlıklı tüketim alışkanlıklarına yönelik önemli bilgilendirmelerde bulunan Büyükşehir diyetisyeni Buse Haldız,”Yeni kesilen etin hemen tüketilmesi sindirim problemlerine yol açabilir. Bu sebeple etin buzdolabında 12 ila 24 saat arasında dinlendirilmesi gerekiyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>BÜYÜKŞEHİR DİYETİSYENİ UYARDI</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Anne Şehir Merkezleri’nde görev yapan diyetisyen Buse Haldız, Kurban Bayramı’nda artan tatlı ve et tüketimi için öğün dengeleme ve tüketim miktarı konularında vatandaşlara önerilerde bulundu. Diyetisyen Haldız, “Yeni kesilen etin hemen tüketilmesi sindirim problemlerine yol açabilir. Kesim sonrası kas yapısının sert olmasından kaynaklı bu durum hazımsızlık, şişkinlik ve mide rahatsızlıklarına neden olabilir. Bunun için en sağlıklı yöntem, etin buzdolabında 12 ila 24 saat dinlendirilmesi. Bu süreçle et daha yumuşak ve sindirilebilir hale gelir” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>KAVURMA TÜKETİMİNE DİKKAT</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Bayram sabahlarının vazgeçilmezi olan kavurmanın kontrollü tüketilmesi gerektiğini belirten Haldız, küçük porsiyonların tercih edilmesini önerdi. Kavurmanın yanında domates, salatalık, roka ve maydanoz gibi sebzelerin tüketilmesinin sindirimi desteklediğini ifade eden Haldız, günün diğer öğünlerinde daha hafif beslenmenin önemli olduğunu da kaydetti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>KRONİK HASTALIĞI OLANLARA ÖZEL UYARI</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalığı bulunan bireylerin bayram boyunca daha dikkatli beslenmesi gerektiğini vurgulayan Haldız, özellikle aşırı et, tuz ve şerbetli tatlı tüketiminden kaçınılması gerektiğini belirtti. Şeker hastalarının öğün atlamaması gerektiğini ifade eden Haldız, hipertansiyon hastaları için az tuzlu pişirme yöntemlerinin tercih edilmesini önerdi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>ÇOCUKLAR VE YAŞLILAR HASSAS GRUP</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Bayram döneminde çocuklar ve yaşlıların beslenme açısından daha hassas olduğunu belirten Haldız, çocuklarda aşırı şeker tüketiminin sınırlandırılması gerektiğini söyledi. Yaşlı bireylerde ise hazımsızlık, tansiyon yükselmesi ve kan şekeri dalgalanmalarının sık görüldüğünü belirten Haldız, ağır ve yağlı yiyeceklerden uzak durulması gerektiğini ifade etti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>EN SAĞLIKLI PİŞİRME YÖNTEMLERİNİ AÇIKLADI</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Et pişirme yöntemleri hakkında da bilgi veren Haldız, “En sağlıklı pişirme yöntemi haşlamadır. Etin kendi suyuyla pişmesi sağlanır. Ekstra yağ gerektirmez, sindirimi kolaydır. Daha sonra fırında pişirme ve ızgara gelir. Kızartma ve aşırı yağda pişirme, yüksek ısıda istemediğimiz pişirme yöntemleridir” diyerek, vatandaşlara daha kolay sindirilebilir önerilerde bulundu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>“ET MUTLAKA SEBZE İLE DENGELENMELİ”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kurban Bayramı’nda kırmızı et tüketiminin arttığını hatırlatan Haldız,“Etin yanında sebze ve lifli gıdaların tüketilmesi hem sindirim sistemi hem de genel sağlık açısından oldukça önemlidir. Özellikle Kurban Bayramı gibi kırmızı et tüketiminin arttığı dönemlerde öğünlerin mutlaka sebzelerle dengelenmesi gerekir. Lifli besinler midenin boşalmasını yavaşlatır, daha uzun süre tokluk yapar, kolesterol dengesine ise katkı sağlar” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-saglikli-beslenmeye-dikkat-cekildi-638022">Kurban Bayramı&#8217;nda sağlıklı beslenmeye dikkat çekildi;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeşilyurt Devlet Hastanesi’nde Büyük Bir Tehlike Atlatıldı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yesilyurt-devlet-hastanesinde-buyuk-bir-tehlike-atlatildi-637987</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2026 16:12:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atlatıldı]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<category><![CDATA[yeşilyurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637987</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeşilyurt Devlet Hastanesi’nde Büyük Bir Tehlike Atlatıldı!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yesilyurt-devlet-hastanesinde-buyuk-bir-tehlike-atlatildi-637987">Yeşilyurt Devlet Hastanesi’nde Büyük Bir Tehlike Atlatıldı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Genel Sağlık İş İzmir Şube Başkanı Derya Pekel, konu hakkında şu açıklamayı yaptı. </span></p>
<p><b>Ya Kaçamasalardı?</b></p>
<p><span>“Yeni bina temel kazısında ana elektrik kaynak hattının kesilmesi sonucu yaşanan elektrik </span><span>kesintisi, şimdi de 2 yıldır yıkık halde duran yangın merdiveninin yıkımı sırasında hiçbir tedbir alınmaması </span><span>nedeniyle ameliyathane binasının zarar görmesi. </span><span>Tam iki yıldır yıkık haldeki yangın merdiveni olası bir depremde çalışanların kendini kurtarma yeri </span><span>olmaktan zaten çıkmışken, şimdi de neredeyse yıkım ekiplerinin kontrolsüz işleri yüzünden felakete </span><span>yol açacaktı. </span><span>Yıkılan yangın merdiveninin molozları hem hastane içerisine hem de Yeşilyurt’un en işlek </span><span>caddesine devrildi. Hastane önündeki durakta bekleyen yurttaşlar olabilirdi. O anda oradan geçen bir </span><span>yaya ya da araç olabilirdi. Hastane içerisindeki arkadaşlarımız odalarından kaçarak kendilerini </span><span>yaralanmaktan ve olası kötü sonuçlardan kurtarmıştır. Ya kaçamasalardı?”</span></p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Goruntu-26.05.2026-19.06-2.jpeg"/></p>
<p><b>“Yetkilileri Derhal Göreve Davet Ediyoruz”</b></p>
<p><span>“9 günlük bayram tatili yıkım için iyi bir zamanlama olabilir fakat ameliyathaneler çalışmakta, acil </span><span>vakalar devam etmektedir. Yıkım uygulamasının can ve mal zararı yaşanmadan yapılması için başında </span><span>bir yetkili var mıdır? Belli ki yoktur. Camdan bakan arkadaşlar korkuyla birbirine sarılan iki işçi dışında </span><span>kimseyi görmemiştir. Hiçbir güvenlik önlemi alınmadan ki normal bir vatandaş bile inşaat alanına </span><span>güvenlik için file ya da yıkılan yerden sıçrama yapacak herhangi bir materyalle karşı tedbir alınacağını </span><span>öngörebilirken; çalışanlar ve yurttaşlar tehlikeye atılmış , iş bilmezler yüzünden çalışan ekip tedirgin </span><span>olmuş, binanın temelinden sarsıldığını ifade etmişlerdir.Yıkımı yapan ekip kimdir? Hayatlarında hiç yıkım yapmamışlar mı? Daha 3 ay önce masraf </span><span>edilerek yenilenen ameliyathaneleri neredeyse kullanılmaz hale getirecek kadar beceriksiz bu </span><span>taşeronu kim onayladı? Hadi iş verildi güvenlikle yerine getirdiklerini denetleyecek bir mekanizma </span><span>neden başlarında yok! </span><span>Hali hazırda 6 bin çalışanı bulunan hastanede yalnızca 3 iş sağlığı ve güvenliği uzmanı bulunuyor. </span><span>Oysa olması gereken sayı en az 20’dir. </span><span>Genel Sağlık-İş olarak, burada yazmadığımız birçok öneri ve uyarıyı daha önce de idareye ilettik. </span><span>Halktan ya da sağlık emekçilerinden henüz kimse zarar görmedi diye susacak değiliz. </span><span>Yetkilileri derhal göreve davet ediyoruz!” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yesilyurt-devlet-hastanesinde-buyuk-bir-tehlike-atlatildi-637987">Yeşilyurt Devlet Hastanesi’nde Büyük Bir Tehlike Atlatıldı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayramda et tüketimi günlük 150 gramı geçmemeli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayramda-et-tuketimi-gunluk-150-grami-gecmemeli-637933</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2026 07:42:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[150]]></category>
		<category><![CDATA[bayramda]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[et]]></category>
		<category><![CDATA[Et Tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[etin]]></category>
		<category><![CDATA[geçmemeli]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[gramı]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[pişirme]]></category>
		<category><![CDATA[şahin]]></category>
		<category><![CDATA[Sindirim Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637933</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Kübra Şahin, Kurban Bayramı'nda sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayramda-et-tuketimi-gunluk-150-grami-gecmemeli-637933">Bayramda et tüketimi günlük 150 gramı geçmemeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Kübra Şahin, Kurban Bayramı&#8217;nda sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>Günlük pişmiş et tüketimi 100-150 gram civarında olmalı</strong></p>
<p>Kurban Bayramı’nda sağlıklı kalmak ve sindirim sorunları yaşamamak için günlük et tüketim miktarına dikkat etmek gerektiğini ifade eden<strong> </strong>Beslenme Uzm.<strong> </strong>Öğr. Gör. Kübra Şahin, “Yetişkin bir birey için günlük et tüketimi 100-150 gram (pişmiş ağırlık) civarında olmalıdır. Kalp-damar sağlığı ve böbrek fonksiyonları dikkate alındığında et tüketimi daha sınırlı miktarda (örneğin 70-100 gram) olmalıdır.” dedi.</p>
<p>Etin pişirme yönteminin sağlık üzerindeki etkilerine de değinen Kübra Şahin, özellikle Kurban Bayramı gibi et tüketiminin yoğun olduğu dönemlerde doğru pişirme yöntemlerinin önem kazandığını ifade etti.</p>
<p><strong>Fırında pişirme besin değerini koruyor</strong></p>
<p>Haşlama yönteminin düşük kalorili olması ve sindirimi kolaylaştırması dolayısıyla önerildiğini kaydeden Şahin, yağın bir kısmının suya geçmesi sayesinde etin yağ oranının da azaldığını, fırında pişirmenin ise besin değerini büyük ölçüde koruduğunu ve ek doymuş yağ kullanılmadan sağlıklı pişirme imkânı sunduğunu belirtti. Şahin, ancak aşırı yüksek sıcaklıkta pişirmenin besin kaybına ve zararlı bileşiklerin oluşumuna neden olabileceği uyarısında bulundu.</p>
<p>Kavurma ve kızartma yöntemlerine karşı da uyarılarda bulunan Beslenme Uzm. Kübra Şahin, “Kavurma sindirimi zorlaştırabilir. Yüksek doymuş yağ ve kolesterol içeriği nedeniyle kalp-damar hastalıkları riskini artırabilir. Kızartmada ise yağ emilimi yüksek olduğu için kalori ve doymuş yağ miktarı artar, sindirim sistemi zorlanabilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yeni kesilmiş etin hemen tüketilmesi sağlık açısından çeşitli riskler taşıyor</strong></p>
<p>Şahin, Kurban Bayramı’nda yeni kesilmiş etin hemen tüketilmesinin sağlık açısından çeşitli riskler taşıdığına dikkat çekti. Etin kesim sonrası mutlaka dinlendirilmesi gerektiğini belirten Şahin, erken tüketimin hem sindirim sistemi sorunlarına hem de gıda güvenliği risklerine yol açabileceğini söyledi.</p>
<p>Yeni kesilmiş etin hayvan kesildikten sonra kasılıp sertleştiğini ifade eden Beslenme Uzm. Kübra Şahin, “Hemen tüketilen et serttir, çiğnenmesi ve sindirimi zordur. Bu durum şişkinlik, mide ağrısı, hazımsızlık, reflü ve gastrit şikayetlerinin artmasına neden olabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Et buzdolabında 12-24 saat dinlendirilmeli</strong></p>
<p>Etin buzdolabında 12-24 saat dinlendirilmesinin önemine vurgu yapan Şahin, “Dinlendirilen etin kas lifleri gevşer, daha yumuşak ve lezzetli hale gelir. Aynı zamanda sindirimi kolaylaşır. Ayrıca mikrobiyolojik açıdan da daha güvenli olur.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Hijyen koşullarına dikkat edilmemesi halinde ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceğini kaydeden Şahin, “Uygun hijyen sağlanmazsa, taze ve ısısı düşmemiş et bakteri üremesi için uygun ortam oluşturabilir. Özellikle saklama koşulları uygun değilse ishal, mide bulantısı gibi gıda zehirlenmeleri görülebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sebzeler sindirim sistemi için önemli bir destek sağlıyor</strong></p>
<p>Kurban Bayramı’nda yalnızca et tüketimine değil, yanında tercih edilen besinlere de dikkat edilmesi gerektiğini belirten Beslenme Uzm. Şahin, kırmızı etin protein ve yağ açısından zengin olmasına rağmen lif, C vitamini ve karbonhidrat bakımından yetersiz olduğunu söyledi.</p>
<p>Sebzelerin sindirim sistemi için önemli bir destek sağladığını ifade eden Şahin, “Sebzeler lif kaynağıdır. Sindirim sistemini destekler, bağırsak hareketlerini düzenler. Aynı zamanda antioksidan, vitamin ve mineral açısından da zengindir.” dedi.</p>
<p>Tam tahıllı ürünlerin önemine de değinen Şahin, “Tam buğday ekmeği ve bulgur pilavı gibi tam tahıllar karbonhidrat kaynağıdır. Enerji sağlar, kan şekerini dengede tutar ve lif içerikleri sayesinde etle birlikte daha uzun süre tokluk hissi oluşturur.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yoğurt, ayran ve kefir sindirim sisteminin daha rahat çalışmasını sağlıyor</strong></p>
<p>Fermente süt ürünlerinin de sindirimi desteklediğini kaydeden Beslenme Uzm. Şahin, “Yoğurt, ayran ve kefir gibi probiyotik içeren besinler sindirim sisteminin daha rahat çalışmasına katkı sağlar.” dedi.</p>
<p>C vitamini içeren besinlerin etle birlikte tüketilmesinin faydalı olduğunu belirten Şahin, “Limonlu salata, domates, yeşil biber, maydanoz, portakal ve nar gibi C vitamini kaynakları, kırmızı ette bulunan demirin emilimini artırır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocuklar yaklaşık 50-100 gram arasında et tüketmeli</strong></p>
<p>Şahin, Kurban Bayramı’nda özellikle çocuklar ve yaşlıların et tüketiminde daha dikkatli olunması gerektiğini belirterek, porsiyon kontrolü ve doğru pişirme yöntemlerinin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Çocukların yaşlarına ve gelişim durumlarına göre daha az miktarda et tüketmesi gerektiğini ifade eden Öğr. Gör. Şahin, “Çocuklar yaklaşık 50-100 gram arasında et tüketmelidir. Etin hazırlanışında haşlama, fırında veya buharda pişirme yöntemleri tercih edilmelidir. Kızartmalardan ve çok yağlı kavurmalardan kaçınılmalıdır.” dedi.</p>
<p>Çocuklarda bağışıklık sisteminin henüz tam gelişmediğini vurgulayan Şahin, “Bu nedenle etin iyi pişmiş olması çok önemlidir. Et küçük parçalara ayrılarak tüketilmeli, yanında sebze, yoğurt ve tam tahıllı besinlerle dengeli bir öğün oluşturulmalıdır.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Yaşlılar için et yumuşak ve kolay çiğnenebilir şekilde hazırlanmalı</strong></p>
<p>Yaşlı bireylerde ise kalp-damar sağlığı ve böbrek fonksiyonlarının göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Şahin, “Yaşlılar et tüketimini daha sınırlı miktarda, yaklaşık 70-100 gram arasında tutmalıdır. Et yumuşak ve kolay çiğnenebilir şekilde hazırlanmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p>Kavurma ve kızartma gibi ağır pişirme yöntemlerinden kaçınılması gerektiğini kaydeden Beslenme Uzm.  Şahin, “Tansiyon problemleri nedeniyle aşırı tuz kullanımından uzak durulmalıdır. Yaşlılarda mide asidi azalır. Bu nedenle sert, yağlı ve yoğun baharatlı etler sindirim sorunlarına yol açabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Kabızlık, hazımsızlık, şişkinlik, mide ağrısı, kramp görülebilir</strong></p>
<p>Bayramda aşırı et tüketiminin sindirim sistemi üzerinde çeşitli olumsuz etkiler oluşturabileceğini ifade eden Öğr. Gör. Şahin, “Kabızlık, hazımsızlık, şişkinlik, mide ağrısı, kramp ve bağırsak hareketlerinde yavaşlama gibi sorunlar görülebilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p>Bu etkileri azaltmak için lifli besinlerin artırılması gerektiğini belirten Şahin, “Yeterli su tüketmek, yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden uzak durmak, porsiyon kontrolü yapmak, yemek sonrası hafif yürüyüşler gerçekleştirmek ve probiyotik besinler tüketmek sindirim sistemini rahatlatacaktır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Fiziksel aktivitenin önemine de değinen Şahin, “Hafif yürüyüşler sindirim sistemini hızlandırarak mide ve bağırsakların daha iyi çalışmasını sağlar, kabızlık riskini azaltır. Ayrıca metabolizmayı destekler, kan dolaşımını artırır, krampları ve şişkinliği hafifletir.” dedi.</p>
<p>Su tüketiminin de bayram döneminde ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Beslenme Uzm. Kübra Şahin, “Su tüketimi mide ve bağırsaklarda besinlerin çözülmesine ve emilmesine yardımcı olur. Lifli besinlerin bağırsakta hareketini kolaylaştırır, kabızlığı önler, vücudu detoksifiye eder ve mideyi rahatlatır.” Şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayramda-et-tuketimi-gunluk-150-grami-gecmemeli-637933">Bayramda et tüketimi günlük 150 gramı geçmemeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurban Bayramı&#8217;nda et tüketiminde denge şart!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-et-tuketiminde-denge-sart-637927</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2026 07:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[et]]></category>
		<category><![CDATA[Etler]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[Sindirim Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[tüketiminde]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637927</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, Kurban Bayramı’nda kırmızı et ve sakatat tüketiminde porsiyon kontrolü, doğru pişirme ve sindirim sistemini koruyacak beslenme yöntemleri hakkında önerilerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-et-tuketiminde-denge-sart-637927">Kurban Bayramı&#8217;nda et tüketiminde denge şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, Kurban Bayramı’nda kırmızı et ve sakatat tüketiminde porsiyon kontrolü, doğru pişirme ve sindirim sistemini koruyacak beslenme yöntemleri hakkında önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Kırmızı et tüketiminde gün içindeki denge korunmalı!</strong></p>
<p>Kurban Bayramı’nın, paylaşmanın ve bir araya gelmenin en kıymetli zamanlarından biri olduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bu özel dönemde kırmızı et tüketiminin artması kaçınılmazdır; ancak önemli olan miktardan çok gün içindeki dengeyi koruyabilmektir.” dedi.</p>
<p>Gün boyunca sadece et ağırlıklı beslenmenin, kısa sürede sindirim sistemini zorlayabileceğine ve metabolik dengeyi olumsuz etkileyebileceğine değinen İspiroğlu, “Yetişkin bir birey için günlük ortalama 120-150 gram pişmiş kırmızı et tüketimi yeterlidir. Gün içinde birden fazla öğünde et tüketilecekse porsiyonlar küçültülmeli; mutlaka sebze, salata veya yoğurt gibi besinlerle denge sağlanmalıdır. Sadece et ağırlıklı beslenmek lif alımını azaltarak bağırsak hareketlerini yavaşlatırken; aynı zamanda vücudu susuz bırakabilir ve sindirim sistemini zorlayabilir. Aynı gün içinde sık aralıklarla et tüketmek de beklenenden daha fazla sindirim yükü oluşturabilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Dinlendirilmeden tüketilen et sindirimi zorlaştırabilir!</strong></p>
<p>Kurban etinin kesim sonrası hemen poşetlenmemesi ve üst üste yığılmaması gerektiğine dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, “Etler öncelikle serin, temiz ve hava alabilen bir ortamda ilk sıcaklığını atacak şekilde bekletilmeli; ardından buzdolabında dinlendirilmelidir. Henüz sıcaklığını kaybetmeden kapalı ortama alınan etlerde terleme ve buna bağlı bakteri üremesi riski artabilir.” dedi.</p>
<p>Dinlendirme sürecinin en az 24 saat olması gerektiğine vurgu yapan İspiroğlu, “Bu süreç tamamlanmadan tüketilen et daha sert olur ve sindirimi zorlaşabilir. Dinlendirme sonrası tüketilmeyecek etler, günlük kullanım miktarlarına göre porsiyonlanarak derin dondurucuya alınmalıdır. Donmuş etler oda sıcaklığında değil; buzdolabında çözündürülmeli ve çözüldükten sonra tekrar dondurulmamalıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sakatatlar, yüksek kolesterol ve purin içeriğine sahip!</strong></p>
<p>Sakatat tüketiminde en sık gözden kaçan riskler hakkında da bilgi veren İspiroğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Sakatatlar; özellikle karaciğer ve böbrek gibi organ etleri, yüksek kolesterol ve purin içeriğine sahiptir. Bu nedenle kalp-damar hastalığı, gut ve kolesterol yüksekliği olan bireylerin tüketimi sınırlandırması gerekir. Ayrıca sakatatlar hijyen açısından daha hassas ürünlerdir; güvenilir kaynaklardan temin edilmeli ve yeterli süre, uygun sıcaklıkta pişirilmelidir.”</p>
<p><strong>Etin pişirme yöntemi en az miktarı kadar önemli!</strong></p>
<p>Etin yıkanmasının çoğu zaman hijyenik bir uygulama olarak düşünülse de doğru olmadığına işaret eden İspiroğlu, “Çiğ et yıkandığında mikroorganizmalar, su sıçramasıyla mutfak yüzeylerine ve diğer besinlere yayılabilir. Bu nedenle et yıkanmamalı; hijyen, doğru pişirme ve mutfak ekipmanlarının temizliği ile sağlanmalıdır. Çiğ etle temas eden yüzeylerin ayrı tutulması ve iyi temizlenmesi büyük önem taşır.” dedi.</p>
<p>Etin pişirme yönteminin en az miktarı kadar önemli olduğunu kaydeden İspiroğlu, “Kızartma ve yoğun yağlı kavurmalar yerine ızgara, fırınlama veya haşlama yöntemleri tercih edilmeli. Yüksek ısıda ve doğrudan ateşle temas ederek pişirilen etlerde besin kaybı artabilir ve istenmeyen bileşikler oluşabilir. Etin kendi yağıyla pişirilmesi yeterlidir; ekstra yağ eklenmesi gereksiz kalori alımına yol açar.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Amaç kusursuz beslenmek değil; genel dengeyi sürdürebilmek!</strong></p>
<p>Aynı gün içinde hem yağlı et yemeklerinin hem de şerbetli tatlıların yoğun tüketilmesinin, kan şekeri ve sindirim sistemi üzerinde yük oluşturabileceği uyarısını yapan Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bu durum özellikle diyabet ve insülin direnci olan bireylerde daha belirgin etkiler yaratabilir. Tatlı tüketilecekse porsiyonlar küçük tutulmalı; mümkünse sütlü veya meyveli alternatifler tercih edilmeli.” dedi.</p>
<p>Bu tür bir öğün sonrası dengeyi sağlamak için gün içinde su tüketiminin artırılmasını öneren İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yemek sonrasında yapılacak 20-25 dakikalık hafif yürüyüş de sindirimi destekleyebilir. Şişkinlik veya hazımsızlık hissedildiğinde zencefil, rezene veya nane gibi bitki çayları tercih edilerek sindirim sistemi rahatlatılabilir.</p>
<p>Bayram süresince birkaç gün yapılan beslenme değişiklikleri tek başına kalıcı kilo artışı oluşturmaz. Ancak gün boyu kontrolsüz tüketim bu süreci hızlandırabilir. Gün içinde en az bir öğünü sebze ağırlıklı planlamak; yeterli su tüketmek ve yemek sonrası kısa yürüyüşler yapmak dengeyi korumaya yardımcı olur. Amaç kusursuz beslenmek değil; genel dengeyi sürdürebilmektir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-et-tuketiminde-denge-sart-637927">Kurban Bayramı&#8217;nda et tüketiminde denge şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Onu Yemeden Doymuyorum&#8221; Diyenler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/onu-yemeden-doymuyorum-diyenler-637909</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2026 07:18:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[demir]]></category>
		<category><![CDATA[diyenler]]></category>
		<category><![CDATA[doymuyorum]]></category>
		<category><![CDATA[İşlenmiş Et]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kırmızı Et]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[önü]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[yemeden]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637909</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kırmızı et pek çok kişi için sofranın ve öğünün vazgeçilmezi arasında yer alıyor. Yüksek protein, demir ve B12 içeriği nedeniyle kırmızı et şimdiye dek hep sağlıklı beslenmenin bir parçası olarak görüldü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/onu-yemeden-doymuyorum-diyenler-637909">&#8220;Onu Yemeden Doymuyorum&#8221; Diyenler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kırmızı et pek çok kişi için sofranın ve öğünün vazgeçilmezi arasında yer alıyor. Yüksek protein, demir ve B12 içeriği nedeniyle kırmızı et şimdiye dek hep sağlıklı beslenmenin bir parçası olarak görüldü. Ancak son yıllarda artan bilimsel çalışmalar kırmızı et ile ilgili ezberleri bozabilir. Kırmızı etin faydasını görmenin de, olası zararlı etkileriyle de karşılaşmanın mümkün olduğunu söyleyen <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Zehra Elban</strong> “Kırmızı ve özellikle işlenmiş etlerin yüksek tüketimi; kalp hastalıkları, bazı kanser türleri (özellikle kolorektal kanser), diyabet ve erken ölüm riski ile ilişkilendiriliyor” uyarısında bulunuyor. Peki sofranızdaki kırmızı et zararlı mı, değil mi? <strong>Zehra Elban</strong>, bunu öğrenmek için kendinize sormanız gereken 3 önemli soruyu hatırlatıyor. </p>
<p><strong>PROTEİNDEN, DEMİRDEN ZENGİN AMA… </strong></p>
<p>Kırmızı et denildiğinde ilk akla gelen yüksek protein ve demir içeriğine sahip olduğu. B12 vitamini, çinko, selenyum gibi insan bedeninin sağlıklı işleyişini sürdürebilmesi için zenginlikleri de içeriğinde barındırıyor. Tüm bu özellikleriyle kırmızı et süper gıda gibi görünse de yanlış seçilen kırmızı et zararlı olabilir. </p>
<p><strong>HÜCRELERİ BESLEYEN TEK VE BİRİCİK MADDE DEĞİL!</strong></p>
<p>Kırmızı etin “besleyicilik” algısının tamamen temelsiz olmadığını ifade eden <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Zehra Elban</strong>, “Yüksek kaliteli protein içeriği sayesinde kas kütlesinin korunması ve artışı üzerinde güçlü bir etkisi var. Aynı zamanda B12 vitamini açısından zengin olması, hücre yenilenmesi ve özellikle kırmızı kan hücrelerinin üretimi için önemli bir avantaj sağlıyor. Yüksek demir içeriği ise oksijenin dokulara taşınmasında kritik rol oynuyor; bu da enerji düzeyi ve genel metabolik fonksiyonlar açısından doğrudan belirleyici. Nitekim yaklaşık 85 gramlık bir porsiyon kırmızı et, günlük protein ve B12 ihtiyacının yüksek bir kısmını karşılayabiliyor. Bu yönüyle bakıldığında kırmızı etin gerçekten “hücreleri besleyen” bir tarafı olduğu açık” diyor. </p>
<p>Bu noktada önemli bir detayı belirten <strong>Elban</strong>, bu besin öğelerinin yalnızca kırmızı ete özgü olmadığını, bazı kümes hayvanları, balık, yumurta, çiğ kuruyemişler ve dengeli bir bitkisel beslenme modeliyle de karşılanabildiğini ifade ediyor. </p>
<p><strong>KIRMIZI ETTEKİ O MADDE KORUYUCU DA OLABİLİR, ZARARLI DA!</strong></p>
<p>Kırmızı etin içerdiği “hem demir”in bir yandan demir eksikliği anemisine yönelik koruyucu bir besin. Ancak aynı maddenin oksidatif stresi tetikleyebileceği de belirtiliyor. Özellikle işlenmiş etlerin yüksek tüketiminin kalp hastalıkları, bazı kanser türleri (özellikle kolorektal kanser), diyabet ve erken ölüm riski ile ilişkilendirildiğini belirten <strong>Zehra Elban</strong>, “Bu risk, işlenmiş etlerde çok daha belirgin görünüyor. Bunun altında yatan mekanizmalardan biri, kırmızı ette bulunan hem demir maddesinin çok yüksek miktarda tüketilmesi halinde oksidatif stres süreçlerini tetikleyebilmesi. Oksidatif stres ve düşük düzeyli kronik inflamasyon, birçok kronik hastalığın başlangıç basamağı olarak kabul ediliyor. Buna ek olarak bazı et türlerinin yüksek doymuş yağ içeriği, kolesterol seviyelerini yükselterek kardiyovasküler riskleri artırabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>KIRMIZI ET TÜKETMEDEN ÖNCE MUTLAKA SORUN</strong></p>
<p><strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Zehra Elban</strong> kırmızı etin zararlı mı faydalı mı olacağını öğrenmek için sorulması gereken 3 önemli soruyu sıralıyor. </p>
<ol>
<li><strong>Kırmızı eti ne kadar tüketiyorsunuz? </strong></li>
</ol>
<p>Kırmızı et tüketiminde miktar, sağlık üzerindeki etkilerin belirlenmesinde en kritik faktörlerden biri. Dünya Sağlık Örgütü ve birçok uluslararası beslenme rehberi, kırmızı et tüketiminin haftalık toplamda 300–500 gramı aşmamasını öneriyor. Bunun üzerindeki tüketim, özellikle işlenmiş etlerle birlikte olduğunda, kalp-damar hastalıkları ve bazı kanser türleriyle ilişkilendiriliyor. <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Zehra Elban</strong> kırmızı etin yüksek miktarda ve kontrolsüz tüketiminin oluşturduğu riskin altını çiziyor. </p>
<ol>
<li><strong>Kırmızı eti hangi sıklıkta tüketiyorsunuz? </strong></li>
</ol>
<p>Tüketim sıklığı da en az miktar kadar belirleyici. Günlük kırmızı et tüketimi yerine haftaya yayılan ve aralıklı tüketim, metabolik yükün dengelenmesine yardımcı oluyor. <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Zehra Elban</strong> haftada 2–3 porsiyon kırmızı et tüketiminin dengeli bir yaklaşım olduğunu belirtiyor. Daha sık tüketim vücutta doymuş yağ alımını artırarak kolesterol seviyelerini etkileyebilir ve uzun vadede kardiyovasküler riskleri yükseltebilir. Kırmızı eti ana öğün yerine daha çok “tamamlayıcı” bir besin olarak konumlandırmak önemli bir strateji olabilir. </p>
<ol>
<li><strong>Tüketeceğiniz kırmızı et işlenmiş mi? </strong></li>
</ol>
<p>Kırmızı etin sağlık üzerindeki etkisini belirleyen en önemli faktörlerden biri de etin işlenmiş olup olmaması diyen <strong>Zehra Elban</strong>, “Salam, sucuk, sosis gibi işlenmiş et ürünleri; koruyucu maddeler, yüksek tuz ve bazı kimyasal bileşenler içerdiği için sağlık açısından daha yüksek risk taşır. Dünya Sağlık Örgütü, işlenmiş etleri “kanserojen” sınıfında değerlendirerek özellikle kolorektal kanser ile ilişkisine dikkat çekmektedir. Buna karşılık taze, işlenmemiş kırmızı etin kontrollü tüketimi çok daha düşük risklidir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p>Bu noktada dengenin en önemli belirleyici olduğunun altını çizen <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Zehra Elban</strong>, “Kırmızı et doğru miktar ve doğru beslenme bağlamı içinde yer aldığında fayda sağlayabilir. Aynı zamanda antioksidanlardan zengin sebze ve meyvelerle birlikte tüketmek, “hem demir”in olası oksidatif etkilerini dengelemeye yardımcı olabilir. Bağırsak mikrobiyotasını destekleyen liften zengin bir beslenme modeli de bu denklemin önemli bir parçası” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/onu-yemeden-doymuyorum-diyenler-637909">&#8220;Onu Yemeden Doymuyorum&#8221; Diyenler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurban kesimini mutlaka işi bilen kasaplar yapmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kurban-kesimini-mutlaka-isi-bilen-kasaplar-yapmali-637789</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2026 11:02:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aletler]]></category>
		<category><![CDATA[bilen]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[işi]]></category>
		<category><![CDATA[kasaplar]]></category>
		<category><![CDATA[kesim]]></category>
		<category><![CDATA[kesimini]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[mutlaka]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[plastik]]></category>
		<category><![CDATA[poşet]]></category>
		<category><![CDATA[yapmalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637789</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan ile Kalite Baş Denetçisi Kimya Y. Müh. Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, Kurban Bayramı öncesinde özellikle acemi kasapların neden olduğu yaralanmalara ilişkin uyarılarda bulundu hem kesim güvenliği hem de kurban etinin doğru saklanması konusunda hayati öneriler paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-kesimini-mutlaka-isi-bilen-kasaplar-yapmali-637789">Kurban kesimini mutlaka işi bilen kasaplar yapmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan ile Kalite Baş Denetçisi Kimya Y. Müh. Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, Kurban Bayramı öncesinde özellikle acemi kasapların neden olduğu yaralanmalara ilişkin uyarılarda bulundu hem kesim güvenliği hem de kurban etinin doğru saklanması konusunda hayati öneriler paylaştı.</p>
<p><strong>Kesim yerleri önceden belirlenmeli!</strong></p>
<p>İSG Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, 2022 yılında İstanbul hariç 5 bin 102 kişinin kurban kesimi sırasında, kesici aletler ya da hayvan darbeleriyle yaralandığını hatırlattı.</p>
<p>Kurban kesimi öncesinde mutlaka kesim yerlerinin belirlenmesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, &#8220;Kesim yapılacak yerler önceden planlanmalı, belirlenmeli, standartları kontrol edilmeli ve yetkilendirilmeli. İl, ilçe ve diğer yerleşim birimlerinde, kesim standartlarına uygun mevcut hayvan kesim yerleri ve kesimhanelerin bayram süresince açık olması ve hizmet vermesi sağlanmalı. Hayvan kesim yerleri ya da kesimhane bulunmayan ilçe veya yerleşim birimlerinde yetkililer standartlara uygun mobil hayvan kesim yerleri ve kesimhaneler oluşturmalı. Kesim yapılan yerlerin ve çevresinin temizliği için önlemler alınmalı.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Kurbanlıklar veteriner kontrolünden geçmiş olmalı!</strong></p>
<p>Kurbanlık alırken veteriner kontrolünden geçmiş olmasına dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, &#8220;Hayvanlardan direkt insanlara geçen bulaşıcı hastalıklar bulunur. Kontrollü hayvan alarak bunu önlemiş olursunuz. Kulaklarındaki kontrol işaretleri bunu sağlar. Belediyelerce belirlenen alanları kullanın. Belediyeler hijyen kurallarına azami özen gösterir. Gerek kesim sırasında gerekse kesim sonrası hijyen kurallarına uyulmalı.&#8221; diye konuştu. </p>
<p><strong>Kurban derisi nasıl saklanmalı?</strong></p>
<p>Kurban derisinin yaralamadan çıkarılmasını ve kaya tuzuyla ovularak saklanması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, &#8220;Ekonomiye katkı sağlamak adına bu işlem önem arz eder. Dolayısı ile hem ekonomik hem de güvenlik nedeniyle bu iş için de uzman kişilerin bulunması faydalı olacaktır&#8221; dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>İşi, işin uzmanı yapmalı!</strong></p>
<p>Kurban kesiminin mutlaka uzman kasaplar tarafından yapılmasının önemini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, kesim sırasında yaşanacak olası kazaların önüne geçmek için işin uzmanlarından yardım alınması ve özellikle büyükbaş hayvanların kesiminin kasaplar tarafından yapılması önerisinde bulundu.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, şu bilgileri verdi:</p>
<p>&#8220;İş güvenliğinin en önemli unsurlarından biri işi, o işin uzmanı olan kişiye yaptırmaktır. Özellikle büyükbaş hayvan kesimini kasaplara yaptırmak kaza sayısını önemli oranda azaltır. Aletler keskin ve temiz olmalı, kesim sırasında kullanacağınız kesici aletler tam olmalı. Bu aletler her sene bilenmeli. Ayrıca olası el kesilmelerine karşı, çelik örgülü ve bilekten kemerli kasap eldivenlerinin kullanılması gerekir. Bu eldivenin bıçak kullanılan ele değil, diğer ele takılması önemli. Bu şekilde kullanım, bıçak sapmasında eli korur. Kurban kesiminin mutlaka işi bilen kasaplar tarafından yapılmasının, özellikle büyükbaş hayvanların kesiminin kasaplar tarafından yapılması önerisinde bulunuyorum. Kesim mutlaka acemi kasap tarafından yapılacaksa bu sırada yaşanacak olası kazaların önüne geçmek için yakındaki kişilerle arasında en az 1 metre mesafe olması gerekmektedir.”</p>
<p><strong>Aletler ne aşırı keskin ne de fazla kör olmalı!</strong></p>
<p>Kesim sırasında kullanılan tüm aletlerin hijyen olması gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, &#8220;Kesimde kullanılacak bıçakların ve tüm kesici aletlerin antiseptikle yıkanması ve temizlenmesi gerekir. En azından alkol ya da kolonya ile silinmeli. Aletler ne aşırı keskin ne de fazla kör olmalı. Çok keskin olduğunda yaralanmalar daha ağır şekilde sonuçlanabilir. Aletlerin keskin olmaması durumunda ise kurban eziyet çeker.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Uzuv yaralanmalarında kesilen kurbanlardan gelebilecek riskler için hijyen önemli</strong></p>
<p>Kesilmeye karşı çelik örgülü eldiven kullanılması gerektiğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, kasabın, çelik eldiveni bıçağı tuttuğu elin aksi eline takması gerektiğini de kaydetti.</p>
<p>Uzuv yaralanmalarında kesilen kurbanlardan gelebilecek biyolojik risklerin önlenebilmesi için önemli hijyen kurallarına uymak gerektiğini de vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Kesim sırasında kurban kanları ve kurbanın bağırsakları güvenli bir şekilde bertaraf edilmeli.” diye bilgi verdi. </p>
<p><strong>Kurban eti nasıl saklanmalı? Sıcakken plastik kaplara ve poşetlere konulmamalı!</strong></p>
<p>Kimya Yüksek Mühendisi ve Kalite Baş Denetçisi Üsküdar Üniversitesi Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen de kurban etlerinin saklanması konusuna işaret ederek, kurban eti saklanmasında plastik kapların kullanılmaması ve yine kurban etinin sıcakken poşetlere konulmaması gerektiğini de kaydetti.</p>
<p>Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, plastiklerin içinde bulunan kimyasalların, gıda ile temas ettiğinde gıdaya geçtiğini belirterek, kurban etlerinin plastik poşet veya diğer plastik ürünlerle saklanmaması gerektiğinin altını çizdi. Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8220;Sıcaklığın etkisiyle bu kimyasallar gıdaya geçer ve sıcaklık arttıkça zararlı maddelerin yiyeceğe geçişi daha kolay olur. Bu maddeler vücudumuzda östrojen benzeri şekilde metabolize olur ve erkeklerde ve kadınlarda kısırlığa, kadınlarda göğüs kanserine ve nöropsikolojik rahatsızlıklara neden olabilir. Bu nedenle, yağlı ve sıcak gıdaların plastik kaplarda saklanması daha zararlıdır.&#8221;</p>
<p> </p>
<p><strong>Et, ancak soğuduktan sonra poşete konmalı! </strong></p>
<p>Kurban Bayramı&#8217;nda kesilen kurban etlerinin, dışarıda hiç dinlendirilmeden sıcak sıcak plastik poşetlere konularak paylaşılmasının da sakıncalı olduğunu belirten Gezen, şu önerilerde bulundu:</p>
<p>&#8220;Plastikte bulunan zehirli kimyasallar, sıcağın etkisiyle kurban etine bulaşır, buradan da insanlara geçer. Dolayısıyla kurban etleri en az 2 saat kadar soğumaya bıraktıktan sonra poşetler ile taşınmalı. Sızıntı yapmayacak, kalın poşetler kullanılmalı.  Poşete koymadan tepsiler vasıtası ile taşınması daha da uygun olur. Bu süre zarfında etler soğur ve bakteri üretmesi durumu azalır. Et soğuduktan sonra yağlı kâğıda sarılarak buzdolabına konulmalı. Her bir kurban için kullanmak üzere büyük boy kasapların kullandığı yağlı kağıtlardan bulundurulmalıdır. Et soğuduktan sonra yağlı kâğıda sarılarak buzdolabına konulması sağlanmalıdır.</p>
<p>Hayvanın derisi iç-dış ters çevrilerek kalın tuzla önce iyice ovalanır ve daha sonra yine tuzlanır ve istenirse ilgili vakıf kurumlarına bağışlanır. Kurban eti aynı gün yenilecekse kavurma yapılması, şayet daha sonra yenilecekse soğuduktan sonra parçalara ayrılarak derin dondurucuda saklanması tavsiye olunur. Derin dondurucudan çıkarılan et, buzu çözüldükten sonra pişirilerek yenebilir. Pişirilmek istenen etler, porsiyonlar halinde dondurucudan çıkarılmalı, şayet pişirilmeyecekse yeniden dondurucuya bırakılmamalıdır. Bırakıldığı taktirde et üzerinde zararlı bakteriler oluşabilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-kesimini-mutlaka-isi-bilen-kasaplar-yapmali-637789">Kurban kesimini mutlaka işi bilen kasaplar yapmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurban etini dinlendirerek tüketin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kurban-etini-dinlendirerek-tuketin-637765</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2026 10:48:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[dinlendirerek]]></category>
		<category><![CDATA[etin]]></category>
		<category><![CDATA[etini]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hafif]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[ogün]]></category>
		<category><![CDATA[Salata]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[tüketin]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637765</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurban Bayramı sevdiklerimizle bir araya geldiğimiz, aile sofralarının kurulduğu ve tatlıların bol bol tüketildiği dönemlerden biri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-etini-dinlendirerek-tuketin-637765">Kurban etini dinlendirerek tüketin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kurban Bayramı sevdiklerimizle bir araya geldiğimiz, aile sofralarının kurulduğu ve tatlıların bol bol tüketildiği dönemlerden biri. Ancak sadece birkaç güne sıkıştırılan bu beslenme şenliği başta tansiyon, kalp-damar hastalıkları ve diyabet olmak üzere ciddi sağlık problemlerini de beraberinde getirebiliyor. Sağlıklı ve huzurlu bir bayram geçirmenin tabağımızı ne kadar doğru yönettiğimizle doğrudan ilişkili olduğunu belirten <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik</strong> “Bayram döneminde kırmızı et ve tatlı tüketiminin artması nedeniyle porsiyon kontrolü sağlamak, etin yanında salata ve meyve gibi liften zengin gıdalara yer vermek büyük önem taşıyor. Özellikle kurban etinin kesilir kesilmez tüketilmesi hem pişirme hem de sindirim açısından zorluk yaratır. Bu nedenle etin buzdolabında ortalama 12-24 saat bekletildikten sonra tüketilmesine dikkat edilmelidir” diyor. Kronik rahatsızlığı olanların ve sindirim sistemi hassasiyeti bulunanların bayramda beslenme düzenine çok daha fazla dikkat etmeleri gerektiğini belirten Çelik,<strong> </strong>bu süreçte<strong> </strong>sindirim sorunu yaşamamak için dikkat edilmesi gereken 10 temel kuralı sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<p><strong>Güne dengeli bir kahvaltı ile başlayın</strong></p>
<p>Geleneksel alışkanlıklardan biri olan bayram sabahı kavurma tüketmek, güne yüksek yağlı bir öğünle başlamanıza neden olur. Bu durum mide yanması, reflü ve hazımsızlık gibi şikayetlerin artmasının yanı sıra gün içerisinde enerjinin düşmesine yol açabilir. Bunun yerine haşlanmış veya yağsız pişmiş yumurta, peynir, çiğ sebze (domates, salatalık, yeşillik gibi) ve tam tahıllı ekmekten oluşan dengeli bir kahvaltı tercih edilebilir. </p>
<p><strong>Eti Dinlendirin</strong></p>
<p>Kurban etinin kesilir kesilmez tüketilmesinin hem pişirme hem de sindirim açısından zorluk yarattığına dikkat çeken <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, </strong>“Yeni kesilen kurban etinde, &#8220;rigor mortis&#8221; denilen ölüm sertliği olur. Bu süreçte et uzun süre pişirilse bile sert kalır ve sindirimi daha zordur. Etin buzdolabında ortalama 12-24 saat bekletildikten sonra tüketilmesi; gastrit, reflü ve bağırsak problemlerinin yaşanmaması için oldukça önemlidir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Et ile birlikte otu da tüketin</strong></p>
<p>Kırmızı etin ağırlıklı tüketildiği öğünlerde bağırsak hareketleri yavaşlayabilir. Bu nedenle öğünlerde etin yanına mutlaka bol yeşillik, çoban salata ya da semizotu salatası ve semizotlu-salatalıklı cacığa yer verilmelidir. Yüksek ısıda pişen ette serbest radikal denilen ve hücrelere zarar veren moleküller oluştuğundan, çiğ sebze ve salatalarla alınan C vitamini, bu oluşumlara karşı damar iç yüzeyinin korunmasına katkı sağlar. Ancak yine de kırmızı et porsiyonlarının kontrollü tüketilmesi gerekir.  </p>
<p><strong> Doğru pişirme yöntemlerini seçin</strong></p>
<p>Kurban etini pişirirken kızartma veya kavurma yerine haşlama, fırınlama ya da ızgara gibi sağlıklı yöntemlerin tercih edilmesi gerektiğini vurgulayan <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, </strong>“Et kendi yağıyla pişirilmeli, ekstra tereyağı veya kuyruk yağı gibi doymuş yağlar eklenmemelidir. Eğer mangal yapılacaksa, etin kömürleşmemesine ve ateşten en az 15 cm uzakta pişirilmesine dikkat edilmelidir” diyor. </p>
<p><strong> Gün içerisinde su tüketmeyi ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Bayram süresince artan protein tüketimi, böbreklerin iş yükünü artırıyor. Vücudun atıkları rahatça temizleyebilmesi ve sindirim sisteminin düzenli çalışabilmesi için çay ve kahve tüketiminin ötesinde, günde en az 2-2.5 litre su içmeye özen gösterilmelidir. </p>
<p><strong>Sakatat tüketimine dikkat edin</strong></p>
<p>Bayramda etin yanı sıra sakatat tüketimi de oldukça yaygın. Ancak sakatatların kolesterol ve doymuş yağ içeriklerinin çok yüksek olduğu unutulmamalıdır. Özellikle koroner arter hastalığı, yüksek kolesterolü ve gut hastalığı olan kişilerin sakatat tüketiminden kaçınması veya porsiyonu oldukça küçük tutması gerekir. </p>
<p><strong>Tatlı seçiminde hafif alternatiflere yönelin</strong></p>
<p>Kırmızı et ağır bir öğün anlamına gelir. Bu ağır öğünün ardından hamurlu ve şerbetli tatlıların tercih edilmesi kan şekerinde ani dalgalanmalara ve kalp üzerinde ekstra yüke neden olabilir. O nedenle daha hafif olacağı için tercihinizi sütlü tatlılar, dondurma veya meyve bazlı tatlılardan yana yapın. </p>
<p><strong>Akşam öğünlerini daha hafif planlayın</strong></p>
<p>Eğer gün içinde veya öğle yemeğinde kırmızı et tüketildiyse, vücudu dinlendirmek adına akşam öğününü daha hafif planlayın. Akşam saatlerinde zeytinyağlı sebze yemekleri, çorba veya hafif bir salata tercih etmek, gece boyunca rahat bir uyku uyumanıza ve sindirim sisteminin yorulmamasına yardımcı olur. <strong> </strong></p>
<p><strong>Yemekten hemen sonra uyumayın </strong></p>
<p>Özellikle akşam yemeklerinden sonra hemen uzanmak veya uyumak, reflü şikayetlerini doğrudan tetikleyebilir. Et gibi sindirimi uzun süren gıdaların tüketilmesinin ardından, mide boşalmasına zaman tanıyarak yemek ile uyku arasında en az 3-4 saatlik bir zaman bırakın. </p>
<p><strong> Fiziksel aktiviteyi artırın </strong></p>
<p>Bayramda da hareketten vazgeçilmemesi gerektiğini Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, “Bayram süresince alınan yüksek kalorilerin ve proteinin dengelenmesi, sindirim sisteminin aktif kalması için hareket etmek şarttır. Ağır yemeklerin ardından hemen oturmak yerine, gün içinde yapılacak 30-45 dakikalık hafif tempolu yürüyüşler hem kan şekerini dengeler hem de sindirimi kolaylaştırır” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-etini-dinlendirerek-tuketin-637765">Kurban etini dinlendirerek tüketin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şizofreni kontrol altına alınabilen bir hastalık!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sizofreni-kontrol-altina-alinabilen-bir-hastalik-637597</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 May 2026 07:49:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[alınabilen]]></category>
		<category><![CDATA[altına]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[şizofreni]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637597</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, 24 Mayıs Dünya Şizofreni Günü kapsamında, şizofreninin belirtileri, nedenleri, tedavi yöntemleri, aile desteği ve toplumsal damgalanma hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sizofreni-kontrol-altina-alinabilen-bir-hastalik-637597">Şizofreni kontrol altına alınabilen bir hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, 24 Mayıs Dünya Şizofreni Günü kapsamında, şizofreninin belirtileri, nedenleri, tedavi yöntemleri, aile desteği ve toplumsal damgalanma hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Şizofreni, algı ve davranışları etkileyen bir beyin hastalığı!</strong></p>
<p>Şizofreninin, beynin işleyişini etkileyen ciddi bir psikiyatrik hastalık olarak tanımlandığını ifade eden Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Halk arasında çoğu zaman ‘akıl hastalığı’ olarak bilinse de, temel olarak kişinin düşünce, algı ve davranış bütünlüğünü bozan bir beyin hastalığıdır. Hastalık; gerçek dışı inançlar (hezeyanlar), çevresel algıda bozulma ve işlevsellik kaybı ile kendini gösterebilir.” dedi.</p>
<p>Şizofreni hastalarında en sık görülen belirtilere değinen Prof. Dr. Erkmen, “Kişinin kendisine zarar verileceğine inanması, takip edildiğini düşünmesi ya da kendisini son derecede önemli bir kişi olarak görmesi belirtiler yer alır. Bu düşünceler zamanla kişinin sosyal yaşamdan uzaklaşmasına, işini, eğitimini bırakmasına ve içe kapanmasına yol açabilir. Bazı vakalarda saldırgan davranışlar görülse de, bu durum hastalığın genel karakteristiği değildir. Aksine araştırmalar, şizofreni hastalarının toplumda sanıldığı kadar yüksek oranda şiddet eğilimi göstermediğini ortaya koyuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Şizofrenide genetik yatkınlık önemli bir risk faktörü!</strong></p>
<p>Şizofreninin erkeklerde kadınlara oranla daha sık görüldüğünü aktaran Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Uzmanlara göre bunun nedenlerinden biri, kadınlarda östrojen hormonunun menopoz dönemine kadar koruyucu bir etki göstermesi. Menopoz sonrası dönemde bu koruyucu etkinin azalmasıyla kadınlarda hastalık riski artabilmekte.” dedi.</p>
<p>Şizofreninin kesin nedeninin tam olarak bilinmemekle birlikte, genetik yatkınlığın önemli bir rol oynadığının kabul edildiğini kaydeden Prof. Dr. Erkmen, “Ailede şizofreni öyküsü bulunan bireylerde riskin daha yüksek olduğu gözlemleniyor. Bunun yanında çevresel faktörlerin, özellikle travmatik yaşam olaylarının ve ağır stres durumlarının hastalığın ortaya çıkışını tetikleyebileceği düşünülüyor. Ancak çevresel etkilerin rolü hâlen araştırılıyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Tedavinin bırakılması hastalığın tekrarlamasına yol açabilir!</strong></p>
<p>Şizofreni tedavisinde temel yaklaşımın ilaç tedavisi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu tedavi genellikle uzun süreli devam eder. Hastalığın kontrol altına alınabilmesi için ilaçların düzenli kullanılması büyük önem taşır. Belirtiler düzelse bile tedavinin kendi kendine sonlandırılması, hastalığın tekrarlamasına neden olabilir. İlaç tedavisinin yanı sıra rehabilitasyon çalışmaları da tedavinin önemli bir parçasıdır. Hastaların sosyal hayata kazandırılması, iş becerilerinin geliştirilmesi ve toplum içinde bağımsız yaşayabilmeleri için çeşitli programlar uygulanır. Sanat ve müzik gibi alanların da rehabilitasyon sürecine olumlu katkı sağladığı biliniyor.</p>
<p>Günümüzde uzun etkili enjeksiyon tedavileri de kullanılabiliyor. Aylık, üç aylık ve hatta altı aylık iğneler sayesinde ilaç takibi kolaylaşıyor ve tedavi uyumu artıyor. Ancak her hastanın bu tedavilere yanıtı farklı olabileceği için kişiye özel planlama yapılması gerekiyor.”</p>
<p><strong>Şizofreni tedavisinde aile desteği en kritik unsurlardan biri!</strong></p>
<p>Şizofreni hastalarının toplumdan tamamen izole edilmesi gerekmediğine işaret eden Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Uygun tedavi ve destekle birçok hasta eğitim hayatına devam edebilir ve çalışabilir. Bazı ülkelerde hastalar, daha kısa çalışma saatleri ve destekleyici iş ortamlarıyla üretken yaşamlarını sürdürebiliyor. Türkiye’de de benzer şekilde çalışan şizofreni hastaları bulunuyor.” dedi.</p>
<p>Şizofreni gibi kronik hastalıklarda aile desteğinin tedavinin en kritik unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Erkmen, “Ailelerin en önemli sorumluluğu, hastanın düzenli olarak doktora gitmesini sağlamak ve ilaç kullanımını takip etmektir. İlaçların aksatılması, hastalığın yeniden alevlenmesine yol açabilir. Ailelerin dikkat etmesi gereken erken belirtiler arasında; kişinin giderek içine kapanması, sosyal uyumunun bozulması, okul veya iş performansında belirgin düşüş, çevresine karşı kuşkucu düşünceler geliştirmesi yer alır. Bu tür belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden uzman desteği alınması önemlidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Damgalama, hastaların tedaviye erişimini ve topluma uyumunu zorlaştıran önemli bir sorun!</strong></p>
<p>Şizofreni kelimesi toplumda çoğu zaman yanlış ve damgalayıcı bir şekilde kullanıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Bu durum hem hastaları hem de ailelerini olumsuz etkiliyor. Uzmanlara göre psikiyatrik tanıların bir ‘etiket’ olarak kullanılmaması, hastalığın bir sağlık sorunu olduğunun kabul edilmesi gerekir. Damgalama, hastaların tedaviye erişimini ve topluma uyumunu zorlaştıran önemli bir sorun.” dedi.</p>
<p>Şizofreninin bazı hastalarda tamamen iyileşmese de, büyük oranda kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Erkmen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Erken tanı ve düzenli tedavi ile birçok hasta sosyal yaşamına dönebilir, iş ve aile hayatını sürdürebilir. Güncel psikiyatri yaklaşımı, hastalığı tamamen ortadan kaldırmaktan ziyade, bireyin yaşam kalitesini artırmaya ve işlevselliğini korumaya odaklanır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sizofreni-kontrol-altina-alinabilen-bir-hastalik-637597">Şizofreni kontrol altına alınabilen bir hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Danıştay, Muayenehanelere Kota Uygulamasının Yürütmesini Bir Kez Daha Durdurdu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/danistay-muayenehanelere-kota-uygulamasinin-yurutmesini-bir-kez-daha-durdurdu-637547</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 20:43:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[danıştay]]></category>
		<category><![CDATA[durdurdu]]></category>
		<category><![CDATA[kez]]></category>
		<category><![CDATA[kota]]></category>
		<category><![CDATA[muayenehanelere]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamasının]]></category>
		<category><![CDATA[yürütmesini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637547</guid>

					<description><![CDATA[<p>Danıştay, Muayenehanelere Kota Uygulamasının Yürütmesini Bir Kez Daha Durdurdu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/danistay-muayenehanelere-kota-uygulamasinin-yurutmesini-bir-kez-daha-durdurdu-637547">Danıştay, Muayenehanelere Kota Uygulamasının Yürütmesini Bir Kez Daha Durdurdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Muayenehanesi bulunan hekimlerin özel hastanelerde hasta tedavi etmelerine kota uygulaması getirerek hekimlerin bağımsız çalışma hakkını kısıtlayan düzenleme, 6 Ekim 2022 ve 7 Ocak 2023 tarihli yönetmeliklerden sonra 30 Ocak 2025 tarihinde çıkarılan Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde de yer almıştı.</p>
<p><b>Danıştay Kadro Kısıtlaması Uygulamasının Yürütmesini Durdurdu</b></p>
<p>Yönetmeliğin iptali istemiyle açılan davada Danıştay 10. Dairesi, özel hastanelerin “ilgili uzmanlık dalındaki toplam kadro sayısının üçte birini aşmayacak şekilde tabiple sözleşme yapılabileceği” maddesinin yürütmesini durdurdu. Kararda Sağlık Bakanlığı’nın mevcut sağlık insan gücünü kamu ve özel kurum ve kuruluşlar düzeyinde planlamaya, istihdamın bu plan çerçevesinde yürütülmesini sağlamaya ve bunu denetlemeye yetkili olduğu; 1219 sayılı kanuna göre birden fazla sağlık kurum ve kuruluşunda çalışmada planlamaların esas alınacağının belirtildiği; sağlık insan gücü, tıbbi hizmet birimleri ve nitelikleri ile teknoloji yoğunluklu tıbbi cihaz dağılımı alanlarında kamu ve özel sektörü kapsayacak şekilde planlama yapma konusunda Sağlık Bakanlığı’na bir takdir yetkisi verildiği görülmekle birlikte, sağlık hizmetlerinin planlanması konusunda Sağlık Bakanlığı’na verilen söz konusu takdir yetkisinin mutlak ve sınırsız olmadığı belirtildi. Bakanlığın yetkisinin hukukun genel ilkelerine, kamu yararına ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılması gerektiği kaydedilen kararda; idarelerin takdir yetkisini kamu yararı, hizmet gerekleri, hak ve nesafet ilkeleri açısından hukuka uygun olarak temellendirmekle yükümlü olduğu yönünde genel değerlendirmelere yer verildi.</p>
<p><b>Dava Konusu Düzenlemede Hukuka Uyarlık Bulunmadığı Belirtildi</b></p>
<p>Kararda madde düzenlemesine ilişkin olarak ise; ara karar ile idareye sorulan sorulara verilen/verilmeyen yanıtlardan sözleşmenin kadro sınırlamasına bağlanmasına ilişkin düzenleme yapılmadan önce herhangi bir planlama yapılmadığının görüldüğü, düzenlemenin sebep unsurlarının somut olarak ortaya konulamadığı, planlama yapma konusunda davalı idareye tanınan takdir yetkisinin hukukun genel ilkelerine, kamu yararına ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanıldığından söz edilemeyeceği sonucuna varıldığı ifade edildi. Vaka bazlı izin verilmesi düzenlemesine dair de vaka bazlı özel izin prosedürünün nasıl işletileceği, iznin kim tarafından (hastane mesul müdürü, ilgili hekim vs.) nasıl isteneceği, değerlendirme kriterlerinin neler olacağı, ne kadar sürede sonuçlandırılacağı, acil hallerde, mesai saatleri dışında ya da tatil günlerinde bu sürecin nasıl yürütüleceği gibi hususlarda herhangi kurala yer verilmediği vurgulanan kararda; düzenlemedeki bu belirsizliklerin uygulamada tereddütlere ve hizmet sunumunda aksaklıklara sebebiyet vereceği sonucuna varıldığı, bu yönüyle dava konusu düzenlemede hukuka uyarlık bulunmadığı belirtildi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/danistay-muayenehanelere-kota-uygulamasinin-yurutmesini-bir-kez-daha-durdurdu-637547">Danıştay, Muayenehanelere Kota Uygulamasının Yürütmesini Bir Kez Daha Durdurdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>El Cerrahisi Uzmanı Dr. Savran’dan ‘Acemi Kasap’ Uyarısı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/el-cerrahisi-uzmani-dr-savrandan-acemi-kasap-uyarisi-637545</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 16:54:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acemi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[el]]></category>
		<category><![CDATA[savran]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637545</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurban Bayramı öncesinde vatandaşlara önemli uyarılarda bulunan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı, El Cerrahisi Yan Dal Uzmanı Op. Dr. Ahmet Savran, bayram döneminin el cerrahisinin en yoğun zamanlarından biri olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/el-cerrahisi-uzmani-dr-savrandan-acemi-kasap-uyarisi-637545">El Cerrahisi Uzmanı Dr. Savran’dan ‘Acemi Kasap’ Uyarısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Kurban Bayramı öncesinde vatandaşlara önemli uyarılarda bulunan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı, El Cerrahisi Yan Dal Uzmanı Op. Dr. Ahmet Savran, bayram döneminin el cerrahisinin en yoğun zamanlarından biri olduğunu söyledi.</span></p>
<p><b>“Koruyucu Hekimlik Önem Kazanıyor”</b></p>
<p><span>Kurban kesimi sırasında yaşanan dikkatsizliklerin ciddi yaralanmalara yol açtığını belirten Savran, özellikle el ve parmak kesilerinde her yıl büyük artış yaşandığına dikkat çekti. </span><span>“Kurban Bayramı geldiğinde adeta el kesisi salgını yaşanıyor” diyen Savran, sağlık çalışanlarının bu döneme özel hazırlık yaptığını ifade etti. Savran, “Kurban Bayramı, el cerrahisinin en yoğun olduğu dönemlerden biridir. Bu süreçte izinler iptal edilir, gerekli malzemeler ve cerrahi setler hazırlanır. Sağlığın her alanında olduğu gibi burada da koruyucu hekimlik büyük önem taşıyor” dedi.</span></p>
<p><b>“Koruyucu Eldiven Kullanılmalı”</b></p>
<p><span>Vatandaşların kurban kesimini mutlaka işin uzmanına bırakması gerektiğini vurgulayan Savran, profesyonel kasaplarla çalışılmasının hayati önem taşıdığını söyledi. Kurban kesimi yapan kişilerin koruyucu eldiven kullanması gerektiğini belirten Savran, profesyonel kesim alanlarında tetanoz aşısının da ihmal edilmediğini kaydetti. </span><span>Olası yaralanmalarda zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini ifade eden Savran, kopan uzuvların doğru şekilde taşınmasının tedavi sürecinde büyük önem taşıdığını belirtti. </span><span>Savran, “Bir yaralanma olduğunda en yakın acil servise başvurulmalıdır. Eğer parmak kopması varsa, kopan parçanın uygun koşullarda taşınması gerekir” diye konuştu. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/el-cerrahisi-uzmani-dr-savrandan-acemi-kasap-uyarisi-637545">El Cerrahisi Uzmanı Dr. Savran’dan ‘Acemi Kasap’ Uyarısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nurhan Ünüsan&#8217;dan Kurban Bayramı&#8217;nda Sağlıklı Et Tüketiminin Püf Noktaları</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusandan-kurban-bayraminda-saglikli-et-tuketiminin-puf-noktalari-637478</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 13:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[etin]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[nurhan]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[pişirme]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ünüsan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637478</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurban Bayramı’nda en sık yapılan beslenme hatalarından biri, yeni kesilmiş etin hemen tüketilmesidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusandan-kurban-bayraminda-saglikli-et-tuketiminin-puf-noktalari-637478">Prof. Dr. Nurhan Ünüsan&#8217;dan Kurban Bayramı&#8217;nda Sağlıklı Et Tüketiminin Püf Noktaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Kurban Bayramı’nda en sık yapılan beslenme hatalarından biri, yeni kesilmiş etin hemen tüketilmesidir. Bu durum, sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurhan Ünüsan, kurban etinin doğru koşullarda dinlendirilmesi ve uygun yöntemlerle pişirilmesinin sağlık açısından büyük önem taşıdığını ifade ederek, Kurban Bayramı’nda doğru ve sağlıklı et tüketimine dair değerlendirmelerde bulundu.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Özellikle, Kalp-Damar Hastalığı, Hipertansiyon, Reflü ve Gastriti Olan Bireyler Kurban Etini Hemen Tüketmemeli”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yeni kesilmiş etin hemen tüketilmemesinin temel nedeninin, etin kesim sonrası biyokimyasal değişimlerden geçmesi olduğunu belirten KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurhan Ünüsan; “Kesim sonrası ette “rigor mortis” olarak adlandırılan ölüm sertliği süreci başlar. Yeni kesilmiş etin kas lifleri sertleşir ve sindirimi daha zor hale gelir. Özellikle kalp-damar hastalığı, hipertansiyon, reflü, gastrit ve mide hassasiyeti bulunan bireylerin kurban etini hemen tüketmemesi gerekir. Etin kontrollü şekilde dinlendirilmesi hem lezzet hem de sindirim açısından daha sağlıklıdır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Kurban Etini Dinlendirme ve Saklamanın Püf Noktaları</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Kurban etinin buzdolabında 12 ila 24 saat dinlendirilmesinin önemine dikkat çeken Ünüsan; “Sert, yağlı ve fazla pişirilmiş et mideyi daha uzun süre meşgul edebilir. Özellikle mide hassasiyeti olan kişilerde şişkinlik, hazımsızlık ve reflü sorunları artabilir. Bu nedenle kurban eti, buzdolabında en az 12 ila 24 saat dinlendirilmelidir. Bu süreçte etin pişirme kalitesi artar ve sindirim yükü azalır. Dinlendirme işleminin oda sıcaklığında değil, uygun soğutma koşullarında yapılması gerekir. Etler büyük parçalar halinde üst üste sıkıştırılmamalı, temiz kaplara ayrıldıktan ve ilk sıcaklığı geçtikten sonra 0–4 derece arasında muhafaza edilmelidir. Uzun süre saklanacak etler ise porsiyonlar halinde dondurulmalıdır” ifadelerine yer verdi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Eti Pişirme Yöntemleri de Sağlıklı Beslenme İçin Belirleyicidir”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Pişirme yöntemlerinin de sağlıklı beslenme için belirleyici olduğuna dikkat çeken Ünüsan; “Özellikle haşlama, sebzeli tencere yemekleri ve doğru uygulanan ızgara yöntemleri daha güvenli seçeneklerdir. Haşlama, özellikle yaşlılar, çocuklar ve mide hassasiyeti bulunan bireyler için uygun bir yöntemdir. Risk gruplarında bulunan kalp-damar ve hipertansiyon hastaları yağlı ve tuzlu et tüketiminden kaçınmalıdır. Et kendi yağıyla ve kısık ateşte pişirilmeli, iç yağı, kuyruk yağı veya fazla tereyağı eklenmemelidir. Izgara yapılırken et doğrudan aleve maruz bırakılmamalı, kömür köz haline geldikten sonra pişirme yapılmalıdır. Etin dışı yanıp içi çiğ kalmamalıdır. Ayrıca, kömürleşmiş ve yanmış kısımlar tüketilmemelidir” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Prof. Dr. Nurhan Ünüsan’dan Altın Değerinde Tavsiyeler</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ünüsan, kurban etinin kaliteli protein, demir, çinko ve B vitaminleri açısından önemli bir besin kaynağı olduğunu belirterek şu tavsiyelerde bulundu; “Bayram sofralarında önemli olan eti tamamen kısıtlamak değil, doğru zamanda, doğru yöntemlerle ve ölçülü şekilde tüketmektir. Etin yanında sebze, salata, yoğurt ve tam tahıllı ürünlere yer verilmesi, aşırı tuzlu, yağlı ve ağır öğünlerden kaçınılması gerekir. Sağlıklı bir bayram geçirmek için porsiyon kontrolü ve pişirme yöntemleri büyük önem taşımaktadır.”</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusandan-kurban-bayraminda-saglikli-et-tuketiminin-puf-noktalari-637478">Prof. Dr. Nurhan Ünüsan&#8217;dan Kurban Bayramı&#8217;nda Sağlıklı Et Tüketiminin Püf Noktaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurban Bayramı&#8217;nda ağız ve diş sağlığı ihmal edilmemeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-agiz-ve-dis-sagligi-ihmal-edilmemeli-637454</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 13:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Bakım]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Eti]]></category>
		<category><![CDATA[ihmal]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637454</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurban Bayramı’nda lifli et, şeker ve tatlı tüketirken dikkat edilmesi gereken noktalara dikkat çeken İstanbul Atlas Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Nadin Gemrekoğlu, bayramda ağız ve diş sağlığının ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-agiz-ve-dis-sagligi-ihmal-edilmemeli-637454">Kurban Bayramı&#8217;nda ağız ve diş sağlığı ihmal edilmemeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Kurban Bayramı’nda lifli et, şeker ve tatlı tüketirken dikkat edilmesi gereken noktalara dikkat çeken İstanbul Atlas Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Nadin Gemrekoğlu, bayramda ağız ve diş sağlığının ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. </span></span></span></b><b><span><span><span>Diş arasında kalan besinlerin uzun süre temizlenmezse bakteri birikimine, kötü ağız kokusuna, diş eti kanamasına ve zamanla çürük oluşumuna neden olabileceğini belirten Gemrekoğlu, “Et tüketiminden sonra diş ipi veya ara yüz fırçası kullanılarak mekanik temizlik yapılması önemlidir” dedi. Kürdan kullanırken yumuşak uçlu ürünlerin tercih edilmesini ve zorlanmaması gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Nadin Gemrekoğlu, tatlı ve şeker tüketiminin ardından su tüketilmesini ve dişlerin fırçalanmasını önerdi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Ana Bilim Dalı’ndan Dr.Öğr. Üyesi Nadin Gemrekoğlu, Kurban Bayramı’nda ağız ve diş sağlığının korunmasıyla ilgili önerilerde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Diş aralarına sıkışan besinler temizlenmeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kurban Bayramı’nda özellikle ağız ve diş sağlığı açısından bazı risk ve tehditlerin ortaya çıkabildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Nadin Gemrekoğlu, “Kurban Bayramı’nda kırmızı et tüketiminin artmasıyla birlikte diş aralarına lifli et parçalarının sıkışması oldukça sık karşılaştığımız bir durumdur. Özellikle mevcut diş eti problemi, çapraşıklık veya eski dolgu-protez varlığında bu durum daha belirgin hale gelir. Diş arasında kalan besinler uzun süre temizlenmezse bakteri birikimine, kötü ağız kokusuna, diş eti kanamasına ve zamanla çürük oluşumuna neden olabilir. Bu nedenle et tüketiminden sonra diş ipi veya ara yüz fırçası kullanılarak mekanik temizlik yapılması önemlidir. Ayrıca yeterli su tüketimi ve ağız hijyeninin aksatılmaması gerekir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bilinçsiz kürdan kullanımı diş eti dokusuna zarar verebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kürdanın bilinçsiz ve sert şekilde kullanılmasının diş eti dokusuna zarar verebileceğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Nadin Gemrekoğlu, “Özellikle sivri uçlu kürdanlar diş eti çekilmesine, diş eti travmasına ve zamanla diş aralarında boşluk oluşmasına neden olabilir. Bu nedenle diş arasında biriken besinleri temizlemek için öncelikli olarak diş ipi veya hekimin önerdiği ara yüz fırçaları tercih edilmelidir. Kürdan kullanılacaksa da çok zorlamadan ve yumuşak uçlu ürünler tercih edilerek dikkatli kullanılmalıdır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bayramda ağız bakım rutinleri ihmal edilmemeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bayram döneminde ağız bakım rutinlerinin ihmal edilmemesinin çok önemli olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Nadin Gemrekoğlu, tavsiyelerini şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“</span></span></span><span><span><span>Günde en az iki kez florürlü diş macunu ile dişler fırçalanmalı, özellikle gece yatmadan önce diş ipi kullanımı ihmal edilmemelidir. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Et tüketimi sonrası ağız çalkalamak, su tüketmek ve şekerli gıdaların ardından dişleri temizlemek ağız ortamındaki asit yükünü azaltır. Ayrıca çok sert kemik parçalarını dişle kırmaya çalışmak diş çatlaklarına veya kırıklarına yol açabileceği için bundan kaçınılmalıdır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Tatlıdan sonra su içilmeli ve dişler fırçalanmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bayramlarda gelenekselleşen tatlı ve şeker ikramları ile çay ve kahve tüketiminin arttığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Nadin Gemrekoğlu, “Bayram ziyaretlerinde gün boyu sık aralıklarla tatlı ve şeker tüketimi ağızdaki asidik ortamı artırarak çürük riskini yükseltir. Özellikle şekerli gıdaların tüketim sıklığı, miktarından daha önemlidir. Tatlı tüketimi mümkünse ana öğün sonrasında yapılmalı, ardından su tüketilmeli ve kısa süre sonra dişler fırçalanmalıdır. Çay ve kahve tüketiminin artması ise dişlerde renklenmeye neden olabilir. Bu nedenle su tüketimini artırmak ve düzenli ağız bakımı yapmak önemlidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Düzenli ve doğru ağız hijyeni diş çürüklerini önler</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Nadin Gemrekoğlu</span></span></span><span><span><span>, diş çürüklerinin önlenmesinde alınabilecek tedbirlere değinerek sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Diş çürüğünü önlemenin temelinde düzenli ve doğru ağız hijyeni yer alır. Florürlü diş macunu kullanımı, diş ipi alışkanlığı ve düzenli diş hekimi kontrolleri büyük önem taşır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Şekerli ve yapışkan gıdaların sık tüketiminden kaçınılmalı, özellikle gece tüketim sonrası dişler mutlaka temizlenmelidir. Çocuklarda bayram şekeri tüketimi kontrol altında tutulmalı ve aileler ağız bakım konusunda çocukları teşvik etmelidir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bayram döneminde küçük gibi görünen ağız bakım ihmalleri, sonrasında diş eti problemleri ve çürük artışı olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu nedenle ağız bakım rutinlerinin bayramda da devam ettirilmesi gerekir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-agiz-ve-dis-sagligi-ihmal-edilmemeli-637454">Kurban Bayramı&#8217;nda ağız ve diş sağlığı ihmal edilmemeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüksek tansiyonu tetikleyen 14 şaşırtıcı neden</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuksek-tansiyonu-tetikleyen-14-sasirtici-neden-637397</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 11:59:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[14]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[nedenler]]></category>
		<category><![CDATA[şaşırtıcı]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[tetikleyen]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637397</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern yaşamın yoğun temposu, stres ve kötü beslenme hipertansiyonu tetikleyen başlıca nedenler arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-tansiyonu-tetikleyen-14-sasirtici-neden-637397">Yüksek tansiyonu tetikleyen 14 şaşırtıcı neden</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Modern yaşamın yoğun temposu, stres ve kötü beslenme hipertansiyonu tetikleyen başlıca nedenler arasında yer alıyor. Ancak bu nedenlerin hiçbiri yoksa ve tansiyon yine de yükseliyorsa altında daha alışılmadık nedenler olabileceğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Yalnızlık, uyku apnesi, susuzluk, ağrı kesici kullanımı, bazı bitkisel takviyeler ve tiroid problemleri gibi günlük yaşamda çoğu zaman önemsenmeyen faktörler de tansiyon değerlerini yükseltebilir. Kontrol altına alınmayan hipertansiyon ise zamanla kalp, damar, böbrek ve beyin sağlığı üzerinde ciddi hasarlara yol açabilir” uyarısında bulundu.</strong></p>
<p>Özellikle tansiyon problemi yaşayan kişilere verilen ilk tavsiyelerden birinin tuz tüketimini azaltmak olduğunu paylaşan Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Bunun nedeni, fazla tuzun vücutta su tutulmasına yol açarak kalp ve damar sistemi üzerinde ekstra yük oluşturmasıdır. Ancak hipertansiyonu tetikleyen nedenler yalnızca tuzla sınırlı değildir. Stres, kaygı ve öfke gibi duygusal değişimlerin yanı sıra günlük yaşamda fark edilmeyen bazı alışkanlıklar da tansiyon değerlerinde ani yükselmelere neden olabilir. Geçici iniş ve çıkışlar her zaman ciddi bir soruna işaret etmese de uzun süre yüksek seyreden değerlerin mutlaka hekim kontrolünden geçmesi gerekir” dedi.</p>
<p>Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan yüksek tansiyon üzerinde etkisi olan beklenmedik 14 faktörü sıraladı:</p>
<p><strong>Yalnızlık</strong></p>
<p>Yalnızlık hissi, özellikle uzun vadede büyük tansiyonun yükselmesine neden olabilir. Bu konuda yapılan bir araştırmada, kendisini yalnız hisseden kişilerin büyük tansiyonunda dört yıl içinde 14 puandan fazla artış olduğu ortaya kondu.</p>
<p><strong> Beyaz önlük sendromu</strong></p>
<p>Doktor kontrolü sırasında ölçülen tansiyon değerleriyle evde ölçülen değerler arasında fark görülebilir. “Beyaz önlük etkisi” olarak adlandırılan bu durum, yalnızca muayene ortamında bulunmaya bağlı olarak büyük tansiyonda 10, küçük tansiyonda ise 5 puana kadar yükselmeye neden olabilir. Bu artışın genellikle stres ve kaygıyla ilişkili olduğu düşünülüyor.</p>
<p><strong> Tuvalete gitmeyi geciktirmek</strong></p>
<p>Tuvalet ihtiyacını uzun süre ertelemek de tansiyonun yükselmesine neden olabilir. Yapılan bir araştırmada, en az 3 saat boyunca tuvalete gitmeyen orta yaşlı kadınların büyük tansiyonunda ortalama 4, küçük tansiyonunda ise 3 puan artış görüldü. Benzer etkilerin farklı yaş gruplarındaki kadın ve erkeklerde de ortaya çıkabileceği belirtildi.<strong> </strong></p>
<p><strong>Duygusal konuşmalar</strong></p>
<p>Dinlenme halindeki kan basıncı, konuşmaya başlanmasıyla birlikte geçici olarak yükselebilir. Bu artışın seviyesi, konuşulan konunun içeriğine ve duygusal yoğunluğuna göre değişebilir. Benzer etki telefon görüşmeleri sırasında da görülebilir.<strong> </strong></p>
<p><strong>Susuzluk</strong></p>
<p>Vücudun yeterli suya sahip olmaması, kan damarlarının daralmasına neden olarak tansiyonu yükseltebilir. Susuz kalan vücut sıvıyı korumaya çalışırken damarlar daha fazla sıkışabilir ve böbrekler daha az idrar üretmeye başlayabilir. Bu durum da kalp ve beyindeki küçük damarlar üzerinde ekstra baskı oluşturabilir.</p>
<p><strong> Şeker</strong></p>
<p>Özellikle yüksek fruktozlu mısır şurubu içeren işlenmiş şekerler, kan basıncının yükselmesinde tuz kadar hatta bazı durumlarda daha fazla etkili olabilir.<strong> </strong></p>
<p><strong>Bitkisel takviyeler</strong></p>
<p>Ginkgo, ginseng, guarana, efedra, acı portakal ve sarı kantaron gibi bazı bitkisel takviyeler kan basıncını yükseltebilir. Ayrıca bu ürünler, yüksek tansiyon ilaçları da dahil olmak üzere bazı ilaçların etkisini değiştirebilir.<strong> </strong></p>
<p><strong>Uyku apnesi</strong></p>
<p>Uyku apnesi, yüksek tansiyon ve diğer kalp hastalıkları riskini artırabilir. Uyku sırasında solunumun sık sık durup yeniden başlaması, sinir sisteminin kan basıncını yükselten kimyasallar salgılamasına neden olabilir. Ayrıca bu durumun yol açtığı oksijen eksikliği damar duvarlarına zarar vererek vücudun tansiyonu düzenlemesini zorlaştırabilir.</p>
<p><strong> Tiroid problemleri</strong></p>
<p>Vücudun yeterince tiroid hormonu üretmemesi, kalp atış hızının yavaşlamasına ve damarların esnekliğini kaybetmesine neden olabilir. Ayrıca kötü kolesterol olarak bilinen LDL kolesterolü de yükseltebilir ve bu da damar sertliğine yol açarak tansiyonu artırabilir. Nadiren de olsa tiroid hormonunun fazla salgılanması, kalbin daha hızlı ve güçlü çalışmasına neden olarak kan basıncını yükseltebilir.</p>
<p><strong> Doğum kontrol ilaçları</strong></p>
<p>Doğum kontrol hapları, iğneleri ve bazı diğer yöntemler, kan damarlarını etkileyen hormonlar içerdiği için tansiyonun yükselmesine neden olabilir. Bu riskin özellikle 35 yaş üstü, fazla kilolu veya sigara kullanan kadınlarda daha yüksek olduğu düşünülüyor.</p>
<p><strong>Antidepresanlar</strong></p>
<p>Dopamin, norepinefrin ve serotonin gibi beyin kimyasallarını etkileyen antidepresan ilaçlar, kan basıncında değişikliklere yol açabilir. Özellikle serotonin üzerinde etkili ilaçların birlikte kullanılması durumunda tansiyon değerleri yükselebilir.</p>
<p><strong>Ağrı kesici kullanımı</strong></p>
<p>Aspirin ve ibuprofen gibi steroid olmayan anti-enflamatuar ilaçlar hem sağlıklı kişilerde hem de hipertansiyon hastalarında tansiyon değerlerinin yükselmesine neden olabilir. Artış genellikle birkaç puanla sınırlı kalsa da bazı kişiler bu ilaçlardan çok daha fazla etkilenebilir.</p>
<p><strong> Potasyum eksikliği</strong></p>
<p>Böbreklerin kandaki sıvı dengesini koruyabilmesi için sodyum ve potasyumun dengeli olması gerekir. Bu nedenle düşük tuzlu besleniliyor olsa bile yeterince meyve, sebze, fasulye, az yağlı süt ürünleri ya da balık tüketilmemesi tansiyonun yükselmesine neden olabilir.<strong> </strong></p>
<p><strong>Ağrı</strong></p>
<p>Tansiyonu yükselten alışılmadık nedenlerden biri de ağrı olabilir. Ani ya da şiddetli ağrılar, sinir sistemini hızlandırarak kan basıncının yükselmesine yol açabilir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-tansiyonu-tetikleyen-14-sasirtici-neden-637397">Yüksek tansiyonu tetikleyen 14 şaşırtıcı neden</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öksürürken, gülerken veya hapşırırken…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/oksururken-gulerken-veya-hapsirirken-637350</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 11:28:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[gülerken]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hapşırırken]]></category>
		<category><![CDATA[İdrar Kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[öksürürken]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tipi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637350</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde milyonlarca kadının ortak kabusu idrar kaçırma… Ancak utanıldığı ya da yaşlılık belirtisi olarak görüldüğü için pek çok kadın bu soruna “dur” diyemiyor, saklamayı tercih ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oksururken-gulerken-veya-hapsirirken-637350">Öksürürken, gülerken veya hapşırırken…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde milyonlarca kadının ortak kabusu idrar kaçırma… Ancak utanıldığı ya da yaşlılık belirtisi olarak görüldüğü için pek çok kadın bu soruna “dur” diyemiyor, saklamayı tercih ediyor. Kadınların yarısını sosyal hayattan kopararak eve hapseden idrar kaçırma sorunu anksiyete ve depresyonu da beraberinde getiren ciddi bir psikolojik yıkıma dönüşebiliyor. Konunun toplumda bir tabu olarak görülmesinin tedavi sürecini geciktirdiğini belirten <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Baki Erdem</strong>, “İdrar kaçırma kesinlikle katlanılması gereken bir kader ya da yaşlanmanın doğal bir sonucu değildir; evden çıkarken ped bağımlısı olmak istemiyorsanız, ilk belirtide uygulayabileceğiniz ve hayatınızı geri kazanmanızı sağlayacak çok basit ve etkili çözüm yolları var” diyor.<em> </em></p>
<p><strong>Yaşlılık hastalığı olarak görüyor, hekime başvurmuyorlar!</strong></p>
<p>Tıbbi adıyla &#8220;üriner inkontinans&#8221; olarak bilinen kadınlarda idrar kaçırma, dünya genelinde milyonlarca kadının hayatını kabusa çeviriyor. İstem dışı bir sağlık sorunu olan idrar kaçırma Uluslararası Kontinans Topluluğu (ICS) tarafından &#8220;sosyal ve hijyenik problem oluşturan durum&#8221; olarak tanımlanıyor. </p>
<p>İdrar kaçırma sorununun sanıldığı gibi sadece ileri yaş grubunu etkilemediğini, her yaş grubu kadının kapısını çalabildiğini belirten <strong>Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Baki Erdem, </strong>“Her 3 kadından 1’i hayatlarının bir döneminde bu problemle mutlaka yüzleşiyor.<strong> </strong>Özellikle hamilelik ve doğum süreçlerini atlatmış, menopoz dönemine adım atmış, fazla kilo kontrolünde zorlanan ya da pelvik taban desteği zayıflamış kadınlarda risk çok daha belirgin şekilde artıyor. Ancak buna rağmen kadınların büyük bir çoğunluğu utandığı, çekindiği ya da idrar kaçırmayı yaşlanmanın doğal ve kaçınılmaz bir sonucu olarak gördüğü için hekime başvurmaktan kaçınıyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>&#8220;Sadece fiziksel değil, psikolojik bir deprem yaratıyor&#8221;</strong></p>
<p>İdrar kaçırmanın gizli bir sosyal izolasyon sürecini tetiklediğini belirten Prof. Dr. Baki Erdem, &#8220;Hastalar zaman içerisinde hayatlarını idrar kaçırma riskine göre planlamaya başlıyor. Sosyal ortamlardan, arkadaş toplantılarından hızla uzaklaşıyorlar. Spor ve egzersiz yapmaktan, hatta dışarıda uzun yürüyüşlere çıkmaktan bile kaçınır hale geliyorlar. Günlük yaşam aktivitelerinin bu şekilde kısıtlanması, uzun vadede ciddi bir özgüven kaybını, anksiyeteyi ve depresyonu beraberinde getiriyor&#8221; diyor. </p>
<p><strong>Öksürürken bile tetiklenebiliyor!</strong></p>
<p>İdrar kaçırmanın farklı alt türleri olduğunu ve tedavinin de bu alt tiplere göre belirlendiğini ifade eden <strong>Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Baki Erdem, </strong>“Kadınlarda en sık görülen stres tipi idrar kaçırmadır. Ancak bu sanılanın aksine psikolojik stresle değil, fiziksel basınçla ilgilidir.<strong> </strong>Öksürme, hapşırma, gülme, merdiven çıkma veya egzersiz yapma gibi anlarda karın içi basıncın artmasıyla istem dışı gerçekleşir. Stres tipi dışında sıkışma tipi ve karışık tip idrar kaçırma tipleri ise aniden gelen ve durdurulamaz bir tuvalet hissiyle kendini gösterir.<em> </em>Kadınlar bu nedenle sürekli günlük ped kullanma ihtiyacı hisseder. Sürekli ped kullanmak zorunda kalmak bile tek başına bir kadının sosyal özgürlüğünü elinden alan ciddi bir yüktür” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Doğru teşhis için detaylı inceleme şart</strong></p>
<p>Tedavinin başarısının, idrar kaçırmanın türünü doğru belirlemekten geçtiğini ifade eden <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Baki Erdem</strong>, <em>“</em>Başarılı bir tedavi için ilk adım, hastanın ayrıntılı öyküsünü dinlemek ve fiziki muayenesini yapmaktır. Gerekli görülen durumlarda durumlarda idrar tahlili, ultrasonografi, hastanın kendi tuvalet alışkanlıklarını kaydettiği idrar günlüğü, ped testi ve ürodinamik incelemeler gibi ileri yöntemlere başvuruyoruz. Özellikle karmaşık ve dirençli vakalarda mesane fonksiyonlarının ayrıntılı değerlendirilmesi bize en doğru tedavi haritasını veriyor&#8221; ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Evde Uygulanabilecek 4 Hayati Adım</strong></p>
<p>İdrar kaçırma tedavisinde ilk basamakta cerrahi müdahaleye gerek kalmadan yaşam tarzı değişiklikleri ile ilerleme sağlanabildiğini belirten <strong>Prof. Dr. Baki Erdem</strong> evde uygulanabilecek 4 önemli yöntemi sıralıyor. </p>
<p><strong>1. Kilo Kontrolü:</strong> Fazla kilo, mesane ve pelvik taban kasları üzerine sürekli bir baskı uygular. Kilo kontrolü sağlamak, karın içi basıncı azaltarak idrar kaçırma şikayetlerini ciddi oranda hafifletiyor. </p>
<p><strong>2. Pelvik Taban ve Kegel Egzersizleri:</strong> Özellikle hafif ve orta dereceli vakalarda, leğen kemiği tabanındaki kasları güçlendiren Kegel egzersizleri düzenli yapıldığında yüz güldürücü ve son derece etkili sonuçlar veriyor. </p>
<p><strong>3. Kabızlığın Önlenmesi:</strong> Kronik kabızlık ve tuvalette sürekli ıkınmak, pelvik kaslarını zamanla yıpratır ve zayıflatır. Lifli beslenme ve doğru tuvalet alışkanlıkları bu süreci durdurmada kritik rol oynuyor. </p>
<p><strong>4. Zararlı Alışkanlıklardan Uzaklaşmak:</strong> Sigara kullanımı kronik öksürüğe yol açarak mesane üzerindeki baskıyı (stres tipini) doğrudan tetikler. Sigaranın bırakılması tedaviyi doğrudan olumlu etkiliyor. </p>
<p><strong>Cerrahi tedavi gerekebilir</strong></p>
<p>Egzersiz ve yaşam tarzı değişikliklerinin yetersiz kaldığı durumlarda cerrahi seçeneklerin mümkün olduğunu ifade eden <strong>Prof. Dr. Baki Erdem</strong>, “Özellikle &#8216;sıkışma tipi&#8217; idrar kaçırma problemlerinde etkili ilaç tedavilerinden çok büyük oranda faydalanıyoruz. İleri derece &#8216;stres tipi&#8217; vakalarda ise cerrahi tedaviyi gündeme alıyoruz. Günümüzde uyguladığımız ve uluslararası kılavuzlarda da &#8216;altın standart&#8217; kabul edilen midüretral sling (askı) operasyonları, minimal invaziv özellikleri ve yüksek başarı oranları sayesinde hastalarımızı aynı gün ayağa kaldırabiliyor” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oksururken-gulerken-veya-hapsirirken-637350">Öksürürken, gülerken veya hapşırırken…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeme bozukluğu gelişiminde ebeveyn etkisi büyük!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeme-bozuklugu-gelisiminde-ebeveyn-etkisi-buyuk-637338</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 11:12:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[gelişiminde]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[Nervoza]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637338</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, yeme bozukluklarının aile tutumlarıyla ilişkisi ve hastalara yaklaşımın önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeme-bozuklugu-gelisiminde-ebeveyn-etkisi-buyuk-637338">Yeme bozukluğu gelişiminde ebeveyn etkisi büyük!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, yeme bozukluklarının aile tutumlarıyla ilişkisi ve hastalara yaklaşımın önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Eleştirel ve mükemmeliyetçi ebeveyn tutumları yeme bozukluklarını tetikleyebiliyor!</strong></p>
<p>Yeme bozukluklarının gelişiminde aile tutumlarının önemli bir rol oynayabileceğini dile getiren Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Özellikle başarı odaklı, mükemmeliyetçi ve eleştirel ebeveyn yaklaşımları hem yeme bozukluklarını tetikleyebiliyor hem de mevcut sürecin seyrini olumsuz etkileyebiliyor.” dedi.</p>
<p>Aile içinde beden, kilo ve beslenme üzerine sık ve eleştirel yorumlar yapılabildiğini aktaran Elbaşoğlu, “Diyet, kilo verme ve yeme davranışlarının sürekli gündem olması çocuk ve ergenlerde yeme bozukluklarına zemin hazırlayabiliyor. Aynı şekilde çocuğun bedenine yönelik olumsuz değerlendirmeler, beğenmeme ya da eleştirme gibi tutumlar da risk faktörü olarak öne çıkıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Anoreksiya kısıtlama ve kontrol, bulimia ise tıkınırcasına yeme ve telafi davranışlarıyla karakterize! </strong></p>
<p>Söz konusu yeme bozuklukları arasında Anoreksiya Nervoza ve Bulimia Nervoza’nın öne çıktığını kaydeden Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Anoreksiya Nervoza temel olarak yeme kısıtlaması ve aşırı kontrol davranışları ile karakterizedir. Bulimia Nervoza ise tıkınırcasına yeme ataklarının ardından kusma ya da telafi edici davranışlarla seyreder.” dedi.</p>
<p>Bazı vakalarda bu iki tablonun birlikte görülebildiğini ya da zaman içinde birinin diğerine dönüşebildiğini ifade eden Elbaşoğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Psikolojik açıdan anoreksiya nervozada kontrolcülük, mükemmeliyetçilik, inkar ve kusursuz olma isteği ön plandadır. Kişi kendi bedenini ve yeme davranışını sıkı bir şekilde kontrol etme eğilimindedir. Bulimia nervozada ise dürtüsellik, duygu düzenleme güçlüğü, kontrol kaybı ve yoğun utanç duygusu daha belirgindir. Yeme ataklarını genellikle pişmanlık ve suçluluk takip eder.”</p>
<p><strong>Yeme davranışı ve beden kontrolü kişinin kimliğiyle bütünleşebilir!</strong></p>
<p>Özellikle anoreksiya nervoza vakalarında hastalığın kabul edilmemesinin sık görülen bir durum olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Bu kişilerde güçlü bir inkar mekanizması ve ego-sintonik bir yapı söz konusudur; yani yeme davranışı ve beden kontrolü kişinin kimliğiyle bütünleşmiştir. Kişi, ‘bedenimi kontrol edebildiğim sürece değerliyim’ gibi bir inanç geliştirebilir. Bu nedenle hastalık algısı zayıf olur ve tedavi süreci daha dirençli ilerleyebilir.” dedi.</p>
<p>Yeme bozukluğu yaşayan bireylere yaklaşımda eleştirel ve yargılayıcı dilden kaçınılmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Elbaşoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu kişilere yöneltilen ‘çok zayıfsın’, ‘çok kilo aldın’ gibi beden odaklı yorumlar ya da yemek yemeye yönelik baskı içeren ifadeler süreci olumsuz etkileyebilir. Bunun yerine daha destekleyici, anlayışlı ve yargılamayan bir iletişim tarzı benimsenmelidir. Aile içi iletişim sorunları da yeme bozukluklarının önemli bir bileşeni olabileceğinden, tedavi sürecinde bu alanın da ele alınması gerekir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeme-bozuklugu-gelisiminde-ebeveyn-etkisi-buyuk-637338">Yeme bozukluğu gelişiminde ebeveyn etkisi büyük!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurban Bayramı&#8217;nda Sağlıklı Et Tüketimi için 5 Öneri!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-saglikli-et-tuketimi-icin-5-oneri-637297</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 10:32:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[et]]></category>
		<category><![CDATA[eti]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637297</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kırmızı et kuşkusuz kaliteli bir protein kaynağı ve demir, çinko, B12 vitamini açısından da değerli bir besin.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-saglikli-et-tuketimi-icin-5-oneri-637297">Kurban Bayramı&#8217;nda Sağlıklı Et Tüketimi için 5 Öneri!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kırmızı et kuşkusuz kaliteli bir protein kaynağı ve demir, çinko, B12 vitamini açısından da değerli bir besin. Ancak kontrolüne dikkat edilmeden tüketildiğinde kronik hastalık riskini de artırabiliyor. Bu nedenle bayram sürecinde doğru saklama, pişirme ve dengeli tüketim alışkanlıkları bir kat daha fazla önem taşıyor. Özellikle kalp ve damar hastaları, hipertansiyonu olanlar, diyabet hastaları, kolesterol sorunu yaşayanlar, böbrek hastaları, gut hastaları ve sindirim sistemi hassasiyeti olanlar, et tüketimi açısından en riskli hasta grupları. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının bayram süresince de sürdürülmesinin, sindirim sistemi sağlığını desteklediğini ve genel yaşam kalitesinin korunmasına katkı sağladığını belirten <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı İrem Aksoy</strong>, sağlıklı bir bayram için 5 öneri paylaştı. </p>
<p><strong>1- Acele Etmeyin!</strong></p>
<p>Kesim sonrası kurban etini hemen tüketmeyin. Kesimden sonra etin 12-24 saat aralığında buzdolabında dinlendirilmesi gerekiyor. Dinlendirildikten sonra tüketilen etler sindirimi daha olumlu etkiler. </p>
<p><strong>2- Doğru Saklayın, Güvenle Tüketin </strong></p>
<p>Etleri büyük parçalar halinde değil, tek kullanımlık porsiyonlar şeklinde saklayın. Çözünen eti tekrar dondurmayın. Buzdolabında kısa süreli saklanacak etler 0–4°C arasında muhafaza edilmeli, daha uzun süre için derin dondurucu tercih edilmelidir. Çiğ etin; sebze, meyve ve diğer hazır gıdalarla temas etmesinden kaçının.</p>
<p><strong>3- Sağlığınız Lezzetten Daha Önemli </strong></p>
<p>Et tüketiminde en sık yapılan hatalardan biri de etlerin fazla yağ içinde yüksek ateşte pişirilmesidir. Oysa et pişirme şekli sadece lezzet değil, sağlık açısından da önemli bir husus. Kızartma ve yağda kavurma yerine ızgara, haşlama ve fırınlama gibi sağlıklı yöntemleri tercih edin. Kuyruk yağı, iç yağ gibi ekstra yağ eklemeyin. </p>
<p><strong>4- Tadında Bırakın, Güzel Pişsin Yeter </strong></p>
<p>Eti ızgarada veya mangalda pişiriyorsanız, et ile ateş arasında en az en az 15-20 cm’lik bir mesafeyi gözetin. Sık sık çevirerek kömürleşme olmadan pişirip tüketin. </p>
<p><strong>5- Sağlıklı Alışkanlıklarınızı Koruyun </strong></p>
<p>Bayram boyunca sağlıklı ve dengeli beslenmeyi koruyabilmek için öğün atlamayın, günlük su tüketiminizi artırın, sebze ve lif tüketimine dikkat edin. Tatlı tüketiminde porsiyon kontrolünüze özen gösterin. Mümkünse şerbetli tatlılar yerine sütlü ve meyveli gibi hafif tatlılar tercih edin. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-saglikli-et-tuketimi-icin-5-oneri-637297">Kurban Bayramı&#8217;nda Sağlıklı Et Tüketimi için 5 Öneri!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TTB, “Antidemokratik Her Türlü Müdahaleye Karşı, Demokrasinin Yanındayız”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ttb-antidemokratik-her-turlu-mudahaleye-karsi-demokrasinin-yanindayiz-637257</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 19:53:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antidemokratik]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasinin]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[müdahaleye]]></category>
		<category><![CDATA[ttb]]></category>
		<category><![CDATA[türlü]]></category>
		<category><![CDATA[yanındayız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637257</guid>

					<description><![CDATA[<p>TTB, "Antidemokratik Her Türlü Müdahaleye Karşı, Demokrasinin Yanındayız"</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ttb-antidemokratik-her-turlu-mudahaleye-karsi-demokrasinin-yanindayiz-637257">TTB, “Antidemokratik Her Türlü Müdahaleye Karşı, Demokrasinin Yanındayız”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, şu açıklamayı yaptı, “Tarihi boyunca darbeler, muhtıralar ve kayyum atamaları gibi uygulamalarla sıkça yara alan Türkiye demokratik ortamı, bugün yeni bir siyasi kararla daha darbe yemiştir. Yargının, yaklaşık üç yıl önce yapılmış bir kurultaya yönelik aldığı karar ile Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi görevden uzaklaştırılmak istenmekte; sandıkla gelen irade, mahkeme kararlarıyla siyaset dışı ilan edilmeye çalışılmaktadır. Bu durum sadece siyasete değil, demokratik ortama yapılmış bir müdahaledir ve halkın tercih hakkını yok saymak demektir. Demokrasinin, düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı bir ortamda; sadece yaşam ve sağlık hakkı değil, hiçbir temel hakkın varlığından söz edilemez. Bugün alınan bu karar kabul edilemez. Bu nedenle; siyasal iktidara, Cumhuriyet Halk Partisi’ne kayyum olarak atananlara; kararın sonuçlarını ortadan kaldırmak adına bir an önce girişimde bulunmaları çağrısında bulunuyoruz. Antidemokratik her türlü müdahaleye karşı, demokrasinin yanında kararlılıkla saf tuttuğumuzu bir kez daha kamuoyuna saygıyla duyururuz” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ttb-antidemokratik-her-turlu-mudahaleye-karsi-demokrasinin-yanindayiz-637257">TTB, “Antidemokratik Her Türlü Müdahaleye Karşı, Demokrasinin Yanındayız”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurban Bayramı&#8217;nda sağlık sorunları yaşamamak için bu tavsiyelere dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-saglik-sorunlari-yasamamak-icin-bu-tavsiyelere-dikkat-637240</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 15:52:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Açısından]]></category>
		<category><![CDATA[bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[eti]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[ogün]]></category>
		<category><![CDATA[porsiyon]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[tavsiyelere]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamamak]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637240</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurban Bayramı’na sayılı günler kalırken İstanbul Atlas Üniversitesi, Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, bayramda dikkat edilmesi gerekenlere ilişkin tavsiyelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-saglik-sorunlari-yasamamak-icin-bu-tavsiyelere-dikkat-637240">Kurban Bayramı&#8217;nda sağlık sorunları yaşamamak için bu tavsiyelere dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Kurban Bayramı’na sayılı günler kalırken İstanbul Atlas Üniversitesi, Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, bayramda dikkat edilmesi gerekenlere ilişkin tavsiyelerde bulundu. Taze et tüketiminin hazımsızlık ve şişkinlik, kabızlık, gut atakları gibi sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunan Kalkan, kalp, hipertansiyon ve diyabet hastalarının porsiyon miktarına dikkat etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bayramda hafif tatlıların tercih edilmesini öneren Kalkan, ana öğünle tatlı tüketilen öğün arasında 2 saat olmasını tavsiye etti. </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi, Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, yaklaşan Kurban Bayramı dolayısıyla doğru ve dengeli beslenme, et tüketiminde dikkat edilmesi gerekenlerle ilgili değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Kurban eti buzdolabında en az 12-24 saat dinlendirilmeli</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Kurban Bayramı&#8217;nda taze et tüketimi konusunda dikkat edilmesi gereken noktalara değinen Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, “Kurban Bayramı&#8217;nda dikkat edilmesi gereken ilk ve en temel konu, etin doğru şekilde dinlendirilmesidir. Hayvan kesildikten sonra kas dokusunun bir dinlenme sürecine ihtiyacı vardır. Buna rigor mortis sonrası gevşeme diyoruz ve yaklaşık 24 saat sürüyor. Bu süre tamamlanmadan pişirilen et hem çok sert olmakta hem de sindirilmesi güçleşmektedir. Bu nedenle ideali, eti buzdolabında en az 12–24 saat dinlendirdikten sonra pişirmektir. Pişirme sırasında da etin iç sıcaklığının en az 70°C&#8217;ye ulaşması gerekmektedir” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Önemli sindirim sorunları ortaya çıkabilir</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Taze etin sindirilmesi ile ilgili ortaya çıkabilecek sağlık sorunlarına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, “Kırmızı etin sindirimi, beyaz ete kıyasla daha uzun sürer çünkü bağ doku içeriği (kollajen) ve kas lifi yoğunluğu daha fazladır” diyerek sık karşılaşılan sorunları şu şekilde sıraladı:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Hazımsızlık ve şişkinlik</span></b><span>: Özellikle fazla miktarda ve dinlendirilmemiş et tüketildiğinde mide boşalması gecikir.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Kabızlık:</span></b><span> Et lif içermez; eğer diyet lif açısından yetersizse bağırsak hareketi yavaşlar.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Gut atakları:</span></b><span> Kırmızı et purin açısından zengindir; ürik asit yüksekliği olan bireylerde gut ataklarını tetikleyebilir.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Böbrek yükü:</span></b><span> Yüksek protein alımı, böbrek yetmezliği riski taşıyan bireylerde azot yükünü artırır.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>İshal</span></b><span>: Yetersiz pişirilmiş et veya hijyen hatası durumunda Salmonella, E. coli gibi patojenler ciddi gastroenterite yol açabilir.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Çiğ etle temas eden eller ve malzemeler iyi yıkanmalı</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Çiğ etle temas eden bıçak, tezgâh ve ellerin mutlaka iyi yıkanması gerektiğini söyleyen Kalkan, “Çiğ ette bulunabilecek Salmonella, E. coli gibi bakterilerin pişmiş besinlere taşınmasını önlemek açısından kritik önem taşımaktadır. Karaciğer, böbrek ve işkembe gibi sakatatların çok daha hızlı bozulduğu göz önünde bulundurularak aynı gün tüketilmesi ya da pişirilmesi gerekmektedir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Her öğünde kırmızı et tüketimi riskli</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Kurban Bayramı&#8217;nda beslenme açısından yapılan hataların büyük çoğunluğunun aslında birbirine bağlı bir zincir oluşturduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, önerilerini şöyle sıraladı: </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Bayram boyunca her öğünde kırmızı et tüketme alışkanlığı son derece yaygındır; oysa bu durum böbreklere, kalp-damar sistemine ve sindirim sistemine ciddi bir yük bindirmektedir. Et seçiminde de kuyruk yağı ve iç yağ gibi doymuş yağdan zengin kısımların fazla tüketimi LDL kolesterol düzeyini yükseltmekte, özellikle kalp-damar hastalığı riski taşıyan bireyler için olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Sofranın genel dengesine bakıldığında ise sebze, salata ve kurubaklagilin büyük ölçüde arka plana çekildiği görülmektedir. Lif alımının azalması, sindirim sorunlarını doğrudan tetiklemektedir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Mangalda etin kömürleşmemesine dikkat edilmeli</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Son olarak mangal ve açık ateşte yapılan aşırı kızartmadan da söz etmek gerekir. Yüksek ısıda ve alevle temas eden etlerde heterosiklik aminler ve polisiklik aromatik hidrokarbonlar gibi kanserojen bileşikler oluşabilmektedir. Mangal tamamen dışlanması gereken bir pişirme yöntemi değildir ancak alevin ete doğrudan temas etmemesine ve etin kömürleşmemesine dikkat edilmesi gerekmektedir.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Kalp hastaları için günlük tüketim 90-120 gram civarında tutulmalı</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Özellikle kalp, tansiyon ve diyabet gibi kronik hastalığı olan bireyler için Kurban Bayramı döneminin biraz daha dikkatli bir planlama gerektirdiğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, “Kalp hastaları açısından en önemli konu, doymuş yağ içeriği yüksek kısımlardan uzak durmaktır. Kuyruk, kaburga ve iç yağ bu dönemde mümkün olduğunca sınırlandırılmalı; bunların yerine but ve tranç gibi yağsız kısımlar tercih edilmelidir. Günlük et tüketiminin 90–120 gram civarında tutulması ve yağda kızartma yerine haşlama ya da fırında pişirme yöntemlerinin tercih edilmesi önerilmektedir” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Tansiyon hastaları ilave tuz yerine baharat kullanabilir</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Tansiyon hastalarının en çok işlenmiş gıda tüketimine dikkat etmesi gerektiğini söyleyen Kalkan, şu önerilerde bulundu: </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Tansiyon hastaları için ise asıl tehlike, taze etten çok sucuk, salam ve pastırma gibi işlenmiş ürünlerde gizlidir. Bu ürünler yüksek miktarda sodyum içerdiğinden sofrada sıkça yer bulmamalıdır. Ete ayrıca tuz eklemek yerine baharatlarla lezzet katmak hem daha sağlıklı hem de oldukça lezzetli bir alternatif sunmaktadır. Potasyumdan zengin sebze ve meyvelerin öğünlere eklenmesi de tansiyonun dengelenmesine katkı sağlamaktadır.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Diyabetliler porsiyon kontrolüne dikkat edilmeli </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, diyabet hastaları ile ilgili en sık sorulan sorunun “Et tüketimi kan şekerini yükseltir mi?” sorusu olduğunu belirterek “Protein alımı tek başına kan şekerini doğrudan etkilemez ancak yağlı etlerle birlikte gelen yüksek enerji yükü, insülin direncini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu nedenle porsiyon kontrolü şarttır. Yanına bol yeşillik ve lif kaynağı eklenmesi glisemik yanıtı olumlu yönde düzenlemektedir. Bunların ötesinde, bayram sebebiyle sosyalleşmenin artması öğün atlamalarına ya da ilaç ve insülin zamanlamasının aksatmasına sebep olabilmektedir. Bu nedenle diyabet hastalarının bu konuda titiz davranması büyük önem taşımaktadır” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Dengeli tüketim önemli</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, “Kurban Bayramı&#8217;nda beslenme açısından temel ilke aslında oldukça basittir: Denge. Et tüketimini kısıtlamak değil, doğru pişirme yöntemleriyle, uygun porsiyonlarla ve yanına eklenecek sebze, yoğurt, salata gibi besinlerle dengelemek yeterlidir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Ana öğün ile tatlı tüketilen öğün arasında en az 2 saat olmalı</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bayramda şeker ve tatlı tüketimine de dikkat edilmesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, “Bayramda tatlıdan tamamen uzak durmak ne gerekli ne de gerçekçidir; önemli olan zamanlamaya ve porsiyona dikkat etmektir. Ana öğünle tatlı tüketilen öğün arasına en az 1,5–2 saat koymak, daha hafif alternatifler tercih etmek ve her ziyarette tatlı yeme alışkanlığını sorgulamak bu dönemde beslenme dengesini korumanın en pratik yollarından biridir” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Kurban etinin doğru saklanması önemli</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Kurban etinin doğru saklanmasının, tüm bu dikkat ve emeğin boşa gitmemesi açısından en az pişirme kadar önemli olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, “Buzdolabında saklama söz konusu olduğunda, dinlendirilmiş etin +4°C veya altında 2–3 gün tazeliğini koruduğu bilinmektedir. Karaciğer ve böbrek gibi sakatatlar ise çok daha çabuk bozulduğundan en geç 1 gün içinde tüketilmeli ya da pişirilmelidir. Etin açıkta bırakılmayıp hava almayan kaplarda veya streç filme sarılarak saklanması da bu süreçte büyük fark yaratmaktadır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Et porsiyonlara bölünerek saklanmalı</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Uzun süreli saklama için derin dondurucu tercih edildiğinde ise −18°C ve altında saklanan kırmızı etin teknik olarak 6–12 ay bozulmadan kalabildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, “Ancak besin kalitesi açısından 4–6 ay içinde tüketilmesi çok daha isabetli olacaktır. Eti büyük bloklar halinde dondurmak yerine porsiyonlara bölerek saklamak hem çözündürmeyi kolaylaştırmakta hem de ihtiyaç fazlasını tekrar dondurma riskini ortadan kaldırmaktadır. Zira çözülmüş etin tekrar dondurulmaması son derece önemlidir; çözülen et aynı gün pişirilmeli ya da buzdolabında en fazla 1–2 gün bekletilerek tüketilmelidir. Çözündürme işleminin de tezgâhta değil, buzdolabında yapılması besin güvenliği açısından en doğru yöntemdir” tavsiyesinde bulundu.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-saglik-sorunlari-yasamamak-icin-bu-tavsiyelere-dikkat-637240">Kurban Bayramı&#8217;nda sağlık sorunları yaşamamak için bu tavsiyelere dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayram yolculuğuna çıkacaklar dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayram-yolculuguna-cikacaklar-dikkat-2-637147</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 13:32:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[çıkacaklar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[lastik]]></category>
		<category><![CDATA[şener]]></category>
		<category><![CDATA[sürücü]]></category>
		<category><![CDATA[sürüş]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuğuna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637147</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi, Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, Kurban Bayramı öncesinde sürücülere hayati önem taşıyan uyarılarda bulundu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayram-yolculuguna-cikacaklar-dikkat-2-637147">Bayram yolculuğuna çıkacaklar dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi, Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, Kurban Bayramı öncesinde sürücülere hayati önem taşıyan uyarılarda bulundu. </p>
<p>Bayram yolculuklarında alınacak basit ama kritik önlemlere işaret eden Özgür Şener, “Kurban Bayramı yaklaşıyor ve ülkemizde büyük bir şehirlerarası seyahat hareketi başlayacak. Bu bayramı birlikte, trafik kazası ve bu kazalardan kaynaklı ölüm, yaralanma olmadan geçirmek, trafik kazalarını önlemek için yola çıkan tüm sürücülerimizin alması gereken tedbirler var. Bu tedbirlerin tamamı, sürüşün bir sebeple aksamaya uğraması ve yolda kalmaların olmaması için kritik öneme sahiptir.” dedi. </p>
<p><strong>Uykusuz sürüş kazayı kaçınılmaz hale getiriyor</strong></p>
<p>Sürücülerin mutlaka dinlenmiş şekilde yola çıkması gerektiğini vurgulayan Özgür Şener, “Sürücülerimiz mutlaka ama mutlaka uykusunu almış ve dinlenmiş olmalılar. Uykusunu almamış ve yeterince dinlenmemiş sürücülerin sürüş esnasında uykuları geldiğinde, öncelikle sürüş konsantrasyonları bozulur, dikkat seviyeleri azalır, tehlikeleri algılayamaz hale gelir. Sürüşe devam edilirse sürüş devam ederken sürücü uyuyakalır ve kaza kaçınılmaz olur.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yolculuk öncesinde güzergâh detaylı şekilde incelenmeli</strong></p>
<p>Şener, yolculuk öncesinde güzergâhın detaylı şekilde incelenmesi gerektiğini belirterek, “Sürücü, seyahat edeceği tüm güzergahı internet üzerinden incelemeli. Bu incelemede, yol üzerindeki kapalı yollar, hava durumu, trafik yoğunluğuna bakılmalıdır. Taşıtta bulunması gereken ekipmanlar (yedek lastik, lastik değişiminin yapılması için gerekli ekipmanlar, üçgen reflektör, yangın söndürme tüpü ve diğer yasal zorunluluk olan ekipmanlar dahil) sürücü ve yolcunun kıyafet seçimleri (güneş gözlüğü, yağmurluk, mont, şemsiye) bu değerlendirme doğrultusunda planlanmalıdır. Seyahat süresi belirlenirken bu şartlar değerlendirilmeli, sürüş süresi, mola süresi, 12 saati aşan sürüş saatlerinde ikinci bir sürücü planlaması veya konaklama yapılması planlanmalıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Karanlıkta yapılan sürüş riskleri artırıyor</strong></p>
<p>Sürüşlerin mümkün olduğunca gündüz saatlerinde yapılmasını öneren Şener, “Sürüşler mümkün olduğunca havanın aydınlık olduğu saatlerde yapılacak şekilde yapılmalıdır. Karanlıkta yapılan sürüşler büyük oranda sadece taşıtların far aydınlatmaları ile yapılabilmektedir. Bu durum tehlikelerin (yoldaki çukurlar, silinmiş yol çizgileri sebebiyle yolun sınırlarının tam anlaşılamaması, diğer taşıtların farlarının mesafe konusunda yeterince bilgi vermemesi vb) yeterince ve zamanında anlaşılamamasına sebep olmaktadır. Elektrikli taşıtlar için bu planlara, taşıtın menziline uygun olarak şarj planlaması dahil edilmelidir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Uyku getiren ilaçlara yola çıkmadan ara verilmeli</strong></p>
<p>Sürücünün aldığı ilaçlar varsa ve bu ilaçların uyku getirici ilaçlar olması durumu varsa bu ilaçların kullanımına ara verilmesi gerektiğine de dikkat çeken Şener, “Yeni bir taşıtla yola çıkılıyorsa, taşıtın havalandırma, ısıtma-soğutma sistemi, şerit takip, kör nokta uyarı sistemi, otomatik fren sistemi gibi sistemler hakkında bilgi edinilmelidir. Bu bilgiler yeterince bilinmediğinde sürücüler sürüş esnasında bu teknik özellikleri birer problem olarak değerlendirebilmektedir. Sistemleri kapatmaya kadar giderek güvenlik tedbirlerini devre dışı bırakabilmektedirler.” dedi.</p>
<p><strong>Her 2-2.5 saatte bir mola verilmeli</strong></p>
<p>Uzun yolculuklarda mola vermenin önemine dikkat çeken Şener, “Tek bir seferde 2 saat 15 dakika üzerindeki sürüşler uzun mesafe sürüşü olarak değerlendirilmektedir. Bu sebeple maksimum 2 saat 15 dakika-2 saat 30 dakikada bir mola verecek şekilde sürüş planlaması yapılması gerekmektedir. Bu molalarda, sürücünün araçtan inmesi, kan akışını düzenlemek için basit egzersiz hareketleri yapılması, kısa yürüyüşleri yapılması önerilmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sürüş sırasında telefon kesinlikle kullanılmamalı</strong></p>
<p>Araç kullanırken cep telefonu kullanımının ciddi risk oluşturduğunu belirten Özgür Şener, şöyle devam etti:</p>
<p>“İş ve özel hayat ile ilgili sürüşte telefon görüşmesi yapılmasını gerektiren konular mümkünse sürüş öncesi tamamlanmalı. Sürüşte zihni meşgul edecek ve telefon ile görüşme gerektirecek konular çözülmelidir. Sürüşte yolcular da varsa, ailevi konular dahil olmak üzere stres yapacak, mental durumu bozacak, konsantrasyonu bozacak konuları konuşmaktan kaçınılmalıdır. Sürüşte kesinlikle cep telefonu kullanımı yapılmamalı, tüm görüşme, mesajlaşma gibi iletişim ihtiyaçları planlanmış molalarda yapılmalıdır. Acil ve görüşülmesi gereken durumlarda mutlaka güvenli bir alanda durularak görüşme yapılmalıdır.”</p>
<p><strong>Arka koltuk dahil herkes kemer takmalı</strong></p>
<p>Emniyet kemerinin yalnızca sürücü için değil tüm yolcular için zorunlu olduğuna dikkat çeken Şener, “Sürücünün kendisi her zaman emniyet kemerini takılı halde sürüş yapmalı, arka koltuklar dahil tüm yolcuların emniyet kemerlerini takmalarını sağlamalıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>“Sürüş esnasında diğer sürücülerin yapacakları davranışları tahmin etmeyin.” uyarısında da bulunan Özgür Şener, “Diğer taşıttaki sürücünün ne yapacağını bilme şansınız yok. Yeni sürüşe başlamış bir sürücü olabilir, sürüş kurallarını bilmiyor olabilir, yeterince iyi reflekslere sahip olmayan bir sürücü olabilir, hasta olabilir, telefon ile görüşüyor olabilir, tehlike bilinci olmayan bir sürücü olabilir, mental olarak sürüşe uygun bir durumda olmayabilir, uykusuz ve yorgun sürüş yapıyor alabilir. Her zaman kendi sürüş davranışlarınıza odaklanın. Güvenli olmayacağını düşündüğünüz hiçbir sürüş davranışında bulunmayın.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Araç bakımı ihmal edilmemeli</strong></p>
<p>Bayram yolculuğu öncesinde araç bakımının hayati önem taşıdığını vurgulayan Şener, “Taşıtın yetkili servis bakımlarının iyi seviyede yapılmış olması (Yağ kalitesi ve seviyesi uygun, elektrik sistemi uygun, aküsü uygun, silecekleri çalışır durumda, fren sistemleri uygun, aydınlatma sistemleri çalışır ve ayarlı durumda, özellikle ön camında kırık, çatlak olmaması, herhangi bir motor arızası olmaması, antifrizli cam suyu olması sağlanmalıdır).  Lastiklerinde yırtık, yarık olmaması ve diş derinliklerinin uygun olması (yasal limit 1,6 milimetre olmakla birlikte güvenli sınırı yaz lastiklerinde 3 milimetre, kış lastiklerinde 4 milimetredir). Lastik hava basınçlarının fabrika ayarlarında olması (taşıtın lastiklerine uygun hava basınç bilgisi, taşıtın kılavuz kitabında, akaryakıt deposu kapağı veya sürücü kapısının içinde yazmaktadır). Unutmayınız lastik basınçları kış koşullarında veya yaz koşullarında değiştirilmez. Her zaman ve şartta fabrika değerlerinde olması gerekmektedir).” şeklinde bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kırmızı üçgenler yaklaşan tehlikeyi haber verir</strong></p>
<p>Sürücülerin tüm yasal hız limitlerine uygun araç kullanması gerektiğini vurgulayan Şener, “Sürüş esnasında asla cep telefonu kullanılmamalı, yiyecek ve içecek tüketilmemelidir. Sürücünün dikkati yalnızca yolda olmalıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Trafik işaretlerinin anlamlarına ilişkin önemli bilgiler paylaşan Şener, “Trafik işaretlerine uygun sürüş yapılmalıdır. Kırmızı üçgen şeklindeki işaretler sürücülere yaklaşan bir tehlikeyi önceden haber verir. Kırmızı yuvarlak içindeki işaretler ise yasak bildirir; hız limitleri, sollama yasağı ya da taşıt giriş yasağı gibi sürücünün yapmaması gereken davranışları ifade eder.” diye konuştu.</p>
<p>Bilgilendirici işaretlerin genellikle mavi zemin üzerine beyaz sembollerle oluşturulduğunu belirten Şener, “Şerit düzenlemeleri, anayol bilgileri ve yönlendirmeler bu tabelalarla sürücülere aktarılır. Duraklama ve park etme işaretleri park koşullarını düzenlerken, otoyol işaretleri de otoyola özgü sürüş kurallarını belirler.” dedi.</p>
<p><strong>Seyahatin kesintiye uğraması kriz değil, doğru yönetilmesi gereken bir süreçtir</strong></p>
<p>Yolculukların her zaman planlandığı gibi ilerlemeyebileceğini ifade eden Şener, özellikle araç arızaları, kazalar veya teknik problemler gibi rutin dışı durumlarda sürücülerin doğru hareket etmesinin hayati önem taşıdığını söyledi.</p>
<p>“Seyahatin kesintiye uğraması bir kriz değil, doğru yönetildiğinde kontrol altına alınabilecek bir süreçtir. Ancak bu sürecin güvenli şekilde yönetilebilmesi hem seyahat öncesi alınan tedbirlere hem de olay anındaki doğru davranışlara bağlıdır.” diyen Şener, araç durdurulurken güvenliğin birinci öncelik olması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Viraj içlerinde ve görüşün kısıtlı olduğu alanlarda durulmamalı</strong></p>
<p>Araç arızası veya zorunlu duruş durumlarında sürücülerin öncelikle güvenli bir alan seçmesi gerektiğini belirten Şener, “Araç mümkün olan en kısa sürede trafik akışını engellemeyecek şekilde yolun sağında veya emniyet şeridinde durdurulmalıdır. Viraj içleri, tepe üstleri ve görüşün kısıtlı olduğu bölgelerde kesinlikle durulmamalıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Araç durduktan sonra dörtlü ikaz lambalarının hemen yakılması gerektiğini kaydeden Şener, “Yangın, yoğun duman ya da çarpışma riski gibi acil durumlar dışında yolcuların kontrolsüz şekilde araçtan inmesine izin verilmemelidir. Özellikle otoyollarda yapılan en büyük hatalardan biri, yolcuların bilinçsiz şekilde araçtan çıkmasıdır.” dedi.</p>
<p><strong>Panik en büyük risktir</strong></p>
<p>Araçtan çıkılması gereken durumlarda reflektörlerin uygun mesafeye yerleştirilmesi gerektiğini ifade eden Şener, gece koşullarında reflektif yelek kullanılmasının önemine dikkat çekti.</p>
<p>“Yolcular mutlaka bariyer arkası ya da yol dışındaki güvenli alanlarda beklemelidir.” diyen Şener, acil durumlarda ilgili kurumlara hızlı şekilde bilgi verilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Bayram yolculuklarında alınacak basit ama kritik önlemlerin trafik kazalarının önüne geçebileceğini belirten Özgür Şener, “Seyahatin kesintiye uğraması bir kriz değil, doğru yönetildiğinde kontrol altına alınabilecek bir süreçtir. Ancak panik ve kontrolsüz hareketler mevcut riski katlayarak artırabilir.” dedi.</p>
<p>Bu tür olaylarda paniğin en büyük risk olduğunu vurgulayan Şener, “Sürücü yönlendirici olmalı, yolcular sürücünün talimatlarına uymalıdır. Kontrolsüz hareketlerden ve yol üzerinde beklemekten kesinlikle kaçınılmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayram-yolculuguna-cikacaklar-dikkat-2-637147">Bayram yolculuğuna çıkacaklar dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir’de Yetkinin Adı Sağlık Sen Oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirde-yetkinin-adi-saglik-sen-oldu-637145</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 09:52:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Adı]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sen]]></category>
		<category><![CDATA[yetkinin]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637145</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir sağlık teşkilatında 15 Mayıs mutabakat süreci tamamlandı. Sonuç yine değişmedi: Yetkinin adı bir kez daha Sağlık-Sen oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-yetkinin-adi-saglik-sen-oldu-637145">İzmir’de Yetkinin Adı Sağlık Sen Oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Sen İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Gencer Yılmaz, yaptığı açıklamada, “İzmir sağlık teşkilatında 15 Mayıs mutabakat süreci tamamlandı. Sonuç yine değişmedi: Yetkinin adı bir kez daha Sağlık-Sen oldu” dedi.</p>
<p><b>“Sahada Türlü Hesaplar Yapanlar Büyük Bir Hayal Kırıklığı Yaşadı”</b></p>
<p>“Aylar boyunca sahada türlü hesaplar yapanlar, olmadık vaatler verip çalışan iradesini baskıyla ve siyasi gölgelerle yönlendirebileceğini düşünenler, bugün ortaya çıkan tablo karşısında büyük bir hayal kırıklığı yaşadı” diyen Yılmaz, “Çünkü sağlık çalışanları tercihini yine emekten, samimiyetten ve gerçek sendikacılıktan yana kullandı. Bu süreçte ne yazık ki sendikal mücadeleden çok mühendislik çabalarına şahit olduk. Kurumlarda çalışanlardan destek alamayanlar, sağlık çalışanlarının gönlüne giremeyenler, bazı siyasi parti yöneticilerini sürecin içine çekerek sendikacılığı siyaset üzerinden dizayn etmeye çalıştı. Hastanelerde ilçe başkanları üzerinden sağlık çalışanları üzerinde baskı kurulmaya çalışıldı. Oysa siyaset kurumunun görevi; çalışanlar arasında taraf olmak değil, demokratik iradeye saygı göstermektir. Siyasetçilerin görevi sendikal rekabetin parçası olmak değil, kamu çalışanları arasında ayrışmaya neden olacak girişimlerden uzak durmaktır. Sendikacılık; siyaset koridorlarında değil, çalışanların alın terinin olduğu sahada yapılır. Gerçek sendikacılığı; sağlık çalışanının derdiyle dertlenenler, gece gündüz sahada olanlar ve çalışanların hakkını savunanlar yapar. Ne yazık ki bazı çevreler bunu anlayamadı. Üye yapamayanlar, sahada karşılık bulamayanlar, çalışanların güvenini kazanamayanlar çareyi destek aramakta gördü. Yetmedi; mevzuatı kendi çıkarlarına göre yorumlamaya çalıştılar, hukuku eğip bükmeye kalkıştılar, türlü ayak oyunlarıyla süreci gölgelemek istediler”</p>
<p><b>“Biz irademizi kimseye teslim etmeyiz”</b></p>
<p>Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü, “Ancak unuttukları bir gerçek vardı: Sağlık çalışanı her şeyi görür. Kimin samimi olduğunu, kimin olmadığını çok iyi bilir. Bugün ortaya çıkan tablo yalnızca bir sayı tablosu değildir. Bu tablo aynı zamanda sağlık çalışanlarının çok net mesajıdır: Bugün İzmir’de Sağlık Bakanlığı, Üniversiteler ve 10000 aşan üye Sağlık-Sen İzmir 1, İzmir 2 ve İzmir 3 No’lu Şubeleri; teşkilat gücü, sahadaki emeği ve çalışanlarla kurduğu güçlü bağ sayesinde yetkisini bir kez daha açık şekilde tescillemiştir. Bu başarı masa başında değil sahada kazanılmıştır. Bu başarı baskıyla, yalanla, dolanla, sahte imza ile, taraflı görüş yazıları ile değil çalışanların güveniyle elde edilmiştir. Bugün bazıları için zor bir tablo ortaya çıkmış olabilir. Çünkü yıllardır çalışanların desteğini almak yerine siyasi figürlerin gölgesinde güç devşirmeye alışanların, gerçek sendikal mücadeleyi anlaması kolay değildir. Ama gerçek değişmez. Ne baskılar, ne algı operasyonları, ne de çeşitli ayak oyunları sağlık çalışanlarının iradesinin önüne geçememiştir. İzmir’de sağlık çalışanları kararını net şekilde vermiştir: Sendikacılığı sendikacılar yapar.<br /> Tüm Türkiye’de olduğu gibi İzmir’de de Yetki de güven de yine Sağlık-Sen’dedir” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-yetkinin-adi-saglik-sen-oldu-637145">İzmir’de Yetkinin Adı Sağlık Sen Oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cildiniz kışın çok yıprandı diye üzülmeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cildiniz-kisin-cok-yiprandi-diye-uzulmeyin-637094</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 08:55:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[cildi]]></category>
		<category><![CDATA[cildiniz]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[destekle]]></category>
		<category><![CDATA[diye]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kışın]]></category>
		<category><![CDATA[Nem]]></category>
		<category><![CDATA[üzülmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[yıprandı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637094</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soğuk hava ve düşük nem oranı, cildimizin doğal bariyerini zayıflatarak gerginlik, kuruluk ve pullanma gibi sorunlara yol açarken, kapalı alanlardaki ısıtıcılar da cildin nem deposunu adeta kurutarak mat bir görünüme neden oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cildiniz-kisin-cok-yiprandi-diye-uzulmeyin-637094">Cildiniz kışın çok yıprandı diye üzülmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Soğuk hava ve düşük nem oranı, cildimizin doğal bariyerini zayıflatarak gerginlik, kuruluk ve pullanma gibi sorunlara yol açarken, kapalı alanlardaki ısıtıcılar da cildin nem deposunu adeta kurutarak mat bir görünüme neden oluyor. Peki yaz öncesi yeniden ışıltılı bir cilde kavuşmak nasıl mümkün olabilir? <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Bahar Sevimli Dikicier</strong>, “Yaz ayları yaklaşırken cildimiz için bakım ve yenilenmenin önem kazandığı bir döneme giriyoruz. Doğru bakım adımlarıyla cildi canlandırmak, daha sağlıklı, canlı ve ışıltılı bir görünüme kavuşturmak mümkündür” diyor. Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Dikicier, canlılığını kaybeden cildi canlandıracak, ışıltısını geri kazandıracak 6 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>·      <strong>Nazikçe peeling yapın</strong></p>
<p>Kış boyunca cilt yüzeyinde biriken ölü hücre tabakası, cildin nefes almasını engelleyerek bakım ürünlerinin emilimini zorlaştırır. Bu nedenle bahar temizliğine cildinizi bu donuk tabakadan arındırarak başlamalısınız. Ancak burada önemli bir nokta var: Hassaslaşmış cildi tahriş etmemek için sert granüllü ürünler yerine, cildi ovalamadan, özel içeriklerle ölü deriyi nazikçe çözen enzimatik peelingleri tercih etmelisiniz. Bu işlem cildinizin daha canlı ve aydınlık görünmesini sağlayacaktır.</p>
<p>·       <strong>Mutlaka nemlendirici kullanın</strong></p>
<p>Soğuk havalarda kullandığımız yoğun kıvamlı ve yağ bazlı kremler, ısınan havayla birlikte gözeneklerin tıkanmasına yol açabilir. Bu nednele daha hafif ve cildi yormayan ürünlere geçilmelidir. Özellikle cildin içine su çekip nemi tutan içeriklere sahip serumlar (örneğin; hyaluronik asit içeren serumlar) ağırlık yapmadan nem sağlar. Bu sayede hem cildinizin nem dengesi korunur hem de yağlanma ve parlama gibi sorunlar önlenebilir.  </p>
<p>·       <strong>Güneş koruyucuyu ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Doç. Dr. Dikicier “Bahar aylarında güneş ışınlarının etkisi hızla artar. Bu nedenle sadece plajda değil, günlük yürüyüşlerinizde de en az 30 faktörlü bir koruyucu kullanmak, leke oluşumunu ve erken yaşlanmayı önlemek için kritiktir. Kışın ihmal edilen bu adım, baharın tazeleyici etkisini kalıcı kılmak adına en önemli kalkanınızdır. Bulutlu havalarda bile UV ışınlarının cildinize ulaştığını unutmadan, koruyucunuzu her sabah tazelemeyi alışkanlık edinin” diyor. </p>
<p>·     <strong>Cildi koruyan vitamin destekleri kullanın</strong></p>
<p>Mevsim geçişleri, çevresel stres faktörlerinin ve serbest radikallerin cilt üzerindeki etkisini artırabilir. C vitamini başta olmak üzere antioksidan içerikli serumlar, cildinizi dış etkenlere karşı bir zırh gibi korur. Aynı zamanda kolajen üretimini destekleyerek kışın neden olduğu donukluğu giderir ve cilt tonunu eşitler. Sabahları temiz cilde uygulayacağınız bir antioksidan serum, gün boyu daha enerjik ve ışıltılı bir görünüm sağlar. </p>
<p>·       <strong>Sağlıklı beslenip yeterli su tüketmeyi ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Cilt yenilenmesi sadece dışarıdan sürülen kremlerle değil, içeriden destekle tamamlanır. Baharın taze sebze ve meyveleri, cildinizin ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri doğal yollardan sağlar. Özellikle su içeriği yüksek gıdalar tüketmek ve günlük su miktarını artırmak, cildinizin elastikiyetini geri kazanmasına yardımcı olur. Hücrelerin yenilenme hızı, yeterli su tüketmekle bağlantılıdır; bu nedenle su içmeyi bir görev değil, sağlık ve güzellik ritüeli olarak görün.</p>
<p>·       <strong>Gece bakımını atlamayın</strong></p>
<p>Uyku sırasında cildimiz kendini yeniler. Bu nedenle bahar aylarında gece rutinleri her zamankinden daha değerlidir. Uyku sırasında cildin kendini yenileme mekanizmasını desteklemek için besleyici gece maskeleri veya onarıcı gece kremleri kullanabilirsiniz. Özellikle retinol, alfa veya beta hidroksi asit ya da peptit içeren ürünler, kışın neden olduğu ince çizgileri ve yorgunluk belirtilerini onarmada etkilidir. Sabah uyandığınızda daha dinlenmiş ve sıkı bir ciltle karşılaşmak için gece bakımını asla atlamayın.</p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Cildi yenileyen yeni nesil tedaviler </strong></p>
<p><strong>Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Bahar Sevimli Dikicier</strong>, artan polenler ve güneş ışınlarının, hassas ciltlerde kızarıklıkla alerjik reaksiyonları tetikleyebildiğini belirterek öncelikle mutlaka Alerji uzmanının önereceği tedaviye özen gösterilmesi gerektiğini vurguluyor. Doç. Dr. Dikicier, yaz öncesi dönemde cildi yenileyen yeni nesil yöntemleri ise şöyle sıralıyor; </p>
<p>·       Ekzozom terapisi: Hücreler arası iletişimi sağlayan akıllı kesecikler olan ekzozomlar, cilde enjekte edildiğinde hasarlı dokuyu hızla onarır ve kolajen üretimini desteklemeye yardımcı olur.</p>
<p>·       Mezoterapi (Bahar kokteylleri): Vitamin, mineral ve hyaluronik asit karışımlarının cildin alt katmanına iletildiği bu yöntem, mevsim geçişlerinde yaşanan nemsizlik ve matlık sorununu çözer. Cildi kısa sürede daha parlak ve nemli hale getirir. </p>
<p>·       Altın iğne (Radyofrekans): Cilt yüzeyine zarar vermeden alt katmanlara enerji gönderen bu işlem, gözenekleri sıkılaştırırken kışın oluşan ince kırışıklıkları ütüler ve cilde pürüzsüz bir doku kazandırır.</p>
<p>·       Somon DNA uygulaması: Çevresel faktörlerle yıpranmış cildi yapılandırmak için kullanılan bu yöntem, içeriğindeki polinükleotitler sayesinde cildin su tutma kapasitesini artırarak &#8220;cam cilt&#8221; etkisi yaratır.</p>
<p>·       Biyostimülatörler: Cildin kendi doğal kolajenini üretmesini tetikleyen yeni nesil dolgular, bahar aylarında yüz hatlarını toparlar ve cilde doğal bir dolgunluk kazandırır. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cildiniz-kisin-cok-yiprandi-diye-uzulmeyin-637094">Cildiniz kışın çok yıprandı diye üzülmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayram Sofralarında Kalbinizi Koruyan Bu Önerilere Kulak Verin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayram-sofralarinda-kalbinizi-koruyan-bu-onerilere-kulak-verin-637049</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 08:43:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[Et Tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[kalbinizi]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[koruyan]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[Olumsuz Etki]]></category>
		<category><![CDATA[önerilere]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[sofralarında]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[verin]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637049</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurban Bayramı; aile sofralarının kurulduğu, et tüketiminin belirgin şekilde arttığı özel dönemlerden biridir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayram-sofralarinda-kalbinizi-koruyan-bu-onerilere-kulak-verin-637049">Bayram Sofralarında Kalbinizi Koruyan Bu Önerilere Kulak Verin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kurban Bayramı; aile sofralarının kurulduğu, et tüketiminin belirgin şekilde arttığı özel dönemlerden biridir. Ancak bu dönemde kontrolsüz kırmızı et tüketimi, fazla tuz, ağır yemekler ve hareketsizlik özellikle kalp-damar hastalığı olan kişiler için ciddi risk oluşturabiliyor. Hipertansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliği, stent öyküsü, ritim bozukluğu veya kalp yetersizliği bulunan bireylerin bayram boyunca beslenmelerine ekstra dikkat etmesi büyük önem taşıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Özge Özden Kayhan, Kurban Bayramı’nda kalp sağlığını korumak için önemli önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Yeni kesilen et tüketimi çarpıntı ve yüksek tansiyona neden olabilir </strong></p>
<p>Toplumda sık söylenen “eti dinlendirmek gerekir” ifadesinin bilimsel bir karşılığı bulunmaktadır. Kesim sonrası ette “rigor mortis” yani ölüm sertliği adı verilen doğal bir biyolojik süreç gelişmektedir. Bu süreçte kas hücrelerinde enerji kaynağı olan ATP azalmakta ve kas lifleri geçici olarak sertleşmektedir. Bu nedenle yeni kesilmiş et hem daha sert olmakta hem de sindirimi zorlaşmaktadır. Özellikle mide hassasiyeti, reflü veya kalp hastalığı olan kişilerde ağır sindirim yükü; çarpıntı, tansiyon yükselmesi ve nefes darlığı gibi yakınmaları artırabilmektedir. Etin ideal olarak 12-24 saat dinlendirilmesi önerilmektedir.</p>
<p><strong>Fazla tüketilen kırmızı et damar fonksiyon bozukluğuna neden olabilir</strong></p>
<p>Kırmızı et kaliteli bir protein kaynağıdır ancak fazla miktarda tüketildiğinde yüksek doymuş yağ ve kolesterol içeriği nedeniyle damar sağlığı üzerinde olumsuz etki yaratabilmektedir. Özellikle yağlı etlerin yoğun tüketimi sonrası kandaki trigliserid seviyeleri hızla yükselebilmektedir. Bilimsel çalışmalar; ağır yağlı öğünlerin damar iç yüzeyinde geçici fonksiyon bozukluğu oluşturabildiğini göstermektedir. Bu durum damarların gevşeme kapasitesini azaltabilmekte ve özellikle kalp hastalarında risk oluşturabilmektedir. Bu nedenle et tüketiminde porsiyon kontrolünün sağlanması önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Bayram sofralarındaki fazla tuz tüketimi nefes darlığına neden olabilir</strong></p>
<p>Bayram sofralarında kavurma, sucuk, işlenmiş etler ve fazla tuzlu gıdalar sık tüketilmektedir. Fazla tuz alımı vücutta sıvı tutulmasına neden olurken tansiyonun yükselmesine yol açabilmektedir. Özellikle kalp yetersizliği hastalarında nefes darlığı, bacaklarda şişlik ve tansiyon yükselmesi görülebilmektedir. İleri yaş hastalarda ani tansiyon yükselmeleri inme riskini de artırabilmektedir. Bu nedenle yemeklere ilave tuz eklenmemesi ve işlenmiş et tüketiminin sınırlandırılması önerilmektedir.</p>
<p><strong>Kontrolsüz ateşte pişirilen et, damar sağlığınızı olumsuz etkileyebilir</strong></p>
<p>Etin yüksek ateşte yakılarak pişirilmesi sırasında damar sağlığı açısından zararlı bazı kimyasallar ortaya çıkabilmektedir. Özellikle kömürleşmiş et tüketiminin uzun vadede hem damar sağlığı hem de genel sağlık üzerinde olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. Etin kontrollü ateşte, yakmadan ve aşırı yağ kullanımından kaçınılarak pişirilmesi daha sağlıklı bir tercih oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>Bilinçsiz şeker ve tatlı tüketimi kalp hastalığı riskini artırabilir</strong></p>
<p>Bayram döneminde sadece et değil, şerbetli tatlı ve şeker tüketimi de ciddi şekilde artmaktadır. Ani şeker yükselmeleri özellikle diyabet hastalarında damar yapısını olumsuz etkileyebilmektedir. Aynı zamanda yüksek şeker tüketimi trigliserid seviyelerini artırarak kalp-damar hastalığı riskine katkıda bulunabilmektedir. Tatlı tüketiminde porsiyon kontrolünün sağlanması ve mümkün olduğunca hafif alternatiflerin tercih edilmesi önerilmektedir.</p>
<p><strong>Hareketsiz bayram günleri de kalp sağlığını olumsuz etkileyebilir</strong></p>
<p>Bayram döneminde uzun süre oturmak, ağır yemekler tüketmek ve günlük hareketin azalması kalp sağlığını olumsuz etkileyebilmektedir. Bu nedenle gün içinde yeterli su tüketilmesi, hafif yürüyüşlerin ihmal edilmemesi ve düzenli ilaç kullanımının aksatılmaması önem taşımaktadır. Göğüs ağrısı, nefes darlığı veya çarpıntı gibi belirtiler ortaya çıktığında ise vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Bayram sofraları keyif versin, sağlığı zorlamasın</strong></p>
<p>Bayramlar; aile ile vakit geçirilen, sosyal bağların güçlendiği özel dönemlerdir. Kontrollü beslenme, yeterli hareket ve dengeli tüketim ile hem bayramın keyfini çıkarmak hem de kalp sağlığını korumak mümkündür.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayram-sofralarinda-kalbinizi-koruyan-bu-onerilere-kulak-verin-637049">Bayram Sofralarında Kalbinizi Koruyan Bu Önerilere Kulak Verin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Biyoçeşitlilik kaybı sadece doğayı değil, sağlığımızı ve ekonomiyi tehdit ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/biyocesitlilik-kaybi-sadece-dogayi-degil-sagligimizi-ve-ekonomiyi-tehdit-ediyor-637032</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 08:35:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biyoçeşitlilik]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[doğayı]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomiyi]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[koruma]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Cemal Turan]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığımızı]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yerel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637032</guid>

