<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>SAĞLIK HABERLERİ | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/haberler/saglik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/haberler/saglik</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Jul 2026 16:34:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>SAĞLIK HABERLERİ | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/haberler/saglik</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hekim Birliği Akademi Yayın Hayatına Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-akademi-yayin-hayatina-basladi-647961</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:34:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akademi]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[hayatına]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[yayın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647961</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası önemi bir çalışmaya daha imza atarak, Hekim Birliği Akademi'yi kurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-akademi-yayin-hayatina-basladi-647961">Hekim Birliği Akademi Yayın Hayatına Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Hekim Birliği Sendikası’ndan şu açıklama yapıldı, “Hekim Birliği üyelerine özel hazırlanan Hekim Birliği Akademi, mesleki ve hukuki gelişiminize katkı sağlayacak eğitim içerikleriyle yayında! İlk etapta erişebileceğiniz eğitimler: Kuruluş Hikâyemiz  Malpraktis Dava Süreçleri – Avukatımız Anlatıyor  Sağlık Sektöründe Gelir Adaletsizliği ve Ücret Politikaları: Krizin Anatomisi  Beyaz Kod Süreci – Avukatımız Anlatıyor Teşvik Sistemi Hakkında Space Sohbeti  İş Bırakma Eyleminin Hukuki Sonuçları Nelerdir? – Avukatımız Anlatıyor Yeni eğitim videoları ve bilgilendirici içerikler düzenli olarak platforma eklenecektir. </span><span> Görselde yer alan adımları takip ederek kolayca giriş yapabilir, tüm içeriklere erişebilirsiniz.  </span><span>Akademi: </span>akademi.hekimbirliksen.org<span> Hekim Birliği Akademi yalnızca Hekim Birliği üyelerine özeldir” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/Goruntu-13.07.2026-19.22.jpeg"/></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-akademi-yayin-hayatina-basladi-647961">Hekim Birliği Akademi Yayın Hayatına Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her mutsuzluk depresyon anlamına gelmez!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-mutsuzluk-depresyon-anlamina-gelmez-647893</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 13:54:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlamına]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[gelmez]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[Mutsuzluğu]]></category>
		<category><![CDATA[mutsuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tamamen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647893</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, mutsuzluk ile depresyon arasındaki farklar ile depresyonun belirtileri, risk faktörleri ve ne zaman profesyonel destek alınması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-mutsuzluk-depresyon-anlamina-gelmez-647893">Her mutsuzluk depresyon anlamına gelmez!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, mutsuzluk ile depresyon arasındaki farklar ile depresyonun belirtileri, risk faktörleri ve ne zaman profesyonel destek alınması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Depresyon, mevsimin tamamen değişmesi gibidir; artık hava hep karanlık, hep soğuktur!</strong></p>
<p>Mutsuzluk ve depresyon arasındaki temel farkın hava durumu metaforuyla açıklanabileceğini dile getiren Cumali Aydın, “Günlük mutsuzluk, aniden bastıran bir yaz yağmuruna benzer; iş yerinde ters bir olay yaşanır, sevdiğiniz biriyle tartışırsınız, moraliniz bozulur ama bir kahve içip arkadaşınızla konuştuktan sonra hava tekrar açar. Depresyon ise mevsimin tamamen değişmesidir; artık ortalık hep karanlık, hava hep soğuktur ve siz giyinme tarzınızla bu durumu değiştiremezsiniz.” dedi.</p>
<p>Kriterlere göre, sihirli formülün ‘süre ve işlevsellik’ olduğunu ifade eden Aydın, “Üzgün hissetmek normaldir, ancak neredeyse her gün, günün büyük bölümünde süren ve en az iki hafta boyunca devam eden bir çökkünlük hali varsa alarm zilleri çalar. Buna ek olarak, daha önce keyif aldığınız şeylere karşı belirgin bir isteksizlik (anhedoni) başlamışsa ve uyku, iştah, enerji düşüklüğü gibi bedensel sinyaller eşlik ediyorsa, bu artık ‘sadece bir ruh hali’ değil, tedavi gerektiren bir klinik tablodur. Örneğin, terfi alamadığına üzülen bir kişi hafta sonu güzel bir yemekte bunu unutabilirken, depresyondaki kişi terfiye değil, yemeğin varlığına karşı bile hissizleşir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Uzun süren mutsuzluk depresyon riskini artırır, ancak bu bir kader değil!</strong></p>
<p>Uzun süren mutsuzluğun her zaman depresyona dönüşebileceği inancının doğru olmadığına işaret eden Cumali Aydın, “Uzun süren mutsuzluk, depresyon için ciddi bir risk faktörüdür, adeta kuru bir ormanın kıvılcım beklemesi gibidir. Ancak bu bir kader değildir.” dedi.</p>
<p>Kronik strese maruz kalan bir bireyin beynindeki hipokampus bölgesinde küçülme görülebildiğini hatırlatan Aydın, “Bu da depresyona giden yolun taşlarını döşeyebilir. Fakat bu süreçte devreye giren koruyucu faktörler vardır; sosyal destek, anlamlı uğraşlar ve psikolojik dayanıklılık. Örneğin, yıllardır ekonomik zorluk çeken bir birey, güçlü aile bağları ve manevi inançları sayesinde bu kronik mutsuzluğu taşıyabilir ve klinik depresyona dönüşmeden ayakta kalabilir. Mutsuzluğu bir bataklık gibi düşünün; uzun süre içinde durmak riski artırır ama doğru nefes teknikleri ve yardım eli ile oradan çıkmak mümkündür.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Doğal mutsuzluğunuzu, başkalarının yapay mutluluğuyla kıyaslamayın!</strong></p>
<p>Sosyal medyanın modern çağın en büyük tuzaklarından biri olduğuna dikkat çeken Cumali Aydın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Sosyal medya, herkesin hayatının sadece ‘en iyi anlarından’ oluşan bir fragmanı sunar. Siz kendi kamera arkanızı, dağınık odanızı ve ağlama krizlerinizi bilirken, karşınızdakinin sadece ışıltılı kısmını görmek bir ‘karşılaştırma zehirlenmesi’ yaratır. Sosyal Karşılaştırma Teorisi’ne göre, sürekli yukarı doğru karşılaştırma yapmak yetersizlik hissini körükler. Araştırmalar, insanların arkadaşlarının olumsuz duygusal deneyimlerini sistematik olarak hafife aldığını gösteriyor. Bu da şu tehlikeli yanılgıya yol açıyor: ‘Herkes mutlu, bir tek ben berbat hissediyorum; demek ki bende bir sorun var.’ Oysa hissettiğiniz şey tamamen normal bir insani dalgalanma olabilir. Kendi doğal mutsuzluğunuzu, başkalarının yapay mutluluğuyla kıyaslayarak kendinize haksız yere ‘hasta’ etiketi yapıştırmamanızı öneririm.”</p>
<p><strong>‘Depresyonda değilim ama üzgünüm’ demek, ‘dizim ağrıyor ama kırık değil’ demeye benzer! </strong></p>
<p>‘Kendimi kötü hissediyorum ama depresyonda değilim’ şeklindeki bakış açısının çoğu zaman son derece doğru ve sağlıklı bir içgörü olduğunu vurgulayan Aydın, “Ruh sağlığı okuryazarlığının en önemli göstergelerinden biri, duygusal acıyı patolojiden ayırt edebilmektir.” dedi.</p>
<p>“Kayıp, hayal kırıklığı veya varoluşsal sorgulamalar sonucu kendinizi kötü hissetmeniz, ruhunuzun çalıştığını gösterir.” diyen Aydın,  ‘depresyonda değilim ama üzgünüm’ demenin ‘dizim ağrıyor ama kırık değil’ demeye benzediğini söyledi.</p>
<p>Ağrı var, gerçek ve can sıkıcı; ama bacağın alçıya ihtiyacı yok. Bu ayrımı yapabilmenin, kişinin duygularını yok saymadan onları sahiplenmesini sağladığını aktaran Aydın, “Ancak burada ince bir çizgi var: Eğer kişi, ‘ben güçlüyüm, depresyonda olamam’ gibi katı bir savunma mekanizmasıyla gerçek belirtileri görmezden geliyorsa, bu da bir inkardır. Sevdiği birini kaybeden birinin derin yas tutması normaldir ve bu depresyon değildir; fakat bu yas yıllar sonra bile kişinin kendine bakımını tamamen engelliyor ve sürekli bir ölüm arzusuna dönüşüyorsa, burada durup yeniden düşünmek gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Duygulara karşı verilen savaş, onları daha da büyütür!</strong></p>
<p>Mutsuzlukla baş ederken ilk kuralın, onunla savaşmayı bırakmak olduğunu kaydeden Aydın, “Duygulara karşı verilen savaş, onları daha da büyütür.” dedi.</p>
<p>Bunun yerine Davranışsal Aktivasyon denilen yöntemin denenmesini öneren Aydın, “Beyniniz ‘hiçbir şey yapmak istemiyorum’ dediğinde bile, sizi eskiden mutlu eden kısa bir yürüyüş, bir arkadaşa sesli mesaj atmak gibi küçük bir eylemi sırf bir deney olarak yapın. Eylemi yapmadan motivasyonun gelmesini beklemek, arabayı itmeden motorun çalışmasını beklemeye benzer. Fizyolojik olarak, düzenli ve tempolu yürüyüşün hafif ve orta düzey depresyonda en az bazı ilaçlar kadar etkili olduğu, çalışmalarla kanıtlanmıştır. Ayrıca, minnet (şükran) günlüğü tutmak, beynin olumsuz filtrelerini kırmak için bilimsel olarak desteklenen bir yöntemdir. Her gece yatmadan önce o gün iyi giden 3 şeyi yazmak, zamanla nöral yolları pozitife doğru kaydırabilir. Unutmayın, yemek yemek, duş almak gibi en temel öz bakım eylemleri bile bu dönemde büyük bir zaferdir; kendinizi bunlar için takdir edin.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>‘Uyusam ve hiç uyanmasam’ gibi pasif ölüm düşünceleri bile hafife alınmamalı!</strong></p>
<p>Geciktirilmemesi gereken noktanın, duygusal acının işlevselliği tamamen yuttuğu an olduğunun altını çizen Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Şu üç durum, acil durum sinyalidir: Birincisi, işe gidememek, derslere odaklanamamak veya çocuğunuzla ilgilenememek gibi gündelik rollerinizin ciddi biçimde aksaması. İkincisi ve en önemlisi, bir kurtuluş yolu olarak ölüm düşüncesinin zihninizde sık sık belirmeye başlaması; ‘uyusam ve hiç uyanmasam’ gibi pasif ölüm düşünceleri bile hafife alınmamalı. Üçüncüsü ise, artık acıya karşı hissizleştiğiniz, duygusal olarak tamamen boşaldığınız ve hiçbir şeyin anlam ifade etmediği o derin çukurdur. Özellikle ‘benim durumum umutsuz, kimse beni anlamaz’ düşüncesi, depresyonun size oynadığı en büyük oyundur ve yardım aramanın önündeki en büyük engeldir. Bir uzmana ulaşmak için mükemmel hissetmeyi beklemeyin; kendinizi bir arkadaşınız yerine koyun, o bu halde olsa ne yapmasını söylerdiniz? İşte o şefkati kendinize gösterip telefonu açtığınız an, iyileşme yolculuğu çoktan başlamıştır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-mutsuzluk-depresyon-anlamina-gelmez-647893">Her mutsuzluk depresyon anlamına gelmez!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıkta yapay zeka devrimi gerçekleşiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikta-yapay-zeka-devrimi-gerceklesiyor-647857</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 09:39:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[doğruluk]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekleşiyor]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[sistemlerin]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647857</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen “Toplum İçin Bilim Eğitim Seminerleri” kapsamında, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel “Sağlıkta Yeni Teknolojiler ve Uygulama Alanları” başlıklı bir seminer verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-yapay-zeka-devrimi-gerceklesiyor-647857">Sağlıkta yapay zeka devrimi gerçekleşiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen “Toplum İçin Bilim Eğitim Seminerleri” kapsamında, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel “Sağlıkta Yeni Teknolojiler ve Uygulama Alanları” başlıklı bir seminer verdi.</p>
<p>Seminerde konuşan Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, yapay zekânın sağlık alanındaki kullanımına ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulunarak, üniversitelerde üretilen bilginin toplumla buluşmasının kritik önem taşıdığını vurguladı ve “Bilim sadece akademide kalmamalı, mutlaka insana dokunan bir ürüne dönüşmeli.” dedi.</p>
<p>Toplumsal katkının 4. nesil üniversitelerin temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ergüzel, sağlıkta yapay zekâ uygulamalarının bu anlayışın en somut örneklerinden biri olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Sağlık verisi her yıl yüzde 40 artıyor</strong></p>
<p>Dünyada veri üretiminin baş döndürücü hızla arttığını belirten Prof. Dr. Ergüzel, özellikle sağlık alanındaki büyümeye dikkat çekti. Sağlık verisinin her yıl yaklaşık yüzde 40 oranında arttığını kaydeden Prof. Dr. Ergüzel, “Bugün dünyada üretilen verinin yaklaşık yüzde 30’u sağlık sektörüne ait. Bu, muazzam bir veri havuzu anlamına geliyor.” diye konuştu.</p>
<p>Bu verilerin işlenmeden bir anlam ifade etmediğini dile getiren Prof. Dr. Ergüzel, “Eğer bu veriyi analiz etmezseniz, aslında bir madenin üzerinde oturuyorsunuz demektir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yapay zekâ ile hastalık tespitinde yüksek doğruluk</strong></p>
<p>Konuşmasında kendi çalışmalarına da değinen Prof. Dr. Ergüzel, yapay zekâ destekli sistemlerin özellikle psikiyatrik hastalıkların sınıflandırılmasında önemli başarılar elde ettiğini söyledi. EEG verileri üzerinden geliştirilen modellerin birçok hastalığı yüksek doğruluk oranlarıyla ayırt edebildiğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, “Obsesif kompulsif bozukluk: %89 doğruluk. Yeme bozuklukları: %93 doğruluk ve bağımlılık türleri ise %96’ya varan doğruluk veriyor.” diye konuştu.</p>
<p>Bu sistemlerin hâlihazırda klinik kullanımda olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ergüzel, “Artık bu çalışmalar sadece akademik değil, doğrudan hastaya temas eden uygulamalara dönüştü.” dedi.</p>
<p><strong>Mahrem veri hem risk hem fırsat</strong></p>
<p>Yapay zekâ uygulamalarında kullanılan verilerin büyük bölümünün kişiye özgü olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ergüzel, ses, yüz ve biyolojik verilerin mahremiyet açısından hassasiyet taşıdığını ifade etti. Bu durumun hem risk hem de büyük bir fırsat barındırdığını belirten Ergüzel, “Bu veriler doğru kullanıldığında sağlık sistemine büyük katkı sağlar.” dedi.</p>
<p><strong>Doğadan ilham alan algoritmalar</strong></p>
<p>Konuşmasında yapay zekâ modellerinin doğadan ilham aldığını da anlatan Prof. Dr. Ergüzel, karınca kolonileri ve sürü davranışlarının algoritmalara örnek olduğunu söyledi. “Sürü zekâsı sayesinde en doğru ve en verimli yolu bulabiliyoruz” diyen Ergüzel, bu yöntemlerle veri içinden en anlamlı bilgilerin seçildiğini belirtti.</p>
<p><strong>Amaç ticari değil, insana hizmet</strong></p>
<p>Yapay zekâ çalışmalarının yalnızca ticari kazanç amacı taşımadığını vurgulayan Prof. Dr. Ergüzel, “Bizim önceliğimiz sağlık alanındaki ihtiyaçlara çözüm üretmek. Geliştirdiğimiz sistemler hekimler tarafından aktif olarak kullanılıyor.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Ergüzel, yapay zekânın gelecekte sağlık hizmetlerinin vazgeçilmez bir parçası olacağını belirterek, bu alandaki çalışmaların hız kesmeden devam edeceğini ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, yapay zekâ çalışmalarında doğadan ilham alan yöntemlerin sağlık alanında önemli başarılara imza attığını söyledi. Ergüzel, bireysel kararlar ile kolektif akıl arasındaki farkın hem insan hayatında hem de algoritmalarda belirleyici olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Tek başına karar yerine kolektif akıl daha doğru sonuç veriyor</strong></p>
<p>Karar verme süreçlerini “sürü zekâsı” üzerinden örneklendiren Prof. Dr. Ergüzel, bireylerin tek başına verdiği kararların her zaman en iyi sonucu getirmediğini ifade etti. Özellikle meslek seçimi gibi kritik süreçlerde, deneyimli kişilerin bilgi ve tecrübelerinden yararlanmanın daha doğru sonuçlara ulaştırdığını belirten Ergüzel, “Topluluk tecrübesi, bireysel kararlardan çoğu zaman daha optimum sonuçlar üretir.” dedi.</p>
<p>Bu yaklaşımın matematiksel olarak da modellendiğini kaydeden Ergüzel, yapay zekâ algoritmalarında sürü davranışlarının başarıyla kullanıldığını söyledi.</p>
<p><strong>Karınca, kuş ve balıklar yapay zeka modellerini yön veriyor… </strong></p>
<p>Sunumunda doğadan ilham alan üç temel algoritmaya değinen Prof. Dr. Ergüzel; karınca kolonileri, kuş ve balık sürüleri ile arı davranışlarının yapay zekâ modellerine yön verdiğini ifade etti.</p>
<p>Özellikle arıların iletişim biçiminin dikkat çekici olduğunu belirten Ergüzel, arıların</p>
<p> “waggle dance” adı verilen özel bir hareketle diğer arılara üç kritik bilgi aktardığını anlattı. Ergüzel, “Arılar bu bilgilerle 6 kilometreye kadar noktasal doğrulukla nektar kaynağına ulaşabiliyor. Bu, doğadaki en etkileyici optimizasyon sistemlerinden biri.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Çiçekler arılara elektrikle sinyal veriyor</strong></p>
<p>Çiçeklerin negatif, arıların ise pozitif elektrik yüküne sahip olduğunu belirten Ergüzel, bu sayede arıların nektar bulunan çiçekleri ayırt edebildiğini söyledi.</p>
<p>“Nektarı alınmış çiçekler nötrleşiyor ve diğer arılar o çiçeğe gitmiyor” diyen Ergüzel, bu mekanizmanın doğadaki kusursuz verimliliğin bir örneği olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Yapay zekâda “doğru veriyi seçmek” başarının anahtarı</strong></p>
<p>Büyük veriyle çalışmanın en önemli zorluklarından birinin doğru veriyi seçmek olduğunu ifade eden Ergüzel, geliştirdikleri algoritmalar sayesinde veri optimizasyonunda ciddi ilerleme kaydettiklerini belirtti.</p>
<p>“48 farklı veriyle yüzde 60 doğruluk elde ederken, algoritmalar bize en değerli 22 veriyi seçti ve doğruluk oranı yüzde 80’e çıktı.” diyen Ergüzel, derin öğrenme teknikleriyle bu oranların yüzde 90’ın üzerine ulaştığını kaydetti.</p>
<p><strong>Zihinden kontrol edilen robot kol geliştirildi</strong></p>
<p>Beyin sinyalleriyle kontrol edilen robot kol konusuna da işaret eden Prof. Dr. Ergüzel, EEG verileri kullanılarak geliştirilen sistemde, bireylerin yalnızca düşünerek robot kolu hareket ettirebildiğini, bu teknolojinin özellikle felçli hastalar için umut verici olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Yüzden duygu okuyan yapay zekâ</strong></p>
<p>Prof. Dr. Ergüzel, bir başka projede ise yapay zekânın yüz ifadelerinden duygu analizi yapabildiğini dile getirerek, 40 bin veriyle eğitilen sistemin; mutluluk, korku, öfke, şaşkınlık ve üzüntü gibi temel duyguları yüzde 85-90 doğrulukla tespit edebildiğini ifade etti.</p>
<p>Bilgi odaklı eğitim sistemlerinin yetersiz kalacağını belirten Prof. Dr. Ergüzel, “Artık makineler bilgi işleme konusunda insanları geçiyor. Bu nedenle eğitim sistemlerinin empati, değerler, takım çalışması ve bağımsız düşünme gibi becerilere odaklanması gerekiyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Teknoloji insan için kullanılmalı</strong></p>
<p>Yapay zekânın hızla geliştiğini ancak doğru kullanılmasının kritik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ergüzel, sağlık alanındaki çalışmaların insan odaklı olması gerektiğini belirterek, “Amacımız teknolojiyi insanın faydasına sunmak. Sağlıkta yapay zekâ uygulamaları bu anlamda büyük bir potansiyel taşıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Mikromimikleri dahi analiz edebiliyoruz</strong></p>
<p>Geliştirdikleri yapay zekâ sistemlerinin yalnızca temel duyguları değil, mikromimikleri de analiz edebildiğini ifade eden Prof. Dr. Ergüzel, yüksek çözünürlüklü görsellerde çok daha başarılı sonuçlar elde ettiklerini söyledi.</p>
<p>Yapay zekânın mutluluk gibi duyguları da kendi içinde alt kategorilere ayırabildiğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, “Artık sadece ‘mutlu’ demekle kalmıyoruz, mutluluğun farklı tonlarını da mikromimikler üzerinden analiz edebiliyoruz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Cerrahide yapay zekâ </strong></p>
<p>Ameliyathanelerde yapay zekâ kullanımına ilişkin soru üzerine değerlendirmede bulunan Ergüzel, kesin bir tarih vermenin zor olduğunu ancak sürecin hızlı ilerlediğini vurgulayarak, şunları söyledi:</p>
<p>“2026 yılındayız. 2030’a kadar yapay zekâ destekli cerrahi yönlendirme sistemlerinin, hekim destekli olmak şartıyla, hastanelerde beklenenden çok daha hızlı yaygınlaşacağını düşünüyorum.”</p>
<p><strong>Psikiyatride ulaşılan başarı cerrahi için umut veriyor</strong></p>
<p>Yapay zekânın psikiyatrik hastalıkların teşhisinde ulaştığı yüksek doğruluk oranlarının, diğer tıbbi alanlar için de umut verici olduğunu belirten Prof. Dr. Ergüzel, özellikle obsesif kompulsif bozukluk (OKB) gibi zor tanı konulan hastalıklarda yüzde 90’lara varan başarı elde ettiklerini hatırlattı.</p>
<p>Bu gelişmelerin cerrahi başta olmak üzere diğer branşlarda da yapay zekâ kullanımının önünü açacağını ifade eden Prof. Dr. Ergüzel, “Bu başarılar, klinik uygulamalarda yapay zekânın daha hızlı entegre edileceğini gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Yapay zekânın sağlık alanındaki yükselişine dikkat çeken Prof. Dr. Ergüzel, önümüzdeki yıllarda bu teknolojilerin hem hekimler hem de hastalar için vazgeçilmez hale geleceğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-yapay-zeka-devrimi-gerceklesiyor-647857">Sağlıkta yapay zeka devrimi gerçekleşiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Katılım Sağlık hem kapsamı genişletti hem bekleme süresini azalttı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/katilim-saglik-hem-kapsami-genisletti-hem-bekleme-suresini-azaltti-647845</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 09:35:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azalttı]]></category>
		<category><![CDATA[bekleme]]></category>
		<category><![CDATA[genişletti]]></category>
		<category><![CDATA[güvence]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[kapsamı]]></category>
		<category><![CDATA[katılım]]></category>
		<category><![CDATA[kışa]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sigorta]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[süresini]]></category>
		<category><![CDATA[teminat]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647845</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlık sigortasında bekleme süreleri, poliçe tercihinde belirleyici unsurlar arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/katilim-saglik-hem-kapsami-genisletti-hem-bekleme-suresini-azaltti-647845">Katılım Sağlık hem kapsamı genişletti hem bekleme süresini azalttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık sigortasında bekleme süreleri, poliçe tercihinde belirleyici unsurlar arasında yer alıyor. Türkiye Sigorta Birliği verileri esas alınarak hazırlanan karşılaştırmaya göre sektörde birçok sağlık sigortası ürününde doğum teminatı ve bazı sağlık hizmetleri için 5-6 aya varan bekleme süreleri uygulanırken, Katılım Sağlık tamamlayıcı ve özel sağlık sigortasında bu süreyi 3 ay olarak uyguluyor. TSB verilerine göre sağlık branşında ilk 10 şirket arasında yer alan Katılım Sağlık, bekleme süresini kısaltan uygulamalarının yanı sıra ürün kapsamını genişleten özellikleriyle de öne çıkıyor.</p>
<p><strong>Tamamlayıcı sağlıkta 69 yaşa kadar ilk giriş</strong></p>
<p>Sektörün öncü ve yenilikçi markası Katılım Sağlık&#8217;ın tamamlayıcı sağlık sigortasında ilk kez sigortalı olacak kişiler için üst yaş sınırı 69 olarak uygulanıyor. Böylece sağlık güvencesine daha ileri yaşlarda erişmek isteyenler için de sisteme katılım imkânı sunuluyor. Doğum teminatında da 3 aylık bekleme süresi uygulanırken, özel sağlık sigortasında da aynı süre esas alınıyor. Bekleme süresinin kısaltılması, sağlık hizmetlerinden daha kısa sürede yararlanma beklentisine yanıt veren uygulamalar arasında gösteriliyor. Katılım Sağlık ürünlerinde ayakta ve yatarak tedavi teminatlarının yanı sıra online doktor hizmeti ve çeşitli asistans hizmetleri de poliçe kapsamında sunuluyor. Seyahat sağlık sigortasında ise pandemi ve vize reddi teminatlarının aynı poliçede yer alması, değişen seyahat ihtiyaçlarına yönelik ek güvence sağlıyor.</p>
<p><strong>Gençlerin Sağlık Sigortasına Erişimi Kolaylaşıyor</strong></p>
<p>Katılım Sağlık, Bireysel Tamamlayıcı Sağlık Sigortası (TSS) ve Bireysel Özel Sağlık Sigortası (ÖSS) ürünlerinde genç sigortalıları desteklemek amacıyla &#8220;Genç Kampanyası&#8221;nı hayata geçirdi. 1 Temmuz 2026 itibarıyla başlayan kampanya, sağlık sigortasının genç nüfus arasında daha erişilebilir hale gelmesini hedefliyor. Kampanya kapsamında, 6-30 yaş aralığındaki sigortalıların yeni başvurularında geçerli olmak üzere primlerde %15 indirim uygulanacak. İndirim; TSS ve ÖSS ürün ailesindeki tüm tarifeli planları kapsarken, bazı proje bazlı ürünler ve özel planlar bu uygulamanın dışında tutuluyor. 30 Eylül 2026 tarihine kadar geçerli olacak kampanya yalnızca yeni iş poliçelerinde uygulanacak. </p>
<p><strong>Geniş ürün yelpazesiyle farklı sağlık ihtiyaçlarına çözüm</strong></p>
<p>Katılım Sağlık, farklı ihtiyaçlara hitap eden ürün yapısıyla tamamlayıcı sağlık, özel sağlık, seyahat sağlık ve komplikasyon sigortası gibi farklı alanlarda güvence sunuyor. Türkiye genelindeki 2 bin 630 anlaşmalı sağlık kuruluşlarından oluşan yaygın hizmet ağı ve online doktor hizmetleriyle sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırıyor, ürün kapsamını kullanıcı beklentileri doğrultusunda geliştirmeyi sürdürüyor. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan <strong>Katılım Emeklilik Genel Müdürü Ayhan Sincek</strong>, sağlık sigortasında kullanıcı beklentilerinin son yıllarda önemli ölçüde değiştiğini belirterek şunları söyledi: &#8220;Sigortalılar artık yalnızca geniş teminatları değil, sağlık güvencesine ne kadar kısa sürede erişebileceklerini de dikkate alıyor. Ürünlerimizi bu değişen beklentileri gözeterek geliştiriyoruz. Bekleme sürelerini kısaltan uygulamalarımız, genişleyen teminat yapımız ve dijital sağlık hizmetlerimiz bu yaklaşımın bir sonucu. Sağlık sigortalarının yanında hayat sigortalarımızla da müşterilerimizin yaşam döngüsü boyunca ihtiyaç duyabileceği farklı güvence çözümlerini bir araya getiriyoruz.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/katilim-saglik-hem-kapsami-genisletti-hem-bekleme-suresini-azaltti-647845">Katılım Sağlık hem kapsamı genişletti hem bekleme süresini azalttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz Sıcaklarında Yetersiz Su Tüketimi Böbreklerinizi Yıpratmasın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklarinda-yetersiz-su-tuketimi-bobreklerinizi-yipratmasin-647818</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 09:25:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Taşı]]></category>
		<category><![CDATA[böbreklerinizi]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[Miktar]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklarında]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[yetersiz]]></category>
		<category><![CDATA[yıpratmasın]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647818</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları yalnızca güneş çarpması riskini değil, böbrek sağlığını da olumsuz etkileyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklarinda-yetersiz-su-tuketimi-bobreklerinizi-yipratmasin-647818">Yaz Sıcaklarında Yetersiz Su Tüketimi Böbreklerinizi Yıpratmasın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları yalnızca güneş çarpması riskini değil, böbrek sağlığını da olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle aşırı terlemeye bağlı gelişen sıvı kaybı, böbreklerin çalışma düzenini bozarak böbrek taşı ve akut böbrek hasarı riskini artırabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Nefroloji Bölümü&#8217;nden Doç. Dr. Ali Bakan, yaz aylarında yeterli sıvı tüketiminin böbrek sağlığını korumadaki kritik rolüne dikkat çekerek, alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Sıcak hava böbrekleri nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p>Yaz aylarında vücut sıcaklığını dengelemek için deri damarları genişleyerek terleme artmaktadır. Terleme ile birlikte su ve elektrolit kaybı yaşanmaktadır. Kaybedilen sıvının yeterince yerine konulmaması ise vücuttaki sıvı hacmini azaltmaktadır. Bu durum böbreklere ulaşan kan akımını düşürürken idrar miktarının azalmasına neden olmaktadır. Sonuç olarak böbreklerin filtreleme sistemi daha fazla çalışmak zorunda kalıyor ve özellikle sıcak havalarda böbrek taşı ile akut böbrek hasarı riski belirgin şekilde artmaktadır. </p>
<p><strong>En büyük risk fark edilmeyen sıvı kaybı</strong></p>
<p>Yaz aylarında böbrekleri tehdit eden en önemli etken sıcak hava değil, fark edilmeden gelişen sıvı kaybıdır. Böbrek sağlığını korumak için herkese uygun tek bir su tüketim miktarı bulunmaz Günlük sıvı ihtiyacı; yaş, vücut ağırlığı, fiziksel aktivite düzeyi, iklim koşulları ve mevcut hastalıklara göre değişiklik gösterebilir. Sağlıklı bireylerde günlük sıvı tüketiminin kilogram başına yaklaşık 30-35 mililitre olması önerilir. Yaklaşık 70 kilogram ağırlığındaki bir kişi için bu miktar ortalama 2-2,5 litreye karşılık gelir. Ancak yaz aylarında, yoğun egzersiz yapanlarda ve aşırı terleyen kişilerde sıvı ihtiyacı daha da artar.</p>
<p><strong>İdrar rengi böbrekleriniz hakkında ipucu veriyor</strong></p>
<p>Yeterli su tüketilip tüketilmediğini anlamanın en pratik yollarından biri idrar rengini takip etmektir. Açık saman sarısı idrar genellikle yeterli sıvı alımını gösterirken, koyu sarı veya kehribar renk sıvı ihtiyacının arttığını düşündürür. Günlük idrar miktarında belirgin azalma da böbreklerin susuz kaldığını gösteren önemli bulgular arasında yer alır. Ancak bazı ilaçlar ve vitaminlerin de idrar rengini değiştirebileceği unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>Böbrek taşı ve idrar yolu enfeksiyonlarına dikkat</strong></p>
<p>Sıvı kaybı nedeniyle yoğunlaşan idrar, böbrek taşı oluşumuna neden olan minerallerin kristalleşmesini kolaylaştırabilir. Daha önce böbrek taşı öyküsü bulunanlar, diyabet ve obezite hastaları, ailesinde böbrek taşı öyküsü olanlar, gut hastaları ile hiperparatiroidizm, hiperürisemi ve malabsorpsiyon sendromu bulunan kişiler daha yüksek risk altında bulunur. Yaz aylarında sık görülen idrar yolu enfeksiyonları da ihmal edilmemeli. Tedavi edilmeyen enfeksiyonlar böbreklere ilerleyerek akut piyelonefrite neden olabilir.</p>
<p><strong>Gazlı içecekler suyun yerini tutmuyor</strong></p>
<p>Soğuk içeceklerin böbreklere zarar verdiği düşüncesi doğru değildir. Önemli olan içeceğin sıcaklığı değil, içeriğidir. Böbrek sağlığı için en doğru tercih her zaman sudur. Şekersiz maden suyu uygun miktarlarda tüketilebilir. Gazlı ve şekerli içecekler ise yüksek miktarda şeker, fruktoz, fosforik asit, sodyum ve kafein içerir. Yüksek fruktoz tüketimi ürik asit düzeyini artırırken idrarla kalsiyum atılımını yükselterek idrar sitratını azaltabilir. Bu değişiklikler böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırırken uzun vadede obezite, diyabet, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı riskini de artırabilir. Özellikle enerji içecekleri sıcak havalarda yoğun fiziksel aktivite sırasında tüketildiğinde sıvı ve elektrolit dengesini bozarak böbrekler üzerinde ek yük oluşturabilir.</p>
<p><strong>Yaz meyveleri faydalı ama ölçülü tüketilmeli</strong></p>
<p>Karpuz ve kavun gibi su oranı yüksek meyveler sağlıklı bireylerde sıvı alımına katkı sağlayabilir. Ancak bu besinler suyun yerine geçmez. Diyabet ve kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerin bu meyveleri kontrollü tüketmesi gerekir. Özellikle kavunun yüksek potasyum içerdiği unutulmamalıdır. Hipertansiyon ve diyabet kronik böbrek hastalığının en sık görülen nedenleri arasında yer alır. Yaz aylarında gelişen sıvı kaybı bu hasta grubunda akut böbrek hasarı riskini daha da artırabilir.</p>
<p><strong>Tatilde böbreklerinizi ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Deniz, havuz ve uzun yolculuklarda düzenli su tüketimi ihmal edilmemeli, uzun süre idrar tutulmamalı ve aşırı güneş altında kalınmamalıdır. Böbrek sağlığını korumak için yeterli sıvı tüketiminin yanı sıra tansiyon ve kan şekeri kontrolü, tuz tüketiminin sınırlandırılması ve ilaçların düzenli kullanılması da büyük önem taşır. Özellikle böbrek taşı, diyabet, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerin yaz aylarında sıvı tüketimine daha fazla özen göstermesi gerekir. Böbrek sağlığını korumak için normal düzeyde kalsiyum tüketilmeli, aşırı oksalat içeren besinlerden kaçınılmalı, kırmızı ve işlenmiş et tüketimi sınırlandırılmalı, meyve ve sebze ağırlıklı beslenilmeli, şekerli ve gazlı içecekler azaltılmalıdır. Özellikle kalsiyum oksalat taşı bulunan kişilerin ıspanak, pazı, pancar yaprağı, kakao, çikolata, badem gibi kuruyemişler ve aşırı siyah çay tüketimine dikkat etmesi önerilmektedir. </p>
<p><strong>Bu belirtileri hafife almayın</strong></p>
<p>Yaz aylarında aşağıdaki belirtilerin görülmesi durumunda vakit kaybetmeden bir nefroloji uzmanına başvurulması gerekir. Özellikle diyabet, hipertansiyon veya kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerde bu bulgular kalıcı böbrek hasarının habercisi olabilir.</p>
<ul>
<li>İdrar miktarında belirgin azalma</li>
<li>İdrarda kan görülmesi</li>
<li>Yüksek ateş ve yan ağrısı</li>
<li>Ani gelişen ödem</li>
<li>Kontrol altına alınamayan tansiyon yüksekliği</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklarinda-yetersiz-su-tuketimi-bobreklerinizi-yipratmasin-647818">Yaz Sıcaklarında Yetersiz Su Tüketimi Böbreklerinizi Yıpratmasın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tatil planı yapan anne babalar dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tatil-plani-yapan-anne-babalar-dikkat-647781</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 09:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[babalar]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğin]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[mutlaka]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[planı]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[yapan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647781</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarının gelmesiyle birlikte birçok aile tatil planı yaparken, bebekli ailelerin aklındaki en önemli sorulardan biri, “Bebeğimizle tatil yaparken nelere dikkat etmeliyiz?" oluyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tatil-plani-yapan-anne-babalar-dikkat-647781">Tatil planı yapan anne babalar dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarının gelmesiyle birlikte birçok aile tatil planı yaparken, bebekli ailelerin aklındaki en önemli sorulardan biri, “Bebeğimizle tatil yaparken nelere dikkat etmeliyiz?&#8221; oluyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik,</strong> ilk bakışta zor gibi görünse de doğru planlama yapıldığında tatilin hem aile hem de bebek için oldukça keyifli bir deneyim olabileceğini belirterek, “Aslında bebekler de tatil yapabilir. Önemli olan onların fizyolojik ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmak  ve bazı basit önlemleri almaktır” diyor. Konaklanacak yerde sağlık kuruluşuna ulaşımın kolay olmasının ve hijyen koşullarının göz önünde bulundurulmasının önemine dikkat çeken <strong>Dr. Yusuf Çelik,</strong> “Kusursuz bir tatil planlamak zorunda değilsiniz. Bebeğinizin ihtiyaçlarını ön planda tuttuğunuz, güvenlik kurallarına dikkat ettiğiniz ve olası risklere karşı hazırlıklı olduğunuz sürece tatiliniz keyifli geçecektir” diye konuşuyor. <strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik</strong>, bebekle yapılan tatilde dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Seyahat öncesi doktor kontrolü şart</strong></p>
<p>Özellikle prematüre doğmuş, kronik hastalığı bulunan veya son dönemde enfeksiyon geçirmiş bebeklerin tatil öncesinde doktoru tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. Dr. Yusuf Çelik,<strong> </strong>seyahate çıkmadan önce<strong> </strong>rutin aşıların yaşına uygun şekilde tamamlanmış olması gerektiğini vurgulayarak, “Aşılar yalnızca günlük yaşamda değil, seyahat sırasında karşılaşılabilecek enfeksiyonlara karşı da önemli bir koruma sağlamaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Sağlık çantanızda bunlar mutlaka olsun </strong></p>
<p>Küçük ama iyi planlanmış bir sağlık çantası tatilde büyük kolaylık sağlıyor. Dr. Yusuf Çelik, çantanızda mutlaka bulunmasını önerdiği malzemeleri şöyle sıralıyor:  </p>
<ul>
<li>Bebeğinizin düzenli kullandığı ilaçlar (doktorunuzun önerileriyle hazırlanmalı) </li>
<li>Dijital ateş ölçer</li>
<li>Doktorunuzun önerdiği ateş düşürücü, alerji ve bulantı giderici ilaçlar</li>
<li>Serum fizyolojik ve burun aspiratörü</li>
<li>Antiseptik solüsyon</li>
<li>Gazlı bez ve yara bandı</li>
<li>Yaşına uygun güneş koruyucu</li>
<li>Yaşına uygun böcek kovucu ürün</li>
<li>Yeterli miktarda bez, yedek kıyafet ve ince bir örtü</li>
</ul>
<p><strong>Açıkta bekleyen gıdalardan kaçının</strong></p>
<p>İlk altı ay yalnızca anne sütüyle beslenen bebeklerde emzirmeye devam edilmesinin en doğru yaklaşım olacağını söyleyen Dr. Yusuf Çelik, anne sütünün sadece besin kaynağı olmadığını, aynı zamanda enfeksiyonlara karşı önemli bir koruma sağladığını ifade ediyor. Ek gıdaya geçmiş olan bebeklerde ise açıkta bekleyen, iyi pişmemiş ve hijyeninden emin olunmayan gıdalardan kaçınılması gerekiyor. </p>
<p><strong>Bol bol sıvı almasını sağlayın</strong></p>
<p>Bebekler, vücut yüzey alanlarının erişkinlere göre daha geniş olması nedeniyle sıcak havalarda çok daha hızlı sıvı kaybediyor. İlk altı ay yalnızca anne sütü alan bebeklerde sıcak günlerde emzirme sıklığının artırılması çoğu zaman yeterli olurken, daha büyük bebeklerde ise su tüketiminin yaşına uygun şekilde desteklenmesi önem taşıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, “Az idrar yapma, ağız kuruluğu, gözyaşı olmadan ağlama, huzursuzluk veya aşırı uyku hali, sıvı kaybının erken belirtileri olabilir. Bu belirtiler fark edildiğinde zaman kaybetmeden hekime başvurulmalıdır” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Yolculuklarda kucağınızda taşımayın</strong></p>
<p>Araba yolculuklarında en önemli güvenlik kuralı,  bebeğin yaşına ve kilosuna uygun, doğru şekilde monte edilmiş otomobil koltuğunda seyahat etmesidir. Çünkü, kısa mesafelerde bile kucakta taşınmaları ciddi yaralanmalara neden olabiliyor. Uzun yolculuklarda bebeğin beslenmesi, altının değiştirilmesi ve hareket edebilmesi için yaklaşık 2 saatte bir mutlaka mola verilmesi öneriliyor. Yaz aylarında araç içi sıcaklığının 22-24°C arasında tutulması ve bebeğin kalın kıyafetlerle giydirilmemesi de konfor açısından önem taşıyor. Uçak yolculuğunda ise ailelerin en çok endişe ettiği konunun kulak ağrısı olduğunu belirten Dr.   Yusuf Çelik, “Kalkış ve iniş sırasında bebeğin emzirilmesi, biberon veya emzik kullanılması orta kulaktaki basınç değişiminin dengelenmesine yardımcı olabilmektedir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Bu saatlerde güneş altında kalmasın</strong></p>
<p>Bebeklerin cildi yetişkinlere göre çok daha hassas oluyor. Bu nedenle ilk 6 ay güneş ışığına maruz bırakılmaması gerektiği uyarısında bulunan Dr. Yusuf Çelik, “Bebeklerin ilk altı ay mutlaka gölgede kalmaları sağlanmalıdır. Aksi halde sıcak çarpması ve güneş yanığı gibi ciddi tablolar gelişebilir. Altı aydan büyük bebekler de bu riskler nedeniyle özellikle güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca gölgede tutulmalıdır. İnce pamuklu kıyafetler ve geniş kenarlı şapkalar da güneşten korunmada oldukça etkilidir” diyor. Altı aydan büyük bebeklerde geniş spektrumlu ve tercihen SPF 50 içeren güneş koruyucular kullanılabileceğini ifade eden Dr. Yusuf Çelik,   koruyucunun dışarı çıkmadan yaklaşık 20–30 dakika önce uygulanması ve ihtiyaç halinde yenilenmesi gerektiğini hatırlatıyor. </p>
<p><strong>Havuz hijyenine dikkat edin</strong></p>
<p>Uygun koşullar sağlandığında deniz bebekler için güzel bir deneyim olabiliyor. Eğer tatilde havuz tercih edilecekse düzenli bakımının yapıldığından ve hijyen kurallarına uyulduğundan emin olmak gerekiyor. Çünkü, yetersiz klorlanmış veya kirli havuz suyu mide ve bağırsak enfeksiyonlarına neden olabiliyor. Gözlerde kızarıklık ve tahriş, kulak enfeksiyonları ile ciltte döküntü ya da kuruluk görülebiliyor. Ayrıca çok soğuk suda uzun süre kalmak vücut ısısının düşmesine yol açabileceği için havuz suyunun soğuk olmamasına dikkat edilmesi gerekiyor. </p>
<p><strong>Bebek arabasında sineklik kullanın</strong></p>
<p>Özellikle akşam saatlerinde sivrisinekler bebeklerde ciddi huzursuzluğa neden olabiliyor. Bebek arabasında sineklik kullanılması oldukça etkili bir koruma sağlıyor. Koruyucu losyon ve spreylerin ise mutlaka bebeğin yaş grubuna uygun seçilmesi ve kullanım talimatlarına göre uygulanması önem taşıyor. </p>
<p><strong>Uyku düzenini koruyun</strong></p>
<p>Tatilde günlük rutinler değişse de bebeklerin biyolojik ritmi değişmiyor. Bu nedenle uyku saatlerinin mümkün olduğunca korunması hem bebeğin huzuru hem de ebeveynlerin tatilden keyif alabilmesi açısından önemli. Uyku oyuncağının veya battaniyesinin tatilde de kullanılması ve uyku rutinine devam edilmesi, bebeğin yeni ortama daha kolay uyum sağlamasına yardımcı olabiliyor.</p>
<p><strong>Bu durumlarda zaman kaybetmeyin!</strong></p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, aşağıda yer alan durumlarda zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<ul>
<li>3 aydan küçük bir bebekte ateş gelişmesi</li>
<li>Yüksek ateşin devam etmesi</li>
<li>Solunum güçlüğü</li>
<li>Sürekli kusma</li>
<li>Kanlı veya şiddetli ishal</li>
<li>Belirgin sıvı kaybı bulguları</li>
<li>Havale</li>
<li>Şiddetli alerjik reaksiyon</li>
<li>Düşme veya ciddi travma</li>
<li>Beslenmeyi reddetme ve belirgin halsizlik</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tatil-plani-yapan-anne-babalar-dikkat-647781">Tatil planı yapan anne babalar dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kene Isırığında Erken Müdahale Hayat Kurtarıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kene-isiriginda-erken-mudahale-hayat-kurtariyor-647751</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 08:14:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[isırığında]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kene]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647751</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında doğada geçirilen sürenin artması, kene kaynaklı hastalıklara karşı dikkatli olunmasını da zorunlu hale getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kene-isiriginda-erken-mudahale-hayat-kurtariyor-647751">Kene Isırığında Erken Müdahale Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında doğada geçirilen sürenin artması, kene kaynaklı hastalıklara karşı dikkatli olunmasını da zorunlu hale getiriyor. İnsanlarda görülen kene kaynaklı enfeksiyonlar arasında etki alanı açısından en geniş coğrafyaya sahip hastalıklardan biri olan “Kırım Kongo Kanamalı Ateşi”nin (KKKA) güncel rakamlara göre Afrika, Asya, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da 30’dan fazla ülkede görüldüğü biliniyor. Türkiye’de ise vakaların özellikle Tokat, Sivas, Yozgat ve Çorum başta olmak üzere İç Anadolu’nun kuzeyi, Orta Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yoğunlaştığı görülüyor<strong>. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan,</strong> ülkemizde her yıl nisan-ekim ayları arasında görülen hastalığın, haziran ve temmuz aylarında en yüksek seviyeye ulaştığına dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Kimler Risk Grubunda? </strong></p>
<p>Hastalık esas olarak “hyalomma marginatum” türü keneler aracılığıyla bulaşıyor ve virüs, kenenin deriye tutunması ya da çıplak elle ezilmesi sonucu vücuda yayılıyor. Bunun yanı sıra enfekte hayvanların veya hastaların kan ve vücut sıvılarıyla temas yoluyla da bulaşabiliyor. Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, veteriner hekimler, kasaplar, sağlık çalışanları ile endemik bölgelerde yaşayan veya bu bölgelere seyahat eden kişiler en büyük risk grupları arasında.</p>
<p><strong>Belirtiler Aniden Başlıyor</strong></p>
<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan</strong>, kene tutunmasının ardından belirtilerin genellikle 1-5 gün içinde ortaya çıktığını söylüyor ve erken tanı açısından önemli uyarılarda bulunuyor: <em>“Hastalık yüksek ateş, halsizlik, baş ve kas ağrısı, bulantı ve kusma, ishal ve karın ağrısıyla başlar. Ağır vakalarda birkaç gün içinde diş eti, burun, mide-bağırsak, idrar yolları ve diğer organlarda ciddi kanamalar oluşabilir. İlerleyen vakalarda ise şok ve çoklu organ yetmezliği gelişebiliyor. Ölüm vakaları ise çoğunlukla şiddetli kanama, şok ve organ yetmezliği nedeniyle meydana geliyor. Bu nedenle erken tanı ve tedavi, hastalığın seyrinde büyük önem taşıyor. Hastalığın tedavisinde etkinliği kanıtlanmış özel bir antiviral ilaç bulunmasa da destek tedavinin zamanında uygulanması yaşam kurtarıcı bir role sahip.”</em></p>
<p><strong>KKKA’dan Korunmak için 5 Adım!</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, KKKA’ya karşı alınabilecek en etkili korunma yöntemlerini de hatırlatarak, 5 adımdan oluşan bir liste paylaşıyor: </p>
<ol>
<li><strong>Kıyafet Seçimi:</strong> Riskli alanlarda uzun kollu ve paçaları kapalı, mümkünse açık renkli kıyafetler tercih edin.</li>
<li><strong>Kontrol:</strong> Riskli alanlardan her eve döndüğünüzde vücudunuzu mutlaka kontrol edin. </li>
<li><strong>Temasa Dikkat:</strong> Vücuda tutunan kene fark ettiğinizde keneye çıplak elle temas etmeyin ve ezmeyin.</li>
<li><strong>İlk müdahale:</strong> Vakit kaybetmeden uygun bir malzeme kullanarak, keneyi deriye en yakın noktadan dikkatlice çıkarın.</li>
<li><strong>Destek Alın:</strong> Keneyi vücuttan çıkaramıyorsanız hızlıca en yakın sağlık kuruluşuna başvurun.</li>
</ol>
<p><strong>Isırma Sonrası İlk 10 Gün Dikkat! </strong></p>
<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan</strong>, özellikle kene çıkarıldıktan sonra kişilerin 10 gün boyunca ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma ve ishal gibi belirtiler açısından kendilerini takip etmeleri gerektiğini söylüyor. Bu belirtilerden herhangi birinin gelişmesi halinde zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması önemli. Kenelerin artmasıyla aşı konusu da gündemde. Ancak bugün için KKKA’ya karşı dünya genelinde yaygın kullanıma girmiş, etkinliği kabul edilmiş bir aşı mevcut değil. Bu nedenle korunma önlemleri ve erken farkındalık, hastalıkla mücadeledeki güçlü yerini koruyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kene-isiriginda-erken-mudahale-hayat-kurtariyor-647751">Kene Isırığında Erken Müdahale Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Açıkta bekleyen limonata sağlık riski taşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/acikta-bekleyen-limonata-saglik-riski-tasiyor-647595</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Jul 2026 10:42:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açıkta]]></category>
		<category><![CDATA[Açısından]]></category>
		<category><![CDATA[bekleyen]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[hijyen]]></category>
		<category><![CDATA[limon]]></category>
		<category><![CDATA[limonata]]></category>
		<category><![CDATA[olması]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647595</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, yaz aylarında sık tüketilen limonatanın hangi durumlarda riskli hangi durumlarda güvenli olduğu hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acikta-bekleyen-limonata-saglik-riski-tasiyor-647595">Açıkta bekleyen limonata sağlık riski taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, yaz aylarında sık tüketilen limonatanın hangi durumlarda riskli hangi durumlarda güvenli olduğu hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Açıkta bekleyen limon suyu sağlık açısından risk oluşturabilir!</strong></p>
<p>Limonun C vitamini açısından zengin, potasyum ve antioksidan bileşenler içeren bir meyve olduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Yaz aylarında serinletici etkisiyle limonata sık tercih edilir. Doğru hazırlandığında ve kontrollü tüketildiğinde sağlıklı bir seçenek olabilir; ancak hijyen ve şeker içeriği uygun değilse risk oluşturur.” dedi.</p>
<p>Limonatanın oda sıcaklığında en fazla 1–2 saat güvenle kalabileceğine dikkat çeken İspiroğlu, “Sıcak yaz koşullarında bu süre 1 saate kadar düşebilir. Bu süre uzadıkça özellikle yaz sıcaklarında mikroorganizma üreme riski artar. Açıkta bekleyen limon suyu veya hazır karışımlar bu nedenle sağlık açısından risk oluşturabilir.” uyarısını yaptı.</p>
<p><strong>Limonatadaki en büyük hijyen riski: Buz ve kullanılan su! </strong></p>
<p>Dışarıda satılan limonatalarda en sık hijyen riskinin kullanılan su ve buzdan kaynaklandığını vurgulayan Hülya Yiğit İspiroğlu, “İçme suyu kalitesinde olmayan buzlar tüm içeceği riskli hale getirebilir.” dedi.</p>
<p>Ayrıca yıkanmadan kullanılan veya kesildikten sonra bekletilen limonların mikroorganizma yükünün arttığını kaydeden İspiroğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Kesilmiş limonların uzun süre bekletilmesi güvenli değildir. Taze sıkılmış limonata besin değeri açısından daha avantajlıdır. Hazır karışımlar ise genellikle daha fazla şeker içerir ve besin değeri daha düşüktür ayrıca gıda katkı maddeleri içerebilir.”</p>
<p><strong>Diyabetik bireyler limonata tüketiminde dikkatli olmalı! </strong></p>
<p>İyi bir limonatanın üç temel şartı olduğuna değinen İspiroğlu, “Hijyenik hazırlanmış olması, uzun süre bekletilmemiş olması ve şeker içeriğinin kontrollü olması gerekir. Bu üç koşul sağlanmadığında limonata masum bir içecek olmaktan çıkar ve sağlık açısından risk oluşturabilir.” dedi.</p>
<p>Limonatanın çoğu zaman zararsız görülse de yüksek şeker içeriğinin kan şekeri dalgalanmalarına yol açabileceğine işaret eden İspiroğlu, “Daha çabuk acıktırabilir ve uzun vadede karın çevresi yağlanmasını artırabilir. Bu nedenle az şekerli hazırlanması önemlidir. Bal veya meyve dilimleri ile de tatlandırılabilir. Diyabetik bireylerde limonata şekersiz hazırlanmış olsa bile kontrollü tüketilmesi gerekir; çünkü içeriğine eklenen doğal veya ilave şeker kaynakları fark edilmeden karbonhidrat alımını artırabilir ve porsiyon kontrolü kolayca aşılabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Ev yapımı limonata hijyenik hazırlanır ve fazla şeker içermezse güvenli bir seçenek! </strong></p>
<p>Ev yapımı limonatanın genelde daha güvenli olduğunu dile getiren Hülya Yiğit İspiroğlu, “Ancak fazla şeker kullanılırsa veya hijyen kurallarına dikkat edilmezse bu avantaj ortadan kalkar.” dedi.</p>
<p>Dışarıda limonata tercih edilecekse taze hazırlanmış olması, açıkta uzun süre beklememiş olması ve kullanılan buzun güvenilir olmasının önemli kriterler olduğunu yineleyen İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yaz aylarında serinlemek için en güvenli ve sağlıklı seçenekler su, ayran, sade maden suyu ve evde hazırlanmış şekersiz bitki çaylarıdır. Taze nane, limon dilimi veya meyve ile aromalandırılmış sular ise şeker eklemeden lezzet artırmak için iyi bir alternatiftir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acikta-bekleyen-limonata-saglik-riski-tasiyor-647595">Açıkta bekleyen limonata sağlık riski taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şezlongda uzun süre hareketsiz kalıyorsanız, dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sezlongda-uzun-sure-hareketsiz-kaliyorsaniz-dikkat-2-647571</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Jul 2026 06:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Anı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hareketler]]></category>
		<category><![CDATA[hareketsiz]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[kalıyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[pozisyon]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[şezlongda]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647571</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan açık hava aktiviteleri ve uzun tatil günleri bize yenilenme fırsatı sunarken, omurga sağlığı açısından bazı riskleri de beraberinde getirebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sezlongda-uzun-sure-hareketsiz-kaliyorsaniz-dikkat-2-647571">Şezlongda uzun süre hareketsiz kalıyorsanız, dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan açık hava aktiviteleri ve uzun tatil günleri bize yenilenme fırsatı sunarken, omurga sağlığı açısından bazı riskleri de beraberinde getirebiliyor. Günlük rutinden uzaklaşılan tatillerde yapılan basit hatalar; bel ve boyun bölgesinde kas spazmına, fıtık oluşumuna veya var olan problemin şiddetlenmesine neden olabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi  Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, </strong>tatillerde bel ile boyun sağlığını tehdit eden en önemli hatalı davranışların ise yanlış pozisyonda uzun süre kalmak,  ani hareketler yapmak ve uzun süre hareketsiz durmak olduğunu belirterek, “Yıl boyunca alışık olunmayan hareketlerin kısa sürede ve yoğun şekilde yapılması da omurgada beklenmedik yükler oluşturabilmektedir. Yaz tatillerinde önemsenmeyen günlük hatalar omurgada  bel ve boyun fıtığı gibi ciddi sorunlara dönüşebilmektedir.  Bu nedenle tatilde de omurga sağlığını koruyacak basit önlemlerin ihmal edilmemesi gerekmektedir” diyor.  <strong>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, </strong>yaz<strong> </strong>tatillerinde bel ve boyun sağlığımızı tehdit eden hatalı alışkanlıklarımıza dikkat çekti; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.  </p>
<p><strong>Hata: Şezlongda saatlerce aynı pozisyonda kalmak</strong></p>
<p>Tatilin en masum görünen alışkanlığı, aslında omurga sağlığı açısından önemli risklerden birini oluşturuyor. Şezlongda saatlerce aynı pozisyonda kalmak, boyun ve bel disklerine sürekli ve tek yönlü baskı uyguluyor. Özellikle boynun öne ya da yana eğik kalması, bir süre sonra kas spazmına neden olabiliyor.  Bu durum basit bir tutulma gibi başlasa da, sinir köklerine baskı gelişirse bel veya boyun fıtığına bağlı şikayetlerin artmasına yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Her 20–30 dakikada bir pozisyon değiştirin. Özellikle sırtüstü yatarken belinizi ve boyun bölgenizi mutlaka destekleyin. Kısa yürüyüşler yaparak kaslarınızı hareket ettirin ve boynunuzu mümkün olduğunca nötr pozisyonda tutmaya özen gösterin.</p>
<p><strong> Hata: Sıcak havalarda aniden soğuk suya girmek</strong></p>
<p>Vücudun gevşemiş olduğu sıcak havalarda yapılan ani hareketler de bel ve boyun sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle terliyken soğuk suya hızlı bir şekilde girmek, kasların refleks olarak aniden kasılmasına ve bunun sonucunda bel ile boyun bölgesinde kontrolsüz yüklenmelere yol açabiliyor. Daha önce fark edilmemiş bir disk sorunu varsa, bu ani yüklenmeyle birlikte ağrı gibi sorunlar gelişebiliyor veya var olan tablo şiddetlenebiliyor. </p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Vücudunuzu ani ısı değişimine alıştırmak için deniz veya havuza yavaş yavaş girmeye özen gösterin. </p>
<p><strong>Hata: Sığ suya balıklama atlamak </strong></p>
<p>Yaz aylarında yapılan en tehlikeli hatalardan biri ise derinliği bilinmeyen sulara balıklama atlamak. Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, sığ suya balıklama atlayış sırasında baş ve boyun bölgesinin zemine çarpması halinde omuriliğin ciddi şekilde zarar görebileceği uyarısında bulunarak, “Suyun beklenenden daha sığ olması durumunda bu tür atlayışlar boyun ve omurga kırıklarına, kalıcı felce ve hatta ölüme bile yol açabilmektedir” diyor.</p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Felce neden olabilecek hasarların oluşmasını önlemek için derinliğini bilmediğiniz denize veya havuza asla balıklama atlamayın. </p>
<p><strong> Hata: Yolculuk sırasında uzun süre hareketsiz kalmak </strong></p>
<p>Uzun araç yolculukları da omurga sağlığını tehdit eden faktörler arasında yer alıyor. Seyahat sırasında 3–5 saat boyunca mola vermeden oturmak  bel ve boyun spazmlarına neden olabiliyor. Bunun sonucunda bel ile boyun fıtığı yakınmaları şiddetlenebiliyor. </p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Seyahat ederken bel ve boyun bölgenizi destekleyen yastıklar kullanın.  Her 15 – 20 dakikada bir kol ve bacaklarınızı hareket ettirip, pozisyon değiştirmeyi ihmal etmeyin. Bunların yanı sıra en azından her 2 saatte bir mola vermeniz; en az   5 dakika yürümeniz ve  mümkünse esnetme hareketleri yapmanız fayda sağlayacaktır. </p>
<p><strong>Hata: Ağır valizi hatalı taşımak </strong></p>
<p>Tatil başlangıcında en çok yapılan hatalardan biri, ağır valizi belden eğilerek ve gövdeyi döndürerek kaldırmak oluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar,<strong> </strong> “Bu hatalı hareketler omurgaya tek noktadan yük bindirmekte ve disklerde ani basınç artışına sebep olabilmektedir. Bunun sonucunda bel ile boyun fıtığı gelişebilmekte veya mevcut şikayetler artabilmektedir” diyor.</p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Bavulu yerden kaldırmanız gerektiğinde dizlerinizi mutlaka bükerek eğilin. Bavulunuzu kavradıktan sonra yavaşça ve kontrollü şekilde kaldırın. Bavulu kaldırırken yön değiştireceğiniz zaman belden dönme hareketi yapmayın;  tüm vücudunuzla birlikte, ayaklarınızdan destek alarak dönün. Aslında büyük bir bavul yerine, daha hafif 2-3 küçük valiz tercih etmeniz bel ve boyun sağlığınız açısından daha uygun olacaktır.</p>
<p><strong>Hata: Su kayağı, kum voleyboluna hazırlıksız başlamak</strong></p>
<p>Tatilde sık tercih edilen su kayağı, sörf ve kum voleybolu gibi sporlar, yeterli hazırlık yapılmadan gerçekleştirildiğinde bel ile boyun sağlığı açısından risk oluşturabiliyor. Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar,<strong>  </strong>özellikle yıl boyunca düzenli egzersiz yapmayan kişilerin tatilde aniden yoğun fiziksel aktiviteye başlamalarının son derece riskli olduğunu vurgulayarak, “Öyle ki bu hata omurga çevresindeki kas ve bağ dokularında zorlanmaya neden olabilmektedir. Ani dönüş hareketleri, dengesiz düşüşler ve tekrarlayan yüklenmeler sonucunda bel ve boyun ağrıları gelişebilmekte; fıtık veya disk problemleri oluşabilmekte veya var olan bu sorunlara bağlı şikâyetler artabilmektedir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Tatil sporlarına başlamadan önce kısa bir ısınma ve esneme programı uygulayın. Aktivitenin süresini ve yoğunluğunu kademeli olarak artırın. Özellikle boyun ve bel bölgesinde ağrı, tutulma veya hareket kısıtlılığı hissederseniz devam etmeyin ve dinlenmeye zaman ayırın. Omurgaya aşırı yük bindirebilecek ani ve kontrolsüz hareketlerden kaçınmaya özen gösterin.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sezlongda-uzun-sure-hareketsiz-kaliyorsaniz-dikkat-2-647571">Şezlongda uzun süre hareketsiz kalıyorsanız, dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BiSağlık Dijital Sağlıkta Yeni Bir Dönem Başlatıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bisaglik-dijital-saglikta-yeni-bir-donem-baslatiyor-647563</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Jul 2026 19:05:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başlatıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bisağlık]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647563</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güvenilir Sağlık Profesyoneline Ulaşmak Artık Daha Kolay: BiSağlık Dijital Sağlıkta Yeni Bir Dönem Başlatıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bisaglik-dijital-saglikta-yeni-bir-donem-baslatiyor-647563">BiSağlık Dijital Sağlıkta Yeni Bir Dönem Başlatıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Güvenilir Sağlık Profesyoneline Ulaşmak Artık Daha Kolay: BiSağlık Dijital Sağlıkta Yeni Bir Dönem Başlatıyor</p>
<p>Sağlık hizmetlerine erişimde dijital çözümler her geçen gün daha fazla önem kazanırken, güvenilir sağlık profesyoneline ulaşmak kullanıcıların en büyük beklentilerinden biri haline geliyor. İnternet üzerinden fizyoterapist, psikolog, diyetisyen, hemşire veya evde sağlık hizmeti arayan birçok kişi, farklı bilgi kaynakları arasında doğru uzmana ulaşmakta zorlanabiliyor. Türkiye’nin yerli dijital sağlık platformu BiSağlık, sağlık profesyonelleri ile danışanları güvenilir bir ortamda buluşturarak bu ihtiyaca çözüm sunuyor.</p>
<p><b>Sağlık Profesyoneli Bulmayı Kolaylaştıran Yerli Platform</b></p>
<p>BiSağlık; fizyoterapist, psikolog, diyetisyen, dil ve konuşma terapisti, ergoterapist, odyolog, hemşire, hasta bakıcı ve diğer sağlık profesyonellerini tek platform altında bir araya getiriyor. Kullanıcılar ihtiyaç duydukları uzmana şehir, uzmanlık alanı ve hizmet türüne göre kolayca ulaşabiliyor. Platform, sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırırken sağlık profesyonellerinin dijital görünürlüğünü artırmayı da hedefliyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/Goruntu-10.07.2026-21.51.jpeg"/></p>
<p><b>Doğrulanmış Sağlık Profesyonelleri ile Güvenli Hizmet</b></p>
<p>BiSağlık’ın öne çıkan özelliklerinden biri, platformda yer alan sağlık profesyonelleri için uygulanan doğrulama süreci. Platforma kayıt olan uzmanların mesleki belgeleri ve ilgili evrakları kontrol edilerek doğrulama süreçleri tamamlanıyor. BiSağlık yetkilileri konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu: “Amacımız, insanların güvenilir sağlık profesyonellerine daha kolay ulaşmasını sağlamak. BiSağlık, danışanlarla doğrulama süreçlerinden geçen sağlık profesyonellerini aynı platformda buluşturan yerli bir dijital sağlık çözümüdür.”</p>
<p><b>Tek Platformda Kapsamlı Sağlık Hizmetleri</b></p>
<p>BiSağlık üzerinden farklı sağlık ihtiyaçlarına yönelik uzmanlara ulaşılabiliyor. Platformda öne çıkan hizmetlerden bazıları şunlardır:</p>
<p>Evde fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri<br /> Online ve yüz yüze psikolog desteği<br /> Online diyetisyen ve kişiye özel beslenme danışmanlığı<br /> Evde hemşire ve evde sağlık hizmetleri<br /> Dil ve konuşma terapisi<br /> Ergoterapi ve Odyoloji hizmetleri<br /> Hasta bakıcı ve bakım destek hizmetleri</p>
<p>Kullanıcılar ihtiyaçlarına uygun sağlık profesyonelini inceleyebilir, profilleri karşılaştırabilir ve kendileri için en uygun uzmanı güvenle seçebilir.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/portrait-of-a-confident-female-doctor-2022-12-16-22-08-11-utc-scaled.jpeg"/></p>
<p><b>Şeffaf Değerlendirme ve Dijital Sağlığın Geleceği</b></p>
<p>Platformda yer alan kullanıcı değerlendirmeleri ve puanlama sistemi sayesinde danışanlar, daha önce hizmet alan kişilerin deneyimlerini inceleyerek karar verebiliyor. Bu yaklaşım, hem sağlık profesyonelleri hem de hizmet almak isteyen kullanıcılar için şeffaf bir dijital deneyim sunuyor. Türkiye’de dijital sağlık çözümlerine olan ilginin artmasıyla birlikte, güvenilir uzmanları tek noktada buluşturan platformlara duyulan ihtiyaç büyüyor. BiSağlık, erişimi kolaylaştıran teknolojik altyapısı ve kullanıcı odaklı yaklaşımıyla ekosisteme güçlü bir katkı sunuyor. Fizyoterapist bulma, psikolog bulma, diyetisyen bulma, evde fizik tedavi, evde sağlık hizmeti, online diyetisyen, online psikolog, hemşire ve diğer tüm sağlık profesyonellerine ulaşmak isteyen kullanıcılar, platform hakkında ayrıntılı bilgiye https://bisaglik.tr adresinden ulaşabiliyor.</p>
<p><b>BiSağlık Nedir?</b></p>
<p>BiSağlık; doğrulanmış fizyoterapist, diyetisyen, psikolog ve evde bakım personellerini danışanlarla buluşturan güvenilir bir dijital sağlık pazaryeridir.</p>
<p><b>BiSağlık’taki uzmanlar nasıl doğrulanıyor?</b></p>
<p>Platformda hizmet veren tüm sağlık profesyonellerinin diploma, sertifika ve mesleki yeterlilik belgeleri sisteme kayıt aşamasında detaylı olarak incelenerek onaylanmaktadır.</p>
<p><b>Hangi hizmetleri alabilirim?</b></p>
<p>Kullanıcılar; evde fizik tedavi, online psikolog desteği, online diyetisyen hizmetleri, evde hemşirelik ve konuşma terapisi gibi birçok farklı branşta uzmanlara ulaşabilmektedir. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bisaglik-dijital-saglikta-yeni-bir-donem-baslatiyor-647563">BiSağlık Dijital Sağlıkta Yeni Bir Dönem Başlatıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sonbahar ve kış hastalığı sanılıyor, oysa…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sonbahar-ve-kis-hastaligi-saniliyor-oysa-647354</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Jul 2026 07:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alma]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[Bronş]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[havuz]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[Klor]]></category>
		<category><![CDATA[Nem]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[oysa]]></category>
		<category><![CDATA[sanılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647354</guid>

					<description><![CDATA[<p>Astım ataklarının en sık görülen tetikleyicilerinden olan viral enfeksiyonlar genellikle sonbahar ve kış aylarında artsa da, özellikle alerjik veya atopik bünyeli çocuklarda yaz mevsimi de önemli riskler barındırıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sonbahar-ve-kis-hastaligi-saniliyor-oysa-647354">Sonbahar ve kış hastalığı sanılıyor, oysa…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Astım ataklarının en sık görülen tetikleyicilerinden olan viral enfeksiyonlar genellikle sonbahar ve kış aylarında artsa da, özellikle alerjik veya atopik bünyeli çocuklarda yaz mevsimi de önemli riskler barındırıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları  Uzmanı Dr. İmran Bari,  </strong>bu nedenle ailelerin yaz aylarında da çevresel tetikleyicilere karşı dikkatli olmaları gerektiğini vurgulayarak,<strong> </strong>“Ayrıca, çocuklarda astımın kontrol altında tutulabilmesi için düzenli doktor takibi ve tedaviye devam edilmesi büyük önem taşımaktadır. Astımı kontrol eden tedaviye, doktor tavsiyesi olmadığı sürece ‘çocuğumun belirtileri geçti’ düşüncesiyle ara verilmemelidir. Yaz aylarında da rahatlatıcı ilaç ve inhaler her zaman erişilebilir olmalıdır. Çevresel etkenlere karşı önlem alındığında ve ilaçlar düzenli olarak kullanıldığında astımlı çocuklar da sağlıklı bir yaz mevsimi geçirebilirler” diyor. <strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmran Bari,</strong> yaz aylarında astımı tetikleyen başlıca etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>POLENLER</strong></p>
<p>Polenler, özellikle alerjik astımı olan çocuklarda en önemli astım tetikleyicileri arasında yer alıyor. Çayır ve çimen polenleri ilkbahar sonu ile yaz mevsiminin başlangıcında; ağaç polenleri  yaz mevsiminin başlangıcında; yabani ot polenleri de yaz sonu ve sonbahar döneminde havada yoğun olarak bulunuyor. Polen alerjisi olan çocuklarda  polenler solunum yoluyla bronşlara ulaştığında, alerjik mekanizmaların devreye girmesiyle solunum yollarında daralma (bronkospazm), sekresyon ve mukus üretiminde artış, bronş duvarlarında şişme (bronş ödemi ) oluşuyor. Bu tabloda   tetiklenen astım kendini öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı ve hışıltı sesi gibi bulgularla gösteriyor.</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Polenlerin en yoğun olduğu saatlerde (özellikle sabah erken saatlerde) pencereleri kapatın ve dışarıya çıkmayın.   </li>
<li>Dışarıda olma zorunluluğunuz varsa, çocuğunuzun ağız ve burnunu polenlerden    korumak için maske kullanın.</li>
<li>İmkan varsa   aracınıza polen filtresi, evinizde de hava temizleme cihazı kullanın.</li>
<li>Çimlerin ve diğer yeşil bitki örtüsünün çürüme döneminde, özellikle yaz sonunda çimleri biçmekten kaçının.</li>
</ul>
<p><strong>HATALI KLİMA KULLANIMI</strong></p>
<p>Doğru klima kullanımı, sıcak ve boğucu yaz günlerinde konforu artırırken, sıcağın olumsuz etkilerini azaltmaya da yardımcı oluyor. Klima kullanımıyla ortamın nemi azalıyor, polenlerin ve dış ortamdaki hava kirleten etkenlerin içeri girmesi önlenebiliyor ve daha kaliteli bir uyku ortamı sağlanabiliyor. Ancak klima filtreleri düzenli olarak temizlenmezse toz ve küf gibi alerjenlerin birikebildiğini vurgulayan Dr. İmran Bari, “Bu alerjenler de çocuklarda astımı tetikleyebilmektedir. Ayrıca, mekanın aşırı ve hızlı soğutulması nedeniyle ani ısı değişimine ve klimanın soğuk havasına doğrudan maruz kalmak da astımı tetikleyen diğer etkenleri oluşturmaktadır” diyor.</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Klima filtrelerini düzenli olarak temizlemeyi ihmal etmeyin.</li>
<li>Klima ile ortam sıcaklığını 22-24 °C civarında tutmaya özen gösterin.</li>
</ul>
<p><strong>PİKNİK ALANLARINDAKİ DUMAN VE KÜFLER</strong></p>
<p>Yaz aylarında piknik yapmak amacıyla tercih edilen alanlardaki yoğun mangal dumanı, araç trafiğinin oluşturduğu egzoz gazları, ormanlardaki güneş görmeyen nemli bölgelerde bulunan küf ve mantarlar da astımı tetikleyebilen etkenler arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Çocuğunuzu mangal, sigara ve egzoz dumanından mutlaka uzak tutun.</li>
<li>Güneş almayan, rutubetli  ve nemli alanlardan kaçının. Aydınlık ve hava akımının daha iyi olduğu kuru bölgeleri tercih edin.</li>
<li>Pikniğe giderken astım için hem koruyucu (inhale kortikosteroid) hem de kurtarıcı   (inhale bronş genişletici ) ilaçları mutlaka yanınızda bulundurun.</li>
</ul>
<p><strong>AŞIRI YOĞUN AKTİVİTELER</strong></p>
<p>Bedensel aktiviteler (spor, egzersiz, oyun ) çocukların büyüme ve gelişmesinde önemli bir rol oynuyor. Astımı iyi kontrol edilen çocuklarda da düzenli spor yapmanın hem güvenli hem de sağlıklı olduğu belirtiliyor. Ancak aşırı yoğun aktivitelerden mutlaka kaçınılması gerektiği uyarısında bulunan Dr. İmran Bari, sözlerine  şöyle devam ediyor: “Normalde soluk alıp verirken burnumuz soluduğumuz havayı ısıtır, nemlendirir ve filtre eder. Yoğun egzersiz sırasında ise burun solunumu devre dışı kalır, ağızdan solumaya başlarız. Ağız solunumu nedeniyle   daha kuru, soğuk ve filtrelenmemiş hava bronşlara ulaşır. Bu durum ise bronşlarda su kaybı, daralma ve inflamasyon süreçlerini aktifleştirerek  astım krizini tetikleyebilmektedir.”</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Spor aktivitelerini daha çok sabah erken veya akşam saatlerinde yapmasına dikkat edin.</li>
<li>Egzersiz veya sportif aktivitenin başlangıcında ısınma için yeterli zaman ayırmaya özen gösterin.</li>
<li>Yoğun fiziksel aktivite, spor veya oyun öncesinde hastalığı kontrol altında tutan ilaçlarını ihmal etmeyin.</li>
<li>Gerektiğinde kurtarıcı veya nefes açıcı ilacının gecikmeden uygulanmasını sağlayın.</li>
</ul>
<p><strong>VİRÜS VE BAKTERİLER</strong></p>
<p>Yaz aylarında kapalı mekanlarda daha az zaman geçirdiğimiz için  virüs ve diğer mikroorganizmaların bulaşma riski azalıyor.  Ancak uçak, otobüs ve tren seyahatleri ile bekleme alanları   çocukların kolayca virüs ve diğer   mikroorganizmalara maruz kalmalarına neden olabiliyor. Rinovirüsler, COVID-19, parainfluenza, bazı enterovirüsler,   mikoplazma ve klamidya gibi atipik bakteriler alt solunum yolu enfeksiyonuna yol açabiliyor.   Bu enfeksiyonlar  hava yolunda ödem gelişmesi ve mukus üretiminin artmasıyla astımlı çocuklarda hava yolunda aşırı duyarlılığı tetikleyebiliyor. Bronş kaslarında kasılmaya neden olan bu tablo nefes darlığına ve astımın kötüleşmesine zemin hazırlayabiliyor.</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>El hijyenine mutlaka dikkat edin.</li>
<li>Hasta kişilerle yakın teması azaltın.</li>
<li>Kalabalık ve kapalı ortamlarda maske kullanmasını sağlayın.</li>
<li>Sigara içmeyin ve çocuğunuzu sigara içilen yerlerden uzak tutun.</li>
<li>Mevsimine uygun olarak aşılarını mutlaka yaptırın.</li>
<li>Astımı kontrol eden ilaçlarını düzenli olarak kullanmasını sağlayın.</li>
</ul>
<p><strong>YÜKSEK NEM ORANI</strong></p>
<p>İdeal nem oranı yüzde 40–50 arasında oluyor. Ancak, yaz mevsiminde artan sıcaklıkla birlikte nem oranının yükselmesi astımlı çocuklarda nefes almayı zorlaştırabiliyor, astım krizlerini tetikleyebiliyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Evin nem oranını yüzde 40-50 arasında tutmaya çalışın, bunun için sabah ve akşam gibi serin saatlerde evi havalandırın. Klimaların nem alma fonksiyonunu kullanabilirsiniz.</li>
<li>Banyo ve mutfaklarda oluşan nemin aspiratör veya fanla uzaklaşmasını sağlayın.  </li>
<li>Yaşam alanlarında çamaşır kurutmayın.</li>
<li>Dış ortamın   çok sıcak, nemli ve bunaltıcı olduğu saatlerde ağır fiziksel aktiviteler yapmasını önleyin.</li>
</ul>
<p><strong>KAPALI HAVUZ ORTAMI</strong></p>
<p>Kapalı havuzlar astımlı çocuklar  için tamamen yasak olmasa da bazı önemli riskler barındırması nedeniyle dikkatli olmak gerekiyor. Kapalı havuzlarda suyun hijyenini sağlamak için kullanılan klor; ter,  idrar ve diğer organik maddelerle birleştiğinde kloramin (özellikle trikloramin) adı verilen uçucu bileşikler oluşuyor.  Kloraminler havuz yüzeyine yakın havada birikiyor. Astımlı veya alerjik duyarlılığı olan çocuklarda  havuz ortamında biriken kloraminler bronşların aşırı duyarlılığını tetikliyor ve bu bölgede daralma yaparak   astım atağını başlatabiliyor.  </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Burnunuz yoğun klor kokusu alıyorsa, sorun klorun fazlalığı değil, havuz havasındaki kloraminlerin yüksek olmasıdır.  Bu kokuyu duyduğunuz havuzlarda çocuğunuzu yüzdürmeyin.</li>
<li>Havalandırması yeterli, çok kalabalık olmayan ve ağır klor kokusu hissedilmeyen havuzları tercih edin.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sonbahar-ve-kis-hastaligi-saniliyor-oysa-647354">Sonbahar ve kış hastalığı sanılıyor, oysa…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıcakta dışarıda yapılan yoğun aktivite ani ölüm riskini artırabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sicakta-disarida-yapilan-yogun-aktivite-ani-olum-riskini-artirabiliyor-647306</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Jul 2026 07:25:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aktivite]]></category>
		<category><![CDATA[Anı]]></category>
		<category><![CDATA[Baltalı]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[dışarıda]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sıcakta]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647306</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, artan sıcak hava dalgalarının kalp ve damar sistemi üzerindeki hayati riskleri ile bu risklerden korunmak için alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicakta-disarida-yapilan-yogun-aktivite-ani-olum-riskini-artirabiliyor-647306">Sıcakta dışarıda yapılan yoğun aktivite ani ölüm riskini artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, artan sıcak hava dalgalarının kalp ve damar sistemi üzerindeki hayati riskleri ile bu risklerden korunmak için alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Sıcaklık yükseldiğinde vücut damarları genişler ve yoğun terlemeyle sıvı kaybedilir!</strong></p>
<p>Son 15-20 yılda iklim değişikliğine bağlı olarak sıcak hava dalgalarının ciddi oranda artış gösterdiğini dile getiren Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Günümüzde Avrupa’nın birçok bölgesinde sıcaklıkların 30-35°C&#8217;nin üzerine çıkmasının, insanlarda acil servise başvuru ve ölüm oranlarını arttırdığı, kalp-damar sisteminde ciddi problemlere yol açtığı görülmekte.” dedi.</p>
<p>Çevre sıcaklığının belirli bir derecenin üzerine çıktığında vücudun iki temel reaksiyon gösterdiğine işaret eden Prof. Dr. Baltalı, “İlk olarak vücudu soğutmak amacıyla damarlar genişler, yani vazodilatasyon gerçekleşir. Bu durum tansiyonun düşmesine ve fenalık hissine neden olabilir. İkinci olarak da vücut ısısını dengelemek için terleme başlar, fakat yoğun terleme vücudun ciddi oranda sıvı kaybetmesine yol açar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aşırı sıcaklar, özellikle yaşlılar ve kalp hastaları için hayati tehlike oluşturuyor! </strong></p>
<p>Sıvı kaybı ve damar genişlemesi nedeniyle kalbin, tüm vücuda kan pompalayabilmek için daha fazla kasılmak ve daha hızlı çarpmak zorunda kaldığını vurgulayan Prof. Dr. Baltalı, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu durum kalbin iş yükünü ve oksijen ihtiyacını net bir şekilde artırır. Yüksek sıcaklıklar özellikle metabolik yanıtları azalan yaşlılar, kalp-damar hastalığı olanlar ve kalp yetmezliği hastaları için ciddi hayati tehlike oluşturur. Bunun yanı sıra sıcak hava dalgalarında, yani sıcaklığın 39-45 derecelere ulaştığı zamanlarda dışarıda hareket etmek risklidir. Sporcular her ne kadar antrenmanlı olsa da bu havalarda dışarıda çalışan işçilerde ve yoğun fiziksel aktivite gösterenlerde ölüm oranları çok net bir şekilde artar.”</p>
<p><strong>Sıcak dalgalarında en büyük risk susuzluk ve yanlış saatlerde yapılan egzersiz! </strong></p>
<p>Bu olumsuz etkilerden korunmak için sıcak dalgası olduğu zamanlarda mümkün olduğunca dışarı çıkmamak gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Baltalı, “Vücudun susuz kalmasını önlemek amacıyla bol sıvı tüketilmeli ve fiziksel aktiviteler kesinlikle günün en sıcak saatlerinde yapılmamalı. Dışarıda spor yapmak isteyenler bu aktiviteyi havanın daha serin olduğu sabah veya akşam saatlerine kaydırmalı.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicakta-disarida-yapilan-yogun-aktivite-ani-olum-riskini-artirabiliyor-647306">Sıcakta dışarıda yapılan yoğun aktivite ani ölüm riskini artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Çerçioğlu Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetlerini Efeler, Didim ve İncirliova&#8217;da Vatandaşlarla Buluşturdu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-agiz-ve-dis-sagligi-hizmetlerini-efeler-didim-ve-incirliovada-vatandaslarla-bulusturdu-647288</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2026 16:32:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[çerçioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[efeler]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetlerini]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647288</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan sağlık yatırımlarından olan Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri bugün Efeler ilçesinde Gölhisar Mahallesi’nde, Didim ilçesinde Balat Mahallesi’nde ve İncirliova ilçesinde Osmanbükü Mahallesi’nde vatandaşlarla buluştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-agiz-ve-dis-sagligi-hizmetlerini-efeler-didim-ve-incirliovada-vatandaslarla-bulusturdu-647288">Başkan Çerçioğlu Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetlerini Efeler, Didim ve İncirliova&#8217;da Vatandaşlarla Buluşturdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan sağlık yatırımlarından olan Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri bugün Efeler ilçesinde Gölhisar Mahallesi’nde, Didim ilçesinde Balat Mahallesi’nde ve İncirliova ilçesinde Osmanbükü Mahallesi’nde vatandaşlarla buluştu. Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri’ne vatandaşlar da yoğun ilgi gösterdi. Hizmetten memnuniyet duyduklarını belirten vatandaşlar, Başkan Çerçioğlu’na teşekkür etti.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-agiz-ve-dis-sagligi-hizmetlerini-efeler-didim-ve-incirliovada-vatandaslarla-bulusturdu-647288">Başkan Çerçioğlu Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetlerini Efeler, Didim ve İncirliova&#8217;da Vatandaşlarla Buluşturdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Burun ameliyatında en büyük risk güneş!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/burun-ameliyatinda-en-buyuk-risk-gunes-647204</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:28:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatında]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[gözlük]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647204</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, yaz aylarında yapılan burun estetiği veya burun ameliyatının ardından sıcak hava, güneş, deniz ve havuzun iyileşme sürecini nasıl etkileyeceği ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/burun-ameliyatinda-en-buyuk-risk-gunes-647204">Burun ameliyatında en büyük risk güneş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, yaz aylarında yapılan burun estetiği veya burun ameliyatının ardından sıcak hava, güneş, deniz ve havuzun iyileşme sürecini nasıl etkileyeceği ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Gelişen teknoloji sayesinde yaz aylarında burun ameliyatları güvenle yapılabiliyor!</strong></p>
<p>Geçmiş yıllarda yaz aylarında burun ameliyatı yapmaktan çekinildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Bunun en önemli nedenleri sıcak hava, yüksek nem ve o dönemde kullanılan eski tampon sistemleriydi. Eskiden yaz aylarında büyük burun ameliyatları çok tercih edilmezdi. Kanama riski daha yüksekti, kullanılan tamponlar hem ağrılıydı hem de hastalar için konforlu değildi. Ayrıca sıcak hava nedeniyle buruna uygulanan bantların çıkması gibi sorunlarla karşılaşılabiliyordu.” dedi.</p>
<p>Günümüzde ise cerrahi tekniklerin ve ameliyat sonrası bakım imkanlarının önemli ölçüde geliştiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Artık teknoloji çok ilerledi. Klimalı yaşam alanları yaygınlaştı, kullanılan tamponlar çok daha konforlu hale geldi ve kanama riski oldukça azaldı. Bu nedenle yaz ya da kış olması, ameliyat açısından belirleyici bir fark oluşturmuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yaz aylarında en büyük risk güneş ışınları!</strong></p>
<p>Burun ameliyatı sonrasında asıl dikkat edilmesi gereken unsurun güneş ışınları olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, ameliyat sırasında burun derisinin kaldırılarak alttaki yapıların şekillendirildiğini ve daha sonra derinin yeniden yerine yerleştirildiğini anlattı.</p>
<p>Bu süreçte cildin alt dokulara yeniden yapışması gerektiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, şunları söyledi:</p>
<p>“Eğer bu dönemde yoğun güneş ışığına maruz kalınırsa pigmentasyon dediğimiz renk değişiklikleri oluşabilir. Burun cildi ile yüzün diğer bölgeleri aynı şekilde güneş görmediği için renk farklılıkları gelişebilir. Bu nedenle ameliyat sonrası ilk 6 ay boyunca güneşten mümkün olduğunca korunmak gerekir; doğrudan güneş ışığına maruz kalmayın, geniş siperlikli şapka kullanın, yüksek koruma faktörlü güneş kremi uygulayın, mümkün olduğunca gölgede kalmayı tercih edin.</p>
<p>Hastalara genellikle ameliyatı takip eden yaz tatili için deniz tatilini çok düşünmemeleri önerilir. Burun cildini ilk 6 ay boyunca güneşten korumak, başarılı bir iyileşme için en önemli noktalardan biridir.”</p>
<p><strong>Burun estetiği sonrası gözlük kullanımından kaçınılmalı!</strong></p>
<p>Burun kemiklerinin ameliyat sonrası yeniden şekillendiğini ve iyileşme sürecinin dikkatle korunması gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Özellikle ağır ve kalın çerçeveli gözlükler bu dönemde tercih edilmemeli. Kalın çerçeveli gözlükler burun kemiğine baskı yapabilir. Özellikle sert çerçeveli gözlükler küçük darbeleri doğrudan buruna iletir.” dedi.</p>
<p>Güneş gözlükleri konusunda farklı bir noktaya da dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Güneş gözlüğü burnun farklı bölgelerinin güneşe farklı oranlarda maruz kalmasına neden olabilir. Burnun üst kısmını gölgede bırakırken alt kısmı güneş alabilir. Bu da burunda renk farklılığı oluşturabilir. Bu nedenle iyileşme döneminde güneş gözlüğü kullanımını önerilmez. Numaralı gözlük kullanmak zorunda olan hastalara ise ameliyat öncesinde kontakt lens kullanımına alışmaları tavsiye edilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Burun ameliyatı sonrası kuruluk ve kabuklanma normal!</strong></p>
<p>Burun ameliyatı sırasında burun içindeki mukozaya da müdahale edildiğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, iyileşme sürecinde kuruluk ve kabuklanmanın doğal olduğuna değinerek sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Mukoza ameliyat sonrasında kendini yenilerken salgılar üretir. Bu salgıların düzenli temizlenmesi gerekir. Bu nedenle hastalara ilk iki hafta burun temizleme solüsyonları kullanmaları önerilir. Yaklaşık bir ay sonra da burun içi yeniden kontrol edilip temizlenir.</p>
<p>İstanbul gibi nem oranı yüksek şehirlerde kuruluk daha az görülür. Daha kuru iklimlerde ise nemlendirici sprey ve kremlerin kullanılması iyileşmeyi destekler. Nemlendirici spreyler hem mukozayı korur hem de iyileşme sürecini hızlandırır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/burun-ameliyatinda-en-buyuk-risk-gunes-647204">Burun ameliyatında en büyük risk güneş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Saadet Zinciri İddiası ! </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cigli-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-saadet-zinciri-iddiasi-647199</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:25:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[çiğli]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[saadet]]></category>
		<category><![CDATA[zinciri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647199</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çiğli İlçe Başkanı ve Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Müdür Yardımcısı’nın nüfuslarını kullanarak, hastanede ‘gıda takviyesi’ satışı ile ilgili bir satış zinciri kurdukları öne sürüldü. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cigli-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-saadet-zinciri-iddiasi-647199">Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Saadet Zinciri İddiası ! </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>İzmir’de yerel bir haber sitesi, bir siyasi partinin Çiğli İlçe Başkanı ve Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Müdür Yardımcısı’nın nüfuslarını kullanarak, hastanede ve çevrelerinde ‘gıda takviyesi’ satışı ile ilgili bir satış zinciri kurdukları öne sürüldü. </span></p>
<p><b>BSHA’ya Ulaşan Bilgiler…</b></p>
<p><span>Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na (BSHA) ulaşan bilgilere göre Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde aralarında Hasta Müdür Yardımcısı ve bir siyasi partinin Çiğli İlçe Başkanının da bulunduğu kişilerin, WhatsApp grupları kurarak, bir satış zinciri oluşturduklarını ifade ediliyor. Whatsapp gruplarında Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire, sağlık memuru ve hekimlerin de yer aldığı öne sürülüyor. </span></p>
<p><b><strong>Memurun Ticaret Yapması Yasak, “Kademe İlerleme Cezası Gelebilir” </strong></b></p>
<p><span>BSHA’ya konuşan hukukçular, Türkiye’deki yasal düzenlemelere göre devlet memurlarının ticaret yapmasının yasak olduğunu ifade etti. Hukukçular, bu konunun  657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 28. maddesinde “Ticaret ve Diğer Kazanç Getirici Faaliyetlerde Bulunma Yasağı” başlığı altında çok net bir şekilde düzenlendiğini ifade etti. </span></p>
<p><span>Yasal düzenlemenin detayları, yasak kapsamı ve istisnaları şu şekildedir:</span></p>
<p><b><strong>657 Sayılı Kanun’un 28. Maddesi Ne Diyor?</strong></b></p>
<p><span>Kanun maddesine göre memurlar;</span></p>
<p><span>Türk Ticaret Kanununa göre “esnaf” veya “tüccar” sayılmalarını gerektirecek bir faaliyette bulunamazlar.</span></p>
<p><span>Ticari mümessil, ticari vekil, kollektif şirketlerde ortak veya komandit şirkette komandite ortak (sınırsız sorumlu ortak) olamazlar.</span></p>
<p><span>Şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında görev alamazlar.</span></p>
<p><span>Ofis, büro, muayenehane gibi yerler açarak serbest meslek icra edemezler.</span></p>
<p><b><strong>Cezası Nedir?</strong></b></p>
<p><span>Ticaret yaptığı veya memurlukla bağdaşmayan kazanç getirici faaliyetlerde bulunduğu tespit edilen memura, kanunun 125. maddesi uyarınca “Kademe İlerlemesinin Durdurulması” cezası verilir.</span></p>
<p><span>Memurlar İçin Yasal Olan (İstisna) Durumlar Nelerdir?</span></p>
<p><span>Her ne kadar aktif ticaret yasak olsa da, memurların yasal sınırları aşmadan bütçelerine katkı sağlayabileceği bazı istisnalar mevcuttur:</span></p>
<p><span>Anonim veya Limited Şirket Ortağı Olmak: Memurlar bir şirkete ortak (hissedar) olabilirler. Ancak şirketin yönetiminde, denetiminde veya imza yetkilisi olarak yer alamazlar. Sadece kâr payı (temettü) alan pasif ortak konumunda bulunabilirler.</span></p>
<p><span>Kitap Yazmak ve Telif Geliri: Memurların kitap yazması, bilimsel ve kültürel eserler üretmesi yasak değildir. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında elde edilen telif gelirleri ticaret yasağına girmez.</span></p>
<p><span>Gayrimenkul ve Borsa Gelirleri: Memurların ev/arsa kiraya vermesi veya borsada hisse senedi alıp satması (ticari bir organizasyon boyutuna ulaşıp sürekli alım-satım esnaflığına dönüşmediği sürece) yasak kapsamında değildir.</span></p>
<p><span>Kooperatif Ortaklığı: Memurlar, tüketim ve yapı kooperatiflerinin yönetim ve denetim kurullarına (ilgili kurumlardan izin alınması şartıyla) seçilebilirler. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cigli-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-saadet-zinciri-iddiasi-647199">Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Saadet Zinciri İddiası ! </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yenidoğan Sarılığına Erken Müdahale Kalıcı Beyin Hasarını Önleyebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yenidogan-sariligina-erken-mudahale-kalici-beyin-hasarini-onleyebilir-647163</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2026 10:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Bilirubin]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hasarını]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sarı]]></category>
		<category><![CDATA[sarılığına]]></category>
		<category><![CDATA[Sarılık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yenidoğan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647163</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yenidoğan sarılığı, yaşamın ilk günlerinde en sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri olarak görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yenidogan-sariligina-erken-mudahale-kalici-beyin-hasarini-onleyebilir-647163">Yenidoğan Sarılığına Erken Müdahale Kalıcı Beyin Hasarını Önleyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yenidoğan sarılığı, yaşamın ilk günlerinde en sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri olarak görülüyor. Bebeğin cildinde ve göz aklarında sararma ile kendini gösteren bu durum, çoğu zaman fizyolojik nedenlere bağlı olarak gelişiyor ve kısa sürede kendiliğinden düzeliyor. Ancak bazı bebeklerde bilirubin düzeyinin hızla yükselmesi, beyin ve işitme sinirlerinde kalıcı hasara yol açabilen kernikterus tablosuna neden olabiliyor. Bu nedenle sarılığın yakından takip edilmesi ve riskli belirtilerin zaman kaybetmeden değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Dicle Hastanesi Yenidoğan Bakım Ünitesi&#8217;nden Prof. Dr. Mehmet Şah İpek, yenidoğan sarılığında erken tanı ve tedavinin kalıcı nörolojik hasarların önlenmesinde hayati rol oynadığını belirtti.</p>
<p><strong>Sarılık neden oluşuyor?</strong></p>
<p>Yenidoğan sarılığı, kırmızı kan hücrelerinin parçalanması sonucu ortaya çıkan bilirubinin karaciğer tarafından yeterince hızlı işlenememesi nedeniyle gelişir. Yenidoğan döneminde bilirubini işleyen karaciğer enzim sistemi henüz tam olarak olgunlaşmadığından, bilirubin kanda birikerek ciltte ve göz aklarında sararmaya neden olabilir. Her sarılık tehlikeli değildir. Ancak bazı risk faktörlerinin varlığında bilirubin düzeyi kısa sürede tehlikeli seviyelere ulaşabilir. Bu nedenle özellikle yaşamın ilk günlerinde bebeklerin dikkatle izlenmesi gerekir.</p>
<p><strong>Sarılığın ilk belirtilerini doğru gözlemleyin</strong></p>
<p>Sarılık genellikle önce yüz ve göz aklarında başlar. Bilirubin seviyesi yükseldikçe sararma gövdeye, kollara ve bacaklara doğru yayılır. Sarılığın daha kolay fark edilebilmesi için bebeğin doğal ve aydınlık bir ortamda değerlendirilmesi önemlidir. Burnuna, alnına veya göğsüne hafifçe bastırılıp bırakıldığında ciltte oluşan sarı renk değişikliği de önemli bir ipucu olabilir. Özellikle koyu tenli bebeklerde sarılığı fark etmek daha zor olabileceğinden ailelerin daha dikkatli olması gerekir. Normal koşullarda sarılık, doğumdan sonraki 2-3. günlerde başlar. Zamanında doğan bebeklerde 1-2 hafta içinde, prematüre bebeklerde ise yaklaşık 3 hafta içinde düzelmesi beklenir.</p>
<p><strong>Anne sütü sarılığın azalmasına katkı sağlıyor</strong></p>
<p>Bilirubin, karaciğerde işlendikten sonra safra yoluyla bağırsaklara geçer ve dışkıyla vücuttan uzaklaştırılır. Bu nedenle bebeğin ilk günlerden itibaren sık ve yeterli beslenmesi büyük önem taşır. Özellikle anne sütü ile düzenli beslenme, bilirubinin bağırsaklardan tekrar kana geçmesini azaltarak vücuttan atılımını kolaylaştırır. Sağlıklı bir yenidoğanın günde 8-12 kez emzirilmesi beklenir. Yetersiz beslenme ise bilirubin seviyesinin yükselmesine ve sarılığın daha ağır seyretmesine neden olabilir.</p>
<p><strong>Bu belirtiler varsa zaman kaybetmeden doktora başvurun</strong></p>
<p>Aşağıdaki belirtilerden biri ya da birkaçı görüldüğünde mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır:</p>
<ul>
<li>İlk 24 saat içinde başlayan sarılık</li>
<li>Bebeğin yeterince emememesi veya beslenememesi</li>
<li>Sık kusma</li>
<li>Aşırı uyku hali ya da huzursuzluk</li>
<li>Sarılığın bacaklara kadar yayılması</li>
<li>İdrar ve dışkı sayısında belirgin azalma</li>
<li>Kilo kaybı</li>
<li>Sarılığın 2 haftadan uzun sürmesi</li>
<li>İdrarın çay renginde koyulaşması</li>
<li>Dışkının açık veya beyazımsı renkte olması</li>
<li>Fototerapi sonrasında sarılığın yeniden ortaya çıkması</li>
</ul>
<p>Bu durumlarda bilirubin seviyesi ciltten ölçüm yapan cihazlarla veya kan testiyle değerlendirilir. Gerekli görüldüğünde altta yatan nedeni araştırmak amacıyla ek tetkikler planlanabilir.</p>
<p><strong>Fototerapi en etkili tedavi yöntemlerinden biri</strong></p>
<p>Tedavi kararı; bebeğin bilirubin düzeyi, doğum haftası, kilosu, yaşı ve ek risk faktörleri dikkate alınarak verilir. Hafif vakalarda düzenli takip yeterli olurken, bilirubin seviyesinin yükseldiği durumlarda fototerapi uygulanır. Fototerapide özel mavi ışık kullanılarak bilirubin, vücudun kolayca atabileceği bir forma dönüştürülür. Tedavi sırasında bebek yalnızca bezi ve gözlerini koruyan özel bir maske ile ışık altında tutulur. Sıvı kaybı yaşanabileceği için bu süreçte bebeğin yeterli beslenmesi büyük önem taşır. Uzmanlar, fototerapinin güneş ışığı ile aynı etkiye sahip olmadığını vurgulayarak, sarılığı azaltmak amacıyla yenidoğan bebeklerin güneşe çıkarılmasının güvenli ve doğru bir yöntem olmadığının altını çiziyor. Çok ileri düzeydeki sarılık vakalarında ise kan değişimi tedavisine başvurulabiliyor. Bu yöntemle bilirubin seviyesi hızla düşürülerek beyin hasarı riski azaltılmaya çalışılıyor.</p>
<p><strong>Erken tanı, ömür boyu sürebilecek hasarları önleyebilir</strong></p>
<p>Yenidoğan sarılığı çoğu zaman geçici ve zararsız bir durum olsa da mutlaka sağlık profesyonelleri tarafından değerlendirilmelidir. Anne ve baba adaylarının sarılık belirtileri konusunda bilinçlendirilmesi, erken tanı ve tedavi açısından büyük önem taşır. Ailelerin farkındalığının artırılmasıyla bilirubin yüksekliğine bağlı gelişebilecek kalıcı beyin ve işitme hasarlarının büyük ölçüde önlenebileceği unutulmamalıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yenidogan-sariligina-erken-mudahale-kalici-beyin-hasarini-onleyebilir-647163">Yenidoğan Sarılığına Erken Müdahale Kalıcı Beyin Hasarını Önleyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her serinleten içecek masum değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-serinleten-icecek-masum-degil-647103</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2026 08:13:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[içecek]]></category>
		<category><![CDATA[İçeriği]]></category>
		<category><![CDATA[masum]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[serinleten]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647103</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazın kavurucu sıcaklarında vücudun sıvı ihtiyacı da artıyor. Terlemeyle kaybedilen sıvı ve minerallerin yerine konması, enerji seviyesinin korunması ve serinlemeye destek sağlaması açısından doğru içecek seçimi büyük önem taşıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-serinleten-icecek-masum-degil-647103">Her serinleten içecek masum değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yazın kavurucu sıcaklarında vücudun sıvı ihtiyacı da artıyor. Terlemeyle kaybedilen sıvı ve minerallerin yerine konması, enerji seviyesinin korunması ve serinlemeye destek sağlaması açısından doğru içecek seçimi büyük önem taşıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevihan Akbulut Aza</strong>l “Yazın her serinletici içecek sağlıklı bir seçenek olmayabiliyor. Özellikle sıkça tercih edilen gazlı içecekler, enerji içecekleri, aşırı şekerli hazır meyve suları ve yüksek kafein içeren içecekler sağlık açısından bazı riskler taşıyabiliyor. Bu ürünler kilo artışına, kan şekeri dalgalanmalarına ve susuzluk hissinin artmasına yol açabilirken, enerji içecekleri de kalp ritmi bozuklukları, çarpıntı ve tansiyon problemlerini tetikleyebiliyor. Bu nedenle mutlaka sağlıklı içecekler tercih edilmeli ancak tüketimlerinde aşırıya kaçılmamalıdır. Kronik hastalığı olan bireyler ise içecek seçiminde daha dikkatli davranmalıdır” diyor. En sağlıklı içeceklerin başında suyun geldiğini vurgulayan Azal, suyu sade tüketemeyenlerin, içerisine çeşitli aromatik besinler ekleyerek içimini kolaylaştırabileceklerini belirtiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Azal, yaz aylarında hem serinleten hem de sağlıklı yaşamı destekleyen 10 içeceği sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Aromalı Su</strong></li>
</ul>
<p>Yaz aylarında kaybedilen sıvının yerine konulmasında en sağlıklı yöntem günde 2 buçuk litre su içmektir. Ancak sade su içmekte zorlanan kişiler, sularına taze nane yaprakları, limon dilimleri, salatalık dilimleri, yeşil elma dilimleri ya da tarçın kabuğu gibi besinler katarak hem daha ferahlatıcı hem de daha keyifli bir içecek hazırlayabilirler. Bu yöntem, ilave şeker kullanmadan su tüketimini artırmaya yardımcı olur. </p>
<ul>
<li><strong>Ayran</strong></li>
</ul>
<p>Ayran, yaz aylarında sıvı ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olurken içerdiği protein, kalsiyum ve elektrolitlerle de öne çıkıyor. Özellikle terlemeyle kaybedilen sodyumun yerine konmasına katkı sağlayan ayran, öğünlerle birlikte tüketildiğinde tokluk hissini destekliyor. Ferahlatıcı bir lezzet için içerisine taze nane veya fesleğen ekleyebilirsiniz. </p>
<ul>
<li><strong>Kefir</strong></li>
</ul>
<p>Probiyotik içeriğiyle bağırsak sağlığını destekleyen kefir, yaz aylarında besleyici bir içecek alternatifi sunuyor. Protein ve kalsiyum açısından da zengin olan kefir, sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlayabiliyor. Ancak marketlerde satılan bazı meyveli kefirlerin ilave şeker içeriği yüksek olabildiğinden sade çeşitler tercih edilmelidir. Kefirin tüketimini kolaylaştırmak için içerisine tarçın eklenebilir veya taze meyvelerle birlikte hazırlanabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Soğuk Yeşil Çay</strong></li>
</ul>
<p>Antioksidan açısından oldukça zengin olan yeşil çay, metabolizmayı destekleyen doğal içeceklerden biridir. Özellikle kateşin adı verilen bileşikler hücrelerin oksidatif stresten korunmasına yardımcı olur. Şekersiz olarak hazırlandığında kalori içermez ve sıcak havalarda ferahlatıcı bir alternatif sunar. Kafein içerdiği için hamileler, tansiyon hastaları ve kafeine duyarlı kişiler tüketim miktarına dikkat etmelidir. Günde en fazla iki fncan tüketilmelidir. </p>
<ul>
<li><strong>Yeşil Smoothie</strong></li>
</ul>
<p>Salatalık, yeşil elma, kivi ve maydanoz gibi yeşil sebze ve meyvelerle hazırlayabileceğiniz yeşil smoothie, yaz aylarında hem ferahlatıcı hem de besleyici bir alternatiftir. İçeriğindeki sebze ve meyveler; C vitamini, K vitamini, folik asit, potasyum ve çeşitli antioksidan bileşikler açısından zengindir. Yüksek su içeriği günlük sıvı alımını desteklerken, ara öğünlerde tüketildiğinde zengin lif yapısıyla tokluk hissi sağlar. Ancak kronik böbrek hastalığı veya potasyum kısıtlaması gereken bireyler tüketim miktarı konusunda bir hekime veya diyetisyene danışmalıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Taze Naneli Limonata </strong></li>
</ul>
<p>Limonun içerdiği C vitamini ve nanenin ferahlatıcı etkisi sayesinde yazın en çok tercih edilen içeceklerden biridir. Bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı olurken aynı zamanda serinlik hissi sağlar. İçeriğinde potasyum ve antioksidan bileşikler bulunur. Ancak fazla şeker eklenmesinin içeceğin sağlık değerini azaltacağı unutulmamalıdır. Mide hassasiyeti veya reflü sorunu yaşayan kişiler aşırı tüketimden kaçınmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Ice Latte </strong></li>
</ul>
<p>Ice latte, özellikle kahve severler için yaz aylarında serinletici bir seçenek olabilir. Espresso ve süt ile hazırlanan bu içecek, ilave şeker içermediğinden gereksiz kalori alımını önlerken protein ve kalsiyum gibi besin öğelerinin alınmasına da katkı sağlar. İçeriğindeki kafein sayesinde gün içerisinde enerji hissini artırabilir. Ancak aşırı kafein tüketimi çarpıntı, uykusuzluk ve huzursuzluk gibi yan etkilere yol açabileceğinden günlük tüketim miktarına dikkat edilmelidir. Laktoz intoleransı olan bireyler laktozsuz süt veya bitkisel süt alternatiflerini tercih edebilir. </p>
<ul>
<li><strong>Hindistan Cevizi Suyu</strong></li>
</ul>
<p>Doğal elektrolit kaynağı olarak bilinen Hindistan cevizi suyu, sıcak havalarda kaybedilen potasyum ve minerallerin yerine konmasına yardımcı olur. Düşük kalorili olması nedeniyle spor yapan kişiler tarafından da tercih edilir. Özellikle yoğun terleme sonrasında sıvı dengesinin korunmasına katkı sağlar. Böbrek hastalığı olan bireylerin yüksek potasyum içeriği nedeniyle dikkatli tüketmesi gerekir. </p>
<ul>
<li><strong>Karpuz Smoothie</strong></li>
</ul>
<p>Yüzde 90&#8217;dan fazlası sudan oluşan karpuz, yazın en sevilen meyvelerinden biridir. Karpuzla hazırlanan smoothie; A vitamini, C vitamini, potasyum ve likopen gibi değerli besin öğeleri içerir. Özellikle sıcak günlerde sıvı desteği sağlarken tatlı isteğini de doğal yoldan karşılayabilir. Günde 1 küçük bardak tüketim yeterlidir. Diyabet hastaları ve kan şekeri kontrolü gereken bireyler porsiyon miktarına dikkat etmelidir. Aynı zamanda içerisine süt veya yoğurt gibi bir protein kaynağı eklenerek kan şekerinin hızlı bir şekilde yükselmesi önlenebilir. </p>
<ul>
<li><strong>Maden Suyu </strong></li>
</ul>
<p>Maden suyu, içerdiği kalsiyum, magnezyum ve bikarbonat gibi mineraller sayesinde özellikle yaz aylarında terlemeyle kaybedilen bazı minerallerin yerine konmasına katkı sağlayabiliyor. Ancak tüketiminde aşırıya kaçılmaması, günde bir-iki şişenin üzerine çıkılmaması gerekir. Aşırı tüketim bazı kişilerde mide şişkinliği, gaz ve gereğinden fazla mineral alımına bağlı sorunlara yol açabilir. Aromalı ve katkı maddesi içeren ürünler yerine sade maden suları tercih edilmelidir. Yüksek tansiyonu, böbrek hastalığı veya sodyum kısıtlaması gerektiren sağlık sorunları bulunan bireylerin tüketim miktarını hekimlerine danışmaları gerekir. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-serinleten-icecek-masum-degil-647103">Her serinleten içecek masum değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalbinizi Korumak Tabağınızdan Başlıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalbinizi-korumak-tabaginizdan-basliyor-647073</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2026 07:59:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Baklagiller]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[kalbinizi]]></category>
		<category><![CDATA[korumak]]></category>
		<category><![CDATA[lif]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tabağınızdan]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<category><![CDATA[zengin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647073</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıklı beslenmenin temel taşlarından biri olan protein ve lif, vücudun farklı ihtiyaçlarını karşılayan iki önemli besin öğesi olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalbinizi-korumak-tabaginizdan-basliyor-647073">Kalbinizi Korumak Tabağınızdan Başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıklı beslenmenin temel taşlarından biri olan protein ve lif, vücudun farklı ihtiyaçlarını karşılayan iki önemli besin öğesi olarak öne çıkıyor. Ancak günlük beslenmede protein tüketimi çoğu zaman yeterli düzeyde olurken, lif alımı ihmal edilebiliyor ve önerilen miktarın altında kalabiliyor. Oysa hem protein hem de lif içeren besinler; uzun süre tokluk sağlamanın yanı sıra kalp-damar hastaları başta olmak üzere birçok kronik hastalığın gelişme riskinin azaltılmasına katkı sağlıyor.</p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Süha Çetin</strong>, kadınların günlük ortalama 25 gram, erkeklerin ise 38 gram lif tüketmesi gerektiğini belirtiyor. Kırmızı et, tavuk ve balık gibi yüksek proteinli besinlerin lif içermediğini söyleyen Prof. Dr. Çetin, sebze ve meyvelerin lif açısından zengin olmasına rağmen protein miktarlarının düşük olduğunu söylüyor. Bu nedenle hem protein hem de lif bakımından zengin besinleri düzenli olarak tüketmek büyük önem taşıyor.</p>
<p><strong>Kalp Dostu Beslenmede Baklagiller İlk Sırada!<br /> </strong>Protein ve lifi aynı anda yüksek oranda içeren besinlerin başında baklagiller geliyor. Nohut, mercimek, kuru fasulye, barbunya ve börülce gibi besinler; hem ekonomik hem de besleyici özellikleriyle sağlıklı beslenmenin vazgeçilmezleri arasında.</p>
<p><strong> Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Süha Çetin,</strong> yapılan güncel araştırmalara da değinerek şunları söyledi; <em>“Araştırmalar gösteriyor ki, düzenli baklagiller tüketen kişilerde kolesterol ve tansiyon değerleri daha düşük seyrediyor, vücut kitle indeksi daha sağlıklı oluyor ve Tip 2 diyabet riski azalıyor. Ayrıca 2023 yılında yayımlanan kapsamlı bir çalışma ise, günlük beslenmeye yaklaşık 50 gram baklagiller eklenmesinin dış etkenlere bağlı olmayan ölüm riskini yüzde 6 oranında azalttığını ortaya koyuyor.”</em></p>
<p><strong> Soya ve Kuru Yemişler Kalbi Destekliyor<br /> </strong>Soya fasulyesi ve soya ürünleri de hem protein hem lif açısından önemli besinler arasında yer alıyor. Tofu, soya sütü ve fermente soya ürünleri yalnızca kaliteli bitkisel protein sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda omega-3 ve omega-6 yağ asitleri bakımından da oldukça zengin. Fındık, badem, ceviz ve tuzsuz yer fıstığı gibi kuruyemişlerin de protein ve lif açısından zengin olması dikkat çekiyor. Bu besinler içerdiği sağlıklı yağlar sayesinde kolesterol seviyelerinin dengelemesine katkı sağlıyor, aynı zamanda E vitamini, magnezyum, potasyum gibi önemli vitamin ve mineralleri de içeriyor.</p>
<p><strong>Tohumlar ve Tahıllar Damar Sağlığını Koruyor<br /> İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi, Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Süha Çetin</strong>, chia tohumu, keten tohumu ve kabak çekirdeği gibi tohumların da kalp sağlığını desteklediğini, düzenli tüketimlerinin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini, kronik iltihaplanmayı azalttığını ve yüksek tansiyon ile Tip 2 diyabet riskinin düşürülmesine katkı sağladığını ifade ediyor. Yulaf ezmesi, kinoa ve tam tahıllı ürünler de hem protein hem lif açısından önemli kaynaklar arasında. Bu besinler bağırsak mikrobiyotasını desteklerken, kalın bağırsak kanseri, kalp-damar hastalıkları ve Tip 2 diyabet riskinin azaltılmasına da katkı sunuyor.</p>
<p>Sağlıklı beslenmenin tek bir besine bağlı olmadığını vurgulayan <strong>Prof. Dr. Süha Çetin</strong>, sözlerini şöyle tamamlıyor<em>: “Protein ve lif açısından zengin besinleri dengeli bir beslenme planı içerisinde düzenli olarak tüketmek; sağlıklı kilo kontrolünü desteklerken, diyabet, yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol gibi kronik hastalıkların önlenmesine de katkı sağlar. Günlük beslenmede baklagillere, tam tahıllara, kuru yemişlere ve tohumlara daha fazla yer vermek uzun vadede sağlığımız için önemli bir yatırımdır.”</em></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalbinizi-korumak-tabaginizdan-basliyor-647073">Kalbinizi Korumak Tabağınızdan Başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Çerçioğlu Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetlerini Aydın&#8217;ın Dört Bir Yanında Vatandaşlarla Buluşturmaya Devam Ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-agiz-ve-dis-sagligi-hizmetlerini-aydinin-dort-bir-yaninda-vatandaslarla-bulusturmaya-devam-ediyor-647034</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 19:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[çerçioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetlerini]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647034</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan sağlık yatırımlarından olan Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri, bugün Germencik ilçesinde Ortaklar Mahallesi’nde ve Koçarlı ilçesinde Timinciler ile Cincin Mahallelerinde vatandaşlarla buluştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-agiz-ve-dis-sagligi-hizmetlerini-aydinin-dort-bir-yaninda-vatandaslarla-bulusturmaya-devam-ediyor-647034">Başkan Çerçioğlu Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetlerini Aydın&#8217;ın Dört Bir Yanında Vatandaşlarla Buluşturmaya Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan sağlık yatırımlarından olan Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri, bugün Germencik ilçesinde Ortaklar Mahallesi’nde ve Koçarlı ilçesinde Timinciler ile Cincin Mahallelerinde vatandaşlarla buluştu. Ağız ve diş sağlığı hizmetlerini her gün farklı ilçelerde, kırsal mahallelerde vatandaşların ayağına götüren Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri Germencik ve Koçarlı’da da yoğun ilgi gördü.</p>
<p>Kent genelinde hizmet veren Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri’nde; ağız ve diş muayeneleri, röntgen hizmetleri, diş çekimi, dolgusu, temizliği ile kanal tedavisini de kapsayan birçok uygulama gerçekleştiriliyor. Böylece vatandaşlar bulundukları mahallelerde ağız ve diş sağlığı hizmetlerinden ücretsiz bir şekilde yararlanabiliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-agiz-ve-dis-sagligi-hizmetlerini-aydinin-dort-bir-yaninda-vatandaslarla-bulusturmaya-devam-ediyor-647034">Başkan Çerçioğlu Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetlerini Aydın&#8217;ın Dört Bir Yanında Vatandaşlarla Buluşturmaya Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ruhsar Gültekin’in Tedavisi Yoğun Bakımda Sürüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ruhsar-gultekinin-tedavisi-yogun-bakimda-suruyor-647032</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 18:45:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakımda]]></category>
		<category><![CDATA[gültekin]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsar]]></category>
		<category><![CDATA[sürüyor]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647032</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sevilen sanatçı Ruhsar Gültekin'in tedavisi hakkında açıklama yapıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ruhsar-gultekinin-tedavisi-yogun-bakimda-suruyor-647032">Ruhsar Gültekin’in Tedavisi Yoğun Bakımda Sürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ruhsar Gültekin son dakika..Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi’nden yapılan açıklamada, “Ruhsar Gültekin’in bilinci açık ve stabil” denildi.</p>
<p>Hastaneden şu açıklama yapıldı, “Başka bir sağlık kurumunda beyin kanaması ve anevrizma teşhisi konulması üzerine 7 Temmuz 2026, Pazartesi (dün) Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi’ne başvuran Sanatçı Ruhsar Gültekin’in devam eden tedavi süreciyle ilgili Başhekim Prof. Dr. Hamdi Karakayalı şu açıklamayı yaptı:  “Hastamız Ruhsar Gültekin, dün sabah saatlerinde Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Kenan Koç’a muayene olmak üzere başvurmuştur. Başka bir sağlık kurumunda beyin kanaması ve anevrizma tanısı konulduğundan hastamıza hızla gerekli tetkikler yapılmıştır. Hastamızın tetkikleri sürerken öğlen saatlerinde yeni bir kanama olduğu görülmüş ve önce girişimsel radyolog Doç. Dr. Mehmet Barburoğlu tarafından işleme alınmış, ardından Prof. Dr. Kenan Koç ve ekibi tarafından ameliyatı gerçekleştirilmiştir. Hastanın kanaması boşaltılarak ventriküler drenaj uygulanmıştır. Ameliyat sonrası tedavisine yoğun bakım ünitesinde devam edilmekte olup, 8 Temmuz (bugün) sabah saatlerinde uyandırılarak muayene edilmiş, bilincinin açık ve stabil olduğu görülmüştür. Tedavisi gereği yeniden uyutulmaktadır. Hastamız multidisipliner ekip tarafından yakından izlenmekte ve tedavisi stabil olarak devam etmektedir” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ruhsar-gultekinin-tedavisi-yogun-bakimda-suruyor-647032">Ruhsar Gültekin’in Tedavisi Yoğun Bakımda Sürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadıköy&#8217;de Ücretsiz Anonim HIV Testi ve Danışmanlık Hizmeti Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadikoyde-ucretsiz-anonim-hiv-testi-ve-danismanlik-hizmeti-basladi-647018</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 13:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anonim]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[danışmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[hiv]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmeti]]></category>
		<category><![CDATA[kadıköy]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[testi]]></category>
		<category><![CDATA[ücretsiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=647018</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadıköy Belediyesi, Sağlık Bakanlığı iş birliğiyle Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezi'ni hizmete açtı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadikoyde-ucretsiz-anonim-hiv-testi-ve-danismanlik-hizmeti-basladi-647018">Kadıköy&#8217;de Ücretsiz Anonim HIV Testi ve Danışmanlık Hizmeti Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>Kadıköy Belediyesi, Sağlık Bakanlığı iş birliğiyle Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezi&#8217;ni hizmete açtı. Merkezde, kimlik bilgisi istenmeden ücretsiz HIV testi yapılırken, test öncesi ve sonrası danışmanlık hizmeti de sunuluyor.</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kadıköy Belediyesi, koruyucu ve önleyici sağlık hizmetlerine bir yenisini daha ekledi. Türkiye&#8217;de yerel yönetimler bünyesinde bu kapsamda açılan ilk merkezlerden biri olan Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Bilgilendirme ve Danışmanlık Merkezi (CİSAM), 22 Haziran itibarıyla Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezi&#8217;ni (GDTM) hizmete açtı. Sağlık Bakanlığı iş birliğiyle hayata geçirilen merkezde, vatandaşlar kimlik bilgisi paylaşmadan anonim HIV testi yaptırabiliyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Merkezde uygulanan HIV testinin sonucu yaklaşık 20 dakika içinde öğrenilebiliyor. Test öncesinde ve sonrasında danışmanlık hizmeti sunulurken, pozitif sonuç alınması halinde kişiler doğrulama testleri ve tedavi sürecinin yürütülmesi için ilgili sağlık kuruluşlarına yönlendiriliyor. Dünya genelinde başarılı örnekleri bulunan Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezleri, bireylerin güvenle başvurabilecekleri, danışmanlık alabilecekleri ve test hizmetine kolayca erişebilecekleri merkezler olarak hizmet veriyor. Türkiye&#8217;de de Beşiktaş, Şişli ve Çankaya belediyelerinde uzun yıllardır başarıyla uygulanan bu model, artık Kadıköy&#8217;de de vatandaşların hizmetine sunuluyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kadıköy Belediyesi Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Bilgilendirme ve Danışmanlık Merkezi (CİSAM) hakkında ayrıntılı bilgi ve randevu almak isteyenler, 0216 545 96 91 numaralı telefonu arayarak merkeze ulaşabilir.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadikoyde-ucretsiz-anonim-hiv-testi-ve-danismanlik-hizmeti-basladi-647018">Kadıköy&#8217;de Ücretsiz Anonim HIV Testi ve Danışmanlık Hizmeti Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğru hasta seçimi teknoloji kadar önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dogru-hasta-secimi-teknoloji-kadar-onemli-646923</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 08:34:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[Kornea]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[seçimi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646923</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kırma kusurlarının tedavisinde gözlük ve kontakt lens kullanımına alternatif olarak uygulanan lazer göz cerrahileri, gelişen teknoloji sayesinde her geçen yıl daha güvenli ve daha konforlu hale geliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogru-hasta-secimi-teknoloji-kadar-onemli-646923">Doğru hasta seçimi teknoloji kadar önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kırma kusurlarının tedavisinde gözlük ve kontakt lens kullanımına alternatif olarak uygulanan lazer göz cerrahileri, gelişen teknoloji sayesinde her geçen yıl daha güvenli ve daha konforlu hale geliyor. </strong>Modern lazer sistemleriyle işlemler kısa sürede tamamlanırken, hastalar genellikle günlük yaşamlarına hızla dönebiliyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız,</strong> lazer cerrahisinden başarılı sonuçlar sağlanmasında doğru hasta seçiminin kullanılan teknoloji kadar önemli olduğunu vurgulayarak, “Lazer göz cerrahisi  kişiye özel planlanması gereken tıbbi bir cerrahi işlemdir. Her göz lazer için uygun değildir; bu nedenle kornea yapısı, göz numarasının değişkenlik göstermemesi, göz yüzeyinin sağlığı ve hastanın beklentileri ayrıntılı olarak değerlendirilmelidir. Doğru hastada, doğru yöntemin seçilmesiyle lazer cerrahisi; güvenli, konforlu ve hasta memnuniyeti yüksek bir tedavi seçeneğidir. Buradaki temel hedef yalnızca hastayı gözlükten kurtarmak değil, uzun vadede sağlıklı ve kaliteli bir görme düzeyi sağlamaktır” diyor. Toplumda yaygın olan &#8220;Lazer göz cerrahisi sıcaklar nedeniyle yaz aylarında yapılmaz&#8221; inanışının da doğru olmadığını belirten <strong>Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız,</strong> “Gerekli muayeneler yapıldıktan ve ameliyat sonrası önerilere uyulduktan sonra lazer cerrahisi yaz aylarında da güvenle uygulanabilmektedir. Önemli olan mevsim değil, ameliyat öncesi değerlendirilmelerin eksiksiz yapılması ve ameliyat sonrasında hekimin önerilerine dikkat edilmesidir” diyor.</p>
<p><strong>Lazer göz cerrahisi nasıl bir tedavi yöntemidir?</strong></p>
<p>Lazer göz cerrahisi; miyopi, hipermetropi ve astigmatizma gibi kırma kusurlarını düzeltmek amacıyla korneanın, yani gözün en önündeki saydam tabakanın özel lazer teknolojileriyle yeniden şekillendirilmesi işlemi olarak tanımlanıyor. Bir başka deyişle; gözlük ya da kontakt lensin dışarıdan yaptığı odaklama düzeltmesi, lazer cerrahisiyle kornea üzerinde kalıcı bir şekilde planlanıyor. Böylece ışığın retina üzerine daha doğru odaklanması ve bu etkisiyle gözlüksüz görme kalitesi artırılmaya çalışılıyor. Ayrıca bazı özel durumlarda, daha önceki göz ameliyatları sonrasında kalan küçük numaraların düzeltilmesinde ve bazı kornea yüzeyindeki sınırlı düzensizliklerin giderilmesinde de kişiye özel lazer uygulamalarından yararlanılabiliyor. </p>
<p><strong>Günümüzde hangi lazer yöntemleri kullanılıyor?</strong></p>
<p>Günümüzde lazer göz cerrahisinde tek bir yöntem yerine, hastanın göz yapısına göre seçilen farklı teknolojiler uygulanıyor. En sık kullanılan yöntemler arasında LASIK, Femto-LASIK, PRK, No-Touch PRK, SMILE, topografi rehberli lazer ve wavefront rehberli lazer tedavileri yer alıyor. Doç. Dr. Burak Tanyıldız, “Önemli olan, hastanın hangi yöntemi istediğinden çok, göz yapısına hangi yöntemin daha güvenli ve daha doğru olduğunun belirlenmesidir.  Hangi yöntemin uygun olduğu hastanın göz numarasına, kornea kalınlığına, kornea haritasına, göz kuruluğu durumuna, yaşına, mesleğine ve beklentisine göre belirlenmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Modern lazer cerrahileri hangi faydaları sağlıyor? </strong></p>
<p>Modern lazer  cerrahilerinin en önemli faydası, tedavinin <strong>kişiye özel planlanabilmesi</strong>. LASIK, PRK, No-touch PRK, SMILE ve kişiye özel lazer seçenekleri sayesinde her hastaya aynı yöntemi uygulamak yerine, göz yapısına ve hastanın beklentisine en uygun tedavi planlanabiliyor.  Doç. Dr. Burak Tanyıldız, bu sayede miyopi, hipermetropi ve astigmatizma tedavisinde daha güvenli, daha öngörülebilir ve daha konforlu sonuçlar elde edilebildiğini vurgulayarak, şöyle devam ediyor: “Yeni nesil lazer sistemlerinde kullanılan gelişmiş takip teknolojileri, işlem sırasında göz hareketlerini anlık olarak algılayarak lazerin doğru noktaya uygulanmasına yardımcı olmaktadır. Topografi ve wavefront rehberli uygulamalar sayesinde kişiye özel optik kusurlar daha ayrıntılı analiz edilebilmektedir. Bu da özellikle uygun hastalarda gece görüş kalitesi, kontrast duyarlılığı ve genel görme konforu açısından avantaj sağlayabilmektedir.  İşlem süresinin genellikle kısa olması ve günlük yaşama dönüşün hızlı gerçekleşmesi de yeni nesil lazerlerin diğer önemli faydaları arasında yer almaktadır.”</p>
<p><strong>Lazer göz cerrahisi nasıl gerçekleştiriliyor?</strong></p>
<p>Lazer göz cerrahisi, işlem öncesinde yapılan detaylı muayene ve ölçümlerle planlanıyor. Ameliyat sırasında damlalarla gözün uyuşması sağlanıyor; yani genel anesteziye veya enjeksiyona çoğu zaman gerek duyulmuyor. Seçilen yönteme göre lazer korneanın ön yüzeyini yeniden şekillendirerek ışığın retina üzerine daha doğru odaklanmasını sağlıyor. İşlem süresi uygulanan yönteme göre değişebilse de genellikle hazırlık aşamalarıyla birlikte kısa sürede tamamlanıyor. </p>
<p><strong>Lazer göz cerrahisi her hasta için uygun bir yöntem midir? </strong></p>
<p>Genellikle 18 yaşını doldurmuş, göz numarası son dönemde belirgin değişmemiş, kornea kalınlığı ve kornea haritası uygun olan kişiler lazer cerrahisi için aday olabiliyor. Göz kuruluğu, göz tansiyonu, retina sağlığı ve genel göz muayenesi birlikte değerlendiriliyor. Doç. Dr. Burak Tanyıldız, lazer teknolojisi ne kadar gelişmiş olursa olsun, her göz yapısının bu işlem için uygun olmadığını belirterek, “Tedavinin başarısında en önemli nokta, lazerin hastanın göz yapısı için güvenli olup olmadığıdır. Lazer cerrahisinde gözün en önündeki saydam tabaka olan korneaya müdahale edilmektedir. Bu nedenle hasta seçiminde korneanın kalınlığı, şekli, düzeni ve biyomekanik dayanıklılığı çok dikkatli değerlendirilmelidir” diyor.  Kornea yapısı uygun olmayan hastalarda işlem yapmanın ilerleyen dönemde görme kalitesini olumsuz etkileyebilecek sorunlara yol açabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Burak Tanyıldız, “Değerlendirme sonrasında hastaya lazer cerrahisi yapılıp yapılmayacağına ve yapılacaksa hangi yöntemin daha güvenli olduğuna karar verilmektedir” diye konuşuyor. Doç. Dr. Burak Tanyıldız,  “Özellikle keratokonus şüphesi olanlarda, korneası ince veya düzensiz olanlarda, ileri derecede göz kuruluğu bulunanlarda, bazı romatizmal hastalıklarda, gebelik ve emzirme döneminde ise lazer cerrahisi uygun olmayabilir ya da ertelenebilir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Etkisi kalıcı oluyor mu?</strong></p>
<p>Lazerle yapılan göz cerrahisinde hedeflenen düzeltme genellikle kalıcı oluyor. Özellikle göz numarası son dönemde değişmeyen, kornea yapısı uygun olan ve doğru yöntemle tedavi edilen hastalarda elde edilen sonuçlar uzun yıllar stabil şekilde devam edebiliyor. Ancak bu durum lazer cerrahisi sonrasında gözün yaşam boyunca hiç değişmeyeceği anlamına gelmiyor. Yaşla birlikte ortaya çıkan yakın görme ihtiyacı, katarakt gelişimi veya nadiren göz numarasında küçük değişiklikler zaman içinde görülebiliyor.  Doç. Dr. Burak Tanyıldız, bu durumun lazerin etkisinin kaybolduğu anlamına gelmediğini, gözün doğal yaşlanma sürecinin bir sonucu olduğunu belirtiyor.</p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında görme ne zaman düzeliyor?</strong></p>
<p>Lazer göz cerrahisi sonrasında görmenin toparlanma süresi uygulanan yönteme göre değişiyor. LASIK ve SMILE gibi yöntemlerde görme yetisi genellikle ilk 24-48 saat içinde belirgin şekilde düzelirken, PRK ve No-Touch PRK gibi yüzey lazerlerinde net görmeye ulaşma süresi ise birkaç gün ile birkaç hafta arasında değişebiliyor. Bazı yöntemlerde ameliyat sonrasında kuruluk, yanma, batma, sulanma ve ışık hassasiyeti gibi sorunlar gelişebiliyor. Ancak bu şikayetler çoğunlukla geçici oluyor ve doktorun önerdiği damlalarla kontrol altına alınıyor. Enfeksiyon ve kornea zayıflaması gibi ciddi komplikasyonlar ise oldukça nadir görülüyor. </p>
<p><strong>Yaz aylarında lazer cerrahisi sonrasında nelere dikkat etmeli?</strong></p>
<p>Lazer göz cerrahisi yazın yapılabiliyor; ancak iyileşme döneminde hijyen, güneşten korunma ve aktivite kısıtlamalarına özen göstermek tedavinin güvenliği açısından büyük önem taşıyor. Genel olarak ilk bir hafta göze su kaçırmamaya, gözleri ovuşturmamaya ve makyaj yapmamaya dikkat edilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Burak Tanyıldız, ameliyat sonrasında alınması gereken diğer önlemleri şöyle sıralıyor: “Havuz ve deniz suyu enfeksiyon ile irritasyon riskini artırabilmektedir. Bu nedenle çoğu hastada yaklaşık iki hafta beklemek uygun olur. Ameliyat sonrası ilk haftalarda güneş ışığına hassasiyet artabildiği için dış ortamda UV korumalı güneş gözlüğü kullanılması önerilmektedir. Ağır sporlar, temas sporları ve göz travması riski olan aktiviteler için ise genellikle birkaç hafta beklemek ve doktor kontrolü sonrası başlamak daha güvenli olmaktadır.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogru-hasta-secimi-teknoloji-kadar-onemli-646923">Doğru hasta seçimi teknoloji kadar önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanseri Kişiye Özel Akıllı Yaklaşımlarla Tedavi Edilebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-kisiye-ozel-akilli-yaklasimlarla-tedavi-edilebiliyor-646910</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 08:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Akıllı]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kemoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[kişiye]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımlarla]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemle]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646910</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde kadınlar arasında en sık görülen kanser türü olan meme kanseriyle mücadelede, tıp dünyası önemli bir dönüşüm yaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-kisiye-ozel-akilli-yaklasimlarla-tedavi-edilebiliyor-646910">Meme Kanseri Kişiye Özel Akıllı Yaklaşımlarla Tedavi Edilebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde kadınlar arasında en sık görülen kanser türü olan meme kanseriyle mücadelede, tıp dünyası önemli bir dönüşüm yaşıyor. Artık tedavi başarısını belirleyen en önemli unsur hastalığın evresi değil, tümörün genetik ve biyolojik özellikleri oluyor. Bu sayede her hastaya standart tedavi yerine tamamen kişiye özel, hedefe yönelik akıllı tedavi stratejileri uygulanıyor. Bu yeni yaklaşım, hem tedavi başarısını artırıyor hem de hastaların gereksiz yan etkilere maruz kalmasını engelliyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ayşegül Kargı, meme kanseri tedavisinde gelinen son noktayı değerlendirdi.</p>
<p><strong> “Akıllı ilaçlar” kanser hücresini nokta atışıyla hedef alıyor</strong></p>
<p>Son yıllarda onkolojide en dikkat çeken gelişmelerden biri, halk arasında “akıllı bombalar” olarak da adlandırılan hedefe yönelik ilaç tedavileri olarak gösterilmektedir. Bu sistem, kanser hücresini tanıyan özel bir molekül ile hücreyi yok eden kemoterapi ajanının birleştirilmesini sağlar. Damardan uygulanan bu tedaviler, sağlıklı hücrelere zarar vermeden yalnızca kanserli hücreleri hedef alır. Böylece ilaç, adeta “adresini bularak” yalnızca hastalıklı hücreye etki eder. Özellikle agresif seyirli meme kanseri türlerinde yaşam süresini uzatırken, erken evre hastalarda da tedavi standartlarını yeniden şekillendirir.</p>
<p><strong>Sıvı biyopsi ile kanseri geri dönüş riskini erken yakalamak mümkün</strong></p>
<p>Tedavi sonrası en önemli kaygılardan biri, hastalığın tekrar etme riskidir. Geleneksel yöntemlerde nüksü tespit etmek için görüntüleme yöntemlerinin sonuçları beklenirken, günümüzde “sıvı biyopsi” sayesinde çok daha erken müdahale imkânı doğmaktadır. Bu yöntemle kanda dolaşan tümöre ait genetik parçacıklar basit bir kan testiyle tespit edilebilir. Görüntüleme yöntemlerinde herhangi bir bulgu ortaya çıkmadan önce hastalık yeniden aktif hale gelirse erken dönemde müdahale edilmesi mümkün olmaktadır. Bu da tedavi planının daha stratejik şekilde yeniden düzenlenmesine olanak sağlar.</p>
<p><strong>Genetik testler sayesinde gereksiz kemoterapi uygulamaları azalıyor</strong></p>
<p>Geçmişte tümör boyutu veya lenf nodu tutulumu nedeniyle birçok hastaya koruyucu amaçla kemoterapi uygulanırdı. Ancak günümüzde tümörün genetik özelliklerini analiz eden testler sayesinde bu yaklaşım büyük ölçüde değişti. Bazı yüksek riskli görünen hastalarda bile genetik analiz “düşük risk” sonucunu gösterebilir. Bu durumda kemoterapiye gerek kalmadan hastalar sadece hormon tedavileriyle takip edilebilir. Böylece saç dökülmesi, bulantı ve yorgunluk gibi kemoterapi yan etkilerinden kaçınılırken tedavi başarısı da korunabilir.</p>
<p><strong>Cerrahide amaç artık daha az müdahale ile daha yüksek yaşam kalitesi</strong></p>
<p>Modern meme kanseri cerrahisinde temel hedef, hastalığı tamamen ortadan kaldırırken hastanın yaşam kalitesini korumaktır. Geçmişte koltuk altındaki tüm lenf bezlerinin alınması, hastalarda kalıcı kol şişliği (lenfödem) ve hareket kısıtlılığı gibi sorunlara yol açabiliyordu. Güncel yaklaşımlar ise “bekçi lenf nodu” değerlendirmesi ile sınırlı cerrahiyi mümkün kılar. Az sayıda tutulum olsa bile tüm lenf bezlerinin alınması yerine daha koruyucu cerrahi yöntemler tercih edilebilir. Bu sayede hastalar, ömür boyu sürebilecek komplikasyon riskinden büyük ölçüde korunur.</p>
<p><strong>Meme kanseri artık yönetilebilir bir hastalık olarak görülüyor</strong></p>
<p>Meme kanseri, günümüzde biyolojisi daha iyi anlaşılan ve akıllı tedavi yöntemleriyle yönetilebilen bir hastalık haline geldi. Ancak erken tanı ve doğru yaşam alışkanlıkları hâlâ büyük önem taşır. Bu noktada üç temel öneri öne çıkıyor: </p>
<ul>
<li>40 yaşından itibaren düzenli yıllık mamografi çekilmesi</li>
<li>Tedavinin tümörün genetik yapısına göre planlanması</li>
<li>Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-kisiye-ozel-akilli-yaklasimlarla-tedavi-edilebiliyor-646910">Meme Kanseri Kişiye Özel Akıllı Yaklaşımlarla Tedavi Edilebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş beyazlatmada doğru zaman, doğru yöntem önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatmada-dogru-zaman-dogru-yontem-onemli-646865</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 08:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyazlatma]]></category>
		<category><![CDATA[beyazlatmada]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[ürünleri]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646865</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Restoratif Diş Tedavisi Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, diş beyazlatma işleminin ne zaman ve nasıl güvenli şekilde yapılması gerektiği, ortodontik tedavi sürecindeki uygulamaları ve bilinçsiz kullanılan beyazlatma ürünlerinin oluşturabileceği riskler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatmada-dogru-zaman-dogru-yontem-onemli-646865">Diş beyazlatmada doğru zaman, doğru yöntem önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Restoratif Diş Tedavisi Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, diş beyazlatma işleminin ne zaman ve nasıl güvenli şekilde yapılması gerektiği, ortodontik tedavi sürecindeki uygulamaları ve bilinçsiz kullanılan beyazlatma ürünlerinin oluşturabileceği riskler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Ortodontik tedavi devam ederken diş beyazlatma işlemi yapılabilir mi?</strong></p>
<p>Diş teli tedavisi sırasında dişlerin üzerinde ‘braket’ adı verilen apareyler bulunduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, “Diş beyazlatma işleminin etkili olabilmesi için beyazlatma ajanının doğrudan diş minesine uygulanması gerekir.” dedi.</p>
<p>Braketler nedeniyle diş minesinin tamamına ulaşmanın mümkün olmadığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Turan, bu nedenle ortodontik tedavi devam ederken diş beyazlatma işlemi önerilmediğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Diş telleri çıkarıldıktan hemen sonra diş beyazlatma işlemi yapılmamalı! </strong></p>
<p>Diş telleri çıkarıldıktan hemen sonra da beyazlatma işlemi yapılmasının tavsiye edilmediğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, “Çünkü bu dönemde diş minesinin yeniden güçlenmesi ve varsa diş eti hassasiyeti ya da iltihabının iyileşmesi için zamana ihtiyaç vardır.” dedi.</p>
<p>Genellikle en az 3–4 hafta beklenmesini öneren Dr. Öğr. Üyesi Turan, şunları söyledi:</p>
<p>“Ancak bu süre, kişinin ağız ve diş sağlığına bağlı olarak daha uzun olabilir ve bazı durumlarda birkaç ayı, hatta bir yılı bulabilir. Bu nedenle diş telleri çıkarıldıktan sonra diş hekiminizin yapacağı kontroller doğrultusunda, ağız dokularının sağlıklı olduğu değerlendirildiğinde diş beyazlatma işlemi güvenle uygulanabilir.”</p>
<p><strong>Bazı ürünler, dişi kimyasal olarak beyazlatmak yerine yüzeyini aşındırıyor! </strong></p>
<p>En merak edilen konuların başında internette satılan diş beyazlatma ürünleri veya influencer önerileri geldiğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Turan, “İnternet üzerinden satılan ürünler için ‘Bunu kullanmalı mıyım?’ ya da ‘Kullansam bir zararı olur mu?’ gibi sorularla sıkça karşılaşıyoruz.” dedi.</p>
<p>Bu tür ürünlerin kullanımından sonra bazı hastaların diş yüzeylerinde aşınmalar oluştuğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Turan, “Çünkü bazı ürünler, dişi kimyasal olarak beyazlatmak yerine yüzeyini aşındırarak daha beyaz bir görünüm sağlamaya çalışıyor. Bu yöntem kısa vadede beyazlık hissi verse de diş minesinin bir kısmını uzaklaştırdığı için diş yapısını zayıflatabiliyor ve kalıcı hasara neden olabiliyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bilinçsiz kullanılan diş beyazlatma ürünleri, diş yüzeyinde kalıcı hasara yol açabilir! </strong></p>
<p>Diş hekimlerinin uyguladığı ofis tipi beyazlatma tedavisinde ise kullanılan kimyasal ajanın farklı bir mekanizmayla çalıştığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, “Bu ajan, diş yüzeyini aşındırmak yerine dişin içindeki renklenmeye neden olan molekülleri parçalayarak beyazlatma sağlar.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle aşındırıcı partiküller içeren ürünlerle profesyonel beyazlatma tedavilerini birbirine karıştırmamak gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Turan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu tür reklamlarla karşılaşılan ürünlerin, diş hekimine danışılmadan kullanılmasını önermiyoruz. Bilinçsiz kullanım diş yüzeyinde aşınmaya, şiddetli hassasiyete ve hatta dolgu gerektirecek düzeyde hasarlara yol açabilir. Bu nedenle diş beyazlatma amacıyla herhangi bir ürün kullanmadan önce mutlaka diş hekiminize danışmanız en doğru yaklaşım olacaktır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatmada-dogru-zaman-dogru-yontem-onemli-646865">Diş beyazlatmada doğru zaman, doğru yöntem önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SMA Gen Tedavisi Sonrası Verilen İlaçları SGK Ödemeyecek!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sma-gen-tedavisi-sonrasi-verilen-ilaclari-sgk-odemeyecek-646833</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 18:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[laçları]]></category>
		<category><![CDATA[sgk]]></category>
		<category><![CDATA[sma]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[verilen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646833</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi yaptığı açıklamada, SGK'nın yeni ilaç kısıtlamalarına gittiğini, SMA hastası çocukların gen replasman tedavisi sonrası kullandığı ilaçların geri ödeme listesinden çıkarttığını açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sma-gen-tedavisi-sonrasi-verilen-ilaclari-sgk-odemeyecek-646833">SMA Gen Tedavisi Sonrası Verilen İlaçları SGK Ödemeyecek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>SMA Gen Tedavisi sonrası kullanılan ilaçlar ödeme listesinden çıkarıldı. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, SGK’nın bu kararına sert tepki gösterdi.</p>
<p><b>SGK Sağlık Uygulama Tebliği Kamusal Sağlık Programı Yerine, Maliyet Odaklı Bir Sağlık Politikasına Geçti</b></p>
<p>Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından Haziran ayının son günlerinde ve 1 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe konulan Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) paketinin bütünü incelendiğinde, kamusal bir sağlık programı yerine, maliyet odaklı sağlık politikalarının yükünün bir kez daha yurttaşlarımızın ve hastalarımızın sırtına yüklendiği açıkça görülmektedir.</p>
<p><b><strong>SMA’lı Çocuklar, Kanser Hastaları ve Nadir Hastalıklarla Yaşayanlar Geri Ödeme Kısıtlamalarıyla Karşı Karşıya!</strong></b></p>
<p><span>SUT değişiklikleri, kamu maliyesi odaklı tasarruf anlayışının bedelini en kırılgan hasta gruplarına yüklemektedir. </span><span>SMA Hastası Çocuklara Büyük Mağduriyet: Gen replasman tedavisi (Zolgensma) alan SMA hastası çocukların, bu tedavi sonrasında hayati önem taşıyan ve ihtiyaç duyabildikleri Nusinersen (Spinraza) veya Risdiplam (Evrysdi) etkin maddeli ardıl ilaçlarının bedellerinin artık SGK tarafından karşılanmayacağı hükme bağlanmıştır. Çocuklarımızın hayata tutunma hakkı bürokratik bütçe hesaplarına feda edilemez!</span></p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/ilac-scaled.jpg"/></p>
<p><b>Kanser ve Nadir Hastalıklarda Engelleyicilik!</b></p>
<p><span>Kanser ve Nadir Hastalıklarda Engelleyicilik: Prostat kanseri (adenokarsinom) tedavilerinde Aktinyum-225 PSMA bileşiklerinin kullanımı ile nadir hastalıklarda kullanılan Ravulizumab (Ultomiris) etkin maddeli ilaçların geri ödemesine katı kriterler getirilmiş, hastanın ilaca erişimi zorlaştırılmıştır. Febuksostat gibi ilaçların geri ödemeye dâhil edilmesinde bile getirilen 3 aylık katı uzman raporu şartı, randevu bulamayan hastaları poliklinik önlerinde bürokratik bir angaryaya ve ilaçsız kalma riskine mahkûm etmektedir.</span></p>
<p><b><strong>Hekimlik Pratiği ve Klinik Kararlar SUT Kodlarıyla Sınırlandırılamaz!</strong></b></p>
<p><span>Yeni SUT paketiyle bazı cerrahi ve tıbbi işlemlere yönelik getirilen yeni SGK geri ödeme kodları ve kriterleri, hekimlik uygulamalarının üzerindeki puan, performans ve faturalandırma baskısını daha da derinleştirmektedir. Klinik kararların ve tedavi yöntemlerinin bilimsel kılavuzlar yerine SUT’un mali sınırlarına ve performans baskısına göre şekillenmesi riskini kesinlikle reddediyoruz. Hekimlik iradesi, maliyet hesaplarına ipotek edilemez.</span></p>
<p><b>TTB’den SGK’ya Uyarı ! SUT Paketinde Halkın Sağlığını Zorlaştıran Maddeleri Derhal Geri Çekin!</b></p>
<p><span>Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi olarak hükümeti ve SGK yetkililerini derhal uyarıyoruz: </span><span>Yayınlanan SUT paketinde halkın sağlığa erişimini zorlaştıran ve sağlık hizmetine başvuruyu fiilen cezalandıran düzenlemeler derhal geri çekilmelidir. </span><span>Gen tedavisi almış SMA’lı çocukların ardıl ilaçları başta olmak üzere, hastaların hayati tedavilere ve yenilikçi ilaçlara erişimini engelleyen tüm kısıtlamalar kaldırılmalıdır. </span><span>Sağlık hizmetlerinde ve ilaçta her ne ad altında olursa olsun “cepten ödemeler” kaldırılmalı; kamu kaynakları özel sağlık işletmelerinin gelir beklentilerine göre şekillendirilmemeli, genel bütçeden finanse edilen, eşit, parasız, nitelikli, anadilinde ve kamusal bir sağlık sistemi inşa edilmelidir. </span><span>Sağlık hizmetlerine erişim, Anayasa’nın güvence altına aldığı temel bir insan hakkıdır. Sağlık hakkı; piyasa koşullarına, maliyet hesaplarına ve bütçe tercihlerine göre sınırlandırılamaz. Sağlık politikalarının temel ölçütü maliyet değil, toplumun sağlık gereksinimleri, bilimsel tıbbın gerekleri ve kamu yararı olmalıdır. Koruyucu sağlık hizmetlerini önceleyen; eşit, parasız, erişilebilir, nitelikli, anadilinde ve kamusal bir sağlık sistemi toplum sağlığının vazgeçilmez güvencesidir.</span></p>
<p><b>Sağlık Ticari Bir Meta Değildir</b></p>
<p><span>Sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunların çözümü; hastaların cepten yaptığı ödemeleri artırmakta ya da geri ödeme kapsamını daraltmakta değil, sağlık hizmetlerinin yeterli kamu kaynaklarıyla finanse edildiği, koruyucu sağlık hizmetlerini esas alan kamusal bir sağlık sistemini güçlendirilmesindedir. </span><span>Sağlık ticari bir meta değildir; hasta müşteri, hekim ise maliyet hesabı yapan bir uygulayıcı değildir. Hekimlik; bilimsel bilgiye, mesleki bağımsızlığa ve etik ilkelere dayanan bir kamu hizmetidir. TTB Merkez Konseyi olarak; halkın sağlık hakkını, hekimlik mesleğinin bağımsızlığını ve kamusal sağlık hizmetlerini savunmayı sürdüreceğiz. Sağlık hizmetini piyasanın değil toplumun gereksinimlerine göre örgütleyen politikaların yaşama geçirilmesi için mücadelemize kararlılıkla devam edecek, tüm halkımızı anayasal sağlık hakkına ve kamusal sağlık sistemine sahip çıkmaya çağırıyoruz. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sma-gen-tedavisi-sonrasi-verilen-ilaclari-sgk-odemeyecek-646833">SMA Gen Tedavisi Sonrası Verilen İlaçları SGK Ödemeyecek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaçak İmplant Alarmı !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kacak-implant-alarmi-646831</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 17:44:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alarmı]]></category>
		<category><![CDATA[kaçak]]></category>
		<category><![CDATA[mplant]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646831</guid>

					<description><![CDATA[<p>İMPLANTDER Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü kaçak implantlar konusunda bir eğitim düzenledi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kacak-implant-alarmi-646831">Kaçak İmplant Alarmı !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><strong>Kaçak implant…BSHA / İstanbul –</strong> Ticaret Bakanlığı ekiplerinin gerçekleştirdiği denetimlerde el konulan 112 bin tıbbi cihazın 80 binini diş implantları oluşturdu. Halk sağlığını doğrudan tehdit eden kayıt dışı tıbbi cihazlara karşı İMPLANTDER, gümrük muhafaza personeline yönelik havalimanlarında eğitim atağı başlattı.</p>
<p>Kaçak tıbbi cihazların ülkeye girişini engellemek amacıyla kamu kurumları ve sektör temsilcileri arasındaki iş birliği büyüyerek sürüyor. Dental İmplant Sanayici ve İş İnsanları Derneği (İMPLANTDER), Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yapan ekiplere yönelik kapsamlı bir eğitim programına imza attı.</p>
<p><b>5 Büyük Havalimanında Teknik Takip Eğitimi</b></p>
<p>İstanbul Havalimanı, Sabiha Gökçen, Ankara Esenboğa, Antalya ve İzmir havalimanlarında gerçekleştirilen eğitimlerde; gümrük personeline dental implantların teknik yapıları, tespit edilme yöntemleri ve orijinal ürünleri sahtelerinden ayırt etme kriterleri detaylıca aktarıldı. Teorik bilgilendirmelerin yanı sıra, sahada farkındalık yaratmak amacıyla görsel materyaller üzerinden uygulamalı çalışmalar da yürütüldü. Bu eğitimler, yasa dışı tıbbi cihazlarla mücadelede gümrük kapılarındaki en önemli koruma kalkanlarından biri oldu.</p>
<p><b>Bilançoyu Ticaret Bakanlığı Açıkladı: İmplant Kaçakçılığı Ön Planda</b></p>
<p>Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü ekiplerinin 2026 yılının ilk beş ayında yürüttüğü risk analizleri ve sıkı kontroller neticesinde, toplam <b>112 bin tıbbi cihaza</b> el konuldu. Yakalanan yasa dışı ürünlerin yaklaşık <b>80 bin adetlik</b> ezici çoğunluğunu ise diş implantları ve bunların yan parçaları oluşturdu. Yapılan incelemelerde, bilhassa Uzak Doğu ve Avrupa kıtasından gelen bazı yolcuların, yasal izin ve kayıt işlemlerini tamamlamadan bu ürünleri bagajlarında Türkiye’ye sokmaya çalıştıkları belirlendi.</p>
<p><b>IDEX 2026 Fuarı’nda Bavul Operasyonu</b></p>
<p>Kaçakçılıkla mücadele kapsamında en dikkat çekici operasyonlardan biri de Nisan 2026’da İstanbul Fuar Merkezi’nde organize edilen <b>IDEX 2026 Fuarı</b> esnasında yapıldı. Ekiplerin titiz takibi sonucu, bavullar içerisinde kaçak yollarla ülkeye sokulmak istenen tam <b>72 bin 956 adet</b> kayıt dışı dental implant malzemesi ele geçirilerek yasal süreç başlatıldı.</p>
<p><b>Oğuz Akyüz: “Steril Olmayan Ürünler Halk Sağlığı İçin Tehdit”</b></p>
<p>Gerçekleştirilen operasyonlar ve gümrük eğitimleri hakkında değerlendirmelerde bulunan İMPLANTDER Yönetim Kurulu Başkanı Oğuz Akyüz, Türkiye’nin diş implantı üretimi ve klinik uygulamalarında bölgede çok güçlü bir pazara sahip olduğunu hatırlatarak şu uyarılarda bulundu: “Dental implantlar, son derece yüksek hassasiyet ve mutlak sterilizasyon gerektiren tıbbi ürünlerdir. Bu malzemelerin kayıt dışı ve yasa dışı yollarla piyasaya sürülmesi halk sağlığı açısından geri dönülemez riskler barındırıyor. ‘Güvenli Ürün, Sağlıklı Türkiye’ vizyonuyla devletimizin ilgili kurumlarıyla ortak hareket etmeyi kararlılıkla sürdürüyoruz.”</p>
<p><b><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/Goruntu-7.07.2026-20.17.jpeg"/><span>“Ürün Takip Sistemi (ÜTS) Güvencedir”</span></b></p>
<p>Sektörde tam 13 yıldır kayıt dışı ürünlerle mücadele ettiklerini belirten Akyüz, hem diş hekimlerinin hem de hastaların mağduriyet yaşamaması için şu kritik bilgiyi paylaştı: “Kullanılan tüm dental implantların ve yan aparatlarının mutlaka Sağlık Bakanlığı Ürün Takip Sistemi’ne (ÜTS) kayıtlı olması gerekmektedir. Bu ürünler yalnızca Sağlık Bakanlığı tarafından verilmiş Tıbbi Cihaz Satış Yetki Belgesi bulunan lisanslı satıcılardan tedarik edilmelidir.” Başkan Akyüz, kaçak tıbbi cihaz şebekelerine karşı gösterilen üstün hassasiyet ve başarılı operasyonlar vesilesiyle Ticaret Bakanlığı’na ve Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü personeline sektör adına teşekkür etti. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kacak-implant-alarmi-646831">Kaçak İmplant Alarmı !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memur Maaşları…”Yetkili Sendika Memurlara Zarar Verdi!”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/memur-maaslariyetkili-sendika-memurlara-zarar-verdi-646809</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 16:34:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[maaşları]]></category>
		<category><![CDATA[memur]]></category>
		<category><![CDATA[memurlara]]></category>
		<category><![CDATA[sendika]]></category>
		<category><![CDATA[verdi]]></category>
		<category><![CDATA[yetkili]]></category>
		<category><![CDATA[zarar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646809</guid>

