<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>SAĞLIK HABERLERİ | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/haberler/saglik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/haberler/saglik</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 11 Apr 2026 10:12:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>SAĞLIK HABERLERİ | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/haberler/saglik</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gereksiz antibiyotik kullanımı küresel risk oluşturuyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-kuresel-risk-olusturuyor-626891</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 10:12:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[Antibiyotik Direnci]]></category>
		<category><![CDATA[Direnç]]></category>
		<category><![CDATA[doz]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gereksiz]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[oluşturuyor]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626891</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, küresel bir sağlık tehdidi olan antibiyotik direnci ile antibiyotiklerin doğru, bilinçli ve kontrollü kullanılması gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-kuresel-risk-olusturuyor-626891">Gereksiz antibiyotik kullanımı küresel risk oluşturuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, küresel bir sağlık tehdidi olan antibiyotik direnci ile antibiyotiklerin doğru, bilinçli ve kontrollü kullanılması gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların tedavisi zor ve bazen de imkansız olabiliyor!</strong></p>
<p>İlaçların belirli bir dozda oluşturduğu etkinin aynı dozda tekrarlayan kullanımlarından sonra azalması veya aynı etkiyi oluşturmak için daha yüksek dozda kullanılmalarının gerekliliğinin, ilaç etkisine karşı direnç gelişimi olarak tanımlandığını ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Aynı durum, etki mekanizması vücutta hastalık oluşturan patojenleri öldürmek veya baskılamak olan antibiyotikler, antineoplastikler gibi ilaçlar için geçerli olduğunda, ilaca dirençli patojenlerden bahsediliyor.” dedi.</p>
<p>Antibiyotiklerin bugüne kadar milyonlarca hayat kurtardığını ve tıpta devrim niteliği taşıdığını aktaran Dr. Mamçu, “Antibiyotikler hayat kurtarabilir, ancak her antibiyotik kullanımı antibiyotik direncinin gelişmesine katkı da sağlayabiliyor. Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların tedavisi zor ve hatta bazen imkansız olabiliyor. Antibiyotiğe dirençli mikroorganizmalar, toplumda, sağlık kurumlarında ve çevrede (toprak, su da dahil olmak üzere) çeşitli ortamlara hızla yayılabiliyor. Bu nedenle antibiyotik direnci insan, hayvan ve çevre sağlığını içeren tek sağlık sorunu.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dünyanın herhangi bir bölgesindeki sorun, tüm dünyanın sorunu!</strong></p>
<p>Antibiyotik direncinin tüm dünyayı ve sadece bugünü değil geleceği de ilgilendiren, çok önemli bir sağlık sorunu olduğunu vurgulayan Dr. Dilek Leyla Mamçu, şunları kaydetti:</p>
<p>“Günümüz teknolojik ve ekonomik koşullarının yardımıyla uluslararası seyahat sıklığının artmasının bir sonucu olarak, dünyanın herhangi bir bölgesinde ortaya çıkan antibiyotik direnci sorunu çok kısa süre içinde tüm dünyayı kapsayan bir boyuta ulaşıyor. Bu nedenle, ulusal düzenlemeler ve çalışmalar, dünya genelinde antibiyotik direncinin kontrol altına alınmasında kilit rol oynamakta, ancak başarıya ulaşmak için tüm ulusal programların aynı başarı seviyesine ulaşmaları gerekiyor. Zira dünyanın herhangi bir bölgesindeki sorun, tüm dünyanın sorunudur.”</p>
<p><strong>Antibiyotikleri çok daha dikkatli kullanmalıyız!</strong></p>
<p>Son dönemlerde tedavi alanına giren yeni antibiyotiklerin sayısının oldukça az olduğunu ve direnç sorununun tedavide yarattığı sorunları çözme beklentisini tam olarak karşılayamadıklarını kaydeden Dr. Mamçu, “Artık geçmişte olduğu gibi yeni bir antibiyotiğin kullanımı sonunda direnç gelişmesi ve yeni diğer bir antibiyotiğin tedavi alanına girmesi ve tekrar buna da direnç gelişmesi sonucu bir diğer yeni antibiyotiğin devreye girmesi dönemi kapanmıştır. Elimizde kalan antibiyotikleri çok daha dikkatli kullanmamız yani iyi yönetmemiz gereken bir dönemdeyiz.” dedi.</p>
<p>İdeal antibiyotik kullanımı için; doğru tanı sonrası doğru antibiyotiğin en uygun yoldan, etkin dozda, optimum aralıklarla, uygun süreyle verilmesi gerektiğini anlatan Dr. Mamçu, “Doğru antibiyotik kullanımı için, mikrobiyolojik olarak kanıtlanmış bakteriyel bir enfeksiyonun varlığı mutlaka sorgulanmalıdır. Tanı açısından gerekli değerlendirme yapılmadan ve enfeksiyon olmaksızın antibiyotik kullanılması, seçilen antibiyotiğin yanlış olması, antibiyotik dozunun yetersiz veya aşırı olması, doz aralıklarının uygunsuz olması durumlarında antibiyotikler uygun kullanılmamış olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Gelişen direnç günümüzde bütün insanlığı tehdit edecek düzeyde!</strong></p>
<p>Dr. Dilek Leyla Mamçu, son 50-60 yıl içinde antibiyotikler insan yaşamında en önemli katkıyı sağladığını ve ölümcül pek çok enfeksiyon hastalığının başarıyla tedavisini olanaklı kıldığını kaydederek, şöyle devam etti:</p>
<p>“Başta uygunsuz ve gereksiz kullanımları sonucu gelişen direnç nedeniyle etkilerini önemli oranda kaybetmişlerdir. Mikroorganizmalar kullanılan antibiyotiklere karşı er ya da geç direnç kazanmaktadır. Gelişen direnç günümüzde bütün insanlığı tehdit edecek düzeydedir. Çok ilaca karşı dirençli kökenlerle gelişen hastane enfeksiyonları hastanede kalışı ve ölüm oranlarını artırmakta ve çok fazla ek maliyete neden olmaktadır. Günümüzde sadece hastane kökenleri değil toplumdan kazanılmış kökenlerde de direnç önemli oranlarda artmakta bu olay sorunu daha da büyütüp ciddi boyutlara taşımaktadır.”</p>
<p><strong>Antibiyotikler soğuk algınlığı, nezle ve grip gibi viral hastalıkları iyileştirmez!</strong></p>
<p>Antimikrobiyallere direncin önlenmesi veya azaltılmasında tüm antibiyotik kullanım alanları (Tıp – Veterinerlik &#8211; Tarım) için ortak geliştirilmiş ulusal antibiyotik politikaları yanında enfeksiyon kontrol tedbirlerinin uygulanması gerektiğini dile getiren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ülkemizde antibiyotiklerin ancak doktor reçetesi ile satılabilmesi bu anlamda çok önemli bir yarar sağlamıştır.” dedi.</p>
<p>Hastalara ‘Doktorunuz tarafından gerekli görülmedikçe antibiyotik reçete edilemez. Doktorunuza bu konuda ısrarcı olmaktan kaçının’ uyarısında bulunan Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Antibiyotikler soğuk algınlığı, nezle ve grip gibi viral hastalıkları iyileştirmez, başkasına bulaşmasına engel olmaz. Antibiyotikleri mutlaka önerilen miktarda, önerilen saatlerde ve önerilen sürede kullanın. Kendinizi iyi hissetseniz bile tedaviniz tamamlanmadan antibiyotiği kesmeyin. Tedavi bittiğinde kalan antibiyotikleri saklamayın. Başkası için yazılmış antibiyotiği asla kullanmayın. Yararı olmayacağı gibi zarar görebilirsiniz.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-kuresel-risk-olusturuyor-626891">Gereksiz antibiyotik kullanımı küresel risk oluşturuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özel Ege Onkoloji Merkezinden Kamuoyuna Açıklama</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ozel-ege-onkoloji-merkezinden-kamuoyuna-aciklama-626873</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 09:12:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açıklama]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[kamuoyuna]]></category>
		<category><![CDATA[merkezinden]]></category>
		<category><![CDATA[onkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626873</guid>

					<description><![CDATA[<p>30 yılı aşkın süredir onkoloji alanında İzmir ve Ege Bölgesine hizmet veren Özel Ege Onkoloji Merkezi, kamuoyuna bir açıklama yayımladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozel-ege-onkoloji-merkezinden-kamuoyuna-aciklama-626873">Özel Ege Onkoloji Merkezinden Kamuoyuna Açıklama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir ve Ege Bölgesi’nde 30 yılı aşkın süredir onkoloji alanında faaliyet gösteren Ege Özel Onkoloji Merkezi, son günlerde bazı internet mecralarında yer alan haberlere ilişkin resmi bir basın açıklaması yayımladı.</p>
<p>Kurum yönetiminden yapılan açıklamada, söz konusu haberlerin gerçeği yansıtmadığı ve kasıtlı bir karalama kampanyası olduğu ifade edildi. Sürecin, kurumla ilişiği kesilen eski bir çalışanın haksız menfaat taleplerinin reddedilmesi üzerine başladığı belirtilirken, iddia sahibinin basını bir tehdit aracı olarak kullanarak merkezin itibarını zedelemeye çalıştığı öne sürüldü.</p>
<p><b>Hukuki ve Cezai Süreç Başlatıldı</b></p>
<p>Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) mevzuatlarına tam uyum içinde, tıp etiğinden taviz verilmeden hizmet sunulduğunun altı çizilen açıklamada, hastalar üzerinde yersiz endişe yaratma çabalarına müsaade edilmeyeceği vurgulandı. Şantaj ve iftira girişimlerine boyun eğilmeyeceği belirtilerek şu ifadelere yer verildi: “Kurumumuzun saygınlığını ve dürüst çalışma ilkelerini hedef alan ilgililer ile bu asılsız iddialara alet olan yayın organları hakkında maddi ve manevi tazminat davaları ile Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde gerekli tüm hukuki ve cezai süreçler ivedilikle başlatılmıştır.” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozel-ege-onkoloji-merkezinden-kamuoyuna-aciklama-626873">Özel Ege Onkoloji Merkezinden Kamuoyuna Açıklama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlarda kalp krizinde ölüm riski daha yüksek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-kalp-krizinde-olum-riski-daha-yuksek-626861</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 07:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[gram]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[krizinde]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626861</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp hastalıkları kadınlar ve erkeklerde aynı şekilde ilerlemiyor, özellikle ölüm açısından fark belirginleşiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-kalp-krizinde-olum-riski-daha-yuksek-626861">Kadınlarda kalp krizinde ölüm riski daha yüksek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kalp hastalıkları kadınlar ve erkeklerde aynı şekilde ilerlemiyor, özellikle ölüm açısından fark belirginleşiyor. 12–18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası’nda kadınlarda durumun daha kritik olduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Erkeklerde daha sık görülse de kalp hastalıklarında ölüm oranı kadınlarda daha yüksek. Kadınlarda bu durum menopoz sonrası artıyor. Genellikle ilk kalp krizi daha ölümcül oluyor ve bunun önemli nedenlerinden biri hastaneye geç başvuru” şeklinde konuştu.</strong></p>
<p>Kalp hastalıkları hem dünyada hem de Türkiye’de en yaygın ölüm nedeni. Kalp ve damar hastalıkları; koroner kalp hastalığı, serebrovasküler hastalık ve romatizmal kalp hastalığı gibi kalp ve kan damarlarını etkileyen bir grup rahatsızlığı kapsıyor. Bu hastalıklara bağlı ölümlerin beşte dördünden fazlası kalp krizi ve inme nedeniyle oluyor, ölümlerin üçte biri ise 70 yaşın altındaki kişilerde gerçekleşiyor. Genetik faktör olması durumunda maalesef aile üyesinin kalp damar hastalığı gelişme riski belirgin şekilde artabiliyor. Bunun yanında ilerleyen yaş, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve tütün ürünü kullanımı da tehlike çanlarını çaldırıyor. Obezite, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme ve yoğun tuz kullanımı gibi alışkanlıklar ise ikincil risk faktörleri arasında bulunuyor” dedi.</p>
<p><strong>Belirtiler farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor</strong></p>
<p>Kalbin verebileceği sinyalleri anlamak için ona kulak verilmesi gerektiğini dile getiren Alagiç, “Kalbi bir eve benzetiyorum. Nasıl ki bir evde su tesisatı, elektrik sistemi, duvarlar ve kapılar bir bütün halinde çalışıyorsa, kalp de benzer şekilde farklı yapılardan ve sistemlerden oluşuyor. Bu sistemlerde ortaya çıkan bir sorun, kendini farklı şikayetlerle gösterir. Bu nedenle hastanın şikayetlerinin türü ve sahip olduğu risk faktörleri, hangi ‘tesisata’ odaklanmamız gerektiğini anlatır. Muayene sırasında da bu doğrultuda değerlendirme yaparak sorunun kaynağını belirleriz. Bu nedenle kalbi etkileyebilecek pek çok neden olsa da en sık karşılaşılan belirtiler; kola, çeneye veya sırta yayılabilen baskı ya da yanma tarzında göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik, mide bulantısı, kusma ve terleme şeklinde sıralanabilir. Burada önemli olan daralan damara zamanında müdahale edebilmek. Bunun için de stent takılabilir, balon işlemi veya bypass uygulanabilir. Bu operasyonlar zamanında yapıldığında kalp rahatsızlığının etkilerini büyük ölçüde azaltabiliriz. Ancak hasta belirtileri göz ardı edip sağlık merkezine geç başvurursa her türlü önleme rağmen hayatına kalp yetmezliği ile devam etmek zorunda kalabilir” dedi.</p>
<p><strong>Günlük alışkanlıklarla kalp sağlığı desteklenebilir</strong></p>
<p>Kalp sağlığı için tütün ürünlerinin kesinlikle bırakılması gerektiğinin altını çizen Alagiç, “Ayrıca özel durumu olan hastalar hariç haftanın en az 5 günü en az yarım saat egzersiz yapılmalı. Günlük tuz tüketimi Türk mutfağında bu miktar 18 grama kadar çıkabilse de 5 gramı geçmemeli. Balık tüketimi omega-3 açısından zengin somon, uskumru ve sardalya gibi türlerle haftada en az 1 olmalı, kırmızı et mümkün olduğunca azaltılmalı ve haftada en fazla 350-500 gram tüketilmeli. Günde 30 gram çiğ kuruyemiş, en az 200 gram meyve ve en az 200 gram sebze tüketimi gibi küçük değişikliklerle kalbi korumak mümkün” dedi.</p>
<p><strong>Kalp kontrollerine başlama yaşı giderek düşüyor</strong></p>
<p>Kalp sağlığının takipçisi olmak için neler yapılması gerektiğine de değinen Alagiç, “Erkeklerde 40 yaşından sonra, kadınlarda ise menopozdan 5-6 yıl sonra yıllık kontrol tetkiklerine başlamak önemli ancak günümüzde sağlıksız yaşam alışkanlıkları çok yaygın olduğu için bu yaş aralığı giderek düşüyor. Sağlık merkezine başvurulduğunda hastanın hikayesini dinleyerek skorlama yöntemiyle değerlendirme yapıyoruz, gerekli gördüğümüzde EKO, kontrastlı sanal anjiyo veya efor testi gibi görüntüleme tetkiklerine başvuruyoruz” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-kalp-krizinde-olum-riski-daha-yuksek-626861">Kadınlarda kalp krizinde ölüm riski daha yüksek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;İlişkileri konuşmak kolay değil ama başka yolu da yok&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iliskileri-konusmak-kolay-degil-ama-baska-yolu-da-yok-626834</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 07:39:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başka]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[kolay]]></category>
		<category><![CDATA[konuşmak]]></category>
		<category><![CDATA[lişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[özer]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626834</guid>

					<description><![CDATA[<p>ICF Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Çiğdem Karadeniz’in moderatörlüğünü üstlendiği söyleşide, ilişkilerde iletişimin önemine değinen Gülcan Özer, ilişki konuşmalarının çoğu zaman zorlayıcı olduğunu ancak sağlıklı bir bağ kurmanın başka bir yolu bulunmadığını belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iliskileri-konusmak-kolay-degil-ama-baska-yolu-da-yok-626834">&#8220;İlişkileri konuşmak kolay değil ama başka yolu da yok&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ICF Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Çiğdem Karadeniz’in moderatörlüğünü üstlendiği söyleşide, ilişkilerde iletişimin önemine değinen Gülcan Özer, ilişki konuşmalarının çoğu zaman zorlayıcı olduğunu ancak sağlıklı bir bağ kurmanın başka bir yolu bulunmadığını belirtti. İnsanların birbirini doğru anlamasının, yanlış anlamaktan daha zor olduğuna dikkat çeken Özer, her bireyin kendine özgü bir iç dünyaya sahip olduğunu ifade etti.</p>
<p>Romantik ilişkilerin diğer ilişkilere kıyasla daha kırılgan bir yapıya sahip olduğunu dile getiren Özer, bu nedenle bu alanlarda daha özenli ve bilinçli bir iletişim kurulması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Olumsuzluklar neden daha güçlü?</strong></p>
<p>Söyleşide dikkat çeken başlıklardan biri de ilişkilerde olumsuz deneyimlerin etkisiydi. Özer, bir olumsuz deneyimin etkisini dengelemek için beş olumlu deneyime ihtiyaç duyulduğunu belirterek, insan doğasının negatif olana daha duyarlı olduğuna işaret etti.</p>
<p>İyi anların ve olumlu paylaşımların ifade edilmesinin çoğu zaman ihmal edildiğini vurgulayan Özer, ilişkilerde sadece sorunların değil, iyi anların da konuşulmasının önemine dikkat çekti.</p>
<p><strong>“İlişkiler bir süreçtir ve dönüşüm kaçınılmazdır”</strong></p>
<p>Bireylerin zaman içinde değiştiğini ve bunun sağlıklı bir gelişim göstergesi olduğunu belirten Özer, kişisel dönüşüm ile ilişki dinamiklerinin her zaman paralel ilerlemediğini ifade etti.</p>
<p>İlişkilerde tarafların farklı hızlarda değişebileceğini ve bunun zaman zaman uyumsuzluklara yol açabileceğini belirten Özer, esnemeyen yapıların kırılgan hale geldiğini söyledi.</p>
<p><strong>“Her ilişkinin bir ömrü olabilir”</strong></p>
<p>Toplumda ilişkilerin “ömür boyu sürmesi” üzerinden değerlendirildiğini ancak bunun her zaman gerçekçi olmadığını ifade eden Özer, ilişkilerin de bir yaşam döngüsü olabileceğini dile getirdi.</p>
<p>İlişkilerin sağlıklı bir şekilde sonlandırılmasının da en az sürdürülmesi kadar önemli olduğunu belirten Özer, ayrılık süreçlerinde nezaket ve “helalleşme” kültürünün önemine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Evlilik bir “müessese” ve dönüşüyor</strong></p>
<p>Evliliği toplumsal bir kurum olarak tanımlayan Özer, değişen sosyolojik dinamiklerle birlikte evlilik yapısının da dönüşüm geçirdiğini ifade etti. Özellikle kadınların ekonomik ve sosyal hayatta daha aktif rol almasının, ilişkilerin yapısını ve sürdürülebilirliğini doğrudan etkilediğini vurguladı.</p>
<p><strong>“Hayatın anlamı kişiseldir ve değişir”</strong></p>
<p>Söyleşinin son bölümünde yaşam amacı kavramına değinen Özer, varoluşçu yaklaşım çerçevesinde hayatın anlamının bireysel ve değişken olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>İnsanların yaşamları boyunca farklı dönemlerde farklı anlamlar bulabileceğini belirten Özer, “hayatın anlamı” kavramının tek ve sabit bir hedef yerine, kişisel deneyimlerle şekillenen dinamik bir süreç olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Koçluk dünyası için ilham verici bir buluşma</strong></p>
<p>Koçluk metodolojisiyle güçlü paralellikler taşıyan söyleşi, katılımcılara hem profesyonel hem de kişisel gelişim açısından önemli kazanımlar sundu. İlişki sistemlerine dair derinlikli bakış açısı, koçların danışanlarıyla kurdukları bağlara da yeni bir perspektif kazandırdı.</p>
<p>Etkinlik sonunda katılımcılar, Gülcan Özer’in kitaplarını imzalatma fırsatı da buldu.</p>
<p>ICF Türkiye, farklı disiplinlerden uzmanları koçluk dünyasıyla buluşturmaya devam ederek, mesleki gelişimi destekleyen etkinliklerine önümüzdeki dönemde de devam edecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iliskileri-konusmak-kolay-degil-ama-baska-yolu-da-yok-626834">&#8220;İlişkileri konuşmak kolay değil ama başka yolu da yok&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nilüfer&#8217;de &#8216;Parkinsonla Yaşamak&#8217; masaya yatırıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/niluferde-parkinsonla-yasamak-masaya-yatirildi-626783</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 19:12:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[masaya]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[parkinsonla]]></category>
		<category><![CDATA[seminer]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[yatırıldı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626783</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi’nin ‘Dünya Parkinson Günü’ nedeniyle düzenlediği seminerde konuşan uzmanlar, parkinson hastalığının belirtileri, tedavi yöntemleri ve hastaların yaşam kalitesini artıracak beslenme önerilerini paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-parkinsonla-yasamak-masaya-yatirildi-626783">Nilüfer&#8217;de &#8216;Parkinsonla Yaşamak&#8217; masaya yatırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi’nin ‘Dünya Parkinson Günü’ nedeniyle düzenlediği seminerde konuşan uzmanlar, parkinson hastalığının belirtileri, tedavi yöntemleri ve hastaların yaşam kalitesini artıracak beslenme önerilerini paylaştı.</p>
<p>Nilüfer Belediyesi, ‘Dünya Parkinson Günü’ kapsamında Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde ‘Parkinsonla Yaşamak’ başlıklı bir seminer düzenledi. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek’in moderatörlüğünde Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Demet Yıldız ve Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel bilgilerini paylaştı. Toplumda parkinson hastalığına dair farkındalık oluşturmayı hedefleyen seminere katılım yoğun oldu. Uzmanlar, parkinson ile mücadelenin sadece ilaçla değil; egzersiz, doğru beslenme alışkanlıkları ve hasta yakınlarının sabırlı desteğiyle bir bütün olarak yürütülmesi gerektiği vurguladı.</p>
<p>ÖLÜMCÜL HASTALIK KATEGORİSİNDE DEĞİL<br />Seminerin açılışında konuşan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek, parkinsonun artık ölümcül bir hastalık kategorisinde yer almadığını söyledi. 1960’lı yıllarda dopaminin keşfinden sonra parkinsonun ölümcül hastalık grubundan çıktığını hatırlatan Özbek, “Artık bu hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik bir süreç olarak yaşayabiliyoruz” dedi.<br />Hastalığın artış nedenlerine de değinen Özbek, “Yaşam süresi uzadı ama çevresel faktörler de artık çok etkili. Özellikle hava ve su kirliliğinin yanı sıra tarım ilaçları en önemli faktörler arasında yer alıyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p>ERKEN TANI ÖNEMLİ<br />Hastalığın tıbbi boyutlarını ve tanı sürecini anlatan Doç. Dr. Demet Yıldız, parkinsonun sinsi bir hastalık olduğunu kaydetti. 65 yaş üzerinde her 100 kişiden bir veya ikisinde görüldüğünü anlatan Yıldız, “Tanı koydurucu temel belirtilerimiz; hareketlerde yavaşlama, istirahat halindeyken görülen el titremesi ve eklemlerdeki sertliktir” dedi.<br />Erken tanının önemini vurgulayan Yıldız, “Tedavisiz kalan hastalar 5-10 yıl içinde bağımlı hale gelebilirken, doğru tedaviyle bu süreyi 15-20 yıla kadar uzatabiliyoruz. İleri evrelerde ise farklı tedavi yöntemlerine başvuruyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p>GÜNDE 8-10 BARDAK SU TÜKETİN<br />Beslenme konusundaki detayları aktaran Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel ise ilaç kullanımı ile beslenme arasındaki bağı aktardı. Parkinson ilaçlarının vücutta proteinlerle yarışacağını belirten Pekel, “Bu yüzden maksimum fayda sağlamak için ilacınızı aç karna almalı ve yemek yemek için en az bir saat beklemelisiniz” diye konuştu.<br />Hastaların yüzde 90’ında görülen kabızlık sorunu için de tavsiyelerde bulunan Pekel, “Günde 8-10 bardak su tüketimi, lifli gıdalar ve düzenli yürüyüş olmazsa olmazımızdır. Ayrıca yutma güçlüğü çeken hastalarımızı asla yatar pozisyonda beslenmemeli, gerekirse gıdaları blenderden geçirerek lapa kıvamında sunmalıyız” dedi.<br />Seminer, katılımcılardan gelen soruların yanıtlanmasıyla sona erdi.<br /> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-parkinsonla-yasamak-masaya-yatirildi-626783">Nilüfer&#8217;de &#8216;Parkinsonla Yaşamak&#8217; masaya yatırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parkinson&#8217;da multidisipliner yaklaşım yaşam kalitesini iyileştiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/parkinsonda-multidisipliner-yaklasim-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-626744</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 18:38:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Pili]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[iyileştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[multidisipliner]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[Parkinson Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626744</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atlas Üniversitesi Hastanesi Nöromodülasyon Merkezi tarafından “Dünya Parkinson Günü” kapsamında düzenlenen “Parkinson Tedavisinde Multidisipliner Yaklaşımlar” başlıklı panelde Parkinson hastalığı farklı branştan uzmanların bakış açılarıyla tüm yönleriyle ele alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinsonda-multidisipliner-yaklasim-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-626744">Parkinson&#8217;da multidisipliner yaklaşım yaşam kalitesini iyileştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Atlas Üniversitesi Hastanesi Nöromodülasyon Merkezi tarafından “Dünya Parkinson Günü” kapsamında düzenlenen “Parkinson Tedavisinde Multidisipliner Yaklaşımlar” başlıklı panelde Parkinson hastalığı farklı branştan uzmanların bakış açılarıyla tüm yönleriyle ele alındı. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, Parkinson’un iyi bir takım çalışmasıyla yönetilmesi gereken bir hastalık olduğunu söyledi.  Hastalığın teşhis sürecinden başlayarak tedavi ve takip sürecinde birçok disiplinden çok geniş bir ekibin etkili rol oynadığını belirten Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Bu disiplinlerin iş birliği içinde çalışması gerekiyor. Bu ekip çalışması, hastanın ihtiyaçlarının belirlenmesi ve tedavinin kişiye özel planlanması sürecine önemli katkılar sağlıyor. Böylece hastalığın takibi ve hastanın yaşam kalitesinin iyileştirilmesi noktasında önemli sonuçlar elde ediliyor” dedi. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hasta ve hasta yakınlarının da katıldığı panelde, Parkinson’da erken belirtiler, tedavi ve hastalara yaklaşım, fizyoterapi desteği ve beslenmenin önemi gibi Parkinson hastalarının yaşamını ilgilendiren en temel konular hakkında uzmanları tarafından önemli bilgiler paylaşıldı.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Hastanesi Nöromodülasyon Merkezi ve Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen “Parkinson Tedavisinde Multidisipliner Yaklaşımlar” başlıklı panelde Parkinson hastalığı farklı yönlerden ele alındı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Parkinson’un yönetimi tam bir takım işi”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, açılış konuşmasında İngiliz doktor ve eczacı James Parkinson’dan ismini alan hastalığın teşhis ve tedavi sürecinde multidisipliner yaklaşımın önemli olduğunu vurguladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Parkinson hastalığı yönetiminin tam bir takım işi olduğunu belirten Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Parkinson, iyi bir takım çalışmasıyla yönetilmesi gereken bir hastalık. Parkinson’un teşhis sürecinden başlayarak tedavi ve takip sürecinde nöroloji, beyin ve sinir cerrahisi, psikiyatri, nöropsikoloji, fizyoterapi ve rehabilitasyon, ergoterapi, dil ve konuşma terapisi ve beslenme uzmanlarından oluşan çok geniş bir ekip etkili rol oynuyor. Bu disiplinlerin iş birliği içinde çalışması, hastanın ihtiyaçlarının belirlenmesi ve tedavinin kişiye özel planlanması gibi çok önemli kararların alınmasında etkili oluyor. Böylece hastalığın takibi ve hastanın yaşam kalitesinin iyileştirilmesi noktasında önemli sonuçlar elde ediliyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Beyin pilinde doğru ve uygun hasta seçimi çok önemli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Parkinson tedavisinde etkili olan, “beyin pili” olarak bilinen Derin Beyin Stimülasyonu uygulamaları ile ilgili bilgi de veren Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Beyin pili uygulaması, hastalığı tedavi etmiyor. Hastalığın oluşturduğu şikayetlerin şiddetini azaltıyor. Beyin pili uygun hastalarda uygulanan bir yöntem. Bu nedenle doğru ve uygun hasta seçimi çok önemli. Bu ameliyatlara beyin ve sinir cerrahisi olarak tek başımıza karar vermiyoruz. Parkinson hastasının önce bir hareket bozukluğu nörolojisi uzmanı tarafından muayene edilip değerlendirilmesi gerekiyor. İyi bir cerrahi planlama yapılması çok önemli. Doğru bir cerrahi teknik uygulamak gerekiyor. Ameliyat sonrasında da bataryayı çok iyi ayarlamak gerekiyor. Kısaca, bu bir takım oyunu. Parkinson böyle bir hastalık. Tek bir ekibin altından kalkacağı bir hastalık değil, çok disiplinli bir ekip işi olarak ele alınmalı” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Parkinson hastalığı farklı yönleriyle ele alındı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Açılış konuşmasının ardından başlayan panelin ilk konuşmacısı olan Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Meltem Can İke, “Parkinson Hastalığı Nedir? Erken Belirtiler Nelerdir?” başlıklı sunumunda hastalıkla ilgili bilgi verdi, belirtilere dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Seda Bostan, “Parkinson Hastalığına Eşlik Eden Hareket Dışı Belirtiler Nelerdir?” başlıklı sunumunu yaparken Doç. Dr. Zeynep Tüfekçioğlu, “Parkinson Hastalığında Tedavi Yöntemleri ve Yaşam Hedefleri Nelerdir?” başlıklı sunumunda hastalığın tedavi yöntemlerine ilişkin bilgi verildi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Parkinson’da beyin pili tedavisi  </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Ali Osman Muçuoğlu, “Beyin Pili Parkinson Hastalığında Nasıl Yardımcı Olur?” başlıklı sunumunda Derin Beyin Stimülasyonu ve tedavideki önemini anlattı. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Parkinson’da psikiyatrik belirtiler ve etkiler ele alındı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Filiz Karalar, “Parkinson Hastalığında Psikiyatrik Belirtiler” ve Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “DBS ve Psikiyatrik Semptomlar” hakkında bilgi verdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Parkinson hastalığında nöropsikoloji, dil ve konuşma terapisi, fizyoterapi ve beslenme tartışıldı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Fatma Göral, “Parkinson Hastalığında Nöropsikolojik Değerlendirmenin Önemi”; Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Merve Savaş ise “Parkinson Hastalığında İletişim, Ses ve Yutma Bozukluklarının Yönetimi” konusunu ele aldı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. Hilal Denizoğlu Külli, “Parkinson’da Fizyoterapinin Etkileri”ni ele aldığı panel Atlas Üniversitesi Hastanesi’nden Diyetisyen Nilay Cansever’in “Parkinson Hastalığında Beslenme” sunumuyla sona erdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Parkinson hastaları tecrübelerini paylaştı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Panele katılan Parkinson hastaları da tedavi süreçlerine ilişkin bilgi verdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Evli, iki çocuk annesi, öğretmen Zeliha Bozkurt (54), Burhaniye’de yaşıyor. 10 yıldır Parkinson hastası olan Zeliha Bozkurt, 2009’da Almanya’dan Türkiye’ye döndü. 5 yıl Düzce’de görev yaptıktan sonra Balıkesir Dursunbey’de köy okuluna atandığı süreçte çeşitli zorluklar yaşadı. Disiplinli ve düzeni seven biri olarak kendini tanıtan Zeliha Bozkurt’un hastalık şikayetleri o dönemlerde hareketlerde yavaşlama ile başladı. Atlas Üniversitesi Hastanesi’ne başvurduğunda donmaları ve istemsiz hareketlerinin olduğunu belirten Zeliha Bozkurt, Kasım 2025’te geçirdiği ameliyatın ardından şu anda günlük yaşam aktivitelerini rahat gerçekleştirebildiğini, kasılmalarının rahatladığını ve şikayetlerinin büyük ölçüde azaldığını söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Evli, emekli turizmci Mehmet Bilgiç (59), Gebze’de yaşıyor. 10 yıldır Parkinson hastası olan Bilgiç, şikayetlerinin sağ tarafta titremeyle başladığını, titremenin bir yıl içinde sol tarafına da geçtiğini kaydetti. Ocak 2021’de ameliyat olan Mehmet Bilgiç, artık eşinden destek almadan günlük yaşamını idame ettirebildiğini, özgüveninin yerine geldiğini ve titremelerinin yok denecek kadar az düzeyde olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Titremeleri büyük ölçüde azaldı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bir devlet kuruluşunda memur olan Yusuf Binici (63), 12 yıldır Parkinson hastası. Sol tarafında titremeyle başlayan hastalığı zamanla ilerledi. Gün içinde hareket yavaşlığı ve donma yaşayan Yusuf Binici, Ocak 2022’de ameliyat oldu. Şu an aktif olarak çalışan Yusuf Binici, titremelerinin yok denecek kadar az durumda olduğunu söyledi. Yusuf Binci düzenli olarak kontrollerine geldiğini, gerekli ilaç/pil ayarlarının yapıldığını ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yaşam kalitesinde önemli ölçüde düzelme görüldü</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Emekli Mesut Öztürk (64) Edirne’de yaşıyor. Hastalığı 15 yıl önce başlayan ve yaşam kalitesi düşen Mesut Öztürk, 1,5 yıl önce beyin pili ameliyatı oldu. Ameliyatın ardından yaşam kalitesinde önemli ölçüde düzelme görüldü. Havva Öztürk, eşinin ameliyat sonrası yaşam kalitesinin daha iyi olduğunu, eşinin sosyalleştiğini, markete gitmek ve yürüyüş yapmak gibi günlük ihtiyaçlarını kendisinin karşılayabildiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinsonda-multidisipliner-yaklasim-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-626744">Parkinson&#8217;da multidisipliner yaklaşım yaşam kalitesini iyileştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parkinsonda Sabır, Anlayış ve Doğru Tedavi Hayat Değiştiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/parkinsonda-sabir-anlayis-ve-dogru-tedavi-hayat-degistiriyor-626729</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 18:22:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlayış]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[değiştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[parkinsonda]]></category>
		<category><![CDATA[sabır]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626729</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl 11 Nisan parkinson hastalığına dikkat çekmek için bir farkındalık günü olarak anılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinsonda-sabir-anlayis-ve-dogru-tedavi-hayat-degistiriyor-626729">Parkinsonda Sabır, Anlayış ve Doğru Tedavi Hayat Değiştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl 11 Nisan parkinson hastalığına dikkat çekmek için bir farkındalık günü olarak anılıyor. Ancak parkinson hala çoğu kişi tarafından yalnızca “el titremesi” olarak biliniyor. Parkinson beynin derinlerinde sessizce başlayan ve zamanla yaşamın birçok alanını etkileyen kompleks bir nörolojik süreçtir. Parkinson hastalarının çoğu zaman yavaş hareket ettikleri, mimikleri azaldığı ya da konuşmaları değiştiği için yanlış anlaşılabildiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Nöroloji Uzmanı Dr. Tuğba Okluoğlu “Biraz sabır ve anlayış bazen en etkili destek olabilir. Parkinson hastalığı doğru yaklaşım, erken tanı ve kişiye özel tedavi ile birlikte yönetilebilen bir yolculuktur.<strong> </strong>Ve en güçlü tedavilerden biri de farkındalıktır” diyor. Uzm. Dr. Tuğba Okluoğlu parkinson hastalığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Parkinson sadece hareket hastalığı değildir</strong></p>
<p>Parkinson hastalığı, beynin hareketleri düzenleyen bölgelerinde dopamin üreten hücrelerin kaybı ile ortaya çıkar. Bu kayıp hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertlik ve titreme gibi belirtilere yol açar. Ancak çoğu zaman gözden kaçan gerçek şudur: Parkinson sadece bir hareket hastalığı değildir.<br /><strong>Belirtileri nelerdir?</strong></p>
<p>Uyku bozuklukları, koku kaybı, kabızlık, depresyon ve bilişsel değişiklikler…<br /> Tüm bu belirtiler hastalığın aslında çok daha geniş bir etki alanına sahip olduğunu gösterir. Hatta bazı hastalarda bu bulgular, motor belirtilerden yıllar önce başlayabilir.<br /><strong>Erken tanı hastalığın seyrini değiştirir</strong></p>
<p>Parkinson hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebilecek en önemli adımdır. Çünkü doğru zamanda başlanan tedavi, yalnızca belirtileri kontrol etmekle kalmaz. Hastanın günlük yaşamını, bağımsızlığını ve hatta sosyal ilişkilerini korumasına yardımcı olur.<br /><strong>Tedavi sadece ilaçtan ibaret değil</strong></p>
<p>Parkinson hastalığını tamamen ortadan kaldıran bir tedavi henüz yok.<br /> Ama hastalığı yönetmek için güçlü ve giderek gelişen seçenekler var. İlaç tedavileri temel yaklaşımı oluştururken, ileri evrelerde uygulanan beyin pili (derin beyin stimülasyonu) önemli bir dönüm noktasıdır. Bununla birlikte son yıllarda, özellikle gün içinde belirgin dalgalanmalar yaşayan hastalarda sürekli ilaç veren pompa tedavileri öne çıkıyor. </p>
<p>İnce bağırsağa yerleştirilen sistemlerle uygulanan intestinal levodopa tedavisi veya deri altından sürekli ilaç verilmesini sağlayan cilt altı pompa sistemleri, hastaların gün içindeki “iyi ve kötü dönem” geçişlerini azaltarak daha stabil bir yaşam sunabiliyor. Tüm bu gelişmeler parkinson tedavisinin artık tek tip değil, kişiye özel ve dinamik bir süreç olduğunu gösteriyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>Egzersiz tedavinin ayrılmaz bir parçası</strong></p>
<p>Bilimsel veriler, egzersizin parkinson hastalığında yalnızca kasları değil, doğrudan beyni etkilediğini ortaya koyuyor. Düzenli fiziksel aktivite; dengeyi, yürüyüşü ve koordinasyonu geliştirmenin ötesinde, beynin kendini yeniden organize etme kapasitesini artırıyor. Yani egzersiz, bu hastalıkta sadece öneri değil, tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.</p>
<p><strong>Anlayış en büyük destektir </strong></p>
<p>Sonuç olarak parkinson hastalığı, sadece titreme ile kısıtlı bir tablo değil; erken tanı, doğru tedavi ve yüksek farkındalıkla yürünmesi gereken uzun bir yolculuktur. Hastalara sunulacak en büyük ilaç, onların bu yavaşlayan dünyasına gösterilecek anlayış ve erken tanının sunduğu imkanlardır. Farkındalıkla atılan her adım parkinsonlu bir bireyin hayatında yeni bir hareket alanı açar. Farkındalık hastalar için en az ilaçlar kadar hayati bir destektir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinsonda-sabir-anlayis-ve-dogru-tedavi-hayat-degistiriyor-626729">Parkinsonda Sabır, Anlayış ve Doğru Tedavi Hayat Değiştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bir Serebral Taşma Olarak Sanat&#8221; Programının Nisan Ayı Söyleşisi Gerçekleşti!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bir-serebral-tasma-olarak-sanat-programinin-nisan-ayi-soylesisi-gerceklesti-626678</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 11:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayı]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[nisan]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[programının]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[serebral]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[taşma]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626678</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doç. Dr. Oğuz Haşlakoğlu ve Uğur Polat, sanatın insan bilincinin taşma biçimi olduğunu ortaya koyan altı bölümlük bir düşünce programını Zeytinburnu Kültür Sanat’ta yürütüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-serebral-tasma-olarak-sanat-programinin-nisan-ayi-soylesisi-gerceklesti-626678">&#8220;Bir Serebral Taşma Olarak Sanat&#8221; Programının Nisan Ayı Söyleşisi Gerçekleşti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span>Doç. Dr. Oğuz Haşlakoğlu ve Uğur Polat, sanatın insan bilincinin taşma biçimi olduğunu ortaya koyan altı bölümlük bir düşünce programını Zeytinburnu Kültür Sanat’ta yürütüyor. Uğur Polat’ın sunduğu söyleşi dizisinde Haşlakoğlu; “mimetik bilinç” kavramı etrafında sanatın felsefe, bilim, tasarım ve yapay zekâyla ilişkisini tartışıyor. Program, “Sanat öğretilebilir mi?” ve “Makine düşünebilir mi?” gibi soruların izini sürüyor. 8 Nisan Çarşamba akşamı gerçekleşen söyleşide “Sanat ve Tasarım” konusu ele alındı. </span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Bir Serebral Taşma Olarak Sanat, sanatın farklı alanlarla ilişkisini tartışıyor. Uğur Polat’ın sunduğu söyleşi dizisinde Doç. Dr. Oğuz Haşlakoğlu, sanatı kökeni ve tarihiyle birlikte ele alarak sanatın bir üretim değil, bir taşma biçimi olduğunu ortaya koyuyor. 8 Nisan Çarşamba akşamı saat 19.30’da başlayan söyleşide “Sanat ve Tasarım” konuşuldu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>“İlk taş alet teknolojisi, bir tasarımdır.”</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Doç. Dr. Oğuz Haşlakoğlu, teknoloji ve tasarım kavramları arasındaki ilişkiye değindi:</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>“İlk taş alet teknolojisi, aslında bir tasarım. Bunun anlaşılması son derece önemli. İlk taş alet teknolojisi ile birlikte karşımıza çıkan durum ne bilim ne de sanat. Doğrudan teknoloji olması bakımından teknoloji ve tasarım kavramlarının nasıl iç içe olduğunu bize gösteriyor. Tasarımda söz konusu olan meydana getirme bilgisidir. Önce konuları bu basitlikte ele almamızda ve kavramları yerli yerine oturtmamızda fayda var.”</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>“Mimarlık, tasarımdan ibaret değildir.”</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Doç. Dr. Oğuz Haşlakoğlu, mimarlık hakkında ise şunları söyledi:</span></span></span> </span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>“Mimarlık da bir tasarım türüdür, diyemeyiz. Mimarlığın mutlak manada tasarımdan oluştuğunu düşünmüyorum. Heidegger’in de değindiği yer bağlamı nedeniyle böyle düşünüyorum. Yer kavramının kendisi tasarıma tabi gibi görünmüyor. Mimarlık yeri tasarlama meselesi değil. Mimarlık, yerleşme ve yer haline gelme işi. Yerleşik hayata geçme fiilinin kendisi mimarlık.”</span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-serebral-tasma-olarak-sanat-programinin-nisan-ayi-soylesisi-gerceklesti-626678">&#8220;Bir Serebral Taşma Olarak Sanat&#8221; Programının Nisan Ayı Söyleşisi Gerçekleşti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göztepe’den Anlamlı Etkinlik: EMOT Hastanesinden Ampute Sporculara Destek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/goztepeden-anlamli-etkinlik-emot-hastanesinden-ampute-sporculara-destek-626604</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 09:13:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ampute]]></category>
		<category><![CDATA[anlamlı]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[emot]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[göztepe]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesinden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626604</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’de Göztepe Spor Kulübü öncülüğünde, Ege Ampute Spor Kulübü iş birliğiyle gerçekleştirilen dostluk maçı, sporun birleştirici gücünü bir kez daha gözler önüne serdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goztepeden-anlamli-etkinlik-emot-hastanesinden-ampute-sporculara-destek-626604">Göztepe’den Anlamlı Etkinlik: EMOT Hastanesinden Ampute Sporculara Destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>İzmir’de Göztepe Spor Kulübü öncülüğünde, Ege Ampute Spor Kulübü iş birliğiyle gerçekleştirilen dostluk maçı, sporun birleştirici gücünü bir kez daha gözler önüne serdi. Organizasyona, Göztepe’nin destekçilerinden EMOT Hastanesi de önemli katkı sağladı.</span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/04/goztepeden-anlamli-etkinlik-emot-hastanesinden-ampute-sporculara-destek-0-D21zmmXv.jpeg"/></p>
<p><b>“Sosyal Sorumluluk Projelerinden Yer Almayı Sürdüreceğiz”</b></p>
<p><span>Sosyal sorumluluk kapsamında etkinliğe destek veren EMOT Hastanesi, 16 ampute sporcuya koltuk altı değneği desteğinde bulundu. Organizasyon boyunca hastaneye ait bayrak ve flamalar da alanda yer alarak desteğin görünürlüğünü artırdı. </span><span>Hastane yetkilileri, spora ve sporcuya yönelik desteklerinin devam edeceğini vurgularken, benzer sosyal sorumluluk projelerinde yer almaya sürdüreceklerini ifade etti. Dayanışma ve birlik duygusunu pekiştiren etkinlik, izleyicilerden de büyük beğeni topladı. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/04/goztepeden-anlamli-etkinlik-emot-hastanesinden-ampute-sporculara-destek-1-JN6jYUAT.jpeg"/></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goztepeden-anlamli-etkinlik-emot-hastanesinden-ampute-sporculara-destek-626604">Göztepe’den Anlamlı Etkinlik: EMOT Hastanesinden Ampute Sporculara Destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;den kansere farkındalık çağrısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-kansere-farkindalik-cagrisi-626598</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 09:12:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[çağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kansere]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığına]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, 7 Nisan Dünya Sağlık Günü ve 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında kadın sağlığına yönelik farkındalık çalışmaları gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-kansere-farkindalik-cagrisi-626598">Büyükşehir&#8217;den kansere farkındalık çağrısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, 7 Nisan Dünya Sağlık Günü ve 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında kadın sağlığına yönelik farkındalık çalışmaları gerçekleştirildi. Anne Şehir Merkezleri’nde düzenlenen etkinliklerle kadınların hem fiziksel hem de ruhsal sağlığına dikkat çekildi.</p>
<p><b>KADIN SAĞLIĞINA DAİR HER ŞEY KONUŞULDU</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Anne Şehir Merkezi Nilüfer ve Defne’de “Kadın Sağlığına Dair Her Şey” başlıklı seminer düzenlendi. Yoğun katılımla gerçekleşen programa Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Nagehan Malkoç da katıldı. Anne Şehir Merkezi üyelerinin ilgi gösterdiği programda Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Midvar Daşdemirova ile Uzm. Klinik Psikolog Büşra Ay kadınlarla bir araya geldi. Kadın sağlığına dair önemli bilgilerin paylaşıldığı seminerde katılımcıların soruları da yanıtlandı.</p>
<p><b>KANSER HAFTASI’NDA BİLİNÇLENDİRME ÇALIŞMASI</b></p>
<p>Anne Şehir Merkezi Begonya ve Akasya’da ise 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında Kocaeli İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle farkındalık etkinliği gerçekleştirildi. Etkinlikte İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri tarafından kanser konusunda bilgilendirme yapılarak kadınların bilinçlendirilmesi sağlandı. Erken teşhisin önemine dikkat çekilen programda sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemi vurgulandı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, “Anne Şehir Sağlıklı Yaşam Projesi” ile kadınlara yönelik bilinçlendirme ve farkındalık çalışmalarını sürdürüyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-kansere-farkindalik-cagrisi-626598">Büyükşehir&#8217;den kansere farkındalık çağrısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! Kış kilolarından kurtulmak isterken!..</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-kis-kilolarindan-kurtulmak-isterken-626575</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 08:59:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diyetler]]></category>
		<category><![CDATA[isterken]]></category>
		<category><![CDATA[kalori]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo Verme]]></category>
		<category><![CDATA[kilolarından]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[kurtulmak]]></category>
		<category><![CDATA[Metabolizma]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yetersiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626575</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bahar aylarının gelişiyle birlikte birçok kişi, kışın aldıkları fazla kilolardan kurtulmak ve ‘yaza fit girmek’ için harekete geçiyor. Kimi spora başlayıp beslenmesini düzenlerken, kimileri ise hızlı sonuç alma isetğiyle internet ve sosyal medyada karşılaştığı şok diyetler ve zayıflama çaylarına yönelerek sağlığını ciddi riske atabiliyor!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-kis-kilolarindan-kurtulmak-isterken-626575">Dikkat! Kış kilolarından kurtulmak isterken!..</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bahar aylarının gelişiyle birlikte birçok kişi, kışın aldıkları fazla kilolardan kurtulmak ve ‘yaza fit girmek’ için harekete geçiyor. Kimi spora başlayıp beslenmesini düzenlerken, kimileri ise hızlı sonuç alma isetğiyle internet ve sosyal medyada karşılaştığı şok diyetler ve zayıflama çaylarına yönelerek sağlığını ciddi riske atabiliyor! <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ceren Güven</strong> “Kışın azalan hareket ve değişen beslenme alışkanlıkları sonrası bahar dönemi adeta bir başlangıç fırsatı olarak görülür. Ancak çoğu zaman tüm çabalara rağmen kilo kaybı beklenen hızda ilerlemez. Bunun nedeni genellikle fark edilmeden yapılan hatalı alışkanlıklardır” diyor.</p>
<p>Hızlı kilo verme amacıyla uygulanan şok diyetlerin, vücutta kas kaybına yol açarak metabolizmayı yavaşlattığını ve sürdürülebilir olmadığını belirten Güven, kontrolsüz tüketilen zayıflama çaylarının ise karaciğer üzerinde toksik etki oluşturarak ciddi hasarlara neden olabileceği uyarısında bulunuyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Güven, kilo verme sürecini zorlaştıran 9 kritik hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Öğün atlamak ve uzun süre aç kalmak</strong></p>
<p>Öğün atlamak çoğu kişinin düşündüğünün aksine kilo vermeyi hızlandırmaz, tam tersine metabolizmayı yavaşlatabilir. Uzun süre aç kalan vücut kendini korumaya alarak enerji harcamasını azaltır. Bunun sonucunda bir sonraki öğünde daha fazla yemek yeme eğilimi ortaya çıkar. Ayrıca uzun süreli açlık, kan şekeri dengesini bozarak özellikle tatlı ve yüksek kalorili besinlere yönelimi artırır. Gün sonunda farkında olmadan alınan toplam kalori yükselir ve kilo verme süreci sekteye uğrar.  </p>
<p><strong>Yetersiz protein alımı</strong></p>
<p>Protein hem kas kütlesinin korunması hem de metabolizmanın aktif çalışması için temel bir besin öğesidir. Yetersiz protein alımında kas kaybı yaşanabilir ve bu da metabolizma hızının düşmesine yol açar. Oysa protein, aynı zamanda tokluk hissini artırarak gereksiz atıştırmaların önüne geçer. Günlük beslenmede yumurta, yoğur, et, tavuk ve baklagiller gibi kaliteli protein kaynaklarına yeterince yer vermek, hem kilo kontrolünü destekler hem de daha dengeli bir beslenme sağlar. </p>
<p><strong>Yetersiz su tüketimi</strong></p>
<p>Su, metabolizmanın sağlıklı çalışması için vazgeçilmezdir. Yetersiz su tüketimi, metabolik süreçlerin yavaşlamasına neden olabilir. Ayrıca vücut susuz kaldığında bu durum çoğu zaman açlık hissiyle karıştırılır ve gereksiz kalori alımına yol açar. Gün içinde yeterli miktarda su içmek, hem iştah kontrolünü kolaylaştırır hem de yağ yakım süreçlerini destekler. Bu nedenle günlük ortalama 2-2,5 litre su tüketimi, kilo kontrolünün en basit ama en etkili adımlarından biridir. </p>
<p><strong>Çok düşük kalorili diyetler </strong></p>
<p>Hızlı kilo vermek için yapılan aşırı düşük kalorili diyetler, kısa vadede sonuç verebilse de uzun vadede sürdürülebilir olmadığı gibi ciddi riskler taşır. Bu tür diyetlerde vücut yeterli enerji alamadığı için kas kaybı yaşanır ve metabolizma hızı düşer. Ayrıca bu beslenme şekli sürdürülebilir olmadığı için diyet bırakıldığında veriln kilolar hızla geri alınabilir. Sağlıklı kilo kaybı, dengeli ve yeterli beslenme ile mümkündür. Aşırı kısıtlamalar yerine sürdürülebilir bir plan tercih edilmelidir. </p>
<p><strong>Hareketsizlik</strong></p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Ceren Güven “Sadece diyet yapmak kilo verme sürecinde çoğu zaman yeterli olmaz. Fiziksel aktivitenin yetersiz olması, harcanan enerinin düşük kalmasına ve kilo kaybının yavaşlamasına neden olur. Düzenli yürüyüş ve egzersiz, hem yağ yakımını hızlandırır hem de kas kütlesini korur. Hareketli bir yaşam tarzı, sağlıklı kilo kontrolünde vazgeçilmez bir önem taşımaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Yetersiz uyku</strong></p>
<p>Uyku düzeninin bozuk olması, vücuttaki açlık hormonlarını doğrudan etkileyerek daha fazla yeme isteğine neden olabilir. Aynı zamanda gün içinde yorgunluk ve enerji düşüklüğü yaratarak fiziksel aktiviteyi azaltır. Bu durum, hem kalori alımını artırır hem de harcamayı düşürür. Düzenli ve kaliteli uyku, kilo kontrolü açısından en az beslenme kadar önemlidir. </p>
<p><strong>Stres ve duygusal yeme</strong></p>
<p>Stres altında birçok kişi farkında olmadan daha fazla ve genellikle sağlıksız besinler tüketir. Bu durum özellikle yüksek kalorili gıdalara yönelimi artırır. Bu durum ‘duygusal yeme’ olarak adlandırılır ve kilo alımının en önemli nedenlerinden biridir. Stresi doğru yönetmek, sadece ruh sağlığı için değil, kilo kontrolü için de kritik bir unsurdur. Nefes egzersizleri, yürüyüş ve sosyal destek gibi yöntemler bu süreçte yardımcı olabilir. </p>
<p><strong>Şok diyetler uygulama</strong></p>
<p>Hızlı kilo verme isteğiyle uygulanan şok diyetler, vücuda yeterli enerji ve besin öğesi sağlamadığı için kas kaybına ve metabolizmanın yavaşlamasına neden olabilir. Bu tür diyetler kısa vadede kilo kaybı sağlasa da sürdürülebilir değildir ve diyet bırakıldığında verilen kilolar hızla geri alınabilir. Sağlıklı kilo kaybı için dengeli ve düzenli beslenme temel olmalıdır. </p>
<p><strong>Zayıflama çaylarını bilinçsiz tüketmek</strong></p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Ceren Güven “Zayıflama çayları genellikle bağırsakları hızlandırarak geçici kilo kaybı hissi oluşturur. Ancak bu durum yağ kaybı değil, sıvı kaybıdır. Kontrolsüz tüketildiğinde sıvı ve elektrolit dengesini bozabilir, ayrıca bazı bitkisel içerikler karaciğer üzerinde toksik etki oluşturarak ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle bu tür ürünler mutlaka uzman onayında ve kontrolünde kullanılmalıdır” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-kis-kilolarindan-kurtulmak-isterken-626575">Dikkat! Kış kilolarından kurtulmak isterken!..</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Merak duygusunu canlı tutmak ve iyi beslenmeyle hafızayı korumak mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/merak-duygusunu-canli-tutmak-ve-iyi-beslenmeyle-hafizayi-korumak-mumkun-626563</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 08:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmeyle]]></category>
		<category><![CDATA[canlı]]></category>
		<category><![CDATA[duygusunu]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[hafızayı]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tarlacı]]></category>
		<category><![CDATA[tutmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626563</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, unutkanlık hakkında açıklamalarda bulunarak hafızayı geliştirmeye yönelik öneriler paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/merak-duygusunu-canli-tutmak-ve-iyi-beslenmeyle-hafizayi-korumak-mumkun-626563">Merak duygusunu canlı tutmak ve iyi beslenmeyle hafızayı korumak mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, unutkanlık hakkında açıklamalarda bulunarak hafızayı geliştirmeye yönelik öneriler paylaştı.</p>
<p><strong>Hafızayı oluşturan esas unsur motivasyondur</strong></p>
<p>Herkesin biyolojik olarak farklı özelliklere sahip olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Biyolojik olarak nasıl elimiz, yüzümüz, kolumuz farklıysa beynimizin de belirli alanlarında farklılıklar var. Hafıza ya da bellek dediğimiz şey de kişiden kişiye değişebiliyor. Ancak hafızayı oluşturan esas şey motivasyon ve ilgi alanıdır. Önce ilgilenilen konu hakkında motive olmak gerekiyor.” dedi. </p>
<p><strong>Merak öğrenmeyi kalıcı hale getirir</strong></p>
<p>Zorunlu olarak öğrenilen bilgilerin kalıcı olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarlacı, “Merak olması gerekiyor. Merak, motivasyonu tetikleyen bir şey. Merak varsa insan her türlü şeyi öğrenmeye çalışıyor ve bütün derinliğini öğreniyor. O zaman unutması da zor oluyor.” dedi.</p>
<p>Unutmayı da küçümsememek gerektiğini sözlerine ekleyen Prof. Dr. Tarlacı, “Eski bir söz var, ‘Tanrıya şükür, unutmak iyi ki var ve zorunlu.’ diyor. Çünkü unutmazsak birçok acı aynı canlılığını korurdu. Birçok sıkıntı aynı canlılığıyla tekrar tekrar hafızamıza gelirdi. İnsan doğası gereği unutuyor. Hatta çok unutuyoruz. Bireysel olarak da toplumsal olarak da unutuyoruz. Toplumsal bir hafıza da var. Yazılıysa buna tarih deniyor. Öte yandan tarihin ne kadar tartışmalı olduğunu hepimiz biliyoruz. Herkesin yazdığı tarih farklı. Hafızanın ne kadar uçucu olduğunu, yeniden inşa ederken ne kadar yanıldığımızı gösteriyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Anılar yeniden kurgulanarak hatırlanır</strong></p>
<p>Hafızanın bilgisayar gibi olmadığını ve anıların dosyalar şeklinde geri gelmediğini dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “O an içinde bulunduğunuz koşullar, geçmişte anıyı yaşadıktan sonra üzerine eklenen yeni duygular, bilgiler ya da çıkarım yöntemleri zihinsel geçmişteki anınızı değiştiriyor. Yani onu yeniden kurgulayarak geri getiriyorsunuz. Anılarda yeniden kurgulama yapabildiğimize göre bu durum insanın iyileşmesine de yardımcı oluyor olabilir. Bilişsel terapiler vardır. Kişinin düşünce zincirini değiştirmeyi içerir. Bazen yanlış anılar ekleriz.” dedi ve sözlerine şöyle devam etti: </p>
<p>“Bu sebeple görgü tanıklıklarının kameralara göre güvenilmez olduğunu gösteren çalışmalar var. Kamera olayı birebir kaydediyor. Ama biz kurguluyoruz. Çünkü beyin esnek, yumuşak, akışkan. Zaman içerisinde değişiyor ve bu değişim anıları geri çağırırken boşluklara neden oluyor. O boşluklar bizi rahatsız ediyor. ‘Orada bir şey olması gerekiyor’ deyip onu başka bir şeyle dolduruyoruz. Böylece anınız değişiyor.”</p>
<p><strong>Travmalar farklı şekilde kaydedilir</strong></p>
<p>Beyindeki amigdala ve hipokampüs arasındaki güçlü bağa dikkat çeken Prof. Dr. Tarlacı, şiddetli travmaların hafızaya çok daha güçlü şekilde kazındığını söyledi. Bu durumun, travma sonrası stres bozukluğuna yol açabildiğini belirtti.</p>
<p><strong>Unutkanlığı azaltmanın en etkili yolu tekrar</strong></p>
<p>Bilgilerin kalıcı hale gelmesi için tekrarın şart olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarlacı, “Öğrenilen bilgilerin ilk gün, bir hafta ve bir ay sonra tekrar edilmesi hafızayı güçlendirir.” dedi.</p>
<p><strong>Beyin sağlığı için doğru beslenme önemli</strong></p>
<p>Beynin de bir organ olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sağlıklı çalışması için uygun beslenmek şart. Omega-3 yağ asitleri ve Akdeniz tipi beslenme beyin esnekliğini artırır. Balıklar, keten tohumu, ceviz gibi besinler bu açıdan zengin kaynaklardır. Margarin gibi yapay yağlar hem kalp-damar hem de beyin sağlığı üzerinde olumsuz etkilere neden olur. Omega-3 tüketiminin artırılması gerekir. Antioksidanlar vücudu zararlı maddelerden temizler. Özellikle rengi koyulaşan meyvelerde antioksidan oranı artar. Bu tür besinlerin düzenli tüketilmesi gerekir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/merak-duygusunu-canli-tutmak-ve-iyi-beslenmeyle-hafizayi-korumak-mumkun-626563">Merak duygusunu canlı tutmak ve iyi beslenmeyle hafızayı korumak mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Keçiören&#8217;de Kadınlara Yönelik Psikososyal Destek Programı Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/keciorende-kadinlara-yonelik-psikososyal-destek-programi-basladi-626530</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 08:12:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlara]]></category>
		<category><![CDATA[keçiören]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[programı]]></category>
		<category><![CDATA[psikososyal]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626530</guid>

					<description><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi Aile Terapi Merkezi psikologları tarafından düzenlenen Kadınlara Yönelik Psikososyal Destek Programı, Kardeşler Kadınlar Günevi’nde başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/keciorende-kadinlara-yonelik-psikososyal-destek-programi-basladi-626530">Keçiören&#8217;de Kadınlara Yönelik Psikososyal Destek Programı Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi Aile Terapi Merkezi psikologları tarafından düzenlenen <b>Kadınlara Yönelik Psikososyal Destek Programı,</b> Kardeşler Kadınlar Günevi’nde başladı. Dört hafta sürecek programın ilk buluşması, “Duygularını Keşfetmeye Hazır Mısın?” başlığıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>İlk hafta etkinliklerinde kadınlar, duyguların tanınması ve ifade edilmesine yönelik uygulamalı çalışmalar yaptı. Katılımcılar, duygu farkındalığını artırmaya yönelik grup etkinlikleri sayesinde hem kendi deneyimlerini paylaşma fırsatı buldu hem de sosyal destek duygusunu güçlendirdi.</p>
<p><b>Uzman psikologlar tarafından gerçekleştiriliyor</b></p>
<p>Kadınların psikolojik iyi oluşlarını desteklemek ve duygusal farkındalıklarını artırmak amacıyla hazırlanan programa katılan kadınlar, uzman psikologlar eşliğinde duygu ve düşüncelerini tanıma, ifade etme ve anlama üzerine çeşitli etkinliklere katıldı. Program kapsamında yapılan psiko-eğitimler ve grup paylaşımlarıyla katılımcıların hem kendilerini daha iyi tanımaları hem de günlük yaşamlarında kullanabilecekleri pratik beceriler kazanmaları hedefleniyor. Dört hafta sürecek program kapsamında ilerleyen haftalarda stresle baş etme yöntemleri, sınır koyma ve hayır diyebilme becerileri ile kişisel gelişim ve değişim sürecini fark etme gibi konular ele alınacak.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/keciorende-kadinlara-yonelik-psikososyal-destek-programi-basladi-626530">Keçiören&#8217;de Kadınlara Yönelik Psikososyal Destek Programı Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın sağlığına yönelik farkındalık çalışmaları devam ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadin-sagligina-yonelik-farkindalik-calismalari-devam-ediyor-626482</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 19:59:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığına]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626482</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi’nin kadın sağlığına yönelik farkındalık çalışmaları kapsamında menopoz belirtilerini tanıma ve baş etme yöntemleri anlatıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-sagligina-yonelik-farkindalik-calismalari-devam-ediyor-626482">Kadın sağlığına yönelik farkındalık çalışmaları devam ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi’nin kadın sağlığına yönelik farkındalık çalışmaları kapsamında menopoz belirtilerini tanıma ve baş etme yöntemleri anlatıldı.</p>
<p>Maltepe Belediyesi’nin kadın sağlığına yönelik farkındalık çalışmaları devam ediyor. Başıbüyük Kadın Danışma ve Sosyal Yaşam Merkezi’ndeki kadınlara “Menopozu Anlamak: Bilinçli, Güçlü ve Sağlıklı Bir Geçiş” semineri düzenlendi.  </p>
<p><b> ‘MENOPOZ HASTALIK DEĞİL, HAYATIN NORMAL BİR EVRESİ’</b></p>
<p>Seminerde kadınlara menopoz süreciyle ilgili bilgiler aktaran Yeditepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Begüm Kırık, menopozda görünen ve görünmeyen belirtilerin ev içi yüklerin, kuşak çatışmasının, iş yaşamının ve anlaşılamayışın görünmeyen sosyal yükler olduğuna işaret etti. Kırık, her kadının bedeninin farklı olduğuna dikkat çekerek araştırmalara göre kadınların yüzde 20’sinin bu dönemde hiçbir rahatsızlık hissetmediğini söyledi.<br />Kırık, menopoz sürecinde sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekerek rutin kontrollerin aksatılmamasını hatırlattı. Seminer, Kırık’ın katılımcıların sorularını yanıtlamasının ardından sona erdi.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-sagligina-yonelik-farkindalik-calismalari-devam-ediyor-626482">Kadın sağlığına yönelik farkındalık çalışmaları devam ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üniversite-sanayi iş birliğinin en somut örneği: eCliniq </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/universite-sanayi-is-birliginin-en-somut-ornegi-ecliniq-626473</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 19:52:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Atlas Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[birliğinin]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[ecliniq]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[Kiosk]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[örneği]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[somut]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite-sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626473</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlık teknolojilerinde yerli ve milli inovasyonun merkezi haline gelen İstanbul Atlas Üniversitesi, 3AGE Sağlık Ürünleri ve Bilişim Teknolojileri A.Ş. ile güçlerini birleştirerek geleceğin sağlık altyapısını hayata geçiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/universite-sanayi-is-birliginin-en-somut-ornegi-ecliniq-626473">Üniversite-sanayi iş birliğinin en somut örneği: eCliniq </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Sağlık teknolojilerinde yerli ve milli inovasyonun merkezi haline gelen İstanbul Atlas Üniversitesi, 3AGE Sağlık Ürünleri ve Bilişim Teknolojileri A.Ş. ile güçlerini birleştirerek geleceğin sağlık altyapısını hayata geçiriyor. Yapay zekâ destekli hibrit dijital sağlık platformu eCliniq, 7 Nisan Dünya Sağlık Günü’nde Atlas TEKMER tarafından düzenlenen etkinlikte tanıtıldı. 60 saniye altında Check-up yapan eCliniq kioskunda tansiyon, nabız, ateş, kilo ve VKE ölçümleri kusursuz hassasiyetle yapılıyor. Veriler, üniversitenin bilimsel desteğiyle geliştirilen semptom analizörü üzerinden uzman hekimlere saniyeler içinde iletiliyor ve Bilgisayarlı Görü (Computer Vision) özelliği sayesinde fizik tedavi disipliniyle entegre şekilde duruş, yürüyüş ve vücut hizalaması analiz ediliyor.</b></p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Vadi Kampüs’te Atlas Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Merkezi (Atlas TEKMER) tarafından gerçekleştirilen tanıtım etkinliğinde eCliniq kiosk istasyonu tanıtıldı. eCliniq kiosk istasyonunda üniversite öğrencileri, akademisyenler ve katılımcılar ölçümlerini yaptırdı ve yapay zekâ tabanlı doktor destekli semptom denetleme asistanını test etti.</p>
<p><b>Doç. Dr. Leyla Türker Şener: “9 ülkeden 41 yazarla hazırlandı”</b></p>
<p>Etkinlik kapsamında eCliniq Yapay Zeka (AI) Lideri Doç. Dr. Leyla Türker Şener, Doç. Dr. Murat Gezer ile beraber editörlüğünü yaptığı “Sağlıkta Yapay Zekâ&#8221; isimli yeni kitabı tanıttı.</p>
<p>Türkiye’nin yapay zeka strateji raporunda görev aldıklarını belirten Doç. Dr. Leyla Türker Şener, Türkiye Yazılımcılar Federasyonu Yapay Zekâ Komite Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Bilim Teknoloji Yapay Zekâ Strateji Raporu’na destek olduklarını söyledi.</p>
<p><b>İnsanlık tarihindeki üç önemli gelişme…</b></p>
<p>Doç. Dr. Leyla Türker Şener, 9 ülkeden alanında uzman 41 yazarla hazırladıkları kitapta, günümüzde her alanda olan yapay zekanın sağlık alanında sunduğu katkıların tüm yönleriyle ele alındığını ifade etti. İnsanlık tarihinde üç büyük devrim niteliğinde çalışmanın gerçekleştiğini belirten Doç. Dr. Leyla Türker Şener, “Birincisi kas gücünün makineleşmesi, iki dijitalleşmesi, üç şimdiki yapay zekâ dönüşümünün gerçekleşmesi” dedi. </p>
<p><b>eCliniq, fikirden ürüne dönüşen bir ürün</b></p>
<p>Fikirden ürüne dönüşen projelerin çok önemli olduğunu kaydeden Doç. Dr. Leyla Türker Şener, “Dünyadaki var olan verilerin yüzde 90’a yakın kısmı son iki yılda üretilmiş. Kitabımızda yapay zekanın sağlık sistemine destek olan bölümünü anlatıyoruz. Bir fikirden yola çıkarak ürüne dönüşen patentli cihazlar bizim için çok önemli. Bugün burada tanıtımı yapılan eCliniq sağlık kiosku da bu anlamda çok önemli. eCliniq, fikrin kağıda döküldüğü, kağıttan prototipe evrildiği, prototipten de son ürüne geçmiş olan bir ürün. Şu anda İstanbul Atlas Üniversitesi&#8217;ndeki öğrenciler bu platformu kullanıyorlar. eCliniq, insanların bulunduğu alanlarda kullanıma geçebilecek, insanlığa artı değer sağlayabilecek bir ürün” dedi.</p>
<p>Toplantıya katılan Atlas Üniversitesi Hastanesi CEO&#8217;su Murat Kolbaşı ise yapay zekâ alanındaki gelişmelerin çok önemli olduğunu belirterek “Üniversitemizin de içinde bulunduğu böyle bir projenin ete kemiğe bürünmüş olması son derece gurur verici bir gelişme. Emeği geçenleri tebrik ediyorum” dedi.</p>
<p><b>TÜBİTAK Projesi olarak doğdu</b></p>
<p>eCliniq Danışma Kurulu Üyesi Evren Değerlier, eCliniq&#8217;le ilgili çalışmaların 2022 yılında başladığını belirterek TÜBİTAK projesi olarak doğan projenin sonrasında yine TÜBİTAK tarafından desteklendiğini söyledi. eCliniq ile birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yoğunluğun önüne geçilmesinin planlandığını kaydeden Evren Değerliler, platformun hizmete girdiği İstanbul Atlas Üniversitesi&#8217;nde olumlu geri bildirimler aldıklarını söyledi.</p>
<p><b>Hekimlere ve hastalara faydalı bir proje</b></p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ahmet Kayhan Şen ise eCliniq&#8217;i üniversite kampüsünde kullanmaya başladıklarını belirterek eCliniq uygulamasının hem hekimlere hem de hastalara fayda sağlayan bir proje olduğunu söyledi.</p>
<p>Tanıtım toplantısına kurucu ortak Emre Akkaş ve Vizyon Kolejleri Kurucusu Abdülkadir Özbek de katıldı.</p>
<p><b>Akademik vizyon ile teknolojik güç bir araya geldi </b></p>
<p>Bu stratejik iş birliği; Atlas Üniversitesi’nin ileri teknolojiye sahip AR-GE ve Teknoloji Merkezleri ile tıp fakültesi başta olmak üzere farklı disiplinlerden akademisyenlerin derin tecrübesini, 3AGE’nin mühendislik gücüyle bir araya getirdi. İstanbul Atlas Üniversitesi kampüsünde doğan bu teknoloji, kısa vadede Türkiye genelindeki işyerleri, kampüsler ve hastanelerde; orta vadede ise uluslararası arenada binlerce noktada hizmet vermeyi hedefliyor. Üniversite-sanayi iş birliğinin en somut örneği olan eCliniq’in Türkiye&#8217;nin sağlık turizmi ve teknoloji ihracatı vizyonuna önemli bir katkı sunması hedefleniyor.</p>
<p><b>Yeni nesil bir sağlık ekosistemi: eCliniq</b></p>
<p>eCliniq, sadece bir cihaz değil; Atlas Üniversitesi’nin teknolojik ve akademik rehberliğiyle şekillenmiş, kurumlar için ölçeklenebilir yeni nesil bir sağlık ekosistemi Sistem bünyesindeki tıbbi standartlara sahip kiosklarda aşağıdaki işlemler gerçekleştiriliyor: </p>
<p><b>60 Saniyenin Altında Check-up</b>: SpO2, tansiyon, nabız, ateş, kilo ve VKE ölçümleri kusursuz hassasiyetle gerçekleştirilir.</p>
<p><b>Yapay Zekâ Destekli Karar Mekanizması</b>: Ölçülen veriler, üniversitemizin bilimsel desteğiyle geliştirilen semptom analizörü üzerinden uzman hekimlere saniyeler içinde iletilir.</p>
<p><b>Bilgisayarlı Görü (Computer Vision):</b> Fizik tedavi disipliniyle entegre şekilde duruş, yürüyüş ve vücut hizalaması analiz edilir.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/universite-sanayi-is-birliginin-en-somut-ornegi-ecliniq-626473">Üniversite-sanayi iş birliğinin en somut örneği: eCliniq </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Artık Yeter ! Sağlıkta Şiddet Can Almadan Durdurulmalıdır!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/artik-yeter-saglikta-siddet-can-almadan-durdurulmalidir-626467</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 18:18:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[almadan]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[can]]></category>
		<category><![CDATA[durdurulmalıdır]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[yeter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626467</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası Genel Başkanı Dr. Hatice Çerçi Balcı, sağlıkta şiddet konusunda önemli bir açıklama yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/artik-yeter-saglikta-siddet-can-almadan-durdurulmalidir-626467">Artık Yeter ! Sağlıkta Şiddet Can Almadan Durdurulmalıdır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Hekim Birliği Sendikası Genel Başkanı Dr. Hatice Çerçi Balcı, sağlıkta şiddet konusunda önemli bir açıklama yaptı. </span><span><br /> </span><span><br /> </span><span>Çerçi açıklamasında şu ifadeleri kullandı, “Son 3 ayda Türkiye’nin dört bir yanında yaşanan olaylar bize acı bir gerçeği bir kez daha göstermiştir. Hastaneler artık güvenli alan değildir.  Hekimler artık can korkusuyla görev yapmaktadır.  Acil servisler şifa dağıtan yerler değil, şiddetin hedefi haline gelmiştir. Bakınız;  İzmir Selçuk’ta bir hekim, günde 72 hastaya hizmet verdikten sonra, sadece randevu sistemine uymayan bir hasta tarafından darp edilmiştir. Trabzon’da bir hasta, hastanenin içinde silahla vurulmuştur. Hastane duvarları artık kurşun geçirmez değildir!  Şanlıurfa’da acil serviste görev yapan hekim, görevi başında hasta tarafından darp edilmiştir. Adana’da hasta yakınları, acil servisi basarak hekimlere saldırmıştır. Kocaeli’de bir hemşire, görev başında hasta yakını tarafından şiddete maruz kalmıştır. Konya’da aile sağlığı merkezinde görev yapan hekim, çalışırken saldırıya uğramıştır. Kırıkkale’de hastane içinde bıçaklı saldırı gerçekleşmiştir. Bu olaylar münferit değildir! Bu olaylar tesadüf değildir! Bu olaylar artık sistematik bir çöküşün göstergesidir! </span></p>
<p><b><strong>Acil taleplerimiz </strong></b></p>
<p><span>GERÇEK ŞUDUR: Sağlık çalışanına saldırı, Devlete saldırıdır. Kamu düzenine saldırıdır.  İnsan hayatına kasttır. Acil Taleplerimiz;  Sağlıkta şiddet “katalog suç” kapsamına alınmalıdır. Tutuksuz yargılama artık son bulmalıdır!  Acil servisler yüksek güvenlikli alan ilan edilmelidir. X-ray, metal dedektör ve kontrollü giriş zorunlu olmalıdır.   Hekime şiddetin cezası artırılmalı ve ertelenemez olmalıdır. Para cezasına çevrilemeyen, hapis cezası uygulanmalıdır.   Acil servislerde hasta ve hasta yakını sayısı sınırlandırılmalıdır. Görevden çekilme hakkı fiilen uygulanmalıdır. BURADAN AÇIKÇA UYARIYORUZ: Eğer bugün bu düzen değişmezse, yarın sadece hekimler değil, sağlık sistemi tamamen çökecektir.  Bizler hayat kurtaran insanlarız. Ama artık kendi hayatımızı koruyamaz hale geldik!</span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/artik-yeter-saglikta-siddet-can-almadan-durdurulmalidir-626467">Artık Yeter ! Sağlıkta Şiddet Can Almadan Durdurulmalıdır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İbrahim Tatlıses’in Tedavisi Sürüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ibrahim-tatlisesin-tedavisi-suruyor-626422</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 13:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[brahim]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[sürüyor]]></category>
		<category><![CDATA[tatlıses]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626422</guid>

					<description><![CDATA[<p>İbrahim Tatlıses hakkında açıklama! Sanatçı İbrahim Tatlıses'in sağlık durumu hakkında doktorları açıklama yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibrahim-tatlisesin-tedavisi-suruyor-626422">İbrahim Tatlıses’in Tedavisi Sürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İbrahim Tatlıses’in tedavi sürecinin devam ettiğini belirten uzmanlar, “Klinik süreç olumlu devam ederse, safra kesesi ameliyatı planlanıyor” dedi.</p>
<p><strong> </strong>Sanatçı İbrahim Tatlıses’in Acıbadem Altunizade Hastanesi Acil Servisine başvurmasıyla başlayan tedavi süreci hakkında 9 Nisan 2026, bir açıklama yapan Başhekim Dr. Engin Çakmakçı şunları söyledi:  “7 Nisan 2026, Salı günü hastanemiz acil servisine başvuran hastamız İbrahim Tatlıses’in bilinci açık ve genel durumu iyidir. Tedavisi, tedbir amaçlı olarak yoğun bakım servisinde devam etmektedir. Safra kesesi kaynaklı bakteriyel bir enfeksiyon olan kolesistit (safra kesesi iltihabı) tanısı ile antibiyotik tedavisine başlanmış olup, tedaviye olumlu yanıt alınmaktadır. Tedavi yanıtının klinik olarak aynı şekilde sürmesi durumunda önümüzdeki hafta safra kesesi ameliyatı (kolesistektomi) yapılması planlanmaktadır” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibrahim-tatlisesin-tedavisi-suruyor-626422">İbrahim Tatlıses’in Tedavisi Sürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menopozda hormon tedavisi her kadın için uygun değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menopozda-hormon-tedavisi-her-kadin-icin-uygun-degil-626347</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 10:28:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon Replasman Tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[menopozda]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626347</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menopoz kadınlarda adet döngüsünün ve doğurganlığın sona erdiği yaşam evresi olarak tanımlanıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopozda-hormon-tedavisi-her-kadin-icin-uygun-degil-626347">Menopozda hormon tedavisi her kadın için uygun değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Menopoz kadınlarda adet döngüsünün ve doğurganlığın sona erdiği yaşam evresi olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde menopoz yaşı ortalama 50-52 iken ülkemizde kadınlar genellikle 47-49 yaşları arasında bu döneme giriyor. Kadının yaşamında doğal bir geçiş süreci olsa da beraberinde getirdiği fiziksel ve psikolojik değişimler yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor. Menopozda östrojen ve progesteron hormonlarının azalması; sıcak basmaları, gece terlemeleri, uyku sorunları ve ruh hali dalgalanmaları gibi sorunlara yol açabiliyor. Uzun vadede ise kardiyovasküler hastalıklar ve kemik yoğunluğunda azalma (osteoporoz) riski  artıyor. Bu olumsuz etkileri azaltmada öncelikle yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşıyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı  Dr. A. Ezgi Sancaklı, </strong>menopoz döneminde biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin (HRT) uygun hasta grubunda ve hekim kontrolünde önemli faydalar sağladığına dikkat çekerek, “Her kadın perimenopoz ve menopoz dönemindeki bulgularını takip etmeli ve gerekli durumlarda bu tedaviden faydalanmalıdır. Tedavi uygun hastaya, uygun dozda, uygun zamanda verildiğinde, düzenli doktor takibiyle birlikte oldukça etkili sonuçlar alınmaktadır” diyor. <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı,</strong> hormon replasman tedavisi hakkında en  çok yöneltilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>Hormon replasman tedavisi  (HRT) nedir?</strong></p>
<p>Hormon replasman tedavisi, menopozla birlikte azalan östrojen ve progesteron hormonlarının takviye edilmesini  amaçlıyor. Tedavinin temel  hedefi; sıcak basması ve vajinal kuruluk gibi menopoz belirtilerini hafifletmek, ayrıca özellikle kemik ile kalp sağlığı üzerindeki uzun vadeli olumsuz etkilerini azaltmaktır. Hormon replasman tedavisi; sadece östrojen veya östrojen ile birlikte progesteron tedavisi olmak üzere iki gruba ayrılıyor. Ağızdan, cilt üzerinden veya vajinal yoldan gerçekleştirilebiliyor. Bazı preparatlar enjeksiyon veya implant (cilt altı) olarak da uygulanabiliyor. Günümüzde tedavi planlamasında biyoeşdeğer hormonların tercih edildiğini belirten Dr. A. Ezgi Sancaklı, ”Biyoeşdeğer hormon tedavisi, klasik sentetik hormon tedavisinden farklı olarak, vücuttaki hormonlar ile birebir aynı kimyasal yapıdadır. Bu sayede, özellikle mikronize progesteronun kullanımı sentetik hormonlara göre yan etki risklerini azaltır. Biyoeşdeğer tedaviler kişiye özel dozlarda uygulanabilir” diyor. </p>
<p><strong>Her kadın için gerekli midir? </strong></p>
<p>Hormon replasman tedavisini her kadının kullanması zorunlu değildir. Ancak her kadında özellikle perimenopoz döneminde başlanarak yaşam tarzı düzenlemeleri öneriliyor. Kemik ve kas sağlığını artırmaya yönelik direnç egzersizleri yapmak, sigarayı bırakmak, kafein tüketimini azaltmak, sıvı tüketimini artırmak, dengeli ve düzenli beslenmek, yeterli protein almak, kalsiyum ve D vitamini alımını sağlamak yapılabilecek değişikliklerin başında geliyor. Bunların yanı sıra düzenli jinekolojik muayeneler, meme kanseri taramaları, kardiyovasküler  değerlendirmeler ve kemik yoğunluğu ölçümü büyük önem taşıyor. Dr. A. Ezgi Sancaklı, yaşam tarzı değişikliklerinin ve tarama programlarının perimenopoz olarak adlandırılan menopoz öncesi dönemden itibaren önerildiğini belirterek, “Bazı kadınlarda özellikle sıcak basması ve vajinal kuruluk gibi semptomlar çok şiddetli olabilir.  Uygun olan hasta grubunun bu şikayetlerinde biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinden faydalanması son derece kıymetlidir” bilgisini veriyor.  </p>
<p><strong>Tedavi nasıl planlanıyor? </strong></p>
<p>Hormon replasman tedavisi standart bir uygulama değildir; tamamen kişiye özel planlanıyor ve düzenli doktor takibi gerekiyor. Kadının yaşı, şikayetleri, risk faktörleri, kronik hastalıkları, rahim alma ameliyatı öyküsü, menopoz süresi, kan değerleri ve pıhtılaşma riski gibi bulgular detaylı olarak değerlendiriliyor. Tüm bu veriler doğrultusunda hangi hormonun, hangi dozda, hangi yolla (ağızdan, vajinal veya cilt üzerine) ve ne kadar süreyle kullanılacağı belirleniyor.  </p>
<p><strong>Kimler hormon replasman tedavisinden faydalanamaz? </strong></p>
<p>Hormon replasman tedavisi her kadın için uygun olmuyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı, hormon tedavisi önerilmeyen durumları “Tanı konulmamış vajinal kanama, meme kanseri öyküsü, daha önce geçirilmiş inme, pıhtılaşma bozukluğu, yumurtalık veya rahim kanseri, aktif karaciğer hastalığı veya yüksek riskli koroner kalp hastalığı” olarak sıralıyor.</p>
<p><strong>Tedaviye ne zaman başlamak gerekiyor?</strong></p>
<p>Hormon replasman tedavisine 60 yaşından önce veya menopozdan sonraki ilk 10 yıl içinde başlanması öneriliyor. Yapılan çalışmalar, bu dönemde başlanan tedavinin kadınlarda tüm hastalıklara bağlı ölüm riskini azaltabildiğini gösteriyor. Buna karşılık, menopozdan uzun süre sonra başlanan tedaviler ise pıhtı oluşumu ve kalp damar hastalıkları açısından risk oluşturabiliyor.</p>
<p><strong>Hormon replasman tedavisi ne kadar sürüyor? </strong></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı, hormon tedavisinin süresinin kişiye özel olarak belirlendiğini belirterek, şu bilgileri paylaşıyor: “Genel yaklaşım; en düşük etkili dozun gerekli olduğu süre boyunca kullanılmasıdır. Tedavi genellikle 2-5 yıl sürmektedir. Ancak, semptomlar devam ediyorsa ve tedavinin sağladığı fayda olası risklerden daha fazlaysa tedavi süresi doktor kontrolünde uzatılabilmektedir.” </p>
<p><strong>Kalp hastalığı riskini önleyebilir mi? </strong></p>
<p>Menopoz sonrası östrojen azalması kalp &#8211; damar hastalıkları riskini artırıyor.  Yapılan çalışmalarda, menopoz sonrası erken dönemde başlanan hormon tedavisinin kadınlarda iskemik inme, venöz tromboembolizm ve kalp yetmezliği gibi kalp &#8211;  damar hastalıklarının gelişme riskini azaltabildiği gösterilmiş. Ancak, hormon replasman tedavisine sadece kalp damar hastalıklarını önlemek amacıyla başlanması önerilmiyor. </p>
<p><strong>Kemik erimesine karşı etkili oluyor mu?</strong></p>
<p>Östrojen azalması kemik kaybını hızlandırabiliyor ve osteoporoz riskini artırabiliyor. Hormon replasman tedavisinin osteoporozun önlenmesinde ilk tedavi seçeneği olmadığını belirten<strong> </strong>Dr. A. Ezgi Sancaklı,<strong> </strong>“Hormon replasman tedavisi 45-55 yaşları arasındaki kadınlarda kemik kaybı ve kırık riskini azaltmaya yardımcı olabilmektedir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Hormon replasman tedavisi güvenli bir yöntem midir? </strong></p>
<p>Güncel kılavuzlarda, biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin risk faktörü bulunmayan kadınlarda meme kanseri ve kalp krizi riskini arttırmadığı belirtiliyor. Ayrıca, doğru hasta grubunda, doğru zamanda ve doğru uygulama yoluyla kullanıldığında büyük ölçüde faydalı ve güvenli olduğu aktarılıyor. Biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin kadınlarda tüm nedenlere bağlı ölüm oranını azalttığı yapılan çalışmalarla gösterilmiş. 2025 yılında FDA (ABD Gıda ve İlaç Dairesi) hormon replasman tedavisi üzerinde bulunan “kara kutu” uyarısını resmen kaldırdığını duyurdu. Bu yenilikle biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin kullanımının uygun hastalar için güvenli olduğu belirtildi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı,<strong>  </strong>ancak hormon replasman tedavisinin<strong> </strong>uygun olmayan hasta gruplarında kullanıldığında pıhtı, inme ve endometrium kanseri riskini artırdığı uyarısında bulunarak, “Bu nedenle, hormon replasman tedavisi öncesinde tüm risk faktörlerinin dikkatlice değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Bitkisel ürünler hormon replasman tedavisine alternatif olabilir mi? </strong></p>
<p>Bitkisel ürünler (fitoöstrojenler)  menopoza bağlı hafif semptomların giderilmesine yardımcı olabiliyor. Ancak, bu ürünler hormon replasman tedavisinin sağladığı vücuttaki bütüncül etkiyi yerine getiremiyor, etkinliği ve güvenilirliği hormon tedavisi kadar güçlü bilimsel verilerle desteklenmiyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopozda-hormon-tedavisi-her-kadin-icin-uygun-degil-626347">Menopozda hormon tedavisi her kadın için uygun değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Olumsuz duygular duygusal yeme bozukluğunu tetikliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/olumsuz-duygular-duygusal-yeme-bozuklugunu-tetikliyor-626308</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Açlık]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğunu]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[Duygusal Yeme]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626308</guid>

					<description><![CDATA[<p>Olumsuz duyguların yeme davranışını değiştirebildiğini belirten uzmanlar, duygusal yeme bozukluğunun sonuçlardan biri olduğunu söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olumsuz-duygular-duygusal-yeme-bozuklugunu-tetikliyor-626308">Olumsuz duygular duygusal yeme bozukluğunu tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Olumsuz duyguların yeme davranışını değiştirebildiğini belirten uzmanlar, duygusal yeme bozukluğunun sonuçlardan biri olduğunu söylüyor.</strong></p>
<p><strong>Kişinin fiziksel açlıktan ziyade stres, yalnızlık, kaygı, öfke gibi olumsuz duygulara tepki olarak yemek yemesiyle ortaya çıktığını ifade eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Açlık sinyallerinden çok duygusal uyarıcılarla tetiklenir.” dedi. Psikolojik faktörler, sosyal faktörler ve öğrenilmiş davranış örüntülerinin duygusal yeme davranışının gelişiminde etkili olduğuna dikkat çeken Aydın, duygusal yemede temel kaygının kilo değil, duyguları yönetmek olduğunu vurguladı. Aydın ayrıca, açlık günlüğü tutmanın, bireyin yeme anındaki duygu-düşünce ilişkisini fark etmesine yardımcı olabildiğini aktardı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, duygusal yeme davranışının tetikleyici faktörleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Duygusal yeme açlık sinyallerinden çok duygusal uyarıcılarla tetiklenir!</strong></p>
<p>Duygusal yeme bozukluğunun, kişinin fiziksel açlıktan ziyade stres, yalnızlık, kaygı, öfke gibi olumsuz duygulara tepki olarak yemek yemesiyle ortaya çıkan bir yeme davranışı olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Açlık sinyallerinden çok duygusal uyarıcılarla tetiklenir.” dedi.</p>
<p>Fiziksel açlığın yavaş geliştiğini aktaran Aydın, “Her türlü yiyecekle giderilebilir ve doyma hissiyle son bulur. Oysa duygusal açlık ani başlar, genellikle yüksek kalorili yiyeceklere yöneltir ve doyma hissine rağmen devam edebilir. Sınav öncesinde çikolata krizine giren bir öğrenci, aslında fizyolojik açlığını değil kaygı kaynaklı duygusal açlığını gidermeye çalışıyor olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Duygusal yemede kişi kilo kaygısını ikincil düzeyde yaşar!</strong></p>
<p>Duygusal yeme bozukluğunun klinik yeme bozukluklarından farklı olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, şunları söyledi:</p>
<p>“Ruhsal bozukluklar arasında, anoreksiya nervoza veya bulimia nervoza gibi bağımsız bir tanı kategorisi olarak geçmez, daha çok yeme davranışını etkileyen bir eğilimdir. Klinik yeme bozukluklarında kilo, beden algısı ve davranış üzerinde ciddi bozulmalar olurken, duygusal yemede bireyin temel kaygısı kilo değil, duygularını regüle etmektir. Anoreksiyada kişi kilo almaktan yoğun korku duyar ve besin kısıtlamasına giderken, duygusal yemede kişi stresle başa çıkmak için aşırı yemek yer ama kilo kaygısını ikincil düzeyde yaşar.”</p>
<p><strong>Duygusal yeme davranışını tetikleyen farklı faktörler var!</strong></p>
<p>Duygusal yeme davranışının gelişiminde etkili olan faktörlere değinen Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Öz düzenleme becerilerinin zayıflığı, düşük benlik saygısı, kaygı bozuklukları gibi psikolojik faktörler; aile içinde yiyecekle ödüllendirilme, stresli yaşam olayları, sosyal destek eksikliği gibi sosyal faktörler ve öğrenilmiş davranış örüntüleri etkilidir.” dedi.</p>
<p>Çocuklukta ağladığında yiyecekle sakinleştirilen bir bireyin, yetişkinlikte de benzer bir baş etme biçimini sürdürebileceğine işaret eden Aydın, “Araştırmalar, duygusal yemenin özellikle ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde daha yaygın görüldüğünü, çünkü bu dönemde kimlik gelişimi ve sosyal ilişkilerdeki stresin yoğun olduğunu göstermektedir.” bilgisini verdi.</p>
<p><strong>Açlık günlüğü, kişinin ne zaman ve hangi duygularla yemek yediğini anlamasına yardımcı olabilir!</strong></p>
<p>Duygusal yeme davranışını fark etmek için kişinin, yeme anındaki duygu-düşünce ilişkisini gözlemlemesi ve açlık sinyallerini ayırt etmesi gerektiğini vurgulayan Klinik Psikolog Cumali Aydın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Günlük tutmak veya ‘açlık günlüğü’ oluşturmak, kişinin ne zaman ve hangi duygularla yemek yediğini anlamasına yardımcı olur. İşten geldikten sonra aslında tok olmasına rağmen stresten dolayı sürekli atıştıran biri, fiziksel açlık değil duygusal açlıkla hareket ettiğini fark edebilir. Ayrıca yeme sonrası suçluluk ve pişmanlık duygularının sık yaşanması da önemli bir ipucudur.”</p>
<p><strong>Sosyal medyadaki ‘mükemmel beden’ kültürü, duygusal yemeyi tetikleyebilir!</strong></p>
<p>Modern yaşamın hızlı temposunun, yoğun stres faktörleri ve sosyal medyanın ideal beden algısını sürekli dayatmasının, duygusal yeme davranışını güçlendiren unsurlar arasında olduğunu kaydeden Aydın, “Özellikle sosyal medyada karşılaştırma yapma eğilimi ve ‘mükemmel beden’ kültürü, bireylerde stres ve yetersizlik duygusu yaratırken, bu duygular duygusal yemeyi tetikleyebilir. Instagram’da fit yaşam içeriklerini sürekli gören bir genç, kendini yetersiz hissedip stresini atıştırarak gidermeye çalışabilir. Ayrıca modern yaşamın getirdiği hızlı hazır gıda erişimi, bu davranışı sürdüren bir kolaylaştırıcıdır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Tedavide amaç, yeme davranışına yol açan duyguların fark edilmesi!</strong></p>
<p>Duygusal yeme tedavisinde bilişsel davranışçı terapinin en sık kullanılan ve en etkili yöntemlerden biri olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Çünkü bireyin yeme davranışına yol açan otomatik düşünceleri fark etmesine ve daha sağlıklı baş etme becerileri geliştirmesine yardımcı olur.” dedi.</p>
<p>Mindfulness temelli yaklaşımların da kişinin duygu ve bedensel sinyallerini fark etmesine, yeme davranışını bilinçli hale getirmesine katkı sağladığını aktaran Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Grup terapileri, destek grupları ve sağlıklı yaşam becerilerinin öğretilmesi de tedaviyi güçlendirir. Örneğin mindful eating uygulamalarıyla kişi, bir çikolatanın tadını gerçekten fark ederek yavaş yediğinde, aşırıya kaçmadan tatmin olmayı öğrenebilir.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olumsuz-duygular-duygusal-yeme-bozuklugunu-tetikliyor-626308">Olumsuz duygular duygusal yeme bozukluğunu tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuz kulağını çok sık çekiyorsa dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-kulagini-cok-sik-cekiyorsa-dikkat-626266</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çekiyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuz]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[kulağı]]></category>
		<category><![CDATA[kulağını]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[Kulak Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[Kulak Enfeksiyonları]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Kulak]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626266</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda ve bebeklerde sık görülen bir sağlık sorunu olan kulak ağrısının birçok sebebi olabiliyor. Ağrının en önemli nedenlerinden biri olan kulak enfeksiyonları, her 6 çocuktan 5’inde 3 yaşına kadar görülebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-kulagini-cok-sik-cekiyorsa-dikkat-626266">Çocuğunuz kulağını çok sık çekiyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda ve bebeklerde sık görülen bir sağlık sorunu olan kulak ağrısının birçok sebebi olabiliyor. Ağrının en önemli nedenlerinden biri olan kulak enfeksiyonları, her 6 çocuktan 5’inde 3 yaşına kadar görülebiliyor. Kulak ağrısına yol açan enfeksiyonlara zamanında müdahale edilmediğinde işitme kayıpları yaşanabiliyor. Konuşma yetisi olmayan küçük çocuklar ve bebekler ise ağrının varlığını kulaklarını çok sık çekerek belli edebiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Ufuk Ertural, çocuklarda huzursuz ve iştahsızlığın önemli bir nedeni olan kulak ağrısı hakkında bilgi verdi. <strong> </strong></p>
<p><strong>Çocuklarda kulak ağrısının 8 nedeni</strong></p>
<p>Kulak enfeksiyonları ve diğer kulak, burun ve boğaz sorunları nedeniyle ebeveynler çocuklarını doktora çok sık getirmektedir. Çocuklarda kulak enfeksiyonlarının sık görülmesinin nedeni ise kulak zarının arkasında sıvı birikmesine neden olan östaki tüplerinin yetişkinlere oranla iyi çalışmaması ve bağışıklık sistemlerinin henüz gelişme aşamasında olmasıdır. Kulak enfeksiyonları, çocuklarda iştahsızlığa, uyku ve zamanla duyma problemine yol açmaktadır. </p>
<p>Çocuklarda kulak ağrısının nedeni şunlar olabilir;</p>
<ol>
<li>Kulak enfeksiyonu (Orta kulak veya dış kulak enfeksiyonu olarak da adlandırılır).</li>
<li>Kulakta biriken sıvı. </li>
<li>Yüzücü kulağı (Suya maruz kalma).</li>
<li>Kulak kirinin kanalı tıkaması.</li>
<li>Kulağa sokulan ve orada sıkışıp kalan cisimler (Pamuk çubuklarının kullanımında kalan parçalar).</li>
<li>Kulak kanalının tahriş olması ya da ortaya çıkan yaranın olması.  </li>
<li>Diş çürüğü veya diş çıkarma gibi bir diş probleminin varlığı.</li>
<li>Sık tekrarlanan boğaz ağrısı. </li>
</ol>
<p><strong>Enfeksiyon aniden başlar </strong></p>
<p>Çocuklardaki kulak enfeksiyonu çoğu zaman orta kulakta aniden ortaya çıkar. Orta kulak, kulak zarı ile iç kulağın arasında bulunan hava dolu boşluktur. Bu boşlukta, ses titreşimlerini kulak zarından iç kulağa ileten hassas kemikler bulunur. Orta kulağı, boğaz arkasına bağlayan kanalda ise östaki tüpleri vardır. Bu tüpler kulaktaki hava basıncını düzenler ve orta kulak boşluğunda sıvı birikmesini önler. Östaki borusundaki sorunlar ise orta kulak boşluğundan sıvı boşalmasının zorlaşmasına ve bu da işitme kaybına neden olabilir. Kulak enfeksiyonları da orta kulakta sıvı birikmesine yol açar. Sonuç olarak sıvı birikimi orta kulağın enfekte olmasının en önemli nedenidir. </p>
<p><strong>Kulak enfeksiyonları etkili</strong></p>
<p><strong>Orta kulak enfeksiyonları:</strong> Virüsler veya bakteriler çocukların kulak zarının arkasındaki alandaki boşlukta enfekte olarak kulak ağrısına, ateş veya işitme kaybına neden olur. Genellikle 7 yaşın altındaki çocuklarda sık rastlanan bu durum, özellikle de soğuk algınlığı sonrasında etkili olur. Orta kulak ile burnun arka kısmını birbirine bağlayan östaki tüplerinin gelişmemiş olması nedeniyle orta kulakta sıvı birikir. Bu nedenle zararlı bakteriler bu alanda çoğalır.</p>
<p><strong>Dış kulak enfeksiyonları:</strong> En önemli nedeni dış kulak kanalının enfekte olmasıdır. Sonuç olarak ağrı veya akıntı ortaya çıkar. Bu enfeksiyonlar büyük çocuklarda yaygın bir durumdur. Aşırı suya maruz kalma (yüzücü kulağı), tırnak ya da pamuk çubuklarıyla kulak kanalının tahriş edilmesinden kaynaklanabilir. </p>
<p><strong>Oluşmaması için önlem alınmalı</strong></p>
<p>Kulak ağrısı ile başlayan sürecin önlenmesinde, aşağıdaki yöntemler etkili olabilmektedir;</p>
<ul>
<li>Çocuklara grip aşısının sezon başında yaptırılması enfeksiyonun oluşma olasılığını düşürecektir. </li>
<li>Çocukların kulağı, pamuk çubukları veya sivri cisimlerle kesinlikle temizlenmemelidir. </li>
<li>Mevsimsel nezlesi olan kişilerden çocuklar uzak tutulmalıdır.  </li>
<li>Diğer çocuklarla etkileşim halinde olan çocuklara el yıkama alışkanlığı kazandırılmalıdır.</li>
<li>Bebeklere yatar vaziyette kesinlikle biberon verilmemelidir. </li>
</ul>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-kulagini-cok-sik-cekiyorsa-dikkat-626266">Çocuğunuz kulağını çok sık çekiyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Çocuğunuz Horluyorsa Dikkat!” Geniz Eti ve Bademcik Uyarısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-horluyorsa-dikkat-geniz-eti-ve-bademcik-uyarisi-626194</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 07:04:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuz]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eti]]></category>
		<category><![CDATA[geniz]]></category>
		<category><![CDATA[horluyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626194</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Çocuğunuz Horluyorsa Dikkat!” Geniz Eti ve Bademcik Uyarısı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-horluyorsa-dikkat-geniz-eti-ve-bademcik-uyarisi-626194">“Çocuğunuz Horluyorsa Dikkat!” Geniz Eti ve Bademcik Uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Kadri Sert, çocuklarda sık görülen geniz eti ve bademcik büyümesi konusunda ebeveynleri uyardı. Özellikle son yıllarda artan alerjen maruziyeti ve enfeksiyonların, bu hastalıkların görülme sıklığını belirgin şekilde artırdığına dikkat çekti.</span></p>
<p><span>Erken yaşta kreşe başlama, kapalı ortamlarda uzun süre kalma ve hasta bireylerle temasın çocukların maruz kaldığı mikrop yükünü artırdığını belirten Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi Sert, “Buna ek olarak paketli gıdalar ve hava kirliliği gibi çevresel faktörler çocukları daha alerjik hale getiriyor. Bu da geniz eti ve bademcik problemlerini daha sık görmemize neden oluyor” dedi.</span></p>
<p><b><b>Gece Horlama ve Ağız Açık Uyuma Önemli Bir Uyarı</b></b></p>
<p><span>Geniz eti büyümesinin en önemli belirtilerinden birinin gece horlama ve ağız açık uyuma olduğunu vurgulayan Sert, şu uyarılarda bulundu: </span><span>“Geniz eti büyüdüğünde çocuklar burundan rahat nefes alamaz. Bu durum ağızdan nefes almaya, horlamaya ve uyku sırasında solunum duraklamalarına yol açabilir. Tedavi edilmediğinde kandaki oksijen düzeyi düşebilir ve bu durum kalp üzerine ek yük bindirebilir.”</span></p>
<p><b><b>Yüz ve Diş Yapısını Bile Etkileyebilir</b></b></p>
<p><span>Uzun süreli geniz eti problemlerinin sadece solunumu değil, yüz gelişimini de etkileyebileceğini belirten Sert, “Ağızdan solunum; alt çenede geride kalma (retrognati), damakta daralma (kubbe damak), dişlerde çapraşıklık ve çürük riskinde artışa neden olabilir” dedi. Çene ve diş problemleri de çiğneme veriminde azalmaya, konuşmada (özellikle bazı sesler) bozulmalara, dil-itim alışkanlıklarının gelişmesine yol açabilir  </span></p>
<p><b><b>Kulakta Sıvı ve İşitme Kaybına Dikkat</b></b></p>
<p><span>Geniz eti büyümesinin kulak sağlığını da etkilediğini belirten Sert, “Orta kulakta sıvı birikmesi başlangıçta geçici işitme kaybına neden olur. Ancak tedavi edilmezse kalıcı işitme sorunlarına ve okul başarısında düşüşe yol açabilir” ifadelerini kullandı.</span></p>
<p><b><b>Hangi Durumda Ameliyat Gerekir?</b></b></p>
<p><span>İlaç tedavisinin yeterli olmadığı durumlarda cerrahinin gündeme geldiğini belirten Sert, şu bilgileri verdi:</span></p>
<ul>
<li><span>İşitme kaybı artıyorsa</span></li>
<li><span>Kulakta sıvı birikimi devam ediyorsa</span></li>
<li><span>Uyku kalitesi ciddi şekilde bozulmuşsa</span></li>
<li><span>Geniz eti hava yolunu belirgin daraltıyorsa</span></li>
</ul>
<p><span>“Bu durumlarda cerrahi tedavi önerilir. Ameliyat sonrası çocuklar genellikle kısa sürede rahatlar ve günlük hayatlarına hızlıca döner.”</span></p>
<p><b><b>Sık Enfeksiyon Geçiren Çocuklarda Bademcik Alarmı</b></b></p>
<p><span>Bademcik büyümesinin de benzer sorunlara yol açtığını belirten Sert, “Bir yılda 7 veya daha fazla, son iki yılda ise yılda en az 5’er kez enfeksiyon geçirilmesi ameliyat açısından değerlendirilmelidir” dedi. Bademciklerde en sık ameliyat nedenleri arasında sık geçirilen bademcik enfeksiyonları, bademciklerde aşırı büyüme nedeniyle havayolu tıkanıklıkları, bademcik absesi ve asimetrik büyüme olduğunu ifade etti.  </span><span>Termal welding yöntemiyle yapılan ameliyatlarda daha az ağrı, daha az kanama ve daha hızlı iyileşme sağlandığını belirten Sert, geniz eti ve bademcik problemleri tek başına görülebildiği gibi çoğu zaman birlikte görüldüğünü ve birlikte tedavi edilebildiğini vurguladı. Çocuğunuzda bu belirtiler varsa bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmanız önerilir. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-horluyorsa-dikkat-geniz-eti-ve-bademcik-uyarisi-626194">“Çocuğunuz Horluyorsa Dikkat!” Geniz Eti ve Bademcik Uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özel bireylerde diş tedavileri genel anestezi altında yapılabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ozel-bireylerde-dis-tedavileri-genel-anestezi-altinda-yapilabiliyor-626080</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:48:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[anestezi]]></category>
		<category><![CDATA[bireylerde]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[genel]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Anestezi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavileri]]></category>
		<category><![CDATA[yapılabiliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626080</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, özel gereksinimli bireylerde ağız ve diş sağlığı, tedavi sürecinde yaşanan zorluklar ve genel anesteziyle uygulanan diş tedavilerinin önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozel-bireylerde-dis-tedavileri-genel-anestezi-altinda-yapilabiliyor-626080">Özel bireylerde diş tedavileri genel anestezi altında yapılabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, özel gereksinimli bireylerde ağız ve diş sağlığı, tedavi sürecinde yaşanan zorluklar ve genel anesteziyle uygulanan diş tedavilerinin önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Özel gereksinimli bireylerde tedavi süreci, tamamen kişiye özel planlanır!</strong></p>
<p>Özel gereksinimli bireylerin, fiziksel, zihinsel ya da bazı sistemik hastalıkları sebebiyle diş tedavilerinde daha özel ve farklı yaklaşımlara ihtiyaç duyan bireyler olarak tanımlandığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, “Bu hasta grubunda tedavi süreci, standart uygulamalardan farklı olarak tamamen kişiye özel planlanır.” dedi.</p>
<p>Sürecin her aşamasında bireyin ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulduğuna vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Altop, “Gerekli görüldüğü durumlarda tedaviler genel anestezi ya da sedasyon altında gerçekleştirilebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Özel gereksinimli bireyler diş sağlığı açısından yüksek risk grubunda! </strong></p>
<p>Özel gereksinimi olan bireylerde ağız ve diş sağlığının çeşitli nedenlerle olumsuz etkilenebildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, “Tükürük akış hızındaki artış veya azalmalar, el-göz koordinasyonundaki bozukluklar, yetersiz beslenme, kas ve iskelet sistemine bağlı yetersizlikler ile zihinsel bazı kısıtlılıklar ağız bakımını zorlaştırabilir.” dedi.</p>
<p>Ayrıca ağız içi dokulardaki hassasiyetlerin de bu süreci daha karmaşık hale getirebileceğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Altop, şunları söyledi:</p>
<p>“Bunun yanı sıra, bu bireylerde genellikle diğer sağlık problemleri ön planda olduğundan ağız ve diş sağlığı ihmal edilebiliyor. Tüm bu etkenler, özel gereksinimli bireyleri diş sağlığı açısından yüksek risk grubuna dahil ediyor.” </p>
<p><strong>Koruyucu önlemler ihmal edilmemeli! </strong></p>
<p>Ağız ve diş sağlığının korunabilmesi için düzenli diş hekimi kontrolleri büyük önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, “Hekim önerileri doğrultusunda bireye uygun bir beslenme planı oluşturulmalı; asitli, şekerli ve yüksek karbonhidrat içeren gıdalardan mümkün olduğunca uzak durulmalı.” dedi.</p>
<p>Ağız hijyeninin optimum seviyede tutulması gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Altop, “Bu noktada ağız duşu ve ihtiyaç halinde elektrikli diş fırçaları gibi destekleyici ekipmanlardan faydalanılabilir. Koruyucu önlemler ihmal edilmemeli; gerekli durumlarda tedavi süreci, bireyin psikolojik etkilenmesini de en aza indirecek şekilde genel anestezi altında ve tek seansta tamamlanabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Genel anestezi sayesinde tedaviler tek seansta, kontrollü şekilde tamamlanabiliyor! </strong></p>
<p>Genel anestezi altında uygulanan diş tedavileri hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Down sendromu, serebral palsi, otizm spektrum bozukluğu, zihinsel ya da fiziksel engel, psikiyatrik rahatsızlıklar ve dental fobi gibi durumlara sahip bireylerde genel anestezi güvenle uygulanabilir. Bu yöntem sayesinde tedaviler, hasta konforu sağlanarak tek seansta tamamlanabilir ve süreç hem hasta hem de hekim açısından daha kontrollü bir şekilde ilerleyebilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozel-bireylerde-dis-tedavileri-genel-anestezi-altinda-yapilabiliyor-626080">Özel bireylerde diş tedavileri genel anestezi altında yapılabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[100]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[karşıya]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626041</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen tüm kanserlerin %30-35’ini lösemiler oluşturuyor ve her yıl yaklaşık 100 bin çocuktan 3-4’üne lösemi tanısı konuluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041">Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen tüm kanserlerin %30-35’ini lösemiler oluşturuyor ve her yıl yaklaşık 100 bin çocuktan 3-4’üne lösemi tanısı konuluyor. En sık görülen akut lenfoblastik lösemi (ALL) özellikle 2-5 yaş arasındaki çocuklarda daha sık görülüyor. Günümüzde erken tanı, gelişmiş laboratuvar yöntemleri, kişiselleştirilmiş tedaviler ve destekleyici bakım sayesinde çocukluk çağı lösemilerinde iyileşme oranları % 90’ların üzerine çıkıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Barış Malbora, çocukluk çağı lösemileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocukluk çağı lösemileri hızlı ilerliyor</strong></p>
<p>Lösemi, kemik iliğinde kan hücrelerini üreten hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişen bir kanser türüdür. Bu kontrolsüz çoğalma ile sağlıklı alyuvar üretimi azaltmakta, trombosit seviyeleri düşmekte ve normal akyuvarlar kontrolsüz çoğalmaktadır. Bu durumda vücutta kansızlık, sık enfeksiyonlar ile karşı karşıya kalınması ve morarma ve kanama gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir. Çocuklarda lösemilerin büyük kısmı akut lösemi şeklindedir ve hızlı ilerlemektedir.</p>
<p><strong>Bu belirtiler uzun sürüyorsa dikkat!</strong></p>
<p>Çocukluk çağında görülen lösemiler genel olarak üç ana grupta değerlendirilmektedir. Bunların içinde en sık rastlanan tip olan akut lenfoblastik lösemi (ALL) olup çocukluk çağı lösemilerinin yaklaşık %75–80’ini oluşturmaktadır. Özellikle küçük yaş gruplarında daha sık görülmektedir. İkinci sıklıkta görülen tür akut miyeloid lösemi (AML)’dir ve ALL’ye göre daha nadirdir. Bunun dışında çocuklarda çok daha seyrek olarak görülen kronik lösemi türleri de bulunmaktadır. Löseminin tipinin doğru belirlenmesi, uygulanacak tedavinin planlanması ve başarı şansının artırılması açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Lösemi hangi tip olursa olsun, belirtiler çoğunlukla kemik iliğinin sağlıklı kan hücresi üretememesi ve lösemi hücrelerinin organlara yayılması sonucu ortaya çıkmaktadır. İlk belirtiler genellikle sinsi başlamakta ve birkaç hafta içinde belirginleşmektedir. Kemik ve eklem ağrıları, lenf bezlerinde büyüme, karında şişlik ve dolgunluk hissi, iştahsızlık ve nedensiz kilo kaybı, ciltte döküntüler, diş etlerinde şişme ve kanamalar, baş ağrısı, kusma ve görme bozukluklarıdır. Bu belirtiler başka hastalıklarda da görülebilmekte; ancak uzun sürmesi halinde mutlaka çocuk doktoruna başvurulması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Löseminin tipinin belirlenmesi tedavi için oldukça önemli</strong></p>
<p>Çocukta yukarıdaki belirtilerin görülmesi halinde klinik şüpheye dayalı olarak kan sayımı ve periferik yayma ile başlamaktadır. Kesin tanı ve risk sınıflaması için aşağıdaki ileri tetkikler sıra ile uygulanmaktadır. Bunlar şöyle sıralanmaktadır:</p>
<ul>
<li><strong>Kemik iliği incelemesi:</strong> Kesin tanı için kalça kemiğinden özel bir iğne ile küçük bir örnek alınmaktadır. Bu inceleme, lösemi hücrelerinin varlığını göstermede en güvenilir yöntemdir.</li>
<li><strong>Hücrelerin ayrıntılı incelenmesi:</strong> Alınan örnekteki hücrelerin hangi lösemi tipine ait olduğunu anlamak için özel laboratuvar testleri yapılmaktadır. Bu sayede en uygun tedavi planı hazırlanmaktadır.</li>
<li><strong>Genetik incelemeler:</strong> Lösemi hücrelerinde bulunan genetik değişiklikler araştırılmaktadır. Bu bilgiler hastalığın seyrini öngörmeye ve tedaviyi kişiye özel planlamaya yardımcı olmaktadır.</li>
<li><strong>Belden sıvı alma işlemi:</strong> Bazı çocuklarda hastalığın beyin ve omurilik çevresine yayılıp yayılmadığını değerlendirmek için bel bölgesinden ince bir iğne ile sıvı örneği alınabilmektedir.</li>
<li><strong>Kan biyokimya testleri:</strong> Kanda bazı değerler ölçülerek hastalığın vücutta oluşturduğu etkiler ve tedavi süreci yakından takip edilmektedir.</li>
<li><strong>Görüntüleme yöntemleri:</strong> Gerekli durumlarda ultrason, tomografi veya MR gibi yöntemlerle vücuttaki diğer organlar değerlendirilmektedir.</li>
</ul>
<p>Bu testler hastalığın tipini belirleyerek en uygun tedavi planının yapılmasını katkı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Lösemide birçok tedavi seçeneği birlikte kullanılabiliyor </strong></p>
<p>Çocukluk çağı lösemilerinde tedavi, hastalığın tipine ve risk grubuna göre şekillenen multidisipliner bir süreçtir. Çocukluk çağı lösemileri günümüzde yüksek başarı ile tedavi edilebilmektedir. Tedavide; kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik ilaçlar, immünoterapi, gerektiğinde kök hücre (kemik iliği) nakli ve destek tedavileri uygulanabilmektedir. Özellikle ALL’de güncel tedavi protokolleri ile başarı oranları oldukça yüksektir. Erken tanı konulan çocukların önemli bir kısmı tamamen iyileşerek sağlıklı yaşamlarına dönebilmektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Kemoterapi:</strong> Tedavinin ana omurgasını oluşturmaktadır. Kanserli hücreleri yok etmek için farklı evrelerde (indüksiyon, konsolidasyon, idame) uygulanan ilaç kombinasyonlarını içermektedir.</li>
<li><strong>Radyoterapi:</strong> Genellikle merkezi sinir sistemi ve erkek çocuklarda testis tutulumu olan veya yüksek riskli vakalarda kullanılmaktadır.</li>
<li><strong>Kök Hücre Nakli (Kemik İliği Nakli):</strong> Yüksek riskli veya nüks eden vakalarda uygulanmaktadır.</li>
<li><strong>Hedefe Yönelik Akıllı İlaçlar ve Moleküler Tedaviler:</strong> Klasik kemoterapinin aksine, sadece kanser hücresindeki belirli moleküler hedefi (mutasyonu) bulup yok edebilmektedir. Sağlıklı hücrelere verilen zarar minimal düzeydedir.</li>
<li><strong>İmmünoterapi:</strong> İmmünoterapide, bispesifik antikorlar ve CAR-T hücre tedavisi uygulanabilmektedir. Bispesifik antikorlar; bağışıklık sisteminin T hücrelerini lösemi hücresine bağlayan ve köprü görevi gören “akıllı” molekülleridir. CAR-T hücre tedavisi ise hastanın kendi T hücreleri laboratuvarda, lösemi hücrelerini tanıyacak ve yok edecek şekilde düzenlenmektedir. Özellikle nüks veya dirençli ALL’de %80-90’a varan yanıt oranları bildirilmiştir.</li>
</ul>
<p><strong>Erken tanı alan çocuklarda tedavi başarısı oldukça yüksek</strong></p>
<p>Lösemi tanısı aileler için korkutucu olabilmektedir, ancak günümüzde çocukluk çağı lösemileri yüksek oranda tedavi edilebilir hastalıklar arasında yer almaktadır. Donanımlı ve multidisipliner bir yaklaşım sunan merkezlerde erken tanı ve kişiye özel tedavi süreci başarıyı belirleyen en önemli unsurlardır. Erken tanı:</p>
<ul>
<li><strong>Tedavi şansını ve başarı oranını yükseltir:</strong> Erken evrede yakalanan lösemilerde, tam iyileşme (remisyon) sağlama şansı %90’ın üzerine çıkabilmektedir. İlerlemiş veya komplikasyonlu vakalarda bu oran düşebilmektedir.</li>
<li><strong>Tedavinin yoğunluğunu ve yan etkilerini azaltır:</strong> Erken teşhis, hastalığın yayılmadan kontrol altına alınmasını sağlamaktadır. Bu da daha az agresif kemoterapi protokolleri, daha düşük ilaç dozları ve dolayısıyla daha az kısa ve uzun vadeli yan etki anlamına gelmektedir.</li>
<li><strong>Kök hücre nakli ihtiyacını azaltır:</strong> Erken ve etkili tedaviyle birçok hasta sadece kemoterapi ile iyileşebilirken, geç teşhis edilen ve yüksek riskli hale gelen hastalarda kök hücre nakli tek küratif seçenek olabilmektedir.</li>
</ul>
<p><strong>Günümüzde aileden yarı uyumlu nakiller ile tedavi başarısı artıyor</strong></p>
<p>Kök hücre nakli alanında son yıllarda yaşanan gelişmeler, çocukluk çağı lösemilerinin tedavisinde başarı şansını daha da artırmaktadır. Geçmişte tam uyumlu bir verici bulunamaması önemli bir sorun olarak görülürken, bugün anne, baba veya kardeş gibi aile bireylerinden alınan yarı uyumlu nakiller de güvenli ve başarılı şekilde uygulanabilmektedir. Ayrıca kordon kanından elde edilen kök hücrelerin özel yöntemlerle çoğaltılması, naklin başarı şansını yükseltmekte ve daha fazla çocuk için umut oluşturmaktadır. Nakil öncesinde uygulanan hazırlık tedavilerinin de daha güvenli hale gelmesi sayesinde çocuklar bu süreci daha rahat geçirmekte, yan etkiler ise geçmişe göre daha iyi kontrol altına alınabilmektedir. Tüm bu gelişmeler, özellikle dirençli veya tekrarlayan lösemi vakalarında tedavi seçeneklerini genişletmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041">Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Derin beyin simülasyonu Parkinson&#8217;da zamanı geriye sarabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-625968</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>
		<category><![CDATA[Geriye]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[sarabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Simülasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zamanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625968</guid>

					<description><![CDATA[<p>Parkinson hastalığı, hareket sistemini etkileyen ve zamanla ilerleyen bir tablo olarak hastaların hayat kalitesini derinden sarsabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-625968">Derin beyin simülasyonu Parkinson&#8217;da zamanı geriye sarabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Parkinson hastalığı, hareket sistemini etkileyen ve zamanla ilerleyen bir tablo olarak hastaların hayat kalitesini derinden sarsabiliyor. 11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü’nün hastalıkla ilgili farkındalığın artması açısından önem taşıdığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Bu tür özel günler, hastaların ve yakınlarının hastalığı daha iyi tanımasına ve tedavi seçenekleri konusunda bilinçlenmesine katkı sağlar. Parkinson hastalarında özellikle hareket bozukluğu ön plandaysa tedavi oldukça etkilidir. İlk aşamada ilaç tedavisi uygulanır ancak zamanla etkisi azalabilir. Bu noktada derin beyin simülasyonu yani beyin pili yöntemi hastalara önemli fayda sağlar” dedi.</strong></p>
<p>Derin beyin simülasyonunun neden “zamanı geriye sarıyor” ifadesiyle tanımlandığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Parkinson hastaları ilaç tedavisinin ilk yıllarında oldukça iyi bir dönem geçirir. Ancak zamanla ilaçların etkisi azalır ve hastalık bulguları yeniden belirginleşir. Beyin pili uygulandığında ise hastalar çoğu zaman ilaçlardan ilk fayda gördükleri döneme geri döner. Bu nedenle hastaların hareket kabiliyeti artar, günlük yaşamları kolaylaşır ve daha rahat bir dönem yaşayabilirler” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Doğru hastada tedavinin seyrini değiştirebilir</strong></p>
<p>Parkinson tedavisinde ilk seçeneğin ilaç olduğunu vurgulayan Kaya, “İlaç tedavisiyle hastalar 3, 5 hatta 7 yıl sürebilen iyi bir dönem geçirir. Ancak bir süre sonra ilaçlar etkili olmamaya başlar ve yan etkiler ortaya çıkar. Bu noktada cerrahi tedavi devreye girer. Ancak kognitif fonksiyon bozukluğu olan yani bunamanın ön planda olduğu hastalarda bu tedavi uygulanamaz. Ayrıca beyinde ciddi hasarlara bağlı gelişen durumlarda da her zaman etkili olmayabilir. Ancak uygun hastalarda derin beyin simülasyonu önemli bir tedavi seçeneği. Bu nedenle doğru hasta seçimi ve uygun zamanda yapılan müdahale tedavinin başarısında belirleyici olur” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-625968">Derin beyin simülasyonu Parkinson&#8217;da zamanı geriye sarabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnme ve beyin hasarında erken rehabilitasyon şart!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-625938</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:18:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çorum]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasarında]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[inme]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[nme]]></category>
		<category><![CDATA[rehabilitasyon]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625938</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de ve dünyada inme (felç), en sık görülen nörolojik hastalıklar arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-625938">İnme ve beyin hasarında erken rehabilitasyon şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de ve dünyada inme (felç), en sık görülen nörolojik hastalıklar arasında yer alıyor. Yapılan bilimsel çalışmalara göre; her 4 kişiden biri yaşamı boyunca en az bir kez inme geçirme riski taşıyor. Ülkemizde ise her yıl yaklaşık 200-250 bin yeni inme vakası görülüyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum,</strong> günümüzde inmenin sadece ileri yaş hastalığı olmaktan çıktığını ve genç yaş gruplarında da görülmeye başladığını belirterek, bunda hareketsiz yaşam tarzı, hipertansiyon, diyabet ve sigara kullanımı gibi yanlış yaşam alışkanlıklarının etkili olduğunu söylüyor. </p>
<p>Felç sonrası iyileşmede zamanın kritik önem taşıdığını, bu süreçte robotik rehabilitasyonun da  tedavinin başarısını artırdığını belirten Doç. Dr. Çorum “İnme ve beyin hasarı ile beyin ameliyatları sonrası gelişen nörolojik kayıplar ve omurilik yaralanmaları gibi durumlarda, erken dönemde başlanan nörorehabilitasyon, hastaların iyileşme sürecini belirgin şekilde hızlandırıyor” diyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum, robot destekli erken rehabilitasyonun 5 kritik etkisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Fonksiyon kayıplarını geri kazandırıyor</strong></li>
</ul>
<p>Felç sonrası iyileşmede zamanla yarış başlıyor. Yoğun ve hedefe yönelik rehabilitasyon; hareket, denge, konuşma ve yutma fonksiyonlarının daha hızlı geri kazanılmasını sağlıyor. Doç. Dr. Mustafa Çorum “Erken dönemde başlanan, doğru planlanmış nörorehabilitasyon programları; hastanın yalnızca hareket kabiliyetini değil, yaşam kalitesini de yeniden kazandırır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Komplikasyonları önlüyor</strong></li>
</ul>
<p>Uzun süre hareketsiz kalan felçli hastalarda; kas sertliği, eklem kısıtlılıkları, yatak yaraları, akciğer enfeksiyonları, solunum ve dolaşım problemleri gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir.  Bu durum hem tedavi sürecini zorlaştırır hem de iyileşmeyi geciktirir. Erken dönemde başlanan nörorehabilitasyon ile hastanın mümkün olan en kısa sürede kontrollü şekilde hareket ettirilmesi sağlanır. </p>
<ul>
<li><strong>Beynin kendini yenilemesini destekliyor</strong></li>
</ul>
<p>Beyin, hasar sonrası özellikle ilk aylarda yeniden yapılanmaya en açık dönemindedir. Özellikle inme sonrası ilk haftalar ve aylar, beynin bu yeniden yapılanma kapasitesinin en yüksek olduğu dönemdir. Bu kritik süreçte uygulanan doğru ve tekrarlı terapiler, yeni sinir bağlantılarının oluşmasını destekler.</p>
<ul>
<li><strong>Bağımsızlığı artırıyor</strong></li>
</ul>
<p>Felç sonrası en önemli hedeflerden biri, hastanın günlük yaşamda mümkün olduğunca bağımsız hale gelmesidir. Erken dönemde başlanan rehabilitasyon programları, hastanın yürüme, oturma, ayağa kalkma, giyinme, yemek yeme ve kişisel bakım gibi temel aktiviteleri yeniden öğrenmesini sağlar. Hastalar günlük yaşam aktivitelerinde daha kısa sürede bağımsız hale gelir. Bu durum, hem fiziksel iyileşmeyi hem de sosyal hayata katılımı güçlendirir.</p>
<ul>
<li><strong>Psikolojik olarak güçlendirir</strong></li>
</ul>
<p>Hastalık süreci yalnızca fiziksel değil, psikolojik olarak da zorlu olup, sıklıkla umutsuzluk, kaygı, bağımsızlık hissi ve depresyon gibi duygulara yok açabilir. Ancak erken dönemde başlanan rehabilitasyonla birlikte görülen küçük ama somut ilerlemeler, hastaya ‘iyileşiyorum’ duygusunu kazandırır ve motivasyonunu artırır, tedaviye aktif katılımı destekler. </p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Bütüncül yaklaşım tedavi başarısını artırıyor</strong></p>
<p>Multidisipliner yaklaşımın benimsendiği erken dönem rehabilitasyonda; hastaların robotik rehabilitasyon, fizyoterapi, ergoterapi ve konuşma-yutma terapisi alanlarında bire bir ve yoğun programlara alınarak yakından izlendiklerini belirten Doç. Dr. Mustafa Çorum sözlerine şöyle devam ediyor: “Klinik durumlar anlık olarak değerlendirilerek gerektiğinde ileri tıbbi müdahale ve yoğun bakım desteği sağlanabiliyor. Bu bütüncül yapı, özellikle ağır etkilenmiş hastaların güvenli, kontrollü ve etkili bir rehabilitasyon süreci geçirmesine olanak tanıyor.” </p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Robotik rehabilitasyon kritik rol oynuyor</strong></p>
<p>Robot destekli rehabilitasyon uygulamaları, günümüzde nörorehabilitasyonun önemli bir parçası haline gelmiş durumda. Güncel bilimsel çalışmalara göre; bu yöntemlerin, beynin hasar sonrası yeniden yapılanma yeteneği olan nöroplastisiteyi destekleyerek iyileşme sürecine katkı sağladığını belirten Doç. Dr. Çorum “Hastaya özel planlanan robotik programlar sayesinde erken dönemde güvenli mobilizasyon sağlanırken, yüksek tekrarlı egzersizlerle doğru hareketlerin öğrenilmesi destekleniyor. Aynı zamanda hastanın motivasyonu ve tedaviye katılımı da artıyor” diyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-625938">İnme ve beyin hasarında erken rehabilitasyon şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Işık Saçan Bakterilerle Hızlı Tanı: Hastaya Uygun Antibiyotik Dakikalar İçinde Saptanıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-625929</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:03:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[bakterilerle]]></category>
		<category><![CDATA[boya]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaya]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[işık]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[saçan]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625929</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antibiyotik direnci, günümüzde küresel sağlık sistemlerinin karşı karşıya olduğu en ciddi tehditlerden biri olarak kabul ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-625929">Işık Saçan Bakterilerle Hızlı Tanı: Hastaya Uygun Antibiyotik Dakikalar İçinde Saptanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Antibiyotik direnci, günümüzde küresel sağlık sistemlerinin karşı karşıya olduğu en ciddi tehditlerden biri olarak kabul ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl yaklaşık 1,27 milyon insan doğrudan antibiyotik direnci nedeniyle yaşamını yitiriyor. Uzmanlar, etkili önlemler alınmadığı takdirde bu sayının önümüzdeki yıllarda çok daha yüksek seviyelere ulaşabileceğine dikkat çekiyor. Sorunun temel nedenlerinden biri ise enfeksiyon tedavisinde çoğu zaman doğru antibiyotiğin hemen belirlenememesi ve hastalara geniş spektrumlu ilaçların deneme-yanılma yöntemiyle verilmesi. Bu yaklaşım, hem hastanın tedavisinin gecikmesine hem de bakterilerin zamanla ilaçlara karşı direnç geliştirmesine yol açabiliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Bu önemli soruna çözüm olabilecek yeni bir teknoloji ise Acıbadem Üniversitesi’nde geliştirildi. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tanıl Kocagöz ile Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Özge Can’ın kurucusu olduğu ve Acıbadem Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Merkezi’nde yer alan Bio-T Biyoteknoloji Çözümleri ve Üretim A.Ş.’de geliştirilen “Hızlı Antibiyotik Duyarlılık Testi”, hastadaki bakterinin hangi antibiyotiğe duyarlı olduğunu çok kısa sürede belirleyebiliyor. Testte, antibiyotiğin etkisiyle ölen bakteriler özel bir boya sayesinde ışık veriyor; böylece hangi antibiyotiğin işe yaradığı hızlı ve net bir şekilde anlaşılabiliyor. Bu hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde, normalde bir gün sürebilen antibiyotik duyarlılık belirleme süreci 15-90 dakikaya indirilebiliyor. Laboratuvar çalışmaları tamamlanan testin yakın zamanda sağlık sisteminde kullanıma girmesi hedefleniyor.</strong></em></p>
<p><strong>Antibiyotik İşe Yaradığında Işık Saçan Bakteriler </strong></p>
<p>Geliştirilen test, enfeksiyon etkeni bakterinin farklı antibiyotiklere duyarlılığını hızlı bir şekilde saptayarak hastaya hangi ilacın etkili olacağını ortaya koyuyor. Böylece hekimler, vakit kaybetmeden hastaya doğru ve etkili tedaviyi başlatabiliyor. Prof. Dr. Tanıl Kocagöz yöntemi şu şekilde anlatıyor: “Bu yöntemde, bakterinin hücre zarından canlıyken içeri giremeyen özel bir boya kullanıyoruz. Bakteri, antibiyotiğin etkisiyle öldüğü anda hücre zarı geçirgen hale geliyor ve bu boya bakterinin içine sızıyor. İçeri giren boya, bakterinin DNA’sına bağlandığında ışık yaymaya başlıyor. Bu sayede bakterinin ölüp ölmediğini çok kısa sürede anlayabiliyoruz. Klasik testlerde ise bakterinin çoğalmasını ve besi yerinde gözle görülür bir bulanıklık oluşturmasını beklemek gerekiyordu. Bu da zaman kaybına yol açıyordu. Bizim geliştirdiğimiz yöntemde ise bunu beklemeye gerek kalmıyor; bakteri öldüğü anda boya içeri giriyor ve hemen ışık sinyali veriyor.” </p>
<p>Antibiyotik direnci olduğunda ise bakterinin hiç tepki vermediğini söyleyen Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Eğer bakteri kullanılan antibiyotiğe dirençliyse ve ölmezse, boya hücre içine giremiyor ve herhangi bir ışık oluşmuyor. Bu durumda da o antibiyotiğin etkisiz olduğunu, o hastada işe yaramadığını, yani bakterinin dirençli olduğunu hızlıca saptayabiliyoruz” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Saatler İçinde Doğru Tedaviye Başlanıyor </strong></p>
<p>Özellikle hastane enfeksiyonlarının yaygın olduğu ve çoklu ilaç direncine sahip mikroorganizmaların giderek arttığı günümüzde bu tür hızlı tanı yöntemleri büyük önem taşıyor. Yoğun bakım ünitelerinde ya da bağışıklık sistemi zayıf hastalarda, doğru antibiyotiğe hızlı ulaşmak, tedavinin başarısını doğrudan etkileyen kritik bir faktör olarak görülüyor.</p>
<p>Geliştirilen teknolojinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, klasik yöntemlerde antibiyotik duyarlılığını belirlemenin oldukça zaman aldığını vurgulayarak, “Bugüne kadar bir bakterinin hangi antibiyotiğe duyarlı olduğunu anlamak için en az bir gün beklemek zorunda kalıyorduk. Geliştirdiğimiz hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde bu süreyi bir buçuk saatten kısa bir süreye indiriyoruz. Bu da enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde çok önemli bir zaman kazancı anlamına geliyor” diyor.</p>
<p><strong>Gereksiz Antibiyotik Kullanımına Karşı Güçlü Adım</strong></p>
<p>Yanlış ya da gereksiz antibiyotik kullanımının antibiyotik direncinin en önemli nedenlerinden biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Hangi antibiyotiğin işe yarayacağını bilmeden tedaviye başlamak çoğu zaman kaçınılmaz olabiliyor. Ancak bu durum hem hastanın doğru tedaviye geç ulaşmasına hem de bakterilerin direnç geliştirmesine yol açabiliyor. Bizim geliştirdiğimiz test, her hastaya uygun antibiyotiğin hızlı şekilde belirlenmesini sağlayarak gereksiz antibiyotik kullanımının önüne geçmeyi hedefliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>Testin, kişinin enfeksiyonuna uygun antibiyotik kullanımının önünü açtığını vurgulayan Prof. Dr. Özge Can ise teknolojinin yalnızca bir tanı yöntemi değil, aynı zamanda tedavi başarısını artıran bir sistem olduğunu belirterek, “Gereksiz antibiyotik kullanımının önlenmesiyle, hem hasta için daha etkili bir tedavi sağlanıyor hem de antibiyotik direncinin yayılması engellenebiliyor” diyor.</p>
<p>Günümüzde birçok hastada test sonuçları beklenmeden geniş spektrumlu antibiyotiklerin kullanıldığını hatırlatan Prof. Dr. Özge Can, “Yanlış ya da gereksiz antibiyotik kullanımı yalnızca tedaviyi zorlaştırmıyor, aynı zamanda bakterilerin antibiyotiklere direnç kazanmasına neden oluyor. Geliştirdiğimiz hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde her hastaya uygun, hedefe yönelik tedavi mümkün hale geliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>Testin özellikle hastane enfeksiyonlarıyla mücadelede önemli bir rol oynayabileceğini de belirten Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, geliştirdikleri sistemin kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımına katkı sunduğunu ifade ediyor. Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, hastane enfeksiyonlarında en büyük sorunlardan biri, etken bakterinin hangi antibiyotiğe dirençli olduğunu hızlıca tespit edememek olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Yeni testin bir diğer önemli katkısının, antibiyotiklerin daha akılcı kullanılmasına destek olmak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Bu yöntemle artık antibiyotik seçimi tahmine dayalı olmaktan çıkıyor. Veriye dayalı, hastaya özel bir tedavi planı oluşturulabiliyor” diyor.</p>
<p><strong>Toplum Sağlığı İçin Önemli Adım </strong></p>
<p>Laboratuvar aşaması tamamlanan ve yerli bir teknoloji olarak geliştirilen hızlı antibiyotik duyarlılık testinin yaygın kullanıma girebilmesi için çalışmalar sürüyor. Prof. Dr. Özge Can, “Bu teknolojinin en kısa sürede hastanelerde kullanılmasını istiyoruz. Şu anda piyasaya çıkması için sağlık endüstrisiyle görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Amacımız, geliştirdiğimiz bu yöntemin hastalara en hızlı şekilde ulaşması” diyor.</p>
<p>Uzmanlara göre enfeksiyon hastalıklarında doğru tedaviye hızlı ulaşmak yalnızca bireysel hastalar için değil, toplum sağlığı açısından da kritik önem taşıyor. Hızlı antibiyotik duyarlılık testleri, gelecekte antibiyotik direnciyle mücadelede en önemli araçlardan biri olarak değerlendiriliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-625929">Işık Saçan Bakterilerle Hızlı Tanı: Hastaya Uygun Antibiyotik Dakikalar İçinde Saptanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tuzla&#8217;da Buluştular, Sağlık İçin Yürüdüler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tuzlada-bulustular-saglik-icin-yuruduler-625908</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 08:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[buluştular]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tuzla]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yürüdüler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625908</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıklı yaşam alışkanlıklarını güçlendirmek amacıyla gerçekleştirilen etkinlikte, uzmanlar eşliğinde sabah egzersizi yapıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tuzlada-bulustular-saglik-icin-yuruduler-625908">Tuzla&#8217;da Buluştular, Sağlık İçin Yürüdüler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıklı yaşam alışkanlıklarını güçlendirmek amacıyla gerçekleştirilen etkinlikte, uzmanlar eşliğinde sabah egzersizi yapıldı. Kişiselleştirilmiş ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Hande Namal Türkyılmaz ise sağlıklı yaşam tarzına ilişkin paylaşımlarda bulunarak, beslenme ve sporun aktif yaşamdaki önemini vurguladı.</p>
<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi, 7-13 Nisan Dünya Sağlık Haftasını, Tuzla Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Müdürlüğü tarafından sağlıklı yaşam alışkanlıklarını güçlendirme, bu konudaki toplumsal farkındalığı artırma amacıyla düzenlenen, özel yürüyüş ve egzersiz etkinliğiyle kutladı. Tuzla sakinlerinin yoğun ilgi gösterdiği etkinlik kapsamında katılımcılar, sahil hattında 2 km’lik yürüyüş güzergahını hep birlikte tamamlayarak güne sağlıklı bir başlangıç yaptılar. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi çalışanlarının da destek verdiği etkinlikte, katılımcıların soruları yanıtlandı. Uzman antrenörlerin egzersiz ve yoga aktiviteleriyle devam eden programda, <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kişiselleştirilmiş ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Hande Namal Türkyılmaz</strong>, katılımcılara sağlıklı yaşam alışkanlıkları hakkında önemli bilgiler verdi. </p>
<p>Dr. Hande Namal Türkyılmaz konuşmasında, yapılan her egzersizin vücudumuza büyük katkılar sağladığını, sadece kalori yakmadığımızı söyleyerek, bu sayede vücudumuzun doğal olarak ürettiği NAD+ molekülünü ve GLP-1 hormonunu da artırabildiğimizi hatırlattı. Kişiselleştirilmiş ve Fonksiyonel Tıp ile hormonal mekanizmaları onarmaya odaklandıklarını söyleyen Dr. Hande Namal Türkyılmaz, “<em>Bugünkü yürüyüş ve egzersiz çalışmamızın vücudumuzda gösterdiği </em>d<em>eğişimi kalıcı kılmak, vücudumuzun biyokimyasını optimize etmek ve &#8216;gerçekten sağlıklı&#8217; hissetmek kendi elimizde.</em> <em>Bu alandaki sağlık profesyonelleri olarak hedefimiz ilaçla</em> <em>değil, yaşamı kendi ritmiyle iyileştirmek. Uzun yıllardır bu işi yapan biri olarak biliyorum ki; bu mekanizmaları ne kadar erken tamir edersek, gelecekteki kronik hastalıklardan o kadar korunuruz. Sağlık, hastalıkların olmaması değil, yaşam enerjisinin en üst seviyede olmasıdır</em>” dedi. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tuzlada-bulustular-saglik-icin-yuruduler-625908">Tuzla&#8217;da Buluştular, Sağlık İçin Yürüdüler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Birlik Sağlık Sen’e Büyük Katılım</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/birlik-saglik-sene-buyuk-katilim-625886</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 19:29:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birlik]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[katılım]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625886</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birlik Sağlık Sen'e büyük katılım. Türkiye'nin farklı illerinden şube başkanı ve üyelik düzeyinde Birlik Sağlık Sen'e katılımlar oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/birlik-saglik-sene-buyuk-katilim-625886">Birlik Sağlık Sen’e Büyük Katılım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni üyelere Atatürk rozeti takan Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, memur sendikacılığının yetkili olup etkili olmayan sendikalar nedeniyle sürekli kan kaybettiğini söyledi.</p>
<p><b>Yetkili olup, etkili olmayan sendikalar…</b></p>
<p>Doğruyol şunları söyledi, “Yetkili olup, etkili olamayan, memurlarımızı yoksulluk sınırı altında yaşamaya mahkûm eden, siyasetin kontrolünde olup, tehditle vaatle memurları üye yapan, sendikaların mücadele edeceği yerler olan alanlara inerek eylem yapamayan sendikaların, ürkekliğinden, korkaklığından ve yanlışlarından dolayı memur sendikacılığı her geçen gün kan kaybetmektedir. Mücadelemiz; hakkın, hukukun, adaletin ve liyakatin üstünlüğüdür diyerek yola çıkan BİRLİK SAĞLIK SEN emin adımlarla büyümeye devam etmektedir. Pek çok ilde üyelerimizin olduğu ve yaklaşık ülkemizin yarısındaki illerde de il başkanlarımızın bulunduğu mücadelemizi azimle ve kararlılıkla devam ediyoruz. İzmir ilinden yaktığımız meşalenin her geçen ülkemizin her bir köşesine aydınlatacağından hiçbir endişemiz yoktur. Herkes bilsin ki; hiçbir çalışanımızı, hiçbir vatandaşımızı, dilinden, dininden, ırkından, mezhebinden, meşrebinden, siyasi partisinden dolayı ayrıştırmayacağız. Ötekileştirmeyeceğiz. Ancak, Dün olduğu gibi, bugün de, yarın da Türkiye Cumhuriyeti Devletinin birlik ve bütünlüğü bizim kırmızı çizgimiz olacaktır. Ülkemizin birlik ve bütünlüğüne zarar vermek isteyen her kim olursa olsun bizim düşmanımızdır. Çalışanlarımızın korkutulduğu, sindirildiği, susturulduğu bu dönemde bilsinler ki, BİRLİK SAĞLIK SEN vardır. Hiçbir kimsenin şüphesi olmasın ki, BİRLİK SAĞLIK SEN her zaman, her ortamda, güçlüden yana değil, haklıdan yana olacaktır. Hiçbir siyasi partinin kontrolünde olmayacaktır. Hiçbir güç merkezinden emir almayacaktır”</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/04/birlik-saglik-sene-buyuk-katilim-0-DI2K75zf.jpeg"/></p>
<p><b>“Haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, psikolojik baskıya uğrayan her çalışanımız Birlik Sağlık Sen’e ulaşabilir”</b></p>
<p>“Tüm çalışanlarımız bilsin ki; Ülkemizin hangi köşesinde olursa olsun, haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe psikolojik baskıya uğrayan her bir çalışanımız BİRLİK SAĞLIK SEN’e ulaşabilir. Elbette her sorunu %100 çözeriz diye bir iddiamız yoktur. Ancak, mevcut yasal zeminde, kanun, genelge ve yönetmelikler çerçevesinde her türlü sıkıntının sonuna kadar gideceğimizden hiçbir kimsenin şüphesi olmasın. Devlet soyuttur. Memur somuttur. Devlet memurun şahsında vuku bulur. Devleti temsil edenler Devlet memurlarımızdır. Kamu kurumlarımız hiçbir siyasinin, bürokratın özel işletmeleri değildir. Tepeden tırnağa her memur, asli görevlerini yapmakla mükelleftirler. Mücadele edenler her zaman kazanamayabilirler. Ancak, kazananlar hep mücadele edenlerdir. Bugün farklı illerden sendikamıza katılarak güç veren, Sinop ilimizden genel başkan yardımcıları Hüseyin ULUSOY ve İsmail SEVİM, İstanbul İl başkanı Bünyamin DİLEK, Kastamonu il başkanı Hüsnü ŞENOĞLU, Balıkesir İl Başkanı Oğuz KORKMAZ, Muğla ilimizden Aziz KESGİN, Uşak İlimizden Kudret ARSLAN, ve önümüzdeki günlerde Osmaniye ve Hatay illerimizden de arkadaşlarımız sendikamıza katılacaklardır. Ben arkadaşlarıma aramıza katılarak gücümüze güç kattıkları için teşekkür ediyorum. Ve en güzel hediye olan Türk Bayrağı Rozetlerini takıyorum” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/birlik-saglik-sene-buyuk-katilim-625886">Birlik Sağlık Sen’e Büyük Katılım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş Hekimleri Dayanışma Platformu’ndan Önemli Açıklama!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-hekimleri-dayanisma-platformundan-onemli-aciklama-625883</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 19:19:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açıklama]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hekimleri]]></category>
		<category><![CDATA[ndan]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625883</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diş Hekimleri Dayanışma Platformu, "Mesleği Geleceğimiz 'Dönemlik' söylemlere emanet edilemez!" başlıklı bir açıklama yayınladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimleri-dayanisma-platformundan-onemli-aciklama-625883">Diş Hekimleri Dayanışma Platformu’ndan Önemli Açıklama!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mesleki Geleceğimiz “Dönemlik” Söylemlere Emanet Edilemez!</p>
<p>Değerli Meslektaşlarımız,</p>
<p>Diş Hekimleri Dayanışma Platformu olarak pusulamız her zaman liyakat ve koşulsuz hak savunuculuğu oldu. Son dönemdeki seçim odaklı ittifakları ve söylemleri dikkatle izliyoruz; ancak şu gerçekleri hatırlatmakta fayda görüyoruz:</p>
<p>Samimiyet Sınavı: Meslektaşlarımızın sorunları sadece seçim dönemlerinde hatırlanacak “malzemeler” değildir. Dün susup bugün ses yükseltenlerin samimiyetini mesleki hafızamız unutmayacaktır</p>
<p>Kavgacı Değil, Akılcı Mücadele: Hak aramak; çatışma yaratmak değil; masada ve sahada diplomatik, güçlü bir duruş sergilemektir. Kavgadan beslenen yaklaşımlar çözümün değil, sorunun bir parçasıdır.</p>
<p>Gençlerin İradesi Siyasi Bir Araç Değildir: Genç meslektaşlarımızın isteklerini dikkate alan ve buna göre hareket alan her oluşumu takdirle karşılıyoruz. Ancak; uzun süredir sessiz ve pasif kalarak mesleki sorunlarımıza çözüm üretmeyen yapıların, sadece seçim dönemlerinde onlarla benzer yolda olan “genç yüzleri” vitrin olarak kullanmalarını stratejik bir hamleden öte görmüyoruz.Geçmişte olduğu gibi bugün de, sadece isimlerin değiştiği ama zihniyetin aynı kaldığı, gençlerin enerjisinden medet umup onlara gerçek bir icraat alanı sunmayan statükocu anlayışların, meslektaşlarımıza kalıcı bir fayda sağlamayacağı açıktır. Bizim ihtiyacımız olan; bir grubun seçim yüzü olmak değil, mesleğin özgür ve bağımsız sesi olmaktır.</p>
<p>DİŞ HEKİMLERİ SOSYAL MEDYA ÜZERİNDEN SELLERİNİ DUYURDU ! </p>
<p><b>Biz Neredeyiz?</b></p>
<p>Biz; ne vaatlerle uyutanların ne de kavgayla oyalayanların yanındayız. Biz; Meclis’te, dilekçe masalarında ve dijital kampanyalarda ter döken bağımsız diş hekimlerinin yanındayız.</p>
<p>TDB seçimlerine giderken tüm gruplara eşit mesafedeyiz. Desteğimiz isimlere değil; ilkeli, birleştirici ve dürüst temsil anlayışınadır.</p>
<p><b>Sandığa Hafızanızla Gidin!</b></p>
<p>Oy kullanmak mesleğimize sahip çıkmaktır. Sandığa giderken; dün yanınızda kimin durduğunu ve yarın sizi kimin gerçekten temsil edebileceğini iyi tartmanızı rica ediyoruz. Diş Hekimleri Dayanışma Platformu olarak bağımsız ve meslek odaklı duruşumuzdan taviz vermeyeceğiz. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimleri-dayanisma-platformundan-onemli-aciklama-625883">Diş Hekimleri Dayanışma Platformu’ndan Önemli Açıklama!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlık Bakanı Memişoğlu Anne Baba Adayları ile &#8220;İlk Adım Ebe Gebe Okulu Aile Buluşması&#8221;nda Bir Araya Geldi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglik-bakani-memisoglu-anne-baba-adaylari-ile-ilk-adim-ebe-gebe-okulu-aile-bulusmasinda-bir-araya-geldi-625859</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 19:03:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[adayları]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[bakanı]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[ebe]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[gebe]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[memişoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625859</guid>