					<description><![CDATA[<p>Biyoçeşitlilik kaybının sadece doğayı değil, doğrudan sağlığımızı ve ekonomimizi tehdit ettiğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemal Turan, “Doğanın yaşam sigortası biyoçeşitlilik alarm veriyor: Denizlerdeki istilacı türlerden soframıza kadar uzanan mikroplastik tehdidine karşı, yerelde atılacak küçük adımlarla küresel bir koruma kalkanı oluşturmak bizim elimizde” diye konuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/biyocesitlilik-kaybi-sadece-dogayi-degil-sagligimizi-ve-ekonomiyi-tehdit-ediyor-637032">Biyoçeşitlilik kaybı sadece doğayı değil, sağlığımızı ve ekonomiyi tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Biyoçeşitlilik kaybının sadece doğayı değil, doğrudan sağlığımızı ve ekonomimizi tehdit ettiğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemal Turan, “Doğanın yaşam sigortası biyoçeşitlilik alarm veriyor: Denizlerdeki istilacı türlerden soframıza kadar uzanan mikroplastik tehdidine karşı, yerelde atılacak küçük adımlarla küresel bir koruma kalkanı oluşturmak bizim elimizde” diye konuştu.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemal Turan, bu yıl “Küresel etki için yerel hareket” temasıyla kutlanan 22 Mayıs Uluslararası Biyoçeşitlilik Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada biyoçeşitliliğin önemi hakkında değerlendirmede bulundu.<br />Türkiye’de 10 binden fazla bitki türünün üçte biri endemik <br />Biyoçeşitliliğin doğanın yaşam sigortası olduğunu kaydeden Prof. Dr. Cemal Turan, “Biyoçeşitlilik dünyamızdaki genlerin, türlerin, ekosistemlerin ve ekolojik süreçlerin oluşturduğu o muazzam ve kusursuz yaşam ağının kendisidir. Kısacası, doğanın yaşam sigortasıdır. Soluduğumuz oksijenden içtiğimiz temiz suya, yediğimiz yiyeceklerden ilaçlarımızın ham maddesine kadar her şeyi bu çeşitliliğe borçluyuz. Türkiye bu açıdan tam bir cennet. Tüm Avrupa kıtasında yaklaşık 12 bin bitki türü varken, sadece bizim ülkemizde 10 binden fazla bitki türü var ve bunların üçte biri endemik yani dünyada sadece bu topraklarda yaşıyor. Biyoçeşitlilik bir lüks değil; insanlığın bu gezegende hayatta kalabilmesinin temel şartıdır. Zincirin tek bir halkasını kopardığımızda, tüm sistemin çökme riskiyle karşı karşıya kalırız” diye konuştu.<br />Denizlerdeki görünmez tehdit, soframızı ve sağlığımızı etkiliyor <br />Ülkemizin bu büyük zenginliğin yanında maalesef ciddi tehditlerle de karşı karşıya olduğunu ifade eden Prof. Dr. Cemal Turan, şunları söyledi:<br /> “En kritik tehditlerin başında yaşam alanı kaybı ve parçalanması geliyor. Kontrolsüz kentleşme, sanayileşme ve tarım alanlarının genişlemesi canlıların yuvalarını yok ediyor. Ancak karada yaşadığımız bu tehditlerin bir benzeri, belki de daha görünmezi denizlerimizde yaşanıyor: İklim değişikliğiyle birleşen istilacı yabancı türler. Süveyş Kanalı’nın açılması ve Akdeniz’in giderek ısınmasıyla birlikte, Hint Okyanusu ve Kızıldeniz kökenli birçok istilacı tür denizlerimize akın etti. Bugün Akdeniz ve Ege&#8217;de hızla yayılan balon balıkları, aslan balıkları ve zehirli denizanaları gibi türler, yerli ve endemik deniz canlılarımızın yaşam alanlarını ve besin kaynaklarını gasp ediyor. Bu durum sadece deniz ekosistemini çökertmekle kalmıyor; balıkçılık ekonomimize darbe vuruyor, turizmi baltalıyor ve hatta içerdiği güçlü zehirler nedeniyle halk sağlığını tehdit edip ölümcül vakalara yol açabiliyor. Yani biyoçeşitlilik kaybı, doğrudan soframızı ve sağlığımızı etkiliyor.”<br />Aşağıdan yukarıya bir koruma dalgası başlatılmalı<br />Biyoçeşitliliğin korunması için yerel yönetimler, topluluklar ve bireysel olarak yapılabileceklere işaret eden Prof. Dr. Cemal Turan, “Bu yılki tema aslında bize çok net bir mesaj veriyor: &#8216;Yukarıdan aşağıya&#8217; kararlar beklemek yerine, &#8216;aşağıdan yukarıya&#8217; bir koruma dalgası başlatmalıyız” diyerek yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:<br />Yerel Yönetimler (Belediyeler): Şehir planlaması yaparken beton odaklı değil, doğa tabanlı çözümler üretmeli. İstilacı yabancı bitkiler yerine, o yörenin yerel ve az su isteyen bitkileriyle parkları donatmalı. Yerel tohum merkezleri kurmalı ve korunan alanlar ilan etmeli.<br />Topluluklar ve STK&#8217;lar: Kendi bölgelerindeki akarsuları, ormanları ve biyoçeşitlilik noktalarını izlemeli, &#8216;vatandaş bilimi&#8217; projeleriyle veri toplamalı ve yerel yönetimler üzerinde yapıcı bir baskı unsuru oluşturmalı.<br />Bireyler: En güçlü halka biziz. Evimizde, bahçemizde ya da balkonumuzda doğaya yer açarak, tüketim tercihlerimizi değiştirerek bu hareketin bir parçası olabiliriz.<br />Yerelde atılan küçük adımlar kelebek etkisi yaratabilir<br />Yerelde atılan küçük adımların küresel ölçekte bir kelebek etkisi yaratabileceğini ifade eden Prof. Dr. Cemal Turan, “Doğada hiçbir şey birbirinden bağımsız değildir; kelebek etkisi burası için de geçerlidir. Karadaki ekosistemler gibi denizlerimizde de durum aynı. Örneğin yerel ölçekte istilacı türlerle mücadele etmek küresel bir başarı getirir. Bugün Akdeniz’i istila eden aslan balığı veya balon balığına karşı yerel balıkçılık kooperatiflerinin desteklenmesi, bu türlerin avcılığının teşvik edilmesi ya da kıyı topluluklarının bilinçlendirilmesi yerel birer adımdır. Ancak bu yerel mücadele sayesinde, Akdeniz’in yerli türlerini korumuş ve tüm dünya için hayati olan Akdeniz ekosisteminin küresel ölçekte çökmesini engellemiş olursunuz. Aynı şekilde, bir çiftçinin damla sulamaya geçerek su kaynaklarını koruması, o suyla beslenen sulak alanların kurumasını önler ve Afrika-Avrupa hattında göç eden milyonlarca kuşun küresel göç rotasını kurtarır. Milyonlarca insanın yerelde attığı o küçük adımlar birleştiğinde, küresel biyolojik çöküşü durdurabilecek devasa bir kalkana dönüşür” diye konuştu.<br />Günlük yaşamdaki alışkanlıklar biyolojik çeşitliliği korumada etkili olabilir<br />Bireylerin günlük yaşamlarında biyolojik çeşitliliği korumak için yapabileceklerine de değinen Prof. Dr. Cemal Turan, bireysel olarak yapılabileceklerin sanılandan çok daha fazla ve oldukça basit olduğunu söyledi. Prof. Dr. Cemal Turan, bu davranışları şöyle açıkladı:<br />Su tüketimini azaltmak: Çünkü evimizde boşa akıttığımız her damla su, sulak alanlarımızdan, yani kuşların ve balıkların yuvasından çalınıyor.<br />Kimyasallardan kaçınmak: Ev temizliğinde veya kişisel bakımda çevre dostu, biyo-bozunur ürünler seçmek. Lavaboya dökülen zararlı kimyasallar en nihayetinde denizlerimize ulaşıp oradaki ekosistemi zehirliyor.<br />Balkon ve bahçeleri doğaya açmak: Balkonumuza ekeceğimiz yerli arıcı bitkileri (lavanta, kekik vb.) şehir içindeki arılara ve polenleyicilere bir vahalar zinciri sunar.<br />Evcil hayvan ve akvaryum canlılarını doğaya bırakmamak: Bu çok önemli bir konu. Akvaryumda beslediğimiz başka ülkelerden gelen egzotik balıkları, bitkileri veya kırmızı yanaklı su kaplumbağası gibi canlıları, bakamadığımız zaman iyilik olsun diye göllere, nehirlere ya da denizlere asla bırakmamalıyız. İyi niyetle yapılan bu hareket, o yabancı türlerin sularımızda istilacı hale gelmesine, yerli türlerimizi yiyerek veya onlara hastalık bulaştırarak biyoçeşitliliğimizin tamamen yok olmasına neden oluyor. Bir canlıyı özgür bırakmak isterken koca bir ekosistemi esir edebiliyoruz ve ayrıca bu doğaya bırakılan istilacı ile mücadele etmek için milyon dolarlar harcanabiliyor. <br />Plastik tüketimini radikal bir şekilde azaltmak: Plastik kirliliği artık sadece çevresel bir kirlilik değil, doğrudan bir besin zinciri krizidir. Doğaya bıraktığımız plastikler (poşetler, pet şişeler, ambalajlar) güneş ışığı, dalgalar ve rüzgârın etkisiyle asla yok olmuyor; sadece ufalanarak mikroplastik dediğimiz gözle görülmeyen küçük parçacıklara ayrışıyor. Su kaynaklarımıza ve denizlerimize karışan bu mikroplastikleri balıklar, midyeler ve diğer deniz canlıları besin zannederek yutuyor. Bu plastikler canlıların dokularına, kaslarına işliyor. En nihayetinde ne oluyor biliyor musunuz? O balıkları avlayıp akşam soframıza koyduğumuzda, kendi ellerimizle doğaya fırlattığımız plastikleri bu kez kendi sağlığımızı tehdit edecek şekilde yiyoruz. Yapılan araştırmalar, insanların artık her hafta bir kredi kartı ağırlığında plastik yuttuğunu gösteriyor. Yani tek kullanımlık plastikleri hayatımızdan çıkarmak, sadece deniz kaplumbağalarını veya balıkları korumak değil, kendi sağlığımızı ve geleceğimizi de korumaktır.<br />Yerel üretim desteklenmeli ve mevsiminde beslenilmeli<br />Biyoçeşitliliğin yerel üretim ve sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarından da etkilendiğini kaydeden Prof. Dr. Cemal Turan, sözlerini şöyle tamamladı: <br />“Tüketim alışkanlıklarımız, biyoçeşitliliğin ya katili ya da kurtarıcısıdır. Küresel ve endüstriyel gıda sistemi, dünyayı giderek tek tipleştiriyor. Bugün süpermarketlerde hep aynı tip domatesi, aynı tip elmayı görüyoruz. Bu durum, binlerce yıllık yerel ve atalık tohumlarımızın, yani tarımsal biyoçeşitliliğimizin yok olmasına neden oluyor. Yerel üretimi desteklediğimizde ve mevsiminde beslendiğimizde, hem karbon ayak izimizi (nakliye süreçlerini azaltarak) düşürüyoruz hem de Anadolu’nun genetik mirası olan o yerel tohumların toprakla buluşmaya devam etmesini sağlıyoruz. Sürdürülebilir tüketim, doğaya &#8216;senin üretebileceğinden daha fazlasını tüketmeyeceğim&#8217; deme nezaketidir. Biz yerel üreticiyi ve sürdürülebilir ürünleri seçtikçe, piyasa da doğayı talan etmekten vazgeçmek zorunda kalacaktır.”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/biyocesitlilik-kaybi-sadece-dogayi-degil-sagligimizi-ve-ekonomiyi-tehdit-ediyor-637032">Biyoçeşitlilik kaybı sadece doğayı değil, sağlığımızı ve ekonomiyi tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmplant tedavisinde üst yaş sınırı yok!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/implant-tedavisinde-ust-yas-siniri-yok-637014</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 08:13:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[eksik]]></category>
		<category><![CDATA[hastaların]]></category>
		<category><![CDATA[implant]]></category>
		<category><![CDATA[mplant]]></category>
		<category><![CDATA[protez]]></category>
		<category><![CDATA[sınırı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[üst]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637014</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, dental implant tedavisinin kimlere uygulanabileceği, avantajları ve başarı oranı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/implant-tedavisinde-ust-yas-siniri-yok-637014">İmplant tedavisinde üst yaş sınırı yok!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, dental implant tedavisinin kimlere uygulanabileceği, avantajları ve başarı oranı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>İmplantlar komşu dişlere zarar vermeden eksik dişi tamamlar!</strong></p>
<p>Dental implantın, eksik dişlerin yerine çoğunlukla titanyumdan üretilen ve çene kemiğine yerleştirilen vidalar olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, “Bu vidaların üzerine yapılan protetik rehabilitasyonla birlikte hastaların eksik dişleri tamamlanabiliyor.” dedi.</p>
<p>Diş eksikliği tedavilerinde implant uygulandığında, köprü tedavilerinde olduğu gibi yandaki dişlerin küçültülmek durumunda kalınmadığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Altop, “Komşu dişler korunmuş oluyor. Bunun dışında, diş eksikliği sebebiyle hareketli (takma) protez kullanan hastalar implant tedavisi ile birlikte sabit protez kullanabiliyor. Ya da hareketli protez kullanan ama protezleri ağzında çok fazla oynayan hastalarda implant desteği ile birlikte protezlerin tutuculuğu artıyor. Aynı zamanda dental implantlar, normal dişlerde olduğu gibi çene kemiğine kuvvet iletebildikleri için kemik erimesini de durdurabiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İmplant tedavisi için üst yaş sınırı yok!</strong></p>
<p>Genel sağlık durumu elverişli olan ve büyüme gelişimini tamamlamış tüm bireylere implant tedavisi uygulanabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, “Çene gelişimimiz genel olarak 17-18 yaşlarında tamamlanır. İmplant tedavisi için herhangi bir üst yaş limiti yoktur; sadece hastaların sistemik durumunun buna uygun olması gerekir.” dedi.</p>
<p>Dental implantların ömrünün tıpkı doğal dişlerimiz gibi olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Altop, “Düzenli hekim kontrolü ve iyi bir ağız hijyeni ile birlikte son derece uzun yıllar hastalara hizmet edebilir. Sağ kalım ömrü ortalama olarak 15-20 yıl diyebiliriz. Yapılan cerrahinin başarı oranı da yüzde 98&#8217;dir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kontrol altında olması şartıyla diyabet ve tansiyon hastalarında implant yapılabilir!</strong> </p>
<p>Çok yoğun sigara kullanımı ve kötü ağız hijyeninin, implantın başarı oranını ciddi anlamda düşürebildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, “Böyle durumlarda hastaların sigarayı bırakması, en azından azaltması beklenir. Ancak sigara kullanımı, tek başına implant yapılması için bir engel teşkil etmez.” dedi.</p>
<p>Şeker ve tansiyon gibi rahatsızlıkları bulunanların da implant yaptırabileceğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Altop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kontrol altında olduğu sürece hem diyabet (şeker) hastalarında hem de tansiyon hastalarında implant tedavileri yapılabilir. Bu tarz durumlarda hastaların kendi doktorlarından konsültasyon istenerek tedavi güvenle sürdürülür. </p>
<p>Dişlerin çekiminden hemen sonra implant yapılmasına karar verirken; mevcut dişlerin durumu, kemiğin hacmi, hastanın beklentisi ve hekimin görüşü önemlidir. Uygun olan bazı vakalarda, aynı seansta hem çekim hem de implant bir arada yapılabilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/implant-tedavisinde-ust-yas-siniri-yok-637014">İmplant tedavisinde üst yaş sınırı yok!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Birliği’nin Kamu Yararı İçin Açtığı Davada Önemli Kazanım</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-birliginin-kamu-yarari-icin-actigi-davada-onemli-kazanim-636952</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 16:02:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açtığı]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[kamu]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[yararı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636952</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği'nin Kamu Yararı İçin Açtığı Davada Önemli Kazanım</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birliginin-kamu-yarari-icin-actigi-davada-onemli-kazanim-636952">Hekim Birliği’nin Kamu Yararı İçin Açtığı Davada Önemli Kazanım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası konu hakkında yaptığı açıklamada, “Sendikamız tarafından, kamu ağız ve diş sağlığı hizmetlerine ilişkin verilerin paylaşılması amacıyla yapılan bilgi edinme başvurusunun reddedilmesi üzerine açılan davada, Ankara 6. İdare Mahkemesi hukukun ve kamu yararının gereğini yerine getirmiştir. Mahkeme; Sağlık Bakanlığı’nın, “özel çalışma gerekir” gerekçesiyle kamuoyunu ilgilendiren sağlık verilerini paylaşmamasını hukuka aykırı bulmuş ve işlemlerin iptaline karar vermiştir” ifadesine yer verildi.</p>
<p><b>“Bu Karar Kamu Verilerinin Keyfi Biçimde Saklanamayacağını Ortaya Koydu”</b></p>
<p>Sendika yetkilileri, konu hakkında Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na (BSHA) şu açıklamayı yaptı, ” Dava kapsamında; Türkiye genelindeki kamu ağız ve diş sağlığı kuruluşlarının listesi, 2025 yılı acil diş başvurularına ilişkin veriler, kamuda görev yapan diş hekimi sayıları talep edilmiş; Bakanlık ise bu bilgilerin paylaşılmasının “ayrı çalışma ve analiz gerektirdiğini” ileri sürerek başvuruyu reddetmiştir. Mahkeme kararında açıkça; kamu kurumlarının görevleri gereği ellerinde bulunması gereken verilerin, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamı dışında değerlendirilemeyeceği, sendikaların üyeleri adına yürüttüğü faaliyetler için bu bilgilere erişim hakkı bulunduğu, şeffaf yönetim anlayışının idare açısından bir yükümlülük olduğu vurgulanmıştır. Bu karar; kamu verilerinin keyfi biçimde saklanamayacağını, sağlık hizmetlerinin planlanması ve değerlendirilmesinde şeffaflığın esas olduğunu, sendikaların kamu adına denetim ve takip görevlerinin yargı güvencesi altında bulunduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Hekim Birliği olarak; Hekimlerin, sağlık çalışanlarının, hastaların ve toplumun ortak yararı için mücadele etmeye, kamu yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirlik talep etmeye devam edeceğiz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birliginin-kamu-yarari-icin-actigi-davada-onemli-kazanim-636952">Hekim Birliği’nin Kamu Yararı İçin Açtığı Davada Önemli Kazanım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Manevi pratikler zihni şimdiye sabitliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/manevi-pratikler-zihni-simdiye-sabitliyor-636838</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 12:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[manevi]]></category>
		<category><![CDATA[meditasyon]]></category>
		<category><![CDATA[pratikler]]></category>
		<category><![CDATA[sabitliyor]]></category>
		<category><![CDATA[şimdiye]]></category>
		<category><![CDATA[zihni]]></category>
		<category><![CDATA[Zikir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636838</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, 21 Mayıs Dünya Meditasyon Günü kapsamında, meditasyon, dua ve zikir gibi manevi pratiklerin zihinsel sağlık üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/manevi-pratikler-zihni-simdiye-sabitliyor-636838">Manevi pratikler zihni şimdiye sabitliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, 21 Mayıs Dünya Meditasyon Günü kapsamında, meditasyon, dua ve zikir gibi manevi pratiklerin zihinsel sağlık üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Meditasyon, dua ve zikir zihni şimdiye sabitliyor!</strong> </p>
<p>Meditasyon, dua ve zikir kavramlarına dışarıdan bakıldığında bambaşka kültürel ritüeller gibi göründüğünü ifade eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Oysa psikolojik zeminde hepsi zihni o yorucu geçmiş veya gelecek sarmalından çekip çıkaran, şimdiye sabitleyen müthiş birer farkındalık pratiğidir.” dedi.</p>
<p>Sürekli konuşan o eleştirel iç sesimize, otomatik düşüncelerimize atıfta bulunan Beyaz, “İşte dua veya zikir, o sesten çıkıp yükü daha büyük bir güce devretmemizi sağlıyor. Çoğu zaman o derin yalnızlık hissini de bu vesileyle kırabilmek mümkün olabiliyor. Ruh sağlığı açısından bu pratikleri ortak bir çerçevede değerlendirmek mümkün. İster inanç temelli olsun ister kültürel, bunları genellikle tevekkül şemsiyesi altında toplayabiliriz. Çünkü beynin neresine dokunduklarına baktığımızda, kökenleri ne olursa olsun sinir sistemimizde yarattıkları o regüle edici, yatıştırıcı etki neredeyse aynı.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bu yöntemler stresle tepki arasına farkındalık koyuyor! </strong></p>
<p>Bu uygulamaların zihinsel rahatlama ve duygusal dengeyi nasıl sağladığına değinen Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Mesele tamamen otonom sinir sistemindeki o fren mekanizmasıyla, yani vagus siniriyle ilgili. Bu pratikleri zihninize attığınız bir çıpa gibi düşünebiliriz. Nefesimize veya tekrar ettiğiniz kelimeye odaklandıkça kalp atışlarınız yavaşlar, stres hormonları dibe iner. Beynimizin sürekli tehlike çanları çalan bölgesi amigdala sakinlerken; mantıklı karar alan, duyguları yöneten prefrontal korteks direksiyona geçer. Beyin esner ve ardından nefes alır. Nöroplastisite dediğimiz şey tam da burada devreye giriyor.</p>
<p>Stres altındayken zihnimiz durmadan felaket senaryoları yazar. Her şey kontrolden çıkacakmış gibi gelir. İşte bu yöntemler, olay ile sizin vereceğiniz tepki arasına farkındalık boşluğu koyar. Yani otomatik bir tepki vermek yerine, bir an durup ‘şu an ne oluyor’ diyebilme gücü kazanırız. Hayatın getirdiği o belirsizliğe karşı tahammül artar, her şeyi kontrol etme isteğinden yavaş yavaş vazgeçilebilir.”</p>
<p><strong>Manevi pratikler, tedavi yerine değil; iyileşme sürecine destek için kullanılmalı!</strong></p>
<p>Günlük hayatta uygulanabilecek basit pratikler olduğunu aktaran Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “İlla dağ başına gidip saatlerce inzivaya çekilmek gerekmiyor. Gündelik hayattan örneklere de yönelebiliriz, trafikte sıkıştığınızda içinizden ritmik bir şekilde dua okumak veya sizi yatıştıran bir kelimeyi tekrarlamak bile işe yarayabilir. Gece yatarken bedendeki kasılmaları fark edip oraya doğru derin bir nefes göndermek, ya da yürürken sadece adımlarınıza ve ayak tabanlarınıza odaklanmak. Bunlar gün içine serpiştirebileceğiniz, bir, iki dakikalık ama etkisi olabilecek molalardır.” dedi.</p>
<p>Ancak bu pratiklerin tek başına bir tedavi yöntemi olarak yeterli olmadığını vurgulayan Beyaz, “Tedavi ve takip sürecinde durum o kadar basit değil. Gündelik streslerde, hafif kaygılarda iş görebilir, evet. Ancak yoğun psikolojik sorunlar söz konusuysa, beynin biyokimyası çoktan sarsılmıştır. O noktada asıl işi psikoterapi ve medikal tedavi yapar. Manevi pratikler ise bu iyileşme yolculuğunda sizi destekleyen, sürece omuz veren çok güçlü birer yol arkadaşı olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Herkes meditasyon pratiklerinden aynı şekilde fayda görmeyebilir! </strong></p>
<p>Her bireyin bu yöntemlerden aynı şekilde fayda görüp göremeyeceğini değerlendiren Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Herkesin parmak izi nasıl farklıysa, bu yöntemlere verdiği tepki de öyle eşsiz olabilmekte. İki insan düşünün; biri inançla çok güvenli bir bağ kurmuş, dua ettikçe güçleniyor, direnci artıyor. Diğerinin ise çocukluk travmaları ağır, zihnindeki Yaratıcı figürü çok daha ‘cezalandırıcı’. İşte o kişi gözlerini kapatıp içine döndüğünde huzur bulmak yerine korkunç tetiklenmeler yaşayabiliyor, ağır bir suçlulukla baş başa kalabiliyor. Dolayısıyla tek bir şablonu herkese uydurmak pek de mümkün değil.” dedi.</p>
<p><strong>Manevi pratikler, hayattan kaçış aracı değil; güvenli bir yüzleşme alanı olmalı! </strong></p>
<p>Meditasyon, dua veya zikirle ruhsal rahatlama arayan bireylere önerilerde bulunan Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“En önemlisi: Bu pratikler kişinin kendi içindeki karanlıktan, ilişkilerden veya hayatın acılarından kaçmak için geçici bir uyuşturucu gibi kullanılmamalı. Tam tersine, öfkeyle, korkularla yargılamadan yüzleşilebilecek güvenli birer liman olarak görülmeli. Eğer yapılan pratikler kişiyi başka insanlardan koparıyor, işlevselliğini bozuyor veya içinde sürekli bir korku döngüsü yaratıyorsa, bir uzmandan destek almakta fayda var. İlaçlar veya psikoterapi maneviyatın asla rakibi değildir. Aslında tam tersi bedenin biyolojik zeminini toparlayarak duadan, zikirden alınacak verimi kat kat artıran etkenlerdir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/manevi-pratikler-zihni-simdiye-sabitliyor-636838">Manevi pratikler zihni şimdiye sabitliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Risk varsa tarama yaşı erkene çekiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/risk-varsa-tarama-yasi-erkene-cekiliyor-636803</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 12:12:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[çekiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[erkene]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636803</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser, dünya genelinde ve Türkiye’de giderek büyüyen önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/risk-varsa-tarama-yasi-erkene-cekiliyor-636803">Risk varsa tarama yaşı erkene çekiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser, dünya genelinde ve Türkiye’de giderek büyüyen önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, dünyada her yıl yaklaşık 20 milyon kişiye kanser tanısı konulurken, yaklaşık 10 milyon kişi bu hastalık nedeniyle yaşamını yitiriyor. Türkiye’de de Sağlık Bakanlığı verileri, her yıl yaklaşık 220 binden fazla kişiye yeni kanser tanısı konulduğunu gösteriyor. Uzmanlar, yaşam süresinin uzaması, çevresel faktörler, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve genetik yatkınlık nedeniyle önümüzdeki yıllarda kanser vakalarının daha da artacağına dikkat çekiyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Okan Kuzhan,</strong> kanserlerin önemli bir bölümü çevresel ve yaşam tarzı faktörleriyle ilişkili olsa da yaklaşık her 10 kanserden 1’inin kalıtsal, bir başka deyişle “ailesel” olduğuna dikkat çekerek,  “Dolayısıyla ailesinde kanser öyküsü bulunan kişilerin hekimle görüşerek kişisel   risk değerlendirmesi yaptırmaları ve buna uygun bir tarama planı oluşturulması yaşamsal önem taşımaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Ailesel kanserlerde erken tarama hayat kurtarıyor </strong></p>
<p>Kalıtsal kanser riski taşıyan kişilerde hekimin önerdiği yaş ve sıklıkta yapılan taramalar, kanserle mücadelede en güçlü yöntemlerden biri olarak kabul ediliyor.  Erken tanı sayesinde birçok kanser türünde tam iyileşme sağlanabiliyor, hatta bazı türleri önlenebiliyor. Kalıtsal kanser riski olan aile bireylerinde taramanın hangi yaştan itibaren hangi sıklıkta yapılacağının birçok etmene bağlı olarak planlandığını anlatan Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Okan Kuzhan, “Kalıtsal kanserlerde<strong> </strong>en doğru  yaklaşım, ailede kanser öyküsü saptandığında hekime başvurularak kişisel bireysel risk değerlendirmesinin yaptırılmasıdır. Hekim tarafından bu değerlendirmeye uygun hazırlanan tarama programı son derece önemlidir” diyor. Prof. Dr. Okan Kuzhan, risk grubundaki kişilerde taramaların genellikle daha erken yaşta başlatıldığını ve daha sık aralıklarla yapıldığını söyleyerek, <strong> </strong>“Taramaların ailede kanser öyküsü olan hastanın yaşından 5-10 yıl önce başlatılması ve sıklığın kişisel risk durumuna göre şekillendirilmesi en temel yaklaşımı oluşturmaktadır” bilgisini veriyor. <strong> </strong></p>
<p><strong>Kanserde ailesel riskin 5 önemli işareti! </strong></p>
<p>Tüm kanserler yaşam boyunca hücrelerde biriken genetik mutasyonlar sonucu gelişiyor. Bu mutasyonların vücut hücrelerinde değil de eşey hücrelerinde, bir başka deyişle yalnızca üremeyi sağlayan sperm ve yumurta hücrelerinde oluşması durumunda kalıtsal (ailesel) riskten söz ediliyor.  Meme, yumurtalık, kolon, prostat, mide ve tiroit kanserleri kalıtsal geçişin en sık görüldüğü kanser türleri arasında yer alıyor. Ancak ailesinde kanser öyküsü bulunan her birey kalıtsal kanser açısından risk grubunda olmuyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Okan Kuzhan, kalıtsal kanser riskine işaret eden durumları şöyle özetliyor: </p>
<ul>
<li>Aynı ailede birden fazla kişide kanser görülmesi </li>
<li>Ailede 35 yaşından önce ortaya çıkan kanser vakaları </li>
<li>Ailede iki taraflı kanser gelişimi (her iki memede, her iki böbrekte veya her iki yumurtalıkta kanser gelişmesi )</li>
<li>Aynı kişide birden fazla farklı kanser türünün bulunması </li>
<li>Adrenal korteks kanseri gibi nadir görülen tümörlerin saptanması </li>
</ul>
<p>Bu bulguların varlığında genetik değerlendirme, gerekirse ileri tarama testleri ve tarama programlarının erkene çekilmesi öneriliyor. </p>
<p><strong>Her aile öyküsü gerçek bir kalıtsal sendromun belirtisi olmayabilir</strong></p>
<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Okan Kuzhan, bazen aile öyküsünün yanıltıcı olabileceğine, başka bir deyişle sık kanser görülen bazı ailelerde kanser nedeninin ailedeki genetik yatkınlık değil, rastlantısal mutasyonlar veya çevresel nedenler olabileceğine dikkat çekiyor. Örneğin, asbest maruziyeti sonucu oluşan akciğer zarı kanseri (mezotelyoma) bir ailedeki, bir köydeki insanların çoğunda ortaya çıkabiliyor. Asbeste maruz kalan bireylere de mezotelyoma yönünden tarama öneriliyor.  Dolayısıyla aile bireylerinin kalıtsal yatkınlığı kadar birlikte yaşadıkları çevrede karşı karşıya kaldıkları kanserojenler de ortak bir risk faktörü olabiliyor. </p>
<p><strong>Genetik danışmanlık çok önemli, ancak…</strong></p>
<p>Kalıtsal kanser sendromu tanısı koymak için ayrıntılı aile öyküsüyle birlikte genetik danışmanlık ve gerekli genetik testlerin yapılması gerekiyor. Kan, tükürük veya doku örneklerinde DNA analizi yapılarak BRCA1, BRCA2, MLH1, APC gibi kanserle ilişkili genlerde mutasyon taramasına başvuruluyor. “Ancak kalıtsal kanser sendromuna neden olan mutasyonların saptanması her zaman bu kişilerde kanser görüleceği anlamına gelmiyor” diye konuşan Prof. Dr. Okan Kuzhan,<strong> </strong>sözlerine şöyle devam ediyor:   “Ayrıca, aile öyküsünde sık kanser görülmeyen bir kişinin merakını gidermek için bu testleri yaptırması önerilmemektedir. Çünkü her mutasyon mutlaka kanser oluşacağı anlamına değil, kanser görülme riskinin arttığı anlamına gelmektedir. Genetik testler gereksiz yere yapıldığında kişinin kanser korkusu ortadan kalkmaz, pekiştirilmiş olur.” </p>
<p><strong>Hangi yaşta hangi tarama yapılmalı? </strong></p>
<p>Ailesel kanser riski taşıyan kişilerde tarama yaşı ve sıklığı kişiye özel olarak planlanıyor. Prof. Dr. Okan Kuzhan risk grubunda olan kişilerde en temel tarama yaklaşımını şöyle anlatıyor: </p>
<p><strong>Meme kanseri:</strong> Birinci derece akrabasında (anne, kız kardeş) hastalık öyküsü bulunan kadınlarda tarama genellikle 30–35 yaş aralığında başlıyor. Yıllık mamografi temel yöntemi oluştururken, bazı durumlarda meme manyetik rezonans (MR) da eklenebiliyor. Riskin yüksek olduğu kadınlarda klinik muayeneler daha sık aralıklarla planlanabiliyor. </p>
<p><strong>Kolon kanseri</strong>: Tarama genellikle en erken vaka yaşından 10 yıl önce veya en geç 40–45 yaş civarında başlatılıyor. Temel tarama yöntemi olan kolonoskopi risk durumuna göre 5 yılda bir tekrarlanıyor. Ailede 50 yaşın altında kolon kanseri tanısı varsa tarama daha erken yaşlara çekilebiliyor. </p>
<p><strong>Prostat kanseri:</strong> Babasında veya erkek kardeşinde prostat öyküsü olan erkeklerde tarama genellikle 40–45 yaşlarında başlıyor. Prostat spesifik antijen (PSA) testi ve rektal muayene ile yapılan kontroller çoğunlukla yılda bir kez tekrarlanıyor. </p>
<p><strong>Akciğer kanseri:</strong> Ailesinde akciğer kanseri bulunan ve risk faktörlerine sahip kişilerde tarama genellikle 50–55 yaş civarında düşük doz bilgisayarlı tomografiyle yapılıyor ve çoğunlukla yılda bir kez tekrarlanıyor.</p>
<p><strong>Mide kanseri:</strong> Aile öyküsü ve Helicobacter Pylori enfeksiyonu birlikte risk oluşturabiliyor. Bu durumda endoskopik tarama genellikle 40 yaş civarında veya ailedeki en erken tanıdan 10 yıl önce başlatılıyor ve risk düzeyine göre 2 ila 5 yılda bir tekrarlanabiliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/risk-varsa-tarama-yasi-erkene-cekiliyor-636803">Risk varsa tarama yaşı erkene çekiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurban Etini Sağlıklı Pişirmenin 6 Önemli Kuralı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kurban-etini-saglikli-pisirmenin-6-onemli-kurali-636767</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 11:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[etin]]></category>
		<category><![CDATA[etini]]></category>
		<category><![CDATA[Etler]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kuralı]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[pişirmenin]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636767</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bayramlar; sevdiklerimizle aynı sofrada buluştuğumuz, birlik ve beraberliğin güçlendiği, paylaşmanın en güzel duygularla yaşandığı özel günler olarak hayatımıza anlam katıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-etini-saglikli-pisirmenin-6-onemli-kurali-636767">Kurban Etini Sağlıklı Pişirmenin 6 Önemli Kuralı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bayramlar; sevdiklerimizle aynı sofrada buluştuğumuz, birlik ve beraberliğin güçlendiği, paylaşmanın en güzel duygularla yaşandığı özel günler olarak hayatımıza anlam katıyor. Özellikle Kurban Bayramı; özenle hazırlanan sofraları, et yemekleri, tatlıları ve geleneksel ikramlarıyla kültürümüzün en önemli parçalarından biri olarak öne çıkıyor. Bu nedenle bayramı hem keyifli hem de sağlıklı geçirmek için kurban etini pişirme yöntemleri ve beslenme düzenimize özen göstermemiz büyük önem taşıyor. Çünkü bayramın gerçek güzelliği, sevdiklerimizle birlikte sağlıklı, huzurlu ve mutlu anılar paylaşınca daha da anlam kazanıyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dr. N. Sinem Türkmen, Kurban Bayramı’nda sağlıklı beslenme konuları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Güne hafif ama doyurucu bir kahvaltıyla başlayın</strong></p>
<p>Bayram sabahlarının vazgeçilmezi olan kahvaltı, gün içerisindeki beslenme düzenini belirleyen en önemli öğündür. Aç karnına yoğun et tüketmek sindirim sistemini zorlayabilir ve gün boyu kontrolsüz yeme isteğine neden olabilir. Bu nedenle güne; yumurta, zeytin, avokado, çiğ ceviz, kuru kayısı, bol yeşillik ve tam tahıllı ekmek içeren dengeli bir kahvaltıyla başlamak hem tokluk süresini uzatır hem de sonraki öğünlerde porsiyon kontrolünü kolaylaştırır.</p>
<p><strong>Porsiyon kontrolünü ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Bayram sofralarında et yemeklerinin yanında tatlılar ve hamur işleri de sıkça tüketiliyor. Elbette hazırlanan lezzetlerin tadını çıkarmak bayramın en güzel yanlarından biri. Ancak burada belirleyici olan miktardır. Özellikle kalp-damar hastalığı, yüksek kolesterol, diyabet, karaciğer yağlanması veya mide-bağırsak rahatsızlığı bulunan kişilerin kırmızı et tüketiminde aşırıya kaçmaması gerekir. Küçük porsiyonlarla, yavaş yiyerek ve öğün saatlerini dengeli planlayarak bayramı daha sağlıklı geçirmek mümkündür.</p>
<p><strong>Ziyaretlerde ikramlara ölçülü yaklaşın</strong></p>
<p>Bayramın en güzel geleneklerinden biri de akraba ve dost ziyaretleridir. Ancak gün içerisinde yapılan çok sayıda ziyarette ikram edilen tatlılar, börekler, et yemekleri ve içecekler farkında olmadan aşırı kalori tüketimine yol açabilir. Her ikramı tam porsiyon tüketmek yerine küçük tadımları tercih etmek daha doğru olacaktır. Aynı gün içinde tüketilen tatlı, çay ve kahve miktarına dikkat edilmeli; özellikle kafein tüketimi arttığında su tüketimi de artırılmalıdır. Günlük 2 fincan sade kahve ve 2 fincan sade çay yeterlidir.</p>
<p><strong>Bayramda hareket etmeyi unutmayın</strong></p>
<p>Bayram boyunca artan kalori alımını dengelemenin en etkili yollarından biri fiziksel aktivitedir. Kısa mesafelerde araç yerine yürümeyi tercih etmek, asansör yerine merdiven kullanmak ve düzenli egzersiz alışkanlığını sürdürmek hem sindirimi destekler hem de alınan enerjinin dengelenmesine yardımcı olur.</p>
<p><strong>Etin yanında yoğurt yerine salata tercih edin</strong></p>
<p>Kırmızı et tüketiminin arttığı bayram döneminde sofralarda mutlaka bol yeşillikli salatalara yer verilmelidir. Limonlu salatalar hem sindirimi destekler hem de kırmızı ette bulunan demirin emilimini artırır. Ayrıca yeşil yapraklı sebzeler, fazla et tüketiminin oluşturduğu asit yükünün azaltılmasına katkı sağlar. Et yemekleriyle birlikte yoğurt, süt ve peynir gibi yüksek kalsiyum içeren besinlerin tüketilmesi ise demir emilimini azaltabileceği için dikkatli olunmalıdır.</p>
<p><strong>Kurban etini hemen tüketmeyin</strong></p>
<p>Yeni kesilen etlerde “ölüm katılığı” olarak bilinen ve kasların sertleşmesine neden olan doğal bir süreç yaşanır. Bu nedenle kurban etinin hemen tüketilmesi hazımsızlık ve mide-bağırsak sorunlarına yol açabilir. Etin daha yumuşak, lezzetli ve sindirimi kolay hale gelmesi için en az 12-24 saat dinlendirilmesi önerilir.</p>
<p><strong>Sağlıklı pişirme yöntemlerini tercih edin</strong></p>
<p>Et yemeklerinde pişirme yöntemi sağlık açısından büyük önem taşır. Etlerin çok yüksek sıcaklıkta ve uzun süre pişirilmesi zararlı bileşiklerin oluşmasına neden olabilir. Bu nedenle tavada, fırında, buharda veya kontrollü ızgara yöntemi tercih edilmelidir. Etlerin zerdeçal, zencefil, biberiye, karabiber gibi antioksidan içeriği yüksek baharatlarla; limon suyu veya sirke gibi asidik sıvılarla marine edilmesi daha sağlıklı bir tüketim sağlar. Yanmış kısımlar mutlaka tüketilmeden önce ayıklanmalıdır. Etlerin saklama koşullarına da dikkat edilmelidir. Uygun ambalajla buzdolabında birkaç gün, derin dondurucuda ise birkaç ay güvenle muhafaza edilebilir. Sağlıklı seçimlerle geçirilen bir bayram, hem sofraların keyfini artırır hem de bayram sonrası oluşabilecek sağlık sorunlarının önüne geçer.</p>
<p><strong>Kurban etini buharda pişirin</strong></p>
<p>Kurban Bayramı’nda et tüketimi ile ilgili dikkat etmeniz gerekenler şöyle sıralanmaktadır :</p>
<ol>
<li>Tavada, ızgarada veya buharda pişirme tercih edilmelidir. </li>
<li>Kanserojen maddelerin oluşumunu azaltmak için etler çok yüksek sıcaklıkta ve uzun süre pişirilmemelidir. </li>
<li>Mangalda pişirme yapılacak ise; önce mikrodalgada ön pişirme uygulanmalı ve et suyu uzaklaştırıldıktan sonra ızgara işlemine geçilmelidir. </li>
<li>Etlerin, antioksidan kapasitesi yüksek baharatlar; (zerdeçal, zencefil, biberiye, karabiber vb.) ve sirke, limon suyu gibi C vitamininden zengin asidik sıvılar ile marinasyonu yapılarak ısıyla teması kesilmelidir. Marinasyona şeker içeriği yüksek maddeler ve yağ eklenmemelidir. </li>
<li>Etin fazla pişmekten yanmış yerleri varsa, tüketilmeden önce mutlaka yanık kısımlar kesilip atılmalıdır. </li>
<li>Etler buzdolabında +4 / +7derecede buzdolabında uygun ambalaj veya yağlı kâğıda sararak 2-3 gün, derin dondurucuda ise (-180C) en fazla 3-4 ay saklanmalıdır. </li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-etini-saglikli-pisirmenin-6-onemli-kurali-636767">Kurban Etini Sağlıklı Pişirmenin 6 Önemli Kuralı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayramda et tüketimi günde 150-200 gramı aşmamalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayramda-et-tuketimi-gunde-150-200-grami-asmamali-636749</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 11:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[150-200]]></category>
		<category><![CDATA[aşmamalı]]></category>
		<category><![CDATA[bayramda]]></category>
		<category><![CDATA[et]]></category>
		<category><![CDATA[gramı]]></category>
		<category><![CDATA[günde]]></category>
		<category><![CDATA[örnek]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636749</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurban Bayramı, kırmızı et ve tatlı tüketiminin arttığı, beslenme alışkanlıklarının kısa süreli değiştiği dönemlerden biri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayramda-et-tuketimi-gunde-150-200-grami-asmamali-636749">Bayramda et tüketimi günde 150-200 gramı aşmamalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kurban Bayramı, kırmızı et ve tatlı tüketiminin arttığı, beslenme alışkanlıklarının kısa süreli değiştiği dönemlerden biri. Bu süreçte ölçülü beslenmenin önemine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Artan et tüketimi sindirim sistemini zorlayabilir. Bu nedenle porsiyonları sınırlamak ve öğünleri kontrollü planlamak gerekiyor” dedi.</strong></p>
<p>Kırmızı et; protein, demir, çinko, selenyum ile B1, B6, B12 ve D vitamini açısından zengin, vücut için değerli bir besin kaynağı. Ancak tüm bu faydalarına rağmen tüketimde ölçünün önemli olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Kolesterol ve doymuş yağ içeriği göz önünde bulundurulduğunda, herhangi bir sağlık problemi olmayan bireylerin günlük kırmızı et tüketimi 150-200 gramı geçmemeli” dedi. </p>
<p>Bu noktada etin hazırlanma ve tüketim biçiminin de en az miktarı kadar belirleyici olduğuna dikkat çeken Örnek, “Yeni kesilen etlerin dinlendirilmeden tüketilmesi, özellikle kahvaltıda tüketilmesi sindirim açısından uygun değil. Ayrıca etin sebzelerle birlikte tüketilmesi demir, çinko ve magnezyum emilimini destekler. Dengeli bir öğün için tabağın yarısı sebze veya salata, diğer yarısı et ve tahıl grubundan oluşturulabilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Dinlendirilmeyen et hazımsızlığa sebep olabilir</strong></p>
<p>Etin, kesimin hemen ardından pişirilip tüketilmesinin sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini vurgulayan Örnek, “Bu şekilde tüketilen et; hazımsızlık, şişkinlik, ishal ya da kabızlık gibi sorunlara yol açabilir. Etin daha yumuşak, lezzetli ve sindirimi kolay hale gelmesi için güneş ışığı almayan serin bir ortamda (7-15°C) 3-4 saat dinlendirilmesi gerekir. Ardından 4°C’de buzdolabında yaklaşık 24 saat muhafaza edilerek ideal kıvama ulaşması sağlanır. Ek olarak pişirme aşamasında kuyruk yağı gibi ilave yağlar kullanmaktan kaçınılmalı” uyarısında bulundu.</p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, Kurban Bayramı için sağlıklı iki tarif paylaştı:</p>
<p><strong>Kavurma tarifi:</strong></p>
<p>Kuşbaşı doğradığınız etleri tencereye aldığınızda başlangıçta tuz ve baharat eklememenizi öneririm. Önce ilave yağ eklemeden, kendi yağında birkaç dakika kavurup ardından kısık ateşte kendi suyuyla yavaş yavaş pişmeye bırakın. Pişmeye yakın az miktarda tuz ekleyip servis öncesinde kekik ilave edebilirsiniz.</p>
<p><strong>Tatlı tarifi:</strong></p>
<p>Sağlıklı bir tatlı alternatifi olarak, önceden dilimleyip dondurduğunuz olgun muzları rondodan geçirebilirsiniz. Kremsi bir kıvam aldığında doğal bir dondurma elde etmiş olursunuz. Dilerseniz kakao veya fıstık ezmesi ekleyerek lezzetini artırabilirsiniz. Servis ederken üzerine meyve ve ceviz parçaları ilave edebilirsiniz.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayramda-et-tuketimi-gunde-150-200-grami-asmamali-636749">Bayramda et tüketimi günde 150-200 gramı aşmamalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerin En Büyük Hatası: &#8220;40&#8217;tan Sonra Bakarım&#8221; Demek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genclerin-en-buyuk-hatasi-40tan-sonra-bakarim-demek-636642</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 09:43:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[40]]></category>
		<category><![CDATA[bakarım]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[demek]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerin]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hatası]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tan]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636642</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gençlik denildiğinde aklımıza bitmeyen enerji ve hareketlilik geliyor. Peki gençlikteki enerji hiç azalmıyor mu?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerin-en-buyuk-hatasi-40tan-sonra-bakarim-demek-636642">Gençlerin En Büyük Hatası: &#8220;40&#8217;tan Sonra Bakarım&#8221; Demek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gençlik denildiğinde aklımıza bitmeyen enerji ve hareketlilik geliyor. Peki gençlikteki enerji hiç azalmıyor mu? Bugün birçok genç “Nasıl olsa ileride toparlarım” düşüncesiyle uyku düzenini, beslenmesini, fiziksel aktivitesini ve stres yönetimini ihmal ediyor. Oysa modern longevity yaklaşımı, yani sağlıklı yaşam süresini uzatmayı hedefleyen bilimsel yaklaşım, biyolojik yaşlanmanın temellerinin çok daha erken yıllarda atıldığını gösteriyor. <strong>Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk</strong>, “Longevity yalnızca ileri yaş konusu değil. İnsan bedeni genç yaşta aldığı kararların sonuçlarını yıllar boyunca taşıyor” diyor.</p>
<p><strong>GENÇKEN YAPILAN HATALAR SESSİZCE BİRİKİYOR</strong></p>
<p>Gençlik dönemi çoğu insan için bedenin en güçlü, en dayanıklı ve en hızlı toparlanan dönemi olarak görülüyor. Geç yatılan geceler, düzensiz beslenme, uzun süre hareketsiz kalmak ya da yoğun stres çoğu zaman “nasıl olsa genciz” düşüncesiyle önemsenmiyor. Çünkü genç yaşlarda bedenin verdiği uyarılar genellikle geç ortaya çıkıyor ve sağlık sorunları uzun süre görünmez kalabiliyor. <strong>Acıbadem Life Danışmanı Dr. Halil Ertürk </strong>tam da bu nedenle gençlik döneminin gelecekteki sağlık durumunun şekillendiği en kritik süreçlerden biri olduğunu ifade ediyor.</p>
<p>Genç yaşlarda sağlık sorunlarının görünür olmamasının yanıltıcı olabileceğini belirten <strong>Dr. Ertürk,</strong> biyolojik yaşlanmanın çoğu zaman sessiz ilerlediğini söyleyerek “Bugün kendini tamamen sağlıklı hisseden bir gençte dahi düzensiz uyku, hareketsizlik, kötü beslenme ve kronik stres; metabolik bozulmaları ve biyolojik yaşlanmayı fark ettirmeden başlatabiliyor. İnsan vücudu yapılan her tercihin kaydını tutuyor” diyor.</p>
<p><strong>GELECEĞİNİZE YATIRIMI KAS KÜTLENİZLE YAPIN. </strong></p>
<p>Kas sağlığının yalnızca sporcular için değil, uzun ve sağlıklı yaşam açısından her birey için kritik olduğunu vurgulayan <strong>Dr. Ertürk</strong>, özellikle genç yaşta oluşturulan kas rezervinin ilerleyen yaşlarda büyük önem taşıdığını belirtiyor ve “İnsan vücudu yaklaşık 30’lu yaşlardan itibaren kas kaybetmeye başlayabiliyor. Bu nedenle gençlik döneminde oluşturulan güçlü kas yapısı; metabolik sağlığı, dengeyi, hareket kabiliyetini ve yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. Bugün yapılan direnç egzersizleri, aslında gelecekteki hareket özgürlüğüne yapılan yatırım anlamına geliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>GENÇLİKTEKİ ALIŞKANLIKLAR BİYOLOJİK YAŞI BELİRLİYOR</strong></p>
<p>Gençliğin yalnızca takvim yaşından ibaret olmadığını, günlük yaşam alışkanlıklarının hücresel yaşlanma hızını doğrudan etkilediğini belirten <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>, sağlıklı yaşamın temel taşlarını şöyle sıralıyor:</p>
<ul>
<li><strong>Düzenli fiziksel aktivite</strong></li>
</ul>
<p>Düzenli hareket etmek, kalp-damar sağlığını desteklerken metabolizmanın daha verimli çalışmasına yardımcı oluyor. Aynı zamanda biyolojik yaşlanma hızını yavaşlatan önemli yaşam alışkanlıklarından biri olarak görülüyor.</p>
<ul>
<li><strong>Aerobik ve direnç egzersizleri</strong></li>
</ul>
<p>Aerobik egzersizler dayanıklılığı artırırken, direnç egzersizleri kas kütlesini koruyarak ilerleyen yaşlarda hareket kabiliyeti ve metabolik sağlığın sürdürülmesine katkı sağlıyor.</p>
<ul>
<li><strong>Kaliteli uyku</strong></li>
</ul>
<p>Yeterli ve kaliteli uyku, bedenin kendini onarmasını destekliyor; bağışıklık sistemi, hormon dengesi ve beyin sağlığı üzerinde doğrudan etkili oluyor.</p>
<ul>
<li><strong>Gerçek gıdaya dayalı dengeli beslenme</strong></li>
</ul>
<p>Sebze, meyve, kaliteli protein ve sağlıklı yağlardan oluşan dengeli beslenme modeli; inflamasyonu azaltarak metabolik sağlığın korunmasına yardımcı oluyor.</p>
<ul>
<li><strong>Stres yönetimi</strong></li>
</ul>
<p>Kronik stresin kontrol altına alınması, stres hormonlarının vücut üzerindeki yıpratıcı etkilerini azaltarak hem zihinsel hem fiziksel sağlığı destekliyor.</p>
<ul>
<li><strong>Tütün ürünleri, alkol ve toksik maruziyetlerden uzak durmak</strong></li>
</ul>
<p>Sigara, yoğun alkol tüketimi ve çevresel toksinlerden uzak durmak; hücre hasarını ve oksidatif stresi azaltarak sağlıklı yaş alma sürecine katkı sağlıyor.</p>
<p><strong>KRONİK STRES BEYİN YAŞLANMASINI DA HIZLANDIRIYOR</strong></p>
<p>Genç yaşlarda stres çoğu zaman “geçici” ya da “önemsiz” bir durum gibi görülse de, uzmanlara göre beden ve beyin bu yükü sessizce kaydediyor. Özellikle akademik baskı, gelecek kaygısı, sosyal medya kaynaklı karşılaştırma hissi, düzensiz yaşam temposu ve sürekli tetikte olma hali gençlerde kronik stresin en yaygın nedenleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Odaklanma kapasitesi, bilişsel performans, öğrenme becerisi ve duygusal dayanıklılığın da genç yaşta şekillendiğini belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı Dr. Halil Ertürk,</strong> “Gençlik döneminde yaşanan stres çoğu zaman hafife alınabiliyor. Oysa beden her stres yüküne biyolojik bir yanıt veriyor. Sürekli yüksek seyreden stres hormonları; uyku düzenini, dikkat kapasitesini, hafızayı ve metabolik dengeyi olumsuz etkileyebiliyor. Fiziksel aktivitenin beyin sağlığını desteklediği, kaliteli uykunun hafızayı güçlendirdiği artık çok iyi biliniyor. Buna karşılık uzun süreli stres, hem zihinsel performansı hem de biyolojik yaşlanmayı hızlandırabiliyor. Bu nedenle genç yaşta stres yönetimini öğrenmek, gelecekteki zihinsel ve fiziksel sağlık açısından önemli bir yatırım anlamına geliyor” diyor.</p>
<p><strong>BİYOLOJİK SERVETİNİZE SAHİP ÇIKIN</strong></p>
<p>Sağlıklı yaş almanın ileri yaşlarda alınan geç kararlarla değil; genç yaşta atılan doğru adımlarla mümkün olduğuna dikkat çeken <strong>Acıbadem Life Danışmanı İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk;</strong> “Çünkü gençlik yalnızca takvimdeki bir dönem değil, doğru yönetildiğinde geleceğe taşınabilecek biyolojik bir servettir. Modern longevity yaklaşımı yalnızca yaşam süresini uzatmayı hedeflemez. Asıl amaç sağlıklı geçirilen yılları artırmaktır. Hedef yalnızca uzun yaşamak değil; o yılları enerjik, üretken, bağımsız ve zihinsel olarak güçlü geçirebilmek. Hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmek yerine, riskleri erken fark edip yaşlanmayı hızlandıran süreçleri yönetmek gerekiyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerin-en-buyuk-hatasi-40tan-sonra-bakarim-demek-636642">Gençlerin En Büyük Hatası: &#8220;40&#8217;tan Sonra Bakarım&#8221; Demek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlık Sen’den Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hakkında Yetki Açıklaması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglik-senden-cigli-egitim-ve-arastirma-hastanesi-hakkinda-yetki-aciklamasi-636601</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 05:24:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[çiğli]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636601</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlık Sen’den Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hakkında Yetki Açıklaması</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-senden-cigli-egitim-ve-arastirma-hastanesi-hakkinda-yetki-aciklamasi-636601">Sağlık Sen’den Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hakkında Yetki Açıklaması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Sen İzmir 1 No’lu Şube yönetimi İzmir İl Sağlık Müdürlüğüne yazdığı dilekçe ile, müdürlüğün 18 Mayıs tarihli yazısında yer verilen görüşe itiraz etti ve gerekçelerini tek tek anlattı.</p>
<p><b>Müdürlüğün 18 Mayıs Tarihli Görüş Yazısı, Yüksek Yargı İçtihatlarına Açıkça Aykırıdır</b></p>
<p>Sağlık Sen İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Gencer Yılmaz ve Şube Başkan Yardımcısı Okyanus Durmaz imzalı dilekçede şu ifadelere yer verildi. İzmir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından tanzim edilen 18.05.2026 tarihli görüş yazısında, sendika üyeliğinden çekilme bildirimlerinde otuz günlük sürenin hesaplanmasına ilişkin olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 92. maddesi ile genel hukuk ilkelerine atıf yapılmış ve sürenin başlangıcında başvuruyu takip eden günün birinci gün olarak sayılması gerektiği mütalaa edilmiştir. Ancak idare tarafından tesis edilen bu görüş, normlar hiyerarşisine, özel kanun hükümlerinin önceliği ilkesine ve yerleşik yüksek yargı içtihatlarına açıkça aykırıdır. Söz konusu hatalı yoruma karşı hukuki itirazlarımız ve konunun yasal dayanakları aşağıda detaylı olarak açıklanmıştır.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2020/02/turk-yerel-hizmet-senden-hukuk-zaferi-9157960.jpg"/></p>
<p>1-) Özel Kanun Hükmü Gereği Süre Başvurunun Yapıldığı Gün Başlar ,</p>
<p>4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanununun 16. maddesinin üçüncü fıkrasında çekilme işleminin ne zaman hüküm ifade edeceği hiçbir yoruma mahal bırakmayacak açıklıkta düzenlenmiştir. Özel kanun niteliğindeki bu düzenleme karşısında, idarenin genel nitelikli 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu veya 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunundaki süre hesaplama kurallarına dayanması hukuken mesnetsizdir. Danıştay 10. Dairesinin 28.06.2021 tarihli, E. 2016/2111 ve K. 2021/3661 sayılı kararında ilgili kanun hükmü “Çekilme, kamu işverenine başvurma tarihinden başlayarak otuz gün sonra geçerli olur.” şeklinde vurgulanmış ve devamında “Çekilme, kamu işverenine başvurma tarihinden başlayarak otuz gün sonra geçerli olur. Çekilenin bu süre içinde başka bir sendikaya üye olması halinde yeni sendikaya üyeliği, bu sürenin bitim tarihinde kazanılır.” denilerek kanunun lafzının doğrudan uygulanması gerektiği hükme bağlanmıştır. İlgili Danıştay kararı, Anayasal güvence altındaki sendikal hakların idari yorumlarla kısıtlanamayacağını belirtmekte olup kararda “Anayasa’nın 51. maddesi ile 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun 14. maddesinde sendikaya üye olmak veya sendika üyeliğinden ayrılmak konusunda serbesti tanındığı” açıkça ifade edilmiştir. Ayrıca idari süreçlerdeki usuli hataların sendika üyelerinin haklarını zedelemeyeceği “Dilekçelerin dava konusu işlemde tasdiklendiği, personel hakkında soruşturma başlatıldığı, idareden kaynaklanan usulsüzlüğün davacı sendikaya ve dilekçe sahiplerine yükletilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.” tespitiyle karara bağlanmıştır.</p>
<p>Yargıtay İçtihatlarında Başvuru Günü Esas Alınmaktadır, Yüksek mahkeme kararları incelendiğinde, sendikadan çekilme süresinin hesaplanmasında ertesi günün değil, bizzat başvurunun yapıldığı günün esas alındığı istikrarlı bir şekilde görülmektedir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 03.10.2024 tarihli, E. 2024/11008 ve K. 2024/13074 sayılı kararında, ilk derece mahkemesinin “üyelerin bildirim formlarını imza tarihlerinde çekilme iradesinin ortaya çıktığı, 20.05.2022 tarihi itibarıyla 30 günlük sürelerin dolduğu” yönündeki tespiti onanmış ve “istifanın hukuken geçerli olduğu, sendika üye listesi düzenlenirken hesaba dâhil edilmemelerinde hukuka aykırılık bulunmadığı” sonucuna varılmıştır. Bu karar, sürenin bizzat iradenin ortaya konduğu başvuru tarihinden itibaren işlemeye başladığını kanıtlamaktadır.</p>
<p><b>Sağlık Müdürlüğü’nün Tezi Mahkemelerce Reddedilmiştir</b></p>
<p>İzmir İl Sağlık Müdürlüğünün görüş yazısında savunduğu sürenin ertesi gün başlatılması tezi, Yargıtay denetiminden geçen uyuşmazlıklarda mahkemelerce açıkça reddedilmiş ve kararlar bu yönde düzeltilmiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 04.12.2025 tarihli, E. 2025/8275 ve K. 2025/9580 sayılı kararına konu olan uyuşmazlık, doğrudan “4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu kapsamında sendika üye sayılarına ilişkin tespitin ve istatistiğin düzeltilmesi istemine” ilişkindir. Davalı tarafın “otuz günlük sürenin işletilmesinde, üyelikten çekilme formunun Kuruma veriliş tarihinin esas alınması gerektiğini” yönündeki haklı itirazı Yargıtay tarafından kabul görmüştür. Yüksek mahkeme, süreyi ertesi günden başlatan hatalı hesaplamayı “İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (2) numaralı bendinde yer alan ’16/05/2024′ ibaresinin çıkartılarak yerine ‘15.05.2024’ ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA” şeklinde kesin surette düzeltmiştir. Ayrıca bu hatalı yoruma dayanan istinaf kararı için “temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA” hükmedilmiştir. Bu emsal karar, idarenin görüş yazısındaki süreyi bir gün öteleyen yaklaşımının hukuka aykırı olduğunu kesin olarak kanıtlamaktadır.</p>
<p>Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 28.09.2023 tarihli, E. 2023/14638 ve K. 2023/13241 sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiş ve “çekilmenin, kamu işverenine başvurma tarihinden başlayarak otuz gün sonra geçerli olacağı dikkate alındığında” denilerek başvuru tarihinin esas alınması gerektiği yinelenmiştir. Kararın devamında “Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; çekilmenin, kamu işverenine başvurma tarihinden başlayarak otuz gün sonra geçerli olacağı dikkate alındığında” ifadelerine yer verilmiş ve vazgeçme halleri için “istifa eden kişilerin aynı gün istifasını çekmesi sebebiyle sendika üyesi olarak kabul edilmelerinin usul ve kanuna uygun olduğu” belirtilerek “Mahkeme kararının yerinde olduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir” denilmiştir.</p>
<p>Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 08.03.2016 tarihli, E. 2016/6980 ve K. 2016/5294 sayılı kararında “sendika üyeliğinden çekilme, sendikaya bildirim tarihinden itibaren bir ay sonra geçerlilik kazanır” kuralı vurgulanmış ve yeni üyelik geçişleri için “Çekilenin bir aylık süre içinde başka bir sendikaya üye olması hâlinde yeni üyelik bu sürenin bitimi tarihinde kazanılmış sayılır” tespiti yapılmıştır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 18.03.2019 tarihli, E. 2016/1500 ve K. 2019/5927 sayılı kararında ise hesaplamanın nasıl yapılacağı somut tarihlerle örneklendirilerek “sendika üyeliğinden çekilme notere başvurma tarihinden itibaren bir ay sonra geçerlidir.” denilmiş ve “Davacının önceki sendikadan çekilme işlemi 21.05.2009 tarihinde gerçekleşmiş olup, çekilme işlemi bir ay sonra 21.06.2009 tarihinde sonuç doğurur.” şeklinde kesin bir hesaplama yöntemi ortaya konmuştur. Bu sürenin bitiminin mali ve sendikal haklara etkisi de “Çekilenin bu bir aylık süre içerisinde başka bir sendikaya üye olması halinde yeni sendika üyeliği bu sürenin bitimi tarihinde kazanılmış sayılır.” ve “sendika üyeliğinin kazanıldığı tarih sonrası için bu işyerindeki toplu iş sözleşmesinde öngörülen temel ücret ödenir” ifadeleriyle karara bağlanmıştır.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2025/09/Goruntu-28-1.jpeg"/></p>
<p>Aynı doğrultuda Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 26.12.2025 tarihli, E. 2025/9462 ve K.2025/10438 sayılı kararında da “6356 sayılı Kanun’un 19. maddesine göre üyelikten çekilmenin, sendikaya bildirim tarihinden itibaren bir ay sonra geçerlilik kazanacağı dikkate alındığında” ifadelerine yer verilmiş ve bu sürenin toplu iş sözleşmesinden yararlanmaya doğrudan etkisi “davacının 01.04.2018-17.09.2018 tarihleri dışında sözü edilen toplu iş sözleşmesinden yararlanması mümkün değildir” şeklinde hüküm altına alınmıştır. Yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan yasal mevzuat ve emsal nitelikteki yüksek yargı kararları ışığında; İzmir İl Sağlık Müdürlüğünün 18.05.2026 tarihli görüş yazısında yer alan, sendikadan çekilme sürelerinin hesaplanmasında genel hükümlere dayanılarak ertesi günün birinci gün sayılması gerektiği yönündeki idari yorum hukuki dayanaktan yoksundur. 4688 sayılı Kanunun 16. maddesinin amir hükmü ve istikrar kazanmış Yargıtay kararları gereğince, üyelikten çekilme bildirimlerine ilişkin otuz günlük yasal sürenin, kamu görevlisinin çekilme bildirimini kurum evrak sistemine kaydettirdiği gün itibarıyla başlatılması gerekmektedir. Nitekim üye tespitine ilişkin ülke genelinde kamu kurumları tarafından kabul edilen genel görüş ve uygulama da bu yöndedir. Açıklanan nedenlerle, İzmir İl Sağlık Müdürlüğünün hukuka aykırı görüş yazısının kurumunuz nezdinde yapılacak işlemlerde dikkate alınmamasını, sendika üyeliğinden çekilme ve yeni Sendikaya üyelik işlemlerinde 4688 sayılı Kanunun açık lafzına ve sunmuş olduğumuz Yargıtay kararlarına uygun olarak başvurunun yapıldığı günün sürenin başlangıcı olarak kabul edilmesini ve işlemlerin bu hukuki gerçeklik çerçevesinde tesis edilmesi hususunda gereğini arz ederiz. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-senden-cigli-egitim-ve-arastirma-hastanesi-hakkinda-yetki-aciklamasi-636601">Sağlık Sen’den Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hakkında Yetki Açıklaması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Yetki Savaşı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cigli-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-yetki-savasi-636599</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 May 2026 20:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[çiğli]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[yetki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636599</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’de Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Türk Sağlık-Sen ile Sağlık-Sen arasında yaşanan yetki mücadelesi gündemin en sıcak başlıklarından biri haline geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cigli-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-yetki-savasi-636599">Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Yetki Savaşı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’de Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Türk Sağlık-Sen ile Sağlık-Sen arasında yaşanan yetki mücadelesi gündemin en sıcak başlıklarından biri haline geldi. İki sendika arasında yalnızca birkaç üyelik farkı bulunduğu belirtilirken, tartışmalı iki üyenin hangi sendikaya ait olduğunun yetki kararını doğrudan etkileyeceği ifade ediliyor.</p>
<p>İddiaya göre mevcut tabloda Sağlık-Sen’in üye sayısı Türk Sağlık-Sen’den üç fazla görünüyor. Ancak Türk Sağlık-Sen yönetimi, Sağlık-Sen listesinde yer aldığı belirtilen iki üyenin aslında kendi sendikalarına kayıtlı olduğunu savunuyor. Türk Sağlık-Sen’in bu konuda Yargıtay kararlarını dayanak göstererek haklılığını ortaya koyduğu ileri sürüldü.</p>
<p><b>İzmir Sağlık Müdürlüğü, Türk Sağlık Sen Lehinde Görüş Bildirdi İddiası</b></p>
<p>Hastanede yaşanan anlaşmazlığın ardından konunun İzmir İl Sağlık Müdürlüğü’ne taşındığı öğrenildi. Sağlık Müdürlüğü hukuk servisinin yaptığı değerlendirmede ise Türk Sağlık-Sen lehine görüş bildirdiği öne sürüldü. Yetki tespit sürecinde son kararın nasıl şekilleneceği merak konusu olurken, hastane çalışanları da çıkacak sonucu yakından takip ediyor. Sendikalar arasındaki üyelik tartışmasının önümüzdeki günlerde yargıya taşınabileceği değerlendiriliyor. Son kararı Üye Tespit Komisyonunun vereceği ifade edildi.</p>
<p><b>Yargıtay kararında ne deniliyor?</b></p>
<p>Kararda, sürelerin hesaplanmasına ilişkin şu ifadeler yer alıyor:</p>
<p>Süreler gün olarak belirlenmiş ise tebliğ veya tefhim edildiği gün hesaba katılmaz ve süre son günün tatil saatinde biter.**”</p>
<p>Kararın ilgili bölümünde ayrıca şu hüküm yer aldı:</p>
<p>Süre; hafta, ay veya yıl olarak belirlenmiş ise başladığı güne son hafta, ay veya yıl içindeki karşılık gelen günün tatil saatinde biter. Sürenin bittiği ayda, başladığı güne karşılık gelen bir gün yoksa, süre bu ayın son günü tatil saatinde biter.**”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cigli-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-yetki-savasi-636599">Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Yetki Savaşı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden kilo veremiyorum? diye düşünüyorsanız…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/neden-kilo-veremiyorum-diye-dusunuyorsaniz-636416</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 May 2026 07:39:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diye]]></category>
		<category><![CDATA[düşünüyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[İnsülin Direnci]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[veremiyorum]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Acar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636416</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz geliyor, kilo vermeliyim telaşına kapıldıysanız, diyete başlamadan önce bilmeniz gereken konulardan biri de, insülin direncinizin olup olmadığı…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/neden-kilo-veremiyorum-diye-dusunuyorsaniz-636416">Neden kilo veremiyorum? diye düşünüyorsanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz geliyor, kilo vermeliyim telaşına kapıldıysanız, diyete başlamadan önce bilmeniz gereken konulardan biri de, insülin direncinizin olup olmadığı… Zira hem fazla yemenizden hem de geç kilo vermenizden sorumlu olan insülin direnci aynı zamanda çeşitli hastalıklara yol açacak kadar önemli bir durum. Türkiye’de diyabet ve insülin direnci giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu haline geliyor. Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun (IDF) verilerine göre, Türkiye’de yaklaşık 9,6 milyon diyabet hastası bulunuyor ve yetişkin nüfusta diyabet görülme sıklığı yüzde 16,5 seviyelerine ulaşmış durumda. Ayrıca milyonlarca kişinin prediyabet, yani gizli şeker ve insülin direnciyle yaşadığı tahmin ediliyor.  Uzmanlara göre yanlış beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam ve obezite, insülin direncinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar,</strong> erken dönemde alınacak önlemlerle insülin direncinin kontrol altına alınabileceğini belirterek, “Doğru beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde insülin direncini azaltmak mümkündür. Tedavi sürecinde en önemli basamaklardan biri ise dengeli beslenmedir” diyor. </p>
<p><strong>Tatlı krizinizin nedeni insülin direnci olabilir</strong></p>
<p>İnsülin, pankreastan salgılanan ve kandaki şekerin hücrelere taşınmasını sağlayan bir hormon. Ancak insülin direnci geliştiğinde, pankreas insülin üretse bile, hücreler bunu görmüyor ve kullanamıyor. Bu durumda pankreas daha fazla insülin üretmek zorunda kalıyor ve zamanla kan şekeri dengesi bozulabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar,  “İnsülin direnci uzun vadede tip 2 diyabetin gelişme riskini artırabilen önemli bir metabolik bozukluktur. Kilo artışı, özellikle bel çevresinde yağlanma, yemek sonrası uyku hali, sık acıkma ve tatlı isteğinde artış gibi belirtilerle de kendini gösterebilir. Kontrol altına alınmayan insülin direnci yalnızca kan şekeri sorunlarına yol açmaz. Aynı zamanda yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği, karaciğer yağlanması ve kalp hastalıklarına da zemin hazırlayabilir. Kadınlarda ise insülin direnci; eski adıyla Polikistik Over Sendromu (PCOS), yeni adıyla Poliendokrin Metabolik Over Sendromu (PMOS) ile yakından ilişkilidir ve mevcut PMOS bulgularını ağırlaştırabilir“ diye konuşuyor. “Sürekli yüksek seyreden insülin düzeyi vücutta yağ depolanmasını artırır ve kilo vermeyi zorlaştırır. Bu nedenle erken dönemde yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşır” diyen <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar</strong>, insülin direncini düşürecek 10 beslenme önerisi paylaştı:</p>
<p><strong>Beyaz ekmek yerine tam tahılları tercih edin</strong></p>
<p>Beyaz ekmek, pirinç ve hamur işleri kan şekerini hızlı yükseltebiliyor. Tam tahıllı ürünler ise daha yavaş sindirilerek kan şekeri dalgalanmalarını azaltabiliyor. Zeynep Acar, “Lif oranı yüksek besinler tokluk süresini uzatır ve insülin yanıtını olumlu etkileyebilir” diyor. </p>
<p><strong>Öğün atlamayın</strong></p>
<p>Uzun süre kontrolsüz aç kalmak kan şekeri dengesini bozabiliyor ve sonraki öğünde aşırı yemeye neden olabiliyor. Düzenli ve dengeli planlanan öğünler ise kan şekerinin daha stabil seyretmesine yardımcı oluyor. Aralıklı oruç gibi daha uzun açlık süreleri ise, bazı bireylerde doğru planlandığında metabolik dengeyi ve insülin duyarlılığını destekleyebiliyor.</p>
<p><strong>Şekerli içeceklerden uzak durun</strong></p>
<p>Hazır meyve suları, gazlı içecekler ve şekerli kahveler kan şekerini hızla yükselterek insülin direncini artırabiliyor. Zeynep Acar, “Şekerli içecekler yerine su, ayran veya şekersiz bitki çayları tercih edilmelidir” diyor. </p>
<p><strong>Her öğünde protein tüketin</strong></p>
<p>Yumurta, yoğurt, peynir, balık, tavuk ve kurubaklagiller gibi protein kaynakları daha uzun süre tok kalmayı sağlayabiliyor. Protein ağırlıklı öğünler ani açlık krizlerini önlemeye yardımcı olabiliyor. </p>
<p><strong>Lif tüketimini artırın</strong></p>
<p>Sebzeler, meyveler, kurubaklagiller ve yulaf gibi lif açısından zengin besinler sindirimi yavaşlatarak kan şekeri kontrolünü destekliyor.</p>
<p><strong>Gece geç saatte yemek yemeyin</strong></p>
<p>Gece geç saatlerde tüketilen ağır öğünler kan şekeri dengesini olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle yatmadan hemen önce yenilen yüksek kalorili besinler kilo artışını kolaylaştırabiliyor.</p>
<p><strong>Sofranızda sağlıklı yağlara yer verin</strong></p>
<p>Zeytinyağı, avokado, ceviz, badem ve fındık gibi sağlıklı yağ kaynakları daha dengeli bir beslenme düzenine katkı sağlayabiliyor. Zeynep Acar, “Doğru yağ seçimi hem kalp sağlığını hem de metabolik dengeyi destekler” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Porsiyon kontrolüne dikkat edin</strong></p>
<p>Sağlıklı besinler tüketiliyor olsa bile aşırı porsiyonlar kilo kontrolünü zorlaştırabiliyor. Daha küçük tabak kullanımı ve yavaş yemek yeme alışkanlığı porsiyon kontrolünü kolaylaştırabiliyor.</p>
<p><strong>Tatlı krizlerine karşı meyve ve tarçından yararlanın</strong></p>
<p>Tatlı isteğini bastırmak için şerbetli tatlılar yerine meyve tüketmek daha doğru bir tercih olabiliyor. Tarçın da kan şekeri dalgalanmalarını azaltmaya yardımcı olabiliyor.</p>
<p><strong>Düzenli hareket edin</strong></p>
<p>Beslenme kadar fiziksel aktivite de insülin direnciyle mücadelede önemli rol oynuyor. Günlük yürüyüşler bile hücrelerin insüline duyarlılığını artırabiliyor. Zeynep Acar, “Haftada en az 150 dakika orta tempolu egzersiz yapmak insülin direncinin kontrol altına alınmasına katkı sağlayabilir” bilgisini veriyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/neden-kilo-veremiyorum-diye-dusunuyorsaniz-636416">Neden kilo veremiyorum? diye düşünüyorsanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hipnoz, sanıldığı gibi kontrol kaybı değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hipnoz-sanildigi-gibi-kontrol-kaybi-degil-636413</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 May 2026 07:39:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinç]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hale]]></category>
		<category><![CDATA[halı]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoz]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[öztekin]]></category>
		<category><![CDATA[sanıldığı]]></category>
		<category><![CDATA[Seans]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636413</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoz hakkında merak edilen konulara açıklık getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipnoz-sanildigi-gibi-kontrol-kaybi-degil-636413">Hipnoz, sanıldığı gibi kontrol kaybı değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoz hakkında merak edilen konulara açıklık getirdi.</p>
<p><strong>Hipnoz uyku hali değil, trans hali!</strong></p>
<p>Hipnozun uyku hali olarak tanımlanamayacağını aktaran Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Hipnoterapide kişinin dikkati en üst seviyede yoğunlaştığında trans hali oluşur. Telkinlere açık hale gelir.” dedi.</p>
<p>Her insanın hipnozdan etkilenişinin farklılık gösterebileceğini ifade eden Öztekin, “Bazı insanlar çok kolay hipnotik etki altına girerken bazılarında bu süre biraz daha uzayabilir. Uygulanan yöntemlere göre de   değişebilir. Hipnotik halin en hafif noktasında kişide gevşeme meydana gelir. Kendisine söylenenleri hatırlar ancak hipnotik etkinin derin olduğu durumlarda trans hali oluşur. Bilinçaltı pasif durumdan aktif hale geçer. Kişi seansta trans halindeyken konuşmaları bilinçli olarak duymaz ve telkinleri seans sonrası hatırlayamaz. İster hafif ister ağır hipnotik durum olsun her iki halde de hipnoterapistin söylediği sözler ve telkinler etkili olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Hipnoz altında bilinç dışı zihin telkinlere daha açık hale geliyor!</strong></p>
<p>Kişinin hipnozdan çıkamaması veya uyanamaması gibi bir durumun söz konusu olmadığını kaydeden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Hipnoterapist seansı sonlandırmadan ayrılsa bile kişi bir süre sonra seansı kendi sonlandırıp kalkar ve günlük yaşantısına devam eder.” dedi.</p>
<p>Hipnoz halindeyken beynin nasıl etkilendiğine değinen Öztekin, şunları söyledi:</p>
<p>“Bilinçli bir beyin daha eleştireldir, problem çözerken daha çok analiz yapmaya eğilimlidir. Direnç gösterebilir. Savunma mekanizmaları aktiftir. Bu durum kararsızlığa ve harekete geçmekte zorluğa sebep olabilir. Hipnoz altındayken ise bilincin bu analiz yeteneğinden ve direncinden kurtulan bilinç dışı zihin, beyin dalgası olarak alfa (hafif hipnoz) ve teta (derin hipnoz) durumlarında telkin ve talimatları   almaya daha hazır hale gelir ve terapi gerçekleşir. Hipnoterapi tedavisi gören kişi bu süreçte hipnoterapistin destek ve rehberliğini hisseder. Onun talebi doğrultusundaki telkinleri kabullenir. Bu şekilde hipnoterapist bir çok şeyi yaptırabilir.”</p>
<p><strong>Hipnotik etki altında olan bir kişi yapmak istemediği bir davranışta bulunmaz! </strong></p>
<p>‘Hipnoz sırasında kontrolümü kaybedip yapmak istemediğim şeyleri yapar mıyım, istemeden sırlarımı verir miyim?’ endişesi yaşayanlara konu hakkında bilgi veren Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Burada bilinmesi gereken nokta hipnoterapistin gücünün sınırsız olmadığıdır. Hipnotik etki altında olan bir kişi yapmak istemediği bir davranışta bulunmaz, istemediği hiçbir şeyi söylemez. Kişinin inançlarına, ahlaki değerlerine, değer yargılarına ters düşecek bir telkin, en derin hipnozda bile reddedilir. Medyada hipnoz adı altında rastladığınız, kişilerin kontrolsüz tuhaf davranışlar sergilediği tabloların, tıbbi hipnoterapi ile hiçbir ilişkisi yoktur. Bunlar psikolojik alt yapısı, eğitimi olmayan kişiler tarafından, ilgi çekme amacı ile sergilenen sahne gösterileridir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p>Hipnozun tehlikesi ve zararı olup olmadığına da değinen Öztekin, “Seans sırasında da, seans sonrasında da hiçbir tehlike söz konusu değildir. Seansta ve sonrasında kişinin kan basıncı, kan şekeri, dolaşım, solunum gibi hayati fonksiyonları biyolojik olarak olumsuz etkilenmez. Aksine hipnoterapi sonrasında değerlerin daha stabil hale geldiği gözlenmiştir. Hipnoterapi tedavide çok güvenli ve tehlikesiz bir psikoterapi yöntemidir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipnoz-sanildigi-gibi-kontrol-kaybi-degil-636413">Hipnoz, sanıldığı gibi kontrol kaybı değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlik yaşta değil, ruhta!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genclik-yasta-degil-ruhta-636220</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[ruhta]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<category><![CDATA[zihni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636220</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, ruhsal yaş ile kronolojik yaşın farkı; sosyal ilişkiler, yeni deneyimler ve yaşamla kurulan bağın gençlik hissi üzerindeki etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclik-yasta-degil-ruhta-636220">Gençlik yaşta değil, ruhta!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, ruhsal yaş ile kronolojik yaşın farkı; sosyal ilişkiler, yeni deneyimler ve yaşamla kurulan bağın gençlik hissi üzerindeki etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>İnsan ruhu, hissettiği yaştadır!</strong></p>
<p>Günümüzde yaş almanın çoğu zaman yalnızca takvim yaşı üzerinden değerlendirildiğini aktaran Dr. Günay Hajiyeva, “Oysa bazı insanlar 30 yaşında hayattan kopmuş gibi görünürken, bazıları 70 yaşında bile yaşam enerjisiyle çevresine ilham verebiliyor. Bunun nedeni yalnızca biyolojik faktörler değil; kişinin ruhsal yaşı, yaşamla kurduğu bağ ve zihinsel esnekliğidir. Çünkü insan ruhu, hissettiği yaştadır.” dedi.</p>
<p>Psikolojide yaş kavramının yalnızca kronolojik yaştan ibaret olmadığına dikkat çeken Dr. Hajiyeva, “Kronolojik yaş, takvim üzerindeki yaşımızı ifade ederken; biyolojik yaş bedenimizin fiziksel durumunu gösterir. Bir de ruhsal yaş vardır. Ruhsal yaş, kişinin kendisini duygusal ve zihinsel olarak nasıl hissettiğiyle ilgilidir. İnsan zihni, kendisine sürekli anlatılan hikâyelere inanma eğilimindedir. ‘Artık çok yaşlandım’, ‘benden geçti’, ‘geç kaldım’ gibi düşünceler zihni geri çekerken; ‘hâlâ öğrenebilirim’, ‘hayatımda yeni başlangıçlar olabilir’, ‘önümde güzel yıllar var’ düşünceleri zihinsel canlılığı destekler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zihin yaş aldığı için değil; durağanlaştığı için yaşlanır! </strong></p>
<p>Zihnin yaş aldığı için değil; durağanlaştığı için yaşlandığını dile getiren Dr. Günay Hajiyeva, “Öğrenme isteğinin kaybolması, merak duygusunun azalması, heyecan hissinin yok olması zihinsel yaşlanmayı hızlandıran önemli etkenlerdir.” dedi.</p>
<p>Tekdüze yaşam biçiminin de bu süreci desteklediğini ifade eden Dr. Hajiyeva, şöyle devam etti:</p>
<p>“Her günün bir öncekinin tekrarı hâline gelmesi, zihni ‘otomatik pilot’ sistemine geçirir. Otomatik pilot kısa vadede güven hissi verse de uzun vadede yaşam sevincini azaltabilir. Çünkü zihin yenilik ister; yeni deneyimler karşısında uyarılır, öğrenir ve canlı kalır.</p>
<p>Birçok insanın ‘yılların nasıl geçtiğini anlamadım’ demesinin nedeni de budur. Beyin, yeni olmayan bilgileri kaydetme ihtiyacı duymaz. Günler birbirinin aynı hâline geldiğinde zaman algısı silikleşir. Bu durum zamanla kronik stres, tükenmişlik ve duygusal donukluk hissine yol açabilir.”</p>
<p><strong>İnsanın her yaşta yeni başlangıçlar yapabilmesi mümkün! </strong></p>
<p>Toplumda yaşla ilgili kalıplaşmış birçok mesajın da ruhsal yaşlanmayı hızlandırabildiğine işaret eden Dr. Günay Hajiyeva, “‘Artık bu yaştan sonra olmaz’, ‘senin yaşın geçti’ gibi söylemler insanların yaşamla bağını zayıflatabiliyor.” dedi.</p>
<p>Oysa insanın her yaşta yeni başlangıçlar yapabileceğini kaydeden Dr. Hajiyeva, “40 yaşında yeni bir meslek öğrenmek, 50 yaşında yeniden âşık olmak, 60 yaşında üniversite okumak ya da 70 yaşında yeni bir projeye başlamak mümkündür. Ruhsal yaşımızı takvim yaşımızdan biraz daha genç tutabilmek, yaşam enerjimizi korumamıza yardımcı olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Hangi yaşta olursak olalım, merak ettiğimiz şeyleri denemekten vazgeçmemek gerekir!</strong></p>
<p>Ruhsal olarak genç kalmanın en önemli yollarından birinin yeni deneyimlere açık olmak olduğunu vurgulayan Dr. Günay Hajiyeva, “Bu deneyimlerin büyük ve hayat değiştirici olması gerekmez. Daha önce gidilmemiş bir yerde kahvaltı yapmak, farklı bir yoldan yürümek, yeni insanlarla tanışmak ya da yeni bir hobi edinmek bile zihni canlandırır. Çünkü beyin her yeni deneyimde dopamin salgılar. Dopamin yalnızca mutlulukla ilişkili değildir; aynı zamanda yaşam enerjisini ve motivasyonu destekleyen önemli bir nörotransmitterdir.” dedi.</p>
<p>İlk kez yaşanan duyguların da insanı canlı tuttuğu bilgisini veren Dr. Hajiyeva, şunları söyledi:</p>
<p>“Gençlik dönemindeki heyecanların unutulmamasının nedeni de budur. İlk kez yapılan şeyler zihinde daha güçlü iz bırakır. Bu nedenle hangi yaşta olursak olalım, merak ettiğimiz şeyleri denemekten vazgeçmemek gerekir.</p>
<p>İç konuşmalarımız da ruhsal yaşımız üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Zihin en çok kendi iç sesimizi dinler. Sürekli yorgunluk, tükenmişlik ve umutsuzluk mesajları veren bir iç ses zamanla zihni buna inandırır. Buna karşılık ‘henüz bitmedi’, ‘hâlâ öğrenebilirim’, ‘yeni bir dönem başlayabilir’ gibi düşünceler zihinsel dayanıklılığı artırır. Yapılan bazı araştırmalar da kendisini kronolojik yaşından daha genç hisseden kişilerin uzun vadede hastalıklara yakalanma riskinin daha düşük olabileceğini gösteriyor.”</p>
<p><strong>İnsanları hayatımızdan çıkarmak yerine ilişkileri korumaya çalışmak daha sağlıklı olabilir! </strong></p>
<p>İnsan zihninin yalnız yaşamak için tasarlanmadığını hatırlatan Dr. Günay Hajiyeva, “Sosyal ilişkiler, aidiyet hissini güçlendirir ve kişinin yaşamla bağını canlı tutar. Günümüzde bireyselleşme ve yalnızlaşma giderek artıyor olsa da kaliteli ilişkiler ruh sağlığı açısından büyük önem taşır. Bir kahkaha, bir sohbet, bir anı paylaşımı ya da bir göz teması bile kişinin kendisini canlı hissetmesine katkı sağlar. Bu nedenle insanları hayatımızdan hızlıca çıkarmak yerine ilişkileri onarmaya ve bağları korumaya çalışmak daha sağlıklı olabilir.” dedi.</p>
<p>Fiziksel hareketin ruhsal gençliğin önemli bir parçası olduğuna değinen Dr. Hajiyeva, “Spor yapmak, dans etmek, yürümek ya da bedeni hareket ettiren herhangi bir aktivite hem zihinsel hem duygusal sağlığı destekler. Hareket sayesinde kaygı düzeyi azalır, depresif belirtiler hafifler ve zihinsel esneklik artar. İnsan hareket ettikçe yaşadığını daha güçlü hisseder.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>İnsanın gerçek yaşı, ruhunun hissettiği yaştır!</strong></p>
<p>Bir diğer önemli noktanın ise gelecekle bağ kurabilmek olduğuna vurgu yapan Dr. Günay Hajiyeva, “İnsan, geleceğe dair planları olduğu sürece yaşam enerjisini korur. Bu planların büyük olması gerekmez. Bir arkadaş buluşması, torunla yapılacak bir gezi, başlanacak bir kurs ya da izlenecek bir film bile zihni canlı tutabilir. Gelecek duygusunu kaybetmemek, ruhsal olarak genç kalmanın temel unsurlarından biridir.” dedi.</p>
<p>Genç hissetmenin, yaşın gerçekliğini inkâr etmek anlamına gelmediğinin altını çizen Dr. Hajiyeva, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Elbette herkesin bir biyolojik ve kronolojik yaşı vardır. Yaş almak aynı zamanda deneyim, olgunluk ve tecrübe kazandırır. Ancak ruhsal yaşlanma farklı bir kavramdır. Ruhsal yaşlanma; hayata karşı merakın, heyecanın ve umudun kaybolmasıdır.</p>
<p>Beden zamanla yaş alır; bunu durdurmak mümkün değildir. Ancak ruh, merak ettiği, öğrendiği, heyecan duyduğu ve insanlarla bağ kurmaya devam ettiği sürece genç kalabilir. Bu nedenle ruhsal yaşımızı genç tutmak için yaşamın içinde kalmaya, yeni deneyimlere açık olmaya, sosyal bağlarımızı güçlendirmeye ve zihnimize umut veren mesajlar göndermeye devam etmeliyiz. Çünkü insanın gerçek yaşı, ruhunun hissettiği yaştır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclik-yasta-degil-ruhta-636220">Gençlik yaşta değil, ruhta!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayramda artan et tüketimi kalbi zorlayabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayramda-artan-et-tuketimi-kalbi-zorlayabilir-636190</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 09:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artan]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[bayramda]]></category>
		<category><![CDATA[et]]></category>
		<category><![CDATA[kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[zorlayabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636190</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurban Bayramı’nda sofraların içeriği kadar ritmi de değişiyor. Öğün saatleri kayıyor, ziyaretlerle birlikte gün içine yayılmış daha sık ve yoğun tüketimler ortaya çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayramda-artan-et-tuketimi-kalbi-zorlayabilir-636190">Bayramda artan et tüketimi kalbi zorlayabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kurban Bayramı’nda sofraların içeriği kadar ritmi de değişiyor. Öğün saatleri kayıyor, ziyaretlerle birlikte gün içine yayılmış daha sık ve yoğun tüketimler ortaya çıkıyor. Bu durumun sağlıklı bireylerde bile geçici bir yük oluştururken, kalp-damar hastalığı, hipertansiyon veya diyabeti olan kişilerde daha baskın şikayetler yaratabileceğini dile getiren Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Bayramı sağlıklı geçirmek için yalnızca ‘ne yediğimiz’ değil, ‘nasıl ve ne sıklıkla tükettiğimiz’ de önemli” şeklinde konuştu.</strong></p>
<p>Gün içinde üst üste gelen et ağırlıklı öğünler, artan tuz ve yağ alımı; kan basıncı, kan şekeri ve kolesterol düzeylerinde hızlı dalgalanmalara yol açabilir. Kardiyovasküler hastalıkların dünya genelinde hâlâ en yaygın ölüm nedeni olduğunu açıklayan Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her üç ölümden biri bu hastalıklara bağlı gelişiyor. Türkiye’de de benzer bir tablo söz konusu. Bu nedenle özellikle bayram gibi beslenme düzeninin kısa sürede değiştiği dönemlerde rehavete kapılmamak önemli. Bu süreci sağlık sorunları yaşamadan geçirmek için öğün sıklığını düzenlemek, porsiyonları küçültmek ve gün içine hareket eklemek genellikle yeterli olur” dedi.</p>
<p>Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, Kurban Bayramı’nda kalp sağlığını desteklemeye yardımcı olabilecek 15 maddeyi paylaştı:</p>
<ol>
<li>Porsiyon kontrolüne dikkat edin, aşırı kalori alımından kaçının. </li>
<li>Bayramda normal beslenme düzeninizi bozmayın, öğün atlamamaya özen gösterin. </li>
<li>Sofralarda aşırı çeşit ve ağır yiyeceklerden kaçının, yeni ve yoğun besinleri tadımlık miktarlarda tercih edin. </li>
<li>Tatlı tüketimini sınırlayın. Şerbetli seçenekler yerine sütlü tatlıları küçük porsiyonlarla tercih edin. </li>
<li>Kavurma, sakatat ve kırmızı et tüketimini sınırlayın, aşırı tüketimin kolesterolü yükseltebileceğini unutmayın. </li>
<li>Et yemeklerinde kavurma ve kızartma yerine haşlama, fırın veya ızgara yöntemlerini tercih edin. </li>
<li>Pilav, makarna ve börek gibi karbonhidratları sınırlı tüketin. </li>
<li>Kahvaltıda sucuklu yumurta, kızartma, börek ve tatlı gibi ağır seçeneklerden yalnızca birini, küçük porsiyonlarda tüketin. </li>
<li>Yemeklerde ideal tuz miktarını aşmamaya özen gösterin. Günlük toplam tuz tüketiminin 5 gram yani yaklaşık 1 çay kaşığını geçmemesine dikkat edin. (Tansiyon hastaları için bu miktar daha da azaltılmalı) </li>
<li>İçecek olarak su veya ev yapımı ayran tercih edin. Şekerli, gazlı ve hazır içeceklerden kaçının. </li>
<li>Beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek tercih edin. </li>
<li>Sofraları sebze, salata ve meyve ile zenginleştirerek denge sağlayın. </li>
<li>Yemekleri yavaş yiyin, sofrada geçirilen süreyi uzatarak tokluk hissini artırın. </li>
<li>Gün içinde mümkün olduğunca hareket edin, kısa yürüyüşler kalp sağlığına katkı sağlar. </li>
<li>Bayram yoğunluğu ve stresi yönetmeye, dinlenmeye zaman ayırmaya özen gösterin.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayramda-artan-et-tuketimi-kalbi-zorlayabilir-636190">Bayramda artan et tüketimi kalbi zorlayabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göz Sağlığında Türkiye&#8217;nin Gücünü Şekillendiren Buluşma</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/goz-sagliginda-turkiyenin-gucunu-sekillendiren-bulusma-636178</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 09:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[buluşma]]></category>
		<category><![CDATA[deneyimi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[gücünü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığında]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şekillendiren]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636178</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin öncü branş hastanesi olan Dünyagöz Hastaneler Grubu, 30. Yılını özel bir etkinlik ile kutladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-sagliginda-turkiyenin-gucunu-sekillendiren-bulusma-636178">Göz Sağlığında Türkiye&#8217;nin Gücünü Şekillendiren Buluşma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin öncü branş hastanesi olan Dünyagöz Hastaneler Grubu, 30. Yılını özel bir etkinlik ile kutladı. İstanbul’da gerçekleşen “Dünyagöz Buluşmaları 2026” göz sağlığının önde gelen yerli ve yabancı uzmanlarını bir araya getirdi. </p>
<p>Dünyagöz’ün 30 yıllık uzmanlık yolculuğunun yalnızca bir başarı hikâyesi değil; geleceğe uzanan güçlü bir vizyon olarak ele alındığı etkinlikte, yapay zekâ destekli cerrahilerden yeni nesil lens teknolojilerine, sağlık turizminden hasta deneyimine kadar birçok başlık masaya yatırıldı. Türkiye’nin sağlık alanındaki küresel konumuna dikkat çekilen organizasyonda, özellikle göz sağlığında Türkiye’nin artık dünyanın referans merkezlerinden biri haline geldiği vurgulandı.</p>
<p><strong>Dünyagöz Hastaneler Grubu Medikal Direktörü</strong> <strong>Prof. Dr. Bozkurt Şener</strong>, Türkiye’nin göz sağlığında ulaştığı noktaya dikkat çekerek, <em>“Bugün Türkiye, göz sağlığında yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte takip edilen güçlü bir oyuncu konumunda. Teknoloji yatırımları, hekim deneyimi ve kişiselleştirilmiş tedavi anlayışı sayesinde dünyanın birçok ülkesinden hastalar ve uzmanlar Türkiye’yi tercih ediyor. Dünyagöz olarak 30 yıldır yalnızca bugünü değil, geleceğin sağlık sistemini de inşa etmeye odaklanıyoruz”</em> dedi.</p>
<p><strong>Dünyagöz Hastaneler Grubu CEO’su Güçlü Batkın</strong>, 30 yıllık yolculuğun yalnızca bir başarı hikâyesi değil; Türkiye’nin sağlık alanındaki küresel gücünün önemli bir göstergesi olduğunu belirterek, <em>“30 yıldır göz sağlığında yalnızca tedavi sunan bir yapı değil; bilgi üreten, teknolojiye yatırım yapan ve Türkiye’yi uluslararası arenada temsil eden bir marka olmayı hedefledik. Bugün geldiğimiz noktada, dünyanın farklı ülkelerinden hastaların ve uzmanların tercih ettiği global bir sağlık markası olmanın gururunu yaşıyoruz. Önümüzdeki dönemde de yurt dışı yatırımlarımız ve yeni nesil sağlık teknolojilerine odaklanan vizyonumuzla büyümeye devam edeceğiz” </em>dedi.</p>
<p><strong>Tedavinin Geleceğinde İletişimin Gücü Öne Çıktı</strong></p>
<p>Etkinliğin en dikkat çeken oturumlarından biri ise <strong>Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş</strong> tarafından gerçekleştirilen “Hekim İletişim Teknikleri” sunumu oldu. Oturumda, hasta ile kurulan güven ilişkisinin tedavi başarısındaki belirleyici rolü ele alındı.</p>
<p>Prof. Dr. Baltaş, günümüzde hastaların yalnızca başarılı bir operasyon değil; aynı zamanda kendilerini anlayan, güven veren ve güçlü iletişim kurabilen bir hekim yaklaşımı beklediğini ifade etti. Özellikle hastalarla doğru iletişim kurmanın önemine dikkat çekilen oturumda; empati, güven dili ve hasta psikolojisini doğru yönetmenin sağlık hizmetinin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı.</p>
<p><strong>Yapay Zekâ Destekli Cerrahiler ve Kişiselleştirilmiş Tedavi Dönemi</strong></p>
<p>Etkinlikte gerçekleştirilen oturumlarda özellikle yapay zekâ destekli lens planlamaları, kişiselleştirilmiş cerrahi yaklaşımlar ve yeni nesil göz teknolojilerinin hasta deneyimine etkileri öne çıktı. Uzmanlar, yapay zekânın analiz ve planlama süreçlerinde önemli avantajlar sağladığını ancak tedavi başarısının hâlâ hekim deneyimi ve doğru klinik yaklaşım ile şekillendiğini vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Şener, göz sağlığında artık standart tedavi anlayışının ötesine geçildiğini belirterek, <em>“Yeni dönemde mesele yalnızca tedavi etmek değil; her hastaya doğru teknolojiyi, kişiselleştirilmiş yaklaşımı ve güvenli deneyimi sunabilmek”</em> ifadelerini kullandı.</p>
<p>Dünyagöz’ün yalnızca bir tedavi merkezi değil; aynı zamanda eğitim, teknoloji ve bilgi paylaşımı odağıyla çalışan uluslararası bir yapı olduğuna dikkat çekilen etkinlikte, dünyanın farklı ülkelerinden uzmanların Türkiye’ye gelerek cerrahi süreçleri yerinde incelediği ve Türk oftalmolojisinin geldiği seviyenin global ölçekte ilgiyle takip edildiği aktarıldı.</p>
<p>Dünyagöz Buluşmaları 2026’da, göz sağlığında geleceğin yalnızca ileri teknolojiyle değil; deneyim, iletişim ve hasta odaklı yaklaşımla şekilleneceği mesajı öne çıktı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-sagliginda-turkiyenin-gucunu-sekillendiren-bulusma-636178">Göz Sağlığında Türkiye&#8217;nin Gücünü Şekillendiren Buluşma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurban Bayramında Sağlıklı Beslenme İçin 5 Altın Öneri!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-saglikli-beslenme-icin-5-altin-oneri-636085</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 08:39:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Altın]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[bayramında]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[boyu]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636085</guid>

					<description><![CDATA[<p>Paylaşmanın, birlikteliğin, kültürel mirasımızın en güzel anılarından biri olan bayramları hepimiz sabırsızlıkla bekliyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-saglikli-beslenme-icin-5-altin-oneri-636085">Kurban Bayramında Sağlıklı Beslenme İçin 5 Altın Öneri!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Paylaşmanın, birlikteliğin, kültürel mirasımızın en güzel anılarından biri olan bayramları hepimiz sabırsızlıkla bekliyoruz. Bu bayramların başında gelen Kurban Bayramı’nda kırmızı et yemekleri, tatlılar ve zengin ikramlar sofraların baş köşesinde yer alıyor. Ancak keyifle tüketilen bu besinler, porsiyon kontrolüne dikkat edilmediğinde gastrit, reflü, hazımsızlık ve ödem gibi sindirim sistemi sorunlarını beraberinde getirebiliyor. Bayram tatilini otellerde geçirenler için açık büfeler de önemli bir risk oluşturuyor. Gün boyu süren kontrolsüz atıştırmalar ve yüksek kalorili besinlerin sık tüketimi, günlük enerji alımını artırarak hem sindirim problemlerine hem de kısa sürede kilo artışına neden olabiliyor. Bu nedenle bayram boyunca dengeli beslenmek, yeterli su tüketmek ve aşırıya kaçmadan hareket etmeye özen göstermek büyük önem taşıyor. Memorial Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Ceyda Nur Kınay, keyifli ve sağlıklı bir bayram geçirmek için beslenme önerilerinde bulundu.  </p>
<p><strong>Güne rutin kahvaltıyla başlamanız iştah kontrolünüzü kolaylaştırır</strong></p>
<p>Bayram sabahında güne kahvaltı ile başlamak, gün boyunca daha dengeli beslenmeye yardımcı olur. Özellikle yumurta, peynir gibi kaliteli protein kaynakları ile tam tahıllı ürünler tokluk süresini uzatarak aşırı yeme riskini azaltır. Kahvaltıda kırmızı et tüketimi ise sindirim sorunlarına neden olabilir. Bunun temel nedeni, kesimden hemen sonra ette meydana gelen ve “rigor mortis” olarak adlandırılan ölüm katılığı sürecidir. Bu süreç tamamlanmadan tüketilen etler daha zor sindirilir ve hazımsızlık şikâyetlerine yol açabilir. Kurban etinin daha rahat sindirilebilmesi için kesimden sonra buzdolabında en az 24 saat bekletilmesi önerilmektedir.</p>
<p><strong>Günde en fazla 150 gram et tüketmeniz önemli</strong></p>
<p>Kurban Bayramı boyunca hayvansal yağ ve protein tüketimi belirgin şekilde artar. Günlük protein ihtiyacı kişiden kişiye değişmekle birlikte, kadınlarda günlük kırmızı et tüketiminin 100–120 gram, erkeklerde ise 150–180 gram ile sınırlandırılması uygun olacaktır. Öğünlerde bol salata, zeytinyağlı sebzeler ve taze meyvelere yer verilmesi, bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine katkı sağlar ve kabızlık riskini azaltır.</p>
<p><strong>Ziyaretlerde çay &#8211; kahve yerine su tercih edebilirsiniz</strong></p>
<p>Bayram ziyaretlerinde artan çay ve kahve tüketimi, çoğu zaman su tüketiminin ihmal edilmesine neden olur. Ayrıca yüksek tuz, şekerli gıdalar ve hamur işi tüketimi vücutta ödem oluşumunu artırabilir. Sağlıklı kan dolaşımı, sindirim sistemi ve bağırsak fonksiyonlarının korunması için günlük en az 2,5 litre su tüketilmesi önerilmektedir.</p>
<p><strong>Tatlı tüketiminizi kontrol altına alın</strong></p>
<p>Bayram sofralarında sık yapılan hatalardan biri, şerbetli tatlıların ana öğünün hemen ardından tüketilmesidir. Kan şekeri dengesini korumak için tatlıların yemekten en az 2 saat sonra tüketilmesi ve yanında süt ya da yoğurt gibi bir süt ürünü tercih edilmesi daha uygun olacaktır. Sütlü tatlılar daha hafif bir seçenek sunarken, şerbetli tatlılar tüketilecekse porsiyon kontrolü yapılmalı ve birden fazla seçenek bulunuyorsa paylaşarak tadına bakılması tercih edilmelidir.</p>
<p><strong>Aşırı kafein çarpıntı ve uykusuzluğa yol açabilir</strong></p>
<p>Günlük güvenli kafein alımı yaklaşık 400 mg’dır. Bir fincan çay ortalama 70 mg, bir fincan Türk kahvesi 60-70 mg, filtre kahve ise 200 mg’dan fazla kafein içerebilir. Aşırı kafein tüketimi susuzluk, çarpıntı, huzursuzluk ve uyku bozukluklarına neden olabilir.</p>
<p><strong>Sağlıklı pişirme yöntemleri tercih edin</strong></p>
<p>Etin hazırlanma ve pişirilme şekli, hem kalori miktarını hem de besin değerini doğrudan etkiler. Kurban etinin görünür yağlarının temizlenmesi ve fırında, ızgarada veya haşlama yöntemiyle ilave yağ kullanılmadan pişirilmesi önerilir. Mangal yapılacaksa etin ateşten en az 15–20 santimetre uzakta pişirilmesi, kanserojen maddelerin oluşumunu azaltır. Kolesterol ve doymuş yağ açısından zengin olan sakatatların tüketimi de mümkün olduğunca sınırlandırılmalıdır.</p>
<p><strong>Bayram sonrası detoks yerine dengeli beslenmeyi tercih edin</strong></p>
<p>Bayram boyunca artan kalori alımını dengelemenin en etkili yolu, sağlıklı beslenme düzenine geri dönmek ve fiziksel aktiviteyi artırmaktır. Çiğ ve pişmiş sebzelerin artırılması, beyaz et ve kurubaklagiller gibi daha düşük yağlı protein kaynaklarının tercih edilmesi ve antioksidan açısından zengin taze meyvelerin tüketilmesi, vücudun toparlanmasına yardımcı olur. Uzun süreli açlık diyetleri ve sıvı detokslar, kısa vadede tartıda değişiklik sağlasa da baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu ve yeme ataklarına neden olabilir. Kalıcı sonuç için dengeli ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları benimsenmelidir.</p>
<p><strong>Sağlıklı bir Bayram için altın değerinde 5 öneriye kulak verin</strong></p>
<ol>
<li>Tatlınızı paylaşın, porsiyon kontrolünü kolaylaştırın.</li>
<li>Sebze ve salatayı sofranızdan eksik etmeyin.</li>
<li>Bayram sonrası sıvı detokslar yerine sağlıklı beslenme düzeninize geri dönün.</li>
<li>Çay ve kahvenin suyun yerini tutmadığını unutmayın, su tüketimini ihmal etmeyin.</li>
<li>Fırın, ızgara ve haşlama gibi sağlıklı pişirme yöntemlerini tercih edin.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-saglikli-beslenme-icin-5-altin-oneri-636085">Kurban Bayramında Sağlıklı Beslenme İçin 5 Altın Öneri!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bornova&#8217;da sağlık seferberliği büyüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bornovada-saglik-seferberligi-buyuyor-635932</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 May 2026 19:09:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[bornova]]></category>
		<category><![CDATA[büyüyor]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimler]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[seferberliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635932</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi, öğrencilerine yönelik sağlıklı beslenme, hijyen, ağız-diş sağlığı ve ilk yardım konularında eğitimler düzenliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovada-saglik-seferberligi-buyuyor-635932">Bornova&#8217;da sağlık seferberliği büyüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi, öğrencilerine yönelik sağlıklı beslenme, hijyen, ağız-diş sağlığı ve ilk yardım konularında eğitimler düzenliyor. Program, çocukların erken yaşta sağlık bilinci kazanmasını hedeflerken her ay farklı okullarda uygulanmaya devam ediyor. Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, bu çalışmalarla daha sağlıklı nesiller yetiştirmeyi amaçladıklarını belirtiyor.</p>
<p>Bornova Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü’nün ilkokul ve ortaokul öğrencilerine yönelik başlattığı kapsamlı sağlık eğitimleri hız kesmeden devam ediyor. Program kapsamında eğitimler bu kez Okyanus Koleji ve Fen Bilimleri Okulları öğrencileriyle buluştu.</p>
<p>Sağlıklı beslenme, hijyen, ağız ve diş sağlığı ile temel ilk yardım konularını kapsayan eğitimler, öğrencilerin erken yaşta doğru alışkanlıklar kazanmasını hedefliyor. Her okulda iki gün süren programlar, 10.00 – 12.00 saatleri arasında gerçekleştiriliyor ve her ay iki farklı okulda uygulanmaya devam ediyor.</p>
<p><b>Uygulamalı ve interaktif eğitim modeli</b></p>
<p>Alanında uzman sağlık profesyonelleri tarafından verilen eğitimlerde öğrenciler yalnızca dinleyici değil, aktif katılımcı oluyor. Sunumların ardından soruların yanıtlanmasıyla interaktif bir ortam oluşturulurken, günlük yaşamda uygulanabilecek pratik bilgiler de paylaşılıyor.</p>
<p>Eğitim başlıkları arasında sağlıklı beslenme alışkanlıkları, kişisel hijyen kuralları, ağız ve diş sağlığının korunması, duruş bozukluklarının önlenmesi ve temel ilk yardım bilgileri yer alıyor.</p>
<p><b>Başkan Eşki: “Sağlık bilinci küçük yaşta başlar”</b></p>
<p>Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, çalışmanın önemine dikkat çekerek,<br />“Çocuklara sağlık bilincini erken yaşta kazandırmak en güçlü yatırımdır. Bu eğitimlerle geleceğe daha sağlıklı bir toplum hazırlıyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>Eğitimler yaygınlaşarak sürecek</b></p>
<p>Bornova Belediyesi’nin sağlık eğitim programının önümüzdeki aylarda daha fazla okula ulaşması hedefleniyor. Proje ile çocukların hem bireysel sağlık farkındalıklarının artırılması hem de toplum genelinde bilinç düzeyinin yükseltilmesi amaçlanıyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovada-saglik-seferberligi-buyuyor-635932">Bornova&#8217;da sağlık seferberliği büyüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2. Kadınlarda Sağlık ve Fizyoterapi Kongresi&#8217;nde pelvik taban sağlığı ve menopoz ele alındı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/2-kadinlarda-saglik-ve-fizyoterapi-kongresinde-pelvik-taban-sagligi-ve-menopoz-ele-alindi-635872</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2026 13:38:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[fizyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[pelvik]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[taban]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635872</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi, Türkiye Menopoz ve Osteoporoz Derneği ve Medipol Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen 2. Kadınlarda Sağlık ve Fizyoterapi Kongresi’nde kadınların yaşam döngüsü boyunca önemli bir yere sahip olan pelvik taban sağlığı ve menopoz, multidisipliner yaklaşımla ele alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/2-kadinlarda-saglik-ve-fizyoterapi-kongresinde-pelvik-taban-sagligi-ve-menopoz-ele-alindi-635872">2. Kadınlarda Sağlık ve Fizyoterapi Kongresi&#8217;nde pelvik taban sağlığı ve menopoz ele alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi, Türkiye Menopoz ve Osteoporoz Derneği ve Medipol Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen 2. Kadınlarda Sağlık ve Fizyoterapi Kongresi’nde kadınların yaşam döngüsü boyunca önemli bir yere sahip olan pelvik taban sağlığı ve menopoz, multidisipliner yaklaşımla ele alındı.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Vadi Kampüsü Dr. Ralph A. Defronzo Oditoryumu’nda gerçekleştirilen kongrede; pelvik taban disfonksiyonlarından menopoz döneminde ortaya çıkan fizyolojik ve fonksiyonel değişimlere kadar uzanan geniş bir yelpazede güncel, kanıta dayalı ve klinik pratiğe ışık tutan bilimsel paylaşımlar yapıldı.<br />Üç gün boyunca yoğun katılımla gerçekleştirilen kongre, kadın sağlığı alanında çalışan fizyoterapistler başta olmak üzere konuya ilgi duyan farklı disiplinlerden sağlık profesyonellerini bir araya getirdi.<br />Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Kadın sağlığında farklı disiplinlerin çalışması çok önemli”<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, açılış konuşmasında kadın sağlığının disiplinlerarası bir yaklaşımla ele alınmasının önemine dikkat çekti. Günümüzde bilimin ortak çalışma kültürüyle ilerlediğini belirten Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, kadın sağlığı alanında jinekoloji, nöroloji, psikiyatri, fizyoterapi ve farklı sağlık disiplinlerinin birlikte çalışmasının kritik öneme sahip olduğunu ifade etti. Kadın sağlığının yalnızca fizyolojik değil, psikolojik boyutuyla da değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, bu tür bilimsel toplantıların toplumsal farkındalığın gelişmesine katkı sunduğunu söyledi.<br />Disiplinler arası çalışan merkezler akademik ve klinik başarıyı artırıyor<br />Farklı disiplinleri aynı çatı altında buluşturan ve bu alanların birlikte çalışmasına imkân sağlayan merkezlerin önemli ölçüde yol kat ettiğini belirten Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Bu modeli hayata geçiren üniversiteler ve akademik merkezler önemli bir ilerleme kaydediyor. Farklı disiplinleri bir araya getirerek ortak çalışmalar yürüten merkezler, hem akademik çıktı hem de klinik başarı açısından daha ileriye gidecek. Biz de üniversite olarak bu yaklaşıma büyük önem veriyoruz. Üniversite çatısı altında kurduğumuz merkezlerde pek çok disiplin birlikte çalışıyor. Örneğin Diyabet Merkezi’nde farklı branşlar bir arada yer alıyor. Nöromodülasyon Merkezi’nde ise nöroloji, beyin cerrahisi ve psikiyatri gibi farklı disiplinler ortak çalışmalar yürütüyor. Fizyoterapi de birçok disiplinle iş birliği içinde çalışan önemli bir alan” diye konuştu.<br />Prof. Dr. Aytolan Yıldırım: “Kadın sağlığına yapılacak her yatırım toplum sağlığına yatırımdır”<br />Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aytolan Yıldırım, açılış konuşmasında kadın sağlığının toplum sağlığı açısından taşıdığı öneme dikkat çekti.<br />Pelvik taban disfonksiyonları, üriner inkontinans ve benzeri sağlık sorunlarının kadınları yalnızca fiziksel açıdan değil; psikolojik ve sosyal açıdan da etkilediğini belirten Prof. Dr. Aytolan Yıldırım, bu konuların çoğu zaman dile getirilmeyen ve geri planda bırakılan sağlık problemleri arasında yer aldığını ifade etti.<br />Prof. Dr. Aytolan Yıldırım, “Kadın sağlığına her yönden yapılacak yatırım, aslında toplum sağlığına yapılan yatırım anlamına geliyor. Hem aileyi hem toplumu sağlıklı kılmak için önce kadının sağlığını biyolojik, psikolojik ve sosyal açıdan çok yönlü olarak iyileştirmek büyük önem taşıyor” dedi.<br />Doç. Dr. Aybüke Ersin: “Zengin bir bilimsel program hazırladık”<br />Kongre Başkanı ve Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Aybüke Ersin, bu yıl kongrenin iki ana temasını pelvik taban sağlığı ve menopozun oluşturduğunu belirtti.<br />Doç. Dr. Aybüke Ersin, bu alanların kadının yaşam döngüsünde hem klinik uygulamalar hem de bilimsel çalışmalar açısından fizyoterapistlerin etkin rol üstlendiği, multidisipliner yaklaşım gerektiren önemli başlıklar olduğunu ifade etti.<br />Kongrede ele alınan konuların çoğu zaman konuşulmaktan kaçınılan alanlar olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Aybüke Ersin, konuşulmayanları konuşmak üzere alanında uzman akademisyenlerin yer aldığı, güncel, kanıta dayalı ve oldukça zengin bir bilimsel program hazırladıklarını belirtti.<br />Kongre, alanında başarılarıyla öne çıkan birçok uzman ismi bir araya getirdi. Açılış konuşmalarının ardından Prof. Dr. Engin Oral, “Kadın Sağlığında Yeni Paradigma: Multidisipliner ve Yaşam Boyu Yaklaşım” başlıklı açılış konferansını gerçekleştirdi.<br />Türkiye Menopoz ve Osteoporoz Derneği Başkanı olan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fatih Durmuşoğlu, menopozun güncel tanımı ve hormon replasman tedavisinin önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.<br />Uluslararası Kontinans Derneği (International Continence Society-ICS) Genel Sekreteri ve Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tufan Tarcan, üriner inkontinansta medikal yaklaşımları ele aldı.<br />Hacettepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Fakültesi Pelvik Sağlık ve Kadın Sağlığında Fizyoterapi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve FİCED Başkanı Prof. Dr. Serap Özgül ve Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Şeyda Toprak Çelenay üriner inkontinansta fizyoterapi yaklaşımlarına ilişkin güncel bilgileri katılımcılarla paylaştı. Prof. Dr. Serap Özgül, pelvik taban sağlığı alanında uluslararası çalışmalarıyla bilinen International Continence Society (ICS) üyesi olarak da çalışmalarını sürdürmektedir.<br />Longevity Paneli’nde konuşan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cihat Ünlü ise sağlıklı yaşlanma sürecinde hekimin rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Cihat Ünlü, kadın sağlığı ve fertilite alanındaki çalışmalarıyla birlikte Alman Fertilite Cemiyeti üyeliğiyle de uluslararası platformlarda yer almaktadır.<br />Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi, Ortopedist Prof. Dr. Barış Yılmaz, pelvis kırıklarında cinsel fonksiyon bozukluklarının da görülebildiğini belirterek, tedavide multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çekti.<br />Kadın Sağlığı Multidisipliner Bakış Açısıyla Ele Alındı<br />7-9 Mayıs 2026 tarihleri arasında düzenlenen kongrede; üriner inkontinans, pelvik ağrı, menopoz, cinsel sağlık, rehabilitasyon ve yaşam boyu kadın sağlığı gibi birçok konu multidisipliner bakış açısıyla ele alındı.<br />Bilimsel program kapsamında gerçekleştirilen sözel bildiri oturumlarında kadın sağlığı alanındaki güncel araştırmalar katılımcılarla paylaşıldı. Postpartum dönemde telerehabilitasyon uygulamaları, menopozal süreçte yaşam kalitesi, pelvik taban egzersizleri ve üriner inkontinans üzerine yapılan çalışmalar dikkat çekti.<br />Programda ayrıca kadın sağlığının biyopsikososyal boyutu, sporcularda pelvik sağlık, gebelikte pelvik taban sağlığı, nörogelişimsel pelvik sağlık ve longevity gibi konular da değerlendirildi. Konferanslar, paneller, workshoplar ve sözel bildiri oturumlarından oluşan bilimsel program yoğun katılımla gerçekleştirildi.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/2-kadinlarda-saglik-ve-fizyoterapi-kongresinde-pelvik-taban-sagligi-ve-menopoz-ele-alindi-635872">2. Kadınlarda Sağlık ve Fizyoterapi Kongresi&#8217;nde pelvik taban sağlığı ve menopoz ele alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Spor, gelişimi destekleyen güçlü bir araç!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/spor-gelisimi-destekleyen-guclu-bir-arac-635860</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2026 13:32:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aktivite]]></category>
		<category><![CDATA[araç]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Ve Ergen]]></category>
		<category><![CDATA[destekleyen]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635860</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, çocuk ve ergenlerin spora yönlendirilmesinin önemi ile sporun fiziksel, zihinsel ve gelişimsel açıdan destekleyici rolü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/spor-gelisimi-destekleyen-guclu-bir-arac-635860">Spor, gelişimi destekleyen güçlü bir araç!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, çocuk ve ergenlerin spora yönlendirilmesinin önemi ile sporun fiziksel, zihinsel ve gelişimsel açıdan destekleyici rolü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocukları spora başlatırken temel amaç, keyif alarak devam etmelerini sağlamak olmalı!</strong></p>
<p>Sporun, istisnasız bütün yaş gruplarındaki insanlar için son derece gerekli bir aktivite olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Ancak özellikle gelişim ve yetişme aşamasında olan çocuk ve ergenler için önemi çok daha fazladır.” dedi.</p>
<p>Spor yapmayı sevmeyen çocuk ve ergenlerin nasıl teşvik edilebileceğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “Sporu bir yaşam stili haline getirmemiş gençler için süreç haftada bir günle başlatılabilir. Temel amaç bu aktiviteleri eğlenceli bir hale getirerek onların isteyerek ve keyif alarak devam etmelerini sağlamak olmalı.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Teknoloji sayesinde uygun fiziksel aktivite net olarak belirlenebiliyor! </strong></p>
<p>Sporun sadece performans için yapılmadığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Kişinin kilo vermesi veya kilo alması için de spor yapılabiliyor ve ne tür aktiviteler yapılması gerektiği de artık bilimsel olarak belirlenebiliyor. Hatta bu süreci bir tür terapiye dönüştürmek bile mümkün.” dedi.</p>
<p>Günümüz teknolojisinin doğru spor dalının seçilmesine nasıl katkı sağladığı hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Kilit, şunları söyledi:</p>
<p>“Artık herkese uygun fiziksel aktiviteleri bulabilme ve uygulayabilme imkanına sahibiz. Yapılan modern testler sayesinde; çocuğun ince ve kaba motor becerileri, esnekliği ve hangi spor dalına yatkın olduğu net bir şekilde tespit edilebilmektedir.”</p>
<p><strong>Spor tüm hastalık grupları için destekleyici olarak kullanılabilir!</strong></p>
<p>Her yaş grubundaki çocuk ve ergenler için uygun spor eğitimi ve aktivite çalışmaları bulunduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Bu programlar tüm hastalık grupları için destekleyici olarak kullanılabilir. Özellikle; nörogelişimsel rahatsızlıklar, genel gelişim geriliği, ince ve kaba motor becerilerinde sıkıntı yaşayan çocuklar, kaygı bozukluğu ve duygu durum dengesizliği yaşayan gençler ile spor ve beslenme konusunda problem yaşayan ergenlerde daha sık tercih edilir.” dedi.</p>
<p><strong>Kilo fazlalığı de kilo eksikliği de ciddi bir sağlık sorunu! </strong></p>
<p>Kilo problemleri yaşayan çocuklar ve gençler için sporun önemine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Günümüzde hem kilo fazlalığı hem de kilo eksikliği ciddi bir sağlık sorunu. Spor, sağlıklı bir şekilde kilo vermek isteyenler için olduğu kadar, sağlıklı kilo almak isteyenler için de gerekli ve geçerli bir yöntem.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/spor-gelisimi-destekleyen-guclu-bir-arac-635860">Spor, gelişimi destekleyen güçlü bir araç!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bahar Alerjisine Dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bahar-alerjisine-dikkat-635840</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2026 11:34:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerjisine]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635840</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bahar Alerjisine Dikkat</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bahar-alerjisine-dikkat-635840">Bahar Alerjisine Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Özel ENTO Kulak Burun Boğaz Cerrahi Tıp Merkezi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Süreyya Paksoy, toplumda “bahar alerjisi” olarak bilinen durumun yalnızca ilkbaharla sınırlı olmadığını belirtti. Alerjiye yol açan polenlerin türüne göre ilkbahar, yaz ve sonbahar aylarında da yayılabildiğini belirten Dr. Paksoy, “Çayır ve çimen polenleri genellikle Nisan ile Temmuz ayları arasında yoğunlaşırken, ağaç polenleri daha çok ilkbaharda yayılıyor. Yabani ot polenleri ise Temmuz ile Eylül ayları arasında görülüyor” diye konuştu. </span></p>
<p><span>Alerjinin ortaya çıkabilmesi için genetik yatkınlık ile çevresel faktörlerin bir araya gelmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Paksoy, alerjenlerin vücuda farklı yollarla girebildiğini belirterek şunları söyledi:  “Besinler ve ilaçlar ağız yoluyla, böcek ısırıkları </span><span>ve deterjan, şampuan gibi kimyasallar cilt yoluyla;</span><span> polenler, ev tozu akarları, küf mantarları, hayvan epitelleri ve bazı kokular ise solunum yoluyla vücuda alınıyor. Bu durum; alerjik nezle, alerjik astım, ürtiker, alerjik konjonktivit, egzama ve bebeklerde besin alerjisi gibi farklı hastalık tablolarına yol açabiliyor. Alerjik reaksiyonlarda gözlerde sulanma, kızarıklık ve çapaklanma; burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve </span><span>kaşıntısı</span><span>; sık hapşırma, boğazda gıcıklanma ve damakta kaşıntı gibi belirtiler görülebiliyor. Bazı çocuklarda bu tabloya astım da eşlik edebiliyor. Astım geliştiğinde ise öksürük, hırıltı ve nefes darlığı gibi şikâyetler ortaya çıkabiliyor.”</span></p>
<p><b><b>Tanı ve Tedavi Süreci</b></b></p>
<p><span>Alerjinin tanısında hasta öyküsü ve fizik muayenenin büyük önem taşıdığını belirten Dr. Paksoy, tanıyı desteklemek için alerji testlerinden de yararlanıldığını söyleyerek, “Kandan yapılan spesifik IgE testlerinin yanı sıra deri testleri de uygulanıyor. Deri testinde cilt yüzeyine küçük bir delik açılarak alerjen damlatılıyor ve yaklaşık 15 dakika sonra oluşan kızarıklık ile şişlik değerlendiriliyor. Üç milimetre veya daha büyük reaksiyonlar pozitif kabul ediliyor. Testin pozitif çıkması alerjiyi büyük ölçüde doğrularken, negatif sonuç alerjiyi kesin olarak dışlamıyor. Bu nedenle en önemli gösterge çocuğun klinik belirtileri oluyor.</span> <span>Erken alerjik reaksiyonlar genellikle yarım saat ile bir saat içinde, geç reaksiyonlar ise 6–12 saat sonra ortaya çıkıyor” dedi.</span></p>
<p><b><strong>Rüzgarlı Havada Maske Takılması Gerekiyor </strong></b></p>
<p><span>Tedavide temel hedefin belirtileri kontrol altına almak olduğunu belirten Dr. Paksoy, “Alerjiyi tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmasa da </span><span>doğru tanı, uygun korunma önlemleri ve düzenli tedavi ile</span><span> hastaların yaşam kalitesi önemli ölçüde artırılabiliyor. Alerjik nezle ile başlayan süreç bazı çocuklarda astıma ilerleyebiliyor. Bu nedenle alerjik nezlenin erken dönemde doğru şekilde tedavi edilmesi büyük önem taşıyor. </span><span>Tedavide genellikle ağızdan ilaçlar, burun spreyleri ve göz damlaları kullanılıyor.</span><span> Astımın eşlik ettiği durumlarda ise solunum yoluyla uygulanan </span><span>spreyler veya buhar makinesi ile verilen nebülize ilaçlardan  yararlanılıyor.</span><span> Bazı hastalarda alerji aşıları uygulanıyor; ancak bu yalnızca kaçınmanın mümkün olmadığı ve ilaç tedavisine yanıt alınamayan durumlarda tercih ediliyor” şeklinde konuştu. Alerjik hastalıklarda korunmanın da tedavinin önemli bir parçası olduğunu hatırlatan Dr. Paksoy, “Polenlerin yoğun olduğu sabah 05.00–10.00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmaması</span><span>, illa çıkılacaksa rüzgârlı havada maske takılması gerekiyor.</span><span> Evlerin sabah erken saatlerde değil öğle saatlerinde havalandırılması, rüzgârlı havalarda açık hava aktivitelerinden kaçınılması öneriliyor. Dışarıdan eve gelindiğinde yüzün yıkanması ve mümkünse duş alınması yararlı oluyor. Evde ve araçta polen filtreli klima kullanılması, çamaşırların dışarıda değil içeride kurutulması ve açık havada güneş gözlüğü ve </span><span>şapka takılması</span><span> polen temasını azaltmaya yardımcı oluyor” diye konuştu. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bahar-alerjisine-dikkat-635840">Bahar Alerjisine Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaza Girerken Bölgesel İncelme ve Vücut Şekillendirmede Medikal Estetik Yaklaşımlar</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaza-girerken-bolgesel-incelme-ve-vucut-sekillendirmede-medikal-estetik-yaklasimlar-635786</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2026 00:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesel]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[girerken]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[kombine]]></category>
		<category><![CDATA[medikal]]></category>
		<category><![CDATA[ncelme]]></category>
		<category><![CDATA[şekillendirmede]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamalar]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635786</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarının gelmesi ile birlikte bölgesel incelme, selülit görünümü ve vücut şekillendirme uygulamalarına olan ilgi artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaza-girerken-bolgesel-incelme-ve-vucut-sekillendirmede-medikal-estetik-yaklasimlar-635786">Yaza Girerken Bölgesel İncelme ve Vücut Şekillendirmede Medikal Estetik Yaklaşımlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarının gelmesi ile birlikte bölgesel incelme, selülit görünümü ve vücut şekillendirme uygulamalarına olan ilgi artıyor. Özellikle bel, karın, basen ve bacak bölgelerinde biriken dirençli yağ dokuları; sağlıklı beslenme ve egzersize rağmen bazı kişiler için çözülmesi en zor problemler arasında yer alabiliyor.</p>
<p>Medikal estetik uygulamalar, kişiye özel planlanan tedavi protokolleriyle bu bölgelerde yağ yakımını desteklemeyi, dolaşımı artırmayı ve vücut formunu daha dengeli hale getirmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Medikal Estetik Hekimi Dr. Yasemin Savaş’a göre bölgesel yağlanma tedavisinde en önemli nokta, kişinin ihtiyacının doğru analiz edilmesi:</p>
<p>“Her hastanın yağlanma tipi, cilt yapısı ve metabolik özellikleri farklıdır. Bu nedenle standart değil, kişiye özel planlanan kombine tedaviler daha başarılı sonuçlar sağlar. Amaç yalnızca incelmek değil; aynı zamanda daha sıkı, daha dengeli ve daha sağlıklı görünen bir vücut formu oluşturmaktır.”</p>
<p><b>Bölgesel Yağlanmada Kombine Tedavi Dönemi</b></p>
<p>Bölgesel yağlanma tedavisinde artık tek bir uygulamadan çok, kombine yaklaşımlar ön plana çıkıyor. Özellikle basen, karın, kol ve sütyen altı bölgesinde görülen dirençli yağlanmalarda amaç; yağ yakımını desteklemek, kan dolaşımını hızlandırmak ve metabolik aktiviteyi artırmak. Bu doğrultuda ozon tedavileri, soğuk lipoliz, mezoterapi, ultrasonik ses dalga tedavileri, özel enzim içerikleri ve hyaluronik asit destekli enjeksiyon uygulamaları kişiye özel planlamalarla bir araya getirilebiliyor. Kombine uygulamalar sayesinde hem bölgesel incelme süreci destekleniyor hem de cilt kalitesinin korunmasına katkı sağlanabiliyor.</p>
<p>Kişinin ihtiyacına göre planlanan bu uygulamalar; cihaz destekli tedaviler, egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle birlikte uygulandığında gözle görülür sonuçlar elde edilmesine yardımcı olabiliyor.</p>
<p><b>Selülit, Sarkma ve Elastikiyet Kaybına Çok Yönlü Yaklaşım</b></p>
<p>Selülit problemi yalnızca yağlanma değil; dolaşım bozukluğu, bağ dokusu yapısı ve cilt elastikiyetiyle de ilişkilidir. Bu nedenle tedavide tek bir yöntem yerine kombine uygulamalar ön plana çıkıyor.</p>
<p>Ozon tedavisi, radyofrekans uygulamaları, akustik ses dalga terapileri ve gerekli durumlarda fokuslu ultrason teknolojileri; selülit görünümünün azaltılmasına, cilt kalitesinin desteklenmesine ve daha sıkı bir görünüm elde edilmesine katkı sağlayabiliyor.</p>
<p>Özellikle yaşla birlikte ortaya çıkan sarkma ve elastikiyet kayıplarında ise kolajen üretimini destekleyen enerji bazlı uygulamalar tercih ediliyor.</p>
<p><b>Karın Bölgesinde Kas Aktivasyonu ve Vücut Şekillendirme</b></p>
<p>Karın bölgesi, forma girmesi en zor alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Bu bölgede kullanılan yeni nesil kas aktivasyon sistemleri ve radyofrekans enerjileri; kas liflerini yoğun şekilde çalıştırarak vücut şekillendirme sürecine destek olabiliyor.</p>
<p>Bodylift uygulaması; karın bölgesinin yanı sıra kol, kalça, iç bacak ve popo kaldırma bölgelerinde de daha sıkı ve biçimli bir görünüm hedefiyle uygulanabiliyor.</p>
<p><b>“Kalıcılık İçin Yaşam Tarzı Desteği Şart”</b></p>
<p>Uygulanan tedavilerin başarısında en önemli unsur, tedavi sonrası yaşam alışkanlıklarının korunması.</p>
<p>Dr. Yasemin Savaş, konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor:</p>
<p>“Bu uygulamalar destekleyici ve şekillendirici tedavilerdir. Ancak sonuçların korunabilmesi için kişinin beslenmesine dikkat etmesi, aktif bir yaşam tarzını sürdürmesi ve gerektiğinde destek seanslarını ihmal etmemesi gerekir. Genetik faktörler de süreci etkileyebilir. Kalıcılık; kişinin ihtiyacına uygun uygulanan doğru tedavi kadar, kişinin yaşam disipliniyle de ilişkilidir.”</p>
<p>Tedavi süreleri ve seans planlamaları ise tamamen kişinin ihtiyacına, sosyal yaşamına ve hedeflenen sonuca göre değişiklik gösterebiliyor. Ortalama tedavi süreci genellikle 1,5 – 2 ay arasında planlanıyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaza-girerken-bolgesel-incelme-ve-vucut-sekillendirmede-medikal-estetik-yaklasimlar-635786">Yaza Girerken Bölgesel İncelme ve Vücut Şekillendirmede Medikal Estetik Yaklaşımlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP’li Milletvekili Dr. Karaoba, “Bakanlık Uşak Hastanesindeki Enfeksiyon Oranlarını Açıklamalı!”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/chpli-milletvekili-dr-karaoba-bakanlik-usak-hastanesindeki-enfeksiyon-oranlarini-aciklamali-635759</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 19:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakanlık]]></category>
		<category><![CDATA[chp]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[karaoba]]></category>
		<category><![CDATA[li]]></category>
		<category><![CDATA[milletvekili]]></category>
		<category><![CDATA[uşak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635759</guid>

					<description><![CDATA[<p>CHP’li Milletvekili Dr. Karaoba, “Bakanlık Uşak Hastanesindeki Enfeksiyon Oranlarını Açıklamalı!”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/chpli-milletvekili-dr-karaoba-bakanlik-usak-hastanesindeki-enfeksiyon-oranlarini-aciklamali-635759">CHP’li Milletvekili Dr. Karaoba, “Bakanlık Uşak Hastanesindeki Enfeksiyon Oranlarını Açıklamalı!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / Özel Haber – </strong><span>Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’nın (BSHA) gündeme getirdiği Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki enfeksiyon vakalarındaki artış iddiası ile ilgili tartışmalar sürerken, CHP Uşak Milletvekili Dr. Ali Karaoba BSHA’ya konuştu: “Sağlık Bakanlığı hastanedeki enfeksiyon oranlarını açıklamalı” dedi. </span></p>
<p><span>Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’nın (BSHA) gündeme taşıdığı Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki enfeksiyon vakalarında artış iddiası gündemdeki yerini korurken, kentin sağlık sorunları ile yakından ilgilenen CHP Uşak Milletvekili Dr. Ali Karaoba, hastanedeki enfeksiyon konusunun da yakından takipçisi olduğunu söyledi. Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na konuşan Karaoba, hastane enfeksiyonlarının görülmesinin normal bir süreç olduğunu ancak oranların belli bir seviyenin üzerine çıktığında mutlaka enfeksiyona yol açan nedenlerin araştırılması gerektiğinin altını çizdi. </span></p>
<p><b><strong>Uşak İl Sağlık Müdürü Acar, ‘Artış yok’ dedi ama…Sağlık Bakanlığı’na, “Enfeksiyon artışı var mı” sorusu! </strong></b></p>
<p><span>Hastane Enfeksiyon Kontrol Komitelerinin ameliyathane, hasta servisleri ve sterilizasyon ünitelerinde iyi bir denetim yapması gerektiğini ifade eden Dr. Karaoba, “Hastanede bu konuda eğitimli, yeterli sayıda ve işini ciddiye alan sağlık personellerine ihtiyaç var” diye konuştu. Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’nın haberinin ardından </span><span>Uşak İl Sağlık Müdürü Doç.Dr. Tarık Acar, ‘Enfeksiyon oranlarında artış yok” dedi. Ben de Sağlık Bakanlığı’na Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde enfeksiyon oranları ne kadar. Diğer illerle kıyaslandığında yüksek mi değil mi”  diye sordum. Bakanlıktan bir yanıt gelirse sayıları kamuoyu ile paylaşacağım” şeklinde konuştu.</span></p>
<p>UŞAK DEVLET HASTANESİNDE ENFEKSİYON ALARMI ! </p>
<p><b><strong>Bu bir uyarı…Ameliyat olan hastaların yara yeri akmaya başlarsa, kendimizi sorgulamalıyız!</strong></b></p>
<p><span>“Ben bir cerrahım, enfeksiyon yaşanabilir. Ancak enfeksiyonu önlemek için onlarca yöntem var” diyen Karaoba, sözlerini şöyle sürdürdü, “Bir uyarı bu. Birileri, ‘Ben sıkıntı yaşıyorum’ diyorsa. Ameliyat olan hastaların yara yeri akmaya başlarsa. Oturup kendimizi sorgulamalıyız. Kullanılan cihazları, kullandığınız sterilizasyon malzemelerinin hatalarından dolayı mı. Mutlaka araştırılması lazım.  Enfeksiyon maliyeti çok yüksek bir şeydir. Bazen bir ameliyatta kullanacağınız tek bir antibiyotik on binlerce liralık antibiyotik kullanımının önlemiş olursunuz.  Steril alana sivil girişi var mı? Bunların hepsini kontrol edilmesi lazım. Bizler niye varız? Hastayı yaşatmak için varız! (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/chpli-milletvekili-dr-karaoba-bakanlik-usak-hastanesindeki-enfeksiyon-oranlarini-aciklamali-635759">CHP’li Milletvekili Dr. Karaoba, “Bakanlık Uşak Hastanesindeki Enfeksiyon Oranlarını Açıklamalı!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Germencik Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği Hizmete Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/germencik-agiz-ve-dis-sagligi-poliklinigi-hizmete-basladi-635694</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 13:08:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[germencik]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmete]]></category>
		<category><![CDATA[polikliniği]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635694</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan 4’üncü Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, Germencik’te hizmet vermeye başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/germencik-agiz-ve-dis-sagligi-poliklinigi-hizmete-basladi-635694">Germencik Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği Hizmete Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan 4’üncü Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, Germencik’te hizmet vermeye başladı. Nazilli, Efeler ve Koçarlı’nın ardından Germencik’e de kazandırılan poliklinik, ilk günden vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılaştı.</p>
<p>Tamamen ücretsiz olarak hizmete açılan Germencik Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği; modern yapısı, çağdaş tıbbi donanımı ve uzman kadrosu ile kent merkezinde hizmet sunmaya başladı. Park Mahallesi Atatürk Caddesi No: 16-A adresinde hizmet vermeye başlayan poliklinikte, ağız ve diş sağlığı alanında kapsamlı tedaviler gerçekleştiriliyor.</p>
<p>İlk gününde polikliniğe gelen vatandaşlar, sunulan hizmetten duydukları memnuniyeti dile getirerek Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na teşekkür etti.</p>
<p>Aydın’ın dört bir yanında yatırımların artarak devam edeceğini belirten Başkan Çerçioğlu, <b>“Nazilli, Efeler ve Koçarlı ilçelerimizin ardından Germencik’te de Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniğimizi hemşehrilerimizin hizmetine sunduk. Kentimize hayırlı olmasını diliyorum. Yatırımlarımızı hemşehrilerimiz ile buluşturmaya, Aydınımız için çalışmaya devam edeceğiz. Hizmetle büyüyen Aydın”</b> ifadelerini kullandı.</p>
<p>Vatandaşlar, Germencik Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği hakkında detaylı bilgi ve randevu için 444 55 09 numaralı telefon üzerinden iletişime geçebiliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/germencik-agiz-ve-dis-sagligi-poliklinigi-hizmete-basladi-635694">Germencik Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği Hizmete Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de her yıl ortalama 19 vaka görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-yil-ortalama-19-vaka-goruluyor-635652</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 12:22:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[19]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Bulaş]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hantavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[ortalama]]></category>
		<category><![CDATA[tipi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Vaka]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635652</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir gemide ortaya çıkarak dünyayı paniğe sürükleyen hantavirüsün ilk kez Kore Savaşı sırasında dikkat çektiğini hatırlatan Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Virüs ismini Kore’de bulunan Hantan Nehri’nden alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-yil-ortalama-19-vaka-goruluyor-635652">Türkiye&#8217;de her yıl ortalama 19 vaka görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gemide ortaya çıkarak dünyayı paniğe sürükleyen hantavirüsün ilk kez Kore Savaşı sırasında dikkat çektiğini hatırlatan Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Virüs ismini Kore’de bulunan Hantan Nehri’nden alıyor. O dönemde nehir çevresindeki kemirgenlerle temas eden askerlerde sık görülmesi nedeniyle tanımlandı. Yani hantavirüs, sanıldığı gibi yeni ortaya çıkan bir virüs değil; yaklaşık 70 yıldır biliniyor” diye konuştu.</p>
<p><strong> En sık bulaş yolu kemirgen teması</strong></p>
<p>Virüsün çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla bulaştığını vurgulayan Prof. Dr. Çetinkaya, “Fare ve benzeri kemirgenlerin idrarı, dışkısı ya da salyasıyla temas sonrası bulaşabiliyor. Özellikle uzun süre kapalı kalmış depo, ahır, kulübe gibi alanların temizliği sırasında risk artıyor” ifadelerini kullandı. Toplumda en çok merak edilen konunun insandan insana bulaşma olduğunu belirten Prof. Dr. Çetinkaya, “Hantavirüs türlerinin büyük bölümünde rutin sosyal temasla bulaşma beklenmez. Ancak Güney Amerika tipi olarak bilinen bazı türlerde insandan insana bulaş görülebiliyor. Son günlerde bir gemide görülen ve ölümlerle sonuçlanan vakalarda da bu tip etkili oldu” dedi.</p>
<p><strong> İki farklı tipi bulunuyor</strong></p>
<p>Hastalığın iki ana tipi olduğunu paylaşan Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Avrupa ve Doğu Asya tipi daha çok böbrekleri etkiliyor ve böbrek yetmezliğine neden olabiliyor. Amerika tipi ise daha ağır seyrederek akciğer, kalp ve böbrek yetmezliğiyle birlikte kanamalı ateş tablosuna yol açabiliyor” dedi. Böbrek tutulumunun tedavi edilebildiğini de vurgulayan Prof. Dr. Çetinkaya, “Bazı hastalarda gelişen böbrek yetmezliği birkaç diyaliz uygulamasıyla kontrol altına alınabiliyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong> Grip belirtileriyle karışabiliyor</strong></p>
<p>Hantavirüs belirtilerinin çoğu zaman grip ile karıştırıldığını ifade eden Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Eklem ağrısı, yüksek ateş, halsizlik, öksürük ve bazı vakalarda ishal görülebiliyor. Ancak hantavirüste peteşiyal döküntüler dediğimiz cilt bulguları dikkat çekebiliyor. Bunun yanı sıra kola renginde idrar görülmesi böbrek tutulumu açısından önemli bir işaret olabiliyor. Özellikle düşmeyen ateş önemli belirtilerden biri” dedi</p>
<p><strong>Türkiye’de her yıl ortalama 19 vaka görülüyor</strong></p>
<p>Türkiye’de de hantavirüs vakalarının görüldüğünü belirten Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “2009-2025 yılları arasındaki verilere baktığımızda ülkemizde yılda ortalama 19 vaka görüldüğünü söyleyebiliriz. Son 17 yılda toplam 336 vaka bildirildi ve 16 kişi yaşamını kaybetti” bilgisini paylaştı.</p>
<p><strong>Panik yaratacak bir durum yok</strong></p>
<p>Hastalığın tedavisinde kullanılan etkili seçenekler bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Hepatit C tedavisinde kullandığımız bazı antiviral ilaçların hantavirüs kaynaklı ölüm oranlarını ciddi şekilde azalttığını biliyoruz. Şu anda dünya genelinde panik yaratacak bir durum söz konusu değil. Hastalığın yayılmasıyla ilgili aşırı endişe duymaya gerek yok” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-yil-ortalama-19-vaka-goruluyor-635652">Türkiye&#8217;de her yıl ortalama 19 vaka görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çölyak Hastaları İçin Uzmandan Kritik Uyarı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/colyak-hastalari-icin-uzmandan-kritik-uyari-635625</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 11:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[çölyak]]></category>
		<category><![CDATA[hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[uyarı]]></category>
		<category><![CDATA[uzmandan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635625</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çölyak Hastaları İçin Uzmandan Kritik Uyarı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/colyak-hastalari-icin-uzmandan-kritik-uyari-635625">Çölyak Hastaları İçin Uzmandan Kritik Uyarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çölyak Hastaları İçin Uzmandan Kritik Uyarı</p>
<p>Çocuklarda sık görülen ancak çoğu zaman geç fark edilen çölyak hastalığına karşı uzmanlardan önemli uyarılar geldi. Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Diyetisyen Zeynep Akışın, çölyak hastalarının yaşam boyu glutensiz beslenmesi gerektiğini belirterek ailelerin ve eğitimcilerin bu konuda bilinçli olması gerektiğini söyledi.<br /> Çölyak hastalığının, gluten adlı proteine karşı gelişen otoimmün bir hastalık olduğunu ifade eden Akışın, glutenin buğday, arpa ve çavdarda bulunduğunu kaydetti. Hastalığın ince bağırsak yüzeyine zarar verdiğini belirten Akışın, “Besin emiliminin bozulmasına bağlı olarak vitamin ve mineral eksiklikleri, kansızlık, kilo kaybı, büyüme geriliği ve sindirim problemleri görülebiliyor” dedi.<br /> Tedavinin temelinin glutensiz beslenme olduğunu vurgulayan Akışın, çölyak hastalarının buğday unu, makarna, bulgur, irmik, arpa ve çavdar içeren ürünlerden uzak durması gerektiğini söyledi. Bu ürünlerin yerine pirinç, mısır, patates, karabuğday ve kinoa gibi alternatiflerin tercih edilebileceğini belirtti.<br /> Et, tavuk, balık, yumurta, süt ürünleri, sebze, meyve ve kuru baklagillerin doğal halleriyle glutensiz olduğunu ifade eden Akışın, hazır gıdalarda mutlaka “gluten içermez” ibaresinin aranması gerektiğine dikkat çekti.<br /> Çapraz bulaşma riskine de değinen Akışın, glutensiz ürünlerin ayrı saklanmasının önemine işaret ederek, “Ekmek kızartma makinesi, kesme tahtası ve mutfak gereçleri ortak kullanılmamalı. Restoran seçimlerinde de içerikler mutlaka sorgulanmalı” ifadelerini kullandı.<br /> Çölyak hastalarının düzenli doktor ve diyetisyen kontrolünde olması gerektiğini belirten Akışın, glutensiz diyete tam uyumun yaşam kalitesini artırdığını söyledi. Akışın ayrıca ailelerin, öğretmenlerin ve sağlık çalışanlarının çölyak konusunda bilinçlendirilmesinin hastalığın yönetiminde büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/colyak-hastalari-icin-uzmandan-kritik-uyari-635625">Çölyak Hastaları İçin Uzmandan Kritik Uyarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Safra kanalındaki tekrarlayan taşlardan ameliyatsız kurtuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/safra-kanalindaki-tekrarlayan-taslardan-ameliyatsiz-kurtuldu-635613</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 09:24:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatsız]]></category>
		<category><![CDATA[Kanalın]]></category>
		<category><![CDATA[kanalındaki]]></category>
		<category><![CDATA[Karın Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuldu]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[meltem]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[safra]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[taşlardan]]></category>
		<category><![CDATA[tekrarlayan]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635613</guid>