					<description><![CDATA[<p>Memur maaşları son dakika...Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, maaş zamlarının, memur ve emeklilere 'bir kuruşluk' faydası olmadığını savundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memur-maaslariyetkili-sendika-memurlara-zarar-verdi-646809">Memur Maaşları…”Yetkili Sendika Memurlara Zarar Verdi!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, memur ve emekli maaşlarına yapılan zamlar hakkında konuştu.</p>
<p>“Memur yoksul, emekli ve asgari ücretli aç” diyen Doğruyol, şu açıklamayı yaptı, “Temmuz ayında yapılan memur maaş zamlarında her zaman gördüğümüz tablo tekrarlanmıştır. Yani tas aynı, hamam aynı. Memur maaşlarında değişen bir şey yok. Her maaş döneminde zam yapılan ayların (aralık, haziran) enflasyon oranları düşük, bir sonraki ayların enflasyon oranları bir önceki ayın enflasyon oranlarına göre 4-5 kat daha fazla çıkmaktadır. Mesela, 2025 yılının zam oranlarının belirlendiği ay olan 2024 Aralık ayı enflasyonu %1.03 çıkarken, zamdan sonraki ay olan 3 şubatta açıklanan ocak ayı enflasyon oranı %5,03 olarak çıkmış, 2026 yılı zam oranlarının belirlendiği 2025 yılı aralık ayı enflasyonu %0,89, zamdan sonraki ay olan ocak ayı enflasyonu %4,84, bu örnekler hemen her zam döneminde aynıdır.  Bu şekliyle memur ve emekliye yapılan zammın yaklaşık yarısı ilk ayda geri alınmaktadır.”</p>
<p><b>Memur ve Emekliye Seyyanen Zam Tabeli</b></p>
<p>“Yetkili sendika ve mevcut hükümet arasında 8 dönemdir yapılan toplu sözleşmelerin memura bir kuruş katkısı olmadığı gibi, memurun, işçinin, emeklinin alım gücü her geçen gün düşmüştür.  Siyasi vesayet altında olan yetkili olup, etkili olmayan sendikanın genel başkanı halen, düşük olan zamlar, seyyanen zamlarla artırılmalıdır gibi, saçma bir ifadeler kullanabilmektedir. Toplu sözleşmelerde etkili olamayanlar, çözümü daha sonraki aşamalarda laf olsun diye yaptıkları konuşmalarla memurun emeklinin işçinin gazını alma çabası içine girmektedirler. Memura emekliye yapılan %3’lük, %4’lük, %5’lik yapılan zamların yüksek enflasyon karşısında hiçbir manası yoktur. Memur ve emeklisine %13,52 zam yapıp, diğer emeklilerimize %17,76 zam yaparak %4 eksik zam yapmakta ayrıca adaletsizliktir. Tüm memur ve emeklilerimiz bilsin ki, yetkili sendikanın maaş artışların bir kuruşluk faydası yoktur. 2013 yılı toplu sözleşmelerinde hükümetin teklifinden daha az teklife imza atan yetkili sendikanın memurlara zararı vardır. Yetkili sendikanın yokluğu, varlığından daha faydalı olacaktır” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memur-maaslariyetkili-sendika-memurlara-zarar-verdi-646809">Memur Maaşları…”Yetkili Sendika Memurlara Zarar Verdi!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı sınırlar profesyonel ilişkileri güçlendiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikli-sinirlar-profesyonel-iliskileri-guclendiriyor-646770</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 12:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[profesyonel]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[sınırlar]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646770</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Seren Doğantekin, iş yaşamında sağlıklı sınırlar koyabilmenin, doğru şekilde ‘hayır’ diyebilmenin ve iş-yaşam dengesini korumanın psikolojik iyi oluş için öneminden bahsetti. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-sinirlar-profesyonel-iliskileri-guclendiriyor-646770">Sağlıklı sınırlar profesyonel ilişkileri güçlendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Seren Doğantekin, iş yaşamında sağlıklı sınırlar koyabilmenin, doğru şekilde ‘hayır’ diyebilmenin ve iş-yaşam dengesini korumanın psikolojik iyi oluş için öneminden bahsetti. </p>
<p><strong>İş-yaşam dengesinde amaç, zamanı eşit bölüştürmek değil!</strong></p>
<p>Psikolojide iş-yaşam dengesinin, bireyin iş yaşamı ile özel yaşamındaki sorumluluklarını, ihtiyaçlarını ve rollerini birbirini tüketmeden sürdürebilmesi olarak tanımlandığını dile getiren Klinik Psikolog Seren Doğantekin, “Burada amaç, zamanı eşit bölüştürmekten çok, kişinin hem üretken olabildiği hem de dinlenebildiği sürdürülebilir bir yaşam kurabilmesidir.” dedi.</p>
<p>Dengenin bozulduğu durumlarda kronik stres, tükenmişlik sendromu, kaygı, depresif belirtiler, uyku sorunları ve ilişki çatışmalarının daha sık görüldüğünü ifade eden Doğantekin, uzun vadede iş performansının da olumsuz etkileneceğini kaydetti.</p>
<p><strong>&#8216;Hayır&#8217; demek, birçok kişi için sevilmeme korkusunu tetikliyor!</strong></p>
<p>‘Hayır’ demenin aslında yalnızca bir sözcük olmadığını vurgulayan Seren Doğantekin, “Birçok kişi için reddedilme, eleştirilme ya da sevilmeme korkusunu tetikleyen duygusal bir deneyimdir.” dedi.</p>
<p>Doğantekin, “Çocuklukta sevgiyi daha çok uyumlu olmak, fedakârlık yapmak ya da başkalarını memnun etmek üzerinden deneyimleyen bireyler, yetişkinlikte de kendi ihtiyaçlarını geri plana atmaya daha yatkın olabilirler. Bunun yanında çatışmadan kaçınma eğilimi, suçluluk duygusu, düşük özsaygı ve onaylanma ihtiyacı da sınır koymayı zorlaştıran önemli etkenlerdir. Kişi ‘hayır dersem beni yanlış anlarlar’ ya da ‘iyi bir çalışan ya da iyi bir insan olamam’ gibi düşünceler geliştirebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>&#8216;İyi insan olma&#8217; çabası, kişinin kendi sınırlarını ihlal etmesine neden olabilir!</strong></p>
<p>Bencilliğin kişinin yalnızca kendi ihtiyaçlarını önemseyip başkalarının haklarını göz ardı etmesi olduğun aktaran Doğantekin, “Sağlıklı sınır koymak ise hem kendi haklarını hem de karşı tarafın haklarını gözetebilmektir. Psikolojik açıdan sağlıklı sınırlar, ilişkileri zayıflatmaz; aksine daha açık, dürüst ve güvenilir hale getirir.” dedi.</p>
<p>‘İyi insan olma’ algısının, bireylerin kendi sınırlarını ihlal etmesine neden olabildiğine değinen Doğantekin, “Özellikle ‘herkesi mutlu etmeliyim’, ‘kimseyi kırmamalıyım’ veya ‘fedakârlık yaparsam değer görürüm’ gibi katı inançlar, kişinin sürekli kendi ihtiyaçlarını ertelemesine neden olabilir. Zamanla bu durum tükenmişlik, öfke birikimi ve duygusal yorgunluk yaratabilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>İlk kez sınır koyarken suçluluk hissetmek, değişim sürecinin doğal bir parçası! </strong></p>
<p>İlk kez sınır koymaya başlayan kişilerin bazı zorluklarla karşılaşabileceğine işaret eden Seren Doğantekin, şunları söyledi:</p>
<p>“İlk sınırlar genellikle en zor olanlardır. Çünkü çevre, kişinin yıllardır sürdürdüğü uyumlu davranış biçimine alışmıştır. Bu nedenle şaşırma, itiraz etme veya eski düzeni devam ettirmeye çalışma gibi tepkiler görülebilir. Kişi ise yoğun suçluluk hissedebilir ve ‘acaba fazla mı tepki verdim’ diye düşünebilir. Ancak bu süreç değişimin doğal bir parçasıdır. Sınırlar tutarlı, sakin ve saygılı bir şekilde sürdürüldüğünde hem kişi kendine daha fazla saygı duymaya başlar hem de çevresi zamanla bu yeni iletişim biçimine uyum sağlar.” </p>
<p><strong>&#8216;Hayır&#8217; demenin değil, nasıl söylendiğinin önemi büyük!</strong></p>
<p>İş yaşamında önemli olanın sadece ‘hayır’ demek olmadığını kaydeden Doğantekin, “Önemli olan bunu nasıl söylediğimizdir.” dedi.</p>
<p>Kararlı ama saygılı bir iletişim dili kullanılması gerektiğini hatırlatan Doğantekin, “Suçlayıcı ya da savunmacı olmadan mevcut iş yükünü açıklamak ve gerekirse alternatif sunmak etkili bir yaklaşımdır. Örneğin, ‘Bu görevi de üstlenirsem mevcut işlerimin kalitesi düşebilir. Öncelikleri birlikte değerlendirebilir miyiz?’ şeklindeki bir ifade hem çözüm odaklıdır hem de profesyonel sınırları korur. Kararlı iletişim, kişinin hem kendisine hem de karşısındaki kişiye saygı duymasını sağlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Söylenemeyen &#8216;hayır&#8217;, pasif-agresif davranışlara dönüşebilir!</strong></p>
<p>Doğrudan sınır koyamayan kişilerin çoğu zaman istemedikleri sorumlulukları kabul ettiklerine dikkat çeken Seren Doğantekin, “Ancak bastırılan öfke tamamen ortadan kalkmaz; farklı yollarla kendini gösterir. İşleri geciktirmek, isteksiz çalışmak, alaycı konuşmalar yapmak, iletişimi kesmek veya sessiz tepki vermek pasif-agresif davranışlara örnek olabilir. Aslında kişi söyleyemediği ‘hayır’ı davranışlarıyla ifade etmeye çalışmaktadır.” dedi.</p>
<p>Bazı kişilik özelliklerinin sınır koymayı kolaylaştırabildiğini ya da zorlaştırabildiğini ifade eden Doğantekin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ancak ‘hayır’ diyebilmek büyük ölçüde öğrenilebilen bir iletişim becerisidir. Kararlı iletişim becerileri geliştirildikçe kişi duygu ve düşüncelerini daha rahat ifade etmeyi öğrenir. Küçük adımlarla başlamak, suçluluk duygusunu fark etmek ve her ‘hayır’ın ilişkiyi bozmayacağını deneyimlemek bu gelişim sürecini destekler. Gerektiğinde psikolojik destek almak da bu becerinin kazanılmasına katkı sağlayabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-sinirlar-profesyonel-iliskileri-guclendiriyor-646770">Sağlıklı sınırlar profesyonel ilişkileri güçlendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Strateji geliştiren oyunlar çocukların bilişsel becerilerini destekliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/strateji-gelistiren-oyunlar-cocuklarin-bilissel-becerilerini-destekliyor-646737</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 11:59:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[becerilerini]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[destekliyor]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Oyun]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[geliştiren]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar]]></category>
		<category><![CDATA[oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[strateji]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646737</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, 8 Temmuz Video Oyunları Günü dolayısıyla dijital oyunların çocuk gelişimi üzerindeki etkilerini değerlendirdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/strateji-gelistiren-oyunlar-cocuklarin-bilissel-becerilerini-destekliyor-646737">Strateji geliştiren oyunlar çocukların bilişsel becerilerini destekliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, 8 Temmuz Video Oyunları Günü dolayısıyla dijital oyunların çocuk gelişimi üzerindeki etkilerini değerlendirdi. </p>
<p><strong>Dijital oyun kavramı çocukluk dönemine taşındı</strong></p>
<p>8 Temmuz Video Oyunları Gününün kökeni Amerika Birleşik Devletleri’ne dayandığını ve popüler kültürün de etkisiyle takvimlerimize girdiğini kaydeden Demet Gülaldı, “Teknolojinin ilerlemesiyle fiziki sınırların kalktığı dijital dünyada, artık belirli bir coğrafyada değil küresel ağlar üzerinde milyarlarca insanı birleştiren bir gün durumuna gelmiştir. Dijital teknolojilerin bu denli gelişmesi geleneksel oyun kültürünü de derinden etkilemiş ve dijital oyun kavramını çocukluk dönemine taşımıştır.” dedi.</p>
<p>Çocuk gelişimi açısından oyunun; çocuğun dünyayı anlamlandırma, bilişsel süreçlerini yapılandırma ve sosyal rolleri deneyimleme alanı olduğuna vurgu yapan Demet Gülaldı, “Dolayısıyla dijital oyunlar, modern çocuk için yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda yeni nesil bir sosyalleşme, öğrenme ve kültürel etkileşim alanıdır. Ancak kritik olan nokta, teknolojinin kendisinden ziyade, çocuğun bu teknolojiyle kurduğu ilişkinin niteliğidir. Dijital oyunların çocuk gelişimine etkisi; içerik yönetimi, süre denetimi ve ebeveyn rehberliği gibi çok boyutlu değişkenlerin dengelenmesiyle şekillenmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijital oyunları tamamen yasaklamak pedagojik açıdan doğru değil</strong></p>
<p>Dijital oyunların çocukların yaşamından tamamen çıkarılmasının gerçekçi bir yaklaşım olmadığını ifade eden Dr. Demet Gülaldı, şunları söyledi:</p>
<p>&#8220;Dijital oyunları çocukların yaşamından tamamen yasaklamak günümüz dünyasında gerçekçi bir yaklaşım olmadığı gibi, pedagojik açıdan da sağlıklı değildir. Tamamen yasaklayıcı bir tutum, çocuğu akran grubunun ortak iletişim dilinden soyutlayarak sosyal dışlanma hissi yaratabilir. Dahası, katı yasaklar çocukta &#8220;merakı ve gizli arayışları&#8221; tetikler; çocuk ebeveyn denetiminden uzak, kontrolsüz alanlarda bu ihtiyacını doyurmaya çalışırken gizliliğe ve yalana yönelebilir. Bu nedenle asıl sağlıklı yaklaşım, yasaklamak değil, çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarını gözeterek doğru ve net sınırlar koymaktır.”</p>
<p><strong>Ailelerin dijital okuryazar olması gerekiyor</strong></p>
<p>Bir dijital oyunun çocuk için uygun olup olmadığını değerlendirebilmenin ailelerin dijital okuryazarlık düzeyiyle doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayan Demet Gülaldı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bir dijital oyunun çocuk gelişimi açısından faydalı olup olmadığını anlamak ise ebeveynler açısından dijital okuryazarlık gerektirmektedir. Aileler oyun seçerken ilk olarak PEGI (Avrupa Genel Oyun Bilgi Sistemi) veya ESRB (Eğlence Yazılımları Denetleme Kurulu) gibi uluslararası yaş derecelendirme etiketlerine dikkat etmelidir. Bu kuruluşlar sadece yaş sınırı koyan yapılar değil aynı zamanda; oyunların içindeki dijital satın alımlar (kumar/loot box eğilimleri), şiddet, argo veya korku unsurlarını mikro düzeyde analiz ederek çocuk ve ergen psikolojisini korumayı amaçlayan gelişimsel koruma mekanizmalarıdır.”</p>
<p><strong>Oyun çocuğu pasif bir izleyici konumunda bırakmamalı</strong></p>
<p>Bir oyunun çocuğu pasif bir izleyici konumunda bırakmaması gerektiğini ifade eden Dr. Demet Gülaldı, “Oyunun çocuğu pasif bir izleyici mi yaptığı yoksa strateji kurmaya, planlama yapmaya ve mantık yürütmeye mi teşvik ettiği analiz edilmelidir. İçerikte küfür, argo, siber zorbalık riskine açık kontrolsüz sohbet odaları veya kumar davranışını tetikleyebilecek oyun içi satın alma (loot box) mekanizmalarının bulunmaması kritik birer kriterdir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Şiddet içerikli oyunlar çocuklarda duyarsızlaşmaya yol açabilir</strong></p>
<p>Yaşa uygun olmayan oyun tercihlerinin çocukların gelişimini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çeken Dr. Demet Gülaldı, şunları kaydetti:</p>
<p>“Yaşa uygun olmayan oyun tercihleri; çocukların bilişsel, duygusal ve sosyal gelişiminde olumsuz yönde etkileyebilir.  Özellikle erken çocukluk döneminde kurgu ile gerçek ayrımı henüz tam yapılamadığından, korku ve yoğun gerilim içeren ögeler kaygı bozukluklarına ve uyku düzensizliklerine yol açabilir. Bu noktada en büyük risklerden biri de şiddet içerikli oyunlardır. Yoğun şiddete maruz kalmak, çocukta duyarsızlaşmaya neden olarak gerçek hayattaki acı ve şiddete karşı tepkisizleşmeyi beraberinde getirir. Sorunların şiddet yoluyla çözülebileceğine dair yanlış bir şema geliştiren çocuklarda, okul ortamında akran zorbalığı, dürtüsellik ve öfke patlamaları gözlemlenebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Strateji geliştiren oyunlar çocukların bilişsel becerilerini destekleyebilir</strong></p>
<p>Doğru seçilmiş ve yapılandırılmış dijital oyunların çocuklar için güçlü birer eğitsel araca dönüşebileceğine işaret eden Dr. Demet Gülaldı, “Strateji, bulmaca ve simülasyon oyunları çocukların analitik düşünme, dikkat süresi ve görsel-uzamsal algı gibi bilişsel becerilerini geliştirir; onlara ‘eğer bunu yaparsam ne olur?’ sorusu üzerinden sebep-sonuç ilişkisi kurmayı öğretir. Açık dünya ve inşa etme (sandbox) oyunları çocukların hayal güçlerini dijital bir tuvalde somutlaştırarak yaratıcılıklarını besler. Çok oyunculu ve iş birliğine dayalı (co-op) oyunlar ise ortak bir amaca ulaşmak için liderlik yapma, rol paylaşımı, yardımlaşma ve kriz anında takım olarak hareket etme gibi sosyal becerileri kazandırır.” dedi.</p>
<p><strong>Ekran, çocuk bakıcısı olarak kullanılmamalı</strong></p>
<p>Ekran süresinin yalnızca saat üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Dr. Gülaldı, “Ekran başında geçirilen süreyi daha faydalı hale getirmek için ailelerin ekranı bir bebek bakıcısı olarak görmekten vazgeçmesi gerekir. En sağlıklı yöntem, oyunu aile içi bir aktiviteye dönüştürerek çocukla birlikte oynamak ve oyun üzerine (Burada neden bu stratejiyi seçtin?) sohbet etmektir. Oyun oynama süresi çocuğun yaşına göre belirlenmeli; ancak asıl denge, oyunun çocuğun uyku, beslenme, ders çalışma, fiziksel aktivite ve yüz yüze sosyalleşme gibi hayati rutinlerini engellememesi üzerinden kurulmalıdır. Bu kurallar kriz anlarında değil, sakin bir zamanda çocukla birlikte bir ‘Medya Sözleşmesi’ imzalanarak net ve esnemeyen kurallarla belirlenmelidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Davranışsal bağımlılık belirtileri ciddiye alınmalı</strong></p>
<p>Dijital oyunların zamanla bağımlılık davranışına dönüşebileceği konusunda aileleri uyaran Gülaldı, “Dijital oyunların bir hobi olmaktan çıkıp bir bağımlılığa veya gerçek hayattan kaçış mekanizmasına dönüştüğünü gösteren işaretlere karşı uyanık olunmalıdır. Çocuk ekran başından kalkması istendiğinde aşırı öfke ve saldırganlık gösteriyorsa, oyun için uykusundan ve yemeğinden vazgeçiyorsa, okul başarısında ani düşüşler yaşıyor, gerçek arkadaşlarından uzaklaşıp daha önce keyif aldığı etkinlikleri tamamen bırakıyorsa bu durum alarm zillerinin çaldığını gösterir. Günümüzde uluslararası tanı kitaplarında ‘İnternet Oyun Oynama Bozukluğu’ bir davranışsal bağımlılık olarak yerini almıştır. Başta ergenler ve gençler olmak üzere, bu durumdan etkilenen bireylerde uzun vadeli ve ciddi sonuçlara yol açabilmektedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aşırı oyun oynama davranışı başka bir problemin maskelenmiş bir sonucu olabilir</strong></p>
<p>Uyarılarda bulunan Dr. Demet Gülaldı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Eğer internet oyunlarıyla aşırı zihinsel meşguliyet, oyun oynanmadığında huzursuzluk, anksiyete veya öfke gibi yoksunluk belirtileri, oyunu bırakma veya kontrol etme girişimlerinin başarısız olması, oyun dışındaki eski hobilerine ve eğlencelere karşı ilginin azalması, oyun nedeniyle eğitim, sosyal ilişkiler veya iş hayatında bozulma gibi belirtiler görülüyorsa ve bu belirtiler çocuğun günlük işlevselliğini birkaç haftadır olumsuz etkiliyorsa, ebeveynler hiç vakit kaybetmeden bir uzmandan profesyonel destek almalıdır. Unutulmamalıdır ki, aşırı oyun oynama davranışı bazen çocuğun gerçek hayatta yaşadığı akran zorbalığı, akademik başarısızlık veya aile içi huzursuzluk gibi başka bir problemin maskelenmiş bir sonucu olabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/strateji-gelistiren-oyunlar-cocuklarin-bilissel-becerilerini-destekliyor-646737">Strateji geliştiren oyunlar çocukların bilişsel becerilerini destekliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşırı Sıcaklarda Hamilelerin Vücut Isısını Düşüren 9 Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklarda-hamilelerin-vucut-isisini-dusuren-9-oneri-646673</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[düşüren]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hamile]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelerin]]></category>
		<category><![CDATA[işi]]></category>
		<category><![CDATA[isısını]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklarda]]></category>
		<category><![CDATA[vücudu]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646673</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında hamileler sıcağa karşı daha hassas hale geliyor. Hamileliğin ilk üç ayında (12 hafta) anne adaylarının vücudun aşırı ısınmasına neden olan faktörlerden uzak durması önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklarda-hamilelerin-vucut-isisini-dusuren-9-oneri-646673">Aşırı Sıcaklarda Hamilelerin Vücut Isısını Düşüren 9 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında hamileler sıcağa karşı daha hassas hale geliyor. Hamileliğin ilk üç ayında (12 hafta) anne adaylarının vücudun aşırı ısınmasına neden olan faktörlerden uzak durması önem taşıyor. Aşırı sıcak, anne rahmindeki bebeğin gelişimini olumsuz etkileyebiliyor. Annenin vücudu soğumaya çalışırken, kan damarları daralıyor ve bu da bebeğe giden kan ve besin miktarını azaltabiliyor. Yaz aylarında alınacak basit önlemlerle anne adaylarının bu dönemi sağlıkla geçirmesi mümkün olabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Ak, hamileleri sıcaklardan koruyacak önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Güneş kremi kullanmak riskli değil</strong></p>
<p>Yaz aylarında güneş kremi kullanmak, hamilelik ve emzirme döneminde tavsiye edilir. Güneş kremleri çeşitli bileşenler içerse de, cilt tarafından emilen miktarın minimum düzeyde olduğu bilinmektedir. Yapılan araştırmalarda güneş kremlerinin hamile ve emziren kadınlar için risk oluşturmadığı belirlenmiştir. Eğer cilt hassas veya cilt reaksiyonlarına yatkınsa, bu ciltler için uygun ve hipoalerjenik bir güneş kremi kullanılmalıdır. Uygun güneş kremi için uzmanlardan görüş alınmalıdır. </p>
<p><strong>Hafif egzersizler sabah yapılmalı</strong></p>
<p>Sıcak günlerde gebelerin hafif egzersizler yapması önerilir. Yapılacak egzersiz türü ve günün hangi saatinde yapılacağı uzman tavsiyesine göre belirlenmelidir. Hamile kadınlar için genel öneri, haftanın mümkünse tüm günlerinde, en az 30 dakika hafif yoğunlukta fiziksel aktivite yapmaktır. Sabahın erken saatlerinde hava serinken egzersiz yapmak, aşırı ısınma riskini azaltmakta ve vücudu rahatlatmaktadır. Vücut ısısını artıracak ağır egzersiz programlarından kaçınılmalıdır.</p>
<p>Genel olarak şu egzersizlerin yapılması tavsiye edilebilir;</p>
<ul>
<li>Yüzme veya su aerobiği</li>
<li>Hafif tempolu ürüyüş veya kısa koşular</li>
<li>Bisiklet sürmek</li>
<li>Pilates, yoga, esneme hareketleri veya diğer yer egzersizleri</li>
</ul>
<p><strong>Sıcak çarpmasına dikkat!</strong></p>
<p>Isı bitkinliği, vücut sıvı kaybı nedeniyle susuz kalındığında ortaya çıkar. Aşırı fiziksel aktivite veya sıcak bir ortamda bulunmak da ısı bitkinliğine yol açabilir. Müdahale edilmediğinde sıcak çarpması riski artabilir. Bu durum, ani vücut sıcaklığı yükselmesine, kafa karışıklığına ve potansiyel olarak bilinç kaybına neden olabilir.</p>
<p>Isı bitkinliğini şu belirtilerle ortaya çıkabilir;</p>
<ul>
<li>Aşırı terleme</li>
<li>Susuzluk hissi</li>
<li>Baş ağrısı</li>
<li>Kas ağrıları ve krampları</li>
<li>Bayılma veya baş dönmesi hissi</li>
<li>Hızlı, zayıf nabız</li>
<li>Soluk ve nemli cilt</li>
</ul>
<p><strong>Vücut ısısını düşüren yöntemler</strong></p>
<p>Özellikle yaz aylarında vücudun aşırı ısınmasını engellemek çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Ancak, vücut ısısını düşürecek yöntemler etkili olabilir.</p>
<ol>
<li>Doğrudan güneş ışınlarından uzak durun ve kapalı alanlarda ya da gölgede vakit geçirin.</li>
<li>Günün en sıcak saatlerinde dışarıda olmayın.</li>
<li>Yüzünüzü ve vücudunuzu serinletmek için yanınızda spreyli şişeler bulundurun.</li>
<li>Başınızın ve boynunuzun etrafına ıslak bezle uygulama yapın.</li>
<li>Ayaklarınızı çok soğuk olmayan bir su ile günde 2-3 kere yıkayın ya da ayaklarınızı suda bekletin. </li>
<li>Serinlemek için sık sık duş alın.</li>
<li>Hafif ve bol kıyafetler giyin. Nem emici kumaşlar tercih edin.</li>
<li>Kan dolaşımını desteklemek için düzenli olarak su için.</li>
<li>Ekstra koruma için şapka ve güneş gözlüğü tercih edin. UPF korumalı giysiler giymek yararlı olacaktır.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklarda-hamilelerin-vucut-isisini-dusuren-9-oneri-646673">Aşırı Sıcaklarda Hamilelerin Vücut Isısını Düşüren 9 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Glokomda Yeni Tedavi Yöntemi Artık Türkiye&#8217;de</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/glokomda-yeni-tedavi-yontemi-artik-turkiyede-646655</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[Aykan]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[Flıght]]></category>
		<category><![CDATA[glokom]]></category>
		<category><![CDATA[glokomda]]></category>
		<category><![CDATA[görüntü]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646655</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ümit Aykan, glokom yönetiminde temel hedefin optik sinir hasarını yavaşlatmak olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/glokomda-yeni-tedavi-yontemi-artik-turkiyede-646655">Glokomda Yeni Tedavi Yöntemi Artık Türkiye&#8217;de</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ümit Aykan, glokom yönetiminde temel hedefin optik sinir hasarını yavaşlatmak olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:</p>
<p>“Bugün için glokomda etkinliği kanıtlanmış tek tedavi yaklaşımı, göz içi basıncının düşürülmesidir. Göz içi basıncının kontrol altına alınması, görme alanı kaybının ilerlemesini yavaşlatmanın tek yoludur.”</p>
<p><strong>Mevcut Tedavilere Göre Daha Konforlu</strong></p>
<p>Glokom tedavisinde güncel yaklaşımlar bahseden Prof. Dr. Ümit Aykan, sözlerine şöyle devam etti: Tedavi genellikle göz damlalarıyla başlamakta; yeterli kontrol sağlanamadığında lazer tedavileri, minimal invaziv glokom cerrahileri (MIGS) ve en son aşamada, klasik invaziv filtrasyon cerrahileri (tüp ya da trabekülektomi) gündeme gelir. Ancak orta ve uzun dönemde hasta uyum sorunları, cerrahi komplikasyonlar ve implant temelli yöntemlerin tansiyonu düşürmede yetersizlikleri, daha güvenli ve yenilikçi tekniklere olan ihtiyacı artırmıştır. Bu ihtiyaç doğrultusunda geliştirilen Femtosaniye Lazer ile Görüntü Kılavuzlu Trabekülotomi (FLIGHT) tekniği, 2025 yılında Kopenhag’da düzenlenen ESCRS (European Society of Cataract and Refractive Surgeons) Kongresi’nde ilk kez tanıtılarak dikkatleri üzerine çekti. Bu yöntemde, ön segment görüntüleme ile eş zamanlı yönlendirilen femtosaniye lazer kullanılarak trabeküler ağ üzerinde mikroskobik kanallar oluşturuluyor ve böylece aköz hümörün doğal dışa akımı artıyor.</p>
<p>FLIGHT tekniğinin öne çıkan özellikleri arasında:</p>
<ul>
<li>Kesi gerektirmemesi,</li>
<li>Herhangi bir implant kullanılmaması,</li>
<li>Görüntü kılavuzlu lazer sayesinde yüksek cerrahi hassasiyet ve başarı</li>
<li>Daha kısa iyileşme süresi ve artan hasta konforu yer alıyor.</li>
</ul>
<p>İngiltere ve Almanya’dan sonra 3. Sırada Türkiye’de bu yeni tedavi yöntemi uygulanmaya başlandı.</p>
<p><strong>Femtosaniye Lazerin Glokom Cerrahisine Katkısı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Aykan, “FLIGHT tekniğinin temelini oluşturan femtosaniye lazer teknolojisi, son derece kısa süreli 10-15 saniye kadar lazer atımları sayesinde hedef dokuda mikron düzeyinde, son derece hassas işlemler yapılmasına olanak tanıyor. Bu ultrakısa atımlar, çevre dokularda ısıya bağlı hasar oluşturmadan etki göstererek cerrahi güvenliği artırıyor. FLIGHT prosedüründe, ön segment görüntüleme sistemleriyle eş zamanlı kılavuzlanan femtosaniye lazer, trabeküler ağ üzerinde yüksek hassasiyetle mikroskobik kanallar oluşturuyor. Görüntü kılavuzlu bu yaklaşım, işlemin tekrarlanabilirliğini artırırken, cerrahın deneyimine bağlı değişkenliği de azaltmayı hedefliyor. Oluşturulan mikrokanallar sayesinde aköz hümörün doğal dışa akımı artırılarak göz içi basıncının düşürülmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Femtosaniye lazerler, göz cerrahisinde çok sayıda uygulamada kullanılır. Refraktif cerrahi (örneğin femto-LASIK), katarakt cerrahisi sırasında kornea ve lens işlemleri, diğer ön segment cerrahileri gibi örneklendirebiliriz. Bu lazerler, genellikle mekanik araçların yerini alarak daha güvenli ve kontrollü işlemler yapılmasına imkân veriyor. Glokom alanında da benzer teknoloji kullanıldığını söyleyebiliriz.</p>
<p><strong>İlk Klinik Sonuçlar Umut Verici</strong></p>
<p>ESCRS 2025’te paylaşılan ilk klinik verileri inceleyen Prof. Dr. Ümit Aykan, “FLIGHT tekniğinin göz içi basıncında anlamlı düşüşler sağladığını ve işlem sırasında cerrahi travmanın düşük olduğunu göstermiştir. Bu durum, komplikasyon risklerinin azalabileceğine işaret ediyor” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Ümit Aykan, yöntemin potansiyeline ilişkin şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“FLIGHT tekniği, implant gerektirmeyen ve kesisiz yapısıyla glokom cerrahisinde yeni bir dönemin habercisi. Mevcut bulgular son derece umut vericidir. FLIGHT tekniği, glokom tedavisinde daha güvenli, daha konforlu ve daha hassas cerrahi yaklaşımların önünü açabilecek yenilikçi bir gelişme olarak ifade edebiliriz” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/glokomda-yeni-tedavi-yontemi-artik-turkiyede-646655">Glokomda Yeni Tedavi Yöntemi Artık Türkiye&#8217;de</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıcak hava ve güneş kemoterapinin yan etkilerini artırabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sicak-hava-ve-gunes-kemoterapinin-yan-etkilerini-artirabiliyor-646640</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etkilerini]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kemoterapinin]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646640</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklıklar ve yoğun güneş maruziyeti kanser tedavisinde bazı yan etkilerin daha belirgin hissedilmesine yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-hava-ve-gunes-kemoterapinin-yan-etkilerini-artirabiliyor-646640">Sıcak hava ve güneş kemoterapinin yan etkilerini artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklıklar ve yoğun güneş maruziyeti kanser tedavisinde bazı yan etkilerin daha belirgin hissedilmesine yol açabiliyor. Özellikle kemoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedaviler alan hastalarda sıvı kaybı, güneş hassasiyeti, enfeksiyonlar ve sıcak havaya bağlı bazı sağlık sorunları daha sık görülebiliyor. Ancak doğru önlemler alındığında tedavi sürecini yaz döneminde de güvenli şekilde sürdürmenin mümkün olduğunu belirten <strong>Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Engin Erdemoğlu</strong> “Kanser tedavisi gören hastalar için güvenli bir yaz mevsiminin temelinde bilinçli davranmak ve hekim önerilerine uyum göstermek yatmaktadır. Yeterli sıvı tüketimi, güneşten korunma, güvenli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve enfeksiyonlardan korunma gibi basit önlemler hem tedavi sürecinin daha rahat geçmesini sağlar hem de yaşam kalitesini önemli ölçüde artırır” diyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Erdemoğlu, yazın kanser tedavisi gören görenlerin dikkat etmesi gereken 10 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<ul>
<li><strong>Güneşten korunun</strong></li>
</ul>
<p>Tedavi gören hastaların yaz aylarında yaptığı en önemli hatalardan biri uzun süre güneş altında kalmaktır. Bazı kemoterapi ilaçları ve hedefe yönelik tedaviler çok hızlı güneş yanığı gelişmesine, cilt lekelerine ve tahrişe yol açabilir. Güneşten korunmanın yalnızca krem kullanmak anlamına gelmediği unutulmamalıdır. Gölge alanların tercih edilmesi, uygun kıyafet, geniş kenarlı şapka ve güneş gözlüğü kullanılması, güneşin en yoğun olduğu saatlerden kaçınılması da en az güneş kremi kadar önemlidir. Özellikle saat 11.00 ile 16.00 arasında doğrudan güneşe maruz kalınmamalı, en az SPF 50 koruma sağlayan, geniş spektrumlu (UVA ve UVB korumalı) güneş kremleri tercih edilmelidir.</p>
<ul>
<li><strong>Sıvı tüketimini artırın</strong></li>
</ul>
<p>Yaz döneminde onkoloji kliniklerinde en sık karşılaşılan sorunlardan biri yetersiz sıvı tüketimidir. Hastaların önemli bir kısmı su içmek için, susama hissinin yeterli olduğunu düşünse de özellikle ileri yaş hastalarda susama mekanizması her zaman güvenilir değildir. Sıvı kaybı sadece halsizlik ve baş dönmesine değil, aynı zamanda böbrek fonksiyonlarında bozulmaya ve bazı kemoterapi ilaçlarının yan etkilerinin artmasına da neden olabilir. Ayrıca bazı kemoterapi ilaçlarının yan etkilerinin daha belirgin hale gelmesine neden olabilir. Bu nedenle gün boyunca susamayı beklemeden, düzenli aralıklarla su içilmelidir. Böbrek, kalp hastalığı vb özel bir durum yoksa günde 2–2,5 litre sıvı tüketimi hedeflenmelidir. Ancak bu miktar kişinin kilosuna, aldığı tedaviye ve mevcut sağlık durumuna göre değişebilir.</p>
<ul>
<li><strong>SPF 50’yi tercih edin</strong></li>
</ul>
<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Engin Erdemoğlu “Son yıllarda güneş kremlerinin içeriğiyle ilgili çeşitli tartışmalar gündeme gelmektedir. Hastaların bu konuda sosyal medyadaki bilgi kirliliğinden ziyade bilimsel verilere güvenmeleri önemlidir. Günümüzde onaylı güneş kremlerinin kanser tedavileriyle veya hormon tedavileriyle klinik açıdan anlamlı bir etkileşim gösterdiğine dair güçlü bir kanıt bulunmamaktadır. Özellikle mineral filtre içeren, çinko oksit veya titanyum dioksit bazlı ürünler hassas cilde sahip hastalarda iyi bir seçenek olabilir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Beslenmenize özen gösterin</strong></li>
</ul>
<p>Tedavi sürecinde yeterli ve dengeli beslenmek bağışıklık sisteminin desteklenmesine katkı sağlar. Hafif, dengeli ve güvenilir gıdaların tercih edilmesi gerekir. Mevsim sebze ve meyveleri, yeterli protein içeren öğünler ve düzenli sıvı alımı tedavi sürecini destekler. </p>
<ul>
<li><strong>Açıkta olan gıdalardan kaçının</strong></li>
</ul>
<p>Ancak açıkta satılan yiyecekler, iyi yıkanmamış sebzeler, çiğ et ve çiğ deniz ürünleri enfeksiyon riski nedeniyle dikkatle değerlendirilmelidir. Özellikle beyaz küre sayısı düşük olan hastalarda basit bir gıda kaynaklı enfeksiyon bile ciddi sonuçlar doğurabilir. Yaz aylarında uzun süre dışarıda beklemiş süt ürünleri, mayonezli yiyecekler ve açık büfe ürünleri de risk oluşturabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Sıcak çarpmasına dikkat edin</strong></li>
</ul>
<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Erdemoğlu “Kanser tedavisi gören hastaların çoğunun farkında olmadığı önemli bir risk de sıcak çarpmasıdır. Sıcak çarpması ile kemoterapi yan etkileri bazen birbirine karışabilir. Ancak yüksek ateş, bilinç bulanıklığı, aşırı terleme veya tam tersine terleyememe, ciddi baş dönmesi, çarpıntı ve bayılma hissi gibi belirtiler ortaya çıkıyorsa sıcak çarpması mutlaka akılda tutulmalıdır. Özellikle ileri yaş hastalar, eşlik eden kalp-damar hastalığı bulunanlar, böbrek fonksiyonları sınırlı olanlar ve performans durumu düşük hastalar sıcak havalardan daha fazla etkilenmektedir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Enfeksiyonlardan korunun</strong></li>
</ul>
<p><strong>Kemoterapi </strong>bağışıklık sistemini baskılayabildiği için enfeksiyonlara karşı daha dikkatli olunmalıdır. Kalabalık ve kapalı ortamlardan kaçınılmalı, el hijyenine özen gösterilmeli, hasta kişilerle yakın temasta bulunulmamalı ve ateş gelişmesi halinde mutlaka hekime başvurulmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Aktif kalmaya çalışın</strong></li>
</ul>
<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Erdemoğlu “Fiziksel aktivite tedavi sürecinin önemli bir parçasıdır. Günümüzde mümkün olduğu kadar aktif kalmanın hem yaşam kalitesini hem de fiziksel dayanıklılığı artırdığı bilinmektedir. Yaz aylarında yürüyüş, hafif tempolu bisiklet, yüzme ve esneme egzersizleri uygun seçenekler arasında yer alır. Ancak egzersizlerin günün serin saatlerinde yapılması, yeterli sıvı alınması ve aşırı efordan kaçınılması gerekir. Hastaların kendilerini zorlamadan, vücutlarının verdiği sinyalleri dikkate alarak hareket etmeleri önemlidir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Tatili tedavi programına göre planlayın</strong></li>
</ul>
<p>Tedavi alan hastaların yaz tatiline çıkmasında çoğu zaman bir sakınca yoktur. Ancak seyahat planları tedavi takvimine göre yapılmalı, gidilecek bölgede sağlık hizmetlerine erişim imkanı araştırılmalı ve kullanılan ilaçlar düzenli şekilde taşınmalıdır. Deniz genellikle uygun koşullarda tercih edilebilirken, hijyeninden emin olunmayan havuzlarda enfeksiyon riski göz önünde bulundurulmalıdır. Yakın zamanda cerrahi geçirmiş, kateter taşıyan veya ciddi bağışıklık baskılanması olan hastalarda daha dikkatli olunmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Estetik işlemleri erteleyin</strong></li>
</ul>
<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Engin Erdemoğlu “Estetik uygulamalar konusunda kemoterapi sürecinde dikkatli olunmalıdır. Botoks, dolgu, mezoterapi ve benzeri işlemler bazı hastalarda uygun olsa da aktif tedavi sırasında enfeksiyon, gecikmiş yara iyileşmesi ve beklenmeyen cilt reaksiyonları açısından risk oluşturabilir. Bu nedenle estetik girişimler mutlaka hastayı takip eden onkoloji uzmanı ile görüşülerek planlanmalıdır. Özellikle beyaz küre veya trombosit değerlerinin düşük olduğu dönemlerde bu tür işlemlerden kaçınılmalıdır” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-hava-ve-gunes-kemoterapinin-yan-etkilerini-artirabiliyor-646640">Sıcak hava ve güneş kemoterapinin yan etkilerini artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aynada Gördüğünüz Kırışıklıkların Gerçek Nedeni Yaşlılık Değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aynada-gordugunuz-kirisikliklarin-gercek-nedeni-yaslilik-degil-646628</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:28:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aynada]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[gördüğünüz]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş Koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[kırışıklıkların]]></category>
		<category><![CDATA[korunma]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Spf]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646628</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aynaya baktığınızda gördüğünüz ince kırışıklıkların, cilt lekelerinin ve elastikiyet kaybının ne kadarı yaşınızdan kaynaklanıyor dersiniz?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aynada-gordugunuz-kirisikliklarin-gercek-nedeni-yaslilik-degil-646628">Aynada Gördüğünüz Kırışıklıkların Gerçek Nedeni Yaşlılık Değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aynaya baktığınızda gördüğünüz ince kırışıklıkların, cilt lekelerinin ve elastikiyet kaybının ne kadarı yaşınızdan kaynaklanıyor dersiniz? Çoğumuz bunları yaş almanın kaçınılmaz bir sonucu olarak görüyoruz. Oysa uzmanlara göre cilt yaşlanmasının en önemli nedenlerinden biri takvim yaprakları değil, yıllar boyunca korunmasız maruz kaldığımız güneş ışınları. Dermatolojide &#8220;fotoyaşlanma&#8221; olarak adlandırılan bu süreç, cildin biyolojik yaşından daha yaşlı görünmesine neden olurken, uzun vadede cilt kanseri riskini de artırabiliyor. Güneşten korunmanın yalnızca estetik bir tercih olmadığına dikkat çeken <strong>Acıbadem Life Danışmanı Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayşenur Şam Sarı</strong>, &#8220;Güneşten korunmak cildin sağlıklı yaşlanmasını sağlayan en etkili alışkanlıklardan biridir. Üstelik cildinizi koruyan bir güneş kreminde bakmanız gereken ilk özellik, çoğu kişinin sandığı gibi yalnızca SPF değeri değil&#8221; uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>GÜNEŞİN FOTOYAŞLANMA ETKİSİNİN FARKINDA DEĞİLİZ!</strong></p>
<p>Cildimiz yaş aldıkça kırışıklıklar, lekeler ve elastikiyet kaybı oluşuyor. Çoğu zaman bunu yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görüyor, güneşin etkisini önemsemiyoruz. Oysa cildimizi yaşlandıran tek etken takvim yaprakları değil. Yıllar boyunca güneşin ultraviyole (UV) ışınlarına korunmasız maruz kalmanın cildin kolajen ve elastin liflerine zarar vererek kırışıklıkların erken ortaya çıkmasına neden olduğunu söyleyen <strong>Dr. Ayşenur Şam Sarı</strong>, “Kırışıkların yanı sıra ciltte renk düzensizliklerine, lekelenmelere ve cildin sıkılığını kaybetmesine neden olabiliyor. Dermatolojide buna &#8220;fotoyaşlanma&#8221; diyoruz. Bu süreç cildin biyolojik yaşından daha yaşlı görünmesine yol açar. Güneşten korunma yalnızca yaz aylarında değil, yıl boyunca günlük cilt bakımının bir parçası olmalı. Düzenli ve doğru güneş koruyucu kullanımı, cilt sağlığını korumak ve sağlıklı yaşlanmayı desteklemek için en etkili yöntemlerden biridir” diyor. </p>
<p><strong>ŞİDDETLİ GEÇİRİLEN GÜNEŞ YANIKLARI CİLT KANSERİNE DAVETİYE</strong></p>
<p>Güneş ışınlarının kısa vadede güneş yanığı, kızarıklık ve hassasiyet yapabildiğini, uzun vadede ise güneş lekeleri ve cilt kanseri gelişme riskini arttığını belirten <strong>Dr. Ayşenur Şam Sarı, </strong>“Özellikle çocukluk ve gençlik döneminde geçirilen şiddetli güneş yanıkları, ilerleyen yaşlarda cilt kanseri açısından önemli bir risk faktörüdür” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>CİLDİMİZİ SESSİZCE YAŞLANDIRIYOR</strong></p>
<p>Cildimizi yıllar içinde sessizce yaşlandıran bu sürecin önüne geçmenin mümkün olduğunu belirten <strong>Dr. Ayşenur Şam Sarı</strong>, “Bunun en etkili yolu, güneşten korunmayı yalnızca yaz tatillerinde hatırlanan bir alışkanlık olmaktan çıkarıp yıl boyunca günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline getirmek. Düzenli ve doğru kullanılan güneş koruyucular yalnızca güneş yanıklarını önlemekle kalmaz; ciltte kırışıklıkların, lekelerin ve elastikiyet kaybının gelişimini de yavaşlatır” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p>Ancak güneş koruyucu kullanırken yapılan en büyük hata, onu yalnızca yaz aylarında ya da denize giderken kullanılan bir ürün olarak görmek oluyor.</p>
<p><strong>GÜNEŞ KREMİ SEÇERKEN SADECE SPF DEĞERİNE Mİ BAKIYORSUNUZ? </strong></p>
<p>Güneş kremi seçerken toplumda sıklıkla SPF değeri konuşuluyor. SPF değeri ne kadar yüksekse koruyuculuk oranının da o kadar yükseldiğine inanılıyor. <strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayşenur Şam Sarı,</strong> “Güneş kremi seçerken öncelikle ürünün geniş spektrumlu (broad spectrum) olmasına dikkat edilmelidir. Bu özellik, hem UVB hem de UVA ışınlarına karşı koruma sağlar. Günlük kullanım için en az SPF 30, yoğun güneş maruziyetinde ise SPF 50 ve üzeri ürünler tercih edilmelidir. Ayrıca cilt tipine uygun ürün seçimi de önemlidir. Yağlı ve akneye eğilimli ciltlerde komedojenik olmayan hafif yapılı, kuru ciltlerde ise nemlendirici özellikte ürünler daha uygun olacaktır” diyor. </p>
<p><strong>YÜZ İÇİN AYRI GÜNEŞ KREMİNE GEREK YOK AMA… </strong></p>
<p>Yüz için ayrı bir güneş kremi kullanmanın zorunlu olmadığını belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayşenur Şam Sarı,</strong> “Ancak yüz derisinin vücudun diğer bölgelerine göre daha ince ve hassas olması nedeniyle bu bölgeye özel geliştirilen ürünler avantaj sağlayabiliyor. Yüze özel güneş koruyucular daha hafif dokulu oldukları için özellikle göz çevresinde daha iyi tolere edilir. Akneye eğilimli, rozasea ya da leke problemi bulunan kişilerde ise cilt tipine uygun yüze özel ürünlerin tercih edilmesi daha konforlu ve etkili bir koruma sağlayabilir&#8221; ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>GÜNEŞ KREMİ TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL</strong></p>
<p>Güneşten korunmanın yalnızca güneş kremi kullanmakla sınırlı olmadığını vurgulayan <strong>Dr. Ayşenur Şam Sarı</strong>, &#8220;En etkili korunma, güneş koruyucuyu diğer fiziksel korunma yöntemleriyle birlikte uygulamaktır. Özellikle güneş ışınlarının en dik geldiği 10.00-16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca doğrudan güneşe maruz kalmamak, geniş kenarlı şapka, UV koruyucu gözlük ve uygun giysiler kullanmak cilt hasarını azaltmada önemli rol oynar&#8221; diyor. </p>
<p>Güneş koruyucuların dışarı çıkmadan yaklaşık 15-20 dakika önce yeterli miktarda uygulanması gerektiğini belirten <strong>Dr. Şam Sarı</strong>, terleme, yüzme veya havluyla kurulanmanın ardından ve en geç iki saatte bir güneş koruyucunun yenilenmesinin koruyuculuğun devamı açısından büyük önem taşıdığını ifade ediyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aynada-gordugunuz-kirisikliklarin-gercek-nedeni-yaslilik-degil-646628">Aynada Gördüğünüz Kırışıklıkların Gerçek Nedeni Yaşlılık Değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Kişi Başına Yıllık Ortalama 117 Paket Sigara Tüketiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kisi-basina-yillik-ortalama-117-paket-sigara-tuketiliyor-646618</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 20:15:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[117]]></category>
		<category><![CDATA[başına]]></category>
		<category><![CDATA[kişi]]></category>
		<category><![CDATA[ortalama]]></category>
		<category><![CDATA[paket]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yıllık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646618</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye'de Kişi Başına Yıllık Ortalama 117 Paket Sigara Tüketiliyor!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kisi-basina-yillik-ortalama-117-paket-sigara-tuketiliyor-646618">Türkiye’de Kişi Başına Yıllık Ortalama 117 Paket Sigara Tüketiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Prof.Dr. Kemal Memişoğlu, sigarayı görünür olmaktan çıkartacaklarını, sigarayı bırakmak için bütün toplum olarak çaba harcayacaklarını söyledi.</p>
<p><b>Hem Sağlık Hem Ekonomi</b></p>
<p>Sigara kullanımının yalnızca sağlık açısından değil, ekonomik açıdan da önemli bir yük oluşturduğunu ifade eden Bakan Memişoğlu, 2025 yılında Türkiye’de 8 milyar paket sigara satıldığını, kişi başına yıllık ortalama 117 paket tüketildiğini söyledi. Türkiye’de kişi başına toplam sağlık harcamasının 840 dolar olduğunu belirten Kemal Memişoğlu, tütün kullanımına bağlı hastalıklar hariç bağımlılıkların doğrudan maliyetinin ise kişi başına 1.024 dolara ulaştığını kaydetti. Sağlık Bakanı Memişoğlu, “OECD verilerine göre Türkiye sigara tüketiminde dünyada ikinci sırada. Onun için bunu yapacağız, başaracağız. Bunu hep beraber başaracağız. Sigarayı görünür olmaktan çıkaracağız. Sigarayı bırakmak için bütün toplum olarak çaba harcayacağız. Biz hazırız” diye konuştu.</p>
<p><b>Bakan Memişoğlu’ndan Gençlere, “Büyüklerinize Örnek Olun ve Sigarayla Mücadele Edin”</b></p>
<p>Dumansız Kampüs Programı’nın önemine dikkat çeken Bakan Memişoğlu, Yeşilay başta olmak üzere üniversiteler, akademisyenler ve tüm paydaşlarla birlikte dumansız bir gelecek için çalışmayı sürdüreceklerini belirterek “Dumansız kampüs, sağlıklı gelecek.” dedi.  Sağlık Bakanı Memişoğlu, gençlere seslendi, “Gençler, ben sizden bir şey istiyorum. Bu sigara konusunda, puff konusunda, elektronik sigara konusunda lütfen büyüklerinize siz örnek olun ve sigarayla mücadele edin. Çünkü siz bizden daha iyisiniz bu konuda. Sigaranın zararları konusunda her bir gencimize ben Sağlık Bakanı olarak güveniyorum. Büyüklerine örnek olsunlar. Sigara içmeyi bırakan, sigara içmeyen kişi esasında kendisine en çok saygı duyan kişidir. Sigara içenler bıraksın, içmeyenler de sigara içen arkadaşlarına yardımcı olsun” Sağlık Bakanı Memişoğlu, konuşmasının sonunda tüm kurumlara ve vatandaşlara çağrıda bulunarak “Dumansız bir kampüs, dumansız bir şehir, dumansız bir bina, dumansız bir mahalle için lütfen bu konuda bizimle beraber çalışın. Sağlıklı Türkiye Yüzyılı, sağlıklı bir toplum için hep beraber çalışalım” diye konuştu. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kisi-basina-yillik-ortalama-117-paket-sigara-tuketiliyor-646618">Türkiye’de Kişi Başına Yıllık Ortalama 117 Paket Sigara Tüketiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Artık hiç kimse aynı burnu istemiyor! Estetikte &#8216;Kopyala-Yapıştır&#8217; dönemi bitti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/artik-hic-kimse-ayni-burnu-istemiyor-estetikte-kopyala-yapistir-donemi-bitti-646573</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 15:12:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlayış]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[burnu]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[estetikte]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hiç]]></category>
		<category><![CDATA[istemiyor]]></category>
		<category><![CDATA[kimse]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646573</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yıllarca estetik cerrahide aynı burun modeli moda oldu. Ancak bugün dünyanın yöneldiği yeni anlayış bambaşka... Artık insanlar bir başkasına benzemeyi değil, kendi yüzüne en doğal şekilde yakışan buruna sahip olmayı istiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/artik-hic-kimse-ayni-burnu-istemiyor-estetikte-kopyala-yapistir-donemi-bitti-646573">Artık hiç kimse aynı burnu istemiyor! Estetikte &#8216;Kopyala-Yapıştır&#8217; dönemi bitti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllarca estetik cerrahide aynı burun modeli moda oldu. Ancak bugün dünyanın yöneldiği yeni anlayış bambaşka&#8230; Artık insanlar bir başkasına benzemeyi değil, kendi yüzüne en doğal şekilde yakışan buruna sahip olmayı istiyor. Kulak Burun Boğaz ve Baş-Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ruslan Hummatov&#8217;a göre estetik cerrahinin yeni başarısı, ameliyatın fark edilmemesi.</p>
<p>Sosyal medyanın etkisiyle uzun yıllar boyunca estetik cerrahide tek tip güzellik anlayışı hâkim oldu. İnce, aşırı kalkık ve birbirine benzeyen burunlar milyonlarca kişinin ortak hayali haline geldi. Bugün ise bu anlayış yerini tamamen farklı bir bakış açısına bırakıyor. Estetik dünyasında artık &#8220;başkasına benzemek&#8221; değil, kişinin kendi yüzüne en uygun ve doğal görünümü yakalamak ön plana çıkıyor.</p>
<p>Kulak Burun Boğaz ve Baş-Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ruslan Hummatov, modern rinoplastide standart kalıpların değil, bilimsel analiz ve kişiye özel planlamanın belirleyici olduğunu söylüyor.</p>
<p><strong>&#8220;En güzel burun, yapıldığı belli olmayan burundur.&#8221;</strong></p>
<p>Bu cümle, Hummatov&#8217;un estetik anlayışını tek başına özetliyor. Ona göre başarılı rinoplasti; dikkat çeken değil, yüzün doğal anatomisine uyum sağlayan, kişinin karakteristik ifadesini koruyan ve yıllar sonra bile doğallığını sürdüren sonuçlar üretmeli.</p>
<p>Azerbaycan Tıp Üniversitesi&#8217;nde başlayan tıp eğitimini Moskova&#8217;da Kulak Burun Boğaz, Baş-Boyun Cerrahisi ile Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi alanındaki ileri eğitimlerle geliştiren Op. Dr. Ruslan Hummatov, uluslararası cerrahi deneyimini bugün Türkiye&#8217;deki hastalarına taşıyor. Farklı ülkelerde, farklı yüz tipleri ve farklı estetik beklentilerle çalışmış olmanın, rinoplastiye çok daha geniş bir perspektiften yaklaşmasını sağladığını ifade ediyor.</p>
<p>Bilimsel yayınları, uluslararası kongrelerdeki çalışmaları ve Türkiye Kulak Burun Boğaz camiasında aldığı ödüllerle dikkat çeken Hummatov, estetik cerrahinin yalnızca görüntüyü değiştiren bir işlem olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtiyor.<br />&#8220;Her insanın kemik yapısı, yüz oranları, cilt kalınlığı ve mimikleri farklıdır. Bu nedenle herkese aynı burun yapılamaz. Burun, kişinin yüzüne ait durmalı; doğal görünmeli ve karakterini değiştirmemelidir.&#8221;</p>
<p>Hummatov&#8217;a göre başarılı bir rinoplasti sadece estetik açıdan değil, fonksiyonel açıdan da kusursuz olmalı. Burun eğriliği, nefes alma problemleri ve tıkanıklıklar giderilirken, yüzün doğal dengesi de korunmalı. Çünkü kalıcı hasta memnuniyetinin yolu, estetik ve fonksiyonun aynı cerrahi plan içinde buluşmasından geçiyor.</p>
<p>Rinoplastinin yanı sıra yüz gençleştirme, endoskopik yüz germe, boyun germe, alın ve şakak germe, fonksiyonel burun cerrahisi, baş-boyun rekonstrüksiyonu ve estetik yüz uygulamaları alanlarında da çalışmalarını sürdüren Op. Dr. Ruslan Hummatov, estetik cerrahinin geleceğinin standart güzellik kalıplarında değil, kişiye özel tasarlanmış doğal sonuçlarda olduğunu vurguluyor.</p>
<p>Sözlerini ise estetik dünyasında yaşanan değişimi özetleyen şu ifadelerle tamamlıyor:<br />&#8220;İnsanlar artık başka birine benzemek istemiyor. Kendilerinin daha doğal, daha dengeli ve daha iyi bir versiyonu olmak istiyor. Estetik cerrahinin yeni anlayışı da tam olarak bunu hedefliyor.&#8221;</p>
<p>Doğallığın en büyük lüks haline geldiği günümüzde, estetik cerrahinin yeni başarı ölçütü de değişti. Artık en başarılı operasyon, çevrenin &#8216;Ameliyat olmuş&#8217; dediği değil; &#8216;Çok iyi görünüyorsun ama ne değişti anlayamadım&#8217; dediği operasyon olarak kabul ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/artik-hic-kimse-ayni-burnu-istemiyor-estetikte-kopyala-yapistir-donemi-bitti-646573">Artık hiç kimse aynı burnu istemiyor! Estetikte &#8216;Kopyala-Yapıştır&#8217; dönemi bitti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji laboratuvarı Üsküdar Üniversitesinde açıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-ilk-ve-tek-noropsikofizyoloji-laboratuvari-uskudar-universitesinde-acildi-646471</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 12:32:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[laboratuvar]]></category>
		<category><![CDATA[laboratuvarı]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[nöropsikofizyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[süreçler]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[üsküdar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646471</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi, bilimsel araştırma altyapısına Türkiye’de bir ilki daha kazandırdı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-ilk-ve-tek-noropsikofizyoloji-laboratuvari-uskudar-universitesinde-acildi-646471">Türkiye&#8217;nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji laboratuvarı Üsküdar Üniversitesinde açıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi, bilimsel araştırma altyapısına Türkiye’de bir ilki daha kazandırdı. </p>
<p>Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı bünyesinde kurulan Türkiye’nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı, düzenlenen törenle hizmete açıldı. İleri teknoloji cihazlarla donatılan laboratuvar, insan davranışlarını bilişsel ve fizyolojik boyutlarıyla inceleyen araştırmalara ev sahipliği yaparak psikoloji, nörobilim, nöropazarlama, sağlık bilimleri, mühendislik ve davranış bilimleri alanlarında yürütülecek disiplinlerarası çalışmalara önemli katkılar sunacak.</p>
<p>Laboratuvarın açılış törenine Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör, Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı Başkanı ve Laboratuvar Sorumlusu Dr. Öğr. Üyesi Selami Varol Ülker ile akademisyenler katıldı.</p>
<p><strong>Kurdele kesimiyle açıldı</strong></p>
<p>Açılışta laboratuvarın kuruluş amacı, araştırma altyapısı ve bilimsel hedefleri hakkında katılımcılara bilgi verildi. Konuşmaların ardından laboratuvarın açılışı kurdele kesimiyle gerçekleştirildi.</p>
<p>Kurdele kesiminin ardından katılımcılar laboratuvarı gezerek araştırma altyapısını yerinde inceledi. Laboratuvarda bulunan ileri teknoloji cihazlar tanıtılırken yürütülecek araştırmalar, uygulama alanları ve eğitim süreçlerine sağlayacağı katkılar hakkında bilgi paylaşıldı. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bilimsel araştırma altyapımız güçlenmeye devam ediyor”</strong></p>
<p>Açılışta konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, güçlü araştırma laboratuvarlarının üniversitelerin bilimsel üretim kapasitesini artıran en önemli unsurlardan biri olduğunu belirtti. Tarhan; “Bilimsel araştırma altyapımız güçlenmeye devam ediyor.” dedi.</p>
<p>Tarhan, Türkiye&#8217;nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarının öğrenciler, akademisyenler ve araştırmacılar için önemli bir araştırma ortamı sunacağını ifade ederek laboratuvarın insan davranışını bilimsel yöntemlerle inceleyen çalışmalara değerli katkılar sağlamasını temenni etti. Tarhan, laboratuvarın kurulmasında emeği geçenlere teşekkür etti.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nazife Güngör: “Bilgi üreten üniversite anlayışını güçlendirecek”</strong></p>
<p>Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör ise Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarının farklı disiplinlerden araştırmacıları aynı çatı altında buluşturacak güçlü bir araştırma altyapısı sunduğunu ifade etti. Güngör; “Bu laboratuvar sayesinde bilgi üreten üniversite anlayışımız güçlenecek.” şeklinde konuştu. Güngör, laboratuvarda yürütülecek bilimsel çalışmaların ulusal ve uluslararası araştırmalara önemli katkılar sağlamasını diledi.</p>
<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Selami Varol Ülker: “Uygulamalı araştırmalar güçlenecek”</strong></p>
<p>Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı Başkanı ve Laboratuvar Sorumlusu Dr. Öğr. Üyesi Selami Varol Ülker ise Türkiye&#8217;de ilk ve tek olma özelliği taşıyan Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarının bilimsel araştırmalara önemli katkılar sunacağını belirterek, laboratuvarın özellikle lisans ve lisansüstü eğitim süreçlerinde uygulamalı araştırmaları güçlendireceğini, farklı disiplinlerden araştırmacıları ortak projelerde buluşturarak ulusal ve uluslararası bilimsel çalışmalara değer katacağını ifade etti.</p>
<p><strong>Bilişsel ve davranışsal süreçler ileri teknolojiyle analiz edilecek</strong></p>
<p>Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı, bireylerin bilişsel, duygusal ve davranışsal süreçlerini objektif fizyolojik ölçümlerle incelemek amacıyla kuruldu.</p>
<p>Laboratuvarda katılımcıların farklı uyaranlara verdikleri bilişsel ve fizyolojik tepkiler; Eye Tracking (Göz İzleme Sistemi), Elektroensefalografi (EEG), Shimmer Biyofizyolojik Ölçüm Sistemi ve Sanal Gerçeklik (VR) teknolojileri kullanılarak değerlendirilecek.</p>
<p>Bu sistemler sayesinde göz hareketleri, beyin aktivitesi, kalp atım hızı, deri iletkenliği ve diğer fizyolojik veriler yüksek doğrulukla kaydedilecek, elde edilen veriler gelişmiş analiz yöntemleriyle bilimsel araştırmalarda kullanılacak.</p>
<p><strong>Türkiye’nin ilk ve tek laboratuvarı araştırmalara yön verecek</strong></p>
<p>Laboratuvar altyapısında iki adet EEG sistemi (Epoc Emotiv), iki adet Sanal Gerçeklik (VR) sistemi, bir adet Eye Tracking sistemi ve bir adet Shimmer biyofizyolojik veri toplama sistemi bulunuyor.</p>
<p>Bu cihazlar tek başına veya eş zamanlı olarak kullanılabiliyor. Böylece dikkat, algı, duygu, karar verme, öğrenme, stres, insan-bilgisayar etkileşimi, nöropazarlama ve klinik araştırmalar başta olmak üzere birçok alanda disiplinlerarası bilimsel çalışmalar yürütülebiliyor.</p>
<p>Türkiye’nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı olma özelliğini taşıyan merkez, sahip olduğu entegre araştırma altyapısıyla bilişsel süreçlerin fizyolojik ölçümlerle değerlendirilebildiği özgün bir araştırma ortamı sunuyor. Laboratuvarın, disiplinlerarası bilimsel çalışmaları destekleyerek başta nöropazarlama olmak üzere birçok alanda yenilikçi araştırmaların yürütülmesine katkı sağlaması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Eğitimden uluslararası projelere geniş katkı</strong></p>
<p>Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı, lisans ve lisansüstü eğitim süreçlerine uygulamalı destek sunmanın yanı sıra ulusal ve uluslararası araştırma projelerine de ev sahipliği yapacak.</p>
<p>Çağdaş araştırma altyapısıyla bilimsel bilgi üretimini destekleyecek laboratuvarın; psikoloji, nörobilim, sağlık bilimleri, mühendislik ve davranış bilimleri alanlarında gerçekleştirilecek yenilikçi çalışmalara katkı sağlaması hedefleniyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-ilk-ve-tek-noropsikofizyoloji-laboratuvari-uskudar-universitesinde-acildi-646471">Türkiye&#8217;nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji laboratuvarı Üsküdar Üniversitesinde açıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eleştiride doğru yaklaşım fark yaratıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/elestiride-dogru-yaklasim-fark-yaratiyor-646468</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 12:32:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Eğilim]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiride]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[Geri Bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[odaklı]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646468</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sena Kalaz, kişiliği ve davranışı hedef alan eleştirinin farkları ile kişinin psikolojisi üzerindeki etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/elestiride-dogru-yaklasim-fark-yaratiyor-646468">Eleştiride doğru yaklaşım fark yaratıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sena Kalaz, kişiliği ve davranışı hedef alan eleştirinin farkları ile kişinin psikolojisi üzerindeki etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Eleştiride hedef kişilik değil, davranış olmalı!</strong></p>
<p>Eleştirinin, doğru kullanıldığında bireysel gelişimi destekleyen en önemli iletişim araçlarından biri olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Ancak bunun için odağın kişinin karakterine değil, gözlemlenebilir davranışlarına yönelmesi gerekir.” dedi.</p>
<p>Davranışa odaklanan eleştirinin, kişinin yaptığı belirli bir eylemi, o eylemin sonuçlarını ve değiştirilebilir yönlerini ele alırken, kişiliğe yönelik eleştirinin bireyin kimliğini hedef aldığına işaret eden Kalaz, “Örneğin, ‘sen dikkatsiz bir insansın’ demek yerine ‘bu raporda bazı ayrıntılar gözden kaçmış, bunları birlikte gözden geçirebiliriz’ demek hem aynı sorunu ifade eder hem de kişinin kendisini değersiz hissetmesine neden olmaz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İnsan beyni, kimliğine yönelik tehditleri fiziksel tehditler kadar güçlü algılayabilir! </strong></p>
<p>Psikolojik açıdan kişiliğe yönelik eleştirilerin daha yıkıcı olduğuna dikkat çeken Sena Kalaz, “Çünkü kişilik, bireyin benlik algısının ve öz değerinin temel bileşenlerinden biridir.” dedi.</p>
<p>İnsan beyninin kimliğine yönelik tehditleri, fiziksel tehditler kadar güçlü algılayabileceğini aktaran Kalaz, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu nedenle kişiliğe yönelik olumsuz ifadeler savunmacılığı artırır, utanma, öfke ve değersizlik duygularını tetikler, kişinin eleştiriyi değerlendirmek yerine kendisini korumaya çalışmasına neden olur. Buna karşılık davranış odaklı geri bildirim, değiştirilebilir ve kontrol edilebilir bir durumu işaret ettiği için bireyde ‘ben kötü bir insanım’ yerine ‘bu davranışımı farklı yapabilirim’ düşüncesini destekler. Bu nedenle davranış odaklı geri bildirimler psikoloji literatüründe daha yapıcı kabul edilir; çünkü suçlayıcı değil geliştirici bir yaklaşım sunar, öğrenmeyi teşvik eder ve öz yeterlilik duygusunu korur.”</p>
<p><strong>İnsanlar çoğu zaman tek bir davranıştan yola çıkarak kişiyi etiketleme eğilimi gösterir! </strong></p>
<p>İnsanlar eleştiri yaparken sıklıkla kişiliğe yönelme eğilimi gösterdiklerini kaydeden Kalaz, “Bunun en önemli nedenlerinden biri, öfke ve hayal kırıklığı gibi yoğun duygular yaşandığında beynin olayları genelleyerek değerlendirme eğilimidir. Tek bir davranıştan yola çıkarak kişiyi ‘sorumsuz’, ‘bencil’, ‘tembel’ ya da ‘saygısız’ olarak etiketlemek daha kolay gelir.” dedi. </p>
<p>Ayrıca çocukluk döneminde aile içinde ya da okul ortamında maruz kalınan iletişim biçimlerinin de bu alışkanlığı pekiştirdiğini dile getiren Kalaz, “Sürekli kişiliği eleştirilerek büyüyen bireyler, yetişkinlikte farkında olmadan aynı dili kullanabilirler. Bunun yanında iletişim becerilerinin yetersiz olması, davranış ile kişilik arasındaki ayrımın bilinmemesi ve temel yükleme hatası olarak adlandırılan bilişsel eğilim de kişilik odaklı eleştirileri artırır; insanlar başkalarının hatalarını çoğu zaman karakter özellikleriyle açıklarken, kendi hatalarını koşullara bağlama eğilimindedir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kişiliği değil, davranışı eleştirmek değişim motivasyonunu artırır! </strong></p>
<p>Davranışa odaklanan bir yaklaşımın, bireyin değişim motivasyonunu önemli ölçüde artırabildiğini ifade eden Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Çünkü insanlar değiştirebilecekleri alanlara ilişkin geri bildirim aldıklarında daha fazla sorumluluk üstlenir, çözüm üretmeye yönelir ve gelişim için çaba göstermeye istekli olurlar.” dedi.</p>
<p>Kişiliği hedef alınan bireyin ise çoğunlukla umutsuzluk hissettiğini belirten Kalaz, “‘Ben zaten böyle biriyim’ düşüncesi değişim isteğini azaltabilir. Davranış odaklı geri bildirim ise gelişim zihniyetini destekler ve bireyin yaptığı davranışın kimliğiyle eş anlamlı olmadığını hissettirir. Bu durum özellikle çocukların eğitiminde, çift ilişkilerinde, ebeveyn tutumlarında ve iş yaşamında daha sağlıklı iletişim kurulmasını sağlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sağlıklı eleştiri; empati, saygı ve çözüm odaklı iletişimle mümkündür! </strong></p>
<p>Sağlıklı bir eleştiri kültürünün toplumda gelişebilmesi için öncelikle aile içinde çocuklara yargılayıcı değil açıklayıcı bir iletişim modeli sunulması gerektiğine vurgu yapan Kalaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Okullarda duygusal farkındalık ve etkili iletişim becerileri öğretilmeli, iş yaşamında ise geri bildirim kültürü yalnızca hata odaklı değil, güçlü yönleri de görünür kılan dengeli bir anlayışla uygulanmalı. Eleştirinin doğru zamanlama ile yapılması, somut örneklere dayanması, çözüm önerisi içermesi, empatiyle sunulması ve kişinin onurunu zedelemeyecek bir dil kullanılması da bu kültürün temel unsurlarıdır. Doğruları ifade etmek yalnızca dürüst olmak değil, aynı zamanda bunu karşımızdaki kişinin gelişimine katkı sağlayacak, saygılı ve yapıcı bir iletişim diliyle yapabilmek anlamına da gelir. Çünkü insanlar en çok yargılandıklarında değil, anlaşıldıklarını hissettiklerinde değişime açık hale gelirler ve gerçek anlamda etkili eleştiri de tam olarak bu zeminde mümkün olur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/elestiride-dogru-yaklasim-fark-yaratiyor-646468">Eleştiride doğru yaklaşım fark yaratıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cildimizi sadece güneş ışınları yıpratmıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cildimizi-sadece-gunes-isinlari-yipratmiyor-646423</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı Sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[cildimizi]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[ışınları]]></category>
		<category><![CDATA[leke]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>
		<category><![CDATA[ter]]></category>
		<category><![CDATA[terleme]]></category>
		<category><![CDATA[yıpratmıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646423</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Yaz aylarında cilt sağlığımızı bozan etkenler” denildiğinde aklımıza çoğu zaman sadece güneşin zararlı ışınları geliyor.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cildimizi-sadece-gunes-isinlari-yipratmiyor-646423">Cildimizi sadece güneş ışınları yıpratmıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Yaz aylarında cilt sağlığımızı bozan etkenler” denildiğinde aklımıza çoğu zaman sadece güneşin zararlı ışınları geliyor.  Ancak cildimizi tehdit eden riskler bununla sınırlı değil. Sıcak havalar, klimalar, havuzlar, cep telefonları, parfümler ve yoğun terleme gibi etkenler de önemli risk faktörlerini oluşturuyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. İlayda Uysal, </strong>bu nedenle yaz aylarında cilt sağlığımız için sadece güneşten korunmanın yeterli olmadığına dikkat çekerek, “Genellikle gözden kaçan bu riskler cilt bariyerini zayıflatarak kuruluk, akne ve leke oluşumuna, hatta çeşitli enfeksiyonlara neden olabilir.    Dolayısıyla yaz aylarında güneşten korunmanın yanı sıra bu faktörlere karşı da önlem almak son derece önemlidir”. Aslında alacağımız bazı basit önlemlerle aşırı sıcaklarda da cildimizi büyük oranda korumamız mümkün. <strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. İlayda Uysal, </strong>yaz aylarında<strong> </strong>cildimizi yıpratan etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>HAVUZLAR</strong></p>
<p>Yaz aylarında sıkça tercih edilen havuzlar,  hijyen koşullarının yetersiz olması durumunda  impetigo gibi bakteriyel enfeksiyonlar ve cilt ile gözleri etkileyebilen adenovirüs kaynaklı viral enfeksiyonların da bulaşmasına neden olabiliyor.  Özellikle kalabalık olan havuzlarda fazla zaman geçirilmesi ve cildin uzun süre suyla temas etmesi bu tarz enfeksiyonların bulaşmasını kolaylaştırıyor. Diğer yandan klorlu suda uzun süre kalmak ciltte su kaybına bağlı olarak kuruluk, gerginlik ve tahrişe de yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Çok kalabalık ve hijyen koşullarının düşük olduğu havuzlarda yüzmeyin.</li>
<li>Havuzda uzun süre kalmamaya özen gösterin.</li>
<li>Havuzdan çıktıktan sonra zaman kaybetmeden duş almaya dikkat edin. </li>
</ul>
<p><strong> HAVUZ KENARLARI, ŞEZLONGLAR, DUŞAKABİNLER</strong></p>
<p>Havuz kenarları ile duşakabin gibi ortak kullanım alanlarında terlik olmadan çıplak ayakla dolaşılması, şezlongların havlu serilmeden kullanılması cilt sağlığını tehdit edebiliyor. Bu hatalar, Human Papilloma Virüsü’ne (HPV) bağlı siğillerin ve molluskum kontagiozum başta olmak üzere viral enfeksiyonların bulaşmasına yol açabiliyor. Siğiller en sık ayak altı, gövde ve yüz gibi bölgelerde ortası siyah noktasal kanama odakları içeren kabarıklıklar şeklinde görünürken, molluskum ise ortası göbekli ve çukur, çevresi deriden daha kabarık şişlikler şeklinde kendini gösteriyor. Cilt bariyerinin bozulduğu durumlarda basit bir temas bile bu virüslerin bulaşmasını kolaylaştırıyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Havuz kenarı ve duşakabin gibi ortak alanlarda çıplak ayakla dolaşmayın. </li>
<li>Terlik ve havlu gibi kişisel eşyaları ortak kullanmamaya dikkat edin.</li>
<li>Şezlongları havlu sermeden kullanmayın. </li>
<li>Deride çizik ve sıyrık gibi durumlarda virüsler daha kolay bulaşabileceğinden el ve ayak hijyenine özen gösterin. </li>
</ul>
<p><strong>KLİMALAR</strong></p>
<p>Yaz aylarında serinlemek için sıkça kullandığımız klimalar ortamın nem oranını düşürerek cildin su kaybetmesine neden olabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. İlayda Uysal, bu durumun özellikle kuru ve hassas ciltlerde sorun oluşturabileceğini belirterek, “Uzun süre klimalı ortamlarda bulunmak cilt bariyerini zayıflatabilir ve bunun sonucunda ciltte hassasiyet artışı, gerginlik, kızarıklık, küçük çatlaklara bağlı irritasyonlar<strong> </strong>gelişebilir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Gün içinde cilt bariyerini destekleyen nemlendirici kullanmayı alışkanlık edinin. </li>
<li>Her gün 2–2,5 litre su içmeye özen gösterin</li>
<li>Klimalı ortamlarda doğrudan hava akımına maruz kalmayın. </li>
<li>Mümkünse ortamın nem dengesini korumak için aralıklı havalandırma sağlayın. </li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>AŞIRI SICAK HAVA</strong></p>
<p>Aşırı sıcak hava damarların genişlemesine, kılcal damarların belirginleşmesine ve rozasea hastalığında ataklara yol açabiliyor. Melazmaya (kahverengi cilt lekelerine) yatkın kişilerde güneşin ve zararlı ultraviyole ışınlarının yanı sıra aşırı sıcaklık da leke oluşumunu tetikleyebiliyor. Sıcak havanın etkisiyle ciltte oluşan su kaybı pul pul dökülme, kaşıntı ve hassasiyet gibi sorunlar oluşturabiliyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Özellikle rozasea sorununuz varsa cildinizi ani hava değişimlerinden koruyun. Aşırı sıcak ve aşırı soğuk ortamlarda bulunmamaya çalışın.</li>
<li>Melazmaya yatkınsanız güneşten korunmak için şapka, gözlük ve düzenli güneş kremi kullanmayı ihmal etmeyin.</li>
</ul>
<p><strong>YOĞUN TER BİRİKİMİ</strong></p>
<p>Yaz aylarında yoğun terleme malassezia furfur gibi mantar türlerinin çoğalmasına ve bunun sonucunda cilt lekeleri ile gözeneklerin tıkanmasına yol açabiliyor. Aşırı sıcaklara ek olarak yoğun güneş kremi kullanımı da terlemeyi artırarak komedon (siyah nokta) oluşumunu tetikleyebiliyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<ul>
<li>Cildinizi her akşam terden ve krem artıklarından arındırın.</li>
<li>Çok yoğun terleme problemi yaşıyorsanız, mantar oluşumunu engellemek için antifungal (mantar önleyici) etki gösteren şampuanları haftada bir veya iki kez vücudunuz için kullanabilirsiniz.</li>
</ul>
<p><strong>PARFÜMLER</strong></p>
<p>Yaz aylarında boyun, dekolte ve el bileklerimize sıktığımız parfümler güneş ışınlarıyla birleşince ciltte leke oluşumunu tetikleyebiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. İlayda Uysal, “Özellikle narenciye, portakal ve limon gibi turunçgillerden zengin kokular güneş altında o bölgede lekelenmeye, damarlanma oluşumuna, bazen de ciddi alerjik reaksiyonlara neden olabilir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Leke oluşumunu ve alerjik reaksiyonları önlemek için parfümleri cildiniz yerine kıyafetlerinize sıkmayı alışkanlık edinin. </li>
</ul>
<p><strong> CEP TELEFONLARI</strong></p>
<p>Günlük hayatın vazgeçilmez parçası haline gelen cep telefonları, yalnızca iletişimi değil cilt sağlığını da etkileyebiliyor. Telefon yüzeyinde biriken bakteri ve kirler, yaz aylarında artan terleme ve sıcaklıkla birleştiğinde ciltte yağ dengesinin bozulmasına neden olabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. İlayda Uysal,<strong> </strong>bu durumun ciltteki gözeneklerin tıkanmasını kolaylaştırarak özellikle yanak ve çene bölgesinde sivilce ile siyah nokta oluşumunu artırabileceğini belirtirken, “Telefon ekranlarından yayılan görünür ışığın da ultraviyole ışınlarıyla birlikte ciltte leke oluşumuna katkıda bulunabileceği düşünülmektedir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Telefon ekranını düzenli olarak temizleyin ve mümkünse dezenfekte edin.</li>
<li>Uzun görüşmelerde kulaklık veya hoparlör kullanarak telefonun yüzle temasını azaltın.</li>
<li>Cildinizi temiz tutun, terledikten sonra yüzünüzü yıkayın ve hafif, gözenekleri tıkamayan ürünler kullanmaya özen gösterin. </li>
<li>Demir oksit filtresi içeren ve mavi ışığa karşı da koruma sağlayan güneş kremlerini tercih etmeniz, cep telefonu ve bilgisayar ekranlarından yansıyan görünür ışığa karşı da koruma sağlayacaktır. </li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cildimizi-sadece-gunes-isinlari-yipratmiyor-646423">Cildimizi sadece güneş ışınları yıpratmıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bacaklardaki Belirgin Mavi Damar Görünümüne Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bacaklardaki-belirgin-mavi-damar-gorunumune-dikkat-646420</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:12:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bacak]]></category>
		<category><![CDATA[bacaklardaki]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[Belirgin]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[Damarlar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[görünümüne]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarda]]></category>
		<category><![CDATA[ince]]></category>
		<category><![CDATA[mavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Toplardamar]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646420</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında şort, etek, mayo ve bikini gibi kıyafetlerin tercih edilmesiyle birlikte bacaklardaki ince mor, kırmızı ve mavimsi damarlar daha görünür hale geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bacaklardaki-belirgin-mavi-damar-gorunumune-dikkat-646420">Bacaklardaki Belirgin Mavi Damar Görünümüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında şort, etek, mayo ve bikini gibi kıyafetlerin tercih edilmesiyle birlikte bacaklardaki ince mor, kırmızı ve mavimsi damarlar daha görünür hale geliyor. Çoğu kişi bu görüntüyü yalnızca estetik bir sorun olarak değerlendirerek çeşitli kozmetik uygulamalara yöneliyor. Oysa uzmanlar, özellikle sonradan ortaya çıkan ve giderek belirginleşen ince damarların, altta yatan toplardamar yetmezliğinin ilk işaretlerinden biri olabileceğine dikkat çekiyor. Erken dönemde yapılacak doğru değerlendirme sayesinde hastalığın ilerlemesi önlenebilirken, gereksiz uygulamaların da önüne geçilebiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü&#8217;nden Prof. Dr. Murat Kadan, yaz aylarında daha belirgin hale gelen bacak damarları, toplardamar yetmezliği ve güncel tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>İnce damarlar bazen hastalığın ilk habercisi olabiliyor</strong></p>
<p>Bacaklarda görülen ince damarlar bazı kişilerde yalnızca kozmetik bir sorun gibi görünebilir. Uzun süre ayakta kalındığında hafif yanma, sızlama veya dolgunluk hissi de ortaya çıkabilir. Ancak her ince damarı yalnızca estetik bir problem olarak değerlendirmek doğru değildir. Bazı hastalarda bu damarlar, toplardamar kapakçıklarında gelişen yetersizliğin, yani venöz yetmezliğin dışarıdan fark edilen ilk bulgusu olabilir. Bu nedenle özellikle sonradan ortaya çıkan veya giderek artan damar görünümünün bir uzman tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşır.</p>
<p><strong>Bu 8 belirti toplardamar yetmezliğine işaret edebilir</strong></p>
<p>Toplardamarların içinde, kanın kalbe doğru tek yönlü ilerlemesini sağlayan kapakçıklar bulunur. Bu kapakçıkların görevini yeterince yerine getirememesi durumunda kan bacaklarda geriye doğru kaçar ve damarlar zamanla genişler. Bazı hastalarda bu durum yalnızca ince kılcal damarlar veya örümcek ağı görünümündeki damarlarla kendini gösterebilir. Bu nedenle dışarıdan görülen damarlar, buzdağının yalnızca görünen kısmı olabilir. Aşağıdaki belirtiler de toplardamar yetmezliğini düşündürebilir:</p>
<ul>
<li>Bacak damarlarında belirginleşme</li>
<li>Ağrı</li>
<li>Şişlik</li>
<li>Kaşıntı</li>
<li>Gece krampları</li>
<li>Ciltte renk değişikliği</li>
<li>Ciltte sertleşme</li>
<li>İyileşmeyen yaralar</li>
</ul>
<p><strong>Kesin tanı için doppler ultrasonografi şart</strong></p>
<p>Bacak damarlarının değerlendirilmesinde yalnızca gözle yapılan muayene yeterli olmayabilir. Derindeki ve ana yüzeyel toplardamarlar dışarıdan görülemez ve elle değerlendirilemez. Bu nedenle gerekli görülen hastalarda venöz doppler ultrasonografi ile damarların açıklığı, kapakçıkların çalışma durumu ve kanın geriye kaçıp kaçmadığı ayrıntılı olarak incelenir. Bu değerlendirme sayesinde sorunun yalnızca yüzeyde görülen ince damarlardan mı kaynaklandığı, yoksa tedavi edilmesi gereken toplardamar yetmezliğinin mi bulunduğu net olarak ortaya konulabilir. Uluslararası kılavuzlar da varis ve toplardamar hastalığı şüphesi bulunan kişilerde doppler ultrasonografiyi tanının doğrulanması ve tedavinin planlanmasında temel inceleme yöntemi olarak önermektedir.</p>
<p><strong>Tedavi kişiye özel planlanıyor </strong></p>
<p>Bacaklardaki ince damarların tedavisinde herkese uygulanabilecek tek bir yöntem yoktur. Tedavi; doppler ultrasonografi bulgularına, damarların yapısına ve altta yatan nedene göre planlanmalıdır. Yüzeyel skleroterapi, köpük skleroterapi, cilt üzerinden uygulanan lazer tedavileri veya büyük toplardamarlara yönelik girişimsel yöntemler uygun hastalarda tercih edilebilir. Bazı hastalarda yalnızca ince damarların tedavisi yeterli olurken, bazı hastalarda öncelikle kaçak oluşturan ana toplardamarın tedavi edilmesi gerekir. Aksi halde sadece görünen damarların tedavi edilmesi kalıcı ve başarılı sonuç sağlamayabilir.</p>
<p><strong>Yaz aylarında estetik kaygıyla hareket etmeyin</strong></p>
<p>Yaz aylarında bacak görünümünden rahatsız olan birçok kişi doğrudan estetik uygulamalara yöneliyor. Ancak doğru yaklaşım, öncelikle bir kalp ve damar cerrahisi uzmanı tarafından değerlendirilmek olmalıdır. Çünkü tedavide amaç yalnızca damarları görünmez hale getirmek değil, varsa altta yatan toplardamar hastalığını erken dönemde tespit ederek kişiye en uygun tedaviyi planlamaktır. Böylece hem sağlık korunur hem de estetik açıdan daha kalıcı ve başarılı sonuçlar elde edilebilir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bacaklardaki-belirgin-mavi-damar-gorunumune-dikkat-646420">Bacaklardaki Belirgin Mavi Damar Görünümüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşırı Terleme Pek Çok Hastalığın Belirtisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/asiri-terleme-pek-cok-hastaligin-belirtisi-olabilir-646382</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı Terleme]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[Genellikle]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[pek]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ter]]></category>
		<category><![CDATA[terleme]]></category>
		<category><![CDATA[tiroit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646382</guid>

					<description><![CDATA[<p>Terleme, vücut sıcaklığını dengelemek ve aşırı ısınmayı önlemek amacıyla gerçekleşen doğal bir durumken; aşırı terleme ise, vücudun sıcaklık düzenlemesi için gerekli olandan daha fazla ter üretmesi olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-terleme-pek-cok-hastaligin-belirtisi-olabilir-646382">Aşırı Terleme Pek Çok Hastalığın Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Terleme, vücut sıcaklığını dengelemek ve aşırı ısınmayı önlemek amacıyla gerçekleşen doğal bir durumken; aşırı terleme ise, vücudun sıcaklık düzenlemesi için gerekli olandan daha fazla ter üretmesi olarak tanımlanıyor. Ancak bazı kişilerde ter bezleri, herhangi bir fiziksel aktivite, sıcak ortam veya belirgin bir neden olmaksızın da aşırı çalışabilmekte. Bu durumda ortaya çıkan terleme, günlük yaşamı ve sosyal hayatı olumsuz etkileyebilecek düzeylere ulaşabiliyor. Öyle ki, sorun bazı bireylerde kıyafet değiştirmeyi gerektirecek veya günlük aktiviteleri zorlaştıracak kadar yoğun oluyor. Hastalığın en sık görüldüğü yerler ise; avuç içleri, ayak tabanları, koltuk altları ve yüz bölgesi şeklinde sıralanıyor.</p>
<p><strong>Neden Aşırı Terliyoruz?</strong></p>
<p>Aşırı terleme; genetik yatkınlık, enfeksiyonlar, diyabet, tiroit hastalıkları, obezite ve kalp yetmezliği gibi sağlık sorunlarının yanı sıra menopoz ve hamilelik gibi hormonal değişimlere bağlı olarak ortaya çıkabilen bir durum. Hastalıktan bağımsız görülen primer bölgesel aşırı terleme genellikle ısı artışı, egzersiz, stres ve genetik faktörler nedeniyle tetiklenebiliyor. Bir hastalığa bağlı oluşan sekonder aşırı terleme ise; obezite, diyabet, tiroit hastalıkları, menopoz, hamilelik, gut hastalığı, sinir sistemi bozuklukları, alkol kullanımı veya alkolizm, solunum ve kalp yetmezliği gibi nedenlerle ortaya çıkıyor. </p>
<p><strong>Belirtiler Çocuk ve Yetişkinlerde Farklı </strong></p>
<p>Aşırı terlemenin belirtileri, hastalığın primer veya sekonder olmasına, hatta yaş gruplarına göre farklılık gösterebiliyor. Ciltte belirgin ıslaklık ve sürekli nem hissi, kıyafetlerde sık sık oluşan ter kaynaklı nemlenme, vücut kokusunda artış, zamanla ciltte tahriş, kaşıntı veya enfeksiyon eğilimi ve terlemenin genellikle çift taraflı ve benzer şiddette olması genellikle sıkça görülen belirtilerdir. Çocukluk dönemindeki aşırı terleme, yazı yazarken kâğıdın ıslanması, bilgisayar klavyesi kullanımında zorlanma veya piyano gibi enstrümanları çalarken elin kayması gibi işlevsel sorunlara yol açabilirken, erişkinlerde daha çok sosyal etkiler ön plandadır. Bu dönemde kişiler el sıkışmaktan kaçınma, sosyal ortamlarda rahatsızlık hissetme gibi durumlar yaşayabiliyor. İleri düzey vakalarda, ellerin silinmesine rağmen saniyeler içinde yeniden terleme oluşabilirken, nadiren de olsa el bileklerinden itibaren renk değişiklikleri ve ciltte pullanma gibi dermatolojik bulgular da aşırı terlemeyle ilişkili olabiliyor. </p>
<p>Aşırı terleyen kişilerin öncelikli başvuracağı tıbbi alanlar dahiliye ve dermatolojidir. Ancak altta yatan nedenlerden şüphe duyulması halinde endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları, nöroloji veya ilgili branşlara yönlendirme yapılabilir. Hastalığın tanısı çoğu zaman hastanın öyküsü ve fizik muayenesi ile konabilirken; tanı sürecinde kan testleri, tiroit fonksiyon değerlendirmeleri, kan şekeri ölçümleri ve hormonal incelemeler gibi laboratuvar tetkikleri yapılabilir. Böylece sekonder aşırı terlemeye neden olabilecek diyabet, tiroit hastalıkları veya hormonal bozukluklar gibi durumlar dışlanarak tanı daha net hale getirilebilir.</p>
<p><strong>Aşırı Terlemenin Tedavisinde Botoks da Kullanılıyor </strong></p>
<p><strong> İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Meral Maralcan</strong>, aşırı terleme tedavisinin hastalığın tipine, şiddetine, etkilenen bölgeye ve altta yatan nedene göre kişiye özel planlandığını söylüyor. Buna göre sekonder aşırı terlemede öncelik, terlemeye neden olan diyabet, tiroit hastalıkları gibi temel sağlık sorunlarının tedavi edilmesidir. Primer bölgesel aşırı terleme vakalarında ise hastanın ihtiyacına göre farklı tedavi seçenekleri değerlendirilmekte. Tedavinin ilk basamağında genellikle terlemeyi azaltmaya yönelik krem ve deodorant gibi ürünler tercih edilir. Bu ürünler ter bezlerinin çıkış noktalarını geçici olarak etkileyerek terleme miktarını azaltmayı destekler. Özellikle hafif ve orta şiddetteki vakalarda etkili sonuçlar sağlayabilir. Bir diğer yaygın yöntem ise botoks tedavisidir. Botulinum toksini, terlemeye neden olan sinir iletimini geçici olarak bloke ederek ter bezlerinin aktivitesini azaltır. Özellikle koltuk altı bölgesinde daha uzun süreli etki sağlarken el bölgesinde etkisi genellikle birkaç ay sürebilir. Bu yöntemlerden yeterli fayda sağlanamadığında, özellikle el ve ayak terlemelerinde düşük seviyeli elektrik akımı ile uygulanan tedavi yöntemlerinden yararlanılabilir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-terleme-pek-cok-hastaligin-belirtisi-olabilir-646382">Aşırı Terleme Pek Çok Hastalığın Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Çikolata Günü&#8217;nde önemli uyarılar: Çikolatada sağlıklı tercih bitter, anahtar nokta porsiyon kontrolü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-cikolata-gununde-onemli-uyarilar-cikolatada-saglikli-tercih-bitter-anahtar-nokta-porsiyon-kontrolu-646379</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Açısından]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bilen]]></category>
		<category><![CDATA[Bitter Çikolata]]></category>
		<category><![CDATA[çikolata]]></category>
		<category><![CDATA[çikolatada]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[porsiyon]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[uyarılar]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646379</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, özellikle kakao oranı yüksek bitter çikolatanın kalp ve damar sağlığı açısından yararlı biyoaktif bileşenler içerdiğini, ancak sağlık yararlarının ancak ölçülü tüketimle mümkün olduğunu vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-cikolata-gununde-onemli-uyarilar-cikolatada-saglikli-tercih-bitter-anahtar-nokta-porsiyon-kontrolu-646379">Dünya Çikolata Günü&#8217;nde önemli uyarılar: Çikolatada sağlıklı tercih bitter, anahtar nokta porsiyon kontrolü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, özellikle kakao oranı yüksek bitter çikolatanın kalp ve damar sağlığı açısından yararlı biyoaktif bileşenler içerdiğini, ancak sağlık yararlarının ancak ölçülü tüketimle mümkün olduğunu vurguladı. Bilen, çikolata seçiminde kakao oranı, ilave şeker ve porsiyon miktarına dikkat edilmesi gerektiğini belirtti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>7 Temmuz Dünya Çikolata Günü, dünyanın en sevilen lezzetlerinden biri olan çikolatayı kutlamak için önemli bir fırsat sunarken, çikolatanın sağlık üzerindeki etkileri de yeniden gündeme geliyor.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Her çikolata aynı değil</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, 7 Temmuz Dünya Çikolata Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede çikolata tüketiminde dikkat edilmesi gereken noktalara değindi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, özellikle kakao oranı yüksek bitter çikolatanın içerdiği flavanoller sayesinde damar sağlığı üzerinde olumlu etkiler gösterebildiğini, ancak çikolatanın &#8220;sağlıklı&#8221; olarak değerlendirilmesinde tüketim miktarı ve ürün içeriğinin belirleyici olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kakao oranı yüksek bitter çikolata kalp ve damar sağlığını destekleyebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, bitter çikolatanın içerdiği epikateşin ve prosiyanidin gibi flavanollerin güçlü antioksidan özelliklere sahip olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>&#8220;Bu biyoaktif bileşikler oksidatif stresin azaltılmasına katkıda bulunurken, nitrik oksit üretimini artırarak damarların gevşemesini ve endotel fonksiyonlarının iyileşmesini destekleyebilir.&#8221;</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bilimsel çalışmaların kakao tüketiminin kardiyometabolik sağlık üzerinde olumlu etkiler oluşturabileceğini gösterdiğini belirten Bilen, düzenli ve ölçülü kakao tüketiminin toplam kolesterol, LDL kolesterol, açlık kan şekeri ile sistolik ve diyastolik kan basıncında küçükancak anlamlı iyileşmeler sağlayabildiğini; buna karşın vücut ağırlığı, beden kütle indeksi ve HbA1c üzerinde belirgin bir etki görülmediğini ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bitter çikolata, sütlü ve beyaz çikolatadan neden farklı?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Çikolata çeşitleri arasındaki en önemli farkın kakao içeriği olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, şunları söyledi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bitter çikolata</span></span></span></b><span><span><span>, yüksek kakao oranı sayesinde flavonoid ve antioksidan bakımından en zengin seçenektir. Aynı zamanda genellikle daha az şeker içerir. Bitter çikolata, yüksek flavanol içeriği nedeniyle sütlü ve beyaz çikolataya kıyasla damar fonksiyonları üzerinde daha güçlü etkilere sahiptir. Yapılan çalışmalar bitter çikolatanın kan basıncını düşürebildiğini göstermektedir. Ayrıca kısa süreli bir klinik çalışmada, bitter çikolata tüketiminin beyaz çikolataya göre insülin duyarlılığını artırdığı ve sistolik kan basıncını düşürdüğü bildirilmiştir. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sütlü çikolata,</span></span></span></b><span><span><span> daha düşük kakao oranı nedeniyle antioksidan açısından daha sınırlıdır ve genellikle daha fazla şeker içerir. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Beyaz çikolata</span></span></span></b><span><span><span> ise kakao kitlesi içermez; yalnızca kakao yağı, süt ve şekerden oluşur. Bu nedenle kakao kaynaklı antioksidanlardan büyük ölçüde yoksundur ve beslenme açısından sağlık yararları bakımından bitter çikolataya göre daha sınırlıdır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, sağlık açısından seçim yapılacaksa kakao oranı yüksek bitter çikolatanın tercih edilmesinin daha uygun olduğunu ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ölçülü tüketim en önemli kural</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Çikolatanın faydalarının sınırsız tüketim anlamına gelmediğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, “Sağlık üzerindeki olumlu etkiler büyük ölçüde kakao oranına, flavanol miktarına ve tüketilen porsiyona bağlıdır. Çikolata aynı zamanda enerji ve yağ açısından zengin bir besin olduğundan, dengeli beslenmenin bir parçası olarak ölçülü miktarlarda ve tercihen kakao oranı yüksek ürünlerin tüketilmesi önerilmektedir” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, mevcut bilimsel çalışmaların kesin bir günlük tüketim miktarı önermediğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Araştırmalarda bir porsiyonun yaklaşık 30 gram olarak tanımlandığını belirten Bilen, haftada yaklaşık 2-3 porsiyon tüketimin sağlık açısından olası yararlarla ilişkilendirildiğini ifade ederek haftada 2-3 porsiyon çikolata tüketiminin yeterli olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, <b>&#8220;</b>Çikolata enerji ve yağ açısından zengin bir besindir. Özellikle sütlü ve beyaz çikolataların yüksek şeker içeriği nedeniyle porsiyon kontrolü ihmal edilmemelidir. Çikolata, dengeli beslenme düzeni içerisinde küçük porsiyonlarda tüketilmeli ve günlük enerji alımına katkısı göz önünde bulundurulmalıdır &#8221; dedi.</span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Çikolata alırken etiketini okuyun</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, tüketicilerin çikolata satın alırken mutlaka etiket bilgilerini incelemesi gerektiğini belirtti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sağlıklı bir tercih için şu kriterlere dikkat edilmesini önerdi:</span></span></span></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Tercihen yüzde 70 ve üzeri kakao oranına sahip ürünler seçilmeli. </span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>İlave şeker miktarı kontrol edilmeli. </span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Doymuş yağ ve toplam enerji içeriği incelenmeli. </span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Porsiyon büyüklüğü dikkate alınmalı. </span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><span><span><span>Bilen, kakao oranı yükseldikçe flavanol miktarının arttığını, buna karşılık sütlü ve beyaz çikolatalarda şeker oranının daha yüksek olabildiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Çocuklarda çikolata yasak değil ancak sınırlar önemli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Çocuklarda çikolatanın tamamen yasaklanmasının doğru bir yaklaşım olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, aşırı tüketimin yüksek şeker içeriği nedeniyle diş çürükleri ve fazla enerji alımına yol açabileceğini ifade etti. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ailelere şu önerilerde bulundu:</span></span></span></b></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Çikolata ara sıra ve küçük porsiyonlarda sunulmalı. </span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Ödül veya ceza aracı olarak kullanılmamalı. </span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Günlük beslenmede meyve, süt, yoğurt ve kuruyemiş gibi besleyici alternatiflere öncelik verilmeli. </span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kronik hastalığı olanlar bireysel planlama yapmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Diyabet, obezite ve kalp-damar hastalığı bulunan bireylerde çikolata tüketiminin kişiye özel planlanması gerektiğini vurgulayan Bilen, özellikle diyabetli bireylerin çikolata tüketimini günlük karbonhidrat planı içerisinde değerlendirmesi gerektiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>&#8220;Çikolata tüketimine ilişkin kararlar; hastalığın tipi, kullanılan ilaçlar, kan şekeri kontrolü ve bireyin genel beslenme planı dikkate alınarak diyetisyen tarafından bireyselleştirilmelidir.&#8221; ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Çikolatayı ne zaman tüketmeli?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Çikolatanın günün hangi saatinde tüketilmesinin daha faydalı olduğuna ilişkin bilimsel kanıtların henüz yeterli olmadığını belirten Bilen, aynı şekilde hangi besinlerle birlikte tüketilmesi gerektiği konusunda da kesin öneriler bulunmadığını söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Mevcut verilerin; tüketim saatinden ziyade porsiyon kontrolü, kakao oranı yüksek ürün seçimi ve genel beslenme düzeninin çok daha önemli olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Çikolatadan vazgeçmek değil, doğru tercih yapmak önemli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, çikolatanın dengeli beslenme içerisinde tamamen yasaklanması gereken bir besin olmadığını ancak doğru ürün seçimi ve ölçülü tüketimin sağlık açısından belirleyici olduğunu vurguladı. Bilen, &#8220;Kakao oranı yüksek bitter çikolata, dengeli beslenme düzeninin küçük bir parçası olarak tüketildiğinde sağlık açısından bazı faydalar sağlayabilir. Ancak çikolatanın yüksek enerji içeren bir besin olduğu unutulmamalı; porsiyon kontrolü her zaman ön planda tutulmalıdır.&#8221; dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-cikolata-gununde-onemli-uyarilar-cikolatada-saglikli-tercih-bitter-anahtar-nokta-porsiyon-kontrolu-646379">Dünya Çikolata Günü&#8217;nde önemli uyarılar: Çikolatada sağlıklı tercih bitter, anahtar nokta porsiyon kontrolü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muayene Katılım Payı Ücretleri Zamlandı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/muayene-katilim-payi-ucretleri-zamlandi-646347</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2026 14:24:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[katılım]]></category>
		<category><![CDATA[muayene]]></category>
		<category><![CDATA[payı]]></category>
		<category><![CDATA[ücretleri]]></category>
		<category><![CDATA[zamlandı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646347</guid>