					<description><![CDATA[<p>Selçuklu Belediyesi tarafından hayata geçirilen ve Türkiye’de ilk olan İlk Adım Ebe Gebe Okulu birçok aileye doğum öncesi önemli destekler sunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-bakani-memisoglu-anne-baba-adaylari-ile-ilk-adim-ebe-gebe-okulu-aile-bulusmasinda-bir-araya-geldi-625859">Sağlık Bakanı Memişoğlu Anne Baba Adayları ile &#8220;İlk Adım Ebe Gebe Okulu Aile Buluşması&#8221;nda Bir Araya Geldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Selçuklu Belediyesi tarafından hayata geçirilen ve Türkiye’de ilk olan İlk Adım Ebe Gebe Okulu birçok aileye doğum öncesi önemli destekler sunuyor. Bu merkezden hizmet alan anne baba adayları ve merkezde görevli sağlık çalışanları, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ile “İlk Adım Ebe Gebe Okulu Aile Buluşması” programında bir araya geldi.</p>
<p>Selçuklu Kongre Merkezi’nde Sağlık Bakanlığı, Selçuklu Belediyesi ve Şule Yüksel Şenler Vakfı işbirliğinde düzenlenen programda Bakan Memişoğlu gebelik süreci ile doğum öncesi ve sonrası hizmetler başta olmak üzere anne-bebek ve aile sağlığına yönelik farkındalık çalışmalarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Programa Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yanı sıra, AK Parti Grup Başkan Vekili Leyla Şahin Usta, Sağlık Bakan Yardımcısı Şuayip Birinci, Konya Valisi İbrahim Akın, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, AK Parti Konya Milletvekilleri Mehmet Baykan, Hasan Ekici, Latif Selvi, AK Parti Konya İl Başkanı Fatih Özgökçen, Selçuk Üniversitesi Rektörü Hüseyin Yılmaz,  MHP Konya İl Başkanı Remzi Karaaslan, Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca, Meram Belediye Başkanı Mustafa Kavuş, Konya İl Sağlık Müdürü Yusuf Yavuz, İlk Adım Ebe Gebe Okulu’ndan eğitim alan aileler katılım sağladı.</p>
<p><b>Başkan Pekyatırmacı, “Binlerce anne adayımız</b> <b>İlk Adım Ebe Gebe Okulumuzdan hizmet aldı”</b></p>
<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nu Konya’da ağırlamaktan duyduğu mutluluğu ifade eden Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, “Tekrar hoş geldiniz diyorum. Cumhurbaşkanımızın çok kıymetli eşi Sayın Emine Erdoğan Hanımefendinin himayesinde yürütülen İlk Adım Ebe Gebe Okulu projesinin ilk uygulamasını 2019 yılında Leyla Şahin Usta Hanımefendinin katkılarıyla Konyamızda, Selçuklumuzda hayata geçirmiştik.  Bugüne kadar binlerce anne adayımız okulumuzdan hizmet aldı ve eğitmenlerimizin destekleri ile hamilelik süreçlerini de doğum süreçlerini de en sağlıklı şekilde tamamladılar. Bugün burada okulumuzdan hizmet alan ailelerimizle bir araya gelmiş olmaktan duyduğum memnuniyeti de ifade etmek istiyorum. Bu proje ile anne adaylarımıza verilen eğitimle birlikte baba adaylarımızın da dahil olduğu eşli eğitimlerin sayesinde eşlerin birbirlerini daha iyi anlamaları ve aile birliğinin güçlendirilmesi noktasında da bu eğitimlerin çok önemli katkılar sağladığını düşünüyorum. Sağlıklı gebelik, sağlıklı doğum ve sağlıklı çocukla birlikte, güçlü aile yapısı da bu projenin en önemli çıktılarından biri olacak inşallah” dedi.</p>
<p><b>“Konyamıza kazandırdığımız iki sağlık tesisinin açılışını gerçekleştireceğiz”</b></p>
<p>Sağlık Bakanı Memişoğlu’nun katılımıyla gerçekleştirilecek açılışlar hakkında bilgiler veren Başkan Pekyatırmacı,“ İl Sağlık Müdürlüğümüz ile birlikte Işıklar Mahallesi’nde bulunan Mahperi Hatun Sosyal Tesisimizi yeniden düzenledik ve zemin katını Sağlıklı Hayat Merkezi, 1. katını da Mahperi Hatun İlk Adım Ebe Gebe Okulu olarak tefriş ettik. Mahperi Hatun İlk  Adım Ebe Gebe okulumuzun Konyamızda bu önemli sürecin yaygınlaştırılması noktasında çok büyük katkıları olacak. Şehrimize, ilçemize ve ailelerimize hayırlı olsun diyorum. İl Sağlık Müdürlüğümüzle birlikte hayata geçirdiğimiz bir diğer projemiz ise Beyhekim Toplum Ruh Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi. Beyhekim Eğitim Araştırma Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü hocalarımızın ve özellikle İkbal İnanlı hocamızın talebi ve gayretleri ile Toplum Ruh Sağlığı Merkezi binamızı inşa ettik. Toplam 4 bin 500 m² inşaat alanına sahip olan binada gözlem odası, tedavi odası, 9 adet atölye, kütüphane, çok amaçlı salon ve spor salonu ile kronik ruhsal hastalıkları bulunan ve uzun süreli tedavi gören bireylerin el becerileri ile müzik, tiyatro ve spor alanındaki yeteneklerinin geliştirilmesi noktasında desteklenmesi; bu sayede de hastaların taburculuk sonrasında topluma yeniden kazandırılmaları ve hayata uyum süreçlerinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Sağlıklı Hayat Merkezimizde ise tüm hemşehrilerimize önleyici sağlık hizmetleri kapsamında; alanında uzman hekimlerimiz tarafından en nitelikli şekilde hizmet veriliyor. Beyhekim Toplum Ruh Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezimizin de şehrimize ve hemşehrilerimize hayırlı olmasını temenni ediyorum” şeklinde konuştu.</p>
<p><b>“Ailelerimizin mutluluğu en büyük motivasyon kaynağımız”</b></p>
<p>Başkan Pekyatırmacı konuşmasını, “Bugün burada bizimle birlikte olan Sağlık Bakanımız Sayın Kemal Memişoğlu’na Konyamıza yapılan sağlık yatırımlarındaki emekleri ve il sağlık müdürlüğümüz ile birlikte yürüttüğümüz çalışmalarımıza olan destekleri için ayrıca teşekkür ediyorum. AK Parti Grup Başkan Vekilimiz Leyla Şahin Usta Hanımefendiye hem İlk Adım Ebe Gebe Okulu projesinde hem de diğer projelerimizde bizlere sunmuş olduğu destek ve katkıları için özellikle teşekkür ediyorum. Ve siz sevgili ailelerimiz iyi ki varsınız. İyi ki bu yolculuğun bir parçasısınız. Sizlerin mutluluğu, bizim en büyük motivasyon kaynağımız. Bu güzel buluşmanın birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendirmesini diliyor, tüm hazirunu sevgi, saygı ve muhabbetle selamlıyor, Allah’a emanet ediyorum” sözleri ile tamamladı.</p>
<p><b>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Altay,“</b> <b>Güçlü Konya ve güçlü Türkiye ancak sağlam bir aile kalesiyle mümkündür”</b></p>
<p>İlk Adım Ebe ve Gebe Okulu projesinin ilkinin 20 Kasım 2019 tarihinde Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi&#8217;nin teşrifleriyle açıldığını anımsatan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahimAltay,“ Bugün ise bu bereketi Mahperi Hatun ikinci İlk Adım Ebe ve Gebe Okulumuz ile taçlandırmanın bahtiyarlığını yaşıyoruz. 2019 yılında açılan İlk Adım Ebe ve Gebe Okulumuzda bugüne kadar binlerce ailemiz resmi kayıt ve hizmet almıştır. Alanında uzman ekipler tarafından anne adaylarına ve ailelerimize sağlık, gebelik, doğum ve çocuk gelişimi konularında eğitimler verilmiştir. Merkezde ayrıca düzenli olarak kanser taramaları gerçekleştirilerek toplum sağlığına önemli katkılar sağlanmaktadır. Çünkü sağlıklı anne ve çocuk sağlıklı aile demektir. Sağlıklı aile ise sağlıklı toplum demektir. Güçlü Türkiye&#8217;nin devamı toplumun diriliği ve milletimizin bekası da güçlü aile yapısına bağlıdır. Bu nedenle nesillerimizi sağlıklı bilinçli ve güçlü ailelerde yetiştirmek hepimizin en büyük sorumluluğudur. Bu doğrultuda Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın tensipleriyle 2025 Yılı’nın Aile Yılı ilan edilmesi, ardından 2026-2035 döneminin “Aile ve nüfus 10 yılı” olarak mühürlenmesi medeniyet nöbetimizin en kritik hamlesidir. Konya olarak bizler de aynı şiarla aile kurumunu güçlendirmeye yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Bizlere göre güçlü Konya ve güçlü Türkiye ancak sağlam bir aile kalesiyle mümkündür. Bizler de bu kaleyi tahkim etmek için gece gündüz demeden çalışıyoruz. İslam nazarında çocuk bir göz aydınlığı ve kutsal bir emanettir. Bizim inancımızda neslin çoğalması bir ibadet, çocuk ise rızkıyla doğan bir berekettir. Çocuk sadece bir ailenin değil bir milletin ve bir medeniyetin geleceğidir. Çocuk yetiştirmek ise meşakkatli bir yoldur ama sonu da ebedi bir hikmettir. Bizler bu yolda her daim sizlerin yanında olmaya bundan sonra da devam edeceğiz. Bu düşüncelerle bu hayırlı hizmetin paydaşı olan Sağlık Bakanlığımıza, Selçuklu Belediyemize ve merhum Şule Yüksel Şenler Hanımefendi&#8217;nin emaneti olan vakfımıza tekrar teşekkür ediyorum. Programımıza gelerek bizleri onurlandıran Sağlık Bakanımız Sayın Kemal Memişoğlu&#8217;na, AK Parti Grup Başkan Vekilimiz ve Şule Yüksel Şenler Vakfı&#8217;nın Değerli Başkanı, Değerli Hemşerimiz Sayın Leyla Şahin Usta&#8217;ya ve tüm misafirlerimize şükranlarımı sunuyor. Programımızın hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyor. Sizleri Allah&#8217;a emanet ediyorum” diye konuştu.</p>
<p><b>Konya Valisi Akın, “Aile insanın ilk eğitimini aldığı, karakterinin şekillendiği en asli yapıdır”</b></p>
<p>İlk Adım Ebe Gebe Okulu Aile Buluşması vesilesiyle bir arada bulunmaktan duyduğu memnuniyeti ifade eden Konya Valisi İbrahim Akın; “Öncelikle programımızı teşrifleriyle bizleri onurlandıran Sayın Bakanımıza ve Grup Başkan Vekilimize şükranlarımı arz ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın himayelerinde ilan edilen Aile Yılı milletimizin varlığını istikbalini ve medeniyet tasavvurunu ayakta tutan en temel kuruma yani aileye yöneltilmiş son derece güçlü ve kıymetli bir irade beyanıdır. Zira aile insanın ilk eğitimini aldığı, karakterinin şekillendiği sevgiyle güvenle ve sorumluluk duygusuyla büyüdüğü en asli yapıdır. Bir milletin yarını aileye verdiği değer kadar güçlüdür. İlk adım Ebe Gebe Okulu da tam olarak bu anlayışın somut ve kıymetli bir tezahürüdür. Nitekim bu projenin ilk adımı 2019 yılında atılmıştır. Bugünse aynı vizyonun daha da güçlenerek yeni bir aşamaya ulaştığını görmek bizleri ziyadesiyle memnun etmektedir. Bu itibarla insana, aileye ve sağlıklı nesillere dokunan her çalışmanın toplumsal huzuru, dayanışmayı ve ortak iyilik halini besleyen çok mühim bir yatırım olduğunu özellikle ifade etmek isterim. Bu yönüyle de bu merkezler sağlık hizmeti sunan yapılar olmanın ötesinde aile kurumunu bilgiyle, farkındalıkla ve güven duygusuyla destekleyen güçlü bir toplumsal hizmet modeli de olmuşlardır. Doğuma hazırlık, psikolojik destek, beslenme danışmanlığı ve ebeveynlik eğitimleriyle aileyi daha en başından bütüncül biçimde güçlendiren bu hizmetler son derece mühimdir. Konya olarak bizler aileyi medeniyetimizin taşıyıcı sütünü olarak görüyoruz. Bu anlayışla şehrimizde yerel yönetimlerimiz, kamu kurumlarımız ve tüm paydaşlarımız arasında öteden beri süregelen güçlü işbirliği kültürü aileyi merkeze alan çalışmaların hayata geçirilmesine de imkan sağlamaktadır. Bizler bu birlik ve beraberlik anlayışının her hizmete ayrı bir değer kattığına inanıyor ve aynı anlayışı daha da güçlendirmeyi kararlılıkla sürdürüyoruz. Programın hayata geçirilmesine öncülük eden Sağlık Bakanlığımıza, tüm kurumlarımıza, yerel yönetimlerimize, sağlık teşkilatımıza ve katkı sunan herkese gönülden teşekkür ediyorum. Bu anlamlı hizmetin annelerimize, yavrularımıza, ailelerimize, şehrimize ve ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum” şeklinde konuştu.</p>
<p><b>AK Parti Grup Başkan Vekili ve Şule Yüksel Şenler Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Usta,“</b></p>
<p>Bir proje olarak başlayan İlk Adım Ebe Gebe Okulu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koymuş olduğu hedefler doğrultusunda bir okul olarak hizmetlerini sürdürmeye devam ettiğini ifade eden AK Parti Grup Başkan Vekili ve Şule Yüksel Şenler Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Leyla Şahin Usta,“ Maalesef 2025 yılı verilerine göre Dünyada yüzde 60.1’lik sezeryan oranlarıyla istemediğimiz bir birincilikle gidiyoruz. 2019 yılında ilk okulumuzun açılışında Sayın Hanımefendinin bu konuyu sahiplenmesi ve himaye almasıyla birlikte çok daha güçlü bir şekilde yolumuza devam ettik. Hem Konya&#8217;da eğitimlerimize devam ediyoruz hem de üçüncü olarak da İstanbul&#8217;da Şule Yüksel Şenler Vakfı&#8217;nda aynı hocalarımızın İstanbul&#8217;a gelmeleriyle birlikte eğitimlerimizin bir ayağını da İstanbul&#8217;a taşımış bulunuyoruz. Amacımız annelerin doğum korkularını yenerek normal doğumun teşvik edilmesi, sezaryen oranlarının düşürülmesi ve en önemlisi doğum hızımızın arttırılması. Doğum hızımız maalesef 1.41&#8217;lere kadar düşmüş durumda. Zamanımızın en düşük doğum hızı oranındayız. Bugün bu salonu dolduran ailelerimizi ve çocuklarımızı bu vesileyle bir kere daha tebrik ediyorum. Ama doğum hızımızı arttıracak çok daha güçlü bir birlikteliğe ve çalışmaya ihtiyacımız var. Okulumuzun hizmetlerini aslında iki ana başlıkla toplayabiliriz. Bir doğuma hazırlık eğitimlerimiz. Bunlar gebelerimizin eğitim almaları için farklı başlıklarda topladığımız fizyoterapi, beslenme, emzirme danışmanlığımız ve anne baba okulumuz var. Yine özellikle hizmet içi eğitimlerle sağlık çalışanlarımızın, ebelerimizin, aile hekimlerimizin, uzmanlarımızın da eğitim aldığı ikinci ayağımız var. Doğum doğal bir süreç. Doğum fizyolojik bir olay. Anne bedeni süreci yönetiyor aslında ve bebek de bu sürecin aktif bir katılımcısı. O yüzden bizden istenen müdahale değil sadece bu doğumlara destek olmak” dedi.</p>
<p><b>“Sevgi, saygı ve güven ile tüm doğumların keşkesiz doğumlar olması için çalışmaya devam edeceğiz”</b> </p>
<p>Grup Başkan Vekili Usta konuşmasını, “Okulumuzun temel öğelerini oluşturan üç şeyden bahsetmek istiyorum. Sevgi, saygı ve güven. Bu üç duygu. Birisinin seni düşündüğünü bilmek çok sıcacık ve önemli bir duygudur. Kimseyi zorlamadan sevgi örneklerini, saygı örneklerini, güven örneklerini göstermeyi hedefledik. Sevgi, saygı ve güven ne başarabiliyor? Ya da neleri yapmamıza destek olabiliyor bu duygular. Sevgiyle işini yapanların mesleğinin farkına varmasını, sevmesini, o sevgiyi etrafına yansıtmasını ve stresin, yorgunluğun yerini keyif ve başarının almasını sağladık. Saygıyla gebelerimizin korkularını, beklentilerini, heyecanını anlayarak birbirimize saygıyla yaklaşarak iletişimimizi güçlendirdik. Ebe ile gebenin birbirine olan güvenini arttırdık ve güven duymasını sağladık. İşte bunları yaşayarak öğrendik ve gösterdik. İlk Adım Ebe Gebe Okulumuz sayesinde bir tarafta keşkesiz doğumlar gerçekleşirken diğer taraftan kadın doğum doktorlarımızın, ebelerimizin tüm sağlık çalışanlarımızın ve ekibimizin nedenle zor ama çok da güzel bir iş yaptıklarını, bunun bir iş değil aslında hayatları olduğunu hissettik ve hissettirdik. Bu sayede başarılı olduk ve bugüne geldik. İlk Adım Ebe Gebe Okulu&#8217;nun kuruluşundan bugüne kadar himayeleri ve güçlü destekleri dolayısıyla Sayın Emine Erdoğan Hanımefendiye teşekkür ediyor ve şükranlarımızı sunuyorum. Yine kuruluşundan bugüne kadar emek veren, görev alan, destek olan, katkı veren herkese tek tek teşekkür ediyoruz ve tebrik ediyoruz. Sevgi, saygı ve güven ile tüm doğumların keşkesiz doğumlar olması için çalışmaya devam edeceğiz. Bugün katılımları ile bizleri onurlandıran kıymetli bakanımız sayın Kemal Memişoğlu&#8217;na ve tüm ekibine tekrar bu birlik ve beraberlik için doğumlarımızın daha iyi, daha güzel olması için teşekkür ediyoruz. Sevgiyle ve sağlıcakla kalın. Allah&#8217;a emanet olun” sözleri ile tamamladı.</p>
<p>Ebe Gebe Okulundan eğitim alan annelerden Gülizar Tokcan da yaptığı konuşmada okulun doğuma bakış açısını değiştirdiğini söyleyerek,“ Burada aldığım eğitim beni derinden etkiledi. Doğuma bakış açımı tamamen değiştirdi. Aldığım eğitim sonrasında 42 yaşında yeniden bir gebelik geçirdim. Doğum destekçiliğine gönülden inanmaktayım. Bu okulda anneler sadece eğitim vermiyoruz, onları en mucizevi anlarına şahit oluyoruz. Okulumuz iyi ki var. Bu okul merhametin ve samimiyetin adıdır. Dünyaya örnek bir model olmasını temenni ediyorum.” dedi.</p>
<p><b>Sağlık Bakanı Memişoğlu, “Doğum denildiğinde ilk akla gelen fizyolojik olan normal doğum olmalıdır”</b></p>
<p>Gebelik ve doğumun mucizevi bir yolculuk olduğunu ifade eden Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu,“ İnsan tabiatı gereği elbette, böylesine büyük ve hassas bir süreçte zaman zaman endişe duyabilir. Çünkü her gebelik, her doğum kendisine has, yepyeni bir serüvendir. İşte bugün açılışı gerçekleştirilen İlk Adım Ebe Gebe Okulumuz, bu süreçte yaşanan endişeleri şefkate, bilgiye ve güvene dönüştüren bir merkezdir. Biz istiyoruz ki anne adaylarımız gebeliğin başlangıcından bebeğini kucağına aldığı zamana kadar olan tüm süreçte asla yalnız kalmasın, ne ile karşılaşacağını bilsin ve bu güzel duyguyu huzurla yaşasın. Sezaryen, normal doğumun tıbben mümkün olmadığı ya da anne ve bebek sağlığının risk altında olduğu durumlarda hekim kararıyla başvurulması gereken ciddi bir ameliyattır. Ne yazık ki ülkemizde, tıbbi açıdan gerekli olmayan sezaryen oranlarının dünya ortalamasının üzerinde seyrettiğini görüyoruz. Ülke olarak bu gerçeği görmek ve gelecek nesillerimizin sağlığı için bu durumu düzeltmek zorundayız. Doğum denildiğinde ilk akla gelen fizyolojik olan normal doğum olmalıdır. Bu mucizevi an, sağlıklı bir neslin de temel taşıdır. Annenin hızlı iyileşmesi, doğum sonrası sürecin sağlıklı ilerlemesi, emzirmenin erken başlaması ve anne-bebek bağının daha güçlü kurulması açısından önemli avantajlar sunmaktadır. Normal doğum bebekler açısından da dış dünyaya uyum, bağışıklık sisteminin gelişimi ve hayata daha sağlıklı bir başlangıç bakımından çok kıymetli katkılar sağlamaktadır” dedi.</p>
<p><b>“Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde “Normal Doğum Eylem Planı”nı hayata geçirdik”</b></p>
<p>Sağlık Bakanlığı olarak vatandaşların sağlığı için neyin daha yararlı olduğunu belirtmekle mükellef olduklarını belirten Bakan Memişoğlu,“ Bizim görevimiz; anne adaylarımızı ve aileleri bilimsel gerçekler ışığında bilinçlendirmek, onlara bu özel anlarının her adımında şefkatle destek olmak ve tıbbi açıdan faydalı olanı net bir şekilde ortaya koymaktır. Elbette nihai kararı anne adaylarımıza aittir. Ancak kararı verirken “bunun artısı budur, eksisi de bu” gerçeğini bilmelerini sağlamak bizim en asli sorumluluğumuzdur. Biz diyoruz ki; tıbbi bir zorunluluk olmadıkça hiçbir anne adayımız cerrahi müdahaleye, enfeksiyon risklerine ve uzun iyileşme süreçlerine maruz kalmasın. Bebeklerimiz de dünyaya ilk adımlarını atarken fizyolojik olanın onlara sunduğu güçlü bağışıklık sisteminden mahrum kalmasınlar. Bu amaç doğrultusunda Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde “Normal Doğum Eylem Planı”nı hayata geçirdik. Bu plan ile gayemiz; anne adaylarımızı ve aileleri doğru bilgiyle güçlendirmek ve “kaygılardan uzak bir doğum” tecrübesinin önünü açmaktır.</p>
<p><b>“Her Gebeye Bir Ebe” uygulamamızla ilk gebeliğini yaşayan bütün anne adaylarımızın takibi nerede yapılırsa yapılsın; ebe yanında olacak”</b></p>
<p>Gebelerin eğitim ve destek faaliyetlerimizin merkezinde ebelerin yer aldığını belirten Bakan Memişoğlu, “Bir anne adayı hekimine ve ebesine güvenirse ve ona güven bağıyla yola çıkarsa süreç çok daha sağlıklı ilerlemektedir. Biliyorsunuz bizim medeniyetimizde ebelik neslin devamını sağlayan mübarek bir vazifedir. Osmanlı dönemine baktığımızda ebelerimizin toplum içinde ne kadar büyük bir hürmet gördüğünü anlarız. O dönemde ebelerimiz ellerinde bir asa taşırlardı. Bu asa bir mesleki kimlik, bilgelik, otorite ve şifa sembolüydü. Ebelerimiz sadece doğum anında değil; gebelikte, lohusalıkta, anne ve bebek bakımında o engin bilgelikleriyle ailelerimizin hep en yakınında olurlardı. İşte bugün, Sağlık Bakanlığı olarak yaptığımız düzenlemelerle ebelerimize vazifelerinin o kadim kutsiyetini yeniden kazandırıyoruz. Ebelerimizi, tarihimizde olduğu gibi bugün de toplumla iç içe, çok daha proaktif bir yaklaşımla sahanın tam kalbine yerleştiriyoruz. Geçmişimizden aldığımız ilhamla, gelecek nesillerimizin sağlıkla dünyaya gelmelerini destekliyoruz. Bugün ülkemizin genelinde görev yapan 61 bin 414 ebemizle çok güçlü bir hizmet ağı oluşturmuş durumdayız. Mesleki mevzuatlarını güncelleyerek ebelerimizi hem sahada hem de doğumhanede çok daha etkin hâle getirdik. Özellikle “Her Gebeye Bir Ebe” uygulamamızla ilk gebeliğini yaşayan bütün anne adaylarımızın takibi nerede yapılırsa yapılsın; ebe yanında olacak. Özellikle bunu bir daha belirtmek istiyorum ister özel sektörde olsun ister kamu sektöründe olsun ister özel muayenesinde olsun ister üniversitede olsun son üç ayında ilk hamileliğini yaşayan anne adayımıza ebe tahsis ediyoruz. Bu ebe anne ile beraber üç ay geçirecek, son üç ayında gebemizin hem arkadaşı olacak hem danışmanı olacak. İlk anneliğini bekleyen her anne adayımız ister özel ameliyatta olsun ister doğumhanede olsun doğum yapsın bizim o ebemiz anne adayımızın her an yanında olacağını özellikle belirtmek istiyorum. Bütün ilçe ve il sağlık müdürlüklerimize talimatımızda bu şekildedir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bakan Memişoğlu konuşmasını şu şekilde tamamladı, “ İlk Adım Ebe Gebe Okulu Projesi, sivil toplum kuruluşlarımız ve yerel yönetimlerimizle birlikte bütüncül bir anlayışla gerçekleştirdiğimiz gebe eğitimlerimizin sahadaki en özel en olumlu örneklerinden birisidir. Bugün Konya’mızda yürüttüğümüz eğitim süreçlerine dâhil olan anne adaylarımızda sezaryen oranı yüzde30’a gerilemiş durumda. Bu oran, tüm Türkiye’ye örnek olması gereken bir tablodur. Bu nedenle hepinize, emeği geçen herkese çok teşekkürlerimi sunuyorum. Sözlerime son verirken, bu güzel projenin hayata geçirilmesine katkı sağlayan emek veren başta Emine Erdoğan Hanımefendi olmak üzere, Sayın Grup Başkanıma ve bütün emeği geçenlere şükranlarımı sunuyorum. Açılışını gerçekleştirdiğimiz İlk Adım Ebe Gebe Okulumuzun, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.”</p>
<p>Konuşmaların ardından İlk Adım Ebe Gebe Okulu Aile Buluşması fotoğraf çekimi ile sona erdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-bakani-memisoglu-anne-baba-adaylari-ile-ilk-adim-ebe-gebe-okulu-aile-bulusmasinda-bir-araya-geldi-625859">Sağlık Bakanı Memişoğlu Anne Baba Adayları ile &#8220;İlk Adım Ebe Gebe Okulu Aile Buluşması&#8221;nda Bir Araya Geldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayrampaşa&#8217;da kanser farkındalık eğitimi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayrampasada-kanser-farkindalik-egitimi-625820</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 18:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akın]]></category>
		<category><![CDATA[bayrampaşa]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[önemi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625820</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bayrampaşa Belediyesi’nin düzenlediği Kanser Farkındalık Eğitimi’nde konuşan Başkan Vekili İbrahim Akın, erken teşhisin önemine dikkat çekerek “Sağlık varsa umut var” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayrampasada-kanser-farkindalik-egitimi-625820">Bayrampaşa&#8217;da kanser farkındalık eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Bayrampaşa Belediyesi’nin düzenlediği Kanser Farkındalık Eğitimi’nde konuşan Başkan Vekili İbrahim Akın, erken teşhisin önemine dikkat çekerek “Sağlık varsa umut var” dedi. Dr. Gülce Keşli Baysan ise kanser türleri, risk faktörleri ve erken teşhisin önemi hakkında kapsamlı bilgiler paylaştı.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Bayrampaşa Belediyesi, 1–7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında belediye personeline yönelik anlamlı bir farkındalık programına imza attı. Belediye Kültür Salonu’nda gerçekleştirilen “Kanser Farkındalık Eğitimi” ile kanserde erken teşhisin önemine dikkat çekildi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Programa Bayrampaşa Belediye Başkan Vekili İbrahim Akın da katılarak bir konuşma yaptı. Akın, Bayrampaşa’nın sadece bir belediye değil, dayanışma içinde hareket eden büyük bir aile olduğunu vurgulayarak, toplumsal bağların güçlenmesinin sağlıklı bir toplumun temelini oluşturduğunu ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Konuşmasında kanserin günümüzde önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Akın, Türkiye’de her yıl yaklaşık 230 bin yeni kanser vakasının görüldüğünü hatırlattı. Ancak erken teşhis ve doğru tedavi yöntemleriyle birçok kanser türünde başarı oranının arttığını belirten Akın, düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yerel yönetimlerin sadece fiziki hizmetlerle sınırlı kalmaması gerektiğini dile getiren Akın, “Toplum sağlığını önceleyen, bilinçlendiren ve koruyucu hizmetleri destekleyen bir anlayışla hareket etmek zorundayız” dedi. Belediye personelinin de bu bilinçle hareket etmesinin önemine değinen Akın, sağlıklı bir toplum için ortak sorumluluğa işaret etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Program kapsamında eğitimi veren Dr. Gülce Keşli Baysan ise kanser türleri, risk faktörleri ve erken teşhisin önemi hakkında kapsamlı bilgiler paylaştı. Katılımcılar, eğitim sayesinde hem bireysel hem de toplumsal düzeyde farkındalık kazandı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Programın sonunda konuşmasını umut dolu mesajlarla tamamlayan Akın, “Sağlık varsa umut var, sağlık varsa gelecek var, sağlık varsa hayat var. Daha sağlıklı ve bilinçli bir Bayrampaşa için birlikte çalışmayı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayrampasada-kanser-farkindalik-egitimi-625820">Bayrampaşa&#8217;da kanser farkındalık eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zekâ diyetleri, diyabetliler açısından güvenli mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-diyetleri-diyabetliler-acisindan-guvenli-mi-625805</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 18:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açısından]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabetliler]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyetleri]]></category>
		<category><![CDATA[düşük]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[karbonhidrat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[tarafından]]></category>
		<category><![CDATA[Tip 2 Diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zekâ Uygulamaları]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625805</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğretim üyeleri tarafından yapılan bir çalışma, yapay zekâ uygulamaları tarafından diyabetliler için oluşturulan diyet listelerinin, Tip 2 diyabet için kılavuzlara dayalı referans diyetlerden sistematik sapmalar gösterdiğini ortaya koydu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-diyetleri-diyabetliler-acisindan-guvenli-mi-625805">Yapay zekâ diyetleri, diyabetliler açısından güvenli mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğretim üyeleri tarafından yapılan bir çalışma, yapay zekâ uygulamaları tarafından diyabetliler için oluşturulan diyet listelerinin, Tip 2 diyabet için kılavuzlara dayalı referans diyetlerden sistematik sapmalar gösterdiğini ortaya koydu. Yapay zekâ uygulamalarının Tip 2 diyabetli bireyleri büyük ölçüde homojen bir grup olarak ele aldığını belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, yapay zekâ uygulamalarının önerdiği listelere göre proteinlerin fazla alınmasının nefropati oluşumuna neden olabileceği; karbonhidrat ve posanın düşük alınmasının da kan şekeri regülasyonunun sağlanmasında zorluk yaratma gibi risklere yol açabileceği uyarısında bulundu.  Prof. Dr. M. Emel Alphan, cinsiyet, yaş, vücut ağırlığı ve eşlik eden hastalıklar gibi klinik faktörlerin bireysel enerji ve protein gereksinimlerini önemli ölçüde etkileyebileceğine dikkat çekti.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğretim üyeleri tarafından yapılan bir çalışmada, yapay zekâ uygulamaları tarafından oluşturulan diyet listelerinin diyabetliler açısından güvenilirliği araştırıldı. <br />Diyabet dünya çapında hızla artıyor<br />Araştırmaya ilişkin değerlendirmede bulunan Prof. Dr. M. Emel Alphan, diyabetin dünya çapında yarım milyardan fazla insanı etkileyen kronik metabolik bir hastalık olduğunu belirterek “Diyabetin bu hızlı artışı, diyabete eşlik eden hastalıkların, diyabete bağlı ölümlerin ve sağlık harcamalarının artmasına da neden olur. Tip 2 diyabetin artışının nedenleri arasında dünyada genel olarak yaşlı nüfusun artışı, fiziksel hareketsizlik ve sedanter yaşam tarzları, Batı diyeti olarak adlandırılan enerjisi yoğun ve besin öğeleri açısından fakir diyet modellerinin benimsenmesi gelir” dedi. <br />Tıbbi beslenme tedavisi, Tip 2 diyabet yönetiminin temel taşı<br />Tıbbi beslenme tedavisinin, Tip 2 diyabetin yönetiminin temel taşı olduğunu söyleyen Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Tıbbi beslenme tedavisi, kan şekeri kontrolünün sağlanmasında, kardiyometabolik risk faktörlerinin azaltılmasında ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesinde kritik bir rol oynar. Tıbbi beslenme tedavisinin de Tip 2 diyabetli bireylere diyabet alanında uzmanlaşmış bir diyetisyen tarafından verilmesi gerekir. Oysaki son zamanlarda Tip 2 diyabetli bireylerin beslenme planlamaları (diyetler) için yapay zekâ uygulamalarının kullanımının arttığını görüyoruz” dedi.  <br />Yapay zekanın önerdiği diyet planları ne kadar güvenli?<br />Bilgisayarı ve interneti olan herkesin yapay zekâ uygulamaları yolu ile beslenme planlarını oluşturmaya çalıştıklarını kaydeden Prof. Dr. M. Emel Alphan, fakat yapay zekâ uygulamaları tarafından oluşturulan diyet planlarının klinik güvenliği, nicel doğruluğu ve kılavuzlara uygunluğu konusunun oldukça belirsiz olduğunu söyledi.<br />6 ayrı yapay zekâ uygulamasının diyet planları ile karşılaştırıldı<br />Bu nedenlerle Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğretim üyeleri olarak bu çalışmayı gerçekleştirdiklerini kaydeden Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Çalışmamızda Amerikan Diyabet Birliği, Avrupa Diyabet Birliği, Dünya Diyabet Birliği ve ulusal kılavuzlara uygun olarak bir diyabet diyetisyeni tarafından Tip 2 diyabetliler için tasarlanmış standart üç günlük 1800 kalorilik referans diyet planları, 6 ayrı yapay zekâ uygulamasının oluşturduğu diyet planları ile karşılaştırıldı” dedi.<br />Standart diyet planlarına göre sapmalar gözlendi<br />Prof. Dr. M. Emel Alphan, çalışmanın detaylarına ilişkin şunları söyledi:<br />“Yapay zekâ uygulamalarının diyet planları ile standart diyetin birbirleri ile uyumlu olup olmadığını belirlemek için bu diyet planlarının enerji, karbonhidrat, yağ ve posa değerleri istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Kılavuzlara uyum ve klinik uygunluk, diyabet diyetisyenleri tarafından bağımsız olarak puanlandı. Yapay zekâ uygulamalarının hepsinin standart diyet planından sapmalar gösterdiği, toplam enerji, karbonhidrat ve posa miktarının daha düşük ve proteinin daha yüksek olduğu görüldü.<br />Karbonhidrat eksik, posa düşük hesaplandı<br />Referans diyete göre 6 yapay zekâ uygulaması, enerjiyi 200 ila 400 kalori düşük, bir yapay zekâ uygulaması ise yaklaşık 200 kalori fazla hesapladı. Karbonhidrat açısından bakıldığında ise yapay zekâ uygulamalarının hepsinin karbonhidratı 102 gram ila 75 gram eksik hesapladığı posanın da daha düşük miktarlarda hesaplandığı belirlendi. Protein açısından değerlendiğinde referans diyete göre ise 30 gram ila 10 gramlık yüksek değerler elde edildiği belirlendi.” <br />Hastanın bireysel özelliklerine dayalı uyarlamalar içermiyor<br />Bu çalışmanın, yapay zekâ uygulamalarının Tip 2 diyabet için kılavuzlara dayalı referans diyetlerden sistematik sapmalar gösteren diyet planları ürettiğini ortaya koyduğunu söyleyen Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Çalışmamızda, yapay zekâ tarafından üretilen diyetlerin referans diyete göre özellikle enerji ve karbonhidrat miktarlarında düşük, proteinin ise bir miktar fazla olduğu tespit edilirken; hastaya bireysel özelliklere dayalı uyarlamaların içermediği belirlendi” dedi.<br />Önemli riskler oluşabilir<br />Prof. Dr. M. Emel Alphan, referans diyete göre belirlenen bu sapmalara bağlı olarak proteinlerin fazla alınmasının nefropati oluşumuna neden olabileceği gibi, karbonhidrat ve posanın düşük alınmasının da kan şekeri regülasyonunun sağlanmasında zorluk yaratabileceği uyarısında bulundu. <br />Yapay zekâ, destekleyici araçlar olarak kullanılabilir<br />Yapay zekâ uygulamalarının Tip 2 diyabetli bireyleri büyük ölçüde homojen bir grup olarak ele almış gibi göründüğünü, oysa cinsiyet, yaş, vücut ağırlığı ve eşlik eden hastalıklar gibi klinik faktörlerin bireysel enerji ve protein gereksinimlerini önemli ölçüde etkileyebileceğini belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, sözlerini şöyle tamamladı: <br />“Ayrıca standartlaştırılmış bir uyarı verildiğinde, yapay zekâ uygulamaları bireyselleştirmeyi desteklemek için ek bilgi talep etmedi ve kişiselleştirilmiş diyet önerileri sunmada başarısız oldu. Bu durumun bireyselleştirilmiş beslenme tedavisi ilkesiyle çeliştiği ve diyetisyen rehberliğinin Tip 2 diyabet yönetiminde esas olduğunu vurgulaması açısından çok önemlidir. Bununla birlikte, gelişen dijital ortamda, yapay zekâ uygulamalarının varlığının yadsınamayacağını ve diyabetin beslenme tedavisi kapsamında diyetisyenler tarafından destekleyici araçlar olarak kullanılabileceğini düşünüyoruz.”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-diyetleri-diyabetliler-acisindan-guvenli-mi-625805">Yapay zekâ diyetleri, diyabetliler açısından güvenli mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kardeşlerin ayrılması duygusal güvenliği riske atıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kardeslerin-ayrilmasi-duygusal-guvenligi-riske-atiyor-625778</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 17:53:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ayrı]]></category>
		<category><![CDATA[ayrılması]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[kardeşlerin]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[riske]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625778</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, 10 Nisan Uluslararası Kardeşler Günü kapsamında boşanma veya ayrılık durumunda kardeşlerin ayrı büyümesinin çocukların duygusal güvenliği, psikolojik dayanıklılığı ve sosyal gelişimi üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kardeslerin-ayrilmasi-duygusal-guvenligi-riske-atiyor-625778">Kardeşlerin ayrılması duygusal güvenliği riske atıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, 10 Nisan Uluslararası Kardeşler Günü kapsamında boşanma veya ayrılık durumunda kardeşlerin ayrı büyümesinin çocukların duygusal güvenliği, psikolojik dayanıklılığı ve sosyal gelişimi üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kardeşlerin ayrılması, duygusal güvenliklerini zedeliyor!</strong></p>
<p>Boşanma sürecinin çocuk için önemli bir kayıp ve yeniden uyum gerektiren bir durum olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Bu süreçte kardeşlerin de birbirinden ayrılması, çocuğun ‘güvenli alanlarından’ birinin daha kaybı anlamına gelir.” dedi.</p>
<p>Kardeşlerin çoğu zaman çocuk için yalnızca bir aile üyesi değil, aynı zamanda bir duygusal destek kaynağı olduğunu aktaran Tunçel, “Bu bağın kopması; yalnızlık, terk edilme hissi, kaygı ve öfke gibi duyguların yoğunlaşmasına neden olabilir. Uzun vadede bu durum, çocuğun ilişkilerde süreklilik ve güven algısını zedeleyebilir. Özellikle erken yaşlarda yaşanan bu tür ayrılıklar, bağlanma örüntülerini etkileyerek daha kaygılı veya kaçıngan bağlanma stillerinin gelişmesine zemin hazırlayabilir. Çocuk, ‘yakın olduğum insanlar bir gün gider’ şeklinde bir inanç geliştirebilir. Bu da ileriki yaşlarda arkadaşlık ve romantik ilişkilerde mesafe koyma ya da aşırı bağımlı olma gibi uç davranışlara yol açabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kardeşlerin birlikte kalabilmesi, çocuğun psikolojik dayanıklılığı açısından koruyucu bir faktör!</strong></p>
<p>Kardeş ilişkisinin, çocuğun sosyal ve duygusal gelişimi için benzersiz bir alan olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Çocuklar kardeşleriyle birlikteyken paylaşmayı, çatışma çözmeyi, empati kurmayı ve duygularını düzenlemeyi öğrenirler. Aynı zamanda kardeşler, özellikle zor zamanlarda birbirleri için ‘tanıdık ve güvenli bir liman’ işlevi görür.” dedi.</p>
<p>Birlikte büyüyen kardeşler arasında oluşan ortak anıların, kimlik gelişimini desteklediğini ve aidiyet duygusunu güçlendirdiğini kaydeden Tunçel, “Bu bağ, çocukların stresle başa çıkma becerilerini artırır ve yalnızlık hissini azaltır. Dolayısıyla kardeşlerin birlikte kalabilmesi, çocuğun psikolojik dayanıklılığı açısından koruyucu bir faktör olarak değerlendirilebilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Temas eksikliği, kardeşler arasında duygusal mesafeyi artırır! </strong></p>
<p>Ayrı büyüyen kardeşler arasında zamanla duygusal uzaklaşma veya yabancılaşma görülebildiğine değinen Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Düzenli temas ve ortak yaşantı eksikliği, kardeşler arasında zamanla duygusal mesafenin artmasına neden olabilir. Özellikle küçük yaşlarda ayrılan kardeşler, birbirlerini yeterince tanıyamayabilir ve ilişki yüzeysel kalabilir.” dedi.</p>
<p>Bunu önlemek için ebeveynlerin bilinçli bir çaba göstermesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Tunçel, “Düzenli görüşmeler, ortak etkinlikler, tatiller ve mümkünse rutin bir iletişim planı oluşturulmalı. Günümüzde dijital iletişim araçları da bu bağı desteklemek için kullanılabilir. Ancak burada önemli olan sadece temas sıklığı değil, temasın niteliğidir yani çocukların birlikte kaliteli zaman geçirebilmesi gerekir. Ayrıca ebeveynlerin kardeş ilişkisini destekleyici bir dil kullanması ve taraf tutmaktan kaçınması da kritik rol oynar.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kardeşler birlikte kalmalı veya bağlarının desteklenmesine önem verilmeli!</strong></p>
<p>Ayrılığın etkisinin çocuğun bireysel özelliklerine göre değişkenlik gösterdiğini de sözlerine ekleyen Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, şunları söyledi:</p>
<p>“Küçük çocuklar ayrılığı daha somut bir kayıp olarak yaşarken, ergenler bunu daha karmaşık duygularla (öfke, suçluluk, sadakat çatışması) deneyimleyebilir. Erken çocukluk döneminde yaşanan ayrılıklar, bağlanma üzerinde daha derin etkiler bırakabilir.</p>
<p>Cinsiyet tek başına belirleyici değildir; ancak toplumsal roller nedeniyle bazı çocuklar duygularını ifade etmekte daha zorlanabilir veya daha fazla içselleştirebilir.</p>
<p>Daha hassas, içe dönük veya kaygıya yatkın çocuklar ayrılıktan daha fazla etkilenebilir. Daha esnek ve sosyal çocuklar ise destekleyici çevre varsa daha kolay uyum sağlayabilir.</p>
<p>Sonuç olarak, kardeşlerin ayrılması her çocuk için aynı etkiyi yaratmaz; ancak genel olarak bu durum, çocuğun duygusal güvenliği üzerinde risk oluşturur. Bu nedenle mümkün olan durumlarda kardeşlerin birlikte kalması, mümkün değilse de bağlarının aktif şekilde desteklenmesi büyük önem taşır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kardeslerin-ayrilmasi-duygusal-guvenligi-riske-atiyor-625778">Kardeşlerin ayrılması duygusal güvenliği riske atıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Koruyucu aile yanındaki çocuklara &#8220;bütünleşik sağlık&#8221; desteği!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/koruyucu-aile-yanindaki-cocuklara-butunlesik-saglik-destegi-625775</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 17:53:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bütünleşik]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklara]]></category>
		<category><![CDATA[desteği]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetler]]></category>
		<category><![CDATA[koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[Koruyucu Aile]]></category>
		<category><![CDATA[model]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[yanındaki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625775</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi, İstanbul Valiliği, Ümraniye Kaymakamlığı, İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ve İstanbul Koruyucu Aile Derneği (İSTKAD) iş birliğiyle hazırlanan projenin açılış toplantısı, Üsküdar Üniversitesi Senato Salonunda geniş bir katılımla yapıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koruyucu-aile-yanindaki-cocuklara-butunlesik-saglik-destegi-625775">Koruyucu aile yanındaki çocuklara &#8220;bütünleşik sağlık&#8221; desteği!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi, İstanbul Valiliği, Ümraniye Kaymakamlığı, İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ve İstanbul Koruyucu Aile Derneği (İSTKAD) iş birliğiyle hazırlanan projenin açılış toplantısı, Üsküdar Üniversitesi Senato Salonunda geniş bir katılımla yapıldı. Proje ile dezavantajlı çocukların sağlık hizmetlerine erişiminin &#8220;çocuk dostu&#8221; bir modelle bilimsel temelli ve multidisipliner bir yapıda sürdürülebilir kılınması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Toplumun yarısı dezavantajlıyken diğer yarısı mutlu olamaz”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dezavantajlı bireylerin toplumsal huzur ve güven açısından kritik bir rol oynadığını vurgulayarak, empati ve sosyal sorumluluk çağrısında bulundu. Prof. Dr. Tarhan, toplumun önemli bir bölümünü oluşturan dezavantajlı kesimlerin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Toplumda dezavantajlı bireylerin oranının sanıldığından daha yüksek olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Toplumun yaklaşık yüzde 40-50’si dezavantajlı, üretmeyen kişiler olarak kabul edilir. Bu kesim mutlu olmadıkça diğerlerinin mutlu olması mümkün değil. Evde dezavantajlı bir birey varsa, o evde huzurdan söz edilemez. Dolayısıyla bu konu yalnızca o bireyleri değil, tüm toplumu ilgilendirir.” dedi.</p>
<p><strong>Avantajlı kişilerin en önemli görevi, dezavantajlı bireylerle empati kurabilmek</strong></p>
<p>Avantajlı bireylerin sorumluluğuna işaret eden Prof. Dr. Tarhan, empati kurmanın önemine vurgu yaparak, “Avantajlı kişilerin en önemli görevi, dezavantajlı bireylerle empati kurabilmektir. Bu sağlanabilirse toplumsal güven ve huzur da beraberinde gelir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Küresel ölçekte aile yapısına yönelik tehditler bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Küresel bir kültürel emperyalizm aileyi hedef almış durumda. ‘Aileye ne gerek var’ anlayışını yaymaya çalışan projeler var. 2017 yılında bağımlılıkla ilgili incelediğim bir projede aile karşıtı unsurlar dikkat çekiyordu. Destekleyen kurumlara baktığımızda Birleşmiş Milletler Nüfus Planlama Fonu’nun yer aldığını gördüm. Anne-baba duygusunu zayıflatarak nüfusu azaltmayı hedefleyen bir zihniyet söz konusu. Bu tür yaklaşımların farkında olunmalı.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Çocuklar günümüzde en kırılgan kesim</strong></p>
<p>Çocukların günümüzde en kırılgan kesimlerden biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, aile içi iletişimde kıyaslamanın olumsuz etkilerine değindi. Prof. Dr. Tarhan, “Bir ebeveyn çocuğuna ‘Arkadaşın ne güzel çalışıyor’ dediğinde, çocuğun ‘Ben seni hiç arkadaşınla kıyaslıyor muyum?’ şeklinde yanıt vermesi, çocukların artık daha bilinçli ve hassas olduğunu ortaya koyuyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Devletin dezavantajlı çocuklara yönelik çalışmalarını da değerlendiren Prof. Dr. Tarhan, “Devletimiz ve İçişleri Bakanlığımız bu alanda çok önemli projeler yürütüyor. Üniversite olarak biz de toplumsal katkı alanında Türkiye’nin en yüksek puanlı kurumları arasında yer alıyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>Nazife Güngör: “Kampüste üretilen bilgiyi toplumsal faydaya dönüştürmek önceliğimiz”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, üniversitelerin yalnızca akademik bilgi üretmekle sınırlı kalmadığını, bu bilginin toplumsal faydaya dönüştürülmesinin temel sorumluluklarından biri olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Güngör, yeni projeye ilişkin değerlendirmesinde üniversitelerin değişen rolüne dikkat çekti.</p>
<p>Prof. Dr. Güngör, “Üniversitelerin kampüs içine kapanan anlayışı artık günümüzde yok. Kampüste üretilen bilgiyi toplumsal faydaya dönüştürmek çok önemli. Biz de bu yönde adımlar attık. Eğitimin yanında toplumsal sorunlara çözüm bulmak bir diğer sorumluluğumuzdur.” dedi.</p>
<p><strong>Hasan Gözen: “Göçle değişen aile yapısına karşı koruyucu aile modeli kritik önem taşıyor”</strong></p>
<p>İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Gözen, toplumsal dönüşüm sürecinde aile yapısının değiştiğine dikkat çekerek, koruyucu aile modelinin önemine vurgu yaptı. Gözen, üniversite, kamu ve sivil toplum iş birliğinin projelerde belirleyici rol oynadığını ifade etti.</p>
<p>Konuşmasına İstanbul Valisi Davut Gül adına katılımcıları selamlayarak başlayan Gözen, projenin içeriğini değerli bulduğunu belirterek, “Ülkemiz hızla sanayileşen, toplumsal ilişkileri farklılaşan bir süreci yaşıyor. Geleneksel aile yapımızda bu tür problemler ya hissedilmiyordu ya da istatistiklere yansımıyordu. Büyükşehirlere göçle birlikte aile yapısı bozuldu. Koruyucu aile bu anlamda önemliydi. Son 30 yıl içerisinde özellikle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın teşekkülü ve üniversitelerle iş birliğiyle güzel bir noktaya gelindi. İstanbul Valiliği olarak Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğümüz aracılığıyla projelere destek veriyoruz. Üniversitenin bilimsel birikiminin bu projeye aktarılması, derneğin sahiplenmesi ve kaymakamlığımızın benimsemesi çok kıymetli. Hayırlı olmasını diliyorum.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yüksel Çelik: “Koruyucu aile modeli çocuklara sıcak bir yuva sunuyor”</strong></p>
<p>Ümraniye Kaymakamı Yüksel Çelik, kamu, üniversite ve sivil toplum iş birliğinin önemli bir örneği olan projenin, çocukların sağlıklı gelişimi açısından değerli bir adım olduğunu belirtti. Çelik, önleyici sosyal politikaların önemine dikkat çekti.</p>
<p>Ümraniye’nin demografik yapısına ilişkin bilgi veren Çelik, “Ümraniye, İstanbul’un en kalabalık ilçelerinden biri. Yaklaşık 730 bin nüfusa sahibiz. İlçe kaymakamlığı olarak her hafta şehit, gazi, yetim ve öksüz ailelerimizi ziyaret ediyoruz. Göreve başladığımda koruyucu aile ziyaretlerini de bu kapsama dahil ettik.” diye konuştu.</p>
<p>İlçede yaklaşık 60 koruyucu ailenin bulunduğunu belirten Çelik, “Bu aileler sayesinde çocuklarımız sıcak bir aile ortamına kavuşuyor. Bu modelin yaygınlaştırılması büyük önem taşıyor.” dedi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi’nin projedeki rolüne değinen Çelik, “Üniversitemizin bu hassas kesime yönelik çalışmasını son derece kıymetli buluyoruz. Sorunlar ortaya çıkmadan önce önleyici tedbirlerin hayata geçirilmesi çok önemli.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Halide İncekara: “Çocuğa ulaşamazsak toplumsal sorunları çözemeyiz”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Özel Yetenekli Çocuklar Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Halide İncekara, çocukların toplumsal yapının merkezinde yer aldığını belirterek, çocuklara yönelik çalışmaların ihmal edilmesinin uzun vadede ciddi sosyal sorunlara yol açtığını ifade etti. İncekara, dezavantajlı gruplara yönelik projelerin önemine dikkat çekti.</p>
<p>İncekara, “Çocuk dediğimiz özel bir varlıktan bahsediyoruz. Çocuğa ulaşamadığınız sürece sokağa ulaşamazsınız. Hastalıkları, suçları konuşuruz çünkü zamanında çocuğu konuşmadık. Mecliste olduğum dönemde çocuk üzerine çalışmalar yaptık. Dezavantajlı grubu en azından daha da geri kalmayacağı şartlara getirmek çok değerli. Çocuğun ailesinin zengin ya da fakir olması fark etmez, çocuk her zaman dezavantajlı olarak kabul edilip elinden tutulması gereken bir varlıktır. Bu projeyi tebrik ediyorum, kolay gelsin.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dr. Nebiye Yaşar: “İçişleri Bakanlığı’nın ilk sağlık odaklı sosyal inovasyon projesi”</strong></p>
<p>Toplumsal Katkı Koordinatörü Dr. Nebiye Yaşar, açılış konuşmasında projenin stratejik önemine dikkat çekerek, şunları söyledi:</p>
<p>“Üniversitemiz 2025-26 döneminde 11 sosyal inovasyon model projeye bilimsel danışmanlık yapmaktadır. Ama bu bizim için çok daha özel değerde. Bu projeyi gerçekten güçlü bir iş birliğiyle, hep birlikte çok sayısız toplantı yaparak oluşturduk. Bugün burada İçişleri Bakanlığı’nın ilk defa kabul etmiş olduğu sağlık alanında bir sosyal inovasyon model projesi için buluştuk. Amacımız, koruyucu aile yanında yaşayan dezavantajlı çocukların biyo-psiko-sosyal iyilik hallerini artırmak için bilimsel kanıta dayalı bir model oluşturmaktır. Bu projede çocuklarımız ilk defa dil ve konuşma becerileri, diş sağlığı ve ihtiyaç duydukları psikiyatri desteği alanlarında bütüncül bir hizmet alacaklar. Üniversitemiz bünyesinde kuracağımız &#8216;Çocuk Dostu Bütünleşik Sağlık Hizmetleri Birimi&#8217; ile bu hizmetleri sürdürülebilir kılacağız.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ergün Yücel: “Diş sağlığı sorunları akran zorbalığına dönüşebiliyor”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel, projede çocukların fiziksel rehabilitasyonunun psikolojik süreçlerle nasıl iç içe geçtiğini dile getirerek, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dokunduğumuz hayatları iyileştirmek, rehabilite etmek temel sorumluluğumuz. Biz de bu üniversitenin en genç fakültesi olarak böyle bir projenin içerisinde bulunmaktan son derece gurur duyuyoruz. Çocukların yaşadığı travmalar fonksiyonlara da yansıyor; diş gıcırdatmadan konuşma bozukluklarına kadar birçok sorunla karşılaşıyoruz. Sağlıklı bir diş yapısı yoksa konuşma sistemi bozulur, bu da okul çağında akran zorbalığı gibi ciddi sosyal sorunları beraberinde getirir. Biz bu çocukları korkutucu klinik ortamlarından uzak, güler yüzlü ve özel çocuk kliniklerinde tedavi edeceğiz. Pedodonti bölümümüzün toleranslı yaklaşımıyla çocuklardaki diş hekimi korkusunu yenmeyi ve onları topluma daha iyi entegre olmuş bireyler olarak görmeyi amaçlıyoruz. Dil ve Konuşma Terapisi bölümümüzle birlikte yürüteceğimiz kısım çok önemli.&#8221;</p>
<p><strong>Neşe Gökalp: “Bir çocuğun elinden tutmakla sorumluluk bitmiyor”</strong></p>
<p>İstanbul Koruyucu Aile Derneği Başkanı Neşe Gökalp, koruyucu ailelik sürecinin yalnızca bir çocuğa yuva sağlamakla sınırlı olmadığını belirterek, çocukların uzun vadeli desteklenmesinin önemine dikkat çekti. Gökalp, projeyle hem kurum bakımındaki hem de koruyucu aile yanındaki çocuklara ulaşmayı hedeflediklerini ifade etti.</p>
<p><strong>Halis Kuralay: “Koruyucu ailelere yönelik bütünleşik hizmet projeleri büyük önem taşıyor”</strong></p>
<p>Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdür Yardımcısı Halis Kuralay, sosyal hizmetlerin geniş bir kapsama sahip olduğunu belirterek, farklı gruplara yönelik hizmet modelleri geliştirdiklerini ifade etti.</p>
<p>Konuşmasında kurumlarının faaliyet alanına değinen Kuralay, “Biz Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü olarak engellilerden çocuklara, yaşlılardan koruyucu aile hizmetlerine kadar geniş bir alanda sorumluluk üstleniyoruz. Sosyal hizmet merkezlerimiz aracılığıyla ihtiyaçları tespit ediyor ve bireyleri uygun hizmet modellerine yönlendiriyoruz.” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koruyucu-aile-yanindaki-cocuklara-butunlesik-saglik-destegi-625775">Koruyucu aile yanındaki çocuklara &#8220;bütünleşik sağlık&#8221; desteği!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trend Olan Değil Dengeli Beslenme Kanserden Korur</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/trend-olan-degil-dengeli-beslenme-kanserden-korur-625688</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 09:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz Diyeti]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[dengeli]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[Glüten]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[korur]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625688</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karbonhidratı kesenler, gluteni bırakanlar, şekeri tamamen hayatından çıkaranlar… Her yıl yeni bir beslenme akımı ortaya çıkıyor ve kısa sürede büyük ilgi gören bu trendler, çoğu zaman aynı hızla gündemden düşüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/trend-olan-degil-dengeli-beslenme-kanserden-korur-625688">Trend Olan Değil Dengeli Beslenme Kanserden Korur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karbonhidratı kesenler, gluteni bırakanlar, şekeri tamamen hayatından çıkaranlar… Her yıl yeni bir beslenme akımı ortaya çıkıyor ve kısa sürede büyük ilgi gören bu trendler, çoğu zaman aynı hızla gündemden düşüyor. Oysa bilimsel veriler, sağlıklı beslenmenin tek bir besini hedef almakla değil; dengeli ve sürdürülebilir bir modelle mümkün olduğunu gösteriyor. Üstelik bu denge yalnızca kilo kontrolü için değil, kanser başta olmak üzere birçok kronik hastalığın riskini azaltmada da kritik rol oynuyor. </p>
<p>Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kanser riskine etkileri ve Akdeniz diyetinin bu süreçteki rolü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Akdeniz diyeti koruyucu etki gösteriyor</strong></p>
<p>Araştırmalar sebze, meyve, zeytinyağı, tam tahıl ve balık ağırlıklı beslenmenin, özellikle kolorektal kanser başta olmak üzere birçok kanser türünde risk azalmasıyla ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu etkinin temelinde; antioksidanlardan zengin beslenme, düşük inflamasyon ve bağırsak sağlığının korunması yer almaktadır. Yıllardır dünyanın en sağlıklı beslenme modeli olarak kabul edilen Akdeniz diyeti, yalnızca kalp sağlığını değil, kanser riskini de doğrudan etkileyen bir özelliğe sahiptir. Akdeniz diyeti modeli, güçlü bilimsel kanıtlarla da etkisini göstermektedir.</p>
<p><strong>Fakir sofrasından modern tıbbın rehberine</strong></p>
<p>Akdeniz diyeti, bir moda akımı değil; tarihsel bir gerçekliğin ürünüdür. 2. Dünya Savaşı sonrası yoksulluk döneminde şekillenen bu beslenme biçimi, 1950’lerde Amerikalı bilim insanı Ancel Keys tarafından yapılan çalışmalarla bilim dünyasının dikkatini çekmiştir. “Yedi Ülke Çalışması”, beslenme ile kronik hastalıklar arasındaki ilişkiyi ortaya koymuştur ve bugün hala referans alınan en önemli araştırmalardan biridir.</p>
<p><strong>Kanserden korunmada asıl mesele “bütüncül beslenme”</strong></p>
<p>Kanser gelişiminde tek bir besin suçlu değildir. Risk; uzun vadeli beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı ve metabolik dengeyle ilişkilidir. Akdeniz diyeti işlenmiş gıdaları sınırlar, liften zengin beslenmeyi destekler, sağlıklı yağları ön plana çıkarır ve anti-inflamatuvar etki gösterir. Bu bütüncül yaklaşım, hücresel hasarı azaltarak kanser gelişimini önleyici bir ortam oluşturur.</p>
<p><strong>Tek suçlu gluten olarak görülmemeli</strong></p>
<p>Son yıllarda gluten, kanser dahil birçok hastalığın nedeni gibi gösterilmektedir. Oysa bilimsel veriler bu yaklaşımı desteklememektedir. Toplumun yalnızca küçük bir kısmında görülen çölyak hastalığı dışında, glutenin genel popülasyon için doğrudan bir kanser riski oluşturduğuna dair güçlü bir kanıt bulunmamaktadır. Asıl problem çoğu zaman gluten değil; işlenmiş, rafine ve düşük lifli besinlerin fazla tüketimidir.</p>
<p>Glutensiz ürünler çoğu zaman daha az lif içerir ve besin değeri açısından zayıf olabilir. Oysa tam tahıllar; bağırsak sağlığını destekleyen ve özellikle kolorektal kanser riskini azaltan önemli bileşenlerdir. Bu nedenle beslenmede hedef, belirli bir bileşeni tamamen çıkarmak değil; sağlıklı dengeyi kurmaktır.</p>
<p><strong>Beslenme planınızda sebze, tam tahıl ve zeytinyağı var mı?</strong></p>
<p>Akdeniz diyeti yasaklar üzerine değil, denge üzerine kuruludur. Rafine yerine doğal olanı, aşırılık yerine ölçülülüğü savunur. Kanserden korunmada da en kritik nokta, kısa süreli radikal değişiklikler değil, sürdürülebilir sağlıklı alışkanlıklardır. Kanserden korunma, tek bir besini hayatımızdan çıkarmakla değil; doğru beslenme modelini istikrarlı şekilde sürdürmekle mümkündür. Bu nedenle sofraya bakarken yalnızca “neyi çıkardığımıza” değil, “neyi eklediğimize” odaklanmak gerekir. Sebze var mı? Tam tahıl var mı? Zeytinyağı var mı? Bu kontrolleri yapmamız gerekir. Sağlık çoğu zaman radikal değişimlerde değil, doğru dengeyi sürdürebilmekte gizlidir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/trend-olan-degil-dengeli-beslenme-kanserden-korur-625688">Trend Olan Değil Dengeli Beslenme Kanserden Korur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İznik&#8217;te Geçen 61 Yıllık Hekimliğin Hikâyesi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iznikte-gecen-61-yillik-hekimligin-hikayesi-625682</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[61]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Hekimliği]]></category>
		<category><![CDATA[geçen]]></category>
		<category><![CDATA[güngör]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliğin]]></category>
		<category><![CDATA[hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[iznik]]></category>
		<category><![CDATA[te]]></category>
		<category><![CDATA[ustası]]></category>
		<category><![CDATA[yapan]]></category>
		<category><![CDATA[Yarım Asırlık]]></category>
		<category><![CDATA[yıllık]]></category>
		<category><![CDATA[znik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625682</guid>

					<description><![CDATA[<p>İznik Belediyesi hayata geçirdiği “Yaşayan İznik Hazineleri” projesinin 44.belgeselinde altmış bir yıldır Diş Hekimliği yapan Ünal Güngör’ün (88) hayatını ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iznikte-gecen-61-yillik-hekimligin-hikayesi-625682">İznik&#8217;te Geçen 61 Yıllık Hekimliğin Hikâyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>İznik Belediyesi hayata geçirdiği “Yaşayan İznik Hazineleri” projesinin 44.belgeselinde altmış bir yıldır Diş Hekimliği yapan Ünal Güngör’ün (88) hayatını ele aldı.</b></p>
<p>Unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarının ustaları ile mesleklerinde yarım asrı devirmiş kişilerin hayatları kent hafızasını gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla İznik Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nün “Yaşayan İznik Hazineleri” projesi kapsamında belgeselleştirilmeye devam ediyor. Bu kapsamda son olarak altmış bir yıldır Diş Hekimliği yapan Ünal Güngör’ün (88) hayatı ele alındı.<br />1938 yılında İznik’te dünyaya gelen Ünal Güngör çocukluk yıllarında İznik’te okul olmaması sebebiyle 16 yaşına kadar terzi, ayakkabıcı ve şekercilik yapan esnafların yanında çalışır. 16 yaşına geldiğinde İznik’te açılan ortaokulun haberini alır ve vesikalık fotoğraf çektirerek okula kayıt olur. Vakıflar yurdunda geçirdiği lise öğreniminin ardından İstanbul Üniversitesi Çapa Diş Hekimliği Fakültesi&#8217;ni kazanarak üniversite öğrenimine başlar.1965 yılında mezun olduğu üniversitenin ardından memleketi İznik’te muayenehane açan Güngör 61 yıldır sürdürdüğü diş hekimliği ile binlerce insana şifa olmuştur. Bugün mesul müdür olarak sürdürdüğü mesleğini oğlu ve gelini devam ettirmektedir. Tüm bu hayatı ile İznik’teki anılarını anlattığı ‘Yaşayan İznik Hazineleri’ 44.bölümü İznik Belediyesi tarafından yayınlandı.</p>
<p><b>Vefa’ya ve Emeğe Adanmış Ömürler</b></p>
<p>İznik Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nün hayata geçirdiği “Yaşayan İznik Hazineleri” belgesellerinin ilki 75 yıllık fıçı ustası Merhum İsmail Alkış ile gerçekleştirildi. İkinci belgesel ise İznik’e bağlı İnikli Mahallesi’nde ikamet eden 20 yıldır bastonculuk ile uğraşan Şükrü Kaya ile gerçekleştirildi. Üçüncü belgesel dünyaca ünlü Müşküle İğne Oyaları ile dördüncü belgesel 62 yıldır küfe sanatı ile uğraşan Hakkı Ateş (76) ile beşinci belgesel 63 yıldır terzilik sanatını icra eden İsmet Acar (75)  altıncı belgesel İznik’e bağlı Tacir Mahallesi’nde 50 yıldır Sıcak Demir Ustalığı yapan Necip Saraç (62) ile yedinci belgesel 55 yıldır Yorgan Ustalığı yapan Ali Topkara (68) ile sekizinci belgesel 55 yıldır Radyo ve Televizyon Ustalığı yapan Ekrem Sevim ile dokuzuncu belgesel Çömlek Ustası Hasan Yaman (55)  ile onuncu belgesel Saat Ustası Ramis Asa (72) ile on birinci belgesel 70 yıldır Yüncülük mesleği ile uğraşan Süleyman Ferik (84) ile on ikinci belgesel 50 yıldır soba ustası olan Mehmet Topçu (72) ile, on üçüncü belgesel Ahşap Ustası Servet Bağcı (63) ile on dördüncü belgesel yarım asırlık Bisiklet Tamir Ustası Ahmet Aşık (65) ile on beşinci belgesel yarım asırlık terzi ustası Ahmet Turhan (68) ile on altıncı belgesel yarım asırlık matbaa ustası Ramiz Pancar (75) ile on yedinci belgeseli İznikspor’un efsane futbolcusu Kaptan İsmail Hakkı Çelik (69) ile on sekizinci belgeseli yarım asırlık elektrik ustası Mehmet Potur (72) ile on dokuzuncu belgesel yarım asırlık taş ustası Mehmet Arslan (76) ile yirminci belgesel ise otuz sekiz yıldır anahtarcılık ve çilingircilik yapan Kadir Kardaş (64) ile yirmi birinci belgesel kırk üç yıldır motor ustalığı yapan Recep Aksu (65) ile yirmi ikinci belgesel, elli yedi yıldır berberlik yapan Recep Altın (69) ile yirmi üçüncü belgesel elli iki yıldır zirai aletler ustalığı yapan Cemalettin Değirmenci (75) ile yirmi dördüncü belgesel elli üç yıldır ahşap ustalığı yapan İsmail Güneş (78) yirmi beşinci belgesel yarım asırdır esnaflık yapan Kemal Yazan (85) ile yirmi altıncı belgesel yarım asırdır traktör ustalığı yapan Mehmet Eren (65) ile yirmi yedinci belgesel kırk bir yıldır seyyar ve normal bakkalcılık yapan Nurettin Dişli (58) ile yirmi sekizinci belgesel Derbent Dokuma Ustası Hasibe Çiçek (61) ile yirmi dokuzuncu belgesel Batum Göçmeni Osman Nuri Burhan (94) ile otuzuncu belgesel Şair Nazif Sabancı ile otuz birinci belgesel Ressam Erdoğan Solmaz ile (88) otuz ikinci belgesel genç kemençe ustası Ali Öztürk ile otuz üçüncü belgesel sanatçı Hüseyin Acarol ile otuz dördüncü belgesel Mahmut Usta (82) ve Kamil Özbek (78) ile otuz beşinci belgesel müzisyen Faik Doğan (69) ile otuz altıncı belgesel Marangoz Abdullah Çolak (76) ile otuz yedinci belgesel Aşık Fevzi Olgun (78) ile otuz sekizinci belgesel Emekli Öğretmen ve Müzisyen Orhan Hekimoğlu (81) ile otuz dokuzuncu belgesel kırk üç senelik çay bahçesi işletmecisi Murat Sürük (66) ile kırkıncı belgesel Esnaf Kemal Kumcu (72) ile kırk birinci belgesel Eğitimci Mustafa Özen ile kırk ikinci belgesel Ayakkabı Tamircisi (56) Fahrettin Yılmaz ile kırk üçüncü belgesel elli dört yıl Eczacılık yapan İsmail Yücel (84) ile kırk dördüncü belgesel ise altmış bir yıldır Diş Hekimliği yapan Ünal Güngör (89) ile gerçekleştirildi.</p>
<p>Yaşayan İznik Hazineleri projesi önümüzdeki süreçte de ustaları ekranlara yansıtmaya devam edecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iznikte-gecen-61-yillik-hekimligin-hikayesi-625682">İznik&#8217;te Geçen 61 Yıllık Hekimliğin Hikâyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En riskli grup 5 yaş altındaki çocuklar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/en-riskli-grup-5-yas-altindaki-cocuklar-625667</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:39:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[altındaki]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[grup]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[yaralar]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625667</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında sık görülen viral enfeksiyonlardan biri olan el ayak ve ağız hastalığı, son yıllarda yaygın görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-riskli-grup-5-yas-altindaki-cocuklar-625667">En riskli grup 5 yaş altındaki çocuklar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında sık görülen viral enfeksiyonlardan biri olan el ayak ve ağız hastalığı, son yıllarda yaygın görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor. Dünya genelinde her yıl milyonlarca çocuğun yakalandığı bu enfeksiyon en sık Coxsackie virüsünden kaynaklanıyor.  Genellikle kreş ve okul öncesi dönemde, özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda görülen hastalığın bu yaş grubunda yaygın olmasının temel nedeni ise bağışıklık sisteminin henüz tam gelişmemiş olması ve hijyen kurallarına yeterince dikkat edilmemesi. El ile ayak bölgesinde döküntüler ve ağız içinde yaralar ile kendini gösteren hastalık çoğu zaman hafif seyretmesine rağmen hızlı bulaşma özelliği nedeniyle dikkatle takip edilmeli. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi</strong> <strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Akif Atlan, </strong>genellikle 7-10 gün içinde kendiliğinden geçen el ayak ve ağız hastalığının nadiren de olsa ciddi tablolara yol açabileceğini belirterek, “Bu nedenle, erken dönemde doktora başvurmak hem çocuğun sağlığını korur hem de hastalığın yayılmasını önler” diyor. Nadiren de olsa sinir sistemi veya kalp tutulumu gibi ciddi komplikasyonlar gelişebileceği için hastalığın hafife alınmaması gerektiği uyarısında bulunan <strong>Dr. Muhammed Akif Atlan,</strong> “Çocuk yeterli sıvı alamıyorsa, yüksek ateş uzun sürüyorsa, belirgin halsizlik varsa veya çocuk genel olarak iyi görünmüyorsa mutlaka yeniden doktora başvurulmalıdır. Erken değerlendirme, özellikle sıvı kaybına bağlı komplikasyonların önlenmesi açısından çok önemlidir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>En sık neden Coxsackie virüsü</strong></p>
<p>El ayak ve ağız hastalığı; genellikle Coxsackie virüsü ve halk arasında &#8216;bağırsak virüsleri&#8217; olarak bilinen enterovirüslerin neden olduğu viral bir enfeksiyondur. Hastalığın genellikle hafif ateş, halsizlik ve iştahsızlıkla başladığını vurgulayan Dr. Muhammed Akif Atlan, ilerleyen süreçte görülen belirtileri şöyle sıralıyor: “Ardından ağız içinde ağrılı yaralar gelişir. Bu yaralar çocukların yemek yemesini zorlaştırabilir. Daha sonra el içi, ayak tabanı ve bazen kalça bölgesinde döküntüler ortaya çıkar. Bu döküntüler bazen küçük kabarcıklar şeklinde olabilir.”</p>
<p><strong>Çocuklarda hızla bulaşıyor! </strong></p>
<p>El ayak ve ağız hastalığı hızla bulaşabilen bir viral enfeksiyon özelliği taşıyor. Virüs, hastalığı taşıyan çocuğun tükürüğü, burun akıntısı, dışkısı (özellikle bez değiştirme sırasında) ve vücut salgılarıyla temas edilmesi yoluyla kolayca bulaşabiliyor. Dr. Muhammed Akif Atlan, virüsün özellikle çocukların bir arada bulundukları kreş ve okul gibi toplu ortamlarda hızla bulaşabildiğini vurgulayarak, “Bulaşma riskine karşı çocuğun ellerinin sık sık yıkanması, oyuncakların ve ortak kullanılan yüzeylerin temizlenmesi ve hasta çocukların mümkünse evde dinlendirilmesi son derece önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>Tedavide amaç konforu artırmak</strong></p>
<p>El ayak ve ağız hastalığında döküntüler birkaç gün içinde azalırken, ağız yaraları biraz daha uzun sürebiliyor. Hastalığa özgü bir tedavi yöntemi olmadığı için çocuğun şikayetlerini azaltmaya ve konforunu sağlamaya yönelik yöntemlere başvuruluyor. Dr. Muhammed Akif Atlan, virüs kaynaklı olması nedeniyle el ayak ve ağız enfeksiyonunda antibiyotik tedavisinin etkili olmadığına işaret ederek, şu bilgileri paylaşıyor: “Ateş düşürücüler ve yeterli sıvı alımı tedavinin temelini oluşturmaktadır. Ağız içindeki yaraların rahatlatılması amacıyla ağız gargaraları veya ağrı kesici spreyler kullanılabilir. Hijyen kurallarına dikkat etmek, çocuğun sıvı alımını korumak ve yeterli istirahat hastalığın yönetiminde en önemli üç noktayı oluşturmaktadır.” </p>
<p><strong>Ebeveynlere 5 kritik uyarı!</strong></p>
<p>Dr. Muhammed Akif Atlan, ebeveynlerin hastalık sürecinde dikkat etmeleri gereken kuralları şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Bol sıvı almasını sağlayın.</li>
<li>Ağız yaralarını artırabilecek asidik ve sert gıdalardan kaçının. </li>
<li>Yumuşak ve ılık gıdalar tercih edin. </li>
<li>Viral bir hastalık olması nedeniyle gereksiz antibiyotik kullanımından kaçının. </li>
<li>Yanlış tedavilere ve yan etkilere yol açabileceği için doktor önerisi dışında tedavi uygulamayın. </li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-riskli-grup-5-yas-altindaki-cocuklar-625667">En riskli grup 5 yaş altındaki çocuklar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memorial Patoloji&#8217;de Tanılar Tam Dijital Laboratuvarda Konuluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/memorial-patolojide-tanilar-tam-dijital-laboratuvarda-konuluyor-625658</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[güvenilir]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hız]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[konuluyor]]></category>
		<category><![CDATA[laboratuvar]]></category>
		<category><![CDATA[laboratuvarda]]></category>
		<category><![CDATA[memorial]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[patoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[tam]]></category>
		<category><![CDATA[tanılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625658</guid>

					<description><![CDATA[<p>Patoloji, modern tıbbın en kritik alanlarından biri olarak kabul ediliyor. Hastalıkların tanısının konulması, tedavi planının belirlenmesi, ameliyatların yönlendirilmesi ve tedaviye verilen yanıtın değerlendirilmesi gibi birçok aşamada belirleyici rol oynuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorial-patolojide-tanilar-tam-dijital-laboratuvarda-konuluyor-625658">Memorial Patoloji&#8217;de Tanılar Tam Dijital Laboratuvarda Konuluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Patoloji, modern tıbbın en kritik alanlarından biri olarak kabul ediliyor. Hastalıkların tanısının konulması, tedavi planının belirlenmesi, ameliyatların yönlendirilmesi ve tedaviye verilen yanıtın değerlendirilmesi gibi birçok aşamada belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle patolojide hız, doğruluk ve hasta güvenliği büyük önem taşıyor. Memorial Patoloji Kurucu Hekimi ve Koordinatörü Prof. Dr. İlknur Türkmen, dijital patoloji ve tam dijital iş akışının bu alanda rolü hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Patoloji laboratuvarı kuruluş aşamasında planlandı</strong></p>
<p>Patoloji dünyada hala büyük ölçüde lamlar, mikroskopların olduğu analog sistemlerle yürütülmektedir. Ancak bu klasik yapı, hız ve güvenilirlik açısından önemli sınırlılıklar taşımaktadır. Memorial Sağlık Grubu Patoloji Laboratuvarı bu akışı değiştirerek bugün örnek gösterilen bir noktaya gelmenin gururunu yaşamaktadır. Patoloji’nin dijital dönüşüm hikayesi, merkezin kuruluşundan önce başlamıştır. Kurumun temel hedefi; hastalara zaman ve mekandan bağımsız, standart ve güvenilir hizmet verecek bir referans merkezi oluşturmaktı ve planlama bu doğrultuda yapıldı. Patoloji, doğrudan hasta başvurusu olan bir branş olmasa da, sağlık hizmetinin neredeyse tüm alanlarını besleyen kritik bir yapıdır. Bu nedenle patoloji hizmetini kurum bünyesinde ve tamamen dijital bir altyapıyla kurma kararı alındı. Böylece Türkiye’de ilk kez, tüm laboratuvar adımlarının dijital olarak takip edildiği, tam dijital iş akışına sahip bir patoloji laboratuvarı oluşturulmuş oldu.</p>
<p><strong>Hata payını azaltan sistem</strong></p>
<p>Patoloji süreci; hastadan alınan doku örneğinin işlenmesi, değerlendirilmesi ve raporlanmasına kadar uzanan çok aşamalı bir yapıdan oluşur. Geleneksel yöntemlerde bu süreçte insan kaynaklı hata riski ortaya çıkabilir. Memorial Patoloji’de ise dijital takip sistemi sayesinde tüm laboratuvar adımları anlık olarak izlenebilir, geçmişe dönük kayıtlar incelenebilir ve her işlem güvenli biçimde kayıt altına alınarak; </p>
<ul>
<li>Numunelerin takibi eksiksiz yapılır</li>
<li>Hata riski en aza indirilir</li>
<li>İş süreçleri hızlanır</li>
<li>Hasta güvenliği önemli ölçüde artar</li>
</ul>
<p><strong>Dijitalleşmenin arkasında güçlü bir ekip var</strong></p>
<p>Memorial’daki dönüşüm yalnızca teknoloji yatırımıyla sınırlı kalmadı. Dijital sistemin hayata geçirilmesi için çalışanların yeni bir kültürü benimsemesi gerekti. Üst yönetimden laboratuvar çalışanlarına, bilgi işlemden satın alma ekiplerine kadar tüm birimler aynı hedef etrafında bir araya geldi. Sürecin her aşaması ayrıntılı şekilde planlandı ve dijitalleşme kararlılıkla uygulandı. Bu başarıda değişim yönetimi kritik rol oynadı. Yeni bir sistem kurmak cihaz satın almaktan ibaret değil. Asıl önemli olan, ekiplerin bu vizyonu sahiplenmesi ve aynı hedef doğrultusunda hareket etmesidir. </p>
<p> <strong>Güçlü kadro tanıyı güvenilir kılıyor</strong></p>
<p>Uzmanlaşmış hekim kadrosu merkezin diğer bir güçlü özelliğidir. Bilgi çağında tek bir hekimin tüm alt branşlara aynı ölçüde hakim olmasının mümkün olmamaktadır. Bu nedenle branşlaşmış ekip modeli daha güvenilir sonuçlar vermektedir. Gerektiğinde farklı uzmanların birlikte değerlendirme yapması, dijital altyapı sayesinde daha kolay mümkün olabilmekte ve sıkça yapılabilmektedir. Böylece hastaların doğru ve güvenilir tanıya ulaşması sağlanmaktadır. </p>
<p><strong>Yapay zeka tanıya destek veriyor</strong></p>
<p>Dijital dönüşümün en dikkat çekici başlıklarından biri de yapay zeka uygulamalarıdır. Memorial Patoloji’de CE-IVD onaylı yapay zeka algoritmaları; meme, prostat ve akciğer PD-L1 vakalarında rutin olarak kullanılmaktadır. Ayrıca Ki-67 ve CMV gibi biyobelirteçlerin değerlendirilmesinde de yapay zeka desteği aktif rol oynamaktadır. Bu sistem  kişiselleştirilmiş tedavi planlarının daha güvenli biçimde oluşturulmasına da katkı sağlamaktadır. Yapay zeka sayesinde; </p>
<ul>
<li>Hücre sayımı gibi tekrarlayan işlemler otomatik yapılmaktadır</li>
<li>Patologlar daha karmaşık ve kritik alanlara odaklanabilmektedir</li>
<li>Tanıda doğruluk ve standardizasyon artmaktadır</li>
<li>Hastalara daha hızlı sonuç ulaştırılmaktadır.</li>
</ul>
<p><strong>Yenilikler Dünya’da referans merkezi olacak şekilde planlanıyor</strong></p>
<p>Memorial Patoloji bugün Türkiye’de tam dijital patoloji laboratuvar altyapısını hayata geçiren ilk laboratuvar olma unvanını taşımaktadır. Ancak kurumun hedefi bununla sınırlı değildir. Önümüzdeki dönemde Ar-Ge çalışmaları, üniversitelerle yapılacak iş birlikleri ve yeni yapay zekâ algoritmalarının geliştirilmesiyle Memorial Patoloji’nin uluslararası düzeyde bir referans merkezine dönüşmesi amaçlanmaktadır. Memorial Patoloji’nin hikayesi, yalnızca bir laboratuvarın dijitalleşmesini değil; hasta güvenliği, hız, doğruluk ve ekip ruhu üzerine kurulan güçlü bir vizyonu temsil etmektedir. Beş yıl önce atılan bu adım, bugün Türkiye’de sağlıkta dijital dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri olarak gösterilmektedir. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorial-patolojide-tanilar-tam-dijital-laboratuvarda-konuluyor-625658">Memorial Patoloji&#8217;de Tanılar Tam Dijital Laboratuvarda Konuluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlığa erişimde yeni dönem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sagliga-erisimde-yeni-donem-625637</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bornova]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[erişimde]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[kurum]]></category>
		<category><![CDATA[optik]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığa]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625637</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi, vatandaşların özel sağlık kuruluşlarından yüzde 10 ile yüzde 50 arasında indirimli yararlanmasını sağlayacak Sağlık Destek Kartı uygulamasını başlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sagliga-erisimde-yeni-donem-625637">Sağlığa erişimde yeni dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi, vatandaşların özel sağlık kuruluşlarından yüzde 10 ile yüzde 50 arasında indirimli yararlanmasını sağlayacak Sağlık Destek Kartı uygulamasını başlattı. Dramalılar Köşkü’nde imzalanan protokolle hayata geçen proje, sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırmayı amaçlıyor. Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, sağlık hizmetlerinin devlet tarafından ücretsiz olarak karşılanması gerektiğini vurgulayarak tüm Bornovalıların yararlanabileceği uygulamanın toplumcu belediyeciliğin önemli bir adımı olduğunu vurguladı.</p>
<p><b> </b>Bornova Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda sağlık alanında önemli bir projeyi daha hayata geçirdi. Vatandaşların özel sağlık kuruluşlarından indirimli şekilde yararlanmasını sağlayacak “Sağlık Destek Kartı” uygulamasına ilişkin protokol, Dramalılar Köşkü’nde düzenlenen törenle imzalandı. Proje ile Bornovalıların sağlık hizmetlerine daha kolay ve ekonomik şekilde ulaşması hedefleniyor.</p>
<p><b> “Sağlık hizmetine erişim, gelişmişliğin en önemli göstergesi”</b></p>
<p><b> </b>Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, törende yaptığı konuşmada sağlık hizmetlerine erişimin önemine dikkat çekerek, “7 Nisan Dünya Sağlık Günü… Bugün de Dünya Sağlık günlerine uygun bir etkinlik beraber hayata geçiriyoruz. Gelişmiş dünya ülkelerinin ortak özelliklerinden bir tanesi sağlık harcamalarının yüksek olmamasıdır. Tıbbi destek alarak, doktorlardan ve hastanelerden hizmet alarak tedavi edilebilmek o ülkelerin gelişmişlik düzeyiyle doğrudan bağlantılıdır.” diye konuştu.</p>
<p><b> “Bornova öncü oldu, Türkiye’ye örnek oldu”</b></p>
<p><b> </b>Başkan Eşki, Bornova Belediyesi’nin geçmişte sağlık alanında öncü projelere imza attığını hatırlatarak, Evde Yaşlı Bakım Hizmeti’nin Türkiye’de ilk kez Bornova’da uygulandığını vurguladı: “Prof. Dr. Kamil Okyay Sındır’ın belediye başkanlığı döneminde Evde Yaşlı Bakım Hizmeti’ni Türkiye’de ilk yapan kurum Bornova Belediyesi’ydi. Daha sonra bu hizmet Sağlık Bakanlığı tarafından yaygınlaştırıldı. Bugün birçok kurumda uygulanıyor.”</p>
<p>Başkan Eşki projeyle ilgili olarak,“Vatandaşlarımızın özel kurumlardan sağlık hizmetlerine daha rahat ulaşabilmesi için geliştirdiğimiz bir proje. Sağlık Destek Kartı ile vatandaşlarımız daha ucuz ve daha kolay sağlık hizmeti alabilecek. Bu projede emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarımıza ve destek veren kurumlara teşekkür ediyorum. Burada çok güzel bir imza atılıyor. Vahşi kapitalizme, ekonominin bizi soktuğu şartlara karşı bir imza atıyoruz. Dilerim bu uygulama tüm Türkiye’ye yayılır. Bir gün sağlık hizmetlerinin tamamen ücretsiz olduğu bir sistemi hep birlikte kurarız.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b> Yüzde 10’dan yüzde 50’ye varan indirim</b></p>
<p>Yeni uygulamayla birlikte Bornovalılar, anlaşmalı özel sağlık kuruluşlarında muayene, tetkik ve tedavi hizmetlerinden %10’dan başlayıp %50’ye varan indirimlerle yararlanabilecek.</p>
<p><b> Geniş iş birliği ağı </b></p>
<p>Sağlık Destek Kartı uygulaması kapsamında birçok özel sağlık kuruluşu projeye dahil oldu. Anlaşmalı kurumlar arasında şunlar yer alıyor:</p>
<p>Medicana International İzmir Hastanesi, Özel Atagöz Tıp Merkezi, Özel Ata Sağlık Hastanesi, Özel Ento Kulak Burun Boğaz Cerrahi Tıp Merkezi, Özel İrenbe Tüp Bebek Merkezi, Özel Gazi Hastanesi, Özel Sağlık Hastanesi, Özel Derman Tıp Merkezi, Özel Bornova Sağlık Tıp Merkezi, Özel Borfiz Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Tıp Merkezi, Özel Dent Universal Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, Özel Dent 35 Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, Özel Karataş Hastanesi, Özel Çankaya Tıp Merkezi, Dünyagöz İzmir Hastanesi, BazEkol Sağlık Grubu, Batı Anadolu Sağlık Kurumları, Yedigün Tıp Merkezleri, Egepol Hastaneleri, Metropol Sağlık Grubu, Başkent Üniversitesi Hastaneleri, Psikoİz Danışmanlık Merkezi, Dent Agora Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, Alfa Optik Gözlük &#038; Lens, Altuntaş Optik Gözlük &#038; Lens, Balkan Optik Gözlük &#038; Lens, Mestan Optik, Çaltık Optik, Efes Optik, Burak Medikal.</p>
<p><b> Sosyal belediyecilikte yeni adım</b></p>
<p>Bornova Belediyesi’nin Sağlık Destek Kartı uygulamasıyla; sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması, erken tanı ve tedavi imkanlarının artırılması ve toplum sağlığının güçlendirilmesi hedefleniyor. Projenin, toplumcu destek mekanizmalarını güçlendirerek vatandaş memnuniyetini artırması bekleniyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sagliga-erisimde-yeni-donem-625637">Sağlığa erişimde yeni dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşınızdan Daha Yaşlı Hissediyor Olabilir misiniz?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yasinizdan-daha-yasli-hissediyor-olabilir-misiniz-625613</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[hissediyor]]></category>
		<category><![CDATA[Hissetme]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[misiniz]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşınızdan]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<category><![CDATA[yorgun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625613</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaş almak denince aklımıza çoğunlukla kırışıklıklar ya da fiziksel değişimler gelir. Oysa bazen bedenimiz genç görünse de kendimizi yorgun, isteksiz, umutsuz ya da olduğumuz yaştan daha “yaşlı” hissedebiliriz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasinizdan-daha-yasli-hissediyor-olabilir-misiniz-625613">Yaşınızdan Daha Yaşlı Hissediyor Olabilir misiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaş almak denince aklımıza çoğunlukla kırışıklıklar ya da fiziksel değişimler gelir. Oysa bazen bedenimiz genç görünse de kendimizi yorgun, isteksiz, umutsuz ya da olduğumuz yaştan daha “yaşlı” hissedebiliriz. Uzun süreli stres, çözümlenmemiş duygular, yoğun yaşam temposu ve zayıflayan sosyal bağlar daha yaşlı hissetmenize neden olabilir. Bilimsel araştırmalar, kronik stresin beyin üzerinde iz bırakabildiğini ve ruhsal yaşlanmayı hızlandırabildiğini gösteriyor. <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Çelik,</strong> ruhsal yaşın değiştirilemez bir kader olmadığını, doğru destek ve alışkanlıklarla ruhun yeniden güçlenebileceğini vurguluyor. </p>
<p><strong>YAŞLANMAK SADECE FİZİKSEL GÜÇ KAYBI DEĞİLDİR</strong></p>
<p>Yaşlanma denildiğinde çoğu zaman akla ilk olarak biyolojik değişimler, kırışıklıklar ya da fiziksel güç kaybı gelebilir. Yaş alma sürecinin yalnızca bedende değil, zihinde ve duygularda da yaşandığını belirten <strong>Klinik Psikolog Cansu Çelik</strong>, “Kimi insanlar takvim yaşı genç olmasına rağmen kendini yorgun, isteksiz ya da olduğundan daha yaşlı hissedebilirken; bazıları ilerleyen yaşına rağmen hayata karşı enerjik ve esnek kalabilir. Buradaki farkı ise biyopsikososyal yani biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin her birini bütüncül şekilde ele alarak tabloyu daha iyi okuyabiliriz.” diyor. </p>
<p><strong>KENDİNİZİ DAHA YAŞLI HİSSETMENİZİN 5 NEDENİ</strong></p>
<ul>
<li><strong>Kronik Stres:</strong> Uzun süre devam eden stres, vücudun sürekli “tehdit altında” olduğu algısını yaratır. Bu durum kortizol seviyesini artırarak zihinsel yorgunluk, motivasyon düşüklüğü ve ruhsal tükenmişlik hissine neden olabilir.</li>
<li><strong>Sosyal İzolasyon:</strong> İnsanın sosyal bir varlık olduğunu belirten <strong>Klinik Psikolog Cansu Çelik</strong>, “Sağlıklı güçlü ilişkiler psikolojik dayanıklılığı artırır. İzolasyon ve zayıflayan sosyal bağlar ise stres tepkisini artırarak kişinin kendini daha yorgun ve yaşlı hissetmesine yol açabilir” diyor. </li>
<li><strong>Zorlayıcı Deneyimler: </strong>Geçmişte yaşanan ve uygun şekilde ele alınmamış bazı travmatik deneyimler, zamanla kişinin tehdit algısının hassaslaşmasına yol açabilir. Bu durum bazı kişilerin duygusal olarak daha kırılgan, kaygıya daha açık olmasına ya da zihinsel olarak daha yorgun hissetmesine sebep olabilir.</li>
<li><strong>Anlam Duygusunda Azalma:</strong> Hayatta amaç ve anlam duygusunun zayıflaması, motivasyon ve yaşam enerjisinde belirgin bir düşüş yaratabilir. Bu durum kişinin günlük yaşamda daha isteksiz, yorgun ve yaşlı hissetmesine yol açabilir.</li>
<li><strong>Uzun Süreli Yüksek Kortizol:</strong> Stres hormonu olarak bilinen kortizolün uzun süre yüksek seyretmesi, uyku düzenini, hafızayı ve duygusal dengeyi olumsuz etkileyebilir. Bu durum hem zihinsel hem de duygusal olarak erken yaşlanma hissini artırabilir.</li>
</ul>
<p><strong>UZUN SÜRELİ STRES BEYNİ DEĞİŞTİRİYOR</strong></p>
<p>Psikolojik zorlanmaların yalnızca “duygusal” bir yük olmadığını, beynin yapısında ve işleyişinde de iz bırakabildiğinin nörobilimsel araştırmalarla desteklendiğini ifade eden <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Çelik</strong>, “Uzun süreli stres ve travmatik yaşantılar, beynin özellikle korku ve tehdit algısından sorumlu olan amigdala ile hafıza ve öğrenmede kritik rol oynayan hipokampus bölgelerinde yapısal ve işlevsel değişimlere yol açabiliyor. Bu değişimler, kişinin olayları daha tehditkâr algılamasına, risk değerlendirmesinde zorlanmasına, karar alma süreçlerinde daha kaygı temelli hareket etmesine neden olabiliyor. Sürekli tetikte olma hali ve yüksek kortizol düzeyi, zamanla hem zihinsel esnekliği hem de duygusal dayanıklılığı zayıflatabilirken; bireyin ruhsal olarak daha yorgun, daha kırılgan ya da kendini olduğundan daha “yaşlı” hissetme deneyimine yol açabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>YAŞLI HİSSETMEK KADERİNİZ DEĞİL! </strong></p>
<p>Sürecin geliştirilebilir olduğuna dikkat çeken <strong>Klinik Psikolog Cansu Çelik</strong>, “Sosyal destek ağlarının güçlü olması, duygusal farkındalık geliştirmek, esnek düşünebilmek ve problem çözme becerilerini artırmak ruh sağlığını korumada ve genç tutmada etkili faktörlerdir. Benzer şekilde 80 yılı aşkın süredir devam eden Harvard yetişkin çalışmaları, bireylerin mutluluk oranlarının pozitif sosyal ilişkiler ve sahip olunan anlamlı bağlarla arttığını, hatta biyolojik stres yanıtını düzenlediğini göstermektedir. Yani stres, izolasyon ve çözümlenmemiş duygusal yükler ruhu yaşlandırabilirken; anlamlı ilişkiler, psikolojik dayanıklılık ve duygusal işleme becerileri ruhsal gençliği destekleyebiliyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>SAĞLIKLI YAŞLANMAK YALNIZCA HASTALIKLARDAN UZAK KALMAK DEĞİLDİR!</strong></p>
<p>Ruhsal yaşın kronolojik yaştan farklı olabileceğini ancak stres yönetimi, duygusal işleme becerileri ve güçlü sosyal bağların ruhsal gençliği ve sağlıklı yaş almayı desteklediğini ifade eden <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Çelik</strong>, “Bu bulgular, yaşlanma sürecinin yalnızca kaç yıl yaşandığıyla değil, bu yılların nasıl deneyimlendiğiyle de yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Bireyin stresle baş etme biçimi, duygularını işleme kapasitesi, yaşamda anlam ve amaç duygusu geliştirmesi ile kurduğu sosyal ilişkilerin niteliği; psikolojik dayanıklılığı güçlendiren temel unsurlar arasındadır. Bu nedenle sağlıklı yaşlanma, yalnızca hastalıklardan uzak kalmayı değil; zihinsel esnekliği korumayı, duygusal dengeyi sürdürebilmeyi ve sosyal bağları canlı tutmayı da kapsayan bütüncül bir iyi oluş halini ifade etmektedir” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasinizdan-daha-yasli-hissediyor-olabilir-misiniz-625613">Yaşınızdan Daha Yaşlı Hissediyor Olabilir misiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Marmaris Baharı Festival Havasında Karşılıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/marmaris-bahari-festival-havasinda-karsiliyor-625583</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:30:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baharı]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[havasında]]></category>
		<category><![CDATA[karşılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[marmaris]]></category>
		<category><![CDATA[mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[organizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625583</guid>

					<description><![CDATA[<p>Marmaris, Nisan ve Mayıs aylarında ralliden bisiklet turuna, festivallerden konserlere uzanan zengin etkinlik takvimiyle baharı karşılıyor. Spor, sanat ve kültürün iç içe geçtiği organizasyonlar kente hareket katacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/marmaris-bahari-festival-havasinda-karsiliyor-625583">Marmaris Baharı Festival Havasında Karşılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Marmaris, Nisan ve Mayıs aylarında spor, sanat, müzik ve kültür dolu yoğun bir etkinlik takvimiyle hem yerli hem yabancı ziyaretçileri ağırlamaya hazırlanıyor. Farklı ilgi alanlarına hitap eden organizasyonlarla kentte adeta festival havası esecek. Marmaris, bahar aylarında düzenlenecek bu etkinliklerle hem turizm sezonuna güçlü bir başlangıç yapacak hem de ziyaretçilerine dopdolu bir deneyim sunacak.</p>
<p><strong>NİSAN AYI SPORLA DOPDOLU</strong></p>
<p>Sezon açılışı, Marmaris Uluslararası Yat Kulübü’nün organizasyonuyla gerçekleşen “Campus Cup” yelken yarışları ile başladı. Marmaris Uluslararası Yat Kulübü (MIYC) ev sahipliğinde bu yıl 18’incisi düzenlenen organizasyona 27 takım ve 257 üniversiteli sporcu katıldı. 31 Mart – 1 Nisan tarihleri arasında Türkiye’nin farklı üniversitelerinden gelen ekipler, hem rekabet hem de deneyim kazanma fırsatı bulurken Marmaris’in etkinlik sezonuna da güçlü bir başlangıç yapıldı.</p>
<p>Bir diğer organizasyon ise Boostcamp Marmaris 2026 ise 1-5 Nisan tarihleri arasında bisiklet tutkunlarını bir araya getirdi. Bu yıl 9’uncusu gerçekleştirilen organizasyon, doğa ile sporu buluşturan rotalarıyla başladı. 5 Nisan’a kadar devam edecek etkinlik bisiklet tutkunlarını bir araya getirdi.</p>
<p><strong>RALLİDEN KOŞUYA HEYECAN DORUKTA</strong></p>
<p>Sezonun bir diğer büyük organizasyonlarından 35. Ege Rallisi ise 2-4 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek. Türkiye’nin önemli otomobil sporları etkinliklerinden biri olan ralli, hız ve adrenalini Marmaris yollarına taşıyacak.</p>
<p>17-18-19 Nisan tarihlerinde gerçekleşecek Anadolu Sigorta Marmaris Ultra Trail, doğa ve spor tutkunlarını bir araya getirecek. Zorlu parkurlarda koşulacak yarış, Marmaris’in eşsiz doğasını sporla buluşturacak. 27-29 Nisan tarihlerinde ise dünyanın yakından takip ettiği 61. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, Marmaris etaplarıyla kente büyük heyecan katacak. Uluslararası bisikletçiler, zorlu parkurlarda mücadele edecek.</p>
<p><strong>23 NİSAN FESTİVALLE KUTLANACAK</strong></p>
<p>Marmaris Belediyesi tarafından bu yıl ilk kez düzenlenecek Uluslararası Çocuk Festivali, 21-26 Nisan tarihleri arasında Türkiye’den ve farklı ülkelerden yüzlerce çocuğu Marmaris’te ağırlayacak. 23 Nisan coşkusunu uluslararası boyuta taşıyacak festivalde, dans ve müzik gösterileriyle renkli görüntüler oluşacak. Festival kapsamında 25 Mayıs’ta sahne alacak olan sevilen sanatçı Aydilge ise Marmaris’te müzik dolu unutulmaz bir gece yaşatacak.</p>
<p><strong>KÜLTÜRLER MARMARİS’TE BULUŞACAK</strong></p>
<p>Mayıs ayı da birbirinden önemli organizasyonlarla devam edecek. 2-12 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek Marmaris Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali, konserler, sergiler ve performanslarla sanatseverlere hitap edecek. Bu yıl 5’incisi düzenlenecek festivalde Fazıl Say ve Ferit Odman gibi önemli sanatçılar, Marmaris Amfi Tiyatro’da sahne alacak.</p>
<p>7-10 Mayıs tarihleri arasında düzenlenecek Latin Fest, dans ve müzikle Marmaris’e Latin rüzgârı estirecek. Ritim, gastronomi, dans ve diplomasiyi bir araya getiren festival; Türkiye ile Latin dünyası arasında yeni bir kültürel buluşma noktası oluşturmayı hedefliyor. Latin ülkelerinden profesyonel dans toplulukları, canlı sahne performansları ve salsa ile bachata gibi dansların tutkulu ezgileri her akşam kente hareket katacak.</p>
<p><strong>VETERAN BASKETÇİLER YİNE MARMARİS’TE</strong></p>
<p>7-11 Mayıs’ta gerçekleşecek Marmaris Yat Charter Show, deniz turizmi sektörünün önemli temsilcilerini bir araya getirirken 14-17 Mayıs tarihlerinde düzenlenecek Uluslararası Veteran Basketbol Turnuvası ise farklı ülkelerden sporcuları dostluk ve rekabet ortamında buluşturacak. Ayrıca 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda da birbirinden renkli etkinlikler olacak.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/marmaris-bahari-festival-havasinda-karsiliyor-625583">Marmaris Baharı Festival Havasında Karşılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>61. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu için İl Koordinasyon Toplantıları Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/61-cumhurbaskanligi-turkiye-bisiklet-turu-icin-il-koordinasyon-toplantilari-basladi-625580</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:29:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[61]]></category>
		<category><![CDATA[bisiklet]]></category>
		<category><![CDATA[cumhurbaşkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[koordinasyon]]></category>
		<category><![CDATA[toplantıları]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Bisiklet]]></category>
		<category><![CDATA[turu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625580</guid>

					<description><![CDATA[<p>26 Nisan – 3 Mayıs 2026 tarihleri arasında düzenlenecek olan 61. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu için hazırlıklar tüm hızıyla sürerken, organizasyonun kritik aşamalarından biri olan il koordinasyon toplantıları da başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/61-cumhurbaskanligi-turkiye-bisiklet-turu-icin-il-koordinasyon-toplantilari-basladi-625580">61. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu için İl Koordinasyon Toplantıları Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin en prestijli uluslararası spor organizasyonlarından biri olan Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu (Tour of Türkiye), 2026 yılında 61. kez düzenlenerek dünya bisikletinin önemli takımlarını Türkiye’de buluşturmaya hazırlanıyor.</p>
<p>T.C. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, T.C. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın destekleriyle Türkiye Bisiklet Federasyonu tarafından gerçekleştirilecek olan 61. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, 26 Nisan – 3 Mayıs 2026 tarihleri arasında Çeşme’den başlayarak Aydın, Marmaris, Kıran, Fethiye, Patara, Kemer ve Antalya etaplarının ardından Ankara’da sona erecek 8 etaplık parkuruyla uluslararası bisiklet dünyasının dikkatini bir kez daha Türkiye’ye çevirecek.</p>
<p><strong>61. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu İl Koordinasyon Toplantıları başladı</strong></p>
<p>26 Nisan – 3 Mayıs 2026 tarihleri arasında Çeşme’den başlayarak Ankara’da sona erecek 8 gün, 8 etap ve toplam 1133.5 kilometrelik parkurda düzenlenecek olan 61. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu öncesinde İl Koordinasyon Toplantıları Muğla ve İzmir’de gerçekleştirilirken, Antalya’da da yapılacak toplantıyla devam edecek. </p>
<p>Muğla Valisi Sayın İdris Akbıyık, İzmir Valisi Sayın Süleyman Elban ve Antalya Valisi Sayın Hulusi Şahin başkanlığında gerçekleştirilen koordinasyon toplantılarına, Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu, Yol Bisikletinden Sorumlu Asbaşkan Metin Cengiz ile ilgili kurum ve kuruluş temsilcileri katılım sağladı. Toplantılarda organizasyonun tüm operasyonel hazırlıkları masaya yatırılırken; parkur güvenliği, trafik düzenlemeleri, ulaşım, sağlık ve acil durum planlamalarına ilişkin süreçler detaylı şekilde değerlendirildi.</p>
<p>Geçtiği illerde yüksek organizasyon kalitesiyle hayata geçirilmesi hedeflenen etaplar için tüm kurumların eşgüdüm içerisinde çalıştığı vurgulanırken, organizasyonun sorunsuz şekilde gerçekleştirilmesine yönelik kararlılığın altı çizildi. İl koordinasyon toplantıları, 8 Nisan’da Ankara Valisi Sayın Vasip Şahin başkanlığında Ankara’da gerçekleştirilecek toplantıyla tamamlanacak.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/61-cumhurbaskanligi-turkiye-bisiklet-turu-icin-il-koordinasyon-toplantilari-basladi-625580">61. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu için İl Koordinasyon Toplantıları Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanserli Hücre Fotokopi Makinesi Gibi Çalışıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanserli-hucre-fotokopi-makinesi-gibi-calisiyor-2-625577</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:29:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Akıllı İlaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[çalışıyor]]></category>
		<category><![CDATA[fotokopi]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[ila]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserli]]></category>
		<category><![CDATA[makinesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mutasyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625577</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser söz konusu olduğunda akıllarda soru işaretleri ve kaygı artabiliyor ancak hastalığın işleyişini ve tedavinin mantığını bilmek tabloyu daha net hale getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserli-hucre-fotokopi-makinesi-gibi-calisiyor-2-625577">Kanserli Hücre Fotokopi Makinesi Gibi Çalışıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1–7 Nisan Ulusal Kanser Haftası’nda normal hücre ile kanserli hücre arasındaki farklara değinen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı, Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Necdet Üskent, “Sinyal gelmediği sürece çoğalmayan normal hücrelere karşı kanser hücresi, çoğalmayı fotokopi makinesi gibi gerçekleştiriyor. Kanser tedavisinin başarı oranlarını artıran akıllı ilaçlar da bu durmak bilmeyen hücrelere ‘artık intihar etmelisin’ mesajı veriyor” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Yara iyileşmesi sırasında hücreler çoğalarak dokuyu onarır ve süreç tamamlandığında bu çoğalma durur. Ancak kanserli hücrede bu programlı hücre ölümünün olmadığını dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı, Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Necdet Üskent, “Yeni geliştirilen ilaçlar bu programı yeniden hatırlatma prensibiyle çalışıyor. Bazı akıllı ilaçlar doğrudan hücreye değil, çevresindeki onu besleyen damarları hedef alıyor ve bu sayede aç bırakılan kanser hücresi yok oluyor. Akıllı ilaçların fark yarattığı en önemli nokta ise doğrudan hedefe yönelerek yalnızca tümörü etkilemesi ve böylece sağlıklı hücreleri koruması. Geleneksel kemoterapide ise saç, tırnak ve kemik iliği gibi çoğalması gereken hücreler de tedaviden olumsuz etkileniyor” dedi.</p>
<p><strong>Ülkeler arası genetik farklılıklar başarı oranını yüzde 30’a kadar çıkarabiliyor</strong></p>
<p>Akıllı ilaçların kemoterapiye kıyasla daha düşük yan etki gösterdiğini de vurgulayan Üskent, “Ameliyat ve kemoterapi gereksinimini azaltabilen akıllı ilaçlardan, akciğer kanserlerinin yaklaşık yüzde 10 ila 15’inde fayda sağlanabiliyor. Bu oran genetik farklılıklar nedeniyle Filipin, Çin ve Japonya gibi ülkelerde yüzde 25-30 seviyelerine çıkabiliyor. Özellikle hiç sigara kullanmamış kadın hastalarda başarı oranı yüzde 50-60’lara ulaşılabiliyor. Akıllı ilaç tedavisi için erken evre şartı olduğu düşünülse de aslında bu tedaviyi kanserin yayılım gösterdiği durumlarda daha sık tercih ediyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Pankreas kanserinin yüzde 80’inde görülen mutasyona yönelik yeni ilaçlar geliştiriliyor</strong></p>
<p>Akıllı ilaçların yeni bir gelişme olarak görülse de geçmişinin 2000’li yılların başına dayandığını açıklayan Üskent, “2003’lerde lösemide sadece transplantasyon ile ömür uzatılabilirken hastalığa neden olan yapısal bozukluk tespit edildi ve buna yönelik geliştirilen tedaviyle hastalar tamamen iyileşti. Kan kanserinde yaşanan gelişme akıllı ilaçların temelini oluşturdu. Daha sonra bu yaklaşım diğer kanser türlerine de taşındı ve 2007’de akciğer kanserinde EGFR mutasyonuna karşı geliştirilen tablet ilaçla kemoterapiye gerek kalmadan tümörlerde gerileme görüldü. Akıllı ilaç tedavisinin uygunluğu kanser türüne değil mutasyonun türüne göre belirlenir. Uygun hastalarda bu ilaçlar tümörü tamamen yok edebilir ve ameliyata gerek kalmayabilir. Aynı mutasyon görüldüğünde tümör hangi organda olursa olsun benzer başarı elde edilir ve hastanın bu tedavilere uygun olup olmadığı kısa sürede sonuçlanan genetik testlerle anlaşılabilir. Bugün tüm mutasyonlara karşı ilaç bulunmuş olmasa da çalışmalar hızla sürüyor. Örneğin pankreas kanserinin yüzde 80’inde görülen bir mutasyona yönelik yeni ilaçlar üzerinde çalışılıyor” dedi.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserli-hucre-fotokopi-makinesi-gibi-calisiyor-2-625577">Kanserli Hücre Fotokopi Makinesi Gibi Çalışıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fazla Tuz, Mide Kanseri Riskini Artırabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fazla-tuz-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor-2-625568</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:28:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[Tuz Tüketimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625568</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aşırı tuz tüketiminin doğrudan kansere yol açmasa da ciddi riskler oluşturabildiğini ifade eden Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Yüksek tuz alımı, mideyi koruyan mukozal tabakayı tahriş eder ve zamanla zayıflatır. Bu durum, mideyi zararlı maddelere ve enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale getirir.” dedi. Özellikle Helikobakter pylori gibi bakterilerin çoğalmasını kolaylaştıran bu durumun, mide kanseri riskini artırabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Atamer, sigara ve alkol kullanımıyla birleştiğinde ise tehlikenin daha da büyüdüğünü vurguladı. Prof. Dr. Atamer ayrıca günlük sodyum tüketiminin sınırlandırılması gerektiği ve gizli tuza karşı farkındalık oluşturulması konusunda uyardı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fazla-tuz-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor-2-625568">Fazla Tuz, Mide Kanseri Riskini Artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji veDahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, aşırı tuz tüketiminin mideye verdiği zararlar ile özellikle diğer risk faktörleriyle birlikte kanser riskinin artmasına etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Fazla tuz tüketimi kanser gelişimi için uygun bir zemin hazırlayabilir! </strong></p>
<p>Aşırı tuz tüketiminin doğrudan kansere neden olmasa da, mide sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratarak mide kanseri riskini artırabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Yüksek tuz alımı, mideyi koruyan mukozal tabakayı tahriş eder ve zamanla zayıflatır. Bu durum, mideyi zararlı maddelere ve enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale getirir.” dedi.</p>
<p>Sürekli tahriş olan mide yüzeyinin, adeta zımpara kağıdıyla aşındırılmış gibi hassaslaşacağını ve bunun da iltihaplanma süreçlerini tetikleyebileceğini ifade eden Prof. Dr. Atamer, “Bilimsel çalışmalar, aşırı tuz tüketiminin mide kanseri ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Özellikle turşu, konserve ve yüksek tuz içeren fermente gıdaların sık tüketildiği toplumlarda mide kanseri oranlarının daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Bu durumun önemli nedenlerinden biri, mide kanseriyle ilişkili bir bakteri olan Helikobakter pylori’nin yüksek tuzlu ortamda daha kolay çoğalabilmesidir. Tuz, bu bakterinin mide duvarına verdiği zararı artırarak kanser gelişimi için uygun bir zemin hazırlayabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sigara ve alkol kullanımıyla birlikte yüksek tuz tüketimi kanser riskini artırabilir! </strong></p>
<p>Tuz tüketiminin diğer risk faktörleriyle birleşmesinin de tehlikeyi büyüttüğüne vurgu yapan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Sigara ve alkol kullanımı, mide zarını zayıflatarak tuzun olumsuz etkilerini artırır ve birlikte değerlendirildiğinde kanser riskini daha da yükseltebilir.” dedi.</p>
<p>Günlük tuz tüketimi konusunda dikkatli olunması büyük önem taşıdığı uyarısını yapan Prof. Dr. Atamer, “Genel olarak günlük sodyum alımının 2.300 miligramı aşmaması önerilir. Ancak çocuklar, hipertansiyon hastaları ve böbrek hastalığı bulunan bireyler için bu miktarın daha da düşük olması gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dengeli tuz tüketimi sağlığı korur! </strong></p>
<p>Modern beslenme alışkanlıklarında ‘gizli tuz’un önemli bir sorun olduğunun altını çizen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Cipsler, hazır çorbalar, şarküteri ürünleri, dondurulmuş yemekler ve hatta bazı ekmek çeşitleri beklenenden çok daha fazla sodyum içerebilir. Örneğin, bir porsiyon konserve çorba 800 miligramdan fazla sodyum içerebilir; bu da günlük önerilen miktarın önemli bir kısmını tek başına karşılayabilir.” dedi.</p>
<p>Tuz tüketimini azaltmanın, lezzetten ödün vermek anlamına gelmediği değerlendirmesini yapan Prof. Dr. Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yemeklerde sarımsak, kırmızı biber, kekik gibi baharatlar ve limon gibi turunçgiller kullanılarak daha zengin ve dengeli tatlar elde edilebilir. Ayrıca alışveriş yaparken ürün etiketlerindeki sodyum oranını kontrol etmek ve ‘az tuzlu’ ibaresi bulunan ürünleri tercih etmek sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.</p>
<p>Özellikle kalp hastalığı, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı olan bireyler için tuz tüketimi daha kritik bir konudur. Fazla tuz alımı, bu hastalıkların seyrini olumsuz etkileyebilir ve komplikasyon riskini artırabilir. Bu nedenle dengeli ve kontrollü bir tuz tüketimi, hem mide sağlığını korumak hem de genel sağlığı desteklemek açısından büyük önem taşır.”</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fazla-tuz-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor-2-625568">Fazla Tuz, Mide Kanseri Riskini Artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iklim-krizi-alerjiyi-tetikliyor-hastaliklar-hizla-artiyor-625559</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:28:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alerjen]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[alerjiyi]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[klim]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625559</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, 4-10 Nisan Dünya Alerji Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, iklim değişikliği, şehirleşme, hava kirliliği, yaşam tarzındaki değişiklikler ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesinin alerjik hastalıkların görülme sıklığını arttırdığına dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iklim-krizi-alerjiyi-tetikliyor-hastaliklar-hizla-artiyor-625559">İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İklim değişikliği nedeniyle yükselen sıcaklıklar, mevsimsel alerjisi olan kişilerin daha uzun bir süre boyunca daha fazla polene maruz kalmasını sağlıyor. Bu durum alerjenlerin havada kalma süresini uzatıyor ve alerji şikayetlerini arttırıyor.</p>
<p>Günümüzde çocukların yaklaşık üçte birinde, yetişkinlerin ise önemli bir kısmında alerjik hastalıklara rastlanıyor. En yaygın görülen alerjik hastalıklar; alerjik rinit (saman nezlesi), alerjik astım, ürtiker, atopik dermatit (egzema), arı alerjileri ve bazı gıda alerjileridir.</p>
<p>Alerjik rinit hastalarının genellikle burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma, astım hastalarında ise nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı solunum gibi belirtiler görülüyor. Bu şikâyetlerin özellikle ilkbahar aylarında ya da ev tozu gibi alerjenlere maruz kalındığında artıyor.</p>
<p><b>Alerjide doğru tanı, doğru tedavi planı için temel adımdır</b></p>
<p>Tanı sürecine ilişkin bilgi veren Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, alerji tanısında hastanın şikâyetlerinin ve öyküsünün dikkatle değerlendirilmesinin büyük önem taşıdığını açıkladı. Bunun yanında deri prick testleri ve bazı kan testleri ile kişinin hangi alerjenlere karşı duyarlılık geliştirdiğinin belirlenebildiğini, doğru tanının doğru tedavi planı için temel adım olduğunu vurguladı.</p>
<p>Alerjik hastalıkların tedavisine de değinen Sayaca, üç temel yaklaşım bulunduğunu belirtti. İlk olarak alerjene maruziyetin azaltılmasının, yani korunma önlemlerinin önemine dikkat çeken Sayaca, ikinci aşamada ilaç tedavilerinin uygulandığını söyledi. Üçüncü ve en etkili yöntemlerden birinin ise alerji aşıları olarak bilinen immünoterapi olduğunu ifade eden Sayaca, bu tedavinin alerjik hastalıkların seyrini değiştirebilen ve uzun vadede kalıcı iyileşme sağlayabilen tek yöntem olduğunu dile getirdi.</p>
<p><b>Alerji aşıları bağışıklık sistemini yeniden eğitiyor</b></p>
<p>Alerji aşısının nasıl uygulandığına ilişkin de bilgi veren Sayaca, bu tedavinin bağışıklık sistemini yeniden eğitmeyi amaçladığını anlattı. Hastaya alerjisi olduğu maddeye karşı çok küçük dozlarla başlanarak düzenli aralıklarla artan miktarlarda alerjen verildiğini belirten Sayaca, bu sayede bağışıklık sisteminin zamanla o maddeye karşı aşırı tepki vermemeyi öğrendiğini söyledi. Tedavi süresinin genellikle 3 ila 5 yıl arasında değiştiğini ifade eden Sayaca, düzenli uygulandığında birçok hastada şikâyetlerin belirgin şekilde azaldığını, bazı hastalarda ise tamamen ortadan kalkabildiğini aktardı. Ayrıca bu tedavinin astım gelişme riskini azaltma gibi uzun vadeli faydalarının da bulunduğunu ekledi.</p>
<p><b>Kimler alerji aşısı olabilir?</b></p>
<p>Kimlerin alerji aşısı olabileceğine ilişkin açıklamalarda bulunan Sayaca, öncelikle alerjinin testlerle net olarak ortaya konulması gerektiğini belirtti. Özellikle polen, ev tozu akarı, küf mantarı veya arı alerjisi bulunan ve ilaç tedavisine rağmen şikâyetleri devam eden hastalarda bu yöntemin düşünülebileceğini ifade eden Sayaca, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde uygulanabildiğini söyledi.</p>
<p><b>Alerji aşısı oldukça güvenlidir ancak her hastaya uygulanamaz</b></p>
<p>Toplumda alerji aşılarıyla ilgili yanlış bilinenlere de değinen Sayaca, en sık karşılaşılan yanlış inanışın bu tedavinin çok riskli olduğu yönünde olduğunu dile getirdi. Oysa uzman hekim kontrolünde ve uygun hastalarda uygulandığında alerji aşılarının oldukça güvenli olduğunu vurgulayan Sayaca, bir diğer yanlış bilginin ise her alerji hastasına bu tedavinin uygulanabileceği düşüncesi olduğunu ifade etti. Sayaca, bu nedenle mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><b>Alerji belirtilerini hafife almayın</b></p>
<p>Son olarak alerji hastalarına önerilerde bulunan Sayaca, alerji belirtilerinin hafife alınmaması gerektiğini vurguladı. Alerjiye neden olan faktörlerin mümkün olduğunca azaltılmasının önemine dikkat çeken Sayaca, ev tozu alerjisi olanların ev temizliğine özen göstermesi gerektiğini, polen alerjisi bulunan kişilerin ise yoğun polen dönemlerinde açık havada uzun süre kalmamaya dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Doktor önerisi dışında ilaç kullanılmaması gerektiğini ifade eden Sayaca, uzun süren veya yaşam kalitesini olumsuz etkileyen şikâyetlerde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iklim-krizi-alerjiyi-tetikliyor-hastaliklar-hizla-artiyor-625559">İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Milyar Dolarlık K-Beauty Pazarı Büyüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/milyar-dolarlik-k-beauty-pazari-buyuyor-625544</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:27:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[büyüyor]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[dolarlık]]></category>
		<category><![CDATA[k-beauty]]></category>
		<category><![CDATA[milyar]]></category>
		<category><![CDATA[pazar]]></category>
		<category><![CDATA[pazarı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625544</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kore kozmetiği, içerik inovasyonu ve erişilebilir lüks yaklaşımıyla küresel güzellik pazarında kalıcı bir güç haline gelirken; Türkiye’de artan talep, yeni nesil perakende modellerini ve güven odaklı kürasyonu öne çıkarıyor. Türkiye’de K-Beauty kategorisinin gelişiminde öncü rol üstlenen Merumy ise, bu ilginin geçici bir trendin ötesine geçtiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/milyar-dolarlik-k-beauty-pazari-buyuyor-625544">Milyar Dolarlık K-Beauty Pazarı Büyüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Küresel güzellik endüstrisi son yılların en güçlü dönüşümlerinden birini Kore kozmetiği ile yaşıyor. Bir dönem trend olarak konumlanan K-Beauty, bugün milyar dolarlık hacmi, güçlü ihracat performansı ve yüksek Ar-Ge odaklı üretim yapısıyla kalıcı bir pazar dinamiğine dönüşmüş durumda. İçerik inovasyonu, çok adımlı bakım yaklaşımı ve “erişilebilir lüks” modeliyle öne çıkan bu yapı, yalnızca tüketici tercihlerini değil, perakende stratejilerini de yeniden şekillendiriyor.</p>
<p>Uluslararası araştırmalar, K-Beauty pazarının önümüzdeki yıllarda istikrarlı büyümesini sürdüreceğini ortaya koyarken; bu dönüşümün Türkiye gibi gelişen pazarlarda daha hızlı karşılık bulduğu görülüyor.</p>
<p>Türkiye’de Talep Derinleşiyor, Perakende Yeniden Şekilleniyor</p>
<p>Türkiye’de K-Beauty kategorisine olan ilgi yalnızca artmakla kalmıyor, aynı zamanda daha bilinçli ve seçici bir tüketim davranışına evriliyor. İçerik odaklı ürün tercihleri, cilt bariyerine yönelik bakım anlayışı ve uzun vadeli etki beklentisi, pazardaki büyümeyi destekleyen temel dinamikler arasında yer alıyor.</p>
<p>Kore kozmetiğinin Türkiye’deki gelişimini değerlendiren Merumy CEO’su Mehmet Onur Solak, bu dönüşümü şu sözlerle yorumluyor:</p>
<p>“K-Beauty bugün artık bir trend değil, kendi dinamikleri olan kalıcı bir kategori. Tüketici tarafında ciddi bir bilinçlenme var; kullanıcılar ürünün yalnızca ne vaat ettiğine değil, içeriğine, formülasyonuna ve uzun vadeli etkisine bakıyor. Bu da pazarı yüzeysel bir ilgi alanından çıkarıp daha derin ve sürdürülebilir bir yapıya taşıyor.”</p>
<p>Kürasyon ve Güven, Yeni Dönemin Belirleyicisi</p>
<p>Artan talep ile birlikte pazara giren ürün ve marka sayısı hızla artarken, tüketicinin doğru ürüne güvenilir kanallar üzerinden ulaşma ihtiyacı da aynı ölçüde önem kazanıyor. Bu noktada kürasyon ve doğrudan tedarik modeli, sektörün en kritik başlıkları arasında öne çıkıyor.</p>
<p>Merumy CEO’su Mehmet Onur Solak, bu değişime ilişkin şunları ekliyor:</p>
<p>“Kore kozmetiğinde en kritik konu güven. Ürünün orijinalliği, doğru koşullarda tedarik edilmesi ve doğru şekilde sunulması gerekiyor. Biz Merumy olarak yalnızca ürün getiren bir yapı değil, aynı zamanda seçen, doğrulayan ve tüketiciye güvenli bir deneyim sunan bir platform kurmaya odaklanıyoruz.”</p>
<p>Merumy, Türkiye’de K-Beauty’nin Referans Noktalarından Biri</p>
<p>Kore’nin önde gelen kozmetik ve yaşam markalarını Türkiye’de tüketicilerle buluşturan Merumy, bu büyüyen kategorinin yerel pazardaki temsilcilerinden biri olarak konumlanıyor. Ürünlerini doğrudan Kore’deki iş ortaklarından temin eden marka, şeffaflık ve orijinallik odağında ilerliyor.</p>
<p>İstanbul’da Meydan AVM ve Mall of İstanbul’da yer alan mağazalarıyla faaliyet gösteren Merumy, K-Beauty kategorisine yönelik artan tüketici ilgisini sahada birebir gözlemleyen perakende oyuncularından biri. Marka, her iki lokasyonda da yoğun ilgiyle karşılanırken, kategoriye olan talebin istikrarlı şekilde büyüdüğünü ortaya koyuyor.</p>
<p>Merumy, K-Beauty kategorisinin Türkiye’deki gelişiminde talep yaratan oyunculardan biri olarak öne çıkarken, mevcutta iki mağazasıyla faaliyetlerini sürdürüyor. Artan ilgi doğrultusunda yeni mağaza yatırımları ve farklı lokasyonlardan gelen talepler değerlendirilmeye devam ediliyor.</p>
<p>Ürün portföyünü hızlı bir şekilde genişleten marka, bugün yaklaşık 1100 farklı ürüne ulaşırken, kısa vadede bu sayının 2.000’e çıkarılması hedefleniyor. İlk dört ayda marka çeşitliliğini 33’e yükselten Merumy, K-Beauty kategorisinde Türkiye’de öncü bir konumda ilerliyor.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/milyar-dolarlik-k-beauty-pazari-buyuyor-625544">Milyar Dolarlık K-Beauty Pazarı Büyüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kansere Farkındalık Çağrısı: “Bedenin Sana Fısıldar Onu Duy”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kansere-farkindalik-cagrisi-bedenin-sana-fisildar-onu-duy-625526</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:26:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bedenin]]></category>
		<category><![CDATA[çağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[fısıldar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kansere]]></category>
		<category><![CDATA[önü]]></category>
		<category><![CDATA[sana]]></category>
		<category><![CDATA[uludağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625526</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi, Ulusal Kanser Haftası kapsamında önemli bir toplumsal farkındalık etkinliğine ev sahipliği yaptı. Söyleşide konuşan uzmanlar, kanserin yüzde 80 oranında önlenebilir olduğuna dikkat çekerken; hastalığı yenenler hikayeleriyle umut aşıladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kansere-farkindalik-cagrisi-bedenin-sana-fisildar-onu-duy-625526">Kansere Farkındalık Çağrısı: “Bedenin Sana Fısıldar Onu Duy”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi, Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği (ONKODAY) iş birliğinde 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında “Bedenin Sana Fısıldar Onu Duy” başlıklı bir etkinlik gerçekleştirdi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’ndeki programa Nilüfer Belediye Başkan Yardımcıları Bukle Erman ve Okan Şahin ile Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in eşi Nuray Özdemir katılarak destek verirken, vatandaşlar da yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p> KADER DEĞİL, ÖNLENEBİLİR</p>
<p>Moderatörlüğünü Güzin Abraş’ın yaptığı söyleşide konuşan Bursa Uludağ Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Türkkan Evrensel, kanserin kalp hastalıklarından sonra en sık görülen ikinci ölüm nedeni olduğunu hatırlattı. Kanserin yüzde 80 oranında çevresel faktörlere bağlı ve önlenebilir olduğunu belirten Evrensel, özellikle meme, rahim ağzı ve kolon kanserinde tarama testlerinin hayat kurtardığını ifade etti.</p>
<p>“BIÇAK DEĞERSE YAYILIR” ÖNYARGISI KIRILMALI</p>
<p>Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Uzmanı Doç. Dr. Kazım Şenol, toplumdaki yanlış inanışların tedaviyi aksattığını belirterek, “Kansere bıçak değmez” algısının yanlışlığına dikkat çekti. Şenol, Türkiye’de tarama testlerine katılımın hala yüzde 30 seviyelerinde kalmasından üzüntü duyduklarını söyledi.</p>
<p> PSİKOLOJİK DESTEK ÖNEMLİ<br /> Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Uzmanı Doç. Dr. Ezgi Demirdöğen ise akciğer kanserinde sigaranın etkisinin yüksek olduğuna değinerek, mücadelede psikolojik desteğin önemine dikkat çekti.</p>
<p>UMUT VEREN HİKAYELER</p>
<p>Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği (ONKODAY) Başkanı Füsun Önen’in “Önce ben” demenin önemini aktardığı programda, kanseri yenen isimler de konuştu. Seher Özgen, Zühal Okan, Seher Çarkın Elmalı ve Fatma Asan; hem erken teşhisin önemini, hem de bilim dışı yöntemlerden uzak durulması gerektiğini kendi hikayeleriyle anlattılar.</p>
<p> RENKLİ ETKİNLİK<br /> Yüzüncüyıl Mahallesi Ritim Grubu ve Halk Oyunları ekibinin gösterileriyle renklenen etkinliğin sonunda emeği geçenlere teşekkür edildi.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kansere-farkindalik-cagrisi-bedenin-sana-fisildar-onu-duy-625526">Kansere Farkındalık Çağrısı: “Bedenin Sana Fısıldar Onu Duy”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Wilma Elles&#8217;ten Türk Mutfağı Tanıtımına Destek: GTD Toplantısında İş Birliği Vurgusu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/wilma-ellesten-turk-mutfagi-tanitimina-destek-gtd-toplantisinda-is-birligi-vurgusu-625523</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[elles]]></category>
		<category><![CDATA[mutfağı]]></category>
		<category><![CDATA[tanıtımına]]></category>
		<category><![CDATA[ten]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[wilma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625523</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gastronomi Turizmi Derneği (GTD) Yönetim Kurulu, sektörün farklı alanlarından önemli isimlerin katılımıyla kapsamlı bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, gastronomi ve turizm ekseninde geliştirilebilecek iş birlikleri ve sektörel fırsatlar ele alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/wilma-ellesten-turk-mutfagi-tanitimina-destek-gtd-toplantisinda-is-birligi-vurgusu-625523">Wilma Elles&#8217;ten Türk Mutfağı Tanıtımına Destek: GTD Toplantısında İş Birliği Vurgusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>GTD Yönetim Kurulu Üyesi, Ukey Danışmanlık CEO&#8217;su ve Ai Drink Satıştan Sorumlu Başkan Yardımcısı Umut Kaya&#8217;nın ev sahipliğinde Ai Drink&#8217;te gerçekleştirilen toplantıya; GTD Başkanı Gürkan Boztepe, 6. Dönem AK Parti Bitlis İl Başkanı Kadir Köstekçi, Meat Burger Yönetim Kurulu Başkanı Osman Sağdıç, Başyazıcı Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Murat Başyazıcıoğlu, Avukat Gözde Çaçan, Crowne Plaza Harbiye Genel Müdürü Yusuf Mayda, Hatay Dayanışma Derneği Başkanı Fahir Abacı, oyuncu ve model Wilma Elles ile Sabırtaşı Restoran işletmecisi Mustafa Topçuoğlu katıldı.</p>
<p>Gerçekleşen görüşmelerde gastronomi turizminin geliştirilmesine yönelik projeler, markalar arası sinerji oluşturulması ve yerel değerlerin uluslararası platformlarda daha etkin tanıtılması konuları ön plana çıktı. Toplantı kapsamında ayrıca Ai Drink&#8217;in sağlıklı ve faydalı &#8220;longevity&#8221; içeceklerinin tadımı gerçekleştirildi. Oyuncu ve model Wilma Elles&#8217;in, Türk mutfağının uluslararası tanıtımına destek vereceği ifade edildi. Katılımcılar, özellikle yiyecek-içecek sektörü ile turizm paydaşları arasında kurulabilecek stratejik iş birliklerinin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Toplantı sonunda, önümüzdeki dönemde hayata geçirilebilecek ortak projeler ve iş birlikleri üzerine çalışmaların hızlandırılması konusunda görüş birliğine varıldığı öğrenildi.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/wilma-ellesten-turk-mutfagi-tanitimina-destek-gtd-toplantisinda-is-birligi-vurgusu-625523">Wilma Elles&#8217;ten Türk Mutfağı Tanıtımına Destek: GTD Toplantısında İş Birliği Vurgusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzunçiflik Aile Sağlığı Merkezi Hizmete Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzunciflik-aile-sagligi-merkezi-hizmete-basladi-625477</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 13:43:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmete]]></category>
		<category><![CDATA[kocaman]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[uzunçiflik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625477</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kartepe Belediye Başkanı Av. M. Mustafa Kocaman Uzunçiftlik Mahallesi’nde hizmete başlayan Aile Sağlığı Merkezi’ni ziyaret etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzunciflik-aile-sagligi-merkezi-hizmete-basladi-625477">Uzunçiflik Aile Sağlığı Merkezi Hizmete Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kartepe Belediye Başkanı Av. M. Mustafa Kocaman Uzunçiftlik Mahallesi’nde hizmete başlayan Aile Sağlığı Merkezi’ni ziyaret etti. Mahalle sakinlerinin sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşması amacıyla hayata geçirilen merkezi gezen Başkan Kocaman, yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı.</p>
<p><strong>Başkan Kocaman İncelemelerde Bulundu</strong></p>
<p>Hizmete giren yeni merkezde incelemelerde bulunan Kartepe Belediye Başkanı Av. M. Mustafa Kocaman, sağlık merkezinin taşıdığı öneme dikkat çekti. Ziyareti sırasında kısa bir değerlendirme yapan Başkan Kocaman &#8220;Hizmete giren Uzunçiftlik Aile Sağlığı Merkezimiz, mahallemizdeki önemli bir ihtiyaca cevap verecek. Hemşehrilerimizin modern ve ferah bir ortamda sağlık hizmeti alması bizler için çok kıymetli. İlçemize ve Uzunçiftlik sakinlerine hayırlı uğurlu olmasını diliyorum&#8221; dedi</p>
<p><strong>Sağlık Personeli ve Doktorlara Başarı Mesajı</strong></p>
<p>Merkezde göreve başlayan sağlık personeli ile bir araya gelen Başkan Kocaman, sağlık çalışanlarına yeni görev yerlerinde başarılar diledi. Merkezin her birimini titizlikle inceleyen başkan Kocaman çalışanlara kolaylıklar diledi.</p>
<p><strong>İlçe Sağlık Müdürü ve Muhtar da Eşlik Etti</strong></p>
<p>Kartepe Belediye Başkanı Av. M. Mustafa Kocaman gerçekleştirmiş olduğu ziyarette, Kartepe İlçe Sağlık Müdürü Nazif Aksoy ile Uzunçiftlik Mahalle Muhtarı Halit Atik de hazır bulundu. İlçe Sağlık Müdürü Nazif Aksoy da merkezle ilgili değerlendirmelerde bulunarak “Hizmete giren Aile Sağlığı Merkezimiz, bölge halkımızın sağlık hizmetlerine erişimini önemli ölçüde kolaylaştıracaktır. Modern donanımı ve uygun fiziki şartlarıyla hem vatandaşlarımıza hem de sağlık çalışanlarımıza kaliteli bir hizmet ortamı sunulmuştur, emeği geçen herkese teşekkür ederim” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzunciflik-aile-sagligi-merkezi-hizmete-basladi-625477">Uzunçiflik Aile Sağlığı Merkezi Hizmete Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nurhan Ünüsan; &#8220;Demirhindi, Bamya ve Çemen Otu, Mikroplastiklere Karşı Doğal Çözüm Sunuyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusan-demirhindi-bamya-ve-cemen-otu-mikroplastiklere-karsi-dogal-cozum-sunuyor-625456</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 13:32:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bamya]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[çemen]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[demirhindi]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[mikroplastik]]></category>
		<category><![CDATA[nurhan]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ünüsan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625456</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmalar, demirhindi, bamya ve çemen otu gibi bitkilerden elde edilen doğal bileşiklerin su arıtımında mikroplastikleri etkili biçimde uzaklaştırdığını ortaya koyuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusan-demirhindi-bamya-ve-cemen-otu-mikroplastiklere-karsi-dogal-cozum-sunuyor-625456">Prof. Dr. Nurhan Ünüsan; &#8220;Demirhindi, Bamya ve Çemen Otu, Mikroplastiklere Karşı Doğal Çözüm Sunuyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Araştırmalar, demirhindi, bamya ve çemen otu gibi bitkilerden elde edilen doğal bileşiklerin su arıtımında mikroplastikleri etkili biçimde uzaklaştırdığını ortaya koyuyor. Bilim insanları bu gelişmeyi, çevre dostu teknolojiler açısından önemli bir adım olarak değerlendiriyor. Bilim dünyası ise bu soruna karşı daha güvenli ve sürdürülebilir çözümler geliştirmeye odaklanıyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurhan Ünüsan, mikroplastik kirliliğine yönelik geliştirilen yeni yaklaşımları değerlendirerek önemli bilgiler paylaştı.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Bitki Bazlı İçerikler, Çevre Dostu Bir Alternatif Olarak Öne Çıkıyor”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Mikroplastiklerin, küresel ölçekte önemli bir çevre sorunu olduğunu dile getiren KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurhan Ünüsan “Mikroplastikler, su kaynaklarından gıdalara ve insan dokularına kadar geniş bir alanda tespit edilerek küresel ölçekte önemli bir çevre sorunu olarak öne çıkıyor. ABD’de Tarleton State University bünyesinde yürütülen araştırmalar, demirhindi, bamya ve çemen otu gibi bitkilerden elde edilen doğal polisakkaritlerin su arıtımında etkili olabileceğini ortaya koyuyor. Bu bitkilerden elde edilen jel benzeri müsilajın, mikroplastik parçacıklarını bir araya getirdiği ve çökelmelerini kolaylaştırdığı belirtiliyor. Laboratuvar bulgularına göre söz konusu doğal bileşikler, su örneklerinde yüksek oranda mikroplastik giderimi sağlayabiliyor. Bitki bazlı bu içeriklerin toksik olmayan ve biyobozunur yapısı, onları çevre dostu bir alternatif olarak öne çıkarıyor” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Bilimsel Veriler Detoks İddialarını Desteklemiyor”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Prof. Dr. Nurhan Ünüsan, konuyla ilgili önemli bir bilimsel ayrımın altını çizerek; “Mevcut araştırmalar, bu bitkisel bileşiklerin su arıtımındaki potansiyelini ortaya koyuyor. Ancak bu maddelerin insan vücudundaki mikroplastikleri temizlediğine dair bilimsel olarak doğrulanmış bir kanıt bulunmuyor. Sosyal medyada yer alan ‘demirhindi mikroplastikleri vücuttan atıyor’ gibi iddialar akademik verilerle örtüşmüyor. Sindirim sisteminin karmaşık yapısı nedeniyle su arıtımında işe yarayan bir mekanizma, insan vücudunda aynı sonucu vermeyebiliyor. Bu yöntemler, bugün için bir detoks uygulaması değil, çevresel mikroplastik yükünü azaltmaya yönelik yenilikçi bir mühendislik çözümü olarak değerlendirilmelidir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Bireysel Düzeyde En Etkili Yaklaşım, Mikroplastik Maruziyetini Azaltmaya Odaklanmaktır”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Plastik maruziyetinin azaltılmasının önemine değinen Ünüsan; “Araştırmaların dikkat çeken bir diğer yönü ise sürdürülebilirlik boyutudur. Gıda endüstrisinde atık olarak ortaya çıkan demirhindi çekirdeği gibi materyallerin yeniden değerlendirilmesi, döngüsel ekonomi yaklaşımı kapsamında hem doğal kaynakların korunmasına hem de atıkların katma değere dönüştürülmesine katkı sağlıyor. Bireysel düzeyde ise en etkili yaklaşım, mikroplastik maruziyetini azaltmaya odaklanmaktır. İçme suyunun filtre edilmesi, sıcak yiyeceklerin plastik ambalajlarla temasının sınırlandırılması ve günlük plastik tüketiminin azaltılması, bilimsel veriler ışığında öne çıkan somut adımlar arasında yer alıyor. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Sonuç olarak, doğal polisakkaritler, mikroplastik kirliliğiyle mücadelede umut vaat eden bir çevre teknolojisi olarak öne çıkıyor. Bu gelişmenin doğru anlaşılması büyük önem taşıyor. Bugünkü bilimsel kanıtlar, insan vücudunda bir mikroplastik temizliği değil, su arıtımında daha güvenli ve doğal bir alternatifin mümkün olabileceğine işaret ediyor” diyerek, bireylerin günlük yaşamda alacağı basit ancak etkili önlemlerle mikroplastiklere maruziyetini önemli ölçüde azaltabileceğini, bilinçli tüketim alışkanlıklarının bireysel sağlık ve çevresel sürdürülebilirlik noktasında kritik rol oynayacağını ifade etti.</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusan-demirhindi-bamya-ve-cemen-otu-mikroplastiklere-karsi-dogal-cozum-sunuyor-625456">Prof. Dr. Nurhan Ünüsan; &#8220;Demirhindi, Bamya ve Çemen Otu, Mikroplastiklere Karşı Doğal Çözüm Sunuyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevsim değişimi, ruh sağlığını da değiştiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mevsim-degisimi-ruh-sagligini-da-degistiriyor-625453</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 13:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[değişimi]]></category>
		<category><![CDATA[değişimler]]></category>
		<category><![CDATA[değiştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Akın Aytop]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625453</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, bahar mevsiminin insan beden ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri, olası bahar yorgunluğu ve bipolar bozuklukta artış gösteren enerji dalgalanmaları, belirtilerin fark edilmesi ve başa çıkma yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsim-degisimi-ruh-sagligini-da-degistiriyor-625453">Mevsim değişimi, ruh sağlığını da değiştiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, bahar mevsiminin insan beden ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri, olası bahar yorgunluğu ve bipolar bozuklukta artış gösteren enerji dalgalanmaları, belirtilerin fark edilmesi ve başa çıkma yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Mevsim geçişleri, vücutta biyolojik değişimlere neden olur!</strong></p>
<p>Bahar denildiğinde zihnimizde çoğunlukla benzer imgeler canlandığını ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “İlkbahar yağmuruyla ıslanan toprağın kokusu, yeşeren ağaçlar ve çimler, rengârenk çiçekler, uçuşan kelebekler, cıvıl cıvıl kuş sesleri ve güneşin içimizi ısıtan enerjisi… Doğadaki bu canlanma hali, çoğu zaman bizde de bir ferahlama ve yenilenme duygusu yaratır.” dedi.</p>
<p>Pek çok kişinin baharla birlikte enerjisinin arttığını, daha motive ve pozitif hissettiğini düşündüğünü dile getiren Aytop, “Gerçekten de mevsim geçişleri, özellikle bahar ayları, vücudumuzda bazı biyolojik değişimlere yol açar. Gün ışığının artmasıyla birlikte serotonin ve dopamin gibi ‘iyi hissettiren’ nörokimyasalların üretimi desteklenebilir. Bu da ruh halimizde iyileşme, enerjide artış ve daha olumlu bir bakış açısı ile ilişkilendirilebilir. Kısacası, baharın gelişiyle birlikte iç dünyamızda da güneş açtığını hissedebiliriz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Herkes bu değişimlerden aynı şekilde etkilenmez! </strong></p>
<p>Ancak bu tablonun herkes için aynı olmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bazı bireyler baharı enerjik ve neşeli karşılarken, bazıları için bu dönem daha dalgalı bir ruh halini beraberinde getirebilir. Kimi zaman içsel hava durumumuz güneşli değil; parçalı bulutlu, yağışlı ya da fırtınalı olabilir. Bu nedenle baharın etkilerini tek tip bir deneyim olarak değerlendirmek doğru olmaz.” dedi.</p>
<p>Bahar aylarında doğada önemli değişimler yaşandığını yineleyen Aytop, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu süreçte havadaki iyon dengesi de değişebilir. Aynı zamanda bitkilerin uyanmasıyla birlikte polen üretimi artar ve bu polenler rüzgâr aracılığıyla geniş alanlara yayılır. Tüm bu çevresel değişimlerin hem fiziksel hem de ruhsal süreçlerimiz üzerinde etkileri olabilir. Ancak burada üç önemli noktayı vurgulamak gerekir: Herkes bu değişimlerden etkilenmek zorunda değildir; etkilenen kişilerde bu etkilerin şiddeti farklı olabilir; ayrıca bu etkiler herkeste aynı biçimde ortaya çıkmaz. Çünkü genetik yapı, psikolojik dayanıklılık, sosyal destek sistemleri ve çevresel koşullar gibi bireysel farklılıklar bu süreci doğrudan etkiler.”</p>
<p><strong>Mevsim geçişi uyku düzenini bozabiliyor! </strong></p>
<p>Baharın gelişiyle birlikte biyolojik ritmimizde de değişiklikler yaşanabildiğini aktaran Emine Akın Aytop, “Özellikle melatonin hormonunun üretiminde azalma ve sirkadiyen ritimde kaymalar görülebilir. Bu durum uyku kalitesini olumsuz etkileyebilir.” dedi.</p>
<p>Uykunun, hem bedensel hem de zihinsel yenilenme açısından kritik öneme sahip olduğunu hatırlatan Aytop, “Uyku düzenindeki bozulmalar, ruhsal ve fiziksel pek çok sorunu tetikleyebilir. Bunun yanı sıra, serotonin ve dopamin düzeylerindeki dalgalanmalar farklı belirtilerle kendini gösterebilir. Alerjik reaksiyonlar, nezle ve grip gibi enfeksiyonlar, cilt problemleri, mide-bağırsak rahatsızlıkları veya kalp-damar sistemiyle ilgili sorunlar bahar aylarında artış gösterebilir ya da mevcut şikâyetler şiddetlenebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa, dikkatli olunmalı! </strong></p>
<p>Bahar aylarında sıkça karşılaşılan durumlardan birinin de ‘bahar yorgunluğu’ olduğunu kaydeden Emine Akın Aytop, “Bu durum; enerji düşüklüğü, isteksizlik, çabuk yorulma, motivasyon kaybı ve erteleme davranışları ile kendini gösterebilir.” dedi.</p>
<p>Ayrıca uyku ve iştah düzeninde değişiklikler, sabahları uyanmakta zorlanma ve odaklanma güçlüğü de görülebileceğine işaret eden Aytop, “İyi haber ise, bu belirtiler genellikle birkaç hafta içinde, vücudun yeni mevsime uyum sağlamasıyla birlikte kendiliğinden azalır. Ancak bu belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa, daha dikkatli olunmalı. Sürekli üzüntü hali, umutsuzluk, ilgi kaybı, yoğun yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, uyku ve iştah değişiklikleri gibi belirtiler bahar depresyonuna işaret edebilir. Böyle bir durumda profesyonel destek almak oldukça önemlidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Belirtilere karşı farkındalık ve gerektiğinde uzman desteği önemli! </strong></p>
<p>Öte yandan, baharın bazı bireylerde tam tersine aşırı enerji artışıyla kendini gösterebildiği bilgisini paylaşan Emine Akın Aytop, “Özellikle bipolar bozukluğu olan kişilerde ilkbahar, manik ya da hipomanik dönemleri tetikleyebilir. Bu dönemlerde kişi kendini aşırı enerjik, güçlü ve hareketli hissedebilir; daha az uykuya ihtiyaç duyar, konuşkanlığı artar, düşünceleri hızlanır ve dürtüsel davranışlar sergileyebilir. Bu nedenle bu tür belirtilere karşı farkındalık geliştirmek ve gerektiğinde uzman desteği almak önemlidir.” dedi.</p>
<p>Baharın getirdiği bu değişimleri daha sağlıklı yönetebilmek için yaşam tarzında bazı düzenlemeler yapılması gerektiğinin altını çizen Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Dengeli beslenmek, yeterli su tüketmek, kafein alımını sınırlamak ve uyku hijyenine dikkat etmek bu sürecin temel taşlarıdır. Düzenli fiziksel aktivite, hem bedensel sağlığı destekler hem de ruh halini iyileştirir. Bunun yanı sıra, sosyal medya ve ekran kullanımını sınırlamak, zihinsel yükü azaltabilir. Sağlıklı hobiler edinmek ve iş-özel yaşam dengesini kurmak da bu süreçte önemli rol oynar.</p>
<p>Bilinçli farkındalık (mindfulness) uygulamaları da bahar döneminde içsel dengeyi korumaya yardımcı olabilir. Bu uygulamalar, kişinin dikkatini yargılamadan ‘şimdi ve burada’ya yöneltmesini sağlar. Doğayla temas kurmak da oldukça etkili bir yöntemdir. Özellikle dikkatli farkındalıkla yapılan yürüyüşler, hem zihinsel hem de fiziksel açıdan iyileştirici olabilir. Yavaş tempoda, duyulara odaklanarak yapılan bir yürüyüş; görme, işitme, dokunma ve koklama duyularını aktive ederek kişinin anda kalmasını destekler. Duygularımızı fark etmek, adlandırmak ve hangi durumlarda ortaya çıktıklarını gözlemlemek de önemli bir beceridir. Bu noktada duygu günlüğü tutmak, içsel süreçleri anlamayı kolaylaştırabilir.</p>
<p>Son olarak, ihtiyaç duyulduğunda profesyonel destek almak önemli bir güç kaynağıdır. Psikolojik destek, bireyin hem içsel hem de çevresel kaynaklarını fark etmesini ve etkili bir şekilde kullanmasını sağlar. Bu süreç; duygusal dengeyi güçlendirmeye, stresle başa çıkma becerilerini geliştirmeye ve psikolojik dayanıklılığı artırmaya yardımcı olur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsim-degisimi-ruh-sagligini-da-degistiriyor-625453">Mevsim değişimi, ruh sağlığını da değiştiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;AMH Değerim Düşük, Anne Olamam&#8221; Yanılgısına Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/amh-degerim-dusuk-anne-olamam-yanilgisina-dikkat-625405</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:23:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[adet]]></category>
		<category><![CDATA[amh]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[değerim]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[düşük]]></category>
		<category><![CDATA[elde]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[olamam]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[testi]]></category>
		<category><![CDATA[yanılgısına]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yumurta]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625405</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bebek sahibi olmak isteyen kadınların önemli kaygılarından biri de AMH Anti-Mullerian Hormon) testi düşüklüğüdür.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/amh-degerim-dusuk-anne-olamam-yanilgisina-dikkat-625405">&#8220;AMH Değerim Düşük, Anne Olamam&#8221; Yanılgısına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bebek sahibi olmak isteyen kadınların önemli kaygılarından biri de AMH Anti-Mullerian Hormon) testi düşüklüğüdür. Bu test ile ilgili değerlerin düşük çıkması çoğu zaman halk arasında yanlış yorumlanarak “annelik ihtimalinin sona erdiği” algısını oluşturuyor.  Oysa bilimsel veriler, bu testin tek başına bir belirleyici olmadığını ortaya koyuyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nden Op. Dr. Ali Osman Koyuncuoğlu, kadınların doğurganlıkla ilgili en sık merak ettiği soruları yanıtlayarak, AMH testinden yumurta dondurmaya kadar uzanan süreç hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>AMH düşüklüğü çocuk sahibi olunamayacağı anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>AMH testi yumurtalık rezervini gösteren bir parametredir ancak tek başına kesin sonuçlar vermemektedir. AMH değeri adet döngüsüne, ölçüm zamanına ve kullanılan laboratuvar yöntemlerine göre değişkenlik gösterebilmektedir. Bu nedenle düşük AMH değeri, bir kadının asla çocuk sahibi olamayacağı anlamına gelmemekte, yalnızca doğurganlık süresinin zaman olarak kısaldığını göstermektedir.</p>
<p>Aynı yaş grubundaki kadınlar arasında AMH düzeyi düşük olanlarla normal olanların hamile kalma olasılıkları benzerdir. Ancak düşük AMH saptanan kadınlar için zaman yönetiminin daha önemli hâle geldiğinin bilinmesi gerekir. Bu durumda ya daha erken tedavi planlaması yapılmakta ya da uygun hastalarda yumurta dondurma seçeneği gündeme gelmektedir.</p>
<p><strong>Düzenli adet görmek doğurganlık garantisi değil</strong></p>
<p>Üreme sağlığı konusunda kadınların bilmesi gereken önemli bir nokta da şudur: Toplumda yaygın olan “düzenli adet görüyorsam doğurganlığımda sorun yoktur” inanışı bilimsel olarak her zaman doğru değildir. Yumurtalık rezervi tükenmiş kadınlar bile 3-7 yıl boyunca düzenli adet görebilmektedir. Bu nedenle adet düzeni tek başına güvenilir bir gösterge olmamaktadır.</p>
<p>Doğurganlığın daha sağlıklı değerlendirilebilmesi için AMH testinin yanı sıra, ultrasonografi ile yumurta sayısının değerlendirilmesi ve adet döngüsünün ikinci günü yapılan FSH testinin birlikte ele alınması gerekmektedir. Bu çok yönlü yaklaşım, kadınlar açısından daha güvenli ve gerçekçi sonuçlar sunmaktadır.</p>
<p><strong>Yüksek AMH değeri her zaman avantaj sağlamayabilir</strong></p>
<p>AMH değeri yüksek çıkan kadınların kendilerini uzun yıllar boyunca güvende hissetmeleri de yanıltıcı olabilmektedir. Burada en belirleyici faktör kadın yaşıdır. Yaş arttıkça yumurtalarda kromozomal hatalar artmakta ve bu da gebelik şansını doğrudan etkilemektedir.</p>
<p>Yumurta sayısı yeterli olsa bile ileri yaşta elde edilen yumurtaların genetik olarak sağlıklı olma ihtimali düşebilmektedir. Bu nedenle doğurganlık planları yalnızca sayılar göz önünde bulundurularak değil, mutlaka yaş ve kişisel faktörlere göre yapılması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Anne olmak için önleminizi erken dönemde alabilirsiniz</strong></p>
<p>Özellikle 20’li ve 30’lu yaşlardaki kadınların düzenli jinekolojik kontrollerini ihmal etmemeleri gerekir. Temel olarak, âdetin ikinci veya üçüncü günü yapılan FSH testine bakılması gerekir. Ayrıca ultrasonografi ile yumurta rezervinin, yani yumurta sayısının değerlendirilmesi mutlaka gereklidir. Eğer kariyer planı varsa, kadınlar evliliklerini bir süre ertelemek istiyorlarsa, düzenli olarak her yıl yumurta sayısına bakılmalıdır. Kritik sınırda bir azalma tespit edilirse, kadınların mutlaka hayatlarının merkezine yumurta dondurma stratejisini almaları gerekir. Çünkü daha ileri yaşlarda durum fark edildiğinde yumurta elde edilebilse bile, gebelik oluşturma şansı olan yumurtaların sayısı yaşla birlikte giderek azalır. Dolayısıyla rutin jinekolojik muayeneler, âdetin ikinci günü yapılan FSH testi ve aile öyküsü (özellikle erken menopoz öyküsü) önemlidir. Eğer birkaç yıl içinde yumurta sayısında dramatik bir düşüş başlamışsa, mutlaka üreme sağlığı uzmanı ile görüşülmeli, danışmanlık alınmalı ve henüz evlilik yoksa yumurta dondurma planı yapılmalıdır.</p>
<p><strong>Yumurta dondurma doğurganlığın sigortası olabilmektedir</strong></p>
<p>Modern yaşam koşullarının çocuk sahibi olma yaşını doğal olarak ileriye taşımış durumdadır. Kadınlar eğitim ve iş hayatına daha fazla katılmakta ve çocuk sahibi olma yaşı doğal olarak ertelenebilmektedir. Aynı durum erkekler için de geçerlidir. Günümüzde pek çok insan, hayatta önce kariyerini kurmayı, kendini güvende hissetmeyi ve ancak ondan sonra bir</p>
<p>çocuğu dünyaya getirmeyi tercih etmektedir. Bu da çocuk sahibi olmayı</p>
<p>listenin son sıralarına itmektedir. Bu anlaşılır bir durumdur ancak biyolojik gerçeklerin göz ardı edilmemesi gerekir.</p>
<p>Yumurta dondurma günümüzde kadınlara önemli bir zaman kazanımı sağlamaktadır. Bu yöntem bir tür doğurganlık sigortası olarak değerlendirilebilir. 35 yaşın altında yumurta rezervi azaldıysa, ailede erken menopoz öyküsü varsa ya da yumurta azalmasına sebep olabilecek herhangi bir kronik hastalık mevcutsa kadınlar kanunen yumurtalarını dondurabilmektedir. Ayrıca 38 yaş ve üzerinde, hiçbir kriter aranmaksızın, kadınlar yumurta dondurabilir. Ancak hangi yaşta ve ne kadar sayıda yumurta dondurulduğu çok önemlidir. Bu durum şöyle özetlenebilir: 35 yaşın altında en az 15 yumurta dondurulması gerekir. 35–40 yaş arasında dondurma yapılacaksa bu sayı 2 katına çıkar, yani yaklaşık 30 yumurta gerekir. 40 yaşın üzerinde ise bu sayı 3 katına çıkmaktadır; yaklaşık 40–45 yumurta gibi düşünülebilir. Bunun temel sebebi şudur: Genetik olarak normal 3 embriyo arka arkaya transfer edildiğinde, önemli oranda gebelik elde dilebilmektedir. Yani hedef, genetik olarak normal 3 embriyo elde etmektir. 35 yaşın altında bu embriyo sayısını elde etmek için 15 yumurta yeterli olurken, 35–40 yaş arasında 30 yumurta elde edildiğinde yine 3 genetik olarak normal embriyo elde etme oranı korunur. 40 yaşın üzerinde ise 40–45 yumurta ile bu oran korunabilmektedir. Dolayısıyla “Ben bir, iki, üç adet yumurta dondurdum; artık biyolojik saatimi durdurdum ve güvencem var” gibi düşünmek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Bilimsel verilere göre sağlıklı bir gebelik şansı için belirli sayıda genetik olarak normal embriyo elde edilmesi gerekmektedir. İleri yaşlarda bu sayıya ulaşabilmek için çok daha fazla yumurtaya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle yumurta dondurma ne kadar erken yapılırsa o kadar avantaj elde edilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/amh-degerim-dusuk-anne-olamam-yanilgisina-dikkat-625405">&#8220;AMH Değerim Düşük, Anne Olamam&#8221; Yanılgısına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bupa Türkiye, Dünya Sağlık Günü&#8217;nde entegre sağlık yaklaşımının gücüne dikkat çekiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bupa-turkiye-dunya-saglik-gununde-entegre-saglik-yaklasiminin-gucune-dikkat-cekiyor-625396</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:19:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bupa]]></category>
		<category><![CDATA[Bupa Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[entegre]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625396</guid>