					<description><![CDATA[<p>2023 yılında şiddetli karın ağrısı şikayetiyle Prof. Dr. Meltem Ergün’e başvuran 51 yaşındaki Nurcan Turaylar’ın ilk muayenesinde safra kanalında tıkanıklık tespit edildi ve stent takıldı. İlerleyen zamanlarda safra kanalında taş oluşan hastanın 2024 yılında safra kesesi alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/safra-kanalindaki-tekrarlayan-taslardan-ameliyatsiz-kurtuldu-635613">Safra kanalındaki tekrarlayan taşlardan ameliyatsız kurtuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2023 yılında şiddetli karın ağrısı şikayetiyle Prof. Dr. Meltem Ergün’e başvuran 51 yaşındaki Nurcan Turaylar’ın ilk muayenesinde safra kanalında tıkanıklık tespit edildi ve stent takıldı. İlerleyen zamanlarda safra kanalında taş oluşan hastanın 2024 yılında safra kesesi alındı. Yaklaşık 2 hafta önce yüksek ateş, sarılık ve karın ağrısı şikayetleriyle tekrar Prof. Dr. Ergün’e başvuran Turaylar’ın safra kanalında 3 santimetrelik taşlar tespit edildi. Hastaya kolanjioskopi işlemi uygulandı ve lazer yöntemi ile taşları kırıldı. Sağlığına kavuşan Türaylar, “Bu sancı hiçbir şeye benzemiyor,  safra kanalına düşen o taş çok fena bir ağrı yapıyor. Meltem hocam da sağ olsun, yeni bir teknoloji varmış, safra kanalındaki taşları lazerle kırabiliyorlarmış. Şu anda çok iyiyim” dedi.</p>
<p>Nurcan Turaylar, 2023 yılında şiddetli karın ağrısı şikayetiyle Yeditepe Üniversitesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Meltem Ergün’e başvurdu. İlk muayenelerinde kanalda tıkanıklık tespit edilen hastaya stent takılarak müdahale edildi. Ancak bünyesinin tekrar taş üretmesi üzerine 2024 yılında safra kesesi operasyonla alındı. İlerleyen zamanlarda hastanın safra kanalında tekrar taş oluştu. Yaklaşık 2 hafta önce yüksek ateş, sarılık ve dayanılmaz karın ağrısı şikayetleriyle tekrar Prof. Dr. Ergün’e başvuran hastanın safra kanalındaki taşların boyutları 3 cm olarak belirlendi. Hastanın, kolanjioskopi işlemi ile lazer yöntemiyle taşları kırıldı ve sağlığına kavuştu. Prof. Dr. Ergün, “Kolanjiyoskopi adını verdiğimiz safra kanalına girerek kanalın incelenmesi yöntemi, Yeditepe Üniversitesi Hastanelerinde ilk defa uygulanmakta olup dünyada da oldukça sayılı merkezde yapılmaktadır” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘KANALIN İÇİNE GİREREK BU TAŞLARI LAZER YÖNTEMİYLE KIRDIK’</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Meltem Ergün, “Nurcan Hanım bize sarılık, yüzde ve göz aklarında sararma, yüksek ateş ve karın ağrısı şikayetleriyle başvurdu. Kendisinin yaklaşık 15 yıldır bir kan hastalığı mevcuttu ve bu durum safra taşları yapmaya meyil etmekteydi. Bundan 2 yıl kadar önce de safra kesesi taşları, safra kesesiyle birlikte komple ameliyatla alındı. Buna rağmen zaman içerisinde tekrarlayan şekilde atakları devam etti. Bu sefer de safra yollarında taşlar tespit ettik. Birkaç seans ERCP işlemi yaparak safra kesesindeki taşları temizledik ve yerine stentler yerleştirdik. Ama son zamanlarda hastamızın taşları giderek daha da büyük, dev taşlar haline gelmeye başladı. Dev taşların da yaklaşık 3 santimetrelik oldukça büyük taşlar, ERCP işlemiyle çıkarılamayacak kadar büyük ve sert kaya gibi taşlar. Ne yapabiliriz diye düşündüğümüz zaman hastamıza safra kanalının içine girerek görüntüleme yaptık ve lazerle taşları kırma yöntemini uygulamaya karar verdik. Bu yöntem Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri bünyesinde ilk defa yapılan bir işlemdi. Gerçekten kanalın içine girerek bu taşları lazer yöntemiyle kırdık. Ondan sonraki süreçte hastamızın kliniği hemen o akşamdan itibaren oldukça rahatladı, ertesi gün de hastamızın taburcusuna karar verdik; laboratuvar değerlerimiz düzeldi. Şu an sağlığı gayet iyi” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Ergün, “Kolanjiyoskopi adını verdiğimiz safra kanalına girerek kanalın incelenmesi yöntemi, Yeditepe Üniversitesi Hastanelerinde ilk defa uygulanmakta olup dünyada da oldukça sayılı merkezde yapılmaktadır. Bu yöntem teknolojinin, tıbbın aslında ilerlediği yerleri göstermektedir. Son yıllarda endoskopik işlemlerde, safra yollarına müdahalelerde tıpta oldukça güzel gelişmeler oluyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘BU SANCI HİÇBİR ŞEYE BENZEMİYOR’</strong></p>
<p>51 yaşındaki bir çocuk annesi Nurcan Turaylar, “2023 yılında bir karın ağrısıyla şikayeti başlamıştı. Meltem hocama gelmiştim yine. Safra kanalında tıkanmalar olduğunu söylemişti ve stent takılmıştı. Fakat tekrardan taşlar oluşmuş. 2024 yılında yine karın ağrısı şikayetiyle hastaneye geldim. Bu sefer de safra kesemin alınması gerektiği söylendi çünkü çok fazla taş varmış. Safra kesesi alınmıştı, bayağı rahatladım. Fakat bu süreç içerisinde bünyem tekrar taş yapmaya devam etmiş. Geçen pazartesi günü sarılık ve ateş şikayetiyle hastaneye geldim. Hemen müdahale ettiler. Meltem hocam da sağ olsun, yeni bir teknoloji varmış, safra kanalındaki taşları lazerle kırabiliyorlarmış. Hemşire hanımlarımız da çok tecrübeli insanlar, devamlı kontrol altındaydım. İşlemden sonra bir iki gün içinde toparlandım. Şu anda çok iyiyim. Zaten değerlerim de kontrol altında, o yüzden de yakın zamanda taburcu olacağım. Bu sancı hiçbir şeye benzemiyor,  safra kanalına düşen o taş çok fena bir ağrı yapıyor. O karın ağrısı çok büyük bir şiddetle geliyor. İlk soruda doktor 10 derece üzerinden kaç veriyorsun dediğinde benim kesinlikle 9 ve 10 üzerine çıkıyordu” dedi.</p>
<p>  </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/safra-kanalindaki-tekrarlayan-taslardan-ameliyatsiz-kurtuldu-635613">Safra kanalındaki tekrarlayan taşlardan ameliyatsız kurtuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Saray Belediyesi, ulusal tıp kongresine ev sahipliği yapıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saray-belediyesi-ulusal-tip-kongresine-ev-sahipligi-yapiyor-635604</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 09:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[gurur]]></category>
		<category><![CDATA[kongresine]]></category>
		<category><![CDATA[sahipliği]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[ulusal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635604</guid>

					<description><![CDATA[<p>Saray Belediyesi, mide kanseri alanında düzenlenen önemli bir tıp kongresine ev sahipliği yapıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saray-belediyesi-ulusal-tip-kongresine-ev-sahipligi-yapiyor-635604">Saray Belediyesi, ulusal tıp kongresine ev sahipliği yapıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span>Saray Belediyesi, mide kanseri alanında düzenlenen önemli bir tıp kongresine ev sahipliği yapıyor. Saray Atatürk Kültür Merkezi’nde Saray Belediye Başkanı Abdül Taşyasan ev sahipliğinde gerçekleştirilen Mide Kanseri Tedavisinde Multidisipliner Ulusal Konsensus Kongresi’ne Türkiye’nin farklı illerinden çok sayıda hekim ve akademisyen katıldı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Kongrede, Saraylı Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erman Aytaç da konuşmacı olarak yer aldı. Mide kanseri tedavisinde güncel yaklaşımlar, erken tanı yöntemleri ve multidisipliner tedavi süreçlerinin ele alındığı oturumlar yoğun ilgi gördü. Mide Kanseri Derneği Başkanı Prof. Dr. Enver İlhan’ın da katıldığı konferansta alanında uzman isimler bilimsel sunumlar gerçekleştirdi.<br /><b>BAŞKAN TAŞYASAN: “PROF. DR. ERMAN AYTAÇ HEPİMİZİN İFTİHAR KAYNAĞI”</b><br />Ulusal düzeyde bilimsel bir kongrenin Saray’da yapılmasının tesadüf olmadığını belirten Saray Belediye Başkanı Abdül Taşyasan, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:<br />“Bu büyük kongrede, tıp dünyasının önemli isimlerinden birinin, bu toprakların evladının hakkını teslim etmenin gururunu yaşıyoruz. Saray’da doğup büyüyen, dünyaca saygın başarılara rağmen toprağından kopmayan, memleket sevdalısı olan Prof. Dr. Erman Aytaç hocamız, hepimizin iftihar kaynağıdır. Tıp dünyasının kalbinin attığı bu yerde çok amaçlı salonumuza, bugünden itibaren Prof. Dr. Erman Aytaç Çok Amaçlı Konferans Salonu adını verdiğimizi büyük bir gururla ilan ediyorum. Buradan geçen her gencimiz, Erman Hocamızın adını görerek bu topraklardan dünyaya şifa dağıtılabileceğini bilsin.<br /><b>PROF. DR. ERMAN AYTAÇ’IN ADI KONFERANS SALONUNA VERİLDİ</b><br />Bu gurur verici anı taçlandırmak üzere Sayın Prof. Dr. Erman Aytaç hocamı plaket takdimi için sahneye davet ediyorum. Bu başarı yolculuğunda her zaman yanında olan, onu vatana millete hayırlı bir evlat olarak yetiştiren kıymetli anne babasını ve kardeşini bu gurur tablosuna ortak olmaya davet ediyorum.  Memleketimize yaşattığı gurur için hocamıza ve kıymetli ailesine bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum. Saray Belediyesi olarak üst düzey akademik buluşmaların ilçemizin kültürel ve sosyal dokusuyla harmanlanmasına büyük önem veriyoruz. Uluslararası benzeri organizasyonlara ev sahipliği yapma kararlığımızı buradan tüm kamuoyuna bir kez daha ilan ediyorum.”</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Konuşmaların ardından Saray Belediye Başkanı Abdül Taşyasan, Saray’da doğup büyüyen Prof. Dr. Erman Aytaç’a plaket takdim etti. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Bilimsel içeriği ve katılımcı profiliyle dikkat çeken kongre, Saray’ın sağlık alanındaki önemli organizasyonlara ev sahipliği yapabilecek kapasitesini bir kez daha ortaya koydu.</span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saray-belediyesi-ulusal-tip-kongresine-ev-sahipligi-yapiyor-635604">Saray Belediyesi, ulusal tıp kongresine ev sahipliği yapıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıkta kritik rol hemşirelerde!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikta-kritik-rol-hemsirelerde-635601</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 09:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Bakımın]]></category>
		<category><![CDATA[duran]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hemşire]]></category>
		<category><![CDATA[hemşirelerde]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[meslek]]></category>
		<category><![CDATA[noktada]]></category>
		<category><![CDATA[rol]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[sistemin]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635601</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Hemşire Melis Kübra Duran, 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında, hemşirelik mesleğinin sağlık sistemindeki kritik rolü, hasta bakımındaki etkisi, hekimlerle iş birliği ve mesleğin karşılaştığı zorluklar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-kritik-rol-hemsirelerde-635601">Sağlıkta kritik rol hemşirelerde!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Hemşire Melis Kübra Duran, 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında, hemşirelik mesleğinin sağlık sistemindeki kritik rolü, hasta bakımındaki etkisi, hekimlerle iş birliği ve mesleğin karşılaştığı zorluklar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Hemşirelik, bilimin ve vicdanın kesiştiği çok özel bir noktada duruyor!</strong></p>
<p>Hemşirelik mesleğinin, sağlık sisteminin görünmeyen ama vazgeçilmez omurgası olduğunu  ifade eden Uzman Hemşire Melis Kübra Duran, “Bir hastanenin koridorlarında, yoğun bakımın sessizliğinde ya da bir kliniğin telaşında aslında hayatı ayakta tutan en temel güçlerden biri hemşireliktir. Bu meslek yalnızca tıbbi uygulamaların yerine getirilmesi değil; insanın en kırılgan anında ona eşlik edebilme sanatıdır. Bu yönüyle hemşirelik, bilimin ve vicdanın kesiştiği çok özel bir noktada durur.” dedi.</p>
<p>Sağlık sistemindeki rolü açısından hemşireliğin hasta bakımının sürekliliğini sağlayan ana unsur olduğunu aktaran Duran, “Hekim tanı koyar ve tedavi planını oluşturur; ancak bu planın hayata geçirilmesi, izlenmesi ve değerlendirilmesine katkıda bulunulması büyük ölçüde hemşirelerin sorumluluğundadır. Hastanın yaşam bulgularının takibi, ilaç uygulamaları, komplikasyonların erken fark edilmesi gibi kritik süreçlerde hemşireler adeta sistemin ‘erken uyarı mekanizması’ gibi çalışır. Bu nedenle hemşirelik, sadece destekleyici bir rol değil, doğrudan hasta sonuçlarını etkileyen bağımsız bir profesyonel alandır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bir hastanın ‘beni anladılar’ demesi, çoğu zaman iyileşmenin ilk adımı! </strong></p>
<p>Bir hastanın tedavi sürecinde hemşirenin etkisinin en çok temasın yoğun olduğu anlarda hissedildiğini dile getiren Uzman Hemşire Melis Kübra Duran, “Hasta korktuğunda, ağrı çektiğinde, yalnız hissettiğinde ilk başvurduğu kişi çoğu zaman hemşiredir. Bu noktada hemşirelik yalnızca klinik becerilerle sınırlı kalmaz; psikososyal destek devreye girer. Hastaya güven vermek, onu anlamak, bazen sadece sessizce yanında durmak bile tedavi sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bir hastanın ‘beni anladılar’ demesi, çoğu zaman iyileşmenin ilk adımıdır.” dedi.</p>
<p>Ancak günümüzde hemşirelik mesleğinin ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Duran, şunları söyledi:</p>
<p>“Artan hasta yükü, yetersiz personel sayısı, uzun çalışma saatleri ve zaman zaman mesleki saygınlıkla ilgili yaşanan sorunlar, hemşirelerin iş doyumunu olumsuz etkileyebiliyor. Bunun yanında duygusal olarak yoğun bir meslek olması da tükenmişlik riskini artırıyor. Bu zorlukların çözümü için öncelikle hemşire başına düşen hasta sayısının azaltılması, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve mesleki gelişim fırsatlarının artırılması gerekir. Aynı zamanda hemşirelerin karar süreçlerine daha aktif katılımının sağlanması, onların mesleki kimliğini güçlendirecektir.”</p>
<p><strong>Sağlık hizmetinin en ideal hali, hekim ve hemşirenin birbirini tamamladığı noktada mümkün! </strong></p>
<p>Hemşire-hekim iş birliğinin ise hasta bakımının kalitesini doğrudan belirleyen bir denge olduğuna işaret eden Uzman Hemşire Melis Kübra Duran, “Bu ilişki hiyerarşik bir yapıdan çok, karşılıklı saygı ve iletişime dayalı bir ekip çalışması olmalı.” dedi.</p>
<p>Hekimin klinik bilgisi ile hemşirenin hasta başındaki gözlemleri birleştiğinde, çok daha güvenli ve etkili bir bakımın ortaya çıktığının altını çizen Duran, sağlık hizmetinin en ideal halinin, bu iki meslek grubunun birbirini tamamladığı noktada mümkün olacağını dile getirdi.</p>
<p><strong>Bir hemşirenin şefkati ve bilgisi, ilaçlar kadar etkili!</strong></p>
<p>Tüm bu süreçlerin içinde hemşirelerin tükenmişlik yaşamaması için kurumlara büyük sorumluluk düştüğünü de vurgulayan Uzman Hemşire Melis Kübra Duran, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Adil vardiya sistemleri oluşturmak, dinlenme sürelerini korumak, psikolojik destek mekanizmaları sunmak ve emeği görünür kılmak bu sorumlulukların başında gelir. Ayrıca yöneticilerin empatik bir yaklaşım benimsemesi ve hemşirelerin sesini duyması, kurum içi aidiyeti güçlendirecektir.</p>
<p>Sonuç olarak hemşirelik, insan hayatına dokunan en derin mesleklerden biridir. Bir hemşirenin şefkati, bilgisi ve dikkati; bir hastanın iyileşme sürecinde ilaçlar kadar etkilidir. Belki de bu yüzden hemşirelik, sadece yapılan bir iş değil, yaşanan bir anlamdır. Ve bu anlam, sağlık sisteminin kalbinde atmaya devam etmektedir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-kritik-rol-hemsirelerde-635601">Sağlıkta kritik rol hemşirelerde!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Basit bir sorun sanılıyor ama kalıcı hasar bırakabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/basit-bir-sorun-saniliyor-ama-kalici-hasar-birakabiliyor-635529</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 08:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ayağın]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[basit]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bırakabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasar]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[sanılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[Tablo]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yere]]></category>
		<category><![CDATA[yürüme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635529</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yürürken ayak ucunuz yere takılıyor mu? Sık sık tökezliyor veya ayağınızı yukarı kaldırmakta güçlük çekiyor musunuz?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-sorun-saniliyor-ama-kalici-hasar-birakabiliyor-635529">Basit bir sorun sanılıyor ama kalıcı hasar bırakabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yürürken ayak ucunuz yere takılıyor mu? Sık sık tökezliyor veya ayağınızı yukarı kaldırmakta güçlük çekiyor musunuz? Özellikle merdiven çıkmak, engebeli zeminde yürümek ve hızlı hareket etmek gün geçtikçe daha da zorlaşıyor mu?  Bu sorunlardan yakınıyorsanız, nedeni halk arasında “düşük ayak” olarak bilinen “foot drop” olabilir! Hemen her yaşta görülebilen düşük ayak yürüyüş dengesini bozarak günlük yaşamı önemli ölçüde etkileyebiliyor. Hastalar zamanla düşecekleri kaygısıyla dışarı çıkmaktan kaçınabiliyor, sosyal hayattan uzaklaşabiliyor. İlerleyen dönemlerde ise yürüyebilmek için destek cihazlarına ihtiyaç duyabiliyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Umut Yavuz,</strong>  düşük ayak tablosunun tek başına bir hastalık değil; çoğu zaman sinir, kas, omurga veya nörolojik hastalıkların bir belirtisi olduğuna dikkat çekerek,  “Bu   nedenle yürümekte güçlük çeken kişilerin ‘Biraz uyuşma var, geçer‘, ‘Ayağım takılıyor ama idare ediyorum’ veya ‘Tökezlememin nedeni dikkatsizliğimdir’ düşüncesiyle zaman kaybetmeden hekime başvurmaları çok önemlidir. Erken tanı hem altta yatan hastalığın ilerlemesini önlenmede hem de ayakta oluşabilecek kalıcı hasar riskini azaltmada kritik rol oynar. Günümüzde erken tanı ve uygun tedavi sayesinde ayak fonksiyonlarında önemli ölçüde iyileşme sağlanabilir” diyor. </p>
<p><strong>Yürüme bozukluğuyla kendini gösteriyor</strong></p>
<p>Düşük ayak kişinin yürürken ayağının ön kısmını yukarı kaldırmakta zorlanmasına neden olan önemli bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor.  Bu tablo kendini genellikle yürüme bozukluğuyla gösteriyor. Normal yürüyüş sırasında ayak bileğini yukarı kaldıran kaslar, ayağın yere takılmadan ilerlemesini sağlıyor. Bu kasların sağlıklı çalışması için siyatik sinir ve onun bir dalı olan peroneal sinirin sağlam olması gerekiyor. Bu sinirlerden en az biri etkilendiğinde ayağı yukarı kaldıran ve sağ ile sola yönlendiren kaslar zayıflıyor. Sonuç olarak ayak ucu yere  sürtünmeye başlıyor ve kişi yürürken ayağını normalden daha fazla kaldırmak zorunda kalıyor. Bu tablo halk arasında “düşük ayak”  olarak adlandırılıyor. Bazı hastaların ise ayağını yere takmamak için dizini normalden fazla kaldırarak yürümek zorunda kaldıklarını aktaran Prof. Dr. Umut Yavuz, “Yüksek adımlı yürüyüş olarak tanımlanan bu yürüyüş şekli hem yorucudur hem de zamanla kalça, diz ve bel bölgesinde ek zorlanmalara neden olabilir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Ciddi bir sorunun habercisi olabiliyor!</strong></p>
<p>Düşük ayak, ayağı yukarı kaldıran kasların yeterince çalışamaması sonucu ortaya çıkıyor. Kaslar doğrudan hasar görebileceği gibi, bu kaslara komut taşıyan sinirler de etkilenebiliyor. Prof. Dr. Umut Yavuz,  düşük ayağın çoğu zaman başka bir sağlık sorununun habercisi olduğunu vurgulayarak,  “Bu tabloya genel olarak sinir sıkışmaları, bel fıtığı veya bel kanal darlığı, sinir yaralanmaları, diyabetik nöropati, kas ve sinir hastalıkları ile inme gibi ciddi durumlar neden  olur. Bazen travmalar ve diz veya kalça protezi gibi büyük cerrahiler sonrasında sinir etkilenmeleri de düşük ayak sorununa yol açabilir” diye konuşuyor. Prof. Dr. Umut Yavuz,<strong> </strong>bunların yanı sıra uzun süre bacak bacak üstüne atan, çömelerek çalışan, dizin dış  kısmına uzun süre baskı uygulayan ve hızlı kilo kaybı yaşayan kişilerde de düşük ayak tablosunun gelişebildiğini söylüyor.  </p>
<p><strong>En yaygın belirtisi ayağın yere takılması</strong></p>
<p>Hastalar sağlık kuruluşlarına en sık ‘Ayağımı kaldıramıyorum’, ‘Ayağım yere sürtüyor’, ‘Sık sık tökezliyorum’ ve ‘Ayakkabımın ucu yere çarpıyor’ gibi şikayetlerle başvuruyor. <strong> </strong>Düşük ayağın belirtileri bazen aniden, bazen de sinsi başlayabiliyor. Travma, cerrahi sonrası sinir yaralanması veya ani bel fıtığında tablo hızlı ilerleyebiliyor. Sinir sıkışması, diyabetik nöropati veya bazı nörolojik hastalıklarda ise belirtiler daha yavaş gelişebiliyor. Prof. Dr. Umut Yavuz, düşük ayağın en yaygın belirtilerini şöyle anlatıyor: “En sık görülen belirtisi hastanın ilk aşamada ayağını kendine doğru çekememesi ve yürürken  ayak ucunun yere takılmasıdır. Buna ayak çevresinde duyu kaybı da eşlik edebilir. Bazı hastalarda uyuşma, karıncalanma, bacağın dış kısmında ağrı veya belden bacağa yayılan ağrı da gelişebilir.”</p>
<p><strong>Geç kalındığında kalıcı hasar oluşabiliyor</strong></p>
<p>Düşük ayak tablosunda erken tanının çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Umut Yavuz, altta yatan bazı nedenlerinde erken tedavi sayesinde sinir fonksiyonunun toparlanabildiğini ve kalıcı hasarın önlenebildiğini aktarıyor. Prof. Dr. Umut Yavuz, şu bilgileri paylaşıyor:  “Özellikle sinir sıkışması, bel fıtığına bağlı sinir basısı veya travma sonrası gelişen durumlarda zamanlama kritik öneme sahiptir. Geç kalındığında kaslarda zayıflık kalıcı hale gelebilir, sinirin iyileşme kapasitesi azalabilir ve ayakta şekil bozuklukları gelişebilir. Uzun süre devam eden düşük ayakta hasta ayağını yukarı kaldıramadığı için yürüme paterni bozulabilir ve zamanla ayak bileğinde sertlik oluşabilir. Bunun sonucunda düşme riski artabilir. Erken dönemde tedavi şansı daha yüksek olurken, ileri evrelerde tendon transferi gibi fonksiyon kazandırmaya yönelik cerrahi işlemler gündeme gelebilir.” </p>
<p><strong>Bu tabloda ameliyat gerekebiliyor</strong></p>
<p>Tedavide temel hedef, altta yatan nedeni tespit etmek ve   mümkünse ortadan kaldırmak. Bunun yanında hastanın güvenli yürümesini sağlamak ve ayakta kalıcı şekil bozukluğu gelişmesini engellemek amaçlanıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Umut Yavuz,<strong> </strong>erken tanı alan hastalarda, özellikle sinirin tamamen kopmadığı ve basının erken dönemde giderildiği durumlarda tedavide oldukça başarılı sonuçlar sağlandığını belirterek, “Tedavinin başarısı; altta yatan neden, sinir hasarının derecesi, geçen süre, hastanın yaşı ve eşlik eden hastalıklara göre değişir. Düşük ayağa sebep olan etkenin tedavisi, fizik tedavi ve rehabilitasyon, ayak bileği ortezleri, kas güçlendirme egzersizleri ile denge ve yürüme eğitimi ilk basamak tedavileri oluşturur” diyor. Prof. Dr. Umut Yavuz, uzun süreli ve kalıcı tablolarda ise tendon transferi cerrahisine başvurulduğunu söylüyor. </p>
<p><strong>Amaç güvenli ve dengeli bir yürüyüş sağlamak! </strong></p>
<p>Tendon transferi cerrahisinde genellikle ayakta çalışan güçlü tendonlardan biri, ayağın ön kısmını yukarı kaldırmaya yardımcı olacak şekilde yeniden konumlandırılıyor. Böylece işlevini kaybeden kasın görevi, sağlam bir kas-tendon sistemiyle telafi ediliyor. Başarılı bir cerrahi sonrasında hastaların yürüyüş kalitesi belirgin şekilde artarken, düşme riski de büyük ölçüde azalıyor.  Prof. Dr. Umut Yavuz, ameliyat sonrasında genellikle altı hafta boyunca alçı veya yürüme botu kullanıldığını, ardından fizik tedavi sürecine geçildiğini belirterek, “Günlük yaşama dönüş süresi ise yapılan işleme, hastanın genel durumuna ve rehabilitasyon sürecine göre değişmekle birlikte, çoğu hastada 2-3 ay içinde belirgin fonksiyonel kazanım hedeflenir” bilgisini veriyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-sorun-saniliyor-ama-kalici-hasar-birakabiliyor-635529">Basit bir sorun sanılıyor ama kalıcı hasar bırakabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Engelli bireylerin bakımında en kritik hata &#8220;Onların yerine yapmak&#8221;!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/engelli-bireylerin-bakiminda-en-kritik-hata-onlarin-yerine-yapmak-635493</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 08:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[bakımında]]></category>
		<category><![CDATA[bireyin]]></category>
		<category><![CDATA[bireylerin]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[engel]]></category>
		<category><![CDATA[engelli]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[onların]]></category>
		<category><![CDATA[rehabilitasyon]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Tetik]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yerine]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635493</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Engelli Bakımı ve Rehabilitasyon Program Başkanı Öğr. Gör. Gönül Kil Tetik, 10–16 Mayıs Engelliler Haftası kapsamında engelli bakımı ve rehabilitasyon konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/engelli-bireylerin-bakiminda-en-kritik-hata-onlarin-yerine-yapmak-635493">Engelli bireylerin bakımında en kritik hata &#8220;Onların yerine yapmak&#8221;!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Engelli Bakımı ve Rehabilitasyon Program Başkanı Öğr. Gör. Gönül Kil Tetik, 10–16 Mayıs Engelliler Haftası kapsamında engelli bakımı ve rehabilitasyon konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Engelli bireyin yapabileceği şeyleri onun yerine yapmayın</strong></p>
<p>Engelli bireylerin bakım ve rehabilitasyon sürecinde en sık yapılan hatalara değinen Öğr. Gör. Gönül Kil Tetik, “En sık yapılan hata, engelli bireyin yapabileceği şeyleri bile onun yerine yapmaktır. Aileler çoğu zaman yorulmasın diye düşünür ama bu durum zamanla bireyin bağımsızlığını azaltabilir.<br /> Bir diğer hata da rehabilitasyona geç başlamaktır. Biraz büyüsün düzelir düşüncesi bazı durumlarda zaman kaybına neden olabilir. Ayrıca sadece fiziksel ihtiyaçlara odaklanıp duygusal ve sosyal ihtiyaçları ihmal etmek de sık görülür. Oysa moral, sosyal destek ve sevgi de tedavinin önemli bir parçasıdır. Sosyal izolasyon oluşturmak sürecin yönünü değiştirebilir. Bu yüzden ailelerin bu konuda eğitimi önemlidir.” dedi.</p>
<p><strong>Erken müdahale çok daha iyi sonuç veriyor</strong></p>
<p>Rehabilitasyon sürecinde erken müdahalenin belirleyici rolüne işaret eden Öğr. Gör. Gönül Kil Tetik, “Erken başlanılan rehabilitasyon çoğu zaman çok daha iyi sonuç verir. Özellikle çocuklarda beyin gelişimi hızlı olduğu için erken eğitim ve terapi büyük fark yaratabilir. Örneğin konuşma gecikmesi, işitme kaybı, otizm veya hareket problemlerinde erken destek alan çocuklar günlük yaşama daha kolay uyum sağlayabilir. Bazı durumlarda zaman kaybı kalıcı sorunlara yol açabilir. Bu yüzden bekleyelim geçer yerine erken değerlendirme çok önemlidir.” diye konuştu.</p>
<p>Bazı durumlarda zaman kaybının kalıcı sonuçlar doğurabileceğini belirten Tetik, riskli durumları serebral palsi, işitme kaybı, otizm spektrum bozukluğu, inme sonrası rehabilitasyon ve uzun süreli yatağa bağımlılık olarak sıraladı.</p>
<p><strong>Evde bakım ve merkez rehabilitasyonu arasında denge şart</strong></p>
<p>Evde bakım ile profesyonel rehabilitasyon merkezleri arasındaki farklara da değinen Tetik, “Evde bakımın en büyük avantajı kişinin kendi ortamında rahat hissetmesidir. Aile desteği daha fazla olur ve günlük yaşam içinde uygulama yapmak kolaylaşır. Rehabilitasyon merkezlerinde ise uzman ekipler, özel cihazlar ve düzenli terapi desteği bulunur. Özellikle yoğun fizik tedavi veya özel eğitim gereken durumlarda merkez desteği daha etkili olabilir. Genellikle en iyi sonuç, merkezde öğrenilen çalışmaların evde devam ettirilmesiyle alınır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bakım yükü aileyi tükenmişliğe sürükleyebilir</strong></p>
<p>Bakım veren aile bireylerinin psikolojik yüküne de dikkat çeken Öğr. Gör. Gönül Kil Tetik, “Sürekli bakım vermek zamanla insanı hem fiziksel hem de duygusal olarak yorabilir. Bu çok normal bir durumdur. Bakım veren kişinin kendine de zaman ayırması gerekir. Gerektiğinde destek istemekten çekinilmemelidir. Bakım yükünü paylaşmak, dinlenmek, sosyal hayattan kopmamak ve psikolojik destek almak tükenmişliği önlemeye yardımcı olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Engellilik türlerine göre farklı rehabilitasyon yaklaşımları olmalı</strong></p>
<p>Rehabilitasyon sürecinin bireyin engel türüne göre değiştiğini belirten Tetik, “Her bireyin ihtiyacı farklı olduğu için rehabilitasyon da ona göre planlanır. Fiziksel engellerde hareket ve günlük yaşam becerileri üzerinde durulur. Zihinsel engellerde öğrenme ve öz bakım becerileri desteklenir. Otizm gibi gelişimsel farklılıklarda ise iletişim ve sosyal beceriler ön plandadır.” dedi.</p>
<p><strong>Amaç bağımsız ve mutlu bir yaşam</strong></p>
<p>Bağımsız yaşam becerilerinin geliştirilmesinde günlük hayatın önemli bir araç olduğunu söyleyen Tetik, “Küçük sorumluluklar vermek çok önemlidir. Kendi başına yapabildiği şeyleri yapmasına fırsat verilmelidir. Örneğin kendi kıyafetini seçmek, sofraya yardım etmek, basit ev işlerine katılmak ve para kullanmayı öğrenmek günlük yaşam becerilerini artırabilir. Başarıları takdir etmek kişinin özgüvenini güçlendirir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İdeal bir rehabilitasyon süreci nasıl olmalı?</strong></p>
<p>İdeal bir rehabilitasyon sürecinin sadece tıbbi bir süreç olmadığını vurgulayan Tetik, “İyi bir rehabilitasyon sadece tedavi değildir. Kişinin hem fiziksel hem psikolojik hem de sosyal olarak desteklenmesi gerekir. Doktor, fizyoterapist, psikolog ve özel eğitim uzmanlarının birlikte çalışması önemlidir. Ailenin sürece katılması ve bireyin ihtiyaçlarına uygun plan yapılması rehabilitasyonun başarısını artırır. Asıl amaç bireyin mümkün olduğunca bağımsız ve mutlu bir yaşam sürmesini sağlamaktır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/engelli-bireylerin-bakiminda-en-kritik-hata-onlarin-yerine-yapmak-635493">Engelli bireylerin bakımında en kritik hata &#8220;Onların yerine yapmak&#8221;!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Düzelen Dişler Neden Tekrar Yer Değiştirir? Cevabı Pekiştirme Döneminde</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/duzelen-disler-neden-tekrar-yer-degistirir-cevabi-pekistirme-doneminde-635457</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 07:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cevabı]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirir]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[dişler]]></category>
		<category><![CDATA[düzelen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodonti]]></category>
		<category><![CDATA[pekiştirme]]></category>
		<category><![CDATA[sabit]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tekrar]]></category>
		<category><![CDATA[yer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635457</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diş hekimliğinde çapraşık diş ve uyumsuz çene ilişkilerini düzenleyen ortodontik tedavilerde, sürecin en kritik aşamalarından biri de pekiştirme (retansiyon) dönemi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duzelen-disler-neden-tekrar-yer-degistirir-cevabi-pekistirme-doneminde-635457">Düzelen Dişler Neden Tekrar Yer Değiştirir? Cevabı Pekiştirme Döneminde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diş hekimliğinde çapraşık diş ve uyumsuz çene ilişkilerini düzenleyen ortodontik tedavilerde, sürecin en kritik aşamalarından biri de pekiştirme (retansiyon) dönemi. Tedavi sonrası dişler, çevre dokuların ve periodontal liflerin eski düzenine dönme eğilimi nedeniyle yeniden yer değiştirebiliyor. Pekiştirme döneminin son derece önemli bir süreç olduğunu belirten <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Dt. Duygu Güneş </strong>konuyla ilgili şunları söyledi; <em>“Tedavi sonrasında dişlerin yeniden yer değiştirmesi biyolojik bir eğilim. Her ortodontik tedavi sonrasında bu eğilim beklenmekle beraber, özellikle polidiastema (dişler arası çoklu boşluk) vakalarında, rotasyonu düzeltilmiş dişlerde ve ark genişletmesi uygulanmış vakalarda eğilim daha belirgindir. Bu nedenle elde edilen estetik ve fonksiyonel sonucun kalıcı olabilmesi için uygun bir pekiştirme planına ihtiyaç duyulur.”</em></p>
<p><strong>Kopma ya da Deformasyon Hasta Tarafından Fark Edilmeyebilir</strong></p>
<p>Uzm. Dt. Duygu Güneş, pekiştirme amacıyla en sık kullanılan yöntemlerden birinin lingual retainer olarak adlandırılan sabit ince teller olduğunu söylüyor ve şu noktaların altını çiziyor: <em>“Bu teller genellikle bir taraftaki kanin dişten diğer taraftaki kanin dişlerin (köpek dişleri) arka yüzeyine yapıştırılır ve sürekli etki göstererek dişlerin yerinde kalmasını sağlar. Tellerin kopması ya da deformasyonu çoğu zaman hasta tarafından fark edilmeyebilir. Diş sabitleyicinin bir noktadan kopması durumunda dişlerde hızlı ve bazen asimetrik kaymalar görülebilir. Eğer tel bükülürse, istenmeyen kuvvetler oluşturarak dişleri yanlış yönlere hareket ettirme riski de ortaya çıkar.”</em> </p>
<p>Bir diğer yaygın pekiştirme aracı ise “Essix Plak” olarak bilinen şeffaf, çıkarılabilir sabitleyiciler. Bu plaklar tüm diş arkını sararak genel bir stabilite sağlarken, estetik açıdan da hastalar tarafından daha kolay kabul ediliyor. Önemli bir yanı da temizliğinin kolay olması. Ancak etkinliği tamamen düzenli kullanıma bağlı. Plak takılmadığında ya da kırılıp kullanılamaz hale geldiğinde dişler zamanla eski konumlarına dönmeye başlayabilir. Özellikle tedavinin ilk aylarında kısa süreli aksaklıklar bile diş hareketini başlatabilir. </p>
<p>Ortodontik tedavinin ayrılmaz bir parçası olan pekiştirme sürecinin ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizen Uzm. Dt. Duygu Güneş, sabit ve hareketli sabitleyicilerin birlikte kullanımının çoğu zaman en güvenli yaklaşım olduğunu belirtiyor. Diş sabitleyicilerin kırılması, kopması veya düzenli kullanılmaması durumunda dişlerdeki çapraşıklıkta nüks (tekrar etmesi-relaps) kaçınılmaz hale gelebilir ve bu da yeniden ortodontik tedavi ihtiyacını gündeme getirebilir. Dolayısıyla hastaların düzenli kontrollerini aksatmamaları, diş sabitleyicilerini doğru kullanmaları ve herhangi bir sorun fark ettiklerinde bir ortodonti uzmanına başvurmaları önemlidir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duzelen-disler-neden-tekrar-yer-degistirir-cevabi-pekistirme-doneminde-635457">Düzelen Dişler Neden Tekrar Yer Değiştirir? Cevabı Pekiştirme Döneminde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aile bağlarının güçlü olması nitelikli iletişime bağlı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aile-baglarinin-guclu-olmasi-nitelikli-iletisime-bagli-635352</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 13:52:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bağlarının]]></category>
		<category><![CDATA[bağlı]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[iletişime]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nitelikli]]></category>
		<category><![CDATA[olması]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635352</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikoloji Hizmetleri Genel Koordinatörü ve Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, 15 Mayıs Aile Günü kapsamında, aile bağlarının güçlenmesinde iletişim, rol model olma, birlikte kaliteli zaman geçirme ve karşılıklı etkileşimin önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aile-baglarinin-guclu-olmasi-nitelikli-iletisime-bagli-635352">Aile bağlarının güçlü olması nitelikli iletişime bağlı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikoloji Hizmetleri Genel Koordinatörü ve Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, 15 Mayıs Aile Günü kapsamında, aile bağlarının güçlenmesinde iletişim, rol model olma, birlikte kaliteli zaman geçirme ve karşılıklı etkileşimin önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Aile, bireyin içine doğduğu, hayatı anlamlandırmayı öğrendiği ilk yer!</strong></p>
<p>Ailenin neden önemli olduğunu açıklayan Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Aile, bireyin içine doğduğu, hayatı anlamlandırmayı öğrendiği ilk yerdir. O yüzden bireyin yaşamında; kişilik gelişmesinde, özgüveninin gelişmesinde, iletişim tarzında, sorun çözme becerilerinde ailenin rolü çok büyüktür.” dedi.</p>
<p>Günümüzde teknolojinin de gelişmesiyle birlikte aile bağlarının oldukça zayıfladığını aktaran Demirsoy, “Toplumu sağlıklı bir toplum yapan, sağlıklı bireylerdir; sağlıklı birey de ancak sağlıklı aile ilişkilerinin içerisinde yetişebilir. Modern yaşamda aileler artık daha az iletişim kuruyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Birey ve aile birbirini karşılıklı etkiliyor! </strong></p>
<p>Aile günü gibi özel günlerin sembolik hatırlama açısından önemli olduğunu ancak sadece bir gün hatırlamamak gerektiğini dile getiren Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Tabii ki, sürekliliği olması önemli. Özellikle bizim gibi kurumların burada bir görevi var. Sağlıklı iletişim becerileri, sorun çözme yöntemleri öğrenilirse bu, aileyi dayanıklı ve güçlü kılacaktır.” dedi.</p>
<p>Her ailede sıkıntılar yaşandığına işaret eden Demirsoy, şöyle devam etti:</p>
<p>“İnsan hayatında, yaşamın akışı içerisinde inişler çıkışlar, zor zamanlar olur. Eğer bağlar güçlüyse, ilişkiler sağlıklıysa bu zor zamanlara karşı dayanıklı olunur. Klinik ortamda bize insanlar sıkıntıyla, sorunla geliyorlar ama önemli olan bu sorunlar ortaya çıkmadan önce yapılacaklardır. İşte orada bağları güçlendirmek, aile içi iletişimin artması, aileyi zor zamanlara karşı dayanıklı ve güçlü kılacaktır. Bireyde bir sıkıntı olduğu zaman bu aileyi etkiliyor; aile içi etkileşimlerde sorun olduğu zaman da bireyi etkiliyor. İki taraflı bir etkileşim var.”</p>
<p><strong>Aile içinde nitelikli ve kaliteli zaman geçirmek şart!</strong></p>
<p>Ailedeki bağı güçlendirmek için birlikte zaman geçirmenin çok önemli olduğuna vurgu yapan Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Ailenin ritüelleri çok değerlidir. Özel günler, bayramlar, kandiller; bunlar bizim toplumumuzda aile bağlarını ve kişiler arası ilişkileri güçlendiren sosyal destek sistemleridir. Bunlar günümüzde biraz zayıflamaya başladı. Komşuluk ilişkileri bile zayıfladı. İnsan sosyal bir canlıdır. İnsanın iyilik halini; yakın ve doyurucu sosyal ilişkilerinin çokluğu belirliyor.” dedi.</p>
<p>Birlikte yemek yeme, ailece belli zamanlarda bir araya gelme gibi ritüelleri kaybetmemek gerektiğini aktaran Demirsoy, “Nitelikli ve kaliteli zaman geçirmek şart. O sırada birbirini dinlemek çok önemli. İletişim diyoruz ama iletişimde en önemli unsur konuşmaktan da önce dinlemek. Karşısındakini dinlemek, anlayabilmek&#8230; İnsan anlaşıldığını hissettiği zaman karşısındakine kendini yakın ve bağlı hisseder. Bu insanın bir ihtiyacıdır. Eğer aile içi ilişkiler sağlıklıysa, kişi kendini gerçekleştirebiliyorsa, işitildiğini ve anlaşıldığını hissediyorsa o aile bağları güçlüdür ve zorluklara karşı dayanıklıdır. Böyle ailelerin çok olduğu bir toplum da güçlü olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İş birliği ve dayanışma bağları güçlü kılar!</strong></p>
<p>Aileyi oluşturan çekirdeğin evlilik ilişkisi olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Eş ilişkisinde de kadının ve erkeğin nasıl bir geçmişi olduğu, kendi köken ailelerinden ne aldıkları çok önemlidir. İçinde yetişilen aile kişiliği belirliyor; ne tarz ilişkiler kuracağını, nasıl bir romantik bağlanma yaşayacağını, nasıl bir evlilik yürüteceğini belirliyor.” dedi.</p>
<p>Neden bazı ailelerde bu bağlar zayıf olduğuna değinen Demirsoy, “Biraz ‘bireyselliğin’ bir değer olarak sunulduğu bir dönemdeyiz. Kişiler arası ilişkiler, aile bağlarının güçlü olması, birbirine karşı hoşgörü ve yerine göre önceliği diğerine verebilmek gibi özellikleri gerektiriyor. Ama ‘ben önemliyim, öncelik benim’ dendiği zaman bu, ilişkileri yaralayan bir şeye dönüşüyor. İş birliği ve dayanışma bağları güçlü kılar.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Anne-babanın çocuklara doğru rol model olması gerekiyor! </strong></p>
<p>Teknolojinin gelişmesi ve dijitalleşmenin de aile kavramı üzerinde etkileri olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Çocuklar kendi odasında bilgisayarla, anne-baba elinde telefonla&#8230; Ailelerde bu örüntüyü çok görüyoruz. Aileler bunu ne zaman sorun ediyor? Çocuk ders çalışmıyorsa veya sorumluluklarını aksatıyorsa. Halbuki çocuk model alarak öğrenir. Anne-baba kendisi televizyon karşısında veya sosyal medyada zaman geçiriyorsa, çocuğa ‘bunu yapma’ demenin hiçbir anlamı yok. Ne dediği değil, ne yaptığı önemlidir.” dedi.</p>
<p>Biz ailelere bu durumda ‘dijital detoks’ önerildiğini dile getiren Demirsoy, şunları söyledi:</p>
<p>“Doğru model oluşturmaları gerekiyor. Çocuk, anne-babasının ilişkisini model alacak; hayattaki diğer insanlarla, nesnelerle ve sorumluluklarla olan ilişkisini onlara bakarak kuracaktır. Eğer aile içinde samimi, sıcak bir hava varsa, ilişkiler yakınsa o çocuk da dünyaya o şekilde yönelir. Haz odaklı olmamayı, bazı yaşam hedeflerine ulaşmak için öncelikleri doğru sıralamayı öğrenir. Bu tamamen anne-babanın kendisinde bunları geliştirmiş olmasına bağlı.</p>
<p>Aile kavramı sadece kan bağıyla sınırlı değil tabii ki. Toplumumuzda büyük aile, akrabalar ve hatta komşuluk birer sosyal destek sistemidir. Bazen hastalık, iş temposu gibi nedenlerle anne-babanın yetişemediği durumlarda, diğer sosyal destek sistemleri devreye girdiğinde dayanıklılık artar.”</p>
<p><strong>Aile bağlarını güçlendirmek için 3 öneri! </strong></p>
<p>Aile bağlarını güçlendirmek için önerilerde bulunan Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, sözlerini şöyle tamamladı.</p>
<p>“İletişim ve etkileşim önemli. Aile sadece aynı evin içinde yaşayan insanlar topluluğu değildir; gerçek bir etkileşim gerekir. Birbirini dinlemek, ‘yanındayım’ mesajını verebilmek ve hissettirebilmek çok önemlidir. Anlaşmazlıklar ve çatışmalar yaşanabilir, hiçbir sorun çözümsüz değildir. Sorun odaklı değil, çözüm odaklı olmak gerekir. Hayatın getirdiği zorluklar aslında daha iyi şeyleri geliştirme fırsatıdır. Bu bakış açısıyla zorluklardan nasıl güçlü çıkabiliriz, buna bakılmalı.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aile-baglarinin-guclu-olmasi-nitelikli-iletisime-bagli-635352">Aile bağlarının güçlü olması nitelikli iletişime bağlı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mr Usta uyarıyor: &#8220;Evde görünmeyen misafirlerden korunun&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mr-usta-uyariyor-evde-gorunmeyen-misafirlerden-korunun-635322</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 13:28:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[canlılar]]></category>
		<category><![CDATA[evde]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[koltuk]]></category>
		<category><![CDATA[korunun]]></category>
		<category><![CDATA[misafirlerden]]></category>
		<category><![CDATA[mr]]></category>
		<category><![CDATA[profesyonel]]></category>
		<category><![CDATA[toz]]></category>
		<category><![CDATA[usta]]></category>
		<category><![CDATA[uyarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yatak]]></category>
		<category><![CDATA[yüzey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635322</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evlerde kullanılan yatak, koltuk ve halı gibi kumaş yüzeyler, zamanla gözle görülmeyen mikroskobik canlılar ve toz birikimi için uygun bir ortam oluşturuyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mr-usta-uyariyor-evde-gorunmeyen-misafirlerden-korunun-635322">Mr Usta uyarıyor: &#8220;Evde görünmeyen misafirlerden korunun&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Evlerde kullanılan yatak, koltuk ve halı gibi kumaş yüzeyler, zamanla gözle görülmeyen mikroskobik canlılar ve toz birikimi için uygun bir ortam oluşturuyor. Araştırmalar, özellikle uzun süre kullanılan yataklarda ve sık temizlenmeyen kumaş yüzeylerde ev tozu akarlarının bulunduğunu, bu canlıların da sıcak ve nemli ortamlarda daha kolay çoğalabildiği ifade ediyor. Mr Usta, koltuk, yatak ve halı yıkama hizmetiyle bu tür yüzeylerde biriken kir, toz ve kalıntıların temizlenmesine yönelik profesyonel temizlik hizmeti sunuyor.</p>
<p><strong>Derinlemesine ve profesyonel müdahale önem taşıyor</strong></p>
<p>Araştırmalar, ev tozu akarlarının sadece mikroskobik canlılar olmadığını, aynı zamanda ev içi hijyenin sürdürülebilirliğini ve sağlığı doğrudan etkileyen bir ekosistem oluşturduğunu gösteriyor. Bu nedenle, sadece yüzey temizliği değil, derinlemesine ve profesyonel müdahaleler kritik önem taşıyor. Mr Usta’nın uzman ekipleri tarafından özel temizlik malzemeleri ve makineleriyle yapılan koltuk, yatak ve halı temizliği, bu mikroskobik canlıların ve bakterilerin ev içinde birikmesini engelleyerek hem alerjenleri azaltıyor hem de uzun vadede sağlıklı yaşam alanları yaratıyor. Böylece araştırmaların işaret ettiği riskler, profesyonel temizlikle etkin biçimde kontrol altına alınabiliyor. </p>
<p><strong>Mr Usta’da koltuk, halı ve yatak yıkama hizmetine talep, geçen seneden bu yana yüzde 25 arttı</strong></p>
<p>Özellikle toz tutan ortamlarda ve kumaş yüzeylerde yoğun olarak bulunan ve gözle görülmeyen bu canlıların titizlikle temizlenmesi, oluşabilecek sağlık risklerini azaltmak açısından önem taşıyor. Son bir yıl içerisinde koltuk, yatak ve halı yıkama hizmetlerine olan talepte yüzde 25 oranında artış gözlemlendiği ifade ediliyor. Bu artış, kullanıcıların hijyen konusunda daha bilinçli hale geldiğini ve profesyonel temizlik çözümlerine olan ilginin giderek arttığını gösteriyor. Mr Usta’nın koltuk, yatak ve halı temizliği hizmetine, mobil uygulama ve web sitesi üzerinden, güvenilir biçimde erişimi sağlanabiliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mr-usta-uyariyor-evde-gorunmeyen-misafirlerden-korunun-635322">Mr Usta uyarıyor: &#8220;Evde görünmeyen misafirlerden korunun&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Formasını Çıkaran Sağlıkçı, Ek İşinde Mesaisini Tamamlıyor! </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/formasini-cikaran-saglikci-ek-isinde-mesaisini-tamamliyor-635304</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 10:38:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çıkaran]]></category>
		<category><![CDATA[ek]]></category>
		<category><![CDATA[formasını]]></category>
		<category><![CDATA[mesaisini]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkçı]]></category>
		<category><![CDATA[sinde]]></category>
		<category><![CDATA[tamamlıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635304</guid>

					<description><![CDATA[<p>Formasını Çıkaran Sağlıkçı, Ek İşinde Mesaisini Tamamlıyor! </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/formasini-cikaran-saglikci-ek-isinde-mesaisini-tamamliyor-635304">Formasını Çıkaran Sağlıkçı, Ek İşinde Mesaisini Tamamlıyor! </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Demokratik Sağlık Sen Genel Başkanı Togan Demircan, İzmirli gazetecilere ile gündemi değerlendirdi.  Sağlık personellerinin sorunları hakkında önemli açıklamalarda bulunan Demircan, “Açlık ve yoksulluk sınırı arasında ücret alan kamu çalışanları, kamu mesaisi bittikten sonra geçinebilmek için kravatını veya formasını çıkarıp ikinci işinde mesaiye başlıyor” dedi.</p>
<p><span>Demokratik Sağlık Sen’in kuruluş ilkesinin  “Siyaset için değil sendikacılık için varız” olduğunu ifade eden  Demircan, “Sendikamız Türkiye genelindeki şubeleri ile 2011 yılından beri etkin sendikacılık yapmaktadır” dedi. </span></p>
<p><span>Günümüzde kamu çalışanları açlık ve yoksulluk sınırı arasında bir ücret aldığını kaydeden Demircan, “Bugün birçok kamu görevlisi mesaisi bittikten sonra kravatını çıkarıp ikinci işinde, ikinci mesaisini tamamlıyor, emekliler için ise kuracak cümlem yok zaten. bunun yegâne sebebi siyasallaşmış sendikalardır. çünkü kamu görevlilerinin gerçek sorunlarını muhataplara iletmek yerine onlar teşekkür etmeyi tercih etmektedir. İçinde bulunduğumuz hafta bir dizi kutlamaların yapıldığı hemşirelik haftası. neyi kutluyoruz? açlık sınırının üzerinde yoksulluk sınırının çok altında ücret alan hemşirelerimizin gününü mü kutluyoruz? yetmiş yıllık hemşirelik yasası çöp oldu da günümüz koşullarına uygun, sınırları çizilmiş bir meslek kanunu çıkarıldı bunu mu kutluyoruz? hemşire arkadaşlarımız adına çözüm bekleyen bu ve benzeri onlarca madde sıralayabiliriz” diye konuştu.</span></p>
<p><b><strong>“Görevi Başında Vefat Eden Sağlık Çalışanları Şehit Sayılmadı”</strong></b></p>
<p><span>Demircan sözlerini şöyle sürdürdü, “Genele taleplere baktığımızda ise; 3600 ek gösterge kapsamı, görevde yükselme unvan değişikliği sınavları ve süreçleri, disiplin affı, akademik kariyer yapan kamu görevlisinin mali hak kayıpları, bayram ikramiyesi ödenmemesi, gelir vergisinin sabitlenmemesi, bir kereye mahsus eğitim durumları göz önüne alınarak yardımcı hizmetler sınıfının genel idari hizmetler sınıfına alınmaması, görevi başında vefat eden sağlık çalışanlarının şehit sayılmaması, çok çeşitli istihdam modelleri, performans yönetmeliği, emekliliğe yansıtılmayan ek ödeme tutarları gibi çözüm bekleyen sorunlar gölgesinde biz farklı meslek gruplarının farklı günlerini kutluyoruz. kazanım elde edelim, hep birlikte de kutlama yapalım” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/formasini-cikaran-saglikci-ek-isinde-mesaisini-tamamliyor-635304">Formasını Çıkaran Sağlıkçı, Ek İşinde Mesaisini Tamamlıyor! </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Modern yöntemlerle kanser ağrılarını hafifletmek mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/modern-yontemlerle-kanser-agrilarini-hafifletmek-mumkun-635217</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 09:22:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılarını]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hafifletmek]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[modern]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemlerle]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635217</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağrı, vücudun bir uyarı mekanizması olsa da bazen uzun sürerek günlük yaşamı sekteye uğratabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/modern-yontemlerle-kanser-agrilarini-hafifletmek-mumkun-635217">Modern yöntemlerle kanser ağrılarını hafifletmek mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ağrı, vücudun bir uyarı mekanizması olsa da bazen uzun sürerek günlük yaşamı sekteye uğratabiliyor. Özellikle kronikleşen ağrılar, sadece fiziksel değil psikolojik açıdan da yıpratıcı olabiliyor. Bu noktada hele ki kanser ağrılarının, etki alanı ve şiddeti nedeniyle ayrı bir önem taşıdığını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Algoloji Uzmanı Dr. Vildan Kılıç Yılmaz, “Günümüzde gelişen tedavi yöntemleri sayesinde zorlayıcı olan kanser ağrılarının bile büyük ölçüde kontrol altına alınabildiğini bilmek önemli. Doğru yaklaşımlarla bu süreçten korkmanıza gerek yok” şeklinde konuştu.</strong></p>
<p>Kanser ağrısının ortaya çıkmasında; tümörün bulunduğu bölgede yarattığı hasar, organların etkilenmesi veya sinir dokularına yayılması gibi pek çok nedenin rol oynadığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Algoloji Uzmanı Dr. Vildan Kılıç Yılmaz, “Özellikle kemiklere yayılan kanserlerde ağrı daha belirgin hissedilebiliyor. Bu noktada ağrıyı sürecin kaçınılmaz bir parçası olarak görmek yerine şikâyetleri hekime açıkça iletmek ve gerekirse ağrı yönetimi için ek destek talep etmek büyük önem taşıyor. Kişiye özel planlanan tedaviler ve destekleyici uygulamalar sayesinde ağrı kontrol altına alınarak hastanın yaşam kalitesi belirgin şekilde artırılabilir” dedi.</p>
<p><strong>Bazı hastalarda girişimsel yöntemler gerekebilir </strong></p>
<p>Kanser tedavisinde uygulanan yöntemlerin de ağrı üzerinde etkili olabildiğine dikkat çeken Yılmaz, “Kemoterapi ve radyoterapi gibi tedaviler bazı hastalarda ek ağrılara neden olarak süreci zorlaştırabiliyor. Ağrı yönetiminde ilaç tedavileri genellikle ilk basamakta yer alıyor ve önemli bir rol üstleniyor. Ancak bazı durumlarda yeterli olmadığında; sinir blokajları, epidüral ve spinal port kateter yoluyla ilaç uygulamaları gibi girişimsel yöntemlere başvurabiliyoruz. Daha ileri aşamalarda ise omurilik düzeyinde ağrı iletim yollarına yönelik uygulamalarla hastanın konforunu artırmak mümkün” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Ağrının şiddetinde psikolojik faktörler de etkili </strong></p>
<p>Kanser ağrısında yalnızca hastalığın değil, psikolojik faktörlerin de etkili olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Ağrının şiddeti ve süresi sadece hastalık yüküne bağlı değildir; kaygı, anksiyete ve depresyon gibi etkenler de ağrının daha yoğun hissedilmesine neden olabilir. Bu nedenle multidisipliner yaklaşımla hem fiziksel hem de psikolojik boyutun birlikte ele alınması, ağrı kontrolünde daha etkili sonuçlar sağlar” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/modern-yontemlerle-kanser-agrilarini-hafifletmek-mumkun-635217">Modern yöntemlerle kanser ağrılarını hafifletmek mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geç kalındığında kalıcı hasar bırakabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gec-kalindiginda-kalici-hasar-birakabiliyor-635166</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 09:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bırakabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Durumlarda]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[geç]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[hafif]]></category>
		<category><![CDATA[hasar]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kalındığında]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[Ortopedi]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635166</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her ebeveynin en büyük arzusu, çocuklarının sağlıklı bir gelişim süreci geçirmesidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gec-kalindiginda-kalici-hasar-birakabiliyor-635166">Geç kalındığında kalıcı hasar bırakabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her ebeveynin en büyük arzusu, çocuklarının sağlıklı bir gelişim süreci geçirmesidir. Ancak çocukların sağlığını değerlendirirken yalnızca boy ve kilo takibi yeterli olmayabiliyor; iskelet sistemi gelişiminin de dikkatle izlenmesi gerekiyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz,</strong> çocukluk döneminde gözden kaçabilen bacak boyundaki eşitsizliğin erken dönemde müdahale edilmediğinde çocuğun tüm iskelet sistemini tehdit edebildiğini belirterek,   “Bacak boyu eşitsizliği ilerleyen yıllarda kalıcı omurga eğriliği (skolyoz), kalça ve  diz eklemlerinde erken kireçlenme ile kronik ağrı gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir” diyor.   <strong>Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, </strong>bacak boyu eşitsizliğinde toplumdaki en büyük yanılgının “çocuk büyüyünce düzelir” düşüncesi olduğunu vurgulayarak, “Büyüme plağı hasarlarına bağlı gelişen bacak boyu eşitsizliği çocuk büyüdükçe katlanarak artar. Bu nedenle çocuğun yürüyüşünde fark edilen en küçük bir aksama bile basit bir basma bozukluğu olarak hafife alınmamalı ve mutlaka hekime başvurulmalıdır. Çünkü, kemik gelişimi tamamlanmadan yapılan küçük bir müdahale  ileride ihtiyaç duyulabilecek büyük kemik ameliyatlarını önleyebilir” bilgisini veriyor. Bacak boyu eşitsizliğinde hafif farkların belirti vermeyebileceğini söyleyen <strong>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz,</strong> bu nedenle özellikle büyüme çağındaki çocuklarda düzenli ortopedik değerlendirmenin büyük önem taşıdığı uyarısında bulunuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!</strong></p>
<p>Bacak boyu eşitsizliğinin, iki bacak arasındaki ölçülebilir uzunluk farkı olduğunu belirten Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, toplumda hafif düzeyde farkların yaygın görüldüğünü ve bunların genellikle sorun oluşturmadığını anlatıyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz,<strong> </strong>ancak dünya genelinde her 100 çocuktan yaklaşık 3 ila 5’inde görülen önemli farkların ise tedavi edilmediği durumlarda kalıcı sağlık problemlerinin gelişebileceği uyarısında bulunuyor. Hafif düzeydeki eşitsizliklerin çoğu zaman dışarıdan belirti vermediğini aktaran Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, “Ancak  fark arttıkça; yürürken aksama, bir bacağın üzerinde daha fazla durma, ayakkabı tabanlarında farklı aşınma ve omuz-kalça hattında asimetri gibi belirtiler ortaya çıkabilir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Hem doğuştan hem sonradan olabiliyor!</strong></p>
<p>Bacak boyu eşitsizliği hem doğuştan hem de sonradan ortaya çıkabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, çocukluk çağında geçirilen ve büyüme plağını etkileyen kemik kırıklarının, enfeksiyonların ve kalça çıkığının (gelişimsel kalça displazisi) bacak boyu eşitsizliğinin en sık görülen nedenleri olduğunu aktarıyor. Bunların yanı sıra bazı çocukların doğuştan uzuv gelişim eksikliğiyle dünyaya geldiğini aktaran Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, bazı sendromik durumlarda da vücudun bir yarısının diğerine göre daha fazla büyüyebildiğini kaydediyor. Prof. Dr. Kerim Yılmaz, nadir durumlarda ise kemik tümörleri veya çocukluk çağı romatizmasının büyüme dengesini bozarak eşitsizliğe yol açabildiğine vurgu yapıyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Hafif farklarda ilk seçenek: Tabanlık ve ayakkabı takviyeleri</strong></p>
<p>Her bacak boyu eşitsizliğinin ameliyat gerektirmediğini dile getiren Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, özellikle 2 santimetrenin altındaki farklarda cerrahi dışı yöntemlerin tercih edildiğini söylüyor.  </p>
<p><strong>Kişiye özel ortopedik tabanlıklar: </strong>Ayakkabı içine yerleştirilen özel ortopedik tabanlıklar kısa olan bacağı destekleyerek kalça ve omurga dizilimini dengeliyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, tabanlık kullanımının, vücudun eşitsizliği telafi etmek için omurgayı eğmesini önlediğini ve eklemlere binen dengesiz yükü ortadan kaldırdığını söylüyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz,<strong> </strong>tabanlıkların bu etkileriyle skolyoz gelişimini engelleyebildiğini vurguluyor.</p>
<p>Ayakkabı altı takviyeleri (Lift): Farkın tabanlıkla giderilemeyecek düzeyde olduğu, ancak cerrahi sınırın altında kaldığı durumlarda, ayakkabının dış tabanına eklemeler yapılarak denge sağlanıyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Bu farklarda ameliyat gündeme geliyor</strong></p>
<p>Bacak boyları arasındaki farkın 2-2,5 santimetrenin üzerine çıkmasının beklendiği durumlarda cerrahi yöntemlerin gündeme geldiğini ifade eden Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, uygulanan tedavilerin vücudun kendi kemiğini üretme prensibine dayandığını söylüyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, bu süreçte kullanılan başlıca teknikleri şöyle sıralıyor: </p>
<p>Eksternal fiksatörler (Dıştan cihazlar):  Dıştan yerleştirilen metal çerçeveler (eksternal fiksatörler) kemiklere ince teller veya vidalarla tutunuyor. Yöntem özellikle kemikte hem kısalık hem de eğrilik (deformite) olan karmaşık tablolarda ön plana çıkıyor. </p>
<p>Manyetik akıllı çiviler (İçten uzatma): Kemiğin içine yerleştirilen ve dışarıdan hiçbir parçası görünmeyen ileri teknoloji ürünü bir yöntem. Uzatma işlemi dışarıdan tutulan bir manyetik kumandayla gerçekleştiriliyor. Enfeksiyon riskinin daha düşük olduğu bu yöntem iz bırakmaması nedeniyle estetik açıdan da avantaj sağlıyor. </p>
<p>Kombine yöntemler (LON Tekniği): Hem içten çivi hem de dıştan fiksatörün birlikte kullanıldığı bu teknikte, çocuğun dıştaki fiksatör cihazıyla<strong> </strong>geçirdiği süre önemli ölçüde kısaltılarak konfor artırılıyor. </p>
<p>Büyümenin yavaşlatılması (Epifizyodez): Uzun olan bacağın büyüme hızı küçük bir müdahaleyle kontrollü şekilde yavaşlatılarak, kısa olan bacağın diğerine yetişmesi hedefleniyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gec-kalindiginda-kalici-hasar-birakabiliyor-635166">Geç kalındığında kalıcı hasar bırakabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menopoz Döneminde Kadınların Konforunu Artıran 7 Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menopoz-doneminde-kadinlarin-konforunu-artiran-7-oneri-635109</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 08:28:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıran]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların]]></category>
		<category><![CDATA[konforunu]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Kalitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635109</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınların hayatında doğal bir geçiş dönemi olan menopoz, artık yalnızca “katlanılması gereken” bir süreç olarak görülmüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopoz-doneminde-kadinlarin-konforunu-artiran-7-oneri-635109">Menopoz Döneminde Kadınların Konforunu Artıran 7 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların hayatında doğal bir geçiş dönemi olan menopoz, artık yalnızca “katlanılması gereken” bir süreç olarak görülmüyor. Günümüzde gelişen tedavi yöntemleri sayesinde menopoz belirtileri kontrol altına alınabiliyor ve yaşam kalitesi artırılabiliyor. Memorial Dicle Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Uzm. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu, menopoz döneminin doğru yaklaşım ve kişiye özel tedavi planlamasıyla daha konforlu geçirilebileceğini belirterek, özellikle hormon tedavileri konusunda son yıllarda önemli gelişmeler yaşandığını vurguladı.</p>
<p><strong>Menopoz sürecine bakış değişti</strong></p>
<p>Uzun yıllar boyunca kadınlar menopoz döneminde yaşadıkları sıcak basmaları, uyku bozuklukları, ruh hali değişimleri ve yaşam kalitesindeki düşüşü doğal bir süreç olarak kabul edip sessizce yaşamaya çalıştı. Ancak tıp dünyasında menopoz yönetimine ilişkin yaklaşım son yıllarda önemli ölçüde değişti. Artık menopozun doğru tedavi ve düzenli hekim takibiyle daha sağlıklı ve konforlu geçirilebileceği bilinmektedir.</p>
<p><strong>Hormon tedavilerine yönelik endişeler azaldı</strong></p>
<p>2000’li yılların başında yayımlanan bazı araştırmalar nedeniyle menopoz hormon tedavilerine karşı ciddi çekinceler oluştu. Dünya genelinde hem hekimler hem de hastalar bu tedavilere temkinli yaklaşmaya başladı. Ancak geçen süreçte yapılan yeni bilimsel değerlendirmeler, hormon tedavisinin doğru hasta, doğru zamanlama ve doğru yöntemle uygulandığında güvenli ve etkili olduğunu ortaya koydu. Günümüzde kişiselleştirilmiş tedavi protokolleri ve daha gelişmiş uygulamalar sayesinde menopoz tedavileri daha güvenli şekilde planlanabilmektedir.</p>
<p><strong>Bioeşdeğer hormon tedavileri öne çıkıyor</strong></p>
<p>Bioeşdeğer hormonlar, vücudun doğal olarak ürettiği hormonlarla kimyasal yapı açısından birebir aynı özellik taşır. Bu sayede vücut tarafından daha kolay tanınıp metabolize edilebiliyor ve yan etki riskinin azaltılmasına yardımcı olmaktadır. Uzmanlar, bioeşdeğer hormonların doğal ürünler olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, laboratuvar süreçlerinden geçirilerek hazırlanan tedaviler olduğunu belirtmektedir. Ancak vücutla daha uyumlu çalışmaları nedeniyle menopoz tedavisinde önemli bir seçenek olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Tedavinin amacı yaşam kalitesini artırmak</strong></p>
<p>Menopoz tedavisinde temel amaç yalnızca mevcut şikâyetleri azaltmak değil, aynı zamanda uzun vadeli sağlıklı yaşlanmayı desteklemek olarak öne çıkmaktadır. Tedaviyle birlikte;</p>
<ol>
<li>Sıcak basmaları ve gece terlemelerinde azalma,</li>
<li>Uyku kalitesinde iyileşme,</li>
<li>Ruh halinde denge sağlanması,</li>
<li>Yaşam enerjisinde artış,</li>
<li>Kemik sağlığının korunması,</li>
<li>Cilt ve mukoza sağlığının desteklenmesi,</li>
<li>Genel yaşam kalitesinin artırılması hedeflenmektedir.</li>
</ol>
<p>Ayrıca menopoz döneminde uygulanacak doğru tedavilerin kemik kırıkları, kalp-damar hastalıkları, kolesterol sorunları ve bazı yaşlanma etkilerine karşı da koruyucu katkı sağlayabileceği belirtilmektedir.</p>
<p><strong>Menopoz tedavisi kişiye özel planlanmalı</strong></p>
<p>Uzmanlar menopoz tedavisinin her kadın için aynı şekilde uygulanamayacağını vurgulamaktadır. Her kadının sağlık geçmişi, şikâyetleri, beklentileri ve risk faktörleri farklı olduğu için tedavi süreci kişiye özel planlanır. Tedavi öncesinde kapsamlı değerlendirme yapılması ve sürecin düzenli doktor kontrolünde sürdürülmesi büyük önem taşımaktadır. Menopozun bir son değil, hayatın yeni bir dönemi olduğuna dikkat çeken uzmanlar, doğru bilgiye ulaşmanın ve bu alanda deneyimli bir hekim desteği almanın kadınların yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabileceğini ifade etmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopoz-doneminde-kadinlarin-konforunu-artiran-7-oneri-635109">Menopoz Döneminde Kadınların Konforunu Artıran 7 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ortodontide yaş sınırı yok!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ortodontide-yas-siniri-yok-634935</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 12:12:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çene]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodonti]]></category>
		<category><![CDATA[ortodontide]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodontik Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sınırı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkin]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634935</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, 15 Mayıs Dünya Ortodonti Sağlığı Günü kapsamında yetişkinlerde ortodontik tedavinin estetik ve sağlık açısından faydaları, tedavi süreci ve yaygın yanlış inanışlar hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ortodontide-yas-siniri-yok-634935">Ortodontide yaş sınırı yok!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, 15 Mayıs Dünya Ortodonti Sağlığı Günü kapsamında yetişkinlerde ortodontik tedavinin estetik ve sağlık açısından faydaları, tedavi süreci ve yaygın yanlış inanışlar hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Ortodontik tedavi için ‘geç kalınmış’ bir yaş yok!</strong></p>
<p>Ortodontik tedavinin çoğu zaman çocukluk ve ergenlik dönemiyle özdeşleştirilse de, aslında belirli bir yaş sınırı olmadığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, “Erken yaşlarda çene gelişimi devam ettiği için tedavi bazı durumlarda daha hızlı ilerleyebilir; ancak dişlerin hareket etmesini sağlayan biyolojik mekanizma yaşam boyu devam eder. Bu nedenle diş eti ve kemik dokusu sağlıklı olan yetişkin bireylerde de ortodontik tedavi güvenle uygulanabilir ve başarılı sonuçlar elde edilebilir.” dedi.</p>
<p>Yetişkin hastalarda ortodontik tedavinin yalnızca estetik bir iyileşme sağlamakla kalmadığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, “Aynı zamanda ağız ve diş sağlığının korunmasına da katkıda bulunur. Düzgün hizalanmış dişler daha kolay temizlenir, bu da çürük ve diş eti hastalıkları riskini azaltır. Ayrıca doğru kapanışın sağlanması, çene eklemi problemlerinin ve diş aşınmalarının önüne geçilmesine yardımcı olur. Kısacası, ortodontik tedavi için ‘geç kalınmış’ bir yaş yoktur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çapraşık dişlerin estetikten öte sağlık sorunlarına yol açtığının anlaşılması, tedaviye bakışı değiştirdi!</strong></p>
<p>Son yıllarda yetişkin bireylerin ortodontik tedaviye yöneliminde dikkat çekici bir artış yaşandığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, “Bu artışın temelinde, estetik görünümün sosyal ve profesyonel yaşamda daha fazla önem kazanması yer alıyor. Özellikle gülüş estetiğinin özgüven üzerindeki etkisinin daha iyi anlaşılması, yetişkin hastaların ortodontiye ilgisini artırdı.” dedi.</p>
<p>Geçmişte metal braketlerin yarattığı estetik kaygıların birçok kişi için caydırıcı olurken, günümüzde şeffaf plaklar ve estetik ortodontik çözümler sayesinde tedavi sürecinin daha konforlu ve dışarıdan fark edilmesinin zor hale geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bunun yanı sıra, ağız ve diş sağlığı konusunda artan farkındalık da talebi artırıyor. Çapraşık dişlerin yalnızca estetik bir sorun olmadığı; diş çürükleri, diş eti hastalıkları ve çene problemleri gibi önemli sağlık sorunlarına yol açabileceğinin anlaşılması, yetişkinlerin tedaviye bakışını değiştirdi. Ayrıca kişiye özel planlamalar ve daha erişilebilir tedavi seçenekleri de ortodontik tedaviye olan ilgiyi destekliyor.</p>
<p>Yetişkinlerde ortodonti yalnızca estetik kaygılarla değil, sağlık ihtiyaçları nedeniyle de tercih ediliyor. Çapraşık dişler, yeterli ağız hijyeninin sağlanmasını zorlaştırarak çürük ve diş eti hastalıkları riskini artırabiliyor. Ayrıca yanlış kapanışlar çene ekleminde problemlere, baş ve çene ağrılarına, hatta zamanla dişlerde aşınmalara neden olabiliyor.”</p>
<p><strong>Yetişkinlerde ortodontik tedavi, doğru planlama ve düzenli takip gerektiren bir süreç!</strong></p>
<p>Yetişkinlerde ortodontik tedavi sürecinin, detaylı bir muayene ve planlama ile başladığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, “İlk aşamada hastanın ağız içi değerlendirmesi yapılır; dişlerin dizilimi, kapanış ilişkisi, çene yapısı ve diş eti sağlığı incelenir .Hastadan panoramik röntgen, sefalometrik analiz ve dijital ölçümler alınarak tedaviye uygunluk değerlendirilir. Bu aşama, doğru tedavi planının oluşturulması açısından oldukça kritiktir.” dedi.</p>
<p>Planlama sonrasında hastaya uygun tedavi yöntemi belirlendiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, “Sabit braketler, şeffaf plaklar veya bazı özel durumlarda lingual ortodonti gibi seçenekler hastanın ihtiyacına ve beklentilerine göre değerlendirilir. Yetişkin hastalarda kemik yapısı tamamen gelişmiş olduğu için tedavi biyolojik olarak farklı bir denge içinde ilerler; bu nedenle süreç dikkatli ve kontrollü şekilde takip edilir. Tedavi süresi vakaya göre değişmekle birlikte düzenli kontroller genellikle 4–8 hafta aralıklarla yapılır ve dişlerin hareketi aşama aşama izlenir. Aktif tedavi tamamlandıktan sonra pekiştirme (retansiyon) aşamasına geçilir. Bu dönemde dişlerin yeni konumlarını koruması için şeffaf plaklar veya sabit retainer uygulamaları kullanılır. Bu aşama, elde edilen sonucun uzun vadede stabil kalması açısından tedavinin en az aktif dönem kadar önemli bir parçasıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ortodontik tedavi günlük yaşamda genellikle belirgin bir kısıtlama oluşturmaz!</strong></p>
<p>Ortodontik tedavi sürecinde hastalar günlük yaşamlarında bazı küçük alışma dönemlerinden geçebileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, “Beslenme açısından özellikle başlangıçta dişlerde hassasiyet olabileceği için daha yumuşak gıdalar tercih edilmesi gerekebilir. Sabit ortodontik tedavide braket kullanılan durumlarda ise sert ve yapışkan yiyeceklerden kaçınmak, hem konfor hem de apareylerin korunması açısından önemlidir. Şeffaf plak tedavisinde ise yemeklerden önce plakların çıkarılması gerektiği için beslenme rutini genellikle daha esnek şekilde devam eder.” dedi.</p>
<p>Konuşma açısından, tedavinin ilk günlerinde hafif bir farklılık hissedilebileceğine ancak bu durumun kısa sürede kendiliğinden düzeleceğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, sosyal yaşamda ise günümüzdeki estetik ortodontik seçenekler sayesinde belirgin bir kısıtlama oluşmayacağı bilgisini paylaştı. </p>
<p><strong>Dişlerin hizalanması, kişinin gülümsemesini daha rahat sergilemesini sağlar!</strong></p>
<p>Tedavi tamamlandıktan sonra hastalarda en sık fark edilen değişimin, gülüşün daha estetik ve uyumlu hale gelmesiyle birlikte özgüvenin artması olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, “Dişlerin doğru şekilde hizalanması, kişinin gülümsemesini daha rahat ve çekinmeden sergilemesine yardımcı olur ve bu durum sosyal hayata da olumlu yansır.” dedi.</p>
<p>Ayrıca fonksiyonel olarak da belirgin bir iyileşme görüldüğüne vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, “Kapanışın dengelenmesiyle çiğneme daha konforlu hale gelir, ağız temizliği daha kolay sağlanır ve diş ile diş eti sağlığının uzun vadede korunması desteklenir. Hastalar genellikle hem estetik hem de işlevsel açıdan yaşam kalitelerinde belirgin bir artış olduğunu ifade eder.” diye konuştu.</p>
<p><strong>En yaygın yanlış inanış, ortodontinin sadece çocuklukta yapılabileceği!</strong></p>
<p>Yetişkinlerde ortodontiyle ilgili en sık karşılaşılan yanlış inanışlar hakkında da bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tedavinin yalnızca çocukluk döneminde yapılabileceği düşüncesi çok yaygın. Oysa dişleri çevreleyen dokular sağlıklı olduğu sürece yetişkinlerde de ortodontik tedavi etkili şekilde uygulanabilir. Bir diğer yanlış algı ise ortodontinin sadece estetik bir işlem olduğu yönündedir; aslında diş dizilim bozuklukları ve kapanış problemleri uzun vadede ağız sağlığını olumsuz etkileyebilir.</p>
<p>Ayrıca birçok kişi ortodontik tedavinin günlük yaşamı ciddi şekilde kısıtladığını veya çok ağrılı bir süreç olduğunu düşünür. Günümüzde kullanılan modern yöntemler sayesinde bu süreç genellikle oldukça yönetilebilir bir konforla ilerler. ‘Yetişkinlerde dişler artık düzelmez’ inancı da yaygın bir yanılgıdır; doğru teşhis ve planlama ile yetişkin hastalarda da başarılı sonuçlar elde etmek mümkündür.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ortodontide-yas-siniri-yok-634935">Ortodontide yaş sınırı yok!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memorial Talks-3 Genç Hekimlere İlham Veren Bir Sağlık Zirvesine Dönüştü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/memorial-talks-3-genc-hekimlere-ilham-veren-bir-saglik-zirvesine-donustu-634866</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 11:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hekimlere]]></category>
		<category><![CDATA[ilham]]></category>
		<category><![CDATA[lham]]></category>
		<category><![CDATA[memorial]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[talks-3]]></category>
		<category><![CDATA[veren]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634866</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genç hekim adaylarını sağlık alanının deneyimli isimleriyle buluşturmayı hedefleyen ve tıp eğitimine ilham dolu bir katkı sunan Memorial Talks-3, 10 Mayıs’ta Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde büyük bir sağlık zirvesine dönüştü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorial-talks-3-genc-hekimlere-ilham-veren-bir-saglik-zirvesine-donustu-634866">Memorial Talks-3 Genç Hekimlere İlham Veren Bir Sağlık Zirvesine Dönüştü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Genç hekim adaylarını sağlık alanının deneyimli isimleriyle buluşturmayı hedefleyen ve tıp eğitimine ilham dolu bir katkı sunan Memorial Talks-3, 10 Mayıs’ta Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde büyük bir sağlık zirvesine dönüştü. Memorial Göztepe Hastanesi’nde gerçekleşen hastane turunun ardından Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde gün boyu süren oturumlar, sağlık alanında güncel ve derinlikli tartışmalara ev sahipliği yaptı.</p>
<p><strong>“Sağlığın Gerçek Gücü İnsana Dokunabilen Hekimlerde Saklı”</strong></p>
<p><strong>Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz, etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada şunları söyledi:</strong> “Memorial Talks’u hayata geçirirken en büyük amacımız; sağlık dünyasının duayen isimleriyle genç hekim adaylarımızı bir araya getirerek onlara ilham verebilmekti. Bugün geriye dönüp baktığımızda, Memorial Talks’un eşi benzeri olmayan bir sağlık zirvesine dönüşmüş olduğunu görmek bizim için büyük bir gurur kaynağı. İlk yılında 60, ikinci yılında 114 öğrenciyi ağırlayan bu buluşmanın üçüncü yılında; 34 farklı şehir ve 52 üniversiteden gelen 187 genç hekim adayımızla bir araya gelmenin heyecanını yaşıyoruz. Bu rakamlar bizim için yalnızca sayısal bir büyümeyi ifade etmiyor. Bu kadar çok hayale dokunmak, bir öğrencinin yolculuğuna destek olmak ve geleceğin hekimlerine umut verebilmek anlamına geliyor. Çünkü biliyoruz ki sağlık sektörünün gerçek gücü; yalnızca bilgi ve teknik yetkinlikten değil, insana dokunabilen, vicdanlı ve etik değerlere sahip hekimlerden geliyor. Her geçen yıl büyüyerek devam edecek Memorial Talks’un, geleceğin sağlık liderlerine ilham veren kalıcı bir platform olacağına yürekten inanıyoruz.”</p>
<p>Memorial Talks-3’te günün ilk oturumu Prof. Dr. Semra Kahraman’ın “Hekimliğin Ötesinde: Bir Yolculuk ve İz Bırakma Sanatı” sunumu ile başladı. Ardından “Mesleki Yolculuğun Pusulası” başlığı; Prof. Dr. Aslı Çiftçibaşı Örmeci, Prof. Dr. İzzet Erdinler, Prof. Dr. Serkan Orhan ve Prof. Dr. Timur Selçuk Akpınar tarafından tartışıldı. Hemen ardından gelen oturumda ise Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, Prof. Dr. Mehmet Aydoğan ve Prof. Dr. Özlem Güngör Tunçer tarafından branş ve uzmanlık seçiminin önemine değinildi.</p>
<p>Günün ilerleyen saatlerinde Dr. Kerem Dündar, “Geleceğe Yürüyen İyi Niyetli Zihinler” başlıklı konuşmasında öğrencilere ilham verici bir perspektif sundu. </p>
<p>“Tıpta Gelecek: İnovasyon, Teknoloji ve Dönüşüm” panelinde ise Prof. Dr. Abdullah Özkaya, Prof. Dr. Aslı Tatlıparmak, Prof. Dr. Hale Başak Çağlar ve Prof. Dr. Zafer Orkun Toktaş sağlık hizmetlerinde dönüşüm dinamiklerini tartıştı. Prof. Dr. Kamil Yalçın Polat’ın iz bırakan hekimlik yolculuğu temasıyla devam eden oturumun ardından Prof. Dr. İlknur Türkmen, Prof. Dr. Kezban Pilancı, Prof. Dr. Mehmet Altuğ Tuncer ve Prof. Dr. Serkan Keskin ise empati ve hasta deneyimi ile ilgili deneyimlerini tıp öğrencileri ile paylaştı. </p>
<p>Memorial Talks-3, öğrencilerin hem mesleki hem kişisel gelişimlerine katkı sunan, ilham verici bir buluşma oldu. Memorial Sağlık Grubu ve İyi Niyet Derneği, sağlık alanında bilgi paylaşımını ve gençlere yönelik projeleri desteklemeye devam edecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorial-talks-3-genc-hekimlere-ilham-veren-bir-saglik-zirvesine-donustu-634866">Memorial Talks-3 Genç Hekimlere İlham Veren Bir Sağlık Zirvesine Dönüştü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fenomen önerileriyle değil, uzman desteğiyle ürün seçin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fenomen-onerileriyle-degil-uzman-destegiyle-urun-secin-634834</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 10:38:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[desteğiyle]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[fenomen]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[önerileriyle]]></category>
		<category><![CDATA[seçin]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[ürünlerin]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634834</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, 1-31 Mayıs Cilt Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fenomen-onerileriyle-degil-uzman-destegiyle-urun-secin-634834">Fenomen önerileriyle değil, uzman desteğiyle ürün seçin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, 1-31 Mayıs Cilt Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Reklamdan çok bilimsel içerik ve formülasyon önemli!</strong></p>
<p>Kozmetik ürünlerin günümüzde yalnızca estetik amaçlarla değil, aynı zamanda cilt sağlığını desteklemek amacıyla da kullanıldığını ifade eden Kimya Mühendisi Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, “Ancak burada önemli olan, kullanılan ürünün içeriği, formülasyonu ve kişinin cilt tipine uygunluğudur. Bazı kozmetik ürünler cilt bariyerini destekleyip nem dengesini korurken, bazıları yalnızca geçici estetik etki sağlamaktadır. Özellikle hyaluronik asit, niasinamid ve seramid gibi aktif içerikler cilt bariyerini destekleyen ve biyolojik etki gösteren maddeler arasında yer almaktadır. Buna karşılık ışık yansıtan pigmentler veya geçici sıkılaştırıcı ürünler daha çok kozmetik görünüm sağlamaktadır. Bu nedenle kozmetik ürünlerin değerlendirilmesinde reklamdan çok bilimsel içerik ve formülasyon önemlidir.” dedi.</p>
<p><strong>SPF ürünleri yalnızca estetik değil, koruyucu biyokimyasal ürünler de…</strong></p>
<p>Güneş koruyucu ürünlerin bilimsel etkinliği en güçlü şekilde kanıtlanmış kozmetik ürünler arasında yer aldığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, “UV ışınları ciltte DNA hasarına, erken yaşlanmaya ve uzun vadede cilt kanserine neden olabilmektedir. Düzenli kullanılan SPF ürünleri UV ışınlarını absorbe ederek veya yansıtarak cildi korur ve melanom gibi cilt kanseri risklerini azaltabilir. Bu nedenle SPF ürünleri yalnızca estetik değil, aynı zamanda koruyucu biyokimyasal ürünlerdir. Özellikle cilt tipine uygun güneş koruyucunun seçilmesi ve doğru kullanılması büyük önem taşımaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bronzlaşma, cildin UV hasarına verdiği savunma cevabı</strong></p>
<p>Toplumda yaygın olan “sağlıklı bronzlaşma” algısının bilimsel açıdan doğru olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, “Çünkü bronzlaşma, aslında cildin UV hasarına karşı verdiği savunma cevabıdır. UV ışınları cilt hücrelerinde DNA hasarına yol açar ve buna karşı melanin üretimi artar. Bu durum kısa vadede bronz görünüm sağlasa da uzun vadede kırışıklık, lekelenme ve cilt kanseri riskini artırabilmektedir. Günümüzde UV olmadan bronz görünüm sağlayan self‑tanner ürünleri bulunsa da bu ürünlerin uzun dönem etkileri konusunda daha fazla bilimsel araştırmaya ihtiyaç vardır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bilinçsiz ürün kullanımı cilt bariyerine zarar verebilir</strong></p>
<p>Kozmetik ürünlerin yanlış kombinasyonlarla kullanılmasının cilt sağlığını olumsuz etkileyebileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, “Özellikle yoğun parfüm içeren ürünler, esansiyel yağlar, yüksek oranlı asitler ve yanlış aktif içerik kombinasyonları ciltte irritasyon, hassasiyet ve bariyer bozulmasına yol açabilmektedir. Retinol, AHA, BHA ve yoğun vitamin C serumlarının aynı anda kullanılması cildi tahriş edebilir. Ayrıca kayıt dışı veya içeriği belirsiz ürünlerde bulunan steroidler ya da kontrolsüz hidrokinon kullanımı ciddi dermatolojik sorunlara neden olabilir. Burada önemli olan nokta, ürünlerin doğru dozda ve uygun sıklıkta kullanılmasıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Doğal ürün her zaman güvenli anlamına gelmez</strong></p>
<p>Son yıllarda “doğal” ve “organik” etiketli ürünlere ilginin arttığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, “Bu ürünlerin otomatik olarak daha güvenli olduğu düşüncesi doğru değildir. Doğal içerikler de alerji, irritasyon veya fototoksisite oluşturabilir. Bilimsel açıdan güvenliği belirleyen temel unsur; ürünün doğal olması değil, iyi formüle edilmiş olmasıdır. Bu nedenle ürün seçiminde yalnızca pazarlama ifadelerine değil, bilimsel verilere ve uzman görüşlerine dikkat edilmelidir.” dedi.</p>
<p>Cilt tipine uygun olmayan ürün kullanımının da önemli dermatolojik problemlere yol açabileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, “Yanlış ürün seçimi ciltte kuruluk, akne, hassasiyet, egzama, kızarıklık ve pigmentasyon sorunlarını artırabilir. Özellikle sosyal medyada önerilen yoğun aktif içerikli ürünlerin bilinçsiz şekilde kullanılması cilt bariyerine zarar verebilmektedir. Bu nedenle kişinin kendi cilt tipini tanıması ve ürün seçiminde uzman desteği alması oldukça önemlidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sürekli yeni ürün denemek</strong> <strong>riskli!</strong></p>
<p>Günlük cilt bakım rutininde temel amacın cildin biyolojik bariyerini korumak olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, şöyle devam etti:</p>
<p>“İyi bir rutin; nazik temizleme, uygun nemlendirme ve düzenli güneş koruyucu kullanımından oluşmalıdır. Aşırı peeling yapmak, sürekli yeni ürün denemek veya sosyal medyada yayılan limon sürmek, karbonat peelingi yapmak gibi bilimsel dayanağı olmayan uygulamalar cilt sağlığını riske atabilir. Ayrıca çok sayıda ürünü aynı anda kullanmak her zaman daha iyi sonuç vermez. Çoğu zaman minimal, dengeli ve sürdürülebilir bir bakım rutini daha sağlıklı sonuçlar sağlamaktadır.”</p>
<p><strong>Trendlere dikkat!</strong></p>
<p>Sosyal medyada fenomenlerin önerdiği kozmetik ürünlerin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, “Bu öneriler tamamen yanlış olmasa da çoğu zaman bilimsel veri, kişisel deneyim ve pazarlama stratejilerinin birleşiminden oluşmaktadır. Özellikle sponsorlu içerikler ve mucize sonuç vaat eden ürünler tüketicileri yanıltabilmektedir. Fenomen etkisiyle bilinçsiz ürün kullanımı ciltte irritasyon, hassasiyet ve uzun vadeli hasarlara yol açabilir. Bu nedenle kozmetik ürün seçiminde sosyal medya trendlerinden çok bilimsel yaklaşım esas alınmalı; dermatolog, eczacı veya alanında uzman kişilerden destek alınmalıdır. Çünkü her cilt farklıdır ve doğru ürün seçimi kişiye özel değerlendirme gerektirir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Pazarlama odaklı tercihler cilt sağlığını olumsuz etkileyebiliyor</strong></p>
<p>Kozmetik ürünler doğru kullanıldığında cilt sağlığını destekleyebileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, “Ancak bilinçsiz kullanım ve pazarlama odaklı tercihler cilt sağlığını olumsuz etkileyebilir. Sağlıklı yaklaşım; cilt tipine uygun, bilimsel temelli, dengeli ve uzman görüşüyle desteklenen bir bakım rutini oluşturmaktır. Özellikle sosyal medya etkisinin yoğun olduğu günümüzde, ürün seçimlerinin yalnızca fenomen önerileriyle değil; dermatolog, eczacı veya alanında uzman kişiler tarafından yapılan değerlendirmeler doğrultusunda yapılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü her cilt yapısı farklıdır ve doğru ürün seçimi kişiye özel bir yaklaşım gerektirir. Uzman görüşü almak, hem yanlış ürün kullanımına bağlı oluşabilecek cilt problemlerini önlemek hem de uzun vadede cilt sağlığını korumak açısından en güvenilir yaklaşımdır.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fenomen-onerileriyle-degil-uzman-destegiyle-urun-secin-634834">Fenomen önerileriyle değil, uzman desteğiyle ürün seçin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İleri derece obezitede cerrahi hâlâ önemini koruyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ileri-derece-obezitede-cerrahi-hala-onemini-koruyor-634831</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 10:38:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[derece]]></category>
		<category><![CDATA[hala]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarda]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kartal]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[koruyor]]></category>
		<category><![CDATA[leri]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[obezitede]]></category>
		<category><![CDATA[önemini]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634831</guid>

					<description><![CDATA[<p>GLP-1 tedavileri, iştahı azaltarak ve mide boşalmasını yavaşlatarak kilo kontrolünü destekleyen yeni nesil ilaç tedavileri arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ileri-derece-obezitede-cerrahi-hala-onemini-koruyor-634831">İleri derece obezitede cerrahi hâlâ önemini koruyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>GLP-1 tedavileri, iştahı azaltarak ve mide boşalmasını yavaşlatarak kilo kontrolünü destekleyen yeni nesil ilaç tedavileri arasında yer alıyor. Obeziteyle mücadelede önemli bir seçenek olarak öne çıkan bu yöntemler, özellikle yaşam tarzı değişiklikleriyle birlikte uygulandığında başarılı sonuçlar sağlayabiliyor. Ancak ileri derecede obezitesi bulunan ve uzun yıllardır kilo problemi yaşayan hastalarda obezite cerrahisinin hâlâ en etkili ve kalıcı tedavi yöntemlerinden biri olduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “İlaç tedavileri ile cerrahi; birbirine rakip değil, doğru hastada birlikte değerlendirilen tamamlayıcı yaklaşımlardır” dedi.</strong></p>
<p>Özellikle tip 2 diyabet, hipertansiyon ve uyku apnesi gibi ek hastalıkların eşlik ettiği ileri derece obezite vakalarında cerrahi müdahalelerin daha uzun süreli ve sürdürülebilir sonuçlar sağlayabildiğini sözlerine ekleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Tedavi planlamasında doğru zamanlamanın büyük önem taşıyor. Uzun süre yalnızca ilaç tedavisi uygulanan hastalarda diyabet süresi uzayabiliyor ve pankreas zamanla yorulabiliyor. Bu durum ilerleyen dönemde cerrahiden alınacak faydayı azaltıyor” dedi.</p>
<p>Zaman geçtikçe ilerleyen yaş ve obeziteye eşlik eden hastalıkların artmasının ameliyat riskini de yükseltebildiğine dikkat çeken Kartal, uygun hastalarda cerrahinin gereğinden fazla geciktirilmemesi gerektiğinin altını çiziyor.</p>
<p><strong>Ameliyat hem kilo verdiriyor hem metabolizmayı dengeliyor</strong></p>
<p>Bariatrik yani obezite cerrahisinin kilo kaybı sağlamanın dışında farklı artıları olduğundan da bahseden Kartal, “Bu yöntem aynı zamanda vücudun metabolik ve hormonal dengesini de olumlu yönde etkiler. Ameliyat sonrası özellikle diyabet ve insülin direncinde erken dönemde belirgin iyileşmeler görülebilir. Hatta bazı hastalarda tip 2 diyabet tamamen kontrol altına alınabilir. Cerrahinin sağladığı etkiler yalnızca kilo kaybıyla açıklanamayacak kadar güçlüdür. Sindirim sistemi üzerindeki değişiklikler, açlık-tokluk hormonlarını ve kan şekeri düzenini doğrudan etkileyerek metabolizmanın yeniden dengelenmesine katkı sağlar” dedi.</p>
<p><strong>Duygusal yeme alışkanlığının çaresi cerrahlarda değil</strong></p>
<p>Verilen kiloların alımının çoğunlukla ameliyat sonrası yaşam tarzı değişikliklerinin sürdürülememesiyle ilişkili olduğunun altını çizen Kartal, “Özellikle duygusal yeme alışkanlığı olan veya düzenli doktor kontrollerine gelmeyen hastalarda bu risk daha yüksek. Obezite tedavisinin yalnızca ameliyat ya da ilaç sürecinden ibaret olmadığı bilinmeli. Beslenme düzeni ve yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin temelidir. Uygun hastalarda ilaç tedavileri, gerekli durumlarda ise cerrahi devreye girer fakat uzun vadeli başarı için tüm sürecin hekim, diyetisyen ve psikolog iş birliğiyle yürütülmesi en doğru yaklaşımdır” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ileri-derece-obezitede-cerrahi-hala-onemini-koruyor-634831">İleri derece obezitede cerrahi hâlâ önemini koruyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlı Bireyleri Geriatrik Kırıklardan Koruyan 20 Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yasli-bireyleri-geriatrik-kiriklardan-koruyan-20-oneri-634813</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 09:59:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[20]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bireyleri]]></category>
		<category><![CDATA[Düşme]]></category>
		<category><![CDATA[geriatrik]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[kırıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kırıklardan]]></category>
		<category><![CDATA[koruyan]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634813</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte geriatrik kırıklar da giderek daha sık görülmeye başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasli-bireyleri-geriatrik-kiriklardan-koruyan-20-oneri-634813">Yaşlı Bireyleri Geriatrik Kırıklardan Koruyan 20 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte geriatrik kırıklar da giderek daha sık görülmeye başladı. Özellikle basit ev kazaları ve düşük enerjili düşmeler sonrası ortaya çıkan kırıklar; hareket kaybından bağımsız yaşamın sona ermesine kadar ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Serkan Akçay, geriatrik kırıkların yalnızca ortopedik bir sorun olmadığını, aynı zamanda yaşlı bireylerin yaşam kalitesini ve genel sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu belirterek konu hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yaşla birlikte kemikler daha kırılgan hale geliyor</strong></p>
<p>İleri yaşla birlikte kemik mineral yoğunluğunda doğal bir azalma meydana gelmektedir. Özellikle menopoz sonrası kadınlarda hızlanan osteoporoz, kemiklerin daha hassas ve kırılgan hale gelmesine neden olmaktadır. Uzmanlara göre birçok yaşlı birey kemik erimesi yaşadığını ancak kırık oluşana kadar fark etmemektedir. Kemik kalitesindeki düşüşe ek olarak kas gücünün azalması, denge problemleri ve reflekslerde yavaşlama da düşme riskini artırmaktadır. Bu durum özellikle kalça ve omurga kırıkları açısından ciddi tehlike oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>En tehlikeli kırıkların başında kalça kırığı geliyor</strong></p>
<p>Geriatrik yaş grubunda en sık görülen kırıkların başında kalça kırıkları gelmektedir. Basit bir düşme sonrası oluşabilen bu kırıklar, yaşlı bireyin uzun süre yatağa bağımlı kalmasına neden olabilmektedir. Uzmanlar, kalça kırığı sonrası ilk bir yıl içinde ölüm oranlarında belirgin artış görülebildiğine dikkat çekmektedir. Bunun temel nedenleri arasında; hareketsizliğe bağlı gelişen enfeksiyonlar, kas kaybı, damar tıkanıklıkları ve genel sağlık durumunun bozulması yer almaktadır. Kalça kırıklarının yanı sıra şu kırık tipleri de ileri yaşta sık görülmektedir:</p>
<ul>
<li>Omurga çökme kırıkları</li>
<li>El bileği kırıkları</li>
<li>Omuz çevresi kırıkları</li>
<li>Pelvis kırıkları</li>
</ul>
<p><strong>Evdeki gizli tehlikeler kırık riskini artırıyor</strong></p>
<p>Uzmanlara göre geriatrik kırıkların en önemli nedeni düşmelerdir. Özellikle ev ortamındaki bazı küçük ihmaller ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Risk oluşturan başlıca faktörler şunlardır:</p>
<ul>
<li>Kaygan halılar</li>
<li>Yetersiz aydınlatma</li>
<li>Banyoda tutunma aparatlarının olmaması</li>
<li>Uygun olmayan terlik ve ayakkabılar</li>
<li>Dağınık kablolar ve eşikler</li>
<li>Ayrıca tansiyon ilaçları, uyku ilaçları ve bazı nörolojik tedaviler de baş dönmesi ve denge kaybına neden olarak düşme riskini artırabiliyor.</li>
</ul>
<p><strong>Sarkopeni yaşlılarda gizli bir tehdit oluşturuyor</strong></p>
<p>Yaşlanmayla birlikte görülen kas erimesi yani “sarkopeni”, geriatrik kırıkların oluşumunda önemli rol oynamaktadır. Kas gücünün azalması hem düşme ihtimalini artırıyor hem de kırık sonrası iyileşme sürecini zorlaştırır. Uzmanlar özellikle ileri yaş grubunda düzenli yürüyüş, direnç egzersizleri ve denge çalışmaları yapılmasının hayati önem taşıdığını vurgulamaktadır.</p>
<p><strong>Tedavide en önemli hedef hastayı hızla ayağa kaldırmak</strong></p>
<p>Geriatrik kırıklarda tedavi planı; kırığın tipi, hastanın genel sağlık durumu ve günlük yaşam beklentisine göre belirlenmektedir. Günümüzde birçok hastada cerrahi tedavi ön plana çıkmaktadır. Cerrahi tedavide şunlar amaçlanır: </p>
<ul>
<li>Hastayı mümkün olan en kısa sürede ayağa kaldırmak</li>
<li>Yatağa bağlı komplikasyonları önlemek</li>
<li>Hastanın bağımsız yaşamını korumak</li>
</ul>
<p>Tedavide vida-plak sistemleri, intramedüller çiviler ve özellikle kalça kırıklarında protez uygulamaları tercih edilebilmektedir. Bazı özel durumlarda ise ameliyatsız tedavi uygulanabilir. Stabil kırıklar veya ameliyat riski yüksek hastalarda alçı, ortez, ağrı kontrolü ve fizik tedavi yöntemleri kullanılabilmektedir.</p>
<p><strong>Kırıkları önlemek mümkün</strong></p>
<p>Uzmanlara göre geriatrik kırıkların büyük bölümü alınacak bu basit önlemlerle önlenebilmektedir;</p>
<ol>
<li>Kemik sağlığınızı koruyun</li>
<li>Düzenli kemik yoğunluğu ölçümü yaptırın</li>
<li>Kalsiyum seviyenizi kontrol ettirin eksikse takviye alın</li>
<li>D vitamini seviyenizi kontrol ettirin eksikse takviye alın</li>
<li>Güneş ışığından yeterince faydalanın</li>
<li>Gerekirse osteoporoz tedavisine başlayın</li>
<li>Düşme riskini azaltın</li>
<li>Ev içi aydınlatmayı güçlendirin</li>
<li>Kaymaz halılar tercih edin</li>
<li>Banyoya tutunma barları yerleştirin</li>
<li>Kaymayan tabanlı ayakkabılar kullanın</li>
<li>Aktif yaşamdan vazgeçmeyin</li>
<li>Haftada en az 150 dakika fiziksel aktivite yapın</li>
<li>Düzenli yürüyüş alışkanlığı kazanın</li>
<li>Denge ve direnç egzersizlerini ihmal etmeyin</li>
<li>Tai-chi ve pilates gibi dengeyi artıran aktiviteleri değerlendirin</li>
<li>Düzenli kontrolleri ihmal etmeyin</li>
<li>Görme ve işitme muayeneleri yaptırın</li>
<li>Kullanılan ilaçları düzenli gözden geçirin</li>
<li>Nörolojik ve kardiyolojik değerlendirmeleri aksatmayın</li>
</ol>
<p><strong>Yaşlı bireylerin bağımsız yaşamı korunabilir</strong></p>
<p>Uzmanlar, geriatrik kırıkların yaşlı bireylerde yalnızca fiziksel değil psikolojik ve sosyal etkiler de oluşturduğunu belirtmektedir. Özellikle hareket kaybı sonrası gelişen yalnızlık, özgüven kaybı ve bağımlılık hissi yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir. Ancak erken tanı, doğru tedavi ve koruyucu önlemler sayesinde yaşlı bireylerin aktif ve bağımsız yaşamlarını uzun yıllar sürdürebilmeleri mümkün olabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasli-bireyleri-geriatrik-kiriklardan-koruyan-20-oneri-634813">Yaşlı Bireyleri Geriatrik Kırıklardan Koruyan 20 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aç Değilken Yediren 4 Neden 4 Çözüm</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ac-degilken-yediren-4-neden-4-cozum-634771</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 09:32:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aç]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[değilken]]></category>
		<category><![CDATA[diyor]]></category>
		<category><![CDATA[Dürtü]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[Nedenle]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yediren]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634771</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gün içinde kendinizi ya buzdolabının önünde buluyorsunuz ya da yeni yemek yemiş olsanız da “o tatlıyı mutlaka yemeliyim” diyebiliyorsunuz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ac-degilken-yediren-4-neden-4-cozum-634771">Aç Değilken Yediren 4 Neden 4 Çözüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gün içinde kendinizi ya buzdolabının önünde buluyorsunuz ya da yeni yemek yemiş olsanız da “o tatlıyı mutlaka yemeliyim” diyebiliyorsunuz. Bazen çevrenizdekiler yediklerinize tepki bile gösterebilir, siz ise kendinizi hep şu cümleyi söylerken buluyor olabilirsiniz: “Aç değilim ama yemek istiyorum”. Bu durum çoğu zaman iradesizlik ya da kontrolsüzlük olarak yorumlansa da aslında yeme davranışının altında derinden sebepler yatıyor olabilir. Bu davranışın yalnızca fiziksel açlıkla açıklanamayacağını belirten <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Karaman</strong>, “Bu durum özellikle stresli, yorgun ya da duygusal olarak zorlayıcı anlarda ortaya çıkıyor. Bu nedenle asıl soru “Ne kadar yiyorum?” değil, “Neden yiyorum?” olmalı” diyor ve duygusal yemenin 4 neden ve 4 çözümünü anlatıyor. </p>
<p><strong>GERÇEKTEN AÇ MISINIZ? </strong></p>
<p>Fazla yemek yeme davranışı çoğu zaman yalnızca fiziksel açlıkla değil, duygusal ihtiyaçlar ve içsel gerilimlerle de ilişkilidir; ancak her yeme isteğini duygusal olarak etiketlemek de doğru değildir. Bazen beden gerçekten enerjiye ihtiyaç duyarken, bazen de stres, yalnızlık ya da yorgunluk gibi duygular bu davranışı tetikleyebilir. Bu nedenle önemli olan, yeme davranışını yargılamak yerine kaynağını anlayabilmektir. <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Karaman</strong>, “Asıl soru ne kadar yediğimiz değil, neden yediğimizdir. Kişi ‘Şu an hissettiğim şey açlık mı, yoksa başka bir ihtiyacın ifadesi mi?’ diye sormaya başladığında değişim de başlar” diyor.</p>
<p>Duygusal yemek yeme davranışının farklı nedenlerle, alışkanlıklarla ortaya çıkabileceğini belirten <strong>Cansu Karaman</strong> 4 neden ve 4 çözümü sıralıyor. </p>
<p><strong>FAZLA YEMEYE İTEN 4 NEDEN – 4 ÇÖZÜM</strong></p>
<p><strong>1. Neden: Duygusal düzenleme zorluğu</strong></p>
<p>Fazla yemek yeme davranışının en yaygın nedenlerinden birinin duygularla baş etmede yaşanan zorluklar olduğunu belirten Klinik Psikolog Cansu Karaman, “Kaygı, yalnızlık, stres ya da sıkıntı gibi duygular yoğunlaştığında, yemek birçok kişi için hızlı ve erişilebilir bir rahatlama aracı haline gelebilir. Bu noktada yeme davranışı fiziksel bir ihtiyaçtan çok, duygusal bir boşluğu doldurma ya da içsel gerilimi azaltma işlevi görür. Ancak bu rahatlama genellikle kısa sürelidir ve sonrasında suçluluk duygusu ile birlikte döngü yeniden başlar” diyor. </p>
<p><strong>Çözüm: “Dur – fark et – isimlendir” yaklaşımı</strong><br /> Yeme isteği ortaya çıktığında otomatik şekilde harekete geçmek yerine kısa bir duraksama yaratmak kritik bir adımdır. Kendinize “Şu an gerçekten aç mıyım, yoksa bir duyguyla mı baş etmeye çalışıyorum?” sorusunu sormak, farkındalığı artırır. Ardından hissettiğiniz duyguyu isimlendirmek (örneğin “şu an gerginim” ya da “yalnız hissediyorum”) duygunun yoğunluğunu azaltır ve davranış üzerinde kontrol hissi oluşturur. Bu basit ama etkili adım, otomatik yeme davranışını bilinçli bir tercihe dönüştürür.</p>
<p><strong>2. Neden: “Ya hep ya hiç”</strong></p>
<p>Birçok kişi beslenme sürecini katı kurallar üzerinden yürütür. Bu nedenle küçük bir kaçamak bile “her şey bozuldu” düşüncesini tetikleyebilir. Bu siyah-beyaz bakış açısı, kişinin kendini başarısız hissetmesine ve “nasıl olsa bozuldu” diyerek daha fazla yeme davranışına yönelmesine neden olur. Böylece tek bir küçük sapma, kontrol kaybına dönüşebilir.</p>
<p><strong>Çözüm: Esnek ve sürdürülebilir düşünme geliştirmek</strong><br /> Beslenmede mükemmeliyetçi yaklaşım yerine esnekliği benimsemenin önemine değinen Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Karaman, “Bir öğünde plan dışına çıkmak, tüm sürecin başarısız olduğu anlamına gelmez. “Her öğün yeni bir başlangıçtır” bakış açısı, kişinin süreci sürdürebilmesini sağlar” diyor. </p>
<p><strong>3. Neden: Dürtüye anında tepki verme alışkanlığı</strong></p>
<p>Yeme isteğinin ardında çoğu zaman anlık bir dürtü olabilir. Bu dürtüye hemen yanıt vermek, davranışın otomatikleşmesine ve alışkanlık haline gelmesine yol açar. Oysa bilimsel olarak bu tür dürtülerin büyük bir kısmı kısa süre içinde kendiliğinden azalır. </p>
<p><strong>Çözüm: Ertele</strong><br /> Yeme isteği geldiğinde kendinize 10 dakika gibi kısa bir süre tanıyın. Bu süre içinde ortam değiştirebilir, su içebilir, kısa bir yürüyüş yapabilir ya da dikkatinizi başka bir aktiviteye yönlendirebilirsiniz. Klinik psikolog Cansu Karaman, bu yöntemle kişinin dürtüsü ile davranışı arasında “boşluk” oluşturmasını sağladığını ve kontrolünü kuvvetlendirdiğini belirtiyor. </p>
<p><strong>4. Neden: Kendine karşı eleştirel ve sert iç ses</strong></p>
<p>Fazla yemek yeme davranışından sonra ortaya çıkan “Yine başaramadım”, “Hiç iradem yok” gibi düşünceler, kişinin kendine karşı sert ve yargılayıcı bir tutum geliştirmesine neden olabilir. Bu içsel eleştiri suçluluk ve utanç duygularını artırarak kişinin yeniden yemekle rahatlama aramasına yol açabilir. Böylece kısır bir döngü oluşur.</p>
<p><strong>Çözüm: Öz-şefkat ve destekleyici iç konuşma geliştirmek</strong><br /> Kendine daha anlayışlı yaklaşmanın bu döngüyü kırmanın en önemli adımlarından biri olduğunu belirten Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Karaman, “Şu an zorlandım ama bu normal” ya da “Tekrar dengeyi kurabilirim” gibi daha gerçekçi ve destekleyici bir iç konuşma, hem duygusal yükü azaltır hem de kişinin yeniden kontrol kazanmasına yardımcı olur. Öz-şefkat, değişimin önündeki en büyük engellerden biri olan suçluluk duygusunu azaltarak daha sürdürülebilir bir iyileşme süreci sağlar” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ac-degilken-yediren-4-neden-4-cozum-634771">Aç Değilken Yediren 4 Neden 4 Çözüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ebeler, Hemşireler ‘Kutlama’ Değil Çözüm İstiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ebeler-hemsireler-kutlama-degil-cozum-istiyor-634743</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 14:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[ebeler]]></category>
		<category><![CDATA[hemşireler]]></category>
		<category><![CDATA[kutlama]]></category>
		<category><![CDATA[stiyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634743</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ebeler, Hemşireler 'Kutlama' Değil Çözüm İstiyor!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ebeler-hemsireler-kutlama-degil-cozum-istiyor-634743">Ebeler, Hemşireler ‘Kutlama’ Değil Çözüm İstiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>SES İzmir Şubeleri  tarafından İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde yaptıkları açıklamada, ebe ve hemşirelerin sorunlarını gündeme taşındı.</p>
<p>İşte O açıklamada,</p>
<p><span>Sağlık iş kolu ağır ve tehlikeli iş kolu sınıfındadır. EBE VE HEMŞİRELER ise gece ve gündüz 24 saat bu yükü en çok çeken en ağır şartlarda çalışan emekçilerdir. Hasta ya da halkımızla 7/24 en çok iletişimi olan meslek sahipleridir. Hastalar ve hastanenin bir tapusu olsa belki de Ebe, Hemşireler Dünyanın en zengin insanları olurdu. Tüm kamu emekçileri haftada kırk saat çalışırken kimi haftalar Ebe, Hemşireler altmış, yetmiş saat, bir ayda diğer kamu çalışanlarına oranla ayda 80 saat fazla çalışır. Hem bu fazla mesai tüm insanlar gece uykusundayken karşılığını bile alamadıkları gece mesaisidir. </span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/05/ebeler-hemsireler-kutlama-degil-cozum-istiyor-0-5efzSZP5.jpeg"/></p>
<p><span>Nöbetli olduğunu bile bile bu meslek seçilmiştir ya da mesleğin gerçeği budur denilebilir. Fakat “Sağlıkta Dönüşüm Programı” ile gün geçtikçe mesleki itibarımız zedelenmiş, Toplam Kalite Yönetim Sistemi ile iş yükümüz arttıkça artmış, hastadan çok dokümanlara ve bilgisayarlara bakar hale gelmiş bulunmaktayız. Aslında Toplam Kalite Yönetim Sistemi ve Sağlıkta Dönüşüm Programı ile meslek ve meslek etiği kalmamıştır. Sağlıkta Dönüşüm Programının reklam yüzü; Hastane duvarlarını süsleyen “Hekim Seçme Hakkınız Vardır” yazılarından; hasta, hastalığı ile ilgili kliniğine yatıp kendi klinik doktorunun gözetiminde dahi bulunamamaktadır. Bu hem Hasta Haklarına hem Çalışan Sağlığı Güvenliğine aykırıdır.</span></p>
<p><span>Sağlıkta bir standart yaratma adına TKY sistemi devreye konmuş, standartlar yazılı hale getirilmiş, çalışanların eleştiri ve önerileri yok sayılmıştır. TKY sistemi standartları sadece göstermelik ve müşteri memnuniyeti odaklıdır.  Bu sistemde Ebe, Hemşireler, hastalar YOKTUR.  Standartlar hep kâğıt üzerinde ve bir sorun olduğunda suçlanacak personeli teyit etme odaklıdır. Bu imzalar ve kayıt yapma dışında Kalite Standartları hep “MIŞ” gibidir. Her yapılan iş standartlara bağlı olacak deniyor ama personelin yapacağı standartlar dışında idare ve Sağlık Bakanlığının yapması gereken Standartlar yok sayılmaktadır. </span></p>
<p><span>Kliniklerde bir hemşire kaç hastaya bakar, yoğun bakımlarda birinci basamakta nasıl hastalar yatar? Yoğun bakımlarda bir hastaya yirmi dört saat kaç hemşire bakar? Solunum desteğine bağlı hastanın yakınından bir imza alıp kliniğin ortasında diğer bilinci açık hastalarla iç içe bakılması, Hasta Hakları ve Çalışan Sağlığı Güvenliğine uygun mudur?  </span></p>
<p><b>İşte TKY Sistemi !</b></p>
<p><span>Hastanelerde artık klinik ve klinik hekimi kavramı yoktur. Acile başvurup yatarak tedavi edilmesi gereken her hasta herhangi bir kliniğe, klinik hekiminin dahi görmediği, nerede boş yatak varsa oraya yatırılmakta ve klinikte hemşireler sabaha kadar hekim, personel dahi yokken hasta karşılamaktadır. İşte sağlığın dönüştüğü yer!  İşte Toplam Kalite Yönetim sistemi!  Solunum cihazına bağlı hasta primer doktoru ve personel yokken kliniğin ortasında yatabilir fakat ameliyata giden bilinci açık ‘’müşteri’’ Hemşire eşliğinde ameliyata gider. İşte TKY Sistemi!</span></p>
<p><span>Hastanemizde liyakat yok biliyoruz; liyakatsizlik işyerimize özel değil, sistemin en temel sorunlarındandır. Halkımızın Sağlık hakkının yok olmasına, çalışanların emeğinin değersizleşmesine ses çıkarmayanlar, yani sistemin bir parçası olan yöneticilerimiz çark dönsün, nasıl dönerse dönsün diyerek sorunları görmezden gelip günü kurtarmaktadırlar. Yakınlarını, yandaş sendikanın temsilcilerini rahat ettirirlerken, diğer sağlık çalışanları ayda yedi, sekiz defa gece nöbeti tutmaktadır.  Tutulan nöbetin ücretlerini ödememek için idare çalışanlarına keyfi şekilde zorunlu izin kullandırmaktadır. Dolayısıyla gündüz mesaisinde daha az kişiyle klinik döndüğü için çalışanın yükü artmaktadır.</span></p>
<p><span>Sağlıkta Dönüşüm ile birlikte performans sistemi geldi. Ne diyor bu sistem; “çok çalışan çok kazanacak” diyor. Peki biz ne diyoruz; sağlık iş kolu Ağır ve Tehlikeli İş Koludur. Teşvik ödemeleri maaşa yansıtılarak en üstten ve herkese eşit olacak şekilde düzenlenmelidir. Hasta sirkülasyonu hızlı olan acil, ameliyathane ya da yoğun bakım gibi kliniklerde, hastaları ve çalışanı korumak adına çalışan sayısını artırarak nöbet sayıları düşürülüp çalışma saatleri kısaltılarak, çalışanların iş yükü azaltılabilir. Hasta güvenliği ve Çalışan Sağlığı Güvenliği açısından da doğru olan budur. Artık yeter, TÜKENDİK!</span></p>
<p><b><span>Taleplerimiz;</span></b></p>
<p><span>Tüm ek ödemeler en üst limitten hesaplanıp maaş üzerinden emekliliğe yansıtılsın…</span></p>
<p><span>5 geceden fazla gece mesaisi yasaklansın…</span></p>
<p><span>Ebe, hemşire açığı acilen kapatılsın…</span></p>
<p><span>Gece mesaisi gündüz mesaisinin iki katı izin ve ücret olarak hesaplansın….</span></p>
<p><span>Gebelik testi pozitif olan çalışana nöbet yasaklansın…</span></p>
<p><span>5 yıla 1 yıl fiili hizmet tazminatı yatırılsın (yıpranma) </span></p>
<p><span>7/24 ücretsiz, nitelikli kreş açılsın.</span></p>
<p>(BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ebeler-hemsireler-kutlama-degil-cozum-istiyor-634743">Ebeler, Hemşireler ‘Kutlama’ Değil Çözüm İstiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hipotiroidi hastaları Akdeniz diyeti modeliyle beslenmeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hipotiroidi-hastalari-akdeniz-diyeti-modeliyle-beslenmeli-634719</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 14:03:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmeli]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyeti]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[hipotiroidi]]></category>
		<category><![CDATA[iyot]]></category>
		<category><![CDATA[modeliyle]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634719</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tiroid hormonlarının yetersiz üretimi ile karakterize ve toplumda yaygın olarak görülen bir endokrin hastalık olan hipotiroidinin yönetiminde beslenmenin önemi büyük.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipotiroidi-hastalari-akdeniz-diyeti-modeliyle-beslenmeli-634719">Hipotiroidi hastaları Akdeniz diyeti modeliyle beslenmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tiroid hormonlarının yetersiz üretimi ile karakterize ve toplumda yaygın olarak görülen bir endokrin hastalık olan hipotiroidinin yönetiminde beslenmenin önemi büyük. İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, zeytinyağı, sebze, meyve, tam tahıllar, balık ve antioksidan bileşenlerden zengin Akdeniz diyetinin; özellikle hipotiroidiye eşlik eden düşük dereceli inflamasyon ve metabolik bozuklukların yönetiminde önemli katkılar sağladığına dikkat çekti. Dr. Öğr. Üyesi Bilen, brokoli, karnabahar, lahana, soya ürünleri gibi bazı besinlerin de içinde bulunduğu guatrojenik besinlerin pişmiş, dengeli ve kontrollü tüketilmesi gerektiğini söyledi.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, hipotiroidide beslenmenin önemine ilişkin değerlendirmede bulundu.<br />Hipotiroidi kadınlarda daha sık görülüyor<br />Hipotiroidinin tiroid hormonlarının yetersiz üretimi ile karakterize, toplumda yaygın olarak görülen bir endokrin hastalık olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, “Güncel veriler, genel popülasyonda hipotiroidi prevalansının yaklaşık yüzde 3,8–4,6 arasında değiştiğini göstermektedir. Hipotiroidinin kadınlarda erkeklere kıyasla daha sık görüldüğü ve yaşla birlikte artış eğilimi gösterdiği bilinmektedir” dedi. <br />Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, klinik hipotiroidinin yanı sıra TSH yüksekliği ile karakterize ancak T4’ün normal olduğu subklinik hipotiroidinin de oldukça yaygın olduğunu kaydederek prevalansının yüzde 3–20 arasında değiştiğini söyledi.<br />Hipotiroidi için özel bir diyet modeli yoktur<br />Hipotiroidi yönetiminin çoğu zaman farmakolojik tedaviye odaklandığını ancak bununla birlikte beslenme yaklaşımının bu sürecin önemli bir tamamlayıcısı olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, “Ancak burada altı çizilmesi gereken temel nokta, hipotiroidi için tek bir ‘özel diyet’ modelinin bulunmadığıdır. Güncel bilimsel literatür, hipotiroidide beslenmenin bir tedavi yöntemi değil; hastalığın seyrini etkileyen, semptomları hafifletebilen ve tedavi etkinliğini destekleyen bir araç olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle beslenme yaklaşımının temel amacı; tiroid hormonlarını doğrudan yerine koymak değil, mikro besin ögesi dengesini sağlamak, eşlik eden metabolik riskleri azaltmak, inflamatuvar yükü kontrol altına almak ve ilaç tedavisinin etkinliğini korumaktır” dedi.<br />Akdeniz diyeti, inflamasyon ve metabolik bozuklukların yönetiminde katkı sağlıyor<br />Bu çerçevede en rasyonel beslenme modeli olarak Akdeniz diyetinin öne çıktığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, “Zeytinyağı, sebze, meyve, tam tahıllar, balık ve antioksidan bileşenlerden zengin bu modelin; antiinflamatuvar ve immünmodülatör etkileri sayesinde özellikle hipotiroidiye eşlik eden düşük dereceli inflamasyon ve metabolik bozuklukların yönetiminde önemli katkılar sağladığı gösterilmiştir. Dolayısıyla hipotiroidi hastalarında katı kısıtlayıcı diyetlerden ziyade, sürdürülebilir ve dengeli bir beslenme modeli benimsenmelidir” tavsiyesinde bulundu.<br />Guatrojenik besinler aşırı miktarda ve çiğ tüketilmemeli<br />Bazı besin maddelerinin guatrojenik etkilerine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, şunları söyledi:<br />“Guatrojenik besinler, tiroid hormon sentez basamaklarını etkileyebilen ve özellikle iyot kullanımını bozabilen bileşenler içeren gıdalardır. Bu besinler arasında başta turpgiller (brokoli, karnabahar, lahana), soya ürünleri ve bazı darı türleri yer almaktadır. Ancak klinik açıdan önemli olan nokta, bu besinlerin normal miktarlarda ve pişmiş olarak tüketildiğinde sağlıklı bireylerde veya iyot alımı yeterli olan hipotiroidi hastalarında genellikle anlamlı bir olumsuz etki oluşturmamasıdır. Guatrojenik etki daha çok aşırı tüketim, çiğ tüketim ve iyot yetersizliği durumlarında belirgin hale gelmektedir. Ayrıca pişirme işlemi bu bileşiklerin büyük ölçüde inaktive olmasını sağlamaktadır. Bu nedenle hipotiroidi hastalarında bu besinlerin tamamen kısıtlanması değil, pişmiş, dengeli ve kontrollü tüketimi önerilmektedir.”<br />İyot fazlalığına dikkat!<br />Hipotiroidide yeterli ve dengeli iyot alımının önemli olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, “Hipotiroidide beslenme yönetiminin en kritik bileşenlerinden biri mikro besinlerdir. İyot, tiroid hormon sentezi için zorunlu bir elementtir ve eksikliği hipotiroidinin en önemli nedenlerinden biridir. Ancak klinik pratikte sıklıkla göz ardı edilen önemli bir nokta, iyot fazlalığının da tiroid fonksiyonlarını baskılayabilmesidir. Özellikle kronik yüksek iyot alımının, tiroid hormon sentezinde geçici ya da kalıcı baskılanmaya yol açabileceği bilinmektedir. Bu nedenle yaklaşım “ne kadar çok iyot o kadar iyi” değil; yeterli ve dengeli iyot alımının sağlanması olmalıdır” diye konuştu.<br />Kontrolsüz takviye kullanılmamalı<br />Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, benzer şekilde selenyumun, tiroid hormonlarının aktif forma dönüşümünde görev aldığını ve antioksidan savunma sisteminde önemli rol oynadığını kaydederek “Bununla birlikte, selenyum desteğinin tüm hastalarda rutin olarak önerilmesini destekleyen güçlü ve tutarlı kanıtlar bulunmamaktadır. D vitamini, demir, çinko ve B12 gibi diğer mikro besin ögelerinin de tiroid fonksiyonları ile ilişkilendirilmiş olmakla birlikte, bu besin ögeleri için temel yaklaşım kontrolsüz takviye kullanımı değil; eksikliklerin saptanması ve hedefe yönelik yerine koyma tedavisidir. Özellikle demir eksikliğinin, tiroid hormon sentezinde görev alan enziminin aktivitesini azaltarak klinik tabloyu olumsuz etkileyebileceği unutulmamalıdır” uyarısında bulundu.<br />Tiroid – bağırsak ekseni etkileşimi önemli<br />Son yıllarda giderek daha fazla önem kazanan bir diğer konunun ise bağırsak mikrobiyotası ile tiroid fonksiyonları arasındaki ilişki olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, “Tiroid–bağırsak ekseni” olarak tanımlanan bu etkileşim, yalnızca besin emilimi ile sınırlı değildir. Sağlıklı bir mikrobiyota; iyot, selenyum ve demir gibi kritik mikro besinlerin emilimini desteklemenin yanı sıra tiroksinin (T4) aktif form olan triiyodotironine (T3) dönüşümünde de rol oynayabilmektedir. Buna karşılık mikrobiyota dengesinin bozulması, bağırsak geçirgenliğinin artmasına, sistemik inflamasyona ve bağışıklık sisteminin aktivasyonuna yol açarak tiroid fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle hipotiroidi yönetiminde bağırsak sağlığının korunması önemli bir hedef olarak değerlendirilmelidir” diye konuştu.<br />Tiroid ilaçları açken alınmalı<br />Hipotiroidide beslenme yönetiminin en pratik ve klinik açıdan en kritik bileşenlerinden birinin de ilaç tedavisinin doğru uygulanması olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, “İlacın emilimi; kahve, yüksek lifli besinler, kalsiyum ve demir takviyeleri gibi birçok faktörden etkilenebilmektedir. Bu nedenle ilacın genellikle aç karnına alınması ve bazı besinlerle arasında yeterli süre bırakılması önerilmektedir. Özellikle demir ve kalsiyum takviyeleri alınıyorsa ilaç ile arasında en az 4 saat ara bırakılması ilacın etkinliği açısından önemlidir” dedi.<br />Kişiselleştirilmiş beslenme planı uygulanmalı<br />Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, sözlerini şöyle tamamladı: “Sonuç olarak hipotiroidide beslenme yaklaşımı, tek tip diyetler veya rastgele takviye kullanımı üzerine değil; bireyselleştirilmiş, dengeli ve bilimsel temelli bir yaklaşım üzerine kurulmalıdır. Mikro besin ögesi eksikliklerinin saptanması ve düzeltilmesi, bağırsak sağlığının desteklenmesi ve ilaç-besin etkileşimlerinin doğru yönetilmesi, hipotiroidi tedavisinin etkinliğini artıran temel unsurlar olarak öne çıkmaktadır.”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipotiroidi-hastalari-akdeniz-diyeti-modeliyle-beslenmeli-634719">Hipotiroidi hastaları Akdeniz diyeti modeliyle beslenmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hantavirüsün insandan insana yayılım riski düşük</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hantavirusun-insandan-insana-yayilim-riski-dusuk-634635</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 09:33:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alan]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Bulaş]]></category>
		<category><![CDATA[düşük]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hantavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[hantavirüsün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[insana]]></category>
		<category><![CDATA[insandan]]></category>
		<category><![CDATA[kemirgenler]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[Vaka]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[yayılım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634635</guid>