					<description><![CDATA[<p>Muayene Katılım Ücretleri ne kadar oldu? 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren muayene katılım ücretleri zamlandı. Daha önce 26 TL olan eğitim ve araştırma, şehir hastaneleri katılım payı 90 TL oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/muayene-katilim-payi-ucretleri-zamlandi-646347">Muayene Katılım Payı Ücretleri Zamlandı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><b>Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) muayene katılım payı ücretlerinde yeni dönem başladı.</b> 1 Temmuz 2026 itibarıyla geçerli olan yeni düzenlemeye göre, sağlık kuruluşlarındaki muayene katılım payları ile reçete katılım bedelleri yeniden belirlendi. Yeni tarifede aile hekimlikleri ücretsiz kalmaya devam ederken, diğer sağlık kurumlarındaki ücretler kademelendirildi.</p>
<p><b>Aile Hekimliği Ücretsiz, Devlet Hastaneleri 50 TL</b></p>
<p>Açıklanan yeni listeye göre, birinci basamak sağlık kuruluşu olan Aile Sağlığı Merkezleri’nde (ASM) muayene katılım ücreti alınmayacak. Vatandaşlar buralardan <b>ücretsiz</b> olarak faydalanmaya devam edecek. Ancak muayene için Devlet Hastaneleri’ni tercih eden vatandaşların ödeyeceği tutar <b>50 TL</b> olarak belirlendi.</p>
<p><b>Eğitim Araştırma ve Şehir Hastanelerinde Katılım Payı 90 TL</b></p>
<p>Sağlık sisteminin yükünü sırtlayan üst basamak hastanelerde ise fiyatlar 90 TL bandına çekildi. Eğitim ve Araştırma Hastanelerine bağlı Semt Poliklinikleri, Eğitim ve Araştırma Hastaneleri ile Şehir Hastaneleri’nde muayene katılım ücreti <b>90 TL</b> oldu. Diş Hekimliği Fakültesi veya Tıp Fakültesi bulunan Devlet Üniversite Hastaneleri’nde de katılım payı <b>90 TL</b>olarak uygulanacak. Daha önce eğitim araştırma ve şehir hastanelerine gidenler, 26 TL katılım payı ödüyordu.</p>
<p><b>Vakıf ve Özel Hastanelere 100 TL Tarifesi</b></p>
<p>Yüksek katılım payı oranları vakıf ve özel hastanelerde kendisini gösterdi. Diş Hekimliği Fakültesi veya Tıp Fakültesi bulunan Vakıf Üniversite Hastaneleri ile İkinci ve Üçüncü Basamak Özel Sağlık Hizmeti Sunan Hastanelerdeki muayene katılım ücreti <b>100 TL</b>’ye yükseldi.</p>
<p><b>Sevkli Hastaya %50 İndirim, Reçete Ücretine Büyük Zam!</b></p>
<p>Yeni düzenlemede dikkat çeken en önemli detaylardan biri sevk zinciri ve reçete ücretleri oldu. Aile hekimlerinden sevk edilerek üst basamak hastanelere giden hastalarda uygulanacak muayene katılım payı <b>%50 oranında azaltılarak</b>uygulanacak. Bu hamleyle birinci basamak sağlık hizmetlerinin kullanımının teşvik edilmesi amaçlanıyor. Öte yandan, daha önce 5 TL olan Reçete Katılım Payı ise ciddi bir artışla <b>30 TL</b>’ye yükseltildi. 1 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla güncellenen reçete ve ilaç katılım payı detayları şu şekilde</p>
</div>
<p><b>Reçete Katılım Payı</b></p>
<div>
<p><span>İlk 3 Kutu İlaç İçin</span>: Reçetedeki ilk 3 kutuya kadar olan sabit ücret 30 TL’dir. Eski fiyatı 5 TL idi.</p>
<p><span>Sonraki Her Kutu İçin</span>: 3 kutuyu aşan her bir ilave ilaç kutusu için fiyata 1,25 TL eklenir.</p>
</div>
<p><b>İlaç Katılım Payı Oranları</b></p>
<div>İlaçların genel bedeli üzerinden sigortalılık durumunuza göre alınan yüzdelik paylar şöyle, <span>Emekliler</span>: İlaç bedelinin %10’unu öder. Bu tutar eczanede nakit olarak alınmaz, doğrudan emekli maaşından kesilir. <span>Çalışanlar</span>: İlaç bedelinin %20’sini öder. Bu tutar eczanede ilaç teslim alınırken peşin olarak tahsil edilir. Kronik hastalıklar nedeniyle SGK tarafından onaylanmış ilaç raporunuz varsa, raporda yer alan muaf ilaçlar için bu %10 veya %20’lik yüzdelik oranları ödemezsiniz. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</div>
<p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/muayene-katilim-payi-ucretleri-zamlandi-646347">Muayene Katılım Payı Ücretleri Zamlandı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir’de Rahatsızlanan Askeri Öğrenciler Hastanelere Başvurdu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirde-rahatsizlanan-askeri-ogrenciler-hastanelere-basvurdu-646264</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2026 18:53:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[askeri]]></category>
		<category><![CDATA[başvurdu]]></category>
		<category><![CDATA[hastanelere]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[rahatsızlanan]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646264</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir'de Rahatsızlanan Askeri Öğrenciler Hastanelere Başvurdu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-rahatsizlanan-askeri-ogrenciler-hastanelere-basvurdu-646264">İzmir’de Rahatsızlanan Askeri Öğrenciler Hastanelere Başvurdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / İzmir –</strong> Çok sayıda askeri öğrencinin, kusma ve bulantı şikayetleriyle Buca Seyfi Demirsoy, Menderes, Gaziemir Devlet Hastanelerine başvurduğu öğrenildi.</p>
<p><b>İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Acil Durum Eylem Planına Geçti</b></p>
<p>İzmir İl Sağlık Müdürlüğü askerlerin hastanelere başvurmasının ardından alarm durumuna geçti. Askerlerin bir kısma ayaktan tedavi edilirken, bir kısmına ise yatış verildiği öğrenildi.</p>
<p><b>Özel Yemek Firmasının Yemeklerden mi kaynaklanıyor?</b></p>
<p>Askerlerdeki şikayetlerin özel yemek şirketi tarafından hazırlanan yemeklerden kaynaklanabileceği öne sürüldü. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-rahatsizlanan-askeri-ogrenciler-hastanelere-basvurdu-646264">İzmir’de Rahatsızlanan Askeri Öğrenciler Hastanelere Başvurdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Paranoya sadece şüphecilik değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/paranoya-sadece-suphecilik-degil-646234</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2026 09:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[İnanır]]></category>
		<category><![CDATA[Paranoid]]></category>
		<category><![CDATA[paranoya]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[şüphecilik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646234</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, paranoyanın belirtileri, şizofreni ve paranoid kişilikten farkları, olası risk faktörleri ve tedavi sürecinde yaşanan güçlükleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/paranoya-sadece-suphecilik-degil-646234">Paranoya sadece şüphecilik değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, paranoyanın belirtileri, şizofreni ve paranoid kişilikten farkları, olası risk faktörleri ve tedavi sürecinde yaşanan güçlükleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Paranoyanın temel belirtisi hezeyandır!</strong></p>
<p>Paranoyanın, tek belirtisi hezeyan (sanrı) olan bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Oğuz Tan, “Hezeyan ya da sanrı, mantıklı tartışmayla düzeltilemeyen yanlış inançtır. Yani kişi yanlış bir şeye inanır ve katiyen aksini ispat edemezsiniz. Ne yaparsanız yapın, bu düşünceyi değiştiremezsiniz.” dedi.</p>
<p>Bu yanlış inancın sıklıkla bir fenalık görme veya takip edilme ile ilgili olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tan, “Kişi, ‘birileri beni takip ediyor, beni öldürecekler’, ‘evime kameralar yerleştirdiler’, ‘televizyonda geçen altyazılar beni tehdit ediyor’, ‘insanlar bana zarar vermeye, beni delirtmeye çalışıyor’ diye düşünebilir. Katiyen aksini ispat edemezsiniz. Kişi buna inanır. Bu yanlış inanç mistik alanda da olabilir. Kişi Tanrı, peygamber ya da ermiş olduğuna, vahiy aldığına inanabilir. Çevresine bir cemaat de toplayabilir. Çok da tutarlı olmadığı hâlde bunun aksini ispat edemezsiniz. Ya da İstanbul&#8217;un üçte birinin kendisinin olduğuna, büyük bir icat yaptığına veya 500 tane patent hakkı bulunduğuna inanabilir. Tamamen gerçek dışı olduğu ve herkese gerçek dışı geldiği hâlde kişi buna inanır ve kendi içinde tutarlı birtakım kanıtlarla bunu savunur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Fazla bilgiye maruz kalmak, kişinin paranoyaya olan yatkınlığını ortaya çıkarıcı bir rol oynayabilir!</strong></p>
<p>Yapay zekâ ile üretilen içeriklerin yanıltıp paranoyaya sebep olduğuna dair henüz bir bulgu olmadığını aktaran Prof. Dr. Oğuz Tan, “Tabii bunu kesin olarak bilemeyiz. Ancak şunu söyleyebiliriz; paranoya hastaları vardır, bir de paranoyaya yatkın olanlar vardır. Fazla bilgiye maruz kalmak, fazla araştırma yapmak ve fazla soruşturmak kişinin paranoyaya olan yatkınlığını besleyip ortaya çıkarıcı bir rol oynayabilir.” dedi.</p>
<p>En önemli faktörlerden birinin madde kullanımı olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Tan, “Esrar dâhil metamfetamin ve kokain çok sıklıkla paranoya durumuna yol açar. Uzun süre alkol kullanımı da paranoya gelişimine yol açabilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Paranoyada kişinin hayatındaki diğer bütün alanlar normaldir!</strong></p>
<p>Paranoya yaşayan kişinin, gerçekle düşünceyi birbirinden ayırt edemediğine işaret eden Prof. Dr. Tan, “Düşüncelerinin gerçek olduğuna inanır ve çevresinden kanıt toplar.” dedi.</p>
<p>Paranoya ile şizofreni arasındaki farklara değinen Prof. Dr. Tan, şunları söyledi:</p>
<p>“Şizofrenide de hezeyanlar görülür. Fakat şizofreni hastası kanıt toplamaz ve tutarlı olma kaygısı gütmez. Paranoyada ise kişi kanıt toplar ve tutarlı olma kaygısı güder. Üstelik paranoyada kişinin hayatındaki diğer bütün alanlar normaldir. Kişi işini başarıyla devam ettirir, ailevi sorumluluklarını yerine getirir, çevresiyle ilişkilerini sürdürür. Düzgün konuşur, düzgün anlatır ve dinler. Bu yüzden aile hastalığın şiddetinin farkında olsa da, kişinin hayatındaki diğer alanlar normal olduğu için bazı insanları da kendisine inandırabilir.”</p>
<p><strong>Paranoya ile paranoid kişilik aynı şey değil!</strong></p>
<p>Paranoya ile aşırı şüphecilik, yani paranoid eğilim ya da paranoid kişiliğin aynı şey olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Oğuz Tan, “Paranoyada tek bir alanda kesin bir inanç vardır. Örneğin ‘beni takip ediyorlar, öldürecekler’, ‘eşim beni aldatıyor’ ya da ‘ben Tanrıyım, peygamberim’ gibi gerçek dışı ama kesin bir inanç söz konusudur.” dedi.</p>
<p>Paranoid eğilimde ise daha çok kuşkuculuk olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tan, “Kişi insanların kötü niyetli olduğuna, kendisine kötülük istediklerine inanır ve buluttan nem kapar. Tek bir belirli alanda gerçek dışı bir inanç yoktur; hayatın her alanında ve her gün kuşkuculuk vardır. Mesela ‘eşim beni aldatıyor’ diye düşünmez ama ‘Neredeydin?, Ne yapıyordun?, Bir yere mi gittin?, Neden bana yalan söyledin?’ gibi kuşkucu düşünceler taşır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kişi hasta olduğuna inanmaz!</strong></p>
<p>Paranoid düşüncelerin tedavisinin olduğunu belirten Prof. Dr. Oğuz Tan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hastaların önemli bir kısmı tedaviye iyi cevap verir. Tabii maalesef tedaviye cevap vermeyenler de vardır. Tedavi şarttır çünkü kişi durduk yere, tedavi görmeden düzelmez.</p>
<p>En büyük problem, paranoya hastalarında içgörünün olmamasıdır. Kişi hasta olduğuna inanmaz. ‘Siz yanlış biliyorsunuz. Kesinlikle bunun doğru olduğuna inanıyorum’ der. Hastaların büyük bölümü tedaviye inanmadığı için onları ikna etmek ve tedavi etmek zordur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/paranoya-sadece-suphecilik-degil-646234">Paranoya sadece şüphecilik değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Çerçioğlu, Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetlerini Aydın&#8217;ın Dört Bir Yanında Vatandaşlarla Buluşturuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-agiz-ve-dis-sagligi-hizmetlerini-aydinin-dort-bir-yaninda-vatandaslarla-bulusturuyor-646165</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2026 17:52:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[çerçioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetlerini]]></category>
		<category><![CDATA[ilçesinde]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646165</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan sağlık yatırımlarından olan Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri bugün de 5 ilçede, 5 farklı kırsal mahallede vatandaşlarla buluştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-agiz-ve-dis-sagligi-hizmetlerini-aydinin-dort-bir-yaninda-vatandaslarla-bulusturuyor-646165">Başkan Çerçioğlu, Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetlerini Aydın&#8217;ın Dört Bir Yanında Vatandaşlarla Buluşturuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan sağlık yatırımlarından olan Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri bugün de 5 ilçede, 5 farklı kırsal mahallede vatandaşlarla buluştu. Nazilli ilçesinde Piribey Mahallesi’nde, Sultanhisar ilçesinde Eskihisar Mahallesi’nde, Kuyucak ilçesinde Çobanisa Mahallesi’nde, Germencik ilçesinde Üzümlü Mahallesi’nde ve Söke ilçesinde Çavdar Mahallesi’nde hizmet veren Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri’ne vatandaşlar da yoğun ilgi gösterdi. Hizmetten memnuniyet duyduklarını belirten vatandaşlar, Başkan Çerçioğlu’na teşekkür etti.</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-agiz-ve-dis-sagligi-hizmetlerini-aydinin-dort-bir-yaninda-vatandaslarla-bulusturuyor-646165">Başkan Çerçioğlu, Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetlerini Aydın&#8217;ın Dört Bir Yanında Vatandaşlarla Buluşturuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halluks valgus estetik bir sorundan çok daha fazlası!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/halluks-valgus-estetik-bir-sorundan-cok-daha-fazlasi-646132</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2026 11:52:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ayağın]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[Başparmağı]]></category>
		<category><![CDATA[Demiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[düz]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[fazlası]]></category>
		<category><![CDATA[halluks]]></category>
		<category><![CDATA[Halluks Valgus]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[sorundan]]></category>
		<category><![CDATA[valgus]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646132</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Demiroğlu, halluks valgusun nedenleri ile erken tanı ve doğru tedavinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/halluks-valgus-estetik-bir-sorundan-cok-daha-fazlasi-646132">Halluks valgus estetik bir sorundan çok daha fazlası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Demiroğlu, halluks valgusun nedenleri ile erken tanı ve doğru tedavinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Halluks valgus estetikten öte, ilerleyici bir ayak hastalığı!</strong></p>
<p>Halk arasında ‘bunyon’ olarak da bilinen, ayak başparmağında oluşan çıkıntı olan halluks valgusun, yalnızca estetik bir problem olmadığını aktaran Prof. Dr. Murat Demiroğlu, “İlerleyen dönemlerde ağrıya, yürüme bozukluğuna ve diğer ayak parmaklarında şekil bozukluklarına yol açabilen bu rahatsızlık, yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir.” dedi.</p>
<p>Halluks valgusun, ayak başparmağının tarak kemiğiyle birleştiği eklemde oluşan açısal bozukluk sonucu başparmağın diğer parmaklara doğru yönelmesiyle ortaya çıkan bir deformite olduğunu kaydeden Prof. Dr. Demiroğlu, “Zamanla eklem yapısında değişiklikler gelişir ve başparmağın iç kısmında belirgin bir kemik çıkıntısı oluşur. Hastalığın ilk dönemlerinde estetik kaygılar ön planda olsa da süreç ilerledikçe yük dağılımı bozulur. Bunun sonucunda ayakta ağrı, nasır oluşumu, eklem kireçlenmesi ve ikinci ya da üçüncü parmaklarda şekil bozuklukları gelişebilir. İleri evrelerde başparmak diğer parmakların altına veya üzerine geçebilir ve yürümek giderek zorlaşabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gece ağrısı ve büyüyen çıkıntı, halluks valgusta uzman değerlendirmesi gerektirir!</strong></p>
<p>Başparmak çıkıntısının hafif ve ağrısız olması durumunda düzenli takibin yeterli olabileceğine değinen Prof. Dr. Murat Demiroğlu, “Ancak çıkıntının giderek büyümesi, ağrının başlaması veya artması, bölgede kızarıklık oluşması, parmaktaki eğriliğin ilerlemesi, özellikle gece ortaya çıkan ağrıların görülmesi durumlarında mutlaka ortopedi uzmanına başvurulmalı.” dedi. </p>
<p>Halluks valgusun gelişiminde genetik yatkınlığın önemli rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Demiroğlu, “Ailesinde halluks valgus bulunan, bağ dokusu gevşekliği veya düz tabanlık gibi özelliklere sahip kişilerde dar burunlu ve yüksek topuklu ayakkabılar deformitenin ortaya çıkmasını veya daha hızlı ilerlemesini kolaylaştırabilir. Genetik yatkınlığı olmayan kişilerde ise yalnızca dar ayakkabı kullanımı çoğu zaman hastalığın tek nedeni değildir. Buna rağmen uzmanlar, ön kısmı geniş ve ayağın doğal hareketine izin veren ayakkabıların tercih edilmesini öneriyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Orta ve ileri derecedeki halluks valgusta atel ve benzeri ürünler cerrahinin yerini tutamaz! </strong></p>
<p>Sosyal medyada sıkça görülen ve internet üzerinden satılan atellerin gerçekten işe yarayıp yaramadığı hakkında bilgi veren Prof. Dr. Murat Demiroğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Parmak ayırıcı silikonlar, gece atelleri, bantlama yöntemleri ve fizyoterapi gibi konservatif tedaviler özellikle erken dönemde ağrının azaltılmasına yardımcı olabilir. Ancak bu yöntemler oluşmuş kemik deformitesini düzeltemez. Bu ürünlerin amacı hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak ve hastanın şikâyetlerini hafifletmektir. Orta ve ileri derecedeki deformitelerde cerrahinin yerini tutmaları mümkün değildir.”</p>
<p><strong>Ne kadar erken evrede ameliyat edilirse estetik ve fonksiyonel sonuçlar da o kadar başarılı olur!</strong></p>
<p>Hafif dereceli, ağrısı az olan vakalarda ameliyatsız yöntemlerle hastanın konforunun artırılabileceğini dile getiren Prof. Dr. Murat Demiroğlu, “Deformitenin ilerlemesi yavaşlatılabilir. Ancak belirgin açısal bozukluk oluşmuş orta ve ileri evre halluks valgusta kalıcı düzeltme sağlayan tek tedavi cerrahidir.” dedi.</p>
<p>Cerrahinin temel amacının hem ağrıyı gidermek hem de ayağın anatomik dizilimini mümkün olduğunca normale yaklaştırmak olduğuna işaret eden Prof. Dr. Demiroğlu, “Hastalık ne kadar erken evrede ameliyat edilirse estetik ve fonksiyonel sonuçlar da o kadar başarılı olur. Çok ileri vakalarda tamamen normal görünüm elde edilemese bile ameliyat öncesine göre belirgin düzelme sağlanır. Ameliyatın ardından hastalar erken dönemde ayağa kaldırılsa da ilk günlerde ayağın aşağı sarkıtılması ve tam yük verilmesi önerilmez. Yaklaşık iki hafta boyunca ödem nedeniyle yürüyüşte zorlanma görülebilir. Otomatik vites araç kullanan ve sol ayağından ameliyat olan hastalar ikinci haftadan itibaren kısa mesafelerde araç kullanabilir. Sağ ayağından ameliyat olanlar veya manuel vites kullananların ise güvenli araç kullanımı için genellikle altıncı haftayı beklemeleri önerilir. Röntgen kontrollerinde kemik kaynamasının uygun görülmesiyle birlikte normal yürüyüş ve spor aktivitelerine kademeli olarak dönüş yapılabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Halluks valgus yalnızca başparmağı değil, tüm yürüme mekaniğini bozabiliyor!</strong></p>
<p>Halluks valgusun kadınlarda daha sık görülmesinin nedenlerine değinen Prof. Dr. Demiroğlu, “Yüksek topuklu ayakkabılar vücut ağırlığını ayağın ön kısmına aktararak başparmak eklemine binen yükü artırır. Özellikle düz tabanlık gibi ek risk faktörleri bulunan kişilerde deformite daha hızlı ilerleyebilir. Bu nedenle topuk yüksekliği 2-3 santimetreyi geçmeyen ve ön kısmı geniş ayakkabıların tercih edilmesi önerilir.” dedi.</p>
<p>Halluks valgusun ilk dönemlerinde ağrının her hastada görülmeyebileceğine vurgu yapan Prof. Dr. Demiroğlu, “Ağrının ortaya çıkmasında eklem kıkırdağındaki yıpranma, yumuşak dokulardaki gerilim ve ayağın yük dağılımındaki bozulma etkili olur. Hastalar ağrıdan kaçınmak için ayağın dış kenarına basarak yürümeye başlayabilir. Bu durum zamanla farklı bölgelerde yeni sorunlara yol açabileceğinden, belirtiler ilerlemeden uzman değerlendirmesi önem taşır.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/halluks-valgus-estetik-bir-sorundan-cok-daha-fazlasi-646132">Halluks valgus estetik bir sorundan çok daha fazlası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yazın yapılan bu hatalar sağlığı tehdit ediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yazin-yapilan-bu-hatalar-sagligi-tehdit-ediyor-645975</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2026 08:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hatalar]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<category><![CDATA[yazın]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645975</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hamilelikte meydana gelen fizyolojik değişimlere yaz aylarının bunaltıcı sıcakları da eklendiğinde, bu dönem anne adayları için daha zorlu geçebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yazin-yapilan-bu-hatalar-sagligi-tehdit-ediyor-645975">Yazın yapılan bu hatalar sağlığı tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hamilelikte meydana gelen fizyolojik değişimlere yaz aylarının bunaltıcı sıcakları da eklendiğinde, bu dönem anne adayları için daha zorlu geçebiliyor. Üstelik sıcak havalarda farkında olmadan yapılan bazı yanlışlar, hem anne adayının hem de bebeğin sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Aylin Önder Dirican,</strong> özellikle uzun süre güneşte kalmak, yetersiz su tüketmek ve gıda güvenliğini ihmal etmek gibi yanlışlardan mutlaka kaçınılması gerektiğini belirterek, “Yaz aylarında bu tür hatalar halsizlikten tansiyon problemlerine, erken doğum riskinden enfeksiyonlara kadar çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Anne adaylarının günlük yaşam alışkanlıklarını sıcak hava koşullarına göre düzenlemeleri, daha konforlu ve güvenli bir hamilelik geçirmelerine yardımcı olmaktadır” diyor. </p>
<p>Aşırı sıcaklara bağlı uyarı belirtilerini erken dönemde fark etmenin son derece önemli olduğunu vurgulayan <strong>Doç. Dr. Aylin Önder Dirican,</strong> “Baş dönmesi, bulantı, çarpıntı ve bayılma hissi, sıcak çarpması belirtileri olabilir. Böyle bir durumda dinlenmek ve sıvı almak önemlidir. Belirtiler devam ediyorsa zaman kaybetmeden mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir” diyor. <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Aylin Önder Dirican,</strong> yaz aylarında sağlıklı ve rahat bir hamilelik için kaçınılması gereken hataları anlattı; önemli önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Hata: Yetersiz su tüketmek</strong></p>
<p>Yaz aylarında artan sıcaklıklar nedeniyle vücut daha fazla sıvı kaybediyor ve hamilelikte bu durum daha belirgin hale geliyor. Yetersiz su tüketimi; baş dönmesi, halsizlik, baş ağrısı ve bazı durumlarda rahim kasılmalarını artırabiliyor. Ayrıca susuz kalmak, idrar yolu enfeksiyonu riskini de yükseltebiliyor. </p>
<p><strong>Doğrusu: </strong>Her gün 2-2,5 litre su içmeniz yaşamsal önem taşıyor. Gün boyunca susamayı beklemeden düzenli aralıklarla su içmeyi ve özellikle dışarıda geçirdiğiniz zamanlarda sıvı alımını artırmayı ihmal etmeyin.</p>
<p><strong>Hata: Günün en sıcak saatlerinde dışarıda bulunmak</strong></p>
<p>Özellikle güneş ışınlarının yeryüzüne en dik açıyla ulaştığı öğle saatlerinde güneşe uzun süre maruz kalmak vücut ısısının aşırı yükselmesine yol açabiliyor. Aşırı sıcakların anne adayının çok daha çabuk yorulmasına neden olduğunu belirten Doç. Dr. Aylin Önder Dirican, “Ayrıca, hamilelikte dolaşım sistemi zaten daha yoğun çalıştığı için sıcak çarpması, tansiyon düşüklüğü ve bayılma riski artmaktadır” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Mümkün olduğunca 11.00–16.00 saatleri arasında dışarı çıkmayın. Mecbur kaldığınızda gölgede veya serin ortamlarda bulunun, şapka takmak ve bol su içmek gibi koruyucu önlemleri mutlaka alın. </p>
<p><strong>Hata: Hava almayan kıyafetler tercih etmek</strong></p>
<p>Dar, sentetik ve hava geçirmeyen kıyafetler vücut sıcaklığını artırarak aşırı terlemeye neden olabiliyor. Hamilelikte zaten hassaslaşan cilt, sıcak ve nemli ortamdan daha fazla etkileniyor. Bu durum cilt tahrişleri, mantar enfeksiyonları ve genel rahatsızlık hissiyle sonuçlanabiliyor. </p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Açık renkli, bol kesimli ve pamuk gibi nefes alabilen kumaşlardan üretilmiş kıyafetler giymeyi alışkanlık edinin. </p>
<p><strong>Hata: Güneş koruyucu kullanmayı ihmal etmek</strong></p>
<p>Hamilelikte hormonal değişiklikler nedeniyle cilt güneş ışınlarına karşı daha hassas hale geliyor. Bu nedenle yüzde ve vücudun çeşitli bölgelerinde koyu lekeler oluşabiliyor veya mevcut lekeler belirginleşebiliyor. Ayrıca uzun süre güneşe maruz kalmak cilt hasarı riskini de artırıyor. </p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Dışarı çıkmadan önce en az 30 SPF koruma faktörüne sahip güneş kremi kullanmaya, şapka takmaya ve mümkün olduğunca gölgede kalmaya dikkat edin. </p>
<p><strong>Hata: Fiziksel aktiviteleri sıcak havada yapmak</strong></p>
<p>Hamilelikte vücudun enerji ihtiyacı arttığı için sıcak havalarda aşırı efor daha zor tolere ediliyor. “Ayrıca, aşırı sıcaklarda egzersiz yapmak vücudun fazla ısınmasına ve sıvı kaybının hızlanmasına neden olabilmektedir” uyarısında bulunan Doç. Dr. Aylin Önder Dirican,<strong> </strong>bu durumun nefes darlığı, baş dönmesi ve aşırı yorgunluk gibi şikâyetleri artırabileceğini söylüyor. </p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Hamilelik döneminde ve yaz aylarında yapılabilecek en sağlıklı egzersiz yürüyüş ve yüzmedir. Egzersiz için sabah erken ya da akşamın serin saatlerini tercih edin. Temponuzu makul seviyede tutmayı, egzersiz öncesinde ve sonrasında yeterli sıvı almayı ihmal etmeyin. </p>
<p><strong>Hata: Açıkta satılan ve güvenilir olmayan gıdaları tüketmek</strong></p>
<p>Hamilelik, hücresel bağışıklıktaki değişiklikler nedeniyle bazı gıda kaynaklı enfeksiyonlara yatkınlığı artırıyor. Gıda kaynaklı enfeksiyonlar hem anne hem de bebek açısından ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Düşük ve erken doğumun yanı sıra yenidoğan dönemindeki bebeklerde ciddi enfeksiyonlar görülebiliyor. Diğer taraftan, yaz sıcaklarında gıdalar daha hızlı bozulabiliyor. Açıkta satılan yiyecekler veya uygun koşullarda saklanmayan ürünler gıda kaynaklı enfeksiyonlara yol açabiliyor. Şarküteri etleri, yumuşak peynirler, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve soğuk tütsülenmiş deniz ürünleri yüksek riskli gıdalar arasında yer alıyor. </p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Güvenilir işletmelerden alışveriş yapmanız, yüksek riskli gıdalardan kaçınmanız, meyve ile sebzeleri iyi yıkamanız ve yiyeceklerin tazeliğine dikkat etmeniz çok önemli. </p>
<p><strong>Hata: Tatil seyahatlerinde hareketsiz kalmak</strong></p>
<p>Uzun araba veya uçak yolculuklarında hareketsiz kalmak bacaklarda şişlik ve dolaşım problemlerine neden olabiliyor. Hamilelikte pıhtılaşma eğilimi arttığı için bu durum daha fazla önem taşıyor. </p>
<p><strong>Doğrusu: </strong>Yolculuk sırasında 1-2 saatte bir hareket etmeyi ve kısa yürüyüşler yapmayı ihmal etmeyin. </p>
<p><strong>Hata: Ani sıcak değişimlerine dikkat etmemek</strong></p>
<p>Sıcaktan kaçmak isterken ortamı aşırı derecede soğutmak hem rahatsızlık hissini artırabiliyor hem de üst solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabiliyor.</p>
<p><strong>Doğrusu</strong>: Klima sıcaklığını makul seviyelerde tutmanız daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Ayrıca bulunduğunuz ortamı günde en az 3 kez 10’ar dakika havalandırmaya özen gösterin. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yazin-yapilan-bu-hatalar-sagligi-tehdit-ediyor-645975">Yazın yapılan bu hatalar sağlığı tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Havuz keyfi faciaya dönüşmesin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/havuz-keyfi-faciaya-donusmesin-645972</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2026 07:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alan]]></category>
		<category><![CDATA[çevresinde]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşmesin]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[faciaya]]></category>
		<category><![CDATA[havuz]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[keyfi]]></category>
		<category><![CDATA[Klor]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[mutlaka]]></category>
		<category><![CDATA[temiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645972</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan ile İş Sağlığı ve Güvenliği Programı Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, havuz güvenliği ve havuz kimyasallarının doğru kullanımına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/havuz-keyfi-faciaya-donusmesin-645972">Havuz keyfi faciaya dönüşmesin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan ile İş Sağlığı ve Güvenliği Programı Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, havuz güvenliği ve havuz kimyasallarının doğru kullanımına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Yüzme havuzlarının düzenli kontrolü önemli</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Uçan, havaların ısınmasıyla birlikte insanların ıslak alan kullanım taleplerinin arttığını belirterek, artan kullanıcı ve kullanım sıklığı ile ıslak alanlarda düzenli bakım ve güvenlik önlemleri dikkate alınmadığı zaman insan sağlığı için tehdit oluşmasına neden olduğunu söyledi.</p>
<p>Özellikle ıslak alan kullanımında en çok tercih edilenlerin başında ‘yüzme havuzları’ geldiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Yüzme havuzları, düzenli kontrollerin, periyodik bakımlarının ve çevresinde güvenlik tedbirlerinin alınması gibi sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Yüzme havuzları ile ilgili asgari koşulların sağlanmasında birincil sorumluluk işletmecilerde olduğu gibi toplu yaşam alanlarına ait ortak yüzme havuzlarında ise site yönetimi sorumlu tutulmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Havuzda bu önlemlere dikkat!</strong></p>
<p>Yüzme havuzlarındaki asgari gerekliliklere dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, bunları şöyle sıraladı:</p>
<p>“Boğulmaların önüne geçebilmek için havuz derinliği 1,50 metre yükseklikten fazla olması durumunda cankurtaran bulundurulması gerekmektedir. Çocuk havuzları yüksekliği 50 cm’den fazla olmamalıdır. Eğer, uygun alan bulunmuyorsa derin havuzun bir köşesi çocuk havuzu olarak düzenlenmesiyle güvenli kullanım alanı yaratılabilir. Burada çocukların yanında aile büyüklerinden biri mutlaka bulunmalıdır. Herhangi bir boğulma riskine karşı can güvenliğini sağlamak için can simidi gibi kurtarma ekipmanları havuzunun yakınında hazır bulundurulmalıdır. Kurtarma ekipmanlarının yanı sıra ilk yardım çantası olası yaralanmalara karşı tüm gerekli malzemelerle donatılmış halde hazırda tutulmalıdır. Yüzme havuzu kenarında acil durumlarda kullanılmak üzere telefon bulundurulmalıdır.”</p>
<p><strong>Havuz çevresi güvenli hale getirilmeli</strong></p>
<p>Havuz çevresinde alınması gereken önlemlerin de son derece önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Havuzların çevresi en az 120 cm yüksekliğinde güvenlik bariyerleri/korkuluklar oluşturulmalıdır. Böylece havuz diğer ortak kullanım alanlarından fark edilecek şekilde ayrıştırılmalıdır. Havuza giriş olarak belirtilen kapının kullanım saatleri dışında kilitlenebilir mekanizmada olması sağlanmalıdır. Havuz çevresinde herkes tarafından görülebilen, okunaklı ‘Havuz Kullanım Talimatları’ asılmalıdır. Özellikle açık alan havuzları, kullanılamadığı veya havuzun boş olduğu durumlarda üzerleri güvenlik ağları ile örtülmelidir. Havuzlara düşme veya yaralanma durumlarının önüne geçilmelidir.”</p>
<p><strong>Islak zemin ciddi kazalara davetiye çıkarabilir</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, ıslak zeminlerin neden olabileceği kayıp düşmelerin ciddi sorunlara yol açabileceğini vurgulayarak “Bu nedenle, havuz ve çevresinde olası tehlikelere karşı bilgilendirme levhaları mutlaka asılmalıdır. Havuzun çevresinde derinlik bilgi levhaları kullanıcıların görebileceği şekilde havuz kenarına en az 4 yönde yazılmalıdır ve dalışın yasak olduğunu belirten güvenlik işaretlerinden faydalanılmalıdır. Yüzme havuzu çevresindeki yürüme alanı, duş yeri ve çevresinin zemini düzgün ve kaymaya yol açmayan malzemeden yapılmalıdır. Boşaltma mazgalı mutlaka kapalı durumlarda bulunmalıdır. Özellikle konut havuzlarında tahliye boruları yuvarlak kapaklarla kapatılmalı, kapaklarda ve çatlak veya eksik vida olmamalıdır.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Elektrik tesisatı ve havuz aydınlatmaları düzenli kontrol edilmeli</strong></p>
<p>Havuz malzemesinin izolasyonunun da mutlaka yapılması gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, elektrik tesisatının mevzuata uygunluğunun her yıl yetkili firmalar veya Elektrik Mühendisleri Odası tarafından düzenli olarak yapılmasını, işletmeci veya site yönetimi tarafından takip edilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Havuz içinde veya çevresindeki elektrik akımının 50 Voltun altında tehlikesiz gerilim olarak nitelendirilen koşulu sağlamasına mutlaka dikkat edilmelidir. Havuzlarda 12 volt (AC) aydınlatma ve temizlik robotları kullanılmalıdır. Havuz içi temizliğinde kullanılan filtre sistemlerinin vakum oluşturmayacak şekilde uygulanması ve suyun temizlenmesi için havuzda yer alan filtre kapaklarının (kırık, çatlak veya boşluklu olmaması) uygunluğu düzenli olarak kontrol edilmelidir. Süs havuzları veya şişme çocuk havuzlarında hiçbir şekilde 3 metre etrafında elektrik olmamalıdır. Özelikle süs havuzlarında ışıklandırma 12 volt (A.C) olmalıdır. Kaçak akım rölesi mutlaka olması gereklidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Havuz kimyasalları rastgele kullanılmamalı</strong></p>
<p>İş Sağlığı ve Güvenliği Programı Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen ise havuz suyunun temizliği için kullanılan kimyasalların yanlış kullanımının da ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini ifade ederek, “Havuz kimyasalları depolama, elleçleme ve dozajlama sırasında en kritik nokta; kimyasalları asla birbiriyle karıştırmamak, serin–kuru ortamda saklamak ve dozaj sonrası en az 30 dakika beklemeden havuza girmemek gerekir. Sudan çıktıktan sonra mutlaka temiz suyla duş almak tavsiye edilir.” dedi.</p>
<p>Nemden ve güneş ışığından uzak, havalandırmalı, serin ve kuru bir depo seçilmesi gerektiğine işaret eden Gezen, “Asit ve kloru aynı rafta veya dolapta bulundurmak ciddi tepkime riskine neden olur. Kimyasallar başka bir kaba aktarılmamalı; orijinal kaplarda etiket ve kapak korunmalıdır. Dökülme durumunda zemine yayılmayı ve karışmayı önlemek amacıyla ambalajların altında sızıntı havuzları bulundurulmalıdır. Kimyasallar, çocukların ve izinsiz kişilerin erişimini önlemek için kilitli depolarda saklanmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Koruyucu ekipman kullanılmalı</strong></p>
<p>Kimyasallarla çalışırken mutlaka eldiven, koruyucu gözlük ve maske kullanılması gerektiğini ifade eden Gezen, “Uygun eldiven, koruyucu gözlük ve maske kullanılmalı. Özellikle klor ürünlerinin ambalajını açarken toksik buhar solunması riski vardır. Taşıma, depolama ve kullanım sırasında kimyasalların suyla teması önlenmelidir (özellikle klor ürünleri). Klor ürünleri tablet veya granül formda, difüzör veya çözelti halinde uygulanmalı. Yoğun kullanım veya yağmur sonrası, tercihen akşam saatlerinde şok klorlama yapılmalıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Havuza girmek için en az 30 dakika beklenmeli</strong></p>
<p>Havuz suyunun pH değerinin 7,2-7,6 aralığında tutulmasının önemine değinen Gezen, “Normal dozaj klorlama sonrasında suya girmek için en az 30 dakika beklenmeli. Şok klorlama sonrasında genellikle 8–12 saat beklenmesi önerilir; suyun pH ve klor değerleri test kitleriyle ölçülmeden önce suya girilmemeli. Gözlerin havuz kimyasallarından etkilenmemesi için, yüzücü gözlüğü kullanılması önerilir. Havuzdan çıktıktan sonra, ciltte ve gözde tahrişi önlemek ve kimyasal kalıntıyı uzaklaştırmak için temiz suyla duş alınması önerilir. Kimyasal kalıntılar özellikle çocukların hassas ciltleri üzerinde daha hızlı bir etki yapar.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/havuz-keyfi-faciaya-donusmesin-645972">Havuz keyfi faciaya dönüşmesin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Çerçioğlu Aydın&#8217;ın Dört Bir Yanında Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetlerini Vatandaşlara Ulaştırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-aydinin-dort-bir-yaninda-agiz-ve-dis-sagligi-hizmetlerini-vatandaslara-ulastiriyor-645884</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 16:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[çerçioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[dört]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[yanında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645884</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çerçioğlu’nun öncülüğünde Aydın’a kazandırılan yatırım ve projeler kentin dört bir yanında vatandaşlarla buluşmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-aydinin-dort-bir-yaninda-agiz-ve-dis-sagligi-hizmetlerini-vatandaslara-ulastiriyor-645884">Başkan Çerçioğlu Aydın&#8217;ın Dört Bir Yanında Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetlerini Vatandaşlara Ulaştırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çerçioğlu’nun öncülüğünde Aydın’a kazandırılan yatırım ve projeler kentin dört bir yanında vatandaşlarla buluşmaya devam ediyor.</p>
<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan sağlık yatırımlarından olan Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri, bugün Nazilli ilçesinde Aşağıyakacık Mahallesi’nde, Koçarlı ilçesinde Esentepe Mahallesi’nde ve Köşk ilçesinde Çiftlik Mahallesi’nde vatandaşlarla buluştu. Ağız ve diş sağlığı hizmetlerini her gün farklı ilçelerde, kırsal mahallelere taşıyan Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri’ne vatandaşlar da yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p>Kent genelinde hizmet veren Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri’nde; ağız ve diş muayeneleri, röntgen hizmetleri, diş çekimi, dolgusu, temizliği ile kanal tedavisini de kapsayan birçok uygulama gerçekleştiriliyor. Böylece vatandaşlar bulundukları mahallelerde ağız ve diş sağlığı hizmetlerinden ücretsiz bir şekilde yararlanabiliyor.</p>
<p>Tüm ilçelerde yatırımlarını sürdüreceklerini belirten Başkan Çerçioğlu, <b>“Ağız ve diş sağlığı hizmetlerimizi kentimizin dört bir yanında vatandaşlarımızla buluşturmaya devam ediyoruz. Hizmetlerimizi hemşehrilerimizin ayağını götürüyor, kentimiz için çalışıyoruz. Yatırım ve projelerimize devam edeceğiz. Hizmetle büyüyen Aydın</b>&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-aydinin-dort-bir-yaninda-agiz-ve-dis-sagligi-hizmetlerini-vatandaslara-ulastiriyor-645884">Başkan Çerçioğlu Aydın&#8217;ın Dört Bir Yanında Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetlerini Vatandaşlara Ulaştırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikolojik dayanıklılığın sırrı kendinize söylediğiniz sözlerde!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikolojik-dayanikliligin-sirri-kendinize-soylediginiz-sozlerde-645848</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 13:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[dayanıklılığın]]></category>
		<category><![CDATA[değerlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[erol]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kendinize]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[ona]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sırrı]]></category>
		<category><![CDATA[söylediğiniz]]></category>
		<category><![CDATA[sözlerde]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645848</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, kişinin kendine iltifat etmesinin, özsaygı ve psikolojik dayanıklılık üzerindeki etkilerinden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikolojik-dayanikliligin-sirri-kendinize-soylediginiz-sozlerde-645848">Psikolojik dayanıklılığın sırrı kendinize söylediğiniz sözlerde!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, kişinin kendine iltifat etmesinin, özsaygı ve psikolojik dayanıklılık üzerindeki etkilerinden bahsetti.</p>
<p><strong>Kendi değerlerini görmek, psikolojik dengeyi korumayı kolaylaştırır!</strong></p>
<p>Son yıllarda sosyal medyada en çok karşılaşılan önerilerden birinin ‘her gün aynaya bak ve kendine güzel şeyler söyle’ şeklinde olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog İpek Erol, “Kimileri bunun özgüveni artırdığını savunuyor, kimileri ise ‘İnsan kendini övünce gerçekten daha iyi hisseder mi?’ diye soruyor. Aslında bu tartışma yeni değil.” dedi.</p>
<p>Psikoloji biliminin uzun yıllardır insanın kendisiyle kurduğu iç diyaloğun ruh sağlığı üzerindeki etkisini araştırdığını aktaran Erol, “Bugün elimizdeki bulgular, kendine iltifat etmenin sanıldığından daha karmaşık bir süreç olduğunu gösteriyor. Psikoloji literatüründe bu yaklaşım çoğunlukla öz-onaylama (self-affirmation) kavramıyla açıklanır. Öz-onaylama, kişinin kendisini abartılı biçimde övmesi anlamına gelmez. Daha çok, kendi değerlerini, güçlü yönlerini ve yaşamındaki anlamlı rolleri hatırlayabilme becerisini ifade eder. İnsan, eleştirildiğinde, başarısız olduğunda ya da zorlayıcı bir yaşam olayıyla karşılaştığında benlik algısı sarsılabilir. İşte bu noktada kişi, yalnızca eksiklerine değil, sahip olduğu değerlere de bakabildiğinde psikolojik dengesini koruması kolaylaşır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişinin kendisiyle kurduğu dil değiştikçe, olayları değerlendirme biçimi de değişebiliyor! </strong></p>
<p>Kişinin kendisine söylediği sözlerin yalnızca moral verici cümlelerden ibaret olmadığı, beynin bu sürece biyolojik olarak da yanıt verdiğinin bilindiğine değinen İpek Erol, “Özellikle kendimizle ilgili gerçekçi ve olumlu değerlendirmeler yaptığımızda, ödül sistemiyle ilişkili beyin bölgelerinde aktivitenin arttığını gösteren çalışmalar bulunuyor. Aynı zamanda duygu düzenleme süreçlerinde görev alan prefrontal bölgelerin daha etkin çalıştığı, stres karşısında ise savunucu tepkilerin azalabildiği gösteriliyor. Başka bir ifadeyle, kişinin kendisiyle kurduğu dil değiştikçe, olayları değerlendirme biçimi de değişebiliyor.” dedi.</p>
<p>Olumlu iç konuşma ile kendine iltifat etmeyi birbirinden ayırmak gerektiğini dile getiren Erol, “Olumlu iç konuşma, kişinin kendisiyle kurduğu yapıcı diyaloğun genel adıdır. ‘Şu an zorlanıyorum ama bunun üstesinden gelebilirim’ ya da ‘hata yaptım, bunu telafi edebilirim’ gibi ifadeler bu gruba girer. Kendine iltifat etmek ise daha çok kişinin kendi çabasını, davranışını veya karakter özelliklerini takdir etmesini içerir. ‘Bugün sabırlı davrandım’, ‘bu iş için gerçekten emek verdim’ gibi cümleler buna örnektir. Aradaki fark küçük gibi görünse de psikolojik açıdan önemlidir. İlki kişiyi geleceğe hazırlarken, ikincisi kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin niteliğini güçlendirir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kişinin kendisini yalnızca sonuç üzerinden değerlendirmemesi gerekir! </strong></p>
<p>Bu yaklaşımın etkili olabilmesi için dikkat edilmesi gereken noktalar olduğuna işaret eden Erol, şunları söyledi:</p>
<p>“Öncelikle kullanılan ifadelerin gerçek yaşantıya dayanması gerekir. Kişinin hiç sahip olmadığını düşündüğü özellikleri kendisine yüklemesi, sağlıklı bir öz değerlendirme oluşturmaz. Buna karşılık, küçük de olsa gösterdiği çabayı fark edebilmesi çok daha güçlü bir etki yaratır. Çünkü özsaygıyı besleyen şey yalnızca başarı değildir; emek, kararlılık, sabır ve yeniden deneme cesareti de benlik algısının önemli parçalarıdır.</p>
<p>İkinci olarak, kişinin kendisini yalnızca sonuç üzerinden değerlendirmemesi gerekir. Günümüzde birçok insan başarılı olduğunda bunu ‘zaten olması gereken’ diye küçümserken, en küçük hatasını kimliğinin tamamına mal edebiliyor. Oysa psikolojik açıdan daha dengeli olan yaklaşım, davranışı kişilikten ayırabilmektir. Başarısız bir sunum yapmak, başarısız bir insan olmak anlamına gelmez. Aynı şekilde başarılı olmak da insanı kusursuz yapmaz.”</p>
<p><strong>Sağlıklı bir iç konuşma, ne eksikleri görmezden gelir ne de yalnızca kusurlara odaklanır! </strong></p>
<p>‘Kendine iltifat etmek, kendini kandırmak anlamına gelir mi?’ sorusunun sıkça sorulduğunu kaydeden Klinik Psikolog İpek Erol, “Yanıt büyük ölçüde kişinin gerçeklikle kurduğu ilişkiye bağlıdır. Sağlıklı bir iç konuşma, ne eksikleri görmezden gelir ne de yalnızca kusurlara odaklanır.” dedi.</p>
<p>İnsanın, güçlü yönlerini kabul ederken gelişmesi gereken alanları da inkâr etmemesi gerektiğine vurgu yapan Erol, “Kendini kandırmak ise gerçekliği çarpıtmakla başlar. Sürekli kusursuz olduğunu söylemek de, sürekli yetersiz olduğunu düşünmek de aynı ölçüde gerçeklikten uzaklaşabilir. Ruh sağlığı açısından önemli olan, kişinin kendisini uçlarda değil, olduğu hâliyle değerlendirebilmesidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kendine adil davranan kişinin özsaygısı dış onaya daha az bağımlı olur! </strong></p>
<p>Klinik uygulamalarda bu beceriyi geliştirmek isteyen kişilere uzun listeler yerine küçük alışkanlıklar önerildiğini aktaran Erol, “Gün sonunda birkaç dakika ayırıp ‘Bugün hangi davranışımdan memnunum?’, ‘Bugün hangi konuda emek verdim?’ ya da ‘Yakın bir arkadaşım aynı şeyi yapsaydı ona ne söylerdim?’ sorularını düşünmek bile zamanla kişinin kendisine yönelik bakışını değiştirebilir. Çünkü birçok insan başkalarına gösterdiği anlayışı kendisinden esirger.” dedi.</p>
<p>Kendine iltifat etmenin, kusurları görmezden gelmek olmadığının altını çizen Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Asıl mesele, kişinin kendi emeğini fark etmeyi öğrenebilmesidir. Ruh sağlığını güçlendiren şey, sürekli olumlu düşünmeye çalışmak değil; başarıyı da hatayı da aynı gerçekçilikle değerlendirebilmektir. İnsan kendisine karşı daha adil davranabildiğinde, özsaygı dışarıdan gelen onaylara daha az bağımlı hâle gelir. Belki de kendimize söyleyebileceğimiz en kıymetli iltifat, ‘mükemmel değildim ama elimden geleni yaptım’ cümlesidir. Çoğu zaman iyileşme tam da bu noktada başlar.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikolojik-dayanikliligin-sirri-kendinize-soylediginiz-sozlerde-645848">Psikolojik dayanıklılığın sırrı kendinize söylediğiniz sözlerde!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>112 İstasyonu’ndan Kaçak Elektrik Çekildi İddiası !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/112-istasyonundan-kacak-elektrik-cekildi-iddiasi-645819</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 12:43:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[112]]></category>
		<category><![CDATA[çekildi]]></category>
		<category><![CDATA[ddiası]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[kaçak]]></category>
		<category><![CDATA[ndan]]></category>
		<category><![CDATA[stasyonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645819</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aydın’ın Nazilli İlçesinin Dallıca Mahallesinde bir 112 istasyonundan inşaat halindeki bir düğün salonuna kaçak elektrik çekilmesi iddiası sağlık camiasına bomba gibi düştü. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/112-istasyonundan-kacak-elektrik-cekildi-iddiasi-645819">112 İstasyonu’ndan Kaçak Elektrik Çekildi İddiası !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong>BSHA / Aydın –</strong> Aydın’ın Nazilli İlçesinin Dallıca Mahallesinde bir 112 istasyonundan inşaat halindeki bir düğün salonuna kaçak elektrik çekilmesi iddiası sağlık camiasına bomba gibi düştü. </span></p>
<p><span>İddiaya göre 112 istasyonunda 112 acil ambulans araçlarındaki cihazların şarj edilmesi için kullanılan prize bağlanan kablo ile istasyon merkezi arkasındaki bir düğün salonuna elektrik çekildi. Olayı duyan Nazilli İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Aydın İl Sağlık Müdürlüğü yetkililerinin konu hakkında bir inceleme başlattığı öğrenildi. Detaylar geliyor </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/112-istasyonundan-kacak-elektrik-cekildi-iddiasi-645819">112 İstasyonu’ndan Kaçak Elektrik Çekildi İddiası !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Haydar Sur&#8217;dan aşırı sıcak uyarısı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-haydar-surdan-asiri-sicak-uyarisi-645813</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 12:43:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çarpması]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[haydar]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[ortam]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Haydar Sur]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sur]]></category>
		<category><![CDATA[vücudu]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645813</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, aşırı sıcak havanın yarattığı tehlikeler ve alınacak önlemleri ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-haydar-surdan-asiri-sicak-uyarisi-645813">Prof. Dr. Haydar Sur&#8217;dan aşırı sıcak uyarısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, aşırı sıcak havanın yarattığı tehlikeler ve alınacak önlemleri ele aldı.</p>
<p><strong>İnsan vücudu belirli sıcaklık aralığında en verimli şekilde çalışır</strong></p>
<p>İnsan sağlığı açısından hem vücut iç sıcaklığı hem de yaşanılan ortam sıcaklığının belirli sınırlar içinde olduğunda fizyolojik işlevlerin en verimli şekilde çalıştığına işaret eden Prof. Dr. Haydar Sur, “Sağlıklı bir erişkinde normal vücut sıcaklığı genellikle 36,1-37,2 derece arasındadır. Ortalama kabul edilen değer yaklaşık 36,5-37 derece civarındadır. Vücut sıcaklığının 35 derecenin altına düşmesi hipotermi riskini artırırken, 38 derecenin üzeri ateş olarak değerlendirilir. Vücut sıcaklığının 40 dereceyi aşması ise sıcak çarpması ya da ciddi hipertermi açısından yaşamı tehdit edebilecek bir tablo oluşturabilir.” dedi.</p>
<p><strong>İdeal ortam sıcaklığı 20-24 derece arasında olmalı</strong></p>
<p>Yalnızca sıcaklığın değil nem oranının da sağlık açısından büyük önem taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Sur, “İnsanların kendilerini en rahat hissettikleri ortam sıcaklığı genellikle 20-24 derece arasındadır. Bunun yanında bağıl nem oranının yüzde 40-60 seviyelerinde olması gerekir. Yüksek nem terin buharlaşmasını engelleyerek sıcaklığın daha fazla hissedilmesine neden olurken, çok düşük nem ise ciltte ve solunum yollarında kuruluğa yol açabilir.” diye konuştu. </p>
<p><strong>İnsan biyolojisi açısından en uygun iklim koşulları neler</strong></p>
<p>Prof. Dr. Sur, araştırmaların, insan vücudunun enerji harcamadan ısı dengesini koruyabildiği &#8220;termal konfor bölgesinin&#8221; yaklaşık 22–25 derece sıcaklık ve yüzde 40–60 nem ile hafif hava akımı bulunan ortamlar olduğunu gösterdiğini de kaydetti.</p>
<p><strong>Aşırı sıcaklar vücudun denge mekanizmasını bozuyor</strong></p>
<p>Aşırı sıcakların vücudun ısı düzenleme sistemini zorladığını belirten Prof. Dr. Haydar Sur, “Aşırı sıcaklar, vücudun ısı dengesini sağlayan mekanizmalarını zorlayarak birçok sağlık sorununa yol açabilir. İnsan vücudu terleme yoluyla serinlemeye çalışır; ancak yüksek sıcaklık ve nem oranı arttığında bu mekanizma yeterince etkili olamaz. Ayrıca vücut suyunu tüketerek kurumaya neden olur. Bu hayatı tehdit eden dehidratasyon olarak adlandırılır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Kalp ve böbrek hastaları daha büyük risk altında</strong></p>
<p>Aşırı sıcaklarda en sık görülen sağlık sorunlarına değinen Prof. Dr. Haydar Sur, “Susuz kalma, halsizlik, yorgunluk ve baş dönmesi, kas krampları, baş ağrısı, düşük tansiyon ve bayılma, ısı bitkinliği ve sıcak çarpması en sık karşılaşılan tablolardır. Bunun yanında böbrek fonksiyonlarında bozulma görülebilir ve mevcut kalp-damar hastalıkları ağırlaşabilir. Uzun süre sıcağa maruz kalmak kronik hastalıkların da alevlenmesine neden olabilir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Sıcak çarpması acil müdahale gerektiren bir durum</strong></p>
<p>Sıcak çarpmasının vücudun ısı düzenleme mekanizmasının tamamen yetersiz kalması sonucu geliştiğini belirten Prof. Dr. Sur, şöyle devam etti:</p>
<p>“Sıcak çarpmasında vücut sıcaklığı genellikle 40 derecenin üzerine çıkar. Şiddetli baş ağrısı, yüksek ateş, bilinç bulanıklığı, sersemlik, bulantı, kusma, nabızda hızlanma, nefes alıp vermede artış, sıcak ve kuru cilt ya da aşırı terleme, kasılmalar ve bilinç kaybı görülebilir. Bilinç kaybı, nöbet geçirilmesi, solunum güçlüğü, şok tablosu veya organ yetmezliği bulguları gelişmesi halinde zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.&#8221;</p>
<p><strong>11.00 ile 16.00 saatleri arasında güneşten kaçınılmalı</strong></p>
<p>Özellikle dış ortamda çalışanlar ve spor yapanların daha dikkatli olması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Haydar Sur, “Vatandaşlarımız özellikle 11.00 ile 16.00 saatleri arasında doğrudan güneş altında uzun süre kalmamalıdır. Fiziksel aktiviteler sabah erken veya akşam serin saatlerde yapılmalıdır. Açık renkli, bol ve pamuklu kıyafetler tercih edilmeli, geniş kenarlı şapka ve güneş gözlüğü kullanılmalıdır. Düzenli aralıklarla gölge alanlarda dinlenilmeli ve susamayı beklemeden su tüketilmelidir. Aşırı sıcak günlerde ağır egzersizlerden kaçınılmalı, güneş koruyucu ürünler de ihmal edilmemelidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sıcak havalarda günlük 2-3 litre su tüketilmeli</strong></p>
<p>Sıcak havalarda sıvı tüketiminin büyük önem taşıdığına işaret eden Prof. Dr. Haydar Sur, &#8220;Sağlıklı erişkinlerin günde yaklaşık 2-3 litre su tüketmesi önerilir. Yoğun fiziksel aktivite yapanlarda ve dış ortamda çalışanlarda bu miktar daha da artabilir. Susamayı beklemeden su içilmeli, terlemeyle kaybedilen mineraller ayran, kefir veya maden suyu gibi içeceklerle desteklenmelidir.&#8221; dedi.</p>
<p>Şekerli içeceklerden uzak durulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Sur, &#8220;Kafeinli ve alkollü içecekler sıvı kaybını artırabileceği için özellikle aşırı sıcak günlerde tercih edilmemelidir. İdrar renginin koyulaşması susuzluğun önemli bir göstergesidir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Risk grupları daha dikkatli olmalı</strong></p>
<p>Yaşlılar, çocuklar, hamileler ve kronik hastalığı bulunan bireylerin sıcak havalardan daha fazla etkilendiğini vurgulayan Prof. Dr. Haydar Sur, &#8220;Bu kişiler günün sıcak saatlerinde dışarı çıkmamalı, düzenli sıvı tüketmeli, ev ortamı serin tutulmalı ve hafif beslenmelidir. Kalp, böbrek, diyabet veya solunum hastalığı bulunan bireyler belirtiler açısından daha dikkatli olmalıdır. Özellikle yaşlı bireylerin sıvı alımı yakınları tarafından takip edilmelidir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Klimalar 23-26 derece arasında çalıştırılmalı</strong></p>
<p>Ev ortamında serin kalabilmek için de önerilerde bulunan Por. Dr. Sur, &#8220;Gündüz saatlerinde perdeler kapalı tutulmalı, ev sabah ve akşam serin saatlerde havalandırılmalıdır. Gereksiz elektrikli cihaz kullanımı azaltılmalı, hafif kıyafetler tercih edilmeli ve ılık duş alınabilir.&#8221; dedi.</p>
<p>Klima kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalara değinen Prof. Dr. Sur, &#8220;Klimalar 23-26 derece arasında ayarlanmalı, filtreleri düzenli temizlenmeli ve soğuk hava doğrudan kişiye üflenmemelidir. Ani sıcaklık değişimlerinden kaçınılmalıdır. Vantilatörler ise ortam çok sıcak olduğunda tek başına yeterli olmayabilir. Özellikle yaşlı bireylerde uzun süre doğrudan hava akımı oluşturulmamalıdır.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sıcak çarpmasında ilk yardım hayat kurtarabilir</strong></p>
<p>Sıcak çarpması yaşayan kişiye uygulanacak ilk yardımın büyük önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Haydar Sur, &#8220;Kişi hemen gölge veya serin bir ortama alınmalı, fazla giysileri çıkarılmalı, boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerine soğuk uygulama yapılmalıdır. Bilinci açıksa küçük yudumlarla su verilebilir. Soğuk duş veya ıslak havlu uygulaması da yararlı olabilir.&#8221; diye konuştu. </p>
<p>Prof. Dr. Sur, &#8220;Bilinç bulanıklığı, bayılma, konuşma bozukluğu, yüksek ateş, nöbet, şiddetli nefes darlığı, kusmanın sürmesi veya kişinin sıvı alamaması durumunda vakit kaybetmeden acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.&#8221; uyarısında bulundu.</p>
<p> <strong>Toplumun doğru bilgilendirilmesi de en az bireysel önlemler kadar önemli</strong></p>
<p>Aşırı sıcaklarla mücadelede halk sağlığı iletişiminin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Sur, &#8220;Vatandaşlara meteorolojik sıcaklık uyarıları önceden ulaştırılmalı, SMS ve mobil uygulama bildirimleri etkin kullanılmalıdır. Riskli günlerde vatandaşlar sıcak çarpması konusunda bilgilendirilmelidir. Televizyon, radyo, gazete, haber siteleri ve sosyal medya aracılığıyla düzenli bilgilendirme yapılmalıdır. Sağlık kuruluşlarında bilgilendirici afiş ve broşürlere yer verilmeli, belediyeler de dijital ekranlar, toplu taşıma araçları ve hoparlör anonslarıyla vatandaşları bilgilendirmelidir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Sur, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>&#8220;Mesajların kısa ve anlaşılır olması gerekir. &#8216;11.00-16.00 saatleri arasında zorunlu olmadıkça dışarı çıkmayın&#8217;, &#8216;Susamayı beklemeden su için&#8217;, &#8216;Yaşlı yakınlarınızı düzenli kontrol edin&#8217;, ‘Baş dönmesi, bilinç bulanıklığı veya yüksek ateş gelişirse sağlık kuruluşuna başvurun’ gibi basit ama etkili uyarılar toplum sağlığının korunmasında önemli rol oynar. Aşırı sıcaklar özellikle risk gruplarında yaşamı tehdit edebilecek sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor. Ancak doğru bilgilendirme ve basit koruyucu önlemlerle toplumun sıcak hava dalgalarına karşı dayanıklılığı artırılabilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-haydar-surdan-asiri-sicak-uyarisi-645813">Prof. Dr. Haydar Sur&#8217;dan aşırı sıcak uyarısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz Sıcaklarında Kalbi Koruyacak Altın Değerinde Öneriler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklarinda-kalbi-koruyacak-altin-degerinde-oneriler-645771</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 08:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Altın]]></category>
		<category><![CDATA[değerinde]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[koruyacak]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[Sıcak Hava]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklarında]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[Yaz Ayları]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645771</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz ayları birçok kişi için tatil ve açık hava aktiviteleri anlamına gelse de artan sıcaklıklar kalp ve damar sistemi üzerinde önemli bir yük oluşturabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklarinda-kalbi-koruyacak-altin-degerinde-oneriler-645771">Yaz Sıcaklarında Kalbi Koruyacak Altın Değerinde Öneriler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz ayları birçok kişi için tatil ve açık hava aktiviteleri anlamına gelse de artan sıcaklıklar kalp ve damar sistemi üzerinde önemli bir yük oluşturabiliyor. Özellikle ileri yaş grubundaki bireyler ve kalp hastaları için sıcak hava dalgalarının ciddi sağlık riskleri yaratabileceğine dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Yücel Karabay, yaz aylarında kalp sağlığını korumak için basit ancak etkili önlemler alınması gerektiğini vurguladı.<br /> </p>
<p><strong>Yaz aylarında kalbin iş yükü artıyor</strong></p>
<p>Sıcak havalarda birçok kişinin daha çabuk yorulduğunu, merdiven çıkarken zorlandığını veya kısa yürüyüşlerde nefes nefese kaldığını belirten Prof. Dr. Karabay, bunun yalnızca sıcaklık hissiyle açıklanamayacağını söyledi. Prof. Dr. Can Karabay &#8220;Vücut normal ısısını koruyabilmek için sıcak havalarda daha fazla çalışır. Damarlar genişler, ciltteki kan akımı artar ve kalp vücudun ihtiyaçlarını karşılayabilmek için daha fazla efor sarf eder. Sağlıklı bireylerde bu durum genellikle sorun yaratmaz ancak kalp hastalığı bulunanlarda sıcak hava önemli bir stres faktörüne dönüşebilir&#8221; dedi.<br /> </p>
<p><strong>Kalp hastaları ve yaşlılar daha fazla risk altında</strong></p>
<p>Sıcak havaların herkesi etkilediğini ancak bazı gruplarda riskin daha yüksek olduğunu belirten Prof. Dr. Karabay, kalp yetersizliği bulunan hastalar, koroner arter hastalığı olanlar, yüksek tansiyon nedeniyle tedavi görenler ve ileri yaş grubundakilerin daha dikkatli olması gerektiğini söyledi. Özellikle yalnız yaşayan yaşlılarda sıvı kaybının fark edilmeden ilerleyebileceğine dikkat çeken Karabay, yaz aylarında yeterli sıvı tüketiminin kalp sağlığının önemli bir parçası olduğunu vurguladı.<br /> </p>
<p><strong>Susamayı beklemek geç kalmak anlamına gelebilir</strong></p>
<p>Sıcak havalarda vücudun susuz kalmasının kalp üzerinde ek yük oluşturabileceğini belirten Prof. Dr. Karabay, &#8220;Susuzluk hissi ortaya çıktığında bazen vücut önemli miktarda sıvı kaybetmiş olabilir. Özellikle yaşlı hastaların düzenli sıvı tüketimine dikkat etmesi gerekir. Susamayı beklemek çoğu zaman geç kalmak anlamına gelir&#8221; diye konuştu.<br /> </p>
<p><strong>İlaçlar doktor kontrolü dışında değiştirilmemeli</strong></p>
<p>Kalp hastalarının önemli bir bölümünün düzenli ilaç kullandığını söyleyen Prof. Dr. Karabay, özellikle idrar söktürücü kullananlarda sıcak havalarda sıvı kaybının daha belirgin hale gelebildiğini söyledi. Bazı hastalarda yaz aylarında ilaçların yeniden değerlendirilmesinin gerekebileceğini belirten Karabay, &#8220;Hastalar kendi kendilerine ilaç değişikliği yapmamalı. İlaçların azaltılması veya kesilmesi gerektiği düşünülüyorsa buna mutlaka doktor kontrolünde karar verilmeli&#8221; dedi.<br /> </p>
<p><strong>Tatilde kalp sağlığını korumak mümkün</strong></p>
<p>Yaz aylarında alınacak basit önlemlerin ciddi sağlık sorunlarının önüne geçebileceğini belirten Prof. Dr. Karabay, özellikle günün en sıcak saatleri olan 11.00 ile 16.00 arasında uzun süre güneş altında kalınmaması gerektiğini söyledi. Açık havada yapılacak yürüyüş ve egzersizlerin sabah erken saatlerde veya akşam serinliğinde tercih edilmesini öneren Karabay, yeterli sıvı tüketimi, hafif beslenme ve düzenli uykunun da sıcak havalarla mücadelede önemli olduğunu ifade etti.<br /> </p>
<p><strong>YAZ AYLARINDA KALBİ KORUYACAK 5 ÖNERİ </strong></p>
<p>Prof. Dr. Can Yücel Karabay, yaz aylarında kalp sağlığını korumak için şu önerilerde bulundu:</p>
<p>• Gün boyunca düzenli su tüketin.</p>
<p>• Öğle saatlerinde uzun süre güneş altında kalmayın.</p>
<p>• Egzersizleri sabah veya akşam saatlerinde yapın.</p>
<p>• İlaçlarınızı doktor önerisi dışında değiştirmeyin.</p>
<p>• Aşırı sıcak günlerde vücudunuzu zorlayacak aktivitelerden kaçının</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklarinda-kalbi-koruyacak-altin-degerinde-oneriler-645771">Yaz Sıcaklarında Kalbi Koruyacak Altın Değerinde Öneriler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Ateş Vücudun Enfeksiyonları Karşı Geliştirdiği Doğal Savunma Mekanizmasıdır”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ates-vucudun-enfeksiyonlari-karsi-gelistirdigi-dogal-savunma-mekanizmasidir-645760</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 08:25:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonları]]></category>
		<category><![CDATA[geliştirdiği]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[savunma]]></category>
		<category><![CDATA[vücudun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645760</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Ateş Vücudun Enfeksiyonları Karşı Geliştirdiği Doğal Savunma Mekanizmasıdır”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ates-vucudun-enfeksiyonlari-karsi-gelistirdigi-dogal-savunma-mekanizmasidir-645760">“Ateş Vücudun Enfeksiyonları Karşı Geliştirdiği Doğal Savunma Mekanizmasıdır”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Çocuklarda ateş, ailelerin en sık endişe nedenlerinden biri olmaya devam ederken, Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Süreyya Paksoy, ateşin sanıldığı gibi bir hastalık değil, vücudun enfeksiyonlara karşı geliştirdiği doğal bir savunma mekanizması olduğunu ifade etti.</span></p>
<p><b>Dr. Paksoy, “Ateş Düşman Değil, Vücudun Verdiği Bilinçli Bir Yanıttır”</b></p>
<p><span>Ateşin çoğunlukla viral enfeksiyonlara bağlı geliştiğini belirten Özel ENTO Kulak Burun Boğaz Cerrahi Tıp Merkezi’nden Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Süreyya Paksoy, “Vücuda mikrop girdiğinde bağışıklık sistemi devreye girer ve beyin ısı merkezini uyararak vücut sıcaklığını artırır. Bu sayede bağışıklık hücreleri mikroplarla daha etkili savaşır” dedi. Ateşin, çocuğun hastalıkla mücadele ettiğinin bir göstergesi olduğunu vurgulayan Paksoy, “Ateş düşman değil, vücudun verdiği bilinçli bir yanıttır” diye konuştu. Bu süreçte üşüme, titreme, el ve ayaklarda soğuma görülebileceğini de ifade etti. </span></p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/DSCF1049-scaled.jpg"/></p>
<p><b><strong>Asprin Uyarısı </strong></b></p>
<p><span>Çocuklarda ateşin en sık nedeninin üst solunum yolu enfeksiyonları olduğunu anlatan Dr. Paksoy, bronşit, zatürre, bademcik, orta kulak, mide-bağırsak ve idrar yolu enfeksiyonlarının da ateşe yol açabileceğini kaydetti.  Ateşin her zaman düşürülmesinin gerekmediğini anlatan Paksoy, “Çocuk genel olarak iyi görünüyorsa bol sıvı, hafif giydirme ve serin ortam yeterlidir. Soğuk duş, alkol ve sirke uygulamalarını önermiyoruz. Ateş düşürücülerden parasetamol ilk tercih olarak kullanılmalı ve dozu çocuğun kilosuna göre ayarlanmalıdır. Aspirin çocuklarda kesinlikle kullanılmamalıdır. İbuprofen ise doktor önerisi olmadan verilmemelidir. 2–3 yaşa kadar rektal ölçüm en güvenilir yöntemdir, kulaktan ölçümün doğru teknikle yapılması gerekir. Temassız ölçümlerde ise hata payı yüksek olmaktadır” şeklinde konuştu. </span></p>
<p><b><strong>Ateşli Havale Ne Zaman  Görülür? </strong></b></p>
<p><span>Ateşli havalenin 6 ay–5 yaş arasında görülebildiğinin altını çizen Paksoy, “Genellikle viral enfeksiyonlarda ani ateş yükselmesine bağlıdır ve çoğu zaman kısa sürelidir, kalıcı hasar bırakmaz. Nöbet sırasında çocuğunuzu yan yatırın hareketlerini kısıtlamayın, ağzına kaşık, parmak veya başka bir cisim sokmak sokulan parmağın veya dişlerin kırılmasına yol açabilir, yapılmamalıdır. O sırada ağızdan ateş düşürücü şurup veya su vermeye çalışmak, sıvının akciğerlere kaçmasına neden olabilir. Çocuğu soğuk duşa sokmak veya alkolle ovalamak da doğru değildir. Nöbet sırasında sakin kalınması ve 5 dakikadan uzun sürerse acil yardım çağırılması gerekir” şeklinde konuştu. </span><span>Ateşli havalenin çoğunlukla menenjitten kaynaklanmadığını anlatan Paksoy, ancak bilinç bulanıklığı, ense sertliği, döküntü ve kötüleşen genel durumda acil değerlendirme gerektiğini, ailelerin ateş konusunda paniğe kapılmamasını belirterek, “Önemli olan ateşin yükseklik derecesi değil, çocuğun genel durumudur” diye konuştu. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ates-vucudun-enfeksiyonlari-karsi-gelistirdigi-dogal-savunma-mekanizmasidir-645760">“Ateş Vücudun Enfeksiyonları Karşı Geliştirdiği Doğal Savunma Mekanizmasıdır”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kansere Dönüşecek Lezyonun Tespitinden Yenilikçi Kombine Tedavilere…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kansere-donusecek-lezyonun-tespitinden-yenilikci-kombine-tedavilere-645740</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 08:19:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşecek]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kansere]]></category>
		<category><![CDATA[kombine]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[lezyonun]]></category>
		<category><![CDATA[pankreas]]></category>
		<category><![CDATA[Pankreas Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavilere]]></category>
		<category><![CDATA[tespitinden]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645740</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yıllardır en ölümcül kanser türlerinden biri olarak kabul edilen pankreas kanseri için bilim dünyasından umut veren haberler geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kansere-donusecek-lezyonun-tespitinden-yenilikci-kombine-tedavilere-645740">Kansere Dönüşecek Lezyonun Tespitinden Yenilikçi Kombine Tedavilere…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Yıllardır en ölümcül kanser türlerinden biri olarak kabul edilen pankreas kanseri için bilim dünyasından umut veren haberler geliyor. Pankreas hastalıkları alanındaki en prestijli bilimsel platformlardan biri olan Avrupa Pankreas Derneği (EPC) ile Uluslararası Pankreatoloji Derneği&#8217;nin (IAP) ortak düzenlediği 58. EPC/IAP Ortak Kongresi, bu yıl ilk kez Türkiye&#8217;de, İstanbul&#8217;da gerçekleştirildi. Acıbadem Üniversitesi&#8217;nin ev sahipliğinde, Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Avrupa Pankreas Derneği Başkanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan&#8217;ın başkanlığında düzenlenen kongre; 46 ülkeden 1.200&#8217;ü aşkın cerrahı, onkoloğu, gastroenteroloğu, patoloğu ve temel bilim araştırmacısını aynı çatı altında buluşturdu. Dünyanın pankreas alanındaki en saygın bilim insanlarının katıldığı kongrede, pankreas kanseri ve pankreas hastalıklarına ilişkin en güncel bilimsel gelişmeler tüm yönleriyle ele alınırken, özellikle ABD&#8217;de düzenlenen Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) Kongresi&#8217;nde açıklanan ve dünya tıp camiasında büyük yankı uyandıran son araştırma sonuçları da İstanbul&#8217;da ilk kez bu kapsamda ayrıntılarıyla değerlendirildi. Hedefe yönelik ilaçlardan yapay zekâ destekli erken tanıya, kişiye özel kanser aşılarından gelişmiş cerrahi tekniklere kadar pankreas hastalıklarının geleceğini şekillendirecek yenilikler, Türkiye&#8217;de ilk kez bu denli geniş katılımlı uluslararası bir bilimsel platformda masaya yatırıldı.</em></strong></p>
<p><strong><em>Kongrede en çok ilgi gören başlıklardan biri ise Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) Kongresi&#8217;nde açıklanan hedefe yönelik tedavi araştırmasının sonuçları oldu. Uzmanların şimdiye kadar pankreas kanseri alanındaki en önemli gelişmelerden biri olarak değerlendirdiği araştırmada, KRAS genini hedefleyen yeni nesil akıllı ilacın standart tedaviye yanıt vermeyen ileri evre pankreas kanseri hastalarında yaşam süresini yaklaşık iki katına çıkarması, bilim dünyasında büyük heyecan yarattı. 58. EPC/IAP Ortak Kongresi’nde bu çarpıcı gelişmenin klinik uygulamaya nasıl yansıyacağı, hangi hasta gruplarının bu tedaviden yararlanabileceği ve gelecekte tedavi algoritmalarını nasıl değiştireceği tüm ayrıntılarıyla tartışıldı. Uzmanlar, bu gelişmenin yalnızca yeni bir ilacın başarısını değil, pankreas kanserine yaklaşımda köklü bir değişimin ve yeni bir dönemin başlangıcını temsil ettiğini vurguladı…</em></strong></p>
<p>Dünya genelinde her yıl yaklaşık 510 bin kişiye pankreas kanseri tanısı konuyor. Türkiye&#8217;de ise yılda yaklaşık 7-8 bin yeni vaka görülüyor. Hastalıkla ilgili en önemli sorun ise erken dönemde belirti vermemesi. Bu nedenle hastaların büyük bölümü ileri evrede tanı alıyor ve pankreas kanseri hâlâ kanser kaynaklı ölümlerin en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Ancak kongrede paylaşılan yeni bilimsel çalışmalar, bu tablonun değişmeye başladığını gösteriyor. Kongre Başkanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, pankreas kanseri araştırmalarında tarihi bir döneme girildiğini söylüyor.</p>
<p><strong>Pankreas Kanserini Tamamen İyileştirmeyi Hedefliyoruz</strong></p>
<p>ASCO&#8217;da açıklanan yeni hedefe yönelik ilacın sonuçlarının, ABD&#8217;nin ardından ilk kez İstanbul&#8217;daki kongrede bilim dünyasıyla ayrıntılı biçimde paylaşıldığını belirten Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, bunun pankreas kanseri tedavisinde gerçek anlamda bir dönüm noktası olduğunu vurguluyor: “Pankreas kanserinde umut veren bir döneme giriyoruz. ASCO&#8217;da açıklanan çalışma, son yılların en önemli bilimsel gelişmelerinden biri. Yeni KRAS inhibitörü, ilk tedavisi başarısız olan metastatik pankreas kanseri hastalarında ek kemoterapi gerektirmeden yaşam süresini yaklaşık iki katına çıkarıyor. Üstelik hastaların ağrıları azalıyor, yaşam kaliteleri artıyor ve tedavi günde tek tabletle uygulanabiliyor. Bu gerçekten son derece umut verici bir gelişme&#8221;…</p>
<p>Yeni ilacın bugün yalnızca metastatik hastalarda değerlendirildiğini ancak bunun yalnızca başlangıç olduğunu ifade eden Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, şimdi ilacın kemoterapiyle birlikte kullanımını, ameliyat öncesinde ve sonrasında uygulanmasını araştıran çalışmaların sürdüğünü belirtiyor. Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, &#8220;Bugünkü hedefimiz yalnızca yaşam süresini uzatmak değil. Asıl hedefimiz, gelecekte bazı hastaları tamamen iyileştirebilmek. Eğer bu çalışmalar beklediğimiz gibi sonuçlanırsa, pankreas kanserinin doğal seyrini değiştirebiliriz” değerlendirmesini yapıyor.</p>
<p><strong>Pankreas Kanseri Gelecekte Kronik Bir Hastalığa Dönüşebilir</strong></p>
<p>Pankreas kanserine bakış açısının son yıllarda önemli ölçüde değiştiğini söyleyen Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, meme kanserinde yaşanan bilimsel dönüşümün benzerinin pankreas kanserinde de yaşanabileceğini düşünüyor: &#8220;20 yıl önce meme kanseri de çok korkulan hastalıklardan biriydi. Bugün geldiğimiz nokta ortada. Bilim aynı hızla ilerlemeye devam ederse, önümüzdeki 10-20 yıl içinde pankreas kanseri de tedavi edilebilir, bazı hastalarda tamamen iyileştirilebilir, birçok hastada ise uzun yıllar kontrol altında tutulabilen kronik bir hastalığa dönüşebilir.&#8221;</p>
<p><strong>Yeni Geliştirilen İlaç &#8220;Oyunu Değiştiriyor&#8221;</strong></p>
<p>Almanya&#8217;daki Heidelberg Üniversitesi Hastanesi Gastroenteroloji, Hepatoloji, Enfeksiyon Hastalıkları ve Zehirlenmeler Bölümü Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Patrick Michl, ASCO 2026&#8217;da açıklanan uluslararası çalışmanın pankreas kanseri tedavisinde uzun yıllardır beklenen kırılma noktası olduğunu söylüyor. Yeni KRAS inhibitörünü değerlendiren Prof. Dr. Patrick Michl, “Bizim üniversitemizin de içinde bulunduğu bu yeni ilaç çalışması, standart kemoterapi sonrasında hastalığı ilerleyen metastatik pankreas kanseri hastalarında yaşam süresini yaklaşık iki katına çıkardı. Bu, pankreas kanseri araştırmaları açısından devrim niteliğinde bir gelişme” diyor.</p>
<p>Yeni tedavinin yalnızca yaşam süresini uzatmadığını, hastaların yaşam kalitesini de artırdığını söyleyen Prof. Dr. Patrick Michl, ilacın kemoterapiye kıyasla farklı yan etki profiline sahip olduğunu, bu yan etkilerin yönetimine yönelik çalışmaların da eş zamanlı sürdüğünü ifade ediyor.</p>
<p><strong>Sıradaki Hedef, Akıllı İlaçları İmmünoterapi Ve Kanser Aşılarıyla Birleştirmek</strong></p>
<p>Pankreas kanseri tedavisinin geleceğinin tek bir ilaçtan değil, tedavi kombinasyonlarından geçtiğini vurgulayan Prof. Dr. Patrick Michl, bugün en yoğun çalışılan alanın KRAS inhibitörlerinin kemoterapi, immünoterapi ve diğer hedefe yönelik tedavilerle birlikte kullanılması olduğunu söylüyor: “Hastaların önemli bölümü bu ilaçlardan fayda görüyor ancak zaman içinde direnç gelişebiliyor. Şimdi amacımız bu direnci kıracak yeni kombinasyonlar geliştirmek. Hedefe yönelik ilaçları immünoterapi ve diğer biyolojik tedavilerle birlikte kullanarak çok daha uzun sağkalım elde etmeyi hedefliyoruz”.</p>
<p>Pankreas kanserinde umut veren bir diğer alanın ise kişiye özel geliştirilen mRNA kanser aşıları olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Patrick Michl, “Hastanın ameliyatla çıkarılan tümöründen veya biyopsi örneğinden elde edilen moleküler bilgiler kullanılarak hazırlanan bu aşılar, bağışıklık sistemine tümör hücrelerini tanımayı öğretiyor. Böylece vücudun kendi savunma sistemi geride kalan kanser hücrelerini hedef alabiliyor. Erken sonuçlar oldukça umut veriyor. Özellikle ameliyat edilen hastalarda geliştirilen mRNA aşılarının, hastalığın yeniden ortaya çıkmasını önlemede önemli rol oynayabileceğini düşünüyoruz. Önümüzdeki 1-2 yıl içinde büyük klinik çalışmaların sonuçlarını bekliyoruz” diyor.</p>
<p><strong>Asıl Hedefimiz Kanseri Tedavi Etmekten Ziyade, Oluşmasını Önlemek</strong></p>
<p>Dünyanın önde gelen pankreas uzmanlarını İstanbul&#8217;da bir araya getiren bu kongre, yalnızca onkologları değil; gastroenterologlardan cerrahlara, patologlardan temel bilim araştırmacılarına kadar pankreas kanseri alanında çalışan farklı disiplinlerden bilim insanlarını aynı çatı altında buluşturan önemli bir platform oldu. Pankreas kanserinin ancak multidisipliner bir yaklaşımla ele alınabileceğini yansıtan bu güçlü bilimsel etkinliğin dikkat çeken konuşmacılarından biri de Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Laura Wood oldu. Dünyada pankreas kanserinin oluşum mekanizmalarını araştıran en önemli bilim insanları arasında gösterilen Doç. Dr. Laura Wood, çalışmalarını kanser geliştikten sonraki döneme değil, hastalığın ortaya çıkmasından önceki evrelere odaklıyor. PanIN ve IPMN olarak adlandırılan kanser öncüsü lezyonları inceleyen ekibiyle birlikte, hangi hücrelerin kansere dönüşme potansiyeli taşıdığını ortaya çıkarmaya çalıştıklarını söylüyor: “Bu, pankreas kanserini ortaya çıkmadan önlemenin anahtarı olabilir. Biz pankreas kanserini tedavi etmekten önce nasıl oluştuğunu anlamaya çalışıyoruz. Kanser öncüsü hücrelerin neden bazı kişilerde kansere dönüştüğünü, bazılarında ise dönüşmediğini araştırıyoruz. Eğer bu dönüşümü durdurabilirsek gelecekte pankreas kanserini başlamadan önleme şansımız olacak”… </p>
<p>Pankreas kanserine karşı yeni geliştirilen KRAS inhibitörünün bugün ileri evre hastalarda umut verdiğini, bundan sonraki hedefin ise aynı ilacı çok daha erken dönemde kullanabilmek olduğunu söyleyen Doç. Dr. Laura Wood, “Şu sıralar yaptığımız bilimsel çalışmalarda genetik analizler, moleküler biyoloji yöntemleri ve yapay zekâ destekli görüntüleme sistemlerinden yararlanarak hangi öncü lezyonların kansere dönüşme riski taşıdığını belirlemeye çalışıyoruz. Amacımız tüm öncü lezyonları tedavi etmek değil. Önemli olan hangilerinin gerçekten kansere dönüşeceğini saptayabilmek. Böylece gereksiz tedavileri önlerken yüksek risk taşıyan hastaları çok erken dönemde koruyabileceğiz” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kansere-donusecek-lezyonun-tespitinden-yenilikci-kombine-tedavilere-645740">Kansere Dönüşecek Lezyonun Tespitinden Yenilikçi Kombine Tedavilere…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz Aylarında Regl Düzenini Korumak İçin 6 Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-regl-duzenini-korumak-icin-6-oneri-645722</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 08:09:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Adet]]></category>
		<category><![CDATA[Adet Döngüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Adet Düzensizliği]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[döngü]]></category>
		<category><![CDATA[düzenini]]></category>
		<category><![CDATA[hormonal]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[korumak]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[regl]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645722</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında değişen yaşam temposu, kadınların regl döngüsünü de etkileyebiliyor. Sıcak havalar, seyahatler, uyku düzenindeki değişiklikler ve beslenme alışkanlıklarındaki farklılıklar, hormonal dengede dalgalanmalara yol açarak regl tarihinin değişmesine neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-regl-duzenini-korumak-icin-6-oneri-645722">Yaz Aylarında Regl Düzenini Korumak İçin 6 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında değişen yaşam temposu, kadınların regl döngüsünü de etkileyebiliyor. Sıcak havalar, seyahatler, uyku düzenindeki değişiklikler ve beslenme alışkanlıklarındaki farklılıklar, hormonal dengede dalgalanmalara yol açarak regl tarihinin değişmesine neden olabiliyor. Uzmanlar, yaz mevsiminde yaşanan adet düzensizliklerinin çoğunun geçici olduğunu; ancak bazı durumlarda tıbbi değerlendirme gerekebileceğini belirtiyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Elif Tozkır, değişen regl döngüsünde nelere dikkat edilmeli bu konuda bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Bir ay gecikince endişelenmeli miyim?</strong></p>
<p>Adet düzensizliği, kadınların yaşamlarının farklı dönemlerinde karşılaşabileceği yaygın sağlık sorunlarından biridir. Birçok kadın, adet döngüsündeki ufak bir değişiklikte bile endişelenerek “bir ay gecikince ya da gün sayısı azalınca bile adet düzensizliğim var mı?” sorusunu sormaktadır. Adet düzeninin net bir tanımı olsa da, döngü uzunlukları kişiden kişiye değişebilir. </p>
<p>Genellikle normal kabul edilen döngü 21-35 gün arasında değişirken, bu aralık dışına çıkan durumlar adet düzensizliği olarak değerlendirilebilir. Adet düzensizliği basit nedenlere dayanabileceği gibi, ciddi sağlık problemlerinin de erken belirtisi olabilir. Bu nedenle, tekrarlayan düzensizlikler veya uzun süreli gecikmelerde zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak en doğru ve güvenilir yöntemdir. Özellikle iki ay gibi uzun süreli gecikmeler, ciddi sağlık sorunlarına işaret edebilir ve mutlaka bir sağlık uzmanına danışılmalıdır.</p>
<p><strong>Yaz ayları regl takvimini şaşırtabilir!</strong></p>
<p>Yaz aylarında kadınların daha sık regl düzensizliği yaşadığını biliyoruz. Bunun temel nedeni sıcak havanın vücuttaki hormonal dengeyi dolaylı yollardan etkilemesidir. Bu durum kimi kadınlarda adet döngüsünde hafif sapmalara neden olabilir. Bu ilk bakışta normal gibi görünse de bu düzensizliklerin çok uzun sürmesi durumunda başka sağlık sorunları da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle hemen doktora başvurmak önemlidir. Çünkü adet düzensizliğinin birçok sebebi vardır. Bunlar arasında stres, ani kilo değişimleri, yeme bozuklukları, aşırı egzersiz, hormonal dengesizlikler, polikistik over sendromu (PKOS), tiroid rahatsızlıkları ve hatta kullanılan bazı ilaçlar yer alabilir. Özellikle stres, hipotalamus bölgesinde hormonal dengesizlik yaratarak adet döngüsünü önemli ölçüde etkileyebilir.</p>
<p><strong>Havuz ya da denize girmek regl döngüsünü etkilemez</strong></p>
<p>Havuza ya da denize girmenin adet döngüsünü etkilediği inancı kadınlar arasında yaygındır. Su, adet akışını tamamen durdurmaz; ancak basınç etkisiyle adet kanının geçici olarak dışarı çıkmasını önleyebilir. Havuz veya denize girmenin adet yoğunluğunu kalıcı olarak azaltıcı bir etkisi yoktur. Ancak hijyen koşullarına dikkat etmek önemlidir, enfeksiyon riski açısından dikkatli olunmalıdır.</p>
<p><strong>Hemen adet geciktiriciye başvurmayın!</strong></p>
<p>Tatillerini adet dönemine denk getirmemek için kadınlar sıklıkla regl geciktirici ilaçlara başvurmaktadır. Kısa süreli kullanımda genellikle güvenli sayılsa da bu ilaçlar sık ve uzun vadede kullanıldığında hormonal dengeyi bozarak adet düzensizliğine yol açabilir. Bu nedenle mutlaka doktor kontrolü ile kısa süreli kullanılmalıdır. Keyfi olarak üst üste her reglinin tatil dönemine gelmemesi için kullanmak doğru olmaz.</p>
<p><strong>Beslenme biçiminiz de regl düzeninizi etkileyebilir</strong></p>
<p>Beslenme ve yaşam tarzının adet döngüsü üzerinde etkisi büyüktür. Sağlıksız beslenme, vitamin-mineral eksiklikleri, aşırı zayıflama veya kilo alımı adet döngüsünü düzensizleştirebilir. Özellikle B vitamini, magnezyum, demir gibi minerallerin eksikliği doğrudan regl düzenini etkileyebilir. Düzenli ve dengeli beslenmek, yeterli su tüketmek ve hafif egzersizlerin yapılması regl döngü düzeninin korunmasını destekler. Bu çerçevede yaz döneminde vücudun ihtiyacı olan vitamin ve mineral kaynaklarının alınması için beslenme planınızı da mutlaka gözden geçirin.</p>
<p><strong>Yaz sıcakları regl düzeninizi bozuyorsa bu 6 öneriyi dikkate alın!</strong></p>
<ol>
<li>Hafif tempolu yürüyüş, yoga ve meditasyon gibi stres azaltıcı aktiviteler yapın.</li>
<li>Düzenli uyku hormonal dengeyi destekler ve adet düzensizliği riskini azaltır. </li>
<li>Sıcak havalarda sıvı kaybını önlemek için bol su tüketin.</li>
<li>Kafein ve alkol tüketimi sınırlayın, fazla tüketim hormonal dengenizi bozabilir.</li>
<li>B vitamini, magnezyum, demir kaynaklı beslenmeye önem verin.</li>
<li>İki ay süren gecikmelerde hemen hekime başvurun.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-regl-duzenini-korumak-icin-6-oneri-645722">Yaz Aylarında Regl Düzenini Korumak İçin 6 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuşadası Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği Hizmete Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kusadasi-agiz-ve-dis-sagligi-poliklinigi-hizmete-basladi-645667</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 07:38:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmete]]></category>
		<category><![CDATA[kuşadası]]></category>
		<category><![CDATA[polikliniği]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645667</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan 5’inci Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, Kuşadası’nda hizmet vermeye başladı. Nazilli, Efeler, Koçarlı ve Germencik’in ardından Kuşadası’na da kazandırılan poliklinik, vatandaşlardan yoğun ilgi gördü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kusadasi-agiz-ve-dis-sagligi-poliklinigi-hizmete-basladi-645667">Kuşadası Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği Hizmete Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan 5’inci Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, Kuşadası’nda hizmet vermeye başladı. Nazilli, Efeler, Koçarlı ve Germencik’in ardından Kuşadası’na da kazandırılan poliklinik, vatandaşlardan yoğun ilgi gördü.</p>
<p>Tamamen ücretsiz olarak hizmete açılan Kuşadası Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği; modern yapısı, çağdaş tıbbi donanımı ve uzman kadrosu ile kent merkezinde hizmet sunmaya başladı. Aydın Büyükşehir Belediyesi Kuşadası Hizmet Binası’nda vatandaşlarla buluşan poliklinikte, ağız ve diş sağlığı alanında kapsamlı tedaviler gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Polikliniğe gelen vatandaşlar, sunulan hizmetten duydukları memnuniyeti dile getirerek Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na teşekkür etti.</p>
<p>Aydın’ın tüm ilçelerinde yatırımlarının artarak devam edeceğini belirten Başkan Çerçioğlu, <b>“Söz verdik, yaptık. Nazilli, Efeler, Koçarlı ve Germencik ilçelerimizin ardından Kuşadası’nda da Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniğimizi hemşehrilerimizin hizmetine sunduk. Kentimize hayırlı olmasını diliyorum.</b></p>
<p><b> Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Kliniklerimiz ile de her gün farklı ilçelerimizde, kırsal mahallelerimiz başta olmak üzere kentimizin dört bir yanında hizmeti vatandaşlarımızın ayağına götürüyoruz. Çok yakında Söke ilçemizde de Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniğimizi hizmete açacağız. Tüm ilçelerimizde yatırım ve projelerimizi sürdürecek, hemşehrilerimizi hizmetlerimizle buluşturmaya devam edeceğiz. Hizmetle büyüyen Aydın”</b> ifadelerini kullandı.</p>
<p>Vatandaşlar, Kuşadası Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği hakkında detaylı bilgi ve randevu için 444 55 09 numaralı telefon üzerinden iletişime geçebiliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kusadasi-agiz-ve-dis-sagligi-poliklinigi-hizmete-basladi-645667">Kuşadası Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği Hizmete Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Çerçioğlu Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetlerini Kentin Dört Bir Yanında Vatandaşlarla Buluşturmayı Sürdürüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-mobil-agiz-ve-dis-sagligi-hizmetlerini-kentin-dort-bir-yaninda-vatandaslarla-bulusturmayi-surduruyor-645628</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 17:02:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[çerçioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetlerini]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645628</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan yatırım ve projeler, kentin dört bir yanında vatandaşlarla buluşmayı sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-mobil-agiz-ve-dis-sagligi-hizmetlerini-kentin-dort-bir-yaninda-vatandaslarla-bulusturmayi-surduruyor-645628">Başkan Çerçioğlu Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetlerini Kentin Dört Bir Yanında Vatandaşlarla Buluşturmayı Sürdürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan yatırım ve projeler, kentin dört bir yanında vatandaşlarla buluşmayı sürdürüyor.</p>
<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri, her gün farklı ilçelerde vatandaşlara hizmet vermeye devam ediyor. Kırsal mahalleler başta olmak üzere Aydın’ın dört bir yanında vatandaşlarla buluşan Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri bugün 3 ilçede, 4 farklı mahallede vatandaşlarla buluştu.</p>
<p>Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri bugün; Germencik ilçesinde Mursallı Mahallesi’nde, Karacasu ilçesinde Yaykın Mahallesi’nde ve İncirliova ilçesinde Gerenkova ile Erbeyli Mahallelerinde hizmet verdi. Mobil hizmetlerden memnuniyet duyduklarını belirten vatandaşlar, Başkan Çerçioğlu’na teşekkür etti.</p>
<p>Kent genelinde hizmet veren Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri’nde; ağız ve diş muayeneleri, röntgen hizmetleri, diş çekimi, dolgusu, temizliği ile kanal tedavisini de kapsayan birçok uygulama gerçekleştiriliyor. Böylece vatandaşlar bulundukları mahallelerde ağız ve diş sağlığı hizmetlerinden ücretsiz bir şekilde yararlanabiliyor.</p>
<p>Tüm ilçelerde yatırımlarını sürdüreceklerini belirten Başkan Çerçioğlu, <b>“Ağız ve diş sağlığınız bizim için önemli. Hayata geçirdiğimiz Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Kliniklerimiz ile her gün farklı ilçe ve mahallelerimizde vatandaşlarımızla buluşmayı sürdürüyoruz. Hemşehrilerimize mobil sağlık hizmetlerimize gösterdikleri yoğun ilgiden dolayı teşekkür ederim. 17 ilçemizin tamamında çalışmalarımıza devam edeceğiz. Hizmetle büyüyen Aydın” </b>ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-mobil-agiz-ve-dis-sagligi-hizmetlerini-kentin-dort-bir-yaninda-vatandaslarla-bulusturmayi-surduruyor-645628">Başkan Çerçioğlu Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetlerini Kentin Dört Bir Yanında Vatandaşlarla Buluşturmayı Sürdürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>6 Ayda 5 Bini Aşkın Hastaya Ücretsiz Transfer Hizmeti Verildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/6-ayda-5-bini-askin-hastaya-ucretsiz-transfer-hizmeti-verildi-645580</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 14:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşkın]]></category>
		<category><![CDATA[ayda]]></category>
		<category><![CDATA[bini]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[hastaya]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmeti]]></category>
		<category><![CDATA[olsun]]></category>
		<category><![CDATA[servis]]></category>
		<category><![CDATA[transfer]]></category>
		<category><![CDATA[ücretsiz]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645580</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnegöl Belediyesi’nin kronik hastalığı bulunan ve hastalıkları süreklilik arz eden vatandaşlar için Bursa’daki hastanelere ulaşımı kolaylaştırmak adına 2020 yılından bu yana sürdürdüğü “Ücretsiz Hastane Servisi” uygulaması kapsamında 2026 yılının ilk 6 ayında 241 sefer düzenledi, 5201 hastanın ücretsiz transferini sağladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/6-ayda-5-bini-askin-hastaya-ucretsiz-transfer-hizmeti-verildi-645580">6 Ayda 5 Bini Aşkın Hastaya Ücretsiz Transfer Hizmeti Verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnegöl Belediyesi’nin kronik hastalığı bulunan ve hastalıkları süreklilik arz eden vatandaşlar için Bursa’daki hastanelere ulaşımı kolaylaştırmak adına 2020 yılından bu yana sürdürdüğü “Ücretsiz Hastane Servisi” uygulaması kapsamında 2026 yılının ilk 6 ayında 241 sefer düzenledi, 5201 hastanın ücretsiz transferini sağladı.</p>
<p>İnegöl Belediyesi’nin 2020 yılında başlattığı, kronik hastalığı bulunan ve tedavileri kapsamında Bursa’daki hastanelere düzenli olarak gitmek zorunda olan vatandaşlara yönelik önemli bir sosyal destek hizmeti olan “Ücretsiz Hastane Servisi” uygulamasını sürdürüyor. Tedavisi süreklilik arz eden vatandaşların ulaşım sorununu ortadan kaldıran uygulama kapsamında 2026 yılında 241 ayrı sefer düzenlendiği ve toplamda 5201 vatandaşın ücretsiz transferinin sağlandığı duyuruldu.</p>
<p><strong>HAFTA İÇİ HER GÜN ÜCRETSİZ ULAŞIM İMKANI</strong></p>
<p>İnegöl Belediyesi’nin sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda sunduğu bu hizmetten hafta içi her gün faydalanmak mümkün. Servisler, belirlenen gün ve saatlerde İnegöl’den Bursa’daki hastanelere ücretsiz olarak ulaşım sağlıyor. Uygulama kapsamında; Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri saat 07.00’de Ziraat Bankası önünden hareket eden servisler Bursa Şehir Hastanesi ile Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne ulaşım sağlıyor. Salı ve Perşembe günleri ise saat 08.00’de yine Ziraat Bankası önünden kalkan servisler Bursa Şevket Yılmaz Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne hasta taşımacılığı gerçekleştiriyor.</p>
<p><strong>BİR GÜN ÖNCESİNDEN TELEFONLA KAYIT YAPTIRMAK YETERLİ</strong></p>
<p>Ücretsiz hastane servisi hizmeti, kronik hastalığı bulunan veya tedavisi süreklilik gerektiren vatandaşlara yönelik olarak sunuluyor. İnegöl Belediyesi’ne ait araçlarla gerçekleştirilen ulaşım hizmeti kapsamında her gün başvuran hasta sayısına göre bir veya birden fazla araçla servis hizmeti sağlanıyor. Bu hizmet sayesinde vatandaşlar hem maddi yükten kurtuluyor hem de güvenli ve konforlu bir şekilde sağlık kuruluşlarına ulaşıyor. Bu uygulamadan faydalanmak isteyenlerin ise bir gün öncesinden 153 Çözüm Merkezini arayıp kayıt oluşturması yeterli.</p>
<p><strong>VATANDAŞLAR MEMNUN</strong></p>
<p>Servisi kullanan vatandaşlar, uygulamadan memnun. Sabah hastaneye gitmek üzere servise gelen vatandaşlar; “Allah razı olsun çok güzel bir hizmet. 4 yıldır Şehir Hastanesine gidip geliyorum. Geçen haftadan beri 3’üncü gidiş gelişim bu. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun.” “Kendi arabamız gibi binip gidiyoruz. Sabah götürüyorlar, akşam getiriyorlar Allah razı olsun.” “Ben 3 senedir rahatsızım 3 senedir bu servisleri kullanıyorum. Şehir Hastanesi olsun, Şevket Yılmaz olsun hastanenin kapısına kadar gidiyoruz.” “12 yıldır oğlumun rahatsızlığı için fakülteye gidiyoruz. Metroyla geç kalıyorduk, bu servisler sayesinde hem ücret ödemeden hem de tam zamanında ulaşıyoruz. Belediyemize teşekkür ediyorum.” şeklindeki açıklamalarda memnuniyetlerini dile getirdiler.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/6-ayda-5-bini-askin-hastaya-ucretsiz-transfer-hizmeti-verildi-645580">6 Ayda 5 Bini Aşkın Hastaya Ücretsiz Transfer Hizmeti Verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağrısız başlayıp diş kaybettirebilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agrisiz-baslayip-dis-kaybettirebilir-645535</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 10:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısız]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[başlayıp]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Eti]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Eti Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kaybettirebilir]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645535</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, diş eti hastalıklarının erken belirtileri, tedavi edilmediğinde yol açabileceği ciddi sonuçlar ve düzenli ağız bakımının hastalıkların önlenmesindeki önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agrisiz-baslayip-dis-kaybettirebilir-645535">Ağrısız başlayıp diş kaybettirebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, diş eti hastalıklarının erken belirtileri, tedavi edilmediğinde yol açabileceği ciddi sonuçlar ve düzenli ağız bakımının hastalıkların önlenmesindeki önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Periodontal hastalıklar, ağız hijyeninin yetersiz olduğu kişilerde daha sık görülür!</strong></p>
<p>Periodontolojinin, dişleri çevreleyen sert ve yumuşak dokuların sağlığı, hastalıkları ve tedavisiyle ilgilenen diş hekimliği uzmanlık alanı olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Diş eti, dişi destekleyen kemik ve bağ dokuları bu alanın kapsamına girer.” dedi.</p>
<p>Sağlıklı diş etlerinin, dişlerin uzun yıllar ağızda sağlam bir şekilde kalabilmesi için büyük önem taşıdığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Bahar, “Periodontal hastalıklar, yani diş eti hastalıkları, genellikle ağız hijyeninin yetersiz olduğu kişilerde daha sık görülür. Diş eti kenarlarında biriken bakteri plağı ve yemek artıkları düzenli olarak temizlenmediğinde diş etlerinde kızarıklık, şişlik ve iltihaplanma gelişebilir. Ayrıca diş eti kanaması ve ağız kokusu gibi belirtiler de görülebilir. Erken dönemde fark edilen diş eti hastalıkları, uygun tedavi ve düzenli ağız bakımıyla büyük ölçüde kontrol altına alınabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Diş eti hastalıkları çoğu zaman ağrıya neden olmaz!</strong></p>
<p>“Diş eti hastalıklarının en önemli özelliklerinden biri, çoğu zaman ağrıya neden olmamasıdır.” diyen Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu nedenle birçok kişi belirtileri önemsemez ve tedaviyi geciktirir. Ancak tedavi edilmeyen diş eti iltihabı zamanla dişi çevreleyen kemiğe kadar ilerleyebilir. Kemiğin de etkilenmesiyle birlikte dişi destekleyen dokular zarar görür, dişlerde sallanma meydana gelir ve ilerleyen dönemlerde diş kaybı yaşanabilir.”</p>
<p><strong>Diş eti hastalıklarını ihmal etmek, gelecekte implant tedavisini de riske atabiliyor! </strong></p>
<p>Periodontal tedavinin ihmal edilmesinin yalnızca diş ve kemik kaybına yol açmakla kalmadığına aynı zamanda ileride uygulanacak implant tedavisini de zorlaştırabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Çünkü implant uygulaması için yeterli miktarda sağlıklı kemik dokusunun bulunması gerekir. İleri düzey kemik kaybı olan hastalarda ek tedavilere ihtiyaç duyulabilir.” dedi.</p>
<p>Diş eti hastalıklarının önlenmesinde düzenli ağız bakımının büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Bahar, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Dişlerin doğru teknikle fırçalanması, diş ipi kullanımının ihmal edilmemesi ve düzenli diş hekimi kontrolleri hastalık riskini önemli ölçüde azaltır. Yaklaşık altı ayda bir diş taşı temizliği ve gerekli görüldüğünde polisaj işleminin yaptırılması da diş eti sağlığının korunmasına katkı sağlar. Düzenli kontroller sayesinde diş eti hastalıkları erken dönemde tespit edilerek tedavi edilebilir ve dişlerin uzun yıllar sağlıklı bir şekilde korunması mümkün olabilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agrisiz-baslayip-dis-kaybettirebilir-645535">Ağrısız başlayıp diş kaybettirebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıcak çarpmasının ilk belirtisi soğuk cilt olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sicak-carpmasinin-ilk-belirtisi-soguk-cilt-olabilir-645478</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 09:28:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[çarpmasının]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[serin]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[Sıcak Çarpması]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[vücudun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645478</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son günlerde Avrupa'nın birçok ülkesinde etkisini artıran aşırı sıcaklar, sıcak çarpması riskini yeniden gündeme taşıdı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-carpmasinin-ilk-belirtisi-soguk-cilt-olabilir-645478">Sıcak çarpmasının ilk belirtisi soğuk cilt olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Son günlerde Avrupa&#8217;nın birçok ülkesinde etkisini artıran aşırı sıcaklar, sıcak çarpması riskini yeniden gündeme taşıdı. Yüksek sıcaklıkların yalnızca konforu değil, sağlığı da tehdit ettiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, “Sıcak çarpması kısa sürede gelişebilen ve müdahale edilmediğinde hayati sonuçlara yol açabilen acil bir durum. Yüksek sıcaklıklar vücudun ısı dengesini bozarak başlangıçta fark edilmeyen belirtilerin hızla ciddi sağlık sorunlarına dönüşmesine neden olabiliyor. Bu nedenle sıcak havalarda vücudun verdiği sinyalleri dikkate almak büyük önem taşıyor” dedi.</strong></p>
<p><strong> </strong>Sıcak çarpmasının ilk belirtileri arasında, vücudun kendini soğutmak için yoğun terlemesine bağlı olarak görülen soğuk ve terli cilt, bitkinlik, aşırı susama, kas krampları, baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, kusma ve idrar renginin koyulaşması yer alıyor. Vücut sıcaklığı arttıkça cilt sıcak, kuru ve kızarık bir görünüm alırken solunum ve nabız hızlanıyor, bilinç bulanıklığı gelişebiliyor diyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, “Damarların genişlemesine bağlı olarak tansiyon düşüyor ve kalp daha fazla çalışmak zorunda kalıyor. Yoğun terlemeyle gelişen sıvı ve tuz kaybı ise sıcak bitkinliğine, ileri vakalarda hayati organlara giden kan akışının azalmasına ve kalp krizi riskinin artmasına yol açabiliyor. Bu belirtiler görüldüğünde kişi vakit kaybetmeden serin bir ortama alınmalı ve tıbbi destek istenmeli” dedi.</p>
<p><strong>Yaz sofralarının yıldızı taze fasulye, tatlı tercihi vişne</strong></p>
<p>Sıcak havalarda beslenme alışkanlıklarını mevsim koşullarına göre düzenlemenin önemine dikkat çeken Özok, “Mısır, domates, kabak ve taze fasulye gibi yaz sebzeleri ile vişne, ahududu, yaban mersini ve çilek gibi meyveler bu dönemdeki en iyi seçenekler arasında yer alıyor. Karpuz da yaz aylarının en çok tercih edilen meyvelerinden biri ancak kontrollü tüketilmeli. Yaklaşık 200 gram karpuz veya kavunda 13-15 gram karbonhidrat bulunuyor. Bu nedenle özellikle diyabetli bireylerin ara öğünde 200 gramdan fazla karpuz ya da kavun tüketmemesi gerekli. İçecek tercihlerinde ise buzlu kahve ve buzlu çay ölçülü miktarlarda tüketilebilir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Vücudun kendini serinletme sistemi yaşla değişiyor </strong></p>
<p>Sıcak çarpmasının herkesi etkileyebileceğini ancak bazı grupların daha büyük risk altında olduğunu vurgulayan Özok, “Özellikle 5 yaş altındaki çocuklar, 65 yaş üzerindeki kişiler, kronik hastalığı olanlar, hamileler ile aşırı kilolu ya da aşırı zayıf bireylerin sıcak havalarda daha dikkatli olması gerekiyor. Çocuklarda vücut ısısını düzenleyen mekanizmalar henüz tam gelişmediği, ileri yaşlarda ise bu mekanizmaların etkinliği azaldığı için aşırı sıcaklar daha ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Kronik hastalıklar ve gebelik de vücudun sıcakla baş etmesini zorlaştırabiliyor. Bu dönemde vücudu serin tutmak, sıvı kaybını önlemek ve günlük alışkanlıklarda küçük değişiklikler yapmak önemli. Örneğin düzenli koşu yapanlar egzersizlerini öğle sıcağı yerine akşam saatlerine bırakabilir. Ayrıca gün boyunca yeterli miktarda su tüketerek vücudun sıvı dengesini korumak da büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<p><strong>Güneşte beklemiş araçlara hemen binilmemeli</strong></p>
<p>Vücut ısısını dengede tutmanın ve sıvı kaybını önlemenin sıcak çarpmasına karşı en etkili korunma yöntemleri arasında yer aldığını belirten Özok, “Özellikle güneşin etkisinin en yoğun olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalı, mecbur kalındığında ise gölge veya klimalı ortamlar tercih edilmeli. Güneş altında ağır egzersiz ve yoğun fiziksel aktivitelerden kaçınılmalı, susamayı beklemeden gün boyunca düzenli aralıklarla yeterli miktarda sıvı tüketilmeli. Dışarıda bulunurken açık renkli, hafif ve bol giysiler giyilmeli, şapka kullanılmalı, gözleri ultraviyole ışınlarından koruyan güneş gözlüğü takılmalı ve cildi korumak için güneş koruyucu krem kullanılmalı. Ayrıca alkol ve aşırı kafein tüketiminden kaçınılmalı, güneşte uzun süre beklemiş araçlara binmeden önce araç mutlaka havalandırılmalı” dedi.</p>
<p><strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, sıcak çarpmasından şüphelenilen birine yapılması gereken ilk müdahale adımlarını sıraladı:</strong></p>
<ol>
<li>Sıcak çarpması geçirdiğinden şüphelendiğiniz kişiyi vakit kaybetmeden serin ve gölgeli bir ortama alın.</li>
<li>Bilinç bulanıklığı, bayılma veya yüksek ateş varsa zaman kaybetmeden 112’yi arayın.</li>
<li>Hastanın üzerindeki kalın veya sıkı giysileri gevşetin ya da çıkarın.</li>
<li>Vücut ısısını düşürmeye çalışın. Serin suyla vücudunu ıslatın, vantilatör kullanın veya ense, koltuk altı ve kasık bölgelerine soğuk kompres uygulayın.</li>
<li>Bilinci açıksa küçük yudumlarla su içmesini sağlayın. Bilinci kapalı ya da yarı kapalıysa ağızdan su veya herhangi bir içecek vermeyin.</li>
<li>Sağlık ekipleri gelene kadar hastayı yalnız bırakmayın. Solunumunu ve bilinç durumunu yakından takip edin.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-carpmasinin-ilk-belirtisi-soguk-cilt-olabilir-645478">Sıcak çarpmasının ilk belirtisi soğuk cilt olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşure şifa deposu ama kalorisine dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/asure-sifa-deposu-ama-kalorisine-dikkat-645451</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşure]]></category>
		<category><![CDATA[değeri]]></category>
		<category><![CDATA[deposu]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[kalori]]></category>
		<category><![CDATA[kalorisine]]></category>
		<category><![CDATA[Kase]]></category>
		<category><![CDATA[kuru]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[porsiyon]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[şifa]]></category>
		<category><![CDATA[tat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645451</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aşure ayının başlamasıyla birlikte sofralarda yeniden aşure bereketi yaşanıyor. Buğday, nohut, kuru fasulye, kuru meyveler ve çeşitli kuruyemişlerden oluşan aşure; içerdiği lif, bitkisel protein, vitamin ve minerallerle tam bir şifa deposu ancak aşırı tüketiminden kaçınmak şart! </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asure-sifa-deposu-ama-kalorisine-dikkat-645451">Aşure şifa deposu ama kalorisine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aşure ayının başlamasıyla birlikte sofralarda yeniden aşure bereketi yaşanıyor. Buğday, nohut, kuru fasulye, kuru meyveler ve çeşitli kuruyemişlerden oluşan aşure; içerdiği lif, bitkisel protein, vitamin ve minerallerle tam bir şifa deposu ancak aşırı tüketiminden kaçınmak şart! <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur,</strong> aşureyi hazırlarken içine eklenen şeker ve kuruyemiş miktarıyla, tüketim esnasında porsiyon büyüklüğüne dikkat etmek gerektiğini belirterek “Aşureyi tatlandırmak için yüksek miktarda şeker kullanmak yerine kuru üzüm, kuru kayısı, hurma, tarçın, nar taneleri ve mevsim meyvelerinden yararlanılabilir. Hatta yaz aylarında şeftali gibi meyveler de doğal tat vermek amacıyla tercih edilebilir. Böylece hem besin değeri artar hem de gereksiz kalori yükünün önüne geçilmiş olur” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, aşurenin kalorisini azaltmanın 7 püf noktasını ve ortalama 200 gramlık kase aşurenin kalorisinin nelere eşdeğer olduğunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Şekeri azaltın, tarçını artırın<br /> </strong>Tarçın, kendine özgü aroması sayesinde aşureye daha yoğun bir lezzet kazandırır. Bu sayede ilave şeker miktarını azaltmak mümkün olabilir. Ayrıca tarçın, aşurenin kendine özgü kokusunu ve aromasını zenginleştirerek daha dengeli bir tat elde edilmesine katkı sağlar. </p>
<p><strong>Kuru meyvelerin doğal tatlılığından yararlanın</strong></p>
<p>Kuru üzüm, kuru kayısı, incir ve hurma gibi meyveler doğal şeker içerikleri sayesinde aşureyi tatlandırırken ilave şeker ihtiyacını azaltabilir. Aynı zamanda lif, potasyum ve çeşitli vitamin-mineraller açısından da katkı sağlayarak aşurenin besin değerini yükseltir.</p>
<p><strong>Nar tanelerini eksik etmeyin </strong></p>
<p>Nar taneleri aşureye hem renk hem de ferah bir lezzet katar. Güçlü antioksidan bileşenler içeren nar, aşurenin besleyici değerini artırırken şeker ilavesine ihtiyaç duymadan lezzetini de zenginleştirmeye yardımcı olur. </p>
<p><strong>Kuruyemişleri ölçülü kullanın<br /> </strong>Ceviz, badem ve fındık gibi kuruyemişler sağlıklı yağlar, protein ve mineral açısından değerli besinlerdir. Ancak enerji yoğunlukları yüksek olduğu için miktarları arttıkça aşurenin kalori değeri de hızla yükselir. Bu nedenle kuruyemişleri bir avuçla sınırlamak daha dengeli bir tercih olacaktır.</p>
<p><strong>Porsiyonu büyütmeyin<br /> </strong>Aşure ne kadar sağlıklı içeriklerden hazırlanırsa hazırlansın, büyük porsiyonlar kalori alımını artırabilir. Yaklaşık 200 gramlık orta boy bir kase, hem tatlı ihtiyacını karşılamak hem de enerji alımını kontrol altında tutmak için yeterli bir miktardır.</p>
<p><strong>Yanında ikinci tatlıya yer vermeyin<br /> </strong>Aşure tüketilen günlerde baklava, şöbiyet, dondurma veya şerbetli tatlılar gibi ek tatlılar tüketmek günlük enerji alımını gereksiz şekilde yükseltir. Tatlı tercihini aşureden yana kullanıp aynı öğünde başka tatlılara yer vermemek daha dengeli bir yaklaşım sağlar.</p>
<p><strong>Aşureyi ara öğün olarak değerlendirin<br /> </strong>Aşureyi ana öğünün hemen ardından tüketmek yerine ara öğünde tercih etmek hem porsiyon kontrolünü kolaylaştırır hem de kan şekerindeki ani dalgalanmaların önüne geçmeye yardımcı olabilir. Yanında şekersiz çay veya süt ürünleriyle tüketildiğinde daha uzun süre tokluk sağlayabilir.</p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>1 kase (200 gram) aşure nelere eşdeğer?</strong></p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, yaklaşık 250-350 kalori içeren 1 kase (200 gram) aşurenin belirterek, hangi besinlerin enerji değerine eşdeğer olduğunu şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>4-5 ince dilim tam buğday ekmeği</li>
<li>6 orta porsiyon (900 gram) karpuz</li>
<li>15 orta boy kayısı ile 2 orta boy şeftali</li>
<li>2-3 orta boy kase cacık </li>
<li>1 porsiyon ızgara balık (150 gr) ile salata </li>
<li>2 adet baklava (80 gr)</li>
<li>1 saat tempolu yürüyüşle harcanan enerji (orta/yüksek tempoda, yaklaşık 73 kg ağırlığında biri)</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asure-sifa-deposu-ama-kalorisine-dikkat-645451">Aşure şifa deposu ama kalorisine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıcak Havada Uyku Kalitesini Düzenleyen 8 Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sicak-havada-uyku-kalitesini-duzenleyen-8-oneri-645445</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:52:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[düzenleyen]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[havada]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645445</guid>

					<description><![CDATA[<p> Yaz aylarında etkisini artıran yüksek hava sıcaklıkları, yalnızca günlük yaşam konforunu değil, uyku düzenini de olumsuz etkiliyor. Aşırı sıcaklar; uykuya dalmayı güçleştirirken sık uyanmalara neden olarak bireyin bedensel ve zihinsel performansını düşürebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-havada-uyku-kalitesini-duzenleyen-8-oneri-645445">Sıcak Havada Uyku Kalitesini Düzenleyen 8 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong>Yaz aylarında etkisini artıran yüksek hava sıcaklıkları, yalnızca günlük yaşam konforunu değil, uyku düzenini de olumsuz etkiliyor. Aşırı sıcaklar; uykuya dalmayı güçleştirirken sık uyanmalara neden olarak bireyin bedensel ve zihinsel performansını düşürebiliyor. Kaliteli uyku ise gün içerisinde harcanan enerjinin yeniden kazanılmasını, bağışıklık sisteminin güçlenmesini ve zihinsel fonksiyonların sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesini sağlıyor. Memorial Bodrum Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Fatma Arıcak, yaz sıcaklarında uyku kalitesini korumanın yolları hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Oda sıcaklığını uyku koşullarına göre hazırlayın </strong></p>
<p>Uyku, günün yorgunluğunu atmak ve sonraki güne fiziksel ve psikolojik olarak hazır olmak için gerekli fizyolojik bir süreçtir. Ancak yeterli süre uyunmasına rağmen uyku kalitesinin düşük olması, beklenen fiziksel ve zihinsel yenilenmeyi sağlayamaz. Özellikle sıcak havalarda uygun olmayan oda koşulları, psikolojik stres, beslenme alışkanlıkları, aşırı kafein tüketimi ve kronik hastalıklar uyku kalitesini olumsuz etkileyebilir. Uykuya geçiş sürecinde vücut çekirdek ısısının doğal olarak düşmesi gerekir. Yüksek çevre sıcaklığı bu fizyolojik süreci bozarak uykuya dalma süresini uzatabilir, derin uyku evrelerini azaltabilir ve gece boyunca sık uyanmalara neden olabilir. Özellikle REM ve derin uyku evrelerindeki bozulma, ertesi gün dikkat, hafıza, öğrenme kapasitesi ve ruh hâli üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir. Serin, karanlık ve iyi havalandırılmış bir uyku ortamı ise melatonin hormonunun salgılanmasını destekleyerek daha kaliteli bir uyku düzenine katkı sağlar.</p>
<p><strong>Yetersiz uyku beden ve zihninizi olumsuz etkileyebilir</strong></p>
<p>Kalitesiz uyku; dikkat dağınıklığı, unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik ve gün boyu yorgunluk hissine yol açabilir. Uzun vadede ise bağışıklık sisteminin zayıflaması, tansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıkların kontrolünün zorlaşması gibi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir.</p>
<p><strong>Sıcak havalarda daha rahat uyuyabilmek için</strong></p>
<ol>
<li>Uyku öncesinde ağır egzersizlerden kaçının.</li>
<li>Yatmadan önce ılık bir duş alarak vücut ısınızı dengeleyin.</li>
<li>Pamuklu ve terletmeyen uyku kıyafetleri tercih edin.</li>
<li>Hafif nevresim ve çarşaflar kullanın.</li>
<li>Yatak odasını serin, karanlık tutun, iyi havalandırın.</li>
<li>Akşam saatlerinde kafeinli içecek tüketimini sınırlandırın.</li>
<li>Gün içerisinde yeterli sıvı alımına özen gösterin.</li>
<li>Düzenli uyku saatlerini korumaya çalışın. </li>
</ol>
<p><strong>Uzun süren uyku sorunlarının nedeni başka hastalıklar olabilir</strong></p>
<p>Uyku düzensizliğinin haftalar boyunca devam etmesi, gündüz yaşam kalitesini belirgin şekilde etkilemesi veya horlama, nefes durması ve aşırı gündüz uykululuğu gibi belirtilerle birlikte görülmesi durumunda mutlaka bir uzmana başvurulması gerekir. Uzun süre devam eden uyku problemlerinde altta yatan nörolojik, psikiyatrik veya sistemik hastalıklar araştırılmalıdır. Hastanın ayrıntılı öyküsü alınır, gerekirse laboratuvar tetkikleri ve uyku testleri planlanabilir. Uyku hijyeninin düzenlenmesi, yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekli görülen durumlarda uygulanacak uygun tedavi yöntemleriyle hastaların uyku kalitesi önemli ölçüde iyileştirilebilir.” dedi. Yeterli süre ve kaliteli uyku, kişinin yeni güne hem fiziksel hem de zihinsel açıdan daha dinç başlamasını sağlarken, yaşam kalitesinin korunmasına da önemli katkı sunar.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-havada-uyku-kalitesini-duzenleyen-8-oneri-645445">Sıcak Havada Uyku Kalitesini Düzenleyen 8 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aydın Büyükşehir Belediyesi Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri&#8217;ne Efeler, Çine ve Buharkent&#8217;te Yoğun İlgi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aydin-buyuksehir-belediyesi-mobil-agiz-ve-dis-sagligi-kliniklerine-efeler-cine-ve-buharkentte-yogun-ilgi-645389</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645389</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çerçioğlu’nun öncülüğünde Aydın’a kazandırılan yatırım ve projeler kentin dört bir yanında vatandaşlarla buluşmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aydin-buyuksehir-belediyesi-mobil-agiz-ve-dis-sagligi-kliniklerine-efeler-cine-ve-buharkentte-yogun-ilgi-645389">Aydın Büyükşehir Belediyesi Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri&#8217;ne Efeler, Çine ve Buharkent&#8217;te Yoğun İlgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çerçioğlu’nun öncülüğünde Aydın’a kazandırılan yatırım ve projeler kentin dört bir yanında vatandaşlarla buluşmaya devam ediyor.</p>
<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan sağlık yatırımlarından olan Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri, bugün Efeler ilçesinde Kuloğulları Mahallesi’nde, Çine ilçesinde Eskiçine Mahallesi’nde ve Buharkent ilçesinde Savcılı Mahallesi’nde vatandaşlarla buluştu. Ağız ve diş sağlığı hizmetlerini her gün farklı ilçelerde, kırsal mahallelere taşıyan Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri’ne vatandaşlar da yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p>Kent genelinde hizmet veren Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri’nde; ağız ve diş muayeneleri, röntgen hizmetleri, diş çekimi, dolgusu, temizliği ile kanal tedavisini de kapsayan birçok uygulama gerçekleştiriliyor. Böylece vatandaşlar bulundukları mahallelerde ağız ve diş sağlığı hizmetlerinden ücretsiz bir şekilde yararlanabiliyor.</p>
<p>Tüm ilçelerde yatırımlarını sürdüreceklerini belirten Başkan Çerçioğlu, <b>“Ağız ve diş sağlığınız bizim için önemli. Söz verdik, yaptık; Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Kliniklerimiz her gün farklı ilçelerde ve mahallelerde vatandaşlarımızla buluşmaya devam ediyor. Hizmetlerimizi hemşehrilerimizin ayağına götürüyor, Aydınımız için çalışıyoruz. Yatırım ve projelerimizi sürdüreceğiz. Hizmetle büyüyen Aydın&#8221; </b>ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aydin-buyuksehir-belediyesi-mobil-agiz-ve-dis-sagligi-kliniklerine-efeler-cine-ve-buharkentte-yogun-ilgi-645389">Aydın Büyükşehir Belediyesi Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri&#8217;ne Efeler, Çine ve Buharkent&#8217;te Yoğun İlgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Türkiye’de Ağız ve Diş Sağlığı Krizi Yaşanıyor!”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-agiz-ve-dis-sagligi-krizi-yasaniyor-645347</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 19:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yaşanıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645347</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diş Hekimleri Dayanışma Platformu, Türkiye'deki ağız ve diş sağlığı sisteminin röntgenini çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-agiz-ve-dis-sagligi-krizi-yasaniyor-645347">“Türkiye’de Ağız ve Diş Sağlığı Krizi Yaşanıyor!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / Ankara –</strong> Diş Hekimleri Dayanışma Platformu, Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na (BSHA) yaptığı açıklamada, Türkiye’de ağız ve diş sağlığı hizmetlerinin geldiği noktayı anlattı.</p>
<p><span>Türkiye’de ağız ve diş sağlığı hizmetleri tıkanma noktasına gelmiş, kamu güvencesiyle nitelikli tedaviye erişmek isteyen milyonlarca vatandaşımız aylarca sıra beklemek zorunda bırakılmıştır. Yalnızca 2024 yılının ilk 11 ayında kamu hastanelerinde diş hekimliği randevu talebi 22 milyonu aşarak rekor kırmış, toplumdaki diş çürüğü oranları %90’ın üzerine çıkmıştır. Vatandaş feryat etmekte, muayene ve tedavi kuyruklarında çaresizce beklemektedir. Ancak bu acı tabloya rağmen, devletin elinde yetişmiş, halkına hizmet etmeye hazır binlerce genç ve dinamik diş hekimi kamudan tamamen dışlanmaktadır.</span></p>
<p><b>Diş Hekimlerine Neredeyse Hiç Kadro Ayrılmamış…</b></p>
<p><span>Bugün gelinen noktada, yeni mezunlarla beraber yaklaşık 17 bini aşan diş hekimi umutla kamu ataması beklemektedir. </span><span>2025 yılının Kasım ayında yapılması gereken ana genel atama, hiçbir rasyonel gerekçe gösterilmeksizin tamamen pas geçilmiş ve yapılmamıştır.</span><span> Bu büyük mağduriyetin ardından ilan edilen 2026 yılının ilk kurasında ise diş hekimlerine yalnızca 524 kontenjan gibi trajik ve sembolik bir alım layık görülmüştür. Son ilan edilen güncel yerleştirmelerde ise diş hekimlerine neredeyse hiç kadro ayrılmamış, mesleğimiz kamuda adeta yok sayılmıştır.</span></p>
<p><b><span>Medyamızın ve Kamuoyunun Dikkatine Sunulan Çarpıcı Gerçekler</span></b></p>
<div><span>OECD Standartlarının Çok Gerisindeyiz:</span><span> Türkiye’de genel tıp alanında hekime müracaat sayısı son on yılda %48 artarak kişi başı yıllık 12,2’ye yükselmiş ve OECD ortalamasının (6,5) iki katına ulaşmıştır. Buna karşın, diş hekimine müracaat sayısı on yılda yalnızca 0,5’ten 0,7’ye yükselebilmiştir. Halkımız diş hekimine gidememektedir; çünkü kamu ünitelerinde hekim sayısı yetersiz, randevular kapalıdır! </span><span>Sağlık Bakanlığı Teşkilatında Temsiliyet Yok:</span><span> Türkiye genelinde 50 binden fazla diş hekimi aktif olarak çalışmaktadır. Buna karşılık, Sağlık Bakanlığı Merkez Teşkilatı bünyesindeki 8 bin 100 personelden yalnızca 38’i diş hekemidir! Bu çarpıcı temsiliyetsizlik, ağız ve diş sağlığı politikalarının neden halkın ve sahanın gerçeklerinden uzak üretildiğinin açık bir kanıtıdır.</span></div>
<div><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/Goruntu-30.06.2026-22.16.jpeg"/></div>
<p><b>Hizmet Etmek İçin Bekleyen 17 Bin Eğitimli, Nitelikli Diş Hekimi Var!</b></p>
<div><span>Bölgesel Eşitsizlik ve Randevu Çilesi:</span><span> Özellikle metropollerde ve büyükşehirlerde ünit başına düşen nüfus 10 bin kişiyi aşmaktadır. Kamu kurumlarındaki toplam 11 bin diş üniti, yığılan talebi karşılamaktan uzaktır. </span><span>Üniversite Kontenjanları ve Asgari Ücret Sömürüsü:</span><span>Kontrolsüzce açılan diş hekimliği fakülteleri her yıl binlerce yeni mezun vermekte, istihdam edilemeyen meslektaşlarımız özel sektörde asgari ücret sınırlarında, hatta bu sınırların altında güvencesiz ve ağır şartlarda çalışmaya mahkum edilmektedir. </span><span>Ortada apaçık bir çelişki vardır: Bir tarafta tedaviye ulaşamadığı için sağlığından olan, randevu bulamayan milyonlarca vatandaş; diğer tarafta ise kamuya atanıp halkına hizmet etmek için bekleyen 17 bin eğitimli, nitelikli diş hekimi! Bu tablo, Türkiye’nin bir “diş hekimi fazlası” olmadığını; tam aksine çok ciddi bir bütçe, planlama ve yönetim vizyonsuzluğu yaşadığını gözler önüne sermektedir. </span><span>Diş Hekimleri Dayanışma Platformu olarak devlet yetkililerine, Sağlık Bakanlığı’na ve bütçe planlayıcılarına açıkça sesleniyoruz: Aile Diş Hekimliği sistemini kâğıt üzerinde bırakmayıp ülke genelinde derhal hayata geçirin! Yeni Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (ADSM) yatırımlarını hızlandırın! 2025 Kasım ayından bu yana gasp edilen atama haklarımızı iade edin ve kamuya adil, vicdani, mesleğin onuruna yakışır düzeyde diş hekimi ataması gerçekleştirin</span><span>Bu çığlık, sadece işsiz bırakılan hekimlerin değil; ağız ve diş sağlığı hakkı elinden alınan koca bir milletin çığlığıdır. Basınımızın değerli temsilcilerini, hazırladığımız detaylı raporlar ışığında bu toplumsal krize </span><span>mercek tutmaya ve sesimiz olmaya davet ediyor” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-agiz-ve-dis-sagligi-krizi-yasaniyor-645347">“Türkiye’de Ağız ve Diş Sağlığı Krizi Yaşanıyor!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi 2027 İstanbul&#8217;da düzenlenecek!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-pozitif-psikoloji-kongresi-2027-istanbulda-duzenlenecek-645314</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 18:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[2027]]></category>
		<category><![CDATA[Alanın]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[düzenlenecek]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[organizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitif Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[stanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645314</guid>

					<description><![CDATA[<p>Davranış bilimleri ve sağlık alanında ülkemizin ilk tematik üniversitesi olan ve kurulduğu günden beri pozitif psikoloji alanında önemli çalışmalar yürüten, bu yıl düzenlediği 8. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresiyle de uluslararası arenadan önemli isimleri Türkiye’de buluşturan Üsküdar Üniversitesi, şimdi 10. Dünya Pozitif Psikoloji Kongresine ev sahipliği için hazırlanıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-pozitif-psikoloji-kongresi-2027-istanbulda-duzenlenecek-645314">Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi 2027 İstanbul&#8217;da düzenlenecek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Davranış bilimleri ve sağlık alanında ülkemizin ilk tematik üniversitesi olan ve kurulduğu günden beri pozitif psikoloji alanında önemli çalışmalar yürüten, bu yıl düzenlediği 8. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresiyle de uluslararası arenadan önemli isimleri Türkiye’de buluşturan Üsküdar Üniversitesi, şimdi 10. Dünya Pozitif Psikoloji Kongresine ev sahipliği için hazırlanıyor. </p>
<p>Pozitif psikoloji alanının dünyanın en saygın bilimsel organizasyonlarından biri olan 10. Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi (10th World Congress on Positive Psychology), 7-10 Temmuz 2027 tarihleri arasında İstanbul&#8217;da gerçekleştirilecek. Uluslararası Pozitif Psikoloji Birliği (IPPA) tarafından düzenlenen kongreye Üsküdar Üniversitesi öncelikli sponsor ve ev sahibi kurum olarak destek verecek.</p>
<p>Dünyanın dört bir yanından araştırmacıları, akademisyenleri, ruh sağlığı profesyonellerini, eğitimcileri, politika yapıcıları ve uygulayıcıları İstanbul&#8217;da buluşturacak kongre, Hilton İstanbul Bomonti Hotel &#038; Conference Center&#8217;da gerçekleştirilecek.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Yönetim Üst Kurulu Başkanı, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise kongrede yalnızca ev sahibi üniversitenin temsilcisi olarak değil, aynı zamanda IPPA tarafından oluşturulan Organizasyon Komitesi Eş Başkanı (Co-Chair of the Organizing Committee) olarak da görev alacak. Böylece Türkiye, pozitif psikoloji alanının en önemli uluslararası organizasyonlarından birine akademik ve bilimsel düzeyde liderlik eden ülkelerden biri olacak.</p>
<p><strong>Dünya pozitif psikolojisinin kalbi İstanbul&#8217;da atacak</strong></p>
<p>Uluslararası Pozitif Psikoloji Birliği (IPPA) tarafından iki yılda bir düzenlenen Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi&#8217;nin 10&#8217;uncusu, &#8220;Where Cultures Meet, Humanity Flourishes&#8221; (Kültürlerin Buluştuğu Yerde İnsanlık Gelişir) temasıyla gerçekleştirilecek.</p>
<p>Kongre boyunca; pozitif psikolojideki en güncel bilimsel araştırmalar, ruh sağlığı ve psikolojik iyi oluş, eğitim, sağlık, iş yaşamı, teknoloji, kamu politikaları, anlam ve amaç, bilgelik, kültürlerarası psikoloji, insan ilişkileri ve güçlü yönler temelli yaklaşımlar gibi birçok başlık, dünyanın önde gelen uzmanları tarafından ele alınacak.</p>
<p><strong>Üsküdar Üniversitesi uluslararası vizyonunu bir kez daha ortaya koyuyor</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de pozitif psikolojinin akademik gelişimine öncülük eden Üsküdar Üniversitesi, kuruluşundan bu yana bu alanda çok sayıda uluslararası kongre, bilimsel yayın ve eğitim programına imza attı.</p>
<p>Üniversite, 2016 yılından itibaren düzenlediği Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongreleriyle alanın gelişimine önemli katkılar sağlarken, pozitif psikolojiyi lisans ve lisansüstü eğitim süreçlerine taşıyan öncü yükseköğretim kurumlarından biri olarak öne çıktı. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Nevzat Tarhan organizasyon komitesinin eş başkanı olacak</strong></p>
<p>Kongrenin hazırlık sürecinde Üsküdar Üniversitesi aktif rol üstlenirken, Prof. Dr. Nevzat Tarhan da Organizasyon Komitesi Eş Başkanı olarak bilimsel ve organizasyonel çalışmalara katkı sağlayacak.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan daha önce Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongrelerinin de başkanlığını yürüttü.</p>
<p><strong>IPPA&#8217;nın 20&#8217;nci yılı İstanbul&#8217;da kutlanacak</strong></p>
<p>Kongre; Uluslararası Pozitif Psikoloji Birliği&#8217;nin (IPPA) kuruluşunun 20&#8217;nci yılına denk geliyor. Bu yönüyle İstanbul, pozitif psikolojinin küresel gelişiminde tarihi bir buluşmaya ev sahipliği yapacak.</p>
<p>IPPA Kongre Başkanı ve Başkan Adayı Dr. Tayyab Rashid, kongrenin temasının İstanbul&#8217;un tarihsel kimliğiyle güçlü bir bağ kurduğunu belirterek, yüzyıllardır kıtaları, kültürleri ve medeniyetleri birbirine bağlayan İstanbul&#8217;un, insanın gelişimini ve refahını merkeze alan böyle bir organizasyon için en anlamlı şehirlerden biri olduğunu ifade ediyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-pozitif-psikoloji-kongresi-2027-istanbulda-duzenlenecek-645314">Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi 2027 İstanbul&#8217;da düzenlenecek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her unutkanlık aynı değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-unutkanlik-ayni-degil-645249</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[Duygudurum]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[polat]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik]]></category>
		<category><![CDATA[şikayet]]></category>
		<category><![CDATA[unutkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645249</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Polat, nörolojik ve psikiyatrik kökenli unutkanlıkların nedenleri, belirtileri ve seyir açısından farklılıkları ile doğru ayırt etmenin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-unutkanlik-ayni-degil-645249">Her unutkanlık aynı değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Polat, nörolojik ve psikiyatrik kökenli unutkanlıkların nedenleri, belirtileri ve seyir açısından farklılıkları ile doğru ayırt etmenin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Nörolojik ve psikiyatrik unutkanlıkta altta yatan mekanizmalar ve klinik özellikler farklı!</strong></p>
<p>Unutkanlığın, Alzheimer gibi hem nörodejeneratif hastalıkların hem de psikiyatrik sorunların ortak bir belirtisi olabileceğini ifade eden Doç. Dr. Burcu Polat, “Ancak altta yatan mekanizmalar ve klinik özellikler farklıdır.” dedi.</p>
<p>Nörolojik unutkanlığın yavaş, sinsi ve genellikle ilerleyici bir başlangıcı olduğunu aktaran Doç. Dr. Polat, “Önce yakın bellek bozulur; hasta unuttuğunu fark etmeyebilir veya önemsemeyebilir. Zamanla dil, yön bulma, yürütücü işlevler gibi başka bilişsel alanlar da etkilenir. Nörolojik muayenede yürüme bozukluğu, güç kaybı gibi ek bulgular eşlik edebilir. Nöropsikolojik testlerde gerçek bir öğrenme/hatırlama sorunu vardır; ipucu verilse de performans düzelmez.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Altta yatan duygudurum bozukluğu tedavi edildiğinde bilişsel şikayetler genellikle düzelir! </strong></p>
<p>Psikiyatrik unutkanlığı da değinen Doç. Dr. Burcu Polat, şunları söyledi: </p>
<p>“Genellikle daha yeni başlangıçlıdır ve ilgisizlik, uyku-iştah değişiklikleri, keyifsizlik gibi depresif belirtilerle eş zamanlıdır. Hasta unutkanlığından yoğun şikayetçidir, bunu fazlaca önemser. Depresif bireyler performanslarını gerçekte olduğundan daha kötü tanımlama eğilimindedir. Dikkat ve konsantrasyon bozukluğu ön plandadır; gerçek bellek depolama sorunu nadirdir. Testlerde ipucu/hatırlatma ile performans belirgin düzelir. Altta yatan duygudurum bozukluğu tedavi edildiğinde bilişsel şikayetler genellikle düzelir.”</p>
<p><strong>Bu soruların cevapları unutkanlığın nedenini belirlemede yardımcı olabilir</strong></p>
<p>Psikiyatrik unutkanlık ile nörolojik unutkanlık arasında bazı ayırıcı tanı ipuçları olduğunu dile getiren Doç. Dr. Burcu Polat, “Şikayetin kendisi mi yoksa yakınların gözlemi mi öncelikli? Psikiyatrik durumlarda kişinin kendisi şikayetçi iken nörolojik tabloda çevresi fark eder. İpucuyla performans düzeliyor mu? Psikiyatrikte evet, nörolojikte hayır. Eşlik eden duygudurum bulguları var mı? Zaman içindeki gidişat dalgalı/duygudurumla ilişkili mi, yoksa istikrarlı ilerleyici mi? Bu soruların cevapları unutkanlığın nedenini belirlemede yardımcı olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Her unutkanlık aynı anlama gelmez!</strong></p>
<p>Aile bireylerinden birinde unutkanlık fark edildiğinde kaygılanılabileceğini kaydeden Doç. Dr. Polat, “Ama her unutkanlık aynı anlama gelmez. Bazı unutkanlıklar beyin hücrelerinin yıpranmasından, bazıları ise ruhsal yorgunluk ve üzüntüden kaynaklanır. İkisini ayırt etmek, doğru desteği sağlamak için çok önemlidir.” dedi.</p>
<p>Beyin hastalıklarına bağlı unutkanlığın nörodejeneratif süreçlerle ilişkili ilerleyici bilişsel bozulma ile seyrettiğini, psikiyatrik nedenli unutkanlığın ise duygudurum ve dikkat/konsantrasyon süreçlerindeki bozulmaya bağlı olarak ortaya çıkan, çoğu zaman geçici bilişsel şikayetler olduğunu yineleyen Doç. Dr. Polat, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ailelerin bazı soruların cevaplarına dikkat etmesi doğru destek için rehber olabilir: Şikayet kimden geliyor? Kişinin kendisi mi çok şikayetçi, yoksa siz mi fark ediyorsunuz? Hatırlatınca akıllarına geliyor mu, yoksa hiç hatırlamıyorlar mı? Yanında keyifsizlik, isteksizlik, uyku/iştah sorunu var mı? Durum zamanla kötüye mi gidiyor, yoksa dalgalı mı?”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-unutkanlik-ayni-degil-645249">Her unutkanlık aynı değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer&#8217;da bakım verenlere uzman tavsiyeleri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-bakim-verenlere-uzman-tavsiyeleri-645188</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:12:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[verenlere]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645188</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü ve Atlas Üniversitesi Psikoloji Laboratuvarı araştırmacılarından Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, Alzheimer hastalarının bakım sürecinde yakınlarına önemli görevler düştüğünü belirterek, hastalığın evrelerini ve davranış değişikliklerini tanımanın hem hasta hem de bakım verenler açısından süreci kolaylaştırdığını söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-bakim-verenlere-uzman-tavsiyeleri-645188">Alzheimer&#8217;da bakım verenlere uzman tavsiyeleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü ve Atlas Üniversitesi Psikoloji Laboratuvarı araştırmacılarından Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, Alzheimer hastalarının bakım sürecinde yakınlarına önemli görevler düştüğünü belirterek, hastalığın evrelerini ve davranış değişikliklerini tanımanın hem hasta hem de bakım verenler açısından süreci kolaylaştırdığını söyledi. Eyüpoğlu, bakım verenlerin beklentilerini gerçekçi tutmaları, hastalığın etkilerini kişiselleştirmemeleri ve sosyal destek mekanizmalarından yararlanmalarının önemine dikkat çekti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Demans hastalarıyla yaptığı çalışmalarla dikkat çeken Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü ve Atlas Üniversitesi Psikoloji Laboratuvarı araştırmacılarından Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, Alzheimer hastalığında bakım verenlerin sürecin en önemli parçalarından biri olduğunu vurguladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Alzheimer sürecinde bakım verenlerin rolü büyük</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bakım veren kavramının, hastanın günlük ihtiyaçlarını karşılayan kişi ya da kişiler için kullanıldığını belirten Eyüpoğlu, bu kişilerin eş, çocuk, kardeş ya da başka bir yakın olabileceğini ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer ile baş etmenin ilk adımının hastalığı tanımak olduğunu söyleyen Eyüpoğlu, “Bakım verenler Alzheimer hakkında ne kadar bilgi sahibi olursa hem hastaya yönelik beklentilerini daha doğru yönetebilir hem de hastalığın farklı evrelerinde karşılaşabilecekleri zorluklara karşı hazırlıklı olabilirler” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Herkesin demansı kendine”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer’ın nörodejeneratif bir hastalık olduğunu belirten Eyüpoğlu, Alzheimer’ın en yaygın demans türü olduğuna dikkat çekti. Alzheimer tanısının nörologlar tarafından konulduğunu ve tedavi sürecinde farklı uzmanlık alanlarının birlikte çalışmasının gerekebileceğini ifade eden Eyüpoğlu, alan uzmanlarının sıkça kullandığı “Herkesin demansı kendine” ifadesini hatırlatarak, her hastanın süreci farklı yaşayabileceğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hastalığın seyri kişiden kişiye değişebiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer hastalığının belirli evreleri olsa da bireyin eğitim düzeyi, sosyal çevresi, yaşam deneyimleri, ilgi alanları ve eşlik eden sağlık sorunlarının hastalığın seyrini etkileyebildiğini belirten Eyüpoğlu, bakım verenlerin doktorlarıyla iş birliği içinde hareket etmelerinin önem taşıdığını kaydetti. Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, “Her ne kadar Alzheimer evreleri ve her evrede tahmini olarak görebileceğimiz değişimler sabit olsa da özellikle Alzheimer hastalığında bireyin sahip olduğu bilgi birikim, sosyal çevre, aktif ilgi alanları gibi faktörlerin ve bunlarla beraber</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>komorbid hastalıklarının yani Alzheimer’a eşlik eden hastalıklarının etkili olabileceğini göz</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>önüne almak gerekmektedir. Bu anlamda doktorunuz ile birlikte adımlar atmak ve hastalığı</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>tanımak son derece kıymetlidir ”diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Davranışlardaki değişimlerin nedeni; hastalığın kendisi</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer’ın yalnızca hafıza kaybına neden olmadığını, aynı zamanda muhakeme, problem çözme ve karar verme becerilerinde bozulmalara yol açtığını belirten Eyüpoğlu, ilerleyen evrelerde kişilik ve davranış değişikliklerinin de görülebileceğini söyledi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Eyüpoğlu, “Alzheimer hastalığının bireyde neden olduğu bellek, yargı, muhakeme,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>problem çözme işlevlerindeki bozulmaların yanı sıra ilerleyen evrelerinde bireyin karakter</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>özelliklerinde de değişikliğe sebep olabileceği bilinmektedir. Sevdiklerimiz Alzheimer ile</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>giderek bize yabancılaşırken bakım verenler olarak bu durumu kabul etmek, sevdiklerimizin </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>değişimini onlarla beraber yaşamak bu durumun bir parçasıdır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bakım verenlerin, sevdiklerinde gözlemledikleri değişimlerin hastalığın bir sonucu olduğunu unutmamaları gerektiğini vurgulayan Eyüpoğlu, “Sevdiklerimizdeki değişimin nedeni onların tercihleri değil, Alzheimer hastalığının yarattığı bilişsel yıkımdır. Bu gerçeği kabul etmek bakım verenlerin beklentilerini daha sağlıklı yönetmesine yardımcı olur” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bakım veren yükü, sosyal ve psikolojik sorunlara yol açabiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer bakımının uzun soluklu ve kesintisiz bir sorumluluk olduğuna dikkat çeken Eyüpoğlu, bakım verenlerde zamanla sosyal izolasyon, psikolojik yorgunluk ve ekonomik zorlukların ortaya çıkabileceğini belirtti. Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, bu yükü hafifletmek için şu önerilerde bulundu:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ortam değişikliklerinden kaçının: </span></span></span></b><span><span><span>Alzheimer’ın özellikle ileri evrelerinde hastaların alışık oldukları ortamda kalmalarının önem taşıdığını belirten Eyüpoğlu, sık ortam değişikliklerinin kafa karışıklığını artırabileceğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sorumluluğu paylaşın: </span></span></span></b><span><span><span>Bakım sürecinin tek bir kişinin omuzlarında olmaması gerektiğini vurgulayan Eyüpoğlu, aile bireyleri ve yakın çevrenin sürece dahil edilmesinin önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hastanın sınırlarını tanıyın: </span></span></span></b><span><span><span>Kalabalık ve yüksek ses gibi çevresel faktörlerin Alzheimer hastalarında huzursuzluk ve ajitasyona yol açabileceğini belirten Eyüpoğlu, bakım planının bu durumlar göz önünde bulundurularak yapılmasını önerdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Destek kaynaklarından yararlanın: </span></span></span></b><span><span><span>Bakım verenlerin kamu kurumları, sosyal destek programları ve ücretsiz hizmetler hakkında bilgi edinmelerinin hem ekonomik hem de psikolojik yükü azaltabileceğini ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Günümüzde uygulanan Alzheimer tedavilerinin hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya yönelik olduğunu belirten Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu,  özellikle erken evrede tanı alan bireylerde tedaviye erken başlanmasının yaşam kalitesini artırdığını ve bakım veren yükünü azaltabildiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Alzheimer hastalarına bakım verenlere 5 önemli tavsiye</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, Alzheimer hastalarına bakım verenler için şu önerilerde bulundu:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>1. Hastalığın evrelerini ve değişimleri öğrenin: </span></span></span></b><span><span><span>Hastalığın her evresinde ortaya çıkabilecek davranışsal ve bilişsel değişiklikleri bilmek, olası sorunlara karşı önlem almayı kolaylaştırır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>2. Davranışları kişiselleştirmeyin. </span></span></span></b><span><span><span>Hastanın sergilediği zorlayıcı davranışların bilinçli tercihlerden değil, Alzheimer’ın neden olduğu bilişsel kayıplardan kaynaklandığını unutmayın.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>3. Tekrarlayan sorular karşısında sabırlı olun: </span></span></span></b><span><span><span>Yeni bilgileri öğrenme ve hatırlama güçlüğü nedeniyle aynı soruların tekrar tekrar sorulabileceğini belirten Eyüpoğlu, bakım verenlerin sakin kalmasının önemli olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>4. Davranışların altındaki nedeni araştırın: </span></span></span></b><span><span><span>Yemek yemeyi reddetme, duş almak istememe veya ilaç kullanmaktan kaçınma gibi davranışların altında fiziksel bir rahatsızlık ya da ifade edilemeyen bir ihtiyaç bulunabileceğini göz önünde bulundurun.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>5. Agresyonun nedenini anlamaya çalışın: </span></span></span></b><span><span><span>Öfke ve saldırganlık davranışlarının çoğu zaman kişinin kendisini ifade etmekte zorlanmasından veya çevresini anlamlandıramamasından kaynaklanabileceğini unutmayın.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bakım verenlerin yükünü hafifletmek büyük önem taşıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, Alzheimer hastalığının her bireyde farklı seyrettiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Bakım verenlerin yolculuğu uzun ve zaman zaman yıpratıcı olabiliyor. Bu süreçte karşılaştıkları güçlükleri tanımak ve yüklerini hafifletecek destek mekanizmalarını güçlendirmek, gösterdikleri kıymetli emeğin sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyor.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-bakim-verenlere-uzman-tavsiyeleri-645188">Alzheimer&#8217;da bakım verenlere uzman tavsiyeleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıcak çarpması çocuklarda hızla ağırlaşabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sicak-carpmasi-cocuklarda-hizla-agirlasabiliyor-645185</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağırlaşabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çarpması]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dik]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[saatleri]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[Sıcak Çarpması]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645185</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz mevsiminde çocukların en sevdikleri aktiviteler deniz ve havuzda yüzmek, parklarda oynamak oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-carpmasi-cocuklarda-hizla-agirlasabiliyor-645185">Sıcak çarpması çocuklarda hızla ağırlaşabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsiminde çocukların en sevdikleri aktiviteler deniz ve havuzda yüzmek, parklarda oynamak oluyor. Ancak uzun süre güneş altında kalmak pek çok sağlık problemine yol açabiliyor. Bunlardan belki de en tehlikelisi olan sıcak çarpması; aşırı sıcak ortamda veya güneş altında uzun süre kalmaya bağlı olarak vücudun ısı dengesini kaybetmesiyle ortaya çıkan acil bir durum olarak tanımlanıyor. Hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte çocuklarda sıcak çarpması vakalarında da belirgin bir yükseliş görülüyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben, </strong> ısı düzenleme mekanizmalarının tam gelişmemiş olması ve terleme yoluyla çok hızlı sıvı kaybetmeleri nedeniyle sıcak çarpmasının 5 yaş altındaki çocuklarda daha sık görüldüğünü belirterek, “Özellikle açık havada uzun süre kalan,  yeterince sıvı almayan veya günün en sıcak saatlerinde dışarıda  bulunan çocuklar risk grubunda yer almaktadır. Bu nedenle yaz aylarında çocukların susamaları beklenmeden bol bol su içmelerini sağlamak ve onları güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği öğle saatlerinde açık hava aktivitelerinden uzak tutmak büyük bir önem taşımaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Belirtiler hafif başlayıp, hızla ağırlaşabiliyor!</strong></p>
<p>Sıcak çarpmasının başlangıçta basit halsizlik ve huzursuzlukla kendini gösterebileceğini belirten Dr. Demet Matben, ilerleyen aşamalarda tablonun ciddi boyutlara ulaşabileceğini vurguluyor.   Dr. Demet Matben, sıcak çarpmasının belirtilerini, “Vücut sıcaklığının aniden 39-40°C’nin üzerine çıkması, mide bulantısı ve kusma, halsizlik ile aşırı uyku hali, baş ağrısı ve baş dönmesi, sıcak, kırmızı ve kuru cilt” olarak sıralıyor. Sıcak çarpmasına bağlı ateş, çocuk serin bir ortama alınıp yeterli sıvı desteği sağlandığında kademeli olarak düşmeye başlıyor ve genellikle bir gün içerisinde geçiyor. </p>
<p><strong>Günün en kritik saatleri: 11.00 – 16.00 arası</strong></p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben, güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11.00 ile 16.00 saatleri arasında çocukların mümkün olduğunca dışarı çıkarılmaması gerektiği uyarısında bulunuyor. Bu saatlerde oyun oynayan ya da spor yapan çocuklarda vücut ısısının kısa sürede tehlikeli seviyelere çıkabileceğine dikkat çeken Dr. Demet Matben, “Eğer çocuğun dışarıda bulunması zorunluysa mutlaka gölgede kalınmalı, sık sık su içmesi teşvik edilmeli ve ağır fiziksel aktivitelerden kaçınması sağlanmalıdır”  diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Bol sıvı tüketimi hayati önem taşıyor</strong></p>
<p>Yaz aylarında çocukların yeterli su içmemesi de sıcak çarpması riskini artıran önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Çocukların susama hissi oluşmadan düzenli aralıklarla su içmeye teşvik edilmesinin  son derece önemli olduğunu vurgulayan Dr. Demet Matben, “Çocuklar oyun oynarken su içmeyi unutabiliyor. Bu nedenle düzenli aralıklarla su içmelerinin sağlanması çok önemlidir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p> <strong>Acil müdahale çok önemli!</strong></p>
<p>Sıcak çarpmasında vücut sıcaklığının kontrol edilemeyecek düzeyde yükselmesi beyin, böbrekler ve kalp gibi hayati organların işlevlerini olumsuz etkileyebiliyor. Tedavide gecikildiğinde ise organ yetmezliği gibi yaşamı tehdit eden komplikasyonlar gelişebiliyor. Bu nedenle sıcak çarpmasının acil müdahale gerektiren bir durum olduğu uyarısında bulunan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben,  ilk süreçte yapılması gerekenleri şöyle anlatıyor: “Çocuk hemen serin ve gölgeli bir ortama alınmalıdır. Ardından, bilinci yerindeyse yeterli sıvı desteği sağlanmalı, mümkünse serin bir duş veya ıslak bezlerle vücut sıcaklığının düşmesine yardımcı olunmalıdır. Elektrolit ve sıvı kaybını yerine koymak için bol sıvı tüketimi desteklenmelidir. Gerekli durumlarda hekim önerisiyle ateş düşürücü ilaçlar kullanılabilir.” Dr. Demet Matben, çocuğun ağızdan yeterli sıvı alamadığı veya genel durumunun bozulduğu ağır vakalarda ise zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söylüyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sıcak çarpmasına karşı 8 kritik kural! </strong></p>
<p>Dr. Demet Matben,<strong> </strong>sıcak çarpmasının aslında büyük ölçüde önlenebilir bir durum olduğuna dikkat çekerek, ailelere basit ama etkili önlemleri şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Açık renkli, ince ve pamuklu kıyafetler tercih edin.</li>
<li>Güneş altında uzun süre kalmamasına dikkat edin.</li>
<li>Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11.00-16.00 saatleri arasında açık hava aktivitelerinden ve egzersizden uzak tutun.</li>
<li>Güneşe çıkmadan en az 15-20 dakika önce 30+ koruma faktörlü güneş kremi kullanın.</li>
<li>Baş bölgesini korumak için geniş kenarlıklı şapkalar ve güneş gözlüğü kullanın.</li>
<li>Tente veya şemsiye yerine ağaç gölgesini tercih edin.</li>
<li>Her fırsatta su içirin, susamasını veya istemesini beklemeyin.</li>
<li>Asla araçta bırakmayın. Araç içi sıcaklık bir saat içinde bile hayati tehlike oluşturabiliyor. </li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-carpmasi-cocuklarda-hizla-agirlasabiliyor-645185">Sıcak çarpması çocuklarda hızla ağırlaşabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yavaş Şehir Hareketi Sağlığımıza İyi Geliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yavas-sehir-hareketi-sagligimiza-iyi-geliyor-645107</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 08:18:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[geliyor]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[Hücresel]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığımıza]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yavaş]]></category>
		<category><![CDATA[yi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645107</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güncel bilimsel araştırmalar ve yayınlar, doğayla iç içe, biyolojik ritme uygun (sirkadiyen ritim) bir yaşamın kronik stres yükünü dramatik ölçüde azalttığını gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yavas-sehir-hareketi-sagligimiza-iyi-geliyor-645107">Yavaş Şehir Hareketi Sağlığımıza İyi Geliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Güncel bilimsel araştırmalar ve yayınlar, doğayla iç içe, biyolojik ritme uygun (sirkadiyen ritim) bir yaşamın kronik stres yükünü dramatik ölçüde azalttığını gösteriyor. Yavaş şehirlerde yaşayan bireylerde kortizol (stres hormonu) seviyeleri dengelenirken, vücudun sakinleşme mekanizması (vagus siniri) aktifleşiyor ve inflamasyon (enflamasyon) belirteçleri azalıyor. Uzmanlara göre bu durum, kronik hastalıklara karşı da aslında çok güçlü bir kalkan. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kişiselleştirilmiş ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Hande Namal Türkyılmaz</strong>, son dönemlerde adını daha sık duyduğumuz yavaş şehir hareketinin (Cittaslow), hücresel düzeydeki iyileştirici gücüne değindi ve metropollerde daha sağlıklı yaşamak için nasıl yavaşlayabileceğimize dair önerilerini paylaştı. </p>
<p><strong>Hızlı Şehir Yaşamı Hormonal Bir Tuzak </strong></p>
<p>Dr. Hande Namal Türkyılmaz; hızlı şehir yaşamının, farkında olmadığımız hormonal bir tuzak üreterek sağlığa dair geleceğimizi olumsuz şekillendirebileceğine dikkat çekiyor ve ekliyor: <em>“Sürekli bir yere yetişme çabası, kronik trafik, gürültü ve ışık kirliliği vücudumuz için kuşkusuz yorucu bir süreç. Bu durum, yükselen kronik stres hormonuyla (kortizol) birlikte kan şekerinin dalgalanmasına, uyku kalitesinin bozulmasına, hücresel beslenmenin engellenmesine ve bağışıklık sisteminin baskılanmasına neden oluyor. Tüm bunların faturası ise hiçbirimize yabancı değil; obezite, tip 2 diyabet, otoimmün hastalıklar ve tükenmişlik sendromu.”</em><strong> </strong></p>
<p><strong>Bir Şehrin Sakinliği Sağlığımızı Nasıl Etkiliyor?</strong></p>
<p>Yaşam tarzı tıbbının temelini oluşturan altı ana sütun; beslenme, hareket, uyku, stres yönetimi, güçlü sosyal bağlar ve zararlı maddelerden uzak durmaktır. Yavaş şehir felsefesi ise, tam olarak bu altı sütunu doğal bir yaşam pratiği olarak insana geri veriyor. Yavaş şehirlerdeki bazı alışkanlıkların sağlığımıza doğrudan &#8220;ilaç&#8221; gibi geldiğini belirten <strong>Uzm. Dr. Hande Namal Türkyılmaz</strong>, hayatın yavaş aktığı o şehirlerdeki sağlıklı alışkanlıkları ise şöyle anlatıyor: “<em>Yavaş şehirlerde fast-food yerine mevsimsel, yerel ve kan şekeri dengesini gözeten gerçek gıdalara (Clean Eating) erişim kolaydır. Spor salonlarına sıkışmayan, günlük hayatın akışında var olan yürüyüşlerle aktif bir yaşam vardır. Sabah ve öğlen saatlerinde açık havada alınan yüksek lux değerli güneş ışığı sayesinde, gece salgılanan melatoninle hücresel onarım sağlayan kaliteli bir uyku sağlanır.” </em></p>
<p><strong>Metropolde Yaşayanlar için de Yavaş Bir Hayat Mümkün!   </strong></p>
<p>Nüfusunun 50 binden az olması başta olmak üzere pek çok özel kriteri taşıması gereken yavaş şehirlerin Türkiye’de de örnekleri var; Seferihisar, Gökçeada, Güdül, Halfeti, Köyceğiz ve Vize bunlar arasında. Ancak İstanbul gibi temposu ve enerjisi çok yüksek metropollerde yaşarken de hücresel düzeyde yavaşlamak ve sağlığı korumak mümkün. Uzm. Dr. Hande Namal Türkyılmaz, şehir ne kadar hızlı olursa olsun, kendi biyolojik ritmimizin kontrolünün kendi elimizde olduğunu söylüyor ve metropol savaşçıları için şu günlük rutinleri öneriyor:</p>
<p><strong>Öğlen Işığından Faydalanın:</strong> Gece kaliteli bir uyku ve güçlü bir melatonin salgısı için sadece sabah değil, öğlen saatlerinde de açık havaya çıkıp yüksek lux değerindeki gün ışığından faydalanın. </p>
<p><strong> Beslenmeyi Yavaşlatın ve Planlayın (Meal Prep):</strong> Evde, kan şekeri dengesini ve hücresel beslenmeyi gözeten akıllı mutfak robotları veya pratik yöntemlerle önceden öğün planlaması yapın. Aceleyle yenen paketli gıdalar yerine, çiğneme sürenizi uzatarak &#8220;farkındalıkla&#8221; (mindful) beslenin.</p>
<p><strong>Zihinsel Esler Verin:</strong> Gün içinde her 2 saatte bir, sadece 3 dakikalık derin nefes egzersizleri yaparak o anki &#8220;hız&#8221; döngüsünü kırın ve beyninize güvende olduğunun sinyalini gönderin.</p>
<p><strong>Dijital Detoks:</strong> Akşam belirli bir saatten sonra mavi ışık kaynaklarını kapatarak şehrin yapay ritminden sıyrılın ve sirkadiyen ritminize dönün.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yavas-sehir-hareketi-sagligimiza-iyi-geliyor-645107">Yavaş Şehir Hareketi Sağlığımıza İyi Geliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yazın Aşırı Terlemeden Kurtulmak İçin Doğru Yöntemi Seçin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yazin-asiri-terlemeden-kurtulmak-icin-dogru-yontemi-secin-645095</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 08:02:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı Terleme]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kurtulmak]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[terleme]]></category>
		<category><![CDATA[terlemeden]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yazın]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645095</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda sık görülen ve genç yaşlarda başlayan aşırı el ve koltuk altı terlemeleri tedavi edilmediği takdirde yıllarca devam edebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yazin-asiri-terlemeden-kurtulmak-icin-dogru-yontemi-secin-645095">Yazın Aşırı Terlemeden Kurtulmak İçin Doğru Yöntemi Seçin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda sık görülen ve genç yaşlarda başlayan aşırı el ve koltuk altı terlemeleri tedavi edilmediği takdirde yıllarca devam edebiliyor. Basit bir rahatsızlık olarak görülen el ve koltuk altı terlemeleri, bireylerin el sıkışmaktan kaçınmasına, yazı veya bilgisayar kullanırken zorlanmasına, kıyafet seçimlerinde kısıtlamalar yaşamasına neden olabiliyor. Aşırı terleme rahatsızlığı nedeniyle özgüven kaybı da yaşayan hastalar sosyal ortamlardan da uzaklaşabiliyor. Pek çok hasta, aşırı el ve koltuk altı terlemesinin tedavi edilebilen bir hastalık olduğunun farkında olmadan yaşamını bu kısıtlamalarla yıllarca sürdürmeye çalışıyor. Oysa günümüzdeki gelişen tıbbi teknolojiler sayesinde aşırı terleme sorunları kalıcı olarak tedavi edilebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Çağatay Saim Tezel, aşırı el ve koltuk altı terlemesinin nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>El ve koltuk altı terlemesi sosyal hayattan uzaklaşmanıza neden olmasın</strong></p>
<p>Terleme, vücudun ısı dengesini korumak için gerekli olan doğal bir mekanizma olarak görev yapmaktadır. Ancak bazı kişilerde sempatik sinir sisteminin normalden fazla çalışmasına bağlı olarak, ortam sıcaklığı veya fiziksel aktivite ile açıklanamayacak düzeyde terleme meydana gelebilmektedir. Tıpta “primer hiperhidroz” olarak adlandırılan bu durum, çoğunlukla çocukluk veya ergenlik döneminde başlayarak erişkin yaşlara kadar devam edebilmektedir. Özellikle el içlerinde ve koltuk altlarında görülen yoğun terleme, kişinin yaşam kalitesini ciddi ölçüde etkileyebilmektedir. </p>
<p>Sürekli ıslak kalan eller nedeniyle tokalaşmaktan çekinmek, evrakların veya elektronik cihazların zarar görmesi, sosyal ortamlarda rahatsızlık hissi yaşamak ve özgüven kaybı bu hastalığın en sık karşılaşılan sonuçları arasında yer almaktadır. Araştırmalar, aşırı terleme sorunu yaşayan bireylerde sosyal kaygı ve stres düzeylerinin daha yüksek olabildiğini göstermektedir. Bu nedenle aşırı terleme yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal yönleriyle de değerlendirilmesi gereken bir sağlık sorunudur.</p>
<p><strong>El terlemenize koltuk altı terlemesi de eşlik ediyorsa</strong></p>
<p>Aşırı terleme nedeniyle yaşam kalitesi belirgin şekilde etkilenen hastalar, cerrahi tedavi açısından değerlendirilebilmektedir. Her hastanın durumunun farklı olduğu unutulmamalı, uygun tedavi seçeneği ayrıntılı uzman değerlendirmesi sonrasında belirlenmelidir. Cerrahi tedavi özellikle şu kişiler için uygun olabilmektedir;</p>
<ul>
<li>Günlük yaşamını etkileyen ileri derecede el terlemesi yaşayanlar</li>
<li>El terlemesine koltuk altı terlemesinin eşlik ettiği kişiler</li>
<li>Tokalaşma, yazı yazma veya bilgisayar kullanırken zorlananlar</li>
<li>Sosyal ortamlarda özgüven kaybı hissedenler</li>
<li>Botoks, ilaç tedavisi veya iyontoforez gibi yöntemlerden yeterli sonuç alamayan hastalar</li>
</ul>
<p><strong>Bir santimetrelik kesilerle terleme sorunundan kurtulabilirsiniz</strong></p>
<p>Göğüs cerrahisi tarafından uygulanan Endoskopik Torakal Sempatektomi (ETS) işleminde, terlemeye neden olan sempatik sinir zincirinin ilgili bölümü video yardımlı minimal invaziv yöntemlerle kontrol altına alınmaktadır. Günümüzde yaygın olarak uygulanan bu yöntem, aşırı el terlemesinde en etkili ve kalıcı tedavi seçeneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. İşlem her iki tarafta yaklaşık 1 santimetrelik küçük kesilerden gerçekleştirilmektedir. Kamera yardımıyla yapılan girişimde kaburgalar açılmadan ve büyük cerrahi kesiler yapılmadan operasyon kısa sürede tamamlanabilmektedir. Minimal invaziv teknikler sayesinde ameliyat sonrası ağrı daha az olmakta, iyileşme süreci hızlanmakta ve hastalar günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebilmektedir. Hastaların büyük çoğunluğu aynı gün veya ertesi gün taburcu olabilmekte, kısa süre içerisinde normal aktivitelerine devam edebilmektedir. Bu özellikleri sayesinde ETS, hem hasta konforu hem de tedavi başarısı açısından önemli avantajlar sunmaktadır.</p>
<p><strong>Botoks mu, cerrahi mi? </strong></p>
<p>Aşırı terleme tedavisinde ilaç uygulamaları, iyontoforez ve botoks gibi farklı yöntemler kullanılabilmektedir. Ancak bu yöntemlerin bazı sınırlılıkları bulunmaktadır. Botoks uygulamaları birçok hastada etkili sonuçlar sağlasa da etkisinin belirli bir süre sonra azalması nedeniyle düzenli aralıklarla tekrarlanması gerekmektedir. İlaç tedavileri ise ağız kuruluğu, çarpıntı ve benzeri yan etkiler nedeniyle bazı hastalar tarafından uzun süre kullanılamamaktadır. Cerrahi tedavi ise uygun hastalarda tek seferlik bir girişimle uzun dönemli ve kalıcı sonuçlar sağlayabilmektedir. Özellikle ileri derecede el terlemesi bulunan kişilerde başarı oranlarının yüksek olması nedeniyle günümüzde en etkili tedavi seçeneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Terleme sorunundan kurtulabilir, özgüveninizi geri kazanabilirsiniz</strong></p>
<p>El ve koltuk altı terlemesi, kişinin yaşamını sessizce etkileyen ancak çoğu zaman dile getirilmeyen sağlık sorunlarından biridir. Birçok kişi bu durumla yaşamaya alışmak zorunda olduğunu düşünse de günümüzde modern tıp, aşırı terleme sorununa yönelik etkili ve kalıcı çözümler sunabilmektedir. Minimal invaziv göğüs cerrahisi tekniklerindeki gelişmeler sayesinde aşırı terleme rahatsızlığının büyük bölümünde tedavi edilebilmektedir. </p>
<p>Terleyen eller nedeniyle tokalaşmaktan çekinen, sosyal ortamlarda kendini rahatsız hisseden, iş veya eğitim hayatında zorluk yaşayan kişilerin bu sorunu kader olarak görmemesi gerekmektedir. Yaşam kalitesini düşüren aşırı terleme şikâyeti bulunan bireylerin, uygun tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesi için bir göğüs cerrahisi uzmanına başvurmaları büyük önem taşımaktadır. Erken değerlendirme ve doğru tedavi yaklaşımı sayesinde hastalar hem sosyal yaşamlarında hem de günlük aktivitelerinde önemli ölçüde rahatlama sağlayabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yazin-asiri-terlemeden-kurtulmak-icin-dogru-yontemi-secin-645095">Yazın Aşırı Terlemeden Kurtulmak İçin Doğru Yöntemi Seçin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İyi Yaşlanmanın Yolu Onlardan Geçiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iyi-yaslanmanin-yolu-onlardan-geciyor-645084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:52:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[geçiyor]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[hormonlar]]></category>
		<category><![CDATA[onlardan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmanın]]></category>
		<category><![CDATA[yi]]></category>
		<category><![CDATA[yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sürekli yorgun hissetmek, sabah dinlenmeden uyanmak, kilo vermekte zorlanmak, gün içinde enerjinin hızla düşmesi, uyku problemleri, stres karşısında eskisi kadar dayanıklı hissedememek…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iyi-yaslanmanin-yolu-onlardan-geciyor-645084">İyi Yaşlanmanın Yolu Onlardan Geçiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sürekli yorgun hissetmek, sabah dinlenmeden uyanmak, kilo vermekte zorlanmak, gün içinde enerjinin hızla düşmesi, uyku problemleri, stres karşısında eskisi kadar dayanıklı hissedememek… Pek çok kişi bu şikayetleri yaşlanmanın doğal sonucu olarak kabul ediyor olsa da bu belirtilerin arkasında bedenin görünmez yöneticileri olan hormonlar yer alabilir. Hormon dengesinin sağlıklı yaşlanmanın görünmeyen sırrı olduğunu belirten <strong>Acıbadem Life İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Uzun ve sağlıklı yaşamın temelinde bedenimizin kimyasını anlamak yatıyor. Hormonlarımızı tanımak, yalnızca bir hastalığı tedavi etmek değil, önümüzdeki sağlıklı on yılları bilinçli şekilde inşa edebilmek anlamına geliyor” diyor ve hormonları destekleyen 5 öneride bulunuyor.</p>
<p><strong>LONGEVITY’NIN TEMELİNDE HORMONLAR BULUNUYOR</strong></p>
<p>Doğduğumuz andan son nefesimize kadar bir an bile susmadan çalışan bedenimizin sessiz yönetmenleri, hormonlar… Toplumda hormonlar genellikle menopoz, tiroid hastalığı ya da laboratuvar sonuçlarıyla ilişkilendiriliyor. Oysa hormonlar yalnızca hastalık dönemlerinde değil, sağlıklı yaşlanmanın da merkezinde yer alıyor. Hormonların uykumuzdan açlığımıza, ruh halimizden enerjimize ve hatta sabah yataktan ne kadar dinç kalktığımıza kadar günlük hayatımızda her detayı belirleyecek bir güçte olduğunu belirten <strong>Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Hormonları anlamak uzun ve sağlıklı bir yaşamın ilk şartıdır. Çünkü longevity dediğimiz şey yalnızca uzun yaşamak değildir; o uzun yılları dinç, üretken ve ayakta geçirebilmektir. Ve bu denklemin tam ortasında hormonlar durur” diyor. </p>
<p><strong>BEDENİMİZİN KİMYASAL HABERCİLERİ</strong></p>
<p>Hormonları kanımızda dolaşan ve uzaktaki organlara mesaj taşıyan habercilere benzeten <strong>Dr. Erkan Sarıyıldız</strong> hormonların işleyişini şöyle anlatıyor; “Bir bez onları üretir, kan dolaşımına bırakır, onlar da kendilerini bekleyen dokuya gidip orada belirli bir işi başlatır. Ama bu haberciler başıboş hareket etmez. Hepsi, endokrin sistem dediğimiz son derece ince ayarlı bir ağ tarafından yönetilir. Bu ağın komuta merkezi beynimizdedir. Hipotalamus ve onun hemen altındaki hipofiz bezi, bedenden gelen sinyalleri toplar ve tüm vücuda yayılan emirlere çevirir. Buradan çıkan talimatlar tiroid bezine, böbreküstü bezlerine, pankreasa ve üreme bezlerine ulaşır.”</p>
<p><strong>HORMONLARIN BEDENDEKİ GİZLİ GÜCÜ </strong></p>
<p>Endokrin yani hormonal sistemin en hayranlık verici yanını kendi kendini dengeleyebilmesi olarak açıklayan <strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Bir hormonun düzeyi gereğinden fazla yükseldiğinde merkez bunu fark eder ve üretimi kısar. Tıpkı bir orkestra şefinin sesi yükselen bir enstrümanı yatıştırması gibi. İşte sağlıklı yaşlanmanın görünmeyen sırrı da burada saklıdır. Bu uyumun yıllar içinde ne kadar korunduğu, bedenimizin strese ne kadar iyi dayandığını ve kendini ne kadar verimli onardığını belirler” diyor. </p>
<p><strong>İYİ YAŞLANMANIN SIRRINI TAŞIYAN 7 HORMON</strong></p>
<p>Bedenimizde yüzlerce hormon görev yapıyor olsa da bir kısmı günlük hayatımızı ve uzun süreli sağlığımızı doğrudan şekillendiriyor. İşte o hormonlar;</p>
<ul>
<li><strong>İnsulin</strong>in kan şekerimizi düzenlediğini ve enerji metabolizmamızın anahtarı olduğunu söyleyen Dr. Erkan Sarıyıldız, “Yıllar içinde gelişen insülin direnci, yaşlanma sürecinin en sinsi başlangıçlarından biridir” ifadesini kullanıyor. </li>
<li><strong>Kortizol,</strong> stres hormonu olarak kısa süreli yararlı etkileri olsa da kronik hale geldiğinde ve hep yüksek kaldığında bedeni yavaş yavaş yıpratıyor. </li>
<li><strong>Tiroid </strong>hormonları metabolizmanın hızını ayarlıyor ve ne kadar enerji ürettiğimizi belirliyor.</li>
<li><strong>Östrojen</strong> ve <strong>progesteron</strong> kadın sağlığının yanı sıra kemikleri ve kalbi koruyor.</li>
<li><strong>Testosteron</strong>un yalnızca erkeklerde değil, kadın bedeninde de salgılandığını belirten Dr. Erkan Sarıyıldız, “Testosteron kasları, ruh halini ve canlılığı destekler” diyor. </li>
<li><strong>Melatonin</strong> hormonu uykunun ve biyolojik saatin bekçisi olarak görev yapıyor.</li>
<li><strong>Büyüme</strong> hormonu ise dokuların onarımından sorumlu.</li>
</ul>
<p><strong>YAŞ ALDIKÇA HORMONLAR DA DEĞİŞİYOR</strong></p>
<p>Hormonların her biri ayrı bir görev üstleniyor. Her biri aynı bütünün birer parçası olan hormonlar hayatımız boyunca aynı seviyede kalmıyor ve her dönemde yeni bir denge kuruyor. Çocuklukta ve ergenlikte büyüme ve cinsiyet hormonlarının yükselmesine bağlı olarak bedenin hızla geliştiğini, erişkinlikte ise hormonların nispeten dengeye oturduğunu söyleyen <strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Orta yaşa doğru yeni bir dönemeç başlar. Kadınlarda menopozla birlikte östrojen ve progesteron azalırken, erkeklerde testosteron daha yavaş ama yıllara yayılan bir süreçte geriler. Melatonin ve büyüme hormonu gibi diğer sistemler de zaman içinde değişir. Bunları kayıp olarak görmek yerine, bedenin yeni bir denge kurma çabası olarak değerlendirmek gerekiyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>HORMONLARINIZI DESTEKLEMEK ELİNİZDE</strong></p>
<p>Yaşla birlikte hormon düzeylerinde meydana gelen değişimler doğal olsa da yaşam tarzı seçimlerinin de hormonal dengeyi ve sağlıklı yaşlanma sürecini doğrudan etkilediğini belirten  Dr. Erkan Sarıyıldız, hormonların sağlıklı çalışmasını desteklemek için şu önerilerde bulunuyor: </p>
<p><strong>• Kaliteli uykuya öncelik verin</strong></p>
<p>Melatonin ve büyüme hormonu başta olmak üzere birçok hormon gece uykusu sırasında düzenlenir. Yetersiz uyku hormonal dengeyi bozabilir.</p>
<p><strong>• Düzenli egzersiz yapın</strong></p>
<p>Kas kütlesini koruyan direnç egzersizleri ve aerobik aktiviteler, insülin duyarlılığını artırırken testosteron ve büyüme hormonu gibi sistemlerin sağlıklı çalışmasına da katkı sağlar.</p>
<p><strong>• Kas dostu ve dengeli beslenin</strong></p>
<p>Yeterli protein, sağlıklı yağlar ve liften zengin beslenme; insülin, tiroid hormonları ve metabolik sağlığın korunmasında önemli rol oynar.</p>
<p><strong>• Stresi yönetmeyi öğrenin</strong></p>
<p>Kronik stres nedeniyle sürekli yüksek seyreden kortizol, zaman içinde hem hormonal dengeyi hem de genel sağlığı olumsuz etkileyebilir.</p>
<p><strong>• Sağlıklı kiloyu koruyun ve düzenli kontrollerinizi ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Hormonal değişimler yaşla birlikte kaçınılmaz olsa da düzenli takip ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları bu sürecin daha dengeli geçirilmesine yardımcı olur.</p>
<p>İyi yaşlanmanın tesadüf olmadığını, bedenimizin kimyasını okumayı öğrenmekten geçtiğini ifade eden <strong>Acıbadem Life İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Hormonlar birbirinden bağımsız çalışmaz. Kas sağlığı, uyku, metabolik sağlık ve stres yönetimi hormonal dengeyi doğrudan etkiler. Bu nedenle iyi yaşlanmak tek bir hormona odaklanmakla değil, bütün sistemi korumakla mümkündür. Hormonlarımızı anlamak, yalnızca bir hastalığı tedavi etmek değil, önümüzdeki sağlıklı on yılları kendi ellerimizle inşa etmek demektir. Uzun yaşamak çoğu zaman şansa bağlıdır; ama iyi yaşamak, büyük ölçüde bizim seçimlerimizin sonucudur” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iyi-yaslanmanin-yolu-onlardan-geciyor-645084">İyi Yaşlanmanın Yolu Onlardan Geçiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ata Grup İzmir’de Göz Cerrahisi Zirvesine Ev Sahipliği Yaptı </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ata-grup-izmirde-goz-cerrahisi-zirvesine-ev-sahipligi-yapti-645069</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 19:13:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ata]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[grup]]></category>
		<category><![CDATA[zirvesine]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645069</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ata Grup İzmir’de Göz Cerrahisi Zirvesine Ev Sahipliği Yaptı </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ata-grup-izmirde-goz-cerrahisi-zirvesine-ev-sahipligi-yapti-645069">Ata Grup İzmir’de Göz Cerrahisi Zirvesine Ev Sahipliği Yaptı </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>İzmir göz sağlığı alanında önemli bir bilimsel buluşmaya ev sahipliği yaptı. Özel ATA Sağlık Hastanesi ve Özel Atagöz Tıp Merkezi’nin ev sahipliğinde düzenlenen “Katarakt ve Refraktif Cerrahide Güncel Yaklaşımlar” toplantısı İzmir’de düzenlendi. </span></p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/Goruntu-29.06.2026-21.40.jpeg"/></p>
<p><b>Ata Grup’tan Bilime Önemli Katkı</b></p>
<p><span>Alanında uzman göz hastalıkları hekimlerini bir araya getiren toplantıda, katarakt ve refraktif cerrahi alanındaki son gelişmeler, yeni teknolojiler ve güncel tedavi yaklaşımları hakkında bilimsel sunumlar gerçekleşti. Programın “Katarakt Cerrahisinde Güncel Yaklaşımlar” başlıklı ilk oturumu Dr. Safiye Yılmaz moderatörlüğünde yapıldı. Bu oturumda Dr. Ahmet Akman “EDOF ve Trifokal Popüler IOL’lerin Özellikleri”, Dr. Tamer Takmaz “Katarakt Cerrahisinde Hasta Beklentilerine Göre Premium IOL Seçimi” ve Dr. Safiye Yılmaz “Keratokonus ve Kornea Problemlerinde IOL Planlaması” konularında sunum yaptı. Dr. Ahmet Akman, Dr. Tamer Takmaz ve Prof.  Dr. Safiye Yılmaz bilgi ve deneyimlerini katılımcılarla paylaştı. Daha sonra Dr. Emrullah Taşındı’nın moderatörlüğünde “Refraktif Cerrahide Güncel Yaklaşımlar” oturumuna geçildi. Bu bölümde Dr. Koray Budak “Keratokonuslu Hastada Excimer Lazer Yaklaşımı”, Dr. Ali Sipahier “Lentikül Cerrahisinde Femtosaniye Sistemlerinin Karşılaştırılması”, Dr. Sait Eğrilmez “Katarakt ve Refraktif Cerrahi Sonrası Kuru Göz Yönetimi” ve Dr. Emrullah Taşındı “Refraktif Cerrahi Sonrası Mutsuz Hastaya Yaklaşım” başlıklı bilimsel çalışmalarını katılımcılarla paylaştı. </span><span>İkinci aradan sonra, yine Dr. Emrullah Taşındı moderatörlüğünde “Katarakt ve Refraktif Cerrahide Güncel Yaklaşımlar – Yuvarlak Masa” oturumu gerçekleştirildi. Bu interaktif panele Dr. Koray Budak, Dr. Sait Eğrilmez, Dr. Ali Sipahier, Dr. Tamer Takmaz ve Dr. Safiye Yılmaz konuşmacı olarak katkı sağladı. </span><span>Bilimsel programın son bölümünde Dr. Sait Eğrilmez, “Göz Hastalıkları, Ünlü Ressamlar, ve Sanatlarına Etkisi” konulu ilgi çekici bir sunum gerçekleştirdi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/Goruntu-29.06.2026-21.41-2.jpeg"/></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ata-grup-izmirde-goz-cerrahisi-zirvesine-ev-sahipligi-yapti-645069">Ata Grup İzmir’de Göz Cerrahisi Zirvesine Ev Sahipliği Yaptı </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özel gereksinimli çocuklar için tatil gelişim fırsatı sunuyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ozel-gereksinimli-cocuklar-icin-tatil-gelisim-firsati-sunuyor-644980</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 12:12:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aktiviteler]]></category>
		<category><![CDATA[Alanları]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsız]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[Ergoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[fırsat]]></category>
		<category><![CDATA[fırsatı]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[gereksinimli]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[rutin]]></category>
		<category><![CDATA[sunuyor]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644980</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Ergoterapist Cahit Burak Çebi, özel gereksinimli çocukların yaz tatilinde ergoterapi ile nasıl desteklenebileceği ve faydaları hakkında açıklamalarda bulundu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozel-gereksinimli-cocuklar-icin-tatil-gelisim-firsati-sunuyor-644980">Özel gereksinimli çocuklar için tatil gelişim fırsatı sunuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Ergoterapist Cahit Burak Çebi, özel gereksinimli çocukların yaz tatilinde ergoterapi ile nasıl desteklenebileceği ve faydaları hakkında açıklamalarda bulundu. </p>
<p><strong>Yaz tatili, bağımsızlığı ve sosyal katılımı güçlendirmek için önemli bir fırsat!</strong></p>
<p>Yaz tatilinin, yalnızca okuldan uzaklaşma dönemi değil; çocuğun günlük yaşam becerilerini, bağımsızlığını ve sosyal katılımını güçlendirmek için önemli bir fırsat olduğunu dile getiren Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “Çocuklar tamamen plansız bırakılmamalı. Özellikle otizmli ve DEHB’li çocuklar için ani rutin değişiklikleri zorlayıcı olabilir.” dedi.</p>
<p>Yaz döneminde esnek ama öngörülebilir bir günlük plan oluşturmanın faydalı olacağını kaydeden Çebi, “Duyusal deneyimlere yer verilmeli. Deniz, kum, su, bahçe işleri, hamur çalışmaları, doğa yürüyüşleri gibi aktiviteler duyusal keşif için zengin fırsatlar sunar. Yatağını toplamak, kahvaltı hazırlamaya yardım etmek, alışveriş listesi yapmak, çamaşırları ayırmak gibi etkinlikler özel gereksinimli çocukların günlük rutin, alışkanlık ve bağımsızlığını destekler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocukların ilgi alanları desteklenmeli!</strong></p>
<p>Tatil süresince diğer yapılabileceklere de değinen Ergoterapist Cahit Burak Çebi, şunları söyledi:</p>
<p>“Bisiklet, yüzme, park oyunları, tırmanma alanları ve açık hava etkinlikleri özel gereksinimli çocukların regülasyon, dikkat, beden farkındalığı ve motor becerileri destekleyebilir. Oyun grupları, arkadaş grubu etkinlikleri, akraba ziyaretleri, yaz kursları veya ortak hobiler; sosyal iletişim becerilerinin gerçek yaşam içinde kullanılmasına fırsat sağlar ve çocuğun öz yeterlilik duygusunu geliştirir.</p>
<p>Özel gereksinimli çocukların yoğun ilgi alanları öğrenme ve sosyal katılımı için güçlü bir motivasyon kaynağı olabileceğinden ilgi alanlarının desteklenmesi önemlidir.”</p>
<p><strong>Yaz ayları ergoterapi açısından oldukça değerli bir dönem!</strong></p>
<p>Ergoterapinin, çocuğun günlük yaşamda anlamlı ve amaçlı aktivitelere bağımsız katılımını desteklemeyi hedeflediğini hatırlatan Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “Bu nedenle yaz ayları ergoterapi açısından oldukça değerli bir dönemdir.” dedi.</p>
<p>Akademik baskı azalırken gerçek yaşam becerilerinin öne çıktığına işaret eden Çebi, “Okul döneminde zamanın büyük kısmı derslere ayrılırken, yaz tatilinde öz bakım, ev içi sorumluluklar, rutinler, alışkanlıklar, sosyal katılım ve serbest zaman aktiviteleri üzerinde çalışmak mümkün hale gelir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Amaç boş kalmamak değil, yaşama katılmak!</strong></p>
<p>Ergoterapistlerin kendi eşyalarını düzenleme, dikkati sürdürme, zaman yönetimi, rutin ve alışkanlıklarını sürdürme, sosyal katılım ve öz bakım aktiviteleri gibi çocukların günlük yaşam alanlarında gelişimini destekleyebileceğine vurgu yapan Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “Birçok aile yaz tatilinde çocukların aktivitesiz kaldığından ve bu nedenden dolayı ekran kullanımının arttığından yakınır. Ergoterapi, çocuğun ilgi alanlarına uygun anlamlı ve amaçlı aktiviteler planlayarak daha dengeli bir günlük yaşam rutini oluşturulmasına yardımcı olabilir.” dedi.</p>
<p>Yaz aylarında açık hava ve doğa etkinliklerinin artmasının, duyusal bütünleme temelli çalışmalar için doğal fırsatlar sunduğunu ifade eden Çebi, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yaz tatilinin en önemli hedefi çocuğu sürekli aktivitelerle meşgul etmek değil; kendi yaşamında daha bağımsız, daha motive, daha katılımcı ve daha özgüvenli hale gelmesine fırsat vermektir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozel-gereksinimli-cocuklar-icin-tatil-gelisim-firsati-sunuyor-644980">Özel gereksinimli çocuklar için tatil gelişim fırsatı sunuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ilk, Tıp Fakültesi ikinci mezunlarını uğurladı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uskudar-universitesi-dis-hekimligi-fakultesi-ilk-tip-fakultesi-ikinci-mezunlarini-ugurladi-644956</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 11:54:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Hekimliği Fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliği]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[tören]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[üsküdar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644956</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu’nda düzenlenen mezuniyet töreninde Diş Hekimliği Fakültesi 1. dönem ve Tıp Fakültesi 2. dönem mezunları heyecan ve coşkuyu bir arada yaşadı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uskudar-universitesi-dis-hekimligi-fakultesi-ilk-tip-fakultesi-ikinci-mezunlarini-ugurladi-644956">Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ilk, Tıp Fakültesi ikinci mezunlarını uğurladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu’nda düzenlenen mezuniyet töreninde Diş Hekimliği Fakültesi 1. dönem ve Tıp Fakültesi 2. dönem mezunları heyecan ve coşkuyu bir arada yaşadı. 36 diş hekimi ve 120 doktor bu yıl Üsküdar Üniversitesi mezunu olarak profesyonel hayata geçiş yaptı. </p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan ile TARHAN &#8211; İDER Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Fırat Tarhan’ın da katıldığı törende, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hikmet Koçak, Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ziver Ergün Yücel ve Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Aydın’ın da aralarında yer aldığı akademisyenler hazır bulundu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Bundan sonra hastalarla baş başa kalacaksınız, hayatlarına dokunacaksınız”</strong></p>
<p>Ailelerin de yoğun ilgi gösterdiği törende mezun öğrenci ve ailelerine seslenen Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Diş Hekimliği Fakültesi mezunlarına ‘ilk göz ağrımızsınız’ diyerek hitap etti.</p>
<p>Ailelerinin kendilerine teslim ettikleri evlatlarını özenle yetiştirmeye çalıştıklarını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Biz öğrencilerimiz için tüm alt yapıyı sağlamaya çalıştık, hocalarımız da çok fedakârlık yaptı. Her bitiş yeni bir başlangıç. Bundan sonra hastalarla baş başa kalacaksınız, hayatlarına dokunacaksınız.” dedi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Hayatta engellere karşı su gibi olun…”</strong></p>
<p>Sağlık alanında Yapay Zeka teknolojilerinin giderek daha fazla önem kazandığını hatırlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, mezunlara teknolojiyi de yakından takip etmeleri önerisinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan konuşmasında şunları söyledi:</p>
<p>“Akademik başarınız iyi olabilir ama bu hayattaki başarınızı belirlemez. İyi bir hekim olmadan önce iyi bir insan olmak önemli. Vicdani ve ahlaki değerlere sahip olmanız gerekir. Karşınıza engeller çıkabilir, hayatta engellere karşı su gibi olun. Gerekirse önünüze çıkan engelin etrafından dolaşın. Dışarıdan sizi yanlış yönlendirmeye çalışabilirler; ‘hayır’ diyebilmek de önemli. Hatalar yapacaksınız, değerli olan hatayı fark edip düzeltmek.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Unutmayın, başarısızlık da bir öğretmendir”</strong></p>
<p>İnsan hayatında bazı dönüm noktaları olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu dönüm noktaları unutulmaz. Bu tören de iz bırakan anlardan biri olacak hayatınızda. Hem diş hekimleri hem de tıp doktorları olarak bundan sonra giydiğiniz beyaz önlük saflığı, şeffaflığı, bilimi ve vicdanı temsil eder; güvenin üniformasıdır. İyi hekim olmak bir yolculuk. Unutmayın, başarısızlık da bir öğretmendir, kalktıktan sonra ‘bundan ne öğrendim?’ diye sorgulayın kendinizi.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Güngör: “Bizim amacımız öncelikle iyi insanlar yetiştirmek”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, törende yaptığı konuşmada Diş Hekimliği Fakültesinin ilk mezunlarını verdiğini hatırlatarak, yıllar sonra kürsüde heyecanlandığını söyledi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi’nin pırıl pırıl hekimleri sektöre gönderdiğini kaydeden Prof. Dr. Güngör, ailelere seslendi: “Ailelerin çok daha heyecanlı olduğunu tahmin ediyorum. Onlara emek verdiniz, ilmek ilmek dokudunuz… Gösterdiğiniz rotanız bugün sizi buraya getirdi. En değerlilerinizi bize emanet ettiniz. Biz de onlara çok iyi baktık. Bizim amacımız öncelikle iyi insanlar yetiştirmek. Emanetleriniz hem mesleki beceriyle donandı hem de insani değerlerle.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Güngör: “Okul bitti, artık sınavlarınız olmayacak ama sorumluluklarınız arttı”</strong></p>
<p>Yeni mezunların insanlık yolculuğuna muhteşem katkılar sunacağını vurgulayan Prof. Dr. Güngör, “Siz artık birer hekimsiniz. İyi diş hekimleri, iyi doktorlar olun. Teknolojiyi iyi izleyin, sizin için önemli bir destek alanı olacak. Okumaya devam edin.” önerisinde bulundu.</p>
<p>“Yapay zekaya aklınızı teslim etmeyin, onları biz ürettik, kontrol ettiğimiz sürece bize yardım eder.” diyen Prof. Dr. Güngör, “Keyifli ve zor bir yolculuğa çıkıyorsunuz ama bu zamana kadar zorlukların üstesinden geldiniz. Okul bitti, artık sınavlarınız olmayacak ama sorumluluklarınız arttı. Dünyaya, insanlara karşı sorumlusunuz. Siz gerekli donanıma sahipsiniz, buna inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Güngör: “Bu dünya sizlerin sayesinde daha aydınlık yarınlara ilerleyecek”</strong></p>
<p>Sağlık alanında empatinin önemli olduğuna işaret eden Prof. Dr. Güngör, “Bir hastayı gülümseyerek karşıladığınızda kazanan siz olursunuz. Bazılarınız ülkenin farklı yerlerinde görev yapacak. Gideceğiniz yere insani değerleri de götüreceksiniz. Çünkü önce bunu öğrendiniz. Ayrıca mutlaka ışığınızı da götürün. Siz artık birer kanaat önderisiniz. Cumhuriyet değerlerine bağlı olacaksınız. Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe yürüyeceksiniz. Bu dünya sizlerin sayesinde daha aydınlık yarınlara ilerleyecek.” dedi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Koçak: “Merhametinizi hiçbir teknolojiye değişmeyin”</strong></p>
<p>Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hikmet Koçak konuşmasında, sadece mezuniyetin kutlanmadığını aynı zamanda insan hayatına dokunacak hekimlerin kutlandığını söyledi.</p>
<p>Bir insanın hastaneye sadece hastalığıyla gitmediğini, hayalleriyle korkularıyla gittiğini kaydeden Prof. Dr. Koçak, “Hastaların düşüncelerini göz ardı etmeyin. İyi bir hekim olmak, iyi bir insan olmaktır.” dedi.</p>
<p>Mezunların, tarihin en büyük teknolojik dönüşüm döneminde hekimliğe adım attıklarını ifade eden Prof. Dr. Koçak şunları söyledi:</p>
<p>“Hekimlik mesleği ortadan kalkacak mı diye sorabilirsiniz, hayır. Yapay zeka, bir hastanın endişesini, ölüm korkusunu anlayamaz. Teknoloji geliştikçe hekimin değeri artar. Bir hekimin sahip olması gereken en değerli özellik, insani değerleri bırakmamaktır. Her hasta yeni bir öğretmendir. Bir bebek ilk nefesini alırken yanında olabilirsiniz, bir anne en kötü haberi sizden duyabilir, bir hasta en son sizin yüzünüzü görebilir, sesinizi duyabilir. Merhametinizi hiçbir teknolojiye değişmeyin.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Yücel: “Başarınız, bizim başarımız”</strong></p>
<p>Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ziver Ergün Yücel, 5 yıl önce büyük heyecan ve vizyonla başlayan öğrencileri mezun etmenin gururunu yaşadıklarını söyledi.</p>
<p>Diş Hekimliği Fakültesi kurulurken hedefin sadece laboratuvar ve klinik kurmak olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Yücel, “Teknolojiyle, yapay zekayla öncü bir eğitim hedefledik.” dedi.</p>
<p>Öğrencilere sadece bilgi değil, hekimlik sanatını aşılayan akademisyenlere teşekkür eden Prof. Dr. Yücel, Diş Hekimliği Fakültesi mezunlarına seslendi: “Değerli genç meslektaşların, ilk olmak kolay değil. Siz bizim göz bebeğimizsiniz. Fakültenin geleceğini bizlerle inşa ettiniz. Dijitalleşmenin diş hekimliği mesleğini yeniden şekillendirdiği bu çağda başarılı olacaksınız. Başarınız, bizim başarımız.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Aydın: “Sadece kendinizi değil, eğitim aldığınız bu kurumu da bizleri de temsil ediyorsunuz”</strong></p>
<p>Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Aydın da konuşmasında, Tıp Fakültesi öğrencilerinin 6 yıllık eğitim sürecine çok şey sığdırıldığından bahsetti. Dışarıdan ‘6 yıl okudu’ demenin kolay olduğunu dile getiren Prof. Dr. Aydın, “Hem afili hastanemiz NPİSTANBUL Hastanesi hem de çeşitli hastanelerde eğitimlerini tamamladılar. Bu eğitimlerin arkasında on binlerce saatlik emek, binlerce hasta karşılaşması, yüzlerce hocanın emeği var. Sizi mezun ediyoruz ama başarılarınızı da takip edeceğiz. Sadece kendinizi değil, eğitim aldığınız bu kurumu da sizlere eğitim veren bizleri de temsil ediyorsunuz.” diye konuştu.</p>
<p>Ailelere de seslenen Prof. Dr. Aydın, “Başarıda sabrınızın ve güveninizin önemli bir yeri var. Yetiştirdiğiniz genç doktorlar için teşekkürler.” dedi.</p>
<p><strong>Diş Hekimliği birincisinden duygulandıran konuşma </strong></p>
<p>Konuşmaların ardından mezuniyet belgesi takdim törenine geçildi. Diş Hekimliği Fakültesi’nin ilk mezuniyet döneminde okulu üçüncü olarak bitiren Cemil Gençtük’e ödülü Prof. Dr. Hikmet Koçak tarafından takdim edildi. İkinci Elif Aytemür ise ödülünü Prof. Dr. Nazife Güngör ile Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan’ın elinden aldı.</p>
<p>Diş Hekimliği Fakültesini birincilikle bitiren Selin Güvenç’e ödülünü Prof. Dr. Nevzat Tarhan takdim etti. Selin Güvenç okulun kütüğüne isminin yazılı olduğu plakayı çaktı. Güvenç yaptığı konuşmayla tüm mezunlara ve ailelere duygu dolu anlar yaşattı. Gururlu olduğunu dile getiren Güvenç, “Bu benim için yalnızca akademik başarı değil, emeğimin karşılığı.” dedi. Mustafa Kemal Atatürk’e saygı ve sevgisini ifade eden Güvenç, “Annem, iyi ki varsın. Hayatımı kolaylaştırıyorsun. Ve yanımda olmasını, bu anı babamla da paylaşmayı çok isterdim. Onu da özlemle anıyorum.” diyerek ailesine ve hocalarına teşekkür etti.</p>
<p><strong>Fedakârlıklarla geçen altı yılın ardından gelen birincilik </strong></p>
<p>Tıp Fakültesinde ise üçüncü Beyza Pınar Balcı Prof. Dr. Nazife Güngör’den, ikinci Beyza Gürbüz Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan ile TARHAN &#8211; İDER Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Fırat Tarhan’dan ve birinci Beyza Bıçakçılar ise Prof. Dr. Nevzat Tarhan’dan ödüllerini aldılar.</p>
<p>Kütüğe plaka çakmasının ardından bir konuşma yapan birinci Beyza Bıçakçılar, eğitim süresi boyunca yaşadıkları zorluklardan bahsetti: “Uykusuz geceler, bitmek bilmeyen sınavlar, hastane koridorlarında geçen saatler, nöbetler, kaygılar, yorgunluklar. Bazen bir günün ne zaman başladığını ne zaman bittiğini anlamadığımız zamanlar oldu. Bazen tükenmiş hissettik, bazen başarabileceğimizden şüphe ettik. Ama bütün o fedakarlıklar bizi bugüne ulaştırdı.” Eğitimlerine katkı sağlayan akademisyenlere de teşekkür eden Bıçakçılar, “Bizlere yalnızca tıbbi bilgi değil, bir insana nasıl dokunmamız gerektiğini öğrettiniz.” dedi.</p>
<p>ÜÜ TV ve ÜÜ Youtube hesabından da canlı yayınlanan törende Tıp Fakültesi’nde dereceye giren mezunlara İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Nadir Kalfazade tarafından steteskop hediye edildi. Dr. Nadir Kalfazade, “Tıp eğitimi boyunca insanı anlamayı, acıya tanıklık etmeyi öğrendiniz. Bundan sonra insana dokunacaksınız. Üstünüzdeki beyaz önlük insanlık değerlerinin, aklın, bilimin simgesi olacak.” dedi ve genç hekimleri İstanbul Tabip Odası çatısı altına davet etti.</p>
<p><strong>Mezunlar keplerini havaya attı </strong></p>
<p>Dereceye giren öğrencilerin konuşmalarının ardından Diş Hekimliği Fakültesi ve Tıp Fakültesi mezunları isimlerinin okunmasıyla birlikte tek tek sahneye çıkarak mezuniyet belgelerini aldı.</p>
<p>Bazı öğrencilerin mezuniyet belgeleri ailelerinde kendileri gibi hekim olan anne, baba, abi ve ablaları tarafından verildi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Ümit Tuna Koordinatörlüğünde gerçekleştirilen bayrak flama devir teslim töreninden sonra meslek yeminini eden mezunlar kep attı ve mutluluklarını aile ve arkadaşlarıyla paylaştılar.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uskudar-universitesi-dis-hekimligi-fakultesi-ilk-tip-fakultesi-ikinci-mezunlarini-ugurladi-644956">Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ilk, Tıp Fakültesi ikinci mezunlarını uğurladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Düzenli kan bağışı hayat kurtarıyor&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/duzenli-kan-bagisi-hayat-kurtariyor-644947</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 11:42:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağış]]></category>
		<category><![CDATA[bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[çünkü]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644947</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle gençlerin ve sağlıklı bireylerin kan bağışına daha fazla katılım göstermesi gerektiğini söyleyen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “İnsanlar kan bağışlamazsa, biz de hastalara kan nakli yapamayız</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duzenli-kan-bagisi-hayat-kurtariyor-644947">&#8216;Düzenli kan bağışı hayat kurtarıyor&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle gençlerin ve sağlıklı bireylerin kan bağışına daha fazla katılım göstermesi gerektiğini söyleyen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “İnsanlar kan bağışlamazsa, biz de hastalara kan nakli yapamayız. Bu nedenle tıbbın ihtiyaç duyduğu şey, kendisini sağlıklı hisseden bireylerin düzenli aralıklarla kan bağışında bulunmasıdır. Çünkü günümüzde kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün ya da yöntem yoktur. Sağlıklı insanların kan bağışlaması bu yüzden büyük önem taşıyor. Kan bağışlayabilecek herkese, özellikle de 18 yaşını yeni dolduran gençlere mesajım şudur: Sağlığımızı paylaşalım. Çünkü bir ünite kan, bir insanın hayatını kurtarabilir&#8221; dedi.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, Türkiye&#8217;nin yıllık kan ihtiyacının yaklaşık 3 milyon ünite olduğunu belirterek, düzenli kan bağışının hayati önem taşıdığını söyledi. Kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün bulunmadığını ifade eden Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Günümüzde kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün ya da yöntem yoktur. Sağlıklı insanların kan bağışlaması bu yüzden büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>‘KANIN TEK KAYNAĞI GÖNÜLLÜ BAĞIŞÇILAR’</p>
<p>Hastaların hayatını kurtaran, ameliyatlarda ve onkolojik tedavilerde vazgeçilmez olan kanın kaynağının hala gönüllü bağışçılar olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Dünyada hasta tedavileri ve tıp teknolojilerinde çok hızlı bir ilerleme yaşanıyor. Baş döndürücü bir gelişim sürecinin içindeyiz. Ancak bazı şeyler hala değişmiyor. Örneğin hastalara yapılan kan transfüzyonu, yani kan nakli. Hastaların hayatını kurtaran, ameliyatlarda ve onkolojik tedavilerde vazgeçilmez olan kanın kaynağı hala gönüllü bağışçılar. Eğer insanlar kan bağışlamazsa, biz de hastalara kan nakli yapamayız. Bu nedenle tıbbın ihtiyaç duyduğu şey, kendisini sağlıklı hisseden bireylerin düzenli aralıklarla kan bağışında bulunmasıdır. Çünkü günümüzde kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün ya da yöntem yoktur. Sağlıklı insanların kan bağışlaması bu yüzden büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<p>‘KAN BAĞIŞI TOPLUMSAL SORUMLULUK’</p>
<p>Kan bağışı için belirli kriterlerin bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Peki herkes kan bağışlayabilir mi? Hayır. Kan bağışı için belirli kriterler bulunuyor. 18 ile 65 yaş arasında olan, kendisini sağlıklı hisseden, kronik bir hastalığı bulunmayan ve herhangi bir tedavi görmeyen kişiler kan bağışlayabilir. Hatta biz, bu kişilerin kan bağışlaması gerektiğini söylüyoruz. Çünkü tüm dünyanın karşı karşıya olduğu ortak bir sorun var. İnsanlar kendilerini iyi hissetseler de zaman ayırarak kan bağışında bulunmaktan giderek uzaklaşıyor. Ülkemizde de durum benzer. Kan bağışına uygun yaş aralığında ve sağlık durumunda olmasına rağmen birçok kişi kan vermeye yeterince zaman ayırmıyor. Bu nedenle kan bağışını bir toplumsal sorumluluk olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>&#8216;KAN BAĞIŞININ BİLİNEN BİR ZARARI YOK&#8217;</p>
<p>Dünya Gönüllü Kan Donörleri Günü&#8217;nde verilen en önemli mesajın ‘Bir damla insanlık hayat kurtarır’ olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Geçtiğimiz günlerde Dünya Gönüllü Kan Donörleri Günü’nü kutladık. Buradaki en önemli mesajımız, ‘Bir damla insanlık hayat kurtarır’ oldu. Bu nedenle kendisini sağlıklı hisseden ve kronik hastalığı bulunmayan herkesin kan bağışı için zaman ayırması gerektiğini düşünüyoruz. Kan bağışında bulunan kişilerin, bağış yaptıkları gün aşırı yorucu ve yüksek konsantrasyon gerektiren işlerden kaçınmaları, ayrıca kan verdikleri kolla ağır yük taşımamaları önemlidir. Kan bağışının zarar verip vermediği sorusuyla sık karşılaşıyoruz. Aslında kan bağışının bilinen bir zararı yoktur. Kan verildiğinde vücutta bir hacim kaybı oluşur ve kemik iliği uyarılarak yeni ve taze kan hücrelerinin üretimi desteklenir” diye konuştu.</p>
<p>‘KAN YOLUYLA BULAŞICI HASTALIKLARI OLANLAR KAN BAĞIŞI YAPMAMALI’</p>
<p>Kan bağışı sürecinde çeşitli sağlık kontrollerinin yapıldığını belirten Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Öte yandan, kan bağışı sırasında kişiler kısa bir sağlık değerlendirmesinden de geçmiş olur. Muayeneleri yapılır, bazı testleri uygulanır, kan grupları belirlenir ve genel sağlık durumları hakkında fikir sahibi olurlar. Ancak insanların bu testleri yaptırmak amacıyla kan bağışında bulunmamaları gerekir. Çünkü bizim amacımız kişilerin sağlık taramasını yapmak değil; bağışlanan kanın alıcılara güvenli bir şekilde ulaştırılmasını sağlamaktır. Dünyada yalnızca kan yoluyla bulaşabilen bazı hastalıklar bulunmaktadır. AIDS, Hepatit B ve Hepatit C bunlardan bazılarıdır. Bu nedenle bu hastalıkları taşıma riski bulunan ya da taşıyıcı olduğunu bilen kişilerin kesinlikle kan bağışında bulunmaması gerekir. Ülkemizde yıllık kan ihtiyacı yaklaşık 3 milyon ünitedir. Bu konuda tek tedarikçimiz Türk Kızılayıdır. Türk Kızılayı, 2025 yılında 3 milyon ünite kan bağışına ulaşarak Türkiye’nin yıllık kan ihtiyacını karşılamıştır” dedi.</p>
<p>‘SAĞLIĞIMIZI PAYLAŞALIM’</p>
<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, özellikle 18 yaşını yeni dolduran gençlere seslenerek, “Ancak burada özellikle vurgulamamız gereken bir nokta var. Bağışların önemli bir kısmı ilk kez kan veren ya da ihtiyaç üzerine bağış yapan kişilerden oluşuyor. Bizim temel hedefimiz; kan bağışına uygun özelliklere sahip bireylerin, çağrılmayı beklemeden düzenli olarak, en az yılda bir kez kan bağışında bulunmalarıdır. Çünkü en güvenilir ve serolojik hastalıklar açısından en düşük risk taşıyan bağışçı grubu, düzenli kan veren kişilerden oluşmaktadır. Kan bağışlayabilecek herkese, özellikle de 18 yaşını yeni dolduran gençlere mesajım şudur: Sağlığımızı paylaşalım. Çünkü bir ünite kan, bir insanın hayatını kurtarabilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duzenli-kan-bagisi-hayat-kurtariyor-644947">&#8216;Düzenli kan bağışı hayat kurtarıyor&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yenilikçi teknolojilerle bel ve boyun fıtıklarında ameliyatsız tedavi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yenilikci-teknolojilerle-bel-ve-boyun-fitiklarinda-ameliyatsiz-tedavi-644929</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 11:28:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Akı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatsız]]></category>
		<category><![CDATA[aza]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[fıtıklarında]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojilerle]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644929</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hareketsiz yaşam, uzun süre masa başında çalışmak ve yanlış duruş alışkanlıkları, omurga rahatsızlıklarını yaygınlaştırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yenilikci-teknolojilerle-bel-ve-boyun-fitiklarinda-ameliyatsiz-tedavi-644929">Yenilikçi teknolojilerle bel ve boyun fıtıklarında ameliyatsız tedavi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hareketsiz yaşam, uzun süre masa başında çalışmak ve yanlış duruş alışkanlıkları, omurga rahatsızlıklarını yaygınlaştırıyor. Ağrı ve hareket kısıtlılığına neden olabilen bu sorunlarda cerrahi dışı tedaviler giderek daha fazla önem kazanıyor. Omurga hastalıklarının tedavisinde kullanılan teknolojik yöntemlere dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Omurga kaynaklı ağrıların tedavisinde bilgisayar destekli ve robotik sistemlerden yararlanabiliyoruz. Bu yenilikçi teknolojilerden biri olan Robospine sisteminde, tedavi hastanın ihtiyaçlarına göre planlanıyor ve diskler ile sinirlerdeki baskının azaltılması sağlanıyor” dedi.</strong></p>
<p>Bu sistemdeki robotik destekli uygulamaların tedavi sürecini desteklediğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Günlük yaşamına kısa sürede dönmek isteyenler için öne çıkan bir tedavi seçeneği. Omurgaya özel olarak uygulanan hareketlerle omurlar arasındaki baskının azaltılmasına yardımcı olan sistem, sinirler üzerindeki yükün hafiflemesini ve ağrının azalmasını hedefliyor. Diskler üzerindeki basıncın azalması, sıvı ve besin alışverişini destekleyerek doğal iyileşme sürecine katkı sağlayabiliyor. İşlem herhangi bir kesi veya girişim gerektirmediğinden anesteziye ihtiyaç duyulmuyor. Bu sayede kanama ve enfeksiyon gibi riskler de en aza iniyor” dedi.</p>
<p><strong>Kişiselleştirilmiş tedavi imkânı </strong></p>
<p>Tedavi sırasında hastanın rahat bir sırtüstü pozisyonda bulunmasının konforu artırdığını belirten Akı, “Bu teknoloji; robotik destekli programlar ve objektif analiz sistemleri sayesinde hastanın tanısına, şikâyetlerinin bulunduğu bölgeye ve ağrı şiddetine göre kişiye özel bir tedavi planı oluşturulmasını mümkün kılıyor. Cerrahi dışı bir seçenek olarak öne çıkan sistem, bel ve boyun fıtıkları başta olmak üzere sırt ağrısına neden olan çeşitli omurga rahatsızlıklarında da kullanılabiliyor. İlk seanstan itibaren olumlu sonuçlar vadeden bu yöntem, gelişmiş güvenlik özellikleri sayesinde güvenli bir tedavi süreci sunuyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beyaz yakalılardan bedenen çalışanlara geniş bir gruba hitap ediyor </strong></p>
<p>Uzun süre aynı pozisyonda çalışan ofis çalışanları, fiziksel güç gerektiren işlerde çalışanlar, yoğun trafik nedeniyle uzun süre hareketsiz kalanlar veya yanlış duruş alışkanlıklarıyla omurgasını zorlayan kişilerde sıklıkla tercih edilen bir tedavi seçeneği olduğunu açıklayan Akı, “Bel ve boyun fıtıkları, fıtığa bağlı bacak ve kol ağrıları, omurilik daralması, skolyoz ve kifoz gibi postür bozuklukları, dejeneratif disk hastalıkları, faset eklem ağrıları ve kas spazmlarında önemli faydalar sağlıyor. Ayrıca kas güçsüzlüğü ve omurga dengesizliği yaşayan, fizik tedaviden yeterli fayda göremeyen hastalar için de önemli bir alternatif” dedi.</p>
<p>Her hastanın bu tedavi için uygun bir aday olmadığını da sözlerine ekleyen Akı, “İleri düzey kemik erimesi, omurga romatizması ve enfeksiyonları, kötü huylu kemik tümörleri, metastatik kemik kanseri, omurga veremi, hamilelik ile omurgaya yönelik metal implant ya da cerrahi uygulama öyküsü bulunan kişilerde tercih edilmez” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Seanslar 20-30 dakika civarında</strong></p>
<p>İşlem öncesinde fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı tarafından kapsamlı bir değerlendirme yapılması gerektiğinin altını çizen Akı, “Robotik sistemler yardımıyla omurganın hareket açıklığı, kas dengesi ve ağrı düzeyi tespit edilerek hastaya bir yol haritası oluşturulur. Uygulama, ihtiyaç doğrultusunda boyun, sırt ve bel bölgelerinin tamamına ya da yalnızca sorunlu bölgeye yönelik olarak gerçekleştirilebilir. Seanslar genellikle 20-30 dakika sürerken, tedavi programı hastanın durumuna göre 5 ila 10 seans arasında planlanır. Ofis çalışanları ise çoğu zaman birkaç gün içinde günlük yaşamlarına ve işlerine dönebilir. Ancak tedavi sonrasında elde edilen kazanımların korunabilmesi için hastaların önerilen egzersiz programına uyması çok önemli” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yenilikci-teknolojilerle-bel-ve-boyun-fitiklarinda-ameliyatsiz-tedavi-644929">Yenilikçi teknolojilerle bel ve boyun fıtıklarında ameliyatsız tedavi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Op. Dr. Ahmet Savran: Dünyada İş Kazalarının Yüzde 90’ı Ortopedik!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/op-dr-ahmet-savran-dunyada-is-kazalarinin-yuzde-90i-ortopedik-644924</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 11:23:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[kazalarının]]></category>
		<category><![CDATA[op]]></category>
		<category><![CDATA[savran]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644924</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hangi Kazalar İş Kazası Sayılmalı ?  Ortopedi ve Travmatoloji ve El Cerrahisi Yan Dal Uzmanı Op. Dr. Ahmet Savran, günümüzde çalışma hayatında iş sağlığı ve güvenliği alanında dikkat edilmesi gereken başlıca konular arasında yer alan iş kazaları konusunda soruları yanıtladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/op-dr-ahmet-savran-dunyada-is-kazalarinin-yuzde-90i-ortopedik-644924">Op. Dr. Ahmet Savran: Dünyada İş Kazalarının Yüzde 90’ı Ortopedik!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Hangi Kazalar İş Kazası Sayılmalı ?  Ortopedi ve Travmatoloji ve El Cerrahisi Yan Dal Uzmanı Op. Dr. Ahmet Savran, günümüzde çalışma hayatında iş sağlığı ve güvenliği alanında dikkat edilmesi gereken başlıca konular arasında yer alan iş kazaları konusunda soruları yanıtladı.</span></p>
<p><span>Ortopedi ve travmatoloji alanında yaşanan iş kazaları konusuna değinen Savran, dünya genelinde iş kazalarının yüzde 85, 90’ının ortopedi alanının kapsadığının altını çizdi. </span><span>İş kazası kavramının çok geniş bir kavram olduğunu söyleyen Op. Dr. Ahmet Sarvan, “Dünya Sağlık Örgütü tanımı ile iş yeri sebebiyle dolaylı ya da doğrudan meydana gelen yaralanmalara iş kazası deniyor. Bu bir insan hatasından ya da bir aletin teknik bir sorundan, dikkatsizlikler, acele etmek, gerekli koruyucu ekipman kullanım hatalarından olabilir” dedi. </span></p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/PHOTO-2026-06-28-12-40-54.jpeg"/></p>
<p><b><strong>Hangi kazalar iş kazasıdır?</strong></b></p>
<p><span>İşçi işyerinde yemek yerken kalp krizi geçirirse bunun da iş kazası sayıldığını belirten Op. Dr. Savran, “doğum yapıp çalışan ve süt izninde erken çıkıp yolda kaza yaparsa bu da iş kazasına giriyor. Durakta servis bekliyor, durağa başka bir araba giriyor bu da iş kazasıdır” örneği verdi. </span></p>
<p><strong>KOPAN PARMAĞIN TUTMASI DOĞRU TAŞIMAYA BAĞLI !</strong></p>
<p><b><strong>“İş kazalarında Soma faciasından sonra farkındalık arttı!”</strong></b></p>
<p><span>Soma’daki büyük işçi katliamından sonra ülkemizde iş kazası konusunda farkındalığın daha çok arttığını, iş kazaları alanında bildirimlerin Soma’dan sonra fazlalaştığını ancak, kazalar azalsa da bildirimler artınca istatistiklerde de artış gerçekleştiğini söyleyen Savran, ortopedi alanında yaşanan iş kazaları konusunda şöyle konuştu: “Bakıldığında ortopedi ve travmatoloji, el cerrahisi konularında meydana gelen iş kazaları, el yaralanması, ayağına çelik burun ayakkabı giyiyorsa bile ağırlık düşmesi, yüksekten düşme gibi kaza çeşitlerini topladığımızda yüzde 85’i, 90 arasında el, bacak, kalça, omurga kazaları oluyor. Geriye kalan yüzde 15’i vücudun başka yerlerini kapsayan kazalar oluyor. </span><span>Dünyada iş kazalarının yüzde 85-90’ı doğrudan hem ortopedi ve hem el cerrahisini kapsayan bir hasta sınıfı oluyor”</span></p>
<p><b><strong>İş kazaları büyük soru işaretlerinin olduğu bir alan!</strong></b></p>
<p><span>İş kazasının hayatın her konumunda olduğunun altını çizen Op. Dr. Ahmet Savran, “Bu konuda farkındalığın artırılması ve iş kazası konusunu, büyük soru işaretlerinin yer aldığı belirsiz bir alan olmaktan çıkarılmalıdır. İş kazası; işyeri, çalışan, çalışanın ailesi için de hem tıbbi, hem ekonomik, hem yasal sorunların ve soru işaretlerinin olduğu bir alan olarak kalıyor. Oysaki burada en önemli olan iş kazası geçiren çalışanın eski sağlığına kavuşması, uzuv kaybının olmaması, yaşanan durumu en hafif şekilde atlatması tüm konunun tarafları için en iyi şey olacaktır.” diye konuştu. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/op-dr-ahmet-savran-dunyada-is-kazalarinin-yuzde-90i-ortopedik-644924">Op. Dr. Ahmet Savran: Dünyada İş Kazalarının Yüzde 90’ı Ortopedik!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memorial, Dijital Patoloji ve Yapay Zekâda Bilgi Ekosistemini Oluşturuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/memorial-dijital-patoloji-ve-yapay-zekada-bilgi-ekosistemini-olusturuyor-644909</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 11:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[ekosistemini]]></category>
		<category><![CDATA[memorial]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[patoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[seri]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zekada]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644909</guid>