					<description><![CDATA[<p>1947 yılında kurulan ve bugün 40’tan fazla ülkede faaliyet gösteren Bupa; kendi hastaneleri, diş klinikleri ve yaşlı bakım merkezleriyle dünya genelinde 68 milyonu aşkın müşterisine hizmet sunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bupa-turkiye-dunya-saglik-gununde-entegre-saglik-yaklasiminin-gucune-dikkat-cekiyor-625396">Bupa Türkiye, Dünya Sağlık Günü&#8217;nde entegre sağlık yaklaşımının gücüne dikkat çekiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1947 yılında kurulan ve bugün 40’tan fazla ülkede faaliyet gösteren Bupa; kendi hastaneleri, diş klinikleri ve yaşlı bakım merkezleriyle dünya genelinde 68 milyonu aşkın müşterisine hizmet sunuyor. Hissedarı olmayan ve elde ettiği tüm geliri yeniden sağlığa yatıran küresel bir sağlık kuruluşu olan Bupa’nın bir parçası olan Bupa Türkiye, 2019 yılından bu yana; sigortacılıktan dijital sağlığa, diş sağlığından iş yeri ve evde bakım hizmetlerine kadar uzanan entegre yapısıyla, bireylerin sağlık yolculuğunu uçtan uca kapsayan bir model sunuyor.  </p>
<p>Dünya Sağlık Günü kapsamında görüşlerini paylaşan<strong> Bupa Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Gürcan, </strong>“İnsanların daha uzun, daha sağlıklı ve daha mutlu yaşam sürmelerine yardımcı olmak ve daha iyi bir dünya yaratmak misyonuyla hareket ediyoruz. Sağlığın geleceği, onu nasıl tanımladığımızla doğrudan bağlantılı. Biz Bupa Türkiye olarak sağlığı yalnızca tedaviyle sınırlı bir alan olarak görmüyoruz. Bizim için sağlık; yaşamın her anını, bireyin tüm potansiyelini ve toplumların geleceğini belirleyen stratejik bir değer. Bugün sağlık hizmetlerinin dönüşümü; teknoloji, veri ve entegre hizmet modelleriyle yeniden şekilleniyor. Biz de bu dönüşümün sadece takipçisi değil, aynı zamanda şekillendiricisi olma hedefiyle hareket ediyoruz” dedi.</p>
<p>Bupa Türkiye’nin entegre sağlık yaklaşımıyla bireylerin hayatlarının her anında yanlarında olabilecek, erişilebilir ve sürdürülebilir bir sağlık ekosistemi kurmayı hedeflediklerini belirten <strong>Gürcan,</strong> “Sağlık alanındaki en büyük global oyunculardan biri olan Bupa’nın sahip olduğu köklü birikim ve müşterek vizyonumuz doğrultusunda; Türkiye’de sağlığı yalnızca bireyin yaşam kalitesiyle sınırlı görmeyen, toplumların refahını ve gezegenin sürdürülebilirliğini de ihtiva eden bütüncül bir değer olarak ele alıyoruz. Bu anlayışın şekillenmesine katkı sunan ve onu birlikte inşa eden bir yaklaşımla; koruyucu ve önleyici sağlık hizmetlerini yaygınlaştırırken, toplumsal ve çevresel faydayı gözeten girişimlerimizle daha sağlıklı bir gelecek için sorumluluk alıyoruz. Sağlık, hepimizin ortak geleceği. Bu geleceği daha güçlü, daha sürdürülebilir ve daha kapsayıcı bir yapıyla inşa etmek ise hepimizin sorumluluğu” sözleriyle dikkat çekti.</p>
<p><strong>İhtiyaç Anında Değil, Hayatın Tamamında…</strong></p>
<p><strong> </strong>Bupa Türkiye’nin vizyonunda sağlık, yalnızca tedavi etmekle sınırlı değil; iyi kalabilmek, yaşam kalitesini sürdürülebilir şekilde artırabilmek ve geleceği güvence altına alabilmek anlamına geliyor. Bu doğrultuda koruyucu ve önleyici sağlık hizmetleri, şirket stratejisinin merkezinde konumlanıyor.</p>
<p>Bu yaklaşımın temelinde ise farklı sağlık ihtiyaçlarını tek bir çatı altında buluşturan entegre bir yapı yer alıyor. Sigortacılıktan dijital sağlık çözümlerine, iş yeri sağlığından evde bakım ve yerinde sağlık hizmetlerine kadar uzanan geniş ekosistem; bireylerin sağlıkla kurduğu ilişkiyi kesintisiz ve bütünsel bir deneyime dönüştürüyor. </p>
<p>Bupa Türkiye’nin bu entegre yapısı; <strong>Bupa Acıbadem Sigorta ile sigortacılık, senCard Direkt Satış ile dağıtım, senCard Partners ile TPA hizmetleri, senCard Dental ile diş sağlığı, Wellpoint ile iş yeri, evde sağlık çözümleri ve Blua ile dijital sağlık alanlarını</strong> kapsayan geniş bir ekosistemden oluşuyor. Bu çok katmanlı yapı sayesinde Bupa Türkiye, bireysel ve kurumsal müşterilerinin tüm sağlık ihtiyaçlarına tek bir çatı altında, kesintisiz ve bütüncül çözümler sunuyor.</p>
<p><strong>Sağlıklı Birey, Sağlıklı Toplum, Sağlıklı Gezegen</strong></p>
<p>Sağlıklı bireyler ancak sağlıklı toplumlar ve sağlıklı bir çevre ile mümkün. Bu anlayışla Bupa Türkiye, sağlık kavramını sosyal etki ve çevresel sürdürülebilirlik ile ele alıyor.</p>
<p>Globalde uygulanan <strong>“Healthy Cities”</strong> Sağlıklı Şehirler programı ise bu anlayışın en güçlü örneklerinden biri. Türkiye’de geçen yıl üçüncü kez hayata geçirilen program, ilk kez farklı sektörlerden iş ortaklarının da katılımıyla büyüyerek gerçek bir topluluk hareketine dönüştü.</p>
<p>Proje kapsamında 1.700 katılımcı ve 7 iş ortağı, bir ay boyunca günde 6.000 adım hedefiyle hareket etti. Katılımcılar hem günlük hedeflerine ulaştı hem de çevreye ve topluma fayda sağlayan etkinliklerle fark yarattı. Toplamda ulaşılan 232 milyon adım, 250 bin tohum topu ile Muğla’da orman yangınlarından etkilenen alanların yeniden canlanmasına katkı sağlayan bir ekosistem restorasyon projesine dönüştü.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bupa-turkiye-dunya-saglik-gununde-entegre-saglik-yaklasiminin-gucune-dikkat-cekiyor-625396">Bupa Türkiye, Dünya Sağlık Günü&#8217;nde entegre sağlık yaklaşımının gücüne dikkat çekiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanserden Korunmada Yaşam Tarzı, Düşündüğünüzden Çok Daha Güçlü!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanserden-korunmada-yasam-tarzi-dusundugunuzden-cok-daha-guclu-625381</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:13:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[düşündüğünüzden]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[kıvılcım]]></category>
		<category><![CDATA[korunmada]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[Vaka]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Tarzı Tıbbı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625381</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küresel Hastalık Yükü Çalışması Meme Kanseri İş birliği Grubu'nun analizine göre, kadınlarda yeni meme kanseri vakaları dünyada üçte bir oranında arttı ve 2050 yılında vaka sayısının 3,5 milyonu aşacağına dikkat çekiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserden-korunmada-yasam-tarzi-dusundugunuzden-cok-daha-guclu-625381">Kanserden Korunmada Yaşam Tarzı, Düşündüğünüzden Çok Daha Güçlü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Küresel Hastalık Yükü Çalışması Meme Kanseri İş birliği Grubu&#8217;nun analizine göre, kadınlarda yeni meme kanseri vakaları dünyada üçte bir oranında arttı ve 2050 yılında vaka sayısının 3,5 milyonu aşacağına dikkat çekiliyor. Yeni araştırmanın sonuçları ise, bu tabloyu değiştirebileceğimizi gösteren güçlü bir hatırlatma niteliğinde. Elde edilen verilere göre; sigara içmemek, yeterli düzeyde fiziksel aktivite yapmak ve kırmızı et tüketimini azaltmak gibi sağlıklı yaşam alışkanlıklarını sürdürmek, meme kanseri hastalarında hem kaybedilen sağlıklı yaşam yıllarının dörtte birinden fazlasını geri getiriyor hem de erken yaşam kayıplarını önleyebiliyor. </p>
<p><strong>TEDAVİ, MUTFAKTA VE GÜNLÜK RUTİNLERDE BAŞLIYOR </strong></p>
<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Taner Kıvılcım, araştırmanın sonuçlarına ve yaşam tarzı alışkanlıklarının artan önemine dair açıklamalarda bulundu. “<em>Bizim için bu rakamlar, meme kanseri tedavisinin sadece hastanede değil, mutfakta ve günlük rutinlerde başladığının bilimsel belgesidir</em>. <em>Bu oran, aslında meme kanserinin kader olmadığını, her 4 kadından birinin hayat kalitesini tamamen kendi seçimleriyle koruyabileceğini gösteriyor. Özellikle 20-54 yaş arası kadınlarda vaka oranlarının %29 artması, modern yaşamın getirdiği hareketsizlik ve kötü beslenmenin bedelini genç kuşakların ödediğinin de bir kanıtı</em>.”  </p>
<p>Sağlıklı yaşamanın değeri kuşkusuz tartışılmaz. Bu konuda kanıta dayalı olmayı sağlayan önemli bir bilim alanı var; yaşam tarzımızın genlerimizi nasıl etkilediğini inceleyen epigenetik çalışmalar. Sağlıksız bir yaşam şekli epigenetik yapımızı bozarak kansere ve kronik hastalıklara olan yatkınlığımızı artırabiliyor. Bununla beraber güzel haber şu ki; tıp dünyası bize, sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri ile bu epigenetik değişimlerin geri dönüşümlü olabileceğini de gösteriyor.</p>
<p><strong>MODERN TIBBIN YENİ BİLİMİ: YAŞAM TARZI TIBBI</strong></p>
<p>Son yıllarda fonksiyonel tıp, longevity ya da wellness gibi kavramları sıkça duyuyoruz. Hepsinin temelinde yaşam tarzı değişiklikleri var. Ancak Dr. Kıvılcım, kanıta dayalı yaşam tarzı tıbbı adı altında ticari bakış açısıyla bazen bilim dışı uygulamaların da sürece dahil edildiğini, bu nedenle bilinçli olmak gerektiğini söylüyor. Yaşam tarzı tıbbı, her hastanın bireysel değerlendirmesini gerektirirken; bir yandan ailenin, çevrenin, toplumun ve hatta gezegenimizin sağlığına kavuşması gerekliliğine odaklanan çatı bir kavram. “Yaşam tarzı tıbbı, sağlıklı yaşamı bir lüks olarak görmüyor” diyen Dr. Kıvılcım, her kronik hastalıkta olduğu gibi meme kanserinde de yaşam tarzının, artık reçete edilmesi gereken bir ana tedavi yöntemi olduğunu belirtiyor. Dolayısyla klasik tıp protokollerini tamamlayan ve etkisini artıran bir disiplin ve hastanın bu süreci yönetebilmesi için en az cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi kadar gerekli. </p>
<p>Beslenme, egzersiz, uyku, bağımlılıklardan kaçınma, stres yönetimi ve sosyal ilişkiler, bugün kanıta dayalı olan yaşam tarzı tıbbının ilgilendiği 6 önemli başlık. Her bir başlık üzerine saatlerce konuşulabilecek bilimsel bir altyapı var. Bu konuda eğitim alan hekimlerin diğer branşlarla da iş birliği içinde yapacakları düzenli hasta takipleri, kalıcı bir kültür oluşturulması açısından önemli. Dr. Kıvılcım, konuya bir bütüncül ve sistematik şekilde bakılmadığında yarım bilgilerle yol alınamadığını vurguluyor ve ekliyor: “<em>Biz sadece ‘sağlıklı beslenin’ demiyoruz; uyku kalitesinden stres yönetimine kadar 6 temel başlığı, hastanın biyokimyasını iyileştirecek birer ‘ilaç’ gibi planlıyoruz.”</em></p>
<p> </p>
<p><strong>VAKALARIN YÜZDE 40’A YAKINI ÖNLENEBİLİR </strong></p>
<p>2023&#8217;te 2,3 milyon olan meme kanseri vaka sayısının 2050&#8217;de 3,5 milyonu aşması bekleniyor. Bu yükü sadece bireysel çabayla göğüslemenin kolay görünmediğini belirten Dr. Kıvılcım, <em>“Sağlıklı yaşam merkezleri kurulup etkinlikleri artırılmalı, hekimler için yaşam tarzı tıbbı eğitimi teşvik edilmelidir. Kanser Research UK&#8217;nin de açıkladığı gibi, vakaların %40&#8217;ı önlenebilir” diyor. </em></p>
<p><strong>MEME KANSERİ RİSKİNİ AZALTMAK İÇİN EN ETKİLİ 3 DEĞİŞİKLİK! </strong></p>
<p>Araştırma sonuçlarının da vurguladığı gibi, yaşam tarzımızda 3 temel değişiklikle riskleri azaltmak, yarınları değiştirmek mümkün: </p>
<p><strong>Minimize edin.</strong> Tabağınızdaki kırmızı eti mümkün olduğunca azaltın ve yerine bitkisel proteinler tercih edin. </p>
<p><strong>Yanınıza dahi yaklaştırmayın.</strong> Pasif içicilik dahil tütünden tamamen uzaklaşın. </p>
<p><strong>Her gün aksatmadan uygulayın.</strong> Unutmayın, her gün yapılan düzenli, orta tempolu yürüyüşler epigenetik yapımızı hızlıca onarmaya başlar.  </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserden-korunmada-yasam-tarzi-dusundugunuzden-cok-daha-guclu-625381">Kanserden Korunmada Yaşam Tarzı, Düşündüğünüzden Çok Daha Güçlü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bahar Alerjilerine Karşı Lazer Göz Cerrahisine İlgi Yükseliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bahar-alerjilerine-karsi-lazer-goz-cerrahisine-ilgi-yukseliyor-625366</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerjilerine]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisine]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[lens]]></category>
		<category><![CDATA[lgi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625366</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bahar aylarında polen, toz ve diğer alerjenlerin artması, kontakt lens kullanıcıları için ciddi rahatsızlıklara yol açıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bahar-alerjilerine-karsi-lazer-goz-cerrahisine-ilgi-yukseliyor-625366">Bahar Alerjilerine Karşı Lazer Göz Cerrahisine İlgi Yükseliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bahar aylarında polen, toz ve diğer alerjenlerin artması, kontakt lens kullanıcıları için ciddi rahatsızlıklara yol açıyor. Özellikle mevsimsel alerjik konjonktivit sorunu yaşayan bireyler, bu dönemde gözlerde kaşıntı, yanma, kızarıklık ve lensle uyumsuzluk gibi problemlerle karşı karşıya kalıyor. Bu mevsimsel sıkıntıların lazer göz cerrahisine olan ilgiyi artırdığını belirten Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sezer Hacıağaoğlu “Lens kullanan hastalarımızdan bahar aylarında şikayetler belirgin şekilde artıyor. Gözde kuruluk, batma ve alerjik reaksiyonlar nedeniyle lens takmak neredeyse işkence haline gelebiliyor. Bu da birçok kişiyi kalıcı bir çözüm sunan lazer cerrahisine yöneltiyor. Teknolojik gelişmelerden en hızlı etkilenen alanların başında kuşkusuz tıp dünyası geliyor. 30 yılı aşkın bir süredir güvenle uygulanan göz lazer tedavileri, günümüzde minimal işlem süreleri ile gözlük ve lenslere veda imkânı sunuyor” dedi.</p>
<p><strong>Kaygılar Ortadan Kaldırıyor</strong></p>
<p>Göz cerrahisinde yıllardır uygulanan SMILE yönteminin, robotik cerrahinin gücüyle birleşerek SMILE Pro’ya dönüştüğünü belirten Op. Dr. Sezer Hacıağaoğlu, bu değişimi şu sözlerle özetliyor:</p>
<p>&#8220;Aslında temel yaklaşım aynı olsa da sistemin içine robotik cerrahinin dahil olması her şeyi değiştirdi. Eskiden dakikalar süren işlemler, artık inanılmaz bir hızla yapılabiliyor. Öyle ki, SMILE Pro ile tedavinin lazer aşaması sadece 9 saniye sürüyor. Bu süre hem biz hekimler hem de hastalar için büyüleyici bir hız.”</p>
<p>SMILE Pro teknolojisi, cerrahi süreci teknik bir müdahale olmanın ötesine taşıyarak hasta için üst düzey bir konfor deneyimine dönüştürüyor. Op. Dr. Hacıağaoğlu, bu teknolojik ferahlığın psikolojik etkilerini şu şekilde detaylandırıyor:</p>
<p>&#8220;SMILE Pro’da hastayı çevreleyen ve görüşü kısıtlayan tünel tipi yapılar tamamen devre dışı bırakılmıştır. Operasyon süresince sedyede uzanırken önünüzün tamamen açık olması, klostrofobik endişelere son vererek cerrahi kaygıyı minimize eder. Sadece lokal anestezi sağlayan damlalar eşliğinde, robotik kolun milimetrik bir hassasiyetle yaklaşarak işlemi 9 saniye gibi rekor bir sürede tamamlaması, hastanın operasyon boyunca kendisini güvende ve ferah bir ortamda hissetmesini sağlar.”</p>
<p><strong>Günlük Hayata Hızlı Dönüş Sağlıyor</strong></p>
<p>Yöntemin sunduğu en kritik klinik avantaj, cerrahi müdahalenin mikro düzeyde tutulması olduğunu belirten Op. Dr. Hacıağaoğlu şunları söylüyor:</p>
<p>“Operasyon sırasında gözde sadece 2 mm’lik mini bir kesi yapılıyor. Bu, doku bütünlüğünün maksimum seviyede korunması demek. Dokuya gösterilen bu hassasiyet, aslında hastanın ertesi güne kısıtlama olmadan taptaze bir bakışla uyanması demek. Hasta net bir görüşe kavuşurken, gözün o doğal ve güçlü yapısını da en üst düzeyde korumuş oluyoruz. Geleneksel yöntemlerde sıkça görülen göz kuruluğu riski bu yöntemde minimuma iniyor. Bu da özellikle ekran başında çok vakit geçiren profesyoneller için SMILE Pro’yu ilk tercih haline getiriyor.”</p>
<p><strong>Lazer Cerrahisi Kimler İçin Uygun?</strong></p>
<p>Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, lazer tedavileri için uzman bir hekimin detaylı muayenesi şart. Dr. Hacıağaoğlu, her vakanın titizlikle incelenmesi gerektiğinin altını çizerek uygunluk konusunda şöyle konuşuyor:</p>
<p>“18-40 yaş arası 8 dereceye kadar miyop, 6 dereceye kadar hipermetrop ve astigmat olan hasta grubunda lazer tedavisi ilk seçenek olarak kabul edilir. </p>
<p>Hastanın göz yapısı ve uygunluğu göz önünde bulundurulduğunda ilk tercih SMILE Pro’dur. SMILE Pro yöntemine uygun olmayan göz yapısına sahip kişilere iLASIK yöntemi uygulanabilir. Korneası daha ince olan hastalarda ise yüzeye uygulanan lazer yöntemleri (PRK, LASEK, Trans-PRK) tercih edilebilir. 40-45 yaş üzerindeki, yakın görme probleminin (presbiyopi) başladığı hastalarda ise hem uzağı hem yakını düzelten göz içi lens uygulamaları daha ideal bir çözüm olmaktadır. Bu yöntemle, aynı zamanda katarakt sorunu da tek seansta ortadan kaldırılabilmektedir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bahar-alerjilerine-karsi-lazer-goz-cerrahisine-ilgi-yukseliyor-625366">Bahar Alerjilerine Karşı Lazer Göz Cerrahisine İlgi Yükseliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu hastalıkta gülmek, hapşırmak hatta yürümek bile işkence!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-hastalikta-gulmek-hapsirmak-hatta-yurumek-bile-iskence-625345</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:49:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[gülmek]]></category>
		<category><![CDATA[hapşırmak]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkta]]></category>
		<category><![CDATA[hatta]]></category>
		<category><![CDATA[İdrar Kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[işkence]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[mesane]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yürümek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625345</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın hastalıklarında en sık görülen ama çoğunlukla ‘utanıldığı’ için en az konuşulan sorunların başında idrar kaçırma geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastalikta-gulmek-hapsirmak-hatta-yurumek-bile-iskence-625345">Bu hastalıkta gülmek, hapşırmak hatta yürümek bile işkence!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın hastalıklarında en sık görülen ama çoğunlukla ‘utanıldığı’ için en az konuşulan sorunların başında idrar kaçırma geliyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ecem Eren</strong> “Ülkemizde her 3 kadından biri idrar kaçırma sorunu yaşıyor ancak doktora söylemekten çekiniyor. Bir çoğu da ‘doğum yaptım, normaldir’, ‘yaş aldım artık olur’ diye düşünerek sorunu baştan kabulleniyor. Oysa idrar kaçırma yaygın olsa da normal değildir ve tedavisi mümkündür” diyor. </p>
<p>İdrar kaçırmanın sadece fiziksel bir problem olmadığını, günlük yaşamı kabusa çevirebildiğini vurgulayan Dr. Eren; bu sorunu yaşayan kadınların özgüveninin hızla azaldığını, spor yapmaktan, uzun yolculuklara çıkmaktan, sosyal ortamlara girmekten hatta hapşırmaktan ve gülmekten bile çekindiklerini belirtiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ecem Eren utandıran hastalığın 6 temel nedenini ve en en yeni tedavi yöntemlerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Menopoz ve yaş</strong></p>
<p>Menopozla birlikte vücutta östrojen hormonunun azalması, mesane ve idrar yolunu destekleyen dokuların zayıflamasına yol açabiliyor. Yaş ilerledikçe kas gücünde ve doku elastikiyetinde görülen azalma da bu durumu kolaylaştırabiliyor. Bu nedenle menopoz dönemindeki kadınlarda mesane kontrolünü sağlamak zorlaşabiliyor. </p>
<p><strong>Fazla kilo</strong></p>
<p>Aşırı kilo, karın içi basıncını artırarak mesane üzerinde sürekli bir baskı oluşturabiliyor. Bu baskı özellikle gülme, hapşırma, öksürme veya egzersiz sırasında mesane kontrolünü zorlaştırabiliyor. Dr. Ecem Eren, kilo kontrolünün, bu sorunun önlenmesi ve hafifletilmesinde önemli bir rol oynadığını belirtiyor. </p>
<p><strong>Doğum yapmış olmak </strong></p>
<p>Sadece normal doğum yapmak değil, gebelik de tek başına riski artırabiliyor. Pelvik taban kasları ve bağ dokular önemli ölçüde gerileyebiliyor. Bu bölgede oluşan gevşeme mesane ve idrar kanalını destekleyen yapıları zayıflatabiliyor. Zor doğumlar geçirmek de ilerleyen yıllarda bu sorunun ortaya çıkma riskini artırabiliyor. Doğum sırasında pelvik taban kasları ve destek dokular zarar görebilir. Sadece vajinal doğum yapmak değil, gebe kalmış olmak tek başına dahi riski artırıyor.</p>
<p><strong>Kronik öksürük veya kabızlık</strong></p>
<p>Uzun süre devam eden öksürük atakları ya da sürekli ıkınmaya neden olan kabızlık, pelvik taban kasları üzerinde tekrar eden bir basınç oluşturabiliyor. Bu durum zamanla kasların dayanıklılığını azaltarak mesane kontrolünün zayıflamasına neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Pelvik taban kaslarının zayıflaması</strong></p>
<p>Mesaneyi ve idrar yolunu destekleyen pelvik taban kasları zamanla zayıfladığında mesane kontrolü de olumsuz etkilenebiliyor. Dr. Ecem Eren “Hareketsiz yaşam, gebelikler, hormonal değişiklikler, yaşlanma veya bazı cerrahiler bu kasların gücünü azaltabilir. Düzenli pelvik taban egzersizleri kasları güçlendirerek şikayetlerin azalmasına yardımcı olabilir” diyor. </p>
<p><strong>Diyabet (şeker hastalığı) ve enfeksiyonlar </strong></p>
<p>Diyabet (şeker hastalığı) sinir sistemini etkileyerek mesanenin çalışma düzenini bozabiliyor. Ayrıca sık görülen idrar yolu enfeksiyonları da mesane hassasiyetini artırarak kontrol sorunlarına yol açabiliyor. Bu nedenle diyabetin iyi kontrol edilmesi ve enfeksiyonların zamanında tedavi edilmesi büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>xxxxx Kutu Bilgisi xxxxxx</strong></p>
<p><strong>Farklı tedavi seçenekleri var!</strong></p>
<p><strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ecem Eren</strong>, idrar kaçırma sorununa karşı günümüzde farklı tedavi seçenekleri olduğunu, yani idrar kaçırmanın kader olmadığını belirterek şöyle konuşuyor: “Pelvik taban egzersizleri ve bazı ilaç tedavileri birçok hastada fayda sağlayabiliyor. Uygun hastalarda lazer uygulamaları veya destekleyici dolgu yöntemleri de tercih edilebiliyor. Daha ileri durumlarda ise küçük cerrahi girişimler ile mesaneyi destekleyen yapılar güçlendirilebiliyor ve oldukça başarılı sonuçlar alınabiliyor. İdrar kaçırma kadınların sessizce katlanması gereken bir durum değil. Yaygın olabilir ama normal değildir ve çoğu zaman tedavi edilebilir. Bu yüzden kadınların utanmadan bu konuyu dile getirmesi ve bir uzmana başvurması çok önemli. Bazen doğru soruyu sormak bile çözümün ilk adımı olabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastalikta-gulmek-hapsirmak-hatta-yurumek-bile-iskence-625345">Bu hastalıkta gülmek, hapşırmak hatta yürümek bile işkence!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[çıkabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[sanılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625318</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüzün bir tarafında aniden başlayan, elektrik çarpması gibi şiddetli ve keskin bir ağrı… Çoğu kişi bu durumu diş ağrısı ya da sinüzit sanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318">Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüzün bir tarafında aniden başlayan, elektrik çarpması gibi şiddetli ve keskin bir ağrı… Çoğu kişi bu durumu diş ağrısı ya da sinüzit sanıyor. Oysa bu tablo, ciddi bir sinir hastalığı olan trigeminal nevraljinin habercisi olabiliyor. Uzmanlar, özellikle tek taraflı ve yüz kaslarının kullanıldığı hareketlerle tetiklenebilen yüz ağrılarında vakit kaybetmeden değerlendirme yapılması gerektiğini vurguluyor. Memorial Göztepe Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Sakar, halk arasında “yüzde ağrı sendromu” olarak bilinen trigeminal nevralji hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong> Yüzde ağrı ani başlıyor gün içinde tekrarlayabiliyor</strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu taşıyan beşinci kranial sinirin etkilenmesiyle ortaya çıkan bir ağrı sendromudur. Sinirin bir noktada sıkışması ya da tahriş olması, ani ve çok şiddetli ağrı ataklarına yol açabilir. Ağrı çoğu zaman yüzün tek tarafında hissedilir. Elektrik çarpması ya da bıçak saplanması şeklinde tarif edilir. Saniyeler sürer ancak gün içinde defalarca tekrar edebilir. Diş fırçalama, konuşma, yüz yıkama hatta hafif rüzgarla bile tetiklenebilir. En sık neden, sinire temas eden bir damar baskısıdır. Daha nadir durumlarda yapısal sorunlar ya da nörolojik hastalıklar da tabloya yol açabilir.</p>
<p><strong> Yüzünüzde bu sorunları yaşıyor musunuz?</strong></p>
<p>Genellikle yüzün bir tarafında, saniyeler süren ama çok keskin bir ağrı şeklinde hissedilir. Elektrik çarpması, bıçak saplanması ya da yanma gibi tarif edilir. Diş fırçalama, yüz yıkama, konuşma, hatta hafif bir esinti bile ağrıyı tetikleyebilir. Ağrılar genellikle birden başlar ve kısa sürer, ancak gün içinde defalarca tekrar edebilir. Ağrı sırasında istemsiz yüz kasılmaları veya göz kırpma görülebilir. Ağrının olduğu bölgede dokunmaya karşı aşırı hassasiyet gelişebilir.</p>
<p><strong>En çok diş ağrısı ve sinüzit ile karıştırılıyor</strong></p>
<p>Yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen bu hastalık doğru yaklaşımla kontrol altına alınabilir. Trigeminal nevralji bir diş ağrısı değildir. Sinir kaynaklı bir ağrı sendromu olduğu için diş ağrısıyla karışabilir ama mekanizması farklıdır. Ağrı yüzde tek taraflıdır. Çünkü trigeminal sinir, her iki tarafta birer tanedir. Hangi taraftaki sinir etkilenmişse, ağrı genellikle o yüz yarısında hissedilir.</p>
<p>Bu nedenle bu tarz tek taraflı, ani başlayan ve elektrik çarpması şeklinde tarif edilen yüz ağrıları sıradan bir diş ağrısı ya da sinüzit olarak değerlendirilmemelidir. Yanlış tanı sonucu gereksiz diş çekimleri yapılması olasıdır ve bu durum tanı sürecini geciktirebilir. Ağrının tek taraflı, kısa süreli ve tetiklenebilir olması önemli ipuçlarıdır. Gerekli durumlarda beyin MR görüntülemesi yapılarak sinir çevresinde damar teması ya da başka bir neden olup olmadığı değerlendirilir. Böylece doğru tanı konularak uygun tedavi planlanır.</p>
<p><strong>Konuşmayı bile engelleyebiliyor</strong></p>
<p>Hastalık ilerledikçe ataklar sıklaşabilir ve şiddetlenebilir. Bazı hastalar ağrıyı tetiklediği için konuşmaktan kaçınacak kadar etkilenebilir. Yıllarca çevreleri ile yazı tahtası aracılığıyoa iletişim kurmak zorunda kalan hastaların cerrahi tedavi sonrasında ağrısız konuşmanın rahatlığını yaşadığı görülmektedir. Trigeminal nevralji, doğru tanı konulduğunda etkili şekilde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavi planı, ağrıların sıklığına, şiddetine ve yaşam kalitesine etkisine göre belirlenir. Tedavi kişiye özeldir; her hastada farklı bir yol izlenebilir. Önemli olan, ağrının kontrol altına alınması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesidir.</p>
<p><strong> Tedavi mümkün mü?</strong></p>
<p>Tedavinin ilk basamağında sinir üzerindeki hassasiyeti azaltan bazı özel ilaçlar kullanılabilir. Sinir bloğu, radyofrekans ablasyon gibi girişimsel işlemlerle de ağrı kontrol altına alınabilir. Son aşamada ise cerrahi müdahale planlanabilir. Mikrocerrahiyle sinir üzerindeki baskının kaldırılması (mikrovaskülerde kompresyon) pek çok hastada yüksek başarı oranına sahiptir ve kalıcı çözüm sağlayabilir. Tedavide cerrahi şart değildir ve çoğunlukla ilaçlarla rahatlama sağlanabilir; ancak cerrahi uygun seçilmiş vakalarda çok yüksek başarı oranına sahiptir. </p>
<p><strong>Yüzde ağrı sendromundan korunmak için öneriler;</strong></p>
<ol>
<li>Yüzünüzü sert bir şekilde ovmayın.</li>
<li>Yüzünüzü ılık suyla yıkayın.</li>
<li>Yumuşak diş fırçası kullanın.</li>
<li>Rüzgarlı havada atkı ya da şal ile yüzünüzü koruyun.</li>
<li>Çok sıcak ya da soğuk içeceklerden kaçının.</li>
<li>Stresli ve yoğun günlerde kısa molalar verin, nefes egzersizleri yapın.</li>
<li>Atakların sıklığını ve tetikleyicilerini not alın ve doktorunuzla paylaşın.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318">Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hipnoterapi hangi alanlarda kullanılır?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-hangi-alanlarda-kullanilir-625152</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Apr 2026 16:18:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alanlarda]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625152</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hipnoterapi hem psikolojik sorunlar hem de kişisel gelişim için kullanılabilir!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-hangi-alanlarda-kullanilir-625152">Hipnoterapi hangi alanlarda kullanılır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hipnoterapinin, kişinin dikkatinin en üst düzeye ulaştığında “trans” haline geçmesiyle telkinlere daha açık hale gelmesini sağlayan bir yöntem olduğunu belirten uzmanlar, geniş bir alanda destekleyici olarak kullanılabildiğini söylüyor.</p>
<p>Ağır psikiyatrik vakalarda hipnoterapi uygulanmadan önce psikiyatrik muayene yapılması gerektiğine dikkat çeken Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Hipnoterapi bazı durumlar dışında pek çok vakada uygulanabilir. Psikoz vakalarında hipnoterapinin çok daha dikkatli uygulanması gerekir.” dedi. Hipnoterapinin yalnızca klinik psikologlar ve psikiyatristler tarafından, yeterli eğitim ve deneyime sahip kişilerce uygulanması gerektiğini vurgulayan Öztekin, yanlış uygulamaların ciddi olumsuz sonuçlara yol açabileceği uyarısında bulundu. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapinin nasıl uygulandığı, hangi durumlarda etkili ve güvenli olduğu ile hangi alanlarda kullanılabileceği hakkında bilgiler verdi.</p>
<p><b><strong>Hipnoterapi bazı durumlar dışında pek çok vakada uygulanabilir! </strong></b></p>
<p>Hipnoterapide kişinin dikkatinin en üst seviyede yoğunlaştığında ‘trans’ hali oluştuğunu dile getiren Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Birey telkinlere daha açık hale gelir. Ancak her bireyin hipnoterapiye verdiği yanıt farklıdır. Bazı kişiler kolaylıkla hipnotik etki altına girerken, bazılarında bu süreç daha uzun sürebilir.” dedi. Ağır psikiyatrik vakalarda önceliğin her zaman psikiyatrik muayene ve tedavi olduğunu kaydeden Öztekin, “Hipnoterapi ise bazı durumlar dışında pek çok vakada uygulanabilir. Pozitif semptomların görüldüğü dezorganize psikoz vakalarında, verilen telkinleri algılayamayacak düzeyde ağır zeka geriliklerinde, yaşlılık ve travmalara bağlı beyin fonksiyon bozukluklarında, 5 yaş altı çocuklarda ve işitme engelli bireylerde hipnoterapi uygulanması uygun değildir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><b><strong>Psikoz vakalarında hipnoterapi çok daha dikkatli uygulanmalı! </strong></b></p>
<p>Psikoz vakalarında ise hipnoterapinin çok daha dikkatli uygulanması gerektiğine dikkat çeken Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Bu noktada uygulayıcının hem hipnoterapist hem de uzman bir klinisyen olması önemlidir.” dedi. Uzmanın, risk faktörlerini değerlendirerek uygun gördüğü takdirde hastayı hipnoterapiye yönlendirdiğini aktaran Öztekin, “Hastanın remisyonda olması ve telkinleri alabilecek durumda bulunması da önem taşır. Bu tür vakalarda derinlemesine çalışmalardan ziyade, daha çok destekleyici ve ego güçlendirici telkinler tercih edilir.” bilgisini paylaştı.</p>
<p><b><strong>Hipnoterapi, birçok psikolojik sorunda destekleyici bir yöntem olarak kullanılabilir! </strong></b></p>
<p>Hipnoterapinin kullanılabildiği alanlara değinen Klinik Psikolog İhsan Öztekin, şunları söyledi: “Duygudurum bozuklukları (depresyon, bipolar), anksiyete bozuklukları (kontrol edilemeyen kaygı, korku, panik, gerilim ve sıkıntı), somatoform bozukluklar, yeme bozuklukları (obezite, anoreksiya, bulimia), uyku bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, psikoz (remisyon döneminde), tikler, kekemelik, gece idrar kaçırma, bağımlılıklar (sigara, alkol, madde, kumar, sanal bağımlılıklar), fobiler, travmalar, travma sonrası stres bozukluğu ve performans kaygısı gibi birçok psikolojik sorunda destekleyici bir yöntem olarak kullanılabilir.”</p>
<p><b><strong>Kişisel gelişim ve eğitim alanında da hipnoterapiden yararlanılabilir! </strong></b></p>
<p>Kişisel gelişim alanında da hipnoterapiden yararlanılabildiğine işaret eden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Kendine güvensizlik ve özgüven eksikliği, sosyal ortamlarda aşırı heyecan ve korku, topluluk önünde konuşamama, göz teması kuramama, ‘herkes bana bakıyor’ düşüncesi, karşı cinsle ilişkilerde yaşanan sorunlar, kendini kontrol edememe, aşırı tepkiler verme, duygu ve düşünceleri ifade etmede zorluk, titreme, terleme, kekeleme, kızarma, öfke kontrol problemleri ve dürtüsellik gibi durumlarda hipnoterapi destekleyici olabilir. Ayrıca sporda performans artırma amacıyla da kullanılabilir.” dedi. Öztekin ayrıca hipnoterapinin, eğitim alanında ders çalışma isteksizliği, erteleme davranışı, dikkat süresinin kısalığı, çabuk sıkılma, ders ya da öğretmeni sevmeme gibi sorunların yanı sıra algılama, anlama, hafızaya alma, öğrenme ve bilgiyi hatırlama gibi bilişsel süreçlerin daha verimli hale getirilmesine katkı sağlayabileceğini söyledi.</p>
<p><b><strong>Hipnoterapi yalnızca klinik psikologlar ve psikiyatristler tarafından uygulanmalı! </strong></b></p>
<p>Hipnoterapi uygulamasının, onaylı özel kurumlar ya da üniversiteler tarafından verilen eğitimleri tamamlamış ve bu alanda belge sahibi kişiler tarafından yapılması gerektiğinin altını çizen Klinik Psikolog İhsan Öztekin, sözlerini şöyle tamamladı: “Bununla birlikte hipnoterapinin yalnızca klinik psikologlar ve psikiyatristler tarafından uygulanması gerekir. İnsan psikolojisi konusunda yeterli uzmanlığa sahip olmayan kişilerin vereceği yanlış telkinler, ciddi olumsuz sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle hipnoterapinin etkili ve güvenli bir şekilde uygulanabilmesi için uygulayıcının hem psikoloji hem de hipnoterapi alanında eğitimli, donanımlı ve deneyimli olması büyük önem taşır” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-hangi-alanlarda-kullanilir-625152">Hipnoterapi hangi alanlarda kullanılır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hipnoterapi hem psikolojik sorunlar hem de kişisel gelişim için kullanılabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-hem-psikolojik-sorunlar-hem-de-kisisel-gelisim-icin-kullanilabilir-625134</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Apr 2026 12:28:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[Klinik Psikolog İhsan Öztekin]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılabilir]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625134</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapinin nasıl uygulandığı, hangi durumlarda etkili ve güvenli olduğu ile hangi alanlarda kullanılabileceği hakkında bilgiler verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-hem-psikolojik-sorunlar-hem-de-kisisel-gelisim-icin-kullanilabilir-625134">Hipnoterapi hem psikolojik sorunlar hem de kişisel gelişim için kullanılabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapinin nasıl uygulandığı, hangi durumlarda etkili ve güvenli olduğu ile hangi alanlarda kullanılabileceği hakkında bilgiler verdi. </p>
<p><strong>Hipnoterapi bazı durumlar dışında pek çok vakada uygulanabilir! </strong></p>
<p>Hipnoterapide kişinin dikkatinin en üst seviyede yoğunlaştığında ‘trans’ hali oluştuğunu dile getiren Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Birey telkinlere daha açık hale gelir. Ancak her bireyin hipnoterapiye verdiği yanıt farklıdır. Bazı kişiler kolaylıkla hipnotik etki altına girerken, bazılarında bu süreç daha uzun sürebilir.” dedi.</p>
<p>Ağır psikiyatrik vakalarda önceliğin her zaman psikiyatrik muayene ve tedavi olduğunu kaydeden Öztekin, “Hipnoterapi ise bazı durumlar dışında pek çok vakada uygulanabilir. Pozitif semptomların görüldüğü dezorganize psikoz vakalarında, verilen telkinleri algılayamayacak düzeyde ağır zeka geriliklerinde, yaşlılık ve travmalara bağlı beyin fonksiyon bozukluklarında, 5 yaş altı çocuklarda ve işitme engelli bireylerde hipnoterapi uygulanması uygun değildir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Psikoz vakalarında hipnoterapi çok daha dikkatli uygulanmalı! </strong></p>
<p>Psikoz vakalarında ise hipnoterapinin çok daha dikkatli uygulanması gerektiğine dikkat çeken Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Bu noktada uygulayıcının hem hipnoterapist hem de uzman bir klinisyen olması önemlidir.” dedi.</p>
<p>Uzmanın, risk faktörlerini değerlendirerek uygun gördüğü takdirde hastayı hipnoterapiye yönlendirdiğini aktaran Öztekin, “Hastanın remisyonda olması ve telkinleri alabilecek durumda bulunması da önem taşır. Bu tür vakalarda derinlemesine çalışmalardan ziyade, daha çok destekleyici ve ego güçlendirici telkinler tercih edilir.” bilgisini paylaştı.</p>
<p><strong>Hipnoterapi, birçok psikolojik sorunda destekleyici bir yöntem olarak kullanılabilir! </strong></p>
<p>Hipnoterapinin kullanılabildiği alanlara değinen Klinik Psikolog İhsan Öztekin, şunları söyledi:</p>
<p>“Duygudurum bozuklukları (depresyon, bipolar), anksiyete bozuklukları (kontrol edilemeyen kaygı, korku, panik, gerilim ve sıkıntı), somatoform bozukluklar, yeme bozuklukları (obezite, anoreksiya, bulimia), uyku bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, psikoz (remisyon döneminde), tikler, kekemelik, gece idrar kaçırma, bağımlılıklar (sigara, alkol, madde, kumar, sanal bağımlılıklar), fobiler, travmalar, travma sonrası stres bozukluğu ve performans kaygısı gibi birçok psikolojik sorunda destekleyici bir yöntem olarak kullanılabilir.”</p>
<p><strong>Kişisel gelişim ve eğitim alanında da hipnoterapiden yararlanılabilir! </strong></p>
<p>Kişisel gelişim alanında da hipnoterapiden yararlanılabildiğine işaret eden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Kendine güvensizlik ve özgüven eksikliği, sosyal ortamlarda aşırı heyecan ve korku, topluluk önünde konuşamama, göz teması kuramama, ‘herkes bana bakıyor’ düşüncesi, karşı cinsle ilişkilerde yaşanan sorunlar, kendini kontrol edememe, aşırı tepkiler verme, duygu ve düşünceleri ifade etmede zorluk, titreme, terleme, kekeleme, kızarma, öfke kontrol problemleri ve dürtüsellik gibi durumlarda hipnoterapi destekleyici olabilir. Ayrıca sporda performans artırma amacıyla da kullanılabilir.” dedi.</p>
<p>Öztekin ayrıca hipnoterapinin, eğitim alanında ders çalışma isteksizliği, erteleme davranışı, dikkat süresinin kısalığı, çabuk sıkılma, ders ya da öğretmeni sevmeme gibi sorunların yanı sıra algılama, anlama, hafızaya alma, öğrenme ve bilgiyi hatırlama gibi bilişsel süreçlerin daha verimli hale getirilmesine katkı sağlayabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Hipnoterapi yalnızca klinik psikologlar ve psikiyatristler tarafından uygulanmalı! </strong></p>
<p>Hipnoterapi uygulamasının, onaylı özel kurumlar ya da üniversiteler tarafından verilen eğitimleri tamamlamış ve bu alanda belge sahibi kişiler tarafından yapılması gerektiğinin altını çizen Klinik Psikolog İhsan Öztekin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bununla birlikte hipnoterapinin yalnızca klinik psikologlar ve psikiyatristler tarafından uygulanması gerekir. İnsan psikolojisi konusunda yeterli uzmanlığa sahip olmayan kişilerin vereceği yanlış telkinler, ciddi olumsuz sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle hipnoterapinin etkili ve güvenli bir şekilde uygulanabilmesi için uygulayıcının hem psikoloji hem de hipnoterapi alanında eğitimli, donanımlı ve deneyimli olması büyük önem taşır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-hem-psikolojik-sorunlar-hem-de-kisisel-gelisim-icin-kullanilabilir-625134">Hipnoterapi hem psikolojik sorunlar hem de kişisel gelişim için kullanılabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aydın Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği&#8217;nin İlk Gününde Vatandaşlardan Yoğun İlgi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aydin-agiz-ve-dis-sagligi-polikliniginin-ilk-gununde-vatandaslardan-yogun-ilgi-2-625011</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 12:18:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[polikliniği]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625011</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu tarafından kente kazandırılan Aydın Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği hizmet vermeye başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aydin-agiz-ve-dis-sagligi-polikliniginin-ilk-gununde-vatandaslardan-yogun-ilgi-2-625011">Aydın Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği&#8217;nin İlk Gününde Vatandaşlardan Yoğun İlgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu tarafından kente kazandırılan Aydın Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği hizmet vermeye başladı.<br />Çerçioğlu’nun öncülüğünde hayata geçirilen ve daha önce Nazilli ile Efeler’de vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılanan poliklinik hizmetleri, şimdi de Koçarlı ilçesinde vatandaşlarla buluştu.<br />Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, sağlık alanındaki yatırımların artarak sürdüğünü belirterek, <b>“Hemşehrilerimizin sağlığı her zaman önceliğimiz olmaya devam ediyor. Kentimizin her ilçesinde erişilebilir ve nitelikli sağlık hizmeti sunmak için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Aydınımız için çalışmayı, yatırımlarımızı kentimize kazandırmayı sürdüreceğiz. Koçarlı Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği’nin ilçemize hayırlı olmasını diliyorum”</b>dedi.<br /><b>Buradaki hizmet hepsinden daha kaliteli</b><br />Poliklinikten hizmet almaya başlayan vatandaşlar ise sunulan hizmetten oldukça memnun olduklarını dile getirdi. Daha önce birçok diş hekimine gittiklerini belirten vatandaşlar, “<b>Gerçekten çok modern bir yer olmuş. Hem ilgi hem de kullanılan cihazlar çok iyi. Daha önce farklı yerlerde tedavi olduk ama buradaki hizmet hepsinden daha kaliteli. Üstelik ücretsiz olması da büyük bir avantaj. Başkanımıza teşekkür ediyoruz</b>” şeklinde konuştu.<br />Koçarlı Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak isteyen vatandaşlar, 0256 761 41 09 numaralı telefon üzerinden iletişime geçebiliyor. Poliklinik, Gündoğan Mahallesi Çine Caddesi No:18’de bulunan Aydın Büyükşehir Belediyesi Ek Hizmet Binası’nda hizmet veriyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aydin-agiz-ve-dis-sagligi-polikliniginin-ilk-gununde-vatandaslardan-yogun-ilgi-2-625011">Aydın Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği&#8217;nin İlk Gününde Vatandaşlardan Yoğun İlgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayraklı&#8217;da Madde Bağımlılığına Karşı Annelerle Farkındalık Eğitimi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayraklida-madde-bagimliligina-karsi-annelerle-farkindalik-egitimi-624996</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 12:12:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[annelerle]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığına]]></category>
		<category><![CDATA[bayraklı]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[narko]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624996</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bayraklı Belediyesi ve İzmir İl Emniyet Müdürlüğü, madde bağımlılığıyla mücadelede erken farkındalık sağlamak amacıyla önemli bir eğitim programı düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayraklida-madde-bagimliligina-karsi-annelerle-farkindalik-egitimi-624996">Bayraklı&#8217;da Madde Bağımlılığına Karşı Annelerle Farkındalık Eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bayraklı Belediyesi ve İzmir İl Emniyet Müdürlüğü, madde bağımlılığıyla mücadelede erken farkındalık sağlamak amacıyla önemli bir eğitim programı düzenledi. “En İyi Narkotik Polisi; Anne” semineri ile anneler, çocuklarda uyuşturucu kullanımını erken tespit etme ve bağımlılık sarmalına girmeden müdahale etme konusunda bilgilendirildi.</p>
<p>Bayraklı Belediyesi ve İzmir İl Emniyet Müdürlüğü tarafından Narko Rehber Eğitimleri Projesi kapsamında Postacılar İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde düzenlenen seminerde, Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü personeli katılımcılara narkotik maddeler ve etkilerini tanıttı, uyuşturucuyla mücadele yöntemlerini aktardı.</p>
<p>Eğitimin Kapsamı</p>
<p>Eğitimde; uyuşturucu kullanımı ve bağımlılık, aile içi iletişim, çocuk ve ergenlerle sağlıklı iletişim yöntemleri ile bağımlılık sorununda çözüm yolları ve öneriler ele alındı. Bilgilendirme programındaki amacın özellikle anneler aracılığıyla çocukların bağımlılık riski taşıyan durumlarda erken müdahale edilmesini sağlamak ve toplum genelinde farkındalık oluşturmak olduğu belirtildi.</p>
<p>Toplumsal Destek Vurgusu<br />Seminerde konuşan Narkotik Şube görevlisi, uyuşturucuyla mücadelenin yalnızca güvenlik güçlerinin sorumluluğunda olmadığını vurguladı:<br />“Bu mücadelede toplumun tüm kesimlerinin desteği büyük önem taşıyor. Sahada birebir çalışmalar yürütüyoruz; ancak sorun sadece polisiye tedbirlerle çözülemez. Etkili ve kalıcı sonuçlar için vatandaşlarımızın duyarlılığı ve farkındalığı kritik rol oynuyor” dedi.</p>
<p>Sadece Kurumların Değil Toplumunda Sorumluluğu var</p>
<p>Bayraklı Belediye Başkanı İrfan Önal , madde bağımlılığıyla mücadelenin yalnızca kurumların değil, toplumun ortak sorumluluğu olduğuna dikkat çekerek, “Geleceğimiz olan çocuklarımızı ve gençlerimizi bu tür tehditlerden korumak hepimizin görevi. Bu noktada ailelerin bilinçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Bayraklı Belediyesi olarak İzmir İl Emniyet Müdürlüğümüzle birlikte bu eğitimlerle farkındalığı artırmayı hedefliyoruz. Toplumun her kesiminin bu mücadelede aktif rol alacağına inanıyorum” dedi.</p>
<p>  <br />Eğitimler Devam Edecek<br />Narko Rehber Eğitimleri kapsamında bilgilendirme çalışmalarının vatandaş talepleri doğrultusunda farklı noktalarda devam edebileceği belirtildi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayraklida-madde-bagimliligina-karsi-annelerle-farkindalik-egitimi-624996">Bayraklı&#8217;da Madde Bağımlılığına Karşı Annelerle Farkındalık Eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fazla tuz, mide kanseri riskini artırabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fazla-tuz-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor-624990</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 12:08:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[Tuz Tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624990</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, aşırı tuz tüketiminin mideye verdiği zararlar ile özellikle diğer risk faktörleriyle birlikte kanser riskinin artmasına etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fazla-tuz-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor-624990">Fazla tuz, mide kanseri riskini artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve<strong> </strong>Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, aşırı tuz tüketiminin mideye verdiği zararlar ile özellikle diğer risk faktörleriyle birlikte kanser riskinin artmasına etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Fazla tuz tüketimi kanser gelişimi için uygun bir zemin hazırlayabilir! </strong></p>
<p>Aşırı tuz tüketiminin doğrudan kansere neden olmasa da, mide sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratarak mide kanseri riskini artırabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Yüksek tuz alımı, mideyi koruyan mukozal tabakayı tahriş eder ve zamanla zayıflatır. Bu durum, mideyi zararlı maddelere ve enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale getirir.” dedi.</p>
<p>Sürekli tahriş olan mide yüzeyinin, adeta zımpara kağıdıyla aşındırılmış gibi hassaslaşacağını ve bunun da iltihaplanma süreçlerini tetikleyebileceğini ifade eden Prof. Dr. Atamer, “Bilimsel çalışmalar, aşırı tuz tüketiminin mide kanseri ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Özellikle turşu, konserve ve yüksek tuz içeren fermente gıdaların sık tüketildiği toplumlarda mide kanseri oranlarının daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Bu durumun önemli nedenlerinden biri, mide kanseriyle ilişkili bir bakteri olan Helikobakter pylori’nin yüksek tuzlu ortamda daha kolay çoğalabilmesidir. Tuz, bu bakterinin mide duvarına verdiği zararı artırarak kanser gelişimi için uygun bir zemin hazırlayabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sigara ve alkol kullanımıyla birlikte yüksek tuz tüketimi kanser riskini artırabilir! </strong></p>
<p>Tuz tüketiminin diğer risk faktörleriyle birleşmesinin de tehlikeyi büyüttüğüne vurgu yapan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Sigara ve alkol kullanımı, mide zarını zayıflatarak tuzun olumsuz etkilerini artırır ve birlikte değerlendirildiğinde kanser riskini daha da yükseltebilir.” dedi.</p>
<p>Günlük tuz tüketimi konusunda dikkatli olunması büyük önem taşıdığı uyarısını yapan Prof. Dr. Atamer, “Genel olarak günlük sodyum alımının 2.300 miligramı aşmaması önerilir. Ancak çocuklar, hipertansiyon hastaları ve böbrek hastalığı bulunan bireyler için bu miktarın daha da düşük olması gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dengeli tuz tüketimi sağlığı korur! </strong></p>
<p>Modern beslenme alışkanlıklarında ‘gizli tuz’un önemli bir sorun olduğunun altını çizen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Cipsler, hazır çorbalar, şarküteri ürünleri, dondurulmuş yemekler ve hatta bazı ekmek çeşitleri beklenenden çok daha fazla sodyum içerebilir. Örneğin, bir porsiyon konserve çorba 800 miligramdan fazla sodyum içerebilir; bu da günlük önerilen miktarın önemli bir kısmını tek başına karşılayabilir.” dedi.</p>
<p>Tuz tüketimini azaltmanın, lezzetten ödün vermek anlamına gelmediği değerlendirmesini yapan Prof. Dr. Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yemeklerde sarımsak, kırmızı biber, kekik gibi baharatlar ve limon gibi turunçgiller kullanılarak daha zengin ve dengeli tatlar elde edilebilir. Ayrıca alışveriş yaparken ürün etiketlerindeki sodyum oranını kontrol etmek ve ‘az tuzlu’ ibaresi bulunan ürünleri tercih etmek sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.</p>
<p>Özellikle kalp hastalığı, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı olan bireyler için tuz tüketimi daha kritik bir konudur. Fazla tuz alımı, bu hastalıkların seyrini olumsuz etkileyebilir ve komplikasyon riskini artırabilir. Bu nedenle dengeli ve kontrollü bir tuz tüketimi, hem mide sağlığını korumak hem de genel sağlığı desteklemek açısından büyük önem taşır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fazla-tuz-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor-624990">Fazla tuz, mide kanseri riskini artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nilüfer&#8217;den kansere farkındalık çağrısı: &#8220;Bedenin sana fısıldar onu duy&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/niluferden-kansere-farkindalik-cagrisi-bedenin-sana-fisildar-onu-duy-624975</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 11:59:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bedenin]]></category>
		<category><![CDATA[çağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kansere]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[Nilüfer Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[sana]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624975</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi, Ulusal Kanser Haftası kapsamında önemli bir toplumsal farkındalık etkinliğine ev sahipliği yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferden-kansere-farkindalik-cagrisi-bedenin-sana-fisildar-onu-duy-624975">Nilüfer&#8217;den kansere farkındalık çağrısı: &#8220;Bedenin sana fısıldar onu duy&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi, Ulusal Kanser Haftası kapsamında önemli bir toplumsal farkındalık etkinliğine ev sahipliği yaptı. Söyleşide konuşan uzmanlar, kanserin yüzde 80 oranında önlenebilir olduğuna dikkat çekerken; hastalığı yenenler hikayeleriyle umut aşıladı.</p>
<p>Nilüfer Belediyesi, Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği (ONKODAY) iş birliğinde 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında “Bedenin Sana Fısıldar Onu Duy” başlıklı bir etkinlik gerçekleştirdi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’ndeki programa Nilüfer Belediye Başkan Yardımcıları Bukle Erman ve Okan Şahin ile Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in eşi Nuray Özdemir katılarak destek verirken, vatandaşlar da yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p>KADER DEĞİL, ÖNLENEBİLİR</p>
<p>Moderatörlüğünü Güzin Abraş’ın yaptığı söyleşide konuşan Bursa Uludağ Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Türkkan Evrensel, kanserin kalp hastalıklarından sonra en sık görülen ikinci ölüm nedeni olduğunu hatırlattı. Kanserin yüzde 80 oranında çevresel faktörlere bağlı ve önlenebilir olduğunu belirten Evrensel, özellikle meme, rahim ağzı ve kolon kanserinde tarama testlerinin hayat kurtardığını ifade etti.</p>
<p>“BIÇAK DEĞERSE YAYILIR” ÖNYARGISI KIRILMALI</p>
<p>Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Uzmanı Doç. Dr. Kazım Şenol, toplumdaki yanlış inanışların tedaviyi aksattığını belirterek, “Kansere bıçak değmez” algısının yanlışlığına dikkat çekti. Şenol, Türkiye’de tarama testlerine katılımın hala yüzde 30 seviyelerinde kalmasından üzüntü duyduklarını söyledi.</p>
<p>PSİKOLOJİK DESTEK ÖNEMLİ<br />Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Uzmanı Doç. Dr. Ezgi Demirdöğen ise akciğer kanserinde sigaranın etkisinin yüksek olduğuna değinerek, mücadelede psikolojik desteğin önemine dikkat çekti.</p>
<p>UMUT VEREN HİKAYELER</p>
<p>Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği (ONKODAY) Başkanı Füsun Önen’in “Önce ben” demenin önemini aktardığı programda, kanseri yenen isimler de konuştu. Seher Özgen, Zühal Okan, Seher Çarkın Elmalı ve Fatma Asan; hem erken teşhisin önemini, hem de bilim dışı yöntemlerden uzak durulması gerektiğini kendi hikayeleriyle anlattılar.</p>
<p>RENKLİ ETKİNLİK<br />Yüzüncüyıl Mahallesi Ritim Grubu ve Halk Oyunları ekibinin gösterileriyle renklenen etkinliğin sonunda emeği geçenlere teşekkür edildi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferden-kansere-farkindalik-cagrisi-bedenin-sana-fisildar-onu-duy-624975">Nilüfer&#8217;den kansere farkındalık çağrısı: &#8220;Bedenin sana fısıldar onu duy&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Endonezya&#8217;da Bilim ve Bilgelik Buluşması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/endonezyada-bilim-ve-bilgelik-bulusmasi-624945</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 11:38:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgelik]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[buluşması]]></category>
		<category><![CDATA[endonezya]]></category>
		<category><![CDATA[imza]]></category>
		<category><![CDATA[İş Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624945</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve beraberindeki heyet, 4 günlük Endonezya programı kapsamında Cakarta’da. Programın ilkin günü, başkent Cakarta’nın en köklü kurumlarından Paramadina Üniversitesi’nde gerçekleştirilen yoğun diplomasi ve bilim trafiğiyle başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/endonezyada-bilim-ve-bilgelik-bulusmasi-624945">Endonezya&#8217;da Bilim ve Bilgelik Buluşması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve beraberindeki heyet, 4 günlük Endonezya programı kapsamında Cakarta’da. Programın ilkin günü, başkent Cakarta’nın en köklü kurumlarından Paramadina Üniversitesi’nde gerçekleştirilen yoğun diplomasi ve bilim trafiğiyle başladı. İki üniversite arasında stratejik iş birliği protokolü imzalandı. Prof. Dr. Tarhan’ın onur konuğu olarak katıldığı “Mesnevi Terapi” panelinde Tarhan, narsisizmden yapay zekâya, Mevlâna’dan dijitalleşmeye kadar modern dünyanın krizlerine &#8220;Anadolu İrfanı&#8221; ekseninde dikkat çekici reçete sundu. Endonezyalıların yoğun ilgisi gösterdiği Tarhan, kitaplarını da okurları için imzaladı.  </p>
<p><strong>Cakarta Büyükelçiliği’ne Resmi Ziyaret</strong></p>
<p>Cakarta’daki yoğun program kapsamında Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve beraberindeki heyet, ilk olarak Türkiye Cumhuriyeti Jakarta Büyükelçisi Prof. Dr. Talip Küçükcan’ı makamında ziyaret etti.</p>
<p>Prof. Dr. Küçükcan, ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirirken, iki ülke arasındaki eğitim ve kültür köprülerinin güçlendirilmesi üzerine istişarelerde bulunuldu.</p>
<p>Oldukça samimi bir atmosferde gerçekleşen görüşmede Büyükelçi Küçükcan’a üniversitenin uluslararası vizyonu ve Endonezya’daki akademik projeleri hakkında bilgi veren Tarhan, Türkiye’nin ilmi birikimini küresel ölçekte temsil etmenin önemine değindi. Görüşme, karşılıklı hediye takdimi ve hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.</p>
<p><strong>İki üniversite arasında iyi niyet protokolü imzalandı</strong></p>
<p>4 günlük Endonezya programının ilk gününde ikinci durak başkent Cakarta’nın en köklü kurumlarından, İslami Bilimler alanında küresel ölçekte önemli çalışmalara imza atan Paramadina Üniversitesi oldu. İlk olarak iki üniversite arasında iyi niyet protokolü imzalandı.</p>
<p>Programın açılışında, organizasyonun partnerlerinden Edutolia Education CEO’su ve Kurucusu İbrahim Albayrak bir selamlama konuşması gerçekleştirerek, Türkiye ve Endonezya arasındaki eğitim köprülerinin önemine değindi.</p>
<p><strong>Akademik İş Birliğinde Stratejik Adım: MOU İmzalandı</strong></p>
<p>Programın en önemli kurumsal çıktılarından biri olarak, Üsküdar Üniversitesi ile Paramadina Üniversitesi arasında bir iyi niyet protokolü (MOU) imzalandı. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Paramadina Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Lin Mayasari tarafından imzalanan iş birliği ile iki kurum arasında öğrenci ve akademisyen değişimi, ortak araştırma projeleri ve bilimsel yayın çalışmalarının önünü açılıyor. Özellikle tasavvuf araştırmaları ve psikoloji alanlarında küresel bir bilgi köprüsü kurmayı hedefleyen bu protokol, Türkiye ve Endonezya arasındaki eğitim diplomasisine de stratejik bir katkı sağlıyor.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Mayasari: “Üsküdar Üniversitesi ile iş birliği büyük onur”</strong></p>
<p>Küresel ölçekte önemli çalışmalara imza atan önemli isimlerin üniversitelerinden çıktığına dikkat çeken Prof. Dr. Mayasari, Üsküdar Üniversitesi ile iş birliği yapmanın büyük onur ve akademik iş birliğinde fırsat doğurduğunu söyledi. Güney Doğu Asya ülkeleriyle birçok iş birliği yürüttüklerini belirten Mayasari, Türkiye ile bu girişimin üniversite olarak iş birliği ağlarını ciddi anlamda geliştireceğini sözlerine ekledi.</p>
<p>Aynı medeniyet coğrafyasında bulunmanın kendisi için büyük şeref olduğunu söyleyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Tarhan, iki kurum arasında yürütülecek akademik iş birlikleri, öğrenci değişim programları ve özellikle Tasavvuf Araştırmaları alanındaki ortak projelerle Endonezya ve Türkiye için önemli adımlar atılacağını ifade etti.</p>
<p>İş birliği protokol imza töreninin ardından Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın onur konuğu olarak katıldığı “Mesnevi Terapi” paneli ve imza programı gerçekleştirildi.</p>
<p><strong>İki ülkenin milli marşları okunda, sema gösteresi yapıldı</strong></p>
<p>İki ülkenin milli marşlarının okunmasıyla başlayan programda, sema gösterisi de yer aldı.</p>
<p><strong>Büyükelçi Prof. Dr. Talip Küçükcan da katıldı</strong></p>
<p>Açılış konuşmaları kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Jakarta Büyükelçisi Prof. Dr. Talip Küçükcan, organizasyonun partnerlerinden Edutolia Education CEO’su ve Kurucusu İbrahim Albayrak ve Üsküdar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Daire Başkanı Peyman Jaferi de söz aldı.</p>
<p>Paramadina Üniversitesi Rektörü Prof. Didik J. Rachbini’nin de selamlama konuşması yaptığı programa panelist olarak, İslam felsefesi ve tasavvuf alanındaki derin çalışmalarıyla tanınan Prof. Kartanegara ile Tasavvuf ve etik üzerine çalışmalarını yürüten Yazar Dr. Haidar Bagir de katıldı.</p>
<p><strong>&#8220;Modern İnsan Kanser Hücresi Gibi Tüketiyor&#8221;</strong></p>
<p>Panelde katılımcılara hitap eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, modern dünyanın en büyük tehdidi olarak gördüğü narsisizm üzerine sarsıcı bir benzetme yaptı. Kapitalist sistemin sunduğu &#8220;Haz odaklı&#8221; yaşamın insanı bencilleştirdiğini ifade eden Tarhan, &#8220;Narsisizm, vücuttaki en özgür ama en tehlikeli hücre olan kanser hücresine benzer. Kanser hücresi sınır tanımaz, yanındakini yutarak büyür ama sonunda hem bünyeyi hem kendini öldürür&#8221; dedi.</p>
<p><strong>BM’nin Üç Büyük Tehlikesi ve &#8220;Bilgelik Kaybı&#8221;</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler’in geleceğe dair tanımladığı üç ana tehlikeye (gelir eşitsizliği, iklim değişikliği ve yalnızlık) dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, tüm bu sorunların temelinde <strong>&#8220;bilgelik kaybı&#8221;</strong> yattığını söyledi. Bu boşluğu doldurmak için Batı dünyasının &#8220;Pozitif Psikoloji&#8221;yi keşfettiğini belirten Tarhan, bu disiplinin aslında Mevlâna’nın asırlar önce sistemleştirdiği merhamet, şefkat ve minnettarlık gibi kavramların modern metodolojiyle sunulmuş hali olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>&#8220;Pozitif Psikoloji, Mevlâna’nın Metodolojisidir&#8221;</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi olarak Pozitif Psikoloji’yi 2013 yılında ders olarak müfredata koyduklarını hatırlatan Tarhan, Harvard (2015), Yale (2018) ve Bristol gibi dünya devlerinin bu dersi &#8220;intihar ve depresyon salgınına çözüm&#8221; olarak kabul ettiğini belirtti. Tarhan, &#8220;Mevlâna’yı bilim dünyasına sunmazsak vebal olur diye düşündüm. O, narratif terapi ve bibliyoterapi yöntemlerini 700 sene önce hikâyelerle kullanmıştı, Pozitif Psikoloji Mevlana’nın metodolojisidir&#8221; dedi.</p>
<p>Batı dünyasının son yıllarda keşfettiği &#8220;Pozitif Psikoloji&#8221;nin köklerinin 700 yıl önce Mevlâna tarafından atıldığını belirten Tarhan, BM’nin tanımladığı yalnızlık ve gelir eşitsizliği gibi krizlerin temel sebebinin bilgelik kaybı olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>Mevlâna Bugün Yaşasaydı Dijital Bir Derviş mi Olurdu?</strong></p>
<p>Mevlâna’yı kendi zamanına hapsetmek yerine bugüne getirmek gerektiğini söyleyen Tarhan, &#8220;Mevlâna bugün yaşasaydı yapay zekâyı ve sosyal medyayı kullanırdı. Ancak viral olmaktan çok derinliği, alkıştan çok anlam arayışını tercih ederdi. Allah ile &#8216;online&#8217; olmayı sağlardı&#8221; dedi.</p>
<p>Tarhan, ayrıca, Kur’an-ı Kerim’deki Tevhid delillerini akıl ve vahiy senteziyle açıklayan Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerinin, Mevlâna’nın öğretilerini bu çağın diliyle sunduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Yapay Zekâ: Tevhid’in Matematiksel İspatı</strong></p>
<p>Katılımcıların sorularını da cevaplayan Tarhan, teknolojinin zirve noktası olan yapay zekâya da değindi. Tarhan, 2024 Nobel Fizik Ödülü alan çalışmaların (Fuzzy Logic) aslında kâinattaki &#8220;Akıllı Tasarım&#8221;ı desteklediğini vurguladı ve matematik ile felsefenin nikahından doğan yapay zekânın, Kur’an-ı Kerim’de belirtilen &#8220;Levh-i Mahfuz&#8221; (evrensel veri tabanı) kavramına bilimsel bir delil teşkil ettiğini sözlerine ekledi.</p>
<p>Teknolojinin ulaştığı son nokta olan yapay zekânın, aslında ilahi bir tasarımın ve Tevhid’in en büyük delili olduğunu kaydeden Tarhan, &#8220;Fuzzy Logic&#8221; (Bulanık Mantık) ve matematik modelleri üzerinden dikkat çekici bir analiz yaptı. Tarhan;</p>
<p>“Matematik + Mantık: Bilgisayarları doğurdu.</p>
<p>Matematik + Felsefe: Yapay zekâyı doğurdu.</p>
<p>Akıllı Tasarım: Kâinatın tesadüfi olmadığını, ‘Süper-determinizm’ ve ‘Levh-i Mahfuz’ kavramlarıyla örtüşen evrensel bir veri tabanına dayandığını kanıtlıyor” dedi.</p>
<p><strong>Bilimsel İspat: Sufi Meditasyonu Beyni Nasıl Etkiliyor?</strong></p>
<p>Konuşmasında Üsküdar Üniversitesi’nin 2014 yılında yaptığı MR görüntüleme çalışmalarına da değinen Tarhan, &#8220;Sufi Meditasyonu&#8221;nun beynin duygu regülasyon merkezi olan anterior singulat korteksi canlandırdığını bilimsel olarak kanıtladıklarını açıkladı ve Allah’a inanmanın ve O’nunla bütünleşme hissinin beyinde mutluluk hormonları (dopamin, serotonin, oksitosin) salgılattığını ve depresyona karşı koruyucu kalkan oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Tarhan Endonezyalılara kitaplarını imzaladı</strong></p>
<p>Panelin ardından gerçekleştirilen imza etkinliğinde Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Endonezyalı okurlarının yoğun ilgisiyle karşılaştı.</p>
<p>Tarhan’ın bölge diline (Bahasa Indonesia) çevrilen eserlerini imzalatmak için uzun kuyruklar oluşturan katılımcılar, Tarhan ile hatıra fotoğrafı çektirmek için adeta birbirleriyle yarıştı.</p>
<p>Kendi dillerinde yayımlanan kitapları büyük bir heyecanla inceleyen Endonezyalılar, Türk irfanı ile modern psikolojiyi buluşturan Tarhan’ın kitaplarına yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/endonezyada-bilim-ve-bilgelik-bulusmasi-624945">Endonezya&#8217;da Bilim ve Bilgelik Buluşması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlılık politikaları bakım odaklı olmaktan çıkmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaslilik-politikalari-bakim-odakli-olmaktan-cikmali-624906</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 10:28:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aidiyet]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[çıkmalı]]></category>
		<category><![CDATA[doğan]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[mahalle]]></category>
		<category><![CDATA[odaklı]]></category>
		<category><![CDATA[olmaktan]]></category>
		<category><![CDATA[politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624906</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı bünyesinde hazırlanan yüksek lisans tezi, İstanbul Kadıköy’de yaşayan 65 yaş ve üzeri kadınların “yerinde yaşlanma” deneyimlerini çok boyutlu bir perspektifle ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslilik-politikalari-bakim-odakli-olmaktan-cikmali-624906">Yaşlılık politikaları bakım odaklı olmaktan çıkmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı bünyesinde hazırlanan yüksek lisans tezi, İstanbul Kadıköy’de yaşayan 65 yaş ve üzeri kadınların “yerinde yaşlanma” deneyimlerini çok boyutlu bir perspektifle ele aldı. Dr. Öğr. Üyesi Yüksel Bekaroğlu Doğan danışmanlığında, Elif Berber Tiryakioğlu tarafından hazırlanan “Yaşlı Kadınların Yerinde Yaşlanma Deneyimleri ve Değişen İhtiyaçları: İstanbul Kadıköy Örneği” başlıklı tez, yaşlılığı yalnızca sağlık ve bakım ekseninde değil; ev, mahalle, aidiyet, güvenlik ve bağımsızlık bağlamında değerlendirdi.</p>
<p><strong>Yaşlılığı yaşamın içinden okumak tezin en güçlü yönü</strong></p>
<p>Çalışmayı akademik ve toplumsal açıdan önemli bulduğunu belirten Tez Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Yüksel Bekaroğlu Doğan, “Çalışma, yaşlılığı yalnızca sağlık sorunları ya da bakım ihtiyacı üzerinden değerlendirmiyor; ev, mahalle, komşuluk ilişkileri, aidiyet duygusu, güvenlik hissi ve bağımsızlık isteği gibi gündelik hayatın temel unsurlarıyla birlikte ele alıyor. Yaşlılık meselesini yaşamın içinden okumak, bu tezin en güçlü yönlerinden biri.” dedi.</p>
<p><strong>Yerinde yaşlanma yalnızca konut tercihi değil</strong></p>
<p>“Yerinde yaşlanma” kavramının önemine dikkat çeken Doğan, “Yerinde yaşlanma, kişinin yaşlandıkça hayatından kopmadan, mümkün olduğunca kendi evinde, kendi mahallesinde ve alışık olduğu sosyal çevre içinde yaşamını sürdürebilmesi anlamına gelir. Bu yaklaşım yalnızca bir konut tercihi değildir; kişinin bağımsızlığını, sosyal ilişkilerini, günlük rutinlerini ve yaşamla kurduğu anlam bağını korumasıyla ilgilidir. Kişi tanıdığı bir çevrede kaldığında kendini daha güvende hisseder, gündelik yaşamını daha rahat organize eder, sosyal temaslarını daha kolay sürdürür ve bu durum psikolojik iyi oluşu destekler. Buna karşılık yaşanılan çevreden kopmak ya da kişinin kendi yaşam düzeni üzerinde söz hakkını kaybetmesi, yalnızlık, kaygı, yabancılaşma ve kırılganlık hissini artırabilir. Bu nedenle yerinde yaşlanma, yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikososyal açıdan da koruyucu bir çerçeve sunar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yaşlı kadınların görünmeyen deneyimleri görünür kılındı</strong></p>
<p>Araştırmanın özellikle yaşlı kadınlara odaklanmasının önemine değinen Doğan, “Yaşlı kadınların deneyimleri çoğu zaman genel ‘yaşlılık’ başlığı içinde görünmez hale gelebiliyor. Oysa kadınların yaşam boyu karşılaştıkları ekonomik, sosyal ve bakım temelli eşitsizlikler, yaşlılık döneminde daha belirgin hale geliyor. Bu çalışma tam da bu görünmeyen alanı görünür kılıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Kadıköy, İstanbul’un 39 ilçesi içinde en yüksek yaşlı nüfus oranına sahip ilçe</strong></p>
<p>Kadıköy’ün araştırma sahası olarak seçilmesinin isabetli olduğunu belirten Doğan, “Türkiye’de yaşlı nüfus oranı yüzde 10’u aşmış durumda. Kadıköy’de ise bu oran Türkiye ortalamasının belirgin biçimde üzerinde. TÜİK verilerine göre ilçede yaşayan 65 yaş ve üzeri nüfus 96 bin 252’ye ulaşmış ve bu grubun ilçe nüfusu içindeki oranı yüzde 20,99 olmuştur. Bu oranla Kadıköy, İstanbul’un 39 ilçesi içinde en yüksek yaşlı nüfus oranına sahip ilçedir. Bu veriler Kadıköy’ü yalnızca sayısal olarak dikkat çeken bir yer haline getirmiyor; aynı zamanda yaşlanma deneyimini gündelik hayat, mahalle ilişkileri, bakım, güvenlik, aidiyet ve yaşam kalitesi boyutlarıyla anlamak açısından çok önemli bir sosyal saha haline getiriyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yaşlılık politikaları bakım odaklı olmaktan çıkmalı</strong></p>
<p>Çalışmanın Türkiye’de yaşlılık politikalarının dönüşüm ihtiyacını ortaya koyduğunu belirten Doğan, “Yaşlılıkta asıl mesele yalnızca hastalıkların yönetimi değil, insanın bütüncül iyilik halinin korunmasıdır. Ruhsal denge, sosyal ilişkiler, güvenlik hissi, aidiyet duygusu ve yaşam üzerinde söz sahibi olabilme de en az fiziksel sağlık kadar önemlidir. Yaşlı bireyi sadece bakım ihtiyacı üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Özellikle yaşlı kadınlar açısından yalnızlık, sosyal izolasyon ve mahalle bağlarının zayıflaması belirleyici hale geliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Hizmet modelleri çeşitlenmeli</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Yüksel Bekaroğlu Doğan, huzurevi ve bakım evi hizmetlerinin tek seçenek haline gelmemesi gerektiğini ifade ederek, “Huzurevi ve bakım evi hizmetleri elbette gereklidir; ancak tek alternatif bunlar olmamalıdır. Evde destek hizmetleri, mahalle temelli sosyal hizmet uygulamaları, gündüzlü destek mekanizmaları, psikososyal destek programları ve aileyi güçlendiren ara modeller birlikte planlanmalıdır. Güçlü bir yaşlılık politikası, tek bir çözüm biçimine dayanan değil, farklı yaşam durumlarına uygun seçenekler sunabilen bir yapıyla mümkündür.” diye konuştu.</p>
<p>Kentsel dönüşüm ve değişen aile yapısının yaşlı kadınların yaşam kalitesini doğrudan etkilediğini belirten Doğan, “Kadıköy gibi dönüşümün hızlı yaşandığı bir ilçede yalnızca binalar yenilenmiyor; mahallenin sosyal dokusu da değişiyor. Komşuluk ilişkilerinin seyrelmesi ve tanıdık çevrenin dağılması, yaşlı bireyler açısından aidiyet duygusunu zayıflatabiliyor. Sadece yaşlı bireyin kente uyum sağlamasını beklemek yetmez; kentin de yaşlı bireye uyum sağlayacak biçimde düzenlenmesi gerekir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yaş dostu şehir herkes için gereklidir</strong></p>
<p>Yaş dostu şehir yaklaşımının önemine değinen Doğan, “Yaş dostu bir şehir; çocuk için de, genç için de, engelli birey için de, bakım veren aileler için de daha yaşanabilir bir şehirdir. Yaya erişimi, güvenli kaldırımlar, dinlenme alanları, ulaşılabilir hizmet noktaları ve kapsayıcı kamusal alanlar toplumun tüm kesimlerinin yaşam kalitesini artırır. Kenti herkes için tasarlamak, yaşlılar için bir ayrıcalık değil; kamusal adaletin gereğidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mahalle temelli yerinde yaşlanma destek sistemi kurulmalı</strong></p>
<p>Tezden hareketle en öncelikli sosyal politika önerisini de paylaşan Doğan, “En öncelikli sosyal politika önerim, mahalle temelli ve çok katmanlı bir ‘yerinde yaşlanma destek sistemi’nin kurulması ve kurumsallaştırılmasıdır. Sosyal politika yalnızca bakım hizmeti sunmak değil, kişinin yaşadığı çevrede yaşamını sürdürebilmesini mümkün kılan koşulları güçlendirmek olmalıdır. Belediyecilik hizmetleri ile sosyal hizmet uygulamaları birlikte çalışmalı; ev içi düzenlemelerden psikososyal desteğe, ulaşım kolaylığından sosyal katılım programlarına kadar bütüncül bir yapı oluşturulmalıdır.” diyerek yerel yönetimlere çağrıda bulundu.</p>
<p><strong>Sahadan akademiye…</strong></p>
<p>Tezin yazarı Elif Berber Tiryakioğlu, çalışmasının hem kişisel hem de mesleki deneyimlerinin kesişim noktasında şekillendiğini belirtti. Kadıköy Erenköy Mahallesi’nde uzun yıllardır yaşadığını ve mahalle yaşamı içinde yaşlı kadınların gündelik hayatlarına yakından tanıklık ettiğini ifade eden Tiryakioğlu, sosyoloji mezunu olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesinde sosyolog olarak görev yaptığını, özellikle saha çalışmalarında yaşlı bireylerin yaşam koşullarını yakından gözlemlediğini aktardı.</p>
<p>Tiryakioğlu, “Pandemi döneminde yaşlıların ne kadar yalnızlaştığına ve kırılgan hale geldiğine birebir şahit oldum. Mahallemdeki komşularım ve sahada karşılaştığım hikâyeler bana şunu düşündürdü: Yaşlıların sesi yeterince duyulmuyor. Oysa nüfus hızla yaşlanıyor ve bu mesele artık ertelenebilir bir konu değil. Amacım sadece akademik bir çalışma yapmak değil; onların hayatına dokunan, çözüm üretmeye katkı sunan bir perspektif geliştirmekti.” dedi.</p>
<p><strong>Ev bir hafıza mekânı</strong></p>
<p>Saha çalışması sırasında yaşlı kadınların en belirgin talebinin evlerinde ve mahallelerinde kalmak olduğunu vurgulayan Tiryakioğlu, “Birçok kadın için ev sadece dört duvar değildi. Eşini kaybettiği, çocuklarını büyüttüğü, bayramları geçirdiği, komşularıyla çay içtiği bir hafıza mekânıydı. Mahalle ise bilinirlik demekti; tanıdık bir fırın, selam veren bir esnaf, yılların komşusu… Yaş ilerledikçe insan için en kıymetli şeylerden biri güvenli ve tanıdık bir çevre oluyor. ‘Beni ben yapan yerden kopmak istemiyorum.’ derken aslında ‘Hayatımın izleri burada.’ demek istiyorlardı.” diye konuştu.</p>
<p><strong>En baskın tema yalnızlık</strong></p>
<p>Çalışmada en sık dile getirilen konunun yalnızlık olduğunu belirten Tiryakioğlu, “Bu yalnızlık sadece tek başına olmak değil; anlaşılmamak, aranıp sorulmamak ve sosyal hayattan yavaş yavaş çekilmek anlamına geliyordu. Komşuluk bağlarının zayıflaması ve sosyal çevrenin daralması bu süreci hızlandırıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Sağlık hizmetlerine erişim ve dijital sistemlere uyumun da önemli sorun başlıkları arasında yer aldığını belirten Tiryakioğlu, randevu sistemine erişimde yaşanan zorlukların ve dijitalleşmenin hizmetlere ulaşımı sınırlayabildiğini söyledi.</p>
<p><strong>Yerinde yaşlanmayı güven ve aidiyet belirliyor</strong></p>
<p>Kentsel dönüşüm ve değişen mahalle yapısının yerinde yaşlanma deneyimini doğrudan etkilediğine dikkat çeken Tiryakioğlu, “Kentsel dönüşüm projeleri ve yüksek katlı yaşam alanları arttıkça eski komşuluk ilişkileri seyrelmeye başlıyor. Oysa yaşlı bir kadın için mahalle sadece bir adres değil; aidiyet, güvenlik ve sosyal etkileşim alanı. Bu bağ zayıfladığında yerinde yaşlanmanın en önemli avantajları da kayboluyor. Günlük pratiklerin sürekliliği ve küçük dayanışma ağları daralıyor. Yerinde yaşlanmayı en çok güven ve aidiyet duygusunun azalması zorlaştırıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslilik-politikalari-bakim-odakli-olmaktan-cikmali-624906">Yaşlılık politikaları bakım odaklı olmaktan çıkmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanserli hücre fotokopi makinesi gibi çalışıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanserli-hucre-fotokopi-makinesi-gibi-calisiyor-624888</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 10:18:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Akıllı İlaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[çalışıyor]]></category>
		<category><![CDATA[fotokopi]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[ila]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserli]]></category>
		<category><![CDATA[makinesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mutasyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624888</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser söz konusu olduğunda akıllarda soru işaretleri ve kaygı artabiliyor ancak hastalığın işleyişini ve tedavinin mantığını bilmek tabloyu daha net hale getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserli-hucre-fotokopi-makinesi-gibi-calisiyor-624888">Kanserli hücre fotokopi makinesi gibi çalışıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser söz konusu olduğunda akıllarda soru işaretleri ve kaygı artabiliyor ancak hastalığın işleyişini ve tedavinin mantığını bilmek tabloyu daha net hale getiriyor. 1–7 Nisan Ulusal Kanser Haftası’nda normal hücre ile kanserli hücre arasındaki farklara değinen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı, Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Necdet Üskent, “Sinyal gelmediği sürece çoğalmayan normal hücrelere karşı kanser hücresi, çoğalmayı fotokopi makinesi gibi gerçekleştiriyor. Kanser tedavisinin başarı oranlarını artıran akıllı ilaçlar da bu durmak bilmeyen hücrelere ‘artık intihar etmelisin’ mesajı veriyor” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Yara iyileşmesi sırasında hücreler çoğalarak dokuyu onarır ve süreç tamamlandığında bu çoğalma durur. Ancak kanserli hücrede bu programlı hücre ölümünün olmadığını dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı, Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Necdet Üskent, “Yeni geliştirilen ilaçlar bu programı yeniden hatırlatma prensibiyle çalışıyor. Bazı akıllı ilaçlar doğrudan hücreye değil, çevresindeki onu besleyen damarları hedef alıyor ve bu sayede aç bırakılan kanser hücresi yok oluyor. Akıllı ilaçların fark yarattığı en önemli nokta ise doğrudan hedefe yönelerek yalnızca tümörü etkilemesi ve böylece sağlıklı hücreleri koruması. Geleneksel kemoterapide ise saç, tırnak ve kemik iliği gibi çoğalması gereken hücreler de tedaviden olumsuz etkileniyor” dedi.</p>
<p><strong>Ülkeler arası genetik farklılıklar başarı oranını yüzde 30’a kadar çıkarabiliyor</strong></p>
<p>Akıllı ilaçların kemoterapiye kıyasla daha düşük yan etki gösterdiğini de vurgulayan Üskent, “Ameliyat ve kemoterapi gereksinimini azaltabilen akıllı ilaçlardan, akciğer kanserlerinin yaklaşık yüzde 10 ila 15’inde fayda sağlanabiliyor. Bu oran genetik farklılıklar nedeniyle Filipin, Çin ve Japonya gibi ülkelerde yüzde 25-30 seviyelerine çıkabiliyor. Özellikle hiç sigara kullanmamış kadın hastalarda başarı oranı yüzde 50-60’lara ulaşılabiliyor. Akıllı ilaç tedavisi için erken evre şartı olduğu düşünülse de aslında bu tedaviyi kanserin yayılım gösterdiği durumlarda daha sık tercih ediyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Pankreas kanserinin yüzde 80’inde görülen mutasyona yönelik yeni ilaçlar geliştiriliyor</strong></p>
<p>Akıllı ilaçların yeni bir gelişme olarak görülse de geçmişinin 2000’li yılların başına dayandığını açıklayan Üskent, “2003’lerde lösemide sadece transplantasyon ile ömür uzatılabilirken hastalığa neden olan yapısal bozukluk tespit edildi ve buna yönelik geliştirilen tedaviyle hastalar tamamen iyileşti. Kan kanserinde yaşanan gelişme akıllı ilaçların temelini oluşturdu. Daha sonra bu yaklaşım diğer kanser türlerine de taşındı ve 2007’de akciğer kanserinde EGFR mutasyonuna karşı geliştirilen tablet ilaçla kemoterapiye gerek kalmadan tümörlerde gerileme görüldü. Akıllı ilaç tedavisinin uygunluğu kanser türüne değil mutasyonun türüne göre belirlenir. Uygun hastalarda bu ilaçlar tümörü tamamen yok edebilir ve ameliyata gerek kalmayabilir. Aynı mutasyon görüldüğünde tümör hangi organda olursa olsun benzer başarı elde edilir ve hastanın bu tedavilere uygun olup olmadığı kısa sürede sonuçlanan genetik testlerle anlaşılabilir. Bugün tüm mutasyonlara karşı ilaç bulunmuş olmasa da çalışmalar hızla sürüyor. Örneğin pankreas kanserinin yüzde 80’inde görülen bir mutasyona yönelik yeni ilaçlar üzerinde çalışılıyor” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserli-hucre-fotokopi-makinesi-gibi-calisiyor-624888">Kanserli hücre fotokopi makinesi gibi çalışıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevsim geçişi cildi zorluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mevsim-gecisi-cildi-zorluyor-624839</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:59:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cildi]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt Bariyeri]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[geçiş]]></category>
		<category><![CDATA[geçişi]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[Nem]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Peeling]]></category>
		<category><![CDATA[Ürünle]]></category>
		<category><![CDATA[zorluyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624839</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış aylarının soğuk, rüzgarlı ve kurutucu etkisinin ardından bahar mevsimine geçiş, cildimiz için önemli bir adaptasyon sürecini beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsim-gecisi-cildi-zorluyor-624839">Mevsim geçişi cildi zorluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarının soğuk, rüzgarlı ve kurutucu etkisinin ardından bahar mevsimine geçiş, cildimiz için önemli bir adaptasyon sürecini beraberinde getiriyor. Kış boyunca düşük nem, soğuk hava ve kapalı ortamlarda geçirilen uzun süreler cildin bariyerini zayıflatabiliyor ve kuruluğa neden olabiliyor. Bahar aylarıyla birlikte ise sıcaklık artıyor, nem oranı değişiyor ve güneş ışınları daha güçlü hissedilmeye başlıyor. Ayrıca bahar aylarında artan ağaç ve çimen polenleri ile küf sporları gibi çevresel alerjenler de daha yoğun hale geliyor. Bu çevresel etkenler nedeniyle, cilt bakımına dikkat edilmediğinde; ciltte kuruluk, hassasiyet, kızarıklık, pullanma,  lekelenme ve yağ üretiminin artmasına bağlı akne oluşumu gibi sorunlar gelişebiliyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Name Cemşitoğlu,</strong> “Kışın uygulanan yoğun ve besleyici bakım rutinlerinin bahar aylarına uygun şekilde yeniden düzenlenmesi, cildin bu geçiş sürecine daha sağlıklı  uyum sağlaması için çok önemlidir” diyor. <strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. Name Cemşitoğlu,</strong> bahar aylarında cilt sağlığının korunmasında üç temel kuralın öne çıktığını belirterek, “İlk olarak, cildi sabah ve akşam nazik bir temizleyici ürünle düzenli olarak temizlemek gerekir. Her gün SPF 50 olan bir güneş koruyucu kullanmak, cilt lekelerini ve güneş hasarını önlemede büyük önem taşır. Bunların yanı sıra cilt tipine uygun, daha hafif yapılı bir nemlendiriciyle cildin nem dengesini korumak da son derece önemlidir. Bu üç basit ama etkili adım, cildin mevsim geçişine daha sağlıklı uyum sağlamasına yardımcı olur ve birçok dermatolojik sorunun önlenmesine önemli katkı sağlar” diye konuşuyor. <strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. Name Cemşitoğlu,</strong> bahar aylarında cilt sağlığı için dikkat edilmesi gereken 7 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Cildinizi günde iki kez temizleyin</strong></p>
<p>Bahar aylarında artan sıcaklık ve nem oranı, cildin sebum üretimini artırabiliyor. Bu durum gözeneklerin tıkanmalarına ve akne oluşumuna zemin hazırlayabiliyor.  Dermatoloji Uzmanı Dr. Name Cemşitoğlu, bu nedenle sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez, cilt tipine uygun nazik bir temizleyici ürünle cildin temizlenmesi gerektiğini belirterek, “Cilt pH’ına yakın temizleyicilerin tercih edilmesi cilt bariyerinin korunmasına yardımcı olur. Özellikle akşam temizliği; makyaj, güneş koruyucu ve gün boyunca biriken çevresel kirletici etkenlerin uzaklaştırılması açısından önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>Güneşten korunmayı rutin haline getirin</strong></p>
<p>Bahar aylarında UV ışınlarının yoğunluğu artmaya başlıyor ve bu durum ciltte fotoaging (ışığa bağlı yaşlanma) ile pigmentasyon artışına, yani cilt lekelerinin gelişimine yol açabiliyor. Bu nedenle her gün geniş spektrumlu (UVA ve UVB korumalı) ve SPF 50 içeren bir güneş koruyucu kullanımı büyük önem taşıyor.  Dr. Name Cemşitoğlu, “Güneş koruyucular sadece plajda değil, günlük yaşamda da uygulanmalı ve dış ortamda uzun süre kalınacaksa 2-3 saatte bir yenilenmelidir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Mevsime uygun nemlendirici kullanın</strong></p>
<p>Cilt bariyerinin sağlıklı olması, çevresel faktörlere karşı cildin direncini artırıyor. Ancak kış aylarında kullanılan yoğun ve yağ bazlı nemlendiriciler, bahar aylarında bazı cilt tiplerine ağır gelebiliyor ve gözeneklerin tıkanmalarına neden olabiliyor. Dolayısıyla, bahar aylarında daha hafif yapılı, su bazlı veya jel formundaki nemlendiricilerin tercih edilmesi öneriliyor. Hyaluronik asit, gliserin ve seramid içeren ürünler, cildin nem dengesini korumaya ve bariyerini güçlendirmeye katkı sağlıyor.</p>
<p><strong>Haftada 1-2 kez peeling yapın, ancak…</strong></p>
<p>Mevsim geçişlerinde, cilt yüzeyinde biriken ölü hücreler, cildin mat ve cansız görünmesine yol açabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Name Cemşitoğlu,<strong> </strong>cilt sağlığı için<strong> </strong>haftada 1-2 kez nazik peeling uygulamalarını önerdiklerine işaret ederek, “Peeling cildin üst tabakasındaki hücre yenilenmesini destekleyerek daha pürüzsüz görünmesine yardımcı olur. Özellikle AHA veya PHA içeren hafif eksfoliyanlar, yani ciltten nazikçe ölü tabakayı arındıran asit içerikli peelingler kontrollü şekilde kullanılabilir” diyor. Ancak aşırı peeling uygulamalarının cilt bariyerine zarar verebileceğini belirten Dr. Name Cemşitoğlu, bu nedenle peeling yönteminin hekimin önerileri doğrultusunda uygulanması gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Günde 2-2.5 litre su için</strong></p>
<p>Yeterli sıvı alımı, vücudun genel metabolik fonksiyonlarının yanı sıra cilt sağlığı için de önem taşıyor. Özellikle bahar aylarında artan fiziksel aktivite ve terleme nedeniyle vücudun sıvı ihtiyacı da artabiliyor. Su tüketimi tek başına etkili olmasa da sağlıklı bir cilt bakımını destekliyor. Günlük ortalama 2-2.5 litre su tüketimi hücrelerin nem dengesini, bir başka deyişle cilt sağlığı için gerekli olan su miktarını karşılamasıyla cildin daha canlı görünmesine katkı sağlayabiliyor. </p>
<p><strong>Cilt bariyerini destekleyen içerikleri tercih edin</strong></p>
<p>Mevsim geçişleri bazı kişilerde cilt hassasiyetini artırabiliyor. “Bu nedenle cilt bakım ürünlerinde bariyer onarıcı içeriklerin bulunması fayda sağlayabilir” diyen Dr. Name Cemşitoğlu, şu bilgileri paylaşıyor: “Güçlü bir cilt bariyeri cildin çevresel stres faktörlerine karşı daha dirençli olmasını sağlar. Seramidler, niasinamid, panthenol ve hyaluronik asit gibi içerikler cildimizin üst tabakasında bariyer fonksiyonunu destekleyerek, ciltten<strong> </strong>su kaybını azaltmaya yardımcı olur.”</p>
<p><strong>Cildi tahriş edebilen ürünlerden kaçının</strong></p>
<p>Alkol oranı yüksek tonikler, yoğun parfüm içeren kozmetikler veya aşındırıcı peeling ürünleri bazı ciltlerde hassasiyeti artırabiliyor. Özellikle mevsim geçişlerinde cilt bariyeri daha kırılgan hale gelebileceği için bu tür ürünlerden kaçınılması öneriliyor. Dermatolojik olarak test edilmiş, hassas ciltlere uygun ve minimal içerikli ürünlerin tercih edilmesi cilt sağlığı açısından daha güvenli olabiliyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsim-gecisi-cildi-zorluyor-624839">Mevsim geçişi cildi zorluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Araştırmalara göre dünya giderek daha &#8216;öfkeli&#8217; değil, &#8216;kaygılı&#8217; ve &#8216;üzgün&#8217; hale geliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/arastirmalara-gore-dunya-giderek-daha-ofkeli-degil-kaygili-ve-uzgun-hale-geliyor-624818</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:42:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmalara]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kaygılı]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[motive]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[öfkeli]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yıkıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624818</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde “her zaman mutlu olma” baskısı giderek artarken, öfke çoğu zaman yanlış anlaşılan ve bastırılması gereken bir duygu olarak görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/arastirmalara-gore-dunya-giderek-daha-ofkeli-degil-kaygili-ve-uzgun-hale-geliyor-624818">Araştırmalara göre dünya giderek daha &#8216;öfkeli&#8217; değil, &#8216;kaygılı&#8217; ve &#8216;üzgün&#8217; hale geliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günümüzde “her zaman mutlu olma” baskısı giderek artarken, öfke çoğu zaman yanlış anlaşılan ve bastırılması gereken bir duygu olarak görülüyor. Oysa bilimsel araştırmalar, öfkenin insanın çevresine uyum sağlamasında, engelleri aşmasında ve harekete geçmesinde kritik bir rol oynadığını ortaya koyuyor. Öfke, doğru yönetildiğinde yıkıcı değil, aksine motive edici ve işlevsel bir güç haline gelebiliyor.</strong></p>
<p><strong>Araştırmalar, toplumun düşündüğünün aksine dünyanın giderek daha “öfkeli” değil, daha ziyade “kaygılı ve üzgün” hale geldiğini gösteriyor. Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt, “113 ülkede 1,5 milyondan fazla kişiyle yapılan analizler, son yıllarda duygusal sıkıntının arttığını ancak öfke seviyelerinde anlamlı bir değişim olmadığını ortaya koyuyor. Asıl sorun öfkenin varlığı değil, nasıl ifade edildiği. Öfkenin insani ve evrensel nitelikte temel bir duygu olduğunu unutmamamız lazım. Öfke ifade edilmesi gereken, bastırılmaması gereken bir duygudur. Eğer öfke kontrol edilemezse ve kronik hale gelmeye başlarsa bireye ya da başka birisine zarar vermeye başlar. Öfkeyi sağlıklı bir şekilde kontrol altına almak ise mümkün” diyerek öfke yönetimiyle ilgili önemli bilgiler veriyor… </strong></p>
<p>Öfke, psikoloji araştırmalarında mutluluk, üzüntü, korku, iğrenme ve şaşkınlık ile birlikte altı temel duygu kategorisinden biri olarak kabul ediliyor. Buna rağmen popüler kültürde sürekli pozitif kalma baskısı öfkeyi “zararlı” bir duygu gibi konumlandırıyor. Prof. Dr. Murat Kurt bu yanlış algıya dikkat çekerek, “Sanki her an pozitif kalınması, olumsuz hislerin bir kenara itilmesi ve öfkenin her zaman bastırılması gereken yıkıcı bir duygu olarak ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Oysa öfke, bizim değişen çevresel koşullara uyum sağlamamıza yardımcı olan, karşımıza çıkan engelleri aşmamıza yardımcı olan evrimsel değeri yüksek motive edici bir duygudur. Öfke, halk arasında sanki saldırganlıkla eş değermiş gibi algılanıyor. Öfke bir duygudur, saldırganlık ise bu duygunun kontrol edilmeden açığa çıkmış bir davranış formudur” diyor.</p>
<p><strong>Beyinde Öfke Nasıl Kontrol Ediliyor?</strong></p>
<p>Texas Üniversitesi’nden Prof. Dr. Heather Lench ve ekibinin 2023 yılında yayımladığı kapsamlı çalışma, öfkenin performansı artıran motive edici bir duygu olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle zorlayıcı görevlerde öfke, bireyi “eyleme hazırlık” durumuna sokuyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Özellikle zorluk düzeyinin yüksek olduğu görevlerde öfke motive edici bir rol üstlenir; ancak bu durum bazen bireylerin etik kuralları ihlal etmesine ya da ahlaki normların dışına çıkmasına neden olabilir” diyor.</p>
<p>Beyin, öfke karşısında otomatik ve kontrolsüz bir patlama yaratmıyor; aksine bir denge mekanizması kuruyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Beynimizdeki Amigdala bölgesi tehdit veya engel algılandığında duygusal tepkiyi ateşler. Ancak aynı anda ventromedial prefrontal korteks devreye girerek bu tepkiyi kontrol eder ve yönetir” diyor. Alkol ve madde kullanımının bu dengeyi bozduğunu belirten Prof. Dr. Murat Kurt, “Bu maddeler kontrol mekanizmasını devre dışı bırakır ve amigdalanın tek başına hareket etmesine neden olur” diyor.</p>
<p><strong>Öfke, Yıkıcı Bir Boyuta Ulaşmamalı </strong></p>
<p>Öfke genellikle bir hedefin engellenmesi, beklenen bir ödülün alınamaması, haksızlığa uğrama, tehdit edilme veya başkalarının planlarımızı etkilemesi sonucu ortaya çıkıyor. Bunun yanında uykusuzluk, sosyal dışlanma ve stres de öfkeyi tetikleyen önemli faktörler arasında yer alıyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfke bir olayı nasıl algıladığımız ve nasıl yorumladığımızla doğrudan ilişkilidir; bu nedenle oldukça öznel ve kişiye özgü bir duygudur” diyor.</p>
<p>Öfke; üzüntü, korku veya depresyon gibi geri çekilmeye neden olan duyguların aksine bireyi harekete geçirir. Bir başka deyişle öfke bir “yaklaşma duygusudur.” Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfke bireyi pasif bir bekleyişten çıkarıp aktif bir eyleme iter; sınırların korunmasına, adaletsizliğe karşı harekete geçilmesine yardımcı olur. Öfkenin kendisi aslında “kötü” bir duygu değildir. Esas olan öfkenin nasıl ifade edildiğidir, bir başka deyişle öfkeyi dışarıya nasıl yansıttığımız ve öfkenin tetiklediği davranışların yıkıcı bir boyuta dönüşüp dönüşmemesi önemlidir. Böyle baktığımızda öfkenin bireyler açısından işlevsel bir değeri vardır. Bireyi motive eder, engellerin ortadan kaldırılmasına yardımcı olur, sınırların korunmasına yardımcı olur, adaletsizliğe karşı bireyi harekete geçirir” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Dünya Öfkeli Değil, Daha Ziyade Kaygılı Ve Üzgün </strong></p>
<p>Davranışsal bilimler ve psikoloji alanlarında önemli araştırmaları olan bilim insanları Dr. Michael Daly ve Dr. Lucia Macchia tarafından 113 ülkede 1,5 milyondan fazla kişiyle yapılan geniş çaplı analiz, 2009-2021 yılları arasında küresel duygusal sıkıntının %25’ten %31’e çıktığını gösteriyor. Ancak öfke seviyelerinde yalnızca %1.61’lik, istatistiksel olarak anlamlı olmayan bir değişim gözleniyor.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Kurt, “Aslında daha öfkeli bir dünyada değil, daha ziyade kaygılı ve üzgün bir dünyada yaşıyoruz. Araştırmalar duygusal sıkıntılardaki artışın özellikle düşük eğitim ve gelir seviyesine sahip gruplarda daha belirgin olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum ise ekonomik güvensizliğin ve toplumsal istikrarın bozulmasının biyolojimizi nasıl doğrudan etkilediğinin bir kanıtıdır” diyor.</p>
<p><strong>Önemli Olan Öfkeyi Sağlıklı Bir Şekilde İfade Etmek</strong></p>
<p>Öfke evrensel ve insani bir duygudur; bastırılması değil, sağlıklı bir şekilde ifade edilmesi gerekir. Kontrol edilemediğinde ise saldırganlığa dönüşebilir ve hem bireye hem çevresine zarar verebilir. Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfkenin en yıkıcı formu saldırganlıktır. Esas olan, öfkeyi yıkıcı bir davranışa dönüştürmeden sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir” diyor.</p>
<p>Saldırganlığın, bir başkasına bağırmaktan fiziksel olarak zarar vermeye kadar uzanan geniş yelpazedeki birçok davranışı kapsadığına dikkat çeken Prof. Dr. Murat Kurt, “Saldırganlık sadece başkalarına değil bizzat bireyin kendisine yönelik de olabilir. Öfkenin sağlıklı bir şekilde ifade edilememesi, hele bu durumun kronikleşmesi yani sürekli olarak öfkenin bastırılması bireyin kendisine zarar verir; psikosomatik hastalıklara ve depresyona yol açabilir. Esas olan öfkeyi, işlevsel olmayan yıkıcı bir saldırganlığa dönüştürmeden, sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir. Aile içerisinde ve toplumda bireylerin kendisini ifade etmelerine fırsat verildiğinde ve diğerlerinin de yaşam alanlarına saygının esas tutulduğu toplumlarda, öfke sağlıklı bir şekilde ifade edilebilir. Bu durum, toplumun ve bireylerin gelişmesi için itici bir güç kaynağı bile olabilir” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Öfke Kontrol Edilebilir </strong></p>
<p>Öfke kontrolü öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir beceri aslında. Prof. Dr. Murat Kurt, “İlk adım, ‘şu an öfkeliyim’ diyebilmek. Eğer bunu kendinize ifade edebilirseniz öfkenin yıkıcı etkilerini kontrol edebilirsiniz. Böylelikle dikkatinizi o an öfkelendiğiniz şeyden başka bir şeye çekebilirsiniz. İkinci aşamada; öfkelendiğiniz ana eşlik eden ya da öfkelenmenize neden olan düşüncelerinizi sorgulayın; düşüncelerinizin, o anki inanışlarınızın abartılı olup olmadığını değerlendirin. Üçüncü aşamada, sizi öfkelendiren şeyleri, yani tetikleyicileri tanıyın. Eğer öfkelendiren şeyleri önceden bilirseniz, kendiniz için olası eylem senaryoları hazırlayabilirsiniz ve böylelikle hazırlıksız yakalanmamış olursunuz. Bir sonraki adım ve en önemlisi; tepkiyi yani dürtüyü kontrol etmek. Öfkelendiren şeye hemen o an tepki vermek mi gerekiyor? Birkaç saniye geç tepki vermek bile öfkenin sağlıklı bir şekilde yönetilmesi için yeterli bir zaman sağlayabilir. Bu zaman zarfında öfkeyi kontrol etmediğinde başına gelebilecek olası kötü senaryoları gözden geçirebilir, alternatif davranışlar geliştirebilir ve böylelikle dürtü kontrolü sağlayabilirsiniz” diyor. </p>
<p>Profesyonel desteğin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfke güçlü ama yönetilmesi zor bir duygudur. Bu nedenle öfke kontrolünde zorlanan bireyler psikolojik destek almaktan çekinmemelidir. Psikolojik destek ile birlikte saldırganlığa yol açabilecek hatalı inançlar ve düşünceler ile yıkıcı davranışlar kontrol altına alınabilir” şeklinde konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/arastirmalara-gore-dunya-giderek-daha-ofkeli-degil-kaygili-ve-uzgun-hale-geliyor-624818">Araştırmalara göre dünya giderek daha &#8216;öfkeli&#8217; değil, &#8216;kaygılı&#8217; ve &#8216;üzgün&#8217; hale geliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sarkan Göz Kapakları: Estetik Bir İhtiyaç mı, Yoksa Ciddi Bir Görme Sorunu mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sarkan-goz-kapaklari-estetik-bir-ihtiyac-mi-yoksa-ciddi-bir-gorme-sorunu-mu-624800</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:22:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[Göz Kapağı]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[htiyaç]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[kapakları]]></category>
		<category><![CDATA[sarkan]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624800</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yorgun ve yaşlı bir ifade ilk olarak göz çevresinde fark edilse de, özellikle sarkan göz kapaklarında kendini gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sarkan-goz-kapaklari-estetik-bir-ihtiyac-mi-yoksa-ciddi-bir-gorme-sorunu-mu-624800">Sarkan Göz Kapakları: Estetik Bir İhtiyaç mı, Yoksa Ciddi Bir Görme Sorunu mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yorgun ve yaşlı bir ifade ilk olarak göz çevresinde fark edilse de, özellikle sarkan göz kapaklarında kendini gösteriyor. Bu durumun genellikle estetik bir kaygıya sebep olduğu düşünülür ancak ileri derece göz kapağı sarkmaları, görme alanını daraltarak ciddi görme sorunlarını da beraberinde getirebilir. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Habibe Topuz, üst göz kapağı sarkmasında cerrahi ve cerrahi dışı tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler paylaştı.</strong></p>
<p>Son yıllarda, üst göz kapağında biriken fazla deri ve yağ dokusunun çıkarılmasıyla uygulanan üst blefaroplasti oldukça popüler. Ancak bu cerrahi işlem popülerliğini sadece estetik ihtiyaçlardan almıyor. Özellikle yaşla birlikte sigara kullanımı gibi çevresel faktörlerin de devreye girmesiyle oluşan ileri derece üst göz kapağı sarkmaları, görme alanını daraltarak görme sorunlarına sebep oluyor. Sarkan göz kapakları, aynı zamanda yorgun ve yaşlı bir yüz ifadesine yol açtığı için, pek çok kişi bu durumdan kurtulmanın sağlıklı ve bilimsel yollarını arıyor. </p>
<p><strong>Doğru Yöntem İçin Doğru Değerlendirme Şart</strong></p>
<p>Üst göz kapağı sarkmasının tedavisinde doğru yöntemin belirlenmesi için hastanın genel sağlık durumu, göz çevresi ile cilt yapılarının detaylı şekilde değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi, Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Habibe Topuz,</strong> cerrahi ya da ameliyatsız tüm uygulamalarda hasta-hekim iletişiminin sağlıklı bir şekilde kurulmasının, başarılı sonuçların anahtarı olduğunu vurguluyor. Öte yandan, her geçen gün gelişen teknoloji sayesinde göz çevresi estetiğinde hem daha konforlu hem de daha etkili yöntemler kullanılıyor. </p>
<p><strong>Kişiye Özel Planlama ile Sonuçlar Daha Verimli </strong></p>
<p>Genetik özellikler, güneş ışınlarına uzun süre maruziyet, cilt elastikiyetinin azalması, sigara kullanımı ve yaşlanma, üst göz kapağı sarkmasına neden olan en etkili faktörler arasında. Ancak sorunun çözümü için, kişiye özel tedavi planlamalarıyla hem cerrahi hem de cerrahi dışı yöntemler var. Üst blefaroplasti operasyonu, genellikle lokal anestezi altında gerçekleştirilen cerrahi bir işlem ve öncesinde, hastanın göz kapağı yapısı detaylı şekilde değerlendirilerek kişiye özel planlama yapılabiliyor. Ameliyat sırasında, göz </p>
<p>kapağının doğal kıvrımına uygun şekilde yapılan kesilerle fazla deri ve gerekli durumlarda yağ dokusu çıkarılarak göz kapağı yeniden şekillendiriliyor. Operasyon sonrası süreçte ise hastalara; ilk günde buz kompresi yapmaları, doktor tarafından önerilen ilaç ve kremleri düzenli kullanmaları, yaklaşık 10 gün boyunca ağır fiziksel aktivitelerden kaçınmaları öneriliyor. İyileşme süreci çoğu hastada kısa sürüyor ve düzenli kontrollerle süreç daha sağlıklı takip edilebiliyor. </p>
<p><strong>Göz Kapağı Sarkmasında Ameliyatsız Yöntemler Neler? </strong></p>
<p>Cerrahi işlem tercih etmeyen ya da operasyonu ertelemek isteyen kişiler için de modern tıpta ameliyatsız çözümler mevcut. Özellikle hafif düzeyde göz kapağı sorunları ve ince kırışıklıkları bulunan hastalarda bu yöntemler oldukça etkili. Fraksiyonel karbondioksit (CO2) lazer uygulamaları, göz çevresindeki ince kırışıklıkların giderilmesi ve cilt kalitesinin artırılması amacıyla kullanılıyor. Lazer ışınlarıyla cildin üst tabakası kontrollü şekilde yenilenirken kolajen üretimi de destekleniyor. Bu sayede ciltte daha sıkı ve canlı bir görünüm elde edilebiliyor. İşlem sonrası iyileşme süreci ise yaklaşık 10 gün. Bir diğer yöntem olan “Jet Plazma” uygulaması da göz kapağı cildinde sıkılaşma ve toparlanma sağlamak için kullanılan bir yöntem. Lokal anestezik kremler eşliğinde gerçekleştirilen bu uygulama sonrasında hastalar çoğunlukla 5-7 gün içinde günlük yaşamlarına dönebiliyor. İşlem sonrasında hafif kızarıklık ve şişlik gibi geçici etkiler görülebiliyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sarkan-goz-kapaklari-estetik-bir-ihtiyac-mi-yoksa-ciddi-bir-gorme-sorunu-mu-624800">Sarkan Göz Kapakları: Estetik Bir İhtiyaç mı, Yoksa Ciddi Bir Görme Sorunu mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş Hekimleri ve Eczacılar X Üzerinden Seslerini Duyuracak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-hekimleri-ve-eczacilar-x-uzerinden-seslerini-duyuracak-624778</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 20:42:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[duyuracak]]></category>
		<category><![CDATA[eczacılar]]></category>
		<category><![CDATA[hekimleri]]></category>
		<category><![CDATA[seslerini]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624778</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diş Hekimleri ve Eczacılar X Üzerinden Seslerini Duyuracak</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimleri-ve-eczacilar-x-uzerinden-seslerini-duyuracak-624778">Diş Hekimleri ve Eczacılar X Üzerinden Seslerini Duyuracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na (BSHA) konuşan genç diş hekimleri ve eczacılar, “Mesleğimizin geleceği için 3 Nisan 2026 Cuma Akşam Saat 20.00 de herkesi X etkinliğimizde destek olmaya davet ediyoruz” dedi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/04/dis-hekimleri-ve-eczacilar-x-uzerinden-seslerini-duyuracak-0-z1iPEs4Z.jpeg"/></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimleri-ve-eczacilar-x-uzerinden-seslerini-duyuracak-624778">Diş Hekimleri ve Eczacılar X Üzerinden Seslerini Duyuracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakırköy&#8217;de Gebelik Eğitimi Verildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bakirkoyde-gebelik-egitimi-verildi-624739</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 13:18:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[verildi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624739</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bakırköy Belediyesi ile İstanbul Gelişim Üniversitesi iş birliğinde “Gebe Eğitimi ve Yeni Doğan Çocuklarla İlgili Merak Edilenler” semineri gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bakirkoyde-gebelik-egitimi-verildi-624739">Bakırköy&#8217;de Gebelik Eğitimi Verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bakırköy Belediyesi ile İstanbul Gelişim Üniversitesi iş birliğinde “Gebe Eğitimi ve Yeni Doğan Çocuklarla İlgili Merak Edilenler” semineri gerçekleştirildi. Bakırköy Belediye Başkanı Doç. Dr. Ayşegül Ovalıoğlu’nun da katıldığı programda anne adayları gebelikten bebek bakımına kadar pek çok konuda uzman isimlerden bilgi aldı.</p>
<p>Bakırköy Belediyesi, toplum sağlığını destekleyen çalışmalarına devam ediyor. Bu kapsamda İstanbul Gelişim Üniversitesi ortaklığıyla düzenlenen “Gebe Eğitimi ve Yeni Doğan Çocuklarla İlgili Merak Edilenler” semineri yoğun katılımla gerçekleştirildi. Programa Bakırköy Belediye Başkanı Doç. Dr. Ayşegül Ovalıoğlu da katıldı. Seminerde, Prof. Dr. Öznur Küçük tarafından gebelik süreci, doğum öncesi hazırlıklar ve yeni doğan bebek bakımı hakkında kapsamlı bilgiler paylaşıldı. Katılımcılar; emzirme, bebek sağlığı, uyku düzeni ve ilk bakım süreçlerine dair merak ettikleri sorulara yanıt buldu.</p>
<p><b>“Bizim için çok kıymetli”</b></p>
<p>Programda konuşan Bakırköy Belediye Başkanı Doç. Dr. Ayşegül Ovalıoğlu, “Anne adaylarımızın ve ebeveynlerimizin doğru bilgiye ulaşması bizim için çok kıymetli. Bu tür eğitimlerle hem annelerimizin hem de bebeklerimizin sağlıklı bir süreç geçirmesine katkı sunmayı hedefliyoruz. İstanbul Gelişim Üniversitesi ile yaptığımız iş birliği sayesinde bilimsel ve güvenilir bilgiyi vatandaşlarımızla buluşturmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bakirkoyde-gebelik-egitimi-verildi-624739">Bakırköy&#8217;de Gebelik Eğitimi Verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Tablet nesli&#8221; kitapla tanışmadan okula başlıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tablet-nesli-kitapla-tanismadan-okula-basliyor-624688</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 12:38:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitapla]]></category>
		<category><![CDATA[nesli]]></category>
		<category><![CDATA[okula]]></category>
		<category><![CDATA[okuma]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tablet]]></category>
		<category><![CDATA[tanışmadan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624688</guid>