					<description><![CDATA[<p>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, "Hantavirüsün bulaşma dinamikleri nedeniyle geniş çaplı bir pandemi oluşturma riski düşük.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hantavirusun-insandan-insana-yayilim-riski-dusuk-634635">Hantavirüsün insandan insana yayılım riski düşük</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, &#8220;Hantavirüsün bulaşma dinamikleri nedeniyle geniş çaplı bir pandemi oluşturma riski düşük. Virüsün esas olarak kemirgenler aracılığıyla bulaşması ve insandan insana yayılımın son derece sınırlı olması nedeniyle pandemi beklemiyoruz&#8221; dedi.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Hastanelerinden Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Hantavirüsler, kemirgenler ve bazı böcekçil hayvanlar aracılığıyla taşınan, zarflı RNA yapısına sahip virüslerdir. Bunyaviridae ailesi içerisinde yer alan bu virüs grubu, farklı türleriyle insanlarda çeşitli hastalıklara yol açabilmektedir. Bugüne kadar en az 40 hantavirüs türü tanımlanmış olup bunların en az 22&#8217;sinin insanlarda hastalık yapabildiği biliniyor. Her hantavirüs tipi genellikle belirli bir kemirici türü ile ilişkilidir ve virüs doğada bu hayvanlar arasında dolaşımını sürdürür” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Sönmnezoğlu, &#8220;Virüs adını, ilk kez izole edildiği Hantaan Nehri&#8217;nden alıyor. 1978 yılında Ho Wang Lee tarafından Kore&#8217;de bu nehir çevresinde yaşayan bir kemiriciden izole edilerek bilim dünyasına kazandırılmıştır. Bu keşif, hastalığın nedeninin anlaşılmasında önemli bir dönüm noktası olmuştur. Hantavirüs yeni bir virüs değil. Hastalık ilk olarak Kore Savaşı sırasında dikkat çekiyor. O dönemde Amerikan askerleri arasında yüksek ateş, şiddetli kanamalar ve böbrek yetmezliği ile seyreden vakalar görülüyor ve hastalık &#8216;Kore Kanamalı Ateşi&#8217; olarak adlandırılıyor. Amerikan ordusu 1951-1952 yılları arasında 3500&#8217;den fazla vaka ve yaklaşık 400 ölüm kaydetmiş. Savaş sonrası asker hareketliliği ve lojistik faaliyetler nedeniyle hastalığın belirtileri dünyanın farklı bölgelerinde de görülmeye başlanmış&#8221; dedi.</p>
<p>‘BÖBREK YETMEZLİĞİ GÖRÜLEBİLİR’</p>
<p>Prof. Dr. Sönmnezoğlu,&#8221;Hantavirüsler, coğrafi dağılımına ve virüs tipine bağlı olarak iki ana klinik tabloya neden olur; Hantavirüs Kardiyopulmoner Sendromu (HCPS). Daha çok Amerika kıtasında görülür. Akciğer tutulumu ön plandadır. Hastalık ani başlangıçlı olup hızla ağırlaşabilir. Öksürük, nefes darlığı, akciğerlerde sıvı birikimi ve dolaşım yetmezliği gelişebilir. Bu formun ölüm oranı oldukça yüksektir. Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş (HFRS) ise Avrupa ve Asya&#8217;da yaygındır. Böbrek tutulumu ile karakterizedir. Hastalarda düşük tansiyon, kanama eğilimi ve böbrek yetmezliği görülebilir. Türkiye&#8217;de bildirilen vakalar genellikle bu klinik tablo ile uyumludur&#8221; diye konuştu.</p>
<p>‘ÇİFTÇİLİK VE ORMANCILIK GİBİ FAALİYETLER BULAŞ RİSKİNİ ARTIRIR’</p>
<p>Hantavirüslerin çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaştığını söyleyen Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, &#8220;Enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya tükürüğü ile çevreye yayılan virüs, kuruyarak havaya karışabilir ve solunum yoluyla insanlara geçebilir. Kontamine partiküllerin solunması, kemirgen atıklarıyla temas, nadiren kemirgen ısırıkları ile bulaşabilir. Kapalı ve yetersiz havalandırılan alanların temizlenmesi, kemirgen istilasına uğramış ortamlarda bulunmak, çiftçilik ve ormancılık gibi faaliyetler bulaş riskini artırır. Genel olarak hantavirüsler insanlar arasında bulaşmaz. Ancak Amerika kıtasında görülen Andes virüsü için nadir de olsa insandan insana bulaş bildirilmiştir. Bu bulaşın genellikle aynı evde yaşayan kişiler veya yakın temaslılar arasında, uzun süreli temas sonucu gerçekleştiği belirtilmektedir&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>&#8216;BELİRTİLER 1 İLA 8 HAFTA İÇİNDE ORTAYA ÇIKAR&#8217;</p>
<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, &#8220;Belirtiler genellikle virüse maruz kalındıktan sonra 1 ila 8 hafta içinde ortaya çıkar. Erken dönem belirtileri; ateş, baş ağrısı, kas ağrıları, karın ağrısı, bulantı ve kusma. İleri dönem belirtileri; HCPS&#8217;de: öksürük, nefes darlığı, akciğer ödemi. HFRS&#8217;de: düşük tansiyon, kanama bozuklukları, böbrek yetmezliği. Hastalık bazı hastalarda hızla ağırlaşarak hayati risk oluşturabilir. Hantavirüs enfeksiyonunun erken tanısı, belirtilerin diğer birçok hastalıkla benzerlik göstermesi nedeniyle zor olabilir. Bu nedenle hastanın öyküsü büyük önem taşır. Özellikle kemirgen teması, mesleki riskler ve seyahat geçmişi sorgulanmalıdır. Tanı yöntemleri olarak serolojik testler (IgM ve IgG antikorlarının tespiti), PCR ile viral RNA&#8217;nın gösterilmesi kullanılır. Laboratuvar çalışmaları yüksek biyogüvenlik önlemleri gerektirir&#8221; dedi.</p>
<p>&#8216;DÜNYA GENELİNDE HER YIL BİNLERCE VAKAYA NEDEN OLUR&#8217;</p>
<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, &#8220;Hantavirüs enfeksiyonu için onaylanmış spesifik bir antiviral tedavi veya aşı bulunmuyor. Tedavi tamamen destekleyicidir. Solunum desteği, sıvı ve elektrolit dengesi, böbrek fonksiyonlarının izlenmesi, gerekli durumlarda yoğun bakım desteği yapılır. Erken dönemde uygun tıbbi müdahale, özellikle ağır vakalarda hayatta kalma şansını artırır. Hantavirüs enfeksiyonları nadir görülmekle birlikte dünya genelinde her yıl binlerce vakaya neden olur. Yıllık tahmini vaka sayısı; 10.000 &#8211; 100.000 civarındadır. Vakaların büyük çoğunluğu Asya ve Avrupa&#8217;da görülür. Amerika kıtasında daha az vaka olmasına rağmen hastalık daha ağır seyreder. Ölüm oranları  Avrupa ve Asya&#8217;da yüzde 1 &#8211; yüzde 15, Amerika kıtasında yüzde 20 &#8211; yüzde 50 arasındadır&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, &#8220;Hantavirüs enfeksiyonları dünya genelinde farklı bölgelerde görülüyor. Çin en yüksek vaka sayısına sahip ülke. Güney Kore düzenli olarak vaka bildiriliyor. Kuzey ve Orta Avrupa&#8217;da her yıl binlerce vaka görülüyor. Güney Amerika daha az vaka ancak daha yüksek ölüm oranına sahip. Türkiye&#8217;de hantavirüs vakaları 2009 yılından bu yana bildiriliyor. 2009-2025 yılları arasında yıllık vaka sayıları 4 ile 58 arasında değişmiş. Türkiye&#8217;de görülen vakalar genellikle böbrek tutulumu ile seyreden HFRS formundadır. Hantavirüs enfeksiyonu açısından risk altında olan gruplar; çiftçiler, orman işçileri, depo, ahır ve kapalı alan çalışanları, kemirgenlerle temas riski olanlardır. Ayrıca uzun süre kapalı kalmış alanları temizleyen kişiler de risk grubunda yer alır&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>&#8216;KORUNMANIN EN ETKİLİ YOLU KEMİRGENLERLE TEMASI AZALTMAKTIR&#8217;</p>
<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, &#8220;Yaşam alanlarının temiz tutulmalıdır. Kemirgen girişleri engellenmelidir. Gıdalar güvenli şekilde saklanmalıdır. Temizlik sırasında toz oluşumu önlenmelidir. Kirli alanlar temizlenmeden önce nemlendirilmelidir. El hijyenine dikkat edilmelidir&#8221; dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hantavirusun-insandan-insana-yayilim-riski-dusuk-634635">Hantavirüsün insandan insana yayılım riski düşük</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Riskli alanlarda toz solumak tehlikeyi artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/riskli-alanlarda-toz-solumak-tehlikeyi-artiriyor-634632</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 09:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alanlarda]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Bulaş]]></category>
		<category><![CDATA[dile]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kemirgen]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[solumak]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikeyi]]></category>
		<category><![CDATA[toz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634632</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, son günlerde tüm dünyada salgın korkusuna neden olan hantavirüsün dünya genelindeki yayılımı, bulaş yolları, risk faktörleri ve korunma yöntemleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/riskli-alanlarda-toz-solumak-tehlikeyi-artiriyor-634632">Riskli alanlarda toz solumak tehlikeyi artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, son günlerde tüm dünyada salgın korkusuna neden olan hantavirüsün dünya genelindeki yayılımı, bulaş yolları, risk faktörleri ve korunma yöntemleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Hantavirüs enfeksiyonları tüm dünyada görülebilir!</strong></p>
<p>Hantavirüslerin, yıllar içinde birçok ülkede çok sayıda kemirici türünden farklı tiplerde ortaya çıktığını aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Hantavirüs enfeksiyonları tüm dünyada görülebilir. Yıllık vaka sayısı ortalama 30 bindir.” dedi.</p>
<p>İnsanlarda Renal Sendromla Seyreden Kanamalı Ateş (RSHA) ve Kardiyopulmoner Sendrom (HKPS) şeklinde iki farklı klinik tabloya neden olduğunu kaydeden Dr. Mamçu, ülkemizde şu ana kadar RSHA klinik tablosu izlendiğini dile getirdi. </p>
<p><strong>Temel bulaş yolu kemirgenlerin idrar ve salgılarıyla kirlenmiş tozların solunması!</strong></p>
<p>Hantavirüsünün bulaş yolları hakkında bilgi veren Dr. Mamçu, şunları söyledi:</p>
<p>“Kemirgenlerin idrar ve salgılarıyla kirlenmiş tozların solunması temel bulaş yoludur. Bununla birlikte kemirgen idrarıyla kirlenmiş gıdaların tüketilmesi, kemirgen ısırıkları veya çıkarılarının ciltteki açık yaralara temas etmesiyle de bulaş görülebilir. İnsandan insana bulaşma sadece bir tek tür Hantavirüs’te gösterilmiştir.</p>
<p>Kuluçka dönemi 2-4 haftadır. Başlangıçta; ateş, baş ağrısı, şiddetli kas ağrıları, iştahsızlık, bulantı-kusma, ışığa hassasiyet, göz hareketleri ile ağrı ve bulanık görme şikayetleri vardır. Hastalara genellikle bu dönemde tanı konur. Ciltte döküntüler ve idrar miktarında azalma olabilir. Kanama, hastaların yüzde 10’unda görülür. Hantavirüse karşı henüz etkili bir ilaç ya da aşı geliştirilmemiştir. Hastalara destek tedavisi uygulanır. Ölüm oranı yüzde 1’den azdır. Kuzey Amerika’da Sin Nombre Hantavirüsü, Güney Amerika’daysa insandan insana bulaşabilen Andes Hantavirüsü daha çok ağır akciğer tutulumuyla seyreden, daha ölümcül olan bir klinik tabloya neden olur. Türkiye dahil Avrupa’da Puumala ve Dobrava-Belgrad virüsleri, Asya’da ise Hantaan virüsü daha çok böbrek tutulumuyla seyreden klinik tablo oluşturur.”</p>
<p><strong>Virüsün yayılması insan davranışlarına bağlı! </strong></p>
<p>Hantavirüs hastalığından etkilenen tüm ülkelerde, yıllık vaka sayıları ve etkilenen bölgelerin her yıl değişebildiğine işaret eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bu farklılıklar iklim faktörlerine (yağış, sıcaklık), doğal rezervuar olan kemirgen türlerinin coğrafi dağılımına, kemirgen popülasyon dinamiklerine, sosyal gelişmeye ve kemirgen ile insan etkileşimini artıran insan davranışlarına bağlıdır. Farelerin yoğun olduğu havasız ortamlarda enfekte hayvanların salgılarına temas edilmesi veya viral partiküllerin solunması başlıca bulaş yoludur.” dedi.</p>
<p>Hantavirüsü enfeksiyonunda erken teşhisin önemli olduğuna vurgu yapan Dr. Mamçu, “Şüpheli vakalarda gözlerde kızarma, döküntü, sırt ve bel ağrısı, tansiyon düşüklüğü ve bilinç değişikliği durumunda bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır. Laboratuvar testleri ve PCR ile kolayca tanı konur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Farelerin bulunabileceği riskli alanlarda toz kaldırılmamalı! </strong></p>
<p>Korunmanın temel yolunun ise kemirgenlerle teması önlemek, hastalığın bulaşında rol alan farelerin evlerden ve insanlardan uzak tutulmasını sağlamak olduğuna dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ev içinde farelerin bulunması açısından çatı katı, bodrum, kiler, odunluk ve ahır gibi riskli alanların temizliğinden önce yarım saat ortamın havalandırılması, özellikle süpürme gibi toz kaldıracak yöntemlerden kaçınılması önemlidir. Toz kaldıracak işlemler öncesinde ıslatma, maske takılması, süpürme yerine mümkünse çamaşır suyu ile ıslatılmış bezle silme veya yıkama önerilir.</p>
<p>Genel olarak el temizliğine dikkat edilmeli, canlı veya ölü farelere çıplak elle dokunulmamalı, dokunulduğu takdirde eller bol sabunlu su ile yıkanmalı, tuvaletlerde lağım farelerinin evlere ulaşmasını engelleyecek şekilde tek yönlü tuvalet kapağı kullanımı yaygınlaştırılmalı.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/riskli-alanlarda-toz-solumak-tehlikeyi-artiriyor-634632">Riskli alanlarda toz solumak tehlikeyi artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selçuklu Belediyesi Kızılay&#8217;a Destek Olmayı Sürdürüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/selcuklu-belediyesi-kizilaya-destek-olmayi-surduruyor-634596</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 09:13:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[kampanya]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kızılay]]></category>
		<category><![CDATA[olmayı]]></category>
		<category><![CDATA[selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürüyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634596</guid>

					<description><![CDATA[<p>Selçuklu Belediyesi, toplumsal dayanışmayı ve farkındalığı artıracak projeleri sürdürmeye devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selcuklu-belediyesi-kizilaya-destek-olmayi-surduruyor-634596">Selçuklu Belediyesi Kızılay&#8217;a Destek Olmayı Sürdürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Selçuklu Belediyesi, toplumsal dayanışmayı ve farkındalığı artıracak projeleri sürdürmeye devam ediyor. Bu kapsamda belediye hizmet binasında düzenlenen kan bağışı kampanyasına destek vererek ihtiyaç sahiplerine umut oldu.</p>
<p>Belediye çalışanları ve vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği kampanyada çok sayıda gönüllü kan bağışında bulundu. Gün boyunca devam eden kampanyada, Kızılay ekipleri tarafından bağışçılara gerekli bilgilendirmeler yapılarak güvenli şekilde kan alımı gerçekleştirildi. Bu kampanya ile birlikte toplumsal farkındalık sağlanarak vatandaşlar kan ihtiyacı olan hastalara umut olmaya devam ediyor.</p>
<p><b>Başkan Pekyatırmacı, “Selçuklu Belediyesi olarak her zaman yardımlaşmayı destekleyeceğiz”</b></p>
<p>Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı da kan bağışı kampanyasının dayanışma duygusunu arttırdığını vurgulayarak “Kan bağışı, hayat kurtaran en önemli sosyal sorumluluklardan biridir. Selçuklu Belediyesi olarak her zaman yardımlaşma ve dayanışmanın yanında olmaya devam ediyoruz. Vatandaşlarımızın ve belediye personelimizin kampanyaya gösterdiği ilgi bizleri memnun etti. Verilen her bir ünite kan, ihtiyaç sahibi vatandaşlarımız için umut olacaktır. Bu anlamlı kampanyaya destek veren herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selcuklu-belediyesi-kizilaya-destek-olmayi-surduruyor-634596">Selçuklu Belediyesi Kızılay&#8217;a Destek Olmayı Sürdürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>30 Ülkeden 200&#8217;den Fazla Hekim Single Port Teknolojisini İstanbul&#8217;da Tartıştı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/30-ulkeden-200den-fazla-hekim-single-port-teknolojisini-istanbulda-tartisti-634566</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 09:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[200]]></category>
		<category><![CDATA[30]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyatları]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[Göğüs Cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[Santimetrelik]]></category>
		<category><![CDATA[single]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[ülkeden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634566</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul’da düzenlenen uluslararası Single Port Robotik Cerrahi toplantısında 30 ülkeden 200’ü aşkın hekim bir araya geldi. Tek kesiden yapılan robotik ameliyatlar, uzaktan cerrahi (telesurgery) ve yapay zekâ destekli yeni sistemler tüm yönleriyle ele alındı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/30-ulkeden-200den-fazla-hekim-single-port-teknolojisini-istanbulda-tartisti-634566">30 Ülkeden 200&#8217;den Fazla Hekim Single Port Teknolojisini İstanbul&#8217;da Tartıştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’da düzenlenen uluslararası Single Port Robotik Cerrahi toplantısında 30 ülkeden 200’ü aşkın hekim bir araya geldi. Tek kesiden yapılan robotik ameliyatlar, uzaktan cerrahi (telesurgery) ve yapay zekâ destekli yeni sistemler tüm yönleriyle ele alındı. </p>
<p>Robotik cerrahinin geleceğini şekillendiren önemli buluşmalardan biri İstanbul’da gerçekleştirildi. “Memorial Reshapes: Robotic Surgery with Single Port” başlıklı bilimsel toplantıda, 30’dan fazla ülkeden gelen 200’ü aşkın uzman hekim, tek port robotik cerrahinin farklı branşlardaki kullanım alanlarını ve klinik sonuçlarını değerlendirdi.</p>
<p>Ürolojiden jinekolojiye, genel cerrahiden göğüs cerrahisine kadar geniş bir yelpazede ele alınan oturumlarda; tek kesiden yapılan ameliyatların hasta konforu, iyileşme süresi ve cerrahi başarıya etkileri detaylı şekilde tartışıldı. Toplantıda ayrıca uzaktan cerrahi, görüntüleme entegrasyonu ve yapay zekâ destekli sistemlerin geleceği de gündeme geldi.</p>
<p><strong>“30 ülkeden katılım var, Türkiye’de ilk sistemi kurduk” </strong></p>
<p>Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz, “Bugün çok güzel bir etkinlik için bir aradayız. Single Port Robotik Cerrahi Toplantısı kapsamında buradayız. Yaklaşık 30 ülkeden, 200 katılımcı etkinliğimizde bizimle olacak” dedi.</p>
<p>Uludüz, “Farklı ülkelerden gelen doktorlarla Türkiye’de ilk kez kurduğumuz Single Port Robotik Cerrahi sistemini ve bu teknolojiyle gerçekleştirdiğimiz ameliyatları paylaşacağız. Tek bir koldan, tek bir kesiyle ameliyat yapılmasını sağlayan bir sistemden bahsediyoruz. Bu da hastalar için daha az ağrı, daha konforlu bir süreç ve daha hızlı iyileşme anlamına geliyor” açıklaması yaptı. </p>
<p>Uludüz ayrıca, “Üroloji, kadın doğum ve göğüs cerrahisi gibi branşlarda pek çok ilke imza attık. Hatta göğüs cerrahisinde yaptığımız bir ameliyat Avrupa’da kıta Avrupasında ilk uygulama oldu” diye konuştu.</p>
<p><strong> “3 santimetrelik kesiden akciğer cerrahisi” </strong></p>
<p>Memorial Şişli Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü&#8217;nden Prof. Dr. Çağatay Saim Tezel, göğüs cerrahisinde yeni teknolojilerle büyük bir gelişim yaşandığını belirterek “Artık çok daha küçük kesilerden tümör ameliyatları yapabiliyoruz. Amacımız hastanın ağrısını azaltmak ve hastanede kalış süresini kısaltmak. Eskiden hastalar bir aya kadar hastanede yatarken şimdi 3–4 gün içinde taburcu olabiliyorlar” açıklaması yaptı. </p>
<p>Robotik cerrahinin önemine değinen Tezel, “3–3,5 santimetrelik bir kesiden akciğer ve tümör cerrahisi yapmak mümkün hale geldi. Hatta hastalar ‘hiç ağrım yok’ diyebiliyor” dedi.</p>
<p><strong>“Prostat ve böbrek kanserinde aynı gün taburcu dönemi” </strong></p>
<p>Memorial Şişli Hastanesi Üroloji Bölümü&#8217;nden Prof. Dr. Murat Binbay ise robotik cerrahinin ürolojide son 25 yılda etkinliğini ve güvenilirliğini kanıtladığını söyleyerek “Artık robotik cerrahi altın standart haline geldi. Tek kollu yani single port robotik cerrahi, bu gelişimin en son ürünüdür. Hastaların daha kısa sürede iyileşmesini ve daha az ağrı çekmesini sağlıyor” diye konuştu.</p>
<p>“Artık prostat ve böbrek kanseri gibi büyük ameliyatları sabah yapıp hastayı akşam taburcu edebiliyoruz” diyen Binbay, “Amerika’daki çalışmalarda hastanede kalış süresinin ortalama 8 saate kadar düştüğü gösterildi. “Bu teknolojiyi bir ‘game changer’ olarak tanımlayabiliriz. Yakın gelecekte uzaktan cerrahi ve görüntüleme entegrasyonları rutin hale gelecek” dedi.</p>
<p><strong>“Tek kesiden büyük kanser ameliyatları yapılabiliyor”</strong></p>
<p>Memorial Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü&#8217;nden Prof. Dr. Erman Aytaç, single port robotik cerrahinin minimal invaziv cerrahinin avantajlarını artıran bir yaklaşım olduğunu belirterek “Artık çok büyük kanser ameliyatlarını bile tek bir 2–2,5 santimetrelik kesiden yapabiliyoruz” dedi. Single port cerrahinin en önemli özelliğinin tek giriş olduğunu belirten Aytaç, “tüm enstrümanlarla tek bir girişten, yaklaşık 2–2,5 santimetrelik bir kesiden karın içine giriliyor ve robotik sistem sayesinde ameliyat içeride gerçekleştiriliyor” diye konuştu. Bu yöntemin de hastanın yaşam konforunu önemli ölçüde artırdığına değinen Aytaç sözlerini şöyle sürdürdü: “Hastaların ağrı süreci azalıyor, komplikasyonlar düşüyor ve tekrar ameliyat ihtiyacı ortadan kalkıyor. Bu nedenle hem tıbbi hem ekonomik açıdan hastaya önemli avantajlar sağlıyor” dedi.  </p>
<p><strong>“Jinekolojide kesisiz cerrahiye yakın dönem” </strong></p>
<p>Memorial Şişli Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Bölümü&#8217;nden Dr. Gökhan Demirayak, bunun Türkiye’de düzenlenen ilk Single Port Robotik Cerrahi toplantısı olduğunu belirterek “Jinekoloji bölümünde ben ve İtalya’dan çok deneyimli bir konuşmacı yer alacağız. Single port cerrahi ile 2–2,5 santimetrelik tek kesiden birçok ameliyatı gerçekleştirebiliyoruz. Hatta jinekolojide, vajinal yoldan, karında hiçbir kesi olmadan birçok ameliyat yapılabilmesine de imkan sağlıyor..” diye konuştu.</p>
<p>Robotik cerrahinin avantajlarını anlatan Demirayak, “Görüntü kalitesi üç boyutlu, derinlik hissi çok daha iyi ve aletler eklem hareketine sahip. Hastalar ertesi gün taburcu olabiliyor ve günlük yaşamlarına çok daha hızlı dönebiliyorlar” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/30-ulkeden-200den-fazla-hekim-single-port-teknolojisini-istanbulda-tartisti-634566">30 Ülkeden 200&#8217;den Fazla Hekim Single Port Teknolojisini İstanbul&#8217;da Tartıştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fazla tuzun 7 zararı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fazla-tuzun-7-zarari-634545</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 08:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[dündar]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[Tuz Tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[tuzun]]></category>
		<category><![CDATA[zararı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634545</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern yaşamın hızına ayak uydururken beslenme alışkanlıkları da giderek değişiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fazla-tuzun-7-zarari-634545">Fazla tuzun 7 zararı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Modern yaşamın hızına ayak uydururken beslenme alışkanlıkları da giderek değişiyor. Hazır ve işlenmiş gıdaların günlük yaşamda daha fazla yer almasıyla birlikte, farkında olmadan tüketilen tuz miktarının arttığına değinen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emine Dündar, “Fazla tuz tüketimi yalnızca sofradaki lezzeti değil, uzun vadede sağlığımızı da doğrudan etkiliyor. Özellikle kalp-damar sistemi ve böbrekler üzerinde kritik sonuçlara yol açabilen aşırı tuz tüketimi, yaşam kalitesini düşüren sağlık sorunlarının başlıca nedenleri arasında” dedi.</strong></p>
<p>Yoğun tuz tüketimi ilk olarak kalp-damar sistemi ve böbrekleri etkiliyor. Özellikle aralıklı tansiyon yükselmeleri ve bacaklarda şişlik oluşmasının, aşırı tuz tüketiminin ardından görülebilen ilk değişiklikler arasında yer aldığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emine Dündar, “Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin yaklaşık 5 gram yani bir çay kaşığı ile sınırlandırılmasını öneriyor. Ancak günümüzde birçok kişi farkında olmadan bu miktarın 2-3 katını tüketiyor. Türkiye’nin de tuzu seven bir toplum olduğunu biliyoruz. Bu nedenle ülkemizde günlük tuz tüketimi ortalama 15-19 gram seviyelerine kadar çıkabiliyor” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Fazla tuz böbrekleri zorlayıp ödem oluşturabiliyor </strong></p>
<p>Fazla tuz tüketiminin vücutta sodyum birikimine yol açtığını belirten Dündar, “Sodyum suyu tutma eğilimindedir. Bu durum damar dışına sıvı geçişini artırarak dokular arasında su birikmesine neden olur. Böbrekler fazla sodyumu atmakta zorlandığında ise vücut dengeyi sağlamak için daha fazla su tutar. Sonuç olarak özellikle ayaklar, bilekler, bacaklar ve yüzde şişlik yani ödem ortaya çıkar. Bu tablo genellikle gün içinde artan, akşam saatlerinde belirginleşen bir şişlik şeklinde kendini gösterebilir. Sürekli tekrar eden ödem şikâyetlerinin ise mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekir” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>“Gizli tuz”a dikkat </strong></p>
<p>Gizli tuzun, yemeklere eklenen tuz dışında gıdaların doğal yapısında veya işlenme sürecinde bulunan tuz olduğunu dile getiren Dündar, “Ekmek, peynir, zeytin, hazır çorbalar, soslar, cipsler, salçalar, kuruyemişler, turşu ve salamura gıdalar, işlenmiş et ve şarküteri ürünleri ile paketli ürünler en önemli gizli tuz kaynaklardır. Bu nedenle kişi bu ve benzeri besinlere tuz eklemediğini düşünse bile günlük alım farkında olmadan yükselir. Bu nedenle öncelikle gizli tuz kaynaklarının farkına varmak gerekir. Paketli ve işlenmiş gıdaların tüketimini azaltmak, etiket okumak önemli bir adımdır. Yemeklerin tuz eklemeden önce tadına bakmak ve miktarı kademeli olarak azaltmak damak tadının uyum sağlamasını kolaylaştırır. Limon, sirke, sarımsak ve çeşitli baharatlar tuz yerine lezzet artırıcı olarak kullanılabilir. Ayrıca evde yeme alışkanlığı kazanmak ve dışarıda hazır gıda tüketimini azaltmak da tuz alımını belirgin şekilde düşürür” şeklinde konuştu.</p>
<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emine Dündar, uzun vadede yüksek tuz tüketiminin zararlarını sıraladı:</p>
<ol>
<li>Yüksek tansiyon: Damar basıncını artırarak hipertansiyona yol açar. </li>
<li>Kalp hastalıkları: Kalbin yükünü artırarak kalp krizi ve kalp yetmezliği riskini arttırır.</li>
<li>Böbrek hasarı: Böbrek fonksiyonlarının azalmasına, protein kaçağına ve hatta kronik böbrek hastalığına zemin hazırlayabilir.</li>
<li>Felç riski: Beyin damarlarında hasar oluşturarak inme riskini artırır. </li>
<li>Ödem: Vücutta sıvı tutulmasına ve şişliklere yol açar. </li>
<li>Kemik kaybı: Kalsiyum atılımını artırarak kemik sağlığını olumsuz etkiler. </li>
<li>Mide hastalıkları: Mide mukozasını etkileyerek gastrit ve bazı mide hastalıklarına zemin hazırlar.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fazla-tuzun-7-zarari-634545">Fazla tuzun 7 zararı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bel çevresinde yağlanma varsa, dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bel-cevresinde-yaglanma-varsa-dikkat-634509</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 08:13:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çevresinde]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[İnsülin Direnci]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[Yağlanma]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634509</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern yaşam tarzının etkisiyle insülin direnci artık küresel bir sağlık sorunu haline geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-cevresinde-yaglanma-varsa-dikkat-634509">Bel çevresinde yağlanma varsa, dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Modern yaşam tarzının etkisiyle insülin direnci artık küresel bir sağlık sorunu haline geldi. Dünya genelinde erişkinlerin yaklaşık yüzde 25–35’inde insülin direnci olduğu tahmin ediliyor. Kesin tanı verileri değişiklik göstermekle birlikte ülkemizde de yaklaşık her 3 kişiden 1’inin insülin direnci veya prediyabet, bir başka deyişle ileride tip 2 diyabet gelişme riskini gösteren metabolik bir tablo sürecinde olduğu düşünülüyor. Üstelik çağımızın önemli bir problemi olan insülin direnci artık yalnızca ileri yaşlarda değil; 20’li yaş grubunda, ergenlik döneminde, hatta çocukluk çağında da giderek daha sık görülüyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, </strong>erken yaşta başlayan insülin direncinin ilerleyen yıllarda ciddi hastalıklara zemin hazırladığına dikkat çekerek, “İnsülin direnci ne kadar erken başlarsa; tip 2 diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkma yaşı da o kadar erkene kaymaktadır. Ayrıca, uzun süreli metabolik yük, organ hasarını da hızlandırmaktadır. Bu nedenle, insülin direncini önlemek için çocukluk ile ergenlik döneminde sağlıklı beslenmek ve aktif bir yaşam sürmek son derece önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>Hücre içi sinyal iletimi bozulunca… </strong></p>
<p>İnsülin direncinin oluşumundaki temel mekanizma, hücre içi sinyal iletimindeki bozulma olarak açıklanıyor. Normalde pankreasın ürettiği insülin hormonu, kandaki şekeri (glikoz) hücrelerin içine taşıyarak enerji olarak kullanılmasını sağlıyor. Ancak özellikle karın çevresindeki yağ dokusunun artmasıyla gelişen inflamasyon, serbest yağ asitleri ve bazı hormonlar, insülinin hücreler üzerindeki etkisini azaltıyor. Bu durum pankreasın daha fazla insülin üretmesine yol açıyor. Ancak artan insüline rağmen kas, yağ ve karaciğer hücreleri bu hormona yeterince yanıt veremiyor. Sonuç olarak kandaki şeker hücrelere taşınamıyor. Pankreas sürekli daha fazla insülin üretse de etkili sonuç alınamıyor ve bu durum zamanla kan şekerinin normalden yüksek seyretmesine neden oluyor. </p>
<p><strong>Gençlerde en önemli nedenlerine dikkat!</strong></p>
<p>Günümüzde insülin direncinin en önemli risk faktörleri arasında fiziksel hareketsizlik, hatalı beslenme (yüksek kalorili ve rafine karbonhidrat ağırlıklı gıdalar) genetik yatkınlık, uyku düzensizliği ve stres yer alıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, insülin direncinin gençlerde görülen artışın temel nedenlerini şöyle sıralıyor: “Fast-food tüketiminin yaygınlaşması, özellikle paketli gıdalar ve kolalı içeceklerin tüketilmesi, ekran başında geçirilen sürenin artması ve fiziksel aktivitenin azalması gençlerde oluşan insülin direncinin en önemli sebeplerini oluşturmaktadır. Bu etkenler doğrudan metabolik sistemi etkilemelerinin yanı sıra karın bölgesinde yağlanmaya yol açmaktadırlar. Karın bölgesindeki yağlar insülinin etkisini bozan hormonlar ve inflamatuar maddeler salgılamaktadır. Ayrıca araştırmalar, çocukluk çağı obezitesindeki artışa paralel olarak gençlerde insülin direncinin daha sık görüldüğünü göstermektedir.”</p>
<p><strong>Bel çevresinde yağlanma varsa, zaman kaybetmeyin!</strong></p>
<p>İnsülin direnci çoğu zaman sinsi ilerliyor ve uzun süre fark edilmeyebiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, insülin direnci belirti verdiğinde ise gelişen sorunları şöyle sıralıyor: “En yaygın belirtiler; yemek sonrası uyku hali ve halsizlik, tatlı krizleri, karın bölgesinde yağlanma ile kilo vermede zorlanmadır. Yorgunluk ve dikkat azalması da insülin direncine bağlı gelişebilmektedir.”  Dr. Belgin Küçükkaya, ancak bu belirtilerin sıklıkla göz ardı edildiği için insülin direncine çoğunlukla geç tanı konulduğunu vurguluyor.  Oysa erken dönemde yapılacak yaşam tarzı değişikliğiyle insülin direnci büyük ölçüde geriletilebiliyor. Bu sayede diyabet ve kalp hastalıkları gibi ciddi komplikasyonların önüne geçmek  mümkün olabiliyor. Dr. Belgin Küçükkaya, erken tanı için özellikle ailede diyabet öyküsü ve bel çevresinde yağlanma artışı varsa zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Tedavide ilk basamak: Yaşam tarzı değişikliği</strong></p>
<p>İnsülin direncinin tedavisinde amaç, insülin duyarlılığını artırmak ve metabolik dengeyi sağlamak.<strong>  </strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, tedavi sürecinde yaşam tarzı değişikliğinin ön plana çıktığını belirterek, şu bilgileri paylaşıyor:   “İnsülin direncinde  en etkili yaklaşım, beslenme ve fiziksel aktivite değişikliğidir. Glisemik indeksi düşük beslenmek, şekerli içeceklerden kaçınmak, haftada en az 150 dakika egzersiz yapmak ve yeterli süre uyumak, insülin direncinin kontrol altına alınmasında kritik rol oynamaktadır. Stres yönetimi de tedaviyi desteklemektedir. Gerekli durumlarda ilaç tedavisine başvurulmaktadır.”</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-kutu bilgisi&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p><strong>İnsülin direncine karşı 6 önemli kural!</strong></p>
<ul>
<li>Haftada en az 150 dakika düzenli fiziksel aktivitede bulunmak </li>
<li>Dengeli ve düşük glisemik indeksli beslenmek </li>
<li>Şekerli içeceklerden uzak durmak </li>
<li>Paketli ve işlenmiş gıda tüketimini azaltmak </li>
<li>Sağlıklı kiloyu korumak </li>
<li>Yeterli uyumak ve stres yönetimine dikkat etmek</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-cevresinde-yaglanma-varsa-dikkat-634509">Bel çevresinde yağlanma varsa, dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meditasyonun &#8220;Beyne&#8221; Bilimsel Olarak Kanıtlanmış 4 Olumlu Etkisi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meditasyonun-beyne-bilimsel-olarak-kanitlanmis-4-olumlu-etkisi-634448</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 07:43:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyne]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[kanıtlanmış]]></category>
		<category><![CDATA[meditasyon]]></category>
		<category><![CDATA[meditasyonun]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[olumlu]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634448</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meditasyon, ruh ve bedenin eş zamanlı olarak fayda gördüğü bir zihinsel eğitim tekniği olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meditasyonun-beyne-bilimsel-olarak-kanitlanmis-4-olumlu-etkisi-634448">Meditasyonun &#8220;Beyne&#8221; Bilimsel Olarak Kanıtlanmış 4 Olumlu Etkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meditasyon, ruh ve bedenin eş zamanlı olarak fayda gördüğü bir zihinsel eğitim tekniği olarak tanımlanıyor. Bilinen etkisi, stresi azaltmak olan bu tekniğin oldukça köklü bir geçmişi bulunuyor. Meditasyonun düzenli uygulanması, stres hormonlarını azaltarak beynin odaklanma, hafıza ve duygusal dengeyle ilişkili bölgelerinde olumlu değişimler sağlayabiliyor. Bilimsel araştırmalar, günde sadece birkaç dakikalık meditasyon yapmanın bile zihinsel dayanıklılığı artırıp kaygıyı azaltabileceğini ortaya koyuyor. Memorial Antalya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Sevin Balkan, meditasyonun beyindeki kanıtlanmış etkilerini anlattı.</p>
<p><strong>Beyin hayat boyu gelişebilir ve değişebilir bir organ</strong></p>
<p>1400 gr kadar ağırlığı olan ve yaklaşık 86 milyar nöron içeren beyin çok eşsiz bir organdır. Önceden sanılanın aksine; beyin esnektir ve yaşam boyu yaptığımız her şeye ve yaşadığımız her deneyime cevaben beyindeki nöronlar birbirleriyle yeni bağlantılar kurabilmekte, hatta yeni nöronlar oluşabilmektedir. Yani beyin hayat boyu gelişebilir ve değişebilir. Buna “Nöroplastisite” denir. Bunun sayesinde sinir sistemi çevresel değişimlere uyum gösterebilme yeteneği sağlar. Birçok meditasyon tipi içinde en çok ‘farkındalık meditasyonu’ (mindfulness meditation) bu araştırmalarda kullanılmaktadır.</p>
<p><strong>Meditasyonun beyinde bilimsel kanıtlanmış olumlu etkileri şunlardır;</strong></p>
<p><strong> 1. Stres, anksiyete ve panik bozukluğunu azaltır</strong></p>
<p>Meditasyon tüm toplumlarda stresi azaltmak amacıyla yapılmaktadır. 2017’de önceden yapılmış 45 çalışmanın gözden geçirilmesinde meditasyonun farklı formlarının stresin fizyolojik göstergeleri (örneğin kalp hızı, kortizol düzeyi gibi) azaltabildiği saptanmıştır. Ayrıca stresle ilgili olabilen fibromiyalji, huzursuz bağırsak sendromu, travma sonrası stres bozukluğu gibi bir grup hastalıkta da meditasyonun semptomlarda azalma yapabildiği gösterilmiştir. Anksiyete de üzerinde çok çalışılan bir konudur ve 8 haftalık bir meditasyonun bile olumlu etkisi gösterilmiştir.</p>
<p><strong>2.  Dikkat ve konsantrasyonu artırır</strong></p>
<p>Düzenli meditasyon; dikkat, konsantrasyon, odaklanma, planlama, kişinin kendini kontrol edebilmesi ve farkındalık gibi yetenekleri geliştirir. Sosyal duyguları yorumlama alanı gelişerek empati ve anlayışı artırır. Araştırmalar meditasyon yapan kişilerin beyinlerinde bu fonksiyonlarla ilgili ön beyin bölgesinde beynin nöronal hücre gövdelerinin çoğunu içeren gri cevherde kalınlaşmaya neden olduğunu göstermektedir. Örneğin 2019’da gerçekleştirilen bir çalışmada, 153 kişide yapılan 2 haftalık farkındalık meditasyonu ile yalnızlık duygusunun azaldığı ve sosyal iletişimin arttığı gösterilmiştir.</p>
<p><strong>3. Stres tepkilerini azaltır</strong></p>
<p>Meditasyon ile korku, kaygı veya öfke gibi duygular daha yönetilebilir hale gelir. Bu etkiler için beyinde amigdala bölgesinde araştırmalar yapılmış ve stres altında aktif olan bu bölgenin hacminin 8 haftalık bir meditasyon ile küçülebildiği saptanmıştır.</p>
<p><strong>4. Öğrenme, bellek, ruhsal denge ve motivasyonu artırır</strong></p>
<p>Hipokampus bellek ve öğrenmenin ana merkezidir. Hipokampusta stresle vücutta artan kortizolun bağlandığı reseptörler vardır ve bu etkileşim nörotoksisiteye neden olarak hücrelere zarar verir ve hipokampusun küçülmesine neden olur. Yapılan birçok MR araştırması meditasyonun hipokampusta gri cevher yoğunluğunu artırdığını, kalınlaştırdığını ve ön beyin, amigdala dengesini olumlu etkilediğini göstermiştir.</p>
<p>Meditasyonun bu etkilerinin görülebilmesi için günde 10-30 dakika, haftada 5-7 gün ve en az 8 hafta yapılması önerilmektedir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meditasyonun-beyne-bilimsel-olarak-kanitlanmis-4-olumlu-etkisi-634448">Meditasyonun &#8220;Beyne&#8221; Bilimsel Olarak Kanıtlanmış 4 Olumlu Etkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Acı İddia: Genç Anne Enfeksiyon Nedeniyle Öldü!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/usak-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-aci-iddia-genc-anne-enfeksiyon-nedeniyle-oldu-634414</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 19:22:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acı]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[ddia]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesinde]]></category>
		<category><![CDATA[uşak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634414</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Acı İddia: Genç Anne Enfeksiyon Nedeniyle Öldü!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/usak-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-aci-iddia-genc-anne-enfeksiyon-nedeniyle-oldu-634414">Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Acı İddia: Genç Anne Enfeksiyon Nedeniyle Öldü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong>BSHA / Özel Haber –</strong> Enfeksiyon oranlarının yüksek olduğu ifade edilen Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bebeğini dünyaya getiren anne Sıla Ergün’ün (22) enfeksiyon nedeniyle yaşamını yitirdiği öne sürüldü. Aile sorumlu hekim ve idareciler hakkında suç duyurusunda bulunurken, “Yavrumuz ilk doğum gününe annesiz girecek” dedi. </span></p>
<p><b><strong>Uşak İl Sağlık Müdürlüğü, “Mesnetsiz İthamlar” Demişti! </strong></b></p>
<p><span>Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’nın (BSHA) Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki enfeksiyon oranlarının yüksek olduğuna yönelik haberinin ardından, Uşak İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, “Söz konusu haber ve paylaşımlarda yer alan iddialar tamamen asılsız olup, hastanemizin bölge halkına sunmakta olduğu kaliteli ve güvenilir sağlık hizmetini hedef alan mesnetsiz ithamlardan ibarettir” açıklamasını yapmıştı.  </span><span>Uşak’ta yaşayan Sıla Ergün (22), 8 Eylül 2025 tarihinde ilk bebeğini sezaryen ameliyatı ile Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde dünyaya getirdi. Ameliyattan sonra ateşi çıkan Ergün, Anne Oteli’ne alındı. Ateşi çıktığı belirtilen bebek ise yenidoğan yoğun bakıma alındı. Genç kızın annesi Seval Güngör, Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, “Bebeğimizi yenidoğan yoğun bakıma aldılar. Biz bebeği emzirmek için hastane içinde Anne Oteli’ne geçtik. Kızım burada ateşlendi. Acile gittik serum yapıldı. Kızım yine ateşlendi. Üç gün bu şekilde devam etti. Acil servise gittiğimizde enfeksiyon doktoru yeniden yatış yaptı. Annesi Enfeksiyon Servisinde yatarken bebeğimizi eve getirdik. Kızım ikinci ameliyata alındı. Ve bir gün sonra eve geldi. Evde de  ateşlenince Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisine getirdik. Bu serviste 10 gün kaldı ama organları iflas etti ve yaşamını yitirdi” dedi. </span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/05/usak-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-aci-iddia-genc-anne-enfeksiyon-nedeniyle-oldu-0-RK76VQ8w.jpeg"/></p>
<p><b><strong>Doktor Kızımın Durumu İçin ‘Normal’ dedi ! </strong></b></p>
<p><span>Doktor kızım taburcu olurken ateşi vardı, ama Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı A.T.’nin kızının durumu için ‘normal’ dediğini savunan Ergün, “Doktoru aradım benim olduğumu öğrendikten sonra telefonlarımı açmadı. ‘Acildeyiz size ulaşamadık, bekliyoruz’ diye yazdım. Bizim aynı hastanenin acil servisinde olduğumuz da biliyordu. İki hafta geçtikten sonra enfeksiyon hastalıkları doktoru yatışımızı yaptık. Enfeksiyon doktoru çağırdıktan sonra geldi. Kızımı ikinci ameliyata aldı. Ameliyattan çıktıktan sonra kızımın ateşi vardı ama doktor yine bizi taburcu etti” diye konuştu. </span></p>
<p><b><strong>Annesiz doğum günü </strong></b></p>
<p><span>Kızları Derin’in eylül ayında ilk doğum gününü kutlayacağını belirterek, “Derin annesiz bir doğumgünü yaşayacak. Bizim ciğerimiz yandı. Sorumlular kimse bulunsun” dedi. </span></p>
<p><b><strong>İkinci defa neden ameliyata neden alındı? </strong></b></p>
<p><span>Enfeksiyon nedeniyle yaşamını yitirdiği öne sürülen kızının ikinci kez neden ameliyatı alındığını bilmediklerini anlatan anne, “İkinci ameliyata kızımı neden aldılar bilmiyorum” dedi.</span></p>
<p><b>Avukattan Açıklama</b></p>
<p>Ailenin Avukatı Vedat Atak, annenin enfeksiyon nedeniyle yaşamını yitirdiği iddiasıyla doktoru ve sorumlu idareciler hakkında suç duyurusunda bulunduklarını, mülki idari amirinden soruşturma izni beklediklerini ifade etti. <span>(BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/usak-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-aci-iddia-genc-anne-enfeksiyon-nedeniyle-oldu-634414">Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Acı İddia: Genç Anne Enfeksiyon Nedeniyle Öldü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekimler İçin Emsal Karar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekimler-icin-emsal-karar-634341</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 14:39:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[emsal]]></category>
		<category><![CDATA[hekimler]]></category>
		<category><![CDATA[karar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634341</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekimler İçin Emsal Karar!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekimler-icin-emsal-karar-634341">Hekimler İçin Emsal Karar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Hekim Birliği Sendika bir hukuk zaferine daha imza attı. Hekim Birliği Sendikası konu hakkında şu açıklamayı yaptı, “</span><span>Hekim Birliği tarafından açılan davada; </span><span> 4924 sözleşmeli statüde görev yapan üyemizin kademe ilerlemesi talebinin reddine ilişkin işlem, İzmir Bölge İdare Mahkemesi tarafından hukuka aykırı bulunarak kaldırıldı. </span><span> Mahkeme açıkça; </span><span> 4924 kapsamında çalışmanın kademe ilerlemesine engel olmadığını, </span><span> Kalkınmada öncelikli bölgede geçirilen hizmetlerin değerlendirilmesi gerektiğini, </span><span> Son 8 yılda disiplin cezası almayan hekimin kademe hakkından yararlanacağını ortaya koydu. </span><span> Üyemiz; </span><span> 2 yıla 1 kademe </span><span> 8 yıla 1 kademe olmak üzere TOPLAMDA 2 KADEME ilerlemesi almaya hak kazandı. </span><span> Bu karar İzmir ve bağlı iller açısından EMSAL ve KESİN niteliktedir. Hekim Birliği, üyelerinin haklarını hukuk mücadelesiyle kazanmaya devam ediyor”</span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/05/hekimler-icin-emsal-karar-0-bKTNrFba.jpeg"/></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekimler-icin-emsal-karar-634341">Hekimler İçin Emsal Karar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mükemmeliyetçi kadınlarda fibromiyalji riski daha yüksek!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mukemmeliyetci-kadinlarda-fibromiyalji-riski-daha-yuksek-634332</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 14:32:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Asiye Gülsüm Kakı]]></category>
		<category><![CDATA[fibromiyalji]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[Mükemmeliyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634332</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, 12 Mayıs Fibromiyalji Farkındalık Günü kapsamında fibromiyaljinin nedenleri, belirtileri ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mukemmeliyetci-kadinlarda-fibromiyalji-riski-daha-yuksek-634332">Mükemmeliyetçi kadınlarda fibromiyalji riski daha yüksek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, 12 Mayıs Fibromiyalji Farkındalık Günü kapsamında fibromiyaljinin nedenleri, belirtileri ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Fibromiyalji, yalnızca fiziksel değil psikolojik ve sosyal yönleriyle de ele alınmalı!</strong></p>
<p>Modern yaşamın giderek daha sık karşımıza çıkardığı önemli sağlık sorunlarından birinin fibromiyalji olduğunu ifade eden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Özellikle kadınlarda daha sık görülen fibromiyalji yalnızca fiziksel değil, psikolojik ve sosyal yönleriyle de ele alınması gereken kronik bir ağrı sendromudur.” dedi.</p>
<p>Fibromiyaljinin yaygın kas ve iskelet sistemi ağrılarıyla birlikte yorgunluk, uyku bozukluğu, bilişsel fonksiyonlarda azalma ve merkezi ağrı duyarlılığında artışla karakterize kronik bir rahatsızlık olduğunu kaydeden Dr. Kakı, “Halk arasında ‘kas romatizması’ olarak da bilinir. Hastalık, kişinin günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir ve çoğu zaman uzun süre fark edilmeden ilerleyebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mükemmeliyetçilik ve yoğun yaşam stresi, özellikle kadınlarda fibromiyalji riskini artırabilir!</strong></p>
<p>Fibromiyaljinin en sık 30-55 yaş aralığındaki aktif kadınlarda görüldüğünü vurgulayan Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Kesin bir genetik geçiş kanıtlanmamış olsa da ailede fibromiyalji öyküsünün bulunması kişide yatkınlığı artırabiliyor. Bunun yanında klinik gözlemler ve psikososyal incelemeler, mükemmeliyetçi kişilik yapısına sahip bireylerde fibromiyalji görülme sıklığının daha yüksek olduğunu gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Mükemmeliyetçiliğin kişinin kendisi için çok yüksek standartlar belirlemesi, kontrol ihtiyacının yoğun olması ve hata yapmaya tahammül edememesiyle karakterize bir kişilik yapısı olduğunu hatırlatan Dr. Kakı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Belirli düzeyde olduğunda kişiye motivasyon sağlayabilen bu özellik, aşırıya kaçtığında kronik stres yüküne dönüşerek hem psikolojik hem de biyolojik açıdan yıpratıcı olabiliyor. Özellikle kadınların iş hayatı, ev yaşamı ve toplumsal roller nedeniyle yoğun sorumluluk altında olması, sınır koymakta zorlanmaları ve sürekli ‘yetişme’ baskısı hissetmeleri fibromiyalji riskini artıran önemli faktörler arasında yer alır.”</p>
<p><strong>Fibromiyalji ağrıyla birlikte yorgunluk ve bilişsel sorunlarla da seyreder! </strong></p>
<p>Fibromiyalji belirtilerinin başında yaygın kas-iskelet sistemi ağrıları geldiğine işaret eden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Hastalar sıklıkla baş, boyun ve sırt ağrılarıyla başvururken bazı durumlarda daha lokalize ağrılar da görülebiliyor.” dedi.</p>
<p>Uyku problemleri, kronik yorgunluk, halk arasında ‘beyin sisi’ olarak ifade edilen dikkat ve konsantrasyon güçlüğünün de yaygın semptomlar arasında olduğunu aktaran Dr. Kakı, “Migren, irritabl bağırsak sendromu, karın ağrısı gibi ek somatik yakınmalar da tabloya eşlik edebiliyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Fibromiyalji tedavisinde tek tip bir yaklaşım yeterli değil!</strong></p>
<p>Fibromiyalji tedavisinde tek tip bir yaklaşımın yeterli olmadığına dikkat çeken Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Hastalığın ortaya çıkışında birçok biyolojik, psikolojik ve sosyal etken rol oynadığı için tedavinin de multidisipliner ve kişiye özel planlanması gerekir.” dedi.</p>
<p>Tedavi sürecinde kişinin psikososyal durumu, uyku düzeni, egzersiz alışkanlıkları, beslenme şekli ve vitamin düzeylerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Dr. Kakı, “Özellikle uyku düzeninin sağlanması tedavinin temel basamaklarından biridir. Kaliteli uyku uyuyamayan bir kişinin gün içerisinde enerjik ve sağlıklı hissetmesi mümkün değildir. Bu nedenle hastaların uyku hijyeni konusunda bilinçlendirilmesi büyük önem taşır. Egzersiz planlamasında ise ağır ve kasları zorlayıcı aktiviteler yerine hafif tempolu aerobik egzersizler, gevşeme çalışmaları ve nefes egzersizleri önerilir. Egzersizin yalnızca günün belirli bir saatine sıkıştırılması yerine gün içine yayılması daha faydalı olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Fibromiyalji, fiziksel olduğu kadar ruhsal ve sosyal yönleri de olan çok yönlü bir hastalık! </strong></p>
<p>Tedavi sürecinde kişinin kişilik yapısının da göz önünde bulundurulması gerektiğini aktaran Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Özellikle mükemmeliyetçi bireylerin kendilerine karşı eleştirel bakış açılarını fark etmeleri ve bunu yönetebilmeleri önemlidir. Bu noktada bilişsel davranışçı terapi gibi psikolojik destek yöntemleri, kişinin yaşam kalitesini artırmada önemli katkılar sağlayabilir.” dedi.</p>
<p>Beslenme düzeninin de fibromiyalji yönetiminde etkili bir diğer faktör olduğunu söyleyen Dr. Kakı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yüksek karbonhidrat ağırlıklı beslenme yerine daha dengeli ve sağlıklı bir beslenme planı önerilir. Ayrıca D vitamini, magnezyum ve omega-3 gibi desteklerin değerlendirilmesi, kişinin enerji metabolizmasının düzenlenmesine yardımcı olabilir.</p>
<p>Fibromiyalji yalnızca fiziksel ağrılarla sınırlı olmayan, kişinin ruhsal ve sosyal yaşamını da etkileyen çok yönlü bir hastalıktır. Bu nedenle tedavide kişinin yalnızca ağrısına değil, yaşam biçimine, stres düzeyine ve duygusal yüklerine de bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşılması gerekir.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mukemmeliyetci-kadinlarda-fibromiyalji-riski-daha-yuksek-634332">Mükemmeliyetçi kadınlarda fibromiyalji riski daha yüksek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk bilim insanına global onur</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-bilim-insanina-global-onur-634290</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 09:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[global]]></category>
		<category><![CDATA[insanına]]></category>
		<category><![CDATA[onur]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634290</guid>

					<description><![CDATA[<p> Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği Başkanı, Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı ve Bölüm Direktörü Prof. Dr. Banu Atalar, American College of Radiology tarafından “Honorary Fellow of the American College of Radiology” ödülüne layık görülen ilk Türk bilim insanı oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-bilim-insanina-global-onur-634290">Türk bilim insanına global onur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği Başkanı, Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı ve Bölüm Direktörü Prof. Dr. Banu Atalar, American College of Radiology tarafından “Honorary Fellow of the American College of Radiology” ödülüne layık görülen ilk Türk bilim insanı oldu.</strong></p>
<p>1923 yılında kurulan American College of Radiology (ACR), radyoloji alanında uluslararası düzeyde saygın ve köklü meslek kuruluşları arasında yer alıyor. ACR tarafından her yıl yalnızca bir ila üç bilim insanına verilen prestijli ödüle layık görülen Prof. Dr. Banu Atalar, bu başarıya ulaşan ilk Türk doktor olarak tarihe geçti.</p>
<p>Prof. Dr. Banu Atalar, radyoloji, radyasyon onkolojisi ve nükleer tıp alanlarında bilime ve klinik uygulamaya üstün katkılar sunan isimleri onurlandıran ödülü Washington DC’de gerçekleştirilen ACR Kongresi’ndeki görkemli törende teslim aldı. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-bilim-insanina-global-onur-634290">Türk bilim insanına global onur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekimin Yüzünü Çalmak: Deepfake Çağında Tıbbi Güven</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekimin-yuzunu-calmak-deepfake-caginda-tibbi-guven-634269</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 09:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağında]]></category>
		<category><![CDATA[çalmak]]></category>
		<category><![CDATA[deepfake]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hekimin]]></category>
		<category><![CDATA[tıbbi]]></category>
		<category><![CDATA[yüzünü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634269</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekimin Yüzünü Çalmak: Deepfake Çağında Tıbbi Güven</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekimin-yuzunu-calmak-deepfake-caginda-tibbi-guven-634269">Hekimin Yüzünü Çalmak: Deepfake Çağında Tıbbi Güven</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Adli Bilimciler Derneği Başkanı  Prof.Dr.İ.Hamit Hancı ve Av.Dr.Alp Aslan, ‘Deepfake çağında tıbbi güven’ isimli bir yazı yayınladı.</p>
<p>Axios ta geçenlerde Tina Reed imzalı ve dikkatimizi çeken bir yazı yayımlandı.</p>
<p>Yazıda “Yapay zekâ, doktorları şüpheli ürünlerin reklamını yapan veya yanlış bilgi yayan deepfake videolarının farkında olmadan yıldızları haline getiriyor ve bu durum, hekimler tarafından daha fazla gizlilik ve şeffaflık yasası taleplerine yol açıyor.” Deniliyordu.</p>
<p>Ayrıca “Sosyal medya platformlarındaki yapay zeka içeriklerinin yaygınlaşması, tıp camiasına olan kamu güvenini daha da zedeleyebilir. Ayrıca sigorta dolandırıcılığını körüklemek, veri çalmak ve hastaları riske atmak için de kullanılabilir.” Uyarısında bulunuluyordu. https://www.axios.com/2026/05/06/doctors-ai-deepfakes-misinformation-problem?utm_source=newsletter&#038;utm_medium=email&#038;utm_campaign=newsletter_axiosvitals&#038;stream=top</p>
<p>Bu önemli hukuki sorunlar yaratabilecek konuyu bizde ele almaya karar verdik.</p>
<p>Eskiden sadece sahte doktorlar  vardı, şimdi üstüne sahte doktor videoları var. Üstelik bu kez beyaz önlük giyip insan kandıran kişilerin yanı sıra ; gerçek hekimlerin yüzünü, sesini, mimiklerini ve mesleki itibarlarını kopyalayan yapay zekâ sistemleri var. Bu sahte görüntüler zayıflama ürünlerinden mucize tedavilere, şüpheli takviyelerden sağlık dolandırıcılıklarına kadar pek çok alanda kullanılmakta.</p>
<p>Bu durum, basit bir reklam sahtekârlığından öte bir hal almakta. Hekimin yüzü bir “güven sermayesi” gibi çalınmakta. Hasta, ekranda tanıdığı ya da güvenilir görünen bir doktoru izlediğini zannediyor oysa ki ne karşısındaki kişi  o doktor ne de çoğu zaman paylaşılan bilgi bilimsel bir tıbbi bilgi. Yapay zekâ, hekimin otoritesini taklit ederek hastanın bilişsel karar mekanizmasına sızmakta.</p>
<p>Sorunun en tehlikeli yanı da burada başlamakta. Sağlık alanında yanlış bilgi, sıradan bir yalan değil. Bazen tedavinin gecikmesine, yanlış ürün kullanımına, ekonomik sömürüye ve doğrudan beden zararına yol açabilmekte. Deepfake içerik, sahte haberi “inandırıcı yüz” ile birleştirdiğinde, dezenformasyon artık yalnızca metin ya da söylenti olmaktan çıkmakta, klinik otorite kılığına girip hatta bir silaha dönüşmekte.</p>
<p>Bu nedenle mesele yalnızca doktorların kişilik haklarının korunması değildir. Elbette hekimlerin görüntüsü, sesi ve adı izinsiz kullanılamaz. Fakat daha büyük sorun, toplumun tıbba duyduğu güvenin aşınması, halk sağlığı ve milli güvenlik sorunudur. Zaten mucize tedavi pazarı ve sosyal medya tıbbı nedeniyle zayıflayan kamusal sağlık güveni, şimdi yapay zekâ ile daha da kırılgan hale gelmektedir.</p>
<p>Türkiye bakımından da bu konu uzak bir ihtimal değildir. Hekimlerin televizyon programları, YouTube videoları, konferans kayıtları ve sosyal medya paylaşımları deepfake üretimi için kolay malzemeye dönüşebilir. Yarın bir profesörün sesiyle sahte bir kanser ilacı, bir cerrahın yüzüyle sahte estetik ürünü, bir psikiyatristin görüntüsüyle tehlikeli bir takviye pazarlanabilir.</p>
<p>Bu yeni dönemde “gördüğüme inanırım” dönemi bitmiştir. Sağlık bilgisinde güven, artık görüntüden değil, kaynaktan, doğrulamadan ve kurumsal şeffaflıktan geçecektir. Platformların hızlı kaldırma yükümlülüğü, yapay zekâ ile üretilmiş içerik etiketi, hekim kimliği doğrulaması ve ağır yaptırımlar kaçınılmaz hale gelmektedir.</p>
<p>Çünkü deepfake çağında yalnızca insanın yüzü değil, mesleğin itibarı da çalınabilir. Tıpta itibar çalındığında, zararı yalnızca hekime değil, hastaya ve toplum sağlığına dokunur. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekimin-yuzunu-calmak-deepfake-caginda-tibbi-guven-634269">Hekimin Yüzünü Çalmak: Deepfake Çağında Tıbbi Güven</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hantavirüs Bir Salgına Dönüşür mü?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hantavirus-bir-salgina-donusur-mu-634260</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 09:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Bulaş]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşür]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hantavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[kemirgen]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[salgına]]></category>
		<category><![CDATA[temas]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634260</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çoğunlukla enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya tükürüğüyle temas sonucu insanlara bulaşan hantavirüs, bazı hastalarda ciddi solunum, kalp, böbrek sorunlarına ve can kayıplarına yol açabilen bir enfeksiyona neden oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hantavirus-bir-salgina-donusur-mu-634260">Hantavirüs Bir Salgına Dönüşür mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çoğunlukla enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya tükürüğüyle temas sonucu insanlara bulaşan hantavirüs, bazı hastalarda ciddi solunum, kalp, böbrek sorunlarına ve can kayıplarına yol açabilen bir enfeksiyona neden oluyor. Özellikle uzun süre kapalı kalmış, yetersiz havalandırılan alanlarda yapılan temizlik sırasında virüs içeren partiküllerin havaya karışması enfeksiyon riskini artırabiliyor. Depolar, ahırlar, kilerler, bağ evleri ve kullanılmayan yazlıklar riskli alanlar arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Sadece Bir Türü İnsandan İnsana Geçiyor </strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün de açıkladığı gibi Andes virüsü, insandan insana bulaşabilen tek hantavirüs türü etkeni olarak biliniyor. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan</strong>, hantavirüsün toplum içinde kolay yayılan bir enfeksiyon olmadığını söylüyor ve ekliyor: <em>“Bugüne kadar insandan insana bulaş esas olarak Güney Amerika’da görülen Andes virüsü ile ilişkilendirilmiştir. Özellikle Arjantin ve Şili’de bildirilen Andes virüsü vakalarında, yakın ve uzun süreli temas sonrası sınırlı bulaş gösterilmiştir. Avrupa ve Asya’da görülen hantavirüs türlerinde ise insandan insana bulaş kanıtlanmamıştır.”</em></p>
<p><strong>Belirtileri Grip Benzeri Şikayetlerle Karışabilir</strong></p>
<p>Hantavirüs belirtileri genellikle virüsle temastan 1 ilâ 8 hafta sonra ortaya çıkabiliyor. İlk belirtiler çoğu zaman grip benzeri şikâyetlerle karışabiliyor.<strong> </strong>Erken dönemde; ateş, baş ağrısı, yaygın kas ağrısı, halsizlik, karın ağrısı, bulantı ve kusma gibi belirtiler gözleniyor. Bazı hastalarda hastalık ilerleyerek öksürük, nefes darlığı, akciğerlerde sıvı birikimi, tansiyon düşüklüğü, kanama bozuklukları, böbrek yetmezliği gibi ağır klinik tablolara da sebep olabiliyor. Özellikle kemirgen teması öyküsü olan kişilerde açıklanamayan ateş, kas ağrısı veya nefes darlığı gelişmesi durumunda hantavirüs akla gelmelidir.</p>
<p><strong>Hantavirüs Enfeksiyonunda Tedavi Süreci</strong></p>
<p>Hantavirüs enfeksiyonu olan her hastada kullanılan ve etkinliği kesin kanıtlanmış antiviral ilaç bulunmuyor. Asıl yapılması gereken, yakın takip ve destekleyici tedavilerdir. Ağır seyreden hastalarda yoğun bakım takibi gerekebiliyor. Günümüzde hantavirüslere karşı kullanılan bir aşı da henüz yok.</p>
<p><strong>Hantavirüsten Nasıl Korunabiliriz?</strong></p>
<p>Hantavirüsten korunmada çevre temizliği büyük önem taşıyor. Ev ve depolara kemirgenlerin girmesini engelleyecek önlemler alınmalı, riskli alanlar havalandırılmalı, kemirgen dışkısı bulunan alanlar süpürülmemeli, nemlendirilerek temizlenmelidir. Kemirgenlerle temas ihtimali bulunan kişiler yüksek risk taşır. Özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, depo çalışanları, ahır ve kiler temizliği yapanlar daha dikkatli olmalıdır. Riskli alanları süpürme virüs partiküllerinin havaya yayılmasına neden olabileceğinden önerilmez. Temizlik sırasında maske ve eldiven kullanılmalı, sonrasında eller hemen yıkanmalıdır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hantavirus-bir-salgina-donusur-mu-634260">Hantavirüs Bir Salgına Dönüşür mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda kalp hastalıkları yaygınlaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kalp-hastaliklari-yayginlasiyor-634233</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 09:02:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[göğüs]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634233</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde son yıllarda çocuklarda kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kalp-hastaliklari-yayginlasiyor-634233">Çocuklarda kalp hastalıkları yaygınlaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde son yıllarda çocuklarda kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Geçmişte sadece ileri yaş hastalığı olarak bilinen kalp hastalıkları, artık gençlerde de kapıyı çalıyor hatta çocuk yaşta kalp krizi vakalarıyla da karşılaşılabiliyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin</strong> genetik etkenlerin yanı sıra günlük yaşamda yapılan bazı hataların da kalbe ciddi zararlar verebildiğini belirterek “Çocuklarda kalp hastalıkları çoğu zaman sinsi ilerlemektedir. Özellikle çabuk yorulma, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı, bayılma ve spor yaparken zorlanma gibi kalp hastalığının belirtileri olabilecek şikayetler varsa mutlaka Çocuk Kardiyolojisi uzmanına başvurulmalı, ‘büyüme döneminde olur’ gibi yanlış bir algıya kapılıp zaman kaybedilmemelidir” diyor. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin, günümüzde çocuk kalbini tehdit eden 9 etkeni, hatalı davranışları ve erken tanı için ailelerin dikkat etmeleri gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Hazır ve paketli gıdaların aşırı tüketimi</strong></p>
<p>Hazır gıdalar; yüksek tuz, şeker ve trans yağ içerdiklerinden çocukların damar yapısını olumsuz etkiler, zamanla damar sertliğine zemin hazırlayarak kalp hastalıklarının erken yaşta başlamasına neden olabilir. Bu tarz paketli ürünler, aşırı tuz içeriğinden dolayı çocukluk çağında da tansiyon yüksekliğine yol açabilmektedir. Bu nedenle<strong> </strong>çocuğa ev yapımı, doğal ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırılmalı, paketli ürünler sınırlandırılmalıdır.</p>
<p><strong>Hareketsiz yaşam tarzı</strong></p>
<p>Tablet, telefon ve bilgisayar başında uzun süre hareketsizlik kalbin yeterince çalışmamasına, dolaşım sisteminin zayıflamasına yol açar, obezite riskini artırır. Ayrıca hareketsiz yaşam tarzı nedeniyle kardiyovasküler sistem ayarı kendini hep istirahatte gibi algıladığı için, ani hareketlerde baş dönmesi, göz kararması ve bayılma da görülebilmektedir. Çocukların açık havada her gün 60 dakika aktif hareket etmesi ve düzenli spor yapmaları desteklenmelidir.</p>
<p><strong>Çocukluk çağı obezitesi</strong></p>
<p>Fazla kilo, kalbin üzerine ekstra yük bindirir. Obez çocuklarda yüksek tansiyon, kolesterol ve insülin direnci gibi kalp hastalıklarını tetikleyen riskler daha erken ortaya çıkar. Çocukların sağlıklı ve dengeli beslenmesi, ekran süresinin azaltılması ve spora yönlendirilmeleriyle kilolarının olması gereken ideal seviyeye ulaşmaları sağlanmalıdır.</p>
<p><strong>Aşırı tuz tüketimi</strong></p>
<p>Yapılan bilimsel çalışmalar; fazla tuz tüketiminin çocuklarda da yüksek tansiyona neden olabileceğini, bu durumun uzun vadede kalp ve damar sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini gösteriyor. Yemeklere ekstra tuz eklenmemesi, hazır atıştırmalıkların tuz oranına dikkat edilmesi ve başta cips olmak üzere aşırı tuzlu atıştırmalıklardan uzak durulması konusunda bilinçlendirilmeleri çok önemlidir.</p>
<p><strong> ‘Büyüme döneminde olur’ algısı</strong></p>
<p>Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin “Çabuk yorulma, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı veya bayılma gibi belirtiler çoğu zaman ‘büyüme dönemi’ denilerek göz ardı edilebiliyor. Oysa bu belirtiler kalp hastalıklarının erken sinyalleri olabileceğinden, bu tür şikayetler mutlaka ciddiye alınmalı ve vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır” diyor.</p>
<p><strong>Şekerli ve gazlı içecekler</strong></p>
<p>Şekerli, gazlı ve kolalı içecekler hem kilo artışına hem de metabolik dengesizliklere yol açarak kalp sağlığını dolaylı olarak bozar. Ayrıca insülin direnci ve diyabet riskini artırır. Kafeinli içeceklerin de çocuk beslenmesinde yeri yoktur. Çok fazla kahve tüketimi çocuklarda ritim bozukluklarını tetikleyebilmektedir. Su, ayran ve doğal içecekler tercih edilmeli; şekerli içecekler alışkanlık haline getirilmemelidir.</p>
<p><strong>Yetersiz uyku</strong></p>
<p>Yeterli ve kaliteli uyku çocukların kalp sağlığı için de kritik öneme sahiptir. Yetersiz uyku; stres hormonlarını artırarak kalp ritmini ve tansiyonu olumsuz etkileyebilir. Ayrıca çok geç uyuma alışkanlığı olan çocuklarda, vücudun biyolojik ritmi bozulabilmektedir. Bu nedenle mutlaka çocuğun yaşına uygun düzenli uyku saatleri oluşturulmalı ve uyku hijyenine dikkat edilmelidir.</p>
<p><strong> Duruş ve oturuş bozukluğu</strong></p>
<p>Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin “Çocuklar uzun süre tablet, telefon ve bilgisayar başında oturma sırasında, eğilerek bel desteksiz oturdukları için omurgada eğrilikler ve göğüs kafesi şekil bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. Bu duruş ve oturuş bozuklukları, çocuklarda göğüs ağrısını tetikleyebilmektedir” diyor.</p>
<p><strong>Ailede kalp hastalığı öyküsünü göz ardı etmek</strong></p>
<p>Genetik faktörler çocuklarda kalp hastalıkları açısından önemli bir risk oluşturur. Ailede erken yaşta kalp hastalığı varsa ya da ailede doğuştan gelen kalp hastalığı olan bireyler varsa çocuk da risk altında olabilir. Bu nedenle, aile öyküsü mutlaka doktora belirtilmeli ve çocuk düzenli kontrollerden geçirilmelidir.</p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Çocuklarda kalp sağlığı için 3 kritik test</strong></p>
<p>Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin, çocuklarda kalp sağlığı için 3 kritik testi şöyle açıklıyor;</p>
<p><strong>EKG (Elektrokardiyografi): </strong>Ritim bozuklukları, düzensiz kalp atımı ve bazı yapısal sorunlar hakkında bilgi verir. Çarpıntı, bayılma, göğüs ağrısı veya ani halsizlikte ilk tercih edilen, hızlı ve ağrısız bir testtir. Göğüse yerleştirilen elektrotlarla kalp ritmi değerlendirilir.</p>
<p><strong>EKO (Ekokardiyografi): </strong>Kalbin yapısı ve işleyişini ultrasonla gösterir. Kapaklar, kalp kası, doğuştan kalp delikleri ve kan akışı incelenir. Üfürüm (kalpte ses), nefes darlığı, morarma veya gelişme geriliği varsa bu test büyük önem taşır. </p>
<p><strong>Efor Testi (Gerekli Durumlarda): </strong>Egzersiz sırasında kalbin performansını ve ritmini değerlendirir. Genellikle koşu bandında yürüyerek yapılır. Aktif spor yapan veya çabuk yorulan çocuklarda hayati önem taşıyabilir. Spor öncesi değerlendirmelerde de tercih edilir. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kalp-hastaliklari-yayginlasiyor-634233">Çocuklarda kalp hastalıkları yaygınlaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Keçiören&#8217;de Dünya Çölyak Günü&#8217;ne Özel Anlamlı Kutlama</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/keciorende-dunya-colyak-gunune-ozel-anlamli-kutlama-634221</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 08:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlamlı]]></category>
		<category><![CDATA[çölyak]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Glüten]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[keçiören]]></category>
		<category><![CDATA[kutlama]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi, Çölyak Derneği iş birliğiyle Dünya Çölyak Günü ve Anneler Günü dolayısıyla anlamlı bir programa ev sahipliği yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/keciorende-dunya-colyak-gunune-ozel-anlamli-kutlama-634221">Keçiören&#8217;de Dünya Çölyak Günü&#8217;ne Özel Anlamlı Kutlama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi, Çölyak Derneği iş birliğiyle Dünya Çölyak Günü ve Anneler Günü dolayısıyla anlamlı bir programa ev sahipliği yaptı. Etlik Kanuni Parkı’nda hizmet vermeye başlayan KEÇTAŞ Glütensiz Kafe&#038;Fırın’da düzenlenen etkinlikte vatandaşlar aileleriyle birlikte keyifli bir gün geçirdi.</p>
<p><b>Sağlıklı ve lezzetli ürünler tadıldı</b></p>
<p>Etkinlikte çölyak hastaları ve glüten hassasiyeti bulunan vatandaşlar için erişilebilir ve güvenli bir sosyal alan sunan KEÇTAŞ Glütensiz Kafe&#038;Fırın, sağlıklı ve lezzetli ürünleriyle büyük beğeni topladı. Katılımcılar, tamamen glütensiz olarak hazırlanan ekmeklerden tatlılara, atıştırmalıklardan sıcak ürünlere kadar birçok lezzeti tatma fırsatı buldu. Modern konsepti, hijyenik ortamı ve aile sıcaklığındaki atmosferiyle dikkat çeken fırın, vatandaşlardan tam not aldı.</p>
<p><b>Başkan Özarslan’a teşekkür plaketi</b></p>
<p>Etkinlik boyunca düzenlenen birbirinden renkli aktiviteler, özellikle çocuklar ve aileler için unutulmaz anlara sahne oldu. Müzik dinletileri, çeşitli ikramlar ve sosyal etkinliklerle park alanı adeta bayram havasına büründü. Program sonunda Çölyak Derneği tarafından, çölyak hastalarına yönelik destekleri ve glütensiz yaşama sunduğu katkılar için Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan’a plaket takdim edildi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/keciorende-dunya-colyak-gunune-ozel-anlamli-kutlama-634221">Keçiören&#8217;de Dünya Çölyak Günü&#8217;ne Özel Anlamlı Kutlama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Germencik Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği Hizmete Açılıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/germencik-agiz-ve-dis-sagligi-poliklinigi-hizmete-aciliyor-634209</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 08:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[germencik]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmete]]></category>
		<category><![CDATA[polikliniği]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634209</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çerçioğlu’nun kente kazandırdığı sağlık yatırımlarına bir yenisi daha ekleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/germencik-agiz-ve-dis-sagligi-poliklinigi-hizmete-aciliyor-634209">Germencik Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği Hizmete Açılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çerçioğlu’nun kente kazandırdığı sağlık yatırımlarına bir yenisi daha ekleniyor. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun öncülüğünde hayata geçirilen Ağız ve Diş Sağlığı Poliklinikleri, Nazilli, Efeler ve Koçarlı ilçelerinin ardından Germencik’te de vatandaşların hizmetine sunuluyor.</p>
<p>Tamamen ücretsiz olarak hizmet verecek olan Germencik Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, ilçede yaşayan vatandaşların ağız ve diş sağlığı hizmetlerine hızlı ve kolay bir şekilde ulaşabilmesini sağlayacak. Nazilli, Efeler ve Koçarlı ilçelerinde kısa sürede vatandaşlardan yoğun ilgi gören poliklinik; güçlü teknik altyapısı, çağdaş tıbbi donanımı ve uzman sağlık personelleri ile Germencik’te de hizmet verecek. Vatandaşların ihtiyaçları göz önünde bulundurularak planlanan poliklinikte, ağız ve diş sağlığı alanında birçok hizmet sunulacak.</p>
<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, sağlık yatırımlarının kent genelinde devam edeceğini belirterek, <b>“Nazilli, Efeler ve Koçarlı ilçelerimizin ardından 4. Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniğimizi Germencik’te vatandaşlarımızın hizmetine sunuyoruz. Tüm ilçelerimizde yatırım ve projelerimize devam ediyor, hizmetlerimizi hemşehrilerimizle buluşturuyoruz. Germencik Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği’nin ilçemize hayırlı olmasını diliyorum. Kentimiz için çalışmaya devam edeceğiz. Hizmetle büyüyen Aydın”</b> ifadelerini kullandı.</p>
<p>Germencik Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, Park Mahallesi Atatürk Caddesi No: 16-A adresinde 14 Mayıs Perşembe gününden itibaren hizmete başlayacak. Vatandaşlar, Germencik Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği hakkında detaylı bilgi için 0256 502 70 09, randevu için ise 444 55 09 numaralı telefonlar üzerinden iletişime geçebilecek.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/germencik-agiz-ve-dis-sagligi-poliklinigi-hizmete-aciliyor-634209">Germencik Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği Hizmete Açılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Kanser Türlerine Dikkat: Görülme Sıklığı Artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-kanser-turlerine-dikkat-gorulme-sikligi-artiyor-634169</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 08:28:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[görülme]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[şıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[türlerine]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634169</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser görülme sıklığı dünyada ve ülkemizde artarken; yaşam tarzındaki değişiklikler, obezite, çevresel faktörler ve metabolik hastalıklar bazı kanser türlerini daha da yaygınlaştırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-kanser-turlerine-dikkat-gorulme-sikligi-artiyor-634169">Bu Kanser Türlerine Dikkat: Görülme Sıklığı Artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser görülme sıklığı dünyada ve ülkemizde artarken; yaşam tarzındaki değişiklikler, obezite, çevresel faktörler ve metabolik hastalıklar bazı kanser türlerini daha da yaygınlaştırıyor. Özellikle sindirim sistemi ve hormonlarla ilişkili kanser türlerinde dikkat çekici bir yükseliş yaşanıyor. Memorial Şişli Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serkan Keskin, görülme sıklığı artan kanser türleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kolon kanseri en hızlı artış gösteren türlerden biri </strong></p>
<p>Kolon kanseri hem dünyada hem de Türkiye’de artış eğilimi gösteren kanserlerin başında gelmektedir. Liften fakir beslenme, işlenmiş gıda tüketimi, hareketsiz yaşam ve obezite bu artışta belirleyici rol oynamaktadır. Tarama programlarının yaygınlaştırılması erken tanı açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Pankreas kanseri artış trendi ile öne çıkıyor</strong></p>
<p>Pankreas kanseri görülme sıklığı artan kanser türleri arasında yer almaktadır. Obezite, diyabet ve sigara kullanımı en önemli risk faktörleri olarak bilinmektedir. Erken dönemde belirti vermemesi nedeniyle tanı çoğu zaman ileri evrede konulmaktadır. Pankreas kanserinden korunmak için düzenli sağlık taramaları büyük önem taşımaktadır. </p>
<p><strong>Karaciğer kanseri metabolik hastalıklarla birlikte yükseliyor</strong></p>
<p>Karaciğer kanseri özellikle yağlı karaciğer hastalığı ve metabolik sendrom ile birlikte daha sık görülmektedir. Viral hepatitlerin yanı sıra obeziteye bağlı karaciğer hastalıkları bu artışta önemli rol oynamaktadır.</p>
<p><strong>Rahim (endometrium) kanseri obezite ile paralel artıyor</strong></p>
<p>Endometrium kanseri obezite oranlarındaki artışa paralel olarak daha sık görülmektedir. Hormonal dengenin değişmesi ve insülin direnci bu süreçte etkili olmaktadır.</p>
<p><strong>Safra yolu ve safra kesesi kanserlerinde artış gözlemleniyor</strong></p>
<p>Daha nadir görülmesine rağmen safra yolu ve safra kesesi kanserlerinde son yıllarda artış dikkat çekmektedir. Safra taşları, kronik inflamasyon ve bazı enfeksiyonlar bu artışta rol oynamaktadır. Tanı yöntemlerinin gelişmesiyle daha fazla vakanın saptanması da bu tabloya katkı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Böbrek ve tiroid kanserlerinde daha fazla tanı konuluyor</strong></p>
<p>Böbrek kanserinde obezite ile ilişkili bir artış söz konusu olmaktadır. Tiroid kanserinde ise artışın önemli bir kısmı görüntüleme yöntemlerinin yaygınlaşmasına bağlı olarak daha fazla tanı konulmasından kaynaklanmaktadır.</p>
<p><strong>Meme kanseri en sık görülen kanserlerden biri olmaya devam ediyor</strong></p>
<p>Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olmayı sürdürmektedir. Görülme sıklığındaki artışın bir kısmı erken tanı yöntemlerinin yaygınlaşmasına bağlı olarak daha fazla vakanın saptanmasından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte geç yaşta doğum, emzirme süresinin kısalması, hormonal faktörler ve yaşam tarzı değişiklikleri de bu artışta etkili olmaktadır.</p>
<p><strong>Akciğer kanserinde risk profili değişiyor</strong></p>
<p>Akciğer kanseri dünya genelinde en sık görülen ve en fazla ölüme neden olan kanser türlerinden biri olmaya devam etmektedir. Sigara en önemli risk faktörü olmayı sürdürmektedir. Ancak son yıllarda sigara içmeyen bireylerde de akciğer kanseri görülme oranında artış dikkat çekmektedir. Hava kirliliği, pasif sigara maruziyeti ve çevresel toksinler bu tabloda etkili olmaktadır. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan bireylerde bu risk daha belirgin hale gelmektedir Yaşam tarzı ve çevresel faktörler oldukça belirleyici </p>
<p>Kanser gelişiminde genetik faktörlerin yanı sıra yaşam tarzı ve çevresel etkiler giderek daha belirleyici hale gelmektedir. Sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik, sigara ve hava kirliliği birçok kanser türü için ortak risk faktörleri arasında yer almaktadır.</p>
<p><strong>Erken tanı ve korunma stratejilerinin öne çıkması gerekiyor</strong></p>
<p>Kanserle mücadelede yalnızca tedavi değil, erken tanı ve riskin azaltılması da büyük önem taşımaktadır. Tarama programlarına katılım, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi ve düzenli kontroller hastalığın kontrol altına alınmasında kritik rol oynamaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-kanser-turlerine-dikkat-gorulme-sikligi-artiyor-634169">Bu Kanser Türlerine Dikkat: Görülme Sıklığı Artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geleceğin acil müdahale teknolojileri masaya yatırıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gelecegin-acil-mudahale-teknolojileri-masaya-yatirildi-634166</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 08:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acil]]></category>
		<category><![CDATA[Afet]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[başlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğin]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlık]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[masaya]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[oturum]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyum]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[yatırıldı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634166</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Acil Afet Ambulans Hekimleri Derneği (AAHD) tarafından düzenlenen “Acil Hizmetlerde Yeni Nesil Teknolojiler Sempozyumu”nda, dronlardan yapay zeka destekli triaj sistemlerine uzmanlar, afetlerde hayat kurtaracak yeni nesil teknolojileri ve kurumlar arası koordinasyonu ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecegin-acil-mudahale-teknolojileri-masaya-yatirildi-634166">Geleceğin acil müdahale teknolojileri masaya yatırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Acil Afet Ambulans Hekimleri Derneği (AAHD) tarafından düzenlenen “Acil Hizmetlerde Yeni Nesil Teknolojiler Sempozyumu”nda, dronlardan yapay zeka destekli triaj sistemlerine uzmanlar, afetlerde hayat kurtaracak yeni nesil teknolojileri ve kurumlar arası koordinasyonu ele aldı.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Acil Afet Ambulans Hekimleri Derneği tarafından Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde “Acil Hizmetlerde Yeni Nesil Teknolojiler Sempozyumu” düzenlendi. Sempozyumda; “İklim Değişikliğine Bağlı Acil Durumlar ve Afetlere Yaklaşım”, “2020 İzmir Depremi ile 2023 Kahramanmaraş ve Hatay depremlerinin öğrettikleri”, Avrupa Birliği projelerinin tanıtıldığı “Yeni Nesil Teknolojiler ve Projeler” ile “Gelecekte Yaşanabilecek Acil Durum ve Afetlere Hazırlık” başlıklı oturumlar gerçekleştirildi. Alanında uzman isimlerin yer aldığı sempozyumda, insan ve doğa kaynaklı acil durumlar ile afetlere karşı nasıl hazırlık yapılması gerektiği ele alındı. Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının desteklediği sempozyuma; İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, hekimler, sağlık çalışanları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve paramedik öğrencileri katıldı.</p>
<p><strong>“Teknoloji, afetlerde en önemli yardımcımız”</strong></p>
<p>Sempozyumun açılışında konuşan İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, “İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Cemil Tugay’ın liderliğinde, iyilik hali çerçevesinde kentimizi nasıl daha dirençli hale getirebileceğimizi ele alıyoruz. Bu nedenle sempozyum süreci büyük önem taşıyor. Notre Dame Katedrali yangınında, yangın sonrası ilk alan değerlendirmesi bir robot tarafından yapıldı ve bu sayede süreç hızlandı. Elbette nihai kararları insanlar veriyor; ancak teknolojiyi, karar alma süreçlerini hızlandıran önemli bir destek unsuru olarak görüyoruz. Afet anında zamanla yarışıyorsunuz ve yürüttüğünüz görev hayati önem taşıyor. Bu sempozyumda ele alınan konular, daha hızlı, yenilikçi ve doğru kararlar alabilmemiz için bilgi paylaşımı sağlayacak; elde edilen birikimi uygulamaya geçireceğiz. Acil Afet Ambulans Hekimleri Derneği’nin öncülüğünde düzenlenen bu sempozyumun kentimizde gerçekleşmesi son derece değerli. Böyle bir derneğin varlığı ve bu alana sahip çıkması önemli bir kazanım. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak biz de iş birliği yaparak destek vermeyi sürdüreceğiz. Bu ekipten çok başarılı çalışmalar çıkacağına inanıyorum. Önümüzdeki dönemde, iklim krizi nedeniyle orman yangını riskinin artması bekleniyor. Bu sürece hazırlıklı olmalı ve birlikte hareket etmeliyiz” dedi.</p>
<p><strong>“Hazırlıklı olmak bir seçenek değil, zorunluluk”</strong></p>
<p>AAHD Başkanı Dr. Turhan Sofuoğlu ise, Turhan Sofuoğlu, yalnızca bir sempozyuma katılmak için değil, hayat kurtarma hizmetlerinin geleceğini birlikte düşünmek ve şekillendirmek için bir araya geldiklerini belirterek, “Son yıllarda yaşadığımız büyük afetler bize önemli bir gerçeği bir kez daha hatırlattı: Hazırlıklı olmak bir seçenek değil, zorunluluk. Yapay zeka, insansız sistemler, robotik teknolojiler ve veri analizi artık acil sağlık hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Çok yakın bir gelecekte, bir afet alanındaki ilk değerlendirmeyi bir dron yapabilir. Nitekim bu teknolojiler bugün zaten mevcut. Triaj süreçlerinin ise yapay zeka destekli sistemler tarafından yönetilmesi gündemde; bu alanda biz de bir proje yürüttük. Sizler de bu sistemlerin merkezinde, kritik karar vericiler olarak yer alacaksınız. Unutmamak gerekir ki teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insan hayatına dokunan en güçlü unsur yine insandır. Bilginizin, tecrübenizin, reflekslerinizin ve vicdanınızın yerini hiçbir algoritma alamaz. Bugün burada ele alınan her konu, yarın sahada vereceğiniz kararların temelini oluşturacak. Kendinizi yalnızca bugüne değil, henüz yaşanmamış krizlere hazırlıyorsunuz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>İklim değişikliğine bağlı acil durum ve afetler</strong></p>
<p>6’ncı kez düzenlenen sempozyumda, İzmir Demokrasi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Zeynep Sofuoğlu moderatörlüğünde “İklim Değişikliğine Bağlı Acil Durum ve Afetlere Yaklaşım” başlıklı oturum gerçekleştirildi. Oturumda, “İzmir Yerel Yönetim Bakış Açısı” sunumuyla İzmir Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri Dairesi Başkanı Eylem Ulutaş Ayatar, “Acil Durum ve Afetlerde 112 Acil Çağrı Merkezlerinin Yönetimi” başlıklı sunumuyla Avrupa Acil Numarası Derneği Başkanı Demetrios Pyrros ve “Afet Yönetiminde Teknolojik Çözümler” sunumuyla NavAware Kurucusu Dr. Tolga Sönmez konuşma yaptı.</p>
<p><strong>İzmir ve Kahramanmaraş depremleri konuşuldu</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Dr. Ahmet Soner Emre ve AAHD’den Dr. Turgut Arpacı moderatörlüğünde düzenlenen “2020 İzmir ile 2023 Kahramanmaraş ve Hatay Depremlerinin Öğrettikleri” başlıklı oturumda ise AAHD Başkanı Dr. Turhan Sofuoğlu, “Acil Çağrı Merkezleri ve Ambulanslar” başlıklı bir sunum yaptı. İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı Arama Kurtarma Şube Müdürü Prm. Şenol Dereköy “Afette Müdahalede Medikal Kurtarma Hizmetleri”, İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram ise “Afetlerde Hastane Hizmetleri” başlıklı sunumlarıyla değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Yeni nesil teknolojiler irdelendi</strong></p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Vahap Tecim moderatörlüğünde “Yeni Nesil Teknolojiler ve İnovatif Projeler” başlıklı bir oturum gerçekleştirildi. Oturumda “Afetlerde Triaj ve Lojistik Yönetimi” sunumuyla Prof. Dr. Zeynep Sofuoğlu, “Ekiplerde Durumsal Farkındalık ve Uzaktan Yönetim” sunumuyla Havelsan Modelleme ve Sensör Teknolojileri Ekip Lideri Çağlar Akman ve Havelsan’dan İdil Gökalp Köse konuşma yaptı. “Afetlerde Teknoloji Kullanımı” başlığında ise Futurised B.V. Robotik ve İnovasyon Lideri Robert Heinecke sunum gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>Afetlere hazırlık, masaya yatırıldı</strong></p>
<p>Program, Dr. Turhan Sofuoğlu moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Gelecekte Yaşanacak Afetlere Hazırlık” başlıklı oturum ile sona erdi. Oturumda,  “Küresel Zorluklar: Savaşlar ve Çatışmalar, Sağlıklı Şehirler, İklim Değişikliği ve Göç” sunumuyla Afet Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Yılmaz, “İklim Değişikliği ve Çoklu Afet Riskleri” sunumuyla İzmir Demokrasi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden Prof. Dr. Nurdan Erdoğan ve “Sağlıklı Kentler Perspektifinden Afetlere Hazırlık” sunumuyla Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Genel Sekreteri Gökçe Başkaya yer aldı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecegin-acil-mudahale-teknolojileri-masaya-yatirildi-634166">Geleceğin acil müdahale teknolojileri masaya yatırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın sağlığı seminerleri İzmir genelinde yaygınlaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadin-sagligi-seminerleri-izmir-genelinde-yayginlasiyor-634163</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 08:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimler]]></category>
		<category><![CDATA[genelinde]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[seminerleri]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634163</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen kadın sağlığı seminerleriyle kadınların doğru bilgiye erişimi güçlenirken, toplumsal farkındalığın artırılması amaçlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-sagligi-seminerleri-izmir-genelinde-yayginlasiyor-634163">Kadın sağlığı seminerleri İzmir genelinde yaygınlaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen kadın sağlığı seminerleriyle kadınların doğru bilgiye erişimi güçlenirken, toplumsal farkındalığın artırılması amaçlanıyor.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’na bağlı Kadın Çalışmaları Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen kadın sağlığı seminerleri, kent genelinde yaygınlaştırılmaya devam ediyor. İzmir Türk Kadınlar Birliği (TKB) ile gerçekleştirilen iş birliği protokolü kapsamında, Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı (TAPV) tarafından sağlanan eğitici eğitimleri doğrultusunda uygulanan program, kadınların sağlık alanında doğru bilgiye erişimini güçlendirmeyi amaçlıyor.  Seminerler, 2025-2027 Yerel Eşitlik Eylem Planı’nın sağlık alanında yer alan hedeflerini de destekliyor.</p>
<p><strong>30 ilçede eğitimler sürüyor</strong></p>
<p>Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda, Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı iş birliği ile yürütülen eğitim programı kapsamında, 30 ilçe belediyesinde ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait dayanışma noktalarında hem personele hem de yurttaşlara yönelik eğitimler başladı. 2026 nisan–aralık döneminde 15 ilçe belediyesinde daha gerçekleştirilmesi planlanan seminerler, kademeli olarak kent geneline yaygınlaştırılıyor.</p>
<p><strong>8 başlıkta kapsamlı eğitim programı</strong></p>
<p>Kadın sağlığı seminerleri, sekiz farklı eğitim modülünden oluşuyor. Program kapsamında beden sağlığından güvenli anneliğe, doğurganlığın düzenlenmesinden menopoz sürecine, çocukluk ve ergenlikte cinsel gelişimden mahremiyet ve sınırlar konusuna kadar geniş bir içerik sunuluyor. Eğitimlerde ayrıca eşitlikçi yaklaşımla toplumsal farkındalığın güçlendirilmesi hedeflenirken, kadınların koruyucu sağlık davranışları geliştirmesi, sağlık hizmetlerine erişim konusunda bilinçlenmesi ve yaşam kalitelerinin artırılması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Mayıs ayında 210 kadına ulaşıldı</strong></p>
<p>Mayıs ayında Menderes, Karşıyaka, Çeşme, Torbalı, Bergama ve Selçuk ilçelerinde Göksu, Ballıkuyu Harmandalı, Ferahlı ve Süvari Dayanışma Noktalarında gerçekleştirilen eğitimlerde toplam 210 kadınla bir araya gelindi. İzmir Büyükşehir Belediyesi, eğitim programını önümüzdeki dönemde de farklı ilçelerde yaygınlaştırmayı sürdürecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-sagligi-seminerleri-izmir-genelinde-yayginlasiyor-634163">Kadın sağlığı seminerleri İzmir genelinde yaygınlaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Sosyal Hizmet Emekçisi Ölümden Döndü!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bir-sosyal-hizmet-emekcisi-olumden-dondu-633952</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 May 2026 10:52:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[döndü]]></category>
		<category><![CDATA[emekçisi]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[ölümden]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633952</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir Sosyal Hizmet Emekçisi Ölümden Döndü!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-sosyal-hizmet-emekcisi-olumden-dondu-633952">Bir Sosyal Hizmet Emekçisi Ölümden Döndü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>İki gün önce kamuoyuna da yansıyan haberlerde, Hakkâri Gazi Mahallesi’nde bulunan Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü binasında görev yapan bir psikoloğa yönelik bıçaklı saldırı gerçekleştiği bilgisi yer aldı. Yaşanan bu olay hepimizi derinden üzmüş, çalışma alanlarımızdaki güvenlik ve çalışma koşullarını yeniden değerlendirmeyi zorunlu kılmıştır.</span></p>
<p><b><strong>“Hayati Risk Yaratan” Sosyal Risk Haritası Oluşturma Projesi Durdurulsun!</strong></b></p>
<p><span>Her türlü şiddetin karşısında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyor, saldırıya uğrayan meslektaşımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.</span></p>
<p><span>Sosyal hizmet alanında önleyici çalışmaların, risklerin erken tespitinin ve koruyucu hizmetlerin öneminin farkındayız. Ancak bu tür çalışmaların; sahadaki mevcut koşullar, çalışan güvenliği, personel kapasitesi, teknik altyapı ve mesleki değerlendirmeler dikkate alınarak planlanması gerektiğini düşünüyoruz.</span></p>
<p><span>Son dönemde yürütülen sosyal risk haritası çalışmasının; çalışanların, sivil toplum kuruluşlarının, sendikaların, meslek örgütlerinin ve akademinin görüş ve deneyimleri yeterince değerlendirilmeden hayata geçirilmesinin sahada çeşitli sorunlara yol açtığı yönünde ciddi geri bildirimler bulunmaktadır. Özellikle hane temelli çalışmalar kapsamında; çalışan güvenliği, kurum kapasitesi, etik ve hukuki süreçlerin daha kapsamlı ele alınması gerektiği açıktır.</span></p>
<p><span>Sosyal risk haritalaması çalışmalarının yalnızca veri toplama ve risk sınıflandırması ekseninde değil; sosyal hizmetin temel ilkeleri olan insan onuru, müracaatçının yüksek yararı, mesleki ilişki, güven temelli çalışma ve “çevresi içinde birey” yaklaşımı çerçevesinde ele alınması gerekmektedir. Sahada yürütülen uygulamaların, sosyal hizmet mesleğinin bütüncül değerlendirme anlayışından uzaklaşarak yalnızca niceliksel veri üretimine indirgenmesi hem hizmet sunumunun niteliğini zayıflatmakta hem de çalışanları mesleki açıdan kırılgan hale getirmektedir.</span></p>
<p><span>Risk haritalaması süreçlerinde çalışanların asli rolünün “veri toplayıcı” bir pozisyona indirgenmesi; mesleki özerklik, profesyonel değerlendirme ve müracaatçıyla kurulan güven ilişkisi açısından ciddi sorunlar yaratmaktadır. Özellikle riskli hanelerde yürütülen ziyaretlerde yeterli kurumsal destek ve güvenlik mekanizmalarının sağlanmaması, çalışanları fiziksel ve psikososyal açıdan korunmasız bırakmaktadır.</span></p>
<p><span>Ayrıca uzun yıllardır farklı uygulamalar altında sürdürülen hane temelli saha çalışmalarına rağmen; elde edilen verilerin sosyal politika üretimine, koruyucu-önleyici mekanizmalara ve somut sosyal hizmet müdahalelerine ne ölçüde dönüştüğü konusunda şeffaf ve bilimsel değerlendirmelerin kamuoyu ile paylaşılmaması önemli bir eksikliktir. Sosyal hizmet uygulamalarının sürdürülebilirliği; yalnızca riskin tespit edilmesine değil, tespit edilen risklere yönelik kurumlar arası eşgüdümün ve etkili müdahale mekanizmalarının kurulmasına bağlıdır.</span></p>
<p><span>Gerekli yasal ve mevzuatsal altyapı tamamlanmadan uygulamaların hayata geçirilmesi; çalışanların yeterli güvenlik önlemleri alınmadan sahaya yönlendirilmesi; teknik ekipman eksiklikleri nedeniyle personelin şahsi telefonlarını kullanmak zorunda bırakılması ve başta KVKK olmak üzere etik, hukuki ve mesleki süreçlerin yeterince gözetilmemesi çalışanlar açısından ciddi riskler oluşturmaktadır.</span></p>
<p><span>Meslek elemanlarının kendi kişisel cihazları üzerinden veri girişine zorlanması; yalnızca çalışan güvenliği açısından değil, mesleki sınırlar, veri güvenliği, kurumsal sorumluluk ve müracaatçı mahremiyeti açısından da sakıncalı bir durum oluşturmaktadır. Sosyal hizmet müdahalesinin merkezinde yer alması gereken insani temasın, yoğun veri giriş baskısı nedeniyle zayıflaması sahadaki mesleki ilişkiyi olumsuz etkilemektedir.</span></p>
<p><span>Çalışanların uygulamalardaki eksiklikleri ve geliştirilmesi gereken yönleri ifade etmelerinin baskı unsuru haline getirilmemesi, aksine bu geri bildirimlerin sistemin güçlendirilmesi adına dikkate alınması gerekmektedir.</span></p>
<p><span>Yaşanan bu olayın; çalışma koşulları, çalışan güvenliği ve kurumsal süreçler açısından kapsamlı biçimde değerlendirilmesini gerekli görüyoruz.</span></p>
<p><span>Çalışanların can güvenliğini, mesleki itibarını ve emeğini koruyan; şeffaf, katılımcı ve hak temelli bir sosyal hizmet sisteminin güçlendirilmesi ortak sorumluluğumuzdur.</span></p>
<p><span>Bu kapsamda; </span><span>çalışan güvenliğini önceleyen tedbirlerin alınmasını, </span><span>işçi sağlığı ve güvenliği uygulamalarının güçlendirilmesini, </span><span>yeterli personel ve teknik altyapının sağlanmasını, </span><span>etik, hukuki ve mesleki ilkelerin titizlikle gözetilmesini, </span><span>çalışanların görüş ve önerilerinin karar süreçlerine dahil edilmesini, </span><span>sosyal hizmet alanındaki yapısal eksikliklerin giderilmesini, </span><span>sosyal risk haritalaması çalışmalarının meslek örgütleri, akademi ve saha çalışanlarının katılımıyla yeniden değerlendirilmesini, r</span><span>isk tespiti kadar koruyucu-önleyici ve güçlendirici müdahale mekanizmalarının da geliştirilmesini, </span><span>sahada görev yapan personelin fiziksel, psikososyal ve mesleki güvenliğini esas alan uygulama standartlarının oluşturulmasını talep ediyoruz. </span><span>Taleplerimiz karşılanıncaya kadar;</span></p>
<p>Türk Psikologlar Derneği TPD, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği SHUDER, Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği TODAP,  Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası SES</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-sosyal-hizmet-emekcisi-olumden-dondu-633952">Bir Sosyal Hizmet Emekçisi Ölümden Döndü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Glütensiz Beslenmede Güvenilir Ürünlere Erişim Önem Kazanıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/glutensiz-beslenmede-guvenilir-urunlere-erisim-onem-kazaniyor-633884</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 11:41:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmede]]></category>
		<category><![CDATA[çölyak]]></category>
		<category><![CDATA[erişim]]></category>
		<category><![CDATA[glütensiz]]></category>
		<category><![CDATA[güvenilir]]></category>
		<category><![CDATA[kazanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Sinangil]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[ürünlere]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633884</guid>

					<description><![CDATA[<p>9 Mayıs Dünya Çölyak Günü kapsamında glütensiz beslenmeye dikkat çeken Sinangil, Türkiye’de paketli glütensiz un üretimini başlatan marka olarak çölyaklı bireylerin güvenilir ve ulaşılabilir ürüne erişimini destekliyor. 2006 yılından bu yana glütensiz un üretimi gerçekleştiren marka, unun yanı sıra glütensiz ekmek ve atıştırmalık ‘Sinangil Gluten YOK’ ürünleriyle de çölyaklıların günlük yaşamını kolaylaştırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/glutensiz-beslenmede-guvenilir-urunlere-erisim-onem-kazaniyor-633884">Glütensiz Beslenmede Güvenilir Ürünlere Erişim Önem Kazanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çölyak hastalığında glütensiz beslenme, gündelik hayatın her alanını etkileyen kalıcı bir düzen gerektiriyor. Türkiye’nin önde gelen un markalarından Sinangil, glütensiz ürün çeşitleriyle bu ihtiyacı karşılarken, glütensiz yaşamı daha pratik hale getiren çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Sinangil Gluten YOK ürünleri yaygın perakende ve online satış kanallarının yanı sıra indirim marketleri de dahil olmak üzere farklı satış noktalarında tüketicilerle buluşuyor.</p>
<p><strong>Glütensiz ürünlere erişim temel bir ihtiyaç</strong></p>
<p>Dünya Çölyak Günü kapsamında açıklamalarda bulunan <strong>Eksun Gıda Grubu Başkanı ve CEO’su Hasan Abdullah Özkan,</strong> şunları söyledi:</p>
<p>“Çölyaklı bireyler için glütensiz ürün temel bir ihtiyaç niteliği taşıyor. Sinangil markamızla 2006 yılında Türkiye’de paketli glütensiz un üretimini başlatırken bu ihtiyacı merkeze alan bir adım attık. Bugün geldiğimiz noktada 20 yıllık deneyimimizle çölyaklıların güvenle tercih edebileceği, ulaşılabilir ve ekonomik ürünler sunmaya odaklanıyoruz. Bu ürünlerle evlerinde, okullarında, iş yerlerinde ve sosyal hayatlarında daha rahat hareket edebilmelerine katkı sağlıyoruz.”</p>
<p><strong>“Çölyak farkındalığının artmasına katkı sunmayı sürdüreceğiz”</strong></p>
<p>Sinangil, ürün yaklaşımının yanı sıra çölyak farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalara da destek veriyor. “Çölyaklı bireylerin mücadelesini kolaylaştırmak için yalnızca ürün geliştirmekle yetinemeyiz” diyen Hasan Abdullah Özkan, “Bu alanda farkındalığın artması, doğru bilginin yaygınlaşması ve glütensiz ürünlere erişimin hayatın doğal bir parçası haline gelmesi gerekiyor. Bu anlayışla geçtiğimiz yıllarda Çölyak Vakfı’yla birlikte Çölyak ve Glütensiz Yaşam Zirveleri gerçekleştirdik. Doktorlardan beslenme uzmanlarına, sivil toplum paydaşlarından sektör temsilcilerine kadar farklı alanlardan isimlerle çölyaklı bireylerin yaşamını kolaylaştıracak başlıkları ele aldık. Önümüzdeki dönemde Sinangil Gluten YOK ürünlerimizle glütensiz beslenme ihtiyacına yanıt verirken, STK iş birliklerimizle de doğru bilginin yaygınlaşmasına ve çölyak farkındalığının artmasına katkı sunmayı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/glutensiz-beslenmede-guvenilir-urunlere-erisim-onem-kazaniyor-633884">Glütensiz Beslenmede Güvenilir Ürünlere Erişim Önem Kazanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yemeği Kesmek Depresyona Sürüklüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-2-633842</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 11:40:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[depresyona]]></category>
		<category><![CDATA[kesmek]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sürüklüyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yemeği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633842</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen "III. Ulusal Beslenme ve Diyetetikte Güncel Yaklaşımlar Kongresi," "Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık" temasıyla, alanında uzman akademisyenleri ve klinisyenleri bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-2-633842">Yemeği Kesmek Depresyona Sürüklüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beslenme uzmanlarının ve hekimlerin yalnızca yasaklayıcı bir yaklaşım benimsememesi gerektiğini dile getiren Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dahiliyeciler için de diyetisyenler ve beslenme uzmanları için de aynı şey geçerli; sadece yemeği keserek hastanın depresyona girmesine sebep olmayalım. Biraz hastanın psikolojisini anlamak gerekiyor. İnsanın ruh sağlığı yerinde olmayınca diyetine sadık kalmıyor.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen &#8220;III. Ulusal Beslenme ve Diyetetikte Güncel Yaklaşımlar Kongresi,&#8221; &#8220;Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık&#8221; temasıyla NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu&#8217;nda alanında uzman akademisyenleri ve klinisyenleri bir araya getirdi.</p>
<p>Kongrenin açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaptı. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Yeme bozukluğunda, aç olmadan yiyor kişi”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılışta yaptığı konuşmada, Türkiye’nin obezite sıralamasında dünyada ilk sıralarda yer almasının dikkat çekici olduğunu ifade ederek, obezitenin yalnızca yanlış beslenme alışkanlıklarıyla açıklanamayacağını, psikolojik etkenlerin de önemli rol oynadığını kaydetti.</p>
<p>Yeme bozuklukları ile bağımlılık mekanizmalarının beyinde benzer süreçlerle ilişkili olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, beyindeki ödül sisteminin bu süreçte belirleyici rol oynadığını kaydederek, şunları söyledi:</p>
<p>“Beyindeki ödül sistemi, ‘ödül yetmezliği sendromu’ diye geçiyor bağımlılığın aslında nörobiyolojik karşılığı, patofizyolojisi. Ödül yetmezliği sendromunda beyindeki dopamin yetersizliği oluyor. Özellikle yeme bozukluğunda da o ‘duygusal yeme’ dedikleri, ‘duygusal açlık’ dedikleri yeme bozukluğunda, aç olmadan yiyor kişi. Bir şeye üzülünce yiyor, neşelenince yiyor.”</p>
<p><strong>Duygusal yeme sadece fiziksel açlıkla ilgili değil</strong></p>
<p>Duygusal yemenin yalnızca fiziksel açlıkla ilgili olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, yıllar önce karşılaştığı bir hastanın yaşadıklarını örnek gösterdi. Depresyon sürecindeki hastanın yemek yemeye adeta bir yaşam anlamı yüklediğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Hatta unutmam, bir hasta vardı; depresyondaydı, bayağı bir kiloluydu. Bir ara dahiliyeciye gitmiş; ‘onu yeme, bunu yeme, şunu yeme’ demişler. Adam demiş ki; ‘Doktor Bey, benim bu kadar yemem senin için neden önemli? Ben yemeyeceksem niye yaşayayım ki?’ Düşünün, yemeye öyle bir anlam yüklemiş ki, yemek onun için bir yaşam sebebi.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yeme alışkanlıklarının bir anda terk edilmesi psikolojik etkilere neden oluyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, uzun yıllar boyunca süren yeme alışkanlıklarının bir anda terk edilmesinin kişide ciddi psikolojik etkiler oluşturabileceğini belirterek, bunun bazı bireylerde “narsistik yaralanma”ya yol açabileceğini ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, “Bir kimseye senelerce yaptığı bir alışkanlığı tıbbi nedenlerle terk etmesini söylemek, ödül davranışını terk etmek gibi oluyor ve bunu terk etmeyle ‘narsistik yaralanma’ yaşıyor. Yani sevgi yatırımı yemeğe yapmış, bedenine yapmış, duygusal yatırımını buna yapmış. Onu elinden aldığınızda birdenbire narsistik yaralanma yaşıyor ve depresyona giriyor. Böyle durumlar duygusal yeme bozukluğunun arka planındaki nedenler.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Beslenme uzmanları yalnızca yasaklayıcı yaklaşım benimsememeli</strong></p>
<p>Beslenme uzmanlarının ve hekimlerin yalnızca yasaklayıcı bir yaklaşım benimsememesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Dahiliyeciler için de diyetisyenler ve beslenme uzmanları için de aynı şey geçerli; sadece yemeği keserek hastanın depresyona girmesine sebep olmayalım. Nasıl yaparsınız bilmiyorum ama ona öyle bir şekilde yaklaşmalı ki; ‘kibrit kutusu kadar peynir’ gibi klasik örneklerin dışındaki daha ustaca yöntemlerle onu ikna etmek gerekiyor. Biraz hastanın psikolojisini anlamak gerekiyor. Önce insan, sonra hasta. İnsanın ruh sağlığı yerinde olmayınca diyetine sadık kalmıyor.” dedi.</p>
<p>Kongrede yeme bozuklukları, beslenme alışkanlıkları ve davranış kalıplarının ele alınmasının önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, genç diyetisyen adaylarının duygusal yemenin bağımlılık boyutunu da dikkate almaları gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin: “Beslenme konusu günümüzde çok daha kritik bir noktaya geldi”</strong></p>
<p>Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin de bilimsel etkinliklerin sürdürülebilir olmasının önemine dikkat çekerek, “Bugün üçüncüsünü yaptığımız kongremizde bir aradayız. Rakam sayısı arttıkça mutlu oluyorum çünkü bu tür kongrelerin sürekliliği hem kurum için hem ülkemiz için hem bilim için hem dünya için çok büyük katkıları olan yaklaşımlar.” diye konuştu. dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Ertekin, beslenme konusunun günümüzde çok daha kritik bir noktaya geldiğini ifade ederek, özellikle pandemi sonrasında insanların yaşam biçimlerinin değiştiğini, hareketsiz yaşamın ve işlenmiş gıda tüketiminin yaygınlaşmasının obezite oranlarını artırdığını söyledi.</p>
<p><strong>Dünya nüfusunun yüzde 30-35’i obez</strong></p>
<p>Dünya genelindeki obezite verilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Ertekin, “Dünya nüfusunu da çok kabaca 8.3 milyar gibi düşünürsek, bunun yüzde 30-35’inin fazla kilolu ve obez olduğu söyleniyor. 1 milyardan fazla obez insan var ve bu sayı gittikçe artıyor.” dedi.</p>
<p>Çocukluk çağı obezitesindeki artışın da endişe verici boyutlara ulaştığını ifade eden Prof. Dr. Ertekin, “Bizim mesleğe ilk başladığımız yıllarda gebelik diyabeti diyebildiğimiz bir kavram doğru dürüst yokken şimdi sayıları çok arttı. Ufak çocuklar en büyük sıkıntıyı çekenler. 5-19 yaş arasında son 2-3 yıl içinde 177 milyondan fazla çocuğun obez olduğunu görmeye başladık.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Obeziteyle mücadelenin bilimsel çalışmalar ve topluma yönelik bilinçlendirme faaliyetleriyle mümkün olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Ertekin, beslenme alanındaki uzmanların önemli bir sorumluluk taşıdığını söyledi.</p>
<p><strong>Prof. Dr.  Müge Arslan</strong>: “<strong>Kongre farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getiriyor”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, kongrenin bilimsel ve pratik boyutuna dikkat çekerek, “Bu yıl ‘Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık’ temasıyla düzenlediğimiz kongremiz yalnızca bilimsel verilerin paylaşımı değil, aynı zamanda bilimin pratiğe dönüşümüne de odaklanmaktadır. Kongremiz; diyabet, obezite, kardiyometabolik risk faktörleri, fonksiyonel besinler, nütrigenetik gibi önemli bilimsel verilerin paylaşımının yanı sıra aynı zamanda klinik uygulamaları ve çoklu çözüm önerilerini de içermektedir.” dedi.</p>
<p>Kongrenin Türkiye’de bir ilke de ev sahipliği yaptığını ifade eden Prof. Dr. Arslan, “Ayrıca buradan büyük bir onur ve mutlulukla şunu da paylaşmak isterim; kongremiz Türkiye&#8217;de bir ilk olma özelliğine de sahiptir. Çünkü ‘Gelecekten Geleneğe Anadolu Mutfağı&#8217;na Sağlıklı Dönüşümler’ workshopu’yla ülkemizde ilk kez Anadolu mutfağını bilimsel donelerle ele alan kongre olma özelliğine de sahip. Bu nedenle ayrıca bu kongreyle sizlerle buluşmasına vesile olduğumuz için büyük bir mutluluk duyduğumu da dile getirmek isterim.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Kongrenin farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getireceğini belirten Prof. Dr. Arslan, “Bu kongrenin hem sahada aktif olarak çalışan hekim, hemşire, diyetisyen hem de aynı zamanda bilimsel arenada aktif olarak çalışan bilim insanı ve öğrencilerin bir araya geldiği, önemli iş birliklerinin oluştuğu ve aynı zamanda kuvvetli bilimsel bağlantıların oluştuğu kıymetli bir kongre olacağı kanısındayım.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kongre 2 gün sürüyor</strong></p>
<p>Kongrenin açılışının ardından Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan, Prof. Dr. Gül Kızıltan’ın Oturum Başkanlarında düzenlenen “Metabolik Riskten Çözüme: Obezite” konulu oturumda Prof. Dr. Bülent Yardımcı “Obezite ve Kronik İnflamasyon”, Dr. Öğr. Üyesi Z. Begüm Kalyoncu Atasoy “Obezitede Kişiselleştirilmiş Tedavi: Epigenetik Perspektifler”, Prof. Dr. Mahir Özmen “Obezite Metabolik Hastalık Varlığında; Neden, Kime, Hangi Cerrahi Müdahale?” ve Doç. Dr. Orçun Yalav “Obezite Tedavisinde Yeni Ufuklar. GLP-1 Analogları ve Metabolik Cerrahi” konusunu ele aldı. </p>
<p>Oturum başkanlıklarını Prof. Dr. Mahir Özmen ve Prof. Dr. Müge Arslan’ın yaptığı “Kardiyometabolik Risk Yönetiminde Multidisipliner Yaklaşımlar” oturumunda da Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan “Kardiyometabolik Sağlığın Haritası: Risk Faktörleri ve Güncel Veriler”, Doç. Dr. Tuğçe AYTULU “Kardiyometabolik Riskleri Azaltmada Yaşam Tarzı Stratejileri” ve Uzm. Dr. Füsun Helvacı da “Kardiyometabolik Risk Yönetiminde Endotel Disfonksiyon” konusunda konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Müge Arslan ve Doç. Dr. Orçun Yalav’ın Oturum Başkanları olduğu “Diyabette Beslenme Araştırmalarında Yeni Ufuklar” başlıklı oturumda da Prof. Dr. Gül Kızıltan “Makrobesin Dengesi ve Glisemik Kontrol: Karbonhidratın Gücü ve Alternatif Yaklaşımlar”, Dr. Öğr. Üyesi Tuğçe Özlü Karahan “Bitkisel Temelli Diyetler ve Diyabet: Prognoz ve Klinik Sonuçlar”, Dr. Öğr. Üyesi Vahibe Uluçay Kestane de “Diyabette Mitokondriyal Disfonksiyon: Beslenme Temelli Yaklaşımlar” konularını ele aldı.</p>
<p><strong>Alanında uzman konuşmacılar, güncel bilimsel verileri paylaşıyor</strong></p>
<p>Kongrenin ikinci gününde öne çıkan konular arasında, metabolik mikrobiyota ve sistemik inflamasyon ilişkisi, yağ, ağrı ve inflamasyon, inflamasyon, obezite ve antiaging gibi başlıklar yer aldı. Alanında uzman konuşmacılar, güncel bilimsel verileri paylaşarak, klinik uygulamalara ışık tuttular.</p>
<p>Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan ve Prof. Dr. Gül Kızıltan’ın Oturum Başkanları olduğu oturumda Prof. Dr. Aytaç Atamer “Metabolilk Sağlıkta mikrobiyata ve Sistemik İnflamasyon İlişkisi”, Dr. Dyt. Dilek Doğan “Yağ, Ağrı ve İnflamasyon: Beslenme Perspektifinde Lipödemi Anlamak ve Yönetmek”, Dr. Öğr. Üyesi Fulya Çakıloğlu Barbaros “İnflamasyon, Obezite ve Antiaging” ve Doç. Dr. Nazlı Batar “Hücresel Yaşlanmayı Beslenme İle Yavaşlatmak: Longevity ve İnflamaging Üzerine” konularını ele aldı.</p>
<p>Doç. Dr. Nazlı Batar ve Doç. Dr. Tuğçe Aytulu’nun Oturum Başkanları olduğu oturumda da vaka sunumları gerçekleştirildi. Dr. Dyt. Olcay Barış (Bariyatrik Cerrahi), Uzm. Dyt. Handan Doğan Kavuştu (GLP-1 Kullanımı) ve Dr. Dyt. Dilek Doğan (Lipödem) konularında deneyimlerini paylaştı.</p>
<p>Kongre kapsamında ayrıca, &#8220;Gelecekten Geleceğe Anadolu Mutfağında Sağlıklı Dönüşümler&#8221; temalı bir workshop düzenlendi. Workshop&#8217;ta, Anadolu mutfağının geleneksel lezzetleri ile güncel bilimsel veriler bir araya getirilerek, sağlıklı beslenme konusunda pratik bilgiler sunuldu.</p>
<p>Kongre, beslenme ve diyetetik alanındaki uzmanları, akademisyenleri ve öğrencileri bir araya getirdi. </p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-2-633842">Yemeği Kesmek Depresyona Sürüklüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anneler Günü dolayısıyla &#8220;Çalışan Anne Olmak&#8221; etkinliği düzenlendi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anneler-gunu-dolayisiyla-calisan-anne-olmak-etkinligi-duzenlendi-633827</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 10:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[anneler]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[dolayısıyla]]></category>
		<category><![CDATA[etkinliği]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Atlas Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633827</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi tarafından Anneler Günü kapsamında düzenlenen “Çalışan Anne Olmak-Kariyer, Ruh Sağlığı ve Yaşam Dengesi” başlıklı etkinlikte çalışan annelerin iş hayatında yaşadığı sorunlar, ruh sağlığı ve yaşam dengesi ele alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anneler-gunu-dolayisiyla-calisan-anne-olmak-etkinligi-duzenlendi-633827">Anneler Günü dolayısıyla &#8220;Çalışan Anne Olmak&#8221; etkinliği düzenlendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi tarafından Anneler Günü kapsamında düzenlenen “Çalışan Anne Olmak-Kariyer, Ruh Sağlığı ve Yaşam Dengesi” başlıklı etkinlikte çalışan annelerin iş hayatında yaşadığı sorunlar, ruh sağlığı ve yaşam dengesi ele alındı. Sanayi ve maden sektöründe çalışan iş kadınları Merve Mollamehmetoğlu ve Nurdan İzgördü’nün bir konferans verdiği etkinliğin panel bölümünde tıp ve sağlık bilimlerinden akademisyenler konuşma yaptı. Çalışan ve çalışmayan tüm kadınların karşı karşıya olduğu sorunların çözümü için bu sorunların gündemde tutulması gerektiğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, kadına yönelik şiddetin eğitim ve bilimle önleneceğini vurguladı. <br />İstanbul Atlas Üniversitesi Vadi Kampüs Creative Lab.’da düzenlenen konferansta çalışan annelerin iş hayatında yaşadığı sorunlar, annelik rolü ile kurulan denge ve kadınların ruh sağlığı sorunları farklı bakış açılarıyla ele alındı.<br />Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Kadınların sorunlarını daha sık gündeme getirmeden çözüm üretmek mümkün değil”<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, açılış konuşmasında, bu özel günün kadınların toplumdaki ve çalışma hayatındaki yeriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.<br />Anneler Günü’nün, kadınların ailede, toplumda ve çalışma yaşamında üstlendikleri önemli rolleri hatırlatmasının yanı sıra karşılaştıkları sorunları da gündeme taşımak için anlamlı bir vesile olduğunu belirten Prof. Dr. Kocabıçak, kadına yönelik şiddetin hala üzerinde önemle durulması gereken toplumsal sorunlar arasında yer aldığını ifade etti.<br />Prof. Dr. Kocabıçak, “Günümüzde kadına yönelik şiddet, hepimizin sorumlulukla yaklaşması gereken toplumsal gerçeklerden biridr. Bu sorunların tümünü açık yüreklilikle ele almadan, konuşmadan ve kalıcı çözümler üretmeye odaklanmadan ilerleme sağlamak mümkün değildir” dedi.<br />“Kadına yönelik şiddetle mücadelede eğitim ve bilimin gücüne inanıyoruz”<br />Kadınların karşılaştığı sorunlara yönelik farkındalığın yalnızca belirli günlerle sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Kocabıçak, toplumsal bilincin sürekli canlı tutulmasının önemine dikkat çekti.<br />Kadına yönelik şiddetin yalnızca bireysel bir sorun değil, aynı zamanda hukuki, toplumsal ve insani boyutları olan ciddi bir mesele olduğunu belirten Kocabıçak, mücadelenin eğitim ve bilim temelinde güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.<br />Prof. Dr. Kocabıçak, sözlerini şöyle sürdürdü:<br />“Kadına yönelik şiddet, insan onurunu hedef alan kabul edilemez bir davranıştır. Bu meseleyi, insana yönelik her türlü şiddetle birlikte değerlendirmek gerekir. Şiddetin önlenmesinde en güçlü araçlarımızdan biri eğitimdir. Bilimin rehberliğinde, eğitimle toplumsal farkındalığı artırabilir; kadına ve insana yönelik şiddetin önüne geçebiliriz.”<br />“Üniversitemizde kadın çalışan oranı yüzde 60’lara ulaşıyor”<br />Konuşmasında kadınların çalışma hayatındaki yerine de değinen Prof. Dr. Kocabıçak, Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranının OECD ülkelerine kıyasla daha düşük seviyelerde olduğunu belirtti.<br />Kadınların çalışma hayatına daha güçlü katılımını destekleyen uygulamaların yaygınlaşmasının önemine işaret eden Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, özellikle esnek çalışma imkanlarının kadın istihdamını destekleyici bir unsur olabileceğini ifade etti.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi’nde kadın çalışan oranının yüzde 60’lara ulaştığını belirten Prof. Dr. Kocabıçak, “Bu bizim için bilinçli bir tercih ve gurur kaynağıdır. Dekanlarımızın yarısı kadın. Üniversite olarak kadınların akademide, yönetimde ve çalışma hayatında güçlü biçimde yer almasını önemsiyoruz” dedi.<br />Sanayi ve maden sektöründen iki iş kadını tecrübelerini paylaştı<br />Açılış konuşmasının ardından Bütem Metal CEO’su Merve Mollamehmetoğlu ve 8Gen Madencilik Yönetim Kurulu Başkanı Nurdan İzgördü’nün konuşmacı olduğu bir konferans düzenlendi. İş kadını Merve Mollamehmetoğlu, erkeklerin egemen olduğu sanayi sektöründe bir kadın çalışan ve anne olarak yaşadığı tecrübeleri paylaştı. Nurdan İzgördü ise kadınların iş yaşamına yaptığı katkıları anlatarak kadınların ekonomik hayata katılımlarının şart olduğunu dile getirdi.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi akademisyenlerinden kadın sağlığı ve annelik paneli<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aytolan Yıldırım’ın moderatörlüğünde bir panel gerçekleştirildi.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Fatma Soylu Çakmak, “Sağlık, Kadın Sağlığı ve Annelik” başlıklı sunumunda kadın sağlığına ilişkin geçmişten bugüne sağlık alanındaki çalışmalardan bahsetti.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari de “Annelik ve Ruh Sağlığı” başlıklı konuşmasında annelerin yaşam boyunca yaşayabileceği ruhsal sorunlara dikkat çekerek ruh sağlığının önemini vurguladı.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü’nden Prof. Dr. Ayfer Aydın, “Özel Gereksinimli Çocuğu olan Annelerin Bakım Yükü” başlıklı konuşmasında özellikle hemşirelere düşen görev ve sorumlulukları anlattı.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anneler-gunu-dolayisiyla-calisan-anne-olmak-etkinligi-duzenlendi-633827">Anneler Günü dolayısıyla &#8220;Çalışan Anne Olmak&#8221; etkinliği düzenlendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikologlar görünmeyen dengeyi kuruyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikologlar-gorunmeyen-dengeyi-kuruyor-633818</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 10:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dengeyi]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[kuruyor]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[psikologlar]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[taşkın]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633818</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, 10 Mayıs Psikologlar Günü kapsamında psikologların ruh sağlığını koruma, iyileştirme ve güçlendirme sürecindeki rolünden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikologlar-gorunmeyen-dengeyi-kuruyor-633818">Psikologlar görünmeyen dengeyi kuruyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, 10 Mayıs Psikologlar Günü kapsamında psikologların ruh sağlığını koruma, iyileştirme ve güçlendirme sürecindeki rolünden bahsetti.</p>
<p><strong>Psikologlar yalnızca sorun çözmüyor!</strong></p>
<p>Sağlığın yalnızca bedensel iyilik hali değil zihinsel, duygusal ve sosyal boyutlarıyla bir bütün olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Psikologlar tam da bu bütünlüğün görünmeyen ama belirleyici kısmında çalışır.” dedi.</p>
<p>Psikoloğun sağlık sistemi içindeki temel rolünü açıklayan Taşkın, “Psikoloğun temel rolü, bireyin düşünce, duygu ve davranış süreçlerini bilimsel yöntemlerle değerlendirerek ruh sağlığını korumak, geliştirmek ve bozulduğunda yeniden yapılandırmaktır. Biz yalnızca ‘sorun çözmeyiz’ aynı zamanda kişinin içsel kaynaklarını fark etmesine ve daha işlevsel bir yaşam kurmasına eşlik ederiz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ekip çalışması, tedavi etkinliğini doğrudan artırıyor!</strong></p>
<p>Ruh sağlığı alanının doğası gereği multidisipliner bir yapıya sahip olduğunu ifade eden Özgenur Taşkın, “Psikiyatristler medikal değerlendirme ve gerektiğinde farmakolojik tedavi yürütürken, psikologlar psikoterapi ve psikolojik değerlendirme süreçlerini üstlenir. Gerektiğinde hekimler, sosyal hizmet uzmanları, fizyoterapistler gibi diğer profesyonellerle iş birliği yaparak kişiye bütüncül bir bakım sunulur. Bu ekip çalışması, tedavi etkinliğini doğrudan artırır.” dedi.</p>
<p>Psikolojik değerlendirme sürecinin işleyişine değinen Taşkın, “Klinik görüşme, gözlem ve bilimsel geçerliliği olan testlerin birlikte kullanıldığı sistematik bir süreçtir. Amaç sadece tanı koymak değil; bireyin güçlü yönlerini, zorlanma alanlarını ve ihtiyaçlarını anlamaktır. Bu süreç kişiye özel bir yol haritası oluşturmanın temelidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Psikoloğa gitmek ‘son çare’ değil, farkındalık ve kendine yatırım süreci! </strong></p>
<p>Bilinenin aksine psikoloğa gitmek için ‘çok ciddi bir sorun’ olması gerekmediğine dikkat çeken Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Psikoloğa gitmek bir ‘son çare’ değil, bir farkındalık ve kendine yatırım sürecidir. İnsanlar yalnızca kriz anlarında değil kendilerini daha iyi tanımak, ilişkilerini güçlendirmek veya yaşam kalitelerini artırmak için de psikolojik destek alabilir.” dedi.</p>
<p>Psikologlara dair toplumda hala yanlış inanışlar olduğunu kaydeden Taşkın, şunları söyledi:</p>
<p>“En sık karşılaştığımız yanlış inanışlardan biri, psikoloğun ‘akıl okuduğu’ ya da ‘sadece nasihat verdiği’ düşüncesidir. Oysa psikologlar bilimsel yöntemlerle çalışır ve danışanın aktif katılımını esas alır. Bir diğer yanlış inanış da psikoloğa gitmenin ‘zayıflık’ göstergesi olduğudur. Gerçekte bu, kişinin kendine karşı sorumluluk alabilme kapasitesinin bir göstergesidir.”</p>
<p><strong>Psikolojik destek tedaviye uyumu arttırıyor ve iyileşme sürecini hızlandırıyor!</strong></p>
<p>Günümüzde stres, kaygı, depresyon ve tükenmişlik gibi ruhsal sorunlar giderek yaygınlaştığına işaret eden Taşkın, “Bunun yanı sıra kronik hastalıklarla yaşayan bireylerin psikolojik yükü de artıyor. Psikologlar bu noktada hem önleyici hem de iyileştirici rol üstlenerek sağlık sisteminin sürdürülebilirliğine katkı sağlıyor.” dedi.</p>
<p>Psikolojik durumun, fiziksel iyileşme sürecini de doğrudan etkilediğini aktaran Taşkın, “Örneğin kaygı ve depresyon, tedaviye uyumu düşürebilir stres ise bağışıklık sistemini zayıflatabilir. Psikolojik destek alan bireylerde tedaviye uyumun arttığını, yaşam kalitesinin yükseldiğini ve iyileşme sürecinin daha sağlıklı ilerlediğini görüyoruz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Destek ihtiyacını fark etmek psikolojik dayanıklılığın ilk adımı!</strong></p>
<p>Psikoloğu, ‘bireyin iç dünyasını anlamlandırmasına yardımcı olarak ruhsal dengeyi kuran ve bu denge üzerinden genel sağlığı destekleyen profesyonel’ olarak tanımlayan Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Ruh sağlığı, ertelenebilecek bir alan değil; yaşam kalitesinin temelidir. Destek almak bir ihtiyaçtır ve bu ihtiyacı fark etmek güçsüzlük değil, psikolojik dayanıklılığın ilk adımıdır.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikologlar-gorunmeyen-dengeyi-kuruyor-633818">Psikologlar görünmeyen dengeyi kuruyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yemeği kesmek depresyona sürüklüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-633806</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 10:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[depresyona]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kesmek]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[oturum]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sürüklüyor]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yemeği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633806</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen "III. Ulusal Beslenme ve Diyetetikte Güncel Yaklaşımlar Kongresi," "Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık" temasıyla NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu'nda alanında uzman akademisyenleri ve klinisyenleri bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-633806">Yemeği kesmek depresyona sürüklüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen &#8220;III. Ulusal Beslenme ve Diyetetikte Güncel Yaklaşımlar Kongresi,&#8221; &#8220;Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık&#8221; temasıyla NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu&#8217;nda alanında uzman akademisyenleri ve klinisyenleri bir araya getirdi.</p>
<p>Kongrenin açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaptı. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Yeme bozukluğunda, aç olmadan yiyor kişi”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılışta yaptığı konuşmada, Türkiye’nin obezite sıralamasında dünyada ilk sıralarda yer almasının dikkat çekici olduğunu ifade ederek, obezitenin yalnızca yanlış beslenme alışkanlıklarıyla açıklanamayacağını, psikolojik etkenlerin de önemli rol oynadığını kaydetti.</p>
<p>Yeme bozuklukları ile bağımlılık mekanizmalarının beyinde benzer süreçlerle ilişkili olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, beyindeki ödül sisteminin bu süreçte belirleyici rol oynadığını kaydederek, şunları söyledi:</p>
<p>“Beyindeki ödül sistemi, ‘ödül yetmezliği sendromu’ diye geçiyor bağımlılığın aslında nörobiyolojik karşılığı, patofizyolojisi. Ödül yetmezliği sendromunda beyindeki dopamin yetersizliği oluyor. Özellikle yeme bozukluğunda da o ‘duygusal yeme’ dedikleri, ‘duygusal açlık’ dedikleri yeme bozukluğunda, aç olmadan yiyor kişi. Bir şeye üzülünce yiyor, neşelenince yiyor.”</p>
<p><strong>Duygusal yeme sadece fiziksel açlıkla ilgili değil</strong></p>
<p>Duygusal yemenin yalnızca fiziksel açlıkla ilgili olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, yıllar önce karşılaştığı bir hastanın yaşadıklarını örnek gösterdi. Depresyon sürecindeki hastanın yemek yemeye adeta bir yaşam anlamı yüklediğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Hatta unutmam, bir hasta vardı; depresyondaydı, bayağı bir kiloluydu. Bir ara dahiliyeciye gitmiş; ‘onu yeme, bunu yeme, şunu yeme’ demişler. Adam demiş ki; ‘Doktor Bey, benim bu kadar yemem senin için neden önemli? Ben yemeyeceksem niye yaşayayım ki?’ Düşünün, yemeye öyle bir anlam yüklemiş ki, yemek onun için bir yaşam sebebi.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yeme alışkanlıklarının bir anda terk edilmesi psikolojik etkilere neden oluyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, uzun yıllar boyunca süren yeme alışkanlıklarının bir anda terk edilmesinin kişide ciddi psikolojik etkiler oluşturabileceğini belirterek, bunun bazı bireylerde “narsistik yaralanma”ya yol açabileceğini ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, “Bir kimseye senelerce yaptığı bir alışkanlığı tıbbi nedenlerle terk etmesini söylemek, ödül davranışını terk etmek gibi oluyor ve bunu terk etmeyle ‘narsistik yaralanma’ yaşıyor. Yani sevgi yatırımı yemeğe yapmış, bedenine yapmış, duygusal yatırımını buna yapmış. Onu elinden aldığınızda birdenbire narsistik yaralanma yaşıyor ve depresyona giriyor. Böyle durumlar duygusal yeme bozukluğunun arka planındaki nedenler.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Beslenme uzmanları yalnızca yasaklayıcı yaklaşım benimsememeli</strong></p>
<p>Beslenme uzmanlarının ve hekimlerin yalnızca yasaklayıcı bir yaklaşım benimsememesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Dahiliyeciler için de diyetisyenler ve beslenme uzmanları için de aynı şey geçerli; sadece yemeği keserek hastanın depresyona girmesine sebep olmayalım. Nasıl yaparsınız bilmiyorum ama ona öyle bir şekilde yaklaşmalı ki; ‘kibrit kutusu kadar peynir’ gibi klasik örneklerin dışındaki daha ustaca yöntemlerle onu ikna etmek gerekiyor. Biraz hastanın psikolojisini anlamak gerekiyor. Önce insan, sonra hasta. İnsanın ruh sağlığı yerinde olmayınca diyetine sadık kalmıyor.” dedi.</p>
<p>Kongrede yeme bozuklukları, beslenme alışkanlıkları ve davranış kalıplarının ele alınmasının önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, genç diyetisyen adaylarının duygusal yemenin bağımlılık boyutunu da dikkate almaları gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin: “Beslenme konusu günümüzde çok daha kritik bir noktaya geldi”</strong></p>
<p>Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin de bilimsel etkinliklerin sürdürülebilir olmasının önemine dikkat çekerek, “Bugün üçüncüsünü yaptığımız kongremizde bir aradayız. Rakam sayısı arttıkça mutlu oluyorum çünkü bu tür kongrelerin sürekliliği hem kurum için hem ülkemiz için hem bilim için hem dünya için çok büyük katkıları olan yaklaşımlar.” diye konuştu. dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Ertekin, beslenme konusunun günümüzde çok daha kritik bir noktaya geldiğini ifade ederek, özellikle pandemi sonrasında insanların yaşam biçimlerinin değiştiğini, hareketsiz yaşamın ve işlenmiş gıda tüketiminin yaygınlaşmasının obezite oranlarını artırdığını söyledi.</p>
<p><strong>Dünya nüfusunun yüzde 30-35’i obez</strong></p>
<p>Dünya genelindeki obezite verilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Ertekin, “Dünya nüfusunu da çok kabaca 8.3 milyar gibi düşünürsek, bunun yüzde 30-35’inin fazla kilolu ve obez olduğu söyleniyor. 1 milyardan fazla obez insan var ve bu sayı gittikçe artıyor.” dedi.</p>
<p>Çocukluk çağı obezitesindeki artışın da endişe verici boyutlara ulaştığını ifade eden Prof. Dr. Ertekin, “Bizim mesleğe ilk başladığımız yıllarda gebelik diyabeti diyebildiğimiz bir kavram doğru dürüst yokken şimdi sayıları çok arttı. Ufak çocuklar en büyük sıkıntıyı çekenler. 5-19 yaş arasında son 2-3 yıl içinde 177 milyondan fazla çocuğun obez olduğunu görmeye başladık.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Obeziteyle mücadelenin bilimsel çalışmalar ve topluma yönelik bilinçlendirme faaliyetleriyle mümkün olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Ertekin, beslenme alanındaki uzmanların önemli bir sorumluluk taşıdığını söyledi.</p>
<p><strong>Prof. Dr.  Müge Arslan</strong>: “<strong>Kongre farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getiriyor”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, kongrenin bilimsel ve pratik boyutuna dikkat çekerek, “Bu yıl ‘Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık’ temasıyla düzenlediğimiz kongremiz yalnızca bilimsel verilerin paylaşımı değil, aynı zamanda bilimin pratiğe dönüşümüne de odaklanmaktadır. Kongremiz; diyabet, obezite, kardiyometabolik risk faktörleri, fonksiyonel besinler, nütrigenetik gibi önemli bilimsel verilerin paylaşımının yanı sıra aynı zamanda klinik uygulamaları ve çoklu çözüm önerilerini de içermektedir.” dedi.</p>
<p>Kongrenin Türkiye’de bir ilke de ev sahipliği yaptığını ifade eden Prof. Dr. Arslan, “Ayrıca buradan büyük bir onur ve mutlulukla şunu da paylaşmak isterim; kongremiz Türkiye&#8217;de bir ilk olma özelliğine de sahiptir. Çünkü ‘Gelecekten Geleneğe Anadolu Mutfağı&#8217;na Sağlıklı Dönüşümler’ workshopu’yla ülkemizde ilk kez Anadolu mutfağını bilimsel donelerle ele alan kongre olma özelliğine de sahip. Bu nedenle ayrıca bu kongreyle sizlerle buluşmasına vesile olduğumuz için büyük bir mutluluk duyduğumu da dile getirmek isterim.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Kongrenin farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getireceğini belirten Prof. Dr. Arslan, “Bu kongrenin hem sahada aktif olarak çalışan hekim, hemşire, diyetisyen hem de aynı zamanda bilimsel arenada aktif olarak çalışan bilim insanı ve öğrencilerin bir araya geldiği, önemli iş birliklerinin oluştuğu ve aynı zamanda kuvvetli bilimsel bağlantıların oluştuğu kıymetli bir kongre olacağı kanısındayım.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kongre 2 gün sürüyor</strong></p>
<p>Kongrenin açılışının ardından Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan, Prof. Dr. Gül Kızıltan’ın Oturum Başkanlarında düzenlenen “Metabolik Riskten Çözüme: Obezite” konulu oturumda Prof. Dr. Bülent Yardımcı “Obezite ve Kronik İnflamasyon”, Dr. Öğr. Üyesi Z. Begüm Kalyoncu Atasoy “Obezitede Kişiselleştirilmiş Tedavi: Epigenetik Perspektifler”, Prof. Dr. Mahir Özmen “Obezite Metabolik Hastalık Varlığında; Neden, Kime, Hangi Cerrahi Müdahale?” ve Doç. Dr. Orçun Yalav “Obezite Tedavisinde Yeni Ufuklar. GLP-1 Analogları ve Metabolik Cerrahi” konusunu ele aldı. </p>
<p>Oturum başkanlıklarını Prof. Dr. Mahir Özmen ve Prof. Dr. Müge Arslan’ın yaptığı “Kardiyometabolik Risk Yönetiminde Multidisipliner Yaklaşımlar” oturumunda da Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan “Kardiyometabolik Sağlığın Haritası: Risk Faktörleri ve Güncel Veriler”, Doç. Dr. Tuğçe AYTULU “Kardiyometabolik Riskleri Azaltmada Yaşam Tarzı Stratejileri” ve Uzm. Dr. Füsun Helvacı da “Kardiyometabolik Risk Yönetiminde Endotel Disfonksiyon” konusunda konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Müge Arslan ve Doç. Dr. Orçun Yalav’ın Oturum Başkanları olduğu “Diyabette Beslenme Araştırmalarında Yeni Ufuklar” başlıklı oturumda da Prof. Dr. Gül Kızıltan “Makrobesin Dengesi ve Glisemik Kontrol: Karbonhidratın Gücü ve Alternatif Yaklaşımlar”, Dr. Öğr. Üyesi Tuğçe Özlü Karahan “Bitkisel Temelli Diyetler ve Diyabet: Prognoz ve Klinik Sonuçlar”, Dr. Öğr. Üyesi Vahibe Uluçay Kestane de “Diyabette Mitokondriyal Disfonksiyon: Beslenme Temelli Yaklaşımlar” konularını ele aldı.</p>
<p><strong>Alanında uzman konuşmacılar, güncel bilimsel verileri paylaşıyor</strong></p>
<p>Kongrenin ikinci gününde öne çıkan konular arasında, metabolik mikrobiyota ve sistemik inflamasyon ilişkisi, yağ, ağrı ve inflamasyon, inflamasyon, obezite ve antiaging gibi başlıklar yer aldı. Alanında uzman konuşmacılar, güncel bilimsel verileri paylaşarak, klinik uygulamalara ışık tuttular.</p>
<p>Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan ve Prof. Dr. Gül Kızıltan’ın Oturum Başkanları olduğu oturumda Prof. Dr. Aytaç Atamer “Metabolilk Sağlıkta mikrobiyata ve Sistemik İnflamasyon İlişkisi”, Dr. Dyt. Dilek Doğan “Yağ, Ağrı ve İnflamasyon: Beslenme Perspektifinde Lipödemi Anlamak ve Yönetmek”, Dr. Öğr. Üyesi Fulya Çakıloğlu Barbaros “İnflamasyon, Obezite ve Antiaging” ve Doç. Dr. Nazlı Batar “Hücresel Yaşlanmayı Beslenme İle Yavaşlatmak: Longevity ve İnflamaging Üzerine” konularını ele aldı.</p>
<p>Doç. Dr. Nazlı Batar ve Doç. Dr. Tuğçe Aytulu’nun Oturum Başkanları olduğu oturumda da vaka sunumları gerçekleştirildi. Dr. Dyt. Olcay Barış (Bariyatrik Cerrahi), Uzm. Dyt. Handan Doğan Kavuştu (GLP-1 Kullanımı) ve Dr. Dyt. Dilek Doğan (Lipödem) konularında deneyimlerini paylaştı.</p>
<p>Kongre kapsamında ayrıca, &#8220;Gelecekten Geleceğe Anadolu Mutfağında Sağlıklı Dönüşümler&#8221; temalı bir workshop düzenlendi. Workshop&#8217;ta, Anadolu mutfağının geleneksel lezzetleri ile güncel bilimsel veriler bir araya getirilerek, sağlıklı beslenme konusunda pratik bilgiler sunuldu.</p>
<p>Kongre, beslenme ve diyetetik alanındaki uzmanları, akademisyenleri ve öğrencileri bir araya getirdi. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-633806">Yemeği kesmek depresyona sürüklüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Canik&#8217;te Oytun Erbaş Rüzgârı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/canikte-oytun-erbas-ruzgari-633587</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:38:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[canik]]></category>
		<category><![CDATA[erbaş]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür Ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Oytun]]></category>
		<category><![CDATA[programlar]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgarı]]></category>
		<category><![CDATA[te]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633587</guid>