					<description><![CDATA[<p>Memorial Patoloji ile İstanbul Teknik Üniversitesi Bilişim Enstitüsü öğretim üyelerinin iş birliğiyle düzenlenen “Dijital Patoloji ve Yapay Zeka Toplantıları” serisinin ilk oturumu 27 Haziran’da Memorial Bahçelievler Hastanesi’nde gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorial-dijital-patoloji-ve-yapay-zekada-bilgi-ekosistemini-olusturuyor-644909">Memorial, Dijital Patoloji ve Yapay Zekâda Bilgi Ekosistemini Oluşturuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Memorial Patoloji ile İstanbul Teknik Üniversitesi Bilişim Enstitüsü öğretim üyelerinin iş birliğiyle düzenlenen “Dijital Patoloji ve Yapay Zeka Toplantıları” serisinin ilk oturumu 27 Haziran’da Memorial Bahçelievler Hastanesi’nde gerçekleştirildi. Toplantı serisi; patoloji profesyonelleri yanı sıra mühendisler, akademisyenler ve teknoloji geliştiricilerini aynı platformda buluşturarak dijital patolojide ortak bir ekosistem oluşturmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Dijital patoloji artık yalnızca teknoloji yatırımı değil</strong></p>
<p>Patolojide dijitalleşme; tanı süreçlerinin standardizasyonu, hasta güvenliği, hız ve doğruluk açısından sağlık hizmetlerinde önemli bir dönüşüm başlatıyor. Memorial Sağlık Grubu ise yıllardır sürdürdüğü tam dijital laboratuvar altyapısı, yapay zeka destekli analiz sistemleri ve uluslararası standartlardaki iş akışıyla bu dönüşümün Türkiye’deki öncü kurumları arasında yer alıyor.</p>
<p>Bugün Memorial Patoloji’de tüm biyopsi preparatları dijital ortama aktarılıyor; laboratuvar süreçleri uçtan uca dijital olarak takip ediliyor. CE-IVD onaylı yapay zeka algoritmaları ise meme, prostat ve mide başta olmak üzere birçok alanda patologların tanı süreçlerine destek veriyor.</p>
<p>Yeni toplantı serisiyle Memorial, yalnızca teknolojiyi kullanan değil, bu alanda bilgi üreten, paylaşan ve yeni iş birlikleri geliştiren bir merkez olmayı amaçlıyor.</p>
<p><strong>Dijital patolojide ortak dil oluşturulacak</strong></p>
<p>Toplantının ilk oturumunda dijital patolojinin temel kavramlarından yapay zeka terminolojisine, dijital iş akışından görüntü analiz programlarına kadar birçok konu ele alınacak. Program kapsamında QuPath uygulamaları gerçekleştirilecek ve patologlarla mühendislerin ortak çalışma kültürünü geliştirecek oturumlar düzenlenecek.</p>
<p>Beş oturum olarak planlanan bilimsel seri boyunca; dijital patoloji altyapıları, yapay zeka uygulamaları, veri hazırlama süreçleri, algoritma validasyonu, açıklanabilir yapay zeka, patolog-mühendis iş birlikleri ile ortak Ar-Ge projeleri gibi başlıklar detaylı şekilde ele alınacak.</p>
<p><strong>Memorial CEO’su Bora Uludüz: “Sağlıkta dijital dönüşüm bilgi paylaşımıyla güçlenir”</strong></p>
<p>Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz, sağlıkta dijitalleşmenin yalnızca teknolojik yatırım değil, aynı zamanda bilimsel iş birlikleriyle mümkün olduğunu belirterek şöyle konuştu:</p>
<p>“Memorial olarak sağlıkta dijital dönüşümü yalnızca kendi kurumumuz için değil, ülkemizin sağlık ekosistemi için değer üreten bir süreç olarak görüyoruz. Patoloji alanında gerçekleştirdiğimiz dijital dönüşümün bugün bilimsel paylaşım platformlarına dönüşmesi bizim için son derece kıymetli. Üniversiteler, mühendisler ve hekimlerle birlikte geliştireceğimiz ortak projelerin hem bilimsel üretime hem de hastalarımıza sunulan sağlık hizmetinin kalitesine önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. İlknur Türkmen: “Dijital patoloji güçlü bir ekosistem gerektiriyor”</strong></p>
<p>Memorial Patoloji Kurucu Hekimi ve Koordinatörü Prof. Dr. İlknur Türkmen, dijital dönüşümün yalnızca teknoloji yatırımıyla sınırlı olmadığını belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“Dijital patoloji; yazılım, donanım, veri yönetimi, yapay zeka ve klinik deneyimin aynı çatı altında buluştuğu çok disiplinli bir alan. Ayrıca YZ algoritmalarının günlük rutinimize girdiği günümüzde, bu sürecin mühendisler olmadan ilerlemesi mümkün değil. Bu nedenle güçlü bir ekosistem oluşturmak büyük önem taşıyor. Amacımız yalnızca kendi deneyimimizi paylaşmak değil; patologlar, mühendisler, akademisyenler ve sektör temsilcilerini aynı platformda buluşturarak birlikte öğrenen ve geliştiren sürdürülebilir bir bilimsel yapı oluşturmak. Dijital Patoloji ve Yapay Zeka Toplantıları’nı da bu vizyonun önemli bir adımı olarak görüyoruz.”</p>
<p><strong>Bilimsel iş birlikleri büyüyecek</strong></p>
<p>Memorial Sağlık Grubu, dijital patoloji alanındaki yatırımlarını yapay zeka uygulamaları, üniversite iş birlikleri ve Ar-Ge projeleriyle geliştirmeye devam ederken, başlatılan bu bilimsel toplantı serisiyle Türkiye’de dijital patoloji alanında ortak bilgi üretimini destekleyen sürdürülebilir bir platform oluşturmayı hedefliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorial-dijital-patoloji-ve-yapay-zekada-bilgi-ekosistemini-olusturuyor-644909">Memorial, Dijital Patoloji ve Yapay Zekâda Bilgi Ekosistemini Oluşturuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz aylarında ishal vakaları artıyor&#8230;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-ishal-vakalari-artiyor-644863</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 10:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[gıdalar]]></category>
		<category><![CDATA[ishal]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[Sıvı Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[vakaları]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644863</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında sıcaklıkların yükselmesiyle birlikte çocuklarda ishal vakalarında dikkat çekici bir artış yaşanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-ishal-vakalari-artiyor-644863">Yaz aylarında ishal vakaları artıyor&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında sıcaklıkların yükselmesiyle birlikte çocuklarda ishal vakalarında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Araştırmalar, bu dönemde ishal görülme sıklığının yaklaşık 2 kat arttığını gösteriyor. Çoğu ishal tablosu hafif geçiyor ve bir hafta içinde bağırsak düzeni normale dönüyor. Ancak, özellikle 5 yaşın altındaki çocuklarda oluşan sıvı<strong> </strong>kaybı hayatı tehdit edebilecek ciddi tablolar oluşturabiliyor.<strong> </strong>Bunun nedeni ise bu yaş grubundaki çocukların vücutlarındaki su oranının yüksek olması ve metabolizmalarının hızlı çalışması. Bu sebepler nedeniyle ishal ve kusmayla oluşan sıvı kaybı  kısa sürede tehlikeli boyutlara ulaşabiliyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Berrin Arslan,</strong> ishal sürecinde yalnızca su değil, vücudun sağlıklı çalışmasında kilit rol oynayan sodyum ve potasyum gibi minerallerin de kaybedildiğini   belirterek, “Dolayısıyla, özellikle küçük çocuklarda gelişen ciddi sıvı kaybı kısa sürede organ fonksiyonlarının bozulmasına ve acil müdahale gerektiren tablolara yol açabilmektedir. Bu nedenle, çocuklarda ishal tablosunda sıvı kaybının yakından takip ve takviye edilmesi hayati önem taşımaktadır” uyarısında bulunuyor. </p>
<p>Tedavide ilk 24 saatin kritik bir öneme sahip olduğunu belirten <strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Berrin Arslan,</strong> “Erken tanı ve tedavi ishalin yol açabileceği ciddi sıvı kaybını önlemesi açısından büyük önem taşımaktadır. İshalin ilk dönemlerinde yeterli sıvı alımı ve uygun beslenme desteğiyle hastalık çoğu zaman kolayca kontrol altına alınabilmektedir” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>En sık kirli su ve gıdalar yoluyla bulaşıyor!  </strong></p>
<p>Yaz ishallerinin yaklaşık yüzde 90’ından virüs, bakteri ve parazit gibi mikrobik etmenler sorumlu oluyor. Özellikle E. coli, rotavirüs, norovirüs, salmonella ve shigella gibi mikroorganizmalar yaz aylarında enfeksiyona daha sık neden olabiliyor.  Dr. Berrin Arslan, yaz ishalinin genellikle kirli su ve gıdalarla bulaşan bakteri ve virüslerden kaynaklandığını belirterek, “Sıcakta uzun süre bekleyen et, tavuk, yumurta ve süt ürünleri gibi gıdalar, iyi klorlanmamış havuz suları, kirli içme suları ve yeterince yıkanmamış meyve ile sebzeler ishal riskini artırmaktadır. Ayrıca, yaz aylarında aşırı miktarda tüketilen bazı meyveler, içeriklerindeki yüksek fruktoz nedeniyle, özellikle çocuklarda ishale yol açabilmektedir. Bu nedenle yaz döneminde gıda ve su hijyenine dikkat etmek son derece önemlidir” bilgilerini veriyor. </p>
<p><strong>Bu belirtiler varsa, dikkat! </strong></p>
<p>Yaz ishali; sıcaklık ve nemin artmasıyla mikropların hızla çoğalması sonucu ortaya çıkan, genellikle kirli su veya bozulmuş gıdaların tüketimiyle bulaşan bir bağırsak enfeksiyonu olarak tanımlanıyor. Çoğunlukla ani başlayan karın ağrısı ve krampların ardından gelişen sulu dışkılamayla kendini gösteriyor. Belirtilerin şiddeti ise enfeksiyona neden olan mikroorganizmaya ve çocuğun yaşına göre değişiklik gösterebiliyor. Hastalığın ilk ve en yaygın belirtisinin normalden daha sık ve sulu dışkılama olduğunu söyleyen Dr. Berrin Arslan, “Buna mide bulantısı, kusma, halsizlik, iştahsızlık ve zaman zaman ateş de eşlik edebilmektedir. Özellikle enfeksiyona bağlı gelişen tablolarda genel bir kırgınlık hissi de oluşabilmektedir” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>İlk 24 saat kritik önem taşıyor</strong></p>
<p>İshalin ilk 24 saati, vücudun sıvıyı en hızlı kaybettiği dönem olması nedeniyle kritik önem taşıyor.  Hastalığın tedavisinde temel amaç, ishal sırasında kaybedilen sıvı ve minerallerin yerine konularak vücudun susuz kalmasını (dehidratasyonu) önlemek. Bu süreçte doğru sıvı ve beslenme desteğinin sağlanması, hastalığın ağırlaşmasını ve hastanede tedavi gerektirecek düzeyde sıvı kaybı gelişmesini önlemede kritik bir rol oynuyor. Ayrıca, idrar miktarının takip edilerek olası sıvı kaybı belirtilerinin mutlaka izlenmesi gerektiğini  vurgulayan Dr. Berrin Arslan, sözlerine şöyle devam ediyor: <strong>  </strong>“İlk 24 saat içinde sık aralıklarla su, ayran veya hekim önerisine uygun sıvılar verilmesi, anne sütü alan bebeklerin daha sık emzirilmesi ve çocuğun yaşına uygun hafif beslenmenin sürdürülmesi çok önemlidir. Beslenmede muz, yoğurt, pirinç ve haşlanmış patates gibi sindirimi kolay gıdalar tercih edilmektedir. Bazı durumlarda hekim önerisiyle probiyotik veya çinko desteği verilebilir.”</p>
<p> </p>
<p><strong>Doktora danışmadan asla! </strong></p>
<p>Bu dönemde şekerli ve gazlı içeceklerin, yağlı ve ağır gıdaların belirtileri artırabileceği için tercih edilmemesi gerektiğini aktaran Dr. Berrin Arslan, “Çocuğu aç bırakmak da doğru bir yaklaşım değildir; az ve sık öğünlerle beslenmenin sürdürülmesi gerekir” diyor. Dr. Berrin Arslan, bunların yanı sıra doktora danışmadan ishal kesici ilaç veya antibiyotiklerin asla kullanılmaması gerektiğini vurgulayarak, aksi halde hastalığın seyrinin gizlenebileceğini, altta yatan enfeksiyonun ilerleyebileceğini ve sıvı kaybının fark edilmeden ağırlaşabileceğini aktarıyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Yaz ishalinden korumak için 12 önemli öneri!</strong></p>
<p>Yaz ishallerinin önemli bir kısmı basit hijyen ve beslenme önlemleriyle önlenebiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Berrin Arslan, çocuklarda yaz ishaline karşı alınması gereken önlemleri şöyle anlatıyor:   </p>
<ul>
<li>Çocuğunuza düzenli olarak el yıkama alışkanlığını kazandırın</li>
<li>Güvenilir içme suyu kullanın, güneş altında uzun süre beklemiş olan sulardan kaçının</li>
<li>Meyve ve sebzeleri iyice yıkayın</li>
<li>Pişmiş yiyecekleri uzun süre oda sıcaklığında bekletmeyin, uygun koşullarda saklayın</li>
<li>Bebek mamalarını her öğünde taze hazırlayın</li>
<li>Biberonların ve emziklerin temizliğine dikkat edin </li>
<li>Hijyeninden emin olmadığınız havuzları kullanmayın </li>
<li>Havuzdan veya denizden çıktıktan sonra mutlaka duş almasını sağlayın</li>
<li>Havuz suyunu yutmaması konusunda bilinçlendirin</li>
<li>Özellikle açıkta satılan ve uygun koşullarda muhafaza edilmeyen yiyeceklerden kaçının</li>
<li>Çözülmüş gıdaları yeniden dondurmayın</li>
<li>Evde ishal geçiren biri varsa havlu, bardak ve çatal gibi kişisel eşyalarını ortak kullanmayın </li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-ishal-vakalari-artiyor-644863">Yaz aylarında ishal vakaları artıyor&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayıflama İğneleri, Yapay Zeka ve Kişiselleştirilmiş Sağlık</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zayiflama-igneleri-yapay-zeka-ve-kisisellestirilmis-saglik-644857</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 10:42:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[ğneleri]]></category>
		<category><![CDATA[kişiselleştirilmiş]]></category>
		<category><![CDATA[kongrede]]></category>
		<category><![CDATA[Mikrobiyota]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[Zayıflama İğneleri]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644857</guid>

					<description><![CDATA[<p>Obezite tedavisinde kullanılan zayıflama iğneleri, bağırsak mikrobiyotası, yapay zeka destekli beslenme uygulamaları, çocukluk çağı obezitesi ve uzun yaşam stratejileri, Acıbadem Üniversitesi'nde, Gastroenteroloji Diyetisyenliği Derneği iş birliğiyle düzenlenen 15. Ulusal Sağlıklı Yaşam Kongresi'nin en dikkat çeken başlıkları arasında yer aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-igneleri-yapay-zeka-ve-kisisellestirilmis-saglik-644857">Zayıflama İğneleri, Yapay Zeka ve Kişiselleştirilmiş Sağlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Obezite tedavisinde kullanılan zayıflama iğneleri, bağırsak mikrobiyotası, yapay zeka destekli beslenme uygulamaları, çocukluk çağı obezitesi ve uzun yaşam stratejileri, Acıbadem Üniversitesi&#8217;nde, Gastroenteroloji Diyetisyenliği Derneği iş birliğiyle düzenlenen 15. Ulusal Sağlıklı Yaşam Kongresi&#8217;nin en dikkat çeken başlıkları arasında yer aldı. 4 gün süren, </em></strong><strong><em>toplamda 801 katılımcı, 25 stand, 19 sponsor firma, 6 uydu sempozyumu, 15 panel, 3 konferans ve 1 kurs ile fark yaratan kongrede, </em></strong><strong><em>Türkiye’nin dört bir yanından uzmanlar, beslenme ve sağlık alanındaki en güncel bilimsel gelişmeleri değerlendirdi. Kongrede ortaya konulan veriler, önümüzdeki yıllarda sağlık hizmetlerinde kişiselleştirilmiş beslenme uygulamalarının ve dijital sağlık teknolojilerinin daha fazla yer alacağını gösterdi…</em></strong></p>
<p>Sağlıklı yaşam alanında son yılların en büyük değişiminin, beslenmenin yalnızca kilo kontrolüyle ilişkilendirilmemesi olduğunu belirten Kongre Başkanı, Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, “Bugün artık beslenmenin bağırsak sağlığından ruh sağlığına, genetik yapıdan yaşlanma sürecine kadar insan sağlığının hemen her alanını etkilediğini biliyoruz. Kongrede paylaşılan çalışmalar, beslenme biliminin yeni bir döneme girdiğini açıkça ortaya koydu” diyor. </p>
<p><strong>Zayıflama İğneleri Obezite Tedavisinde Yeni Bir Sayfa Açtı</strong></p>
<p>Kongrede en yoğun ilgi gören oturumlardan biri GLP-1 agonistleri olarak bilinen ve halk arasında &#8220;zayıflama iğneleri&#8221; olarak adlandırılan ilaçlar oldu. Prof. Dr. Murat Baş, bu ilaçların kilo kaybında önemli başarılar sağladığını ancak tek başına çözüm olarak görülmemesi gerektiğini vurguluyor: “Kas kaybı, protein yetersizliği, bağırsak sistemi üzerindeki etkiler ve tedavi sonrasında kilonun geri alınması gibi konuların dikkatle takip edilmesi gerekiyor. Kongrede değerlendirilen bilimsel veriler, GLP-1 tedavilerinin obeziteyle mücadelede önemli bir araç olduğunu gösteriyor. Ancak ilacın başarısını belirleyen en önemli unsur hala doğru beslenme alışkanlıkları. Özellikle kas kaybının önlenmesi ve tedavi sonrasında ağırlık kontrolünün sürdürülebilmesi için beslenme desteği kritik önem taşıyor” şeklinde konuşuyor.</p>
<p><strong>Çocuklarda Zayıflama İğneleri Tartışılıyor</strong></p>
<p>Kongrede dikkat çeken bir diğer konu ise çocuk ve ergenlerde zayıflama iğnelerinin kullanımı oldu. Son yıllarda çocukluk çağı obezitesinin dünya genelinde hızla artması nedeniyle bu tedavilerin genç yaş gruplarında kullanımı gündeme gelirken, uzmanlar uzun dönem etkiler konusunda daha fazla bilimsel veriye ihtiyaç olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, &#8220;Çocukluk çağı obezitesi ciddi bir halk sağlığı sorunu. Ancak çocuklarda uygulanacak her tedavinin çok daha dikkatli değerlendirilmesi gerekiyor. İlaç tedavisi, ancak uzman ekipler tarafından yürütülen kapsamlı yaşam tarzı programlarının bir parçası olarak düşünülmesi gerekiyor” diyor.</p>
<p><strong>Bağırsaklarımız Ruh Halimizi Etkiliyor</strong></p>
<p>Bağırsak-beyin ilişkisi, kongrede öne çıkan başlıklardan biri oldu. Son araştırmalar, bağırsak mikrobiyotasındaki değişimlerin depresyon, anksiyete, stres yönetimi ve genel ruh hali üzerinde etkili olabileceğini ortaya koyuyor. Bilim insanları, önümüzdeki dönemde bağırsak sağlığının psikolojik sağlık uygulamalarında daha fazla yer bulacağını ifade ediyor. </p>
<p>“Artık bağırsaklarımızı yalnızca sindirim sisteminin bir parçası olarak değerlendirmiyoruz. Mikrobiyotanın bağışıklık sistemi, metabolizma ve hatta zihinsel sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin çok güçlü kanıtlar bulunuyor” ifadelerini kullanan Prof. Dr. Murat Baş, önümüzdeki yıllarda kişiselleştirilmiş mikrobiyota uygulamalarını daha sık konuşacağımızın altını çiziyor. </p>
<p><strong>Herkese Aynı Diyet Dönemi Bitiyor</strong></p>
<p>Genetik ve epigenetik alanındaki gelişmeler, kongrede ele alınan önemli başlıklar arasında yer aldı. Bireylerin genetik özelliklerine, yaşam tarzlarına ve metabolik yapılarına göre oluşturulan kişiselleştirilmiş beslenme modellerinin sağlık alanında yeni bir dönemi başlattığını belirten Prof. Dr. Murat Baş, “Beslenme önerileri artık giderek daha kişisel hale geliyor. Gelecekte genetik yapı, bağırsak mikrobiyotası, uyku düzeni ve fiziksel aktivite verileri birlikte değerlendirilerek kişiye özel beslenme programları oluşturulacak” diyor. </p>
<p><strong>Yapay Zeka ve Dijital Sağlık Beslenmeyi Değiştiriyor</strong></p>
<p>Kongrede yapay zeka uygulamaları, giyilebilir teknolojiler ve dijital sağlık çözümleri de masaya yatırıldı. Uzmanlara göre gelecekte bireylerin beslenme davranışları akıllı cihazlar tarafından anlık olarak takip edilecek ve kişiye özel öneriler sunulacak. Yapay zeka destekli sistemlerin özellikle kronik hastalıkların önlenmesinde ve davranış değişikliğinin sürdürülmesinde önemli rol oynayacağına dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, “Beslenme artık yalnızca ne yediğimizle ilgili değil. Genetikten yapay zekaya, mikrobiyotadan uzun yaşam stratejilerine kadar çok disiplinli bir dönüşüm yaşanıyor. Sağlıklı yaşamın geleceğini şekillendirecek pek çok yenilik bugün bilimsel verilerle desteklenmiş durumda” şeklinde konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-igneleri-yapay-zeka-ve-kisisellestirilmis-saglik-644857">Zayıflama İğneleri, Yapay Zeka ve Kişiselleştirilmiş Sağlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Sünnet ile İlgili Ailelerin Dikkat Etmesi Gerekenler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-sunnet-ile-ilgili-ailelerin-dikkat-etmesi-gerekenler-644817</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 10:03:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ailelerin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[hipospadias]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[lgili]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644817</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okulların kapanmasıyla birlikte birçok aile çocukları için sünnet planları yapmaya başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-sunnet-ile-ilgili-ailelerin-dikkat-etmesi-gerekenler-644817">Çocuklarda Sünnet ile İlgili Ailelerin Dikkat Etmesi Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Okulların kapanmasıyla birlikte birçok aile çocukları için sünnet planları yapmaya başladı. Sünnetin yalnızca geleneksel bir uygulama olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan uzmanlar, sünnet öncesinde yapılacak kısa bir uzman değerlendirmesinin, bazı doğumsal anomalilerin erken fark edilmesini sağlayabileceğini belirterek aileleri uyarıyor. Özellikle halk arasında “peygamber sünneti” olarak bilinen hipospadias vakalarında, bilinçsizce yapılan sünnet işlemi ileride gerekli olabilecek cerrahi tedaviyi zorlaştırabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Hakan Kocaman, sünnet operasyonu ve sünnet öncesi muayenenin önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Sünnet için her yaş uygun değildir</strong></p>
<p>Sünnetin en uygun zamanlamasının çocuğun hem fiziksel hem de psikolojik gelişimi göz önünde bulundurularak belirlenmelidir. Tıbbi açıdan 2 yaşından önce veya 6 yaşından sonraki dönem ideal olabilir. 2 yaşından önce çocuk henüz bilinçli farkındalık geliştirmediği için psikolojik etkilenme riski de daha düşük olur. Buna karşılık 2-4 yaş arası dönem çocukların beden algısının gelişmeye başladığı hassas bir süreç olduğundan mümkün olduğunca kaçınılması gereken bir zamandır. 6 yaşından sonra ise çocuğun da psikolojik gelişimi göz ününe alınarak sünnet yapılabilir.</p>
<p><strong>Sünnet öncesi muayene ile doğumsal anomaliler tespit edilebilir</strong></p>
<p>Yaz aylarında sünnet yaptırmayı planlayan ailelere en önemli önerimiz, işlemi öncesinde mutlaka bir çocuk cerrahisi uzmanına başvurmalarıdır. Ailelerin en sık yaptığı hatalardan biri, sünneti basit bir işlem olarak görerek uzman değerlendirmesini atlamaktır. Her erkek çocuk mutlaka sünnet edilmeden önce muayene edilmeli ve değerlendirilmelidir. Basit gibi görünse de birkaç dakikalık bu genel değerlendirme ile bazı doğumsal ürolojik anomaliler kolaylıkla tespit edilebilir ve çocuğun ileride yaşayabileceği büyük sağlık sorunlarının önüne geçilebilir.</p>
<p><strong>Hipospadias sünnete engel olabilir</strong></p>
<p>Erkek çocuklarda görülen en yaygın doğumsal ürolojik anomalilerden biri olan hipospadias, idrar kanalının penis ucunda değil daha aşağı bir bölgede sonlanmasıyla ortaya çıkmaktadır. Halk arasında “peygamber sünneti” olarak da bilinen bu durumda sünnet derisi, ileride yapılacak düzeltici ameliyat için önemli bir cerrahi doku görevi görür. Bu nedenle hipospadiaslı çocuklarda erken veya kontrolsüz şekilde yapılan sünnet, tedavi seçeneklerini azaltabiliyor ve ameliyat sürecini zorlaştırabilir.</p>
<p><strong>Aileler hangi belirtilere dikkat etmeli?</strong></p>
<p>Anne ve babaların bazı belirtileri fark ederek erken dönemde hekime başvurabilir. Sünnet derisinin üst tarafta fazla, alt tarafta eksik görünmesi, idrar deliğinin penis ucu yerine daha aşağıda yer alması veya peniste eğrilik bulunması hipospadias açısından dikkat edilmesi gereken önemli işaretler arasında yer almaktadır.</p>
<p><strong>Her 200-300 erkek çocuğundan biri hipospadias </strong></p>
<p>Toplumda nadir olduğu düşünülse de hipospadias yaklaşık olarak her 200-300 erkek doğumundan birinde görülebilmektedir. Bu nedenle özellikle sünnet planlanan çocuklarda detaylı muayene büyük önem taşır. Hipospadiasın tedavisi cerrahi olarak gerçekleştirilmektedir. Amaç idrar kanalını olması gereken yere taşımak, varsa eğriliği düzeltmek ve çocuğun normal anatomik yapıya kavuşmasını sağlamaktır. </p>
<p><strong>Sünnet günübirlik bir cerrahi işlemdir</strong></p>
<p>Sünnet, doğru teknik ile uygulandığında kısa süren ve genellikle aynı gün taburculukla tamamlanan bir cerrahi işlemdir. Çocuğun yaşına ve genel durumuna göre uygun anestezi yöntemleri tercih edilir. İşlem sonrasında çocuklar çoğunlukla birkaç saat gözlem altında tutulduktan sonra evlerine dönebilir. Günümüzde kullanılan modern cerrahi teknikler sayesinde iyileşme süreci konforlu geçmekte, operasyon bölgesinde oluşabilecek izler zamanla belirginliğini büyük ölçüde kaybetmektedir. Ancak sağlıklı bir iyileşme süreci için sünnetin mutlaka uygun koşullarda ve uzman hekimler tarafından gerçekleştirilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Sünnet sonrası dikkat edilmesi gerekenler…</strong></p>
<ul>
<li>İlk 24 saat dinlenmeye özen gösterilmeli, koşma ve zıplama gibi hareketlerden kaçınılmalıdır.</li>
<li>Doktorun önerdiği ilaçlar ve bakım uygulamaları düzenli olarak yapılmalıdır.</li>
<li>Sünnet bölgesi temiz ve kuru tutulmalı, hijyen kurallarına dikkat edilmelidir.</li>
<li>Çocuğun bol sıvı tüketmesi sağlanmalı, normal beslenmesine devam etmesine destek olunmalıdır.</li>
<li>İlk günlerde rahat ve bol kıyafetler tercih edilmelidir.</li>
<li>Yara iyileşmesi tamamlanana kadar deniz ve havuza girilmemelidir.</li>
<li>Şiddetli ağrı, yoğun kanama, ateş veya idrar yapmada güçlük gibi durumlarda vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-sunnet-ile-ilgili-ailelerin-dikkat-etmesi-gerekenler-644817">Çocuklarda Sünnet ile İlgili Ailelerin Dikkat Etmesi Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlık Bakanlığı&#8217;nın E-Rapor Doğrulama Süreci Yeniden Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglik-bakanliginin-e-rapor-dogrulama-sureci-yeniden-basladi-644742</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 07:42:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[doğrulama]]></category>
		<category><![CDATA[e-rapor]]></category>
		<category><![CDATA[güncel]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[kesintisiz]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[numarası]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[ücretsiz]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644742</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pandemi döneminde geçici olarak askıya alınan rapor doğrulama uygulaması, T.C. Sağlık Bakanlığı’nın düzenlemesi doğrultusunda yeniden başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-bakanliginin-e-rapor-dogrulama-sureci-yeniden-basladi-644742">Sağlık Bakanlığı&#8217;nın E-Rapor Doğrulama Süreci Yeniden Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Pandemi döneminde geçici olarak askıya alınan rapor doğrulama uygulaması, T.C. Sağlık Bakanlığı’nın düzenlemesi doğrultusunda yeniden başladı. Buna göre engelli İstanbulkart kullanıcılarının ücretsiz ulaşım hakkından kesintisiz yararlanmaya devam edebilmesi için Sağlık Bakanlığı sistemlerinde yer alan engelli rapor bilgilerinin güncellenmesi gerekiyor. Engelli İstanbulkart kullanıcılarının, 30 Haziran Salı gününe kadar güncel rapor numaralarını BELBİM’e bildirmeliler.</strong></p>
<p>Pandemi döneminde, süreli sağlık kurulu raporlarının yenilenmesine ilişkin uygulanan geçici kolaylaştırıcı düzenleme kapsamında engelli vatandaşlar ücretsiz ulaşım haklarından rapor yenilemeden yararlanmaya devam ediyordu. T.C. Sağlık Bakanlığı&#8217;nın söz konusu geçici uygulamayı sonlandırmasıyla birlikte, Ulusal Engelli Veri Bankası ve e-Rapor sistemi üzerinden rapor doğrulama sürecine yeniden başladı. Bu sebeple İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki BELBİM, engelli İstanbulkart kullanıcılarının ücretsiz ulaşım hakkının kesintisiz devam etmesi amacıyla çalışma başlattı. Yapılan işlemler sonucunda 433 bin 400 kullanıcıdan, 233 bin 128 kullanıcının ücretsiz ulaşım hakkı (vizeleme işlemi) herhangi bir işlem yapılmasına gerek kalmadan ücretsiz kullanım hakları otomatik olarak uzatıldı. Rapor bilgileri Sağlık Bakanlığı sistemlerinde doğrulanamayan 200 bin 272 kullanıcı için ise BELBİM tarafından SMS yoluyla bilgilendirilerek güncel rapor numaralarını bildirmeleri istendi.</p>
<p><strong>Kesintisiz Ücretsiz Ulaşım İçin 30 Haziran’a Kadar Bilgiler Güncellenmeli </strong></p>
<p>Güncel rapor bilgisini iletmesi gereken kullanıcıların, ücretsiz ulaşım hakkının kesintisiz devamı için güncel rapor numaralarını; <strong>30 Haziran 2026</strong> tarihine kadar BELBİM’e iletmeleri gerekiyor. Bu tarihten sonra da güncel rapor numarası iletilebilecek ancak rapor bilgisi doğrulanana kadar ücretsiz ulaşım hakkı tanımlanamayacağından, bu süre içinde yapılan geçişler ücretli olarak gerçekleşecektir. Bu nedenle kullanıcıların ulaşımda ücretsiz geçiş hakkından kesintisiz yararlanabilmesi için güncelleme işlemini belirtilen tarihe kadar tamamlaması önem taşıyor. </p>
<p>Sağlık Bakanlığı sistemlerinde rapor bilgileri doğrulanan ve ücretsiz ulaşım hakkı tanımlanan kullanıcılar, herhangi bir başvuru yapmadan ücretsiz ulaşım hakkından yararlanmaya devam edecek. Dolayısıyla SMS almayan kullanıcıların herhangi bir işlem yapmasına gerek bulunmuyor.</p>
<p>Güncelleme yapmak için; <strong>ISTRPR </strong>yazdıktan sonra boşluk bırakıp<strong> T.C. Kimlik Numarası </strong>yazıp boşluk bırakıp<strong> Rapor Numarası</strong> yazılarak <strong>6235’e SMS gönderilmesi</strong> gerekiyor.</p>
<p><strong>ALO 153 Üzerinden Destek Alınabilecek</strong></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin sosyal belediyecilik yaklaşımı doğrultusunda, engelli vatandaşların şehir içi ulaşımdan kesintisiz yararlanabilmesi için süreç yakından takip ediliyor. Konuya ilişkin bilgi almak isteyen vatandaşlar ALO 153 Çağrı Merkezi üzerinden destek alabilir; İstanbulkart’ın resmi web sitesi ve sosyal medya hesaplarından yapılan duyuruları takip edebilir.</p>
<p><b>SIKÇA SORULAN SORULAR</b></p>
<p><strong>Bu yeni bir uygulama mı?</strong></p>
<p>Hayır, pandemi döneminde geçici olarak durdurulan rapor doğrulama süreci Sağlık Bakanlığı düzenlemesi doğrultusunda yeniden başlatılmıştır.</p>
<p><strong>Kimlerin işlem yapması gerekiyor?</strong></p>
<p>Yalnızca Sağlık Bakanlığı sistemlerinde rapor bilgisi doğrulanamayan ve bu nedenle SMS ile bilgilendirilen engelli İstanbulkart kullanıcılarının güncel rapor numarasını iletmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>SMS almadım. İşlem yapmalı mıyım?</strong></p>
<p>Hayır, rapor bilgisi doğrulanan ve ücretsiz ulaşım hakkı tanımlanan kullanıcıların herhangi bir işlem yapmasına gerek yoktur.</p>
<p><strong>30 Haziran&#8217;dan sonra güncelleme yapılabilir mi?</strong></p>
<p>Evet, 30 Haziran’dan sonra da güncel rapor numarası iletilebilir; ancak rapor bilgisi doğrulanana kadar ücretsiz geçiş hakkı tanımlanamayacağı için bu sürede geçişler ücretli olur.</p>
<p><strong>Bu çalışma neden yapılıyor?</strong></p>
<p>Engelli İstanbulkart kullanıcılarının ücretsiz ulaşım hakkından kesintisiz yararlanabilmesi için rapor bilgilerinin Sağlık Bakanlığı sistemleri üzerinden güncel olarak doğrulanması gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-bakanliginin-e-rapor-dogrulama-sureci-yeniden-basladi-644742">Sağlık Bakanlığı&#8217;nın E-Rapor Doğrulama Süreci Yeniden Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TTB 78. Büyük Kongresi Tamamlandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ttb-78-buyuk-kongresi-tamamlandi-644737</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2026 22:15:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[78]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[tamamlandı]]></category>
		<category><![CDATA[ttb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644737</guid>

					<description><![CDATA[<p>TTB 78. Büyük Kongresi Tamamlandı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ttb-78-buyuk-kongresi-tamamlandi-644737">TTB 78. Büyük Kongresi Tamamlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB) 78. Seçimli Büyük Kongresi 26-28 Haziran 2026 tarihlerinde Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası’nda yapıldı.</p>
<p>Türkiye’nin dört bir yanından tabip odaları delegelerinin katıldığı kongre, divan heyetinin seçimiyle başladı. Divana Dr. Levent Akyıldız, Dr. Burcu Tokuç, Dr. İncilay Erdoğan ve Dr. Kenan Cibaroğulları seçildi.</p>
<p><b>Herkes İçin Sağlık</b></p>
<p>İyi hekimlik mücadelesinde yaşamını yitiren hekimler ve sağlık emekçileri ile Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları için saygı duruşunda bulunulmasının ardından İstiklal Marşı okundu. Devamında kongre gündemi oylanıp kabul edildi. Kongrenin açış konuşmasını TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Alpay Azap yaptı. Sunumuna <em>“</em>İnsan hâlâ her şeyin merkezinde mi; yoksa piyasanın, teknolojinin ve iktidarın sıradan bir aracına mı dönüşüyor?<em>”</em> sorusunu sorarak başlayan Azap; insanlık tarihinin özellikle aydınlanma hareketleri ve devrimci süreçler ile birlikte yaşadığı ilerlemeyi hatırlattı, sağlık alanı özelinde Dünya Sağlık Örgütü’nün 1978 tarihli Alma Ata Bildirgesi’nde ortaya konan “Herkes için sağlık” ilkesine vurgu yaptı. Neoliberal politikaların hayata geçirilmesiyle birlikte tarihsel kazanımların birer birer yok edildiğini, hemen hemen tüm temel haklar gibi sağlığın da bir hak olmaktan çıkarıldığını belirten Azap; Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın yarattığı tahribata ilişkin veriler de paylaştı.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/Goruntu-2.jpeg"/></p>
<p><b>Meslek Mücadelesi ile İnsanı Savunma Mücadelesi İç İçe Geçti</b></p>
<p>Neoliberal politikaların şekillendirdiği yeni Türkiye düzeninde hem insan emeğinin değersizleştirildiğini hem de insanın özne olmasını sağlayan bir siyasal sözleşme olarak cumhuriyetin hedef alındığını kaydeden Azap, <em>“</em>İnsan emeğinin değersizleşmesi bizim için çok önemli çünkü bizim işimizin merkezinde insan var. Bizim için insanın değeri ekonomik bir değer değil, insan olmaktan kaynaklanan bir değerdir” diye ekledi. Sağlık alanında yaşanan tüm sorunların temelinde insanın değerinin ve sağlığın piyasa kurallarına teslim edilmesi olduğunu vurgulayan Azap, bu nedenle meslek mücadelesi ile insanı savunma mücadelesinin içe içe geçtiğini dile getirdi. Son olarak meslek örgütlerinin ve TTB’nin taşıdığı öneme dikkat çeken Azap, konuşmasını şöyle tamamladı:</p>
<p><em>“</em>TTB; insanların birlikte davranabileceklerine olan inancın, dayanışmanın, bilimin, vicdanın adı ve umudun kurumsallaşmış halidir. İnsanlığın geleceğini değiştirenler; umudunu kaybetmeyenler değil, umutlarını örgütleyebilenler olmuştur. TTB olarak insan onurunu, bilimi, cumhuriyetin aydınlanmacı değerlerini, barışı, sağlık hakkını savunmaya ve umudu örgütlemeye devam edeceğiz. Başka bir sağlık sistemi, başka bir Türkiye, başka bir dünya mümkün. Hep birlikte kazanacağız. İnsanlık kazanacak.<em>” </em>Kongrede daha sonra konuk konuşmalarına geçildi. Konuşmalarda TTB’nin gerek hekimlerin ve sağlık çalışanlarının hakları, gerek toplumun sağlık hakkı, gerekse de eşitlik, özgürlük, demokrasi, adalet ve barış için yürüttüğü mücadelelere dikkat çekildi; dayanışma vurgusu yapıldı.</p>
<p>Konuk konuşmalarının ardından kongrenin ilk günü TTB Merkez Konseyi Genel Sekreteri Dr. Önder Okay’ın 2024-2026 dönemi çalışma raporunu sunmasıyla sona erdi.</p>
<p>Kongrenin ikinci günü Dr. Ali Karakoç’un Merkez Konseyi mali raporu ve Dr. Rüşan Sümbüloğlu’nun Denetleme Kurulu raporu sunumlarıyla başladı. Raporlar üzerine görüşlerin sunulup değerlendirmelerin yapılması sonrasında mali rapor oybirliği ile ibra edildi, tahmini bütçe ve karar önerileri okunup oylandı.</p>
<p>2026-2028 kurul aday başvurularının alınmasının ardından aday gruplar adına konuşmalar yapıldı. Kongrenin ikinci günü dilek, istek, önerilerin dile getirilmesiyle son buldu.</p>
<p>TTB 78. Büyük Kongresi, 28 Haziran 2026 günü Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası Kantini’nde düzenlenen seçim ile noktalandı.</p>
<p>Merkez Konseyi, Yüksek Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu için yapılan seçimlere Çağdaş Hekimlik, Etkin Demokratik TTB, Tabip Odaları İnisiyatifi ve Türk Hekimleri Birliği olmak üzere dört grup katıldı. 496 delegenin 466’sının oy kullandığı seçimde 462 oy geçerli sayıldı.</p>
<p>Kesin olmayan sonuçlara göre 2026-2028 dönemi seçili kurulları şöyle oluştu:</p>
<p><strong>Merkez Konseyi</strong>: Dr. Ali Karakoç, Dr. Ali Kanatlı, Dr. Alpay Azap, Dr. Ayşe Gültekingil, Dr. Ertuğrul Oruç, Dr. Güray Kılıç, Dr. Mehmet Şerif Demir, Dr. Mehvibe İrem Yıldız, Dr. Naki Bulut, Dr. Osman Öztürk, Dr. Pınar Mualla Saip.</p>
<p><strong>Yüksek Onur Kurulu</strong>: Dr. Ceren Göker, Dr. Gürcan Altun, Dr. Hacer Ayşen Yavru, Dr. Hakan Şen, Dr. Mustafa Taner Gören, Dr. Muzaffer Çeliksöz, Dr. Özdemir Aktan, Dr. Taner Özbenli, Dr. Türkan Günay.</p>
<p><strong>Denetleme Kurulu</strong>: Dr. Gamze Varol, diğer iki üye il seçim kurulu tarafından belirlenecek.</p>
<p>TTB Merkez Konseyi, görev dağılımını mazbatalarını almalarının ardından yapacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ttb-78-buyuk-kongresi-tamamlandi-644737">TTB 78. Büyük Kongresi Tamamlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlık Bakanlığı’nda Hekim Birliği’nin Kapsamlı Talep Dosyası Masaya Yatırıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglik-bakanliginda-hekim-birliginin-kapsamli-talep-dosyasi-masaya-yatirildi-644735</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2026 22:15:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[kapsamlı]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644735</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası Genel Başkanı Dr.Hatice Çerçi Balcı ve yönetim kurulu üyeleri, Sağlık BakanlığI’nın üst düzey bürokratları ile kapsamlı bir toplantı gerçekleştirdi. Görüşmeye ilişkin detaylar Sendikanın X hesabından paylaşıldı.  Hekim Birliği Sendikası Genel Başkanı Dr.Hatice Çerçi Balcı ve yönetim kurulu üyeleri, Sağlık BakanlığI’nın üst düzey bürokratları ile kapsamlı bir toplantı gerçekleştirdi. Görüşmeye ilişkin detaylar Sendikanın X hesabından paylaşıldı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-bakanliginda-hekim-birliginin-kapsamli-talep-dosyasi-masaya-yatirildi-644735">Sağlık Bakanlığı’nda Hekim Birliği’nin Kapsamlı Talep Dosyası Masaya Yatırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Hekim Birliği Sendikası yöneticileri Sağlık BakanlığI’nın üst düzey bürokratları ile kapsamlı bir toplantı gerçekleştirdi. Görüşmeye ilişkin detaylar Sendikanın X hesabından paylaşıldı. </span></p>
<p><span>Hekim Birliği Sendikası olarak Sağlık Bakanlığı’nda  Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Sayın Doc. Dr. Muhammed Emin Demirkol, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Ağız ve Diş Sağlığı Daire Başkanı Sayın Dt. Muhammed Emin Başer ve Ek Ödeme Daire Başkanı Sayın Halil Beyazkendir ile  kapsamlı bir çalışma toplantısı gerçekleştirdik. </span><span>Toplantıda hekimlerimizin ve diş hekimlerimizin sahada yaşadığı güncel ve kronik sorunlar ayrıntılı şekilde değerlendirildi.</span></p>
<p><b>Hekim Birliği Sendikasından Kapsamlı Talep Dosyası</b></p>
<p><span>Görüşmede; </span><span>Nöbet ücretlerinin artırılması, Sabit ek ödemenin yükseltilmesi ve emekliliğe yansıtılması, Teşvik ek ödeme sistemindeki adaletsizliklerin giderilmesi, Yıllık izin, analık, babalık, evlilik, şua, sağlık kurulu raporu ve diğer kanuni izinlerde taban ve teşvik ek  ödemelerinin kesintiye uğramaması, İkinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşları arasındaki  yıllık izin ve istirihat raporları sürelerinde ödenen teşvik farklılıklarının kaldırılması, 4924 sayılı Kanun kapsamında çalışan hekimlerin mali ve özlük hakları ile sendikal haklarının önündeki engellerin kaldırılması, Nöbet izni kullanan hekimlerin teşvik kayıplarının önlenmesi, Kongre ve bilimsel toplantılara katılımın kolaylaştırılması, ek ödeme kaybına sebebiyet veren idarelerin uyarrlması, Yan dal asistanlarının ana dal nöbetlerinde görevlendirilmesi sorunu, Nöroloji ve radyoloji uzmanlarının yaşadığı mesleki sorunlar, Her nöbetçi hekime uygun fiziki koşullara sahip nöbet odası tahsis edilmesi, Hekim kıyafetlerinde uygulama birliğinin sağlanması, Ekip Portal’da sendikal izin modülünün oluşturulması,</span></p>
<p><b>Diş Hekimlerinin Talepleri de Anlatıldı</b></p>
<p><span>Ayrıca diş hekimlerimiz açısından; ADSM ve ADSH’lere özgü yeni yönetmelik hazırlanması, MHRS sisteminin yeniden düzenlenmesi ve randevu sürelerinin artırılması, Kontrol MHRS uygulamasından kaynaklanan mağduriyetlerin giderilmesi, Görenverileri nedeniyle oluşan kurum hedef katsayısı ve teşvik kayıplarının düzeltilmesi, İşlem yapılmış olmasına rağmen sistemde “işlem yapılmamış hasta” uyarısı verilmesine neden olan yazılım sorunlarının giderilmesi, Devlet hastanelerinde çalışan diş hekimlerinin ek ödeme mağduriyetlerinin giderilmesi, Doktora yapanlara uzmanlık verilmesine ilişkin süreçte DUS ile uzmanlık kazanmış hekimlerin kazanılmış haklarının korunması başta olmak üzere çok sayıda konu ayrıntılı şekilde ele alındı. </span><span>Hazırladığımız kapsamlı talep dosyası ilgili birimlere sunulmuş olup, çözüm sürecini yakından takip edeceğiz. </span><span>Hekim Birliği olarak, sahadan gelen her sorunu ilgili mercilere taşımaya ve hekimlerimizin haklarını sonuna kadar savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-bakanliginda-hekim-birliginin-kapsamli-talep-dosyasi-masaya-yatirildi-644735">Sağlık Bakanlığı’nda Hekim Birliği’nin Kapsamlı Talep Dosyası Masaya Yatırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yazın en sevilen 6 meyvesi sağlığa da katkı sağlıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yazin-en-sevilen-6-meyvesi-sagliga-da-katki-sagliyor-644603</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:40:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antioksidan]]></category>
		<category><![CDATA[C Vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[katkı]]></category>
		<category><![CDATA[meyvesi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığa]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[sevilen]]></category>
		<category><![CDATA[sistemini]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[yardımcı]]></category>
		<category><![CDATA[yazın]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<category><![CDATA[zengin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644603</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarının vazgeçilmez lezzetleri arasında yer alan karpuz, kavun, kiraz, çilek, üzüm ve erik hem ferahlatıcı tatları hem de zengin besin içerikleriyle öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yazin-en-sevilen-6-meyvesi-sagliga-da-katki-sagliyor-644603">Yazın en sevilen 6 meyvesi sağlığa da katkı sağlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yaz aylarının vazgeçilmez lezzetleri arasında yer alan karpuz, kavun, kiraz, çilek, üzüm ve erik hem ferahlatıcı tatları hem de zengin besin içerikleriyle öne çıkıyor. Su oranı yüksek olan bu meyvelerin sıcak havalarda vücudun sıvı ihtiyacını desteklerken vitamin, mineral ve antioksidan içerikleri sayesinde genel sağlığa da katkı sağladığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Yaz meyvelerinden en yüksek faydayı sağlayabilmek için porsiyon kontrolüne dikkat edilmeli, mümkün olduğunca taze ve mevsiminde tüketilmeli. Özellikle ara öğünlerde tercih edilen meyveler, dengeli bir beslenme planının sağlıklı ve lezzetli bir parçası olabilir” dedi.</strong></p>
<p><strong> </strong>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, 6 yaz meyvesinin genel sağlığa faydalarını sıraladı:</p>
<p><strong> Karpuzda ideal porsiyon: Üç parmak kalınlığında iki dilim </strong></p>
<p>Karpuz, yüzde 90’ı aşan su içeriğiyle yaz aylarında vücudun sıvı ihtiyacının karşılanmasına destek olurken, lifli yapısıyla sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlıyor. A, B6 ve C vitaminleri bakımından da zengin olan bu meyve, içerdiği potasyum ve magnezyum sayesinde kas kramplarının hafifletilmesine yardımcı olabiliyor. Karpuza kırmızı rengini veren güçlü antioksidan likopenin ise kalp damar hastalıkları, diyabet, kanser ve kemik erimesi gibi sağlık sorunlarına karşı koruyucu etkileri bulunuyor. Özellikle kabuğa yakın beyaz kısmında yoğunlaşan sitrülin ve arginin, kan basıncının dengelenmesine katkı sağlarken bağışıklık sistemini de destekliyor. Ancak karpuz ve kavun tüketirken hijyen kurallarını da göz ardı etmemek gerekiyor; meyveler kesilmeden önce yıkanarak kabuk yüzeyindeki bakterilerin bıçak aracılığıyla iç kısma taşınmasının önüne geçilebiliyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>Kirazda ideal porsiyon: 13-15 adet iri boy</strong></p>
<p>Kavun; A, C, B ve K vitaminlerinin yanı sıra potasyum, magnezyum, manganez ve bakır gibi mineraller açısından da zengin bir meyve. Özellikle potasyum içeriği sayesinde kan basıncının dengelenmesine katkı sağlarken, ürik asidin vücuttan uzaklaştırılmasını destekleyerek gut ve eklem ağrılarının hafifletilmesine yardımcı olabiliyor. İçerdiği melatonin uyku kalitesini desteklerken, C vitamini yaşlanma karşıtı etki gösteriyor. Düşük glisemik indeksi nedeniyle diyabetli bireyler tarafından da kontrollü porsiyonlarda tüketilebilen kavun, yüksek lif içeriğiyle sindirim sistemini destekliyor. Ancak aşırı tüketimi ishale neden olabileceğinden özellikle kalp ve tansiyon hastalarının porsiyon kontrolüne dikkat etmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Çilekte ideal porsiyon: 7-8 iri veya 15 orta boy</strong></p>
<p>Çilek; C vitamini başta olmak üzere B grubu vitaminler, K ve E vitamini ile kalsiyum, demir, magnezyum ve bakır gibi mineraller açısından zengin bir meyve. İçeriğinde bulunan ellagik asit, antosiyanin, kuersetin ve kaempferol gibi güçlü antioksidanlar sayesinde kansere karşı koruyucu etki gösterebiliyor. Ayrıca LDL olarak bilinen kötü kolesterolün düşürülmesine ve kan şekerinin dengelenmesine katkı sağlayarak diyabet riskinin azaltılmasına yardımcı olabiliyor. Folat (B9 vitamini) içeriği ise yorgunluk ve halsizlik şikâyetlerinin hafifletilmesini destekliyor. Ancak çilek alerjik reaksiyonlara yol açabilen meyveler arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra pestisit kalıntılarını azaltmak için çileğin yıkandıktan sonra 5-10 dakika karbonatlı suda bekletilmesi, ardından yeniden durulanarak tüketilmesi öneriliyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>Üzümde ideal porsiyon: 20 iri veya 25-30 küçük boy</strong></p>
<p>Üzüm; vitamin ve mineral içeriğinin yanı sıra antosiyanin, flavanol, fenolik asitler, kateşin ve resveratrol gibi güçlü antioksidan bileşikler açısından da zengin bir meyve. Özellikle siyah üzümde bulunan resveratrolün kalp ve damar sağlığını destekleyici etkileri birçok bilimsel çalışmada ortaya konuyor. Demir içeriği sayesinde kan yapımını destekleyen üzüm, içerdiği karotenoidlerle göz sağlığının korunmasına da katkı sağlıyor. Potasyum bakımından zengin olması nedeniyle kan basıncının dengelenmesine yardımcı olan üzüm, yüksek glisemik indeksi nedeniyle diyabetli bireyler tarafından kontrollü porsiyonlarda tüketilmeli.</p>
<p><strong>Kavunda ideal porsiyon: 3 parmak genişliği ve uzunluğunda 2 dilim</strong></p>
<p>Kavun; selenyum, beta karoten, C vitamini, lutein, kolin ve zeaksantin gibi antioksidan bileşenler sayesinde oksidatif stresin azaltılmasına ve serbest radikallerin vücuttan uzaklaştırılmasına yardımcı oluyor. Bu özelliğiyle bağışıklık sistemini desteklerken kansere karşı koruyucu etki de gösterebiliyor. C vitamini içeriği cilt sağlığına katkı sağlarken, beta karoten göz sağlığının korunmasına destek oluyor. Yüksek su ve lif içeriği sayesinde sindirim sisteminin düzenli çalışmasına yardımcı olan kavun, potasyum içeriğiyle de kan basıncının dengelenmesine katkı sağlıyor. Ancak yüksek glisemik indeksi nedeniyle diyabetli bireylerin tüketim miktarına dikkat etmesi, aşırı tüketimden kaçınması gerekiyor.</p>
<p><strong>Erikte ideal portsiyon: 9-10 adet</strong></p>
<p>Erik; yüksek C vitamini içeriğinin yanı sıra A ve K vitaminleri, B grubu vitaminler ile potasyum, kalsiyum, demir ve magnezyum gibi mineraller açısından da zengin bir meyve. İçerdiği C vitamini, beta karoten, lutein ve zeaksantin gibi antioksidanlar sayesinde bağışıklık sistemini desteklerken, demir emiliminin artmasına da katkı sağlıyor. K vitamini ve magnezyum kemik sağlığını desteklerken, A ve C vitaminleri kolajen üretimine katkıda bulunarak cildin daha sağlıklı görünmesine yardımcı oluyor. Beta karoten içeriğiyle göz sağlığını koruyan erik, yüksek lif içeriği sayesinde tokluk hissini artırıyor, sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlayarak kabızlığın önlenmesine destek oluyor. Düşük glisemik indeksi nedeniyle kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olan erik, diyabetli bireyler tarafından da kontrollü şekilde tüketilebiliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yazin-en-sevilen-6-meyvesi-sagliga-da-katki-sagliyor-644603">Yazın en sevilen 6 meyvesi sağlığa da katkı sağlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her güneş gözlüğü gözleri korumuyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-gunes-gozlugu-gozleri-korumuyor-644588</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:38:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cam]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[gözleri]]></category>
		<category><![CDATA[gözlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş Gözlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[kategori]]></category>
		<category><![CDATA[koruma]]></category>
		<category><![CDATA[korumuyor]]></category>
		<category><![CDATA[köyü]]></category>
		<category><![CDATA[nokta]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644588</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Optisyenlik Programından Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, 27 Haziran Dünya Güneş Gözlüğü Günü dolayısıyla güneş gözlüğü seçimi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-gunes-gozlugu-gozleri-korumuyor-644588">Her güneş gözlüğü gözleri korumuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Optisyenlik Programından Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, 27 Haziran<strong> </strong>Dünya Güneş Gözlüğü Günü dolayısıyla güneş gözlüğü seçimi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Güneşin zararlı ışınları göz sağlığını tehdit ediyor</strong></p>
<p>Yaz aylarıyla birlikte güneş gözlüğü kullanımının arttığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, “Ancak birçok kişi güneş gözlüğünü yalnızca bir moda aksesuarı olarak görüyor. Oysa güneş gözlüğü, gözleri güneşin zararlı ultraviyole (UV) ışınlarından koruyan önemli bir sağlık gerecidir. Güneşten gelen UV ışınları yalnızca cildimizi değil, gözlerimizi de etkiler. Uzun süre korunmasız şekilde UV ışınlarına maruz kalmak; katarakt, kornea hasarları, göz yüzeyi hastalıkları ve sarı nokta hastalığı gibi ciddi sağlık sorunlarının gelişme riskini artırabilir. Bu nedenle güneş gözlüğü kullanımı estetik bir tercih değil, göz sağlığını korumaya yönelik bir gerekliliktir.” dedi.</p>
<p><strong>Güneş gözlüğü alırken nelere dikkat edilmeli?</strong></p>
<p>Güneş gözlüğü alırken dikkat edilmesi gerekenleri anlatan Dr. Özdemir, “Tüketicilerin dikkat etmesi gereken ilk ve en önemli özellik, gözlüğün UV koruma özelliğine sahip olmasıdır. Camın koyu renkli olması tek başına koruma sağladığı anlamına gelmez. Bir güneş gözlüğünün ne kadar koyu olduğu değil, UV ışınlarını ne ölçüde engellediği önemlidir. Bu nedenle satın alınacak ürünün UV400 koruma özelliğine sahip olması gerekmektedir. UV400 ibaresi, gözlüğün 400 nanometreye kadar olan UVA ve UVB ışınlarının büyük bölümünü engelleyebildiğini gösterir. Ayrıca ürün üzerinde CE işaretinin bulunması ve güneş gözlükleri için geçerli olan EN ISO 12312-1 standardına uygun olması önemlidir. Bu standart, güneş gözlüklerinin güvenlik ve performans kriterlerini belirlemektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Koyu cam her zaman daha fazla koruma sağlamıyor</strong></p>
<p>Toplumda en sık yapılan yanlışlardan birinin de koyu renkli camların gözleri daha iyi koruduğunu düşünmek olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, şöyle devam etti:</p>
<p>“Oysa UV filtresi bulunmayan koyu camlar, bazı durumlarda hiç gözlük kullanmamaktan daha zararlı olabilir. Koyu cam nedeniyle göz bebeği büyür ve göz içerisine daha fazla ışık girer. Eğer cam yeterli UV korumasına sahip değilse, kişi gözlerini koruduğunu düşünürken daha fazla zararlı ışına maruz kalabilir. Bu nedenle güneş gözlüğü seçerken sadece camın renginin koyuluğuna değil, UV koruma özelliğine odaklanılmalıdır.”</p>
<p><strong>Her mevsimde aynı güneş gözlüğünü kullanmak doğru değil</strong></p>
<p>Güneş gözlüğü seçiminde mevsimsel koşulların da göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Dr. Özdemir, camların ışık geçirgenliklerine göre kategori 0’dan kategori 4’e kadar sınıflandırıldığını söyledi ve “Kategori 0 ve 1 camlar düşük ışık koşullarında kullanılırken, kategori 2 orta ışık koşullarında ve kategori 3 camlar yoğun güneş ışığında günlük kullanım için en uygun seçeneklerdir. Kategori 4 camlar ise yüksek dağlık bölgeler, kar yansımalarının yoğun olduğu alanlar ve çok güçlü güneş ışığına maruz kalınan ortamlar için tasarlanmıştır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Farklı coğrafi bölgelerde de farklı cam kategorilerine ihtiyaç duyulabilir</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, günlük kullanımda en yaygın olarak kategori 2 ve kategori 3 camların tercih edildiğini ifade ederek, şöyle devam etti:</p>
<p>“Güneş gözlüğü cam kategorilerinde cam koyuluğu kategori 0&#8217;dan kategori 4&#8217;e doğru artmakta olup günlük kullanım için en yaygın tercihler kategori 2 ve kategori 3 camlardır. Kategori 4 camlarla araç kullanılması önerilmemektedir. Bu nedenle İstanbul&#8217;da mart ayında kullanılan bir güneş gözlüğü ile temmuz ayında kullanılan güneş gözlüğünün cam kategorisinin aynı olması her zaman doğru bir tercih değildir. Tek bir güneş gözlüğünü dört mevsim kullanmak çoğu zaman yeterli görsel konforu ve korumayı sağlamayabilir. Hatta güneş ışığının daha az olduğu dönemlerde gereğinden koyu cam kullanılması, göze ulaşan ışık miktarını azaltarak görme performansını olumsuz etkileyebilir. Benzer şekilde aynı mevsimde farklı coğrafi bölgelerde de farklı cam kategorilerine ihtiyaç duyulabilir. Örneğin temmuz ayında İstanbul ve Trabzon gibi farklı iklim özelliklerine sahip şehirlerde, optimum görsel konfor ve koruma sağlayacak cam kategorileri farklılık gösterebilir. Kısacası, nasıl ki tek bir ayakkabıyla dört mevsimi geçirmek mümkün değilse, tek bir güneş gözlüğüyle de her mevsimde aynı görsel konforu ve korumayı sağlamak mümkün değildir.”</p>
<p><strong>Kategori 4 camlarla araç kullanılmamalı</strong></p>
<p>Dr. Özdemir, kategori 4 camların görünür ışığın yaklaşık yüzde 95’ini engelleyebildiğini belirterek,  “Kategori 4 camlar görünür ışığın yaklaşık yüzde 95&#8217;ini engelleyebildiğinden araç kullanımı sırasında tercih edilmemelidir. Bu camlar sürücünün görüşünü olumsuz etkileyebilir ve trafik güvenliği açısından risk oluşturabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Büyük çerçeveli gözlükler daha etkili koruma sağlayabiliyor</strong></p>
<p>Güneş gözlüğü seçiminde yalnızca cam kalitesinin değil, çerçeve yapısının da önemli olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, “Gözlüğün yüz yapısına uygun olması, buruna rahat oturması ve göz çevresini mümkün olduğunca kapatması gerekir. Büyük çerçeveli gözlükler, güneş ışınlarının üstten, alttan ve yanlardan göze ulaşmasını azaltır. Özellikle bombeli tasarıma sahip gözlükler yanlardan gelen ışınlara karşı ilave koruma sağlayabilir. Bu nedenle güneş gözlüğü seçerken yalnızca görünüşüne değil, göz çevresini ne ölçüde koruduğuna da dikkat edilmelidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Güneş gözlüğü güvenilir satış noktalarından alınmalı</strong></p>
<p>Günümüzde güneş gözlüklerinin marketlerden internet sitelerine kadar pek çok farklı noktada satılabildiğini hatırlatan Dr. Özdemir, “Güneş gözlükleri günümüzde tıbbi cihaz kapsamında değerlendirilmemekte, koruyucu ürün kategorisinde yer almaktadır. Bu nedenle marketlerde, benzin istasyonlarında, tekstil mağazalarında, internet sitelerinde ve seyyar satış noktalarında dahi satılabilmektedir. Ancak göz sağlığını doğrudan etkileyen bir ürünün yalnızca görünüşüne veya fiyatına bakılarak satın alınması doğru değildir. Optisyenlik müesseseleri İl Sağlık Müdürlükleri ve ilgili kamu kurumları tarafından düzenli olarak denetlenmektedir. Buna karşın farklı satış noktalarında satılan güneş gözlüklerinin UV koruma özelliklerinin doğrulanması mümkün değildir. Bu nedenle tüketicilerin güneş gözlüğü satın alırken güvenilir satış noktalarını tercih etmeleri ve ürünün teknik özelliklerini sorgulamaları büyük önem taşımaktadır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Kalitesiz güneş gözlükleri ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir</strong></p>
<p>Yeterli UV korumasına sahip olmayan güneş gözlüklerinin uzun süre kullanımının önemli riskler taşıdığına dikkat çeken Dr. Özdemir, “Yeterli UV korumasına sahip olmayan güneş gözlüklerinin uzun süre kullanılması; katarakt gelişim riskinin artmasına, kornea hasarlarına, göz yüzeyinde tahriş ve hassasiyete, sarı nokta bölgesinde hasara ve görme kalitesinde bozulmalara neden olabilir. Özellikle çocuklar, açık havada çalışan bireyler ve güneşe uzun süre maruz kalan kişiler risk altındaki gruplar arasında yer almaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Çocukların gözleri daha fazla korunmalı</strong></p>
<p>Çocukların göz yapılarının yetişkinlere göre UV ışınlarına karşı daha hassas olduğunu vurgulayan Dr. Özdemir, “Çocukların göz merceğinin daha geçirgen olması nedeniyle zararlı UV ışınları gözün daha derin yapılarına ulaşabilmektedir. Bu nedenle çocuklarda güneş gözlüğü kullanımı ihmal edilmemelidir. Çocuklar için seçilecek güneş gözlüklerinde UV400 koruması, CE işareti, kırılmaya dayanıklı malzeme kullanımı ve yüz yapısına uygunluk mutlaka dikkate alınmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Güneş gözlüğü bir moda ürünü olmanın çok ötesinde</strong></p>
<p>Güneş gözlüğünün bir moda ürünü olmanın çok ötesinde, göz sağlığını koruyan önemli bir yardımcı olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, “Tüketicilerin yalnızca fiyatına, markasına veya görünümüne göre değil; UV korumasına, standartlara uygunluğuna ve satın aldıkları satış noktasının güvenilirliğine göre seçim yapmaları gerekir. Unutulmamalıdır ki doğru seçilmiş bir güneş gözlüğü yalnızca daha konforlu bir görüş sağlamakla kalmaz, aynı zamanda göz sağlığının korunmasına da önemli katkı sunar.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-gunes-gozlugu-gozleri-korumuyor-644588">Her güneş gözlüğü gözleri korumuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşırı sıcaklar beyin fonksiyonlarını etkiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklar-beyin-fonksiyonlarini-etkiliyor-644579</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:38:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[fonksiyonlarını]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[nörolojik]]></category>
		<category><![CDATA[performans]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklar]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644579</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, aşırı sıcakların beyin fonksiyonları, bilişsel performans, ruh hali ve nörolojik sağlık üzerindeki etkileri ve korunma yolları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklar-beyin-fonksiyonlarini-etkiliyor-644579">Aşırı sıcaklar beyin fonksiyonlarını etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp,<strong> </strong>aşırı sıcakların beyin fonksiyonları, bilişsel performans, ruh hali ve nörolojik sağlık üzerindeki etkileri ve korunma yolları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Aşırı sıcaklar beyne giden kan akımı ve oksijen miktarını azaltabiliyor!</strong></p>
<p>Beynin, vücut ağırlığımızın yaklaşık yüzde 2&#8217;sini oluşturmasına rağmen toplam enerjinin yaklaşık yüzde 20&#8217;sini tüketen son derece hassas bir organ olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Yüksek sıcaklıklarda organizma öncelikle vücut ısısını sabit tutmaya çalışır. Bu süreçte cilt damarları genişler, terleme artar ve dolaşım sistemi yeniden düzenlenir.” dedi.</p>
<p>Ancak aşırı sıcak koşullarda sıvı ve elektrolit kaybı ortaya çıktığında beyne ulaşan kan akımı ve oksijenlenmenin etkilenebileceğine işaret eden Alp, “Bunun sonucunda dikkat, karar verme, işlem hızı ve yürütücü işlevler gibi üst düzey bilişsel süreçlerde geçici bozulmalar görülebilir. Ayrıca sıcaklık artışı, sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan nörotransmitter sistemlerinin çalışma dengesini de etkileyebilir. Bu nedenle kişi kendisini daha yorgun, dalgın ve zihinsel olarak daha yavaş hissedebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sıcak hava karar verme süreçlerini yavaşlatabilir!</strong></p>
<p>Araştırmaların özellikle uzun süreli sıcak maruziyetinin dikkat, konsantrasyon, çalışma belleği ve problem çözme performansında azalmaya yol açabileceğini gösterdiğini dile getiren Zeynep Betül Alp, “Beyin, sıcak ortamda aynı anda hem bilişsel görevleri sürdürmeye hem de vücut ısısını dengelemeye çalışır. Bu durum bir anlamda sinir sisteminin kaynaklarını iki farklı göreve bölmesi anlamına gelir. Sonuç olarak zihinsel performans düşebilir, hata yapma olasılığı artabilir ve karar verme süreçleri yavaşlayabilir. Özellikle yaşlı bireyler, çocuklar, kronik hastalığı olan kişiler ve yoğun zihinsel performans gerektiren işlerde çalışanlar bu etkilerden daha fazla etkilenebilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Susuzluk beyin fonksiyonlarını doğrudan etkiliyor!</strong></p>
<p>Dehidrasyonun, yani vücudun susuz kalmasının, beyin fonksiyonlarını doğrudan etkileyen önemli bir faktör olduğuna dikkat çeken Alp, şunları söyledi:</p>
<p>“Beynin yaklaşık yüzde 75&#8217;i sudan oluşur ve sinir hücrelerinin sağlıklı çalışabilmesi için uygun sıvı-elektrolit dengesi gereklidir. Vücut sıvısı azaldığında kan hacmi düşer ve beynin beslenmesi zorlaşabilir. Bunun yanında sodyum ve potasyum gibi elektrolitlerdeki değişimler sinir hücrelerinin elektriksel iletişimini etkiler. Sonuç olarak dikkat azalması, zihinsel yavaşlama, unutkanlık hissi, baş ağrısı, reaksiyon süresinde uzama ve karar vermede güçlük görülebilir. Bazı çalışmalar, hafif düzeydeki sıvı kaybının bile bilişsel performansta ölçülebilir düşüşlere yol açabileceğini göstermektedir.”</p>
<p><strong>Sıcak çarpması kalıcı nörolojik hasara yol açabilir!</strong></p>
<p>Sıcak çarpmasının tıbbi açıdan acil müdahale gerektiren ciddi bir durum olduğuna dikkat çeken Zeynep Betül Alp, “Vücut sıcaklığı aşırı yükseldiğinde beyindeki koruyucu mekanizmalar yetersiz kalmaya başlar.” dedi.</p>
<p>Bu süreçte kan-beyin bariyerinin bütünlüğünün bozulabileceğini aktaran Alp, “Sinir hücrelerinde metabolik stres gelişebilir ve yaygın inflamatuvar yanıt ortaya çıkabilir. Aynı zamanda hücresel proteinler zarar görebilir, oksidatif stres artabilir ve bazı bölgelerde ödem gelişebilir. Klinik olarak bilinç bulanıklığı, konuşma bozukluğu, yönelim kaybı, davranış değişiklikleri, nöbetler ve ağır vakalarda koma görülebilir. Tedavi gecikirse kalıcı nörolojik hasar riski ortaya çıkabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sıcak havalarda sinirliliğin arkasında hem biyolojik hem psikolojik etkenler var! </strong></p>
<p>Sıcak havalarda görülen sinirlilik ve huzursuzluk gibi durumların psikolojik olarak mı yoksa nörolojik olarak mı değerlendirilebileceğine değinen Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bu belirtileri yalnızca nörolojik ya da yalnızca psikolojik olarak sınıflandırmak doğru olmaz. Genellikle her iki mekanizmanın da katkısı söz konusudur.” dedi.</p>
<p>Yüksek sıcaklıkların uyku kalitesini bozabileceğini, fiziksel rahatsızlık hissini artırabileceğini ve kişinin stres toleransını azaltabileceğini vurgulayan Alp, “Bunun psikolojik sonuçları olarak gerginlik ve tahammülsüzlük ortaya çıkabilir. Öte yandan sıcaklık, beyindeki serotonin, dopamin ve diğer nörotransmitter sistemlerini de etkileyebilir. Dehidrasyon ve yorgunluk da sinir sisteminin işleyişini değiştirerek irritabiliteyi artırabilir. Bu nedenle sıcak havalarda görülen sinirlilik, biyolojik ve psikolojik faktörlerin birlikte oluşturduğu bir tablo olarak değerlendirilmelidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Basit önlemler, sıcak havalarda bilişsel performansın korunmasına katkı sağlıyor!</strong></p>
<p>Beynimizi sıcak havanın olumsuz etkilerinden korumak için bazı önlemler alınabileceğini kaydeden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Gün boyunca, susamayı beklemeden düzenli sıvı tüketmek, özellikle öğle saatlerinde uzun süre doğrudan güneş altında kalmamak, kapalı ortamların yeterli havalandırılmasını sağlamak, düzenli ve kaliteli uyku almak, yoğun fiziksel aktiviteleri günün daha serin saatlerine planlamak gerekir. Yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı olan bireylerde sıcak stresine karşı daha dikkatli olunmalı. Terlemeyle kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin dengeli biçimde yerine konmasına özen gösterilmeli. </p>
<p>Beyin fonksiyonlarının sağlıklı sürdürülebilmesi için en kritik unsur, vücudun sıvı ve sıcaklık dengesinin korunmasıdır. Basit gibi görünen bu önlemler, sıcak havalarda bilişsel performansın korunmasına ve sıcaklığa bağlı nörolojik risklerin azalmasına önemli katkı sağlar.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklar-beyin-fonksiyonlarini-etkiliyor-644579">Aşırı sıcaklar beyin fonksiyonlarını etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Plajda kalp sağlığı için 5 öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/plajda-kalp-sagligi-icin-5-oneri-644411</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:32:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aktivite]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[plajda]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644411</guid>

					<description><![CDATA[<p>Deniz, güneş ve açık havada geçirilen zaman yaz aylarının vazgeçilmezleri arasında.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/plajda-kalp-sagligi-icin-5-oneri-644411">Plajda kalp sağlığı için 5 öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Deniz, güneş ve açık havada geçirilen zaman yaz aylarının vazgeçilmezleri arasında. Ancak sıcaklıkların yükselmesiyle birlikte kalp-damar sisteminin de daha yoğun çalışmak zorunda kaldığından bahseden Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Özellikle sıvı kaybı, yüksek nem ve güneşe uzun süre maruz kalmak, tansiyon değişikliklerinden ritim bozukluklarına kadar çeşitli sağlık sorunlarına zemin hazırlayabiliyor. Hipertansiyon, kalp yetmezliği, ritim bozukluğu veya koroner arter hastalığı bulunan kişiler için risk daha da artabiliyor” açıklamasında bulundu. </strong></p>
<p>Sıcak havalarda vücut, serin kalabilmek için damarları genişletir ve terlemeyi artırır. Bu durumun kalbin daha fazla çalışmasına neden olarak sıvı ve elektrolit kaybını artırdığını açıklayan Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Yüksek nem, uzun süre güneş altında kalmak, yetersiz su tüketimi ve yoğun fiziksel aktivite kalp üzerindeki yükü artırabilir. Bu nedenle göğüs ağrısı, nefes darlığı, şiddetli çarpıntı veya baygınlık hissi gibi belirtiler ihmal edilmemeli. Özellikle kalp hastalığı bulunan kişilerin yeterli sıvı tüketmesi, güneşin yoğun olduğu saatlerde dikkatli olması ve fiziksel aktivitelerini bilinçli planlaması yaz aylarında kalp sağlığını korumak için şart” dedi.</p>
<p>Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan plajda kalp sağlığını korumaya yardımcı olacak 5 öneriyi sıraladı:</p>
<p><strong>Sıvı kaybı kalbi zorlayabiliyor </strong></p>
<p>Kalp sağlığını korumak için yaz aylarında dikkat edilmesi gerekenlerin başında yeterli sıvı tüketimi geliyor. Plajda en sık yapılan hatalardan biri susamayı bekleyerek su içmek. Oysa susuzluk hissi ortaya çıktığında vücut genellikle sıvı kaybetmeye başlamış oluyor. Sıcak havalarda terlemeyle birlikte yalnızca su değil, sodyum, potasyum ve magnezyum gibi önemli elektrolitler de azalabiliyor. Bu durum çarpıntı, halsizlik, baş dönmesi, tansiyon düşüklüğü ve kalp ritim bozuklukları gibi sorunlara zemin hazırlıyor. Bu nedenle gün boyunca düzenli aralıklarla su tüketmek, çok şekerli içecekleri sınırlandırmak, aşırı alkol tüketiminden kaçınmak ve uzun süre güneş altında kalınan günlerde sıvı alımını artırmak kıymetli.</p>
<p><strong>Güneşin en yoğun olduğu saatlerde dikkatli olun </strong></p>
<p>Güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında uzun süre direkt güneşe maruz kalmak kalp-damar sistemi üzerindeki stresi artırabiliyor. Özellikle kalp hastaları bu saatlerde daha dikkatli olmalı. Şemsiye veya gölgelik kullanmak, açık renkli ve hafif kıyafetler tercih etmek, geniş kenarlı şapka takmak ve güneş altında uzun süre hareketsiz kalmamak vücudun ısı yükünü azaltmaya yardımcı olur. Ayrıca ileri yaş grubunda sıcak çarpması riskinin daha yüksek olduğu da unutulmamalı.</p>
<p><strong>Soğuk suya birden girmek risk yaratabilir </strong></p>
<p>Çok sıcak bir ortamdan sonra birdenbire soğuk suya girmek, kalp ve damar sistemi üzerinde ani stres oluşturabilir. Ani ısı değişimleri damar spazmına, tansiyon dalgalanmalarına, çarpıntıya ve baygınlık hissine neden olabilir. Özellikle hipertansiyon ile koroner arter hastalığı bulunanların ve ileri yaş grubundakilerin suya yavaş yavaş adapte olması gerekiyor. Önce ayakların ve kolların ıslatılması, ardından vücudun kademeli olarak suya alıştırılması çok daha güvenli bir yaklaşım. </p>
<p><strong>Plajda kalp dostu beslenmeye özen gösterin </strong></p>
<p>Beslenme tercihleri de plajda geçirilen zaman boyunca kalp sağlığını etkiliyor. Tuzlu atıştırmalıklar, işlenmiş gıdalar, aşırı yağlı yiyecekler ve şekerli içecekler sıcak havanın dolaşım sistemi üzerindeki yükünü artırabiliyor. Bunun yerine meyve, yoğurt, ayran, hafif salatalar, ızgara balık ve zeytinyağlı yiyeceklerin tercih edilmesi çok daha uygun. Akdeniz tipi beslenme, yaz aylarında kalp sağlığının korunmasına katkı sağlar.</p>
<p><strong>Egzersiz için doğru saatleri seçin </strong></p>
<p>Yaz aylarında yürüyüş, yüzme ve diğer açık hava aktiviteleri kalp sağlığı açısından faydalı olsa da egzersizin yapıldığı saatlere dikkat etmek kritik. Günün en sıcak saatlerinde yapılan yoğun fiziksel aktiviteler kalp hızını artırabiliyor, sıvı kaybını hızlandırabiliyor ve tansiyon dengesini bozabiliyor. Bu nedenle egzersizlerin sabah erken saatlerde veya gün batımına yakın zamanlarda yapılması gerekiyor. Özellikle kalp hastalığı öyküsü bulunan kişiler aşırı zorlayıcı aktivitelerden kaçınmalı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/plajda-kalp-sagligi-icin-5-oneri-644411">Plajda kalp sağlığı için 5 öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz tatilinde dengeli plan önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-tatilinde-dengeli-plan-onemli-644405</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:32:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Can Sıkıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dengeli]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[plan]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tamamen]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[tatilinde]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644405</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Seren Doğantekin, çocuklarda can sıkıntısının her zaman olumsuz olmadığı, can sıkıntısının yalnızlıkla karıştırılmaması gerektiği ve yaz tatilinin dengeli bir planla geçirilmesinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-tatilinde-dengeli-plan-onemli-644405">Yaz tatilinde dengeli plan önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Seren Doğantekin, çocuklarda can sıkıntısının her zaman olumsuz olmadığı, can sıkıntısının yalnızlıkla karıştırılmaması gerektiği ve yaz tatilinin dengeli bir planla geçirilmesinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Can sıkıntısı ile yalnızlık duygusu birbirinden ayrılmalı! </strong></p>
<p>Can sıkıntısının çocuk için tamamen olumsuz bir durum olmadığına işaret eden Klinik Psikolog Seren Doğantekin, “Hatta üretkenliği artırabilir.” dedi.</p>
<p>Ebeveynlerin çoğu zaman ‘çocuğumuzun canı evde çok sıkılıyor’ diye endişelendiğini hatırlatan Doğantekin, “Ancak burada önemli olan, çocuğun can sıkıntısını nasıl değerlendirdiğidir. Eğer çocuk bu süreçte legolarla oynuyor, hikâyeler üretiyor, oyun kuruyor ya da aileyle vakit geçiriyorsa bu durum gelişim açısından oldukça faydalıdır. Yani can sıkıntısı üretkenliğe dönüşüyorsa, bu olumsuz değil, destekleyici bir durumdur. Dikkat edilmesi gereken önemli nokta, can sıkıntısı ile yalnızlık duygusunun birbirinden ayrılmasıdır. Canı sıkılan çocuk bir şey üretmeye, oyun kurmaya veya bir etkinlik bulmaya yönelir. Ancak yalnızlık hissi yaşayan çocuk daha çok içine kapanır, odasına çekilir ve hiçbir aktiviteye yönelmez. Asıl izlenmesi gereken ayrım budur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Hem eğlenceyi hem öğrenmeyi içeren esnek bir tatil planlanmalı! </strong></p>
<p>Yaz tatili sürecinde tamamen esnek ya da tamamen katı bir yaklaşımın doğru olmadığına dikkat çeken Seren Doğantekin, “Gün içerisinde belirli bir düzen olması gerekir. Hiç ders çalışılmayan bir tatil, okul başladığında motivasyon kaybına yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle dengeli bir plan yapılmasını öneren Doğantekin, şunları söyledi:</p>
<p>“İlkokul ve ortaokul öğrencilerinde haftanın belirli günleri ders çalışmak, kitap okumak veya çalışma kâğıtları çözmek uygun olabilir. Ancak bu süreç yalnızca akademik çalışma olarak düşünülmemeli. Müze gezmek, belgesel izlemek gibi etkinlikler de öğrenmeyi destekler. Önümüzdeki yıl sınava hazırlanan öğrenciler için ise daha planlı bir program yapılabilir. Haftanın beş ya da altı günü ders çalışıp bir günü dinlenmeye ayrılabilir. Ancak bu plan, katı bir okul düzeni gibi değil; hem eğlenceyi hem öğrenmeyi içeren esnek bir yapı olmalıdır.”</p>
<p><strong>Çocuğun sosyal medyayı yalnızlık nedeniyle kullanması bir risk göstergesi!</strong></p>
<p>Ergenlik döneminde sosyal medya kullanımının kıyaslama davranışını artırabileceği uyarısında bulunan Seren Doğantekin, “Tatil paylaşımları üzerinden ‘o tatile gitti, ben gitmedim’ gibi düşünceler oluşabilir. Bu durum özgüven düşüklüğüne ve kaygıya yol açabilir. Bu noktada çocuklara sosyal medyada görülen her şeyin gerçek hayatı yansıtmadığı anlatılmalıdır.” dedi.</p>
<p>Uyku düzeninin de oldukça önemli olduğuna değinen Doğantekin, “Gece geç saatlere kadar ekran kullanımı, uyku ritmini bozabilir ve bu da duygu durum dalgalanmalarına yol açabilir. Çocuğun sosyal medyayı neden kullandığı da değerlendirilmeli. Eğer yalnızlık hissi nedeniyle sadece oradan sosyal iletişim kuruyorsa bu bir risk göstergesi olabilir. Ergenler için bir gruba ait olma ihtiyacı çok güçlüdür. Bu nedenle yaz tatilinde akran ilişkilerinin tamamen kesilmemesi önemlidir. Aksi halde yalnızlık ve ‘kimse beni anlamıyor’ düşüncesi gelişebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sorunlu bir durumun önemli işaretleri, sürecin iki haftadan uzun sürmesi ve sosyal çekilme! </strong></p>
<p>Ancak her yalnızlaşma durumunun bir problem olmadığını dile getiren Doğantekin, “Eğer çocuk aileyle iletişim kuruyor, sorumluluklarını yerine getiriyor ve sosyal yaşamını sürdürebiliyorsa bu durum gelişimsel olarak normal kabul edilebilir. Ergenlikte zaman zaman yalnız kalma isteği ve aileden uzaklaşma eğilimi görülebilir.” dedi.</p>
<p>Sorun olarak değerlendirilmesi gereken durumlara açıklık getiren Doğantekin, “Sürecin iki haftadan uzun sürmesi, çocuğun odasından hiç çıkmaması, uyku ve beslenme düzeninin bozulması, sosyal ilişkilerden tamamen çekilmesi ve ‘kimse beni anlamıyor’ gibi ifadelerin artması önemli işaretlerdir. Bu durumda profesyonel destek gerekebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Aşırı serbestlik ya da aşırı planlılık yerine denge kurulmalı! </strong></p>
<p>Teknoloji ve yapay zekâ kullanımının da benzer şekilde değerlendirilmesi gerektiğini aktaran Seren Doğantekin, “Önemli olan kullanım biçimidir. Çocuk üretmek için mi kullanıyor, yoksa yalnızca tüketiyor mu? Yapay zekâ doğru kullanıldığında hikâye yazma, karakter oluşturma, dil öğrenme veya kodlama gibi alanlarda üretkenliği destekleyebilir. Ancak tamamen hazır bilgiye bağımlı bir kullanım doğru değildir.” dedi.</p>
<p>Yaz tatilinde ideal yaklaşımın dengeli, esnek ama belirli bir rutini olan bir program olduğunun altını çizen Doğantekin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Aileyle kaliteli zaman geçirilmesi, akran ilişkilerinin sürdürülmesi, fiziksel aktivitelerin yapılması ve küçük sorumlulukların verilmesi önemlidir. Aşırı serbestlik ya da aşırı planlılık yerine denge kurulmalıdır.</p>
<p>Sonuç olarak, çocukların hem dinlenebileceği hem de gelişimini sürdürebileceği bir yaz tatili planı oluşturulmalı. Teknoloji kullanımında ise süre kadar içeriğe ve çocuğun yaşamındaki genel dengeye bakmak gerekir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-tatilinde-dengeli-plan-onemli-644405">Yaz tatilinde dengeli plan önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Atila Altuntaş&#8217;tan Polikistik Böbrek Hastalarına Önemli Uyarılar</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-atila-altuntastan-polikistik-bobrek-hastalarina-onemli-uyarilar-644317</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:29:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altuntaş]]></category>
		<category><![CDATA[atila]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaların]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[polikistik]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[tan]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644317</guid>

					<description><![CDATA[<p>Polikistik böbrek hastalığının böbreklerde zamanla büyüyen çok sayıda sıvı dolu kistin oluştuğu kalıtsal bir hastalık olduğunu belirten İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Atila Altuntaş, bu kistlerin yıllar içerisinde böbreklerin büyümesine, böbrek dokusunun zarar görmesine ve bazı hastalarda böbrek yetmezliğine yol açabileceğini belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-atila-altuntastan-polikistik-bobrek-hastalarina-onemli-uyarilar-644317">Doç. Dr. Atila Altuntaş&#8217;tan Polikistik Böbrek Hastalarına Önemli Uyarılar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Polikistik böbrek hastalığının böbreklerde zamanla büyüyen çok sayıda sıvı dolu kistin oluştuğu kalıtsal bir hastalık olduğunu belirten İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Atila Altuntaş, bu kistlerin yıllar içerisinde böbreklerin büyümesine, böbrek dokusunun zarar görmesine ve bazı hastalarda böbrek yetmezliğine yol açabileceğini belirtti.</p>
<p>Her polikistik böbrek hastasında böbrek yetmezliği gelişmediğini vurgulayan Doç. Dr. Atila Altuntaş, hastalığın düzenli takip edilmesi ve yaşam tarzı önerilerine uyulmasının böbrek fonksiyonlarının daha uzun süre korunmasına yardımcı olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Aile öyküsü hastalık riskini artırıyor</strong></p>
<p>Polikistik böbrek hastalığının çoğunlukla kalıtsal olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Atila Altuntaş, anne veya babasında polikistik böbrek hastalığı bulunan bir kişinin hastalığı taşıma riskinin yaklaşık yüzde 50 olduğunu belirterek, aile öyküsü bulunan bireylerin düzenli kontrollerini yaptırmalarının büyük önem taşıdığını söyledi.</p>
<p><strong>Hastalık uzun yıllar belirti vermeden ilerleyebiliyor</strong></p>
<p>Polikistik böbrek hastalığının uzun yıllar belirti vermeden ilerleyebileceğini belirten Altuntaş, zamanla yüksek tansiyon, bel veya yan ağrısı, idrarda kan görülmesi, sık idrar yolu enfeksiyonu, karında şişlik hissi ve böbrek fonksiyonlarında bozulma gibi belirtilerin ortaya çıkabileceğini söyledi.</p>
<p>Polikistik böbrek hastalarında en önemli sorunların yüksek tansiyon ve böbrek fonksiyonlarında azalma olduğuna dikkat çeken Altuntaş, &#8220;Kontrolsüz tansiyon böbrek hasarını hızlandırabilir. Bu nedenle hastaların tansiyonlarını düzenli takip etmeleri ve tedavilerini aksatmamaları gerekiyor.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımı böbrek fonksiyonlarının korunmasına katkı sağlıyor</strong></p>
<p>Polikistik böbrek hastalığını tamamen ortadan kaldıran bir tedavinin günümüzde bulunmadığını belirten Altuntaş, erken tanı, düzenli takip, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve uygun tedavi yaklaşımları sayesinde hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılabildiğini ve böbrek fonksiyonlarının uzun yıllar korunabildiğini ifade etti.</p>
<p>İlaç tedavisinin yanı sıra sağlıklı yaşam alışkanlıklarının da hastalığın seyrini etkileyebileceğini belirten Altuntaş, tansiyonun iyi kontrol edilmesi, tuz tüketiminin azaltılması, düzenli egzersiz yapılması ve sigaranın bırakılmasının böbrek sağlığının korunmasına katkı sağladığını söyledi.</p>
<p>Bazı ağrı kesicilerin böbreklere zarar verebileceğini hatırlatan Altuntaş, bu nedenle ilaçların yalnızca doktor önerisi doğrultusunda kullanılması gerektiğini ifade etti. Ayrıca uygun hastalarda hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya yönelik tedavi seçeneklerinin bulunduğunu ancak bu tedavilerin her hasta için uygun olmayabileceğini ve mutlaka nefroloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>Yeterli sıvı tüketimi ve düzenli takip büyük önem taşıyor</strong></p>
<p>Doç. Dr. Atila Altuntaş, güncel tedavi kılavuzlarının ileri evre böbrek yetmezliği bulunmayan polikistik böbrek hastalarında yeterli sıvı tüketimini önerdiğini belirterek, &#8220;Yeterli su tüketimi bazı hastalarda kist büyümesini uyaran vazopressin hormonunun baskılanmasına yardımcı olabilir.&#8221; dedi.</p>
<p>Kalp yetmezliği bulunanlar, ileri evre böbrek yetmezliği olanlar ve sıvı kısıtlaması önerilen hastaların sıvı tüketimlerini mutlaka doktorlarının önerileri doğrultusunda düzenlemeleri gerektiğini vurgulayan Altuntaş, özellikle sıcak havalarda terlemeyle birlikte sıvı kaybının arttığını belirterek polikistik böbrek hastalarının susamayı beklemeden su içmelerinin ve yeterli sıvı almaya özen göstermelerinin önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Aşırı susama, ağız kuruluğu, baş dönmesi, halsizlik, çarpıntı ve koyu renkli idrarın susuz kalmanın önemli belirtileri olduğunu ifade eden Altuntaş, bu durumda sıvı alımının artırılması ve gerekirse doktora başvurulması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Hastaların günlük yaşamlarında dikkat etmeleri gereken temel noktaları da sıralayan Altuntaş, şu önerilerde bulundu:</p>
<ul>
<li>Özellikle genç polikistik böbrek hastalarında tansiyonun evde düzenli takip edilmesi ve hekimin önerdiği hedef değerlerde tutulması,</li>
<li>Günlük tuz tüketiminin yaklaşık 5 gramı geçmemesi,</li>
<li>Haftada en az 150 dakika fiziksel aktivite yapılması,</li>
<li>İleri kronik böbrek hastalığı veya kalp yetmezliği bulunmuyorsa günlük 2–3 litre sıvı tüketilmesi,</li>
<li>Ağrı kesici ilaçların yalnızca gerekli durumlarda ve doktor önerisiyle kullanılması,</li>
<li>Düzenli doktor kontrollerinin aksatılmaması.</li>
</ul>
<p><strong>Bu belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalı</strong></p>
<p>Polikistik böbrek hastalarının bazı belirtileri ihmal etmemesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Atila Altuntaş, aşağıdaki durumlarda gecikmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söyledi:</p>
<ul>
<li>İdrarda kan görülmesi,</li>
<li>Şiddetli yan veya bel ağrısı,</li>
<li>Ateş ve titreme,</li>
<li>Ani gelişen çok şiddetli baş ağrısı,</li>
<li>Kontrol altına alınamayan yüksek tansiyon,</li>
<li>İdrar miktarında belirgin azalma,</li>
<li>Şiddetli susuzluk, bayılma hissi, kusma, ishal, yüksek ateş, ciltte veya gözlerde sararma, koyu renkli idrar ve belirgin halsizlik.</li>
</ul>
<p><strong>Polikistik böbrek hastalığıyla uzun ve kaliteli bir yaşam mümkündür</strong></p>
<p>Polikistik böbrek hastalarının doğru takip ve tedaviyle uzun yıllar kaliteli bir yaşam sürdürebileceğini vurgulayan Doç. Dr. Atila Altuntaş, sözlerini şöyle tamamladı: &#8220;Polikistik böbrek hastalığıyla uzun ve kaliteli bir yaşam sürmek mümkündür. Bunun için düzenli doktor kontrollerinizi aksatmayın, tansiyonunuzu kontrol altında tutun, sigara kullanmayın, tuz tüketimini azaltın ve yeterli sıvı almaya özen gösterin. Erken tanı, düzenli takip ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları sayesinde böbrek fonksiyonlarını uzun yıllar korumak mümkündür.&#8221;</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-atila-altuntastan-polikistik-bobrek-hastalarina-onemli-uyarilar-644317">Doç. Dr. Atila Altuntaş&#8217;tan Polikistik Böbrek Hastalarına Önemli Uyarılar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atlas Üniversitesi Geleceğin Sağlık Araştırmaları İçin ARC&#8217;yi Hayata Geçirdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/atlas-universitesi-gelecegin-saglik-arastirmalari-icin-arcyi-hayata-gecirdi-644266</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:27:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[arc]]></category>
		<category><![CDATA[atlas]]></category>
		<category><![CDATA[Atlas Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğin]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Modeller]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644266</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atlas Üniversitesi’nin bilimsel araştırma kapasitesini güçlendirmek ve geleceğin sağlık teknolojilerine yön verecek araştırmaları desteklemek amacıyla kurduğu Atlas Araştırma Merkezi (ARC) törenle açıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atlas-universitesi-gelecegin-saglik-arastirmalari-icin-arcyi-hayata-gecirdi-644266">Atlas Üniversitesi Geleceğin Sağlık Araştırmaları İçin ARC&#8217;yi Hayata Geçirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span>Atlas Üniversitesi’nin bilimsel araştırma kapasitesini güçlendirmek ve geleceğin sağlık teknolojilerine yön verecek araştırmaları desteklemek amacıyla kurduğu Atlas Araştırma Merkezi (ARC) törenle açıldı. Nörobilimden biyoteknolojiye, yapay zekâ destekli araştırmalardan kişiselleştirilmiş tıp uygulamalarına kadar geniş bir alanda faaliyet gösterecek merkez; ileri araştırma altyapısı, uluslararası bilimsel destek ağı, translasyonel araştırma yaklaşımı ve disiplinler arası iş birliği modeliyle dikkat çekiyor.</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Vadi Kampüsü’nde gerçekleştirilen açılış törenine Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş, Rektör Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, ARC Direktörü Prof. Dr. Süleyman Ergün,  Rektör Danışmanı, Uluslararası Kurul Üyesi, </span></span><span><span>Maastricht Üniversitesi Tıp Merkezi (MUMC+) Nöroşirürji Anabilim Dalından Prof. Dr. Yasin Temel ile akademik ve idari yöneticiler katıldı. Program kapsamında merkezin araştırma vizyonu ve çalışma alanları tanıtılırken laboratuvarlar da ziyaret edildi.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Sağlık araştırmalarında yeni dönem</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi bünyesinde kurulan Atlas Araştırma Merkezi (ARC), ileri düzey araştırma altyapısını etkin kullanarak bilimsel üretimi artırmayı, disiplinler arası araştırma kültürünü geliştirmeyi ve uluslararası iş birliklerini güçlendirmeyi hedefliyor.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Nörobilim, biyoteknoloji, tümör biyolojisi ve klonlama, kardiyovasküler ve metabolik araştırmalar alanlarında faaliyet gösterecek araştırma gruplarını aynı çatı altında buluşturan merkez, sağlık bilimlerinde yenilikçi araştırmaların geliştirilmesine katkı sunacak.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Dr. Yusuf Elgörmüş: “ARC, geleceğe yapılan güçlü bir yatırımdır”</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Açılış töreninde konuşan Atlas Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş, bilimsel araştırmaların toplumların gelişimindeki önemine dikkat çekerek şunları söyledi:</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>“Atlas Araştırma Merkezi, üniversitemizin araştırma ve inovasyon vizyonunun önemli bir göstergesidir. Bilimsel bilgi üretimini destekleyen, uluslararası düzeyde araştırmaların yürütülebildiği güçlü bir ekosistem oluşturmayı hedefliyoruz. ARC’de yürütülecek çalışmaların hem bilim dünyasına hem de insan sağlığına katkı sağlayacağına inanıyoruz.”</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>“Beyin göçü değil, beyin gücü”</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Uluslararasılaşma vizyonuyla dünya çapındaki üniversitelerle iş birliklerini güçlendirdiklerini kaydeden Dr. Yusuf Elgörmüş, “Yurt dışında çalışmalarını yürüten ve bu ülkeye, bilime ve insanlığa katkı yaratmak isteyen bütün akademisyenlerle ortak çalışmalar ve iş birliği yapmak için yoğun çalışmalar yürütüyoruz. Atlas Üniversitesi bu misyon ve vizyona sahip. Sadece bilime değil tüm insanlığa katkı sunacak tüm unsurları barındırmak istiyoruz. Yurt dışında Türk akademyasının çok büyük derinliği var. Başarılı bilim insanlarımızın yurt dışına gitmesini artık sadece ‘beyin göçü’ olarak değerlendirmemek gerekiyor. Bugün bunu, aynı zamanda bir ‘beyin gücü’ olarak görmek mümkün. Bugün, dijital dünyanın sağladığı olanaklarla iletişim ve iş birliği kurmak her zamankinden daha kolay. Yurt dışında çalışan bilim insanlarımızla kurduğumuz bağları güçlendirerek bu durumu ülkemiz adına önemli bir fırsata dönüştürebiliriz. Biz de bu örnekleri ve iş birliklerini çoğaltmayı hedefliyoruz.”</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>“Yurt dışındaki Türk akademisyenlerle güçlü iş birliği hedefleniyor”</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>ABD ve Avrupa başta olmak üzere yurt dışında çok önemli başarılar kazanan Türk akademisyenlerin büyük bir köprü oluşturduğunu söyleyen Dr. Yusuf Elgörmüş, “Bu akademisyenlerle ilişkilerimizi güçlendireceğiz. Bizim iki büyük görevimiz var: Birincisi ülkemize katkı yaratacağız, ikincisi de yurt dışında büyük başarılara imza atan Türk akademyasının tecrübesini buraya taşıyacağız” dedi.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Bilimsel üretim kapasitemizi daha da güçlendirecek”</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak ise merkezin üniversitenin araştırma odaklı gelişiminde önemli bir rol üstleneceğini belirterek şöyle konuştu:</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>“Üniversiteler yalnızca eğitim veren kurumlar değil, aynı zamanda bilgi üreten ve topluma değer katan yapılardır. Atlas Araştırma Merkezi ile araştırmacılarımıza daha güçlü olanaklar sunarken farklı disiplinlerin ortak projeler geliştirebileceği bir araştırma ortamı oluşturuyoruz. Bu merkez, üniversitemizin bilimsel üretim kapasitesini daha da ileriye taşıyacaktır.”</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Kişiselleştirilmiş tıp ve yapay zekâ odaklı araştırmalar</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Atlas Araştırma Merkezi (ARC),</span></span></b><span><span> Atlas Üniversitesi’nin bilimsel araştırma kapasitesini güçlendirmek, ileri düzey araştırma altyapısını etkin kullanmak ve disiplinler arası projeleri desteklemek amacıyla kurulan yeni nesil bir araştırma merkezidir. Atlas Üniversitesi’nin bilime, yenilikçi araştırmaya, disiplinler arası iş birliğine ve geleceğin sağlık teknolojilerine yaptığı güçlü yatırım olan ARC, fiziksel altyapısı değil; aynı zamanda arkasındaki vizyon, uluslararası bilimsel destek, araştırma grupları, translasyonel yaklaşım, yapay zeka destekli araştırma kapasitesi ve dışa açık iş birliği modeli ile de dikkat çekmektedir.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>ARC’nin kuruluş vizyonu</span></span></b><span><span>, Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş ve Rektör Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak’ın öncülüğünde, Türkiye’de bilimsel üretimi ileri taşımak, uluslararası standartlarda araştırmalar yürütmek ve sağlık alanında yenilikçi çözümler geliştirebilecek güçlü bir araştırma ekosistemi oluşturmaktır. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Uluslararasılaşma vizyonu, önemli katkı sağladı</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Merkezin yapılanma sürecinde, üniversitenin uluslararasılaşma vizyonunun da katkıları da etkili oldu. Maastricht Üniversitesi Tıp Merkezi (MUMC+) Nöroşirürji Anabilim Dalı Prof. Dr. Yasin Temel ile Julius Maximilian University of Würzburg Anatomi ve Hücre Biyolojisi Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Süleyman Ergün gibi uluslararası deneyime sahip bilim insanlarının bilgi birikimi ve bilimsel desteği alındı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Disiplinlerarası bir araştırma platformu : ARC</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>ARC; nörobilim, biyoteknoloji, tümör biyolojisi ve klonlama, kardiyovasküler ve metabolik araştırmalar alanlarında faaliyet gösterecek araştırma gruplarını bir araya getiren disiplinlerarası bir araştırma platformu olarak tasarlandı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Hastalıklar bütüncül bir yaklaşımla incelenecek</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Merkezin temel yaklaşımı, insan hastalıklarını yalnızca tek bir açıdan değil; moleküler, hücresel, klinik ve veri odaklı analiz yaklaşımlarını bir araya getirerek bütüncül şekilde incelemektir. Günümüzde sağlık araştırmaları giderek kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımına doğru ilerlemekte; hastalık mekanizmalarının bireysel düzeyde anlaşılması, kişiye özgü tanı stratejilerinin geliştirilmesi ve tedavi yanıtlarının hasta bazında değerlendirilmesi önem kazanmaktadır. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Kişiye özgü teşhis ve tedavi yaklaşımı esas alınacak</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>ARC’nin ana hedeflerinden biri de bu doğrultuda kişiye özgü tanı ve tedavi yaklaşımlarına katkı sağlayabilecek araştırma modelleri geliştirmektir.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>İnsan-temelli modeller geliştirilecek</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Bu kapsamda merkez bünyesinde hasta örneklerinden elde edilen hücrelerle organoid ve assembloid sistemleri gibi insan-temelli modeller geliştirilmesi hedeflenmektedir. Bu modeller sayesinde hastalık mekanizmalarının laboratuvar ortamında daha gerçekçi şekilde incelenmesi, farklı ilaçların hasta bazında nasıl yanıt verdiğinin araştırılması ve kişiye özgü tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesi planlanmaktadır. Ayrıca biyobaskılama teknolojilerinin kullanımıyla insan dokularını daha iyi temsil edebilen üç boyutlu araştırma modellerinin geliştirilmesi de merkezin öncelikli hedefleri arasındadır.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Multidisipliner bir araştırma ekosistemi kurgulanacak</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>ARC’de deneysel araştırmalar ile yapay zeka ve veri bilimi temelli yaklaşımların birlikte ilerlemesi amaçlanmaktadır. Laboratuvar çalışmalarından elde edilecek genomik, moleküler, hücresel ve klinik verilerin; makine öğrenmesi, biyoinformatik ve multi-omics veri entegrasyonu yöntemleriyle birlikte değerlendirilmesi, hastalık mekanizmalarının daha kapsamlı anlaşılmasına ve kişiye özgü araştırma çıktılarının geliştirilmesine katkı sağlayacaktır.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Bu yaklaşım; mühendislik, veri bilimi, temel bilimler ve klinik araştırmaların birlikte çalışmasını gerektirmektedir. ARC bu nedenle yalnızca bir laboratuvar alanı değil, farklı disiplinlerin ortak projeler üretebildiği multidisipliner bir araştırma ekosistemi olarak kurgulanmaktadır.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Bilimsel tarihte hayvan modelleri modern tıbbın gelişiminde son derece önemli katkılar sağlamış ve günümüzde ulaşılan pek çok tedavi yaklaşımının temelini oluşturmuştur. Bununla birlikte günümüzde, gereksiz hayvan kullanımını azaltma ve insan biyolojisini daha doğru temsil edebilen modeller geliştirme ihtiyacı bilim dünyasında giderek daha fazla önem kazanmaktadır. İnsan hastalıklarının karmaşık yapısını daha gerçekçi şekilde inceleyebilmek adına organoid sistemleri, organ-on-chip platformları, assembloid yapılar, biyobaskılama teknolojileri ve ileri hücresel modeller gibi yeni nesil insan-temelli araştırma yaklaşımları hızla gelişmektedir. ARC’nin hedefi; etik duyarlılığı yüksek, güncel bilimsel gelişmeleri yakından takip eden ve geleceğin translasyonel araştırma modellerini destekleyen bir araştırma ekosistemi oluşturmaktır.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi’nin kendi hastanesine sahip olması ARC için önemli bir avantaj oluşturmaktadır. Klinik alanlarla temel bilimler arasında kurulacak güçlü bağ sayesinde hasta örneklerine erişim, klinik gözlemlerin araştırma sorularına dönüştürülmesi, laboratuvar bulgularının veri bilimi ve yapay zeka yaklaşımlarıyla analiz edilmesi ve elde edilen sonuçların sağlık uygulamalarına aktarılması açısından önemli bir translasyonel araştırma potansiyeli bulunmaktadır.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Araştırmacılara ve iş birliklerine açık bir merkez</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>ARC’nin hedefi yalnızca Atlas Üniversitesi içindeki araştırmacılara hizmet vermek değildir. Merkez; araştırma ve laboratuvar kullanım başvuruları, proje iş birliği başvuruları ve staj başvuruları aracılığıyla dış paydaşlara, farklı kurumlardan araştırmacılara ve yaratıcı bilimsel fikirlere de açık bir yapı olarak kurgulanmaktadır. Böylece ARC’nin yalnızca bir araştırma altyapısı değil; farklı disiplinlerden bilim insanlarını, mühendisleri, klinisyenleri, veri bilimcileri ve araştırmacıları bir araya getiren üretken bir bilim ve inovasyon ekosistemi olması hedeflenmektedir.</span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atlas-universitesi-gelecegin-saglik-arastirmalari-icin-arcyi-hayata-gecirdi-644266">Atlas Üniversitesi Geleceğin Sağlık Araştırmaları İçin ARC&#8217;yi Hayata Geçirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aydın Büyükşehir Belediyesi Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri&#8217;ne Yoğun İlgi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aydin-buyuksehir-belediyesi-mobil-agiz-ve-dis-sagligi-kliniklerine-yogun-ilgi-2-644224</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:25:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644224</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çerçioğlu, yatırım, proje, hizmet ve çalışmaları Aydın'ın dört bir yanında vatandaşlarla buluşturmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aydin-buyuksehir-belediyesi-mobil-agiz-ve-dis-sagligi-kliniklerine-yogun-ilgi-2-644224">Aydın Büyükşehir Belediyesi Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri&#8217;ne Yoğun İlgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çerçioğlu, yatırım, proje, hizmet ve çalışmaları Aydın&#8217;ın dört bir yanında vatandaşlarla buluşturmaya devam ediyor.</p>
<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan sağlık yatırımlarından olan Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri, bugün Çine ilçesinde vatandaşlarla buluştu. Ağız ve diş sağlığı hizmetlerini her gün farklı ilçelerde vatandaşların ayağına götüren Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri’ne Çineliler de yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p>Kent genelinde hizmet veren Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri’nde; ağız ve diş muayeneleri, röntgen hizmetleri, diş çekimi, dolgusu, temizliği ile kanal tedavisini de kapsayan birçok uygulama gerçekleştiriliyor. Böylece vatandaşlar bulundukları mahallelerde ağız ve diş sağlığı hizmetlerinden ücretsiz bir şekilde yararlanabiliyor.</p>
<p>Tüm ilçelerde yatırımlarını sürdüreceklerini belirten Başkan Çerçioğlu, “<b>Söz verdik, yaptık. Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği hizmetlerimiz her gün farklı noktalarda vatandaşlarımızla buluşmaya devam ediyor. Yoğun ilgilerinden dolayı vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum. Bizler de hemşehrilerimizi yatırım ve projelerimizle buluşturmaya, hizmetlerimizi eş zamanlı olarak hayata geçirmeye devam edeceğiz. Hizmetle büyüyen Aydın</b>&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aydin-buyuksehir-belediyesi-mobil-agiz-ve-dis-sagligi-kliniklerine-yogun-ilgi-2-644224">Aydın Büyükşehir Belediyesi Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri&#8217;ne Yoğun İlgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz tatilinin yeni sokağı: Ekran!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-tatilinin-yeni-sokagi-ekran-644173</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:23:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[sokağı]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tatilinin]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[yaz tatili]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644173</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz tatiliyle birlikte çocukların ekran başında geçireceği süre de yeniden gündeme geldi. Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümünden Arş. Gör. Seher Sav, yaz tatilinde çocukların ekran kullanımına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-tatilinin-yeni-sokagi-ekran-644173">Yaz tatilinin yeni sokağı: Ekran!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz tatiliyle birlikte çocukların ekran başında geçireceği süre de yeniden gündeme geldi. Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümünden Arş. Gör. Seher Sav, yaz tatilinde çocukların ekran kullanımına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Sokakların yerini büyük ölçüde dijital platformlar aldı</strong></p>
<p>Geçmişte çocukların yaz tatillerini sokaklarda, mahalle arkadaşlarıyla oyun oynayarak geçirdiğini hatırlatan Psikolog Seher Sav, “Yıllardır olduğu gibi bir yaz tatili daha geldi. Yakın zamana kadar yaz tatilleri hem çocuklar hem de aileler tarafından coşkuyla karşılanırdı. Çocuklar günlerini mahallede, sokak aralarında, arkadaşlarıyla birlikte oyun oynayarak geçirirdi. Son yıllarda ise tatiller eskisi kadar coşkuyla karşılanmıyor gibi görünüyor. Çünkü çocukların akranlarıyla bir araya geldiği, neşeyle dolan sokakların yerini büyük ölçüde dijital platformlar aldı. Bu durum karşısında aileler ve uzmanlar genellikle ekranı bir bağımlılık sorunu olarak ele alıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Eskiden saatlerce oyun oynayan çocuklara bağımlı denmiyordu</strong></p>
<p>Çocukların gelişimleri boyunca oyun oynadıklarını ve oyun oynama isteklerinin güçlü olduğunu dile getiren Sav, “Oyunları engellendiğinde öfke, kızgınlık ve bazen saldırganlık gibi tepkiler gösterebilirler. Aslında çocukluk dönemindeki oyunlar, sohbetler ve akranlarla geçirilen anlar genellikle zaman kavramından bağımsızdır. Çocuk kendini yaptığı etkinliğe kaptırır ve saatlerin nasıl geçtiğini fark etmez. Bu durum tarih boyunca böyleydi. Eskiden bir çocuk sabahtan akşama kadar saklambaç oynadığında buna saklambaç bağımlılığı denmezdi. Ancak günümüzde ekran karşısında belli bir süre geçiren çocuklar için kolayca ekran bağımlısı ifadesi kullanılabiliyor. Bu nedenle çözüm olarak da çoğu zaman ekranı sınırlamak gündeme geliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Teknoloji kullanımına daha gerçekçi yaklaşılmalı</strong></p>
<p>Uzmanların önerilerinin genellikle günde 1 ila 3 saat arasında ekran süresiyle sınırlı kalınması yönünde olduğunu kaydeden Seher Sav, “Ancak birçok anne-baba, bu önerilerin gerçek yaşamda uygulanmasının her zaman kolay olmadığını deneyimlemektedir. Bu konuya biraz daha soğukkanlı ve gerçekçi bakmak gerekir. Bir çocuğun herhangi bir etkinlikle uzun süre ilgilenmesi, tek başına o etkinliğe bağımlı olduğu anlamına gelmez. Belki de asıl değişen şey, eskiden saatlerce sokakta oyun oynayan çocukların anne-babalarının sözünü daha kolay dinlemesi; bugün ise ekran başındaki çocukların anne-babalarının isteklerini daha fazla ertelemesi ya da duymamazlıktan gelmesidir. Örneğin eskiden annesi ekmek istediğinde oyununu bırakıp bakkala giden çocuk, bugün ekran başındayken annesinin isteğini duymayabiliyor ya da erteleyebiliyor. Bu durumu hemen bağımlılık olarak adlandırmak, sorunu çözmekten çok bizi asıl meseleden uzaklaştırabilir.”</p>
<p><strong>Ekran süresine değil sorumluluk alışkanlığına odaklanın</strong></p>
<p>Ebeveynlerin ekran süresinden çok sorumluluk alışkanlıklarına odaklanması gerektiğini ifade eden Seher Sav, şöyle devam etti:</p>
<p>“Konuyu teknoloji bağımlılığı olarak değil, ebeveyn-çocuk ilişkilerinde ve sorumluluk alışkanlıklarında yaşanan değişimler üzerinden de düşünmek gerekir. Sorumluluklarını yerine getiren bir çocuğun ekran karşısında uzun süre vakit geçirmesi, onun teknoloji bağımlısı olduğu anlamına gelmez. Bugünün çocuklarının oyun ve eğlence anlayışında ekranın önemli bir yer tuttuğunu kabul etmek gerekir. Ekranı tamamen yok saymak ya da hayatlarından tamamen çıkarmaya çalışmak çoğu zaman gerçekçi değildir. Burada önemli olan, sınırların yalnızca süre üzerinden değil, sorumluluklar üzerinden kurulmasıdır.”</p>
<p><strong>Önce sorumluluk, sonra keyifli etkinlik</strong></p>
<p>Çocuklara ekran konusunda sınır koyarken yalnızca süre odaklı yaklaşılmaması gerektiğini belirten Seher Sav, “İster yaz tatili olsun ister okul dönemi, çocuklara koyduğumuz sınırlar öncelikle sorumluluklarla ilgili olmalıdır. Ödev yapmak, kitap okumak, sınava çalışmak ya da tatil kitabından bir bölüm tamamlamak çocukların her zaman istekli olduğu etkinlikler olmayabilir. Okuldan gelen ya da yaz tatilinde uykudan uyanan bir çocuk, sorumluluklarını yerine getirmeden doğrudan ekran başına geçtiğinde zaman kavramını kolayca kaybedebilir. Bu durumda yapılması gereken işler ertelenir ya da tamamen unutulur. Bu nedenle çocuklara şu alışkanlık kazandırılmalıdır: Önce sorumluluk, sonra keyifli etkinlik. Okul döneminde önce ödev yapılmalı, ardından ekran kullanılmalıdır. Yaz tatilinde de önce planlanan akademik etkinlikler tamamlanmalı; örneğin kitap okunmalı, tatil kitabından bir bölüm yapılmalı ya da belirlenen kadar test çözülmelidir. Bunlar tamamlandıktan sonra çocuk özgür bırakılmalıdır.” dedi.</p>
<p><strong>Aileler dijital dünyada da çocuklarının kimlerle görüştüğünü bilmeli</strong></p>
<p>Ekran kullanımının tamamen zararsız olmadığını da hatırlatan Seher Sav, şöyle devam etti: </p>
<p>“Elbette ekranın çocuğun gelişimini olumsuz etkileyebileceği durumlar da vardır. Bu nedenle aileler, çocuklarının hangi dijital platformlarda vakit geçirdiğini bilmelidir. Özellikle çevrim içi mesajlaşmanın olduğu oyunlarda, çocuktan yaşça büyük kişilerle iletişim kurulması risk oluşturabilir. Eskiden aileler çocuklarının sokakta kiminle oynadığını takip ederdi. Bugün de çocukların çevrim içi ortamlarda kimlerle etkileşim kurduğunu bilmek gerekir.”</p>
<p><strong>Yaz tatili için aile sözleşmesi önerisi</strong></p>
<p>Yaz tatilinin ekran konusunda sorun yaşayan aileler için önemli bir fırsat sunduğunu ifade eden Seher Sav, “Aileler çocuklarıyla birlikte kısa ve ciddi bir aile toplantısı yapabilir. Bu toplantıda yaz tatiline dair ortak kararlar alınabilir ve hatta küçük bir yaz tatili sözleşmesi hazırlanabilir. Çocuklara yalnızca ekrana bakma demek çoğu zaman yeterli olmaz.  Çocuklarımıza sosyal ve akademik etkinlikler konusunda yönlendirmeler yapmıyorsak dijital mecralar kaçınılmaz hale gelir. Bunun yerine onlara bir yaz tatili planı sunmak gerekir. Çocuğun yaşına ve sınıf düzeyine uygun şekilde günlük akademik etkinlikler belirlenebilir. Örneğin kahvaltıdan sonra kitap okuma, tatil kitabından belirli sayfaları tamamlama ya da kısa bir tekrar çalışması yapılabilir. Bu görevler tamamlanmadan dijital platformlara geçilemeyeceği çocuğa açıkça söylenmelidir. Aileler bu konuda kararlı olmalı ve taviz vermemelidir. Aileler tutarlı ve kararlı olduğunda çocuklar zamanla sorumluluklarını yerine getirmeyi öğrenir. Böylece hem görevlerini tamamlar hem de oyunlarını ve dijital etkinliklerini daha keyifli bir şekilde sürdürebilirler.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Her yeni teknolojik gelişmeye bağımlılık etiketi yapıştırmayın!</strong></p>
<p>Dijital teknolojilerin her geçen gün hayatımızda daha fazla yer kapladığını ve kaplamaya da devam edeceğini ifade eden Seher Sav, “Bu nedenle her yeni teknolojik gelişmeye bağımlılık etiketi yapıştırmak yerine, çocuklarımızın sorumluluklarını üstlenmelerine yardımcı olmalı ve onları bu yeni dünyaya bilinçli bir şekilde hazırlamalıyız.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-tatilinin-yeni-sokagi-ekran-644173">Yaz tatilinin yeni sokağı: Ekran!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Melankoli hastalık değil mizaç!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/melankoli-hastalik-degil-mizac-644170</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:23:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aslan]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[geçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[melankoli]]></category>
		<category><![CDATA[mizaç]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644170</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Buse Aslan, melankoli hakkında bilgi vererek depresyondan farklı olduğu noktalara değindi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/melankoli-hastalik-degil-mizac-644170">Melankoli hastalık değil mizaç!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Buse Aslan, melankoli hakkında bilgi vererek depresyondan farklı olduğu noktalara değindi. </p>
<p><strong>Melankoli bir hastalıktan çok mizaç özelliği!</strong></p>
<p>Melankolinin günümüzde tek başına bir hastalık olarak kabul edilmediğini dile getiren Klinik Psikolog Buse Aslan, “Daha çok kişinin duygusal eğilimi, mizacı ve dünyayı algılama biçimiyle ilişkilidir.” dedi.</p>
<p>Bazı insanların olaylara daha derin anlamlar yüklediğini, hayatın geçiciliğini daha yoğun hissettiğini ve duyguları daha güçlü yaşadığını ifade eden Aslan, “Bu nedenle dışarıdan ‘melankolik’ olarak tanımlanabilirler. Önemli nokta, melankolinin kişinin yaşam işlevselliğini ne ölçüde etkilediğidir. Günlük hayatı bozmadığı sürece, çoğu zaman kişiliğin bir parçası olarak görülür.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mutluluk ve hüzün aynı anda yaşanabilir!</strong></p>
<p>Bazı kişilerin mutluluk ve hüznü aynı anda yaşayabileceklerine işaret eden Buse Aslan, “Bunun nedeni çoğu zaman hayatın geçiciliğini daha yoğun hissetmeleridir.” dedi.</p>
<p>Güzel bir anın bile biteceğini düşünmenin, mutluluğun içine ince bir hüzün katabileceğini aktaran Aslan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bu durum her zaman olumsuz değildir; bu kişiler anı daha derin ve anlamlı yaşama eğilimindedir.</p>
<p>Melankolik kişiler geçmişi sadece hatırlamaz, aynı zamanda anlamlandırır. Geçmiş, onlar için kimliklerini oluşturan bir hikâye gibidir. Bu yüzden eski anılara daha sık dönebilirler. Ancak sürekli ‘geçmiş daha iyiydi’ düşüncesi bugünü yaşamayı zorlaştırıyorsa, bu durum dengesiz hale gelebilir.”</p>
<p><strong>Melankoli ile depresyon aynı şey değil! </strong></p>
<p>Melankoli ile depresyon arasındaki farka değinen Aslan,  “Melankoli bir duygu tonu veya mizaç özelliği, depresyonun ise klinik bir ruh sağlığı sorunudur.” dedi.</p>
<p>Melankolik kişilerin hüzünlü olsalar bile hayattan zevk alabildiklerini, sosyal ilişkilerini sürdürebildiklerini ve geleceğe dair düşünmeye devam edebildiklerini kaydeden Aslan, “Depresyonda ise belirgin isteksizlik, zevk alamama, enerji kaybı ve umutsuzluk ön plandadır.” diye konuştu.</p>
<p>Aslan ayrıca, melankolik kişilerin genellikle derin düşünen, empatik ve hassas bireyler olduğunu ve bu özelliklerinin ilişkileri güçlendirebileceğini söyledi. Ancak fazla düşünme eğiliminin, geçmiş olaylara takılma veya kaybetme korkusunun ilişkilerde yorucu bir sürece de yol açabileceğini de ekledi.</p>
<p><strong>Melankoli yalnızca travmalarla açıklanamaz!</strong></p>
<p>Çocuklukta yaşanan duygusal deneyimlerin, kişinin yetişkinlikteki duygu düzenini etkileyebileceğine dikkat çeken Klinik Psikolog Buse Aslan, “Ama melankoli yalnızca travmalarla açıklanamaz. Biyolojik yatkınlık ve kişilik özellikleri de önemli rol oynar.” dedi.</p>
<p><strong>Melankoli bir kusur değil, duygusal hassasiyet! </strong></p>
<p>Kişinin melankolik olup olmadığını nasıl anlayabileceği hakkında bilgi veren Buse Aslan, “Melankolik kişiler genellikle duygusal olarak derin deneyimler yaşar, küçük detaylardan etkilenir, geçmişi sık düşünür, yalnız kaldığında iç dünyası yoğunlaşır, sanat, müzik ve edebiyattan güçlü şekilde etkilenirler.” dedi.</p>
<p>Bu özelliklerin bir kusur değil, farklı bir duygusal hassasiyet biçimi olduğunu ifade eden Aslan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Melankoli her zaman tedavi gerektirmez. İnsan doğasının doğal bir parçası olabilir. Ancak kişinin günlük yaşamını bozacak düzeye ulaştığında, sürekli umutsuzluk veya işlev kaybı oluştuğunda profesyonel destek gerekebilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/melankoli-hastalik-degil-mizac-644170">Melankoli hastalık değil mizaç!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer Hastaları Mavi Ev&#8217;de buluşuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimer-hastalari-mavi-evde-bulusuyor-644146</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:22:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[buluşuyor]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta Yakınları]]></category>
		<category><![CDATA[hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[mavi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644146</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Alzheimer Hasta ve Hasta Yakınları Buluşma Merkezi (Mavi Ev), Alzheimer ve demans hastalarına yönelik sunduğu bakım ve sosyal etkinliklerle yaşam kalitesini artırırken, hasta yakınlarına da önemli bir destek sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-hastalari-mavi-evde-bulusuyor-644146">Alzheimer Hastaları Mavi Ev&#8217;de buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><span><span><span>Antalya Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Alzheimer Hasta ve Hasta Yakınları Buluşma Merkezi (Mavi Ev), Alzheimer ve demans hastalarına yönelik sunduğu bakım ve sosyal etkinliklerle yaşam kalitesini artırırken, hasta yakınlarına da önemli bir destek sağlıyor. <span>Zeka oyunlarından, ahşap boyamaya, müzik dinletisinden sebze yetiştiriciliğine, el işi çalışmalarından ergoterapiye kadar birçok sosyal çalışmanın yapıldığı merkez, hem hastalara hem de hasta yakınlarına destek oluyor. </span></span></span></span></p>
<p><span><span>Büyükşehir Belediyesi’nin sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda faaliyetlerini sürdüren Mavi Ev’de, Alzheimer ve demans hastalarına uzman ekipler tarafından profesyonel destek veriliyor. Merkezde özellikle 1. ve 2. evre hastalara yönelik hizmet sunulurken, psikososyal destek, fizik tedavi, rehabilitasyon ve ergoterapi uygulamalarıyla hastaların günlük yaşam becerilerinin korunmasına katkı sağlanıyor. Hastaların güvenli bir ortamda vakit geçirmesine imkan tanıyan merkez, hasta yakınlarının da günlük işlerini rahatlıkla yapabilmelerine ve kendilerine zaman ayırabilmelerine olanak sunuyor. Böylece hem hastalar hem de aileleri için daha konforlu bir süreç oluşturuluyor.</span></span></p>
<p><span><span>HEM ZİHİNSEL HEM FİZİKSEL GELİŞİM</span></span></p>
<p><span><span>Mavi Ev’de gerçekleştirilen zeka oyunları, ahşap boyama çalışmaları, el sanatları etkinlikleri, müzik dinletileri, bahçe ve sebze yetiştiriciliği faaliyetleri sayesinde hastaların sosyal hayata katılımları destekleniyor. Uygulanan programlarla fiziksel ve zihinsel aktivitelerini sürdüren hastalar, keyifli ve verimli zaman geçirirken sosyal bağlarını da güçlendiriyor. Merkezden yararlanan hasta ve hasta yakınları, sunulan hizmetlerden duydukları memnuniyeti dile getirerek Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin sağladığı destekten dolayı teşekkür ediyor. </span></span></p>
<p><span><span>BÜYÜKŞEHİR’E TEŞEKKÜR</span></span></p>
<p><span><span>Hasta yakını Recep Atik, “Eşim rahatsızdı, unutkanlık başladı. Kızımın desteğiyle burayı bulduk. Müdür hanımla tanıştık, sağ olsun bize yardımcı oldu, buraya gelmeye başladık. Buradaki hizmeti görünce pozitif anlamda çok şaşırdık. Ben her gittiğim yerde bunu anlatıyorum. Burası çok güzel bir yer. Allah buranın hayata geçmesine vesile olanlardan razı olsun. Burada bize çok iyi bakıyorlar. Personeller, müdür hanım bizimle çok ilgileniyor. Haftada 3 gün geliyoruz. Yakınlarımızı bekliyoruz. Yakınlarımız burada spor yapıyor, sosyal aktivite yapıyorlar. Vaktimiz burada çok güzel geçiyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne bu hizmetten dolayı çok teşekkür ederim” diye konuştu. </span></span></p>
<p><span><span>KEYİFLİ VAKİT GEÇİYOR</span></span></p>
<p><span><span>Alzheimer hastası Şükriye Tanrıverdi ise “Buraya her gün geliyorum. Bizimle çok güzel ilgileniyorlar. Benim yaşımdaki biri için çok önemli ve fayda sağlayacak etkinlikler yapıyoruz. Evde oturmaktansa burada olmak çok daha güzel. Burada yeni arkadaşlar ediniyoruz. Sosyalleşip, sohbet ediyoruz. Farklı farklı etkinlikler yapıyoruz” diyerek memnuniyetini dile getirdi.  </span></span></p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-hastalari-mavi-evde-bulusuyor-644146">Alzheimer Hastaları Mavi Ev&#8217;de buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz mevsiminde hamileler için 11 kritik öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-mevsiminde-hamileler-icin-11-kritik-oneri-644125</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:22:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[11]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hamileler]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[mevsiminde]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644125</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüksek sıcaklıklar, anne adaylarının günlük yaşamını zorlaştırabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-mevsiminde-hamileler-icin-11-kritik-oneri-644125">Yaz mevsiminde hamileler için 11 kritik öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yüksek sıcaklıklar, anne adaylarının günlük yaşamını zorlaştırabiliyor. Hamilelik döneminde hormonlardaki değişimler ve artan kan dolaşımı nedeniyle vücut sıcaklığının doğal olarak yükseldiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nuri Ceydeli, “Gebeler, hızlanan kan akışı nedeniyle kendilerini normalden daha sıcak hissedebilir. Hava sıcaklıklarının artması da bu durumu daha belirgin hale getirebilir. Bu nedenle yaz aylarında günlük alışkanlıkların ve yaşam koşullarının gebeliğe uygun şekilde düzenlenmesi önemli” dedi. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nuri Ceydeli, yaz mevsimini daha konforlu geçirmek isteyen anne adayları için 11 önemli öneri paylaştı:</p>
<p><strong> </strong></p>
<ol>
<li><strong>Susuz kalmayın: </strong>Gebelikte, özellikle sıcak havalarda yeterli sıvı tüketimine dikkat edilmeli. Vücudun susuz kalması rahimde kasılmaları tetikleyerek erken doğum sancılarına ve erken doğuma neden olabilir. Bu nedenle anne adayları günde en az 2,5-3 litre su içmeli. Sıvı alırken de dikkatli olunmalı; kafein içeren çay ve kahve, sık idrara çıkmaya bağlı olarak sıvı kaybını artırabileceği için sınırlandırılmalı.</li>
<li><strong>Sıcaktan kaçının: </strong>Hamileler mümkün olduğunca 11.00-15.00 saatleri arasında dışarı çıkmamalı, gölge ve serin alanları tercih etmeli. Doğrudan güneş altında kalınmamalı çünkü bu durum vücudun sıvı kaybını artırabilir. Sıcak havalarda klimalı ortamlar tercih edilmeli ancak ortamın aşırı soğuk olmamasına dikkat edilmeli. Ani ısı değişikliklerinden kaçınılmalı.</li>
<li><strong>Yolculuklarda hareket etmeyi unutmayın: </strong>Hamileler, doktorlarının uygun görmesi halinde sağlık raporuyla 26. haftadan 34. haftaya kadar uçak yolculuğu yapabilir. Ancak ulaşım aracı ne olursa olsun yolculuk sırasında her saat başı 5-10 dakika hareket edilmeli ve uzun süre aynı pozisyonda kalınmamalı. Uçak yolculuklarında da düzenli olarak ayağa kalkıp yürünmeli. Bu kurallara uyulduğu sürece yolculuk süresine ilişkin özel bir kısıtlama bulunmaz.</li>
<li><strong>Şişliklere karşı önlem alın: </strong>Hamileliğin son üç ayında her üç gebeden birinde, özellikle el ve ayaklarda şişlik görülebilir. Sıcak hava, yüksek nem ve uzun süre ayakta kalmak bu şikayetleri artırabilir. Bu nedenle gün içinde fırsat buldukça dinlenilmeli, ayaklar yüksekte tutulmalı ve mümkünse ayak ile bacaklara masaj yapılmalı. Ayak banyolarından yararlanılabilir. Ayrıca yüzük ve bilezik gibi aksesuarlar, el ve parmaklarda şişlik oluşmadan önce çıkarılmalı.</li>
<li><strong>Beslenmenize dikkat edin: </strong>Yaz aylarında hafif ve kolay sindirilebilen besinler tercih edilmeli. Gaz yapan ve sindirimi zor gıdalardan uzak durulmalı. Öğünler az miktarda ancak daha sık aralıklarla tüketilmeli. Ayrıca yemek sonrasında hemen sıcak havaya çıkılmamalı.</li>
<li><strong>Serin kalmaya özen gösterin: </strong>Sıcak havaların etkisini azaltmak için gün içinde serin duş alınmalı. İmkân varsa havuzda ya da denizde vakit geçirilmeli ve yüzülmeli. Deniz bulunan bölgelerde havuz yerine deniz tercih edilmeli. Her gün 15-20 dakikalık yüzme seansları yapılabilir. Deniz veya havuz sonrası ise ıslak kıyafetler bekletilmeden kuru olanlarla değiştirilmeli.</li>
<li><strong>Egzersizi hafif tempoda sürdürün: </strong>Terlemeye bağlı aşırı sıvı kaybı oluşabileceği için hamilelikte yoğun egzersizlerden kaçınılmalı. Bunun yerine yoga, pilates ve t’ai chi gibi hafif aktiviteler ya da suda yapılan egzersizler tercih edilmeli. Egzersiz sonrasında kaybedilen sıvı ve minerallerin yerine konabilmesi için yeterli sıvı tüketilmeli.</li>
<li><strong>Cilt sağlığınızı koruyun: </strong>Hamilelikte artan melatonin hormonunun etkisiyle ciltte lekelenme ve bronzlaşma eğilimi artabilir. Bu nedenle güneşe çıkmadan yaklaşık 20 dakika önce uygun UVB koruması sağlayan bir güneş kremi kullanılmalı. Günümüzde gebelik dönemine özel geliştirilen güneş kremleri de tercih edilebilir.</li>
<li><strong>Doğru kıyafetler tercih edin: </strong>Sıcak havalarda açık renkli kıyafetler tercih edilmeli. Pamuk ve keten gibi doğal kumaşlardan üretilen bol ve rahat giysiler kullanılmalı. Bu sayede hem terleme azaltılabilir hem de hareket özgürlüğü sağlanabilir.</li>
<li><strong>Ayakkabı seçimine dikkat edin: </strong>Ayakların hava almasını sağlayan rahat ayakkabılar tercih edilmeli. Bu sayede hem şişlik kaynaklı rahatsızlıkların önüne geçilebilir hem de düşme riskinin azaltılmasına katkı sağlanabilir. Ek olarak bel sağlığını desteklemek için çok hafif topuklu ayakkabılar kullanılabilir.</li>
<li><strong>Tatil planınızı doğru yapın: </strong>Hamileler yaz aylarında tatil planlarında aşırı sıcak olmayan bölgeleri tercih etmeli. Tatil sırasında doğrudan güneş altında uzun süre kalınmamalı, serin ve gölge alanlarda vakit geçirilmeli.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-mevsiminde-hamileler-icin-11-kritik-oneri-644125">Yaz mevsiminde hamileler için 11 kritik öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri, 2025</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/olum-ve-olum-nedeni-istatistikleri-2025-644113</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:22:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[2024]]></category>
		<category><![CDATA[2025]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[Dolaşım]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[huylu]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm Hızı]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm Sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[statistikleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644113</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ölüm sayısı 2025 yılında 491 bin 684 oldu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olum-ve-olum-nedeni-istatistikleri-2025-644113">Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri, 2025</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ölüm sayısı 2025 yılında 491 bin 684 oldu</strong></p>
<p> </p>
<p>Ölüm sayısı 2024 yılında 489 bin 734 iken 2025 yılında 491 bin 684 oldu. Ölen kişilerin 2025 yılında %55,1&#8217;ini erkekler, %44,9&#8217;unu kadınlar oluşturdu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kaba ölüm hızı binde 5,7 oldu</strong></p>
<p> </p>
<p>Bin kişi başına düşen ölüm sayısını ifade eden kaba ölüm hızı, 2025 yılında bir önceki yıla göre değişim göstermeyerek binde 5,7 oldu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Ölüm sayısı ve kaba ölüm hızı, 2009-2025</strong><br /> </p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/06/olum-ve-olum-nedeni-istatistikleri-2025-0-JgvaFQgC.png"/></p>
<p><strong>Kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il, binde 10,8 ile Sinop oldu</strong></p>
<p> </p>
<p>Kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il, 2025 yılında binde 10,8 ile Sinop oldu. Bu ili binde 10,2 ile Kastamonu, binde 9,6 ile Giresun ve binde 9,5 ile Balıkesir izledi. Kaba ölüm hızının en düşük olduğu il ise binde 2,3 ile Şırnak oldu. Bu ili binde 2,5 ile Hakkari, binde 3,1 ile Van, binde 3,2 ile Batman ve Şanlıurfa izledi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kaba ölüm hızının en yüksek ve en düşük olduğu 10 il, 2025</strong><br /> </p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/06/olum-ve-olum-nedeni-istatistikleri-2025-1-IaFFMsgz.png"/></p>
<p><strong>Ölüm nedenleri arasında dolaşım sistemi kaynaklı hastalıklar ilk sırada yer aldı</strong></p>
<p> </p>
<p>Ölümler nedenlerine göre incelendiğinde, 2025 yılında %34,7 ile dolaşım sistemi hastalıkları ilk sırada yer aldı. Bu ölüm nedenini %16,1 ile iyi huylu ve kötü huylu tümörler, %15,1 ile solunum sistemi hastalıkları izledi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Nedenlere göre ölüm oranı, 2024, 2025</strong></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/06/olum-ve-olum-nedeni-istatistikleri-2025-2-pZud7Kwg.png"/></p>
<p>Grafikteki rakamlar, yuvarlamadan dolayı toplamı vermeyebilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Dolaşım sistemi hastalıkları kaynaklı ölümlerin %42,3&#8217;ünü iskemik kalp hastalıkları oluşturdu</strong></p>
<p> </p>
<p>Dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklı ölümler alt ölüm nedenlerine göre incelendiğinde, ölümlerin %42,3&#8217;ünün iskemik kalp hastalıkları, %24,6&#8217;sının diğer kalp hastalıkları, %18,2&#8217;sinin serebro-vasküler hastalıklar kaynaklı olduğu görüldü.</p>
<p> </p>
<p><strong>Dolaşım sistemi hastalıkları kaynaklı ölümlerin oranı, 2024, 2025</strong></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/06/olum-ve-olum-nedeni-istatistikleri-2025-3-Ol94Cn5P.png"/></p>
<p><strong>Dolaşım sistemi hastalıkları kaynaklı ölümlerin en yüksek olduğu il, %47,7 ile Çanakkale oldu</strong></p>
<p> </p>
<p>Dolaşım sistemi hastalıkları kaynaklı ölümler illere göre incelendiğinde, 2025 yılında bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu ilin %47,7 ile Çanakkale olduğu görüldü. Bu ili %42,8 ile Balıkesir, %42,2 ile Hatay ve %42,0 ile Burdur izledi. Bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en düşük olduğu ilin ise %25,4 ile Kilis olduğu görüldü. Bu ili %28,7 ile Hakkari, %28,9 ile İstanbul, %29,0 ile Kayseri izledi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Dolaşım sistemi hastalıkları kaynaklı ölümlerin en yüksek ve en düşük olduğu 10 il, 2025</strong></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/06/olum-ve-olum-nedeni-istatistikleri-2025-4-ahEFHnpI.png"/></p>
<p><strong>Tümörden kaynaklı ölümlere en çok gırtlak ve soluk borusu/bronş/akciğer tümörü neden oldu</strong></p>
<p> </p>
<p>İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümler alt ölüm nedenlerine göre incelendiğinde, ölümlerin %28,9&#8217;unun gırtlak ve soluk borusu/bronş/akciğerin kötü huylu tümörü, %8,0&#8217;ının kolonun kötü huylu tümörü, %7,6&#8217;sının lenfoid ve hematopoetik kötü huylu tümörü kaynaklı olduğu görüldü.</p>
<p> </p>
<p><strong>İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümlerin oranı, 2024, 2025</strong><br /><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/06/olum-ve-olum-nedeni-istatistikleri-2025-5-kyVImB8d.png"/></p>
<p> </p>
<p><strong>İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümlerin en yüksek olduğu il, %22,4 ile Ağrı oldu</strong></p>
<p> </p>
<p>İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümler illere göre incelendiğinde, 2025 yılında bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu ilin %22,4 ile Ağrı olduğu görüldü. Bu ili %19,8 ile Van, %19,5 ile Kocaeli ve Ankara, %19,4 ile Elazığ izledi. Bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en düşük olduğu ilin ise %9,7 ile Kilis olduğu görüldü. Bu ili %10,9 ile Burdur, %11,0 ile Şanlıurfa ve %11,2 ile Aydın izledi.</p>
<p> </p>
<p><strong>İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümlerin en yüksek ve en düşük olduğu 10 il, 2025</strong><br /><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/06/olum-ve-olum-nedeni-istatistikleri-2025-6-k6QZmCSm.png"/></p>
<p><strong>Bebek ölüm hızı binde 7,8 oldu</strong></p>
<p> </p>
<p>Bebek ölüm sayısı, 2024 yılında 8 bin 484 iken 2025 yılında 6 bin 988 oldu. Bin canlı doğum başına düşen bebek ölüm sayısını ifade eden bebek ölüm hızı, 2024 yılında binde 9,0 iken 2025 yılında binde 7,8 oldu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Bebek ölüm sayısı ve hızı, 2009-2025</strong><br /><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/06/olum-ve-olum-nedeni-istatistikleri-2025-7-MRnlKvG6.png"/></p>
<p><strong>Beş yaş altı ölüm hızı binde 9,5 oldu</strong></p>
<p> </p>
<p>Doğumdan sonraki beş yıl içinde ölme olasılığını ifade eden beş yaş altı ölüm hızı, 2024 yılında binde 11,1 iken 2025 yılında binde 9,5 oldu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Beş yaş altı ölüm sayısı ve hızı, 2009-2025</strong><br /><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/06/olum-ve-olum-nedeni-istatistikleri-2025-8-hQ3kEfJQ.png"/></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olum-ve-olum-nedeni-istatistikleri-2025-644113">Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri, 2025</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Canik&#8217;te Geleceğin Sağlık Öncüleri Projeleriyle Hayran Bıraktı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/canikte-gelecegin-saglik-onculeri-projeleriyle-hayran-birakti-644104</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:21:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[canik]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğin]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[hayran]]></category>
		<category><![CDATA[müdürü]]></category>
		<category><![CDATA[öncüleri]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[projeleriyle]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[te]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644104</guid>