					<description><![CDATA[<p>İngiltere’de Kindred Squared tarafından 2024 yılında gerçekleştirilen “School Readiness” (Okula Hazır Olma) araştırması, dijital yerlilerin fiziksel kitaplarla kurduğu ilişkinin zayıfladığını ortaya koydu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tablet-nesli-kitapla-tanismadan-okula-basliyor-624688">&#8220;Tablet nesli&#8221; kitapla tanışmadan okula başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere’de Kindred Squared tarafından 2024 yılında gerçekleştirilen “School Readiness” (Okula Hazır Olma) araştırması, dijital yerlilerin fiziksel kitaplarla kurduğu ilişkinin zayıfladığını ortaya koydu. Araştırmaya göre, her üç çocuktan biri okula başladığında bir kitabı nasıl doğru kullanacağını bilmiyor. Öğretmenler, çocukların kitap sayfalarını çevirmek yerine tablet ekranlarındaki gibi &#8220;kaydırma&#8221; (swipe) hareketi yapmaya çalıştığını rapor ediyor.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Öğr. Gör. Elif Konar Özkan, 2 Nisan Dünya Çocuk Kitapları Günü kapsamında çocukların kitapla tanışmadan okula başlamasının bilişsel ve duygusal risklerine karşı aileleri uyardı.</p>
<p><strong>“Tablet nesli”nin okuma alışkanlıklarında değişikler dikkat çekici</strong></p>
<p>Yapılan akademik araştırmalar ve çalışmaların, bilişsel ve nörolojik dönüşümlerin sinyallerini verdiğine işaret eden Öğr. Gör. Elif Konar Özkan, “Artık zihnin, belleğin, hafızanın, sinir sisteminin kullanım şekli değişmeye başlamıştır. ‘Tablet nesli’ veya ‘dijital yerli’ diye isimlendirilen neslin dikkat sürelerinde ve okuma alışkanlıklarında değişiklikler dikkati çekmektedir. Özellikle hızlı tempolu dijital oyunlar ve Youtube Kids, TikTok gibi platformlar, bir yandan çocukların dikkat sürelerini ve derin odaklanma becerilerini kısaltır diğer yandan sürekli ve anlık dopamin salgısı ile ödül mekanizmasını aktifleştirir. Dijital uygulamalar, çocuğun dikkatini bir dakika hatta saniye bile bırakmamak üzere kurgulanmıştır ve her şey hazır sunulmaktadır. Kitapla vakit geçirmek ise sabır ve zihinsel faaliyet gerektirir çünkü kitap dinleyen/okuyan çocuk zihninde bir dünya kurar; analiz sentez anlama yorumlama melekeleri sürekli aktiftir. Bu da tembelleştiren dijital faaliyetlerin yanında oldukça yorucu gelebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Kitap okuma alışkanlığı kazandırmak güçleşti</strong></p>
<p>Dönem itibariyle okuma alışkanlığı kazandırmayı güçleştiren etkenlerin birden fazla olduğunu kaydeden Öğr. Gör. Elif Konar Özkan, “Kitap okumak için oturmak, uygun kitabı seçmek için ilgi ve ihtiyaçları keşfetmek, bireyin ilgilerini potansiyelini keşfetmek için zaman ayırmak, kitap sayfalarını çevirmek için ince motor becerilerini kullanmak, hikâyenin içine girmek için dinlemek ve/veya okuduğunu anlamak, okuduğunu anlamak için bilişsel çaba ve odaklanma becerisini kullanmak gerekmektedir. Bu eylemler ise dijital yerliler için durağan, yeknesak ve aşırı yavaş gelebilmektedir. Tablet kullanımıyla tıklama ve yüzeysel taramaya alışan çocuk ve genç için (maalesef ki yetişkin için de) metnin duygusal derinliğini kavrama, görünürdeki ve alt metindeki iletileri fark etme zorlaşır. Kitap okuma eylemi hem somut hem soyut bağ kurabilme becerisidir ve bu alışkanlık tüm gelişim alanlarının aktif kullanımını gerektirir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijital ekranlar &#8216;Emzik&#8217; gibi kullanılıyor</strong></p>
<p>Ailelere önemli sorumluluklar düştüğünü vurgulayan Öğr. Gör. Elif Konar Özkan, “Çocuklar çevrelerinde ellerinde somut kitap okuyan, kitap okuma alışkanlığı olan, kitaba para ve zaman ayıran yetişkinler görmeli. Kitap okumanın iyi bir şey olduğunu gözlemleyebilmeli ve yaşayabilmeli çocuklar. Özellikle ekranın hiçbir türü ‘dijital dadı/bakıcı’ gibi olmamalı çocuğun hayatında. Yani ebeveynlere zor gelen anlarda; yemek yerken, seyahatte, toplu taşımada, alışverişte vb. denize düştüklerinde sarıldıkları bir yılan kıvamına gelmemeli hiçbir ekran türü. Zorlayıcı anlarda ekranın bir emzik gibi kullanılması çocukların can sıkıntısıyla başa çıkma, gereğinde kendi iç dünyasına dönme, hayal kurma, kurgulama, düşleme ve baş etme yeteneklerinin kaybolmasına neden olur.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bir çocuğun yetişkinle kitap okuması önemli</strong></p>
<p>Çocukların henüz okula başlamadan önce ortak dikkat becerilerinin gelişebilmesinin önemine vurgu yapan Öğr. Gör. Elif Konar Özkan, “Bir çocuğun yetişkinle kitap okuması, bakması, incelemesi, sayfaları çevirmek, resimler üzerine konuşmak gibi basit eylemler, beyin ve sinir sistemini dijitalle parçalanmış dikkatten koruyacaktır. Bu, aynı zamanda çocuğun merakını diri tutacak, bağ kurma, iletişim, ilişki ve diyalog kurma, empati becerilerini güçlendirecektir. Banyo kitapları, oyuncak kitaplardan başlayarak çocuğun kitapla tanışması/tanıştırılması ve kitaba hayatında yer bulması bu alışkanlığı adım adım oluşturacak önemli davranışlardandır. Önemli günlerde kitabı bir hediye olarak almak yani kitap sevdiğine hediye edilebilecek kıymette bir nesne algısını oluşturmak tabii ki bıktırmadan… Ayrıca etkileşimli okuma etkinlikleriyle çocuğun bu bağını kuvvetlendirmek… Kitapla tanışmadan önce de sözlü kültür unsurlarıyla çocuğu adım adım edebiyat, sanat ve okuma dünyasına sokmak. Nasıl? Ninniler, bilmeceler, maniler, tekerlemeler, masallar gibi sözlü kültür unsurları, kitap okuma alışkanlığına giden yolun başlangıç aşamalarını oluşturur aslında.” şeklinde konuştu.    </p>
<p><strong>Teknoloji yasaklanmamalı, dengelenmeli</strong></p>
<p>Teknolojinin tamamen hayat dışına çıkarılmasının mümkün olmadığını söyleyen Öğr. Gör. Elif Konar Özkan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Teknolojinin tamamen sınırlandırılması mümkün değil çünkü bizler dijital göçmenlerken yeni nesiller bu olgunun içine doğuyorlar yani dijital yerliler. Sinir sistemlerine dijital kullanım becerileri kodlanarak doğuyorlar ki bununla ilgili pek çok karikatür, video ve içerikle de karşılaşmışsınızdır. Doğru kullanım önemli. Dünyanın pek çok yerinde birçok uzmanın ısrarla altını çizdiği her fırsatta vurguladığı şey; beyin ve sinir sistemi gelişimi için özellikle ilk üç yıl ekrandan uzak tutmak ve insani alışkanlıklarla çocuğu donanımlı hale getirmek. Çocuklar 5N1K modunda araştırmacı gazeteciler gibi çevreyi tanımaya çalışırken bu çok da zor olmaz çünkü doğayı ve çevrelerini keşfetmek için doğal bir merakla doğarlar bu dünyaya. Oyun bu dünyayı keşfetmede önemli bir dildir. Tıpkı oyun gibi sözlü kültür unsurları da çocuğun ilgisini çeker ve onu olumlu yönde besler, gelişimi destekler. Bebeklik çağında ninniyle tekerlemeyle tanışan, üç yaş civarında hayatına bilmeceler ve masallar, hikâyeler dahil edilen çocuk aslında zaten kitapların dünyasına adım atmış sayılabilir. Dinlediklerinin bir kısmının kitaplardan okunduğunu fark edince okutmaya istekli ve sonrasında da okumaya meraklı bir çocuk olarak dengeyi sağlayabilir bir sistemle yetişmiş olur. Dijitalin ihtiyaç anında kullanılabilecek bir araç olduğunu, TV ve diğer ekran türlerinin evin baş köşesine kurulmadığını deneyimlediğinde de bu denge sağlamlaşmış olur çocuğun gözünde ve hayatında. “   </p>
<p><strong>Yanlış kitap seçimi çocuğu kitaptan uzaklaştırabilir</strong></p>
<p>Yaş ve gelişim özelliklerine uygun kitap seçiminin önemine değinen Öğr. Gör. Elif Konar Özkan, “Tek başına olmasa da yaş gruplarına göre kitap seçimi tabii ki okuma isteğini olumlu ve/veya olumsuz etkileyen hususlardandır. Çocuğa görelik dediğimizde çocuğu tanımak anahtar kelime. Çünkü çocuğu tanıyıp ilgi, ihtiyaç, istek ve merakları bilinirse ona uygun kitaplar seçilebiliyor. Kucak boyu kitaplardan avuç içi kitaplara kadar pek çok boyutta; çizgi romanlardan resimli kitaplara, şiirden masala, biyografiden hikâyeye ya da yazısız ve resimsiz kitaplara kadar birçok farklı kitap, gelişim özelliklerine göre denenebilir. Yani kitap seçiminde hem biçimsel özellikler hem de içerik özellikleri önemli. Çocuk için seçim yaparken de çocuğun meraklı ama tıpkı kendileri gibi öğretilmekten hoşlanmayan severek ve bağ kurarak öğrenebilen farklı bir birey olduğunun hatırlanması temel şarttır. Nitelikli ve yaşına uygun kitaplarla buluşturulan çocuklar tabii ki kitap okuma alışkanlığını daha kolay kazanabilmektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Okullara düşen görev kitabı sevdirmek</strong></p>
<p>Okulların rolüne de değinen Öğr. Gör. Özkan, “Çocukların temel alışkanlıklar hususunda okula hazırlıksız gelmesi, okulun sadece bilgi aktaran ve öğreten değil temel alışkanlıkları yeniden inşa eden bir yapıya dönüşmesini gerekli kılıyor. Tıpkı ‘değerler eğitimi’ gibi. Yani değerler, ahlak ve ‘insan olmak’ temelde ailede kazanılan/kazanılması gereken temel özelliklerken modern kapitalist sistemin zorunlulukları, önce değerler eğitimi genelgesiyle sonra erdem değer eylem modeliyle okullara ve eğitim sistemine verilmiş bir ödev olmuştur. Kitap okuma alışkanlığı da doğru örneklerle temelde çocuğun ailesinde ve çevresinde görerek edindiği bir alışkanlıkken şimdi bu kültürü yerleştirmek ve güçlendirmek okullara ve eğitim sistemine yüklenmiş bir görev gibi kabul ediliyor maalesef. Okullarda kitaplık ve kütüphanelerin olması, kitabın görünür ve kullanılır olması önemli tabii. Eğitimde de sürekli dijitalleştiğimiz için o ortamlarda da kitap ikinci planda kalabiliyor zaman zaman. Öğretmenlerin kitabı önemsemesi, hayatında yer vermesi, okuyan insanlar olarak iyi bir model olması öncelikli görevlerdendir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Çocuğa kitabın dünyası tanıtılmalı</strong></p>
<p>Kitap okuma kültürü için kitaba dair sınavların yapılması değil aksine çocuğun bilişsel ve duygusal dünyasında kitaba dair olumlu bağların kurulması gerektiğini ifade eden Özkan, “Kitapla çocuğun daha çok vakit geçireceği çeşitli etkinlikler; çocuğun kendini yazarın, çizerin yerine koyduğu ve bu hali deneyimlediği anlar, kitabevi ve fuar ziyaretleri, yazar ve çizerlerle tanışma ve sohbet/deneyim imkânı bulma, kütüphanelerde masal dinleme vb. gibi çeşitli etkinliklerle vakit geçirme yani öncelik kitabı ve kitap okumayı sevmek olmalıdır. Kitabı, kitabın dünyasını tanıyıp sevince kitap okuma alışkanlığı da güçlenecektir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tablet-nesli-kitapla-tanismadan-okula-basliyor-624688">&#8220;Tablet nesli&#8221; kitapla tanışmadan okula başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gece sütüyle uyutma alışkanlığı çocukların diş sağlığını riske atabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gece-sutuyle-uyutma-aliskanligi-cocuklarin-dis-sagligini-riske-atabilir-624622</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 11:43:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[süt]]></category>
		<category><![CDATA[sütüyle]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyutma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624622</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimi Doç. Dr. Barış Karabulut, çocukların ağız ve diş sağlığını korumak için pedodonti uygulamalarının önemi, erken muayene, koruyucu tedbirler ve doğru alışkanlıkların kazanılmasının gerekliliği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-sutuyle-uyutma-aliskanligi-cocuklarin-dis-sagligini-riske-atabilir-624622">Gece sütüyle uyutma alışkanlığı çocukların diş sağlığını riske atabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimi Doç. Dr. Barış Karabulut, çocukların ağız ve diş sağlığını korumak için pedodonti uygulamalarının önemi, erken muayene, koruyucu tedbirler ve doğru alışkanlıkların kazanılmasının gerekliliği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Koruyucu diş hekimliği ile çürükler ve anomaliler önlenir!</strong></p>
<p>Pedodonti, yani çocuk diş hekimliğinin, bebeklikten ergenlik dönemine kadar çocukların ağız ve diş sağlığıyla ilgilenen bir uzmanlık alanı olduğunu aktaran Doç. Dr. Barış Karabulut, “Bu süreç, aslında anne karnında başlar. Hamilelik döneminde anneye verilen eğitimlerle temeller atılır ve bebeğin ilk dişinin çıkmasıyla birlikte düzenli muayene süreci başlar.” dedi.</p>
<p>Pedodonti uzmanlarının temel hedeflerinden birinin, çocuklarda diş hekimi korkusu oluşmadan, güvenli ve olumlu bir deneyim sağlamak olduğuna vurgu yapan Doç. Dr. Karabulut, “Bu sayede çocukların diş hekimi ziyaretlerini bir alışkanlık haline getirmeleri ve ağız-diş sağlığını yaşam boyu korumaları amaçlanır. Aynı zamanda koruyucu diş hekimliği uygulamalarıyla, çürükler ve olası anomaliler oluşmadan önce önlem alınır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Süt dişleri, geçici olmalarına rağmen son derece önemli bir role sahip! </strong></p>
<p>Koruyucu diş hekimliği uygulamaları kapsamda fissür örtücü ve flor uygulamaları gibi işlemler yapıldığı bilgisini veren Doç. Dr. Barış Karabulut, “Erken çocukluk çağı çürükleri tespit edilerek gerekli durumlarda dolgu veya kanal tedavisiyle dişler restore edilir. Ayrıca dişlerde oluşabilecek çapraşıklıklar erken dönemde belirlenerek ileride oluşabilecek ortodontik sorunların önüne geçilir.” dedi.</p>
<p>Çocukların ilk diş muayenesinin, ilk diş çıkar çıkmaz ya da en geç bir yaş civarında yapılmasının önerildiğine değinen Doç. Dr. Karabulut, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu erken tanışma, çocuğun diş hekimine alışmasını kolaylaştırırken, ailelerin de doğru beslenme ve ağız bakımı konusunda bilinçlenmesini sağlar.</p>
<p>Süt dişleri, sanıldığının aksine geçici olmalarına rağmen son derece önemli bir role sahiptir. Çocukların sağlıklı beslenmesi, düzgün konuşabilmesi ve estetik açıdan kendine güven geliştirebilmesi için süt dişlerinin korunması gerekir. Ayrıca süt dişleri, kalıcı dişler için rehber görevi görür. Erken kayıplar, hem fiziksel hem de psikolojik sorunlara yol açabilir.”</p>
<p><strong>Beslenme sonrası ağız temizliği ihmal edilmemeli! </strong></p>
<p>Erken yaşta yapılan düzenli kontrollerin, diş çürüklerinin başlangıç aşamasında tespit edilmesini sağladığını yineleyen Doç. Dr. Barış Karabulut, “Böylece daha basit ve ağrısız yöntemlerle tedavi mümkün olur, ileri aşamalarda gerekebilecek kanal tedavisi veya genel anestezi gibi uygulamaların önüne geçilebilir.” dedi.</p>
<p>Bebeklik döneminde ağız temizliğinin de büyük önem taşıdığına dikkat çeken Doç. Dr. Karabulut, “Dişler çıkmaya başladıktan sonra, her beslenme sonrası diş yüzeyinde kalan süt mutlaka temizlenmelidir. Bu temizlik başlangıçta nemli bir bez veya tülbentle yapılabilir, ilerleyen dönemde ise parmak fırçaları kullanılabilir. Ayrıca bebeklerin memede ya da biberonla uyutulmaması ve beslenme sonrası ağız temizliğinin ihmal edilmemesi önerilir. Parmak emme ve uzun süreli emzik kullanımı gibi alışkanlıklar, 2-3 yaşından sonra devam ettiğinde diş ve çene yapısında bozulmalara yol açabilir. Bu nedenle bu alışkanlıkların kademeli olarak ve çocuğu zorlamadan bırakılması önemlidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Pedodonti, tedaviden çok koruyucu bir yaklaşım! </strong></p>
<p>Çocuklarda diş gıcırdatmanın, özellikle diş sürme dönemlerinde geçici olarak normal kabul edilebileceğini aktaran Doç. Dr. Barış Karabulut, “Ancak bu durum uzun süreli ve yoğun şekilde devam ediyorsa, dişlere ve çene eklemine zarar verebileceğinden mutlaka değerlendirilmelidir. Gerekli durumlarda koruyucu plaklar, psikolojik destek veya medikal tedavi seçenekleri gündeme gelebilir.” dedi.</p>
<p>Gece sütüyle uyutma alışkanlığının da diş sağlığı açısından riskli olduğunu ifade eden Doç. Dr. Karabulut, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Anne sütü ya da biberonla verilen süt, diş yüzeyinde uzun süre kaldığında çürük oluşumuna zemin hazırlar. Özellikle uyku sırasında tükürük akışının azalması bu riski artırır. Bu nedenle beslenme sonrası dişlerin temizlenmesi ve biberon kullanımının mümkün olan en erken dönemde bırakılması önerilir.</p>
<p>Sonuç olarak pedodonti, sadece mevcut sorunların tedavi edildiği bir alan değil; aynı zamanda çocukların ağız ve diş sağlığını korumaya yönelik önleyici yaklaşımların merkezinde yer alan önemli bir bilim dalıdır. Erken yaşta kazanılan doğru alışkanlıklar, sağlıklı bir ağız yapısının temelini oluşturur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-sutuyle-uyutma-aliskanligi-cocuklarin-dis-sagligini-riske-atabilir-624622">Gece sütüyle uyutma alışkanlığı çocukların diş sağlığını riske atabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zehirsiz Sofralar</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zehirsiz-sofralar-624613</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 08:28:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[sofralar]]></category>
		<category><![CDATA[zehirsiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624613</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, Ayın Konusu'nda 'Zehirsiz Sofralar' konusunu işledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zehirsiz-sofralar-624613">Zehirsiz Sofralar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gıda güvenliği, toplum sağlığının korunması ve sürdürülebilir yaşamın temini açısından büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda “zehirsiz sofralar” yaklaşımı; ülkelerin gıda kodekslerine uygun olarak üretilmiş, güvenilir ve sağlıklı gıda şeklinde ifade edilebilmektedir.</p>
<p>Tüm dünyada her geçen yıl, gıda üretim süreçlerinde kullanılan girdilerin insan sağlığı ve çevre üzerindeki olumlu/olumsuz etkilerine ilişkin bilinç ve farkındalık artmaya devam etmektedir. Bu doğrultuda, ülkemizde başta Tarım ve Orman Bakanlığı olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından çeşitli mevzuat düzenlemeleri, denetimler ve eğitim faaliyetleri yürütülmektedir.</p>
<p><b>Organik Tarım</b></p>
<p>Bakanlık tarafından yürütülen başlıca çalışmalar arasında; Eğitim ve Denetimler: Tarladan sofraya kadar olan süreçte, özellikle üreticilere yönelik eğitim ve bilgilendirme çalışmaları ile ürünlerde gerek hasat öncesi gerekse hasat sonrası pestisit kalıntı denetimleri sıklaştırılmış, Türk Gıda Kodeksi kriterlerine göre izin verilen limitlerin üstünde kalıntı tespit edilen ürünlere yönelik çeşitli yaptırımlar uygulanmaktadır. Organik Tarım ve İyi Tarım Uygulamaları Destekleri: Özellikle hastalık ve zararlılarla mücadelede kimyasal girdi kullanımını minimize edebilen üretim modelleri desteklenmekte, üreticilere eğitim ve teşvikler sağlanmaktadır. Gıda Kontrol ve İzleme Sistemleri: Gıda güvenilirliğinin sağlanması amacıyla izlenebilirlik sistemleri geliştirilmekte, dijital kayıt ve denetim altyapısı güçlendirilmektedir. Kamuoyu Bilinçlendirme Çalışmaları: Tüketicilerin bilinçli gıda tercihleri yapabilmesi amacıyla bilgilendirme kampanyaları düzenlenmektedir.</p>
<p><b>Bilinçli ve kontrollü tarımsal üretim</b></p>
<p>Bunun yanı sıra, ilgili Bakanlıklar, Araştırma Enstitüleri, Üniversiteler ve paydaş kurum/kuruluşlar ile iş birliği içerisinde yürütülen çalışmalar kapsamında, kimyasal kullanımının ve maruziyetinin azaltılması, çevre ve halk sağlığının korunmasına yönelik stratejiler geliştirilmeye devam edilmektedir. Zehirsiz sofralar hedefinin gerçekleştirilmesi yalnızca kamu kurumlarının değil; üretici, dağıtıcı ve tüketicilerin ortak sorumluluğunu gerektirmektedir. Bu bağlamda; üreticilerce bilinçli ve kontrollü tarımsal üretim girdisi kullanmaları ve uygun mücadele yöntemlerine yönelmesi, denetim mekanizmalarının etkin şekilde sürdürülmesi, tüketicilerin güvenilir ve sertifikalı ürünleri tercih etmesi büyük önem taşımaktadır. Diğer taraftan, Greenpeace, Pesticide Action Network (PAN), Buğday ve Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) vb. ulusal ve uluslararası bazı Sivil Toplum Kuruluşları da “zehirsiz sofralar” konusunda farkındalık çalışmaları ve etkinlikleri yürütmektedir. Sonuç olarak, ihracatın ve iç tüketimin sürdürülebilir bir şekilde devam etmesi, sağlıklı nesillerin yetiştirilmesi ve çevrenin korunması açısından “zehirsiz sofralar” yaklaşımının yaygınlaştırılması stratejik bir öncelik olarak değerlendirilmekte olup, ilgili tüm paydaşların iş birliği içerisinde hareket etmeye devam etmesi büyük önem taşımaktadır. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zehirsiz-sofralar-624613">Zehirsiz Sofralar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlara &#8216;HPV Farkındalık Eğitimi&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlara-hpv-farkindalik-egitimi-624607</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 08:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[hpv]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624607</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Begüm Kırık, Maltepe Belediyesi tarafından düzenlenen HPV ve Kadın Sağlığında Farkındalık Eğitimi’nde kadınlara yönelik HPV’yle mücadele yollarını anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlara-hpv-farkindalik-egitimi-624607">Kadınlara &#8216;HPV Farkındalık Eğitimi&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Begüm Kırık, Maltepe Belediyesi tarafından düzenlenen HPV ve Kadın Sağlığında Farkındalık Eğitimi’nde kadınlara yönelik HPV’yle mücadele yollarını anlattı.</p>
<p> Maltepe Belediyesi’nce kadınlara, “Bilinçli Korunma Güçlü Kadın” sloganıyla  “HPV ve Kadın Sağlığında Farkındalık Eğitimi” düzenlendi. Fındıklı Kadın Danışma ve Sosyal Yaşam Merkezi’ndeki eğitime Yeditepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Begüm Kırık konuşmacı olarak katıldı.  Kadınlarda yaygın olarak görülen rahim ağzı kanserinde erken teşhisin öneminin büyük olduğunu belirten Kırık, HPV’ye karşı aşılamanın, çok ciddi oranda HPV’ye bağlı gelişen lezyon ve kanserlerin sıklığını azalttığını söyledi. Eğitim, Kırık’ın katılımcıların sorularını yanıtlamasının ardından sona erdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlara-hpv-farkindalik-egitimi-624607">Kadınlara &#8216;HPV Farkındalık Eğitimi&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kök Hücre Tedavisi ile Ameliyatsız İyileşebilen 4 Cilt Problemi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-tedavisi-ile-ameliyatsiz-iyilesebilen-4-cilt-problemi-624595</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatsız]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[eksozom]]></category>
		<category><![CDATA[elde]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[Kök Hücre]]></category>
		<category><![CDATA[problemi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavileri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yileşebilen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624595</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kök hücre temelli tedaviler, hasar görmüş dokuların onarılmasını destekleyerek yalnızca hastalıkların tedavisinde değil, aynı zamanda yaşlanma etkilerinin azalmasında da umut vadediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-tedavisi-ile-ameliyatsiz-iyilesebilen-4-cilt-problemi-624595">Kök Hücre Tedavisi ile Ameliyatsız İyileşebilen 4 Cilt Problemi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kök hücre temelli tedaviler, hasar görmüş dokuların onarılmasını destekleyerek yalnızca hastalıkların tedavisinde değil, aynı zamanda yaşlanma etkilerinin azalmasında da umut vadediyor. Yenileyici tıbbın en önemli yapı taşlarından biri olan bu yöntemler, estetik ve fonksiyonel iyileşmeyi bir arada hedefliyor. Memorial Ankara Hastanesi Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Cemal Alper Kemaloğlu, kök hücre ve eksozom tedavileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p>2000’li yılların başında kök hücrelerin keşfiyle birlikte tıpta önemli bir paradigma değişimi yaşandı. Daha önce yaşlanma ve doku hasarına yönelik tedaviler sınırlı kalırken, iyileşmenin büyük ölçüde mevcut hücrelerin kapasitesiyle gerçekleştiği düşünülüyordu. Ancak kök hücrelerin farklı hücre tiplerine dönüşebilme ve bulundukları dokuyu yeniden düzenleyebilme özellikleri sayesinde, dokuların orijinal yapısıyla onarılabileceği ortaya kondu. Bu gelişme, özellikle estetik ve plastik cerrahi alanında yeni tedavi yaklaşımlarının önünü açtı.</p>
<p><strong>Vücut kendi hücreleriyle kendini onarıyor</strong></p>
<p>İnsan vücudu aslında doğuştan güçlü bir yenilenme kapasitesine sahiptir. Anne karnında tek bir kök hücreden gelişen bu yapı, erişkin dönemde de vücutta varlığını sürdürür. Çoğunlukla yağ dokusu içinde bulunan kök hücreler; travma, stres veya açlık gibi durumlarda aktive olarak onarım sürecini başlatır. Günümüzde bu hücreleri kontrollü şekilde elde edip çoğaltarak yeniden hastaya uygulamak mümkün hale gelmiştir.</p>
<p><strong>Yağ dokusundan elde edilen doğal tedavi </strong></p>
<p>Klinik uygulamalarda en sık tercih edilen yöntem, hastanın kendi yağ dokusundan kök hücre elde edilmesidir. Lokal anestezi altında alınan yağ dokusu özel işlemlerden geçirilerek kök hücreden zengin bir içerik haline getirilir. Bu hücreler ihtiyaç duyulan bölgeye enjekte edildiğinde;</p>
<ul>
<li>İnflamasyonu azaltır,</li>
<li>Kolajen yıkımını yavaşlatır,</li>
<li>Kanlanmayı artırır.</li>
</ul>
<p>Böylece hem doku onarımı desteklenir hem de yaşlanma belirtilerinde belirgin iyileşme sağlanır. Hastanın kendi hücreleri kullanıldığı için tedavi tamamen doğal ve biyouyumlu bir yapıdadır.</p>
<p><strong>Ciltteki problemler ameliyatsız iyileşebiliyor</strong></p>
<p>Hücresel tedaviler günümüzde pek çok alanda etkili sonuçlar sunmaktadır. Bu yöntemler sayesinde büyük cerrahi işlemlere gerek kalmadan, daha konforlu ve tatmin edici sonuçlar elde edilebilmektedir. Genellikle aşağıdaki durumlarda tercih edilmektedir:</p>
<ol>
<li>Yüz gençleştirme,</li>
<li>Erkek tipi saç dökülmesi,</li>
<li>Yara ve iz tedavileri,</li>
<li>Kronik yaraların iyileştirilmesi</li>
</ol>
<p><strong>Kişiye özel tedavi planlanıyor</strong></p>
<p>Kök hücre tedavilerinin bazı sınırlılıkları da bulunmaktadır. Yağ dokusundan elde edilmesi gerektiği için cerrahi işlem açısından uygun olmayan hastalarda uygulanamayabilir. Ayrıca hücre kalitesi yaşla birlikte azaldığından ileri yaş hastalarda tedavi etkinliği düşebilir. Tekrarlayan uygulamalarda yeniden doku alınması gerekliliği de bir diğer önemli faktördür.  </p>
<p>Son yıllarda yapılan çalışmalar, kök hücrelerin etkilerini büyük ölçüde salgıladıkları “eksozom” adı verilen biyolojik veziküller aracılığıyla gösterdiğini ortaya koymuştur. Eksozomlar; hücreler arası iletişimi sağlayan, DNA, RNA ve protein taşıyan mikro yapılardır. Hedef hücreye ulaştıklarında onarım ve yenilenme süreçlerini tetiklerler. Bu sayede kök hücrenin kendisini kullanmadan da benzer biyolojik etkiler elde edilebilmektedir. </p>
<p><strong>Cerrahiye alternatif güçlü bir seçenek</strong></p>
<p>Eksozom tedavileri; </p>
<ul>
<li>Cerrahi işlem gerektirmemesi,</li>
<li>Bağışıklık sistemi tarafından düşük reddedilme riski,</li>
<li>Daha kolay saklanabilmesi</li>
</ul>
<p>gibi avantajlarıyla öne çıkmaktadır. Özellikle kök hücre tedavisi için uygun olmayan hastalarda önemli bir alternatif sunmaktadır. Her ne kadar eksozom tedavileri henüz gelişim aşamasında olsa da, dozlama ve uygulama standartlarının belirlenmesine yönelik çalışmalar hızla devam etmektedir. İnsan vücudundaki milyarlarca hücre sürekli bir iletişim halindedir. Bu iletişimi doğru şekilde yönlendirmek, hastalığın kökenine inmeyi mümkün kılmaktadır. Kök hücre ve eksozom tedavilerinin, modern tıbbın en güçlü ve en doğal iyileşme araçlarından biri olarak önümüzdeki yıllarda çok daha yaygın kullanılacağı öngörülmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-tedavisi-ile-ameliyatsiz-iyilesebilen-4-cilt-problemi-624595">Kök Hücre Tedavisi ile Ameliyatsız İyileşebilen 4 Cilt Problemi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Yağlı karaciğer&#8217; hastalığı hızla yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yagli-karaciger-hastaligi-hizla-yayginlasiyor-624589</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[karaciğer]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[ünal]]></category>
		<category><![CDATA[yağlı]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[zarar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624589</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda ülkemizde de hızla yaygınlaşan obezite, insülin direnci ve yanlış yaşam alışkanlıkları nedeniyle yağlı karaciğer hastalığı her 3 kişiden birinde görülür hale geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yagli-karaciger-hastaligi-hizla-yayginlasiyor-624589">&#8216;Yağlı karaciğer&#8217; hastalığı hızla yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda ülkemizde de hızla yaygınlaşan obezite, insülin direnci ve yanlış yaşam alışkanlıkları nedeniyle yağlı karaciğer hastalığı her 3 kişiden birinde görülür hale geldi. Üstelik karaciğer, hasarın yüzde 80’ine kadar belirti vermeden ilerleyebildiği için birçok kişi hastalığını fark ettiğinde geç kalmış oluyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Ümit Ünal</strong>, ‘karaciğer detoksu’ gibi masum görünen uygulamalarınsa sorunun fark edilmeden daha da ilerleyerek karaciğer yetmezliği hatta nakil ihtiyacına kadar götürebildiği uyarısında bulunuyor. Buna karşın erken dönemde yapılacak basit yaşam tarzı değişiklikleriyle karaciğer yağlanmasını önlemenin ve karaciğer sağlığını korumanın mümkün olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ünal, karaciğere ciddi hasar veren 5 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Şok diyetlerle hızlı kilo vermeye çalışmak</strong></li>
</ul>
<p>Kısa sürede verilen kilolar sağlıklı değil, aksine sağlığı tehlikeye atıyor. Çok düşük kalorili diyetler ve hızlı kilo kaybı, karaciğerde yağ depolanmasını artırabiliyor. Yapılan çalışmalar; haftada 1–1.5 kg’dan fazla kilo kaybının, karaciğer üzerindeki stresi artırarak zarar verebildiğini ve hastalığın ilerlemesini tetikleyebileceğini ortaya koyuyor. </p>
<ul>
<li><strong>Sadece diyet yapıp egzersizi ihmal etmek</strong></li>
</ul>
<p>Sadece diyet yapıp egzersiz yapmamak kas kaybına yol açıyor, metabolizmayı olumsuz etkiliyor ve insülin direncini tetikleyerek karaciğer yağlanmasını artırıyor. Düzenli yürüyüş gibi egzersizler, kas dokusunu koruyarak insülin direncini düşürmede ve böylece karaciğer yağlanmasını azaltmada en etkili yöntemlerden birini oluşturuyor. </p>
<ul>
<li><strong>Meyve tüketiminde aşırıya kaçmak</strong></li>
</ul>
<p>İçeriğindeki fruktoz nedeniyle meyve tüketiminde aşırıya kaçmak karaciğer yağlanmasını artıyor ve sağlığa fayda yerine zarar getiriyor. Özellikle meyve suyu gibi liften arındırılmış tüketimi, fruktozun daha hızlı emilmesine yol açıyor ve karaciğer yağlanmasını belirgin şekilde hızlandırıyor. </p>
<ul>
<li><strong>Karaciğeri temizliyor düşüncesiyle ‘bitkisel’ ürünler tüketmek</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Ünal “Toplumumuzda ‘tamamen bitkisel, hiçbir zararı yok’ denilerek içeriği ve dozu bilinmeyen ürünleri, ‘doğal’ algısıyla tüketmek, karaciğere zarar veren en büyük yanlışlardan birini oluşturuyor! İçeriği standardize edilmemiş bitkisel ürünler, karaciğer hasarı hatta nakil gerektiren toksisitelere yol açabiliyor” diyor. Literatürde, bitkisel ürün kullanımına bağlı akut karaciğer yetmezliği ve nakil gerektiren vakalar bildirildiğini belirten Prof. Dr. Ünal “Karaciğerin ekstra detoksa ihtiyacı yoktur; yapısı gereği bazı basit önlemlere dikkat edildiğinde zaten kendini yenileyebilir” diye konuşuyor.  </p>
<ul>
<li><strong>Alkolün “zararsız bir sınırı” olduğuna inanmak</strong></li>
</ul>
<p>Karaciğer hastalığı riskinin kişiden kişiye değiştiğini vurgulayan Prof. Dr. Ünal sözlerine şöyle devam ediyor: “Alkol karaciğerde inflamasyonu artırarak yağlanmanın siroza dönüşme riskini artırıyor. Özellikle  karaciğer yağlanması olan kişilerde az miktarda alkol tüketimi bile hastalığın ilerlemesini hızlandırabiliyor. Bu nedenle alkol tüketiminden uzak durmak gerekir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yagli-karaciger-hastaligi-hizla-yayginlasiyor-624589">&#8216;Yağlı karaciğer&#8217; hastalığı hızla yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazi&#8217;de Bipolar Farkındalığına Güçlü Dokunuş</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osmangazide-bipolar-farkindaligina-guclu-dokunus-624586</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:48:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[bipolar]]></category>
		<category><![CDATA[dokunuş]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığına]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624586</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren Osmangazi Kent Konseyi, 30 Mart Dünya Bipolar Günü kapsamında düzenlediği “Farkındalıklı İnsan” semineriyle toplumda güçlü bir bilinçlenme hareketine imza attı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazide-bipolar-farkindaligina-guclu-dokunus-624586">Osmangazi&#8217;de Bipolar Farkındalığına Güçlü Dokunuş</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren Osmangazi Kent Konseyi, 30 Mart Dünya Bipolar Günü kapsamında düzenlediği “Farkındalıklı İnsan” semineriyle toplumda güçlü bir bilinçlenme hareketine imza attı. Osmangazi Gösteri Merkezi’nde gerçekleştirilen program, dikkat çekici içerikleriyle hafızalarda yer etti.</p>
<p>Alanında uzman isim Cenk Sabuncuoğlu’nun konuşmacı olarak yer aldığı seminere Osmangazi Kent Konseyi Başkanı Sevim Sakallı’nın yanı sıra Uluslararası Bipolar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dilek Kar ile çok sayıda vatandaş katılım gösterdi. Sabuncuoğlu’nun etkileyici anlatımı katılımcılarda güçlü bir farkındalık oluştururken, bipolar bozukluğun yalnızca tıbbi yöntemle değil; sosyal, psikolojik ve insani boyutlarıyla da ele alınması gerektiğine dikkat çekildi. </p>
<p>Program boyunca dile getirilen her bir başlık, ruh sağlığına dair önyargıların aşılması ve daha kapsayıcı bir toplum inşası için önemli mesajlar içerdi. “Farkındalıklı İnsan” olmanın sadece bireysel bir kazanım değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olduğunun altı çizilirken, katılımcılar bilgiyle birlikte güçlü bir bilinç kazanımı elde etti.</p>
<p>Uluslararası Bipolar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dilek Kar, “Bursa’da, halkımız ile birlikte bipolar farkındalık ve insanın ruh, zihin, beden dengesi konusunda bilinç oluşturmayı amaçladık. Bu süreçte desteklerinden dolayı başkanımız Erkan Aydın’a ve emeği geçen tüm ekibe teşekkür ederiz” dedi.</p>
<p>“Farkındalıklı İnsan Hayatımızda Her Zaman Varlığını Sürdürecektir”</p>
<p>Etkinliğe dair değerlendirmede bulunan Cenk Sabuncuoğlu ise sözlerinde şu ifadelere yer verdi:</p>
<p>“Bu güzel etkinlikte farkındalıkta insanın nasıl olması gerektiğini ve insanın hayatında ne gibi farkındalıklara ulaşması gerektiğini hep birlikte karşılıklı izahatta bulunduk. İnşallah bir dahaki etkinliklerde de insanı işleyerek daha farklı seviyelere ulaştırmak için tüm kalbimle niyet ediyorum. Farkındalıklı insan hayatımızın içerisinde her zaman varlığını sürdürecektir. Farkındalıklı olduğunuzda zaten insan olarak yaşamanın farkındalığını hep birlikte hissediyor olacağız.”</p>
<p>Program sonunda Osmangazi Kent Konseyi Başkanı Sevim Sakallı, konuşmacılara günün anısına teşekkür plaketi takdim etti. </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazide-bipolar-farkindaligina-guclu-dokunus-624586">Osmangazi&#8217;de Bipolar Farkındalığına Güçlü Dokunuş</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdi İbrahim Otsuka, Dünya Otizm Farkındalık Günü&#8217;nde Şüphelerinizi Ertelemeyin Diyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-otsuka-dunya-otizm-farkindalik-gununde-suphelerinizi-ertelemeyin-diyor-624559</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:29:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[abdi]]></category>
		<category><![CDATA[brahim]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[otsuka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624559</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ruh sağlığı alanındaki çalışmalarıyla öne çıkan Abdi İbrahim Otsuka (AIO), 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde toplumu önemli bir noktaya odaklanmaya davet ediyor: Erken fark etmek ve gecikmeden harekete geçmek. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-otsuka-dunya-otizm-farkindalik-gununde-suphelerinizi-ertelemeyin-diyor-624559">Abdi İbrahim Otsuka, Dünya Otizm Farkındalık Günü&#8217;nde Şüphelerinizi Ertelemeyin Diyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ruh sağlığı alanındaki çalışmalarıyla öne çıkan Abdi İbrahim Otsuka (AIO), 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde toplumu önemli bir noktaya odaklanmaya davet ediyor: Erken fark etmek ve gecikmeden harekete geçmek. </p>
<p>Otizm spektrum bozukluğu, erken dönemde fark edildiğinde uygun eğitim ve destekle yönetilebilen bir gelişimsel farklılıktır. Doğru müdahale ile bireyin yaşam kalitesi önemli ölçüde artar. </p>
<p><strong> Otizmde Erken Tanı İçin Kritik İşaretler</strong></p>
<p>Ebeveynlerin erken dönemde dikkat etmesi gereken bazı önemli işaretler ise şöyle sıralanıyor:</p>
<p><strong>6. Ay:</strong> Çocuğunuz size gülümsemiyor, sıcak ve neşeli ifadeler sergilemiyorsa,</p>
<p><strong>9. Ay:</strong> Seslere, gülümsemelere veya diğer yüz ifadelerine karşılıklı tepki vermiyorsa,</p>
<p><strong>12. Ay:</strong> İşaretle gösterme, el sallama gibi jestleri yapmıyorsa,</p>
<p><strong>16. Ay:</strong> Henüz tek bir kelime bile söylemediyse,</p>
<p><strong>24. Ay:</strong> İki kelimelik, taklit olmayan anlamlı cümleler kuramıyorsa&#8230;</p>
<p>Bu belirtilerin göz ardı edilmesi ya da “zamanla geçer” düşüncesiyle ertelenmesi, çocuğun gelişim sürecinde kaçırılmış fırsatlara yol açabilir. </p>
<p>Bu işaretlerden bir veya birkaçının gözlemlenmesi durumunda vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulması büyük önem taşıyor. Abdi İbrahim Otsuka, erken yaşta başlanan doğru eğitimin çocukların potansiyellerini gerçekleştirmeleri için en büyük anahtar olduğunu belirtiyor. Bu noktada şüpheyi ertelemek değil, değerlendirmek gerekir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-otsuka-dunya-otizm-farkindalik-gununde-suphelerinizi-ertelemeyin-diyor-624559">Abdi İbrahim Otsuka, Dünya Otizm Farkındalık Günü&#8217;nde Şüphelerinizi Ertelemeyin Diyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekrandaki savaş, topluma &#8220;uzaktan travma&#8221; yaşatıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ekrandaki-savas-topluma-uzaktan-travma-yasatiyor-624532</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:13:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Çayla]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Öğretim Üyesi]]></category>
		<category><![CDATA[ekrandaki]]></category>
		<category><![CDATA[etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[topluma]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[uzaktan]]></category>
		<category><![CDATA[yaşatıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624532</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi İlker Çayla, dijital medyada artan savaş ve çatışma içeriklerinin toplum üzerinde görünenden çok daha derin psikolojik etkiler yarattığını söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ekrandaki-savas-topluma-uzaktan-travma-yasatiyor-624532">Ekrandaki savaş, topluma &#8220;uzaktan travma&#8221; yaşatıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi İlker Çayla, dijital medyada artan savaş ve çatışma içeriklerinin toplum üzerinde görünenden çok daha derin psikolojik etkiler yarattığını söylüyor.</p>
<p>Savaşın artık yalnızca coğrafi bir gerçeklik olmadığını vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Çayla, “Bugün insanlar savaşın kendisini yaşamıyor olabilir ama onun görüntülerini, hikâyelerini ve duygusal yükünü her gün yeniden deneyimliyor. Bu durum savaşı fiziksel bir olay olmaktan çıkarıp gündelik hayatın içine sızan sürekli bir psikolojik deneyime dönüştürüyor” diyor.</p>
<p>Sürekli maruz kalınan içeriklerin bireyleri, zihinsel olarak çatışma atmosferinin içine çektiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Çayla, bu durumu şöyle tanımlıyor:</p>
<p>“Literatürde bunu ‘uzaktan travma’ ya da ‘ikincil travma’ olarak adlandırıyoruz. Kişi savaşın içinde değil ama zihni sürekli oraya taşınıyor. Sosyal medyanın algoritmik yapısı da kriz ve şiddet içeriklerini öne çıkararak bu etkiyi daha yoğun ve sürekli hale getiriyor.”</p>
<p><strong>“En tehlikeli sonuçlardan biri: duyarsızlaşma”</strong></p>
<p>Türkiye’de özellikle gençlerin ve kentli nüfusun bu etkilenmeyi daha yoğun yaşadığına dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Çayla, şunları söylüyor: “Gün içinde defalarca savaş görüntülerine maruz kalmak, fark edilmeden süreklilik kazanan bir huzursuzluk yaratıyor. Bu zamanla kaygıya, odaklanma sorunlarına ve geleceğe dair güvensizlik hissine dönüşüyor. Zihinsel yorgunluk, uyku problemleri ve dikkat dağınıklığı bu sürecin en yaygın sonuçları.”</p>
<p>Dr. Öğretim Üyesi Çayla’ya göre bu yoğun maruziyetin en kritik etkilerinden biri de duygusal körelme: “Sürekli şiddet görüntülerine maruz kalan bir zihin, bir süre sonra bu durumu olağanlaştırmaya başlıyor. İlk başta sarsıcı olan görüntüler zamanla sıradanlaşıyor. Bu da empati kapasitesinin zayıflamasına ve toplumsal duyarlılığın aşınmasına yol açıyor.”</p>
<p><strong>“Çocuklar bu tablo içinde çok daha savunmasız”</strong></p>
<p>Çocukların bu süreçten çok daha derin etkilendiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Çayla, “Görsel içerikleri yetişkinler gibi filtreleyememeleri, savaş haberlerinin onlar üzerinde daha derin bir korku ve güvensizlik duygusu yaratmasına neden oluyor. Dünya algısının erken yaşta ‘tehlikeli ve belirsiz’ bir çerçevede şekillenmesi, uzun vadeli psikolojik etkiler açısından ciddi riskler barındırıyor” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>“Artık bu bir ruh sağlığı meselesi”</strong></p>
<p>Dr. Öğretim Üyesi Çayla savaşın etkilerinin yalnızca politik ya da askeri alanla sınırlı kalmadığını vurgularken, “Medya aracılığıyla hayatımıza giren savaş, artık doğrudan bir ruh sağlığı meselesi. Türkiye’de artan medya tüketimiyle birlikte bu etkiler daha görünür hale gelirken, bireysel farkındalık kadar medya kullanım alışkanlıklarının da yeniden düşünülmesi gerekiyor. Çünkü savaş artık sadece uzakta yaşanan bir gerçeklik değil; ekranlar üzerinden herkesin hayatına dokunan sessiz ama güçlü bir deneyim” tespitini yapıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ekrandaki-savas-topluma-uzaktan-travma-yasatiyor-624532">Ekrandaki savaş, topluma &#8220;uzaktan travma&#8221; yaşatıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Birliği Beyaz Kod Acil Hukuk Destek Hattı Hizmette</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-beyaz-kod-acil-hukuk-destek-hatti-hizmette-624519</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acil]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[kod]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624519</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Beyaz Kod Acil Hukuk Destek Hattı Hizmette</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-beyaz-kod-acil-hukuk-destek-hatti-hizmette-624519">Hekim Birliği Beyaz Kod Acil Hukuk Destek Hattı Hizmette</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Yapılan açıklamada, “Hekim Birliği, Sağlık ve Sosyal Hizmetler Çalışanları Sendikası olarak sağlık çalışanlarımızın güvenliği ve haklarının korunması adına Beyaz Kod Acil Destek Hattını hizmete açmış bulunmaktayız. </span><span> 444 71 31 Bu numaranın aranması halinde; </span><span> 7 gün 24 saat kesintisiz ve ÜCRETSİZ avukat desteği sağlanacaktır. </span><span> Şiddet, tehdit, hakaret ve görev sırasında karşılaşılan tüm hukuki durumlarda anında destek alabilirsiniz. </span><span> Tüm sağlık kurumlarında gerekli bilgilendirme yapılmış, duyuru ve afişler ilgili alanlara asılmıştır. </span><span> Hekim yalnız değildir! Hekim Birliği her zaman yanında!” sözlerine yer verildi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/04/hekim-birligi-beyaz-kod-acil-hukuk-destek-hatti-hizmette-0-JJbibnGI.jpeg"/></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-beyaz-kod-acil-hukuk-destek-hatti-hizmette-624519">Hekim Birliği Beyaz Kod Acil Hukuk Destek Hattı Hizmette</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yuvamız Bakırköy&#8217;de Miniklere Sağlık Taraması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuvamiz-bakirkoyde-miniklere-saglik-taramasi-624459</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 12:32:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[miniklere]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[taraması]]></category>
		<category><![CDATA[yuvamız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624459</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yuvamız Bakırköy Gündüz Çocuk Bakımevlerinde eğitim gören çocuklar, belediyenin tıp merkezinde görevli uzmanlar tarafından sağlık taramasından geçiriliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuvamiz-bakirkoyde-miniklere-saglik-taramasi-624459">Yuvamız Bakırköy&#8217;de Miniklere Sağlık Taraması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yuvamız Bakırköy Gündüz Çocuk Bakımevlerinde eğitim gören çocuklar, belediyenin tıp merkezinde görevli uzmanlar tarafından sağlık taramasından geçiriliyor.</p>
<p>Bakırköy Belediyesi, Yuvamız Bakırköy Gündüz Çocuk Bakımevlerinde eğitim alan çocukların sağlığını korumaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda, miniklere yönelik kapsamlı sağlık taramaları gerçekleştiriliyor. Yapılan taramalar çerçevesinde belediyenin tıp merkezinde görev yapan çocuk doktoru tarafından çocukların genel sağlık muayeneleri yapılırken, diş hekimi ise ağız ve diş sağlığı kontrollerini gerçekleştiriyor. Gerçekleştirilen uygulama ile çocukların olası sağlık sorunlarının erken dönemde tespit edilmesi ve gerekli yönlendirmelerin yapılması hedeflenirken, ailelerin de çocuklarının sağlık durumuna ilişkin bilgilendirilmesi sağlanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuvamiz-bakirkoyde-miniklere-saglik-taramasi-624459">Yuvamız Bakırköy&#8217;de Miniklere Sağlık Taraması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı yaş almanın merkezi Menemen olacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikli-yas-almanin-merkezi-menemen-olacak-624420</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 12:04:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[almanın]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetler]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[menemen]]></category>
		<category><![CDATA[Menemen Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[olacak]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624420</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yaştan hemşehrisi için çalışmalarını en yaşanabilir kent olma hedefiyle sürdüren Menemen Belediyesi, ilçenin çınarları için yeni bir adım daha attı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-yas-almanin-merkezi-menemen-olacak-624420">Sağlıklı yaş almanın merkezi Menemen olacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><i>Her yaştan hemşehrisi için çalışmalarını en yaşanabilir kent olma hedefiyle sürdüren Menemen Belediyesi, ilçenin çınarları için yeni bir adım daha attı. Huzur Eli Projesi (HEP Yanında) ile birlikte kurulacak yaşlı destek hizmetleri birimi, 65 yaş üstü vatandaşlar için görev yapacak. Projenin tanıtım toplantısında konuşan Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, &#8220;Büyüklerimiz bu toprakların hafızasıdır ve bizim de başımızın tacıdır.&#8221; dedi.</i></b></p>
<p>Menemen Belediyesi, Aile ve Sosyal hizmetler Bakanlığı desteğiyle hayata geçirilen HEP Yanında &#8211; Huzur Eli Projesi için tanıtım töreni gerçekleştirdi. 65 yaş üzeri vatandaşların günlük yaşamlarını kolaylaştırmak ve yaşam kalitesini artırmak amacıyla oluşturulan projenin tanıtım töreni, Menemen Belediyesi Kültür Merkezi&#8217;nde gerçekleştirildi. YADES programı kapsamındaki proje için düzenlenen tanıtım toplantısına Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan ile birlikte Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı İzmir İl Müdür Yardımcısı Nadir Maşalacı, Menemen İlçe Sağlık Müdürü Burak Çetin, AK Parti Menemen İlçe Başkanı Hakkı Durmaz, MHP Menemen İlçe Başkanı Barbaros Çalışçı, ilçe protokolü, gaziler, yaş almışlar ve vatandaşlar katıldı.</p>
<p><b>65 yaş üstü için uzman bir birim kurulacak</b></p>
<p>Salonda bulunan konuklara proje hakkında detaylı bilgilendirmeyi proje koordinatörü Mehmet Baytar yaptı.Menemen Belediyesi bünyesinde alanında uzman isimlerle yaşlı destek hizmetleri birimi kurulmasını da içeren proje kapsamında proje ekibi dijital bir izleme ve takip sistemi oluşturarak ihtiyaçları kategorize edecek. Yaşlıların kişisel bakımı, sağlık desteği, beslenme ve çeşitli ihtiyaçları, kurulacak birimin çalışma alanı olacak. Moral etkinlikleri, psikolojik destek ve farkındalık çalışmaları yapılacak. Eğitim, isteyenler için istihdam ve ailelere bilinçlendirme çalışmaları yapılacak. Menemen Belediyesi&#8217;nin yürütücülüğündeki projenin ortağı İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı olurken, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da YADES Programı kapsamında fonlayıcı olarak yer alacak.</p>
<p><b>&#8220;Hep yanınızdayız&#8221;</b></p>
<p>Projenin tanıtım toplantısında konuşan Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, &#8220;Kıymetli büyüklerimiz; sizler bu şehrin hafızasısınız, bu toprakların duasısınız, bizim baş tacımızsınız. Menemen&#8217;de hiçbir büyüğümüz yalnız değildir. Hiçbir ailemiz çaresiz değildir. Çünkü hep yanınızdayız.&#8221; dedi.</p>
<p>Menemen&#8217;de yaşlılara yönelik hizmetlere değinen Başkan Pehlivan, &#8220;Evde bakım hizmetlerinden sağlık desteklerine, ambulans hizmetlerinden sosyal yardımlara kadar, Menemen’de hangi büyüğümüz ne zaman bir ihtiyaçla karşılaşsa; o ihtiyaca ortak olmak ve çözüm üretmek için var gücümüzle çalıştık, hamdolsun çalışmaya da devam ediyoruz. Lezzeti ve hijyeni uygun fiyatla sunduğumuz Aynısefa Sosyal Tesislerimizden, tamamen ücretsiz spor ve kültür kurslarımıza kadar birçok hizmetimizde büyüklerimizin mutluluğunu öncelik bildik. Bugün ise bu anlayışımızı; daha güçlü bir yapıya kavuşturmanın ve tek çatı altında toplamanın haklı gururunu yaşıyoruz. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın destekleriyle, Türkiye’deki en kapsamlı YADES birimlerinden birini Menemen’imizde hayata geçiriyoruz. İlçemizde yaşayan 65 yaş üstü büyüklerimiz; kendi evlerinden kopmadan, sağlık takibinden kişisel bakıma, ev temizliğinden sıcak yemeğe, psikososyal destekten sosyal ve kültürel etkinliklere kadar hayatlarını kolaylaştıran bütüncül hizmetlere artık daha kapsamlı, daha düzenli ve daha sürdürülebilir şekilde ulaşabilecek. Sadece büyüklerimizin değil… Onlara emek veren, onların yükünü omuzlayan kıymetli yakınlarının da yanında olacağız.&#8221; dedi.</p>
<p><b>&#8220;Belediyemizin hizmetlerinden çok memnunuz&#8221;</b></p>
<p>Tanıtım toplantısında, Menemen Belediyesi&#8217;nin yaşlılara yönelik hizmetlerinden faydalanan çınarlara da söz verildi. İşte o isimlerin yorumları:</p>
<p><b>Abdülkadir Elçi:</b>Bütün dertlerimizi belediyemize anlatıyoruz. İsteklerimizi yazılı ve sözlü olarak ilettiğimizde yerine getirildiğini görüyoruz. Bu nedenle hizmetleri ve bizlere gösterdikleri ilgiden dolayı belediyemizden çok memnunuz.</p>
<p><b>Hacer Esenli: </b>Yaklaşık 4 yıldır Menemen Belediyesi&#8217;nden destek almaktayım. İlk günden bugüne çok güzel bir ekiple bana çok destek verdiler. Eve gelen temizliğe yardımcı olan şahane bir ekip var. Ben bunun için öncelikle temizlik ekibine, Başkan Aydın Pehlivan&#8217;a ve ekibine teşekkür ediyorum. Kanser hastasıyım ve onun mücadelesi için belediyeye gelip başvurmuştum. Hepinize çok teşekkür ediyorum.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-yas-almanin-merkezi-menemen-olacak-624420">Sağlıklı yaş almanın merkezi Menemen olacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Otizmde aileye destek zorluklarla başa çıkmada kritik rol oynuyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/otizmde-aileye-destek-zorluklarla-basa-cikmada-kritik-rol-oynuyor-624411</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 11:48:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[aileye]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[babalar]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[başa]]></category>
		<category><![CDATA[çıkmada]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[otizmde]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[zorluklarla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624411</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Egen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında, otizm tanısı alan çocukların ailelerinin yaşadığı duygusal ve sosyal zorluklar ile çocuklarının bakım ve gelişim sürecinde karşılaştıkları güçlükler hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otizmde-aileye-destek-zorluklarla-basa-cikmada-kritik-rol-oynuyor-624411">Otizmde aileye destek zorluklarla başa çıkmada kritik rol oynuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Egen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında, otizm tanısı alan çocukların ailelerinin yaşadığı duygusal ve sosyal zorluklar ile çocuklarının bakım ve gelişim sürecinde karşılaştıkları güçlükler hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Anne babalar tanımlayamadıkları davranışlarla baş başa kalıyor!</strong></p>
<p>Otizm gibi gelişimsel bozukluğu olan çocuğa sahip ailelerde aile içi ilişkilerde sorunlar ortaya çıkabileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Anne babalar otizmli çocuklarında karşılaştıkları ve tanımlayamadıkları bir dizi davranışla baş başa kalır.” dedi.</p>
<p>İletişim kuramayan bir çocuğun gereksinimleri ve isteklerini anlamaya çalışmanın, tuhaf ve alışılmamış davranışlarıyla baş etmenin, çocuk tehlikeleri tanıyamıyorsa sürekli olarak kontrol etmeye çalışmanın aileleri yorabileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Luş, bazı ailelerde suçluluk duygusunun ön plana çıkabildiğini, bazılarının ise aşırı kaygılanıp panik yaşayabildiklerini ifade etti.  </p>
<p><strong>Ebeveynler ilk başta büyük üzüntü yaşayabiliyor!</strong></p>
<p>Özellikle ilk tanı konulduğu zaman ailelerin, otizmin nasıl bir hastalık olduğunu bilmediğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Ebeveynler, çocuklarının durumunu ilk başlarda büyük bir üzüntüyle karşılayabiliyor.” dedi.</p>
<p>Ancak zamanla duruma alıştıklarını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Bazen diğer aile fertleri otizm konusunda bilinçli olmadıkları için anne babaları yalnız bırakabiliyor. Bazı aileler hangi eğitim kurumunun çocukları için daha iyi olacağı gibi konularda karar vermede zorlanabiliyor.” şeklinde konuştu..  </p>
<p><strong>Anne babalar kendilerini çevrelerinden soyutlayabiliyor!</strong></p>
<p>Çocukların öz bakım becerilerini çok geç kazanmasının da aileleri çok zorlayabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, şunları söyledi:</p>
<p>“Çocuğun geç yaşa kadar tam anlamıyla tuvalet eğitimini tamamlayamıyor olması, bazen yemeği kendi kendine yememesi gibi durumlarda bazı anne babalar, çocuklarına bakabilmek için iş hayatlarında, kendi özel hayatlarında birçok şeyden vazgeçip kendilerini çevrelerinden soyutlayabiliyor. Bazen de ebeveynler durumu kabullenmede çok zorluk yaşayıp, depresyon gibi psikiyatrik hastalıklara yakalanabiliyor. </p>
<p>Girdikleri ortamlarda çocuklarının sorunlu davranışlar sergilemeleri anne babaların çaresiz hissettikleri, bazen öfkelendikleri durumlardan biri. Çocuklarına farklı bir gözle bakılması ve dışlanması da aileleri oldukça üzen bir durum. Aileler çocuklarının da diğer çocuklar gibi görülmesini ister.”</p>
<p><strong>Ailelerin başa çıkabilmesi için sosyal destek mekanizmaları önemli!</strong></p>
<p>Ailelerin, çocuklarının geleceğine yönelik endişe duyduklarının da altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çocuklarının ileride kendi kendilerine nasıl bakacağı, tek başlarına yaşamlarını nasıl sürdüreceği gibi konular önemli bir endişe kaynağı.</p>
<p>Anne babaların otizmli bir çocuğa sahip olmakla ilgili zorluklarla başa çıkması için sahip oldukları sosyal destek mekanizmaları çok önemli. Yeterli sosyal destek sistemlerine sahip olmak anne babaları daha güçlü hale getirir. Yerel yönetimlerin ve gönüllü kuruluşların çalışmaları, sosyal hizmet uzmanlarının özel eğitim merkezlerinin, çocuk psikiyatri kliniklerinin sayılarının arttırılması önemli.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otizmde-aileye-destek-zorluklarla-basa-cikmada-kritik-rol-oynuyor-624411">Otizmde aileye destek zorluklarla başa çıkmada kritik rol oynuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zeka su tüketimine dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-su-tuketimine-dikkat-624399</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 11:42:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[gereksiz]]></category>
		<category><![CDATA[karakaş]]></category>
		<category><![CDATA[kaynağı]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[soğutma]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimine]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[verimli]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624399</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, yapay zeka (YZ) kullanımında su tüketimini azaltmaya yönelik önerileri anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-su-tuketimine-dikkat-624399">Yapay zeka su tüketimine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, yapay zeka (YZ) kullanımında su tüketimini azaltmaya yönelik önerileri anlattı.</p>
<p><strong>Soğutma teknolojisi su tüketimini doğrudan etkiliyor</strong></p>
<p>YZ kullanımında su tüketimini azaltmaya yönelik ilk önerinin “Veri Merkezi Soğutmasını Daha Verimli Hale Getirmek” olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, şunları söyledi:</p>
<p>“Sıvı ortam soğutma yerine hava soğutma, kapalı çevrim sistemler ve ‘daldırma soğutma’ gibi su ihtiyacını azaltan teknolojilerin tercih edilmesi önemlidir. Daldırma soğutma yönteminde sunucular, iletken olmayan özel bir sıvıya tamamen daldırılır. Bu sistem, hava soğutmaya kıyasla ısıyı çok daha verimli biçimde uzaklaştırır; sıcaklıkların dengeli kalmasını sağlar ve donanımın uzun süre yüksek performansta çalışmasına imkan tanır.”</p>
<p><strong>Enerjinin kaynağı da su tüketimini belirliyor</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, ikinci önerinin “Enerji Kaynağını Seçmek” olduğunu ifade ederek, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>“Kömür ve doğalgaz santralleri, buhar türbinleriyle çalışır ve türbin döndükten sonra buharın tekrar yoğunlaşması gerekir. Bu yoğunlaşma süreci için büyük miktarda su kullanılır. Bunun yerine yenilenebilir enerji kaynakları (güneş, rüzgar vb.) kullanmak, çalışma sırasında soğutma suyu gerektirmediğinden dolaylı su tüketimini önemli ölçüde azaltır.”</p>
<p><strong>Veri merkezleri su stresi düşük bölgelere kurulmalı</strong></p>
<p>Üçüncü önerinin “Veri Merkezi Konumunu Su Stresi Düşük Bölgelere Taşımak” olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Su kaynakları kısıtlı bölgelerde yoğun YZ altyapısı kurmak yerine su açısından daha güvenli lokasyonları seçmek etkili olur.” dedi.</p>
<p>Dördüncü başlığın “Operasyonel ve Yazılım Verimliliği” olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Gereksiz model çalıştırmayı azaltmak, sadece amacı net olan ve yüksek değer üreten sorgulara odaklanmak, Gereksiz YZ etkileşimlerini minimize etmek tüm su tüketimini düşürmeye katkı sağlamaktadır.” vurgusunda bulundu.</p>
<p>Beşinci önerinin “Soğutma Verimliliğini Artırmak” olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Evaporatif soğutma, yani suyun buharlaştırılmasıyla yapılan soğutma, en çok su harcayan yöntemlerden biridir. Buna karşın doğrudan sıvı soğutma veya daldırma soğutma gibi yöntemler, buharlaşma gerektirmediği için su tüketimini ciddi şekilde azaltır. Evaporatif soğutmada yüksek su kullanılırken, sıvı soğutma daha düşük, daldırma soğutma ise çok düşük su kullanımı sağlar. Bu nedenle soğutma teknolojisini değiştirmek, su tüketimini önemli ölçüde düşürür.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Enerji kaynağını değiştirmek su tasarrufu sağlar</strong></p>
<p>Altıncı önerinin “Enerji Kaynağını Değiştirmek” olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Elektrik üretimi genellikle suyla soğutulan santraller tarafından gerçekleştirilmektedir. Yenilenebilir enerji kaynakları (güneş, rüzgâr) su tüketimi açısından çok daha avantajlıdır çünkü operasyonel olarak neredeyse hiç su kullanmazlar. Dolayısıyla yalnızca soğutma değil, enerjinin kaynağı da su tüketimini etkilemektedir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Yedinci önerinin “Verimli Altyapı Planlaması ve Bölgesel Su Koşulları” olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Veri merkezlerinin su kıtlığı yaşanan bölgelere kurulması mevcut su kaynakları üzerindeki baskıyı artırır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Politika ve standartlar belirlenmeli</strong></p>
<p>Sekizinci önerinin “Politika ve Standartlar” olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Belirlenecek politikalarla veri merkezlerinin su kullanımı şeffaf raporlanmalı, su kullanım verimliliği standart haline getirilmeli ve yeni altyapılar su açısından hassas olmayan bölgelere yönlendirilmelidir.” dedi.</p>
<p><strong>Bireysel kullanıcılar da katkı sağlayabilir</strong></p>
<p>YZ kullanımında bireylerin de sorumluluğu bulunduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, bireysel düzeyde yapılabilecekleri şöyle sıraladı:</p>
<p>“Gereksiz sorgu ve tekrarları azaltmak; aynı soruyu küçük varyasyonlarla defalarca sormak yerine tek, net ve kapsamlı soru yöneltmek.</p>
<p>Uzun metinleri parça parça değil, tek seferde analiz ettirmek.</p>
<p>Büyük dosya işleme taleplerini azaltmak.</p>
<p>Yüksek çözünürlüklü gereksiz görsel ve uzun video üretiminden kaçınmak.</p>
<p>Tekrar tekrar görsel revizyonu istememek.</p>
<p>Bulut depolamada veri temizliği yapmak; kullanılmayan büyük dosyaları silmek ve gereksiz yedeklemeleri azaltmak.”</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, mümkünse yenilenebilir enerji kullanan internet ve hosting servislerinin tercih edilmesinin de su ve enerji tasarrufuna katkı sağlayacağını sözlerine ekledi. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-su-tuketimine-dikkat-624399">Yapay zeka su tüketimine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser tedavisinde fiziksel iyilik halini destekleyen 10 öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-fiziksel-iyilik-halini-destekleyen-10-oneri-624366</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 10:18:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[destekleyen]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[halini]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[rehabilitasyon]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624366</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser hem hastalığın kendisi hem de tedavi sürecinin etkileri nedeniyle çok yönlü ele alınması gereken zorlu bir süreç.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-fiziksel-iyilik-halini-destekleyen-10-oneri-624366">Kanser tedavisinde fiziksel iyilik halini destekleyen 10 öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser hem hastalığın kendisi hem de tedavi sürecinin etkileri nedeniyle çok yönlü ele alınması gereken zorlu bir süreç. Bu nedenle kanserle mücadelede yalnızca hastalığa odaklanmak yeterli değil. Fiziksel, ruhsal ve bilişsel alanları kapsayan bütüncül bir yaklaşım olan kanser rehabilitasyonu da sürece dahil edilmeli. Tedavi boyunca ortaya çıkan yorgunluk, ağrı ve hareket yeteneğinde kısıtlılık gibi durumların hastaların günlük yaşamını doğrudan zorlaştırdığını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Bu yüzden rehabilitasyon kapsamında özellikle fiziksel fonksiyonların desteklenmesine yönelik uygulamalar, hastaların hareket kapasitesinin korunması ve günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilmesi açısından değerli” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Düzenli egzersiz tüm bunların yanında kişinin psikolojik olarak da daha iyi hissetmesine katkı sağlar. Kalp sağlığını koruma, stres, depresyon ve anksiyete ile baş edebilme ve kemik gücünü artırmada da aktif fiziksel yaşamın kıymetini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Kanser rehabilitasyonu programları hastalığın türüne ve evresine göre şekillendirilir. Hastane içinde multidisipliner yaklaşımlarla uygulanabildiği gibi kişiye özel ev programları şeklinde de planlanabilir. Özellikle kemoterapi ve radyoterapi alan hastalarda, hareketsizlik ve buna bağlı gelişen komplikasyonlar fiziksel fonksiyonları etkileyerek rehabilitasyon sürecinin planlanmasında önemli bir rol oynar” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, kanser süreci için fiziksel tıp ve rehabilitasyon uygulamalarına ilişkin önerilerini paylaştı:</p>
<p> </p>
<ol>
<li>Öncelikli olarak kanser tedavisi sürecinde egzersiz programının bir uzman eşliğinde ve kişiye özel olarak planlanması gerektiğini göz önünde bulundurun.</li>
<li>Egzersize başlarken düşük seviyeden ilerlemeye özen gösterin. Kanser tedavisi sürecinde günde sadece birkaç dakika hareket etmenin bile faydasını hissedebilirsiniz. </li>
<li>Planladığınız egzersiz süresini parçalara bölün ve aralara dinlenme molaları ekleyin. Tedavi sürecinde 30 dakikalık yürüyüşü gün içine yayarak üç ayrı zaman diliminde yapabilirsiniz.</li>
<li>Egzersizi daha keyifli hale getirmek için grup çalışmalarına katılabilir ya da sevdiğiniz müzikler eşliğinde hareket edebilir, bisiklet gibi alternatifleri değerlendirebilirsiniz. </li>
<li>Günlük yaşamınıza hareket katmanın yollarını arayın. Örneğin aracınızı daha uzak bir noktaya park ederek yürüyüş sürenizi artırabilirsiniz. </li>
<li>Adım sayınızı pedometre veya akıllı telefon uygulamalarıyla takip ederek günlük hareket düzeyinizi kontrol altında tutmaya çalışın. </li>
<li>Egzersiz sırasında rahat kıyafetler tercih edin ve yeterli miktarda su tüketmeyi ihmal etmeyin.</li>
<li>Hareket öncesinde omuz, kol ve bacak egzersizleriyle ısınmayı, sonrasında ise germe hareketleriyle soğumayı unutmayın. </li>
<li>Kendinizi iyi hissetmediğinizde, ateşiniz olduğunda veya vücudunuz sinyal verdiğinde egzersizi sonlandırın. </li>
<li>Kansere eşlik eden kansızlık gibi durumlar varsa egzersize başlamadan önce bu durumu mutlaka doktorunuzla paylaşın. </li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-fiziksel-iyilik-halini-destekleyen-10-oneri-624366">Kanser tedavisinde fiziksel iyilik halini destekleyen 10 öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hastaya Özel Tümör Kopyasıyla Laboratuvarda En Etkili İlaç Belirleniyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hastaya-ozel-tumor-kopyasiyla-laboratuvarda-en-etkili-ilac-belirleniyor-624357</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 10:08:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaya]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kopyasıyla]]></category>
		<category><![CDATA[laboratuvarda]]></category>
		<category><![CDATA[laç]]></category>
		<category><![CDATA[model]]></category>
		<category><![CDATA[Organoid]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624357</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde “deneme-yanılma” dönemi yavaş yavaş kapanıyor. Şu sıralar özellikle kolon kanserinde yapılan araştırmalar umut vaat ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastaya-ozel-tumor-kopyasiyla-laboratuvarda-en-etkili-ilac-belirleniyor-624357">Hastaya Özel Tümör Kopyasıyla Laboratuvarda En Etkili İlaç Belirleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kanser tedavisinde “deneme-yanılma” dönemi yavaş yavaş kapanıyor. Şu sıralar özellikle kolon kanserinde yapılan araştırmalar umut vaat ediyor. Kolon kanserinde hastadan alınan tümör dokusu laboratuvarda kopyalanarak üç boyutlu bir “organoid” modeli oluşturuluyor ve hedefe yönelik ilaçlar bu model üzerinde deneniyor. Böylece her hastaya özel en etkili tedavi seçeneği, tedaviye başlanmadan önce belirlenebiliyor. Yapay zekâ destekli bu yeni yaklaşım, hem dünyada hem Türkiye’de öncü ve ilk olma özelliği taşıyor. </strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Bilişimi ve Biyoistatistik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Uğur Sezerman liderliğinde yürütülen proje, Organoid alanındaki çalışmalarıyla tanınan İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi Baş Araştırmacısı ve bir organoid firması kurucusu Prof. Dr. Esra Erdal iş birliğiyle, kolon kanserinde kişiye özel tedaviyi somut bir laboratuvar modeline taşıyor. Proje kapsamında geliştirilen sistemle, yaklaşık 6 hafta gibi kısa bir sürede hastanın tümörüne en etkili ilacın belirlenmesi hedefleniyor.</strong></em></p>
<p>Bioinformatik alanında uzun yıllardır çalışmalar yürüttüklerini belirten Prof. Dr. Uğur Sezerman, kanserde artık çok katmanlı veri analizinin kaçınılmaz olduğunu vurguluyor. Tümörün dijital ve biyolojik haritasını çıkardıklarına dikkat çeken Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Bioinformatik; tıbbi verileri bilgisayar tabanlı yaklaşımlarla analiz ederek tanı ve tedavide kullanılacak yöntemler geliştiren bir alan. Günümüzde DNA dizileme teknolojileri sayesinde elimizde çok büyük miktarda veri var. Özellikle kanserde, tümör dokusunu ve kandan elde edilen DNA’yı dizileyerek tümöre özgü somatik varyasyonları tespit edebiliyoruz” diyor.</p>
<p>Bu analizler sayesinde tümörün hangi genetik değişimlerle tetiklendiği, hangi sinyal mekanizmaları üzerinden büyüdüğü ortaya konuyor. Ancak tümör tek tip bir yapı değil. Heterojen, yani farklı klonlardan oluşan karmaşık bir yapı. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Tümör içindeki farklı klonları ve her birinin ‘driver’ dediğimiz tetikleyici mekanizmalarını belirleyebiliyoruz. Böylece tümördeki çeşitliliği yakalamış oluyoruz” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><b>Sadece DNA Yetmiyor: Çok Katmanlı “Omik” Analiz</b></p>
<p>Kolon kanseriyle ilgili yürüttükleri proje yalnızca DNA dizilemesiyle sınırlı değil. Transkriptom analizleriyle hangi genin ne kadar üretildiği ölçülüyor; sağlıklı ve tümör dokusu karşılaştırılıyor. Epigenetik mekanizmalar da incelenerek hangi genlerin aktif, hangilerinin baskılanmış olduğu ortaya konuyor. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Tümörün genetik yapısından hücre içinde üretilen proteinlere ve metabolik ürünlere kadar çok sayıda biyolojik veriyi, yani ‘omik veri’yi bir araya getirerek hastanın tümörünün detaylı bir modelini oluşturuyoruz. Bu kadar büyük ve karmaşık veriyi insanın tek başına analiz etmesi mümkün olmadığı için yapay zekâdan yararlanıyoruz. Bu analizlerin ardından geliştirdiğimiz PANACEA yöntemi devreye giriyor. Ağ temelli algoritmalarla tümörün tetikleyici genleri ve ilaçlarla hedef alınan genler haritalanıyor. Amaç; tüm tetikleyici mekanizmaları aynı anda susturabilecek en uygun ilaç ya da ilaç kombinasyonunu belirlemek” diyor. </p>
<p><b>Laboratuvarda “Mini Organlar” Oluşturuluyor</b></p>
<p>Prof. Dr. Uğur Sezerman laboratuvar ortamında üretilen organoidlerin çok önemli olduğunu vurguluyor: “Hastadan alınan dokudan laboratuvar ortamında üretilen, üç boyutlu ve gerçek organa biyolojik olarak oldukça benzeyen mini doku modellerine ‘organoid’ diyoruz. Bu yapılar, tümörün hücresel mimarisini ve biyolojik davranışını büyük ölçüde taklit eder. Bu sayede ilaçlar, doğrudan hastanın tümörünün kopyası üzerinde denenebilir. Böylece hayvan deneylerine de ihtiyaç kalmaz”…</p>
<p><b>Kolon Kanseri Çalışması Dünyada ve Türkiye’de Bir İlk</b></p>
<p>Kolon kanseriyle ilgili yürütülen yeni projede, kolon kanseri hastasından alınan dokudan kişiye özel bir organoid oluşturulacak. Önce yapay zekâ ile tümörün tetikleyici mekanizmaları belirlenecek, ardından bu mekanizmaları hedefleyen ilaç adayları seçilecek. Bu ilaçlar, kök hücre ve organoid teknolojileri laboratuvarında üretilecek organoid modelleri üzerinde test edilecek.</p>
<p>Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Organoidler özellikle kolon kanserinde kanseri mimik edecek şekilde başarıyla üretilebiliyor; ancak bizim farkımız, kişinin kanser mekanizmasını aydınlatıp doğrudan hedefe yönelik ilaçların bu model üzerinde denenmesini sağlamak. Yüzlerce ilaç denemektense, birkaç deneyle hızlı bir şekilde organoid tümör üzerinde hastaya uygun tedaviyi belirlemenin mümkün olduğu bu yöntem dünyada da bir ilk. Omik verilerden hastanın dirençli olduğu ilaçları da, geliştirdiğimiz yapay zeka yöntemleri ile belirliyoruz. Böylece hastanın yanıt verebileceği ilaçlar ile deneme yapılmasını sağlayarak hem ekonomik yükü hafifletiyor hem de denemelerin hızlanması açısından sürece önemli katkıda bulunuyoruz” diyor.  </p>
<p>Bu çalışma sayesinde yaklaşık 6 hafta içinde hangi ilacın etkili olduğu belirlenecek ve sonuç doğrudan klinisyene bildirilecek. Sonrasında da hekim, en etkili tedaviyi hastaya uygulayacak. Bu tedavilerin rutine girebilmesi için tabii ki uluslararası kapsamlı klinik çalışmalara ihtiyaç olacak.</p>
<p><b>İlk Aşamada Son Evre Hastalarda Uygulanacak</b></p>
<p>Organoidlerin ilaç denemelerinde kullanımı FDA tarafından da onaylanmış durumda. Bu yaklaşım, deney hayvanı kullanımını önemli ölçüde azaltma potansiyeli de taşıyor. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Organoid üzerinde deneyeceğimiz ve çalışan tedavinin, gerçek tümörde de çalışmasını hedefliyoruz. Bu model sayesinde hayvan deneylerine ihtiyaç büyük ölçüde ortadan kalkabilir” diyor.</p>
<p>Çalışma ilk etapta, mevcut tüm tedavileri almış ve yanıt alınamamış son evre kolon kanseri hastalarında uygulanacak. Ancak hedef çok daha büyük. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Yöntemler geliştikçe bunu son aşamadaki hastalarda değil, hastaya ilk tanı konduğu anda uygulayabileceğiz. Böylece hasta zaman kaybetmeyecek; gereksiz ve etkisiz tedavilerle maddi ve biyolojik yük altına girmeyecek. Kolon kanserinin tüm alt türlerinde uygulanabilecek olan bu yöntem, tamamen kişiye özel bir yaklaşım sunuyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><b>2 Yılda 30 Hasta, 5 Yılda Klinik Rutine Girebilir</b></p>
<p>TEYDEB onayı alan proje kapsamında iki yıl içinde 30 hasta üzerinde uygulama tamamlanacak. Ardından yöntemin diğer kanser türlerinde, özellikle meme kanserinde uygulanması planlanıyor. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Kanser ciddi bir yara. Gereksiz ve etkisiz tedaviler hastanın en değerli şeyi olan zamanını alıyor. Artık tıbbın özüne gidip, hastalık yoktur hasta vardır yaklaşımıyla hastalığın tetikleyici mekanizmasını bulup onu hedefleyen çözümler üretmek zorundayız. Tıpta bu yaklaşımın 5 yıl içinde çok daha yaygın hale geleceğine inanıyorum. Kanserde yeni dönem artık çok net: Tümörü tam olarak anlamadan tedaviye başlanmamalı. İlaç hastaya verilmeden önce, laboratuvarda oluşturulan tümörün kopyasında denenmeli<strong>”</strong> diyor.</p>
<p>Kolon kanseriyle başlayan bu çalışma; gelecekte diğer kanserlerde olduğu gibi ülseratif kolit, irritabl bağırsak sendromu gibi hastalıklarda da organoid modelleri üzerinden kişiye özel tedavilerin geliştirilmesinin önünü açabilir… </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastaya-ozel-tumor-kopyasiyla-laboratuvarda-en-etkili-ilac-belirleniyor-624357">Hastaya Özel Tümör Kopyasıyla Laboratuvarda En Etkili İlaç Belirleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Polenler yükseldi, çocuklarda şikayetler arttı, ancak…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/polenler-yukseldi-cocuklarda-sikayetler-artti-ancak-624351</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 10:04:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[arttı]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[böcek]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kaşıntı]]></category>
		<category><![CDATA[polen]]></category>
		<category><![CDATA[polenler]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetler]]></category>
		<category><![CDATA[temas]]></category>
		<category><![CDATA[yükseldi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624351</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğanın canlandığı ve havaların ısındığı bahar ayları, bazı çocuklar için alerji mevsiminin başlangıcı anlamına geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/polenler-yukseldi-cocuklarda-sikayetler-artti-ancak-624351">Polenler yükseldi, çocuklarda şikayetler arttı, ancak…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğanın canlandığı ve havaların ısındığı bahar ayları, bazı çocuklar için alerji mevsiminin başlangıcı anlamına geliyor. Bu dönemde artan polen ve çevresel etkenler, çocuklarda alerjik şikâyetlerin belirgin şekilde artmasına neden olabiliyor.<strong> </strong>Çocuklarda en sık burun akıntısı, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma gibi belirtiler görülüyor. Bu tablo, halk arasında saman nezlesi olarak bilinen “mevsimsel alerjik rinit”ten kaynaklanabiliyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu,</strong> bahar alerjisinin sadece polenlerden ibaret olmadığını belirterek, “Küf sporları, ev içi alerjenler, böcek sokmaları ve güneş maruziyeti de alerjik reaksiyonları tetikleyebilir. Bahar aylarında artan bitki ve böcek temasının yanı sıra güneşe maruz kalmak, bazı çocuklarda ciltte kaşıntılı döküntüler, kızarıklık ve kabarıklık şeklinde alerjik reaksiyonlara yol açabilir.  Bu nedenle, bahar aylarında çocuklarda oluşan şikayetlerin doğru değerlendirilmesi ve gerektiğinde bir uzmana başvurulması son derece önemlidir” diyor.  <strong>Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, </strong>bahar mevsiminde çocuklarda alerjiyi tetikleyen 8 etkeni anlattı ve ailelere önemli önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>POLENLER</strong></p>
<p>Ağaç, çim ve yabani ot polenleri bahar alerjilerinin en yaygın nedenini oluşturuyor. Ülkemizde polen alerjisi belirtilerinin genellikle ilkbaharda başladığını vurgulayan Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, “İlkbaharda ağaç ve çim polenleri, yaz sonu ve sonbahar başında ise yabani ot polenleri öne çıkar. Sabah saatlerinde yabani ot polenleri yoğunluğu en yüksek seviyeye ulaşır. Buna karşılık, ağaç ve çim polenleri ise genellikle öğleden sonra ve akşam saatlerinde daha yoğun olur. Sıcak ve rüzgarlı günlerde polen miktarı hızla artar. Yağmur polenleri geçici olarak temizlese de yağmur sonrasında miktar yeniden yükselir” diyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu,  diğer mevsimlerde şikâyeti olmayan çocuklarda belirtilerin bu dönemlerde ortaya çıkmasının polen alerjisinden kaynaklanabileceğine işaret ediyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?<br /> </strong>• Hava durumu uygulamalarından polen uyarılarını takip edin.<br /> • Polenin yoğun olduğu sabah erken saatlerde ve rüzgarlı havalarda dışarı çıkarmayın; mecbursanız kısa süre kalın.<br /> • Dışarıdan eve döndüğünüzde kıyafetlerini değiştirin ve duş aldırın.<br /> • Dışarı çıkarken gözlük ve maske kullanın.<br /> • Evde camları kapalı tutun; mümkünse polen filtreli klima, hava temizleyici veya HEPA filtreli süpürge kullanın.<br /> • Çim biçildikten sonraki 1–2 saat polen yoğunluğu en yüksek olduğundan evde kalın ve pencereleri kapalı tutun.</p>
<p><strong>KÜF SPORLARI</strong></p>
<p>Bahar aylarında sıcaklıkların artması, yağışların çoğalması, kıştan kalan ve çürüyen bitki atıkları nedeniyle küf sporları belirgin şekilde artıyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, bu mikroskobik sporların bazı dönemlerde polenlerden bile daha yüksek seviyelere ulaşabildiği ve alerji, astım ile solunum yolu şikâyetlerini tetikleyebildiği uyarısında bulunarak, “Küf sporları özellikle nemli toprakta, ıslak yaprak yığınlarında ve ev içindeki nemli ortamlarda kolayca çoğalabilir” diyor.<br /><strong>Nasıl önlem almalı? </strong><br /> • Evinizi iyi havalandırın, odalardaki nemi yüze 50’nin altında tutun ve su sızıntılarını giderin.<br /> • Ev içinde HEPA filtreli hava temizleyiciler kullanın.<br /> • Dışarıda nemli ortamlarda uzun süre kalmamasına dikkat edin; gerekiyorsa maskeden faydalanın.<br /> • Bahçe işlerinde çürümüş yapraklarla temas ederken dikkatli olun. <br /><strong>EVCİL HAYVAN TÜYLERİ</strong></p>
<p>Havanın ısınmasıyla birlikte birçok evcil hayvan kışlık tüylerini döküyor; bu da ev ortamındaki alerjen miktarını artırıyor.<br /> <br /><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<p> • Evcil hayvanları düzenli tarayın ve tüylerini toplayın.<br /> • Evde tüy birikmesini azaltmak için sık sık süpürün; HEPA filtreli süpürge tercih edin.<br /> • Evcil hayvanları yatak odası gibi sık kullanılan alanlardan uzak tutun.<br /> • Ellerini sık yıkayın ve evcil hayvanlarla temastan sonra yüzüne dokunmamasına özen gösterin.<br /> <br /><strong>TOZ AKARLARI</strong><br /> <br /> Toz akarları yıl boyunca evde bulunuyor, ancak bahar temizliği sırasında havaya karışan toz alerji belirtilerini artırabiliyor.<br /> <br /><strong>Nasıl önlem almalı?<br /> </strong>• Bahar temizliği sırasında tozlu alanlardan uzak tutun veya evde bulunmamasına dikkat edin.<br /> • Yatak çarşafları, yastık kılıfları ve nevresimleri haftalık olarak 60°C’de yıkayın ve sıcak kurutucuda kurutun.<br /> • Yatak ve yorganları alerjenlere dayanıklı kılıflarla kaplayın.<br /> • Halı, perde ve koltukları sık süpürün; HEPA filtreli süpürge kullanın.<br /> • Ev içindeki nemi düşük tutmak için nem giderici veya klimalardan destek alın.<br /> • Odasında fazla toz tutan eşya bulundurmayın.<br /> <strong>TEMİZLİK ÜRÜNLERİ</strong></p>
<p>Bahar temizliği sırasında kullanılan bazı kimyasal temizlik ürünleri de alerjiyi tetikleyebiliyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, temizlik ürünlerinin çocuklarda gözlerde kaşıntı, burun akıntısı ve solunum yollarında tahrişe neden olabileceği uyarısında bulunuyor. <br /><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<p>• Mümkünse doğal, kimyasal içermeyen temizlik ürünleri kullanın.<br /> • Temizlik yaparken çocuğunuzun o odada bulunmamasına dikkat edin.<br /> • Temizlik sırasında evin iyi havalandırılmasını sağlayın.</p>
<p><strong>BÖCEK ISIRIKLARI VE SOKMALARI</strong></p>
<p>Bahar ve yaz aylarında artan arı, sivrisinek ve diğer böcek sokmaları bazı çocuklarda alerjik reaksiyonlar oluşturabiliyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, böcek ısırığı sonrasında alerjik belirtiler ortaya çıkarsa hemen sağlık kuruluşuna başvurmanızın büyük önem taşıdığına vurgu yapıyor  <br /><strong>Nasıl önlem almalı?</strong><br /> • Böcek yoğunluğu olan alanlarda uzun süre kalmamasına özen gösterin.<br /> • Açık havada uzun kollu giysiler ve kapalı ayakkabılar tercih edin.<br /> • Arı veya böcek yuvalarına yakın durmamasına dikkat edin.<br /> • Arı sokmasına bağlı ciddi alerji (anafilaksi) riski varsa, doktor önerisiyle acil kullanım için yanınızda mutlaka adrenalin oto-enjektörü bulundurun.</p>
<p><strong>GÜNEŞ IŞINLARI </strong></p>
<p>Genellikle ilkbahar veya yaz başında açık havada zaman geçirdikten sonra güneşe maruz kalan bölgelerde ciltte kızarıklık, kaşıntı ve farklı görünümlerde lezyonlar oluşabiliyor. Bu durum çocuklarda rahatsızlık oluşturabiliyor ve yaşam kalitesini düşürebiliyor.<br /> <br /><strong>Nasıl önlem almalı? </strong><br /> • Güneşli saatlerde dışarıda uzun süre kalmamasına özen gösterin.<br /> • Güneşe maruz kalacak olan cilt bölgelerini koruyucu giysilerle örtün; şapka kullanın.<br /> • Güneş kremiyle cildini zararlı UV ışınlarından koruyun; SPF 30 veya üzeri tercih edin. <br /> <br /><strong>BİTKİLER </strong></p>
<p>Bazı çocuklarda bitkilere temas sonrasında ciltte kaşıntılı, kabarık ve kızarıklık şeklinde döküntüler, bazen içi su dolu kabarcıklarla seyreden temas egzaması (kontakt dermatit) gelişebiliyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, “Temas sonrası ciltte döküntü oluşursa, gerekirse hekim kontrolünde uygun kremler veya ilaçlar kullanmanız gerekir” diyor.  <br /><strong>Nasıl önlem almalı?</strong><br /> • Çimenlere temas edecekse; parka, okul bahçesine veya ormanlık alana gitmeden önce uzun kollu giysiler giydirin.<br /> • Bahçede veya doğada oynadıktan sonra ellerini ve cildin açıkta kalan bölgelerini yıkayın. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/polenler-yukseldi-cocuklarda-sikayetler-artti-ancak-624351">Polenler yükseldi, çocuklarda şikayetler arttı, ancak…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Rakamlardaki Artış Yetmez, Hakkaniyet Cüzdanda Hissedilmelidir” </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rakamlardaki-artis-yetmez-hakkaniyet-cuzdanda-hissedilmelidir-624255</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 16:34:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[cüzdanda]]></category>
		<category><![CDATA[hakkaniyet]]></category>
		<category><![CDATA[hissedilmelidir]]></category>
		<category><![CDATA[rakamlardaki]]></category>
		<category><![CDATA[yetmez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624255</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası Genel Başkanı Uzm. Dr. Hatice Çerçi Balcı, Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü tarafından  yayımlanan Kurum Hedef (GÖREN) Gösterge  Puanı tablosundaki güncelleme hakkında önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rakamlardaki-artis-yetmez-hakkaniyet-cuzdanda-hissedilmelidir-624255">“Rakamlardaki Artış Yetmez, Hakkaniyet Cüzdanda Hissedilmelidir” </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Hekim Birliği Sendikası Genel Başkanı Uzm. Dr. Hatice Çerçi Balcı, Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü tarafından  yayımlanan Kurum Hedef (GÖREN) Gösterge  Puanı tablosundaki güncellemeyi,  meslektaşlarımızın ve tüm sağlık tesislerimizin  döktüğü alın terinin karşılığını alması yolunda  atılmış olumlu bir adım olarak  değerlendirdiklerini söyledi. </span></p>
<p><span>Balcı, sözlerini şöyle sürdürdü, “Ancak, kağıt üzerindeki bu  artışların birer “illüzyona” dönüşmemesi için  hayati bir uyarıyı kamuoyuyla paylaşmak  zorundayız: Teşvik Ek Ödeme Dağıtım  Oranları yasal bir güvence altına alınmalıdır. “Kağıt Üstünde Artış, Realitede Kayıp Riskine dikkat! </span><span>Kurum hedef katsayılarının yükseltilmesi tek  başına bir çözüm değildir. Eğer bu artışla eş zamanlı olarak “Dağıtım Oranı” idari kararlarla  düşürülürse, yapılan iyileştirme sadece teknik  bir gösterge oyunundan ibaret kalacaktır. Bir  elin verdiğini diğer elin almasına müsaade </span><span>etmeyeceğiz. Çalışanlarımızın emeği, karmaşık  hesaplama labirentlerinde eritilmemelidir” </span></p>
<p><b>“Teşvik ek ödeme dağıtım oranları en az yüzde 36 ve üzerinde olacak şekilde sabitlenmeli”</b></p>
<p><span>“Hekim Birliği Sendikası olarak taleplerimiz  nettir:   </span>Dağıtım Oranı Sabitlenmelidir: Teşvik ek  ödeme dağıtım oranları en az %36 ve  üzerinde olacak şekilde sabitlenmelidir. Şeffaf Referans Tablo Şarttır: Dağıtım  oranları kurumların veya yöneticilerin  inisiyatifine, yani keyfiyete bırakılmamalıdır.  Denetlenebilir ve şeffaf bir referans tablo  ivedilikle hayata geçirilmelidir. <span>Aldatmaca Değil, Hakkaniyet İstiyoruz!” Katsayılar yükselirken dağıtım oranlarının  düşürülmesi, yapılan iyileştirmeyi  ‘</span><span>göstermelik’ bir hamleye dönüştürür.  Hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarımızın  beklentisi, karmaşık formüllerle baskılanmış rakamlar değil, emeğinin tam karşılığıdır.  Gerçek bir iyileştirme, ancak ve ancak bordroya  ve cüzdana yansıdığında anlam kazanır. </span><span>Sonuç olarak; katsayı güncellemesini bir niyet  beyanı olarak memnuniyetle karşılıyor, ancak  bu adımın reel bir gelir artışına dönüşmesi için </span><span>dağıtım oranlarının yasal bir zırha </span><span>kavuşturulması gerektiğini bir kez daha yüksek  sesle vurguluyoruz. </span><span>Mücadelemiz, rakamların ötesinde,  </span><span>hakkaniyetin tam merkezindedir” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rakamlardaki-artis-yetmez-hakkaniyet-cuzdanda-hissedilmelidir-624255">“Rakamlardaki Artış Yetmez, Hakkaniyet Cüzdanda Hissedilmelidir” </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Koçarlı Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği Hizmete Açılıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kocarli-agiz-ve-dis-sagligi-poliklinigi-hizmete-aciliyor-624213</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 16:02:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmete]]></category>
		<category><![CDATA[koçarlı]]></category>
		<category><![CDATA[polikliniği]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624213</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çerçioğlu’nun kente kazandırdığı sağlık yatırımlarına bir yenisi daha ekleniyor. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun öncülüğünde hayata geçirilen Ağız ve Diş Sağlığı Poliklinikleri, Nazilli ve Efeler ilçelerinin ardından Koçarlı’da da vatandaşların hizmetine sunuluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocarli-agiz-ve-dis-sagligi-poliklinigi-hizmete-aciliyor-624213">Koçarlı Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği Hizmete Açılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çerçioğlu’nun kente kazandırdığı sağlık yatırımlarına bir yenisi daha ekleniyor. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun öncülüğünde hayata geçirilen Ağız ve Diş Sağlığı Poliklinikleri, Nazilli ve Efeler ilçelerinin ardından Koçarlı’da da vatandaşların hizmetine sunuluyor.</p>
<p>Tamamen ücretsiz olarak hizmet verecek olan Koçarlı Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, ilçede yaşayan vatandaşların ağız ve diş sağlığı hizmetlerine hızlı ve kolay bir şekilde ulaşabilmesini sağlayacak. Nazilli ve Efeler ilçelerinde kısa sürede vatandaşlardan yoğun ilgi gören poliklinik; güçlü teknik altyapısı, çağdaş tıbbi donanımı ve uzman sağlık personelleri ile Koçarlı’da da hizmet verecek. Vatandaşların ihtiyaçları göz önünde bulundurularak planlanan poliklinikte, ağız ve diş sağlığı alanında birçok hizmet sunulacak.</p>
<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, sağlık yatırımlarının kent genelinde devam edeceğini belirterek, <b>“Tüm ilçelerimizde hemşehrilerimizi yatırım ve projelerimiz ile buluşturmaya devam ediyoruz. Nazilli ve Efeler ilçelerimizin ardından Koçarlı’da da Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği’ni hizmete açıyoruz. Aydınımız için çalışmayı, yatırımlarımızı kentimize kazandırmayı sürdüreceğiz. Koçarlı Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği’nin ilçemize hayırlı olmasını diliyorum. Hizmetle büyüyen Aydın”</b> ifadelerini kullandı.</p>
<p>Gündoğan Mahallesi Çine Caddesi No: 18’de bulunan Aydın Büyükşehir Belediyesi Ek Hizmet Binasında 2 Nisan Perşembe gününden itibaren hizmete başlayacak olan Koçarlı Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği ile ilgili detaylı bilgi ve randevu almak isteyen vatandaşlar, 0256 761 41 09 numaralı telefon üzerinden iletişime geçebilecek.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocarli-agiz-ve-dis-sagligi-poliklinigi-hizmete-aciliyor-624213">Koçarlı Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği Hizmete Açılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Otizmde dil ve konuşma terapisi, erken dönemde devreye girmeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/otizmde-dil-ve-konusma-terapisi-erken-donemde-devreye-girmeli-624141</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 14:32:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[devreye]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[dönemde]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etkileşim]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[otizmde]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624141</guid>

					<description><![CDATA[<p>Otizm spektrum bozukluğunda her çocuğun farklı dil ve konuşma sorunu yaşadığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Araştırma Görevlisi Şevval Ocaktan, otizmli çocuklarda çocuk doktoru/çocuk psikiyatrisi ile dil ve konuşma terapisinin erken dönemde birlikte devreye girmesinin önemli olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otizmde-dil-ve-konusma-terapisi-erken-donemde-devreye-girmeli-624141">Otizmde dil ve konuşma terapisi, erken dönemde devreye girmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Otizm spektrum bozukluğunda her çocuğun farklı dil ve konuşma sorunu yaşadığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Araştırma Görevlisi Şevval Ocaktan, otizmli çocuklarda çocuk doktoru/çocuk psikiyatrisi ile dil ve konuşma terapisinin erken dönemde birlikte devreye girmesinin önemli olduğunu söyledi. Otizmin bir spektrum olduğunu ve her çocuğun profilinin farklı olduğunu kaydeden Ocaktan, “Erken, düzenli, bireye özgü ve yapılandırılmış müdahale ile iletişim, dil, sosyal etkileşim, oyun ve günlük yaşam becerilerinde belirgin ilerleme sağlanabilir” diye konuştu.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Araştırma<br />Görevlisi Şevval Ocaktan, 2 Nisan Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada otizmli çocuklarda görülen dil ve konuşma bozuklukları ile bu sorunların tedavisine yönelik değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Otizmde farklı konuşma sorunları görülebiliyor</p>
<p>Otizm spektrum bozukluğunda her çocuğun farklı dil ve konuşma sorunu yaşadığını belirten Şevval Ocaktan, “Otizm spektrum bozukluğunda her çocuk aynı profili göstermez; ancak en sık görülen güçlükler arasında konuşmanın gecikmesi ya da hiç gelişmemesi, iletişimi başlatma ve sürdürmede zorlanma, göz teması, jest, mimik ve işaret etme gibi sözel olmayan iletişim yollarında sınırlılık, ekolali (duyduğunu tekrar etme), zamirleri karıştırma, tekdüze/robotik ses tonu, karşılıklı konuşmada sıra alma ve konu sürdürmede güçlük yer alır. Bazı çocuklar çok kelime biliyor gibi görünebilir; ancak dili sosyal amaçla, uygun bağlamda ve karşılıklı etkileşim içinde kullanmakta zorlanabilir. Bazılarında ayrıca konuşma anlaşılabilirliği ve sesletim üzerinde de çalışmak gerekebilir” diye konuştu. </p>
<p>Otizmde her çocuğun profili farklıdır</p>
<p>Otizmli çocuklarda ortaya çıkan dil ve konuşma bozukluklarında erken müdahalenin önemli olduğunu kaydeden Şevval Ocaktan, “Otizmde ortaya çıkan dil ve konuşma bozukluklarının tamamen düzelebilir mi sorusunun tek bir cevabı yoktur çünkü otizm bir spektrumdur ve her çocuğun profili farklıdır. Ancak erken, düzenli, bireye özgü ve yapılandırılmış müdahale ile iletişim, dil, sosyal etkileşim, oyun ve günlük yaşam becerilerinde belirgin ilerleme sağlanabilir. Bazı çocuklarda sözel dil belirgin şekilde gelişir; bazı çocuklarda ise hedef, sözel konuşmanın yanında veya yerine jest, işaret, görsel destekler ya da alternatif-destekleyici iletişim sistemleriyle işlevsel iletişimi artırmak olabilir. Temel amaç çocuğu tek bir kalıba sokmak değil, iletişim kurmasını, kendini ifade etmesini ve yaşama katılımını artırmaktır” diye konuştu.</p>
<p>Müdahale için beklenmemeli</p>
<p>Otizmli çocuklarda dil ve konuşma bozukluklarına en kısa zamanda müdahale edilmesi gerektiğini vurgulayan Şevval Ocaktan, çocuk doktoru/çocuk psikiyatrisi ile DKT’nin erken dönemde birlikte devreye girmesinin önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Araştırma Görevlisi Şevval Ocaktan, şöyle devam etti:</p>
<p>“DKT uzmanına başvuru ve müdahale için beklenmemelidir. Şüphe oluştuğu anda değerlendirme başlatılmalıdır. Amerikan Pediatri Akademisi, tüm çocuklar için 18. ve 24. ay kontrollerinde otizm taraması önermektedir; ancak aile daha erken dönemde isimle bakmama, göz temasının çok sınırlı olması, işaret etme-gösterme davranışının olmaması, babıldamanın azlığı, ortak dikkatin gelişmemesi ya da kazanılmış becerilerde gerileme fark ederse daha önce de başvurmalıdır. Dil ve konuşma terapisti iletişim, dil, oyun ve etkileşim becerilerini değerlendirir; otizm tanısını ise hekim koyar. Yani ideal yaklaşım, çocuk doktoru/çocuk psikiyatrisi ile DKT’nin erken dönemde birlikte devreye girmesidir.” </p>
<p>Çocuğun gereksinimlerine göre tedavi planlanıyor</p>
<p>Otizmli çocuklarda dil ve konuşma bozukluklarının tedavisinin tek bir yöntemden ibaret olmadığını söyleyen Şevval Ocaktan, “Otizmli çocukların dil ve konuşma bozukluklarının tedavisi, çocukların gereksinimine göre planlanır. En sık kullanılan yaklaşımlar arasında dil ve konuşma terapisi, davranışsal yaklaşımlar, gelişimsel yaklaşımlar, oyun temelli sosyal iletişim çalışmaları, ebeveyn katılımlı müdahaleler, ABA temelli uygulamalar, TEACCH ve küçük yaş grubunda Early Start Denver Model (ESDM) yer alır” dedi. </p>
<p>DKT sürecinde iletişim ve karşılıklı etkileşime odaklanılıyor</p>
<p>Araştırma Görevlisi Şevval Ocaktan, DKT sürecinde; iletişim başlatma, karşılıklı etkileşim, ortak dikkat, sohbet sürdürme, duruma uygun ifade kullanma, oyun becerileri ve gerekirse sesletim/konuşma anlaşılabilirliğinin çalışıldığını söyledi. Ocaktan, “Sözel konuşma yeterli değilse resim kartları, görsel sistemler, işaretler veya elektronik cihazlar gibi alternatif iletişim yolları da kullanılabilir. İlaç tedavisi otizmin çekirdek dil-iletişim güçlüklerini düzeltmez; daha çok eşlik eden hiperaktivite, irritabilite, kaygı, uyku ya da davranış sorunlarında hekim tarafından değerlendirilir” diye konuştu. </p>
<p>Çocuğun bakışı ve jestleri de iyi gözlemlenmeli</p>
<p>Otizmli çocukların dil ve konuşma gelişiminin takibinde ailelere önemli sorumlulukların düştüğünü kaydeden Şevval Ocaktan, “Aileler için en önemli nokta, çocuğun iletişimini yalnızca ‘konuşma’ üzerinden değerlendirmemektir. Çocuğun bakışı, jesti, işaret etmesi, bir nesneyi size getirmesi, ses çıkarması veya sizi bir şeye götürmesi de iletişimdir. Tüm bunlar bir arada gözlemlenmelidir” dedi.</p>
<p>Kısa, net ve anlaşılır cümleler kullanılmalı</p>
<p>Çocukla iletişim kurulurken dikkat edilmesi gerekenlere de değinen Şevval Ocaktan, “İletişim kurarken kısa, net ve anlaşılır cümleler kullanılmalı; çocuğa yanıt vermesi için bekleme süresi tanınmalı; yüz yüze etkileşim, ortak dikkat ve sıra alma desteklenmelidir. Günlük yaşam içinde oyun, kitap, şarkı, rutinler ve görsel destekler çok değerlidir. Çocuğun ilgi alanlarından yararlanmak, başarılarını fark edip pekiştirmek ve aşırı duyusal yük oluşturan durumları gözlemek önemlidir. Aile, okul ve uzman ekip arasında tutarlı bir iş birliği kurulması tedavinin etkisini artırır. En önemlisi de aileler kendilerini suçlamamalıdır; güncel bilimsel yaklaşım otizmi anne-baba tutumuyla açıklamaz” diye konuştu.</p>
<p>Atlas Üniversitesi DKT Laboratuvarı’nda otizmli çocuklara destek veriliyor</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Dil ve Konuşma Terapisi Laboratuvarı’nda otizm spektrum bozukluğu alanında yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren Şevval Ocaktan, şu bilgileri verdi:</p>
<p>“Dil ve Konuşma Terapisi Laboratuvarı’nda çocuk, ergen, yetişkin ve yaşlı bireylere yönelik dil, konuşma, ses, iletişim, yutma ve beslenme alanlarında değerlendirme, terapi ve danışmanlık hizmetleri sunulmaktadır. Merkezde kanıta dayalı, bireye özgü, aile merkezli ve multidisipliner bir yaklaşımla çalışmalar yürütülmektedir. </p>
<p>Otizm spektrum bozukluğu da hizmet verilen alanlar arasında yer almakta; bu çocuklarda sözel ve sözel olmayan iletişimin desteklenmesine, iletişimi başlatma ve sürdürme becerilerinin geliştirilmesine, karşılıklı etkileşimin artırılmasına, oyun temelli iletişim çalışmalarına ve gerektiğinde konuşma anlaşılabilirliğinin desteklenmesine yönelik uygulamalar yapılmaktadır.</p>
<p>Öğrenciler uygulama imkanına sahip oluyor</p>
<p>Bunun yanında merkezde aile danışmanlığı verilmekte, ev programları düzenlenmekte, gerekli durumlarda farklı uzmanlık alanlarıyla iş birliği yapılmakta ve terapi süreçleri akademik bir çerçevede izlenerek raporlanmaktadır. Ayrıca üniversitenin klinik ve laboratuvar ortamlarında öğrenciler için bireysel ve grup terapi uygulamaları, gözlem, değerlendirme, raporlama ve mesleki beceri geliştirme çalışmaları gerçekleştirilmektedir.”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otizmde-dil-ve-konusma-terapisi-erken-donemde-devreye-girmeli-624141">Otizmde dil ve konuşma terapisi, erken dönemde devreye girmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor-624111</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 11:08:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[enjeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasarlarına]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kıkırdak]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[prp]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[sporda]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624111</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde sağlıklı yaşam konusunda bilinçlenmeyle birlikte spor yapan bireylerin sayısı her geçen gün artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor-624111">Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde sağlıklı yaşam konusunda bilinçlenmeyle birlikte spor yapan bireylerin sayısı her geçen gün artıyor. Düzenli spor genel sağlık açısından pek çok fayda sağlarken, ani yön değişiklikleri ve ani duruşlar gibi hatalı hareketler ise bazı diz problemlerine  yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Berkin Toker, </strong>dizlerin vücudun en fazla yük taşıyan ve en aktif kullanılan eklemlerinden biri olması nedeniyle spor sırasında travma ile zorlanmalara açık olduğuna dikkat çekerek, “Bu nedenle, özellikle koşu, futbol, basketbol ve benzeri yüksek tempolu sporlarla ilgilenen bireylerde diz yaralanmalarına daha sık rastlanmaktadır. Diz bölgesinde en sık menisküs, bağ yaralanmaları ve kıkırdak hasarları gelişmektedir” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Berkin Toker,</strong> son yıllarda ortopedi alanında yaşanan gelişmeler sayesinde diz problemlerinde enjeksiyon tedavilerinin yaygın olarak kullanıldığını belirterek, “Bu kapsamda en sık başvurulan uygulamalar arasında PRP (Platelet Rich Plasma) ve hyaluronik asit enjeksiyonları yer almaktadır. Bunların yanı sıra son yıllarda sıkça gündeme gelen kök hücre uygulamaları da klinik pratikte yerini almaya başlamıştır. Tıp alanındaki gelişmeler doğrultusunda yakın gelecekte bu tür enjeksiyon tedavilerinin, özellikle de kök hücre uygulamalarının klinik kullanımının daha da yaygınlaşması beklenmektedir” diyor. Bu tür enjeksiyon yöntemlerinin uygulanmasında doğru hasta seçiminin tedavinin başarısı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Berkin Toker,  “Her hastanın klinik durumu, yaşı, aktivite düzeyi ve dizdeki hasarın derecesi, tedavi planının belirlenmesinde dikkate alınması gereken faktörler arasında yer almaktadır” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>PRP (PLATELET RICH PLASMA)</strong></p>
<p>Platelet Rich Plasma (PRP) yöntemi, hastanın kendi kanından elde edilen ve trombositten zengin plazmanın problemli bölgeye enjekte edilmesi esasına dayanıyor. Bu yöntemde vücudun doğal iyileşme sürecinin biyolojik olarak uyarılması hedefleniyor. Doç. Dr. Berkin Toker, PRP yönteminin ‘yeniden yapılandırma’ tedavisi olduğunu belirterek, “Yöntemde amacımız vücuttaki iltihabi süreci azaltmak, dokusal iyileşmeyi hızlandırmak ve ağrıyı hafifletmektir” diyor.  </p>
<p><strong>Hangi sorunlarda başvuruluyor? </strong>PRP yöntemi<strong> </strong>en sık erken dönem kıkırdak hasarlarında, patellofemoral ağrı sendromunda, hafif ve orta dereceli diz osteoartritinde ve tendon problemlerinde (özellikle patellar tendinopati) tercih ediliyor.  Yöntemin özellikle yüklenmeye bağlı kronik diz ağrılarında ameliyatsız seçenek olarak öne çıktığını vurgulayan Doç. Dr. Berkin Toker, “Ancak yöntem ileri derecede mekanik deformite veya tam kat kıkırdak kaybında tek başına mucize değildir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong> Muayene sonrası alınan kan santrifüj edilerek ayrıştırılıyor ve elde edilen materyal eklem içine veya problemli dokuya enjekte ediliyor. Genellikle 1–3 seans yeterli geliyor. İşlem 10–15 dakika sürüyor ve hastanede yatış gerektirmiyor. Hastaların aynı gün çoğunlukla hastaneden yürüyerek çıktıklarını anlatan Doç. Dr. Berkin Toker,<strong> </strong>“Hastalarımız genelde bir hafta sonra spor yapmaya başlayabilmektedirler” diyor. </p>
<p><strong>Etki süresi:</strong> Klinik etki 2–4 hafta içinde başlıyor ve maksimum fayda 6–8 hafta arasında görülüyor. Etki süresi kişiye ve patolojiye göre değişmekle birlikte ortalama 6–12 ay sürüyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>KÖK HÜCRE TEDAVİSİ </strong></p>
<p>Diz sorunlarında kök hücre tedavileri çoğunlukla kemik iliği veya yağ dokusundan elde edilen mezenkimal kök hücreleri içeriyor. Tedavide amaç; hasarlı kıkırdak veya yumuşak dokularda biyolojik onarımı desteklemek, inflamasyonu baskılamak ve hücrelerin onarım sürecini tetiklemek. Doç. Dr. Berkin Toker,<strong> </strong>bu yöntemin<strong> </strong>PRP’den daha kompleks ve daha ileri biyolojik bir yaklaşım olduğunu söyleyerek, “Yöntem PRP ve hyaluronik asit enjeksiyonlarına oranla daha uzun süreli koruma sağlamaktadır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Hangi sorunlarda başvuruluyor?</strong> Fokal kıkırdak defektleri, erken ve orta evre kıkırdak dejenerasyonu ve bazı menisküs yaralanmalarında destekleyici tedavi olarak kullanılabiliyor. Özellikle spor yapan ve aktif bir yaşam süren genç erişkinlerde cerrahiye alternatif veya destek olarak planlanabiliyor. Ancak ileri evre kemik deformitesi bulunan artrozda tek başına yeterli olmuyor. </p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong> Hastadan alınan kemik iliği aspiratı veya yağ dokusu özel işlemlerden geçirilerek konsantre ediliyor. Ardından, genellikle ameliyathane şartlarında eklem içine veya lezyon bölgesine enjekte ediliyor. İşlem 30 – 45 dakikada<strong> </strong>tamamlanıyor. </p>
<p><strong>Etki süresi: </strong>Kök hücre tedavisinin<strong> </strong>etkisi PRP yöntemine göre daha geç başlıyor ve genellikle 4–8 hafta içinde hissediliyor. Maksimum biyolojik etki 3–6 ayda ortaya çıkıyor ve uygun hasta grubunda 1–2 yıl sürüyor. Sıklıkla 2–3 hafta içinde spora dönüş mümkün olabiliyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>HYALURONİK ASİT </strong></p>
<p>Hyaluronik asit, diz eklem sıvısının doğal bir bileşenidir. Osteoartrit ve yoğun yüklenmeye bağlı durumlarda bu sıvının kalitesi ve kayganlık özelliği<strong> </strong>azalıyor. Eklem içine uygulanan hyaluronik asit, adeta “eklem yağı” görevi görerek kayganlığı artırıyor ve mekanik sürtünmeyi azaltıyor.  Bu yöntemde ağrının azaltılması, eklem hareketinin artırılması ve performans kapasitesinin yükseltilmesi amaçlanıyor.  </p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong> Hyaluronik asit poliklinik şartlarında eklem içine enjeksiyon şeklinde uygulanıyor. Tek doz veya 3 dozluk kürler halinde planlanabiliyor. Uygun hastalarda PRP enjeksiyonuyla birlikte veya ek enjeksiyon olarak da yapılabiliyor. İşlem genellikle 15 dakika sürüyor ve hastalar aynı gün normal yaşamlarına dönebiliyor. Çoğu hasta 2–3 gün içinde spor hayatına başlayabiliyor. </p>
<p><strong>Hangi durumlarda başvuruluyor? </strong>Özellikle hafif, orta ve ileri dereceli diz kireçlenmesi, kondromalazi patella ve yüklenmeye bağlı eklem ağrılarında tercih ediliyor. Mekanik sürtünmenin ön planda olduğu durumlarda ağrının hafiflemesi konusunda oldukça etkili sonuçlar alınıyor. Ancak ileri evre kıkırdak kaybında sınırlı etki gösteriyor.</p>
<p><strong>Etki süresi:</strong> Bu yöntemin etkisi 1–3 hafta içinde hissediliyor ve ortalama 6–9 ay sürebiliyor. Bazı hastalarda yıllık tekrar enjeksiyonları planlanabiliyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor-624111">Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun-624041</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 10:28:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırmak]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[dayanıklılığı]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[sürecinde]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tepkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624041</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında, özellikle kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri sürecinde kadınların yaşadığı psikolojik zorluklar, duygusal tepkiler, vücut imajı sorunları ve baş etme stratejileri ile sosyal desteğin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun-624041">Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında, özellikle kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri sürecinde kadınların yaşadığı psikolojik zorluklar, duygusal tepkiler, vücut imajı sorunları ve baş etme stratejileri ile sosyal desteğin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Kanser teşhisi hayatın tamamını sarsan bir ‘eşik anı’ olabilir!</strong></p>
<p>Meme kanseri teşhisinin, birçok kadın için yalnızca tıbbi bir bilgi olmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bu teşhis hayatın tamamını sarsan bir ‘eşik anı’dır. Bu nedenle ilk tepkiler çoğunlukla yoğun, karmaşık ve dalgalı olur.” dedi.</p>
<p>En sık görülen ilk duygular arasında şok, inkâr, korku, kaygı ve kontrol kaybı hissinin yer aldığını ifade eden Aydın, “Pek çok kadın, tanıyı ilk duyduğunda ‘bu bana olamaz’ ya da ‘bir hata olmalı’ düşüncesine kapılır. Bu inkâr tepkisi, psikolojide akut stres tepkisinin doğal bir parçasıdır ve beynin ani tehdide karşı kendini koruma mekanizması olarak değerlendirilir. Araştırmalar, kanser tanısı alan bireylerin önemli bir kısmında ilk haftalarda travma sonrası stres belirtilerine benzer tepkiler görülebildiğini gösteriyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Farklı tepkiler, baş etme tarzı ve kişilikle ilgili!</strong></p>
<p>Bu tepkilerin yanında ölüm korkusu, geleceğe dair belirsizlik, ‘çocuklarıma ne olacak?’, ‘hayatım yarım mı kalacak?’ gibi varoluşsal soruların da çok erken dönemde ortaya çıkabileceğini kaydeden Klinik Psikolog Cumali Aydın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bazı kadınlar bu süreçte aşırı bilgi arayışına girerken, bazıları tam tersine tıbbi konuşmalardan kaçınabilir. Her iki tepki de psikolojik açıdan anlaşılırdır. Bir kadın, tanıdan sonraki ilk günlerde sürekli internette hastalıkla ilgili içerik aradığını, geceleri uyuyamadığını ve zihninin hiç durmadığını ifade edebilir. Bir başka kadın ise tam aksine, ‘hiçbir şey duymak istemiyorum’ diyerek çevresinden gelen bilgileri kapatabilir. Bu farklılıklar, kişinin baş etme tarzı, geçmiş yaşam deneyimleri ve kişilik yapısıyla yakından ilişkilidir.”</p>
<p><strong>Duygular tedavinin ‘yan etkisi’ değil, insani ve anlaşılır psikolojik tepkiler!</strong></p>
<p>Meme kanseri tedavilerinin, bedeni hedef alıyor gibi görünse de psikolojik dünyayı da derinden etkilediğine vurgu yapan Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi süreçleri; bedensel bütünlük algısını, kontrol hissini ve benlik algısını doğrudan etkileyen deneyimlerdir. Cerrahi müdahaleler sonrasında kadınlar sıklıkla bedenlerine yabancılaşma, ‘artık eskisi gibi değilim’ duygusu ve kayıp hissi yaşayabilir. Özellikle mastektomi geçiren kadınlarda bu duygular daha belirgin olabilir.” dedi.</p>
<p>Bilimsel çalışmaların, cerrahi sonrası dönemde depresif belirtilerin ve anksiyetenin artabildiğini gösterdiğini aktaran Aydın, “Kemoterapi süreci ise yalnızca fiziksel yan etkilerle değil, psikolojik açıdan da zorludur. Saç dökülmesi, halsizlik, mide bulantısı gibi belirtiler, kişinin kendini ‘hasta’ olarak algılamasını pekiştirir. Bu süreçte kadınlar sıklıkla çaresizlik, öfke, sabırsızlık ve zaman zaman umutsuzluk hissedebilir. Ayrıca ‘kemobeyin’ olarak bilinen dikkat ve hafıza sorunları, kişinin kendine güvenini sarsabilir. Radyoterapi ise daha sessiz ilerleyen ama uzun vadede yorgunluk, tahammülsüzlük ve duygusal dalgalanmalar yaratabilen bir süreçtir. Tedavinin uzaması, ‘bu hiç bitmeyecek mi?’ düşüncesini besleyebilir. Önemli nokta şudur; bu duygular tedavinin ‘yan etkisi’ değil, insani ve anlaşılır psikolojik tepkilerdir. Araştırmalar, tedavi sürecinde psikolojik destek alan kadınların hem ruhsal dayanıklılığının hem de tedaviye uyumunun daha yüksek olduğunu gösteriyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bedenle yeniden ilişki kurmak zamana ve şefkate ihtiyaç duyar!</strong></p>
<p>Meme kanseri sonrası vücut imajının, kadınlar için en hassas konulardan biri olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Meme, kültürel ve bireysel düzeyde kadınlık, annelik, cinsellik ve çekicilik ile ilişkilendirilen bir organdır. Bu nedenle bedende meydana gelen değişimler, yalnızca fiziksel değil, psikolojik bir kayıp olarak da yaşanabilir.” dedi.</p>
<p>Tedavi sonrası kadınların; ameliyat izleri, meme kaybı, protez kullanımı, kilo değişimleri veya ciltteki farklılıklar nedeniyle aynaya bakmakta zorlanabileceğini dile getiren Aydın, şunları söyledi:</p>
<p>“‘Artık kendimi tanımıyorum’ ya da ‘eşim beni eskisi gibi beğenir mi?’ gibi düşünceler sıkça dile getirilir. Araştırmalar, olumsuz vücut algısının özsaygı düşüşü, cinsel isteksizlik ve ilişkisel mesafelenme ile ilişkili olduğunu gösteriyor. </p>
<p>Tedavi süreci bitmiş, tıbben ‘iyi’ denilen bir kadın, sosyal ortamlardan kaçınmaya başlayabilir, denize girmekten çekinebilir ya da aynada kendine uzun süre bakmaktan kaçınabilir. Bu durum dışarıdan ‘abartı’ gibi algılansa da, aslında derin bir kimlik yeniden yapılanma sürecinin parçasıdır. Burada önemli olan, bedenle yeniden ilişki kurmanın zamana ve şefkate ihtiyaç duyduğunu kabul etmektir.”</p>
<p><strong>Güçlü olmak zorunda değilsiniz; ağlamak ve durmak da iyileşmenin parçası!</strong></p>
<p>Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Araştırmalar, bazı baş etme stratejilerinin ruh sağlığını belirgin şekilde desteklediğini gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Öncelikle duyguları bastırmak yerine ifade etmenin büyük önem taşıdığının altını çizen Aydın, “Üzgün, öfkeli ya da korkmuş hissetmek zayıflık değil; insan olmanın doğal bir sonucudur. Yazmak, güvendiği biriyle konuşmak ya da bir uzmandan destek almak, bu duyguların yükünü hafifletir. İkinci olarak, kontrol edilebilir alanlara odaklanmak önemlidir. Tedavi sürecini yönetmek, randevularını planlamak, beslenme ve uyku düzenine özen göstermek, kişiye ‘aktif bir özne’ olma hissi kazandırır. Bu, kaygıyı azaltan temel faktörlerden biridir. Mindfulness, nefes egzersizleri ve gevşeme çalışmaları gibi yöntemlerin, kanser hastalarında anksiyete ve depresyonu azalttığı bilimsel olarak gösterilmiştir. Ayrıca destek gruplarına katılmak, ‘yalnız değilim’ duygusunu güçlendirir. En önemlisi ise; güçlü olmak zorunda değilsiniz. Zaman zaman dağılmak, ağlamak, durmak da iyileşmenin bir parçasıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Şefkatli, anlayışlı ve sabırlı bir çevre, iyileşmenin psikolojik zeminini güçlendirir!</strong></p>
<p>Sosyal desteğin meme kanseri sürecinde en güçlü koruyucu faktörlerden biri olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Güçlü sosyal desteğe sahip kadınlar daha düşük depresyon düzeyleri yaşıyor ve tedaviye psikolojik olarak daha iyi uyum sağıyor.” dedi.</p>
<p>Ancak desteğin her zaman ‘çok konuşmak’ ya da ‘pozitif ol’ demek anlamına gelmediğini aktaran Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bazen en iyisi, sadece orada olmak ve dinlemektir. ‘Güçlüsün, atlatırsın’ gibi iyi niyetli cümleler, kadının yaşadığı korkuyu görünmez kılabilir. Yakın çevreye düşen en önemli rol; yargılamadan dinlemek, duygulara alan açmak ve kadının temposuna saygı göstermektir. Yardım teklif etmek ama zorlamamak, bilgi vermeden önce izin almak, bedenle ilgili yorumlardan kaçınmak bu süreçte çok değerlidir. ‘İstersen bugün yanında olabilirim’ demek, ‘ben senin yerinde olsam böyle yapardım’ demekten çok daha destekleyicidir.</p>
<p>Sonuç olarak, meme kanseri yalnızca bireyin değil, bir ilişkiler sisteminin yaşadığı bir deneyimdir. Şefkatli, anlayışlı ve sabırlı bir çevre, iyileşmenin psikolojik zeminini güçlendirir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun-624041">Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Sizi Bulmadan Siz Onu Bulun!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-sizi-bulmadan-siz-onu-bulun-624002</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 07:52:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bulmadan]]></category>
		<category><![CDATA[bulun]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserin]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[önü]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[siz]]></category>
		<category><![CDATA[sizi]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624002</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanserde en sık konuşulan konu genellikle belirtilerdir: “Şu kanserin belirtisi nedir?”, “Hangi şikâyetler alarmdır?” gibi sorular sıkça gündeme geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-sizi-bulmadan-siz-onu-bulun-624002">Kanser Sizi Bulmadan Siz Onu Bulun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanserde en sık konuşulan konu genellikle belirtilerdir: “Şu kanserin belirtisi nedir?”, “Hangi şikâyetler alarmdır?” gibi sorular sıkça gündeme geliyor. Peki kansere karşı sadece belirtileri takip etmek kanseri önlemek için yeterli olabilir mi? Birçok kanser türünün belirgin şikâyetler ortaya çıkmadan önce, uzun bir süre sessiz ilerlediğini belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Günümüzde gelişen genetik ve moleküler teknolojiler sayesinde kanserle mücadelede yeni bir yaklaşım öne çıkıyor: riski henüz hastalık ortaya çıkmadan önce ölçmek. Genetik taramalar ve moleküler analizler sayesinde bireylerin kanser yatkınlığı belirlenebiliyor, böylece riskli kişilerin daha erken ve daha sık taranarak kanser oluşmadan önlenmesi ya da çok erken evrede yakalanmasının mümkün olabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>Kanser genetiğimizde var mı? </strong></p>
<p>Kanserlerin oluşum nedenlerine göre ikiye ayrıldığını söyleyen <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Bunlar sporadik yani sonradan gelişen kanserler ve kalıtsal kanserlerdir. En sık görülen kalıtsal olmayan kanserlerin gelişiminde; karsinojenik kimyasallar, radyasyon, bazı virüsler ve yaşam tarzına bağlı çevresel risk faktörleri önemli rol oynuyor. Kalıtsal kanserlerde ise kanser gelişimine zemin hazırlayan genetik değişiklikler söz konusu oluyor. Bu tür kanserlerde risk, çoğu zaman anne veya babadan aktarılan, daha nadir durumlarda ise kişinin doğuştan DNA’sında bulunan zararlı bir gen mutasyonundan kaynaklanabiliyor. Bu nedenle bazı bireylerde kanser gelişimi, genetik yatkınlıkla ilişkili olarak daha erken yaşlarda veya daha yüksek riskle ortaya çıkabiliyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Kanser belirteçleri kanda gizleniyor</strong></p>
<p>Genetik bilgilerin ve teknolojilerin sağladığı gelişmeler sayesinde bir kişinin DNA’sında kalıtsal kanserlerden birine yol açabilecek zararlı mutasyon bulunup bulunmadığının tespitinin oldukça kolay olduğunu ifade eden <strong>Acıbadem Life Danışmanı,  Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Örneğin, meme ve over kanserine yol açabilen BRCA1 ve BRCA2 mutasyonları, endometrium (rahim) ve kolorektal (kalın barsak) kanserlere yol açabilen MLH1, MSH2 kalıtsal (germline) gen mutasyonları gibi kanserlerle ilişkili tüm bilinen genler kandan elde edilen DNA’dan incelenebilmekte. Öte yandan sporadik yani sonradan gelişen kanserlere olan yatkınlığımızın (Poligenik Risk Skoru) toplum riskine göre daha yüksek olup olmadığının ölçülmesi de yine koldan alınan küçük bir kan örneği ile mümkün olabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>“Ya kanımda kanser riski çıkarsa?”</strong></p>
<p><strong>Kalıtsal genetik taramalar</strong>la<strong> “</strong>aileden aktarılabilen kanser riski”ni taşıyan bireylerin erken dönemde belirlenmesini sağladığını söyleyen <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Bu sayede yüksek risk grubunda yer alan kişiler daha yakından takip edilebilir; gerekli durumlarda koruyucu cerrahi ya da ilaçla risk azaltıcı tedaviler gibi önleyici yaklaşımlar planlanabilir. Benzer şekilde, <strong>poligenik risk skoru </strong>yüksek olan yani belirli bir kanser türüne yakalanma olasılığı toplum ortalamasına göre daha fazla olan bireyler de standart tarama programlarından farklı olarak daha erken yaşta ve daha sık taranabilir. Böylece kanser gelişmesi durumunda hastalık çok daha erken evrede yakalanabilir; ayrıca o kansere özgü yaşam tarzı değişiklikleriyle riskin azaltılması ve mümkünse hastalığın hiç ortaya çıkmaması hedeflenir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>O testler halen çok önemli. Çünkü…</strong></p>
<p>Günümüzde meme kanseri için mamografi, rahim ağzı kanseri için Pap smear, kalın bağırsak kanserleri için kolonoskopi ve gaitada gizli kan testleri, akciğer kanseri için ise akciğer grafisi ya da düşük doz bilgisayarlı tomografi gibi taramaların kanserin erken yakalanmasında hâlâ en önemli yöntemler arasında yer aldığını belirten <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Gelişen teknoloji sayesinde erken tanı artık yalnızca bu klasik yöntemlerle sınırlı değil. Günümüzde kanda, tümör hücrelerinden dolaşıma karışan DNA parçalarının tespit edilmesi mümkün hale geldi. Bu sayede hem kanserin çok daha erken dönemde fark edilmesi hem de kanser hastalarında tedaviye verilen yanıtın takip edilmesi mümkün olabiliyor. Ayrıca DNA’daki bazı biyolojik değişiklikleri inceleyen yeni nesil testlerle, tek bir kan örneği üzerinden birden fazla kanser türünü erken dönemde saptamayı hedefleyen yöntemler geliştiriliyor. Bu gelişmeler, kanser taramasında gelecekte çok daha erken ve kişiye özel bir sağlık yönetiminin önünü açacak” diyor.</p>
<p><strong>Kanserde “kitle saptama” dönemi yerini “kanserleşme sürecini izleme”ye bırakıyor</strong></p>
<p>Kanserin erken tanısının “kitle saptama” yaklaşımından daha çok “kanserleşme sürecini izleme” yaklaşımına doğru evrildiğini vurgulayan <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Genetik ve moleküler teknolojilerdeki hızlı gelişmeler, kanserin erken tanısında yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Günümüzde farklı biyolojik verilerin birlikte değerlendirildiği analizler, yapay zekâ destekli risk hesaplamaları ve çeşitli biyobelirteçlerin takibi giderek daha fazla kullanılmaya başlanıyor. Bu yaklaşımlar sayesinde genetik taramalar ve hücresel düzeydeki değişikliklerin izlenmesi, klasik tarama yöntemlerini tamamlayan güçlü araçlar haline geliyor. Yakın gelecekte sağlık yönetiminin odağı, kanser ortaya çıktıktan sonra tedavi etmekten ziyade, henüz klinik bir hastalık oluşmadan önce kanser riskini belirleyip yönetmek olacak. Böylece kişiye özel sağlık yaklaşımlarıyla kanserin mümkün olduğunca erken saptanması ve hatta bazı durumlarda ortaya çıkmadan önlenmesi hedefleniyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-sizi-bulmadan-siz-onu-bulun-624002">Kanser Sizi Bulmadan Siz Onu Bulun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş Hekimi Kadrolarının Kamudaki Yetersizliği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-hekimi-kadrolarinin-kamudaki-yetersizligi-623987</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 20:59:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hekimi]]></category>
		<category><![CDATA[kadrolarının]]></category>
		<category><![CDATA[kamudaki]]></category>
		<category><![CDATA[yetersizliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623987</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diş hekimi kadrolarının kamudaki yetersizliği ve toplum ağız ve diş sağlığının durumu hakkındaki araştırma yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimi-kadrolarinin-kamudaki-yetersizligi-623987">Diş Hekimi Kadrolarının Kamudaki Yetersizliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diş Hekimleri Dayanışma Platformu tarafından yayınlanan rapor şöyle,</p>
<p><span>Türkiye’de hekim ve diş hekimine müracaat verilerine göre OECD  tablosundaki dengesizlik:  </span><span>Türkiye’de söz konusu oran hekim müraacatı özelinde 2013 yılında 8,2 iken 2023/2024  döneminde 12,2’ye yükselmiş; bu artış yaklaşık %48’lik bir büyümeye işaret etmiştir.  Aynı dönemde OECD ortalaması 6,45’ten 6,51’e sınırlı bir artış göstermiştir. Bu durum,  </span><span>Türkiye’nin ortalamanın yaklaşık iki katı düzeyinde bir hizmet kullanım yoğunluğuna  ulaştığını ortaya koymaktadır. </span></p>
<p><b><strong>Diş Hekimine Müracaatlar OECD’nin Çok Altında </strong></b></p>
<p><span>2013 yılında 0,5 olan kişi başı diş hekimine müracaat sayısının 2023/2024 döneminde yalnızca 0,7’ye yükselebildiği görülmektedir. On yıllık bu süreçte kaydedilen artışın son  derece sınırlı kalması, diş sağlığına yönelik hizmet talebinin durağanlaştığını ve sistemin bu  alanda beklenen ivmeyi yakalayamadığını göstermektedir. </span><span>Bu devasa uçurum, Türkiye ile yüksek gelirli ekonomiler arasındaki “diş sağlığı hizmeti  kullanım açığının” kronikleştiğini kanıtlamaktadır. </span><span>Mevcut müracaat oranlarının bu denli düşük kalması, ilerleyen dönemlerde daha karmaşık ve  yüksek maliyetli tedavi gereksinimlerini beraberinde getirecek bir “halk sağlığı riski” barındırmaktadır.  </span><span>On yıllık projeksiyonda genel tıbbi başvurular %48 oranında rekor bir artış kaydederken, diş  hekimliği hizmetlerindeki artışın yalnızca 0,2 puanla sınırlı kalması, sistem içindeki gelişim  ivmesinin ağız ve diş sağlığı alanına aynı ölçüde yansımadığını kanıtlamaktadır.  </span></p>
<p><b><strong>Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatında diş hekimi personel sayısı yetersizliği </strong></b></p>
<p><span>Türkiye’de toplam 50.434 diş hekiminin aktif bir şekilde çeşitli kuruluşlarda görev  yapmasına karşın, Sağlık Bakanlığı Merkez Teşkilatı’nda çalışan 8100 personelden yalnızca  38 diş hekimi kendi mesleğini temsil etmektedir.  </span><span>Bu durum; en önce toplum ağız ve diş sağlığının kalitesini etkilemekte, beraberinde ise diş  hekimlerinin haklarının savunulmasında büyük bir sorun yaratmaktadır.</span></p>
<p><b><strong>Bölgesel Eşitsizlik  </strong></b></p>
<p><span>Türkiye genelinde diş üniti dağılımı bölgeler arasında ciddi farklılıklar göstermektedir.  Özellikle İstanbul ve bazı büyük şehirlerde bir diş üniti başına düşen nüfus 10.000 kişiye kadar  çıkmaktadır. Bu durum randevu sürelerinin uzamasına ve hastaların tedaviye erişiminin  zorlaşmasına neden olmaktadır.</span></p>
<p><b><strong>Kamu ve Özel Sektör Kapasitesi  </strong></b></p>
<p><span>Türkiye’de toplam yaklaşık 43.000 diş üniti bulunmaktadır. Bunun yaklaşık 11.000’i Sağlık  Bakanlığına, 8.700’ü üniversitelere ve 23.000’den fazlası özel sektöre aittir. Bu dağılım, ağız  ve diş sağlığı hizmetlerinin önemli bir bölümünün özel sektörde sunulduğunu göstermektedir. </span></p>
<p><b><strong>Kamuda diş hekimliği randevu yoğunluğu </strong></b></p>
<p><span> 2024 yılının ilk 11 ayında diş hekimliği randevuları 22 milyonu aşarak en çok talep gören  branşlar arasında üst sıralarda yer almıştır. Buna rağmen kamu hastanelerindeki diş  hekimi sayısının sınırlı olması, randevu bulmayı zorlaştırmaktadır.  </span></p>
<p><b><strong>Yüzde 90’ları Aşan Diş Çürüğü Oranları </strong></b></p>
<p><span>Türk Dişhekimleri Birliği 2025 117. yıl basın dosyasına göre diş çürüğü prevalansı tüm  yaş gruplarında oldukça yüksek seviyelerdedir. Özellikle çocukluk ve gençlik döneminde  oranlar %90’lara ulaşırken, ileri yaş grubunda bu oran %99’a kadar çıkmaktadır. </span></p>
<p><b><strong>Ağız ve Diş Sağlığı Yatırımlarının Genel Sağlık Yatırımları İçindeki Düşük  Payı </strong></b></p>
<p><span>Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı 2026 Kamu Yatırım Programı verilerine  göre, 2026 sonrası dönemde ağız ve diş sağlığı merkezleri (ADSM) için planlanan yatırım  tutarı yaklaşık 16 milyar TL seviyesinde kalırken, toplam hastane yatırımları 614 milyar  TL’ye ulaşmaktadır.  </span><span>2026 yılı içinde tamamlanan projeler incelendiğinde ise yalnızca Osmaniye Kadirli ADSM  ve Devlet Hastanesi için 1,9 milyar TL harcama yapıldığı, aynı yıl genel sağlık yatırımlarının  toplamının ise 462 milyar TL olduğu görülmektedir.  </span><span>Bu veriler, ağız ve diş sağlığı alanına yönelik kamu yatırımlarının, genel sağlık yatırımları  içerisindeki payının belirgin biçimde düşük kaldığını göstermektedir.</span></p>
<p><b><strong>Atama takviminde diş hekimi ve uzman diş hekimi kadrolarındaki yetersizlik </strong></b></p>
<p><span>Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan 2026 yılı 1. dönem yeniden atama kadrosu  incelendiğinde, ağız ve diş sağlığı alanına ayrılan kadroların sınırlı düzeyde kaldığı  görülmektedir. Toplamda diş hekimi ve uzmanlık alanlarına dağıtılan kadroların, artan  hizmet talebini karşılamada yetersiz olduğu değerlendirilmektedir. </span><span>Öte yandan, 2025 yılı Kasım ayında gerçekleştirilmesi gereken atama sürecinin  yapılmamış olması, mevcut insan kaynağı planlamasında aksamalara yol açmıştır.  </span><span>2022 yılında Periodontoloji branşında 276 DUS kontenjanı açılmışken, 2026 yılı “Yeniden  ve İlk Defa Atama” döneminde bu branş için sadece 12 kadro verilmesi kamudaki uzman  ihtiyacını karşılamamaktadır. Öte yandan 2025 yılı ilk atama kurasına 11658 başvuruya karşılık genel ve uzman diş hekimi olarak toplam 465 kadro açılması her defasında artan  randevu ve istihdam talebini karşılayamayacağı açıktır.</span></p>
<p><b><strong>Diş Hekimliğinde Artan Yurt Dışı Göçü </strong></b></p>
<p><span>TDB 2025 117. Yıl Basın Dosyasına göre; mesleki gelecek güvencesine ilişkin artan  kaygılar ve çalışma koşullarına dair belirsizlikler nedeniyle, yetişmiş diş hekimi insan  gücünün yurt dışına yöneliminin belirgin şekilde arttığını göstermektedir. Yurt dışında  mesleki faaliyet yürütebilmek için gerekli olan İyi Hal Belgesi başvuruları, 2014 yılında 23  iken 2023 yılında 365’e yükselmiştir. </span><span>Dikkat çekici olan husus, başvuruların yalnızca yeni mezun diş hekimleriyle sınırlı  kalmaması; profesör, doçent ve uzman diş hekimlerini de kapsamasıdır. Bu tablo, yaşanan  sorunun yalnızca mesleğe yeni başlayanları değil, uzun yıllar eğitim ve deneyimle yetişmiş  nitelikli kadroları da etkilediğini; dolayısıyla ülkemiz ağız ve diş sağlığı hizmetlerinde ciddi  bir beyin göçü ve insan gücü kaybı riski oluşturduğunu ortaya koymaktadır. </span></p>
<p><b><strong>Atıl Alanların Diş Kliniğine Dönüştürülmesi </strong></b></p>
<p><span>Yeni ADSM binalarının yapım sürecinin 3–4 yılı bulduğu dikkate alındığında, mevcut devlet  hastanelerindeki atıl poliklinik alanlarının diş üniti altyapısına dönüştürülmesi hızlı ve  etkili bir çözüm olacaktır. Bu adım, hem MHRS randevu yoğunluğunu azaltacak hem de  atama bekleyen diş hekimleri için kısa sürede yeni istihdam alanı oluşturacaktır.</span></p>
<p><b><strong>Şehir Hastanelerinde Diş Kliniği Eksikliği </strong></b></p>
<p><span>Türkiye’de bulunan 25 şehir hastanesinin yalnızca 7’sinde diş kliniği bulunması, mevcut  kamu altyapısının ağız ve diş sağlığı hizmetleri açısından yetersiz kullanıldığını  göstermektedir. Şehir hastanelerindeki uygun alanların diş kliniğine dönüştürülmesi,  özellikle büyükşehirlerde hizmet erişimini önemli ölçüde artıracaktır. </span></p>
<p><b><strong>Saha Altyapı ve Ekipman Eksiklikleri </strong></b></p>
<p><span>Sahadan gelen örnekler, hizmet sunumunda ciddi altyapı sorunları bulunduğunu  göstermektedir. Sinop Ayancık’ta bir diş ünitesinin üç yıl arızalı kalması ve Hakkâri  Çukurca’da sakşın ile periapikal röntgen gibi temel cihazların bulunmaması, hem hekimin  çalışma verimini düşürmekte hem de hastaların temel sağlık hizmetine erişimini  geciktirmektedir. </span></p>
<p><b><strong>Aile Diş Hekimliği, Koruyucu Sağlık Hizmetlerinin Devamsızlığı ve 10 Bin  Kadro Vaadi</strong></b></p>
<p><span>Pilot uygulaması tamamlanan “Aile Diş Hekimliği” projesinin 81 ile teşmil edilmesi  sürecinin yavaşlaması, çocuklardaki %88’e varan çürük prevalansını (DMFT indeksi)  düşürme hedefinden uzaklaşılmasına neden olmaktadır. 2028 hedefleri doğrultusunda vaat  edilen 10 bin kadrolu atama takvimi ivedilikle hayata geçirilmelidir.2005 yılında Aile  Hekimliği sistemine geçişle sağlık ocaklarındaki diş ünitlerinin kaldırılması, koruyucu diş  hekimliğini işlevsiz bırakmıştır. Bugün Aile Sağlığı Merkezlerine (ASM) ağrı şikayetiyle  giden hastalar, sadece palyatif reçetelerle (antibiyotik/ağrı kesici) ADSM’lere  yönlendirilmekte; bu durum hem ilaç israfına hem de hastanelerdeki yığılmanın  derinleşmesine yol açmaktadır. Acil servislerdeki “diş ağrısı” yoğunluğu, birinci basamak  hizmetlerinin çöküşünün en somut göstergesidir. </span></p>
<ul>
<li><span> T.C. Sağlık Bakanlığı. Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2024. ￼ </span></li>
<li><span> OECD. OECD Health Data. </span></li>
<li><span> Türk Dişhekimleri Birliği. 117. Yıl Dosyası (2025) </span></li>
<li><span> T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı. 2026 Yılı Kamu Yatırım Programı. • Türk Dişhekimleri Birliği. Diş Hekimliği Eğitimi ve İnsan Gücü Raporu (2024) • Yayın, E. &#038; Alper, Y. (2023). Türkiye’de Aile Hekimliği Modeline Geçiş Süreci ve Sosyal Güvenlik  </span></li>
</ul>
<p><span>Kurumu’nun Aile He-kimlerinin Sosyal Sigortalılık Statülerine İlişkin Uygulaması Hakkında Bir  Değerlendirme. Çalışma ve Toplum, 1(76), 121-158. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimi-kadrolarinin-kamudaki-yetersizligi-623987">Diş Hekimi Kadrolarının Kamudaki Yetersizliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Togan Demircan’dan Ali Yalçın’a Sert Tepki</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-togan-demircandan-ali-yalcina-sert-tepki-623984</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 20:02:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[demircan]]></category>
		<category><![CDATA[sert]]></category>
		<category><![CDATA[togan]]></category>
		<category><![CDATA[yalçın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623984</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başkan Togan Demircan'dan Ali Yalçın'a Sert Tepki</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-togan-demircandan-ali-yalcina-sert-tepki-623984">Başkan Togan Demircan’dan Ali Yalçın’a Sert Tepki</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>Demokratik Sağlık Sen Genel Başkanı Togan Demircan, eleştirilerin hedefi olan Memur Sen Genel Başkanı Ali Yalçın’ı sert bir dille eleştirdi.</div>
<div>Demircan şunları söyledi, “Cumhuriyetin tüm niteliklerinden avuç avuç istifade ediyorsun, ama her fırsatta Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve inkılapları üzerine pervasızca cümle kurmaktan imtina etmiyorsun. Şunun ifadelerine bakın, resmen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni hedef alıyor, suç işliyor. Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın; “Yiğit Düştüğü Yerden Kalkıyor” “Yiğit düştüğü yerden kalkar”, derler. Anadolu, 100 yıllık narkozdan çıkıyor. Yeni bir diriliş, yeni bir uyanış hamlesi yaşıyoruz. İradesi örselenmiş, tarihiyle bağı kesilmiş eski Türkiye yok artık. Yüklerinden kurtulan bir Türkiye var.” sözleriyle büyük bir gaflette bulunmuştur. ali efendi narkoz dediğin dönem bir milletin varoluş dönemidir, yetmez mi? Bu yobaz ve benzerlerine, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” sözüyle karşılık verelim” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</div>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-togan-demircandan-ali-yalcina-sert-tepki-623984">Başkan Togan Demircan’dan Ali Yalçın’a Sert Tepki</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/2-nisan-dunya-otizm-farkindalik-gunu-623942</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 15:02:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eşit]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[kırmızı]]></category>
		<category><![CDATA[nisan]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[Otizmli Bireyler]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623942</guid>