					<description><![CDATA[<p>Canik Belediyesi'nin Prof. Dr. Oytun Erbaş'ı vatandaşlarla buluşturduğu konferans programında salonlar doldu taştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/canikte-oytun-erbas-ruzgari-633587">Canik&#8217;te Oytun Erbaş Rüzgârı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span>Canik Belediyesi&#8217;nin Prof. Dr. Oytun Erbaş&#8217;ı vatandaşlarla buluşturduğu konferans programında salonlar doldu taştı.</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Canik Belediyesi&#8217;nin Prof. Dr. Oytun Erbaş&#8217;ın katılımıyla ilçede gerçekleştirdiği &#8216;Konuşacak Çok Şey Var!&#8217; konferans programı büyük ilgiyle sahne oldu. Salonların dolup taştığı programda nörogelişim hakkında bilgiler veren ve mesleki tecrübelerini aktaran Prof. Dr. Oytun Erbaş, ayrıca vatandaşların ve gençlerin sorularını yanıtladı. Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı, programda gerçekleştirdiği konuşmada kültür ve sanat alanında uzun yıllar hafızalarda yer edinen programlar gerçekleştirmeye devam ettiklerini ifade ederek, kültür ve sanatta örnek programlara imza atmaya devam edeceklerini kaydetti. &#8220;Kültür ve sanatta öncü belediye ünvamızla çalışmaya devam ediyoruz&#8221; diyen Başkan İbrahim Sandıkçı, farklı konu başlıklarında konferans ve seminer programlarını sürdüreceklerini vurguladı. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Hız Kesmeden Devam </span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Kültür ve sanat programlarını ara vermeden sürdürdüklerine işaret eden Başkan İbrahim Sandıkçı, &#8220;Hem gönül dünyamızı hem de bilgi hazinemizi doldurduğumuz kültür ve sanat programlarımızda 7’den 70’e tüm hemşehrilerimizle bir araya gelmeyi sürdürüyoruz. Etkinlik takvimimizi hemşehrilerimizin ve gençlerimizin önerileri doğrultusunda oluşturuyoruz. Kültürümüzün ve değerlerimizin yaşatılmasına ve gelecek kuşaklara aktarılmasına öncülük eden, bilgi yolculuğumuzun mümtaz durakları olan kültür ve sanat programlarımıza kesintisiz bir şekilde devam edeceğiz&#8221; diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Prof. Dr. Erbaş&#8217;tan Altın Kurallar</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Sezai Karakoç Canik Kültür Merkezi&#8217;nde gerçekleşen konferans programında erken yaşlarda beyin gelişiminin önemine değinen Prof. Dr. Oytun Erbaş, kendine has üslubuyla gerçekleştirdiği sunumla alkışları topladı. Çocuklarda oluşan sosyal medya bağımlılığının, erken gelişim dönemi üzerindeki zararlarından bahseden Prof. Dr. Oytun Erbaş ebeveynlere uyarılarda bulunduğu konuşmasında, ayrıca Alzheimer hastalığını önlemeye yönelik yapılması gerekenler ile ilgili vatandaşlara bilgiler aktardı. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Programa ayrıca AK Parti Canik İlçe Başkanı Muhammet Emin Duran, Canik İlçe Milli Eğitim Müdürü Zahit Köseoğlu, Canik Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Yusuf Celil Caner, protokol üyeleri ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri de katıldı.</span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/canikte-oytun-erbas-ruzgari-633587">Canik&#8217;te Oytun Erbaş Rüzgârı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz aylarında cilt kanserine karşı 8 önlem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-cilt-kanserine-karsi-8-onlem-633581</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:38:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserine]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633581</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte güneşe maruz kalma süresi artarken, cilt sağlığını korumak daha da önem kazanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-cilt-kanserine-karsi-8-onlem-633581">Yaz aylarında cilt kanserine karşı 8 önlem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte güneşe maruz kalma süresi artarken, cilt sağlığını korumak daha da önem kazanıyor. 1–31 Mayıs Cilt Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında ultraviyole (UV) ışınlarının cilt kanseri gelişimindeki rolüne dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Uzun süreli ve kontrolsüz güneş maruziyeti cilt hücrelerinde hasara yol açarak kanser gelişimini tetikleyebilir. Bu nedenle güneş ışınlarından doğru zamanda ve doğru şekilde yararlanmak, ayrıca ciltteki değişimleri dikkatle izlemek çok kıymetli” dedi.</strong></p>
<p>Ciltte oluşan yeni lezyonlar ya da mevcut benlerde şekil, renk ve boyut değişikliklerinin dikkate alınması gerektiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Özellikle büyüyen, düzensizleşen, renk değişikliği gösteren veya kanama eğilimi olan oluşumların gecikmeden değerlendirilmesi gerekir. Asimetri, kenar düzensizliği ve hızlı büyüme gibi belirtiler kanserin erken sinyalleri arasında yer alabilir. Bu dönemde fark edilen vakalarda tedavi başarısı oldukça yüksekken, ihmal edilen durumlarda hastalık ilerleyerek farklı dokulara yayılabilir. Bu noktada kişilerin kendi ciltlerini düzenli olarak gözlemlemesi ve fark ettikleri değişiklikleri önemseyerek gecikmeden bir sağlık merkezine başvurması kritik” dedi.</p>
<p><strong>Deodoranttan değil merdiven altı üretimden korkulmalı</strong></p>
<p>Cilt kanseri denince bir diğer merak edilen konunun parfüm ya da parfümlü ürünlerin kullanımı olduğunu açıklayan Yıldırım, “Bu ürünlerin kullanımı ile kanser riskinde artışa dair bilimsel bir kanıt bulunmuyor. Parfümler, deodorantlar ve banyo ürünleri gibi pek çok üründe kullanılan kokular, farklı kimyasal bileşenlerden oluşsa da bu içerikler dünya çapındaki denetleyici kurumlar tarafından inceleniyor ve güvenlik açısından değerlendiriliyor. Bu nedenle uygun koşullarda üretilmiş, dermatolojik testlerden geçmiş ve sağlık otoritelerince onaylanmış ürünlerin kullanımında bir sakınca yok. Ancak merdiven altı üretilen sahte parfüm ve deodorantlarda toksik maddeler bulunabileceği için bu tür ürünlere karşı dikkatli olunmalı” dedi.</p>
<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Tıbbı Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım yaz aylarında cilt kanserinden korunmak için dikkat edilmesi gereken 8 maddeden bahsetti:</p>
<ol>
<li>Güneş ışınlarının yoğun olduğu saatlerde (10.00–16.00) dışarı çıkmaktan kaçınmalı, gerekiyorsa gölgede kalınmalı. </li>
<li>Cilt kanserleri en sık yüz, kulak, burun ve alın bölgesinde görüldüğü için geniş kenarlı şapka kullanılmalı. </li>
<li>UVA ve UVB korumalı uygun bir güneş gözlüğü tercih edilmeli. </li>
<li>En az SPF 30 içeren güneş koruyucu kremler, dışarı çıkmadan 20-30 dakika önce sürülmeli ve gün içinde yenilenmeli. </li>
<li>Açık renkli, uzun kollu ve sık dokumalı giysiler tercih edilerek cilt fiziksel olarak korunmalı. </li>
<li>Solaryum gibi yapay bronzlaşma yöntemlerinden kaçınılmalı, bronzlaşmanın bir cilt hasarı olduğu unutulmamalı. </li>
<li>Benlerde şekil, renk veya boyut değişikliği fark edildiğinde vakit kaybetmeden bir uzman görüşü alınmalı. </li>
<li>Erken yaş maruziyeti cilt kanseri riskini artırabileceği için çocukluk ve gençlik döneminde güneş yanıklarına karşı özellikle dikkatli olunmalı.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-cilt-kanserine-karsi-8-onlem-633581">Yaz aylarında cilt kanserine karşı 8 önlem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnmede &#8220;Yüz, Kol, Konuşma Testi&#8221; hayat kurtarıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/inmede-yuz-kol-konusma-testi-hayat-kurtariyor-633578</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:38:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[inme]]></category>
		<category><![CDATA[kol]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[nmede]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[testi]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633578</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında felç olarak da adlandırılan inmenin en basit anlatımıyla, “beynin bir bölgesine giden kan akışının kesilmesi” olarak tanımlanabileceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi ve Nöroloji Uzmanı Meltem Can İke, inme belirtilerini tanımanın hayat kurtaracağını söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inmede-yuz-kol-konusma-testi-hayat-kurtariyor-633578">İnmede &#8220;Yüz, Kol, Konuşma Testi&#8221; hayat kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında felç olarak da adlandırılan inmenin en basit anlatımıyla, “beynin bir bölgesine giden kan akışının kesilmesi” olarak tanımlanabileceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi ve Nöroloji Uzmanı Meltem Can İke, inme belirtilerini tanımanın hayat kurtaracağını söyledi. “İnme geldiğinde size haber verir. Bu belirtileri tanımak hayat kurtarır” diyen Dr. Öğr. Üyesi Meltem Can İke, yüz, kol ve konuşma testi yapılmasını önerdi. “Yüz testinde kişiden gülümsemesini isteyin. Yüzün bir tarafında kayma veya sarkma var mı? Her iki kolunu havaya kaldırmasını isteyin. Bir kol aşağıya doğru düşüyor mu? Konuşmayla ilgili olarak da basit bir cümleyi tekrarlatın (&#8220;Bugün hava çok güzel&#8221; gibi). Kelimeler peltekleşiyor mu, konuşma tuhaflaşıyor mu? Eğer bu belirtilerden biri bile varsa vakit kaybeden 112 Acil Servisi arayın” dedi.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, 10 Mayıs Dünya İnme Önleme ve Farkındalık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada inmenin önlenmesine ilişkin alınacak tedbirleri değerlendirdi.</p>
<p>İnme bir kader değildir</p>
<p>Halk arasında felç olarak bilinen inmenin bir kader olmadığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şunları söyledi: “Her yıl binlerce insan, hayatını bir anda değiştiren o sessiz düşmanla karşılaşıyor: İnme. Oysa birçoğumuzun &#8220;felç&#8221; olarak bildiği bu tablo, aslında çoğu zaman bağıra bağıra geliyor. 10 Mayıs Dünya İnme Önleme Günü vesilesiyle, bir nöroloji uzmanı olarak size en net mesajımı başta vermek istiyorum: İnme bir kader değildir; önlenebilir, tedavi edilebilir ve en önemlisi zamanla yarışarak yenilebilir!”</p>
<p>İnme Nedir? Beyinde Neler Oluyor?</p>
<p>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, en basit anlatımıyla inmenin, beynin bir bölgesine giden kan akışının kesilmesi olduğunu belirterek “Bunu bir sulama sistemine benzetebiliriz. Eğer boru tıkanırsa (İskemik İnme) veya boru patlarsa (Hemorajik İnme), bahçedeki bitkiler (yani beyin hücrelerimiz) susuz kalır ve hızla kurumaya başlar. Beyin hücreleri ölürse, o bölgenin yönettiği konuşma, hareket veya hafıza gibi fonksiyonlar da ne yazık ki durur” diye konuştu.</p>
<p>Belirtileri Ezberleyin: &#8220;Yüz, Kol, Konuşma!&#8221;</p>
<p>İnme geldiğinde yapılması gereken üç test olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şöyle devam etti: </p>
<p>“İnme geldiğinde size haber verir. Bu belirtileri tanımak hayat kurtarır. Kendinizde veya yakınınızda şu üç testi yapın:</p>
<p>• Yüz: Kişiden gülümsemesini isteyin. Yüzün bir tarafında kayma veya sarkma var mı?</p>
<p>• Kol: Her iki kolunu havaya kaldırmasını isteyin. Bir kol aşağıya doğru düşüyor mu?</p>
<p>• Konuşma: Basit bir cümleyi tekrarlatın (&#8220;Bugün hava çok güzel&#8221; gibi). Kelimeler peltekleşiyor mu, konuşma tuhaflaşıyor mu?</p>
<p>Eğer bu belirtilerden biri bile varsa, &#8220;biraz uyusun geçer&#8221; ya da &#8220;tansiyonu çıkmıştır, limonlu su içirelim&#8221; diyerek vakit kaybetmeyin! Tek yapmanız gereken derhal 112 Acil Servis&#8217;i aramaktır.”</p>
<p>Risk faktörlerine dikkat!</p>
<p>İnmede çeşitli risk faktörleri olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Bazı riskleri değiştiremeyiz; yaşımız, cinsiyetimiz veya aile geçmişimiz gibi. Ancak asıl suçluları kontrol etmek bizim elimizdedir” diyerek bu faktörleri şöyle sıraladı:</p>
<p>Yüksek Tansiyon: İnmenin bir numaralı dostu, sizin ise baş düşmanınızdır.</p>
<p>Sinsi Şeker Hastalığı: Damarların yapısını bozarak pıhtı oluşumuna zemin hazırlar.</p>
<p>Kalp Ritim Bozuklukları: Kalpte oluşan bir pıhtının beyne fırlatılmasına neden olabilir.</p>
<p>Kötü Alışkanlıklar: Sigara, aşırı alkol ve hareketsiz yaşam, beyin damarlarını hızla yaşlandırır.</p>
<p>İnme yüzde 80 oranında önlenebilir!</p>
<p>İnmenin yüzde 80 oranında önlenebildiğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, yaşam tarzında yapılacak küçük değişikliklerin inmeden büyük oranda koruyucu etkisi olduğunu belirterek şunları söyledi:</p>
<p>Hareket Edin: Günde 30 dakikalık tempolu bir yürüyüş bile damarlarınızı genç tutar.</p>
<p>Tabağınızı Renklendirin: Akdeniz mutfağına (zeytinyağı, sebze, balık) şans verin.</p>
<p>Tuzu Azaltın: Tansiyonunuzu dengede tutmanın en kısa yolu budur.</p>
<p>Zaman Beyindir!</p>
<p>İnme geçiren bir hastada her dakika yaklaşık 1,9 milyon beyin hücresinin öldüğünü kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Bu yüzden nörolojide bizim bir mottomuz vardır: Zaman beyindir! Eğer hastaneye ilk 4,5 saat içinde ulaşılırsa, damar açıcı ilaçlarla veya anjiyo benzeri yöntemlerle (trombektomi) pıhtıyı çekip almak mümkündür. Erken müdahale edilen hastaların birçoğu, hiçbir hasar kalmadan normal hayatına dönebilmektedir” dedi.</p>
<p>İnme karşısında en güçlü silahınız bilgi ve hızdır</p>
<p>İnme geçirmiş olmanın damar sistemindeki bir zafiyeti gösterdiğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ancak doktorunuzun verdiği kan sulandırıcı ilaçları düzenli kullanır, risk faktörlerini kontrol altına alırsanız, ikinci bir inme riskini çok düşük seviyelere çekebilirsiniz. Sonuç olarak; İnme geliyorum der. Belirtileri öğrenin, sevdiklerinize anlatın ve unutmayın; inme karşısında en güçlü silahınız bilgi ve hızdır. Beyniniz vücudunuzun komuta merkezidir. Onu korumak için bugün bir adım atın.”</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inmede-yuz-kol-konusma-testi-hayat-kurtariyor-633578">İnmede &#8220;Yüz, Kol, Konuşma Testi&#8221; hayat kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnmenin 3 kritik belirtisini &#8216;yüz, kol, konuşma&#8217; şifresiyle hatırlamak hayat kurtarır!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/inmenin-3-kritik-belirtisini-yuz-kol-konusma-sifresiyle-hatirlamak-hayat-kurtarir-633566</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:38:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisini]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[inme]]></category>
		<category><![CDATA[kol]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[nmenin]]></category>
		<category><![CDATA[şifresiyle]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633566</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, 10 Mayıs Dünya İnme Farkındalık Günü kapsamında inmenin belirtileri, hızlı müdahalenin önemi ve toplumdaki yanlış inanışların tehlikesi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inmenin-3-kritik-belirtisini-yuz-kol-konusma-sifresiyle-hatirlamak-hayat-kurtarir-633566">İnmenin 3 kritik belirtisini &#8216;yüz, kol, konuşma&#8217; şifresiyle hatırlamak hayat kurtarır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, 10 Mayıs Dünya İnme Farkındalık Günü kapsamında inmenin belirtileri, hızlı müdahalenin önemi ve toplumdaki yanlış inanışların tehlikesi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>İnme sinsice değil, ‘yıldırım hızıyla’ gelir!</strong></p>
<p>İnme’nin beyni besleyen damarlardan birinin aniden tıkanması veya yırtılarak kanaması sonucu, o bölgedeki beyin hücrelerinin oksijensiz kalarak ölmeye başlaması durumu olduğunu kaydeden Dr. Celal Şalçini, “Bunu bir şehrin ana su borusunun patlaması veya tıkanması gibi düşünebilirsiniz; su gitmeyen yerlerde hayat durur. İnme gerçekleştikten sadece dakikalar sonra milyonlarca nöron kaybedilir, bu da beynin o bölgesi tarafından kontrol edilen konuşma, hareket ve hafıza gibi fonksiyonların devre dışı kalmasına neden olur.” dedi.</p>
<p>İnmenin en kritik belirtilerinin ‘yüz, kol, konuşma’ kuralıyla hatırlanabileceğine işaret eden Dr. Şalçini “Yüzde yamulma, bir kolun havada tutulamayıp düşmesi ve konuşmanın peltekleşmesi en net uyarıcılardır. Belirtiler genellikle saniyeler içinde, aniden ortaya çıkar ve her geçen dakika beyin dokusunun kaybı hızlanır. Unutmayın, inme sinsi değil, ‘yıldırım hızıyla’ gelen bir durumdur; belirtilerin kendi kendine geçmesini beklemek en büyük hatadır.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Şüphe anında ilk adım: Sadece 112!</strong></p>
<p>“Bir yakınınızda veya kendinizde inme şüphesi duyduğunuz anda yapmanız gereken tek bir şey vardır; hemen 112 Acil Servis’i aramak.” diyen Dr. Celal Şalçini, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kendi imkanlarınızla hastaneye gitmeye çalışmak veya hastaya su içirmek, aspirin vermek ya da tansiyon ilacı yutturmak gibi müdahaleler durumu daha da kötüleştirebilir. Ambulans ekibi, sizi en doğru donanıma sahip ‘İnme Merkezi’ne yönlendirerek tedavi sürecini daha yolda başlatacaktır.</p>
<p>İnmede ‘zaman beyindir’. Belirtiler başladıktan sonraki ilk 4-5 saat içinde yapılan pıhtı çözücü tedaviler veya ilk saatlerdeki anjiyo müdahaleleriyle beyin hasarı tamamen önlenebilir ya da minimuma indirilebilir. Müdahale ne kadar erken olursa, hastanın felç kalmadan normal hayatına dönme şansı o kadar artar. Kısacası, erken gelen hasta, sağlığını geri kazanma şansını yakalayan hastadır.”</p>
<p><strong>İnme uykuda geçmez, su çarpmakla düzelmez!</strong></p>
<p>Müdahalede geç kalınan her saatin, kalıcı engellilik riskini katlayarak artırdığına vurgu yapan Dr. Celal Şalçini, “Beyin hücreleri yenilenme kapasitesi oldukça kısıtlı hücrelerdir; oksijensiz kalan bölge tamamen öldüğünde, o bölgenin yönettiği el, kol, bacak gibi organlarda kalıcı felç, yutma bozuklukları veya konuşma kaybı meydana gelir. Gecikmiş vakalarda tedavi süreci aylar süren zorlu fizik tedavi seanslarına evrilir ve maalesef tam iyileşme her zaman mümkün olmayabilir.” dedi.</p>
<p>Halk arasında ‘tansiyonu yükseldi, biraz uyusun geçer’ veya ‘yüzüne soğuk su çarpalım’ gibi inanışların maalesef ölüme veya sakatlığa davetiye çıkardığına dikkat çeken Dr. Şalçini, “İnme uykuda geçmez, su carpmakla düzelmez! Bir diğer yanlış ise inmenin sadece yaşlılarda görüldüğü algısıdır; oysa inme, bebeklerden genç yetişkinlere kadar her yaş grubunu etkileyebilen ciddi bir sağlık krizidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İnme önlenebilir bir hastalık!</strong></p>
<p>Yüksek tansiyonun, inmeye davetiye çıkaran bir numaralı sorun olduğunu ifade eden Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bunu şeker hastalığı, yüksek kolesterol ve sigara kullanımı izler. Ancak sağlıklı beslenme, günde 30 dakika yürüyüş ve tütün ürünlerinden uzak durmak gibi yaşam tarzı değişiklikleriyle inme riskini  azaltmak elimizdedir. Kendi sağlığınızın kaptanı olup bu riskleri yönetmek, en güçlü tedavi yöntemidir.</p>
<p>İnme ile mücadelede bu üç maddeyi hayat kurtarıcı bir rehber olarak kabul edin:</p>
<p>1. Vakit Kaybetme: Belirtiyi gördüğün an saati kontrol et ve hemen 112’yi ara.</p>
<p>2. Belirtileri Tanı: Yüzde kayma, kolda güçsüzlük ve konuşma bozukluğu varsa durum ciddidir.</p>
<p>3. Önlemini Al: Tansiyonunu kontrol altında tut ve hareket et; inme önlenebilir bir hastalıktır!”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inmenin-3-kritik-belirtisini-yuz-kol-konusma-sifresiyle-hatirlamak-hayat-kurtarir-633566">İnmenin 3 kritik belirtisini &#8216;yüz, kol, konuşma&#8217; şifresiyle hatırlamak hayat kurtarır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gözlerinizi sık ovuşturuyorsanız dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gozlerinizi-sik-ovusturuyorsaniz-dikkat-633537</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:37:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[gözlerinizi]]></category>
		<category><![CDATA[Keratokonus]]></category>
		<category><![CDATA[Kornea]]></category>
		<category><![CDATA[ovuşturuyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633537</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pek çoğumuzun adını bile duymadığı, geçmişte ‘nadir hastalık’ olarak kabul edilen Keratokonus, günümüzde gelişen teknoloji sayesinde çok sık tanı konulan ilerleyici bir göz hastalığı olarak öne çıkıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gozlerinizi-sik-ovusturuyorsaniz-dikkat-633537">Gözlerinizi sık ovuşturuyorsanız dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pek çoğumuzun adını bile duymadığı, geçmişte ‘nadir hastalık’ olarak kabul edilen Keratokonus, günümüzde gelişen teknoloji sayesinde çok sık tanı konulan ilerleyici bir göz hastalığı olarak öne çıkıyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Semra Akkaya Turhan</strong>, korneanın incelerek öne doğru sivri (konik) bir şekil almasına yol açan Kerakotonusa yönelik hastaların şikayetlerini şu sözlerle ifade ediyor: “Gözlük numaram çok sık değişiyor”, “Tek gözümle baktığımda harflerin gölgesi var, çift görüyorum”, “Geceleri farların etrafında haleler ve parıltılar oluşuyor, araba kullanmakta zorlanıyorum”, “Parlak ışıkta gözlerim kamaşıyor, sisli görüyorum”, “Astigmatım her kontrolde artıyor, gözlük işe yaramıyor.” </p>
<p>Son yıllarda ekran kullanımının artması, alerjik göz hastalıklarının yaygınlaşması ve kornea topografisiyle erken tanı konulabilmesi dolayısıyla keratokonus hastalarının sayısının ciddi ölçüde arttığını belirten Prof. Dr. Turhan, keratokonusa zemin hazırlayan 6 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Gözleri sık ve sert ovuşturmak</strong></li>
</ul>
<p>Gözleri kaşımak ya da bastırarak ovuşturmak, gözün önündeki saydam tabakayı (kornea) zamanla inceltir ve zayıflatır. Araştırmalar; gözleri ovuşturmanın sağlıklı kişilerde bile hastalığın gelişmesini kolaylaştırdığını göstermektedir. Kaşıntı hissinde gözü ovuşturmak yerine soğuk kompres yapılmalı ve hekime başvurulmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Göz alerjisini ve atopik hastalıkları tedavisiz bırakmak</strong></li>
</ul>
<p>Polen alerjisi, atopik dermatit, egzama, astım ve kronik alerjik konjonktivit, gözde kaşıntıya neden olur ve bu da kişiyi sürekli gözünü ovuşturmaya iter. Bu kısır döngü korneaya zarar verir.  Keratokonus hastalarının önemli bir bölümünde atopi öyküsü mevcuttur. Alerjinin doğru ilaç ve çevresel önlemlerle kontrol altına alınması ovuşturma isteğini keser ve ilerlemeyi yavaşlatır.</p>
<ul>
<li><strong>Yüzüstü veya göze baskı yaparak uyumak</strong></li>
</ul>
<p>Yüzüstü uyumak ya da uyurken eli göze bastırmak, korneaya sürekli baskı uygulanmasına neden olur. Bu durum zamanla göz yapısını zayıflatabilir ve hastalığın ilerlemesine yol açar. </p>
<ul>
<li><strong>Gözleri güneşten korumamak</strong></li>
</ul>
<p>Güneşin zararlı<strong> </strong>UV ışınları, gözün ön tabakasına (kornea) zarar verebilir ve yapısını zayıflatabilir. Genetik yatkınlığı olanlarda ise kornea biyomekaniğini hızla zayıflatabilir. Bu nedenle sadece yazın değil, yıl boyunca UV400 ve CE sertifikalı kaliteli bir güneş gözlüğü kullanmak önemlidir. Çocuklara da küçük yaştan itibaren bu alışkanlık kazandırılmalıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Göz numarasındaki değişiklikleri önemsememek</strong></li>
</ul>
<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Semra Akkaya Turhan “10–25 yaş aralığında her kontrolde artan miyopi-astigmat, düzensiz astigmat ya da gözlüklü görme keskinliğinin düşmesi keratokonusun en erken işaretidirGözlük numaraları sık değişen ve astigmatizma artışı olan ergen ve genç erişkinlerde yılda bir kornea topografisi içeren tam muayene şarttır; erken tanı sayesinde hastalığın ilerlemesi durdurulabilir” diyor.  </p>
<ul>
<li><strong>Aile öyküsünü göz ardı etmek</strong></li>
</ul>
<p>Birinci derece akrabalarında keratokonus olanlarda risk kat kat artar. Bu nedenle ailede böyle bir durum varsa, gözle ilgili herhangi bir şikayet olmasa bile düzenli göz kontrolleri yaptırmak çok önemlidir. Bu sayede erken tanı mümkün olur ve tedavi edilebilir. </p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Keratokonus’un tanı ve tedavisinde heyecan verici gelişmeler!</strong></p>
<p>Günümüzde teknoloji ve tıp alanında ilerlemeler sayesinde keratokonus artık belirtiler ortaya çıkmadan, çok erken dönemde tespit edilebiliyor.  Prof. Dr. Turhan, tedavideki yenilikleri şöyle özetliyor: “Tedavide kornea çapraz bağlama (CXL) ilerlemeyi durdurmada altın standart haline geldi. Bu yöntemin daha hızlı ve farklı tekniklerle uygulanan çeşitleri sayesinde çocuklarda da güvenle uygulanabilir. Ayrıca kornea içine yerleştirilen halkalar, özel lazer tedavileri, göz içine yerleştirilen lensler ve gelişmiş kontakt lensler sayesinde hastaların büyük çoğunluğu kornea nakline ihtiyaç duymadan iyi bir görme seviyesine ulaşabiliyor. Gerekli durumlarda yapılan yarım kat kornea nakli yöntemi ise klasik nakillere göre daha güvenli ve daha uzun ömürlü sonuçlar sunuyor.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gozlerinizi-sik-ovusturuyorsaniz-dikkat-633537">Gözlerinizi sık ovuşturuyorsanız dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fark Edilmeden İlerleyen Bir Böbrek Hastalığı: ODPKBH</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fark-edilmeden-ilerleyen-bir-bobrek-hastaligi-odpkbh-633534</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:37:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[edilmeden]]></category>
		<category><![CDATA[eren]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[lerleyen]]></category>
		<category><![CDATA[odpkbh]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633534</guid>

					<description><![CDATA[<p>Böbrekler, vücudumuzun en hayati organlarından ikisidir; kanı süzer, atıkları temizler ve hormon dengesini düzenler.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fark-edilmeden-ilerleyen-bir-bobrek-hastaligi-odpkbh-633534">Fark Edilmeden İlerleyen Bir Böbrek Hastalığı: ODPKBH</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Böbrekler, vücudumuzun en hayati organlarından ikisidir; kanı süzer, atıkları temizler ve hormon dengesini düzenler. Ancak bazen, genetik bir miras olarak, bu hayati organlarda sessizce büyüyen kistler ortaya çıkar. Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı (ODPKBH), dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen, böbreklerde sayısız sıvı dolu kistin oluşumuyla karakterize, ilerleyici ve kalıtsal bir hastalıktır.</p>
<p>Bu kistler zamanla büyüyerek böbrek dokusuna zarar verir ve böbrek fonksiyonlarını ciddi şekilde bozabilir. ODPKBH sadece böbreklerle sınırlı kalmaz; karaciğer, pankreas ve nadiren beyin damarları gibi diğer organları da etkileyebilen sistemik bir sağlık sorunudur.</p>
<p><strong>ODPKBH&#8217;nin Belirtileri: Vücudunuzun Fısıltılarını Dinleyin</strong></p>
<p>Prof. Dr. Zehra Eren, hastalığın genellikle sinsi bir başlangıç yaptığını belirterek şu bilgileri paylaştı: “ODPKBH, çoğu zaman uzun süre belirti vermeden ilerler. Kistler belirli bir büyüklüğe ulaşana kadar, genellikle 30’lu veya 40’lı yaşlara kadar fark edilmeyebilir. Ancak vücudun verdiği bazı sinyalleri dikkate almak çok önemlidir.</p>
<p>ODPKBH&#8217;nin yaygın belirtileri şunlardır:</p>
<ul>
<li>Yanlarda (böğürde), sırtın alt kısmında veya karın bölgesinde ağrı </li>
<li>Yüksek tansiyon (hipertansiyon) </li>
<li>İdrar yolu enfeksiyonları ve idrarda kan görülmesi </li>
<li>Böbrek taşları </li>
<li>Karın bölgesinde şişlik veya dolgunluk hissi </li>
</ul>
<p>Bu belirtilerden herhangi birini yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden bir uzmana başvurması gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Erken Teşhis ve Düzenli Takip: Zamanla Yarışmak</strong></p>
<p>Hastalığın erken dönemde teşhis edilmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Zehra Eren: “ODPKBH&#8217;nin ilerlemesini yavaşlatmanın en etkili yolu erken tanı ve düzenli takiptir. Bu sayede böbrek yetmezliğine gidiş geciktirilebilir ve hastaların yaşam kalitesi artırılabilir.”</p>
<p>Tanı ve takip sürecinde kan ve idrar testleri ile ultrason gibi görüntüleme yöntemleri kullanılmaktadır.</p>
<p><strong>Aile Taraması: Genetik Mirasınızı Yönetmek</strong></p>
<p>ODPKBH’nin genetik geçişli bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Zehra Eren, şu açıklamada bulundu: “Bu hastalık otozomal dominant kalıtılır. Yani hastalığa sahip bir ebeveynin çocuğuna geçme riski yaklaşık %50’dir. Bu nedenle aile öyküsü olan bireylerin tarama yaptırması büyük önem taşır.”</p>
<p>Ailesinde ODPKBH öyküsü olan veya nedeni bilinmeyen böbrek hastalığı bulunan kişilerin bir uzmana başvurması önerilmektedir. Taramada en sık kullanılan yöntem ultrasonografidir.</p>
<p><strong>Hastalığın İlerlemesini Yavaşlatan Tedavi İmkanları</strong></p>
<p>Son yıllarda ODPKBH tedavisinde önemli gelişmeler yaşandığını belirten Prof. Dr. Zehra Eren, tedavinin amacını şu şekilde özetledi: “Uygulanan tedaviler hastalığı tamamen ortadan kaldırmasa da, kistlerin büyümesini yavaşlatmayı ve böbrek fonksiyonlarını korumayı hedefler.”</p>
<p>Bu kapsamda bazı ilaç tedavileri ve tansiyon kontrolü, hastalığın yönetiminde önemli rol oynamaktadır.</p>
<p><strong>Bilinçli Bir Yaklaşımla Daha İyi Bir Gelecek</strong></p>
<p>Prof. Dr. Zehra Eren, sözlerini şu şekilde tamamladı: “ODPKBH ile yaşamak, bilinçli olmayı ve düzenli takip gerektirir. Erken teşhis, aile taraması ve uygun tedavi ile hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir. Risk altında olan kişilerin bu konuda farkındalık sahibi olması çok önemlidir.”</p>
<p>ODPKBH ile yaşayan bireyler için destek kaynaklarının bulunduğunu hatırlatan Eren, hastaların bilgi edinmek ve destek almak için ilgili dernek ve platformlara başvurabileceğini de sözlerine ekledi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fark-edilmeden-ilerleyen-bir-bobrek-hastaligi-odpkbh-633534">Fark Edilmeden İlerleyen Bir Böbrek Hastalığı: ODPKBH</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Nadir Hastalıklara Yönelik Farkındalık Dayanışmayla Güçleniyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-nadir-hastaliklara-yonelik-farkindalik-dayanismayla-gucleniyor-2-633486</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:35:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışmayla]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[güçleniyor]]></category>
		<category><![CDATA[haftası]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklara]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[Nadir Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[nisan]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633486</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye, nadir hastalıklara yönelik farkındalığı artırmak amacıyla düzenlenen önemli bir dayanışma haftasına tanıklık etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-nadir-hastaliklara-yonelik-farkindalik-dayanismayla-gucleniyor-2-633486">Türkiye&#8217;de Nadir Hastalıklara Yönelik Farkındalık Dayanışmayla Güçleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, nadir hastalıklara yönelik farkındalığı artırmak amacıyla düzenlenen önemli bir dayanışma haftasına tanıklık etti. Plazma kaynaklı tedavilerde global liderlerden biri olan <strong>Kedrion Biopharma </strong>ve<strong> Pharminal İlaç</strong> 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ruhunu<strong> Dünya Primer İmmün Yetmezlik (PIY) Haftası (22-29 Nisan) </strong>ile birleştirerek kapsamlı bir sosyal sorumluluk projesini tamamladı. Ankara’nın maraton parkurlarından büyükşehirlerdeki hastanelerin infüzyon odalarına kadar uzanan kampanya, güçlü bir mesaj verdi:<strong> &#8220;Yalnız Değilsiniz.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Ankara’da Umuda Koşma</strong></p>
<p>Farkındalık zinciri, 19 Nisan’da Ankara’da düzenlenen Bilkent RunRoll ile başladı. Kedrion Türkiye ekibi gönüllüleri, <strong>&#8220;Birlikte Daha Cesur&#8221; </strong>pankartı altında parkura çıktı. Her adım, nadir hastalıklarla yaşayan çocukların görünürlüğünü artırmaya adandı; fiziksel bir yarış, toplumsal kabul ve dayanışma için ülke çapında bir çağrıya dönüştü.</p>
<p><strong>“PIY’i Fark Et”: Klinik Deneyimi Dönüştürmek</strong></p>
<p>Ankara’daki koşu parkurlarından alınan enerji, PIY Haftası boyunca doğrudan klinik ortamlara taşındı. Kedrion Türkiye ve Pharminal İlaç iş birliğiyle İstanbul, İzmir ve Ankara’daki hastanelerde<strong> &#8220;İnfüzyon Odası Şenlikleri&#8221; </strong>başlatıldı<strong>. </strong>Bu etkinlikler Primer İmmün Yetmezlik farkındalığını artırmak ve 23 Nisan bayram sevincini tedavi gören çocuklara ulaştırarak onların kendilerini hasta değil, <strong>&#8220;ilk önce çocuk&#8221; </strong>gibi hissetmelerini sağlamak, klinik deneyimlerini dönüştürmek amacıyla tasarlandı.</p>
<p><strong>Erken Tanının Gücü: “Birlikte Daha Cesur”</strong></p>
<p>Ankara, İstanbul ve İzmir&#8217;deki hastanelerde tıp camiasının önde gelen uzmanları girişime katılarak erken teşhisin, bütüncül bakım ve <strong>&#8220;Birlikte Daha Cesur&#8221; </strong>olma ruhuyla birleştiğinde nadir hastalığı olan çocukların hayat yolculuğunu nasıl değiştirdiğini vurguladılar:</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ayşe Metin &#8211; Ankara: </strong></p>
<p>&#8220;Bugün burada hem 23 Nisan haftasını hem de PIY haftasını bir arada kutluyoruz. Doğuştan bağışıklık yetmezliği olan primer immün yetmezlik, nadir hastalıklar kategorisindedir. Aileler bu hastalığın en temel özelliği olan sık ve hafif seyirli enfeksiyonları gözden kaçırabilirler. </p>
<p>22-29 Nisan haftası bu alanda farkındalığın artırılmasının hedeflendiği önemli bir hafta. Hastalarımız bizim için çok kıymetli; bir an önce teşhis alıp tedavilerine kavuşmalarını istiyoruz. Bu hastalıkta kullanılan immünoglobulin tedavisi sayesinde çocuklarımız dünyadaki  hastalıklara karşı korunuyor veya hastalıkları hafif atlatıyorlar. Bu vesileyle aramızda bulunan Kedrion Biopharma ve Pharminal İlaç yetkililerine destekleri için teşekkür ediyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ferah Genel &#8211; İzmir: </strong> </p>
<p>&#8220;Biz bu duruma<strong> &#8216;nadir&#8217; </strong>diyoruz ama misyonumuz onu<strong> &#8216;bilinir&#8217;</strong> kılmak. Bugün buradaki çocuklarımıza sesleniyorum: Sizler şanslı olanlarsınız çünkü tanı aldınız ve doğru tedaviye ulaştınız. Hekimleriniz yanınızda; biz birlikte daha cesur ve daha güçlüyüz.&#8221;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Güzide Aksu &#8211; İzmir: </strong></p>
<p>&#8220;Erken teşhis sadece tıbbi bir dönüm noktası değil; bir çocuğun yaşam kalitesini tamamen yeniden yazan bir güçtür. Doğru tedavi standartlarıyla, çocuklarımızın hayata inanılmaz bir dirençle tutunmalarına tanık oluyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Neslihan Karaca &#8211; İzmir </strong>(Nadir hastalıkların küresel sembolü olan ‘zebra’ metaforuna atıfta bulunarak): </p>
<p>&#8220;Bu özel çocuklar doğru tanıya ve tedaviye ulaştıklarında artık bir kenarda beklemiyorlar. Hayatın içinde dörtnala koşuyor ve<strong> &#8216;Birlikte Daha Cesur&#8217; </strong>olduğumuzu kanıtlıyorlar.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Görünmeyeni Görünür Kılmak: “Nadir Ama Gerçek”</strong></p>
<p>Kedrion’un küresel<strong> “Rare But Real” </strong>(Nadir Ama Gerçek) platformuna dayanan bu girişim, gerçek hikayelerin ve toplumsal kapsayıcılığın iyileştirici gücüne odaklanıyor. Yetkililer misyonu şu sözlerle özetledi: <strong>“PIY’i fark etmek hayat kurtarır. Bizim için her çocuk bir kahramandır ve her kahraman görülmeyi hak eder.” </strong></p>
<p>TR-İ-042026-003</p>
<p><strong>Kedrion Biopharma Hakkında</strong></p>
<p><strong>Bilimin İnsanlıkla Buluştuğu Nokta</strong></p>
<p><b>Kedrion Biopharma</b>, nadir ve ultra nadir hastalıklarla mücadele eden bireylerin yaşam kalitesini artırmaya odaklanmış, plazma kaynaklı tedavilerde global bir sektörel güçtür. Dünya çapında <b>100’ü aşkın ülkede 5.400 kişilik dev kadrosuyla</b> faaliyet gösteren şirket; bilimin gücünü insani değerlerle harmanlayarak yenilikçi çözümleri en kritik noktalara ulaştırıyor. Türkiye operasyonlarında ise bu vizyonu; <b>hasta odaklı bir değer zinciri</b> ve stratejik bilimsel iş birlikleri üzerine kurguluyor. Şirket &#8220;Rare but Real&#8221;, nadir hastalıklar topluluğundan hikayelere görünürlük kazandıran uzun vadeli bir farkındalık platformu aracılığıyla toplumsal bağlılığını yansıtmaktadır. Sosyal sorumluluk projeleriyle nadir hastalıklar topluluğunun sesi olmayı sürdüren Kedrion, toplumsal farkındalıkta öncü bir rol üstleniyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-nadir-hastaliklara-yonelik-farkindalik-dayanismayla-gucleniyor-2-633486">Türkiye&#8217;de Nadir Hastalıklara Yönelik Farkındalık Dayanışmayla Güçleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bir Serebral Taşma Olarak Sanat&#8221; Programının Mayıs Ayı Söyleşisi Gerçekleşti!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bir-serebral-tasma-olarak-sanat-programinin-mayis-ayi-soylesisi-gerceklesti-633426</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayı]]></category>
		<category><![CDATA[mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[programının]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[serebral]]></category>
		<category><![CDATA[taşma]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633426</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doç. Dr. Oğuz Haşlakoğlu ve Uğur Polat, sanatın insan bilincinin taşma biçimi olduğunu ortaya koyan altı bölümlük bir düşünce programını sezon boyunca Zeytinburnu Kültür Sanat’ta yürüttü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-serebral-tasma-olarak-sanat-programinin-mayis-ayi-soylesisi-gerceklesti-633426">&#8220;Bir Serebral Taşma Olarak Sanat&#8221; Programının Mayıs Ayı Söyleşisi Gerçekleşti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span>Doç. Dr. Oğuz Haşlakoğlu ve Uğur Polat, sanatın insan bilincinin taşma biçimi olduğunu ortaya koyan altı bölümlük bir düşünce programını sezon boyunca Zeytinburnu Kültür Sanat’ta yürüttü. Uğur Polat’ın sunduğu söyleşi dizisinde Haşlakoğlu; “mimetik bilinç” kavramı etrafında sanatın felsefe, bilim, tasarım ve yapay zekâyla ilişkisini tartıştı. Program, “Sanat öğretilebilir mi?” ve “Makine düşünebilir mi?” gibi soruların izini sürdü. 4 Mayıs Pazartesi günü gerçekleşen söyleşide “Sanat ve Yapay Zeka” konusu ele alındı. </span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Bir Serebral Taşma Olarak Sanat, sezon boyunca sanatın farklı alanlarla ilişkisini tartıştı. Uğur Polat’ın sunduğu söyleşi dizisinde Doç. Dr. Oğuz Haşlakoğlu, sanatı kökeni ve tarihiyle birlikte ele alarak sanatın bir üretim değil, bir taşma biçimi olduğunu ortaya koydu. 4 Mayıs Pazartesi akşamı saat 19.30’da başlayan son söyleşide ise “Sanat ve Yapay Zeka” konuşuldu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>“Sanatsal bilgi, artık teknik maharetle ilgili görülmüyor.”</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Doç. Dr. Oğuz Haşlakoğlu, sanatsal bilginin algılanma biçiminin zaman içindeki dönüşümünden söz etti:</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>“Sanatsal bilgi, bir teknik maharet ya da ustalık olmaktan çıktı. Kolekif bir görsel verinin ya da bu verilerin toplamında oluşan bir kültürün istatistiksel modeline dönüştü. Bu oldukça ilginç. Sanatçı devasa bir veri bulutunun içinde anlam haritaları çizen sayısal bir haritacı haline geldi. Sahne değişti, fiil değişti, fiille birlikte insana atfettiğimiz faillik sıfatı da değişti.”</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>“Yapay zeka, taklidin taklidini üretiyor.”</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Doç. Dr. Oğuz Haşlakoğlu, yapay zekayla ilgili yorumlarını paylaştı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>“Yapay zeka için yazma ile çizme, sözcük ile imge arasında hiçbir fark yok. Bizim içinse bu dünyanın farkı. Bu durumda karşımıza şu çıkıyor: Yapay zeka verili olanın algoritmaya bağlı optimizasyonuyla aslında taklidin taklidini üretmiş oluyor. Tam olarak Platon’un dediği gibi.”</span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-serebral-tasma-olarak-sanat-programinin-mayis-ayi-soylesisi-gerceklesti-633426">&#8220;Bir Serebral Taşma Olarak Sanat&#8221; Programının Mayıs Ayı Söyleşisi Gerçekleşti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kahramankazan&#8217;da &#8220;Adım At, Sağlıklı Kal!&#8221; Etkinliği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kahramankazanda-adim-at-saglikli-kal-etkinligi-633420</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:32:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[adım]]></category>
		<category><![CDATA[at]]></category>
		<category><![CDATA[etkinliği]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[kahramankazan]]></category>
		<category><![CDATA[kal]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633420</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahramankazan İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, "10 Mayıs Dünya Sağlık İçin Hareket Et Günü" kapsamında coşkulu bir farkındalık etkinliğine imza attı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kahramankazanda-adim-at-saglikli-kal-etkinligi-633420">Kahramankazan&#8217;da &#8220;Adım At, Sağlıklı Kal!&#8221; Etkinliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Kahramankazan İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, &#8220;10 Mayıs Dünya Sağlık İçin Hareket Et Günü&#8221; kapsamında coşkulu bir farkındalık etkinliğine imza attı. Protokolün ve öğrencilerin yoğun katılım gösterdiği programda, sağlıklı bir yaşam için hareket etmenin hayati önemine dikkat çekildi.</b></p>
<p>Kahramankazan Millet Bahçesi’nde gerçekleştirilen programa; İlçe Kaymakamı Mustafa Yılmaz, Kahramankazan Belediye Başkan Yardımcısı Dilşad Taş Polat, İlçe Milli Eğitim Müdürü Coşkun Yener, ilçe protokolü, siyasi parti temsilcileri, çok sayıda öğretmen ve öğrenci katıldı. Protokol konuşmalarında, günümüz dünyasında hareketsiz yaşamın getirdiği sağlık sorunlarına vurgu yapılırken, çocuklara küçük yaştan itibaren spor alışkanlığı kazandırılmasının önemi anlatıldı.</p>
<p>Resmi konuşmaların ardından &#8220;Sağlıklı yaşam için spor&#8221; sloganıyla yola çıkan öğrenci ve öğretmenler; çuval yarışı, çemberle atlama ve mendil kapmaca gibi geleneksel oyunlar oynayarak doyasıya eğlendi. Hem ter atan hem de hareket etmenin keyfine varan katılımcılar, sporun sadece salonlarda değil, hayatın her alanında ve oyunla da yapılabileceğini kanıtladı.</p>
<p><b>PANKARTLAR SAĞLIKLI YAŞAMIN SIRRINA IŞIK TUTTU</b></p>
<p>Öğrenciler, ellerinde taşıdıkları anlamlı pankartlarla topluma önemli mesajlar verdiler. Sahada taşınan; &#8220;Hareket et sağlığını koru!&#8221; &#8220;Sağlık için adım at.&#8221; &#8220;Küçük adımlar büyük sağlıklar.&#8221; &#8220;Hareket hayat verir.&#8221; &#8220;Adım at sağlıklı kal.&#8221; yazılı dövizler, izleyicilerden büyük alkış topladı.</p>
<p>Programın sürprizi ise geleneksel Türk tiyatrosunun sevilen figürleri Hacivat ve Karagöz oldu. Sergilenen oyunla öğrenciler hem eğlendi hem de geleneksel kültürümüzle buluştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kahramankazanda-adim-at-saglikli-kal-etkinligi-633420">Kahramankazan&#8217;da &#8220;Adım At, Sağlıklı Kal!&#8221; Etkinliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kilo verme sürecinde hız değil, kalıcılık önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kilo-verme-surecinde-hiz-degil-kalicilik-onemli-633357</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:30:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[hız]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kışa]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sonuç]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[sürecinde]]></category>
		<category><![CDATA[verme]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633357</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, kilo verme girişimlerinde yapılan yanlışlar ve izlenmesi gereken yollar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kilo-verme-surecinde-hiz-degil-kalicilik-onemli-633357">Kilo verme sürecinde hız değil, kalıcılık önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, kilo verme girişimlerinde yapılan yanlışlar ve izlenmesi gereken yollar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Hızlı verilen kilo genellikle aynı hızla geri alınır!</strong></p>
<p>Zayıflamak isteyen birçok kişinin yaptığı en büyük hatanın, süreci hızlandırmaya çalışmak olduğunu vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Kısa sürede değişim görmek cazip gelir ancak vücut bu kadar hızlı değişime uygun değildir. Hızlı verilen kilo çoğu zaman aynı hızla geri alınır ve bu durum süreci daha da zorlaştırır.” dedi.</p>
<p>Kilo verme sürecinin yalnızca fiziksel bir süreç olmadığını hatırlatan İspiroğlu, “Kendi bedeninden memnun olmayan, sürekli eleştiren bir yaklaşımın sürdürülebilir olması mümkün değildir. Amaç, bedeni yok saymak ya da cezalandırmak değil; onu anlayarak daha iyi bir noktaya taşımak olmalı. Hızlı sonuç beklentisi ve kolay çözüm arayışı, bu tür yanlış yöntemlere yönelimi artırır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Süreç yalnızca kilo kaybı üzerinden değil, vücut kompozisyonunu koruyarak yönetilmeli!</strong></p>
<p>Hızlı kilo verdiren, aşırı kısıtlayıcı beslenme yaklaşımlarının kısa vadede sonuç veriyor gibi görünse de vücutta bazı riskler oluşturabildiğine dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Kas kaybı, metabolizma hızında düşüş ve hormonal dengesizlikler bu süreçte en sık karşılaşılan sorunlar arasında yer alır. Bu nedenle sürecin yalnızca kilo kaybı üzerinden değil, vücut kompozisyonunu koruyarak yönetilmesi önem taşır.</p>
<p>Bu noktada tartıdaki sayı tek başına bir hedef olarak görülmemeli. Çünkü kilo kaybının niteliği en az miktarı kadar önemli. Yağ kütlesinin azalması, kas kütlesinin korunması ve metabolik dengenin sürdürülebilmesi sağlıklı bir sürecin temel göstergeleridir. Bu nedenle yalnızca sayıya odaklanmak yerine, vücuttaki değişimin bütüncül olarak değerlendirilmesi gerekir.”</p>
<p><strong>Detoks ve benzeri uygulamalar kalıcı sonuç vermez, sadece geçici etki sağlar! </strong></p>
<p>Son dönemde sosyal medyada su diyetleri, detokslar, ödem attıran çaylar, zayıflatan kahveler gibi uygulamaların oldukça yaygınlaştığına değinen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bu yaklaşımların hiçbiri tek başına kalıcı kilo kaybı sağlamaz. Kısa süreli değişimler olsa bile bu durum çoğu zaman yağ kaybı anlamına gelmez.” dedi.</p>
<p>Sağlıklı kilo kaybının, düzenli ve dengeli beslenme olmadan mümkün olmadığını kaydeden İspiroğlu, “Bu tür ürünler ya da uygulamalar sürecin yerine geçmez, yalnızca geçici etki oluşturur. Sosyal medyada paylaşılan bu içeriklerin büyük kısmı kişisel deneyimlere dayanır. Bilimsel bir değerlendirme içermez. Ayrıca her bireyin metabolizması farklıdır. Bu nedenle bir kişide etkili görünen bir yöntem, başka bir kişide aynı sonucu vermeyebilir. Her birey için aynı yaklaşımın işe yaraması söz konusu olamaz. Bu tür yaklaşımların bilinçsiz şekilde uygulanması sağlık açısından risk oluşturabilir. Sosyal medyada görülen uygulamalara temkinli yaklaşılması, sürecin kişiye özel ve sürdürülebilir bir şekilde planlanması gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kalıcı olan, yaşam tarzı değişikliği!</strong></p>
<p>Vücudun, aldığı enerjiden fazlasını harcadığında kilo kaybı gerçekleştiğine işaret eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Ancak önemli olan bu dengeyi kısa süreli değil, sürdürülebilir şekilde kurabilmektir. Yeterli ve dengeli beslenmek, kas kütlesini korumak ve günlük yaşamı buna göre düzenlemek sürecin en önemli parçalarıdır.” dedi.</p>
<p>Kilo verme sürecinin sadece ne yediğinizle ilgili değil, aynı zamanda alışkanlıklarla da ilgili olduğunun altını çizen İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Gerçekçi hedefler koymak, süreci aceleye getirmemek ve küçük ama kalıcı değişiklikler yapmak uzun vadede çok daha etkili sonuçlar sağlar.</p>
<p>Klinikte en sık karşılaşılan hatalardan biri, beslenmenin gereğinden fazla kısıtlanmasıdır. Hızlı kilo verme isteğiyle yapılan bu yaklaşım kısa vadede sonuç verse de uzun vadede sürdürülebilir olmaz. Son dönemde popüler olan, bilimsel temeli zayıf ve aşırı kısıtlayıcı beslenme yaklaşımları da benzer şekilde risk taşır. Kısa sürede kilo kaybı sağlasa da uzun vadede sağlığı olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle kilo verme sürecinde hızlı sonuçlara odaklanmak yerine sürdürülebilir ilerlemek gerekir. Çünkü kalıcı olan, yaşam tarzı değişikliğidir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kilo-verme-surecinde-hiz-degil-kalicilik-onemli-633357">Kilo verme sürecinde hız değil, kalıcılık önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Astım dünya genelinde 300 milyon kişide görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/astim-dunya-genelinde-300-milyon-kiside-goruluyor-633299</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:28:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[300]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[Bahar Ayları]]></category>
		<category><![CDATA[Belirgin]]></category>
		<category><![CDATA[Bronş]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[genelinde]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kişide]]></category>
		<category><![CDATA[Küf]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[Nem]]></category>
		<category><![CDATA[polen]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633299</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bahar ayları özellikle astım hastaları için riskli bir dönemi de beraberinde getiriyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/astim-dunya-genelinde-300-milyon-kiside-goruluyor-633299">Astım dünya genelinde 300 milyon kişide görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bahar ayları özellikle astım hastaları için riskli bir dönemi de beraberinde getiriyor. Artan polen yoğunluğu ve hava değişimleri başta olmak üzere pek çok etken astım ataklarını tetikleyerek hastaların yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor, hatta ölümcül olabiliyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Babaoğlu Karan,</strong> bu dönemde acil servise başvurularda ve hastane yatışlarında belirgin artış görüldüğüne dikkat çekerek, “Bahar, astım hastaları için en riskli mevsimlerden birini oluşturmaktadır. Bu dönemde yoğun polen, ani sıcaklık değişimleri, artan nem ve hava kirliliği gibi çevresel faktörlerin bir araya gelmesi hava yollarındaki hassasiyeti belirgin şekilde artırmaktadır. İngiltere&#8217;de yürütülen bir araştırma, nisan-mayıs döneminde astım kaynaklı ölümlerde anlamlı bir artış saptamıştır. Ülkemizde de benzer tablo yaşanmakta; ilkbahar aylarında astım nedeniyle poliklinik başvuruları yüzde 30 – 40 oranında artış göstermektedir” diyor. </p>
<p><strong>Dünya genelinde 300 milyon kişi astım hastası</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, astım dünya genelinde 300 milyon kişiyi etkilerken, ülkemizde de yaklaşık 6 milyon kişinin bu hastalıkla mücadele ettiği belirtiliyor. Tedavi edilmediğinde yaşam kalitesini düşüren astım özellikle bahar aylarında hastalar için ciddi bir tehdit oluşturabiliyor. Ancak önemli bir sağlık sorunu olsa da doğru tedavi ve önlemlerle kontrol altına alınabiliyor. Düzenli ilaç kullanımı, bireysel tetikleyicilerden kaçınma ve hekim takibinin bu süreçte kritik rol oynadığını belirten <strong>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Babaoğlu Karan,</strong> sözlerine şöyle devam ediyor: “Bahar aylarında astım ataklarının önlenmesi; tetikleyicilerden korunmak ve uygun ilaç tedavisini sürdürmek olmak üzere iki temel stratejiye dayanmaktadır. Hekim tarafından önerilen ilaç tedavisinin düzenli kullanımı acil servislere başvuruları önemli oranda azaltmaktadır. Uluslararası GINA (Global Initiative for Asthma) kılavuzuna göre astımı iyi kontrol altındaki hastaların yüzde 80’inden fazlası, doğru tedavi ve korunma stratejileriyle öksürük ve nefes almakta güçlük gibi semptomlardan büyük ölçüde kurtulabilmektedir.”  <strong>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Babaoğlu Karan,</strong> bahar aylarında astım ataklarını tetikleyen 7 önemli etkeni anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.<strong> </strong></p>
<p><strong>POLENLER </strong></p>
<p>Dr. Burcu Babaoğlu Karan, bahar aylarında astımı tetikleyen faktörlerin başında polenlerin geldiğine işaret ediyor. Mart ayından itibaren fındık ve kavak gibi ağaçlar, mayıs-haziran döneminde çimen ve yabani otlar yoğun miktarda spor, yani havada uçuşan mikroskobik toz taneciklerini salmaya başlıyor. Polenler solunum yoluyla bronşlara ulaştığında bağışıklık sistemini tetikleyerek IgE aracılı alerjik inflamasyonu başlatıyor; bu da hava yollarının şişmesine (bronkospazm) ve  mukus (balgam) artışına yol açıyor. Türkiye Astım ve Alerji Derneği verilerine göre; alerjik astımlı hastaların yüzde 70’inden fazlası ilkbahar polenlerine duyarlı oluyor. Avrupa’da yapılan geniş çaplı araştırmalar; yüksek polen yoğunluğu olan günlerde acil servislere astım kaynaklı başvuruların yüzde 30 – 50  oranında arttığını gösteriyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<ul>
<li>Günlük hava durumu tahminleriyle birlikte ulusal veya bölgesel polen takvimlerini takip edin; yüksek riskli günlerde dışarı çıkmaktan kaçının.</li>
<li>Polen yoğunluğu sabah 08:00-11:00 saatlerinde ve rüzgarlı havalarda en üst düzeye ulaşıyor; bu saatler dışında sokağa çıkmayı tercih edin.</li>
<li>Dışarıdan eve geldiğinizde mutlaka duş alın ve giysilerinizi değiştirin; kıyafetleri balkona sermeyin.</li>
<li>Ev pencerelerini kapalı tutun, HEPA filtreli hava temizleyicisi kullanın.</li>
<li>Alerji testleriyle duyarlı olduğunuz polenleri saptayın; doktorunuzla birlikte alerjen immünoterapisi seçeneğini değerlendirin.</li>
</ul>
<p><strong>ANİ HAVA DEĞİŞİMLERİ</strong></p>
<p>Bahar ayları sabah saatlerinde 8-10 dereceye kadar düşen, öğleden sonra ise 20-25 dereceye yükselen hava sıcaklığıyla günlük ısı farklarının en belirgin yaşandığı bir dönem. Bu ani değişimler, bronşiyal hiperreaktiviteye, bir başka deyişle solunum yollarının normalden çok daha kolay tahriş olabilir hale gelmesine yol açabiliyor. Soğuk hava bronş mukozasında kuruma ve sekresyon değişikliğine yol açarken, ani ısı yükselişi hava yolu ödemini kötüleştiriyor. Bu iki etken birlikte devreye girdiğinde bronkospazm kaçınılmaz hale geliyor. Araştırmalar, 10 dereceyi aşan günlük ısı farklarında astım ataklarının yüzde 20 – 25 oranında arttığını gösteriyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem alınmalı?</strong></p>
<ul>
<li>Hava durumu uygulamalarını düzenli takip edin; günlük ısı farkının yüksek olduğu günlerde katmanlı giyinin.</li>
<li>Sabah ve akşam saatlerinde soğuk hava maruziyetini azaltmak için ince bir bere veya atkı kullanarak ağız ile burun bölgenizi koruyun.</li>
</ul>
<p><strong>AÇIK HAVADA EGZERSİZ YAPMAK</strong></p>
<p>Egzersiz sırasında artan solunum hızı, soğuk ve kuru havanın bronşlara nüfuz etmesine zemin hazırlıyor. Bu durum inflamasyon mediatörlerinin, yani histamin ve lökotrien gibi maddelerin salınımını tetikleyerek egzersize bağlı bronkospazma yol açabiliyor. Bahar aylarında açık havada yapılan koşu, bisiklet ve futbol gibi aktiviteler; yoğun polen maruziyetiyle eş zamanlı gerçekleştiğinde risk artıyor. Astım hastalarının yüzde 80’inde görülen bronkospazmın nefes darlığı ve göğüste sıkışma gibi semptomları genellikle egzersiz başlangıcından 5-10 dakika sonra belirginleşiyor.</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Açık hava aktivitelerini mümkünse polen yoğunluğunun daha düşük olduğu öğle saatlerinde planlayın.</li>
<li>Egzersizden 15-20 dakika önce doktorunuzun önerdiği kısa etkili bronkodilatör (kurtarıcı inhaler) kullanın.</li>
<li>Aktiviteden 5-10 dakika önce yürüyüş gibi hafif tempolu bir ısınma yapın; bu uygulama hava yollarını kademeli olarak genişleterek ani bronkospazm riskini azaltır ve solunum kaslarını yoğun egzersize hazırlar.</li>
<li>Havuz ortamındaki nem bronşları koruduğu için koşu yerine yüzme gibi kapalı mekân sporlarını tercih edin.</li>
<li>Egzersiz sırasında ve sonrasında nefes almakta güçlük ve öksürük gibi semptomlar gelişirse hemen durun ve kurtarıcı inhalerinizi kullanın.</li>
</ul>
<p><strong>TEMİZLİK ÜRÜNLERİ VE KİMYASAL İRRİTANLAR</strong></p>
<p>Bahar temizliği, astımlı bireyler için ciddi riskler barındırıyor. Klorlu temizlik ürünleri, sprey dezenfektanlar, parfümlü yüzey temizleyiciler ve kuru tozlar bronş mukozasını doğrudan tahriş edebiliyor.  Temizlik sırasında havaya kalkan tozların içinde bulunan ev tozu akarları ve küf sporları da güçlü alerjik tetikleyicileri oluşturuyor.                  </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Güçlü çözücüler, çamaşır suyu ve amonyaklı ürünler yerine sirke veya karbonat bazlı doğal temizleyicileri tercih edin.</li>
<li>Temizlik sırasında N95 veya FFP2 maske takın ve mekanı iyi havalandırın; pencereleri açın.</li>
<li>Toz kaldırmayan microfiber bezler ve nemli paspas kullanın; toz kaldıran süpürge ve fırçalardan kaçının.</li>
<li>Ağır temizlik işlerini kendiniz yapmak yerine mümkünse yardım alın. </li>
<li>Bronşları tahrip edebildiği için hava tazeleyici ve oda spreylerinden kaçının. </li>
</ul>
<p><strong>KÜFLER VE FUNGAL SPORLAR </strong></p>
<p>Bahar yağmurlarının ardından artan nem ve sıcaklık, küf mantarlarının çoğalması için ideal koşullar yaratıyor. Alternaria ve Cladosporium başta olmak üzere pek çok fungal tür sporu, yani havada bulunan mikroskobik parçacık miktarını zirveye taşıyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Babaoğlu Karan, bu sporların polenlerden çok daha küçük oldukları için bronşiollere kadar ulaşarak şiddetli astım ataklarını tetikleyebildiklerini vurguluyor. Dr. Burcu Babaoğlu Karan, “Özellikle ev içindeki küfler; banyo, mutfak ve ıslak duvarlarda yıl boyunca süregelen tetikleyicilerdir. Ayrıca, küf sporlarına duyarlı astım hastaları, yağmur sonrasında ve yüksek nemli günlerde belirgin semptom artışı yaşadıklarını bildirmektedir” diyor.</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<ul>
<li>Ev içindeki nem oranını yüzde 45 – 50 arasında tutun; higrometre ile takip edin.</li>
<li>Banyo, mutfak ve bodrum gibi nemli alanları düzenli olarak küf önleyici ürünlerle temizleyin.</li>
<li>Islak zeminler ve çürümüş ahşap hızlı küflenmeye zemin hazırladıkları için çatı veya duvar sızıntılarını derhal onarın.</li>
<li>Spor yoğunluğunun arttığı günlerde (yağmur sonrası, sisli ve nemli havalarda) dışarıda fazla zaman geçirmeyin.</li>
<li>HEPA filtreli hava temizleyicisi kullanın ve yaşam alanlarını düzenli aralıklarla havalandırın.</li>
</ul>
<p><strong>ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI </strong></p>
<p>Bahar, kalabalık okul ortamları ve mevsim geçişlerinin getirdiği bağışıklık kırılganlığı gibi etkenler nedeniyle üst solunum yolu enfeksiyonlarının sık görüldüğü bir dönem. Viral enfeksiyonlar bronşiyal inflamasyonu   artırıyor, mukus üretimini çoğaltıyor ve hava yolu tıkanıklığını belirginleştiriyor. Dr. Burcu Babaoğlu Karan, bu durumun astım ataklarını tetikleyebildiğini vurgulayarak, “Rinovirüsler başta olmak üzere influenza, Respiratuvar Sinsityal Virüs (RSV) ve koronavirüsler gibi viral etkenler astım ataklarının yaygın nedenleri olarak karşımıza çıkmaktadır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<ul>
<li>Yıllık grip aşısını ve doktorunuzun önerdiği diğer aşıları (pnömokok vb.) düzenli olarak yaptırın.</li>
<li>Viral bulaşmayı belirgin şekilde azaltmak için ellerinizi sık sık yıkayın ve kalabalık ortamlarda maske kullanın. </li>
<li>Viral enfeksiyon sürecinde ilaç dozunuzun ayarlanması gerekebiliyor.  Bu nedenle enfeksiyon belirtileri başlar başlamaz doktorunuzu aramayı ihmal etmeyin.</li>
<li>Hasta kişilerle yakın temastan kaçının. Kapalı ve kalabalık mekânlarda geçirdiğiniz süreyi kısıtlayın.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>HAVA KİRLİLİĞİ VE ARTAN OZON SEVİYELERİ </strong></p>
<p>Hava kirliliği ve artan ozon seviyeleri de astım hastaları için büyük bir tehdit oluşturuyor. Bahar ve yaz başında güneş ışınlarının artmasıyla birlikte fotokimyasal smog reaksiyonları, yani güneş ışığının etkisiyle kirleticilerin kimyasal reaksiyonlara girerek ozon oluşturması süreci hız kazanıyor. Bunun sonucunda yüzeydeki ozon düzeyleri yükseliyor. Yüzeydeki ozon ile partikül maddeler bronş epitelini doğrudan tahriş ederek oksidatif stres ve inflamasyonu artırıyor. Büyük şehirlerde trafik kökenli azot dioksit ve uçucu organik bileşikler de bu etkiyi katlıyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Günlük hava kalitesi indeksini (HKİ) mutlaka takip edin; orta ve üzeri seviyelerdeyse fiziksel aktivitenizi kısıtlayın.</li>
<li>Trafiğin yoğun olduğu bölgelerde ve kavşaklarda uzun süre kalmaktan kaçının. Mümkünse park ve yeşil alanlarda yürüyüş yapın.</li>
<li>Güneşli ve sıcak günlerde ozon seviyeleri öğle-akşam saatlerinde en üst düzeye ulaşıyor; bu saatlerde dışarıda egzersiz yapmaktan kaçının.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/astim-dunya-genelinde-300-milyon-kiside-goruluyor-633299">Astım dünya genelinde 300 milyon kişide görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maltepe&#8217;de sağlıklı yaşlanmayı destekleyen atölye çalışması yapıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/maltepede-saglikli-yaslanmayi-destekleyen-atolye-calismasi-yapildi-633255</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:27:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atölye]]></category>
		<category><![CDATA[çalışması]]></category>
		<category><![CDATA[destekleyen]]></category>
		<category><![CDATA[maltepe]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[yapıldı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633255</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi ve Yeditepe Üniversitesi iş birliğiyle sağlıklı yaşlanmayı ve aktif yaşama devam etmeyi destekleyen “Altın Çağda Okul” atölye çalışması gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepede-saglikli-yaslanmayi-destekleyen-atolye-calismasi-yapildi-633255">Maltepe&#8217;de sağlıklı yaşlanmayı destekleyen atölye çalışması yapıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi ve Yeditepe Üniversitesi iş birliğiyle sağlıklı yaşlanmayı ve aktif yaşama devam etmeyi destekleyen “Altın Çağda Okul” atölye çalışması gerçekleştirildi.</p>
<p>Maltepe Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü’nün Yeditepe Üniversitesi’yle ortaklaşa eğitim çalışmaları devam ediyor. Çalışmalar kapsamında Yeditepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Begüm Kırık ve Yeditepe Üniversitesi Geriatri Hemşireliği öğrencileri, Altın Yıllar Sosyal Yaşam Merkezi üyeleriyle bir araya geldi. Atölyede 50 yaş üstü katılımcıların bilişsel, duyuşsal ve psikomotor alanlarını destekleyen öğrencilerin ise katılımcılarla etkili iletişim kurma ve terapötik ilişki geliştirme becerilerini güçlendiren çalışmalar yapıldı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepede-saglikli-yaslanmayi-destekleyen-atolye-calismasi-yapildi-633255">Maltepe&#8217;de sağlıklı yaşlanmayı destekleyen atölye çalışması yapıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günlük Alışkanlıklarınız Dirseklerinize Sessizce Zarar Verebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunluk-aliskanliklariniz-dirseklerinize-sessizce-zarar-verebilir-633228</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıklarınız]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[Dirseği]]></category>
		<category><![CDATA[Dirsek]]></category>
		<category><![CDATA[dirseklerinize]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[verebilir]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zarar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633228</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dirsek ağrısı, günlük yaşamda en sık karşılaşılan sorunlardan biri olmasına rağmen çoğu zaman basit bir zorlanma olarak görülüp ihmal ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-aliskanliklariniz-dirseklerinize-sessizce-zarar-verebilir-633228">Günlük Alışkanlıklarınız Dirseklerinize Sessizce Zarar Verebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dirsek ağrısı, günlük yaşamda en sık karşılaşılan sorunlardan biri olmasına rağmen çoğu zaman basit bir zorlanma olarak görülüp ihmal ediliyor. Oysa dirsekte oluşan ağrı; kavrama, kaldırma ve bilek hareketleri sırasında artan hassasiyet, güç kaybı ve hareket kısıtlılığı gibi belirtilerle kendini göstererek daha ciddi bir tablonun habercisi olabiliyor. Tekrarlayan hareketler, yanlış kullanım alışkanlıkları ve aşırı yüklenme dirsek eklemine sessizce zarar verirken, erken dönemde fark edilen problemler büyük oranda cerrahiye gerek kalmadan kontrol altına alınabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Erşen, dirsek hastalıkları ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p> <strong>Dirsek hastalıkları genellikle sinir sıkışması ile karıştırılıyor</strong></p>
<p>Dirsek ağrısının temelinde çoğunlukla aşırı kullanım ve tekrarlayan zorlanmalar yer alır. Uzun süre bilgisayar kullanımı, ağır kaldırma, spor aktiviteleri veya yanlış egzersiz teknikleri dirsek çevresindeki kas ve tendonlarda mikro hasarlara neden olur. Ağrı, istirahatte hissedilebileceği gibi; özellikle kavrama, kaldırma veya bileği kullanma sırasında belirgin hale gelir. Bazı hastalarda şişlik, hassasiyet, güç kaybı ve hareket kısıtlılığı da tabloya eşlik eder. Kas-tendon zorlanmaları, eklem kireçlenmesi ve sinir sıkışmaları dirsek ağrısının en sık karşılaşılan nedenleri arasındadır.</p>
<p> <strong>Tenisçi dirseği sadece sporcuların sorunu değil!</strong></p>
<p>Halk arasında “tenisçi dirseği” olarak bilinen lateral epikondilit, dirsek ağrısının en yaygın nedenlerinden biridir. Ancak bu rahatsızlık yalnızca sporculara özgü değildir; aksine günlük işlerinde sürekli el ve bilek kullanan kişilerde çok daha sık görülür. Dirseğin dış kısmındaki tendonların tekrarlayan hareketlerle zorlanması sonucu gelişen bu durum, zamanla dokuda yıpranma ve iltihabi sürece neden olur. </p>
<p> <strong>Masum sandığınız ağrı ciddi sorunlara yol açabilir</strong></p>
<p>Hastalar genellikle dirseğin dış kısmında hassasiyet, basit hareketlerde ağrı ve elde güç kaybı tarif eder. İlerleyen durumlarda günlük yaşam aktiviteleri belirgin şekilde zorlaşabilir. Uzun saatler bilgisayar kullananlar, el işiyle uğraşan meslek grupları, sürekli kavrama hareketi yapan kişiler, raket sporlarıyla ilgilenenler bu sorunla en sık karşılaşabilen kişilerdir. Yorgunluk gibi geçici ve masum sandığınız dirsek ağrılarınız zamanla ciddi sorunlar yaratabilir.</p>
<p> <strong>Bu 5 işaret varsa doktora başvurulmalı</strong></p>
<ul>
<li>Dirsek ağrısı birkaç haftadan uzun sürüyorsa,</li>
<li>Gece uykudan uyandırıyorsa,</li>
<li>Dirsek hareketlerinde belirgin kısıtlılık yaşanıyorsa,</li>
<li>Şişlik ve kızarıklık varsa,</li>
<li>Travma sonrası şiddetli ağrı geliştiyse hemen doktora başvurulmalıdır.</li>
</ul>
<p> <strong>Tedavide önceliğimiz cerrahi dışı yöntemlerle iyileştirme</strong></p>
<p>Dirsek ağrıları erken müdahale olursa büyük çoğunluğu cerrahiye gerek kalmadan kontrol altına alınabilir. Tedavi planı hastaya özeldir ve hastanın yaşam tarzına, şikayet süresine göre şekillendirilir. İlk aşamada öncelikle dirseği zorlayan hareketlerin kısıtlanması gerekir. Daha sonra buz uygulamaları, basit ağrı kesici ve antiinflamatuar tedaviler, fizik tedavi ve hedefe yönelik egzersizler ve dirsek destek bantları önemli fayda sağlar. </p>
<p>Uzun süreli ve dirençli vakalarda ise ileri tedavi seçenekleri ya da cerrahi yöntemler gündeme gelebilir. Cerrahi tedavide günümüzde minimal invaziv yöntemler ve artroskopik cerrahi ön plana çıkmaktadır; bu tekniklerle hasarlı dokular küçük kesilerle müdahale edilerek çevre dokular korunur. Bu sayede hastalarda iyileşme süresi kısalır, ameliyat sonrası ağrı daha az olur ve günlük yaşama dönüş daha hızlı gerçekleşir. Erken dönemde yapılan müdahaleler, tedavi sürecini belirgin şekilde kısaltır.</p>
<p><strong>Dirsek sağlığı korunabilir mi? </strong></p>
<p>Dirsek ağrısı çoğu zaman ihmal edilen ancak ilerlediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen bir problemdir. Doğru zamanda müdahale edildiğinde ise kontrol altına alınması oldukça kolaydır. Günlük yaşamda yapılacak küçük düzenlemeler ve gerektiğinde profesyonel destek sağlıklı bir dirsek yapısını korumanın anahtarıdır. </p>
<p>Dirsek ağrısını önlemede en etkili yaklaşım, günlük alışkanlıkları doğru şekilde düzenlemektir. Tekrarlayıcı hareketler yapılıyorsa mutlaka düzenli mola verilmelidir. Çalışma ergonomisi doğru ayarlanmalıdır. El, bilek ve ön kol kaslarını güçlendiren egzersizler ihmal edilmemelidir. Bu basit önlemler, birçok hastalığın ortaya çıkmasını engelleyebilir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-aliskanliklariniz-dirseklerinize-sessizce-zarar-verebilir-633228">Günlük Alışkanlıklarınız Dirseklerinize Sessizce Zarar Verebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Nadir Hastalıklara Yönelik Farkındalık Dayanışmayla Güçleniyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-nadir-hastaliklara-yonelik-farkindalik-dayanismayla-gucleniyor-633180</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:24:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışmayla]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[güçleniyor]]></category>
		<category><![CDATA[haftası]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklara]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[Nadir Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[nisan]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633180</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye, nadir hastalıklara yönelik farkındalığı artırmak amacıyla düzenlenen önemli bir dayanışma haftasına tanıklık etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-nadir-hastaliklara-yonelik-farkindalik-dayanismayla-gucleniyor-633180">Türkiye&#8217;de Nadir Hastalıklara Yönelik Farkındalık Dayanışmayla Güçleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, nadir hastalıklara yönelik farkındalığı artırmak amacıyla düzenlenen önemli bir dayanışma haftasına tanıklık etti. Plazma kaynaklı tedavilerde global liderlerden biri olan <strong>Kedrion Biopharma, </strong>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ruhunu<strong> Dünya Primer İmmün Yetmezlik (PIY) Haftası (22-29 Nisan) </strong>ile birleştirerek kapsamlı bir sosyal sorumluluk projesini tamamladı. Ankara’nın maraton parkurlarından büyükşehirlerdeki hastanelerin infüzyon odalarına kadar uzanan kampanya, güçlü bir mesaj verdi:<strong> &#8220;Yalnız Değilsiniz.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Ankara’da Umuda Koşma</strong></p>
<p>Farkındalık zinciri, 19 Nisan’da Ankara’da düzenlenen Bilkent RunRoll ile başladı. Kedrion Türkiye ekibi gönüllüleri, <strong>&#8220;Birlikte Daha Cesur&#8221; </strong>pankartı altında parkura çıktı. Her adım, nadir hastalıklarla yaşayan çocukların görünürlüğünü artırmaya adandı; fiziksel bir yarış, toplumsal kabul ve dayanışma için ülke çapında bir çağrıya dönüştü.</p>
<p><strong>“PIY’i Fark Et”: Klinik Deneyimi Dönüştürmek</strong></p>
<p>Ankara’daki koşu parkurlarından alınan enerji, PIY Haftası boyunca doğrudan klinik ortamlara taşındı. Kedrion Türkiye ve Pharminal İlaç iş birliğiyle İstanbul, İzmir ve Ankara’daki hastanelerde<strong> &#8220;İnfüzyon Odası Şenlikleri&#8221; </strong>başlatıldı<strong>. </strong>Bu etkinlikler Primer İmmün Yetmezlik farkındalığını artırmak ve 23 Nisan bayram sevincini tedavi gören çocuklara ulaştırarak onların kendilerini hasta değil, <strong>&#8220;ilk önce çocuk&#8221; </strong>gibi hissetmelerini sağlamak, klinik deneyimlerini dönüştürmek amacıyla tasarlandı.</p>
<p><strong>Erken Tanının Gücü: “Birlikte Daha Cesur”</strong></p>
<p>Ankara, İstanbul ve İzmir&#8217;deki hastanelerde tıp camiasının önde gelen uzmanları girişime katılarak erken teşhisin, bütüncül bakım ve <strong>&#8220;Birlikte Daha Cesur&#8221; </strong>olma ruhuyla birleştiğinde nadir hastalığı olan çocukların hayat yolculuğunu nasıl değiştirdiğini vurguladılar:</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ayşe Metin &#8211; Ankara: </strong></p>
<p>&#8220;Bugün burada hem 23 Nisan haftasını hem de PIY haftasını bir arada kutluyoruz. Doğuştan bağışıklık yetmezliği olan primer immün yetmezlik, nadir hastalıklar kategorisindedir. Aileler bu hastalığın en temel özelliği olan sık ve hafif seyirli enfeksiyonları gözden kaçırabilirler. </p>
<p>22-29 Nisan haftası bu alanda farkındalığın artırılmasının hedeflendiği önemli bir hafta. Hastalarımız bizim için çok kıymetli; bir an önce teşhis alıp tedavilerine kavuşmalarını istiyoruz. Bu hastalıkta kullanılan immünoglobulin tedavisi sayesinde çocuklarımız dünyadaki  hastalıklara karşı korunuyor veya hastalıkları hafif atlatıyorlar. Bu vesileyle aramızda bulunan Kedrion Biopharma ve Pharminal İlaç yetkililerine destekleri için teşekkür ediyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ferah Genel &#8211; İzmir: </strong> </p>
<p>&#8220;Biz bu duruma<strong> &#8216;nadir&#8217; </strong>diyoruz ama misyonumuz onu<strong> &#8216;bilinir&#8217;</strong> kılmak. Bugün buradaki çocuklarımıza sesleniyorum: Sizler şanslı olanlarsınız çünkü tanı aldınız ve doğru tedaviye ulaştınız. Hekimleriniz yanınızda; biz birlikte daha cesur ve daha güçlüyüz.&#8221;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Güzide Aksu &#8211; İzmir: </strong></p>
<p>&#8220;Erken teşhis sadece tıbbi bir dönüm noktası değil; bir çocuğun yaşam kalitesini tamamen yeniden yazan bir güçtür. Doğru tedavi standartlarıyla, çocuklarımızın hayata inanılmaz bir dirençle tutunmalarına tanık oluyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Neslihan Karaca &#8211; İzmir </strong>(Nadir hastalıkların küresel sembolü olan ‘zebra’ metaforuna atıfta bulunarak): </p>
<p>&#8220;Bu özel çocuklar doğru tanıya ve tedaviye ulaştıklarında artık bir kenarda beklemiyorlar. Hayatın içinde dörtnala koşuyor ve<strong> &#8216;Birlikte Daha Cesur&#8217; </strong>olduğumuzu kanıtlıyorlar.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Görünmeyeni Görünür Kılmak: “Nadir Ama Gerçek”</strong></p>
<p>Kedrion’un küresel<strong> “Rare But Real” </strong>(Nadir Ama Gerçek) platformuna dayanan bu girişim, gerçek hikayelerin ve toplumsal kapsayıcılığın iyileştirici gücüne odaklanıyor. Yetkililer misyonu şu sözlerle özetledi: <strong>“PIY’i fark etmek hayat kurtarır. Bizim için her çocuk bir kahramandır ve her kahraman görülmeyi hak eder.” </strong></p>
<p>TR-İ-042026-003</p>
<p><strong>Kedrion Biopharma Hakkında</strong></p>
<p><strong>Bilimin İnsanlıkla Buluştuğu Nokta</strong></p>
<p><b>Kedrion Biopharma</b>, nadir ve ultra nadir hastalıklarla mücadele eden bireylerin yaşam kalitesini artırmaya odaklanmış, plazma kaynaklı tedavilerde global bir sektörel güçtür. Dünya çapında <b>100’ü aşkın ülkede 5.400 kişilik dev kadrosuyla</b> faaliyet gösteren şirket; bilimin gücünü insani değerlerle harmanlayarak yenilikçi çözümleri en kritik noktalara ulaştırıyor. Türkiye operasyonlarında ise bu vizyonu; <b>hasta odaklı bir değer zinciri</b> ve stratejik bilimsel iş birlikleri üzerine kurguluyor. Şirket &#8220;Rare but Real&#8221;, nadir hastalıklar topluluğundan hikayelere görünürlük kazandıran uzun vadeli bir farkındalık platformu aracılığıyla toplumsal bağlılığını yansıtmaktadır. Sosyal sorumluluk projeleriyle nadir hastalıklar topluluğunun sesi olmayı sürdüren Kedrion, toplumsal farkındalıkta öncü bir rol üstleniyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-nadir-hastaliklara-yonelik-farkindalik-dayanismayla-gucleniyor-633180">Türkiye&#8217;de Nadir Hastalıklara Yönelik Farkındalık Dayanışmayla Güçleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukların arkadaşlıkları gelecekteki ilişkilerinin provası!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-arkadasliklari-gelecekteki-iliskilerinin-provasi-633096</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:21:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Asma]]></category>
		<category><![CDATA[Çevrim İçi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[gelecekteki]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkilerinin]]></category>
		<category><![CDATA[provası]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633096</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Pınar Demir Asma, çocukluk döneminde kurulan arkadaşlık ilişkilerini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-arkadasliklari-gelecekteki-iliskilerinin-provasi-633096">Çocukların arkadaşlıkları gelecekteki ilişkilerinin provası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Pınar Demir Asma, çocukluk döneminde kurulan arkadaşlık ilişkilerini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Arkadaşlık ilişkileri ile çocuklar yetişkin yaşamını prova ediyor</strong></p>
<p>Çocuğun gelişim sürecinde içinde bulunduğu sosyal çevrenin ve arkadaşlık ilişkilerinin önemli bir yeri olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Pınar Demir Asma, “Arkadaşlık, iki tarafın da birbirini tanıdığı ve sürdürmek için gönüllü olduğu özel ilişki türüdür. Arkadaşlık ilişkileri çocuğun gelişimine birçok açıdan destek sunmaktadır. Arkadaşlık ilişkileri ile çocuklar; yetişkin yaşamını prova etme şansı bulur, toplumdaki sosyal kuralları öğrenme fırsatı elde eder, dil gelişimleri desteklenir, kendini ifade edebilme ve duygularını düzenleyebilme becerileri güçlenir, okula uyum süreçleri kolaylaşır, arkadaş yoluyla öğrenme yeteneği kazanabilir ve olumsuz durumlarla baş etme becerisi kazanabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Oyun oynama ve arkadaşlarla vakit geçirmenin önemi</strong></p>
<p>Özellikle oyun oynama ve arkadaşlarla vakit geçirmenin prososyal beceriler denilen yardım etme, empati, özgecilik, nezaket gibi olumlu kişilerarası iletişim yeteneklerini geliştirdiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Pınar Demir Asma, “Arkadaş edinmeyle birlikte karşısındakini dinleme, anlama ve onunla senkronize olma gibi olumlu sosyal davranışlar da desteklenmektedir. Bu becerilerin erken yaşta edinilmesi çocukların yaşamlarının ileriki evrelerinde de tatmin edici sosyal ilişkiler geliştirmelerine destek sunmaktadır.” diye konuştu.</p>
<p> <strong>Dikkat edilmesi gereken sinyaller</strong></p>
<p>Arkadaşlık kurmakta zorlanan çocuklarda bazı belirtilere dikkat edilmesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Pınar Demir Asma, “Yaşına göre iletişim becerilerinin zayıf olması, sosyal etkileşimi başlatma ve sürdürmede zorluk yaşaması, okula gitmek istememesi, içe kapanıklık, olumsuz duygudurum, oyun oynama becerilerinin yaşına uygun ilerlememesi gibi belirtilerin görülmesi durumunda çocuk bir süre izlenmeli; belirtilerin süresi ve çocuğun günlük yaşam işlevselliği üzerindeki olumsuz etkileri dikkate alınarak, gerekli görülürse uygun destek hizmetlerine yönlendirilmelidir.” ifadelerinde bulundu.</p>
<p><strong>Dijital arkadaşlıklar ve ebeveyn rolü</strong></p>
<p>Günümüzde arkadaşlık ilişkilerinin önemli bir kısmının çevrim içi ortamlarda gerçekleştiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Pınar Demir Asma, çevrim içi platformlarda yüz yüze etkileşime göre nezaket kurallarını daha fazla ihlal edildiğini söyledi.</p>
<p>Dijital bağlamda kurulan arkadaşlıkların doğru denetim mekanizmasıyla desteklendiğinde çocukların gelişimine katkı sunabileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Pınar Demir Asma, “Zaman ve mekân açısından fiziksel sınırları aşmaya imkân sunması, çocukların arkadaşlık ilişkilerinin daha sağlıklı ve çeşitli yürümesine katkı sunmaktadır. Çevrim içi arkadaşlık süreçlerinin daha kaliteli bir şekilde yürütülmesi için ailelerin yasaklayan rolünden rehberlik eden rolüne geçişi için birtakım öneriler sunulabilir. Bunlar; dijital okuryazarlık becerileri edinin ve çocuğunuzu da bu becerileri kazanması için destekleyin, yargılamadan ve gerçekten çocuğunuzu merak ettiğiniz için dinleyin, arkadaşları hakkında sorular sorun, internet sağlayıcıların sunduğu filtreme tekniklerinden faydalanın, tanımadığı birileriyle görüntülü veya sesli konuşmaması gerektiğini hatırlatın, çevrim içi platformları evde ortak alanlarda kullanmasını sağlayın, yüz yüze arkadaşlık ve çevrim içi arkadaşlık dengesinin korunması gerektiğini vurgulayın, en önemlisi sizler de çevrim içi süreçlerde olumlu bir rol model olun.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocukların erken dönemde kurdukları arkadaşlık ilişkileri yalnızca vakit geçirme değil</strong></p>
<p>Çocukların erken dönemde kurdukları arkadaşlık ilişkilerinin yalnızca vakit geçirme olarak görülmemesi, yetişkinlikteki ilişkilerin bir prototipi niteliğinde ve gelişimlerinin desteklenmesi açısından önemli bir alan olarak ele alınması gerektiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Pınar Demir Asma, “Bununla birlikte, günümüz çocuklarının içine doğduğu dünyada teknoloji kaçınılmaz bir gerçekliktir. Bu noktada belirleyici olan, ebeveynlerin çevrim içi arkadaşlık süreçlerinde doğru ve bilinçli rehberlik sunabilmesidir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-arkadasliklari-gelecekteki-iliskilerinin-provasi-633096">Çocukların arkadaşlıkları gelecekteki ilişkilerinin provası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş hassasiyetinin çözümü, altta yatan nedenin tedavisi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-hassasiyetinin-cozumu-altta-yatan-nedenin-tedavisi-633063</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:20:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Eti]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Hassasiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[hassasiyet]]></category>
		<category><![CDATA[hassasiyetinin]]></category>
		<category><![CDATA[mine]]></category>
		<category><![CDATA[nedenin]]></category>
		<category><![CDATA[Tabakası]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yatan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633063</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, diş hassasiyetinin nedenleri, oluşum mekanizması, tetikleyici faktörleri ve azaltmaya yönelik tedbirler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hassasiyetinin-cozumu-altta-yatan-nedenin-tedavisi-633063">Diş hassasiyetinin çözümü, altta yatan nedenin tedavisi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, diş hassasiyetinin nedenleri, oluşum mekanizması, tetikleyici faktörleri ve azaltmaya yönelik tedbirler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Diş hassasiyeti, mine tabakasının zayıflamasıyla ortaya çıkıyor! </strong></p>
<p>Diş hassasiyetinin, dişlerde dış uyaranlara karşı oluşan ani ve kısa süreli ağrı ya da rahatsızlık hissi olarak tanımlandığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Bu durumu daha iyi anlamak için cilt örneği üzerinden açıklama yapılabilir. Ciltte bir yara oluştuğunda o bölgede hassasiyet gelişir ve kişi o alana dokunmaktan kaçınır. Benzer şekilde dişlerde de koruyucu bir yapı olan mine tabakasında herhangi bir bozulma ya da açıklık meydana geldiğinde hassasiyet ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p>Dişin en dış katmanını oluşturan mine tabakasının, dişi dış etkenlere karşı koruyan sert bir yapı olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Güler, “Ancak bu tabakanın zayıflaması, aşınması veya diş eti çekilmesi gibi durumlarla kök yüzeyinin açığa çıkması sonucunda dişin korumasız kalan bölgeleri dış uyaranlara karşı duyarlı hale gelir. Bu durumda özellikle soğuk, sıcak, tatlı ya da baharatlı yiyecek ve içecekler tüketildiğinde dişlerde ani bir sızı veya rahatsızlık hissi oluşur. Kısacası diş hassasiyeti, dişin koruyucu mine tabakasının zayıflaması ya da kaybı sonucunda ortaya çıkan ve dış etkenlere karşı gelişen ağrı duyarlılığıdır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bruksizm, dişleri dış etkenlere karşı hassas hale getiriyor!</strong></p>
<p>Diş hassasiyetinin en sık görülen nedenleri arasında diş sıkma ve diş gıcırdatmanın önemli bir yer tuttuğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Bruksizm, özellikle uykuda veya stres anlarında dişlerin istemsiz şekilde birbirine aşırı kuvvetle temas etmesiyle ortaya çıkar. Bu sürekli ve güçlü temas, zamanla dişlerin koruyucu dış tabakası olan mine üzerinde mikro düzeyde çatlaklara ve aşınmalara yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Mine tabakasında oluşan bu hasarın, dişin dış etkenlere karşı korumasız kalmasına neden olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Güler şöyle devam etti:</p>
<p>“Ayrıca bruksizme bağlı olarak diş eti çekilmeleri de gelişebilir. Diş eti çekilmesiyle birlikte diş kök yüzeyi açığa çıkar ve bu bölgeler mine tabakasıyla korunmadığı için hassas hale gelir. Sonuç olarak hem mine tabakasındaki aşınmalar hem de diş eti çekilmeleri, dişin normalde korunmuş olan yüzeylerini dış uyaranlara açık hale getirir. Bu durum da özellikle soğuk, sıcak, tatlı veya baharatlı gıdalarla temas edildiğinde dişlerde hassasiyet ve ağrı oluşmasına neden olur.”</p>
<p><strong>Hassasiyet yaşamı etkiliyorsa uzman desteği alınmalı!</strong></p>
<p>Diş hassasiyetinin dönemsel olarak artabilen bir durum olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Hormonlara bağlı değişimlerle birlikte hassasiyetin arttığı dönemler olabileceği gibi, ağız bakımının aksatıldığı zamanlarda da benzer şekilde artış görülebilir. Ayrıca diş sıkma problemi olan hastalarda, özellikle diş sıkmanın yoğunlaştığı dönemlerde diş hassasiyeti belirgin şekilde artabilir.” dedi.</p>
<p>Diş hassasiyetinin dönemsel olarak fark edildiği ve zaman içinde azalma gösterdiği durumlarda genellikle bir uzman desteğine ihtiyaç duyulmadığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Güler, “Ancak hassasiyet giderek artan bir seyir izliyorsa, soğuk ve sıcak gibi dış etkenlerden yoğun şekilde etkilenmeye başlamışsa ve kişinin yeme içme alışkanlıklarını olumsuz etkileyecek düzeye ulaşmışsa bu durumda mutlaka uzman desteği alınmalı ve gerekli hassasiyet tedavisi uygulanmalı.” önerisinde bulundu.</p>
<p><strong>Ağız bakımının düzenli yapılmaması durumunda diş etlerinde enfeksiyon gelişebilir!</strong></p>
<p>Günlük ağız bakım rutininin, diş hassasiyeti üzerinde doğrudan etkili olan önemli bir faktör olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Ağız bakımının düzenli yapılmaması durumunda diş etlerinde enfeksiyon gelişebilir. Diş etinin iltihaplanması ve enfekte olması ise dişlerin daha hassas hale gelmesine neden olur. Bu nedenle günlük ağız bakımının aksatılmadan sürdürülmesi gerekir.” dedi.</p>
<p>Bununla birlikte ağız bakımının yanlış şekilde yapılmasının da diş hassasiyetini artırabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Güler, “Özellikle dişleri çok bastırarak fırçalamak veya sert fırçalar kullanmak diş eti çekilmesine ve mine tabakasında mikro kırıklara yol açabilir. Bu durum da dişlerde hassasiyetin artmasına neden olur. Bu nedenle dişlerin uygun teknikle fırçalanması ve günlük ağız bakım rutinine düzenli şekilde devam edilmesi önemlidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Diş hassasiyetini azaltmak için önce altta yatan neden ele alınmalı!</strong></p>
<p>Diş hassasiyetini azaltmaya yardımcı olabilecek önerilerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Öncelikle altta yatan nedenlerin ele alınması gerekir. Diş hassasiyetinin temel sebeplerinden biri diş sıkma ve bruksizm olarak düşünüldüğünde, bruksizmi tedavi etmeye yönelik işlemlerin yapılması hassasiyetin büyük oranda azalmasına yardımcı olabilir. İkinci olarak, agresif fırçalamadan kaçınılması gerekir. Bu durumun artmasını önlemek için dişlerin aşırı bastırılarak veya sert şekilde fırçalanmaması önemlidir. Üçüncü olarak, hassasiyet giderici ajanlar içeren diş macunlarının kullanımı oldukça etkili olabilir. Ayrıca flor içeriği yüksek macunlarla fırçalama yapmak da hassasiyetin giderilmesi açısından fayda sağlayabilir.</p>
<p>Tüm bu uygulamalara rağmen problemin devam etmesi durumunda mutlaka bir uzman desteği alınması gerekir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hassasiyetinin-cozumu-altta-yatan-nedenin-tedavisi-633063">Diş hassasiyetinin çözümü, altta yatan nedenin tedavisi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplumda doğru bilinen yanlışlar kalbi tehdit ediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/toplumda-dogru-bilinen-yanlislar-kalbi-tehdit-ediyor-633025</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:18:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bilinen]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hiçbir]]></category>
		<category><![CDATA[kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Ve Damar]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığın]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[toplumda]]></category>
		<category><![CDATA[yanlışlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633025</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada ve ülkemizde ölüm nedenlerinin başında gelen kalp ve damar hastalıkları son yıllarda gençlerde hatta çocuklarda da hızla yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/toplumda-dogru-bilinen-yanlislar-kalbi-tehdit-ediyor-633025">Toplumda doğru bilinen yanlışlar kalbi tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada ve ülkemizde ölüm nedenlerinin başında gelen kalp ve damar hastalıkları son yıllarda gençlerde hatta çocuklarda da hızla yaygınlaşıyor. Ülkemizde her 3 kişiden biri kalp hastalıklarına bağlı nedenlerden hayatını kaybederken, erken tanı ve tedavinin önemine yönelik toplumsal farkındalığı artırmak büyük önem taşıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde düzenlenen<em> ‘</em><strong>’Kalp Sağlığın İçin Harekete Geç’ </strong>söyleşisinde bir araya gelen Acıbadem Üniversitesi’nden uzmanlar, kalp ve damar sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken 8 hayati kuralı sıraladılar, kalbi tehdit eden risklere ve toplumda doğru bilinen yanlışlara yönelik çarpıcı uyarılar ve önerilerde bulundular.</p>
<p>Sağlıksız beslenme, hareketsizlik, sigara, aşırı kilo, bilinçsiz vitamin kullanımı, aşırı tuzlu ve paketli gıdalar, sosyal medyadan duyularak tüketilen karışımlar gibi etkenlerle son yıllarda  kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Rakamlar; dünyada halen 632 milyon kalp hastası olduğunu, yılda yaklaşık 20 milyon kişinin de bu hastalık nedeniyle hayatını kaybettiğini gösteriyor. İşte bu önemli hastalığa karşı erken tanı ve tedavinin önemini vurgulamak, koruyucu önlemler konusunda toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla Acıbadem Üniversitesi Kalp ve Damar Cerrahisi Öğretim Üyeleri; Prof. Dr. Cem Alhan, Prof. Dr. Şahin Şenay ve Kardiyoloji Uzmanı Sinan Dağdelen ‘Kalbin İçin Harekete Geç’ söyleşisinde bir araya geldiler. </p>
<p><strong>Kalp hastalıklarının yüzde 50’si hiçbir belirti vermeden ilerliyor!”</strong></p>
<p><strong>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen</strong> toplantıda yaptığı konuşmada; bilimsel araştırmalara göre; ani kardiyak ölümlerin 3’te 2’sinde, önceden kalp hastalığı tanısı olmadığını vurgulayarak “Kalp ve damar hastalıklarının yüzde 50’si hiçbir şikayete yol açmadan, sinsice ilerliyor. Bu nedenle toplumumuzda ‘Hiçbir şikayetim yok, sağlıklı besleniyorum, düzenli spor yapıyorum, ben sağlıklıyım” şeklindeki düşünce çok yanlış ve tehlikelidir” dedi. Son yıllarda özellikle sosyal medya ve televizyondan duyularak ‘şifalı ve doğal’ diye tüketilen besinlerin tüketilmesinin de kalp ve damar sağlığı açısından çok ciddi zararlara yol açabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Dağdelen şöyle konuştu: “Televizyondan, reklamlardan, sosyal medyadan duyduğunuz şeyleri asla kullanmayın. Sirkeyi salataya koyup yiyorsanız iyidir ya da sarımsağı cacığa katıp tüketiyorsanız faydalıdır ama bunları her sabah tedavi amacıyla tüketiyorsanız o artık, besin değil ilaçtır ve sağlığınıza fayda yerine ciddi zararlar verebilir!”  </p>
<p>Prof. Dr. Dağdelen, bilinçsiz ve gereksiz vitamin kullanımının da kalp damar hastalıklarını önlemek yerine, bazı vitaminlerin fazlasının zararlı olabildiğini belirterek, “Doktorunuzun size önerdiği tedaviye güvenin ve uygulayın. Çünkü size özel süzgeçten geçirilmiş, tıbbi metinler üzerine yapılmıştır. Size önerdiği ilaçları mutlaka düzenli kullanın, takviyeleri sadece doktorunuzun gerekli görmesi halinde alın. Amerika’dan gelmiş çok iyiymiş! Böyle bir şey yok. Gereksiz kullanılan vitaminler kalp ve damar sağlığına çok ciddi zararlar verebilir” diye konuştu. </p>
<p><strong>Damar tıkanıklığı en sık görülen sorun ve hızla yaygınlaşıyor!</strong></p>
<p><strong>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cem Alhan</strong> da, kalp ve damar hastalıklarında yıllardır en sık görülen sorunun koroner arter hastalığı (damar tıkanıklığı) olduğunu belirterek, son yıllarda kadınlarda da özellikle sigara kullanımının artması ve fazla kilo nedeniyle kalp ve damar hastalıklarının yaygınlaştığını vurguladı. Kalbi tehdit eden, hızla yaşlandıran ve kalp krizine zemin hazırlayan en önemli iki etkenin; sigara ve diyabet olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Alhan, “En ağır tabloyla gelenler çoğunlukla diyabet hastaları oluyor. Kontrolsüz diyabet kalp krizi riskini 2 kat artırıyor” dedi. </p>
<p>Prof. Dr. Cem Alhan söyleşide, tıp kitaplarında yazmayan ama kalp sağlığı için büyük önemi olan bazı koruyucu önlemlere yönelik de çarpıcı bilgiler paylaştı: “Dünyanın en fazla uzun ömürlülük oranlarına sahip olan Yunanistan’daki Ikaria Adası, kalp ve damar hastalıklarının da çok nadir görüldüğü bir yer olarak biliniyor. Bu adada uzun ömürlülük ve kalp sağlığına yönelik şu gözlemlerde bulundum: Öncelikle aile yapıları çok güçlü, hiçbir şekilde yalnız kalmıyorlar. Birbirlerini sürekli ziyarete gidiyorlar ve bu ziyaretleri, yokuşlu coğrafyaya sahip olduklarından, sürekli yokuş çıkıp yürüyerek gerçekleştiriyorlar. Akdeniz tipi besleniyorlar ve stresten uzak yaşıyorlar. ”</p>
<p><strong>Ailede kalp hastalığı öyküsü varsa!</strong></p>
<p>Yaş, cinsiyet ve genetik risk faktörleri değiştirilemese de, yaşam tarzında yapılacak iyileştirmeler ve alınacak bazı önlemlerle kalp ve damar hastalıklarından korunmanın büyük ölçüde mümkün olduğunu vurgulayan <strong>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Şahin Şenay </strong>şöyle konuştu:<strong> </strong>“Aşırı tuzdan kaçınmak, sağlıklı beslenmek, ideal kiloda olmak, sigaradan uzak durmak, düzenli egzersiz yapmak ve hareketsiz kalmamak gibi bazı önlemleri almaya ne kadar erken başlanırsa, bu ufak değişikliklerin çok dramatik ölçüde büyük faydaları oluyor. Özellikle son yıllarda tıpta ve teknolojide hızlı gelişmeler sayesinde, kişiye özgü tedaviler yapıyoruz ve çok başarılı sonuçlar alıyoruz ancak en önemli unsur, hastalık kapıyı çalmadan önlemektir.”</p>
<p>Kalp hastalığı sinsi ilerlediği için özellikle ailesinde birinci derece yakınlarında kalp damar hastalığı öyküsü olanlarla, diyabet ve hipertansiyon hastalarının, kötü kolesterolü (LDL) yüksek olanların yüksek risk grubunda yer aldıklarını, bu nedenle kendilerinin kalple ilgili hiçbir şikayetleri olmasa da kardiyolojik açıdan mutlaka düzenli kontrol edilmeleri gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Şenay “Risk faktörlerini erken dönemde kontrol altına almak, ileride oluşabilecek ciddi kalp hastalıklarını büyük ölçüde engelleyebilir” dedi. </p>
<p><strong>Sağlıklı beslenme alışkanlığı çocuklukta kazandırılmalı! </strong></p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Kayım da söyleşide yaptığı konuşmada, özellikle çocukluk çağı obezitesinin son yıllarda dramatik şekilde artığını belirterek, çocuklara küçük yaşlardan itibaren doğru beslenme alışkanlığı kazandırmanın kritik önem taşıdığını vurguladı. Kısa dönemli hızlı kilo vermeye yönelik planların fayda yerine zarar verebileceğini vurgulayan Kayım şöyle konuştu: “Sağlıklı bir yaşam için, sürdürülebilir özelliklere sahip bir diyetle düzenli egzersiz yapmak kilit rol oynuyor. Yeterli protein alımı kas kütlesinin korunması için çok önemlidir. Ancak protein alımını sağlarken işlenmiş etten uzak durmak, kırmızı et tüketimini azaltmak, beyaz et ve bitkisel proteinlerden faydalanmak en ideali olacaktır. Akdeniz diyeti, bol bol sebze meyve tüketimini önermektedir. Meyve-sebzelerdeki lif ve antioksidanlar kolesterolün düşürülmesine ve damar sağlığının iyileştirilmesine katkı sağlamaktadır. Vücutta yağlar en fazla karın bölgesinde yoğunlaşırken, kalp sağlığı açısından da bu yağların sağlıklı yollarla verilmesi, bel çevresinin kadınlarda 80 cm’i, erkeklerde de 94  cm’i geçmemesi büyük önem taşıyor” diye konuştu.    </p>
<p><strong>xxxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Kalp Sağlığı İçin 8 Hayati Öneri!</strong></p>
<ul>
<li>Her gün mutlaka bir saat düzenli yürüyüş yapın. </li>
<li>Sigara içmeyin, pasif içici olmaktan da kaçının. </li>
<li>Fast-food ürünlerden, aşırı tuzlu, yağlı, paketli gıdalar, hamur işleri ve işlenmiş et ürünlerinden uzak durun. Akdeniz tipi beslenmeye geçin. </li>
<li>Diyabet, insülin direnci, hipertansiyon, trigliserid yüksekliği gibi metabolik hastalıklara karşı düzenli kontrollerinizi olun ve doktorunuz ilaç tedavisini gerekli gördüyse mutlaka uyun.  </li>
<li>İdeal kilonuza mutlaka sağlıklı yollarla ulaşın ve koruyun. </li>
<li>Bel çevresindeki yağlar en tehlikelisi. Kilo verseniz bile bel çevrenizdeki yağlar enflamasyona yol açtığından, kadınlarda 80 cm, erkeklerde 94 cm’yi aşmamasına özen gösterin. </li>
<li>Ailede birinci derece yakınlarınızda kalp hastalığı öyküsü varsa, hiçbir şikayetiniz olmasa bile düzenli kardiyak muayenelerinizi olun. </li>
<li>Stresinizi yönetmeyi mutlaka öğrenin ve aşırı stresten uzak durun. </li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/toplumda-dogru-bilinen-yanlislar-kalbi-tehdit-ediyor-633025">Toplumda doğru bilinen yanlışlar kalbi tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hareketsizlik yılda 3,2 milyon ölüme neden oluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hareketsizlik-yilda-32-milyon-olume-neden-oluyor-632985</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:17:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[haftada]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hareketsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[met]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[ölüme]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632985</guid>

					<description><![CDATA[<p>Düzenli fiziksel aktivitenin sağlıklı yaşam üzerindeki etkileri artık tartışmasız bir gerçek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hareketsizlik-yilda-32-milyon-olume-neden-oluyor-632985">Hareketsizlik yılda 3,2 milyon ölüme neden oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Düzenli fiziksel aktivitenin sağlıklı yaşam üzerindeki etkileri artık tartışmasız bir gerçek. Haftada en az 150 dakika orta tempolu yürüyüş yapan bireylerde erken ölüm riskinin yaklaşık yüzde 30 ila 40 oranında azaldığından bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Hareketli bir yaşam tarzını benimsemek, yalnızca yaşam kalitesini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda yaşam süresine de doğrudan katkı sağlıyor” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Fiziksel hareketsizlik, dünya genelinde bulaşıcı olmayan hastalıklar açısından en önemli risk faktörleri arasında dördüncü sırada yer alıyor. Yılda 3,2 ila 5 milyon ölüme neden olduğu tahmin ediliyor diyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Haftada 1000–2000 kilokalori enerji harcamasına denk gelen 3 ila 5 saatlik tempolu egzersizin ölüm oranlarını belirgin şekilde azalttığını biliyoruz. Buna rağmen yetişkinlerin yüzde 27,5’i haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite hedefini karşılayamıyor. İstanbul’da 2023 yılında yapılan bir araştırma da benzer bir tabloyu ortaya koyuyor; haftada 150 dakikanın üzerinde fiziksel aktivite yapanların oranı yalnızca yüzde 38,7’de kalırken, yaklaşık yüzde 61,3’lük bir kesim önerilen seviyenin altında kalıyor” bilgilerini verdi.</p>
<p><strong>Bahçe işleri saatte 180-360 kalori yakıyor</strong></p>
<p>Hareketsizliğin olumsuz etkilerini azaltmak için ev ortamında uygulanabilecek basit adımların etkili bir başlangıç olduğuna parmak basan Akı, “Gün içerisinde kısa süreli esneme hareketlerine yer vermek, belirli aralıklarla ayağa kalkarak hareket etmek ya da asansör yerine merdivenleri tercih etmek küçük ama önemli değişiklikler arasında sayılabilir” dedi.</p>
<p>Fiziksel aktivite düzeyini değerlendirmede kullanılan MET kavramından bahseden Akı, “MET, vücudun dinlenme halindeki enerji tüketimini temel alır. Orta şiddetteki aktiviteler genellikle 3 ile 6 MET aralığında sınıflandırılır. Bu çerçevede tempolu yürüyüş, saatte yaklaşık 3–6 MET’e, yani 180–360 kilokalori enerji harcamasına karşılık gelirken merdiven çıkma ve bahçe işleri de benzer düzeyde enerji tüketimi sağlar. Kas gruplarını hedef alan kuvvetlendirme egzersizlerinde MET değeri değişkenlik gösterebilse de bu tür çalışmaların haftada en az iki gün yapılması kıymetli” dedi.</p>
<p><strong>Uzun süre oturmak boyun ağrısını artırıyor</strong></p>
<p>Özellikle ofis çalışanlarında boyun ağrısının oldukça yaygın görüldüğüne dikkat çeken Akı, “Veriler, çalışanların yaklaşık yüzde 42 ila 63’ünün yılda en az bir kez bu şikâyeti yaşadığını ortaya koyuyor. Yapılan bir araştırmada bu oran kadınlarda yüzde 45,5 olarak belirlenirken, çeşitli risk faktörlerinin etkisiyle kadınların boyun ağrısı geliştirme olasılığının erkeklere kıyasla yaklaşık iki kat daha yüksek olduğu görülüyor. Uzun süre aynı pozisyonda oturmak, boyun bölgesine binen yükü artırarak ağrı şikâyetlerini artırabiliyor. Düzenli fiziksel aktivite ise bu riski azaltmada önemli bir paya sahip. Bu nedenle gün içinde verilen kısa hareket molaları ve basit egzersizler, altta yatan başka bir sağlık sorunu yoksa şikâyetlerin hafiflemesine katkı sağlayabilir” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hareketsizlik-yilda-32-milyon-olume-neden-oluyor-632985">Hareketsizlik yılda 3,2 milyon ölüme neden oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gonca&#8217;dan USKAF-IX&#8217;e anlamlı katkı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/goncadan-uskaf-ixe-anlamli-katki-632942</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:16:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[dezavantajlı]]></category>
		<category><![CDATA[gonca]]></category>
		<category><![CDATA[Gruplar]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[katılım]]></category>
		<category><![CDATA[katkı]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[merkez]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sahne]]></category>
		<category><![CDATA[uskaf-ix]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632942</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Üniversitesi ev sahipliğinde Kocaeli Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen “USKAF-IX Dezavantajlı Gruplarda Sağlık Hizmetleri Kongresi” sağlık alanındaki uzmanları, akademisyenleri, kamu kurumlarını ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goncadan-uskaf-ixe-anlamli-katki-632942">Gonca&#8217;dan USKAF-IX&#8217;e anlamlı katkı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Üniversitesi ev sahipliğinde Kocaeli Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen “USKAF-IX Dezavantajlı Gruplarda Sağlık Hizmetleri Kongresi” sağlık alanındaki uzmanları, akademisyenleri, kamu kurumlarını ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirdi. Programa Büyükşehir’e bağlı Gonca Engelsiz Yaşam Merkezi ritim grubu damga vurdu. Goncalı öğrencilerin sahnedeki performansı, programın en anlamlı anlarından biri olarak öne çıktı.</p>
<p><b>KONGREDE PEK ÇOK KONU ELE ALINDI</b></p>
<p>İki gün süren kongrede dezavantajlı grupların sağlık hizmetlerine erişimi, sağlık politikaları, kalite ve akreditasyon, beslenme, yenilikçi tedavi yöntemleri, psikososyal destek ve kurumlar arası iş birliği başlıkları kapsamlı biçimde ele alındı. Kongre boyunca çocuklar, yaşlılar, özel gereksinimli bireyler ve kronik hastalığı bulunan grupların sağlık hizmetlerine erişiminde karşılaşılan sorunlar değerlendirilirken, bu noktada çözüm önerileri, iyi uygulama örnekleri ve toplumsal katılımı güçlendirecek yaklaşımlar katılımcılarla paylaşıldı.</p>
<p><b>ARDIÇ VE KÖSE’DEN SUNUM</b></p>
<p>Kongrenin toplumsal boyutunun ele alındığı oturumda Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Ebubekir Ardıç, “Dezavantajlı Gruplar İçin Yerel Yönetimler Açısından Mevcut Sağlık Hizmetleri Uygulamaları” konulu bir sunum gerçekleştirdi. Sunumda dezavantajlı gruplara yönelik yerel yönetim hizmetlerinin mevcut durumu, erişilebilirlik olanakları ve uygulama örnekleri katılımcılarla paylaşıldı. Ayrıca Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanı Mehmet Köse ise dezavantajlı bireylerin yaşam kalitesinin artırılmasında yerel yönetimlerin üstlendiği sorumluluklara, kurumlar arası koordinasyonun önemine ve sosyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesine yönelik değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><b>GONCA’NIN 12 KİŞİLİK RİTİM GRUBU SAHNE ALDI</b></p>
<p>Kongrenin kapanış bölümünde Gonca Engelsiz Yaşam Merkezi ritim grubu öğrencileri sahne aldı. Merkez bünyesinde çalışmalarını sürdüren ve özel bireylerden oluşan 12 kişilik grup, enstrüman performanslarıyla programın finaline anlam kattı.</p>
<p><b>KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ KOROSU İLE ORTAK PERFORMANS</b></p>
<p>Program kapsamında Kocaeli Üniversitesi Devlet Konservatuvarı korosu ile Gonca Engelsiz Yaşam Merkezi ritim grubu aynı sahnede buluştu. “Engelsiz Şarkılar” kapsamında gerçekleşen ortak performans, kongre boyunca vurgulanan sosyal entegrasyon, erişilebilirlik ve toplumsal katılım kavramlarının sahnedeki güçlü yansıması oldu. Katılımcılar tarafından ilgiyle takip edilen performans, programın en anlamlı anlarından biri olarak öne çıktı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goncadan-uskaf-ixe-anlamli-katki-632942">Gonca&#8217;dan USKAF-IX&#8217;e anlamlı katkı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bebeklerin Gece Beslenmesi Çürük Riskini Artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bebeklerin-gece-beslenmesi-curuk-riskini-artiriyor-632900</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:14:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bebeklerin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632900</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erken çocukluk çağı çürükleri, genellikle 6 yaşın altındaki çocuklarda görülen, birçok dişi etkileyebilen ve hızlı ilerleyebilen bir çürük türü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bebeklerin-gece-beslenmesi-curuk-riskini-artiriyor-632900">Bebeklerin Gece Beslenmesi Çürük Riskini Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erken çocukluk çağı çürükleri, genellikle 6 yaşın altındaki çocuklarda görülen, birçok dişi etkileyebilen ve hızlı ilerleyebilen bir çürük türü. Bu çürükler ilk olarak genellikle üst çenede ön dişlerde başlar ve kontrol altına alınmazsa hızlı bir şekilde yayılabilir. En önemli sebebi ise gece beslenmesidir. Gece boyunca ya da uykuya dalma esnasında bebeğin emzirilmesi ya da biberonla şeker içeren gıdaların verilmesi çürüklerin oluşumuna zemin hazırlar. Biberon ucuna şeker, bal, reçel ya da pekmez gibi besinlerin eklenmesi de bu açıdan sakıncalıdır. Bir yaşından itibaren ise çocukların biberon yerine bardak kullanımına özendirilmesi faydalıdır.</p>
<p><strong>Diş Kontrollerine 1 Yaş İtibariyle Başlanmalı </strong></p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Irmak Bektaş Deniz, </strong>erken çocukluk çağı çürüklerinin önüne geçilmesi için bazı önemli uyarılarda bulunarak şunları söyledi: <em>“Bu tip sorunların yaşanmaması adına öncelikle gece beslenmesinin kontrol altına alınması gerekir. Çocuğa biberonla süt ya da mama verilmesi yerine, ilk geçiş sürecinde su verilebilir. Sonraki adımlarda dişler ilk sürdüğü andan itibaren mutlaka fırçalanmalı ve temiz tutulmalıdır. Çocuğun dişi sürdükten sonra yaş grubuna uygun bir fırça ve gerekli macunla mutlaka temizliği yapılmalıdır. Son olarak bir diğer önemli nokta ise aslında çocukların en geç bir yaş itibariyle mutlaka bir diş hekimi kontrolünden geçmeleri. Bu kontrollerde çocukların çürük risk durumu tespit edilip ebeveynlere gerekli ağız hijyeni bilgilendirmesi yapılabilmektedir.” </em></p>
<p><strong>İlerlemiş Vakalarda Tedavi Zorlaşabilir</strong></p>
<p>Biberon çürüklerinin tedavisinde oldukça etkili ve gelişmiş yöntemler mümkün. Fakat aşırı ilerlemiş vakalarda bu çürüklerin tedavisi zorlaşabilir. Söz konusu tedavilerin başlamasında en önemli nokta, ailelerin erken dönemde fark etmeleri ve muayenelerin aksatılmaması. Tedavi edilemeyen, geç kalınan dişlerin maalesef çekilmesi gerekebilir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bebeklerin-gece-beslenmesi-curuk-riskini-artiriyor-632900">Bebeklerin Gece Beslenmesi Çürük Riskini Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cinsiyete Göre Beslenme Olur mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cinsiyete-gore-beslenme-olur-mu-632888</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:13:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyete]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[olur]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[takviyeler]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[Ürünle]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632888</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menopozla birlikte östrojenin azalması, kardiyovasküler risklerin artması ve ciltte elastikiyet kaybı gibi doğal süreçler kadınları çözüm arayışına yönlendiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cinsiyete-gore-beslenme-olur-mu-632888">Cinsiyete Göre Beslenme Olur mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Menopozla birlikte östrojenin azalması, kardiyovasküler risklerin artması ve ciltte elastikiyet kaybı gibi doğal süreçler kadınları çözüm arayışına yönlendiriyor. Bu noktada piyasaya sürülen kolajen takviyeleri ve östrojen içerikli ürünler, “genç kalma” ve “sağlıklı yaş alma” vaatleriyle pazarlanıyor. Oysa tek bir mucize ürünle sağlığı korumanın mümkün olmadığını belirten <strong>Diyetisyen Kumsal Kurucu, </strong>“Ayak tırnaklarımızdan, saç telimize kadar bir bütünüz. Sağlık parametrelerinde her halka birbiriyle iç içe, bütün halinde! Tek bir şeyden mucize etki bekleyip geri kalanını arka plana atmamalısınız. Menopoz sonrası kadınlara, omega-3 yağ asitleri, sebze, şeker oranı düşük mor renkli meyveler, antioksidanlar ve fitoöstrojenlerden zengin bir beslenme önerisi sunulur. Ek olarak, omega-3 balık yağı, magnezyum ve koenzim Q10 gibi takviyeler tıbbi gözetim altında verilebilmektedir” diyor. </p>
<p><strong>TEKNOLOJİ ALGORİTMALARI KADINLARIN SÖZDE İHTİYAÇLARINA OYNUYOR!</strong></p>
<p>Kadınların öncelik verdiği sağlık faydaları, fizyolojik ihtiyaçlar ve toplumsal baskıların birleşiminden oluşuyor. Teknolojik cihazların algoritmaları da bu eğilimleri algıladığında, kadınların karşısına sürekli olarak hormonal dengeyi, cilt sağlığını veya menopoz semptomlarını iyileştirdiğini iddia eden ürünler çıkıyor. Bu ürünler, sosyal medya ve reklamlarla çoğunlukla bir ‘ihtiyaç’ olarak tanıtılıyor ve kadınlara yönelik mesajlarla öne çıkarılıyor. Kadınlar için hormon döngülerini destekleyen beslenme stratejilerinin önem taşıdığını belirten <strong>Acıbadem Life Uzman</strong> <strong>Diyetisyen Kumsal Kurucu,</strong> “Magnezyum ve B6 vitamini, kasları gevşeterek ve nörotransmitter işlevini destekleyerek PMS semptomlarını azaltmada özellikle etkilidir. Bununla birlikte Omega-3 yağ asitleri, iltihabı yönetmeye ve hormon üretimini desteklemeye yardımcı olur ve bunları tüm yaşam evrelerinde olmazsa olmaz hale getirir. Hormonal dalgalanmaları ve menopoz geçişlerini yönetmek için bütüncül ve fonksiyonel tıp bakış açısıyla, bu gıdalardan çok daha öte bir yolculuk var. Bu nedenle sağlık yönetiminizi sosyal medyadan gördüklerinizle, influencer ürünleri ile değil sağlık uzmanı ile yapmalısınız.  Mesela östrojen bandı gerekli mi, ne gibi riskleri var? Hekiminizle konuşmalısınız” diyor. </p>
<p><strong>ERKEKLER “KAS” ODAKLI!</strong></p>
<p>“Kas kütlesi artırma ve hızlı toparlanma hedefi, erkekleri protein tozları ve performans artırıcı takviyelere yönlendiriyor. Sosyal medya ve reklamlar da bu ürünleri ‘olmazsa olmaz’ olarak gösteriyor. Antrenman sıklığı, yoğunluğu ve bireysel sağlık durumu dikkate alınmadan kontrolsüz kullanılan takviyelerin ciddi sağlık riskleri doğurabildiğini söyleyen <strong>Uzman</strong> <strong>Diyetisyen Kumsal Kurucu, “</strong>Özellikle testosteron artırıcı ürünlerin bilinçsiz tüketimi hormon dengesini bozabilirken, doğal yöntemler ve dengeli beslenme, güvenli ve etkili bir alternatif olarak öne çıkıyor. Oysa yağsız etler, yumurtalar, kinoa, tofu, tempeh ve mercimek gibi gıdalar, erkekler için mükemmel protein kaynakları! Testosteron artıcı doğal yöntemlerle oldukça mevcut ve başarılı sonuçlar alıyoruz. İlaçlar, kontrolsüz takviyeler kullanıp sağlığınızı riske etmek yerine doğal yollara başvurmalısınız” diyor. </p>
<p><strong>RİSKLİ GIDA TRENDLERİ SAĞLIĞINIZI BOZABİLİR</strong></p>
<p>Dönemsel gıda trendleriyle birlikte tek bir besine ya da takviyeye aşırı yüklenme eğiliminin ciddi dengesizliklere yol açtığını belirten <strong>Acıbadem Life Uzman</strong> <strong>Diyetisyen Kumsal Kurucu, “</strong>Sosyal medyada popülerleşen ürünler, kontrolsüz kullanımın önünü açıyor. Mucize etkiler beklemek yerine dengeli ve doğal beslenmeye odaklanılması gerekiyor. Örneğin kolajen patlaması yaşanırken, bu ihtiyacın ilikli kemik suyu gibi doğal kaynaklarla karşılanması çok daha güvenli bir yaklaşım. Prolin, glisin, hiyaluronik asit ve glukozamin gibi damar sağlığını ve doku esnekliğini destekleyen bileşenler içeren bu besin, bütüncül bir yaklaşımın parçası olabilir. Yine doğum ve menopoz sonrası dönemlerde de kalsiyum, D vitamini ve magnezyum gibi temel besin öğelerinin kişiye özel bir planlama ile hekim gözetiminde alınması gerekir. Yine ihtiyaçların da dönemsel olarak değişebileceği unutulmamalıdır” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ DİYET VE TAKVİYE PLANLARI</strong></p>
<p>Günümüzde kadın ve erkeğin cinsiyetlendirilmiş alışkanlıklara doğru sürüklendiğini belirten <strong>Acıbadem Life Uzman Diyetisyen Kumsal Kurucu, “</strong>Fizyolojik, biyolojik ihtiyaçlar çerçevesinde kişiye özel bir beslenme planı olması gerektiğini, kadınların arzuladığı sağlık faydalarının erkeklerden daha fazla olduğunu çok net görüyoruz. Ancak ihtiyaçların cinsiyet, yaş, genel sağlık durumu ve yaşam evresine göre değiştiği unutulmamalı. Bu nedenle sağlık hedeflerinize uygun, kişiselleştirilmiş diyet ve takviye planları ile uyum içerisinde olun. Trendlere kendinizi kaptırıp genel sağlık kontrollerinizi aksatmayın” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cinsiyete-gore-beslenme-olur-mu-632888">Cinsiyete Göre Beslenme Olur mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Günlük yaşamda el yıkama birçok enfeksiyonu önlemek için etkili&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunluk-yasamda-el-yikama-bircok-enfeksiyonu-onlemek-icin-etkili-632861</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:12:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birçok]]></category>
		<category><![CDATA[Bulaş]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[el]]></category>
		<category><![CDATA[El Hijyeni]]></category>
		<category><![CDATA[El Yıkama]]></category>
		<category><![CDATA[elleri]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[önlemek]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamda]]></category>
		<category><![CDATA[yıkama]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632861</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri tarafından 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü etkinliği düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-yasamda-el-yikama-bircok-enfeksiyonu-onlemek-icin-etkili-632861">&#8216;Günlük yaşamda el yıkama birçok enfeksiyonu önlemek için etkili&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri tarafından 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü etkinliği düzenlendi. Etkinlikte konuşan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Günlük yaşamda el yıkama birçok enfeksiyonu önlemek için etkilidir ama el yıkamadan kastımız eli su ve sabunla buluşturmak değil, aynı zamanda yeteri kadar zamanda ve elin her noktasını sabunla ovalamaktır. Enfeksiyon kontrol önlemlerinden en etkili, en ucuz, en kolay uygulanılanı da elleri düzenli olarak yıkamaktır. El hijyeni hayat kurtarır” dedi.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi ve Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesinde eş zamanlı 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü kapsamında farkındalık etkinliği düzenlendi. Etkinlikte ‘Harekete geçmek hayat kurtarır’, ‘Temiz eller, güçlü bakım, güvenli yarınlar’ ve ‘20 saniye’ mesajlarıyla el hijyeninin önemine dikkat çekildi.  Ayrıca etkinlikte kullanılan ‘GlowBox’ cihazı ile katılımcıların el temizliği UV ışıklarıyla kontrol edilerek, yetersiz yıkanan bölgeler görsel olarak gösterildi.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, sağlık hizmetleri sırasında enfeksiyon bulaşının önemli bir sorun olduğunu belirterek, “Tüm dünyada sağlık bakımıyla ilgili yaşanan sorunlardan çok önemli olan bir tanesi de sağlık bakımı sırasında hastalara enfeksiyon bulaşmasıdır. Bunları önlemek için dünyada çeşitli önlemler alınmakta. Hastanelerin altyapısını düzenlemek, yeterli çalışan sayısını oluşturmak ve en önemlisi enfeksiyon kontrol önlemlerini uygulamaktır. Enfeksiyon kontrol önlemlerinden en etkili, en ucuz, en kolay uygulanılanı da elleri düzenli olarak yıkamaktır” dedi.</p>
<p>Hastanelerde el hijyeninin önemine değinen Sönmezoğlu, “Biz hastanelerde su ve sabunla el yıkamanın yanında hastalarla temastan önce sonra el hijyeni de uygulamak isteriz. Dolayısıyla hastanelerde uygulanan düzenli el temizliğinin adı el hijyenidir. Dünya Sağlık Örgütü 2009 yılından sonra her yıl el yıkama ve el hijyeni konusunu gündeme getirmek için Dünya El Hijyeni Günü oluşturmuştur” diye konuştu.</p>
<p>‘ELLER EN ÖNEMLİ BULAŞ YOLU’</p>
<p>Mikroorganizmaların bulaş yollarına dikkat çeken Sönmezoğlu, “Mikroorganizmaların vücuda giriş kapısı için en önemli, en kolay yol ağız ve solunum yoludur. Ağız ve solunum yoluna da hava yolu dışında mikroorganizmaların bulaştığı yol ellerdir. Eller hem başkalarına dokunarak hem yüzeylere dokunarak birçok mikroorganizmayı toplar, ağzımıza ve başkalarına kolaylıkla bulaştırmamıza neden olur. O nedenle el yıkama, el hijyeni bütün bu enfeksiyonların önlenmesi için en iyi yoldur” ifadelerini kullandı.</p>
<p>‘EL YIKAMA EN AZ 30 SANİYE OLMALI’</p>
<p>Doğru el yıkamanın nasıl olması gerektiğini anlatan Sönmezoğlu, “Günlük yaşamda el yıkama birçok enfeksiyonu önlemek için etkilidir ama el yıkamadan kastımız eli su ve sabunla buluşturmak değil, aynı zamanda yeteri kadar zamanda ve elin her noktasını sabunla ovalamaktır. Bu nedenle 30 saniye kuralı çok daha uygundur. Bunun için el su ve sabunla ıslatıldıktan sonra parmak araları, avuç içleri ve el sırtı, başparmak özellikle başta olmak üzere 30 saniye süreli ovalamak, sonra bol süre durulamak ve mutlaka da kurulamak gerekir” dedi.</p>
<p>‘TOPLU ALANLARDA RİSK YÜKSEK’</p>
<p>Toplu alanlarda enfeksiyon riskinin arttığını belirten Sönmezoğlu, “Toplu alanlarda alışveriş merkezleri, toplu taşımalar, otobüsler, trenler, metrobüsler mikroorganizmaların en yoğunlaştığı alanlardır. İnsanlarla birlikte onların taşıdığı mikroorganizmaların en yoğunlaştığı bölgeler olduğu için o alanlarda bulunduktan sonra el hijyeni sağlamak, ellerin düzenli yıkanması çok önemlidir. Hemen suya ve sabuna ulaşamayabiliriz ama ceplerde taşınan küçük el antiseptikleri bu konuda bizim için çok yardımcıdır” diye konuştu.</p>
<p>‘BAĞIŞIKLIĞI ZAYIF OLANLAR İÇİN DE AYNI DERECEDE ÖNEMLİ’</p>
<p>Bağışıklık sistemi zayıf bireyler için de el hijyeninin önemine değinen Sönmezoğlu, “Bağışıklık sistemi iyi çalışanlar kadar bağışıklık sistemi çalışmayanlar için de el hijyeni çok önemlidir. Çünkü biz mikroorganizmalarla ne kadar az karşılaşırsak o kadar az hasta olacağımızdır. O yüzden çok sağlıklı olan kişiler kadar hasta olanların aynı derecede el hijyenine ulaşması lazım” dedi.</p>
<p>‘PANDEMİ HİJYEN BİLİNCİNİ ARTIRDI’</p>
<p>Pandemi sürecine ilişkin değerlendirmede bulunan Sönmezoğlu, “Dünya çok zor bir pandemi dönemi yaşadı. Ama bize kazandırdığı çok önemli kurallardan bir tanesi de el hijyeninin önemini hatırlatmak oldu. Çok büyük bir katkısı oldu. İnsanlar el yıkamayı daha çok öğrendiler. El antiseptiği bulundurmayı, doğru zamanlarda ellerini yıkayıp antiseptik kullanmayı öğrendiler” ifadelerini kullandı.</p>
<p>‘ENFEKSİYONLAR YATIŞ SÜRESİNİ UZATABİLİR’</p>
<p>Sağlık bakımına bağlı enfeksiyonların sonuçlarına dikkat çeken Sönmezoğlu, “Dünyada ve bizde yaşanan en önemli sorun sağlık bakım ile ilişkili enfeksiyonlar. Çünkü bunlar eller düzgün yıkanmadığı zaman daha çok görülüyor. Hastaların hastanede yatış süreleri önceden belirlenmiş süreden çok daha uzun yatmalarına ve bizim tahmin ettiğimizden daha fazla hasta ölümlerine yol açabiliyor” dedi.</p>
<p> ‘HASTALAR SAĞLIK ÇALIŞANLARINI SORGULAYABİLİR’</p>
<p>Farkındalık ve bilinçlenmenin önemine değinen Sönmezoğlu, “En önemlisi bilinçli olmak. Bu konuda bilgili olmak, farkında olmak. Kişiler hem kendi ellerinin hijyenini sağlamakla yükümlü hem başkalarını da kontrol etmekle yükümlü. Her zaman hastalar onları takip eden, onlara dokunan sağlık çalışanlarına ellerini yıkayıp yıkamadığını sorgulayabilirler” diye konuştu.</p>
<p>‘ÇOCUKLARA ERKEN YAŞTA ÖĞRETİLMELİ’</p>
<p>Çocuklara el hijyeni alışkanlığının kazandırılmasının önemine dikkat çeken Sönmezoğlu, “En zor grup çocuklar. Çünkü çocuklar göremedikleri hiçbir şeye inanmazlar. Mikroorganizmaları göremedikleri için onlara da inanmazlar. Enfeksiyonları da geçici olarak düşündükleri için el yıkamayı onlara mikroorganizmaları durdurmak, insanlara bulaşmasını engellemek, hasta olmayı azaltmak için çok önemli bir yöntem olarak öğretilmesi gerekir. Hem okullarda hem evlerde” dedi.</p>
<p>Sönmezoğlu, “El hijyeni hayat kurtarır” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-yasamda-el-yikama-bircok-enfeksiyonu-onlemek-icin-etkili-632861">&#8216;Günlük yaşamda el yıkama birçok enfeksiyonu önlemek için etkili&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Astım ilaçlarının etkili olması için bu uyarılara dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/astim-ilaclarinin-etkili-olmasi-icin-bu-uyarilara-dikkat-632822</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:11:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlarının]]></category>
		<category><![CDATA[İnhaler]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[olması]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyarılara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632822</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hava yollarının kronik iltihabi bir hastalığı olan astım tedavisinde doğru yöntemlerin kullanılması büyük önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/astim-ilaclarinin-etkili-olmasi-icin-bu-uyarilara-dikkat-632822">Astım ilaçlarının etkili olması için bu uyarılara dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Hava yollarının kronik iltihabi bir hastalığı olan astım tedavisinde doğru yöntemlerin kullanılması büyük önem taşıyor. Nefes açıcı inhaler ilaçların etkili olabilmesi için doğru teknikle kullanılmasının şart olduğunu belirten </span></span></span></b><b><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi,  “</span></span></span></b><b><span><span><span>Cihaz yanlış kullanılırsa ilaç akciğerlere yeterli miktarda ulaşamaz ve hasta ‘İlaç kullanıyorum ama fayda görmüyorum’ hissine kapılabilir. Bu nedenle her kontrolde hastanın inhaler kullanım tekniği gözden geçirilmeli, gerekirse tekrar eğitim verilmelidir” dedi. Dr. El Jundi, kullanım sonrası ağız ve boğazın su ile çalkalanmasını tavsiye etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Küresel Astım Girişimi (GINA) tarafından belirlenen 5 Mayıs 2026 Dünya Astım Günü teması, &#8220;Astım hastası olan herkes için iltihap önleyici (anti-inflamatuar) inhalerlere erişim&#8221; (Access to Asthma Care for All &#8211; Inhaled Corticosteroids) olarak duyuruldu. Bu tema, astım kontrolünde kortikosteroid içeren anti-inflamatuvar inhaler tedavilerin doğru ve yaygın kullanımını vurgulamayı, tüm astım hastalarının etkili tedaviye ve kontrol ilaçlarına erişimini sağlamayı hedefliyor.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, 5 Mayıs Dünya Astım Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada astım tedavisinde dikkat edilmesi gerekenler konusunda tavsiyelerde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Nefes darlığı, hırıltılı solunum, göğüste sıkışma hissi ortaya çıkıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Astımın, “hava yollarının kronik iltihabi bir hastalığı” olduğunu belirten </span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, “</span></span></span><span><span><span>Bu iltihap nedeniyle hava yolları zaman zaman daralır, şişer ve dış uyaranlara karşı daha hassas hale gelir. Sonuç olarak hastalarda nefes darlığı, hırıltılı solunum, göğüste sıkışma hissi ve öksürük gibi yakınmalar ortaya çıkar. Bu şikayetler özellikle gece ve sabaha karşı veya egzersiz sırasında, soğuk hava ile temas sonrası, solunum yolu enfeksiyonlarında veya alerjenlere maruz kalındığında artabilir. Astımın önemli özelliklerinden biri, belirtilerin her zaman aynı şiddette olmaması  Hasta bazı dönemlerde tamamen semptomsuz olur ancak bazı dönemlerde yakınmaları birden alevlenebilir. Bu nedenle astımda düzenli takip, doğru tedavi ve hastanın kendi hastalığını tanıması çok önemlidir” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Astım kontrolünde inhaler tedaviler etkili oluyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Astımın günümüzde etkili şekilde kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu kaydeden </span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, “</span></span></span><span><span><span>Burada amaç yalnızca hastanın nefesini rahatlatmak değil; gündüz ve gece şikayetlerini azaltmak, günlük yaşamını rahat sürdürebilmesini sağlamak, atakları önlemek ve akciğer fonksiyonlarını korumaktır. Güncel rehberler, astım kontrolünde kortizon içeren inhaler tedavilerin temel rolünü vurgulamaktadır; zira sadece inhaler kortikosteroid içeren tedaviler, astımın temelinde yer alan hava yolu inflamasyonunu hedef alan başlıca tedavi yaklaşımıdır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Astım hastaları doktor kontrolünü aksatmamalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Astımın seyrinin kişiden kişiye değiştiğini belirten </span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, “</span></span></span><span><span><span>Astım bazı hastalarda çocukluk döneminde başlayıp yıllar içinde hafifleyebilir; bazı hastalarda ise erişkin yaşta başlayabilir ve uzun süreli takip gerektirebilir. Bu nedenle ‘Her astım mutlaka ömür boyu ağır seyreder’ demek doğru değildir. Ancak astım eğilimi olan kişilerde hastalık sessiz dönemlere girse bile, tetikleyicilerle yeniden alevlenebilir. Bu yüzden hastaların tedavilerini kendi kendine kesmemeleri, kontrol randevularını aksatmamaları ve hekim önerisiyle izlenmeleri gerekir” diye konuştu</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Nefes açıcı ilaçların kullanımında önemli noktalara dikkat!</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Astımda nefes açıcı ilaçların kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalara da değinen</span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, şunları söyledi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span> “</span></span></span><span><span><span>Astım tedavisinde en önemli noktalardan biri, yalnızca geçici rahatlama sağlayan ilaçlara güvenmemektir. Özellikle 12 yaş ve üzerindeki hastalarda, sadece kortizon içermeyen kısa etkili nefes açıcı ilaçların tek başına kullanılması güncel rehberlerde önerilmemektedir. Bu ilaçlar hastayı kısa sürede geçici olarak rahatlatabilir; fakat astımın temelindeki hava yolu iltihabını tedavi etmez. GINA rehberleri, erişkin ve adölesan astım hastalarında inhaler kortikosteroid içeren tedavilerin kullanmasını önermektedir. İnhaler ilaçların etkili olabilmesi için doğru teknikle kullanılması şarttır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İnhaler kullanım eğitimi verilmeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Cihaz yanlış kullanılırsa ilaç akciğerlere yeterli miktarda ulaşamaz ve hasta ‘İlaç kullanıyorum ama fayda görmüyorum’ hissine kapılabilir. Bu nedenle her kontrolde hastanın inhaler kullanım tekniği gözden geçirilmeli, gerekirse tekrar eğitim verilmelidir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kullanım sonrası ağız çalkalanmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kortizon içeren inhaler ilaçlar ağız yoluyla yutulan kortizonlardan farklıdır; doğrudan hava yollarına ulaştıkları için daha düşük dozlarla etki ederler. Ancak kullanım sonrası ağız ve boğazın su ile çalkalanması önemlidir. Bu basit önlem, ağızda mantar gelişimi ve boğazda tahriş gibi yan etkileri azaltmaya yardımcı olur.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Astım krizlerinin önlenmesi için hangi önlemler alınmalıdır?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Astım krizlerini önlemenin en temel yolunun hastalığın kontrol altında tutulması olduğunu söyleyen </span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, “</span></span></span><span><span><span>Bunun için ilaçların düzenli ve doğru teknikle kullanılması, kontrol randevularının aksatılmaması ve hastanın kendisinde atağı tetikleyen durumları bilmesi gerekir. Astım kontrolünü bozan başlıca etkenler arasında solunum yolu enfeksiyonları, sigara dumanı, hava kirliliği, alerjenler, polenler, ev tozu akarları, küf, yoğun kokular, kimyasal maddeler ve ilaçların düzensiz kullanımı yer alır. CDC ve benzeri halk sağlığı kaynakları da astımda tetikleyicilerden uzak durmayı, sigara dumanı maruziyetinin önlenmesini ve kişiye özel astım eylem planı oluşturulmasını önermektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yazılı bir “astım eylem planı” oluşturulmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hastaların hekimleriyle birlikte yazılı bir “astım eylem planı” oluşturmalarının da çok değerli olduğunu vurgulayan </span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, “B</span></span></span><span><span><span>u plan; şikayetler artarsa ne yapılacağını, hangi ilacın ne zaman kullanılacağını ve hangi durumda acil sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini açıkça gösterilmelidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Astım kontrolü, düzenli takip ve doğru ilaç kullanımı ile mümkündür</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Astım hastalığında düzenli takip ve ilaç kullanımının önemini vurgulayan</span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, “</span></span></span><span><span><span>Astım hastalarına en önemli tavsiyem, hastalıklarını yalnızca kriz dönemlerinde değil, iyi oldukları dönemlerde de ciddiye almalarıdır. Astım kontrolü, düzenli takip ve doğru ilaç kullanımı ile mümkündür. Hastalar ilaçlarını kendilerini iyi hissettikleri için bırakmamalı, inhaler cihazlarını doğru kullandıklarından emin olmalı ve şikayetleri arttığında bunu geçer diye ertelememelidir” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bahar aylarında etkili olan polenler astım hastalarını nasıl etkiler?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bahar aylarında polenlerin özellikle alerjik astımı olan hastalarda öksürük, hırıltı, nefes darlığı, burun akıntısı ve gözlerde kaşıntı gibi şikayetleri artırabileceğini kaydeden </span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi,</span></span></span><span><span><span> “Polen yoğunluğunun fazla olduğu günlerde açık havada uzun süre kalmamak, sabah erken saatlerde ve rüzgârlı havalarda dış ortam maruziyetini azaltmak, eve gelince kıyafet değiştirmek ve duş almak faydalı olabilir. Polen dönemlerinde pencereleri uzun süre açık bırakmamak ve dış ortam aktivitelerini mümkün olduğunca polen yoğunluğunun daha düşük olduğu saatlere planlamak da önerilebilir. Bununla birlikte astım hastaları egzersizden tamamen uzak durmamalıdır. Kontrol altında olan astımda düzenli fiziksel aktivite genel sağlık için faydalıdır. Ancak egzersizle şikayetleri artan hastaların bunu hekimleriyle paylaşmaları, gerekirse egzersiz öncesi ilaç planlarının düzenlenmesi gerekir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İnhaler kortizonlar konusunda endişe edilmemeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. El Jundi, sözlerini şöyle tamamladı: “</span></span></span><span><span><span>Astımda en önemli mesajlardan biri şudur: Astım, doğru tedavi ve bilinçli hasta eğitimiyle kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Hastaların nefes açıcı ilaçlara sık ihtiyaç duyması, gece öksürük veya nefes darlığı ile uyanması, günlük aktivitelerinin kısıtlanması ya da acil başvurularının olması astımın yeterince kontrol altında olmadığını düşündürür. Bu durumda mutlaka hekim kontrolü gerekir. Toplumda ‘kortizon’ kelimesi bazen gereğinden fazla endişe yaratabilmektedir. Oysa astım tedavisinde kullanılan inhaler kortizonlar, uygun dozda ve doğru teknikle kullanıldığında hastalığın temelindeki iltihabı kontrol altına alarak atak riskini azaltan çok önemli tedavilerdir. Dünya Astım Günü’nün bu yılki temasının da vurguladığı gibi, astım kontrolü yalnızca nefesi geçici olarak açmakla değil, doğru inhaler tedaviyi doğru teknikle kullanmakla mümkündür.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/astim-ilaclarinin-etkili-olmasi-icin-bu-uyarilara-dikkat-632822">Astım ilaçlarının etkili olması için bu uyarılara dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>El hijyeninde denge korunmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/el-hijyeninde-denge-korunmali-632804</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:10:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[el]]></category>
		<category><![CDATA[El Hijyeni]]></category>
		<category><![CDATA[El Yıkama]]></category>
		<category><![CDATA[eller]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hijyeninde]]></category>
		<category><![CDATA[korunmalı]]></category>
		<category><![CDATA[leyla]]></category>
		<category><![CDATA[mikro]]></category>
		<category><![CDATA[yıkama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632804</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü kapsamında el hijyeninin enfeksiyonları önlemedeki önemi ile yanlış teknik kullanımı ve aşırıya kaçmanın cilt sağlığına zararları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/el-hijyeninde-denge-korunmali-632804">El hijyeninde denge korunmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü kapsamında el hijyeninin enfeksiyonları önlemedeki önemi ile yanlış teknik kullanımı ve aşırıya kaçmanın cilt sağlığına zararları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yetersiz hijyen, özellikle çocuklarda ölümlerin en önemli nedenlerinden biri! </strong></p>
<p>El hijyeninin kritik bir halk sağlığı konusu olduğunu aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Tüm dünyada, temiz olmayan su ve gıda kaynakları ile yetersiz hijyen şartları özellikle çocuklar arasındaki ölümlerin en önemli nedenlerinden biridir.” dedi.</p>
<p>Dr. Mamçu, grip, soğuk algınlığı, zatürre, ishal, Hepatit A gibi halk sağlığını tehdit eden birçok hastalığın doğru yıkanmayan eller aracılığı ile bulaştığı vurgusunu yaptı.</p>
<p><strong>El hijyeni, enfeksiyon zincirini kırmanın en ucuz ve en etkili yolu! </strong></p>
<p>Ellerimizin çevreyle temas eden en aktif organ olduğunu hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Patojenlerin (mikropların) vücuda giriş yolu olan ağız, burun ve gözlere taşınmasında ana köprü görevi görürler. El hijyeni, enfeksiyon zincirini kırmanın en ucuz ve en etkili yoludur.” dedi.</p>
<p>Gün içinde el yıkama sıklığı için ‘sağlıklı sınır’ın sayısal bir rakamdan ziyade ihtiyaca dayalı olduğunu kaydeden Dr. Mamçu, “Ancak ellerinizi görünür bir kirlenme, riskli temas veya tuvalet sonrası, yemek öncesi gibi durumlar olmadığı halde, sırf bir ritüel olarak saatte birçok kez yıkıyorsanız sınır aşılmış demektir.  Ciltteki doğal bariyer (yağ tabakası) yok olduğunda, cilt kurumaya ve gerilmeye başladığında fayda yerini zarara bırakır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ellerin aşırı yıkanması cildi bozarak enfeksiyon riskini artırabiliyor! </strong></p>
<p>Aşırı yıkama sonucu ciltte oluşan mikro çatlaklar ve egzamanın oldukça yaygın olduğunu ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, şunları söyledi:</p>
<p>“Tahriş olmuş, bütünlüğü bozulmuş bir cilt, mikroplar için açık bir kapı haline gelir. Yani ellerinizi aşırı yıkayarak cildinizi bozarsanız, enfeksiyon riskini azaltmak yerine artırırsınız. Sağlam bir deri, mikroplara karşı en güçlü kalkandır. Çok sık el yıkama, kolonya kullanma davranışı bulaş riskini ortadan kaldırıp anlık rahatlama sağlasa bile bakıldığında 5 dakikada bir el hijyeni, temizlik hastalığını beraberinde getirebilir. El yıkama bizi hastalıklardan korur bu doğru ancak bu el yıkama rutininin çok üzerine çıkıp takıntılı bir hale dönüşmemeli.”</p>
<p><strong>Doğru zamanda, doğru teknikle… </strong></p>
<p>‘Yeterli el hijyeni’nin nasıl tanımlanması gerektiğine değinen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Doğru zamanda, doğru teknikle (en az 20 saniye, tüm yüzeyleri kapsayacak şekilde) ve cildi kurutmadan yapılan temizliktir. Sadece suyla değil, sabunla veya sabun yoksa alkol bazlı dezenfektanla yapılmalıdır.” dedi.</p>
<p>Dr. Mamçu, yemek hazırlamadan önce ve yedikten sonra, tuvalet kullanımı sonrası, hapşırma, öksürme veya burun silme sonrası, çöplere dokunduktan sonra, dışarıdan eve girince, hasta birine temas etmeden önce ve sonra el yıkamanın gerçekten zorunlu olduğuna işaret etti.</p>
<p><strong>Elleri 3-5 saniye suyun altına tutup çekmek, yıkamak sayılamaz! </strong></p>
<p>El hijyeni konusunda toplumda en sık yapılan yanlışlar hakkında da bilgi veren Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Elleri sadece 3-5 saniye suyun altına tutup çekmek, yıkamak sayılamaz. Islak eller mikropları kuru ellere göre çok daha kolay yayar. Ellerin iyice kurulanmaması büyük bir hatadır. Elleri dezenfekte etmek için çok sıcak su kullanmak mikropları öldürmez, sadece cildi tahriş eder.</p>
<p>El hijyeni konusunda toplumun bilmesi gereken en önemli 3 konu; her an değil, riskli temas sonrası el yıkanmalı, yıkama sonrası nemlendirici kullanarak cilt bütünlüğü (bariyeri) korunmalı, kısa süreli yıkamanın temizlik sağlamadığı unutulmamalı ve parmak araları ile tırnak dipleri ihmal edilmemeli.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/el-hijyeninde-denge-korunmali-632804">El hijyeninde denge korunmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avokado, domates ve havuçla birlikte tüketilmeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/avokado-domates-ve-havucla-birlikte-tuketilmeli-632762</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[avokado]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[domates]]></category>
		<category><![CDATA[havuçla]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yağlar]]></category>
		<category><![CDATA[tüketilmeli]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yardımcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632762</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük beslenmede doğru besinleri bir arada tüketmek, gıdalardan alınan vitamin ve minerallerin verimini artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/avokado-domates-ve-havucla-birlikte-tuketilmeli-632762">Avokado, domates ve havuçla birlikte tüketilmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günlük beslenmede doğru besinleri bir arada tüketmek, gıdalardan alınan vitamin ve minerallerin verimini artırıyor. Bu noktada, son yıllarda gittikçe daha fazla sofrada yer almaya başlayan avokadonun, zengin besin içeriğiyle öne çıkan seçeneklerden biri olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Haftada 3-4 kez yarım porsiyon olacak şekilde kahvaltıda ya da öğle ve akşam öğünlerinde, özellikle salatalarla birlikte tercih edilebilen avokado, doğru besinlerle eşleştirildiğinde daha fazla fayda sağlıyor. Tam aksine, yüksek şekerli ve işlenmiş gıdalarla birlikte tüketimi ise bu faydaları azaltabiliyor” dedi.</strong></p>
<p>Avokadonun domates ve havuç gibi sebzelerle birlikte tüketilmesinin, yağda çözünen A, D, E ve K vitaminlerinin emilimini artırmaya yardımcı olacağını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Benzer şekilde ıspanak, roka ve marul gibi yeşil yapraklı sebzelerle birlikte tüketildiğinde bu besinlerde bulunan K vitamini ve antioksidanların vücut tarafından daha etkin kullanılmasını destekler. Ayrıca kinoa, esmer pirinç ve yulaf gibi tam tahıllarla birlikte alındığında, bu gıdalardan gelen lif miktarını destekleyerek sindirime katkı sağlar. Yumurta, tavuk ve balık gibi protein kaynaklarıyla birlikte tercih edildiğinde ise içerdiği sağlıklı yağlar sayesinde daha uzun süre tokluk hissi oluşmasına yardımcı olur” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Günde yarım avokado yeterli</strong></p>
<p>Faydalarının yanı sıra, avokadonun yüksek kalori ve yağ içeriği nedeniyle tüketiminde porsiyon kontrolüne dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çeken Eren, “Sağlıklı bireyler için günlük yarım avokado tüketimi genellikle ideal kabul edilir. Bu miktar hem sağlıklı yağlardan faydalanmayı hem de dengeli kalori alımını destekler. Ancak avokado tüketiminin, kişinin yaşam tarzı ve beslenme hedeflerine göre değişmesi gerektiği unutulmamalı. Örneğin kilo vermeyi hedefleyen bireylerin daha küçük porsiyonları tercih etmesi uygun olabilir. Öte yandan aktif bir yaşam tarzına sahip olanlar, avokadonun sağladığı enerji ve sağlıklı yağlardan daha fazla yararlanabilir. Düşük karbonhidratlı veya ketojenik diyetlerde ise avokado, beslenme planında daha sık yer bulabilir” dedi.</p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, avokadonun faydalarını sıraladı:</p>
<ol>
<li>Avokado, tekli doymamış yağ asitleri açısından zengindir. Bu yağlar, kalp sağlığını korur ve kötü kolesterol seviyelerini düşürmeye yardımcı olabilir.</li>
<li>Avokado; potasyum, K vitamini, E vitamini, C vitamini ve B vitamini gibi birçok vitamin ve mineral içerir. Özellikle potasyum, kan basıncını düzenlemeye yardımcı olur.</li>
<li>Avokado, sindirim sağlığını destekleyen ve tokluk hissi sağlayan diyet lifi açısından zengindir. Bu da kilo kontrolüne yardımcı olabilir.</li>
<li>Avokado, göz sağlığı için önemli olan lutein ve zeaksantin gibi antioksidanlar içerir. Bu maddeler, yaşa bağlı makula dejenerasyonu ve katarakt riskini azaltabilir.</li>
<li>Avokadodaki sağlıklı yağlar ve potasyum, kalp sağlığını korumaya yardımcı olur. Ayrıca avokadonun düzenli tüketimi kan basıncını ve kolesterol seviyelerini dengeleyebilir.</li>
<li>Avokado yağı cildi nemlendirir ve saçların parlak, güçlü olmasına katkıda bulunur. İçerdiği E vitamini sayesinde ciltteki hücre yenilenmesini destekler.</li>
<li>Avokado düşük glisemik indekse sahip olduğundan, kan şekerini ani yükselmelerden koruyarak dengede tutar.</li>
<li>İçerdiği antioksidanlar ve sağlıklı yağlar sayesinde, vücutta iltihaplanmayı azaltabilir ve kronik hastalıkların önlenmesine katkıda bulunabilir.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/avokado-domates-ve-havucla-birlikte-tuketilmeli-632762">Avokado, domates ve havuçla birlikte tüketilmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Zeka, Pankreas Kanserini Yıllar Önce Fark Etti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-pankreas-kanserini-yillar-once-fark-etti-632723</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:07:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etti]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanserini]]></category>
		<category><![CDATA[pankreas]]></category>
		<category><![CDATA[Pankreas Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632723</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada en ölümcül kanser türlerinden biri olan pankreas kanseri için umut veren bir gelişme yaşandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-pankreas-kanserini-yillar-once-fark-etti-632723">Yapay Zeka, Pankreas Kanserini Yıllar Önce Fark Etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada en ölümcül kanser türlerinden biri olan pankreas kanseri için umut veren bir gelişme yaşandı. Mayo Clinic’te geliştirilen yapay zeka modeli, hastalığı henüz hiçbir belirti ortaya çıkmadan, rutin tomografi görüntülerini inceleyerek yıllar öncesinden fark etti.</p>
<p>Yaklaşık 2.000 karın tomografisinin incelendiği çalışmada, daha önce doktorlar tarafından “normal” olarak değerlendirilen görüntüler yeniden analiz edildi. Yapay zeka, bu görüntülerdeki kanser vakalarının yüzde 73’ünü erken aşamada tespit etmeyi başardı. Bu sonuçlar, hastalığın çok daha erken dönemde fark edilebileceğini gösteriyor.</p>
<p><strong>“Pankreas kanserini çok erken yakalama olanağı gerçek olacak”</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özcan Gökçe, bu gelişmenin pankreas kanseriyle mücadelede önemli bir dönüm noktası olduğunu söyledi:</p>
<p>“Pankreas kanseri sinsi ilerleyen bir hastalık. Çoğu hasta bize geldiğinde hastalık ileri aşamada oluyor. Yıllardır ‘keşke daha erken fark edilebilseydi’ diyorduk. Yapay zekanın, rutin kontroller esnasında pankreas kanserini erken aşamada işaret edebilmesi çok önemli bir gelişme.”</p>
<p>Prof. Dr. Özcan Gökçe, tümör daha belirgin hale gelmeden müdahale edilebilmesinin, hastaların yaşam süresini önemli ölçüde artırabileceğini vurguladı.</p>
<p><strong>Amaç: Hastalık başlamadan fark etmek</strong></p>
<p>Yapay zekanın en büyük avantajının her görüntüyü aynı dikkatle incelemesi olduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi ABD Başkanı Prof. Dr. Özcan Gökçe, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu teknoloji doktorların yerine değil, destek olarak kullanılmalı. Mayo Clinic’in bu sistemi gerçek hastalar üzerinde denemeye başlaması çok önemli. Amaç, hiçbir belirti yokken hastalığı fark edebilmek. Özellikle risk grubundaki kişiler için bu yaklaşım hayat kurtarıcı olabilir. Bu gelişme, pankreas kanseri gibi genellikle geç fark edilen hastalıklarda erken tanı şansını artırarak tedavi sürecini kökten değiştirebilir.”</p>
<p><strong><u> </u></strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-pankreas-kanserini-yillar-once-fark-etti-632723">Yapay Zeka, Pankreas Kanserini Yıllar Önce Fark Etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda alerjik rinitin görülme sıklığı artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-alerjik-rinitin-gorulme-sikligi-artiyor-632720</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:07:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[görülme]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[polen]]></category>
		<category><![CDATA[rinitin]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetler]]></category>
		<category><![CDATA[şıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632720</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlkbaharla birlikte çocuklu ailelerde alerji kaynaklı sorunlar artıyor. Özellikle polenlerin etkisiyle çocuklarda alerjik rinit görülme sıklığında belirgin bir yükseliş yaşanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-alerjik-rinitin-gorulme-sikligi-artiyor-632720">Çocuklarda alerjik rinitin görülme sıklığı artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlkbaharla birlikte çocuklu ailelerde alerji kaynaklı sorunlar artıyor. Özellikle polenlerin etkisiyle çocuklarda alerjik rinit görülme sıklığında belirgin bir yükseliş yaşanıyor. Burun akıntısı, hapşırık, burun tıkanıklığı ve gözlerde kaşıntı gibi belirtilerle ortaya çıkan alerjik rinit, çoğu zaman, ortak belirtilere sahip soğuk algınlığı (nezle) ya da grip ile karıştırılabiliyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş</strong>, alerjik hastalıkların çocukların ve ailelerinin yaşam konforunu düşürdüğünü ve okula devamsızlığa da yol açabildiğini belirterek, uzun süren şikayetlerde mutlaka çocuk alerji uzmanına da başvurmalarını öneriyor. Bahar döneminde alınacak basit ama etkili önlemlerle, çocukların daha rahat bir süreç geçirebileceğini vurgulayan Dr. Sarıtaş, çocukları alerjik rinitten korumanın 6 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Polen saatlerini doğru yönetin</strong></li>
</ul>
<p>Polen yoğunluğu özellikle sabah erken saatlerde (05:00-10:00) ve rüzgarlı havalarda artar. Bu saatlerde mümkünse çocukların dışarıda bulunmaması önemlidir. Ancak dışarı çıkması gerekiyorsa, açık alanlarda geçirilen süre sınırlandırılmalı, şapka ve güneş gözlüğü kullanarak polenlerle teması azaltılmalıdır. Çocukların, çimlerin yeni biçildiği alanda uzun süre kalmaması da önemli bir koruyucu adımdır. </p>
<ul>
<li><strong>Dışarıdan gelince temizlik rutini oluşturun</strong></li>
</ul>
<p>Dış ortamdan eve dönüldüğünde ellerin ve yüzün yıkanması, kıyafetlerin değiştirilmesi polen temasını azaltır. Özellikle saçlar polenleri tuttuğu için akşam duşu, şikayetleri belirgin şekilde hafifletebilir.</p>
<ul>
<li><strong>Ev içinde polen kontrolünü sağlayın</strong></li>
</ul>
<p>Pencereleri gün boyu açık tutmak yerine, kısa süreli havalandırma yapılmalı. Sık temizlik, mümkünse HEPA (yüksek verimli partikül tutucu) filtreli süpürge kullanımı ve hava temizleyiciler alerjen yükünü azaltmaya yardımcı olur.</p>
<ul>
<li><strong>Burun temizliği alışkanlığı kazandırın</strong></li>
</ul>
<p>Tuzlu su (serum fizyolojik) ile günde bir-iki kez yapılan burun yıkaması, alerjenlerin burun mukozasından uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Doktor önerisiyle kullanılan burun spreyleri çocuklar için pratik bir seçenektir. Burun temizliği yaparken basınç uygulanmamalı, sıvı nazikçe verilmelidir. Çok sık ve sert sümkürmek burun iç yüzeyini tahriş edebileceğinden dolayı, çocuğa nazik temizleme alışkalığı kazandırılmalıdır. Bu yöntemler hem burun tıkanıklığını azaltır hem de çocuğun daha rahat nefes almasını sağlar. </p>
<ul>
<li><strong>Çamaşırları dışarıda kurutmamaya özen gösterin</strong></li>
</ul>
<p>Bahar aylarında açık havada kurutulan çamaşırlar polenleri tutabilir. Bu da çocukların gece boyunca alerjenlere maruz kalmasına neden olabilir. Ancak mümkünse çamaşırların çocuktan uzak bir odada kurutulması ve kurutulduğu ortamın sık havalandırılması da alerjen birikimini azaltır. </p>
<ul>
<li><strong>Belirtileri hafife almayın, erken önlem alın</strong></li>
</ul>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş “Uzun süre hapşırık, burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve göz kaşıntısı gibi şikayetler varsa mutlaka Çocuk Alerji uzmanına başvurun. Çünkü bu tür şikayetler, soğuk algınlığı (nezle) ve grip gibi hastalıklarla karıştırılabildiği için çoğu zaman ‘kendiliğinden geçer’ diye bekleniyor ya da gereksiz ilaç kullanımıyla alerji tedavisiz kalabiliyor. Oysa erken dönemde alınan önlemler ve doğru tedavi ile hem şikayetler kontrol altına alınır hem de yaşam kalitesi korunur” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-alerjik-rinitin-gorulme-sikligi-artiyor-632720">Çocuklarda alerjik rinitin görülme sıklığı artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Astımın 4 Belirtisine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/astimin-4-belirtisine-dikkat-632699</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:06:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[astımın]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisine]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632699</guid>