					<description><![CDATA[<p>Canik Belediyesi'nin ilçede gerçekleştirdiği "Gençlerin Fikirleriyle Sağlıkta Yeni Ufuklar" proje yarışmasında ödül heyecanı yaşandı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/canikte-gelecegin-saglik-onculeri-projeleriyle-hayran-birakti-644104">Canik&#8217;te Geleceğin Sağlık Öncüleri Projeleriyle Hayran Bıraktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Canik Belediyesi&#8217;nin ilçede gerçekleştirdiği &#8220;Gençlerin Fikirleriyle Sağlıkta Yeni Ufuklar&#8221; proje yarışmasında ödül heyecanı yaşandı. <br />Canik Belediyesi, &#8216;üreten ve yeteneklerini keşfeden gençlik&#8217; hedefiyle gençlere ve çocuklara yönelik farkındalık oluşturan programlarını sürdürüyor. Canik&#8217;te düzenlenen ve renkli anlara sahne olan &#8220;Gençlerin Fikirleriyle Sağlıkta Yeni Ufuklar&#8221; proje yarışmasının ödül töreninde öğrenciler, sağlıkta dijital dönüşüm, yapay zekâ araçlarıyla kişisel sağlık takibi ve tedavi süreçlerinde yenilikçi teknolojiler üzerine geliştirdikleri projeleri sergiledi. Dereceye giren öğrencilerin ödüllerle buluştuğu törende sergilenen projeler ziyaretçilerden tam not aldı. Gençlerin fikirlerine büyük önem verdiklerini ve onların yeteneklerini keşfetme imkânı buldukları çalışmaları yoğun bir şekilde sürdürdüklerine işaret eden Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı, &#8220;Bilgi, tecrübe ve yetenekleriyle rol model nesiller için çalışmaya devam ediyoruz&#8221; dedi. </p>
<p>Canikli Gençlere Alkış <br />Yaz tatili döneminde de gençler ve çocuklar için birbirinden özel etkinlikler ve programlar gerçekleştirmeye devam edeceklerini belirten Başkan İbrahim Sandıkçı, &#8220;Canik&#8217;imizde gençlerimizi yarının dünyasına hazırlıyor, teknolojide lider nesiller yetiştirmeye devam ediyoruz. Gençlerin Fikirleriyle Sağlıkta Yeni Ufuklar proje yarışmamızla sağlık alanındaki fikirlerini ekip çalışmasıyla projelere dönüştüren gençlerimiz yeni bilgiler öğrenirken, aynı zamanda yeteneklerini keşfetme fırsatı buldu. Eğitim öğretim yılında olduğu gibi yaz tatili dönemi içerisinde gençlerimizi bilim, teknoloji ve yenilikçi teknolojiler ile ilgili etkinlikler ve atölye çalışmalarıyla bir araya getirmeyi sürdüreceğiz. Fikirleri ve yetenekleriyle birbirinden kıymetli projeler geliştiren tüm gençlerimizi yürekten kutluyorum&#8221; şeklinde ifade etti. </p>
<p>Yoğun İlgi<br />Canik Belediyesi, Canik İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Canik İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle gerçekleştirilen yarışmanın Canik Macera Parkı&#8217;nda düzenlenen ödül törenine Canik Kaymakamı Şeref Aydın, Samsun İl Sağlık Müdürü Mustafa Uras, Canik İlçe Sağlık Müdürü Gözde Küleç Sarı, Canik İlçe Milli Eğitim Müdürü Zahit Köseoğlu, Canik Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Müdürü Yusuf Celil Caner, Canik İlçe Tarım Müdürü Mehmet Gül, Canik İlçe Nüfus Müdürü İbrahim Kök ve vatandaşlar da katıldı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/canikte-gelecegin-saglik-onculeri-projeleriyle-hayran-birakti-644104">Canik&#8217;te Geleceğin Sağlık Öncüleri Projeleriyle Hayran Bıraktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şezlongda uzun süre hareketsiz kalıyorsanız, dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sezlongda-uzun-sure-hareketsiz-kaliyorsaniz-dikkat-644086</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:21:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Anı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hareketler]]></category>
		<category><![CDATA[hareketsiz]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[kalıyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[pozisyon]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[şezlongda]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644086</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan açık hava aktiviteleri ve uzun tatil günleri bize yenilenme fırsatı sunarken, omurga sağlığı açısından bazı riskleri de beraberinde getirebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sezlongda-uzun-sure-hareketsiz-kaliyorsaniz-dikkat-644086">Şezlongda uzun süre hareketsiz kalıyorsanız, dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan açık hava aktiviteleri ve uzun tatil günleri bize yenilenme fırsatı sunarken, omurga sağlığı açısından bazı riskleri de beraberinde getirebiliyor. Günlük rutinden uzaklaşılan tatillerde yapılan basit hatalar; bel ve boyun bölgesinde kas spazmına, fıtık oluşumuna veya var olan problemin şiddetlenmesine neden olabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi  Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, </strong>tatillerde bel ile boyun sağlığını tehdit eden en önemli hatalı davranışların ise yanlış pozisyonda uzun süre kalmak,  ani hareketler yapmak ve uzun süre hareketsiz durmak olduğunu belirterek, “Yıl boyunca alışık olunmayan hareketlerin kısa sürede ve yoğun şekilde yapılması da omurgada beklenmedik yükler oluşturabilmektedir. Yaz tatillerinde önemsenmeyen günlük hatalar omurgada  bel ve boyun fıtığı gibi ciddi sorunlara dönüşebilmektedir.  Bu nedenle tatilde de omurga sağlığını koruyacak basit önlemlerin ihmal edilmemesi gerekmektedir” diyor.  <strong>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, </strong>yaz<strong> </strong>tatillerinde bel ve boyun sağlığımızı tehdit eden hatalı alışkanlıklarımıza dikkat çekti; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.  </p>
<p><strong>Hata: Şezlongda saatlerce aynı pozisyonda kalmak</strong></p>
<p>Tatilin en masum görünen alışkanlığı, aslında omurga sağlığı açısından önemli risklerden birini oluşturuyor. Şezlongda saatlerce aynı pozisyonda kalmak, boyun ve bel disklerine sürekli ve tek yönlü baskı uyguluyor. Özellikle boynun öne ya da yana eğik kalması, bir süre sonra kas spazmına neden olabiliyor.  Bu durum basit bir tutulma gibi başlasa da, sinir köklerine baskı gelişirse bel veya boyun fıtığına bağlı şikayetlerin artmasına yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Her 20–30 dakikada bir pozisyon değiştirin. Özellikle sırtüstü yatarken belinizi ve boyun bölgenizi mutlaka destekleyin. Kısa yürüyüşler yaparak kaslarınızı hareket ettirin ve boynunuzu mümkün olduğunca nötr pozisyonda tutmaya özen gösterin.</p>
<p><strong>Hata: Sıcak havalarda aniden soğuk suya girmek</strong></p>
<p>Vücudun gevşemiş olduğu sıcak havalarda yapılan ani hareketler de bel ve boyun sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle terliyken soğuk suya hızlı bir şekilde girmek, kasların refleks olarak aniden kasılmasına ve bunun sonucunda bel ile boyun bölgesinde kontrolsüz yüklenmelere yol açabiliyor. Daha önce fark edilmemiş bir disk sorunu varsa, bu ani yüklenmeyle birlikte ağrı gibi sorunlar gelişebiliyor veya var olan tablo şiddetlenebiliyor. </p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Vücudunuzu ani ısı değişimine alıştırmak için deniz veya havuza yavaş yavaş girmeye özen gösterin. </p>
<p><strong>Hata: Sığ suya balıklama atlamak </strong></p>
<p>Yaz aylarında yapılan en tehlikeli hatalardan biri ise derinliği bilinmeyen sulara balıklama atlamak. Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, sığ suya balıklama atlayış sırasında baş ve boyun bölgesinin zemine çarpması halinde omuriliğin ciddi şekilde zarar görebileceği uyarısında bulunarak, “Suyun beklenenden daha sığ olması durumunda bu tür atlayışlar boyun ve omurga kırıklarına, kalıcı felce ve hatta ölüme bile yol açabilmektedir” diyor.</p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Felce neden olabilecek hasarların oluşmasını önlemek için derinliğini bilmediğiniz denize veya havuza asla balıklama atlamayın. </p>
<p><strong>Hata: Yolculuk sırasında uzun süre hareketsiz kalmak </strong></p>
<p>Uzun araç yolculukları da omurga sağlığını tehdit eden faktörler arasında yer alıyor. Seyahat sırasında 3–5 saat boyunca mola vermeden oturmak  bel ve boyun spazmlarına neden olabiliyor. Bunun sonucunda bel ile boyun fıtığı yakınmaları şiddetlenebiliyor. </p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Seyahat ederken bel ve boyun bölgenizi destekleyen yastıklar kullanın.  Her 15 – 20 dakikada bir kol ve bacaklarınızı hareket ettirip, pozisyon değiştirmeyi ihmal etmeyin. Bunların yanı sıra en azından her 2 saatte bir mola vermeniz; en az   5 dakika yürümeniz ve  mümkünse esnetme hareketleri yapmanız fayda sağlayacaktır. </p>
<p><strong>Hata: Ağır valizi hatalı taşımak </strong></p>
<p>Tatil başlangıcında en çok yapılan hatalardan biri, ağır valizi belden eğilerek ve gövdeyi döndürerek kaldırmak oluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar,<strong> </strong> “Bu hatalı hareketler omurgaya tek noktadan yük bindirmekte ve disklerde ani basınç artışına sebep olabilmektedir. Bunun sonucunda bel ile boyun fıtığı gelişebilmekte veya mevcut şikayetler artabilmektedir” diyor.</p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Bavulu yerden kaldırmanız gerektiğinde dizlerinizi mutlaka bükerek eğilin. Bavulunuzu kavradıktan sonra yavaşça ve kontrollü şekilde kaldırın. Bavulu kaldırırken yön değiştireceğiniz zaman belden dönme hareketi yapmayın;  tüm vücudunuzla birlikte, ayaklarınızdan destek alarak dönün. Aslında büyük bir bavul yerine, daha hafif 2-3 küçük valiz tercih etmeniz bel ve boyun sağlığınız açısından daha uygun olacaktır.</p>
<p><strong>Hata: Su kayağı, kum voleyboluna hazırlıksız başlamak</strong></p>
<p>Tatilde sık tercih edilen su kayağı, sörf ve kum voleybolu gibi sporlar, yeterli hazırlık yapılmadan gerçekleştirildiğinde bel ile boyun sağlığı açısından risk oluşturabiliyor. Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar,<strong>  </strong>özellikle yıl boyunca düzenli egzersiz yapmayan kişilerin tatilde aniden yoğun fiziksel aktiviteye başlamalarının son derece riskli olduğunu vurgulayarak, “Öyle ki bu hata omurga çevresindeki kas ve bağ dokularında zorlanmaya neden olabilmektedir. Ani dönüş hareketleri, dengesiz düşüşler ve tekrarlayan yüklenmeler sonucunda bel ve boyun ağrıları gelişebilmekte; fıtık veya disk problemleri oluşabilmekte veya var olan bu sorunlara bağlı şikâyetler artabilmektedir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Tatil sporlarına başlamadan önce kısa bir ısınma ve esneme programı uygulayın. Aktivitenin süresini ve yoğunluğunu kademeli olarak artırın. Özellikle boyun ve bel bölgesinde ağrı, tutulma veya hareket kısıtlılığı hissederseniz devam etmeyin ve dinlenmeye zaman ayırın. Omurgaya aşırı yük bindirebilecek ani ve kontrolsüz hareketlerden kaçınmaya özen gösterin.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sezlongda-uzun-sure-hareketsiz-kaliyorsaniz-dikkat-644086">Şezlongda uzun süre hareketsiz kalıyorsanız, dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sevimli Fotoğraflar Bebeğinizde Kalıcı Hasarlara Yol Açabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sevimli-fotograflar-bebeginizde-kalici-hasarlara-yol-acabilir-644080</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:20:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açabilir]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğin]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğinizde]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[çekim]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraflar]]></category>
		<category><![CDATA[hasarlara]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[sevimli]]></category>
		<category><![CDATA[yenidoğan]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644080</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal medyada sıkça paylaşılan yenidoğan fotoğrafları, ilk bakışta masum ve sevimli birer anı olarak görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sevimli-fotograflar-bebeginizde-kalici-hasarlara-yol-acabilir-644080">Sevimli Fotoğraflar Bebeğinizde Kalıcı Hasarlara Yol Açabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medyada sıkça paylaşılan yenidoğan fotoğrafları, ilk bakışta masum ve sevimli birer anı olarak görülüyor. Ancak bu etkileyici karelerin oluşturulması sırasında uygulanan bazı pozlar ve çekim teknikleri, bebeklerin sağlığını ciddi şekilde tehdit edebiliyor. Özellikle son yıllarda popüler hâle gelen yenidoğan fotoğrafçılığında, henüz gelişimini tamamlamamış bir bebeğin doğal olmayan pozisyonlara sokulması kas, eklem ve omurga yapısında kalıcı hasarlara neden olabiliyor. Ayrıca çekimlerde kullanılan flaş ve diğer yapay ışık kaynakları da bebeğin hassas görme sistemini olumsuz etkileyebiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ufuk Ertural, ailelerin büyük bir heyecanla çektirdiği bebek fotoğraflarının, bilinçsiz uygulamalar nedeniyle sağlık riskine dönüşebileceği konusunda önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>&#8220;Kurbağa pozisyonu&#8221; bebeğinize zarar verebilir</strong></p>
<p>Boyun kasları ve kemik yapısı henüz gelişmemiş bebekler, yetişkinlere göre yaralanmalara çok daha açıktır. Yenidoğan döneminde baş kontrolü olmadığı için baş ile boynun birleştiği atlanto-oksipital eklem oldukça dengesizdir. </p>
<ul>
<li><strong>Kurbağa pozisyonundan kaçının:</strong> Bebeklerin doğal duruş mekanizmaları uyanıkken ve uyurken farklılık gösterir. Fotoğrafçılar, riskli olan &#8220;kurbağa pozisyonu&#8221; gibi zorlayıcı şekilleri bebeklere uyku anında çok daha kolay verir ve bu nedenle bebeğin uyumasını beklerler. </li>
<li><strong>Kan akışı bozuluyor:</strong> Yapılan araştırmalar, uyku sırasında bebeğin boynunun uç noktalara kadar bükülmesinin, beyin sapı dolaşımını sağlayan vertebrobaziler kan akışını bozabileceğini gösteriyor. Bu durum, bebeğin ileriki dönemlerdeki motor gelişimini tehlikeye atabilecek kadar büyük bir risk taşır. </li>
<li><strong>Fotoğrafçı seçimine dikkat edin:</strong> Erken bebeklik döneminde (ilk 14 gün) bu tür pozisyonların anatomik etkilerini bilmeyen fotoğrafçılara kesinlikle güvenilmemelidir. Eğer çekim yapılacaksa mutlaka insan anatomisi eğitimi almış ve bebek güvenliği konusunda uzmanlaşmış profesyoneller tercih edilmelidir.</li>
</ul>
<p><strong>Yapay ışık kaynakları görme yetisini olumsuz etkileyebilir</strong></p>
<p>Çekimler sırasında flaş ve benzeri yoğun yapay ışık kaynaklarının kullanılması önerilmez. Ani ve güçlü ışık patlamaları, gelişimini henüz tamamlamamış olan yenidoğanların retina tabakasını olumsuz etkileyebilir ve görme sağlığı açısından risk oluşturabilir. Yetişkinler, parlak ışığa karşı göz kapaklarını refleks olarak kapatarak kendilerini koruyabilirken, yenidoğanlarda bu koruyucu refleks henüz tam olarak gelişmemiştir. Bu nedenle çekimlerde, bebeğin göz sağlığını korumak adına yalnızca yumuşak ve doğal gün ışığının tercih edilmesi önemlidir.</p>
<p><strong>Güvenli tutma ve kucaklama için ipuçları</strong></p>
<p>Yenidoğan döneminde bebeğin hareketlerini hatalı şekilde kısıtlamak ya da onu yanlış pozisyonlarda taşımak, ileride ciddi iskelet sistemi sorunlarına yol açabilir. Bebeğinizi hem fotoğraf çekimlerinde hem de günlük yaşamda güvenle kucaklamanız için bazı temel kuralları uygulamak gerekir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sevimli-fotograflar-bebeginizde-kalici-hasarlara-yol-acabilir-644080">Sevimli Fotoğraflar Bebeğinizde Kalıcı Hasarlara Yol Açabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Tedavisinde Yeni Çağ: Kemoterapinin Sonu mu Geliyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-yeni-cag-kemoterapinin-sonu-mu-geliyor-643928</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:14:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağ]]></category>
		<category><![CDATA[geliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefe Yönelik]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser Tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[kemoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[kemoterapinin]]></category>
		<category><![CDATA[sonu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yıllar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643928</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisi son yıllarda tıbbın en hızlı gelişen alanlarından biri. Uzun yıllar boyunca kanser tedavisinin temelini oluşturan kemoterapi, günümüzde yerini giderek daha hedefe yönelik ve kişiselleştirilmiş tedavilere bırakıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-yeni-cag-kemoterapinin-sonu-mu-geliyor-643928">Kanser Tedavisinde Yeni Çağ: Kemoterapinin Sonu mu Geliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser tedavisi son yıllarda tıbbın en hızlı gelişen alanlarından biri. Uzun yıllar boyunca kanser tedavisinin temelini oluşturan kemoterapi, günümüzde yerini giderek daha hedefe yönelik ve kişiselleştirilmiş tedavilere bırakıyor. Kemoterapinin tamamen ortadan kalkacağını söylemek için henüz erken olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Ahmet Ünsal “Kemoterapi hala birçok kanser türünde önemli bir tedavi seçeneği ama tek silahımız değil. Son yıllarda geliştirilen yeni tedaviler sayesinde birçok hastada daha etkili sonuçlar elde edilebiliyor ve bazı durumlarda kemoterapiye olan ihtiyaç azalabiliyor. İmmünoterapi, akıllı ilaçlar ve yeni nesil hedefe yönelik tedaviler sayesinde kanserle mücadelede çok daha güçlü bir döneme girilmiş durumdayız&#8221; dedi.</p>
<p><strong>İmmünoterapi kanser tedavisinde yeni bir dönem başlattı</strong></p>
<p>Kanser tedavisindeki en önemli yeniliklerin başında immünoterapinin geldiğini söyleyen Dr. Ahmet Ünsal &#8220;İmmünoterapi, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanıyıp yok etmesini sağlayan bir tedavi yöntemidir. İmmünoterapinin özellikle akciğer kanseri, cilt kanseri ve böbrek kanseri gibi bazı tümörlerde sağ kalımı belirgin şekilde uzattığı gösterildi. Bu sayede bazı hastalarda yıllarca süren kalıcı yanıtların elde edilmesi artık mümkün hale geldi&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8220;Akıllı ilaçlar&#8221; tedaviyi kişiselleştiriyor</strong></p>
<p>“Akıllı ilaçlar&#8221; olarak bilinen hedefe yönelik tedavilerin de kanser tedavisinde önemli bir gelişme olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Ünsal bu ilaçların kanser hücresindeki belirli genetik bozuklukları hedef aldığını belirterek &#8220;Kanser hücresindeki belirli genetik bozukluklar hedef alınarak normal hücrelere daha az zarar veriliyor. Böylece hem etkinlik artıyor hem de yan etkiler azalabiliyor. Günümüzde birçok akciğer, meme ve kolon kanseri hastasında tedavi kararı artık tümörün genetik özelliklerine göre veriliyor&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Yeni nesil tedaviler umut vadediyor</strong></p>
<p>Kanser tedavisindeki en heyecan verici gelişmelerden birinin de antikor-ilaç konjugatları olduğunu vurgulayan Dr. Ünsal, &#8220;Bu tedaviler, kanser hücresini tanıyan bir antikor ile güçlü bir kemoterapi ilacını bir araya getirir. Böylece ilaç doğrudan tümör hücresine taşınır ve sağlıklı dokular daha az etkilenir. Son yıllarda özellikle meme, akciğer ve mide kanserlerinde oldukça başarılı sonuçlar elde edilmiştir&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Gelecekte kanser tedavisinde ne tür gelişmeler olacak?</strong></p>
<p>Kanser tedavisinde geleceğe yönelik çalışmaların hız kesmeden devam ettiğini belirten Dr. Ünsal, yapay zeka destekli tanı sistemleri, sıvı biyopsi adı verilen kan testleri, kişiye özel kanser aşıları ve yeni nesil hücresel tedaviler üzerinde yoğun araştırmalar yürütüldüğünü söyledi. Bu gelişmeler sayesinde her hastanın tümörünün biyolojik özelliklerine göre tamamen kişiselleştirilmiş tedavi planlarının rutin hale geleceğinin öngörüldüğünü belirten Dr. Ünsal, kanser tedavisinin giderek daha hedefe yönelik ve hasta odaklı bir yapıya kavuştuğunu söyledi.</p>
<p><strong>Amaç sadece yaşam süresini uzatmak değil</strong></p>
<p>Kemoterapinin tamamen ortadan kalkacağını söylemek için henüz erken olduğunu vurgulayan Dr. Ünsal &#8220;Artık kanser tedavisinde yalnızca kemoterapiden söz etmiyoruz. İmmünoterapi, akıllı ilaçlar ve yeni nesil hedefe yönelik tedaviler sayesinde kanserle mücadelede çok daha güçlü bir döneme girildi. Gelecekte amaç sadece yaşam süresini uzatmak değil, aynı zamanda hastaların yaşam kalitesini de koruyarak kanseri kontrol altına almak olacak&#8221; dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-yeni-cag-kemoterapinin-sonu-mu-geliyor-643928">Kanser Tedavisinde Yeni Çağ: Kemoterapinin Sonu mu Geliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Hülya Ensari: &#8220;Bağımlılık bir irade sorunu değil, biyopsikososyal bir hastalıktır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-hulya-ensari-bagimlilik-bir-irade-sorunu-degil-biyopsikososyal-bir-hastaliktir-643925</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:14:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ensari]]></category>
		<category><![CDATA[hülya]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Hülya Ensari]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643925</guid>

					<description><![CDATA[<p>Madde bağımlılığı günümüzde yalnızca bireyin değil; ailenin, toplumun ve gelecek nesillerin ruhsal, sosyal ve fiziksel sağlığını tehdit eden önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-hulya-ensari-bagimlilik-bir-irade-sorunu-degil-biyopsikososyal-bir-hastaliktir-643925">Prof. Dr. Hülya Ensari: &#8220;Bağımlılık bir irade sorunu değil, biyopsikososyal bir hastalıktır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Madde bağımlılığı günümüzde yalnızca bireyin değil; ailenin, toplumun ve gelecek nesillerin ruhsal, sosyal ve fiziksel sağlığını tehdit eden önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, madde bağımlılığının yalnızca bireyi değil; aileyi, toplumu ve gelecek nesilleri etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekti. Bağımlılığın irade eksikliği değil; biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin rol oynadığı tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Ensari, erken farkındalık ve güçlü aile ilişkilerinin bağımlılıkla mücadelede kritik öneme sahip olduğunu söyledi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, 26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, bağımlılığın yalnızca bir alışkanlık değil, kişinin dürtü denetimini, benlik işlevlerini, ilişkilerini ve toplumsal uyumunu bozan psikiyatrik bir hastalık süreci olduğunu belirtti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bağımlılık biyopsikososyal bir hastalıktır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Modern psikiyatri yaklaşımına göre bağımlılığın biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin birlikte rol aldığı “biyopsikososyal” bir hastalık olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, bağımlılığın yalnızca davranışsal değil, nörobiyolojik değişimlerle seyreden bir beyin hastalığı olduğuna dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bağımlılıkta özellikle mezolimbik dopamin sisteminin etkilendiğini belirten Ensari, tekrar eden kullanımın nöroadaptasyona ve kompulsif davranış örüntüsüne yol açtığını söyledi. Bağımlılık davranışında yalnızca kimyasal etkinin değil; kişinin ruhsal çatışmalarının, dürtü denetim sorunlarının, eksiklik duygularının ve çevresel etkenlerin de önemli rol oynayabildiğini vurguladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Madde bağımlılığında tanı kriterleri nelerdir?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Madde bağımlılığının, kişinin kullandığı maddenin zararlarını bilmesine rağmen kullanımı sürdürmesi, madde arayışının yaşamının merkezine yerleşmesi ve zamanla kullanım üzerinde kontrol kaybı gelişmesi durumu olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, tanı kriterlerine ilişkin şu bilgileri paylaştı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Bağımlılık yapıcı bir maddenin planlanandan daha fazla ya da daha uzun süre kullanılması, maddeyi bırakma veya azaltma girişimlerinin başarısız olması, madde temini ve kullanımına aşırı zaman ayrılması, madde kullanımına karşı şiddetli istek (craving) duyulması, kullanım bırakıldığında huzursuzluk, sıkıntı, uykusuzluk ve sinirlilik gibi yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması, giderek kullanılan madde miktarının artması, iş, okul ve aile sorumluluklarında aksamaların yaşanması ve sosyal sorunlara rağmen kullanımın sürdürülmesi bağımlılığın önemli göstergeleri arasında yer almaktadır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Madde bağımlılığında risk faktörlerine dikkat!</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sağlık Bakanlığı Uyuşturucu ile Mücadele Ulusal Eylem Planı’nda da belirtildiği üzere bağımlılığın çok faktörlü bir süreç olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, bağımlılık gelişiminde erken yaşta madde ile karşılaşmanın, parçalanmış veya yoğun çatışmalı aile ortamlarının, aile içi iletişim eksikliğinin, çocukluk çağı travmaları ve ihmalin önemli rol oynadığını belirtti. Düşük benlik saygısının yanı sıra dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, depresyon ve davranım bozukluğu gibi psikiyatrik hastalıkların da riski artırdığını ifade eden Ensari, riskli arkadaş çevresi, akademik başarısızlık, okuldan uzaklaşma, sosyal medya ve dijital ortamda madde kullanımını özendirici içeriklere maruz kalma, işsizlik, sosyal yalnızlık ve umutsuzluk duygularının bağımlılığın ortaya çıkmasında etkili olabildiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ergenlik dönemi bağımlılık açısından kritik önemde</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Ensari, özellikle ergenlik döneminin kimlik gelişiminin sürdüğü ve dürtü kontrol mekanizmalarının tam olgunlaşmadığı bir dönem olması nedeniyle bağımlılık açısından kritik risk taşıdığını belirtti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Madde bağımlılığının belirtileri iyi gözlemlenmeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Madde kullanan bireylerde görülebilecek belirtilerin kişiden kişiye farklılık gösterebildiğini belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, ailelerin özellikle ani arkadaş çevresi ve davranış değişikliklerine, eve geç gelme ve gizlilik davranışında artışa, yalan söyleme eğilimine, ders başarısında veya iş performansında düşüşe, içine kapanma ya da saldırgan davranışlara ve sorumluluklardan kaçınma gibi değişimlere dikkat etmesi gerektiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Fiziksel belirtiler arasında gözlerde kızarıklık veya donukluk, uyku düzeninde değişiklikler, iştahın azalması ya da artması, kilo kaybı, kişisel bakımda bozulma ile konuşma ve denge sorunlarının görülebileceğini ifade eden Ensari, ruhsal belirtiler açısından ise duygu durum dalgalanmaları, sinirlilik, ani öfke patlamaları, kaygı ve huzursuzluk, motivasyon kaybı, dikkat ve hafıza sorunları ile çökkünlük ve sosyal geri çekilmenin önemli işaretler arasında yer aldığını belirtti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ailelerin en önemli görevi, güven ilişkisini sürdürebilmektir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ailelerin burada en önemli görevinin yalnızca kontrol etmek değil, çocuğun ruhsal dünyasını anlayabilmek ve güven ilişkisini sürdürebilmek olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, aşırı cezalandırıcı, suçlayıcı veya dışlayıcı tutumların yardım arama davranışını azaltabildiğine dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sınırları net biçimde belirlenmiş aile ortamı oluşturulmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bağımlılıkla mücadelenin yalnızca sağlık kurumlarının değil; ailelerin, okulların, yerel yönetimlerin, medyanın ve tüm toplumun ortak sorumluluğu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hülya Ensari, ailelerin çocuklarıyla sağlıklı ve etkili iletişim kurmasının, onların duygusal ihtiyaçlarını fark etmesinin ve kendilerini ifade edebilecekleri ancak sınırları da net biçimdebelirlenmiş bir aile ortamı oluşturmasının önemine dikkat çekti. Ensari ayrıca ailelerin çocuklarının arkadaş çevresi ve dijital yaşamıyla yakından ilgilenmesi, sorun fark edildiğinde ise gecikmeden profesyonel destek alması gerektiğini ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bağımlılık ahlaki bir zayıflık olarak değerlendirilmemeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Toplumsal düzeyde ise gençlerin sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlere erişiminin artırılmasının, okullarda bilimsel temelli bağımlılık eğitimlerinin yaygınlaştırılmasının ve madde kullanımını özendirici içeriklerle etkin şekilde mücadele edilmesinin önem taşıdığını belirten Ensari, bağımlılığın ahlaki bir zayıflık olarak değil; tedavi edilebilir bir hastalık olarak görülmesi ve ruh sağlığı hizmetlerine erişimin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Erken farkındalık ve bilimsel tedavi büyük önem taşıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bağımlılıkla mücadelede koruyucu ruh sağlığı hizmetleri, erken müdahale, rehabilitasyon ve toplumsal farkındalık çalışmalarının temel öneme sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Bağımlılık; bireyin iradesizliği değil, biyolojik, psikolojik ve sosyal yönleri olan karmaşık bir hastalıktır. Erken farkındalık, güçlü aile ilişkileri, sağlıklı sosyal çevre ve bilimsel tedavi yaklaşımları bağımlılıkla mücadelede en etkili araçlardır. 26 Haziran vesilesiyle özellikle çocuklarımızı ve gençlerimizi bağımlılıktan korumanın yalnızca ailelerin değil, tüm toplumun ortak sorumluluğu olduğunu bir kez daha hatırlatmakta fayda var.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-hulya-ensari-bagimlilik-bir-irade-sorunu-degil-biyopsikososyal-bir-hastaliktir-643925">Prof. Dr. Hülya Ensari: &#8220;Bağımlılık bir irade sorunu değil, biyopsikososyal bir hastalıktır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kız çocuklarında idrar yolu enfeksiyonu riski 4 kata kadar çıkabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kiz-cocuklarinda-idrar-yolu-enfeksiyonu-riski-4-kata-kadar-cikabiliyor-643919</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:13:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Bıyıklı]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarında]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[kata]]></category>
		<category><![CDATA[kız]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643919</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağının en yaygın enfeksiyon hastalıkları arasında yer alan idrar yolu enfeksiyonları, zamanında tedavi edilmediğinde kalıcı sağlık sorunlarına yol açabilmesi nedeniyle önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kiz-cocuklarinda-idrar-yolu-enfeksiyonu-riski-4-kata-kadar-cikabiliyor-643919">Kız çocuklarında idrar yolu enfeksiyonu riski 4 kata kadar çıkabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocukluk çağının en yaygın enfeksiyon hastalıkları arasında yer alan idrar yolu enfeksiyonları, zamanında tedavi edilmediğinde kalıcı sağlık sorunlarına yol açabilmesi nedeniyle önem taşıyor. Görülme sıklığının yaşa, cinsiyete ve erkek çocuklarda sünnet durumuna göre değişiklik gösterdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Çocuk Nefrolojisi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Neşe Karaaslan Bıyıklı, “Bu hastalık, ateş şikâyetiyle sağlık kuruluşuna başvuran 2 yaş altındaki çocuklarda yüzde 1 ila 16 oranında tespit ediliyor. Daha büyük çocuklarda ise bu oran yaklaşık yüzde 8’e ulaşıyor. Kız çocuklarının erkek çocuklarına göre 2 ila 4 kat daha fazla risk altında olması, erken tanı ve tedavinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor” dedi.</strong></p>
<p>Çocuklarda sık görülen idrar yolu enfeksiyonları, erken dönemde fark edilip tedavi edilmediğinde kalıcı sağlık sorunlarına zemin hazırlayabiliyor. Özellikle böbreklere ulaşan enfeksiyonların kalıcı hasara neden olabileceğini ve ilerleyen yıllarda hipertansiyon ile böbrek yetersizliği riskini artırabileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Çocuk Nefrolojisi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Neşe Karaaslan Bıyıklı, “İdrar yolu enfeksiyonları bebeklerde ve küçük çocuklarda her zaman belirgin belirtilerle ortaya çıkmayabilir. Ateş, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma ve idrarın renginde değişiklik gibi şikâyetlerin yanı sıra kusma, iştahsızlık ve karın ağrısı da enfeksiyonun habercisi olabilir. Bu nedenle nedeni açıklanamayan yakınmalarda idrar tahlili ve kültürüyle değerlendirme yapılması büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<p><strong>Her 10 çocuğun 3’ünde idrar reflüsü görülüyor </strong></p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonlarının, mikroorganizmaların idrar yollarına ulaşarak çoğalması sonucu geliştiğini açıklayan Bıyıklı, “Mikroplar genellikle idrar çıkış bölgesinden vücuda girerek mesaneye ve böbreklere kadar ilerleyebiliyor. Genital bölge hijyenine dikkat edilmemesi, yenidoğanlarda bezin uzun süre değiştirilmemesi, pişik, ishal ve parazitler hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştırabiliyor. Kız çocuklarında idrar kanalının kısa olması riski artırırken, erkek çocuklarda sünnet derisi veya penis ucundaki darlıklar idrar akışını zorlaştırabiliyor. Üriner sistemdeki anatomik ya da nörolojik bozukluklar, taş oluşumu ve vezikoüreteral reflü de önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Mesanedeki idrarın böbreklere doğru geri kaçması olarak tanımlanan vezikoüreteral reflü, idrar yolu enfeksiyonu geçiren çocukların yaklaşık yüzde 30’unda görülüyor” dedi.</p>
<p><strong>Kız çocuklarında tekrarlama riski yüzde 60’a ulaşabiliyor </strong></p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonlarının çocuklarda tekrarlama eğiliminde olduğunu paylaşan Bıyıklı, “İlk enfeksiyonun ardından erkek çocuklarda yüzde 20 ila 30, kız çocuklarında ise yüzde 40 ila 60 oranında tekrar görülebiliyor. Bu nedenle idrar yolu enfeksiyonu geçiren çocukların altta yatan nedenler açısından mutlaka değerlendirilmesi gerekiyor. Bu çocukların yaklaşık yarısında idrar yollarına ilişkin yapısal sorunlar bulunabiliyor. Kaçak, darlık veya taş gibi problemler enfeksiyonların tekrarlamasına yol açarken, mesane ve bağırsak fonksiyon bozuklukları da tedavi başarısını olumsuz etkileyebiliyor. Enfeksiyonun böbreklerde hasar bırakması durumunda ise böbrek gelişiminde sorunlar, yüksek tansiyon ve böbrek yetersizliği gibi ciddi sağlık problemleri ortaya çıkabiliyor. Ayrıca kız çocuklarında çocukluk çağında geçirilen enfeksiyonlar ilerleyen yıllarda, özellikle adet dönemleri ve gebelikte yeniden görülebiliyor hatta gebelik zehirlenmesi riskini de artırabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>İdrar tahlili tek başına yeterli olmayabilir </strong></p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda yalnızca idrar tahlili ve kültürüyle yetinilmemesi gerektiğini vurgulayan Bıyıklı, “Özellikle altta yatan anatomik sorunların ve olası böbrek hasarının araştırılması kritik. Bu amaçla böbrek ve mesane ultrasonografisi temel değerlendirmeler arasında yer alırken, bazı çocuklarda böbrek sintigrafisi yapılabiliyor. Hatta böbrek hasarı riski, aile öyküsü ve klinik bulgulara göre işeme sistografisi gibi ileri görüntüleme yöntemlerine de başvurulabiliyor. Gerektiğinde MR ürografi, bilgisayarlı tomografi, MAG3 ve ürodinami gibi ileri tetkikler de kullanılabiliyor. Tedavide ise uygun antibiyotiğin doğru doz ve sürede kullanılması çok kıymetli. Bazı çocuklarda ağızdan tedavi yeterli olurken, gerekli durumlarda enjeksiyon tedavisi ihtiyacı da doğabilir” dedi.</p>
<p><strong><em> </em>Genital bölgede ıslak mendil kullanımından kaçınılmalı</strong></p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonlarından korunmada günlük alışkanlıkların önemli rol oynadığını belirten Bıyıklı, “Çocukların yeterli miktarda su tüketmesi ve kabızlık sorununun kontrol altına alınması enfeksiyon riskini azaltmada önemli rol oynuyor. Bez kullanan çocuklarda bezlerin sık değiştirilmesi ve mümkün olduğunca uzun süre bez kullanımından kaçınılması gerekiyor. Kız çocuklarında genital bölgenin önden arkaya doğru temizlenmesi, erkek çocuklarda ise penis çevresinin dikkatli şekilde yıkanması önemli. Ayrıca bu bölgelerin temizliğinde yalnızca su kullanılmasının yeterli olduğu bilinmeli. Özel bakım ürünleri ve ıslak mendiller genital bölgenin doğal yapısını bozabilir. Ek olarak uzun süre köpüklü banyolardan kaçınılması, pamuklu iç çamaşırı tercih edilmesi, iç çamaşırların günlük değiştirilmesi ve idrarın uzun süre tutulmaması da dikkat edilmesi gereken noktalar arasında” uyarısında bulundu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kiz-cocuklarinda-idrar-yolu-enfeksiyonu-riski-4-kata-kadar-cikabiliyor-643919">Kız çocuklarında idrar yolu enfeksiyonu riski 4 kata kadar çıkabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kahramankazan&#8217;da Hizmetin Kalbine &#8220;Psikolojik&#8221; Dokunuş!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kahramankazanda-hizmetin-kalbine-psikolojik-dokunus-643910</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:13:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[dokunuş]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetin]]></category>
		<category><![CDATA[kahramankazan]]></category>
		<category><![CDATA[kalbine]]></category>
		<category><![CDATA[personelin]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643910</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahramankazan Belediyesi, vatandaşla doğrudan temas kuran personeline yönelik vizyoner bir adım attı. Düzenlenen "İletişim Gücü ve Psikolojik Dayanıklılık" eğitimiyle, belediye personelinin kriz anlarını yönetme ve stresle başa çıkma becerileri güçlendirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kahramankazanda-hizmetin-kalbine-psikolojik-dokunus-643910">Kahramankazan&#8217;da Hizmetin Kalbine &#8220;Psikolojik&#8221; Dokunuş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>Kahramankazan Belediyesi, vatandaşla doğrudan temas kuran personeline yönelik vizyoner bir adım attı. Düzenlenen &#8220;İletişim Gücü ve Psikolojik Dayanıklılık&#8221; eğitimiyle, belediye personelinin kriz anlarını yönetme ve stresle başa çıkma becerileri güçlendirildi.</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kahramankazan Belediyesi, hem kurumsal hizmet kalitesini artırmak hem de personelinin iş hayatındaki motivasyonunu en üst seviyeye çıkarmak amacıyla örnek bir eğitim programına imza attı. Belediye bünyesinde görev yapan personellere yönelik düzenlenen &#8220;İletişim Gücü ve Psikolojik Dayanıklılık&#8221; eğitimi, yoğun katılım ile gerçekleştirildi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>İLETİŞİM BECERİLERİNİ GELİŞTİRME YOLLARINA DEĞİNİLDİ</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Vatandaş odaklı belediyecilik anlayışını bir adım ileriye taşımayı hedefleyen eğitimde; personelin günlük hayatta ve iş ortamında karşılaşabileceği zorlu durumlarla nasıl başa çıkabileceği masaya yatırıldı. Uzman eğitmenler eşliğinde gerçekleştirilen programda, halkla ilişkilerde &#8220;empati&#8221; ve &#8220;aktif dinleme&#8221; gibi iletişim becerilerinin önemi vurgulandı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Özellikle kriz anlarında soğukkanlılığı korumanın formülleri aktarılırken, personelin ruhsal motivasyonunu yüksek tutmasını sağlayan &#8220;Psikolojik Dayanıklılık&#8221; kavramı üzerinde duruldu. Eğitime katılan personellere; tükenmişlik sendromunu önleme yolları, stres yönetimi, öfke kontrolü ve zorlu vatandaş profilleriyle sağlıklı iletişim kurma yöntemleri teorik ve pratik uygulamalarla anlatıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>“YEREL YÖNETİMLER VATANDAŞLA DEVLET ARASINDA İLK KÖPRÜ”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Yerel yönetimlerin vatandaşla devlet arasındaki ilk köprü olduğuna dikkat çeken Kahramankazan Belediye Başkanı Selim Çırpanoğlu şunları söyledi;</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>“Belediye çalışanları olarak her gün yüzlerce vatandaşımızın talebini, derdini ve sorununu dinliyoruz. Bu süreçte personellerimizin hem vatandaşa hak ettiği güler yüzlü hizmeti sunabilmesi hem de kendi ruh sağlıklarını ve motivasyonlarını koruyabilmeleri bizim için çok önemli. İletişim gücü yüksek, stres karşısında yıkılmayan bir kadro ile Kahramankazan halkına çok daha kaliteli, hızlı ve empati dolu bir hizmet sunacağız.”</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kahramankazanda-hizmetin-kalbine-psikolojik-dokunus-643910">Kahramankazan&#8217;da Hizmetin Kalbine &#8220;Psikolojik&#8221; Dokunuş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyazlatma işlemi için doğru zaman önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyazlatma-islemi-icin-dogru-zaman-onemli-643901</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:13:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[beyazlatma]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Beyazlatma]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[işlemi]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643901</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, yaz döneminde estetik beklentilerle artan diş beyazlatma taleplerinde, profesyonel uygulamanın önemi ve işlem öncesi-sonrası dikkat edilmesi gereken kurallar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyazlatma-islemi-icin-dogru-zaman-onemli-643901">Beyazlatma işlemi için doğru zaman önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, yaz döneminde estetik beklentilerle artan diş beyazlatma taleplerinde, profesyonel uygulamanın önemi ve işlem öncesi-sonrası dikkat edilmesi gereken kurallar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Daha beyaz dişler kişilerin kendilerini daha genç ve bakımlı hissetmelerini sağlıyor!</strong></p>
<p>Yaz aylarının düğünler, mezuniyet törenleri, tatiller ve sosyal etkinliklerin yoğunlaştığı bir dönem olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “İnsanlar bu süreçte daha fazla fotoğraf çekildiği ve sosyal ortamlarda daha görünür oldukları için estetik görünümlerine daha fazla önem veriyor.” dedi.</p>
<p>Gülüş estetiğinin yüz algısı üzerindeki etkisi oldukça yüksek olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Mimir, daha beyaz dişlerin bireylerin kendilerini daha genç, sağlıklı ve bakımlı hissetmelerine katkı sağlayabildiğini, bu nedenle yaz öncesinde diş beyazlatma taleplerinde belirgin bir artış görüldüğünü aktardı.</p>
<p><strong>Beyazlatma kararı klinik muayene sonrasında uzman hekim tarafından verilmeli!</strong></p>
<p>Diş beyazlatmanın ağız ve diş sağlığı iyi olan, dişlerinde çay, kahve, sigara veya yaşa bağlı renklenmeler bulunan bireyler için uygun bir tedavi seçeneği olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Ancak aktif çürükleri bulunan, ileri düzey diş eti hastalığı olan, ciddi mine kaybı yaşayan veya kontrol altına alınmamış dentin hassasiyeti bulunan bireylerde öncelikle bu sorunların tedavi edilmesi gerekir. Ayrıca hamilelik ve emzirme dönemlerinde beyazlatma işlemleri genellikle ertelenir. Beyazlatma kararı mutlaka klinik muayene sonrasında uzman hekim tarafından verilmeli.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal medyadaki beyazlatma yöntemleri diş minesinde geri dönüşü olmayan hasarlara yol açabilir!</strong></p>
<p>Profesyonel klinik beyazlatma işlemlerinin diş hekimi kontrolünde uygulandığını ve kullanılan beyazlatıcı ajanların etkinliğinin daha yüksek olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu nedenle daha kısa sürede ve daha öngörülebilir sonuçlar elde edilir. Ev tipi beyazlatma sistemlerinde ise genellikle kişiye özel hazırlanan plaklar ve daha düşük konsantrasyonda beyazlatıcı ajanlar kullanılır. Bu tedavide plak ve beyazlatıcı ajan hekim tarafından hastaya tedarik edilir ve belli haftalarda kontrol yapılması koşulu ile hastaya uygulama yöntemi anlatılarak takip edilmelidir. Her iki yöntem de uygun vakalarda etkili olabilir ancak internet üzerinden satılan ve denetimsiz kullanılan ürünler diş minesine zarar verebilir, diş eti irritasyonuna veya aşırı hassasiyete neden olabilir. Bu sebeple beyazlatma tedavileri uzman hekim kontrolünde yapılmalıdır.</p>
<p>Sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan karbonat, limon, aktif kömür veya çeşitli aşındırıcı maddelerle yapılan beyazlatma uygulamalarının büyük kısmı bilimsel olarak desteklenmemektedir. Bu yöntemler kısa süreli bir beyazlık hissi oluşturabilse de uzun vadede diş minesinde aşınma, hassasiyet artışı ve yüzey düzensizlikleri gibi geri dönüşü olmayan problemlere yol açabilir. Diş beyazlatma işlemlerinin güvenli ve etkili şekilde uygulanabilmesi için mutlaka diş hekimi kontrolünde gerçekleştirilmesi gerekir.”</p>
<p><strong>Beyazlatma sonrası ilk 2 hafta dikkat edilmeli!</strong></p>
<p>Beyazlatma sonrasında özellikle ilk 24-48 saatin oldukça önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Bu dönemde dişler renklenmeye karşı daha hassas hale gelebilir.” dedi. </p>
<p>Yaz aylarında sık tüketilen buzlu kahveler, renkli meyve suları, asitli içecekler ve yoğun pigment içeren gıdalara karşı uyaran Dr. Öğr. Üyesi Mimir, “Bunlar renklenmeye neden olabileceğinden dikkatli tüketilmeli. Özellikle beyazlatma tedavisinin ardından ilk 2 hafta bu içeceklerin tüketiminin sınırlandırılması önerilir. Ayrıca yeterli ağız hijyeninin sağlanması ve diş hekiminin önerilerine uyulması elde edilen sonucun korunmasında önemli rol oynar.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Diş beyazlatma işleminin tatilden yaklaşık 1-2 hafta önce yaptırılmalı!</strong></p>
<p>Diş beyazlatma işleminin tatilden yaklaşık 1-2 hafta yaptırılmasını öneren Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Bu süre hem olası geçici hassasiyetlerin azalmasına hem de elde edilen rengin stabil hale gelmesine olanak sağlar. Ayrıca ihtiyaç duyulursa ek uygulamalar veya kontrol seansları için de yeterli zaman bırakılmış olur.” dedi.</p>
<p>Diş beyazlatma sonrası gülüş estetiğini korumak için uygulanması gereken rutinlere de değinen Dr. Öğr. Üyesi Mimir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Beyazlatma sonrasında düzenli diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve rutin diş hekimi kontrolleri büyük önem taşır. Kahve, çay, sigara ve yoğun pigment içeren gıdaların tüketiminin sınırlandırılması beyazlatma etkisinin daha uzun süre korunmasına yardımcı olur. Renkli içeceklerin pipetle tüketilmesi, tüketim sonrasında ağızın su ile çalkalanması ve profesyonel diş temizliği seanslarının aksatılmaması da beyazlığın devamlılığı açısından faydalı uygulamalardır. Ayrıca beyazlatmanın kalıcı bir işlem olmadığı ve belirli aralıklarla hekim kontrolünde destek uygulamalara ihtiyaç duyulabileceği unutulmamalı.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyazlatma-islemi-icin-dogru-zaman-onemli-643901">Beyazlatma işlemi için doğru zaman önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz Aylarında Kalbinizi Korumanın 9 Altın Kuralı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-kalbinizi-korumanin-9-altin-kurali-643883</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:12:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Altın]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kalbinizi]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[korumanın]]></category>
		<category><![CDATA[kuralı]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[yetersiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643883</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz mevsimiyle birlikte artan hava sıcaklıkları yalnızca günlük yaşam konforunu değil, kalp ve damar sağlığını da önemli ölçüde etkileyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-kalbinizi-korumanin-9-altin-kurali-643883">Yaz Aylarında Kalbinizi Korumanın 9 Altın Kuralı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsimiyle birlikte artan hava sıcaklıkları yalnızca günlük yaşam konforunu değil, kalp ve damar sağlığını da önemli ölçüde etkileyebiliyor. Özellikle kalp-damar hastalığı, kalp yetersizliği ve hipertansiyon gibi kronik rahatsızlıkları bulunan kişilerde sıcak havalar ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Kalp, yaz aylarında vücudun ısı dengesini koruyabilmek için daha fazla çalıştığı için bu aylarda oluşabilecek her türlü belirtinin dikkate alınması gerekiyor. Memorial Dicle Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ferhat Işık, başta kalp hastaları olmak üzere tüm bireylerin kalp sağlığı hakkında dikkat etmesi gerekenler hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Yaz aylarında kalbinizi korumak için bunlara dikkat edin!</strong></p>
<p>Yüksek sıcaklıklarda vücut, ısı dengesini koruyabilmek için damarları genişletir ve terleme yoluyla ısı kaybını artırmaya çalışır. Bu süreçte sıvı ve elektrolit kaybı meydana gelir. Kalp ise vücudun ihtiyaçlarını karşılayabilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Bu nedenle yaz aylarında kalbi korumak için bazı önemli kurallara dikkat edilmesi gerekir.</p>
<ol>
<li><strong>Susamayı beklemeden su için: </strong>Yaz aylarında düzenli olarak su tüketilmelidir. Susama hissi beklenmemeli, günde ortalama 3 litre civarında su içilmelidir. Yetersiz sıvı alımı tansiyon düşüklüğüne, çarpıntıya ve böbrek fonksiyonlarında bozulmaya neden olabilir. Kalp yetersizliği olan hastalar ise sıvı tüketimi konusunda mutlaka doktorlarının önerilerine uymalıdır. </li>
<li><strong>Güneşin en yoğun olduğu saatlerden kaçının: </strong>Sıcaklığın ve güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalıdır. Zorunlu durumlarda gölgede kalınmalı, şapka ve şemsiye kullanılmalıdır. </li>
<li><strong>Hafif ve açık renkli kıyafetler tercih edin: </strong>Yaz aylarında açık renkli, bol ve hafif kıyafetler tercih edilmelidir. Bu tür kıyafetler vücudun serin kalmasına yardımcı olur ve sıcaklığın kalp üzerindeki olumsuz etkilerini azaltabilir.</li>
<li><strong>Egzersizi doğru saatlerde yapın: </strong>Egzersiz kalp sağlığı için önemlidir ancak sıcak havalarda sabah erken saatler veya akşam serinliği tercih edilmelidir. Aşırı efor gerektiren aktivitelerden kaçınılmalıdır.</li>
<li><strong>Ağır Fiziksel Aktiviteleri Sınırlandırın</strong>: Sıcak havalarda ani ve yoğun egzersizler kalp krizi riskini artırabilir. Bahçe işleri, ağır yük taşıma veya uzun süreli yoğun spor aktiviteleri dikkatli planlanmalı ve mümkün olduğunca sınırlandırılmalıdır.</li>
<li><strong>Beslenmenize dikkat edin, tuz ve kafeini sınırlayın: </strong>Tuz tüketiminin artması tansiyon kontrolünü zorlaştırabilir ve kalp yetersizliği hastalarında sıvı tutulmasına neden olabilir. Yaz aylarında daha hafif ve dengeli beslenme tercih edilmelidir. Alkol ve aşırı kafein tüketiminden kaçınılmalıdır. Bu içecekler sıvı kaybını artırarak çarpıntı ve ritim bozukluklarına zemin hazırlayabilir.</li>
<li><strong>Kalbinizin verdiği sinyalleri ciddiye alın: </strong>Kalp-damar hastalığı bulunan kişilerde göğüs ağrısı, nefes darlığı veya efor kapasitesinde belirgin azalma ortaya çıkarsa vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kalp yetersizliği hastalarında ani kilo artışı, bacaklarda şişlik, nefes darlığında artış veya gece nefes almakta zorlanma gibi belirtiler sıvı dengesinin bozulduğunu gösterebilir.</li>
<li><strong>Tansiyon ilacı kullanıyorsanız düzenli ölçüm yapın:</strong> Artan sıcaklıklar, hipertansiyon hastalarında tansiyon değişikliklerine neden olabilir. Özellikle tansiyon ilacı kullanan hastaların düzenli ölçüm yapmaları ve olağan dışı değerlerde doktorlarına danışmaları önemlidir. Kalp ilaçları hekim önerisi olmadan kesinlikle bırakılmamalı veya dozları değiştirilmemelidir.</li>
<li><strong>Sağlıklı olsanız da sıcak havanın verdiği sinyalleri dikkate alın:</strong> Unutulmamalıdır ki yaz sıcakları, sağlıklı bireylerde bile kalp üzerinde ek yük oluşturabilir. Özellikle ileri yaşta olanlar ve kalp-damar hastalığı bulunan kişiler, basit görünen önlemlerle ciddi sağlık sorunlarının önüne geçebilir. Kalp sağlığını korumanın en etkili yolu, sıcak havalarda vücudun verdiği sinyalleri dikkate almak ve hekim önerilerine uygun hareket etmektir.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-kalbinizi-korumanin-9-altin-kurali-643883">Yaz Aylarında Kalbinizi Korumanın 9 Altın Kuralı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Horlama kaderiniz değil, bir hastalıktır!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/horlama-kaderiniz-degil-bir-hastaliktir-643860</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:11:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıktır]]></category>
		<category><![CDATA[horlama]]></category>
		<category><![CDATA[ilgi]]></category>
		<category><![CDATA[kaderiniz]]></category>
		<category><![CDATA[karaman]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku Apnesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643860</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bornova  Belediyesi ve Özel Ento Cerrahi Tıp Merkezi işbirliğiyle düzenlenen "Horlama ve Uyku Apnesinde Güncel Yaklaşımlar" panelinde, uzmanlar uykuda nefes kesilmesinin ve horlamanın hayati riskler taşıyan ciddi birer hastalık olduğunu vurguladı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/horlama-kaderiniz-degil-bir-hastaliktir-643860">&#8220;Horlama kaderiniz değil, bir hastalıktır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Bornova  Belediyesi ve Özel Ento Cerrahi Tıp Merkezi işbirliğiyle düzenlenen &#8220;Horlama ve Uyku Apnesinde Güncel Yaklaşımlar&#8221; panelinde, uzmanlar uykuda nefes kesilmesinin ve horlamanın hayati riskler taşıyan ciddi birer hastalık olduğunu vurguladı. Yoğun ilgi gören etkinlikte, uzmanlar katılımcıların merak ettiği soruları da yanıtladı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Bornova Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü organizasyonunda, Özel Ento Cerrahi Tıp Merkezi işbirliğiyle düzenlenen &#8220;Horlama ve Uyku Apnesinde Güncel Yaklaşımlar&#8221; paneli, Uğur Mumcu Kültür ve Sanat Merkezi Çok Amaçlı Salonu’nda yoğun katılım ve ilgiyle gerçekleştirildi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>&#8220;Horlama boşanmalara bile sebep olabilen sosyal bir problem&#8221;</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Panelde konuşan KBB Uzmanı Op. Dr. Ümit Filiz, gün içinde kendilerine başvuran hastaların büyük bir çoğunluğunun horlama şikayeti olduğunu belirterek, bu durumun normalleştirilmemesi gereken bir hastalık olduğunu vurguladı. Horlamanın 40’lı yaşlara kadar erkeklerde daha çok görüldüğünü, menopoz sonrasında ise bu oranın kadın ve erkekler için eşitlendiğini ifade eden Dr. Filiz, bu sorunun sadece horlayanı değil, yanındaki kişiyi de ilgilendirdiğini söyledi. Horlayan kişilerin sosyal hayatta dışlanabildiğini, hatta bu durumun boşanmalara bile sebep olduğunu belirten Filiz, uykuda nefes kesilmesi olarak tanımlanan uyku apnesinin 10 saniyeden fazla sürmesi halinde çok tehlikeli olduğunu hatırlattı. Dr. Ümit Filiz, tüm bu sorunların aile hayatını derinden etkileyen sosyal bir problem olduğunu ancak tedavisinin mümkün olduğunu söyleyerek, kimsenin bu hastalıkla yaşamak zorunda olmadığını ve rüyaların bile ancak derin uykularda görülebileceğini sözlerine ekledi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>&#8220;Dünyada 1.5milyar insan bu hastalıkla mücadele ediyor&#8221;</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Türk Uyku Tıbbı Derneği (TUTD) Başkanı Prof. Dr. Zeynep Zeren Uçar, tıpkı pandemide olduğu gibi günümüzde de uyku apnesi ile ilgili ciddi bir salgınla karşı karşıya olunduğunu ifade etti. Uykunun basit bir eylem olmadığını, kaliteli uyku sayesinde insan vücudunun ve beyninin kendini sıfırlayıp yenilediğini belirten Prof. Dr. Uçar, bu yüzden horlamanın kesinlikle hafife alınmaması gerektiğine dikkat çekti. Dünyada bu hastalığı yaşayan yaklaşık 1.5 milyar insan olduğunu ve özellikle obez bireylerin büyük risk altında bulunduğunu vurgulayan Uçar, uyku apnesi olan kişilerin kilo vermede de büyük sıkıntılar yaşadığını dile getirdi. Kaliteli uykunun çocukların gelişimi için bile kritik bir öneme sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Uçar; anatomik yatkınlıklar, temel risk faktörleri ve tanı yöntemlerinin yanı sıra kalp, tansiyon ve felçli hastalarda uyku apnesi sendromunun çok daha sık görüldüğünü vurguladı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>“Sağlıklı dişler ve ağız yapısı çok önemli”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Protez Uzmanı Diş Hekimi Dr. Bilkay Karaman ise horlama ve uyku apnesinin ağız ve diş sağlığı ile doğrudan ilişkisini gözler önüne serdi. Uykuyu &#8220;ölmek ile yaşamak arasında olduğumuz bir yer&#8221; olarak tanımlayan Dr. Karaman, hastalığa yönelik teşhisin aslında ilk olarak diş hekimi koltuğunda da başlayabileceğini belirtti. Küçük dilin sarkması ile birlikte horlamanın başladığını ve zamanla uyku apnesine dönüştüğünü ifade eden Karaman, ağızda eksik diş bırakılmaması ve diş tedavilerinin ihmal edilmemesi gerektiği konusunda uyarılarda bulundu. Çok sayıda diş eksikliği yaşayan kişilerde dilin genişlediğini, yanakların çöktüğünü ve bu durumun hava yolunu kapatarak nefes almayı zorlaştırdığını söyleyen Dr. Bilkay Karaman, bu yüzden eksik dişlerin mutlaka tamamlanması gerektiğini aktardı. Uyku apnesinin çocuklarda da görülebileceğini, kaliteli uyuyamayan bir çocuğun gün içinde dikkat dağınıklığı yaşayarak düşme ve çarpma gibi kazalar geçirebileceğini belirten Karaman, tedavide kullanılan modern ağız içi spreyleri, kişiye özel horlama protezleri ve dijital horlama takip uygulamaları hakkında da detaylı bilgiler verdi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Bornovalıların yoğun ilgi gösterdiği panel, uzmanların katılımcılardan gelen soruları tek tek yanıtlaması ile son buldu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/horlama-kaderiniz-degil-bir-hastaliktir-643860">&#8220;Horlama kaderiniz değil, bir hastalıktır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalbindeki sorun, spor esnasında belirti verebilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalbindeki-sorun-spor-esnasinda-belirti-verebilir-643839</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:11:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[esnasında]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kalbindeki]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sırasında]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[verebilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643839</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların fiziksel, zihinsel ve ruhsal gelişiminde önemli rol oynayan spor, her yaşta kazanılması gereken en değerli alışkanlıklar arasında yer alıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalbindeki-sorun-spor-esnasinda-belirti-verebilir-643839">Kalbindeki sorun, spor esnasında belirti verebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların fiziksel, zihinsel ve ruhsal gelişiminde önemli rol oynayan spor, her yaşta kazanılması gereken en değerli alışkanlıklar arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Doç. Dr. Erman Çilsal</strong>, çocukların erken yaşta keyif alacakları spor branşlarına yönlendirilmesinin büyük önem taşıdığını belirterek “Ancak bazı doğumsal ya da sonradan gelişen kalp hastalıkları, özellikle yoğun fiziksel aktivite sırasında ilk belirtilerini verebilir. Çoğu zaman ‘normal yorgunluk’, ‘kondisyonsuzluk’ veya ‘büyüme çağının etkisi’ olarak düşünülen bazı yakınmalar, aslında önemli bir kalp sorununun erken habercisi olabilir. Özellikle futbol, basketbol, yüzme ve atletizm gibi yoğun efor gerektiren branşlarda belirtiler daha dikkatli değerlendirilmelidir” diyor. Doç. Dr. Çilsal, spor yapan çocuklarda ailelerin dikkat etmesi gereken 4 önemli sinyali anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Koşarken göğüs ağrısı oluyorsa!</strong></p>
<p>Her göğüs ağrısı kalp sebepli değildir; ancak egzersizle ortaya çıkan, tekrarlayan ve çocuğun oyunu bırakmasına neden olan ağrılar çocuk kardiyolojisi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Koşarken, merdiven çıkarken, maç sırasında veya yoğun antrenmanda gelişen göğüs ağrısı; kalp kası hastalıkları, doğumsal koroner damar anomalileri ya da ritim bozukluklarının belirtisi olabilir. </p>
<p><strong>Spor sırasında bayıldıysa!  </strong></p>
<p><strong> </strong>Çocuklarda görülen bayılmalar çoğu zaman iyi huylu nedenlere bağlı gelişebilse de spor veya egzersiz sırasında yaşanan bilinç kaybı dikkatle araştırılması gereken önemli bir belirtidir. Özellikle koşarken, yarışırken veya ani efor sırasında gelişen bayılmalar; ciddi ritim bozuklukları, kalp kası hastalıkları veya bazı doğumsal kalp problemleriyle ilişkili olabilir. Açlık, yorgunluk ya da tansiyon düşüklüğü akla gelebilse de spor sırasında gelişen bayılma ileri değerlendirme gerektirir.</p>
<p><strong>Yaşıtlarından çabuk yoruluyorsa! </strong></p>
<p>Spor sırasında yaşıtlarına göre belirgin şekilde çabuk yorulan, oyundan erken çıkmak isteyen veya nefes nefese kalan çocuklarda durum yalnızca kondisyon eksikliği olmayabilir. Özellikle düzenli spor yapmasına rağmen performans düşüklüğü yaşayan çocuklarda, bazı doğumsal kalp sorunları ya da kalbin çalışma kapasitesini etkileyen hastalıklar araştırılmalıdır.</p>
<p><strong>Spor esnasında çarpıntı ortaya çıkıyorsa! </strong></p>
<p>Spor sırasında kalp hızının artması doğal bir durumdur. Ancak ani başlayan, çok hızlı hissedilen, düzensiz veya rahatsızlık veren çarpıntılar normal kabul edilmez. Çarpıntıya baş dönmesi, göz kararması, halsizlik veya göğüs rahatsızlığı eşlik ediyorsa ritim bozukluğu açısından ileri inceleme yapılmalıdır. Özellikle egzersiz sırasında başlayan çarpıntılar dikkatle değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>xxxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Ailede genç yaşta ani ölüm varsa kontrol şart!</strong></p>
<p>“Aile öyküsü bazen belirtiden daha değerlidir” diyen <strong>Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Doç. Dr. Erman Çilsal </strong>şöyle konuşuyor: “Bazı kalıtsal kalp hastalıkları çocukluk döneminde belirti vermeden ilerleyebilir. Özellikle ailede genç yaşta açıklanamayan ani ölüm, ciddi ritim bozukluğu, kardiyomiyopati veya genetik kalp hastalığı öyküsü varsa çocuk mutlaka detaylı kardiyolojik değerlendirmeden geçirilmelidir. Doğru tarama ile çocuklar güvenle spor yapabilir. Şikayet tarifleyen her çocuğun sporu bırakması gerekmez. Önemli olan, doğru değerlendirme sonrasında güvenli sınırların belirlenmesidir. Özellikle futbol, basketbol, yüzme ve atletizm gibi yoğun efor gerektiren branşlarda bu belirtiler daha dikkatli değerlendirilmelidir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalbindeki-sorun-spor-esnasinda-belirti-verebilir-643839">Kalbindeki sorun, spor esnasında belirti verebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>40 Yaş Üstü Her 2 Kişiden 1&#8217;inin Ortak Sorunu Bel Fıtığı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/40-yas-ustu-her-2-kisiden-1inin-ortak-sorunu-bel-fitigi-643833</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:10:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[40]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[Bel Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[inin]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[üstü]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643833</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmalar, ağrının var olup olmadığına bakılmaksızın toplumun genel popülasyonunda yapılan MR görüntülemelerin sonucunda 40 yaşın üzerindeki her 2 kişiden 1’inin bel fıtığı hastası olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/40-yas-ustu-her-2-kisiden-1inin-ortak-sorunu-bel-fitigi-643833">40 Yaş Üstü Her 2 Kişiden 1&#8217;inin Ortak Sorunu Bel Fıtığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmalar, ağrının var olup olmadığına bakılmaksızın toplumun genel popülasyonunda yapılan MR görüntülemelerin sonucunda 40 yaşın üzerindeki her 2 kişiden 1’inin bel fıtığı hastası olduğunu ortaya koyuyor. Omurlar arasındaki disklerin bozulmasıyla oluşan bel fıtığı genellikle bel ve bacak ağrısı, bacaklarda uyuşma, karıncalanma ve kas güçsüzlüğüyle kendini gösteriyor. Hastalığın en fazla görülen belirtilerinden biri ise “siyatik” olarak nitelendirilen, belden bacağa doğru yayılan ağrılar.</p>
<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Necati Tatarlı, hastalığın oluşumunda birçok farklı nedenin olduğunu söylüyor: “Ağır eşyaların kaldırılması, bilinçsiz yapılan sporlar, bilgisayar başındaki kişilerde uzun süre aynı pozisyonda oturma veya yanlış oturma pozisyonu, obezite, yaşlılık ve sigara tüketimi gibi etkenler hastalığın oluşumunda en sık karşılaştığımız nedenler. Özellikle bahar ve yaz aylarında kişilerin kilo verme istekleriyle bilinçsiz bir şekilde spora yönelmeleri de bel fıtığına davetiye çıkarıyor.”</p>
<p>Belirtileri Göz Ardı Etmeyin!</p>
<p>Prof. Dr. Necati Tatarlı, hastalığın en yaygın görülen belirtileriyle ilgili bazı önemli noktaları vurguluyor: “En fazla görülen belirtiler, bel ağrısı ve belden bacağa doğru uyuşma ve ağrıdır. Kaslarda güçsüzlük, eğilme veya dikilme gibi bel hareketlerinde zorlanma veya ağrı, uzun süre oturduktan veya ayakta kaldıktan sonra yaşanan ağrılar da sık sık karşımıza çıkıyor. Bu tip belirtileri gösteren hastaların en kısa zamanda, bu alanda uzman bir doktora muayene olması gerekir. Bel fıtığı teşhisi için ilk adımda nörolojik muayene çok önemli. Nörolojik muayenenin ardından doktor gerekli görürse, röntgen, bilgisayarlı tomografi, MR, miyelogram ve elektromiyogram (EMG) gibi ileri tetkikler isteyebilir.”</p>
<p>Bel Fıtığı Nasıl Tedavi Edilir? Cerrahi Seçenek Hangi Hastalar İçin Uygun?</p>
<p>Bel fıtığı teşhisi konulan hastaların istirahat, ağrı kesiciler ve fizik tedavi yöntemleriyle şikâyetlerinin azaldığı görülmektedir. Bu tedavilere rağmen düzelme gerçekleşmeyen, yaşam kalitesi düşen, iş ve güç kaybı riskiyle karşı karşıya kalan, mesane ve bağırsak kontrolünde sorun yaşayan, bacaklarında veya ayaklarında güç kaybı olan hastaların tedavisinde cerrahi müdahale gereklidir. Cerrahi tedavi sonrasında hastalık tamamen geçer. Ancak tedavi edilen kişi ağır yük kaldırırsa hastalığın tekrarlama oranı yüzde 25’tir. Pilates, düz yolda yürüyüş ve yüzme bel sağlığını destekleyen sporlardır.</p>
<p>Tedavi Edilmezse Kaslarda Felce Neden Olabilir</p>
<p>Bel fıtığı, tedavi edilmediğinde felce dahi neden olabilen bir hastalık. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Necati Tatarlı, tedavi edilmemesi durumunda hastalığın ilerleyen süreçleri hakkında şunları söyledi; “Bel fıtığı tedavi edilmediğinde kronik ve şiddetli ağrılara nede olur ki, bu durum hastanın yaşam kalitesini ciddi şekilde etkiler, kalıcı uyuşma ve hissizlik ile sinirlerin kontrol ettiği kaslarda felç ihtimali doğabilir. Dolayısıyla bu belirtileri gösteren kişilerin en kısa sürede doktora başvurmaları ve doktorun talimatlarına harfiyen uymaları gerekir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/40-yas-ustu-her-2-kisiden-1inin-ortak-sorunu-bel-fitigi-643833">40 Yaş Üstü Her 2 Kişiden 1&#8217;inin Ortak Sorunu Bel Fıtığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağrı Kesiciler Mide Ülserine Kadar Varabilen Sorunlara Yol Açabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agri-kesiciler-mide-ulserine-kadar-varabilen-sorunlara-yol-acabiliyor-643626</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:02:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Alınması]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gastrit]]></category>
		<category><![CDATA[kesiciler]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[Reflü]]></category>
		<category><![CDATA[semptomlar]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetler]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlara]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[ülserine]]></category>
		<category><![CDATA[varabilen]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643626</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağrı kesicilerin gereğinden fazla kullanılmasının mide ülserine yol açabileceğini söyleyen Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Nurettin Coşkun, “Ağrı kesiciler zaman zaman gereğinden fazla kullanılabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agri-kesiciler-mide-ulserine-kadar-varabilen-sorunlara-yol-acabiliyor-643626">Ağrı Kesiciler Mide Ülserine Kadar Varabilen Sorunlara Yol Açabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ağrı kesicilerin gereğinden fazla kullanılmasının mide ülserine yol açabileceğini söyleyen Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Nurettin Coşkun, “Ağrı kesiciler zaman zaman gereğinden fazla kullanılabiliyor. Her ağrı hissedildiğinde ağrı kesici alınması, mide tahrişine ve hatta mide ülserine kadar varabilen sorunlara yol açabiliyor” dedi.</p>
<p>Gastrit ve reflüde beslenme düzeninin önemine dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Nurettin Coşkun, “Beslenme konusunda dikkat edilmesi gereken noktalar vardır. Az sayıda öğünle mideyi aşırı doldurmak yerine daha sık ve daha küçük porsiyonlarla beslenmek semptomların azalmasına yardımcı olabilir. Toplumda sık yapılan hatalardan biri de geç saatlerde yemek yemektir. Yatmadan en az 3-4 saat önce yemek yemeyi bırakmak gerekir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>‘İKİ HASTALIKTA BELİRTİLER FARKLIDIR’</p>
<p>Gastrit ve reflünün birbirinden farklı hastalıklar olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Nurettin Coşkun, “Gastrit ve reflü birbirinden farklı hastalıklardır. Reflünün asıl adı gastroözofageal reflüdür. Gastrit, mide mukozasının iltihaplanmasına verdiğimiz isimdir. Yani mide mukozası patolojik olarak iltihaplanır ve bunun teşhisini endoskopik olarak koyarız. Reflü ise mide içeriğinin, asidin ya da yiyeceklerin yemek borusuna geri kaçması sonucu ortaya çıkan şikayetlere verilen isimdir” dedi.</p>
<p>‘BESLENME VE YAŞAM TARZI ÖNEMLİ ROL OYNUYOR’</p>
<p>Gastrit ve reflünün genellikle yaşam tarzı ve beslenme hatalarıyla ilişkili olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Coşkun, “İkisi arasındaki farklara baktığımızda; gastritte daha çok mide yanması ve mide ağrısı gibi şikayetler görürüz. Reflüde ise hasta, daha üst bölgede, yemek borusunda ve göğüs bölgesinde yanma hisseder. Gastrit ve reflü genellikle beslenme alışkanlıklarındaki yanlışlıklar ve yaşam tarzına bağlı nedenlerle ortaya çıkar. Gastritte mide yanması, mide ağrısı, bulantı ve kusma gibi semptomlar görülebilir. Reflüde ise yemek borusunda ve göğüs bölgesinde yanma hissi ön plandadır. Bunun yanı sıra öksürük ve boğazda gıcık hissi gibi belirtiler de görülebilir” diye konuştu.</p>
<p>‘ALARM SEMPTOMLARINA DİKKAT EDİLMELİ’</p>
<p>Alarm semptomlarının önemine değinen Uzm. Dr. Coşun, “Bazı durumlarda hastaların mutlaka doktora başvurması gerekir. Bunlara alarm semptomları diyoruz. Disfaji olarak adlandırdığımız yutma güçlüğü, yemek yerken direnç hissedilmesi, kilo kaybı, gece terlemesi, demir eksikliği anemisi ve bu şikayetlerin özellikle 45 yaşından sonra ortaya çıkması alarm semptomları arasında yer alır. Bu durumlarda mutlaka bir uzmanın değerlendirmesi gerekir” dedi.<br />‘DOĞRU BESLENME ŞİKAYETLERİ AZALTABİLİR’</p>
<p>Beslenme düzeninin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Coşkun, “Beslenme konusunda da dikkat edilmesi gereken noktalar vardır. Az sayıda öğünle mideyi aşırı doldurmak yerine, daha sık ve daha küçük porsiyonlarla beslenmek semptomların azalmasına yardımcı olabilir. Toplumda sık yapılan hatalardan biri de geç saatlerde yemek yemektir. Yatmadan en az 3-4 saat önce yemek yemeyi bırakmak gerekir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>‘YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ ŞİKAYETLERİN KONTROL ALTINA ALINMASINA KATKI SAĞLAR’</p>
<p>Reflü hastalarında yaşam tarzı düzenlemelerinin etkili olduğunu belirten Uzm. Dr. Coşkun, “Reflü semptomları olan hastalarda yatak başının yükseltilmesi veya çift yastıkla uyunması gibi önlemler faydalı olabilir. Ayrıca stresten uzak durmak, düzenli bir yaşam sürmek, egzersiz yapmak ve sağlıklı beslenmek de şikayetlerin kontrol altına alınmasına katkı sağlar” dedi.</p>
<p>‘GASTRİT HASTALARINDA KULLANILAN BAZI İLAÇLARA DİKKAT EDİLMELİ’</p>
<p>Ağrı kesici kullanımına dikkat çeken Uzm. Dr. Coşkun, “Gastrit hastalarında kullanılan bazı ilaçlara da dikkat edilmelidir. Özellikle ağrı kesiciler zaman zaman gereğinden fazla kullanılabiliyor. Her ağrı hissedildiğinde ağrı kesici alınması, mide tahrişine ve hatta mide ülserine kadar varabilen sorunlara yol açabiliyor” diye konuştu.</p>
<p>‘45 YAŞ SONRASI ŞİKAYETLER CİDDİYE ALINMALI’</p>
<p>Gastrit ve reflünün her yaşta görülebildiğini söyleyen Uzm. Dr. Coşkun, “Reflü ve gastrit her yaşta görülebilen hastalıklardır. Ancak özellikle 45 yaşından sonra aniden başlayan reflü, mide ağrısı veya mide yanması gibi şikayetlerin daha ciddiye alınması ve mutlaka değerlendirilmesi gerekir” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agri-kesiciler-mide-ulserine-kadar-varabilen-sorunlara-yol-acabiliyor-643626">Ağrı Kesiciler Mide Ülserine Kadar Varabilen Sorunlara Yol Açabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günlük yaşamda görülen değişiklikler bağımlılığın en büyük işareti!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunluk-yasamda-gorulen-degisiklikler-bagimliligin-en-buyuk-isareti-643611</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:02:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alptekin]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımlılığın]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılıkla]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[değişiklikler]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[işareti]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamda]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643611</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, bağımlılıkla mücadelede tedavinin mümkün olduğu bilincinin yanı sıra, ailelerin sağlıklı iletişim ve doğru gözlemle süreci erken fark edip destek olmasının önemini hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-yasamda-gorulen-degisiklikler-bagimliligin-en-buyuk-isareti-643611">Günlük yaşamda görülen değişiklikler bağımlılığın en büyük işareti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, bağımlılıkla mücadelede tedavinin mümkün olduğu bilincinin yanı sıra, ailelerin sağlıklı iletişim ve doğru gözlemle süreci erken fark edip destek olmasının önemini hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Bağımlılıkla mücadelede ilk adım, tedavinin mümkün olduğuna inanmak! </strong></p>
<p>Bağımlılıkla mücadele eden kişiler için dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktalar olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Her şeyden önce bağımlılığın zorlayıcı bir hastalık olduğu kabul edilmeli.” dedi.</p>
<p>Bu sürecin zaman zaman kişiye çözümsüz ve aşılması imkânsız gibi görünebileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Ancak en önemli nokta, bağımlılığın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu bilmektir. Kişi tedavinin mümkün olduğunu fark ettiğinde yardım arayışına girebilir ve uygun tedavi sürecine dahil olarak bağımlılıkla daha etkili şekilde mücadele edebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İstek duymak tedavinin başarısız olduğu anlamına gelmez! </strong></p>
<p>Bağımlılık tedavisi sırasında kişinin zaman zaman çaresizlik hissedebileceğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Böyle dönemlerde yaşadığı duyguları yakınlarıyla ve tedavi ekibiyle paylaşması büyük önem taşır.” dedi.</p>
<p>Hangi zorluklarla karşılaştığını ve neden böyle hissettiğini ifade edebilmesinin, sürecin daha sağlıklı ilerlemesine katkı sağlayacağına değinen Dr. Öğr. Üyesi Çetin, şunları söyledi:</p>
<p>“Tedavi devam ederken madde ya da alkol kullanımına yönelik isteklerin ortaya çıkması da mümkündür. Ancak bu durum her şeyin kötüye gittiği anlamına gelmez. İstekle baş etmek ve bu süreçte yaşanan zorlukları hem tıbbi tedavi hem de psikoterapi desteğiyle yönetmek mümkündür. Bu nedenle kişinin umudunu kaybetmemesi gerekir.”</p>
<p><strong>Bağımlılıkla mücadelede en güçlü araç sağlıklı iletişim! </strong></p>
<p>Bağımlılıkla mücadelede ailelerin de dikkat etmesi gereken önemli noktalar bulunduğuna vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bunların başında sağlıklı iletişim gelir.” dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Çetin Bağımlılık riski taşıyan ya da tedavi süreci devam eden çocuk, eş ya da ebeveynle açık ve güvene dayalı iletişim kurabilmenin, sorunların erken fark edilmesini sağlayabileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Bağımlılıkta en önemli ipuçları çoğu zaman günlük yaşamın içinde gizli! </strong></p>
<p>Bir diğer önemli konunun ise gözlem olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Burada kastedilen, kişiyi sürekli takip etmek ya da dedektiflik yapmak değil; onun yaşamındaki değişimleri fark edebilmektir.” dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Günlük yaşamında neler yaşadığı, ruh halinin nasıl olduğu, riskli davranışlar gösterip göstermediği ve sosyal hayatında belirgin değişiklikler olup olmadığı gözlemlenmeli. Ayrıca fizyolojik değişiklikler de dikkate alınmalı. Uyku düzenindeki bozulmalar, beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler ve son haftalar ya da aylar içinde ortaya çıkan açıklanamayan kilo kaybı veya kilo artışı, üzerinde durulması gereken önemli belirtiler arasında yer alır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-yasamda-gorulen-degisiklikler-bagimliligin-en-buyuk-isareti-643611">Günlük yaşamda görülen değişiklikler bağımlılığın en büyük işareti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ücretsiz Diyetisyen Hizmetinden İlk 6 Ayda 291 Kişi Faydalandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ucretsiz-diyetisyen-hizmetinden-ilk-6-ayda-291-kisi-faydalandi-643575</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:01:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[291]]></category>
		<category><![CDATA[ayda]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyen]]></category>
		<category><![CDATA[hizmeti]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetinden]]></category>
		<category><![CDATA[kişi]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ücretsiz]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643575</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çankaya Belediyesi, vatandaşların sağlıklı yaşama erişimini kolaylaştırmak amacıyla önemli bir hizmeti daha hayata geçirdi. Belediye, Karapınar Sağlıklı Yaşam Merkezi bünyesinde ücretsiz diyetisyen hizmeti vermeye başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ucretsiz-diyetisyen-hizmetinden-ilk-6-ayda-291-kisi-faydalandi-643575">Ücretsiz Diyetisyen Hizmetinden İlk 6 Ayda 291 Kişi Faydalandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Çankaya Belediyesi, vatandaşların sağlıklı yaşama erişimini kolaylaştırmak amacıyla önemli bir hizmeti daha hayata geçirdi. Belediye, Karapınar Sağlıklı Yaşam Merkezi bünyesinde ücretsiz diyetisyen hizmeti vermeye başladı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Karapınar Sağlıklı Yaşam Merkezi’nde uygulamaya konulan ücretsiz diyetisyen hizmetinden 2026 yılının ilk altı ayında 291 kişi yararlandı. Merkezde görev yapan diyetisyen tarafından vatandaşlara kişiye özel ve sürdürülebilir beslenme danışmanlığı hizmeti sunulurken, bireylerin yaşam tarzı, sağlık durumu ve ihtiyaçları dikkate alınarak uzun vadede uygulanabilir beslenme alışkanlıkları kazandırılması hedefleniyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Merkezde yalnızca beslenme danışmanlığı değil, bütüncül bir sağlık yaklaşımı da uygulanıyor. Diyetisyen görüşmesi öncesinde hemşire tarafından vatandaşların ön sağlık taramaları gerçekleştiriliyor; boy, kilo ve temel sağlık verileri değerlendirilerek danışmanlık sürecine katkı sağlanıyor. Ayrıca merkezde görev yapan sosyal hizmet uzmanı da ihtiyaç duyan vatandaşlara psikososyal destek sunarak sürecin daha etkin yürütülmesine yardımcı oluyor. Toplum sağlığını önceleyen bu hizmet ile Çankaya Belediyesi hem sağlık hem de ekonomik açıdan ilçe halkına önemli bir katkı sağlıyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span><span>RANDEVU SİSTEMİ İLE HİZMET ALINABİLİYOR</span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Vatandaşlar, Karapınar Sağlıklı Yaşam Merkezi’nde sunulan ücretsiz diyetisyen hizmetinden faydalanmak için 0312 458 89 00 / 1185 numaralı telefonu arayarak doğrudan diyetisyene ulaşabiliyor ve randevu alabiliyor. Randevu sistemiyle sunulan hizmet, düzenli ve verimli bir danışmanlık sürecini de beraberinde getiriyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ucretsiz-diyetisyen-hizmetinden-ilk-6-ayda-291-kisi-faydalandi-643575">Ücretsiz Diyetisyen Hizmetinden İlk 6 Ayda 291 Kişi Faydalandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk sorunuz, &#8220;Karnen nasıl?&#8221; olmasın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ilk-sorunuz-karnen-nasil-olmasin-643572</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:00:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alan]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[karne]]></category>
		<category><![CDATA[karnen]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[notlar]]></category>
		<category><![CDATA[olmasın]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sorunuz]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643572</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okulların kapanmasına ve karne gününe sayılı günler kala bazı çocuklar yüksek notlarının sevincini yaşarken, bazıları ise karnelerindeki zayıf notlar nedeniyle kaygı duyuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ilk-sorunuz-karnen-nasil-olmasin-643572">İlk sorunuz, &#8220;Karnen nasıl?&#8221; olmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Okulların kapanmasına ve karne gününe sayılı günler kala bazı çocuklar yüksek notlarının sevincini yaşarken, bazıları ise karnelerindeki zayıf notlar nedeniyle kaygı duyuyor.<strong> Acıbadem Bakırköy Hastanesi Klinik Psikolog Seda Akcan,</strong> ebeveynlerin her iki durumda da çocuklarına yaklaşımlarının karnedeki notlardan çok daha kalıcı etkiler bırakabileceğine dikkat çekerek, “Karne dönemi yalnızca akademik başarının değerlendirildiği bir süreç değil; aynı zamanda çocukların kendileriyle ilgili algılarının şekillenebildiği önemli bir dönemdir. Karneyi çocuğun değerini gösteren bir belge olarak görmek yerine, eğitim yılı boyunca gösterdiği çabanın ve gelişimin bir yansıması olarak değerlendirmek önemlidir” diyor.  </p>
<p>Özellikle düşük notlarla karşılaşıldığında eleştirel, suçlayıcı veya kıyaslayıcı tutumların çocukların özgüvenini zedeleyebileceği uyarısında bulunan <strong>Klinik Psikolog Seda Akcan, </strong> “Çocukların sağlıklı gelişimleri için en büyük ihtiyaçlarından biri anlayışlı ve destekleyici ebeveynlerdir. Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta ise   çocuklara koşulsuz kabul ve destek duygusunu hissettirmektir. Çocuklar notlarından bağımsız olarak sevildiklerini ve değer gördüklerini hissettiklerinde hem psikolojik dayanıklılıkları hem de öğrenme motivasyonları güçlenmektedir” diye konuşuyor. <strong>Klinik Psikolog Seda Akcan,</strong> karne günü ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken 8 yaklaşımı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Önce nasıl hissettiğini sorun </strong></p>
<p>Kendini anlaşılmış hisseden çocuklar, yaşadıkları süreci daha sağlıklı yönetebiliyor. Dolayısıyla karneye bakmadan önce çocuğunuza karne notlarıyla ilgili neler hissettiğini sorun. Heyecan, mutluluk, kaygı veya hayal kırıklığı gibi duygularını ifade etmesine fırsat tanıyın.</p>
<p><strong>Koşulsuz kabul mesajı verin</strong></p>
<p>Çocuklar, başarılarından bağımsız olarak sevildiklerini ve kabul gördüklerini hissetmeye ihtiyaç duyarlar. Ebeveynlerin kullandığı dil bu noktada oldukça önemlidir. “Seni notların için değil, sen olduğun için seviyorum” mesajı çocuğun psikolojik dayanıklılığını güçlendiriyor. Güvenli bağlanma ve sağlıklı özgüvenin temelinde “koşulsuz kabul” yer alıyor. </p>
<p><strong>Başarıyı takdir edin, ancak baskı oluşturmayın</strong></p>
<p>İyi notlar alan çocukların emeklerini ve çabalarını takdir etmek önem taşıyor. Ancak başarıyı yalnızca notlarla ilişkilendirmenin ilerleyen dönemlerde performans baskısına yol açabileceğini vurgulayan Klinik Psikolog Seda Akcan,  “Çocuğun kişiliğini değil, davranışını övmek daha sağlıklı bir yaklaşımdır. Takdir, motivasyon kaynağı olmalı; baskı unsuru haline gelmemelidir” diyor. </p>
<p><strong>Düşük notlarda suçlayıcı olmayın</strong></p>
<p>Düşük notlar karşısında öfkelenmek, ceza vermek veya aşağılayıcı ifadeler kullanmak çocuğun özgüvenini olumsuz etkileyebiliyor. Klinik Psikolog Seda Akcan, bunun yerine düşük performansın nedenlerinin araştırılması gerektiğini belirterek, “Öğrenme güçlüğü, dikkat sorunları, motivasyon eksikliği veya duygusal zorluklar gibi birçok etken söz konusu olabilir. Çözüm odaklı yaklaşım her zaman daha faydalıdır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Arkadaşlarıyla kıyaslamayın</strong></p>
<p>Her çocuğun öğrenme hızı, ilgi alanları ve yetenekleri farklı oluyor. “Komşunun çocuğu daha başarılı”, “Sen neden yapamadın?” gibi ifadeler motivasyonu artırmak yerine başarısızlık duygusunu pekiştirebiliyor. Bunun yerine çocuğun yaşadığı zorlukları anlamaya çalışmak ve çözüm odaklı bir yaklaşım benimsemek daha sağlıklı sonuçlar veriyor. </p>
<p><strong>Karneyi ödül veya ceza aracı olarak görmeyin</strong></p>
<p>“Karneyi bir ödül veya ceza mekanizması olarak değil, gelişim alanlarını gösteren bir geri bildirim olarak değerlendirmek gerekir” diyen Klinik Psikolog Seda Akcan, sözlerine şöyle devam ediyor: “Karne günü çocukların yalnızca eksiklerine değil, güçlü yönlerine de dikkat çekmek gerekir. Her çocuğun öğrenme hızı, ilgi alanları ve yetenekleri farklıdır. Çocuğun hangi alanlarda güçlü olduğunu ve hangi alanlarda desteğe ihtiyaç duyduğunu görmek önemlidir. Böylece gelecek dönem için daha gerçekçi hedefler belirlenebilir. Karne bir sonuç değil, yeni bir başlangıç olabilir.”</p>
<p><strong>Yaz tatilini ceza dönemine dönüştürmeyin</strong></p>
<p>Çocuğun düşük notları nedeniyle tüm yaz tatilini ders çalışarak geçirmesini beklemek doğru bir yaklaşım değildir. Yeterince dinlenebilen çocuklar yeni döneme daha hazır başlayabiliyor. Tatil, çocukların dinlenme, oyun oynama ve psikolojik olarak yenilenme dönemidir. Elbette eksik konular desteklenebilir, ancak bunun dengeli şekilde yapılması gerekiyor. </p>
<p><strong>Gelecek dönem için birlikte plan yapın</strong></p>
<p>Karne sonrasında geçmişe takılı kalmak yerine geleceğe odaklanmak daha yararlı oluyor. Çocuğun güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerinin birlikte değerlendirilerek yeni hedeflerin belirlenmesi fayda sağlıyor. Bu süreçte çocuğun da fikirlerinin alınması sorumluluk duygusunu artırıyor. Ortak planlar, akademik gelişimi destekleyen önemli bir unsur olarak öne çıkıyor. </p>
<p><strong> </strong></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ilk-sorunuz-karnen-nasil-olmasin-643572">İlk sorunuz, &#8220;Karnen nasıl?&#8221; olmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geceleri Horlama ve Boğulma Hissine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/geceleri-horlama-ve-bogulma-hissine-dikkat-643566</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:00:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[boğulma]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[geceleri]]></category>
		<category><![CDATA[hissine]]></category>
		<category><![CDATA[horlama]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku Apnesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643566</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda oldukça yaygın görülen horlama, çoğu zaman yalnızca sosyal bir rahatsızlık olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/geceleri-horlama-ve-bogulma-hissine-dikkat-643566">Geceleri Horlama ve Boğulma Hissine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda oldukça yaygın görülen horlama, çoğu zaman yalnızca sosyal bir rahatsızlık olarak değerlendiriliyor. Ancak horlama basit bir uyku alışkanlığından çok daha fazlasını ifade ediyor. Özellikle gece boyunca nefes durmalarıyla seyreden uyku apnesinin en önemli belirtilerinden biri olan horlama, farkında olmadan sağlığı tehdit edebiliyor. İleri yaş, kilo artışı ve yaşam tarzına bağlı faktörlerle görülme sıklığı artan bu sorun, yalnızca kişinin değil aynı ortamı paylaştığı aile bireylerinin de uyku kalitesini bozuyor. Tedavi edilmediğinde ise yüksek tansiyondan kalp ve damar hastalıklarına, diyabetten gündüz aşırı uyku haline kadar birçok problem zemin hazırlayabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Erdal Seren, horlama ve uyku apnesi hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Sürekli horluyorsanız nedeni araştırılmalı</strong></p>
<p>Uyku sırasında üst solunum yollarındaki kasların gevşemesi sonucu hava yolunun daralmasıyla ortaya çıkan horlama, vücudun yeterli oksijen alamadığını gösterebilen önemli bir bulgudur. Yumuşak damağın ve küçük dilin uzun olması, bademcik ve geniz eti büyüklüğü, burun tıkanıklıkları ile fazla kilo gibi faktörler horlamaya neden olabilir. Ara sıra görülen horlama çoğu kişi için önemli bir sorun oluşturmasa da, sürekli hale gelmesi ve uykuda nefes durmalarıyla birlikte seyretmesi durumunda mutlaka değerlendirilmesi gerekir.</p>
<p><strong>Uyku apnesinin göz ardı edilmemesi gereken 8 belirtisi</strong></p>
<p>Uyku apnesi bulunan kişiler, gece boyunca farkında olmadan defalarca nefessiz kalabilir. Bunun sonucunda şu belirtiler ortaya çıkabilir:</p>
<ul>
<li>Horlama</li>
<li>Gece boğulma hissiyle uyanma </li>
<li>Çarpıntı</li>
<li>Sık idrara çıkma</li>
<li>Sinirlilik ve depresif ruh hali</li>
<li>Gün içinde sürekli uyku hali ve halsizlik</li>
<li>Dikkat eksikliği ve performans düşüklüğü</li>
<li>Sabah baş ağrısı</li>
</ul>
<p>Uzun dönemde tedavi edilmeyen uyku apnesi; yüksek tansiyon, kalp ritim bozuklukları, kalp krizi, felç, tip 2 diyabet ve ani ölüm riskini artırabilmektedir. Ayrıca horlama yalnızca hastayı değil, aynı odada uyuyan kişileri de etkileyerek uyku kalitesini düşürmekte; kronik yorgunluk, stres ve yaşam kalitesinde azalmaya neden olabilmektedir.</p>
<p><strong>Kesin tanı için uyku testi şart</strong></p>
<p>Hastalığın tanısında en önemli yöntemlerden biri, uyku laboratuvarında gerçekleştirilen polisomnografi yani uyku testidir. Bu incelemede kişinin gece boyunca solunum hareketleri, oksijen düzeyi, kalp ritmi, beyin dalgaları ve uyku düzeni değerlendirilerek horlama ve uyku apnesinin derecesi belirlenir. Bunun yanı sıra Kulak Burun Boğaz muayenesiyle hava yolunda darlığa neden olan anatomik problemler de ayrıntılı şekilde incelenir.</p>
<p><strong>Tedavinin kişiye özel yaklaşımla planlanması büyük önem taşıyor</strong></p>
<p>Horlama ve uyku apnesinin tedavisi, hastalığın şiddetine ve altta yatan nedenlere göre değişiklik göstermektedir. İlk aşamada kilo verilmesi, sigara ve alkol kullanımının bırakılması, düzenli uyku alışkanlığı kazanılması, doğru yatış pozisyonunun tercih edilmesi ve burun tıkanıklıklarının giderilmesi gibi yaşam tarzı değişiklikleri önerilir. Hafif ve orta dereceli vakalarda ise ağız içi aparatlar kullanılarak hava yolu genişletilebilir ve horlama azaltılabilir.</p>
<p><strong>Cerrahi tedaviyle hem horlama hem apne kontrol altına alınabiliyor</strong></p>
<p>Anatomik darlıkların ön planda olduğu veya diğer tedavi yöntemlerinin yetersiz kaldığı hastalarda cerrahi seçenekler gündeme gelebilmektedir. Lazer veya radyofrekans destekli yumuşak damak ameliyatları, burun eğriliğinin düzeltilmesi, konka küçültme işlemleri, nazal valv cerrahisi ile bademcik ve geniz eti operasyonları hava yolunu genişleterek solunumun rahatlamasını sağlayabilir. Uygun hastalarda uygulanan cerrahi tedaviler, hem horlamayı hem de uyku apnesine bağlı şikâyetleri önemli ölçüde azaltabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/geceleri-horlama-ve-bogulma-hissine-dikkat-643566">Geceleri Horlama ve Boğulma Hissine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan 7&#8217;sinde Ne İse 70&#8217;inde O Değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/insan-7sinde-ne-ise-70inde-o-degil-643518</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 22:12:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[70]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[inde]]></category>
		<category><![CDATA[nsan]]></category>
		<category><![CDATA[şe]]></category>
		<category><![CDATA[sinde]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643518</guid>

					<description><![CDATA[<p>"İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur" ya da "Bu yaştan sonra ben değişmem" düşüncesi, nörobilimin son yıllardaki keşifleriyle birlikte tamamen geçerliliğini yitirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insan-7sinde-ne-ise-70inde-o-degil-643518">İnsan 7&#8217;sinde Ne İse 70&#8217;inde O Değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur&#8221; ya da &#8220;Bu yaştan sonra ben değişmem&#8221; düşüncesi, nörobilimin son yıllardaki keşifleriyle birlikte tamamen geçerliliğini yitirdi. İnsan beyninin yeni deneyimler, düşünceler ve hatta günlük alışkanlıklar aracılığıyla kendi sinirsel bağlarını sıfırdan yapılandırabildiğini gösteren &#8220;nöroplastisite&#8221; yeteneği, biyolojik olarak her an yeniden başlayabileceğimizi kanıtlıyor. Psikoterapide şahit olunan zihinsel dönüşümlerin aslında beyindeki somut, fiziksel değişimlerin birer yansıması olduğunu vurgulayan <strong>Acıbadem Life, Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri</strong>, “Zihnimiz, ona gün içinde nasıl davrandığımıza, neyi dert edindiğimize veya nasıl nefes aldığımıza göre şekillenir. Değişmek sadece psikolojik bir karar değil, biyolojik bir süreçtir ve bunun için büyük travmalar beklemeye gerek yoktur; bugün atacağınız küçük bir adım, beyninizde yeni bir patika açabilir” diyor.</p>
<p><strong>&#8220;Plastik Beyin&#8221; Ne Demek? </strong></p>
<p>Nöroplastisite kavramının, beynin deneyimler, düşünceler ve davranışlar aracılığıyla sinirsel bağlantılarını (nöral ağlarını) sıfırdan yapılandırabilme kapasitesini ifade ettiğini belirten <strong>Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri</strong>, &#8220;Beyindeki bu değişim süreci, tıpkı ormanda yeni kullanılmaya başlanan bir patikayı andırır. Aynı yoldan tekrar tekrar geçtikçe o iz derinleşir, patika genişler ve belirgin bir yol haline gelir. Buna karşılık, kullanılmayan eski bağlantılar ise zamanla zayıflar ve yerlerini yeni nöral yollara bırakır. Yani beynimiz, statik bir yapı değil; sürekli işlenen, canlı bir haritadır&#8221; benzetmesini kullanıyor.</p>
<p>Bu yeniden yapılanma ve dönüşüm sürecinin gerçekleşmesi için hayatımızda çok büyük travmaların ya da çok yoğun akademik öğrenme süreçlerinin yaşanmasının şart olmadığını vurgulayan <strong>Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri</strong>, sürecin gizli gücünün günlük detaylarda saklı olduğunu ifade ederek “Beyindeki nöral esneklik, aslında biz farkında olmasak da gündelik yaşamda sessiz sedasız sürer. Gün içinde dikkatimizi nereye verdiğimiz, hangi düşünce kalıplarını alışkanlık haline getirdiğimiz, hatta nasıl nefes aldığımız bile bu biyolojik süreci doğrudan etkiler ve beynimizi şekillendirir” diyor.</p>
<p><strong>&#8220;Psikolojik Değişim Aslında Fiziksel Bir Beyin Değişimidir&#8221;</strong></p>
<p>Psikolojik gelişimin biyolojik karşılığını terapi odaklarından verdiği örnekle açıklayan Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri, “Terapi odalarında danışanların bakış açılarının genişlemesi, eski alışkanlıklarını bırakıp yeni davranış kalıpları geliştirmesi ya da geçmiş travmatik anılarla kurdukları ilişkilerin değişmesi, yalnızca soyut birer düşünce dönüşümü değildir. Bu süreçlerin tamamı, beyin düzeyinde gerçekleşen somut, fiziksel değişimlerin ve yeni nöral yolların inşa edilmesinin birer yansımasıdır. Kısacası, kalıcı her psikolojik değişim, aslında beynin fiziksel olarak yeniden şekillenmesi anlamına gelir&#8221; ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Beynin 3 Dostu</strong></p>
<p>Nöroplastisite kapasitesini en üst düzeye çıkarmak ve zihinsel esnekliği desteklemek için hayatımıza dahil edebileceğimiz unsurları sıralayan <strong>Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri</strong>, beynin bu süreçteki en büyük 3 destekçisini açıklıyor;</p>
<ul>
<li><strong>Düzenli Fiziksel Egzersiz:</strong> Egzersiz yapmak, beyinde yeni sinir hücrelerinin oluşumunu (nörojenez) ve hücreler arası iletişimi sağlayan proteinlerin (BDNF) salgılanmasını doğrudan tetikler.</li>
<li><strong>Kaliteli Uyku Düzeni:</strong> Gün içinde öğrenilen bilgilerin kalıcı hafızaya aktarılması, sinirsel bağlantıların güçlenmesi ve beynin ertesi güne sağlıklı bir şekilde hazırlanması ancak kaliteli bir uyku süreciyle mümkündür.</li>
<li><strong>Yeni Deneyimler ve Öğrenme:</strong> Rutinlerin dışına çıkmak; yeni bir dil öğrenmek, bir enstrüman çalmayı denemek ya da farklı hobiler edinmek beyinde hiç kullanılmamış yeni patikaların açılmasını sağlar.</li>
</ul>
<p><strong>Acıbadem Life, Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri</strong>, bu üç temel faktörün yanı sıra sağlıklı beslenme alışkanlıklarının ve stres yönetiminin de nöroplastisite sürecini doğrudan besleyen yapı taşları olduğunu vurguluyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insan-7sinde-ne-ise-70inde-o-degil-643518">İnsan 7&#8217;sinde Ne İse 70&#8217;inde O Değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepsi ilaçları kişiye özel planlanmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepsi-ilaclari-kisiye-ozel-planlanmali-643437</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 22:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kişiye]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[planlanmalı]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Sultan Tarlacı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643437</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, epilepsi hastalığının tedavisinde doğru ilaç seçimi, kişiye özel yaklaşım, gebelik ve genetik riskler gibi konularda açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsi-ilaclari-kisiye-ozel-planlanmali-643437">Epilepsi ilaçları kişiye özel planlanmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, epilepsi hastalığının tedavisinde doğru ilaç seçimi, kişiye özel yaklaşım, gebelik ve genetik riskler gibi konularda açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Epilepside hızlı çözüm arayışı yanlış tedaviye yol açabiliyor!</strong></p>
<p>Epilepsinin, halk arasında sara hastalığı olarak bilinen ve nöroloji pratiğinde sık karşılaşılan hastalıklardan biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Nöbetlerin korkutucu olması nedeniyle hastalar genellikle tedaviden kısa sürede sonuç almak ister ve bu süreçte birçok farklı hekime başvurabilir. Oysa epilepsi hastalarının yaklaşık yüzde 70’i, uygun ilaç seçimi ve düzenli takip ile tedaviye oldukça iyi yanıt verir.” dedi.</p>
<p>Epilepsi tedavisinde en sık karşılaşılan sorunlardan birinin, çoklu ilaç kullanımı ve ilaçların düşük dozlarda verilmesi olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tarlacı, “Birden fazla ilaç kullanılsa da bunların etkili dozlara ulaşmaması tedavinin başarısını azaltır. Oysa nörolojide temel prensip; tek ilaçla başlanması, ilacın etkili ve tolere edilebilen en yüksek doza kadar artırılması, yanıt alınamadığı durumlarda ise uygun bir ilacın eklenmesidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişiye özel tedavinin anahtarı ilaç kan düzeylerinin ölçülmesi! </strong></p>
<p>Geçmişte ilaç dozlarının hastanın kilosuna göre hesaplanırken, günümüzde epilepsi ilaçlarının kandaki düzeyleri ölçülerek daha hassas bir tedavi planı oluşturulabildiğini aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Her epilepsi ilacının kanda bulunması gereken bir tedavi aralığı vardır. İlacın düzeyi bu aralığın altında kaldığında yeterli etki sağlanamazken, üst sınırın aşılması yan etki riskini artırır. Bu nedenle ilaç kan düzeylerinin takip edilmesi, tedavinin etkinliği açısından büyük önem taşır.” dedi.</p>
<p>İlaç düzeylerinin ölçülmesinin aynı zamanda kişiye özel tedavinin de temelini oluşturduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Çünkü insanların bağırsak yapıları, metabolizmaları ve karaciğer fonksiyonları birbirinden farklıdır. Aynı doz ilaç, farklı kişilerde farklı kan seviyelerine ulaşabilir. Bu nedenle tedavinin bireyselleştirilmesi gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Epilepside her nöbet türü için aynı ilaç kullanılmaz! </strong></p>
<p>Tedavide karşılaşılan bir diğer sorunun ise nöbet tipine uygun ilaç seçilmemesi olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Epilepside her nöbet türü için aynı ilaç kullanılmaz.” dedi.</p>
<p>Ayrıca ilaç seçimi yapılırken hastanın yaşı, cinsiyeti ve yaşam planlarının da dikkate alınması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Tarlacı şunları söyledi.</p>
<p>“Özellikle doğurganlık çağındaki kadınlarda, ileride gebelik planı olabileceği göz önünde bulundurularak ilaç tercihi yapılmalıdır. Çünkü bazı epilepsi ilaçları gebelik döneminde kullanıma uygun değildir. Bunun yanı sıra epilepsi ilaçlarının yan etki profilleri de farklılık gösterir. Bazı ilaçlar dikkat dağınıklığı, uyku hali ve yorgunluğa neden olabilirken; bazıları kilo alımına, iştah artışına veya iştah kaybına yol açabilir. Kimi ilaçlar ise depresif belirtileri, öfke veya sinirliliği artırabilir. Bu nedenle ilaç seçimi yapılırken hastanın ruhsal durumu, kilosu, yaşam tarzı ve mesleği de göz önünde bulundurulmalıdır.”</p>
<p><strong>Epilepsi kalıtsal olabilir ama risk sanıldığı kadar yüksek değil!</strong></p>
<p>Epilepsi ile ilişkili bilinen bazı genetik özellikler olduğunu aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Özellikle bazı nöbet türleri ailelerde daha sık görülebilir.” dedi.</p>
<p>Ancak genel olarak epilepsi hastası bir kişinin çocuğunda epilepsi görülme olasılığının toplum ortalamasına göre yalnızca bir miktar arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarlacı, “Toplumda yaklaşık yüzde 1 olan risk, epilepsi öyküsü bulunan ailelerde yüzde 2 civarına çıkabilir. Bu nedenle epilepsi hastalarının çocuklarında mutlaka epilepsi gelişeceğini söylemek doğru değildir. Öte yandan çocukluk çağında ateşli havale geçirmiş annelerin çocuklarında da ateşli havale görülme riski daha yüksektir. Ayrıca çocukluk döneminde ateşli havale geçiren kişilerde ilerleyen yıllarda epilepsi gelişme olasılığı da artmaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Epilepsi hastaları da sağlıklı gebelik geçirebilir!</strong></p>
<p>Toplumda yaygın olan ‘epilepsi hastalarının çocuk sahibi olmaması gerektiği’   inanışının da yanlış olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Epilepsi hastalarına ‘gebe kalmayın’ ya da ‘çocuğunuzda mutlaka epilepsi olur’ şeklinde bir öneride bulunulmaz. Uygun ilaç düzenlemeleri ve düzenli takip ile epilepsi hastaları sağlıklı gebelikler geçirebilir ve sağlıklı çocuklar dünyaya getirebilir.” dedi.</p>
<p>Gebelik döneminde salgılanan progesteron hormonunun nöbetler üzerinde koruyucu etkisi bulunduğuna değinen Prof. Dr. Tarlacı, özellikle gebeliğin ilk üç ayından sonra, progesteron düzeylerindeki belirgin artış nedeniyle birçok hastada nöbet sıklığının azaldığını ve sonraki aylarda nöbetlerin daha iyi kontrol altına alınabildiğini söyledi. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsi-ilaclari-kisiye-ozel-planlanmali-643437">Epilepsi ilaçları kişiye özel planlanmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yazın Çocuklarda Sık Görülen Bu 5 Sağlık Sorununa Dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yazin-cocuklarda-sik-gorulen-bu-5-saglik-sorununa-dikkat-643327</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 22:05:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sorununa]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[yazın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643327</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz tatili çocuklar için oyun, deniz, havuz ve açık havada geçirilen keyifli saatler anlamına geliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yazin-cocuklarda-sik-gorulen-bu-5-saglik-sorununa-dikkat-643327">Yazın Çocuklarda Sık Görülen Bu 5 Sağlık Sorununa Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz tatili çocuklar için oyun, deniz, havuz ve açık havada geçirilen keyifli saatler anlamına geliyor. Ancak sıcaklıkların yükselmesi, beslenme düzeninin değişmesi ve çocukların günün büyük bölümünü dışarıda geçirmesi bazı sağlık sorunlarının görülme sıklığını da artırabiliyor. Özellikle küçük çocuklar, vücut ısılarını yetişkinler kadar kolay dengeleyemedikleri için sıcak havalardan ve çevresel etkenlerden daha fazla etkilenebiliyor. Güneş çarpması, ishal, kulak ve göz enfeksiyonları, cilt problemleri ve böcek ısırıkları yaz aylarında çocuklarda en sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında bulunuyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Mehmet Ali Duman, çocukların yaz tatilini sağlıklı, güvenli ve keyifli geçirebilmesi için yaz aylarında sık görülen sağlık problemlerini ve korunma yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yaz aylarında çocukların hastalıklara veya durumlara yakalanmaması için öneriler şunlardır;</strong></p>
<p>Yazın çocuklar daha fazla enerji harcar ancak ebeveynlerin dikkatli olmasıyla bu dönem sorunsuz geçirilebilir. Yüksek ateş, şiddetli ishal, kusma veya bilinç bulanıklığı gibi durumlarda vakit kaybetmeden en yakın sağlık kurumuna başvurulmalıdır.</p>
<p><strong>1. Güneş çarpması ve aşırı sıcak tehlikesine karşı;</strong></p>
<ul>
<li>Çocuklar 11:00-16:00 saatleri arasında doğrudan güneş altında bırakılmamalıdır.</li>
<li>Bol pamuklu, açık renkli ve hafif kıyafetler giydirilmeli, başlarını mutlaka şapka ile korumalıdır.</li>
<li>Günde en az 1-1,5 litre (yaşa göre) su içmeleri sağlanmalı, susuzluk beklenmeden düzenli aralıklarla su verilmelidir.</li>
<li>Araç içinde veya kapalı alanlarda asla yalnız bırakılmamalıdır.</li>
</ul>
<p><strong>2. İshal ve mide-bağırsak enfeksiyonlarından korunmak için;</strong></p>
<ul>
<li>Ellerin sık sık sabunla yıkanması alışkanlığı kazandırılmalıdır.</li>
<li>Meyve ve sebzeler iyice yıkanmalı, çiğ tüketilen gıdalar dikkatli seçilmelidir.</li>
<li>Açıkta satılan yiyecek, dondurma ve sokak yemeklerinden kaçınılmalıdır.</li>
<li>Sadece şişelenmiş veya kaynatılmış su tüketilmelidir.</li>
</ul>
<p><strong>3. Deniz ve havuz kaynaklı enfeksiyonlara karşı;</strong></p>
<ul>
<li>Havuz yerine temiz deniz tercih edilmelidir.</li>
<li>Yüzme sonrası çocuklar mutlaka duş almalı ve ıslak mayo ile uzun süre oturmamalıdır.</li>
<li>Kulakları iyice kurulamak kulak enfeksiyonlarını önler.</li>
<li>Havuz sonrası gözlerde kızarıklık veya kaşıntı olursa hemen müdahale edilmelidir.</li>
</ul>
<p><strong>4. Cilt sorunları (İsilik, mantar, böcek ısırıkları) için;</strong></p>
<ul>
<li>Aşırı terlemeyi önlemek için serin duşlar alınmalı, pudra kullanılabilir.</li>
<li>Ayaklara terlik giydirilmeli, ıslak ayakla yürümekten kaçınılmalıdır.</li>
<li>Sivrisinek ve böcek kovucu spreyler (doğal içerikli olanlar) kullanılmalı, akşam saatlerinde dışarıda korunmalıdır.</li>
<li>Ciltte kızarıklık, kabarcık veya kaşıntı görüldüğünde hemen serin ve kuru tutulmalıdır.</li>
</ul>
<p><strong>5. Genel yaz hijyen ve beslenme kuralları;</strong></p>
<ul>
<li>Çocukların tırnakları kısa kesilmeli, hijyen kurallarına uymaları teşvik edilmelidir.</li>
<li>Bol meyve, yoğurt, ayran ve ev yapımı serinletici içecekler tercih edilmelidir.</li>
<li>Haftalık kilosu takip edilmeli, aşırı dondurma ve gazlı içecek tüketimi sınırlanmalıdır.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yazin-cocuklarda-sik-gorulen-bu-5-saglik-sorununa-dikkat-643327">Yazın Çocuklarda Sık Görülen Bu 5 Sağlık Sorununa Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güneş koruyucu sınırsız güneşlenme sağlamaz!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunes-koruyucu-sinirsiz-guneslenme-saglamaz-643307</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 22:04:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş Koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[güneşlenme]]></category>
		<category><![CDATA[koruma]]></category>
		<category><![CDATA[koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[sağlamaz]]></category>
		<category><![CDATA[sınırsız]]></category>
		<category><![CDATA[Spf]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[ürünlerin]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643307</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında güneş ışınlarına maruz kalma süresinin artmasıyla birlikte ciltte güneş yanıkları, lekelenmeler, erken yaşlanma belirtileri ve bazı alerjik reaksiyonlar daha sık görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunes-koruyucu-sinirsiz-guneslenme-saglamaz-643307">Güneş koruyucu sınırsız güneşlenme sağlamaz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında güneş ışınlarına maruz kalma süresinin artmasıyla birlikte ciltte güneş yanıkları, lekelenmeler, erken yaşlanma belirtileri ve bazı alerjik reaksiyonlar daha sık görülüyor. Özellikle ultraviyole (UV) ışınları cilt hücrelerinin DNA yapısında hasara yol açarak, uzun vadede cilt kanseri riskini artırabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı&#8217;nın (IARC) 2022 yılı verilerine göre, dünya genelinde 1,5 milyondan fazla yeni cilt kanserleri teşhis edildi.  Üstelik, eskiden daha ileri yaşlarda görülen cilt kanserleri artık 30’lu ve 20’li yaşlardaki bireylerde de daha sık karşımıza çıkıyor. Bu artışta kontrolsüz güneşlenme alışkanlıkları ve çocukluk dönemindeki yoğun ultraviyole ışınlarına maruz kalma önemli rol oynuyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Ceyda Çaytemel, </strong>güneşin zararlı etkilerinden korunmamızda güneş   koruyucu ürünlerin kilit bir rol üstlendiğini belirterek, “Koruyucu ürünler ultraviyole ışınlarının cilt üzerindeki zararlı etkilerini azaltarak hem erken yaşlanma sorunlarına hem de cilt kanseri riskine karşı önemli bir koruma sağlar. Ancak etkin koruma için doğru ürün seçimi ve doğru kullanım büyük önem taşır. En sık yapılan üç hata; güneş koruyucuyu yetersiz miktarda sürmek, gün içinde yenilememek ve koruyucuya güvenerek uzun süre güneş altında kalmaktır” diyor.  <strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Ceyda Çaytemel, </strong>güneş koruyucularda dikkat etmemiz gereken en önemli 10 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>“İstediğim kadar güneşlenebilirim” hatasına düşmeyin! </strong></p>
<p><strong> </strong>Güneş koruyucu kullanmanın güneş altında sınırsız süre kalabileceğimiz anlamına gelmediği uyarısında bulunan Dr. Öğretim Üyesi Ceyda Çaytemel, “Özellikle güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında doğrudan güneş maruziyetinden kaçınılmalı. Ayrıca, geniş kenarlı şapka ve UV koruyucu güneş gözlüğü kullanılmalı, sık dokunmuş açık renkli giysiler tercih edilmeli ve mümkün olduğunca gölge alanlarda kalınmalıdır. Çünkü en etkili güneşten korunma, güneş koruyucu ürünlerin fiziksel korunma önlemleriyle birlikte kullanılmasıyla sağlanır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>SPF 50 altı ürünler yetersiz kalabilir</strong></p>
<p>SPF (Sun Protection Factor-Güneş Koruma Faktörü), güneş koruyucunun cildi güneş yanığından sorumlu olan UVB ışınlarına karşı ne ölçüde koruduğunu gösteren bir değerdir. SPF değeri yükseldikçe cilde ulaşan UVB ışınlarının yoğunluğu azalıyor. Örneğin SPF 30, UVB ışınlarının yaklaşık yüzde 97&#8217;sini; SPF 50 de yaklaşık yüzde 98&#8217;ini filtreliyor. Dr. Öğretim Üyesi Ceyda Çaytemel, “Bu nedenle günlük kullanımda en az SPF 30, yaz aylarında ve yoğun güneş maruziyetinde ise SPF 50 ve üzeri koruma sağlayan ürünler tercih edilmelidir” diyor.  </p>
<p><strong>Sadece SPF tek başına yeterli değil </strong></p>
<p>Güneş koruyucunun yüksek SPF değeri içermesi tek başına yeterli gelmiyor. Ürünün hem UVB ışınlarına hem de cildin daha derin katmanlarına ulaşabilen UVA ışınlarına karşı geniş spektrumlu koruma sağlaması gerekiyor. Çünkü cilt yaşlanması ve bazı cilt kanserleriyle özellikle UVA ışınları ilişkili oluyor. Bu nedenle, ambalaj üzerinde “Broad Spectrum”, “UVA/UVB Koruması” veya UVA logosu bulunan ürünleri tercih etmeniz cilt sağlığınız için çok önemli.</p>
<p><strong> Filtre seçimine mutlaka dikkat edin</strong></p>
<p>Güneş koruyucularda kullanılan filtreler genel olarak kimyasal (organik) ve fiziksel/mineral (inorganik) olmak üzere iki gruba ayrılıyor. Kimyasal filtreler UV ışınlarını emerek zararsız ısı enerjisine dönüştürürken, fiziksel filtreler UV ışınlarını yansıtarak ve dağıtarak koruma sağlıyor. Günümüzde birçok ürün her iki filtre grubunu birlikte içerecek şekilde formüle ediliyor.  Dr. Öğretim Üyesi Ceyda Çaytemel, kimyasal ve mineral filtreli koruyucuların özelliklerini şöyle anlatıyor: </p>
<p>“Kimyasal filtreli ürünler genellikle daha hafif yapılıdır, ciltte beyaz kalıntı bırakmaz ve kozmetik açıdan daha konforludur. Bu nedenle yağlı ve akneye eğilimli ciltlerde sıklıkla tercih edilir. Ancak çok hassas ciltlerde veya bazı alerjik bünyelerde tahriş gelişme riski olabilir. Fiziksel filtreli ürünlerde ise en sık çinko oksit ve titanyum dioksit kullanılır. Bu ürünler geniş spektrumlu koruma sağlar ve hassas ciltlerde genellikle daha iyi tolere edilir. Özellikle bebeklerde, çocuklarda, hamilelerde, rosacea veya atopik dermatit gibi cilt hassasiyeti bulunan kişilerde öncelikli seçenektir.”</p>
<p><strong>Cilt tipinize uygun olması çok önemli </strong></p>
<p>Her güneş koruyucu her cilt tipi için uygun olmayabiliyor. Yağlı ve akneye eğilimli ciltlerde hafif yapılı, su bazlı ve komedojenik olmayan ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Ceyda Çaytemel, “Kuru ciltlerde ise nemlendirici içeriği zengin formüller daha iyi sonuç verirken, hassas ciltlerde parfüm ve alkol içeriği düşük ürünler tahriş riskini azaltır. Doğru ürün seçimi düzenli kullanım alışkanlığını da destekler” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Yüz ve vücudunuza aynı ürünü kullanmayın </strong></p>
<p>Her ne kadar güneş koruyucuların temel görevi aynı olsa da yüz ve vücut cildi birbirinden farklı özelliğe sahipler. Yüz bölgesi daha ince, daha hassas ve yağ bezlerinden daha zengin bir yapıya sahip olduğu için kullanılan ürünlerin de buna uygun formüle edilmesi gerekiyor. Özellikle akneye eğilimli kişilerde yüz için geliştirilmiş, komedojenik olmayan ve hafif yapılı ürünlerin tercih edilmesi gerekiyor. Vücut için üretilen güneş koruyucular ise genellikle daha yoğun kıvamlı oluyor ve geniş alanlara uygulanacak şekilde formüle ediliyor. Bu ürünlerin yüz bölgesinde kullanılmasının bazı kişilerde parlama, gözenek tıkanıklığı veya sivilce oluşumuna yol açabildiğini anlatan Dr. Öğretim Üyesi Ceyda Çaytemel, “Benzer şekilde yüz için tasarlanan küçük hacimli ürünleri tüm vücuda uygulamak ise pratik ve ekonomik olmayabilir. Ayrıca yüz ürünlerinde antioksidanlar, leke karşıtı aktifler veya nemlendirici içerikler gibi ek cilt bakım bileşenleri de bulunabilir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>20 – 30 dakika kuralına dikkat! </strong></p>
<p><strong> </strong>Çoğumuz güneş koruyucuyu plaja ulaştığımızda veya evden çıkarken cildimize uyguluyoruz. Oysa özellikle kimyasal filtreli ürünlerin cilt üzerinde etkili koruma oluşturabilmesi için dışarı çıkmadan yaklaşık 20-30 dakika önce uygulanması gerekiyor. Böylece koruyucu filtreler cilt üzerinde homojen şekilde yerleşebiliyor.</p>
<p><strong>Cildinizde yeterince sürdüğünüzden emin olun </strong></p>
<p>Güneş koruyucularda en sık yapılan hatalardan birinin ürünü cilde çok az miktarda sürmek olduğuna işaret eden Dr. Öğretim Üyesi Ceyda Çaytemel, şu bilgileri veriyor: “Yüz ve boyun bölgesi için yaklaşık iki parmak kuralı uygulanabilir. Tüm vücut için ortalama 30-35 ml, yani yaklaşık iki yemek kaşığı ürün kullanılması önerilir. Daha az miktarda sürülen ürünler ambalaj üzerinde belirtilen SPF korumasını sağlayamaz.”</p>
<p><strong>Gün içinde her 2 saatte bir yenileyin</strong></p>
<p>Güneş koruyucular gün boyunca terleme, yüzme, havlu kullanımı ve doğal aşınma nedeniyle etkinliğini kaybedebiliyor. Bu nedenle ortalama her iki saatte bir yenilenmeleri büyük önem taşıyor. Deniz veya havuz sonrasında ise suya dayanıklı ürün kullanılsa bile  mutlaka tazelenmesi gerekiyor. </p>
<p><strong>Doğrudan güneş altında bırakmayın</strong></p>
<p>Bulutlu günlerde ultraviyole ışınlarının önemli bir bölümü yeryüzüne ulaşmaya devam ediyor. Dolayısıyla, sadece güneşli havalarda değil, yılın her döneminde güneş koruyucu kullanmak gerekiyor. Ayrıca ürünlerin plajda doğrudan güneş altında bırakılması koruyucu filtrelerin bozulmasına neden olabiliyor. Bu nedenle güneş koruyucular serin, kuru ve gölgeli ortamlarda saklanmalı. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunes-koruyucu-sinirsiz-guneslenme-saglamaz-643307">Güneş koruyucu sınırsız güneşlenme sağlamaz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEÜ Bilim Kafe Sohbetleri&#8217;nin 8&#8217;inci Buluşmasında &#8220;Kalp Pili ile Yaşamak&#8221; Konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deu-bilim-kafe-sohbetlerinin-8inci-bulusmasinda-kalp-pili-ile-yasamak-konusuldu-643288</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 22:03:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[buluşmasında]]></category>
		<category><![CDATA[deü]]></category>
		<category><![CDATA[inci]]></category>
		<category><![CDATA[kafe]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Pili]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[özcan]]></category>
		<category><![CDATA[sohbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643288</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yükseköğretim Kurulunun Bilim İletişimi Ofisi projesi kapsamında Dokuz Eylül Üniversitesinde düzenlenen Bilim Kafe Sohbetlerinin sekizinci buluşması, DEÜ Rektörlüğü Yerleşkesinde bulunan Eylül Bilim Kafe’de gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deu-bilim-kafe-sohbetlerinin-8inci-bulusmasinda-kalp-pili-ile-yasamak-konusuldu-643288">DEÜ Bilim Kafe Sohbetleri&#8217;nin 8&#8217;inci Buluşmasında &#8220;Kalp Pili ile Yaşamak&#8221; Konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Yükseköğretim Kurulunun Bilim İletişimi Ofisi projesi kapsamında Dokuz Eylül Üniversitesinde düzenlenen Bilim Kafe Sohbetlerinin sekizinci buluşması, DEÜ Rektörlüğü Yerleşkesinde bulunan Eylül Bilim Kafe’de gerçekleştirildi. Etkinlikte, DEÜ Kalp Ritim Bozuklukları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Emin Evren Özcan, “Kalp Pili ile Yaşamak” başlıklı söyleşisinde katılımcılarla bir araya geldi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Programa, DEÜ Rektör Yardımcısı ve DEÜ Hastanesi Başhekim Vekili Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz’ın yanı sıra akademisyenler, akademik ve idari personel ile çok sayıda İzmirli vatandaş katıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, Prof. Dr. Emin Evren Özcan’ın alanında önemli çalışmalara imza atan değerli bir bilim insanı olduğunu belirterek, kendisiyle aynı kurumda görev yapmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Konuşmasına DEÜ Kalp Ritim Bozuklukları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin hizmet binasının yenilenerek yeniden hizmete açılmasına sağladığı desteklerden dolayı DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz’a teşekkür ederek başlayan Prof. Dr. Emin Evren Özcan, merkezin sunduğu tanı ve tedavi hizmetleri ile teknik altyapısına dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>KALP PİLİ SOSYAL HAYATI NASIL ETKİLER?</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Söyleşiye kalp pili uygulamalarının tarihsel gelişiminden söz ederek başlayan Prof. Dr. Emin Evren Özcan, kalbin elektriksel iletim sistemindeki bozukluklar nedeniyle ortaya çıkan ritim problemlerinin bazı durumlarda kalp pili uygulamalarıyla tedavi edildiğini ifade etti. İlk kalp pili operasyonlarının 1950’li yıllarda gerçekleştirildiğini hatırlatan Özcan, günümüzde kullanılan teknolojilerin hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde artırdığını söyledi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kalp piliyle yaşamanın toplumda çoğu zaman zor ve endişe verici bir süreç olarak algılandığını belirten Prof. Dr. Özcan, bu algının gerçeği yansıtmadığını vurguladı. Günlük yaşamda kullanılan teknolojik cihazların kalp pili üzerindeki etkilerine ilişkin sıkça soru aldıklarını ifade eden Özcan, mikrodalga fırın, televizyon ve bilgisayar gibi cihazların kalp pilleri açısından herhangi bir risk oluşturmadığını kaydetti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Elektrikli araçların ve akıllı saatlerin de modern yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini belirten Özcan, elektrikli araçların şarj işlemi sırasında araç içerisinde bulunmanın sağlık açısından bir sorun teşkil etmediğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>MESAFE KURALINA DİKKAT EDİLMELİ</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Cep telefonu kullanımında cihazın kalpten yaklaşık 15 santimetre uzak tutulmasının önemini hatırlatan Prof. Dr. Emin Evren Özcan, kalp pillerinin güçlü mıknatıslar veya elektronik alanlarla aşırı yakın temasa geçildiğinde kullanıcıyı uyarabildiğini belirtti. Matkap ve bazı kulaklık türleri gibi elektriksel uyarı oluşturan cihazlarla ise en az 30 santimetrelik mesafenin korunmasının önem taşıdığını ifade etti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Elektrikli ocaklar, kaynak makineleri ve vücut yağ oranı ölçen bazı tartılar gibi cihazlarda ise en az bir metre mesafenin muhafaza edilmesi gerektiğine dikkat çeken Özcan, hastaların günlük yaşamlarını sürdürürken temel güvenlik kurallarına uymalarının yeterli olduğunu kaydetti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Katılımcılar tarafından ilgiyle takip edilen etkinlik, soru-cevap bölümünün ardından toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deu-bilim-kafe-sohbetlerinin-8inci-bulusmasinda-kalp-pili-ile-yasamak-konusuldu-643288">DEÜ Bilim Kafe Sohbetleri&#8217;nin 8&#8217;inci Buluşmasında &#8220;Kalp Pili ile Yaşamak&#8221; Konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğu baba sevgisi şekillendiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugu-baba-sevgisi-sekillendiriyor-643046</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:50:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[babalar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğu]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[şekillendiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[sevgisi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643046</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, 21 Haziran Babalar Günü dolayısıyla babaların çocuk gelişimi, aile içi denge ve bireysel psikolojik iyilik hali üzerindeki duygusal, sosyal ve gelişimsel etkileri ile modern babalık anlayışının önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugu-baba-sevgisi-sekillendiriyor-643046">Çocuğu baba sevgisi şekillendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, 21 Haziran Babalar Günü dolayısıyla babaların çocuk gelişimi, aile içi denge ve bireysel psikolojik iyilik hali üzerindeki duygusal, sosyal ve gelişimsel etkileri ile modern babalık anlayışının önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Çocuğun güvenli ve sağlıklı ilişki kurma gelişiminde baba, önemli bir rehber!</strong></p>
<p>Bir çocuğun hayatında babanın, sadece ihtiyaçlarını karşılayan ya da kuralları koyan kişi olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, “Baba; çocuğun kendisini güvende hissetmesinde, hayata güvenle bakabilmesinde ve sağlıklı ilişkiler kurabilmesinde önemli bir rehberdir. Çocuklar, babalarıyla geçirdikleri zaman içinde sevildiğini, değer gördüğünü ve desteklendiğini hissederler. Bu duygular da onların özgüvenli, sorumluluk sahibi ve güçlü bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlar.” dedi.</p>
<p>Günümüzde çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden birinin, anne ve babalarının hayatlarına duygusal olarak katılması olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, “Birlikte geçirilen zamanın uzunluğundan çok, o zamanın niteliği önemlidir. Çocuğunu dinleyen, onunla oyun oynayan, duygularını anlamaya çalışan ve ihtiyaç duyduğunda yanında olan bir baba, çocuğun ruhsal gelişimine çok değerli katkılar sunar. Babaların aile içindeki sevgi dolu ve ilgili varlığı, sadece çocukları değil, tüm aileyi güçlendirir. Güçlü aileler ise daha sağlıklı ve dayanışma içinde toplumların temelini oluşturur. Bu nedenle babalık, yalnızca bir sorumluluk değil; çocukların geleceğine ve toplumun yarınlarına yapılan en kıymetli yatırımlardan biridir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Babalık, erkeğin duygusal olarak büyümesi ve olgunlaşmasıdır!</strong></p>
<p>Babalığın, bir erkeğin yaşamındaki en önemli dönüşüm süreçlerinden biri olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, “Bir çocuğun dünyaya gelişiyle birlikte erkekler yalnızca yeni bir role değil, aynı zamanda kendilerini yeniden keşfettikleri bir gelişim sürecine de adım atarlar. Bu süreç, sorumluluk duygusunun güçlenmesine, empati becerilerinin artmasına ve duygusal olgunlaşmaya katkı sağlar.” dedi.</p>
<p>Birçok babanın, çocuk sahibi olduktan sonra olaylara daha farklı bir gözle bakmaya, daha sabırlı olmaya ve kendi duygularıyla daha fazla temas kurmaya başladığını ifade ettiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, şunları söyledi:</p>
<p>“Özellikle çocuğuyla yakın ilişki kuran babalarda, şefkat, koruyuculuk ve fedakârlık gibi duyguların daha belirgin hale geldiğini görüyoruz. Bu durum, erkeklerin duygusal dünyalarını zenginleştirirken, ruhsal iyilik hallerini de olumlu yönde etkileyebiliyor. Öte yandan babalık, zaman zaman kaygı, yetersizlik hissi veya yoğun sorumluluk duygusu gibi zorlukları da beraberinde getirebilir. Ancak bu zorluklar, uygun destek ve sağlıklı aile ilişkileriyle birlikte ele alındığında, kişisel gelişim için önemli fırsatlara dönüşebilir. Kısacası babalık, yalnızca bir çocuğun büyümesine eşlik etmek değil, aynı zamanda bir erkeğin de duygusal olarak büyümesi, olgunlaşması ve yaşamına yeni anlamlar katmasıdır.”</p>
<p><strong>Babalığı; otorite kuran değil, çocukla duygusal bağ kuran bir ilişki olarak değerlendirmek gerekiyor!</strong></p>
<p>“Babalıkla ilgili en yaygın yanlış algılardan biri, babanın temel görevinin yalnızca ailenin maddi ihtiyaçlarını karşılamak olduğu düşüncesidir.” diyen Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, “Oysa günümüzde biliyoruz ki çocukların sağlıklı gelişimi için babaların duygusal olarak da ulaşılabilir, ilgili ve aktif olmaları büyük önem taşır. Çocuklar sadece bakım ve güvenceye değil; birlikte geçirilen zamana, ilgiye, oyuna ve duygusal paylaşıma da ihtiyaç duyarlar.” dedi.</p>
<p>Bir diğer yanlış algının ise çocuk bakımının ve yetiştirilmesinin ağırlıklı olarak annenin sorumluluğuymuş gibi düşünülmesi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, “Çocuk gelişimi, anne ve babanın birbirini tamamlayan katkılarıyla desteklenir. Toplumda zaman zaman karşılaştığımız bir başka yanlış inanış ise ‘erkekler duygularını belli etmez’ anlayışıdır. Çocuklar için sevgisini ifade eden, duygularını sağlıklı şekilde paylaşabilen ve gerektiğinde hassasiyet gösterebilen babalar çok değerli bir rol modeldir. Çocuklar, duyguların konuşulabildiği ve kabul gördüğü aile ortamlarında daha sağlıklı gelişirler. Bugün babalığı; otorite kuran, uzaktan izleyen bir rol olarak değil, çocuğunun yaşamına sevgiyle eşlik eden, onun gelişiminde aktif sorumluluk alan ve duygusal bağ kuran bir ilişki olarak değerlendirmek gerekiyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İlgili bir baba, aile içindeki güveni, dayanışmayı ve huzuru artırır!</strong></p>
<p>Babaların aile yaşamına aktif ve destekleyici şekilde katılmasının, ailedeki tüm bireylerin ruhsal ve duygusal iyilik halini olumlu yönde etkileyeceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, “Kendini yalnız hissetmeyen, sorumlulukları paylaşabildiğini gören bir anne daha az tükenmişlik yaşarken, çocuklar da her iki ebeveynden sevgi, ilgi ve destek gördüklerinde kendilerini daha güvende hissederler.” dedi.</p>
<p>Babanın aile içindeki olumlu varlığının aynı zamanda aile ilişkilerinin kalitesini de artıracağını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, “Eşler arasında iş birliği ve dayanışmanın güçlenmesi, ev içindeki stresin azalmasına ve daha huzurlu bir aile ortamının oluşmasına yardımcı olur. Çocuklar da bu ortamda sevgi, saygı ve sağlıklı iletişim becerilerini model alarak öğrenirler. Babaların aile yaşamındaki etkin varlığı, hem bireysel hem de aile bütünlüğü açısından önemli bir koruyucu güç olarak değerlendirilebilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Takdir edilen babalar, çocuklarıyla daha güçlü bağlar kurabilir!</strong></p>
<p>Babaların emeklerinin ve fedakârlıklarının görünür kılınmasının, hem bireysel hem de aile sistemi açısından önemli bir psikolojik değere sahip olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çoğu baba, sorumluluklarını sessizce yerine getirmeyi tercih eder ve duygusal ihtiyaçlarını ifade etme konusunda daha geri planda kalabilir. Bu nedenle emeklerinin fark edilmesi ve takdir edilmesi, onların kendilerini değerli ve görülmüş hissetmelerine katkı sağlar. Bir babanın çabasının fark edilmesi; onun ebeveynlik motivasyonunu artırabilir, çocuklarıyla olan ilişkisinde daha sıcak ve katılımcı bir tutum geliştirmesine destek olabilir. </p>
<p>Çocuklar açısından bakıldığında ise, babalarının emeklerini fark etmek ve takdir etmek; empati gelişimi, minnettarlık duygusu ve aile bağlarının güçlenmesi açısından değerlidir. Çocuk, ebeveyninin yalnızca ‘otorite figürü’ değil, aynı zamanda emek veren, çabalayan ve duygusal olarak da emek harcayan bir birey olduğunu gördüğünde, ilişkiler daha dengeli ve gerçekçi bir zemine oturur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugu-baba-sevgisi-sekillendiriyor-643046">Çocuğu baba sevgisi şekillendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hareket Bilinci Akademisi&#8217;nde postür farkındalığı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hareket-bilinci-akademisinde-postur-farkindaligi-643007</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:48:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[bilinci]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[postür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643007</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Hareket Bilinci Akademisi’nde bir araya gelen kadınlar; günlük yaşamda hareket bilinci, beden farkındalığı ve doğru postür konusunda bilgilendirildi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hareket-bilinci-akademisinde-postur-farkindaligi-643007">Hareket Bilinci Akademisi&#8217;nde postür farkındalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Hareket Bilinci Akademisi’nde bir araya gelen kadınlar; günlük yaşamda hareket bilinci, beden farkındalığı ve doğru postür konusunda bilgilendirildi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>KADINLAR HAREKET BİLİNCİ KAZANDI</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen Hareket Bilinci Akademisi kapsamında kadınlara yönelik sağlıklı yaşam semineri gerçekleştirildi. Gönül Bahçem Davet Evi’nde düzenlenen programa Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Nagehan Malkoç ile Kadın ve Aile Hizmetleri Şube Müdürü Tuğba Yılmaz da katıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>GÜNLÜK YAŞAMDA SAĞLIKLI HAREKET ALIŞKANLIKLARI</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Fizyoterapist İbrahim Halil Nahya’nın konuşmacı olarak yer aldığı programda, günlük yaşamda hareket bilinci, beden farkındalığı ve doğru postür konuları ele alındı. “Günlük Yaşamda Hareket Bilinci, Beden Farkındalığı ve Postür” başlıklı sunumda, özellikle ev içinde sık tekrar edilen hareketlerin vücut sağlığı üzerindeki etkileri katılımcılarla paylaşıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>DOĞRU POSTÜRÜN ÖNEMİ ANLATILDI</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Seminerde doğru ve kötü postür örnekleri üzerinden değerlendirmelerde bulunan Nahya, gün içinde yapılan pek çok hareket sırasında farkında olmadan yanlış duruş alışkanlıkları geliştirilebildiğini belirtti. Kötü postürün en önemli nedenlerinden birinin kas zayıflığı olduğuna dikkat çeken Nahya, sağlıklı bir duruş için kasların güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>BEDEN FARKINDALIĞINA DİKKAT ÇEKTİ</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Günlük yaşamda fark edilmeden yapılan bazı hareketlerin zamanla eklem, kas ve duruş problemlerine yol açabileceğini ifade eden Nahya, beden farkındalığının önemine değinerek özellikle ev içinde sık tekrar edilen hareketlerin doğru şekilde yapılması gerektiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>DEĞİŞİM İÇİN İLK ADIM FARK ETMEK</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Hareketsiz yaşamın duruş bozukluklarını etkileyen en önemli unsurlardan biri olduğunu belirten Nahya, katılımcılara günlük yaşam alışkanlıklarını gözden geçirmeleri tavsiyesinde bulunarak, “Gün içinde en çok nerede zaman harcadığınızı düşünmeniz gerekiyor. Değişime ve düzeltmeye oradan başlayacaksınız” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>KATILIMCILARIN SORULARI YANITLANDI</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Programın sonunda katılımcıların soruları yanıtlanırken, kadınlara günlük yaşamda hareket farkındalığı kazandırmaya yönelik öneriler paylaşıldı. Büyükşehir Belediyesi, kadınların yaşam kalitesini artırmaya yönelik eğitim ve farkındalık çalışmalarını sürdürmeye devam edecek.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hareket-bilinci-akademisinde-postur-farkindaligi-643007">Hareket Bilinci Akademisi&#8217;nde postür farkındalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aydın Büyükşehir Belediyesi Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri&#8217;ne Yoğun İlgi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aydin-buyuksehir-belediyesi-mobil-agiz-ve-dis-sagligi-kliniklerine-yogun-ilgi-642888</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:44:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[çerçioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<category><![CDATA[özlem]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[teşekkür]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642888</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çerçioğlu’nun öncülüğünde hayata geçirilen yatırım ve projeler, Aydın’ın dört bir yanında vatandaşlarla buluşmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aydin-buyuksehir-belediyesi-mobil-agiz-ve-dis-sagligi-kliniklerine-yogun-ilgi-642888">Aydın Büyükşehir Belediyesi Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri&#8217;ne Yoğun İlgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çerçioğlu’nun öncülüğünde hayata geçirilen yatırım ve projeler, Aydın’ın dört bir yanında vatandaşlarla buluşmaya devam ediyor.</p>
<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan sağlık yatırımlarından olan Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri, Efeler ilçesine bağlı Umurlu Mahallesi’nde vatandaşlarla buluştu. Ağız ve diş sağlığı hizmetlerini her gün farklı kırsal mahallelerde vatandaşların ayağına götüren Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri’ne  Umurlulular da yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p>Kırsal mahallelerde hizmet veren Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri’nde; ağız ve diş muayeneleri, röntgen hizmetleri, diş çekimi, dolgusu, temizliği ile kanal tedavisini de kapsayan birçok uygulama gerçekleştiriliyor. Böylece vatandaşlar bulundukları mahallelerde ağız ve diş sağlığı hizmetlerinden ücretsiz bir şekilde yararlanabiliyor.</p>
<p>Tüm ilçelerde yatırımlarını sürdüreceklerini belirten Başkan Çerçioğlu, <b>“Ağız ve diş sağlığınız bizim için önemli. Söz verdik, yaptık; Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Kliniklerimiz ile her gün farklı ilçelerde, kırsal mahallelerimizde ağız ve diş sağlığı hizmetlerimizi vatandaşlarımız ile buluşturuyoruz.  Aydınımıza kazandırdığımız bu yatırımımız da kısa sürede hemşehrilerimiz tarafından ilgiyle karşılandı; ilgilerinden dolayı tüm vatandaşlarımıza teşekkür ederim. Aydınımız için çalışmaya devam edeceğiz. Hizmetle büyüyen Aydın”</b> ifadelerini kullandı.</p>
<p><b> Muhtarlardan Başkan Çerçioğlu’na teşekkür </b></p>
<p>Mobil ağız ve diş sağlığı hizmetleri için Başkan Çerçioğlu’na teşekkür eden Umurlu Mahallesi Muhtarı Mehmet Yengi,<b> “Özlem Başkanıma çok teşekkür ederim verdiği hizmetlerden dolayı. İhtiyar olanı var, hastaneye gidemeyen vatandaşlarımız var, biz de bu nedenle kendilerine ilettik talebimizi. 25 bini aşkın nüfusu olan Umurlu Mahallemize, Allah razı olsun, ağız ve diş sağlığı araçlarını kendileri yönlendirdi. Mahallede vatandaşlarımızın hepsi dua ediyor. Mahallem ve şahsım adına teşekkür ediyorum, yaparsa Özlem Başkan yapar. Böyle bir hizmeti hayal edemezdik sağ olsun Özlem Çerçioğlu başkanım bu hizmeti ayağımıza getirdi” </b>ifadelerini kullandı.</p>
<p><b> </b>Sağlık hizmetlerinin vatandaşlara ulaştırılmasının önemine dikkat çeken Çayyüzü Mahallesi Muhtarı Mehmet Kurt,<b> “Kırsal kesimlerde ihtiyarların veya vatandaşların diş sağlığı için dışarıya gitmesi çok zor, Özlem Başkanımıza bunun için çok teşekkür ederiz. Vatandaşlarımız çok memnun, çok teşekkür ediyorlar, bana diyorlar ‘Muhtarım görürseniz hep teşekkürlerimizi iletin’ diyorlar. Çok memnunuz, en iyi hizmetlerden bir tanesi oldu bu da. Allah razı olsun başkanımız her zaman yanımızda, telefonlarımızda her zaman karşılık bulabiliyoruz” </b>dedi.</p>
<p><b> “Özlem Çerçioğlu varsa hizmet var” </b>sözleriyle teşekkürlerini ileten Aşağıkayacık Mahallesi Muhtarı Mehmet Yaşar,<b> “Hizmet ayağımıza geliyor, çok güzel. Özlem Başkanımız çok güzel düşünmüş, çok teşekkür ederim, Allah razı olsun. Özlem Çerçioğlu varsa hizmet var, o bizim Topuklu Efemiz. Her zaman bir telefon uzağımızda, Büyükşehir Belediyesi’nin tüm ekipleri yanımızda” </b>diye konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aydin-buyuksehir-belediyesi-mobil-agiz-ve-dis-sagligi-kliniklerine-yogun-ilgi-642888">Aydın Büyükşehir Belediyesi Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri&#8217;ne Yoğun İlgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALS belirtilerine dikkat: Kas güçsüzlüğü, konuşma bozukluğu ve yutma güçlüğü hastalığın ilk sinyalleri olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/als-belirtilerine-dikkat-kas-gucsuzlugu-konusma-bozuklugu-ve-yutma-guclugu-hastaligin-ilk-sinyalleri-olabilir-642873</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:44:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[als]]></category>
		<category><![CDATA[başlangıç]]></category>
		<category><![CDATA[belirtilerine]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[güçsüzlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642873</guid>