					<description><![CDATA[<p>Otizm günümüzde her 31 çocuktan 1’inde görülüyor. 1985 yılında her 2.500 çocuktan 1’i otizm tanısı alırken bugün gelinen nokta, otizmin toplumun ne kadar geniş bir kesimini ilgilendiren bir gerçeklik olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/2-nisan-dunya-otizm-farkindalik-gunu-623942">2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Otizm günümüzde her <strong>31 çocuktan 1’inde</strong> görülüyor. 1985 yılında her 2.500 çocuktan 1’i otizm tanısı alırken bugün gelinen nokta, otizmin toplumun ne kadar geniş bir kesimini ilgilendiren bir gerçeklik olduğunu ortaya koyuyor. Buna rağmen otizmli bireyler hâlâ nitelikli eğitime erişim, istihdama katılım ve sosyal hayatta kabul görme konusunda önemli engellerle karşılaşıyor. </p>
<p>Türkiye’de 2003 yılından bu yana otizmde erken tanının önemine dikkat çekilmesi, bilimsel temelli eğitimle otizmli bireylerin topluma kazandırılmalarına öncülük edilmesi ve bunun yurt çapında yaygınlaştırılması için çalışan <strong>Tohum Otizm Vakfı</strong>, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde bu yıl da toplumu farkındalıktan eyleme geçmeye, otizmli bireyleri hayatın her aşamasında kabul etmeye ve otizme kırmızı ışık yakmaya davet ediyor. </p>
<p><strong>Otizm İçin Farkındalık Yetmez, Kapsayıcı Bir Toplum Gerekli</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler tarafından 2007 yılında ilan edilen <strong>2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü</strong>, otizmli bireylerin haklarına ve toplumsal katılımına dikkat çekmek amacıyla her yıl dünya genelinde kutlanıyor.  Ancak otizmin yıllar içinde artan görülme sıklığı, çalışmaların yalnızca farkındalıkla sınırlı kalmaması gerektiğini gösteriyor.  </p>
<p>Otizmli bireyler eğitimden istihdama, sosyal hayattan sağlık hizmetlerine kadar birçok alanda hâlâ eşit haklara erişmekte zorlanıyor. Erken, yoğun, sürekli ve bilimsel temelli eğitim, otizmli çocukların gelişiminde belirleyici rol oynarken; bu hizmetlere erişimde yaşanan eşitsizlikler aileler için büyük bir yük oluşturuyor. </p>
<p><strong>Tohum Otizm Vakfı</strong>, 2003 yılından beri yürüttüğü kapsamlı çalışmalar ve 2006 yılında kurduğu model okul ile bugüne kadar <strong>2 bin 800’den fazla otizmli çocuğu</strong> bireyselleştirilmiş eğitimle buluşturdu, binlerce aileye bu süreçte rehberlik sağladı ve 33 bini aşkın öğretmen ve sağlık personeline eğitim vererek bilimsel temelli uygulamaların yaygınlaşmasına öncülük etti. Vakıf ayrıca yürüttüğü ulusal ve uluslararası projeler aracılığıyla toplamda <strong>2,8 milyon kişinin </strong>hayatına dokundu.  </p>
<p>Otizmli bireylerin eşit fırsatlara erişebilmesi için toplumsal farkındalığın güçlenmesi ve bu farkındalığın somut adımlara dönüşmesi büyük önem taşıyor.</p>
<p><strong>Türkiye Otizm İçin Kırmızıya Bürünüyor!</strong></p>
<p>2022 yılından bu yana sürdürülen #OtizmeKırmızıIşıkYak kampanyası ile her yıl olduğu gibi bu yıl da Türkiye genelinde birçok tarihi ve simgesel yapı kırmızı ışıkla aydınlatılacak. Kurumlar ve bireyler sosyal medyada aynı etiket altında bir araya gelerek otizmli bireylerin yanında olduklarını gösterecek.</p>
<p>Kampanyanın temel mesajı net: Otizmli bireylerin hayatın her alanında yer alabilmeleri eşit şartlara erişebilmeleri ve toplumda hak ettikleri kabulü görebilmeleri için kapsayıcı politikalar şart.</p>
<p><strong>Otizmli Bireylerin Farkındalıktan Daha Fazlasına İhtiyacı Var!</strong></p>
<p>Tohum Otizm Vakfı Genel Müdürü Seda Köknel, kampanyanın önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Bugün her 31 çocuktan 1’i otizm tanısı alıyor ve araştırmalar bu oranın önümüzdeki yıllarda artmaya devam edeceğini ortaya koyuyor. Peki biz buna hazır mıyız? Gerçek şu ki toplumsal düzen hala nörotipik varsayımlar üzerine kurulu. Otizmli bireylerin eğitim, istihdam ve sosyal yaşamda eşit fırsatlara sahip olması için kamu, özel sektör ve sivil toplumun birlikte hareket etmesi gerekiyor. </p>
<p>2 Nisan’da herkesi, otizme dikkat çekmek amacıyla kırmızı giyerek ya da kırmızı bir obje ile poz vererek, fotoğraf paylaşmaya ve #OtizmeKırmızıIşıkYak etiketiyle bu çağrıyı büyütmeye davet ediyoruz. Ancak yalnızca görünür olmak yetmez; asıl mesele farkındalığı eyleme dönüştürmekte ve hayatı birlikte daha kapsayıcı şekilde yeniden tasarlamakta. Tohum Otizm Vakfı olarak, bu dönüşümün bir parçası olmak isteyen tüm kurumları ortak sorumluluk almaya ve otizmli bireyler için kapsayıcı adımlar atmaya davet ediyoruz.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/2-nisan-dunya-otizm-farkindalik-gunu-623942">2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>E-sigara bağımlılığı nikotin kaynaklıdır ve tedavi gerektirir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/e-sigara-bagimliligi-nikotin-kaynaklidir-ve-tedavi-gerektirir-623924</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:48:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[e-sigara]]></category>
		<category><![CDATA[gerektirir]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklıdır]]></category>
		<category><![CDATA[nikotin]]></category>
		<category><![CDATA[Sigara Bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623924</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, e-sigara bağımlılığı, nikotin bağımlılığı ve bu bağımlılığın tanısı ile tedavi süreçleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/e-sigara-bagimliligi-nikotin-kaynaklidir-ve-tedavi-gerektirir-623924">E-sigara bağımlılığı nikotin kaynaklıdır ve tedavi gerektirir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, e-sigara bağımlılığı, nikotin bağımlılığı ve bu bağımlılığın tanısı ile tedavi süreçleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>E-sigara bağımlılığı, nikotin kaynaklıdır ve tedavi gerektirir!</strong></p>
<p>E-sigara bağımlılığının, günümüzde ne yazık ki sigara bağımlılığının yerini alan bir bağımlılık türü olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Özellikle gençlerde, aynı zamanda kadın ve erkeklerde, sigara firmaları tarafından farklı bir moda veya tarzmış gibi öne çıkarılıyor.” dedi.</p>
<p>Günümüzde tütün mamullerinin, bağımlıların ve gençlerin önüne ısıtılmış tütün ürünleri gibi farklı formüllerde, çeşitli renklerde elektronik cihazlarla sunulduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Burada temelde oluşan şey, nikotin bağımlılığıdır. Yani kişinin beyninde nikotinin ortaya çıkardığı bağımlılık süreci söz konusudur. Bu bağımlılık süreci ortaya çıktıktan sonra, uygun bir tedavi sürecine geçmek gerekebilmektedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tedavi sürecinde ilaç, psikoterapi ve gerekirse beyin uyarım tedavileri uygulanır! </strong></p>
<p>Bağımlılık tedavisinde özellikle sigara bağımlılığı ile ilgili pek çok farklı tedavi enstrümanına sahip olunduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Öncelikle hastayı iyi tanımak gerekir.” dedi.</p>
<p>Hastanın beynindeki nikotin bağımlılığı sürecini anlamak için ayrıntılı beyin tetkikleri yapıldığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu tetkiklerin yanı sıra, hastanın psikolojik profili de değerlendirilir ve uygun tedavi planı hasta ve yakınlarıyla beraber oluşturulur. </p>
<p>Tedavi süreci sonrasında, ilaç tedavileri, yani nikotin yerine koyma ve nikotin replasman tedavileri gibi seçenekler uygulanır. Bunun yanı sıra, psikoterapi süreçleri, yani uygun eğitim almış bir psikolog eşliğinde yapılan terapiler de tedavi planının önemli bir parçasını oluşturur. Gerektiğinde, uygun görülen danışanlarda beyin uyarım tedavileri de tedavi seçenekleri arasında yer alır.”</p>
<p><strong>Değerlendirmeler sonrası tedavi planı bütüncül olarak ele alınır! </strong></p>
<p>E-sigara bağımlılığı tedavisinde de benzer bir süreç yaşandığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Öncelikle danışanın durumunun detaylı olarak değerlendirilir. Ayrıntılı psikolojik değerlendirmeler ve tetkikler, gerekirse bir dahiliye hekiminden destek alınarak yapılan testler ile kişinin psikiyatrik durumu, bağımlılık şiddeti ve gündelik hayatındaki diğer sorunlar belirlenir. Yine bu değerlendirmeler doğrultusunda; nikotin yerine koyma ve ilaç tedavileri, psikoterapi süreçleri veya beyin uyarım tedavileri ile tedavi seçenekleri bütüncül bir şekilde değerlendirilir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/e-sigara-bagimliligi-nikotin-kaynaklidir-ve-tedavi-gerektirir-623924">E-sigara bağımlılığı nikotin kaynaklıdır ve tedavi gerektirir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:12:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarısı]]></category>
		<category><![CDATA[bipolar]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukta]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Hülya Ensari]]></category>
		<category><![CDATA[süreklilik]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623876</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bipolar bozukluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, doğru tedavi ve düzenli takiple hastaların tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebildiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876">Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bipolar bozukluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, doğru tedavi ve düzenli takiple hastaların tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebildiğini söyledi. Bipolar tedavisinde dikkat edilmesi gereken 6 kritik nokta olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, tedavinin başarısının büyük ölçüde süreklilik ve uyum ile doğrudan ilişkili olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ensari, bu önemli noktaları şöyle sıraladı: “İlaç tedavisine kesintisiz devam edilmeli, uyku düzeni korunmalı, alkol ve madde kullanımından kaçınılmalı, erken uyarı işaretleri tanınmalı, düzenli doktor kontrolü aksatılmamalı ve stres yönetimi ile yaşam düzenine özen gösterilmeli.”<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, 30 Mart Dünya Bipolar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Bipolar bozukluğun duygulanımın mani ve depresyon atakları dediğimiz iki uç arasında gidip gelmesiyle karakterize olan, arada tam düzelmeyle giden eski adıyla &#8220;manik-depresif hastalık&#8221; olarak bilinen bir duygulanım hastalığı olduğunu ifade etti.<br />Hastalığın iki temel kutbu bulunuyor<br />Hastalığın iki temel kutbu olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, şunları söyledi:<br />“Manik dönem, kişide uyku ihtiyacının belirgin azalması, enerjide olağanüstü artış, hızlı ve durdurulamaz konuşma, grandiyöz düşünceler (kendini olağanüstü yetenekli veya güçlü hissetme), dürtüsel ve riskli davranışlar (aşırı harcama, düşünmeden verilen kararlar), dikkat dağınıklığı ve irritabilitenin görüldüğü duygu, düşünce ve davranışlarda artış ile karakterize bir dönemdir. Manik dönemde hasta kendisini dünyanın en güçlü, en zeki insanı gibi hissedebilir, çevresindeki insanlar bu değişimi açıkça fark eder. Ağır manik dönemlerde, gerçeklikle bağdaşmayan inançlar (sanrılar) veya var olmayan şeyleri duyma (varsanılar) şeklinde psikotik belirtiler tabloya eklenebilir. Depresif dönemde ise tablonun tersine döndüğünü ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Derin çökkünlük, hiçbir şeyden zevk alamama, enerji kaybı, uyku ve iştah bozuklukları, değersizlik ve suçluluk duyguları, konsantrasyon güçlüğü ve ağır durumlarda intihar düşünceleri ortaya çıkabilir.  Bu dönemde de bu kez duygu, düşünce ve davranışlarda yavaşlama ve azalma belirgindir.” <br />Hipomani, tanıyı geciktirebiliyor <br />Hastalığın iki ana tipi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bipolar I bozuklukta en az bir tam manik dönem bulunurken, Bipolar II bozuklukta mani yerine daha hafif bir yükselme olan hipomani dönemleri ve tekrarlayan depresyon atakları görülür. Hipomanide kişi enerjik ve üretken hisseder ancak işlevsellikte ciddi bir bozulma olmaz ve psikotik belirtiler bulunmaz. Bu nedenle hipomani çoğu zaman &#8220;hastalık&#8221; olarak algılanmaz ve tanı gecikir” uyarısında bulundu.<br />Bipolar 18-25 yaşları arasında başlıyor<br />Bipolar bozukluğun genellikle genç erişkinlik döneminde, ortalama 18-25 yaşları arasında başladığını belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Hastalık, kadın ve erkeklerde yaklaşık eşit sıklıkta görülür. Ancak kadınlarda depresif dönemler daha ağırlıklıyken, erkeklerde manik dönemler daha belirgin olma eğilimindedir. Kadınlarda doğum sonrası dönem özellikle depresyon için riskli bir zaman dilimidir” dedi.<br />Çevresel etkiler hastalığın tetiklenmesinde etkili olabiliyor<br />Bipolar bozukluğun güçlü bir genetik yatkınlık taşıdığını kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Birinci derece akrabalarında bipolar bozukluk olan bireylerde hastalık riski genel popülasyona göre 8-10 kat artmaktadır. Ancak genetik yatkınlık tek başına yeterli değildir; stresli yaşam olayları, uyku düzensizlikleri ve madde kullanımı gibi çevresel etkenler hastalığın tetiklenmesinde önemli rol oynar. Bipolar Bozukluğun etiyolojisinin çok sayıda genetik, nörokimyasal ve çevresel faktör arasındaki etkileşimi içerdiğine inanılmaktadır. İlk belirtilerden doğru tanıya ulaşma süresi ne yazık ki ortalama 5-10 yıl gibi uzun bir süreyi kapsamaktadır” diye konuştu.<br />Doğru ve düzenli tedavi ile üretken bir yaşam sürdürülebilir<br />Bipolar bozukluğun kesinlikle tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Doğru ve düzenli tedavi ile hastalar son derece üretken ve tatmin edici bir yaşam sürdürebilir. 30 Mart Dünya Bipolar Günü&#8217;nün, bipolar bozuklukla yaşamış olan ünlü besteci Vincent Van Gogh&#8217;un doğum gününe denk gelmesi tesadüf değildir; tarih boyunca pek çok sanatçı, bilim insanı ve lider bu hastalıkla birlikte olağanüstü başarılara imza atmıştır.<br />İlaç tedavisi ve psikoterapi uygulanıyor<br />Tedavinin iki temel ayağını ilaç tedavisi ve psikoterapinin oluşturduğunu  söyleyen Prof. Dr. Hülya Ensari, şu bilgileri verdi:<br />Farmakoterapi (İlaç Tedavisi): Tedavinin temel taşı duygudurum dengeleyicilerdir. Lityum, bipolar bozukluk tedavisinde altın standart olmaya devam etmektedir. Lityumun yanı sıra valproat, karbamazepin ve lamotrigin gibi antiepileptik ilaçlar da duygudurum dengeleyicisi olarak kullanılmaktadır. Atipik antipsikotikler (ketiapin, olanzapin, risperidon ,aripiprazol vb) özellikle akut manik dönemlerde ve idame tedavide kullanılır.<br />Psikoterapi: İlaç tedavisinin yanı sıra psikoterapi tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.  Bilişsel davranışçı terapi ile hasta erken uyarı işaretlerini tanımayı, düşünce kalıplarını fark etmeyi ve başa çıkma becerilerini geliştirmeyi öğrenir. Kişilerarası ve sosyal ritim terapisi uyku-uyanma döngüsü ve günlük rutinlerin düzenlenmesine odaklanır; çünkü ritim bozulmaları atakları tetikleyebilir. Psikoeğitim ise hem hastanın hem ailesinin hastalığı anlamasını, tedavi uyumunu artırmayı ve nüksü önlemeyi hedefler.  Aile eğitimi, özellikle çok önemli olup; ailede hastalığın anlaşılmaması hem hastanın hem ailenin yaşam kalitesini olumsuz etkiler.”<br />TRSM’lerden destek alınabiliyor<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, bugün artık Türkiye’de hemen hemen her ilde mevcut Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinde (TRSM) bipolar bozukluk tanısı bulunan bireylerin kendi ikamet adreslerine en yakın bulunan TRSM’den hizmet alabildiğini söyledi. Prof. Dr. Hülya Ensari, “Burada psikiyatrist liderliğinde psikolog, sosyal çalışmacı, psikiyatri hemşiresi,ergoterapist, iş uğraşı terapisti, diyetisyen gibi multidisipliner ekip eşliğinde bipolar tanısı alan bireylerin bireysel bakım planları doğrultusunda psikolojik, tıbbi, sosyal, ekonomik, barınma ve iş alanlarındaki ihtiyaçları tespit edilmektedir. Bireye özgü düzenli takip, tedavi ve rehabilitasyon süreçleri takip edilmekte, gerektiğinde gezici ekip ev ziyaretleri ve kurumlararası iş birliği ile bipolar bozukluk tanısı alan bireylerin mevcut ihtiyaçları giderilerek ve güçlendirilerek toplumla bütünleşmeleri sağlanmaktadır” diye konuştu.<br />Bipolar tedavisinde dikkat edilmesi gereken kritik noktalar<br />Bipolar bozuklukta tedavinin başarısının büyük ölçüde süreklilik ve uyum ile doğrudan ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, tedavide dikkat edilmesi gereken kritik noktaları şöyle sıraladı:<br />İlaç tedavisine kesintisiz devam: Bipolar bozuklukta en sık karşılaşılan ve en tehlikeli sorun, hastanın kendini iyi hissettiği dönemlerde ilaçlarını bırakmasıdır. İlaç kesildiğinde nüks riski çok yüksektir ve her yeni atak hastalığın kronikleşmesine katkıda bulunur.<br />Uyku düzeninin korunması: Uyku düzensizliği hem manik hem depresif atakların en güçlü tetikleyicilerinden biridir. Düzenli uyku-uyanma saatleri, uyku hijyeni kurallarına uyum ve uyku değişikliklerinin erken fark edilmesi tedavinin kritik bileşenleridir.<br />Alkol ve madde kullanımından kaçınma: Alkol ve madde kullanımı, bipolar bozuklukta hem atakların tetiklenmesine hem de tedavi yanıtının belirgin ölçüde azalmasına neden olur. Özellikle alkol, depresif dönemleri derinleştirir; uyarıcı maddeler ise manik ataklara zemin hazırlar.<br />Erken uyarı işaretlerinin tanınması: Her hastanın kendine özgü nüks habercileri vardır. Uyku ihtiyacının azalması, harcamalarda artış, konuşma hızında değişim veya sosyal geri çekilme gibi belirtiler hastanın ve ailesinin birlikte tanıması gereken bireysel uyarı işaretleridir. Bu işaretlerin erken fark edilmesi ile atak önlenebilir veya hafif atlatılabilir.<br />Düzenli hekim kontrolü: Lityum, valproik asit gibi duygudurum dengeleyicileri düzenli kan düzeyi takibi, tiroid ve böbrek fonksiyon testlerinin takibini gerektirir. Tedavi izlemi kesintisiz sürdürülmelidir.<br />Stres yönetimi ve yaşam düzeni: Düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, sosyal destek ağının güçlendirilmesi ve stres yönetimi teknikleri tedavinin destekleyici bileşenleridir.<br />Duygudurum değişikliği belirtilerini fark ettiğinizde uzmana başvurun<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, sözlerini şöyle tamamladı: “Son olarak, 30 Mart Dünya Bipolar Günü vesilesiyle şunu vurgulamak gerekir ki, bipolar bozukluk tedavi edilebilir bir hastalıktır. Doğru tedavi ve düzenli takiple hastalar tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebilir. Hastalığa ilişkin toplumsal damgalanmanın azaltılması, erken tanının teşvik edilmesi ve tedaviye erişimin kolaylaştırılması hepimizin ortak sorumluluğudur. Ruh sağlığı herkesin meselesidir. Ruh sağlığı olmadan sağlıktan söz edilemez. Lütfen yukarda söz ettiğimiz depresyon veya manik atak gibi duygudurum değişikliği belirtilerini yaşadığınızı fark ettiğinizde erkenden ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurunuz.”</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876">Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Hafif bir vesvese faydalıdır!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-hafif-bir-vesvese-faydalidir-623834</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 13:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[faydalıdır]]></category>
		<category><![CDATA[hafif]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[obsesyon]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[takıntı]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[vesvese]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623834</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, vesvese ve takıntı konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-hafif-bir-vesvese-faydalidir-623834">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Hafif bir vesvese faydalıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, vesvese ve takıntı konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Vesvese yalnızca düşünce değil</strong></p>
<p>Halk arasında vesvese olarak bilinen obsesyonların (takıntıların), insan beyninin doğal düşünce üretme mekanizmasının kontrolden çıktığı durumlar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, vesvesenin yalnızca düşünce değil, aynı zamanda istenmeyen duygularla da birlikte ortaya çıktığını belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu tür obsesyonlarda kişi, aklına gelen düşünceleri onaylamaz. &#8216;Bu düşünce benim aklıma nasıl gelir?&#8217; diye kendine şaşırır. Bu duruma ‘zihinsel gevezelik’ de deniliyor. Nasıl ki biri gereksiz yere sürekli konuştuğunda &#8216;çok saçmalıyor&#8217; deriz, beynimiz de bazen kendi kendine gereksiz düşünceler üretebilir. Bu, beynin doğal işlevinin bir sonucudur ama dozu kaçarsa kişiyi rahatsız eden vesvese halini alır.” dedi.</p>
<p><strong>Her vesvese hastalık mı?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, her vesvese ya da takıntının hastalık olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizerek, “Karaciğerin görevi safra üretmekse, beynin görevi de duygu ve düşünce üretmek ve davranışa karar vermektir. İnsan beyni diğer canlılardan farklı olarak soyut düşünme yeteneğine sahiptir. Bu yetenek sayesinde insan, sadece mevcut durumu değil, olasılıkları ve anlamları da sorgular.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yalom’un dört temel korkusu!</strong></p>
<p>İnsanın diğer canlılardan farklı olarak varoluşsal düzeyde dört temel korkuya sahip olduğunu hatta bunun Yalom&#8217;un dört temel anksiyetesi diye geçtiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bunların dozu kaçarsa vesvese oluyor. Bu korkunun bir tanesi kişinin anlam arayışı. Mesela, yalnızlık duygusu&#8230; Yalnız kalmaya dair duyulan korku ve kaygı, dört temel anksiyeteden biridir. Diğer bir temel anksiyete ise özgürlük ihtiyacıdır. Özgürlük isteğinin bastırılması da insanda derin kaygılara neden olabilir. Dördüncü temel korku ise ölüm bilincidir, yani ölümün farkında olmak ve bu gerçekle yüzleşmek. İnsan bu dört temel korkuyu fark edip yönetmeyi öğrenmelidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Obsesyonlar kişinin duygusal yatırım yaptığı alanlardan besleniyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, obsesyonların (takıntıların) kişinin duygusal yatırım yaptığı alanlardan beslendiğini belirterek, &#8220;Bir insan duygu yatırımını neye yaparsa en çok, obsesyon oradan giriyor. Kimi çocuğunu çok seviyorsa, &#8216;çocuğuma tapıyorum&#8217; derecede seviyorsa, &#8216;çocuğuma bir şey olacak&#8217; kaygısı başlıyor. Bu kaygı kuruntuya, kuruntu da obsesyona dönüşüyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Obsesyonların çeşitli şekillerde ortaya çıkabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bir insan cinsel konuya çok yatırım yapıyorsa oradan, dini konuya yapıyorsa oradan takıntılar gelişebiliyor. Anlamı önemsemeyen kişilerde ise temizlik veya düzen gibi farklı konularda obsesyonlar görülebilir.&#8221; diye ekledi.</p>
<p><strong>Kuşku obsesyonları da yaygın…</strong></p>
<p>Kuşku obsesyonlarının da yaygın olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kuşku obsesyonu olan bir kişi, uzaktan iki üç kişinin bir şeye baktığını görse, &#8216;Acaba benim hakkımda mı konuşuyorlar?&#8217; diye senaryolar yazmaya başlar. Bu durum, insanlardan korkmasına, kaygılanmasına, içine kapanmasına ve kaçınmasına yol açabilir.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu tür obsesyonların altında genellikle &#8220;emin olamama&#8221; duygusunun yattığını ifade ederek, &#8220;Arabanın kapısını kitler, &#8216;Oldu mu olmadı mı?&#8217; diye döner bakar, bir daha döner. Bu, emin olamamayla ilgilidir.&#8221; şeklinde örnek verdi.</p>
<p><strong>Vesveseler bir nevi &#8220;düşünce tiki&#8221;…</strong></p>
<p>Takıntılı düşüncelerin (vesveselerin) bir nevi &#8220;düşünce tiki&#8221; olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Tikleri olan bir insan, bir hareketi yapmakta zorlandığında dikkatini başka bir konuya vererek beynindeki devreyi kısa devre yaptırır ve normal hareketine geçer. Düşünce yönetiminde de aynı kural geçerlidir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>IQ seviyesi ve vesvese ilişkisi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, IQ seviyesi düşük olan bireylerde vesvesenin daha az görüldüğünü dile getirerek, “Normal IQ&#8217;sü 70&#8217;in altında olan insanlarda vesvese pek yoktur. Çünkü fazla düşünmüyorlar, yüksek fikirleri, yüksek anlamları düşünmüyorlar, sorgulamıyorlar. Onlar için yemek, içmek, üremek ve öğrendiği bazı temel bilgiler ihtiyaçlarını karşılıyor, yetiyor onlara. IQ&#8217;sü 70&#8217;in altında olan kişiler zaten askere bile gönderilmiyor. Onlara &#8216;donuk normal&#8217; deniyor.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Zeki olanların beyni daha çok düşünce üretiyor</strong></p>
<p>Zeka seviyesi ile üretilen düşünce sayısı arasında doğru bir orantı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Zeki olanların beyni daha çok düşünce üretiyor. Ortalama bir insanın beyni günde bin  düşünce üretiyorsa, IQ&#8217;sü düşük olan bir kişi 300 düşünce üretirken, IQ&#8217;sü 100&#8217;ün üzerinde olan birinin beyni günde 2 bin -3 bin düşünce üretiyor. 2 bin -3 bin düşünceyi yönetmek elbette daha zor. Bu nedenle, bu düşünceleri yönetmek için biraz daha fazla beceri kazanmak gerekiyor. Vesveseler ve takıntılar aslında IQ&#8217;sü yüksek insanlara daha sık gelebiliyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu durumu &#8220;Zekası varsa, o zaman sorumluluğun da var. Bunu yönetmeyi öğren.&#8221; şeklinde yorumlayarak, yüksek IQ&#8217;ye sahip kişilerin varoluşsal anksiyete, felsefi düşünce üretme ve doğruyu bulma konularında daha fazla zihinsel aktiviteye sahip oldukları için takıntılara daha yatkın olabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Hedefi olan kişi yanlış düşünceye ‘hayır’ diyebilir…</strong></p>
<p>Mükemmeliyetçi ve ayrıntıcı kişilerin de obsesyonlar açısından risk grubunda olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın bir hedefi varsa ve o hedefe yönelik önem ve önceliklerini belirlemişse, gününü planlayarak yaşıyorsa, hedefine giderken yanlış bir düşünce geldiğinde ona &#8216;hayır&#8217; diyebilir. Hedefiyle ilgili bir ayrıntıyı hemen algılar, olaylar arasında anlam bağı kurar, farklılıkları yakalar, pozisyon alır ve doğru karar verir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Takıntılı düşünceler beyinde aşırı stres hormonu salgılanmasına neden oluyor</strong></p>
<p>İnsan beynindeki düşüncelerin bir nehir gibi aktığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Düşüncelerin önüne baraj koyarsanız patlar, taşar. O düşüncelerin akışı içerisinde, bir çiftçi veya mühendisin bir nehre yaklaştığı gibi, onları amaca yönelik yöneltmek gerekir.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Takıntılı düşüncelerin beyinde aşırı stres hormonu salgılanmasına ve enerji akışının hızlanmasına neden olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;5 dakika düşünecek bir şeye 15 dakika düşünürseniz veya bir şiddetinde üzülecek bir şeye 10 şiddetinde üzülürseniz, beyninizde aşırı stres hormonu salgılanır.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı ve stres yönetimi genetik yatkınlığın hastalığa dönüşmesinde kritik bir rol oynuyor</strong></p>
<p>Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) gibi psikiyatrik rahatsızlıklarda genetik yatkınlığın rolü olduğunu ancak bunun kişinin kesinlikle hasta olacağı anlamına gelmediğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, yaşam tarzı ve stres yönetiminin genetik yatkınlığın hastalığa dönüşmesinde kritik bir rol oynadığını vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, OKB&#8217;li kişilerde serotonin ve dopamin genlerinin farklı çalıştığını ifade ederek, &#8220;Bu kişilerde serotonin geninde &#8216;SS aleli&#8217; dediğimiz kısa alel bulunuyor. Bu durum, beynin stres altında yeteri kadar serotonin üretememesine neden oluyor. Normal şartlarda sorun olmasa da kronik stres durumunda bu genetik algoritma iyi çalışmıyor ve serotonin seviyesi düşerek kişiyi depresyona daha yatkın hale getiriyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>OKB&#8217;de de genetik yatkınlık var</strong></p>
<p>OKB&#8217;de de genetik yatkınlık olduğunu, bedensel hastalıklarda olduğu gibi psikiyatrik hastalıklarda da genetik farklılıkların ve stresin önemli rol oynadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Stres altında bir kişi şizofren olurken, diğeri OKB, bir başkası ise depresyon yaşayabiliyor. Bunun nedeni işte bu genetik farklılıklardır.&#8221; dedi.</p>
<p>Hafif ve kontrol edilebilen vesveselerin (takıntılı düşüncelerin) insanı sorgulamaya ve eleştirel bakmaya iterek doğru kararlar almasına yardımcı olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8221; Hafif bir vesvese faydalıdır. Buna vesvese dememek lazım, düşünce tekrarı veya ruminasyon denebilir. Bu bir sorgulamadır ve insanın araştırmasına, teyit etmesine yol açar.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ergenlik döneminde yaşanan takıntılar ve &#8220;geliştiren travma&#8221;…</strong></p>
<p>Ergenlik döneminde yaşanan takıntıların, doğru yönetildiğinde kişinin psikolojik savunmalarını güçlendirici, ego gücünü ve psikolojik dayanıklılığını artırıcı bir etkisi olabileceğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, bu durumu &#8220;geliştiren travma&#8221; olarak adlandırdı. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kişi o takıntılı düşünceleri, aklın geveze olduğu haldeki temelsiz düşünceleri iyi yönetirse, bu onun için bir stres olur ve bu sıkıntıdan güçlenerek çıkar. Bu nedenle obsesyon ya da kaygı dediğimiz stresli düşünceler olduğunda, ondan kaçmak ya da onunla savaşmak yerine, onunla birlikte yürümeyi tavsiye ediyoruz. O zaman bu düşünceler, kişinin amacına hizmet eden birer araç haline gelir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Sınav kaygısı ve takıntı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sınav gibi durumlarda ortaya çıkan takıntılara yönelik pratik çözüm önerileri de sunarak, &#8220;Sınavlarda bir öğrenci, çok basit bir ayrıntıya takılıp çözemediği için bildiği birçok soruyu yapamayabilir. Böyle durumlarda, çözemediği sorunun yanına bir işaret koyup, önce çok iyi bildiklerini çözmesini öneriyoruz. Daha sonra kalan zamanda başa dönüp, aklına ilk gelen doğru cevabı işaretlemesi genellikle daha başarılı sonuçlar verir. Çünkü genellikle insanın aklına ilk gelen düşünce doğrudur. Bu durumda takıntı, kişinin daha az hata yapmasına bile sebep olabilir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kültürel ve dini faktörlerin obsesyonlara etkisi</strong></p>
<p>Takıntıların türlerinin kültürlere, zaman ve şartlara göre değişebildiğini, bazı kültürlerin ve katı inanış sistemlerinin dini obsesyonları destekleyebileceğini ve aşırı suçluluk duygularını uyararak kişileri işlevsiz hale getirebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Her şey dozunda güzeldir. Dozunda ayarlanan her şey ilaçtır. Dozunu kaçırdığınız zaman en güzel ilaç bile zehre dönüşebilir. Obsesyonda da dozunda düşünürseniz, insanı hedefine götürebilir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>OKB tedavisindeki gelişmeler</strong></p>
<p>OKB tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler kaydedildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, dirençli vakalarda beyin haritalaması yaptıklarını ve beynin belirli bölgeleri arasındaki bağlantı bozukluklarını tespit ettiklerini söyledi.</p>
<p>&#8220;Bu kişilerin beyninin karar verme bölgesiyle görüntü işleme bölgesi arasında bozukluk olduğunu görüyoruz. Tedaviyi de bu bölgelere yönelik planlıyoruz.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, manyetik uyarım tedavisi (TMU) gibi yöntemlerle beynin ilgili bölgelerine provokasyon yapılarak ve hastanın obsesyonlarını hayal etmesi sağlanarak tedavi uyguladıklarını belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu tedavi sırasında beynin o bölgesindeki reseptör duyarlılığını değiştiriyoruz. Beyindeki iyon kanalları, sodyum, potasyum, kalsiyum reseptörleri pompa gibi çalışarak sinir iletisini ve enerji akışını düzenliyor. Manyetik uyarımla bu sistemi etkileyebiliyoruz.&#8221; diye ekledi.</p>
<p><strong>Modern yöntemlerle tedavide başarılı sonuçlar alınıyor</strong></p>
<p>Modern tedavi yöntemleriyle 15-20 yıl öncesine göre çok daha başarılı sonuçlar aldıklarını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Yoğun bir tedavi süreci gerekiyor. Genellikle birkaç hafta klinik tedavi ve ardından yakın takip önemli. Beyindeki yolların normale dönmesi en az 6 ay sürüyor. Hasta tedavi disiplinine uyarsa, 6 ay içinde hastalık şiddeti yüzde 100&#8217;den yüzde 20-30 seviyelerine düşebiliyor. Bu, kabul edilebilir bir sınırdır ve yüzde 60-70 düzelme bile büyük bir başarıdır.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, OKB&#8217;nin eskiden psikiyatrinin en zorlandığı alanlardan biri olduğunu ancak günümüzde DNA analizi (genotipleme) ve üçlü tedavi protokolleri (ilaç, manyetik uyarım, psikoterapi) gibi yöntemlerle çok daha etkili tedaviler sunabildiklerini belirtti.</p>
<p><strong>Sosyal medya fiziksel görünümle ilgili takıntıları tetikliyor</strong></p>
<p>Sosyal medyanın özellikle fiziksel görünümle ilgili takıntıları tetiklediğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kişiler moda dergilerine, modellere bakıyor ve çoğu zaman oynanmış, yapmacık görsellerle kendilerini kıyaslıyorlar. Bu durum, &#8216;Ben niye böyle değilim? Ben de böyle olmalıyım&#8217; düşüncesini doğuruyor. Popüler kültür de haz, başarı ve fiziksel görünümü yücelterek bu durumu besliyor. Hollywood kültürü, sosyal medya aracılığıyla insanların zaaflarını kullanarak onları manipüle ediyor.&#8221; şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-hafif-bir-vesvese-faydalidir-623834">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Hafif bir vesvese faydalıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Ali Yalçın Hangi Narkozun Etkisinde Konuşuyor!”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ali-yalcin-hangi-narkozun-etkisinde-konusuyor-623823</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 10:08:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[etkisinde]]></category>
		<category><![CDATA[konuşuyor]]></category>
		<category><![CDATA[narkozun]]></category>
		<category><![CDATA[yalçın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623823</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ali Yalçın'a tepkiler artıyor! Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu İzmir İl Başkanı Barış Düdü, konu hakkında bir açıklama yaparak, "Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın’ın kamuoyuna yansıyan açıklamalarını ibretle takip ediyoruz!" dedi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ali-yalcin-hangi-narkozun-etkisinde-konusuyor-623823">“Ali Yalçın Hangi Narkozun Etkisinde Konuşuyor!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ali Yalçın’a tepkiler artıyor! Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu İzmir İl Başkanı Barış Düdü, konu hakkında bir açıklama yaparak, “Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın’ın kamuoyuna yansıyan açıklamalarını ibretle takip ediyoruz!” dedi.</p>
<p>İşte o açıklama</p>
<p><b>Cumhuriyete “Narkoz” demek “Sevr” ile aynı çizgiye düşmektir!</b></p>
<p>“Bu cumhuriyetin hangi koşullarda, nasıl bir yokluk ve yoksulluk içinde, emperyalizme karşı verilmiş destansı bir mücadeleyle kurulduğunu bilerek çarpıtıyorsunuz. Bu ülke, Sevr’i dayatanların parçalamak istediği bir coğrafyadan, halkın kendi iradesiyle ayağa kalkarak var edilmiştir. Bugün Cumhuriyet’e “narkoz” diyen bir anlayış, bilinçli şekilde o gün bu millete Sevr’i reva görenlerle aynı zihinsel çizgiye düşmektedir. Siyasi iktidarla birlikte hareket ederek Cumhuriyet değerlerine karşı gerici bir hatta birleştiğiniz açıktır. Bu duruş ne sendikacılıkla ne de kamu emekçisinin hakkını savunmakla bağdaşır. Kamu emekçilerinin haklarını savunmakla yükümlü bir konfederasyonun başında bulunan bir kişinin, toplumu ayrıştıran, kutuplaştıran ve siyasal iktidarın diliyle birebir örtüşen ifadeler kullanması kabul edilemez. “Anadolu 100 yıllık narkozdan çıkıyor” şeklindeki sözler, Cumhuriyetimizin kuruluşunu ve onun aydınlanmacı değerlerini hedef almakta; Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde verilen bağımsızlık mücadelesini yok saymaktadır. Bu ifadeler, sadece tarih bilincinden uzak değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in temel kazanımlarına açık bir saldırıdır. Türkiye Cumhuriyeti, bir “narkoz” dönemi değil; aksine bağımsızlığın, laikliğin, çağdaşlaşmanın ve halk egemenliğinin tesis edildiği bir aydınlanma devrimidir. Bu gerçeği çarpıtanlar, ya tarih bilmemekte ya da bilinçli bir şekilde Cumhuriyet değerlerini hedef almaktadır. Sendikacılık; iktidara yakınlık yarışına girmek, toplumu ayrıştırmak ya da ideolojik dayatmalar yapmak değildir. Sendikacılık; emeğin hakkını savunmak, tüm kamu çalışanlarını ayrım gözetmeksizin temsil etmek ve demokratik değerleri korumaktır”</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/ali-yalcin-hangi-narkozun-etkisinde-konusuyor-0-MQfIsgtq.jpeg"/></p>
<p><b>İzin vermeyeceğiz!</b></p>
<p>“Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu olarak altını çiziyoruz: Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; Cumhuriyet’in kurucu değerlerine sahip çıkan, toplumsal birliği güçlendiren ve emek mücadelesini büyüten bir anlayıştır. Bizler, Atatürk ilke ve devrimlerinin ışığında, laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti mücadelesinden asla vazgeçmeyeceğiz. Cumhuriyet’i hedef alan her türlü söylemin karşısında durmaya, kamu emekçilerinin onurlu mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/ali-yalcin-hangi-narkozun-etkisinde-konusuyor-1-WduTmYRP.jpeg"/></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ali-yalcin-hangi-narkozun-etkisinde-konusuyor-623823">“Ali Yalçın Hangi Narkozun Etkisinde Konuşuyor!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağrısı çok, tanısı geç hastalık!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-623814</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 08:22:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[endometriozis]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[geç]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tanısı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[usta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis, ülkemizde üreme çağındaki 2 milyonu aşkın kadını, bir başka deyişle her 10 kadından birini etkileyen ve bazen organ kayıplarına ya da anneliğe engel olan önemli bir hastalık.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-623814">Ağrısı çok, tanısı geç hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis, ülkemizde üreme çağındaki 2 milyonu aşkın kadını, bir başka deyişle her 10 kadından birini etkileyen ve bazen organ kayıplarına ya da anneliğe engel olan önemli bir hastalık. Rahim iç dokusunun rahim dışına yayılmasıyla gelişen bu hastalık, farklı rahatsızlıklarla karıştırıldığı için tanısı çoğu zaman gecikiyor bazen yıllarca tanı konulamayabiliyor. </p>
<p>İşte, Mart ayı-Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde “Olağan Şüpheli: Endometriozis” etkinliği düzenlendi. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen söyleşinin moderatörlüğünü <strong>Sunucu ve televizyon programcısı Esra Erol</strong> yaptı. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta,</strong> yıllarca teşhis konulamamasından dolayı, kadınlarda gelişebilen infekritilite (kısırlık) başta olmak üzere böbrek kaybına kadar ilerleyen önemli ve ciddi hastalığa, tedavisindeki en yeni yöntemlere yönelik önemli bilgiler verdi. Hastalar da geç tanı, şiddetli ağrılar ve zorlu süreçlerini içtenlikle paylaştı.</p>
<p>Söyleşinin ardından atölye çalışmasında katılımcılar hep birlikte, Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında bahar çiçeklerinden süsler hazırladılar. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Taner Usta: “Hastalık her 10 kadından 1’ini etkiliyor”</strong></p>
<p><strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta</strong>, dünyada çok yaygın bir hastalık olan endometrioze tanı konulmasının çok uzun yıllar alabildiğini beirterek şöyle konuştu: “<strong>Rahmin iç zarının olmaması gereken yere yerleşip özellikle de yumurtalıklara yerleşip, bazen de komşu organlara yerleşip çok ciddi ağrılarla seyredebilen, kısırlık yapabilen ve kadınların 20’li ve 30’lu yaşlarında ortaya çıkabilen bir hastalık olmasıyla da önem arz ediyor. 10 kadından 1 tanesini etkileyen bir riskten bahsediyoruz. Kontrole kadın doğum uzmanına gitmeli ve akla özellikle çikolata kisti hastalığı geliyorsa bu konuyla ilgilenen kadın doğum uzmanının görmesi çok önemli. İlerleyince hastalık rahim, tüpler, yumurtalıklar bir çok yeri çok etkilemiş oluyor. Bu grup hastada işimiz çok zor. Zaten aslında bu farkındalık etkinliklerinin en önemli amacı; erken tanı koyalım, tedaviyle ilgili fırsat zamanını kaçırmayalım.”</strong></p>
<p>Endometriozisin yol açtığı ağrıların, başka hastalıklarda da görülebildiğini belirten Prof. Dr. Taner Usta, bu nedenle tanı konulmasında gecikme yaşanabildiğini vurguladı: <strong>“Karındaki ağrılar birçok hastalıkta görülebiliyor. Mesela bel fıtığı hastalığıyla karışabiliyor veya hassas bağırsak sendromu ile karışabiliyor. Ama pelvik bölgede bir kadında adetlerle bağlantılı veya yumurtlamayla bağlantılı eğer bir ağrı durumu varsa mutlaka akla endometriozis gelmeli. Birçok durumda da karşımıza endometriozis  çıkıyor.” </strong></p>
<p>Prof. Dr. Taner Usta tedaviye yönelik şu bilgileri verdi: <strong>“Tedavide ilaç tedavilerinden çok faydalanıyoruz. Endometriozis eğer yumurtalık rezervini azalttıysa yumurtaları dondurma veya embriyo dondurma gibi tedavi seçeneklerini mutlaka düşünüyoruz ve hastayla tartışıyoruz. Özellikle çok derin tutulumlar, organları tehdit eden tutulumlar var veya şüpheli bir görüntü varsa da böyle bir durumda cerrahi tedaviye başlıyoruz.”</strong> </p>
<p><em><strong>Esra Erol: “Endometriozisi de toplumda yüksek sesle konuşabilmeliyiz”</strong></em></p>
<p>Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen söyleşinin 2. kez moderatörlüğünü yapan <strong>Sunucu ve televizyon programcısı Esra Erol</strong> da; endometriozis hastalığı konusunda toplumsal farkındalık oluşmasının son derece önemli olduğunu vurguladı. Erol şöyle konuştu: </p>
<p><strong>“Kadın hastalıklarına dair toplumda çok yüksek sesle konuşamıyoruz. Bunun tabi kültürel yapıdan, kadının toplumdaki yerinden ve halk arasındaki önyargılardan kaynaklandığını düşünüyorum. Bazı hastalıklarda olduğu gibi bence endometriozisi de yüksek sesle konuşmalıyız.”</strong></p>
<p>Kadınların yaşamını kabusa çevirebilen bu hastalığa yönelik toplumsal farkındalık oluşturabilmek için katkıda bulunmaya özen gösterdiğini vurgulayan Erol, sözlerine şöyle devam etti: “<strong>Bulunduğum konum itibariyle de bu konuda bir farkındalık yaratabiliyorsak ne mutlu. Çünkü halk arasında endometriozis ile ilgili bu hastalığı bilmeyen insanlar genelde şunu söylüyorlar; ‘yaa ne kadar nazlı niyazlı, sanki ağrıları birazcık abartıyor, sanırım senin ağrılarının bir psikolojik karşılığı var’ Aslında böyle değil, çok ciddi bir hastalık. Biz bu hastalığı ne zaman yüksek sesle konuşur farkında olursak sanırım erken teşhis ve tanı ve sürecin anlaşılmasını sağlayabiliriz.”</strong></p>
<p> </p>
<p><em><strong> “7 yılda tanı aldım, keşke daha önce bilseydim”</strong></em></p>
<p><em>Etkinlikte konuşan <strong>48 yaşındaki Aygen Yapıcıkardeşler</strong> de hastalığına 7 yıl tanı konulmadığını belirterek, bir yıl önce, bağırsağında da görülen ‘bağırsak endometriozisi’ tanısı aldığını söyledi. Bağırsağında 4,5 santimlik endometriozis nedeniyle geçtiğimiz ay Prof. Dr. Usta’ya ameliyat olan Yapıcıkardeşler, tanı konulana kadar yaşadığı zorlu süreci şöyle anlattı: </em></p>
<p><em><strong>“Bundan 8 sene kadar önce sol tüpümde tıkanıklık olduğu fark edildi, fakat o zaman teşhis konulmadı. Endometriozis kelimesini de aslında çok yakın bir zamanda duydum. 2024’ün Aralık ayında yaptırdığım check-upta doktorlarımdan bir tanesi ‘çikolata kisti ama bu endometriozis olabilir’ dedi. Benim için kistti, çok bir şey ifade etmiyordu açık söyleyeyim bu konuda tabiri caizse cahil olduğumu düşünüyorum. Bu kelime ‘kist’ demek ki dedim ve çok önemsemedim ama doktorum üzerine gitti, 3 ay sonra tekrar kontrole çağırdı. Başka bir şikayetim var mı anlamaya çalıştı ama ben yine aynı şekilde rahimle bağırsak arasında bu kadar büyük bir ilişki olduğunu bir kadın olarak bilmiyordum. Benim teşhisim Derin Endometriozis olarak konuldu</strong> <strong>ama bağırsak endometriozisydi asıl, evet rahimde endometriozis vardı ama bağırsağa da sıçramıştı. Teşhis konulduğunda 4,5 cm kadar bağırsakta endometriozis vardı”</strong></em></p>
<p><em>48 yaşında olduğunu ve her yıl check-up yaptırdığını belirten Yapıcıkardeşler, 8 yıl önce başlayan sorunlarına ancak bir yıl önce tanı alabildiğinden yakındı: “</em></p>
<p><em><strong>“Yaptırdığım checkuplarda sol tüpümün tıkalı olduğu fark edildi amaı teşhis 8 yıl önce konulmadı. Dolayısıyla ben endometriozis kelimesini 8 yıl önce değil, son 1 sene içerisinde yaptığım görüşmelerde duydum. Bir ay önce olduğum ameliyatın sonucunda da aslında o tarihte tüpümün tıkalı olmasının sebebinin de endometriozis olduğu çok yeni ortaya çıkmış oldu. Belki 8 sene önce tanı konulsaydı farklı bir tedavi uygulanırdı, bağırsak yoluna gitmezdi, bağırsak endometrizoisi olarak sçırmayıp medikal tedaviyle sonuçlanırdı belki de.”</strong></em></p>
<p><em><strong>“Hamileliğimin 30. Haftasında aldığım haberle şok oldum”</strong></em></p>
<p>Bir bebek annesi olan 28 yaşındaki Öykü Güncan da hiçbir şikayeti yokken 2023 yılında rutin kontrolde endometriozis tanısı aldığını ama bunu önemsemediğini söyledi. Evlendikten haftalar sonra çikolata kistinin patlamasıyla acil ameliyata alınan Güncan, hamileliğinde yaşadığı şoku da şöyle paylaştı: </p>
<p><strong>“Herhangi bir sorun yok diye düşünüyorduk fakat çikolata kisti büyümeye devam etmiş içerde. Kist hamile kalınca da büyümeye devam etti ve doktorum, o süreci takip eden doktorum yani sorun yaratmadı en başta ama 30. Haftaya geldiğimizde ‘bu şekilde doğum yaptıramayacağım dedi. Daha sonra yeni bir doktor arayışına girdik ve Taner hocayı bulduk, sağ olsun kabul etti bizi.” </strong></p>
<p>Prof. Dr. Taner Usta tarafından yakın klinik izleme alınan Güncan, doğuma kadar da herhangi bir müdahale yapılmadan izlendi. 30 haftalıkken 6 santim olan endometriozisin doğumda 8 santime ulaştığı görüldü. Bebeğini dünyaya getirmek için sezaryen ameliyatı olan Öykü Güncan’ın ameliyat sırasında çikolata kistinin içi boşaltıldı.. Bebeğine kavuşan Öykü Güncan, endometriozisin oluşturduğu sağlık sorunundan da kurtuldu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-623814">Ağrısı çok, tanısı geç hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 08:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acıyı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dokusu]]></category>
		<category><![CDATA[durumlar]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[hissetmiyor]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623811</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beyin, vücudun en hayati ve en karmaşık organlarından biri. Tüm hareketleri ve düşünceleri yönetir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811">Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beyin, vücudun en hayati ve en karmaşık organlarından biri. Tüm hareketleri ve düşünceleri yönetir. Ağrıyı algılasa da kendi dokusu ağrı hissetmez. Beyin cerrahisinin de ileri düzey uzmanlık ve titizlik gerektirdiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Günümüzde beyin cerrahisinde en sık ameliyat gerektiren durumlar; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri ve beyin damar hastalıklarıdır. Ağrıyı algılayan merkez olmasına rağmen beyin dokusunun kendisinin ağrı hissetmemesi, bazı cerrahi aşamaların hastanın konforu korunarak farklı şekillerde yapılabilmesine imkân tanır” ifadelerini kullandı.</strong></p>
<p>Beyin dokusunun ağrı hissetmemesi, bazı ameliyatların hastanın uyanık olduğu şekilde planlanabilmesini de mümkün kılar. Ancak uyanık beyin ameliyatının sanıldığı gibi yeni bir yöntem olmadığını, kökeninin 1970’lere uzandığını ve uzun yıllardır uygulandığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Beyin dokusu ağrıyı algılasa da kendisi ağrı hissetmez, buna karşılık cilt ve kafatası zarı ağrıya duyarlıdır. Bu nedenle bu bölgeler uyuşturularak ameliyatın belirli aşamaları yapılabilir. Özellikle konuşma ve hareket merkezlerine yakın tümörlerde hastanın tepkileri izlenerek ameliyat daha güvenli şekilde gerçekleştirilir. Bu süreç, ameliyatın belirli aşamalarında hastanın kontrollü şekilde uyandırılması ya da ameliyatın tamamen uyanık olarak gerçekleştirilmesiyle yönetilir. Ayrıca hasta bu süreçte herhangi bir ağrı hissetmez, anestezi uzmanları gerekli ayarlamaları yaparak konforu sağlar” dedi.</p>
<p><strong>Beyin ameliyatları titizlikle planlanmalı</strong></p>
<p>Beyin cerrahisinde ameliyat kararı verilirken birçok unsurun birlikte değerlendirildiğini vurgulayan Kaya, “Örneğin bir tümör söz konusuysa, kitlenin bulunduğu yer, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve yol açtığı şikâyetler dikkate alınarak en uygun tedavi planı belirlenir. Günümüzde cerrahi müdahale gerektiren durumlar incelendiğinde; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri, beyin içinde kanamaya yol açan durumlar ile beyin damar hastalıkları en sık karşılaşılan tablolar arasında yer alır. Bu hastalıkların bir kısmı doğuştan gelen damar yapısı farklılıklarından kaynaklanabilir. Beyin, oldukça hassas bir yapıya sahip olduğundan ve çevresindeki dokuların karmaşıklığı nedeniyle bu alandaki ameliyatlar dikkatli bir planlama gerektirir. Bu nedenle iyi kurgulanmış bir cerrahi yaklaşım büyük önem taşır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Her beyin tümöründe ve kanamasında cerrahi gerekmez</strong></p>
<p>Cerrahinin fayda sağlamayacağı durumlar olduğunu da belirten Kaya, “Gerek beyin tümörlerinde gerekse beyin kanamalarında tedavi kararı hastalığın türüne ve seyrine göre belirlenir. Bazı tümörler bulundukları bölgede sınırlı kalır ve şikâyete yol açmaz ise cerrahi yerine düzenli takip yeterli olabilir. Ancak bazı tümörler normal beyin dokusuyla iç içe olduğu için tamamen çıkarılamaz ve biyopsi ile tanıyı netleştirdikten sonra uygun tedavi seçilir. Öte yandan cerrahinin kaçınılmaz olduğu durumlarda amacımız, tümörü güvenli şekilde çıkarırken sağlıklı beyin dokusunu korumaktır. Benzer şekilde beyin kanamalarında da her zaman ameliyat gerekmez, bazı hastalar yakından izlenebilir. Ancak kanama beyne baskı yapıyor ve hayati risk oluşturuyorsa, bu durumda acil cerrahi hayat kurtarıcıdır” dedi.</p>
<p>          </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811">Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-2-623777</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 07:38:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[konuşuldu]]></category>
		<category><![CDATA[miyopi]]></category>
		<category><![CDATA[optik]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığının]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623777</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’de düzenlenen Optic World Fuarı’nda uzmanlar, özellikle çocuklarda hızla artan miyopi vakalarına dikkat çekerek erken teşhis, düzenli muayene ve yeni nesil optik çözümlerin önemini vurguladı. Ayrıca miyopinin küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunun altı çizildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-2-623777">Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’de düzenlenen Optic World Fuarı’nda uzmanlar, özellikle çocuklarda hızla artan miyopi vakalarına dikkat çekerek erken teşhis, düzenli muayene ve yeni nesil optik çözümlerin önemini vurguladı. Ayrıca miyopinin küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunun altı çizildi.<br />İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde 27-29 Mart tarihlerinde İZFAŞ tarafından gerçekleştirilen Optic World İzmir &#8211; 3. Optik, Gözlük, Oftalmoloji ve Teknolojileri Fuarı, ticari kimliğinin yanı sına sektör profesyonellerini ve akademisyenleri bir araya getiren söyleşilerle de ilgi gördü. <br />Alanında uzman isimlerin katılımıyla düzenlenen oturumlarda, özellikle çocuklarda ve gençlerde giderek artan miyopi vakalarına dikkat çekildi. Miyopinin yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğu vurgulanırken, günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30&#8217;unu etkileyen ve 2050 yılına kadar yüzde 50’sini etkilemesi öngörülen bu sorunda erken teşhisin ve düzenli göz muayenesinin önemi vurgulandı.</p>
<p><strong>“İçinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiriyor”</strong><br />Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren İzmir Ekonomi Üniversitesi Optisyenlik Programı Öğretim Üyesi ve İzmir Optisyen ve Gözlükçüler Odası (İZOGO) Eğitim Komisyonu Başkanı Dr. Hasan Durmuş, “Optic Fuarı ilk düzenlendiğinde temel hedefimiz sektör paydaşlarını bir araya getirmekti. Bugün ise bu yapıyı daha da genişleterek eğitimcileri, üreticileri ve üniversiteleri aynı çatı altında buluşturuyoruz” dedi. <br />İzmir Gözlükçüler Odası Eğitim Komisyonu ile birlikte dünyadaki gelişmelere ve yeniliklere uyum sağlayabilecek başlıkları programa dahil ettiklerini belirten Durmuş, yapay zekanın çağın dönüşümünde belirleyici bir rol oynadığını vurguladı. Durmuş, “Tıpkı matbaanın icadı gibi, yapay zeka da içinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiren bir kırılma noktası. Optik sektörü de bu dönüşümden etkileniyor. Bu nedenle dijital ölçümleme teknolojilerinden miyopinin küresel ölçekteki durumuna ve ekonomik etkilerine, optisyenlik sektöründe  ön muhasebe süreçlerinden ülkemizde görme sağlığı alanında yapılan iyileştirmelere kadar pek çok başlığı akademik programımız kapsamına aldık” diye konuştu.</p>
<p><strong>Erken teşhisin önemi anlatıldı</strong><br />Miyopi ve bir çocuğun henüz miyop olmadığı ancak göz yapısının miyopiye dönüşme riskinin yüksek olduğu erken dönem olan premiyopi konusunun ele alındığı ilk oturum, İzmir Tınaztepe Üniversitesi Özel Galen Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Oya Dönmez tarafından gerçekleştirildi. Dönmez, “Miyopi, günümüzde yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte hızla artan ve toplum sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu. Özellikle çocukluk çağında başlayan miyopinin görülme sıklığı, her geçen yıl artıyor. Uzun süreli yakın mesafe çalışmaları, dijital ekran kullanımının artışı ve açık havada geçirilen sürenin azalması, miyopinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor” ifadelerini kullandı.<br />Erken teşhisin kritik önem taşıdığını vurgulayan Dönmez, “Miyopi ne kadar erken yaşta başlarsa ilerleme riski o kadar artar. Bu nedenle düzenli göz muayeneleri ile hastalığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Özel tasarımlı gözlük camları, miyopi kontrolüne yönelik kontakt lensler ve yaşam tarzı değişiklikleri ile miyopinin ilerlemesini yavaşlatmak mümkün. Özellikle çocukların açık havada daha fazla zaman geçirmesi koruyucu bir etki sağlıyor” diye konuştu.<br />Miyopinin tedavi edilmemesi durumunda ortaya çıkabilecek sonuçlara da dikkat çeken Dönmez, “İlerleyen miyopi, retina hastalıkları ve ciddi görme kayıpları gibi komplikasyonlara yol açabilir. Bu durum sağlık sistemleri üzerinde de ciddi bir ekonomik yük oluşturur” sözleriyle konunun küresel boyutuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Miyopi yönetiminde optik çözümler her geçen gün daha da gelişiyor</strong><br />Miyopi yönetiminde optik çözümlerin hızla geliştiğini belirten Hoya Vision Care Satış Geliştirme Müdürü Begüm Çankırlı, özellikle çocuklarda miyopi ilerlemesini yavaşlatmak için geliştirilen DIMS teknolojisinin bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış yenilikçi bir yaklaşım sunduğunu ifade etti. Çankırlı, merkezi net görüşü korurken çevresel defokus oluşturarak göz uzamasını kontrol etmeyi hedefleyen bu tasarımın, miyosmart camlarla yapılan klinik çalışmalarda miyopi ilerlemesini anlamlı ölçüde yavaşlattığını vurguladı. Çankırlı, günümüzde yalnızca görme kusurunu düzeltmenin değil, miyopiyi yönetmenin de optik sektörünün temel sorumluluklarından biri olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>“2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor”</strong><br />“Miyopi Yönetiminde Kullanılan Kontak Lensler” konulu oturumda konuşan Johnson &#038; Johnson Vision Care Acuvue’den Fatih İbiş, “Miyopi yönetiminde kontakt lens teknolojileri son yıllarda önemli bir gelişim gösterdi. Özellikle miyopi kontrolüne yönelik tasarlanan özel lensler, yalnızca görme düzeltmesi sağlamakla kalmayıp miyopinin ilerlemesini yavaşlatmaya da katkı sunuyor” dedi. Miyopinin küresel ölçekte artışına dikkat çeken İbiş, “Bugün geldiğimiz noktada, 2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor. Bu tablo, miyopi yönetimini bireysel bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp küresel bir sağlık önceliği haline getiriyor. Bu nedenle erken müdahale, doğru ürün seçimi ve düzenli takip süreçleri her zamankinden daha kritik bir rol oynuyor” ifadelerini kullandı.<br />Program kapsamında ayrıca, optisyenler ile göz hekimleri arasındaki iş birliğinin önemi vurgulandı. Görme sağlığında sürdürülebilir başarı için multidisipliner yaklaşımın gerekliliği dile getirilirken, yeni nesil ölçüm teknolojileri ve kişiselleştirilmiş çözümler de sektörün geleceğine ışık tutan başlıklar arasında yer aldı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-2-623777">Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyada Yılda 2 Milyon, Ülkemizde 22 Bin Kişi Kolon Kanseri Oluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunyada-yilda-2-milyon-ulkemizde-22-bin-kisi-kolon-kanseri-oluyor-623771</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 07:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[22]]></category>
		<category><![CDATA[50 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser Riski]]></category>
		<category><![CDATA[kişi]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623771</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolorektal kanser, küresel çapta en yaygın kanser türlerinden biri olarak gösteriliyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon yeni vaka görülürken, ülkemizde yılda yaklaşık 22 bin kişi bu hastalıkla karşı karşıya kalıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-yilda-2-milyon-ulkemizde-22-bin-kisi-kolon-kanseri-oluyor-623771">Dünyada Yılda 2 Milyon, Ülkemizde 22 Bin Kişi Kolon Kanseri Oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolorektal kanser, küresel çapta en yaygın kanser türlerinden biri olarak gösteriliyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon yeni vaka görülürken, ülkemizde yılda yaklaşık 22 bin kişi bu hastalıkla karşı karşıya kalıyor. Bu rakamlar, hastalığın özellikle 50 yaş üstü bireyleri etkilediğini gösterse de, 50 yaş altı genç yetişkinlerde de vaka sayısında belirgin bir artış görülüyor. Ülkemizde özellikle Kuzeydoğu Anadolu, Ortadoğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da hayat kaybı oranlarında artış gözleniyor. Kolon kanseri erken evrede tespit edildiğinde yüksek oranda tedavi edilebilir olmasına rağmen, geç teşhis durumunda ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bazı yaşam tarzı değişiklikleri ile kolorektal kanser riski %30-50 oranında azaltabiliyor ve erken tanı ile 5 yıllık sağkalım oranı %90&#8217;ın üzerine çıkabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alihan Gürkan, kolon kanserinin nedenleri, korunma yöntemleri ve tedavileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>50 yaş üstü kişilerin özellikle dikkat etmesi gerekiyor</strong></p>
<p>Kolorektal kanser, kalın bağırsak ve rektum hücrelerinin kontrolsüz büyümesiyle oluşur ve genellikle poliplerin zamanla kansere dönüşmesiyle başlar. Kesin nedeni tam bilinmese de, risk faktörleri arasında genetik yatkınlık, ileri yaş (özellikle 50 yaş üstü), sağlıksız beslenme, obezite, sigara ile alkol kullanımı, hareketsiz yaşam tarzı ve inflamatuar bağırsak hastalıkları (Crohn veya ülseratif kolit gibi) yer alır. Bu faktörler hücrelerde genetik değişikliklere yol açarak kanser gelişimini tetikleyebilir.</p>
<p><strong>Bu belirtileri görmezden gelmeyin</strong></p>
<p>Kolon kanserinin belirtileri genellikle erken evrede belirgin olmayabilir ve kişiden kişiye değişebilir, ancak yaygın olan belirtiler aşağıdaki gibidir;</p>
<ul>
<li>Dışkıda kan görülmesi</li>
<li>Bağırsak alışkanlıklarında değişiklik (ishal, kabızlık veya dışkı şeklinde incelme)</li>
<li>Karın ağrısı veya kramplar</li>
<li>Açıklanamayan kilo kaybı</li>
<li>Yorgunluk ve halsizlik </li>
</ul>
<p>Bu belirtiler fark edildiğinde doktora başvurmak önemlidir, çünkü erken tanı tedavi şansını artırır.</p>
<p><strong>Kolon kanserinden korunmak için bunlara dikkat edin;</strong></p>
<p>Kolorektal kanser büyük ölçüde yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir. Aşağıdaki maddeleri uygulayarak riskinizi önemli oranda azaltabilirsiniz:</p>
<ol>
<li><strong>Sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinin:</strong> Meyve, sebze ve tam tahıllar açısından zengin bir diyet uygulayın. Kırmızı et ve işlenmiş et tüketimini sınırlayın. Lifli gıdalar bağırsak sağlığını korur ve kanser riskini düşürür.</li>
<li><strong>Sigara ve alkolü bırakın</strong>: Sigara içmek kolorektal kanser riskini artırır. Alkol tüketimini minimuma indirin veya tamamen bırakın, çünkü bu maddeler bağırsak hücrelerine zarar verir.</li>
<li><strong>Kilonuzu kontrol altında tutun:</strong> Fazla kilolar, özellikle karın bölgesindeki yağlanma, kanser riskini yükseltir. İdeal kilonuza ulaşmak için dengeli beslenme ve hareketli bir yaşamı tercih edin.</li>
<li><strong>Düzenli egzersiz yapın:</strong> Haftada en az 150 dakika orta şiddette egzersiz bağırsak hareketlerini düzenler ve kanser riskini azaltır. Her gün 30 dakika yürümek bile faydalı olabilir.</li>
<li><strong>Tarama testlerini ihmal etmeyin:</strong> 45-50 yaşından itibaren düzenli kolonoskopi yaptırın. Erken evrede polip tespiti, kanserin önlenmesini sağlar. Aile öyküsü varsa daha erken başlayın.</li>
<li><strong>Su tüketimini artırın ve kabızlıktan kaçının:</strong> Bol su içmek ve düzenli tuvalet alışkanlığı edinmek bağırsak sağlığını korur. Kabızlık, uzun vadede risk yaratabilir.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-yilda-2-milyon-ulkemizde-22-bin-kisi-kolon-kanseri-oluyor-623771">Dünyada Yılda 2 Milyon, Ülkemizde 22 Bin Kişi Kolon Kanseri Oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-623759</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 07:22:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[konuşuldu]]></category>
		<category><![CDATA[miyopi]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[optik]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığının]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623759</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’de düzenlenen Optic World Fuarı’nda uzmanlar, özellikle çocuklarda hızla artan miyopi vakalarına dikkat çekerek erken teşhis, düzenli muayene ve yeni nesil optik çözümlerin önemini vurguladı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-623759">Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’de düzenlenen Optic World Fuarı’nda uzmanlar, özellikle çocuklarda hızla artan miyopi vakalarına dikkat çekerek erken teşhis, düzenli muayene ve yeni nesil optik çözümlerin önemini vurguladı. Ayrıca miyopinin küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunun altı çizildi.<br /> <br /> İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde 27-29 Mart tarihlerinde İZFAŞ tarafından gerçekleştirilen Optic World İzmir &#8211; 3. Optik, Gözlük, Oftalmoloji ve Teknolojileri Fuarı, ticari kimliğinin yanı sına sektör profesyonellerini ve akademisyenleri bir araya getiren söyleşilerle de ilgi gördü.<br /> Alanında uzman isimlerin katılımıyla düzenlenen oturumlarda, özellikle çocuklarda ve gençlerde giderek artan miyopi vakalarına dikkat çekildi. Miyopinin yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğu vurgulanırken, günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30&#8217;unu etkileyen ve 2050 yılına kadar yüzde 50’sini etkilemesi öngörülen bu sorunda erken teşhisin ve düzenli göz muayenesinin önemi vurgulandı.<br /> <br /><strong>“İçinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiriyor”<br /> </strong>Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren İzmir Ekonomi Üniversitesi Optisyenlik Programı Öğretim Üyesi ve İzmir Optisyen ve Gözlükçüler Odası (İZOGO) Eğitim Komisyonu Başkanı Dr. Hasan Durmuş, “Optic Fuarı ilk düzenlendiğinde temel hedefimiz sektör paydaşlarını bir araya getirmekti. Bugün ise bu yapıyı daha da genişleterek eğitimcileri, üreticileri ve üniversiteleri aynı çatı altında buluşturuyoruz” dedi.<br /> İzmir Gözlükçüler Odası Eğitim Komisyonu ile birlikte dünyadaki gelişmelere ve yeniliklere uyum sağlayabilecek başlıkları programa dahil ettiklerini belirten Durmuş, yapay zekanın çağın dönüşümünde belirleyici bir rol oynadığını vurguladı. Durmuş, “Tıpkı matbaanın icadı gibi, yapay zeka da içinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiren bir kırılma noktası. Optik sektörü de bu dönüşümden etkileniyor. Bu nedenle dijital ölçümleme teknolojilerinden miyopinin küresel ölçekteki durumuna ve ekonomik etkilerine, optisyenlik sektöründe  ön muhasebe süreçlerinden ülkemizde görme sağlığı alanında yapılan iyileştirmelere kadar pek çok başlığı akademik programımız kapsamına aldık” diye konuştu.<br /> <br /><strong>Erken teşhisin önemi anlatıldı<br /> </strong>Miyopi ve bir çocuğun henüz miyop olmadığı ancak göz yapısının miyopiye dönüşme riskinin yüksek olduğu erken dönem olan premiyopi konusunun ele alındığı ilk oturum, İzmir Tınaztepe Üniversitesi Özel Galen Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Oya Dönmez tarafından gerçekleştirildi. Dönmez, “Miyopi, günümüzde yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte hızla artan ve toplum sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu. Özellikle çocukluk çağında başlayan miyopinin görülme sıklığı, her geçen yıl artıyor. Uzun süreli yakın mesafe çalışmaları, dijital ekran kullanımının artışı ve açık havada geçirilen sürenin azalması, miyopinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor” ifadelerini kullandı.<br /> Erken teşhisin kritik önem taşıdığını vurgulayan Dönmez, “Miyopi ne kadar erken yaşta başlarsa ilerleme riski o kadar artar. Bu nedenle düzenli göz muayeneleri ile hastalığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Özel tasarımlı gözlük camları, miyopi kontrolüne yönelik kontakt lensler ve yaşam tarzı değişiklikleri ile miyopinin ilerlemesini yavaşlatmak mümkün. Özellikle çocukların açık havada daha fazla zaman geçirmesi koruyucu bir etki sağlıyor” diye konuştu.<br /> Miyopinin tedavi edilmemesi durumunda ortaya çıkabilecek sonuçlara da dikkat çeken Dönmez, “İlerleyen miyopi, retina hastalıkları ve ciddi görme kayıpları gibi komplikasyonlara yol açabilir. Bu durum sağlık sistemleri üzerinde de ciddi bir ekonomik yük oluşturur” sözleriyle konunun küresel boyutuna dikkat çekti.<br /> <br /><strong>Miyopi yönetiminde optik çözümler her geçen gün daha da gelişiyor<br /> </strong>Miyopi yönetiminde optik çözümlerin hızla geliştiğini belirten Hoya Vision Care Satış Geliştirme Müdürü Begüm Çankırlı, özellikle çocuklarda miyopi ilerlemesini yavaşlatmak için geliştirilen DIMS teknolojisinin bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış yenilikçi bir yaklaşım sunduğunu ifade etti. Çankırlı, merkezi net görüşü korurken çevresel defokus oluşturarak göz uzamasını kontrol etmeyi hedefleyen bu tasarımın, miyosmart camlarla yapılan klinik çalışmalarda miyopi ilerlemesini anlamlı ölçüde yavaşlattığını vurguladı. Çankırlı, günümüzde yalnızca görme kusurunu düzeltmenin değil, miyopiyi yönetmenin de optik sektörünün temel sorumluluklarından biri olduğunu belirtti.</p>
<p><strong> “2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor”<br /> </strong>“Miyopi Yönetiminde Kullanılan Kontak Lensler” konulu oturumda konuşan Johnson &#038; Johnson Vision Care Acuvue’den Fatih İbiş, “Miyopi yönetiminde kontakt lens teknolojileri son yıllarda önemli bir gelişim gösterdi. Özellikle miyopi kontrolüne yönelik tasarlanan özel lensler, yalnızca görme düzeltmesi sağlamakla kalmayıp miyopinin ilerlemesini yavaşlatmaya da katkı sunuyor” dedi. Miyopinin küresel ölçekte artışına dikkat çeken İbiş, “Bugün geldiğimiz noktada, 2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor. Bu tablo, miyopi yönetimini bireysel bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp küresel bir sağlık önceliği haline getiriyor. Bu nedenle erken müdahale, doğru ürün seçimi ve düzenli takip süreçleri her zamankinden daha kritik bir rol oynuyor” ifadelerini kullandı.<br /> Program kapsamında ayrıca, optisyenler ile göz hekimleri arasındaki iş birliğinin önemi vurgulandı. Görme sağlığında sürdürülebilir başarı için multidisipliner yaklaşımın gerekliliği dile getirilirken, yeni nesil ölçüm teknolojileri ve kişiselleştirilmiş çözümler de sektörün geleceğine ışık tutan başlıklar arasında yer aldı.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-623759">Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdi İbrahim Otsuka, Dünya Bipolar Günü&#8217;nde Sanatın Gücüyle &#8220;Anlamaya #ZamanAyır&#8221; Diyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-otsuka-dunya-bipolar-gununde-sanatin-gucuyle-anlamaya-zamanayir-diyor-623753</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 07:19:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[abdi]]></category>
		<category><![CDATA[bipolar]]></category>
		<category><![CDATA[brahim]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[otsuka]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623753</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ruh sağlığı alanındaki öncü çalışmalarıyla tanınan Abdi İbrahim Otsuka (AIO), 30 Mart Dünya Bipolar Günü’nde toplumun bipolar bozukluk ile yaşayan bireylere ve yakınlarına karşı geliştirdiği "çerçeveli" ve önyargılı bakış açısını değiştirmek için kapsamlı bir hareket başlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-otsuka-dunya-bipolar-gununde-sanatin-gucuyle-anlamaya-zamanayir-diyor-623753">Abdi İbrahim Otsuka, Dünya Bipolar Günü&#8217;nde Sanatın Gücüyle &#8220;Anlamaya #ZamanAyır&#8221; Diyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ruh sağlığı alanındaki öncü çalışmalarıyla tanınan Abdi İbrahim Otsuka (AIO), 30 Mart Dünya Bipolar Günü’nde toplumun bipolar bozukluk ile yaşayan bireylere ve yakınlarına karşı geliştirdiği &#8220;çerçeveli&#8221; ve önyargılı bakış açısını değiştirmek için kapsamlı bir hareket başlattı. Üç yıldır devam eden “Zaman Ayır” iletişimi kapsamında şekillenen kampanya, bu yıl bireylerin hastalıkla değil, toplumsal etiketlerle olan mücadelesine odaklanıyor.</p>
<p><strong>Görünmez Karmaşayı Sanatla Aralamak </strong></p>
<p>Kampanyanın merkezinde yer alan farkındalık filmi, dünyaca ünlü ressam Vincent van Gogh’un sanatsal dünyasından ilham alıyor. Filmde, bipolar bireylerin toplum içindeki günlük yaşamları, üzerlerindeki &#8220;kaotik karalama&#8221; efektleriyle betimleniyor. Bu efektler, toplumun bireylere dayattığı stigmaları ve &#8220;çerçeveli&#8221; bakış açısını temsil ediyor. Van Gogh’un fırça dokunuşuyla silinen bu karmaşa katmanı, yerini huzurlu ve sıradan insan hikayelerine bırakarak &#8220;insanı görmenin&#8221; önemini vurguluyor.</p>
<p><strong>Dijital Araçlarla Empati Köprüsü</strong></p>
<p><strong> </strong>Anlamaya #ZamanAyır&#8221; kampanyası sadece görsel bir anlatımla sınırlı kalmayıp, interaktif araçlarla toplumsal empatiyi güçlendirmeyi amaçlıyor:</p>
<ul>
<li><strong>Doğru Bilgiye Zaman Ayır: </strong>Uzman hekim videoları aracılığıyla bipolar bozukluk hakkında bilimsel ve güvenilir bilgiler sunuluyor.</li>
<li><strong>Hislerine Zaman Ayır: </strong>Bireylerin ve yakınlarının duygularını ifade edebileceği özel bir platform sunuluyor. Yapay zekâ teknolojisi kullanılarak, girilen bu duygular görsellere dönüştürülüyor ve ifade buluyor.</li>
<li><strong>Arama Motoru Önyargıları: </strong>Arama motorlarındaki damgalayıcı kalıpları (&#8220;Bipolar biriyle evlenilir mi?&#8221;, &#8220;Tehlikeli midir?&#8221; vb.) değiştirmek için doğru arama sorguları ve bilgilendirici içerikler sosyal medyada paylaşılıyor.</li>
</ul>
<p><strong>Görmezden Gelme, Anlamaya Zaman Ayır</strong></p>
<p>Abdi İbrahim Otsuka, ruhsal sağlık sorunları yaşayan bireylerin ve yakınlarının yalnız olmadığını hissettirmeyi görev ediniyor. Kampanya ile ilgili yapılan açıklamada, &#8220;Her gün yanından geçtiğimiz insanların görünmez karmaşasına yakından bakmak, önyargıların ötesine geçmek bizim elimizde. Anlamaya ayırdığımız her an, bir hayatı görünür kılar&#8221; mesajı veriliyor.</p>
<p>Daha fazla bilgi ve projenin interaktif deneyimine katılmak için <strong>zamanayir.gormezdengelmeyelim.com</strong> adresi ziyaret edilebilir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-otsuka-dunya-bipolar-gununde-sanatin-gucuyle-anlamaya-zamanayir-diyor-623753">Abdi İbrahim Otsuka, Dünya Bipolar Günü&#8217;nde Sanatın Gücüyle &#8220;Anlamaya #ZamanAyır&#8221; Diyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komplikasyon Sigortası Maddesine Yürütmeyi Durdurma!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/komplikasyon-sigortasi-maddesine-yurutmeyi-durdurma-623591</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 19:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[durdurma]]></category>
		<category><![CDATA[komplikasyon]]></category>
		<category><![CDATA[maddesine]]></category>
		<category><![CDATA[sigortası]]></category>
		<category><![CDATA[yürütmeyi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623591</guid>

					<description><![CDATA[<p>Komplikasyon Sigortası Maddesine Yürütmeyi Durdurma!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/komplikasyon-sigortasi-maddesine-yurutmeyi-durdurma-623591">Komplikasyon Sigortası Maddesine Yürütmeyi Durdurma!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Komplikasyon sigortasına yürütmeyi durdurma kararı.  TTB’nin, Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik’in İptali Talebiyle Açtığı Davada Komplikasyon Sigortası Maddesinin yürütmesi durduruldu.</p>
<p>Türk Tabipleri Birliği konu hakkında şu açıklamayı yaptı, “Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB), 26 Nisan 2025 tarihinde yayımlanan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik’in iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle açtığı davada ilk sonuç çıktı. Danıştay 10. Dairesi, 25 Aralık 2025 tarihli kararında; yönetmeliğin 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrasının (c) bendinde yer alan uluslararası sağlık turizmi kapsamında ameliyathane ortamında yapılacak cerrahi ve girişimsel işlemler için sağlık tesisi tarafından komplikasyon sigortası yaptırma zorunluluğuna ilişkin düzenlemenin yürütmesini oy çokluğu ile durdurdu. Malpraktis ve komplikasyon kavramlarının farklılığına atıf yapılarak dava konusu sigorta zorunluluğu düzenlemesinin komplikasyon zararlarına ilişkin olduğu belirtilen kararda, sigorta zorunluluğunun Anayasa’nın 48. maddesi ile koruma altına alınan çalışma ve serbest teşebbüs hürriyeti kapsamında olup ancak kanunla sınırlama yapılabileceği vurgulandı.</p>
<p><b>Danıştay içtihatları</b></p>
<p>“Yönetmelikte sağlık turizmi tanımı içinde kamu kurum ve kuruluşlarının da yer aldığına dikkat çekilen kararda, bu nedenle dava konusu düzenlemenin idarenin tazmin sorumluluğu çerçevesinde de incelenmesi gerektiği ifade edildi. <em>“</em>Danıştay içtihatlarında, sağlık hizmetinde idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için zararın idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerektiği, dolayısıyla kusur sorumluluğu ilkesi benimsenmiş olup, kusursuz sorumluluk ilkesine yer verilmemiştir<em>”</em> denilen kararda, komplikasyonun varlığı halinde kural olarak idarenin tazmin sorumluluğundan söz edilemeyeceğinin altı çizildi. Yönetmeliğin yetki unsuru yönünden tamamının, 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 5’inci maddesinin 1’inci fıkrası, 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrasının (a) ve (d) bentleri, 7’nci maddesinin 1’inci ve 2’nci fıkrası, 8’inci maddesinin 1, 2, 3 ve 4’üncü fıkraları, 11’inci maddesi, 13’üncü maddesinin 1’inci fıkrasının yürütmesinin durdurulması talepleri ise reddedildi. TTB Hukuk Bürosu, yürütmenin durdurulması taleplerinin reddedilmesi kararına karşı itiraz yoluna başvurdu. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/komplikasyon-sigortasi-maddesine-yurutmeyi-durdurma-623591">Komplikasyon Sigortası Maddesine Yürütmeyi Durdurma!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Birliği’nden Diş Hekimleri İçin Önemli Adım</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-birliginden-dis-hekimleri-icin-onemli-adim-623588</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 18:12:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hekimleri]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623588</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası, diş hekimlerinin 'hastane ortalamasından ek ödeme' hakkı ile ilgili kayıpları hakkında Sağlık Bakanlığı'na resmi başvuruda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birliginden-dis-hekimleri-icin-onemli-adim-623588">Hekim Birliği’nden Diş Hekimleri İçin Önemli Adım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Hekim Birliği Sendikası, şu açıklamayı yaptı, “Değerli Diş Hekimi Meslektaşlarımız, ADSH ve ADSM dışında kamu hastanelerinde görev yapan diş hekimlerimizin 7. Dönem Toplu Sözleşme ile elde ettiği “hastane ortalamasından ek ödeme” hakkının, 8. Dönem Kamu Görevlileri Hakem Kurulu Kararında yer almaması nedeniyle ciddi hak kayıpları oluşmuştur. Bu durum; </span><span> Gelirlerde ciddi düşüşe </span><span> Aynı işi yapan hekimler arasında eşitsizliğe </span><span> Anayasal “ücrette adalet” ilkesinin ihlaline yol açmaktadır. </span><span> Hekim Birliği, Sağlık ve Sosyal Hizmetler Çalışanları Sendikası olarak; </span><span> Sağlık Bakanlığı’na resmi idari başvuru yapılmış, </span><span> Aynı zamanda hukuki süreç başlatılarak mahkemede dava açılmıştır. Süreç, üyelerimizin haklarının korunması adına kararlılıkla ve tüm hukuki zeminlerde takip edilmektedir. </span><span> Talebimiz açıktır: Genel hastanelerde görev yapan kurum puan ortalamasının altında kalan tüm tıp ve diş hekimlerine, en az “hastane ortalaması” esas alınarak ek ödeme yapılması sağlanmalıdır. </span><span> Hekim Birliği olarak; Hiçbir üyemizin hakkının gasp edilmesine izin vermeyecek, süreci sonuna kadar sürdüreceğiz” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birliginden-dis-hekimleri-icin-onemli-adim-623588">Hekim Birliği’nden Diş Hekimleri İçin Önemli Adım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alerjiler kalp sağlığını etkileyebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alerjiler-kalp-sagligini-etkileyebilir-623501</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 09:13:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerjik]]></category>
		<category><![CDATA[alerjiler]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[etkileyebilir]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[sendrom]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623501</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vücut, farklı hastalıklara karşı çeşitli tepkiler geliştirebilen karmaşık bir yapıya sahip.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alerjiler-kalp-sagligini-etkileyebilir-623501">Alerjiler kalp sağlığını etkileyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Vücut, farklı hastalıklara karşı çeşitli tepkiler geliştirebilen karmaşık bir yapıya sahip. Öyle ki bağışıklık sisteminin verdiği tepkilerle kalp sağlığının kesiştiği durumlara da rastlanabiliyor. Kounis Sendromu’nun, bağışıklığın aşırı koruyucu tepkisinin kalbi zorlamasıyla ortaya çıktığını belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Alerjik bünyeye sahip olanlarda ya da bilinen kalp rahatsızlığı bulunan kişilerde ani gelişen reaksiyonlarla birlikte görülen göğüs ağrısı önem taşıyor. Erken tanı ve doğru müdahale ile kalıcı hasar riski en aza indirilebiliyor. Kalp ve bağışıklık sistemi birlikte çalıştığı için birinde yaşanan sorun diğerini de etkiliyor” dedi.</strong></p>
<p>Reçetesiz satılan bir ilaç, arı sokması ya da akşam yemeğinde tüketilen deniz ürünleri… Vücudun bu tür etkenlere verdiği alerjik yanıtın bazı durumlarda kalbi de etkileyebildiğini açıklayan Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Kounis Sendromu, alerjik veya aşırı duyarlılık reaksiyonları sırasında ortaya çıkan akut koroner sendrom olarak tanımlanır. Halk arasında alerjik kalp krizi ya da alerjik anjina olarak da bilinen bu tabloda, bağışıklık hücrelerinin aktive olmasıyla salınan bazı maddeler, kalp damarlarında spazma yol açabilir” dedi.</p>
<p><strong>Fındık, fıstık gibi yüksek alerjen içeren besinler tehlikeyi artırıyor</strong></p>
<p>Kounis Sendromu teşhisini zorlaştıran en önemli etkenin, alerji belirtileri ile kalp krizi semptomlarının iç içe geçmesi olduğunu vurgulayan Koylan, “Hastalarda göğüs ağrısı ve sıkışma hissi, nefes darlığı ve çarpıntı ile birlikte vücutta yaygın kaşıntı, kızarıklık veya kurdeşen görülebilir. Buna tansiyon düşüklüğü, bayılma hissi ya da bilinç kaybı da eşlik edebilir. Sendromu tetikleyen en yaygın unsurlar; antibiyotikler başta olmak üzere bazı ilaçlar, ağrı kesiciler ve kontrast maddeler, arı ve eşek arısı sokmalarıdır. Kabuklu deniz ürünleri, fındık ve fıstık gibi yüksek alerjen içeren besinler ile lateks alerjisi ya da bazı kimyasal maruziyetler de tetikleyici olabilir” dedi.</p>
<p><strong>Bazı vakalarda adrenalin hayat kurtarıyor</strong></p>
<p>Teşhis aşamasında EKG, troponin testleri ve bazı durumlarda ekokardiyografinin kullanıldığını açıklayan Koylan, “Tanıda en kritik nokta hastanın öyküsünde alerjen maruziyetinin olup olmadığının belirlenmesidir. Tedavi sürecinde ise hem alerjik reaksiyonun baskılanması hem de kalp damarlarının rahatlatılması gerekir. Şiddetli vakalarda adrenalin hayat kurtarıcı olabilirken, Tip I Kounis vakalarında damar spazmını artırabileceği için dikkatli kullanılmalı. Bu süreçte hipertansiyon ve damar sağlığına yönelik yaklaşımlar hastanın uzun dönem takibinde önemli rol oynar” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alerjiler-kalp-sagligini-etkileyebilir-623501">Alerjiler kalp sağlığını etkileyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nden Kadınlara Sağlık Eğitimi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmir-buyuksehir-belediyesinden-kadinlara-saglik-egitimi-623477</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 08:33:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başak]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlara]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yoga]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623477</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı iş birliğiyle, Efes Selçuk Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi’nde “Kadın Sağlığı: Fiziksel ve Mental Sağlığı Yoga ile Güçlendirme Eğitimi” düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-buyuksehir-belediyesinden-kadinlara-saglik-egitimi-623477">İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nden Kadınlara Sağlık Eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı iş birliğiyle, Efes Selçuk Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi’nde “Kadın Sağlığı: Fiziksel ve Mental Sağlığı Yoga ile Güçlendirme Eğitimi” düzenlendi. Kadınların yoğun ilgi gösterdiği eğitim hem bilgilendirici hem de uygulamalı içeriğiyle dikkat çekti.</p>
<p>Eğitim kapsamında ilk olarak Hemşire Gülseren Şentürk, katılımcılara kadın ve üreme sağlığı hakkında temel bilgiler aktardı. Ardından Sosyolog- Nefes Eğitmeni Raşide Başak, yoga ve sağlığa etkileri üzerine kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi.</p>
<p>Sağlığın yalnızca fiziksel iyilik haliyle sınırlı olmadığını vurgulayan Raşide Başak, bedensel, zihinsel ve ruhsal dengenin bir bütün olduğunu belirterek, “Gerçek anlamda sağlıklı olabilmek için zihin, ruh ve beden uyum içinde olmalıdır” dedi.</p>
<p>Modern yaşamın getirdiği yoğun tempo ve çoklu sorumlulukların kadınlar üzerinde ciddi bir yük oluşturduğuna dikkat çeken Başak, bu süreçte nefesin yüzeyselleştiğini, bunun da hem zihinsel yorgunluk hem de fiziksel ağrılara yol açtığını ifade etti. Yoga pratiğinin bu noktada denge kurmaya yardımcı olduğunu söyleyen Başak, “Yoga; birlik ve bütünleşme anlamına gelir. Zihin, beden ve ruh arasındaki uyumu nefes aracılığıyla kurar. Aynı zamanda bir farkındalık ve içe dönüş pratiğidir” diye konuştu.</p>
<p><b>YOGA STRES HORMONUNU AZALTIYOR</b></p>
<p>Düzenli yoga pratiğinin birçok faydası olduğunu belirten Başak, yoganın kas ve eklem esnekliğini artırdığını, duruş bozukluklarını düzelttiğini ve özellikle masa başında çalışanlar için önemli bir destekleyici olduğunu ifade etti. Başak bunun yanı sıra bağışıklık sistemini güçlendirdiğini, dolaşımı desteklediğini ve enerji seviyesini artırdığını dile getirdi.</p>
<p>Zihinsel etkilerine de değinen Başak, “Araştırmalar, düzenli yoga yapan bireylerde stres hormonunun azaldığını ve kaygı seviyesinin düştüğünü gösteriyor. Yoga zihinsel sakinlik sağlar, odaklanmayı artırır ve uyku kalitesini iyileştirir. Duygusal dengeyi destekler ve dikkat süresini uzatır. Ancak yoga bir tedavi yöntemi değil, sağlığı destekleyici bir uygulamadır” dedi.</p>
<p>Eğitimin sonunda katılımcılara doğru nefes alma teknikleri uygulamalı olarak gösterildi. Kadınlar hem teorik hem pratik bilgilerle günlük yaşamlarında kullanabilecekleri önemli kazanımlar elde etti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-buyuksehir-belediyesinden-kadinlara-saglik-egitimi-623477">İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nden Kadınlara Sağlık Eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zeka ile hastalık tanı ve tedavisinde yüzde 90&#8217;a yakın doğruluk!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-hastalik-tani-ve-tedavisinde-yuzde-90a-yakin-dogruluk-623435</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 15:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[90]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[eeg]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[sinyal]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623435</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi’nce bu yıl ‘Demansın Erken Teşhisine Multidisipliner Yaklaşım’ ana temasıyla düzenlenen 14. Kognitif Nörobilim ve 4. Nöroteknoloji Kongresi, Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu'nda gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-hastalik-tani-ve-tedavisinde-yuzde-90a-yakin-dogruluk-623435">Yapay zeka ile hastalık tanı ve tedavisinde yüzde 90&#8217;a yakın doğruluk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi’nce bu yıl ‘Demansın Erken Teşhisine Multidisipliner Yaklaşım’ ana temasıyla düzenlenen 14. Kognitif Nörobilim ve 4. Nöroteknoloji Kongresi, Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu&#8217;nda gerçekleştirildi. Demansın erken belirtilerini ele veren yeni keşifler ile erken tanıda rol alan son gelişmelerin ele alındığı kongre, alanında uzman isimleri bir araya getirdi.</p>
<p><strong>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Önümüzdeki yıllarda psikiyatrik hastalıkların tanımlanma biçimi kökten değişecek” </strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şu anda yapay zekâ ve dijital devrim yaşadığımızı aktardı. Sanayi devriminin daha yavaş bir değişime yol açtığını ancak dijital devrimin çok daha hızlı bir dönüşümü beraberinde getirdiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bu hızlı değişim, klinik alanları ve tıbbi hastalıkları da etkiliyor. Birçok nöropsikiyatrik hastalık yeniden tanımlanıyor.” dedi.</p>
<p>Bugüne kadar hastalıkları tanımlarken kullanılan sistemlerin daha çok anatomik temelli olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Şizofreni, demans gibi tanılar, büyük ölçüde anatomik bilgiler üzerinden ele alınıyordu. Ancak artık yalnızca anatomik bağlantılar değil, fonksiyonel bağlantılar da ölçülebilir hâle geldi. Biyobelirteçler ortaya çıktı, epigenetik etkiler ölçülebiliyor ve gen ifadesindeki değişimler izlenebiliyor. Tüm bunlar, önümüzdeki yıllarda psikiyatrik hastalıkların tanımlanma biçimini kökten değiştirecek. Örneğin ‘şizofreni’ demek yerine, beynin amigdala ile prefrontal bölgesi arasındaki ya da farklı bölgeler arasındaki bağlantı bozuklukları üzerinden tanımlamalar yapılabilecek.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Nörobilimi kaçıran, tarihsel olarak geride kalır”</strong></p>
<p>Günümüzde yeni bir beyin görüntüleme yöntemi olarak elektromanyetik tomografinin öne çıktığını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Önce X-ray temelli tomografi, ardından manyetik rezonans görüntüleme teknikleri gelişmişti. Şimdi ise elektromanyetik tomografi, beyindeki elektriksel haritalamaları ortaya koyuyor. Böylece hastalıklarla beynin fonksiyonel bağlantıları arasındaki ilişkileri ölçebilir hâle geldik.” dedi.</p>
<p>Tüm bunların, tıpta ve özellikle psikiyatride ciddi bir paradigma dönüşümüne işaret ettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Nörobilimi kaçıran, tarihsel olarak geride kalacaktır. İnsan davranışıyla ilgilenen biri bu gelişmeleri kaçırırsa, bu hızlı dönüşümün dışında kalır. Son yıllarda psikiyatride dikkat çeken konulardan biri de ‘Default Mode Network’. Biz buna ‘anlam ağı2’da diyoruz; benlik algısıyla ilişkilidir. Bu ağ içinde, paryetal lobun medial bölgesinde yer alan precuneus adlı yapı özellikle dikkat çekiyor. Precuneus’un benlik algısıyla doğrudan ilişkili olduğu görülüyor. Bu oldukça önemli ve yeni bir bilgi.”   </p>
<p><strong>Tarhan: “Yüzde 90’a yakın doğrulukla tespit eden yazılımlar geliştirdik”</strong></p>
<p>Bilinçle ilgili çalışmalar da bu alanı destekliyor diyen Tarhan, “Anestezi uygulandığında bu bölgenin aktivitesi baskılanıyor ve bilinç kaybı gerçekleşiyor. Dolayısıyla bu bölgenin bilinçle doğrudan ilişkili olduğu anlaşılıyor. Bu gelişmelerin tamamı, tanı ve tedavi süreçlerinde yeni yaklaşımların önünü açıyor. Özellikle geliştirdiğimiz ve patentini aldığımız ‘NP modeli’ bu açıdan önemli. Beynin elektriksel fonksiyonlarını, elektromanyetik dalgaları ve yapay zekâyı kullanarak hastalıkları değerlendirebiliyoruz. Örneğin obsesif kompulsif bozukluğu (OKB), hastayı hiç görmeden, normal popülasyonla karşılaştırarak yüzde 90’a yakın doğrulukla tespit edebilen yazılımlar geliştirdik. Şimdi hastalıklarda yüzde 90 oranında tanıyı doğrulama, yapay zeka ile beyin dalgalarının okunmasıyla mümkün hale geldi. Bu çalışmalar hâlen devam ediyor. Bu nedenle yapay zekâyı herkesin öğrenmesi ve anlaması gerektiğini düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Yapay zekâ bugün popüler hâle gelmiş olsa da biz bu çalışmaları yıllar öncesinden başlatmıştık”</strong></p>
<p>Bu konuya verilen önemin yeni olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “2008’li yıllardan itibaren bu alana yöneldik. 2017 yılında derin öğrenme üzerine bir laboratuvar kurmak istedik. Bu kapsamda bir proje hazırladık. Başlangıçta büyük bir ilgi gördü; ancak süreç ilerlerken beklenmedik şekilde durdu. Daha sonra Ankara’da NÖROM adlı bir merkez kuruldu. İçeriği büyük ölçüde bizim hazırladığımız projeyle örtüşüyordu. Elbette devletimizin böyle bir merkez kurması sevindiricidir; ancak proje fikrinin bize ait olduğunu da belirtmek isterim.” dedi.</p>
<p><strong>Nöroteknolojide güçlü konum</strong></p>
<p>2019 yılında ‘Hesaplamalı Psikiyatri’ başlığıyla hazırlanan çalışmaya da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Çalışmayı 2020’de Amerikan Psikiyatri Birliği Kongresi’ne sunduk. Sunum kabul edildi ve büyük ilgi gördü. Hatta yılın sunumu seçildi. 2021 yılında bu sunum, tüm dünyada online olarak tekrar yayımlandı. Düşünün ki yapay zekâ bugün popüler hâle gelmiş olsa da biz bu çalışmaları yıllar öncesinden başlatmıştık. Bugün geldiğimiz noktada nöroteknoloji alanında güçlü bir konumdayız. Çünkü üniversitemizin kuruluş teması buna dayanıyor: nörobilim, genetik, sağlık, mühendislik ve bilgisayar bilimlerinin bir araya gelmesi. 2013 yılında başlattığımız Bilim ve Fikir Festivali de bu vizyonun bir parçasıydı. O dönemde Türkiye’de bilim festivali yoktu. ‘Neden bilim festivali yok?’ diye yola çıktık ve bu etkinliği başlattık. Bu yıl 11.’si düzenlenecek. Her yıl yüzlerce lise öğrencisi katılıyor. Bu festivalin amacı, geleceğin bilim insanlarını ve potansiyel Nobel adaylarını desteklemekti. Araştırmalar gösteriyor ki insan beyni, öğrenmeyi eğlenceli ve disiplinli bir ortamda daha iyi gerçekleştiriyor. Biz de bilimi eğlenceli hâle getirmek istedik ve bu yaklaşım büyük ilgi gördü. ” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Artık her şey hesaplamalı ve matematik temelli ilerliyor”</strong></p>
<p>Bu alandaki çalışmaların geleceğin tıbbını, nörobilimini ve psikiyatrisini şekillendireceğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Artık her şey hesaplamalı ve matematik temelli ilerliyor. Matematik ile mantığın birleşmesi bilgisayarı doğurduysa, matematik ile psikiyatrinin birleşmesi de yapay zekâyı doğurdu.” dedi.</p>
<p>Eskiden bu alanda çalışanlara ‘fazla hayalci’ denildiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Ancak bugün bu bakış açısı büyük ölçüde değişti. Nörobilimle ilgilenenler, geleceği daha iyi yakalayacaklardır. Bu nedenle bu toplantıya katılan herkesi vizyoner olarak görüyorum. Nöroteknoloji ile kognitif nörobilimi birleştiren tüm katılımcılara ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Artık nöroloji de klasik yaklaşımlarını sorguluyor ve dönüşüyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ: “Demans&#8217;ta erken tanı, geciktirilmiş tanıdır.”</strong></p>
<p>Kongrenin ilk sunumunu ‘Demansta Erken Tanı Kavramı’ konusunda gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Nörobilim Anabilim Dalı Başkanı, NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Demans&#8217;ta erken tanı, geciktirilmiş tanıdır.” dedi ve bu kavramın, bir tecrübenin eseri ve aynı zamanda bir mesajı olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Öncelikle ‘neden?’ sorusunu sormak gerektiğine değinen Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, şöyle devam etti:</p>
<p>“Demans, genel olarak kronik zeminde oluşmuş bir sendromdur. Tıbbi anlamda esas olan, risk faktörlerinin ve demans öncesi hastalık evrelerinin tanısıdır. Demans kavramının ortak iç yüzeyine baktığımızda kronik seyirli bir sendrom olduğu görülür ve dört ana özelliği vardır; bilinç korunmuştur, kognitif/bilişsel zayıflama vardır, kişilik ve davranış anormalliği vardır, gündelik yaşam işlevlerinde bozulma vardır.</p>
<p>Akut demans diye bir kavram yoktur. Eğer demansa benzeyen akut bir sendromla karşılaşırsanız, aklınıza ilk gelmesi gereken deliryumdur. Deliryum, psikiyatride demansla birlikte gündeme gelir ve tedavisi mümkün ve başarılı olan bir sendromdur.</p>
<p>Demansın ortaya çıkışını belirleyici faktörler arasında; süre faktörü, risk faktörleri, nörodejenerasyon faktörleri ve demans potansiyeli taşıyan hastalıklar bulunur. Her demansın bir oluşum süresi, belirli risk faktörleri, nörodejenerasyon aşamaları ve hastalık faktörleri vardır.</p>
<p>‘Demanslarda erken tanı, geciktirilmiş tanıdır’ derken dayandığımız faktörleri kısaca gözden geçirecek olursak: Alışılmış risk faktörleri arasında ileri yaş, inme, travma, enfeksiyon, sistemik hastalıklar ve psikiyatrik faktörler bulunurken, son 30-40 yılda genetik faktörler riskler arasında ilk sıraya yerleşmiştir.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Barış Metin: “Erken tanıda kantitatif EEG, gözle fark edilemeyen ince değişiklikleri ortaya çıkarabilir”</strong></p>
<p>Kongre kapsamında sunum gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin ‘Demansın Erken Tanısında EEG Biyobelirteçleri’ konusunda bilgiler paylaştı.</p>
<p>EEG’nin, aslında çok eski bir tetkik olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Barış Metin, “Son yıllarda ise demansın erken tanısı için EEG biyobelirteçleri, özellikle hesaplamalı uygulamalar, hesaplamalı nörobilim ve sinyal işleme biliminin güçlenmesi ile yapay zekâ ve derin öğrenmenin kullanımına paralel olarak hızla artmıştır.” dedi.</p>
<p>Demansta EEG’nin neden iyi bir tetkik olduğunu açıklayan Prof. Dr. Metin, şunları söyledi:</p>
<p>“EEG uygulaması kolay, non-invaziv ve ucuz bir tetkiktir. Ayrıca beyin fonksiyonları hakkında bilgi verir ve herhangi bir risk oluşturmadan sıkça tekrar edilebilir. Kantitatif EEG yöntemi kullanıldığında, beyin osilasyonları sayısal veriye dönüştürülür ve bir kişinin osilasyonları veya EEG indeksleri, popülasyonun normatif değerleriyle karşılaştırılarak artmış veya azalmış gibi istatistiksel çıkarımlar yapılabilir. Bu yöntem, demans ile depresyon ayrımı gibi somut pratik problemleri çözmede de ciddi düzeyde yardımcı olur.</p>
<p>Erken tanıda kantitatif EEG, gözle fark edilemeyen ince değişiklikleri ortaya çıkarabilir. EEG, genellikle gözle analiz edilse de kantitatif yöntem, erken dönem farklarını tespit etmemizi sağlar. Ucuz ve kolay uygulanabilir olduğundan, tarama testi açısından geniş kitlelere uygulanabilir. Hasta takibi sırasında birçok EEG kaydı yapılabilir. Böylece demansa özgü bulgular ve başlangıç durumunun progresyonu takip edilebilir.</p>
<p>Demansın en temel EEG bulguları; yavaş dalgaların (teta, delta) artışı ve hızlı dalgaların (alfa, beta) azalmasıdır. Buna spektral kayma denir. Bu durum, klinik olarak demans henüz ortaya çıkmamış, fakat riski yüksek bireylerde de gözlemlenebilir. Kantitatif EEG ile bu tablo sıkça görülür; delta ve teta dalgalarının spektral gücü artmış, alfa ve beta dalgalarının spektral gücü azalmış olarak gösterilir.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Sultan Tarlacı: “LORETA, EEG sinyalini üç boyutlu beyin yapısına dönüştürerek sinyalin hangi beyin bölgesinden geldiğini tespit etmeyi sağlar”</strong></p>
<p>‘Alzheimer Hastalığının Erken Tanısında Düşük Çözünürlüklü Beyin Eloktromanyetik Tomogrofisi (LORETA)’ başlıklı bir sunum gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı ise EEG’nin yüzyılı aşan bir hikâyeye sahip olsa da yazılımlar geliştikçe ve sinyal analizi yöntemleri ilerledikçe gördüğümüz bilgilerin giderek arttığına değindi.</p>
<p>Düşük çözünürlüklü elektromanyetik tomografinin nispeten yeni olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Klasik bir EEG yüksek zamansal çözünürlük sağlar. Ancak uzun yıllar, kaydedilen elektriksel aktivitenin esas kaynağının neresi olduğu bilinmemekteydi. EEG kayıtları, korteksteki birçok piramidal nöronun elektriksel aktivitesini kaydeder. Elektrot sayısını artırarak belirli beyin loblarının veya bölgelerinin karşılığını görmek mümkündür; örneğin frontal lobun ön ve arka kısmı, temporal lobun ön ve arka kısmı veya orta hat gibi bölgeler hakkında fikir edinilebilir. Fakat bu sinyali beynin derin yapıları ve fonksiyonel anatomisiyle ilişkilendirmek uzun süre zor olmuştur.” dedi.</p>
<p>1996 yılında geliştirilen LORETA yöntemi ile bu sorunun aşıldığını aktaran Prof. Dr. Tarlacı, konuşmasında şu noktalara değindi:</p>
<p>“LORETA, matematiksel algoritmalar ve ileri hesaplamalar kullanarak düşük çözünürlüklü bir manyetik tomografi gibi işlev görür ve beynin derinliklerindeki elektriksel aktiviteyi anlamamızı sağlar.</p>
<p>Normal şartlarda EEG sinyali, düz bir beyin yüzeyi üzerine yayılır. Ancak kafatası ve beyin düz bir yapı değildir; elipsoidal, üç boyutlu bir yapıya sahiptir. LORETA tekniği, sinyali iki boyutlu yapıdan üç boyutlu beyin yapısına dönüştürür. Bu sayede gelen sinyalin beyin derinliklerinde hangi anatomik bölgeden kaynaklandığı tespit edilebilir ve alfa, beta, gama, delta, teta bantları üzerinden ilgili beyin alanı belirlenebilir.</p>
<p>LORETA’nın temel özelliği, elektriksel sinyali yapısal anatomi üzerine yerleştirip buradan fonksiyonu çıkarmaktır. Üç aşamalı bir yöntemdir.</p>
<p>Edinilen bilgiler, fonksiyonel MR’dan elde edilen verilerle de uyumludur. LORETA ile sinyalin kaynağı ve hangi yapının farklı çalıştığı, hangi fonksiyonların kaybolduğu anlaşılabilir. Konumuz demans olduğundan, belirli networkler doğrudan demansla ilişkilidir. Örneğin dil networkleri, hipokampus, entorhinal korteks ve amigdaloid çekirdek gibi yapılar hafıza ve duygu ile ilişkilidir. Sinyalin kaynaklarını yapısal anatomi ile birleştirerek fonksiyon kaybı LORETA ile gözlemlenebilir.</p>
<p>Erken teşhis sorunu her zaman önemlidir; prodromal evreyi yakalamak gerekmektedir.”</p>
<p><strong>Alanında uzman isimler sunum gerçekleştirdi! </strong></p>
<p>Kongrede daha sonra NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Nöropsikolog İnci Birincioğlu “Demansın Erken Teşhisinde Nöropsikolojik Değerlendirme Testleri”, NPİSTANBUL Hastanesi Radyoloji Uzmanı Dr. Necati Alp Tabak “Demansta Erken Radyolojik Bulgular”, NPİSTANBUL Hastanesi Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Yeşim Özdemir “Unutkanlıktan Demansa Giden Yolda: Erken Tanıda Genetik Ve Mitokondriyal Göstergeler”, Prof. Dr. Erdinç Dursun<strong> </strong>“Demansta Kan Biyobelirteçleri Ve Kullanım Koşulları”, Prof. Dr. Duygu Gezen Ak<strong> </strong>“Demansta Beyin Omurilik Sıvısı Biyobelirteçleri”, Dr. Öğr. Üyesi Onur Erdem Şahin “Demans Tanısında Nükleer Tıp: Fdg-Pet İle Görüntülemenin Klinik Önemi”, Doç. Dr. Özgül Ekmekçioğlu “Demans Tanısında Nükleer Tıp: Diğer Moleküler Görüntüleme Yöntemleri”, Prof. Dr. Lütfü Hanoğlu “Yeni Gelişen Hastalık Modifiye Edici Tedaviler Işığında Biyolojik Erken Tanıya Yaklaşım”, NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini “Demansta Nöromodülasyon Uygulamaları”, Üsküdar Üniversitesi Düzenleme Kurulu Sekreteri Dr. Psk. Shams Farhad “Amnestik Hafif Bilişsel Bozuklukta (Ahbb) İşlevsel Beyin Bağlantısallığı” ve Uzm. Müh. Sahar Taghizadeh Makouei “Demansın Erken Teşhisinde Yapay Zekâ Uygulamaları” başlıklı sunumlarını gerçekleştirdiler.</p>
<p><strong>Toplu fotoğraf çekimi yapıldı</strong></p>
<p>Kongreye sunumlarıyla katkı sağlayan konuşmacılara teşekkür belgesi takdim edildi ve toplu fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-hastalik-tani-ve-tedavisinde-yuzde-90a-yakin-dogruluk-623435">Yapay zeka ile hastalık tanı ve tedavisinde yüzde 90&#8217;a yakın doğruluk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tükenmişliğe karşı dijital detoks!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tukenmislige-karsi-dijital-detoks-623363</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 14:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akyol]]></category>
		<category><![CDATA[Çevirir]]></category>
		<category><![CDATA[detoks]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Detoks]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tükenmişliğe]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623363</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, dijital detoksun önemi, ekran kullanımının hem yetişkinler hem de çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri ve dijital alışkanlıkları sınırlamanın faydaları hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tukenmislige-karsi-dijital-detoks-623363">Tükenmişliğe karşı dijital detoks!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, dijital detoksun önemi, ekran kullanımının hem yetişkinler hem de çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri ve dijital alışkanlıkları sınırlamanın faydaları hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>İş, uyku veya ilişkiler bozuluyorsa dijital detoks zamanı gelmiş demektir!</strong></p>
<p>Dijital detoksun, tablet, bilgisayar, televizyon ve diğer dijital cihazlardan bilinçli olarak uzak kalınan süreyi ifade ettiğini aktaran Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Sosyal işlevsellikte, mesleki yaşamda, romantik ilişkilerde, uyku düzeninde veya iştahımızda bozulmalar gözlemlediğimizde, dijital detoks zamanı gelmiş demektir. Aksi takdirde ekran bağımlılığı hayat kalitemizi ciddi şekilde düşürebilir.” dedi.</p>
<p><strong>İş sonrası cihazlardan uzak durmak tükenmişliği önler!</strong></p>
<p>Ekran karşısında çalışanlar için dijital detoksun, özellikle iş dışındaki zamanlarda cihazlardan uzak kalmayı içerdiğini dile getiren Çağrı Akyol Çevirir, “İş bitiminde, telefon ve diğer dijital mecralardan uzak durmak, tükenmişlik ve tahammülsüzlük gibi olumsuz durumların önüne geçer.” dedi.</p>
<p>Kişinin, kendini yalnızca işi üzerinden tanımlamaması gerektiğine işaret eden Çevirir, şunları söyledi:</p>
<p>“Hayatında dingin ve tatminkâr hissetmek, işine de olumlu yansır. Uzun ekran kullanım süreleri, uyku döngüsünü bozabilir ve haz odaklı, tüketim temelli bir yaşam biçimine yönlendirebilir. Sosyal medyada kısa videolar ve sürekli içerik tüketimi, dikkati odaklamayı zorlaştırır ve kişiyi sürekli bir haz arayışına sokar. Bu durum, uyku, sosyal ilişkiler, romantik ilişkiler, egzersiz ve yemek alışkanlıkları gibi temel yaşam alanlarından feragat edilmesine yol açabilir. Örneğin yemek yerken telefonu başucuna koymak, yemeğin tadını çıkarmayı engeller ve yemek deneyimi de tüketim odaklı hale gelir.”</p>
<p><strong>Ekran süresi, serotonin ve dopamin dengesi için sınırlandırılmalı!</strong></p>
<p>Minimalizmin, dijital detoksta azaltmayı veya tamamen kesmeyi ifade ettiğini kaydeden Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bağımlılık ciddi ise ani kesme zorlayıcı olabilir; bunun yerine azaltarak başlamak daha yönetilebilir bir yöntemdir.” dedi.</p>
<p>Kişinin, sosyal medya veya dijital mecraları belirli saatlerde kullanmayı, spor, sosyal etkileşim ve diğer aktiviteleri planlamayı tercih edebileceğini aktaran Çevirir, “Böylece, ‘rebound etkisi’ denilen, uzun süre yoksun kaldıktan sonra aşırı tüketme riski azalır. Sosyal medya ve ekran kullanım süresi, izin verdiğimiz ölçüde üzerinde olumlu veya olumsuz etkilere sahiptir. Uzun süreli ekran kullanımı, REM uykusuna geçişi zorlaştırabilir ve geç saatlerde acıkmaya yol açabilir. Beyin ve bağırsak arasındaki ilişki, serotonin ve dopamin dengesi açısından da ekran süresinin sınırlanmasını gerektirir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dijital detoks, odaklanma ve uyku kalitesini artırmada etkili bir araç! </strong></p>
<p>İnternet ve dijital cihazları özellikle iş için kullanmak gerekliyse, süreyi asgari düzeyde tutmanın önemli olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Akşam saatlerinde, gün boyunca telefondan çalıştıktan sonra tekrar cihazlara yönelmek, odaklanma ve enerji yönetiminde problemler yaratabilir. Dijital detoks, odaklanmayı artırmak, uyku kalitesini korumak, kaygı ve stresi yönetmek ve bilişsel becerileri sürdürmek için etkili bir araçtır. Bu süreç, birebir sosyal ilişkilerle desteklendiğinde hem kişisel hem de profesyonel yaşamda verimliliği artırır.” bilgisini paylaştı.</p>
<p><strong>Aşırı dijital içerik, çocukların dikkat, sosyal ilişkiler ve akademik performansını olumsuz etkileyebilir!</strong></p>
<p>Çocuk ve ergenlerde uzun süreli ekran kullanımının, gelişimsel açıdan bazı riskler taşıdığına dikkat çeken Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bu dönemde çocukların kendi kendilerini oyalayabilme ve boşluklara tahammül etme becerileri gelişmelidir. Aşırı dijital içerik, bu becerilerin gelişimini engelleyebilir ve dikkat eksikliği, hiperaktivite, sosyal ilişkilerde zayıflık veya akademik performansta düşüş gibi sonuçlara yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Sosyal medyada onaylanma ve beğenilme ihtiyacının, gerçek yaşamda elde edilemeyen tatmini telafi etmeye çalıştığını vurgulayan Çevirir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ancak bu tatmin geçici ve yüzeyseldir. Gerçek sosyal ilişkiler, bireyin sorumluluk almasını, bazı şeylerden feragat etmesini ve kendi duygularını düzenleyebilmesini sağlar. Dijital dünyadan uzaklaşıp, gerçek yaşamın içinde olmak kişisel gelişim ve zihinsel sağlık açısından oldukça önemlidir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tukenmislige-karsi-dijital-detoks-623363">Tükenmişliğe karşı dijital detoks!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üsküdar Belediyesi&#8217;nden Kemik İliği Kanserine Dikkat Çeken Etkinlik</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uskudar-belediyesinden-kemik-iligi-kanserine-dikkat-ceken-etkinlik-623351</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 13:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[derneği]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserine]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[ligi]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[üsküdar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623351</guid>