					<description><![CDATA[<p>Astım, akciğer içi hava yollarında daralmaya neden olan, ataklarla seyreden kronik bir solunum yolu hastalığı olarak tüm yaş gruplarını etkileyen en yaygın kronik hastalıklar arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/astimin-4-belirtisine-dikkat-632699">Astımın 4 Belirtisine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Astım, akciğer içi hava yollarında daralmaya neden olan, ataklarla seyreden kronik bir solunum yolu hastalığı olarak tüm yaş gruplarını etkileyen en yaygın kronik hastalıklar arasında yer alıyor. Hava yolu duvarlarında mikrobik olmayan iltihap sonucu gelişen şişlik, nefes almayı zorlaştırırken; hastalık zaman zaman alevlenmelerle seyrederek yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor.</p>
<p>Dünya genelinde görülme sıklığı ülkelere göre yüzde 1- 18 arasında değişen astımın, gelişmiş ülkelerde daha yaygın görüldüğü biliniyor. Türkiye’de ise erişkinlerde astım görülme sıklığının yüzde 6- 11 arasında olduğu belirtiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. A. Füsun Ülger, &#8220;5 Mayıs Dünya Astım Günü” nedeniyle, astım hastalığı ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi vererek, hastalığın doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile büyük ölçüde kontrol altına alınabildiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Astım habercisi olan bu 4 belirtiyi ihmal etmeyin!</strong></p>
<p>Astımın en yaygın belirtileri arasında şunlar vardır;</p>
<ol>
<li>Tekrarlayan nefes darlığı, </li>
<li>Nefes alıp verirken hırıltı ya da ıslık sesi,</li>
<li>Göğüste baskı hissi,</li>
<li>İnatçı öksürük </li>
</ol>
<p>Özellikle egzersiz sonrası, soğuk havaya maruziyetle ya da belirli tetikleyicilerle ortaya çıkan bu belirtiler göz ardı edilmemelidir. Her öksürük basit bir durum olmayabilir. Tekrarlayan ve belirli koşullarda artan solunum yakınmaları astım açısından değerlendirilmelidir. </p>
<p><strong>Atakları birçok faktör tetikleyebiliyor</strong></p>
<p>Astım ataklarının gelişiminde hem kişisel hem çevresel faktörler rol oynuyor. Genetik yatkınlık, cinsiyet ve obezite bireysel risk faktörleri arasında yer alırken; polenler, ev tozu akarları, sigara dumanı, hava kirliliği, tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonları, bazı ilaçlar ve beslenme tarzı çevresel riskler arasında yer alıyor. Mevsim geçişleri, iklim değişikliği ve hava kirliliği de astım belirtilerini artırabilen önemli unsurlar arasında bulunuyor. Özellikle polen dönemlerinde ve hava kirliliğinin yoğun olduğu günlerde astım hastalarının daha dikkatli olması gerekiyor. </p>
<p><strong>Sigara, obezite ve yanlış ilaç kullanımı astım kontrolünü zorlaştırıyor</strong></p>
<p>Astımı tamamen kontrol altında olan hasta sayısı dünyada ve ülkemizde hala istenen düzeyde değildir. 4 astımlıdan biri yılda bir kez astım alevlenme (atak) nedeniyle acil servise başvurmaktadır. Astım kontrolünü güçleştiren etkenler arasında ilaçların doğru teknikle ve düzenli kullanılmamasının yanı sıra, sigara dumanı, alerjenler ve kimyasallar gibi tetikleyicilere maruz kalmak ve obezite sayılabilir. Ülkemizde astımlı hastaların %10’undan fazlasının sigara içmekte olduğu ve %30-40’nın obez olduğu bildirilmiştir. Yapılan araştırmalarda sigarayı bırakmanın ve obez hastaların kilo vermesinin, astımın kontrolünü kolaylaştırdığı gösterilmiştir.</p>
<p>Astımlı bir hastanın gündüzleri astım yakınmasının bulunmaması, gece astım nedeni ile uykudan uyanmaması, hastalığı tedavi eden ve kontrol altında tutan ilaçları kullanırken ayrıca sık olarak hızlı etkili nefes açıcı ilaçlara gereksiniminin olmaması, nefes ölçüm testlerinin normal olması ve günlük işlerini engellenmeden yapabilmesi hastalığın tam kontrol altında olduğunu göstermektedir.  </p>
<p><strong>Astım konusunda bu noktalar önemli!</strong></p>
<ol>
<li><strong>Diğer hastalıkların incelenmesi:</strong> Astıma eşlik eden ve astımla karışan hastalıkların gözden geçirilmesi. </li>
<li><strong>Çevre faktörü:</strong> Hastanın tetikleyici faktörlerden uzak durması için yeterli önlemlerin alınması. </li>
<li><strong>İlaç uyumu:</strong> Hastanın kendisine önerilen ilaçları uygun dozlarda alıp almadığı. </li>
<li><strong>Teknik uyum:</strong> Hastanın inhaler ilaçlarını doğru teknikle alıp almadığı. </li>
<li><strong>Atopi incelemesi:</strong> Astım hastalığının atopik bireylerde ortaya çıkma olasılığı daha fazladır. Çocuklarda astımın %80’i alerjik iken, erişkinlerde bu oran %50 civarında olması astım tanısı araştırılırken atopik incelemenin önemini ortaya koymaktadır. </li>
<li><strong>Basamak tedavisi ve uzman doktor takibi:</strong> Uzman doktor tarafından düzenli kontrollerinin yapılmaması ve basamak tedavisine uyulmaması önemli bir sorundur. Astım kronik bir hastalıktır ve çoğu zamanda kronik tedaviye gereksinim vardır.</li>
</ol>
<p><strong>Tedavide amaç yalnızca atakları durdurmak değil, önlemek</strong></p>
<p>Güncel astım tedavisinde temel hedef; hava yolu iltihabını baskılamak, semptomları azaltmak ve atak gelişimini önlemek. Bu doğrultuda tedavide kontrol edici ilaçlar ve rahatlatıcı ilaçlar birlikte değerlendiriliyor. İnhale kortikosteroidler, kombine inhaler tedaviler ve lökotrien reseptör antagonistleri sık kullanılan kontrol edici tedaviler arasında yer alırken; hızlı etkili nefes açıcı ilaçlar ani semptomlarda rahatlama sağlayabiliyor. Ancak yalnızca kurtarıcı ilaç kullanımına dayalı yaklaşımı doğru değil, sık ihtiyaç duyulması astımın iyi yönetilmediğinin göstergesi olabilmektedir.</p>
<p><strong>Günlük yaşam alışkanlıkları tedavinin bir parçası</strong></p>
<p>Astım yönetiminde yalnızca ilaçlar değil yaşam tarzı da önemli rol oynuyor. Ev içi alerjen yükünün azaltılması, düzenli temizlik yapılması, toz birikiminin önlenmesi, tahriş edici kimyasallardan uzak durulması ve sigara dumanından korunma öneriliyor. Temizlikte yoğun kimyasal içeren ürünler yerine daha az tahriş edici, kokusuz ve hipoalerjenik ürünlerin tercih edilmesi de hassas hava yolları açısından önem taşıyor.</p>
<p><strong>Egzersiz ve beslenme astım kontrolünü destekliyor</strong></p>
<p>Uygun egzersiz ve sağlıklı beslenme, astım kontrolüne olumlu katkı sağlıyor. Düzenli fiziksel aktivitenin akciğer kapasitesini artırıyor, bağışıklığı destekliyor ve kilo kontrolüne yardımcı oluyor. Yüzme, yoga, bisiklet ve kontrollü takım sporlarının astımlı bireyler için uygun seçenekler olabilirken, egzersiz planı, hekim önerileri doğrultusunda yapılması gerekiyor. Astım ihmal edilmemeli; erken tanı, doğru tedavi ve düzenli takip ile kontrol altına alınabileceği unutulmamalıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/astimin-4-belirtisine-dikkat-632699">Astımın 4 Belirtisine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Canikli Vatandaşlara Yerinde Hizmet: 16 Bin Kişiye Diş Tedavisi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/canikli-vatandaslara-yerinde-hizmet-16-bin-kisiye-dis-tedavisi-632553</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:01:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[canik]]></category>
		<category><![CDATA[canikli]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[kişiye]]></category>
		<category><![CDATA[modern]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlara]]></category>
		<category><![CDATA[yerinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632553</guid>

					<description><![CDATA[<p>Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi'nde 4 ayda 16 bin hastaya modern diş ünitlerinde tedavi hizmeti sunuldu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/canikli-vatandaslara-yerinde-hizmet-16-bin-kisiye-dis-tedavisi-632553">Canikli Vatandaşlara Yerinde Hizmet: 16 Bin Kişiye Diş Tedavisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi&#8217;nde 4 ayda 16 bin hastaya modern diş ünitlerinde tedavi hizmeti sunuldu. <br />Canik Belediyesi&#8217;nin ilçeye kazandırdığı Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi&#8217;yle vatandaşlar ağız ve diş sağlığı ile ilgili tüm tedavilerini gerçekleştirebiliyor. Canikli vatandaşlara büyük kolaylık sağlayan Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, vatandaşların çevre ilçelere gitmeye gerek duymadan ağız ve diş sağlığı ile ilgili tüm tedavilerini gerçekleştirebilmelerine imkân sunuyor. Canik Belediyesi&#8217;nin yerinde, hızlı ve etkin hizmet adımlarının önemli çalışmaları arasında yerini alan Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi&#8217;nde 2026 yılının ilk 4 ayında 16 bin vatandaşa tedavi hizmeti sunuldu. Son teknoloji cihazlarla donatılan modern diş ünitlerinin yer aldığı merkezde, muayene ve tedavi işlemleri ile birlikte ayrıca cerrahi müdahaleler de yapılıyor. </p>
<p>Yaşamı Kolaylaştıran Projeler <br />Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi&#8217;nde çocuklar ve yetişkinler için ayrı modern diş ünitlerinin yer aldığını ifade eden Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı, vatandaşların ağız ve diş sağlığı ile ilgili tüm tedavilerini Canik&#8217;te gerçekleştirebildiğini söyledi. Başkan İbrahim Sandıkçı, &#8220;Canik&#8217;imize kazandırdığımız Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezimiz, modern diş ünitleriyle hemşehrilerimize hizmet vermeyi sürdürüyor. Yetişkin ve çocuk diş ünitlerinin yer aldığı merkezimizle hemşehrilerimiz, ağız ve diş sağlığı ile ilgili tedavi işlemlerinin tamamını gerçekleştirebiliyor. Hemşehrilerimizin yerinde hizmet almalarına imkân sunan merkezimiz, modern ve son teknoloji cihazlarla donatılan diş ünitleriyle gündelik yaşamın daha kolay bir hale gelmesinde önemli bir rol üstleniyor. Canik&#8217;mize değer katan, hemşehrilerimizin yaşamını kolaylaştıran eser ve hizmetleri ilçemize kazandırmaya devam edeceğiz&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/canikli-vatandaslara-yerinde-hizmet-16-bin-kisiye-dis-tedavisi-632553">Canikli Vatandaşlara Yerinde Hizmet: 16 Bin Kişiye Diş Tedavisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessizlik de bir yardım çığlığı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessizlik-de-bir-yardim-cigligi-632544</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:01:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çığlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[koruma]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[sessizlik]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632544</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, 4 Mayıs Uluslararası Şiddet Mağduru Çocuklar Günü kapsamında şiddet ve zorbalığa maruz kalan çocukların neden çoğu zaman sessiz kaldıkları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessizlik-de-bir-yardim-cigligi-632544">Sessizlik de bir yardım çığlığı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, 4 Mayıs Uluslararası Şiddet Mağduru Çocuklar Günü kapsamında şiddet ve zorbalığa maruz kalan çocukların neden çoğu zaman sessiz kaldıkları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Bazı çocuklar sessiz kalarak kendini korumaya çalışır!</strong></p>
<p>Şiddete maruz kalan bazı çocukların yardım isterken bağırmadığını, kapıyı çarpmadığını, yüksek sesle itiraz etmediğini ifade eden Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Daha sessiz bir yol seçerler; susmak. O sessizlik, çoğu zaman bir boşluk değil, tam aksine, içi korku, utanç ve çaresizlikle dolu bir alandır.” dedi.</p>
<p>Akran şiddetine maruz kalan çocukların bir kısmının kendini savunmaması ya da durumu yetişkinlerle paylaşmamasının, dışarıdan bakıldığında ‘tepkisizlik’ gibi görünse de, aslında bir hayatta kalma stratejisi olduğunu aktaran Ülkü, “Çocuk, tehdit karşısında bedensel ve duygusal olarak kilitlenir. Ne söyleyeceğini bilemez, hareket edemez, sanki sahnenin içinde ama kendisi yokmuş gibi hisseder. Bu durum, güçsüzlükten çok, beynin kendini koruma biçimidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sessizlik çoğu zaman ipuçlarıyla konuşur! </strong></p>
<p>Çocukların neden anlatmadığına değinen Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, şunları söyledi:</p>
<p>“Bunun arkasında çoğu zaman görünmeyen ama güçlü duygular vardır. ‘Söylersem daha kötüsü olur’ korkusu, ‘ben bir şey yaptım, hak ettim’ gibi içselleştirilmiş suçluluk ya da ‘kimse bana inanmaz’ düşüncesi… Zorbanın aynı sınıfta olması, arkadaş grubunun dağılacağı kaygısı ya da daha önce yardım isteyip sonuç alamamış olmak da çocuğu sessizliğe iter. Böylece çocuk, kendini korumanın yolunu görünmez olmakta bulur.</p>
<p>Oysa sessizlik çoğu zaman ipuçlarıyla konuşur. Okula gitmek istemeyen, ders başarısı aniden düşen, içine kapanan ya da tam tersine öfke patlamaları yaşayan bir çocuk bize bir şey anlatıyordur. Sık sık karın ağrısı ya da baş ağrısı yaşayan, eşyalarını kaybeden, arkadaşlarından uzaklaşan çocukların hikâyesine dikkatle bakmak gerekir. Bazen de ipuçları dijital dünyadadır; telefonunu saklayan, mesajlardan kaçınan bir çocuk, siber zorbalığın hedefi olabilir.”</p>
<p><strong>Çocuk yalnız kalmamalı! </strong></p>
<p>Böyle durumlarda tek bir doğru olmadığına işaret eden Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Her durumun dinamiği farklıdır. Ancak çocuklara şu temel yollar öğretilmeli; güvenli değilse ortamdan uzaklaşmak, kalabalığa yönelmek, güvendiği bir yetişkinden yardım istemek ve sınır koyan kısa cümleler kullanmak… ‘Bunu istemiyorum’, ‘dur’, ‘bana dokunma’ gibi net ifadeler, çocuğun kendini ifade etmesini kolaylaştırır. Özellikle siber zorbalıkta, kanıtları silmeden saklamak da önemlidir. En kritik nokta ise şu; çocuk yalnız kalmamalı.” dedi.</p>
<p>‘Hayır deme’ ve sınır koyma becerisinin, bir günde öğrenilen bir davranış olmadığına vurgu yapan Ülkü, “Bu beceriler, evde ve okulda tekrar ederek, deneyimleyerek gelişir. Çocuklara duygularını tanıma, rahatsızlık hissettiklerinde bunu fark etme ve ifade etme alanı açılmalı. Küçük yaşlardan itibaren ‘istemiyorsan hayır diyebilirsin’ mesajını duyan bir çocuk, zorbalık karşısında da daha güçlü durabilir. Burada en önemli model yine yetişkinlerdir. Kendi sınırlarını sağlıklı şekilde ifade eden bir ebeveyn, çocuğuna en etkili dersi verir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bir çocuğu korumanın ilk adımı, söyleyemediklerini fark etmektir! </strong></p>
<p>Çocukların yardım isteyebilmesi için yalnızca bireysel değil, toplumsal bir güven alanına ihtiyaç olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Okulların açık kapı politikası benimsemesi, zorbalıkla ilgili net ve uygulanabilir kurallar koyması, çocukların kendilerini ifade edebileceği güvenli alanlar yaratması gerekir.” dedi.</p>
<p>Ailelerin ise yargılamadan dinleyen, suçlamadan anlayan bir tutum benimsemesinin hayati önem taşıdığının altını çizen Ülkü, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“‘Sana inanıyorum, bu senin hatan değil ve birlikte çözebiliriz’ cümlesi, bir çocuğun dünyasında sandığımızdan çok daha büyük bir yer açar. Medya da bu süreçte önemli bir rol üstlenir; yardım aramayı zayıflık değil, cesaret olarak gösteren bir dil kullanmak gerekir.</p>
<p>Unutmamak gerekir ki, şiddete uğrayan bir çocuğun sessizliği boşluk değildir. O sessizlik, dikkatle dinlendiğinde bize çok şey anlatır. 4 Mayıs Uluslararası Şiddet Mağduru Çocuklar Günü, yalnızca bir farkındalık günü değil; çocukların duyulmayan seslerini gerçekten duymaya başlamak için bir hatırlatmadır. Çünkü bazen bir çocuğu korumanın ilk adımı, onun söyleyemediklerini fark edebilmektir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessizlik-de-bir-yardim-cigligi-632544">Sessizlik de bir yardım çığlığı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İdrar kaçırma kadınlarda daha yaygın görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/idrar-kacirma-kadinlarda-daha-yaygin-goruluyor-632487</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:54:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[drar]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[mesane]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tipi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaygın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632487</guid>

					<description><![CDATA[<p>İdrar kaçırma, birçok kişinin konuşmaktan çekindiği ancak toplumda oldukça yaygın görülen bir sağlık sorunu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/idrar-kacirma-kadinlarda-daha-yaygin-goruluyor-632487">İdrar kaçırma kadınlarda daha yaygın görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İdrar kaçırma, birçok kişinin konuşmaktan çekindiği ancak toplumda oldukça yaygın görülen bir sağlık sorunu. Şikâyetlerle yaşamaya devam etmek yerine altta yatan nedeni araştırmanın önemine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “İdrar kaçırma kader değil, çözülebilir bir sağlık problemi. Günümüzde uygulanan modern tedavi yöntemleri sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınabiliyor ve hastaların yaşam kalitesi belirgin şekilde artıyor” dedi.</strong></p>
<p>İdrar kaçırma, tıbbi adıyla üriner inkontinans, kişinin istemi dışında idrarını tutamaması durumudur. Günlük yaşamı etkileyen, giderek artan ya da ani başlayan kaçırma şikâyetlerine eşlik eden belirtilerin de dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “Gece sık idrara kalkma, idrar yaparken yanma veya idrarda kan görülmesi önemli uyarı işaretleri olabilir” dedi. Sorunun özellikle kadınlarda ve ileri yaşlarda daha sık görüldüğünü belirten Allahverdiyev, “Kadınların yaklaşık yüzde 25 ila 50’si hayatlarının bir döneminde bu problemle karşılaşıyor. Erkeklerde ise görülme sıklığı yaşla birlikte artıyor ve özellikle 65 yaş üzeri bireylerde yaşam kalitesi belirgin şekilde etkilenebiliyor. Bu nedenle belirtiler fark edildiğinde gecikmeden bir uzmana başvurmak büyük önem taşıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İdrar tutar gibi kasları 3-5 saniye sıkmak pelvik tabanı güçlendiriyor </strong></p>
<p>İdrar kaçırmanın gelişiminde birçok faktörün rol oynadığını belirten Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “Kadınlarda gebelik ve doğum pelvik taban kaslarını zayıflatabilir, menopoz dönemindeki hormonal değişiklikler ise mesane kontrolünü olumsuz etkileyebilir. Erkeklerde ise en sık neden prostat büyümesine bağlı mesane çıkış problemleridir. Bunların yanı sıra idrar yolu enfeksiyonları, aşırı aktif mesane, sinir sistemi hastalıkları, obezite, kronik öksürük, kabızlık ve bazı ilaçlar da idrar kaçırmayı tetikleyebilir. Tamamen önlenmesi her zaman mümkün olmasa da bazı yaşam tarzı değişiklikleriyle şikayetlerin ilerlemesi yavaşlatılabilir. Pelvik taban kaslarını güçlendiren Kegel egzersizleri (İdrarı tutmayı sağlayan kasları sıkıp gevşetmeye dayanan egzersizler) yapmak, ideal kiloyu korumak, aşırı kafein tüketiminden kaçınmak ve düzenli tuvalet alışkanlığı edinmek bu süreçte önemli rol oynar. Ayrıca kabızlığın önlenmesi ve sigaranın bırakılması da mesane sağlığını destekleyen temel adımlar arasında yer alır” dedi.</p>
<p><strong>İdrar kaçırma en sık öksürme, hapşırma veya egzersiz sırasında görülür</strong></p>
<p>İdrar kaçırmanın farklı tipleri olduğunu vurgulayan Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “En sık karşılaşılan tiplerden biri stres tipi idrar kaçırmadır. Bu durumda öksürme, hapşırma veya egzersiz sırasında pelvik taban kaslarının zayıflığına bağlı kaçırma görülür ve özellikle kadınlarda daha yaygındır. Sıkışma (urge) tipinde ani ve güçlü idrar yapma isteği ön plandadır; hastalar çoğu zaman tuvalete yetişemeden kaçırma yaşayabilir. Bazı hastalarda her iki tip bir arada bulunur; bu durum mikst tip olarak adlandırılır ve özellikle kadınlarda ve menopoz döneminde daha sık görülür. Taşma (overflow) tipi idrar kaçırmada mesanenin yeterince boşalamaması sonucu damla damla kaçırma olur ve sıklıkla prostat büyümesi gibi idrar akımını engelleyen durumlarla ilişkilidir. Fonksiyonel idrar kaçırmada kişi fiziksel veya bilişsel nedenlerle tuvalete zamanında ulaşamaz. Nörojenik hastalıklarda (felç, Parkinson hastalığı, multipl skleroz vb.) ise mesane ve sfinkter fonksiyonlarının bozulmasına bağlı olarak hastada urge veya taşma tipi kaçırma gelişebilir. Fistül varlığında (idrar yolu ile vajina arasında anormal bağlantı) idrar sürekli ve kontrolsüz şekilde akar; bu durum genellikle doğum travmaları, cerrahiler veya radyoterapi sonrası görülür” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Çok çeşitli tedavi seçenekleri mevcut</strong></p>
<p>Tedavinin, şikâyetin tipine ve altta yatan nedene göre kişiye özel planlanması gerektiğine değinen Allahverdiyev, “İlk aşamada yaşam tarzı değişiklikleri ve pelvik taban egzersizleri önerilir. Sıkışma tipinde ilaç tedavileriyle mesane kontrolü sağlanabilir. Daha ileri durumlarda ise cerrahi ve girişimsel yöntemler devreye girer. Kadınlarda askı ameliyatları ve botulinum toksin uygulamaları, erkeklerde prostat tedavileri ve sinir stimülasyonu gibi yöntemlerle başarılı sonuçlar elde edilebilir. Kadınlarda sık uygulanan pubovajinal sling ameliyatında ise kişinin kendi dokusuyla idrar torbasına destek verilerek özellikle öksürme ve hapşırma sırasında yaşanan kaçırma kontrol altına alınır” bilgilerini verdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/idrar-kacirma-kadinlarda-daha-yaygin-goruluyor-632487">İdrar kaçırma kadınlarda daha yaygın görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyadaki Çocukların Yarısı 2050&#8217;de Miyopi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunyadaki-cocuklarin-yarisi-2050de-miyopi-olabilir-632457</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:53:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[dünyadaki]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[miyopi]]></category>
		<category><![CDATA[net]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yarışı]]></category>
		<category><![CDATA[yavaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632457</guid>

					<description><![CDATA[<p>Miyopi, yaygın olarak “kısa görüşlülük” olarak bilinen bir göz rahatsızlığıdır. Miyopik gözler, yakındaki nesneleri net olarak görüyorken, uzaktaki nesneleri bulanık görüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyadaki-cocuklarin-yarisi-2050de-miyopi-olabilir-632457">Dünyadaki Çocukların Yarısı 2050&#8217;de Miyopi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Miyopi, yaygın olarak “kısa görüşlülük” olarak bilinen bir göz rahatsızlığıdır. Miyopik gözler, yakındaki nesneleri net olarak görüyorken, uzaktaki nesneleri bulanık görüyor. Son yıllarda çocuklarda hızla artan miyopi ebeveynlerini endişelendiriyor. Dünya’daki çocuk nüfusunun %30’a yakını halihazırda miyop; bu sayının 2050’ye kadar %50’ye ulaşacağı öngörülüyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Hayati Yılmaz, çocuklarda miyopi tehlikesi hakkında önemli detaylar aktardı. </p>
<p><strong>Yetersiz ışıkta okuma yapmak miyopi riskini artırıyor </strong></p>
<p><b>Bir görüntünün net bir şekilde oluşması için cisimlerden yansıyan ışığın gözün sarı nokta olarak bilinen makulasına odaklanması gerekmektedir. Bunu sağlayan optik sistemdeki kusurlara refraktif (kırma) kusurları denilmektedir. Gözün refraktif gücünü belirleyen en önemli bileşenler, gözün ön-arka çap uzunluğu ile kornea ve lensten oluşan optik sistemin gücüdür. Miyopi ise gözün ön-arka çapının normalden uzun olması ya da optik sistemin olması gerekenden daha güçlü olması nedeniyle, özellikle uzaktaki cisimlerin görüntüsünün makulanın önünde odaklanmasına ve bulanık görülmesine yol açan bir refraksiyon kusurudur. Bu durum, çocukluk çağında da sıkça karşımıza çıkmakta olup genellikle okul döneminde fark edilmektedir. Çocuklarda miyopinin en sık görüldüğü yaş aralığı 5-12 yaş arasındadır ve gelişiminde birden fazla faktör rol oynamaktadır.  Çocuklarda miyopinin görülmesinin başlıca nedenleri şunlardır:</b></p>
<ul>
<li>
<p><b><strong>Genetik faktörler:</strong> Ailede, özellikle 1. derece akrabalarda miyopi olması</b></p>
</li>
<li>
<p><b><strong>Yakın mesafe etkinliklerinin fazlalığı:</strong> Uzun süre kitap okuma, tablet/telefon kullanımı ve bilgisayar ekranına maruziyet</b></p>
</li>
<li>
<p><b><strong>Dış ortam aktivitelerinin kısıtlanması:</strong> Parkta geçirilen zamanın azalması, çocukların açık havada daha az oyun oynaması</b></p>
</li>
<li>
<p><b><strong>Aydınlatma ve görme alışkanlıkları:</strong> Yetersiz ışıkta okuma, çok yakından bakma.</b></p>
</li>
</ul>
<p><b> </b></p>
<p><strong>Net görebilmek için gözlerini kısıyorsa dikkat!</strong></p>
<p><b>Miyopi, çocuklarda çoğu zaman sinsi ilerleyen bir görme problemidir ve erken dönemde fark edilmeyebilir. Özellikle küçük çocuklar, görme kusurlarını ifade etmekte zorlanabilmekte ya da bunu normal kabul edebilmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarının günlük davranışlarını dikkatle gözlemlemesi önemlidir. Miyopisi olan çocuklar genellikle tahtadaki yazıları görmekte zorlanabilmekte, bu nedenle başlarını öne eğme ihtiyacı hissedebilmektedir. Televizyon ya da ekranlara çok yakından bakmaları, net görebilmek için gözlerini kısmaları ve sık sık gözlerini ovmaları da dikkat çeken belirtiler arasındadır. Bunun yanı sıra görme problemleri, çocuğun derslere odaklanmasını zorlaştırarak okul başarısında düşüşe yol açabilmekte ve sportif aktivitelerde performansını olumsuz etkileyebilmektedir.</b></p>
<p> </p>
<p><b>Çocuklarda görülebilecek miyopi şikâyetlerinin varlığında ya da rutin yılda bir kez göz muayenesi amacı ile göz hastalıkları uzmanına başvurulduğunda, yapılan muayenede çocukların görme keskinlikleri değerlendirilmekte, refraksiyon kusurları belirlenmekte ve gözlük muayenesi yapılmaktadır. Çocuklarda damla damlatılarak yapılan ölçümler olmazsa olmazdır. </b></p>
<p> </p>
<p><strong>Gözlüklerden, gündüz-gece lenslerine ve ışık terapisine kadar pek çok tedavi seçeneği var</strong></p>
<p>Miyopi tedavisinde temel amaç, çocuğun görmesini netleştirmek ve hastalığın ilerlemesini mümkün olduğunca yavaşlatmaktır. Bu süreçte yaşam tarzı düzenlemeleri önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle ekran süresinin kısıtlanması ve açık hava aktivitelerinin artırılması, miyopinin hem önlenmesinde hem de ilerlemesinin yavaşlatılmasında en etkili ve kolay uygulanabilir yöntemler arasında yer almaktadır. Çocuğun düzenli olarak parkta vakit geçirmesi ve dış ortamda oyun oynaması göz sağlığı açısından oldukça faydalıdır.</p>
<p>Görmenin düzeltilmesi için en sık kullanılan yöntem gözlüklerdir. Standart gözlük camları tercih edilebildiği gibi, ilerleme riski yüksek olan ya da miyopisi artış gösteren çocuklarda miyopi progresyonunu yavaşlatmaya yönelik özel camlar da kullanılabilmektedir. Gözlük kullanmak istemeyen çocuklar için ise ilerlemeyi kontrol altına almayı hedefleyen kontakt lensler bir alternatif olabilmektedir. Bunun yanı sıra ortokeratoloji olarak adlandırılan ve geceleri takılan özel kontakt lenslerle uygulanan tedavi yönteminin de miyopi ilerlemesini azaltmada etkili olduğu bilinmektedir. Son yıllarda dikkat çeken yöntemlerden biri de düşük yoğunluklu kırmızı ışık terapisidir. Her ne kadar ülkemizde henüz yaygın olarak uygulanmasa da, miyopi progresyonunu yavaşlatma konusunda umut vadeden yaklaşımlar arasında yer almaktadır.</p>
<p><strong>Sağlıklı görme gelişimi için rutin göz kontrolü aksatılmamalı</strong></p>
<p>Tüm bu yöntemlerin yanı sıra düzenli göz muayenesi büyük önem taşımaktadır. Miyopi çoğu zaman yavaş ilerlediği için erken dönemde fark edilememektedir. Ancak zamanında yapılan kontroller sayesinde hem erken tanı konulabilmekte hem de ilerlemenin hızı etkili bir şekilde kontrol altına alınabilmektedir. Unutulmamalıdır ki; çocukluk çağında alınacak basit önlemler, ilerleyen yaşlarda oluşabilecek daha ciddi görme sorunlarının önüne geçebilmektedir. Bu nedenle çocukların bir görme problemi olmasa dahi göz muayenelerinin düzenli aralıklarla yapılması, sağlıklı bir görme gelişimi için vazgeçilmezdir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyadaki-cocuklarin-yarisi-2050de-miyopi-olabilir-632457">Dünyadaki Çocukların Yarısı 2050&#8217;de Miyopi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Ergenliktir geçer&#8221;, &#8220;Dikkat çekmek istiyor&#8221;, &#8220;Her çocukta olur&#8221; demeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ergenliktir-gecer-dikkat-cekmek-istiyor-her-cocukta-olur-demeyin-632405</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:51:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çekmek]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta]]></category>
		<category><![CDATA[davranışlar]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ergenliktir]]></category>
		<category><![CDATA[geçer]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[istiyor]]></category>
		<category><![CDATA[olur]]></category>
		<category><![CDATA[sivri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632405</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda çocuklar ve ergenler arasında görülen öfke patlamaları, akran zorbalığı, içe kapanma, riskli davranışlar ve şiddet eğilimleri giderek artıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergenliktir-gecer-dikkat-cekmek-istiyor-her-cocukta-olur-demeyin-632405">&#8220;Ergenliktir geçer&#8221;, &#8220;Dikkat çekmek istiyor&#8221;, &#8220;Her çocukta olur&#8221; demeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda çocuklar ve ergenler arasında görülen öfke patlamaları, akran zorbalığı, içe kapanma, riskli davranışlar ve şiddet eğilimleri giderek artıyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri</strong>, “Dijital dünyanın kontrolsüz etkisi, sosyal medyada şiddetin normalleşmesi, aile içi iletişimin zayıflaması, yoğun akademik baskı, yalnızlık hissi ve duygularını sağlıklı ifade edememe, bu tabloyu besleyen önemli faktörler arasında yer alıyor” diyor. Pek çok ebeveynin endişesini, “çocuğumu dışarı tek başına göndermeye korkuyorum”, “kötü arkadaş çevresine denk gelir mi?”, “internette kimlerle konuşuyor bilmiyorum”, “bir gün okuldan kötü bir haber gelir mi?” gibi sözlerle sıkça dile getirdiğini vurgulayan Sivri, çocuğunu koruma güdüsüyle bazı anne-babaların aşırı kontrolcü davranırken, bazılarının da neyi nasıl yöneteceğini bilemediği için çaresizlik hissettiğini söylüyor.  </p>
<p>Çocukların, çoğu zaman yaşadıkları sıkıntıları anlatmayıp, davranışlarıyla belli ettiklerini ancak bazı ebeveynlerin yoğun yaşam temposu içinde bu sinyalleri “ergenliktir geçer”, “dikkat çekmek istiyor” ya da “her çocukta olur” diye yorumlayarak gözden kaçırabildiğini vurgulayan Sena Sivri, oysa erken fark edilen birçok sorunun, doğru yaklaşımla büyümeden çözülebileceğine dikkat çekiyor. Çocuğun davranışındaki ani değişimlerin çoğu zaman bir mesaj taşıdığını, bu nedenle yargılamadan gözlemlemek, sakin kalmak ve zamanında destek almak gerektiğini vurgulayan Uzman Psikolog Sena Sivri, çocuklarda mutlaka dikkate alınması gereken 6 belirtiyi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>1. Ani öfke patlamaları ve saldırgan davranışlar</strong></p>
<p>Çocuk daha önce göstermediği şekilde bağırıyor, eşyaları fırlatıyor, kardeşine ya da arkadaşlarına zarar veriyorsa bu durum yalnızca “huysuzluk” olarak değerlendirilmemelidir. Bastırılmış stres, okul baskısı, zorbalık görme ya da duygularını yönetememe bu davranışların altında yatabilir. Özellikle sıklaşan öfke nöbetleri profesyonel değerlendirme gerektirebilir.</p>
<p><strong>2. İçe kapanma ve yalnızlaşma</strong></p>
<p>Eskiden konuşkan ve sosyal olan bir çocuğun odasına kapanması, aileyle vakit geçirmek istememesi, arkadaşlarından uzaklaşması önemli bir sinyal olabilir. Çocuklar mutsuzluklarını çoğu zaman sessizlikle gösterirler. Bu durum depresif belirtiler, özgüven kaybı ya da okul ortamında yaşanan sorunlarla ilişkili olabilir.</p>
<p><strong> 3. Uyku ve iştah düzeninde bozulma</strong></p>
<p>Gece korkuları, sık uyanma, kabus görme, iştahsızlık ya da aşırı yeme davranışları çocuğun ruhsal yük taşıdığını gösterebilir. Çocuk zihinsel olarak zorlandığında beden de tepki verir. Süreklilik gösteren değişimlerde ailelerin dikkatli olması gerekir.<strong> </strong></p>
<p><strong>4. Ders başarısında ani düşüş ve dikkat dağınıklığı</strong></p>
<p>Başarılı bir öğrencinin kısa sürede dersten kopması, unutkanlık yaşaması, okula gitmek istememesi ya da öğretmen şikayetlerinin artması yalnızca “isteksizlik” olmayabilir. Kaygı, zorbalık, özgüven sorunları ya da duygusal stres akademik performansı doğrudan etkiler.</p>
<p><strong> 5. Gizlilik, yalan söyleme ve riskli dijital davranışlar</strong></p>
<p>Telefonunu aşırı saklama, sürekli hesap değiştirme, kimlerle görüştüğünü gizleme, gece geç saatlere kadar çevrim içi kalma gibi davranışlar dikkatle izlenmelidir. Özellikle ergenlerde dijital ortamda kötü niyetli kişilerle temas, zorbalık ya da manipülasyon riski bulunabilir. Yasaklamak yerine güven temelli iletişim kurulmalıdır.</p>
<p><strong> 6. Kendine zarar verme söylemleri veya umutsuzluk ifadeleri</strong></p>
<p>“Ben olmasam daha iyi”, “Kimse beni anlamıyor”, “Yaşamak istemiyorum” gibi cümleler asla küçümsenmemelidir. Bazı çocuklar yardım çağrısını bu şekilde dile getirir. Böyle durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanından destek alınmalıdır.</p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Çocuğunuzla sağlıklı iletişimin 5 temel kuralı!</strong></p>
<p>Uzman Psikolog Sena Sivri “Çocuklarla sağlıklı bir iletişim kurmanın temelinde, onlara gerçekten “görüldüklerini ve anlaşıldıklarını” hissettirmek yatar. Gün içinde kısa da olsa birlikte geçirilen kaliteli zaman, çocuğun duygusal güvenini güçlendirirken; onu yargılamadan dinlemek, kendini ifade etme cesaretini artırır. Çocuğun hislerine isim koymak, duygularını tanımasına ve düzenlemesine yardımcı olurken, sınırların sevgi diliyle anlatılması kuralların daha kolay benimsenmesini sağlar. Tüm bunlara rağmen iletişimde zorlanılan durumlarda profesyonel destek almak ise sorunların büyümeden çözülmesine katkı sunar” diyor. Uzman Psikolog Sivri, çocuğunuzla sağlıklı iletişimin 5 temel kuralını şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Her gün kısa da olsa kaliteli zaman ayırın. 15 dakikalık kesintisiz ilgi bile çocuk için çok değerlidir.</li>
<li>Yargılamadan dinleyin. Hemen öğüt vermek yerine önce ne hissettiğini anlamaya çalışın.</li>
<li>Duygularına isim verin. “Kızgın görünüyorsun”, “Canın sıkkın galiba” demek çocuğu rahatlatır.</li>
<li>Kural koyarken bağ kurmayı unutmayın. Sınırlar sevgiyle anlatıldığında daha etkili olur.</li>
<li>Gerekirse profesyonel destek alın. Erken alınan destek, büyüyen sorunları önler.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergenliktir-gecer-dikkat-cekmek-istiyor-her-cocukta-olur-demeyin-632405">&#8220;Ergenliktir geçer&#8221;, &#8220;Dikkat çekmek istiyor&#8221;, &#8220;Her çocukta olur&#8221; demeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınav kaygısında öncelikli tedavi psikoterapi olmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sinav-kaygisinda-oncelikli-tedavi-psikoterapi-olmali-632147</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:42:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[düzeyde]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[kaygısında]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[öncelikli]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632147</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Eda Ergür, sınav kaygısının normalden klinik düzeye nasıl ayrıldığı, psikoterapi ve ilaç kullanımıyla ilgili açıklamalarda bulundu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-kaygisinda-oncelikli-tedavi-psikoterapi-olmali-632147">Sınav kaygısında öncelikli tedavi psikoterapi olmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Eda Ergür, sınav kaygısının normalden klinik düzeye nasıl ayrıldığı, psikoterapi ve ilaç kullanımıyla ilgili açıklamalarda bulundu. </p>
<p><strong>Kaygı günlük yaşamı bozuyorsa profesyonel değerlendirme gerekir!</strong></p>
<p>Sınav kaygısının, belli düzeyde yaşandığında öğrenciyi motive eden doğal bir tepki olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Eda Ergür, “Ancak bu kaygı günlük yaşam işlevselliğini bozacak, uyku, beslenme ya da dikkat düzeylerini olumsuz etkileyecek düzeye gelmişse profesyonel bir değerlendirme yapılması gerekir.” dedi.</p>
<p>İlaç tedavisinin, kaygının kronikleştiği, çarpıntı, mide bulantısı, nefes darlığı gibi yoğun fiziksel belirtilerle seyrettiği ve öğrencinin akademik veya sosyal işlevselliğinin ciddi düzeyde olumsuz etkilendiği durumlarda düşünülmesi gerektiğini kaydeden Ergür, “Karar, mutlaka bir çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından yapılacak klinik değerlendirmeye dayanmalı; çocuğun genel ruhsal durumu ve eşlik eden diğer faktörler göz önünde bulundurulmalı.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Önce terapi desteği…</strong></p>
<p>Sınav kaygısı yaşayan pek çok öğrenci için psikolojik desteğin, özellikle bilişsel davranışçı terapi gibi yapılandırılmış yaklaşımların oldukça etkili olabildiğine değinen Klinik Psikolog Eda Ergür, şunları söyledi</p>
<p>“Eğer öğrencinin kaygısı orta düzeydeyse, akademik performansı üzerinde baskı yaratmakla birlikte günlük yaşamını tamamen bozacak düzeyde değilse, öncelikle terapi desteği önerilir. Psikoterapi esnasında kaygının altında yatan düşünce kalıpları, mükemmeliyetçilik, başarısızlık korkusu ya da aile beklentileri gibi unsurlar ele alınarak işlevsel baş etme becerileri kazandırılır.”</p>
<p><strong>İlaç kullanımı hiçbir zaman ilk seçenek olmamalı!</strong></p>
<p>Kısa süreli anksiyolitik ilaçların sınav öncesi kullanımının, panik atağa yakın düzeyde sınav kaygısı yaşayan öğrenciler gibi bazı özel durumlarda, hekim kararıyla ve çok sınırlı süreyle değerlendirilebileceğini aktaran Ergür, “Ancak bu tür ilaçlar yan etkileri açısından da dikkatle ele alınmalı. Sadece semptomu baskılayarak kök nedeni çözmeden ilerlemek, uzun vadede öğrencinin baş etme becerilerini zayıflatabilir. Bu nedenle bu tür ilaçların kullanımı hiçbir zaman ilk seçenek olmamalı, mutlaka terapi ve danışmanlık süreçleriyle birlikte değerlendirilmeli.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sınav geçici, çocuğun ruh sağlığı ise kalıcı!</strong></p>
<p>Ailelerin, çocuklarının sınav sürecinde yaşadığı kaygıyı küçümsememesi gerektiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Eda Ergür, “Ancak dramatize de etmemeliler. Öncelikle çocuklarını yargılamadan dinlemeleri, destekleyici ve güven veren bir yaklaşım sergilemeleri önemli.” dedi.</p>
<p>İlaç kararının, asla panik duygusuyla ya da kısa vadeli rahatlama beklentisiyle verilmemesi gerektiğinin altını çizen Ergür, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu konuda mutlaka çocuk ve ergen psikiyatristine başvurulmalı; psikolojik destek, terapi ve yaşam tarzı düzenlemeleri gibi öncelikli seçenekler dikkate alınmalı. Unutulmamalıdır ki, sınav geçici, çocuğun ruh sağlığı ise kalıcıdır. Bu dönemde kazanılan sağlıklı baş etme becerileri, sadece sınavı değil, yaşamın birçok alanını olumlu yönde etkiler.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-kaygisinda-oncelikli-tedavi-psikoterapi-olmali-632147">Sınav kaygısında öncelikli tedavi psikoterapi olmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menderes&#8217;te Kadın Sağlığı Semineri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mendereste-kadin-sagligi-semineri-632000</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:36:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[menderes]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[seminer]]></category>
		<category><![CDATA[semineri]]></category>
		<category><![CDATA[te]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632000</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menderes Belediyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte Kadın Dostu Kent adıyla kadın sağlığı üzerine seminer verecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mendereste-kadin-sagligi-semineri-632000">Menderes&#8217;te Kadın Sağlığı Semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Menderes Belediyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte Kadın Dostu Kent adıyla kadın sağlığı üzerine seminer verecek.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Menderes Belediyesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi kadınlar için ortak bir çalışmaya imza atıyor. “Kadın Dostu Kent” adı altındaki kadın sağlığı seminerinde vatandaşlarla bir araya gelinecek. 5 Mayıs Salı günü saat 14:00’da Menderes Amfi Tiyatro Konferans Salonu’nda gerçekleşecek olan 90 dakikalık seminerde güvenli annelik konusu konuşulacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda; Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın Menderes Belediyesi iş birliğiyle yürütülen program, Türk Kadınlar Birliği İzmir Şubesi ve belediye eğitmenlerinin katkılarıyla gerçekleşecek.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Sağlıklı bireyler, güçlü toplum</span></span></span></p>
<p><span><span><span>“Daha sağlıklı bireyler ve güçlü bir toplum için birlikteyiz” sloganı ile gerçekleşen seminerin program akışında gebeliğe hazırlık, sağlıklı bir gebelik için yapılması gerekenler, doğuma hazırlık ve doğuma dair genel bilgiler lohusalıkta dikkat edilmesi gerekenler ve yenidoğan bakımı gibi konu başlıkları yer alıyor. İzmir’de “Kadın Dostu Kent” ve “Sağlıklı Kent İzmir” vizyonu doğrultusunda yürütülen Kadın Sağlığı Seminerleri Programı; kadınların sağlık okuryazarlığının artırılması, riskli sağlık davranışlarının yerine sağlıklı alışkanlıkların kazandırılması, koruyucu sağlık yaklaşımının yaygınlaştırılması, aile ve toplum içindeki konumlarının güçlendirilmesi, sağlık ve kamu hizmetlerine erişim taleplerinin artırılması ve toplumsal sağlık bilincinin geliştirilmesi hedefleri ile gerçekleştiriliyor. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Tüm vatandaşlarımızı bekliyoruz</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Seminer hakkında açıklama yapan Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, “Kadın ve çocuk odaklı projelerde daima yer alıyor, bu konuda etkinlikler gerçekleştiriyoruz. Yine bu konuda bir çalışmaya İzmir Büyükşehir Belediyemiz ile birlikte imza atıyoruz.  Menderes Belediyesi olarak kadınların sağlık konusunda bilinçlenmesini ve güçlenmesini destekliyoruz. Doğru bilgiye erişimi artırarak koruyucu sağlık davranışlarını yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Gerçekleştireceğimiz seminerin kadınlarımıza çok şey katacağına inanıyoruz. Tüm vatandaşlarımıza bekliyoruz.” dedi.</span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mendereste-kadin-sagligi-semineri-632000">Menderes&#8217;te Kadın Sağlığı Semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal medya kıskançlık duygusunu tetikliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sosyal-medya-kiskanclik-duygusunu-tetikliyor-631988</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:36:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[duygusunu]]></category>
		<category><![CDATA[Kıskanç]]></category>
		<category><![CDATA[kıskançlık]]></category>
		<category><![CDATA[kıyaslama]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medyada]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631988</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, sosyal medyanın kıskançlık ve kıyaslama duygusunu nasıl tetiklediği ve bunun bireysel ve toplumsal psikolojik etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-medya-kiskanclik-duygusunu-tetikliyor-631988">Sosyal medya kıskançlık duygusunu tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, sosyal medyanın kıskançlık ve kıyaslama duygusunu nasıl tetiklediği ve bunun bireysel ve toplumsal psikolojik etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Sosyal medya, kıyaslama ve yetersizlik duygularını sürekli tetikliyor! </strong></p>
<p>Sosyal medyanın yaygınlaşmasının kimi zaman kıskançlık duygusunu da alevlendirdiğini aktaran Klinik Psikolog İpek Erol, “Sosyal medya, insanın doğasında zaten var olan kıyaslama ve yetersizlik hislerinin görünürlüğünü artırıyor ve bu hisleri sürekli tetikleyen bir ortama dönüşüyor.” dedi.</p>
<p>Kıskançlığın ilkel bir duygu olduğunu hatırlatan Erol, “Çocuklukta bakım verenle kurulan ilişkinin içinde filizlenir. Ancak bugün sosyal medya, bu duygunun yalnızca açığa çıkmasını değil, kronikleşmesini de kolaylaştırıyor. Çünkü birey artık yalnızca yakın çevresiyle değil, binlerce insanın hayat kesitleriyle kendini karşılaştırıyor. Bu da kıskançlığı anlık bir duygudan çıkarıp, süreklilik kazanan bir iç gerilime dönüştürebiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Duygusal beyin, seçilmiş görüntüleri gerçeklik gibi işliyor! </strong></p>
<p>İnsanların kendilerini başkalarıyla kıyaslama eğiliminin sosyal medyada daha güçlü hale gelmesinin temel nedeninin, maruz kalınan içeriğin doğası olduğunu savunan Klinik Psikolog İpek Erol, “Sosyal medya gerçekliği temsil etmez; idealize edilmiş, filtrelenmiş ve çoğu zaman yapay bir benlik sunumu içerir. Kişi bilinçdışı düzeyde bu görüntülerin seçilmiş olduğunu bilse bile, duygusal beyin bunu gerçeklik gibi işler.” dedi.</p>
<p>Burada özellikle ‘narsisistik yaralanma’ denilen sürecin devreye girdiğini kaydeden Erol, şunları söyledi:</p>
<p>“‘Ben neden böyle değilim?’ sorusu, bireyin kendi değer algısını etkileyip erken dönem yetersizlik ve değersizlik şemalarının tetiklenmesine yol açabilir.</p>
<p>Sürekli başkalarının başarılarını, tatillerini ve yaşam tarzlarını görmek bireyde sadece kıskançlık değil; eksiklik, değersizlik, suçluluk ve bazen de utanç duygularını tetikler. Özellikle hayatının durağan bir döneminde olan ya da içsel tatmin düzeyi düşük bireylerde bu etkiler daha yoğun hissedilir. Kişi kendi yaşamını bir ‘başarı projesi’ gibi görmeye başlar ve yeterince iyi olmadığını düşünür. Bu durum zamanla anksiyete, depresif duygu durum ve yaşam doyumunda azalma ile sonuçlanabilir. İlginç olan şu ki, kişi bu duygulara rağmen sosyal medyada kalmaya devam eder; çünkü aynı zamanda oradan bir onay ve aidiyet de arar.”</p>
<p><strong>Bastırılan kıskançlık içsel gerilim olarak varlığını sürdürür!</strong></p>
<p>Kıskançlık hissedildiğinde sosyal medyada ortaya çıkan davranışların oldukça çeşitli olduğunu ifade eden Klinik Psikolog İpek Erol, “Bazı bireyler kıskandıkları kişiyi daha sık takip eder, hikâyelerini sürekli kontrol eder; bu   durum obsesif bir izleme davranışına dönüşebilir. Bazıları ise tam tersine engelleme, takipten çıkma gibi kaçınma stratejilerine yönelir. Daha örtük düzeyde ise pasif agresif yorumlar, imalı paylaşımlar ya da ‘kendini gösterme’ çabası artar. Yani kişi, hissettiği eksikliği telafi etmek için kendi hayatını daha parlak göstermeye çalışır. Bu da aslında kıskançlığın başka bir formda yeniden üretilmesine neden olur.” dedi.</p>
<p>‘Gizli kıskançlığın’ ise sosyal medyanın en dikkat çekici psikolojik dinamiklerinden biri olduğuna işaret eden Erol, “Bu kişiler açıkça kıskanç olduklarını kabul etmezler; aksine çoğu zaman destekleyici, beğeni veren ya da nötr görünen bir tutum sergilerler. Ancak içeriklere aşırı odaklanma, karşı tarafla kendini sürekli kıyaslama ve içsel huzursuzluk bu duygunun varlığına işaret eder. Psikolojik açıdan bu, kabul edilmesi zor olan bir duygunun bastırılması ve daha kabul edilebilir bir forma dönüştürülmesidir. Fakat bastırılan kıskançlık kaybolmaz; içsel gerilim olarak varlığını sürdürür.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sorun sosyal medyada değil, onunla kurulan ilişkide… </strong></p>
<p>Bu kıyaslama tuzağından çıkmak için bireysel düzeyde yapılabilecek en önemli şeyin, maruz kalınan içeriğin seçici bir şekilde düzenlenmesi olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog İpek Erol, “Kişi kendine şu soruyu sormalı; ‘Bu içerik bana ne hissettiriyor?’. Eğer sürekli yetersizlik ve huzursuzluk yaratıyorsa, o içerikten uzaklaşmak gereklidir.” dedi. </p>
<p>Bunun yanı sıra, bireyin kendi hayatına dönmesi, içsel tatmin kaynaklarını artırması ve gerçek ilişkilerle temasını güçlendirmesinin de önemli olduğunu aktaran Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Mindfulness temelli yaklaşımlar, kişinin otomatik kıyaslama düşüncelerini fark etmesine ve onlara kapılmadan geçmesine yardımcı olabilir. Çünkü sorun sosyal medyada değil, onunla kurulan ilişkide derinleşir.</p>
<p>Son olarak, sosyal medyanın kıskançlığı artırması yalnızca bireysel bir mesele değil; aynı zamanda toplumsal bir dinamiğin yansımasıdır. Bugün başarı, güzellik ve mutluluk belirli kalıplar üzerinden tanımlanıyor ve bu kalıplar sürekli yeniden üretiliyor. Medya, algoritmalar ve kültürel beklentiler bu süreci besliyor. Dolayısıyla bireyin yaşadığı kıskançlık duygusunu sadece kişisel zayıflık olarak görmek, meseleyi eksik anlamak olur. Bu, hem bireyin iç dünyasında hem de içinde yaşadığı kültürde kökleri olan çok katmanlı bir süreçtir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-medya-kiskanclik-duygusunu-tetikliyor-631988">Sosyal medya kıskançlık duygusunu tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Risk Haritası Uygulamasını Kimsenin Evine Ateş Düşürmeden Yapın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sosyal-risk-haritasi-uygulamasini-kimsenin-evine-ates-dusurmeden-yapin-631874</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:32:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[evine]]></category>
		<category><![CDATA[haritası]]></category>
		<category><![CDATA[kimsenin]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamasını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631874</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal Risk Haritası Uygulamasını Kimsenin Evine Ateş Düşürmeden Yapın!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-risk-haritasi-uygulamasini-kimsenin-evine-ates-dusurmeden-yapin-631874">Sosyal Risk Haritası Uygulamasını Kimsenin Evine Ateş Düşürmeden Yapın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Genel Sağlık-İş </span><span>İzmir Şube tarafından yapılan açıklamada, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yürütülen Sosyal Risk Haritası çalışmasının ‘Ben yaptım oldu’ anlayışı ile yürütüldüğü ifade edildi. </span></p>
<p><span>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın “ben yaptım oldu” anlayışıyla başlattığı Sosyal Risk Haritası çalışması, bugün bir meslektaşımızı ölümle yüz yüze bırakmıştır. Hakkâri’de Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nde görev yapan psikolog arkadaşımız kurumunda kesici-delici aletli saldırıya uğramış, ağır yaralanmış ve yoğun bakımda yaşam mücadelesi vermektedir.</span></p>
<p><span>Peki nedir meslektaşımıza, ailesine ve bizlere bu bedeli ödeten Sosyal Risk Haritası çalışması?</span></p>
<p><span>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yürütülen, toplumdaki sosyal riskleri erken tespit etmek ve müdahale etmek amacıyla hayata geçirilen bir uygulamadır. Ancak asıl risk; plansız, altyapısız, çalışan güvenliği gözetilmeden yürütülen bu anlayıştır. Bunun bedelini ise sosyal hizmet emekçileri canıyla, sağlığıyla ve yaşamıyla ödemektedir.</span></p>
<p><span>Toplumsal riskleri tespit etmek ve sosyal politikaları güçlendirmek ciddi bir kamu sorumluluğudur. “Hadi yapalım, olur biter” anlayışıyla yürütülemez. Çalışan güvenliği sağlanmadan sahaya indirilen her uygulama yeni riskler, yeni mağduriyetler ve yeni facialar yaratır. Dün Hakkâri’de yaşanan olay bunun acı bir örneği olmuştur.</span></p>
<p><span>Hukuki dayanağınız var mı? Yok.</span><span><br /> </span><span>Uygulama esasları net mi? Hayır.</span><span><br /> </span><span>Sahanın gerçekleri dikkate alınmış mı? Hayır.</span><span><br /> </span><span>Çalışanların can güvenliği sağlanmış mı? Hayır.</span></p>
<p><span>Çalışanların fikri alınmadan, gerekli altyapı oluşturulmadan hayata geçirilen her uygulama; sosyal hizmet emekçilerini korumasız bırakmak anlamına gelmektedir. Biz buna sessiz kalmayacağız!</span></p>
<p><span>Resmi iletişim altyapısı yetersiz, saha organizasyonu belirsiz, görev tanımları muğlak… Zaten ağır iş yükü altında çalışan sosyal hizmet emekçilerine bir de plansız uygulamaların yükü bindirilmektedir. Riskli ev ziyaretleri gerçekleştiren çalışanlar, yeterli idari ve hukuki koruma olmadan sahaya gönderilmektedir.</span></p>
<p><span>Emekçi; kuralsızlığın, belirsizliğin ve masa başında alınan plansız kararların yükünü sırtlanamaz. Ekipmansız, güvencesiz ve güvenlik tedbirlerinden yoksun şekilde sahaya itilmek kabul edilemez. Bu anlayış değişmezse yeni Hakkâriler yaşanacaktır.</span></p>
<p><span>Sosyal Risk Haritası çalışması; çalışanların can güvenliğini, çalışma koşullarını ve mesleki sınırlarını esas alan bir anlayışla baştan aşağı yeniden düzenlenmelidir. “Önce uygulayalım, sonra düzeltiriz” anlayışının bedelini sosyal hizmet emekçilerine ödetemezsiniz.</span></p>
<p><span>Sosyal hizmet emekçilerinin can güvenliği bizim kırmızı çizgimizdir!</span></p>
<p><span>Sosyal hizmet; yoksullukla, şiddetle, bağımlılıkla, çocuk ihmaliyle ve toplumsal krizlerle doğrudan temas eden yüksek riskli bir kamu hizmetidir. Ülkenin en zor koşullarında görev yapan sosyal hizmet çalışanları yalnız değildir.</span></p>
<p><span>Acil taleplerimiz şunlardır:</span></p>
<p><span>• Riskli saha ziyaretleri için açık güvenlik protokolleri oluşturulmalıdır.</span><span><br /> </span><span>• Yüksek riskli vakalarda kolluk desteği zorunlu hale getirilmelidir.</span><span><br /> </span><span>• Çalışanlar tek başına sahaya gönderilmemelidir.</span><span><br /> </span><span>• Kurum güvenliği güçlendirilmelidir.</span><span><br /> </span><span>• Kriz yönetimi ve çatışma kontrolü eğitimleri verilmelidir.</span></p>
<p><span>Genel Sağlık-İş olarak bir kez daha ifade ediyoruz:</span><span><br /> </span><span>Sosyal hizmet emekçilerinin can güvenliği kırmızı çizgimizdir. Bu ihmalin sorumluları ortaya çıkana, gerekli düzenlemeler yapılana ve çalışanların güvenliği sağlanana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.</span></p>
<p><span>Psikolog meslektaşımıza acil şifalar diliyor; yaşanan bu ihmali ve saldırıyı asla unutturmayacağımızı kamuoyuna ilan </span></p>
<p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-risk-haritasi-uygulamasini-kimsenin-evine-ates-dusurmeden-yapin-631874">Sosyal Risk Haritası Uygulamasını Kimsenin Evine Ateş Düşürmeden Yapın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Birliği Bünyesinde Ortak Ses, Güçlü İrade</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-bunyesinde-ortak-ses-guclu-irade-631870</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:32:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[bünyesinde]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[rade]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631870</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Bünyesinde Ortak Ses, Güçlü İrade</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-bunyesinde-ortak-ses-guclu-irade-631870">Hekim Birliği Bünyesinde Ortak Ses, Güçlü İrade</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası’ndan süreçle ilgili şu açıklama yapıldı, “26 Haziran 2026 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilecek basın açıklaması öncesinde Hekim Birliği’nde kapsamlı örgütlenme ve istişare süreci başlamıştır. Şubelerimiz, il temsilciliklerimiz, hastane temsilcilerimiz ve üyelerimizle birlikte; ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinde yaşanan temel sorunlar, sahadaki mağduriyetler ve çözüm bekleyen başlıklar üzerine değerlendirmelerini sürdürmektedir. Hekimlerimizin kırmızı çizgisi niteliğindeki taleplerin karşılanmaması halinde; Temmuz 2026 itibarıyla eylemsellik sürecinin ve iş bırakma sürecinin başlatılması yönünde teşkilatımızda güçlü bir fikir birlikteliği ve kararlı bir irade oluşmuştur. 26 Haziran’da Ankara’da hekimlerin ortak sesi ve iradesi güçlü şekilde ortaya konulacaktır” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/05/hekim-birligi-bunyesinde-ortak-ses-guclu-irade-0-mAfwXIsU.jpeg"/></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-bunyesinde-ortak-ses-guclu-irade-631870">Hekim Birliği Bünyesinde Ortak Ses, Güçlü İrade</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uşak İl Sağlık Müdürlüğü’nden Enfeksiyon Açıklaması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/usak-il-saglik-mudurlugunden-enfeksiyon-aciklamasi-631867</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:31:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[müdürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[uşak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631867</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uşak İl Sağlık Müdürlüğü'nden Enfeksiyon Açıklaması</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/usak-il-saglik-mudurlugunden-enfeksiyon-aciklamasi-631867">Uşak İl Sağlık Müdürlüğü’nden Enfeksiyon Açıklaması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı medya organlarında 06.05.2026 tarihinde yayımlanan haberlerde; Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin ameliyathanesinde enfeksiyon krizi yaşandığı; sterilizasyon süreçlerinde aksaklık bulunduğu ileri sürülmüştür.</p>
<p>Söz konusu haber ve paylaşımlarda yer alan iddialar tamamen asılsız olup, hastanemizin bölge halkına sunmakta olduğu kaliteli ve güvenilir sağlık hizmetini hedef alan mesnetsiz ithamlardan ibarettir.</p>
<p>Hastanemizde ameliyathane kaynaklı herhangi bir enfeksiyon alarmı ya da bu yönde doğrulanmış bir veri bulunmamaktadır. Tüm sterilizasyon süreçleri ve enfeksiyon kontrol uygulamaları, Sağlık Bakanlığı kalite standartları ile Enfeksiyon Kontrol Komitesi direktifleri doğrultusunda düzenli olarak takip edilmekte ve titizlikle denetlenmektedir.</p>
<p>Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanemiz, tüm birimleriyle vatandaşlarımıza güvenli, kaliteli ve etkin sağlık hizmeti sunmaya kesintisiz şekilde devam etmektedir. Enfeksiyon kontrolüne yönelik tüm çalışmalar ilgili komiteler tarafından hassasiyetle yürütülmektedir. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/usak-il-saglik-mudurlugunden-enfeksiyon-aciklamasi-631867">Uşak İl Sağlık Müdürlüğü’nden Enfeksiyon Açıklaması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Birliği Sendikası: “Eylem Planımız Şekilleniyor”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasi-eylem-planimiz-sekilleniyor-631863</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:31:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[eylem]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[planımız]]></category>
		<category><![CDATA[şekilleniyor]]></category>
		<category><![CDATA[sendikası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631863</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası: "Eylem Planımız Şekilleniyor"</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasi-eylem-planimiz-sekilleniyor-631863">Hekim Birliği Sendikası: “Eylem Planımız Şekilleniyor”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sahadan aldığı güçle büyüyen Hekim Birliği Sendikası, konu hakkında şu açıklamayı yaptı, “Sahadan gelen talepler dikkate alınarak, tüm teşkilatımızla birlikte eylem planımız şekillenmeye başlamıştır. Basın açıklamalarından başlayarak, iş bırakma kararlılığına kadar uzanan çok aşamalı eylemsel takvim oluşturulmuş ve teşkilatımızın onayına sunulmuştur. Artık söz değil, ortak irade zamanı. Hekimin emeğini yok sayan, çalışma şartlarını görmezden gelen, ekonomik ve mesleki sorunları öteleyen anlayışa karşı güçlü bir duruş sergilenecektir. Bu mücadele sahada birlikle kazanılacaktır. Bu nedenle tüm meslektaşlarımızı Ankara’da omuz omuza durmaya davet ediyoruz. Birlikte olacağız. Birlikte ses vereceğiz. Birlikte sonuç alacağız” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) <img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/05/hekim-birligi-sendikasi-eylem-planimiz-sekilleniyor-0-cXNRBGBw.jpeg"/></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasi-eylem-planimiz-sekilleniyor-631863">Hekim Birliği Sendikası: “Eylem Planımız Şekilleniyor”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5 Soruda Burun Estetiği Hakkında Merak Edilenler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/5-soruda-burun-estetigi-hakkinda-merak-edilenler-631860</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:31:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[estetiği]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[soruda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631860</guid>

					<description><![CDATA[<p>5 Soruda Burun Estetiği Hakkında Merak Edilenler</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-soruda-burun-estetigi-hakkinda-merak-edilenler-631860">5 Soruda Burun Estetiği Hakkında Merak Edilenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özel Ento Kulak Burun Boğaz Cerrahi Tıp Merkezi’nden Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sinan Uluyol, burun estetiği hakkında merak edilen konular hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Burun estetiği için doktor seçimi nasıl yapılmalı?: Estetik burun ameliyatı için hekiminizin deneyimi ve başarısı kuşkusuz en önemli faktörlerdir. Bu konuda hekiminizin stilini anlamaya çalışın. İletişim çok önemlidir, hekiminizle mutlaka rahat bir süre içinde konuşun, ne istediğinizi iyi anlattığınızdan ve hekiminizi iyi anladığınızdan emin olun. Rinoplasti öncesinde ameliyat süreci, iyileşme dönemleri ve sık görülen sorunlar hakkında bilgi edinmek, hekimle daha sağlıklı bir görüşme sağlar. Estetik burun cerrahisinde uygulanan tekniğin önemi var mıdır?: Uygulanan tekniğin önemi yoktur. Hastalar rahat bir ameliyat süreci geçirmek ve uzun dönemde başarılı estetik sonuçlar almak istemektedirler. Doktorunuz, estetik ve fonksiyonel sonuçlarının en yüksek olduğu tekniği uygulayacaktır. Rinoplasti öncesi görüşmede bu konu netleşecektir.</p>
<p><b>Burun Estetiğinde En Zor Burunlar Hangileridir?</b></p>
<p>Burun estetiğinde en zor burunlar hangileridir?: Estetik burun ameliyatının revizyon olması veya önceden geçirilmiş burun kemik-kıkırdak ameliyatı öyküsü estetik burun ameliyatını en çok zorlaştıran faktördür. Bu hastalarda kulak arkasından veya kaburgadan kıkırdak almak gerekebilir. Kaburgadan ve kulaktan kıkırdak almak burun estetiği ameliyat süresini uzatır, bu kıkırdak kaynakları yapıları gereği burun içindeki kıkırdaklar kadar kullanışlı değildir.</p>
<p><b>Kalın Ciltte Burun Estetiği</b></p>
<p>Kalın ciltlerde burun estetiği daha mı zordur?: Kalın ciltli burunların özellikle uç kısımları ilk 3 ay olan erken dönemde fazlaca şişer ve iyileşme süresi 1 yıldan daha uzun sürebilir. Bu durum can sıkıcı gibi görünse de doğru cerrahi teknik ve güçlü burun ucu desteği yapılan vakalar, iyileşme süreci sonunda kusur göstermeyen, estetik ve doğal görünen burunlar olurlar. Bunun yanında daha kolay olarak düşünülen ince ciltli burunlarda cilt altındaki dikişlerin düğümleri, en küçük girinti-çıkıntı bile görülebildiği için sürpriz sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p><b>Burun Tamponu Ağrı Yapar mı?</b></p>
<p>Alçı ve tampon ağrılı mıdır?: Estetik burun ameliyatı sonrası 5-7 gün sonra alçı ve silikon çıkartılır. Rinoplasti sonrası burun tamponu alınması işleminde ağrı neredeyse hiç duyulmaz. “Burun tamponu almak ağrılıdır” algısı bir şehir efsanesidir.  Silikon ve alçı alımı sonrası hastalar, normal hayatlarına ve profesyonel iş hayatlarına dönebilmektedir.</p>
<p><b>Burun Estetiği ile Eş Ameliyatlar Yapılabilir mi?</b></p>
<p>Burun estetiği ile birlikte hangi işlemler ve ameliyatlar yapılabilir?: Kepçe kulak estetiği (otoplasti), göz kapağı estetiği (blefaroplasti), burun kemiği eğriliği ameliyatı (septoplasti), burun eti büyümesi ameliyatı (konka radyofrekans), sinüzit ameliyatı (endoskopik sinüs cerrahisi), yüz germe ve badem göz estetiği yapılabilir. Bunların yanında diğer vücut bölgelerini ilgilendiren ameliyatlarla birlikte de burun estetiği uygulanabilir. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-soruda-burun-estetigi-hakkinda-merak-edilenler-631860">5 Soruda Burun Estetiği Hakkında Merak Edilenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uşak Hastanesi Ameliyathanesinde Enfeksiyon Alarmı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/usak-hastanesi-ameliyathanesinde-enfeksiyon-alarmi-631854</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:31:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[uşak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631854</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uşak Hastanesi Ameliyathanesinde Enfeksiyon Alarmı!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/usak-hastanesi-ameliyathanesinde-enfeksiyon-alarmi-631854">Uşak Hastanesi Ameliyathanesinde Enfeksiyon Alarmı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Bölgeye hizmet veren 800 yataklı Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ‘ameliyathane’ kaynaklı enfeksiyon krizi yaşandığı öğrenildi. BSHA’ya ulaşan kaynaklar, çözüm için ameliyathanede tadilat yapılacağını ancak sorunun daha çok nitelikli personel eksikliğinden kaynaklandığını ifade etti. </span></p>
<p><span>Sağlık Bakanlığı hastaneleri arasında enfeksiyon görülme oranının ortalamanın üzerine çıktığı belirtilen Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde neler oluyor… </span><span>Enfeksiyonun ameliyathane ve sterilizasyon işleyişindeki sıkıntılardan kaynaklandığı öğrenilirken, ameliyathanede ortaya çıkan enfeksiyonun, hastalar kanalıyla servislere yayıldığı öğrenildi. Ameliyathane ve sterilizasyon birimlerinin yönetiminde yaşanan sıkıntılar nedeniyle enfeksiyon oranlarının bir türlü düşürülemediği kaydedildi. </span></p>
<p><b><strong>Yeni Başhekim Dr. Saka, Çözüm İçin Kolları Sıvadı</strong></b></p>
<p><span>Geçtiğimiz yıl eylül ayında göreve başlayan Başhekim Uzm.Dr. Mesut Saka, yaklaşık iki yıldır süren enfeksiyon sorununu çözmek için kolları sıvadı. Dr. Saka’nın enfeksiyon krizini çözmek için büyük çaba gösterdiği, yapılan planlamada ameliyathanenin tadilata alınacağı kaydedildi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/usak-hastanesi-ameliyathanesinde-enfeksiyon-alarmi-631854">Uşak Hastanesi Ameliyathanesinde Enfeksiyon Alarmı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MESEM, Çocuk İşçiliğidir. Çocuklar İşçi Değildir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mesem-cocuk-isciligidir-cocuklar-isci-degildir-631851</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:31:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[değildir]]></category>
		<category><![CDATA[mesem]]></category>
		<category><![CDATA[şçi]]></category>
		<category><![CDATA[şçiliğidir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631851</guid>

					<description><![CDATA[<p>MESEM, Çocuk İşçiliğidir. Çocuklar İşçi Değildir!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mesem-cocuk-isciligidir-cocuklar-isci-degildir-631851">MESEM, Çocuk İşçiliğidir. Çocuklar İşçi Değildir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TMMOB Gıda Mühendisleri Odası tarafından yapılan açıklamada, “MESEM adı altında yürütülen çocuk işçiliğine derhal son verilmelidir” denildi.</p>
<p><b>Mahir Buğra Çocukların Nasıl Ölüme Sürüklendiğinin Acı Göstergesi</b></p>
<p>Açıklamada şu ifadelere yer verildi, “Ülkemizde çocukların beslenme, eğitim ve en temel hakkı olan yaşam hakkı ağır bir saldırı altındadır. Milli Eğitim Bakanlığı eliyle yürütülen Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) programı, uygulama eğitim projesi olmaktan çıkmış, yoksul halk çocuklarının sermayeye “bedava işgücü” olarak sunulduğu, çocukların canı pahasına işleyen bir çark haline gelmiştir. En son; İskenderun’da 15 yaşındaki MESEM öğrencisi Mahir Buğra Karagün’ün bir gıda işletmesinde 1 Mayıs günü elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmesi, bu düzenin çocukları nasıl ölüme sürüklediğinin bir kez daha acı göstergesi olmuştur.</p>
<p><b>BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne Göre 18 Yaş Altındaki Herkes Çocuktur</b></p>
<p>Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre 18 yaş altındaki herkes çocuktur. Ancak Türkiye’de çocuklar, “öğrenci” adı altında en tehlikeli işlerde çalıştırılmaktadır. Çalışma yaşamına ilişkin bireysel ilişkileri düzenleyen 4857 sayılı İş Kanunu’nda; 14 yaşını bitirmiş 15 yaşını doldurmamış ve ilköğretimini tamamlamış kişi çocuk işçi, 15 yaşını tamamlamış ancak 18 yaşını tamamlamamış kişi de genç işçi olarak tanımlanmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu’na dayanılarak çıkartılan Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılmalarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte, çocuk ve genç işçilerin çalıştırılabilecekleri işler belirtilmiştir. Bu işlerin tamamı hafif işlerdir. Oysa çocuklar MESEM kapsamında çok tehlikeli işlerde çalıştırılmaktadırlar. MESEM çıraklık eğitimi değil, çocukların her türlü işte doğrudan çalıştırılmasıdır, çocuk işçiliğidir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre; sadece 2025 yılında doğrudan MESEM kapsamında çalışırken öldüğü tespit edilen 6 çocuk bulunmaktadır. MESEM programının yoğunlaştığı Eylül 2023’ten Ocak 2026’ya kadar tespit edilebilen ve doğrudan MESEM ile ilişkilendirilen çocuk ölümü sayısı en az 18’dir. Bu tablo, bir sistematik sömürüyü ve ihmali ortaya koymaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre yaklaşık 2 milyon çocuk bu sistemin içindedir. Bu, tekil bir sorun değil, toplumsal bir krizdir.</p>
<p>Veriler gösteriyor ki; MESEM’de çocukları, gençleri hayata hazırlayan temel bilgiler, bilim, beceri, duyarlılık ve yeterliliklerin geliştirilmesinden söz etmek mümkün değildir.</p>
<p>Ayrıca sorun yalnızca çalışma koşullarıyla da sınırlı değildir. Bugün Türkiye’de milyonlarca aile çocuklarının beslenme çantasını dolduramamakta, okullarda ücretsiz ve nitelikli beslenme hakkı sağlanmadığı için çocuklar açlıkla karşı karşıya kalmaktadır. Bu nedenle birçok aile çocuklarını okuldan almakta, onları çalışmaya yönlendirmektedir.</p>
<p>MESEM, sadece ucuz işgücü yaratmak için değil, aynı zamanda eğitimden koparılan çocukların yarattığı bu sosyal zafiyeti “yönetmek” için de kullanılmaktadır. Devlet, çocukları koruyamadığı yerde onları çalıştırmayı tercih etmektedir. Oysa çocukların yeri işyerleri değil okullardır. Aç bırakılan, eğitimsiz bırakılan ve çalıştırılan bir kuşak yaratılmaktadır. Bu bir ihmal değil, bir tercihtir. Bu bir eksiklik değil, bir politikadır.</p>
<p>Çocukların ücretlerinin bir kısmına el konulduğunu, mobbinge maruz kaldıklarını, uzun saatler çalıştırıldıklarını ve işçi sağlığı güvenliği önlemleri olmadan, gözetimsiz bir şekilde her türlü tehlikeli işlerde çalıştırıldıklarını basın-yayın organlarında yer alan haberler bizlere göstermektedir. Bu koşullarda yaşanan ölümler “kader” değildir. Bu ölümler iş cinayetidir.</p>
<p><b>MESEM Uygulamasına Derhal Son Verilmeli</b></p>
<p>Ölümlerin önlenmesi için, çocukların fiziksel, sosyal, zihinsel ve psikolojik açıdan gelişebilmeleri için MESEM adı altında yürütülen çocuk işçiliğine derhal son verilmelidir. Okullarda tüm çocuklara ücretsiz, sağlıklı en az bir öğün yemek ve temiz su sağlanmalıdır.</p>
<p>Yoksul ailelerin çocuklarına eğitimden kopmamaları için karşılıksız burs ve sosyal destek verilmelidir.</p>
<p>Yaşanan tüm çocuk iş cinayetleri bağımsız biçimde soruşturulmalı, sorumlular yargılanmalıdır.</p>
<p>Çocuk işçiliği ile mücadelede sendikalar, meslek örgütleri ve demokratik kitle örgütleri sürece dahil edilmelidir.</p>
<p>Bir kez daha söylüyoruz:</p>
<p>MESEM çıraklık eğitimi değildir. MESEM, sermayeye ucuz ve güvencesiz işgücü sağlamanın aracıdır. MESEM, çocuk işçiliğidir. Çocuklar işçi değildir. Çocukların yaşam hakkını, eğitim hakkını ve sağlıklı beslenme hakkını savunmaya devam edeceğiz. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mesem-cocuk-isciligidir-cocuklar-isci-degildir-631851">MESEM, Çocuk İşçiliğidir. Çocuklar İşçi Değildir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ege Üniversitesi Hastanesi’nde Hekim ve Sağlık Profesyonellerinin Sabrı Tükendi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ege-universitesi-hastanesinde-hekim-ve-saglik-profesyonellerinin-sabri-tukendi-631847</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:31:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[profesyonellerinin]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631847</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Hastanesi’nde Hekim ve Sağlık Profesyonellerinin Sabrı Tükendi!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ege-universitesi-hastanesinde-hekim-ve-saglik-profesyonellerinin-sabri-tukendi-631847">Ege Üniversitesi Hastanesi’nde Hekim ve Sağlık Profesyonellerinin Sabrı Tükendi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İş bırakma eylemi hakkında açıklama yapan Hekim Birliği Sendikası yönetimi, “Ege Üniversitesi Hastanesi’nde hekimlerim ve sağlık profesyonellerinin sabrı tükenmiştir. Adaletsiz teşvik ödemeleri, ağır iş yükü, personel yetersizliği, güvenlik zaafiyeti, fazla çalışma ücretlerindeki dengesizlik ve YÖK-SBA kadroları arasındaki özlük hakkı uçurumu artık sürdürülemez hale gelmiştir. Hekim Birliği Sendikası olarak; 06-07 Mayıs tarihlerinde 2 gün süreyle iş bırakma kararı alınmıştır. Acil müdahale gereken birimler dışında sağlık hizmetleri hükümet tarafından ilan edilen bayram tatili asgari hizmet düzeyinde yürütülecektir. Bu eylem bir tercih değil, görmezden gelinen emeğin mecburi haykırışıdır” ifadelerine yer verdi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/05/ege-universitesi-hastanesinde-hekim-ve-saglik-profesyonellerinin-sabri-tukendi-0-uYWgrvd7.jpeg"/></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ege-universitesi-hastanesinde-hekim-ve-saglik-profesyonellerinin-sabri-tukendi-631847">Ege Üniversitesi Hastanesi’nde Hekim ve Sağlık Profesyonellerinin Sabrı Tükendi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof.Dr. Hasan Yüksel Hakkında Rektörlüğe Yeni Şikayet!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-hasan-yuksel-hakkinda-rektorluge-yeni-sikayet-631817</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:30:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[hasan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektörlüğe]]></category>
		<category><![CDATA[şikayet]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yüksel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631817</guid>

					<description><![CDATA[<p>SES Manisa Şubesi, görevden uzaklaştırma kararı bulunan Hafsa Sultan Hastanesi Çocuk Alerji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Hasan Yüksel hakkında yeni bir şikayette bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-hasan-yuksel-hakkinda-rektorluge-yeni-sikayet-631817">Prof.Dr. Hasan Yüksel Hakkında Rektörlüğe Yeni Şikayet!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Hafsa Sultan Hastanesi Çocuk Alerji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Hasan Yüksel, hakkında asistan ve hemşirelere mobbing yaptığı iddiaları üzerine açılan soruşturma kapsamında üç ay uzaklaştırma kararı alınırken, SES Manisa Şubesi Yüksel’in ‘uzaklaştırma kararını ihlal’ ettiği gerekçesiyle Celal Bayar Üniversitesi’ne başvuruda bulundu. </span></p>
<p>SES Manisa Şube Eş Başkanı <span>Figen Pehlivan, Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, Hafsa Sultan Hastanesi Çocuk Alerji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hasan Yüksel’in hakkındaki iddialar hakkında önemli açıklamalarda bulundu. “Hocanın anestezi asistanlarına da işlem sırasında mobbing yaptığı yönünde asistan hekimlerin dilekçeleri var. Soruşturmacılar üç ay öğretim üyeliği görevinden uzaklaştırma kararı verdi. Ama hala hastane çevresinde görünüyor. Açığa alındıktan üç gün sonra akşam hastanenin yemekhanesinde iftar yemeği var. Yemeğe hastanenin güvenlik ve temizlik personelleri katılıyor. Hasan Bey o toplantıya online katılıyor. Uzaklaştırmadan sonra kurum içindeki propagandasına da devam ediyor” </span></p>
<p><b>Hasan Yüksel, Hastanedeki Toplantıya Online Katılmış!</b></p>
<p><span>SES Manisa Şube Eş Başkanı Figen Pehlivan ve Şube Sekreteri Hilal Bingöl tarafından yapılan başvuruda, “Üniversiteniz Hafsa Sultan Hastanesi Çocuk Alerji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hasan Yüksel hakkında, mobbing, şiddet ve görevi kötüye kullanma iddialarıyla ilgili adli ve idari süreçlerin takibi tarafımızca sürdürülmektedir. Bilindiği üzere ilgili şahıs, yürütülen soruşturmanın selameti açısından görevden uzaklaştırma tedbiri altındadır. Buna karşın, tarafımıza ulaşan somut bilgiler ve yapılan incelemeler neticesinde; 17 Mart 2026 tarihinde, kurumun öğretim üyeleri yemekhanesinde bir “iftar yemeği” organizasyonu düzenlendiği tespit edilmiştir. Söz konusu organizasyona dair iddialarımız şu şekildedir” denildi. </span></p>
<p><b><strong>Suç Duyurusunda Dört Önemli İddia Gündeme Getirildi </strong></b></p>
<p><span>Rektörlüğü yapılan şikayette, Yüksel’in online toplantıya katılım sağladığı, yemekhanenin görevden el çektirilen kişiler tarafından kullanılmasının ‘kamu zararına’ yol açacağı, etkinliğin Hastane Başhekimliğinin bilgisi ve resmi izni dahilinde yapılıp yapılmadığının bilinmediği, bu tür organizasyonların güvenlik ve disiplin zafiyetine yol açtığı ifade edildi. Dilekçede bu organizasyon ile ilgili disiplin soruşturması başlatılması talep edildi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-hasan-yuksel-hakkinda-rektorluge-yeni-sikayet-631817">Prof.Dr. Hasan Yüksel Hakkında Rektörlüğe Yeni Şikayet!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi’nde Sistem Çöktü!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ege-universitesi-cocuk-hastanesinde-sistem-coktu-631814</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:30:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çöktü]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi'nde Sistem Çöktü!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ege-universitesi-cocuk-hastanesinde-sistem-coktu-631814">Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi’nde Sistem Çöktü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Birlik Sağlık Sen tarafından hastane önünde yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi</span></p>
<p><span>Bugün burada, Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi’nde artık sürdürülemez hale gelen, hem sağlık çalışanlarımızın hayatını karartan hem de çocuklarımızın sağlığını riske atan ağır çalışma koşullarını haykırmak için toplandık. . Elimdeki veriler ve çalışma arkadaşlarımızın resmi dilekçeleri göstermektedir ki; bu hastanede artık sağlık hizmeti değil, “mucize” beklenmektedir.</span></p>
<p>Bir Hemşire, 15 Çocuğun Hayatından Sorumlu Tutulamaz!<span><br /> </span><span>Şu an içinde bulunduğumuz hastanede, bir hemşire arkadaşımız tek başına 14-15 çocuğun bakım ve tedavisini üstlenmek zorunda bırakılmaktadır. Bu tablo, sadece dayanılamaz bir iş yükü artışı değildir; bu tablo, evlatlarımızın sağlığının görmezden gelinmesi, çalışanların ise açıkça mobbing ve tükenmişliğe itilmesidir.</span></p>
<p><b>“Gezici Destek” İle Bebeklerin Hayatı Korunamaz!</b></p>
<p><span>Hastane yönetimi, personel eksikliğini kabul etmiş ancak çözüm olarak “gezici destek hemşiresi” modelini sunmuştur. Soruyoruz: </span>Nefes almak için solunum cihazına bağlı bir bebeğin tüpü tıkandığında, o “gezici” hemşirenin başka bir servisten gelmesini bekleyecek saniyemiz var mı? <span>Solunum cihazına bağlı hastaların, kemoterapi alan bağışıklığı düşük çocukların ve sürekli gözlem gereken süt bebeklerinin bulunduğu bir serviste; </span>tek bir hemşireyi 15 çocukla baş başa bırakmak, açıkça faciaya davetiye çıkarmaktır!</p>
<p><b>Hemşirelerimiz “Köle” Değil, Yüksek Risk Altındaki Profesyonellerdir!<span><br /> </span></b></p>
<p><span>Yönetim bilmelidir ki; bu servisler “kapalı birim” statüsünde olmasa da, içindeki hasta profili </span>yoğun bakım düzeyinde<span> bakım gerektirmektedir. </span><span>Çocuğunuz fenalaştığında aynı anda 30 metre ilerideki hastaya bakan hemşire nasıl ve ne zaman müdahale edebilir? 2 çocuk fenalaştığında hangisinin hayatından vazgeçecek? Bunlar etik dışı zorlamalardır. Çalışanları vicdanen ömür boyu unutulamayacak travmalarla baş başa bırakmaktır. B</span><span>ir bebeğe müdahale edilirken, diğerlerinin hayatları önemsiz midir? Bu nasıl bir sağlık bilinci ve hizmetidir?</span></p>
<p><b><b>“Para Değil, İnsanca Çalışmak İstiyoruz!”</b></b></p>
<p><span>Arkadaşlarımız artık ödenmeyen, ödense de bir anlam ifade etmeyen ek mesai ücretlerini istemiyor. Aylık 11 günü bulan fazla mesailer, iki kat yıpranma ve uykusuz geçen geceler artık son bulmalıdır. Hemşireler haykırıyor: </span><b><i>“</i></b>Tükendik! Nefes alamıyoruz!” <span>Bu kötü koşullar nedeniyle her ay bir arkadaşımız aramızdan ayrılmaktadır. Emekliliği gelenler bir dakika bile beklemeden kaçmakta, yeni başlayanlar ise birkaç ay içinde istifa ederek daha insani şartların sunulduğu Sağlık Bakanlığı kadrolarına geçmektedir. Ege Üniversitesi, kendi hemşiresini koruyamamaktadır! </span><span><br /> </span><span>En özel alanlarda kendi yetiştirdiği hemşirelerini kaybetmektedir.</span></p>
<p><b><b>Yönetemiyorsanız, O Koltukları Bırakın!</b></b></p>
<p><span>Buradan hastane yönetimine ve üst makamlara sesleniyoruz:</span></p>
<ol>
<li><b>Hemşire, sağlık sisteminin kölesi değil; bu sistemin bel kemiğidir!</b><span> Bir hemşirenin kaç hastaya bakacağı acilen bir yönetmeliğe bağlanmalı, keyfi uygulamalara son verilmelidir.</span></li>
<li><b>“Destek birimi” kandırmacasından vazgeçilmelidir!</b><span> Bu riskli servisler, gece vardiyasında asgari iki sabit hemşirenin bulunduğu birimler kategorisine derhal alınmalıdır.</span></li>
<li><b>Yönetim Sorumluluktan Kaçamaz!</b><span> 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında, personel yetersizliğinden kaynaklı oluşabilecek her türlü tıbbi hatanın ve hayati riskin sorumluluğu, uyarılarımıza rağmen önlem almayan hastane yönetimindedir.</span></li>
<li><b>Koltuk sevdası uğruna hemşirenin sırtından prim yapılmasına izin vermeyeceğiz.</b><span> Üst yönetimi memnun etmek için personeli ezen anlayışa karşı dimdik ayaktayız.</span></li>
<li><b>Çözüm basittir:</b><span> Hemşiren yoksa hastan da olamaz! Bütçen yoksa zorla ek mesai de yaptıramazsın! Yönetme kabiliyetin yoksa, o koltukta oturamazsın!</span></li>
</ol>
<p><b><b>Gerekirse Konuyu Meclis Gündemine Taşıyacağız!</b></b></p>
<p>Son Uyarı! <span>11 gün fazla mesai yaptırılan, ödenemeyen ek mesailerle sömürülen, tükenmişlikten dolayı her ay istifa eden hemşire arkadaşlarımızın yanındayız. Eğer bu bilim dışı, insanlık dışı çalışma modeli değişmezse; sadece hastane önlerinde değil, konuyu </span>Meclis kürsüsüne ve yargıya<span> taşıyarak bu ihmaller zincirinin hesabını soracağız. </span>Yönetemiyorsanız, O Koltukları Bırakın!<span><br /> </span>Çocukların Hayatıyla, Hemşirenin Sabırlarıyla Oynamayın! (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ege-universitesi-cocuk-hastanesinde-sistem-coktu-631814">Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi’nde Sistem Çöktü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Beydağ Devlet Hastanesi’nde Hasta Kanları Kumpas İçin Geciktirildi” İddiası </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beydag-devlet-hastanesinde-hasta-kanlari-kumpas-icin-geciktirildi-iddiasi-631810</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:29:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beydağ]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[kanları]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631810</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Beydağ Devlet Hastanesi’nde Hasta Kanları Kumpas İçin Geciktirildi” İddiası </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beydag-devlet-hastanesinde-hasta-kanlari-kumpas-icin-geciktirildi-iddiasi-631810">“Beydağ Devlet Hastanesi’nde Hasta Kanları Kumpas İçin Geciktirildi” İddiası </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, Beydağ Devlet Hastanesi Müdürünün, sağlık personelinin üzerinde ‘tuvalete gittiği’ , ‘yüksek sesle konuştuğu’ gibi basit nedenleri gerekçe gösterip baskı kurduğunu söyledi. Doğruyol aynı amaç için hastaların kanlarının da Ödemiş’e geç gönderildiğini öne sürdü. </span></p>
<p><b>Kanlar Tahlil İçin Ödemiş’e Neden Geç Gönderildi ?</b></p>
<p><span>Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol ve sendika yönetimi, Beydağ Hastanesi önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Hastane müdürünün hastane personeli üzerinde baskı uyguladığını belirten Doğruyol, bu uygulanın yasalara aykırı ve kabul edilemez bir yaklaşım olduğunu söyledi. Doğruyol, konuşmasında, şunları söyledi, “Düşünün görevi bir avuç içi kadar küçücük bir hastanenin müdürlükle ilgili iş ve işlemlerini yürütmek olan, bir hastane müdürü kendi yapması gereken asli işlerini bırakıp, duyumlarımıza göre bir personelin kaç kez tuvalete gittiğini, tuvalette ne kadar kaldığını, kaç sefer çay kahve içtiğini takip ettirmeye çalışan, yaşanan bir aksaklıkta aynı anda dört kişinin görev yaptığı bir ortamda 5 ay sonra sadece bir kişiyi sorumlu tutarak inceleme başlatan, hastanedeki personeli şiddet uygulamak için hamlede bulunan, hastane içerisinde bir başka personel için, yüksek sesle cevap verdi diye tutanak tutturan, ve en önemlisi de, hastalardan alınan kanların rutin olarak her gün Ödemiş Devlet Hastanesine gitmesine rağmen, tek amacının personele zorda bırakmak düşüncesiyle kendi imzasının da olduğu kendi tuttuğu tutanakta kendini deşifre eden bir hastane müdürü düşünün”</span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/05/beydag-devlet-hastanesinde-hasta-kanlari-kumpas-icin-geciktirildi-iddiasi-0-9ANAeRtE.jpeg"/></p>
<p><b><strong>Müdür Sağlık Personelini Darp Etmek İstedi İddiası </strong></b></p>
<p><span>“Tekrar ediyoruz; Görevi bir hastanenin müdürlükle ilgili iş ve işlemlerini yürütmek olan, ancak asli görevini unutup, duyumlarımıza göre bir personelin gittiği tuvalet sayısıyla, içtiği çay ile uğraşan, yaşanan bir aksaklıkta dört kişinin bulunduğu ortamda sadece bir kişiyi 5 ay sonra sorumlu tutan, personeli şiddet uygulamak için hamlede bulunan, hastane içerisinde bir başka personel için, yüksek sesle cevap verdi diye tutanak tutturan, ve en önemlisi de, hastalardan alınan kanların rutin olarak her gün Ödemiş Devlet Hastanesine gitmesine rağmen, tek amacının personele zorda koymak düşüncesiyle kendi imzasının da olduğu kendi tutuğu tutanakta Lab sorumlusu M Ali Ersenin kanların gitmesi konusunda saat:10:30 11:00 gibi şoförü uyardığı, şoförün hastane müdürüne gittiği, hastane müdürünün buranın müdürü kim gibi cevap verdiği, ardından Watsap konuşmaları geçtiği, gitmeyen kanlarla ilgili Murat Ali Ersan’ın kanları taşıma kutusuyla tekrar müdüre götürmesine rağmen kendi imzası olan tutanakta her şeye itiraf etmesine rağmen temsilcimizin hasta mağduriyeti oluşturduğunu ifade etmesi, kendi tuttuğu tutanakta kendi kendine ele vermiştir”</span></p>
<p><b><strong>Devleti Temsil Eden Memurlar Olarak Oyun Oynamıyoruz!</strong></b></p>
<p><span>“Şimdi soruyoruz? Liyakatten uzak, canı sıkıldıkça eften püften sebeplerle tutanak tutan, personellerinin hakkını korumayan tam aksine personeli Kumpas kuran bir kişi nasıl idareci olabilir? Ortalıkta hükümetin yanında ki sarı sendikayı kastederek beni sendika getirdi diyerek TCK’nın 118. Maddesine aykırı hareket eden, personeli zorda bırakmak adına hastaların kanının tahlile gitmesini engellemeye çalışarak vatandaşın sağlığıyla belki de canıyla oynayan bir kişi bırakın müdür olmayı devleti temsilen memur olarak bile çalışamaz. Biz Devleti temsil eden memurlar olarak oyun oynamıyoruz. Atalarımızdan, önderimiz, liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten bizlere miras kalan bu devlet, bu millet, hiçbir siyasi partinin, kendini bilmez hiçbir idarecinin babasının çiftliği değildir” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beydag-devlet-hastanesinde-hasta-kanlari-kumpas-icin-geciktirildi-iddiasi-631810">“Beydağ Devlet Hastanesi’nde Hasta Kanları Kumpas İçin Geciktirildi” İddiası </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avukat Baytar’dan Sağlık Personeline ‘Ticaret’ Uyarısı !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/avukat-baytardan-saglik-personeline-ticaret-uyarisi-631807</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:29:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[avukat]]></category>
		<category><![CDATA[baytar]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[personeline]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631807</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Hızlı zengin ol!” sloganıyla çalışmalarını yürüten pazarlama uygulamaları İzmir’deki sağlık personellerini de sisteme dahil etmek isterken Avukat Serdar Baytar, “Memurların ticari faaliyette bulunması yasaktır” uyarısında bulundu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/avukat-baytardan-saglik-personeline-ticaret-uyarisi-631807">Avukat Baytar’dan Sağlık Personeline ‘Ticaret’ Uyarısı !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>“Hızlı zengin ol!” sloganıyla çalışmalarını yürüten pazarlama uygulamaları İzmir’deki sağlık personellerini de sisteme dahil etmek isterken Avukat Serdar Baytar, “Memurların ticari faaliyette bulunması yasaktır” uyarısında bulundu. </span></p>
<p><b><strong>Eski Başhekim ve Hastane Yöneticileri de sistemde ! </strong></b></p>
<p><span>Dünya genelinde yaygın olan, daha çok yurt dışı menşeli ‘gıda takviyesi’ , ‘temizlik maddeleri’ gibi ürünlerin satışının yapıldığı, kendi altına üye kazanırdıkça kazancın arttığı sistemler, sağlık camiasından da yeni üyeler katmaya çaba gösteriyor. İzmir’de devlet hastanesi eski başhekimleri, eski kamu hastanesi yöneticilerini de bu pazarlama ağında yer aldığı ifade edilirken, kamuda görevli sağlık personellerini de ağa katılmaya davet ettiklerini öğrenildi.</span></p>
<p><b><strong>Avukat Baytar’dan Sağlık Personeline Uyarı </strong></b></p>
<p><span>Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na  (BSHA) konuşan İzmir Barosu’na kayıtlı Avukat Serdar Baytar, memurların part time bile olsa ticari faaliyette bulunmasının yasak olduğunu belirterek, “Memurlar Türk Ticaret Kanununa göre (Tacir) veya (Esnaf) sayılmalarını gerektirecek bir faaliyette bulunamaz, ticaret ve sanayi müesseselerinde görev alamaz, ticari mümessil veya ticari vekil veya kollektif şirketlerde ortak veya komandit şirkette komandite ortak olamazlar. Bu açıdan kamuda görevli sağlık çalışanlarının bu tür satış pazarlama sistemlerine katılmamaları yasal olarak uygun değildir”  (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/avukat-baytardan-saglik-personeline-ticaret-uyarisi-631807">Avukat Baytar’dan Sağlık Personeline ‘Ticaret’ Uyarısı !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Danıştay TTB ve TMMOB’nin İtirazını Yerinde Buldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/danistay-ttb-ve-tmmobnin-itirazini-yerinde-buldu-631804</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:29:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[buldu]]></category>
		<category><![CDATA[danıştay]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[tirazını]]></category>
		<category><![CDATA[tmmob]]></category>
		<category><![CDATA[ttb]]></category>
		<category><![CDATA[yerinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631804</guid>

					<description><![CDATA[<p>Danıştay TTB ve TMMOB'nin İtirazını Yerinde Buldu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/danistay-ttb-ve-tmmobnin-itirazini-yerinde-buldu-631804">Danıştay TTB ve TMMOB’nin İtirazını Yerinde Buldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, TTB ve TMMOB’nin İtirazını Yerinde Buldu; İSG Konseyi’ni Hükümsüz Bırakan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’nin İptali İçin Açılan Davayı Anayasa Mahkemesi’ne Gönderdi</strong></p>
<p><strong> </strong>https://www.ttb.org.tr/765yl70<strong><br /> </strong></p>
<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB) ile Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi’nin işleyişine ilişkin düzenlemeler içeren ve yeni konseyin bileşiminde TTB ve TMMOB’ye yer vermeyen Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’nin yürütmesinin durdurulması ve iptali için dava açmış; Danıştay 4. Dairesi’nin yürütmenin durdurulması talebini reddetmesi üzerine ise itiraz yoluna gitmişti.</p>
<p>Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 5 Şubat 2026 tarihli kararında TTB ve TMMOB’nin itirazını yerinde buldu.</p>
<p>Kararda 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda ek 1’inci madde yoluyla yapılan düzenlemenin Anayasa’nın 138’inci ve 70’inci maddeleri ile 104’üncü maddenin 17’nci ve 18’inci fıkralarına aykırı olduğu belirtildi. Kurul, söz konusu maddenin Anayasa’ya aykırı bulunması ve uygulanması halinde telafisi güç ve imkansız zararlar doğabileceğinden hareketle, davayı Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi.</p>
<p>TTB ve TMMOB’nin konuyla ilgili ortak açıklaması için <strong>tıklayınız</strong>.</p>
<p>TTB’nin Uluslararası Çalışma Örgütü’ne yazdığı yazı için <strong>tıklayınız</strong>.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/danistay-ttb-ve-tmmobnin-itirazini-yerinde-buldu-631804">Danıştay TTB ve TMMOB’nin İtirazını Yerinde Buldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesinde rapor skandalı! </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bornova-turkan-ozilhan-devlet-hastanesinde-rapor-skandali-631802</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:29:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bornova]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesinde]]></category>
		<category><![CDATA[özilhan]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<category><![CDATA[skandalı]]></category>
		<category><![CDATA[türkan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631802</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesi'nde Başhekim Yardımcısı Uzm.Dr. D.A.'ya yurt dışındayken rapor düzenlendiği iddia edildi. İzmir İl Sağlık Müdürlüğü konu hakkında soruşturma başlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornova-turkan-ozilhan-devlet-hastanesinde-rapor-skandali-631802">Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesinde rapor skandalı! </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Bornova Türkan  Özilhan Devlet Hastanesi’nden bir skandal daha ! Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesi’nde Başhekim Yardımcısı Uzm. Dr. D.A.’nın yurt dışındayken hastanede görevli bir doktoru arayıp “Bana rapor yazar mısın” demesi üzerine doktorun meslektaşını görmeden rapor yazdığı öne sürüldü. 2024 yılında alınan raporla ilgili CİMER şikayeti üzerine İzmir il Sağlık Müdürlüğü jet hızıyla bir soruşturma açtı. </span></p>
<p><b>Hemşireye Hakaretten Ceza Almıştı !</b></p>
<p><span>Daha önce bir hemşireye hakaretten dolayı ceza alan, tazminat ödeyen Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesi’nde görevli Başhekim Yardımcısı Uzm.Dr. D.A. 2024 yılı Ağustos ayında yurt dışına çıktı. İddiaya göre Dr. D.A, hafta başında aynı hastanenin acil servisi sorumlu hekimi Uzm.Dr. O.A,’yı arayarak, kendisine rapor yazmasını talep etti.Yine iddiaya göre Dr. O.A., Dr. D.A. hakkında kendisini görmeden yurt dışında olduğunu bildiği halde üç günlük ‘Hastalık istirahat raporu’ düzenledi. Hastane Başhekimliği de raporu kayda geçirerek, işleme aldı. </span></p>
<p><b><strong>İki Doktor CİMER’e şikayet edildi, Müdürlük inceleme başlattı </strong></b></p>
<p><span>Devlet memurlarının yurt dışına çıkışlarda bağlı bulunduğu Valilikten izin alması gerekirken Başhekim Yardımcısı Uzm.Dr. D.A.’nın izin almadığı iddia edilirken,  yurt dışında iken de doktor tarafından görülmeden kendisine mevzuata aykırı bir şekilde hakkında rapor düzenlendiği iddiasıyla Uzm. Dr. D.A. ve Uzm.Dr. O.A. hakkında CİMER’e şikayette bulunuldu. İzmir İl Sağlık Müdürlüğü, CİMER şikayetinin ardından konu hakkında inceleme başlattı. İncelemenin başlamasının ardından hastane yöneticileri arasında tartışmalar yaşandığı ifade edildi. Soruşturma kapsamında incelemecinin ifadeleri almaya başladığı öğrenildi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornova-turkan-ozilhan-devlet-hastanesinde-rapor-skandali-631802">Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesinde rapor skandalı! </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekimlerden GETAT Yönetmeliğine Tepki!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekimlerden-getat-yonetmeligine-tepki-631800</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:29:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[getat]]></category>
		<category><![CDATA[hekimlerden]]></category>
		<category><![CDATA[tepki]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmeliğine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631800</guid>

					<description><![CDATA[<p>GETAT Yönetmeliğine tepki! Türk Tabipleri Birliği, GETAT Uygulamaları Yönetmeliği'nin kamu kaynaklarının israfı ve bilim dışılığın kurumsallaştırılması anlamına geldiğini öne sürdü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekimlerden-getat-yonetmeligine-tepki-631800">Hekimlerden GETAT Yönetmeliğine Tepki!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>GETAT Uygulamaları Yönetmeliği… Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ve Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu, konu hakkında şu açıklamayı yaptı</p>
<p>Sağlık Bakanlığı tarafından son olarak yayımlanan Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) Uygulamaları Yönetmeliği, sağlık hizmetlerinde bilimsel tıp yerine kanıta dayalı olmayan uygulamaları yaygınlaştırma anlamına gelmekte ve halk sağlığı, meslek etiği ve sağlık hizmetinin niteliği açısından ciddi riskler barındırmaktadır.</p>
<p>Sağlık Bakanlığı uzun süredir yaptığı çalışmalarla desteklediği ve yaygınlaştırmaya çalıştığı GETAT uygulamalarını geçtiğimiz yıl aile hekimliği hizmetleri içine yerleştirdi. Daha sonra Türkiye Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Enstitüsü kurarak etkinliği ve güvenliği kanıtlanmamış bu uygulamalara daha çok kamu kaynağı aktarılmasının önünü açtı. Bu alanda sertifika yöntemi ile emek gücü oluşturma gayreti içine girdi. Bu politikalarında ısrar eden Sağlık Bakanlığı, bu son yönetmelik ile GETAT uygulamalarını daha geniş alanlarda kamusal sağlık hizmetinin bir parçası haline getirmektedir. Bu uygulamaların hayata geçmesi ile hastaların doğru, etkili ve güvenli tedaviye erişim hakkı zedelenecektir.</p>
<p>Tıbbın temel ilkesi, bilimsel kanıta dayalı olmasıdır. GETAT uygulamalarının önemli bir bölümünün bilimsel bir temeli olmadığı bilinmektedir. Bu konuda Türk Tabipleri Birliği Sağlık Bakanlığı’ndan bilgi edinme hakkı kapsamında aşağıdaki sorulara yanıt istemiştir:</p>
<p>Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne kaç araştırma başvurusu yapılmıştır? Başvurulardan kaç tanesine araştırma izni verilmiştir? Klinik araştırma izni verilen GETAT uygulamalarının, GETAT Uygulamaları Yönetmeliği’nde sayılan uygulama türlerine göre dağılımı nedir? Yapılan klinik araştırma sonuçları ne olmuştur? Etkili ve/veya güvenli bulunmayan uygulamalar hangileridir Etkili ve/veya güvenli bulunmayan GETAT yöntemlerinin uygulanmaması için Sağlık Bakanlığı tarafından tedbir alınmış mıdır?</p>
<p><b>GETAT Yönetmeliği ile Kanıta Dayalı Olmayan Uygulamalar Teşvik Ediliyor</b></p>
<p>Hekimlik mesleği, bilimsel ve etik sorumluluk temelinde yürütülür. Kanıta dayalı olmayan uygulamaların teşvik edilmesi, hastalara zarar verme riski taşıdığı gibi etik ilkeler aşındırılmaktadır. Yeni yönetmelikte eskisinden farklı olarak uygulamanın yapılacağı sağlık kuruluşu tanımı genişletilmiştir. Uygulama üniteleri arasında tıp hekimi olmayan diş sağlığı merkezleri, hekim bulundurma mecburiyeti olmayan evde sağlık hizmet birimi sıralanmış; ayrıca GETAT uygulayıcısı sorumluluğunda yapılabileceği ifade edilerek yine hekim dışı kişilerin uygulama yapabileceği pekiştirilmiştir. Diğer sağlık meslek mensuplarının mesleklerini serbest icra edebileceğine dair 2025 yılında getirilen düzenleme de düşünüldüğünde GETAT uygulamalarının hekim olmayan kişiler tarafından sağlık kuruluşları dışında yapılmasının önünde bir engel kalmadığı görülebilir. Halihazırda etkili ve güvenli olduklarına dair yeterli bilimsel veri bulunmayan, olası zararları ortaya konulmamış bu uygulamaların kamusal alanda hekim dışı sağlık personeli tarafından uygulanmasına yol açacak bu yönetmelik halk sağlığı açısından tehdit olacaktır. cYönetmelikte yer alan eğitim, sertifikasyon ve uygulama süreçleri; modern tıp eğitimine kıyasla oldukça sınırlı ve yüzeyseldir. Bu durum, sağlık hizmetinde kaliteyi düşürmekte ve hasta güvenliğini riske atmaktadır.</p>
<p><b>GETAT Uygulamaları Yetersiz Olan Sağlık Emek Gücünü Bölüyor</b></p>
<p>Türkiye’de sağlık sistemi zaten ağır bir yük altındadır. Sağlık Bakanlığı’nın kamu kaynaklarını ve sağlık emek gücünü kullanırken koruyucu sağlık hizmetlerini öncelemesi, birinci basamak sağlık hizmetlerini güçlendirmesi, nitelikli tanı ve tedavi hizmetlerini yeterli bir şekilde vermeye harcaması beklenir. GETAT uygulamalarını kamusal sağlık sistemi içine yerleştirme gayreti sağlıkta öncelikleri tersine çevirmekte, zaten yetersiz olan sağlık emek gücünü bölmekte, hastaları bilimsel tedavilerden uzaklaştırmakta, sağlık hizmetini daha da piyasalaştırmaktadır. Bu süreçte kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığına ilişkin şeffaflık da bulunmamaktadır. Bu uygulamaların yaygınlaştırılmasının; sağlık emek gücünün dengeli dağılımında da bozulma yaratacağı aşikârdır. Sağlık sistemi planlaması; nüfusun ihtiyacına göre hekim ve sağlık çalışanı dağılımını gerektirir. Bu yönetmelik ile hekimlerin ve sağlık çalışanlarının bir kısmı bu alanlara kaydırılacak, zaten emek gücü eksiği olan alanlarda (acil, aile hekimliği, temel branşlar) açık daha da büyüyecek, sağlık hizmetinde dengesizlikler artacaktır. Kamu sağlık hizmetine erişimdeki zorluklar derinleşecektir. GETAT uygulamaları ek ücretli ve piyasaya açık alanlar olarak gelişmektedir. Sağlık hizmetine erişimdeki zorluklar, 5 dakikada muayene zorunluluğu gibi sağlık hizmetinin niteliğini bozan uygulamalar ile hastalar ne kadar etkili oldukları belli olmayan GETAT yöntemlerine mecbur bırakılmaktadır.</p>
<p>Türk Tabipleri Birliği olarak;</p>
<ul>
<li>Sağlık politikalarının bilimsel kanıta dayalı olarak yeniden düzenlenmesini,</li>
<li>GETAT uygulamalarının kamusal sağlık hizmeti alanlarından uzaklaştırılmasını,</li>
<li>Sağlık emek gücünün etkin ve rasyonel kullanımını sağlayacak planlamaların yapılmasını,</li>
<li>Hekim dışı sağlık personelinin mesleki yetkilerini aşan uygulamalar yapmasını sağlayan düzenlemelerin kaldırılmasını,</li>
<li>Sağlık Bakanlığı’nın bugüne kadar GETAT kapsamında yürüttüğü çalışmaların, harcamaların ve elde edilen sonuçların kamuoyu ile şeffaf biçimde paylaşılmasını<br /> talep ediyoruz.</li>
</ul>
<p>Halkın sağlığının korunması ve geliştirilmesi için, “önce zarar verme” ilkesine uygun, etik sorumlulukları yerine getiren, şeffaf bilimsel araştırmalarla etkili ve güvenli olduğu kanıtlanmış uygulamaların, bizzat kamu otoritesi tarafından kamusal sorumluluk bilinci ile hayata geçirilmesi gerekmektedir. Kamunun sağlığa ayırabildiği sınırlı ve kıymetli kaynakların bilimsel, doğru ve etkin kullanımı, sağlık hizmetlerinin doğru planlanması halk sağlığı açısından vazgeçilmezdir. Bu hassasiyetleri dikkate almayan hiçbir düzenleme toplum sağlığı açısından kabul edilemez. Bu nedenle söz konusu düzenlemeyi kabul etmiyor ve sürecin halk sağlığı adına takipçisi olacağımızı belirtiyoruz. (BSHA/ Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekimlerden-getat-yonetmeligine-tepki-631800">Hekimlerden GETAT Yönetmeliğine Tepki!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir İl Sağlık Müdürlüğünden Hayat Veren Başarı </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmir-il-saglik-mudurlugunden-hayat-veren-basari-631798</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:29:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[müdürlüğünden]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[veren]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631798</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir İl Sağlık Müdürü Doç.Dr. Ayhan Kul idaresindeki İzmir İl Sağlık Müdürlüğü, hastalara yeni yaşam şansı tanıyan çalışmalar yapmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-il-saglik-mudurlugunden-hayat-veren-basari-631798">İzmir İl Sağlık Müdürlüğünden Hayat Veren Başarı </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>İzmir İl Sağlık Müdürü Doç.Dr. Ayhan Kul idaresindeki İzmir İl Sağlık Müdürlüğü, hastalara yeni yaşam şansı tanıyan çalışmalar yapmaya devam ediyor. İzmir İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde organ bekleyen bedenlere hayat veren çalışmalara imza atan Doku ve Organ Nakli İzmir Bölge Koordinasyon Merkezi yeni bir rekora imza attı. Merkez, bünyesinde yer alan 7 il ile birlikte kadavra organ bağışında Türkiye birinciliğe yerleşti. Merkez yetkilileri, “Birinciliği kimseye kaptırmaya niyetimiz yok” dedi. </span></p>
<p><b><strong>Türkiye’de 33 Bin Hasta Doku ve Organ Nakli Bekliyor</strong></b></p>
<p><span>Türkiye’de organ bağışı ve nakil sistemi, ulusal düzeyde planlanırken, uygulamada bölgesel merkezler üzerinden yürütülür. T.C. Sağlık Bakanlığı bünyesinde doku ve organ nakli süreçlerini yürüten 9 Bölge Koordinasyon Merkezlerinden biri olan İzmir</span> <span>Bölge Koordinasyon Merkezi (BKM)</span><b>,</b><span> Doku ve Organ Nakli süreçlerinin öncelikle ulusal acil, ardından kendi coğrafi bölgesinde, dağıtım olmaz ise de, ulusal düzeyde; düzenli, koordine, hızlı ve etkin şekilde yürütülmesini sağlayan, koordinasyon birimidir. Bu merkezler, kendilerine bağlı illerdeki sağlık kuruluşlarıyla sürekli iletişim hâlindedir. İzmir Bölge Koordinasyon Merkezi, 7 ili kapsayan geniş hizmet ağı ile çalışmalarını başarıyla sürdürmektedir. Merkezin sorumluluk alanında İzmir, Aydın, Manisa, Denizli, Muğla, Uşak ve Kütahya yer almakta olup, bu illerle koordineli şekilde doku ve organ nakli süreçleri yürütülmektedir. Bölgede toplam 4378, Türkiye’de ise toplam 32.977 hastanın, doku ve organ nakli için beklemekte olduğu ifade edildi.  </span></p>
<p><span>İzmir Bölge Koordinasyon Merkezi, 2025 yılını 85 kadaverik donör ile Türkiye genelinde ki 9 Bölge Koordinasyon Merkezi içerisinde 4. Sırada yer alarak tamamlamıştır. 2026 yılı güncel verilerine göre, Türkiye genelinde toplam 794 beyin ölümü bildirimi yapılmış iken, bunların 155’i kadaverik donör olarak değerlendirilmiştir. İzmir Bölge Koordinasyon Merkezi ise 2026 yılı güncel verilerine göre, 131 beyin ölümü bildirimi ve 38 kadaverik donör ile Bölge Koordinasyon Merkezleri arasında şu anda 1. sırada yer almaktadır.</span></p>
<p><b><b>Her Bağış Yeni Bir Yaşam Umudu…</b></b></p>
<p><span>Bu özverili çalışmaların somut çıktıları ise umut doludur: 2026 yılı boyunca 115 kornea nakli ve 66 solid organ nakli gerçekleştirilmiş; toplamda 181 hastaya yeniden yaşam umudu olunmuştur. Her bir nakil, sadece bir tıbbi başarı değil; aynı zamanda bir ailenin yeniden umutla nefes alması, bir hayatın yeniden filizlenmesidir. Elde edilen bu güçlü sonuçlar, bölgedeki sağlık kuruluşlarının koordinasyon gücünü, sağlık çalışanlarının özverisini ve ekip ruhunu bir kez daha gözler önüne sermektedir. Organ bağışı, bir insanın hayatını kaybetmesinin ardından başka hayatlara can olması; yaşamın en anlamlı dayanışma biçimlerinden biridir. Özellikle hayatta yapılan bağışların </span><b>dijital vasiyet</b><span> niteliği taşıması, bu iyilik zincirinin bilinçli ve sürdürülebilir şekilde büyümesine katkı sağlamaktadır. Hayatta bağış oranlarındaki artışlar da hali hazırda organ bekleyen vatandaşlarımıza umut ışığı sağlamaktadır. Bu anlamlı süreçte bağışta bulunan tüm vatandaşlarımıza, büyük bir özveriyle görev yapan sağlık kuruluşlarımıza, gece gündüz demeden çalışan sağlık personelimize ve emeği geçen tüm ekiplerimize içtenlikle teşekkür ediyoruz. Çünkü insan hayatına umut olmak, toplum adına taşınabilecek en büyük değerlerden biridir. İzmir Bölge Koordinasyon Merkezi tarafından yapılan açıklamada da vurgulandığı üzere: “Her bağış yeni bir yaşam umududur. Elde edilen bu başarı hepimizin ortak başarısıdır.”</span></p>
<p><b><b>Yoğun Eğitim Programı </b></b></p>
<p><span>Merkez yetkilileri, 3-9 Kasım Organ Nakil Haftası etkinlikleri ve İzmir’deki tüm sağlık kuruluşlarının haftalık düzenli eğitim etkinlikleri haricinde, 2026 yılı kapsamında İzmir Bölge Koordinasyon Merkezine bağlı 7 ilde organ bağışı ve organ nakli ile ilgili sağlık personellerine sempozyum niteliğinde eğitim programları planladıklarını; Manisa, İzmir, Uşak, Kütahya, Muğla illerinde bu programları gerçekleştirdiklerini; ayrıca yine bu yıl kapsamında, İzmir il içindeki sağlık kuruluşlarında, organ bağışı ve organ nakli ile ilgili 11 adet eğitim programı planladıklarını ve Tepecik E.A.H, Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesi, Tire Devlet Hastanesi, Çeşme Alper Çizgenakat Devlet Hastanesi, Urla Devlet Hastanelerinde bunların gerçekleştirdiklerini ve yılın geri kalan zamanında 2 il ve 6 İzmir il içi etkinliklerinin de gerçekleştirileceğini ifade etti. </span></p>
<p><b><b>İşte Hayat Veren Ekip </b></b></p>
<p><span>İzmir BKM Sorumlu Hekimi Uzm.Dr.Burcu ULUGÖLGE</span></p>
<p><span>Uğurgül KIZILTAN GÜVEN, Fazilet ÇALIŞIR, Emine ALTINPARMAK, İrem DENİZ, Nazife AKIN, Yeşim GÜNGÖR, Gülizar KELEŞ, Buse DUVARCI</span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-il-saglik-mudurlugunden-hayat-veren-basari-631798">İzmir İl Sağlık Müdürlüğünden Hayat Veren Başarı </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıkta Şiddete Hayır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikta-siddete-hayir-631796</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:29:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[şiddete]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631796</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası, "Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev başındaki bir hekime yönelik gerçekleştirilen organize ve vahşi saldırıyı en sert şekilde kınıyoruz"</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-siddete-hayir-631796">Sağlıkta Şiddete Hayır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev başındaki bir hekime yönelik gerçekleştirilen organize ve vahşi saldırıyı en sert şekilde kınıyoruz. Bir hastanın tedavisini planlayan, mesleğini icra eden bir hekimin; üç kişi tarafından darp edilmesi, yalnızca bireysel bir suç değil, doğrudan kamu hizmetine ve toplum sağlığına yönelmiş açık bir saldırıdır. Bu, kabul edilemez. Sağlık kurumları; şiddetin, tehdidin ve kontrolsüzlüğün alanı haline getirilemez. Hekimlerin can güvenliğinin olmadığı bir yerde sağlık hizmetinden söz edilemez. Bugün bir hekime yönelen bu saldırı, yarın herkesin sağlık hizmetine erişimini tehdit eder. Artık açık konuşuyoruz: • Sağlıkta şiddet “önlenebilir bir sorun” değil, önlenmeyen bir sorundur • Mevcut önlemler yetersizdir, caydırıcılık yoktur • İdari ve güvenlik zafiyetleri görmezden gelinmektedir Sorumlular bellidir ve hesap vermelidir. Buradan net çağrımızdır: — Sağlıkta şiddet suçları için etkin ve gecikmesiz yargılama — Hastanelerde gerçek, fiziki ve sürekli güvenlik önlemleri — Acil servislerde hasta ve hasta yakını kontrolünün tavizsiz sağlanması — Sağlık çalışanlarına yönelik şiddette sıfır tolerans politikası Hiçbir hekim, görevini yaparken hayatta kalma mücadelesi vermek zorunda değildir” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-siddete-hayir-631796">Sağlıkta Şiddete Hayır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Böbrek taşı sessiz büyüyor, alarm ağrı ile geliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasi-sessiz-buyuyor-alarm-agri-ile-geliyor-631790</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:28:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[büyüyor]]></category>
		<category><![CDATA[geliyor]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[taşı]]></category>
		<category><![CDATA[taşlar]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631790</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her 10 kişiden 1’ini etkileyen böbrek taşlarının çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “Ağrı başladığında tablo genellikle ilerlemiş oluyor” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasi-sessiz-buyuyor-alarm-agri-ile-geliyor-631790">Böbrek taşı sessiz büyüyor, alarm ağrı ile geliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Her 10 kişiden 1’ini etkileyen böbrek taşlarının çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “Ağrı başladığında tablo genellikle ilerlemiş oluyor” dedi. Böbrek taşının erkeklerde daha yaygın olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Allahverdiyev, en yüksek oranın 30 – 50 yaş aralığında olduğunu vurguladı.  </strong></p>
<p>Böbrek taşlarının, idrardaki mineraller ve tuzların kristalleşerek böbrekte birikmesiyle oluştuğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “Küçük taşlar çoğu zaman fark edilmeden vücuttan atılabilir. Ancak taş büyüdüğünde şiddetli ağrı, bulantı, idrarda kanama ve enfeksiyonlara yol açabilir. Tedavi edilmediğinde ise kalıcı böbrek hasarı riski ortaya çıkar” diye konuştu. Böbrek taşlarının toplumda oldukça yaygın görüldüğünü vurgulayan Op. Dr. Allahverdiyev, “Araştırmalar, bireylerin yaklaşık yüzde 10–15’inin yaşamı boyunca en az bir kez böbrek taşıyla karşılaştığını ve erkeklerde daha yaygın görüldüğünü ortaya koyuyor. En yüksek oran ise 30–50 yaş arasındaki erkeklerde. Özellikle sıcak iklimde yaşayan ve yeterli su tüketmeyen kişilerde de risk artıyor” dedi. Böbrek taşlarının kimyasal yapısına göre farklı tiplerde oluşabildiğini anlatan Op. Dr. Allahverdiyev, en sık kalsiyum taşları ile karşılaştıklarını belirterek “Vücutta fazla ürik asit birikmesi ile oluşan ve idrarın asidik olduğu durumlarda görülen ürik asit taşları, idrar yolu enfeksiyona bağlı gelişen ve hızla büyüyebilen struvit taşları son olarak da genetik kökenli hastalığa bağlı gelişen sistin taşları diğer tipler olarak sıralanabilir” diye konuştu. </p>
<p><strong>En büyük risk yetersiz su tüketimi </strong></p>
<p>Taş oluşumunun en önemli nedenlerinden birinin susuz kalmak olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Allahverdiyev, “Yetersiz sıvı alımı, yüksek tuz ve protein tüketimi, genetik yatkınlık ve idrar yolu enfeksiyonları taş oluşumunu tetikleyen başlıca faktörler olarak sıralanabilir. Bu durum, idrardaki mineral dengesini bozarak kristalleşmeyi kolaylaştırır” dedi. Böbrek taşlarından korunmak için günlük alışkanlıkların önemine değinen Op. Dr. Allahverdiyev, “Günlük en az 2–2,5 litre su içmek, tuz ve protein tüketimini sınırlamak, dengeli beslenmek ve düzenli hareket etmek taş oluşum riskini azaltır” dedi. Op. Dr. Allahverdiyev daha önce taş düşürmüş kişilerin düzenli kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğine dikkat çekti. </p>
<p><strong>Belirtileri hafife almayın </strong></p>
<p>Belirtiler hakkında bilgi veren Op. Dr. Allahverdiyev, “Küçük taşlar çoğu zaman sessiz ilerler. Ancak taş hareket etmeye başladığında veya idrar yolunu tıkadığında şiddetli yan ve bel ağrısı ortaya çıkar. İdrarda kan, bulantı, kusma, idrar yaparken yanma ve enfeksiyon durumunda ateş de tabloya eşlik edebilir. Bu belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir sağlık merkezine başvurulması önemli” diye konuştu. </p>
<p><strong>Mini-PCNL ile büyük taşlarda bile yüksek başarı </strong></p>
<p>Tedavi yöntemlerinin taşın boyutu, konumu ve hastanın şikayetine göre şekillendiğini belirten Op. Dr.   Allahverdiyev, “Küçük taşları çoğunlukla sıvı tedavisi ve ağrı kontrolü ile düşürebiliyoruz. Ancak daha büyük veya zor konumlu taşlarda cerrahi yöntemler gerekli olabilir” dedi. Modern yöntemler arasında Supin Mini Perkütan Cerrahi (Mini-PCNL)’in öne çıktığını anlatan Op. Dr. Allahverdiyev, “Bu tekniği özellikle 1 cm’den büyük, zor konumlu veya multipl taşlarda tercih ediyoruz. 2-3 cm ve daha üzeri büyük ya da kompleks taş yapılarını bu yöntemle güvenli ve etkin şekilde tedavi edebiliyoruz. Yöntem minimal invaziv olmasıyla hastanın konforunu artırıyor, komplikasyon riskini düşürüyor ve hastanede kalış süresini azaltıyor” diye konuştu.  </p>
<p><strong>Taşı çıkarmak yetmez, tekrarını önlemek gerekir</strong></p>
<p>Böbrek taşı tedavisinde uzun vadeli yaklaşımın önemine dikkat çeken Op. Dr. Allahverdiyev, “Taşın çıkarılması tedavinin sadece bir kısmı. Asıl önemli olan taşın neden oluştuğunu anlamak ve tekrarını önlemek. Bu nedenle taş analizi ve metabolik değerlendirme önemli. Taşın kimyasal yapısını analiz ederek kişiye özel önlemler alabiliyoruz. Kan ve idrar testleriyle yapılan metabolik analizler sayesinde hastaya özel diyet ve tedavi planı oluşturuyoruz” dedi. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasi-sessiz-buyuyor-alarm-agri-ile-geliyor-631790">Böbrek taşı sessiz büyüyor, alarm ağrı ile geliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Expanscience&#8217;tan eczacılara ilham veren buluşma serisi: &#8220;Etki Buluşmaları&#8221; gerçekleşti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/expansciencetan-eczacilara-ilham-veren-bulusma-serisi-etki-bulusmalari-gerceklesti-631787</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:28:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[buluşma]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşümü]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[eczacılara]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[expanscience]]></category>
		<category><![CDATA[ilham]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[serisi]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[tan]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[veren]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631787</guid>