					<description><![CDATA[<p>Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS), halk arasında Motor Nöron Hastalığı olarak bilinen ve kas hareketlerini kontrol eden sinir hücrelerinin ilerleyici kaybıyla ortaya çıkan ciddi bir nörolojik hastalık olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/als-belirtilerine-dikkat-kas-gucsuzlugu-konusma-bozuklugu-ve-yutma-guclugu-hastaligin-ilk-sinyalleri-olabilir-642873">ALS belirtilerine dikkat: Kas güçsüzlüğü, konuşma bozukluğu ve yutma güçlüğü hastalığın ilk sinyalleri olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS), halk arasında Motor Nöron Hastalığı olarak bilinen ve kas hareketlerini kontrol eden sinir hücrelerinin ilerleyici kaybıyla ortaya çıkan ciddi bir nörolojik hastalık olarak öne çıkıyor. Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, hastalığın kesin nedeni henüz bilinmese de erken tanı, uygun tedavi ve kapsamlı rehabilitasyon uygulamaları sayesinde hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabildiğini söyledi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, ALS hastalığının belirtileri, risk faktörleri ve güncel tedavi yaklaşımları hakkında önemli bilgiler paylaştı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>ALS hastalığı nedir?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>ALS’nin beyinden kaslara hareket komutlarını ileten üst ve alt motor nöronların hasar görmesi sonucu gelişen ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Motor sinir hücrelerindeki kayıp nedeniyle kaslar yeterli uyarıyı alamaz ve zamanla güçsüzleşir. Bu durum günlük yaşam aktivitelerinde belirgin zorluklara yol açar. Hastalığın nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte genetik faktörlerin yanı sıra çevresel etkenlerin de ALS gelişiminde rol oynadığı düşünülmektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>ALS belirtileri hastadan hastaya değişebiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>ALS’nin başlangıç belirtilerinin kişiden kişiye farklılık gösterebildiğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Hastalık çoğu zaman kol veya bacaklarda ortaya çıkan güçsüzlük ile başlar. Günlük yaşamda kalem tutma, düğme ilikleme, bardak taşıma veya yürüme gibi basit aktivitelerde zorlanma görülebilir. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bazen hastalık, konuşma veya yutma güçlüğü şeklinde başlar. Hastanın kendisi ya da yakınları peltek, genizden konuşma fark eder.  Kaslarda seğirme, ağrı ve kramplar bu belirtilere eşlik eder.  Solunum ve göğüs kasları etkilenmesi ile nefes alıp vermede zorluk görülür. Kontrol edilemeyen ağlama ve gülmeler olabilir. Hastalık vücudun bütün kaslarını etkilemez. Hasta, barsaklarını ve idrarını kontrol edebilir. Cinsel fonksiyonları etkilenmez. Kalp kası zarar görmez. Göz kasları çoğu kez en son etkilenen kas olur, kimi zaman da hiç etkilenmez” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>ALS’nin farklı klinik tipleri bulunuyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, ALS’nin klinik başlangıç bölgesine göre farklı alt gruplara ayrıldığını belirterek şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Klasik bulber başlangıçlı form:</span></span></span></b><span><span><span> Konuşma bozukluğu, akabinde yutma bozukluğu sonrasında uzuvlara yayılım görülür. Üst ve alt motor nöron bulgularının her ikisi de hakimdir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Psödobulber palsi:</span></span></span></b><span><span><span> Bulber bulguların egemen olduğu semptomlar yavaş yavaş ekstremitelere yayılır. Üst motor nöron bulguları hakimdir</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Progresif bulber palsi:</span></span></span></b><span><span><span> Egemen bulber bulgular ile başlayıp ekstremitelere yayılarak ilerler. Alt motor nöron bulguları hakimdir. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Klasik servikal başlangıçlı form:</span></span></span></b><span><span><span> Tipik olarak, ellerde güçsüzlük, akabinde bulber ve lomber bölgelere yayılım gösteren formdur. Üst ve alt motor nöron bulgularının her ikisi de hakimdir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Klasik lomber başlangıçlı form:</span></span></span></b><span><span><span> Bu formda tipik olarak, servikal ve bulber bölgelere yayılan güçsüzlükle giden düşük ayak görülür. Üst ve alt motor nöron bulgularının her ikisi de hakimdir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>100 binde 2-6 oranında görülüyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hastalığın dünyanın her yerinde ve her kesimden insanda ortaya çıkabileceğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Erkeklerde biraz daha sıktır. Ortalama başlangıç yaşı 55 olsa da genç yaşta ve ileri yaşta da görülebilir. Nüfusun 100 binde 2-6 kadarı ALS hastasıdır. Her 100 bin kişiden yılda 2-6’sının ALS’ye yakalandığı tahmin edilmektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>ALS için risk faktörleri Nelerdir?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>ALS’de risk faktörlerine ilişkin bilgi verenDr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şu bilgileri verdi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“</span></span></span></b><span><span><span>Tüm ALS hastalarının yüzde 90’ı sporadik, yüzde 10’u ailesel ALS hastasıdır. Bu nedenle hastalığın büyük çoğunlukla kalıtımla ilgisiz olduğu söylenebilir. Son zamanlarda ALS hastalığı ile ilgili olduğu tahmin edilen pek çok mutasyon bulunmuştur.  En sık 21. kromozomda bulunan süperoksit dismutaz (SOD) enziminin kodlandığı genin yapısında bozulma tespit edilmiştir. Bununla birlikte beyindeki sinir iletiminde önemli rolü olan ‘glutamat’ isimli maddenin ALS hastalarında normalden daha yüksek düzeylerde olduğu saptanmıştır. Glutamatın aşırı fazla olması sinir hücrelerine zarar verdiği bilinmektedir. Hücre metabolizmasındaki bozukluklar, oksidatif stres ve bağışıklık sistemindeki bozukluklar ile sigara, enfeksiyon, kafa travması gibi çevresel etmenler ALS nedenleri arasında sayılmaktadır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>ALS tanısı nasıl konuluyor?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>ALS tanısının, nörolojik muayene ve ayrıntılı değerlendirme sonucunda konulduğunu söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Tanı sürecinde elektromiyografi (EMG), manyetik rezonans görüntüleme (MR), kan ve idrar testleri ile gerektiğinde beyin omurilik sıvısı (BOS) incelemelerinden yararlanılıyor. Erken dönemde tanı konulması, hastalığın yönetimi ve yaşam kalitesinin korunması açısından büyük önem taşıyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>ALS tedavisinde amaç, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaktır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>ALS’nin seyrinin her hastada farklı şekilde olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Meltem Can İke, “Hastalıkta hayatta kalma süresi genellikle 4-6 yıl olarak verilse de 10 yıl ve üstünde yaşayan pek çok hasta vardır. İyi bir tıbbi ve sosyal destek ile 20 yıldan fazla yaşayan ALS hastaları vardır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hastalığın ilerleme hızını azaltmaya yönelik etkili tedavi seçenekleri bulunuyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Günümüzde ALS’yi tamamen ortadan kaldıran kesin bir tedavi bulunmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Meltem Can İke, ancak hastalığın ilerleme hızını azaltmaya yönelik etkili tedavi seçeneklerinin mevcut olduğunu söyledi. Can İke, şu bilgileri verdi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Gutamat salınımı engelleyen Riluzol’ün, serbest radikalleri temizleyerek ve lipid peroksidasyonunu önleyerek oksidatif stresi azaltan Edaravon’un ve ALS’de hastalık gidişini modifiye ettiği gösterilen ve FDA onayı alan Sodyum Fenilbütirat-tauroursodeoksikolik asitin hastalığın ilerlemesini yavaşlattığı, hastanın ömrünü uzattığı, hastanın daha uzun süre iş görmesini sağladığı kanıtlanmıştır. ALS’nin oluşmasında birçok faktör etkili olduğu için hastalığı kesin tedavi etmeye yönelik birçok yeni ilaç çalışmaları yoğun olarak sürmekte, gen terapileri ve kök hücre tedavilerine yönelik araştırmalar da devam etmektedir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Rehabilitasyon ve psikolojik destek büyük önem taşıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>ALS tedavisinde yalnızca ilaç kullanımının yeterli olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Meltem Can İke, solunum rehabilitasyonu, fizik tedavi uygulamaları, konuşma ve yutma terapileri ile psikolojik destek programlarının hastaların yaşam kalitesini artırmada önemli rol oynadığını söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Meltem Can İke, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Erken tanı, düzenli takip ve multidisipliner tedavi yaklaşımı sayesinde ALS hastalarının daha uzun süre bağımsız ve aktif bir yaşam sürdürebilmeleri mümkün olabilmektedir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/als-belirtilerine-dikkat-kas-gucsuzlugu-konusma-bozuklugu-ve-yutma-guclugu-hastaligin-ilk-sinyalleri-olabilir-642873">ALS belirtilerine dikkat: Kas güçsüzlüğü, konuşma bozukluğu ve yutma güçlüğü hastalığın ilk sinyalleri olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bazı anksiyete ilaçları alkolle birlikte hayati risk oluşturabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bazi-anksiyete-ilaclari-alkolle-birlikte-hayati-risk-olusturabilir-642813</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:41:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alkol]]></category>
		<category><![CDATA[alkolle]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642813</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, psikiyatrik ilaçlarla alkol kullanımının riskleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bazi-anksiyete-ilaclari-alkolle-birlikte-hayati-risk-olusturabilir-642813">Bazı anksiyete ilaçları alkolle birlikte hayati risk oluşturabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, psikiyatrik ilaçlarla alkol kullanımının riskleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Alkol ve bazı anksiyete ilaçları solunumu durdurabilecek risk oluşturuyor!</strong></p>
<p>Ruhsal hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlarla alkolün birlikte alınmasının, hastalar tarafından sıkça merak edilen konular arasında yer aldığını ifade eden Prof. Dr. Oğuz Tan, “Antidepresanlarla alkol arasında etkileşim bulunuyor ancak bu etkileşim genellikle ölümcül düzeyde olmaz.” dedi.</p>
<p>Antidepresanların alkolle birlikte kullanılmasının çeşitli yan etkilere yol açabileceğine değinen Prof. Dr. Tan, “Kaygı giderici (anksiyolitik) ilaçlar söz konusu olduğunda durum değişebiliyor. Özellikle yüksek dozlarda alkolle birlikte alınan bazı anksiyete ilaçları ölümcül sonuçlara neden olabilir. Bu risk kalp krizinden değil, solunumun baskılanmasından kaynaklanır. Solunumun yavaşlaması veya durması sonucu hayati tehlike oluşabileceği için bu ilaçları kullanan kişilere alkol tüketmemeleri önerilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Anksiyete ilaçları kullananların alkol tüketiminden kaçınması gerekir! </strong></p>
<p>Ruhsal bozuklukların tedavisinde kullanılan bir diğer ilaç grubu olan antipsikotiklerde ise farklı riskler bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Oğuz Tan, “Bazı antipsikotik ilaçlar alkolle etkileşimden bağımsız olarak nadir de olsa kalpte ritim bozukluklarına yol açabilir. Bu nedenle antipsikotik tedavi gören hastalarda kalp fonksiyonlarının düzenli olarak takip edilmesi önem taşır.” dedi.</p>
<p>Psikiyatrik tedavilerde kullanılan ilaçların yalnızca antidepresanlardan ibaret olmadığını hatırlatan Prof. Dr. Tan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Antidepresanlar, anksiyete giderici ilaçlar, antipsikotikler ve diğer tedavi seçenekleri farklı özelliklere sahip. Alkolle en ciddi ve ölümcül etkileşim riski özellikle kaygı giderici ilaçlarda görülebiliyor. Bu ilaçları kullanan kişilerin alkol tüketiminden kaçınmaları gerekir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bazi-anksiyete-ilaclari-alkolle-birlikte-hayati-risk-olusturabilir-642813">Bazı anksiyete ilaçları alkolle birlikte hayati risk oluşturabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadıköy Yeniden &#8220;Sağlıklı Kentler Ağı&#8221;nda</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadikoy-yeniden-saglikli-kentler-aginda-642768</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:40:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağı]]></category>
		<category><![CDATA[kadıköy]]></category>
		<category><![CDATA[Kadıköy Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kentler]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642768</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadıköy Belediyesi, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yürütülen ve kentsel düzeyde “Avrupa Sağlıklı Kentler Ağı” üyeliğini bir kez daha tazeledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadikoy-yeniden-saglikli-kentler-aginda-642768">Kadıköy Yeniden &#8220;Sağlıklı Kentler Ağı&#8221;nda</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>Kadıköy Belediyesi, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yürütülen ve kentsel düzeyde “Avrupa Sağlıklı Kentler Ağı” üyeliğini bir kez daha tazeledi.</b><br />2005 yılından bu yana Dünya Sağlık Örgütü’nün yürüttüğü “Avrupa Sağlıklı Kentler Ağı”nın aktif bir parçası olan Kadıköy, 7. Fazı (2019-2025) başarıyla tamamlamasının ardından, 2026-2030 yıllarını kapsayan 8. Faz üyeliğine de resmen kabul edildi.<br />Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı Yıllık İş Toplantısı ve Teknik Konferansı, 16 Haziran-18 Haziran tarihleri arasında Portekiz’in Viana do Castelo kentinde düzenlendi. Konferans kapsamında 16 Haziran’da yapılan Birinci İş Toplantısı’nda, Kadıköy Belediyesi’ne DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı 8. Faz dönemi için verilen “Geçici Olarak Belirlenmiş Üye Şehir Belgesi”, Kadıköy Belediyesi meclis üyeleri İpek Demirtaş ve Birgül Coşar tarafından teslim alındı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></div>
<div><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>21 YILDIR SAĞLIKLI KENTLER AĞI’NDA</b><br />Kadıköy Belediyesi, ilk olarak 2004 yılında alınan Meclis Kararı ile dahil olduğu bu küresel harekette, 2005’ten beri beşer yıllık dönemler halinde kesintisiz yer alarak uluslararası alanda güçlü bir yerel yönetim profili çizdi.<br />Ağın bir parçası olmak, Kadıköy’e sadece uluslararası bir prestij kazandırmakla kalmıyor; aynı zamanda belediye hizmetlerinin daha efektif sunulması, kentsel sorunlara yaratıcı ve bilimsel çözümler üretilmesi, kurumsal bilgi kapasitesinin artırılması ve iyi uygulamaların dünya kentleriyle karşılıklı paylaşılması noktasında büyük fayda sağlıyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></div>
<div><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> <br /><b>YENİ DÖNEMDE KADIKÖY’Ü NE BEKLİYOR?</b><br />Belediye, yeni dönemde “Sağlıklı Kent Kadıköy” vizyonuyla çalışmalarına hız kesmeden devam edecek. DSÖ’nün bu faz için belirlediği ana hedefler; eşitsizliklerle mücadele, kentsel refahın artırılması, bulaşıcı ve bulaşıcı olmayan hastalıklar, çevre sorunları ile acil sağlık durumları gibi küresel halk sağlığı konularında kentlerin “lider ve ortak” roller üstlenmesini kapsıyor.<br />Önümüzdeki beş yıl boyunca Kadıköy Belediyesi, çalışmalarını DSÖ’nün belirlediği altı ana tema doğrultusunda şekillendirecek. Bu temalar şöyle sıralanıyor: Kentleri oluşturan insanlara yatırım yapmak, Sağlık ve esenliği destekleyen kentsel mekânlar tasarlamak, Sağlık ve esenlik için katılımı ve ortaklıkları güçlendirmek, Toplumsal refahı artırmak ve ortak mal ve hizmetlere erişimi iyileştirmek, Kapsayıcı toplumlar aracılığıyla barış ve güvenliği teşvik etmek, Sürdürülebilir tüketim ve üretim dâhil olmak üzere gezegeni bozulmaya karşı korumak.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></div>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadikoy-yeniden-saglikli-kentler-aginda-642768">Kadıköy Yeniden &#8220;Sağlıklı Kentler Ağı&#8221;nda</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınav Öncesi Mide Alarm Veriyorsa Nedeni Stres Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sinav-oncesi-mide-alarm-veriyorsa-nedeni-stres-olabilir-642759</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:39:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alarm]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[Reflü]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetlerini]]></category>
		<category><![CDATA[Sindirim Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[veriyorsa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642759</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu hafta sonu milyonlarca öğrencinin gireceği üniversite sınavı öncesinde artan stres yalnızca zihni değil, sindirim sistemini de yorabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-oncesi-mide-alarm-veriyorsa-nedeni-stres-olabilir-642759">Sınav Öncesi Mide Alarm Veriyorsa Nedeni Stres Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu hafta sonu milyonlarca öğrencinin gireceği üniversite sınavı öncesinde artan stres yalnızca zihni değil, sindirim sistemini de yorabiliyor. Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Nurettin Coşkun sınav kaygısının mide yanması, şişkinlik, hazımsızlık ve reflü şikayetlerini artırabileceğine dikkat çekerek stresin mide üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Stres mide asidini artırabiliyor</strong></p>
<p>Stres ile sindirim sistemi arasındaki ilişkinin bilimsel olarak &#8220;beyin-bağırsak ekseni&#8221; ile açıklandığını belirten Uzm. Dr. Nurettin Coşkun &#8220;Beyin ve sindirim sistemi sürekli iletişim halindedir. Bu nedenle yaşanan stres, kaygı ve duygusal yükler mide ve bağırsak fonksiyonlarını doğrudan etkileyebilir&#8221; dedi. Stresin mide üzerinde farklı mekanizmalarla etkili olduğunu anlatan Uzm. Dr. Nurettin Coşkun &#8220;Stres mide asidi salgısını artırabilir ve buna bağlı olarak mide yanması ile ekşime hissi daha belirgin hale gelebilir. Aynı zamanda mide boşalmasını yavaşlatarak şişkinlik, erken doyma ve dolgunluk hissine neden olabilir&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Reflü ve hazımsızlık şikayetlerini artırabilir</strong></p>
<p>Stresin mide ve bağırsakların ağrıya olan duyarlılığını artırabildiğini belirten Uzm. Dr. Nurettin Coşkun normalde rahatsızlık vermeyecek gaz veya gerilmenin bile ağrı olarak hissedilebildiğini söyledi. Reflü yakınmalarının da stres dönemlerinde artabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Coşkun &#8220;Stresin doğrudan reflüye neden olduğu net olarak gösterilmiş değil. Ancak mevcut reflü şikayetlerinin daha sık ve daha şiddetli hissedilmesine yol açabilir. Bunun yanında bulantı, iştahsızlık ve karın ağrısı gibi yakınmalar da görülebilir&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Tetkikler normal olsa da şikayetler devam edebilir</strong></p>
<p>Özellikle fonksiyonel dispepsi ve irritabl bağırsak sendromu (IBS) gibi hastalıklarda stresin belirtileri alevlendirebildiğini vurgulayan Uzm. Dr. Nurettin Coşkun bazı durumlarda yapılan tetkiklerin normal çıkmasına rağmen hastaların şikayetlerinin devam edebildiğini anlattı: &#8220;Yakınmaların yoğun iş temposu, sınav dönemi, ailevi sorunlar veya kaygı dönemlerinde artması, gün içinde değişkenlik göstermesi ve uyku bozukluğu ya da anksiyetenin eşlik etmesi stres kaynaklı sindirim sistemi sorunlarını düşündürebilir&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Her şikayeti strese bağlamayın</strong></p>
<p>Mide ve bağırsak yakınmalarının her zaman stres kaynaklı olmayabileceğine dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Coşkun bazı belirtilerin mutlaka detaylı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi: &#8220;Kilo kaybı, kansızlık, yutma güçlüğü, tekrarlayan kusma veya mide-bağırsak sistemi kanaması gibi alarm bulguları varsa şikayetleri yalnızca strese bağlamamak gerekir. Bu tür durumlarda altta yatan organik nedenlerin araştırılması büyük önem taşır&#8221; diye konuştu.</p>
<p><b><strong>Mide ve bağırsak sağlığını korumak için 5 öneri</strong></b></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Nurettin Coşkun, mide ve bağırsak sağlığını korumak için önerilerde bulundu:</p>
<ol>
<li><strong>Düzenli uyuyun:</strong> Her gün benzer saatlerde uyuyup uyanmaya özen gösterin. Kaliteli uyku, stresin azaltılmasına ve sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlar. </li>
<li><strong>Dengeli ve düzenli beslenin:</strong> Öğün atlamayın, aşırı yağlı ve baharatlı gıdalardan kaçının. Sebze, meyve ve lif açısından zengin besinleri tercih edin. </li>
<li><strong>Fiziksel aktiviteyi ihmal etmeyin:</strong> Düzenli yürüyüş ve egzersiz, stres hormonlarının azalmasına yardımcı olurken sindirim sisteminin de daha sağlıklı çalışmasını destekler. </li>
<li><strong>Stres yönetimine önem verin:</strong> Nefes egzersizleri, meditasyon, hobiler ve sosyal aktiviteler günlük stresin azaltılmasına yardımcı olabilir. </li>
<li><strong>Şikayetleriniz devam ediyorsa uzmana başvurun:</strong> Mide yanması, şişkinlik, karın ağrısı veya reflü gibi yakınmalarınız sürüyorsa mutlaka bir gastroenteroloji uzmanına danışın.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-oncesi-mide-alarm-veriyorsa-nedeni-stres-olabilir-642759">Sınav Öncesi Mide Alarm Veriyorsa Nedeni Stres Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekonomik kaygılar, baba-çocuk ilişkisini etkiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ekonomik-kaygilar-baba-cocuk-iliskisini-etkiliyor-642738</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:38:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anneler]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[baba-çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[babalar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkisini]]></category>
		<category><![CDATA[kaygilar]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642738</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer, 21 Haziran Babalar Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, babaların çocukların gelişimindeki kritik rolüne dikkat çekti. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ekonomik-kaygilar-baba-cocuk-iliskisini-etkiliyor-642738">Ekonomik kaygılar, baba-çocuk ilişkisini etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer, 21 Haziran Babalar Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, babaların çocukların gelişimindeki kritik rolüne dikkat çekti. </p>
<p>Babalar Günü&#8217;nün, babaların aile ve çocuklar için taşıdığı değeri yeniden hatırlamak açısından önemli bir fırsat olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nurper Ülküer, çocukların hayata hazırlanmasında babaların vazgeçilmez bir yere sahip olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Babaların etkisi bazı alanlarda annelerden daha fazla</strong></p>
<p>Son yıllarda yapılan araştırmaların babaların çocuk gelişimindeki etkisini daha net ortaya koyduğunu kaydeden Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Çocukların başta sosyal duygusal gelişimi olmak üzere, onların hayata hazırlanmaları gibi önemli yaşamsal süreçlerinde, babalar önemlidir ve vazgeçilmezdir. Bunu çok iyi biliyoruz. Hatta tahminlerimizin dışında, anneler babalardan daha fazla etkili. İngiltere’de 2023-2025 yılları arası yapılan bir araştırmada ilginç sonuçlar ortaya çıkmış. Örneğin, babanın çocuk bakımı ve eğitimi süreçlerine katılımının çocuklar üzerindeki olumlu etkisi annelerin etkisinden daha fazla olduğu gözlenmiş.” dedi.</p>
<p><strong>Baba ne kadar erken devreye girerse etki o kadar kalıcı oluyor”</strong></p>
<p>Babaların çocuklarının yaşamına erken dönemde dahil olmasının önemine işaret eden Prof. Dr. Ülküer, “Araştırmaların ortaya koyduğu en önemli sonuçlardan biri de babaların çocukların gelişim serüvenine ne kadar erken katılırlarsa etkilerinin o kadar büyük ve kalıcı olduğudur. Bazı geleneksel kültürlerde çocuklar beş yaşına gelmeden baba kucağına almaz ve benzeri söylemleri düşününce, aslında hem babaların hem de çocukların ne kadar önemli deneyimleri kaçırdığı daha iyi anlaşılıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Babaların %30’u çocuklarının yanında olamıyor. Nedeni ise ekonomi!</strong></p>
<p>Babaların çocuk yetiştirme süreçlerine katılımının dünya genelinde istenilen düzeyde olmadığını belirten Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Inter-Amerikan Development Bankasının 2024’te küresel olarak yaptığı bir çalışma bize bu konuda çok güzel bir tablo çizmiyor. Alt ve orta gelirli ülkelerde, ortalama babaların %30’u çocuklarının yanında değil. Nedenlerin başında ekonomi geliyor. Uzun ve uzak yerlerde çalışan babalar çoğunlukla çocuklarının büyüdüklerine nadiren şahit oluyorlar.  Yine bu araştırmanın bulgularına göre babalar çocukları ile annelerden ve hatta diğer yetişkinlerden de daha az oynuyorlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ebeveyn destek programları çoğunlukla annelere ulaşıyor</strong></p>
<p>Ebeveyn destek programlarının büyük bölümünün anneleri hedeflediğini söyleyen Prof. Dr. Ülküer, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Ebeveyn destek programları ya da benzeri çalışmalar çoğunlukla annelere ulaşabiliyor. Babalara ulaşabilen programların ise etkileri çoğu zaman anlamlı düzeye erişemiyor. Babaların katılımını destekleyen araştırma ve uygulamalar oldukça sınırlı. Özellikle 0-6 yaş döneminde çocuklarıyla düzenli oyun oynayan baba oranı dünya genelinde düşük seviyelerde bulunuyor. Sadece Doğu Asya ve Pasifik ülkelerinde bu oran nispeten daha iyi durumda. Annelerin iyi oluş hali üzerinde de baba katılımının önemli bir rolü olduğunu biliyoruz.” </p>
<p><strong>Babalar sadece destek veren değil, ebeveynliğin aktif bir oyuncusudur</strong></p>
<p>Babaların çocuk gelişimindeki rollerinin yeniden tanımlanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Bu tabloyu değiştirmek için işe doğum öncesinden başlamak gerekiyor. Babaların yalnızca anneye destek veren kişiler değil, ebeveynlik sürecinin aktif ve eşit bir parçası olduğunun kabul edilmesi gerekiyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Babaların sessiz kaygıları çoğu zaman fark edilmiyor</strong></p>
<p>Babaların da ebeveynlik sürecinde yoğun psikolojik zorluklar yaşayabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ülküer, “Babaların da kaygıları, korkuları ve hatta biyolojik değişimleri var. Ancak bunlar çoğu zaman göz ardı ediliyor. İngiltere’de yapılan bir araştırmada, doğum öncesi ve doğum sonrasındaki dönemde babalarda görülen depresyon ve intihar oranlarının annelerde görülen ruhsal sorunların yaklaşık dört katına ulaştığı belirlendi. Bu sonuç, anne ruh sağlığına yönelik desteklerin artmasına rağmen babalara yönelik destek mekanizmalarının yeterince gelişmediğini gösteriyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>4 babadan biri ciddi düzeyde endişe yaşıyor</strong></p>
<p>Yeni baba olmuş 336 kişi üzerinde gerçekleştirilen başka bir araştırmanın sonuçlarını da paylaşan Prof. Dr. Ülküer, şöyle konuştu:</p>
<p>“Araştırmada babaların yüzde 41,1’inde orta ya da yüksek düzeyde stres, yüzde 20,8’inde kaygı, yüzde 25,9’unda yoğun endişe ve yüzde 13,4’ünde depresyon belirtileri görüldü. Oysa bu dönem, babaların yeni doğan bebekleriyle güçlü ve duyarlı bir bağ kurmaları açısından son derece kritik bir dönemdir. Aynı zamanda eşlerine destek olmaları gereken bir süreçtir.”</p>
<p><strong>Ruh sağlığı güçlü baba, annede doğrum sonrası depresyon riskini azaltıyor! </strong></p>
<p>Babaların psikolojik iyilik halinin aile bütünlüğü açısından da önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Ülküer, “Araştırmalar, ruh sağlığı iyi olan ve kendisini güçlü hisseden babaların eşlerinde doğum sonrası depresyon riskinin azaldığını gösteriyor. Buna rağmen babaların kaygılarını paylaşabilecekleri ve destek alabilecekleri mekanizmalar oldukça sınırlı.” dedi.</p>
<p>Babaların yalnızca yüzde 59’unun kaygılarını eşleriyle paylaşabildiğini belirten Prof. Dr. Ülküer, yüzde 37’sinin arkadaşları veya aile üyeleriyle, yüzde 30’unun aile hekimiyle, yüzde 23’ünün ise sağlık çalışanlarıyla konuşabildiğini aktardı. Psikolojik destek alanların oranının ise yalnızca yüzde 10 düzeyinde kaldığını ifade etti.</p>
<p><strong>“Babalar Önemlidir” girişimi dikkat çekiyor</strong></p>
<p>Bazı ülkelerin bu konuda önemli adımlar attığını belirten Prof. Dr. Nurper Ülküer, İngiltere Parlamentosu tarafından başlatılan “Babalar Önemlidir” girişimine dikkat çekti.</p>
<p>Prof. Dr. Ülküer, “İngiltere’de partiler üstü bir parlamenter grup tarafından yürütülen bu girişim, babaların doğum öncesinden itibaren çocuklarının yaşamında daha etkin rol üstlenmelerini destekliyor. Farkındalık çalışmaları sayesinde binlerce babaya ulaşılıyor ve babalığın önemi görünür hale getiriliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Güçlü ailelerin temelinde güçlü anne-baba vardır</strong></p>
<p>Babalar Günü dolayısıyla tüm babaların gününü kutlayan Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Babalarımız önemlidir. Güçlü ailelerin temeli, güçlü anne-babalar ve mutlu çocuklarla atılır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ekonomik-kaygilar-baba-cocuk-iliskisini-etkiliyor-642738">Ekonomik kaygılar, baba-çocuk ilişkisini etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıcaklarda seyahate çıkacak anne adayları dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sicaklarda-seyahate-cikacak-anne-adaylari-dikkat-642717</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:38:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Adayları]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[çıkacak]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[kemer]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahate]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklarda]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642717</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte uzun saatler süren uçak, otobüs ve otomobil yolculukları, anne adayları için bazı sağlık risklerini beraberinde getirebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicaklarda-seyahate-cikacak-anne-adaylari-dikkat-642717">Sıcaklarda seyahate çıkacak anne adayları dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte uzun saatler süren uçak, otobüs ve otomobil yolculukları, anne adayları için bazı sağlık risklerini beraberinde getirebiliyor. Bu nedenle seyahat öncesinde ve yolculuk sırasında alınacak önlemler hem anne adayının hem de bebeğin sağlığının korunmasında büyük önem taşıyor.  <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ecem Eren</strong> hamilelik döneminde yapılan seyahatlerin her zaman gebeliğin haftasına, anne adayının genel sağlık durumuna ve mevcut risk faktörlerine göre değerlendirilmesi gerektiğini belirterek “Sağlıklı ilerleyen bir hamilelikte, doktor onayıyla planlanan ve gerekli önlemlerin alındığı seyahatler güvenli şekilde gerçekleştirilebiliyor.<strong> </strong>Ancak özellikle aşırı sıcak ve nemin hakim olduğu yaz döneminde; sıvı kaybı, tansiyon değişiklikleri, halsizlik ve dolaşım problemleri gibi bazı riskleri beraberinde getirebiliyor” diyor. Anne adaylarının alacakları basit ama etkili önlemlerle hem kendi sağlıklarını hem de bebeklerini koruyabileceklerini belirten Dr. Eren, hamilelikte güvenli yolculuğun 7 kuralını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Seyahat öncesi doktor kontrolünü ihmal etmeyin </strong></p>
<p>Her hamilelik kendine özgü özellikler taşıyor. Bu nedenle seyahat öncesinde mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanına danışılması gerekiyor. Özellikle erken doğum riski, tansiyon problemleri, çoğul gebelik veya plasentaya ilişkin sorunlar bulunan anne adaylarında yolculuk planı kişiye özel olarak değerlendiriliyor. Hekim kontrolü sayesinde olası riskler önceden belirleniyor ve gerekli önlemler alınabiliyor.</p>
<p><strong>Bol sıvı tüketmeye özen gösterin </strong></p>
<p><strong> </strong>Aşırı yaz sıcaklarında artan sıvı ihtiyacı nedeniyle su tüketimi daha da önem kazanıyor. Hamilelik döneminde oluşabilecek sıvı kaybı; halsizlik, baş dönmesi ve dolaşım problemlerine neden olabiliyor. Bu nedenle yolculuk boyunca düzenli aralıklarla su içilmesi büyük önem taşıyor. Kafeinli ve aşırı şekerli içeceklerden kaçınarak, su, ayran ve mineral desteği sağlayan sağlıklı içecekler tüketilmesi gerekiyor.  </p>
<p><strong>Uzun süre hareketsiz kalmayın </strong></p>
<p>Özellikle otomobil, otobüs ve uçak yolculuklarında uzun süre aynı pozisyonda oturmak bacaklarda şişlik ve pıhtılaşma riskini artırabiliyor. Bu nedenle her 1-2 saatte bir kısa yürüyüşler yapılması, bacakların hareket ettirilmesi ve basit esneme egzersizlerinin uygulanması öneriliyor. Düzenli hareket, kan dolaşımının desteklenmesine yardımcı oluyor.</p>
<p><strong>Emniyet kemerini doğru şekilde kullanın </strong></p>
<p>Araç yolculuklarında emniyet kemeri kullanımını kesinlikle ihmal etmemek gerekiyor. Kemerin alt kısmı karın bölgesinin üzerinden değil, karın altından ve kalça kemiklerinin üzerinden geçiriliyor. Omuz kemeri ise göğüslerin arasından çapraz şekilde yerleştiriliyor. Doğru kemer kullanımı hem anne adayını hem de bebeği olası kazalara karşı koruyor.</p>
<p><strong> Hafif ve sağlıklı beslenin </strong></p>
<p>Yolculuk sırasında ağır, yağlı ve sindirimi zor yiyecekler mide bulantısı, hazımsızlık ve reflü şikayetlerini artırabiliyor. Bu nedenle taze meyveler, yoğurt, kuruyemiş ve hafif atıştırmalıklar tercih edin. Düzenli ve dengeli beslenme sayesinde enerji seviyesi korunuyor ve yolculuk daha konforlu hale geliyor.</p>
<p><strong>Yol üzerinde yediklerinize dikkat edin</strong></p>
<p>Yolculuk sırasında verilen molalarda tüketilen yiyecek ve içeceklerin güvenilir kaynaklardan temin edilmesi gerekiyor. Özellikle yaz aylarında yüksek sıcaklık nedeniyle uygun koşullarda saklanmayan gıdalarda bakteri üreme riski artabiliyor. Bu durum gıda zehirlenmelerine, ishal ve kusma gibi şikayetlere yol açarak anne adayında sıvı kaybına neden olabiliyor. Açıkta satılan yiyecekler yerine taze hazırlanmış ve hijyenik koşullarda sunulan besinlerin tercih edilmesi, çiğ veya iyi pişmemiş ürünlerden kaçınılması önem taşıyor. Ayrıca ambalajlı ürünlerin son kullanma tarihlerini de mutlaka kontrol etmek gerekiyor. </p>
<p><strong>Acil durumlar için hazırlıklı olun </strong></p>
<p>Seyahat edilen bölgede en yakın sağlık kuruluşunun önceden araştırılması önem taşıyor. Anne adaylarının kullandıkları ilaçları, gebelik takip belgelerini ve gerekli sağlık kayıtlarını mutlaka yanlarında bulundurmaları gerekiyor. Beklenmedik bir sağlık sorunu yaşandığında hızlı hareket edilmesi hem anne hem de bebeğin güvenliği açısından kritik rol oynuyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicaklarda-seyahate-cikacak-anne-adaylari-dikkat-642717">Sıcaklarda seyahate çıkacak anne adayları dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerde kalp krizi riskini artıran 8 faktör</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genclerde-kalp-krizi-riskini-artiran-8-faktor-642711</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:38:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıran]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[faktör]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642711</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp krizi genellikle ileri yaşlarda görülen bir sağlık sorunu olarak düşünülse de gençlerde de önemli bir risk olmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-kalp-krizi-riskini-artiran-8-faktor-642711">Gençlerde kalp krizi riskini artıran 8 faktör</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kalp krizi genellikle ileri yaşlarda görülen bir sağlık sorunu olarak düşünülse de gençlerde de önemli bir risk olmaya devam ediyor. Kalp krizi vakalarının yaklaşık yüzde 20’sinin 40 yaş altı bireylerde görüldüğüne değinen Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Genç yaşta görülen kalp krizlerindeki risk faktörleri, bazı yönleriyle ileri yaş grubundan farklılık gösterebiliyor. Diyabet, hipertansiyon, obezite, tütün ürünleri ve yasaklı madde kullanımı, genetik yatkınlık, steroid kullanımı, enerji içeceği ve yüksek doz kafein tüketimi gençlerde kalp krizi riskini artıran başlıca faktörler arasında yer alıyor” dedi.</strong></p>
<p>Gençlerde kalp krizi riskini azaltmanın temelinde, risk faktörlerinin erken dönemde belirlenmesi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesinin yer aldığını vurgulayan Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Düzenli sağlık kontrollerinin yaptırılması ve ailedeki kalp-damar hastalığı öyküsünün bilinmesi çok kıymetli. Kalp sağlığını korumak için; fiziksel olarak aktif bir yaşam sürmek, elektronik sigara dahil tüm tütün ürünleri ve zararlı maddelerden uzak durmak, dengeli beslenmek, sağlıklı vücut ağırlığını korumak, kaliteli uyku düzenine sahip olmak ve stresi etkili şekilde yönetebilmek şart” dedi.</p>
<p><strong>Anabolik steroid kullanımı</strong></p>
<p>Kas kütlesini artırmak ve fiziksel performansı geliştirmek amacıyla kullanılan anabolik steroidler, özellikle gençlerde kalp-damar sistemi üzerinde ciddi olumsuz etkilere yol açabilir. Bu maddeler tansiyon yüksekliği, kolesterol dengesinin bozulması ve damar sertliği riskini artırarak genç yaşta kalp krizi görülme olasılığını yükseltebilir.</p>
<p><strong>Enerji içeceği ve yüksek doz kafein tüketimi</strong></p>
<p>Enerji içecekleri ve aşırı kafein tüketimi, kalp hızında ve kan basıncında ani yükselmelere neden olabilir. Özellikle yoğun egzersiz sırasında veya alkol ve diğer uyarıcı maddelerle birlikte tüketildiğinde ritim bozuklukları ve kalp-damar sorunları açısından risk oluşturabilir.</p>
<p><strong>Madde kullanımı</strong></p>
<p>Yasaklı ve uyarıcı maddelerin kullanımı, kalp-damar hastalıklarının genç yaşlarda ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu maddeler kalp ritmini bozabilir, tansiyonda ani yükselmelere yol açabilir ve damar sağlığını olumsuz etkileyebilir. 2021 yılında yapılan bir çalışmada, eğlence amaçlı madde kullanımı ile aterosklerotik kardiyovasküler hastalığın erken gelişimi arasındaki ilişki incelendi. Araştırma sonuçları, erken yaşta aterosklerotik kalp-damar hastalığı bulunan kişiler arasında madde kullanımının daha yaygın olduğunu ortaya koydu.</p>
<p><strong>Sigara, nargile ve elektronik sigara</strong></p>
<p>Sigara kullanımı; kalp hastalığı ve felç nedeniyle erken ölüm riskini sigara içmeyenlere kıyasla yaklaşık üç kat artırabilir. Özellikle 15 yaşından önce sigaraya başlayan kişiler daha yüksek risk altında olabilir. Benzer tehlikeler nargile ve elektronik sigara kullanımı için de geçerli sayılabilir. Bununla birlikte araştırmalar, sigaranın 40 yaşına kadar bırakılması halinde erken ölüm riskindeki artışın yaklaşık yüzde 90 oranında azaltılabileceğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Genetik</strong></p>
<p>Bazı kişiler kalp hastalıklarına yatkınlık oluşturan genetik özellikleri ailelerinden miras alabilir. Özellikle ailevi hiperkolesterolemi gibi kalıtsal hastalıklar, kolesterol düzeylerinin erken yaşlarda yükselmesine neden olabilir. Bu durum damar sertliğinin daha erken gelişmesine yol açabilir ve genç yaşta koroner kalp hastalığı ile kalp krizi riskini artırabilir.</p>
<p><strong>Diyabet</strong></p>
<p>Diyabet, genç yaşta kalp krizi riskini artırabilen önemli sağlık sorunlarından biri. Diyabeti olan kişilerde hipertansiyon ve yüksek kolesterol gibi ek risk faktörleri daha sık görülebilir. Bu durum kalp-damar hastalıklarının gelişimini hızlandırabilir ve kalp krizi olasılığını artırabilir. Yapılan tahminlere göre genç nüfustaki diyabetli birey sayısı her 10 yılda yüzde 20’den fazla artıyor.</p>
<p><strong>Hipertansiyon</strong></p>
<p>Yüksek tansiyon da gençlerde giderek daha sık görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor. Fazla tuz tüketimi, obezite ve hareketsiz yaşam tarzı hipertansiyon gelişimine zemin hazırlıyor. Kontrol altına alınmayan yüksek tansiyon ise damar yapısında hasara yol açabilir ve kalp hastalığı ile felç riskini artırabilir. Yapılan çalışmalar her 7 gençten birinde hipertansiyon görüldüğünü ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Aşırı kilo ve obezite</strong></p>
<p>Aşırı kilo ve obezite, kalp-damar sistemi üzerinde önemli olumsuz etkilere neden olabilir. Fazla kilo; yüksek tansiyon, diyabet ve kolesterol yüksekliği gibi risk faktörlerinin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Yapılan bilimsel araştırmalar, gençler de dahil olmak üzere fazla kilolu bireylerde kalp krizi riskinin daha yüksek olabileceğine işaret ediyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-kalp-krizi-riskini-artiran-8-faktor-642711">Gençlerde kalp krizi riskini artıran 8 faktör</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı Yaşam Hareketi Rotary&#8217;de Kulübe Dönüştü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikli-yasam-hareketi-rotaryde-kulube-donustu-642660</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:36:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dönüştü]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[kulübe]]></category>
		<category><![CDATA[Longevity]]></category>
		<category><![CDATA[rotary]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[üye]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642660</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıklı yaşam temasıyla kurulan Longevity Rotary Kulübü, 50 üyelik güçlü kadrosuyla Rotary dünyasına hızlı bir giriş yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-yasam-hareketi-rotaryde-kulube-donustu-642660">Sağlıklı Yaşam Hareketi Rotary&#8217;de Kulübe Dönüştü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>Sağlıklı yaşam temasıyla kurulan Longevity Rotary Kulübü, 50 üyelik güçlü kadrosuyla Rotary dünyasına hızlı bir giriş yaptı. Ağırlıklı olarak doktor üye profilinden oluşan kulübe, avukat, mühendis ve sanatçılara kadar farklı meslek gruplarından üyeler eşli<span>k ediyor. İlk büyük hedef olarak İzmir’de kapsamlı bir sağlık şenliği düzenlemeye hazırlanıyor.</span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b> </b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Uluslararası Rotary Bölge 2440 Federasyonu bünyesinde kurulan Longevity Sağlıklı Yaşam Rotary Kulübü, daha kuruluş aşamasında gösterdiği güçlü katılımla dikka<span>t çekti. Yaklaşık 50 üyeyle kurulan kulüp, son yıllarda Rotary çatısı altında kurulan en kalabalık kulüplerden biri olarak öne çıkarken, sağlıklı yaşam odaklı yaklaşımıyla da farklı bir model ortaya koyuyor.</span></span></span> <span><span>Kulübün üyeleri arasında çok sayıda hekim bulu<span>nurken, avukatlar, mühendisler, öğretmenler, işletmeciler, sanatçılar, nefes eğitmenleri, yoga eğitmenleri ve farklı uzmanlık alanlarından profesyoneller de yer alıyor. Bu çok yönlü yapı sayesinde kulüp, yalnızca sağlık alanında değil; eğitim, sanat, spor <span>ve toplumsal dayanışma projelerinde de aktif rol almayı hedefliyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kulübün Kurucu Başkanı ve 2026-2027 Dönem Başkanı Doç. Dr. Didem Dereli Akdeniz, Longevity Rotary Kulübü’nün temel felsefesinin sağlıklı yaşamı yalnızca fiziksel sağlıkla sınırlamamak ol<span>duğunu belirterek, “Sağlıklı yaşam; üretmek, paylaşmak, mutlu olmak ve başkalarının hayatına dokunabilmektir. Biz sevgiyi paylaşan, iyiliği büyüten ve kalıcı etki yaratmayı amaçlayan bir topluluk oluşturmak istedik” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kuruluşundan kısa süre sonra sos<span>yal sorumluluk çalışmalarına başlayan kulüp, dezavantajlı bir bölgede eğitim gören otizmli öğrenciler için özel bir sınıfın oluşturulmasına destek veriyor. Kitaplardan eğitim materyallerine kadar birçok ihtiyacın karşılandığı proje ile özel gereksinimli ço<span>cukların eğitim ortamlarının geliştirilmesi amaçlanıyor.</span></span></span></span> <span><span>Kulüp bünyesinde gerçekleştirilen etkinlikler de dikkat çekiyor. Seramik atölyelerinden nefes çalışmalarına, yoga uygulamalarından sanat etkinliklerine kadar farklı alanlarda faaliyetler düzenleyen<span> Longevity Rotary Kulübü, bireylerin hem fiziksel hem de ruhsal iyilik halini destekleyen bir yaklaşım benimsiyor.</span></span></span> <span><span>Önümüzdeki dönemin en büyük hedeflerinden birinin İzmir’de geniş katılımlı bir sağlık şenliği düzenlemek olduğunu açıklayan Akdeniz, bu org<span>anizasyonla toplumun farklı kesimlerini sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirmeyi amaçladıklarını söyledi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Rotary’nin hizmet anlayışını sağlıklı yaşam vizyonuyla birleştiren Longevity Rotary Kulübü, kuruluşundan itibaren ortaya koyduğu güçlü üye yapısı v<span>e sosyal sorumluluk hedefleriyle Rotary Bölge 2440’ın dikkat çeken yeni kulüpleri arasında yerini aldı.</span></span></span> <span><span>“İyilik yapıp kalıcı etki yaratmayı hedefliyoruz” diyen Doç. Dr. Didem Dereli Akdeniz, kulübün önümüzdeki yıllarda yalnızca projeleriyle değil, oluştu<span>racağı yaşam kültürüyle de fark yaratacağını vurguladı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-yasam-hareketi-rotaryde-kulube-donustu-642660">Sağlıklı Yaşam Hareketi Rotary&#8217;de Kulübe Dönüştü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun uyardı: &#8220;Kalp krizi artık gençleri de tehdit ediyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-akin-torun-uyardi-kalp-krizi-artik-gencleri-de-tehdit-ediyor-642558</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:32:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akın]]></category>
		<category><![CDATA[Belirten]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[öğr]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[torun]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642558</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genç yaşlarda görülen kalp krizi vakalarında artış yaşandığını belirten Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, sigara, obezite, yüksek kolesterol, hipertansiyon, diyabet ve hareketsiz yaşam tarzının önemli risk faktörleri arasında yer aldığını söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-akin-torun-uyardi-kalp-krizi-artik-gencleri-de-tehdit-ediyor-642558">Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun uyardı: &#8220;Kalp krizi artık gençleri de tehdit ediyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Genç yaşlarda görülen kalp krizi vakalarında artış yaşandığını belirten Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, sigara, obezite, yüksek kolesterol, hipertansiyon, diyabet ve hareketsiz yaşam tarzının önemli risk faktörleri arasında yer aldığını söyledi. Kalp krizlerinin birçoğunda ani ölüm öncesinde uyarıcı belirtiler görülebildiğini ifade eden Torun, kalp sağlığının korunması için genç yaşlardan itibaren düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, son yıllarda genç erişkinlerde daha sık görülmeye başlayan kalp krizlerinin nedenleri, ani ölüm öncesinde ortaya çıkabilen belirtiler ve kalp sağlığının korunmasına yönelik önerilerde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Genç yaşta kalp krizi görülme sıklığı artıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kalp krizinin uzun yıllar boyunca ileri yaş hastalığı olarak kabul edildiğini ancak son yıllarda genç erişkinlerde de daha sık görülmeye başladığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, genç yaşta ortaya çıkan kalp krizlerinin çoğu zaman birden fazla risk faktörünün bir araya gelmesiyle geliştiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sigara kullanımı, yüksek kolesterol, obezite, hipertansiyon, diyabet ve hareketsiz yaşam tarzının en önemli nedenler arasında yer aldığını kaydeden Torun, “Özellikle ailesinde erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunan bireylerde genetik yatkınlık önemli bir risk faktörüdür. Bunun yanı sıra ailesel hiperkolesterolemi gibi kalıtsal kolesterol bozuklukları, damar sertliğinin çok daha erken yaşlarda gelişmesine neden olabilmektedir. Günümüzde stresli yaşam koşulları, düzensiz beslenme alışkanlıkları, yetersiz uyku ve bazı uyarıcı maddelerin kullanımı da gençlerde kalp damar hastalıklarının görülme sıklığını artıran faktörler arasında sayılmaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ani ölüm öncesinde uyarıcı belirtiler görülebiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Toplumda ani ölüm olarak değerlendirilen birçok kalp krizinin öncesinde bazı önemli belirtilerin ortaya çıkabildiğini ifade eden Torun, bu belirtilerin dikkate alınmasının hayat kurtarıcı olabileceğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>En sık görülen belirtinin göğsün orta kısmında hissedilen baskı, sıkışma veya yanma tarzındaki ağrı olduğunu belirten Torun, “Bu ağrı bazen sol kola, omuzlara, sırta, boyuna veya çeneye yayılabilmektedir. Nefes darlığı, soğuk terleme, çarpıntı, ani halsizlik, baş dönmesi ve bayılma hissi de önemli uyarı işaretleri arasındadır. Özellikle efor sırasında ortaya çıkan ve dinlenmekle geçen göğüs ağrıları dikkate alınmalıdır. Bununla birlikte bazı kişilerde, özellikle diyabet hastalarında, tipik göğüs ağrısı olmadan yalnızca nefes darlığı veya aşırı yorgunluk görülebilir. Bu belirtilerin fark edilmesi ve zaman kaybetmeden tıbbi yardım alınması, ani ölüm riskini azaltan en önemli unsurlardan biridir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalp sağlığı kontrolleri 20’li yaşlarda başlamalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kalp sağlığının korunmasına yönelik değerlendirmelerin genç erişkinlik döneminde başlaması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, her bireyin 20 yaşından itibaren kardiyovasküler risk faktörleri açısından değerlendirilmesinin önem taşıdığını söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kan basıncı, kilo durumu, sigara kullanımı ve diğer risk faktörlerinin erken dönemde değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Torun, “Kolesterol ölçümleri ve temel risk analizleri de erişkin dönemde yapılmalıdır. Ailesinde erken yaşta kalp hastalığı bulunan kişilerde veya diyabet, hipertansiyon ve kolesterol yüksekliği gibi risk faktörleri taşıyan bireylerde kontroller daha erken yaşlarda başlatılmalıdır. Kalp hastalıklarının önemli bir kısmı yıllar içerisinde sessiz şekilde geliştiğinden, şikâyet olmasa bile düzenli değerlendirmeler büyük önem taşımaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kontrol sıklığı kişiye göre değişiyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kontrol sıklığının bireyin risk durumuna göre belirlenmesi gerektiğini belirten Torun, sağlıklı bireylerde belirli aralıklarla kan basıncı, kan şekeri ve kolesterol değerlendirmelerinin yeterli olabileceğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sigara kullanan, fazla kilolu olan, diyabet veya hipertansiyonu bulunan kişilerde takiplerin daha sık yapılması gerektiğini vurgulayan Torun, “Özellikle 40 yaş sonrasında kardiyovasküler risk değerlendirmesinin düzenli hale getirilmesi ve gerektiğinde kardiyoloji uzmanı tarafından ayrıntılı inceleme yapılması önemlidir. Burada amaç yalnızca hastalık ortaya çıktığında müdahale etmek değil, hastalık gelişmeden önce risk faktörlerini kontrol altına almaktır” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalp sağlığını korumanın yolu sağlıklı yaşamdan geçiyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kalp sağlığının korunmasında genç yaşlarda kazanılan alışkanlıkların büyük önem taşıdığını belirten Torun, sigara ve tütün ürünlerinden uzak durulması, düzenli fiziksel aktivite yapılması ve sağlıklı beslenilmesi gerektiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Akdeniz tipi beslenme modelinin kalp ve damar sağlığını desteklediğini ifade eden Torun, “Sebze, meyve, tam tahıl, balık ve zeytinyağı ağırlıklı beslenme kalp sağlığını desteklemektedir. Bunun yanında sağlıklı kilonun korunması, düzenli uyku alışkanlığı kazanılması ve stres yönetiminin ihmal edilmemesi gerekir. Gençlerin herhangi bir şikâyeti olmasa bile belirli aralıklarla tansiyon, kolesterol ve kan şekeri kontrollerini yaptırmaları, ileride gelişebilecek ciddi kalp damar hastalıklarının önlenmesinde önemli rol oynamaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalp hastalıklarının önemli bir bölümü önlenebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kalp ve damar hastalıklarının hem dünyada hem de Türkiye’de en sık ölüm nedenleri arasında yer almaya devam ettiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, risk faktörlerinin erken dönemde belirlenmesinin ve yaşam tarzı değişikliklerinin zamanında uygulanmasının kalp krizi ve ani ölüm riskini önemli ölçüde azalttığını söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Özellikle genç bireylerin kalp hastalıklarının yalnızca ileri yaşlarda görüldüğü düşüncesinden uzaklaşmaları gerektiğini vurgulayan Torun, “Kalp sağlığını korumanın en etkili yolu, hastalık ortaya çıkmadan önce önlem almaktır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-akin-torun-uyardi-kalp-krizi-artik-gencleri-de-tehdit-ediyor-642558">Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun uyardı: &#8220;Kalp krizi artık gençleri de tehdit ediyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Estetikte yeni trend: Baby botoks ile doğal görünüm</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/estetikte-yeni-trend-baby-botoks-ile-dogal-gorunum-642489</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:29:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baby]]></category>
		<category><![CDATA[botoks]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[duman]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[estetikte]]></category>
		<category><![CDATA[görünüm]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642489</guid>

					<description><![CDATA[<p>Estetik uygulamalar, her geçen gün daha fazla ilgi gören ve hakkında daha çok konuşulan alanlar arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/estetikte-yeni-trend-baby-botoks-ile-dogal-gorunum-642489">Estetikte yeni trend: Baby botoks ile doğal görünüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Estetik uygulamalar, her geçen gün daha fazla ilgi gören ve hakkında daha çok konuşulan alanlar arasında yer alıyor. Teknolojideki gelişmeler ve artan talep, estetik dünyasında yeni yöntemlerin ve uygulamaların hızla yaygınlaşmasını sağlıyor. Öte yandan son dönemde öne çıkan doğal görünüm, sade makyaj ve “çabasız güzellik” anlayışı, estetik trendlerini de yeniden şekillendiriyor. Artık birçok kişinin yüz hatlarını tamamen değiştirmek yerine daha dinlenmiş, taze ve doğal bir görünüm elde etmeyi arzuladığını dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Haluk Duman, “Bu değişim, estetik uygulamalarda daha kontrollü ve kişiye özel yaklaşımların öne çıkmasına vesile olurken, yüz ifadesini korumayı amaçlayan baby botoks gibi uygulamaların da popülerleşmesini sağlıyor” şeklinde konuştu.</strong></p>
<p>Klasik botoksun daha belirgin kırışıklıkları olan, mimik kasları güçlü veya çizgileri yerleşmiş ileri yaşlardaki kişilerde tercih edildiğinden bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Haluk Duman, “Baby botoks ise daha düşük dozlarla uygulanır. Amaç yüz ifadesini tamamen durdurmak değil, mimikleri yumuşatarak daha doğal bir görünüm elde etmektir” dedi.</p>
<p>Son yıllarda botoks uygulamalarında yaş sınırının aşağı çekilmesinin altında stratejik bir değişim olduğuna değinen Duman, “İşlem artık yerleşmiş kırışıklıkları silmekten ziyade çizgiler derinleşmeden koruma kalkanı oluşturmak amacıyla tercih ediliyor. Baby botoks özellikle genç yaş grubu, yüz ifadesini korumak isteyenler ve sahne, ekran gibi mimik gücüne dayalı meslek profesyonellerince sıklıkla tercih ediliyor. Mikrodosaj tekniğiyle çalışıldığı için donuk ve yapay bir çehre yerine dinlenmiş, taze ve doğal bir yansıma hedefleniyor” dedi.</p>
<p><strong>Koruyucu botoks, çizgilerin derinleşmesini yavaşlatıyor</strong> </p>
<p>Genç yaşta uygulanan koruyucu botoksun, yaşlanmayı tamamen durdurmasa da mimik kaynaklı çizgilerin derinleşmesini yavaşlattığını açıklayan Duman, “Özellikle alın ve göz çevresini yoğun kullanan kişilerde kas hareketlerinin kontrollü şekilde azaltılması, cildin aynı noktalardan sürekli katlanmasını önlüyor. Böylece çizgilerin zamanla kalıcı hale gelme riski azalıyor” dedi.</p>
<p><strong>Nihai görünüm 10-14 gün sonra ortaya çıkıyor</strong></p>
<p>Botoks uygulamasının sonrası için de önemli uyarılarda bulunan Duman, “İlk birkaç saat, sonucun başarısı açısından önem taşıyor. Bu süreçte öne eğilmemek, uygulama bölgesine masaj yapmamak ve baskı uygulamamak gerekiyor. Aynı gün yoğun egzersiz, sauna ve sıcak banyodan kaçınılması da ilacın istenmeyen şekilde yayılmasını önlemeye yardımcı oluyor. Botoksun tam etkisinin ortaya çıkması ve nihai görünümün oluşması ise genellikle 10-14 günü buluyor” dedi.</p>
<p><strong>Baby botoksun etkisi 2-3 ayla sınırlı kalabiliyor</strong> </p>
<p>Baby botoksta kullanılan düşük dozlar nedeniyle etki süresinin klasik uygulamaya göre daha kısa olduğunu belirten Duman, “Sonuçlar genellikle 2-3 ay devam ediyor. Klasik botoksta ise kalıcılık; kas yapısı, uygulanan doz ve kişinin metabolizmasına bağlı olarak değişse de genellikle daha uzun sürebiliyor. Bu nedenle işlem öncesinde beklentilerin doğru değerlendirilmesi önemli. Daha doğal ve hafif bir etki arayanlar için baby botoks uygun bir seçenek sunarken, daha belirgin ve uzun süreli sonuç hedefleyen kişilerde klasik botoks öne çıkıyor” dedi.</p>
<p><strong>İfade kaybının nedeni botoks değil, yanlış uygulama </strong></p>
<p>Botoksa ilişkin en yaygın kaygılardan biri olan ifade kaybının, çoğunlukla yanlış dozlama ve hatalı uygulamalardan kaynaklandığının altını çizen Duman, “Anatomik yapı değerlendirilmeden yapılan enjeksiyonlar donuk bir yüz ifadesine, asimetriye veya göz kapağı düşüklüğüne yol açabiliyor. Oysa doğru uygulamada amaç yüzü tamamen hareketsiz bırakmak değil, çizgileri yumuşatarak daha dinç bir görünüm elde etmek. Bu nedenle botoks, uzmanlık ve anatomi bilgisi gerektiren tıbbi bir işlem olarak değerlendirilmeli. Kaynağı belirsiz ürünlerle ve yetkisiz kişiler tarafından yapılan uygulamalar ciddi sağlık riskleri taşıyor. Güvenli sonuçlar için işlemin deneyimli hekimler tarafından gerçekleştirilmesi şart” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Sık uygulamalar botoksun etkisini azaltabilir</strong></p>
<p>Botoksun çok sık aralıklarla ve yüksek dozlarda tekrarlanması, zamanla vücudun toksine karşı bağışıklık geliştirmesine ve etkisinin azalmasına sebebiyet verebilir diyen Duman, “Bu riski azaltmak için seansların uygun aralıklarla planlanması ve gerektiğinde tedavi programının hekim tarafından yeniden değerlendirilmesi kıymetli. Öte yandan düzenli ve doğru periyotlarla yapılan işlemler, orta ve üst yüz bölgesindeki çizgilerin kontrol altında tutulmasına yardımcı olur. Kas hareketlerinin oluşturduğu baskının azalması, cildin kolajen ve elastik yapısının korunmasına yardımcı olur. Başarılı bir botoks uygulaması, dışarıdan bakıldığında fark edilmeyen, kişinin doğal görünümünü ve yüz simetrisini destekleyen ölçülü bir sonuçtur” dedi.</p>
<p><strong>Hatalı botoksu düzeltmek, önlemekten daha zor </strong></p>
<p>Hatalı botoks uygulamalarında düzeltme seçeneklerinin sorunun türüne göre değiştiğini vurgulayan Duman, “Aşırı kalkmış kaşlar gibi bazı durumlar ek müdahalelerle dengelenebilirken, göz kapağı düşüklüğü gibi komplikasyonlarda etkiyi anında ortadan kaldıracak bir yöntem maalesef yok. Bu gibi durumlarda genellikle destekleyici tedaviler uygulanır ve botoksun etkisinin zamanla azalması beklenir. Bu nedenle hatalı bir uygulamayı sonradan düzeltmektense, işlemi en başından alanında deneyimli hekimler ve güvenilir merkezlerde yaptırmak çok önemli” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/estetikte-yeni-trend-baby-botoks-ile-dogal-gorunum-642489">Estetikte yeni trend: Baby botoks ile doğal görünüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınav öncesi beslenme düzeni değiştirilmemeli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sinav-oncesi-beslenme-duzeni-degistirilmemeli-642460</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:28:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Beslenme Düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirilmemeli]]></category>
		<category><![CDATA[düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[ogün]]></category>
		<category><![CDATA[öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sebze]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642460</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, sınav döneminde öğrencilerin stresle birlikte değişebilen beslenme alışkanlıklarının performansa etkisi ve bu süreçte dengeli, düzenli ve alışılmış beslenme düzeninin korunmasının önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-oncesi-beslenme-duzeni-degistirilmemeli-642460">Sınav öncesi beslenme düzeni değiştirilmemeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, sınav döneminde öğrencilerin stresle birlikte değişebilen beslenme alışkanlıklarının performansa etkisi ve bu süreçte dengeli, düzenli ve alışılmış beslenme düzeninin korunmasının önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Stres beslenmeyi, beslenme de stresi etkiliyor!</strong></p>
<p>Sınav stresinin öğrencileri yalnızca akademik açıdan değil; fiziksel, duygusal ve sosyal yönden de etkileyebildiğini ifade eden Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bu dönemde birçok öğrencinin beslenme düzeninde değişiklikler görülür.” dedi.</p>
<p>Bazı öğrencilerde iştah azalırken, bazı öğrencilerde aşırı yeme davranışının ortaya çıkabileceğine dikkat çeken İspiroğlu, “Özellikle yoğun stres altında şekerli besinlere, çikolata, tatlılar, çay ve kahve gibi ürünlere yönelimin arttığı biliniyor. Beslenme ve stres arasında çift yönlü bir ilişki var. Stres yeme davranışlarını etkileyebilirken, düzensiz ve dengesiz beslenme de stres düzeyinin artmasına katkıda bulunabilir. Bu nedenle sınav döneminde öğrencilerin mevcut beslenme düzenlerini korumaları ve yeterli, dengeli beslenmeye özen göstermeleri önemli.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Besin çeşitliliğinin sağlandığı dengeli bir beslenme düzeni oluşturmak önemli!</strong></p>
<p>Beynin temel enerji kaynağının glikoz olduğunu hatırlatan Hülya Yiğit İspiroğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Ancak bu enerjinin şekerli içecekler ve tatlılardan değil; besin öğeleri açısından zengin kaynaklardan sağlanması gerekir. Kuru ve taze meyveler, ceviz, badem ve fındık gibi çiğ kuruyemişler, tam tahıllar, yumurta, süt ürünleri, kefir gibi fermente besinler, zeytin, balık, taze sebzeler ve yeşil yapraklı sebzeler zihinsel performansı destekleyen besinler arasında yer alır. Özellikle ceviz ve balık gibi omega-3 kaynakları dikkat, öğrenme ve hafıza süreçlerini desteklerken; kefir gibi probiyotik içeren besinler bağırsak mikrobiyotasının korunmasına katkı sağlayabilir. </p>
<p>Günümüzde bağırsak ve beyin arasında güçlü bir iletişim olduğu bilinmekte olup, sağlıklı bir bağırsak yapısının ruh hali ve bilişsel fonksiyonlar üzerinde olumlu etkileri olabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle sınav döneminde tek bir besine odaklanmak yerine, besin çeşitliliğinin sağlandığı dengeli bir beslenme düzeni oluşturmak daha önemli.”</p>
<p><strong>Sınav başarısını tek bir besin değil, düzenli beslenme ve kaliteli uyku belirler!</strong></p>
<p>Sınav döneminde amacın, son anda beslenme düzenini değiştirmek değil, mevcut düzeni koruyarak zihinsel performansı desteklemek olduğunu kaydeden Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bu nedenle öğrencilerin daha önce tüketmedikleri veya sindirim sistemi açısından alışık olmadıkları besinleri denememeleri, öğün atlamamaları ve yeterli su tüketmeleri önemli.” dedi.</p>
<p>Özellikle uzun süre ders çalışabilmek amacıyla aşırı miktarda kahve, çay veya enerji içeceği tüketmenin çarpıntı, huzursuzluk, dikkat dağınıklığı ve uyku problemlerine yol açarak beklenenin aksine performansı olumsuz etkileyebileceğini vurgulayan İspiroğlu, şu önerilerde bulundu:</p>
<p>“Öğünlerin düzenli olması ve her ana öğünde protein, kompleks karbonhidrat, sağlıklı yağ ve sebze-meyve gruplarına yer verilmesi gerekir. Kahvaltıda yumurta, peynir, tam tahıllı ekmek ve söğüş sebzeler; öğle ve akşam öğünlerinde et, tavuk, balık veya kuru baklagillerle birlikte sebze yemekleri, salata ve tam tahıllı ürünler tercih edilebilir. Ara öğünlerde ise meyve, kefir, yoğurt ve çiğ kuruyemişler iyi seçeneklerdir.</p>
<p>Sınav öncesindeki son günlerde ağır, yağlı ve sindirimi zor yiyeceklerden uzak durulmalı; bireyde gaz ve sindirim şikâyetlerine neden oluyorsa kuru baklagiller, brokoli ve karnabahar gibi besinler kontrollü tüketilmelidir. Beyin performansı tek bir öğün veya tek bir besinle değil, günler boyunca sürdürülen düzenli beslenme, yeterli sıvı alımı ve kaliteli uyku ile şekillenir.”</p>
<p><strong>Sınav günü yeni beslenme alışkanlıkları denenmemeli!</strong></p>
<p>Sınav sabahında en önemli noktanın, öğrencinin alışık olduğu beslenme düzenini koruması olduğunun altını çizen Hülya Yiğit İspiroğlu, “Sınav günü performansı artıracağı düşüncesiyle farklı besinler denemek, normalde tüketilmeyen bir kahvaltı yapmak veya öğün düzenini değiştirmek doğru bir yaklaşım değildir. Öğrenciler deneme sınavlarına nasıl hazırlanıyor ve kendilerini hangi şekilde daha rahat hissediyorlarsa, sınav sabahında da benzer bir rutin izlemelidir.” dedi.</p>
<p>Kahvaltı yapan öğrenciler için yumurta, peynir, tam tahıllı ekmek ve söğüş sebzelerden oluşan dengeli bir öğünün tercih edilebileceğini aktaran İspiroğlu, “Ancak önemli olan belirli bir menüyü uygulamak değil, vücudun alışık olduğu düzeni korumaktır. Sınav öncesinde aşırı yağlı, ağır ve yüksek şeker içeren yiyeceklerden kaçınılmalı; çay ve kahve tüketimi de abartılmamalı. Fazla miktarda kafein bazı öğrencilerde çarpıntı, huzursuzluk ve dikkat dağınıklığına neden olabilirken, sık idrara çıkma ihtiyacını da artırabilir. Benzer şekilde sınavdan hemen önce aşırı sıvı tüketmek yerine, su tüketimini gün içine yaymak daha uygun olacaktır. Sınav sabahı yapılabilecek en doğru şey yeni bir beslenme planı uygulamak değil, vücudun ve zihnin alışık olduğu düzeni sürdürmektir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-oncesi-beslenme-duzeni-degistirilmemeli-642460">Sınav öncesi beslenme düzeni değiştirilmemeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beslenmeden, taktiğe YKS&#8217;de başarıyı artıran stratejiler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beslenmeden-taktige-yksde-basariyi-artiran-stratejiler-642435</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:28:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıran]]></category>
		<category><![CDATA[ayt]]></category>
		<category><![CDATA[başarıyı]]></category>
		<category><![CDATA[besinler]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmeden]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilerin]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sebze]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[stratejiler]]></category>
		<category><![CDATA[taktiğe]]></category>
		<category><![CDATA[yks]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642435</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Yöneticisi Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, 20-21 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) öncesinde adaylara sınav anında uygulanabilecek önemli önerilerde bulundu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beslenmeden-taktige-yksde-basariyi-artiran-stratejiler-642435">Beslenmeden, taktiğe YKS&#8217;de başarıyı artıran stratejiler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Yöneticisi Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, 20-21 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) öncesinde adaylara sınav anında uygulanabilecek önemli önerilerde bulundu. </p>
<p>Sınav başarısının yalnızca bilgi düzeyiyle değil, bilgiyi doğru yönetebilme becerisiyle de yakından ilişkili olduğunu vurgulayan Akoğlan, sınav sırasında sakin kalmanın ve odağı korumanın başarıya önemli katkı sağlayacağını söyledi.</p>
<p><strong>İlk turda takılmadan ilerleyin</strong></p>
<p>Sınav sırasında zorlanan öğrencilerin bir soruya gereğinden fazla zaman harcamaması gerektiğini ifade eden Akoğlan, sınav anında başarıyı en üst düzeye çıkarmak için kullanılabilecek ve doğrudan uygulanabilecek taktikleri şöyle sıraladı: </p>
<p>“Tur tekniği (pas geçme); Soruları ilk okuyuşta çözemediğini hissettiğin an, üzerinde durmadan yanına bir işaret koyup hızlıca bir sonraki soruya geç. İlk turda yapabildiğin tüm soruları tamamlamak, hem sınavın geneli hakkında sana fikir verir hem de kalan zamanı zor sorulara daha rahat odaklanarak kullanmanı sağlar.</p>
<p><strong>Soru köklerini dikkatle okuyun!</strong></p>
<p>Soru kökü okuma stratejisi: Özellikle ‘değildir’, ‘yoktur’, ‘en fazladır’ gibi olumsuz veya kapsayıcı ifadelerin altını mutlaka çiz. Bu, zihnin sınav heyecanıyla soru kökünü yanlış yorumlamasının önüne geçen en basit ama en etkili güvenlik önlemidir.</p>
<p><strong>Kodlamayı sayfa veya bölüm sonunda yapın</strong></p>
<p>Turlama ve optik kodlama: Kodlamayı her soru biter bitmez değil, bir bölüm veya sayfa bittikten sonra yap. Bu, hem zihnini kısa süreliğine dinlendirmeni sağlar hem de kaydırma yapma riskini minimize eder.</p>
<p><strong>Güçlü olduğun alandan başla…</strong></p>
<p>Sınav başlangıç ritüeli: Sınavın başında, kendine en kolay gelen branştan veya soru tipinden başla. Bu, zihninin başarma duygusunu yaşamasını sağlayarak dopamin salgılanmasını ve sınavın devamında daha yüksek bir özgüvenle ilerlemeni tetikler.</p>
<p><strong>Zaman kontrolünü ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Zaman yönetimi kontrolü: Sınav süresinin yarısında ve son 15 dakikada mutlaka saate bak. Kalan süreyi kontrol etmek, sınavın kontrolünün sende olduğunu hissettirir ve ani panik ataklarını engeller.</p>
<p><strong>TYT’nin sonucu AYT’yi etkilememeli</strong></p>
<p>Duygusal izolasyon: TYT’nin iyi veya kötü geçmesi, AYT’yi etkilememeli. Eğer TYT beklediğinden zor geçtiyse, ‘olan oldu, şimdi AYT&#8217;de toparlama zamanı’ düşüncesiyle kendine yeni bir sayfa aç. Eğer çok iyi geçtiyse, ‘iş bitti’ rehavetine kapılmadan odaklanmaya devam et.</p>
<p><strong>AYT’ye farklı bir zihinsel hazırlıkla geçin</strong></p>
<p>AYT odaklanması: Zihnini AYT’nin soru tipine ve ağırlığına göre yeniden programla. TYT hız ve pratik odaklıyken, AYT bilgi ve derinlik odaklıdır. TYT’den gelen o hızlı ritmi bir kenara bırakıp, AYT’nin gerektirdiği o daha yavaş, daha analitik ve daha dikkatli sürece kendini hazırla.</p>
<p><strong>Küçük hareketlerle zihninizi tazeleyin</strong></p>
<p>Küçük fiziksel hareketler: Oturduğun yerden kalk, birkaç adım at, omuzlarını ve boynunu esnet. Kan dolaşımını hızlandırmak, uzun süreli oturmanın getirdiği yorgunluk hissini dağıtır ve AYT kitapçığını açtığında daha taze bir zihinle başlamanı sağlar.”</p>
<p>Özgür Akoğlan, “Bu taktikler, bildiğin bilgiyi sınav kağıdına aktarırken yaşayabileceğin sınav kazalarını minimize etmeyi hedefler.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Beslenme rutinini kökten değiştirmek strese neden olabilir!</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümünden Arş. Gör. Dr. Hatice Çolak Çetinkaya da sınav öncesi dönemde beslenme alışkanlıklarını da değerlendirdi.</p>
<p>YKS&#8217;ye sayılı günler kala öğrencilerin beslenme rutinini köklü biçimde değiştirmenin çocuklarda stres oluşturabileceğini ifade eden Dr. Çetinkaya, “Aynı zamanda daha önce denenmemiş besinlere ve beslenme rutinine geçmek sindirim sistemini olumsuz etkileyebilir. Öğrencinin var olan rutinini küçük adımlarla düzenlemesi en iyisi olacaktır. Kan şekerini istikrarlı tutmak için gün içinde 3 ana öğün ve 2 ara öğün şeklinde beslenilmesi, tam tahıllı ekmek, yulaf ezmesi, bulgur gibi besinler tüketilmesi önerilmektedir. Aynı zamanda enerjiyi uzun süreli ve sabit biçimde sağlamak ve tokluk hissini desteklemek için yumurta, kuru baklagiller, yoğurt ve peynir gibi protein kaynakları eklenebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Meyve ve sebzeler dikkat ve ruh halini destekliyor</strong></p>
<p>Meyve ve sebze tüketiminin yalnızca fiziksel sağlık için değil zihinsel performans açısından da önemli olduğunu kaydeden Dr. Çetinkaya, “Öğrencilerin sevdiği meyve ve sebze tüketimlerini artırması antioksidan içeriği ile dikkat artırmada, psikolojik ruh halinin iyileşmesinde destek sağlayabilir. Ancak en önemli şeyin su tüketimi olduğu unutulmamalıdır. Hafif dehidrasyon bile odaklanma güçlüğüne yol açar; günde en az 2-2.5 litre su içilmesi önerilir.” ifadesinde bulundu. </p>
<p><strong>Fast food ve yüksek şekerli atıştırmalıklara dikkat!</strong></p>
<p>Hazır ve işlenmiş gıdaların sınav öncesi dönemde mümkün olduğunca azaltılması gerektiğini belirten Dr. Çetinkaya, şöyle devam etti: </p>
<p>“Hazır ve işlenmiş gıdalar, yüksek şekerli atıştırmalıklar ve fast food bu dönemde minimuma indirilmeli. Kan şekerini hızlı yükselten besinler aynı hızda düşeceğinden yorgunluk ve odaklanma güçlüğü yaratır. Dışarıdan tüketilen besinlerde, özellikle sıcak havalarda tavuklu, kremalı ve kızartılmış yiyeceklerde bozulma riski yüksektir. Bu durum gıda zehirlenmelerine ve gastroenterit gibi sağlık sorunlarına yol açabilir. Böyle bir rahatsızlık sınava çok yakın bir dönemde yaşanırsa öğrencinin performansını olumsuz etkileyebilir.”</p>
<p> <strong>Sınavdan bir gün önce tanıdık ve sindirimi kolay besinleri tercih edin</strong></p>
<p>Sınavdan önceki gün beslenmenin önemine değinen Dr. Çetinkaya, “Makarna, pilav, çorba, sebze yemeği gibi sindirimi kolay ve tanıdık yemekler tercih edilebilir. Yanında yeterli protein sağlayacak yumurta, tavuk veya baklagil içeren bir öğün ile tam tahıllı seçenekleri değerlendirmek mantıklı olur. Çünkü sınav günü için kan şekeri regülasyonuna ve enerji depolanmasına yardımcı olur. Enerji vermesi ve vitamin sağlaması için de bol sebze ve meyveyi de eklemek güzel bir alternatif olur.” dedi.</p>
<p>Sebze ve meyve tüketiminin de ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Dr. Çetinkaya, “Ancak daha önce sebze, kuru baklagil, tam tahıl gibi besinlere alışık değilse gaz ve şişkinlik yapma ihtimalinden dolayı tercih edilmemesi gerekir. Aynı zamanda yağlı, ağır ve kızartılmış yiyecekler, hiç denenmemiş yiyecekler (alerji ve sindirim riski), gazlı ve şekerli içecekler de kaçınılması gereken besinler arasındadır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sınav sabahı mideyi doldurmayın</strong></p>
<p>Sınav sabahı yapılacak kahvaltının dengeli ve ölçülü olması gerektiğini ifade eden Dr. Çetinkaya, şunları kaydetti:</p>
<p>“Kahvaltıda aşırıya kaçmamak da önemlidir. Mide doldurmak yerine orta miktarda, dengeli bir öğün hedeflenmelidir. Kahvaltıya alışık bir öğrenci değilse muz, yulaflı ürünler, ceviz, badem veya fındık (küçük bir avuç), protein bar, meyve bar gibi saatler boyunca enerjiyi dengeli tutacak, tokluk hissi verecek ve beyin dostu besinler tercih edilebilir. Kahvaltı alışkanlığı olan bir öğrenci ise haşlanmış yumurta ya da omlet, tam tahıllı ekmek ile yapılmış tost ve yanında söğüş sebze tüketirse uzun süreli enerji depolayacaktır.”</p>
<p><strong>Sınav sabahı ilk kez kahve içmeyin</strong></p>
<p>Kafein tüketimi konusunda da önemli uyarılarda bulunan Dr. Çetinkaya, düzenli kahve veya çay tüketen öğrencilerin alışık oldukları miktarın dışına çıkmamaları gerektiğini söyledi.</p>
<p>“Sınav sabahı bir fincan filtre kahve veya 1-2 bardak çay genellikle yeterlidir.” diyen Dr. Çetinkaya, şöyle devam etti:<strong> </strong></p>
<p><strong>“</strong>Ancak düzenli kahve tüketmeyen öğrencilerin sınav sabahı ilk kez kafein alması ciddi riskler taşır, çarpıntı, titreme, mide rahatsızlığı ve aşırı gerginlik bu kişilerde çok daha belirgin görülür. Enerji içeceklerini içeriğinden dolayı normalde de önermiyoruz. Sınav gününde ise enerji içeceklerinden kesinlikle uzak durulmalıdır.”</p>
<p><strong>Kaygı yaşayan öğrenciler küçük porsiyonlarla beslenmeli</strong></p>
<p>Sınav kaygısının iştahsızlık ve sindirim sistemi sorunlarına neden olabileceğini belirten Dr. Çetinkaya, “Bu dönemde büyük porsiyonlar yerine küçük porsiyonlarla ve daha sık aralıklarla beslenmek daha doğru olacaktır.” dedi.</p>
<p>Kahve, çikolata, soğan ve nane gibi bazı besinlerin mide hassasiyetini artırabileceğini ifade eden Dr. Çetinkaya, “Yoğurt, kefir ve ayran gibi probiyotik kaynakları bağırsak sağlığını destekleyebilir. Ayrıca ıhlamur ve papatya gibi bitki çayları hem sakinleştirici etkileri hem de sıvı alımına katkıları nedeniyle tercih edilebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Başarı için beden de en az zihin kadar hazırlanmalı</strong></p>
<p>Öğrencilerin sınav öncesi dönemde en sık yaptığı hataların başında kahvaltıyı atlamak, aşırı kafein tüketmek ve enerji içeceklerine yönelmek olduğunu belirten Dr. Çetinkaya, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“En önemli tavsiyemiz öğrencilerin kendilerini rahat ve güvende hissetmeleridir. Ailelerin de bu ortamı sağlaması büyük önem taşır. Sınav başarısı için yalnızca zihnin değil, bedenin de iyi hazırlanmış olması gerekir. Beslenme açısından tanıdık yiyecekleri tercih etmek, yeterli miktarda su tüketmek, kahvaltıyı atlamamak ve aşırı kafeinden kaçınmak temel kurallar arasında yer alır. Bu basit ama etkili öneriler, öğrencilerin uzun süredir verdikleri emeğin karşılığını en iyi şekilde alabilmelerine yardımcı olacaktır. Ayrıca sınavdan önceki gün aşırı yemek yememek ve enerji içeceklerine güvenmemek gerektiği de unutulmamalıdır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beslenmeden-taktige-yksde-basariyi-artiran-stratejiler-642435">Beslenmeden, taktiğe YKS&#8217;de başarıyı artıran stratejiler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genelde erken evrede belirti vermiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genelde-erken-evrede-belirti-vermiyor-642407</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:26:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[evrede]]></category>
		<category><![CDATA[genelde]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tiroit]]></category>
		<category><![CDATA[vermiyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642407</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boynunuzda fark ettiğiniz küçük ve ağrısız bir şişlik, sesinizdeki inatçı bir kısıklık ya da yutkunurken yaşadığınız güçlük...</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genelde-erken-evrede-belirti-vermiyor-642407">Genelde erken evrede belirti vermiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Boynunuzda fark ettiğiniz küçük ve ağrısız bir şişlik, sesinizdeki inatçı bir kısıklık ya da yutkunurken yaşadığınız güçlük&#8230; Çoğu zaman önemsenmeyen bu belirtiler, boynun ön ve orta kısmında yer alan tiroit bezindeki kanserin ilk sinyalleri olabilir. Erken evrede çoğunlukla hiçbir belirti vermeyen tiroit kanserinde iyi haber ise görüntüleme yöntemlerinin yaygın kullanımı sayesinde bu bezdeki en küçük değişikliklerin dahi erken dönemde fark edilebilmesi. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İldem Deveci</strong>, tiroit  kanserlerinde erken evrede tanı konulan hastalarda sağkalım oranlarının oldukça yüksek olduğunu vurgulayarak, “Erken tanı için özellikle risk grubunda yer alan kişilerin düzenli kontrollerini ihmal etmemesi ve boyun bölgesinde fark ettikleri değişiklikleri ciddiye alarak bir uzmana başvurması büyük önem taşımaktadır&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Dünyada görülme sıklığı en hızlı artan kanser türü ama…</strong></p>
<p>Tiroit, boynun ön kısmında yer alan ve vücudun metabolizma hızını düzenleyen hormonların üretiminden sorumlu olan önemli bir salgı bezi. Hormonal etkenler, baş-boyun bölgesine uygulanan radyoterapi öyküsü, çevresel radyasyon maruziyeti ya da genetik yatkınlık nedeniyle tiroit bezi hücrelerinde kontrolsüz çoğalmalar oluşabiliyor. Tiroit kanserlerinin dünyada en hızlı artış gösteren kanser türleri arasında yer aldığına dikkat çeken Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İldem Deveci, “Dünya genelinde her yıl yaklaşık 600 bin yeni tiroit kanseri vakası tanı alırken, Türkiye&#8217;de bu sayı yıllık ortalama 30 bine ulaşmaktadır. Ancak bu artışın önemli nedenlerinden biri, rutin muayene ve check-up uygulamalarının yaygınlaşmasıdır. Bununla birlikte ultrason gibi görüntüleme yöntemlerinin daha sık kullanılması da henüz belirti vermeyen küçük tümörlerin daha erken evrede saptanabilmesini sağlamaktadır” ifadelerini kullanıyor.  </p>
<p><strong>Ağrısız şişlik ilk işaret olabilir</strong></p>
<p>Tiroit kanserleri en sık 20-60 yaş aralığında görülüyor. Kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 4 kat daha fazla rastlanıyor.<strong> </strong>Prof. Dr. İldem Deveci, bunun en önemli sebebinin üreme çağındaki kadınlarda östrojen hormonunun tiroit dokusu üzerindeki etkileri olduğunu belirtiyor. Tiroit kanserlerinin genelde erken dönemde belirti vermediğini, sadece görüntüleme yöntemleriyle tespit edilebildiğini ifade eden Prof. Dr. İldem Deveci, “Ancak kanser büyüdükçe en sık boyundaki orta hatta ele gelen ya da gözle görülebilen şişlikler oluşturmaktadır. Bu şişlikler çoğu zaman ağrısız ve sert yapıdadır. Kanser büyüdükçe çevre dokuları da etkileyerek ses kısıklığı, yutma güçlüğü ve boğaz ağrısına neden olabilir. Lenf nodlarına da metastaz yaparak boyun yan taraflarında da şişlik oluşturabilir” diyor. </p>
<p><strong>Ailede tiroit hastalığı varsa, dikkat! </strong></p>
<p>Tiroit kanserlerine  karşı riskli grupta bulunan kişilerin düzenli doktor kontrolünden geçmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. İldem Deveci, “Özellikle ailesinde tiroit hastalığı ve otoimmün hastalığı olanların, daha önce baş veya boyun bölgesine ışın tedavisi almış olanların, hamilelerin, iyot eksikliği sık rastlanan bölgelerde yaşayanların ve 35 yaş üstü kadınların rutin muayene olması son derece önemlidir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Şüpheli nodülde biyopsi şart</strong></p>
<p>Tiroit kanserlerinde tanı sürecinin çoğu zaman muayene sırasında tiroit nodülü veya boyun lenf bezlerinde şüpheli bulguların saptanmasıyla başladığını söyleyen Prof. Dr. İldem Deveci, “Şüpheli nodüllerde ultrason eşliğinde ince iğne aspirasyon biyopsisi yapılarak alınan örnekler patolojik olarak değerlendirilir ve kesin tanıya ulaşılır. Gerektiğinde kan tetkikleri, genetik incelemeler ile bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme gibi ek yöntemlerden de tanı ve tedavi planlamasında yararlanılabilir&#8221; diyor. <strong> </strong></p>
<p><strong>Tiroit bezinin tümü alınmayabiliyor!</strong></p>
<p>Tüm kanser türlerinde olduğu gibi tiroit kanserlerinde de erken tanı ile tedavideki başarı oranının yükseldiğinin altını çizen Prof. Dr. İldem Deveci, “Erken evrede yakalanan ve tedavi edilen vakalarda sağkalım oranları oldukça yüksektir. Erken evrede yakalandığında kanser için tiroit bezinin tümü alınmadan sadece kanserli tarafın alındığı kısmi cerrahilerin de yapılması mümkün olabilmektedir. Bu sayede hastaların ömür boyu hormon ilacı kullanma ihtiyaçları ortadan kalkabilmektedir. Erken evre vakalarda ameliyat sonrası kemoterapi ve radyo aktif iyot tedavisi olarak bilinen atom tedavisi gibi ek tedavilere de çoğunlukla ihtiyaç olmamaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Tiroit kanserinde temel tedavi cerrahi</strong></p>
<p>Tiroit kanserlerinde temel tedavi yöntemini cerrahi oluşturuyor. Hastalığın evresine göre yalnızca kanserli bölümün çıkarılması yeterli olabilirken, bazı hastalarda tiroit bezinin tamamının alınması gerekebiliyor. Boyun lenf bezlerine yayılım saptanması durumunda ise aynı operasyon sırasında bu dokular da temizleniyor. Tedavide amaçlarının tümörlü dokuyu tamamen ortadan kaldırırken hastanın yaşam kalitesini korumak olduğunu belirten Prof. Dr. İldem Deveci, “Tiroit kanserlerinde cerrahi planlama hastalığın evresine ve yayılım durumuna göre kişiye özel olarak yapılmaktadır. Hastalarımızın büyük bölümü ameliyattan sonra 1-2 gün içerisinde taburcu olmakta ve yaklaşık bir hafta içinde günlük yaşamlarına dönebilmektedir” diyor. Prof. Dr. Deveci, hastalığın evresine göre cerrahi sonrasında radyoaktif iyot tedavisi veya diğer ek tedavilere ihtiyaç duyulabileceğini belirtiyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genelde-erken-evrede-belirti-vermiyor-642407">Genelde erken evrede belirti vermiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu 6 Belirti Çocuklarda Diyabet Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-6-belirti-cocuklarda-diyabet-habercisi-olabilir-642371</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:24:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aileler]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Tip 1 Diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642371</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda çocukluk çağı diyabetinde dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Özellikle tip 1 diyabetin çocukluk çağında en sık görülen diyabet türü olduğunu vurgulayan uzmanlar, erken tanının hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-6-belirti-cocuklarda-diyabet-habercisi-olabilir-642371">Bu 6 Belirti Çocuklarda Diyabet Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda çocukluk çağı diyabetinde dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Özellikle tip 1 diyabetin çocukluk çağında en sık görülen diyabet türü olduğunu vurgulayan uzmanlar, erken tanının hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor. Diyabet bazen sinsi seyrederek fark edilmesi güç bir tablo oluşturabildiğinden, erken uyarı sinyallerinin bilinmesi büyük önem taşıyor. Özellikle aşırı susama, sık idrara çıkma, açıklanamayan kilo kaybı ve halsizlik gibi belirtiler diyabetin ilk işaretleri arasında yer alabiliyor. Memorial AtaşehirGöztepe Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Elif Söbü, çocuklarda diyabetin belirtileri ve tedavi süreci hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Her yıl 2 bin 500 çocuk diyabet tanısı alıyor</strong></p>
<p>Çocukluk çağındaki diyabet vakalarının yüzde 95’inden fazlasını tip 1 diyabet oluşturmaktadır. Bu hastalık, pankreastaki insülin üreten beta hücrelerinin bağışıklık sistemi tarafından hasara uğratılması sonucu ortaya çıkar. Toplumda yaygın olarak bilinen tip 2 diyabetten farklı bir mekanizmaya sahip olan tip 1 diyabet, çocuklarda görülen diyabet vakalarının büyük çoğunluğunu oluşturur.</p>
<p>Dünya genelinde 20 yaş altındaki yaklaşık 1,5 milyon çocuk ve ergen, tip 1 diyabetle yaşamını sürdürmektedir. Türkiye’de ise yaklaşık 45-50 bin çocuk ve ergen tip 1 diyabetlidir ve her yıl yaklaşık 2 bin- 2 bin 500 çocuk yeni tanı almaktadır. Son yıllarda yayımlanan bilimsel raporlar da hem dünyada hem de ülkemizde çocukluk çağı diyabetinin giderek arttığını ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Bu 6 belirti diyabetin ilk sinyali olabilir</strong></p>
<p>Diyabet bazen sinsi ilerleyebilir ve belirtiler başlangıçta gözden kaçabilir. Bu nedenle çocuklarda diyabetin en sık görülen belirtilerini tanıma, erken tanı ve tedavi sürecinde önemli avantaj sağlayabilir. Bu belirtiler aileler için önemli bir uyarı niteliği taşıyabilir:</p>
<ol>
<li>Aşırı susama</li>
<li>Sık ve fazla miktarda idrar yapma</li>
<li>Gece alt ıslatma veya idrar kaçırmanın başlaması</li>
<li>Açıklanamayan kilo kaybı</li>
<li>Halsizlik ve yorgunluk</li>
<li>Ağız kuruluğu</li>
</ol>
<p>Bu belirtilerin bir arada görülmesi durumunda vakit kaybetmeden bir hekime başvurulmalıdır. Erken tanı sayesinde diyabetik ketoasidoz gibi hayatı tehdit edebilen ciddi tabloların önüne geçilebilir.</p>
<p><strong>Aileler kendilerini suçlamamalı ancak bilinçli davranmalı</strong></p>
<p>Tanı sonrasında ailelerin en sık sorduğu sorulardan biri, “Acaba yanlış bir şey mi yaptık?” olur. Ancak ailelerin bunu bilmesi gerekir ki; tip 1 diyabet; fazla şeker tüketimi, stres, yanlış beslenme veya ebeveyn hatalarından kaynaklanan bir hastalık değildir. Tip 1 diyabetin kesin nedeni bugün hala tam olarak bilinmemektedir. Günümüzde hastalığı tamamen önlemenin veya ortadan kaldırmanın bir yolu bulunmasa da erken tanı, düzenli takip ve bilimsel tedavi yaklaşımları sayesinde çocuklar son derece sağlıklı ve aktif bir yaşam sürdürebilmektedir.</p>
<p><strong>Diyabetli çocuklara “arkadaşım diyabet” bakış açısı kazandırılmalı</strong></p>
<p>Çocukların diyabete uyum sağlamasında kullanılan en güçlü yaklaşımlardan biri “arkadaşım diyabet” bakış açısıdır. Günümüzde çocuklara ve ailelere önerdiğimiz bu yaklaşım, diyabeti bir düşman olarak görmek yerine onunla yaşamayı öğrenmektir. Diyabeti doğru yönetildiğinde yaşamın bir parçası hâline gelen bir yol arkadaşı olarak görmek, hem çocukların hem de ailelerin psikolojik yükünü önemli ölçüde azaltmaktadır. Düzenli kan şekeri takibi, doğru insülin kullanımı, teknolojik cihazlardan etkin yararlanma ve pozitif yaklaşım sayesinde çocuklar özgüvenlerini koruyarak sosyal yaşamlarına rahatlıkla devam edebilmektedir.</p>
<p><strong>Teknolojik gelişmeler tedaviyi kolaylaştırıyor</strong></p>
<p>Son yıllarda diyabet tedavisinde yaşanan teknolojik gelişmeler çocukların yaşam kalitesini önemli ölçüde artırmıştır. Sürekli glikoz ölçüm sistemleri (CGM), insülin pompaları ve hibrit kapalı döngü sistemleri sayesinde kan şekeri kontrolü daha güvenli ve daha başarılı şekilde sağlanabilmektedir. Bu teknolojiler sayesinde çocuklarda kan şekeri dalgalanmaları azalmakta, hipoglisemi riski düşmekte, gece takipleri de daha güvenli hale gelmektedir. Çocuklar okul, spor ve sosyal yaşamlarına daha rahat uyum sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Doğru yönetilen diyabet çocuğun geleceğini kısıtlamaz</strong></p>
<p>Çocukluk çağı diyabeti konusunda toplumun her kesiminde farkındalığın artırılması önemlidir. Ailelerin erken belirtileri tanıması, düzenli sağlık kontrollerini aksatmaması ve bilimsel tedavi yöntemlerinden yararlanması sayesinde diyabetli çocuklar sağlıklı, üretken ve mutlu bireyler olarak yaşamlarını sürdürebilir. Unutulmamalıdır ki, diyabet tanısı bir son değil; doğru bilgi, güçlü aile desteği, deneyimli sağlık ekipleri ve güncel teknolojilerle başarıyla yönetilebilen bir yaşam yolculuğudur. İyi yönetilen diyabet, çocukların büyüme ve gelişimini olumsuz etkilemez. Kan şekeri kontrolü iyi olan çocuklar eğitim hayatlarına, spor faaliyetlerine ve sosyal yaşamlarına yaşıtlarıyla aynı şekilde devam edebilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-6-belirti-cocuklarda-diyabet-habercisi-olabilir-642371">Bu 6 Belirti Çocuklarda Diyabet Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tatil alışkanlıkları diş tellerini bozabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tatil-aliskanliklari-dis-tellerini-bozabiliyor-642275</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:21:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[bozabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tel]]></category>
		<category><![CDATA[tellerini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642275</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Bora Aysan, yaz tatilinde değişen alışkanlıklar ve ihmal edilen ağız bakımı nedeniyle ortodontik tedavide braket kopması, tel problemleri ve tedavi süresinin uzaması gibi riskler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tatil-aliskanliklari-dis-tellerini-bozabiliyor-642275">Tatil alışkanlıkları diş tellerini bozabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Bora Aysan, yaz tatilinde değişen alışkanlıklar ve ihmal edilen ağız bakımı nedeniyle ortodontik tedavide braket kopması, tel problemleri ve tedavi süresinin uzaması gibi riskler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Tatilde kontrolden uzak kalındığında, küçük gevşemeler büyük sorunlara dönüşebiliyor!</strong></p>
<p>Yaz aylarında günlük rutinlerin ister istemez değiştiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Bora Aysan, “Dışarıda daha çok vakit geçiriyor, yeme içme alışkanlıklarımızı biraz esnetiyoruz.” dedi.</p>
<p>Sert meyveler, kuruyemişler ya da soğuk içeceklerin içindeki buzları çiğnemek gibi gözden kaçan detayların braketlerin kopmasına zemin hazırladığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Aysan, tatil boyunca kontrol randevularından uzak kalındığı için, başta fark edilmeyen küçük bir gevşemenin bir süre sonra daha büyük bir tel problemine dönüşebildiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Seyahate öncesi ağız içinde her şeyin yolunda olduğundan emin olunmalı!</strong></p>
<p>“Seyahate çıkmadan önce ağız içinde her şeyin yolunda olduğundan emin olmakta fayda var.” diyen Dr. Öğr. Üyesi Bora Aysan şunları söyledi:</p>
<p>“Tüm braketler sağlam mı, batan ya da yerinden kaymış bir tel var mı diye küçük bir kontrol yapılmalı. Eğer tedavinize lastik kullanımı dahilse, tatil süresince yetecek kadar stoğunuz olduğundan emin olmakta fayda var. Özellikle uzun süre şehir dışında veya yurt dışında olacaksanız, gitmeden önce doktorunuza bir görünmeniz tatilinizi güvenceye alacaktır.</p>
<p>En doğrusu, rutin kontrolünüzü tatil öncesine denk getirmektir. Bu randevuda doktorunuz varsa çıkan braketleri yapıştırır, tel uçlarını batmayacak şekilde düzeltir ve ayarlamaları yapar. Böylece seyahat sırasında sürpriz bir sorunla karşılaşma riskinizi aza indirmiş olursunuz.”</p>
<p><strong>Sert gıdaları ön dişlerle doğrudan ısırmak, braketlerin yerinden oynamasına neden olabilir!</strong></p>
<p>Farkında olmadan yapılan bazı alışkanlıkların tellerin en büyük düşmanı olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Bora Aysan, “Örneğin elma, erik veya havuç gibi sert gıdaları ön dişlerle doğrudan ısırmak, çekirdek çitlemek veya sert şekerler çiğnemek braketlerin yerinden oynamasına neden olur. Bu tür yiyecekleri mutlaka küçük parçalara bölerek arka dişlerle yemek gerekir.” dedi.</p>
<p>Tatilde braket kopması veya tel batması gibi acil durumlarda ilk müdahalenin nasıl olması gerektiği hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Aysan, “Eğer tel yanağınıza veya dudağınıza batıyorsa, yanınızda bulunan ortodontik mumu o bölgeye yerleştirerek geçici bir rahatlama sağlayabilirsiniz. Kopan bir braket, ark telinden tamamen çıkmadıysa ve canınızı yakmıyorsa genellikle olduğu gibi bırakılabilir; ancak ilk fırsatta hekiminizi bilgilendirmelisiniz. Yutma riski yaratan gevşek bir parça varsa veya şiddetli bir ağrı söz konusuysa, vakit kaybetmeden en yakın klinikten destek almanız gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tatilde ihmal edilen ağız bakımı, tedavi süresinin uzamasına neden olabiliyor! </strong></p>
<p>Yaz dönüşü kliniklerde en sık karşılaşılan şikayetlere değinen Dr. Öğr. Üyesi Bora Aysan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tatil bittiğinde hastalar en çok braket kopmaları, deforme teller ve ihmal edilen lastik kullanımı yüzünden uzayan tedavi süreleri nedeniyle hekimlerinin kapısını çalıyor. Bir diğer yaygın sorun da tatilde diş fırçalamanın aksatılması ve buna bağlı gelişen diş eti rahatsızlıkları. Tedavinizin planlanan sürede bitmesi için tatilde de olsanız ağız bakımını ve randevularınızı çok fazla aksatmamaya özen göstermelisiniz.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tatil-aliskanliklari-dis-tellerini-bozabiliyor-642275">Tatil alışkanlıkları diş tellerini bozabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnatlaşıp, zihnini yorma!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/inatlasip-zihnini-yorma-642249</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:20:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[natlaşıp]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[sonu]]></category>
		<category><![CDATA[Sonuç Odaklı]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[stresi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yorma]]></category>
		<category><![CDATA[zihnini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642249</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 20-21 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) sayılı günler kala öğrenciler, aileler ve eğitimciler için önemli değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inatlasip-zihnini-yorma-642249">İnatlaşıp, zihnini yorma!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 20-21 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) sayılı günler kala öğrenciler, aileler ve eğitimciler için önemli değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p><strong>Sınav yaklaşırken sonuç odaklı değil süreç odaklı düşünme öğretilmeli</strong></p>
<p>Adayların sınav kaygısını yönetmeyi öğrenmesinin önemine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Sınav yaklaşırken sonuç odaklı değil süreç odaklı düşünme öğretilmelidir. Sonuç odaklı düşünmek, ‘Geçti mi, kaldı mı? Kazandı mı, kazanamadı mı?’ gibi not ve başarıya kilitlenmektir. Ancak bu tür bir yaklaşım kişinin stresini artırır. Çünkü sonuç ve not, kişinin doğrudan kontrol edemeyeceği şeylerdir. Bunun yerine süreç odaklı düşünmek gerekir. ‘Kaç saat çalıştım, ne kadar soru çözdüm?’ gibi kontrol edebileceği alanlara odaklanmalıdır. Bu aslında kaynak yönetimi mantığıdır. Kişi elinden gelen gayreti gösterir sonucu ise kabullenmeyi öğrenir. Diğer önemli bir nokta da gençlere geçmiş başarılarını hatırlatmak gerekir. Örneğin daha önce deneme sınavında elde ettiği başarıları göstererek ‘Bak, daha önce başardın, demek ki yine başarabilirsin.’ mesajı verilmelidir. Bu da özgüven ve motivasyonu güçlendirir.” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>Kaygı düşman değil, yönetilmesi gereken bir araçtır</strong></p>
<p>Sınav kaygısının tamamen olumsuz bir durum olarak görülmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, ölçülü stresin dikkat, öğrenme ve motivasyonu artırdığını söyledi.</p>
<p>“Kaygı beyni çalıştırır” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Ölçülü stres, dikkati ve öğrenme gücünü artırır ve motivasyonumuzu olumlu yönde etkiler. Sıfır stres, yani gamsızlık kişiyi kayba ve yok olmaya götürür. Stresi düşman gibi görmemek gerekir. Stres konusu olduğunda stresi yenmek demek yerine ‘stres yönetimi’ ifadesi kullanılmalıdır. Stres yenilecek bir şey değil, faydalanılacak bir şeydir. Siz onu yönetirseniz o stres sizi amacınıza götürür. Yönetemezseniz sizi yıkıma götürür.”</p>
<p><strong>YKS adaylarına kritik tavsiye ‘Sonuca değil sürece odaklanın’</strong></p>
<p>Sınav döneminde öğrencilerin en sık yaptığı hatanın sonuç odaklı düşünmek olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “İlk 10 bine gireceğim” gibi hedeflerin kaygıyı artırabileceğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu gibi sınavlarda çok büyük hedefler koymak, mesela 10 bine girme hedefi de sonuç odaklı düşünceden kaynaklanır. ‘İlk 10 bine gireceğim’ baskısı, sonuç odaklı düşüncedir. Genç burada ‘İlk 10 bine giremezsem ne olacak?’ demeye başlıyor. ‘Ben elimden gelenin en iyisini yapacağım, benim görevim bu ama kaç bine girerim onu bilemem. İnşallah 10 bine girerim ya da 50 bine girerim’ gibi bir hedef koyabilir kendine…  Ama sabahtan akşama kadar sürekli sonucu düşünürse o öğrenci sınavda panik yapıyor. Burada gencin deneme sınavındaki başarılarına bakması gerekiyor. Geçmişteki başarılı deneme sınavlarını düşünün başarılı olmamam için hiçbir sebep yok’ şeklinde düşünürse kaygısı azalır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sınav hayatın sonu değil!</strong></p>
<p>Öğrencilerin kontrol edemedikleri sonuçlar yerine çalışma süreci, tekrarlar ve soru çözme gibi kontrol edebilecekleri alanlara odaklanmaları gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Sınav hayatın sonu değil. Sınav bir amaç değil araçtır. Hayatta her zaman alternatif yollar ve yeni fırsatlar vardır.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bizim sınav sistemimiz de sınav kaygısını artırıyor. Belli bir süre içerisinde belli bir performans göstermesi beklentisi, kaygıyı artırıyor. Bu sınav milyonlarca kişiyi etkiliyor, gençler hata yapmamak için gerginleşiyorlar. Sınava girdiklerinde bildiklerini unutanlar, sınavı yarım bırakıp çıkanlar, eli ayağı titreyip cevapları kaydıranlar var. Sınavı değerlendirirken gençler şunu düşünsünler: Kontrol edebileceği şeyler var bir de kontrol edemeyeceği şeyler var. Gücünün yeteceği şeyler var, yetemeyeceği şeyler var. Doğru bir ayrım yapmak için muhakkak zihinlerini, akıllarını, zekâlarını kullanmaları gerekiyor. Böyle olursa sınav stresini yönetmek çok kolaydır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Stresi doğru şekilde yönetmek önemli</strong></p>
<p>Kaygının bazı fizyolojik ve ruhsal belirtileri olabileceğini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Karın ağrısı, mide bulantısı, terleme gibi fiziksel belirtiler oluşabilir. Uykular kaçar, iştah kaçar aşırı yeme olur, mutsuzluk olur, tırnak yeme olur. Tartışmalar olur, ses tonu yükselir. Sınav kaygısında hem fizyolojik belirtiler olur hem de duygusal belirtiler olur. Bunların az miktarda olmasında bir şey yok. Önemli olan stresi nasıl yönetmesi gerektiğini bilmektir. Stresi yönetmek bisiklet kullanmaya benzer. Denge olmalıdır, yerinde yavaşlayıp hızlanacaksın bu da hedefe götürür ve kolaylaştırır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Anne ve baba desteği kaygıyı azaltmada etkili olabilir</strong></p>
<p>Sınav kaygısını azaltmada ebeveynlere de görevler düştüğünü kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Anne ve baba, kaygısı yüksek olan çocuğa yanında olduklarını hissettirmeli. ‘Sen elinden geleni yaptın, çalıştın. Artık elinden geleni yaptıktan sonra sonuç ne olursa onu kabul edeceğiz’ tarzında desteklemek gerekir. Eğer anne ve babaların öyle bir düşünce tarzları varsa çocuk da bunu referans yapar ve rahatlar. Kaygılı anne babaların çocuklarında kaygı daha çok ortaya çıkıyor.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>3 adımda nefes egzersizi  </strong></p>
<p>Sınavda kaygıyı azaltmada nefes egzersizlerinin de yardımcı olabileceğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Nefes egzersizi beyine giden oksijeni arttırıyor. Sınavda beyin stres hormonu salgıladığı için beyindeki bu serotonin gibi kimyasalları hızla tüketiyor. Sınavda şunu yapabilirler: 3 adımdan oluşuyor. 1-2 deyip derin nefes alacaklar, 3-4 diyecek kadar tutacaklar, 5-6-7-8 diye sayarak nefesi yavaş yavaş verecekler. Bunu yaparken vücutlarını gevşetsinler. Gözlerini kapatsınlar. Bunu 5-6 defa yapsınlar. Bunu yaparken çok sevdikleri ve rahatladıkları bir ortamı hayal etsinler” tavsiyesinde bulundu.</p>
<p><strong>Sorularla inatlaşmayın!</strong></p>
<p>Sınav anında öğrencilerin zorlandıkları sorularla uzun süre mücadele etmek yerine stratejik davranmaları gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, zaman yönetiminin başarıda önemli bir faktör olduğunu belirtti. Prof. Dr. Tarhan, “Takıldığınız veya zorlandığınız bir soru üzerinde çok fazla vakit kaybetmek, enerjinizi tüketir. Bu durum diğer sorulara zaman ayıramama kaygısını (zaman baskısını) artırır. Zor bir soruyla inatlaşmak zihinsel yorgunluğa sebep olur. Soruda kilitlendiğinizi hissettiğinizde kısa bir süre durup derin nefes almak, zihni tazeleyerek diğer sorulara daha net odaklanmanızı sağlar. Zihinsel performansı yüksek tutmak için stratejik düşünmek önemlidir; yapılamayan soruyla inatlaşmak yerine süreci verimli kullanmak gerekir.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inatlasip-zihnini-yorma-642249">İnatlaşıp, zihnini yorma!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İş, Sanat ve Cemiyet Dünyası Kalp Sağlığı İçin Aynı Ritimde Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/is-sanat-ve-cemiyet-dunyasi-kalp-sagligi-icin-ayni-ritimde-bulustu-642207</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:18:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[cemiyet]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[deneyim]]></category>
		<category><![CDATA[dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[müziğin]]></category>
		<category><![CDATA[ritim]]></category>
		<category><![CDATA[Ritim Atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642207</guid>

					<description><![CDATA[<p>Memorial Sağlık Grubu, kalp ve damar sağlığı konusunda toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla düzenlediği “Müziğin Kalbine Yolculuk” ritim atölyesinde Memorial Sağlık Grubu Kardiyoloji ve Kalp ve Damar Cerrahisi uzmanlarını, hastaları, iş, sanat, cemiyet ve medya dünyasının önde gelen isimlerini bir ritim atölyesinde bir araya getirdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/is-sanat-ve-cemiyet-dunyasi-kalp-sagligi-icin-ayni-ritimde-bulustu-642207">İş, Sanat ve Cemiyet Dünyası Kalp Sağlığı İçin Aynı Ritimde Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Memorial Sağlık Grubu, kalp ve damar sağlığı konusunda toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla düzenlediği “Müziğin Kalbine Yolculuk” ritim atölyesinde Memorial Sağlık Grubu Kardiyoloji ve Kalp ve Damar Cerrahisi uzmanlarını,<strong> </strong>hastaları, iş, sanat, cemiyet ve medya dünyasının önde gelen isimlerini bir ritim atölyesinde bir araya getirdi. </p>
<p>Sheraton İstanbul City Center Balo Salonu’nda gerçekleşen etkinliğe, Ayşen İnci, Ebru Aytemur, Melisa Akman, Sema Gültekin, Zeynep Mansur, Tuğba Özay, Ece Gürsel’in de aralarında bulunduğu sanat, cemiyet ve moda dünyasından isimler katıldı.</p>
<p>Kalp sağlığı farkındalığını klasik bir bilgilendirme formatının ötesine taşıyan etkinlik, müzik ve ritmin birleştirici gücünden ilham alan özel bir deneyim olarak kurgulandı. Herkesin bildiği, sevdiği ve kalbe iyi gelen evrensel parçalar eşliğinde hazırlanan ritim atölyesinde doktorlar, hastalar, ünlü isimler ve davetliler aynı ritmin parçası oldu.</p>
<p>Etkinliğin açılışında Memorial Sağlık Grubu Kardiyoloji ve Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanları Prof. Dr. Ali Aycan Kavala, Doç. Dr. Yusuf Kuserli ve Uzm. Dr. Samet Uysal, kalp sağlığının yalnızca tıbbi kontrollerle değil, sağlıklı yaşam alışkanlıkları, stres yönetimi, sosyal bağlar ve iyi oluş haliyle birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çekti. Müzik ve ritmin bu farkındalığı güçlendiren ortak bir dil sunduğunun vurgulandığı kısa konuşmaların ardından, etkinliğin ana deneyimi olan “Müziğin Kalbine Yolculuk” ritim atölyesine geçildi.</p>
<p><strong>Kalbe iyi gelen parçalarla ortak ritim</strong></p>
<p>Sheraton İstanbul City Center’da gerçekleşen atölyede, 5 kişilik ritim ekibi katılımcılara müzik ve ritim aracılığıyla interaktif bir deneyim yaşattı. Toplumun ortak hafızasında yer etmiş, farklı kuşakların kolayca eşlik edebileceği evrensel parçalar üzerinden hazırlanan atölye, kalp sağlığı mesajını daha güçlü, sıcak ve akılda kalıcı bir dile taşıdı.</p>
<p>Katılımcılar, kalbin doğal ritminden ilham alan atölye boyunca birlikte ritim tutarak hem müziğin birleştirici enerjisini deneyimledi hem de kalp sağlığının yaşamın her anında korunması gereken en değerli ritimlerden biri olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Memorial Sağlık Grubu uzmanları, kalp ve damar hastalıklarının dünyada en önemli sağlık gündemlerinden biri olmaya devam ettiğini belirterek, düzenli doktor kontrolü, tansiyon ve kolesterol takibi, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, sigaradan uzak durma ve stres yönetiminin kalp sağlığının korunmasında kritik rol oynadığını vurguladı.</p>
<p><strong>Müzik, farkındalığın güçlü dili oldu</strong></p>
<p>“Müziğin Kalbine Yolculuk” ritim atölyesi, müziğin birleştirici etkisini kalp sağlığı farkındalığıyla buluşturarak güçlü bir toplumsal iletişim alanı yarattı. Kalbe iyi gelen evrensel parçalarla hazırlanan deneyim, katılımcıların yalnızca izleyici değil, etkinliğin aktif bir parçası olmasını sağladı.</p>
<p>Müzik ve ritmin ortak bir dil oluşturma gücünden hareketle hazırlanan etkinlikte, kalp sağlığı farkındalığı klasik bir bilgilendirme formatının ötesine taşındı. Katılımcılar, ritim atölyesi boyunca hem birlikte üretmenin enerjisini deneyimledi hem de kalp sağlığının günlük hayatın içinde korunması gereken en değerli ritimlerden biri olduğuna dikkat çekti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/is-sanat-ve-cemiyet-dunyasi-kalp-sagligi-icin-ayni-ritimde-bulustu-642207">İş, Sanat ve Cemiyet Dünyası Kalp Sağlığı İçin Aynı Ritimde Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bazı kanser ilaçları kalpte yüzde 20&#8217;ye varan yan etkilere yol açabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bazi-kanser-ilaclari-kalpte-yuzde-20ye-varan-yan-etkilere-yol-acabiliyor-642204</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:18:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[20]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kalpte]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser Tedavileri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ye]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642204</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazı kanser tedavileri yalnızca tümörleri değil, kalp sağlığını da etkileyebiliyor. Bu nedenle kanser tedavisi sürecinde kalbin korunması ve olası risklerin erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bazi-kanser-ilaclari-kalpte-yuzde-20ye-varan-yan-etkilere-yol-acabiliyor-642204">Bazı kanser ilaçları kalpte yüzde 20&#8217;ye varan yan etkilere yol açabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bazı kanser tedavileri yalnızca tümörleri değil, kalp sağlığını da etkileyebiliyor. Bu nedenle kanser tedavisi sürecinde kalbin korunması ve olası risklerin erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Onkokardiyolojinin kanser hastalarının kalp sağlığını korumayı amaçlayan, onkoloji ve kardiyoloji uzmanlık alanlarını bir araya getiren bir tıp dalı olduğundan bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Girişimsel Kardiyolog ve Onko-Kardiyoloji Bölümü Kurucusu Prof. Dr. Ertan Ökmen, “Bu alanın temel amacı, kalp sağlığını koruyarak hastaların kanser tedavilerini kesintisiz ve güvenli şekilde tamamlayabilmelerini sağlamak” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Onkokardiyoloji kanser tedavisi sırasında ortaya çıkabilecek kalp sorunlarını önlemeyi, erken dönemde tespit etmeyi ve yönetmeyi amaçlar. Bazı kanser ilaçlarının kalpte yüzde 10 ila yüzde 20 oranında yan etkiye yol açabildiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Girişimsel Kardiyolog ve Onko-Kardiyoloji Bölümü Kurucusu Prof. Dr. Ertan Ökmen, “Yaklaşık 8-10 yıllık bir geçmişe sahip olan bu alana duyulan ihtiyaç da giderek artıyor, kanser tedavilerinin kalp üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasıyla birlikte önem kazanıyor. Geçmişte ihtiyaç halinde hastalar onkologlar tarafından kardiyologlara yönlendirilirken, bugün onkokardiyoloji sayesinde hastalar henüz kalp sorunları gelişmeden değerlendiriliyor. Böylece olası kalp problemleri erken dönemde ele alınarak kanser tedavilerinin kesintiye uğramadan sürdürülmesi hedefleniyor” dedi.</p>
<p><strong>Riskli hastaların belirlenmesi tedavinin devamlılığı için kritik</strong></p>
<p>Her kanser hastasında kalp sağlığıyla ilgili bir sorun ortaya çıkmasa da bazı hasta gruplarında tedavi sürecinde kalp problemleri gelişme riski bulunduğuna dikkat çeken Ökmen, “Bu nedenle riskli hastaların erken dönemde belirlenmesi ve düzenli takip edilmesi kıymetli. Amacımız; kalp krizi, kalp yetmezliği veya pıhtı oluşumu gibi sorunlar gelişmeden gerekli önlemleri alarak kanser tedavisinin sekteye uğramamasını sağlamak” şeklinde konuştu.</p>
<p>Riskli hasta grubunun başında daha önce bypass operasyonu geçirmiş, kalp yetmezliği bulunan, kalp krizi geçirmiş ya da koroner stent uygulanmış kişiler geldiğini sözlerine ekleyen Ökmen, “Ayrıca, daha önce yaşanan herhangi bir kalp hastalığı söz konusu olmasa bile alınan kemoterapi veya diğer kanser tedavileri nedeniyle kalbi etkilenebilecek hastalar da risk altında kabul ediliyor. Bu nedenle onkologların tanı ve tedavi planlama sürecinde hastanın kalp hastalığı öyküsünü, aile hikayesini ve mevcut risk faktörlerini değerlendirmesi şart” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bazi-kanser-ilaclari-kalpte-yuzde-20ye-varan-yan-etkilere-yol-acabiliyor-642204">Bazı kanser ilaçları kalpte yüzde 20&#8217;ye varan yan etkilere yol açabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! En sık ilk 3 yaşta görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-en-sik-ilk-3-yasta-goruluyor-642126</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:15:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aslan]]></category>
		<category><![CDATA[ateşli]]></category>
		<category><![CDATA[Ateşli Havale]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642126</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında en sık karşılaşılan sorunlardan biri, ateşle birlikte ortaya çıkan nöbetler oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-en-sik-ilk-3-yasta-goruluyor-642126">Dikkat! En sık ilk 3 yaşta görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında en sık karşılaşılan sorunlardan biri, ateşle birlikte ortaya çıkan nöbetler oluyor. Genellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda, viral enfeksiyonların eşlik ettiği ateşli hastalık dönemlerinde görülen bu tablo aileleri paniğe sevk edebiliyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Selen Aslan</strong>, ateşli havalenin çoğu zaman iyi huylu seyretmesine rağmen, doğru müdahale edilmezse risk oluşturabildiğini belirterek “Ebeveynlerin, ateşli havalenin özellikle ilk dakikalarında doğru adımları atması kritik öneme sahiptir” diyor. Doç. Dr. Aslan, ateşli havalede, nöbet anında uyulması gereken 5 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Ateşli havale, çocukluk çağında en sık görülen, belirli yaş aralığıyla sınırlı, genellikle iyi huylu seyreden ve ateşle birlikte ortaya çıkan nörolojik nöbetler arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Selen Aslan</strong>, “Ateşli havale, 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda, özellikle viral enfeksiyonların eşlik ettiği ateşli hastalık dönemlerinde görülüyor. Vücut ısısının rektal ölçümde 38.3 derece, koltuk altı ölçümünde 37.8 derece ve üzerinde olduğu durumlarda ortaya çıkan nöbetler, ateşli havale olarak ifade ediliyor” diyor. Çocukların yaklaşık yüzde 2-5’inde görülen ve en sık 18–22 ay arasında ortaya çıkan ateşli havalenin, yüzde 90 gibi büyük bir oranla ilk 3 yaş içinde meydana geldiğini belirten Doç. Dr. Aslan, nöbetlerin genellikle ateşli hastalığın ilk 24 saatinde geliştiğini söylüyor. Doç. Dr. Aslan sözlerine şöyle devam ediyor: “Nöbetlerin büyük kısmı 5 dakikadan kısa sürmekte ve kalıcı bir hasar bırakmadan sonlanmaktadır. Ancak yaklaşık yüzde 5’lik grupta “uzamış nöbet” gelişebilmekte ve bu durum 30 dakikayı aşarak yoğun bakım ihtiyacı gerektirebilmektedir. Bu nedenle çok dikkatli olunmalı ve zaman kaybetmeden acil servise başvurulmalıdır. Özellikle 39 derece ve üstü hızlı yükselen ateşlerde çok daha dikkatli olunmalıdır.”</p>
<p><strong>Ateşli havale her çocukta aynı şekilde görülmüyor</strong></p>
<p>Ateşli havalenin her çocukta farklı klinik görünümlerle ortaya çıkabildiğini belirten Çocuk Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Selen Aslan şöyle konuşuyor: “Bazı çocuklarda tüm vücutta kasılma şeklinde belirgin bir nöbet tablosu izlenirken, bazı çocuklarda ise çok daha silik belirtiler olabiliyor. Bu durum sadece kısa süreli boş bakma, gözlerde kayma ya da birkaç saniyelik dalma şeklinde kendini gösterebiliyor. Nöbetler de her zaman aynı şiddette ya da aynı şekilde ilerlemiyor. Özellikle uzun süren, tekrarlayan ya da vücudun yalnızca bir tarafını etkileyen nöbetlerin daha dikkatli değerlendirilmesi gerekiyor. Bu tür durumlarda ileri inceleme ve nörolojik değerlendirme önem taşıyor.”</p>
<p><strong>Nöbetler tek taraflı oluyorsa! </strong></p>
<p>Nöbetlerin ikiye ayrıldığını belirten Doç. Dr. Aslan sözlerine şöyle devam ediyor: “Nöbetlerin tüm vücutta olduğu, 24 saatte bir kez olan ve 15 dakikadan az süren gruba ‘basit ateşli nöbetler’ diyoruz. Basit nöbet grupları için genellikle beyin MR ve EEG gibi tetkikler gerekmemektedir. ‘Komplike ateşli nöbet grubunu’ yani; 24 saatte birden fazla olan veya 15 dakikadan uzun süren ya da tek taraflı kasılma şeklinde gerçekleşen nöbetleriyse daha dikkatli incelemek gereklidir. Özellikle tek taraflı kasılmalarda beyin MRG ve EEG çekimi yapmak gerekmektedir.”</p>
<p><strong>Ateşli havalade, nöbet anında aileler ne yapmalı!</strong></p>
<p><strong>Doç. Dr. Zeynep Selen Aslan</strong>, “Basit ateşli havaleler iyi huylu nöbetlerdir. Çocuğun gelişimde bir sorun yaratmayacaktır. Risk faktörleri ile hastayı ve ailesini birlikte değerlendirmek gerekir” derken, nöbet anında 5 kritik kuralı şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Çocuk yan yatırılmalı.</li>
<li>Çocuğu sarsma, sallama ya da nöbet esnasında suyun altına sokmaktan kaçınılmalı.</li>
<li>Dişi kenetlenirse el sokularak açma gibi davranışlarda bulunulmamalı (Hasta yan yatırıldığı zaman dil yana düşmekte olup hava yolu açılacaktır.)</li>
<li>Üzerine su dökülmemeli, yüzüne kolonya sürülmemeli.</li>
<li>Nöbet bitinceye kadar yanında durulmalı. Nöbet bitince ve tam kendine geldikten sonra, ağızdan bol sıvı ve ateş düşürücü verilir.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-en-sik-ilk-3-yasta-goruluyor-642126">Dikkat! En sık ilk 3 yaşta görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yatak Kapasitesi 34&#8217;e Yükseldi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yatak-kapasitesi-34e-yukseldi-642123</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:15:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[34]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kapasitesi]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[yatak]]></category>
		<category><![CDATA[Yoğun Bakım]]></category>
		<category><![CDATA[yükseldi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642123</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi bünyesinde yenilenen Yoğun Bakım Ünitesinin açılışı gerçekleştirildi. Modern tıbbi altyapı ve ileri teknolojiyle donatılan ünitenin açılış programına; DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, İzmir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ayhan Kul, Rektör Yardımcısı ve Hastane Başhekim Vekili Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, üniversite üst yönetimi ile hastane yöneticileri katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yatak-kapasitesi-34e-yukseldi-642123">Yatak Kapasitesi 34&#8217;e Yükseldi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi bünyesinde yenilenen Yoğun Bakım Ünitesinin açılışı gerçekleştirildi. Modern tıbbi altyapı ve ileri teknolojiyle donatılan ünitenin açılış programına; DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, İzmir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ayhan Kul, Rektör Yardımcısı ve Hastane Başhekim Vekili Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, üniversite üst yönetimi ile hastane yöneticileri katıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında yoğun bakım ünitesinin fiziki ve teknik altyapısı tamamen yenilenirken, yatak kapasitesi de önemli ölçüde artırıldı. Daha önce 18 yatakla hizmet veren ünite, yapılan düzenlemeler sonucunda 30 yatak ve 4 izolasyon yatağı olmak üzere toplam 34 yatak kapasitesine ulaştı. Yeni ünite, ileri düzey yoğun bakım hizmetlerinin daha etkin ve nitelikli şekilde sunulmasına imkân sağlayacak.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Açılış töreninde konuşan Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, üniversite hastanesinin yalnızca İzmir&#8217;in değil, Ege Bölgesi&#8217;nin ve Türkiye&#8217;nin öncü ve köklü sağlık merkezlerinden biri olduğunu vurgulayarak, sağlık altyapısını sürekli güçlendirmeye yönelik yatırımların kararlılıkla sürdürüldüğünü ifade etti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>“İZMİR&#8217;E VE ÜLKEMİZE DAHA GÜÇLÜ HİZMET SUNACAĞIZ”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Yoğun bakım hizmetlerinin sağlık sistemindeki kritik önemine dikkat çeken Rektör Prof. Dr. Bayram Yılmaz, &#8220;Özellikle afetler, salgınlar ve olağanüstü sağlık ihtiyaçlarının ortaya çıktığı dönemlerde güçlü yoğun bakım altyapısı büyük önem taşıyor. Bizler de üniversite olarak hem İzmir&#8217;imize hem bölgemize hem de ülkemize daha güçlü sağlık hizmetleri sunabilmek için kapasitemizi artırıyor, çağın gerekliliklerine uygun yatırımlar gerçekleştiriyoruz. Yenilenen ünitemizle birlikte hastalarımıza daha konforlu, daha güvenli ve daha nitelikli sağlık hizmeti sunacağız,&#8221; ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Rektör Bayram Yılmaz ayrıca, sağlık alanındaki yatırımların önümüzdeki dönemde de devam edeceğini belirterek, &#8220;Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi&#8217;nin sahip olduğu bilimsel birikimi güçlü teknolojik altyapıyla desteklemeyi sürdüreceğiz. Hedefimiz, sağlık hizmetlerinde kalite standartlarını daha da yukarı taşıyarak vatandaşlarımıza en iyi hizmeti sunmaktır,&#8221; dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>“HASTA GÜVENLİĞİ VE HİZMET KALİTESİ ARTACAK”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Rektör Yardımcısı ve Hastane Başhekim Vekili Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz ise gerçekleştirilen yenileme çalışmasının hasta güvenliği ve hizmet kalitesi açısından önemli kazanımlar sağlayacağını belirterek, &#8220;Yoğun bakım hizmetleri, ileri teknoloji ve yüksek uzmanlık gerektiren alanların başında geliyor. Yenilenen ünitemizle birlikte hem fiziki koşullarımızı hem de teknik donanımımızı günümüz standartlarının üzerine taşıdık. Hastalarımıza sunduğumuz sağlık hizmetlerinin niteliğini artırırken sağlık çalışanlarımız için de daha verimli ve güvenli bir çalışma ortamı oluşturduk,&#8221; diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Yeni yoğun bakım ünitesinin özellikle bölgesel sağlık ihtiyaçlarına yanıt verme kapasitesini artıracağını ifade eden Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, &#8220;Artan yatak kapasitemiz sayesinde kritik hasta yönetiminde daha etkin hizmet sunabileceğiz. Üniversite hastanesi olarak ileri düzey sağlık hizmetlerinde üstlendiğimiz sorumluluğu güçlendirmeye ve vatandaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz,&#8221; dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi bünyesinde hizmet vermeye başlayan yenilenmiş Yoğun Bakım Ünitesi&#8217;nin, başta İzmir olmak üzere Ege Bölgesi&#8217;ndeki sağlık hizmetlerinin güçlenmesine önemli katkılar sunması bekleniyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yatak-kapasitesi-34e-yukseldi-642123">Yatak Kapasitesi 34&#8217;e Yükseldi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tatil Keyfinizi Bozabilecek Fıtıklara Karşı 8 Önlem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tatil-keyfinizi-bozabilecek-fitiklara-karsi-8-onlem-642111</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:15:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağır]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Aktivite]]></category>
		<category><![CDATA[bozabilecek]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[fıtık]]></category>
		<category><![CDATA[fıtıklara]]></category>
		<category><![CDATA[Göbek]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[kasık]]></category>
		<category><![CDATA[keyfinizi]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642111</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yoğun geçen bir çalışma, eğitim ve uzun bir kış mevsiminin ardından hepimizin hayali dinlenmek, yenilenmek ve keyifli bir yaz tatilinde denizin, güneşin keyfini çıkarmak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tatil-keyfinizi-bozabilecek-fitiklara-karsi-8-onlem-642111">Tatil Keyfinizi Bozabilecek Fıtıklara Karşı 8 Önlem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yoğun geçen bir çalışma, eğitim ve uzun bir kış mevsiminin ardından hepimizin hayali dinlenmek, yenilenmek ve keyifli bir yaz tatilinde denizin, güneşin keyfini çıkarmak. Ancak bazı sağlık sorunları, tatil planlarını ve tatil günlerini beklenmedik şekilde zorlaştırabiliyor. Kasık, göbek ve karın duvarı fıtıkları da bunların başında geliyor. Günlük yaşamda çoğu zaman hafif bir şişlik ya da ara sıra hissedilen rahatsızlık şeklinde kendini gösteren fıtıklar, özellikle yaz aylarında artan fiziksel aktiviteler, uzun yolculuklar, ağır valiz taşıma ve yüzme sonrası kendisini belli ederek tatil konforunuzu olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle yaz tatiline çıkmadan önce kasık, göbek ve karın duvarı fıtıklarının tedavilerinin mutlaka planlanması gerekiyor. Memorial Şişli Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Mert Tanal, fıtıkların nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>1. Ağır valizler fıtığı büyütebilir: </strong>Yaz aylarının gelmesiyle birlikte tatil planları hız kazanırken, kasık fıtığı, göbek fıtığı veya karın duvarı fıtığı bulunan kişilerin seyahat öncesinde bazı noktalara dikkat etmesi gerekir. Çünkü tatile giderken veya tatilde yapılan yanlış bir hareket fıtık şikâyetlerini artırarak acil cerrahi müdahale gerektirebilecek komplikasyonlara yol açabilirler. Tatil hazırlıklarının vazgeçilmezi olan valizler, fıtık hastaları için önemli bir risk oluşturmaktadır. Özellikle ağır yük kaldırmak karın içi basıncını artırarak fıtığın büyümesine ve ağrıların şiddetlenmesine neden olabilmektedir. Valizlerin mümkün olduğunca hafif hazırlanması, kaldırılması gerektiğinde ise yardım alınması gerekir.</p>
<p><strong>2. Kabızlık ve ıkınmadan kaçının: </strong>Seyahatlerde değişen beslenme düzeni ve yetersiz sıvı tüketimi kabızlığa yol açabilir. Kabızlık nedeniyle oluşan ıkınma ise kasık ve karın duvarı fıtıklarının oluşabileceği zayıf noktalarda ek basınç oluşturur. Bu nedenle tatil boyunca bol su içmek, lifli gıdalar tüketmek ve bağırsak düzenini korumak fıtıktan korunmak için oldukça önemlidir. </p>
<p><strong>3. Uzun süre öksürük ve zorlanmalar risk oluşturabilir: </strong>Kronik öksürük, ağır egzersizler veya ani zorlanmalar fıtık bölgesindeki basıncı artırabilir. Özellikle yaz aylarında yapılan yoğun spor aktiviteleri veya ağır eşyaların taşınması mevcut fıtığın ilerlemesine neden olabilir. Tatilde fiziksel aktiviteler planlanırken kişinin sağlık durumu mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.</p>
<p><strong>4.</strong> <strong>Denizde ve havuzda ölçülü hareket edin: </strong>Yüzme genel olarak güvenli bir aktivite olsa da ani hareketler, yüksekten suya atlama veya karın bölgesini zorlayacak aktiviteler fıtık hastalarında rahatsızlık oluşturabilir. Ağrı hissedildiğinde aktiviteye ara verilmesi ve vücudun zorlanmaması gerekir. </p>
<p><strong>5. Fıtıkta ani ağrı acil durum habercisi olabilir: </strong>Kasık veya göbek bölgesindeki şişliğin aniden sertleşmesi, şiddetli ağrı gelişmesi, bulantı-kusma görülmesi ya da şişliğin içeri itilememesi fıtık boğulmasının habercisi olabilir. Bu durum acil cerrahi müdahale gerektirebileceğinden vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir.</p>
<p><strong>6. Kapalı cerrahi ile tatili ertelemeye gerek kalmıyor: </strong>Özellikle kasık ve karın duvarı fıtıklarında uygulanan laparoskopik ve robotik cerrahi teknikleri, daha küçük kesilerle ameliyat yapılmasına olanak sağlayarak ameliyat sonrası ağrının azalmasına, günlük yaşama ve iş hayatına daha hızlı dönüşe katkı sağlar.<strong> </strong></p>
<p><strong>7. </strong><strong>Seyahatten önce doktor kontrolünü ihmal etmeyin: </strong>Ameliyat önerilmiş ancak henüz operasyon geçirmemiş fıtık hastalarının uzun yolculuklardan önce doktorlarına danışmaları önem taşır. Muayene sırasında fıtığın durumu değerlendirilerek seyahate engel oluşturabilecek riskler belirlenir. Tatilinizi doktorunuzun önerileri doğrultusunda planlamanız gerekir. </p>
<p><strong>8. Doğru önlemlerle güvenli bir tatil mümkün: </strong>Fıtık hastalarının tatilden vazgeçmesine gerek yok. Kasık fıtığı, göbek fıtığı ve diğer karın duvarı fıtıkları olan kişiler için tatil yapmak çoğu zaman bir engel oluşturmaz. Ancak ağır yüklerden kaçınmak, karın içi basıncını artıran davranışlardan uzak durmak ve olası uyarı işaretlerini bilmek, tatilin sağlık sorunlarıyla gölgelenmesini önlemeye yardımcı olur. Risk içeren fıtık varlığında ameliyatı olup sonrasında tatile gitmek, tatilin yarıda kesilmesinin önüne geçer.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tatil-keyfinizi-bozabilecek-fitiklara-karsi-8-onlem-642111">Tatil Keyfinizi Bozabilecek Fıtıklara Karşı 8 Önlem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Nesil Radyoterapi ile Sağlıklı Dokular Daha Fazla Korunuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-nesil-radyoterapi-ile-saglikli-dokular-daha-fazla-korunuyor-642108</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:15:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Dokular]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[korunuyor]]></category>
		<category><![CDATA[nesil]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[radyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[Yan Etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642108</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda “ışın tedavisi” olarak bilinen radyoterapi, yüksek enerjili radyasyon kullanılarak kanser hücrelerinin yok edilmesini hedefleyen ve günümüzde kanser hastalarının yaklaşık yarısının tedavi sürecinde kullanılan önemli bir yöntem olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-nesil-radyoterapi-ile-saglikli-dokular-daha-fazla-korunuyor-642108">Yeni Nesil Radyoterapi ile Sağlıklı Dokular Daha Fazla Korunuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda “ışın tedavisi” olarak bilinen radyoterapi, yüksek enerjili radyasyon kullanılarak kanser hücrelerinin yok edilmesini hedefleyen ve günümüzde kanser hastalarının yaklaşık yarısının tedavi sürecinde kullanılan önemli bir yöntem olarak öne çıkıyor. Radyoterapideki güncel çalışmalar, tümör dokusuna maksimum etki sağlarken, çevredeki sağlıklı dokuların mümkün olan en düşük düzeyde ışınlanmasına odaklanıyor. Bu sayede tedavi etkinliği artırılarak, yan etkilerin azaltılması ve hastaların yaşam kalitesinin korunması hedefleniyor. Kanser tedavisinde öncü rol üstlenen radyoterapi alanındaki son gelişmeleri değerlendiren <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Doç. Dr. Fatih Demircioğlu</strong>, modern radyoterapi teknolojilerinin sağlıklı dokuların korunmasına önemli katkılar sunduğunu belirterek, görüntüleme sistemlerindeki yeniliklerin tedavi başarısını artırdığını vurguladı.</p>
<p><strong>Radyoterapide Hedefe Yönelik Tedavi Dönemi</strong></p>
<p>İlk dönemlerde hekimler yalnızca iki boyutlu röntgen görüntülerini kullanırken tümörün sınırları tam olarak görülmüyordu ve daha geniş alanlar ışınlanıyor, dolayısıyla çevredeki sağlıklı dokular da radyasyondan etkilenebiliyordu. Tedavi süreleri daha uzun, yan etkiler ise günümüze göre daha fazlaydı. <strong>Doç. Dr. Fatih Demircioğlu</strong>, bu tip olumsuz durumların engellenmesini sağlayan gelişmeleri şu sözlerle aktardı; <em>“Bilgisayarlı tomografinin (BT) ve ardından manyetik rezonans (MR) ile PET görüntülemenin kullanıma girmesi radyasyon onkolojisinde bir devrim yarattı. Hekimler artık tümörleri üç boyutlu olarak görebiliyor ve tedaviyi çok daha hassas planlayabiliyorlar. Bugün radyasyon onkolojisinde milimetrik hassasiyetle çalışan pek çok ileri teknoloji var. Yoğunluk ayarlı radyoterapiler, hastanın anlık pozisyonlarına göre doğrudan hedefe ışınlama yapan görüntü kılavuzluğunda radyoterapiler, ameliyatsız radyocerrahi (Stereotaktik Radyocerrahi) ya da tedavi sırasında değişen tümör boyutuna göre anlık planlama yapabilen radyoterapiler (Adaptif Radyoterapi) bu noktada öne çıkıyor.”</em></p>
<p><strong>Günümüzde Radyoterapinin Yan Etkileri Azaldı</strong></p>
<p>Radyoterapi alanındaki gelişmelerin en önemli faydası, kuşkusuz<strong> </strong>tümör hedeflenirken çevredeki sağlıklı dokuların daha iyi korunabilir hale gelmesi. Böylece hem tedavi başarısı artıyor hem de yan etkiler azaltılıyor. Örneğin, meme kanserinde radyoterapi uygulamalarıyla ışınların kalbe ulaşması engelleniyor ve kalbe yönelik riskler düşürülüyor. Prostat kanserinde fonksiyon kayıpları ve kronik hasarlar minimuma indiriliyor. Ya da akciğer kanserinde solunum kapasitesi korunarak sağlam akciğer dokusu güvence altında kalıyor. Benzer şekilde baş ve boyun tümörlerinde de radyoterapi ile ağız kuruluğu ve yutma güçlüğü gibi yan etkilerin önüne geçiliyor. Ayrıca tedavi süreleri de geçmiş yıllara göre oldukça kısa. Eskiden bazı radyoterapi uygulamaları 6-8 hafta sürebilirken, günümüzde stereotaktik tedaviler sayesinde bazı tümörler tek seansta veya 3-5 seans gibi çok kısa sürelerde tedavi edilebiliyor. </p>
<p>Radyoterapi sadece ameliyat sonrasında uygulanan bir tedavi değil. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Doç. Dr. Fatih Demircioğlu</strong>, artık birçok kanser türünde doğrudan kür sağlayabilen ana tedavi seçeneklerinden biri olduğuna dikkat çekiyor. Öyle ki, bazı hastalarda radyoterapi tek başına kullanılabildiği gibi bazı hastalarda ise cerrahi, kemoterapi, immünoterapi veya hedefe yönelik tedavilerle birlikte uygulanabiliyor. </p>
<p><strong> </strong></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-nesil-radyoterapi-ile-saglikli-dokular-daha-fazla-korunuyor-642108">Yeni Nesil Radyoterapi ile Sağlıklı Dokular Daha Fazla Korunuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir&#8217;in &#8220;Sağlıklı Yaşam Hareketi&#8221; Selçuk&#8217;ta Devam Etti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirin-saglikli-yasam-hareketi-selcukta-devam-etti-642099</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:14:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[çağlar]]></category>
		<category><![CDATA[hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[selçuk]]></category>
		<category><![CDATA[ta]]></category>
		<category><![CDATA[toplu]]></category>
		<category><![CDATA[yahşi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yeşilay]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642099</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir İl Millî Eğitim Müdürlüğü koordinesinde ve Türkiye Yeşilay Cemiyeti iş birliğiyle yürütülen Yeşilay İzmir Sağlıklı Yaşam Projesi kapsamında, sağlıklı yaşam kültürünü yaygınlaştırmak ve bağımlılıklara karşı toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla Selçuk'ta Sağlıklı Yaşam Festivali düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirin-saglikli-yasam-hareketi-selcukta-devam-etti-642099">İzmir&#8217;in &#8220;Sağlıklı Yaşam Hareketi&#8221; Selçuk&#8217;ta Devam Etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span>İzmir İl Millî Eğitim Müdürlüğü koordinesinde ve Türkiye Yeşilay Cemiyeti iş birliğiyle yürütülen Yeşilay İzmir Sağlıklı Yaşam Projesi kapsamında, sağlıklı yaşam kültürünü yaygınlaştırmak ve bağımlılıklara karşı toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla Selçuk&#8217;ta Sağlıklı Yaşam Festivali düzenlendi.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>İstasyon Meydanı Su Kemerleri önünden bando ve bisikletli grupların öncülüğünde başlayan yürüyüşe; Selçuk Kaymakamı Oğuz Alp Çağlar, Selçuk Belediye Başkan Yardımcısı Erhan Güzel,<span><span> İzmir İl Millî Eğitim Müdürü ve Yeşilay İzmir Şube Başkanı Dr. Ömer Yahşi, İl Millî Eğitim Müdür Yardımcısı İlker Erarslan, Selçuk ilçe protokol üyeleri,</span></span> eğitim yöneticileri, proje kapsamındaki okulların öğretmenleri, öğrencileri, velileri ile çok sayıda vatandaş katıldı. Yürüyüş, Şehit Astsubay Ömer Halisdemir Tören Alanında sona erdi. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Tören alanındaki stantların gezilmesinin ardından saygı duruşu ve İstiklâl Marşı&#8217;nın okunmasıyla program başladı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>&#8220;İzmir&#8217;den Başlayarak Tüm Türkiye&#8217;ye Yayılan Bir Hareket&#8221;</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Programın açılış konuşmasını yapan Selçuk İlçe Millî Eğitim Müdürü Ali Serkan Atlan, sağlıklı yaşam ve bağımlılıkla mücadele çalışmalarının önemine dikkat çekerek İzmir&#8217;in bu alanda öncü bir rol üstlendiğini vurguladı. Atlan, İzmir&#8217;den başlayarak Türkiye geneline yayılan sağlıklı yaşam hareketinin toplum sağlığı açısından büyük önem taşıdığını belirterek farkındalık çalışmalarının kararlılıkla sürdürüldüğünün altını çizdi.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Atlan, projeye öncülük eden İzmir İl Millî Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi&#8217;ye teşekkür ederek ilçeye teşriflerinden dolayı duyduğu memnuniyeti ifade etti.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span> Bağımlılığın Her Türlüsüne “Hayır” Diyoruz</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Programda konuşan İzmir İl Millî Eğitim Müdürü ve Yeşilay İzmir Şube Başkanı Dr. Ömer Yahşi ise Selçuk&#8217;ta öğrenciler, öğretmenler ve velilerin yoğun katılımıyla bağımlılığa karşı güçlü bir iradenin ortaya konulduğunu belirtti. Yahşi, konuşmasında &#8220;Bağımlılığın her türlüsüne ‘hayır’ diyoruz.&#8221; ifadesini kullandı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Yahşi, gençleri ormana, toprağa, sokağa, mahalleye, parklara ve oyun alanlarına davet eden bir anlayışı savunduklarını ifade etti. Çocukların ve gençlerin madde, teknoloji, kumar, sigara ve alkol başta olmak üzere her türlü bağımlılıktan uzak tutulması gerektiğini vurgulayan Yahşi, &#8220;Hiçbir çocuğumuzu kaybedecek ve endüstriye verecek lüksümüz yok.&#8221; sözlerinin altını çizdi.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Sağlıklı nesiller yetiştirmenin ortak sorumluluk olduğuna dikkat çeken Yahşi, &#8220;Sağlıklı bir yaşam, sağlıklı bir gelecek için hep birlikte çalışmamız gerekiyor.&#8221; dedi. 2026 yılının &#8220;Bağımsızlık Yılı&#8221; olarak değerlendirileceğini ifade eden Yahşi, çocukların iradelerini tehdit eden tüm bağımlılık türlerine karşı mücadeleyi sürdüreceklerini belirterek &#8220;İradesine sahip çıkan bir nesil için hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz.&#8221; ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Konuşmasının sonunda Yahşi, katılımcıları 18 Haziran&#8217;da İzmir Konak Gündoğdu Meydanı&#8217;nda gerçekleştirilecek festivale davet etti.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Bizim Bağımlılığımız Bayrağımıza ve Vatanımızadır</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Programda konuşan Selçuk Kaymakamı Oğuz Alp Çağlar da Yeşilay&#8217;ın Cumhuriyet ile yaşıt köklü bir kuruluş olduğuna dikkat çekti. Gençlerin sağlıklı bir geleceğe hazırlanabilmeleri için Yeşilay&#8217;ın önemli çalışmalar yürüttüğünü ifade eden Çağlar, İzmir&#8217;de Millî Eğitim ve Yeşilay iş birliğiyle güçlü bir sağlıklı yaşam hareketinin oluştuğunu belirtti.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Çağlar, bağımlılıkla mücadelede toplumsal sorumluluğa dikkat çekerek, &#8220;Bizim bağımlılığımız al yıldızlı bayrağımıza, aziz vatanımıza, ailevi ve manevi değerlerimizedir.&#8221; dedi.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Bu değerlerin dışındaki tüm bağımlılık türlerine karşı mücadele etmenin hem bir vatan borcu hem de toplumsal bir sorumluluk olduğunu vurgulayan Çağlar, programın hazırlanmasında emeği geçen öğretmenlere, öğrencilere, Yeşilay teşkilatına ve destek veren kurumlara teşekkür etti.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Konuşmaların ardından Borsa İstanbul Şehit Ömer Halisdemir Anadolu Lisesi öğretmen ve öğrencileri tarafından hazırlanan müzik dinletisi ile halk oyunları gösterisi sahnelendi. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Program, günün anısına çekilen toplu fotoğrafın ardından sona erdi.</span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirin-saglikli-yasam-hareketi-selcukta-devam-etti-642099">İzmir&#8217;in &#8220;Sağlıklı Yaşam Hareketi&#8221; Selçuk&#8217;ta Devam Etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnegöl&#8217;e 7 Birimli Yeni Aile Sağlığı Merkezi İçin Protokol İmzalandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/inegole-7-birimli-yeni-aile-sagligi-merkezi-icin-protokol-imzalandi-642003</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:11:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Sağlığı Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[bilge]]></category>
		<category><![CDATA[birimli]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[hayırsever]]></category>
		<category><![CDATA[inegöl]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[negöl]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642003</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fatih Mahallesi’nde İnegöl Belediyesi’nin arsa tahsisini gerçekleştirdiği alanda hayata geçirilecek 7 Aile Hekimliği Birimli Bilge Rauf Arıç Aile Sağlığı Merkezi için Bursa Valisi Erol Ayyıldız nezdinde hayırsever Bilge Arıç ile protokol imzalandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inegole-7-birimli-yeni-aile-sagligi-merkezi-icin-protokol-imzalandi-642003">İnegöl&#8217;e 7 Birimli Yeni Aile Sağlığı Merkezi İçin Protokol İmzalandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fatih Mahallesi’nde İnegöl Belediyesi’nin arsa tahsisini gerçekleştirdiği alanda hayata geçirilecek 7 Aile Hekimliği Birimli Bilge Rauf Arıç Aile Sağlığı Merkezi için Bursa Valisi Erol Ayyıldız nezdinde hayırsever Bilge Arıç ile protokol imzalandı.</p>
<p>İnegöl Belediyesi tarafından Fatih Mahallesi köy içi bölgesinde sağlık alanı olarak tahsis edilen 2.440 metrekarelik arsa üzerine, hayırsever Bilge Arıç tarafından 7 Aile Hekimliği Birimli yeni bir Aile Sağlığı Merkezi kazandırılacak. Bilge Rauf Arıç Aile Sağlığı Merkezi adıyla hizmet verecek merkezin yapımı için protokol; Bursa Valisi Erol Ayyıldız, hayırsever Bilge Arıç, İnegöl Kaymakamı Eren Arslan, İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban ve İnegöl İlçe Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Kavak’ın katılımıyla imzalandı.</p>
<p><strong>İNEGÖL’Ü HEDEFE ULAŞTIRACAK YATIRIMLAR</strong></p>
<p>Yapılacak Aile Sağlığı Merkezi sayesinde Fatih ve Cumhuriyet mahallelerinde aile hekimi başına düşen nüfusun, Sağlık Bakanlığı ve kalkınma planlarında belirlenen hedeflerle uyumlu seviyelere çekilmesi hedefleniyor. Sağlık Bakanlığı’nın 2026 yılı için Aile Hekimliği Birimi başına düşen nüfus hedefini 2.650 olarak belirlediği, orta vadede ise bu sayının 2.500 ve nihai olarak 2.000 seviyelerine düşürülmesinin planlandığı belirtildi. İnegöl’de son dönemde yapılan yatırımlarla aile hekimi başına düşen nüfusun 4.000’lerden 3.000 seviyelerine gerilediği, yeni merkezlerle birlikte bu sayının 2.500 seviyelerine yaklaşmasının beklendiği ifade edildi.</p>
<p><strong>İNEGÖL 19 AİLE SAĞLIĞI MERKEZİ KAZANIYOR</strong></p>
<p>İnegöl genelinde devlet, belediye ve hayırsever iş birliğiyle yürütülen sağlık yatırımları kapsamında şehre toplam 19 yeni Aile Sağlığı Merkezi kazandırılırken, yeni Aile Sağlığı Merkezi’nin müjdesini sosyal medya hesabından duyuran Belediye Başkanı Alper Taban; “Vatandaşlarımızın yerinde, hızlı ve kaliteli sağlık hizmetine erişimini güçlendirecek yatırımlarımıza devam ediyoruz. Fatih Mahallemize kazandırılacak, arsa tahsisini gerçekleştirdiğimiz 7 Aile Hekimliği Birimli Aile Sağlığı Merkezi Binası için Valimiz Sayın Erol Ayyıldız ile protokolümüzü imzaladık. Hayırseverimiz Bilge Arıç’a teşekkür ediyoruz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inegole-7-birimli-yeni-aile-sagligi-merkezi-icin-protokol-imzalandi-642003">İnegöl&#8217;e 7 Birimli Yeni Aile Sağlığı Merkezi İçin Protokol İmzalandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İklim krizi çölleşmeyi, çölleşme ise halk sağlığını tehdit ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iklim-krizi-collesmeyi-collesme-ise-halk-sagligini-tehdit-ediyor-642000</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:11:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Çölleşme]]></category>
		<category><![CDATA[çölleşmeyi]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[klim]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[teknik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642000</guid>