					<description><![CDATA[<p>1-31 Mart Kemik İliği Kanseri (Multiple Miyelom) Farkındalık Ayı kapsamında, Kanser Savaşçıları Derneği ile International Myeloma Foundation iş birliğinde düzenlenen farkındalık etkinliği, Üsküdar Belediyesi’nin ev sahipliğinde İstanbul Boğazı’nda gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uskudar-belediyesinden-kemik-iligi-kanserine-dikkat-ceken-etkinlik-623351">Üsküdar Belediyesi&#8217;nden Kemik İliği Kanserine Dikkat Çeken Etkinlik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1-31 Mart Kemik İliği Kanseri (Multiple Miyelom) Farkındalık Ayı kapsamında, Kanser Savaşçıları Derneği ile International Myeloma Foundation iş birliğinde düzenlenen farkındalık etkinliği, Üsküdar Belediyesi’nin ev sahipliğinde İstanbul Boğazı’nda gerçekleştirildi. Valide Sultan Vapuru ile yapılan Boğaz turu sırasında vapurun kırmızı ışıkla aydınlatılmasıyla hastalığa dikkat çekildi.</p>
<p>Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik yaptığı konuşmada, hastalık farkındalığında tüm paydaşların sorumluluğu bulunduğunu belirterek dayanışma içinde hareket etmenin önemine dikkat çekti ve etkinliğe katkı sunan tüm katılımcılara teşekkür etti.</p>
<p>Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Kanser Savaşçıları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Belma Kurdoğlu Akgün, derneğin yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verdi. Farkındalık projelerinin toplum sağlığı açısından kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Akgün, erken teşhis ve doğru bilgilendirmenin hayati rol oynadığını ifade etti.</p>
<p>Program kapsamında söz alan Dernek Kurucu Başkanı, İç Hastalıkları ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner ise derneğin kuruluş sürecini ve Uluslararası Miyelom Vakfı ile yürütülen iş birliklerini anlattı. Çetiner, kemik iliği kanseri hakkında katılımcılara kapsamlı bilgilendirme yaptı.</p>
<p>Etkinliğe çok sayıda kemik iliği kanseri hastası ve hasta yakını da katıldı. Kanser Savaşçıları Derneği Miyelom Hasta Koordinatörü Ayşegül Turcan, kendi hastalık sürecini paylaşarak katılımcılara umut ve motivasyon verdi.</p>
<p>Uluslararası Miyelom Vakfı (IMF) Bölge Direktörü temsilcisi Serdar Ortakmaç da video konferans yoluyla programa katılarak uluslararası farkındalık çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Etkinlikte ayrıca İç Hastalıkları ve Hematoloji uzmanları Prof. Dr. Mustafa Çetiner, Prof. Dr. Yıldız Aydın ve Prof. Dr. Sinem Civriz Bozdağ, hasta ve hasta yakınlarının sorularını yanıtladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uskudar-belediyesinden-kemik-iligi-kanserine-dikkat-ceken-etkinlik-623351">Üsküdar Belediyesi&#8217;nden Kemik İliği Kanserine Dikkat Çeken Etkinlik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Dakikalarla Yarışan 112’ye ‘Ceza’ Engeli”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dakikalarla-yarisan-112ye-ceza-engeli-623234</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 08:29:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[112]]></category>
		<category><![CDATA[ceza]]></category>
		<category><![CDATA[dakikalarla]]></category>
		<category><![CDATA[engeli]]></category>
		<category><![CDATA[yarışan]]></category>
		<category><![CDATA[ye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623234</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayat kurtarmak için saniyelerle yarışan 112 Acil Sağlık Hizmetleri personellerine, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü “Kırmızı ışıkta geçersen mazeret sayılmaz” şeklinde yazı gönderdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dakikalarla-yarisan-112ye-ceza-engeli-623234">“Dakikalarla Yarışan 112’ye ‘Ceza’ Engeli”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Hayat kurtarmak için saniyelerle yarışan 112 Acil Sağlık Hizmetleri personellerine, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü “Kırmızı ışıkta geçersen mazeret sayılmaz” şeklinde yazı gönderdi. 112 ambulans çalışanları ne yapacaklarını şaşırken, Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, “Bu mesajla bir yandan acil durumu olan hastaya en kısa zamanda ulaşılması için çaba gösteren çalışanlarımızın yavaşlatılmakta, diğer yandan hastanın can güvenliği tehlikeye atılmaktadır” dedi. </span></p>
<p><b><strong>112 personellerine gönderilen ‘Trafik kurallarına uyun’ yazısı tartışma yarattı</strong></b></p>
<p><span>İzmir İl Sağlık Müdürlüğü 112 Acil Sağlık Hizmetleri Müdürlüğü’nün WhatsApp üzerinden 112 personellerine gönderdiği, ‘trafik kuralları’ hakkındaki yazı tartışma yarattı. Yazıda, 2026 yılı için KARAYOLLARI TRAFİK KANUNUNDA yapılan değişiklikle birlikte; 47-1/B yani KIRMIZI IŞIKTA GEÇME nin cezası 1 YIL İÇİNDE; birinci </span>İHLALDE 5440 TL ve 20 Ceza Puanı 2. İHLALDE 10.880 TL ve 20 Ceza Puanı 6. İHLAL ve üzerinde 80.000 TL ve EHLİYET İPTALİ olarak düzenlenmiştir. Ayrıca,KIRMIZI IŞIKTA GEÇİP KAZAYA SEBEP OLMAK durumu gerçekleşirse para cezasının yanında 20 ceza puanı,2 AY EHLİYET İPTALİ uygulanmaktadır. Bu cezalar direk SÜRÜCÜYE kesilmekte olup GEÇİŞ ÜSTÜNLÜĞÜNE SAHİP ARAÇLARA da uygulanmaktadır. Ambulansda hasta bulunması veya vakaya gidiyor olmak,mavi ışık ve sirenlerin açık olması da dahil MAZERET SAYILMAMAKTA ve sonucu değiştirmemektedir. Sürücü arkadaşlarımızın bu durumu dikkate alarak ve geçiş üstünlüğü hakkını sadece yol veya kavşaklarda trafik durumu uygunsa ve siren ve mavi ışıkları açık olarak yalnızca vakaya giderken ve ambulansda hasta varsa kullanabileceklerini hatırlatır kazasız günler dilerim” şeklindedir.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/dakikalarla-yarisan-112ye-ceza-engeli-0-Cv7TLDyw.jpg"/>Toplu Sözleşme Teklifini Birlik Sağlık-Sen Değerlendirdi</figure>
<p><b><strong>“Bu yazı hastanın can güvenliğini tehlikeye atmaktadır”</strong></b></p>
<p><span>Konu hakkında Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na (BSHA) açıklama yapan Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, “Bu mesajla bir yandan acil durumu olan hastaya en kısa zamanda ulaşılması için çaba gösteren çalışanlarımızın yavaşlatılmakta, diğer yandan hastanın can güvenliği tehlikeye atılmaktadır” dedi. Doğruyol şunları söyledi, “Acil vakalara müdahale eden ambulanslara, trafik kurallarına uyun diye talimat vermek, trafik cezası yazmak, dolaylı olarak vatandaşı cezalandırmaktır. 112 ambulanslarının içerisinde hasta olmasa bile, o ambulans hizmet verdiği bölgeye ulaşmaya çalışmaktadır. Ambulansta hasta olmadığında, ambulansın yavaş hareketlerle istasyonuna gitmesi, o bölgede ambulans ihtiyacı olan bir başka vatandaşa daha geç ulaşmasına, belki de, vatandaşın ölümüne sebep olabilecektir. Bundan dolayıdır ki, çok anormal bir durum yok ise, ambulanslara yavaş gidin, trafik kurallarına uyun diyerek talimat vermek ve ambulanslara trafik cezası yazmak kabul edilemez bir durumdur. Ambulanslar makam araçları değildir. Ambulansta hasta olmasa bile, ambulans ya vakaya gidiyordur, ya bölgesine ulaşmaya çalışıyordur. Bu nedenle, ambulanslar hasta taşısa da, taşımasa da trafikte ayrıcalıklı, geçiş üstünlüğü olan araçlarımızdır. Acil bir vakaya ulaşmada saniyelerin bile çok değerli olduğu bir zamanda, ambulansta görevli sağlık çalışanlarımızın tek düşüncesi, vakaya en kısa zamanda ulaşmak ve hastayı en kısa sürede hastaneye yetiştirmektir. Zaman zaman kendi canlarını bile hiçe sayıp, o ambulansta hastadan başka, üç canın daha olduğunun farkında olmak ve hastayı bir yerlere birkaç dakika erken ulaştırmaya çalıştıklarını bilmek gerekir. Sağlık çalışanlarımızın çalışma şevkini kırmayalım” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dakikalarla-yarisan-112ye-ceza-engeli-623234">“Dakikalarla Yarışan 112’ye ‘Ceza’ Engeli”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Amalgam Dolgular Değiştirilmeli mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/amalgam-dolgular-degistirilmeli-mi-623195</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 07:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[amalgam]]></category>
		<category><![CDATA[Amalgam Dolgular]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirilmeli]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[dolgu]]></category>
		<category><![CDATA[dolgular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623195</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diş dolgularının temel amacı; çürük nedeniyle zarar gören diş dokusunu onarmak, çiğneme fonksiyonunu korumak ve yeni çürük oluşumunu önlemek olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/amalgam-dolgular-degistirilmeli-mi-623195">Amalgam Dolgular Değiştirilmeli mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diş dolgularının temel amacı; çürük nedeniyle zarar gören diş dokusunu onarmak, çiğneme fonksiyonunu korumak ve yeni çürük oluşumunu önlemek olarak tanımlanıyor. Bu amaçla kullanılan amalgam dolgular, yıllardır yaygın olarak tercih edilen restoratif materyaller arasında yer alıyor. Amalgam dolgu; diş çürüğü temizlendikten sonra oluşan boşluğun doldurulması için kullanılan, gümüş renkli ve metal içerikli bir dolgu türü olarak biliniyor. Amalgam; cıva, gümüş, kalay ve bakır gibi materyallerin belirli oranlarda karıştırılmasıyla elde ediliyor.</p>
<p><strong>Bilimsel Raporlar Ne Diyor?</strong></p>
<p>Ulusal ve uluslararası sağlık otoriteleri tarafından yayımlanan bilimsel raporlarda, amalgam dolguların içerdiği düşük düzeydeki cıva buharının, genel popülasyonda sistemik bir sağlık sorununa yol açtığına dair yeterli kanıt bulunamadığı belirtiliyor. Bu nedenle, işlevini sürdüren amalgam dolguların yalnızca cıva kaygısıyla değiştirilmesi önerilmiyor. </p>
<p><b><strong>Gereksiz Müdahale Daha Fazla Risk Taşıyabilir</strong>Doç. Dr. Kaynar, sağlam bir amalgam dolgunun gereksiz yere çıkarılmasının bazı riskler barındırdığını belirtiyor: “Dolgu sökümü sırasında geçici olarak daha fazla cıva buharına maruz kalınabilir ve sağlıklı diş dokusu gereksiz yere kaybedilebilir. Bu nedenle karar korkuya değil, klinik gerekliliğe dayanmalıdır.”</b></p>
<p><strong>Dolgu Değişimi Hangi Durumlarda Gerekli?</strong></p>
<p>Güncel bilimsel veriler ışığında bakıldığında amalgam dolgular, çoğu birey için güvenli kabul ediliyor. Ancak tüm dolgu türlerinde olduğu gibi, amalgam dolgular da zamanla aşınabilir, kenar sızıntıları oluşabilir veya dolgunun altında yeniden çürük gelişebilir. Bu tür durumlarda dolgu değişiminin, diş hekiminin klinik değerlendirmesi doğrultusunda yapılması önemli. <strong>Doç. Dr. Zeynep Buket Kaynar </strong>da bu noktanın altını çiziyor ve dolgu değişimiyle ilgili kararların bireysel riskler ve ağız-diş sağlığı durumu göz önünde bulundurularak, hekim önerisiyle verilmesi gerektiğini söylüyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/amalgam-dolgular-degistirilmeli-mi-623195">Amalgam Dolgular Değiştirilmeli mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hiçbir şikayetiniz olmasa bile…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hicbir-sikayetiniz-olmasa-bile-623192</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 07:43:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hiçbir]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserin]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[olmasa]]></category>
		<category><![CDATA[Pap]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetiniz]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623192</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde ve ülkemizde kanserin görülme sıklığı giderek artıyor. Bu artışın başlıca nedenleri arasında; yaşam süresinin uzaması, sigara kullanımı, obezite, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, fiziksel hareketsizlik ve bazı çevresel risk faktörleri yer alıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hicbir-sikayetiniz-olmasa-bile-623192">Hiçbir şikayetiniz olmasa bile…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde ve ülkemizde kanserin görülme sıklığı giderek artıyor. Bu artışın başlıca nedenleri arasında; yaşam süresinin uzaması, sigara kullanımı, obezite, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, fiziksel hareketsizlik ve bazı çevresel risk faktörleri yer alıyor. Üstelik kanser kalp damar hastalıklarından sonra dünya genelinde en sık görülen ikinci ölüm nedeni olarak öne çıkıyor. Özellikle gelişmiş ülkelerde bazı yaş gruplarında ise birinci sıraya yaklaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, dünyada her yıl yaklaşık 20 milyon kişiye kanser tanısı konuluyor ve yaklaşık 10 milyon kişi bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor. Türkiye’de de her yıl yaklaşık 230–240 bin yeni kanser vakası görülüyor.  <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez,</strong> aslında kanserin risk faktörlerinin önemli bir kısmının kontrol altına alınabildiğini belirterek, “Bilimsel çalışmalar, uygun önlemler alındığında kanserlerin yaklaşık yüzde 30–40’ının önlenebileceğini göstermektedir. Kanserden korunmada en temel kurallar ise sigara kullanmamak, sağlıklı beslenmek ve düzenli egzersiz yapmaktır. Bunların yanı sıra tarama tetkiklerini düzenli olarak yaptırmak da kanser riskini önemli ölçüde azaltabilmektedir” diyor. <strong> Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, </strong>kanserden korunmak için dikkat etmemiz gereken 10 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durun</strong></p>
<p>Sigara dumanında dört binden fazla kimyasal madde bulunuyor ve bunların 50’den fazlasının kansere yol açabildiği biliniyor. Bu etkisi nedeniyle sigara ve tütün ürünleri; başta akciğer kanseri olmak üzere ağız, gırtlak, pankreas, mesane ve böbrek gibi pek çok kanser türüne yol açabiliyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, “Araştırmalar, akciğer kanserinin yüzde 90’ından sigara ve tütün ürünlerinin sorumlu olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, bu zararlı alışkanlığın bırakılması yaşamsal önem taşımaktadır” diyor.</p>
<p><strong>Akdeniz tipi beslenin</strong></p>
<p>Sebze, meyve, tam tahıllar ve liften zengin besinlerin tüketildiği “Akdeniz tipi” beslenme kanser riskinin azalmasında önemli bir rol oynuyor. Bu besinler içerdikleri antioksidanlar, vitaminler ve fitokimyasallar sayesinde hücrelere zarar veren serbest radikalleri azaltarak DNA hasarını önlemeye yardımcı oluyor. Bunun yanı sıra liften zengin besinler, bağırsakta zararlı maddelerin daha hızlı atılmalarını sağlayarak, özellikle kolorektal kanser riskini düşürüyor. Araştırmalar, liften zengin beslenmenin bazı kanser türlerinde riski yaklaşık yüzde 20 oranında azaltabileceğini gösteriyor. </p>
<p><strong>Sağlıklı kilonuzu koruyun </strong></p>
<p>Çağımızın önemli sağlık sorunlarından biri olan obezite, kanser riskini artıran başlıca faktörler arasında yer alıyor. Obezite; kronik iltihap, artmış insülin ve IGF-1 hormon düzeyleri ile yağ dokusundan salgılanan östrojen gibi bazı hormonların artışı yoluyla hücre çoğalmasını tetikleyebiliyor. Bu durum bazı kanser türlerinin gelişimine zemin hazırlayabiliyor. Obezitenin özellikle meme, kolon, rahim, pankreas ve karaciğer kanseriyle ilişkili olduğu belirtiliyor.  </p>
<p><strong>Haftada en az 150 dakika egzersiz yapın </strong></p>
<p>Düzenli egzersiz; bağışıklık sistemini güçlendirmesi, hormon dengesini düzenlemesi, bağırsak hareketlerini artırması ve kronik iltihabı azaltması sayesinde kanser riskini  düşürebiliyor. Büyük ölçekli çalışmalar; düzenli egzersizin kanser riskini yaklaşık yüzde 10 – 30 oranında azalttığını gösteriyor. Düzenli fiziksel aktivitenin özellikle kolon ve meme kanseri üzerinde etkili olduğunu belirten<strong> </strong>Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, “Sağlıklı bir yaşam için haftada en az 150 dakika orta düzeyde egzersiz yapılması önemlidir”   diyor. </p>
<p><strong>Alkolden uzak durun</strong></p>
<p>Alkol vücutta asetaldehit adı verilen toksik bir maddeye dönüşerek oksidatif stres ve hormonal değişikliklere yol açabiliyor. Bu durum DNA’ya zarar vererek hücrelerin kontrolsüz çoğalmasını kolaylaştırabiliyor. Alkol tüketimi; karaciğer, ağız, yemek borusu, meme ve kolon kanserleriyle ilişkili oluyor. Alkol tüketimi arttıkça kanser riski de yükseliyor.  </p>
<p><strong>İşlenmiş et ürünlerinden kaçının</strong></p>
<p>İşlenmiş et tüketimi özellikle kolorektal kanser riskini artırabiliyor. Salam, sucuk ve sosis gibi işlenmiş ürünler; içerdikleri nitrit ve nitratların kansere neden olabilen N-nitrozo bileşiklerine dönüşmesi sebebiyle risk oluşturuyor. Ayrıca, bu ürünler yüksek sıcaklıkta pişirildiğinde oluşan zararlı bileşikler de DNA hasarına yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Güneşin zararlı ışınlarından korunun</strong></p>
<p>Aşırı güneş ışığına maruz kalmak cilt kanserlerinin en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Güneşten korunmak ve yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanımı riski azaltabiliyor. Bu nedenle güneşin zararlı ultraviyole ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11:00 – 15:00 saatleri arasında mümküne dışarı çıkmayın. Mecbursanız güneş koruyucunuzu güneşe çıkmadan yarım saat önce uygulamayı ihmal etmeyin.</p>
<p><strong>Enfeksiyonlara karşı aşı olun</strong></p>
<p>HPV (Human Papilloma Virüsü) enfeksiyonu rahim ağzı kanseri; hepatit B ve C virüsleri ise karaciğer kanseriyle ilişkili oluyor. Aşı olmak bu kanserlerin önlenmesinde etkili bir yöntem olarak yerini koruyor. </p>
<p><strong>Tarama programlarını ihmal etmeyin!</strong></p>
<p>Meme kanseri için mamografi, kolon kanseri için kolonoskopi ve rahim ağzı kanseri için Pap smear ile HPV (Human Papilloma Virüsü) tarama testleri kanserin önlenmesi açısından büyük bir öneme sahip. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, hiçbir yakınmanız olmasa bile bu tarama yöntemlerini düzenli olarak yaptırmanızın yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Kolonoskopi:</strong> Kansere dönüşebilen poliplerin saptanması için 45 yaşından itibaren 5-10  yılda bir kolonoskopi öneriliyor. Ailede kolon kanseri öyküsü varsa tarama 40 yaşında başlatılabiliyor. İltihabi bağırsak hastalığı gibi risk faktörlerinde takvim daha öne çekilebiliyor. </p>
<p><strong>Pap smear ve HPV DNA testi:</strong> 21 yaşından itibaren her 3 yılda bir Pap smear testi yaptırılması gerekiyor. 30 yaşından sonra 5 yılda bir Pap Smear ile birlikte  HPV DNA testinin yapılması, rahim ağzı kanserine neden olabilen CIN (Cervical Intraepithelial Neoplasia) lezyonlarının erken saptanmasını sağlıyor.</p>
<p><strong>Mamografi:</strong> 40 yaşından itibaren yılda bir kez yapılan mamografi taramasıyla meme kanserinin öncül lezyonları tespit edilebiliyor.  </p>
<p><strong>Zararlı çevresel maddelerden kaçının</strong></p>
<p>Hava kirliliği ve bazı kimyasallar (asbest, kurşun, arsenik, pestisit ve civa) DNA hasarına ve inflamasyona neden olarak özellikle akciğer kanseri riskini artırabiliyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hicbir-sikayetiniz-olmasa-bile-623192">Hiçbir şikayetiniz olmasa bile…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Çağdaş Hekim Grubu Yönetim Kurulu aday listesini açıkladı! </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmir-cagdas-hekim-grubu-yonetim-kurulu-aday-listesini-acikladi-623169</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 17:49:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aday]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaş]]></category>
		<category><![CDATA[grubu]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623169</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni nefes, ortak gelecek” sloganıyla yola çıkan İzmir Çağdaş Hekim Grubu seçim çalışmalarına başladı. İzmir Tabip Odası’nda gerçekleşen tanıtım toplantısına hekimler yoğun ilgi gösterdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-cagdas-hekim-grubu-yonetim-kurulu-aday-listesini-acikladi-623169">İzmir Çağdaş Hekim Grubu Yönetim Kurulu aday listesini açıkladı! </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Yeni nefes, ortak gelecek” sloganıyla yola çıkan İzmir Çağdaş Hekim Grubu seçim çalışmalarına başladı. İzmir Tabip Odası’nda gerçekleşen tanıtım toplantısına hekimler yoğun ilgi gösterdi. </span></p>
<p><span>Toplantıda İzmir Çağdaş Hekim Grubu Yönetim Kurulu, Türk Tabipler Birliği Kongre Adayları, Onur Kurulu Adayları ve Denetleme Kurulu Adayları tanıtıldı. Yönetim Kurulu aday listesinde Prof.Dr. Gül Ergör, Doç.Dr. Melekper Elcil Kaya Biçer, Uzm.Dr. İnan Mutlu, Prof.Dr. Dilek Yeşim Metin, Uzm. Berna Işık İrkin, Dr. Öğr. Üyesi Ceyda Üste, Prof.Dr. Turgay Turan yer aldı. </span></p>
<p><b><strong>“Biz buradayız ve açık söylüyoruz, bu gidişatı kabul etmiyoruz”</strong></b></p>
<p><span>İzmir Çağdaş Hekim Grubu’nun basın açıklaması şöyle, “Bugün burada sadece bir aday listesi açıklamıyoruz. Bugün burada bir iddiayı ortaya koyuyoruz. Hekimliğin yeniden söz sahibi olduğu bir dönemi başlatma iddiasını. Bugün hekimlik; acil serviste darp edilen bir meslektaşın haberiyle, göç başvurusu yapan genç bir hekimin sessizliğiyle, emeklilikte yoksullaşan bir ömrün gerçeğiyle tanımlanıyor. Uzun süredir bu ülkede hekimlik; ağır iş yüküyle, güvencesizlikle, şiddetle ve sistematik bir değersizleştirmeyle karşı karşıya. Mesleğimizin itibarı aşındırılmaya çalışıldı. Sözümüz geri plana itildi. Karar mekanizmalarından dışlandık. Türkiye’de bu krizin bireysel değil, yapısal olduğu açıktır. Ama biz buradayız. Ve açık söylüyoruz: Bu gidişatı kabul etmiyoruz” </span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/izmir-cagdas-hekim-grubu-yonetim-kurulu-aday-listesini-acikladi-0-UjSIKCkn.jpeg"/></p>
<p><b><strong>“Cumhuriyetin bize kazandırdığı aklın, bilimin ve özgür düşüncenin mirasını taşıyoruz”</strong></b></p>
<p><span>“İzmir Çağdaş Hekim, bu tabloya alışmayı reddedenlerin adıdır. Bu bir liste değil; hekimliğin yeniden ayağa kalkma iradesidir. Adaylarımız; nöbet ertesi tükenmişliği bilen, şiddetin gölgesinde çalışmış, emeğinin karşılığını alamamanın ne demek olduğunu yaşamış hekimlerdir. Ve bu nedenle yalnızca temsil etmeye değil, </span><span>değiştirmeye taliptir. Çünkü biz, hekimliğin sadece bir meslek değil; bu topluma ve bu vatana karşı sorumluluk taşıyan bir görev olduğuna inanıyoruz. Bizler, bu ülkenin aydın birikiminin parçası olan hekimleriz. Cumhuriyet’in bize kazandırdığı aklın, bilimin ve özgür düşüncenin mirasını taşıyoruz. Bu bilinçle biliyoruz ki; aydın olmak yalnızca bilmek değil, gerektiğinde söz almak, sorumluluk üstlenmek ve yön vermektir. Geçmişin karanlığından beslenen, mesleklerin sözünü zayıflatan anlayışlara karşı; bugün yeniden söz kurmak, yeniden örgütlenmek ve yeniden güçlenmek zorundayız”</span></p>
<p><b><strong>“Bu memleket, bu meslek, bu davet bizim” </strong></b></p>
<p><span>“İzmir Tabip Odası; sadece aidat yatırılan bir yer değil, sadece kısa mesaj atan bir kurum değil, sadece masa başında açıklama yapılan bir alan değil; hekimlerin birlikte söz ve eylem ürettiği bir alan olmak zorundadır. Bugün açıkladığımız aday listesi; farklı kurumlardan, farklı deneyimlerden gelen ama aynı yerde buluşan bir iradenin ürünüdür. Bu irade; mesleğine sahip çıkan, bilimi ve aklı rehber edinen, kamusal sağlık anlayışını savunan, </span><span>bağımsızlığından taviz vermeyen, şeffaf ve katılımcı bir yönetimi esas alan bir iradedir. Biz İzmir’den konuşuyoruz. </span><span>Ama söylediğimiz söz yalnızca İzmir’e ait değil. Bu söz; geleceğini bu meslekte kurmak isteyen genç hekimin de, </span><span>yıllarını bu mesleğe vermiş deneyimli hekimin de ortak sözüdür. Çünkü biliyoruz: Hekim sustuğunda sadece bir meslek değil, toplumun sağlık hakkı da sessizleşir. Biz, tabip odasını; izleyen değil yön veren, suskun değil söz söyleyen, dağılan değil birleştiren bir güç haline getirmeye geliyoruz. İzmir’den yükselen bu çağrı; tabip odasında birikmiş yorgunluğu aşacak iradeyi, enerjiyi ve ortak aklı büyütür. İddiamız nettir: Yeni bir nefes mümkün. Ortak bir gelecek mümkün. Ve biz bu olanağı gerçeğe dönüştürmek için buradayız. Bu memleket, bu meslek, bu davet bizim” </span></p>
<p><b><strong>İşte Tam Liste </strong></b></p>
<p><b><span>TTB Büyük Kongre Adayları </span></b></p>
<p><span>Doç.Dr. Cem Karaali, Prof.Dr. Süleyman Ayhan Çalışkan, Doç.Dr. Korhan Barış Bayram, Prof.Dr. Emin Bal, Uzm.Dr. Ahmet Can Urgancı, Asistan Doktor Harun Yiğit Göksen, Op.Dr. Recep Semih Hızıroğlu, Prof.Dr. Tuğrul Dereli, Prof.Dr. Mustafa Olguner, Prof.Dr. Suat Büket, Uzm.Dr. Gülperi Putgül Köybaşı, Prof.Dr. Ferhan Girgin Sağın, Prof.Dr. Ahmet Nart, Prof.Dr. Leyla İyilikçi Karaoğlan</span></p>
<p><b><span>Onur Kurulu Adayları </span></b></p>
<p><span>Uzm.Dr. Mustafa Tuğrul Şahbaz, Uzm.Dr. Altan Gökgöz, Uzm.Dr. Arzu Bayram, Prof.Dr. Arif Ruhi Özyürek, Uzm.Dr. Rana Savlu</span></p>
<p><b><span>Denetleme Kurulu Adayları </span></b></p>
<p><span>Uzm.Dr. Hasan Fehmi Ünal, Uzm.Dr. Mehmet Akça, Uzm.Dr. Rafet Gül  (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-cagdas-hekim-grubu-yonetim-kurulu-aday-listesini-acikladi-623169">İzmir Çağdaş Hekim Grubu Yönetim Kurulu aday listesini açıkladı! </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özel gereksinimli çocuklarda öncelikli hedef çürük oluşmasını önlemek!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ozel-gereksinimli-cocuklarda-oncelikli-hedef-curuk-olusmasini-onlemek-623109</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 12:19:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[gereksinimli]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[oluşmasını]]></category>
		<category><![CDATA[öncelikli]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623109</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özel gereksinimli çocuklarda diş sağlığının koruyucu yöntemlerle nasıl yönetilebileceği ve gerektiğinde uygulanabilecek tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozel-gereksinimli-cocuklarda-oncelikli-hedef-curuk-olusmasini-onlemek-623109">Özel gereksinimli çocuklarda öncelikli hedef çürük oluşmasını önlemek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özel gereksinimli çocuklarda diş sağlığının koruyucu yöntemlerle nasıl yönetilebileceği ve gerektiğinde uygulanabilecek tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Amaç, çürük oluşmadan önce gerekli önlemlerin alınabilmesi!</strong></p>
<p>Özel gereksinimli çocuklarda diş tedavileri planlanırken, daha çok koruyucu uygulamalara odaklanıldığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Amacımız, çürük oluşmadan önce gerekli önlemleri alabilmek. Bu nedenle özel gereksinimi olan çocukları, ilk dişleri çıktığı andan itibaren düzenli aralıklarla klinikte görmek istiyoruz.” dedi.</p>
<p>Bu süreçte minimal invaziv denilen uygulamaların ön plana çıktığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Flor vernik uygulamaları ve doğru diş fırçalama alışkanlıklarıyla, çürük henüz oluşmadan durumu kontrol altına almayı hedefliyoruz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Genel anestezi ile tüm diş tedavileri tek seansta tamamlanabiliyor! </strong></p>
<p>Tüm bu önlemlere rağmen çürüğün engellenememesi ve çocuğun ağrı yaşamaya başlaması durumunda atılan adımlara değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, şöyle devam etti:</p>
<p>“Koltukta işlem yapılması çok zorsa, bu durumda genel anestezi uygulamalarına başvurulabiliyor. Çocuk ameliyathane ortamında uyur pozisyondayken, tüm diş tedavilerini tek seansta tamamlanabiliyor. Bu yöntem, hem çocuğun konforu hem de tedavinin sağlıklı şekilde tamamlanması açısından önemli bir avantaj sağlıyor.”</p>
<p><strong>Ağız bakımının sürdürülebilir hale getirilmesi için aileyle birlikte çalışılmalı! </strong></p>
<p>Tedavi sonrasında ise sürecin bitmediğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Düzenli kontrollerle birlikte aileyle bir yolculuğa çıkılıyor. Bu süreçte nasıl fırçalanmalı, hangi ürünler kullanılmalı gibi konularda birlikte ilerleniyor ve çocuğun ağız bakımının sürdürülebilir hale getirilmesi hedefleniyor.” dedi.</p>
<p>Diş fırçası ve macununun yanı sıra, özel gereksinimli çocuklarda ağız duşu kullanımını da öneren Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ağız duşu; küçük bir deposu olan, su tabancasına benzer şekilde tazyikli su fışkırtan bir cihazdır. Evde kullanım için oldukça pratik bir yardımcıdır. Tercihen banyodan önce, duşakabin içinde ya da uygun bir ortamda diş aralarına tazyikli su uygulanarak temizlik sağlanabilir. Ardından banyo yapılmasıyla birlikte hem diş hem de vücut temizliği bir arada tamamlanmış olur. Bu şekilde evde ağız bakımını daha da güçlendirmek mümkün olur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozel-gereksinimli-cocuklarda-oncelikli-hedef-curuk-olusmasini-onlemek-623109">Özel gereksinimli çocuklarda öncelikli hedef çürük oluşmasını önlemek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hatalı yaşam tarzı tercihleri, kalp ve damar sağlığını tehdit ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-623085</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 10:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hatalı]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Ve Damar]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp-Damar Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[tercihleri]]></category>
		<category><![CDATA[torun]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Tarzı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623085</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden birinin kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, toplumda kalp ve damar hastalıklarının yaygın şekilde görülmesinde yaşam tarzı ve tercihlerin etkili olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-623085">Hatalı yaşam tarzı tercihleri, kalp ve damar sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden birinin kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, toplumda kalp ve damar hastalıklarının yaygın şekilde görülmesinde yaşam tarzı ve tercihlerin etkili olduğunu söyledi.</span></span></span> Y</b><b><span><span><span>aşam alışkanlıklarının değiştirilerek kan şekeri, tansiyon ve kolesterol bozukluklarının önüne geçilmesinin etkili bir önlem olacağını belirten Torun, “Doğru ve dengeli beslenme, mümkün olduğunca fazla yüksek nabızla hareketi arttırmak, sigara ve alkolden uzak durmak olası birçok kalp ve damar hastalığının önüne geçecektir” tavsiyesinde bulundu.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, 25-31 Mart Kalp Haftası kapsamında kalp sağlığının korunmasına ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalp ve damar hastalıkları, yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Günümüzde kalp ve damar hastalıklarının kanserle birlikte en sık ölüm nedenleri arasında yer aldığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Sadece hayatı tehdit etmekle kalmayan bu hastalık grubu, aynı zamanda kişinin yaşam kalitesini son derece olumsuz etkileyebilen çeşitli rahatsızlıklardan meydana geliyor.  Bu rahatsızlıklar genel olarak kalp damar tıkanıklığı, boyun ve bacak damar tıkanıklıkları, kalp yetmezliği ve kapak hastalıkları ile kalp ritim bozukluklarından oluşmaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalp hastalıkları, yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bu hastalıkların bir kısmının önlenebilir olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Bu hastalıkların bir kısmı doğuştan olabilmekle birlikte birçoğu sonraki tercihlerimiz neticesinde oluşmaktadır. Örneğin kalp krizine baktığımız zaman buna birçok sebep etki ederken bu sebeplerin yüzde 90’ı değiştirilebilir faktörlerden kaynaklanmaktadır. Başka bir deyişle yüzde 90’ı bizim yanlış tercihlerimiz neticesinde oluyor. Belki genetik risklerden kaçamayız ama yaşam tarzı alışkanlıklarımızla bunların bir çoğunluğunun önüne geçmek mümkün” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Her üç ölümden biri kalp damar hastalıklardan kaynaklanıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kalp ve damar hastalıklarına ilişkin verilere de değinen Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, şu bilgileri verdi: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden biri kalp damar hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Yıllık olarak baktığımızda bir yetişkinin kalp krizi riski ülkemizde yüzde 0,5-1 arasında gözükmektedir. Kalp damar hastalıklarının yanına ritim bozukluklarını, kalp yetmezliklerini ve kapak hastalıklarına da eklersek ülkemizde yaklaşık 5 milyon kalp damar hastası olduğu düşünülmektedir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yaşam tarzı en önde gelen risk faktörleri arasında yer alıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ülkemizde kalp ve damar hastalıklarının bu denli yaygın olmasının ana sebeplerinden birinin yaşam tarzı olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Avrupa ülkeleri ile kıyasladığımız zaman Türk toplumunda kalp ve damar hastalıklarının daha sık olduğunu görüyoruz. Bunun en büyük sebebi, maalesef bizim tercihlerimiz. Biz Avrupa’nın en çok sigara içen ülkesiyiz ve en obez ülkesiyiz. Bunun yanında düzenli spor alışkanlığı en düşük ülkeyiz. Hal böyle olunca kalp damar hastalıkları majör risk faktörleri arasında yer alan bu faktörler, ülkemizde daha çok kalp damar hastalıklarının görülmesinde başı çeken sebepler olarak öne çıkıyor. Bunların dolaylı etkileri olarak da hipertansiyon, şeker hastalığı ve kolesterol bozuklukları meseleyi daha da olumsuz hale getiriyor. Bilimsel gerçekler bu denli ortadayken ve ülke olarak son derece olumsuz birinciliklerimiz varken kalp damar hastalığı yönünden ortalama bir Avrupa vatandaşına göre çok daha riskliyiz” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>40 yaş sonrası kardiyoloji kontrolleri yaptırılmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kalp ve damar hastalıklarının önlenmesi için alınacak tedbirlere değinen Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, şu tavsiyelerde bulundu:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Kalp ve damar hastalıklarında değiştirilebilir ve değiştirilemez risk faktörleri vardır. Dolayısıyla her şeyden önce yaşam alışkanlıklarımızı değiştirerek kan şekeri, tansiyon ve kolesterol bozukluklarının önüne geçilmeye çalışılmalıdır. Diyabet ve hipertansiyon gibi hastalıkların kontrol altında tutulması, doğru ve dengeli beslenme, mümkün olduğunca fazla yüksek nabızla hareketi arttırmak, sigara ve alkolden uzak durmak olası birçok kalp ve damar hastalığının önüne geçecektir. Bunun yanında günümüz teknolojisiyle kalp damar hastalıkları çok erken dönemde yakalanabilmektedir. 40 yaş sonrası yaptırılacak kardiyoloji kontrolleri, olumsuz bir sürprizle karşılaşmadan büyük oranda kalp hastalıklarının kontrol altına alınmasında etkili olacaktır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-623085">Hatalı yaşam tarzı tercihleri, kalp ve damar sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nilüfer&#8217;de sağlıklı yaş almanın ipuçları paylaşıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/niluferde-saglikli-yas-almanin-ipuclari-paylasildi-623046</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 09:43:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[almanın]]></category>
		<category><![CDATA[Geriatri]]></category>
		<category><![CDATA[ipuçları]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşıldı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623046</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi, Yaşlılara Saygı Haftası kapsamında anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-saglikli-yas-almanin-ipuclari-paylasildi-623046">Nilüfer&#8217;de sağlıklı yaş almanın ipuçları paylaşıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Nilüfer Belediyesi, Yaşlılara Saygı Haftası kapsamında anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. ‘Sağlıklı Yaş Alma’ temasıyla düzenlenen seminerde, aktif yaşlanmanın ve yaşam kalitesini korumanın yolları, Nilüfer’in olgun gençleriyle paylaşıldı.</b></p>
<p>“Sağlıklı Yaş Almanın Yolları” başlığı altında<b> </b>Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen etkinliğin ilk konuşmacısı olan Geriatri Uzmanı Doç. Dr. Olgun Deniz, yaşlanmanın biyolojik bir süreç olduğunu, ancak kronolojik yaştan ziyade biyolojik yaşın daha önemli olduğunu söyledi. Türkiye’nin dünyanın en hızlı yaşlanan 10 ülkesinden biri olduğuna dikkati çeken Deniz, “Sağlıklı yaş almada genetik yüzde 30, yaşam tarzı ise yüzde 70 etkilidir. Dolayısıyla nasıl yaşadığınız, nasıl yaşlanacağınızı belirler. Bunun için yeterli ve dengeli beslenmeye önem verin. Düzenli yürüyüş ve egzersiz yapın, durmayın ama düşmeyin de. Sosyal hayattan kopmayın ve sevdiklerinizle bol bol vakit geçirin. Hobiler edinerek zinde kalın. Huzurlu olun ve yeterli uyuyun” dedi.</p>
<p>Gereksiz ilaç ve takviye kullanımından kaçınmanın da ileride yaşlarda kritik önemde olduğunu anlatan Deniz, “Hedefimiz, yaşlı bireyin kimseye bağımlı olmadan fonksiyonelliğini korumasıdır ve sağlıkla geçirebileceği süreyi uzatmaktır. Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir; çıktıkça yorgunluk artar ama görüş alanımız genişler” diye konuştu.</p>
<p>GERİATRİSTLER YAŞAM KALİTESİNİ ARTIRMAYI HEDEFLİYOR</p>
<p>Geriatri Uzmanı Doç. Dr. Merve Hafızoğlu ise sunumunda geriatrinin rolüne değindi. 65 yaş ve üzeri bireylerde bütüncül yaklaşımın önemini vurgulayan Hafızoğlu, ‘Yaşlılıkta bu kadar olur’ diyerek geçiştirilen unutkanlık, depresyon ve kas erimesi gibi durumların aslında tedavi edilmesi gereken birer sendrom olduğunu ifade etti. Hafızoğlu şunları söyledi: “Yaşlandım artık duymasam da olur, hayattan zevk almasam da olur’ düşüncesine karşıyız. Yaşlanmak hayat kalitesinin düşmesi demek değildir. Polikliniklerimizde ‘geriatrik sendromlar’ dediğimiz; unutkanlık (demans), depresyon, beslenme bozukluğu, kas erimesi, uyku bozuklukları ve çoklu ilaç kullanımı gibi durumları tarıyoruz. Ve bu durumlara göre reçeteler belirliyoruz. Önemli olan kişinin kendini bilmesi ve yaşadığı probleme karşı koyma isteğidir. Bizim için kronolojik yaştan ziyade ‘kırılganlık’ seviyesi önemlidir. Hedefimiz, bireyin yaşam kalitesini yükseltecek tedavi hedefleri belirlemek, onların kimseye bağımlı olmadan, kaliteli bir yaşam sürmesini sağlamaktır.”</p>
<p>İlgiyle takip edilen seminerin ardından uzmanlar, katılımcıların sorularını yanıtladı. Programın sonunda Doç. Dr. Olgun Deniz ve Doç. Dr. Merve Hafızoğlu’na günün anısına hediye takdim edildi.</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-saglikli-yas-almanin-ipuclari-paylasildi-623046">Nilüfer&#8217;de sağlıklı yaş almanın ipuçları paylaşıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karaciğer yağlanması siroz ve kanser riskini artırabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karaciger-yaglanmasi-siroz-ve-kanser-riskini-artirabilir-623034</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 09:39:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırabilir]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[karaciğer]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[siroz]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yağlanması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623034</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük hayatta hareketin azalması ve beslenme alışkanlıklarının değişmesi karaciğer sağlığını doğrudan etkileyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karaciger-yaglanmasi-siroz-ve-kanser-riskini-artirabilir-623034">Karaciğer yağlanması siroz ve kanser riskini artırabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günlük hayatta hareketin azalması ve beslenme alışkanlıklarının değişmesi karaciğer sağlığını doğrudan etkileyebiliyor. Karaciğer yağlanmasının fazla kilo, insülin direnci, tip 2 diyabet, kolesterol yüksekliği ve hareketsiz yaşam tarzı olan kişilerde daha sık görüldüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sedat Karademir, “Karaciğer hücrelerinin içinde normalden fazla yağ birikmesi anlamına gelen karaciğer yağlanması, bazı kişilerde ilerleyerek iltihaplanma, hücre hasarı ve daha ileri aşamalarda siroz ile karaciğer yetmezliği gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Karaciğer yağlanmasının göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan, özellikle ileri evre yağlanma ve siroz gelişen hastalarda karaciğer kanseri riskinin arttığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sedat Karademir, “Son yıllarda, sirozu bulunmayan kişilerde bile yağlanmaya bağlı olarak karaciğer kanseri geliştiğini gözlemliyoruz. Bu sebeple diyabeti olan, hızlı kilo alan ya da karaciğer testleri yüksek seyreden kişilerin daha yakından takip edilmesi kıymetli. Bu kişilerde zamanla iltihaplanma ve doku hasarı gelişme riski yüksek olduğu için kan testleri, ultrasonografi, gerekli durumlarda MR ve bazı hastalarda düzenli kanser taramaları çok önemli” dedi.</p>
<p><strong>Kilo kaybı karaciğer sağlığını destekliyor</strong></p>
<p>Var olan kilonun yüzde 7-10 oranında kaybedilmesi, düzenli yürüyüş yapılması ve Akdeniz tipi beslenmenin karaciğer sağlığını olumlu yönde etkilediğini vurgulayan Karademir, “Bu değişiklikler karaciğer yağlanmasının gerilemesine yardımcı olabileceği gibi kanser riskini de azaltabilir. Günlük hayata entegre edilecek küçük ama sürdürülebilir adımlar bu süreçte önemli bir fark yaratır. Yağlanma tehlikesinin doğru takip ve uygun yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alınabileceği, ihmal edildiğinde ise daha ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği bilinmeli” uyarısında bulundu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karaciger-yaglanmasi-siroz-ve-kanser-riskini-artirabilir-623034">Karaciğer yağlanması siroz ve kanser riskini artırabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir&#8217;de &#8220;Tek Sağlık&#8221; vizyonu ile yaşam güzelleşiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirde-tek-saglik-vizyonu-ile-yasam-guzellesiyor-622977</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 08:39:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[7 Bin]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[güzelleşiyor]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kısırlaştırma]]></category>
		<category><![CDATA[mama]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[vizyonu]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622977</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “Tek Sağlık” vizyonu doğrultusunda yürüttüğü çalışmalarla son iki yılda on binlerce hayvanın yaşamına dokunuldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-tek-saglik-vizyonu-ile-yasam-guzellesiyor-622977">İzmir&#8217;de &#8220;Tek Sağlık&#8221; vizyonu ile yaşam güzelleşiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “Tek Sağlık” vizyonu doğrultusunda yürüttüğü çalışmalarla son iki yılda on binlerce hayvanın yaşamına dokunuldu. Kısırlaştırmadan tedaviye, sahiplendirmeden afet müdahalesine kadar geniş bir alanda sürdürülen hizmetlerle hem hayvan refahı artırıldı hem de toplum sağlığı güçlendirildi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın doğa, hayvan ve insan sağlığını birlikte ele alan yönetim anlayışı doğrultusunda, kentte hayvan refahını artırmaya yönelik çalışmalar kesintisiz sürdürülüyor. Başkan Tugay’ın seçim vaatleri arasında yer alan ve göreve geldikten sonra kurulan Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı, sahipsiz hayvanların korunması, tedavi ve rehabilitasyonu, kısırlaştırma hizmetleri, mama üretimi, sahiplendirme çalışmaları ile afet durumlarında acil müdahale faaliyetlerini “Tek Sağlık” yaklaşımıyla yürütüyor.</p>
<p><strong>Farkındalık çalışmaları yoğunlaştı</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, kent yaşamında insan ve hayvan etkileşiminin sağlıklı biçimde düzenlenmesi amacıyla farkındalık çalışmalarını da artırdı. Bu doğrultuda “Patili Kentimiz” ve sahiplendirme etkinliklerini kapsayan “Patili Perşembe” markaları tescil edilerek sahiplendirme kültürünün yaygınlaştırılması hedeflendi. Patili Perşembe etkinlikleri, hava koşullarına bağlı olarak kentin farklı noktalarında düzenlenmeye devam ediyor.</p>
<p><strong>Afetlerde hayvanlar için seferberlik</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi ekipleri afet ve yangınlarda da hayvanların yanında oldu. 2024 yılında Selçuk ilçesinde çıkan orman yangınında 155 köpek tahliye edilerek Seyrek Hayvan Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Aynı yıl Karşıyaka ve çevre ilçelerde meydana gelen yangınlarda 298 hayvan kurtarılarak tedavi ve barınma imkânı sağlandı. 2025 yılında İzmir genelinde meydana gelen orman yangınlarında ise Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda 35 araç ve 100’ün üzerinde personel ile kurtarma çalışmaları yürütüldü. Bu süreçte yüzlerce hayvan tahliye edilirken, yaralanan hayvanlara yerinde müdahale edildi.</p>
<p>Tedavi edilen 6 kaplumbağa ve 2 kirpi ise kontrollerinin ardından yeniden doğal yaşam alanlarına bırakıldı.</p>
<p><strong>Mobil kısırlaştırma hizmeti güçlendirildi</strong></p>
<p>Sokak hayvanı popülasyonunun kontrol altına alınması amacıyla mobil kısırlaştırma hizmetleri de genişletildi. 2025 yılında mobil kısırlaştırma ünitesinde kapsamlı yenileme çalışmaları yapılırken ikinci mobil kısırlaştırma aracı da hizmete alındı. Böylece farklı lokasyonlarda eş zamanlı operasyon yapılması mümkün hale geldi. 2024-2025 yılları arasında mobil kısırlaştırma ünitesinde 8 bin 536 kedi kısırlaştırıldı.</p>
<p><strong>İki yılda on binlerce hayvana hizmet</strong></p>
<p>Nisan 2024’ten bugüne kadar gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında; 123 bin 820 koruyucu hekimlik uygulaması yapıldı.    37 bin 146 hayvan kısırlaştırıldı. 17 bin 300 hayvan muayene ve tedavi edildi. 3 bin 298 hayvan sahiplendirildi. 111 ton köpek maması, 7 bin ödül maması üretilerek sahipsiz hayvanların kullanımına sunuldu. Başlatılan Pet Mama Döngüsel Ağı Projesi ile otellerden toplanan gıda artıklarının mama üretiminde değerlendirilmesi sağlandı. 4 ton köpek maması üretilerek hem sahipsiz hayvanlar için sürdürülebilir beslenme desteği verildi hem de sıfır atık hedeflerine katkı sağlandı.</p>
<p><strong>Yeni yaşam alanları ve sahipli hayvan mezarlığı geliyor</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, kentteki sahipsiz hayvanlar için yeni yaşam alanları oluşturmayı da sürdürüyor. Dikili Sahipsiz Hayvan Rehabilitasyon Merkezi için 24 bin 448 metrekarelik alan belediyeye devredilirken, inşaat hazırlıkları başladı. Kiraz’da da Küçük Menderes Yerleşkesi için doğal yaşam alanı planlanıyor. Pako Sokak Hayvanları Sosyal Yaşam Kampüsü içinde ise 1100 kapasiteli sahipli hayvan mezarlığı ve yeni doğal yaşam alanları için projelendirme çalışmaları sürüyor.</p>
<p><strong>Doğal Yaşam Parkı’na yoğun ilgi</strong></p>
<p>İzmir Doğal Yaşam Parkı da hem ziyaretçi sayısı hem de hayvan sağlığı çalışmalarıyla dikkat çekiyor. 2024 yılında 657 bin 542 kişinin ziyaret ettiği park, 2025 yılında 947 bin 870, 2026 yılının ilk iki ayında ise 86 bin 856 kişiyi ağırladı. Parkın açıldığı 2008 yılından bu yana toplam ziyaretçi sayısı 14 milyon 501 bin 481 oldu.</p>
<p><strong>Yaban hayvanlarına tedavi ve doğaya dönüş</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Doğal Yaşam Parkı, Avrupa Hayvanat Bahçeleri Birliği üyesi olmanın avantajıyla yaralı yaban hayvanlarına müdahale ediyor. Son iki yılda; 1.407 yaban hayvanı tedavi edildi. 52 bin 469 koruyucu hekimlik uygulaması yapıldı. 771 yaralı yaban hayvanı tedavi edilerek doğaya bırakıldı. 5 bin 193 hayvan dünyaya geldi.  Akdeniz foku, caretta caretta, kızıl geyik ve flamingo gibi koruma altındaki türler için de özel bakım ve tedavi süreçleri yürütüldü.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-tek-saglik-vizyonu-ile-yasam-guzellesiyor-622977">İzmir&#8217;de &#8220;Tek Sağlık&#8221; vizyonu ile yaşam güzelleşiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon Kanserinin 6 Belirtisi İle Karşılaşmadan Önlem Alın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinin-6-belirtisi-ile-karsilasmadan-onlem-alin-622962</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 08:23:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alın]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[karşılaşmadan]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[le]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622962</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde en sık görülen kanser türlerinden biri olan kolon kanseri, kansere bağlı ölümler arasında da üst sıralarda yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinin-6-belirtisi-ile-karsilasmadan-onlem-alin-622962">Kolon Kanserinin 6 Belirtisi İle Karşılaşmadan Önlem Alın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde en sık görülen kanser türlerinden biri olan kolon kanseri, kansere bağlı ölümler arasında da üst sıralarda yer alıyor. En sık 50 yaş ve üzerindeki kişilerde görülse de son yıllarda gençlerde de artış gösteriyor. Kalın bağırsağın iç yüzeyinde başlayan bu hastalık, genellikle “polip” adı verilen küçük oluşumlarla başlıyor ve yıllar içinde kansere dönüşebiliyor. Her iki cinsiyette de görülen ve çoğu zaman hiçbir belirti vermeden ilerleyen kolon kanseri erken teşhis edildiğinde büyük oranda tedavi edilebiliyor. Memorial Dicle Hastanesi Gastroenteroloji Bölümünden Doç. Dr. Remzi Beştaş, kolon kanserinde düzenli tarama testleri ve erken tanın önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kolon kanseri dünyada en sık görülen kanserlerden biri</strong></p>
<p>Kolorektal kanserler dünya genelinde en sık görülen üçüncü kanser türü olup, kansere bağlı ölümler arasında ikinci sırada yer almaktadır. En sık görülme yaşı 50 yaş ve üzeri olsa da son yıllarda genç yaş gruplarında da görülmeye başlanmıştır. Ancak bu hastalığın önemli bir özelliği bulunmaktadır. Kolon kanseri erken teşhis edildiğinde tedavi başarısı oldukça yüksek olan kanser türlerinden biridir. Bu nedenle düzenli tarama programlarına katılım ve toplumda farkındalığın artırılması büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Kolon kanseri erken dönemde belirti vermeyebilir</strong></p>
<p>Kolorektal kanserler sinsi seyirli hastalıklar arasında yer alır ve erken evrelerde herhangi bir belirti vermeyebilir. Hastalık ilerledikçe bazı belirtiler ortaya çıkabilir.</p>
<ol>
<li>Dışkıda kan görülmesi, </li>
<li>Uzun süre devam eden kabızlık veya ishal, </li>
<li>Tuvalet alışkanlıklarında değişiklik, </li>
<li>Karın ağrısı ve şişkinlik, açıklanamayan kilo kaybı,</li>
<li>Sürekli yorgunluk ve halsizlik, </li>
<li>Dışkı şeklinde değişiklik ve demir eksikliğine bağlı </li>
</ol>
<p>Bu belirtilerden biri veya birkaçının görülmesi durumunda vakit kaybetmeden bir gastroenteroloji uzmanına başvurmak erken tanı açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Bazı risk faktörleri kolon kanseri riskini artırıyor</strong></p>
<p>50 yaş ve üzeri olmak, ailede kolon kanseri öyküsü bulunması, fazla kırmızı et tüketimi ve liften fakir beslenme gibi sağlıksız beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam tarzı, obezite, sigara ve alkol kullanımı ile inflamatuvar bağırsak hastalıkları kolon kanseri riskini artırabilmektedir. Bu risk faktörlerine sahip kişilerin kolon kanseri tarama programlarına daha dikkatli şekilde katılması ve düzenli kontrollerini yaptırması önerilmektedir.</p>
<p><strong>Tarama testleri kanseri ortaya çıkmadan önleyebilir</strong></p>
<p>Kolon kanserinde en önemli basamak erken tanıdır. Kolonoskopi ile bağırsakta oluşabilecek poliplerin tespit edilmesi ve çıkarılması sayesinde kanser gelişimi daha ortaya çıkmadan önlenebilir. Kolon kanseri için önerilen tarama yaşı genellikle 45 olarak kabul edilmektedir. Tarama yöntemleri arasında 10 yılda bir kolonoskopi, yılda bir gaitada gizli kan testi, üç yılda bir gaita DNA testi ve beş yılda bir BT kolonoskopi yer almaktadır. Aile öyküsü bulunan veya yüksek risk grubunda yer alan kişilerde tarama daha erken yaşlarda ve daha sık aralıklarla yapılabilmektedir.</p>
<p><strong>Sağlıklı yaşam alışkanlıkları kolon kanseri riskini azaltabilir</strong></p>
<p>Kolon kanseri riskini azaltmak için yaşam tarzında yapılacak bazı değişiklikler oldukça etkili olabilir.</p>
<ul>
<li>Lif açısından zengin sebze ve meyve tüketmek, </li>
<li>Kırmızı ve işlenmiş et tüketimini azaltmak, </li>
<li>Düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı kiloyu korumak, </li>
<li>Sigara ve alkolden uzak durmak </li>
<li>Düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemek kolon kanseri riskini azaltmaya yardımcı olur.</li>
</ul>
<p>Dünya genelinde Mart ayı Kolon Kanseri Farkındalık Ayı olarak kabul edilmektedir ve mavi kurdele ile simgelenmektedir. Bu ay boyunca hastalık hakkında farkındalık oluşturulması ve bireylerin tarama testlerine yönlendirilmesi hedeflenmektedir. Çünkü kolon kanseri erken teşhis edildiğinde büyük oranda tedavi edilebilen bir hastalık olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinin-6-belirtisi-ile-karsilasmadan-onlem-alin-622962">Kolon Kanserinin 6 Belirtisi İle Karşılaşmadan Önlem Alın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özellikle karın bölgesinde hızlı yağlanma varsa, gecikmeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ozellikle-karin-bolgesinde-hizli-yaglanma-varsa-gecikmeyin-622959</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 08:23:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesinde]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[gecikmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo Artışı]]></category>
		<category><![CDATA[Kortizol]]></category>
		<category><![CDATA[Metabolizma]]></category>
		<category><![CDATA[özellikle]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[Yağlanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622959</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kilo vermeye çalışırken bazen hiç beklenmedik bir tabloyla karşılaşabiliyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozellikle-karin-bolgesinde-hizli-yaglanma-varsa-gecikmeyin-622959">Özellikle karın bölgesinde hızlı yağlanma varsa, gecikmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kilo vermeye çalışırken bazen hiç beklenmedik bir tabloyla karşılaşabiliyoruz.  Daha az yeriz, daha çok hareket ederiz ama tartı ibresinde bir değişim olmaz. Üstelik, bazen canımızı daha da sıkan bir şey olur; her zamankinden az yediğimiz halde kilo alırız. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr.</strong> <strong>Adnan Batman, </strong>bu durumun çoğu zaman hatalı beslenme ve yaşam alışkanlıklarımızdan kaynaklandığını belirterek, “Diyet sürecinde kalori hesabı yapmamak, az yenilmesine rağmen kilo alınmasının en yaygın sebeplerinden biridir. Ancak, kilo alınmasının nedeni sadece beslenme hataları değildir. Vücudumuz bazen kronik strese, hareketsizliğe ve uyku bozukluğu gibi etkenlere karşı kendini korumaya alır ve yağ depolamaya yönelir. Bu nedenle az yemek her zaman çözüm olmayabilir” diyor. <strong>Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adnan Batman,</strong> ancak kilo artışının hormonal veya metabolik hastalıklardan da kaynaklanabildiğini vurgulayarak, “Özellikle kısa sürede ve karın çevresinde belirgin kilo artışı varsa, metabolik veya hormonal sebeplerin araştırılması son derece önemlidir” ifadelerini kullanıyor. <strong>Doç. Dr. Adnan Batman</strong>,  az yemeye rağmen kilo artışına yol açabilen 10 etkeni anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Hatalı diyetler</strong></p>
<p>Az yenilmesine rağmen kilo alımının en önemli sebeplerinden biri, diyet sürecinde kalori hesabı yapılmamasıdır. Bu durum farkında olmadan ihtiyaçtan fazla enerji alınmasına yol açabiliyor. Ayrıca, şok diyetler de kısa sürede hızlı kilo kaybı sağlasalar da metabolizmayı yavaşlatabiliyor ve kas kaybına neden olarak kilo alımını kolaylaştırıyor. </p>
<p><strong>Yetersiz ve kalitesiz uyku</strong></p>
<p>Yetersiz ve kalitesiz uyku, az beslenilmesine rağmen kilo artışının önemli nedenlerinden birini oluşturuyor. Doç. Dr. Adnan Batman, beş saatin altında uyuyan kişilerde obezite riskinin yüzde 50 oranına kadar artabildiğine işaret ederek, şu bilgileri paylaşıyor: “Gece geç uyumak melatonin ve kortizol dengesini bozar. Bu durum insülin duyarlılığını azaltır ve vücudu yağ depolamaya daha yatkın hale getirir. Aynı zamanda kortizolün<strong> </strong>salınımını yükselterek karın çevresinde yağlanmayı artırır.  Dolayısıyla melatonin hormonunun yükseldiği 22:00-23:00 saatleri arasında uyku moduna geçilmesi son derece önemlidir.”</p>
<p><strong>Kronik stres </strong></p>
<p>Kronik stres altında vücut daha fazla kortizol hormonu salgılıyor. Bu hormon uzun süre yüksek düzeyde kaldığında metabolizma hızını düşürüyor. Ayrıca, kan şekerini yükselterek insülin seviyesinin de artmasına neden olabiliyor; bu durum yağ depolanmasını kolaylaştırıyor. Kronik stres altında olan kişiler az yeseler bile yağ depolamaya daha yatkın hale gelebiliyor. Doç. Dr. Adnan Batman,<strong> </strong>  stres hormonu kortizol yüksekliğinin özellikle karın bölgesinde yağ dokusunu artırdığını belirterek, “Karın bölgesi kortizole daha duyarlı olduğu için yağ yakımı burada daha fazla belirginleşmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Kas kütlesinde azalma</strong></p>
<p>Kas kaybı 35 yaş sonrasında yavaş ama sürekli bir şekilde ilerliyor. Kas dokusunun metabolik olarak aktif olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Adnan Batman, “Kas kütlesi azaldıkça bazal metabolizma hızı da düşmektedir. Bu durum, aynı miktarda beslenmeye devam edilse bile vücudun daha az enerji harcamasına ve zamanla yağ oranının artmasına neden olabilmektedir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Hareketsiz yaşam</strong></p>
<p>Sadece spor yapmak değil, gün içindeki toplam hareket miktarı da enerji harcamasını belirliyor. Masa başında çalışma ve uzun süre oturma gibi alışkanlıklarda günlük enerji harcaması ciddi şekilde azalıyor. Bu durumda kişi az besin tüketse bile harcanan enerji daha düşük olduğu için kilo artışı görülebiliyor. Düzenli günlük hareket, metabolizmanın daha aktif kalmasına yardımcı oluyor ve kilo kontrolünü destekliyor.</p>
<p><strong>Perimenopoz / Menopoz</strong></p>
<p>Perimenopoz ve menopoz dönemlerinde östrojen seviyesinin azalması metabolizmanın yavaşlamasına neden olabiliyor. Dolayısıyla az yenilse bile metabolizma daha yavaş çalıştığı için kilo alınabiliyor. Bu hormon değişimi vücudun yağı özellikle karın bölgesinde depolama eğilimini artırıyor. </p>
<p><strong>Tiroit yetmezliği (Hipotiroidi) </strong></p>
<p>Metabolizmamızı düzenleyen tiroit hormonlarının eksikliğinde bazal enerji harcaması düşüyor ve sıvı tutulumu gelişebiliyor. Genellikle 2–4 kilo civarında kilo artışı yaşanırken beraberinde halsizlik, üşüme ve kabızlık gibi sorunlar da görülebiliyor. </p>
<p><strong>Cushing sendromu </strong></p>
<p>Cushing sendromu, vücudun uzun süre yüksek miktarda kortizol hormonuna maruz kalmasıyla oluşan bir hastalık. Kortizol yüksekliği özellikle karın bölgesi, ense ve yüzde yağ birikimine yol açıyor. Yüz yuvarlaklaşıyor, cilt inceliyor ve morarmalar gelişebiliyor. Doç. Dr. Adnan Batman, hızlı ve bölgesel kilo artışında Cushing sendromunun mutlaka akla gelmesi gerektiğine işaret ediyor. </p>
<p><strong>İnsülin direnci </strong></p>
<p>İnsülin direncinde hücreler kan şekerini dengelemek için daha fazla insülin salgılıyor. İnsülin, glikozu hücrelere taşıma ve fazla enerjiyi yağ olarak depolama sinyali veren bir hormon. Kan şekeri normal olsa bile yüksek insülin nedeniyle vücut yağ depolamaya daha yatkın hale geliyor ve yağ yakımı zorlaşabiliyor. Kilo artışı özellikle karın bölgesinde görülüyor. </p>
<p><strong>Polikistik over sendromu</strong></p>
<p>Polikistik over sendromu olan kadınlarda androjen artışı ile insülin direnci birlikte görülebiliyor.  Bunun sonucunda az yenilmesine rağmen kilo artışı yaşanabiliyor. Ayrıca adet düzensizliği, tüylenme ve akne gibi sorunlar da gelişebiliyor.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;kutu bilgisi &#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p><strong>Kilo artışına karşı 5 etkili öneri!</strong></p>
<ul>
<li>Gerçek kalori alımınızı objektif olarak belirleyin. </li>
<li>Uyku sürenizi 7–8 saate çıkarın.</li>
<li> Haftada en az 3 gün direnç egzersizi yaparak, kas kütlenizi koruyun.</li>
<li>Tiroit, insülin ve kortizol gibi temel hormon değerlendirmesi yaptırın. </li>
<li> Kilonuzu ve bel çevrenizi düzenli olarak ölçün.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozellikle-karin-bolgesinde-hizli-yaglanma-varsa-gecikmeyin-622959">Özellikle karın bölgesinde hızlı yağlanma varsa, gecikmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Belediye Personeline Sağlıklı Yaşam Semineri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/belediye-personeline-saglikli-yasam-semineri-622947</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 08:03:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[personeline]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[semineri]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622947</guid>

					<description><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürlüğü, sosyal sorumluluk projesi kapsamında kalp hastalıkları, diyabet, diyet ile sağlıklı beslenme konularında bilgilendirme ve farkındalık semineri düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/belediye-personeline-saglikli-yasam-semineri-622947">Belediye Personeline Sağlıklı Yaşam Semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Keçiören Belediyesi İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürlüğü, sosyal sorumluluk projesi kapsamında kalp hastalıkları, diyabet, diyet ile sağlıklı beslenme konularında bilgilendirme ve farkındalık semineri düzenledi. Meclis salonunda belediye personeline yönelik gerçekleştirilen seminerde, sağlıklı yaşam hedefleri doğrultusunda bilinçli davranışların kazandırılmasına yönelik bilgilendirme yapıldı. </span></span></span></p>
<p><span><span><span><b>Yüksek tansiyon, diyabet ve beslenme önerileri verildi</b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Alanında uzman isimler tarafından verilen eğitimde konuşan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Alpaslan, “Yüksek Tansiyon ve Kalp Hastalıklarının Belirtileri” başlıklı sunum yaparak tansiyon değerleri, yüksek tansiyonun zararları, kalp hastalıklarının belirtilerini detaylı olarak anlattı. Alpaslan, yüksek tansiyonun çoğunlukla belirti vermeden ilerlediğini, düzenli takip ve gerektiğinde ilaç tedavisinin önemini vurguladı. Dâhiliye Uzmanı Dr. Abdullah Yalçın ise diyabet tanısı, tedavisi, beslenme ve hipoglisemi yönetimi konularında katılımcılara bilgi verip; diyabetin nasıl tedavi edildiğini ve hastalığın zararlı etkilerini açıkladı. Diyetisyen Gizem Turan da kalp ve diyabet hastalıklarında beslenme yöntemlerini anlatarak uygulanabilecek diyet programı örneklerini katılımcılarla paylaştı. </span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/belediye-personeline-saglikli-yasam-semineri-622947">Belediye Personeline Sağlıklı Yaşam Semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepside rutinin bozulduğu durumlar nöbetleri tetikleyebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepside-rutinin-bozuldugu-durumlar-nobetleri-tetikleyebiliyor-622905</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 18:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozulduğu]]></category>
		<category><![CDATA[durumlar]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[epilepside]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[nöbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[rutinin]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tetikleyebiliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622905</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde epilepsinin doğru tedavi ve düzenli takip ile kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu belirten Atlas Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Seda Bostan, epilepside ilaçların düzenli kullanılmasının ve doktor kontrollerinin aksatılmamasının önemli olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-rutinin-bozuldugu-durumlar-nobetleri-tetikleyebiliyor-622905">Epilepside rutinin bozulduğu durumlar nöbetleri tetikleyebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Günümüzde epilepsinin doğru tedavi ve düzenli takip ile kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu belirten Atlas Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Seda Bostan, epilepside ilaçların düzenli kullanılmasının ve doktor kontrollerinin aksatılmamasının önemli olduğunu söyledi. Nöbeti tetikleyebilecek durumların mümkün olduğunca azaltılması gerektiğini kaydeden Dr. Seda Bostan, uyku düzeni değişikliği, açlık-susuzluk, yoğun stres gibi rutinin bozulduğu durumlar ile yüksek ses ve yanıp sönen parlak ışıklar gibi yoğun uyaranların nöbetleri tetikleyebileceğini ve bunlardan kaçınılması gerektiği uyarısında bulundu.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Seda Bostan, 26 Mart Epilepsi Farkındalık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada epilepsi farkındalığının önemine işaret ederek epilepsi hastalarının dikkat etmesi gerekenlere ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Korku ve yaftalama hastaneye başvuruları geciktiriyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Epilepsi hastalığında etiketlemenin hastalığın özellikle teşhisi geciktirebildiğini belirten Dr. Seda Bostan, “Epilepsi, oldukça sık görülen bir hastalık olmasına rağmen, bu hastalıkla ilgili gereksiz korku ve yaftalama hastaneye başvuruları geciktirmektedir. Ayrıca toplumda epilepsinin çoğunlukla sadece ‘jeneralize tonik klonik nöbet’ olarak adlandırdığımız yani tüm vücudun kasıldığı ‘sara nöbeti’ olarak bilinmesi, farklı tipte nöbetleri olan hastaların tanı ve tedavisinde gecikmelere yol açmaktadır. Bu nedenle epilepsinin korkulacak bir durum değil, tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu bilmek ve epilepsi hastalarına yönelik önyargıları azaltmak açısından epilepsi farkındalığı oldukça önemlidir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Etiketlenme ile mücadele için doğru bilgi paylaşımı önemli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Geçmişte epilepsi nöbetlerinden korkulduğunu ve bu nedenle hastaların etiketlendiğini kaydeden Dr. Seda Bostan, “Ancak günümüzde epilepsi, doğru tedavi ve düzenli takip ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır; korkulacak ya da utanılacak bir durum değildir. Etiketlenme ile mücadele için hasta ve hasta yakınları, doğru bilgiyi yakın çevreleriyle paylaşarak bu konudaki yanlış inanışları azaltabilir. Okulda, işte, aile içinde, sosyal çevrelerinde nöbet sırasında ne yapılacağını anlatmaları da nöbet anında yaşanacak korkuyu azaltacaktır. Hasta açısından ise gerekli olduğunda destek grupları ve psikolojik destek almak bu açıdan faydalı olacaktır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Düzenli ilaç kullanımı ve hekim takibine dikkat</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Epilepsi hastalarının en çok dikkat etmesi gereken noktalara değinen Dr. Seda Bostan, “Epilepsi hastalarının en çok dikkat etmesi gereken konu; ilaçlarını düzenli kullanmak, takiplerini aksatmamak ve nöbeti tetikleyebilecek durumları mümkün olduğunca azaltmaktır. Rutin düzenin bozulduğu durumların (uyku düzeni değişikliği, açlık-susuzluk, yoğun stres); yoğun uyaranların olduğu durumların (yüksek ses, yanıp sönen parlak ışıklar gibi) veya enfeksiyon, ameliyat gibi durumların nöbetleri tetikleyebileceği bilinmeli ve bunlardan kaçınılmalıdır” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İlaç dozlarının ayarlanması gerekebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Epilepsi hastaları için belirli aralıklarla kontrolün önemini vurgulayan Dr. Seda Bostan, “Epilepsi hastalarının tedavi altında nöbetsiz olsalar bile belirli aralıklarla kontrole gitmeleri gerekir. Çünkü fark edilmeden farklı tipte ya da ‘küçük’ nöbetler olabilir, ilaç dozlarının ayarlanması gerekebilir ve tedavi sürecinde ilaç düzeyi ile böbrek ve karaciğer fonksiyonlarının takibi gerekli olabilir. Ayrıca yüzme, araç kullanma ve yüksekte çalışma gibi durumlarda mutlaka doktor önerilerine uyulmalıdır. Bu kararların sağlıklı verilebilmesi için düzenli takipler büyük önem taşır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-rutinin-bozuldugu-durumlar-nobetleri-tetikleyebiliyor-622905">Epilepside rutinin bozulduğu durumlar nöbetleri tetikleyebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avcılar Belediyesi&#8217;nden Ağız ve Diş Sağlığına Ücretsiz Destek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/avcilar-belediyesinden-agiz-ve-dis-sagligina-ucretsiz-destek-622893</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 18:09:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[avcılar]]></category>
		<category><![CDATA[Avcılar Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığına]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ücretsiz]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622893</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avcılar Belediyesi, Sağlık İşleri Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren Diş Polikliniğinde ağız ve diş sağlığını desteklemek için vatandaşlara ücretsiz temel diş sağlığı hizmeti sunmaya başlandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/avcilar-belediyesinden-agiz-ve-dis-sagligina-ucretsiz-destek-622893">Avcılar Belediyesi&#8217;nden Ağız ve Diş Sağlığına Ücretsiz Destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Avcılar Belediyesi, Sağlık İşleri Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren Diş Polikliniğinde ağız ve diş sağlığını desteklemek için vatandaşlara ücretsiz temel diş sağlığı hizmeti sunmaya başlandı. Sosyal belediyecilik anlayışıyla hayata geçirilen bu hizmet sayesinde, ilçe sakinlerinin ağız ve diş sağlığı hizmetine daha kolay erişebilmelesi hedefleniyor.</span></span></span></p>
<p><span><span><span><b>HERKES İÇİN ERİŞİLEBİLİR DİŞ SAĞLIĞI HİZMETİ</b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Avcılar Belediyesi Diş Polikliniğinde muayene, diş çekimi ve basit dolgu işlemlerini uzman ekipler aracılığıyla gerçekleştirerek vatandaşların diş sağlığını korumayı ve tedaviye erişimini kolaylaştırıyor. Modern ekipmanlarla donatılan poliklinikte, hijyen ve hasta güvenliği ön planda tutularak kaliteli bir sağlık hizmeti sunuluyor.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Sunulan bu ücretsiz hizmetle, temel ağız ve diş sağlığı ihtiyaçlarının ekonomik engeller olmaksızın karşılanması ve diş sağlığı hizmetlerinin herkes için ulaşılabilir hale getirilmesi hedefleniyor. Özellikle dar gelirli vatandaşlar başta olmak üzere toplumun her kesimine hitap eden bu uygulama, koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılmasına da önemli katkı sağlıyor. Çocukluk yaşlarından itibaren ağız ve diş sağlığı bilincinin gelişmesini önemseyen Avcılar Belediyesi, düzenli kontrol alışkanlığının kazandırılması için bilgilendirici yönlendirmelerde de bulunuyor.</span></span></span></p>
<p><span><span><span><b>SAĞLIKLI GÜLÜŞLER, GÜÇLÜ YARINLAR</b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Toplum genelinde sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yaygınlaştırılmasına katkı sunan Avcılar Belediyesi, ilçe sakinlerinin ağız ve diş sağlığı hizmetlerine ekonomik engellerle karşılaşmadan yararlanmasını sağlıyor. Bu kapsamda erken müdahale ve düzenli kontrol alışkanlığının kazanılması desteklenirken, bireylerin yaşam kalitesinin artırılması da hedefleniyor.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Ücretsiz olarak sunulan hizmetler sayesinde hem bireysel sağlık farkındalığının artırılması hem de toplum genelinde diş sağlığı bilincinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Avcılar Belediyesi, sağlık alanındaki bu tür uygulamalarla vatandaş odaklı hizmet anlayışını sürdürerek, her yaştan bireyin daha sağlıklı bir yaşam sürmesine katkı sunmaya devam ediyor.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Hafta içi her gün 08.30–17.00 saatleri arasında ücretsiz hizmet veren Diş Polikliniğinden yararlanmak isteyen vatandaşlar, randevu işlemlerini 444 69 89 numaralı çağrı merkezi aracılığıyla oluşturabilmektedir.</span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/avcilar-belediyesinden-agiz-ve-dis-sagligina-ucretsiz-destek-622893">Avcılar Belediyesi&#8217;nden Ağız ve Diş Sağlığına Ücretsiz Destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepside doğru yaklaşım, hastaların hayatını kolaylaştırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepside-dogru-yaklasim-hastalarin-hayatini-kolaylastiriyor-622890</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 18:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[epilepside]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaların]]></category>
		<category><![CDATA[hayatını]]></category>
		<category><![CDATA[İlaçların]]></category>
		<category><![CDATA[kolaylaştırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622890</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, 26 Mart Dünya Epilepsi Farkındalık Günü kapsamında epilepsi hastalarının yaşam kalitesini artırmak için dikkat etmeleri gereken önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-dogru-yaklasim-hastalarin-hayatini-kolaylastiriyor-622890">Epilepside doğru yaklaşım, hastaların hayatını kolaylaştırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, 26 Mart Dünya Epilepsi Farkındalık Günü kapsamında epilepsi hastalarının yaşam kalitesini artırmak için dikkat etmeleri gereken önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Epilepsi, nöronların aşırı ve senkronize aktivitesi sonucu ortaya çıkan nöbetlerle karakterize!</strong></p>
<p>Epilepsinin, beyindeki anormal elektriksel aktiviteye bağlı olarak tekrarlayan nöbetlerle karakterize nörolojik bir bozukluk olduğunu hatırlatan Dr. Celal Şalçini, “Bu nöbetler, beyin hücrelerinin (nöronlar) aşırı ve birlikte aynı zamanda/senkronize aktivitesi sonucu ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p>Epilepsinin, genetik yatkınlık, beyin travması, enfeksiyonlar, inme, tümörler veya gelişimsel bozukluklar gibi çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini dile getiren Dr. Celal Şalçini, tanı sürecinin hastanın klinik öyküsü, nöbetlerin özellikleri ve nörolojik muayene ile başladığını, tanıyı doğrulamak için ise Elektroensefalografi (EEG), Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI), Bilgisayarlı Tomografi (BT) ve kan testleri gibi bazı testler kullanıldığını söyledi.</p>
<p><strong>Yetersiz uyku, nöbet eşiğini düşürür!</strong></p>
<p>Bazı faktörlerin epilepsi ataklarını tetikleyebildiğine dikkat çeken Dr. Celal Şalçini, “Yetersiz uyku, nöbet eşiğini düşürür. Psikolojik stres, nöbet riskini artırabilir. Özellikle alkol yoksunluğu nöbetlere yol açabilir. Bazı bireylerde yanıp sönen ışıklar nöbetleri tetikleyebilir. Antiepileptik ilaçların düzensiz kullanımı nöbet riskini artırır. Bazı ilaçların kendileri nöbetleri tetikleyebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu faktörlerden kaçınmanın mümkün olduğunu da sözlerine ekleyen Dr. Celal Şalçini, düzenli uyku, stres yönetimi, alkolden kaçınma, ilaçların düzenli kullanımı ve fotosensitivitesi/ışığa hassasiyeti olan bireylerin yanıp sönen ışıklardan uzak durmasının özellikle önerildiğini aktardı.</p>
<p><strong>Antiepileptik ilaçların düzenli ve doktorun önerdiği şekilde kullanılması gerekir!</strong></p>
<p>Epilepsi ile yaşayan bireylerin ve ailelerinin günlük yaşamda dikkat etmesi gereken faktörlere değinen Dr. Celal Şalçini, şunları söyledi:</p>
<p>“Antiepileptik ilaçların düzenli ve doktorun önerdiği şekilde kullanılması gerekir. Uyku düzeni ve stres yönetimine önem verilmeli, tetikleyici faktörlerden uzak durulmalı. Nöbet sırasında yaralanmayı önlemek bulunulan odanın veya banyonun kapısı kilitlenmemeli, keskin eşyalar açıkta bırakılmamalı ve yüzme gibi aktiviteler sırasında hasta yalnız olmamalı. Nöbetlerin sıklığı, süresi ve tetikleyicileri kaydedilmeli. Aile üyeleri ve yakın çevre nöbet sırasında nasıl müdahale edeceğini öğrenmeli.”</p>
<p><strong>Doğru tedavi ve yönetimle epilepsi hastaları aktif bir yaşam sürdürebilir!</strong></p>
<p>Epilepsi hastalarının toplumda karşılaştığı yaygın yanlış inanışlar olduğunu dile getiren Dr. Celal Şalçini, “Epilepsinin bulaşıcı bir hastalık olduğunu düşünenler bile var.” dedi.</p>
<p>Epilepsi hastalarının normal bir yaşam süremeyeceği inanışının da yanlış olduğunu vurgulayan Dr. Celal Şalçini, “Doğru tedavi ve yönetimle epilepsi hastaları aktif bir yaşam sürdürebilir. Bir diğer yanlış bilinen konu ise ‘nöbet sırasında hastanın dilini tutmak gerekir’ bilgisi. Bu, hastaya zarar verebilir. Bunun yerine, hastayı güvenli bir pozisyona almak ve nöbetin bitmesini beklemek gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p>Dr. Celal Şalçini epilepsi hakkındaki farkındalığı artırmak için ise; toplumda eğitim programları düzenlemek, medya ve sosyal platformlarda doğru bilgiler paylaşmak, okullarda ve iş yerlerinde epilepsi hakkında bilinçlendirme seminerleri yapmak, epilepsi dernekleri ve hasta grupları aracılığıyla destek sağlamak gibi adımlar atılabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Epilepsi hastaları, gerektiğinde psikolojik danışmanlık alarak duygusal zorluklarla başa çıkabilir! </strong></p>
<p>Epilepsi ile yaşayan bireylerin sosyal hayatlarını daha verimli sürdürebilmesi için önerilerde bulunan Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Epilepsi dernekleri veya hasta gruplarına katılarak benzer deneyimler paylaşılabilir. İş yerinde, okulda veya sosyal çevrede epilepsi hakkında açık iletişim kurulması kişiye iyi gelebilir. Doktor onayıyla düzenli egzersiz yapmak, stresi azaltır ve genel sağlığı iyileştirir. Epilepsi hastaları, uygun tedavi ve destekle eğitimlerini tamamlayabilir ve iş hayatında başarılı olabilir. Gerektiğinde psikolojik danışmanlık alarak duygusal zorluklarla başa çıkmak için adım atılabilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-dogru-yaklasim-hastalarin-hayatini-kolaylastiriyor-622890">Epilepside doğru yaklaşım, hastaların hayatını kolaylaştırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Övünç Demir Sağlık Hizmetlerinde Fark Yarattı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-ovunc-demir-saglik-hizmetlerinde-fark-yaratti-622857</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 13:03:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[demir]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[övünç]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yarattı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622857</guid>

					<description><![CDATA[<p>Torbalı Belediye Başkanı Övünç Demir, göreve başladığı ilk günden itibaren başlattığı hizmet seferberliği ile sağlık alanında ilçeye büyük katkılar sunmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-ovunc-demir-saglik-hizmetlerinde-fark-yaratti-622857">Başkan Övünç Demir Sağlık Hizmetlerinde Fark Yarattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Torbalı Belediye Başkanı Övünç Demir, göreve başladığı ilk günden itibaren başlattığı hizmet seferberliği ile sağlık alanında ilçeye büyük katkılar sunmaya devam ediyor. Sosyal belediyecilik anlayışını ilçenin dört bir yanına taşıyan Başkan Demir, ekip ve ekipman yatırımlarını güçlendirerek vatandaşların her an yanında oluyor.</span></span></span></p>
<p><span><span><span><b>SAĞLIKTA REKOR RAKAMLAR</b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Torbalı Belediyesi ekipleri, Başkan Demir’in talimatıyla ilçede kapsamlı bir çalışma yürütüyor:</span></span></span></p>
<p><span><span><span>38.579 kez evde bakım hizmeti (pansuman, tansiyon ve şeker takibi) gerçekleştirildi. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>8.295 hasta, İzmir genelindeki 29 farklı hastaneye nakledildi. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>1.400 haneye hasta bezi ve medikal malzeme desteği sağlandı. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>295 hastaya motorlu hasta yatağı, 106 yatalak hastaya havalı yatak teslim edildi. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>270 ihtiyaç sahibine tekerlekli sandalye verilirken, 1.321 yaşlıya evde berber hizmeti sunuldu. </span></span></span></p>
<p><span><span><span><b>YENİ HİZMET: EVDE TEMİZLİK VE KİŞİSEL BAKIM</b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Geçtiğimiz hafta başlatılan “Evde Temizlik ve Kişisel Bakım Hizmeti” şimdiden 14 haneye ulaştı. Bu hizmet kapsamında yalnız yaşayan yatalak hastalar ve yaşlı vatandaşların evleri belediye ekipleri tarafından titizlikle temizleniyor, kişisel bakımları özenle yapılıyor.</span></span></span></p>
<p><span><span><span><b>Başkan Övünç Demir: “Biz Sizin İçin Buradayız”</b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Başkan Demir, hizmetlere dair şu ifadeleri kullandı: </span></span></span></p>
<p><span><span><span>“Göreve geldiğimiz ilk gün &#8216;Torbalı’da kimse sahipsiz kalmayacak&#8217; demiştik. Bugün geldiğimiz noktada binlerce hemşehrimizin hayır duasını almanın gururunu yaşıyoruz. Sağlık hizmetlerimizi sadece bir görev değil, gönül işi olarak görüyoruz. Evde bakımından nakil hizmetine, medikal destekten temizlik hizmetine kadar her alanda vatandaşımızın yanındayız. Her bir hemşehrimiz bizim için çok kıymetli. Siz evlerinizde huzurla nefes alın diye 7/24 görevimizin başındayız.”</span></span></span></p>
<p><span><span><span><b>7/24 Kesintisiz Destek</b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Torbalı Belediyesi, tüm sağlık ve bakım hizmetlerini haftanın 7 günü düzenli olarak sürdürüyor. Destek almak isteyen vatandaşlar, 0232 856 66 66 numaralı hattı arayarak 24 saat boyunca bilgi ve hizmet talebinde bulunabiliyor.</span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-ovunc-demir-saglik-hizmetlerinde-fark-yaratti-622857">Başkan Övünç Demir Sağlık Hizmetlerinde Fark Yarattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de kronik hastalıklarda alarm: Tedaviye uyum hayati önemde</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kronik-hastaliklarda-alarm-tedaviye-uyum-hayati-onemde-622851</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 12:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alarm]]></category>
		<category><![CDATA[Araz]]></category>
		<category><![CDATA[derneği]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ergene]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarda]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[hipertansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviye]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622851</guid>

					<description><![CDATA[<p>27 Mart ‘Dünya Tedaviye Uyum Günü’ kapsamında Kahramanmaraş’ta düzenlenen etkinlikte uzmanlar, kronik hastalıklarda tedaviye uyumun artırılmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kronik-hastaliklarda-alarm-tedaviye-uyum-hayati-onemde-622851">Türkiye&#8217;de kronik hastalıklarda alarm: Tedaviye uyum hayati önemde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>27 Mart ‘Dünya Tedaviye Uyum Günü’ kapsamında Kahramanmaraş’ta düzenlenen etkinlikte uzmanlar, kronik hastalıklarda tedaviye uyumun artırılmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Prof. Dr. Mustafa Araz ve Prof. Dr. Oktay Ergene, hipertansiyon, diyabet ve obezite gibi hastalıkların kontrol altına alınmaması halinde ciddi komplikasyonlara ve erken ölümlere yol açtığını vurguladı.</p>
<p>27 Mart ‘Dünya Tedaviye Uyum Günü’ kapsamında Kahramanmaraş KİGEM Kadın İşgücünü Geliştirme Merkezi’nde Prof. Dr. Mustafa Araz ve Prof. Dr. Oktay Ergene, Servier Türkiye’nin koşulsuz katkılarıyla Türkiye’de ilk defa 14 derneğin iş birliği ile hayata geçen “Türkiye 2030’da yüzde 50” projesi kapsamında vatandaşlarla bir araya geldi. Hasta, hasta yakını, sağlık profesyonelinin katıldığı ve katılımcıların tansiyon değerlerinin ölçülmesiyle başlayan etkinliğin moderatörlüğünü tiyatro sanatçısı-yönetmen Mert Öner yaptı.</p>
<p><strong>Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Araz, </strong>Dünya Tedaviye Uyum Günü kapsamında yaptığı açıklamada, kronik hastalıklarda tedaviye uyumun kritik öneme sahip olduğunu belirtti. Kronik hastalıkların uzun vadede organ ve dokularda ciddi hasarlara yol açtığını ifade eden Araz, “En sık görülen hastalıklar arasında hipertansiyon ve diyabet yer alıyor. Bu hastalıklar; kalp, damar, böbrek ve sinir sistemi gibi birçok organda hasara neden olarak uzun vadeli komplikasyonlara ve ölüm riskinde artışa yol açıyor” dedi.</p>
<p>&#8220;Türkiye’de kronik hastalık oranları yüksek&#8221;</p>
<p>Türkiye’de hipertansiyonun erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 31’inde, diyabetin ise yüzde 16’sında görüldüğünü aktaran Araz, bu oranların yüksekliğine dikkat çekti. Kontrol oranlarının ise istenilen seviyede olmadığını vurgulayan Araz, kronik hastalıklarda hedef değerlere ulaşma oranının yüzde 30-40 civarında olduğunu kaydetti.</p>
<p>&#8220;Türkiye’de tedaviye uyum oranı yüzde 36&#8221;</p>
<p>Tedaviye uyumun hem dünyada hem de Türkiye’de yeterli düzeyde olmadığını dile getiren Araz, “Hastaların tedaviye uyum oranı dünya genelinde yüzde 30 ila 50 arasında. Türkiye’de ise bu oran yaklaşık yüzde 36 seviyesinde” diye konuştu.</p>
<p>&#8220;Uyum artarsa ölüm ve komplikasyonlar azalıyor&#8221;</p>
<p>Tedaviye uyumun artırılmasının önemli kazanımlar sağlayacağını vurgulayan Araz, “Tedaviye uyum sayesinde ölüm oranlarında yaklaşık yüzde 21 azalma, organ hasarı ve komplikasyonlarda ise yüzde 30 ila 50 oranında düşüş sağlamak mümkün” dedi.</p>
<p>&#8220;2030’da tedavi başarı hedefi yüzde 50&#8221;</p>
<p>2030 yılına yönelik hedeflere de değinen Araz, tedaviye uyumu artırarak tedavi başarısında artışa yönelik çalışmalar yürüttüklerini belirtti ve “Amacımız Türkiye’de tedavi başarı oranını diyabette yüzde 36,7’den, hipertansiyonda ise yüzde 22,2’den %50’ye çıkarmak. Bu sayede hastalıkların uzun vadede oluşturduğu zararları azaltmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> &#8220;Metabolik hastalıklar erken ölümlerin başlıca nedeni&#8221;</p>
<p><strong>Kalp Damar Hastalıklarından Korunma ve Farkındalık Derneği Başkanı Prof. Dr. Oktay Ergene</strong> ise diyabet, obezite ve hipertansiyonun birbiriyle bağlantılı olduğunu belirterek, bu hastalıkların kontrol altına alınmaması halinde erken ölüm riskinin ciddi şekilde arttığını söyledi.</p>
<p>Metabolik hastalıkların temelinde obezite ve glikoz kontrol bozukluğunun yer aldığını belirten Ergene, “Diyabet, kalp ve böbrek hastalıkları birbiriyle ilişkili. Bu hastalıklar orta ve uzun vadede ciddi organ hasarlarına yol açarak dünyada erken ölümlerin en önemli nedenlerinden biri haline geliyor” dedi.</p>
<p>&#8220;50 yaş sonrası risk hızla artıyor&#8221;</p>
<p>ABD’de yapılan bir araştırmaya değinen Oktay Ergene, belirli yaşın üzerindeki bireylerde bu hastalıklardan en az birinin görülme oranının yüzde 90’ların üzerine çıktığını belirterek, “50 yaş sonrası 10 kişiden 9’unda bu hastalıklardan en az biri görülüyor” diye konuştu.</p>
<p>&#8220;Türkiye’de obezite ve diyabet oranı yüksek&#8221;</p>
<p>Türkiye’de obezite oranının erişkin nüfusta yüzde 36-40 seviyelerinde olduğunu, diyabetin ise yaklaşık yüzde 17 oranında görüldüğünü aktaran Ergene, bu oranların Avrupa ülkelerine kıyasla oldukça yüksek olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>&#8220;Türkiye’de yaşam süresi daha kısa&#8221;</p>
<p>Türkiye’de yaşam süresinin gelişmiş ülkelere göre daha kısa olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Oktay Ergene, “Gelişmiş ülkelerde ortalama yaşam süresi 80’li yaşların üzerine çıkarken, Türkiye’de bu rakam 77 civarında. Arada 10 yıla varan farklar bulunuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>&#8220;Sağlıklı yaşam alışkanlıkları erken yaşta kazanılmalı&#8221;</p>
<p>Hastalıkların önlenmesinde sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine işaret eden Ergene, yaşam tarzının genç yaşlarda düzenlenmesi gerektiğini belirtti. Hastalık geliştikten sonra ise ilaç tedavisinin kaçınılmaz olduğunu söyledi.</p>
<p>&#8220;Hipertansiyon çoğu zaman ciddiye alınmıyor&#8221;</p>
<p>Hipertansiyonun çoğu zaman hafife alındığını dile getiren Prof. Dr. Oktay Ergene, “Hipertansiyon, dünyadaki ölümlerin ve kalp hastalıklarının önemli bir kısmından sorumlu. Ancak toplumda yeterince ciddiye alınmıyor ve ilaç kullanımı ihmal ediliyor. Türkiye’de sağlık sisteminde ilaca erişim çok iyi durumda iken kronik hastalıklar için düzenli ilaç kullanım oranlarımız çok düşük.” dedi.</p>
<p>&#8220;Tuz tüketiminin azaltılması önemli&#8221;</p>
<p>Toplumsal önlemlerin önemine de değinen Ergene, tuz tüketiminin azaltılmasının hipertansiyonla mücadelede önemli bir adım olduğunu belirtti.</p>
<p>&#8220;70 yaşında hipertansiyon oranı yüzde 70&#8221;</p>
<p>İleri yaşlarda hipertansiyon görülme sıklığının arttığını ifade eden Ergene, “30 yaşındaki bireylerde hipertansiyon görülme oranı %30 iken, 40 yaşındaki bireylerde %40, 70 yaşındaki bireylerde ise bu oranı %70’i buluyor. Yani 10 kişiden 7’sinde hipertansiyon var” dedi. </p>
<p> &#8220;Tansiyon kontrolü hayati önem taşıyor&#8221;</p>
<p>Kan basıncının kontrol altına alınmasının hayati önem taşıdığını vurgulayan Ergene, “Günümüzde artık biliyoruz ki tansiyonun 130/80 mmHg’nin altına indirilmesi gerekiyor. Aksi halde kalp krizi ve inme riski ciddi şekilde artıyor. Basit bir ilaç tedavisiyle bu riskleri büyük ölçüde azaltmak mümkün” diye konuştu.</p>
<p>“Tiyatro hatırlatır. Uyum yaşatır.”</p>
<p><strong>Tiyatro sanatçısı Mert Öner</strong> ise aynı takvimde buluşan Dünya Tedaviye Uyum Günü ve Dünya Tiyatro Günü’nün adeta hayatın dengesine vurgu yaptığını söyledi: “27 Mart’ın iki anlamı var: Dünya Tiyatro Günü ve Tedaviye Uyum Günü. Aynı günde buluşmaları, hayatın hem sahnede hem bedenimizde aynı incelikli dengeyle aktığını hatırlatıyor; bu rastlantının içinde tuhaf bir sevinç, derin bir anlam var.   Sahne, insanın doğayla yeniden aynı ritmi aradığı yerdir. Bir nefes, bir söz, bir beden…  Hepsi görünmeyen bir uyumun parçası. Tiyatro hatırlatır. Uyum yaşatır. Hikâyeler ise unuttuklarımızı iyileştirir. Bizi birbirimize, toprağa, hayata yeniden bağlar. Çünkü dünya, ancak hikayelerimizi paylaştığımız sürece dengede kalır.” diye konuştu.</p>
<p>“Türkiye 2030’da yüzde 50 projesi”</p>
<p>Dünyada veriler her iki hastadan birinin tedaviye uyumsuz olduğunu gösteriyor. Dünya Sağlık Örgütü rakamlarına göre dünyada 1.3 milyar kişi hipertansiyon, 800 milyondan fazla kişi de diyabet hastası. Her 9 kişiden biri diyabetle yaşadığının farkında değil. OECD verileri, tedaviye uyumun artmasıyla uzun dönemde ölüm oranlarının yüzde 21 azaltılabileceğini gösteriyor. Aynı araştırma, yüksek hasta uyumunun sağlık harcamaları üzerinde yıllık 125 milyar Euro katkı sağlayabileceğini ortaya koymaktadır.  </p>
<p>Türkiye’de ise tüm erişkinlerin yüzde 31’i hipertansiyon, yüzde 16,6’si diyabet hastası. Hipertansiyon tedavisine başlayan hastaların yarısı ilk iki yılda tedavilerini yarım bırakıyor. Tedaviye uyum sağlamayan hastaların hastaneye yatışlar üzerindeki artış oranı yüzde 20’ye varıyor. Alarm veren bu tablonun değişmesine katkı sağlamak için hayata geçen Türkiye 2030’da %50 projesi 13 uzmanlık 1 hasta derneğinin katılımıyla ortaya çıkan ve hipertansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıklarda hastanın tedaviye uyumu ve tedavi başarısının yükselmesini hedefleyen bir sosyal sorumluluk projesidir.  Servier Türkiye’nin koşulsuz desteklediği bu projenin amacı 2030 yılına kadar hipertansiyonda %22,2, diyabette yüzde 36,7 olan tedavi başarı oranını %50’ye çıkartmaktır.</p>
<p>“14 dernek ortak amaç için birleşti”</p>
<p>Hipertansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıklarda tedaviye uyum oranlarını yükselterek hastalık kontrol başarısını 2030&#8217;a kadar en az yüzde 50&#8217;ye ulaştırmayı hedefleyen bu projede, Ateroskleroz Derneği, Avrasya Kalp Yetersizliği Derneği, Dahiliye Uzmanları Derneği, İç Hastalıkları Uzmanlık Eğitim Araştırma Derneği, Kalp Damar Hastalıklarıyla Mücadele ve Farkındalık Derneği, Kardiyovasküler Akademi Derneği, Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği, Metabolik Sendrom Derneği, Türk Diyabet Cemiyeti, Türk Girişimsel Kardiyoloji Vakfı, Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği, Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği, Türkiye Diyabet Vakfı, Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği yer alıyor.  </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kronik-hastaliklarda-alarm-tedaviye-uyum-hayati-onemde-622851">Türkiye&#8217;de kronik hastalıklarda alarm: Tedaviye uyum hayati önemde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Saç telinden ince dikişlerle sinir sıkışmasına hassas çözüm</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sac-telinden-ince-dikislerle-sinir-sikismasina-hassas-cozum-622812</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 09:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dikişlerle]]></category>
		<category><![CDATA[düzgün]]></category>
		<category><![CDATA[hassas]]></category>
		<category><![CDATA[ince]]></category>
		<category><![CDATA[saç]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sıkışmasına]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[telinden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622812</guid>

					<description><![CDATA[<p>Elde sinir sıkışması günlük yaşamda sık karşılaşılan ancak çoğu zaman üzerinde durulmayan bir sorun.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sac-telinden-ince-dikislerle-sinir-sikismasina-hassas-cozum-622812">Saç telinden ince dikişlerle sinir sıkışmasına hassas çözüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Elde sinir sıkışması günlük yaşamda sık karşılaşılan ancak çoğu zaman üzerinde durulmayan bir sorun. Parmaklarda uyuşma, karıncalanma ve elde güçsüzlük gibi belirtilerle kendini gösteren bu durumun, özellikle bilgisayar başında uzun süre çalışanlar, telefonu sık kullananlar ve elini tekrarlayan hareketlerle zorlayan kişilerde kendini daha sık gösterdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serdar Düzgün, “Şikâyetlerin kendiliğinden geçmesini beklemeden bir sağlık merkezine başvurmak kıymetli. Hastalar bize geldiğinde öncelikle eli detaylı şekilde muayene ediyoruz. Elin fonksiyonlarını, duyu ve hareket becerilerini tek tek inceliyoruz” dedi.</strong></p>
<p>Sinir sıkışmasının derecesine göre tedavi planının değiştiğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serdar Düzgün, “Elektromiyogram testinde hafif düzeyde bulgular varsa genellikle fizik tedavi ve rehabilitasyondan fayda bekleriz, bu süreçte hastalara atel kullanımı da önerilebilir. Ayrıca bazı durumlarda ilgili bölgelere steroid enjeksiyonları uygulanabilir. Ancak elektromiyogramda orta ya da ileri düzeyde sinir hasarı saptanırsa bu durumda cerrahi seçenekler gündeme gelebilir. Mikro cerrahi sayesinde de saç telinden bile daha ince dikişlerle hassas bir işlem gerçekleştirilir” dedi.</p>
<p><strong>Sinirin kaslara ilettiği mesajın doğruluğu ölçümlenebiliyor</strong></p>
<p>Sıkışan sinirin ne kadar etkilendiğini görebilmek için başvurulan testlerden elektromiyogramın nasıl bir işlem olduğunu açıklayan Düzgün, “Bu test ile kaslara yerleştirilen ince iğneler ve cilt üzerinden verilen küçük uyarılarla sinirlerin kaslara gönderdiği sinyaller ölçülüyor. Böylece sinirin mesajı ne kadar sağlıklı ilettiğini anlayabiliyoruz. Uygulama sonucunda sinirdeki hasarı derecelendirerek tedavi planını oluşturuyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Mikro cerrahide sinirler daha net görülüyor</strong></p>
<p>Mikro cerrahinin, mikroskop altında ve özel geliştirilmiş aletlerle yapılan bir ameliyat tekniği olduğundan bahseden Düzgün, “Mikro cerrahinin normal ameliyatlardan farkı, mikroskop altında yüksek büyütmede o bölgedeki damar ve sinirlerin çok daha net görülebilmesi ve buna uygun özel aletlerin kullanılmasıdır. Gerekli durumlarda saç telinden bile daha ince dikişler kullanılabilir. Bu sayede işlem daha hassas şekilde gerçekleştirilir” dedi. </p>
<p><strong>Ödemi engellemek için atel kullanımı şart</strong></p>
<p>Ameliyat sonrası sürecin de ayrı özen gerektirdiğini sözlerine ekleyen Düzgün, “Eli korumak için genellikle 5 gün gibi kısa süreli atel kullanıyoruz. Bunun sebebi el bölgesini hareketsiz bırakarak ödemin önüne geçmek. Aynı zamanda el hareketleriyle oluşan ağrıyı da en aza indirmek. Bu süreçte istirahat etmek ve verilen ilaçları düzenli kullanmak iyileşmeyi hızlandırıyor. Doktor tavsiyeleri dikkate alınırsa hastalar genellikle yaklaşık bir hafta içinde günlük hayatlarına dönebiliyor” açıklamasında bulundu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sac-telinden-ince-dikislerle-sinir-sikismasina-hassas-cozum-622812">Saç telinden ince dikişlerle sinir sıkışmasına hassas çözüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın Danışma Merkezi&#8217;nde sağlıklı beslenme ve psikolojik destek hizmeti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadin-danisma-merkezinde-saglikli-beslenme-ve-psikolojik-destek-hizmeti-622797</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 08:52:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[danışma]]></category>
		<category><![CDATA[Danışmanlık Hizmeti]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyen]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622797</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi, kadınları her alanda desteklemeye devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-danisma-merkezinde-saglikli-beslenme-ve-psikolojik-destek-hizmeti-622797">Kadın Danışma Merkezi&#8217;nde sağlıklı beslenme ve psikolojik destek hizmeti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><span><span><span><span><span>Antalya Büyükşehir Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi, kadınları her alanda desteklemeye devam ediyor. Kadınlara merkezde hem diyetisyen hem de psikolojik danışmanlık hizmeti sunuluyor.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Antalya Büyükşehir Belediyesi</span></span><span><span> tarafından kadınların bireysel gelişimini desteklemek amacıyla hizmete açılan Kadın Danışma Merkezi, çok yönlü destek programlarıyla çalışmalarını sürdürüyor. Merkezde düzenlenen atölye ve eğitim faaliyetlerinin yanı sıra kadınlara ücretsiz psikolojik danışmanlık ve diyetisyen hizmeti de veriliyor. Her hafta farklı başlıklarda gerçekleştirilen eğitimlerle kadınların hem ruhsal yönden güçlenmeleri hem de yeni beceriler kazanmaları hedefleniyor. Bu kapsamda kadınlar, hem psikolojik destek alabiliyor hem de sağlıklı beslenme konusunda profesyonel danışmanlık hizmetinden yararlanabiliyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>KADIN DANIŞMA MERKEZİ’NDE SAĞLIKLI YAŞAM DESTEĞİ</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Kadın Danışma Merkezi’nde diyetisyen olarak görev yapan Kübra Sevinç, danışanlarının çoğunluğunu 18 yaş üzeri kadınların oluşturduğunu belirtti. Sevinç, merkeze başvuran kadınların kan tahlilleriyle birlikte geldiklerini ifade ederek, “İlk görüşmede tahlilleri değerlendiriyor, ardından vücut analizlerini yapıyoruz. Bu veriler doğrultusunda kişiye özel beslenme programı hazırlıyoruz. Kontrollerimizi iki haftada bir gerçekleştiriyoruz. Danışanlarımız randevularını yüz yüze ya da telefonla oluşturabiliyor. Kilo alma ve verme süreçlerinin yanı sıra kronik hastalıklara yönelik beslenme desteği de sağlıyoruz” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>DİYETİSYEN HİZMETİ İLGİ GÖRÜYOR</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Diyetisyen hizmetinden yararlanan Esin Yağcı, Kadın Danışma Merkezi’nde diyetisyen desteği sunulduğunu arkadaşlarından öğrendiğini ve internet üzerinden yaptığı araştırmanın ardından merkeze başvuru yaptığını ifade etti. “Yaklaşık 6 aydır hizmet aldığını ifade eden Yağcı, hazırlanan beslenme programına düzenli şekilde uyarak bu süreçte yaklaşık 10 kilo verdiğini söyledi. Yağcı “Aldığım hizmetten çok memnunum ve programıma devam ediyorum. Burada atölye çalışmalarının yanı sıra diyetisyen hizmetinin de sunulması gerçekten çok güzel. Tüm kadınlara buraya gelmelerini tavsiye ediyorum” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>ÜCRETSİZ PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK HİZMETİ</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Merkezde kadınlara ayrıca psikolojik danışmanlık hizmeti de sunuluyor. Kadın Danışma Merkezi’nde psikolojik danışman olarak görev yapan Merve Küçük, 18 yaş üzeri kadınlara ücretsiz danışmanlık hizmeti sunduklarını da söyledi. Küçük “Kaygı, stres ve hayatın farklı dönemlerinde yaşanan duygusal zorlanmalarda kadınlarımıza eşlik ediyor, bu süreci daha sağlıklı atlatabilmeleri için destek oluyoruz. Destek almak isteyen kadınlarımız 0242 247 11 07 numaralı telefondan bize ulaşabilir ya da merkezimize gelerek bu hizmetten faydalanabilirler” dedi.</span></span></span></span></p>
<p></p>
<p> </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-danisma-merkezinde-saglikli-beslenme-ve-psikolojik-destek-hizmeti-622797">Kadın Danışma Merkezi&#8217;nde sağlıklı beslenme ve psikolojik destek hizmeti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz tehlike ağızda başlıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessiz-tehlike-agizda-basliyor-622779</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 08:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda]]></category>
		<category><![CDATA[Bakteriler]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Eti]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622779</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağız ve diş sağlığının yalnızca diş çürüğü ya da diş kaybı ile sınırlı olmadığını, tüm vücut sağlığınızı doğrudan etkileyen kritik bir öneme sahip olduğunu biliyor muydunuz? </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-tehlike-agizda-basliyor-622779">Sessiz tehlike ağızda başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ağız ve diş sağlığının yalnızca diş çürüğü ya da diş kaybı ile sınırlı olmadığını, tüm vücut sağlığınızı doğrudan etkileyen kritik bir öneme sahip olduğunu biliyor muydunuz? “Basit bir diş eti kanaması” denilerek yeterince önemsenmeyen sorunun hayati riske dahi yol açabildiğini? Hatta kalp krizi riskinin diş etinden başlayabildiğini? <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Diş Eti Hastalıkları Uzmanı (Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan</strong>,<strong> </strong>özellikle diş eti hastalıklarının kalp ve damar hastalıklarıyla güçlü bir bağlantısı olduğunu belirterek, Alzheimer ve kanser sürecini de olumsuz etkilediğini, buna karşın toplumdaki farkındalığın hala son derece yetersiz olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Noyan, ağız ve diş sağlığının önemine yönelik çarpıcı bilgiler verdi; alınacak basit ama etkili 7 yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu…</p>
<p>Diş eti hastalığının en erken ve en önemli belirtisi diş fırçalarken oluşan kanamayla ortaya çıkıyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi </strong><strong>Diş Eti Hastalıkları Uzmanı (Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan</strong> “Nasıl ki ellerimizi yıkarken kanama olmuyorsa, diş etlerimizin de fırçalarken kanamaması gerekir. Ancak birçok kişi yanlış fırçalama teknikleri nedeniyle diş etine temas etmeden temizlik yapıyor. Bu da hastalığın fark edilmeden ilerlemesine yol açıyor” diyor. Sorunun ilerlemesiyle kendiliğinden veya yemek sırasında kanamalar ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Noyan bu aşamada çoğu hastanın cerrahi işlemler, implant ve protez gibi çok daha kapsamlı tedaviye ihtiyaç duyar hale geldiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Diş eti hastalıkları Alzheimer ve kanserle de ilişkili!</strong></p>
<p>Diş eti hastalıkları, diş çürükleri ve diş kaybıyla sınırlı kalmayıp, vücutta kronik iltihaplanmaya yol açarak birçok hastalığı tetikliyor. Prof. Dr. Noyan şu bilgileri veriyor: “Diş eti hastalıkları sistemik hastalıkların ortaya çıkması, var olan hastalığın da şiddetlenmesinde rol oynuyor. Kötü ağız hijyeninin, kanser sonrası sağ kalım süresini olumsuz etkilediği de bilimsel olarak gösterilmiştir. Tedavi edildiğinde; iltihap belirteci olan CRP (c-reaktif protein) azalır, kolesterol seviyesi düşer, kan şekeri olumlu etkilenir. Kalp ve damar hastalıklarının tekrarlama riski azalır. Alzheimer ve kanserin önemli nedenlerinden olan vücuttaki kronik enflamasyon ortadan kalkar. Yapılan çalışmalar; ameliyatlardan önce diş taşı temizliği, kök yüzeyi düzleştirme işlemlerinin yapılması ve ağız hijyeninin sağlanmasının da enfeksiyon riskini azalttığını ve hastanede kalış süresini kısalttığını ortaya koyuyor.” </p>
<p><strong>Kalp hastalıkları ve kalp krizi riskini artırabiliyor!</strong></p>
<p>Uluslararası Kardiyoloji Dergisi&#8217;nde geçtiğimiz ay yayınlanan çalışmada; çocukluk dönemindeki ağız sağlığının, yetişkinlikte damar sertliği ve kalp hastalıkları riskinin artmasına yol açtığının bildirildiğini vurgulayan Prof. Dr. Noyan “Bu bize, süt dişlerinin sürmesini takiben, hemen diş fırçalama işleminin başlaması gerektiğini gösteriyor. Dolayısıyla bu halk sağlığı konusunda herkese büyük görev düşmektedir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Diş eti kanamasında erken müdahale şart</strong></p>
<p>Ağız ve diş sağlığını korumanın en etkili yolu, zararlı bakterilerin çoğalmasını engellemekten geçiyor. Bunun için ağız ve diş bakımı alışkanlığı kazanmak şart. Diş Eti Hastalıkları Uzmanı (Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan, diş eti kanaması fark edildiğinde zaman kaybetmeden diş hekimine başvurulması gerektiğini, erken dönemde yapılan diş taşı temizliği ve kök yüzeyi düzleştirme işlemleriyle iltihabın kolaylıkla tedavi edilebildiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Ağız ve diş bakımında basit ama etkili 7 yöntem!</strong></p>
<p>“Küçük gibi görünen bazı alışkanlıklar, hayat kurtaracak kadar büyük bir etkiye sahiptir” diyen Prof. Dr. Noyan, doğru ve sağlıklı ağız ve diş bakımının kurallarını şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Günde en az iki kez, özellikle gece yatmadan önce dişlerinizi fırçalayın. </li>
<li>Doğru teknik ve size uygun diş fırçası için mutlaka diş hekiminin önerisini alın. </li>
<li>Günde en az bir kez diş ipi ya da arayüz fırçası kullanın. Bakteriler en çok, diş fırçasının ulaşamadığı alanlarda birikir. </li>
<li>Ağız kokusunun ve bakterilerin önemli kaynaklarından biri dil yüzeyidir. Bu nedenle mutlaka dilinizi de temizleyin. </li>
<li>Ağız gargarasını hekim önerisi olmadan kullamayın. Çünkü gargaralar yararlı bakterileri de yok ederek damar sağlığı için gerekli olan nitrit oksit üretimini azaltabilir. Ayrıca alkollü gargaralar, özellikle sigara kullanan bireylerde kanser riskini artırabilir.</li>
<li>Her gün yeterli su için. Tükürük ağız içini koruyan doğal bir savunmadır. Ağız kuruluğu yaşayan bireylerin gün boyunca suyu yudum yudum tüketmesi büyük önem taşır.</li>
<li>En az 6 ayda bir mutlaka diş hekimine gidin. Yapılan kontroller, yalnızca diş taşı temizliği değil, zararlı bakterilerin hastalık oluşturacak seviyeye ulaşmasını önlemek için gereklidir. Çünkü temizlik yapılmasından 9-11 hafta sonra zararlı bakteriler çoğalmaya başlar.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-tehlike-agizda-basliyor-622779">Sessiz tehlike ağızda başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günlük Alışkanlıklar Baba Olma Şansını Ddüşürebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunluk-aliskanliklar-baba-olma-sansini-ddusurebilir-622753</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 08:23:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[ddüşürebilir]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[olma]]></category>
		<category><![CDATA[şansını]]></category>
		<category><![CDATA[Sperm]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622753</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkeklerde infertilite yani kısırlık uzun yıllar boyunca genetik sorunlar ya da hormon bozukluklarıyla açıklanıyordu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-aliskanliklar-baba-olma-sansini-ddusurebilir-622753">Günlük Alışkanlıklar Baba Olma Şansını Ddüşürebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde infertilite yani kısırlık uzun yıllar boyunca genetik sorunlar ya da hormon bozukluklarıyla açıklanıyordu. Ancak yapılan araştırmalar erkeklerdeki kısırlığın daha karmaşık nedenlerden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Artık sadece genler değil, genlerin nasıl çalıştığı da büyük önem taşıyor. Sperm hücreleri yalnızca DNA taşımıyor aynı zamanda yaşam tarzı, çevre ve erkek yaşının etkilerini de içinde barındırıyor. Bu durum hem çocuk sahibi olma ihtimalini hem de gelecekte doğacak çocukların sağlığını da etkileyebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Üroloji ve Androloji Bölümü’nden Prof. Dr. Tümay İpekçi, erkek üreme sistemi hakkında önemli bilgiler verdi. </p>
<p><strong>Sperm; karmaşık ve fizyolojik bir süreç sonrası oluşuyor</strong></p>
<p>Erkeklerdeki üremenin temelini oluşturan sperm üretimi ve olgunlaşması, oldukça hassas ve karmaşık fizyolojik bir süreç sonrası gerçekleşmektedir. Bu süreç; testislerde başlayarak hem lokal mekanizmaların hem de beyinle testisler arasında işleyen nöroendokrin sistemin kontrolü altında sürmektedir. Bu potansiyelin olumsuz etkilenmesi durumunda ise “infertilite” yani kısırlık söz konusu olmaktadır. Sigara kullanımı, fazla kilo, sağlıksız beslenme, hava kirliliği ve zararlı kimyasallara maruz kalmak da sperm kalitesini olumsuz etkilemekte ve kısırlığa yol açabilmektedir. Özellikle ilerleyen yaşla birlikte spermler üzerinde olumsuz etkiler görülebilmekte ve babalık şansı azalabilmektedir. </p>
<p><strong>Sperm hücresinin genetik yapısı incelenebiliyor</strong></p>
<p>Çocuk sahibi olma hayaliyle yola çıkan evli çiftlerin korunmasız ilişkilerine rağmen uzun süre bebek sahibi olamaması durumunda çiftler toplumsal baskılara da maruz kalabilmektedir. Kısırlık bazı durumlarda kadına, bazen de erkeğe ait faktörler nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Günümüzde erkek fertilitesi genellikle sperm sayısı, hareketliliği ve şekline bakılarak değerlendirilmektedir. Ancak bilim dünyası artık sperm hücresinin genetik yapısının nasıl çalıştığını da incelemeye başlamış durumdadır. Bu yeni yöntemlerin gelecekte kısırlık tanısında önemli bir rol alacağı öngörülmektedir. Erkeklerdeki bu sürecin tamamen kader olmaktan çıkacağı ve bazı olumsuz etkilerin geri döndürülebileceği düşünülmektedir. Çalışmalar bu yönde hızla devam etmektedir.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı değişiklikleri sperm kalitesini artırabiliyor</strong></p>
<p>Sperm kalitesini artırmak için özellikle vitamin ve mineral açısından zengin bir beslenme (B12, çinko, omega-3 gibi) çok önemlidir. Bu yöntemlerle sperm sağlığı ve kalitesi artırılabilmektedir: </p>
<ul>
<li>Dengeli beslenmek</li>
<li>Düzenli egzersiz yapmak</li>
<li>Sigara ve alkolü bırakmak</li>
<li>Kilo kontrolü sağlamak</li>
<li>Stresten uzak durmak</li>
</ul>
<p><strong>Erkeklerin yaşam biçimi gelecek nesilleri de etkileyebilir</strong></p>
<p>Erkeklerin yaşam tarzı sadece kendilerini değil, doğacak çocuklarını da etkilemektedir. Ancak bu konuda kesin sonuçlar için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Erkek kısırlığı artık sadece genetik bir sorun olarak görülmemektedir. Günlük yaşam alışkanlıkları, çevresel faktörler ve yaş, sperm sağlığında büyük rol oynamaktadır. Yani bugün yaptığımız seçimler, yarının sağlıklı nesillerini şekillendirebilmektedir. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-aliskanliklar-baba-olma-sansini-ddusurebilir-622753">Günlük Alışkanlıklar Baba Olma Şansını Ddüşürebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seferihisar&#8217;da &#8220;Sağlıklı Yaşlanma&#8221; Söyleşisi&#8217;ne yoğun ilgi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/seferihisarda-saglikli-yaslanma-soylesisine-yogun-ilgi-622718</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 08:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[ilgi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[seferihisar]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşisi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622718</guid>

					<description><![CDATA[<p>Seferihisar Belediyesi Seferiçınar Yaş Alma Merkezi’nde, Dokuz Eylül Üniversitesi iş birliğiyle demans, Alzheimer hastalığı ve sağlıklı yaşlanma konularında önemli bir söyleşi gerçekleştirildi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/seferihisarda-saglikli-yaslanma-soylesisine-yogun-ilgi-622718">Seferihisar&#8217;da &#8220;Sağlıklı Yaşlanma&#8221; Söyleşisi&#8217;ne yoğun ilgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Seferihisar Belediyesi Seferiçınar Yaş Alma Merkezi’nde, Dokuz Eylül Üniversitesi iş birliğiyle demans, Alzheimer hastalığı ve sağlıklı yaşlanma konularında önemli bir söyleşi gerçekleştirildi. </p>
<p>Alanında uzman isimlerden Prof. Dr. Görsev Yener’in konuşmacı olarak katıldığı etkinlik, yaş alma merkezi üyelerinin yoğun ilgi ve katılımıyla gerçekleşti.</p>
<p>Nöroloji ve klinik nörofizyoloji alanlarında Türkiye’nin önde gelen uzmanlarından biri olan Prof. Dr. Görsev Yener, uzun yıllara dayanan klinik deneyimi ve bilimsel çalışmaları ışığında demans ve Alzheimer hastalığı hakkında kapsamlı bilgiler paylaştı. </p>
<p>UCLA’da davranışsal nöroloji alanında uzmanlık eğitimini tamamlayan ve Türkiye’de ilk demans polikliniklerinden birini kuran Yener, aynı zamanda Alzheimer alanında yürütülen ulusal ve uluslararası çalışmalara katkılarıyla da dikkat çekiyor.</p>
<p>Söyleşide Alzheimer hastalığının erken belirtileri, korunma yolları ve sağlıklı yaşlanmanın önemi üzerinde duran Yener, katılımcıların sorularını da yanıtladı. Bilimsel bilgilerin sade ve anlaşılır bir dille aktarıldığı etkinlikte farkındalık oluşturmanın önemi vurgulandı.</p>
<p>Etkinlikte ayrıca Prof. Dr. Görsev Yener’in öğrencileri ve aynı alanda doktora çalışmaları yürüten uzmanlar da söz aldı.</p>
<p>Uzm. Psk. İlayda Kıyı Atilla, Psk. Hilal Kula, Uzm. Psk. Miray Peker, Psk. Rumeysa Emir ve Yaren Canpolat, sağlıklı yaşlanmanın psikolojik boyutuna dikkat çekerek zihinsel sağlığın korunması, sosyal yaşamın önemi ve erken farkındalık konularında bilgilendirmelerde bulundu.</p>
<p>Program kapsamında katılımcılar, Dokuz Eylül Üniversitesi tarafından yürütülen bilimsel çalışmalar çerçevesinde gerçekleştirilen nöropsikolojik hafıza testlerine davet edildi. </p>
<p>Yetkililer, bu testler sayesinde bireylerin unutkanlık düzeylerini değerlendirebileceklerini ve erken teşhis açısından önemli bilgiler edinebileceklerini belirtti.</p>
<p>Söyleşiye katılan yaş alma merkezi üyelerinden Emriye Gelişen ise etkinlikle ilgili düşüncelerini şu sözlerle dile getirdi:<br />“Bu tür bilgilendirici etkinlikler bizim için çok kıymetli. Hem hastalıkları daha iyi tanıyoruz hem de kendimiz için neler yapabileceğimizi öğreniyoruz. Hafıza testine katılma fikri de beni çok heyecanlandırdı.”</p>
<p>Seferihisar’da düzenlenen bu anlamlı etkinlik, hem sağlıklı yaşlanma konusunda bilinç oluşturdu hem de bilimsel çalışmalara gönüllü katılımın önemini bir kez daha gözler önüne serdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/seferihisarda-saglikli-yaslanma-soylesisine-yogun-ilgi-622718">Seferihisar&#8217;da &#8220;Sağlıklı Yaşlanma&#8221; Söyleşisi&#8217;ne yoğun ilgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Uyuşturucu politikaları insan hakları ve halk sağlığı temelinde şekillenmeli&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-uyusturucu-politikalari-insan-haklari-ve-halk-sagligi-temelinde-sekillenmeli-622625</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 19:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atasoy]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[incb]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[İş Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sevil]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[uyuşturucu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622625</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) New York Daimî Temsilciliği tarafından, New York Türkevi’nde, Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy’un INCB üyeliğine yeniden adaylığı dolayısıyla bir resepsiyon düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-uyusturucu-politikalari-insan-haklari-ve-halk-sagligi-temelinde-sekillenmeli-622625">Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Uyuşturucu politikaları insan hakları ve halk sağlığı temelinde şekillenmeli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) New York Daimî Temsilciliği tarafından, New York Türkevi’nde, Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy’un INCB üyeliğine yeniden adaylığı dolayısıyla bir resepsiyon düzenlendi. Etkinliğe, Ekonomik ve Sosyal Konsey’e üye çok sayıda ülkenin diplomatları katıldı.</p>
<p><strong>“Küresel uyuşturucu sorunu giderek karmaşıklaştı”</strong></p>
<p>New York’taki Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ahmet Yıldız’ın takdim konuşmasından sonra söz alan INCB Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, küresel uyuşturucu sorununun giderek karmaşıklaştığını belirterek, çözümün dengeli, kanıta dayalı ve insan odaklı politikalardan geçtiğini vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, özellikle tıbbi olmayan sentetik opioidlerin yaygınlaşması, yasa dışı üretim yöntemlerinin gelişmesi ve uluslararası kaçakçılık ağlarının genişlemesinin acil ve ciddi tehditler oluşturduğunu ifade ederek, aynı zamanda dünya genelinde milyonlarca insanın ağrı tedavisi, ruh sağlığı ve palyatif bakım için gerekli temel ilaçlara erişimde zorluk yaşadığına dikkat çekti.</p>
<p><strong>Uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi önemli</strong></p>
<p>Uluslararası uyuşturucu kontrol sisteminin üç temel ilkesine dikkat çeken Prof. Dr. Atasoy, kontrollü maddelerin tıbbi ve bilimsel amaçlarla erişilebilirliğinin sağlanması, kötüye kullanımın önlenmesi ve uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesinin önemini yineledi.</p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, “Uyuşturucu kontrolü yalnızca bir yaptırım meselesi değil; aynı zamanda bir halk sağlığı, insan onuru ve sosyal adalet meselesidir.” dedi.</p>
<p>Konuşmasında insan hakları, orantılılık ve hukukun üstünlüğü ilkelerine vurgu yapan Prof. Dr. Atasoy, politika yapım süreçlerinde bu değerlerin merkezde yer alması gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>Kurumsal dayanıklılık ve deneyimin önemi</strong></p>
<p>Görev süresi boyunca INCB’nin etkinliğini ve şeffaflığını artırmaya yönelik çalışmalara öncelik verdiğini belirten Prof. Dr. Atasoy, üye devletlerle iş birliğini güçlendirmek, pratik araçlar geliştirmek ve tavsiyelerin uygulanabilirliğini artırmak için önemli adımlar attıklarını ifade etti.</p>
<p>Birleşmiş Milletler sistemi genelinde yaşanan mali kısıtlamalara da değinen Prof. Dr. Atasoy, bu süreçte kurumsal süreklilik ve kurumsal hafızanın korunmasının kritik önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p> “Deneyim, yalnızca teknik bilgi değil; aynı zamanda karmaşık siyasi ve operasyonel süreçlerin yönetilmesinde de belirleyicidir.” diyen Prof. Dr. Atasoy, sınırlı kaynaklara rağmen Kurul’un etkinliğini koruyabilmesi için mali disiplin, önceliklendirme ve verimlilik esaslarına dayalı bir yönetim anlayışı benimsediklerini belirtti.</p>
<p><strong>Uluslararası iş birliği ve ortak sorumluluk</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, INCB’nin çalışmalarının üye devletlerin güveni ve iş birliğine dayandığını belirterek, açık diyalog ve karşılıklı saygının uluslararası uyuşturucu kontrol sisteminin temelini oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>Türkiye tarafından yeniden aday gösterildiğini hatırlatan Prof. Dr. Atasoy, görevine devam etme isteğini dile getirdi ve “Deneyimli liderliğin sürekliliği, karşı karşıya olduğumuz mevcut ve yeni zorluklar karşısında büyük önem taşımaktadır.” İfadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İnsan odaklı küresel vizyon</strong></p>
<p>“Uyuşturucu politikaları insan hakları ve halk sağlığı temelinde şekillenmeli.” diye konuşan Prof. Dr. Sevil Atasoy, konuşmasını insan sağlığını koruyan, insan haklarına saygılı ve toplumların refahını önceleyen dengeli ve etkili bir uluslararası uyuşturucu kontrol sistemi vizyonunu yineleyerek tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-uyusturucu-politikalari-insan-haklari-ve-halk-sagligi-temelinde-sekillenmeli-622625">Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Uyuşturucu politikaları insan hakları ve halk sağlığı temelinde şekillenmeli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Tüberküloz Günü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-tuberkuloz-gunu-622619</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 13:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[tüberküloz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622619</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Toraks Derneği, Dünya Tüberküloz Günü nedeniyle bir açıklama yayınladı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-tuberkuloz-gunu-622619">Dünya Tüberküloz Günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Robert Koch’un 24 Mart 1882’de tüberküloz basilini keşfettiğini ilan etmesi, tıp tarihinde dönüm noktalarından biri olmuştur. Bu önemli keşfin 100. yıl dönümünde, 1982 yılında 24 Mart tarihi Dünya Tüberküloz Günü olarak kabul edilmiştir. Bu tarihten itibaren, dünya genelinde tüberküloz hastalığına dikkat çekmek ve kontrolüne yönelik farkındalığı artırmak amacıyla her yıl 24 Mart’ta çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. Ülkemizde ise veremle mücadele, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren bir devlet politikası olarak ele alınmış; bu doğrultuda yaklaşık 79 yıldır sürdürülen sağlık politikası “Tüberküloz Farkındalık ve Eğitim Haftası” ile çalışmalar kararlılıkla devam etmektedir.</span></p>
<p><b><strong>Küresel Tehdit Sürerken Türkiye’de Veremle Mücadelede Başarının Mimarı Sağlık Çalışanları</strong></b></p>
<p><span>Türk Toraks Derneği Tüberküloz Çalışma Grubu açıklamasında: “Dünyada tüberküloz hala ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Özellikle Sahra Güneyi Afrika’da ve Güney Doğu Asya’da büyük bir salgın hüküm sürmektedir. Her yıl 10 milyondan fazla hasta ortaya çıkmakta ve 1,2 milyon insan ölmektedir. Tanısı, korunması ve tedavisi mümkün olan bir hastalığın bu denli büyük bir yıkım yapması kabul edilemez. Bu durum, sözü edilen 2 kıtadaki yoksulluk, yetersiz beslenme ve sağlık hizmetlerinin yetersizliklerinin bir sonucudur. </span><span>Türkiye’de verem hastalığı yüz yıl önceki salgın halinden bugün az görülen bir hastalık haline gelmiştir. Türkiye’de verem hastalığının görülme sıklığı önemli ölçüde azalmış olup, günümüzde yüz bin kişide yaklaşık 10 vaka düzeyine gerilemiştir. Tanısında, koruyucu tedavisinde ve tedavisinde başarılıyız. Bu başarı sağlık sistemimizin bir başarısıdır. Bu başarıda, özellikle verem savaşı dispanserlerinin çalışanlarının payı en fazladır” </span></p>
<p><b><strong>Türkiye’de Verem Savaşı Hekimlerinin Eğitimi ve Sürekliliği: Başarının Anahtarı</strong></b></p>
<p><span>Türk Toraks Derneği Tüberküloz Çalışma Grubu açıklamasına şöyle sonlandırdı: “Verem savaşı dispanseri hekimlerinin eğitimli ve deneyimli olması önemlidir. Ne yazık ki, eğitimli ve deneyimli hekimler bu kurumlardan ayrılmaktadırlar. Çünkü, verem savaşı birimlerinde çalışanların ekonomik olarak aynı konumdaki doktorlara göre ciddi maddi kayıpları söz konusudur. Düzenli ve sürekli çalışmaları görevlendirmeler nedeniyle mümkün olmamaktadır. Sürekli eğitim ve sertifika verilen hekimlerin ayrılması nedeniyle çoğunlukla eğitimsiz hekimler bu faaliyeti yürütmek zorunda kalmaktadır. Verem savaşı birimlerindeki hekimlerin eğitimli ve sertifikalı olması, çalışmalarında süreklilik sağlanması gereklidir. Bunun için bu hekimlerin sözleşmeli yapılmasını öneriyoruz. Türkiye’de tüberküloz kontrolünün en önemli sorunu budur. </span><span>Türkiye’de son 19 yılda tüberküloz hastalığının sıklığı %65 azalmıştır. Bu başarılı çalışmanın sürdürülmesi ve daha başarılı hale getirilmesini istiyoruz. Eğitimli ve bilimi rehber alan sağlık çalışanlarının daha başarılı olacağı kanaatindeyiz. Dünya Sağlık Örgütünün belirlediği 2026 Dünya Tüberküloz temasını önemsiyoruz ve paylaşıyoruz. Evet! Tüberkülozu Sonlandırabiliriz! Ülkelerin önderliğinde. İnsanların gücüyle” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><span> </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-tuberkuloz-gunu-622619">Dünya Tüberküloz Günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çiğli Hastanesi’nde Personel Tuvaletleri Neden Kapandı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cigli-hastanesinde-personel-tuvaletleri-neden-kapandi-622616</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 13:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çiğli]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[kapandı]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[personel]]></category>
		<category><![CDATA[tuvaletleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622616</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çiğli Hastanesi’nde Personel Tuvaletleri Neden Kapandı?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cigli-hastanesinde-personel-tuvaletleri-neden-kapandi-622616">Çiğli Hastanesi’nde Personel Tuvaletleri Neden Kapandı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sular durulmuyor! Hastanede görevli radyoloji personellerinin kullandığı tuvaletlerin kapatılması nedeniyle, 200 sağlık personeli mağdur olurken, enfeksiyon riski artmaya başladı! </span></p>
<p><b>Tuvaletler kapandı, uzun süredir düzenleme yapılmadı!</b></p>
<p><span>Çiğli Eğitim Araştırma Hastanesinde yaklaşık bir sene önce radyoloji personelinin kullandığı personel tuvaleti kapatılmış, idare ile görüşmelerimiz sonucunda yeni bir personel tuvaleti tahsis edilmişti. Ancak şuan A Blok giriş katında çalışan hem radyoloji hem de diğer birimlerin kullandığı personel tuvaleti yeniden kapatılmış ve personele tuvalet tahsis edilmemiştir. Konu hakkında açıklama yayan SES İzmir 2 no’lu Şube Eş Başkanı Osman Maçça, şunları söyledi, “Yaklaşık bir yıldır bahse konu olan ve çeşitli sözler verilen personel tuvaletleri ile ilgili olarak artık tıkanmış bir sürecin içerisine girilmiş durumda. Şöyle ki; daha önce personellere tahsis edilen bir tuvalet, hatta iki tuvalet, daha sonra yeni bir yapılanma çerçevesiyle iptal edilip personellere tahsisinden vazgeçilmiştir. Bununla ilgili olarak işyeri temsilcilerimizin başhekimle sendika olarak yapmış olduğu görüşmelerde bu konuyla ilgili idarenin de rahatsızlık duyduğu, personele ait bir tuvaletin olması gerektiği ve bununla ilgili çalışma yapacakları tarafımıza iletilmiştir. Bu sözlerine rağmen uzun süre bu konuyla ilgili bir düzenleme yapılmamıştır  ve maalesef personeller hastalarla aynı tuvaletleri kullanmak zorunda bırakılmıştır. Bunun  sağlık emekçileri açısından hijyen,enfeksiyon ve hastane çalışan güvenliği açısından riskli sonuçlar doğurabileceği idareye defalarca iletmiştir. </span><span>Sonunda bir tane tuvalet personele tahsis edilmiş fakat bu tuvalet tahsis edildikten ve personelin kullanımına açıldıktan bir süre sonra yine aynı başhekimlik, hastanedeki tuvalet sayısının yetersiz olmasından kaynaklı olarak bu tuvaletin de hasta ve hasta yakınlarına açılarak genel kullanıma açılacağını söylenmiş ve personele tahsis edilen tuvaletler hasta kullanımına açılmıştır. Bu süreç çerçevesinde yaklaşık 200 tane sağlık emekçisinin kullandığı zemin katta personele ait herhangi bir tuvalet maalesef kalmamıştır”</span></p>
<p><b><strong>“Açıklanabilir bir durum değil”</strong></b></p>
<p><span>“Bununla ilgili çeşitli yollardan tepkisini dile getirmeye çalışan ya da çözüm bekleyen sağlık emekçilerine  maalesef hastane idaresi kör sağır olmuş durumdadır. Yine bu konuyla ilgili sosyal medyadan duruma yönelik sitemlerini ve çözüm önerilerini ya da çözümü bekleyen arkadaşlarımızın hastane instagram  sayfasında personellerimiz için yeni alanlar açıyoruz başlıklı gönderiye yapmış oldukları yorumlar da başhekimlik tarafından tepki  toplamış, hastanenin instagram sayfası yorumlara kapatılmış, bu yorumu yapan personel arkadaşlarımız hakkında da inceleme başlatılmıştır. Yani amaç burada üzüm yemek mi yoksa bağcıyı dövmek mi? Bu konuda gerçekten idarenin nasıl bir tutum alacağını merak ediyoruz. Yaklaşık 200 sağlık emekçisinin en insani ihtiyacını gidereceği bir tuvaletinin bulunmaması  açıklanabilir durum değildir” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cigli-hastanesinde-personel-tuvaletleri-neden-kapandi-622616">Çiğli Hastanesi’nde Personel Tuvaletleri Neden Kapandı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hepatit sinsi ilerleyebiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hepatit-sinsi-ilerleyebiliyor-622595</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 12:29:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[Bulaş]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hepatit]]></category>
		<category><![CDATA[Hepatit A]]></category>
		<category><![CDATA[Hepatit B]]></category>
		<category><![CDATA[ilerleyebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sinsi]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622595</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, hepatitin türleri, bulaş yolları, belirtileri, risk grupları, tedavi ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hepatit-sinsi-ilerleyebiliyor-622595">Hepatit sinsi ilerleyebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, hepatitin türleri, bulaş yolları, belirtileri, risk grupları, tedavi ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Viral hepatitler</strong> <strong>başlıca iki yolla</strong> <strong>bulaşıyor!</strong></p>
<p>Hepatitin karaciğerin iltihaplanması olarak bilinen bir hastalık olduğunu hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bu hastalık; virüsler, alkol tüketimi, bazı ilaçlar veya bağışıklık sistemi problemleri gibi çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir.” dedi.</p>
<p>Viral hepatite neden olan virüslerin Hepatit A, B, C, D ve E olarak isimlendirildiğini aktaran Dr. Mamçu, “Viral hepatitler başlıca iki yolla bulaşır. İlki dışkı–ağız yoludur. Hepatit A ve Hepatit E virüsleri, virüs taşıyan dışkı ile kirlenmiş su ve besinlerin tüketilmesiyle bulaşır. Virüsle kirlenmiş yüzeylere temas eden ellerin ağıza götürülmesi de bulaşmada önemli rol oynar. Diğer bulaş yolu ise kan ve vücut sıvılarıdır. Hepatit B, Hepatit C ve Hepatit D; korunmasız cinsel temas, ortak enjektör, jilet veya diş fırçası kullanımı, tıbbi işlemler sırasında temas ya da anneden bebeğe geçiş ile bulaşabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Hepatit B, C ve D virüsleri kronikleşebilir!</strong></p>
<p>Hepatit virüslerinin klinik belirtiler açısından benzerlik gösterdiğini ancak kuluçka süreleri ve hastalığın seyri açısından farklılaştığını belirten Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Kuluçka süresi Hepatit A için 15-45 gün, Hepatit B ve C için 30-180 gün arasında değişir.” dedi.</p>
<p>Hastaların önemli bir kısmında sarılığın hiç görülmeyebileceğine dikkat çeken Dr. Mamçu, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu nedenle birçok kişi hastalığı fark etmeden geçirebilir. Çocuklarda ise belirtiler daha hafif seyreder ve çoğu zaman tanı konulmadan iyileşir. Belirti görülen hastalarda halsizlik, iştahsızlık, mide bulantısı, karın sağ üst bölgesinde ağrı, ciltte ve gözlerde sararma, idrar renginde koyulaşma ve kısa süreli ateş görülebilir. Hastalık genellikle 4-6 hafta sürer. Hepatit A ve E tamamen iyileşme ile sonuçlanırken, Hepatit B, C ve D kronikleşebilir. Kronikleşme oranı Hepatit B’de yüzde 5-10, Hepatit C’de ise yüzde 80’e kadar çıkabilir.”</p>
<p><strong>Bazı gruplarda bulaş riski daha yüksek!</strong></p>
<p>Hepatit A ve E’nin hijyen koşullarının yetersiz olduğu ortamlarda daha kolay yayıldığını belirten Dr. Mamçu, “El yıkama alışkanlığının yetersiz olduğu, gıda ve tuvalet hijyeninin sağlanmadığı ortamlarda bulaş riski artar. Özellikle okullar gibi toplu yaşam alanlarında salgınlar görülebilir.” dedi.</p>
<p>Hepatit B ve C açısından riskli gruplar hakkında da bilgi veren Dr. Mamçu, sağlık çalışanları, virüs taşıyıcılarının yakınları, kan transfüzyonu yapılan hastalar, damar içi madde kullanan bireyler ve hemodiyaliz hastalarında bulaş riskinin daha yüksek olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Tedavi hastaya özel planlanıyor!</strong></p>
<p>Hepatitten şüphelenildiğinde yapılacak kan testleri ile tanı konulduğunu belirten Dr. Mamçu, “Erken tanı hem hastalığın ilerlemesini kontrol altına almak hem de bulaşmayı önlemek açısından kritik öneme sahiptir.” dedi.</p>
<p>Hepatit B ve C tedavisinde virüsün çoğalmasını baskılayan ilaçların kullanıldığını ifade eden Dr. Mamçu, “Tedavi genellikle uzun sürelidir ve hastaya özel planlanır. En önemli nokta, doğru zamanda uygun tedaviye başlanması ve hastaların düzenli olarak izlenmesidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aşılar yüksek koruyuculuk sağlıyor!</strong></p>
<p>Hepatit A ve B aşılarının yüksek koruyuculuk sağladığını vurgulayan Dr. Mamçu, “Risk grubundaki kişilerin mutlaka aşılanması gerekir.” dedi.</p>
<p>Türkiye’de uygulanan aşı takvimine göre Hepatit B aşısının doğumda, Hepatit A aşısının ise 18 aylıkken yapıldığını belirten Dr. Mamçu, her iki aşının da ücretsiz olduğunu ve Hepatit B aşısının ömür boyu koruma sağladığını ifade etti. Hepatit C, D ve E için ise henüz aşı bulunmadığını hatırlattı.</p>
<p><strong>Hepatit hastaları bunlara dikkat etmeli?</strong></p>
<p>Hepatit B ve C ile yaşayan bireylerin bulaştırıcılık riskine karşı dikkatli olması gerektiğini belirten Dr. Mamçu, şu uyarılarda bulundu:</p>
<p>“Kan bağışında bulunulmamalı, korunmasız cinsel ilişkiden kaçınılmalıdır. Hastalar düzenli doktor kontrolünde olmalı, 6-12 ayda bir karaciğer testlerini yaptırmalıdır. Alkol tüketilmemeli ve ilaç kullanımı mutlaka doktora danışılarak yapılmalıdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hepatit-sinsi-ilerleyebiliyor-622595">Hepatit sinsi ilerleyebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menenjitte en riskli grup, bebekler ve genç erişkinler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menenjitte-en-riskli-grup-bebekler-ve-genc-eriskinler-622592</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 12:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşılama]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[bebekler]]></category>
		<category><![CDATA[Bulaş]]></category>
		<category><![CDATA[erişkinler]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[grup]]></category>
		<category><![CDATA[ingilterede]]></category>
		<category><![CDATA[Küme]]></category>
		<category><![CDATA[menenjitte]]></category>
		<category><![CDATA[meningokok]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[vakalar]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622592</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında menenjit olarak bilinen meningokok hastalığı, nadir görülmesine rağmen hızlı ilerleyebilen ve ciddi sonuçlara yol açabilen bir bakteri enfeksiyonu olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menenjitte-en-riskli-grup-bebekler-ve-genc-eriskinler-622592">Menenjitte en riskli grup, bebekler ve genç erişkinler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Halk arasında menenjit olarak bilinen meningokok hastalığı, nadir görülmesine rağmen hızlı ilerleyebilen ve ciddi sonuçlara yol açabilen bir bakteri enfeksiyonu olarak tanımlanıyor. </span></span></span></b><b><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Bozkurt, son günlerde İngiltere’de ortaya çıkan menenjit vakalarının geniş çaplı bir salgın olarak değil, sınırlı bir “küme” olarak değerlendirildiğini söyledi. Meningokok hastalığının belirli yaş gruplarında daha sık ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Bozkurt, bebekler ve 15–25 yaş arası genç erişkinlerin en riskli grupları oluşturduğunu söyledi. Prof. Dr. Fatma Bozkurt, meningokok hastalığından korunmada en etkili yöntemin aşılama olduğunu kaydetti. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Bozkurt, son günlerde İngiltere’de görülen vakalarla gündeme gelen menenjit hastalığına ilişkin bilgi verdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Adölesan ve genç erişkinlerde genel taşıyıcılık oranı yükseliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Meningokok hastalığının, Neisseria meningitidis adlı bakterinin neden olduğu, nadir görülmesine rağmen hızlı ilerleyebilen ve ciddi sonuçlara yol açabilen bir enfeksiyon olduğunu belirten Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Bu bakteri genellikle nazofarenkste yani boğazın arka kısmında bulunur ve çoğu zaman herhangi bir belirtiye neden olmadan taşınabilir. Toplumda genel taşıyıcılık oranı yüzde 5–10 civarındayken, özellikle adölesan ve genç erişkinlerde bu oran yüzde 20–30’a kadar çıkabilmektedir. Buna rağmen invaziv hastalık yalnızca taşıyıcı bireylerin küçük bir kısmında gelişir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalabalık kapalı alanlarda bulaş riski artıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Meningokok bakterisinin esas olarak damlacık yoluyla bulaştığını kaydeden Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Öksürük ve hapşırıkla yayılan solunum damlacıkları, öpüşme, ortak eşya kullanımı ve sigara veya elektronik sigara paylaşımı bulaşta önemli rol oynar. Bununla birlikte meningokok, influenza gibi yüksek bulaşıcılığa sahip değildir; bulaş için genellikle uzun süreli ve yakın temas gereklidir. Bu nedenle hastalık çoğunlukla aynı evde yaşayan bireyler, yurt ortamındaki öğrenciler veya kalabalık kapalı alanlarda uzun süre vakit geçiren kişiler arasında görülür” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>En riskli gruplar; bebekler ve genç erişkinler</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Epidemiyolojik açıdan bakıldığında, meningokok hastalığının belirli yaş gruplarında daha sık ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Bebekler ve 15–25 yaş arası genç erişkinler en riskli grupları oluşturur. Özellikle üniversite öğrencileri, hem artmış taşıyıcılık oranı hem de yoğun sosyal temas nedeniyle dikkat çekmektedir. Ayrıca bağışıklık sistemi zayıf olan bireylerde hastalık gelişme riski belirgin şekilde artar” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Menenjit” ve “meningokoksemi” şeklinde kendini gösteriyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Klinik olarak meningokok hastalığının “menenjit” ve “meningokoksemi” olarak iki ana tablo ile kendini gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Menenjit durumunda ateş, baş ağrısı, ense sertliği ve ışığa hassasiyet gibi bulgular ön plandadır. Meningokoksemi ise bakterinin kana geçmesiyle oluşur ve daha ağır seyirlidir. Bu tabloda ateş, halsizlik, hipotansiyon ve özellikle basmakla solmayan mor döküntüler görülür. Hastalık bazı durumlarda saatler içinde ilerleyebilir ve yaşamı tehdit eden sonuçlara yol açabilir” şeklinde bilgi verdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Türkiye’de özellikle serogrup W ön planda yer alıyoır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Meningokok bakterisinin kapsül yapısına göre farklı serogruplara ayrıldığını kaydeden Prof. Dr. Fatma Bozkurt, şu bilgileri verdi: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Günümüzde 12’den fazla serogrup tanımlanmış olmakla birlikte, hastalığa en sık neden olanlar A, B, C, W ve Y serogruplarıdır. Bu serogrupların dağılımı coğrafi bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Avrupa’da serogrup B daha yaygınken, Türkiye’de özellikle serogrup W ön plandadır. Bu durum, uluslararası seyahatler, özellikle hac ve umre gibi toplu organizasyonlar ve aşılama politikaları ile ilişkilidir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İngiltere’deki vakalar salgın değil, sınırlı bir küme</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünya gündeminde son günlerde yer alan menenjit vakalarını değerlendiren Prof. Dr. Fatma Bozkurt, şunları söyledi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span> “Son yıllarda İngiltere’de, özellikle Kent ve Canterbury bölgesinde meningokok vakalarının kümelendiği bildirilmiştir. Bu durum geniş çaplı bir salgın olarak değil, sınırlı bir “küme” olarak değerlendirilmektedir ve vakaların çoğunun serogrup B ile ilişkili olduğu görülmüştür. Bu tür lokal kümelenmeler, meningokok hastalığının genellikle geniş çaplı pandemiler yerine belirli sosyal ağlar içinde yayıldığını göstermektedir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yayılımlar sınırlı kalır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bu noktada önemli bir soru ortaya çıkmaktadır: İngiltere’de görülen bu vakalar Türkiye’ye yayılabilir mi? Teorik olarak, taşıyıcı bireylerin uluslararası seyahatleri yoluyla bakterinin farklı ülkelere taşınması mümkündür. Ancak meningokokun bulaşması için yakın ve uzun süreli temas gerektiğinden, bu tür yayılımlar genellikle sınırlı kalır. Mevcut epidemiyolojik veriler, İngiltere’deki vakaların Türkiye’de geniş çaplı bir artışa yol açtığını göstermemektedir. En olası senaryo, uygun koşullar oluştuğunda küçük ve lokal kümelenmelerin ortaya çıkmasıdır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>En etkili yöntem aşılama</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Fatma Bozkurt, meningokok hastalığından korunmada en etkili yöntemin aşılama olduğunu belirterek “Günümüzde iki temel aşı grubu bulunmaktadır: MenACWY ve MenB aşıları. MenACWY aşısı, A, C, W ve Y serogruplarına karşı kapsül temelli konjuge bir aşı olup hem bireysel koruma sağlar hem de bakterinin taşınmasını azaltarak toplum bağışıklığı oluşturur. MenB aşısı ise kapsülün insan dokularına benzerliği nedeniyle protein temelli olarak geliştirilmiştir ve özellikle bireysel koruma sağlar” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Genç erişkinler ve risk altındaki bireyler için aşılamanın önemi artıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Aşılama stratejilerinin ülkeden ülkeye farklılık gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Örneğin İngiltere’de MenB aşısı bebeklik döneminde rutin olarak uygulanırken, MenACWY aşısı ergenlik döneminde uygulanarak taşıyıcılığın azaltılması hedeflenir. Türkiye’de ise meningokok aşıları rutin ulusal aşı programında yer almamakta, daha çok risk gruplarına ve özel durumlara göre önerilmektedir. Ancak mevcut epidemiyolojik veriler göz önüne alındığında, özellikle genç erişkinler ve risk altındaki bireyler için aşılamanın önemi giderek artmaktadır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yerel kümelenmeler dikkatle izlenmeli ve uygun aşılama stratejileri uygulanmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Meningokok hastalığının nadir görülmesine rağmen hızlı ilerleyen ve ciddi sonuçlara yol açabilen bir enfeksiyon olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Fatma Bozkurt, sözlerini şöyle tamamladı: “Hastalığın kontrolünde yalnızca klinik vakaların tedavisi değil, aynı zamanda taşıyıcılığın ve bulaş dinamiklerinin anlaşılması da büyük önem taşımaktadır. Küresel hareketliliğin arttığı günümüzde, yerel kümelenmelerin dikkatle izlenmesi ve uygun aşılama stratejilerinin uygulanması, hastalığın kontrolünde temel unsurlar arasında yer almaktadır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menenjitte-en-riskli-grup-bebekler-ve-genc-eriskinler-622592">Menenjitte en riskli grup, bebekler ve genç erişkinler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de mutluluk oranının yükselmesinde aile çok önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-mutluluk-oraninin-yukselmesinde-aile-cok-onemli-622583</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 12:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[düzey]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[oranının]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yükselmesinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622583</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan, geçtiğimiz günlerde açıklanan TÜİK’in Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarını değerlendirdi. Araştırmaya göre, Türkiye’de mutluluk oranı yüzde 53,3’e yükseldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-mutluluk-oraninin-yukselmesinde-aile-cok-onemli-622583">Türkiye&#8217;de mutluluk oranının yükselmesinde aile çok önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan, geçtiğimiz günlerde açıklanan TÜİK’in Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarını değerlendirdi. Araştırmaya göre, Türkiye’de mutluluk oranı yüzde 53,3’e yükseldi.</p>
<p><strong>Mutluluk oranının yüzde 75’lerin üzerine çıkması gerekli</strong></p>
<p>Türkiye’nin uzun yıllardır gerek yerel gerekse uluslararası araştırmalarda orta düzeyde mutlu olarak görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Doğan, “Bu araştırmadaki sonuçlar şaşırtıcı değildir. Yalnız mutlulukta bir yükseliş trendinin görülmesi önemlidir. Çünkü özellikle pandemi, yaşadığımız deprem ve ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik kriz, insanımızın mutluluk düzeylerinde düşüşe neden olmuştu. Bu bakımdan söz konusu artış olumlu olarak değerlendirilse de istenen düzeyde olduğu söylenemez. Şahsen mutluluk oranının yüzde 75’lerin üzerine çıkması gerektiği kanısındayım. Bunun için de hem bireysel hem toplumsal hem de yönetim açısından yapılması gereken çok şey var. Bireysel anlamda daha sağlıklı beslenmek, kişilerarası ilişkilerimizi geliştirmek, yaşamda bir anlam ve amaç bulmak gibi yapabileceğimiz şeyler var. Toplumsal olarak ise dayanışmayı artırmak, sosyal-duygusal destek vermek ve dürüstlüğü artırarak daha güvenilir olmak gibi yapılabilecek pek çok şey bulunmaktadır. Bazı konularda ise devletin ve yöneticilerin inisiyatif alması gerekmektedir. Ekonominin iyileştirilmesi, şehirlerde yeşil alan oranının artırılması, şehirlerimizi insan dostu şehirlere dönüştürme ve toplumsal adaleti ve güvenliği sağlama gibi konular, mutluluğu artırmak için devletimizin yapabileceği şeylerdir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Evli bireyler bekar ve boşanmış olanlara göre daha mutlu</strong></p>
<p>Araştırmada evli bireylerin daha mutlu olduğunun ortaya çıkmasının aile kurumunun önemine işaret ettiğini belirten Prof. Dr. Doğan, şunları söyledi:</p>
<p>“Mutlulukla ilgili neredeyse tüm araştırmalarda, evli bireylerin bekar ve boşanmış olanlara göre daha mutlu oldukları ortaya çıkmaktadır. Evli bireylerin yalnızlık duygusunu daha az yaşamaları, daha iyi beslenmeleri, ekonomik durumlarının daha iyi olması ve düzenli cinsel yaşamlarının olması gibi etkenler daha mutlu olmalarına katkı sağlamaktadır. Bunun dışında aile, çoluk-çocuk sahibi olmak insanların hayatına önemli düzeyde anlam katmaktadır. Yani aile en güçlü anlam kaynaklarından biridir. Tüm bunlar bir araya gelince de evli bireylerin mutluluk düzeyleri artmaktadır. Aile kurumu ülkemizde huzur ve mutluluğun teminatı olarak görülmelidir. Aile kurumunu yıkmaya ya da ona zarar vermeye yönelik girişimler bertaraf edilmelidir. Bununla birlikte daha bilinçli anne-baba ve eş olabilmeleri için bireyler eğitilmeli, bilgilendirilmeli ve aydınlatılmalıdır.”</p>
<p><strong>Aile ve akrabalık bağlarının güçlü olması büyük bir avantaj</strong></p>
<p>Araştırmada mutluluğun en önemli kaynağı olarak yüzde 69 oranıyla aile gösterilmesini değerlendiren Prof. Dr. Doğan, “Biz kolektif kültürün hâkim olduğu, sıcakkanlı insanların yaşadığı bir ülkeyiz. Aile ve akrabalık bağlarının güçlü olması büyük bir avantaj olarak değerlendirilebilir. Çünkü bu durum toplumda ihtiyaç duyan insanlara önemli düzeyde sosyal-duygusal destek verilmesine yardımcı olmaktadır. İnsanlar bu sayede kendilerini sahipsiz, kimsesiz, yalnız ve değersiz hissetmemektedirler. Oysaki bireyselliğin hâkim olduğu toplumlarda çok ciddi anlamda bir yalnızlık ve anlam krizi yaşanmaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Mutlu olmak sağlıklı olmaktır</strong></p>
<p>Araştırmada sağlığın mutluluk kaynakları arasında ilk sırada yer almasını da değerlendiren Prof. Dr. Doğan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Sağlık, mutluluğun en üst düzey formu olarak nitelendirilebilir. Mutlu olmak sağlıklı olmaktır. Filozof Arthur Schopenhauer, ‘sağlıklı bir dilenci, hasta bir kraldan daha mutludur. Ahmaklıkların en büyüğü, iş, eğitim, şöhret, terfi, şehvet ya da anlık zevkler olmak üzere her ne için olursa olsun, sağlığını feda etmektir’ der. Sağlık iyi olduktan sonra mutluluğun önündeki diğer sorunlar bir şekilde halledilebilir. Günümüzde daha fazla insan sağlık konusunda bilinçli davranmaya çalışmaktadır. İnsanlar eskiye göre daha sağlıklı beslenmekte, egzersiz yapanların sayısı geçmişe göre artmakta ve insanlar sağlık kontrollerine daha sık gitmektedir. Bununla birlikte, maalesef ülkemizde sigara kullanımı, paketli gıda tüketimi, karbonhidrat ağırlıklı beslenme ve hareketsizlik oldukça yaygındır. Hatta bir karşılaştırma yapacak olursak sağlık davranışlarını sergileyenlerin, sağlıksız yaşayanlara göre oldukça küçük bir azınlığı oluşturduğunu söyleyebiliriz. Ancak yine de bu konuda umutluyum. Giderek daha fazla insanımız sağlıklı yaşama yönelmektedir.”</p>
<p><strong>Mutluluk ve para ilişkisi</strong></p>
<p>Araştırmada hayat pahalılığının en önemli toplumsal sorun olarak öne çıkmasını değerlendiren Prof. Dr. Doğan, “Mutluluk ve para ilişkisi en çok merak edilen konulardan biridir. Para ve ekonomik durumun iyi olması mutluluk açısından önemli bir avantajdır. Ekonomik durumunuz iyi olduğunda, pek çok açıdan kendinizi güvende hissedersiniz, daha iyi beslenirsiniz, sağlık hizmetlerinden daha iyi faydalanırsınız, başarılı olduğunuz duygusunu yaşarsınız ve yoksulluğun sebep olabileceği stres ve sıkıntılardan kurtulursunuz. Tüm bunlar mutluluk açısından büyük avantajdır. Zaten araştırmalar da sosyo-ekonomik düzeyi yüksek bireylerin daha mutlu olduklarını gösteriyor. Ancak finansal durumu oldukça iyi olmasına rağmen pek çok mutsuz insan da var. Bu neden böyledir? Birincisi para tek belirleyicisi değildir. İkincisi, insanlar zengin olmaya da alışabiliyorlar. Bir süre sonra parasal anlamda iyi durumda olmak onların mutluluğuna bir katkı sağlayamayabiliyor. Buna hedonik adaptasyon adını veriyoruz. Yani başlangıçta bizi mutlu eden şeylerin bir süre sonra bu etkilerini kaybetmeleri durumudur. Üçüncüsü sonradan para sahibi olan kişiler parayla ne yapacaklarını da bilemeyebiliyorlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Paranın nasıl harcandığı da önemli</strong></p>
<p>Paranın nasıl harcanacağının da mutluluk açısından önemli göründüğünü kaydeden Prof. Dr. Doğan, “Parayla zaman satın alıyor ve bazı sıkıcı işleri yapmaktan kurtuluyorsanız, paranızı diğer insanlarla paylaşıyorsanız (yardımseverlik) ve paranızı nesnelerden çok eylemlere harcıyorsanız sizi daha mutlu edebilir. Bugün almış olduğunuz bir kazak ya da telefonun on yıl sonra bir önemi kalmayacaktır. Geçmişe dönüp bunları hatırladığınızda da muhtemelen mutlu hissetmeyeceksiniz. Ancak paranızı eylemlere harcadığınızda durum farklı olacaktır. Yaşadığınız güzel anılar, bir seyahat, arkadaşlarınızla ya da sevdiğiniz kişilerle gerçekleştirdiğiniz bir etkinlik hafızanıza kazınacaktır ve yıllar sonra bile hatırladığınızda sizi mutlu edecektir. Zaten bir bakıma mutluluk güzel anılar biriktirmektir. Geçmişe ilişkin olumlu anılarınız ne kadar çoksa o kadar mutlusunuz demektir.” dedi.</p>
<p><strong>Para mutluluk açısından önemli ama her şey değil</strong></p>
<p>Prof. Dr. Doğan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Gelir durumunuz mutluluk açısından önemlidir ancak para her şey değildir. Temel ihtiyaçlarımız karşılandıktan sonra, bireysel gelişime ve kendini gerçekleştirmeye önem vermeliyiz. Bu da ‘sahip olma’ anlayışından çıkarak ‘olma’ anlayışına geçmekle mümkündür. Ancak bu yolla, dışsal koşullara bağlı olmayan ve şartlara göre değişmeyen daha kalıcı ve gerçek bir mutluluk elde edilebilir. Olma anlayışı içerisinde sürekli olarak kendimizi geliştirmeli, içsel kalemizi güçlendirmeli ve daha umutlu, affedici, iyimser, özgüven sahibi, öz-değeri yüksek, sevgi dolu, anlamlı ve amaçlı yaşayan ve derin, doyurucu, sağlıklı ilişkiler kurabilen bir birey olmak için çabalamalıyız.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-mutluluk-oraninin-yukselmesinde-aile-cok-onemli-622583">Türkiye&#8217;de mutluluk oranının yükselmesinde aile çok önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İBB&#8217;den Özel Çocuklara Destek: 24 Bin Seanslık Ücretsiz Terapi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ibbden-ozel-cocuklara-destek-24-bin-seanslik-ucretsiz-terapi-622565</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 12:08:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[24]]></category>
		<category><![CDATA[bb]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklara]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622565</guid>