					<description><![CDATA[<p>1950 yılından bu yana bilimsel gücü yüksek ve sorumluluk sahibi yaklaşımıyla faaliyet gösteren Expanscience Laboratuvarları, nisan ayı itibarıyla eczacılara özel olarak hayata geçirdiği “Expanscience Etki Buluşmaları” ile sektör profesyonellerini bir araya getirdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/expansciencetan-eczacilara-ilham-veren-bulusma-serisi-etki-bulusmalari-gerceklesti-631787">Expanscience&#8217;tan eczacılara ilham veren buluşma serisi: &#8220;Etki Buluşmaları&#8221; gerçekleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1950 yılından bu yana bilimsel gücü yüksek ve sorumluluk sahibi yaklaşımıyla faaliyet gösteren Expanscience Laboratuvarları, nisan ayı itibarıyla eczacılara özel olarak hayata geçirdiği “Expanscience Etki Buluşmaları” ile sektör profesyonellerini bir araya getirdi. </strong></p>
<p>İstanbul, Ankara ve İzmir’de düzenlenen buluşmalar; iş dünyasının yalnızca finansal başarıyla değil, toplumsal ve çevresel etkisiyle de değer yaratması gerektiği yaklaşımını merkeze aldı. <strong>Mustela Türkiye Ortadoğu ve Asya -Pasifik Ülkeleri Bölge Müdürü Fikret Baltaoğlu</strong> “1950 yılından bu yana bilimsel gücü ve sorumluluk sahibi yaklaşımıyla faaliyet gösteren Expanscience Laboratuvarları olarak, nisan ayında hayata geçirdiğimiz ‘<strong>Expanscience Etki Buluşmaları’ kapsamında sektör profesyonelleriyle bir araya geldik. İstanbul, Ankara ve İzmir’de gerçekleştirdiğimiz buluşmalarda, iş dünyasının yalnızca finansal başarıyla değil, toplumsal ve çevresel etkisiyle de değer yaratması gerektiğine olan inancımızı paylaştık</strong>.<strong>B Corp sertifikasına sahip bir marka olarak bu yaklaşımı tüm iş yapış biçimlerimizin merkezine alıyoruz. B-Corp sertifikasına sahip olmanın bu dönüşümün önemli bir parçası olduğuna inanıyor; eczacıların aileler için güvenilir bir rehber olarak kritik bir rol üstlendiğini düşünüyoruz. Bu doğrultuda, paydaşlarımızla birlikte daha sürdürülebilir ve kapsayıcı bir gelecek için fikir alışverişinde bulunduk.”dedi.</strong></p>
<p><strong>Mert Fırat</strong> ise, sürdürülebilirlik odağında ve B Corp yaklaşımını benimseyen bir markayla aynı zeminde buluşmanın kendisi için çok kıymetli olduğunu vurguladı. Eşit ebeveynliğin yalnızca bireysel bir tercih değil, toplumsal dönüşümün önemli bir parçası olduğuna inandığını belirten Fırat, bu yaklaşımı sahiplenen ve destekleyen Expanscience’ın Etki Buluşmaları’nda yer almaktan gurur duyduğunu ifade etti.</p>
<p>Etki Buluşmaları’na katkı sunan isimlerden biri <strong>olan Prof. Dr. Itır Erhart da, sosyal</strong> etki ve sürdürülebilirlik odağında geliştirilen bu tür platformların farklı paydaşları bir araya getirerek kolektif dönüşümü hızlandırdığına dikkat çekti. Erhart, iş dünyasının toplumsal faydayı merkeze alan yaklaşımlarının yaygınlaşmasının önemine vurgu yaptı.”</p>
<p><strong>AÇEV Babalık Çalışmaları Direktörü Hasan Deniz</strong> ise, bakım emeği, babalığın dönüşümü ve toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine deneyimlerini paylaştı. Babalığın dönüşümünün yalnızca aile içinde değil, toplumsal düzeyde de önemli bir değişim alanı olduğuna dikkat çeken Deniz, bakım emeğinin daha adil paylaşılmasının daha dengeli ve kapsayıcı bir toplumun temelini oluşturduğunu vurguladı. Bu alanda farkındalık yaratacak çalışmaların artmasının önemine değindi.</p>
<p><strong>“Dünya için en iyisini yapma” taahhüdü</strong></p>
<p>Expanscience, 2018 yılında aldığı B Corp sertifikası ile sürdürülebilirlik yaklaşımını iş modelinin merkezine taşıyarak, yalnızca “iyi bir şirket” olmanın ötesine geçerek “dünya için en iyisini yapmaya söz veren şirketler” arasında yer aldı. “İnsanların yaşamlarının her aşamasında kendi iyi oluşlarını sağlıklı bir gezegen üzerinde inşa etmelerine destek olmak” misyonuyla hareket eden, dermokozmetik, bebek ve aile bakımı, saç bakımı, parfüm ve eklem sağlığı alanlarında faaliyet gösteren; Mustela, Lierac, Phyto, Roger&#038;Gallet, Piascledine ve Halexo markalarını bünyesinde bulunduran Expanscience, 2018 yılında B Corp sertifikası alarak sürdürülebilirlik yaklaşımını iş modelinin merkezine entegre etti. Bu kapsamda “Dünya’nın en iyi şirketleri değil, dünya için en iyisini yapmaya taahhüt eden şirketler” arasına da yer aldı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/expansciencetan-eczacilara-ilham-veren-bulusma-serisi-etki-bulusmalari-gerceklesti-631787">Expanscience&#8217;tan eczacılara ilham veren buluşma serisi: &#8220;Etki Buluşmaları&#8221; gerçekleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp Sağlığı Hayat Kalitesini de Artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalp-sagligi-hayat-kalitesini-de-artiriyor-631742</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:27:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Ve Damar]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631742</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalbin düzenli ve dengeli çalışması yalnızca dolaşım sistemini değil; beyin, böbrek ve akciğerler gibi organların da sağlığını olumlu etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-sagligi-hayat-kalitesini-de-artiriyor-631742">Kalp Sağlığı Hayat Kalitesini de Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalbin düzenli ve dengeli çalışması yalnızca dolaşım sistemini değil; beyin, böbrek ve akciğerler gibi organların da sağlığını olumlu etkiliyor. Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de kalp ve damar hastalıkları en yaygın ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor ve ülkemizdeki her üç ölümden biri kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanıyor. Bu nedenle hayat tarzında yapılan birkaç küçük değişiklikle kalp sağlığının korunması büyük önem taşıyor. Memorial Dicle Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Serkan Akdağ, kalp sağlığının korunması için önemli bilgiler verdi. </p>
<p><strong>Sigara kalp krizi ve inme riskini artırıyor</strong></p>
<p>Kalp, vücudun tüm organlarına oksijen ve besin taşıyan kanı pompalayan hayati bir organ olarak, sağlıklı bir yaşamın temelini oluşturmaktadır. Kalp ve damar hastalıklarının oluşumunda en önemli risk faktörleri şunlardır; </p>
<ul>
<li>Genetik yatkınlık</li>
<li>Hipertansiyon</li>
<li>Diyabet ve yüksek kolesterol</li>
<li>Tütün ve alkol kullanımı</li>
<li>Dengesiz beslenme</li>
<li>Obezite</li>
<li>Hareketsiz yaşam tarzı</li>
<li>Yoğun stres</li>
</ul>
<p>Özellikle sigara ve tütün ürünleri damar yapısını bozarak kalp krizi ve inme riskini ciddi oranda artırabilmektedir. Ayrıca bu alışkanlıkların genç yaşlarda edinilmesinin uzun vadeli sağlık sorunlarına da zemin hazırladığı tespit edilmiştir.  </p>
<p><strong>Yaşam tarzında yapılacak birkaç küçük değişiklik kalp sağlığını olumlu etkiliyor</strong></p>
<p>Kalp sağlığını korumanın en etkili yolu, yaşam tarzında yapılacak doğru değişikliklerden geçmektedir. Zeytinyağı, sebze ve meyveler, tam tahıllar ve çiğ kuruyemişler gibi kalp dostu besinlerin tüketilmesi kalp ve damar sağlığı için önemli önerilerin başında gelmektedir. Buna karşılık işlenmiş gıdalar, aşırı tuz, yüksek yağ ve karbonhidrat içeren besinler ile fast-food tüketiminden kaçınılması gerekir. Hareketsiz yaşamın ve stres de kalp sağlığını olumsuz etkilediği için düzenli fiziksel aktivitenin de yapılması gerekir. Haftada en az 4 gün, 30 dakika tempolu yürüyüş ve haftada 3 gün yüzme gibi egzersizler kalp krizi ve inme riskini önemli ölçüde azalttığını ortaya çıkarmıştır. </p>
<p><strong>Kalp damar hastalıkları erken teşhis ile kontrol altına alınabiliyor </strong></p>
<p>Düzenli kardiyak kontroller, kalp hastalıklarının erken teşhisinde kritik rol oynamaktadır. Elektrokardiyografi (EKG), ekokardiyografi (EKO), efor testi, Holter ve koroner BT anjiyografi gibi tanı yöntemleri sayesinde kalbin elektriksel aktivitesi, yapısal özellikleri ve damar sağlığı detaylı şekilde değerlendirilebilmektedir. Büyük ölçüde önlenebilir olan kalp ve damar hastalıkları alınan önlemler ve erken teşhis ile tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle kalp damar hastalığı riskini en aza indirmek için bu önlemleri almakla hayat tarzınızda değişime gidebilirsiniz; </p>
<ul>
<li>Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durun</li>
<li>Dengeli ve sağlıklı beslenin</li>
<li>Düzenli egzersizi yaşam tarzı haline getirin</li>
<li>Stresinizi kontrol altına alın</li>
<li>Düzenli sağlık kontrollerinizi ihmal etmeyin</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-sagligi-hayat-kalitesini-de-artiriyor-631742">Kalp Sağlığı Hayat Kalitesini de Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımlılık tedavisinde erken müdahale önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-erken-mudahale-onemli-631713</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:26:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımlılığın]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kumar]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631713</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, bağımlılığın beyindeki ödül sistemiyle ilişkisi, özellikle kumar bağımlılığı başta olmak üzere gelişim süreçleri ve modern tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-erken-mudahale-onemli-631713">Bağımlılık tedavisinde erken müdahale önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, bağımlılığın beyindeki ödül sistemiyle ilişkisi, özellikle kumar bağımlılığı başta olmak üzere gelişim süreçleri ve modern tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>İlk maruz kalındığı anda bağımlılık süreci başlar! </strong></p>
<p>Bağımlılık, madde veya davranış kaynaklı olarak ortaya çıkan ve beyin işlevlerinde maladaptif değişikliklere neden olan bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “İlk maruz kalındığı anda bağımlılık süreci başlar ve bu süreç, özellikle beynin ödül sistemi üzerindeki etkileriyle ilerler.” dedi.</p>
<p>Ödül sistemi aktivasyonu ile birlikte beyindeki kontrol mekanizmalarının zayıflayarak bağımlılık belirtilerinin ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Dilbaz, “Bu belirtiler arasında artan kullanım miktarı, kesme veya ara verme girişimlerinde ortaya çıkan yoğun istek ve yoksunluk belirtileri, yasal sorunlar, sosyal ve iş hayatında olumsuz etkiler yer alır. Bağımlılık geliştikçe bireyler çevreleri tarafından uyarılsalar dahi kullanmaya devam edebilir ve zarar görmelerine rağmen bırakmakta güçlük çekebilirler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bağımlılık tedavisinde zamanında müdahale büyük önem taşıyor! </strong></p>
<p>Bağımlılık tedavisinde zamanında müdahale büyük önem taşıdığına vurgu yapan Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Hastalar genellikle bağımlılıklarını kontrol edebileceklerine inandıklarını ifade ederler ve bazen kullanımın azaldığını veya belirli zaman aralıklarında gerçekleştiğini iddia ederler. Ancak bağımlılığı tanımlarken yalnızca kullanım sıklığı değil, aynı zamanda miktarı da dikkate alınmalı.” dedi.</p>
<p>Tedavi sürecinde özelleşmiş merkezlere başvurulması ve uzman sağlık çalışanları tarafından bireyselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin uygulanması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Dilbaz, bu çerçevede bağımlılığın klinik ve tedaviye yönelik boyutlarının akademik olarak ele alındığını aktardı.</p>
<p><strong>Sanal kumar erişiminin kolaylaşması gençlerde kumar alışkanlığını artırıyor! </strong></p>
<p>Kumar bağımlılığını ise bireyin kontrolünü kaybederek aşırı ve obsesif biçimde kumar oynama eğilimi göstermesi olarak tanımlayan Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Kişi finansal kayıplar yaşamasına, psikolojik ve sosyal sorunlarla karşılaşmasına rağmen kumar oynamaya devam eder.” dedi.</p>
<p>Son yıllarda kumar bağımlılığına ilişkin demografik yapıda önemli değişimler gözlemlendiğine işaret eden Prof. Dr. Dilbaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Geçmişte at yarışları gibi fiziksel ortamlarda gerçekleşen kumar etkinlikleri veya yurt dışındaki gibi kumarhaneler daha yaygınken, günümüzde sanal kumar sitelerine erişimin kolaylaşması özellikle genç ve genç yetişkinler arasında kumar alışkanlığının artmasına neden oldu. Teknolojik gelişmeler ve sanal platformların yaygınlaşması bu artışta önemli bir rol oynuyor.</p>
<p>Kumar bağımlılığı özellikle üniversite öğrencileri ve yeni mezun genç yetişkinler arasında daha sık görülüyor. Bu grupta erkek bireylerin oranı daha yüksek. Bireyler genellikle hızlı para kazanma arzusu ile internet üzerinden erişilen sanal kumar oyunlarına yöneliyor. Bu süreçte internet bağımlılığı ile sanal kumar bağımlılığı iç içe geçebiliyor. Genç yetişkinler çoğu zaman spor müsabakalarına ilişkin verileri analiz ederek kazanma ihtimallerini artırabileceklerine inanıyor, ancak zamanla ciddi finansal kayıplar yaşayabiliyorlar. ‘Bu sefer kazanacağım’ düşüncesi beyindeki ödül sistemini aktive ederek davranışı pekiştiriyor. Prefrontal korteks olarak bilinen ön beyin kontrol mekanizmalarının yeterince etkin çalışmaması da risk alma davranışını artırarak bağımlılığı güçlendiriyor.”</p>
<p><strong>Bağımlılık bir kez geliştikten sonra bırakma süreci zorlaşır ve başarı oranları düşer! </strong></p>
<p>Bağımlılığın kendi kendine geçmesi genellikle mümkün olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Bağımlılık bir kez geliştikten sonra bırakma süreci zorlaşır ve başarı oranları düşer. Çünkü bağımlılık, ödül pekiştiren bir davranış örüntüsüdür ve beyinde kalıcı nöroadaptif değişikliklere yol açar.” dedi.</p>
<p>Başlangıçta kontrol edilebilen isteklerin zamanla arttığını ve kontrol mekanizmalarının bu isteklerle başa çıkmakta zorlandığını ifade eden Prof. Dr. Dilbaz, bu nedenle bağımlılık geliştikten sonra profesyonel destek alınmasının tedavi sürecinin başarısı açısından kritik öneme sahip olduğunun altını çizdi.</p>
<p><strong>Bağımlılık tedavisinde temel yaklaşım erişimin engellenmesi!  </strong></p>
<p>Bağımlılık tedavisinde temel yaklaşımlardan birinin bağımlılık yapıcı madde veya davranışa erişimin engellenmesi olduğuna değinen Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Özellikle akıllı telefonların yaygın kullanımı, kumar gibi davranışlara erişimi kolaylaştırdığı için tedavi sürecinde önemli bir risk faktörü olarak değerlendirilir.” dedi.</p>
<p>Bazı durumlarda bireylerin telefon kullanımının sınırlandırılması veya alternatif kontrol mekanizmalarının uygulanmasının gerekebileceğini aktaran Prof. Dr. Dilbaz, “Aynı zamanda finansal riskleri azaltmak amacıyla kredi kullanımı gibi davranışların önüne geçilmesi de tedavi sürecinin bir parçasıdır. Dış kontrol mekanizmaları, bireyin iç kontrolünün zayıfladığı durumlarda destekleyici rol oynar. Gerekli durumlarda ilaç tedavileri ve bilişsel davranışçı terapiler gibi yöntemler de kullanılabilir. Bu yaklaşımlar bağımlılık davranışının değiştirilmesinde etkinliği kanıtlanmış yöntemlerdir ve bireyin dürtü kontrolünü geliştirmesine yardımcı olur. Bağımlılık tedavisi multidisipliner bir süreçtir ve erişimin kısıtlanması tedavinin başarısını artıran önemli bir adımdır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Derin TMU, bağımlılığın beyindeki ödül devrelerini hedef alıyor </strong></p>
<p>Son yıllarda geliştirilen somatik tedavi yöntemlerinden biri olan derin transkranial manyetik stimülasyonun (TMU), bağımlılık tedavisinde öne çıkan yenilikçi yaklaşımlardan biri olduğuna işaret eden Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Bu yöntem, bağımlılığın beyindeki ödül devreleri üzerindeki etkilerini hedef alır. Tedavi sürecinde bireyin bağımlılığı tetikleyen uyaranlara verdiği nörolojik yanıt incelenir.” dedi.</p>
<p>Kumar bağımlılığında sanal bahis isteğini artıran görsel uyaranlar, alkol bağımlılığında ise alkol tüketim ortamlarının kullanılabildiğini dile getiren Prof. Dr. Dilbaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu provokasyon süreci sırasında ilgili beyin bölgeleri manyetik uyarım ile hedeflenir. Derin TMU uygulamasında navigasyon sistemleri kullanılarak belirlenen beyin bölgelerine hassas manyetik alanlar gönderilir. Bu uyarımlar, bağımlılıkla ilişkili aşırı aktivitenin azaltılmasına yönelik olarak tekrarlayıcı şekilde uygulanır. Sigara bağımlılığı gibi alanlarda başlayan çalışmalar, yöntemin diğer bağımlılık türlerinde de etkili olabileceğini gösteriyor. Derin transkranial manyetik stimülasyon, ilaç tedavileri ve psikoterapiye alternatif ya da tamamlayıcı bir yöntem olarak değerlendirilen ve bilimsel araştırmalarla desteklenen bir tedavi seçeneğidir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-erken-mudahale-onemli-631713">Bağımlılık tedavisinde erken müdahale önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bahar geldi, alerji kabusu başladı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bahar-geldi-alerji-kabusu-basladi-631658</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:24:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[geldi]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kabusu]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631658</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baharın gelişiyle doğa canlanırken, ağaç, çimen ve yabani ot polenlerinin havadaki yoğunluğu zirveye ulaşıyor, milyonlarca kişi için alerji şikayetleri artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bahar-geldi-alerji-kabusu-basladi-631658">Bahar geldi, alerji kabusu başladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baharın gelişiyle doğa canlanırken, ağaç, çimen ve yabani ot polenlerinin havadaki yoğunluğu zirveye ulaşıyor, milyonlarca kişi için alerji şikayetleri artıyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Baykal Tülek,</strong> burun akıntısı, uzayan öksürük, hapşırma, gözlerde sulanma, kaşıntı hatta nefes almada zorluk gibi şikayetlerin bahar mevsiminde yaygınlaştığını, bazı kişilerde astım ataklarını da tetikleyebildiğini söylüyor. Özellikle ilkbaharda artan polenlerin yalnızca dışarıyla sınırlı kalmadığını, evin içinde de gizli ve önemli bir tehdit oluşturduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tülek “Bahar alerjisinde en büyük sorun; yanlış bilgilerle hareket edilerek alerjenlere maruz kalmaktır. Oysa doğru bilgilenme ve basit önlemlerle alerji yönetimi kolay ve etkili hale gelir” diyor. Prof. Dr. Baykal Tülek, bahar alerjisinde doğru sanılan 8 yanlışı anlattı ve basit ama etkili önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Alerji sadece baharda olur: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Bu en yaygın yanılgılardan biridir. Bahar aylarında polenler arttığı için şikayetler belirginleşse de alerji yılın sadece bu dönemine özgü değildir. Ev tozu akarları, küf, evcil hayvan tüyleri ve hava kirliliği gibi faktörler dört mevsim etkisini sürdürebilir. Bu nedenle yalnızca bahara odaklanmak, alerjinin gerçek kaynağını gözden kaçırmaya neden olabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Polene karşı ev içinde güvendeyiz: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Sanılanın aksine polenler sadece dış ortamda kalmaz. Saç, cilt ve kıyafetler aracılığıyla evin içine taşınır ve özellikle yatak, koltuk ve perdelerde tutunarak etkisini sürdürür. Kişinin dışarı çıkmadığı günlerde bile şikayetlerinin devam etmesine neden olabilir. Bu nedenle eve dönüşte duş almak, kıyafet değiştirmek ve ortam hijyenini sağlamak en az dışarıdaki korunma kadar önemlidir.</p>
<ul>
<li><strong>Alerji sadece burun akıntısı ve hapşırmadan ibarettir: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Alerji, yalnızca basit bir nezle gibi düşünülmemelidir. Gözlerde kaşıntı ve sulanma, uzayan öksürük, göğüste sıkışma, nefes darlığı, uyku bozukluğu ve günlük performansta düşüş gibi çok daha geniş bir etki alanına sahiptir. Özellikle astım ile ilişkili durumlarda, alerji ciddi solunum problemlerine zemin hazırlayabilir.</p>
<ul>
<li><strong>İlaçlar tek başına yeterlidir: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Prof. Dr. Baykal Tülek “Alerji tedavisinde ilaçlar önemli olsa da tek başına yeterli değildir. Ne bir hava filtresi ne de tek bir ilaç tüm sorunu ortadan kaldırır. Çevresel önlemlerle desteklenmeden, sadece geçici rahatlama sağlar. Kalıcı iyilik hali için; alerjenle temasın azaltılması, yaşam alanının düzenlenmesi ve günlük alışkanlıkların gözden geçirilmesi gerekir. En etkili yaklaşım, doğru tedavi ile doğru yaşam düzeninin birlikte uygulanmasıdır” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Pencereyi açıp evi havalandırmak her zaman iyidir: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Temiz hava almak sağlıklı olsa da polen yoğunluğunun yüksek olduğu bahar aylarında açık pencereler tam tersine alerjenleri içeri taşır. Özellikle sabah saatlerinde havalandırma yapmak, evin içindeki polen yükünü artırabilir. Bu nedenle havalandırma saatleri ve yöntemi mevsime göre planlanmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Maske sadece viral enfeksiyonlu hastalar için gereklidir: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Pandemiyle birlikte hayatımıza giren maskeler, aslında alerji hastaları için de önemli bir koruyucudur. Çoğu kişinin tercih etmediği maske kullanımı, basit ama etkili bir korunma yöntemidir. Özellikle yoğun polen dönemlerinde dışarıda maske kullanmak ya da süpürge filtresi temizliği gibi yoğun alerjene maruz kalma anlarında maskeler solunan alerjen miktarını azaltabilir. </p>
<ul>
<li><strong>Alerji zamanla kendiliğinden geçer: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Baykal Tülek “Bazı kişiler belirtilerin zamanla azalacağını düşünerek doktora başvurmaz, önlem almayı erteler. Oysa kontrol altına alınmayan alerji, zamanla daha şiddetli hale gelebilir ve alt solunum yollarını etkileyerek astım gibi daha ciddi hastalıklara zemin hazırlayabilir. Alerjiye karşı erken önlem almak ve süreci doğru yönetmek bu nedenle büyük önem taşır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Burun açıcı spreyler ne kadar çok kullanılırsa o kadar iyi gelir: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Hızlı rahatlama sağladığı için sık tercih edilen burun açıcı spreyler, bilinçsiz kullanıldığında tam tersi etki yaratabilir. Uzun süreli kullanım burunda “geri tepme” etkisine yol açarak tıkanıklığı artırabilir ve bağımlılık benzeri bir tablo oluşturabilir. Bu nedenle bu tür ürünler kısa süreli ve kontrollü kullanılmalıdır.</p>
<p><strong>xxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Bahar alerjisine karşı 10 etkili önlem!</strong></p>
<p><strong>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Baykal Tülek, </strong>bahar alerjisine karşı 10 etkili önlemi şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Polenlerin yoğun olduğu dönemlerde dışarı çıkarken maske ve güneş gözlüğü takmak</li>
</ul>
<ul>
<li>Dışarıdan geldikten sonra duş almak ve kıyafet değiştirmek </li>
<li>Burun içini salin solüsyonu (serum fizyolojik) ile temizlemek</li>
<li>Ev ve araçta camları kapalı tutmak </li>
<li>Polen filtreli hava temizleyicileri kullanmak</li>
<li>Çamaşırları dışarıda kurutmamak</li>
<li>Evde nem oranını kontrol altında tutmak</li>
<li>Nevresimleri en az 60 derecede yıkamak,</li>
<li>Toz tuttuğu için evde halı ve peluş oyuncak bulundurmamak</li>
<li>Doktorun önerdiği tedavi yöntemini uygulamak</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bahar-geldi-alerji-kabusu-basladi-631658">Bahar geldi, alerji kabusu başladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Baş Ağrısı&#8217; Seminerine Yoğun İlgi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-seminerine-yogun-ilgi-631577</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 15:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[lgi]]></category>
		<category><![CDATA[seminerine]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631577</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahramankazan Belediyesi tarafından, kadınların yaşam kalitesini doğrudan etkileyen sağlık konularına dikkat çekmek amacıyla düzenlenen “Baş Ağrısına Doğru Yaklaşım” semineri, Kadınlar Lokali’nde yoğun katılımla gerçekleştirildi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-seminerine-yogun-ilgi-631577">&#8216;Baş Ağrısı&#8217; Seminerine Yoğun İlgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Kahramankazan Belediyesi tarafından, kadınların yaşam kalitesini doğrudan etkileyen sağlık konularına dikkat çekmek amacıyla düzenlenen “Baş Ağrısına Doğru Yaklaşım” semineri, Kadınlar Lokali’nde yoğun katılımla gerçekleştirildi. </b></p>
<p>Programa Belediye Meclis Üyesi Süheyla Özcü ile Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürü Semine Ersoy Baykuş da katıldı. Seminere konuşmacı olarak katılan SBÜ Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Selda Keskin Güler, baş ağrısının türleri ve doğru tedavi yöntemlerine ilişkin kapsamlı bilgiler paylaştı. Baş ağrısında bilinçsiz ilaç kullanımının ciddi riskler taşıdığına dikkat çeken Güler, hangi durumlarda ilaç kullanılması gerektiğini ve ne zaman bir uzmana başvurulması gerektiğini detaylı şekilde anlattı. Seminerde ayrıca günlük yaşamda kolaylıkla uygulanabilecek masaj teknikleri, gevşeme yöntemleri ve nefes egzersizleri de uygulamalı olarak katılımcılara aktarıldı. Katılımcılar, öğrendikleri tekniklerle baş ağrısını kontrol altına alma konusunda deneyim kazanma fırsatı buldu.</p>
<p>Yoğun ilgi gören seminer, katılımcıların sorularının yanıtlanmasının ardından sona erdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-seminerine-yogun-ilgi-631577">&#8216;Baş Ağrısı&#8217; Seminerine Yoğun İlgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konya Büyükşehir, 2. Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Paneli Düzenledi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/konya-buyuksehir-2-ulusal-is-sagligi-ve-guvenligi-paneli-duzenledi-631508</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 10:48:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[düzenledi]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[İş Sağlığı Ve Güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[meslek]]></category>
		<category><![CDATA[mevzuat]]></category>
		<category><![CDATA[oturum]]></category>
		<category><![CDATA[paneli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ulusal]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631508</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından, 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü etkinlikleri kapsamında “2. Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Paneli” düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konya-buyuksehir-2-ulusal-is-sagligi-ve-guvenligi-paneli-duzenledi-631508">Konya Büyükşehir, 2. Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Paneli Düzenledi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından, 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü etkinlikleri kapsamında “2. Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Paneli” düzenlendi. Büyükşehir Belediyesi İş Sağlığı ve Güvenliği faaliyetlerinin de tanıtıldığı panel, 3 oturum halinde gerçekleştirilirken, alanında uzman isimler katılımcılara önemli bilgilendirmelerde bulundu.</strong></p>
<hr/>
<p>Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü kapsamında 2. Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Paneli, Konya Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde düzenlendi.</p>
<p>Büyükşehir Belediyesi Mevlana Kültür Merkezi Sultan Veled Salonu’nda düzenlenen panele; 135 ayrı kamu kurumu ile 73 farklı özel sektör kuruluşundan işyeri hekimleri, iş güvenliği uzmanları, diğer sağlık personeli ve iş sağlığı ve güvenliği alanında görev yapan toplam 382 kişi katıldı. </p>
<p>Panelin açılışında konuşan Konya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Mustafa Uzbaş, iş sağlığı ve güvenliği konusunun yalnızca mevzuat başlığı olmadığını, insan hayatına verilen değerin en somut ifadelerinden biri olduğunu vurguladı. </p>
<p>42 bin kilometrekarelik geniş bir coğrafyada ve 700’ün üzerinde lokasyonda görev yapan Büyükşehir Belediyesi çalışanlarının sağlığını korumanın en öncelikli konular arasında yer aldığını belirten Uzbaş, “İnanıyorum ki bugün burada yapılan bilgi ve tecrübe paylaşımları, bu alandaki ortak bilincimizi ve çalışmalarımızı daha da ileriye taşıyacaktır. Bu vesileyle emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum. Panelimizin hayırlı olmasını diliyorum” dedi.</p>
<p>Konya Büyükşehir Belediyesi İş Sağlığı ve Güvenliği faaliyetlerinin tanıtıldığı açılış bölümünün ardından, alanında uzman isimlerin katılımıyla oturumlara geçildi. </p>
<p>Panelin “İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatı” başlıklı 1. oturumu, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdür Yardımcısı Ömer Şahin başkanlığında gerçekleştirildi. Oturumda; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Yargıtay Üyesi Halil Özdemir “İş Kazası ve Meslek Hastalıklarında Kusur Tespiti ve Hukuki Sorumluluk”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Prof. Dr. Haluk Hadi Sümer “İş Sağlığı ve Güvenliği Profesyonellerinin Sorumluluğu”, ÇSGB Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı İş Başmüfettişi Mehmet Kayhan Topaloğlu “İSG Alanında İşyeri Denetim Süreçleri ve Mevzuat Açısından Sorumluluklar”, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü Mevzuat Daire Başkanı Hande Seray Tuncay ise “İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatının Değerlendirilmesi ve Güncel Değişiklikler” konularında bilgilendirmelerde bulundu. </p>
<p>“İş Sağlığı ve Güvenliği Faaliyetleri” başlıklı 2. oturum, Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Cebrail Şimşek başkanlığında yapıldı. Oturumda; Mesleki Yeterlilik Kurumu Mesleki Yeterlilik Uzmanı Yasin Durdu “İş Sağlığı ve Güvenliği Kapsamında Mesleki Belge Süreçleri”, SBÜ Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adem Koyuncu “Meslek Hastalıklarının Önlenmesinde İşe Giriş ve Periyodik Sağlık Muayenesinin Önemi”, TİGİAD Yönetim Kurulu Üyesi Yasemin Öymez ise “Kişisel Koruyucu Donanım Yönetmeliği ve Seçim Kriterleri” başlıklarında sunum yaptı. </p>
<p>Panelin 3. oturumu ise Konya Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Niyazi Bilim başkanlığında gerçekleştirildi. Bu oturumda; İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü’nden Mühendis Kağan Yücel “İş Hijyeni ve Ortam Ölçümleri”, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü’nden Çalışma Uzmanı Yusuf Ziya Bolat “İş Ekipmanlarının Bakımları ve Periyodik Kontrolleri”, TSE Makine Emniyeti Ayna Komite Başkanı A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı Necmi Türer ise “Makina Emniyet Sistemleri” konularında katılımcıları bilgilendirdi. </p>
<p>Soru-cevap bölümleriyle devam eden panel, katılımcılara yönelik anket ve Kahoot bilgi yarışmasının ardından, oturum başkanları ile konuşmacılara plaket takdim edilmesiyle sona erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konya-buyuksehir-2-ulusal-is-sagligi-ve-guvenligi-paneli-duzenledi-631508">Konya Büyükşehir, 2. Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Paneli Düzenledi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sıfır atık mutfak&#8221; yaklaşımı yaygınlaşmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sifir-atik-mutfak-yaklasimi-yayginlasmali-631499</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 10:44:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atık]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda İsrafı]]></category>
		<category><![CDATA[israf]]></category>
		<category><![CDATA[mutfak]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sıfır]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631499</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, 29 Nisan Gıda İsrafını Durdurma Günü kapsamında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sifir-atik-mutfak-yaklasimi-yayginlasmali-631499">&#8220;Sıfır atık mutfak&#8221; yaklaşımı yaygınlaşmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, 29 Nisan Gıda İsrafını Durdurma Günü kapsamında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Birçok gıda çöpe gidiyor…</strong></p>
<p>Öğr. Gör. Beslenme Uzm. Hatice Nurseda Hatunoğlu, evlerde fark edilmeden büyüyen gıda israfına dikkat çekerek, “Evlerde en sık israf edilen gıdaların başında ekmek, taze sebze ve meyveler, süt ve süt ürünleri ile pişmiş yemek artıkları geliyor. Özellikle çabuk bozulan gıdalar, plansız alışveriş ve uygun olmayan saklama koşulları nedeniyle tüketilemeden çöpe gidebiliyor.” dedi.</p>
<p><strong> Planlı alışveriş israfı azaltıyor!</strong></p>
<p>İsrafı önlemenin en önemli adımlarından birinin alışverişi planlı yapmak olduğunu söyleyen Hatunoğlu, “Bunun için alışveriş öncesinde evde bulunan gıdalar kontrol edilmeli ve ihtiyaca göre bir liste hazırlanmalıdır. Ayrıca açken alışveriş yapmaktan kaçınılmalıdır. Çünkü açlık hissi, ihtiyaç dışı gıdalara yönelimi artırabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Planlı haftalık menü israfı önlüyor! </strong></p>
<p>Haftalık menü planı yapmanın gıda israfını azaltmada etkili bir yöntem olduğunu kaydeden Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Menü planı sayesinde aynı malzemeler farklı öğünlerde değerlendirilebilir, gereksiz alışverişin önüne geçilir ve yemek hazırlama süreci daha düzenli hale gelir.” ifadesinde bulundu. </p>
<p><strong>Artan yemekler doğru şekilde değerlendirilmeli</strong></p>
<p>Artan yemeklerin doğru saklama ve yeniden kullanma yöntemleriyle güvenli şekilde tüketilebileceğini vurgulayan Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Artan yemekler doğru şekilde saklandığında ve uygun yöntemlerle yeniden değerlendirildiğinde hem güvenli hem de besleyici olabilir. Örneğin sebze yemekleri çorbalara eklenebilir, pilavlar farklı tariflerle yeniden hazırlanabilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, yemeklerin piştikten sonra uzun süre oda sıcaklığında bekletilmemesi, mümkün olan en kısa sürede buzdolabına kaldırılması, buzdolabında da uzun süre bekletilmemesi ve tekrar tüketilirken yeterli sıcaklığa ulaşmasının sağlanmasıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Sıfır atık mutfak” yaklaşımı yaygınlaşmalı</strong></p>
<p>“Sıfır atık mutfak” anlayışının önemine dikkat çeken Beslenme Uzm. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Sıfır atık mutfak yaklaşımı, gıdaların mümkün olan en verimli şekilde kullanılmasını ve atığın en aza indirilmesini hedefler. Bu yaklaşımda sadece yenilebilir kısımlar değil, kabuk ve sap gibi genellikle atılan bölümler de değerlendirilir. Porsiyon kontrolü yapmak ve artan yemekleri yeniden kullanmak bu yaklaşımda oldukça önemlidir.” dedi.</p>
<p><strong>Bayatlayan gıdalar çöpe gitmek zorunda değil</strong></p>
<p>Bayat ekmeklerin galeta unu ya da kruton olarak kullanılabileceğini belirten Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Bayatlayan ekmekler galeta unu, kruton veya farklı yemeklerde kullanılabilirken, yumuşamaya başlayan meyveler smoothie ya da komposto yapımında değerlendirilebilir. Sebzeler ise çorba, püre veya fırın yemeklerine eklenerek yeniden kullanılabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Az ama doğru alışveriş” vurgusu</strong></p>
<p>Doğru alışveriş alışkanlıklarının önemine değinen Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Az ama doğru alışveriş yapmak için ihtiyaç kadar ürün almak, mevsiminde gıdaları tercih etmek ve tüketilebilecek miktarda alışveriş yapmak gerekir. Alışveriş yaparken bilinçli ve planlı olmak oldukça önemlidir.” ifadesinde de bulundu. </p>
<p><strong>İsrafı azaltan basit alışkanlıklar!</strong></p>
<p>Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Mutfakta israfı azaltmak için haftalık menü planı yapmak, alışveriş listesi hazırlamak, gıdaları doğru saklamak, son kullanma tarihlerini düzenli kontrol etmek ve artan yemekleri değerlendirmek gibi basit alışkanlıklar oldukça etkilidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gıda israfı bütçeyi ve sağlığı da etkiliyor</strong></p>
<p>Çöpe atılan her gıdanın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sağlık ve çevre açısından da kayıp olduğunu belirten Hatunoğlu, “Çöpe atılan her gıda, aslında harcanan paranın, emeğin ve doğal kaynakların kaybı anlamına gelir. Bunun yanında plansız alışveriş ve tüketim, sağlıksız beslenme alışkanlıklarını da beraberinde getirebilir. Bu nedenle gıda israfı yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sağlık ve çevre açısından da önemli bir sorundur.” dedi.</p>
<p><strong>Küçük adımlar büyük fark oluşturur!</strong></p>
<p>Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, gıda israfını önlemek için büyük değişimlere gerek olmadığını vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Gıda israfını önlemek için büyük değişikliklere gerek yoktur. Küçük ama bilinçli adımlar hem bireysel hem de toplumsal düzeyde önemli sonuçlar doğurur. İhtiyacımız kadar almak ve elimizdeki gıdaları en iyi şekilde değerlendirmek, sürdürülebilir ve sağlıklı bir yaşamın temelini oluşturur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sifir-atik-mutfak-yaklasimi-yayginlasmali-631499">&#8220;Sıfır atık mutfak&#8221; yaklaşımı yaygınlaşmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukların Severek Tükettiği İçecekler Diyabet Riskini Artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-severek-tukettigi-icecekler-diyabet-riskini-artiriyor-631457</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 09:05:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çecekler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[severek]]></category>
		<category><![CDATA[tükettiği]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631457</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genellikle yetişkinlerde görülen Tip 2 diyabet, günümüzde çocuklarda da kendini göstermeye başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-severek-tukettigi-icecekler-diyabet-riskini-artiriyor-631457">Çocukların Severek Tükettiği İçecekler Diyabet Riskini Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Genellikle yetişkinlerde görülen Tip 2 diyabet, günümüzde çocuklarda da kendini göstermeye başladı. Modern yaşamın getirdiği hareketsizlik, değişen beslenme alışkanlıkları, artan ekran süreleri çocukları henüz daha 10’lu yaşlardayken Tip 2 diyabet riskiyle karşı karşıya getirebiliyor. Çocukları diyabetten korunmak için ebeveynlerin bazı önemli noktalara dikkat etmesi gerekiyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt Sinem Türkmen, çocukların tip 2 diyabet riskleri ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Bir kutu gazlı içecek 10 kaşık şeker içerebiliyor</strong></p>
<p>Son dönemlerde çocuklar arasında gazlı içecekler, renkli atıştırmalıklar, meyve suyu olmayan aromalı içecekler ve katkı maddeli sütlerin tüketimi artmış durumdadır. Ancak masum görünen bu alışkanlıklar aslında büyük bir tehlikenin habercisi olabilir. Çocukların severek tükettiği bu ürünler, çoğu zaman “gizli şeker depoları” olarak karşımıza çıkar. Öyle ki tek bir kutu gazlı içecek, 7- 10 çay kaşığı şeker içerebilir. Bu tür ürünlerin düzenli tüketimi ise sadece kilo artışına değil, aynı zamanda insülin direncine de zemin hazırlar. </p>
<p><strong>Çocuklar anne babalarının tabağını örnek alıyor</strong></p>
<p>Çocuklarda sağlıksız beslenme alışkanlıklarının kontrol altına alınması için anne babalara önemli görevler düşmektedir. Yani çözüm aslında evin içinde saklıdır. Ev yapımı limonata, taze sıkılmış meyve suyu, katkısız yoğurt ve şeker eklenmeden hazırlanan meyve püreleri çocuklar için çok daha sağlıklı alternatiflerdir. Çocukların beslenme konusunda en çok anne ve babalarının tabağına dikkat ettiği bilinmektedir. Evde sebze, meyve, baklagil ve tam tahıllar ne kadar sık tüketilirse, çocuklar da bu besinleri o kadar benimseyip hayatlarının bir parçası haline getirir. </p>
<p><strong>Özel günlerinizde pizza, hamburger yerine sağlıklı besinleri tercih edin</strong></p>
<p>Yapılan çalışmalar aile sofralarının sadece yemek yenilen bir alan olmadığını, aynı zamanda sağlıklı alışkanlıkların kazanıldığı bir “eğitim ortamı” olduğunu ortaya çıkarmıştır. Birlikte sofraya oturmak, çocuklara doğru beslenme davranışlarını kazandırmada önemli bir adımdır. Öte yandan, özel günlerde sıkça tercih edilen pizza ve hamburger gibi yüksek kalorili yiyecekler, çocukların ilerleyen yaşlarda duygusal durumlarla bu tür besinleri ilişkilendirmesine yol açabilir. Bu nedenle sağlıklı yiyeceklerin de özel anların bir parçası olması gerekir. </p>
<p><strong>Her çocuk her gün en az 60 dakika hareketli olmalı</strong></p>
<p>Beslenmenin yanı sıra hareket de büyük önem taşır. Günümüzde çocuklar, sokakta oyun oynamak yerine ekran başında saatler geçirmektedir. Bu durum ise hareketsizlik ve buna bağlı kilo artışını beraberinde getirir. Oysa çocukların her gün en az 60 dakika aktif olması gerekir. Yürüyüş, dans, ip atlama ya da bisiklete binmek önerilebilir. Basit gibi görünen bu aktiviteler, hem fiziksel hem de ruhsal sağlık için büyük fayda sağlar. </p>
<p><strong>Düzenli uyku çocukların hormon dengesini olumlu etkiliyor</strong></p>
<p>Bir diğer kritik konu ise uyku düzenidir. Yetersiz uyku, çocuklarda da tıpkı yetişkinlerde olduğu gibi hormon dengesini bozabilir. Geç yatma, uzun süreli ekran kullanımı ve düzensiz uyku alışkanlıkları diyabet riskini artıran faktörler arasında yer alır. Çocukların yaşlarına uygun uyku süresine dikkat edilmesi ve yatmadan en az bir saat önce ekranların kapatılması gerekir. </p>
<p><strong>Çocuklukta kazanılan sağlıklı alışkanlıklar yetişkinlikte diyabet riskini en aza indirir</strong></p>
<p>Diyabetle mücadele, hastalık ortaya çıktıktan sonra değil, çok daha önce başlamalıdır. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandıran, çocuklarını hareket etmeye teşvik eden ve ekran süresini sınırlayan aileler, aslında çocuklarına sağlıklı bir geleceğin kapısını açar. Öte yandan bazı belirtiler de göz ardı edilmemelidir. Sık acıkma, sürekli tatlı isteği, hızlı kilo artışı ya da aşırı susama gibi durumlar diyabetin erken sinyalleri olabilir. Böyle bir durumda bir uzmana başvurmak ve basit bir kan şekeri ölçümü yaptırmak, erken tanı açısından büyük önem taşır. Unutulmamalı ki, çocuklukta kazanılan her sağlıklı alışkanlık, yetişkinlikte diyabet riskini azaltan en güçlü yatırımdır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-severek-tukettigi-icecekler-diyabet-riskini-artiriyor-631457">Çocukların Severek Tükettiği İçecekler Diyabet Riskini Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş teli her yaşta mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-teli-her-yasta-mumkun-631395</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 08:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodonti]]></category>
		<category><![CDATA[plak]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[teli]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631395</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, ortodontik tedavi hakkında merak edilenleri açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-teli-her-yasta-mumkun-631395">Diş teli her yaşta mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, ortodontik tedavi hakkında merak edilenleri açıkladı.</p>
<p><strong>Çapraşık dişler genel sağlığı da olumsuz etkileyebilir!</strong></p>
<p>Dişlerdeki çapraşıklığın yalnızca estetik bir sorun olmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, “Aynı zamanda ağız sağlığını ve genel sağlığı olumsuz yönde etkileyebilir.” dedi.</p>
<p>Çapraşık dişlerin, fırçalamayı ve diş ipi kullanımını zorlaştırdığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, “Bu durum zamanla dişlerde çürümeye, plak birikimine, renklenmelere ve diş eti iltihabı problemlerine yol açabilir. Aynı zamanda dişlerdeki yanlış konumlanma ve yanlış kapanış, çene eklemine ekstra yük bindirir. Bu durum çene ve baş ağrılarına, çiğneme güçlüklerine ve hatta bazı durumlarda konuşma bozukluklarına yol açabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Erken müdahale ile daha büyük ortodontik sorunların önüne geçmek mümkün!</strong></p>
<p>Çocuklarda ilk ortodontik muayenenin 7 yaş itibarıyla yapılması gerektiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, “Bu yaşta çocukların ağzında hem süt dişleri hem de kalıcı dişler birlikte bulunur. Erken muayene sayesinde dişlerin sürme yönü, çene gelişimi, kapanış problemleri ve yer darlığı gibi sorunlar erken bir dönemde tespit edilebilir. Gerektiği durumlarda erken müdahale yapılarak, ileride oluşabilecek çene asimetrisi veya daha büyük ortodontik sorunların önüne geçmek mümkün olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Hangi ortodontik yöntemin seçileceği, hastanın diş yapısına ve tedavi ihtiyacına göre belirlenir!</strong></p>
<p>Şeffaf plaklar ile klasik diş tellerinin aynı amaca, yani dişlerin ideal konuma getirilmesine hizmet ettiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, ancak uygulama şekillerinin farklı olduğunu hatırlattı. </p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, şöyle devam etti:</p>
<p>“Şeffaf plaklar, kişiye özel üretilen, gerektiğinde çıkarılabilen, belirli aralıklarla değiştirilen neredeyse görünmez apareylerdir. Günlük kullanımda daha estetik ve konforludur; yemek yerken veya diş fırçalarken çıkarılabilmesi hastaya kolaylık sağlar. Klasik diş telleri ise dişlere sabitlenen braket ve tellerden oluşur. Bu durumda hastanın bireysel motivasyonuna gerek kalmadan, bu apareyler diş hareketlerini daha kontrollü bir şekilde yönlendirmeye yardımcı olur. Hangi yöntemin seçileceği, hastanın diş yapısına ve tedavi ihtiyacına göre bir ortodonti uzmanı tarafından belirlenir.”</p>
<p><strong>Ortodontik tedavi sadece çocukluk dönemine ait bir uygulama değil! </strong></p>
<p>Yetişkinlerde de diş teli tedavisi yapılabileceğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, “Ortodontik tedavi sadece çocukluk dönemine ait bir uygulama değildir. Yetişkin yaşlarda da belirli bir planlama ile dişler hareket ettirilebilir. Burada belirleyici olan yaş değil, diş ve diş eti sağlığıdır. Detaylı bir muayene ile uygun vakalarda diş teli veya şeffaf plak gibi yöntemlerle dişler ideal konumuna getirilebilir. Doğru planlama ve düzenli takip ile yetişkinlerde de oldukça başarılı sonuçlar elde etmek mümkün.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>İyi ağız hijyeni, diş eti sorunlarını ve çürükleri önleyerek tedavinin daha sağlıklı ilerlemesini sağlar!</strong></p>
<p>Diş teli takılıyken temizlik ve bakım nasıl yapılması gerektiğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, “Ağız hijyeni, diş teli tedavisindeki en önemli konulardan biri. Braketler ve teller yiyecek artıklarının daha kolay birikmesine neden olabileceği için temizlik rutini çok daha özenli yapılmalı. Günde en az iki kez, mümkünse her öğünden sonra dişler yumuşak kıllı bir ortodontik diş fırçası ile fırçalanmalı. Ulaşılamayan yerler arayüz fırçası ile temizlenmeli; diş ipi veya ortodontik diş ipi kullanılarak diş aralarının temizliği sağlanmalı. İyi bir ağız hijyeni hem diş eti problemlerinin hem de çürük oluşumunun önüne geçer, tedavinin daha sağlıklı ilerlemesini sağlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Koruyucuların düzenli kullanımı ve kontroller tedavinin kalıcılığı için önemli! </strong></p>
<p>Ortodontik tedavi bittikten sonra dişlerin tekrar bozulmaması için önerilerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tedavi bittikten sonra dişlerin bozulmaması için ‘retainer’ (pekiştirme teli) veya ‘Essix plağı’ (pekiştirme plağı) denilen apareyler kullanılır. Bu apareyler, dişlerin yeni pozisyonuna alışmasına yardımcı olur ve elde edilen sonucun korunmasını destekler. Pekiştirme teli genellikle dişlerin arkasına sabitlenen ince bir teldir. Pekiştirme plakları ise dişlerin üzerine tam oturan şeffaf plaklardır. Bu koruyucuların kullanım süresi ve şekli hekim tarafından belirlenir. Düzenli kullanım ve hekim kontrollerine uyum, tedavinin kalıcılığı açısından hayati önem taşır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-teli-her-yasta-mumkun-631395">Diş teli her yaşta mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş dönmesi (vertigo) kişiyi eve hapsedebiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-donmesi-vertigo-kisiyi-eve-hapsedebiliyor-631392</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 08:15:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Baş Dönmesi]]></category>
		<category><![CDATA[dönmesi]]></category>
		<category><![CDATA[eve]]></category>
		<category><![CDATA[hapsedebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kbb]]></category>
		<category><![CDATA[kişiyi]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[vertigo]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631392</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde her 10 kişiden birinde görülen vertigo (baş dönmesi) son yıllarda hızla yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-donmesi-vertigo-kisiyi-eve-hapsedebiliyor-631392">Baş dönmesi (vertigo) kişiyi eve hapsedebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde her 10 kişiden birinde görülen vertigo (baş dönmesi) son yıllarda hızla yaygınlaşıyor. Günümüzde yanlış yaşam alışkanlıklarının etkisiyle gençlerde de sık rastlanan vertigonun bir hastalık değil, önemli bir belirti olduğunu vurgulayan <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Sürmeli</strong>, “Vertigo, kişinin kendisinin ya da çevresindeki nesnelerin döndüğünü, sallandığını veya hareket ettiğini hissetmesidir. Bu durum tek başına bir hastalık değil, altta yatan başka bir sağlık sorununun habercisidir” diyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Sürmeli, günlük yaşantıyı olumsuz etkileyen hatta kişiyi eve hapsedebilen vertigoyu tetikleyen hataları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Yüzde 85 iç kulaktan kaynaklanıyor ama!</strong></p>
<p>Halk arasında baş dönmesi olarak bilinen vertigo yüzde 85 iç kulaktan kaynaklanırken, yüzde 15’i beyinle ilgili hastalıkların (migren, inme, tümörler, MS vb) belirtisi olabiliyor. Ancak baş dönmesi durumunda pek çok hasta, çoğu zaman hastanede hangi branşa başvuracağını bilemeyerek zaman kaybedebiliyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi KBB Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Sürmeli </strong>bu konuda şöyle konuşuyor: “Baş dönmesi baş hareketleriyle tetikleniyorsa, kulak çınlaması, işitme kaybı veya kulakta dolgunluk hissi eşlik ediyorsa öncelikle KBB (Kulak Burun Boğaz) uzmanına başvurulmalıdır.  Çünkü bu belirtiler iç kulak kaynaklı bir soruna işaret eder. Ancak baş dönmesi şiddetli baş ağrısıyla geliyor, kolda-bacakta uyuşma/güçsüzlük, çift görme, konuşma bozukluğu, yutma güçlüğü gibi belirtiler eşlik ediyorsa zaman kaybetmeden Nöroloji uzmanına başvurulmalıdır.”</p>
<p><strong>Tanı koymada gecikme yaşanabiliyor, çünkü… </strong></p>
<p>Ülkemizde her 10 kişiden birinde vertigo görüldüğünü, ancak vertigonun her hastada aynı şekilde ortaya çıkmadığını belirten Doç. Dr. Sürmeli, bu durumun tanıyı zorlaştıran en önemli faktörlerden birisi olduğunu söylüyor. Doç. Dr. Sürmeli şöyle diyor: “Hastalar şikayetlerini çoğu zaman ‘her şey dönüyor’, ‘yürürken savruluyorum’, ‘yer ayağımın altından kayıyor’ ya da ‘sarhoş gibiyim’ şeklinde ifade ediyor. Bazı hastalarda ise sadece sersemlik hissi, göz kararması veya dengesizlik ön planda olabiliyor. Bu nedenle her baş dönmesi aynı değildir ve detaylı değerlendirme gerektirir.” Vertigonun çoğunlukla tedavi edilebilir ve yönetilebilir bir durum olduğunu belirten Doç. Dr. Mehmet Sürmeli “Doğru tanı, düzenli takip, önerilen egzersizlerin yapılması ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları ile vertigo ataklarını en aza indirmek mümkündür. Ancak vertigoyla birlikte nörolojik bulgular (uyuşma, güçsüzlük, bilinç kaybı, bayılma, konuşma bozukluğu, çift görme, şiddetli ve hiç geçmeyen baş dönmesi) eşlik ediyorsa, ani ve tek taraflı işitme kaybıyla geliyorsa, ileri yaşta ilk kez ortaya çıktıysa, hipertansiyon, diyabet hastalığı varsa, zaman kaybetmeden Nöroloji uzmanına başvurulmalıdır” diyor. </p>
<p><strong>Vertigoyu tetikleyen 10 hata!</strong></p>
<p>“Klinik gözlemler ve araştırmalar; son yıllarda vertigo şikayetiyle sağlık kuruluşlarına başvuran kişi sayısında belirgin bir artış olduğuna işaret etmektedir” diyen KBB Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Sürmeli, günlük yaşamda yapılan bazı hatalı davranışların da vertigoyu tetiklediğini vurguluyor. Doç. Dr. Sürmeli vertigoyu tetikleyen 10 hatalı davranışı şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Yataktan hızla kalkmak</li>
<li>Başı ani çevirmek veya yukarı-aşağı sallamak</li>
<li>Aşırı tuz tüketmek</li>
<li>Yetersiz su içmek</li>
<li>Uzun süre ekran başında hareketsiz kalmak</li>
<li>Yeterli ve kaliteli uyumamak </li>
<li>Düzensiz ve hareketsiz yaşam tarzı</li>
<li>Stresi kontrol edememek ve anksiyete</li>
<li>Düzensiz ve sağlıksız beslenme, öğün atlama</li>
<li>Aşırı kafein ve alkol tüketmek </li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-donmesi-vertigo-kisiyi-eve-hapsedebiliyor-631392">Baş dönmesi (vertigo) kişiyi eve hapsedebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEÜ Sağlık&#8217;26 Kariyer Zirvesi Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deu-saglik26-kariyer-zirvesi-basladi-631299</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 16:18:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[deü]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[zirvesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631299</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi ev sahipliğinde, DEÜ Diş Hekimliği Fakültesi Kurucu Öğretim Üyeleri Konferans Salonu’nda düzenlenen DEÜ Sağlık’26 Kariyer Zirvesi, gerçekleştirilen açılış programıyla başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deu-saglik26-kariyer-zirvesi-basladi-631299">DEÜ Sağlık&#8217;26 Kariyer Zirvesi Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi ev sahipliğinde, DEÜ Diş Hekimliği Fakültesi Kurucu Öğretim Üyeleri Konferans Salonu’nda düzenlenen DEÜ Sağlık’26 Kariyer Zirvesi, gerçekleştirilen açılış programıyla başladı.</p>
<p>Bu yıl 10’uncusu düzenlenen zirvenin açılış konuşması, DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz tarafından yapıldı. Programa; DEÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz’ın yanı sıra Kariyer Planlama ve Mezunlarla İlişkiler Koordinatörü Prof. Dr. Seher Özyürek, fakülte dekanları, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.</p>
<p><b>“GENÇLERİMİZİ GELECEĞE EN DONANIMLI ŞEKİLDE HAZIRLIYORUZ”</b></p>
<p>Açılışta konuşan DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, üniversite olarak öğrencileri yalnızca akademik bilgiyle değil, aynı zamanda mesleki yetkinlikler ve kariyer planlaması açısından da desteklediklerini vurguladı.</p>
<p>Rektör Prof. Dr. Bayram Yılmaz, yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Sağlık alanı, sürekli gelişen ve dönüşen yapısıyla nitelikli insan kaynağına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Bizler Dokuz Eylül Üniversitesi olarak öğrencilerimizi yalnızca teorik bilgiyle değil; uygulama becerileri, etik değerler ve multidisipliner bakış açısıyla donatarak geleceğe hazırlıyoruz. Bu tür organizasyonlar, gençlerimizin kariyer yolculuklarında önemli bir rehber niteliği taşımaktadır.”</p>
<p>Zirvenin öğrenciler ile sektör temsilcilerini bir araya getirdiğine dikkat çeken Rektör Bayram Yılmaz, “Kamu ve özel sektörden paydaşlarımızla kurduğumuz güçlü iş birlikleri sayesinde öğrencilerimize doğrudan temas imkânı sunuyoruz. Öğrencilerimizin iş ve staj olanaklarına erişimini kolaylaştırırken, aynı zamanda sektörün beklentilerini yakından tanımalarını sağlıyoruz. Bu buluşmaların, gençlerimizin kariyer planlamalarına önemli katkılar sunacağına inanıyorum,” dedi</p>
<p><b>SAĞLIK ALANINDA KARİYER FIRSATLARI MASAYA YATIRILIYOR</b></p>
<p>28-29 Nisan tarihlerinde iki gün sürecek olan ve sağlık alanında kariyer olanaklarının çok boyutlu şekilde ele alındığı programın ilk gününde; paneller, oturumlar ve alanında uzman isimlerin katılımıyla önemli paylaşımlar gerçekleştirildi. Gün boyunca düzenlenen oturumlarda; sağlık kampüsünde kariyer, multidisipliner çalışma kültürü, güncel mesleki yaklaşımlar ve yurt dışı eğitim fırsatları gibi başlıklar ele alındı.</p>
<p><b>ÖĞRENCİLER İŞ VE STAJ FIRSATLARIYLA BULUŞTU</b></p>
<p>Kamu ve özel sektörde faaliyet gösteren sağlık kurumları, sağlık alanında eğitim gören DEÜ öğrencilerine yönelik olarak insan kaynakları politikaları, işe alım süreçleri ve çalışma koşulları hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Kurumlar ayrıca açık pozisyonlar için başvuru toplama ve öğrencilerle bire bir iş ve staj mülakatları gerçekleştirme imkânı buldu.</p>
<p>Kurumsal tanıtım stantları aracılığıyla iş ve staj olanaklarının öğrencilerle buluşturulduğu zirve, katılımcılardan yoğun ilgi gördü.</p>
<p>Zirve programı, yarın gerçekleştirilecek etkinliklerle devam edecek.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deu-saglik26-kariyer-zirvesi-basladi-631299">DEÜ Sağlık&#8217;26 Kariyer Zirvesi Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beylikdüzü&#8217;nde Pedallar Sağlık İçin Döndü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beylikduzunde-pedallar-saglik-icin-dondu-631263</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 11:44:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beylikdüzü]]></category>
		<category><![CDATA[Beylikdüzü Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[bisiklet]]></category>
		<category><![CDATA[Bisiklet Turu]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[döndü]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[pedallar]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631263</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beylikdüzü Belediyesi tarafından düzenlenen “Pedallar Sağlık İçin Dönüyor” etkinliğinde bisiklet sporuna ilgi duyan vatandaşlar ve sporcular, sağlıklı yaşam için pedal çevirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beylikduzunde-pedallar-saglik-icin-dondu-631263">Beylikdüzü&#8217;nde Pedallar Sağlık İçin Döndü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Beylikdüzü Belediyesi tarafından düzenlenen “Pedallar Sağlık İçin Dönüyor” etkinliğinde bisiklet sporuna ilgi duyan vatandaşlar ve sporcular, sağlıklı yaşam için pedal çevirdi. 5,5 kilometrelik parkurda gerçekleşen bisiklet turunun ardından ise alanında uzman isimlerin katılımıyla “Hareketlilik ve Sağlık Tüyoları Söyleşisi” gerçekleştirildi.     <br />İlçede yaşayan vatandaşları sağlıklı yaşam ve spor konularında bilinçlendirmeye yönelik çalışmalar yapan Beylikdüzü Belediyesi “Pedallar Sağlık İçin Dönüyor” etkinliği düzenledi. Bisiklet sporuna ilgi duyan vatandaşlar ve sporcuların katılımıyla gerçekleşen etkinlikte, sağlıklı yaşamın desteklenmesi ve bisiklet kullanımının yaygınlaştırılması hedeflendi. Gürpınar Sahili ile Cumhuriyet Doğa ve İzcilik Kamp Alanı arasındaki 5,5 kilometrelik rotada gerçekleşen bisiklet turunun ardından, Uzm. Dr. Vefa Çelenk ve Prof. Dr. Özer Selimoğlu’nun katılımıyla “Hareketlilik ve Sağlık Tüyoları Söyleşisi” gerçekleştirildi. Sağlıklı yaşamın önemine dair bilgilerin aktarıldığı söyleşinin ardından, bisiklet turunu tamamlayan katılımcılara anı madalyaları takdim edildi.  <br /> <br />“Sağlıklı bir toplum oluşturma hedefiyle yola çıktık”<br />Programın açılış konuşmasında düzenli hareket etmenin önemine dikkat çeken Beylikdüzü Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Müdürü Mehmet Esmer, “Bizler Beylikdüzü Belediyesi olarak sağlıklı bir toplum oluşturma hedefiyle yola çıktık. Bu doğrultuda düzenlediğimiz bisiklet turuyla hareketliliğin önemine dikkat çekiyoruz. Sağlıklı bir toplum denildiğinde akla ilk olarak sağlıklı beslenme ve stres yönetimi gibi unsurlar gelse de, en az bunlar kadar önemli olan bir diğer unsur da düzenli hareket etmektir. Bugün gerçekleştirdiğimiz bu bisiklet turu da tam olarak bu farkındalığı artırmayı amaçlıyor. Etkinliğimize katılan tüm konuklarımıza içtenlikle teşekkür ediyorum” dedi.<br />“Bisiklete binmek insan sağlığı açısından son derece önemli bir aktivitedir”</p>
<p>İlçede yaşam kalitesini artırmaya yönelik projelere imza atan Beylikdüzü Belediyesi’ne teşekkür ederek sözlerine başlayan Beylikdüzü Kırlangıç Bisiklet Spor Kulübü Başkanı Haluk Karataş ise “Kırlangıç Bisiklet Spor Kulübü olarak ‘önce sağlık’ anlayışıyla hareket ediyoruz. Çünkü sağlık, insanların en çok önem vermesi gereken ve hayatın merkezinde yer alan en temel değerdir. Vatandaşlarımızın sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürdürebilmesi için bu doğrultuda hareket etmenin daha doğru olduğuna inanıyoruz ve bu etkinlikle de farkındalık oluşturmayı hedefliyoruz. Bisiklete binmek insan sağlığı açısından son derece önemli bir aktivitedir. Vücudun düzenli çalışmasına katkı sağlar, bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı direnci artırır” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beylikduzunde-pedallar-saglik-icin-dondu-631263">Beylikdüzü&#8217;nde Pedallar Sağlık İçin Döndü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Canik Belediyesi&#8217;nden Çölyak Hastalarına Destek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/canik-belediyesinden-colyak-hastalarina-destek-631209</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 09:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[canik]]></category>
		<category><![CDATA[Canik Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[çölyak]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[Glutensiz Gıda]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarına]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631209</guid>

					<description><![CDATA[<p>Canik Belediyesi, glütensiz gıda paketlerini Çölyak hastalarına ulaştırmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/canik-belediyesinden-colyak-hastalarina-destek-631209">Canik Belediyesi&#8217;nden Çölyak Hastalarına Destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span>Canik Belediyesi, glütensiz gıda paketlerini Çölyak hastalarına ulaştırmaya devam ediyor. </span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Canik Belediyesi, Çölyak hastalarına yönelik desteklerini sürdürüyor. Glüten hassasiyeti taşıyan Çölyak hastalarına, içerisinde glütensiz gıda ürünlerinin yer aldığı paketleri ulaştırmaya devam eden Canik Belediyesi, başvuru sürecinin ardından ilçede talepte bulunan tüm Çölyak hastalarına glütensiz gıda paketlerini teslim etmeyi sürdürüyor. Yüksek maliyetleriyle dikkat çeken glütensiz gıda ürünlerini Çölyak hastalarına ücretsiz bir şekilde ulaştıran Canik Belediyesi, birçok alanda sürdürdüğü sosyal destek programlarıyla gönüllere dokunuyor. Çölyak hastalarına yönelik destekleri sürdürdüklerini ifade eden Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı, &#8220;Çölyak&#8217;ın farkındayız, hemşehrilerimizin yanındayız&#8221; dedi. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Başvurular Başladı </span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Canik Belediyesi&#8217;nin glütensiz gıda paketi desteğinin yeni dönemi için başvuru süreci başladı. Canik&#8217;te ikamet eden Çölyak hastası vatandaşlar, 5 Mayıs 2026 tarihine kadar belediyenin Kadın, Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü üzerinden başvuru işlemlerini gerçekleştirebilecek. Glütensiz gıda paketi desteğine ilişkin bilgiler aktaran Başkan İbrahim Sandıkçı, &#8220;Canik&#8217;imizde gönül belediyeciliği anlayışıyla çalışmaya devam ediyoruz. Çölyak hastası hemşehrilerimize yönelik glütensiz gıda paketi desteğimizi sürdürüyoruz. Çölyak hastası hemşehrilerimizin glütensiz gıdaya erişimini kolaylaştırmak ve bütçelerine bir nebze destek olmak hedefiyle hayata geçirdiğimiz destek programımıza ara vermeden devam ediyoruz. Çölyak hastası hemşehrilerimize içerisinde glütensiz gıda ürünlerinin yer aldığı paketleri ulaştırmayı sürdürüyoruz. İlçemizde sosyal destek çalışmalarımızı hassasiyetle sürdürüyor, gönüllere ulaşmaya devam ediyoruz&#8221; şeklinde ifade etti.</span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/canik-belediyesinden-colyak-hastalarina-destek-631209">Canik Belediyesi&#8217;nden Çölyak Hastalarına Destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayıflama iğneleri tek başına yeterli değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zayiflama-igneleri-tek-basina-yeterli-degil-631178</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 08:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başına]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[iğne]]></category>
		<category><![CDATA[iğneleri]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kaybını]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[yeterli]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631178</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, zayıflamak amacıyla kullanılan iğnelerin işleyiş biçimleri ve bu ilaçları kullanırken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-igneleri-tek-basina-yeterli-degil-631178">Zayıflama iğneleri tek başına yeterli değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, zayıflamak amacıyla kullanılan iğnelerin işleyiş biçimleri ve bu ilaçları kullanırken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>İlaçlar süreci kolaylaştırır ama tek başına sihirli bir etki yaratmaz!</strong></p>
<p>Zayıflama iğnelerinin son dönemde sık konuşulan bir konu haline geldiğini aktaran Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Zayıflama iğneleri temelde iştahı azaltarak, mide boşalmasını yavaşlatarak ve daha erken tokluk sağlayarak kişinin gün içinde daha az kalori almasına yardımcı olur. Yani bilimsel olarak kilo kaybının temelinde yine kalori açığı vardır. Bu ilaçlar süreci kolaylaştırır ama tek başına sihirli bir etki yaratmaz.” dedi.</p>
<p><strong>Önemli olan yağ kaybını sağlarken kas kütlesini koruyabilmek! </strong></p>
<p>Zayıflama iğnesi kullanırken beslenmeye dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Hülya Yiğit İspiroğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu süreçte en kritik nokta yeterli ve dengeli beslenmeyi korumaktır. İştah azaldığı için birçok kişi fark etmeden yetersiz protein alır. Bu da kas kaybını hızlandırabilir. Bu nedenle öğünler küçülse bile protein kaynaklarına mutlaka yer verilmeli. Yeterli sıvı alımı da ihmal edilmemeli. Bulantı yaşayan kişilerde sıvı eksikliği daha ciddi sorunlara yol açabilir. </p>
<p>Yani iğneyi kullanırken önemli olan üç şey; protein alımını korumak, su tüketimini aksatmamak ve kasları aktif tutmak. Sadece kilo vermeye odaklanmak yanlış bir yaklaşım olur. Önemli olan yağ kaybını sağlarken kas kütlesini koruyabilmektir. Bu nedenle özellikle direnç/ağırlık egzersizi sürecin önemli bir parçasıdır.”</p>
<p><strong>Beslenme düzeni değişmezse, iğneyi bırakınca kilo alınabilir!</strong></p>
<p>İğneyi bırakınca tekrar kilo alınıp alınmayacağını değerlendiren Hülya Yiğit İspiroğlu, “Beslenme düzeni değişmediyse kilo geri alımı oldukça olasıdır. Çünkü ilaç bırakıldığında iştah kontrolü eski haline dönebilir.” dedi.</p>
<p>Kişi eski yeme alışkanlıklarına geri dönerse verilen kilonun önemli bir kısmının geri alınabileceğini kaydeden Hülya Yiğit İspiroğlu, bu nedenle bu sürecin sadece kilo verme dönemi değil aynı zamanda sürdürülebilir beslenme alışkanlığı kazanma dönemi olması gerektiğini ifade etti. </p>
<p><strong>Kilo kaybının ana belirleyicisi alınan ve harcanan enerji dengesi! </strong></p>
<p>Bilimsel olarak, iğne kullanmak yerine düşük kalorili diyetlerle benzer bir kalori açığı oluşturulabiliyorsa kilo kaybının mümkün olduğuna işaret eden Hülya Yiğit İspiroğlu, “Ancak zayıflama iğneleri iştahı ve yeme isteğini biyolojik olarak etkilediği için bazı kişilerde bu süreci daha sürdürülebilir hale getirebilir. Bu durum iğnenin tek başına yağ yaktığı anlamına gelmez<strong>. </strong>Kilo kaybının ana belirleyicisi yine alınan ve harcanan enerji dengesidir. Tabi ki bu durum sağlıklı bireyler için geçerlidir, diyabet gibi kronik hastalığı olan bireyler için süreç daha farklı ilerleyebilir.” dedi.</p>
<p>Hülya Yiğit İspiroğlu, “Burada en kritik nokta şudur. İster ilaç kullanılsın ister kullanılmasın yeterli protein alımı, yeterli sıvı tüketimi, sürdürülebilir beslenme alışkanlığı ve kas kütlesinin korunması sürecin temelini oluşturur. Çünkü önemli olan sadece kilo vermek değil verilen kilonun sağlıklı ve kalıcı olmasıdır. Özetle zayıflama iğneleri süreci kolaylaştırabilir ama kalıcı sonucu belirleyen şey yaşam tarzı değişikliğidir.” diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-igneleri-tek-basina-yeterli-degil-631178">Zayıflama iğneleri tek başına yeterli değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Hayatta Uzatmalar Yok, Şimdi Önlemini Al&#8221; Mesajıyla Kalp Yetersizliğine Dikkat Çekildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hayatta-uzatmalar-yok-simdi-onlemini-al-mesajiyla-kalp-yetersizligine-dikkat-cekildi-631175</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 08:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[farkında]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hayatta]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Yetersizliği]]></category>
		<category><![CDATA[mesajıyla]]></category>
		<category><![CDATA[önlemini]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şimdi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Kardiyoloji Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[uzatmalar]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631175</guid>

					<description><![CDATA[<p> Kalp yetersizliği; kalbin vücudun ihtiyaç duyduğu kanı yeterince pompalayamaması sonucu ortaya çıkan, ciddi ve sıklıkla ölümcül seyreden bir hastalık olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayatta-uzatmalar-yok-simdi-onlemini-al-mesajiyla-kalp-yetersizligine-dikkat-cekildi-631175">&#8220;Hayatta Uzatmalar Yok, Şimdi Önlemini Al&#8221; Mesajıyla Kalp Yetersizliğine Dikkat Çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong>Kalp yetersizliği; kalbin vücudun ihtiyaç duyduğu kanı yeterince pompalayamaması sonucu ortaya çıkan, ciddi ve sıklıkla ölümcül seyreden bir hastalık olarak tanımlanıyor. Günümüzde Avrupa’da 15 milyon, ABD’de 6 milyon ve Türkiye’de yaklaşık 3 milyon kalp yetersizliği hastası bulunduğu tahmin edilirken, bu sayının önümüzdeki 10 yıl içinde 2-3 kat artması bekleniyor[2]. </p>
<p>Pek çok nedene bağlı olarak ortaya çıkabilen kalp yetersizliğine; diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon gibi hastalıklar zemin hazırlayabiliyor. Kalp damar hastalığı, geçirilmiş kalp krizi hikayesi bulunan yaklaşık her iki kişiden birinde kalp yetersizliği görülebiliyor. Kalp yetersizliği hastalığı olan insanların yaklaşık %50-60’ına hipertansiyon, yaklaşık %35-40’ına da diyabet eşlik ediyor. Diyabetli hastalarda ise kalp yetersizliği sebebiyle hastaneye yatış riski 1,5 kat daha fazla seyrediyor[1]. Bu durum kardiyovasküler, renal ve metabolik hastalıkların birlikte ilerlediğini gösteriyor. </p>
<p>Bu gerçeğe dikkat çekmek amacıyla Türk Kardiyoloji Derneği (TKD), “Bugün Farkında Ol, Yarınını Koru” sloganı ve “Hayatta Uzatmalar Yok, Şimdi Önlemini Al” mesajıyla Kalp Yetersizliği Farkındalık Haftası’na özel futbol temalı bir etkinlik gerçekleştirdi. Kardiyovasküler, renal ve metabolik hastalıklar arasındaki güçlü ilişkiye dikkat çekmek amacıyla hayata geçirilen KRM United kampanyası kapsamında Boehringer Ingelheim Türkiye’nin koşulsuz desteği ve ünlü teknik direktör Yılmaz Vural’ın katılımıyla düzenlenen etkinlikte, Türk Kardiyoloji Derneği Kalp Yetersizliği Birliği Başkanı Prof. Dr. Hakkı Kaya ve Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ertuğrul Okuyan kalp sağlığına dikkat çekerek hastalıkla ilgili önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Etkinlikte kalp, böbrek ve metabolizma sistemlerinin birbiriyle olan yakın ve hayati ilişkisine vurgu yapılarak</p>
<p>bu sistemlerden birinde ortaya çıkan bir sorunun zaman içinde diğerlerini de etkileyebileceği belirtildi ve erken teşhis ve düzenli kontrollerin hayati önem taşıdığına dikkat çekildi. Eski kaleci Serdar Kulbilge’nin kaleye geçtiği etkinlikte, ünlü teknik direktör Yılmaz Vural, eski hakem Binali Kartal, Türk Kardiyoloji Derneği yönetim kurulu üyeleri ve Boehringer Ingelheim Türkiye ekibi farkındalık için sahaya çıkarak şut çekti.</p>
<p><strong>Erken Tanı Hayat Kurtarıyor</strong></p>
<p>Kalp yetersizliğinde erken teşhisin kritik önemine dikkat çeken Türk Kardiyoloji Derneği Kalp Yetersizliği Birliği Başkanı Prof. Dr. Hakkı Kaya; Kalp yetersizliği sık görülen, ciddi ancak erken tanı ve doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Burada en önemli nokta belirtilerin fark edilmesidir. Nefes darlığı, çabuk yorulma, merdiven çıkarken zorlanma, ayaklarda şişlik, gece nefes darlığı ile uyanma, çarpıntı ve günlük aktivitelerde belirgin azalma varsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.   Toplumda birçok kişi bu belirtileri yaşlanmaya, yorgunluğa veya günlük strese bağlayarak gecikebiliyor. Oysa erken tanı hayat kurtarır. Bugün elimizde son derece etkili ilaç tedavileri, cihaz tedavileri gibi yaşam kalitesini artıran modern yaklaşımlar bulunmaktadır. Kalp yetersizliği asla umutsuz bir tablo değildir. Erken farkındalık, doğru tedavi ve düzenli takip ile başarılı şekilde yönetilebilir. Yeter ki geç kalınmasın, unutmayalım hayatta uzatmalar yok” dedi.</p>
<p>Etkinlikte konuşma yapan Türk Kardiyoloji Derneği (TKD) Başkanı Prof. Dr. Ertuğrul Okuyan ise; </p>
<p>Kalp ve damar hastalıkları, dünyada ve ülkemizde en önemli sağlık sorunlarının başında gelmektedir. Kalp yetersizliği ise bu tablonun en önemli başlıklarından biridir. Sadece hastaları değil, aileleri, sağlık sistemini ve toplumsal yaşamı etkileyen ciddi bir halk sağlığı problemidir.</p>
<p>Bugün hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme, sigara kullanımı, obezite, hipertansiyon ve diyabet, kalp yetersizliği ve kalp sağlığı için en önemli risk faktörleridir. Bu nedenle mücadele yalnızca hastanelerde değil; evde, okulda, iş yerinde ve toplumun her alanında verilmelidir.</p>
<p>Toplum olarak daha fazla yürümeli, daha sağlıklı beslenmeli, tuz ve işlenmiş gıda tüketimini azaltmalı, sigaradan uzak durmalı ve düzenli sağlık kontrollerimizi yaptırmalıyız. Türk Kardiyoloji Derneği olarak bilimsel çalışmalarımız, eğitim programlarımız ve toplumsal farkındalık projelerimizle kalp sağlığını korumak için çalışmaya devam ediyoruz. Kalp sağlığı bireysel değil, toplumsal bir sorumluluktur. Daha sağlıklı bir gelecek için hep birlikte harekete geçmeliyiz. Önlemimizi erken almalıyız, çünkü hayatta uzatmalar yok” dedi.</p>
<p><strong>“Sağlık da Bir Takım Oyunu”</strong></p>
<p>Projeye destek veren ünlü teknik direktör Yılmaz Vural ise mesajını futbol üzerinden verdi:</p>
<p>“Futbolda başarı tek bir oyuncuyla gelmez; herkes görevini yapar, takım birlikte kazanır. Sağlık da aynen böyle bir takım oyunu. Kalp, böbrek ve metabolizma birlikte çalışır. Siz birini ihmal ederseniz, oyun bozulur. Bugün hem görülme sıklığı giderek artan kalp yetersizliği hastalığı hem de sahalarda zaman zaman karşılaştığımız ani kalp durması vakaları da bize bu konunun ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor. Bu yüzden vücudumuzu iyi tanımalı, sinyalleri zamanında görmeli ve önlemimizi almalıyız. Çünkü hayatta uzatmalar yok.”</p>
<p><strong>Toplumsal Farkındalık İçin Güç Birliği</strong></p>
<p>Dünya genelinde yaklaşık 850 milyon kronik böbrek hastası, 589 milyon diyabet hastası[3] ve 64 milyon kalp yetersizliği[4] hastası bulunuyor. Futbol ise 5 milyar kişi tarafından takip edilen en yaygın spor olarak öne çıkıyor. Bu güçlü etki alanından ilham alarak KRM United projesini hayata geçirdiklerini vurgulayan <strong>Boehringer Ingelheim Türkiye Genel Müdürü ve İnsan Sağlığı Direktörü Okan Güner; </strong>“Kardiyovasküler, renal ve metabolik sistem, tıpkı bir futbol takımı gibidir. Birinde meydana gelen diyabet, kalp yetersizliği, kronik böbrek hastalığı gibi bir hastalık tüm takımı etkileyebilir. Buradan hareketle Türk Kardiyoloji Derneği gibi değerli paydaşlarımızla iş birliği gerçekleştirerek bu sistemin birbiriyle ilişkisine dikkat çekiyor, erken teşhisin önemine yönelik farkındalık oluşturmak istiyoruz. Boehringer Ingelheim olarak toplumda farkındalık oluşturma ve sağlığa katkı sunma hedefimizle çalışmaya devam edeceğiz” dedi. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayatta-uzatmalar-yok-simdi-onlemini-al-mesajiyla-kalp-yetersizligine-dikkat-cekildi-631175">&#8220;Hayatta Uzatmalar Yok, Şimdi Önlemini Al&#8221; Mesajıyla Kalp Yetersizliğine Dikkat Çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bahar depresyonuna karşı 6 kritik öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bahar-depresyonuna-karsi-6-kritik-oneri-631157</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 08:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonu]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonuna]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[zihin]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631157</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bahar aylarında doğanın canlanmasıyla birlikte pek çok kişinin enerjisi ve motivasyonu artarken, bazı kişilerde ise tam tersine yorgunluk, huzursuzluk ve depresif bir ruh hali ortaya çıkabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bahar-depresyonuna-karsi-6-kritik-oneri-631157">Bahar depresyonuna karşı 6 kritik öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bahar aylarında doğanın canlanmasıyla birlikte pek çok kişinin enerjisi ve motivasyonu artarken, bazı kişilerde ise tam tersine yorgunluk, huzursuzluk ve depresif bir ruh hali ortaya çıkabiliyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi’nden Klinik Psikolog Seda Akcan</strong>, “Bahar depresyonu çoğu zaman görünür bir neden olmaksızın ortaya çıkan; ancak bireyin iç dünyasında anlamlı karşılığı olan bir deneyimdir. Bazı bireyler bahar aylarında kendilerini daha yorgun, huzursuz ve duygusal olarak dalgalı hissedebilir. Bastırılmış duygular, ertelenmiş ihtiyaçlar ve fark edilmeyen zihinsel yükler bu dönemde daha görünür hale gelebilir. Günlerin uzamasıyla birlikte artan ‘aktif olma’ baskısı, kişinin iç dünyasıyla, dış dünyanın beklentileri arasında uyumsuzluk yaratır. Bu da kaygı, isteksizlik ve tükenmişlik hissini beraberinde getirir, bahar depresyonuna neden olabilir” diyor. Klinik Psikolog Seda Akcan, bahar depresyonunun belirtilerini, hazırladığı 10 soruluk test ile anlattı, bahar depresyonuna karşı 6 kritik önerisini sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>1. Kendinizi sürekli yorgun hissediyor musunuz?</strong></p>
<p>Herhangi bir hastalığa bağlı olmadan ve yeterince dinlenmenize rağmen yorgunluğunuz geçmiyorsa, nedeni fiziksel değil; duygusal ya da zihinsel tükenmişlik olabilir. Baharda artan hareketlilik beklentisiyle içsel yavaşlık çatıştığında bu his daha da belirgin hale gelebilir.</p>
<p><strong>2. Sabahları yataktan çıkmakta zorlanıyor musunuz? </strong></p>
<p>Yataktan çıkmakta zorlanmak ve güne isteksiz başlamak bahar depresyonunun erken sinyallerinden biri olabilir. Kişi bilinçdışı şekilde güne başlamayı erteleyerek, duygusal yükten kaçınmaya çalışabilir. Bu durum içsel motivasyon kaybının önemli bir göstergesi olabilir.</p>
<p><strong>3. Eskiden keyif aldığınız şeyler artık sizi mutlu etmiyor mu?</strong></p>
<p>Daha önce size iyi gelen aktivitelerin artık ilginizi çekmemesi veya keyif vermemesi duygusal bir geri çekilmenin önemli göstergelerindendir. Bu durum kişinin yaşamdan aldığı tatminin azalmasıyla ilişkilidir ve depresif süreçlerde sıkça gözlemlenir.</p>
<p><strong>4. Kendinizi diğer insanlarla kıyaslayıp yetersiz hissettiğiniz oluyor mu?</strong></p>
<p>Kıyaslama davranışı çoğu zaman özdeğer algısıyla ilişkilidir. Kişi, kendi içsel ölçütleri yerine dış referanslara odaklandığında, yetersizlik ve değersizlik duygusu derinleşir. Bahar aylarında artan sosyal görünürlük bu karşılaştırmaları daha da artırır.</p>
<p><strong>5. Duygusal dalgalanmalar yaşıyor musunuz?</strong></p>
<p>Duyguların kısa sürede ve yoğun bir biçimde değişmesi psikolojik esnekliğin zorlandığını gösterir. Kişi bir yandan uyum sağlamaya çalışırken, diğer yandan içsel çatışmalar yaşayabilir. Bahar dönemindeki biyolojik ve çevresel değişimler bu kırılganlığı artırabilir.</p>
<p><strong>6. Dikkatinizi toplamakta zorlanıyor musunuz?</strong></p>
<p>Odaklanma güçlüğü, unutkanlık ve zihinsel dağınıklık; stresli dönemlerde artar. Zihin ‘şimdi ve burada’ kalmakta, mevcut ana odaklanmakta zorlanır; geçmişe dair düşüncelerle gelecek kaygıları arasında gidip gelir.  Bu durum performansı düşürür,  yetersizlik hissi yaratabilir. </p>
<p><strong>7. Uyku düzeniniz değişti mi?</strong></p>
<p>Uyku, psikolojik dengeyi düzenleyen en temel alanlardan biridir. Uykuya dalamamak ya da aşırı uyuma isteği, kişinin duygusal düzenleme becerilerinde zorlanma yaşadığını gösterebilir. Zihin, gün içerisinde işlenemeyen duyguları gece yaşamaya devam eder. </p>
<p><strong>8. İştahınızda değişiklik fark ettiniz mi?</strong></p>
<p>İştahın artması ya da azalması, duygu durumla yakından ilişkilidir. Kimi bireyler stresli dönemlerde duygusal boşluğu doldurmak için daha çok yerken, kimileriyse tam tersine iştah kaybı yaşayabilir. Bu durum, içsel denge arayışının bir yansımasıdır. </p>
<p><strong>9. Sosyal ortamlardan uzaklaşmak istiyor musunuz?</strong></p>
<p>İnsanlarla iletişim kurmaktan kaçınma, davetleri reddetme ve yalnız kalma isteği bazen bir korunma mekanizmasıdır. Kişi anlaşılmama ya da yargılanma ihtimaline karşı kendini izole ederek duygusal güvenliğini korumaya çalışır. Ancak bu durum uzun vadede yalnızlık hissini derinleştirir.</p>
<p><strong>10. Geleceğe dair umutsuzluk veya isteksizlik mi hissediyorsunuz?</strong></p>
<p>Zaman zaman umutsuz hissetmek normaldir, ancak bu duygunun sürekli ve yoğun yaşanması mutlaka dikkate alınmalıdır. Umutsuzluk kişinin gelecekle bağının zayıfladığını ve kontrol duygusunun azaldığını gösterebilir Değişimin mümkün olmadığına inanıldığında bu his kişi için yaşamın anlamını da azaltabilir. </p>
<p><strong>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>BAHAR DEPRESYONUNA KARŞI 6 KRİTİK ÖNERİ</strong></p>
<p>Klinik Psikolog Seda Akcan, bahar depresyonuna karşı 6 kritik öneride bulunuyor; </p>
<ul>
<li><strong>Biyolojik ritminizi yeniden yapılandırın</strong></li>
</ul>
<p>Mevsim geçişi insanın biyolojik saatini de etkilediği için; uyku düzeninde değişiklik, sabahları zor uyanma ya da gün içinde dalgalanan enerji hali sık görülür. Biyolojik ritminizi; her gün aynı saatlerde uyuyup- uyanarak, sabahları gün ışığına maruz kalarak ve gece ekran kullanımını sınırlandırarak dengeleyebilirsiniz. </p>
<ul>
<li><strong>Duygularınızı bastırmak yerine anlamlandırın</strong></li>
</ul>
<p>Bahar ayları toplumda genellikle ‘canlanma’ ve ‘mutluluk’ ile ilişkilendirilir. Ancak iç dünyanız bu beklentiyle örtüşmediğinde, ikincil bir suçluluk ve yetersizlik hissedebilirsiniz. ‘Böyle hissetmemeliyim’ düşüncesi duygusal yükü arttırır. Duygunuzu fark etmek, isimlendirip kabul etmek psikolojik esnekliğinizi artırarak içsel dengenizi korumaya katkı sağlayabilir. </p>
<ul>
<li><strong>Kendinizden beklentinizi yeniden düzenleyin</strong></li>
</ul>
<p>Enerjiniz düşükken kendinizden yüksek performans beklemeniz özgüveninizi zedeleyebilir. Bu nedenle büyük hedefler yerine küçük, ulaşılabilir ve sürdürebilir hedefler belirleyin. Tamamladığınız küçük adımlar, kontrol duygunuzu güçlendirir ve motivasyonunuzu kademeli olarak artırır.</p>
<ul>
<li><strong>Bedensel aktiviteyi bir zorunluluk değil, destek aracı olarak görün</strong></li>
</ul>
<p>Fiziksel hareket zihni de dengeler. Açık havada yürüyüş, hafif egzersi ve düzenli hareket; stres hormonlarını azaltır, mutluluk hormonlarının artmasına destek olur. Özellikle doğayla temas, zihinsel yükü hafifletmede oldukça etkilidir. Ancak yoğunluk değil süreklilik önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Sosyal temasınızı bilinçli şekilde sürdürün</strong></li>
</ul>
<p>Bahar depresyonunda sık görülen içe çekilme ve sosyal ilişkilerden uzaklaşma eğilimi yalnızlık hissini derinleştirerek bahar depresyonunun belirtilerini güçlendirebilir. Kişinin kendini güvende hissettiği ve yargılanmadan var olabildiği ilişkilerle temasını sürdürmesi duygularını düzenlemesine yardımcı olur. Sosyal destek, bu süreçte en önemli koruyucu faktörlerden biridir.</p>
<ul>
<li><strong>Profesyonel desteği geciktirmeyin</strong></li>
</ul>
<p>Klinik Psikolog Seda Akcan “Yakınmalarınız günlük yaşamınızı etkilemeye başladıysa ve 2 haftadan uzun bir uzmandan destek almak önemlidir. Psikolojik destek, kişinin bu süreci daha sağlıklı anlamlandırmasına ve yönetmesine yardımcı olur. Erken müdahale, depresif belirtilerin kronikleşmesini önemlede kritik bir rol oynar” diyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bahar-depresyonuna-karsi-6-kritik-oneri-631157">Bahar depresyonuna karşı 6 kritik öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Atalarımızın öğrettiği erdem ahlakını tüketmek üzereyiz&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-atalarimizin-ogrettigi-erdem-ahlakini-tuketmek-uzereyiz-631154</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 08:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atalarımızın]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[erdem]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[öğrettiği]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631154</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Veli Buluşmaları” programı kapsamında 3 binin üzerinde veliyle bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-atalarimizin-ogrettigi-erdem-ahlakini-tuketmek-uzereyiz-631154">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Atalarımızın öğrettiği erdem ahlakını tüketmek üzereyiz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Veli Buluşmaları” programı kapsamında 3 binin üzerinde veliyle bir araya geldi.</p>
<p><strong>“Hiç olmadığı kadar ergeni hastaneye yatırmak zorunda kalıyoruz…”</strong></p>
<p>Eğitimcilerin ve velilerin yoğun ilgi gösterdiği buluşmada teşhis yanlış olursa tedavinin de yanlış olabileceğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan; şöyle devam etti:</p>
<p><strong>“</strong>Çocuk ve ergen ruh sağlığı için son yıllarda yaşanan savrulma tesadüfi değil. İki tane önemli etken var. Birincisi, pandemi birçok şeyi altüst etti. Biz COVID pandemisinden önce genellikle yaşlılar etkilenecek diye beklerken en çok gençler etkilendi. Pandeminin dışında burada teknolojiye hız kazandırdı. Evrensel değerlerde küresel olarak aşınma vardı. Bu bizi de çok fazla etkiledi. Mesela Avrupa’daki etkisinden daha fazla küresel değer aşınması etkiledi. Bütün bunlar üst üste geldiği zaman okulda mesela akran zorbalığı Avrupa ortalaması yüzde 30&#8217;lardayken bizde yüzde 40&#8217;larda gibi. Bunca senelik psikiyatri uzmanlığı hayatımda son yıllarda hiç olmadığı kadar ergeni hastaneye yatırmak zorunda kalıyoruz. Bunların kök nedenini araştırdığımızda aslında 100 vakanın 80&#8217;i birbirine benzer çıkıyor. Bu nedenle bu ivme devam edecek gibi gözüküyor. Bu yok edilemez ama azaltılabilir. Burada aileye, eğitimcilere ve okul iklimine önemli görevler düşüyor. Gençlerin burada yapacakları muhakkak var ama ondan önce okul iklimi ve ailenin bu konudaki farkındalığı çok önemli. Bir sorunu çözmek için önce farkına varmak gerekiyor. Farkındalık ilk adım. Farkındalık yoksa tanı, teşhis yanlış oluyor. Teşhis yanlış olursa tedavi de yanlış oluyor. Onun için teşhisi doğru koyabilmek önemli.” </p>
<p><strong>“Gençlerin mentorluğa ihtiyacı var”</strong></p>
<p>İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünün düzenlediği programda aşınan değerler canlandırıldığında gençlerin hızlıca toparlanılacağını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Aileler karamsar olmasınlar. Bizim toplumumuzda asırlardır gelen bir Anadolu irfanı var. Bu Anadolu irfanındaki ve bazı aşınan değerleri canlandırırsak çok hızla toparlarız. Gençlere iyi yol arkadaşlığı, mentorluk yapmamız gerekiyor. Gençlerin mentorluğa ihtiyacı var. Burada akran mentorluğu da önemli. Biz üniversitede, ‘Akran Mentorluğu-Hedef Arkadaşlığı’ programı yaptık. Mesela uluslararası öğrenciler vardı. Her ülkenin öğrencisi Nijeryalılar bir grup, Filistinliler bir grup, Suriyeliler bir grup, Orta Asya&#8217;dan gelen bir grup dolaşıyorlar. Ön test-son test yaptık. Bunların sonucunda da bu Hedef Arkadaşlığı projesinde akran mentorluğunda bir Türk öğrenciye bir uluslararası öğrenciyi akran yaptık. Ayrıca İstanbul&#8217;daki çeşitli yerlere grup grup seyahatler yaptık. Onlar müthiş kaynaştılar ve o gerilim bitti. Yoksa öbür türlü kutuplaşmalar vardı. Gruplaşmalar, kavgalar, ses tonları yükselmeler vardı, düzeldi. Bunların çözümleri var yani çözüm, bilimsel metodoloji.” dedi.</p>
<p><strong>“Sorunlara bilimsel metodolojiyle çözüm bulmamız gerekiyor”</strong></p>
<p>Yeni sorulara yeni cevap vermenin bu zamanda bilimin metodolojisi olduğunun altını çizen Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Sorunlara bilimsel metodolojiyle çözüm bulmamız gerekiyor. Geleneksel çözümlerimiz artık işe yaramıyor. Eski sorulara yeni cevaplar vereceğiz. Eski sorulara eski cevapları verirsek biz aynı yerde patinaj yapıp dururuz. Yeni sorulara yeni cevap vermenin metodolojisi de bu zamanda bilimin metodolojisidir. Ve buna bütün dünyanın kullandığı ve şu anda bizim de çok kolay kullanabileceğimiz altyapımızın olduğu metotlar var. Bunlarla ilerleyebiliriz. Anne babaya şiddet uygulayan çocuklar bize geldiği zaman en çok gördüğümüz, bu çocuklar ergenliğe yeni girmiş çocuklar. Erken ergenlik dönemi işte 12-14 yaş. Erken ergenlik döneminde çocukların yetiştirilme biçimine bakıyoruz. Önce bir nörogelişimsel bozukluk var mı; otizme benzer bir durum, hastalık var mı diye bakıyoruz. Hastalık yoksa yetiştirilme biçimine bakıyoruz. Ailedeki anne-baba rollerine bakıyoruz. Çocuk doğru-yanlış, iyi-kötü, özgürlük ve sorumluluk çizgilerini biliyor mu, sınırlarını biliyor mu? Çocuk evin hükümdarı gibi büyütülmüş, anne baba çocukların etrafında dönüyor. Çocuk okulda her istediği olmalı diye düşünüyor. Arkadaşları her istediğini yapmalı, sınırları bilmiyor çünkü. Daha sonra içindeki acı öfkeye dönüşüyor. Öfke birikiyor düşmanlığa dönüşüyor, düşmanlık da devam edince şiddete dönüşüyor. Böyle bir zincirleme bir ilerleme oluyor. Eğer böyle durumlarda anne baba rehberliği yoksa, uzman konusunda müdahale yoksa genellikle böyle büyük olaylar ortaya çıkıyor. Yani özel böyle evin hükümdarı gibi yetiştirilmiş çocuklar bu konuda çok riskli çocuklar.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Psikolojik sağlamlık çalışmaları yapınca problemler büyümeden çözülüyor”</strong></p>
<p>Çocukta öngörülemezlik, belirsizlik ve temel güven duygusunun olmamasının beyinde hasar vermeye yettiğinden bahseden Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Aile mentorluğu ya da akran mentorluğundaki maksat patolojiyi, hastalığı düzeltmek değil, sağlam yönleri güçlendirmek. Sağlam yönleri güçlendirip, psikolojik sağlamlık çalışmaları yapınca problemler büyümeden çözülüyor. Buna birincil koruma deniyor. Bu gibi çözümler var. Bir çocuk anneyi, babayı bir de onların ilişkisini örnek alır. Evde sürekli gerilim varsa yapılan beyin tarama çalışmaları var. Beyin tarama çalışmalarında ABD’de Irak Savaşına giden askerlerin beynindeki travma izleri araştırılmış ve beyindeki hangi yapı bozulmuş onu tespit etmişler. Bir de ailede fırtınalı evliliklerdeki çocukların beyin taramasını yapmışlar. Evlilikteki çocukların savaştaki asker gibi beyinlerinde aynı travma izleri çıkmış. Savaştaki en büyük korku nedir? Güvensizlik, ölüm korkusu ve öngörülemezlik, belirsizlik. Bir çocuk için de öngörülemezlik, belirsizlik ve temel güven duygusunun olmaması beyinde hasar vermeye yetiyor. Çocuk şiddeti bir müddet sonra sorun çözme yöntemi, hak arama yöntemi olarak kabul ediyor ve devam ettiriyor. Böyle olaylarda da ‘Bana engel olan şey benim düşmanımdır, benim yanımda olmayan şey benim düşmanımdır.’ tarzındaki bir yaklaşımla rahatlıkla şiddete yöneliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Sorgulama yapabilen kişilerin sınır ihlalleri daha az oluyor”</strong></p>
<p>Problemi çözmek yerine gençlerin sağlam yönlerini güçlendirmek hedeflendiğinde sonucun daha hızlı alınacağına değinen Tarhan; “İnsanoğlu bir şeyi istediği zaman onu akla uygun hale getirebiliyor. Aklı olumsuz yönde kullanıyor. İnsanoğlu kendini aldatma üstadıdır. Öz eleştiri yapanlar yahut da başkasının eleştirisine açık olanlar, sorgulama yapabilen kişilerin sınır ihlalleri daha az oluyor. Okul şiddeti, okula silah götürme olayları ABD’de çok yaygın ve şimdi azalmaya başladı. Onlar okullarda mindfulness çalışmaları yaptılar. Psikolojik sağlamlık çalışmalarında daha sorun çıkmadan ‘psychological resilience’ deniyor. Bizde yılmazlık gibi; okul yılmazlığı, aile yılmazlığı gibi bir psikolojik sağlamlık çalışmaları yapıyorlar. Hiç problemle uğraşmıyorlar. Mesela rehber öğretmenlerimiz sorunlu vakalarla uğraşmak yerine, problemi çözmek yerine gençlerin sağlam yönlerini güçlendirmek şeklinde hareket etse daha hızlı sonuç alınır. Bununla ilgili biz üniversitede 5 yıl kadar 20 tane psikologla birlikte 19 modüllük bir çalışma yaptık. Bu çalışmayı ‘Mutluluk Bilimi ve Değerler’ diye 2022’de yayınladık. Daha sonra ikinci baskısını 2025’te yardımcı ders kitabı formatında yaptık. Kendi kültürümüze uygun çözümler ürettik. Anlam ve amaç modülü var. Onun dışında öfke yönetimi, stres yönetimi, minnettarlık, şükran, bağışlayıcılık ve empati modülü var. Empatiyi öğretiyoruz, zaten en önemli şey de empati yoksunluğu. Bütün bunlar olmadığı zaman güven zayıflıyor, güven zayıflayınca korku ortaya çıkıyor, korku çıkınca da şiddet ortaya çıkıyor. Yani böyle bir altyapı oluşuyor. Bu nedenle teşhisi doğru koyarsak çözüm doğru olur.” dedi.</p>
<p><strong>“Atalarımızın öğrettiği erdem ahlakını tüketmek üzereyiz”</strong></p>
<p>Toplumu toplum yapan değerlerin devam ettirilmesi gerektiğinden bahseden Tarhan; “Teknoloji hayatımıza hız kazandırdı ama anlam, amaç ve değerler hayatımıza yön kazandırıyor. Hız kazandırmak iyi, yön vermek daha iyi. Bizi biz yapan değerleri devam ettirmemiz gerekiyor. Bu değerler neden önemli? Değerler, erdem ahlakı genetik değil epigenetik. Genetik DNA’mızdan geliyor. Şu anda atalarımızın öğrettiği erdem ahlakını tüketmek üzereyiz. Çünkü epigenetik, iki üç nesil geçti. Sosyolojik fazlar genellikle otuz senedir. Üç faz geçti, dördüncü fazdayız. Artık okullarımızın erdem ahlakını öğretme endişesi olmalı. Japonlar, Çinliler 4-6 yaş arası çocuklara paylaşımcılığı, empatiyi öğretiyorlar. Hatta çocuğa hayata hazırlansın diye akvaryumdaki balığın öleceğini bile öğretiyorlar. Esas temel 4-6 yaşta atılıyor. Milli Eğitim’imizin öyle bir çalışması olduğunu duydum, şiddetle başlamalı. Hiç olmazsa 10-15 sene sonrasını kurtarırız ama bunu bilimsel metodolojiyle yapacağız. Yöntemleri var ve bizim kültürümüze çok uyuyor. ABD’lilerin kullandığı mindfulnessı araştırdım sanki Mevlâna’yı, bizim Anadolu irfanımızı almışlar, metodoloji geliştirmişler, sistematize etmişler, bilim haline getirmişler psikolojik sağlamlık çalışmaları olarak bize sunuyorlar.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Okullarda iletişim tek yönlü değil, çift yönlü olmalı”</strong></p>
<p>Empati yoksunluğunun bütün kötülüklerin kapısını açtığını belirten Tarhan; “Anne-babanın ve eğitimcilerin ‘kelebek avcısı’ gibi olması lazım. Kelebek avcısı kenara çekilir, bekler, kelebeği incitmeden yakalar ve kafese koyar. Çocuk bir şey yaptığı zaman hemen tepki göstermek yerine dağın arkasını görebilecek bir liderlik lazım. Şefkatle o çocuğun hatalarındaki sosyal ve duygusal ipuçlarını yakalamak gerekir. Mesela çocuk içine kapandıysa ya da her zaman konuşan çocuk artık konuşmuyorsa bunu fark etmek lazım. Okulda ve evde öğrencilerimizi, çocuklarımızı avcumuzun içi gibi tanımalıyız. Okullarda iletişim tek yönlü değil, çift yönlü olmalı. Milli Eğitim&#8217;in yeni modellerinde proje odaklı eğitim ve takım çalışması var; bu devrimsel bir şey. Batı bu tür sorgulayan insanları yetiştirdiği için teknolojide ilerliyor. Bunun olması için yüksek güvenlikli toplumlar lazım çünkü insanlar geleceğini güvende hissetmeli. ABD’de travmaya duyarlı liseler açtılar. Adı SEL (Social Emotional Learning &#8211; Sosyal ve Duygusal Öğrenme) liseleri. Risk gruplarındaki çocuklarla sosyal ve duygusal beceri çalışmaları yapıyorlar. Eğitimcilerin ve ailelerin empatiyi öğretmesi çok önemli. Empatiyi öğrenen bir çocuk, karşı tarafın duygularını ve haklarını anlar. Empati yoksunluğu bütün kötülüklerin kapısını açar.” dedi.</p>
<p><strong>“Manevi bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz gerekiyor”</strong></p>
<p>Özgürlük adı altında sorumsuzluğun yaygınlaştığının altını çizen Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Okul yönetiminin güven kuralı ile yaşamı geliştirmesi lazım. Bir hatayı biri yaptığında ceza almaz, diğeri yaptığında alırsa adalet duygusu zedelenir ve şiddet artar. Güven sosyal sermayedir ve iki ayağı vardır: Güven ve iş birliği. İçsel denetim yani vicdan çok önemlidir. Dış denetim, ceza yeterli olmaz. Günümüzde özgürlük adı altında sorumsuzluk çok yaygınlaştı. Aile ve okulun kontrolü zayıfladı. Bizim manevi bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz gerekiyor. Anne-babalar çocuklarını sadece mutlu etmek için değil, hayata hazırlamak için uğraşmalılar. Güç, güzellik ve başarı takıntısı insanları sömürüyor. Gerçek mutluluk, kendini tanımak ve kendinle barışık olmaktır. Çocuklardaki davranış bozukluklarının arkasında çoğu zaman ‘gizli depresyon’ vardır. Çocuk depresyondayım demez ama davranışıyla bunu gösterir. Eğer evde sevgi ve disiplin varsa, çocuk dışarıda hata yapsa bile bir süre sonra evdeki huzura geri döner. Krizleri bir büyüme ve gelişme fırsatı olarak görmeliyiz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Beynimiz biyolojik bir bilgisayar gibidir ve zihnimiz onu yönetir”</strong></p>
<p>Ailede uygulanması gereken 5S kuralına dikkat çekerek sözlerini sonlandıran Tarhan;<strong> “</strong>Nebraska Üniversitesinin mutlu aileler üzerinde yaptığı bir çalışmada üç ortak özellik bulunmuş. Birlikte zaman geçirmek, eşlerin birbirine verebileceği en güzel hediye nitelikli beraberliktir. 10-15 dakika bile olsa göz temasının kurulduğu, birbirini dinledikleri çift yönlü bir iletişim. Takdir, övgü ve onay sözlerini çok kullanmak. Eleştiri odaklı ilişkilerde sorun çok çıkıyor. ‘97 aldın, neden 100 almadın?’ demek çocuğu hayata küstürür. Sorunları incitmeden, ego tatmini için değil, ailenin geleceği için çözmeye odaklanmak gerekir. Birlikte kiliseye giden aileler yani yaşam felsefelerinin benzer olması. Bu güven veren bir beraberlik sağlar. Yaşlı çiftlerin birbirine şefkat göstermesi gibi. Şefkat, içinde empati barındıran büyük bir duygudur. Şartlı sevgi özgüveni düşürür. Ayrıca ailede uygulanması gereken ‘5S Kuralı’da vardır. Sevgi, saygı, sabır, sadakat, samimiyet. Sevgi, koşulsuz olmalı. Saygı, içinde nezaket olan bir saygı. Sabır, hem olumsuz durumlarda isyan etmemek hem de bir hedefe giderken zorluklara katlanmak. Sadakat, hem yalan söylememek hem de bağlılık. Samimiyet ise içtenlik. Niyet beyni programlar. Eğer sabah 4’te kalkmaya niyet ederseniz, saat kurmadan uyanırsınız. Beynimiz biyolojik bir bilgisayar gibidir ve zihnimiz onu yönetir.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-atalarimizin-ogrettigi-erdem-ahlakini-tuketmek-uzereyiz-631154">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Atalarımızın öğrettiği erdem ahlakını tüketmek üzereyiz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sık İdrara Çıkma ve Karın Ağrısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sik-idrara-cikma-ve-karin-agrisi-631148</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 08:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[çıkma]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[drara]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hasar]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Reflü]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631148</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında sık görülmesine rağmen çoğu zaman belirti vermeden ilerleyen böbrek reflüsü, idrarın mesaneden böbreklere doğru geri kaçmasıyla ortaya çıkan önemli bir sağlık sorunudur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sik-idrara-cikma-ve-karin-agrisi-631148">Sık İdrara Çıkma ve Karın Ağrısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında sık görülmesine rağmen çoğu zaman belirti vermeden ilerleyen böbrek reflüsü, idrarın mesaneden böbreklere doğru geri kaçmasıyla ortaya çıkan önemli bir sağlık sorunudur. Özellikle sık idrara çıkma, karın ağrısı, tekrarlayan ateşli idrar yolu enfeksiyonlarıyla kendini gösterebilen bu tablo, erken tanı konulmadığında kalıcı böbrek hasarına yol açabiliyor. Uzmanlar, çocuklarda görülen idrar yolu enfeksiyonlarının mutlaka dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Memorial Göztepe Hastanesi Çocuk Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Hakan Kocaman, çocuklarda böbrek reflü hastalığı ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>İdrar akışı terse döner ve bakteriler böbreklere ulaşır</strong></p>
<p>Vezikoüreteral reflü (VUR), idrarın normalde tek yönlü olması gereken akışının tersine dönmesiyle ortaya çıkan bir durumdur. Bu durum, bakterilerin böbreklere ulaşmasını kolaylaştırarak enfeksiyon riskini artırır. Özellikle bebeklik ve erken çocukluk döneminde görülen hastalık, çoğu zaman belirgin şikâyet oluşturmadan ilerleyebilir.</p>
<p><strong>0-5 yaş arası çocuklar en riskli grupta</strong></p>
<p>VUR açısından en riskli grup 0-5 yaş arası çocuklardır. Erkek bebeklerde yaşamın ilk yılında daha sık görülürken, kız çocuklarında genellikle tekrarlayan enfeksiyonlarla ortaya çıkmaktadır. Ailesinde reflü öyküsü olanlar, doğumsal idrar yolu anomalisi bulunan çocuklar ile kabızlık ve işeme bozukluğu yaşayanlar da risk grubunda yer alır. Hastalığın en yaygın nedeni doğumsal faktörlerdir. Üreterin mesaneye giriş yerindeki kapak mekanizmasının yeterince gelişmemesi reflüye yol açabilir. Bunun yanı sıra mesane çıkışında tıkanıklık, nörojen mesane, posterior üretral valv gibi yapısal sorunlar ya da uzun süreli işeme disfonksiyonları da hastalığın gelişmesine neden olabilir.</p>
<p><strong>Bu belirtiler çocuklarda böbrek reflüsüne işaret edebilir!</strong></p>
<p>Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları ve özellikle ateşli enfeksiyonlar en önemli işaretler arasında yer alır. Bir yaş altı bebeklerde nedeni açıklanamayan yüksek ateş, gebelikte saptanan böbrek genişlemesi ve ailede reflü öyküsü bulunması da dikkate alınmalıdır. Ayrıca büyüme geriliği ve çocukluk çağında görülen hipertansiyon da değerlendirilmesi gereken diğer önemli bulgulardır.</p>
<p>Hastalık çoğu zaman doğrudan belirti vermese de idrar yolu enfeksiyonu sırasında bazı şikâyetlerle kendini gösterebilir. Bebeklerde yüksek ateş, huzursuzluk, beslenme güçlüğü, kusma ve kilo alamama görülebilir. Daha büyük çocuklarda ise sık ve ağrılı idrara çıkma, karın veya bel ağrısı, kötü kokulu ya da bulanık idrar ve gece alt ıslatma gibi belirtiler ön plana çıkabilir.</p>
<p><strong>Böbrek hasarı varsa cerrahi gündeme gelebilir</strong></p>
<p>Vezikoüreteral reflünün en büyük riski, yol açtığı enfeksiyonlar ve buna bağlı gelişen böbrek hasarıdır. Tanı için ilk basamak genellikle ultrasonografidir. Kesin tanı ise “işeme sistoüretrografisi” (VCUG) ile konur ve bu yöntemle reflünün derecesi belirlenir. Gerekli durumlarda böbreklerde kalıcı hasar olup olmadığını değerlendirmek için böbrek sintigrafisi de yapılabilir.</p>
<p>Tedavi süreci her çocuk için bireysel olarak planlanmalıdır. Çünkü reflünün derecesi, çocuğun yaşı, enfeksiyon sıklığı ve böbreklerde hasar olup olmaması en önemli belirleyici unsurlardır. Düşük dereceli reflülerin önemli bir kısmı zamanla kendiliğinden düzelebilmektedir. Hafif vakalarda düzenli takip ve enfeksiyonlardan korunma yeterli olabilirken, orta dereceli olgularda endoskopik yöntemler tercih edilebilir. İleri dereceli ve böbrek hasarı riski bulunan durumlarda ise cerrahi tedavi gündeme gelebilir. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sik-idrara-cikma-ve-karin-agrisi-631148">Sık İdrara Çıkma ve Karın Ağrısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlık, destek ve umut merkezi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglik-destek-ve-umut-merkezi-631133</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 08:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[kara]]></category>
		<category><![CDATA[merkez]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631133</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Karşıyaka’da hayata geçirdiği merkez; diyabet farkındalığından otizm etkinliklerine, psikolojik danışmanlıktan ailelere desteğe kadar geniş bir yelpazede hizmet sunarak İzmirlilerin yaşam kalitesini artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-destek-ve-umut-merkezi-631133">Sağlık, destek ve umut merkezi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Karşıyaka’da hayata geçirdiği merkez; diyabet farkındalığından otizm etkinliklerine, psikolojik danışmanlıktan ailelere desteğe kadar geniş bir yelpazede hizmet sunarak İzmirlilerin yaşam kalitesini artırıyor.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Karşıyaka Girne Bulvarı’nda, uzun süredir atıl durumdaki üç daireyi dönüştürmesiyle hayata geçen danışmanlık merkezi; Diyabet Farkındalık Merkezi, Otizm Etkinlik Merkezi ve Psikolojik Destek Birimi ile koruyucu ve destekleyici sağlık hizmetleri sunuyor. Merkezde, diyabet hastaları ve risk grubundaki bireylerin yanı sıra tüm vatandaşlara yönelik çalışmalar yürütülürken; otizmli bireyler için uzmanlar eşliğinde eğitici ve eğlenceli etkinlikler düzenleniyor. Psikolojik Destek Birimi’nde ise çocuk, ergen ve yetişkinlere danışmanlık hizmeti veriliyor. Farklı hizmetleri tek çatı altında buluşturan merkez, yalnızca sağlık desteği sağlamakla kalmıyor; bireylerin yaşam kalitesini artırmayı, ailelerin gündelik yaşamına da nefes olmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Ölçümler yapılıyor</strong><br />Diyabet Farkındalık Merkezi’nin çalışmalarını aktaran Uzman Diyetisyen Semiha Özge Kara, başvuranların önce kayıt altına alındığını, ardından diyabet eğitim hemşiresine yönlendirildiğini belirtti. Danışanın öyküsünün değerlendirilerek kronik hastalıklar ve sağlıklı yaşam konusunda bilgilendirme yapıldığını ifade etti. İhtiyaç halinde diyetisyene yönlendirme yapıldığını aktaran Kara, “Son üç ayda yapılan tetkikleri inceliyor, vücut analizi yapıyor; bel ve kalça çevresi ölçümlerini alıyoruz. Yaşam ve beslenme alışkanlıklarını değerlendirerek kişiye özel öneriler sunuyor, düzenli kontrollerle süreci takip ediyoruz” dedi. Amaçlarının danışanların sağlıklı kiloya ulaşması ve bunu koruması olduğunu vurgulayan Kara, bu sayede kronik hastalıkların yönetimine destek olduklarını, verilen eğitimlerle de farkındalığı artırmayı hedeflediklerini söyledi.</p>
<p><strong>Türkiye’de diyabet oranı yüksek</strong><br />Kara, diyabetin; pankreasın yeterli insülin üretememesi ya da üretilen insülinin vücut tarafından etkin kullanılamaması sonucu ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu belirtti. Tip 1, tip 2 ve gebelik diyabeti gibi türleri bulunduğunu ifade etti. Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun 2025 raporuna göre Türkiye’de diyabet oranının yüzde 16,3’e yükseldiğini aktaran Kara, bu oranla Türkiye’nin Avrupa’da en yüksek diyabet görülme sıklığına sahip ülke konumunda olduğunu söyledi. Tip 2 diyabetin en önemli nedenlerinden birinin obezite olduğuna dikkat çeken Kara, prediyabet ve insülin direnci bulunan bireylerde riskin daha yüksek olduğunu vurguladı. Kara, yaşam tarzı değişikliğinin önemine işaret ederek, Diyabet Farkındalık Merkezi’nde danışanlara bu süreçte destek verdiklerini dile getirdi.</p>
<p><strong>“Artık içim rahat edecek”</strong><br />Otizm Etkinlik Merkezi, aileler için önemli bir ihtiyaca yanıt veriyor. Otizmli kızı Seray’ı merkeze getiren Sema Tokalı, kızının 4 yaşında atipik otizm tanısı aldığını belirterek merkezin açılmasından büyük memnuniyet duyduğunu söyledi. Tokalı, “İşlerimi hep kızıma göre ayarlıyordum. Onu güvenle bırakabileceğim bir yer olması beni rahatlattı. Uzmanlar eşliğinde etkinliklere katılacak, sosyalleşecek ve gelişim gösterecek. Artık içim daha rahat, ben de işlerimi daha kolay halledebileceğim” dedi. Merkezin otizmli çocuklar ve aileleri için önemli bir destek olduğunu vurgulayan Tokalı, hizmetten dolayı İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etti.</p>
<p><strong>Böyle bir merkeze çok ihtiyacımız vardı”</strong><br />“Otizmli oğlu Toprak’ı merkeze getiren Aysun Ediz Aslan, hizmetten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Aslan, çocuğunu 2 yaşından bu yana özel eğitimlere götürdüğünü belirterek merkezin önemli bir ihtiyaca yanıt verdiğini söyledi. “Çocuklarımızı güvenle bırakabileceğimiz bir yer yoktu. Bu merkez hayatımızı kolaylaştırdı” diyen Aslan, burada çocuklara birebir ilgi gösterildiğini ve hizmetin hem çocuklar hem de aileler için büyük katkı sağladığını ifade etti. Aslan, merkezin açılmasında emeği geçenlere teşekkür etti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-destek-ve-umut-merkezi-631133">Sağlık, destek ve umut merkezi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronobeslenme: Beslenmede Yeni Yaklaşım, Doğru Saatte Yemek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronobeslenme-beslenmede-yeni-yaklasim-dogru-saatte-yemek-631130</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmede]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[kronobeslenme]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Murat Baş]]></category>
		<category><![CDATA[saatlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[saatte]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631130</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beslenmede yalnızca ne yediğimiz değil, ne zaman yediğimiz de sağlığımız üzerinde belirleyici bir rol oynuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronobeslenme-beslenmede-yeni-yaklasim-dogru-saatte-yemek-631130">Kronobeslenme: Beslenmede Yeni Yaklaşım, Doğru Saatte Yemek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Beslenmede yalnızca ne yediğimiz değil, ne zaman yediğimiz de sağlığımız üzerinde belirleyici bir rol oynuyor. “Kronobeslenme” olarak tanımlanan bu yaklaşım, vücudun biyolojik saatiyle uyumlu beslenmenin önemini ortaya koyuyor. Araştırmalar, aynı yemeğin günün farklı saatlerinde tüketildiğinde metabolik yanıtların değiştiğini ve özellikle geç saatlerde alınan öğünlerin daha olumsuz etkiler oluşturduğunu gösteriyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, geç saatlerde yemek yeme alışkanlığının metabolik dengeyi bozduğunu belirterek, “Günün biyolojik ritmiyle uyumlu beslenmek, sağlığın temel belirleyicilerinden biridir. Geç saatlerde yenen yemekler vücudu dinlenme fazında yakalar ve bu durum metabolik yük oluşturur” diyor. Prof. Dr. Murat Baş, özellikle akşam ve gece saatlerinde tüketilen yemeklerin kan şekeri dengesini bozduğunu ve yağ depolanmasını artırdığını vurguluyor.</strong></em></p>
<p>Kronobeslenme alanında yapılan bilimsel çalışmalar, besin alım zamanının glukoz metabolizması ve yağ depolanması üzerinde doğrudan etkili olduğunu ortaya koyuyor. Aynı öğün geç saatlerde yendiğinde vücudun insüline verdiği tepki zayıflıyor ve yemekten sonra kan şekeri daha fazla yükseliyor. Bu bulgulara göre saat 22.00’de tüketilen bir öğün, saat 18.00’de tüketilen aynı öğüne kıyasla daha yüksek glisemik yanıt, daha düşük yağ oksidasyonu ve daha yavaş trigliserid temizlenmesi ile ilişkilendiriliyor. Prof. Dr. Murat Baş, “Yani geç saatlerde aynı yemek yenildiğinde vücut şekeri ve yağı daha kötü dengeliyor; daha fazla kan şekeri yükselmesi ve daha az yağ yakımı oluyor” diyor. </p>
<p><strong>Aynı Yemek, Farklı Saatte Farklı Etki</strong></p>
<p>Kronobeslenme yaklaşımına göre insan vücudu gün içinde daha aktif, gece ise dinlenme modunda çalışıyor. Prof. Dr. Murat Baş, bu durumu şöyle açıklıyor: “Metabolizma gün içinde enerji kullanımına, gece ise onarım süreçlerine odaklanır. Bu nedenle aynı besin, farklı saatlerde tamamen farklı metabolik sonuçlar doğurabilir.”</p>
<p>Akşam ve gece saatlerinde insülin duyarlılığı azalırken glukoz toleransı düşüyor ve melatonin seviyesi yükseliyor. Bu durum, enerji kullanımını azaltarak alınan kalorilerin daha kolay yağ olarak depolanmasına neden oluyor. Yapılan araştırmalara göre, geç saatlerde yemek yeme alışkanlığı tip 2 diyabet, obezite ve metabolik sendrom riskini artırıyor. Prof. Dr. Murat Baş, “Geç yemek, sadece kilo kontrolünü değil, uzun vadede kardiyometabolik sağlığı, yani kalp-damar sistemi ile metabolizmanın (şeker, yağ ve enerji dengesi) birlikte sağlıklı çalışmasını doğrudan etkiler” diyor.</p>
<p><strong>Akşam Saatlerinde Ne Yemeli? </strong></p>
<p>Uzmanlar akşam öğünlerinde daha hafif ve düşük glisemik yük içeren besinlerin tercih edilmesini öneriyor. Yani sebze ağırlıklı, protein dengeli ve şeker/rafine karbonhidratı düşük öğünler akşam için en uygunu. Lif açısından zengin sebzeler, baklagiller, balık ve yoğurt gibi protein kaynakları metabolik dengeyi destekliyor. Prof. Dr. Murat Baş, “Bilimsel çalışmalar; yoğurt, süt, hindi, tavuk, yumurta, muz ve yulaf gibi triptofan açısından zengin besinlerin yanı sıra ıspanak, pazı, badem, ceviz, kaju ve baklagiller gibi magnezyum içeren gıdaların, hem uyku kalitesini artırmada hem de hormonal dengeyi desteklemede önemli rol oynadığını ortaya koyuyor” şeklinde konuşuyor.</p>
<p>Kronobeslenme araştırmalarının ortak bulgusu, beslenme zamanlamasının en az besin içeriği kadar önemli olduğu yönünde. Prof. Dr. Murat Baş, “Akşam saatlerinde şekerli ve rafine karbonhidratlar, doymuş yağdan zengin ağır yemekler, kafein ve alkolden kaçınılması, metabolizmanın dengede kalması ve gece boyunca daha sağlıklı bir işleyişin sürdürülmesi açısından önem taşıyor. Sağlıklı beslenme sadece ne yediğimizle değil, ne zaman yediğimizle de ilgilidir. Vücudun biyolojik ritmine uyum, metabolik sağlığın temelini oluşturur” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronobeslenme-beslenmede-yeni-yaklasim-dogru-saatte-yemek-631130">Kronobeslenme: Beslenmede Yeni Yaklaşım, Doğru Saatte Yemek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bahar Depresyonu Nedir? Nasıl Atlatılır?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bahar-depresyonu-nedir-nasil-atlatilir-631106</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:45:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atlatılır]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonu]]></category>
		<category><![CDATA[nedir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631106</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bahar depresyonu nedir?  Bahar aylarında doğanın canlanmasıyla birlikte pek çok kişinin enerjisi ve motivasyonu artarken, bazı kişilerde ise tam tersine yorgunluk, huzursuzluk ve depresif bir ruh hali ortaya çıkabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bahar-depresyonu-nedir-nasil-atlatilir-631106">Bahar Depresyonu Nedir? Nasıl Atlatılır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Bahar depresyonu nedir?  </b>Bahar aylarında doğanın canlanmasıyla birlikte pek çok kişinin enerjisi ve motivasyonu artarken, bazı kişilerde ise tam tersine yorgunluk, huzursuzluk ve depresif bir ruh hali ortaya çıkabiliyor.</p>
<p>Acıbadem Bakırköy Hastanesi’nden Klinik Psikolog Seda Akcan, “Bahar depresyonu çoğu zaman görünür bir neden olmaksızın ortaya çıkan; ancak bireyin iç dünyasında anlamlı karşılığı olan bir deneyimdir. Bazı bireyler bahar aylarında kendilerini daha yorgun, huzursuz ve duygusal olarak dalgalı hissedebilir. Bastırılmış duygular, ertelenmiş ihtiyaçlar ve fark edilmeyen zihinsel yükler bu dönemde daha görünür hale gelebilir. Günlerin uzamasıyla birlikte artan ‘aktif olma’ baskısı, kişinin iç dünyasıyla, dış dünyanın beklentileri arasında uyumsuzluk yaratır. Bu da kaygı, isteksizlik ve tükenmişlik hissini beraberinde getirir, bahar depresyonuna neden olabilir” diyor. Klinik Psikolog Seda Akcan, bahar depresyonunun belirtilerini, hazırladığı 10 soruluk test ile anlattı, bahar depresyonuna karşı 6 kritik önerisini sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p><b><strong>Kendinizi sürekli yorgun hissediyor musunuz?</strong></b></p>
<p>Herhangi bir hastalığa bağlı olmadan ve yeterince dinlenmenize rağmen yorgunluğunuz geçmiyorsa, nedeni fiziksel değil; duygusal ya da zihinsel tükenmişlik olabilir. Baharda artan hareketlilik beklentisiyle içsel yavaşlık çatıştığında bu his daha da belirgin hale gelebilir.</p>
<p><b><strong>Sabahları yataktan çıkmakta zorlanıyor musunuz? </strong></b></p>
<p>Yataktan çıkmakta zorlanmak ve güne isteksiz başlamak bahar depresyonunun erken sinyallerinden biri olabilir. Kişi bilinçdışı şekilde güne başlamayı erteleyerek, duygusal yükten kaçınmaya çalışabilir. Bu durum içsel motivasyon kaybının önemli bir göstergesi olabilir.</p>
<p><b><strong>Eskiden keyif aldığınız şeyler artık sizi mutlu etmiyor mu?</strong></b></p>
<p>Daha önce size iyi gelen aktivitelerin artık ilginizi çekmemesi veya keyif vermemesi duygusal bir geri çekilmenin önemli göstergelerindendir. Bu durum kişinin yaşamdan aldığı tatminin azalmasıyla ilişkilidir ve depresif süreçlerde sıkça gözlemlenir.</p>
<p><b><strong>Kendinizi diğer insanlarla kıyaslayıp yetersiz hissettiğiniz oluyor mu?</strong></b></p>
<p>Kıyaslama davranışı çoğu zaman özdeğer algısıyla ilişkilidir. Kişi, kendi içsel ölçütleri yerine dış referanslara odaklandığında, yetersizlik ve değersizlik duygusu derinleşir. Bahar aylarında artan sosyal görünürlük bu karşılaştırmaları daha da artırır.</p>
<p><b><strong>Duygusal dalgalanmalar yaşıyor musunuz?</strong></b></p>
<p>Duyguların kısa sürede ve yoğun bir biçimde değişmesi psikolojik esnekliğin zorlandığını gösterir. Kişi bir yandan uyum sağlamaya çalışırken, diğer yandan içsel çatışmalar yaşayabilir. Bahar dönemindeki biyolojik ve çevresel değişimler bu kırılganlığı artırabilir.</p>
<p><b><strong>Dikkatinizi toplamakta zorlanıyor musunuz?</strong></b></p>
<p>Odaklanma güçlüğü, unutkanlık ve zihinsel dağınıklık; stresli dönemlerde artar. Zihin ‘şimdi ve burada’ kalmakta, mevcut ana odaklanmakta zorlanır; geçmişe dair düşüncelerle gelecek kaygıları arasında gidip gelir.  Bu durum performansı düşürür,  yetersizlik hissi yaratabilir.</p>
<p><b><strong>Uyku düzeniniz değişti mi?</strong></b></p>
<p>Uyku, psikolojik dengeyi düzenleyen en temel alanlardan biridir. Uykuya dalamamak ya da aşırı uyuma isteği, kişinin duygusal düzenleme becerilerinde zorlanma yaşadığını gösterebilir. Zihin, gün içerisinde işlenemeyen duyguları gece yaşamaya devam eder.</p>
<p><b><strong>İştahınızda değişiklik fark ettiniz mi?</strong></b></p>
<p>İştahın artması ya da azalması, duygu durumla yakından ilişkilidir. Kimi bireyler stresli dönemlerde duygusal boşluğu doldurmak için daha çok yerken, kimileriyse tam tersine iştah kaybı yaşayabilir. Bu durum, içsel denge arayışının bir yansımasıdır.</p>
<p><b><strong>Sosyal ortamlardan uzaklaşmak istiyor musunuz?</strong></b></p>
<p>İnsanlarla iletişim kurmaktan kaçınma, davetleri reddetme ve yalnız kalma isteği bazen bir korunma mekanizmasıdır. Kişi anlaşılmama ya da yargılanma ihtimaline karşı kendini izole ederek duygusal güvenliğini korumaya çalışır. Ancak bu durum uzun vadede yalnızlık hissini derinleştirir.</p>
<p><b><strong>Geleceğe dair umutsuzluk veya isteksizlik mi hissediyorsunuz?</strong></b></p>
<p>Zaman zaman umutsuz hissetmek normaldir, ancak bu duygunun sürekli ve yoğun yaşanması mutlaka dikkate alınmalıdır. Umutsuzluk kişinin gelecekle bağının zayıfladığını ve kontrol duygusunun azaldığını gösterebilir Değişimin mümkün olmadığına inanıldığında bu his kişi için yaşamın anlamını da azaltabilir.</p>
<p><strong>BAHAR DEPRESYONUNA KARŞI 6 KRİTİK ÖNERİ</strong></p>
<p>Klinik Psikolog Seda Akcan, bahar depresyonuna karşı 6 kritik öneride bulunuyor;</p>
<div>
<p><strong>Biyolojik ritminizi yeniden yapılandırın</strong></p>
</div>
<p>Mevsim geçişi insanın biyolojik saatini de etkilediği için; uyku düzeninde değişiklik, sabahları zor uyanma ya da gün içinde dalgalanan enerji hali sık görülür. Biyolojik ritminizi; her gün aynı saatlerde uyuyup- uyanarak, sabahları gün ışığına maruz kalarak ve gece ekran kullanımını sınırlandırarak dengeleyebilirsiniz.</p>
<div>
<p><strong>Duygularınızı bastırmak yerine anlamlandırın</strong></p>
</div>
<p>Bahar ayları toplumda genellikle ‘canlanma’ ve ‘mutluluk’ ile ilişkilendirilir. Ancak iç dünyanız bu beklentiyle örtüşmediğinde, ikincil bir suçluluk ve yetersizlik hissedebilirsiniz. ‘Böyle hissetmemeliyim’ düşüncesi duygusal yükü arttırır. Duygunuzu fark etmek, isimlendirip kabul etmek psikolojik esnekliğinizi artırarak içsel dengenizi korumaya katkı sağlayabilir.</p>
<p><strong>Kendinizden beklentinizi yeniden düzenleyin</strong></p>
<p>Enerjiniz düşükken kendinizden yüksek performans beklemeniz özgüveninizi zedeleyebilir. Bu nedenle büyük hedefler yerine küçük, ulaşılabilir ve sürdürebilir hedefler belirleyin. Tamamladığınız küçük adımlar, kontrol duygunuzu güçlendirir ve motivasyonunuzu kademeli olarak artırır.</p>
<p><strong>Bedensel aktiviteyi bir zorunluluk değil, destek aracı olarak görün</strong></p>
<p>Fiziksel hareket zihni de dengeler. Açık havada yürüyüş, hafif egzersi ve düzenli hareket; stres hormonlarını azaltır, mutluluk hormonlarının artmasına destek olur. Özellikle doğayla temas, zihinsel yükü hafifletmede oldukça etkilidir. Ancak yoğunluk değil süreklilik önemlidir.</p>
<p><strong>Sosyal temasınızı bilinçli şekilde sürdürün</strong></p>
<p>Bahar depresyonunda sık görülen içe çekilme ve sosyal ilişkilerden uzaklaşma eğilimi yalnızlık hissini derinleştirerek bahar depresyonunun belirtilerini güçlendirebilir. Kişinin kendini güvende hissettiği ve yargılanmadan var olabildiği ilişkilerle temasını sürdürmesi duygularını düzenlemesine yardımcı olur. Sosyal destek, bu süreçte en önemli koruyucu faktörlerden biridir.</p>
<p><strong>Profesyonel desteği geciktirmeyin</strong></p>
<p>Klinik Psikolog Seda Akcan “Yakınmalarınız günlük yaşamınızı etkilemeye başladıysa ve 2 haftadan uzun bir uzmandan destek almak önemlidir. Psikolojik destek, kişinin bu süreci daha sağlıklı anlamlandırmasına ve yönetmesine yardımcı olur. Erken müdahale, depresif belirtilerin kronikleşmesini önemlede kritik bir rol oynar” diye konuştu. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bahar-depresyonu-nedir-nasil-atlatilir-631106">Bahar Depresyonu Nedir? Nasıl Atlatılır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Keçiören Belediyesi&#8217;nden Kadın Sağlığına Yönelik Farkındalık Semineri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kecioren-belediyesinden-kadin-sagligina-yonelik-farkindalik-semineri-631100</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:45:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[keçiören]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığına]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631100</guid>