					<description><![CDATA[<p>İklim eyleminin küresel çölleşme kriziyle olan doğrudan ilişkisine dikkat çeken Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Çevre Sağlığı ve Çevresel Risk Yönetimi Teknikerliği Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi H. İnci Ateş, iklim krizinin çölleşmeyi, çölleşmenin ise halk sağlığını tehdit ettiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iklim-krizi-collesmeyi-collesme-ise-halk-sagligini-tehdit-ediyor-642000">İklim krizi çölleşmeyi, çölleşme ise halk sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>İklim eyleminin küresel çölleşme kriziyle olan doğrudan ilişkisine dikkat çeken Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Çevre Sağlığı ve Çevresel Risk Yönetimi Teknikerliği Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi H. İnci Ateş, iklim krizinin çölleşmeyi, çölleşmenin ise halk sağlığını tehdit ettiğini söyledi. Ateş, atmosfere salınan sera gazlarındaki artışın, fosil yakıt tüketiminin ve kontrolsüz kentleşmenin tetiklediği küresel sıcaklık artışlarının, aşırı kuraklık olaylarını ve kalıcı toprak kayıplarını benzeri görülmemiş bir hıza ulaştırdığını söyledi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Çevre Sağlığı ve Çevresel Risk Yönetimi Teknikerliği Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi H. İnci Ateş, Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Çölleşme sadece ekolojik değil, doğrudan çevresel bir sağlık riskidir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi H. İnci Ateş, toprak kaybı ve çölleşmenin sadece doğayı ilgilendiren bir sorun olmadığını, insan sağlığını ve hayatta kalma dinamiklerini doğrudan baltalayan küresel bir risk olduğunu belirterek şu hayati risklere dikkat çekti:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Gıda Güvencesizliği ve Tarımsal Çöküş: </span></span></span></b><span><span><span>Küresel sıcaklık artışları tarımsal üretimi, su kaynaklarını ve gıda sürdürülebilirliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Verimli toprakların çoraklaşması, besleyici gıdaya erişimi engelleyerek malnütrisyon (yetersiz beslenme) krizini tetiklemektedir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Toz Fırtınaları ve Hava Kalitesi: </span></span></span></b><span><span><span>Çölleşmeyle beraber kuraklaşan arazilerin rüzgarlarla toza dönüşmesiyle soluduğumuz havaya yüksek miktarda partikül madde karıştırmaktadır. Bu durum astım, KOAH ve solunum yolu enfeksiyonlarında artışa yol açmaktadır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Suya Bağlı Epidemiler: </span></span></span></b><span><span><span>Toprağın su tutma ve filtreleme kapasitesinin bozulması, temiz içme suyu kaynaklarının sürdürülebilirliğini tehdit etmektedir. Su kıtlığı, hijyen sorunlarını ve suyla bulaşan salgın hastalık risklerini arttırmaktadır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Gelecek nesiller için ortak sorumluluk ve bütüncül eylem şart</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İklim krizinin ve çölleşmenin etkilerini hafifletmek için bireylerden kurumlara kadar uzanan ortak bir sorumluluk bilinciyle hareket edilmesi gerektiğini hatırlatan Dr. Öğr. Gör. H. İnci Ateş, acil çözüm önerilerini şöyle sıraladı: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ekosistem Direncinin Artırılması: </span></span></span></b><span><span><span>Yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması, enerji verimliliği ve ormanlar ile sulak alanların korunması ekosistemlerin çölleşmeye karşı direncini artıracaktır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bireysel Çevresel Sorumlulukların Güçlendirilmesi: </span></span></span></b><span><span><span>Su tasarrufu sağlanması, gıda israfının önlenmesi, geri dönüşüm uygulamalarının benimsenmesi ve sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarının geliştirilmesi, doğal kaynakların ve toprağın korunmasına ve çölleşme riskinin azaltılmasına katkı sunan temel bireysel adımlardır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Çok Paydaşlı Sinerji: </span></span></span></b><span><span><span>İklim krizinin ve çölleşmenin etkilerini sınırlandırmak; kamu kurumları, üniversiteler, yerel yönetimler ve sivil toplumun ortak eylem planları üretmesiyle mümkündür<b>.</b></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Çevre Sağlığı ve Çevresel Risk Yönetimi Teknikerlerine Önemli Görevler Düşüyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu bünyesinde yer alan Çevre Sağlığı ve Çevresel Risk Yönetimi Teknikerliği programının tam da bu krizlerle mücadele edecek saha uzmanları yetiştirdiğini aktaran Dr. Öğr. Gör. H. İnci Ateş; <i>&#8220;</i>Öğrencilerimizi su, hava ve toprak kirliliğini izleyebilen, ekolojik riskleri önceden saptayabilen ve halk sağlığını koruyacak acil durum eylem planlarını yürütme becerisine sahip profesyoneller olarak geleceğe hazırlıyoruz. Çölleşme ve kuraklıkla mücadele, bu teknik uzmanlığın sahada doğru uygulanmasıyla başarıya ulaşacaktır&#8221; diyerek bölümün sürdürülebilir bir gelecek inşa etmedeki kritik rolünü vurguladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iklim-krizi-collesmeyi-collesme-ise-halk-sagligini-tehdit-ediyor-642000">İklim krizi çölleşmeyi, çölleşme ise halk sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TAVİ Tedavisi Hastalara Yeni Bir Nefes Sunuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tavi-tedavisi-hastalara-yeni-bir-nefes-sunuyor-641997</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:11:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[darlığı]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalara]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Karabay]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[sunuyor]]></category>
		<category><![CDATA[tavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641997</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp kapak hastalıkları özellikle ileri yaşlarda sık görülürken, nefes darlığı, çabuk yorulma, göğüs ağrısı ve bayılma gibi şikayetlerle yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tavi-tedavisi-hastalara-yeni-bir-nefes-sunuyor-641997">TAVİ Tedavisi Hastalara Yeni Bir Nefes Sunuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalp kapak hastalıkları özellikle ileri yaşlarda sık görülürken, nefes darlığı, çabuk yorulma, göğüs ağrısı ve bayılma gibi şikayetlerle yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor. Uzun yıllar boyunca aort kapağı darlığının temel tedavisi açık kalp ameliyatıyken son yıllarda geliştirilen yeni yöntemler sayesinde uygun hastalar için ameliyatsız seçenekler de öne çıkıyor. Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Yücel Karabay, Transkateter Aort Kapak İmplantasyonu (TAVİ) yönteminin, çoğu zaman kasık damarından ilerletilen ince kateterler aracılığıyla yeni kapağın yerleştirilmesine olanak tanıdığını belirterek &#8220;Bu sayede uygun hastalarda göğüs kemiğini açmadan aort kapağı değişimi gerçekleştirebiliyoruz. Bir zamanlar yalnızca açık kalp ameliyatı ile tedavi edilebilen aort kapağı darlığı, günümüzde birçok hasta için çok daha konforlu seçeneklerle tedavi edilebiliyor. TAVİ yöntemi, özellikle ileri yaş grubundaki hastalara yeniden rahat nefes alabilme, yürüyebilme ve günlük yaşamlarına bağımsız şekilde devam edebilme fırsatı sunuyor&#8221; dedi.<br /> </p>
<p><strong>Aort Kapağı Darlığı Sinsi İlerleyebiliyor</strong></p>
<p>İleri yaşla birlikte vücudumuzdaki birçok yapı gibi kalp kapaklarımızın da zamanla yıprandığını söyleyen Prof. Dr. Can Yücel Karabay &#8220;Özellikle kalpten çıkan temiz kanın tüm vücuda dağıtılmasını sağlayan aort kapağında gelişen kireçlenme ve sertleşme, kan akımını zorlaştırır ve kalbin daha fazla çalışmasına neden olur. Bu süreç yıllar içerisinde ilerler ve çoğu zaman ilk belirtiler yavaş yavaş ortaya çıkar. Hastalar başlangıçta yalnızca biraz daha çabuk yorulduklarını düşünür. Daha önce rahatlıkla çıkılan merdivenler zor gelmeye başlar, kısa yürüyüşlerde nefes nefese kalınır. Bazı kişiler göğüste baskı hissinden yakınırken, bazı hastalarda baş dönmesi veya bayılma atakları görülebilir&#8221; dedi.<br /> </p>
<p><strong>Belirtileri Yaşlanmanın Doğal Sonucu Sanmayın</strong></p>
<p>Bu belirtilerin çoğu zaman yaşlanmanın doğal sonucu sanıldığını söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Yücel Karabay &#8220;Birçok hastamız nefes darlığını veya efor kapasitesindeki azalmayı yaşına bağlıyor. Oysa bunlar ciddi kapak hastalığının ilk belirtileri olabilir. Erken tanı koyduğumuz hastalarda hem tedavi seçeneklerimiz artıyor hem de hastalarımızın yaşam kalitesini belirgin şekilde iyileştirebiliyoruz. Kalp kapağı hastalıklarında erken tanı hayat değiştirir. Şikâyetler başladığında zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmak gerekir. Günümüzde elimizde son derece etkili tedavi seçenekleri var ve uygun hastalarda çok başarılı sonuçlar elde ediyoruz&#8221; diye konuştu.<br /> </p>
<p><strong>Her Hastanın Açık Kalp Ameliyatına İhtiyacı Olmayabilir</strong></p>
<p>Geçmişte aort kapağı darlığının temel tedavisinin açık kalp ameliyatı olduğunu sözlerine ekleyen Prof. Dr. Can Yücel Karabay &#8220;Açık cerrahi bugün hala birçok hasta için önemli bir seçenek olmaya devam ediyor. Ancak tıptaki gelişmeler sayesinde artık her hastanın büyük bir ameliyat geçirmesi gerekmiyor. Özellikle ileri yaş grubundaki veya ek sağlık sorunları bulunan hastalar için daha konforlu alternatifler bulunuyor. Son yıllarda kardiyolojideki en önemli gelişmelerden biri TAVİ yöntemi oldu. Bu işlemde yeni kalp kapağı, çoğu zaman kasık damarından ilerletilen ince kateterler yardımıyla kalbe ulaştırılıyor ve hastalıklı kapağın içerisine yerleştiriliyor. Göğüs kemiğinin açılmasına gerek kalmaması, özellikle ileri yaş grubundaki hastalar açısından önemli bir avantaj sağlıyor&#8221; dedi.</p>
<p><b>TAVİ Teknolojisinde Önemli Gelişmeler Yaşanıyor</b></p>
<p>Prof. Dr. Karabay&#8217;a göre TAVİ, günümüzde aort kapağı darlığının tedavisinde kullanılan en gelişmiş teknolojilerden biri. &#8220;Son yıllarda kapak sistemlerinde ve görüntüleme teknolojilerinde çok önemli ilerlemeler yaşandı. Bugün kullandığımız sistemler sayesinde işlemleri çok daha güvenli ve başarılı şekilde gerçekleştirebiliyoruz&#8221; dedi.<br /> </p>
<p><strong>TAVİ Sonrasında Hastalar Hızlı İyileşiyor</strong></p>
<p>Hastaların önemli bir kısmının işlemden sonraki gün ayağa kalkabildiğini söyleyen Prof. Dr. Can Yücel Karabay, &#8220;Genellikle birkaç gün içerisinde taburcu oluyorlar ve çoğu hasta yaklaşık üç gün sonra günlük yaşam rutinine geri dönebiliyor. Özellikle işlem öncesinde nefes darlığı nedeniyle günlük aktivitelerini yapmakta zorlanan kişilerdeki değişim gerçekten çok yüz güldürücü oluyor&#8221; dedi.</p>
<p>Her hasta için en doğru tedavi yönteminin aynı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Karabay, &#8220;Karar süreci yalnızca tek bir doktorun görüşüyle değil, kardiyologlar, kalp damar cerrahları ve görüntüleme uzmanlarının birlikte yer aldığı &#8216;Kalp Ekibi&#8217; tarafından yürütülüyor. Ekokardiyografi, bilgisayarlı tomografi ve diğer gerekli incelemeler sonrasında hastaya en uygun yaklaşım belirleniyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tavi-tedavisi-hastalara-yeni-bir-nefes-sunuyor-641997">TAVİ Tedavisi Hastalara Yeni Bir Nefes Sunuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıcak havalar mikroplara fırsat tanıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sicak-havalar-mikroplara-firsat-taniyor-641991</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:10:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Dilek Leyla Mamçu]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[fırsat]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[havalar]]></category>
		<category><![CDATA[mikroplara]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[tanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641991</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, yaz aylarında sıcaklıkların artmasıyla birlikte sağlık riski oluşturabilecek durumlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-havalar-mikroplara-firsat-taniyor-641991">Sıcak havalar mikroplara fırsat tanıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, yaz aylarında sıcaklıkların artmasıyla birlikte sağlık riski oluşturabilecek durumlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Sıcaklık yükseldikçe mikroorganizmalar da hızla çoğalıyor</strong></p>
<p>Yaz mevsiminin yalnızca insanlar için değil, hastalık yapıcı mikroorganizmalar için de uygun bir yaşam ortamı oluşturduğunu belirten Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Sıcak ve nemli havalar birçok bakteri türünün çoğalmasını hızlandırır.” dedi.</p>
<p>Özellikle Salmonella, E. coli, Campylobacter, Shigella ve bazı Vibrio türlerinin yaz aylarında daha sık görüldüğünü vurgulayan Dr. Mamçu, “İyi pişirilmemiş etler, çiğ tavuk ürünleri, açıkta bekletilen yiyecekler ve hijyenik olmayan su kaynakları enfeksiyonların en önemli bulaş yolları arasında yer alır. Pikniklerde veya açık hava organizasyonlarında saatlerce güneş altında bekleyen yiyecekler de ciddi sağlık riski oluşturur. Sıcak havalarda gıdaların bozulma süresi önemli ölçüde kısalıyor. Güvenli görünen bir yiyecek bile kısa süre içerisinde enfeksiyon kaynağına dönüşebiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yazın en sık karşılaşılan sorunu gıda zehirlenmeleri!</strong></p>
<p>Yaz döneminde acil servislere başvuruların önemli bir bölümünü gıda kaynaklı enfeksiyonların oluşturduğuna işaret eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal, ateş ve halsizlik gibi belirtilerin hafife alınmaması gerekir.” dedi.</p>
<p>Özellikle çocuklar, yaşlılar, hamileler ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde sıvı kaybının çok daha hızlı gelişebildiğine dikkat çeken Dr. Mamçu, “Bazı vakalarda hastaneye yatış ve yoğun tedavi gereksinimi oluşabilir. Mayonez içeren ürünler, tavuk yemekleri, deniz ürünleri, krema bazlı tatlılar ve soğuk zinciri korunmamış gıdalar yaz aylarında ekstra dikkat gerektirir. Tüketicilerin özellikle açıkta satılan yiyeceklere karşı temkinli olması önerilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Serinlemek için girilen sular hastalık kaynağına dönüşebiliyor!</strong></p>
<p>Yaz sıcaklarında serinlemek amacıyla tercih edilen bazı göl, dere ve kontrolsüz su kaynaklarının çeşitli enfeksiyonların bulaşmasına neden olabileceğini aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, şunları söyledi:</p>
<p>“Kirli sularda çok sayıda virüs, bakteri ve parazit bulunabilir. Norovirüs, Rotavirüs, Adenovirüs, Giardia ve Cryptosporidium gibi etkenler özellikle sindirim sistemi enfeksiyonlarına yol açabilir ve bu mikroorganizmalar ishal, kusma, karın ağrısı ve ateş gibi belirtilerle kendini gösterebilir. </p>
<p>Sadece bağırsak enfeksiyonları değil, göz ve cilt enfeksiyonları da yaz döneminde artış gösterir. Güvenilir olmayan sularda yüzmek bazı kişilerde ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.”</p>
<p><strong>Havuzlar her zaman masum değil!</strong></p>
<p>Toplumda havuzların denize göre daha güvenli olduğu yönünde yaygın bir algı bulunduğunu dile getiren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Düzenli dezenfekte edilmeyen havuzlar enfeksiyon açısından önemli riskler taşır.” dedi.</p>
<p>Yetersiz klorlama yapılan havuzlarda kulak enfeksiyonları, göz enfeksiyonları, mantar hastalıkları ve çeşitli bağırsak enfeksiyonlarının daha sık görüldüğünü kaydeden Dr. Mamçu, “Özellikle çocuklar havuz suyunu yutmamalı. Aileler havuz seçiminde işletmenin hijyen uygulamalarını sorgulamalı. Ortak kullanım alanlarında kişisel havlu kullanımı da önemli bir koruyucu önlemdir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kenelere karşı bilinçsiz müdahaleden kaçınılmalı!</strong></p>
<p>Yaz aylarında artan kamp, piknik ve doğa yürüyüşlerinin beraberinde kene temaslarını da artırdığına dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Özellikle çalılık, uzun otluk ve ormanlık alanlarda daha dikkatli olunması gerekir. Her kene hastalık taşımaz ancak riskin göz ardı edilmemesi gerekir. Doğa aktivitelerinden sonra vücut dikkatlice kontrol edilmeli. Kene tespit edilmesi durumunda bilinçsiz müdahalelerden kaçınılmalı. Sağlık kuruluşlarına başvurularak uygun şekilde çıkarılması önem taşır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Parazitler yaz aylarında daha kolay yayılıyor!</strong></p>
<p>Yaz mevsiminde yalnızca bakteriyel ve viral enfeksiyonların değil, parazit kaynaklı hastalıkların da artış gösterdiğine değinen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Yıkanmamış sebze ve meyveler, kirli su kaynakları ve yetersiz hijyen koşulları parazit bulaşını kolaylaştırıyor.” dedi.</p>
<p>Uzun süren ishal, karın ağrısı, kilo kaybı, halsizlik ve sindirim sistemi problemlerinin bazı parazit enfeksiyonlarının habercisi olabileceğini hatırlatan Dr. Mamçu, belirtilerin uzun sürmesi halinde mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Çocuklar ve yaşlılar için risk daha büyük!</strong></p>
<p>Yaz enfeksiyonlarının her yaş grubunda görülebileceği ancak bazı bireylerde çok daha ağır sonuçlara yol açabileceği uyarısını yapan Dr. Mamçu, “Özellikle 5 yaş altı çocuklar, 65 yaş üzeri bireyler, hamileler, diyabet hastaları, kanser tedavisi görenler ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler daha dikkatli olmalı. Bu gruplarda enfeksiyonlar daha hızlı ilerleyebilir ve sıvı kaybı ciddi sonuçlar doğurabilir. Yüksek ateş, şiddetli ishal, sürekli kusma, kanlı dışkılama veya belirgin halsizlik durumlarında vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalı.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Basit önlemlerle büyük risklerin önüne geçilebilir…</strong></p>
<p>Yaz enfeksiyonlarının önemli bir bölümünün doğru hijyen uygulamalarıyla önlenebileceğini belirten Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yaz aylarında enfeksiyon riskini tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmasa da doğru önlemlerle büyük ölçüde azaltmak mümkündür. El hijyenine dikkat etmek, güvenilir su tüketmek, gıdaların saklama koşullarına özen göstermek, sebze ve meyveleri iyi yıkamak, şüpheli gıdalardan uzak durmak ve doğa aktiviteleri sonrasında kene kontrolü yapmak oldukça önemlidir. Basit görünen bu uygulamalar hem bireysel hem de toplumsal sağlık açısından ciddi koruma sağlar.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-havalar-mikroplara-firsat-taniyor-641991">Sıcak havalar mikroplara fırsat tanıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! Bu hatalar sınav stresini körüklüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-hatalar-sinav-stresini-korukluyor-641976</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:10:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gencin]]></category>
		<category><![CDATA[hatalar]]></category>
		<category><![CDATA[körüklüyor]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[stresini]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641976</guid>

					<description><![CDATA[<p> Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı'na (YKS) sayılı günler kala yaklaşık 2,5 milyon aday ve ailesinde heyecanla birlikte stres de giderek artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-hatalar-sinav-stresini-korukluyor-641976">Dikkat! Bu hatalar sınav stresini körüklüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong>Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı&#8217;na (YKS) sayılı günler kala yaklaşık 2,5 milyon aday ve ailesinde heyecanla birlikte stres de giderek artıyor. Sınav öncesinde hissedilen stresin doğal ve hatta belirli ölçüde gerekli olduğunu belirten <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi</strong> <strong>Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Talat Sarıkavak</strong>, başarının anahtarının stresi ortadan kaldırmak değil, onu doğru yönetebilmekten geçtiğini vurguluyor. Stresin doğru yönetildiğinde dikkati artırıp motivasyonu destekleyerek performansa olumlu katkı sağlayabildiğine dikkat çeken Sarıkavak “Unutulmamalıdır ki; YKS bir son değil, sadece bir başlangıçtır. Gençlerimizin bu süreçten zihinsel ve bedensel olarak sağlıklı, aile ilişkileri yara almamış bir şekilde çıkması, sınavda alacakları puandan çok daha uzun vadeli bir başarı kriteridir” diyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Sarıkavak, sağlıklı ve verimli bir sınav için hem gençlere hem de ailelerine stresi yönetmenin 7 altın kuralını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Sınavı ‘kader anı’ olarak görmeyin</strong></li>
</ul>
<p>Sınavın bir &#8220;kader anı&#8221; olarak görülmesi stresi artıran en önemli etkenlerin başında gelmektedir. Ailelerin, çocuklarının sınav başarısını kendi ebeveynlik performanslarının bir karnesi olarak görmesi sık yapılan bir hatadır. Bu durum hem ebeveynin kaygısını artırır hem de gencin sırtına taşıyamayacağı bir yük bindirir. Beklentilerin; çocuğun önceki akademik geçmişi, ilgi alanları ve mevcut koşullarıyla uyumlu, esnek ve gerçekçi olması iç motivasyonu destekler. Sınav öncesi çocuğa ‘zaman zaman zorlandın, zaman zaman çok çalıştın. Eksiklerin olsa bile bu süreci bugüne kadar getirdin. Bizim için bu çaban ve emeğin her şeyden daha değerli’ demek en güçlü psikolojik kalkan olacaktır.</p>
<ul>
<li><strong>Duygularınızı konuşmaktan çekinmeyin</strong></li>
</ul>
<p>Ergenlik döneminde gençlerin kaygılarını, korkularını veya tükenmişliklerini kelimelere dökmesi zordur. Ev içinde yargıdan uzak, duyguların rahatça konuşulabildiği bir atmosfer yaratmak çok değerlidir. Gencin &#8220;Çok yoruldum, çalışmak istemiyorum&#8221; serzenişine &#8220;Tembellik yapma, az kaldı&#8221; demek yerine, onun bu duygusunu merak eden ve anlamaya çalışan bir yaklaşım sergilenmelidir. Aileler kendi kaygılarını fark etmeli ve bu yükü çocuğa yansıtmak yerine, gerekirse bir uzmandan destek almalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Uyku ve günlük düzeninizi koruyun</strong></li>
</ul>
<p>Sınav döneminde ailenin en somut rolü; düzenli uyku, dengeli beslenme ve huzurlu bir çalışma ortamı sağlamaktır. Ders dışı tüm sosyal ve keyifli aktiviteleri kısıtlanan, sürekli olumsuz eleştiriye maruz kalan bir gencin tükenmişlik riski artar. Sınav haftasında ev içi gürültüyü azaltmak, gencin günlük ritmine saygı duymak ve kısa molalarla deşarj olmasına izin vermek performansı doğrudan olumlu etkiler.</p>
<ul>
<li><strong>Sınavı hayatın tek belirleyicisi olarak görmeyin</strong></li>
</ul>
<p>Araştırmalar, sınavı &#8220;geri dönüşü olmayan tek şans&#8221; olarak gören öğrencilerin stres seviyelerinin çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Eğitim ve kariyer hayatının; yatay geçişler, ikinci tercihler, tekrar deneme şansı veya farklı kariyer rotaları gibi pek çok alternatif barındırdığı evde açıkça konuşulmalıdır. Bu durum sınavı önemsizleştirmek değil; &#8220;Bu sınav önemli bir adım ama senin değerini belirleyen tek ölçüt değil&#8221; mesajını vermektir.</p>
<ul>
<li><strong>Nefesinizi ve bedeninizi sakinleştirmeyi öğrenin</strong></li>
</ul>
<p>Stres zihinde başlasa da bedende yaşanır. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı gibi fizyolojik belirtileri yatıştırmak için basit nefes egzersizleri ve kas gevşetme teknikleri hayat kurtarıcıdır. Bu tekniklerin sadece sınav günü değil, öncesinde deneme sınavlarında da prova edilmesi beynin bu beceriyi otomatikleştirmesini sağlar. Böylece gerçek sınav anında panik dalgası çok daha hızlı kontrol altına alınabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Sonuca değil sürece odaklanın</strong></li>
</ul>
<p>&#8220;Ya kazanamazsam?&#8221; düşüncesi öğrenciyi kontrol edemediği bir alana sürükler. Stres yönetiminin temel kuralı, kontrolünüz altındaki alanlara odaklanmaktır. Sınav gününe dair &#8220;ya başaramazsam&#8221; senaryoları kurmak yerine; bugün kaç soru çözüleceği, hangi konunun tekrar edileceği gibi somut hedeflere odaklanmak kaygıyı dengeler. Gencin kendi iç konuşmasında &#8220;Başaramam&#8221; yerine &#8220;Daha önce de zorlu konuları aştım, elimden geleni yapıyorum&#8221; diyebilmesi, sınavı bir tehdit değil, bir performans alanı olarak görmesini sağlar.</p>
<ul>
<li><strong>Sınav günü için küçük planlar yapın</strong></li>
</ul>
<p>Sınav sabahında yaşanabilecek stresi azaltmanın en etkili yollarından biri önceden plan yapmaktır. Sınava giderken giyilecek kıyafetlerin hazırlanması, ulaşım planının önceden yapılması ve sınav merkezine erken gidilmesi gençlerin kendilerini daha güvende hissetmesini sağlar. Rahat kıyafet seçimi, sınav merkezine ideal zamanda varış, sıraya oturunca alınacak birkaç derin nefes ve sınava ‘en iyi bilinen’ konudan başlamak adaptasyonu kolaylaştırır. Sorularda takıldığınızda bir yudum su içip, soruyu işaretleyerek geçmek gibi mikro planlar, sınav anında duygusal enerjinin doğru yönetilmesini sağlar. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-hatalar-sinav-stresini-korukluyor-641976">Dikkat! Bu hatalar sınav stresini körüklüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadir İnanır Yaşamını Yitirdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadir-inanir-yasamini-yitirdi-641914</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:07:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[kadir]]></category>
		<category><![CDATA[nanır]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamını]]></category>
		<category><![CDATA[yitirdi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641914</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadir İnanır Yaşamını Yitirdi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadir-inanir-yasamini-yitirdi-641914">Kadir İnanır Yaşamını Yitirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk sinema tarihine altın harflerle adını yazdıran ünlü sanatçı Kadir İnanır hayatını kaybetti. Acıbadem Fulya Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Hüsnü Görgen şu bilgileri verdi:</p>
<p>“İleri evre akciğer kanseri ile mücadele eden Kadir İnanır 13.05.2026 tarihinden itibaren kanserin yarattığı solunum sıkıntısı ve pnömoni nedeniyle hastanemizde tedavi görüyordu. Solunum yetmezliğinin derinleşmesi üzerine 14.05.2026 tarihinde yoğun bakıma alındı. Akut böbrek yetmezliği ve ileri evre akciğer kanserine bağlı solunum yetmezliği nedeniyle durumu ağır seyreden Kadir İnanır bugün (26.06.2026) çoklu organ yetmezliği nedeniyle saat 18:05’de hayatını kaybetmiştir. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine ve tüm sevenlerine sabırlar diliyoruz” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadir-inanir-yasamini-yitirdi-641914">Kadir İnanır Yaşamını Yitirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğruyol, “Memur Maaşları Eşel Mobil Sistemiyle Ödensin”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dogruyol-memur-maaslari-esel-mobil-sistemiyle-odensin-641910</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:07:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğruyol]]></category>
		<category><![CDATA[eşel]]></category>
		<category><![CDATA[maaşları]]></category>
		<category><![CDATA[memur]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<category><![CDATA[ödensin]]></category>
		<category><![CDATA[sistemiyle]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641910</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğruyol, "Memur Maaşları Eşelmobil Sistemiyle Ödensin"</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogruyol-memur-maaslari-esel-mobil-sistemiyle-odensin-641910">Doğruyol, “Memur Maaşları Eşel Mobil Sistemiyle Ödensin”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / İzmir –</strong> Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, “Memurlar, maaşlarını şirketlere ödenen şekilde yani, her ay enflasyon oranında zam yapılarak eşelmobil sistemiyle ödenmesini istiyor” dedi.</p>
<p><strong>“Vergi Adaletsizliği”</strong></p>
<p>Doğruyol, sendika genel merkezinde yaptığı basın açıklamasında şu ifadeleri kullandı, “Asgari ücretliye yılda bir kez, memura emekliye yılda iki kez zam yapanlar, kamudan ihale alarak hizmet veren şirketlerin hak edişlerine her ay enflasyon oranında zam yaparak ödemektedirler. İşçinin memurun emeklinin alım gücü, artan enflasyon karşısında her geçen gün düşerken, her gelen gün, her geçen günü aratmaktadır. Vergi dilimleriyle ilgili 1999 yılında asgari ücretin 25.62 katından fazla gelir elde eden memur %20 lik vergi dilimine girerlerken, bugün asgari ücretin 5.50 katından fazla gelir elde memur %20 lik vergi dilimine girmektedir. Bu görüntü vergi dilimlerinin ne kadar adaletsiz olduğunu güncellenmediğini ortaya koymaktadır.<br /> Çalışan, emeğiyle alın teriyle geçinen işçi, memur vergi dilimleri kıskacına alınmışken daha üçüncü ayda %20’lik vergi dilimine girmektedirler. Çalışanların vergi dilimleri %10 olarak sabitlenmelidir. Birilerinin tek kalemde, 85 milyonun hakkı olan milyarlarca TL lik vergi borçları silinirken, emeğiyle geçinen insanların gelirlerinin çok önemli bir bölümünün vergilerle geri alınması haksızlıktır. Adaletsizliktir. Hukuksuzluktur”</p>
<p><b>Yemek Ege Üniversitesi Hastanesinde 160, İzmir Sağlık Müdürlüğünde 107 TL!</b></p>
<p>“Kamu kurumlarımıza hizmet veren bir başka söylemle kamu kurumlarının hizmet aldığı yemek, MR, tomografi, laboratuvar vb. hizmetlerde 2023 ve 2025 genelgelerine göre hak edişlerinin her ay açıklanan resmi enflasyon rakamlarının ilave edilerek ödenmektedir. Buna karşılık asgari ücretlilere yılda bir kez, memurlara yılda iki kez zam yapılmaktadır. Bu uygulama çalışanlara açlığa yoksulluğa, emeklilere sefalete sürüklemektedir. Yetkililerden biri çıksın çalışanlara açıklasın. Neye göre? Kime göre? Hangi kritere göre? Şirketlerin alacaklarına her ay artış yaparlarken, çalışanlara artış yapmadıklarını açıklasın. Bu arada, İzmir ilinde yapılan yemek ihalelerinde Ege Üniversitesi Hastanesinin 160 TL ye aldığı yemek hizmetini İzmir İl Sağlık Müdürlüğünün 107,5 TL ye almış olması da önemlidir. İl Sağlık Müdürlüğü yetkililerimizi tebrik ve teşekkür ederiz. Ancak şirket çalışanlarının ücretlerinin devlet tarafından ödenmesi ve her ay enflasyon oranında artış yapılmasıyla aralık ayında 107, TL olan yemek ücreti Haziran’da 125 TL ye yükselmiş, asgari ücret farkı, enflasyon farkı, personel fakı derken yemek ücreti 200 TL seviyelerine gelmektedir. Hastanelerde çıkan yemekler doyurucu değildir. Genel olarak hijyenden yoksundur. Oysa tabldot usulü yemek satan bazı esnaflarımız daha ucuza yemek satabilmektedir. Çözüm hastanelerimizin kendi yemeklerini kurumlarda kendilerinin yapmasıdır. Memurlar, maaşlarını şirketlere ödenen şekilde yani, her ay enflasyon oranında zam yapılarak eşelmobil sistemiyle ödenmesini istiyor. Memurlar bugüne dek, enflasyonun altında kalan maaş artışlarının, düşen alım güçlerinin iadesini istiyor. Memurlar söz verilen, kira yardımlarının ödenmesini, 3600 ek göstergenin verilmesi istiyor. Memura verilen %2,5, %3’lük, %4’lük zamlar zam değildir. Memurlarımıza reel enflasyon oranında zam verilmesi ve özel şirketlere ödenen enflasyon oranın da memurlara ödenmesini istiyoruz” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogruyol-memur-maaslari-esel-mobil-sistemiyle-odensin-641910">Doğruyol, “Memur Maaşları Eşel Mobil Sistemiyle Ödensin”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Birliği Sendikası’ndan 5 Acil Talep!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasindan-5-acil-talep-641908</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:07:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acil]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[ndan]]></category>
		<category><![CDATA[sendikası]]></category>
		<category><![CDATA[talep]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641908</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası Genel Başkanı Dr. Hatice Çerci Balcı, belirledikleri 5 acil talebi Ankara'da yapılan basın toplantısında açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasindan-5-acil-talep-641908">Hekim Birliği Sendikası’ndan 5 Acil Talep!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong>BSHA / Ankara –</strong> Bugün burada, yalnızca kendi mesleki taleplerimizi değil, ülkemizde sağlık hizmetinin geleceğini konuşmak için toplandık. Hekimlik, insan hayatına dokunmanın en kutsal yollarından biridir. Bu mesleği layıkıyla icra edebilmek için yıllarca süren eğitimden, gecesiyle gündüzüyle verilen emekten ve büyük fedakârlıklardan bahsediyoruz. Bu emeklerin karşılığını adil bir şekilde almak bizim için  ‘ayrıcalık’ değil; Anayasa ile güvence altına alınmış hakkımızdır. İşte bu nedenle, Hekim Birliği olarak belirlediğimiz 5 acil talebi kamuoyu ile paylaşıyor ve sizlerin desteğini bekliyoruz.</span></p>
<p><b><span>Nöbet Ücretleri Sorumluluğa Uygun Olmalıdır</span></b></p>
<p><span>Bugün hekimlerin nöbet ücreti, bir pratisyen hekim için saatlik 199,71 TL, uzman hekim için saatlik 220,37 TL düzeyindedir. Bu rakam; yoğun bakımda, ameliyathanede, acil serviste veya riskli birimlerde hayat kurtaran ellerin değerini karşılamaktan uzaktır. Birçok sağlık çalışanı ayda 130 saatten fazla nöbet tutmasına rağmen bu sürenin üzerinde ücret alamamakta, altı saatten kısa nöbetler ise hiç ödenmemektedir. Hekimlik mesleğinin taşıdığı ağır sorumluluk ve fedakârlık karşısında nöbet ücretlerinin en az iki katına çıkarılması, gece ve bayram nöbetlerinin ayrıcalıklı ücretlendirilmesi ve ücretlerin kesintisiz ödenmesi zorunludur.</span></p>
<p><b><span>Yıllık İzinlerde Teşvik Kesintilerine Son Verilmelidir</span></b></p>
<p><span>Devlet memurlarının maaş bileşenlerinden biri olan teşvik ek ödemesi, hekimler yıllık izin kullandığında kesiliyor. Mevzuat, ayda sadece beş gün ve yılda 12 gün için kesinti yapılmamasına izin verirken, bu sürenin üzerindeki izinlerde hem taban ödeme hem de teşvik ek ödeme kesiliyor. Bir hekimin yıllık izin hakkını kullanması bir lütuf değil, temel bir insan hakkıdır. Hekim Birliği olarak, 12 güne kadar olan yıllık izinlerde teşvik ortalamasının izin süresinin tamamında uygulanmasını; ayrıca hastalık, analık veya babalık gibi zorunlu izinlerde yapılan tüm kesintilerin kaldırılmasını talep ediyoruz.</span></p>
<p><b><span>Teşvik Dağıtımındaki Adaletsizlikler Giderilmelidir</span></b></p>
<p><span>Diş hekimleri ile ikinci ve üçüncü basamak hastanelerde çalışan meslektaşlarımız, mevcut teşvik dağıtım oranları nedeniyle ciddi gelir kayıpları yaşıyor. Aynı işi yapan hekimler arasında **%36 seviyesinin altında** bir teşvik dağıtım oranı uygulanması kabul edilemez. Teşvik sistemi tüm branşlarda adil olmalı, diş hekimleri ve diğer uzmanlık alanları için dağıtım oranı en az %36 olarak belirlenmelidir. Ücret sistemi hekimler arasında ayrım yaratmamalı; eşit işe eşit ücret ilkesine dayanmalıdır.</span></p>
<p><b><span>Sabit Ek Ödeme Artırılmalı ve Emekliliğe Yansıtılmalıdır</span></b></p>
<p><span>Sağlık çalışanlarının maaş sistemi dört farklı parçadan oluşuyor; ancak bu kalemlerin yalnızca biri emeklilik hesabına dâhil ediliyor. Sabit ek ödeme, bordroda maaşla birlikte görülse de emekliliğe yansıtılmadığı için hekimler emekli olduklarında gelirlerinin önemli bir bölümünü kaybediyor. Hekim Birliği olarak sabit ek ödemenin en az iki katına çıkarılmasını ve emekli aylıklarına tam olarak yansıtılmasını talep ediyoruz. Gelirlerimizin en az %80’inin tek kalemde toplanması ve emekliliğe yansıtılması, uzun yıllar hizmet veren hekimlerin refah içinde yaşamaları için elzemdir.</span></p>
<p><b><span>Aile Hekimlerinin İzinlerinde Uygulanan Mali Kesintiler Kaldırılmalı</span></b></p>
<p><span>Aile sağlığı merkezlerinde görev yapan binlerce hekim, izin hakkını kullanmak istediğinde vekil bulma zorunluluğu ile karşı karşıya kalıyor. Vekil bulamayan hekimlerin hak edişlerinden **%50’ye varan kesintiler** yapılıyor; merkezi kira ve gider ödenekleri tırpanlanıyor. Hekimlerin hastalık, cenaze veya yıllık izin gibi insani nedenlerle izin kullanması bir pazarlık konusu olamaz. Anayasa’nın 50. maddesi dinlenmenin herkes için bir hak olduğunu açıkça belirtmesine rağmen, Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği bu hakkı vekâlet şartına bağlamaktadır. Talebimiz nettir: Vekâlet dayatması derhal kaldırılmalı; izin kullanan hekimlerin gelirlerinden hiçbir kesinti yapılmamalı; ayrıca vekâlet hizmeti veren hekimlere emeklerinin karşılığı olarak görevlendirme ücreti ödenmelidir.</span></p>
<p><b><span>Sonuç ve Çağrımız</span></b></p>
<p><span>Değerli meslektaşlarım, </span><span>Bu talepler yeni ayrıcalıklar değil, uzun yıllardır ötelenen sorunlara çözüm çağrısıdır. Bizler her platformda, her toplantıda bu sorunları dile getirdik; çözüm önerilerimizi ilettik; sahada yaşadığımız sıkıntıları anlattık. Ne var ki bugüne kadar somut adımlar atılmadı. Artık yalnızca konuşma değil, **sonuç alma** zamanıdır. </span><span>Yetkilileri</span> <span>hekimlerin</span> <span>sesine</span><span> kulak vermeye, sağlık sisteminin gerçek sorunlarını görmeye ve gerekli düzenlemeleri ivedilikle yapmaya davet ediyoruz. Aksi halde bilinmelidir ki, bu taleplerin karşılık bulmaması halinde Hekim Birliği olarak ülkemizin dört bir yanındaki 30 bini aşkın üyemizle demokratik ve meşru bir eylemlilik sürecini başlatmaya hazırız. Çünkü hekimler artık duyulmak değil; sorunlarının çözülmesini ve verdiği sözlerin yerine getirilmesini istiyor. </span><span>Bizler sağlık hizmetini ayakta tutan hekimler olarak, hakkımız olanı talep etmekten geri durmayacağız. Mesleğimizin onuru ve halkımızın sağlığı için; adaletli bir ücret, hakkaniyetli bir teşvik sistemi, güvenceli bir emeklilik ve dinlenme hakkımızın tanınması için mücadelemizi sürdüreceğiz. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasindan-5-acil-talep-641908">Hekim Birliği Sendikası’ndan 5 Acil Talep!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sevil Atasoy, BM&#8217;de 2025 uyuşturucu kontrol raporlarını sundu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-bmde-2025-uyusturucu-kontrol-raporlarini-sundu-641867</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:06:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[2025]]></category>
		<category><![CDATA[atasoy]]></category>
		<category><![CDATA[bm]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[incb]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[maddeler]]></category>
		<category><![CDATA[Öncül]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sevil]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[uyuşturucu]]></category>
		<category><![CDATA[Uyuşturucu Kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641867</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, INCB’nin 2025 yılı raporlarını New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde Ekonomik ve Sosyal Konsey’e (ECOSOC) sundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-bmde-2025-uyusturucu-kontrol-raporlarini-sundu-641867">Prof. Dr. Sevil Atasoy, BM&#8217;de 2025 uyuşturucu kontrol raporlarını sundu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, INCB’nin 2025 yılı raporlarını New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde Ekonomik ve Sosyal Konsey’e (ECOSOC) sundu.</p>
<p><strong>Kontrollü maddelere erişimde ciddi eşitsizlik sürüyor</strong></p>
<p>INCB’nin Yıllık Raporu ile Öncül Maddeler Raporu’nu üye ülke temsilcilerine aktaran Prof. Dr. Atasoy, narkotik ilaçlar ve psikotrop maddeler için uygulanan küresel tahmin ve değerlendirme sisteminin uluslararası iş birliğinin önemli başarılarından biri olduğunu belirtti. </p>
<p>Yasal olarak üretilen kontrollü maddelerin yasa dışı kanallara saptırılma oranının son derece düşük olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Atasoy, buna karşın tıbbi amaçlı erişimde küresel eşitsizliklerin devam ettiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Uluslararası iş birliğinin başarı öyküsü</strong></p>
<p>INCB Yıllık Raporu, uluslararası uyuşturucu kontrol sisteminin işleyişini gözden geçiriyor, uyuşturucu kontrolündeki gelişmeleri vurguluyor ve üç uyuşturucu kontrol sözleşmesi çerçevesindeki uluslararası işbirliğine ilişkin tematik bir bölüm içeriyor.</p>
<p>INCB Başkanı Prof. Dr. Atasoy, yasal olarak üretilen kontrollü maddelerin saptırılma oranının çok düşük olmasıyla örneklendirilen, narkotik ilaçlar ve psikotrop maddeler için küresel tahmin ve değerlendirme sistemini uluslararası iş birliğinin bir başarı öyküsü olarak vurguladı.</p>
<p><strong>Morfine erişimde küresel eşitsizlik sürüyor</strong></p>
<p>Tıbbi ve bilimsel amaçlarla bu maddelerin erişilebilirliğinin artırılmasına yönelik küresel ilerlemenin, üye devletlerin INCB&#8217;ye bildirdiği verilere henüz yansımadığını dile getiren Prof. Dr. Atasoy, şöyle devam etti:</p>
<p>“Morfin, ağrı tedavisi ve palyatif bakım için en uygun fiyatlı opioidlerden biridir, ancak küresel tüketimin yüzde 86&#8217;sı Avrupa ve Kuzey Amerika&#8217;da yoğunlaşmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 82’si, özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerdeki nüfus, 2024 yılında ağrı yönetimi için küresel olarak kullanılan morfinin yalnızca yüzde 14’ünü tüketmiştir. Benzer şekilde, nörolojik ve ruh sağlığı bozukluklarının tedavisinde kullanılan psikotropik maddelerin tüketiminde de hâlâ önemli bölgesel eşitsizlikler bulunmaktadır. İnsani acil durumlar da dahil olmak üzere erişilebilirliğin artırılması, uygun fiyatlılığı da ele alan entegre bir yaklaşım gerektirir. INCB Öğrenim programı, tıbbi amaçlarla erişilebilirliği artırmak amacıyla hükümetlerin uyuşturucu kontrol sözleşmelerini uygulamasına yardımcı olmaktadır.” </p>
<p><strong>INCB’den sentetik uyuşturuculara karşı güçlü takip</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, INCB öncül madde kontrolü ve Tehlikeli Maddelerin Küresel Düzeyde Hızlı Engellenmesi (GRIDS) programlarının, eğitim ve teknolojik araçlar yoluyla hükümetleri, fentaniller ve nitazenler gibi yüksek etkili sentetik uyuşturucuların yasadışı üretimi ve kaçakçılığını önlemede nasıl desteklediğini vurguladı.</p>
<p>2025 itibariyle, 3 milyondan fazla kaçakçılık sinyalini içeren 125 binden fazla istihbarat bilgisinin, INCB IONICS araçları aracılığıyla gerçek zamanlı olarak paylaşıldığını anlatan Prof. Dr. Atasoy, “Mart 2025&#8217;te, INCB PEN Online platformunun kullanımı, 1,6 milyar potansiyel olarak ölümcül dozda fentanil üretmek için kullanılabilecek bir fentanil öncülü olan üç ton 1-boc-4-piperidonun kaçağa kaymasını önlemiştir. 2025 Öncül Maddeler Raporu, dünyadaki öncül madde durumuna ilişkin güncel bilgileri ve yasadışı uyuşturucu üretiminde kullanılan öncül kimyasallar, malzemeler ve ekipmanlara ilişkin 1988 Sözleşmesi’nin 12. ve 13. maddelerinin uygulanması için alınan önlemleri sunmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Tıbbi kullanım ile denetim arasında denge kurulmalı</strong></p>
<p>Her iki raporun da uluslararası uyuşturucu kontrolüne yönelik dengeli bir yaklaşım için önerilerde bulunduğunu kaydeden Atasoy, sözleşmelerin önlemlerin seçiminde esneklik sağladığını ifade etti. Atasoy, buna karşın ulusal sistemlerin narkotik ilaçlar ve psikotrop maddelerin kullanımını münhasıran tıbbi ve bilimsel amaçlarla sınırlaması, ayrıca uygulama önlemlerinin orantılılık ilkesi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarını gözetmesini sağlaması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, konuşmasının sonunda, INCB’nin halk sağlığını ve refahını korumaya yönelik faaliyetlerinin, sürdürülebilir mali kaynaklar da dahil olmak üzere üye devletlerin aktif katılımına ve desteğine bağlı olduğunu sözlerine ekledi. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-bmde-2025-uyusturucu-kontrol-raporlarini-sundu-641867">Prof. Dr. Sevil Atasoy, BM&#8217;de 2025 uyuşturucu kontrol raporlarını sundu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzun Yaz Tatiline Sağlıklı Bir Gülüşle Başlaması İçin 5 Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-yaz-tatiline-saglikli-bir-gulusle-baslamasi-icin-5-oneri-641828</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:05:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[başlaması]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuzun]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[gülüşle]]></category>
		<category><![CDATA[kontroller]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[süt]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[tatiline]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviler]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641828</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarla birlikte aileleri de okulların bitmesini, yaz tatilinin başlamasını heyecanla bekliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-yaz-tatiline-saglikli-bir-gulusle-baslamasi-icin-5-oneri-641828">Çocuğunuzun Yaz Tatiline Sağlıklı Bir Gülüşle Başlaması İçin 5 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarla birlikte aileleri de okulların bitmesini, yaz tatilinin başlamasını heyecanla bekliyor. Ancak bu bekleyişte konforlu bir tatil dönemi geçirmek için çocukların ağız ve diş kontrollerini yaptırmak gerekiyor. Çünkü okul döneminde diş kontrolleri çocukların ders programları, sınav stresleri nedeniyle çoğu zaman ihmal edilebiliyor. Tatil öncesi yaptırılan kontroller mevcut ağız diş sorununun erken tespit edilmesini, diş kontrolleri, çürüklerin erken teşhisi, ağız ve çene gelişiminin değerlendirilmesi ve olası ortodontik problemlerin önlenmesi açısından büyük önem taşıyor. Memorial Bodrum Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü’nden Pedodonti Uzmanı Prof. Dr. Aylin Akbay Oba, çocuklardaki ağız ve diş sağlığı konusunda ebeveynlere şu tavsiyelerde bulundu. </p>
<p><strong>Çocuğunuzun süt dişlerini ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Süt dişleri çocukların gelecekteki ağız ve çene gelişiminde kritik rol oynar. Her süt dişi, alttan gelecek daimi diş için doğal bir rehber görevi görür. Erken kaybedilen süt dişleri, öncelikle beslenme problemleri, ilerleyen yıllarda ise çapraşıklık, çene darlığı ve kapanış bozuklukları gibi ortodontik problemlere yol açabilir. Bu nedenle çocuklarda ilk diş hekimi muayenesinin, ilk süt dişi sürer sürmez yaptırılması gerekir. Çocukların sağlık ağız ve diş yapısına sahip olmaları ve sağlıklı büyümeleri için bu takip ve tedavilerin ihmal edilmemesi gerekir; </p>
<ul>
<li>Çürük süt ve daimi dişlerde dolgu ve gerekli durumlarda kanal tedavileri</li>
<li>Fissür örtücü ve flor uygulamaları (koruyucu uygulamalar)</li>
<li>Travmaya bağlı diş yaralanmalarının tedavisi </li>
<li>Süt dişi çekimleri, yer tutucu ve çocuk protezi uygulamaları</li>
<li>Erken ortodontik değerlendirme ve yönlendirme tedavileri</li>
<li>Dil itimi, ağızdan nefes alma ve yanlış yutkunma gibi fonksiyonel bozuklukların yönetimi</li>
</ul>
<p><strong>Okul döneminde ertelediğiniz randevuları yazın planlayabilirsiniz</strong></p>
<p>Yaz tatili çocukların ağız ve diş sağlığı açısından önemli bir fırsat sunmaktadır. Yaz tatili öncesinde yapılacak muayeneler sayesinde hem mevcut sorunlar erken dönemde tespit edilebilir, hem de tedaviler tatil sürecinde daha rahat planlanabilmektedir. Çünkü okul döneminde oluşturulan randevular çocukların derslerine devamlarını aksatmakta ya da akşam saatlerine denk geldiği için çocukların yorgun olması açısından bazen dezavantaj oluşturabilmektedir. Bunun yanında, sınav döneminde yaşanan stres, diş tedavisi süreci ile birleştiğinde bazen çocuk açısından zorlayıcı olabilmektedir. Bu nedenle ebeveynlere tedavilerin tatil döneminde gerçekleştirilmesi önerilmektedir. Ayrıca şehir ya da ülke değiştirilerek yapılan tatillerde ağrı ve benzeri kötü sürprizlere karşı, tatil öncesi kontrol muayenelerinin önemi göz önünde bulundurulmalıdır. </p>
<p><strong>Sağlıklı dişler çocuğunuzun sağlıklı büyümesini de sağlar</strong></p>
<p>Çocuklarda ağız ve diş sağlığının korunması yalnızca estetik açıdan değil; sağlıklı büyüme, beslenme, konuşma gelişimi ve özgüven açısından da önemlidir. Tatil dönemlerinde çocukların rutin alışkanlıklarında değişiklik olabileceği, bu nedenle ağız hijyeni ve çürük yapıcı gıda tüketimi konusuna dikkat edilmesi gerekir. Koruyucu hekimlik uygulamaları çocukların gelecekteki ağız ve diş sağlığını şekillendirir. Fissür örtücüler, flor uygulamaları ve düzenli kontroller sayesinde çürük oluşumu büyük ölçüde önlenebilir. Yaz döneminde gerçekleştirilen bu uygulamalar, okul dönemi boyunca oluşabilecek diş problemlerinin önüne geçilmesine de yardımcı olur.</p>
<p><strong>Yaz tatilinde sağlıklı bir gülümseme için 5 öneri </strong></p>
<p>Yaz tatiline girerken yapılacak basit bir diş muayenesi, ileride oluşabilecek daha büyük sorunların önüne geçmekte aynı zamanda çocukların yeni eğitim öğretim yılına sağlıklı bir gülüşle başlamalarına da katkı sağlamaktadır. Çocuğunuzun sağlıklı bir gülüş ve sağlıklı bir diş yapısı için yaz tatilinde bu önerilere kulak vermeniz gerekir; </p>
<ul>
<li>Çocuğunuzun diş kontrolünü karne öncesi veya hemen sonrasında planlayın.</li>
<li>Günde iki kez diş fırçalama alışkanlığını sürdürmesini sağlayın.</li>
<li>Yaz aylarında artan şekerli içecek ve atıştırmalık tüketimine dikkat edin.</li>
<li>Spor ve hareketli aktivitelerde diş travmalarına karşı koruyucu önlemler alın.</li>
<li>Düzenli diş hekimi kontrollerini aksatmayın.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-yaz-tatiline-saglikli-bir-gulusle-baslamasi-icin-5-oneri-641828">Çocuğunuzun Yaz Tatiline Sağlıklı Bir Gülüşle Başlaması İçin 5 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmplant tedavisinde aynı gün yeni diş mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/implant-tedavisinde-ayni-gun-yeni-dis-mumkun-641707</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[çene]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[implant]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[mplant]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641707</guid>

					<description><![CDATA[<p> Diş kayıpları yalnızca estetik açıdan değil, ağız ve çene yapısının sağlıklı işleyişi açısından da önemli sorunlara yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/implant-tedavisinde-ayni-gun-yeni-dis-mumkun-641707">İmplant tedavisinde aynı gün yeni diş mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> Diş kayıpları yalnızca estetik açıdan değil, ağız ve çene yapısının sağlıklı işleyişi açısından da önemli sorunlara yol açabiliyor. Günümüzde eksik dişlerin tedavisinde en güvenilir ve etkili yöntemlerin başında diş implantlarının geldiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Kaybedilen diş kökünün yerine çene kemiğine yerleştirilen titanyum vidalar olarak tanımlanan diş implantları, gelişen teknoloji ve yüksek başarı oranları sayesinde artık rutin ve güvenilir tedaviler arasında yer alıyor” şeklinde konuştu.</strong></p>
<p>İmplant tedavisinde dikkat çeken gelişmelerden birinin de bazı hastalarda aynı gün yeni diş uygulanabilmesi olduğunu açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Yerleştirilen implantın çene kemiğine ilk anda yeterli sağlamlıkla tutunduğu durumlarda bu yöntem güvenle tercih edilebiliyor. Her hasta için uygun olmasa da gerekli şartların sağlandığı vakalarda, kişiler tedavinin ardından yeni dişleriyle klinikten ayrılarak günlük yaşamlarına ve sosyal hayatlarına kısa sürede dönebiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Dijital planlama operasyon süresini kısaltıyor, başarıyı artırıyor </strong></p>
<p>Dijital planlama ve üç boyutlu (3D) ileri görüntüleme yöntemlerinin, hastaların çene ve kemik yapısının ayrıntılı değerlendirilmesini mümkün kıldığını dile getiren Tekkeli, “Böylece implantın kemiğe hangi açıyla ve ne kadar derinlikte yerleştirileceği, cerrahi başlamadan bilgisayar ortamında planlanabiliyor. Rehberli cerrahi sayesinde uygun hastalarda geniş kesi ve dikiş ihtiyacı olmadan uygulama yapılabiliyor. Bu yöntem operasyon süresini kısaltırken iyileşme konforunu da artırıyor. Ancak bu teknik her hasta için standart bir seçenek olmadığından, kişinin genel sağlık durumu, çene kemiğinin yapısı ve ihtiyaçları doğrultusunda uygunluk olup olmadığı kontrol ediliyor” dedi.</p>
<p><strong>Kemik yetersizliği günümüzde implant için engel oluşturmuyor </strong></p>
<p>Geçmişte çene kemiğinde ciddi hacim kaybı bulunan hastalar için implant tedavisinin sınırlı kaldığını vurgulayan Tekkeli, “Günümüzde gelişen cerrahi yaklaşımlar sayesinde bu durum büyük ölçüde aşılabiliyor. Kemik miktarının yeterli olmadığı vakalarda, implant öncesinde veya implant uygulaması sırasında kemik grefti (kemik tozu) ve membran gibi destekleyici yöntemlerden yararlanılabiliyor. Bu uygulamalarla kemik dokusunun güçlendirilmesi hedeflenirken, implant tedavisinin sağlam ve uzun ömürlü sonuçlar vermesi için uygun altyapı oluşturulabiliyor” bilgilerini verdi.</p>
<p><strong>Diyabet, tedaviyi sekte uğratan faktörler arasında </strong></p>
<p>İmplant tedavisinde başarısızlığın çoğu zaman implantın vücut tarafından reddedilmesinden değil, implantın kemikle sağlıklı şekilde bütünleşmesini engelleyen çeşitli risk faktörlerinden kaynaklandığını dile getiren Tekkeli, “Biyouyumlu bir materyal olan titanyumun vücut tarafından kabul edilmemesi genellikle beklenmez. Ancak; kontrolsüz diyabet, bağışıklık sistemini etkileyen hastalıklar, kanser tedavileri, ileri derecede diş sıkma alışkanlığı, yetersiz ağız hijyeni ve ciddi kemik kayıpları tedavinin başarısını olumsuz etkileyebilir. Bu tür risklerin bulunmadığı hastalarda ise yeni nesil implant sistemleriyle oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor” dedi.</p>
<p><strong>İmplantın ömrünü tedavi sonrası bakım belirliyor</strong></p>
<p>Gelişen cerrahi teknikler sayesinde implant tedavisi sonrasında görülen ağrı, şişlik ve morluk gibi şikayetlerin önemli ölçüde azaldığının altını çizen Tekkeli, “Ancak tedavinin uzun vadeli başarısında cerrahi kadar tedavi sonrası bakım da kritik rol oynuyor. Hekimin önerdiği ilaçların düzenli kullanılması, ağız hijyenine özen gösterilmesi ve rutin diş hekimi kontrollerinin aksatılmaması implantların sağlıklı şekilde kullanılmasına katkı sağlıyor. Bunun yanında sigaradan uzak durulması, sistemik hastalıkların kontrol altında tutulması ve çene kapanışının doğru planlanması da implantların ömrünü etkileyen kritik faktörler arasında” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/implant-tedavisinde-ayni-gun-yeni-dis-mumkun-641707">İmplant tedavisinde aynı gün yeni diş mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parkinson riskinde çevresel faktörler öne çıkıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/parkinson-riskinde-cevresel-faktorler-one-cikiyor-641689</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 09:15:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Bakla]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çevresel]]></category>
		<category><![CDATA[çıkıyor]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[öne]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[pestisit]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Sultan Tarlacı]]></category>
		<category><![CDATA[riskinde]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641689</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Parkinson hastalığında çevresel faktörlerin, yaşam tarzının ve biyolojik mekanizmaların etkisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinson-riskinde-cevresel-faktorler-one-cikiyor-641689">Parkinson riskinde çevresel faktörler öne çıkıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Parkinson hastalığında çevresel faktörlerin, yaşam tarzının ve biyolojik mekanizmaların etkisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Parkinson vakalarındaki artış yaşlanma hızını da aşıyor!</strong></p>
<p>Parkinson hastalığının, Alzheimer tipi bunamaya göre daha erken yaşlarda ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Genellikle 50-55 yaşlarında başlıyor. Uzun yıllardır özellikle köylerde yaşayanlarda, tarımla uğraşanlarda ve kuyu suyu kullananlarda Parkinson hastalığının daha sık görüldüğü biliniyor.” dedi.</p>
<p>Parkinson hastalığının yalnızca yaşlı nüfusun artmasına paralel olarak yükselmediğine işaret eden Prof. Dr. Tarlacı, “Artış hızı yaşlanma oranının da üzerine çıkıyor. Bu durum, yaş dışında başka çevresel faktörlerin de rol oynayabileceğini düşündürüyor. California&#8217;da yapılan araştırmalarda, yaklaşık 21 farklı tarım ilacının Parkinson hastalığına da etki eden, dopamin üreten beyin hücrelerine zarar verdiği gösterildi. Bu hücrelerin pestisitlere karşı oldukça hassas olduğu ve söz konusu kimyasalların laboratuvar ortamında hücre ölümüne yol açtığı uzun zamandır biliniyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Tarım ilaçları ‘Parkinson epidemisi’ne mi neden oluyor? </strong></p>
<p>Araştırmaların, bazı tarım ilaçlarının Parkinson hastalığının ortaya çıkmasında rol oynayan beyin bölgeleri üzerinde seçici ve toksik etkiler oluşturduğunu ortaya koyduğunu kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bu nedenle konu bireysel olmaktan çok toplumsal bir sorun olarak değerlendiriliyor ve bazı uzmanlar tarafından ‘Parkinson epidemisi’ olarak tanımlanıyor. Tarım ilaçlarının kontrollü ve bilinçli kullanımı büyük önem taşıyor.” dedi.</p>
<p>Domates ve benzeri bazı sebze-meyvelerin, üzerlerine uygulanan pestisitleri bünyelerine çekebildikleri için ‘kirli ürünler’ arasında gösterildiğini aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları söyledi:</p>
<p>“Türkiye&#8217;de domatesin yaygın tüketildiği düşünüldüğünde, tarım ilaçlarının denetlenmesi daha da önemli hâle geliyor. Sağlık ve Tarım Bakanlıklarının iş birliğiyle pestisit kullanımının uzman denetiminde, ölçülü ve kontrollü şekilde gerçekleştirilmesi gerektiği vurgulanıyor.</p>
<p>Ürünlerin yıkanması önemli olmakla birlikte, pestisitlerin tamamının bu yolla uzaklaştırılamadığı biliniyor. Özellikle ‘Paraquat’ adlı tarım ilacının yalnızca ürünlere değil, toprağa da nüfuz ederek uzun yıllar kalabildiği belirtiliyor. Geçmişte kuyu suyu kullanan kişilerde Parkinson hastalığının daha sık görülmesinin nedenlerinden birinin de, pestisitlerin yer altı sularına karışması olabileceği düşünülüyor. Bu nedenle koruyucu önlemlerin zamanında alınması gerektiği ifade ediliyor.”</p>
<p><strong>Bir Parkinson ilacına eşdeğer etki için 5 kilo bakla gerekiyor!</strong></p>
<p>Baklanın içerisinde, Parkinson hastalığında eksikliği görülen dopaminle ilişkili bazı maddeler bulunduğuna değinen Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Ancak Parkinson tedavisinde 1960&#8217;lardan beri kullanılan ve beyinde dopamine dönüşen L-Dopa etken maddeli ilaç çok daha etkili bir seçenek olarak kabul ediliyor.” dedi.</p>
<p>125 miligramlık bir L-Dopa kapsülünün içerdiği etken maddeyi almak için yaklaşık 5 kilogram taze bakla tüketmek gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Bu nedenle yalnızca bakla yiyerek Parkinson tedavisini sağlamak gerçekçi görünmüyor. Bununla birlikte, bakladan elde edilen bazı ekstreler hafif Parkinson belirtileri olan kişilerde veya huzursuz bacak sendromunda destekleyici amaçla kullanılabiliyor. Yine de ilaç tedavisi daha pratik ve etkili bir yöntem olarak öne çıkıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tekrarlayan kafa darbeleri Parkinson riskini artırabiliyor!</strong></p>
<p>Boksta baş bölgesine alınan tekrarlayıcı darbelerin, beyinde ‘mikrotravma’ olarak adlandırılan hasarlara yol açabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Beyin, kafatasının içinde sabit durmaz; beyin omurilik sıvısı içerisinde hareket edebilir durumdadır. Her darbede beyin kafatasının iç yüzeyine çarpar ve zaman içinde tekrarlayan bu travmalar birikici etki oluşturur. Bu nedenle tekrarlayan kafa travmalarının Parkinson hastalığının ve bazı bunama türlerinin daha erken ortaya çıkmasına katkıda bulunabileceği düşünülüyor. Efsanevi boksör Muhammed Ali, bu durumun en bilinen örneklerinden biri olarak gösteriliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Parkinson titremesi hareketle azalır, istirahatte belirginleşir!</strong></p>
<p>İnsan vücudunda normal koşullarda da çok hafif düzeyde fizyolojik titremeler bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Ancak klinikte en sık karşılaşılan iki titreme türü esansiyel tremor ve Parkinson titremesidir.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Sultan Tarlacı sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Esansiyel tremor genellikle ailesel özellik gösterir. Çoğu zaman 20-25 yaşlarında hafif bir titreme ile başlar ve yaş ilerledikçe belirginleşir. Özellikle bir nesneye uzanırken veya nesneyi kullanırken artış gösterir.</p>
<p>Parkinson titremesi ise genellikle istirahat hâlinde ortaya çıkar. ‘Para sayar’ tarzda olarak tanımlanan bu titreme, kişi bir nesneye uzandığında veya hareket etmeye başladığında çoğu zaman azalır ya da kaybolur. Bu nedenle Parkinson titremesi, kural olarak bir ‘istirahat titremesi’ olarak kabul edilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinson-riskinde-cevresel-faktorler-one-cikiyor-641689">Parkinson riskinde çevresel faktörler öne çıkıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güneş yanığı geçiyor, hasarı kalıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunes-yanigi-geciyor-hasari-kaliyor-641607</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 09:11:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[Dermatoloji Uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[dik]]></category>
		<category><![CDATA[geçiyor]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş Işınları]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş Koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[hasarı]]></category>
		<category><![CDATA[kalıyor]]></category>
		<category><![CDATA[koruma]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[saatler]]></category>
		<category><![CDATA[yanığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641607</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güneş ışınları vücudumuzda D vitamini sentezinin yanı sıra ruh sağlığımız ve bağışıklık sistemimiz üzerinde son derece önemli bir rol oynuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunes-yanigi-geciyor-hasari-kaliyor-641607">Güneş yanığı geçiyor, hasarı kalıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Güneş ışınları vücudumuzda D vitamini sentezinin yanı sıra ruh sağlığımız ve bağışıklık sistemimiz üzerinde son derece önemli bir rol oynuyor. Ancak, kontrolsüz şekilde güneş altında kalmak cildimizde ciddi sorunlar oluşturabiliyor. Özellikle açık tenli, açık renk gözlü ve çilli kişiler daha fazla tehdit altında oluyor. Ciltte yanık, kızarıklık ve su toplaması gibi hızlı etkilerinin yanı sıra; kuruluk, ince ve derin kırışıklar, kahverengi ve kırmızı lekeler gibi sonradan oluşan hasarlar da gelişebiliyor. Daha da önemlisi cilt kanserine adeta davetiye çıkarıyor! Üstelik eskiden daha çok ileri yaşların sorunu olan cilt kanseri, incelen ozon tabakası nedeniyle günümüzde 30’lu yaşlarda da daha sık görülüyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, </strong>bu nedenle cildimizi  yaz aylarında güneş ışınlarından mutlaka korumamız gerektiğine dikkat çekerek, <strong> </strong>“Düzenli ve yeterli miktarda güneş koruyucu kullanımı, uygun saatlerde dışarı çıkılması, koruyucu kıyafetlerin tercih edilmesi ve bulutlu havalarda dahi tedbirlerin sürdürülmesi cildimizi güneşin zararlı ışınlarından korumak için en etkili savunma yöntemleri arasında yer almaktadır” diyor. <strong> Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, </strong>zararlı<strong> </strong>güneş ışınlarından korunmak için almamız gereken önlemleri anlattı, önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Bu saatler arasında güneşe çıkmayın</strong></p>
<p>Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik açıyla ulaştığı 10.00-16.00 saatleri arasında UV yoğunluğu en yüksek seviyeye çıkıyor. Bu saatlerde alınan ışın miktarının cildin savunma kapasitesini zorlayabildiğini anlatan Dr. Şenay Ağırgöl, ”Dolayısıyla güneşin yeryüzüne en dik açıyla ulaştığı saatlerde güneşe çıkılmamalı, bu mümkün değilse şapka ve gözlük kullanılmalı ve gölge alanlar tercih edilmelidir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Güneş koruyucu kullanımını günlük rutine dönüştürün</strong></p>
<p>Cildimizi korumak için dikkat etmemiz gereken bir başka önemli nokta ise güneş koruyucudan düzenli olarak faydalanmak olmalı. Ancak çoğumuz güneş koruyucuyu yalnızca plaja giderken kullanıyoruz. Dermatoloji Uzmanı  Dr. Şenay Ağırgöl,<strong> </strong>güneş koruyucu ürünlerin günlük bakımın ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini belirterek,  “Koruyucu ürünün etkili olabilmesi için yaklaşık 15-30 dakika önce sürülmesi  ve gün içinde yenilenmesi son derece önemlidir.<strong> </strong>En az SPF 30 koruma sağlayan ürünler UV ışınlarının cilt üzerindeki yıkıcı etkilerini azaltmaya yardımcı olmaktadır” diyor.  </p>
<p><strong>Güneş koruyucuyu her 2 saatte bir uygulayın</strong></p>
<p>Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, güneş koruyucuların etkilerinin devam etmesi için genel olarak her 2 saatte bir yenilenmelerini önerirken, şu bilgileri veriyor: “Terleme, denize veya havuza girme, yüzü havluyla kurulama gibi durumlarda ise bu sürenin beklenmeden ürünün tekrar sürülmesi gerekir. Tek seferlik uygulamanın gün boyu koruma sağlamadığı unutulmamalıdır.” </p>
<p><strong>Şapka ve koruyucu kıyafetleri ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Güneş koruyucuların yanı sıra almamız gereken başka önemli tedbirler de büyük önem taşıyor. Geniş kenarlı şapkalar yüzü, kulakları ve enseyi korurken uzun kollu ince giysiler de UV ışınlarının cilde doğrudan ulaşma riskini azaltıyor. Bu kıyafetlerin güneş koruyucu özellik taşıması daha etkin koruma sağlıyor.  Fiziksel koruma yöntemleri özellikle uzun süre dışarıda bulunacak kişiler için büyük avantaj sağlıyor.</p>
<p><strong>Gölgede olsanız bile tedbiri elden bırakmayın</strong></p>
<p>Şemsiyenin altında, denizde ya da bir ağacın gölgesinde kaldığımızda cildimizi güneşten koruduğumuz düşüncesine kapılabiliyoruz.  Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, aslında kum, beton, kumaş, su ve açık renkli yüzeylerin güneş ışınlarını yansıtarak cilde ulaşmasına neden olabildiğine vurgu yapıyor. Dolayısıyla gölgede bulunmak koruyucu önlemleri tamamen bırakmak için yeterli bir  neden oluşturmuyor.</p>
<p><strong>Bulutlu havalarda da korunmaya devam edin</strong></p>
<p>Toplumda en sık yapılan hatalardan biri bulutlu havalarda riskin ortadan kalktığını düşünmek. “Oysa UV ışınlarının önemli bir bölümü bulut tabakasını aşabiliyor” uyarısında bulunan Dermatoloji Uzmanı Dr.  Şenay Ağırgöl, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hava kapalı, yağmurlu ya da serin olsa bile cilt güneş ışınlarından etkilenmeye devam eder. Bu nedenle güneş koruyucu kullanımı yalnızca güneşli günlerle sınırlandırılmamalıdır.” </p>
<p><strong>Bol su içerek cildin savunmasını güçlendirin</strong></p>
<p>Güneş altında geçirilen zaman arttıkça vücudun sıvı kaybı da yükseliyor. Yeterli su tüketimi cildin nem dengesinin korumasına yardımcı olurken sıcak havanın oluşturduğu stresin etkilerini azaltabiliyor. Özellikle yaz aylarında susama hissi beklenmeden gün içinde düzenli aralıklarla su içilmesi büyük bir önem taşıyor.</p>
<p><strong>Yetersiz miktar ‘eksik koruma’ demek </strong></p>
<p>Güneş koruyucu ürünlerin etkili olabilmeleri için vücuda uygulama miktarı da son derece önemli. Ürünlerin yeterli kalınlıkta, ciltte katman oluşturacak şekilde ve ovalamadan uygulanması gerektiğini belirten Dr. Şenay Ağırgöl,<strong> </strong>“Bu miktar yüz, saçlı deri ve boyun bölgesi için yaklaşık bir tatlı kaşığı veya işaret ve orta parmak olmak üzere 2 parmak olmalıdır. Ense, dudak ile ayaküstü gibi güneş ışınlarının dik geldiği bu bölgeler de ihmal edilmemelidir” bilgisini veriyor. Cildimizi güneşten etkin koruduğumuzun en önemli işareti ise ciltte güneş sonrası kızarıklık oluşmaması ve cilt tonunun değişmemesi. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunes-yanigi-geciyor-hasari-kaliyor-641607">Güneş yanığı geçiyor, hasarı kalıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yazın Yanlış Ürün Kullanımı Cilt Lekelerini Tetikleyebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yazin-yanlis-urun-kullanimi-cilt-lekelerini-tetikleyebilir-641601</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 09:11:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[Lekeler]]></category>
		<category><![CDATA[lekelerini]]></category>
		<category><![CDATA[Pigment]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tetikleyebilir]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[yazın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641601</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında birçok kişi daha parlak, eşit tonlu ve lekesiz bir cilt görünümü elde etmek için bakım rutinini yoğunlaştırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yazin-yanlis-urun-kullanimi-cilt-lekelerini-tetikleyebilir-641601">Yazın Yanlış Ürün Kullanımı Cilt Lekelerini Tetikleyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında birçok kişi daha parlak, eşit tonlu ve lekesiz bir cilt görünümü elde etmek için bakım rutinini yoğunlaştırıyor. Ancak uzmanlar, özellikle sosyal medyada önerilen çok sayıda serum, asit ve aktif içerikli ürünün bilinçsizce bir arada kullanılmasının ciltte beklenen faydayı sağlamayabileceği konusunda uyarıyor. Deri bariyerinin bozulmasıyla birlikte hassasiyet, tahriş ve güneş ışınlarına karşı artan duyarlılık gelişebiliyor. Bu durum da özellikle yazın cilt lekelerinin koyulaşmasına veya yeni lekelerin oluşmasına zemin hazırlayabiliyor. Dermatoloji uzmanları, sağlıklı ve eşit tonlu bir cilt için çok ürün kullanmak yerine doğru içerikleri doğru şekilde kullanmanın önemine dikkat çekiyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Zeynep Altan Ferhatoğlu, yaz öncesi cilt bakımında dikkat edilmesi gerekenler konusunda bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yaz aylarında lekeler neden daha belirgin hale geliyor?</strong></p>
<p>Haziran aylarında UV indeksinin belirgin şekilde artmasıyla birlikte cildimizdeki melanosit adı verilen pigment hücreleri daha aktif çalışmaya başlar. Özellikle UVA ışınları derinin daha derin tabakalarına ulaşarak melanin üretimini artırır. Kış boyunca fark edilmeyen veya hafif seyreden pigment birikimleri bu dönemde daha görünür hale gelir. Ayrıca sıcaklık artışı, terleme, sürtünme ve ciltte oluşan inflamasyon da mevcut lekelerin koyulaşmasına neden olabilir.</p>
<p><strong>En büyük hata çok fazla içeriği bir arada kullanmak</strong></p>
<p>Yaz döneminde daha hızlı sonuç almak isteyen birçok kişi aynı anda birden fazla serum, asit ve retinol içeren ürünü kullanmaya başlar. Ancak bu yaklaşım cilt bariyerinin bozulmasına, hassasiyet gelişmesine ve güneşe karşı duyarlılığın artmasına neden olabilir. Sonuç olarak ciltte tahriş, lekelerde koyulaşma ve yeni pigmentasyon sorunları ortaya çıkabilir.</p>
<p>Özellikle yüksek oranlı AHA ve BHA asitleri ile retinol veya retinal içeren ürünlerin bilinçsiz şekilde kombinlenmesi yaz döneminde ciddi problemlere yol açabilmektedir. Cilt bakımında daha fazla ürün kullanmak her zaman daha iyi sonuç anlamına gelmez. Önemli olan doğru içerikleri doğru zamanda ve doğru şekilde kullanmaktır.</p>
<p><strong>Sosyal medyadaki doğal olarak sunulan tariflere dikkat!</strong></p>
<p>Limon, karbonat, elma sirkesi veya diş macunu gibi ürünlerle yapılan “doğal leke tedavileri” bilimsel olarak desteklenmemektedir. Üstelik bu uygulamalar ciddi tahrişe yol açarak lekelerin daha da koyulaşmasına neden olabilir. Özellikle limon sürüldükten sonra güneşe çıkılması, fitofotodermatit adı verilen ciddi reaksiyonlarla sonuçlanabilir. </p>
<p>Bazı pigment değişiklikleri yalnızca kozmetik bir sorun olmayabilir. Ani başlayan, hızla büyüyen, renk değiştiren veya düzensiz sınırlara sahip lekeler mutlaka dermatolojik değerlendirme gerektirir. Özellikle asimetri, kanama, kaşıntı ve hızlı büyüme gibi belirtiler varsa vakit kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır. </p>
<p><strong>Telefon ve bilgisayar ekranları lekeleri etkiliyor mu?</strong></p>
<p>Mavi ışığın özellikle melazmaya yatkın bireylerde pigmentasyonu artırabileceğini gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Ancak burada asıl önemli olan yalnızca telefon ekranları değil, toplam görünür ışık maruziyeti ve şehir yaşamının oluşturduğu oksidatif strestir. Bu nedenle özellikle lekeye yatkın kişilerde demir oksit içeren renkli güneş koruyucular fayda sağlayabilir.</p>
<p><strong>Beslenme ve yaşam tarzı da lekeleri etkiliyor</strong></p>
<p>Cilt sağlığı yalnızca kullanılan ürünlerle ilgili değildir. Aşırı şeker tüketimi, sigara kullanımı, kronik stres ve düzensiz uyku ciltte oksidatif stresi artırarak pigmentasyon sorunlarının daha belirgin hale gelmesine neden olabilir. Özellikle melazma gibi kronik leke problemlerinde yaşam tarzı faktörleri tedavi başarısını doğrudan etkileyebilmektedir.</p>
<p><strong>Leke tedavisinde zamanlama önemli</strong></p>
<p>Leke tedavisinde doğru zamanlama son derece önemlidir. Çünkü birçok tedavi yöntemi cildi güneşe karşı daha hassas hale getirir. Yaz döneminde bazı dermatolojik işlemler güvenle uygulanabilirken bazı uygulamalar leke riskini artırabilir. Nem odaklı medikal bakımlar, mezoterapi, PRP ve düşük irritasyonlu antioksidan uygulamalar yaz aylarında daha güvenli seçenekler arasında yer alır. Buna karşılık derin kimyasal peelingler, fraksiyonel CO2 lazerler ve agresif soyucu işlemler pigmentasyon riskini artırabileceği için daha dikkatli planlanmalıdır. Yaz aylarında işlem yapılacaksa etkili güneş koruması vazgeçilmezdir.</p>
<p>Son yıllarda pikosaniye lazerler, thulium ve non-ablatif fraksiyonel lazer sistemleri, traneksamik asit mezoterapileri ve kombine antioksidan uygulamaları sık tercih edilen yöntemler arasında yer almaktadır. C vitamini ve niasinamid kombinasyonları da destek tedavilerinde önemli rol oynar. Ayrıca daha kontrollü aktif içerik kullanımını esas alan “skin cycling” yaklaşımı son dönemde oldukça ilgi görmektedir.</p>
<p><strong>Yaz aylarında cildiniz için olmazsa olmazlar…</strong></p>
<p>Yaz aylarında bakım rutininin karmaşık olmasına gerek yoktur. Önerdiğimiz temel yaklaşım; nazik bir temizleyici, antioksidan içerikli bir serum ve geniş spektrumlu SPF 50+ güneş koruyucu kullanılmasıdır. Buna ek olarak cilt bariyerini destekleyen bir nemlendirici de rutinin önemli parçalarından biridir. Niasinamid, C vitamini, azelaik asit, seramid ve hyaluronik asit gibi içerikler yaz döneminde güvenle tercih edilebilir.</p>
<p>Lekeleri tedavi etmek çoğu zaman onları oluşmadan önlemekten daha zordur. Bu nedenle düzenli güneş koruyucu kullanımı, şapka ve gözlük gibi fiziksel koruyuculardan yararlanılması, öğle saatlerinde güneşten kaçınılması ve bilinçsiz aktif içerik kullanımından uzak durulması büyük önem taşır. Güneş hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır, ancak cildimiz için aramıza mesafe koymamız gerekir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yazin-yanlis-urun-kullanimi-cilt-lekelerini-tetikleyebilir-641601">Yazın Yanlış Ürün Kullanımı Cilt Lekelerini Tetikleyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tıpta Yeni Dönemin Adı: Eş Zamanlı Kombine Cerrahiler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tipta-yeni-donemin-adi-es-zamanli-kombine-cerrahiler-641565</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 09:10:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Adı]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dönemin]]></category>
		<category><![CDATA[eş]]></category>
		<category><![CDATA[Eş Zamanlı]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kombine]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[safra]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[tıpta]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[zamanlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641565</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Bölümü'nden Prof. Dr. Selçuk Mercan, Dr. Öğr. Üyesi Osman Anıl Savaş, Dr. Öğr. Üyesi Mehrdad Sheikhvatan ve Int. Dr. Amir Mahdi Akbari’nin yazarlığını yaptığı bilimsel çalışma, uluslararası Journal of Surgical Case Reports dergisinde yayımlandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tipta-yeni-donemin-adi-es-zamanli-kombine-cerrahiler-641565">Tıpta Yeni Dönemin Adı: Eş Zamanlı Kombine Cerrahiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Bölümü&#8217;nden Prof. Dr. Selçuk Mercan, Dr. Öğr. Üyesi Osman Anıl Savaş, Dr. Öğr. Üyesi Mehrdad Sheikhvatan ve Int. Dr. Amir Mahdi Akbari’nin yazarlığını yaptığı bilimsel çalışma, uluslararası <em>Journal of Surgical Case Reports</em> dergisinde yayımlandı.</p>
<p>Böbreküstü bezi kitlesi (adrenalektomi) ile safra kesesi hastalığının (kolesistektomi) eş zamanlı olarak aynı anda görülmesi nadir bir durum ve her iki tablonun laparoskopik cerrahiyle eş zamanlı tedavisine ilişkin literatürdeki uygulamalar da sınırlı. Ancak kombine cerrahi yaklaşım; anestezi maruziyetini, hastanede kalış süresini ve iyileşme döneminin süresini azaltması açısından yeni bir tıbbi pratik getiriyor. Ayrıca, ameliyat sonrası dönem de hasta açısından bu duruma özel herhangi bir yan etki görülmüyor. </p>
<p>Yapılan çalışmada, safra kesesi hastalığı ve böbreküstü bezi kitlesi bulunan bir hastada iki farklı laparoskopik ameliyatın tek seansta başarıyla gerçekleştirildiği bildirildi. Araştırmacılar, eş zamanlı minimal invaziv cerrahinin uygun hastalarda güvenli ve etkili bir yaklaşım olabileceğini vurguladı. Çalışma kapsamında değerlendirilen 57 yaşındaki erkek hastanın, karın sağ üst bölümünde aralıklı ağrı ve karın bölgesindeki şişlik (abdominal distansiyon) gibi şikâyetleri için ilk olarak gerekli görüntülemeler yapıldı. Safra kesesinde uzun süreli tekrarlayan iltihaplanma (kronik kolesistit) ile safra taşı (kolelitiazis) varlığı ortaya konarken, böbreküstü bezlerinde ise başka bir sebeple çekilen görüntülemede tesadüfen saptanan, hormon salgılamayan ve 8 cm boyutuna ulaşmış bir kitle tespit edildi. </p>
<p><strong>Ameliyat Sonrası Dönemde de Hastanın Konforu Yüksek </strong></p>
<p>Hastaya, her iki tablo için sorunsuz bir şekilde eş zamanlı laparoskopik cerrahi uyulandı. Uzmanlar, hastanın patoloji sonucunun, safra kesesi taşlarına bağlı gelişen kronik kolesistit ve böbrek üstü bezinde iyi huylu vasküler kitle (adrenal kavernöz hemanjiyom) varlığını doğruladığını, her iki durumun da genellikle tesadüfen saptandığını ve tedavi sonrası takiplerde de herhangi bir yaşamsal tehlike oluşturmadığını söylediler. </p>
<p><b><strong>Eş Zamanlı Cerrahi Her Hasta İçin Uygun Olmayabilir</strong></b></p>
<p>Literatürde farklı organlara yönelik kombine laparoskopik cerrahilerin kronik hastalığı olan seçilmiş hasta gruplarında uygulandığını gösteren çalışmalar mevcut. Bu yaklaşım için belirli bir yaş veya cinsiyet kriteri bulunmamakla birlikte, hasta seçimi de büyük önem taşıyor. Bu süreç, her hastanın bireysel olarak değerlendirilmesi ve multidisipliner bir yaklaşımla karar verilmesini gerektiriyor. Özellikle hastanın genel sağlık durumu, ek hastalıkları, cerrahi risk düzeyi, ameliyatın teknik zorluk derecesi ve operasyon süresinin kabul edilebilir sınırlar içinde olması gibi birçok faktör göz önünde bulundurulmalı. Uygun şekilde değerlendirilen hastalarda eş zamanlı cerrahi, ikinci bir ameliyat ve ikinci bir anestezi gereksinimini ortadan kaldırabiliyor. </p>
<p><strong>“Gelecekte Daha Karmaşık Eş Zamanlı Operasyonlara Şahit Olacağız”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Selçuk Mercan, yapılan eş zamanlı cerrahinin önemine değinerek, gelecek yıllardaki tedavi yaklaşımlarına dair de bir projeksiyon sundu: <em>“Bu çalışma, nadir görülen iki farklı patolojinin tek seansta minimal invaziv yöntemlerle güvenli şekilde tedavi edilebileceğini göstermesi açısından çok önemli. Cerrahinin geleceğinde hasta odaklı ve kişiselleştirilmiş yaklaşımlar ön plana çıkacak. Teknolojik gelişmeler, robotik cerrahi ve gelişmiş görüntüleme sistemleri sayesinde gelecekte daha karmaşık eş zamanlı operasyonların da güvenle gerçekleştirildiğine şahit olabiliriz.” </em>Dr. Öğr. Üyesi Osman Anıl Savaş ise cerrahi planlama ve multidisipliner değerlendirmenin önemi hakkında şunları söyledi; <em>“Literatürde oldukça sınırlı sayıda bildirilen bu kombinasyonun başarılı bir şekilde uygulanmış olması, cerrahi planlamanın ve multidisipliner değerlendirmenin önemini ortaya koyuyor. Bu çalışma, uygun hasta seçildiğinde eş zamanlı minimal invaziv cerrahinin hem hasta konforunu artırabileceğini hem de sağlık kaynaklarının daha verimli kullanılmasına katkı sağlayabileceğini göstermektedir.” </em></p>
<p><strong>Bilimsel Raporlamaya Katkısı Büyük </strong></p>
<p>Nadir klinik senaryolarının bilimsel olarak raporlanmasının önemine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Mehrdad Sheikhvatan, ameliyatla ilgili şunları söyledi; “Bu vaka yalnızca başarılı bir cerrahi uygulamayı değil, aynı zamanda nadir klinik senaryoların bilimsel olarak raporlanmasının önemini de vurguluyor. Benzer çalışmaların artmasıyla birlikte hangi hasta gruplarının bu yaklaşımdan en fazla fayda göreceği daha net ortaya konabilecek ve gelecekte kılavuzlara yön verebilecek veriler elde edilebilecektir.” İnt. Dr. Amir Mahdi Akbari, ise operasyon ekseninde yapay zekâ destekli cerrahi planlama ve robotik teknolojilerin önemine değinerek şunları söyledi: <em>“Bu çalışma, tıp öğrencileri ve genç araştırmacılar açısından da önemli bir örnek. Nadir görülen vakaların bilimsel yayınlara dönüştürülmesi, klinik pratiğin gelişimine katkı sağlarken aynı zamanda yeni araştırma alanlarının oluşmasına da zemin hazırlıyor. Gelecekte yapay zekâ </em><em>destekli cerrahi planlama ve robotik teknolojilerin gelişmesiyle eş zamanlı cerrahi uygulamaların daha yaygın hale geleceğini düşünüyoruz.”</em></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tipta-yeni-donemin-adi-es-zamanli-kombine-cerrahiler-641565">Tıpta Yeni Dönemin Adı: Eş Zamanlı Kombine Cerrahiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>36 kilo verip herkesi şaşırttı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/36-kilo-verip-herkesi-sasirtti-641553</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 09:10:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[36]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[demirkan]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyen]]></category>
		<category><![CDATA[herkesi]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şaşırttı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[süreç]]></category>
		<category><![CDATA[verip]]></category>
		<category><![CDATA[yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641553</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’nde görev yapan Diyetisyen Dilara Demirkan, 97 kilodan 61 kiloya düştü. “Sen diyetisyen olamazsın” sözlerine inat 16 ayda 36 kilo veren Demirkan, bugün hastalarının ilham kaynağı oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/36-kilo-verip-herkesi-sasirtti-641553">36 kilo verip herkesi şaşırttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’nde görev yapan Diyetisyen Dilara Demirkan, 97 kilodan 61 kiloya düştü. “Sen diyetisyen olamazsın” sözlerine inat 16 ayda 36 kilo veren Demirkan, bugün hastalarının ilham kaynağı oldu.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Diyetisyeni Dilara Demirkan, çocukluk yıllarından beri mücadele ettiği fazla kilolarından 16 ayda kurtuldu. 97 kiloyla başladığı yolculukta 36 kilo vererek 61 kiloya düşen Demirkan, bir zamanlar kendisine yöneltilen “Sen diyetisyen olamazsın” sözlerini bugün başarı hikayesine dönüştürdü. Hastalarının artık “Ama burada şişman bir diyetisyen vardı” diyerek şaşkınlık yaşadığını söyleyen Demirkan, sağlıklı kilo vermenin sırrının sabır, disiplin ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarında saklı olduğunu anlattı.</p>
<p><strong>“Sen diyetisyen olamazsın” diyenler oldu</strong><br />Fazla kilolarla küçük yaşlarda tanışan Demirkan, yıllarca diyet yapıp bıraktığını anlattı. Çocukluğundan beri kilo problemi yaşadığını belirten Demirkan, “Her yaz diyetisyene gider, birkaç ay diyet yapardım. Ancak kış geldiğinde eski beslenme düzenime geri dönerdim. Bu döngü yıllarca sürdü. Üniversite yıllarında önce gıda teknolojisi eğitimi aldım. Babamın yıllardır diyetisyenlere para ödediğini görünce kendi kendime ‘Seni bu dertten kurtaracağım’ dedim ve Beslenme ve Diyetetik bölümünü tercih ettim. Ancak bu kararıma çevremden olumsuz tepkiler geldi. ‘Kelin ilacı olsa başına sürer’, ‘Sen diyetisyen olamazsın’ diyenler oldu” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>97 kiloyla başlayan dönüşüm</strong><br />Uzun yıllar kilosunu çok önemsemediğini söyleyen Demirkan, sağlık sorunlarının ortaya çıkmasıyla birlikte yaşamında köklü bir değişiklik yapmaya karar verdiğini belirterek, “Tiroidle ilgili bazı sağlık sorunları yaşamaya başladım. Bir aile düğünü öncesinde kardeşimle birlikte diyet yapmaya karar verdik. Başlangıçta küçük adımlarla ilerledik, ancak zamanla bu süreç bir yaşam değişikliğine dönüştü. 97 kiloyla başladığım yolculukta yaklaşık 16-17 ayın sonunda 61 kiloya düştüm. Eski hastalarım geldiğinde beni tanımakta zorlanıyor ve ‘Ama burada şişman bir diyetisyen vardı’ diyorlar. Ben de ‘Evet, o bendim’ diye yanıt veriyorum. Ardından büyük bir şaşkınlıkla ‘Nasıl yaptınız?’ diye soruyorlar” dedi.</p>
<p><strong>Salçalı makarna için ağlayarak uyudu</strong><br />Kilo verme sürecinde birçok kişinin kendisine ameliyat ya da zayıflama iğnesi kullanıp kullanmadığını sorduğunu belirten Demirkan, başarısının arkasında yalnızca sağlıklı beslenme ve düzenli spor olduğunu söyledi. Demirkan, “Ne mide ameliyatı oldum ne mide balonu yaptırdım ne de zayıflama iğnesi kullandım. Kendi hazırladığım beslenme programına sadık kaldım ve düzenli olarak spor yaptım. Bir gece sadece salçalı makarna yemek istediğim için ağlayarak uyudum. Evde makarna da yoğurt da vardı. İstesem kalkıp yiyebilirdim. Ama kendime bir söz vermiştim. Yemedim ve uyudum. Ertesi sabah programıma kaldığım yerden devam ettim. ‘Artık yapamıyorum’ dediğim çok zaman oldu. Ancak ailem, arkadaşlarım ve doktor meslektaşlarım bana sürekli destek verdi. Bazen insanın yanında kendisine inanan insanların olması her şeyden daha önemli” dedi.</p>
<p><strong>“Diyetisyen sadece kilo verdirmez”</strong><br />Toplumda diyetisyenlik mesleğinin çoğu zaman yalnızca kilo verme ile ilişkilendirildiğini belirten Demirkan, hastanede çok farklı sağlık sorunları bulunan hastalara da hizmet verdiklerini vurguladı. Demirkan, “Diyetisyen denince insanların aklına ilk olarak zayıflamak geliyor. Oysa biz sadece kilo vermek isteyen kişilerle çalışmıyoruz. Diyabet, kolesterol ve gut hastalarının yanı sıra nöroloji ve yoğun bakım servislerinde tedavi gören hastalara da beslenme desteği sağlıyoruz. Bizim görevimiz yalnızca kilo verdirmek değil, bireylere sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları kazandırmak” dedi.</p>
<p><strong>“Zayıflama iğneleri uzman hekim kontrolünde kullanılmalı”</strong><br />Son dönemde yaygınlaşan zayıflama iğnelerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Demirkan, bu tür ilaçların mutlaka uzman hekim kontrolünde ve gerekli tahliller yapıldıktan sonra kullanılması gerektiğini vurguladı. Demirkan, “Bu yöntemlere karşı değiliz. Ancak kişilerin bu ilaçları eczaneden temin ederek kendi başlarına kullanmalarını doğru bulmuyoruz. Öncelikle kan tahlilleri yapılmalı, kişinin sağlık geçmişi ayrıntılı şekilde değerlendirilmeli ve tedavi süreci uzman hekimler tarafından planlanmalıdır. Ayrıca bu süreç, diyetisyenlerin yürüteceği beslenme takibiyle desteklenmelidir. Ben ise ailemde bulunan bazı kanser öyküleri ve yaşadığım tiroid sorunları nedeniyle bu yöntemlerden uzak durmayı tercih ettim” dedi.</p>
<p><strong>“Kilo vermek değil, korumak zor”</strong><br />Bugün artık “diyet” sürecinden çok “koruma” döneminde olduğunu söyleyen Demirkan, asıl mücadelenin verilen kiloları koruyabilmek olduğunu vurguladı. Demirkan, “İnsanlar hedef kiloya ulaştıklarında sürecin bittiğini düşünüyor. Oysa asıl süreç bundan sonra başlıyor. Ben bugün dikkat etmeyi bıraksam verdiğim kiloların önemli bir kısmını geri alabilirim. Ameliyat, mide balonu ya da zayıflama iğnesi kullanan kişiler için de durum farklı değil; beslenme düzeni değiştirilmediği sürece verilen kilolar geri dönebiliyor. Önemli olan sürdürülebilir bir yaşam tarzı oluşturmak. Diyet ve spor, emek isteyen ama süreklilik gerektiren süreçlerdir. Uzun süre çaba gösterilir, ancak bırakıldığında geri dönüşler başlayabilir. Bu nedenle önemli olan kısa süreli diyetler değil, ömür boyu sürdürülebilecek sağlıklı alışkanlıklar kazanmaktır. Benim bu süreçte öğrendiğim en önemli şey de bu oldu” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/36-kilo-verip-herkesi-sasirtti-641553">36 kilo verip herkesi şaşırttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çölyak hastalığında tek tedavi glutensiz beslenme!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/colyak-hastaliginda-tek-tedavi-glutensiz-beslenme-641364</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 09:03:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çetinkaya]]></category>
		<category><![CDATA[çölyak]]></category>
		<category><![CDATA[Glüten]]></category>
		<category><![CDATA[glütensiz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığında]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[Karabuğday]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[unu]]></category>
		<category><![CDATA[ürünler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641364</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümünden Arş. Gör. Dr. Hatice Çolak Çetinkaya, çölyak hastalığı, gluten hassasiyeti ve glutensiz beslenmenin püf noktalarına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/colyak-hastaliginda-tek-tedavi-glutensiz-beslenme-641364">Çölyak hastalığında tek tedavi glutensiz beslenme!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümünden Arş. Gör. Dr. Hatice Çolak Çetinkaya, çölyak hastalığı, gluten hassasiyeti ve glutensiz beslenmenin püf noktalarına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Çölyak hastalığı ile gluten hassasiyeti aynı şey değil</strong></p>
<p>Çölyak hastalığının gluten proteinine karşı gelişen kronik otoimmün bir ince bağırsak hastalığı olduğunu belirten Dr. Hatice Çolak Çetinkaya, “Çölyak hastalarında gluten tüketimi sonrasında bağışıklık sistemi ince bağırsağın emilim yüzeylerine zarar verir ve besin emilim bozuklukları gelişebilir. Hastalık; ishal, karın ağrısı, şişkinlik, kilo kaybı, demir eksikliği anemisi, osteoporoz ve halsizlik gibi çok farklı belirtilerle ortaya çıkabilmektedir. Tanıda serolojik testler ve gerektiğinde ince bağırsak biyopsisi kullanılmaktadır. Çölyak hastalığının bugün için tek tedavisi glutenin diyetten tamamen çıkarılmasıdır.” dedi. </p>
<p>Çölyak dışı gluten hassasiyetinin ise farklı bir tablo olduğunu ifade eden Çetinkaya, “Çölyak dışı gluten hassasiyeti, gluten tüketimi sonrası şişkinlik, karın ağrısı, gaz, yorgunluk veya baş ağrısı gibi belirtilerin ortaya çıktığı ancak çölyak hastalığında görülen otoimmün yanıtın ve ince bağırsak hasarının bulunmadığı bir durumdur. Gluten hassasiyetinde çölyak antikorları genellikle negatif saptanır ve bağırsak biyopsisinde villöz atrofi görülmez. Bu nedenle çölyak hastalığı ile gluten hassasiyeti arasındaki temel fark; çölyakta bağışıklık sisteminin bağırsak dokusuna zarar veren otoimmün bir süreç oluşturması, gluten hassasiyetinde ise benzer semptomlara rağmen kalıcı bağırsak hasarının bulunmamasıdır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Glutensiz diyete başlamadan önce test yaptırın!</strong></p>
<p>Belirtilerin birbirine çok benzediğine dikkat çeken Çetinkaya, &#8220;Klinisyenler her iki durumu yalnızca belirtilere bakarak birbirinden ayırt edemezler. Bu nedenle glutensiz diyete başlamadan önce mutlaka çölyak taraması yapılmalıdır. Çünkü diyet başlandıktan sonra çölyak testleri güvenilir sonuç vermez.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Glutenin gizli kaynaklarına dikkat!</strong></p>
<p>Glutenin yalnızca ekmek ve makarna gibi ürünlerde bulunmadığını belirten Çetinkaya, şöyle devam etti:</p>
<p>“Gluten; başlıca buğday, arpa ve çavdarda bulunan bir protein grubudur ve bu tahıllardan üretilen birçok gıdada yer almaktadır. Ekmek, makarna, bulgur, erişte, kek, börek, kurabiye, simit, pizza hamuru ve un içeren hazır gıdalar glutenin en yaygın kaynaklarıdır. Ayrıca malt ve malt özü içeren ürünler, bira ve bazı kahvaltılık gevrekler de gluten içerebilmektedir. Doğal olarak glutensiz besinler arasında ise pirinç, mısır, patates, karabuğday, kinoa, baklagiller, sebzeler, meyveler, yumurta, et ve süt ürünleri yer almaktadır. Yulaf doğal olarak gluten içermese de üretim sırasında çapraz bulaş riski taşıyabildiğinden sertifikalı glutensiz ürünler tercih edilmelidir. Glutenin en sık gözden kaçan kaynakları arasında soya sosu, malt sirkesi, sucuk, salam, hazır çorba ve bulyonlar yer almaktadır. Ayrıca bazı ilaçlar, takviyeler, kozmetik ürünler ve restoranlarda kullanılan ortak fritöz yağları da çapraz bulaş riski oluşturabilmektedir.”<strong> </strong></p>
<p><strong>“Glutensiz” etiketi her zaman yeterli güvence sağlamayabilir</strong></p>
<p>Uluslararası standartlara göre glutensiz ürünlerin belirli sınırlar içerisinde gluten içermesine izin verildiğini kaydeden Dr. Hatice Çolak Çetinkaya, tüketicilerin bilinçli olması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Çetinkaya, &#8220;Avrupa Birliği, FDA ve Codex Alimentarius standartlarına göre &#8216;glutensiz&#8217; ürünlerin 20 ppm veya daha düşük gluten içermesi gerekmektedir. Bu sınır çölyak hastalarının büyük çoğunluğu için güvenli kabul edilmektedir. Ancak çalışmalar hem doğal glutensiz ürünlerde hem de &#8216;glutensiz&#8217; etiketli bazı ürünlerde çapraz bulaş nedeniyle beklenenden yüksek gluten düzeyleri bulunabileceğini göstermektedir.&#8221; dedi.</p>
<p>Bu nedenle yalnızca etiket bilgisinin yeterli olmadığını vurgulayan Çetinkaya, &#8220;Üçüncü taraf sertifikalı ürünlerin tercih edilmesi, içerik listelerinin düzenli kontrol edilmesi ve özellikle dışarıda yemek tüketiminde çapraz bulaş riskine dikkat edilmesi önerilmektedir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Glutensiz beslenmede en sık yapılan hata hazır ürünlere yönelmek</strong></p>
<p>Glutensiz diyet uygulayan bireylerde vitamin ve mineral eksikliklerinin sık görülebildiğini ifade eden Çetinkaya, işlenmiş glutensiz ürünlerin aşırı tüketimine karşı uyardı.</p>
<p>&#8220;Glutensiz diyetin beslenme açısından yetersiz olduğu ve sık sık vitamin-mineral eksiklikleriyle ilişkili olduğu bilinmektedir.&#8221; diyen Çetinkaya, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>&#8220;Özellikle glutensiz hazır ürünler tüketildiğinde aşırı şeker ve yağ alımına da zemin hazırlanabilmektedir. Sağlıklı bir beslenme düzeninde taze, doğal ve mümkün olduğunca işlenmemiş besinlerin ön planda tutulması önerilmektedir. Karabuğday, kinoa, kahverengi pirinç ve baklagiller gibi kaynaklar düzenli olarak tüketilmeli; demir, kalsiyum, magnezyum, D vitamini, E vitamini, folat ve bazı B grubu vitaminleri düzenli olarak takip edilmelidir. Bunun yanında glutensiz beslenmeye geçiş sonrası bazı bireylerde aşırı et ve hayvansal protein tüketimine yönelim görülebilmektedir. Dengeli beslenmenin sağlanabilmesi için kuru baklagiller, yağlı tohumlar ve diğer bitkisel protein kaynaklarının diyete çeşitlilik sağlayacak şekilde eklenmesi önerilmektedir.”</p>
<p><strong>Kahvaltıda doğal besinler ön planda olmalı</strong></p>
<p>Glutensiz beslenen bireyler için kahvaltının sanıldığından çok daha çeşitli hazırlanabileceğini söyleyen Çetinkaya, &#8220;Yumurta, peynir, zeytin, domates, salatalık ve yeşilliklerden oluşan klasik Türk kahvaltısı doğal olarak glutensiz bir seçenektir; ancak ekmek tercih edilecekse sertifikalı glutensiz ekmek kullanılmalıdır. Bunun sertifikalı glutensiz yulaf; süt veya yoğurt ile hazırlanıp üzerine meyve, tarçın, ceviz veya chia tohumu eklenerek besleyici bir kahvaltıya dönüştürülebilir. Omlet ve menemen çeşitleri de güvenli ve doyurucu seçenekler arasındadır. Sebzeli omletler, mantar, biber, ıspanak veya peynir ile zenginleştirilebilir. Ayrıca haşlanmış yumurta yanında karabuğday patlağı veya glutensiz krakerler tercih edilebilir. Yoğurt ile hazırlanan meyveli kaseler de kolay uygulanabilir kahvaltılar arasındadır. Yoğurdun içine taze meyve, fındık, badem, ceviz ve glutensiz granola eklenebilir. Smoothie hazırlamak isteyenler için muz, süt veya kefir, fıstık ezmesi ve kakao ile yapılan karışımlar hızlı bir seçenek sunmaktadır. Hindistan cevizi sütü çeşitlendirmek adına bir alternatif olabilir. Ayrıca karabuğday unu, pirinç unu veya badem unu kullanılarak yapılan pankekler; bal, meyve veya peynir ile tüketilebilir. Kahvaltıda yalnızca paketli glutensiz ürünlere bağımlı kalmak yerine yumurta, süt ürünleri, sebzeler, meyveler ve doğal tahılları temel alan çeşitlilik oluşturmak daha dengeli bir yaklaşım sağlamaktadır.”</p>
<p><strong>Glutensiz tariflerde tek un kullanmak yerine karışımlar tercih edilmeli</strong></p>
<p>Glutensiz unların besin değerleri ve pişirme özelliklerinin birbirinden farklı olduğunu belirten Çetinkaya, “Araştırmalarda nohut ve bezelye unlarının yüksek lif içerdiği; karabuğday, kinoa ve yulaf unlarının ise esansiyel amino asitleri sağlayan kaliteli protein kaynakları olduğu belirtilmiştir. Karabuğday unu, B vitamini, mineral ile antioksidan açısından zengindir. Özellikle krep, gözleme ve hızlı ekmek tariflerinde kullanılmaktadır. Nohut unu yüksek protein ve lif içeriği sayesinde tortilla, köfte ve tuzlu tariflerde tercih edilirken; badem unu düşük glisemik indeksli yapısıyla kurabiye ve kek tariflerinde öne çıkmaktadır. Pirinç unu hafif ve nötr tadı nedeniyle glutensiz tariflerde temel un olarak sık kullanılırken, kinoa unu tam protein kaynağı olmasıyla dikkat çekmektedir. Hindistancevizi unu ise çok yüksek lif içeriğine sahip olup yoğun su çekme özelliği nedeniyle tariflerde daha fazla sıvı gerektirmektedir. Gluten hamura elastikiyet ve yapı kazandırdığı için glutensiz tariflerde bağlayıcı maddelere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaçla en sık ksantan gam, psyllium kabuğu ve yumurta kullanılmaktadır. Ayrıca tek bir un yerine 2–3 farklı glutensiz unun birlikte kullanılması, doku ve lezzet açısından daha başarılı sonuçlar sağlamaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Çocuklarda glutensiz diyete uyum için sunum önemli</strong></p>
<p>Çölyaklı çocuklarda glutensiz diyetin bağırsak sağlığının düzelmesinde kritik rol oynadığını belirten Çetinkaya, çocukların diyete uyumunda lezzet ve sunumun büyük önem taşıdığını söyledi ve &#8220;Yeni tanı alan çocukların yüzde 50&#8217;sinden fazlası ilk yıl içerisinde bağırsak iyileşmesi yaşamaktadır. Bazı çocuklarda iyileşme üçüncü aydan itibaren başlayabilmektedir. Bu nedenle glutensiz diyetin erken dönemde uygulanması son derece önemlidir.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Çocuklar için eğlenceli ve sağlıklı alternatiflerin tercih edilmesini öneren Çetinkaya, &#8220;Karabuğday ve pirinç unu ile hazırlanan mini pizzalar, glutensiz yulafla yapılan kakaolu enerji topları, muzlu karabuğday waffle, mısır unlu fırın nugget, meyveli kinoa pudingi ve nohut unu ile hazırlanan gözlemeler hem besleyici hem de çocukların ilgisini çekebilecek seçenekler arasında yer almaktadır.&#8221; şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/colyak-hastaliginda-tek-tedavi-glutensiz-beslenme-641364">Çölyak hastalığında tek tedavi glutensiz beslenme!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tıkanırcasına yeme davranışında tehlikeli döngü!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tikanircasina-yeme-davranisinda-tehlikeli-dongu-641355</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 09:02:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atağı]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[davranışında]]></category>
		<category><![CDATA[döngü]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[Duygusal Yeme]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikeli]]></category>
		<category><![CDATA[tıkanırcasına]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[Yeme Atakları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641355</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, tıkınırcasına yeme ve duygusal yeme davranışlarının ortaya çıkmasına neden olan duygular ile biyolojik-psikolojik etkileşimler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tikanircasina-yeme-davranisinda-tehlikeli-dongu-641355">Tıkanırcasına yeme davranışında tehlikeli döngü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, tıkınırcasına yeme ve duygusal yeme davranışlarının ortaya çıkmasına neden olan duygular ile biyolojik-psikolojik etkileşimler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Yeme ataklarından önce genellikle olumsuz duygular yaşanıyor!</strong></p>
<p>Tıkınırcasına yeme atakları sırasında, Bulimia Nervoza’da da görüldüğü üzere, atağın ardından genellikle kusma davranışının ortaya çıktığını ifade eden Sera Elbaşoğlu, “Ancak bu süreçten önce kişinin içinde kendini kötü hissetme, yalnızlık, mutsuzluk ya da boşluk hissi gibi duygular bulunur.” dedi.</p>
<p>Genellikle kişinin, yeme atağını yaşayabilmek için kendine çeşitli gerekçeler üretmiş olduğunu dile getiren Elbaşoğlu, “Bu gerekçelendirmelere örnek olarak; ‘zaten iyi hissetmiyordum’, ‘zaten mutsuzum’, ‘bunu yapabilirim’, ‘buna hakkım var’ gibi düşünceler verilebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Duygusal yeme, sanıldığından çok daha yaygın bir davranış örüntüsü! </strong></p>
<p>Benzer durumun duygusal yemede de görüldüğünü aktaran Sera Elbaşoğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Duygusal yeme oldukça yaygındır. Her ne kadar Bulimia Nervoza’daki kadar yoğun yeme atakları olmasa da duygusal yemede de kişiler, bu davranışı gerçekleştirebilmek için benzer bir zihinsel ve duygusal zemin hazırlarlar.</p>
<p>Bununla birlikte, duygusal yemede tüketilen miktar görece daha azdır. Tıkınırcasına yeme ataklarında ise kişiler çok daha fazla miktarda yiyecek tüketir. Genellikle karbonhidrat ve şeker ağırlıklı, kolay tüketilebilen pizza, hamburger gibi yiyecekleri ve bunlara eşlik eden içecekleri tercih ederek kısa sürede çok büyük miktarlarda yemek yerler.”</p>
<p><strong>Yeme atakları, dissosiyatif bir hâli andıran kopuş duygusuna yol açabiliyor! </strong></p>
<p>Yeme sırasında dopamin salınımının arttığını ve kişinin haz duygusu yaşadığına dikkat çeken Sera Elbaşoğlu, “Ancak bu yeme davranışı genellikle büyük bir hırsla ve çok hızlı şekilde gerçekleşir. Kişiler adeta ne olduğunu tam olarak anlayamadıkları bir hız içinde hareket ederler.” dedi.</p>
<p>Bu durumun, zaman zaman dissosiyatif bir hâli andırdığına işaret eden Elbaşoğlu, kişinin kendisinden ve yaşadığı andan koptuğu bir süreç olarak tanımlanabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Yeme atağının ardından gelen pişmanlık, yeni ataklar için zemin hazırlayabiliyor! </strong></p>
<p>Atağın ardından ise yoğun bir pişmanlık ve utanç duygusu ortaya çıktığını vurgulayan Sera Elbaşoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu nedenle kişiler yaşadıkları yeme ataklarını çoğunlukla gizlemeye çalışırlar. Pişmanlık ve suçluluk duygularının etkisiyle ertesi gün ya da takip eden günlerde daha az yeme eğilimi gösterebilirler. ‘Daha sağlıklı beslenmeliyim’, ‘daha az yemeliyim’ gibi düşünceler öne çıkar.</p>
<p>Ancak bu durum, kan şekeri dengesinin bozulmasına da yol açarak biyolojik açıdan yeni bir yeme atağı için zemin hazırlayabilir. Sonuç olarak, kişinin yaşadığı duygular, yeme davranışı ve sonrasında gelişen düşünce örüntüleri psikolojik etkenlerle birleşerek kendi kendini sürdüren bir kısır döngü hâline gelir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tikanircasina-yeme-davranisinda-tehlikeli-dongu-641355">Tıkanırcasına yeme davranışında tehlikeli döngü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halı saha maçlarında gizli risk: Hazırlıksız yüksek efor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hali-saha-maclarinda-gizli-risk-hazirliksiz-yuksek-efor-641295</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 09:00:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Anı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[halı]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlıksız]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[maçlarında]]></category>
		<category><![CDATA[Nedenle]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[özen]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[saha]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641295</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halı saha maçları sırasında yaşanan ani kalp krizi vakaları, yoğun egzersizin kalp sağlığı üzerindeki etkilerini yeniden gündeme taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hali-saha-maclarinda-gizli-risk-hazirliksiz-yuksek-efor-641295">Halı saha maçlarında gizli risk: Hazırlıksız yüksek efor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Halı saha maçları sırasında yaşanan ani kalp krizi vakaları, yoğun egzersizin kalp sağlığı üzerindeki etkilerini yeniden gündeme taşıyor. Sosyal medyanın yaygınlaşması ve saha kameralarının artmasıyla bu tür olayların daha görünür hale geldiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen, “Bu vakalar, özellikle hareketsiz yaşam süren kişilerin hazırlıksız şekilde yüksek tempolu sporlara başlamasının ciddi riskler doğurabileceğini bir kez daha hatırlatıyor” dedi.</strong></p>
<p>Modern yaşamın getirdiği hareketsizlik nedeniyle birçok kişinin günün büyük bölümünü masa başında geçirdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen, “Uzun süre hareketsiz kalan bireylerin hazırlıksız şekilde yüksek efor gerektiren aktivitelere başlaması kalp üzerinde ciddi yük oluşturabilir. Özellikle halı saha gibi kısa sürede yüksek tempo gerektiren sporlarda kalp hızının ve tansiyonun ani yükselmesi, altta yatan kalp-damar hastalıklarını tetikleyebilir ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bu belirtiler varsa fiziksel aktivite sonlandırılmalı</strong></p>
<p>Kalp krizinin en tipik belirtisinin göğsün orta kısmında hissedilen baskı, sıkışma, ağırlık veya yanma hissi olduğunu vurgulayan Özen, “Özellikle egzersiz sırasında ortaya çıkan ve kişiyi durup dinlenmeye zorlayan göğüs ağrıları mutlaka ciddiye alınmalı. Ani nefes darlığı, baş dönmesi, göz kararması, baygınlık hissi ve soğuk terleme gibi belirtiler de önemli uyarı işaretleri arasında. Bu şikâyetlerden herhangi biri görüldüğünde fiziksel aktivite derhal sonlandırılmalı ve vakit kaybetmeden tıbbi değerlendirme alınmalı” dedi.</p>
<p><strong>İlk dakikalar hayat kurtarıyor</strong></p>
<p>Olası bir kalp krizi veya ani kalp durması durumunda ilk yapılması gerekenin 112&#8217;yi aramak olduğunu hatırlatan Özen, “Bu tür durumlarda kişinin bilinci ve solunumu hızla değerlendirilmeli. Bilinç kaybı ve nabız yokluğu varsa vakit kaybetmeden kalp masajına başlanması hayati önem taşır. Ani kalp durmalarının önemli bir kısmında ölümcül ritim bozuklukları rol oynar ve otomatik eksternal defibrilatör (AED) cihazlarının erken dönemde kullanılması hayatta kalma şansını belirgin şekilde artırabilir. Bu nedenle spor ve egzersiz yapılan alanlarda AED cihazlarının yaygınlaştırılması önemli bir halk sağlığı yaklaşımıdır. Ani kalp durmalarında ilk birkaç dakika içinde yapılan doğru müdahale hem yaşam kurtarır hem de kalıcı beyin hasarı riskini azaltabilir” dedi.</p>
<p><strong>Risk yaşa göre değişiyor</strong></p>
<p>Spor sırasında ortaya çıkan kalp problemlerinin nedenlerinin yaşa göre farklılık gösterebileceğini dile getiren Özen, “Özellikle 35 yaş altındaki bireylerde; yapısal kalp hastalıkları, genetik ve doğumsal anomaliler, hipertrofik kardiyomiyopati gibi kalp kası hastalıkları, doğumsal ritim bozuklukları ve koroner damar anomalileri ön plana çıkar. Daha ileri yaş gruplarında ise vakaların büyük çoğunluğundan koroner arter hastalığı ve damar sertliği sorumludur. Sigara kullanımı, yüksek kolesterol, hipertansiyon, ailede erken yaşta kalp krizi öyküsü ve diğer kronik hastalıklar da riski artıran önemli faktörler arasındadır. Bu nedenle özellikle düzenli egzersiz alışkanlığı bulunmayan kişilerin yoğun fiziksel aktiviteye başlamadan önce sağlık kontrollerini ihmal etmemesi büyük önem taşır” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Her kalp krizi ölümle sonuçlanmaz</strong></p>
<p>Ani kalp krizinin, kalbi besleyen koroner damarlardan birinin ya da birkaçının aniden tıkanması sonucu kalp kasının yeterli oksijen alamaması ve hasar görmesiyle ortaya çıktığını açıklayan Özen, “Ani kardiyak ölüm ise kalbin elektrik sisteminde gelişen ciddi ritim bozuklukları nedeniyle kan dolaşımının aniden durması sonucu meydana gelir. Ani kardiyak ölümlerin en önemli nedenlerinden biri kalp krizi olsa da her kalp krizi ani kardiyak ölüme yol açmaz. Bu nedenle iki tablonun farklı mekanizmalarla geliştiğini bilmek önemli” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hali-saha-maclarinda-gizli-risk-hazirliksiz-yuksek-efor-641295">Halı saha maçlarında gizli risk: Hazırlıksız yüksek efor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Modern yaşamın yeni kaçış rotası, mistik akımlar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/modern-yasamin-yeni-kacis-rotasi-mistik-akimlar-641112</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:49:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akımlar]]></category>
		<category><![CDATA[arayışı]]></category>
		<category><![CDATA[bireyler]]></category>
		<category><![CDATA[ilgi]]></category>
		<category><![CDATA[kaçış]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[mistik]]></category>
		<category><![CDATA[modern]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[rotası]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[spiritüel]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamın]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641112</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, insanların neden mistik ve spiritüel akımlara yöneldiği, bu yönelimin arkasındaki psikolojik ve toplumsal nedenleri ve bu tür akımlara karşı eleştirel düşünmenin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/modern-yasamin-yeni-kacis-rotasi-mistik-akimlar-641112">Modern yaşamın yeni kaçış rotası, mistik akımlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, insanların neden mistik ve spiritüel akımlara yöneldiği, bu yönelimin arkasındaki psikolojik ve toplumsal nedenleri ve bu tür akımlara karşı eleştirel düşünmenin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Mistik ve spiritüel akımlar gizemli yapıları ve kişisel güç vaadiyle çekici hâle gelebiliyor!</strong></p>
<p>Teknolojik gelişmeler ve modernleşmeyle birlikte toplumdaki hızlı değişimin, ekonomik ve kültürel istikrarsızlıkların daha derinden hissedilmesine neden olabildiğini aktaran Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu durum, sosyal bağların zayıflamasına, bireylerde belirsizlik ve kontrol kaybı hissinin artmasına, aynı zamanda anlam arayışının güçlenmesine yol açabiliyor. Tüm bu faktörler, kişileri çeşitli alternatif uygulamalara yöneltebiliyor.” dedi.</p>
<p>Geleneksel dinlerin, inanç sistemlerinin hatta bilimsel açıklamaların bazı bireyler için yeterince tatmin edici bulunmayabildiğine dikkat çeken Beyaz, “Tam da bu noktada, mistik ve spiritüel akımlar gizemli yapıları ve kişisel güç vaat ettikleri iddiasıyla çekici hâle gelebiliyor. Bireyler, yaşamlarında eksikliğini hissettikleri sorun çözme, iyileşme, özgüven kazanma ve aidiyet duygusunu bu tür uygulamalarda bulabileceklerini düşünebiliyor. Sosyal medyanın bu içerikleri viral hâle getirmesi ve merak duygusunu artırması da ilgiyi bu alanlara yöneltebiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bu yaklaşımlar, kontrol hissi yaratarak psikolojik çekim oluşturuyor!</strong></p>
<p>Hayatına anlam katma, kendini daha iyi tanıma ve kişisel gelişimini destekleme arayışında olan bireylerin bu tür eğitimlere ilgi gösterebildiğini ifade eden Uluğ Çağrı Beyaz, insanlar zaman zaman yaşamlarını anlamlandırmak, yaşadıkları belirsizliklerle başa çıkmak veya kendilerini daha iyi hissetmek amacıyla farklı yaklaşım ve eğitimlere yönelebildiklerini, bu tür çalışmaların, bireylere yaşamları üzerinde daha fazla farkındalık ve kontrol hissi kazandırabileceği düşüncesiyle ilgi çekebildiğini söyledi.</p>
<p>Beyaz, “Özellikle kişisel gelişim, aidiyet ve kendini keşfetme arayışı içinde olan kişiler için bu eğitimler merak uyandırabiliyor. Ayrıca sosyal medya ve popüler kültürün etkisiyle bu akımların yayılması hız kazanıyor. İnsanlar, başkalarının bu yöndeki deneyimlerini ve katılımlarını gördükçe merak duyabiliyor ve ‘ben de denemeliyim’ düşüncesine kapılabiliyor. Bunun yanında günlük yaşamda stres, kaygı veya depresif duygularla baş etmekte zorlanan bireyler, bu tür alternatif yöntemlere umut bağlayabiliyor. Spiritüel eğitimlerin rahatlama ve öz yeterlilik hissi sağlayacağı beklentisi de yaygınlaşmalarında etkili olabiliyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Farklı motivasyonlar spiritüel akımlara ilgiyi artırabiliyor!</strong></p>
<p> </p>
<p>Bu tür eğitimlere veya akımlara ilgi gösterenlerin farklı motivasyonlara sahip olabileceğini belirten Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu kişiler arasında kişisel gelişimine katkı sağlamak isteyenler, kendini daha iyi tanıma arayışında olanlar, farklı yaşam yaklaşımlarını merak edenler ve spiritüel konulara ilgi duyanlar bulunabiliyor. Kadınların bu konulara daha fazla ilgi gösterdiği yönünde yaygın bir kanaat bulunsa da, bu ilgi yalnızca cinsiyetle açıklanabilecek bir durum değildir.” dedi.</p>
<p>Özellikle 20’li ve 40’lı yaşlarda, sosyal medyayı yoğun kullanan ve kimlik arayışı içinde olan bireylerde bu eğilim daha belirgin görülebildiğine işaret eden Beyaz, “Kimi zaman yeni bir hobi edinme isteği, kimi zaman da yaşam tarzını değiştirme arzusu bu tür yönelimleri artırabiliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bilimsel temeli olmayan trendler çoğu zaman umut tacirliğinden beslenir!</strong></p>
<p>Bu akımların cazibesinin temelinde modern yaşamın getirdiği belirsizlikler, yalnızlık hissi ve kontrol arayışının yattığına vurgu yapan Uluğ Çağrı Beyaz, “Bireylerin ve toplumun bu tür durumlar karşısında öncelikle eleştirel düşünme becerilerini geliştirmeleri gerekiyor. ‘Bu vaatler gerçekçi mi?’ sorusu, sosyal medyanın büyüleyici dünyasında önemli bir rehber olabilir.” dedi.</p>
<p>Bireylerin kişisel gelişim, farkındalık ve iyi oluş arayışlarında farklı yöntemlerden yararlanabildiğini ifade eden Beyaz, özellikle ruh sağlığını ilgilendiren konularda bilimsel temelli yaklaşımların ve uzman desteğinin güvenilir bir yol haritası sunduğunu belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Günümüzde sıkça karşılaştığımız bazı olaylar, profesyonel yardımın önemini bir kez daha hatırlatıyor. Psikoterapi ve psikiyatrik değerlendirme süreçleri, bireylere sağlıklı ve güvenli bir keşif alanı sunar.</p>
<p>Sosyal medya kullanımında ise mistik içeriklerin etkisine kapılmak yerine güvenilir kaynakları takip etmek önem taşır. Aidiyet ihtiyacını karşılamak adına sanal topluluklara yönelmek yerine gerçek dostluklar kurmak ve yerel sosyal gruplarla doğrudan temas etmek daha sağlıklı bir yaklaşım olabilir.</p>
<p>Kısacası, bilimsel temeli olmayan bu tür trendler çoğu zaman umut tacirliğinden beslenir. Bu nedenle hem bireylerin hem de toplumun bilinçli ve eleştirel bir bakış açısıyla hareket etmesi, yanıltıcı vaatlerden korunabilmek açısından büyük önem taşır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/modern-yasamin-yeni-kacis-rotasi-mistik-akimlar-641112">Modern yaşamın yeni kaçış rotası, mistik akımlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçmeyen Boyun Ağrılarınızı Görmezden Gelmeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-boyun-agrilarinizi-gormezden-gelmeyin-641074</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:47:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılarınızı]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[Boyun Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[geçmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[gelmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[Görmezden]]></category>
		<category><![CDATA[ömür]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641074</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boyun fıtığı yetişkinlerde boyun ağrısının yaygın nedenleri arasında yer alıyor. Hastalığın şiddeti hafiften şiddetliye ve hatta yaşamı tehdit edici düzeye kadar değişebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-boyun-agrilarinizi-gormezden-gelmeyin-641074">Geçmeyen Boyun Ağrılarınızı Görmezden Gelmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Boyun fıtığı yetişkinlerde boyun ağrısının yaygın nedenleri arasında yer alıyor. Hastalığın şiddeti hafiften şiddetliye ve hatta yaşamı tehdit edici düzeye kadar değişebiliyor. Boyun fıtığı özellikle, uzun süre masa başında, bilgisayar ekranı karşısında uzun zaman geçiren banka devlet daireleri gibi yerlerde çalışanlarda; diş hekimi, santral görevlisi gibi bazı meslek gruplarında yaptığı iş gereği sık görülüyor. Ayrıca genetik olarak kasları zayıf olanlarda, spor yapmayan kişilerle, bedenen ağır iş yapan inşaat işçiliği gibi meslek gruplarında boyun fıtığı ile daha fazla karşılanıyor. Memorial Antalya Hastanesi Beyin, Sinir, Omurga ve Omurilik Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Mahmut Akyüz, boyun fıtığı ve tedavisi hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong> Kol ve ellerde kuvvet kaybına neden olabilir</strong></p>
<p>Boyun fıtığı aynı bel fıtığı gibi omur kemikleri arasında amortisör görevi gören jel kıvamındaki disklerin yırtılarak, çevrelerindeki omurilik ve sinir köklerine bası yapmasıyla ortaya çıkar. Fıtık hangi seviyede ise bu seviye uyan ve etkilenen sinir kökü alanında kaslarda zedelenmeler ve ağrı olur. </p>
<p>Fıtık hangi seviyede ise bu seviyeye uyan ve etkilenen sinir kökü alanında kaslarda ağrı gelişir. Eğer sadece tek bir sinir etkilenmiş ise, kolda, el ve parmaklara kadar vuran ağrı, sızlama, karıncalanma, eğer ciddi bası varsa kol ve ellerde kuvvet kaybı izlenir. Bundan bir aşama daha ileri gider ve omurilik sıkışırsa bu bulgulara ek olarak ayaklarda da karıncalanma yanma, uyuşma, yürüme zorluğu idrar ve büyük abdesti kaçırma gibi şikayetler ortaya çıkar. Burada oluşan hasar nadir de olsa zamanla vücut tarafından onarılabilir. </p>
<p><strong>Tedavi kişinin şikayetlerine göre şekillenir</strong></p>
<p>Boyun fıtığında şikayetlerin oluş şekli ve hikayesinin tam olarak öğrenilmesi, ayrıntılı nörolojik muayene, uygun radyolojik incelemeler ve gerekli olan durumlarda uygulanan sinir elektrosu tetkiki (EMG) ile tanı konur. Boyun fıtığında tedavinin kişinin ağrıdan etkilenme derecesi, muayene ve radyolojik bulgular ve beklentilerine göre ayarlanması gerekir. Ufak ve sinir basısı oluşturmayan fıtıklarda yaşam konforunu artırmaya ve ağrıyı azaltmaya yönelik fizik tedavi, egzersiz, kaplıca ve medikal masaj tedavileri uygulanabilir. Bunların tedavi edici özelliğinden çok rahatlatıcı ve zaman kazandırıcı fonksiyonları vardır. Kimi zaman yıllar içinde küçülme ihtimali ortaya çıkar. Bunların dışındaki alternatif tedaviler çekme, lazer ve ozon tedavisi gibi yöntemlerin riskleri olabilir ancak etkinliği yoktur.</p>
<p><strong>Ameliyatı son çare olarak görmek doğru değil</strong></p>
<p>İlaç, istirahat ve diğer tedavi yöntemleri ile rahatlamayan ya da nörolojik belirtileri olan hastalara cerrahi tedavi yöntemleri önerilir. Uygun hastaya, uygun zamanda ve doğru girişimin yapılması önemlidir. Son çare olarak cerrahi tedaviye gitmek veya son aşamaya gelinceye kadar beklemek doğru değildir ve mikrocerrahinin etkinliğini düşürür. Boyun fıtığında mikrocerrahi güvenilir ve başarılı bir tedavi yöntemidir. Ameliyat 2 cm’lik kesilerden, özel ameliyat mikroskobu ile yapılır ve ortalama 2 saat sürer. Ameliyatın 2. haftasındaki kişiler normal yaşantılarına rahatlıkla dönebilirler. </p>
<p><strong>Ameliyattan sonra düzenli egzersiz önemli</strong></p>
<p>Hastalar, başarılı bir operasyondan sonra yaşantılarındaki risk faktörlerinden olabildiğince uzaklaşmalı, düzenli ve istikrarlı egzersiz programlarına mutlaka uymalıdır. Ameliyat sonrası yapılan egzersizler sonucu destekler. Ayrıca kilo azaltılması, düzenli egzersiz programları, fizik tedavi gibi yardımcı tedbirlere başvurulması önemlidir. Bu operasyonlardan sonra haftada 3 gün 1’er saatlik egzersiz programları, elde edilen başarılı sonucu destekleyecektir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-boyun-agrilarinizi-gormezden-gelmeyin-641074">Geçmeyen Boyun Ağrılarınızı Görmezden Gelmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıcak hava ve güneş sağlığınızı tehdit etmesin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sicak-hava-ve-gunes-sagliginizi-tehdit-etmesin-641071</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:47:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[etmesin]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[saatler]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığınızı]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641071</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz mevsimi çoğumuz için güneş, tatil ve açık havada geçirilen keyifli günler anlamına geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-hava-ve-gunes-sagliginizi-tehdit-etmesin-641071">Sıcak hava ve güneş sağlığınızı tehdit etmesin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsimi çoğumuz için güneş, tatil ve açık havada geçirilen keyifli günler anlamına geliyor. Ancak hamilelikte vücudun çalışma düzeni değiştiği için sıcak hava ve nem anne adaylarını normalden daha fazla etkileyebiliyor. Artan sıvı ihtiyacı, dolaşım sistemindeki değişiklikler ve yükselen vücut ısısı nedeniyle hamilelik döneminde bazı konulara özellikle dikkat etmek gerekiyor.  <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi</strong> <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Elif Erol, </strong>yaz aylarında alınacak olan bazı önlemler sayesinde hem anne adaylarının hem de bebeklerin bu dönemi çok daha rahat geçirebileceklerini belirterek, “Sağlıklı bir gebelik, öncelikle olası risklere karşı önlem almakla mümkündür. Yaz aylarında güneşin yeryüzüne en dik geldiği saatlerde dışarı çıkmamak ve bolca su içmek, dikkat edilmesi gereken en önemli kuralları oluşturmaktadır” diyor.  <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Elif Erol,</strong> sağlıklı ve konforlu bir yaz hamileliği için alınması gereken önlemleri anlattı; önemli önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Susamayı beklemeden su için</strong></p>
<p>Hamilelikte su ihtiyacı  kan hacmi ve metabolik gereksinimler nedeniyle zaten artıyor. Yaz sıcaklarıyla birlikte vücut daha fazla terlediği için sıvı kaybı daha da yükseliyor. Susamayı beklemenin çoğu zaman geç kalmak anlamına geldiğini belirten Dr. Elif Erol, “Gün içinde düzenli aralıklarla bol su tüketmek; baş ağrısı, halsizlik, çarpıntı ve tansiyon düşüklüğü gibi şikâyetlerin önlenmesine yardımcı olur” diyor. <strong> </strong></p>
<p><strong>Bu saatlerde dışarı çıkmaktan kaçının</strong></p>
<p>Yaz aylarında güneş ışınları yeryüzüne en yoğun 11.00 ile 16.00 saatleri arasında ulaşıyor. Bu saatlerde uzun süre dışarıda kalmak anne adaylarında; tansiyon düşüklüğü, baş dönmesi, halsizlik, çarpıntı hissi ve güneş çarpması riskini artırabiliyor. Dolayısıyla hamilelik döneminde bu saatler arasında dışarı çıkmaktan kaçının. Mecbursanız, mümkün olduğunca gölgede kalmanız, geniş kenarlı şapka kullanmanız ve açık renkli kıyafetler tercih etmeniz daha konforlu bir gün geçirmenizi sağlayacaktır. </p>
<p><strong>Gebelik maskesine karşı önlem alın</strong></p>
<p>Hamilelik döneminde hormonların etkisiyle cilt güneş ışınlarına karşı daha hassas hale geliyor. Bunun sonucunda özellikle yüz bölgesinde “gebelik maskesi” olarak bilinen koyu renkli lekeler ortaya çıkabiliyor. Bu lekeler bazı kadınlarda doğum sonrasında da kalıcı olabiliyor. Gebelik maskesi riskini azaltmak için güneşe çıkmadan 30 dakika önce yüksek koruma faktörlü, tercihen mineral filtreli güneş koruyucular kullanmak, şapka takmak ve uzun süre doğrudan güneş altında kalmaktan kaçınmak önem taşıyor. </p>
<p><strong>Ayak ve bacaklarınızdaki şişlikleri hafife almayın</strong></p>
<p>Yaz aylarında sıcak havanın etkisiyle damarlar genişliyor ve özellikle günün ilerleyen saatlerinde ayaklar ile bacaklarda oluşan şişlik daha belirgin hale gelebiliyor. Uzun süre ayakta kalmaktan kaçınmak, fırsat buldukça ayakları yukarı kaldırarak dinlendirmek ve kısa yürüyüşler yaparak dolaşımı desteklemek şikâyetleri azaltabiliyor.</p>
<p><strong>Uzun yolculuklarda hareketsiz kalmayın</strong></p>
<p>Tatil planlarıyla birlikte araba ve uçak yolculukları da artıyor. Hamilelik zaten damar sisteminde bazı değişikliklere yol açarken uzun süre hareketsiz kalmak dolaşım problemlerini artırabiliyor. Bu nedenle yolculuk sırasında belirli aralıklarla yürümek, ayak bileği egzersizleri yapmak ve yeterli sıvı almak son derece önem taşıyor. </p>
<p><strong>Bozulma riski olan gıdalardan kaçının</strong></p>
<p>Sıcak havalarda yiyecekler daha hızlı bozulabiliyor. Özellikle açıkta beklemiş süt ürünleri, mayonezli gıdalar ve uygun koşullarda saklanmamış et ürünleri enfeksiyon riskini artırabiliyor. Bu nedenle dışarıda yemek yerken güvenilir işletmeleri ve iyi muhafaza edilmiş gıdaları tercih etmek gerekiyor. </p>
<p><strong> “Meyveleri istediğim kadar yiyebilirim” hatasına düşmeyin </strong></p>
<p>Yaz mevsiminde karpuz, kavun, üzüm ve incir gibi lezzetli meyveler tezgahlarda bolca yerini alıyor. Anne adayları sağlıklı oldukları için meyveyi sınırsız tüketilebilecek bir besin olarak değerlendirebiliyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Elif Erol,<strong>  </strong>“Ancak, özellikle gebelik şekeri olan veya risk taşıyan anne adaylarının porsiyon kontrolüne dikkat etmeleri gerekir. Aksi halde yüksek kan şekeri, gereğinden fazla gebelik kilosu alımı ve gebelikte yüksek şekere bağlı bebekte bazı gelişim problemleri gibi önemli sorunlar gelişebilir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Klima kullanabilirsiniz, ancak…</strong></p>
<p>Gebelikte toplumda doğru sanılan hatalı inanışlardan biri de klimanın zararlı olduğu düşüncesi. “Asıl sorun klima değil, aşırı soğuk ortamlar ve ani sıcaklık değişimleridir” uyarısında bulunan Dr. Elif Erol, “Ortamın makul derecede serin tutulması anne adayının konforunu artırır, uyku kalitesini destekler ve sıcak stresini azaltır. Ancak klimanın bakımının yapılmış olması enfeksiyon riskine karşı son derece önemlidir” diye konuşuyor. <strong> </strong></p>
<p><strong>Serin, karanlık ve sessiz bir uyku ortamı oluşturun</strong></p>
<p>Uzayan günler, tatil planları ve sıcak geceler nedeniyle uyku düzeni kolayca bozulabiliyor. Oysa kaliteli uyku; bağışıklık sistemi, kan şekeri dengesi, ruh hali ve genel gebelik konforu üzerinde doğrudan etkili oluyor.  Yaz aylarında serin, karanlık ve sessiz bir uyku ortamı oluşturmak en az sağlıklı beslenmek kadar önem taşıyor. </p>
<p><strong>Düzenli olarak yüzün</strong></p>
<p>Erken doğum ve kanama gibi riskler olmadığı takdirde hamilelik döneminde düzenli yapılan spor vücut sağlığı için çok önemli. Yaz aylarında yüzmenin hamileliğin hemen her döneminde önerildiğini belirten Dr. Elif Erol, “Yüzmek; kan dolaşımını desteklemek, kasları güçlendirmek ve eklemlere yük bindirmeden hareket etmeyi sağlamak gibi birçok fayda sunar. Ancak yüzerken vücudu zorlamamak son derece önemlidir. Ayrıca, genital ve mantar enfeksiyonları riskine karşı denizden çıktıktan sonra ıslak mayonun hemen değiştirilmesi gerekir” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-hava-ve-gunes-sagliginizi-tehdit-etmesin-641071">Sıcak hava ve güneş sağlığınızı tehdit etmesin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş Eti Kanamanızı Hafife Almayın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-eti-kanamanizi-hafife-almayin-641021</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:46:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[almayın]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Eti]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Eti Kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[eti]]></category>
		<category><![CDATA[hafife]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanamanızı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641021</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diş eti hastalıklarının ilk ve en önemli belirtisi olan diş eti kanaması, diş ve diş etlerinin düzenli olarak fırçalanmadığı durumlarda, önce zararlı bakterilerin yoğunlaştığı mikrobiyal biyofilmin gelişmesi, ardından da diş etinde enfeksiyon oluşumları nedeniyle ortaya çıkan bir sorun.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-eti-kanamanizi-hafife-almayin-641021">Diş Eti Kanamanızı Hafife Almayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diş eti hastalıklarının ilk ve en önemli belirtisi olan diş eti kanaması, diş ve diş etlerinin düzenli olarak fırçalanmadığı durumlarda, önce zararlı bakterilerin yoğunlaştığı mikrobiyal biyofilmin gelişmesi, ardından da diş etinde enfeksiyon oluşumları nedeniyle ortaya çıkan bir sorun. Diş eti kanaması nedenleri arasında en sık görülen faktörler ise; diş eti ve diş çevresindeki kemikleri etkileyen enfeksiyonlardır. Yapılan çalışmalara göre özellikle yetişkinlerde gözlemlenen diş kayıplarının büyük bir kısmı, diş eti ve çene kemiğini ilgilendiren sorunlardan kaynaklanıyor.  </p>
<p><strong>En Sık Karşılaşılan Diş Eti Hastalıkları </strong></p>
<p>Periodontal hastalıklar olarak ifade edilen diş eti hastalıklarına erken dönemde müdahale edilip, en kısa sürede tedaviye başlandığında süreç hasta açısından kolay ve başarılı bir şekilde yürütülüyor. Ancak aksi durumlarda diş çevresindeki kemik kaybının artmasıyla diş kayıpları yaşanabiliyor. En sık karşılaşılan dişeti hastalıklarında ise listenin başında gingivitis ve periodontitis var: </p>
<p><strong>Gingivitis:</strong> Diş eti hastalığının başlangıcı olarak bilinen bu durum, ilk başlarda diş eti kanaması dışında çok büyük bir rahatsızlık vermez. Diş etleri; kanamalı, kızarık ve hacim olarak büyümüş haldedir ve dişlerin fırçalanması esnasında kanayan diş etleri artık hassaslaşmıştır. Tedavi edilmediğinde, periodontitise kadar ilerler ve diş ile diş etini destekleyen kemikte hasarlara yol açar.</p>
<p><strong>Periodontitis</strong>: Diş eti hastalıklarının daha ilerlemiş halidir. Dişlere destek olan diğer dokularla birlikte, alveol kemiğinde de kayıp gözlemlenir. Diş ile diş eti arasında oluşan periodontal cepte bakteriler hızla ürer. Bu alan temizlenemeyen, küçük bir alandır. Hastalığın ilerlemesiyle, dişler sallanabilir ve buna bağlı olarak diş çekimi kaçınılmaz hale gelebilir. </p>
<p><strong>Diş Eti Kanaması Bazı Sistemik Hastalıkların da İlk Sinyali Olabilir</strong></p>
<p>Diyabet, bazı kan hastalıkları, pıhtılaşma bozuklukları, bağışıklık sistemini etkileyen durumlar ve kullanılan bazı ilaçlar diş eti kanamasını artırabilir veya mevcut diş eti hastalığını ağırlaştırabilir. Bu nedenle devam eden diş eti kanaması hem ağız sağlığının hem de genel sağlığın değerlendirilmesi için önemli bir uyarı olarak kabul edilmelidir.</p>
<p><strong>Diş Eti Kanamaları Nasıl Tedavi Edilir?</strong></p>
<p>Diş eti kanamaları günlük hayatı etkileyecek önemli bir sorundur ve diş eti hastalığının en erken belirtisidir. <em>“Ağız bakımı, diş eti tedavilerinde ilk aşamadır”</em> diyen <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi <strong>Periodontoloji Anabilim Dalı’ndan </strong>Doç. Dr. Gökçe Aykol Şahin</strong>: <em>“Uzman diş hekiminin yönlendirmeleri doğrultusunda doğru diş fırçalama yöntemi, uygun diş fırçasıyla dişlerin fırçalanması, diş arası temizliğinin yapılması ve uygun görülmesi halinde verilen gargaralar bu noktada önemlidir. Sonrasında tedavi aşamaları da hastalığın altında yatan nedene ve hastalığın seviyesine göre hekim tarafından düzenlenir” </em>dedi.<em> </em></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-eti-kanamanizi-hafife-almayin-641021">Diş Eti Kanamanızı Hafife Almayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnegöl&#8217;ün Sağlık Öncelikleri Masaya Yatırıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/inegolun-saglik-oncelikleri-masaya-yatirildi-640931</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:42:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Sağlığı Merkezleri]]></category>
		<category><![CDATA[Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[inegöl]]></category>
		<category><![CDATA[masaya]]></category>
		<category><![CDATA[negöl]]></category>
		<category><![CDATA[öncelikleri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[un]]></category>
		<category><![CDATA[yatırıldı]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640931</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, Bursa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin’i ziyaret etti</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inegolun-saglik-oncelikleri-masaya-yatirildi-640931">İnegöl&#8217;ün Sağlık Öncelikleri Masaya Yatırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, Bursa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin’i ziyaret etti. İnegöl’ün sağlık alanındaki önceliklerinin değerlendirildiği görüşmede; devlet hastanesinin kapasitesinin artırılmasından aile sağlığı merkezlerine, ambulans müzesinden sağlık ve doğa turizmini destekleyecek çalışmalara kadar pek çok konu ele alındı.</p>
<p>İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, Bursa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin’i makamında ziyaret ederek ilçenin sağlık alanındaki mevcut durumu ve geleceğe yönelik ihtiyaçları üzerine kapsamlı bir değerlendirme gerçekleştirdi. Görüşmede İnegöl’ün sağlık alanındaki gündemini oluşturan pek çok konu masaya yatırıldı.</p>
<p><strong>DEVLET HASTANESİNİN KAPASİTESİNİN ARTTIRILMASI GÖRÜŞÜLDÜ</strong></p>
<p>Ziyarette, İnegöl Devlet Hastanesi’nin mevcut yerinde büyütülerek kapasitesinin artırılması konusu öncelikli gündem maddeleri arasında yer aldı. İlçenin artan nüfusu ve sağlık hizmetlerine yönelik ihtiyaçları doğrultusunda hastanenin daha güçlü bir yapıya kavuşturulmasının önemine dikkat çekildi.</p>
<p><strong>YENİ AİLE SAĞLIĞI MERKEZLERİYLE DOKTOR BAŞINA DÜŞEN HASTA SAYISINDA AZALMA YAŞANDI</strong></p>
<p>Ziyaretin bir diğer konusu ise İnegöl’de son dönemde devlet-belediye-hayırsever iş birliğinde hayata geçirilen Aile Sağlığı Merkezleri oldu. İnegöl’e son dönemde tamamlanan, yapımı süren ve planlananlarla beraber 19 yeni Aile Sağlığı Merkezi kazandırılıyor. Şu an bu kapsamda farklı mahallelerde; yapımı tamamlanan 6, yapımı devam eden 5 ve yapımı planlanan ise 8 Aile Sağlığı Merkezi bulunuyor. Bu merkezlerin sağlık alanındaki yoğunluğa etkisi görüşüldü. İnegöl’de Aile Sağlığı Merkezlerinin sayılarının hızla arttırılmasıyla beraber ilçede Aile Hekimi başına düşen kişi sayısı yaklaşık olarak 4.000’lerden 3.000 seviyelerine geriledi. Ziyarette, sağlanan bu iyileşmeler üzerine istişarelerde bulunuldu. Yeni Aile Sağlığı Merkezlerinin hizmete girmesiyle birlikte bu sayının 2.500’lere kadar düşmesinin beklendiği kaydedildi. Bu gelişmenin vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırdığı ve hizmet kalitesine olumlu katkı sunduğu vurgulandı.</p>
<p><strong>AMBULANS MÜZESİ GÜNDEMİ ELE ALINDI</strong></p>
<p>İnegöl’de son dönemde gündeme gelen İnegöl Devlet Hastanesi binası girişinde yer alan Ambulans Müzesi de bu ziyarette ele alınan konular arasında yer aldı. Ambulans Müzesi’nin daha uygun bir alana taşınmasına yönelik çalışmalar ele alındı. Bunun yanı sıra sağlık ve doğa turizmini destekleyecek projeler hakkında görüş alışverişinde bulunularak, İnegöl’ün bu alanlardaki potansiyelinin daha etkin şekilde değerlendirilmesi için yapılabilecek çalışmalar masaya yatırıldı.</p>
<p>Başkan Alper Taban, ziyaretin ardından İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin’e misafirperverliği ve destekleri için teşekkür ederek, sağlık alanında kurumlar arası iş birliğinin sürdürülmesinin önemine dikkat çekti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inegolun-saglik-oncelikleri-masaya-yatirildi-640931">İnegöl&#8217;ün Sağlık Öncelikleri Masaya Yatırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mobil Diş Klinikleri Kırsal Mahallelerde Hizmete Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mobil-dis-klinikleri-kirsal-mahallelerde-hizmete-basladi-640919</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:42:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmete]]></category>
		<category><![CDATA[kırsal]]></category>
		<category><![CDATA[klinikleri]]></category>
		<category><![CDATA[mahallelerde]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640919</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çerçioğlu, Aydınlılara verdiği bir sözü daha yerine getirdi. Sağlık hizmetlerini kentin her bir noktasında vatandaşların ayağına götürme sözü veren Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun öncülüğünde 7 tam donanımlı mobil diş kliniği aracı, bugün itibariyle kırsal mahallelerde hizmet vermeye başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mobil-dis-klinikleri-kirsal-mahallelerde-hizmete-basladi-640919">Mobil Diş Klinikleri Kırsal Mahallelerde Hizmete Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çerçioğlu, Aydınlılara verdiği bir sözü daha yerine getirdi. Sağlık hizmetlerini kentin her bir noktasında vatandaşların ayağına götürme sözü veren Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun öncülüğünde 7 tam donanımlı mobil diş kliniği aracı, bugün itibariyle kırsal mahallelerde hizmet vermeye başladı. Hizmetin ilk gününde vatandaşlar, Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Kliniklerine yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p>17 ilçenin tamamında, kırsal mahallelerde hizmet verecek olan Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Klinikleri, modern tıbbi ekipmanlarla donatıldı. Mobil kliniklerde; ağız ve diş muayeneleri, röntgen hizmetleri, diş çekimi, dolgusu, temizliği ile kanal tedavisini de kapsayan birçok uygulama gerçekleştiriliyor. Böylece vatandaşlar bulundukları mahallelerde ağız ve diş sağlığı hizmetlerinden ücretsiz bir şekilde yararlanabiliyor.</p>
<p>Mobil Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği hizmetleri ilk gününde Çine ilçesi Akçaova Mahallesi, Karpuzlu ilçesi Tekeler Mahallesi ve Koçarlı ilçesi Mersinbelen Mahallesi’nde vatandaşlarla buluştu. Hizmetten memnuniyet duyduklarını belirten vatandaşlar, Başkan Çerçioğlu’na teşekkür etti.</p>
<p>Yatırım ve projeleri vatandaşlar ile buluşturmaya devam edeceklerini belirten Başkan Çerçioğlu, <b>“Aydınımızın her noktasında vatandaşlarımızın yanında olmaya devam ediyoruz. Bir sözümüzü daha yerine getirerek ağız ve diş sağlığı hizmetlerimizi mobil araçlarımız ile kırsal mahallelerimize ulaştırmaya başladık. Vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştıracak bu projemizin Aydınımıza hayırlı olmasını diliyorum. Hizmetle büyüyen Aydın”</b> ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mobil-dis-klinikleri-kirsal-mahallelerde-hizmete-basladi-640919">Mobil Diş Klinikleri Kırsal Mahallelerde Hizmete Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;den çölyak hastalarına umut olan destek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-colyak-hastalarina-umut-olan-destek-640868</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:40:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[çölyak]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[Glutensiz Gıda]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarına]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640868</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çölyak hastalarının günlük yaşamda karşılaştığı en büyük sorunlardan biri olan glütensiz gıdaya erişim, yüksek ürün maliyetleri nedeniyle her geçen gün daha da zorlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-colyak-hastalarina-umut-olan-destek-640868">Büyükşehir&#8217;den çölyak hastalarına umut olan destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><span><span><span><span><span>Çölyak hastalarının günlük yaşamda karşılaştığı en büyük sorunlardan biri olan glütensiz gıdaya erişim, yüksek ürün maliyetleri nedeniyle her geçen gün daha da zorlaşıyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi ise yürüttüğü sosyal destek çalışmasıyla çölyak hastalarının yanında olmaya devam ediyor. Belediye tarafından hazırlanan glütensiz gıda paketleri düzenli olarak ihtiyaç sahibi vatandaşlara ulaştırılıyor.  </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Çölyak hastalarının yaşamını kolaylaştırmak ve aile bütçelerine katkı sağlamak amacıyla Antalya Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı koordinesinde yürütülen çalışma kapsamında, ömür boyu glütensiz beslenmek zorunda kalan vatandaşlar için hazırlanan özel gıda paketlerinde glüteniz un, makarna, şehriye, tatlı ve tuzlu kurabiye gibi temel ürünler yer alıyor. Yüksek maliyetleri nedeniyle birçok aile için ulaşılması güç olan bu ürünler, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin sosyal belediyecilik anlayışıyla ihtiyaç sahiplerine ücretsiz olarak ulaştırılıyor. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>5 BUÇUK YILDA 5 BİN 596 ADET GLÜTENSİZ GIDA KOLİSİ YARDIMI </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Antalya Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nda Sosyal Yardımlar Şube Müdürü olarak görev yapan Funda Alpaslan Talay, çölyak hastalarının günlük yaşamda karşılaştıkları zorlukların farkında olduklarını belirterek “Bir markete gittiğinizde ya da restorana gittiğinizde glütensiz gıda fiyatlarının çok daha pahalı olduğunu görüyorsunuz. Bu eşitsizliği ortadan kaldırmak adına Büyükşehir Belediyesi olarak böyle bir destek sağlıyoruz. Gıda kolisi içeriğimiz oldukça zengin ve çölyak hastalarımız düşünülerek oluşturuldu. Un, makarna, arpa şehriye, tatlı ve tuzlu bisküvi bulunmaktadır. 2026’nın ilk 6 ayında 208 kişiye dağıtım yapıldı. Projenin başladığı 2020 yılından bu yana ise 1649 kişiye toplam 5 bin 596 adet glütensiz gıda kolisi dağıtımı gerçekleştirdik” dedi. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>BAŞVURULAR ŞAHSEN YAPILIYOR</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Glütensiz gıda desteğinden yararlanmak isteyen çölyak hastalarının, çölyak tanısını gösteren sağlık belgeleriyle birlikte Antalya Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’na veya Antalya Büyükşehir Belediyesi Aile Eğitim ve Sosyal Hizmet Merkezleri’ne şahsen başvuruda bulunmaları gerekiyor. </span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-colyak-hastalarina-umut-olan-destek-640868">Büyükşehir&#8217;den çölyak hastalarına umut olan destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanserden Yaşlanmaya, Yapay Zekadan &#8220;Kopya Organlara&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanserden-yaslanmaya-yapay-zekadan-kopya-organlara-640859</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[kopya]]></category>
		<category><![CDATA[Mitokondri]]></category>
		<category><![CDATA[organlara]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmaya]]></category>
		<category><![CDATA[zekadan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640859</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acıbadem Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü ev sahipliğinde düzenlenen “Ege Bölgesi Moleküler Biyoloji Sempozyumu 2026”, Türkiye ve Yunanistan’ın önde gelen bilim insanlarını İstanbul’da bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserden-yaslanmaya-yapay-zekadan-kopya-organlara-640859">Kanserden Yaşlanmaya, Yapay Zekadan &#8220;Kopya Organlara&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><strong><em>Acıbadem Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü ev sahipliğinde düzenlenen “Ege Bölgesi Moleküler Biyoloji Sempozyumu 2026”, Türkiye ve Yunanistan’ın önde gelen bilim insanlarını İstanbul’da bir araya getirdi. Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Batu Erman’ın başkanlığında gerçekleştirilen iki günlük bilim şöleninde, moleküler biyoloji ve genetik alanında son yılların en dikkat çekici araştırmaları ele alındı. Moleküler biyoloji ve genetikte geleceği şekillendirecek araştırmalar, kanser tedavilerinden sağlıklı yaşlanmaya uzanan çarpıcı gelişmelerle masaya yatırıldı.</em></strong></b></p>
<p><strong><em>Kanser biyolojisinden yapay zeka destekli ilaç geliştirmeye, yaşlanmanın moleküler mekanizmalarından organoid teknolojilerine, mitokondri araştırmalarından yeni nesil hücresel tedavilere kadar geniş bir yelpazede gerçekleştirilen sunumlar, tıp ve biyoteknolojide yaşanan hızlı dönüşümü gözler önüne serdi. Boğaziçi Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi ve Yunanistan’ın önde gelen araştırma merkezlerinden gelen uzmanlar, geleceğin sağlık teknolojilerini ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarını ele aldı… </em></strong></p>
<p>Etkinliğin temel amacının Türkiye ve Yunanistan’daki araştırmacıları ortak bilimsel hedefler etrafında buluşturmak olduğunu belirten Sempozyum Başkanı Prof. Dr. Batu Erman, “Bu sempozyumda Türkiye’de moleküler biyoloji alanında önemli çalışmalar yürüten bilim insanlarını, Yunanistan’daki araştırmacılarla bir araya getirmeye çalıştık. Boğaziçi, Bilkent, Koç ve Gebze Teknik Üniversitelerinden değerli bilim insanları katıldı. Acıbadem Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen sempozyum boyunca katılımcılar kendi alanlarındaki en güncel bilimsel çalışmalarını paylaştılar. İki gün boyunca gerçek anlamda bir bilim şöleni yaşandı” diyor. </p>
<p>Prof. Dr. Batu Erman, sempozyumun yalnızca mevcut araştırmaların paylaşılması açısından değil, yeni iş birliklerinin kurulması bakımından da önemli olduğunu vurgulayarak, “Kanserden nörodejeneratif hastalıklara, bağışıklık sistemi bozukluklarından yaşlanma biyolojisine kadar pek çok konuda çalışan araştırmacılar bir araya gelerek ortak çalışma alanları oluşturma fırsatı yakaladı” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><b><strong>Kanser Araştırmalarında Yeni Dönem: CAR-T ve Hücresel Tedaviler Umut Veriyor</strong></b></p>
<p>Sempozyumun öne çıkan başlıklarından biri kanser biyolojisi ve yeni nesil immünoterapi teknolojileri oldu. Prof. Dr. Batu Erman, özellikle pankreas kanserinde kritik rol oynayan KRAS onkogenine ilişkin araştırmaların ve yeni hücresel tedavi yaklaşımlarının büyük ilgi gördüğünü belirterek, “Kanserde çok önemli bir onkogen olan KRAS geninin pankreatik kanser hücrelerini nasıl etkilediğiyle ilgili araştırmalar umut vaat ediyor. Bunun yanında sempozyumda bizim de geliştirdiğimiz CAR-T hücre tedavileri ve yeni nesil hücresel tedaviler ele alındı. Bunlar kanser immünoterapisinde çığır açan teknolojiler” diyor. </p>
<p>CAR-T ve NK hücre tedavilerinin kişiselleştirilmiş tıbbın en güçlü örneklerinden biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Batu Erman, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Hastanın kanından alınan bağışıklık hücreleri laboratuvar ortamında genetik olarak modifiye edilerek kansere saldıracak hale getiriliyor ve yeniden hastaya veriliyor. Bu hücreler tümöre çok etkili şekilde saldırabiliyor. Özellikle lenfoma tedavisinde son derece başarılı sonuçlar elde edildiğini biliyoruz. Üniversitemiz de CAR-T araştırmalarının öncü merkezlerinden biri konumunda”. </p>
<p><b><strong>Gelecekte Hedef, Kişiye Özel Kanser Tedavileri</strong></b></p>
<p>Kanser tedavisinde son yıllarda adeta bir devrim yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Batu Erman, önümüzdeki yıllarda hücresel tedavilerin yalnızca kan kanserlerinde değil, solid tümörlerde de yaygınlaşacağını söylüyor: “Beş yıl önce bulunduğumuz noktada değiliz artık. Bilim ve teknoloji olağanüstü hızla ilerliyor. Şu anda hücresel tedaviler lenfoma gibi kan kanserlerini kontrol altına almakta ve hatta tamamen ortadan kaldırmakta son derece başarılı. Önümüzdeki 5-10 yıl içinde kolon, meme, pankreas, yumurtalık kanseri gibi solid tümörlerde ve nöroblastom gibi beyin tümörlerinde de bu tedavilerin etkili şekilde kullanılmasını hedefliyoruz. Tüm araştırmaların ortak hedefi aslında kişiselleştirilmiş ve daha etkili tedavi yöntemleri geliştirmek. Artık tümöre özel tedaviler geliştirebiliyoruz. Geleceğin tıbbı kişiye özel tedavi olacak”… </p>
<p><b><strong>Yaşlanmanın Şifresi Mitokondrilerde Saklı</strong></b></p>
<p>Sempozyumun dikkat çeken konularından biri de yaşlanma biyolojisi ve mitokondri araştırmaları oldu. Yunanistan Foundation for Research and Technology-Hellas (FORTH) bünyesinde çalışmalarını sürdüren dünyanın önde gelen yaşlanma biyolojisi araştırmacılarından Prof. Dr. Nektarios Tavernarakis, mitokondrilerin yalnızca hücrelerin enerji kaynağı olmadığını vurgulayarak, “Mitokondriler genellikle hücrelerimizin enerji santralleri olarak tanımlanır. Ancak araştırmalarımız gösteriyor ki mitokondriler bundan çok daha fazlasıdır. Yaşlanma sürecinin merkezinde yer alırlar ve karmaşık yaşamın ortaya çıkmasında kritik rol oynarlar” diyor.</p>
<p>Mitokondrilerde meydana gelen bozulmaların Alzheimer ve kalp hastalıkları gibi yaşa bağlı rahatsızlıklara zemin hazırladığını belirten Prof. Dr. Nektarios Tavernarakis, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Hasar görmüş veya işlevini kaybetmiş mitokondriler hücre içerisinde adeta bir çöp birikimine yol açar. Bu durum enerji üretiminde aksamalara ve kronik iltihaplanmaya neden olur. Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklarda gördüğümüz pek çok mekanizmanın temelinde bu süreç yer alıyor”…</p>
<p>Araştırmalarının en önemli sonuçlarından birinin mitofaji olarak adlandırılan biyolojik geri dönüşüm mekanizmasının aydınlatılması olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nektarios Tavernarakis, “Yeni mitokondrilerin oluşumu ile eski ve hasarlı mitokondrilerin temizlenmesi arasında son derece hassas bir denge bulunuyor. Bu sistemi yöneten moleküler sinyalleri anlamamız, gelecekte yaşlanan hücreleri yeniden canlandırabilecek tedavilerin geliştirilmesine kapı açıyor” diyor. </p>
<p>Prof. Dr. Batu Erman da yaşlanma araştırmalarındaki hızlı ilerlemeye dikkat çekerek şu değerlendirmede bulunuyor: “Her hücremizin içindeki mitokondriler sağlıklı yaşamamızda kritik rol oynuyor. Önümüzdeki 5-10 yıl içerisinde mitokondrileri hedefleyen ilaçların geliştirilmesiyle daha uzun yaşamak ve daha sağlıklı yaşlanmak mümkün olabilecek. Hastalıklara karşı daha dirençli bireyler haline gelebileceğiz”…</p>
<p><strong>DNA’daki İzleri Takip Ederek Hastalıkların Nedenleri Anlaşılıyor </strong></p>
<p>Sempozyumun uluslararası konuşmacılarından, Yunanistan’ın en büyük araştırma kuruluşu Foundation for Research and Technology’nin (FORTH) Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Enstitüsü’nde görev yapan Prof. Dr. Alexandros Pittis ise yaşamın kökenine ilişkin araştırmalarını katılımcılarla paylaştı.</p>
<p>Genom verilerini kullanarak yaşamın evrimsel geçmişini araştırdığını belirten Prof. Dr. Alexandros Pittis, “Çalışmalarımızda DNA’nın dijital planını kullanarak yaşamın nasıl ortaya çıktığına ve evrimleştiğine dair önemli sorulara yanıt arıyoruz. Basit mantarlardan karmaşık hayvanlara kadar çok farklı canlıların genomlarını karşılaştırarak sinir sistemi veya enerji üretiminden sorumlu mitokondriler gibi büyük biyolojik yeniliklerin tarih boyunca nasıl ortaya çıktığını inceliyoruz” diyor.</p>
<p>Araştırmalarını “moleküler arkeoloji” olarak tanımlayan Prof. Dr. Alexandros Pittis, şöyle devam ediyor: “Biz fosil kazısı yapan arkeologlar gibi toprağı kazmıyoruz. Bunun yerine devasa genetik veri yığınlarının içinde kazı yapıyoruz. Beynimizin çalışmasını sağlayan ya da hücrelerimizin enerji üretmesini mümkün kılan çok eski genetik araçları ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Bu biyolojik yapıların nereden geldiğini anlamak, bugün neden bu şekilde çalıştıklarını ve gelecekte nasıl değişebileceklerini anlamamıza yardımcı oluyor”…</p>
<p><b><strong>Mantar Araştırmaları Yeni Tedavilere Kapı Açabilir</strong></b></p>
<p>Sempozyumda Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Dilay Hazal Ayhan’ın yürüttüğü mantar (fungus) araştırmaları da ilgi gördü. Araştırmalar kapsamında hem bitkileri hem de insanları enfekte edebilen fungus türlerinin genomlarını incelediklerine değinen Dr. Öğretim Üyesi Dilay Hazal Ayhan, “Özellikle çiftçiler açısından ciddi ekonomik kayıplara neden olan mantar türlerinin DNA yapısında bulunan genlerin, canlıların hangi konakçıları enfekte edeceğini belirlediğini ortaya koymaya çalışıyoruz. Yeni nesil genom dizileme ve biyoinformatik yöntemleri kullanarak yürüttüğümüz çalışmalar sayesinde enfeksiyonlara neden olan kritik genlerin belirlenmesini ve gelecekte bu genleri hedef alan yeni ilaçların geliştirilmesini hedefliyoruz” diyor.</p>
<p><b><strong>Organoid Teknolojisi Hayvan Deneylerine Alternatif Sunuyor</strong></b></p>
<p>Sempozyumda öne çıkan bir diğer konu ise organoid teknolojileri oldu. Organoidler, insan hücrelerinden laboratuvar ortamında oluşturulan ve gerçek organların küçük birer kopyası gibi davranan “mini organlar”dır. Bu sayede ilaçlar ve tedaviler hayvanlar üzerinde değil, doğrudan bu mini organlar üzerinde test edilebiliyor. Özellikle karaciğer ve bağırsak organoidleri üzerinde yapılan çalışmalar umut vaat ediyor. Hastalardan alınan hücrelerin laboratuvar ortamında minyatür organlara dönüştürülmesi sayesinde ilaçların doğrudan bu modeller üzerinde test edilebildiğini söyleyen uzmanlar, bu yöntem sayesinde hem hayvan deneylerinin azaltılması hem de hastaya özel tedavi seçeneklerinin önceden değerlendirilmesinin mümkün hale geldiğine dikkat çekiyorlar. Ayrıca organoid modeller kullanılarak kanserin nasıl geliştiği daha iyi anlaşılabiliyor ve tedavi stratejileri daha etkin biçimde tasarlanabiliyor…</p>
<p><strong>Yapay Zeka İlaç Geliştirme Süreçlerini Hızlandırıyor</strong></p>
<p>Yapay zekanın sağlık alanındaki yükselen rolünden söz eden Prof. Dr. Batu Erman, yapay zekanın artık yalnızca tanı süreçlerinde değil, yeni ilaç moleküllerinin tasarımında da aktif olarak kullanıldığını belirtiyor: “Yapay zeka sayesinde proteinlerin üç boyutlu yapılarını tahmin edebiliyor, bu proteinlere bağlanacak yeni moleküller tasarlayabiliyoruz. Hatta doğada bulunmayan moleküller geliştirerek bunların hücreler üzerindeki etkilerini araştırıyoruz. Geçmişte örneğin 5-6 yıl süren bazı araştırmaları bugün bilgisayar ortamında 10 dakika içerisinde gerçekleştirebiliyoruz. Yapay zekanın araştırmalara kazandırdığı hız, önümüzdeki yıllarda kanser tedavileri başta olmak üzere birçok alanda çığır açıcı sonuçlar doğuracak”…</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserden-yaslanmaya-yapay-zekadan-kopya-organlara-640859">Kanserden Yaşlanmaya, Yapay Zekadan &#8220;Kopya Organlara&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilinçsiz Vitamin ve Takviye Kullanımı Hasta Ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bilincsiz-vitamin-ve-takviye-kullanimi-hasta-ediyor-640814</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:38:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçsiz]]></category>
		<category><![CDATA[doz]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[takviye]]></category>
		<category><![CDATA[Takviye Kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde vitamin ve takviye ürünlerine ilgi hızla artıyor. Ancak bilinçsiz vitamin ve takviye kullanımı sağlık açısından risk oluşturabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bilincsiz-vitamin-ve-takviye-kullanimi-hasta-ediyor-640814">Bilinçsiz Vitamin ve Takviye Kullanımı Hasta Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde vitamin ve takviye ürünlerine ilgi hızla artıyor. Ancak bilinçsiz vitamin ve takviye kullanımı sağlık açısından risk oluşturabiliyor. Takviyelerin gerekli durumlarda ve hekim kontrolünde kullanılması gerekiyor. Yoğun yaşam temposu, stres ve daha sağlıklı olma isteği, vitamin ve takviye ürünlerine yönelimi artırıyor. Sağlıklı yaşam için öncelikle sağlıklı beslenme, düzenli yaşam ve temel koruyucu sağlık önlemlerinin alınması önem taşıyor. Memorial Ankara Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Akçay, doğru vitamin ve takviye kullanımı hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>En sık D vitamini ve B vitamini eksikliği görülüyor</strong></p>
<p>Toplumda en yaygın görülen eksikliklerin başında D vitamini ve B grubu vitaminleri gelmektedir. Vitamin eksiklikleri genellikle halsizlik, çabuk yorulma ve odaklanma güçlüğü gibi belirtilerle ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Test yaptırmadan takviye kullanmayın</strong></p>
<p>Vitaminlerin de birer kimyasal madde olduğu unutulmamalıdır. Gelişigüzel kullanım fayda sağlamayabileceği gibi yan etkilere de yol açabilmektedir. Takviye kullanımına başlamadan önce hekim değerlendirmesi önerilmektedir. </p>
<p><strong>Takviye ihtiyacı duyulan gruplar;</strong></p>
<p>Sağlıklı yemek seçimi yapamayacak yaşta olan gelişim çağındaki çocuklar ve ileri yaştaki bireyler en sık vitamin eksiliğine maruz kalırlar. Bunların dışında;</p>
<ul>
<li>Gebeler ve emziren anneler</li>
<li>Düzenli ilaç kullananlar</li>
<li>Veganlar ya da özel diyet uygulayanlar</li>
<li>Önceden var olan eksikliklerle gelen yeni göçmenler</li>
<li>Önemli yoksulluk yaşayanlar</li>
<li>Alkol kullanım bozukluğu olanlar</li>
<li>Bağırsak emilim bozukluğu olanlar</li>
<li>Sınırlı güneş ışığına maruz kalanlar</li>
<li>Mide ve bağırsak cerrahisi öyküsü olanlar</li>
<li>Zayıflama iğneleri kullananlar</li>
<li>Doğuştan metabolizma bozuklukları olan hastalar</li>
<li>Hemodiyalize giren hastalar gibi çeşitli özel hasta gruplarında görülür</li>
</ul>
<p><strong>“Doğal” olması güvenli olduğu anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>Bitkisel veya doğal olarak pazarlanan ürünlerin tamamı güvenli olmayabilir. Birçok takviyenin etkinlik ve güvenilirliğine ilişkin bilimsel verilerin sınırlı olduğu bilinmektedir. </p>
<p><strong>Fazla vitamin sağlığı tehdit edebilir</strong></p>
<p>Özel mağazalardan, internetten ve hatta eczanelerden temin edilebilen çok yüksek etkili vitaminleri alan kişilerde, tek tek vitaminlerin zararlı seviyelerine kolayca ulaşılabilir. Hap başına doz yüksek olmasa bile, çok sayıda hap alınarak da yüksek dozlara ulaşılabilir. Suda çözünen vitaminler (B ve C vitaminleri) vücutta birikmediği için genellikle yüksek dozlarda zararsızdır ve yan etkiler yalnızca önerilen günlük alım miktarının binlerce katı dozlarda ortaya çıkar. Ancak önerilen dozun 10-25 katı dozda C vitamini alındıktan sonra böbrek taşı riski artmaktadır.</p>
<p>Yağda çözünen vitaminler (A, D, E, K vitaminleri) vücutta birikme yapabildikleri için suda çözünen vitaminlerden daha fazla zararlı etkilere sahiptir. D vitamini, bazı kişilerde günlük 4000 ünite (önerilen üst sınır) kadar düşük dozlarda bile kanda kalsiyum seviyelerinin artmasına ve böbrek taşı gelişimine neden olabilir. Gebelikte A vitamini, önerilen günlük alım miktarının birkaç katı kadar düşük dozlarda bile teratojeniktir. A vitaminin sigara içme veya asbest maruziyeti nedeniyle yüksek risk altında olan yetişkinlerde akciğer kanseri riskini artırdığı görülmektedir. Günlük 400 ünitenin üzerindeki E vitamini takviyesinin tüm nedenlere bağlı ölüm oranında artışla ilişkili olabileceğine dair endişeler vardır.</p>
<p><strong>Takviyeler mucize değil</strong></p>
<p>Vitamin ve mineral takviyelerinin kilo verme, enerji artırma veya genç kalma konusunda sağlıklı bireylerde belirgin bir fayda sağladığı bilimsel olarak kanıtlanmış değil. Dengeli beslenen kişilerde rutin takviye kullanımı genellikle önerilmemektedir. Mevsim değişikliklerinde de herkesin vitamin kullanması gerekmez. Takviye ihtiyacının kişiye özel değerlendirilmesi gerekmektedir. </p>
<p><strong>Öncelik sağlıklı yaşam olmalı</strong></p>
<p>Vitamin eksikliklerini önlemede en etkili yöntem dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli güneş ışığı ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmaktır. Takviye kullanımı ise yalnızca gerekli görülen durumlarda doktor kontrolünde planlanmalıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bilincsiz-vitamin-ve-takviye-kullanimi-hasta-ediyor-640814">Bilinçsiz Vitamin ve Takviye Kullanımı Hasta Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demansta &#8216;Saat çizim testi&#8217; bazı hastalarda bozulmaları yakalayabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/demansta-saat-cizim-testi-bazi-hastalarda-bozulmalari-yakalayabiliyor-640811</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:38:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[bellek]]></category>
		<category><![CDATA[bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel]]></category>
		<category><![CDATA[bozulmaları]]></category>
		<category><![CDATA[çizim]]></category>
		<category><![CDATA[demansta]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarda]]></category>
		<category><![CDATA[İşlev]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[şebekesi]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[testi]]></category>
		<category><![CDATA[testler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640811</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöropsikolog Dr. İnci Birincioğlu, demansın erken tanısında nöropsikolojik testlerin ve bilişsel değerlendirmelerin, beynin farklı işlev ağlarındaki bozulmaları ortaya çıkararak tanıya nasıl katkı sağladığı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/demansta-saat-cizim-testi-bazi-hastalarda-bozulmalari-yakalayabiliyor-640811">Demansta &#8216;Saat çizim testi&#8217; bazı hastalarda bozulmaları yakalayabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöropsikolog Dr. İnci Birincioğlu, demansın erken tanısında nöropsikolojik testlerin ve bilişsel değerlendirmelerin, beynin farklı işlev ağlarındaki bozulmaları ortaya çıkararak tanıya nasıl katkı sağladığı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Demansın erken tanısı, çok yönlü değerlendirmeyi gerektirir!</strong></p>
<p>Demansın erken tanısının nöroanatomik görüntüleme, elektrofizyolojik değerlendirmeler, genetik analizler ve nöropsikolojik incelemelerin birlikte ele alınmasını gerektirdiğini ifade eden Dr. İnci Birincioğlu, “Nöropsikolojik profil, farklı nörodejeneratif hastalıkların erken evrede ortaya çıkan bilişsel değişimlerini belirleyerek tanı sürecine önemli katkı sağlar.” dedi.</p>
<p>Nörodejeneratif hastalıkların başlangıçta belirli beyin bölgelerinde işlev kaybıyla ortaya çıktığını kaydeden Dr. Birincioğlu, “Hastalık ilerledikçe bu bozukluklar farklı alanlara yayılır ve sonuçta yaygın beyin atrofisi gelişir. Bu nedenle nöropsikolojik testler özellikle erken ve orta evrede değerli bilgiler sunar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Demansın temel özellikleri; sinsi başlangıç, yavaş ve ilerleyici seyir…</strong></p>
<p>Demans sendromlarının üç temel özellikle tanımlandığını aktaran Dr. İnci Birincioğlu, “Sinsi başlangıç göstermesi, yavaş ilerlemesi ve progresif bir seyir izlemesi temel özellikleridir. Hastalığın ilk belirtileri ise yürütücü işlev bozukluğu, dil kaybı (afazi), bellek bozukluğu, görsel-mekânsal işlevlerde bozulma veya apraksi şeklinde ortaya çıkabilir. Bu belirtilerin hangi ağda başladığı, altta yatan nörodejeneratif sürecin anlaşılmasına yardımcı olur.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Erken dönemde demans saat çizim testiyle fark edilebilir!</strong></p>
<p>Nöropsikolojik incelemelerin temel olarak yürütücü işlevler şebekesi (prefrontal korteks), dil şebekesi, bellek şebekesi (limbik sistem), ‘Ne?’ şebekesi (nesne ve yüz tanıma), ‘Nerede?’ şebekesi (uzamsal algı) gibi beş bilişsel ağı değerlendirdiğine işaret eden Dr. İnci Birincioğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Frontal lob işlevlerinin değerlendirilmesinde dikkat, çalışma belleği, sözel akıcılık, inhibisyon, bilişsel esneklik ve soyutlama becerileri incelenir. Sözel akıcılık testleri erken tanıda önemli bilgiler sunar. Kategori akıcılığının (örneğin hayvan isimleri) harf akıcılığına göre daha fazla bozulması Alzheimer hastalığını düşündürebilir. Buna karşılık kural sürdürme güçlükleri, perseverasyon ve disinhibisyon daha çok frontal sistem bozukluklarında görülür. Soyutlama becerisindeki hafif bozulmalar da hafif bilişsel bozukluğun erken göstergelerinden biridir.</p>
<p>Saat çizim testi hem kolay uygulanabilir olması hem de çok sayıda bilişsel işlev hakkında bilgi vermesi nedeniyle önemli bir tarama aracıdır. Planlama, zaman kavramı, soyutlama ve yürütücü işlevlerdeki bozulmalar saat çiziminde erken dönemde fark edilebilir. Bazı hastalarda mini-mental test puanları normal sınırlarda olmasına rağmen saat çizimindeki bozukluklar dikkat çekici olabilir.”</p>
<p><strong>İpuçları verilse bile hatırlanamayan bilgiler, Alzheimer’ın erken habercisi olabilir!</strong></p>
<p>Dil işlevlerinin adlandırma, anlama, konuşma üretimi, tekrarlama, okuma ve yazma becerilerini içerdiğini hatırlatan Dr. İnci Birincioğlu, “Dil değerlendirmesinde en sık kullanılan araçlardan biri Boston Adlandırma Testi’dir. Adlandırma güçlüğü (anomi), ilerleyici afazi tiplerinde ortak görülen önemli bir belirtidir.” dedi.</p>
<p>Hangi dil işlevlerinin korunduğu veya bozulduğunun, hastalığın nöroanatomik yerleşimi hakkında önemli bilgiler verdiğini dile getiren Dr. Birincioğlu, “Bellek değerlendirmesinde ise sözel ve görsel bellek testleri kullanılır. Sözel bellek testlerinde bireye belirli sayıda kelime öğretilir ve kısa süre sonra bunları hatırlaması istenir. Burada yalnızca öğrenme düzeyi değil, bilginin uzun süreli belleğe kaydedilip kaydedilemediği de değerlendirilir. İpucuyla hatırlanabilen unutkanlıklar dikkat sorunlarına bağlı olabilirken, ipuçlarına rağmen hatırlanamayan bilgiler hipokampal kayıt bozukluğunu düşündürür. Bu durum Alzheimer hastalığının erken evrelerinde sık görülür.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Demans, yüzleri tanıyamama ve mekânsal algı bozukluklarıyla da kendini gösterebilir!</strong></p>
<p>‘Ne?’ Şebekesi sisteminin nesne ve yüz tanımayı sağladığına değinen Dr. İnci Birincioğlu, “Yüz tanıma testleri ve nesne tanıma değerlendirmeleri kullanılarak kişinin görsel bilgiyi anlamlandırma kapasitesi ölçülür. Bu alandaki bozukluklar agnozi olarak adlandırılır ve özellikle posterior kortikal bölgelerin etkilenmesiyle ortaya çıkabilir.” dedi.</p>
<p>‘Nerede?’ Şebekesinin ise uzamsal algı ve görsel-mekânsal organizasyon becerilerini yöneten ağ olduğuna işaret eden Dr. Birincioğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çizgi yönü belirleme testleri, şekil kopyalama görevleri ve yapılandırma testleri kullanılarak kişinin kendi bedeni ile dış dünya arasındaki mekânsal ilişkiyi kurabilme becerisi değerlendirilir. Bu sistemdeki bozukluklar ihmal sendromu, Balint sendromu veya Gerstmann sendromu gibi klinik tablolarla ilişkili olabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/demansta-saat-cizim-testi-bazi-hastalarda-bozulmalari-yakalayabiliyor-640811">Demansta &#8216;Saat çizim testi&#8217; bazı hastalarda bozulmaları yakalayabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınava saatler kala kritik &#8216;beslenme&#8217; uyarısı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sinava-saatler-kala-kritik-beslenme-uyarisi-640805</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:38:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[kala]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[saatler]]></category>
		<category><![CDATA[satılan]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sınava]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[ürünleri]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<category><![CDATA[Yiyecek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640805</guid>