					<description><![CDATA[<p>İBB, ÖZGEM merkezleri aracılığıyla konuşma güçlüğü çeken çocuklara destek olmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibbden-ozel-cocuklara-destek-24-bin-seanslik-ucretsiz-terapi-622565">İBB&#8217;den Özel Çocuklara Destek: 24 Bin Seanslık Ücretsiz Terapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İBB, ÖZGEM merkezleri aracılığıyla konuşma güçlüğü çeken çocuklara destek olmaya devam ediyor. 2019’dan bu yana 3 binden fazla çocuğa ücretsiz dil ve konuşma terapisi sunan İBB, çocukların sosyal hayata katılımını kolaylaştırıyor.</strong></p>
<p><strong>İLETİŞİMİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER ÖZGEM İLE KALKIYOR</strong></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Engelli Hizmetleri Müdürlüğü, özel gereksinimli bireylerin hayat kalitesini artırmak için Dil ve Konuşma Terapisi hizmetlerini aralıksız sürdürüyor. İletişim, dil gelişimi ve yutma güçlüğü gibi kritik alanlarda sunulan bu destekle, çocukların kendilerini ifade etme becerilerinin güçlendirilmesi ve toplumsal hayata aktif katılımları hedefleniyor.</p>
<p><strong>6 MERKEZDE 24 BİN SEANSLIK HİZMET</strong></p>
<p>Bu hizmetle, 2019 yılından bugüne kadar İstanbul genelindeki 6 ÖZGEM’de (Özel Gereksinimli Birey Merkezi) toplam 3.091 kişiye 24.117 seanslık ücretsiz terapi hizmeti sağlandı. Uzmanlar tarafından gerçekleştirilen 40 dakikalık bireysel seanslar, her çocuğun özel ihtiyacına göre titizlikle planlanıyor.</p>
<p><strong>HER 14 ÇOCUKTAN BİRİNDE GÖRÜLÜYOR</strong></p>
<p>Gelişimsel dil bozukluklarının uluslararası araştırmalara göre her 14 çocuktan birinde (%7) görülüyor. İBB, dezavantajlı vatandaşların nitelikli sağlık hizmetine erişimini önceleyen bu proje ile Başakşehir, Bağcılar, Fatih, Kadıköy, Kartal ve Sancaktepe lokasyonlarında hizmet vermeye devam ediyor.</p>
<p><strong>KİMLER FAYDALANABİLİR?</strong></p>
<p>Ücretsiz dil ve konuşma terapisi hizmetinden yararlanmak için şu şartlar aranmaktadır:</p>
<ul>
<li>İstanbul’da ikamet ediyor olmak,</li>
<li>4-14 yaş aralığında olmak,</li>
<li>ÇÖZGER (Çocuklar İçin Özel Gereksinim Raporu) ve destek eğitim raporuna sahip olmak.</li>
</ul>
<p><strong>BAŞVURU KANALLARI</strong></p>
<p>Aileler, çocuklarının gelişimi için hayati önem taşıyan bu hizmete şu kanallar üzerinden başvuruda bulunabilirler:</p>
<ul>
<li>ÖZGEM Merkezleri: Doğrudan merkezlere giderek yüz yüze başvuru.</li>
<li>ALO 153: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çözüm Merkezi.</li>
<li>E-Posta: [email protected] adresi üzerinden bilgi ve randevu talebi.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibbden-ozel-cocuklara-destek-24-bin-seanslik-ucretsiz-terapi-622565">İBB&#8217;den Özel Çocuklara Destek: 24 Bin Seanslık Ücretsiz Terapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Organ Naklinin Geleceğini Kökten Değiştirebilecek Çığır Açıcı Bir Gelişme!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/organ-naklinin-gelecegini-kokten-degistirebilecek-cigir-acici-bir-gelisme-622558</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 11:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açıcı]]></category>
		<category><![CDATA[çığır]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirebilecek]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğini]]></category>
		<category><![CDATA[kökten]]></category>
		<category><![CDATA[naklinin]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622558</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rus bilim insanları geçen yıl, geliştirdikleri ileri biyofabrikasyon teknolojisi sayesinde laboratuvar ortamında üretilen bir kan damarı eşdeğerini bir tavşanın uyluk atardamarına başarıyla nakletti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/organ-naklinin-gelecegini-kokten-degistirebilecek-cigir-acici-bir-gelisme-622558">Organ Naklinin Geleceğini Kökten Değiştirebilecek Çığır Açıcı Bir Gelişme!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Rus bilim insanları geçen yıl, geliştirdikleri ileri biyofabrikasyon teknolojisi sayesinde laboratuvar ortamında üretilen bir kan damarı eşdeğerini bir tavşanın uyluk atardamarına başarıyla nakletti. Ameliyatın ardından bir yıl boyunca yapılan gözlemler, damar yapısının işlevini koruduğunu ve canlı dokuyla tamamen bütünleştiğini ortaya koydu. </span></p>
<p><span>Bu gelişmenin, her yıl dünya genelinde 150 binden fazla organ naklinin gerçekleştirildiği bir ortamda, kişiye özel biyolojik dokuların üretimini mümkün kılarak bağışıklık reddi riskini azaltabileceği ve nakil bekleme listelerini önemli ölçüde azaltabileceği  değerlendiriliyor.  </span></p>
<p><b><strong>Tavşan deneyinde büyük başarı</strong></b></p>
<p><span>Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom’daki bilim insanlarının benzersiz biyofabrikasyon teknolojisi sayesinde laboratuvar ortamında geliştirdiği biyomühendislik ürünü damar yapısının canlı bir model üzerinde test edilmesi bir dönüm noktası oldu. Bir tavşanın uyluk atardamarına gerçekleştirilen bu naklin ardından yapılan uzun vadeli izlemelerde, damar dokusunun işlevini sürdürdüğü ve çevre dokularla uyum içinde bütünleştiği gözlemlendi. Elde edilen bulgular, yapay olarak üretilen biyolojik dokuların gelecekte klinik uygulamalarda kullanılabileceğine işaret eden güçlü bir bilimsel temel sunuyor.</span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/organ-naklinin-gelecegini-kokten-degistirebilecek-cigir-acici-bir-gelisme-0-wAfJWIFt.jpeg"/></p>
<p><b><strong>Ultrasonik ses dalgaları ile doku kültürü</strong></b></p>
<p><span>Rosatom bilim insanlarının geliştirdiği biyofabrikasyon teknolojisi, klasik doku mühendisliği yöntemlerinden önemli ölçüde farklılık gösteriyor. Araştırmacılar, ultrasonik akustik alanlar kullanarak canlı insan hücrelerini işlevsel biyolojik yapılara dönüştürebiliyorlar. Bu yaklaşımın en önemli avantajlarından biri, dokuların hastanın kendi hücrelerinden oluşturulabilmesi ve böylece bağışıklık reddi olasılığının önemli ölçüde azalmasıdır. Teknoloji halihazırda on santimetreye kadar uzunlukta biyolojik kan damarları üretebilmekte olup, nihayetinde kalp-damar hastalıklarından damar rahatsızlıklarına kadar çeşitli tedavilerde kullanılabilir.  </span></p>
<p><b><strong>Kişiselleştirilmiş “canlı” yedek parçalar</strong></b></p>
<p><span>Rosatom bilim insanları, manyetoakustik biyoyazıcı kullanarak, hastanın kendi hücrelerinden küçük çaplı kan damarları, üreterler veya trakea dokusu gibi tüp şeklindeki yapıları üretebiliyorlar. Bu teknoloji, canlı hücresel materyali üç boyutlu biyolojik yapılara dönüştürmek için manyetik ve ultrasonik alanları birleştiriyor. </span><span>Bu süreç birkaç aşamadan oluşuyor. Önce hücreler hastanın kendi biyomateryalinden yetiştirilir, ardından biyoyazıcı içinde gerekli yapıya dönüştürülür ve son olarak doku gerekli mekanik ve biyolojik özellikleri kazanana kadar bir biyoreaktörde olgunlaştırılır. </span></p>
<p><b><strong>2030 Hedefi: Biyoyazıcı kullanarak böbrek ve karaciğer “üretmek”</strong></b></p>
<p><span>Şirket, 2030 yılına kadar gelişmiş biyobaskı teknolojilerini kullanarak böbrek ve karaciğer dokusu dahil olmak üzere daha karmaşık organlar üretmeye yönelmeyi hedefliyor. Bu gelişmeler, uyumlu organ bulmanın son derece zor olduğu pediatrik tıp alanında özellikle dönüştürücü olabilir.</span></p>
<p><b><strong>Kalp kapakçıkları ve minyatür nükleer bataryalar</strong></b></p>
<p><span>Kalp ve damar hastalıkları dünya çapında ölümlerin en önemli nedeni olmaya devam ediyor. Bu zorluğun üstesinden gelmek için Rosatom araştırmacıları iki çığır açan teknoloji geliştiriyor. </span><span>İlki, hasar görmüş organların tamamen biyolojik olarak değiştirilmesi yolunda önemli bir adımı temsil eden doku mühendisliği ürünü kalp kapakçığıdır. Bu tür teknolojilerin, ciddi kalp rahatsızlıkları olan hastalar için tedavi sonuçlarını önemli ölçüde iyileştirmesi bekleniyor.  İkinci çözüm ise kalp pilleri için tasarlanmış minyatür “nükleer piller”. Bu radyoizotop güç kaynakları, kalp kası kasılmasını uyaran elektriksel uyarıları üretir ve hastanın ömrü boyunca çalışabilir. Periyodik olarak değiştirilmesi gereken geleneksel kalp pillerinin aksine, nükleer piller neredeyse sınırsız cihaz kullanım ömrü sağlayabilir ve tekrarlanan ameliyatlara olan ihtiyacı ortadan kaldırabilir. </span></p>
<p><b><strong>“Işık hızı”: 2 ay yerine 1 hafta</strong></b></p>
<p><span>Sağlık alanındaki devrim, sadece yumuşak doku cerrahisini değil, kemik rekonstrüksiyonunu da dönüştürüyor. Lazer tabanlı katmanlı üretim teknolojileri, metal tozundan kişiselleştirilmiş implantlar üretmeyi mümkün kılarak üretim süresini iki aydan yaklaşık bir haftaya indiriyor. Rosatom’un bilimsel bölümünde geliştirilen özel yazılımlar kullanılarak, hastanın bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MR) verilerine dayanarak benzersiz geometrilere sahip implantlar tasarlanabiliyor. Dijital modelleme ve katmanlı üretimin birleşimi, tıp kurumlarının kullanıma hazır, hastaya özel implantları 3-7 gün içinde üretmesine olanak tanıyarak üretim süresini ve hasta iyileşme sürelerini iki ila üç kat kısaltıyor.  Rosatom Genel Müdürü Aleksey Likhachev, Rosatom’un sağlık alanındaki çalışmalarıyla ilgili olarak, “Bugün Rosatom, sağlık hizmetleri alanında öncü araştırma ve geliştirme çalışmaları yürütüyor ve her adımla geleceği daha da yakınlaştırıyor. Bilim insanlarımız hem vizyoner hem de hayalperest oldukları için gerçekten olağanüstüler. Tıbbi amaçlı katkı maddesi biyoteknolojisi alanındaki çalışmaları, bilimsel düşüncenin teknolojik ilerlemenin temeli haline nasıl gelebileceğinin ve insanlığa nasıl fayda sağlayabileceğinin bir örneğidir” diye konuştu. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/organ-naklinin-gelecegini-kokten-degistirebilecek-cigir-acici-bir-gelisme-622558">Organ Naklinin Geleceğini Kökten Değiştirebilecek Çığır Açıcı Bir Gelişme!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Açlık Sınırı – Yoksulluk Sınırı Araştırması (Birleşik Kamu-İş)</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aclik-siniri-yoksulluk-siniri-arastirmasi-birlesik-kamu-is-622553</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 10:19:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Açlık]]></category>
		<category><![CDATA[araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[birleşik]]></category>
		<category><![CDATA[kamu-i]]></category>
		<category><![CDATA[sınırı]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622553</guid>

					<description><![CDATA[<p>Açlık sınırı...Birleşik Kamu-İş İl Başkanı Barış Düdü, Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu AR-GE birimi KAMU-AR'ın Açlık Yoksulluk Sınırı Araştırasını paylaştı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aclik-siniri-yoksulluk-siniri-arastirmasi-birlesik-kamu-is-622553">Açlık Sınırı – Yoksulluk Sınırı Araştırması (Birleşik Kamu-İş)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Açlık sınırı…Birleşik Kamu-İş İl Başkanı Barış Düdü, Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu AR-GE birimi KAMU-AR’ın Açlık Yoksulluk Sınırı Araştırasını paylaştı.</p>
<p>Açlık sınırı Mart’ta 1.856 lira daha artarak 36 bin lira sınırına yaklaşırken, yoksulluk sınırı da gıdayla birlikte diğer harcama gruplarında yaşanan yüksek fiyat artışlarının etkisiyle 107 bin liraya ulaştı. Hem Türkiye ekonomisine özgü sorunlar hem de İsrail ve ABD’nin İran’a saldırısıyla başlayan savaşın yol açtığı enerji fiyatlarındaki artışlar, alık ve yoksulluk sınırını gelecek aylarda çok daha yüksek oranlarda artıracak.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/aclik-siniri-yoksulluk-siniri-arastirmasi-birlesik-kamu-is-0-aYiseWve.jpeg"/></p>
<p><b>Açlık sınırı önceki aya göre 1.856 lira arttı</b></p>
<p>Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Ar-Ge birimi KAMU-AR’ın dört kişilik bir ailenin, dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için gereken gıda harcamasının yanı sıra diğer ihtiyaçlarını da yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken aylık harcamayı dikkate alarak hesapladığı açlık-yoksulluk sınırı araştırmasının Mart 2026 sonuçları açıklandı. Açlık sınırının önceki aya göre 1.856 lira arttığı martta gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama ise 1 bin 153 liralık yükselişle 71 bin 7 liraya çıktı. İkisinin toplamından oluşan yoksulluk sınırı ise önceki aya göre 3 bin 9 lira artarak 106 bin 826 lira oldu. Açlık sınırı son bir yıllık dönemde 10 bin 94 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 18 bin 502 lira ve yoksulluk sınırı 28 bin 596 lira arttı.</p>
<p><b>Açlık sınırı asgari ücretin 7 bin 774 lira üzerine çıktı</b></p>
<p>Açlık sınırı bu yılbaşında 28 bin 75 liraya çıkarılan asgari ücretin 7 bin 744 lira, 20 bin lira olarak belirlenen en düşük emekli aylığının ise 15 bin 819 lira üzerine çıktı. Yıl başında yüzde 27 oranında zam yapılan asgari ücret, yüzde 18,6 oranında artırılan kamu çalışanlarının ücretleri, yüzde 12,19 oranında artırılan emekli aylıklarının satın alma gücünün büyük bir kısmı yılın ilk üç ayında eridi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/aclik-siniri-yoksulluk-siniri-arastirmasi-birlesik-kamu-is-1-lczj1UZ8.jpeg"/></p>
<p><b>Asgari ücretli bir hafta, emeklisi iki hafta aç!</b></p>
<p>Asgari ücret martta dört kişilik bir ailenin sadece 24 günlük beslenme giderini, yoksulluk sınırının ise yüzde 26’sını karşılayabiliyor. Ailede üç kişinin asgari ücretle çalışarak haneye getireceği gelir bile yoksulluk sınırının 22 bin 601 lira altında kalıyor. Diğer bir ifadeyle üç asgari ücret giren dört kişilik bir ailenin geliri yoksulluk sınırının bile oldukça altında seyrediyor. Bu yılbaşından itibaren 20 bin liraya çıkarılan en düşük emekli aylığı ise sadece 17 günlük beslenmeye yetiyor.</p>
<p><b>Memur yoksulluğa mahkum edildi</b></p>
<p>Yüzde 18,6 oranında zamlanarak bu yılın ilk yarısı için aile ve çocuk yardımı dahil 61 bin 890 liraya yükselen en düşük memur maaşı yoksulluk sınırının yüzde 57,7’sini, 67 bin 630 liraya yükselen ortalama memur maaşı ise yüzde 653’ünü karşılıyor. Yoksulluk sınırını karşılayabilmesi için en düşük memur maaşının en az yüzde 72,6, ortalama memur maaşının ise yüzde 58 oranında artırılması gerekiyor.</p>
<p><b>Açlık sınırı hesabı objektif</b></p>
<p>Türkiye genelinde de yaygın şube ağı bulunan ve en fazla alış-veriş yapılan marketlerden Ankara’da derlenen fiyatlara göre, dengeli beslenebilmek için et- balık- yumurtaya aylık olarak yapılması gereken harcanma Mart’ta 493 lira, son bir yılda ise 3 bin 12 lira artarak 10 bin 660 liraya yükseldi. Kuru bakliyat için yapılması gereken harcama önceki aya göre değişmedi ancak geçen yılın aynı ayına göre ise 191 liralık artışla 678 lira oldu.</p>
<p><b>Martta 3 lira azalarak 7 bin 288 liraya gerileyen süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcamada yıllık olarak ise 1.975 lira artış kaydedildi</b></p>
<p>Meyve için harcanması gereken tutar önceki aya göre 96 lira artarken, geçen yılın aynı ayına göre ise 706 lira artarak 3 bin 127 lira oldu. Sebze için yapılması gereken harcama ise önceki aya göre 1.254 lira artarak 5 bin 564 lira olarak gerçekleşti. Taze sebze harcaması geçen yılın aynı ayına göre ise 1.081 lira arttı.Ekmek, un ve makarna gibi ürünler için yapılması gereken harcama martta değişmedi ve 2 bin 747 lirada, pirinç ve bulgur harcamaları da 1.654 lirada kaldı. Yağ için yapılması gereken harcama ise 20 liralık yükselişle 837 liraya çıktı. Ekmek, un ve makarna için yapılan harcama bir yıl öncesine göre 624 lira, pirinç, bulgur harcaması 668 lira, yağ harcamaları da 239 lira artış kaydetti. Şeker, bal, pekmez, reçel harcaması önceki aya göre 4 lira yükselerek 2 bin 495 lira oldu. Aynı ailenin zeytin için yapması gereken harcama ise değişmeyerek 766 lirada kaldı. Şeker, bal, reçel harcamalarında son bir yılda 689 liralık, zeytin harcamalarında ise 185 liralık artış oldu. Yetişkin erkek için 2.800, kadın için 2.200, genç için 3.000 ve çocuk için de 1.600 kalori esas alınarak yapılan hesaplamaya göre mart ayı açlık sınırı yetişkin erkek için 10 bin 458 liraya, yetişkin kadın için 8 bin 210 liraya, çocuk için 5 bin 961 liraya ve genç için de 11 bin 190 liraya yükseldi.</p>
<p><b>Gıda dışı harcamalar ağır yük oluşturuyor</b></p>
<p>Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı ihtiyaçların fiyat değişimleri de esas alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini “insan onuruna yaraşır bir şekilde ve yoksunluk hissi çekmeden” karşılayabilmesi için aylık olarak yapması gereken harcama tutarı da martta 71 bin 7 liraya çıktı. Martta dört kişinin ortalama giyim ve ayakkabı harcamaları 5 bin 609 lira oldu. Barınma (kira dâhil) harcamaları ortalama 20 bin 586 liraya, ev eşyası harcamaları 7 bin 577 liraya yükseldi. Sağlık harcamaları 2 bin 994 liraya, ulaştırma harcamaları 16 bin 490 liraya çıktı. Bilgi ve iletişim harcamaları 3 bin 118 liraya, eğlence ve kültür harcamaları 1.988 liraya, eğitim harcamaları 2 bin 773 liraya yükseldi. Tatil-otel harcamaları 5 bin 442 liraya ve çeşitli mal ve hizmetlerle ilgili ilgili harcamalar 4 bin 430 liraya kadar çıktı.</p>
<p><b>Yoksulluk sınırı hızla artıyor gerileyen tek şey güven</b></p>
<p>Dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır şekilde yoksunluk hissi duymadan yaşayabilmesi için yapması gereken gıda ile gıda dışı harcamaların toplam tutarını gösteren yoksulluk sınırı ise Mart 2026 itibariyle 106 bin 826 liraya tırmandı. Yoksulluk sınırında martta 3 bin 9 liralık, yılın ilk üç aylık döneminde 11 bin 913 liralık ve son bir yıllık dönemde ise 28 bin 596 liralık artış olduğu bildirildi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aclik-siniri-yoksulluk-siniri-arastirmasi-birlesik-kamu-is-622553">Açlık Sınırı – Yoksulluk Sınırı Araştırması (Birleşik Kamu-İş)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon Kanseri Riskini Artıran Bu Faktörlere Dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-622505</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 08:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıran]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[faktörlere]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kemoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622505</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolon kanseri (kolorektal kanserler), özellikle beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları nedeniyle son yıllarda sık görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-622505">Kolon Kanseri Riskini Artıran Bu Faktörlere Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolon kanseri (kolorektal kanserler), özellikle beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları nedeniyle son yıllarda sık görülüyor. Dünya genelinde en sık tanı alan üçüncü kanser türü ve kansere bağlı ölümlerin en sık ikinci nedeni olan kolon kanserinin, ülkemizde ve dünyada 45 yaş altında görülme sıklığı giderek artıyor. Ancak teşhis ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler sayesinde yaşam kalitesi ve süresi artırılabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Halit Karaca, kolon kanseri ile ilgili önemli bilgiler verdi.</p>
<p>Toplumdaki kolon kanseri vakalarının % 70’i farklı zamanlarda ve öngörülemez şekilde ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal genetik mutasyonlara sahip durumlar, vakaların % 3-5’ini oluşturmaktadır. Hastaların yaklaşık % 20- 25’inde güçlü bir aile öyküsü bulunmaktadır. Yani kalıtsal bir mutasyon nedeniyle kolon kanseri ortaya çıkmaktadır. </p>
<p><strong>Kolon kanseri riskini artıran nedenler</strong></p>
<ul>
<li>Yaş: Kalıtsal genetik nedenli vakaların dışındaki kolon kanserinde tanı konulan ortalama yaş 65’in üzerindedir.</li>
<li>Aile öyküsü: Ailede kolon kanseri vakasının olması, kişinin de bu hastalığa yakalanma riskini artırır. Kalıtsal kolon kanseri ile ilgili mutasyonlar yani HNPCC, FAP ve Peutz-Jegher polipozisi gibi, kolon kanseri riskini artıran genetik durumlardır.</li>
<li>Kolonoskopi taramasında belirlenen adenomlar: Kanser riski en yüksek seviyede polipler de (villöz adenomlar, tübülo-villöz adenomlar) görülmektedir.</li>
<li>İltihaplı bağırsak hastalığı öyküsü: Ülseratif kolitin, iltihabi bağırsak hastalığı tanısından sonraki ilk 10 ila 20 yıl içinde tahmini yıllık kanser görülme sıklığı % 0,5’dir. Bundan sonra yılda ise % 1’e yükselmektedir. Crohn hastalığı, ileokolik bölgede mevcutsa kanser riskini artabilir. </li>
<li>Çevre ve yaşam tarzı: Aşırı alkol tüketimi, sigara tiryakiliği, obezite, işlenmiş raf ömrü uzun gıdalar, insülin direnci, aşırı radyasyon maruziyeti ve bağışıklık sisteminin baskılanması riski artırmaktadır.</li>
</ul>
<p> <strong>Erken teşhisle yaşam süresi uzuyor</strong></p>
<p>Kolon kanserinde klinik muayeneler ve tarama yoluyla erken teşhis, görüntülemedeki gelişmelerle daha doğru evre belirleme, cerrahi tekniklerdeki iyileşmenin yanı sıra kemoterapi ve radyasyondaki ilerlemeler sayesinde yaşam süresi uzamaktadır. Özellikle doğru planlanan kemoterapi, yeni nesil akıllı ilaçlar ve immunoterapiler sayesinde vücudun diğer bölgelerine yayılan kanserli hücrelerle mücadelenin başarısı artmaktadır. </p>
<p><strong>Amaç kanserli hücreleri yok etmek</strong></p>
<p>Kolon kanseri için uygulanan kemoterapi, vücuttaki hızlı büyüyen kanser hücrelerini yok etmeyi amaçlamaktadır. Bu ilaçlar genellikle damar yoluyla ya da tablet şeklinde ağızdan alınmaktadır. Kolon kanseri tedavisinde kemoterapi genellikle cerrahi, radyoterapi, hedefli tedavi (akıllı ilaçlar) veya immünoterapi gibi diğer tedavilere ek olarak kullanılır. Kemoterapi, iyileşme şansını artırmak ya da kanserin tekrarlama riskini azaltmak, belirtileri hafifletmek veya kanser hastalarının daha uzun ve daha kaliteli bir yaşam sürmelerine yardımcı olmak için kullanılır. Kemoterapi, cerrahi öncesi ya da sonrasında hastalarında sağ kalım oranını yükseltmektedir. Hastaların 4’te 3’ünün ameliyat sayesinde ek tedavi ile nüks oranları azalırken genel sağ kalımı iyileştirme çabası, kolon kanseri tedavisinin evriminde önemli bir adım olmuştur.</p>
<p><strong>Tekrarlama riskine karşı kemoterapi</strong></p>
<p>Kolon kanseri ameliyatından sonra, varsa kalan kanserli hücreleri yok etmek ve tekrarlama riskini azaltmak için genellikle adjuvan kemoterapi olarak adlandırılan tedavi önerilir. Adjuvan kemoterapiye çoğunlukla kolon kanseri ameliyatından sonraki 8 hafta içinde başlanmaktadır. Ameliyattan sonra kansere dair hiçbir kanıt kalmasa bile, kanserin tekrarlama veya vücudun diğer bölgelerine yayılma (metastaz) riski yüksekse, adjuvan kemoterapi yine de önerilebilir.</p>
<ul>
<li>Kolon kanserinin bulunduğu bölgenin yakınındaki lenf düğümlerinde kanser hücreleri varsa</li>
<li>Kalın bağırsakta kanser bölgesinde perforasyon adı verilen bir yırtık oluşmuşsa</li>
<li>Kanser hücreleri, hızlı büyüyen ve yayılan, az farklılaşmış veya yüksek dereceli kanser hücreleri olarak adlandırılan türdense</li>
<li>Kanser bağırsakta tıkanıklığa yani obstrüksiyona neden oluyorsa risk artabilmektedir. </li>
</ul>
<p>Bu durumda kişiye özel tedavi yöntemleri uygulanarak başarı şansı artırılmaktadır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-622505">Kolon Kanseri Riskini Artıran Bu Faktörlere Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; bülteninde bu ay: Küçük Gözler, Büyük Etkiler: Şiddet İçerikli Programların Çocuk Psikolojisine Etkisi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-ay-kucuk-gozler-buyuk-etkiler-siddet-icerikli-programlarin-cocuk-psikolojisine-etkisi-622502</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 08:19:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[abdi]]></category>
		<category><![CDATA[ay]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[brahim]]></category>
		<category><![CDATA[bülteninde]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622502</guid>

					<description><![CDATA[<p>Abdi İbrahim Medikal Direktörlüğü tarafından hazırlanan “Bilimsel Gündem” bültenlerinin yeni sayısında, erken çocukluk döneminde şiddet içerikli yayınlara maruz kalmanın uzun vadeli etkilerinden, bitki bazlı beslenmenin artılarından, pankreas kanserinde erken teşhis umudu veren yeni bir kan testine kadar pek çok güncel bilimsel çalışma değerlendiriliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-ay-kucuk-gozler-buyuk-etkiler-siddet-icerikli-programlarin-cocuk-psikolojisine-etkisi-622502">Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; bülteninde bu ay: Küçük Gözler, Büyük Etkiler: Şiddet İçerikli Programların Çocuk Psikolojisine Etkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Abdi İbrahim Medikal Direktörlüğü tarafından hazırlanan “Bilimsel Gündem” bültenlerinin yeni sayısında, erken çocukluk döneminde şiddet içerikli yayınlara maruz kalmanın uzun vadeli etkilerinden, bitki bazlı beslenmenin artılarından, pankreas kanserinde erken teşhis umudu veren yeni bir kan testine kadar pek çok güncel bilimsel çalışma değerlendiriliyor.</strong></em></p>
<p>TÜRKİYE’NİN iyileştiren gücü Abdi İbrahim’in Medikal Direktörlüğü tarafından hazırlanan ve ayda bir yayınlanan “Bilimsel Gündem” bültenlerinin yeni sayısında, tıpta popüler bilim alanında öne çıkan araştırmalar ele alınıyor. Bu sayıda, okul öncesi dönemde şiddet içerikli televizyon programlarına maruz kalmanın çocukların ileri yaşlardaki davranışları üzerindeki etkilerini inceleyen dikkat çekici bir çalışma öne çıkıyor. Araştırmada 963 kız ve 982 erkek çocuk takip edildi; ebeveynler çocuklarının üç buçuk ve dört buçuk yaşlarında şiddet içerikli televizyon programlarına maruz kalma sıklığını bildirdi. Bulgular, erkek çocuklarda okul öncesi dönemde şiddet içerikli televizyon izleme ile ergenlik döneminde proaktif saldırganlık, fiziksel saldırganlık ve antisosyal davranışlarda artış arasında ilişki bulunduğunu, kız çocuklarda ise anlamlı bir ilişki saptanmadığını ortaya koydu. Çalışma, erkek çocuklarda şiddet ve suç benzeri davranış risklerinin on yıl sonra bile devam edebildiğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Bitki Bazlı Beslenmenin Bir Artısı Daha</strong></p>
<p>Bültende yer verilen bir diğer çalışmada, prostat kanseri tanısı almış 3.505 hastada bitki bazlı beslenmenin yaşam kalitesi üzerindeki etkileri incelendi. Ortalama yedi yıl takip edilen hastalarda, yüksek bitkisel bazlı beslenmenin daha iyi cinsel ve bağırsak fonksiyonlarıyla ve daha az idrar kaçırma şikâyetiyle ilişkili olduğu gösterildi. Ayrıca hormonal dengenin daha iyi seyretmesinin, depresyonla başa çıkma açısından da olumlu sonuçlar doğurabileceği belirtildi. Araştırma, bitki bazlı beslenmenin prostat kanseri hastalarının yaşam kalitesini artırabileceğine işaret ediyor.</p>
<p><strong> Pankreas Kanserinde Erken Teşhis Umudu </strong></p>
<p>Yeni sayının dikkat çeken başlıklarından biri de pankreas kanserinin erken teşhisine yönelik geliştirilen basit bir kan testi oldu. Bilim insanlarının geliştirdiği yöntemde, tümörlerde erken dönemde aktif olan proteazları tespit etmek üzere nanosensörlerden yararlanıldı. Kan örneklerinde test edilen yöntem, sağlıklı bireyleri yüzde 98, kanserli hastaları ise yüzde 73 doğrulukla belirledi. Erken evrede belirti vermemesi nedeniyle teşhisi zor olan pankreas kanserinde, düşük maliyetli bu yaklaşımın özellikle kırsal bölgelerde de kullanılabilecek olması umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor</p>
<p><strong>Podcast olarak Spotify ve YouTube platformlarında</strong></p>
<p>Tıbbın popüler alanındaki tüm yeni gelişmelerin, sade, kolay anlaşılır ve bilgilendirici bir yapıda kamuoyu ile paylaşıldığı bültenler, 38 bin KVKK onaylı kişiye e-posta yoluyla iletiliyor. Tıp alanındaki gelişmelerin yanı sıra Türk ve yabancı bilim insanları hakkında da bilgi paylaşımı yapılan referans kaynak niteliğindeki bültenler, Abdi İbrahim web sitesinde yayınlanıyor. Bunun yanı sıra her yeni sayısı podcast formatında Spotify’a yükleniyor ve sonrasında bu podcastler YouTube üzerinden de paylaşılıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-ay-kucuk-gozler-buyuk-etkiler-siddet-icerikli-programlarin-cocuk-psikolojisine-etkisi-622502">Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; bülteninde bu ay: Küçük Gözler, Büyük Etkiler: Şiddet İçerikli Programların Çocuk Psikolojisine Etkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Katarakt Yaş Sınırı Tanımıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/katarakt-yas-siniri-tanimiyor-622447</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 07:39:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[katarakt]]></category>
		<category><![CDATA[mercek]]></category>
		<category><![CDATA[sınırı]]></category>
		<category><![CDATA[tanımıyor]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622447</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde kalıcı görme kaybının önde gelen nedenlerinden olan katarakt, gözdeki doğal merceğin saydamlığını kaybetmesi ile oluşuyor ve bulanık görme, ışığa hassasiyet, renklerde solgunlaşma gibi belirtilerle kendini gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/katarakt-yas-siniri-tanimiyor-622447">Katarakt Yaş Sınırı Tanımıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde kalıcı görme kaybının önde gelen nedenlerinden olan katarakt, gözdeki doğal merceğin saydamlığını kaybetmesi ile oluşuyor ve bulanık görme, ışığa hassasiyet, renklerde solgunlaşma gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Genellikle 50 yaşından sonra görmeye alışkın olduğumuz katarakt, artık gençlerin de görme kalitesini tehdit ediyor. </p>
<p>Prof. Dr. Kadriye Ufuk Elgin erken yaşta kataraktın en önemli nedeninin genetik miras olduğunu belirtiyor: “Eğer kişinin aile öyküsünde, özellikle birinci derece akrabalarında katarakt gelişimi varsa, bu durum bireyin mercek yapısının çok daha erken yaşlarda bozulmasına zemin hazırlıyor.”</p>
<p>Genetik kadar modern dünyanın beraberinde getirdiği kronik sağlık sorunlarının da kataraktı yine erken yaşlarda tetikleyebileceğini ifade eden Prof. Dr. Elgin, “Kontrolsüz seyreden diyabet, yüksek tansiyon, obezite ve göz içi basıncı katarakt sürecini hızla öne çekiyor” diyor.</p>
<p><strong>Çocukluktaki göz kazaları kataraktı tetikliyor</strong></p>
<p>Erken kataraktta bir diğer sebep ise göz travmaları. Prof. Dr. Elgin, küçük yaşlarda yaşanan spor yaralanmaları veya kazalar sonucunda göze alınan sert darbelerin etkisinin yıllar sonra katarakt olarak ortaya çıkabileceğine işaret ediyor. Ayrıca ultraviyole ışınlarının etkisi ve sigara kullanımı genç yaştaki kataraktın &#8220;gizli suçluları” arasında yer aldığını söylüyor.</p>
<p><strong>Genç yaşta katarakt nasıl önlenir?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Elgin, erken başlangıçlı katarakttan korunmak için UV ışınlarını engelleyen güneş gözlüğü takmak, sigara ve aşırı alkol tüketiminden kaçınmak, diyabeti kontrol altında tutmak ve antioksidanlar açısından zengin bir beslenmenin faydalı olacağını söylüyor. Hem katarakt hem de diğer teşhis edilmemiş göz hastalıkları için düzenli göz muayenesinin öneminin altını çiziyor.</p>
<p><strong> Tek tedavi ameliyat</strong></p>
<p>Kataraktın ilaçla tedavisinin mümkün olmadığını söyleyen Prof. Dr. Elgin, “Kataraktın tek tedavisi ameliyattır. Ameliyat genellikle damla anestezisi ile yapılır. Gerekli durumlarda sedasyon veya genel anestezi uygulanabilir. Hasta, ameliyattan sonra aynı gün taburcu edilebilir ve ertesi gün sosyal yaşantısına dönebilir. Kataraktın tedavisinde uzun yıllardır fakoemülsifikasyon yöntemi kullanılmaktadır. Bu yöntemde ses dalgaları (Ultrasound) ile kataraktlı lens göz içinde parçalanıp dışarı alınır ve yerine yeni bir mercek yerleştirilir” diyor.</p>
<p><strong>Akıllı mercek seçeneği</strong></p>
<p>Son yıllarda klasik tek odaklı merceklerin yerini çok odaklı premium (akıllı) göz içi lenslerin de tedavide öne çıktığını aktaran Prof. Dr. Elgin, “Bu mercekler sayesinde hastalar hem katarakttan kurtuluyor hem de diğer kırma kusurlarının tedavi edilmesiyle net bir görüşe kavuşabiliyor” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/katarakt-yas-siniri-tanimiyor-622447">Katarakt Yaş Sınırı Tanımıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölüm sebepleri arasında ilk 10&#8217;da yer alıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/olum-sebepleri-arasinda-ilk-10da-yer-aliyor-622438</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 07:33:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[alıyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hepatit]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[karaciğer]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Otoimmün]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sebepleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yağlanma]]></category>
		<category><![CDATA[yer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622438</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karaciğer hastalıkları dünya genelinde en sık görülen sağlık sorunları arasında yer almaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olum-sebepleri-arasinda-ilk-10da-yer-aliyor-622438">Ölüm sebepleri arasında ilk 10&#8217;da yer alıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karaciğer hastalıkları dünya genelinde en sık görülen sağlık sorunları arasında yer almaya devam ediyor.  Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, özellikle siroz ve kronik karaciğer hastalıkları her yıl yaklaşık 2 milyon kişinin ölümüne neden olurken, küresel ölüm sebepleri arasında ilk 10’da yer alıyor. Vücudumuzun adeta bir kimya laboratuvarı olan karaciğer; yaşamsal öneme sahip maddelerin üretimi, besinlerin enerjiye dönüştürülmesi ve toksinlerin vücuttan temizlenmesi gibi son derece önemli  görevler üstleniyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yıldız, </strong>bu nedenle karaciğerin sorunsuz çalışmasının sağlıklı bir yaşam için kritik öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Ancak bazı etkenler karaciğerde hücre ölümüne yol açabilmektedir.  Üstelik karaciğerde oluşan hasar uzun yıllar belirti vermeden sessizce ilerleyebilmekte ve uzun vadede iltihaplanma, fibrozis ile karaciğer nakli gerektirebilen siroza neden olabilmektedir. Karaciğer sağlığını korumak için alınması gereken en önemli önlem ise sağlıklı bir kiloda  olmaktır” diyor.  <strong>Gastroenteroloji Uzmanı</strong> <strong>Prof. Dr. Hakan Yıldız</strong>,  karaciğerde en sık hasar oluşturan 6 etkeni anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!</p>
<p><strong>Hepatit B </strong></p>
<p>Hepatit B, dünya genelinde en sık görülen viral hepatit olarak karşımıza çıkıyor. Çoğunlukla anneden bebeğe bulaşarak karaciğerde kronik inflamasyona, yani kronik karaciğer hastalığına  yol açabiliyor. Bu inflamasyon yıllar içinde karaciğer hücrelerinin ölümüyle  ve bunun sonucunda siroz ve/veya karaciğer kanseriyle sonuçlanabiliyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> Hepatit B aşısı çoğunlukla bizi yaşam boyunca bu enfeksiyondan koruyor.</p>
<p><strong>Obezite</strong></p>
<p>Dünya genelinde en sık görülen karaciğer hastalığının “karaciğer yağlanması” olduğu belirtiliyor. Çağımızın önemli sağlık sorunlarından biri olan<strong> </strong>obezite, karaciğerde özellikle “metabolik disfonksiyonla ilişkili yağlı karaciğer” olarak adlandırılan hastalığa yol açabiliyor. Karaciğerde yağlanma uzun vadede ciddi hasarlar oluşturabiliyor ve karaciğer nakli gerektiren hastalarda en sık görülen nedeni oluşturuyor.  Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yıldız,<strong>  </strong>son yıllarda obezite ve sağlıksız beslenme sebebiyle karaciğer yağlanmasının giderek arttığını vurgulayarak, “Araştırmalar, obezite sorunu  yaşayan kişilerin yaklaşık yüzde 80’inde karaciğerde yağ birikimi olduğunu göstermektedir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> Sağlıklı beslenmek, günde 30 dakika hafif tempolu yürüyüş yapmak, ideal kiloya ulaşmak veya mevcut kilonun yüzde 8-10’unu vermek, günde 2-3 fincan filtre kahve tüketmek, karaciğer yağlanmasının hafiflemesine destek oluyor. </p>
<p><strong>İlaçlar ve bitkisel ürünler</strong></p>
<p>Zararsız gibi görünen bazı ağrı kesiciler ve bitkisel ürünler, bilinçsizce kullanıldığında karaciğerde ani iltihaplanma başlatabiliyor ve toksik hepatite neden olabiliyor. Bunun sonucunda halsizlik, sarılık ve ilerleyen dönemde karaciğer yetmezliği tablosu  gelişebiliyor.  </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> İlaçları ve bitkisel ürünleri ‘masum’ görmemek; doktor önerisi olmadan hiçbir ürünü kullanmamak, toksik hepatiti önlemenin en basit yolunu oluşturuyor. </p>
<p><strong>Aşırı alkol tüketimi </strong></p>
<p>Alkol, karaciğerde parçalanırken ortaya çıkan toksik ara ürünlerle hücreleri yıpratıyor. Bunun sonucunda zamanla yağlanma, iltihaplanma ve nihayetinde siroza uzanan sessiz bir hasar süreci başlıyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> Alkolü güvenli sınırların altında ve seyrek tüketmek (haftada 2-3 kadehi geçmemek) karaciğer sağlığımız için çok önemli. </p>
<p><strong>Genetik hastalıklar</strong></p>
<p>Bazı karaciğer hastalıkları genetik nedenlerle ortaya çıkıyor. Genler normalde karaciğer hücrelerinde görev yapan enzimlerin, reseptörlerin (alıcıların) ve taşıyıcı proteinlerin üretimini sağlıyor. Bu genlerde bir bozukluk olduğunda karaciğer bazı görevlerini tam olarak yerine getiremiyor. Örneğin, safra üretimi ve kullanımı bozulabiliyor veya bakır ile demir gibi minerallerin dengesi etkilenebiliyor.  Ayrıca, bazı zararlı maddelerin vücuttan atılması zorlaşabiliyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong>Bu tür hastalıklar erken dönemde fark edildiğinde çoğu zaman ilaç tedavisiyle kontrol altına alınabiliyor. Erken tanı için düzenli sağlık kontrolleri ve gerekli laboratuvar testlerinin yapılması büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Otoimmün hastalıklar</strong></p>
<p>Karaciğer otoimmün hastalıkları  (otoimmün hepatit, primer biliyer kolanjit gibi) çoğunlukla genetik yatkınlığı olan kişilerde; enfeksiyonlar, ilaçlar ve karaciğerde inflamasyonun tetiklenmesi sonucu oluşuyor.  </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong>Erken dönemde tanı konulduğunda<strong> </strong>otoimmün hastalıkların tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Hakan Yıldız, aile bireylerinde otoimmün karaciğer hastalığı bulunan kişilerin düzenli olarak takip edilmeleri gerektiğine vurgu yapıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olum-sebepleri-arasinda-ilk-10da-yer-aliyor-622438">Ölüm sebepleri arasında ilk 10&#8217;da yer alıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5 Adımda Doğru Takviye Nasıl Seçilir?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/5-adimda-dogru-takviye-nasil-secilir-622435</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 07:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[adımda]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[eksik]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[seçilir]]></category>
		<category><![CDATA[takviye]]></category>
		<category><![CDATA[takviyeler]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622435</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern yaşam hızlandı, beslenme düzeni değişti, güneşle temas azaldı, yeni trend takviyeler ise hayatın tam ortasına yerleşti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-adimda-dogru-takviye-nasil-secilir-622435">5 Adımda Doğru Takviye Nasıl Seçilir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Modern yaşam hızlandı, beslenme düzeni değişti, güneşle temas azaldı, yeni trend takviyeler ise hayatın tam ortasına yerleşti. Raflar vitamin, mineral ve bitkisel desteklerle dolup taşarken, her gün yeni bir madde gündeme geliyor. Ancak “Her düşük değer takviye gerektirir mi? Popüler desteklerin gerçekten işe yaradığını nasıl anlarız? Etiket ve doz güvenilir mi?” gibi sorular giderek daha fazla önem kazanmaya başladı. <strong>Acıbadem Life Danışmanı Aile Hekimi Prof. Dr. İsmet Tamer vitamin takviyesini seçmenin altın ipuçlarını paylaşıyor.</strong></p>
<p><strong>VİTAMİNE GERÇEKTEN İHTİYACINIZ VAR MI?</strong></p>
<p>Günümüzde pek çok kişi, yaşam temposu ve beslenme düzenindeki değişiklikler nedeniyle eksik kaldığını düşündüğü vitamin ve mineralleri takviyelerle tamamlamaya yöneliyor. Geleneksel beslenme biçimlerinin yerini işlenmiş gıdalara bırakması, taze sebze-meyve tüketiminin azalması mikro besin alımını düşürürken; kapalı ofislerde uzun saatler çalışma, güneş ışığına daha az maruz kalma gibi modern yaşam faktörleri özellikle <strong>D vitamini başta olmak üzere çeşitli eksiklikleri artırıyor.</strong> Öte yandan gelişmiş laboratuvar testleri sayesinde belirti vermeyen eksiklikler daha sık tespit ediliyor, sosyal medya ve pazarlama dili ise “doğal, mucize, hızlı etki” söylemleriyle takviyelere olan ilgiyi körüklüyor. Bu noktada laboratuvar değerlerinin tek başına belirleyici olmadığına dikkat çeken <strong>Prof. Dr. İsmet Tamer</strong>, “Tahlilde değerin düşük çıkması her zaman takviye başlanacağı anlamına gelmez. Eksikliğin derecesi, klinik bulgular ve risk faktörleri birlikte değerlendirilmelidir. Bazı hafif düşüklüklerde yaşam tarzı düzenlemesi yeterliyken, ciddi düzeylerde hedefe yönelik tedavi gerekebilir” diyerek bilinçli yaklaşımın önemini vurguluyor.</p>
<p><strong>HER YENİ BİLEŞEN MUTLAKA ALINMALI MI?</strong></p>
<p>Takviye pazarında her gün yeni bir bileşen gündeme geliyor. Yakın dönemde popülerleşen berberin buna iyi bir örnek. Peki yeni maddeler gerçekten yeterli bilimsel kanıtla mı destekleniyor, yoksa trend etkisiyle mi hızla yaygınlaşıyor? <strong>Prof. Dr. İsmet Tamer</strong>’e göre burada en kritik nokta, “etkinlik ve güvenlik verisinin randomize kontrollü bilimsel çalışmalarla desteklenmesi”. Bazı bileşenler için umut vadeden sonuçlar bulunsa da çalışmaların kapsamı, katılımcı sayısı ve kullanılan dozlar büyük farklılık gösterebiliyor. <strong>Tamer</strong>, “ Bitkilerde doğal olarak bulunan berberin bileşiği üzerine kan şekeri ve lipid profili gibi parametrelerde olumlu sonuçlar bildiren yayınlar mevcut; ancak uzun dönem güvenlik verisi ve standart doz netliğine dair yeterli kanıt henüz sınırlı” diyerek temkinli yaklaşılması gerektiğinin altını çiziyor. <strong>Prof. Dr. İsmet Tamer</strong>, özellikle sosyal medya etkisiyle hızla yayılan takviyeler konusunda uyarıda bulunuyor ve “Bir madde popüler oldu diye hemen kullanmaya başlanmamalı; hele ki tedavi amacıyla ve mevcut ilaçlarla birlikte alınacaksa mutlaka bir hekim görüşü alınmalı” diyor. </p>
<p><strong>VİTAMİN TAKVİYESİNİN İÇİNDE VİTAMİNİ YOKSA?</strong></p>
<p>Vitamin ve bitkisel takviyelerin içerik güvenilirliğinin hem dünyada hem Türkiye’de en çok tartışılan başlıklardan biri olduğunu belirten <strong>Prof. Dr. İsmet Tamer</strong>, “Bağımsız laboratuvarların yaptığı analizlerde zaman zaman ürün etiketinde yazan etken maddenin ya çok düşük oranda bulunduğu ya da hiç bulunmadığı tespit edilebiliyor. Bu durum şaşırtıcı değil. Gıda takviyeleri ilaçlar kadar sıkı onay süreçlerinden geçmediği için kalite kontrol üreticinin beyanına ve uyguladığı standartlara bağlıdır. Bağımsız kuruluşlarca test yapılmadığında etiket ile içerik arasında tutarsızlık görülebilir. Özellikle online satış platformlarındaki her ürün denetimlerden geçmediği için dikkatli olunması gerekiyor” diyor. </p>
<p><strong>DOĞRU TAKVİYE SEÇME REHBERİ </strong></p>
<p>Tüketicilerin takviye seçerken dikkat etmesi gereken noktalar konusunda pratik bir “alışveriş kontrol listesi” hazırlayan <strong>Prof. Dr. İsmet Tamer</strong>, doğru ürün tercihinin sandığımızdan daha kritik olduğunu belirtiyor. Buna göre takviye satın alırken şu adımlar göz önünde bulundurulmalı:</p>
<p><strong>Etiket mutlaka incelenmeli.</strong> Etken maddenin adı ve miktarı şeffaf şekilde yazıyor mu? Her bileşenin dozu belirtilmiş mi? Yan etki, gebelik–emzirme ve çocuk kullanımı uyarıları yer alıyor mu?</p>
<p><strong>Bağımsız test sertifikaları önemli.</strong> USP, NSF, ConsumerLab gibi kuruluşların doğrulama logosu ürünün güvenilirliğini artırır. Üretim yeri, GMP bilgisi ve marka iletişim detayları net olmalı.</p>
<p><strong>İlaç kullanıyorsanız dikkat!</strong> Bitkisel ve doğal takviyeler ilaçlarla etkileşime girebilir. Düzenli ilaç kullananlar mutlaka hekim görüşü almalı.</p>
<p><strong>Amaç net olmalı.</strong> Destek amaçlı mı yoksa belirli bir eksiklik için mi kullanılıyor? Spesifik eksiklik şüphesinde önce test, ardından hedefe yönelik ürün seçimi yapılmalı.</p>
<p><strong>Fiyat tek kriter değildir.</strong> Çok ucuz ürünler kalite şüphesi yaratabilir; en pahalısı da en iyi anlamına gelmez. Bilimsel veri ve sertifika her zaman fiyatın önündedir.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tamer</strong>, takviyelerin herkes için rutin bir ihtiyaç olmadığını vurgulayarak, “Yeni bir madde popüler oldu diye hemen uzun süreli kullanıma başlanmamalı. Güvenilir kanıta, ürün doğrulamasına ve hekim değerlendirmesine dayanan seçim en sağlıklı yaklaşımdır” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-adimda-dogru-takviye-nasil-secilir-622435">5 Adımda Doğru Takviye Nasıl Seçilir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyetçi Öğretmeni Hedef Gösterenlere Teslim Olmayacağız!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cumhuriyetci-ogretmeni-hedef-gosterenlere-teslim-olmayacagiz-622430</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 07:03:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[gösterenlere]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmeni]]></category>
		<category><![CDATA[olmayacağız]]></category>
		<category><![CDATA[teslim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622430</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğitim-İş Sendikası yetkilileri, Turgutlu'da Atatürk'e hakaret ettiği iddiasıyla bir öğretmenin tutuklandığını, ardından Cumhuriyetçi bir eğitim emekçisinin hedef haline getirilmek istendiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cumhuriyetci-ogretmeni-hedef-gosterenlere-teslim-olmayacagiz-622430">Cumhuriyetçi Öğretmeni Hedef Gösterenlere Teslim Olmayacağız!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Eğitim-İş Sendikası, Manisa Turgutlu’da şu açıklamayı yaptı.</span></p>
<p><b>Trol ordusu devrede…</b></p>
<p><span>“Değerli Mücadele Arkadaşlarım, Cumhuriyetin Aydınlık Yüzleri, Kıymetli Basın Emekçileri; </span><span>Eğitim-İş’in, Cumhuriyetçilerin olduğu yerde karanlık hesaplar tutmaz! </span><span>Bugün Turgutlu’dayız; çünkü Cumhuriyetçi bir eğitim emekçisini ismiyle ve fotoğrafıyla hedef haline getirmek isteyenlere, öğrenci ve velilerimiz üzerinde baskı kurmaya çalışan bu anlayışa karşı “Haddinizi bilin!” demeye geldik! </span><span>Arkadaşımızı bu linç düzenine teslim etmeyeceğimizi bir kez daha ilan etmeye, gerçeği çarpıtanların kurduğu sahte gündemi boşa çıkarmaya geldik! </span><span>Manisa Turgutlu’da bir öğretmen, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret ettiği iddiasıyla tutuklanmıştır. Olay yargıdadır. Ancak bizi asıl buraya getiren, bu olayın hemen ardından devreye sokulan o organize hedef gösterme sürecidir! Günlerdir bir trol ordusu tarafından yürütülen bu linç kampanyası, en sonunda malum şahıs Fatih Tezcan eliyle açık bir hedef gösterme ve infaz girişimine dönüşmüştür. Okul müdür yardımcısı olan üyemiz; ismi, açık kimliği ve fotoğrafı kullanılarak, yalan ve çarpıtılmış bilgilerle milyonların önüne atılmak istenmiştir. Yalnızca sosyal medya üzerinden öğretmen hedef haline getirilmekle kalınmamış; öğrenci ve veliler de telefonla ve çeşitli siyasi kanallar üzerinden baskı altına alınmaya çalışılmıştır”</span></p>
<p><b>Hakaretleri savunabiliyor musunuz?</b></p>
<p><span>Burada asıl niyetin ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Geçmişte Cumhuriyet değerlerini bir “parantez” olarak gören, Lozan’ı hezimet sayan, hatta “Yunan galip gelseydi” diyen zihniyetle kol kola girenlerin; bugün kalkıp bir  Cumhuriyetçi eğitimciyi hedef göstermesi tesadüf değildir. Atatürk’ün aziz hatırasına yönelik söylemleri nedeniyle yargı önünde defalarca hesap vermiş bir anlayışın, bugün benzer iddialarla karşı karşıya olan bir şahsı savunmak için sıraya girmesi, aslında kimlerin hangi karanlık noktada ortaklaştığının en açık kanıtıdır. </span><span>Şimdi o linç korosuna, o sahte adalet bekçilerine soruyoruz: Hadi bir kere dürüst olun! </span><span>O öğretmenin derste söyledikleri de, öğrencilere attığı Atatürk’e ve Cumhuriyet değerlerine ağır hakaretler içeren mesajlar da hepimizin malumudur.  Siz de biliyorsunuz! Hadi dürüst olun; o hakaretleri savunabiliyor musunuz? İnkar mı ediyorsunuz? </span><span>Aslında siz de bir kere dürüst olsanız ya! Atatürk ve Cumhuriyet hakkında o kapalı kapılar ardındaki gerçek fikirlerinizi açıkça söyleyecek cesaretiniz var mı? İkiyüzlülüğü bırakın, takiye yapmayın, o sahte maskelerinizi indirin artık!</span></p>
<p><span>Bizim duruşumuz açık ve nettir: </span><span>Bizler, kimsenin sadece düşüncesi nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılmasını doğru bulmayız. Ancak şunu da açıkça ifade ederiz: Atatürk’e, Cumhuriyetin kurucu değerlerine ve bu ülkenin ortak hafızasına düşmanlık eden bir anlayışın çocuklarımızla aynı eğitim ortamında yer almasını da kabul etmeyiz! </span><span>Okullar nefretin, dogmanın değil; aydınlanmanın yuvasıdır. Atatürk’ün çocuklarına kimse nefret aşılayamaz! </span><span>Fatih Tezcan ve onun gibi sosyal medya tetikçilerine sesleniyorum: </span><span>Sen kimsin? Hangi cüretle kamu görevlilerinin ismini, fotoğrafını, adresini paylaşıp hedef gösteriyorsun? Hangi hukuksuz yetkiyle “ihbar hattı” kurup devletin memurunu fişlemeye kalkıyorsun? Sen bu hukuksuzluğa alışmış olabilirsin ama burası bir kabile devleti değildir! Olmasına da asla seyirci kalmayız; burası Türkiye Cumhuriyeti’dir! </span><span>Bir kadın eğitimciyi fotoğrafıyla teşhir edip linç kampanyası başlatmak, doğrudan bir güvenlik tehdididir ve açıkça suçtur. Bu provokasyonun, bu fişleme gayretinin hesabını hukuk önünde tek tek soracağız. Kimse kendini yargının, kolluğun ve devletin yerine koymaya kalkmasın!</span></p>
<p><b><strong>Buradan Valiliğe, Kaymakamlığa, Emniyete sesleniyorum</strong></b></p>
<p><span>Devletin memuru ismiyle, fotoğrafıyla açıkça hedef gösterilirken sessiz kalamazsınız! Bu sessizlik, linç kültürüne ortak olmaktır. Öğretmenimize, öğrencilerimize ve velilerimize en ufak zarar gelirse, sorumlusu sadece o paylaşımları yapanlar değil, görevini yapmayan makam sahipleridir! </span><span>Eğitim-İş olarak bir kez daha ilan ediyoruz: </span><span>Eğitim emekçilerini hedef gösteren bu zehirli dili reddediyoruz. </span><span>Okulları ideolojik çatışma alanı haline getirmek isteyen karanlığa teslim olmayacağız. </span><span>Cumhuriyetin öğretmenini, bu organize cehaletin eline bırakmayacağız! </span><span>Gerçek tehdit, Cumhuriyetçi öğretmenler değil; Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığıdır, hukuksuzluktur, nefret dilidir ve bu ülkenin değerlerine düşmanlıktır. </span><span>Cumhuriyetin öğretmenini de, Cumhuriyetin değerlerini de hedef gösterenlere karşı; susmayacağız, geri adım atmayacağız, asla teslim olmayacağız! (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cumhuriyetci-ogretmeni-hedef-gosterenlere-teslim-olmayacagiz-622430">Cumhuriyetçi Öğretmeni Hedef Gösterenlere Teslim Olmayacağız!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlık Hizmetine Müdahale Edilemez (Ömer Yıldız Olayı)</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglik-hizmetine-mudahale-edilemez-omer-yildiz-olayi-622403</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 14:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[edilemez]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetine]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[olayı]]></category>
		<category><![CDATA[ömer]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622403</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ömer Yıldız olayı...Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ve İnsan Hakları Kolu,  hastanede tedavi altında iken polisler tarafından götürüldüğü iddia edilen Ömer Yıldız olayı hakkında bir açıklama yaptı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-hizmetine-mudahale-edilemez-omer-yildiz-olayi-622403">Sağlık Hizmetine Müdahale Edilemez (Ömer Yıldız Olayı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Ömer Yıldız olayı…</b>Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ve İnsan Hakları Kolu,  hastanede tedavi altında iken polisler tarafından götürüldüğü iddia edilen Ömer Yıldız olayı hakkında bir açıklama yaptı.</p>
<p><strong> </strong>22 Mart itibarıyla ulusal basında ve sosyal medyada yer alan haberlere göre; Kocaeli’deki Nevruz kutlamaları sırasında çıkan arbede sonrası başına ve yüzüne darbe aldığı belirtilen Ömer Yıldız’ın, Darıca Farabi Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisinde tedavi altındayken kolluk kuvvetleri tarafından hekim onayı olmaksızın hastaneden zorla çıkarıldığı iddia edilmektedir.</p>
<p>Hekimlik mesleğinin temel ilkeleri gereği, bir hastanın tanı ve tedavi süreci tamamlanmadan bulunduğu sağlık kurumundan çıkarılması kabul edilemez. Bu tür müdahaleler, sağlık hizmetinin güvenli ve bağımsız bir ortamda sunulmasını engellediği gibi hasta haklarının açık ihlali anlamına gelmektedir.</p>
<p>Söz konusu iddialar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan yaşam hakkı ve kötü muamele yasağı ile bağdaşmamaktadır. Aynı zamanda bu durum, hekimlerin mesleki bağımsızlığına yönelik ciddi bir müdahale niteliği taşımaktadır.</p>
<p>Türk Tabipleri Birliği etik ilkelerine göre hekimler, tıbbi değerlendirmelerini bağımsız biçimde yapmak ve hastanın sağlık hakkını korumakla yükümlüdür. Hekim onayı olmaksızın bir hastanın sağlık kurumundan çıkarılması, hem hasta haklarının ihlali hem de kötü muamele kapsamında değerlendirilmelidir. Ülkemizde işkence ve kötü muamele mutlak olarak yasaktır.</p>
<p>Yetkilileri, söz konusu iddialar hakkında etkili ve bağımsız bir soruşturma yürütmeye; olayı ivedilikle aydınlatmaya ve sağlık çalışanlarının mesleki bağımsızlığını güvence altına almaya çağırıyoruz. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-hizmetine-mudahale-edilemez-omer-yildiz-olayi-622403">Sağlık Hizmetine Müdahale Edilemez (Ömer Yıldız Olayı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayraklı&#8217;da Yaşlılar Haftası Sosyal ve Sağlık Programlarıyla Geçiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayraklida-yaslilar-haftasi-sosyal-ve-saglik-programlariyla-geciyor-622391</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 13:23:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayraklı]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[geçiyor]]></category>
		<category><![CDATA[haftası]]></category>
		<category><![CDATA[kapsamında]]></category>
		<category><![CDATA[programlarıyla]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622391</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bayraklı Belediyesi, Yaşlılar Haftası kapsamında ilçede yaşayan yaş almış büyükler için sosyal, kültürel ve sağlık odaklı etkinlikler düzenliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayraklida-yaslilar-haftasi-sosyal-ve-saglik-programlariyla-geciyor-622391">Bayraklı&#8217;da Yaşlılar Haftası Sosyal ve Sağlık Programlarıyla Geçiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bayraklı Belediyesi, Yaşlılar Haftası kapsamında ilçede yaşayan yaş almış büyükler için sosyal, kültürel ve sağlık odaklı etkinlikler düzenliyor. Hafta boyunca gerçekleştirilecek programlarla yaş almış büyüklerin sosyal hayata katılımı desteklenirken, sağlık ve yaşam kalitelerini artırmaya yönelik çalışmalar da hayata geçirilecek.</p>
<p>Program kapsamında vatandaşlar ilk olarak Ata Anı Evi’ne düzenlenen ziyaretle tarih yolculuğuna çıkacak. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmir’i seyrettiği tarihi noktada gerçekleştirilecek buluşmada katılımcılar, hem geçmişe tanıklık edecek hem de sosyal bir ortamda bir araya gelecek.</p>
<p>Manavkuyu’daki Bahar Evi’nde düzenlenecek dijital okuryazarlık eğitimleriyle yaş almış büyüklerin teknolojiye uyumu desteklenirken, sağlık ekipleri tarafından tansiyon, şeker ve kolesterol ölçümleri de yapılacak. Ayrıca “İyi Oluş Buluşmaları” kapsamında gerçekleştirilecek atölyelerde, sağlıklı ve aktif yaş almanın yolları ele alınacak.</p>
<p>Bayraklı Belediyesi, yalnızca bu hafta kapsamında değil yıl boyunca sürdürdüğü hizmetlerle de yaş almış büyüklerin yanında olmaya devam ediyor. Yaşlı destek hizmet hattı, refakatçi desteği, evde kişisel bakım hizmetleri, ev ziyaretleri, psikososyal destek ve medikal malzeme yardımlarıyla ihtiyaç sahibi vatandaşlara destek sağlıyor.</p>
<p>Başkan Önal: “Bu kente emek vermiş yaş almış büyüklerimiz bizim en kıymetli değerlerimizdir”<br />Bayraklı Belediye Başkanı İrfan Önal, Yaşlılar Haftası kapsamında yapılan etkinliklere ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Bayraklı’da yıllarca bu sokaklarda emeği olan, bu kentin hafızasını oluşturan yaş almış büyüklerimiz bizim en kıymetli değerlerimizdir. Sosyal belediyecilik anlayışımız kapsamında yıl boyunca sürdürdüğümüz hizmetlerin yanı sıra Yaşlılar Haftası vesilesiyle de onların hayatına dokunan, sosyal hayata katılımlarını artıran etkinlikler düzenledik. Amacımız; yaş almış büyüklerimizin kendilerini yalnız hissetmediği, her zaman yanlarında olduğumuzu bildikleri bir Bayraklı’yı birlikte büyütmek” dedi. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayraklida-yaslilar-haftasi-sosyal-ve-saglik-programlariyla-geciyor-622391">Bayraklı&#8217;da Yaşlılar Haftası Sosyal ve Sağlık Programlarıyla Geçiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kontrol arzusu beden üzerine yansıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kontrol-arzusu-beden-uzerine-yansiyor-622388</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 13:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[arzusu]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yansıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[Yeme Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[Yeme Davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622388</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, yeme bozukluklarının psikolojik kökenleri ile bazı kişilik özellikleri ve çevresel faktörlerin beden algısı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kontrol-arzusu-beden-uzerine-yansiyor-622388">Kontrol arzusu beden üzerine yansıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, yeme bozukluklarının psikolojik kökenleri ile bazı kişilik özellikleri ve çevresel faktörlerin beden algısı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Mükemmeliyetçilik yeme davranışını etkileyebiliyor! </strong></p>
<p>Mükemmeliyetçilik, kontrol ihtiyacı ve duyguların yer değiştirmesinin, yeme bozukluklarının anlaşılmasında önemli psikolojik dinamikler arasında yer aldığını dile getiren Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Özellikle mükemmeliyetçi kişilik özellikleri, yeme bozukluklarının gelişiminde ve sürdürülmesinde belirgin bir rol oynar.” dedi.</p>
<p>Bu durumun en çarpıcı şekilde Anoreksiya Nervoza örneğinde görüldüğüne değinen Elbaşoğlu, “Mükemmeliyetçi bireyler için kontrol duygusu hayati bir öneme sahiptir ve bu kontrol ihtiyacı çoğu zaman beden ve yeme davranışı üzerinden sağlanmaya çalışılır. Kişi, yeme düzenini ve bedenini ‘kusursuz’ hale getirdiğinde hayatındaki diğer alanların da yoluna gireceğine inanabilir. Bu düşünce yapısı, yeme davranışını yalnızca fiziksel bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp psikolojik bir kontrol aracına dönüştürür.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kontrolünü kaybeden kişi bunu bedenini kontrol ederek telafi etmeye çalışabilir! </strong></p>
<p>Yeme bozukluklarında sıkça karşılaşılan bir diğer mekanizmanın ise ‘yer değiştirme’ olduğunu aktaran Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Bu savunma mekanizması, bireyin bir alanda yaşadığı duyguyu başka bir alana yönlendirmesi şeklinde işler.” dedi.</p>
<p>Kontrol duygusunu hayatının farklı alanlarında kaybeden bir kişinin, bu ihtiyacını bedenini kontrol ederek telafi etmeye çalışabileceği örneğini paylaşan Elbaşoğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>“Özellikle baskıcı aile yapıları veya yoğun denetim içeren çevrelerde büyüyen bireylerde, kontrol edilebilen nadir alanlardan biri beden olabilir. Bu nedenle kişi, yemek yeme davranışı üzerinden hem kontrol hissini yeniden kazanmaya hem de içsel gerilimini azaltmaya çalışır. Ergenlik döneminde ise bu durum daha da belirgin hale gelir; çünkü bu dönem, bireyin bağımsızlık arayışı ile ebeveyn otoritesi arasında çatışmaların yoğun yaşandığı bir süreçtir. Yeme davranışı, bu çatışmanın hem sembolik hem de somut bir ifade alanına dönüşebilir.”</p>
<p><strong>Beden Dismorfik Bozukluğu, bedenin çarpık algılanmasına yol açar! </strong></p>
<p>Sosyal medyanın beden algısı üzerindeki etkisinin günümüzde yadsınamaz bir gerçeklik olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Yeme bozukluklarında sıkça görülen Beden Dismorfik Bozukluğu, bireyin kendi bedenini çarpık ve gerçek dışı bir şekilde algılamasına neden olur.” dedi.</p>
<p>Sosyal medya platformlarında yaygın olarak kullanılan filtrelerin, kusursuzluk algısını güçlendirirken, bireylerin kendilerini bu idealize edilmiş görüntülerle kıyaslamasına yol açtığını kaydeden Elbaşoğlu, “Özellikle ince beden tipinin güzellik, başarı ve kontrol gibi olumlu özelliklerle ilişkilendirilmesi, bu algıyı daha da pekiştirir. Araştırmalar, zayıflığı idealize eden içeriklere yoğun şekilde maruz kalan bireylerde, beden memnuniyetsizliğinin ve olumsuz benlik algısının arttığını gösteriyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal medyadaki ‘kusursuz’ bedenler ergenleri yetersiz hissettirebilir! </strong></p>
<p>Sosyal medya etkisinin özellikle ergenler üzerinde daha güçlü olduğunun altını çizen Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Kimlik gelişiminin ve bedensel değişimlerin yoğun yaşandığı bu dönemde, gençler dış etkilere daha açıktır. Sosyal medyada sunulan ‘kusursuz’ beden imgeleri, ergenlerin kendi bedenlerini yetersiz görmelerine neden olabilir.” dedi.</p>
<p>Ancak yeme bozukluğu olan bireylerin yalnızca ideal bedene ulaşmaya çalışmadığını vurgulayan Elbaşoğlu, “Aynı zamanda kendi mevcut bedenlerini de gerçekçi olmayan bir biçimde algılarlar. Oldukça zayıf bir kişi kendisini hâlâ kilolu olarak değerlendirebilir. Bu durum, sorunun yalnızca dış etkilerle değil, aynı zamanda içsel algı bozukluklarıyla da ilişkili olduğunu gösterir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yeme bozuklukları sadece yemekle ilgili değil! </strong></p>
<p>Diyet yapma ile yeme bozuklukları arasındaki farkın da bu noktada belirginleştiğine işaret eden Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Her ne kadar yüzeyde benzer davranışlar içeriyor gibi görünseler de, iki durumun altında yatan zihinsel ve duygusal süreçler oldukça farklıdır.” dedi.</p>
<p>Diyet yapmanın genellikle belirli bir hedef doğrultusunda, kontrollü ve sınırlı bir süreyi kapsayan bir davranış olduğunu; buna karşılık yeme bozukluklarında bireyin zihninin sürekli olarak yemek yememek ve beden üzerine yoğunlaştığını kaydeden Elbaşoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu düşünceler kişinin günlük yaşamının büyük bir bölümünü kaplar ve ciddi bir zihinsel meşguliyet yaratır. Ayrıca yeme bozukluklarında yeme davranışının anlamı da farklıdır. Bu durum, yalnızca beslenme ile ilgili bir mesele değil; kontrol, değer, yeterlilik ve kimlik gibi daha derin psikolojik ihtiyaçlarla ilişkilidir. Bu nedenle yeme bozukluklarını yalnızca “yemekle ilgili bir sorun” olarak değerlendirmek yetersiz kalır. Aslında bu bozukluklar, bireyin kendi iç dünyasında denge kurma çabasının, kontrol ihtiyacının ve duygusal çatışmalarının bir yansımasıdır.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kontrol-arzusu-beden-uzerine-yansiyor-622388">Kontrol arzusu beden üzerine yansıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Down Sendromunda Beyin Gelişimi Nasıl Desteklenir?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/down-sendromunda-beyin-gelisimi-nasil-desteklenir-622376</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 13:09:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[desteklenir]]></category>
		<category><![CDATA[down]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[sendromunda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622376</guid>

					<description><![CDATA[<p>Down Sendromunda Beyin Gelişimi Nasıl Desteklenir?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/down-sendromunda-beyin-gelisimi-nasil-desteklenir-622376">Down Sendromunda Beyin Gelişimi Nasıl Desteklenir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğuştan gelen genetik bir farklılık olan Down sendromu, toplumda genellikle yüz görünümü ve öğrenme güçlüğü olarak biliniyor. Tüm vücudu etkileyen bir farklılık olan Down sendromunda; kalp, tiroid, sindirim sistemi gibi birçok organın düzenli olarak kontrolünün ve nörolojik takibin de yapılması gerekiyor. Down sendromlu çocuklarda beyin gelişiminde de bazı farklılıklar görülebiliyor. Bu farklılıkların “zaten Down sendromlu” diye geçiştirilmemesi gerekiyor. Erken dönemde yapılan fizyoterapi, konuşma terapisi ve özel eğitim desteği çocukların potansiyelini belirgin şekilde artırıyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Nörolojisi Bölümü’nden Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, Down sendromlu bireylerde nörolojik takibin önemi hakkında detaylı bilgiler verdi.</p>
<p><b><strong>Down sendromunda erken tanı, çocukların gelişimi için önemli</strong></b></p>
<p>Down sendromlu çocukların beyin gelişimi farklı bir seyir izler. Bu durum kas gevşekliği (hipotoni), motor gelişimde gecikme (geç oturma, geç yürüme), konuşmanın daha geç başlaması, dikkat ve öğrenme güçlükleri şeklinde kendini gösterebilir. Bu nedenle Down sendromlu çocukların çocuk nörolojisi uzmanı tarafından takibi ve düzenli testlerinin yapılması önemlidir. Çocuğun ihtiyacına göre önerilen fizik tedavi, konuşma terapisi ve özel eğitimler; Down sendromlu çocukların potansiyellerini görünür şekilde artırmaktadır.</p>
<p><b>Down sendromlu bir çocukta düzenli kontrol edilmesi gerekenler testler şunlardır;</b></p>
<p>•           Kalp kontrolleri</p>
<p>•           Tiroid testleri</p>
<p>•           İşitme ve görme muayeneleri</p>
<p>•           Kan sayımı</p>
<p>•           Çölyak taraması</p>
<p>•           Ortopedik değerlendirme</p>
<p>•           Nörolojik gelişim takibi</p>
<p><b><strong>Yaşam boyu düzenli kontrol, olası hastalıkların takibi için şart!</strong></b></p>
<p>Down sendromlu çocuklarda görülme riski olan bazı hastalıklar vardır. Yapılan düzenli kontroller ve doktor muayenesi çocukların gelişimi ve özellikle Down sendromlu çocuklarda daha sık görülebilecek hastalık risklerinin fark edilmesi açısından önemlidir.</p>
<p>Down sendromlu çocuklarda görülebilecek hastalıklar şunlardır;</p>
<p><b><strong>Sara (Epilepsi) Riski</strong></b></p>
<p>Down sendromlu çocuklarda sara hastalığı toplum ortalamasından daha sık görülür. Özellikle bebeklik döneminde bazı özel nöbet tipleri ortaya çıkabilir. Bunlardan biri West sendromu olarak bilinen bebeklik çağı spazmlarıdır. Erken tanı ve tedavi, çocuğun zihinsel gelişimi açısından çok önemlidir.</p>
<p>Ailelerin dikkat etmesi gereken durumlar şunlardır:</p>
<p>•           Ani irkilme şeklinde tekrarlayan hareketler</p>
<p>•           Dalgınlık atakları</p>
<p>•           Daha önce kazandığı becerilerde gerileme</p>
<p><b><strong>Boyun Bölgesi ve Omurilik Riski</strong></b></p>
<p>Down sendromlu bireylerde bağ dokusu daha gevşek olabilir. Bu nedenle boyun omurları arasında gevşeklik görülebilir. Nadiren omuriliğe baskı yapabilecek bir durum gelişebilir.</p>
<p>Aşağıdaki belirtiler ciddiye alınmalıdır:</p>
<p>•           Yürümede belirgin bozulma</p>
<p>•           Kollarda güçsüzlük</p>
<p>•           Denge kaybı</p>
<p>•           İdrar kontrolünde değişiklik</p>
<p>Bu tür durumlarda mutlaka bir nörolojik değerlendirme gerekir.</p>
<p><b><strong>Uyku Problemleri ve Öğrenme</strong></b></p>
<p>Down sendromlu çocuklarda horlama ve uyku apnesi daha sık görülür. Gece boyunca kaliteli uyuyamayan bir çocukta aşağıdaki sorunlar gelişebilir;</p>
<p>•           Dikkat sorunları</p>
<p>•           Huzursuzluk</p>
<p>•           Öğrenmede zorlanma</p>
<p>Bazen “davranış problemi” sanılan durumun altında uyku bozukluğu olabilir.</p>
<p><b><strong>Ergenlikte Görülebilen Gerileme</strong></b></p>
<p>Bazı Down sendromlu gençlerde ergenlik döneminde ani içine kapanma, konuşmada azalma veya hareketlerde yavaşlama görülebilir. Bu durum her zaman “ergenlik dönemi” diye açıklanamaz. Nörolojik ve psikiyatrik değerlendirme gerekebilir.</p>
<p><b><strong>Alzheimer</strong></b></p>
<p>Down sendromlu bireylerde ilerleyen yaşlarda Alzheimer hastalığı riski artmıştır. Bu nedenle nörolojik takip çocuklukta başlar ama yaşam boyu sürer. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/down-sendromunda-beyin-gelisimi-nasil-desteklenir-622376">Down Sendromunda Beyin Gelişimi Nasıl Desteklenir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 12:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[şeylerden]]></category>
		<category><![CDATA[sıradan]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622346</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sağlıklı Yaşlanma-Longevity konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sağlıklı Yaşlanma-Longevity konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>İnsanlık tarihinde ortalama yaşam süresi giderek artıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Longevity (uzun ömür) kavramının, özellikle son yıllarda öne çıkan bir konu haline geldiğini ifaden ederek, “Çünkü insanlık tarihinde ortalama yaşam süresi giderek artıyor. 100 yıl kadar önce dünya genelinde ortalama ömür 40’lı yaşlardaydı. Günümüzde ise Türkiye&#8217;de bu süre kadınlarda ortalama 78, erkeklerde ise 74-76 yaş aralığına kadar yükseldi. Küresel ölçekte de benzer bir artış söz konusu. Yaşam süresi uzadıkça, daha önce nadir görülen sağlık sorunları da artmaya başladı. Geçmişte insanlar daha erken yaşta hayatını kaybettiği için Alzheimer gibi hastalıklar fazla ortaya çıkmıyordu. Ancak bugün insanlar 70 yaş ve üzerine çıktığında Alzheimer riski belirgin şekilde artıyor. Unutkanlık daha sık görülüyor. Eğer kişi sağlıklı bir yaşam tarzı benimsememişse, ömrü uzasa da pek çok hastalıkla mücadele etmek zorunda kalıyor. Oysa yapılan araştırmalar, hastalıkların yüzde 60-70’inin doğrudan yaşam tarzıyla ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu çok ciddi bir oran. Diyabetten depresyona kadar birçok hastalık, sağlıksız beslenme, yetersiz hareket, stresli yaşam gibi faktörlerle ortaya çıkıyor. Yani kişi doğru yaşasa, doğru beslense bu hastalıkların pek çoğu önlenebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Artık yaşam tarzı psikoterapisi adı verilen bir yaklaşım uygulanıyor</strong></p>
<p>Günümüzde yaşam tarzı eğitimlerine tüm dünyada ağırlık verilmeye başlandığını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Artık yaşam tarzı psikoterapisi adı verilen bir yaklaşım uygulanıyor. Bu yöntem, hasta olmadan önce kişiye sağlıklı yaşama becerileri kazandırmayı amaçlıyor. Bu, aynı zamanda pozitif psikoterapinin de bir türü. Sağlıklı yaşamı desteklemek için duygusal zeka çalışmaları da yapılıyor. Buradaki amaç, sadece uzun yaşamak değil; sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürebilmek.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Beden farkındalığı önemli…</strong></p>
<p>Sağlıklı yaşam tarzı eğitiminde en çok önem verilen konulardan birinin beden farkındalığı olduğunu da belirten Prof. Dr. Tarhan, “Kişinin kendi bedenini tanıması, fark etmesi gerekir. Bir kişiye bakıyorsunuz, obez. Beden kitle indeksi 30’un üzerinde. Ama ‘Su içsem yarıyor’ diyor. Aslında farkında olmadan sürekli bir şeyler yiyor, atıştırıyor. Gerçekte ne yediğinin farkında değil. Benzer şekilde, bazı kişiler ‘Hiç uyumadım’ diyor. Aslında uyumuş ama uyku farkındalığı yok; uyuduğunun farkında değil. Beynimiz algılayan bir organ olduğu için beden farkındalığı çok önemli. Çünkü kişi bedeninin sinyallerini ne kadar iyi tanırsa, o kadar doğru kararlar verir. Farkındalık yanlışsa, alınan karar da yanlış olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zihinsel farkındalık en az bedensel farkındalık kadar önemli</strong></p>
<p>Bedeni tanımanın, güçlü ve zayıf yönlerini bilmenin çok önemli olduğunu, “Hangi gıdalar bana iyi geliyor, hangileri dokunuyor? Nasıl beslenirsem daha sağlıklı olurum? Boyum, kilom ne durumda? Uyku düzenim nasıl? Su tüketimim yeterli mi? Metabolik dengem nasıl?” sorularının yanıtlarının beden farkındalığıyla ilgili odluğunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bir de zihinsel farkındalık var. Bu da en az bedensel farkındalık kadar önemli. Zihinsel farkındalık, kişinin psikolojik durumunu, olayları nasıl algıladığını ve nasıl tepki verdiğini içerir. Bir olay yaşanıyor, bir ipucu alıyoruz ve buna alışkanlıkla, otomatik bir yanıt veriyoruz. Hoşumuza giden bir şey olduğunda hemen tepki veriyoruz. Oysa bu tepkiler, zihinsel çarpıtmalar ya da çocuklukta öğrenilmiş yanlış kalıp yargılardan kaynaklanıyor olabilir. Zihinsel yanlış kalıp yargılarımız var. Bunları düzeltmek gibi, kendimizi geliştirmek gibi bir hedefimiz yoksa çocukluğumuz öğrendiğimiz zihinsel kalıpları, kalıp yargılar aynen devam ettiriyoruz. Halbuki şartlar değişmiş, ortam değişmiş ama siz değişmemişsiniz. Hastalıklar başlıyor. Ruhsal hastalıklarda zihin farkındalığı önemli. Bedensel hastalıklarda da beden farkındalığı önemli. Bunun birinci şartı kişinin kendini tanıması. Kendini iç iç keşif yolculuğu. Hem bedensel farkındalık açısından hem zihinsel farkındalık açısından kendini tanımak ilk adım. Buna öz bilinç deniyor. Kendinin farkına varmak. Bunu fark ettikten sonra öz yönetim başlıyor. Güçlü zayıf yönlerini yönetmek başlıyor.”</p>
<p><strong>Yalnızlık bazen seçilmiş bir durum olabilir</strong></p>
<p>İnsanın diğer canlılardan farklı olarak ilişkisel bir varlık olduğunu, sosyal yapıdan izole olan insanın mutsuz olacağını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Elbette yalnızlık bazen seçilmiş bir durum olabilir. Tasavvufta da bu tür yalnızlıklar, kişinin kendini geliştirmesi için teşvik edilir. Eski zamanlarda insanlar çilehanelere çekilerek manevî gelişim sağlamaya çalışmışlardır. Ancak günümüzde, bu tür bir yalnızlığı sürdürebilmek ve onunla gelişmek oldukça zordur. Artık insanlar sosyal hayatın içinde, ilişkilerini yöneterek gelişmek zorundadır. Sağlıklı ve mutlu bir yaşam için kişinin sosyal hayatın içinde ilişkilerini yönetebilmesi gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Yeme alışkanlıkları sade ve sağlıklı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, mavi bölgeler denilen Japonya, İtalya ve Yunan adalarında örneklerine rastlanan bölgelerde yaşayan insanların ortak bazı özellikleri bulunduğunu, en bilinenlerinden birinin Japonya’daki Okinawa Adası olduğu olduğunu ve bu insanların hem uzun yaşadıklarını hem de sağlıklı bir yaşam sürdürdüklerini anlatarak, “Bir diğer ortak özellikleri de beslenme biçimleri. Yeme alışkanlıkları oldukça sade ve sağlıklı. Bitkisel temelli, renkli tabaklara ağırlık veriyorlar. Sebze odaklı besleniyorlar; meyve tüketimi daha az, ama sebze tüketimi oldukça fazla. Bu kişilerin yaşam felsefeleri de dikkat çekici. Hayata bakışları haz odaklı değil, anlam odaklı. Mesela yemek yerken doymadan kalkıyorlar. Bu, onların en belirgin alışkanlıklarından biri.” diye konuştu.</p>
<p>Midenin her seferinde tıka basa doldurulması durumunda sindirimi sağlamak için midenin genişlemek zorunda kaldığını, her öğünde azıcık genişleyen midenin, bir süre sonra doyma hissini kaybettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Sonunda kişi doyamaz hale gelir ve obezite gelişebilir. Oysa çözüm çok daha basittir: Her öğünde tam doymadan sofradan kalkmak. Tam doymadan sofradan kalkabilen kişilerin midesi büyümüyor. Hava boşluğu kaldığı için sindirim de kolay oluyor. Ve vücutta toksinler de birikmiyor. Yediklerimize dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü yediklerimiz bağırsaktaki mikrobiyotayı oluşturuyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Anadolu irfanını unuttuk</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günlük hayatın hızı içinde yapılan 20 dakikalık meditasyon seansının, zihni sakinleştirdiğini ifade ederek, “Mevlana sufi meditasyon şeklinde yapmış. Sema meditasyonu şeklinde yapmış. Bu uygulamalar, bireye kendini gözlemleme ve öz-eleştiri fırsatı sunar. Kişi, ‘Bugün neleri doğru, neleri yanlış yaptım, yanlışlarımdan ne öğrendim?’ sorularını sorarak gelişir. Böylece eleştiriye açık bir zihniyet oluşur ve sürekli öğrenme kültürü benimsenir. Vahşi kapitalizmin tehlikeli virajlarında koşturuyoruz şu anda Türkiye olarak. Böyle olunca Anadolu irfanını unuttuk, kadim kültürümüzü unuttuk.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Meditatif meditasyonun ilk aşaması, kişinin zihinsel olarak rahatlaması</strong></p>
<p>Meditatif meditasyonun ilk aşamasının, kişinin zihinsel olarak rahatlaması olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişi kendisine mantra tarzında kişi bir kelime seçiyor. O kelimeyi 20 dakika boyunca düşünüyor, hayal ediyor. Bu esnada beyin, günlük rutinden çıkar. Artık zihni ‘Bu niye böyle oldu, şu neden böyle?’ gibi alışılmış sorular sormaz. Bunun yerine, kişi bu kelimeyle birlikte yeni anlamlar üretir, hayal kurar, zihinsel olarak yaratıcı bir sürece girer. İkinci aşama ise fiziksel egzersizdir. Kişi bu sırada vücudunu gevşetmeye yönelik egzersizler yapar. Üçüncü unsur ise ses. Meditasyonu destekleyecek bir müzik, doğa sesi (su, kuş sesi vb.) ya da geçmişte kişiye iyi hissettiren bir melodi kullanılabilir. Böylece zihinsel, fiziksel ve işitsel boyut birlikte devreye girer. Bu üç unsur bir araya geldiğinde meditasyon etkili olur. Çünkü bu sayede beynin farklı bölgeleri aynı anda aktive edilir. Beş duyumuz harekete geçer: işitsel, görsel, fiziksel&#8230; İnce motor, kaba motor, sözel ve duygusal beceriler hep birlikte çalışır. Beynin tüm alanları aktive olur.”</p>
<p><strong>Her gün 20’şer dakikalık meditatif eylemler oldukça faydalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, her gün 20’şer dakikalık meditatif eylemlerin oldukça faydalı olduğuna işaret ederek, “Ancak burada önemli olan, kişinin zihnini tamamen bu eyleme verebilmesidir. Mesela birçok insan biliyorum ki dini ritüellerini yerine getiriyor, ibadet ediyor ama aklı başka yerde. Aklını ve duygularını ibadete veremediği için bu, meditatif bir eyleme dönüşmüyor. Oysa kişi zihnini ve duygularını tamamen o ana verebildiğinde, işte o zaman bu eylem gerçekten meditatif olur. Bu yaklaşım terapilerde de kullanılıyor.” dedi.</p>
<p>Aşırıya kaçan yalnızlık anlayışının bencillik ve ben-merkezcilik oluşturduğunu, kişinin yalnızca kendi çıkarlarını düşünmesinin sağlıklı olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Seçilmiş yalnızlık, doğru dozda yapıldığında faydalıdır. Ancak aşırıya kaçarsa, kişi kendini ermiş gibi görmeye başlar ve dini narsizm gibi tehlikeli bir duruma düşebilir. Tıpkı etnik narsizmde olduğu gibi, dini narsizm de tehlikelidir. Her şeyin doğru ölçüde ve zamanında olması gerekir” dedi.</p>
<p><strong>Sıradan şeylerden mutlu olmak uzun ömrün de sırrı…</strong></p>
<p>Sağlıklı bir yaşam için üç temel unsurun dengeli olması gerektiğini, bunların maddi varlıklar, sağlık ve bilgeliği kapsadığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu üç şeyi akıl tepsisine koyarak, dengeli bir şekilde yaşamak, uzun ömürlü ve sağlıklı bir yaşam sürmeyi sağlar. Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır. Mizahı çok kullanan, pozitif etkileşim içinde olan insanlar, çevrelerindeki kişilere huzur verirler. Bir insanın yanında kendinizi huzurlu hissetmiyorsanız, kaygılı hissediyorsanız o kişi negatif bir kişidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Stresle baş etmede mizah çok etkili</strong></p>
<p>Negatif enerjisi olan bireylerin çevresine huzursuzluk yaydığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Eğer bir insanın yanında kendinizi huzurlu değil, kaygılı hissediyorsanız o kişi negatif bir kişidir. Pozitif ruh halindeki kişiler ise güven verir, şaka kaldırır, mizahı kullanır, hatta kendileriyle dalga geçebilirler. Böyle kişiler gerçekten daha uzun yaşıyorlar. Stresle baş etmede mizah çok etkilidir. Kayserili bir vatandaş ağır hastalanıyor. Ailesi etrafında toplanınca, &#8216;Hepiniz buradaysanız dükkânda kim var?&#8217; diyor. Herkesi güldürüyor. İnsan ilişkilerinde mizahı kullanabilen kişiler daha uzun ömürlü oluyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bireyin önce kendisinde değişimi başlatması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Başkalarını düzeltmeye çalışmadan önce kendimize odaklanmalıyız. Farkındalık geliştiren bireyler hem daha sağlıklı kararlar alır hem de ilişkilerde daha az hata yapar.” dedi.</p>
<p><strong>Kadınlar duygusal beyin yapıları sayesinde daha uzun yaşıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kadınların erkeklerden daha uzun yaşamasının ardındaki biyolojik ve psikolojik nedenleri değerlendirdi ve kadın beyninin yapısal özelliklerinin uzun yaşamda önemli rol oynadığını ifade ederek, “Küresel verilere baktığımızda kadınların erkeklere kıyasla daha uzun yaşadığı görülüyor. Bunun en temel nedenlerinden biri, kadın beyninin duygulara ve şefkate odaklı çalışmasıdır.” dedi.</p>
<p>Kadınların annelik içgüdüsü ve duygusal yapılarıyla daha empatik olduklarını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Erkek beyni daha çok avcı karakterde, sol beyin ağırlıklı çalışır; mantık, analiz ve savaşma güdüsüne odaklıdır. Kadın beyni ise sağ beyinle, yani duygular, estetik, sanat ve şefkatle ilişkilidir. Bu yapısal fark, kadınların kendilerini aşmaya ve iç huzura daha fazla odaklanmalarını sağlıyor. Empati yetenekleri de erkeklere kıyasla daha gelişmiş. Bu da uzun ve sağlıklı yaşam için avantaj sağlıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mutlu evlilik yaşam süresini uzatıyor</strong></p>
<p>Araştırmaların evli bireylerin ortalama olarak daha uzun yaşadığını ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, bunun ancak mutlu bir evlilik söz konusu olduğunda geçerli olabileceğine dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, “Eğer evlilik huzursuzsa, çiftler sürekli çatışma halindeyse, bu durumda uzun yaşamak pek mümkün değil. Modern çağın bize dayattığı rekabetçi evlilik modelinde, kadın ve erkek arasında ego savaşları yaşanıyor. Oysa ideal olan, yol arkadaşlığına dayalı, tamamlayıcı bir evliliktir.” dedi.</p>
<p>Evliliğin bireyler arasında bir güç mücadelesine dönüşmesinin ilişkiyi zayıflattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Rekabetçi evliliklerde taraflar 1+1 gibi ayrı varlıklar olarak kalır. Ama ortak amaçta hareket eden kişilerse iki tane bir yan yana gelince 11 kişi gibi oluyor.” diye konuştu.</p>
<p>Geleneksel kültürde eşlerin ‘Refik’ ve ‘Refika’ yani ‘yol arkadaşı’ olarak tanımlandığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bu anlayışta çiftler birbirlerini domine etmeye çalışmaz, aksine birlikte güçlenirler. Gerçek bir evlilik, iki ayrı bireyin birleşerek daha büyük bir anlam yaratmasıdır.” diye sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Down Sendromunda Beyin Gelişimini Desteklemenin Yolları</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/down-sendromunda-beyin-gelisimini-desteklemenin-yollari-622310</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 08:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[desteklemenin]]></category>
		<category><![CDATA[down]]></category>
		<category><![CDATA[Down Sendromlu]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimini]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[nörolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sendromunda]]></category>
		<category><![CDATA[takibi]]></category>
		<category><![CDATA[yolları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622310</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğuştan gelen genetik bir farklılık olan Down sendromu, toplumda genellikle yüz görünümü ve öğrenme güçlüğü olarak biliniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/down-sendromunda-beyin-gelisimini-desteklemenin-yollari-622310">Down Sendromunda Beyin Gelişimini Desteklemenin Yolları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğuştan gelen genetik bir farklılık olan Down sendromu, toplumda genellikle yüz görünümü ve öğrenme güçlüğü olarak biliniyor. Tüm vücudu etkileyen bir farklılık olan Down sendromunda; kalp, tiroid, sindirim sistemi gibi birçok organın düzenli olarak kontrolünün ve nörolojik takibin de yapılması gerekiyor. Down sendromlu çocuklarda beyin gelişiminde de bazı farklılıklar görülebiliyor. Bu farklılıkların “zaten Down sendromlu” diye geçiştirilmemesi gerekiyor. Erken dönemde yapılan fizyoterapi, konuşma terapisi ve özel eğitim desteği çocukların potansiyelini belirgin şekilde artırıyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Nörolojisi Bölümü’nden Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, Down sendromlu bireylerde nörolojik takibin önemi hakkında detaylı bilgiler verdi. </p>
<p><strong>Down sendromunda erken tanı, çocukların gelişimi için önemli</strong></p>
<p>Down sendromlu çocukların beyin gelişimi farklı bir seyir izler. Bu durum kas gevşekliği (hipotoni), motor gelişimde gecikme (geç oturma, geç yürüme), konuşmanın daha geç başlaması, dikkat ve öğrenme güçlükleri şeklinde kendini gösterebilir. Bu nedenle Down sendromlu çocukların çocuk nörolojisi uzmanı tarafından takibi ve düzenli testlerinin yapılması önemlidir. Çocuğun ihtiyacına göre önerilen fizik tedavi, konuşma terapisi ve özel eğitimler; Down sendromlu çocukların potansiyellerini görünür şekilde artırmaktadır. </p>
<p>Down sendromlu bir çocukta düzenli kontrol edilmesi gerekenler testler şunlardır;</p>
<p>            •           Kalp kontrolleri</p>
<p>            •           Tiroid testleri</p>
<p>            •           İşitme ve görme muayeneleri</p>
<p>            •           Kan sayımı</p>
<p>            •           Çölyak taraması</p>
<p>            •           Ortopedik değerlendirme</p>
<p>            •           Nörolojik gelişim takibi</p>
<p><strong>Yaşam boyu düzenli kontrol, olası hastalıkların takibi için şart!</strong></p>
<p>Down sendromlu çocuklarda görülme riski olan bazı hastalıklar vardır. Yapılan düzenli kontroller ve doktor muayenesi çocukların gelişimi ve özellikle Down sendromlu çocuklarda daha sık görülebilecek hastalık risklerinin fark edilmesi açısından önemlidir. </p>
<p>Down sendromlu çocuklarda görülebilecek hastalıklar şunlardır;</p>
<p><strong>1-Sara (Epilepsi) Riski</strong></p>
<p>Down sendromlu çocuklarda sara hastalığı toplum ortalamasından daha sık görülür. Özellikle bebeklik döneminde bazı özel nöbet tipleri ortaya çıkabilir. Bunlardan biri West sendromu olarak bilinen bebeklik çağı spazmlarıdır. Erken tanı ve tedavi, çocuğun zihinsel gelişimi açısından çok önemlidir.</p>
<p>Ailelerin dikkat etmesi gereken durumlar şunlardır:</p>
<p>            •           Ani irkilme şeklinde tekrarlayan hareketler</p>
<p>            •           Dalgınlık atakları</p>
<p>           •           Daha önce kazandığı becerilerde gerileme</p>
<p><strong>2-Boyun Bölgesi ve Omurilik Riski</strong></p>
<p>Down sendromlu bireylerde bağ dokusu daha gevşek olabilir. Bu nedenle boyun omurları arasında gevşeklik görülebilir. Nadiren omuriliğe baskı yapabilecek bir durum gelişebilir.</p>
<p>Aşağıdaki belirtiler ciddiye alınmalıdır:</p>
<p>            •           Yürümede belirgin bozulma</p>
<p>            •           Kollarda güçsüzlük</p>
<p>            •           Denge kaybı</p>
<p>            •           İdrar kontrolünde değişiklik</p>
<p>Bu tür durumlarda mutlaka bir nörolojik değerlendirme gerekir.</p>
<p><strong>3-Uyku Problemleri ve Öğrenme</strong></p>
<p>Down sendromlu çocuklarda horlama ve uyku apnesi daha sık görülür. Gece boyunca kaliteli uyuyamayan bir çocukta aşağıdaki sorunlar gelişebilir;</p>
<p>            •           Dikkat sorunları</p>
<p>            •           Huzursuzluk</p>
<p>            •           Öğrenmede zorlanma</p>
<p>Bazen “davranış problemi” sanılan durumun altında uyku bozukluğu olabilir.</p>
<p><strong>4-Ergenlikte Görülebilen Gerileme</strong></p>
<p>Bazı Down sendromlu gençlerde ergenlik döneminde ani içine kapanma, konuşmada azalma veya hareketlerde yavaşlama görülebilir. Bu durum her zaman “ergenlik dönemi” diye açıklanamaz. Nörolojik ve psikiyatrik değerlendirme gerekebilir.</p>
<p><strong>5-Alzheimer</strong></p>
<p>Down sendromlu bireylerde ilerleyen yaşlarda Alzheimer hastalığı riski artmıştır. Bu nedenle nörolojik takip çocuklukta başlar ama yaşam boyu sürer.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/down-sendromunda-beyin-gelisimini-desteklemenin-yollari-622310">Down Sendromunda Beyin Gelişimini Desteklemenin Yolları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Levi-Strauss&#8217;un düşünce mirası Nilüfer&#8217;de ele alındı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/levi-straussun-dusunce-mirasi-niluferde-ele-alindi-622295</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 08:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alındı]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[levi-strauss]]></category>
		<category><![CDATA[mirası]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[un]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622295</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doç. Dr. Levent Ünsaldı yürütücülüğünde düzenlenen “Nasıl Yapmışlar?” söyleşi dizisinde Fransız antropolog Claude Levi-Strauss’un düşünce mirası ve yapısalcılığın temelleri konuşuldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/levi-straussun-dusunce-mirasi-niluferde-ele-alindi-622295">Levi-Strauss&#8217;un düşünce mirası Nilüfer&#8217;de ele alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Doç. Dr. Levent Ünsaldı yürütücülüğünde düzenlenen “Nasıl Yapmışlar?” söyleşi dizisinde Fransız antropolog Claude Levi-Strauss’un düşünce mirası ve yapısalcılığın temelleri konuşuldu.</b></p>
<p>Nilüfer Belediyesi tarafından Pancar Deposu’nda düzenlenen “Nasıl Yapmışlar?” söyleşi dizisinde bu ay, 20. yüzyıl düşünce dünyasını derinden etkileyen Claude Levi-Strauss’un yapısalcı yaklaşımı ele alındı. Söyleşi serisinin yürütücüsü Doç. Dr. Levent Ünsaldı, Levi-Strauss’un modern felsefenin merkezindeki “özne” kavramını farklı bir perspektifle ele aldı.</p>
<p>Söyleşide, insanın dünyayı kendi bilinciyle kuran özgür bir aktör olduğu fikrini Levi-Strauss’un argümanlarıyla eleştiren Ünsaldı, bireyin edilgen konumuna dikkat çekti. Ünsaldı, insanın aslında dil ve kültür gibi kendisinden önce var olan ve bilinçdışı işleyen geniş yapıların sadece bir parçası olduğunu savundu.</p>
<p>Sosyolojinin araştırma pratikleri ile antropolojinin insana dair evrensel arayışı arasındaki farkların da değerlendirildiği etkinlikte, antropolojinin yerelden yola çıkarak tüm insanlık için geçerli “değişmezleri” bulma çabası anlatıldı. Kültürel farklılıkların ötesinde yatan ortak zihinsel yapının; mitler, ikili karşıtlıklar ve sembolik sistemler aracılığıyla nasıl işlediği katılımcılarla paylaşıldı.</p>
<p>“İLKEL VE UYGAR AYRIMI YOKTUR”</p>
<p>Toplumsal yaşamın temelini oluşturan iletişim ve mübadele mantığı, söyleşinin bir diğer başlığı oldu. Ünsaldı; kelimelerin, metaların ve akrabalık bağlarının dolaşımı üzerinden kurulan bu geniş ağın toplumları nasıl inşa ettiğini ele aldı. Levi-Strauss’un “ilkel” ve “uygar” toplum ayrımını reddeden yaklaşımını hatırlatan Doç. Dr. Levent Ünsaldı, insan zihninin her coğrafyada ve her kültürde temelde benzer bir yapısal mantıkla çalıştığını ifade etti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/levi-straussun-dusunce-mirasi-niluferde-ele-alindi-622295">Levi-Strauss&#8217;un düşünce mirası Nilüfer&#8217;de ele alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Buca&#8217;da sağlıklı yaşlanmanın yolları konuşulacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bucada-saglikli-yaslanmanin-yollari-konusulacak-622292</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 08:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[buca]]></category>
		<category><![CDATA[konuşulacak]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmanın]]></category>
		<category><![CDATA[yolları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622292</guid>

					<description><![CDATA[<p>Buca Belediyesi, toplum sağlığını güçlendirmeye yönelik çalışmalarına bir yenisini daha ekliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bucada-saglikli-yaslanmanin-yollari-konusulacak-622292">Buca&#8217;da sağlıklı yaşlanmanın yolları konuşulacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Buca Belediyesi, toplum sağlığını güçlendirmeye yönelik çalışmalarına bir yenisini daha ekliyor. “Köşe Bucak Sağlık” vizyonu doğrultusunda düzenlenen “Aktif ve Sağlıklı Yaşlanmak” paneli, alanında uzman isimleri Bucalılarla buluşturacak. Buca Belediye Başkanı Mimar Görkem Duman, tüm hemşehrilerini panele davet etti.</p>
<p>Buca Belediyesi ile Ege Geriatri Derneği iş birliğinde gerçekleştirilecek Aktif ve Sağlıklı Yaşlanmak başlıklı panel, 25 Mart Çarşamba günü saat 15.00’te Buca Belediyesi Yarı Olimpik Yüzme Havuzu Konferans Salonu’nda yapılacak. Buca Belediyesi, vatandaşların programa katılımını kolaylaştırmak amacıyla saat 14.30’da Buca Belediyesi’nin ana hizmet binasının önünden servis kaldıracak.</p>
<p>Moderatörlüğünü Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Geriatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sevnaz Şahin’in üstleneceği panelde, sağlıklı yaş alma süreci bilimsel ve pratik yönleriyle ele alınacak. Programda, Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Özge Küçükerdönmez “Sağlıklı Yaş Alma ve Beslenme”, Dokuz Eylül Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Nursen İlçin “Sağlıklı Yaş Almak İçin Fiziksel Aktivite ve Egzersiz”, Ege Geriatri Derneği Başkanı Mevlüt Ülgen ise “Yaş Dostu Toplum ve Kent” başlıklarında sunum yapacak.</p>
<p>BAŞKAN DUMAN’DAN BUCALILARA DAVET</p>
<p>Buca Belediye Başkanı Görkem Duman, sağlıklı yaşlanmanın bilinçli bir yaşamla mümkün olduğuna dikkat çekerek tüm vatandaşları panele davet etti. Başkan Görkem Duman, “Daha dinç, daha sağlıklı ve huzurlu bir yaşam hepimizin hakkı. Bu panelde, yaşam kalitesini artırmanın yollarını uzman isimlerden dinleyeceğiz. Tüm hemşehrilerimizi bu buluşmaya davet ediyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bucada-saglikli-yaslanmanin-yollari-konusulacak-622292">Buca&#8217;da sağlıklı yaşlanmanın yolları konuşulacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bornova&#8217;da Endometriozis Farkındalığı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bornovada-endometriozis-farkindaligi-622277</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 07:49:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bornova]]></category>
		<category><![CDATA[endometriozis]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622277</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi, 1–31 Mart Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi’nde “Adet Sancısı Adetten Değildir!” sloganıyla “İsmini Vermek İstemeyen Söyleşi” başlıklı bir etkinlik düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovada-endometriozis-farkindaligi-622277">Bornova&#8217;da Endometriozis Farkındalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi, 1–31 Mart Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi’nde “Adet Sancısı Adetten Değildir!” sloganıyla “İsmini Vermek İstemeyen Söyleşi” başlıklı bir etkinlik düzenledi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Müjde Canday’ın konuşmacı olduğu söyleşide, endometriozis hastalığı hakkında bilgilendirme yapılırken, hastalığı yaşayan kadınlar da deneyimlerini paylaşarak farkındalık oluşturdu.</p>
<p>Etkinlikte kadın sağlığında sıklıkla göz ardı edilen ancak yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilen endometriozis konusunda katılımcılar hem tıbbi bilgiler edindi hem de benzer deneyimleri paylaşan kadınlarla dayanışma ortamı buldu.</p>
<p><b>“Çikolata kisti kronik bir hastalıktır”</b></p>
<p><b> </b>Söyleşide konuşan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Müjde Canday, halk arasında “çikolata kisti” olarak da bilinen Endometriozisin, rahim içini döşeyen dokuya benzer hücrelerin rahim dışında yerleşmesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu söyledi.</p>
<p>Canday, hastalığın en sık 30’lu ve 40’lı yaşlardaki kadınlarda görüldüğünü belirterek, her kadında aynı belirtilerin ortaya çıkmadığını vurguladı. Bazı kadınların hiçbir şikâyet yaşamayabileceğini, bazı kadınların ise günlük yaşamı zorlaştıran şiddetli ağrılar yaşayabildiğini ifade etti.</p>
<p>Endometriozisin; şiddetli pelvik ağrı, ağrılı cinsel ilişki, karında gaz ve şişkinlik gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirten Doç. Dr. Canday, tedavi edilmediğinde gebe kalmayı zorlaştırabileceğini, ancak düzenli kontroller ve kişiye özel tedavi yöntemleriyle hastalığın etkilerinin kontrol altına alınabileceğini söyledi.</p>
<p><b>En sık görülen belirtiler</b></p>
<p><b> </b>Müjde Canday, endometriozisin en yaygın belirtilerini; zamanla artan adet sancısı, alt karın ve bel bölgesinde kronik ağrı, cinsel ilişki sırasında ağrı, adet döneminde bağırsak veya idrar yaparken ağrı, şişkinlik, kabızlık veya ishal ve kısırlık (infertilite) olarak sıraladı.<b> </b></p>
<p><b>Tedaviyle belirtiler kontrol altına alınabiliyor</b></p>
<p>Endometriozisi tamamen ortadan kaldıran kesin bir tedavi bulunmadığını belirten Canday, ancak çeşitli yöntemlerle belirtilerin kontrol altına alınabildiğini ifade etti. Tedavi sürecinde hormonal tedaviler, ağrı kontrolüne yönelik uygulamalar, gerekli durumlarda cerrahi müdahale ve hekim önerisiyle destekleyici tedavi yöntemleri uygulanabileceğini söyleyen Müjde Canday, hastalığın yönetiminde erken tanı ve düzenli doktor kontrolünün büyük önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p><b>Kadınlar söyleşinin ardından Yeşilova Höyüğü’nü gezdi</b></p>
<p>Söyleşinin ardından katılımcılar, rehber eşliğinde İzmir’in bilinen tarihini 8500 yıl öncesine dayandıran kazıların yapıldığı Yeşilova Höyüğü ve ziyaretçi merkezini gezdi. Program kapsamında düzenlenen çömlek yapım atölyesine de katılan kadınlar hem bilgi edindi hem de keyifli bir gün geçirdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovada-endometriozis-farkindaligi-622277">Bornova&#8217;da Endometriozis Farkındalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme kanseri annelik hayallerine engel değil</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-annelik-hayallerine-engel-degil-622254</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 07:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[annelik]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[engel]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hayallerine]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[onkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622254</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde genç yaşlarda da görülme sıklığı artan meme kanserinde, son yıllarda geliştirilen akıllı ilaçlar, immünoterapiler ve kişiye özel tedavi yaklaşımları, hastalar için umut veriyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-annelik-hayallerine-engel-degil-622254">Meme kanseri annelik hayallerine engel değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde genç yaşlarda da görülme sıklığı artan meme kanserinde, son yıllarda geliştirilen akıllı ilaçlar, immünoterapiler ve kişiye özel tedavi yaklaşımları, hastalar için umut veriyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay</strong>, doğru zamanda başlanan tedaviyle hem yaşam süresinin hem de yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabildiğini belirterek “Eskiden meme kanseri denince hastalar ve yakınları için akla hemen umutsuz bir tablo gelirdi. Ama artık bu durum değişti; meme kanseri, tıpkı diyabet ve hipertansiyon gibi uzun süre kontrol altında tutulabilen bir hastalık haline geldi. Bu nedenle tanı alan hastalarımızın umutsuzluğa kapılmadan, alternatif yöntemlere başvurmadan onkoloji hekimine başvurması ve tedavisine başlaması büyük önem taşıyor” diyor. Prof. Dr. Özge Gümüşay, meme kanseri tedavisinde yeni dönemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Meme kanseri dünyada ve ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak karşımıza çıkıyor. Her yıl milyonlarca kadın bu tanıyı alırken, teknoloji ve tıptaki gelişmeler sayesinde tedavi seçeneklerinin güçlenmesi ise umutları artırıyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay</strong>, hastaların bu sayede yaşam sürelerinin uzadığını ve günlük yaşamlarının kaliteli bir şekilde devam edebildiğini belirterek “Özel bir teknolojiyle geliştirilen antikor-ilaç konjugatlarının meme kanseri tedavisinde kullanıma girmesiyle çok iyi sonuçlar elde edildi. Bu teknoloji sayesinde antikora bağlı olarak taşınan kemoterapi ilacı doğrudan kanser hücresine ulaştırılarak sağlıklı dokulara verilen zarar önemli ölçüde azaltılabilmektedir. Tüm hasta grubunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan HER2 pozitif meme kanserinde, damardan başlanan akıllı ilaçlar sayesinde hastaların tüm lezyonları gerileyerek hastalık kontrolü sağlanarak uzun süre yaşamını devam ettirebilmekteler. Tüm vakaların yaklaşık yüzde 70’ini oluşturan östrojen duyarlı metastatik meme kanserli hastalar bazen sadece evde ağızdan aldıkları akıllı ilaçlar ve endokrin tablet sayesinde kansersiz bir şekilde yıllarca normal yaşantılarını sürdürebilmekteler” diyor. </p>
<p><strong>Kişiye özel tedavi modeli</strong></p>
<p>Son yıllarda hedefe yönelik ajanlar, antikor-ilaç konjugatları ve immünoterapi gibi yenilikçi tedavilerle meme kanseri tedavisinde önemli bir dönüşüm yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Gümüşay sözlerine şöyle devam ediyor: “Artık meme kanseri, tek bir hastalık olarak değil; biyolojik alt tiplerine ve moleküler özelliklerine göre kişiye özel tedavi edilen bir hastalık olarak ele alınmaktadır. Bu nedenle tedavi kararını verirken yalnızca tümörün evresine değil, hormon reseptör durumuna, HER2 durumuna, genetik mutasyonlara, hastanın yaşına, ek hastalıklarına ve risk özelliklerine göre değerlendirme yapılmaktadır. Bugün meme kanserinde amacımız herkese aynı tedaviyi vermek değil; doğru hastaya, doğru zamanda, doğru ilacı verebilmektir. Bu alanda devam eden bilimsel çalışmaların sonuçlarını hem hastalarımız hem de biz onkologlar heyecanla takip ediyoruz. Tedavi seçeneklerinin her geçen gün artması, meme kanseriyle mücadelede hem hastalarımıza hem bizlere umut vermeye devam ediyor.”</p>
<p><strong>Anne olmaya engel değil!</strong></p>
<p>Meme kanserinin erken yaşlarda da görülebilen bir hastalık haline gelmesi ve son yıllarda genç yaşlarda hızla yaygınlaşması, meme kanseri tedavisi gören kadınları, anne olmalarını engelleyebileceği düşüncesiyle endişelendiriyor. Prof. Dr. Gümüşay bu konuda endişeleri gideren bilimsel gelişmeleri şöyle anlatıyor: “Henüz çocuk sahibi olmamış ya da çocuk isteği olan genç hastalarımız olup, bu hastalarda fertilite koruyucu yaklaşımlar büyük önem taşımaktadır. Tedavi öncesinde yumurta veya embriyo dondurma gibi yöntemler planlanabilmekte; bazı hastalarda over baskılama tedavileri ile doğurganlığın korunmasına katkı sağlanabilmektedir. Yapılan çalışma göstermiştir ki kemoterapi ve radyoterapi tedavilerini tamamlayan hastalarımız, sonrasında yeterli süre endokrin tedavisini alıp (çalışmada 18-30 ay endokrin tablet almışlardı) onkoloji doktorlarının da onayı ile hamile kalmasına izin verilmekte. Meme kanseri tanılı hastalar takip eden onkoloji doktorunun önerdiği uygun zamanda gebe kaldıklarında hastalığın tekrarlama riski artmamaktadır, bu da yapılan çalışma ile doğrulanmıştır.” </p>
<p>Öte yandan meme kanseri olan hastaların, aldıkları endokrin tedaviye bağlı yan etkiler yaşayabildiklerini, bunlardan en önemlisinin de sıcak basması olduğunu belirten Prof. Dr. Gümüşay “Yapılan çalışmada görüldü ki, sıcak basması gibi yaşam kalitesini bozan yan etkiye karşı geliştirilen ilaç sayesinde sorunun şiddeti azaldı. FDA onay sürecinin tamamlanmasının ardından ilacın günlük pratiğe girmesi beklenmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Üçlü negatif meme kanserinde artık sonuçlar daha iyi </strong></p>
<p>Özellikle genç kadınlarda ve BRCA gen mutasyonu bulunan kadınlarda daha sık görülen üçlü negatif meme kanseri, tüm meme kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 10-15’ini oluşturuyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay, bu alt tipin geçmişte daha agresif seyreden bir hastalık olarak değerlendirildiğini belirtiyor. </p>
<p>Önceden sadece kemoterapi ile yönetilen bu alt tipte, immünoterapi ve yeni nesil antikor-ilaç konjugatları sayesinde tedavi başarısının önemli ölçüde iyileştiğini vurgulayan Prof. Dr. Gümüşay, şu bilgileri veriyor: “Son yıllarda üçlü negatif meme kanseri tedavisinde iki önemli gelişme yaşandı. Bunlardan ilki immünoterapi, diğeri ise yeni nesil antikor-ilaç konjugatlarıdır. Bu tedaviler sayesinde hastalarda tedavi başarısı önemli ölçüde artmıştır. Erken evrede ameliyat öncesi kemoterapiye immünoterapi eklenmesi artık standart tedavi olup ülkemizde SGK ödeme kapsamındadır. Metastatik hastalıkta ise özellikle PD-L1 pozitif hastalarda immünoterapi önemli fayda sağlamaktadır” </p>
<p><strong>Yaşam kalitesini artıran destek tedaviler</strong></p>
<p>Tedavideki gelişmelerin yalnızca kanseri hedeflemekle sınırlı kalmayıp, hastaların yaşam kalitesini korumayı da amaçladığını belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay, şöyle konuşuyor: “Bulantı için geliştirilen ilaçlar sayesinde bulantı ve kusma büyük ölçüde kontrol altına alınmaktadır. Enfeksiyona karşı; kemoterapi sonrası uygulanan kan yükseltici iğneler, grip aşısı, zatürre aşısı ve zona aşısı gibi koruyucu önlemler alınmaktadır. Sosyal ve psikolojik olarak süreci zorlaştıran saç dökülmesine yönelik kemoterapi sırasında uygulanan -saçlı deri soğutma işlemleri- saç dökülmesi önemli ölçüde azalmakta ve hastaların psikolojik yükünü hafifletmektedir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-annelik-hayallerine-engel-degil-622254">Meme kanseri annelik hayallerine engel değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Birliği, ‘Sağlıkta Şiddete Karşı Güvenlik Önlemleri İçin’ Dava Açtı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-saglikta-siddete-karsi-guvenlik-onlemleri-icin-dava-acti-622218</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2026 15:40:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[önlemleri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[şiddete]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622218</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası, sağlıkta giderek artan şiddet olaylarının önlenmesine yönelik önemli bir adım attı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-saglikta-siddete-karsi-guvenlik-onlemleri-icin-dava-acti-622218">Hekim Birliği, ‘Sağlıkta Şiddete Karşı Güvenlik Önlemleri İçin’ Dava Açtı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Sağlıkta şiddet olayları hız kesmeden devam ederken Hekim Birliği Sendikası, şiddetin engellenmesinde en önemli hususlardan biri olan ‘güvenlik önlemlerinin hayata geçirilmesi’ amacıyla bir dava açtı. </span></p>
<p><b>Hekim Birliği: “Talebimiz nettir”</b></p>
<p>Hekim Birliği Sendikası yetkilileri, konu hakkında Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na (BSHA) konuştu. “<span>Sağlıkta Şiddete Karşı Güvenlik Önlemleri İçin Dava Açtık! Sağlık kurumlarına kontrolsüz girişler, kesici–delici alet ve ateşli silahların kolaylıkla içeri sokulabilmesi nedeniyle sağlık çalışanlarının can güvenliği ciddi risk altındadır. Bu kapsamda; girişlerin kontrollü hale getirilmesi, güvenlik sistemlerinin etkin kullanılması ve gerekli fiziki/idari tedbirlerin alınması için Bakanlığa başvuruda bulunmuştuk. </span><span> Ancak taleplerimiz karşılanmamış ve somut adım atılmamıştır. Bunun üzerine; </span><span> Sağlık çalışanlarının güvenliğinin sağlanmaması </span><span> Şiddet riskine karşı önleyici tedbirlerin alınmaması </span><span> Mevzuattan doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedenleriyle dava açılmıştır. </span><span> Talebimiz nettir: </span><span> Sağlık tesislerine girişlerin kontrollü hale getirilmesi </span><span> Metal dedektör ve X-Ray sistemlerinin etkin kullanılması. </span><span>Tehlikeli materyallerin girişinin engellenmesi. </span><span> Güvenlik görevlilerinin yetki ve sorumluluklarının netleştirilmesi. </span><span>Sağlıkta şiddet kader değildir, önlenebilir! Hekim Birliği, Sağlık ve Sosyal Hizmetler Çalışanları Sendikası olarak sağlık çalışanlarının güvenliği için mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz” </span></p>
<p><b><strong>İşte o dilekçe ! </strong></b></p>
<p>1- Dava dilekçesinde yer alan tüm ıddıalara cevap teşkil edecek şekılde detaylı bır açıklama<br /> yapılarak ve dava konusu işlemin sebep ve gerekçeleri sorularak, dava konusu işlem ve işleme dayanak teşkil eden tüm bilgi ve belgelerin içinde bulunduğu işlem dosyasının,<br /> 2- Devlet hastanesinde güvenliğın ne şekilde sağlandığının (giriş kapı sayısı, kapılarda alınan önlemler, katlarda alınan önlemler, güvenlik personeli sayısı, hastanede çalışan personel sayısı, günlük ortalama hasta sayısı vb. şeklinde belirtilmek suretiyle) sorulmasına,<br /> 3- Devlet hastanesinde güvenlik sağlanırken hangi mevzuat (kanun, yönetmelik vb.) kapsamında işlemler tesis edildiğinin ve mevzuat haricin hastane için emir talimat verilip verilmediğinin sorulmasına,<br /> 4- Yukarıda belirtilenlerin dışında, uyuşmazlığın çözümüne yardımcı olacak diğer tüm bilgi ve belgelerin,<br /> onaylı ve okunaklı bir örneğinin Mahkememize gönderilmesinin istenilmesine, (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-saglikta-siddete-karsi-guvenlik-onlemleri-icin-dava-acti-622218">Hekim Birliği, ‘Sağlıkta Şiddete Karşı Güvenlik Önlemleri İçin’ Dava Açtı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Buca&#8217;da sağlık hizmeti mahallelere geliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bucada-saglik-hizmeti-mahallelere-geliyor-622155</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2026 15:34:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[buca]]></category>
		<category><![CDATA[geliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmeti]]></category>
		<category><![CDATA[mahallelere]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622155</guid>