					<description><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü tarafından kadın sağlığı konusunda toplumsal bilinç oluşturmak ve erken tanının önemine dikkat çekmek amacıyla “Kadın Hastalıklarında Farkındalık Semineri” düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kecioren-belediyesinden-kadin-sagligina-yonelik-farkindalik-semineri-631100">Keçiören Belediyesi&#8217;nden Kadın Sağlığına Yönelik Farkındalık Semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü tarafından kadın sağlığı konusunda toplumsal bilinç oluşturmak ve erken tanının önemine dikkat çekmek amacıyla <b>“Kadın Hastalıklarında Farkındalık Semineri”</b> düzenlendi. Yunus Emre Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen seminer kadınlardan yoğun ilgi gördü.</p>
<p><b>Alanında uzman isimler bilgilendirme yaptı</b></p>
<p>Erken tanı ve koruyucu sağlık önlemleri konusunda farkındalık oluşturulması hedefiyle düzenlenen programda katılımcılara kendi bedenlerini tanıma ve sağlıklarını koruma konusunda önemli bilgiler aktarıldı. Alanında uzman isimlerin yer aldığı seminerde Genel Cerrah Prof. Dr. Ali Kağan Gökakın, meme ve kolon kanseri hakkında bilgilendirme yaptı. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Emine Gül Savcı ise rahim ağzı kanseri konusunda önemli uyarılarda bulundu. Seminerde yer alan Klinik Psikolog Bikem Zeynep Yazıcı da hastalık süreçlerinde psikolojik dayanıklılığın önemi ve bireylerin bu süreçleri sağlıklı şekilde yönetebilmesine yönelik değerlendirmeler yaptı.</p>
<p><b>Kendi kendine muayenenin püf noktaları aktarıldı</b></p>
<p>Seminer kapsamında kadın hastalıklarına ilişkin temel bilgiler, meme sağlığı ve kendi kendine muayene yöntemleri, rahim ve yumurtalık sağlığı, menopoz süreci ve hormonal değişiklikler, erken tanı ve düzenli taramaların önemi ile sağlıklı yaşam ve beslenme konuları ele alındı. Programda ayrıca katılımcıların soruları uzmanlar tarafından yanıtlandı. Uygulamalı eğitim bölümünde katılımcılara kendi kendine meme muayenesi ve basit egzersizler hakkında pratik bilgiler sunuldu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kecioren-belediyesinden-kadin-sagligina-yonelik-farkindalik-semineri-631100">Keçiören Belediyesi&#8217;nden Kadın Sağlığına Yönelik Farkındalık Semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Birliği Sendikası Yöneticileri Halk Sağlığı Genel Müdürü Öz’e Sorun ve Talepleri Anlattı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasi-yoneticileri-halk-sagligi-genel-muduru-oze-sorun-ve-talepleri-anlatti-631067</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 18:44:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[genel]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sendikası]]></category>
		<category><![CDATA[yöneticileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631067</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası Yöneticileri Halk Sağlığı Genel Müdürü Öz'e Sorun ve Talepleri Anlattı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasi-yoneticileri-halk-sagligi-genel-muduru-oze-sorun-ve-talepleri-anlatti-631067">Hekim Birliği Sendikası Yöneticileri Halk Sağlığı Genel Müdürü Öz’e Sorun ve Talepleri Anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendisasından konu ile ilgili yaptılan açıklamada, “Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Erdoğan Öz ile gerçekleştirdiğimiz görüşmede, sahada büyük özveriyle görev yapan aile hekimlerimizin karşılaştığı sorunları ve taleplerini kendilerine iletme fırsatı bulduk. Toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesinde önemli bir rol üstlenen aile hekimlerimizin çalışma koşullarının iyileştirilmesine yönelik bu yapıcı görüşmenin son derece verimli geçtiğine inanıyoruz. Nazik kabulleri ve misafirperverlikleri için Sayın Doç. Dr. Erdoğan Öz’e teşekkür ederiz” ifadelerine yer verildi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasi-yoneticileri-halk-sagligi-genel-muduru-oze-sorun-ve-talepleri-anlatti-631067">Hekim Birliği Sendikası Yöneticileri Halk Sağlığı Genel Müdürü Öz’e Sorun ve Talepleri Anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş Hekimliğinde Uzmanlık Çıkmazı: “Kadro Bekliyoruz, Uzmanlık Artık Sığınak Değil!”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-hekimliginde-uzmanlik-cikmazi-kadro-bekliyoruz-uzmanlik-artik-siginak-degil-631027</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 17:44:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[bekliyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[çıkmazı]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[kadro]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631027</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diş Hekimliğinde Uzmanlık Çıkmazı: "Kadro Bekliyoruz, Uzmanlık Artık Sığınak Değil!"</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimliginde-uzmanlik-cikmazi-kadro-bekliyoruz-uzmanlik-artik-siginak-degil-631027">Diş Hekimliğinde Uzmanlık Çıkmazı: “Kadro Bekliyoruz, Uzmanlık Artık Sığınak Değil!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşan Diş Hekimliğinde Uzmanlık Sınavı (DUS) öncesi binlerce diş hekimi belirsizliğe karşı sesini yükseltiyor. Henüz açıklanmayan kontenjanlar için makul ve yeterli bir kadro talep eden hekimler, uzmanlığın artık bir “kariyer tercihi” değil, pratisyenlikteki istihdam sorunlarından kaçmak için bir “sığınak” haline geldiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><b>Sistemin. Tıkandığı 3 Kritik Nokta</b></p>
<p>• Belirsizlik ve Mağduriyet: Sınav yaklaşıyor ancak kontenjanlar hala açıklanmadı. 2023’te 3 bin olan aday sayısı 10 bine dayanmışken, kontenjanların yerinde sayması “kazanılmayı imkansız” kılıyor.<br /> • Uzmanlık Çözüm Olmaktan Çıktı: Pratisyen hekimlerin kamuya atanma zorluğu ve özel sektördeki güvencesiz çalışma koşulları, herkesi DUS’a zorluyor. Ancak uzman olduktan sonra da atama ve istihdam garantisi olmaması, krizi derinleştiriyor.<br /> • Ölçme Sistemi Yetersiz: 120 soruluk sınav, 10 bin kişilik yığılmayı ayırt edemiyor. 85 net yapan hekimlerin açıkta kaldığı bir sistemde, sınavın soru sayısının artırılması ve daha seçici hale gelmesi şart.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/04/dis-hekimliginde-uzmanlik-cikmazi-kadro-bekliyoruz-uzmanlik-artik-siginak-degil-0-x2hgZUJ3.jpeg"/></p>
<p><b>Çözüm Talepleri</b></p>
<p>Gerçekçi Kontenjan: Aday sayısındaki 3 katlık artışa paralel, makul bir kontenjan artışı acilen duyurulmalıdır.<br /> Yılda İki Sınav Hakkı: 2027’de sınavın yılda bire düşürülme planından vazgeçilmelidir.<br /> İstihdam Reformu: Uzmanlık bir “zorunluluk” olmaktan çıkarılmalı; hem pratisyen hem uzman diş hekimleri için kamuda ve özel sektörde insani çalışma koşulları ve yeterli atama sağlanmalıdır.</p>
<p><b>“Sadece Sınav Değil, Gelecek Sorunu!</b></p>
<p>Hekimler, “Makul kadro ve adil bir sınav sistemi istiyoruz. Diş hekimliği eğitimi, sadece sınav kağıtlarına sığdırılmayacak kadar değerlidir,” diyerek yetkilileri bütüncül bir planlamaya davet ediyor. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimliginde-uzmanlik-cikmazi-kadro-bekliyoruz-uzmanlik-artik-siginak-degil-631027">Diş Hekimliğinde Uzmanlık Çıkmazı: “Kadro Bekliyoruz, Uzmanlık Artık Sığınak Değil!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karşıyaka&#8217;da sağlıklı yapılaşma için ortak akıl buluşması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karsiyakada-saglikli-yapilasma-icin-ortak-akil-bulusmasi-631021</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 11:54:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[buluşması]]></category>
		<category><![CDATA[inşaat]]></category>
		<category><![CDATA[karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[odası]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[temsilcileri]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yapılaşma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631021</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karşıyaka Belediyesi, kentin gelecekteki yapılaşma sürecini planlamak amacıyla inşaat sektörü temsilcileriyle bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyakada-saglikli-yapilasma-icin-ortak-akil-bulusmasi-631021">Karşıyaka&#8217;da sağlıklı yapılaşma için ortak akıl buluşması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Karşıyaka Belediyesi, kentin gelecekteki yapılaşma sürecini planlamak amacıyla inşaat sektörü temsilcileriyle bir araya geldi. İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’nün düzenlediği toplantıya, ilgili meslek odaları ve sektör derneklerinin temsilcileri ile belediye meclis üyeleri katıldı. Belediye Başkanı Yıldız Ünsal, “Bilimin ve ortak aklın rehberliğinde, Karşıyaka’yı çok daha güvenli bir yapıya kavuşturmak için çalışmaya devam edeceğiz” dedi.</b></p>
<p>Kentlerin sürdürülebilir, yaşanabilir ve kimliğini koruyan bir yaklaşımla gelişmesine katkı sunmak hedefiyle çalışmalar gerçekleştiren Karşıyaka Belediyesi, inşaat sektörünün paydaşlarını bir araya getirdi. İmar ve Şehircilik Müdürlüğü tarafından yapı izinlerine ilişkin öneri ve görüş paylaşım toplantısı düzenlendi. Belediye Meclis Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıda, kentsel dokuyu koruyarak mevcut imkanlar dahilinde en sağlıklı yapılaşma modellerinin hayata geçirilmesi için ortak akıl vurgusu yapıldı. Güvenli ve nitelikli yaşam alanları oluşturma vizyonu doğrultusunda gerçekleştirilen buluşmaya; Karşıyaka Belediye Meclisi’nin İmar, Afet, Plan Bütçe ve Kentsel Dönüşüm Komisyonlarında görev yapan meclis üyeleri ile belediyenin ilgili birim müdürleri katıldı. Sektör temsilcilerinin yoğun ilgi gösterdiği toplantıda; İzmir Ticaret Odası, Yapı Denetim Derneği, Kamu Müteahhitleri ve İş İnsanları Derneği ile TMMOB’a bağlı Mimarlar Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Makina Mühendisleri Odası ve Jeoloji Mühendisleri Odası’nın temsilcileri de hazır bulundu.</p>
<p><b>SÜREÇLERDE İYİLEŞTİRME VE GÜVENLİK ÖNCELİĞİ</b></p>
<p>Karşıyaka Belediye Başkan Yardımcısı Ayşem Özzambak, toplantıda kapsamlı bir sunum gerçekleştirerek teknik detayları paylaştı. Ruhsat aşamasından oturma raporuna kadar olan yapı inşaat süreçlerin iyileştirilmesi ve hızlandırılması adına atılabilecek adımların ele alındığı buluşmada; inşaat şantiyelerinde alınması gereken güvenlik önlemleri, mevzuat ve 6306 sayılı kanun ile yerinde dönüşüm çalışmaları masaya yatırıldı. Sektör temsilcileri de sahada karşılaştıkları sorunları ve çözüm önerilerini dile getirirken, daha düzenli bir Karşıyaka için üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye hazır olduklarını vurguladı. Ayrıca, uygulama süreçlerinde vatandaşların günlük yaşam konforunu bozmamak ve kent düzenini korumak adına uyulması gereken kurallar üzerinde fikir birliğine varıldı.</p>
<p><b>“BİLİMİN IŞIĞINDA”</b></p>
<p>Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal, “Karşıyakamızın yapılaşma sürecini ortak akıl ve bilimsel veriler ışığında yönetmek için tüm paydaşlarımızla bir araya gelmeye devam ediyoruz. Bu süreçte şeffaflığı esas alıyor; ruhsattan oturma raporuna kadar tüm teknik aşamaların mevzuata uygun ve düzenli bir şekilde ilerlemesini hedefliyoruz. Meslek odalarımız ve sektör temsilcilerimizle yürüttüğümüz bu koordinasyon, ilçemizin teknik standartlarını daha ileriye taşıma noktasında büyük önem arz ediyor. Bu doğrultuda, ilçemizin geleceğini birlikte inşa etmek için ortak akıl buluşmalarını sürdüreceğiz. Katkı koyan, emek veren tüm paydaşlarımıza ve mesai arkadaşlarıma teşekkürlerimi sunuyorum. Karşıyaka’nın kimliğine sahip çıkarak, ilçemizin fiziksel çevresini daha düzenli ve dirençli bir yapıya kavuşturmak için çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyakada-saglikli-yapilasma-icin-ortak-akil-bulusmasi-631021">Karşıyaka&#8217;da sağlıklı yapılaşma için ortak akıl buluşması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ne zaman tuvalet eğitimine başlanmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ne-zaman-tuvalet-egitimine-baslanmali-631000</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 10:49:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başlanmalı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[Dışkılama]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimine]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Süreçte]]></category>
		<category><![CDATA[tuvalet]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631000</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk Gelişimi Uzmanı Merve Özdemir, çocuklarda tuvalet eğitimi süreci, dışkılama korkusu, kabızlık ve alt ıslatma gibi sorunlarda ailelerin doğru yaklaşımı ve destekleyici tutumlarının önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ne-zaman-tuvalet-egitimine-baslanmali-631000">Ne zaman tuvalet eğitimine başlanmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk Gelişimi Uzmanı Merve Özdemir, çocuklarda tuvalet eğitimi süreci, dışkılama korkusu, kabızlık ve alt ıslatma gibi sorunlarda ailelerin doğru yaklaşımı ve destekleyici tutumlarının önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocuk davranışlarıyla tuvalet eğitimine hazır olduğuna dair sinyaller verir!</strong></p>
<p>Çocuğun tuvalet eğitimine hazır olduğunda bazı sinyaller verdiğini ifade eden Çocuk Gelişimi Uzmanı Merve Özdemir, “Çocuk kenara geçip çömeliyorsa, kendini sıkıyorsa ya da belirli dönemlerde yüzünde ıkınma ifadesi görülüyorsa aslında bize hazır olduğuna dair sinyaller veriyor demektir.” dedi.</p>
<p>Bu süreçte annenin, çocuğun hangi saat aralıklarında kaka yaptığını gözlemlemesinin önemli olduğunu aktaran Özdemir, “Kahvaltıdan sonra mı yoksa oyun oynarken mi yaptığı takip edilmeli. Bu döngü tespit edilerek çocuk belirli aralıklarla tuvalete götürülebilir. Tuvalete götürme sırasında lazımlık ya da tuvalete takılan aparatlarla çocuğa destek olunabilir. Bu süreçte çocuk ile anne arasında güvenli bir bağ kurulmalı; tuvalet korkusu oluşmadan ya da varsa giderilerek tuvalet eğitimi kazandırılmalı.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocuk altına kaçırıyorsa bu durum kendi hatasıymış gibi yansıtılmamalı!</strong></p>
<p>Çocuğun altına kaçırması durumunda ailelerin tepkisel davranmaması gerektiğine dikkat çeken Çocuk Gelişimi Uzmanı Merve Özdemir, “Çocuğun anlayacağı bir dil kullanarak destekleyici bir tutum sergilemeli.” dedi.</p>
<p>Örneklerle konuyu açıklayan Özdemir, şunları söyledi:</p>
<p>“Çocuk sık sık idrar kaçırıyorsa gündüzleri düzenli olarak takip edilmeli. Bu durum çocuğun kendi hatasıymış gibi yansıtılmamalı. Çünkü çocuk bunu kendinden kaynaklanan bir problem olarak algıladığında sorun daha da büyüyebilir.</p>
<p>Eğer çocuk dışkılama konusunda zorlanıyorsa ve altta yatan fiziksel bir problem ya da hazır bulunuşluk eksikliği varsa, buna nörofizyolojik etkenler de eşlik edebilir. Bu durumda aile süreci dikkatle takip etmeli ve gerekirse bir uzmana başvurmalı. Anne ve baba iş birliği içinde hareket ederek çocuğa değerli olduğunu hissettirmeli ve çocuk alışana kadar sabırla yaklaşmalılar.”</p>
<p><strong>Olumsuz ifadelerden kaçınılmalı!</strong></p>
<p>Çocuklarda dışkı yapma korkusu görülebileceğine değinen Çocuk Gelişimi Uzmanı Merve Özdemir, “Bu durum kısır döngüye dönüşmeden kırılmalı. Öncelikle çocuk için konforlu bir ortam oluşturulmalı. Lifli gıdalarla beslenme ve yeterli su tüketimi bu süreçte oldukça önemli. Ayrıca çocuğun rahat edebileceği bir tuvalet ortamı sağlanmalı; gerekirse klozet için tabure ya da destekleyici aparatlar kullanılmalı.” dedi.</p>
<p>Motivasyonu artırmak için stickerlar veya ödül çizelgeleri kullanılabileceğini hatırlatan Özdemir, “Anne, olumsuz ifadelerden kaçınarak çocuğu desteklemeli. ‘Bedenin hazır olduğunda yapacaksın, sana güveniyorum’ gibi teşvik edici cümleler süreci olumlu yönde etkiler.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Kabızlık dışkılama korkusuna neden olabilir!</strong></p>
<p>Psikolojik ve duygusal açıdan bakıldığında çocukların neden kaka yapmak istemediğini değerlendiren Çocuk Gelişimi Uzmanı Merve Özdemir, “Çocuklar özellikle kabızlık yaşadıklarında ilk dışkılama sırasında acı hissedebilir. Bu durum, sonraki süreçte korkuya neden olur.” dedi.</p>
<p>Çocuk acı yaşamamak için dışkılamayı erteledikçe kabızlığın artacağını, dışkının sertleşeceğini ve acının daha da şiddetleneceğini vurgulayan Özdemir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Böylece bir kısır döngü oluşur. Bu süreçte aileler, çocuğu lifli gıdalar ve bol suyla desteklemeli. Ayrıca tuvalete giderken teşvik edici bir dil kullanılmalı ve çocuğun kendini rahat hissetmesi sağlanmalı. Çocuk isterse sevdiği bir oyuncağı da yanına alabilir. Bu sayede hem psikolojik olarak rahatlar hem de dışkılama korkusunu daha kolay aşabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ne-zaman-tuvalet-egitimine-baslanmali-631000">Ne zaman tuvalet eğitimine başlanmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İş kazaları bitmiyor çözüm &#8216;güvenlik kültürü&#8217;nde!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/is-kazalari-bitmiyor-cozum-guvenlik-kulturunde-630973</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 10:35:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bitmiyor]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Güvenlik Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[İş Sağlığı Ve Güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[kazaları]]></category>
		<category><![CDATA[kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[toplu]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630973</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Sertaç Temur, 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/is-kazalari-bitmiyor-cozum-guvenlik-kulturunde-630973">İş kazaları bitmiyor çözüm &#8216;güvenlik kültürü&#8217;nde!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü’nden<strong> </strong>Dr. Öğr. Üyesi Sertaç Temur, 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>İş sağlığı ve güvenliğinin amacı, insanların sağlıklı ve güvenli bir yaşam sürmesini sağlamak</strong></p>
<p>Sağlıklı olma durumunun kişinin fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan sağlıklı olması anlamına geldiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Sertaç Temur, “İş sağlığı ise çalışma ortamında kişinin sağlıklı olma durumunu sağlaması adına yapılan uygulamaları; iş güvenliği ise çalışma ortamının kişinin güvende olması adına yapılması veya alınması gereken güvenlik önlemleri anlamına gelmektedir. Buradan iş sağlığı ve güvenliğinin temel amacı, en yalın haliyle, çalışanların ya da daha genel bir tabirle insanların sağlıklı ve güvenli bir yaşama sahip olmasıdır. İnsan hayatından daha değerli bir şey olmadığını düşündüğümüzde, işyerlerinde yürütülen her faaliyetin öncelikli hedefi; çalışanı olası kazalardan, meslek hastalıklarından, fiziksel ve ruhsal zararlardan korumak olmalıdır. Bu sadece işyerinin değil, toplumun genel refahı için de hayati öneme sahiptir.” dedi.</p>
<p><strong>En riskli alanlar inşaat, sağlık ve taşımacılık</strong></p>
<p>Türkiye’de iş kazaları ve meslek hastalıklarının en sık görüldüğü sektörlere de değinen Dr. Öğr. Üyesi Sertaç Temur, “Türkiye’de iş kazalarının ve meslek hastalıklarının en sık yaşandığı alanlara baktığımızda, inşaat sektörü hâlâ ilk sırada yer almaktadır. Bunun yanında, sağlık sektörü çalışanları ergonomik riskler ve biyolojik etkenlere bağlı meslek hastalıklarıyla karşı karşıyadır. Son zamanlarda ise otellerde meydana gelen yangınlar bize, hizmet sektöründe yangın güvenliği önlemlerinin ne kadar hayati olduğunu tekrar hatırlattı. Ayrıca, uzun yol taşımacılığında tır sürücülerinin karşılaştığı trafik kazaları ve bu kazaların ardında yatan yorgunluk, dikkat dağınıklığı, riskli sürüş davranışları gibi etkenler, İSG’nin sadece fabrika veya inşaat gibi alanlarda değil, hayatın her yerinde gerekli olduğunu ortaya koyuyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>6331 sayılı kanun önemli bir dönüm noktası</strong></p>
<p>2012 yılında yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun alandaki en önemli adımlardan biri olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Sertaç Temur, “Bu yasa ile birlikte her işyerinde risk değerlendirmesi yapılması, çalışanlara eğitim verilmesi ve iş güvenliği uzmanlarının görevlendirilmesi gibi zorunluluklar getirildi. 2012 yılından günümüze 6331 sayılı İSG Kanunu’nun üzerinde günümüz şartlarına ve Türk çalışma kültürüne uyumluluk sağlanması adına birçok düzenleme yapılmıştır. Mevzuatsal açıdan yapılan bu yenilikler ve gelişmeler ülkemizde işyerlerinde güvenlik kültürünün oturtulması adına önemli birer adım ve sistemli bir yapıya dönüştürmekte yol gösterici niteliktedir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Mevzuatlar kağıt üzerinde kalmamalı</strong></p>
<p>Mevzuatta yapılan güncellemelerin işyerlerinde güvenlik kültürünün oluşturulmasına katkı sağladığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Sertaç Temur, “Ancak mevzuatlar kağıt üzerinde kaldığında, bu kazanımlar gerçek hayatta karşılık bulamayabiliyor. Uygulamada, denetimlerin yetersizliği, işverenlerin sadece yasal zorunlulukları yerine getirme motivasyonuyla hareket etmesi ve bazı çalışanların farkındalık düzeyinin düşük olması gibi nedenlerle sistem tam anlamıyla işlemez hâle geliyor. Oysa güvenli bir çalışma ortamı için mevzuatların içselleştirilmesi, bir alışkanlık hâline getirilmesi gerekiyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Güvenlik kültürü yaşam tarzı haline gelmeli</strong></p>
<p>İş sağlığı ve güvenliğinde kalıcı başarının “güvenlik kültürü” ile mümkün olabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Sertaç Temur, “Güvenlik kültürü, iş sağlığı ve güvenliğinin yalnızca bir prosedür değil, yaşam tarzı hâline gelmesini ifade eder. Bu kültürün oluşması ise yalnızca işyerlerinde değil, okullarda, evlerde hatta toplu taşımalarda dahi güvenli davranış biçimlerinin benimsenmesiyle mümkündür. Toplumun geneline yayılan bir güvenlik bilinci, yalnızca bugünü değil, yarını da güvence altına alır. Güvenlik kültürünün yaygınlaştırılması yönünde bugünden atılacak adımlar ancak 10-15 yıl içinde çok daha güvenli bir toplum yapısının temellerini atmamıza imkân sağlayacaktır.” dedi.</p>
<p><strong>İSG bir önlem değil, yaşam değeridir</strong></p>
<p>İş sağlığı ve güvenliğinin yalnızca bir önlem paketi olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Sertaç Temur, “Uzun vadeli hedefe ulaşabilmek için tümevarım yönteminin izlenmesi önemli bir strateji olacaktır. Küçük yaştaki çocuklar yeni alışkanlıkları daha kolay kazandıkları için, güvenlik kültürü eğitimlerinin erken yaşlarda verilmesi büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, bireylerin lise ve üniversite mezuniyetlerinden sonra büyük bir kısmını işyerlerinde geçirmeleri nedeniyle, işyerlerinde kazanılan güvenli davranışlar zamanla bireyin genel yaşamına da sirayet eder. Bu da güvenlik kültüründe toplumsal bir dönüşümün başlamasında etkili olacaktır. Eğitim, iletişim, katılım ve örnek davranışlar, bu sürecin temel bileşenleridir. İSG yalnızca bir önlem paketi değil, yaşamı önceleyen bir değerdir.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/is-kazalari-bitmiyor-cozum-guvenlik-kulturunde-630973">İş kazaları bitmiyor çözüm &#8216;güvenlik kültürü&#8217;nde!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günde 7 bin adım, omurga ağrılarını azaltabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunde-7-bin-adim-omurga-agrilarini-azaltabilir-630943</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 08:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltabilir]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[günde]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetler]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630943</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vücudun taşıyıcı ve hareket sağlayan ana yapısı omurga, yaşam kalitesini doğrudan etkiler.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunde-7-bin-adim-omurga-agrilarini-azaltabilir-630943">Günde 7 bin adım, omurga ağrılarını azaltabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Vücudun taşıyıcı ve hareket sağlayan ana yapısı omurga, yaşam kalitesini doğrudan etkiler. Ancak sanılanın aksine yalnızca ilerleyen yaşla değil; günlük alışkanlıklar, sigara kullanımı ve kilo–kas dengesi gibi faktörlerle de zaman içinde yıpranır. Bu sürecin aslında ‘yaşlanma’ değil, kullanım ile ilişkili bir dejenerasyon olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Bel ve boyun ağrılarında hangi durumların doğal sayılabileceğini, hangilerinin değerlendirilmesi gerektiğini ayırt etmek önemli. Her dejenerasyon bulgusu hastalık değildir ancak uzun süren ve ihmal edilen şikâyetler daha ciddi sorunlara zemin hazırlayabilir” dedi.</strong></p>
<p><strong> </strong>Omurga yıpranmasını yavaşlatmak için erken tanı ve günlük yükün doğru yönetilmesinin önemine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Günlük yaşamda hareketi artırmak, ani ve kontrolsüz zorlanmalardan kaçınmak, kasları kademeli olarak güçlendirmek ve sigara gibi disk yapısını olumsuz etkileyen alışkanlıklardan uzak durmak gerekir. Uzun vadede omurga sağlığını koruyabilen kişilerde ideal kilonun sürdürüldüğü ve aktif bir yaşam tarzı benimsendiğini gözlemliyoruz. Özellikle günlük yaklaşık 7 bin adımın üzerine çıkıldığında, ek bir sağlık sorunu yoksa ağrı ve şikâyetlerin azalacağı bilinmeli” dedi.</p>
<p><strong>İki haftadan uzun süren ağrılar risk taşıyor</strong></p>
<p>Bel ve boyun ağrılarının günlük yaşamda oldukça sık karşılaşılan şikâyetler olduğunu ve çoğu zaman ciddi bir yapısal sorundan kaynaklanmadığını vurgulayan Kaya, “Kas spazmı, ani zorlanmalar, hazırlıksız yapılan egzersizler, sıcak-soğuk hava değişimleri ya da enfeksiyon sonrası gelişen kas ve eklem ağrıları en yaygın nedenlerdendir. Bu tür ağrılar genellikle kısa sürede geriler ya da aralıklı olarak hissedildiğinde vücudun geçici bir tepkisi olarak değerlendirilir. Ancak ağrının giderek artması, kol veya bacaklara sinir hattı boyunca yayılması ve buna uyuşma, his kaybı, kas güçsüzlüğü ya da yürüme zorluğunun eşlik etmesi durumunda tablo basit bir kas sorununu aşmış olabilir. Özellikle şikâyetler iki haftadan uzun sürüyor, sık tekrarlıyor ve yaşam kalitesini etkiliyorsa, ‘nasıl olsa geçer’ demek yerine bir sağlık merkezine başvurmak gerekir” dedi.</p>
<p><strong>Duruş alışkanlıkları, ortopedik yastıktan daha önemli</strong></p>
<p>Yastık seçimi, özellikle boyun dejenerasyonu olan kişilerde zaman zaman rahatlama sağlayabilir ancak belirleyici olan uyku pozisyonundan ziyade, gün içinde tekrarlayan duruş alışkanlıklarıdır diyen Kaya, “Uzun süre boynu öne eğik ya da dönük tutmak omurgaya sürekli yük bindirerek şikâyetlerin artmasına zemin hazırlar. Bu nedenle amaç ‘kusursuz’ bir duruş yakalamaktan çok, gün içinde sık sık pozisyon değiştirebilen, omurgayı zorlamayan bir düzen oluşturabilmektir. Masaj, sıcak uygulamalar veya bazı manuel yöntemler kısa vadede rahatlatıcı etki sağlayabilse de bu yaklaşımlar çoğu zaman altta yatan nedeni ortadan kaldırmaz ve geçici bir iyilik hali sunar. Kalıcı rahatlama için günlük alışkanlıkların gözden geçirilmesi ve omurgaya binen yükün doğru yönetilmesi gerekir” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunde-7-bin-adim-omurga-agrilarini-azaltabilir-630943">Günde 7 bin adım, omurga ağrılarını azaltabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Varis ve Lipödem&#8217;e zemin hazırlayan 8 etken!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/varis-ve-lipodeme-zemin-hazirlayan-8-etken-630874</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:59:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ercan]]></category>
		<category><![CDATA[etken]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlayan]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[Kvc]]></category>
		<category><![CDATA[lipödem]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[varis]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zemin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630874</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde özellikle kadınlarda sık görülen varis ve lipödem, dolaşım sistemiyle ilişkili, son derece önemli iki hastalık olmasına rağmen toplumsal farkındalığın az olması nedeniyle sadece estetik bir problem gibi algılanarak göz ardı edilebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/varis-ve-lipodeme-zemin-hazirlayan-8-etken-630874">Varis ve Lipödem&#8217;e zemin hazırlayan 8 etken!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde özellikle kadınlarda sık görülen varis ve lipödem, dolaşım sistemiyle ilişkili, son derece önemli iki hastalık olmasına rağmen toplumsal farkındalığın az olması nedeniyle sadece estetik bir problem gibi algılanarak göz ardı edilebiliyor. Bu durum da tanı ve tedavide gecikmelere yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) Uzmanı Dr. Arzu Ercan</strong>, “Sinsi ilerleyen ve tedavi edilmediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilen varis ve lipödem, hastalar tarafından çoğu zaman kilo artışı ya da vücutta hacim artışı ile karıştırılabilmektedir. Bu nedenle bacaklarda geçmeyen şişlik, ağrı, hassasiyet, şekil bozukluğu ve morarma gibi belirtiler mutlaka ciddiye alınmalı ve gecikmeden doktora başvurulmalıdır” diyor. KVC Uzmanı Dr. Ercan, varis ve lipödeme zemin hazırlayan 8 etkeni sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Son yıllarda hareketsiz (sedanter) yaşam, bilgisayar başında uzun süre kesintisiz oturma, sağlıksız beslenme, fazla kilo, aşırı tuz tüketimi, yetersiz su içme, düzenli egzersiz yapılmaması ve yanlış kıyafet seçimi gibi etkenler, dolaşım sistemini ciddi şekilde bozabiliyor. Günlük yaşamda çoğu zaman fark edilmeyen bu hatalar zamanla bacaklarda şişlik, ağrı ve dolaşım bozukluklarına zemin hazırlayabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) Uzmanı Dr. Arzu Ercan </strong>genetik etkenlerin yanı sıra yanlış yaşam alışkanlıklarının da varis ve lipödemin günümüzde hızla yaygınlaşmasına yol açtığını belirterek, erken dönemde müdahale edilmezse tablonun daha da ağırlaşabileceğini söylüyor.  Bacaklarda ağrı, şişlik, morarma ve şekil bozukluğu gibi belirtilerin mutlaka ciddiye alınması ve zaman kaybetmeden doktora başurulması gerektiğini belirten Dr. Ercan “Nasıl olsa geçer” diyerek belirtileri görmezden gelmek ya da doktora gitmeyi ertelemek hastalığın ilerlemesine yol açar. Erken dönemde doktora başvurmak en kritik adımdır” diyor.</p>
<p><strong>“Kilo aldım” sanılıyor, ama!..</strong></p>
<p>Lipödemin çoğu zaman kilo artışıyla karıştırıldığını vurgulayan Dr. Ercan “Lipödem, vücudun özellikle alt bölgelerinde anormal yağ birikimi ile karakterize kronik bir yağ dokusu hastalığıdır. Hastalar genellikle bunu kilo artışı zanneder ve diyet-egzersize rağmen sonuç alamadıklarında hayal kırıklığı yaşarlar” diyor. </p>
<p>Varisin ise; toplardamarların genişlemesi ve işlevini yitirmesi sonucu ortaya çıktığını belirten Dr. Ercan, kanın geriye kaçmasıyla damarların belirginleştiğini ifade ediyor. Hastalığın zamanla ağrı, yanma ve şişlik gibi şikayetlerle ilerleyebileceğini ve özellikle uzun süre ayakta kalan kişilerde riskin arttığını vurguluyor. </p>
<p><strong>Modern tedaviler yüz güldürüyor</strong></p>
<p>Günümüzde gelişen tıbbi yöntemlerle hem varis hem de lipödem tedavisinde başarılı sonuçlar alındığını belirten KVC Uzmanı Dr. Arzu Ercan şöyle konuşuyor: “Lazer ve radyofrekans gibi minimal invaziv yöntemlerle varis tedavi edilebilmektedir. Lipödemde ise manul lenf drenajı, kompresyon tedavisi ve egzersiz temelli multidisipliner yaklaşımlar ön plana çıkmaktadır. Artık ameliyatsız ya da minimal girişimlerle hastalar kısa sürede günlük hayatlarına dönebiliyor. Ancak tedavi sürecinde kişiye özel planlama büyük önem taşıyor.” </p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Varis ve Lipödem’e zemin hazırlayan 8 etken!</strong></p>
<p>KVC Uzmanı Dr. Arzu Ercan, varis ve lipödeme yol açabilen 8 etkeni şöyle açıklıyor:</p>
<ul>
<li>Uzun süre hareketsiz kalmak</li>
<li>Dar kıyafetler ve yanlış ayakkabı seçimi </li>
<li>Düzenli egzersiz yapmamak</li>
<li>Fazla kilo </li>
<li>Dengesiz beslenme </li>
<li>Aşırı tuz tüketimi </li>
<li>Bilgisayar başında uzun süre kesintisiz oturmak</li>
<li>Yetersiz su tüketimi</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/varis-ve-lipodeme-zemin-hazirlayan-8-etken-630874">Varis ve Lipödem&#8217;e zemin hazırlayan 8 etken!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp Cerrahisinin Yeni Gücü: Yapay Zekâ</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalp-cerrahisinin-yeni-gucu-yapay-zeka-630868</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:52:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisinin]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[gücü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[Yapa]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630868</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gelecek 10 yıl içinde kalp ve damar cerrahisinde devrim niteliğinde pek çok değişim yaşanacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-cerrahisinin-yeni-gucu-yapay-zeka-630868">Kalp Cerrahisinin Yeni Gücü: Yapay Zekâ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gelecek 10 yıl içinde kalp ve damar cerrahisinde devrim niteliğinde pek çok değişim yaşanacak. En belirgin değişimlerden biri, daha az travmatik cerrahi yaklaşımların yaygınlaşması olacak. Çok küçük kesilerin uygulanacağı teknikler, robotik cerrahi ve hibrit prosedürler giderek standart hale gelecek. Önümüzdeki yıllarda ayrıca kateter bazlı çözümler de artacak ve cerrahi ile girişimsel kardiyoloji arasındaki sınırlar giderek daha fazla bulanıklaşacak. Bu nedenle kalp cerrahlarının hibrit ameliyathanelerde çalışan multidisipliner ekiplerin liderlerinden biri olması kaçınılmaz görünüyor. </p>
<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Civelek, robotik platformların daha kompakt, daha ekonomik ve daha erişilebilir hale geleceğine dikkat çekiyor. Bu sayede koroner bypass cerrahisi, mitral kapak onarımı ve bazı doğumsal kalp ameliyatlarının önemli bir kısmı robotik destekli yapılabilecek. Bu gelişme aynı zamanda cerrahların eğitim süreçlerini de değiştirecek. Simülasyon tabanlı eğitim, sanal gerçeklik ve dijital cerrahi platformlar cerrahi öğrenmenin önemli bileşenleri haline gelecek.</p>
<p><strong>Cerrahide Yapa Zekâ Kullanımı Artacak </strong></p>
<p>Yapay zekâ, kalp ve damar cerrahisinin birçok aşamasında karar destek sistemi olarak kullanılacak. Ameliyat öncesinde gelişmiş görüntüleme teknikleri ve yapay zekâ algoritmaları, cerrahlara hastaya özgü üç boyutlu anatomik modeller sunabilecek. Bu modeller sayesinde cerrahlar ameliyatı operasyon </p>
<p>öncesinde sanal ortamda planlayarak farklı stratejileri değerlendirebilecek. Bu yaklaşım özellikle kompleks aort cerrahisi, doğumsal kalp hastalıkları ve kapak onarımları için önemli bir avantaj. Ameliyat sonrası dönemde de yapay zekâ ile yoğun bakım yönetimi daha optimize hale gelecek. Böylece, komplikasyonların erken saptanması mümkün olacak. Giyilebilir sağlık teknolojileri ve uzaktan hasta izleme sistemleri sayesinde hastaların kalp ritmi, kan basıncı ve fiziksel aktivite düzeyleri kesintisiz takip edilebilecek. Bu teknolojiler sayesinde komplikasyonların erken saptanması mümkün olurken, hastaların hastaneye yeniden yatış oranları da azalabilecek. </p>
<p>Yakın geleceğin en heyecan verici gelişmelerinden biri de biyomühendislik alanında bekleniyor. Doku mühendisliği ve biyobaskı teknolojileri sayesinde biyolojik olarak uyumlu damar greftleri ve kapak dokuları geliştiriliyor. Benzer şekilde, büyüyebilen biyolojik kalp kapakları özellikle çocuk hastalarda tekrar ameliyat gereksinimini azaltabilecek bir potansiyele sahip. Genetik ve moleküler biyolojideki ilerlemeler sayesinde ayrıca kalp ve damar hastalıklarının tedavisi giderek daha fazla kişiselleştirilecek.</p>
<p><strong>Yarının Kalp Cerrahı Nasıl Olacak? </strong></p>
<p>Geleceğin kalp cerrahı yalnızca teknik olarak yetkin bir operatör değil; aynı zamanda teknolojiyi etkin kullanan, veri analizi yapabilen ve multidisipliner ekipleri yöneten bir klinisyen olacak. Elbette kalp cerrahisinin temelinde olan, insan hayatını koruma ve hastalara daha kaliteli bir yaşam sunma amacı yerini korumaya devam edecek. Cerrahlar artık girişimsel kardiyologlar, biyomühendisler, veri bilimcileri ve görüntüleme uzmanlarıyla daha yakın çalışacak. Bu nedenle eğitim programlarının da bu yeni gerçekliğe uygun biçimde güncellenmesi en önemli başlıklardan biri. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-cerrahisinin-yeni-gucu-yapay-zeka-630868">Kalp Cerrahisinin Yeni Gücü: Yapay Zekâ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hashimoto Hastalığından Korunmanın 9 Önemli Kuralı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hashimoto-hastaligindan-korunmanin-9-onemli-kurali-630859</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:29:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hashimoto]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığından]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[korunmanın]]></category>
		<category><![CDATA[kuralı]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630859</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bağışıklık sisteminin yanlışlıkla tiroid bezine saldırmasıyla gelişen kronik bir hastalık olan Hashimoto (Haşimnato) tiroiditi, 30-50 yaş arasındaki bireylerde daha sık görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hashimoto-hastaligindan-korunmanin-9-onemli-kurali-630859">Hashimoto Hastalığından Korunmanın 9 Önemli Kuralı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bağışıklık sisteminin yanlışlıkla tiroid bezine saldırmasıyla gelişen kronik bir hastalık olan Hashimoto (Haşimnato) tiroiditi, 30-50 yaş arasındaki bireylerde daha sık görülüyor. Hashimoto tiroiditi, uzun süre belirti vermeden ilerlediği için hastalar yaşamlarının uzun bölümünde bu hastalıkla yaşamak zorunda kalabiliyor. Sinsi bir şekilde ilerlediği için genellikle tiroid tembelliği olarak bilinen hipotiroidiye yol açabiliyor. Toplumda oldukça yaygın görülen ve tiroid hastalıklarının başında gelen Hashimoto tiroiti (kronik otoimmün tiroidit) farkındalık eksikliği nedeniyle geç tanı alan hastalıkların başında geliyor. Bu nedenle erken tanı için farkındalık büyük önem taşıyor. Memorial Bodrum Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. İbrahim Şahin, Hashimoto hastalığı hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Halsizlik, yorgunluk ve üşüme bu hastalığın belirtisi olabilir</strong></p>
<p>Bağışıklık sistemi tarafından üretilen ve en önemlisi Anti-TPO olan antikorlar, tiroid bezini yabancı olarak algılar ve hasara uğratır. Bu süreçte tiroid hücreleri zamanla zarar görür, bez küçülür ve fonksiyon kaybı gelişir. Hastalık genellikle yavaş ve sinsi ilerler. Erken dönemde belirtiler hafif olabilir ve başka hastalıklarla karıştırılabilen hastalığın en sık görülen belirtileri şunlardır: </p>
<ul>
<li>Halsizlik ve yorgunluk</li>
<li>Üşüme</li>
<li>Kilo alma</li>
<li>Kabızlık</li>
<li>Saç dökülmesi</li>
<li>Cilt kuruluğu</li>
<li>Konsantrasyon güçlüğü </li>
<li>Motivasyon düşüklüğü</li>
</ul>
<p>Hashimoto tiroiditi, ilerleyen dönemlerde şu belirtilerle kendisini gösterebilir: </p>
<ul>
<li>Ses kalınlaşması</li>
<li>Yüzde şişlik</li>
<li>Adet düzensizliği</li>
<li>Nabızda yavaşlama</li>
<li>Kaş dökülmesi</li>
<li>Nedensiz kilo artışı ve halsizlik</li>
<li>Depresif ruh hali</li>
<li>Adet düzensizliği veya kısırlık</li>
<li>Ailede tiroid hastalığı öyküsü</li>
</ul>
<p><strong>Erken teşhis kalp damar hastalığı riskini de azaltabiliyor</strong></p>
<p>Erken teşhis, Hashimoto hastalığının yönetiminde kritik bir rol oynar. Zamanında tanı konulduğunda hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir ve hipotiroidi gelişmeden hasta düzenli olarak izlenebilir. Ayrıca erken müdahale ile kalp ve damar hastalıkları riski azaltılabilir, metabolizma ve üreme sağlığı korunabilir. Özellikle gebelik planlayan ya da gebe olan kadınlarda erken teşhis, hem anne hem de bebek sağlığı açısından önemli avantajlar sağlar</p>
<p><strong>Hastaya özel tedavi ömür boyu sürebilir</strong></p>
<p>Hashimoto hastalığında tedavisi eksik olan tiroid hormonunun yerine konmasına dayanır. Bu tedavi kişiye özel olarak planlanır ve çoğu hastada uzun süreli, genellikle ömür boyu devam eder. Vitamin ve mineral kullanımı ise her hasta için rutin olarak önerilmez. Ancak eksiklik saptanması durumunda D vitamini, B12, selenyum, çinko ve demir gibi destekler mutlaka doktor kontrolünde kullanılmalıdır. Genel olarak Hashimoto hastalığı, erken tanı ve düzenli takip ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Uygun tedavi ve sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde hastaların yaşam kalitesi korunabilir.</p>
<p><strong>Sebze ağırlıklı beslenmek Hashimoto tiroidi riskini azaltır</strong></p>
<p>Hashimoto tiroiditi hastalığı uzman doktor kontrolünde yaşam değişikleriyle kontrol altına alınabilir. Glutensiz diyet yaklaşımı her hastada gerekli olmayabilir. Çölyak hastalığı varsa uygulanmalıdır. Bazı hastalarda gluten duyarlılığı bulunabilir. Hastalıktan korunmak için bu öneriler etkili olabilmektedir: </p>
<ol>
<li>Sebze ağırlıklı beslenmek</li>
<li>Yeterli protein ve sağlıklı yağ tüketmek</li>
<li>İşlenmiş gıdalardan kaçınmak</li>
<li>Aşırı iyot tüketiminden uzak durmak</li>
<li>Şeker ve rafine karbonhidratları azaltmak</li>
<li>Tütün ve ürünlerini kullanmamak</li>
<li>Stres yönetimine dikkat etmek </li>
<li>Düzenli uyku alışkanlığı oluşturmak</li>
<li>Gereksiz takviyelerden kaçınılmak</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hashimoto-hastaligindan-korunmanin-9-onemli-kurali-630859">Hashimoto Hastalığından Korunmanın 9 Önemli Kuralı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Keçiören Belediyesi&#8217;nden Kadınlara Özgüven Aşılayan Program</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kecioren-belediyesinden-kadinlara-ozguven-asilayan-program-630850</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşılayan]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlara]]></category>
		<category><![CDATA[keçiören]]></category>
		<category><![CDATA[koyma]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[özgüven]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630850</guid>

					<description><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi Aile Terapi Merkezi tarafından kadınların psikolojik iyi oluşlarını desteklemek ve duygusal farkındalıklarını artırmak amacıyla düzenlenen “Kadınlara Yönelik Psikososyal Destek Programı” yoğun katılımlarla devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kecioren-belediyesinden-kadinlara-ozguven-asilayan-program-630850">Keçiören Belediyesi&#8217;nden Kadınlara Özgüven Aşılayan Program</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi Aile Terapi Merkezi tarafından kadınların psikolojik iyi oluşlarını desteklemek ve duygusal farkındalıklarını artırmak amacıyla düzenlenen “Kadınlara Yönelik Psikososyal Destek Programı” yoğun katılımlarla devam ediyor. Kardeşler Kadınlar Gün Evi’nde “Hayır Demek Özgürlüktür” başlığıyla psikologlar eşliğinde gerçekleştirilen buluşma, çok sayıda Keçiörenli kadını bir araya getirdi.</p>
<p>“Hayır Demek Özgürlüktür” başlığıyla gerçekleştirilen programda sınır koyma, hayır deme ve kendi ihtiyaçlarını önceliklendirme konularında farkındalık kazandırılması amacıyla sağlıklı sınırlar koymanın bireyin psikolojik iyi oluşuna katkısı, bireysel sınır koymanın önemi, sağlıklı iletişim becerileri ve kişinin kendi ihtiyaçlarını ifade edebilme yolları anlatıldı.</p>
<p><b>‘Hayır diyebilme ve sağlıklı iletişim’ konuları ele alındı</b></p>
<p>Programda, kadınların günlük yaşamda karşılaştıkları zorlayıcı durumlarda sınır koyma ve özsaygıyı koruma yolları ele alındı. Uzman psikologlar eşliğinde gerçekleştirilen buluşmada, sağlıklı ilişkiler kurabilmek için sınır koyma becerilerinin ve iletişimde denge kurmanın önemi vurgulandı. Katılımcılara, “hayır” demenin aslında kişiye bir konfor alanı sunduğu ve kişinin yaşam kalitesini artırmak için bu becerinin günlük hayata dahil edilmesi gerektiği anlatıldı.</p>
<p>Kadınların, yaşadıkları belirli olaylar ya da konular hakkında neden, nasıl ve hangi duygularla “hayır” diyemedikleri, dolayısıyla neden çoğu zaman “evet” dedikleri kategorize edildi. Bu süreçte, katılımcılarla günlük hayatta karşılaşılan çeşitli durumlarda nasıl sınır koyulabileceği, soru-cevap yöntemiyle tartışılarak uygulamalı çalışmalar yapıldı. Grup çalışmaları ve paylaşımlar sayesinde katılımcılar, hem kendi tecrübelerini aktararak hem de birbirlerinden öğrenerek önemli bir deneyim kazandılar. Kadınların psikolojik iyi oluşlarını desteklemek amacıyla hazırlanan program, “Değişimini Fark Et” konu başlığıyla devam edecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kecioren-belediyesinden-kadinlara-ozguven-asilayan-program-630850">Keçiören Belediyesi&#8217;nden Kadınlara Özgüven Aşılayan Program</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağışıklık Sisteminin “Bekçi Kapısı”: Tiroid</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bagisiklik-sisteminin-bekci-kapisi-tiroid-630831</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 06:34:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[Bekçi]]></category>
		<category><![CDATA[kapısı]]></category>
		<category><![CDATA[sisteminin]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630831</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özel ENT Kulak Burun Boğaz Cerrahi Tıp Merkezi’nden Dahiliye Uzmanı Dr. Derya Güneş, tiroit bezinin bağışıklık sistemiyle olan kritik ilişkisine dikkat çekerek, kronik tiroidit (Haşimato) hastalığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagisiklik-sisteminin-bekci-kapisi-tiroid-630831">Bağışıklık Sisteminin “Bekçi Kapısı”: Tiroid</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özel ENT Kulak Burun Boğaz Cerrahi Tıp Merkezi’nden Dahiliye Uzmanı Dr. Derya Güneş, tiroit bezinin bağışıklık sistemiyle olan kritik ilişkisine dikkat çekerek, kronik tiroidit (Haşimato) hastalığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Haşimato hastalığının her yaşta görülebileceğini ifade eden Dr. Güneş, hastalığın kadınlarda erkeklere oranla daha sık ortaya çıktığını ve genetik faktörlerin de önemli rol oynadığını söyledi. Tiroid bezinin, bağışıklık hücrelerinin ilk temas ettiği organlardan biri olduğunu kaydeden Dr. Güneş, “Bağışıklık sisteminin işleyişinde bir bozulma yaşandığında, bu durum çoğu zaman ilk olarak tiroid bezinde kendini gösteriyor. Bağışıklık hücrelerinin kendi dokusunu yabancı olarak algılaması sonucu tiroit bezinde yapısal bozulmalar ve hasar oluşabiliyor. Hastalığın tanısı, tiroit bezinin ultrason görüntüsünde normalde homojen olması gereken yapının heterojen görünmesiyle birlikte, kanda tiroide karşı gelişen antikorların yükselmesiyle konuluyor. Bu tablo “kronik tiroidit yani Haşimato olarak adlandırılıyor” diye konuştu.</p>
<p><b>Hormon Dengesi Her Şeyi Etkiliyor</b></p>
<p>Tiroid bezinin hormon salgılayan bir organ olduğunu hatırlatan Dr. Güneş, hastalığın hormon üretimini farklı şekillerde etkileyebildiğini belirtti. “Vakaların büyük kısmında hormon üretimi azalırken, bazı hastalarda artış görülebiliyor ya da hormon düzeyleri normal kalabiliyor. Hormon üretiminin yetersiz olduğu durumlarda hastalara dışarıdan tiroid hormonu verilebiliyor. Bu tedavi, düzenli kontrollerle sürdürülüyor çünkü tiroid hormonlarının dengesi; metabolizmadan sinir sistemine, kalp-damar sağlığından genel vücut işleyişine kadar birçok sistemi doğrudan etkiliyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/04/bagisiklik-sisteminin-bekci-kapisi-tiroid-0-7JqGCAUB.jpeg"/></p>
<p><b>Kontroller Aksatılmamalı</b></p>
<p>Haşimato hastalarının ömür boyu takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Güneş, “Hormon seviyeleri normal olsa bile kontrollerin aksatılmaması gerekiyor çünkü altta yatan bağışıklık sistemi bozukluğu düzeltilmezse, hastalar farklı hastalıklara daha açık hale gelebiliyor” şeklinde konuştu. Bu süreçte sadece tiroid  bezine değil, bağışıklık sistemini etkileyen diğer faktörlere de odaklanılması gerektiğini ifade eden Dr. Güneş, bağırsak mikrobiyotası, toksin yükü ve insülin direnci gibi unsurların da değerlendirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi</p>
<p><b>Vitamin ve Mineral Desteği</b></p>
<p>Tedavi sürecinde bazı vitamin ve minerallerin kritik rol oynadığını belirten Dr. Güneş, “Özellikle B grubu vitaminler, D ve C vitamini ile selenyum ve iyot düzeylerinin mutlaka kontrol edilmesi gerekiyor. Eksiklik durumunda ise bu değerlerin yerine konması, bağışıklık sisteminin toparlanmasına katkı sağlıyor” dedi. Tiroid  bezine karşı gelişen antikor seviyelerinin düzenli takibinin önemine değinen Dr. Güneş, doğru tedaviyle bu antikorların zamanla düşebildiğini ve hasarın azalabildiğini belirtti. Tiroid hormonu kullanan hastalarda dozun da önemli bir gösterge olduğunu belirten Dr. Güneş, “Günlük 75 mikrogramın üzerindeki dozlar genellikle bezdeki hasarın daha yaygın olduğunu gösterir. Daha düşük dozlarda ise tiroid fonksiyonlarının toparlanabildiğini ve bazı hastalarda ilacın tamamen kesilebildiğini görüyoruz” diye konuştu. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagisiklik-sisteminin-bekci-kapisi-tiroid-630831">Bağışıklık Sisteminin “Bekçi Kapısı”: Tiroid</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Engeller kalktı, sağlık ayağa geldi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/engeller-kalkti-saglik-ayaga-geldi-630753</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 20:38:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayağa]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[engeller]]></category>
		<category><![CDATA[engelli]]></category>
		<category><![CDATA[erişilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[geldi]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hpv]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[kalktı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630753</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, sağır ve kör kadınları KETEM’le buluşturdu. Mamografi ve HPV taramaları için refakatli, erişilebilir hizmet devreye girdi; hedef en az 400 kadına ulaşmak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/engeller-kalkti-saglik-ayaga-geldi-630753">Engeller kalktı, sağlık ayağa geldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, sağır ve kör kadınları KETEM’le buluşturdu. Mamografi ve HPV taramaları için refakatli, erişilebilir hizmet devreye girdi; hedef en az 400 kadına ulaşmak.</p>
<p>Engelli kadınların sağlık bilgisine erişimde yaşadığı eşitsizlikleri azaltmak amacıyla başlatılan Kadın Sağlığı Atölyeleri, yeni bir aşamaya taşındı. İzmir Büyükşehir Belediyesi Engelli Çalışmaları Şube Müdürlüğü personeli Emel Pektezel, Özlem Özer ve Melek Uslular tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında, Konak KETEM iş birliğiyle sağır ve kör kadınların mamografi çekimi ve HPV taramalarıyla doğrudan sağlık hizmetine erişmesi sağlandı. Kadınların yalnızca bilgiye değil, aynı zamanda erişilebilir sağlık hizmetlerine de ulaşabilmesini hedefleyen uygulama, kapsayıcı bir sağlık modeli sunuyor. Atölye sürecine katılan engelli kadınlar, yönlendirme ve refakat desteğiyle tarama hizmetlerinden faydalandı. Çalışmada, sağlık hizmetlerine erişimde karşılaşılan fiziksel, iletişimsel ve bilgi temelli engeller azaltıldı. </p>
<p><strong>Hedef, en az 400 engelli kadına ulaşmak</strong></p>
<p>Proje hakkında bilgi veren Engelli Çalışmaları Şube Müdürlüğü personeli Emel Pektezel, “Engelli Çalışmaları Şube Müdürlüğü olarak engelli kadınların sağlık bilgisine erişimde yaşadığı eşitsizlikleri azaltmak için Kadın Sağlığı Atölyelerini başlatmıştık. Bu çalışmayı bir adım ileriye taşıyarak sağır ve kör kadınların kanser taramalarıyla sağlık hizmetine erişimini güçlendirmeyi amaçladık. Bilginin de, sağlık hizmetlerinin de herkes için eşit, erişilebilir ve kapsayıcı olduğu bir modeli yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Kent genelinde en az 400 engelli kadının erişilebilir sağlık hizmetlerinden faydalanmasını sağlamak istiyoruz” dedi. </p>
<p><strong>Engelli kadınlar sağlığa erişti</strong></p>
<p>Konak KETEM’de mamografi çekimi ve HPV taramasına katılan Bornova Sessizler Derneği Üyesi Ayşe Özen, “Daha önce kadın sağlığı eğitimlerine gidiyordum. Bugün de mamografi çektirip HPV testi yaptırdık. Muayenelerimiz yapıldı, çok memnun olduk. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne çok teşekkür ederiz” derken, bir diğer sağır katılımcı Zümrüt Baysal da “Herkese çok teşekkür ediyoruz. ‘Yardım eden biri olsa da doktora gitsem’ diye düşünüyordum. Tercümanlarımıza teşekkür ederim. Mamografi ve HPV testi yaptırdım” diye konuştu. Karabağlar Rehberlik Araştırma Merkezi’nde öğretmen olan görme engelli Songül Parlak, “Çok verimli bir şekilde eğitim aldık. Buraya da tarama için geldik. Engelliler için erişilebilir bir hizmet oldu. Herkese teşekkür ediyoruz. Tek başıma olsam gelemezdim, korkardım ama bu çalışma benim motivasyonumu artırdı” ifadelerini kullandı. </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/engeller-kalkti-saglik-ayaga-geldi-630753">Engeller kalktı, sağlık ayağa geldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital çağda ruh sağlığı alarm veriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-ruh-sagligi-alarm-veriyor-630657</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2026 15:36:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[çağda]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitif Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[veriyor]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<category><![CDATA[yüzyıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630657</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından geleneksel hale getirilen ve bu yıl sekizincisi düzenlenen Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-ruh-sagligi-alarm-veriyor-630657">Dijital çağda ruh sağlığı alarm veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından geleneksel hale getirilen ve bu yıl sekizincisi düzenlenen Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda başladı.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi, NP Etiler ve NP Feneryolu Tıp Merkezi, Türk Psikolojik Danışma Rehberlik Derneği ve Pozitif Psikoloji Enstitüsü paydaşlığında Üsküdar Üniversitesi tarafından bu yıl 8’incisi gerçekleştirilen Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi, bu alanda çalışmalar yürüten uzman isimleri ağırlıyor. İki gün sürecek kongrenin bu yılki teması<strong>, </strong>&#8220;Dijitalleşen Dünyada Anlam Arayışı: Sosyal İzolasyon mu? Longevity (Uzun Yaşam) mi?&#8221; olarak belirlendi.</p>
<p><strong>Açılışı Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaptı</strong></p>
<p>Kongrenin açılışında Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan &#8220;Dijitalleşen Dünyada Anlam Arayışı&#8221; başlıklı açılış konferansında hem akademik hem de küresel ölçekte dikkat çeken mesajlar verdi. Prof. Dr. Tarhan, konuşmasına önemli bir gelişmeyi paylaşarak başladı ve “Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi 2027’nin Temmuz ayında Türkiye’de yapılacak. Geçen yıl Avustralya’daydı. Bu kez Üsküdar Üniversitesi öncülüğünde ve İbn Haldun Üniversitesi iş birliğiyle ülkemizde düzenlenecek. Bu müjdeyi de sizinle paylaşmak istedim.” dedi.</p>
<p><strong>“21. yüzyıl Bilgelik Yüzyılı olmak zorunda”</strong></p>
<p>İnsanlık tarihindeki büyük dönüşümlere dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, günümüzün yeni bir kırılma dönemine işaret ettiğini belirterek, “Neolitik dönem, Tarım dönemi, Endüstri devrimi ve 20. yüzyılda Bilgi Çağı… Peki 21. yüzyıl ne olacak? Yapay zekâyla birlikte bu yüzyılın ‘Bilgelik Yüzyılı’ olmak zorunda olduğunu düşünüyorum. Bunun yolu da pozitif psikolojiden geçiyor.” diye konuştu. </p>
<p>Konuşmasının odağında “anlam” kavramının yer aldığını belirten Prof. Dr. Tarhan “Konumuzun ‘Dijitalleşen Dünyada Anlam Arayışı’ olması tesadüf değil. Krizlere ve acılara doğru anlam yüklersek onları yönetebiliriz. Yanlış anlam yüklersek acılar çözülmez, devam eder. Bu anlam yükleme sürecinin en önemli yöntemlerinden biri de pozitif psikolojidir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Pozitif psikoloji eğitimi somut sonuçlar verdi</strong></p>
<p>Üniversitede pozitif psikolojiyi eğitim sistemine entegre ettiklerini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Üniversitemiz kurulduktan sonra, 2013 yılında pozitif psikoloji dersini tüm öğrencilere zorunlu ders olarak koyduk. Ders öncesi ve sonrası ölçümler yaptık. Öğrencilerimizden ‘arkadaşımla aram düzeldi’, ‘madde kullanımını bıraktım’, ‘babamla ilişkim düzeldi’ gibi geri bildirimler aldık.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Pozitif psikolojiden ilhamla geliştirilen projelere de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Yaklaşık 5 bin uluslararası öğrencimiz var. Farklı ülkelerden gelen öğrencilerin kendi aralarında gruplaştığını ve sosyal temasın sınırlı kaldığını gördük. Bunun üzerine ‘Pozitif Psikolojiden Hedef Arkadaşlığı Projesi’ni başlattık. Bu, bir tür akran mentorluğu modeli. Her yıl bilimsel araştırma projesi olarak destekliyoruz ve sonuçlarını da yayımladık.” dedi.</p>
<p><strong>Pozitif psikoloji, sıfırı artıya çıkarır…</strong></p>
<p>Klasik psikoloji ile pozitif psikoloji arasındaki farkı da açıklayan Prof. Dr. Tarhan, “Klasik psikoloji eksiyi sıfıra getirir, patolojiyi düzeltir. Pozitif psikoloji ise sıfırı artıya çıkarır. Yaşam kalitesini ve iyilik halini artırır.” ifadelerini kullandı. Bu yaklaşımı tıptaki gelişmelerle kıyaslayan Prof. Dr. Tarhan, “Günümüzde tıpta ‘dokulara saygılı hekimlik’ anlayışı var. Gereksiz müdahaleler yerine minimal yöntemler tercih ediliyor. Bunun psikiyatridedeki karşılığı da pozitif psikoterapidir.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, konuşmasında dijitalleşme çağında insanın anlam arayışının daha da önem kazandığını belirterek, pozitif psikolojinin bu süreçte bireylerin hem psikolojik dayanıklılığını artıran hem de yaşam kalitesini yükselten temel bir yaklaşım olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>İnsanlık nereye gidiyor?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bireyin güçlü yönlerini merkeze alan yaklaşımların önemine değinerek, “Kişinin karakter güçleri envanteri var (VIA). Howard Gardner’ın çalışmalarından da yararlanarak bunu rutin olarak uyguluyoruz. Kişinin pozitif yönlerini güçlendirdiğinizde, negatif yönlerini büyük ölçüde kendisi çözebiliyor. Bu yaklaşım çok daha etkili bir rehberlik sunuyor.” dedi. 2023 yılında Gardner’ı kongreye davet ettiklerini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor ama insanlık nereye gidiyor diye sorduğumda, ‘İnsanlar daha zeki olacak ama daha insan olacaklarını söyleyemem’ dedi. Bu çok anlamlı bir uyarıydı.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Zeka ucuzladı, karakter pahalılaştı</strong></p>
<p>Teknolojik gelişmelerin insan karakteri üzerindeki etkilerine değinen Prof. Dr. Tarhan, Elon Musk’ın sözlerini hatırlatarak, “Bugün ‘zeka ucuzladı ama karakter pahalılaştı’ deniyor. Gerçekten de karakterli insan bulmak zorlaşıyor. İnsanlar daha fazla imkana sahip oldukça bastırılmış yönleri, açgözlülükleri ortaya çıkabiliyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Empati çalışmazsak kötülükler artıyor!”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, günümüzde küresel ölçekte bir narsisizm artışı yaşandığını belirterek, “Bu artık bir epidemiden ziyade bir pandemi haline geldi. Özellikle gençler arasında narsisizmin artması; suçun ve şiddetin artması anlamına geliyor. En büyük organı egosu. Kendini özel, önemli, üstün görüyor; hak duygusu sadece kendilerine yönelik. Hep dünya kendi çıkarı etrafında dönsün istiyor. Mesela narsistik yetişen bir çocuk, eline plastik mermi olan bir silah alıyor, yolda geçen bir hanımefendiye sıkıyor, kameraya çekiyor ve zevkle seyrediyor bunu. Şimdi böyle birisine empati öğretmek gerekiyor. &#8216;O senin kardeşin olsa, annen olsa ne hissederdin?&#8217; diye empati çalışmak gerekiyor. Empati çalışmazsak kötülükler artıyor. Bütün kötülükleri bir odaya doldursanız kapısını empati yoksunluğu açıyor. Pozitif Psikoloji bunu öğretiyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Küresel empati yoksunluğu yaşıyoruz”</strong></p>
<p>Dünyadaki çatışmalara da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Gazze’den İran’a kadar yaşanan olayların arkasında da empati eksikliği var. Ancak insanlık gelişiyor, umutsuzluğa kapılmamak gerekir. İletişim çağındayız ve kötülüklerin en büyük düşmanı iyi insanların tavır koymasıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Psikiyatrinin geleceği kişiye özel tedavi…</strong></p>
<p>Sağlık alanındaki çalışmalara da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Hastanemizde kişiye özel tedavi yaklaşımının Türkiye’de öncülerinden olduk. Nörobilim temelli ve kanıta dayalı yöntemlerle psikiyatrik hastalıkların beyindeki karşılıklarını tespit ederek tedavi uyguluyoruz. Ayrıca farmakogenetik çalışmaları da kendi laboratuvarlarımızda yürütüyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>“Bu bir kabuk değişimi, doğum sancısıdır…”</strong></p>
<p>Konuşmasının sonunda umudun önemine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, sözlerini, “Dünyadaki savaşlara bakarak karamsarlığa kapılmayalım. Bu süreç bir kabuk değişimi, bir doğum sancısıdır. İnsanlık daha iyiye doğru ilerliyor. Bunu ‘geliştiren travma’ olarak görmeli ve travma sonrası büyümeye odaklanmalıyız” ifadeleriyle tamamladı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nazife Güngör: “Her yüzyılın başlangıcında dünya bir tür kaos yaşıyor”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ise açılış konuşmaları kapsamında yaptığı konuşmada, insanlık tarihinin her yüzyıl başında benzer kaotik süreçlerden geçtiğini belirterek, 21. yüzyılın da küresel ölçekte yeni bir çözülme ve dönüşüm sürecine sahne olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Güngör, “Her yüzyılın başlangıcında dünya bir tür kaos yaşıyor. Yüzyıllar çoğu zaman sancıyla, bunalımla başlıyor.” diyerek tarihsel döngülere dikkat çekti.</p>
<p><strong>Kaosu üreten, çözümü de buluyor!</strong></p>
<p>Tüm bu gelişmelere rağmen umutsuzluğa kapılmamak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Güngör, “İnsanlık her zaman kaotik durumlar yaratır ama çözümünü de yine kendisi bulur. Çünkü insan düşünen bir varlıktır. Sorun üretir ama daha iyi bir dünya için sorgulamayı da beraberinde getirir. Onun için de biz akademiye önem verelim. Biz insanlık olarak okumaya, düşünmeye, sorgulamaya, eleştirel düşünüşe önem vermeliyiz, ondan asla vazgeçmemeliyiz. Kötü varsa mutlaka iyi de vardır. Bir şeyler kötüye gidiyorsa, bir şeyler de iyiye gidebilir. Ama bu iyiye gitmesi insanın niyetine bağlıdır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Güngör: “Umutsuzluk insanlık tarihinde yoktur”</strong></p>
<p>İnsanlık tarihinin mücadelelerle dolu olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Güngör, “İnsanlık tarihinde hep trajediler ve kaoslar olmuştur ama her zaman bir çıkış yolu bulunmuştur. Bu nedenle bolca okumalı, düşünmeli, sorgulamalı ve eleştirel bakış açısını güçlendirmeliyiz. Daha insancıl bir gelecek, ancak bu şekilde mümkün olabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Güler yüz önemli ancak arkasında derin düşünce olmalı”</strong></p>
<p>Pozitif psikolojinin önemine de değinen Prof. Dr. Güngör, “Pozitif psikoloji, her şeye yüzeysel biçimde iyi bakmak değildir. Asıl mesele, ‘pozitif olan için ne yapmalıyız?’ sorusunu sormaktır. Güler yüz önemli ama o gülüşlerin arkasında derin düşünce olmalı. Neşeyle bakarken aynı zamanda sorgulayan, eleştiren bir zihni de korumalıyız.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: “Çok özel bir dönemde yaşıyoruz”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, günümüz dünyasının insanlık tarihi açısından “en özel ve en kırılgan dönemlerden biri” olduğunu belirterek, dijitalleşmenin yalnızca teknolojik bir dönüşüm değil, aynı zamanda insanın anlam dünyasını kökten değiştiren bir süreç olduğunu vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Kaynak, “Hepimiz açıkçası çok özel bir dönemde yaşıyoruz. Hayatımıza çok hızlı giren ve ‘disruptive technologies’ dediğimiz yıkıcı teknolojilerle iç içeyiz. Dijitalleşme sadece iş yapış biçimlerimizi ya da sosyal medyayı etkileyen bir unsur değil; aynı zamanda hayatımızın anlam içeriğini değiştiren, bizi yeni bir hakikat ortamına adapte etmeye zorlayan travmatik bir dönemdir. Daha önce bildiklerimizin büyük ölçüde geçerliliğini yitirdiği bir çağdayız.” dedi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Kaynak: “Bu bir fırtına değil, iklim değişikliği”</strong></p>
<p>Yaşanan dönüşümün geçici bir kriz olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Kaynak, “Bir fırtınanın içinde yaşadığımız söyleniyor ama bu bir fırtına değil; bir iklim değişikliği. Fırtına geçer ve hayatınıza kaldığınız yerden devam edersiniz. Ama iklim değişikliğinde yeni bir hayat kurmak zorundasınızdır. Biz de tam olarak böyle bir dönemdeyiz.” diye konuştu.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi olarak kendilerini yalnızca “beyin üssü” değil, aynı zamanda “duygu üssü” olarak tanımladıklarını belirten Prof. Dr. Kaynak, “Nevzat Tarhan hocamızın liderliğinde insan psikolojisini ve duygularını anlamaya çalışıyoruz. Bu yaklaşımı felsefe, tarih ve insan bilimlerinin tüm alanlarına yansıtıyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>“Bu çağda nasıl iyi insan kalacağız?”</strong></p>
<p>Pozitif psikolojinin yalnızca olumlu düşünmekten ibaret olmadığını belirten Prof. Dr. Kaynak, “Bedenen ve ruhen değiştiğimiz bu ortamda nasıl insan olarak kalacağız? Üstelik nasıl ‘iyi insan’ olarak kalacağız? Pozitif enerji yayan bireyler olarak bu olumsuzlukların içinde nasıl ayakta duracağız ve bu pozitifliği çevremizle nasıl paylaşacağız? Yeni hayatı nasıl inşa edeceğiz? Asıl mesele bu soruların cevabıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan:</strong> <strong>“Burada çok güzel anılar biriktireceğiz”</strong></p>
<p>Kongre Genel Sekreteri Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, kongrenin iki gün boyunca unutulmaz anılara sahne olacağını belirterek, “Burada çok güzel anılar biriktireceğiz. İki gün boyunca her birimiz farklı deneyimler ve kazanımlar elde edeceğiz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kongrenin yalnızca akademik içerikle sınırlı olmadığını, aynı zamanda sosyal bağları güçlendiren bir yönü bulunduğunu dile getiren Dr. Turan, “Sosyal bağlılığımızla ve ele alacağımız konularla birlikte kendi hayatımıza artılar katabileceğimiz, güzel anılar biriktirebileceğimiz çok kıymetli bir kongre olmasını diliyorum” dedi.</p>
<p><strong>Açılış dinletisi Prof. Dr. Haydar Sur’dan… </strong></p>
<p>Açılış konseri Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur tarafından verildi. Prof. Dr. Sur, ud çalarak sevilen eserler seslendirdi.</p>
<p><strong>Kongrenin “Onur Konuğu” Prof. Dr. David Baron’a fahri doktora takdim edildi</strong></p>
<p>Kongrede “Onur Konuğu” ve psikiyatri ve spor bilimleri alanında uluslararası çalışmalarıyla tanınan Stanford ve Western Üniversitesi’nden (Western University of Health Sciences) Prof. Dr. David Baron’a Fahri Doktora unvanı takdim etti.</p>
<p>Tören kapsamında Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından Dr. Baron’a cübbesi giydirilerek Fahri Doktora belgesi takdim edildi. Prof. Dr. Tarhan ayrıca kendi eserlerinden oluşan İngilizce kitap setini hediye etti.</p>
<p>Törende, senato üyeleri sahneye davet edilerek toplu fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı psikiyatrisi ve altı temel sacayağı</strong></p>
<p>Törende daha sonra Prof. Dr. David Baron, açılış konferansı verdi ve “Pozitif Yaşam Tarzı Psikiyatrisi Perspektifinden Sosyal İzolasyon ve Yalnızlığın Yaşam Kalitesi Üzerindeki Rolü” konusunu ele aldı. Yaşam tarzı psikiyatrisi, sosyal bağların gücü ve pozitif ruh sağlığına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulunan Baron, modern psikiyatri anlayışının yalnızca hastalık odaklı değil, yaşam kalitesini artırmaya yönelik bütüncül bir yaklaşım gerektirdiğini vurguladı.</p>
<p>Baron, yaşam tarzı psikiyatrisi yaklaşımının fiziksel aktivite, beslenme, uyku, zararlı maddelerden uzak durma, sosyal ilişkiler ve stres yönetimi olmak üzere altı temel sacayağı üzerine kurulduğunu belirterek, “Sizi mutlu eden faaliyetleri bulmak ve sürdürülebilir bir yaşam düzeni kurmak ruh sağlığının temelidir.” dedi.</p>
<p><strong>“Sosyal izolasyon günde 15 sigara içmeye eşdeğer…”</strong></p>
<p>Sosyal izolasyonun ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Baron, “İnsanlar sosyal varlıklardır. Bağ kurmak, insanın en temel ihtiyacıdır. Sosyal izolasyon, günde 15 sigara içmeye eşdeğer bir sağlık riski taşır.” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>Pozitif psikoloji ve ruh sağlığı vizyonu</strong></p>
<p>Prof. Dr. Baron, pozitif psikoloji yaklaşımının ruh sağlığında yeni bir paradigma oluşturduğunu belirterek, “Ruh sağlığı yalnızca hastalığın olmaması değildir; hayattan keyif almak, anlam bulmak ve gelişebilmektir.” dedi.</p>
<p>Psikiyatride ilaçların önemine değinen Baron, buna rağmen hasta ile hekim arasındaki terapötik ilişkinin çoğu zaman daha belirleyici olduğunu vurguladı. </p>
<p><strong>Bağ kuran insan iyileşir, gelişir ve güçlenir…  </strong></p>
<p>Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu (WFMH) çalışmalarına da değinen Baron, odağın yalnızca hastalıkların tedavisi değil, bireylerin “esenlik hali”ne ulaşması olması gerektiğini söyledi. Konuşmasını sosyal bağların kritik önemine dikkat çekerek tamamlayan Baron, “Sosyal izolasyonun önüne geçmek, yaşam kalitesini artırmanın en temel yoludur. İnsan bağ kurduğunda iyileşir, gelişir ve güçlenir.” dedi.</p>
<p><strong>Alanında uzman isimler konferanslar verdi</strong></p>
<p>Öte yandan, kongre kapsamında Prof. Dr. Tayfun Doğan “İnsan İlişkilerinin Nörobilimi: Sosyal Beyin”, Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungur “İyi Olma Hali (Well-being) Bağlamında İlişkiler”, Doç. Dr. Sevda Yeşim Özdemir “Longevity’de Genetik Faktörler ve Yalnızlığın Biyolojisi” başlıklı konferans verdi.</p>
<p><strong>Atölye çalışmaları yapıldı</strong></p>
<p>Kongrede ayrıca Doç. Dr. Aslı Kartol ve Psk. Danışman Rümeysa Özel “Pozitif Psikoloji Temelli Vaka Formülasyonu: Güçlü Yön Odaklı Müdahale Tasarımı”, Dr. Psikolog Ebru Sinici “Zamanla Dost Olmak: Dijital Yalnızlık, Anlam ve Longevity”, Uzm. Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk “Dayanıklı Çocuklar Yetiştirmek”, Dr. Öğr. Üyesi Gamze Alçekiç Yaman “Pikselden Kalbe: Dijital Yalnızlıkta Bağ Kurma”, Prof. Dr. Gül Eryılmaz “Yeniden Bağlanmak: Güçlü Yönlerle Bağ Kurmak”, Klinik Psikolog Mehmet Büyükçorak “Psikolojik Esnekliği İnşa Etmek”, Okan Tiring “Pozitif Psikoloji ve Adler: Sanat Yoluyla Amaç” ve Dr. Hakan Karaman “Cinsel İyilik Hali ve Terapide Temel Yaklaşımlar” başlıklı atölyelerde gerçekleştirildi. </p>
<p><strong>Kongrenin ikinci gününde neler var?</strong></p>
<p>Kongrenin ikinci günü olan 26 Nisan Pazar günü Dr. Öğr. Üyesi Mert Sinan Bingöl “Anlam ve Anlamsızlık Sarmalından Nasıl Çıkabiliriz?”, Prof. Dr. Emine Nilüfer Pembecioğlu “Dijital Dünyada Gerçeklik Kırılımı” ve Uzm. Psk. Danışman Deniz Altınay “Sosyometri Kuramında Sosyal İzolasyon” başlıklı konferans verecek. Kongrede, “Yıkmadan Yıkılmadan Ayrılmak: Yapıcı Boşanma” konulu panelde Prof. Dr. Sefa Bulut, Doç. Dr. Besra Taş Bolat ve Dr. Öğr. Üyesi Hatice Deniz Özdemir birer konuşma gerçekleştirecek.<strong>  </strong>Kongrede, Prof. Dr. Sırrı Akbaba “Türk-İslam Kültüründe Erdemler”, Doç. Dr. Çiğdem Yavuz Güler “Yakınlık, Sevmek ve Yalnızlık”, Dr. Öğr. Üyesi Abdurrahman Kendirci “Ruhsal İyileşmede Anlamın Rolü” ve Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan da “Sosyal İzolasyon mu? Sosyal Bağlılık mı?” başlıklı konferans gerçekleştirecek</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-ruh-sagligi-alarm-veriyor-630657">Dijital çağda ruh sağlığı alarm veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukluk deneyimleri kıskançlığı şekillendiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocukluk-deneyimleri-kiskancligi-sekillendiriyor-630591</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2026 11:16:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[davranışlar]]></category>
		<category><![CDATA[deneyimleri]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[edilme]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hal]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[kıskançlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kıskançlık]]></category>
		<category><![CDATA[şekillendiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630591</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, 26 Nisan Dünya Kıskançlık Günü kapsamında, kıskançlığın psikolojik kökenleri, ortaya çıkış nedenleri, davranışlara yansımaları ve doğru yönetildiğinde nasıl sağlıklı bir duyguya dönüşebileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-deneyimleri-kiskancligi-sekillendiriyor-630591">Çocukluk deneyimleri kıskançlığı şekillendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, 26 Nisan Dünya Kıskançlık Günü kapsamında, kıskançlığın psikolojik kökenleri, ortaya çıkış nedenleri, davranışlara yansımaları ve doğru yönetildiğinde nasıl sağlıklı bir duyguya dönüşebileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kıskançlık doğuştan gelen, normal bir duygu!</strong></p>
<p>Kıskançlığın psikolojide kişinin değer verdiği bir ilişkiyi, statüyü ya da sahip olmak istediği bir şeyi kaybetme ihtimali karşısında ortaya çıkan karmaşık bir duygusal tepki olarak tanımlandığını ifade eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Çoğu zaman korku, öfke, yetersizlik ve kaygı ile birlikte yaşanır. Burada önemli bir ayrım vardır: kıskançlık daha çok bir ilişkiyi kaybetme tehdidiyle ilgiliyken, haset başkasının sahip olduklarına odaklanır.” dedi.</p>
<p>Bilimsel çalışmaların, kıskançlık duygusunun evrimsel olarak ilişkileri korumaya ve sosyal bağları sürdürmeye hizmet ettiğini gösterdiğini dile getiren Aydın, “Bu nedenle kıskançlık her insanda görülebilen, doğuştan gelen ve temelde normal bir duygudur; ancak sağlıklı ya da sorunlu hale gelmesi, bu duygunun yoğunluğu ve ifade ediliş biçimiyle ilgilidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Güvensizlik, özsaygı düşüklüğü ve sosyal medya kıskançlığı artırıyor!</strong></p>
<p>Kıskançlığın yaşamın farklı dönemlerinde görülse de bazı süreçlerde daha belirgin hale geldiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Çocuklukta kardeş rekabetiyle, ergenlikte kimlik gelişimi ve sosyal karşılaştırmalarla, yetişkinlikte ise romantik ilişkiler ve kariyer alanıyla daha sık ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p>Özellikle belirsizlik, güvensizlik ve özsaygı düşüklüğü gibi durumların kıskançlığı artıran önemli faktörler olduğunu aktaran Aydın, “Günümüzde sosyal medya da bu duyguyu tetikleyen güçlü bir ortam haline geldi; çünkü insanlar başkalarının hayatlarının genellikle en iyi ve filtrelenmiş anlarını görerek kendi gerçek yaşamlarıyla kıyaslama yapma eğilimine girer.” diye konuştu.</p>
<p><strong>İnsanlar kendilerinden daha iyi durumda olanlarla kıyaslama yapar ve eksiklere odaklanır!</strong></p>
<p>İnsan zihninin kendini değerlendirebilmek için başkalarını referans alma eğiliminde olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu durum psikolojide sosyal karşılaştırma olarak adlandırılır ve Leon Festinger tarafından açıklanmıştır. İnsanlar özellikle kendilerinden daha iyi durumda olduğunu düşündükleri kişilerle kıyaslama yapmaya daha yatkındır ve bu da çoğu zaman eksiklere odaklanmayı beraberinde getirir. Evrimsel açıdan bu mekanizma gelişim için işlevsel olsa da günümüzde özellikle sosyal medya etkisiyle gerçekçi olmayan standartlara göre yapılan karşılaştırmalar, kişide yetersizlik duygusunu ve kıskançlığı artırabilmektedir.”</p>
<p><strong>Çocukluk deneyimleri, bireyin ilerleyen yaşamda kıskançlık eğilimini güçlü biçimde etkiliyor!</strong></p>
<p>Çocukluk deneyimlerinin kıskançlık eğilimini güçlü biçimde etkilediğine vurgu yapan Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Özellikle bağlanma kuramı kapsamında ortaya konan çalışmalar, erken dönem ilişkilerin duygusal tepkiler üzerinde belirleyici olduğunu gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Güvenli bağlanma geliştiren bireylerin ilişkilerde daha az tehdit algılarken, kaygılı ya da güvensiz bağlanma yaşayan bireylerin ilerleyen yaşamda terk edilme korkusu nedeniyle daha yoğun kıskançlık yaşayabileceklerini aktaran Aydın, ayrıca çocuklukta sık sık karşılaştırılan, eleştirilen ya da duygusal olarak ihmal edilen bireylerin yetişkinlikte kendilerini başkalarıyla kıyaslamaya daha yatkın olduğunun görüldüğünü söyledi.</p>
<p><strong>Kıskançlık çoğu zaman, dolaylı ve fark edilmesi zor davranışlarla ortaya çıkar!</strong></p>
<p>Kıskançlık çoğu zaman doğrudan ifade edilmediğini, daha çok dolaylı ve fark edilmesi zor davranışlarla ortaya çıktığını dile getiren Aydın, “Örneğin başkalarının başarılarını küçümsemek, sürekli eleştirmek, alaycı ya da ima içeren yorumlar yapmak, başarıyı şansa bağlamak, mesafe koymak ya da görmezden gelmek bu davranışlar arasında sayılabilir. Özellikle ilişkilerde aşırı kontrol etme, sorgulama ya da pasif-agresif tepkiler de fark edilmeyen kıskançlık göstergeleridir. Kişi çoğu zaman bu davranışların altında yatan duygunun kıskançlık olduğunu fark etmez ve bunu daha çok ‘haklı eleştiri’ ya da ‘gerçekçi değerlendirme’ olarak yorumlayabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Gerçeklikle bağın zayıflamasına yol açan kıskançlık psikolojik destek gerektirir!</strong></p>
<p>Kıskançlığın, süreklilik kazandığında, yoğunluğu arttığında ve kişinin düşünce dünyasını sürekli meşgul etmeye başladığında artık işlevsel olmaktan çıktığına değinen Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Özellikle ilişkileri zedeleyen, kontrol davranışlarına, öfke patlamalarına ya da temelsiz suçlamalara yol açan, hatta gerçeklikle bağın zayıfladığı durumlarda bu duygu psikolojik destek gerektiren bir hal alır.” dedi.</p>
<p>Aydın, ortada somut bir kanıt yokken sürekli aldatılma düşüncesiyle hareket etmenin ya da karşı tarafın yaşam alanını kısıtlayacak düzeyde kontrolcü davranmanın, kıskançlığın artık bir duygu olmaktan çıkıp bir sorun haline geldiğini gösterdiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Kıskançlık çoğu zaman bize aslında neyi arzuladığımızı gösterir!</strong></p>
<p>Kıskançlığın, doğru şekilde ele alındığında ilhama dönüşebilecek bir duygu olduğuna vurgu yapan Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kıskançlık çoğu zaman bize aslında neyi arzuladığımızı gösterir. Bu dönüşüm için öncelikle duyguyu fark etmek ve adlandırmak, ardından karşılaştırmayı yeniden çerçevelemek gerekir; ‘Neden onda var?’ yerine ‘O bunu nasıl başardı ve ben ne öğrenebilirim?’ sorusunu sormak bu noktada kritik bir adımdır. Kendi değerlerini netleştirmek, ulaşılabilir hedefler belirlemek ve sahip olunanları fark etmeye yönelik şükran pratiği yapmak da bu süreci destekler. Bu yaklaşım sayesinde kıskançlık, kişiyi tüketen bir duygudan çıkıp gelişim ve motivasyon sağlayan bir iç kaynağa dönüşebilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-deneyimleri-kiskancligi-sekillendiriyor-630591">Çocukluk deneyimleri kıskançlığı şekillendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devlet Hastaneleri Özelleştirme Kapsamında Satılıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/devlet-hastaneleri-ozellestirme-kapsaminda-satiliyor-630572</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2026 09:02:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[hastaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[kapsamında]]></category>
		<category><![CDATA[özelleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[satılıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630572</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı 71 devlet hastanesi ve sağlık kuruluşunun arazilerinin satışa çıkarıldığını duyurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/devlet-hastaneleri-ozellestirme-kapsaminda-satiliyor-630572">Devlet Hastaneleri Özelleştirme Kapsamında Satılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Devlet hastaneleri satışta.</p>
<p><b>Sağlık kurumlarının satışından gelir elde etmek doğru değil!</b></p>
<p>Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol konu hakkında şu açıklamayı yaptı, “Daha öncede yayınlanmış olan, bazı sağlık kuruluşlarının arazilerinin de yer aldığı kamu arazilerinin satışının ardından bu kez, 24 Nisan 2026 tarih ve 33233 sayılı resmi gazetede yayınlanan, 11187 sayıl karara göre 71 Devlet Hastanesi ve sağlık kuruluşunun arazileri satışa çıkarılmıştır. Karara göre pek çok ilimizde bulunan Maliye Hazinesi adına kayıtlı olan 71 adet taşınmaz ile üzerindeki yapılar özelleştirme kapsamına alınmıştır. Genel olarak il, ilçe merkezlerinde bulunan hastane ve sağlık kuruluşlarının arazileri bulundukları yer ve konuma göre oldukça değerlidir. Yıllardır ifade ettiğimiz gibi, genel itibarıyla yeni yapılan hastanelerin şehir dışına çıkartılarak, şehir merkezlerinde bulunan vatandaşlarımızın kolay ulaşabildiği sağlık kuruluşlarının satılarak gelir elde etme çabası doğru bir yöntem değildir”<img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/04/devlet-hastaneleri-ozellestirme-kapsaminda-satiliyor-0-lSG6OiR2.jpeg"/></p>
<p><b>Vatandaşa Verilecek En İyi Sağlık Hizmeti Evine En Yakın Yerdeki Sağlık Hizmetidir</b></p>
<p>“Vatandaşa verilebilecek en iyi sağlık hizmeti, evine yani ikametine en yakın yerde olan sağlık kuruluşlarından verilen hizmettir. Satışa çıkarılan arazilerin Sağlık Bakanlığına devredilmesi milletimizin menfaatine olacaktır. Satışa çıkarılan araziler, hastane olarak kullanılmayacaksa bile, İl Sağlık Müdürlükleri, İlçe Sağlık Müdürlükleri, Sağlıklı Hayat Merkezleri, Aile Sağlığı Merkezleri, 112 Acil Sağlık Hizmetleri istasyonları olarak kullanılması devletin ve milletin menfaatine olacaktır. İlerleyen yıllarda, Şehir merkezlerinde bulunan bu sağlık alanları satıldıktan sonra tekrardan şehir merkezlerinde sağlık alanı tesis etmek, belki de mümkün olmayacak ve büyük maliyetler getirecektir. Cumhurbaşkanlığı kararına göre, özelleştirme sürecinin 31 Aralık 2028’e kadar tamamlanmasının öngörülerek, elde edilecek gelirin sağlık yatırımlarında kullanılacağının ifade edilmesi yapılan özelleştirmenin doğruluğunu teyit etmez. Sağlık yatırımları konusunda kaynak aranıyorsa, öncelikle her metrekaresine kira ödediğimiz ve hasta garantisi verdiğimiz, her yıl Milyarlarca TL ücret ödediğimiz bütçenin kara deliği olan şehir hastanelerinden tasarruf edelim” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/devlet-hastaneleri-ozellestirme-kapsaminda-satiliyor-630572">Devlet Hastaneleri Özelleştirme Kapsamında Satılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nilüfer&#8217;de mitler ve psikolojik yansımaları sorgulandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/niluferde-mitler-ve-psikolojik-yansimalari-sorgulandi-630539</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2026 08:00:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[halis]]></category>
		<category><![CDATA[mitler]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sorgulandı]]></category>
		<category><![CDATA[yansımaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630539</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği “Tematik Buluşmalar” serisi, bu ay “Mitlerin Psikolojik Yorumsaması” başlıklı bir söyleşiyle gerçekleşti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-mitler-ve-psikolojik-yansimalari-sorgulandi-630539">Nilüfer&#8217;de mitler ve psikolojik yansımaları sorgulandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği “Tematik Buluşmalar” serisi, bu ay “Mitlerin Psikolojik Yorumsaması” başlıklı bir söyleşiyle gerçekleşti. Akademisyen ve yazar Göktuğ Halis’in konuk olduğu etkinlikte, tarihi anlatılar olan mitlerin kökeni ve yansımaları tartışıldı.</b></p>
<p>Nilüfer Belediyesi’nin geleneksel olarak sürdürdüğü “Tematik Buluşmalar” etkinliği, bu ay yazar ve akademisyen Göktuğ Halis’i ağırladı. “Mitlerin Psikolojik Yorumsaması” başlığı altında gerçekleşen buluşmada, tarihin eski anlatılarını olan mitlerin, insanların zihin yapısını nasıl şekillendirdiği Nilüferli sanatseverlerle paylaşıldı.</p>
<p>Dünya mitolojileri, semboller ve Anadolu’daki kadim inanışlar üzerine yaptığı çalışmaları paylaşan Göktuğ Halis, mitolojinin antik Yunan’a özgü olmadığını, insanlık tarihinin çok daha eski dönemlerine uzandığını söyledi. Halis, “Gerçek bir mitoloji bilimi için arkeoloji, tarih ve karşılaştırmalı din çalışmalarına bakmak zorundayız. Anadolu’nun kırsalında bir kuşla veya bir ağaçla kurulan ilişki bile hâlâ yaşayan bir mitolojidir” diye konuştu.</p>
<p><b>PSİKOLOJİNİN MİTLERLE İMTİHANI</b></p>
<p>Söyleşide, 19. yüzyılın sonundan itibaren psikolojinin mitoloji sahasına girişini ele alan Halis, Sigmund Freud ve Joseph Campbell gibi isimlerin teorilerini yorumladı. Halis, “Mitlerin büyük bir çoğunluğu sanılanın aksine sadece ruh bilimiyle değil, toplumsal sorunları çözme ve kültürel hafızayı koruma işleviyle var olmuştur” dedi.</p>
<p>Mitolojinin en büyük gizemlerinden biri olan “tanrıların insanlığı terk etmesi” konusuna da değinen Halis, psikolojinin bu durumu çocukluktaki ebeveyn-çocuk ilişkisinin kopuşuyla açıkladığını belirtti. Göktuğ Halis, kahramanlık mitlerinin dünya genelindeki benzerliğinin ise bireyin toplumda kendi kimliğini kazanma süreciyle ilgili olduğunu ifade etti.</p>
<p>Etkinlik, dinleyicilerin soru ve görüşleriyle zenginleşen interaktif bir bölümle sona erdi.</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-mitler-ve-psikolojik-yansimalari-sorgulandi-630539">Nilüfer&#8217;de mitler ve psikolojik yansımaları sorgulandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Birlik Sağlık Sen Büyümeye Devam Ediyor  </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/birlik-saglik-sen-buyumeye-devam-ediyor-630487</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 20:18:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birlik]]></category>
		<category><![CDATA[büyümeye]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630487</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birlik Sağlık Sen Büyümeye Devam Ediyor  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/birlik-saglik-sen-buyumeye-devam-ediyor-630487">Birlik Sağlık Sen Büyümeye Devam Ediyor  </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, “Mücadelemiz; siyaset değil, hakkın, hukukun, adaletin ve liyakatin üstünlüğüdür diyerek yola çıkan Birlik Sağlık Sen emin adımlarla büyümeye devam ediyor” dedi.</p>
<p>Doğruyol sözlerini şöyle sürdürdü, “Birlik Sağlık Sen olarak, İzmir İlinde üçüncü şubesinin resmi başvurularını yaparak kuruluşunu tamamlayan sendikanın yeni şubesinin şube başkanı tecrübeli sendikacı Şevket Özfiliz olurken, yönetim kurulu üyeleri, Alev Şahin, Banu Parlar, Fatih Dede, Halil Karakulak, Tunç Sayın ve Yaşar Köse’den oluştu. 38 ilde il başkanın 46 ilde de üyesinin bulunduğunu ifade eden Genel Başkan Ahmet Doğruyol, siyasetin kontrolünde olup, haksızlıklara, hukuksuzluklara ses çıkaramayan ya da bireysel çıkar ve menfaat peşinde koşan bazı sendikalara inat, biz her zaman her ortamda doğrulara söylemeye, doğrunun peşinde koşmaya, güçlüden yana değil, haklıdan yana olmaya devam edeceğiz”</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/04/birlik-saglik-sen-buyumeye-devam-ediyor-0-HEB6d2ck.jpeg"/></p>
<p><b>“Allah’tan Başka Kimseye Boyun Eğmedik”</b></p>
<p>“Konfederasyonumuz BASK’ın (Bağımsız Kamu Görevlileri Sendikaları Konfederasyonu) yol haritası olan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “Bağımsızlık benim karakterimdir” sözünü kılavuz edindiklerini ifade eden Doğruyol, şükürler olsun ki, şu üç günlük dünyada Allahtan başka hiç kimseye boyun eğmedik. Güçlüden yana değil, her zaman haklıdan mazlumdan yana olduk. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, devletimizin birlik ve bütünlüğü içerisinde olan, ihanet etmeyen, hainlik yapmayan tüm vatandaşlarımız tacıdır diyen Doğruyol, hiç bir vatandaşımızın dili, dini, ırkı, mezhebi, meşrebi bizim için bir ayrıştırma sebebi değildir. Hedefimiz hakkın, hukukun, adaletin ve liyakatin üstünlüğünü tesis etmek için mücadele etmektir. Tüm çalışanlarımız bilsin ki, nerede haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik varsa orada Birlik Sağlık Sen olacaktır” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/birlik-saglik-sen-buyumeye-devam-ediyor-630487">Birlik Sağlık Sen Büyümeye Devam Ediyor  </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş Hekimlerinin Emeği Değişken Oranlara Sığdırılamaz!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-hekimlerinin-emegi-degisken-oranlara-sigdirilamaz-630484</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 19:59:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[değişken]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[emeği]]></category>
		<category><![CDATA[hekimlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[oranlara]]></category>
		<category><![CDATA[sığdırılamaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630484</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diş Hekimlerinin Emeği Değişken Oranlara Sığdırılamaz!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimlerinin-emegi-degisken-oranlara-sigdirilamaz-630484">Diş Hekimlerinin Emeği Değişken Oranlara Sığdırılamaz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası Genel Başkanı Dr. Hatice Çerçi Balcı, şu açıklamayı yaptı, “Ağız ve Diş Sağlığı Merkezleri (ADSM) ve Hastanelerinde (ADSH) fedakârca görev yapan meslektaşlarımızın temel beklentisi lütuf değil, adalettir. Geçtiğimiz ay atılan olumlu adımların kalıcı hale getirilmesi beklenirken, dağıtım oranlarında yeniden geriye gidilmesi diş hekimliği camiasında derin bir güvensizlik ve motivasyon kaybı yaratmıştır”</p>
<p><b>Belirsizlik Değil, Güvence İstiyoruz!</b></p>
<p>Bir sağlık profesyonelinin her ay “Acaba bu ay emeğimin karşılığı ne olacak?” kaygısıyla koltuğa oturması, sağlık sisteminin sürdürülebilirliğine vurulan en büyük darbedir. Diş hekimleri, yoğun iş yükü ve yüksek riskli çalışma koşulları altında hizmet üretirken, her ay değişen uygulamalarla belirsizliğe mahkûm edilemez.</p>
<p>Hekim Birliği Sendikası olarak kararlılığımızı yineliyoruz:</p>
<p>• Eşitlik Şart: İkinci basamak ağız ve diş sağlığı kuruluşları arasındaki dağıtım oranları ivedilikle eşitlenmelidir. Kurumlar arası farklılıklar, çalışma barışını zedelemektedir.<br /> • Taban Oran Güncellenmelidir: Dağıtım oranlarında en düşük seviye, emeğin asgari karşılığı olarak %36 seviyesine sabitlenmelidir.<br /> • Öngörülebilir Sistem: Ücretlendirme politikası, idarecilerin inisiyatifinden veya anlık değişimlerden kurtarılmalı; şeffaf, adil ve hakkaniyetli bir sisteme oturtulmalıdır.</p>
<p><b>Mücadelemiz, Mesleki Onur Mücadelemizdir</b></p>
<p>Diş hekimlerinin alın teri, geçici çözümlerle veya bir aylık iyileştirmelerle geçiştirilemeyecek kadar kıymetlidir. Bizler, sadece rakamların değil, bir mesleğin onurunun ve emeğinin savunucusuyuz. Hekimlerimizin motivasyonunun korunduğu, emeğin karşılığının tam ve eksiksiz alındığı bir çalışma düzeni kurulana dek sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Diş hekimlerimizin emeği, sağlık sisteminin temel taşıdır; görmezden gelinemez! (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimlerinin-emegi-degisken-oranlara-sigdirilamaz-630484">Diş Hekimlerinin Emeği Değişken Oranlara Sığdırılamaz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demircan’dan KPDK Tepkisi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/demircandan-kpdk-tepkisi-630478</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 18:04:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[demircan]]></category>
		<category><![CDATA[kpdk]]></category>
		<category><![CDATA[tepkisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630478</guid>

					<description><![CDATA[<p>Demokratik Sağlık Sen Genel Başkanı Togan Demircan, kısa adı KPDK olan Kamu Personeli Danışma Kurulu toplantısı hakkında açıklama yaptı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/demircandan-kpdk-tepkisi-630478">Demircan’dan KPDK Tepkisi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Demokratik Sağlık Sen Genel Başkanı Togan Demircan, kısa adı KPDK olan Kamu Personeli Danışma Kurulu toplantısı hakkında açıklama yaptı. </span></p>
<p><span>Bu toplantının Türkçe meali “</span><span>Kamu Personeli Danışma Kurulu kısa ismi (KPDK) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı başkanlığında; kamu kurum temsilcileri ile en çok üyeye sahip sendika/konfederasyonların katılımıyla, kamu personel mevzuatı, idari uygulamalar ve çalışma şartlarına yönelik konuların istişare edildiği, yılda iki kez (Mart-Kasım) toplanan bir sosyal diyalog mekanizmasıdır.” Bunu bu kadar allayıp, pullamanın alemi nedir.</span></p>
<p><span>Toplu sözleşme masasında görüşülen karara bağlanamayan, bu süreçten önce ve sonra havada kalan konuların istişare edildiği bir toplantı neredeyse tellak eliyle duyuruluyor sonra alt alta maddeler sıralanıyor ve aynı yıl içerisinde yapılacak ikinci toplantı tarihine kadar tozlu raflara kaldırılıyor.</span></p>
<p><span>Bir düzmecedir gidiyor. Binlerce taleple toplu sözleşme masasına oturuyorlar, birisi masayı bir tarafa çekiyor diğeri başka tarafa çekiyor sonra binlerce talepten elle tutulur tek bir kazanım elde edemedikleri gibi faturayı da hakem heyetine kesiyorlar, aradan üç beş ay geçiyor başlıyorlar algı oluşturmaya.</span></p>
<p><span>“……..KPDK toplanıyor, öncelikli taleplerimiz, KPDK toplandı, yalandan bir basın açıklaması” ne talepler gerçekleşiyor, ne beklentiler karşılık buluyor zaten bunun gerçekleşmeyeceğini kendileri de biliyor.</span></p>
<p><span>Kendi beceriksizliklerinin faturasını, önce kamu görevlilerine ve emeklilerine kesen bu sendika temsilcilerinin ağzından bir kez “biz bu işi yapamıyoruz” dediklerini duyduk mu, tabi ki hayır. Onlara göre sistem arızalı, hakem heyeti taraf, yasa güdük, mutabakat metinleri sakat falan filan. Bugün halen kamuda mülakat kaldırılmadıysa, çok çeşitli istihdam modelleri varsa, mali ve sosyal hak kayıpları tavan yapmış açlık ve yoksulluk sınırı arasında ücret alınıyorsa, emekli seyyanen zammı alamadıysa, 1. Dereceye 3600 ek gösterge hayata geçmemişse, periyodik olarak görevde yükselme unvan değişikliği sınavları yapılmıyorsa ve yapılanlarında sonuç süresi neredeyse iki yılı buluyorsa, disiplin affı hayat bulmadığı gibi ilave 1 derece verilmediyse, akademik personelin kariyerinin karşılığı yoksa, mühendislik meslek kanunu çıkarılmadıysa, bayram ikramiyesi verilmiyor, gelir vergisi % 15’e sabitlenmiyorsa ve her yıl ellerinde dilekçe örneği  ile YHS GİH’e geçireceğiz vaadi ile insanları sendikalarına üye yapıyorlarsa bunun sorumlusu ne kanundur, ne toplu sözleşmedir, ne hakem heyetidir, ne iktidardır. Bunun çözümü KPDK da değildir. Bu sorunlar sizin yetkili olduğunuz sürece asla çözüme kavuşmayacaktır. Memur ve emeklinin içinde bulunduğu durumun yegane sorumlusu gırtlağa kadar siyasete batmış sendika ve temsilcileridir. Söylemde de eylemde de samimi değilsiniz, idarelerle iş tutup müdür başhekim başhemşire odalarında sendikalarınıza üye yapıyorsunuz. Sizin temel felsefeniz üye sayısını artırmak idarecinin temel felsefesinde de bir dönem daha sözleşme imzalamak olduğu sürece kamu görevlileri açlık ve yoksulluk sınırında emekliler ise açlık sınırının altında ücret almaya devam edeceklerdir. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><span> </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/demircandan-kpdk-tepkisi-630478">Demircan’dan KPDK Tepkisi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser alanında geliştirilen yeni aşı yaklaşımları umut vadediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-alaninda-gelistirilen-yeni-asi-yaklasimlari-umut-vadediyor-630442</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 15:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[geliştirilen]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Mutasyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımları]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630442</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhat Ferhatoğlu, “Kanser alanında geliştirilen yeni aşı yaklaşımları, hastalığın oluşmadan önlenmesine yönelik önemli bir potansiyel sunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-alaninda-gelistirilen-yeni-asi-yaklasimlari-umut-vadediyor-630442">Kanser alanında geliştirilen yeni aşı yaklaşımları umut vadediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhat Ferhatoğlu, “Kanser alanında geliştirilen yeni aşı yaklaşımları, hastalığın oluşmadan önlenmesine yönelik önemli bir potansiyel sunuyor. Bu yaklaşım özellikle yüksek riskli bireyler için dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Yeni aşı yaklaşımları umut vadediyor” dedi.</p>
<p>Kanserin ilerleyen evrelerde tedavisinin zorlaşmasının en önemli nedenlerinden birinin tümör hücrelerinin genetik olarak stabil olmaması olduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhat Ferhatoğlu “Bu durum kanser hücrelerinin zaman içinde farklı özellikler kazanmasına yol açıyor. Bu süreci biyolojik evrime benzetebiliriz. Nasıl ki mutasyonlar yeni türlerin ortaya çıkmasına neden oluyorsa, kanser de benzer şekilde dallanarak ilerleyen dinamik bir süreçtir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Doç. Dr. Ferhatoğlu, “Kanser aşıları, son yıllarda immünoterapinin en dikkat çeken alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu aşılar genel olarak ikiye ayrılıyor: HPV ve HBV gibi virüslere karşı geliştirilen koruyucu aşılar ve doğrudan kanser hücrelerini hedef alan tedavi edici aşılar. Tedavi edici aşılar, bağışıklık sistemini aktive ederek kanser hücrelerini ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Ancak bu alanda geliştirilen yeni bir yaklaşım kanserin doğasına daha derin bir bakış sunarak dikkat çekiyor” diye konuştu.</p>
<p>‘KANSER HÜCRELERİ TEDAVİYE DİRENÇ GELİŞTİREBİLİYOR’</p>
<p>Tümör hücreleri arasındaki bu genetik farklılıkların, değişen çevresel koşullara uyum sağlama ve tedavilere direnç geliştirme yeteneğini beraberinde getirdiğine dikkat çeken Doç. Dr. Ferhatoğlu, kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi gibi yöntemlerin bazı durumlarda kanseri tamamen ortadan kaldırmakta yetersiz kalabildiğini vurguladı. Doç. Dr. Ferhatoğlu, “Tedaviden sağ kurtulan hücreler zaman içinde çoğalarak daha dirençli hale gelebiliyor. Bu nedenle daha hedefe yönelik yeni tedavi stratejilerine ihtiyaç duyuluyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>‘HEDEF: KANSERİN KÖKÜNÜ ORTADAN KALDIRMAK’</p>
<p>Yeni geliştirilen yaklaşımın, kanserin kökünü oluşturan mutasyonların hedef alınmasına dayandığını belirten Doç. Dr. Ferhatoğlu, bu mutasyonların bir ağacın gövdesi gibi düşünülebileceğini ifade etti. ‘Eğer bu kök mutasyonları tespit edebilirsek, bağışıklık sistemini bu hedeflere karşı uyararak kanseri daha oluşmadan engellemek mümkün olabilir’ diyen Doç. Dr. Ferhatoğlu, özellikle akciğer kanseri açısından yüksek riskli bireylerde bu yaklaşımın önemli bir potansiyel taşıdığını söyledi.</p>
<p>‘TRACERX ÇALIŞMASI YENİ BİR KAPI AÇTI’</p>
<p>2014 yılında başlatılan TRACERx çalışmasının, kanserin bir ‘evrim ağacı’ gibi geliştiğini ve tüm tümör hücrelerinde ortak olan kök mutasyonların varlığını ortaya koyduğunu belirten Doç. Dr. Ferhatoğlu, bu bulguların yüksek riskli bireyler için geliştirilen ilk akciğer kanseri aşısı LungVax’ın temelini oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>‘NÜKSÜN ÖNLENMESİ HEDEFLENİYOR’</p>
<p>Oxford’da yürütülecek LungVax çalışmasının, özellikle erken evre küçük hücreli dışı akciğer kanseri nedeniyle ameliyat edilmiş hastalarda kanserin tekrarını önlemeyi amaçladığını belirten Doç. Dr. Ferhatoğlu, “Bu aşı ile tümörlerde ortak bulunan neoantijenler hedef alınarak güçlü bir bağışıklık yanıtı oluşturulması hedefleniyor. Böylece kanser hücreleri henüz klinik olarak ortaya çıkmadan ortadan kaldırılabilir” dedi.</p>
<p>‘COVID-19 AŞILARINA BENZER TEKNOLOJİ’</p>
<p>Geliştirilen yaklaşımın, COVID-19 döneminde kullanılan mRNA aşılarına benzer bir mekanizmaya dayandığını ifade eden Doç. Dr. Ferhatoğlu, bağışıklık sisteminin hedef alması gereken neoantijenler aracılığıyla uyarıldığını belirtti. İlk aşamada 40 hastalık bir grupta güvenlik ve etkinlik değerlendirileceğini, çalışmanın 2026 yazında başlanmasının planlandığını ifade etti.</p>
<p>‘KANSER TEDAVİSİNDE YENİ DÖNEM: HASSAS ÖNLEME’</p>
<p>Doç. Dr. Ferhatoğlu, bu yaklaşımın ‘precision prevention’ yani hassas önleme stratejisinin önemli bir örneği olduğunu vurgulayarak “Bu yöntem yalnızca tedavi değil, kanseri oluşmadan engellemeye yönelik yeni bir dönemin kapısını aralıyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-alaninda-gelistirilen-yeni-asi-yaklasimlari-umut-vadediyor-630442">Kanser alanında geliştirilen yeni aşı yaklaşımları umut vadediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Olası nükleer sızıntılar sağlığı tehdit ediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/olasi-nukleer-sizintilar-sagligi-tehdit-ediyor-630412</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 15:02:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[işınlama]]></category>
		<category><![CDATA[kaza]]></category>
		<category><![CDATA[maruz]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[olası]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[parçacık]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sızıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630412</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Nükleer Teknoloji ve Radyasyon Güvenliği Program Başkanı Öğr. Gör. Dilek Aker, 26 Nisan Çernobil Felaketini Anma Günü kapsamında olası bir nükleer sızıntının sonuçları hakkında önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olasi-nukleer-sizintilar-sagligi-tehdit-ediyor-630412">Olası nükleer sızıntılar sağlığı tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Nükleer Teknoloji ve Radyasyon Güvenliği Program Başkanı Öğr. Gör. Dilek Aker, 26 Nisan Çernobil Felaketini Anma Günü kapsamında olası bir nükleer sızıntının sonuçları hakkında önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>Radyoaktif sızıntı/parçacıklar nasıl yayılıyor?</strong></p>
<p>Öğr. Gör. Dilek Aker, radyasyonun kararsız atomların enerji yaymasıyla ortaya çıktığını belirterek, “Radyasyon, kararsız atomların kararlı hale geçmek için parçacık (alfa, beta, nötron) veya elektromanyetik dalga (X ışınları, gama ışınları, radyo dalgaları, kızılötesi ışınlar) şeklinde yaydığı enerjidir. Günlük hayatta telefon, televizyon ve Wi-Fi gibi cihazlarla iç içe yaşadığımız radyo dalgaları, mikrodalgalar ve kızılötesi dalgalar, iyonize olmayan radyasyon türlerindendir.” dedi.</p>
<p>Asıl dikkat edilmesi gerekenin ise iyonize radyasyonlar olduğunu söyleyen Öğr. Gör. Dilek Aker, “Bu tür radyasyonlar alfa ve beta gibi parçacık şeklinde ortama saçılarak, gama ışınları gibi elektromanyetik dalgalar ise doğrusal bir yönde yayılır. Radyasyonun insan üzerindeki biyolojik etkisi; ışınlanma şekli, süresi ve kaynağına göre değişiklik gösterebilir. Ayrıca maruz kalan kişinin yaşı, cinsiyeti ve vücudunda hangi bölgenin ışınlandığı da bu etkiyi doğrudan etkiler.” diye konuştu.</p>
<p><strong>İki şekilde radyasyon maruziyeti vardır; iç ışınlama ve dış ışınlama</strong></p>
<p>Olası bir sızıntı halinde yutma, soluma olarak iç ışınlamaya maruz kalınabileceğini ifade eden Öğr. Gör. Dilek Aker, “Alfa ve Beta ışımaları iç ışınlamada oldukça zararlı biyolojik etkiler oluşturur. Alfa ve beta parçacıkları ulaştıkları doku ve organlara yüksek miktarda radyasyon enerjisi verebilir, genetik dizilime etki edebilirler ve farklı hücre ve organellerine zarar verebilirler. Bu hasarların kanser gibi hastalıklara ya da mutasyona sebep olabilirler. Dış ışınlamada ise Alfa parçacıkları için tehlike gözlenmez çünkü bu parçacıklar deriyi geçemez fakat açık yaralar iç ışınlamaya sebebiyet verebilir. Beta parçacıkları alfa parçacıklarına göre daha zararlı etkiler yaratabilir. Örneğin; derinin yanması, gözde katarakt oluşması gibi. Gama ışınları ise daha tehlikelidir. Uzun mesafeler kat edebilen gama ışınları tüm vücuda nüfuz edebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Radyasyon maruziyeti insan sağlığını nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p>Radyasyon maruziyetinin deterministik veya stokastik etki denilen etkiler yaratabildiğini anlatan Öğr. Gör. Dilek Aker, şöyle devam etti:</p>
<p>“Nükleer tesislerdeki kaza, yakın çevresindeki insanları deterministik olarak etkilenirken, daha uzaktakileri stokastik olarak etkileyebilir. Deterministik etki; radyasyon maruziyeti sonucu maruz kalınan bölgenin zarar görmesi, o bölgede hücre ölümlerinin gerçekleşmesi, çok yüksek dozlarda da ölüme neden olan bir etkidir. Deterministik etkiyi, bir anda yüksek seviyeli radyasyona maruz kalmak olarak da adlandırabiliriz. Stokastik etki ise kanser gibi hastalıkların, genetik mutasyonlar ortaya çıkabilmesi ve nesilden nesile aktarılabilen bir etkidir.  Bu etkiyi nispeten düşük dozlarla sürekli maruziyet olarak da adlandırabiliriz.”</p>
<p><strong>Çernobil sonrasında bazı önlemler alındı</strong></p>
<p>Çernobil kazası sırasında bazı sistemler ve sözleşmeler olmadığını, “Nükleer Kaza Halinde Erken Bildirim Sözleşmesi”nin Çernobil Kazasını takiben 26 Kasım 1986’da yürürlüğe girdiğini hatırlatan Öğr. Gör. Dilek Aker, “Sözleşmenin amacı; nükleer bir kaza sonrası, sözleşmeye taraf bir ülkede radyoaktif madde salınımı olasılığında, bir ‘Erken Bildirim Sistemi’ oluşturulacak ve çevre ülkelerle bu risk paylaşılacaktır. Böylelikle etkilenebilecek ülkeler erkenden önlem alabileceklerdir. UAEA (Uluslararası Atom Enerji Ajansı) ve OECD Nükleer Enerji Ajansının iş birliği ile nükleer olayları oluşturdukları riske göre sınıflandırılabilmesi için ‘Uluslararası Nükleer ve Radyolojik Olay Ölçeği Sistemi (INES)’ çalışmalar başlatılmıştır. Dolayısı ile radyasyon sızıntısının kaynağını, nasıl ve ne tür bir enerji yaydığını bilebilirsek önlem almamız o ölçüde kolaylaşacaktır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Nükleer patlama durumunda yakın çevredekilerin alması gereken önlemler neler?</strong></p>
<p>Öğr. Gör. Dilek Aker, nükleer patlama durumunda yakın çevredekilerin alması gereken önlemleri şöyle sıraladı:</p>
<p>“Patlamayla oluşan ışık hüzmesi gözleri kör edebileceği için asla doğrudan bakılmamalıdır. En kısa sürede korunaklı alanlara girilmeli ve en az 48 saat bu alanlardan çıkılmamalıdır. Gıda ve su ihtiyacı için açıkta kalmış yiyecekler tüketilmemeli, bunun yerine kapalı ambalajlı ya da konserve ürünler tercih edilmelidir. Toprak üstünde yetişen sebzeler yenmemeli, havuç, patates gibi toprak altında yetişen ürünler tercih edilmelidir. Açık su kaynakları (göl, dere, nehir gibi) kullanılmamalı, kapalı ambalajlı içme suları tercih edilmelidir. Radyoaktif parçacıkların atmosfere karışıp yere inmesiyle birlikte, vücut, deri ve gözlerin korunması önem kazanır. Bu nedenle koruyucu giysiler, maske, şapka, eldiven, gözlük ve uzun kollu kıyafetler giyilmelidir. Beton, iyi bir radyasyon zırhıdır. Bu nedenle yapıların içinde en az 48 saat, tercihen 8-9 gün kalınmalı; radyasyonun içeri sızmaması için su ve havalandırma boruları kapatılmalı, pencereler açılmamalıdır. Ayrıca, tiroid bezini korumak amacıyla tiroit koruyucu tabletler (iyot tabletleri) kullanılabilir. Unutulmamalıdır ki, bu önlemler salınan radyasyonun şiddetine göre değişiklik gösterebilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olasi-nukleer-sizintilar-sagligi-tehdit-ediyor-630412">Olası nükleer sızıntılar sağlığı tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hastalıklar belirti vermiyor, sessizce ilerliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hastaliklar-belirti-vermiyor-sessizce-ilerliyor-630343</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 08:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[ilerliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[tespit]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[vermiyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630343</guid>

					<description><![CDATA[<p>50 yaş, takvimde sadece bir dönüm noktası değil; aynı zamanda sağlık açısından kritik bir eşik olarak kabul ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastaliklar-belirti-vermiyor-sessizce-ilerliyor-630343">Hastalıklar belirti vermiyor, sessizce ilerliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>50 yaş, takvimde sadece bir dönüm noktası değil; aynı zamanda sağlık açısından kritik bir eşik olarak kabul ediliyor. Bu dönemle birlikte vücutta hücre yenilenmesi yavaşlıyor, metabolizma hız kaybediyor ve kas kütlesi azalırken yerini yağ dokusu almaya başlıyor. Ayrıca, damar esnekliğinin ve kemik yoğunluğunun azalması vücudu kronik hastalıklara karşı daha savunmasız hale getiriyor. Alışkanlıklarımız bu süreçte nasıl bir yaşam süreceğimizin en güçlü belirleyicisi oluyor. Sağlıklı beslenmek, düzenli spor yapmak, stresi yönetmek ve yeterli uyumak biyolojik yaşlanmanın etkilerini belirgin ölçüde azaltıyor. Bunların yanı sıra düzenli olarak yapılan test ve tarama programları da hastalıkların erken teşhis edilmesinde, hatta bazı hastalıkların önlenmesinde hayati bir rol oynuyor! <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yavuzer, </strong>günümüzde yaşlanmanın  artık bir “gerileme” süreci olarak görülmediğini belirterek, <strong>“</strong>Doğru yaşam alışkanlıkları ve düzenli tıbbi taramalar sayesinde hem yaşam süresi uzamakta hem de yaşam kalitesi belirgin şekilde artmaktadır. Günümüzde aktif, enerjik ve konforlu bir ikinci bahar yaşamak mümkündür” diyor.  </p>
<p><strong>“Kendimi iyi hissediyorum” hatasına düşmeyin! </strong></p>
<p>İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yavuzer,<strong> </strong>ilerleyen yaşla birlikte organ ile sistem rezervlerinde yaşanan azalma ve değişimlerin düzenli kontrolleri çok daha önemli hale getirdiğini vurguluyor.   “Kendimi  iyi hissediyorum, doktora gitmeme gerek yok” düşüncesinin ileri yaşlardaki en büyük yanılgılardan biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hakan Yavuzer, kalp-damar ve kanser gibi ciddi hastalıkların uzun süre hiçbir belirti vermeden sessizce ilerlediğine dikkat çekerek, “Bu nedenle test yaptırmak için şikayetlerin başlamasını beklemek büyük bir risk taşımaktadır. Düzenli yapılan tarama programları hastalıkları henüz belirti vermedikleri dönemde tespit etmektedir. Tedaviye erken başlanması sayesinde komplikasyonlar önlenebilmekte ve hayati riskler önemli ölçüde azaltılmaktadır” diye konuşuyor. <strong>İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yavuzer,</strong> 50 yaşından itibaren asla aksatmamanız gereken testleri ve tarama programlarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>METABOLİK SİSTEM DEĞERLENDİRMESİ</strong></p>
<p>Diyabet, insülin direnci ile tiroit hastalıkları, ilerleyen yaşla birlikte metabolizma hızının düşmesi ve ailesel genetik faktörlerin de etkisiyle ortaya çıkabiliyor. Özellikle açlık glukoz, üç aylık glukoz ortalaması (HbA1c), insülin direnci (HOMA-IR), kan lipid düzeyleri, tiroit fonksiyonları, karaciğer ve böbrek fonksiyonları ile B12 vitamin düzeylerinin tespit edilmesi büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı? </strong>Obezite sorununda ve hastalık tespit edilen durumlarda yılda 2-3 kez test tekrarları öneriliyor. </p>
<p><strong>KARDİYOLOJİK DEĞERLENDİRME</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sağlıklı bir yaşam için günlük tuz tüketimini 5 gramın altı olarak belirlese de ülkemizde kişi başı günlük ortalama tuz tüketimi yaklaşık 10,2 gram civarında seyrediyor. Prof. Dr Hakan Yavuzer, “Bu yüksek tüketim özellikle 50 yaş üzerinde damar sertliği, hipertansiyon ve buna bağlı kalp krizi ile inme riskini artırıyor” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı?</strong> Hiçbir şikâyet olmasa bile düzenli kan basıncı ölçümü, EKG (Elektrokardiyografi), Efor Testi, Ekokardiyografi ve yılda bir kez rutin kalp- damar kontrolleri hayat kurtarıyor. Risk faktörleri ve ek hastalıklara göre kontrol sıklığı artırılabiliyor. </p>
<p><strong>KANSER TARAMASI</strong></p>
<p>İlerleyen yaşla birlikte kanserin görülme riske de artıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yavuzer, bu nedenle kanser tarama programlarının 50 yaş sonrasında daha da önemli hale geldiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Kolon kanseri:</strong>  Kolonoskopi kolon kanserinin erken tespit edilmesinde “altın standart yöntem” olarak nitelendiriliyor. Bunun yanı sıra dışkıda gizli kan testine de başvurulabiliyor.   Kolon kanserinin en önemli özelliği tarama programıyla erken yakalanabilmesi, hatta kolonoskopi yönteminde saptanan poliplerin kansere dönüşmeden çıkarılması sayesinde önlenebilmesi. </p>
<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı? </strong>Risk faktörü bulunmuyorsa 50 yaşından itibaren 10 yılda bir kolonoskopi öneriliyor. Polip ve benzeri riskli durumlar varsa yıllık kolonoskopi kontrolleri önem kazanıyor. Ailedeki risk durumuna göre kolonoskopi yöntemine daha erken yaşlarda da başlanabiliyor. </p>
<p><strong>Akciğer kanseri:</strong> Özellikle uzun yıllar sigara öyküsü olan kişilerde düşük doz bilgisayarlı tomografi öneriliyor.</p>
<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı? </strong>Ailede kanser öyküsü bulunmuyorsa yılda bir kez düşük doz bilgisayarlı tomografi taramaları yeterli oluyor. Risk tespit edildiği durumlarda bu tarama daha sık talep edilebiliyor. </p>
<p><strong>Kadınlar için meme ve rahim ağzı kanseri: </strong>Yaş ilerledikçe meme ve rahim ağzı kanseri riski de artıyor. Bu nedenle mamografi ve pap smear ile HPV (Human Papilloma Virüsü) taraması yaşamsal önem taşıyor. Düzenli taramalar ile her iki kanser türü erken dönemde tespit edilebiliyor. Daha da önemlisi, rahim ağzı kanserinde kanser öncesi hücresel değişiklikler yakalanabiliyor ve tedavi sayesinde kanser gelişimi <strong>önlenebiliyor. </strong></p>
<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı?</strong> 40 yaşından itibaren mamografi ve 65 yaşına kadar hekimin önerdiği sıklıkta pap smear ile HPV taraması içeren kadın doğum muayenesinin aksatılmaması gerekiyor. </p>
<p><strong>Erkekler için prostat kanseri: </strong>Prostat kanserinin erken tespitinde prostat spesifik antijen (PSA) testi ve ürolojik muayene büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı?</strong> Ürolojik muayenenin 1-2 yılda bir tekrar edilmesi yaşam kurtarıyor.</p>
<p><strong> KEMİK TARAMASI</strong></p>
<p>Kadınlarda menopozla birlikte hormonal eksilmelere bağlı olarak osteoporoz (kemik erimesi) başlıyor. Bunun sonucunda ileri yaşlarda boy kısalması, yaygın kemik ağrısı ve kemik kırıkları riski oluşuyor. </p>
<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı?</strong> Kemik yoğunluğu ve D vitamini seviyelerinin ölçümünün yıllık olarak tekrar edilmesi öneriliyor. </p>
<p><strong>BİLİŞSEL VE RUHSAL DEĞERLENDİRME</strong></p>
<p>İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yavuzer, yaşlılıkta unutkanlığın normal bir durum olarak kabul edilmesinin en büyük yanlışlardan biri olduğuna işaret ediyor. Prof. Dr. Hakan Yavuzer, “Eşyaların yerini karıştırma, para hesabı yapmakta zorlanma ve isimleri unutma gibi günlük yaşamı etkileyecek şekilde unutkanlıkta artış olması uyarıcı olmalıdır” diyor.  </p>
<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı?</strong> Erken evre demans (bunama) ile normal yaşlanmaya bağlı bellek değişimlerinin mental durum testleri ile yılda bir kez değerlendirilmesi gerekiyor. Aynı zamanda yaşlılık depresyonu gençlerden farklı olarak üzüntüyle değil, bedensel ağrılar, isteksizlik veya unutkanlıkla maskelenmiş olarak görülüyor. Bu nedenle şüphe edilen durumlarda depresyon tarama ölçekleri ile yıllık değerlendirme yapılması son derece önem taşıyor. </p>
<p><strong>İŞİTME VE GÖRME TARAMALARI</strong></p>
<p>Derinlik algısını bozan görme sorunları dengeyi olumsuz etkileyerek düşmelere yol açabiliyor.  Ayrıca yaşa bağlı işitme kayıpları beynin sesleri işleme kapasitesini zorlayarak bilişsel yükü artırabiliyor. Tedavi edilmeyen işitme sorunları, beyin yapısında değişikliklere ve bilişsel yeteneğin azalmasına yol açarak demans riskini artırabiliyor. Tüm bu görme ve işitme sorunları, sosyal bağların zayıflaması ve çevreye bağımlılığı artırarak yetersizlik hissi oluşturabiliyor.</p>
<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı?</strong> İşitme muayenesi, glokom (göz tansiyonu) ve katarakt taramasının yıllık olarak yapılması öneriliyor. Erken teşhis edilebilen durumlarda tedavinin düzenlenmesi, işitme cihazı veya gözlük kullanımı gibi destekleyici çözümlerin sağlanması sorunların ilerlemesinin önüne geçiyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastaliklar-belirti-vermiyor-sessizce-ilerliyor-630343">Hastalıklar belirti vermiyor, sessizce ilerliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Serebral Palsi&#8217;de terapi evde de devam etmeli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/serebral-palside-terapi-evde-de-devam-etmeli-630243</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[etmeli]]></category>
		<category><![CDATA[evde]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[palsi]]></category>
		<category><![CDATA[serebral]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630243</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, Serebral Palsi’li çocuklarda iletişim ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik terapi süreçleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/serebral-palside-terapi-evde-de-devam-etmeli-630243">Serebral Palsi&#8217;de terapi evde de devam etmeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, Serebral Palsi’li çocuklarda iletişim ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik terapi süreçleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Serebral Palsi’li çocukların büyük kısmı yutma güçlüğü ve konuşma engeliyle karşı karşıya!</strong></p>
<p>Serebral Palsili bir çocuğun gözlerinde hapsolmuş binlerce kelime görülebileceğini ifade eden Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, “Dil ve konuşma terapistleri olarak bizlerin görevi, o kelimelerin özgürlüğe giden yolunu inşa etmektir. Çünkü iletişim, sadece ses çıkarmak değil; insan olmanın insan gibi hissetmenin en saf halidir.” dedi.</p>
<p>Serebral Palsi’nin, tıp kitaplarında ‘hareket ve duruş bozukluğu’ olarak tanımlandığını aktaran Tahmincioğlu, “Ancak terapistler için Serebral Palsi, bir çocuğun dünyayı algılama biçimindeki o eşsiz ama zorlu spektrumdur. İstatistikler, bu çocukların yüzde 85’inden fazlasının yutma güçlüğü çektiğini, büyük bir kısmının ise konuşma engeliyle karşılaştığını söylüyor. Bu rakamlar bize bir çocuğun en temel hakkı olan ‘kendini ifade etme hakkının’ tehlikede olduğunu anlatıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dizartri, anlatacak şey olmaması değil, kas koordinasyon güçlüğüdür! </strong></p>
<p>Çoğu zaman konuşamamanın, ‘anlatacak bir şeyi olmaması’ olarak düşünüldüğünü kaydeden Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, “Oysa Serebral Palsi’li çocuklarda sıkça gördüğümüz dizartri, bir ifade yetersizliği değil, motor konuşma kaslarının koordinasyonundaki bir güçlükten kaynaklanır.” dedi.</p>
<p>Dil ve konuşma terapistlerinin bu durumda dokunsal yöntemlerle o kaslara doğru yolu gösterdiğini aktaran Tahmincioğlu, “Ya da farklı protokollerle sesin şiddeti değil, varlığı güçlendirilir. Eğer bir şekilde ses bir yol bulamıyorsa, teknolojinin sunduğu yöntemlerden destek alıp o çocuğun bakışları birer cümleye dönüştürülür.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bir lokma, Serebral Palsi’li çocuk için hayatta kalma mücadelesi olabilir! </strong></p>
<p>Serebral Palsi’li bireylerle çalışırken tek başına konuşma terapisinin üzerinde durmanın yeterli olmadığına dikkat çeken Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, “Zaman zaman bu çocuklarla çalışırken yutma terapisi de devreye girebiliyor. Bir anne için çocuğunu besleyememekten daha büyük bir kaygı az bulunur. Serebral Palsi’li bir çocuk için bir lokma, bazen hayatta kalma mücadelesine dönüşebilir. Bu noktada, o lokmanın akciğere değil, mideye gitmesi sağlanmalı.” dedi. </p>
<p><strong>Erken başlamak kıymetli; geç kaldığını düşünmek süreci gölgeler! </strong></p>
<p>Ebeveynlerin en çok sorduğu, bazen de geç kaldıklarını düşünerek kaygılandıkları konulara değinen Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Genellikle ‘Çok mu erken?’ ya da ‘Çok mu geç kaldık?’ soruları geliyor. Oysa her çocuk, kendi zamanı içinde bir potansiyel taşır. Beynin mucizevi yenilenme gücü olan nöroplastisite, ilk üç yaşta en yüksek seviyesindedir. Ama bu durum terapiye başlamaya karar veren ailelerin geç mi kaldık bakışıyla kendilerini suçlamalarına sebep olmamalı; kendilerini suçlamaları çocukları için hiçbir fayda sağlamaz. Bu noktada önemli olan nasıl bir süreç izleneceğine karar vermektir. Evet, erken başlamak kıymetlidir; ama geç kaldığını düşünmek, o kıymetli süreci gölgelemekten başka bir şey değildir.”</p>
<p><strong>Çocuğun gelişimi yalnızca seans odasına sığmaz; evde sevgi, tekrar ve birlikte zamanla büyür! </strong></p>
<p>Hedefe ulaşmak için girilen bu yolculukta ailelerin, terapistlerin en büyük destekçisi olması gerektiğine işaret eden Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, “Fizyoterapist, ergoterapist ve özel eğitim öğretmenlerinin de dahil olduğu bu süreçte terapi evde de devam etmeli. Çünkü bir çocuğun gelişimi, klinik odasının 40 dakikasına sınırlı olmamalı, evde geçen bütün bir güne de yayılmalı. Uzmanlarla birlikte atılan her adım, evde devam ettiğinde anlam kazanır. Çünkü bir çocuğun gelişimi, yalnızca seans odasına sığmaz; sevgiyle, tekrarlarla ve birlikte geçirilen zamanla büyür.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/serebral-palside-terapi-evde-de-devam-etmeli-630243">Serebral Palsi&#8217;de terapi evde de devam etmeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oyun, sağlıklı gelişimi destekliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/oyun-saglikli-gelisimi-destekliyor-629981</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Beceriler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[destekliyor]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yıldırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=629981</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, oyunun çocukların fiziksel, bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimindeki temel rolü ile dijital-fiziksel oyun dengesinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oyun-saglikli-gelisimi-destekliyor-629981">Oyun, sağlıklı gelişimi destekliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, oyunun çocukların fiziksel, bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimindeki temel rolü ile dijital-fiziksel oyun dengesinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Oyun, çocukların gelişimleri ve öğrenmeleri için temel bir araç!</strong></p>
<p>Oyunların, çocukların dünyasında hayati bir rol oynadığını ifade eden Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Oyun çocukların gelişimleri ve öğrenmeleri için temel bir araç olarak kabul edilir. Oyun, çocukların fiziksel, duygusal, sosyal ve bilişsel becerilerini geliştirmelerine olanak tanır.” dedi.</p>
<p>Çocuklar için bir oyunun, daha derin bir anlam taşıdığına vurgu yapan Yıldırım, “Çünkü gelişimlerinin pek çok yönü, oyun aracılığıyla şekillenir. Çocuklar, oyunlar vasıtasıyla kendi dünyalarını keşfederler ve kendilerini ifade etmenin ilk yollarını bulurlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocuklar dünyayı oyunla keşfediyor!</strong></p>
<p>Çocuklar için oyunun, dünyayı keşfetme ve deneyimleme yolu olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Oyun, çocukların hayal gücünü kullanmalarına, sosyal becerilerini geliştirmelerine ve duygusal olarak ifade etmelerine olanak tanır. Ayrıca, oyun çocukların stresi azaltmasına ve özgüvenlerini arttırmasına da yardımcı olabilir. Oyunun, çocukların yaşamlarındaki temel bir parça olduğu unutulmamalı.” dedi.</p>
<p>Oyunların, çocukların yaş ve gelişim düzeylerine göre farklılık gösterdiğine de dikkat çeken Yıldırım, şunları söyledi:</p>
<p>“Okul öncesi dönemde, çocuklar genellikle bireysel oyunları tercih ederler. Bu dönemde, çocuklar genellikle yapboz yapma, boyama ve hamur oyunları gibi aktivitelerle meşgul olurlar. Okul çağındaki çocuklar ise genellikle arkadaşlarıyla birlikte oynadıkları oyunlara ilgi gösterirler. Bu dönemde, sosyal ilişkileri güçlendiren oyunlar ve strateji oyunları daha yaygındır.” </p>
<p><strong>Oyuncaklar çocukların farklı beceriler geliştirmelerine yardımcı olabilir!</strong></p>
<p>Oyuncak konusuna da değinen ve oyuncakların çocukların farklı beceriler geliştirmelerine yardımcı olabileceğini anlatan Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Örneğin, yapbozlar çocukların el-göz koordinasyonunu ve problem çözme, bloklar ise çocukların inşa etme ve tasarım becerilerini geliştirebilir. Ayrıca, oyuncaklar çocukların hayal güçlerini ve yaratıcılıklarını da destekleyebilir.” diye konuştu.  </p>
<p><strong>Dijital oyunlar dengeli kullanılmazsa olumsuz etkiler yaratabilir!</strong></p>
<p>Dijital oyunların ise günümüzde çocukların oyun deneyimlerinde önemli bir yer tuttuğuna işaret eden Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Ancak, dengeli bir şekilde kullanılmadığında olumsuz etkilere yol açabilirler. Çocukların fiziksel aktivitelerini azaltabilir, uyku düzenlerini bozabilir ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebilirler. Bu nedenle, ebeveynlerin çocukların dijital oyun kullanımını sınırlamaları ve dengelemeleri önemli.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Oyun, çocukların mutluluğunu ve sağlığını artırabilir!</strong></p>
<p>Çocukların sağlıklı bir şekilde büyümeleri ve gelişmeleri için fiziksel oyunların önemine vurgu yapan Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Ayrıca, fiziksel oyunlar çocukların motor becerilerini geliştirebilir, obezite riskini azaltabilir ve genel sağlıklarını destekleyebilir.” dedi.</p>
<p>Ebeveynlerin çocuklarına fiziksel olarak aktif olmaları için fırsatlar sağlamaları gerektiğinin altını çizen Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Oyun, çocukların yaşamlarında önemli bir yer tutar. Onların sağlıklı bir şekilde büyümelerine ve gelişmelerine yardımcı olur. Ebeveynlerin, çocukların oyun deneyimlerini desteklemesi ve yönlendirmesi önemlidir. Dengeli bir şekilde kullanıldığında, oyun çocukların mutluluğunu ve sağlığını artırabilir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oyun-saglikli-gelisimi-destekliyor-629981">Oyun, sağlıklı gelişimi destekliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz ama gürültülüler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessiz-ama-gurultululer-629972</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:33:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[gürültü]]></category>
		<category><![CDATA[gürültülüler]]></category>
		<category><![CDATA[işitme]]></category>
		<category><![CDATA[maruz]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[sesleri]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=629972</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, 24 Nisan Uluslararası Gürültü Farkındalığı Günü kapsamında, günlük yaşamda çoğu zaman fark edilmeyen gürültülerin hem işitme hem de genel sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-ama-gurultululer-629972">Sessiz ama gürültülüler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, 24 Nisan Uluslararası Gürültü Farkındalığı Günü kapsamında, günlük yaşamda çoğu zaman fark edilmeyen gürültülerin hem işitme hem de genel sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Klima, klavye, fan ve monitör sesleri sessiz gürültü kaynakları arasında</strong></p>
<p>Günlük hayatta fark etmeden maruz kalınan gürültünün, işitme başta olmak üzere genel sağlık durumunu etkilediğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, “Özellikle büyük kentlerde, günün önemli bir zaman dilimi geçirdiğimiz trafik ve ulaşım gürültüsü başta olmak üzere, çalışma ortamlarındaki klima, klavye, fan ve monitör sesleri, sosyal ortamlardaki müzik, telefon ve konuşma sesleri, endüstriyel çalışma alanlarındaki iş makinesi ve inşaat sesleri, ev içindeki elektrikli aletler en sık karşılaştığımız ‘sessiz’ gürültü kaynakları arasında. Bu seslerin bir kısmı zararsız gibi algılansa da uzun süreli ve tekrarlayan maruziyet söz konusu olduğunda hem işitme sistemi hem de genel sağlık olumsuz etkileniyor.” dedi.  </p>
<p><strong>Yüksek gürültü kalıcı hasar riski taşıyor</strong></p>
<p>Gürültüden etkilenme konusuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Gültekin, “Gürültünün şiddeti ve gürültüye maruz kalınan süre, etkilenme miktarını belirlemek için iki önemli faktördür. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), işitme kaybı riski için özellikle 85 dB ve üzerindeki seslere maruziyeti kritik eşik olarak kabul eder. Bu seviyenin üzerindeki sesler kalıcı hasar riski taşır. Ancak, güvenli dinleme için daha düşük şiddetlerde dahi uzun süreli maruziyet zamanla işitme kaybı açısından risk oluşturur.”</p>
<p><strong>Gürültü sadece kulağı değil tüm vücudu etkiliyor</strong></p>
<p>Gürültünün yalnızca işitme sistemini değil, tüm vücudu etkileyen bir stres kaynağı olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, “Biyolojik bir tehdit olarak yorumlandığı için, düşük şiddetli arka plan gürültüsü dahi vücudun strese yanıt olarak yeniden düzenlenmesine ve salgılanan hormon seviyelerinde değişikliğe sebep olur. Kan basıncı, kalp atış hızının artışı gibi stres karşısında verilen tepkilerin oluşması kalp hastalıkları riskini artırır. Bunların yanı sıra kronik gürültü, sindirim problemleri ve nörolojik etkilenmelere de sebep olabilir.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Zihinsel yorgunluğa neden oluyor</strong></p>
<p>Gürültünün bilişsel etkilerinin üzerinde durulması gereken başka bir durum olduğunu da ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, “Beyin arka plan gürültüsüne maruz kaldığında, sesleri filtrelemek için daha çok efor harcar. Bu durum zamanla dikkat problemleri, kronik zihinsel yorgunluk ve odaklanma güçlüğü gibi etkilenmelere sebep olabilir. Sürekli arka planda kalan buzdolabı uğultusu, klima sesi veya trafik gürültüsü gibi ‘sessiz’ gürültüler, beyin için aslında bitmek bilmeyen bir mesai anlamına gelir. Bu seslerin, sınıflandırılması ve dinleyici için konumu, içeriği, şiddeti gibi önemli bilgilerin belirlenmesi ancak beynin aktif bir işlemleme sürecine girmesi ile mümkündür. Bu filtreleme eforu, bilişsel enerjiyi tüketerek odaklanma kapasitesini zayıflatır ve gün sonunda zihinsel yorgunluğa yol açar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gün sonunda açıklanamayan yorgunluğa neden oluyor</strong></p>
<p>Gürültü nedeniyle beyinde oluşan bu sürekli uyarılmışlık halinin, düşük seviyeli ama kronik bir stres yanıtı oluşturabileceğini anlatan Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, “Kortizol gibi stres hormonlarında hafif ama sürekli bir artış görülebilir. Kişi bunu ‘çok gürültü var’ şeklinde fark etmeyebilir; daha çok gün sonunda gelen açıklanamayan yorgunluk, sinirlilik ya da odaklanma güçlüğü olarak hissedebilir. Beynin, sürekli aktif bir izleme modunda olması, zihinsel kaynaklarımızın tükenmesine dolayısıyla kronik yorgunluğa sebep olabilir. Uyku kalitesinin bozulması ve kaygı seviyesinin artışı ile sonuçlanabilir. Ek olarak, gürültü hassasiyeti bireysel olarak değişkenlik de gösterir. Nörolojik ve biyolojik farklılıklar sebebiyle gürültü seviyesi düşük de olsa, bazı kişiler daha fazla etkilenebilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Alışmak korumuyor!</strong></p>
<p>Kısa süreli maruziyetlerde, örneğin konser gibi çok gürültülü bir ortamdan çıktıktan sonra işitme kaybı, dolgunluk ya da hafif çınlama hissedilebildiğini ve bu durumun çoğu zaman geçici olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, “Ancak bu tür maruziyetler sık tekrar ederse ya da arka plan gürültüsü sürekli bir hal adıysa, gürültünün etkileri de kalıcı hale gelebilir. Bu açıdan en büyük risk grubunu, gürültülü iş yerlerinde çalışan bireyler oluşturuyor. Gürültünün varlığına alışılsa veya gürültüden rahatsız olma konusunda daha fazla toleransa sahip olunsa dahi etkilerini sınırlamak mümkün değildir.” dedi.</p>
<p>Gürültünün etkisinin çoğu zaman kümülatif olarak ortaya çıktığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, “Yani, risk sadece çok yüksek ses ile değil, uzun süreli maruziyetle birlikte artan biriken bir süreç ile kendisini gösterir. Bu nedenle günlük yaşamdaki gürültü kaynaklarına olan maruziyet kontrol altında tutulmalıdır. Kümülatif etkilerin oluşmasını ve kalıcı hale gelmesini engellemek için özellikle gürültülü iş yerlerinde bireysel gürültü engelleyici filtre sistemleri ve kulak koruyucuları kullanılmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sessizlik lüks değil, ihtiyaç!</strong></p>
<p>Modern yaşamda sessizliğe erişimin giderek zorlaştığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, “Şehirleşme ve nüfus yoğunluğu, gürültünün az olduğu veya olmadığı ortam sayısını etkilemiyor olsa da bu alanlara erişimi kısıtlayabiliyor. Ulaşım ve insan hareketliliği sürekli bir arka plan gürültüsü oluşturuyor. Buna bir de teknolojik cihazlar ekleniyor, klima sistemleri, elektronik cihazlar, sürekli açık ekranlar ve bildirimler… Yani sessizlik sadece çevresel olarak değil, içeriden de engellenmiş oluyor. Fiziksel olarak aktif olmasak bile beyin, tüm bu hareketliliği yakalamak konusunda aktif kalıyor.  Gürültü modern yaşamın kaçınılmaz bir parçası olsa da etkileri hafife alınmamalıdır. Gürültüden tamamen kaçınmak mümkün olmayabilir, ancak maruziyet süresini azaltmak, yüksek sesli ortamlarda koruyucu önlemler almak, kulaklık kullanımında ses seviyesine dikkat etmek hem işitme sağlığımızı hem de zihinsel performansımızı korumada önemli adımlardır. Sessizlik bir lüks değil, biyolojik bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaca cevap verebilmek adına atılan her bir adım çok değerli olacaktır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-ama-gurultululer-629972">Sessiz ama gürültülüler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıkçılar Banka Önünden Seslendi: “Promosyon Hakkımızı İstiyoruz”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikcilar-banka-onunden-seslendi-promosyon-hakkimizi-istiyoruz-629882</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:04:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[banka]]></category>
		<category><![CDATA[hakkımızı]]></category>
		<category><![CDATA[önünden]]></category>
		<category><![CDATA[promosyon]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkçılar]]></category>
		<category><![CDATA[seslendi]]></category>
		<category><![CDATA[stiyoruz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=629882</guid>

					<description><![CDATA[<p>SES İzmir Şubeleri yaptığı açıklamada, anlaşmalı banka Yapı Kredi Bankası önünden yetkililere seslendi, "Promosyon hakkımızı istiyoruz. Ek protokol derhal yapılmalıdır!" </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikcilar-banka-onunden-seslendi-promosyon-hakkimizi-istiyoruz-629882">Sağlıkçılar Banka Önünden Seslendi: “Promosyon Hakkımızı İstiyoruz”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>SES İzmir Şubeleri yaptığı açıklamada, a</span><span>nlaşmalı banka Yapı Kredi Bankası önünden yetkililere seslendi, “Promosyon hakkımızı istiyoruz. </span><span>Ek protokol derhal yapılmalıdır!” </span></p>
<p><b>“Mevcut Durum Ne Hakkaniyet Ne de Vicdanla Açıklanabilir”</b></p>
<p>SES İzmir Şubeleri tarafından banka önünde yapılan basın açıklamasını SES 2 no’lu Şube Eş Başkanı Osman Maçça okudu; <span>“Bizler, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası olarak bugün burada yalnızca bir ekonomik talebi dile getirmek için değil; aynı zamanda emeğimizin, alın terimizin ve yıllardır görmezden gelinen hakkımızın teslim edilmesi için bir araya gelmiş bulunuyoruz. </span><span>Maaşlarımız üzerinden bankalarla yapılan promosyon anlaşmaları, açık ve net bir şekilde sağlık çalışanlarının hakkıdır. Bu promosyonlar bir lütuf değil, eme</span><span>ğimizin karşılığıdır. Fakat mevcut promosyon sözleşmeleri, günümüz ekonomik gerçekliğinden tamamen kopmuş, geçerliliğini ve adaletini yitirmiştir. </span><span>Özellikle 2024 ve 2025 yıllarında ülkemizde yaşanan yüksek enflasyon,</span><span>büyüyen yoksulluk ortadayken</span><span>,</span> <span>b</span><span>ankalar, uygulanan yüksek faiz politikaları sayesinde rekor düzeyde kâr açıklamaya devam etmektedir. Yani ortada açık bir çelişki vardır: </span><span>Bir tarafta geçim mücadelesi veren sağlık emekçileri, diğer tarafta bu emek üzerinden kazancını katlayan bankalar.  </span><span>Bugün Tür</span><span>kiye’nin birçok ilinde</span><span> 3 Yıl süreli promos</span><span>y</span><span>on </span><span>sözleşmeleri ile</span><span> kamu çalışanlarına 100.000 TL’yi aşan, hatta 150.000 TL ve üzeri promosyon ödemeleri yapılırken; İzmir’de</span><span> 2023 yılında yapılan güncelleme i</span><span>le 5 yıllık </span><span>promos</span><span>yon sözleşmesi yapılmış olup, </span><span>1. Bas</span><span>amak </span><span>Sağlık Hizmetleri için 24 bin</span><span>, 2. </span><span>V</span><span>e </span><span>3. Basamak Sağlık Hizmetlerinde Çalı</span><span>şan</span><span> sağlık emekçilerine</span><span> 3</span><span>1</span><span>.</span><span>400</span><span> TL </span><span>ödenmiştir. Sözleşme 2028 yılında bitecek o</span><span>lup</span><span>,</span> <span>bu durum</span><span>a itiraz ediyor</span><span> ses yükseltiyoruz. Mevcut duru</span><span>m </span><span>ne hakkaniyetle ne de vicdanla açıklanabilir.</span></p>
<p><b><span>“Bu durum açıkça bir hak kaybıdır. Bu durum açıkça bir adaletsizliktir. Ve bizler bu adaletsizliği kabul etmiyoruz!”</span></b></p>
<p><span>“Talebimiz açık ve nettir, Türk Borçlar Kanunu kapsamındaki “</span><span>aşırı ifa güçlüğü ” ve “işlem temelinin çökmesi ” ilkeleri doğrultusunda mevcut promosyon sözleşmesi güncel, ekonomik koşullara göre derhal revize</span><span> edilmelidir. Revizyon mümkün olmaması halinde sözleşme, cezai şart uygulanmaksizin fesh edilmeli, Sağlık Emekçilerinin lehine olacak şekilde yeniden ihale süreci başlatılmalıdır.  </span><span>Buradan bir kez daha yüksek sesle ifade ediyoruz: </span><span>Mevcut promosyon sözleşmeleri geçerliliğini yitirmiştir. </span><span>Ekonomik koşullar köklü biçimde değişmiştir. </span><span>Sağlık emekçilerinin hakk</span><span>ı sistematik biçimde gasp edilmektedir. </span><span>Bugün buradan, Anlaşmalı banka Yapı Kredi Bankası önünden yetkililere sesleniyoruz. </span><span>Ek protokol derhal yapılmalıdır! </span><span>Promosyon tutarları günümüz ekonomik şartlarına uygun şekilde güncellenmelidir! </span><span>Sağlık emekçilerinin hakkı eksiksiz ve adil biçimde teslim edilmelidir! </span><span>Unutulmamalıdır ki; bu taleplerimiz bir ayrıcalık değil, en temel hakkımızdır”</span></p>
<p><b>“Gerekirse maaşları taşırız”</b></p>
<p><span>Aksi halde; </span><span>Hukuki süreçleri derhal başlatacağımızı, d</span><span>emokratik ve meşru eylemlerimizi büyüterek sürdüreceğimi</span><span>zi,g</span><span>erekirse maaş taşıma dahil tüm haklarımızı kararlılıkla kullanacağımızı. </span><span>Kamuoyuna açıkça ilan ediyoruz. </span><span>Bizler susmayacağız. </span><span>Bizler geri adım atmayacağız. </span><span>Bizler emeğimizin karşılığını alana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. </span><span>Sağlık emekçileri yalnız değildir! </span><span>Haklıyız, kararlıyız, kazanacağız!” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikcilar-banka-onunden-seslendi-promosyon-hakkimizi-istiyoruz-629882">Sağlıkçılar Banka Önünden Seslendi: “Promosyon Hakkımızı İstiyoruz”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