					<description><![CDATA[<p>Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavına saatler kala yurt genelinde etkisini sürdüren sıcak hava, başta gıda zehirlenmesi olmak üzere bazı riskleri beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinava-saatler-kala-kritik-beslenme-uyarisi-640805">Sınava saatler kala kritik &#8216;beslenme&#8217; uyarısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavına saatler kala yurt genelinde etkisini sürdüren sıcak hava, başta gıda zehirlenmesi olmak üzere bazı riskleri beraberinde getiriyor<strong>. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade </strong>“LGS öncesine denk gelen aşırı sıcaklarda yeterli su tüketimi, güneş altında uzun süre kalmaktan kaçınılması ve dışarıda beklemiş gıdaların tüketilmemesi son derece önem taşıyor. Yüksek sıcaklıklar; özellikle tavuk, et, süt ve yumurta içeren ürünlerde bozulma riskini artırırken, buna bağlı gelişebilecek mide-bağırsak sorunları öğrencilerin sınav öncesindeki fiziksel ve zihinsel performansını olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle hem güvenilir kaynaklardan beslenmek hem de sindirimi zorlayabilecek yiyeceklerden uzak durmak gerekiyor” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade, LGS öncesi uzak durulması gereken besinleri ve sağlıklı beslenmenin püf noktalarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Açıkta satılan tavuk ve et ürünleri </strong></p>
<p>Tavuk ve et ürünleri, sıcak havalarda en hızlı bozulan ve risk oluşturan besin gruplarının başında geliyor. Uygun sıcaklıkta saklanmayan veya uzun süre dışarıda bekletilen ürünlerde bakteri üremesi hızlanıyor. Özellikle dışarıda satılan ve saklama koşullarından emin olunamayan tavuk ve et ürünlerinin tüketiminden kaçınılması büyük önem taşır. </p>
<p><strong>Mayonezli ve kremalı ürünler</strong></p>
<p>Mayonez, krema ve süt bazlı soslar sıcak hava koşullarında çabuk bozulur. Uzun süre dışarıda bekleyen sandviçler, salatalar ve kremalı tatlılar sindirim sistemi şikayetlerine neden olabilir. Bu nedenle tazeliğinden emin olunmayan ve açıkta satılan ürünlerin tüketilmemesi gerekir. </p>
<p><strong>Açıkta satılan gıdalar</strong></p>
<p>Açıkta satılan yiyecekler yalnızca sıcaklıktan değil; toz, kir ve çevresel mikroorganizmalardan da etkilenebiliyor. Hijyen koşullarının yeterince kontrol edilemediği bu ürünler, özellikle sınav öncesinde sağlık riski oluşturabilir.</p>
<p><strong>Ağır yağlı ve kızartılmış besinler </strong></p>
<p>Kızartmalar ve yüksek yağ içeren fast-food ürünleri mideyi yorarak sindirimi zorlaştırabiliyor. Şişkinlik, mide yanması ve rahatsızlık hissi oluşturabilen bu besinler aynı zamanda gün içinde enerji düşüklüğüne de neden olabiliyor. Sınav öncesinde daha hafif ve dengeli öğünlerin tercih edilmesi önemlidir.</p>
<p><strong>Aşırı şeker içeren atıştırmalıklar </strong></p>
<p>Şekerli yiyecekler kısa süreli enerji artışı sağlasa da kan şekerinde hızlı dalgalanmalara yol açabiliyor. Bu durum dikkat süresinde azalma, yorgunluk hissi ve odaklanma güçlüğü oluşturabiliyor. Ara öğünlerde taze meyve, süt veya yoğurt gibi seçenekler daha dengeli bir tercih olacaktır.</p>
<p><strong>İlk kez denenecek besinler</strong></p>
<p>Sınav öncesinde, geçmişte tüketilmeyen yiyeceklere yönelmek sindirim sistemi açısından risk oluşturabilir. Beklenmedik mide rahatsızlıkları veya alerjik reaksiyonların önüne geçebilmek için alışılmış ve güvenilir besinlerin tercih edilmesi daha doğru olacaktır.</p>
<p>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</p>
<p>Sağlıklı bir sınav için beslenme önerileri</p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade “Doğru beslenmek, yeterli su tüketmek ve uyku düzenini korumak; öğrencinin kendini daha enerjik, rahat ve odaklanmış hissetmesine katkı sağlar” derken, sınav öncesi sağlıklı beslenmenin 9 püf noktasını şöyle sıralıyor;   </p>
<p>• Düzenli ve dengeli beslenin.</p>
<p>• Öğünlerde yeterli protein tüketin. </p>
<p>•Kahvaltıda yumurta, peynir, domates, salatalık, yeşillik, zeytin, ceviz, pekmez ve tam tahıllı ekmek gibi kompleks karbonhidratlar tüketin. </p>
<p>• Gün boyunca yeterli miktarda su tüketin.</p>
<p>• Aşırı şekerli yiyecek ve içeceklerden kaçının.</p>
<p>• Sınav öncesinde yeni bir diyet programına başlamayın.</p>
<p>• Doktor veya diyetisyen önerisi olmadan takviye ürün kullanmayın.</p>
<p>• Sebze ve meyvelerle lif alımını destekleyin.</p>
<p>• Sınav sabahı kahvaltı yapın.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinava-saatler-kala-kritik-beslenme-uyarisi-640805">Sınava saatler kala kritik &#8216;beslenme&#8217; uyarısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yoğun iş temposunda sağlıklı beslenme düzeni için 10 öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yogun-is-temposunda-saglikli-beslenme-duzeni-icin-10-oneri-640793</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:37:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[temposunda]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yerine]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640793</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yoğun iş temposu, dengeli ve düzenli beslenmeyi sürdürmeyi birçok kişi için zorlaştırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yogun-is-temposunda-saglikli-beslenme-duzeni-icin-10-oneri-640793">Yoğun iş temposunda sağlıklı beslenme düzeni için 10 öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yoğun iş temposu, dengeli ve düzenli beslenmeyi sürdürmeyi birçok kişi için zorlaştırıyor. Toplantılar, uzun çalışma saatleri ve yolda geçen zaman nedeniyle öğünlerin sıklıkla aksayabildiğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Bu yoğunluk sonucunda öğün atlama, günü yalnızca kahveyle geçirme, akşam saatlerinde fazla yeme ve işlenmiş gıdalara yönelme gibi alışkanlıklar ortaya çıkabiliyor. Oysa gün içinde yeterli protein, lif ve su tüketmek; enerji seviyesini, odaklanmayı ve kilo kontrolünü destekliyor. Uzun süre aç kalmak ise tatlı isteğini artırırken porsiyon kontrolünü zorlaştırabiliyor” dedi.</strong></p>
<p>Hızlı iş temposuna sahip kişiler için her gün aynı saatlerde kahvaltı, öğle ve akşam yemeği tüketmek çoğu zaman mümkün olmayabiliyor. Bu nedenle katı kurallar yerine sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları geliştirmek daha önemli diyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Buradaki temel hedef, gün boyunca vücudu uzun süre aç bırakmadan gerekli besin öğelerini karşılayabilmek. Çantada ya da ofis çekmecesinde bulundurulabilecek yoğurt, kefir, taze meyve, çiğ kuruyemiş veya tam tahıllı sandviç gibi seçenekler pratik çözümler arasında. Protein ve lif açısından zengin bu ara öğünler, kan şekerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı olurken enerji düşüşlerini azaltıyor ve akşam saatlerinde ortaya çıkabilen aşırı yeme eğiliminin önüne geçebiliyor” bilgilerini verdi.</p>
<p><strong>Yoğun iş temposunda sağlıklı beslenmeyi sürdürebilmek için 10 tavsiye:</strong></p>
<ol>
<li>Enerji düşüşü yaşandığında şekerli atıştırmalıklar yerine protein ve lif içeren ara öğünler tercih edin.</li>
<li>Kahve tüketiminde miktar kontrolünü koruyun. Kahvenin yanında şekerli bisküvi, çikolata veya hamur işleri yerine daha dengeli seçeneklere yönelin.</li>
<li>Her fincan kahvenin yanında bir bardak su içerek günlük sıvı alımını destekleyin.</li>
<li>İş yemekleri ve sosyal buluşmalarda “ya hep ya hiç” yaklaşımı yerine porsiyon kontrolüne odaklanın.</li>
<li>Menü seçerken kızartmalar yerine ızgara, fırın veya haşlama yöntemleriyle hazırlanan yemekleri tercih edin.</li>
<li>Tabağın yarısını sebzelerle tamamlayın, sosları ayrı isteyin ve karbonhidrat porsiyonlarını sınırlandırın.</li>
<li>Tatlı isteği geldiğinde önce gerçekten aç olup olmadığınızı değerlendirin. Su içmek, kısa bir yürüyüş yapmak veya nefes molası vermek bu istekle baş etme noktasında yardımcı olabilir.</li>
<li>Alışveriş yaparken “fit”, “light” veya “şekersiz” ifadelerine güvenmeyin. Ürünün içerik listesini ve eklenmiş şeker miktarını kontrol edin. Protein ve lif açısından zengin ürünleri tercih edin.</li>
<li>Alışverişe aç çıkmamaya özen gösterin. Açlık hissi plansız ve yüksek kalorili seçimleri artırabilir. </li>
<li>Hafta sonu kısa bir hazırlık yaparak sebzeleri doğrayın, baklagilleri porsiyonlayın ve sağlıklı alternatifleri hazır bulundurun. Böylece yoğun günlerde plansız ve sağlıksız seçimlerin önüne geçebilirsiniz.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yogun-is-temposunda-saglikli-beslenme-duzeni-icin-10-oneri-640793">Yoğun iş temposunda sağlıklı beslenme düzeni için 10 öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tünel kazalarında panik zincirleme risk oluşturuyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tunel-kazalarinda-panik-zincirleme-risk-olusturuyor-640754</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:36:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[kaza]]></category>
		<category><![CDATA[kazalarında]]></category>
		<category><![CDATA[oluşturuyor]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Şener]]></category>
		<category><![CDATA[panik]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[tünel]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[zincirleme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640754</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi, Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, tünel kazalarının neden daha kritik olduğunu ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tunel-kazalarinda-panik-zincirleme-risk-olusturuyor-640754">Tünel kazalarında panik zincirleme risk oluşturuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi, Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, tünel kazalarının neden daha kritik olduğunu ele aldı.</p>
<p><strong>Tünellerde yaşanan kazalar</strong> <strong>çok daha karmaşık olabiliyor</strong></p>
<p>Karayollarında meydana gelen trafik kazalarının her zaman ciddi sonuçlar doğurabildiğini dile getiren Özgür Şener, “Ancak tünellerde yaşanan kazalar, açık yollardaki kazalardan farklı olarak çok daha karmaşık olabilir. Özellikle deniz altından geçen uzun tünellerde meydana gelebilecek bir kaza; yangın, duman, görüş kaybı, maruz kalan insanların panikle güvenli olmayan davranışları, tahliye zorluğu ve ikincil çarpışmalar gibi birçok ilave olumsuz sonucu beraberinde getirebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Tünellerde küçük bir olay kısa sürede büyüyebiliyor</strong></p>
<p>Açık yollarda sürücülerin alternatif güzergâhlar ve kaçış alanları bulunduğunu hatırlatan Özgür Şener, “Açık yollarda sürücüler için kaçış alanları, alternatif güzergâhlar ve doğal havalandırma imkânları bulunurken, tüneller kapalı ve sınırlı alanlardır. Bu nedenle küçük çaplı bir olay bile kısa sürede ciddi bir güvenlik sorununa dönüşebilir.” diye konuştu. </p>
<p>Özgür Şener, tünellerde meydana gelen kazaların bazı ayırt edici özelliklerini, “Kaçış alanlarının sınırlı olması, özellikle tek yönlü tünellerde kaza bölgesi öncesinin tahliye edilememesi, sürücüler ve taşıttaki yolcuların panik haldeki davranışlarının yeni tehlikeli durumlara sebep olması, yangın söz konusu ise alevlerin ve dumanın hızla yayılmasıyla hayati tehlikeye sebep olması, hareket alanı kısıtı sebebiyle acil müdahale ekiplerinin olay yerine ulaşmasının daha zor olması, takip mesafesine yeterince dikkat edilmemesi sebebiyle zincirleme kazaların daha kolay meydana gelmesi, ortamda duman varsa görüş mesafesinin ani şekilde düşebilmesi, yangın durumunda sıcaklığın çok hızlı yükselmesi ve hayati tehlikeye sebep olmasıdır.” şeklinde anlattı. </p>
<p>Şener, bu nedenle dünya genelinde tünellerin, normal karayolu kesimlerinden daha yüksek güvenlik standartlarıyla tasarlandığını ve işletildiğini söyledi.</p>
<p><strong>Deniz altı tünellerinde çok katmanlı güvenlik sistemi bulunuyor</strong></p>
<p>Modern deniz altı tünellerinde yüksek çözünürlüklü kamera sistemleri, yapay zekâ destekli olay algılama teknolojileri, yangın algılama sistemleri, acil kaçış koridorları ve gelişmiş haberleşme altyapılarının kullanıldığını belirten Özgür Şener, şöyle devam etti:</p>
<p><strong>“</strong>Modern deniz altı tünelleri çok katmanlı güvenlik sistemleriyle donatılmaktadır. Tünelin tamamı yüksek çözünürlüklü kameralarla izlenir. Operatörler trafik akışını gerçek zamanlı olarak takip eder ve herhangi bir olağan dışı durumda anında müdahale başlatabilir. Yapay zekâ ve görüntü işleme teknolojileri sayesinde; duran araç, ters yönde giden araç, rutin akışa göre yavaşlayan trafik, şerit ihlali, duman oluşumu, yola düşen nesne veya yağ vb. sıvı dökülmesi gibi rutin dışı durumlar saniyeler içerisinde tespit edilebilmektedir. Tünellerde sıcaklık sensörleri, duman dedektörleri ve yangın algılama sistemleri bulunur. Olası yangın durumunda havalandırma sistemleri otomatik olarak devreye girerek dumanın tahliye yönünü kontrol eder. Uzun tünellerde belirli aralıklarla acil çıkış kapıları ve kaçış galerileri yer alır. Bu alanlar insanların güvenli bölgelere ulaşmasını sağlar. Acil durum telefonları, anons sistemleri ve radyo yayın entegrasyonları sayesinde sürücülere anlık bilgilendirme yapılabilir. Özellikle deniz altı tünellerinde basınç, deformasyon, su sızıntısı ve yapı hareketleri sürekli sensörlerle takip edilir. Olası riskler daha kritik seviyeye ulaşmadan tespit edilmeye çalışılır.”</p>
<p><strong>Düzenli bakım ve denetim büyük önem taşıyor</strong></p>
<p>Güvenlik sistemlerinin varlığı tek başına yeterli olmadığını, düzenli bakım ve denetimin büyük önem taşıdığını kaydeden Özgür Şener, “Uluslararası uygulamalarda; Farklı senaryoları içeren periyodik güvenlik tatbikatları yapılır. Yangın senaryoları test edilir. Kamera ve sensör sistemleri düzenli olarak kontrol edilir. Havalandırma performansı sürekli olarak ölçülür. Acil tahliye süreleri değerlendirilir. Bağımsız teknik denetimler gerçekleştirilir. Amaç, herhangi bir acil durumda sistemlerin teoride değil pratikte de çalıştığından emin olmaktır.” dedi.</p>
<p><strong>Tünel kazalarının önemli bölümü insan kaynaklı</strong></p>
<p>Araştırmaların tünel kazalarının büyük bölümünde insan faktörünün etkili olduğunu gösterdiğini dile getiren Özgür Şener, “Sürücüler tünel içerisinde mesafe algısının değişmesi nedeniyle hızlarını farkında olmadan artırabilmektedir. Kapalı ortam hissi nedeniyle sürücüler öndeki araca normalden daha yakın seyredebilmektedir. Bu durum ani frenlemelerde zincirleme kazalara yol açabilmektedir. Kapalı ve sınırları belirli bir güzergahta sürüş yapıldığı için telefon kullanımı, navigasyonla ilgilenme veya araç içi dikkat dağıtıcı unsurlar tünel içerisinde güvenli sürüşü olumsuz etkilemektedir. Tünellerde şerit değişikliği yapılması istenmemekle birlikte özellikle sabırsız sürücülerin yaptığı beklenmeyen şerit değişiklikleri ve ani ani manevralar kazalara sebep olabilmektedir.” şeklinde konuştu.  </p>
<p>Şener, motor arızaları, lastik patlamaları, akaryakıt veya elektrik tükenmesi, yük kaynaklı problemlerin de tünel içindeki plansız duruşların ve bu duruşlardan kaynaklanan olumsuz olayların önemli nedenleri arasında yer aldığını anlattı. </p>
<p> <strong>Sürücü psikolojisi güvenliği etkileyebiliyor</strong></p>
<p>Klostrofobi eğilimi bulunan kişilerde stres seviyesinin artabileceğini belirten Şener, “Yaşanan olaylardan sonra, olaya karışanlar ile yapılacak görüşmeler ile ortaya konmasının önemine inanmakla birlikte, klostrofobi eğilimi olan kişilerde stres artışının sürüşe olan olumsuz etkisi, uzun tünellerde monotonluğa bağlı dikkat azalması, yeterli veya uygun olmayan aydınlatma ve yol kenarı referans aydınlatmalarının sürücüye yeteri kadar bilgi vermemesi,  kapalı alan hissinin yarattığı gerginlikle bir an önce çıkışa ulaşma isteğinin yarattığı kontrolsüz hız, çıkış noktasına odaklanma nedeniyle çevresel farkındalığın azalması sürücü performansını olumsuz etkileyebilmektedir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Özgür Şener, tünele girişte yaşanan gün ışığından farklı bir ışık seviyesine geçişin etkisi ve yine tünel çıkışında değişen ışık seviyesi nedeniyle gözlerin ışık değişimine uyum sağlamasının da kısa süreli görüş problemlerine neden olabildiğini, sürücülerin güvenli olmayan davranışlarına sebep olabildiğini söyledi.</p>
<p> <strong>Hız limitlerine ve takip mesafesine uyulmalı</strong></p>
<p>Tünellerde güvenli sürüş için hız limitlerine uyulmasının ve güvenli takip mesafesinin korunmasının büyük önem taşıdığını belirten Şener, sürücülere şu önerilerde bulundu:</p>
<p>“Tünel içinde anons sistemi varsa, bu anonslar ve sürücü uyarıları dikkatle dinlenmeli ve bu anonslara uyulmalıdır. Tünel otoritesi tarafından belirlenmiş hız limitlerine kesinlikle uyulmalıdır. Tünel otoritesi tarafından belirlenmiş güvenli takip mesafesi korunmalı, durumsal olarak öndeki sürücülerin davranışları iyi gözlemlenerek gerekmesi durumunda takip mesafesi arttırılmalıdır. Görünürlük için farlar açık tutulmalıdır. Şerit değişikliği yapılmamalıdır. Cep telefonu ve diğer dikkat dağıtıcı cihazlar kullanılmamalıdır. Tünel girişinde ani fren yapılmamalı. Aracın akaryakıt ve enerji durumu tünele giriş öncesi kontrol edilmelidir.”</p>
<p><strong>Acil durumda panik yapılmamalı</strong></p>
<p>Olası bir kaza veya yangın durumunda sürücülerin öncelikle tünel yönetiminin anonslarını takip etmesi gerektiğini ifade eden Şener, “Varsayımlarla ve panikle değil doğru durum değerlendirmesi yapılarak güvenli ve kontrollü hareket etmeye çalışmak esastır.  En önemli konu, tünel otoritesinin anonslarına ve tünel acil durum ekiplerinin yönlendirmelerine eksiksiz uymaktır. Çünkü yetkililer yaşanan olumsuz durumun tamamını bilmekte ve değerlendirmektedir. Özellikle yangın durumunda ilk birkaç dakika kritik öneme sahiptir. İnsanların önceliği araçlarını veya araçlarında varsa kıymetli ekipman vb. kurtarmak değil, olabilecek en güvenli ve en kısa sürede güvenli bölgeye ulaşmak olmalıdır.”</p>
<p><strong>Güvenlik ortak sorumluluk</strong></p>
<p>Tünellerin mühendislik açısından dünyanın en güvenli ulaşım yapıları arasında yer aldığını belirten Özgür Şener, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tüneller, modern ulaşımın vazgeçilmez unsurlarıdır ve mühendislik açısından dünyanın en güvenli ulaşım yapıları arasında yer alırlar. Ancak bu güvenliğin sürdürülebilmesi; gelişmiş teknolojik sistemler kadar sürücülerin kurallara uyumuna da bağlıdır. Hız limitlerine uyulması, takip mesafesinin korunması ve acil durum prosedürlerinin bilinmesi, tünellerde yaşanabilecek riskleri önemli ölçüde azaltmaktadır. Özellikle deniz altı tünellerinde güvenlik yalnızca mühendislik meselesi değil, aynı zamanda sürücü davranışlarıyla şekillenen ortak bir sorumluluktur.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tunel-kazalarinda-panik-zincirleme-risk-olusturuyor-640754">Tünel kazalarında panik zincirleme risk oluşturuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağız ve diş sağlığı ile ruh sağlığı arasında güçlü bir bağlantı var!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agiz-ve-dis-sagligi-ile-ruh-sagligi-arasinda-guclu-bir-baglanti-var-640580</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[bağlantı]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Nevzat Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640580</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ağız ve diş sağlığı ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi; stres, estetik algı, diş hekimi korkusu ve modern tedavi yaklaşımları üzerinden değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agiz-ve-dis-sagligi-ile-ruh-sagligi-arasinda-guclu-bir-baglanti-var-640580">Ağız ve diş sağlığı ile ruh sağlığı arasında güçlü bir bağlantı var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ağız ve diş sağlığı ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi; stres, estetik algı, diş hekimi korkusu ve modern tedavi yaklaşımları üzerinden değerlendirdi.</p>
<p><strong>Ağızdaki enflamasyon depresyonla ilişkili sistemik enflamasyonu tetikleyebilir! </strong></p>
<p>Ağız ve diş sağlığı ile ruh sağlığı arasında çift yönlü bir ilişki olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Kişi depresifse, yaşamdan zevk almıyorsa öz bakımını ihmal etmeye başlar. Diş fırçalamak gibi rutinler bu kişiler için çok zorlaşır.” dedi.</p>
<p>Öte yandan, ağız sağlığının bozulmasının da ruh sağlığını etkilediğine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Kronik diş ağrıları, ağız kokusu gibi durumlar sosyal ilişkilere zarar verir. Ayrıca diş estetiği bozuk olduğunda kişinin özgüveni düşer. Özellikle çocuklarda akran zorbalığına neden olabilen diş sorunları, erken yaşta özgüven eksikliğine yol açabilir. Biyolojik olarak bakarsak, ağızdaki enflamasyon (iltihap) vücuttaki CRP değerlerini yükseltir ve bu durum, depresyonun biyolojik sebeplerinden biri olan sistemik enflamasyonu tetikleyebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Mükemmeliyetçilik duygusu iyi yönetilmezse kişiyi bunalıma sokar! </strong></p>
<p>Dijital çağda fiziksel görünümün bir değer ölçütü haline geldiğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Maalesef ‘güzel görünüyorsan değerlisin’ gibi yanlış bir küresel algı var.” dedi.</p>
<p>Bu durumun gençlerde estetik takıntıları (obsesyon) doğurduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Yüzündeki bir sivilce ya da dişindeki küçücük bir kırık nedeniyle eve kapanan, depresyona giren vakalar görüyoruz. Mükemmeliyetçilik duygusu iyi yönetilmezse kişiyi bunalıma sokar. Bizim için asıl önemli olan ‘sevimlilik’tir. Sevimliliği ise sadece fiziksel görünüm değil, mizaç, karakter ve samimiyet oluşturur. Diş estetiği özgüven için önemlidir; ancak bunu ‘kutsallaştırmamak’ gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tedavi iş birliği başarının yüzde 40’ını oluşturuyor!</strong></p>
<p>Yeni nesil diş hekimlerinin sadece teknik beceriyle değil, hastanın ruhsal durumunu da analiz edebilecek bir vizyonla yetişmesinin önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şunları söyledi:</p>
<p>“Modern tıpta ‘tedavi iş birliği’ (terapötik ittifak) başarının yüzde 40’ını oluşturur. Diş hekimi koltuğu, tarihsel olarak ağrı ve korkuyla özdeşleşmiş bir yerdir. Bu yüzden hekimin hastayla kurduğu güven ilişkisi çok önemlidir.</p>
<p>Hekim sadece bir ‘organ tamircisi’ gibi değil, hastayı bir insan olarak görerek ve durumu sabırla açıklayarak yaklaşmalıdır. Hastanın yüzüne bakmayan, hâlini hatırını sormayan bir hekim güven oluşturamaz. Biz öğrencilerimize önce ‘iyi insan’, sonra ‘iyi hekim’ olmayı öğretiyoruz.”</p>
<p><strong>Diş tedavisi korkusu, VR ile kademeli olarak azaltılabiliyor! </strong></p>
<p>Diş fobisi (monofobi) olan kişiler için tedavide sanal gerçeklik (VR) gözlüklerinin kullanıldığına değinen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu gözlüklerle kişi, üç boyutlu bir yazılım eşliğinde korkusunu deneyimlerken kademeli olarak duyarsızlaşmayı öğreniyor.” dedi.</p>
<p>Ayrıca çocuklarda veya otizm gibi özel durumu olan bireylerde genel anestezi altında müdahaleler yaparak travma oluşmasının önüne geçildiğini aktaran Prof. Dr. Tarhan, “Bazı durumlarda ise hipnoterapi (hipnoz) teknikleri kullanılarak hastanın ağrı eşiği yönetiliyor. Diş hekimliğinde hipnoz, hastayı rahatlatmak ve sürece uyumunu artırmak için çok etkili bir yöntemdir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Diş sıkma, beynin kronik stres altında salgıladığı hormonların bir sonucu! </strong></p>
<p>Stres, kaygı ve travmaların diş sağlığına nasıl yansıdığı hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Özellikle diş sıkma, beynin kronik stres altında salgıladığı hormonların bir sonucudur. Beyin stresi yönetemediğinde bunu vücudun farklı yerlerine yansıtır; kiminde bağırsak sorunlarına, kiminde ise diş sıkmaya dönüşür.” dedi.</p>
<p>Diş sıkmanın, dişlerin erken aşınmasına ve diş eti enfeksiyonlarına yol açtığını hatırlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu durumda yalnızca ağıza bir aparat takmak yeterli değildir; altta yatan ‘gizli stresin’ veya depresyonun psikiyatrik olarak tedavi edilmesi gerekir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agiz-ve-dis-sagligi-ile-ruh-sagligi-arasinda-guclu-bir-baglanti-var-640580">Ağız ve diş sağlığı ile ruh sağlığı arasında güçlü bir bağlantı var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nilüfer Belediyesi çalışanlarına sağlık taraması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nilufer-belediyesi-calisanlarina-saglik-taramasi-640532</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:28:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışanların]]></category>
		<category><![CDATA[çalışanlarına]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[taraması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640532</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi, çalışanlarının sağlığını korumak ve güvenli bir çalışma ortamı sağlamak amacıyla sağlık taraması başlatıyor. Çalışma kapsamında ilk etapta bin 350 personel detaylı sağlık kontrolünden geçecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nilufer-belediyesi-calisanlarina-saglik-taramasi-640532">Nilüfer Belediyesi çalışanlarına sağlık taraması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi, çalışanlarının sağlığını korumak ve güvenli bir çalışma ortamı sağlamak amacıyla sağlık taraması başlatıyor. Çalışma kapsamında ilk etapta bin 350 personel detaylı sağlık kontrolünden geçecek.</p>
<p>Nilüfer Belediyesi, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına uygun olarak tüm çalışanlarına kapsamlı bir sağlık taraması gerçekleştiriyor. Çalışanların sağlığını ön planda tutan bu uygulama; personelin yaptığı işe uygunluğunun değerlendirilmesi, çalışma koşullarının sağlık üzerindeki etkilerinin yakından izlenmesi ve olası meslek hastalıklarının erkenden tespit edilmesi amacıyla hayata geçiriliyor.</p>
<p>Nilüfer Belediyesi’nde görev yapan bin 350 personeli kapsayan sağlık taraması, çalışanların iş aksamadan hizmet alabilmesi için 4 farklı hizmet binası ve şantiyede yürütülecek. Toplam 7 gün sürecek taramaların takvimi ve yerleri ise şu şekilde:<br />10 &#8211; 11 &#8211; 12 ve 15 Haziran Halkevi Binası, 16 Haziran Alaaddinbey Hizmet Binası, 17 Haziran park bahçeler şantiyesi, 18 Haziran temizlik işleri şantiyesi.</p>
<p>DETAYLI TETKİKLER YAPILACAK<br />Mobil sağlık araçları ve uzman ekipler eşliğinde gerçekleştirilen taramalar kapsamında personelin genel sağlık durumları incelenecek. Taramalarda akciğer röntgeni, işitme testi, solunum fonksiyon testi, göz ve kulak muayeneleri ile kapsamlı laboratuvar tetkikleri yapılacak.</p>
<p>GÜVENLİ VE VERİMLİ ÇALIŞMA ORTAMI<br />Çalışanların sağlığını korumanın, güvenli ve verimli çalışma ortamları oluşturmanın temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çeken Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, periyodik sağlık taramalarının iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesinde önemli bir rol üstlendiğini vurguladı.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nilufer-belediyesi-calisanlarina-saglik-taramasi-640532">Nilüfer Belediyesi çalışanlarına sağlık taraması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikolojik dayanıklılık için aile desteği önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikolojik-dayaniklilik-icin-aile-destegi-onemli-640529</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:28:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[dayanıklılık]]></category>
		<category><![CDATA[desteği]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640529</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, 13 Haziran 2026 Cumartesi günü gerçekleştirilecek Liselere Geçiş Sistemi (LGS) öncesinde öğrenci ve velilere önemli uyarı ve önerilerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikolojik-dayaniklilik-icin-aile-destegi-onemli-640529">Psikolojik dayanıklılık için aile desteği önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, 13 Haziran 2026 Cumartesi günü gerçekleştirilecek Liselere Geçiş Sistemi (LGS) öncesinde öğrenci ve velilere önemli uyarı ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Bu yıl 1 milyondan fazla 8. sınıf öğrencisinin katılacağı sınavın öğrencilerin eğitim hayatında önemli bir basamak olduğunu belirten Dr. Demet Gülaldı, “Hafta sonu gerçekleştirilecek LGS, öğrenciler ve ailesi için önemli bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Uzun süredir devam eden hazırlık sürecinin ardından öğrenciler akademik bilgi birikimlerini ortaya koyacakları kritik bir sınava girecekler. LGS, öğrencilerin eğitim yolculuğunda önemli bir basamak olmakla birlikte, hayatlarının tamamını belirleyen tek unsur değildir. Bu nedenle hem öğrencilerin hem de ailelerin sürece dengeli bir bakış açısıyla yaklaşmaları, sınavı bir son değil, eğitim yaşamının doğal bir aşaması olarak görmeleri önem taşımaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Sınav başarısı yalnızca akademik yeterlilikle açıklanamaz</strong></p>
<p>Sınav başarısının sadece akademik bilgi düzeyiyle ilişkilendirilmemesi gerektiğini kaydeden Dr. Demet Gülaldı, “Sınav başarısı yalnızca akademik yeterlilikle değil, aynı zamanda psikolojik hazırlık ve aile desteğiyle de yakından ilişkili olduğunu görmekteyiz. Sınav öncesinde öğrencilerin heyecan, endişe ve stres yaşamaları beklenen ve doğal kabul edilen duygusal tepkilerdir. Belirli düzeyde kaygı öğrencinin dikkatini artırarak performansını olumlu etkileyebilecektir. Ancak aşırı kaygı; dikkat dağınıklığına, unutkanlığa ve performans düşüklüğüne yol açabilmektedir. Bu nedenle son hafta içerisinde yoğun konu tekrarlarından çok, mevcut bilgilerin gözden geçirilmesi, uyku düzeninin korunması ve günlük yaşam rutinlerinin sürdürülmesi önemlidir. Özellikle sınava birkaç gün kala yeni konu öğrenmeye çalışmak öğrencilerin kaygı düzeyini artırabilmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Aile desteği psikolojik dayanıklılığı güçlendiriyor</strong></p>
<p>Sınav sürecinde ailelerin yaklaşımının büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Gülaldı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu stresli sınav dönemlerinde aile desteğinin öğrencilerin psikolojik dayanıklılığını güçlendirecektir. Ailelerin bu süreçte çocuklarına yönelik gerçekçi beklentiler geliştirmesi ve başarıyı yalnızca sınav sonucuyla ilişkilendirmemesi büyük önem taşımaktadır. Sürekli başarı baskısı oluşturmak, diğer öğrencilerle kıyaslamak veya sınavı hayatın tek belirleyicisi gibi sunmak öğrencilerde kaygıyı artırabilmektedir. Ebeveynlerin bu dönemde çocuklarına verdikleri mesaj önemlidir; ‘Elinden geleni yapman bizim için yeterlidir.’, ‘Seni sınav sonucundan bağımsız olarak seviyoruz.’, ‘Bu sınav hayatının tamamını belirlemez.’, ‘Gösterdiğin emek ve çaba bizim için değerlidir.’ gibi ifadeler sınav kaygısını azaltmaya yardımcı olacaktır.”</p>
<p><strong>Öğrencilere öneriler</strong></p>
<p>LGS’ye hazırlanan öğrenciler için önerilerde bulunan Dr. Gülaldı, “Uyku saatlerinizi düzenli olarak en az 8 saat olacak şekilde planlayın. Sağlıklı ve dengeli beslenmeye dikkat edin. Sosyal medya ve ekran kullanımınızı sınırlayın. Günlük hafif fiziksel aktivitelere zaman ayırın. Sınav günü için gerekli belgeleri önceden hazırlamayı unutmayın. Özellikle sınavdan bir gün önce yoğun deneme çözmek yerine dinlenmek ve zihinsel olarak rahatlamak daha yararlı olacaktır. Unutulmamalıdır ki başarı, yalnızca alınan puanla değil; gösterilen emek, kararlılık ve öğrenme sürecinde kazanılan deneyimlerle de ölçülmektedir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikolojik-dayaniklilik-icin-aile-destegi-onemli-640529">Psikolojik dayanıklılık için aile desteği önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu önlemler yaşamsal önem taşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-onlemler-yasamsal-onem-tasiyor-640493</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:26:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[dik]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önlemler]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamsal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaz İshali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640493</guid>

					<description><![CDATA[<p> Yaz mevsimi çocuklar için tatil, açık hava oyunları ve deniz keyfi anlamına gelse de bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-onlemler-yasamsal-onem-tasiyor-640493">Bu önlemler yaşamsal önem taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> Yaz mevsimi çocuklar için tatil, açık hava oyunları ve deniz keyfi anlamına gelse de bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Artan sıcaklık, bozulan besinler ve havuzlardaki yetersiz hijyen koşulları gibi etkenler bazı hastalıkların daha sık görülmesine neden olabiliyor. Sıcak çarpması, yaz ishali ve dış kulak yolu iltihabı, yaz aylarında çocuklarda en yaygın görülen üç önemli hastalığı oluşturuyor. Bu hastalıklar zamanında tedavi edilmediğinde çocukların genel sağlık durumlarını ciddi şekilde etkileyebiliyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Altay Yücel, </strong>aslında alınacak olan basit önlemlerle yaz aylarında gelişebilecek hastalıkların önlenebileceğine dikkat çekerek, “Bu önlemler arasında güneş ışınlarının yeryüzüne dik geldiği öğle saatlerinde bebekleri dışarı çıkarmamak, daha büyük çocuklarda şapka, gözlük ve güneş kremi kullanmak büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, havuz yerine denizi tercih etmek ve sıcak havalarda riskli gıdalardan kaçınmak da kilit rol oynamaktadır” diyor. <strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Altay Yücel,</strong> yaz aylarında en yaygın görülen üç hastalığı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>SICAK ÇARPMASI</strong></p>
<p>Yaz aylarının en tehlikeli sağlık sorunlarından biri olan sıcak çarpması özellikle uzun süre güneş altında kalan, yeterince su tüketmeyen veya kapalı ve havasız ortamlarda bulunan çocuklarda görülüyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Altay Yücel, çocuklarda terleme mekanizmasının yetişkinlere göre daha hassas olduğu için vücut ısısının hızlı yükselebildiği uyarısında bulunuyor. Dr. Özlem Altay Yücel, vücut ısısının aşırı yükselmesiyle ortaya çıkan bu tabloda zaman kaybetmeden hekime başvurmanın yaşamsal önem taşıyabildiğine dikkat çekerek, “Sıcak çarpmasının belirtileri arasında yüksek ateş, baş ağrısı, halsizlik, baş dönmesi, bulantı ve bilinç bulanıklığı yer almaktadır. Şüpheli durumlarda çocuğun derhal gölgeye alınması ve tıbbi yardım istenmesi gerekmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<ul>
<li>Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11.00–16.00 saatleri arasında mümkünse dışarıya çıkarmayın.</li>
<li>Güneş çarpmasının en önemli tetikleyicilerinden biri yetersiz sıvı alımıdır. Dolayısıyla susama hissi olmasa bile bol su içmesini sağlayın. </li>
<li>Dışarı çıkarken açık renkli, ince ve pamuklu kıyafetler tercih edin. Bu tür giysiler vücut ısısının dengelenmesine yardımcı oluyor.</li>
<li>Dışarı çıkmadan 30 dakika önce en az 30 SPF korumalı güneş koruyucu krem uygulayın. Korumayı her iki saatte bir düzenli olarak yenileyin.</li>
<li>Güneş altında uzun süre fiziksel aktivite yaptırmayın, gölge alanlarda oynamasını teşvik edin.</li>
<li>Şapka ve güneş gözlüğü kullanımını alışkanlık haline getirin. </li>
</ul>
<p><strong>YAZ İSHALİ</strong></p>
<p>Yazın gelmesiyle birlikte artan hava sıcaklıkları nedeniyle yaz ishali de çocuklarda oldukça yaygın görülüyor. Yaz ishali mikroplarla kirlenmiş su ve gıdaların tüketilmesi sonucu gelişen bağırsak enfeksiyonu olarak tanımlanıyor. Mikroorganizma barındıran içme suları veya yutulan deniz ve havuz suyu, iyi yıkanmamış çiğ sebze ve meyvelerin yanı sıra sıcakta çabuk bozulan tavuk, deniz ürünleri, et, salata sosları, süt ürünleri ve kremalı pastalar tüketmek ishale neden olabiliyor. 6-12 ay arası bebekler ve 5 yaş altındaki çocuklar bağışıklık sistemleri henüz tam gelişmediği için yaz ishaline daha sık yakalanıyor.  Ani  başlayan ve bazen şiddetli olan bulantı, karın krampları, kusma, halsizlik, iştahsızlık, sulu ve sık dışkılama ile hafif ateşin yaz ishalinin en yaygın belirtileri olduğunu vurgulayan Dr. Özlem Altay Yücel,<strong> </strong>“24 saati aşan belirtilerde veya küçük bebeklerde ishal ve kusmanın, hayatı tehdit eden dehidratasyona, bir başka deyişle sıvı kaybına neden olabileceği için hekime başvurulması son derece önemlidir” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Ellerini sık sık sabunlu suyla yıkayın. </li>
<li>Açıkta satılan ve riskli gıdalardan (tavuk, sütlü tatlılar, deniz ürünleri) kaçının. </li>
<li>Evde hasta birey varsa izole olmasına dikkat edin. Kullandığı tuvaleti mutlaka dezenfekte edin. </li>
<li>Besinleri 4 °C ve altında muhafaza edin.</li>
<li>Yemekleri günlük olarak tüketin ve tekrar ısıtmaktan kaçının. </li>
<li>Temizliğinden emin olduğunuz deniz ve havuzları tercih edin.</li>
<li>Deniz ve havuz suyu yutmaması gerektiği konusunda sık sık uyarın. </li>
</ul>
<p><strong>DIŞ KULAK YOLU ENFEKSİYONU</strong></p>
<p>Dış kulak yolu enfeksiyonu yaz aylarında çocuklarda sık görülen bir diğer sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Deniz ve özellikle havuz suyu içindeki mikroplar, yüzme sonrası dış kulak yolunun ıslak kalması, kulak çubukları ile kulak yolu mukozasının zarar görmesi dış kulak yolu enfeksiyonuna yol açabiliyor. Kulakta tıkanıklık hissi, şiddetli ağrı, akıntı ve hafif işitme kaybı belirtileri arasında yer alıyor. Dr. Özlem Altay Yücel,<strong> </strong>çocuklarda gelişen bu şikayetlerde zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Kulağının nemli kalmamasına dikkat edin.</li>
<li>Kulağını temizlerken kulak çöpü kullanmayın. Havluyla dış bölgesini temizleyin. </li>
<li>Özellikle havuza girerken silikon kulak tıkaçları veya sıkı bone kullanmasını sağlayın.</li>
<li>Temizliğinden emin olduğunuz deniz ve havuzları tercih edin. </li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-onlemler-yasamsal-onem-tasiyor-640493">Bu önlemler yaşamsal önem taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Milyonlarca kadını etkileyen PCOS&#8217;un adı değişiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/milyonlarca-kadini-etkileyen-pcosun-adi-degisiyor-640490</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:26:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Adı]]></category>
		<category><![CDATA[ayrı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[değişiklik]]></category>
		<category><![CDATA[değişiyor]]></category>
		<category><![CDATA[etkileyen]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadını]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik]]></category>
		<category><![CDATA[milyonlarca]]></category>
		<category><![CDATA[over]]></category>
		<category><![CDATA[pcos]]></category>
		<category><![CDATA[Pmos]]></category>
		<category><![CDATA[un]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640490</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlarda en sık görülen hormonal bozukluklardan biri olan ve milyonlarca kişiyi etkileyen Polikistik Over Sendromu’nda (PCOS) önemli bir değişiklik yaşandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/milyonlarca-kadini-etkileyen-pcosun-adi-degisiyor-640490">Milyonlarca kadını etkileyen PCOS&#8217;un adı değişiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kadınlarda en sık görülen hormonal bozukluklardan biri olan ve milyonlarca kişiyi etkileyen Polikistik Over Sendromu’nda (PCOS) önemli bir değişiklik yaşandı. Uzun yıllardır bu isimle bilinen hastalık, artık Poliendokrin Metabolik Over Sendromu (PMOS) olarak adlandırılacak. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zeynep Yılmaz bu değişikliğin nedenini şu şekilde özetliyor, “Bu durum yalnızca yumurtalıklarla ilgili bir sorun değil, tüm vücudu etkileyebilen metabolik ve hormonal bir tablo. Bu nedenle isim değişikliği, tanı ve tedavi süreçlerinin iyileştirilmesi açısından farkındalık yaratacak kıymetli bir adım” şeklinde konuştu.</strong></p>
<p>PMOS’u yalnızca üreme sağlığıyla ilişkilendirmek, diyabet ve kalp hastalığı gibi uzun vadeli risklerin gözden kaçmasına ve etkili tedavinin gecikmesine neden olabiliyor. Eski isimde yer alan “polikistik” ifadesinin hastalığın yalnızca yumurtalıklardaki kistlerle ilgili olduğu algısını yarattığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zeynep Yılmaz, “Oysa overlerde görülen yapılar patolojik kistler değil, olgunlaşmamış yumurta kesecikleri. PMOS; hormonal, metabolik ve ruhsal sağlık dahil vücudun birçok sistemini etkileyen bir durum. Bu nedenle yeni isim, hastalığın kapsamını daha doğru yansıtıyor” dedi.</p>
<p><strong>Ciddiye alınmayan belirtiler şikayetlerin devam etmesine yol açıyor</strong></p>
<p>Bu isim ve yaklaşım değişikliğiyle teşhis ve tedavinin iyileşmesi, geciken teşhislerin azalması, metabolik taramaların, yaşam tarzı değişikliklerinin ve uzun vadeli risk yönetiminin teşvik edilmesinin amaçlandığının altını çizen Yılmaz, “Yalnızca over odaklı bakış; kan şekeri, insülin ve lipid profili gibi metabolik taramaların ihmal edilmesine, yaşam tarzı değişiklikleri, kilo yönetimi ve uzun vadeli risk azaltma stratejilerinin göz ardı edilmesine yol açabiliyor. Ayrıca kilo alma, yorgunluk ve ruh hali değişiklikleri gibi belirtiler ‘sadece jinekolojik’ görülerek yeterince ciddiye alınmayabiliyor ve bu durum yetersiz tedaviye neden olabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Normal overlere sahip kadınlarda da PMOS görülebiliyor</strong></p>
<p>Adet düzensizliği, kilo artışı veya akne gibi belirtilerin sıklıkla stres, ergenlik ya da kilo sorunu olarak değerlendirilerek göz ardı edildiğine değinen Yılmaz, “Hastalık metabolik ve hormonal bir durum olmasına rağmen çoğu zaman yalnızca yumurtalıklarla ilişkilendiriliyor ve ultrason bulgularına odaklanılıyor. Oysa polikistik over görüntüsü tanı için zorunlu değil, birçok kadında görülmeyebildiği gibi normal overlere sahip kişilerde de PMOS bulunabiliyor. Ayrıca belirtilerin farklı uzmanlık alanları kapsamında ayrı ayrı değerlendirilmesi, hastalığın bütüncül yapısının gözden kaçmasına ve tanının gecikmesine yol açabiliyor. Bu nedenle birçok kadın ancak gebe kalmakta zorlandığında tanı alabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının payı büyük</strong></p>
<p>PMOS yönetiminde yaşam tarzı değişikliklerinin önemli bir yer tuttuğunu vurgulayan Yılmaz, “Kılavuzlara göre beslenmede tek bir ‘en iyi’ diyet yok. Akdeniz diyeti, düşük glisemik indeksli beslenme ve dengeli kalori kısıtlaması gibi yaklaşımlar etkili bulunurken, işlenmiş gıdaların azaltılması, protein ve liften zengin sebzelerin tüketiminin artırılması öneriliyor. Düzenli egzersiz, kaliteli ve yeterli uyku, stres yönetimi ve sürdürülebilir alışkanlıklar da hastalığın yalnızca semptomlarını değil, insülin direnci gibi kök nedenlerini hedeflediği için PMOS yönetiminin temel taşları arasında yer alıyor” dedi.</p>
<p><strong>PMOS’un etkileri adet düzensizliğiyle sınırlı değil </strong></p>
<p>PMOS’un en sık görülen belirtilerinin; adet düzensizliği, aşırı tüylenme, akne, yağlı cilt, saç dökülmesi, kilo artışı ve kilo vermede zorluk olarak sıralanabileceğini belirten Yılmaz, “Yumurtlama bozukluğuna bağlı olarak gebe kalmada güçlük yaşanabilirken, bazı kadınlarda boyun ve koltuk altı gibi bölgelerde cilt koyulaşması da görülebiliyor. Ayrıca yorgunluk, ruh hali değişiklikleri, anksiyete, depresyon, uyku problemleri ve insülin direncine bağlı şikayetler de bu belirtilere eşlik edebiliyor” açıklamasında bulundu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/milyonlarca-kadini-etkileyen-pcosun-adi-degisiyor-640490">Milyonlarca kadını etkileyen PCOS&#8217;un adı değişiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adet Ağrısının Gerçek Sebebini Üç Yıl Sonra Öğrendi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/adet-agrisinin-gercek-sebebini-uc-yil-sonra-ogrendi-640484</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:26:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Adet]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrılar]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısının]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[öğrendi]]></category>
		<category><![CDATA[sebebini]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[üç]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640484</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karın bölgesinde şiddetli ağrılar yaşayan, 42 yaşındaki G.Ç.’nin hikayesi üç yıl öncesine uzanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/adet-agrisinin-gercek-sebebini-uc-yil-sonra-ogrendi-640484">Adet Ağrısının Gerçek Sebebini Üç Yıl Sonra Öğrendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karın bölgesinde şiddetli ağrılar yaşayan, 42 yaşındaki G.Ç.’nin hikayesi üç yıl öncesine uzanıyor. Bu süre içinde fizik tedaviden genel cerrahiye, ürolojiden kadın hastalıkları ve doğuma, algolojiden romatolojiye kadar pek çok bölüme başvuran genç kadın, hastalığının teşhisi konamadığı için ağrılarından da kurtulamadı. Karın ağrısının yanı sıra halsizlik ve yorgunluk gibi şikayetler de yaşayan G.Ç., son olarak farklı bir uzman görüşü almak için gittiği <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi</strong>’nde, <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı </strong><strong>Prof. Dr. Yılmaz Güzel</strong>’in yaptığı muayene sonrasında hastalığının “Adenomyozis” olduğunu öğrendi. Cerrahi tedavinin ardından şikayetleri son bulan G.Ç. yeniden sağlıklı günlerine döndü. </p>
<p><strong>“Adet Ağrısı Deyip Geçmeyin”</strong></p>
<p>Yaşadığı ağrının daha önce geçirdiği batın ameliyatlarından kaynaklandığını düşünerek ilk olarak genel cerrahiye başvurduğunu söyleyen G.Ç., MR&#8217;dan ilaçlı tomografiye, endoskopiden kolonoskopiye kadar tüm tetkiklerinin yapıldığını ancak hepsinin temiz çıktığını anlattı. Durumunun psikolojik ya da İBS (İrritabl Bağırsak Sendromu) olabileceği düşünülerek özel bir diyetle tedavi edilse de, 2025 yılı eylül ayında ağrıları giderek arttı. Yaşadığı sürecin ağırlığıyla 44 kiloya kadar düşen genç kadın o süreci şu sözlerle anlatıyor: “<em>Ağrılarım</em><em> artık ağrı özelliğini de aşarak adeta bir acıya dönüşmüştü. Tekrar bir eğitim araştırma hastanesinin gastroenteroloji bölümüne başvurdum. Yine pek çok inceleme yapıldı. Hatta o dönem kadın hastalıkları ve doğum polikliniklerindeki rutin smear testleri ile ultrason görüntülemelerime de bakıldı. Hepsi temiz çıktı. Bu kez ‘Nutcracker Sendromu’ olasılığı göz önünde bulundurularak kalp ve damar cerrahisine yönlendirildim.”</em></p>
<p>Kalp ve damar cerrahisi bölümü, FMF (Ailesel Akdeniz Ateşi) hastalığından şüphelendiği için romatoloji bölümüne de başvuran G.Ç. son olarak, farklı bir uzmana danışmak amacıyla ziyaret ettiği Prof. Dr. Yılmaz Güzel’in yaptığı muayene sonucunda hastalığının ne olduğunu öğrendi. Rahim iç tabakasındaki dokunun, rahim kas duvarı içinde anormal büyümesi sonucu oluşan bir hastalık olan adenomyozisin nedeni tam olarak bilinmese de kaynağının hormonal ve doğum öyküleriyle ilişkili olduğu tahmin ediliyor. Regl dönemlerinde şiddetli ağrılara ve kanamalara yol açabilen bu hastalıkta, cerrahi tedavi seçeneğinin yanı sıra erken dönemde ilaç ve hormon tedavileri de kullanılıyor. </p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Yılmaz Güzel</strong>, yaşanan süreç ve uyguladıkları tedavi hakkında şu bilgileri paylaştı: <em>“Adenomyozis, toplumda her 100 kadının 15’inde gördüğümüz bir sorun. İki önemli bulgusu var; birincisi ağrı, diğeri ise fazla miktarda kanamalı regl sancısı. Hastamızda sadece ağrı vardı. Geç kalınması nedeniyle cerrahi tedavi uyguladık ve tüm adenomyozis odaklarını temizledik. Hastamızın ağrıları geçti ve günlük hayatına yeniden döndü.” </em></p>
<p>Prof. Dr. Yılmaz Güzel, erken tanıya dikkat çekerek şunları söyledi: <em>“Eğer ağrı şikâyetinin başladığı ilk zamanlarda hastalığın teşhisi konsaydı, hastamız belki de çok basit bir ilaç ya da iğne tedavisiyle bu sorundan kurtulabilecek, bu kadar zaman sıkıntı çekmeyecekti. Kadın hastalarımıza regl sancısı konusunda dikkatli olmalarını tavsiye ediyoruz. Ağrının altında yatan neden çok önemli. Bazen çok basit bir neden olur ve onu çok rahat tedavi edebiliriz. Ancak bazen de bu ağrı ileride size çok büyük sorunlar çıkaracak bir nedenin küçük bir sinyali olabilir. O sinyali alıyorsanız mutlaka bir hekime danışarak kontrollerinizi ihmal etmeyin. Çünkü dediğim gibi ağrı tek başına çok ufak ya da çok büyük bir hastalığın bulgusu olabilir.”</em></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/adet-agrisinin-gercek-sebebini-uc-yil-sonra-ogrendi-640484">Adet Ağrısının Gerçek Sebebini Üç Yıl Sonra Öğrendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Keneye karşı dikkat: Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hayati risk taşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/keneye-karsi-dikkat-kirim-kongo-kanamali-atesi-hayati-risk-tasiyor-640439</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:24:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[ateşi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[kanamalı]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[kene]]></category>
		<category><![CDATA[keneye]]></category>
		<category><![CDATA[kırım]]></category>
		<category><![CDATA[kkka]]></category>
		<category><![CDATA[kongo]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[temas]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640439</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarının gelmesiyle birlikte kene kaynaklı hastalıklarda artış yaşanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/keneye-karsi-dikkat-kirim-kongo-kanamali-atesi-hayati-risk-tasiyor-640439">Keneye karşı dikkat: Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hayati risk taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Yaz aylarının gelmesiyle birlikte kene kaynaklı hastalıklarda artış yaşanıyor. Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Bozkurt, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hakkında önemli uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Bozkurt, özellikle kırsal alanlarda bulunan vatandaşların kene temasına karşı dikkatli olmaları gerektiğini belirterek, kene tutunması sonrası ilk 3 günün hayati önem taşıdığına dikkat çekti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Bozkurt, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının<b>, </b>Nairovirüs grubuna ait bir virüsün neden olduğu, ateş ve kanama bulgularıyla seyreden ciddi bir enfeksiyon hastalığı olduğunu söyledi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hastalık 30 farklı kene türü tarafından taşınabiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Fatma Bozkurt, şu bilgileri verdi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“İlk kez 1944 yılında Kırım’da tanımlanan hastalık, daha sonra Kongo’da da görülmesi nedeniyle bu iki bölgenin adıyla anılmaktadır. Asya, Afrika, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da yaygın olarak görülen hastalık, yaklaşık 30 farklı kene türü tarafından taşınabilmektedir. Türkiye’de ilk vaka 2002 yılında tespit edilmiş olup, özellikle Karadeniz, İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde vaka sayılarında artış gözlenmektedir<b>.”</b></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>En yaygın bulaşma yolu: Kene ısırması</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Fatma Bozkurt, hastalığın bulaşma yollarının net olduğunu ancak yalnızca kene ısırmasıyla sınırlı olmadığını belirterek şu bilgileri paylaştı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“KKKA’nın en sık bulaşma şekli, virüsü taşıyan kenelerin insanı ısırmasıdır. Özellikle kırsal bölgelerde ve hayvancılığın yoğun olduğu alanlarda risk artmaktadır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Enfekte hayvanlarla temas da risk oluşturuyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Virüs taşıyan büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kanı, dokuları veya vücut sıvılarıyla temas edilmesi hastalığın bulaşmasına neden olabilir. Hayvanlar çoğu zaman hastalığı belirti göstermeden geçirebildiği için dikkatli olunması gerekmektedir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İnsanlar arasında da bulaşabiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>KKKA hastalarının kanı, vücut sıvıları veya dokularıyla doğrudan temas edilmesi durumunda hastalık insandan insana da bulaşabilmektedir. Bu nedenle sağlık çalışanlarının ve hasta yakınlarının gerekli koruyucu önlemleri alması büyük önem taşımaktadır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kene ısırdığında kritik saatlere dikkat!</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kene tutunmasının ardından ortaya çıkabilecek belirtilerin yakından takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Bozkurt, yüksek ateş ve kas ağrısı gibi şikâyetlerin ciddiye alınması gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Bozkurt<b>, </b>KKKA’nın en sık görülen belirtilerini şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Yüksek ateş</span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Şiddetli baş ağrısı</span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Kas ve eklem ağrıları</span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Halsizlik</span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Bulantı ve kusma yer alırken, ileri evre vakalarda ciddi kanamalar da görülebilmektedir.</span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Bozkurt, “Kene ısırması sonrasında özellikle kuluçka süresi olan ilk 3 günlük dönem büyük önem taşımaktadır. Bu süreçte ortaya çıkan belirtiler vakit kaybetmeden değerlendirilmelidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yapışan keneye kolonya dökmeyin, yakmayın</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Toplumda yaygın olarak uygulanan bazı yöntemlerin ciddi riskler taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Fatma Bozkurt, kenenin üzerine kolonya dökmek, sigara bastırmak ya da yakmaya çalışmak gibi müdahalelerin son derece yanlış olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Kene üzerine kimyasal madde dökülmesi veya yakılmaya çalışılması sırasında kene kusabilir ve taşıdığı enfekte sıvıyı insan vücuduna aktarabilir. Bu durum enfeksiyon riskini artırır” diyen Prof. Dr. Bozkurt, kenenin uygun yöntemlerle ve mümkünse sağlık kuruluşlarında çıkarılması gerektiğini vurguladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Keneden korunmak için bu tavsiyelere kulak verin</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kene tutunmasını önlemenin en etkili yolunun doğru kıyafet seçimi olduğunu belirten Prof. Dr. Bozkurt, şu önerilerde bulundu:</span></span></span></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Kırsal alanlara giderken uzun kollu ve açık renkli kıyafetler tercih edilmeli.</span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Pantolon paçaları çorapların içine sokulmalı.</span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Otların ve çalıların yoğun olduğu bölgelerde dikkatli olunmalı.</span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Açık alandan dönüşte vücut düzenli olarak kene açısından kontrol edilmeli.</span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Böcek kovucu spreylerden yararlanılabilir.</span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Her kene KKKA taşımaz ama tedbir şart </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Her kenenin Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’ne neden olmadığını belirten Prof. Dr. Fatma Bozkurt, buna rağmen tedbirli davranmanın önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, çobanlar, veteriner hekimler, kırsal bölgelerde yaşayanlar ile piknik yapan ve doğa yürüyüşlerine katılan kişiler risk grubunda yer alıyor.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Bozkurt, “Kene ile temas halinde panik yapılmamalı ancak belirtiler dikkatle izlenmeli ve gerekli durumlarda sağlık kuruluşlarına başvurulmalıdır. Erken farkındalık ve doğru müdahale, hastalığın seyrinde büyük önem taşımaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/keneye-karsi-dikkat-kirim-kongo-kanamali-atesi-hayati-risk-tasiyor-640439">Keneye karşı dikkat: Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hayati risk taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağırsak Florasında Bozulma Kolon Kanseri Riskini Genç Yaşlara Taşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bagirsak-florasinda-bozulma-kolon-kanseri-riskini-genc-yaslara-tasiyor-640423</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:24:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[bozulma]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[florasında]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640423</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolon ve rektum kanserleri, yani kolorektal kanserler, uzun yıllar daha çok ileri yaş hastalığı olarak biliniyordu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagirsak-florasinda-bozulma-kolon-kanseri-riskini-genc-yaslara-tasiyor-640423">Bağırsak Florasında Bozulma Kolon Kanseri Riskini Genç Yaşlara Taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolon ve rektum kanserleri, yani kolorektal kanserler, uzun yıllar daha çok ileri yaş hastalığı olarak biliniyordu. Ancak son yıllarda bu kanserlerin genç yetişkinlerde daha sık görülmesi dikkat çekiyor. Güncel araştırmalar, bazı bağırsak bakterilerinin ürettiği “kolibaktin” adlı toksinin, özellikle genç yaşta görülen kolorektal kanserlerde DNA hasarıyla ilişkili izler bırakabileceğini gösteriyor. Memorial Göztepe Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Süleyman Günay, kolorektal kanserlerde erken tanının önemine dikkat çekerek endoskopik tedavi yöntemlerinden biri olan ESD ile ilgili bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bu belirtileri göz ardı etmeyin!</strong></p>
<p>Özellikle genç yetişkinlerde makattan kanama çoğu zaman hemoroid olarak değerlendirilmekte, dışkılama düzenindeki değişiklikler ise stres ya da beslenme düzensizliğiyle ilişkilendirilebilmektedir. Oysa genç yaşta olmak, kolorektal kanser riskinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez.</p>
<p>Son yıllarda 45 yaş altındaki yetişkinlerde özellikle rektal kanserle ilgili artışlar dikkat çekmektedir. Bu nedenle makattan kanama ya da dışkılama alışkanlığındaki değişiklikler “basit bir sorun” olarak görülmemeli; dışkıda kan, açıklanamayan kansızlık, kilo kaybı, yeni başlayan kabızlık veya ishal gibi bulgular da ciddiye alınmalıdır. </p>
<p><strong>Risk faktörleri yalnızca genetik değil</strong></p>
<p>Kolorektal kanserlerde genetik yatkınlık önemli bir faktör olsa da hastalık yalnızca genetik nedenlerle açıklanmamaktadır. Aşırı kilo, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, ultra işlenmiş gıdaların sık tüketilmesi ve bağırsak florasını etkileyen çevresel faktörler de risk üzerinde etkili olabilmektedir. Gereksiz antibiyotik kullanımı da bağırsak mikrobiyotasında dengesizliğe yol açarak sindirim sistemi sağlığını olumsuz etkileyebilir. Bağırsak florasıyla ilgili son araştırmalarda kolibaktin adlı toksinin öne çıkması, sindirim sistemi sağlığının korunmasının önemini bir kez daha göstermektedir.</p>
<p><strong>Belirti beklemeden tarama yaptırın</strong></p>
<p>Kolorektal kanserde erken tanı, tedavi başarısını doğrudan etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Bu nedenle hiçbir şikayet olmasa bile özellikle 45 yaşından sonra kolonoskopi taraması yapılması önerilmektedir. Ailesinde kolon ya da rektum kanseri öyküsü olanlar veya alarm belirtileri yaşayan kişilerde ise tarama yaşı hekim tarafından daha erken planlanabilir. Kolonoskopi yalnızca kanseri erken yakalamak için değil, kanser gelişmeden önce riskli polipleri saptayıp çıkarmak için de önemli bir yöntemdir. Böylece bazı vakalarda kanser gelişimi başlamadan önlenebilir.</p>
<p><strong>Erken evrede kesi olmadan tedavi mümkün</strong></p>
<p>Kolorektal kanser ya da sindirim sistemindeki bazı riskli lezyonlar erken evrede yakalandığında, her zaman büyük bir ameliyat gerekmemektedir. Endoskopik Submukozal Diseksiyon yani ESD, uygun hastalarda tümörlü ya da kanserleşme riski taşıyan dokunun herhangi bir kesi yapılmadan endoskopik olarak çıkarılmasını sağlar.</p>
<p>ESD işleminde ağızdan ya da makattan girilen ince bir endoskop kullanılır. Karında kesi açılmaz. Yalnızca hastalıklı alan hedeflenir, sağlıklı organ dokusu mümkün olduğunca korunur. Hastalıklı doku milimetrik hassasiyetle çevresinden ayrılır ve tek parça halinde çıkarılır.</p>
<p><strong>Hasta konforu ve organ koruyucu tedavi ön planda</strong></p>
<p>ESD işlemi sonrası süreç hastalar açısından genellikle daha konforludur. Çoğu hasta aynı gün ya da kısa süreli takip sonrasında taburcu edilebilir. Günlük yaşama ve işe dönüş süresi klasik cerrahiye göre daha kısa olabilir. Özellikle kalın bağırsak ve rektum lezyonlarında organ koruyucu yaklaşımlar yaşam kalitesi açısından büyük önem taşır. Ancak ESD her hastaya uygulanabilen bir yöntem değildir. Bu tedavinin başarısı doğru hasta seçimine, lezyonun erken evrede saptanmasına ve işlemi gerçekleştiren ekibin deneyimine bağlıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagirsak-florasinda-bozulma-kolon-kanseri-riskini-genc-yaslara-tasiyor-640423">Bağırsak Florasında Bozulma Kolon Kanseri Riskini Genç Yaşlara Taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;in Ağız ve Diş Sağlığına ücretsiz dokunuşu yoğun ilgi görüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirin-agiz-ve-dis-sagligina-ucretsiz-dokunusu-yogun-ilgi-goruyor-640372</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:22:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[dokunuşu]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığına]]></category>
		<category><![CDATA[ücretsiz]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640372</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin Kepez İlçesi’nde hizmet veren Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği yoğun ilgi görüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirin-agiz-ve-dis-sagligina-ucretsiz-dokunusu-yogun-ilgi-goruyor-640372">Büyükşehir&#8217;in Ağız ve Diş Sağlığına ücretsiz dokunuşu yoğun ilgi görüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin Kepez İlçesi’nde hizmet veren Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği yoğun ilgi görüyor. Merkezde açıldığı 2021 yılından bu yana kadar toplam 21 bin çocuk, 23 bin yetişkin olmak üzere toplam 162 bin farklı işlem ücretsiz olarak gerçekleştirildi.</p>
<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda hayata geçirdiği hizmetlerle vatandaşların hayatlarına dokunuyor. Kepez ilçesinde hizmet veren Sağlık Merkezi bünyesindeki Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, sunduğu ücretsiz sağlık hizmetleriyle vatandaşlardan yoğun ilgi görüyor. Poliklinikte, 7 yaş ve üzeri çocuklar ile yetişkinlere herhangi bir sosyal güvence şartı aranmaksızın ücretsiz diş tedavisi hizmeti sunuluyor. 2026 yılının ilk altı ayında Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği’nde 1080 çocuk ve 1700 yetişkin hastaya hizmet verilirken, toplam 10 bin 900 farklı diş tedavi ve muayene işlemi gerçekleştirildi.<br />BÜYÜKŞEHİRİN DİŞ POLİKLİNİĞİ HERKESE AÇIK<br />Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği Birim Sorumlusu Özge Öncül Kerpiççi, poliklinikte sunulan tüm hizmetlerin ücretsiz olduğunu ve vatandaşlardan herhangi bir sosyal güvence şartı aranmadığını belirtti. Kerpiççi, “Polikliniğimizde ağız ve diş muayenesi, panoramik röntgen çekimi, dolgu, kanal tedavisi, diş çekimi ve diş taşı temizliği gibi birçok hizmet sunuyoruz. Vatandaşlarımıza yalnızca randevu sistemiyle hizmet veriyoruz. Bu sayede yoğunluğun önüne geçerek bekleme sürelerini azaltıyor ve daha konforlu bir hizmet sunmayı hedefliyoruz” dedi.<br />Kerpiççi, merkezden hizmet veya randevu oluşturmak isteyen vatandaşların, mesai saatleri içerisinde 0242 361 39 18 numaralı telefonu arayabileceğini kaydetti. <br />VATANDAŞLAR ÜCRETSİZ DİŞ SAĞLIĞI HİZMETİNDEN MEMNUN<br />Antalya Büyükşehir Belediyesi Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği’ni internet üzerinden öğrendiğini belirten Davut Direk isimli vatandaş, “İletişim numaraları üzerinden ulaşarak randevu oluşturdum. Bugün üçüncü kez merkeze geliyorum. Bu ziyaretimde diş taşı temizliği işlemi yaptırıyorum. Doktorlarımızın ve personelin ilgisinden, güler yüzlü yaklaşımlarından oldukça memnunum. Merkezin sunduğu hizmet kalitesi özel kliniklerden hiçbir şekilde geri kalmıyor. Son derece temiz, düzenli ve güven veren bir ortam var. Bu nedenle yakınlarıma da gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne böyle bir sağlık hizmetini vatandaşlara ücretsiz sunduğu için teşekkür ediyorum” diyerek memnuniyetini dile getirdi. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirin-agiz-ve-dis-sagligina-ucretsiz-dokunusu-yogun-ilgi-goruyor-640372">Büyükşehir&#8217;in Ağız ve Diş Sağlığına ücretsiz dokunuşu yoğun ilgi görüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınav stresi kontrolden çıkabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sinav-stresi-kontrolden-cikabilir-640315</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:20:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çıkabilir]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolden]]></category>
		<category><![CDATA[performans]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[stresi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640315</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Egen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, sınav kaygısının nedenleri, belirtileri ve yönetme yolları bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-stresi-kontrolden-cikabilir-640315">Sınav stresi kontrolden çıkabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Egen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, sınav kaygısının nedenleri, belirtileri ve yönetme yolları bilgi verdi.</p>
<p><strong>Mükemmeliyetçilik, aile baskısı ve yüksek beklentiler sınav kaygısını artırır! </strong></p>
<p>Kaygının, gündelik hayatta karşılaştığımız gerçek tehlikelerden kaynaklanan korkudan farklı olarak, gerçekçi olmayan bir tehdit algısıyla ortaya çıkan yoğun endişe hali olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Sınav kaygısı da genellikle sınavı veya herhangi bir performans durumunu gözümüzde büyütmemizden ve kendimizi bu görevi yerine getiremeyecek kadar yetersiz hissetmemizden kaynaklanır.” dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Luş, özellikle mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olmanın, aile tarafından yoğun baskı görmenin, gerçekçi olmayan beklentiler geliştirmenin ve hedefleri ulaşılması güç seviyelere taşımanın sınav kaygısını artıran önemli faktörler olduğuna işaret etti.</p>
<p><strong>Sınav kaygısı performansı ve günlük yaşamı etkiliyorsa uzman desteği gerekebilir! </strong></p>
<p>Sınav kaygısının sorun haline geldiğini gösteren belirtilere değinen Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, şunları söyledi:</p>
<p>“Eğer kaygı ders çalışma sürecimizi, sınava hazırlığımızı ve performansımızı olumsuz etkilemeye başladıysa; deneme sınavlarında başarımızı düşürüyorsa; sınav sırasında aşırı heyecan nedeniyle bildiğimiz soruları yanlış yapıyorsak; yoğun fiziksel belirtiler ortaya çıkıyorsa; uyku ve iştah düzenimiz bozulduysa; günlük yaşamda daha karamsar bir ruh haline büründüysek ve sınavla ilgili olumsuz düşüncelerimiz belirgin şekilde arttıysa, sınav kaygısının yüksek düzeyde olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Aslında belirli bir düzeyde kaygı faydalıdır ve performansı artırabilir. Ancak kaygı aşırı seviyelere ulaştığında ve bu belirtiler ortaya çıktığında, artık çözülmesi gereken bir kaygı problemine dönüşebilir. Böyle durumlarda bir uzmandan destek almak önemlidir.”</p>
<p><strong>Uyku, beslenme ve fiziksel aktivite sınav kaygısını yönetmeye yardımcı olur </strong></p>
<p>Sınav kaygısı yaşadığını fark edenlerin, özellikle sınava hazırlık dönemindeyse, öncelikle kaygıyı azaltmaya yardımcı olacak fiziksel aktivitelere ağırlık vermelerinin faydalı olabileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Ayrıca hedefleri yeniden gözden geçirmek ve daha gerçekçi hale getirmek de yarar sağlayacaktır. Sınava kadar geçen sürede kendinizi gereksiz kaygı yaratan ortamlardan ve stres kaynaklarından uzak tutmak önemlidir.” dedi.</p>
<p>Bu süreçte sürekli kaygılı kişilerle ya da aile ile sınav hakkında konuşmanın stres düzeyini artırabileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Luş “Uyku ve beslenme düzenine dikkat etmek, bunları mümkün olduğunca korumak da kaygıyı yönetmeye yardımcı olur. Bunun yanı sıra keyif veren aktivitelere zaman ayırmak, duygu durumunun dengelenmesine katkı sağlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sınav sırasında kaygı arttığında nefes egzersizleri yapmak ve kısa bir mola vermek faydalı olabilir! </strong></p>
<p>Sınavdan bir gün önce yoğun şekilde ders çalışmak yerine biraz dinlenmenin, farklı aktivitelerle vakit geçirmenin ve sınav dışındaki konulara yönelmenin daha yararlı olabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Ayrıca sınavla ilgili konuşmaları mümkün olduğunca azaltmak da zihinsel rahatlama sağlar.” dedi.</p>
<p>Sınav sırasında kaygının yükseldiği fark edildiğinde kısa bir duraklama yapmanın ve daha önce öğrenilmiş nefes egzersizlerini uygulamanın faydalı olabileceğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Bu nedenle nefes egzersizlerinin sınav öncesinde düzenli olarak çalışılması önemlidir. Ayrıca kaygıyı artırabilecek kahve, enerji içeceği gibi kafeinli ürünlerden uzak durmak da sınav performansını olumlu yönde destekleyebilir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-stresi-kontrolden-cikabilir-640315">Sınav stresi kontrolden çıkabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! Kalp çarpıntısına bu belirtiler eşlik ediyorsa!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-kalp-carpintisina-bu-belirtiler-eslik-ediyorsa-640246</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:18:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çarpıntı]]></category>
		<category><![CDATA[çarpıntısına]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[düzensiz]]></category>
		<category><![CDATA[ediyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[eşlik]]></category>
		<category><![CDATA[Hayıroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ritim]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640246</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern yaşamın yol açtığı düzensiz uyku alışkanlıkları, sigara, yoğun stres, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, kronik hastalıklar ve aşırı kafein tüketimi gibi etkenler kalp sağlığını olumsuz etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-kalp-carpintisina-bu-belirtiler-eslik-ediyorsa-640246">Dikkat! Kalp çarpıntısına bu belirtiler eşlik ediyorsa!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Modern yaşamın yol açtığı düzensiz uyku alışkanlıkları, sigara, yoğun stres, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, kronik hastalıklar ve aşırı kafein tüketimi gibi etkenler kalp sağlığını olumsuz etkiliyor. Özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşan uykusuzluk sorunu, kalp ritminde bozulmalara ve çarpıntı şikayetlerine zemin hazırlayabiliyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu,</strong> çoğu zaman önemsenmeyen uyku apnesi ve horlama problemlerinin de uzun vadede ciddi ritim bozukluklarına yol açabildiğini belirterek “Kalp çarpıntısı, günümüzde yalnızca yetişkinlerde değil, gençlerde hatta çocuk yaş grubunda da daha sık görülüyor.  Bilimsel çalışmalar; uyku düzenindeki bozuklukların, uyku apnesi ve horlama gibi sorunların kalp ritmini olumsuz etkileyebildiğini gösteriyor. Kalp çarpıntısı bazı durumlarda müdahale gerektiren önemli ritim bozukluklarının habercisi olabiliyor” diyor. </p>
<p>Kalp çarpıntısının her zaman ciddi bir hastalık anlamına gelmediğini ancak bazı belirtilerle birlikte görülmesi halinde mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Hayıroğlu, kalp çarpıntısında ihmale gelmez 8 sinyali anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Göğüs ağrısı</strong></li>
</ul>
<p>Kalp çarpıntısıyla birlikte göğüste baskı, sıkışma ya da ağrı hissedilmesi kalp-damar hastalıklarının habercisi olabiliyor. Özellikle ağrının kola, sırta veya çeneye yayılması riskli durumlara işaret edebiliyor.</p>
<ul>
<li><strong>Nefes darlığı</strong></li>
</ul>
<p>Çarpıntıyla birlikte nefes almakta zorlanılması, kalbin yeterince verimli çalışamadığını gösterebiliyor. Merdiven çıkarken ya da kısa yürüyüşlerde bile nefes nefese kalınması dikkat gerektiriyor.</p>
<ul>
<li><strong>Baş dönmesi ve bayılma hissi</strong></li>
</ul>
<p>Kalp ritmindeki bozukluklar beyne giden kan akışını etkileyebiliyor. Bu nedenle çarpıntıyla birlikte baş dönmesi, göz kararması ya da bayılma hissi yaşanması durumunda kardiyoloji uzmanına başvurmakta fayda var. </p>
<ul>
<li><strong>Soğuk terleme</strong></li>
</ul>
<p>Aniden başlayan yoğun terleme bazı kalp problemlerinde görülebiliyor. Özellikle çarpıntıyla birlikte gelişen soğuk terleme acil değerlendirme gerektirebiliyor.</p>
<ul>
<li><strong>Halsizlik ve aşırı yorgunluk</strong></li>
</ul>
<p>Kişinin kendini normalden çok daha yorgun hissetmesi, günlük aktivitelerde bile zorlanması kalbin düzensiz çalıştığını düşündürebiliyor. Bu nedenle herhangi bir aktivite olmadan ortaya çıkan halsizlik ve aşırı yorgunluk şikayetlerini ihmal etmemek gerekiyor. </p>
<ul>
<li><strong>Nabzın düzensiz hissedilmesi</strong></li>
</ul>
<p>Kalbin bazen çok hızlı, bazen de düzensiz atıyormuş gibi hissedilmesi ritim bozukluklarının işareti olabiliyor. Prof. Dr. Hayıroğlu, özellikle sık tekrar eden düzensizliklerde kontrolün şart olduğunu belirtiyor.</p>
<ul>
<li><strong>Çarpıntının uzun sürmesi</strong></li>
</ul>
<p>Birkaç saniyelik kısa çarpıntılar çoğu zaman geçici nedenlerden kaynaklanabiliyor. Ancak dakikalarca süren ya da sık sık tekrarlayan çarpıntılar ileri inceleme gerektirebiliyor.</p>
<ul>
<li><strong>Dinlenirken ortaya çıkması</strong></li>
</ul>
<p>Egzersiz ya da heyecan olmadan, özellikle istirahat halinde gelişen çarpıntıların, bazı kalp ritim bozukluklarına işaret edebildiğini belirten Prof. Dr. Hayıroğlu, bu durumda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini söylüyor. </p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Kalp ritmi bozukluğunda yeni nesil tedavi </strong></p>
<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, günümüzde teknoloji ve tıp alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde kalp ritim bozukluklarına çok daha erken ve doğru şekilde tanı konulabildiğini belirterek yeni nesil tedavi yaklaşımlarına yönelik şöyle konuşuyor: “Son yıllarda ritim bozukluklarına daha sık ve daha erken tanı koyabiliyoruz. Üç boyutlu haritalama sistemleri sayesinde kalpteki ritim bozukluğunun kaynağını daha net tespit edebiliyoruz ve uzun vadede daha yüz güldürücü sonuçlar alıyoruz. Kısa vadede önemsenmeyen bazı ritim bozuklukları, ani ölüme neden olmasa da, uzun dönemde diyabet ve hipertansiyon gibi kronik hastalıkların zemininde kalp yetmezliğine yol açabiliyor. Bu nedenle artık beklemeden müdahale etmeyi tercih ediyoruz. Tedavide pil ihtiyacı yoksa, hastaların büyük bir kısmında ablasyon yöntemleri uygulanabiliyor. Üç boyutlu haritalama sistemleri sayesinde işlem sırasında minimum radyasyon kullanılıyor ve anestezi desteğiyle daha güvenli bir tedavi süreci sağlanıyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-kalp-carpintisina-bu-belirtiler-eslik-ediyorsa-640246">Dikkat! Kalp çarpıntısına bu belirtiler eşlik ediyorsa!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nilüfer&#8217;de &#8220;Tütüne Değil, Hayata Yer Aç&#8221; söyleşisi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/niluferde-tutune-degil-hayata-yer-ac-soylesisi-640237</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:17:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aç]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[dile]]></category>
		<category><![CDATA[hayata]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşisi]]></category>
		<category><![CDATA[tütün]]></category>
		<category><![CDATA[tütüne]]></category>
		<category><![CDATA[yer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640237</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği sağlık etkinlikleri kapsamında; tütün bağımlılığı, elektronik sigara tehlikesi ve kapalı alan denetimleri konuşuldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-tutune-degil-hayata-yer-ac-soylesisi-640237">Nilüfer&#8217;de &#8220;Tütüne Değil, Hayata Yer Aç&#8221; söyleşisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği sağlık etkinlikleri kapsamında; tütün bağımlılığı, elektronik sigara tehlikesi ve kapalı alan denetimleri konuşuldu.</p>
<p>Toplum sağlığını koruma ve sağlıklı yaşam bilincini artırma çalışmaları kapsamında düzenlenen “Nilüfer’de Sağlık” etkinlikleri kapsamında “Tütüne Değil, Hayata Yer Aç” başlığı ile söyleşi gerçekleştirildi. Nilüfer Belediyesi Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen söyleşide, tütün kullanımının zararları anlatıldı.</p>
<p>Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Alis Özçakır, tütün endüstrisinin özellikle genç grupları kullandığını dile getirdi. Renkli kartonlar, çeşitli aromalar kullanarak gençlere ulaşıldığını anlatan Özçakır, “Tütün sektörü, her gün kaybettiği insanların yerine yenilerini koyabilmek için tamamen doğal ve zararsız gibi iddialar ortaya atarak, gençleri hemen kendi safına çekmeye çalışıyor” dedi.</p>
<p>Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yeşim Uncu, tütün kullanımının pandemi kadar önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi. Özellikle gençler arasında elektronik sigara tehlikesinin artığını dile getiren Uncu, “Çok yaygın bir kullanım var. Elektronik sigaralar, tütün yasasına dâhil edilmediği gerekçesiyle kapalı ortamlarda, her yerde kolaylıkla kullanılabiliyor. Bu sağlık problemiyle mücadele etmenin en önemli ayağı, tabii ki bağımlılık başlamadan önce bunun önüne geçmektir ve hepimizin sorumluluğudur” diye konuştu</p>
<p>TEDAVİYİ ETKİLİYOR</p>
<p>Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda Prof. Dr. Aslı Görek Dilektaşlı, sigaranın çok sinsi ve büyük bir tehlike olduğunu söyledi. Tütün kullanan bir insanın yaşam süresinin en az 10 yıl kısaldığının net olarak kanıtlandığını vurgulayan Dilektaşlı, “Kalp krizi geçirmiş bir hasta dahi sigarayı bıraktığında ölüm riski hızla azalabiliyor. Akciğer kanseri tanısı almış hastaların sigarayı bırakması, tedavi başarısını ve hayatta kalma süresini doğrudan uzatan bir faktör oluyor” dedi.</p>
<p>TÜRKİYE EN ÇOK SİGARA İÇİLEN ÜLKELER ARASINDA<br />Türkiye’nin dünyada en çok sigara içilen ülkeler arasında yer aldığının bilgisini veren Dilektaşlı, “Kabaca, 15 yaşın üzerindeki her üç insandan birinin maalesef sigara içtiğini görüyoruz. Bundan 10 sene önce daha başarılı bir dönem geçiriyorduk; en azından kafelere, restoranlara gittiğimizde tütün dumanına maruz kalmıyorduk. Çünkü o dönem yasalarımızı daha etkin bir şekilde işletebiliyorduk. Ancak son yıllara baktığımızda bu oranların tekrar artmaya başladığını görüyoruz” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-tutune-degil-hayata-yer-ac-soylesisi-640237">Nilüfer&#8217;de &#8220;Tütüne Değil, Hayata Yer Aç&#8221; söyleşisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Skolyozda Erken Tanı Çocukların Geleceğini Koruyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/skolyozda-erken-tani-cocuklarin-gelecegini-koruyor-640213</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:16:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[duruş]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğini]]></category>
		<category><![CDATA[koruyor]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[skolyozda]]></category>
		<category><![CDATA[takip]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640213</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl binlerce çocuk ve genç, fark edilmeden ilerleyen bir omurga eğriliğiyle yaşamını sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/skolyozda-erken-tani-cocuklarin-gelecegini-koruyor-640213">Skolyozda Erken Tanı Çocukların Geleceğini Koruyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl binlerce çocuk ve genç, fark edilmeden ilerleyen bir omurga eğriliğiyle yaşamını sürdürüyor. Çoğu zaman yalnızca küçük bir duruş bozukluğu ya da omuz hizasındaki hafif bir farklılık gibi görünen skolyoz, erken tanı konulmadığında yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilen önemli bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor. Uzmanlar, özellikle büyüme çağındaki çocuklarda erken teşhis ve düzenli takibin, cerrahi gereksinimini azaltabildiğini ve tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını vurguluyor. Memorial Şişli Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. İlknur Saral,  skolyozun nedenleri ve modern tedavileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Genellikle hızlı büyüme döneminde ortaya çıkan bir durum</strong></p>
<p>Skolyoz; omurganın sağa ya da sola doğru eğrilmesinin yanı sıra kendi ekseni etrafında dönmesiyle ortaya çıkan üç boyutlu bir omurga deformitesi olarak tanımlanır. Genellikle hızlı büyüme döneminde ortaya çıkan bu durum, özellikle ergenlik çağındaki çocuklarda daha sık görülür. Hastalık çoğu zaman ağrıya neden olmadığı için uzun süre fark edilmeyebilir. Bu nedenle uzmanlar, ailelerin çocuklarının duruş gelişimini dikkatle gözlemlemesinin büyük önem taşıdığına dikkat çekmektedir.</p>
<p><strong>Basit belirtiler önemli bir sorunun habercisi olabilir</strong></p>
<p>Skolyozun ilk belirtileri çoğu zaman günlük yaşam içinde fark edilmesi zor küçük değişikliklerle ortaya çıkar. Bir omzun diğerine göre daha yüksek görünmesi, kürek kemiklerinden birinin belirginleşmesi, kalça seviyelerinde eşitsizlik, kıyafetlerin vücutta asimetrik durması ya da öne eğilince sırtın bir tarafında kabarıklık oluşması en sık karşılaşılan bulgular arasında yer alır. Erken dönemde tespit edilen eğriliklerde ameliyatsız tedavi seçeneklerinin çok daha etkili sonuç verir. Özellikle büyüme gelişiminin devam ettiği çocuklarda uygulanan kişiye özel egzersiz programları, fizyoterapi yaklaşımları ve modern korse uygulamaları sayesinde eğriliğin ilerleme riski önemli ölçüde azaltır.</p>
<p><strong>“Ağrı yoksa sorun yok” düşüncesi yanlış</strong></p>
<p>Toplumda skolyozun yalnızca sırt ağrısıyla ilişkilendirilmesi nedeniyle pek çok aile çocuklarında sorun olmadığını düşünebilir. Oysa skolyoz çoğu zaman sessiz ilerleyen bir tablo oluşturur. İlerleyici omurga eğrilikleri; duruş bozukluklarının yanı sıra ileri dönemlerde solunum kapasitesinde azalma, hareket kısıtlılığı, kas dengesizlikleri ve psikososyal sorunlara kadar uzanan geniş bir etki alanında etkiler. Özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarda beden algısının büyük önem taşır. Bunun için omurga deformitelerinin özgüven üzerinde de olumsuz etkiler oluşturabilir. Bu nedenle skolyozun yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik yönüyle de değerlendirilmesi gerekir.</p>
<p><strong>Radyasyon endişesine karşı yeni nesil teknolojiler</strong></p>
<p>Skolyoz tanı ve takip sürecinde en sık kullanılan yöntemlerden biri röntgen görüntüleme sistemleri olur. Ancak büyüme çağındaki çocukların düzenli aralıklarla tekrar eden X-ışınına maruz kalması, ailelerde haklı bir endişe oluşturabilmektedir. Özellikle uzun takip gerektiren hastalarda radyasyon maruziyetinin azaltılması, günümüz tıbbının önemli gündem başlıklarından biri haline gelmektedir. Teknolojide yaşanan gelişmeler sayesinde artık skolyoz değerlendirmelerinde radyasyonsuz takip yöntemleri daha yaygın biçimde kullanılabilir. Üç boyutlu yüzey tarama sistemleri ve gelişmiş postüranaliz teknolojileri, omurgadaki eğriliklerin ve vücut asimetrilerinin detaylı şekilde incelenmesine olanak sağlıyor. Bu sistemler, kişinin anatomik yapısını dijital ortamda analiz ederek omurga üzerindeki değişimleri radyasyon kullanmadan değerlendirebilmektedir. Uzmanlar, bu teknolojilerin özellikle çocuk ve ergen hastalarda büyük avantaj sunduğunu belirtiyor. Radyasyon içermeyen sistemler sayesinde hem güvenli hem de tekrarlanabilir takip yapılabilmektedir. Böylece tedavi sürecindeki ilerleme daha hassas şekilde gözlemlenirken gereksiz görüntüleme ihtiyacının da önüne geçilebilmektedir.</p>
<p><strong>Erken tanı, cerrahi ihtimalini azaltabiliyor</strong></p>
<p>Skolyoz tedavisinde en önemli unsurun erken teşhistir. Eğrilik henüz düşük derecelerdeyken başlanan takip ve rehabilitasyon süreci, omurganın ilerleyici deformasyonunu durdurmada kritik rol oynar. Günümüzde gelişen fizik tedavi uygulamaları, omurgaya özel egzersiz yaklaşımları ve ergonomik korse teknolojileri sayesinde pek çok çocuk ameliyata ihtiyaç duymadan sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlar. En önemli nokta, skolyozu mümkün olduğunca erken dönemde fark etmektir. Çünkü omurga eğriliği ilerledikçe tedavi seçenekleri sınırlandırarak cerrahi müdahale gereksinimini artırabilir. Bu nedenle okul çağındaki çocukların düzenli duruş kontrollerinden geçirilmesi ve ailelerin gözlemci olması büyük önem taşır.</p>
<p><strong>Çocuğunuzun duruşuna dikkatle bakın</strong></p>
<p>Ailelerin çocuklarının günlük duruş alışkanlıklarını dikkatle gözlemlemeleri gerekir. Basit gibi görünen küçük bir asimetri ya da omuz dengesizliği, ileride ciddi sonuçlar doğurabilecek bir omurga eğriliğinin ilk işareti olabilmektedir. Erken tanı, doğru takip ve gelişen teknolojilerin sunduğu güvenli yöntemlerle skolyozun kontrol altına alınabilmesini ve çocukların geleceğinin hem omurga sağlığı hem de yaşam kalitesi açısından önemli bir konfor sağlamaktadır. Çünkü bazen bir çocuğun duruşundaki küçük bir ayrıntı, tüm yaşamını değiştirecek kadar önemli sonuçlar doğurabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/skolyozda-erken-tani-cocuklarin-gelecegini-koruyor-640213">Skolyozda Erken Tanı Çocukların Geleceğini Koruyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sabah Yorgunluğunuz Kronik Yaşlanma Sinyali Olabilir Mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sabah-yorgunlugunuz-kronik-yaslanma-sinyali-olabilir-mi-640210</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:16:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[sinyali]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[vücudu]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluğunuz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640210</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gün içinde sürekli yorgun hissetmek, sabah dinlenmeden uyanmak, zihindeki düşünceleri susturamamak, odaklanmada yaşanan sorunlar ya da gece uykuya dalamamak…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sabah-yorgunlugunuz-kronik-yaslanma-sinyali-olabilir-mi-640210">Sabah Yorgunluğunuz Kronik Yaşlanma Sinyali Olabilir Mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gün içinde sürekli yorgun hissetmek, sabah dinlenmeden uyanmak, zihindeki düşünceleri susturamamak, odaklanmada yaşanan sorunlar ya da gece uykuya dalamamak… Tüm bunlar artık birçok kişinin ortak şikâyeti. Gün içinde yaşanan yoğun iş temposu ve uzun çalışma saatleri vücudun stres sistemini sürekli aktif tutmasının yanı sıra enerji düşüklüğünden insülin direncine, uyku problemlerinden ruh hali değişimlerine kadar pek çok sorunu da beraberinde getirebiliyor. Stresi yönetmeden sağlığın yönetilemeyeceğini belirten <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “İşte bu noktada son yıllarda hem bilimsel literatürde hem de fonksiyonel tıpta Adaptojen kavramı öne çıkıyor. Adaptojenlerle ilgili çalışmalar özellikle stres ve kortizol üzerinde olumlu etkiler göstermektedir” diyor. </p>
<p><strong>Adaptojenler ne yapıyor? </strong></p>
<p>Modern şehir yaşamı ve plazalarda yükselen iş temposu, uzun çalışma saatleri, trafik, ekran maruziyeti ve sürekli ulaşılabilir olma hali vücudu kesintisiz bir stres döngüsü içinde bırakıyor. Gün boyu devam eden bu yoğun tempo yalnızca ruh halini değil; uyku düzeninden iştaha, enerji seviyesinden hormon dengesine kadar birçok sistemi etkiliyor. Kronik hale gelen stresin zaman içinde yorgunluk, odaklanma güçlüğü, kilo kontrolünde zorlanma, sindirim sorunları ve uyku problemleri gibi pek çok şikâyete zemin hazırladığını belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “İşte bu noktada son yıllarda hem bilimsel literatürde hem de fonksiyonel tıpta öne çıkan bir kavram var; adaptojenler.<strong> </strong> Adoptojenler ne enerji içeceği gibi “yükseltici” ne de sakinleştirici gibi “bastırıcıdır.” Bitki kaynaklı ajanlar olarak adlandırılan adaptojenlerin asıl görevleri vücudun stres karşısındaki dengesini yeniden kurmaya yardımcı olmak, aşırı çalışan sistemi yavaşlatmak ve yavaş çalışan sistemi desteklemektir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Şehir insanının stres alarmı hep açık!</strong></p>
<p>Modern şehir yaşamında vücudun stres alarm sisteminin hiç kapanmamasının büyük bir sorun olduğunun altını çizen <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Sürekli açık kalan bu “alarm hali”, zamanla kortizol dengesinin bozulmasına, uyku kalitesinin düşmesine, insülin direncinin tetiklenmesine ve vücudun sürekli tetikte kalmasına yol açıyor. Adaptojenler ise bu sistemi tamamen kapatmaz; ancak aşırı çalışan stres yanıtını dengelemeye yardımcı olabilir” diyor. </p>
<p><strong>Her adaptojen herkeste aynı etkiyi göstermez</strong></p>
<p>Her adaptojen herkeste aynı etkiyi göstermiyor. Örneğin; ashwagandha daha çok zihni susmayan ve uykuya dalmakta zorlanan kişilerde öne çıkarken, rhodiola sabah yorgun uyanan ve gün içinde tükenmiş hisseden kişilerde tercih edilebiliyor. Ginseng ise enerji, odaklanma ve performans desteği amacıyla kullanılabiliyor. “Herkese aynı takviye” yaklaşımının yanlış olduğunu belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Hangi desteğin kim için gerekli olduğuna uzman değerlendirmesiyle karar verilmeli” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Önce alışkanlıklar değiştirilmeli</strong></p>
<p>Yapılan bilimsel çalışmalarda adaptojenlerin özellikle stres yönetimi ve kortizol dengesi üzerinde olumlu etkiler sağlayabileceği gösterilse de tek başına bir çözüm olarak görülmüyor. Düzensiz uyku, yoğun stres, yetersiz beslenme ve gün boyu kafeinle ayakta kalma gibi alışkanlıkların devam ettiği sürece adaptojenlerle sağlanan ilerlemenin sınırlı olacağını ifade eden <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Bu nedenle adaptojenler bir tedavi yöntemi değil, doğru yaşam sisteminin destekleyici bir parçası olarak değerlendirilmeli. Adaptojenler doğru kişide ve doğru zamanda kullanıldığında stres yönetiminde anlamlı katkı sağlayabilir. Ancak sağlık hiçbir zaman tek bir kapsüle indirgenemez. Stresi yönetmeden sağlığı yönetemezsiniz” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sabah-yorgunlugunuz-kronik-yaslanma-sinyali-olabilir-mi-640210">Sabah Yorgunluğunuz Kronik Yaşlanma Sinyali Olabilir Mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Safra kanalı tıkanıklığı ciddi sonuçlar doğurabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/safra-kanali-tikanikligi-ciddi-sonuclar-dogurabiliyor-640165</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[doğurabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kanalı]]></category>
		<category><![CDATA[safra]]></category>
		<category><![CDATA[Safra Kesesi]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçlar]]></category>
		<category><![CDATA[taşı]]></category>
		<category><![CDATA[taşlar]]></category>
		<category><![CDATA[taşları]]></category>
		<category><![CDATA[tıkanıklığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640165</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Şükrü Arslan, safra kesesi taşlarının belirtileri, yol açabileceği ciddi sağlık riskleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/safra-kanali-tikanikligi-ciddi-sonuclar-dogurabiliyor-640165">Safra kanalı tıkanıklığı ciddi sonuçlar doğurabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Şükrü Arslan, safra kesesi taşlarının belirtileri, yol açabileceği ciddi sağlık riskleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Safra kesesi taşları sessiz seyredebildiği gibi çeşitli şikâyetlerle de ortaya çıkabiliyor!</strong> </p>
<p>Safra kesesinin besin sindirimi için gerekli olan safranın depolandığı bir organ olduğunu hatırlatan Dr. Şükrü Arslan, “Bazı kişilerde safra sıvısının yoğunlaşıp kristalize olmasıyla taşlar oluşabilir.” dedi.</p>
<p>Bu taşların bazen hiçbir şikâyete sebep olmayabileceğini ifade eden Dr. Arslan, “Bazen de özellikle yağlı gıdalardan sonra karnın sağ üst tarafında ağrıya, bu ağrının omuz ve sırta vurmasına, bulantı, kusma, hazımsızlık ve şişkinlik şikayetlerine sebep olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tedavide amaç sadece taşı değil, taşın yol açabileceği hayati tehlikeleri de ortadan kaldırmak!</strong></p>
<p>Taşın safra kanalını tıkayabileceğine değinen Dr. Şükrü Arslan, şunları söyledi:</p>
<p>“Tıkanma neticesinde ateş, titreme, cilt ve gözde sararma, dışkı renginde açılma, idrar renginde koyulaşma gibi bulgular meydana gelebilir. Hastalığın tedavisinde günümüzde laparoskopik yani kapalı yöntemle ameliyatlar yapılabiliyor. Bu ameliyatta taşla beraber safra kesesi de alınır. Ameliyattan kısa süre sonra hastalar sosyal hayatlarına dönebilirler. Safra kesesi ameliyatıyla hem safra taşına bağlı şikayetlerin ortadan kaldırılması hem de ileride gelişebilecek hayati risklerin önüne geçilmesi hedeflenir.” </p>
<p><strong>Üç santimin üzerindeki safra kesesi taşları kanser riskini artırabiliyor! </strong></p>
<p>Safra kesesinde oluşan taşlara müdahale edilmediği durumlarda bazı riskler oluşabileceğine dikkat çeken Dr. Şükrü Arslan, “Taş, safra kesesini iltihaplandırabilir. Safra duvarında delinme meydana gelebilir ve sepsis dediğimiz ciddi enfeksiyon tablosu ortaya çıkabilir.” dedi.</p>
<p>Taşların safra kesesinden kanala düştüğü zaman ise tıkanma, sarılık ve iltihaplanmaya sebep olabileceğini kaydeden Dr. Arslan, “Taşın boyutu özellikle üç santimin üzerindeyse safra kesesi kanseri gelişmesine zemin hazırlayabilir. Safra kesesi taşları toplumda oldukça sık görülüyor ancak tüm taşlara ameliyat gerektirmiyor. Burada önemli olan taşın boyutu.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Riskli safra kesesi taşları mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiriyor! </strong></p>
<p>Taşın hastada şikâyet oluşturup oluşturmadığının ve ileride oluşturabileceği risklerin değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapan Dr. Şükrü Arslan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yani hastada şikâyete sebep olan semptomatik taşlar varsa, safra kanalına düşme ihtimali daha yüksek olan milimetrik boyutlu taşlar varsa, kanser gelişmesine zemin hazırlayan özellikle üç santimden büyük boyutlu taşlar varsa, porselen kese dediğimiz safra kesesi duvarında kireçlenme durumu varsa, hastada aynı zamanda diyabet hastalığı da varsa, bu tarz hastalar mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmeli.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/safra-kanali-tikanikligi-ciddi-sonuclar-dogurabiliyor-640165">Safra kanalı tıkanıklığı ciddi sonuçlar doğurabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Birliği Sendikası: “Memur Sicil Affı Olmalı”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasi-memur-sicil-affi-olmali-640107</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:12:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[affı]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[memur]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[sendikası]]></category>
		<category><![CDATA[sicil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640107</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası: "Memur Sicil Affı Olmalı"</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasi-memur-sicil-affi-olmali-640107">Hekim Birliği Sendikası: “Memur Sicil Affı Olmalı”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Konu hakkında bir açıklama yapan Hekim Birliği Sendikası yöneticileri, “Üniversitelerden çeşitli nedenlerle ilişiği kesilen öğrencilerin yeniden eğitim hayatına dönmesini sağlayacak öğrenci affı düzenlemesini olumlu karşılıyoruz. Ancak devletin vatandaşına ikinci bir şans tanıma anlayışı yalnızca öğrenciler için değil, kamu görevlileri için de hayata geçirilmelidir. Son kapsamlı memur sicil affının üzerinden yaklaşık 20 yıl geçmiştir. Bu süreçte binlerce kamu görevlisi, yıllar önce aldığı disiplin cezalarının sonuçlarını hâlen taşımaya devam etmektedir. Devletin birliğine ve bütünlüğüne karşı işlenen suçlar, terör suçları ile rüşvet, zimmet, irtikâp, sahtecilik ve benzeri yüz kızartıcı suçlar hariç olmak üzere; disiplin cezalarının belirli şartlarla sicilden silinmesini sağlayacak bir Memur Sicil Affı düzenlemesi hayata geçirilmelidir. Nasıl ki öğrenci affı ile eğitim hayatına dönüş imkânı sağlanıyorsa, memur sicil affı ile de kamu görevlilerine mesleki hayatlarında yeni bir başlangıç yapma fırsatı verilmelidir. TBMM’yi ve ilgili kurumları, öğrenci affı ile birlikte memur sicil affını da gündemlerine almaya davet ediyoruz” ifadelerini kullandı. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasi-memur-sicil-affi-olmali-640107">Hekim Birliği Sendikası: “Memur Sicil Affı Olmalı”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Söke Devlet Hastanesi’nde Hukuksuz Görevlendirme ve Mobbing İddiaları!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/soke-devlet-hastanesinde-hukuksuz-gorevlendirme-ve-mobbing-iddialari-640105</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:12:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[görevlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[hukuksuz]]></category>
		<category><![CDATA[mobbing]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[söke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640105</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genel Sağlık -İş Genel Başkanı Dr. Derya Uğur, Aydın Söke Devlet Hastanesi'ndeki hukuksuz görevlendirme ve mobbing iddialarını gündeme taşıdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/soke-devlet-hastanesinde-hukuksuz-gorevlendirme-ve-mobbing-iddialari-640105">Söke Devlet Hastanesi’nde Hukuksuz Görevlendirme ve Mobbing İddiaları!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / Özel Haber – </strong><span>Genel Sağlık ve Sosyal Hizmet Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (</span><strong>Genel Sağlık-İş</strong>) Genel Başkanı Dr. Derya Uğur, Aydın Söke Devlet Hastanesi’ndeki iddialar hakkında Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na açıklamalarda bulunrdu.</p>
<p><b>Söke Devlet Hastanesi’nde Neler Oluyor?</b></p>
<p><span>Dr. Uğur, konu hakkında şu açıklamayı yaptı, “Sendikamız Genel Sağlık-İş olarak, Aydın Söke Devlet Hastanesi ameliyathane biriminde görev yapan üyelerimize, yürürlükte bulunan Sağlık Meslek Mensupları ile Sağlık Hizmetlerinde Çalışan Diğer Meslek Mensuplarının İş ve Görev Tanımlarına Dair Yönetmelik hükümlerine açıkça aykırı görevler verilmektedir. </span><span>Sendika üyelerimiz mevzuata aykırı yapılan görevlendirmelere itiraz ettiklerinde farklı birimlere görevlendirilmek suretiyle baskı ve mobbing uygulamalarına maruz bırakılmaktadır. Kamu hizmetinin gerekleriyle açıklanamayacak bu uygulamalar, kamu yönetimi ilkeleriyle bağdaşmamakta ve çalışanların motivasyonunu bozmaktadır” </span></p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/Goruntu-24.06.2026-17.32.jpeg"/></p>
<p><b>“Sorumluluğu Bulunan Kişiler Hakkında Gerekli İnceleme ve Soruşturma Başlatılmalı”</b></p>
<p><span>“Başta Aydın Söke Devlet Hastanesi Başhekimi olmak üzere, bu hukuka aykırı uygulamalarda sorumluluğu bulunan kişiler hakkında gerekli inceleme ve soruşturmanın başlatılması gerekmektedir. </span><span>Bu nedenle Aydın İl Sağlık Müdürlüğünü, Aydın Valiliğini ve Sağlık Bakanlığını bu usule aykırı görevlendirmelerin, baskı ve mobbing uygulamalarının son bulması için göreve davet ediyor;  </span><span>Genel Sağlık-İş olarak üyelerimizin haklarını korumak adına her türlü idari ve hukuki sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/soke-devlet-hastanesinde-hukuksuz-gorevlendirme-ve-mobbing-iddialari-640105">Söke Devlet Hastanesi’nde Hukuksuz Görevlendirme ve Mobbing İddiaları!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş Hekimlerinden TUK Kararına Sert Tepki! </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-hekimlerinden-tuk-kararina-sert-tepki-640103</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:12:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hekimlerinden]]></category>
		<category><![CDATA[kararına]]></category>
		<category><![CDATA[sert]]></category>
		<category><![CDATA[tepki]]></category>
		<category><![CDATA[tuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640103</guid>

					<description><![CDATA[<p>DİŞHEK-SEN tarafından yapılan açıklamada, Tıpta Uzmanlık Kurulu’nun (TUK) diş hekimliğinde uzmanlık eğitiminin hukuki dayanaklarını, liyakat esasını ve kazanılmış hakları temelden sarsan bir karara imza attığı ifade edildi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimlerinden-tuk-kararina-sert-tepki-640103">Diş Hekimlerinden TUK Kararına Sert Tepki! </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>DİŞHEK-SEN tarafından yapılan açıklamada, Tıpta Uzmanlık Kurulu’nun (TUK) diş hekimliğinde uzmanlık eğitiminin hukuki dayanaklarını, liyakat esasını ve kazanılmış hakları temelden sarsan bir karara imza attığı ifade edildi. </span></p>
<p><b>Ankara’da Sağlık Bakanlığı önünde toplanan diş hekimleri, karara isyan etti. DİŞHEK-SEN tarafından şu açıklama yapıldı. </b></p>
<p><span>Bugün burada toplandık, Çünkü TUK KURULU, diş hekimliğinde uzmanlık eğitiminin hukuki dayanaklarını, liyakat esasını ve kazanılmış hakları temelden sarsan, bir karara imza attı. </span></p>
<p><span>TUK’un 16 Haziran tarihinde aldığı kararla, 2011-2026 yılları arasında doktora eğitimine başlayan ya da tamamlayan diş hekimlerine belirli koşulları sağlamaları halinde uzmanlık eğitimi sürecinden geçmeden uzmanlık unvanı verilmesinin önü açılmıştır. Buna göre ilgili branşın son beş yıllık DUS taban puanı ortalamasını karşılayan, belirlenen klinik işlem ve rotasyon şartlarını yerine getiren ya da üç yıl akademisyenlik yapan hekimlerin uzman olabilmeleri öngörülmektedir. </span></p>
<p><span>Oysaki 2011 yılında kabul edilen 6225 sayılı Kanun ile ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’a eklenen hükümler ile 2011 yılından sonra doktora eğitimine başlayan hekimlerin doktora eğitimlerinin akademik bir derece olduğu, klinik uzmanlık unvanı ve yetkisi kazandırmayacağı açık ve kesin bir hüküm olarak yerini almıştır. Bu yasal reformun temel amacı; diş hekimliğinde uzmanlık eğitimini merkezi, objektif, denetlenebilir ve fırsat eşitliğine dayalı bir sistem haline getirmektir. </span></p>
<p><span>Tüm bu kanuni düzenlemelere rağmen Tıpta Uzmanlık Kurulu tarafından alınan 2826 sayılı karar ciddi hukuki sorunlar içermektedir. Bu kararın TUK kurulunca normlar hiyerarşisi atlayarak hangi yetki sınırları içerisinde alındığı ve idari işlemin hangi hukuki formda yürürlüğe konulacağı hususları kamuoyu ile acilen paylaşılmalıdır. </span></p>
<p><span>Tıpta Uzmanlık Kurulu’nun görevi; uzmanlık eğitiminin standartlarını belirlemek, eğitim programlarını düzenlemek ve mevcut sistemin işleyişini denetlemektir. Kurulun kanunla öngörülmeyen yeni bir uzmanlık kazanma yolu oluşturma yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle bir kurul kararı ile yeni bir uzmanlık tescil rejimi oluşturulması ciddi bir yetki tartışmasını beraberinde getirmektedir. </span></p>
<p><span>Daha da önemlisi, TUK kendi geçmiş içtihatıyla da çelişmektedir. Kurulun 24.03.2016 tarih ve 684 sayılı kararında; uzmanlık eğitimi ile doktora eğitiminin farklı amaçlara hizmet ettiği, doktora eğitiminin akademik ve </span><span>DİŞHEK-SEN BASIN AÇIKLAMASI – 24.06.2026 </span></p>
<p><span>araştırma odaklı niteliğinin korunması gerektiği, uzmanlık eğitiminin ise sağlık hizmeti sunucusu yetiştirmeyi amaçladığı açıkça ifade edilmiştir. Aynı kararda, diş hekimliğinde doktora eğitiminin uzmanlık eğitiminin yerine geçmeyeceği özellikle vurgulanmıştır. </span></p>
<p><span>DUS yalnızca bir yeterlilik sınavı değil, aynı zamanda sınırlı kontenjanlar için yapılan bir sıralama ve rekabet sınavıdır. Sınav sıralaması ve kontenjan yarışı olmaksızın, yalnızca kendi uzmanlık dalının son beş yıldaki taban puanlarının ortalamasına denk gelecek puanı almanın uzmanlık için yeterli sayılması; yıllarca hayatını bu sınavı kazanmaya adayan, yüksek puanlar almasına rağmen kontenjan yetersizliği nedeniyle yerleşemeyen ve TUK denetiminde uzmanlığını tamamlayan binlerce hekimin emeğini ve liyakatini görmezden gelmektedir. </span></p>
<p><span>Çekirdek eğitim müfredatı ve klinik ağırlıklı eğitiminin amacı ileri düzey ve yüksek riskli vakaların tedavi edilebildiği yeterlilik düzeyiyle uzmanlık unvanı kazandırmaktır. TUK denetimindeki uzmanlık eğitiminin aksine, doktora eğitiminin ülkemizde kesin ve denetlenebilir bir klinik standardı bulunmamaktadır. Öğretim üyelerinin gözetiminde, özel vakalarla, yıllara yayılan klinik eğitim sürecinin, hasta kotası tamamlamak için hızlandırılmış uygulamalarla eşitlenmeye çalışılması, uzmanlık eğitiminin niteliksizleşmesine ve uzun vadede halk sağlığı sorunlarına yol açacaktır. </span></p>
<p><b><b>Diş Hekimliğinin İki Temel Gündemi Var</b></b></p>
<p><span>Günümüzde diş hekimliğinin iki temel gündemi bulunmaktadır: ilki giderek derinleşen istihdam sorunu, ikincisi ise diş hekimliği fakültesi sayısı ve kontenjanlarının kontrolsüz artışı sonucu oluşan işsiz diş hekimi ordusudur. </span></p>
<p><span>Mevcut haliyle devam etmesi durumunda 2030 yılına gelindiğinde diş hekimi sayısının 100.000’e ulaşacağı öngörülmektedir. </span></p>
<p><span>Kamusal atamalardaki yetersizlik nedeniyle atama bekleyen on binlerce genç meslektaşımız güvencesizliğe mahkûm edilirken, özel sektörün denetimsiz ortamında emeğin değersizleştirilmesi ve düşük ücret odaklı çalışma koşulları sistematik bir soruna dönüşmüştür. </span></p>
<p><span>Mesleki itibarın, hekim haklarının ve toplumun nitelikli ağız ve diş sağlığı hizmetine erişim hakkının korunabilmesi için; eğitim kadrosu bulunmayan fakülteler kapatılmalı, yeni fakülte açılışlarına son verilmeli, kontenjanlar bilimsel veriler ışığında yeniden düzenlenmeli, kamu istihdamı ve ağız diş </span><span>sağlığı hizmetlerine yatırım acilen artırılmalı, aile diş hekimliği modeli uygulamaya konulmalı ve koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri geliştirilerek istihdam olanakları artırılmalıdır. </span></p>
<p><span>Tüm uyarılara rağmen, dişhekimliğinde insan gücü planlaması yapılmaksızın, kontrolsüz fakülte ve kontenjan artışlarının yıllardır sürdürülmesi nasıl işsiz diş hekimi ordusu ortaya çıkardıysa; bu TUK kararı da uzman enflasyonu, işsiz uzman diş hekimleri ve kamu istihdamında haksızlıklara yol açacaktır. </span></p>
<p><span>Uzmanlık, ayrıcalıklı bir kodlamayla girilen bir sınavın değil; sıralama esasına dayanan gerçek DUS sisteminde başarı gösterenlerin hakkıdır. Uzmanlık ayrıcalıkla değil, tüm adaylar için eşit ve adil koşullarda yürütülen objektif bir değerlendirme süreciyle kazanılmalıdır. </span></p>
<p><b><b>Diş Hekimleri olarak kamuoyu adına soruyoruz: </b></b></p>
<p><span>✓Bu kadar geniş kapsamlı bir uzmanlık unvanı dağıtımının sağlık insan gücü planlaması açısından gerekçesi nedir? </span></p>
<p><span>✓Bu düzenleme sonrasında uzmanlık unvanı alacak binlerce hekimin kamuya atanmasına yönelik bir planlama mevcut mudur? Devlet, bu kişileri üniversitelerde eğitici kadrolarına mı yerleştirmeyi hedeflemektedir? Eğer böyle bir planlama mevcutsa bunun hukuki, mali ve kadrosal altyapısı nedir? </span></p>
<p><span>✓Bu düzenleme lisans mezunu diş hekimlerinin kamuya atanma imkanlarını daha da daraltmayacak mıdır? </span></p>
<p><span>✓Aynı şekilde DUS’u kazanarak yıllarca TUK denetiminde uzmanlık eğitimi almış uzman diş hekimlerinin kamu kadrolarına erişimini de zorlaştırmayacak mıdır? </span></p>
<p><span>✓Yeterli kamu kadrosu ve insan gücü planlaması olmaksızın binlerce yeni uzman oluşturulması, gelecekte işsiz uzman diş hekimleri ve uzman enflasyonu sorununu beraberinde getirmeyecek midir? </span></p>
<p><span>Sonuç olarak; tartışılan konu doktoralı diş hekimlerinin değeri veya akademik yetkinlikleri değildir. Doktora eğitiminin akademik niteliği tartışmasızdır ve korunmalıdır. Tartışma, uzmanlık unvanının hangi usul ve esaslarla kazanılacağına ilişkindir. </span><span>DİŞHEK-SEN olarak; TUK’un 2826 sayılı kararının derhal geri çekilmesini talep ediyor, aksi halde kararın iptali için yargı yoluna başvuracağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimlerinden-tuk-kararina-sert-tepki-640103">Diş Hekimlerinden TUK Kararına Sert Tepki! </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KBB Uzm. Filiz: “Uyku Apnesi ve Horlama Kader değil, Hastalıktır! Farkında olalım!”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kbb-uzm-filiz-uyku-apnesi-ve-horlama-kader-degil-hastaliktir-farkinda-olalim-640101</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:12:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[apnesi]]></category>
		<category><![CDATA[filiz]]></category>
		<category><![CDATA[horlama]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[kbb]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uzm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640101</guid>

					<description><![CDATA[<p>KBB Uzm. Dr. Ümit Filiz “Horlama kaderiniz değildir, tedavisi olan bir hastalıktır” vurgusunda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kbb-uzm-filiz-uyku-apnesi-ve-horlama-kader-degil-hastaliktir-farkinda-olalim-640101">KBB Uzm. Filiz: “Uyku Apnesi ve Horlama Kader değil, Hastalıktır! Farkında olalım!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanın uyku kalitesi üzerinde olumsuz etkisi yadsınamayan horlama konusunda Bornova’da düzenlenen panelde konuşan KBB Uzm. Dr. Ümit Filiz “horlama kaderiniz değildir, tedavisi olan bir hastalıktır” vurgusunda bulundu.</p>
<p><b>Bornova Belediyesi ve ENTO Cerrahi Tıp Merkezi İşbirliği ile Halk Sağlığı Yararına Panel</b></p>
<p><span>Bornova Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü organizasyonunda, Özel </span><span>ENTO </span><span>Cerrahi Tıp Merkezi işbirliğiyle düzenlenen “Horlama ve Uyku </span><span>Apnesinde</span><span> Güncel Yaklaşımlar” paneli, Uğur Mumcu Kültür ve Sanat Merkezi Çok Amaçlı Salonu’nda yoğun katılım ve ilgiyle gerçekleştirildi. </span><span>“Horlama ve Uyku Apnesinde Güncel Yaklaşımlar” başlıklı panelde, uzmanlar uykuda nefes kesilmesinin ve horlamanın hayati riskler taşıdığın altını çizerek, bunun göz ardı edilmemesi gereken ciddi bir sağlık sorunu olduğuna işaret etti. </span><span>Uğur Mumcu Kültür ve Sanat Merkezi Çok Amaçlı Salonu’nda düzenlenen panelde konuşan Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli KBB Uzmanı Op. Dr. Ümit Filiz, kendilerine başvuran hastaların büyük bir çoğunluğunun horlama şikayeti ile geldiğini söyleyerek, bu durumun normalleştirilmemesi gereken bir hastalık olduğunu vurguladı. </span></p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/umit-filiz2.jpeg"/></p>
<p><b><b>“Sadece horlayana değil yanındakini de ilgilendiriyor”</b></b></p>
<p><span>Horlamanın 40’lı yaşlara kadar erkeklerde daha çok görüldüğünü, menopoz sonrasında ise bu oranın kadın ve erkekler için eşitlendiğini ifade eden Dr. Filiz, bu sorunun sadece horlayanı değil, yanındaki kişiyi de ilgilendirdiğini söyledi. </span></p>
<p><b><b>KBB Uzmanından önemli uyarı!</b></b></p>
<p><span>Kilo alımının da horlama üzerinde etkili olduğunu söyleyen Filiz, “horlama tedavisine biz uyku testinden önce burundaki sorunun giderilmesi ile başlıyoruz. Öncelikle ilaç tedavisi ile başlayıp burun etlerini küçültmeye çalışıyoruz. Bazen de cerrahi yöntemlere başvuruyoruz. Bunların akabinde hastaya uyku testi uyguluyoruz. Uyku testi sonrasında ciddi kilo verilmesi ile bu problemin bitebileceğini öğrendiğimiz hastalarımız da olabiliyor. Ama bu iş tamamen farkındalıkla başlıyor. Bunun bir hastalık olduğunu kabul etmekle başlıyor. Uykusunda felç geçirenlerin yüzde 80’inde uyku apnesi var. 3 tane tansiyon ilacı kullananların yüzde 86’sında uyku apnesi var. Vücudun verdiği reaksiyonu, alarmı görelim. Bu bir hastalık ve tedavisi var” diye konuştu.</span></p>
<p><b><b>“Horlama boşanma sebebi olabiliyor”</b></b></p>
<p><span>Horlayan kişilerin sosyal hayatta dışlanabildiğini, hatta bu durumun boşanmalara bile sebep olduğunu belirten Filiz, uykuda nefes kesilmesi olarak tanımlanan uyku apnesinin 10 saniyeden fazla sürmesi halinde çok tehlikeli olduğunu hatırlattı.  </span><span>Dr. Ümit Filiz, tüm bu sorunların aile hayatını derinden etkileyen sosyal bir problem olduğunu ancak tedavisinin mümkün olduğunu söyleyerek, kimsenin bu hastalıkla yaşamak zorunda olmadığını ve rüyaların bile ancak derin uykularda görülebileceğini sözlerine ekledi.</span></p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/umit-filiz3.jpeg"/></p>
<p><b><b>TUTD Başkanı: “Dünyada 1.5 milyar insan horlamayla mücadele ediyor”</b></b></p>
<p><span>Türk Uyku Tıbbı Derneği (TUTD) Başkanı Prof. Dr. Zeynep Zeren Uçar, “Pandemideki gibi uyku apnesi ile de ciddi bir salgınla karşı karşıyayız. Uyku basit bir eylem değildir, kaliteli uyku sayesinde insan vücudu ve beyni kendini sıfırlayıp yenilenir. Bu yüzden horlamanın kesinlikle hafife alınmaması gerekir. Dünyada bu hastalığı yaşayan yaklaşık 1.5 milyar insan var ve özellikle obez bireyler büyük risk altında bulunuyor.” Diyen Uçar, uyku apnesi olan kişilerin kilo vermede de büyük sıkıntılar yaşadığını dile getirdi.</span></p>
<p><b><b>“Uyku ve çocuk gelişimi”</b></b></p>
<p><span> Kaliteli uykunun çocukların gelişimi için bile kritik bir öneme sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Uçar; anatomik yatkınlıklar, temel risk faktörleri ve tanı yöntemlerinin yanı sıra kalp, tansiyon ve felçli hastalarda uyku apnesi sendromunun çok daha sık görüldüğünün altını çizdi.</span></p>
<p><b><b>”Horlama ve ağız diş sağlığı”</b></b></p>
<p><span>Horlama ve uyku apnesinin ağız ve diş sağlığı ile doğrudan ilişkisini gözler önüne seren Protez Uzmanı Diş Hekimi Dr. Bilkay Karaman uyku anını “ölmek ile yaşamak arasında olduğumuz bir yer” olarak tanımladı ve hastalığa yönelik teşhisin aslında ilk olarak diş hekimi koltuğunda da başlayabileceğini belirtti.  </span><span>Küçük dilin sarkmasıyla birlikte horlamanın başladığını ve zamanla uyku apnesine dönüştüğünü ifade eden Karaman, ağızda eksik diş bırakılmaması ve diş tedavilerinin ihmal edilmemesi gerektiği konusunda uyarılarda bulundu.  </span><span>Çok sayıda diş eksikliği yaşayan kişilerde dilin genişlediğini, yanakların çöktüğünü ve bu durumun hava yolunu kapatarak nefes almayı zorlaştırdığını söyleyen Dr. Bilkay Karaman, bu yüzden eksik dişlerin mutlaka tamamlanması gerektiğini aktardı. </span></p>
<p><b><b>“Kişiye özel horlama protezleri”</b></b></p>
<p><span>Uyku apnesinin çocuklarda da görülebileceğini, kaliteli uyuyamayan bir çocuğun gün içinde dikkat dağınıklığı yaşayarak düşme ve çarpma gibi kazalar geçirebileceğini belirten Karaman, tedavide kullanılan modern ağız içi apereyleri, kişiye özel horlama protezleri ve dijital horlama takip uygulamalarını anlattı. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kbb-uzm-filiz-uyku-apnesi-ve-horlama-kader-degil-hastaliktir-farkinda-olalim-640101">KBB Uzm. Filiz: “Uyku Apnesi ve Horlama Kader değil, Hastalıktır! Farkında olalım!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesi Palyatif Bakım Servisini Tahtakurusu Bastı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bornova-turkan-ozilhan-devlet-hastanesi-palyatif-bakim-servisini-tahtakurusu-basti-640097</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:12:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[bornova]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[özilhan]]></category>
		<category><![CDATA[palyatif]]></category>
		<category><![CDATA[türkan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640097</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesi Palyatif Bakım Servisini Tahtakurusu Bastı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornova-turkan-ozilhan-devlet-hastanesi-palyatif-bakim-servisini-tahtakurusu-basti-640097">Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesi Palyatif Bakım Servisini Tahtakurusu Bastı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><b>BSHA / ÖZEL HABER / </b>İzmir’de son dönem kanser hastaları ile yatağa bağımlı hastaların tedavi gördüğü Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesi Palyatif Bakım Servisi’ni tahta kuruları bastı. Önce bir hastada görülen tahta kurularının diğer hastalara da yayıldığı öğrenildi.</p>
<p>Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesi Palyatif Bakım Servisi’nde tahtakurusu sorunu yaşandı. Edinilen bilgilere göre, serviste yatan bir hastada ortaya çıkan tahtakuruları, bir süre sonra odadaki diğer hastalara da yayıldı. Servisten taburcu edilerek evine gönderilen bir hastanın, evinde de tahtakurusu şikayetinin sürmesi üzerine durumu Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) bildirerek şikayette bulunduğu öğrenildi.</p>
<p><b>Hastaların Kıyafetleri Yakıldı</b></p>
<p>Yaşanan parazit sorununun ardından hastane yönetiminin önlem olarak bazı hastaların kıyafetlerini ve şahsi eşyalarını yaktığı belirtildi. Yönetim, yayılımı engellemek adına palyatif bakım servisini bir süre ziyarete ve kabule kapatarak tüm odalarda ilaçlama çalışması gerçekleştirdi. Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesi yetkilileri, Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na (BSHA) konuya ilişkin yaptıkları açıklamada, servisteki tahtakurusu sorununun 8 Haziran itibariyle tamamen sona erdiğini bildirdi. BSHA’ya ulaşan bir mesajda sorunun hala sürdüğü öne sürüldü.  (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornova-turkan-ozilhan-devlet-hastanesi-palyatif-bakim-servisini-tahtakurusu-basti-640097">Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesi Palyatif Bakım Servisini Tahtakurusu Bastı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkan Özilhan Devlet Hastanesi’nde Hijyen Krizi: Palyatif Servisi Kapanmanın Eşiğinde! – Özel Haber</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkan-ozilhan-devlet-hastanesinde-hijyen-krizi-palyatif-servisi-kapanmanin-esiginde-ozel-haber-640095</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:12:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[hijyen]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[özilhan]]></category>
		<category><![CDATA[türkan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640095</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkan Özilhan Devlet Hastanesi’nde Hijyen Krizi: Palyatif Servisi Kapanmanın Eşiğinde! - Özel Haber</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkan-ozilhan-devlet-hastanesinde-hijyen-krizi-palyatif-servisi-kapanmanin-esiginde-ozel-haber-640095">Türkan Özilhan Devlet Hastanesi’nde Hijyen Krizi: Palyatif Servisi Kapanmanın Eşiğinde! – Özel Haber</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong>BSHA / Özel Haber –</strong> Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesi Palyatif Bakım Servisi hastaları, tahtakurusu çilesinden bir türlü kurtulamadı. Hasta yakınları BSHA’yı arayıp hijyenden dert yanarken, servisin geçici kapatılması gündemde! </span></p>
<p><span>Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’nın (BSHA) ortaya çıkardığı Bornova’daki Türkan Özilhan Devlet Hastanesi Palyatif Bakım Servisinde yaşanan tahtakurusu krizi sürüyor. Durumları ağırlaşan kanser hastaları ve yatağa bağımlı hastaların tedavi gördüğü Palyatif Bakım Servisi’nde son bir kaç aydır, tahtakurusu sorunuyla boğuşuyor. Hastaların yatak örtülerinde ve kıyafetlerinde görülen tahtakurusu sorununun çözümü için servis daha önce ilaçlanmıştı. Ancak tahtakurusu sorunu buna rağmen devam ediyor. </span></p>
<p><b><strong>Hasta yakınları, “Biz de ne yapacağımızı şaşırdık” </strong></b></p>
<p><span>Tahtakurusu sorunu ile mücadele eden hastalar ve yakınları, CİMER’e şikayette bulunurken, hastane yönetimi sorunun çözümü için çalışma başlattı.  Ancak şu ana kadar sorun çözülemezken, BSHA’ya konuşan hasta yakınları, “Odanın bir çok yerinden tahtakuruları çıkıyor, biz de ne yapacağımızı şaşırdık” dedi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkan-ozilhan-devlet-hastanesinde-hijyen-krizi-palyatif-servisi-kapanmanin-esiginde-ozel-haber-640095">Türkan Özilhan Devlet Hastanesi’nde Hijyen Krizi: Palyatif Servisi Kapanmanın Eşiğinde! – Özel Haber</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Ekrem Özdemir’den Kiraz Devlet Hastanesi Hakkında Açıklama</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-ekrem-ozdemirden-kiraz-devlet-hastanesi-hakkinda-aciklama-640093</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:12:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[ekrem]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[kiraz]]></category>
		<category><![CDATA[özdemir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640093</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başkan Ekrem Özdemir'den Kiraz Devlet Hastanesi Hakkında Açıklama</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-ekrem-ozdemirden-kiraz-devlet-hastanesi-hakkinda-aciklama-640093">Başkan Ekrem Özdemir’den Kiraz Devlet Hastanesi Hakkında Açıklama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Ekrem Özdemir, yaptığı açıklamada, “Birlik Sağlık-Sen tarafından Kiraz Devlet Hastanesi önünde gerçekleştirilen basın açıklamasında yer alan iddiaları hayretle takip etmiş bulunuyoruz” dedi.</p>
<p><b>“Kamu Yöneticilerinin Hedef Gösterilmesi Kabul Edilemez”</b></p>
<p>Başkan Özdemir yaptığı açıklamada, şu ifadelere yer verdi, “Öncelikle ifade etmek isteriz ki; kamu kurumları ve kamu yöneticileri hakkında ortaya atılan iddiaların doğruluğu, dedikodularla, söylentilerle veya tek taraflı beyanlarla değil; somut bilgi, belge ve yargı kararlarıyla değerlendirilir. Bir sendikanın görevi de duyumları ve dedikoduları gerçek kabul ederek kamuoyu oluşturmak değil, çalışanların haklarını hukuki zeminde savunmaktır. Yapılan açıklamada dikkat çekici olan husus, ileri sürülen iddiaların tamamına yakınının “iddia edildiği”, “ileri sürüldüğü”, “olduğu ifade edildiği” şeklindeki ifadelere dayanmasıdır. Hiçbir somut belge, resmi tespit veya kesinleşmiş yargı kararı ortaya konulmadan yıllardır devletine ve milletine hizmet eden kamu yöneticilerinin hedef gösterilmesi kabul edilemez”</p>
<p><b>“Mobbing Değil, Yöneticilerin Yasal Sorumluluğu”</b></p>
<p>“Basın açıklamasına konu edilen kişi hakkında halen devam eden çok sayıda adli ve idari süreç bulunmaktadır. Özellikle görevi kötüye kullanma iddiasıyla yürütülen soruşturmalar, hasta mağduriyetine yol açtığı ileri sürülen uygulamalar, kamu kurumunu ve yöneticilerini hedef alan sosyal medya paylaşımlarına ilişkin süreçler, verilen soruşturma izinleri ve kesinleşmiş disiplin cezaları herkesin malumudur. Hakkında bu denli ciddi ve çok yönlü hukuki süreçler bulunan bir kişinin beyanlarının mutlak doğru kabul edilerek kamuoyu önüne taşınması son derece düşündürücüdür. Ayrıca basın açıklamasını yapan kişinin de geçmişte basın yoluyla kişileri ve kurumları karalamaktan dolayı basın açıklaması yaptığı hastaneye sürgün edildiği bilinmektedir. Kamuoyunun bilmesini isteriz ki; Kiraz Devlet Hastanesi yönetimi, ilçemizde sağlık hizmetlerinin etkin ve kesintisiz yürütülmesi için büyük bir özveriyle çalışmaktadır. Kamu hizmetinin gereği olarak görevini eksik yapan, mevzuata aykırı davranan veya kurumsal disiplini bozan personeller hakkında idari işlem yapılması mobbing değil, yöneticilerin yasal sorumluluğudur.<br /> Bugün mobbing olarak lanse edilmeye çalışılan birçok konu, aslında kamu hizmetinin gereği olarak yürütülen denetim ve disiplin süreçlerinden ibarettir. Hiçbir kamu yöneticisi görevini yapmaktan dolayı suçlanamaz”</p>
<p><b>“Kamu Hizmetinin Saygınlığına Sahip Çıkmaya Devam Edeceğiz”</b></p>
<p>“Basın açıklamasında adı geçen hastane müdürü, yaklaşık 25 yıllık yöneticilik tecrübesine sahip, sağlık teşkilatının çeşitli kademelerinde görev yapmış bir kamu görevlisidir. Sözleşmesinin yenilenmemesi sonrasında açtığı davada mahkeme tarafından göreve iadesine karar verilmiş olması da mesleki yeterliliği ve hukuki haklılığının açık göstergesidir. Daha da dikkat çekici olan husus ise, hakkında ortaya atılan son derece ağır suçlamalara rağmen bugüne kadar kamuoyuna sunulmuş tek bir somut delilin bulunmamasıdır. Eğer gerçekten suç teşkil eden bir durum varsa bunun yeri basın açıklamaları değil; savcılıklardır. Hukuk devletinde kişiler ithamlarla değil, delillerle yargılanır. Ne yazık ki bazı çevreler sendikal faaliyet yürütmek yerine kurumları yıpratmayı, yöneticileri hedef göstermeyi ve kamu çalışanları arasında huzursuzluk oluşturmayı tercih etmektedir. Sağlık hizmetlerinin yoğun şekilde sürdürüldüğü bir dönemde sağlık çalışanlarının enerjisinin dedikodulara değil hizmet üretmeye yönlendirilmesi gerekmektedir. Sağlık-Sen olarak, Kiraz devlet hastanesinde, İzmir’de ve Türkiye genelinde yetkili sendika olmanın verdiği sorumlulukla her zaman çalışanlarımızın haklarının, hukukun üstünlüğünün ve adaletin yanında olduk. Ancak aynı zamanda kamu kurumlarımızın ve yöneticilerimizin hiçbir belgeye dayanmayan ithamlarla yıpratılmasına da sessiz kalmayacağız. Kiraz Devlet Hastanesi’nde görev yapan tüm çalışanlarımızın emeğine, kurumumuzun itibarına ve kamu hizmetinin saygınlığına sahip çıkmaya devam edeceğiz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-ekrem-ozdemirden-kiraz-devlet-hastanesi-hakkinda-aciklama-640093">Başkan Ekrem Özdemir’den Kiraz Devlet Hastanesi Hakkında Açıklama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