					<description><![CDATA[<p>Buca Belediyesi’nin “Köşe Bucak Sağlık” ismiyle başlattığı sağlık seferberliği tüm hızıyla devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bucada-saglik-hizmeti-mahallelere-geliyor-622155">Buca&#8217;da sağlık hizmeti mahallelere geliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Buca Belediyesi’nin “Köşe Bucak Sağlık” ismiyle başlattığı sağlık seferberliği tüm hızıyla devam ediyor. Çalışmayı Buca’nın tüm mahallelerine yayacaklarını belirten Buca Belediye Başkanı Mimar Görkem Duman,  “Sağlık hizmetini vatandaşımızın ayağına götürüyoruz” dedi.</p>
<p>Buca Belediyesi, ilçede yaşayan vatandaşların yaşam kalitesini artırmak ve sağlık sorunlarını henüz ortaya çıkmadan tespit etmek amacıyla önemli bir projeye imza attı. “Köşe Bucak Sağlık” sloganıyla yürütülen proje kapsamında, belediye ekipleri her hafta farklı bir mahallede ücretsiz şeker ve tansiyon ölçümü gerçekleştiriyor. Sosyal belediyecilik vizyonuyla başlatılan sağlık seferberliğinin ilk adımı Göksu Mahallesi oldu. Ardından Yeşilbağlar Mahallesi’nde çalışma gerçekleştiren ekipler, 23 – 27 Mart tarihleri arasında ise Mustafa Kemal Mahallesi Muhtarlığı’nda hizmet verecekler.</p>
<p><strong>“AMACIMIZ HASTALIKLARI BAŞLAMADAN  ÖNLEMEK ”</strong></p>
<p>Buca Belediye Başkanı Mimar Görkem Duman, projeyi Buca’nın tamamına yayacaklarını ifade ederek, “Hemşehrilerimizin sağlığı bizim önceliğimiz. &#8216;Köşe Bucak Sağlık&#8217; ile sağlık hizmetini vatandaşımızın ayağına götürüyoruz. Amacımız sadece hastalıkla mücadele etmek değil, koruyucu hekimlik anlayışıyla hastalıkları henüz başlamadan önleyebilmektir” diye konuştu.</p>
<p><strong>MUHTARLIK BİNASINDA HİZMET VERİLİYOR</strong></p>
<p>Proje kapsamında muhtarlık binalarında kurulan sağlık noktalarında vatandaşlara ücretsiz hizmet veriliyor. Bu kapsamda diyabet riskine karşı şeker ölçümü, hipertansiyon kontrolü için ise tansiyon ölçümü yapılırken, elde edilen sonuçlara göre gerekli bilgilendirmeler de sağlanıyor.</p>
<p>Sağlık taramaları, 23–27 Mart tarihleri arasında Mustafa Kemal Mahallesi’nde gerçekleştirilecek. Vatandaşlara, hafta içi her gün 09.30–12.30 ve 13.30–16.30 saatleri arasında hizmet verilecek.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bucada-saglik-hizmeti-mahallelere-geliyor-622155">Buca&#8217;da sağlık hizmeti mahallelere geliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Birliği: “Hekimler Dinlenme Saatlerinde (12:00-13:00) Çalıştırılmasın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-hekimler-dinlenme-saatlerinde-1200-1300-calistirilmasin-622131</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 14:52:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[00-13]]></category>
		<category><![CDATA[12]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[dinlenme]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hekimler]]></category>
		<category><![CDATA[saatlerinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622131</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği: "Hekimler Dinlenme Saatlerinde (12:00-13:00) Çalıştırılmasın!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-hekimler-dinlenme-saatlerinde-1200-1300-calistirilmasin-622131">Hekim Birliği: “Hekimler Dinlenme Saatlerinde (12:00-13:00) Çalıştırılmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Hekim Birliği Sendikası, konu hakkında Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na (BSHA) şu açıklamayı yaptı. </span></p>
<p><span>Sağlık Bakanlığı’na üyelerimiz adına resmi başvurumuzu yaptık. Bugün polikliniklerde hekimler; ara vermeden, nefes almadan, temel insani ihtiyaçlarını dahi karşılayamadan hasta bakmaya zorlanmaktadır. Bu durum sadece hekimlerin değil, doğrudan hasta güvenliğinin de sorunudur. Talebimiz nettir: </span><span> </span></p>
<p><span>En fazla 2 saat kesintisiz çalışma sonrası zorunlu dinlenme arası </span><span> </span></p>
<p><span>MHRS’de hekimler için planlı ve fiilen kullandırılan dinlenme boşlukları </span><span> </span></p>
<p><span>Yatan hasta vizitleri, epikriz, order ve reçete işlemleri için ayrı zaman dilimleri </span><span> </span></p>
<p><span>Bu sürelerde randevu açılmaması ve ek hasta yükü bindirilmemesi </span><span> </span></p>
<p><span>Hekimlerin dinlenme saatlerinde (12:00–13:00) çalıştırılmaması </span></p>
<p><span>Bu talepler ayrıcalık değil, insani ve mesleki zorunluluktur. Yüksek dikkat gerektiren mesleklerde olduğu gibi, hekimlikte de yorgunluk ve dikkat dağınıklığı telafisi olmayan sonuçlar doğurur. Bu nedenle sürecin takipçisiyiz. Verilecek cevaba göre hukuki haklarımızı kullanacak, gerekli tüm adımları atacağız. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-hekimler-dinlenme-saatlerinde-1200-1300-calistirilmasin-622131">Hekim Birliği: “Hekimler Dinlenme Saatlerinde (12:00-13:00) Çalıştırılmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ulu Çınarların Sınıf Arkadaşlığı Evliliğe Dönüştü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulu-cinarlarin-sinif-arkadasligi-evlilige-donustu-622080</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 12:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aktif Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çınarların]]></category>
		<category><![CDATA[dönüştü]]></category>
		<category><![CDATA[evliliğe]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[fatih]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[merkez]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf]]></category>
		<category><![CDATA[ulu]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622080</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gaziantep’teki Aktif Yaşam Merkezi’nde sınıf arkadaşı olarak tanışan çift, burada başlayan arkadaşlıklarını evlilikle taçlandırarak hayatlarının “ikinci baharını” yaşamaya başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulu-cinarlarin-sinif-arkadasligi-evlilige-donustu-622080">Ulu Çınarların Sınıf Arkadaşlığı Evliliğe Dönüştü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gaziantep’teki Aktif Yaşam Merkezi’nde sınıf arkadaşı olarak tanışan çift, burada başlayan arkadaşlıklarını evlilikle taçlandırarak hayatlarının “ikinci baharını” yaşamaya başladı.  Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Aktif Yaşam ve Eğitim Merkezi, 60 yaş ve üzeri vatandaşların sosyal hayata daha aktif katılmalarını sağlamak, yalnızlık duygusunu azaltmak ve sağlıklı bir yaşlanma sürecine katkı sunmak amacıyla hizmet veriyor. Spor, sanat, eğitim ve sosyal etkinliklerle yaşlı bireylerin yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen merkez, aynı zamanda yeni dostlukların kurulmasına da ortam hazırlıyor. Merkezde kurulan dostluklardan biri ise Fatma ve Fatih Erdizci’nin hayatında yeni bir sayfa açtı. Aktif Yaşam Merkezi’nde aynı sınıfta eğitim alırken tanışan çift, zamanla gelişen arkadaşlıklarını evlilik kararıyla yeni bir hayata taşıdı.</p>
<p><strong>FATMA ERDİZCİ: BU KURUM BİZİM BABA OCAĞIMIZ GİBİ</strong></p>
<p>Fatma Erdizci, uzun yıllar Kıbrıs’ta yaşadığını, çocuklarının yönlendirmesiyle Gaziantep’e geldikten sonra Aktif Yaşam ve Eğitim Merkezi ile tanıştığını söyledi. Merkeze ilk geldiğinde hayatında önemli bir değişim yaşadığını belirten Erdizci, “130 kiloydum ve spor yapmak istiyordum. Burada spor dersleri olduğunu öğrendim ve katılmaya başladım. Bir arkadaşımın annesi aracılığıyla merkeze geldim ve çok sevdim. 2022’den beri yaklaşık dört yıldır bu kurumun danışanıyım” dedi. İlk geldiği dönemde kendisini hayattan kopmuş hissettiğini anlatan Erdizci, merkezdeki faaliyetlerin kendisine yeniden yaşam sevinci kazandırdığını ifade etti. “Şarkı sözlerini bile hatırlamıyordum. Sanki hayat durmuş gibiydi. Ama şimdi müzik derslerinde çocukluğumda ve gençliğimde söylediğim şarkıları yeniden hatırlıyorum. Alzaymır olmamak için zeka oyunları sınıfımızdan vazgeçmiyoruz. Çok mutluyuz. Bu kurum bizim ana evimiz, baba ocağımız gibi” dedi. Merkez çalışanlarının kendilerini büyük bir ilgiyle karşıladığını da belirten Erdizci, “Buraya her geldiğimizde güler yüzle karşılanıyoruz. Hocalarımız evlatlarımız gibi” diye konuştu.</p>
<p><strong>EVLİLİK TEKLİFİ DERS SIRASINDA GELDİ</strong></p>
<p>Fatma Erdizci, eşiyle sınıf arkadaşı olarak tanışmalarının ilişkilerini daha doğal bir şekilde geliştirdiğini söyledi. “Evlilik amacıyla tanışmış olsaydık belki birbirimize gerçek hallerimizi göstermeyebilirdik” diyen Erdizci, şöyle devam etti:  “Biz birbirimizin en doğal hallerini biliyoruz. Bir gün derste Fatih Bey bana ‘Ben ölürsem sigortam sana kalır’ dedi. İlk başta ne demek istediğini anlamadım. Sonra meğerse bana evlilik teklif etmiş. Çok şaşırdım.”</p>
<p>Birbirlerini tanıyan çok sayıda ortak tanıdık ve akrabalarının olduğunu öğrenmelerinin de evlilik kararını kolaylaştırdığını belirten Erdizci, “Evliliği düşünmüyordum ama çevremizde birbirimizi tanıyan insanların olması beni cesaretlendirdi” dedi.</p>
<p><strong>HAFTANIN BEŞ GÜNÜ MERKEZDELER</strong></p>
<p>Evlendikten sonra merkeze daha sık gelmeye başladıklarını anlatan Fatma Erdizci, hayatlarını neredeyse tamamen merkezdeki etkinliklere göre planladıklarını söyledi. “Şimdi haftanın beş günü buraya geliyoruz. Mutluyuz. Bütün işlerimi bile buradaki programlara göre ayarlıyorum” diyen Erdizci, Aktif Yaşam ve Eğitim Merkezi’nin kendileri için sadece bir kurs merkezi değil, aynı zamanda sosyal bir yaşam alanı olduğunu ifade etti. Spor, sanat ve eğitim faaliyetlerinin yanı sıra sosyal bağların da güçlendiği merkez, Fatma ve Fatih Erdizci çiftinin hikayesinde olduğu gibi, kimi zaman yeni dostlukların, kimi zaman da hayatın ikinci baharının kapısını aralıyor.</p>
<p><strong>FATİH ERDİZCİ: HAFTANIN BÜYÜK BÖLÜMÜNÜ EŞİMLE BİRLİKTE BURADA GEÇİRİYORUZ</strong></p>
<p>1955 Gaziantep doğumlu olan 70 yaşındaki Fatih Erdizci, evdeki rutin hayatından sıkıldığı için yeni bir arayış içine girdiğini söylüyor. Bu süreçte Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin Aktif Yaşam ve Eğitim Merkezi’ni keşfettiğini anlatan Erdizci, merkezin hayatında önemli değişikliklere vesile olduğunu ifade etti. Üç yıldır merkezde danışan olarak hizmet aldığını belirten Erdizci, “Buradaki aktiviteler sayesinde yaşam kalitem arttı. Özgüvenim yükseldi, kendimi yaşlı hissetmemeye başladım. Bu kurum bana adeta gençlik aşısı gibi geldi. Çevrem genişledi, arkadaş ortamım çoğaldı. Buraya geldikten sonra belediyenin diğer hizmetlerinden de haberdar olup daha fazla sosyalleşme imkanı buldum” dedi.</p>
<p>Merkezdeki akıl ve zeka oyunları sınıfında Fatma Erdizci ile tanıştıklarını anlatan Fatih Erdizci, başlangıçta evlilik gibi bir düşüncesinin olmadığını söyledi. Erdizci, “İlk önce sınıf arkadaşıydık. Birlikte oyunlar oynadık, sohbet ettik. Zamanla birbirimizi daha iyi tanıdık ve süreç bizi evliliğe kadar götürdü. Şimdi çok mutluyuz. Haftanın büyük bölümünü eşimle birlikte burada geçiriyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulu-cinarlarin-sinif-arkadasligi-evlilige-donustu-622080">Ulu Çınarların Sınıf Arkadaşlığı Evliliğe Dönüştü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kendine nazik olmak zayıflık değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kendine-nazik-olmak-zayiflik-degil-622074</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 12:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[kendine]]></category>
		<category><![CDATA[nazik]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Öz Şefkat]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[şefkat]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflık]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622074</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, öz şefkatin ne olduğu, bireyin psikolojik sağlığı ve dayanıklılığı üzerindeki etkileri ile nasıl geliştirilebileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kendine-nazik-olmak-zayiflik-degil-622074">Kendine nazik olmak zayıflık değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, öz şefkatin ne olduğu, bireyin psikolojik sağlığı ve dayanıklılığı üzerindeki etkileri ile nasıl geliştirilebileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Öz şefkat, zor anlarda kendimize anlayışlı ve destekleyici olmaktır!</strong></p>
<p>Modern yaşamın bireylerden güçlü, üretken, başarılı ve dayanıklı olmalarını beklediğini aktaran Klinik Psikolog İpek Erol, “Fakat bu beklentiler artarken, insanların kendilerine karşı daha anlayışlı olmaları gerektiği gerçeği çoğu zaman göz ardı ediliyor.” dedi.</p>
<p>Tam da bu noktada, son yıllarda psikoloji literatüründe giderek daha fazla yer bulan ‘öz şefkat’ kavramının devreye girdiğini dile getiren Erol, “Öz şefkat, bireyin zorlandığı anlarda kendisine karşı yargılayıcı değil; anlayışlı, kapsayıcı ve destekleyici bir tutum geliştirebilmesidir. Hata yaptığında kendini sertçe eleştirmek yerine, yaşanan deneyimi insan olmanın doğal bir parçası olarak görebilmeyi içerir. Bu yaklaşım, özellikle Kristin Neff’in çalışmalarıyla psikoloji alanında kavramsallaşmış ve bilimsel olarak ölçülebilir hale gelmiştir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Psikolojik sağlamlık açısından daha sürdürülebilir bir iç dayanak…</strong></p>
<p>“Araştırmalar, öz şefkat düzeyi yüksek bireylerin depresyon ve anksiyete belirtilerini daha az yaşadığını; stresle daha etkili baş edebildiğini ve psikolojik dayanıklılıklarının daha yüksek olduğunu gösteriyor.” diyen Klinik Psikolog İpek Erol, öz şefkatin, bireyi hayattan ve sorumluluklardan geri çeken bir rahatlık halinden ziyade zorlayıcı deneyimlerle daha sağlıklı bir iç ilişki kurabilme kapasitesi olduğunu kaydetti.</p>
<p>Toplumda sıkça karıştırılan özsaygı ve öz şefkat kavramlarına değinen Erol, şunları söyledi:</p>
<p>“Özsaygı, bireyin kendini değerli hissetmesinden temel alır ancak çoğu zaman başarı, performans ve başkalarıyla kıyaslama üzerinden şekillenir. Kişi kendini değerli ve başarılı hissettiğinde artar, olası bir başarısızlıkta ise daha kırılgan hale gelir. Öz şefkat ise koşulsuzdur. Kişi başarısız olduğunda da hata yaptığında da kendisiyle bağını koparmaz. Özsaygı ‘iyiyim çünkü başardım’ derken; öz şefkat ‘zorlanıyorum ama yine de değerliyim’ diyebilmeyi mümkün kılar. Bu yönüyle öz şefkat, psikolojik sağlamlık açısından daha sürdürülebilir bir iç dayanak sunar.”</p>
<p><strong>Öz şefkat geliştirilebilir bir beceri!</strong></p>
<p>Öz şefkatin doğuştan gelen bir özellik olmadığına vurgu yapan Klinik Psikolog İpek Erol, “Öz şefkat geliştirilebilir bir beceridir.” dedi.</p>
<p>Günlük yaşamda bunun ilk adımının, kişinin kendi iç sesiyle temas etmesi olduğunu kaydeden Erol, “Zor bir anda kendimize söylediğimiz cümleleri fark etmek önemli bir başlangıçtır. Aynı durumu yaşayan bir yakınımıza söylemeyeceğimiz sözleri kendimize söylüyorsak, burada şefkat yerine eleştiri devrededir. Kişinin kendisine şefkat geliştirmesi için; duyguları bastırmadan fark etmesi, hata anlarında ‘yalnız değilim’ düşüncesini hatırlaması, kendine karşı kullandığı dili yumuşatması ve bedensel regülasyonu destekleyen nefes ve farkındalık egzersizlerinden yararlanması etkili adımlardır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kişinin kendine karşı yumuşak olması zayıflık gibi algılanıyor! </strong></p>
<p>Psikolojik değerlendirme araçları ve terapötik süreçlerin, bireyin öz şefkat düzeyini fark etmesine ve güçlendirmesine yardımcı olabileceğine işaret eden Klinik Psikolog İpek Erol, “Pek çok kişi için öz şefkat, düşündüğünden daha zor bir deneyimdir. Bunun temel nedenlerinden biri, ‘kendine karşı yumuşak olmanın zayıflık olduğu’ inancıdır. Özellikle eleştirel ebeveyn tutumlarıyla büyüyen bireylerde, sert iç ses bir motivasyon kaynağı gibi algılanabilir.” dedi.</p>
<p>Ayrıca travmatik yaşam deneyimleri, negatif düşünce kalıpları ve mükemmeliyetçiliğin, öz şefkatin önündeki önemli engeller olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog İpek Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Terapötik süreçte sıkça görülen bir durum şudur; kişi kendine şefkat göstermeye başladığında önce rahatsızlık hisseder. Bu durum yanlış bir şey yapıldığını değil, alışılmamış ama iyileştirici bir alana girildiğini gösterir.</p>
<p>Öz şefkat, erken yaşlarda öğrenilebilen ve yaşam boyu koruyucu etkisi olan bir beceridir. Çocuklar için en güçlü öğretici, yetişkinlerin kendi hatalarına nasıl yaklaştıklarıdır. Ebeveynin ‘ben de hata yaptım ama bunu telafi edebilirim’ diyebilmesi, çocuğa güçlü bir iç mesaj verir.</p>
<p>Gençlerle çalışırken ise öz şefkat, özellikle sosyal karşılaştırma ve yetersizlik duygularına karşı önemli bir denge unsurudur. Ergenlere, zorlanan bir arkadaşlarına nasıl yaklaştıklarını fark ettirmek ve aynı dili kendilerine yöneltmelerini sağlamak etkili bir yöntemdir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kendine-nazik-olmak-zayiflik-degil-622074">Kendine nazik olmak zayıflık değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Emrullah Akyüz, “Ağrı halkı kimsesiz değildir” dedi, görevden uzaklaştırıldı !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-emrullah-akyuz-agri-halki-kimsesiz-degildir-dedi-gorevden-uzaklastirildi-622025</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 10:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[akyüz]]></category>
		<category><![CDATA[değildir]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[emrullah]]></category>
		<category><![CDATA[halkı]]></category>
		<category><![CDATA[kimsesiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622025</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağrı'da görevli Op.Dr. Emrullah Akyüz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımın ardından hakkında idari soruşturma başlatıldığını duyurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-emrullah-akyuz-agri-halki-kimsesiz-degildir-dedi-gorevden-uzaklastirildi-622025">Dr. Emrullah Akyüz, “Ağrı halkı kimsesiz değildir” dedi, görevden uzaklaştırıldı !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Dr. Emrullah Akyüz olayı…Ağrı’da görev yapan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr. Emrullah Akyüz, aynı hastanede görev yapan perinatoloji uzmanının hastalarıyla ilgilenmediğini öne sürdü ve “Ağrı halkı kimsesiz değildir” dedi. Akyüz, sosyal medya hesabından hakkında idari soruşturma başlatıldığını duyurdu. </span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/dr-emrullah-akyuz-agri-halki-kimsesiz-degildir-dedi-gorevden-uzaklastirildi-0-PT6USIuz.jpeg"/></p>
<p><em>İŞTE O PAYLAŞIM !</em></p>
<p><b><strong>Emrullah Akyüz, “Perinatoloji uzmanı hasta bakmıyor, Ağrı halkı kimsesiz değildir” </strong></b></p>
<p><span>Sosyal medyada paylaşımlarıyla dikkat çeken 11 Mart 2026 tarihinde sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı. Op.Dr. Emrullah Akyüz, o paylaşımda şu ifadeleri kullandı, “Bir hastam var 25 hafta, riskli gebe, gebelik zehirlenmesi hayati tehlikesi olan bir hasta. Burada yüksek riskli gebelik uzmanı denilen bir perinatoloji uzmanı var. Hasta hakkında kendisine konsültasyon atıyorum. ‘Ben yarın bakarım, sevk et, beni ne alakadar eder, ben yorulamam, eve geldim’ gibi laflar söylüyor. Ben bir hekimimi hayatta şikayet etmem. Ama bir halkı aleni bir şekilde küçük gören bir zihniyeti ben kesinlikle kabul etmiyorum. Adam Ağrı’nın Diyadin’in köyünden gelen adam yalvarıyor, ‘Benim eşim riskli gebe ne olur bakar mısınız’ diyor.  Adam bakmıyor ya , bir tane hastaya bakmıyor. Her gün sıkıntı, her gün kavga dövüş. Ağrı halkı kimsesiz değildir, sahipsiz değildir. Erzurum’a sevk ettim hastaya çok şükür. Hastanın bir çok sıkıntısı var. Bu halk yalnız olmaması lazım” dedi. Dr. Akyüz, bir kaç gün sonra görevinden uzaklaştırıldığını, hakkında idari soruşturma başlatıldığını açıkladı. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-emrullah-akyuz-agri-halki-kimsesiz-degildir-dedi-gorevden-uzaklastirildi-622025">Dr. Emrullah Akyüz, “Ağrı halkı kimsesiz değildir” dedi, görevden uzaklaştırıldı !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Umudun adı SMA hastası Rüzgar ! Tanju Özcan da destek vermişti </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/umudun-adi-sma-hastasi-ruzgar-tanju-ozcan-da-destek-vermisti-622021</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 22:32:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[adı]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[özcan]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgar]]></category>
		<category><![CDATA[sma]]></category>
		<category><![CDATA[tanju]]></category>
		<category><![CDATA[umudun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622021</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tanju Özcan da destek vermişti. Ailesi ile Bolu’da yaşayan SMA TİP-2 hastası Rüzgar Göktaş’ın yurt dışı tedavisi için ihtiyaç olan 82 milyon lira toplandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/umudun-adi-sma-hastasi-ruzgar-tanju-ozcan-da-destek-vermisti-622021">Umudun adı SMA hastası Rüzgar ! Tanju Özcan da destek vermişti </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Ailesi ile Bolu’da yaşayan SMA TİP-2 hastası Rüzgar Göktaş’ın yurt dışı tedavisi için ihtiyaç olan 82 milyon lira toplandı. Bağış kampanyasında emeği olan Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan da paylaşımında, “Sen artık umudun adı oldun” dedi. </span></p>
<p><span>Bolu Valiliğinin onayı ile Bolu ve tüm Türkiye 5 aylık Rüzgar için seferber oldu. Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan da Rüzgar Bebek ve annesini makamında kabul edip, tüm Türkiye’ye ‘Rüzgar’a destek olun” çağrısında bulunmuştu. Kısa bir sürede Rüzgar’ın tedavisi için gerekli para toplandı. Rüzgar’ın gen tedavisi için Dubai’ye gideceği ifade edildi. </span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/umudun-adi-sma-hastasi-ruzgar-tanju-ozcan-da-destek-vermisti-0-vLzEFvGc.jpeg"/></p>
<p><b><strong>Tanju Özcan, “Sen artık umudun adı oldun” </strong></b></p>
<p><span>Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, X hesabından şu mesajı paylaştı, “</span><span>Aldığımız en güzel haber…Gözümüz aydın. Rüzgar… Sen artık umudun adı oldun. Hayata tutunmana vesile olan, emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum. İyi ki varsın küçük adam. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/umudun-adi-sma-hastasi-ruzgar-tanju-ozcan-da-destek-vermisti-622021">Umudun adı SMA hastası Rüzgar ! Tanju Özcan da destek vermişti </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;den &#8220;bayramda porsiyon kontrolü&#8221; uyarısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-bayramda-porsiyon-kontrolu-uyarisi-621895</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 07:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[bayramda]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[erdem]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[ogün]]></category>
		<category><![CDATA[porsiyon]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621895</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Anne Şehir Merkezi Diyetisyeni Nefise Erdem, Ramazan Bayramı öncesinde sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda önemli tavsiyelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-bayramda-porsiyon-kontrolu-uyarisi-621895">Büyükşehir&#8217;den &#8220;bayramda porsiyon kontrolü&#8221; uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Anne Şehir Merkezi Diyetisyeni Nefise Erdem, Ramazan Bayramı öncesinde sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda önemli tavsiyelerde bulundu. Erdem, “Ramazan Bayramı’nda artan tatlı ve hamur işi tüketimine dikkat etmeliyiz. İkram porsiyonlarını mümkün olduğunca küçük tutmalıyız” dedi.</p>
<p><b>“BESLENME DÜZENİNDE ANİ DEĞİŞİKLİĞE DİKKAT”</b></p>
<p>Ramazan Bayramı’nda beslenme düzeninde ani değişikliklerin sindirim sistemini zorlayabileceğine dikkat çeken Büyükşehir Belediyesi Diyetisyeni Nefise Erdem, Ramazan boyunca azalan öğün sayısını bir anda artırmamak gerektiğini belirtti. Erdem, “Güne hafif ve dengeli bir kahvaltıyla başlamanın sindirim sistemine yardımcı olacaktır. Uzun süreli açlık sonrası metabolizmayı yormamamız gerekiyor. Öğünlerimizde ise kızartmalar yerine haşlama ve fırın yemeklerini tercih etmeliyiz. Öğünlerimizde ayrıca dengeli ve yeterli olacak şekilde taze sebze, meyve, sağlıklı yağlara, kaliteli proteinlere yer vermeliyiz” dedi.</p>
<p><b>“İKRAM PORSİYONLARINI KÜÇÜK TUTMALIYIZ”</b></p>
<p>Sahur alışkanlığının gece yeme alışkanlığına dönüşmemesi gerektiğini belirten Erdem, “Vücudumuz sahurdan dolayı bir alışkanlık kazanabilir. Bu alışkanlığımız gece yeme alışkanlığına dönüşmemeli. Uyumadan en az 3-4 saat önce besin alımını sınırlandırmalıyız. Bayramda ayrıca artan tatlı ve hamur işi tüketimine dikkat etmeliyiz. İkram porsiyonlarını mümkün olduğunca küçük tutmalıyız” açıklamasında bulundu.</p>
<p><b>“GÜNDE 2-3 LİTRE SU TÜKETİLMELİ”</b></p>
<p>Ramazan boyunca değişen öğün saatlerinin bayramla birlikte normale dönmesi gerektiğini belirten Erdem, “Kahvaltı atlanmamalı, gün içinde 3 ana öğün ve ara öğünler tercih edilmelidir. Ramazan sonrası vücudun yeniden su dengesini sağlaması için günlük en az 2- 3 litre su içilmesi gerekiyor. Bunun yanında bayram ziyaretleri sırasında kısa yürüyüşler yapmak, sindirimi destekler ve kilo kontrolüne yardımcı olur. Kan şekerimizi hızlı yükselten gazlı içeceklerden uzak durmalıyız” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-bayramda-porsiyon-kontrolu-uyarisi-621895">Büyükşehir&#8217;den &#8220;bayramda porsiyon kontrolü&#8221; uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Op. Dr. Devseren: Toplumun yüzde 40’ı baş ağrısı sorunu yaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/op-dr-devseren-toplumun-yuzde-40i-bas-agrisi-sorunu-yasiyor-621892</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 07:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[40]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[devseren]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[op]]></category>
		<category><![CDATA[toplumun]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621892</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baş ağrısı sorunu. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. Nimet Özalp Devseren, toplumda en çok yaygın olan baş ağrısı tipleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/op-dr-devseren-toplumun-yuzde-40i-bas-agrisi-sorunu-yasiyor-621892">Op. Dr. Devseren: Toplumun yüzde 40’ı baş ağrısı sorunu yaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baş ağrısı sorunu. <span>Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. Nimet Özalp Devseren, toplumda en çok yaygın olan baş ağrısı tipleri hakkında bilgi verdi. </span></p>
<p><span>Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli Devseren, “Baş ağrıları toplumda son derece yaygın bir problemdir. Dünya Sağlık Örgütüne göre toplumun yüzde 40’ı baş ağrısı sorunlarıyla uğraşıyor. Yaygın olmakla birlikte her başağrısı tipi aynı değildir. En sık görülen baş ağrısı problemlerini  ‘migren’ , ‘gerilim tipi baş ağrısı’ , ‘sinüs hastalıklarına bağlı baş ağrıları’ olarak sayabiliriz” dedi. </span></p>
<p><b><b>“7-10 Gün Arası Baş Ağrısı Çekiyorsanız Doktora Başvurun”</b></b></p>
<p><span>Op. Dr. Devseren, baş ağrısı rahatsızlığı çekenlerin özellikle 7 ila 10 gündür baş ağrısı çekiyorlarsa bir doktora başvurmaları gerektiği uyarısında bulundu. Ağrı tipleri ve belirtileri hakkında bilgi veren KBB Uzmanı Devseren şunları söyledi: “Migrendeki ağrı keskin zonklayıcı ve genellikle kafanın tek tarafını tutan ağrı ile karakterizedir. Baş ağrısı ile birlikte mide bulantısı, sürekli yorgunluk hissi, dengesizlik hissi, bulanık görme gibi semptomlar eşlik edebilir. Migren nörolojik bir altyapıya sahip, hatta genetik geçiş gösteren bir hastalıktır.” </span><span>Bir diğer baş ağrı tipinin gerilim tipi baş ağrıları olduğunu belirten Devseren, “Gün içinde tükettiğimiz yiyecek, içecek ile, rakım değişikliği ve stresten tetiklenebilen bir ağrı tipidir. Daha donuk, daha sızlayıcı, şakakları mengene ile sıkıyormuşsun gibi bir ağrı ile karaterizedir. Migren ile gerilim tipi, sinüs tipi baş ağrısının belirtileri birbirlerine benzeyebilir. Sinüs kaynaklı baş ağrıları öncesinde nezle, grip gibi viral bir hava yolu enfeksiyonu geçirilmiş oluyor.” şeklinde konuştu. </span></p>
<p><b><b>Baş Ağrısı Semptomları ve Tedavisi</b></b></p>
<p><span>“Ön yüzde bir dolgunluk, basınç hissi, öne eğilmekle ve yatmakla daha çok şiddetlenen bir baş ağrısı olur” vurgusunda bulunan Op. Dr. Nimet Devseren, “Bu baş ağrısı ile birlikte sinüs hastalıklarında çoğunlukla burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı, öksürük, koku alamama gibi semptomlar eşlik edebilir. KBB muayenesi, endoskopik bakılarla, sinüs tomografisi çekilerek ağrıda ayırıcı tanıya gidilebilir. Enfeksiyona bağlı olabilir, alerjik burun etlerine bağlı sinüsler havalanmıyor ve bası altında kalmış olabilir. Sinüslerin içinde mukus ve retansiyon kisti olacak denilen yer kaplayıcı ekstra lezyonlara bağlı sinüs problemi olabilir. Bu problemlerin bazıları ilaçla, bazıları ise cerrahi müdahale ile tedavi edilebilir.” açıklaması yaptı. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/op-dr-devseren-toplumun-yuzde-40i-bas-agrisi-sorunu-yasiyor-621892">Op. Dr. Devseren: Toplumun yüzde 40’ı baş ağrısı sorunu yaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yanlış Uyku Pozisyonu Ağrılara Neden Olabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yanlis-uyku-pozisyonu-agrilara-neden-olabiliyor-621888</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 19:02:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılara]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[pozisyonu]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621888</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Ahmet İnanır konu hakkında önemli bilgiler verdi.   </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yanlis-uyku-pozisyonu-agrilara-neden-olabiliyor-621888">Yanlış Uyku Pozisyonu Ağrılara Neden Olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Ahmet İnanır konu hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p>Omurga sağlığını etkileyen pek çok faktör vardır. Bu faktörlerden biri de uyku pozisyonlarıdır. Yanlış uyku pozisyonları vücutta ağrılara neden olabileceği için kişinin hayat kalitesini olumsuz yönde etkiler ve bir süre sonra hareket kısıtlamalarına neden olabilir.</p>
<p>Sabah kalkığınızda beliniz, sırtınız veya boynunuz ağrıyorsa yanlış pozisyonda uyuyor olabilirsiniz. Ağrılara veya bozukluklara çözüm bulabilmek adına öncelikle bilinçli olmak gerekir. Unutmayalım ki yanlış yatış-uyku pozisyonu fıtıklara  hatta kireçlenmelere bile neden olabilmektedir.  Bel ağrısı uyku kalitesini bozabildiği gibi yanlış yatış pozisyonu da bel veya boyun ağrısına hatta fıtıklara neden olabilmektedir. Bazı yatış pozisyonlarında omurganın doğal kavisleri zorlanabilir veya aşırı ve uzun süreli bası-basınç altında kalabilir. Aynı zamanda obezite gibi nedenler, uyku apnesi yaşanması sonucu çeşitli ağrılara ve  yorgunluğa neden olabilmektedir.</p>
<p><b><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/yanlis-uyku-pozisyonu-agrilara-neden-olabiliyor-0-AukpsKnr.jpeg"/></b></p>
<p><b><strong>Yanlış uyku pozisyonları omurgayı nasıl etkiliyor ?</strong></b></p>
<p>Omuz, bel ve boyun bölgelerinde ağrı şikayeti olan bireyler için ise yüzüstü uyku pozisyonu önerilmemektedir. Bel fıtığı olanlar için en iyi uyku pozisyonunun, yan yatış pozisyonu olduğu saptanmıştır. Yan yatış pozisyonunda bacaklar arasına yastık yerleştirilmelidir. Boyun fıtığı olanların ise sırt üstü ve boyun kavsini destekleyici bir yastık kullanarak yatmaları ideal olanıdır.  İdeal bir yatak vücudun gömülmesini engelleyecek sertlikte, vücut hatlarını koruyacak kadar yumuşak olmalı yani doğal eğriliklerin korunmasını sağlayan, eğriliklerin artma ve azalmasına yol açmayan şekilde tasarlanması gerekir. İnsanlar günün önemli bir bölümünü yatakta istirahat ederek yani uyuyarak geçirmektedir. Burada amaç diskler, tendonlar, kaslar ve eklemlerin  basıncın kötü etkisinden kurtarılması, rahatlaması adeta nefes almasıdır ki, ertesi gün yeni bir strese ve yüklenmeye hazır hale gelebilsin.  İdeal yatak, vücut yapısına uygun olmalı ve denenerek alınmalıdır;  vücut yatak içinde rahatsız olmamalı, zorlanmamalı, yatağa gömülmemelidir.  Hem çok sert yataklar hem de çok yumuşak yataklar omurlarımızı bir arada tutan ve destekleyen bağlar, eklemler, kaslar, diskin anulus dediğimiz kapsülü aşırı derecede gerilir ve bu da her gece tekrarlayarak başımıza istemediğimiz sorunlar açabilmektedir. Her hasta için tek bir yatak tipi doğru değildir; kişiye, kiloya, rahatsızlığa özel yatak seçilmesi gerekir. Bir süre kullanıldıktan sonra yataklar devamlı yatılan taraf deforme olmakta, çukurlaşmakta olup diğer tarafı değiştirilerek kullanılmalı veya değiştirilmelidir.</p>
<p><b><strong>Doğru uyku pozisyonları nelerdir ?</strong></b></p>
<p>İdeal yatış pozisyonu, sırtüstü veya sağa-sola yan yatmaktır. Yan pozisyonda hastanın iki bacağı arasına koyacağı yastık omurga açısından yararlıdır. Yan yatışta dizler arasına destek konularak ve dizlerin bükülerek yatılması önerilirken bu yatış pozisyonunun da uyluk arkasındaki kasların kısalmasına neden olabileceği göz önünde tutulmalıdır. Bu kısalma gün içinde dik duruşu bozarak bel ağrısına neden olabilir. Bu  nedenle dizlerin bükülerek yatılması durumu mecburi durumlarda ve kısa süreli olmalıdır. Ayrıca Romatoid Artrit hastaları için dizlerin bükülerek yatılması önerilmemektedir.</p>
<p><b><strong>Yanlış uyku pozisyonları nelerdir ?</strong></b></p>
<p>Bel kavsinin aşırı derecede artmasına, faset eklemlerin zorlanmasına ve bel ve boyun ağrı veya fıtıklarına yol açması nedeniyle yüzüstü yatmak kesinlikle önerilmemektedir. Ancak yüzüstü pozisyonu Ankilozan Spondilit hastaları için tavsiye edilmektedir. Ayrıca seyahatlerde dikkatsiz uyunması da özellikle boyun ağrılarına neden olmakta olup uzun seyahat araçlarının yeniden dizayn edilmesi önem arzetmektedir. Uzun seyahatlerde seyahat yastığı kullanılmalıdır. Yüksek yastık kullanılarak yatmak özellikle boyun ağrılarına açıkça neden olmaktadır. Diğer hastalıklar açısından yüksek yastık ile yatması gereken hastalar ikinci bir ortopedik yastık ile boyun kavsini desteklemelidir.</p>
<p><strong>Yatışa geçiş nasıl olmalı ? Nasıl kalkılmalıdır ?</strong></p>
<p>Doç.Dr.Ahmet İnanır ,”Bel ağrına olmamak için yatarken yatağa önce oturulmalı ve yan yatılmalıdır. Şayet sırt üstü yatmak düşünülüyorsa önce yatağa oturulup yan yatılmalı ve sırt üstü dönülmelidir. Sabahleyin sırt üstü uyanılmış ise önce yana dönülmeli sonra bacaklarını aşağıya sarkıtırken kol ve dirsekten destek alarak omurga doğrultulmalıdır.”dedi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yanlis-uyku-pozisyonu-agrilara-neden-olabiliyor-621888">Yanlış Uyku Pozisyonu Ağrılara Neden Olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hangi sendika memura bavul dağıttı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hangi-sendika-memura-bavul-dagitti-621829</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 11:33:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bavul]]></category>
		<category><![CDATA[dağıttı]]></category>
		<category><![CDATA[memura]]></category>
		<category><![CDATA[sendika]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621829</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sendikalar arasında bavul tartışması başladı. Demokratik Sağlık Sen Genel Başkanı Togan Demircan, memur bayrama maddi sıkıntılar içinden girerken Memur-Sen Konfederasyonu'na bağlı bazı sendikaların üyelerine içi boş (!) bavul dağıttığını söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hangi-sendika-memura-bavul-dagitti-621829">Hangi sendika memura bavul dağıttı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Demokratik Sağlık Sen Genel Başkanı Togan Demircan, memurun, kamu görevlilerinin yoksuzluk ve açlık sınırı altında yaşama mahkum edilemeyeceğini söyledi.</p>
<p><b>Memurun yetki verdiği sendikalar ancak kendilerini parlatıyor!</b></p>
<p>Memur maaş zamlarını, Tüik’in düzmece enflasyon oranlarını eleştirmekten usandık. Ocak, şubat iki ayda memur zammının yarısından fazlası eridi.  Muhatapların beyanlarına bakıyorsunuz “iyi olacak, daha iyi olacak, büyüdük, büyüyoruz” gibi. Memurun yetkiyi verdiği sendikalara bakıyoruz tek bir talep, tek bir eylem planı, dile getirdikleri tek bir ara zam oranı yok. Aziz mübarek ramazan ayını en yetkin siyasilerle iftar sofralarında geçirdiler, resim kareleri havalarda uçuştu, o genel müdür senin bu bakan yardımcısı benim, kongre davetleri için bakan ziyaretleri falan filan. Falan filan çünkü bu dost meclislerinin memur için bir önemi yok, ancak kendilerini parlatıyor “başkan falanca genel müdüre, filanca bakana gitmiş” algısı yaratmaya çalışıyorlar. Diyoruz ki “beyler madem siyasilerle yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmiyor, o zaman memurun bu içler acısına bir çare bulun.?”</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/hangi-sendika-memura-bavul-dagitti-0-XPwQjvlz.jpeg"/> <img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/hangi-sendika-memura-bavul-dagitti-1-2lZyXtx3.jpeg"/></p>
<p><b>Sendika başkanları ikramiye almıştır, bayramlık alışverişini tamamlamıştır!</b></p>
<p>Bayrama bir gün kaldı… bu sendikaların emin olun başkanları ikramiye almıştır, ofis çalışanları ikramiye almıştır. Peki ya memur, memur ne zaman ikramiye alacak? Siz bayramda çocuklarınızdan kaçmayacaksınız, torunlarınızdan kaçmayacaksınız, eşleriniz yorulmasın diye ev baklavası açtırmayacak en lüks pastanelerden çeşit çeşit pasta, börek,baklava siparişlerinizi vereceksiniz, kim bilir siz bayramı hangi yedi yıldızlı otelde geçireceksiniz… ev halkı tepeden tırnağa bayramlık kıyafet alışverişini de tamamlamıştır, değil mi? Tüm bunlar olurken memur on beş mart’ta maaşlarını aldı, alığı gün faiz borçlarını ödeyebildiyse ödedi, kalanı ile eksi bakiyeden kira, elektrik, su, doğal gaz gibi faturalarını ödedi, tek ümit kaldı geriye bayram öncesi hesabına geçmesini beklediği teşvik ve nöbet ücreti, geçmezse yandı, ne yapacak?</p>
<p><b>“Sözde memuru temsil eden sendika ne yapıyor, bavul dağıtıyor”</b></p>
<p>Teşvik demişken iki türden ödeme bu, birisi temel ek ödeme diğeri teşvik ek ödeme, beyaz reform ürünü. Hatırlıyor musunuz beyaz reformu? Fahrettin Koca’nın yere göğe sığdıramadığı “beyaz reformu.” Birisi ile diğerinin arasında en az kırk kat fark olan temel ek ödeme ve birisi ile diğerinin arasında nerdeyse yüz kat fark olan teşvik ek ödeme. Biz performans sistemi kaldırılsın derken ortaya reform adı altında sisteme entegre edilen bir garabet, yaptı ve gitti sanki yanına kar kalmış gibi kimse de sanırım hatırı kalır diye masaya yatırmıyor bu sistemi, “bu nedir” demiyor. Sayın eski bakan unutmuştur bile yaptığı reformu. Acaba kendi özel hastanesinde de uyguluyor mu bu sistemi? Yardımcı hizmetler sınıfındaki bir arkadaş bin lira temel ek ödeme alıyor. Ne ayakkabı alabilir, ne gömlek, ne pantolon, ne ceket, taksiye binemez taksiye. Peki ya teşvik kaç lira alıyor o da bin beş yüz lira ben yazarken utanıyorum ailesi ile yemek yiyemez. Sözde memuru temsil eden sendika ne yapıyor? Az önce özetledik, başka? Bavul dağıtıyor bildiğiniz bavul. Memur tatile gidemiyor, memleketine gidemiyor onlar bavul dağıtıyor, dalga geçiyorlar resmen insanlarla. Ne koyacak bavula? Bölük bölük olmuş kredilerini, kredi kartı borçlarını, kredili mevduat hesabı borçlarını, her ay ödediği faiz giderlerini ya da hiç olmadı hayallerini koyar değil mi? Gelir vergisi kesintisi yapılmasına rağmen emekliliğe yansıtılmayan bu performans ve bağlantılı ödemeler kaldırılmalıdır, herkes kaç lira aylık alacağını bilmelidir.  Ve almış olduğu aylık emekliliğe yansıtılmalıdır. Hekimi hekimden, hemşireyi hemşireden, teknisyeni teknisyenden, memuru memurdan ayrıştıran beyaz reform kaldırılmalıdır. Hangi bakanlık işlerini yaptıkları için ayrıca teşvik ödemesi yapıyor, sağlık bakanlığı neyi teşvik ediyor? Milyonlarca liralık satın alma yapan memurun çalıştığı kuruma katkısının karşılığı bin lira mı? Ya da aynı klinikte yandal eğitimi yapan asistanın profesörden fazla teşvik alması ne kadar etik? Kamu görevlileri yoksul olamaz, yoksulluk ve açlık sınırı arasında yaşamaya mahkûm edilemez, memurun itibarı liyakatsiz sendika temsilcileri tarafından iki paralık edilemez” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hangi-sendika-memura-bavul-dagitti-621829">Hangi sendika memura bavul dağıttı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Mutlu bir ağız, mutlu bir hayat&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mutlu-bir-agiz-mutlu-bir-hayat-621802</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 10:44:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621802</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen ile Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, Dünya Diş Hekimleri Birliği tarafından bu yıl ki teması ‘Mutlu bir ağız, mutlu bir hayat’ olarak belirlenen 20 Mart Dünya Ağız Sağlığı Günü kapsamında, tüm yaşam boyunca korunması gereken alışkanlıklar ve farklı yaş dönemlerine göre dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mutlu-bir-agiz-mutlu-bir-hayat-621802">&#8216;Mutlu bir ağız, mutlu bir hayat&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen ile Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, Dünya Diş Hekimleri Birliği tarafından bu yıl ki teması ‘Mutlu bir ağız, mutlu bir hayat’ olarak belirlenen 20 Mart Dünya Ağız Sağlığı Günü kapsamında, tüm yaşam boyunca korunması gereken alışkanlıklar ve farklı yaş dönemlerine göre dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Süt dişleri, kalıcı dişler ve gelişim için önemli! </strong></p>
<p>Süt dişlerinin sağlığı neden önemli olduğu konusuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Süt dişleri 6. aydan başlayarak 12 yaşa kadar ağızda kalır.” dedi. </p>
<p>Bu uzun zaman aralığında süt dişlerinin pek çok farklı konuda bireye hizmet ettiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Gıdaların çiğnenmesini sağlayarak çocuğun beslenmesini ve büyümesini destekler. Kalıcı dişler için yer tutar, onların doğru pozisyonda çıkmasını sağlar. Konuşma gelişimini destekler, seslerin doğru telaffuzuna yardımcı olur. Çene kemiklerinin ve dental arkın gelişimini stimüle eder. Estetik görünüm ve çocuğun özgüvenini olumlu etkiler. Süt dişlerinin erken kaybı komşu dişlerin devrilmesine dolayısıyla alttaki daimi dişin yerinde sürememesine veya yanlış pozisyonda sürmesine neden olabilir.” açıklamasını yaptı. </p>
<p><strong>Karyojenik gıdalar, erken yaşta sınırlanmalı!</strong></p>
<p>Doğru beslenmenin küçük yaşta kazandırılmasının önemine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Karyojenik gıda tanımı iyi öğrenilmeli. Karyojenik gıda; diş çürüğüne yol açabilen yiyecek ve içeceklerin tamamını ifade eder.” dedi.</p>
<p>Diş çürüğüne yalnızca şekerli gıdaların neden olmadığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Kraker, cips, beyaz ekmek veya tuzlu kurabiye gibi nişastalı ve ağızda kolay yapışan gıdalar da dişler üzerinde uzun süre kalarak çürük oluşumuna katkıda bulunabilir. Bu nedenle ara öğünlerde tüketilen bu tür yiyeceklerin sıklığını azaltmak önemlidir. Bunun yerine elma, havuç gibi lifli gıdalar tercih edilmesi hem ağız temizliğine yardımcı olur hem de dişlerin daha sağlıklı kalmasına katkı sağlar. Çocuğumuzu alıkoyamıyorsak da tükürük akışının yoğun olduğu ana öğünlerden sonra vermeli, gün içinde karyojenik gıdalarla sık sık atıştırmasına izin vermemeli böylece maruziyet sıklığını azaltmalıyız.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ergenlik döneminde hormonal değişimler, diş ve diş eti sağlığını olumsuz etkiliyor!</strong></p>
<p>Ergenlik döneminde hormonal değişimler, özellikle östrojen, progesteron ve testosteron seviyelerindeki artışın, diş ve diş eti sağlığını olumsuz etkilediğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bu değişiklikler diş etlerini daha hassas hale getirerek iltihaplanma riskini artırır. Hormonlar diş etlerindeki kan akışını artırır, bu da plak ve bakterilere karşı anormal reaksiyonlara yol açar. Diş etleri şişer, kızarır, parlaklaşır ve kolay kanar; ‘ergenlik gingiviti’ olarak bilinen bu durum yaygındır. Ergenlik döneminde tükürük akışı azalarak çürük riskini yükseltir ve plak birikimini kolaylaştırır. Düzenli fırçalama, diş ipi kullanımı ve profesyonel kontrollerle etkiler minimize edilebilir. Hormonal dalgalanmalar sırasında ağız hijyeni kritik önem taşır.”</p>
<p><strong>Diş ve çene bozuklukları erken düzeltilmeli! </strong></p>
<p>Diş teli ve diğer ortodontik tedavilerin zamanında uygulanması gerektiğini de hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Çocukluk döneminde ortaya çıkabilecek çene ve diş gelişim bozukluklarının erken dönemde fark edilip düzeltilmesi açısından önem taşır. Ağız solunumu, uzun süre emzik kullanımı veya parmak emme gibi alışkanlıklar dişlerin dizilişini ve çene gelişimini olumsuz etkileyerek çapraşıklıklara yol açabilir. Ayrıca süt dişlerinin erken kaybı sonucunda oluşan dişsiz boşluklar da dişlerin yer değiştirmesine ve ark yapısının bozulmasına neden olabilir. Bu nedenle bu tür durumlarda erken dönemde uygulanan koruyucu veya önleyici ortodontik tedaviler büyük önem taşır.”</p>
<p><strong>İhmal edilen ağız bakımı, yetişkinlikte de diş sorunlarına yol açar!</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz ise yetişkinlik döneminde ağız bakımının ihmal edilmesinin, düzensiz diş hekimi kontrollerinin ve bazı sistemik faktörlerin çeşitli diş ve diş eti problemlerinin ortaya çıkmasına neden olabileceğine dikkat çekti. </p>
<p>Yetişkinlerde en sık karşılaşılan diş sorunlarını açıklayan Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, “Diş çürükleri, diş eti hastalıkları, diş eti çekilmesi, diş hassasiyeti, diş aşınmaları ve ağız kokusu (halitozis) sıklıkla karşılaşılan sorunlar arasında. Ağız ve diş sağlığımızı korumak için, dişler günde en az iki kez doğru teknikle fırçalanmalı, diş ipi veya ara yüz temizleyicileri düzenli kullanılmalı, şekerli ve asitli gıdaların tüketimi sınırlandırılmalı, en az 6 ayda bir diş hekimi kontrolü yapılmalıdır.” dedi.</p>
<p><strong>Ağız sağlığı, bakım kadar hormon, stres ve beslenmeyle de ilgili!</strong></p>
<p>Ağız ve diş sağlığının, yalnızca ağız bakım alışkanlıklarıyla değil; hormonal değişimler, psikolojik durum ve beslenme düzeni gibi birçok faktörle yakından ilişkili olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, şunları söyledi:</p>
<p>“Özellikle hamilelik dönemi, yoğun stres ve dengesiz beslenme alışkanlıkları ağız sağlığını doğrudan etkileyebilen önemli etkenler arasında yer alır.</p>
<p>Hamilelik döneminde vücutta meydana gelen hormonal değişiklikler diş eti dokularını daha hassas hale getirebilir. Mide bulantısı ve kusma gibi durumlar da ağız içi asit seviyesini artırarak diş minesinde aşınmaya neden olabilir. </p>
<p>Yoğun stres, ağız ve diş sağlığını hem doğrudan hem de dolaylı olarak etkileyebilir. Stres altında bazı bireylerde diş sıkma ve gıcırdatma (bruksizm) alışkanlığı gelişebilir. Bu durum dişlerde aşınmaya, çene ekleminde ağrıya ve baş ağrılarına yol açabilir. Ayrıca stres, bağışıklık sistemini zayıflatarak diş eti hastalıklarına yatkınlığı artırabilir. Stresli dönemlerde ağız bakımının ihmal edilmesi ve düzensiz beslenme alışkanlıkları da ağız sağlığını olumsuz etkileyen faktörler arasında yer alır.</p>
<p>Beslenme düzeni ağız ve diş sağlığının korunmasında önemli bir rol oynar. Özellikle şekerli ve rafine karbonhidrat içeren gıdaların sık tüketilmesi, ağız içindeki bakterilerin asit üretimini artırarak diş çürüğü oluşumuna zemin hazırlar. Buna karşılık; kalsiyum, fosfor ve vitamin açısından zengin besinler diş ve kemik dokusunun sağlığını destekler. Süt ve süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler, balık ve kuruyemişler diş sağlığı açısından faydalı besinler arasında yer alır. Ayrıca yeterli su tüketimi ağız içi temizliğin desteklenmesine ve tükürük üretiminin artmasına yardımcı olur.”</p>
<p><strong>Ağız ve diş sağlığının korunması, yaşamın her döneminde büyük önem taşır!</strong></p>
<p>Yaşlanma sürecinin, vücudun birçok sisteminde olduğu gibi ağız ve diş sağlığında da çeşitli değişikliklere neden olabileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “İleri yaşlarda diş kaybı, ağız kuruluğu ve protez kullanımı daha sık görülür. Bunun temel nedeni, yıllar içinde biriken ağız sağlığı problemleri, sistemik hastalıklar ve kullanılan ilaçların ağız dokuları üzerindeki etkileridir.” dedi.</p>
<p>Yaşlılık döneminde ağız sağlığını korumak için önerilerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, “Ağız ve diş sağlığının korunması, yaşamın her döneminde olduğu gibi özel fizyolojik veya yaşam tarzı değişikliklerinin yaşandığı dönemlerde de büyük önem taşır. Bu süreçte ağız bakımına özen göstermek, olası diş ve diş eti problemlerinin önlenmesine yardımcı olur. Ağız sağlığını korumak için; dişler günde en az iki kez, uygun teknikle ve florür içeren diş macunu kullanılarak fırçalanmalıdır. Diş fırçasının ulaşamadığı bölgelerde biriken plak ve gıda artıklarının uzaklaştırılması için diş ipi veya ara yüz fırçaları kullanılmalı. Şekerli ve asitli gıdaların sık tüketiminden kaçınılmalı. Su tüketimi ağız içinin nemli kalmasına yardımcı olur ve bakterilerin oluşturduğu asitlerin etkisini azaltır. Olası diş ve diş eti hastalıklarının erken dönemde tespit edilebilmesi için düzenli diş hekimi kontrolleri ihmal edilmemeli.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Doğal dişler ile protez ihtiyacı arasında denge önemli!</strong></p>
<p>Ağız ve diş sağlığında temel amacın, mümkün olduğunca doğal dişlerin korunması ve ağız fonksiyonlarının sürdürülebilir şekilde devam ettirilmesi olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz “Ancak çeşitli nedenlerle diş kaybı meydana geldiğinde, çiğneme fonksiyonunun ve estetiğin yeniden sağlanabilmesi için diş protezleri önemli bir tedavi seçeneği olarak karşımıza çıkar.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle tedavi planlamasında doğal dişlerin korunması ile protez kullanımının gerekliliği arasında doğru bir denge kurulmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, “Protez tedavileri; hareketli protezler, sabit köprü protezleri veya implant destekli protezler şeklinde planlanabilir. Tedavi seçeneği belirlenirken hastanın ağız içi durumu, kemik yapısı, mevcut dişlerin sağlığı ve genel sağlık durumu dikkate alınır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Ağız sağlığına gösterilen özen, sağlıklı ve mutlu bir yaşamın anahtarı!</strong></p>
<p>Yaşam boyu ağız sağlığını korumak için temel üç alışkanlığın düzenli ve doğru ağız bakımı, dengeli ve sağlıklı beslenme ile düzenli diş hekimi kontrolleri olduğunu yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu yıl için belirlenen ‘mutlu bir ağız, mutlu bir hayat’ teması; ağız ve diş sağlığının yalnızca estetik bir gülüşten ibaret olmadığını, genel sağlığın önemli bir parçası olduğunu vurgular. Sağlıklı dişler ve diş etleri, doğru beslenme, rahat konuşma ve güçlü bir yaşam kalitesi için temel bir rol oynar. Düzenli ağız bakımı ve diş hekimi kontrolleri sayesinde yalnızca ağız hastalıkları değil, genel sağlık üzerinde de olumlu bir etki sağlanabilir. Bu nedenle ağız sağlığına gösterilen özen, daha sağlıklı, konforlu ve mutlu bir yaşamın önemli bir adımıdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mutlu-bir-agiz-mutlu-bir-hayat-621802">&#8216;Mutlu bir ağız, mutlu bir hayat&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mutluluğu kovalamak boşa çıkıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mutlulugu-kovalamak-bosa-cikiyor-621775</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 10:28:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Şey]]></category>
		<category><![CDATA[boşa]]></category>
		<category><![CDATA[çıkıyor]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kovalamak]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[Tatmin]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621775</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, 20 Mart Dünya Mutluluk Günü kapsamında mutluluğun aslında ne demek olduğu, kısa vadeli hazlar yerine uzun vadeli tatminin önemi ve kalıcı huzura giden yollar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mutlulugu-kovalamak-bosa-cikiyor-621775">Mutluluğu kovalamak boşa çıkıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, 20 Mart Dünya Mutluluk Günü kapsamında mutluluğun aslında ne demek olduğu, kısa vadeli hazlar yerine uzun vadeli tatminin önemi ve kalıcı huzura giden yollar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Mutluluk, herkes için farklı anlam taşıyor!</strong></p>
<p>Sanılanın aksine mutluluğun, sürekli yüzde kocaman bir gülümsemeyle etrafa neşe saçmak ya da hiç dert sahibi olmamak gibi bir şey olmadığını ifade eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Buna ‘öznel iyi oluş’ demek uygun bir kullanım olabilir. Yani bir insanın hayatının genel olarak ne kadar tatmin edici ve olumlu duygularını, olumsuz duygularına kıyasla ne kadar sık yaşadığıyla ilgili bir durum.” dedi.</p>
<p>İnsanların mutluluğu bambaşka şekillerde yaşamasının sebebinin oldukça insani olan farklı gerekçelere bağlı olduğunu aktaran Beyaz, “Hepimizin parmak izi gibi eşsiz olabilecek bir geçmişi, farklı değer yargıları, genetik yatkınlıkları, kişilikleri ve de yaşanmışlıkları var. Çocukluğunda çok fazla karmaşa yaşamış biri için, sadece sıcak bir evde sessizce kitap okumak güvende hissettirir ve bu onun için oldukça tatmin edici bir mutluluktur. Bir başkası içinse mutluluk sürekli yeni yerler keşfetmek, sınırları zorlamak olarak karşımıza çıkabilir. Yani belirtmeye çalıştığım; farklılıklarımız mutluluğun bizim için ne anlama geldiğini baştan aşağı değiştirebiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mutsuzluğun en büyük nedenlerinden biri kıyaslama davranışı! </strong></p>
<p>Modern yaşamda mutluluğu etkileyen faktörlere değinen<strong> </strong>Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Mutsuzluğun günümüzde bir salgın gibi yayılmasına neden olabilecek bazı etkenler var. Mutsuzluğun en büyük nedenlerinden biri kıyaslama davranışı. Özellikle de sosyal medya nedeniyle, artık kendimizi sadece yakınlarımızla değil, dünyanın herhangi bir ucundaki insanların hayatlarının sadece ‘en iyi ve filtreli’ anlarıyla kıyaslıyoruz. Bu da insanın içinde sürekli bir eksiklik, geride kalmışlık hissini tetikleyebiliyor. Bir diğer faktör ise modern hayatın baş döndürücü hızı. İstediğimiz bir yemeğe, diziye, alışverişe anında ulaşmaya o kadar alıştık ki, beynimizin haz-mutluluk süreçleri buradan nasibini fazlasıyla alıyor. Emek verip beklemeyi unuttuk. Hal böyle olunca, anında sonuç vermeyen uzun soluklu ilişkilerden ya da yeni bir beceri edinme süreçlerinden çabucak sıkılıp mutsuzluğa sürükleniyoruz.”</p>
<p><strong>Bağ kurma, yetkinlik ve özgürlük, kalıcı mutluluğu oluşturur!</strong></p>
<p>İnsanın içsel olarak gerçekten huzurlu hissedebilmesi için bilimsel araştırmalar ışığında ön plana çıkan bazı noktalar olduğunu kaydeden Beyaz, “Bunları ruhun temel gıdaları gibi düşünebiliriz. İlki sevilmek ve birilerine ait hissetmek, yani samimi ve doğal bağlar kurabilmek. Diğeri, hayatta bir işe yaradığını, bir şeyleri başarabildiğini görmek ki buna da yetkinlik diyoruz. Bunların dışında da kişinin kendi hayatının direksiyonunda olduğunu idrak etmesi, yani dışarıdan ağır bir baskı görmeden kendi seçimlerini yapabilme özgürlüğü denilebilir. Bu temel kavramlar; bağ kurma, yetkinlik ve özgürlük hissi bir arada olduğunda aslında o kalıcı mutluluktan söz edebiliriz.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Mutluluk kovaladıkça kaçıyor!</strong></p>
<p>Mutluluğu sürekli arama veya zorlamanın günümüzün önemli yanılsamalarından biri olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Mutluluğu bir hedefe dönüştürmek son derece yıpratıcıdır. ‘Sürekli mutlu olmalıyım, hiç kötü hissetmemeliyim’ baskısı, psikolojide toksik iyimserlik dediğimiz halin ortaya çıkmasına sebebiyet veriyor.” dedi.</p>
<p>Mutluluğu kovaladıkça kaçtığına işaret eden Beyaz, “Çünkü sürekli ‘Şu an mutlu muyum?’ diye kendimizi yoklamaya çektiğimizde aslında içinde bulunulan anın farkındalığı düşüyor. Dahası üzüntü, öfke ya da hayal kırıklığı gibi son derece insani duyguları baskılamak, onları bir düdüklü tencere içine hapsetmek gibi. İnsan sadece neşeyi değil, acıyı da yaşayabildiği ve hatta kabul edebildiği ölçüde sağlıklıdır.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Geçici hazlar yerine anlamlı amaçlar, kalıcı tatmin sağlar! </strong></p>
<p>İnsanların mutluluğu kısa vadeli hazlar yerine uzun vadeli tatmin ile nasıl ilişkilendirebileceği hakkında önerilerde bulunan Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu dengeyi kurabilmenin yolu beynimizin ödül sistemini anlamaktan geçiyor.” dedi.</p>
<p>Beynimiz dopamin kaynaklı anlık hazları çok sevdiğini dile getiren Beyaz, “Bir dilim pasta yemek veya sosyal medyada beğeni almak o an harika hissettirir ama etkisi saman alevi gibi çabuk söner ve hemen daha fazlasını isteriz. Kalıcı tatminse bu anlık eğlenceden ziyade hayatın anlamının anlaşılabilmesiyle daha ilgilidir. Zorlu bir sınavda başarıya ulaşmak, bir çocuğun yetişmesine katkı sağlamak veya bir dostun acısında ona yardımcı olabilmek o an pek de eğlenceli ya da haz veren bir şey olmayabilir. Hatta can sıkıcı ve yorucu gelecektir. Ama günün sonunda kendimizi kontrol ederken, işe yarar, anlamlı bir şey yaptığımız yönündeki algımız, kalıcı mutluluğun doğrudan kendisidir. Bu vesileyle hayatımızı yalnızca geçici hazlara değil, daha büyük bir amaca adadığımızda o derin, uzun vadeli tatmin duygusuna ulaşıyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Zor zamanlarda mutluluğu kovalamak yerine, tutunacak bir neden bulmak daha işlevsel! </strong></p>
<p>Günlük yaşamda mutluluğu artırmak için uygulanabilecek basit ve doğal çeşitli yollar olduğunu aktaran<strong> </strong>Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Hayat kötü giderken gerçekçi olmayıp, her şey harika demekten bahsetmiyorum; ancak çok kötü bir günün sonunda bile küçük de olsa bir şeye şükredebilmek, beynin sürekli felaket arayan radarını yavaşlatabileceği gibi iyi bir nefes de aldırır.” dedi.</p>
<p>Zihni geçmişin pişmanlıklarından ve geleceğin kaygılarından çekip alarak, anın farkındalığını hissettirecek basit şeylere odaklamanın zihni son derece sakinleştirebileceğine dikkat çeken Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bununla birlikte bolca fiziksel aktivasyon da zihinsel karamsarlığı en hızlı kıran şeylerden biri. Kayıp, hastalık veya büyük krizler gibi zor yaşam koşullarında insanlardan mutlu olmalarını beklemekse pek gerçekçi bir yaklaşım olmaz. O noktada amacımız mutluluk değil, anlam bulmak ve psikolojik dayanıklılık göstermeye niyet ve gayret etmek olmalı. Zor zamanlarda mutluluğun peşinden koşturmaktansa, ayakta tutabilecek, belki de tutunmaya yarayacak bir neden bulmak çok daha işlevseldir. O zorluk bittiğinde zaten gösterilen çaba çoğu kere kalıcı bir huzur olarak geri dönebilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mutlulugu-kovalamak-bosa-cikiyor-621775">Mutluluğu kovalamak boşa çıkıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kartepe&#8217;de Bayramda Sağlıklı Beslenme Önerileri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kartepede-bayramda-saglikli-beslenme-onerileri-621763</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 10:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayramda]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyen]]></category>
		<category><![CDATA[kartepe]]></category>
		<category><![CDATA[önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621763</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kartepe Belediyesi diyetisyeni Rüveyda Özakbulut, Ramazan Bayramı’nda beslenme düzenine dair önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kartepede-bayramda-saglikli-beslenme-onerileri-621763">Kartepe&#8217;de Bayramda Sağlıklı Beslenme Önerileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kartepe Belediyesi diyetisyeni Rüveyda Özakbulut, Ramazan Bayramı’nda beslenme düzenine dair önemli uyarılarda bulundu. Uzun süreli açlık sonrası ani yüklenmelere karşı dikkatli olunması gerektiğini belirten Özakbulut, vatandaşlar için sağlıklı bir geçiş rehberi sundu.</p>
<p><strong>Sindirim Sistemini Yormayın</strong></p>
<p>Ramazan sonrası normal beslenme düzenine geçişin kademeli olması gerektiğini vurgulayan Özakbulut, bayramda mideye aniden yüklenilmemesi gerektiğini belirtti. Hafif kahvaltılarla güne başlanmasını öneren diyetisyen; yumurta, peynir ve bol yeşillikli menülerin sindirimi kolaylaştıracağını ifade etti.</p>
<p><strong>İkramlarda Porsiyon Kontrolü ve Su Tüketimi</strong></p>
<p>Bayram ziyaretlerinde şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar veya meyve tercih edilmesini tavsiye eden Özakbulut, porsiyon kontrolünün altını çizdi. Ayrıca oruç döneminde azalan sıvı alımının bayramla birlikte mutlaka 2-2.5 litreye çıkarılması gerektiğini, her ikramın yanında su tüketilmesinin önemini hatırlattı.</p>
<p><strong>Randevu Sistemiyle Kişiye Özel Takip</strong></p>
<p>Yoğun ilgi gören Kartepe Belediyesi diyetisyenlik hizmeti, her vatandaşla yakından ilgilenebilmek adına randevu usulü ile yürütülüyor. Gerçekleştirilen vücut analizi ve ölçümlerin ardından, kişinin yaşam tarzına ve sağlık durumuna uygun kişiselleştirilmiş listeler hazırlanıyor.</p>
<p><strong>&#8220;Sağlığınız Bize Emanet&#8221;</strong></p>
<p>Belediyenin spora ve sağlıklı yaşama verdiği önemin bir parçası olan bu hizmetten tüm Kartepeliler ücretsiz olarak faydalanabiliyor. Köseköy Mahallesi Şehit Mahmut Demirel Yüzme Havuzu ve Emekevler Genç Akademi birimlerinde hizmet veren diyetisyenler, doğru beslenme konusunda vatandaşların yanında olmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Randevu Almak Çok Kolay</strong></p>
<p>Ücretsiz diyetisyen desteğinden yararlanmak isteyen vatandaşlar, 0262 316 68 00 numaralı hattı arayarak kolayca randevu oluşturabiliyor. Bayram sonrası sağlıklı bir başlangıç yapmak isteyen tüm Kartepeliler merkeze davet ediliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kartepede-bayramda-saglikli-beslenme-onerileri-621763">Kartepe&#8217;de Bayramda Sağlıklı Beslenme Önerileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal ilişkiler mutluluğun anahtarı kabul ediliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sosyal-iliskiler-mutlulugun-anahtari-kabul-ediliyor-621760</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 10:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anahtarı]]></category>
		<category><![CDATA[ediliyor]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[kabul]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluğun]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621760</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mutluluk ve iyi oluşun küresel ölçekte yeniden düşünüldüğünü belirten İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi, İş ve Örgüt Psikoloğu Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, “Mutluluk artık yalnızca bireysel bir duygu değil; kamu politikalarının ve kalkınma anlayışının merkezinde yer alan bir göstergedir” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-iliskiler-mutlulugun-anahtari-kabul-ediliyor-621760">Sosyal ilişkiler mutluluğun anahtarı kabul ediliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Mutluluk ve iyi oluşun küresel ölçekte yeniden düşünüldüğünü belirten İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi, İş ve Örgüt Psikoloğu Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, “Mutluluk artık yalnızca bireysel bir duygu değil; kamu politikalarının ve kalkınma anlayışının merkezinde yer alan bir göstergedir” dedi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Son yıllarda mutluluk araştırmalarında özellikle sosyal ilişkilerin gücü, toplumsal güven, ekonomik eşitsizlik ve dijital yaşamın etkileri gibi konuların öne çıktığını belirten Uzunkoca, “Araştırmalar yalnızlık ve sosyal izolasyonun mutluluğu önemli ölçüde düşürdüğünü, toplumlarda güven düzeyi yükseldikçe ortalama mutluluğun arttığını ve ekonomik eşitsizliklerin yüksek olduğu toplumlarda mutluluk düzeylerinin daha düşük olduğunu göstermektedir” dedi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi, İş ve Örgüt Psikoloğu Ülfet Uzunkoca, 20 Mart Dünya Mutluluk Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede mutluluk kavramının küresel ölçekte nasıl ele alındığını, kalkınma anlayışındaki dönüşümü ve mutluluk araştırmalarının temel dinamiklerini değerlendirdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Mutluluk, yalnızca bireysel bir deneyim değil</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>20 Mart’ın, Birleşmiş Milletler tarafından 2012 yılında Uluslararası Mutluluk Günü olarak ilan edildiğini hatırlatan Uzunkoca, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 66/281 sayılı kararıyla kabul edilen bugün, mutluluk ve iyi oluşun insanların yaşamında evrensel bir hedef olarak görülmesi gerektiğine dikkat çekmektedir. Bu yaklaşım, mutluluğun yalnızca bireysel bir deneyim değil; aynı zamanda kamu politikalarında dikkate alınması gereken bir iyi oluş göstergesi olduğunu vurgulamaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalkınma anlayışı değişiyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünya Mutluluk Günü’nün ortaya çıkışında Bhutan’da geliştirilen kalkınma yaklaşımının etkili olduğunu belirten Uzunkoca, “Bhutan, 1970’li yıllardan bu yana ülkelerin başarısının yalnızca Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) ile ölçülmesinin yeterli olmadığını savunarak bunun yerine ‘Gross National Hapiness &#8211; Ulusal Mutluluk’ anlayışını önermiştir. Bu yaklaşıma göre, kalkınma yalnızca ekonomik büyümeyle değil, sosyal refah, çevresel sürdürülebilirlik ve psikolojik iyi oluş gibi unsurların birlikte değerlendirilmesiyle anlam kazanmaktadır. Bu perspektif, özellikle 2010’lu yıllardan itibaren uluslararası politika tartışmalarında daha görünür hâle gelmiştir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>20 Mart’ın sembolik anlamı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>20 Mart tarihinin seçilmesinin de sembolik bir anlam taşıdığını ifade eden Uzunkoca, “Bu tarih, gece ve gündüzün eşit olduğu ilkbahar ekinoksuna denk gelmektedir. Ekinoksun temsil ettiği denge fikri, refahın ve iyi oluşun toplumlar arasında dengeli biçimde paylaşılması gerektiğini hatırlatan güçlü bir semboldür” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Mutluluk politikaların merkezine alınıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünya Mutluluk Günü’nün temel amacının mutluluğu kamu politikalarının önemli bir hedefi olarak tanımlamak olduğunu belirten Uzunkoca, “Bu yaklaşım; ekonomik büyümenin yanı sıra iyi oluş göstergelerinin dikkate alınmasını, yoksulluğun azaltılmasını, eşitsizliklerin düşürülmesini ve sürdürülebilir kalkınma ile psikolojik iyi oluşun birlikte düşünülmesini teşvik etmektedir. Bu nedenle her yıl bu tarihlerde World Happiness Report yayımlanarak küresel ölçekte iyi oluş verileri analiz edilmektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>2026’nın teması: Sosyal medya ve mutluluk</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bu yılın temasının “sosyal medya ve mutluluk” olarak belirlendiğini ifade eden Uzunkoca, “Bu tema, dijital etkileşimlerin mutluluk ve iyi oluşla ilişkisini gündeme taşımakta; sosyal medyanın hem yaratabileceği zorluklara hem de daha yapıcı, daha bilinçli ve daha olumlu kullanım biçimlerine dikkat çekmektedir. Aynı zamanda çevrim içi ortamda kurulan ilişkilerde gösterilen özenin, kullanılan dilin ve yapılan tercihlerin bireysel ve toplumsal düzeyde fark yaratabileceğine işaret etmektedir. Bu yönüyle tema, daha mutlu ve daha nazik bir sosyal ortamın yalnızca yüz yüze değil, dijital dünyada da birlikte inşa edilebileceğini vurgulamaktadır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Mutluluk ölçülebilir bir kavram</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünya Mutluluk Raporu’nun bilimsel verilere dayandığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, “Dünya Mutluluk Raporu, Oxford Üniversitesi bünyesindeki İyi Oluş Araştırma Merkezi (Wellbeing Research Centre) tarafından, Gallup, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı (UN Sustainable Development Solutions Network) ve bağımsız bir editör kurulu ile iş birliği içinde yayımlanmaktadır. Raporda büyük ölçüde Gallup World Poll verileri kullanılmakta ve 150’den fazla ülkeden veri toplanmaktadır. Mutluluk ölçümünde temel olarak ‘Cantril Merdiveni’ adı verilen yaşam değerlendirme sorusu kullanılmaktadır. Bireylerden yaşamlarını 0 ile 10 arasında bir merdivende değerlendirmeleri istenmektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Altı temel değişken belirleyici oluyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Mutluluk düzeylerini açıklamada altı temel değişkenin öne çıktığını ifade eden Uzunkoca, “Kişi başına düşen gelir, sosyal destek, sağlıklı yaşam beklentisi, hayat seçimlerinde özgürlük, cömertlik ve yolsuzluk algısı mutluluğu belirleyen temel faktörler arasında yer almaktadır. Özellikle sosyal destek, bireylerin zor zamanlarda güvenebilecekleri birinin varlığı açısından mutluluk üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalkınma anlayışında yeni perspektif </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Psikoloji açısından bakıldığında Dünya Mutluluk Günü’nün önemli bir paradigma değişimini de temsil ettiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, “Uzun süre kalkınma anlayışında ‘ekonomik büyüme → iyi oluş’ şeklinde kurulan ilişki, giderek ‘iyi oluş → sürdürülebilir toplum’ perspektifiyle yeniden düşünülmeye başlanmıştır. Bu yaklaşım mutluluğun yalnızca bireysel bir duygu olarak değil, aynı zamanda kamu politikaları, ekonomi ve sosyal gelişim açısından önemli bir gösterge olarak ele alınmasına katkı sağlamaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sosyal ilişkiler mutluluğun anahtarı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Son yıllarda mutluluk araştırmalarında özellikle sosyal ilişkilerin gücü, toplumsal güven, ekonomik eşitsizlik ve dijital yaşamın etkileri gibi konular öne çıktığını belirten Uzunkoca, “Araştırmalar yalnızlık ve sosyal izolasyonun mutluluğu önemli ölçüde düşürdüğünü, toplumlarda güven düzeyi yükseldikçe ortalama mutluluğun arttığını ve ekonomik eşitsizliklerin yüksek olduğu toplumlarda mutluluk düzeylerinin daha düşük olduğunu göstermektedir. Ayrıca özellikle genç kuşaklarda sosyal medya kullanımı ile iyi oluş arasındaki ilişki de giderek daha fazla araştırılan bir alan haline gelmiştir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>En mutlu ülkeler neden önde?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünya mutluluk sıralamalarında belirli ülkelerin öne çıktığını ifade eden Uzunkoca, “Finlandiya, Danimarka, İzlanda, İsveç ve Hollanda gibi ülkeler genellikle ilk sıralarda yer almaktadır. Bu durumun arkasında güçlü sosyal güvenlik sistemleri, yüksek toplumsal güven ve dengeli iş-yaşam ilişkisi gibi faktörler bulunmaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İyi oluş, sürdürülebilir toplumların anahtarı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Psikoloji açısından bu sürecin önemli bir paradigma değişimini temsil ettiğini vurgulayan Uzunkoca, “Uzun yıllar ‘ekonomik büyüme iyi oluşu getirir’ anlayışı hâkimdi. Günümüzde ise ‘iyi oluş sürdürülebilir toplumları oluşturur’ yaklaşımı öne çıkmaktadır. Bu da mutluluğun yalnızca bireysel bir duygu değil; toplumsal gelişimin temel göstergelerinden biri olduğunu ortaya koymaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-iliskiler-mutlulugun-anahtari-kabul-ediliyor-621760">Sosyal ilişkiler mutluluğun anahtarı kabul ediliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayramda yapışkan şekerlere dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayramda-yapiskan-sekerlere-dikkat-621685</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 08:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayramda]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[şekerlere]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yapışkan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621685</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bayram ziyaretleriyle birlikte özellikle çocuklar tarafından tüketilen şeker ve tatlı miktarı artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayramda-yapiskan-sekerlere-dikkat-621685">Bayramda yapışkan şekerlere dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bayram ziyaretleriyle birlikte özellikle çocuklar tarafından tüketilen şeker ve tatlı miktarı artıyor. Ancak bu durum diş sağlığı açısından bazı riskler doğurabiliyor. Şekerlemelerin dişler üzerindeki etkisinin, türüne ve ağızda kalma süresine bağlı olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Elanur Kök, “Tatlılar arasında dişler için en riskli olanlar; lokum, karamelli şeker ve jelibon gibi ağızda uzun süre kalan yapışkan şekerlerdir. Çikolata daha kısa sürede eridiği için nispeten daha az riskli sayılır” dedi. </strong></p>
<p>Çocukların diş yapısı yetişkinlere göre daha hassas olduğu için şekerli yiyeceklerden daha hızlı etkilenebilir. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Elanur Kök, “Çocukların dişlerinin dış tabakası olan mine yetişkinlere göre daha ince, iç kısmı olan dentin ise daha yumuşaktır. Bu yapı nedeniyle şekerli yiyecekler çocuk dişlerinde daha hızlı etki gösterebilir ve çürük oluşma ihtimali artabilir. Ayrıca çocukların ağız hijyeni alışkanlıkları henüz tam oturmadığı için diş yüzeyinde kalan şeker, bakteriler için uygun bir ortam oluşturabilir. Bu nedenle aynı miktarda şeker tüketildiğinde yetişkin dişleri daha dayanıklı kalabilirken çocuk dişleri daha hızlı zarar görebilir” bilgilerini verdi.</p>
<p><strong>Florürlü diş macunu kullanılmalı</strong></p>
<p>Bayramda artan tatlı tüketimine dikkat çeken Kök, “3-4 günlük bayram sürecinde yoğun tatlı tüketimi tek başına hemen çürük oluşturmaz. Çürük gelişimi genellikle haftalar veya aylar içinde başlar. Ancak tatlılardan sonra dişler fırçalanmaz ve şeker ağızda uzun süre kalırsa çürük riski artar. Bayramda çocukların dişlerini korumak için ailelerin dikkat etmesi gerekenler; çocukların tatlılardan sonra ağzını suyla çalkalamasını sağlamak, günde en az iki kez özellikle yatmadan önce dişlerini fırçalatmak, tatlıları ana öğünlerle birlikte vermek, gece şeker vermekten kaçınmak, florürlü diş macunu kullanmak ve yapışkan şekerleri sınırlamak olarak sıralanabilir” dedi.</p>
<p><strong>6-12 yaş grubunda risk daha fazla</strong></p>
<p>Diş sağlığı açısından en riskli yaş grubuna dikkat çeken Kök, “Diş sağlığı açısından en riskli yaş grubu 6-12 yaş arasındaki çocuklardır. Bu dönemde hem süt hem de kalıcı dişler bulunur ve kalıcı dişler yeni çıkmaya başladığı için yapıları daha hassas olabilir. Ortodontik tedavi gören veya daha önce çürük geçmişi olan çocuklarda da çürük gelişme riski daha yüksek olabilir. Ayrıca çocukların tatlıyı ödül gibi bir alışkanlık haline getirmemesi önemli. Düzenli diş hekimi kontrolleri de çürüklerin erken fark edilmesi ve önlenmesi açısından kıymetli” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayramda-yapiskan-sekerlere-dikkat-621685">Bayramda yapışkan şekerlere dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan Bayramında şeker ve tatlı tüketimine dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazan-bayraminda-seker-ve-tatli-tuketimine-dikkat-621594</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 07:49:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artması]]></category>
		<category><![CDATA[bayramında]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[haz]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimine]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621594</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan Bayramının olmazsa olmazlarının başında şüphesiz tatlılar geliyor. Bayram ziyaretlerinde ‘yemezsem üzülür, o kadar emek vermiş’ diye geri çevirilemeyen şekerli ikramlıklar…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazan-bayraminda-seker-ve-tatli-tuketimine-dikkat-621594">Ramazan Bayramında şeker ve tatlı tüketimine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan Bayramının olmazsa olmazlarının başında şüphesiz tatlılar geliyor. Bayram ziyaretlerinde ‘yemezsem üzülür, o kadar emek vermiş’ diye geri çevirilemeyen şekerli ikramlıklar… Ancak dikkat! ‘Bir taneden zarar gelmez’ diyerek yediğiniz tatlıları ya da günlük yaşamdaki şekerli yiyecekleri tüketmeden önce bir kez daha düşünmek gerekiyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik</strong> “Şeker ve tatlı tüketimi yalnızca diyabeti olan ya da yüksek kilolu kişilerin kaçınması gereken zararlı bir şey gibi düşünülse de yaygın inanışın aksine, tanı almış bir hastalığı olmayanların dahi günlük beslenme rutinlerinde yer almaması gereken bir besindir. Dünya Sağlık Örgütü, günlük enerji gereksiniminizin ortalama yaklaşık 10’unun şekerden alınabileceğini ancak uzun vadeli hedefin yüzde 5 ve altı olduğunu vurgulamaktadır. Örneğin; enerji gereksinimi 2000 kalori olan bir birey, günde maksimum 200 kalorisini basit şekerden alabilir ki bu da ortalama 1 küçük porsiyon tatlıya eşittir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, şekerli besinlerin neden tüketilmemesi gerektiğini, vücuda çok önemli zararlarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Kalp ve damar hastalıklarına yol açar</strong></p>
<p>Aşırı şeker tüketimi nedeniyle karaciğerde trigliserid adı verilen yağ asitleri artarak, damar duvarlarında birikmeye başlar. Zamanla damar yapısı bozulup damar sertliği ve diğer kalp hastalıklarına yol açar. Artan şeker tüketimiyle karın çevresi yağlanması ve bel çevresinin artması kalp hastalıkları açısından önemli diğer risk faktörlerindendir. Bu nedenle şeker ve tatlı tüketimini azaltıp, kalp ve damar sağlığı için yeşil yapraklı sebzeler başta olmak üzere, sebze, meyve, çiğ kuruyemiş vb liften zengin gıdalara beslenmede yer vermek gerekir. </p>
<p><strong>İnsülin direnci ve Tip 2 diyabet riskini artırır</strong></p>
<p>Şeker gibi basit karbonhidratlar yedikten sonra kana çok hızlı karışarak kan şekerini hızla yükseltir. Bu nedenle, vücudun, kan şekeri metabolizmasını düzenleyen hormonlardan biri olan insüline verdiği yanıt bozularak insülin direncinin oluşmasına ve tip-2 diyabet riskinin artmasına yol açar. Özellikle ailede diyabet öyküsü olanlar şeker ve tatlıyı sınırlandırmalıdır. Eğer son zamanlarda fazla şeker tüketiyor, tatlı yeme isteğinizin arttığını düşünüyorsanız mutlaka bir hekim ile görüşüp insülin direnci ve diyabet ile ilgili kontrollerinizi yaptırmalısınız.</p>
<p><strong>Karaciğer yağlanmasına neden olur</strong></p>
<p>Son zamanlarda alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması gençlerde de yaygınlaşıyor.  Bunun öncelikli nedenlerinin başında; basit şeker, hazır paketli ürünler ve tatlılarda kullanılan fruktoz şurubu tüketiminin artması geliyor. Sofra şekeri ve yüksek fruktoz büyük ölçüde karaciğerde işlenir ve fazla tüketildiğinde karaciğer bu enerjiyi yağa dönüştürür. Karaciğer yağlanmasının artması sağlığı olumsuz etkiler. Tüketim sıklığına ve porsiyonlara dikkat etmek, işlenmiş ve etiket bilgisinde fruktoz şurubu içeren gıdalardan uzak durmak gerekir. </p>
<p><strong>Obeziteye zemin hazırlar</strong></p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Yüksek şeker içeren besinler; kalorisi yüksek ve karbonhidrat ağırlıklı olup, vücut için gerekli vitamin- minerallerden ise oldukça fakirdir. Genellikle protein ve liften düşük oldukları için sık acıkmanıza, kan şekeri dengesizliği nedeniyle sürekle tatlı tüketme isteğinizin artmasına yol açar. Bu da kişiyi bitmeyen </p>
<p>bir kısır- döngüye sokarak, gün içerisinde alınan toplam kalori miktarının artmasına, kilo artışına ve uzun vadede obeziteye zemin hazırlar” diyor.  </p>
<p><strong>Diş çürüklerini artırır</strong></p>
<p>Şeker tüketimi diş minesinin zarar görmesine, çürüklere ve buna bağlı diş kayıplarına neden olurken ağız sağlığını da olumsuz etkiler. Ağızda pH dengesinin bozulmasıyla birlikte ağız içindeki bakteri çeşitliliği değişir ve ağız kokusu ile ilgili problemler artabilir. Sık aralıklarla şeker tüketmek, gazlı şekerli içecekler içmek ve yetersiz ağız hijyeni olumsuz sonuçları belirginleştirir. Aşırı tatlı tüketiminden uzak durmak, xekerli besin tükettikten sonra ise mutlaka dişleri fırçalamak gerekir. </p>
<p><strong>Bağımlılık yaratır</strong></p>
<p>Yüksek miktarda şeker tüketimi hem metabolik hem de nörobiyolojik süreçleri etkiler. Hızlı emildiği için kan şekerinde ani yükselmelere ve ardından hızlı düşüşlere neden olarak yeniden tatlı, şekerli gıda tüketme isteğine yol açar. Aynı zamanda beynin ödül merkezinde dopamin salınımını artırarak kısa süreli haz duygusu ve buna bağlı daha fazla tüketme isteğine sebep olur. Bu nedenle şeker ve tatlının ödül yerine tüketilmemesi haz duygusu ile örtüşmemesi açısından önemlidir. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazan-bayraminda-seker-ve-tatli-tuketimine-dikkat-621594">Ramazan Bayramında şeker ve tatlı tüketimine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ordu İdare Mahkemesi’nden emsal niteliğinde önemli bir karar</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ordu-idare-mahkemesinden-emsal-niteliginde-onemli-bir-karar-621441</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 16:32:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dare]]></category>
		<category><![CDATA[emsal]]></category>
		<category><![CDATA[mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[niteliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[ordu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621441</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası, mahkeme kararı hakkında açıklama yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ordu-idare-mahkemesinden-emsal-niteliginde-onemli-bir-karar-621441">Ordu İdare Mahkemesi’nden emsal niteliğinde önemli bir karar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Hekim Birliği Sendikası şu açıklamayı yaptı, “Acil serviste görev yapan bir hekime, istenen tetkikler tamamlanmadan hastayı yönlendirdiği ve rapor düzenlediği gerekçesiyle 657 sayılı DMK 125/B-a maddesi kapsamında verilen “kınama disiplin cezası” yargıdan döndü. Mahkeme kararında açıkça;  Hastaya rapor verilip verilmeyeceğinin tıbbi değerlendirme ve hekim takdirinin konusu olduğu,  Acil serviste yapılacak muayene ve işlemlerin tıbbi gerekliliklere göre hekim tarafından belirlenebileceği,  Mevzuatta hekimin bu şekilde davranmasını yasaklayan açık bir düzenleme bulunmadığı, Bu nedenle hekimin işleminin disiplin cezası gerektiren bir fiil olarak değerlendirilemeyeceği tespit edilerek idarenin verdiği disiplin cezasının hukuka aykırı olduğuna hükmedildi ve işlem iptal edildi. Bu karar bir kez daha göstermektedir ki; </span><span> Tıbbi karar verme yetkisi hekimin mesleki bağımsızlığı kapsamındadır. </span><span> Hekimlerin tıbbi değerlendirmeleri idari baskı veya disiplin tehdidi ile sınırlandırılamaz. </span><span> Sağlık hizmetinin niteliğini belirleyen temel unsur hekimlik mesleğinin bilimsel ve mesleki takdir yetkisidir. Hekim Birliği, Sağlık ve Sosyal Hizmetler Çalışanları Sendikası olarak; </span><span> Mesleki bağımsızlığı zedeleyen, </span><span> Hekimleri idari baskı altında bırakan, </span><span> Tıbbi takdir yetkisini disiplin tehdidi ile sınırlandırmaya çalışan her türlü uygulamaya karşı hukuki mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ordu-idare-mahkemesinden-emsal-niteliginde-onemli-bir-karar-621441">Ordu İdare Mahkemesi’nden emsal niteliğinde önemli bir karar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayramı keyifli geçirmek için beslenmeye dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayrami-keyifli-gecirmek-icin-beslenmeye-dikkat-621387</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 09:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmeye]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[geçirmek]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hülya]]></category>
		<category><![CDATA[keyifli]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[ogün]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621387</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, Ramazan sonrası bayram döneminde beslenme ve öğün düzeninin değişmesi ile porsiyon kontrolü ve tatlı tüketimi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayrami-keyifli-gecirmek-icin-beslenmeye-dikkat-621387">Bayramı keyifli geçirmek için beslenmeye dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, Ramazan sonrası bayram döneminde beslenme ve öğün düzeninin değişmesi ile porsiyon kontrolü ve tatlı tüketimi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bayramda eski yeme düzenine geçiş bilinçli olmalı!</strong></p>
<p>Ramazan ayı boyunca değişen öğün saatleri ve azalan gündüz beslenmesiyle birlikte vücudun farklı bir ritme adapte olduğunu aktaran Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bayramla birlikte eski düzene dönerken ani ve kontrolsüz bir geçiş yapmak yerine, süreci bilinçli yönetmek sindirim sistemi, kilo kontrolü ve genel iyilik hali açısından önemlidir.” dedi.</p>
<p>Bayramda yeni düzene alışmak için önerilerde bulunan Hülya Yiğit İspiroğlu, “İlk olarak güne dengeli bir kahvaltıyla başlayın. Uzun açlık döneminin ardından bayram sabahına şerbetli tatlılar ve hamur işleriyle başlamak kan şekeri dalgalanmalarına neden olabilir. Yumurta, az tuzlu peynir, zeytin, bol yeşillik, söğüş sebzeler ve tam tahıllı ekmek içeren bir kahvaltı daha dengeli bir başlangıç sağlar. Reçel ve bal gibi basit şeker kaynaklarını küçük porsiyonlarla sınırlandırmak faydalıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Vücudu bir anda sık ve ağır öğünlere zorlamak sindirim sorunlarına yol açabilir! </strong></p>
<p>Tatlının yasaklanmaması ancak porsiyon yönetimine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bayramda şerbetli ve hamur işi tatlıların aşırı tüketimi; kan şekeri dengesizliği, mide-bağırsak sorunları ve kilo artışı riskini artırabilir. Özellikle karın çevresi yağlanması kalp-damar hastalıkları açısından risk faktörüdür. Tatlı tüketilecekse ana öğün sonrasında ve tadım porsiyonunda tercih edilmeli; mümkünse sütlü veya meyve bazlı seçenekler seçilmelidir.” dedi.</p>
<p>Öğün düzeninin adım adım artırılması ve su tüketiminin ihmal edilmemesi konularına değinen<strong> </strong>Hülya Yiğit İspiroğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ramazan boyunca iki öğüne alışan vücudu bir anda sık ve ağır öğünlere zorlamak sindirim şikâyetlerine yol açabilir. Bayramla birlikte ara öğünleri yoğurt, taze meyve veya çiğ kuruyemiş gibi dengeli seçeneklerle eklemek; gece oluşan şeker isteğini azaltmaya yardımcı olur.</p>
<p>Bayramda artan şeker tüketimi iştah kontrolünü zorlaştırabilir. Günlük sıvı ihtiyacını (yaklaşık kilo başına 30–35 ml) karşılamak hem ödem kontrolüne hem de tokluk hissine katkı sağlar. Ana öğünleri yatmadan en az 4–5 saat önce tamamlamak da sindirim açısından önemlidir.”</p>
<p><strong>Amaç mükemmel olmak değil, dengeyi kaybetmeden keyifli ve sağlıklı bir geçiş süreci yaşamak! </strong></p>
<p>Günlerin uzaması ve gün ışığının artmasının, sirkadiyen ritmin yeniden düzenlenmesi için önemli bir fırsat olduğunun da altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Sabah saatlerinde yapılacak hafif tempolu yürüyüşler hem sindirimi destekler hem de metabolik dengeyi güçlendirir.” dedi.</p>
<p>Ramazan boyunca azalan gündüz hareketliliğini artırmanın, kilo kontrolü açısından destekleyici olduğunu yineleyen Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bayram birkaç gün sürer; ancak beslenme alışkanlıkları uzun vadeli sonuçlar doğurur. Amaç mükemmel olmak değil, dengeyi kaybetmeden keyifli ve sağlıklı bir geçiş süreci yaşamaktır.” diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayrami-keyifli-gecirmek-icin-beslenmeye-dikkat-621387">Bayramı keyifli geçirmek için beslenmeye dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tiroit bezindeki hormon dengesi ve nodüller yakından izlenmeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tiroit-bezindeki-hormon-dengesi-ve-noduller-yakindan-izlenmeli-621330</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 08:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bezindeki]]></category>
		<category><![CDATA[dengesi]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[izlenmeli]]></category>
		<category><![CDATA[nodüller]]></category>
		<category><![CDATA[tiroit]]></category>
		<category><![CDATA[Tiroit Bezi]]></category>
		<category><![CDATA[yakından]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621330</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tiroit bezi vücudun enerji dengesini düzenleyen önemli organlardan biri. Bazen bezin büyümesi, hormon üretimindeki değişimler ya da oluşan nodüller farklı sorunlara yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tiroit-bezindeki-hormon-dengesi-ve-noduller-yakindan-izlenmeli-621330">Tiroit bezindeki hormon dengesi ve nodüller yakından izlenmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tiroit bezi vücudun enerji dengesini düzenleyen önemli organlardan biri. Bazen bezin büyümesi, hormon üretimindeki değişimler ya da oluşan nodüller farklı sorunlara yol açabiliyor. Tiroit bezindeki bu değişimlerin takip edilmesi gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrah Op. Dr. Kemal Raşa, “Tiroit bezi bazen gereğinden fazla hormon üretir bazen de yeterli hormon üretemez. Bunun yanında bezde nodül oluşumu da görülebilir. Bu durumların her biri farklı şekilde değerlendirilir ve gerekli tedavi planı buna göre yapılır” dedi. </strong></p>
<p>Tiroit bezinde hem hormon üretimiyle ilgili sorunlar hem de nodül oluşumu görülebileceğini ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrah Op. Dr. Kemal Raşa, “Tiroit bezi fazla hormon ürettiğinde hipertiroidi dediğimiz durum ortaya çıkar. Halk arasında zehirli guatr olarak da bilinen bu rahatsızlıkta kişi daha sinirli olabilir, ellerde titreme, terleme ve saç dökülmesi gibi şikâyetler görülebilir. Bunun nedeni metabolizmanın hızlanmasıdır. Bazen de tiroit bezi gerekli hormonu yeterince üretemez ve hipotiroidi dediğimiz tablo ortaya çıkar. Bu durumda metabolizma yavaşlayabilir ve dışarıdan verilen tiroit hormonu ile vücudun ihtiyacı karşılanarak denge yeniden sağlanabilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Tiroit nodülleri düzenli takip gerektirir</strong></p>
<p>Tiroit bezinde görülen nodüllerin de sık karşılaşılan durumlardan biri olduğunu açıklayan Raşa, “Ultrason gibi görüntüleme yöntemleriyle tiroit bezinde nodül tespit edildiğinde radyologlar bu nodülleri belirli kriterlere göre değerlendirir. Kanser açısından şüpheli görünmeyen nodüller genellikle takip edilir. Şüpheli bir durum varsa biyopsi yaparak nodülün yapısını inceleriz. Biyopsi sonucuna göre uygun tedavi planını belirleriz, iyi huylu nodüllerde ise düzenli kontrollerle hastayı izlemeye devam ederiz” açıklamasında bulundu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tiroit-bezindeki-hormon-dengesi-ve-noduller-yakindan-izlenmeli-621330">Tiroit bezindeki hormon dengesi ve nodüller yakından izlenmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Besinlerdeki şeker ve tuz tehlikesine dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/besinlerdeki-seker-ve-tuz-tehlikesine-dikkat-621290</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 08:03:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[besinlerdeki]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[porsiyon]]></category>
		<category><![CDATA[sebze]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikesine]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimini]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621290</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan boyunca uzun süreli açlık ve değişen öğün saatleri nedeniyle vücudumuz farklı bir metabolik düzene uyum sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/besinlerdeki-seker-ve-tuz-tehlikesine-dikkat-621290">Besinlerdeki şeker ve tuz tehlikesine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan boyunca uzun süreli açlık ve değişen öğün saatleri nedeniyle vücudumuz farklı bir metabolik düzene uyum sağlıyor. Bayramla birlikte bu düzenin aniden değişmesi ise bazı beslenme hatalarını ve buna bağlı sağlık risklerini beraberinde getirebiliyor. Güne ağır bir kahvaltıyla başlamak, şerbetli tatlı ve hamur işi gibi yüksek kalorili besinlerin tüketimini artırmak, hızlı yemek yemek ve porsiyon kontrolüne dikkat etmemek bayramda sık yapılan beslenme hataları arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar,</strong> bu tür beslenme hatalarının hazımsızlık, şişkinlik ve reflü gibi şikayetlere yol açabileceğine dikkat çekerek, “Aynı zamanda kan şekeri düzeylerinde hızlı dalgalanmalara, gün içinde halsizlik, yorgunluk ve ani enerji düşüşlerine sebep olabilir” diyor. Özellikle diyabet, hipertansiyon ve kalp hastalığı olan bireylerde bu hataların daha  ciddi etkiler oluşturabileceğini belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar,</strong>    “Rafine karbonhidrat ve şeker alımının yüksek olması diyabet hastalarında kan şekerinin kontrolsüz şekilde yükselmesine neden olabilir. Tuz ve yağ içeriği yüksek besinlerin fazla tüketimi ise tansiyon yükselmesine ve kardiyovasküler risklerin artmasına yol açabilir. Özellikle diyabet hastalarında kontrolsüz tüketimler sonucunda hiperglisemi atakları, hatta bayılma ve komaya kadar gidebilen ciddi komplikasyonlar gelişebilir. Bu nedenle bayram döneminde porsiyon kontrolüne dikkat etmek ve sebze tüketimini artırarak dengeli bir beslenme planı sürdürmek sağlık açısından önem taşımaktadır” uyarısında bulunuyor. <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar,</strong> Ramazan Bayramı’nı sağlıklı geçirmek için dikkat etmemiz gereken 10 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Bayram sabahına dengeli bir kahvaltıyla başlayın</strong></p>
<p><strong>Ramazan boyunca değişen beslenme düzeninin ardından bayram sabahına dengeli bir kahvaltıyla başlamak, gün içindeki besin tüketiminin daha kontrollü ilerlemesine yardımcı oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, sağlıklı bir kahvaltıyı şöyle anlatıyor: “Yumurta ve peynir gibi protein kaynakları; yulaf, çavdar veya tam buğday ekmeği gibi tam tahıllar ve taze mevsim sebzeleri tercih edilmelidir. Reçel, bal ile şekerleme gibi yüksek şeker içeren besinler ise kan şekeri düzeyinde hızlı yükselmelere ve ardından ani düşüşlere neden olarak daha çabuk acıkmaya yol açabileceği için sınırlandırılmalıdır.”</strong></p>
<p><strong> Porsiyon kontrolüne dikkat edin</strong></p>
<p>Bayram ziyaretlerinde farklı yiyecek ve tatlıların arka arkaya sunulması fark edilmeden yüksek miktarda kalori alınmasına yol açabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, bu nedenle porsiyon kontrolüne dikkat etmek gerektiğini vurgulayarak, “<strong>Ana öğünlerde tabağın yarısının sebzelerden, dörtte birinin et, tavuk veya balık gibi protein kaynaklarından ve kalan kısmının bulgur, karabuğday veya tam buğday ekmeği gibi tam tahıllardan oluşması dengeli bir yaklaşım sağlar.</strong> Ziyaretlerde sunulan tatlı ve hamur işleri ise küçük porsiyonlarla veya bir başkasıyla paylaşılarak tüketilmelidir&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Şerbetli tatlıları sınırlayın</strong></p>
<p>Bayram sürecinde sık tüketilen şerbetli tatlılar yüksek yağ ve şeker içeriği nedeniyle kan şekerinin ani yükselmesine sebep oluyor. Ayrıca, yüksek kalorileri nedeniyle porsiyonlara dikkat edilmezse, kilo artışına da yol açabiliyor. Dolayısıyla tatlı tüketimini ölçülü tutmanız ve mümkünse günde tek porsiyonla sınırlandırmanız önem taşıyor. Tatlı tüketecekseniz şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyve içeren tatlıları tercih etmelisiniz. Şerbetli tatlılarda en fazla 40–60 gram, sütlü tatlılarda ise yaklaşık 150 gramlık bir porsiyon  tüketmeniz yeterli olacaktır. </p>
<p><strong>Sebze ve lif tüketimini artırın</strong></p>
<p>Bayramda hamur işleri ve tatlı tüketiminin artması nedeniyle sebze yemeklerine yönelim azalabiliyor. Oysa sebzeler, lif içeriği sayesinde sindirim sisteminin düzenli çalışmasını destekliyor ve tokluk hissini artırıyor. Ayrıca, öğünlerde salata veya sebze yemeklerine yer vermek besin çeşitliliğini artırırken  dengeli beslenmeye de katkı sağlıyor.  Bu nedenle günde en az 300–400 gram sebze tüketmeyi ihmal etmeyin. </p>
<p><strong>Sofranızda bağırsak dostu besinler mutlaka olsun</strong></p>
<p>Bayram sofralarında yüksek kalorili ve ağır besinlerin tüketiminin artması sindirim sistemi üzerinde yük oluşturabiliyor. Dolayısıyla bağırsak sağlığını destekleyen probiyotik ve prebiyotik besinlere günlük beslenmenizde yer vermeniz önem taşıyor.   Yoğurt, kefir ve fermente süt ürünleri gibi probiyotik kaynakları bağırsaklardaki yararlı bakteri dengesinin korunmasına yardımcı oluyor. Soğan, sarımsak, pırasa, enginar, yulaf ve tam tahıllar gibi prebiyotik besinler ise bu yararlı bakterilerin beslenmesini destekleyerek sindirim sisteminin daha düzenli çalışmasına katkı sağlayabiliyor. </p>
<p><strong>Sofradaki tuz tehlikesine dikkat! </strong></p>
<p>Bayram sofralarında salamura peynirler, zeytin ve işlenmiş et ürünleri tuz alımını artırabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü, yetişkin bireylerde günlük tuz tüketiminin 5 gramı (1 çay kaşığı) geçmemesini öneriyor. Çünkü, yüksek tuz tüketimi özellikle hipertansiyon ve kalp hastalarında tansiyonun yükselmesine yol açabiliyor. Bu nedenle yemeklerde ilave tuz kullanımını sınırlandırmaya özen gösterin. Yemeklerin lezzetini artırmak için tuz yerine karabiber, pul biber, kekik ve kimyon gibi baharatlar ile limon gibi doğal aromaları kullanabilirsiniz. </p>
<p><strong>Yavaş ve bilinçli yemek yiyin</strong></p>
<p>Hızlı yemek yemek vücudun doyma sinyallerini algılamasını zorlaştırarak  daha fazla besin tüketilmesine neden olabiliyor. Doygunluğun sağlanabilmesi için öğünlerin ortalama 15–20 dakika sürmesi gerektiğini anlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, sözlerine şöyle devam ediyor:   “Lokmaları iyi çiğneyerek ve daha yavaş bir tempoda yemek yemek hem sindirim sürecini destekler hem de porsiyon kontrolünü kolaylaştırır. Ayrıca yemek sırasında acele etmemek ve öğüne odaklanmak daha bilinçli bir yeme davranışı geliştirilmesine yardımcı olabilir.” </p>
<p><strong>Bol bol su tüketin</strong></p>
<p>Yeterli su içmek sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlıyor ve metabolik süreçlerin sağlıklı şekilde devam etmesine yardımcı oluyor. Ek olarak, tokluk hissinin desteklenmesine ve gereksiz atıştırmaların azalmasına katkı sağlayabiliyor.  Gün içinde yetersiz sıvı alımı baş ağrısı, halsizlik ve kabızlık gibi sorunlar oluşturabiliyor. Günlük su ihtiyacınızı vücut ağırlığınızın her kilogramı için yaklaşık <strong>30–35 ml</strong> olacak şekilde hesaplayabilirsiniz. </p>
<p><strong>Çay ve kahvenin ardından mutlaka su için</strong></p>
<p>Bayram ziyaretlerinde çay, kahve ve şekerli içeceklerin tüketimi artabiliyor. Ancak şekerli ve gazlı içecekler günlük şeker alımını yükseltiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, “Susuzluğu gidermek için su, ayran, kefir veya sade maden suyu gibi içeceklerin tercih edilmesi daha sağlıklı bir seçim olacaktır. Çay ve kahve ise suyun yerini tutmaz;  aksine diüretik etkileri nedeniyle vücuttan sıvı kaybını artırabilir. Dolayısıyla bu içeceklerin ardından yeterli su içmeye özen gösterilmelidir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Yemek sonrasında 30-45 dakika yürüyüş yapın</strong></p>
<p>Bayram döneminde artan enerji alımını dengelemek için fiziksel aktivitenin sürdürülmesi büyük önem taşıyor. Gün içinde yapılan hafif ve orta şiddette yürüyüşler sindirim sisteminin daha düzenli çalışmasına destek olurken, kan şekeri seviyelerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı olabiliyor. Özellikle yemeklerden sonra 30–45 dakikalık yürüyüşler hem metabolik dengeyi destekliyor hem de bayram sofraları sonrasında oluşabilecek şişkinlik ve hazımsızlık gibi sindirim şikayetlerinin azalmasına yardımcı olabiliyor.  </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/besinlerdeki-seker-ve-tuz-tehlikesine-dikkat-621290">Besinlerdeki şeker ve tuz tehlikesine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nedeni irade eksikliği değil, değişen hormonlar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nedeni-irade-eksikligi-degil-degisen-hormonlar-621287</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 08:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ani]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[değişen]]></category>
		<category><![CDATA[eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[hormonlar]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621287</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Arş. Gör. Ekin Çevik, bir ay süren oruç ibadetinin ardından Ramazan Bayramı’nda artan tatlı tüketimini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedeni-irade-eksikligi-degil-degisen-hormonlar-621287">Nedeni irade eksikliği değil, değişen hormonlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Arş. Gör. Ekin Çevik,<strong> </strong>bir ay süren oruç ibadetinin ardından Ramazan Bayramı’nda artan tatlı tüketimini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Görkemli bayram sofraları biyolojik bir sınav</strong></p>
<p>Ramazan Bayramı’nın, toplumumuzda &#8220;Şeker Bayramı&#8221; olarak da anılmasıyla daha en başından zihnimizde tatlı ve şekerleme çağrışımları uyandırdığını dile getiren Arş. Gör. Ekin Çevik, “Ancak bir ay süren oruç ibadetinin ardından kurulan o görkemli bayram sofraları, sadece kültürel bir gelenek değil, aynı zamanda vücudumuz için biyolojik bir sınav niteliği taşıyor. Yapılan araştırmalar, Ramazan ayı boyunca beslenme düzenindeki değişimlerin bayram sabahı kapımızı farklı bir hormonal tabloyla çaldığını gösteriyor.” dedi.</p>
<p><strong>Biyolojik olarak daha aç hissediyoruz</strong></p>
<p>Pek çok kişinin bayramda iştahına hakim olamamaktan şikayet etse de bilimin, bu durumun sadece iradeyle ilgili olmadığını kanıtladığını söyleyen Arş. Gör. Ekin Çevik, “Ramazan sonunda, vücudumuzda ‘açlık hormonu’ olarak bilinen ghrelin seviyelerinde belirgin bir artış yaşanırken; tokluk hissi veren leptin hormonunda ise hafif bir düşüş gözleniyor. Yani biyolojik olarak hem daha aç hissediyoruz hem de doyma sinyali beynimize normalden daha geç ulaşıyor. Vücudumuz adeta ‘depoları doldur’ komutu verirken, insülin dengesi de bu ani şeker yüklemesiyle sarsılmaya açık hale geliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Aşırı tatlı isteği değişen hormonların doğal bir sonucu</strong></p>
<p>Bayramda aşırı tatlı tüketme isteğinin aslında değişen hormonların doğal bir sonucu olduğunu kaydeden Arş. Gör. Ekin Çevik, bu biyolojik iştah dalgasını yönetme ve farkındalıkla yemenin ise bayramı sağlıklı atlatmanın anahtarı olduğunu söyledi.</p>
<p>Ramazan ayı boyunca vücudun, bazal metabolizma hızını ve enerji kullanımını düşük bir tempoya göre kalibre ettiğini dile getiren Arş. Gör. Ekin Çevik, “Bayramla birlikte başlayan ani ve yüksek glisemik indeksli tatlı tüketimi, pankreasın üzerinde ciddi bir akut stres yaratır. Kan şekeri hızla yükselirken, vücut bu durumu dengelemek için hiper-insülinemi (aşırı insülin salgılanması) tepkisi verir. Bu ani dalgalanma, sadece enerji düşüklüğüne değil, damar endotel yapısında (damar iç zarı) mikroskobik hasarlara ve oksidatif strese yol açabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Diyabet ve kalp hastaları için &#8216;kırmızı çizgiler&#8217;</strong></p>
<p>Özellikle diyabet, insülin direnci ve kalp hastaları için bayramın &#8220;tadımlık&#8221; ile &#8220;doyumluk&#8221; arasındaki ince çizginin hayati önem taşıdığı bir dönem olduğunun altını çizen Arş. Gör. Ekin Çevik, “En büyük kırmızı çizgi, tatlıyı tek başına ve aç karnına tüketmektir. Tatlı mutlaka ana yemeğin ardından, lifli gıdalar (sebze) ve proteinlerle birlikte tüketilmelidir. Bu, şekerin kana karışma hızını yavaşlatır. Şerbetli ve hamurlu tatlılar yerine sütlü veya meyveli tatlılar tercih edilmelidir. Ancak ‘şeker ilavesiz’ olsa dahi meyve şekerinin de insülini yükselttiği unutulmamalıdır. Tatlının yanında içilen asitli/şekerli içecekler glisemik yükü ikiye katlar. Yanında sadece su, sade maden suyu veya ayran tercih edilmelidir. Hazır tatlılar ve hamur işleri sadece şeker değil, gizli sodyum ve trans yağ da içerir. Bu durum kan basıncını (tansiyonu) aniden yükselterek kalbe binen yükü artırabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Porsiyonu elinizle ölçün!</strong></p>
<p>Şerbetli tatlıların basit karbonhidrat ve yüksek fruktoz içeriğiyle &#8220;boş enerji&#8221; sınıfında olduğunu, sütlü tatlıların ise protein ve kalsiyum sayesinde kan şekerini daha yavaş yükselttiğini söyleyen Ekin Çevik, şöyle devam etti:</p>
<p>“Puding, muhallebi veya meyve salatası gibi kaseyle yenen tatlılar için ideal porsiyon küçük bir kaseye denk gelen bir avuç içi kadardır. Taze meyveler veya hafif meyve bazlı tatlılar için bir yumruk büyüklüğü idealdir. Baklava, kadayıf gibi enerji yoğunluğu çok yüksek şerbetli tatlılarda ise ölçü, birleştirilmiş iki parmağınız (işaret ve orta parmak) genişliğinde ve uzunluğunda olmalıdır. Bu ölçü, yaklaşık 40-50 gramlık (165-170 kalori) bir porsiyona denk gelir ve karşılığı olan 1-2 adet orta boy baklava dilimi genellikle yeterli bir porsiyondur. Şerbetli tatlılar yüksek oranda yağ içerdiği için porsiyonun kalınlığı başparmağınızın boğumunu geçmemelidir. Eğer tatlı daha kalınsa (örneğin havuç dilimi baklava), boyutu küçültmek gerekir. Bir dilim kekin porsiyonu, avucunuzun ayası (parmaklar hariç orta kısım) büyüklüğünde ve yaklaşık bir parmak kalınlığında olmalıdır.”</p>
<p><strong>Bayram ziyaretlerinde &#8220;seçici denge&#8221; stratejisi</strong></p>
<p>Sosyal baskıyı ve yoğun ikramları yönetmek için kültürel ikramları tamamen reddetmek yerine &#8216;seçici denge&#8217; stratejisi uygulanmasını tavsiye eden Ekin Çevik, “Günlük toplam ilave şeker alımı, toplam kalori ihtiyacının %5-10’unu geçmemelidir. Bu da yetişkin bir birey için günde ortalama 2 dilim baklava veya muadili bir tatlıya tekabül eder. Birden fazla ziyaret yapılacaksa, ikramlar ‘paylaşılarak’ tüketilmelidir (örneğin; bir evde yarım dilim baklava, diğerinde küçük bir kase sütlü tatlı gibi). Vücudunuzun şeker dengesini sarsmamak için kendinize bir &#8220;tatlı seçim hiyerarşisi&#8221; oluşturabilirsiniz. Birinci tercih; meyveli veya sütlü tatlılar (güllaç, sütlaç, kazandibi gibi hafif seçenekler). İkinci tercih; şeker ilavesiz, kuru meyvelerle (incir dolması gibi) hazırlanmış doğal tatlılar. Sınırlı tercih; şerbetli ve hamurlu tatlılar (baklava, kadayıf).” dedi.</p>
<p><strong>Aşırı şeker tüketimi ‘yemek sonrası çöküşü’ denilen ağır uyku haline yol açıyor</strong></p>
<p>Aşırı şeker tüketiminin klinik etkileri hakkında çarpıcı detaylar veren Ekin Çevik, “Kısa vadede,<strong> </strong>yoğun şeker alımı sonrası insülin tavan yapar. Bu aşırı tepki, kan şekerinin normalin altına düşmesine neden olarak; titreme, soğuk terleme, baş dönmesi ve ani acıkma hissini tetikleyebilir. Kan şekerindeki sert dalgalanmalar, nöronal aktiviteyi etkileyerek konsantrasyon güçlüğü ve ‘yemek sonrası çöküşü’ dediğimiz ağır uyku haline yol açabilir. Şeker molekülleri, fiziksel yapıları gereği suyu kendilerine çekme özelliğine sahiptir ve bu nedenle bağırsaklara sıvı çekilir. Bu da bayramda sıkça rastlanan şişkinlik, gaz ve diyare (ishal) şikayetlerine neden olabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Şeker karaciğeri yağlandırıyor</strong></p>
<p> Uzun vadede ise sürekli tekrarlanan yüksek şeker döngüsünün; visseral (iç organ) yağlanmayı artırdığını, leptin direncini tetikleyerek obeziteye zemin hazırladığını kaydeden Ekin Çevik, “Buna bağlı olarak hiperinsülinemi dediğimiz kanda insülin seviyelerinin sürekli yüksek olması durumu, hücrelerin bu hormona duyarsızlaşmasına neden olur. Bu nedenle, pankreas yorulur ve şeker hastalığı kronikleşmiş olur. Fazla fruktoz sadece karaciğerde işlenir. Kapasite aşıldığında karaciğer bu şekeri yağa dönüştürür; bu da alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanmasına (NAFLD) yol açar. Yüksek şeker, LDL (kötü kolesterol) parçacıklarını küçülterek damar duvarına yapışmasını kolaylaştırır ve trigliseridleri yükseltir. Bu durum, damar sertliği (ateroskleroz) riskini doğrudan artırır. Kandaki ani glikoz artışı, sitokin adı verilen iltihap yapıcı maddelerin salınımını tetikleyerek eklem ağrılarını veya mevcut ödemleri artırabilir. Şeker molekülleri proteinlere bağlanarak ‘Gelişmiş Glikasyon Son Ürünleri’ oluşturur. Bu süreç cildin kolajen yapısını bozar (erken kırışıklık) ve damar esnekliğini kaybettirir.” ifadelerinde bulundu.</p>
<p><strong>Şekerin panzehiri bol su ve yürüyüş</strong></p>
<p>Tatlı tüketiminin neden olduğu metabolik yükü hafifletmenin iki temel yolunun &#8216;su tüketimi&#8217; ve &#8216;fiziksel aktivite&#8217; olduğunu belirten Arş. Gör. Ekin Çevik, “Yoğun şeker ve karbonhidrat alımı, vücutta ‘ozmotik yük’ yaratarak hücrelerin su dengesini bozar ve böbreklerin fazla glikozu süzmek için normalden fazla çalışmasına neden olur. Bu süreçte yeterli su tüketmek, sadece susuzluğu gidermekle kalmaz; kandaki şeker konsantrasyonunu seyrelterek böbreklerin yükünü hafifletir ve şekerin idrar yoluyla atımını destekler. Ayrıca, tatlı tüketimiyle birlikte vücudun tuttuğu ödemin atılması ve bağırsaklarda şeker kaynaklı oluşabilecek şişkinlik, gaz gibi sindirim şikayetlerinin minimize edilmesi için su, en doğal ve etkili çözümdür. Gün boyu küçük yudumlarla yaygın bir şekilde içilen 2,5-3 litre su, bayram sonrası oluşabilecek ‘metabolik yorgunluğun’ önüne geçmek için temel şarttır.” dedi.</p>
<p><strong>‘Tasarruf moduna’ giren metabolizmayı yeniden canlandırmak için yürüyüş şart</strong></p>
<p>Tatlı bir ikramın ardından yapılan hafif tempolu bir yürüyüşün, vücudun insülin hormonuna olan ihtiyacı azaltan sihirli bir mekanizmayı devreye soktuğunu kaydeden Ekin Çevik, “Kaslar hareket halindeyken, kandaki glikozu insülinin rehberliğine ihtiyaç duymadan doğrudan yakıt olarak kullanmaya başlar; bu da kan şekerindeki ani ve keskin yükselişlerin önüne geçer. Yemeklerden yaklaşık 15-20 dakika sonra yapılacak kısa bir yürüyüş hem pankreasın üzerindeki baskıyı azaltır hem de bayramın getirdiği enerji fazlasının yağ olarak depolanmasını engeller. Hareket etmek, sadece ‘kalori’ yakmak değil, uzun süreli açlık döneminden çıkan ve ‘tasarruf moduna’ giren metabolizmayı yeniden canlandırarak enerji seviyenizi gün boyu dengede tutmaktır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedeni-irade-eksikligi-degil-degisen-hormonlar-621287">Nedeni irade eksikliği değil, değişen hormonlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakan Kemal Memişoğlu’nun İftara Helikopterle Gelmesi Tartışmalara Neden Oldu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bakan-kemal-memisoglunun-iftara-helikopterle-gelmesi-tartismalara-neden-oldu-621220</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 06:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakan]]></category>
		<category><![CDATA[ftara]]></category>
		<category><![CDATA[gelmesi]]></category>
		<category><![CDATA[helikopterle]]></category>
		<category><![CDATA[kemal]]></category>
		<category><![CDATA[memişoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[nün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621220</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bakan Kemal Memişoğlu'nun İftara Helikopterle Gelmesi Tartışmalara Neden Oldu!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bakan-kemal-memisoglunun-iftara-helikopterle-gelmesi-tartismalara-neden-oldu-621220">Bakan Kemal Memişoğlu’nun İftara Helikopterle Gelmesi Tartışmalara Neden Oldu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun Muğla programı kapsamında gerçekleştirdiği temaslar ve özellikle halk iftarına helikopterle katılması kamuoyunda tartışma yarattı.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/bakan-kemal-memisoglunun-iftara-helikopterle-gelmesi-tartismalara-neden-oldu-0-Ob3df6nc.jpg"/>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu</figure>
<p>Muğla’da çeşitli ziyaretlerde bulunan Memişoğlu, programına Valilik ve AK Parti İl Başkanlığı temaslarıyla başladı. Valilik Şeref Defteri’ni imzalayan Bakan, Vali İdris Akbıyık’tan kentte yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı. Programın en dikkat çeken bölümü ise Seydikemer’de düzenlenen halk iftarı oldu. Bakan Memişoğlu’nun iftar programına karayolu yerine helikopterle ulaşım sağlaması, “halk buluşmasına yüksek maliyetli ulaşım” eleştirilerini beraberinde getirdi. Helikopterin Seydikemer Mehmet Günay Stadı’na inişi, protokol karşılamasıyla birlikte kamuoyunda “tasarruf ve kamu kaynaklarının kullanımı” tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bakan-kemal-memisoglunun-iftara-helikopterle-gelmesi-tartismalara-neden-oldu-621220">Bakan Kemal Memişoğlu’nun İftara Helikopterle Gelmesi Tartışmalara Neden Oldu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gece Uyku Sorunu Yaşayanlar Dikkat ! Sebebi Tabağınız !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-621137</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 13:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[tabağınız]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşayanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621137</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gece uyku sorunu yaşayanlar hakkında konuşan uzmanlar, "Uyku kalitenizi sessizce sabote eden beslenme hatalarıdır" dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-621137">Gece Uyku Sorunu Yaşayanlar Dikkat ! Sebebi Tabağınız !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gece uyku sorunu yaşayanlar dikkat!  Gece saat 2’de uyanıyor ve yeniden uykuya geçmekte zorlanıyor musunuz? Sizce bu yaşadığınız sadece tesadüf mü yoksa tabağınızın bir yansıması mı?</p>
<p>Gün içinde ve özellikle akşam saatlerinde yapılan yanlış beslenme tercihleri sirkadiyen ritmi bozarak uykuya dalış süresini uzatabilir ve derin uyku evrelerini kısaltabilir. Uyku kalitesinin beslenme alışkanlıklarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal uyku kalitesini düşüren en önemli ancak çoğu zaman fark edilmeyen 5 temel beslenme hatasını paylaşıyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-0-ignBTHVf.jpg"/></p>
<p><b><strong>Uyku, Hayat Kalitenizi Belirleyen Gizli Faktör</strong></b></p>
<p>Uykunun yalnızca bedenin dinlendiği pasif bir süreç olmadığını belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal, “Uyku aynı zamanda vücudun kendini onardığı, yenilediği ve bir sonraki güne hazırlandığı kritik bir biyolojik dönemdir. Uyku sırasında protein sentezi artar, gün içinde hasar gören dokular tamir edilir, öğrenilen bilgiler hafızaya kaydedilerek kalıcı hale gelir ve bağışıklık sistemi yeniden düzenlenir. Aynı zamanda büyüme hormonu salgılanır, iştahı düzenleyen hormonların dengesi sağlanır ve metabolik sistemin sağlıklı işleyişi desteklenir. Ancak pek çok kişinin zaman zaman yaşadığı uykuya dalamama, gece sık uyanma ya da sabah yorgun kalkma gibi sorunlarının ardında yalnızca stres veya yoğun yaşam temposu değil, fark edilmeden sürdürülen yanlış beslenme alışkanlıkları ve hatalı besin seçimleri de yer alabilir. Özellikle günün ilerleyen saatlerinde tüketilen bazı besinler, vücudun biyolojik ritmini etkileyerek uykuya dalış süresini uzatabilir, uyku kalitesini düşürebilir ve gece boyunca gerçekleşmesi gereken onarım süreçlerini sekteye uğratabilir” diyor.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-1-LtBwXrJ9.jpg"/>Kansere Karşı 12 Etkili Önlem!</figure>
<p><b><strong>Uykuyu İyileştiren Hayatını İyileştiriyor!</strong></b></p>
<p>Uyku kalitesinin iyileştirilmesinin yalnızca daha iyi bir uyku anlamına gelmediğini anlatan Ardal,  “Kaliteli uykunun sağlanmasıyla birlikte kronik ağrıların azalabildiği, depresyon ve kaygı belirtilerinin gerileyebildiği, migren ataklarının daha seyrek görülebildiği ve metabolik sağlığın olumlu yönde etkilenebildiği gösteriliyor. Özellikle insülin direnci olan bireylerde uyku düzeninin iyileşmesiyle insülin duyarlılığının artabildiği, iştah kontrolünün dengelenebildiği ve uzun vadede tip 2 diyabet ile obezite riskinin azaltılabildiği belirtiliyor. Bu noktada beslenme alışkanlıkları kritik bir rol üstleniyor. Tüketilen besinlerin içerdiği biyoaktif bileşenler, melatonin üretiminin düzenlenmesinden gece boyunca kan şekeri dengesinin korunmasına ve beyin aktivitesinin desteklenmesine kadar pek çok mekanizma üzerinden uyku kalitesini doğrudan etkileyebiliyor” diye konuştu.</p>
<p><b><strong>Uyku Kalitesini Bozan 5 Kritik Beslenme Hatası</strong></b></p>
<p>“Uyku kalitesini etkileyen en önemli ancak çoğu zaman göz ardı edilen faktörlerden biri, gün içinde ve özellikle akşam saatlerinde yapılan beslenme tercihleridir” diyen <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı,</strong> uyku kalitesini doğrudan etkileyen en yaygın beslenme hatalarını sıralıyor:</p>
<ul>
<li><strong>Geç saatlerde kafein tüketmek:</strong> Kahve, çay ve diğer kafein içeren içecekler sinir sistemini uyararak uykuya dalış süresini uzatabilir ve derin uyku evrelerini kısaltabilir. Kafeinin uyku üzerine etkilerinin incelendiği bir çalışmada; kafein tüketiminden sonra, toplam uyku süresinde 2 saatlik azalma görüldüğü gözlemlenmiştir.</li>
<li><strong>Akşam saatlerinde ağır ve geç yemek yemek:</strong> Sindirimi zor ve yüksek kalorili öğünler, gece boyunca metabolizmanın aktif kalmasına neden olarak vücudun dinlenme sürecini sekteye uğratabilir.</li>
<li><strong>Rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenmek:</strong> Yapılan çalışmalarda hem gün içinde, hem uyku öncesinde basit şeker ve rafine karbonhidrat, glikoz, fruktoz tüketen bireylerin daha yüzeysel uykuya sahip oldukları, sabah yorgun uyandıkları görülmüştür.</li>
<li><strong>Uyku kalitesini destekleyen mikro besinleri yetersiz almak:</strong> Magnezyum, triptofan ve B vitaminleri gibi besin öğelerinin eksikliği, uyku düzenini sağlayan hormonların üretimini olumsuz etkileyebilir.</li>
<li><strong>Düzensiz ve biyolojik ritme uygun olmayan beslenme alışkanlıkları:</strong> Gün içinde düzensiz öğün saatleri ve geç saatlerde beslenme, vücudun doğal sirkadiyen ritmini bozarak uyku kalitesini düşürebilir.</li>
<li>
<p><figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-2-CfiCUL1Z.jpeg"/>Uyku ve stres</figure>
</li>
</ul>
<p><b><strong>Uyku Kaynağı Besinler</strong></b></p>
<ul>
<li><strong>Melatonin ve Serotonin kaynakları: </strong>Uyku kalitesini destekleyen en önemli biyolojik mekanizmalardan birinin melatonin hormonu olduğunu belirten <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Vücudun doğal ritmini düzenleyen melatonin hormonudur. Melatonin, mutluluk ve denge hormonu olarak bilinen serotoninden, serotonin ise triptofan adlı bir amino asitten sentezlenir. Bu nedenle, günlük beslenmede bu biyolojik döngüyü destekleyen besinlere yer vermek, daha kolay uykuya dalmayı ve gece boyunca kesintisiz bir uyku sürecini destekleyebilir. Et, balık, yumurta, kemik suyu, nohut ve susam gibi protein kaynakları, bu süreci destekleyerek uyku kalitesinin artmasına katkı sağlayabilir. Bununla birlikte çilek, nar, kivi, badem, ceviz, brokoli ve mantar gibi melatonin içeriği yüksek besinler, antioksidan etkileri ve biyolojik ritim üzerindeki düzenleyici rolleri sayesinde uyku düzeninin korunmasına yardımcı olabilir” diyor.</li>
</ul>
<ul>
<li><strong>Vitamin kaynakları:</strong> Serotonin ve melatonin metabolizmasının sağlıklı şekilde devam edebilmesi için folik asit ile B3 ve B6 vitaminlerinin de kritik rol oynadığını ifade eden <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller, yumurta, balık, kabak çekirdeği, kuruyemişler ve muz gibi besinler, sinir sistemi ve hormon dengesi üzerinden uyku kalitesini destekleyen önemli mikro besin öğeleri içerir. Aynı şekilde magnezyum eksikliği, melatonin üretimini olumsuz etkileyerek uyku bölünmelerine neden olabilir. Yeşillikler, tohumlar, balık, meyveler ve aromatik bitkiler magnezyum açısından zengin kaynaklar arasında yer alır” diyor.</li>
</ul>
<ul>
<li><strong>Amino asit kaynakları:</strong> Bazı amino asitlerin uyku kalitesi üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Arjinin, büyüme hormonunun salgılanmasını destekleyerek gece boyunca gerçekleşen onarım süreçlerine katkı sağlarken; kırmızı et, balık, yumurta ve baklagiller bu amino asidin önemli kaynaklarıdır. Glisin ise sinir sistemini sakinleştirici etkisiyle uykuya geçişi kolaylaştırabilir ve daha derin bir uyku sürecini destekleyebilir” ifadelerini kullanıyor.</li>
</ul>
<p>“Bunların yanı sıra mor ve koyu renkli meyve ve sebzelerde bulunan antosiyanin gibi güçlü antioksidanlar ile maydanoz, kereviz, nane ve turunçgillerde bulunan apigenin gibi flavonoidler, hücresel düzeyde koruyucu etkiler göstererek uyku kalitesini artırmaya katkı sağlayabilir” diyen <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong> bu bileşenlerin düzenli olarak beslenmeye eklenmesinin biyolojik ritmi desteklediğini ve vücudun gece boyunca kendini daha etkin şekilde yenilemesine yardımcı olabileceğini belirtiyor. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-621137">Gece Uyku Sorunu Yaşayanlar Dikkat ! Sebebi Tabağınız !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayramda şeker tüketirken bir kez daha düşünün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayramda-seker-tuketirken-bir-kez-daha-dusunun-621086</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 10:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[bayramda]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[düşünün]]></category>
		<category><![CDATA[kez]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[tüketirken]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621086</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, Ramazan Bayramı öncesi şekerin diş sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayramda-seker-tuketirken-bir-kez-daha-dusunun-621086">Bayramda şeker tüketirken bir kez daha düşünün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, Ramazan Bayramı öncesi şekerin diş sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Şeker, ağız ortamındaki asiditenin artmasına neden oluyor!</strong></p>
<p>Aşırı şeker tüketiminin halk arasında da bilindiği gibi dişlerde çürük oluşumuna sebep olduğunu hatırlatan Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Şeker ağız florasını ve tükürüğün yapısını değiştirerek asidik bir ortam oluşturuyor.” dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Bahar, ağız ortamının asiditesinin artmasını dişlerdeki mine yüzeyinin yumuşamasına ve çürüklerin oluşmasına sebep olduğunu aktardı.</p>
<p><strong>Şekerlerin hepsi diş üzerinde çürük yapıcı etkiye sahip!</strong></p>
<p>Dişlerin emayesini zayıflatan ve çürümeye neden olan şeker türleri hakkında da bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, şunları söyledi:</p>
<p>“Şekerlerin hepsi diş üzerinde çürük yapıcı etkiye sahiptirler. Bazıları daha fazladır bazıları da az. Şekerler arasında yapışkan olanlar yani dişin üzerinde daha uzun süre kalanlar tükürükle de daha zor temizlendikleri için diğer tür şekerlere göre dişlerde daha çok çürük yapıcı özelliğe sahiptirler.”</p>
<p><strong>Dişlerin çürümemesi için ne yapılmalı?</strong></p>
<p>Bayramda fazla şeker tüketildiği için dişlerin çürümesinden korkulup korkulmaması konusunda da bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Şeker tüketiminden hemen sonra dişler fırçalanırsa şekerin çürük yapma özelliği ortadan kalkar. Diş fırçalama gibi bir olanak yoksa su içerek veya ağzı su ile çalkalayarak şekerin dişler üzerindeki negatif etkisi daha aza indirilebilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayramda-seker-tuketirken-bir-kez-daha-dusunun-621086">Bayramda şeker tüketirken bir kez daha düşünün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan sonrası sindirim sistemine dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazan-sonrasi-sindirim-sistemine-dikkat-2-621038</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 09:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hafif]]></category>
		<category><![CDATA[hamur]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[sistemine]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621038</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan’ın bitmesine sayılı günler kaldı. Ramazan sonrasında normal beslenme düzenine geçişte sindirim sisteminin uyumunun sağlanması, önemli sağlık sorunlarının önlenmesinde etkili oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazan-sonrasi-sindirim-sistemine-dikkat-2-621038">Ramazan sonrası sindirim sistemine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Ramazan’ın bitmesine sayılı günler kaldı. </span></span></span></b><b><span><span><span>Ramazan sonrasında normal beslenme düzenine geçişte sindirim sisteminin uyumunun sağlanması, önemli sağlık sorunlarının önlenmesinde etkili oluyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, iki öğün gibi özel bir beslenmenin uygulandığı bu dönemden normal yemek düzenine geçerken dikkat edilmesi gereken noktalara değindi. Bayramlarda çok çeşitli ve yoğun enerji içeren beslenme düzeninin etkili olduğunu Prof. Dr. M. Emel Alphan, bayram geleneğinin bir sembolü olan kahvaltı ve yemek sofralarında ağır yemeklerden uzak durulması uyarısında bulunarak tatlı ve şeker tüketiminden kaçınılmasını tavsiye etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, Ramazan sonrası normal beslenme düzenine geçişle ilgili değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bayramda ağır ikramlara dikkat!</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ramazan ayının, oruç tutanlar için, günde iki öğün gibi özel bir beslenme uygulanan ve alışılmışın dışındaki saatlerde yemek yemeyi gerektiren bir dönem olduğunu belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, bu dönemden normal yemek düzenine geçişte, sindirim sisteminin de uyumunu sağlamanın önemli olduğunu vurguladı. Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Oysa bir aylık oruç döneminden sonraki bayram günlerinde bireyler, genellikle psikolojik olarak aşırı yemek yeme eğilimindedirler. Bunun yanı sıra, geleneklerimize bağlı olarak, bayram yemeklerinin, günlük beslenme düzeninin dışında, çeşit olarak fazla ve içeriğinin ağır olması, bayram ziyaretlerindeki hamur tatlısı ağırlıklı ikramlar ve bu ikramların geleneklerimiz nedeniyle ısrarla yedirilmesi, sindirim sistemindeki adaptasyonu güçleştirir. Bu adaptasyonu sağlamak için bayramda hafif yiyecekler yenilmesi gerekir. Güne hafif bir kahvaltı ile başlamak, gün içinde aşırı yağlı, çok tuzlu, kalori açısından yoğun hamur işlerinin ve hamur tatlılarının yenilmemesi gerekir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Güne hafif kahvaltı ile başlanmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sindirim sisteminde adaptasyonun sağlanması için bayramda hafif yiyecekler yenilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Güne hafif bir kahvaltı ile başlamak, gün içinde aşırı yağlı, çok tuzlu, enerji açısından yoğun hamur işlerinin ve hamur tatlılarının yenilmemesi gerekir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sağlıklı bir bayram için bu önerilere kulak verin</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. M. Emel Alphan, bayramda uygulanması gereken beslenme kurallarının aşağıdaki gibi olması gerektiğini belirterek şunları söyledi:</span></span></span></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span>Güne hafif bir kahvaltı ile başlanmalıdır.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Öğüne çorba ve salata ile başlanmalı, çorba ile ekmek yenilmemelidir. Bu, o öğünde aşırı miktarda yemek yemeyi önler.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Yemekler çok yağlı ve çok tuzlu yapılmamalıdır. Et ve tavuk yemeklerine pişerken yağ ilave edilmemeli, kızartılmış besinlerden kaçınılmalıdır.</span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Börek ve sarma varsa ekmek tüketilmemeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span>Bayram yemeğinde, börek, pilav, makarna, dolma, sarma gibi besinler bulunduğu takdirde ekmek yenilmemelidir.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Enerjisinin düşük olmasından dolayı, öğünde mutlaka sebze ve salata bulunmalıdır.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Ağır hamur tatlıları yerine sütlü ve meyveli tatlılar ya da en iyisi meyve tercih edilmelidir.</span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Meyve seçeneği sunulmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span>Bayram ziyaretleri sırasında, ikram edilen tatlıların, porsiyon ölçülerinin az olması, misafirlerin de az yemesine neden olur. Mümkünse misafirlere seçenek olarak meyve de sunulmalıdır.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Geleneksel Türk misafirperverliğinin bir sonucu olarak gelişen ikram edilen yiyeceklerin yenilmesi konusundaki ısrardan kaçınılmalıdır.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Bayram günlerinde, çikolata, şeker, şekerlemeler ve tatlı gibi kalorisi yüksek olan yiyecekleri, herkesin, özellikle çocukların aşırı yemeleri önlenmelidir.</span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kafeinli içecekler aşırı tüketilmemeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span>İkram edilen çay, kahve gibi kafeinli içeceklerin aşırı tüketiminden kaçınılması, açık ve limonlu çay, ıhlamur ve bitki çaylarının tercih edilmesi gerekir.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Ramazan boyunca, su tüketiminin az olmasından dolayı oluşabilen su kaybının, yerine konulması için su ve sulu gıdaların tüketimine önem verilmesi gerekir.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Diyabetlilerin (şeker hastalarının), kalp hastalarının, hipertansiyonu (yüksek tansiyon) olan kişilerin, diyetisyenleri tarafından önerilmiş olan diyetlerini bozmamaya özen göstermeleri ve aile çevresindekilerin de hastalara bu konuda yardımcı olmaları gerekir.</span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sindirim zorluklarıyla karşılaşılabilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. M. Emel Alphan</span></span></span><span><span><span>, belirtilen hususlara dikkat edilmediği takdirde sindirim zorlukları, mide ve bağırsaklarda aşırı gaz birikimi, ani tansiyon ve şeker yükselmesi gibi hastalıkların ortaya çıkabileceği, hastalarda ve yaşlılarda ise daha ağır sorunlar oluşabileceği uyarısında bulundu. Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Bayramınızı sağlıklı geçirmek ve kendinizi iyi hissetmek istiyorsanız bu hususlara dikkat etmeniz gerekir” diyerek sözlerini tamamladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazan-sonrasi-sindirim-sistemine-dikkat-2-621038">Ramazan sonrası sindirim sistemine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zengin Ama Sağlıklı Bir Bayram Sofrası İçin Önemli İpuçları</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zengin-ama-saglikli-bir-bayram-sofrasi-icin-onemli-ipuclari-621014</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 09:23:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[dengeli]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[puçları]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[sofrası]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[zengin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621014</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayı boyunca değişen beslenme düzeni, bayramla birlikte yerini zengin sofralara ve ikramlara bırakıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zengin-ama-saglikli-bir-bayram-sofrasi-icin-onemli-ipuclari-621014">Zengin Ama Sağlıklı Bir Bayram Sofrası İçin Önemli İpuçları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayı boyunca değişen beslenme düzeni, bayramla birlikte yerini zengin sofralara ve ikramlara bırakıyor. Ancak bayram günlerinde büyük porsiyonlarda ve sık aralıklarla yemek tüketmek; mide problemleri, kan şekeri dalgalanmaları ve halsizlik gibi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bu nedenle bayramın keyfini çıkarırken sağlığı korumak birkaç küçük ama etkili beslenme ipucu ile mümkün olabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Sinem Türkmen, bayram beslenmesinde dikkat edilmesi gerekenleri anlatıyor.</p>
<p><strong>Kahvaltıda sindirim sistemini yormayan tercihler yapın</strong></p>
<p>Ramazan sonrası yeniden düzenlenen beslenme alışkanlıklarında dengeli seçimler yapmak, hem sindirim sistemini korumaya hem de gün boyu enerjik hissetmeye yardımcı olur. Bayram sabahı genellikle uzun süredir özlenen kahvaltı sofralarıyla başlar. Ancak oruç sonrası mide henüz yoğun beslenmeye tam adapte olamayabilir. Bu nedenle kızartmalar, aşırı yağlı börekler veya çok fazla şarküteri ürünleri yerine daha dengeli bir kahvaltı tercih edilmesi önerilir. Sindirim sistemini yormayan bir bayram kahvaltısı için şu besinler tercih edilebilir. Örneğin; haşlanmış yumurta veya az yağlı omlet, peynir, zeytin, tam tahıllı ekmek ve bol yeşillik. Bu şekilde hazırlanan dengeli bir kahvaltı hem sindirimi kolaylaştırır hem de gün içinde aşırı yeme isteğinin önüne geçebilir.</p>
<p><strong>Aynı gün içinde birden fazla tatlı tüketmeyin </strong></p>
<p>Bayramın en zor kısmı şüphesiz tatlı ikramlarına karşı koyabilmektir. Özellikle şerbetli tatlılar yüksek şeker ve kalori içerdiği için kan şekerini hızlı yükseltip kısa sürede tekrar düşmesine neden olabilir. Bu durum daha fazla tatlı isteği yaratırken; halsizlik, uyku hali, yorgunluk ve stres artışına da yol açabilir. Bu nedenle tatlı porsiyonlarının küçük tutulması, aynı gün içinde birden fazla tatlı tüketilmemesi, şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyve bazlı tatlıların tercih edilmesi daha dengeli bir seçim olacaktır. Tatlıların yanında tüketilen içeceklerin de şekersiz olması önerilmektedir.</p>
<p><strong>Ziyaretlere gitmeden önce küçük bir ara öğün yapın</strong></p>
<p>Bayram ziyaretleri sırasında sürekli ikramlarla karşılaşmak oldukça normaldir. Ancak ziyaretlere çok aç gitmek kontrolsüz şekilde fazla yemek tüketilmesine neden olabilir. Evden çıkmadan önce tüketilecek küçük bir ara öğün, porsiyon kontrolünü kolaylaştırabilir. Örneğin bir avuç çiğ badem, bir kase yoğurt gibi besinler tokluk hissini artırarak aşırı tüketimi önlemeye yardımcı olur.</p>
<p><strong>Bol su tüketin, fazla yeme isteğiniz azalsın</strong></p>
<p>Ramazan boyunca azalan su tüketimi alışkanlığı bayram günlerinde de sürdürülmemelidir. Gün içinde yeterli miktarda su tüketmek metabolizmanın düzenlenmesine ve fazla yeme isteğinin azalmasına yardımcı olur. Günlük olarak 1.5-2 litre su içilmesi vücudun sıvı dengesini koruyabilmek için önemlidir. Çay ve kahve tüketiminin de günde 2-3 fincanla sınırlandırılması gerekir.</p>
<p><strong>Her yemek sonrası 20-30 dakika yürüyüş yapın</strong></p>
<p>Bayram günleri çoğu zaman uzun süreli oturmalarla geçer. Ancak yemek sonrası yapılacak 20-30 dakikalık hafif yürüyüşler hem sindirimi destekler hem de kan şekeri kontrolüne yardımcı olur. Günlük hareketi artırmak için asansör yerine merdiven kullanmak, kısa mesafelerde araç yerine yürümek gibi küçük alışkanlıklar da oldukça faydalı olabilir.</p>
<p><strong>Bayrama sağlıklı tatlı önerisi “Şekersiz hurmalı fit toplar”</strong></p>
<p><strong>İçindekiler:</strong> Rafine şeker içermeyen bu pratik tatlı, bayram ikramlarına daha dengeli bir alternatif sunar. Malzemeler; 10 adet hurma, 1 çay bardağı çiğ badem veya fındık, 2 yemek kaşığı kakao, 1 yemek kaşığı Hindistan cevizi, 1 yemek kaşığı fıstık ezmesi (isteğe bağlı).</p>
<p><strong>Yapılışı:</strong> Hurmaların çekirdeklerini çıkarıp 1-2 saat suda beklettikten sonra rondodan geçirin. Badem veya fındığı ekleyerek tekrar çekin. Kakao ve Hindistan cevizi ile karıştırıp küçük toplar haline getirin. İsteğe bağlı olarak dışını Hindistan cevizine veya kakao tozuna bulayabilirsiniz.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zengin-ama-saglikli-bir-bayram-sofrasi-icin-onemli-ipuclari-621014">Zengin Ama Sağlıklı Bir Bayram Sofrası İçin Önemli İpuçları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaş alırken genç kalmak için &#8216;hareket&#8217;e geçme zamanı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yas-alirken-genc-kalmak-icin-harekete-gecme-zamani-621011</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 09:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alırken]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[geçme]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kalmak]]></category>
		<category><![CDATA[karadağ]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zamanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621011</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde sıkça sorulan bir soru var: “80 yaş yeni 60 mı?” Zira eskiden ‘ileri yaş’ olarak kabul edilen dönemler artık yeniden tanımlanıyor, bugün 80 yaşındaki birçok birey aktif, üretken ve bağımsız bir yaşam sürdürebiliyor. Peki sizin takvim yaşınız 80’e geldiğinde, biyolojik yaşınız 60 olabilecek mi? </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yas-alirken-genc-kalmak-icin-harekete-gecme-zamani-621011">Yaş alırken genç kalmak için &#8216;hareket&#8217;e geçme zamanı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde sıkça sorulan bir soru var: “80 yaş yeni 60 mı?” Zira eskiden ‘ileri yaş’ olarak kabul edilen dönemler artık yeniden tanımlanıyor, bugün 80 yaşındaki birçok birey aktif, üretken ve bağımsız bir yaşam sürdürebiliyor. Peki sizin takvim yaşınız 80’e geldiğinde, biyolojik yaşınız 60 olabilecek mi? </p>
<p><strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi İç Hastalıkları, Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Berrin Karadağ, </strong>yapılan bilimsel çalışmaların; bunun mümkün olduğunu ortaya koyduğunu söylüyor.<strong> </strong>Nasıl mı?<strong> </strong>Prof. Dr. Karadağ “Geriatri yani yaşlılık bilimi alanındaki çalışmalar ve klinik gözlemlerimiz, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının biyolojik yaşımızı önemli ölçüde etkileyebildiğini, uzun ve sağlıklı yaşam için 10 temel kuralın 10’unu da uygulamak gerektiğini gösteriyor” diyor. </p>
<p>Teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmelerin de sayesinde, temel kurallara da dikkat edildiğinde  80’inde 60 gibi kalabilmenin mümkün hale geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Karadağ, <strong>18-24 Mart Ulusal Yaşlılar Haftası </strong>kapsamında yaptığı açıklamada, size özel 10 sorudan oluşan test hazırladı, uzun ve sağlıklı yaşamanın temel kurallarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>1. Sağlıklı besleniyor musunuz?</strong></p>
<p>Sağlıklı yaş almanın temel taşlarından biri dengeli ve yeterli beslenmedir. İlerleyen yaşla  metabolizma değişir, kas kütlesi azalabilir ve bazı vitamin-mineral ihtiyaçları artabilir. Bu nedenle sebze, meyve, tam tahıl, sağlıklı yağlar ve kaliteli protein kaynaklarından zengin  beslenme düzeni önemlidir. Çok sayıda bilimsel çalışma; özellikle Akdeniz tipi beslenmenin kalp ve beyin sağlığını güçlendirdiğini, uzun ve sağlıklı yaşamı desteklediğini göstermektedir. </p>
<p><strong>2. Kaslarınızı düzenli çalıştırıyor musunuz?</strong></p>
<p>Yaş ilerledikçe kas kütlesi azalır. Vücut ağırlığı değişmese bile yağ oranı artar, kas oranı geriler. Bu da hareket kabiliyetini önemli ölçüde olumsuz etkileyebilir. Ancak iyi haber şu ki; kaslar her yaşta çalıştırılabilir. Prof. Dr. Karadağ “Klinik gözlemlerimizde, 70–80 yaşında egzersize başlayan bireylerde bile kas gücünde ve denge kapasitesinde belirgin iyileşmeler görülebilmektedir. Dolayısıyla kaslarınızı mutlaka güçlendirmeye başlamalısınız” diyor. </p>
<p><strong>3. Düzenli yürüyüş ve direnç egzersizi yapıyor musunuz?</strong></p>
<p>Yaşlılıkta en büyük risk çoğu zaman hastalık değil, hareketsizliktir; kas kaybı, denge sorunları, hücrelerin yaşlanması ve bağımsızlığın azalmasına yol açar. İleri yaşlarda haftada toplam en az 150 dakika orta düzey fiziksel aktivite (hafif ağırlık çalışmaları, düzenli yürüyüşler, direnç egzersizleri vb) yapmak kasları ve kalp-damar sistemini destekler, uyku kalitesini artırır, depresyon riskini azaltır ve bilişsel fonksiyonların korunmasını sağlar. </p>
<p><strong> 4. Beyninizin sınırlarını zorluyor musunuz?</strong></p>
<p>Beyin de tıpkı kaslar gibi çalıştıkça güçlenir. Kitap okumak, yeni bir şey öğrenmek, bulmaca çözmek, müzikle ilgilenmek veya yeni hobiler edinmek zihinsel sağlığı destekler. Prof. Dr. Berrin Karadağ “Bazı hastalarım emeklilikten sonra yeni bir dil öğrenmeye başladıklarını ya da yıllardır erteledikleri hobileri hayata geçirdiklerini anlatıyorlar. Bu tür aktiviteler sadece zihni değil, aynı zamanda yaşam sevincini de canlı tutar ve hücreleri gençleştirir” diyor. </p>
<p><strong>5. Sosyal bağlarınızı güçlendiriyor musunuz?</strong></p>
<p>Yapılan bilimsel araştırmalar; yalnızlığın sağlık ve yaşlanma üzerinde sigara kadar olumsuz etkiler yaratabileceğini göstermektedir. Sosyal ilişkiler yaşam motivasyonunu artırır. Aile ilişkileri, bir dostunuzla sohbet, arkadaş görüşmeleri, grup aktiviteleri ve gönüllülük çalışmaları ileri yaşta hem ruh sağlığı hem de bilişsel sağlık için önemli koruyucu faktörlerdir. Unutkanlık ve depresyona karşı da ilaçlardan çok daha etkilidir. </p>
<p><strong>6. Protein kaynaklarını yeterli tüketiyor musunuz? </strong></p>
<p>Prof. Dr. Berrin Karadağ “Yaşlılık döneminde protein ihtiyacı genellikle göz ardı edilir. Oysa kas sağlığını korumak için yeterli protein alımı büyük önem taşır. Balık, yumurta, süt ürünleri, baklagiller ve kaliteli bitkisel protein kaynakları günlük beslenmede yer almalıdır. Özellikle egzersiz ile birlikte yeterli protein alımı kas kaybını azaltmada önemli rol oynar. Kas kaybı (sarkopeni) riskini ne kadar öteleyebilirsek, o denli dinç, aktif ve dinamik yaş alabiliriz” diyor. </p>
<p><strong>7. Yeterli ve kaliteli uyuyor musunuz?</strong></p>
<p>Uyku vücudun kendini yenilediği en önemli süreçlerden biridir. Bilimsel çalışmalar; yetişkinlerin günde 7-8 saat kaliteli uykuya ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Yetersiz veya düzensiz uyku, bağışıklık sisteminin zayıflamasına, kilo artışına, kalp-damar hastalıklarına ve hafıza sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle, aynı saatlerde yatıp kalkmaya, karanlık ve sessiz ortamda uyamaya ve uyumadan önce ekran kullanımını kısıtlamaya özen gösterin. </p>
<p><strong> 8. Stresinizi yönetebiliyor musunuz?</strong></p>
<p>Yapılan araştırmalara göre; uzun süreli ve kontrolsüz stres kalp hastalıkları riskini artırıyor,  bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Stresi kontrol altında tutmak ise hem ruh sağlığını hem de uzun vadede fiziksel sağlığı korumada önemli rol oynuyor. Stresi yönetebilmek için; düzenli fiziksel aktivite, nefes egzersizleri, doğada zaman geçirmek, sosyal ilişkileri güçlendirmek ya da gerekirse profesyonel destek almak önemlidir. </p>
<p><strong> 9. Tütün ürünleri, sigara dumanı ve alkolden uzak mısınız?</strong></p>
<p>Sigara içmek de, dumanına maruz kalmak da vücuda son derece zarar vermektedir. Aşırı alkol tüketimi ise karaciğer hastalıklarından kalp sorunlarına kadar pek çok sağlık problemine yol açabilir. Uzun ve sağlıklı bir yaşam için tütün ürünlerinden, elektronik sigaradan tamamen uzak durmak ve alkol tüketimini bırakmak gerekiyor. Bu alışkanlıklardan uzak durmak, yaşam süresini ve yaşam kalitesini artıran en önemli adımlardan biri olarak kabul edilmektedir. </p>
<p><strong>10. Düzenli muayene oluyor musunuz?</strong></p>
<p>Sağlıklı yaş almanın olmazsa olmazlarından biri düzenli sağlık kontrolleridir. Tansiyon, diyabet, kemik sağlığı, görme ve işitme gibi birçok durum erken dönemde fark edildiğinde çok daha kolay yönetilebilir. Prof. Dr. Karadağ “Geriatri yaklaşımında amaç yalnızca hastalıkları tedavi etmek değil; bağımsız yaşamı mümkün olduğunca uzun süre korumaktır. Bu nedenle de düzenli sağlık kontrolleri ile yaşımız ilerlemiş olsa bile, kendi işimizi kendimiz görmeye, aktif hayata katılmaya ve hayattan keyif almaya devam edebiliriz” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yas-alirken-genc-kalmak-icin-harekete-gecme-zamani-621011">Yaş alırken genç kalmak için &#8216;hareket&#8217;e geçme zamanı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Kolon Kanserinde Yeni Çağ: Tümör Laboratuvarda Kopyalanıyor, En Etkili İlaç Kopya Üzerinde Denenerek Hastaya Veriliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yeni-cag-tumor-laboratuvarda-kopyalaniyor-en-etkili-ilac-kopya-uzerinde-denenerek-hastaya-veriliyor-620984</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 09:03:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağ]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kopyalanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[laboratuvarda]]></category>
		<category><![CDATA[model]]></category>
		<category><![CDATA[Organoid]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620984</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde “deneme-yanılma” dönemi yavaş yavaş kapanıyor. Şu sıralar özellikle kolon kanserinde yapılan araştırmalar umut vaat ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yeni-cag-tumor-laboratuvarda-kopyalaniyor-en-etkili-ilac-kopya-uzerinde-denenerek-hastaya-veriliyor-620984">&#8220;Kolon Kanserinde Yeni Çağ: Tümör Laboratuvarda Kopyalanıyor, En Etkili İlaç Kopya Üzerinde Denenerek Hastaya Veriliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kanser tedavisinde “deneme-yanılma” dönemi yavaş yavaş kapanıyor. Şu sıralar özellikle kolon kanserinde yapılan araştırmalar umut vaat ediyor. Kolon kanserinde hastadan alınan tümör dokusu laboratuvarda kopyalanarak üç boyutlu bir “organoid” modeli oluşturuluyor ve hedefe yönelik ilaçlar bu model üzerinde deneniyor. Böylece her hastaya özel en etkili tedavi seçeneği, tedaviye başlanmadan önce belirlenebiliyor. Yapay zekâ destekli bu yeni yaklaşım, hem dünyada hem Türkiye’de öncü ve ilk olma özelliği taşıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Bilişimi ve Biyoistatistik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Uğur Sezerman liderliğinde İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi’nden Baş Araştırmacı Prof. Dr. Esra Erdal iş birliğiyle yürütülen proje, kolon kanserinde kişiye özel tedaviyi somut bir laboratuvar modeline taşıyor. Proje kapsamında geliştirilen sistemle, yaklaşık 6 hafta gibi kısa bir sürede hastanın tümörüne en etkili ilacın belirlenmesi hedefleniyor.</strong></em></p>
<p>Bioinformatik alanında uzun yıllardır çalışmalar yürüttüklerini belirten Prof. Dr. Uğur Sezerman, kanserde artık çok katmanlı veri analizinin kaçınılmaz olduğunu vurguluyor. Tümörün dijital ve biyolojik haritasını çıkardıklarına dikkat çeken Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Bioinformatik; tıbbi verileri bilgisayar tabanlı yaklaşımlarla analiz ederek tanı ve tedavide kullanılacak yöntemler geliştiren bir alan. Günümüzde DNA dizileme teknolojileri sayesinde elimizde çok büyük miktarda veri var. Özellikle kanserde, tümör dokusunu ve kandan elde edilen DNA’yı dizileyerek tümöre özgü somatik varyasyonları tespit edebiliyoruz” diyor.</p>
<p>Bu analizler sayesinde tümörün hangi genetik değişimlerle tetiklendiği, hangi sinyal mekanizmaları üzerinden büyüdüğü ortaya konuyor. Ancak tümör tek tip bir yapı değil. Heterojen, yani farklı klonlardan oluşan karmaşık bir yapı. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Tümör içindeki farklı klonları ve her birinin ‘driver’ dediğimiz tetikleyici mekanizmalarını belirleyebiliyoruz. Böylece tümördeki çeşitliliği yakalamış oluyoruz” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><b>Sadece DNA Yetmiyor: Çok Katmanlı “Omik” Analiz</b></p>
<p>Kolon kanseriyle ilgili yürüttükleri proje yalnızca DNA dizilemesiyle sınırlı değil. Transkriptom analizleriyle hangi genin ne kadar üretildiği ölçülüyor; sağlıklı ve tümör dokusu karşılaştırılıyor. Epigenetik mekanizmalar da incelenerek hangi genlerin aktif, hangilerinin baskılanmış olduğu ortaya konuyor. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Tümörün genetik yapısından hücre içinde üretilen proteinlere ve metabolik ürünlere kadar çok sayıda biyolojik veriyi, yani ‘omik veri’yi bir araya getirerek hastanın tümörünün detaylı bir modelini oluşturuyoruz. Bu kadar büyük ve karmaşık veriyi insanın tek başına analiz etmesi mümkün olmadığı için yapay zekâdan yararlanıyoruz. Bu analizlerin ardından geliştirdiğimiz PANACEA yöntemi devreye giriyor. Ağ temelli algoritmalarla tümörün tetikleyici genleri ve ilaçlarla hedef alınan genler haritalanıyor. Amaç; tüm tetikleyici mekanizmaları aynı anda susturabilecek en uygun ilaç ya da ilaç kombinasyonunu belirlemek” diyor. </p>
<p><b>Laboratuvarda “Mini Organlar” Oluşturuluyor</b></p>
<p>Prof. Dr. Uğur Sezerman laboratuvar ortamında üretilen organoidlerin çok önemli olduğunu vurguluyor: “Hastadan alınan dokudan laboratuvar ortamında üretilen, üç boyutlu ve gerçek organa biyolojik olarak oldukça benzeyen mini doku modellerine ‘organoid’ diyoruz. Bu yapılar, tümörün hücresel mimarisini ve biyolojik davranışını büyük ölçüde taklit eder. Bu sayede ilaçlar, doğrudan hastanın tümörünün kopyası üzerinde denenebilir. Böylece hayvan deneylerine de ihtiyaç kalmaz”…</p>
<p><b>Kolon Kanseri Çalışması Dünyada ve Türkiye’de Bir İlk</b></p>
<p>Kolon kanseriyle ilgili yürütülen yeni projede, kolon kanseri hastasından alınan dokudan kişiye özel bir organoid oluşturulacak. Önce yapay zekâ ile tümörün tetikleyici mekanizmaları belirlenecek, ardından bu mekanizmaları hedefleyen ilaç adayları seçilecek. Bu ilaçlar, kök hücre ve organoid teknolojileri laboratuvarında üretilecek organoid modelleri üzerinde test edilecek.</p>
<p>Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Organoidler özellikle kolon kanserinde kanseri mimik edecek şekilde başarıyla üretilebiliyor; ancak bizim farkımız, kişinin kanser mekanizmasını aydınlatıp doğrudan hedefe yönelik ilaçların bu model üzerinde denenmesini sağlamak. Yüzlerce ilaç denemektense, birkaç deneyle hızlı bir şekilde organoid tümör üzerinde hastaya uygun tedaviyi belirlemenin mümkün olduğu bu yöntem dünyada da bir ilk. Omik verilerden hastanın dirençli olduğu ilaçları da, geliştirdiğimiz yapay zeka yöntemleri ile belirliyoruz. Böylece hastanın yanıt verebileceği ilaçlar ile deneme yapılmasını sağlayarak hem ekonomik yükü hafifletiyor hem de denemelerin hızlanması açısından sürece önemli katkıda bulunuyoruz” diyor.  </p>
<p>Bu çalışma sayesinde yaklaşık 6 hafta içinde hangi ilacın etkili olduğu belirlenecek ve sonuç doğrudan klinisyene bildirilecek. Sonrasında da hekim, en etkili tedaviyi hastaya uygulayacak. Bu tedavilerin rutine girebilmesi için tabii ki uluslararası kapsamlı klinik çalışmalara ihtiyaç olacak.</p>
<p><b>İlk Aşamada Son Evre Hastalarda Uygulanacak</b></p>
<p>Organoidlerin ilaç denemelerinde kullanımı FDA tarafından da onaylanmış durumda. Bu yaklaşım, deney hayvanı kullanımını önemli ölçüde azaltma potansiyeli de taşıyor. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Organoid üzerinde deneyeceğimiz ve çalışan tedavinin, gerçek tümörde de çalışmasını hedefliyoruz. Bu model sayesinde hayvan deneylerine ihtiyaç büyük ölçüde ortadan kalkabilir” diyor.</p>
<p>Çalışma ilk etapta, mevcut tüm tedavileri almış ve yanıt alınamamış son evre kolon kanseri hastalarında uygulanacak. Ancak hedef çok daha büyük. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Yöntemler geliştikçe bunu son aşamadaki hastalarda değil, hastaya ilk tanı konduğu anda uygulayabileceğiz. Böylece hasta zaman kaybetmeyecek; gereksiz ve etkisiz tedavilerle maddi ve biyolojik yük altına girmeyecek. Kolon kanserinin tüm alt türlerinde uygulanabilecek olan bu yöntem, tamamen kişiye özel bir yaklaşım sunuyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><b>2 Yılda 30 Hasta, 5 Yılda Klinik Rutine Girebilir</b></p>
<p>TEYDEB onayı alan proje kapsamında iki yıl içinde 30 hasta üzerinde uygulama tamamlanacak. Ardından yöntemin diğer kanser türlerinde, özellikle meme kanserinde uygulanması planlanıyor. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Kanser ciddi bir yara. Gereksiz ve etkisiz tedaviler hastanın en değerli şeyi olan zamanını alıyor. Artık tıbbın özüne gidip, hastalık yoktur hasta vardır yaklaşımıyla hastalığın tetikleyici mekanizmasını bulup onu hedefleyen çözümler üretmek zorundayız. Tıpta bu yaklaşımın 5 yıl içinde çok daha yaygın hale geleceğine inanıyorum. Kanserde yeni dönem artık çok net: Tümörü tam olarak anlamadan tedaviye başlanmamalı. İlaç hastaya verilmeden önce, laboratuvarda oluşturulan tümörün kopyasında denenmeli<strong>”</strong> diyor.</p>
<p>Kolon kanseriyle başlayan bu çalışma; gelecekte diğer kanserlerde olduğu gibi ülseratif kolit, irritabl bağırsak sendromu gibi hastalıklarda da organoid modelleri üzerinden kişiye özel tedavilerin geliştirilmesinin önünü açabilir… </p>
<p><strong> </strong></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yeni-cag-tumor-laboratuvarda-kopyalaniyor-en-etkili-ilac-kopya-uzerinde-denenerek-hastaya-veriliyor-620984">&#8220;Kolon Kanserinde Yeni Çağ: Tümör Laboratuvarda Kopyalanıyor, En Etkili İlaç Kopya Üzerinde Denenerek Hastaya Veriliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de akran zorbalığı dünya ortalamasını aştı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-akran-zorbaligi-dunya-ortalamasini-asti-620966</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 08:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akran]]></category>
		<category><![CDATA[aştı]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[ortalamasını]]></category>
		<category><![CDATA[ortam]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620966</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Üsküdar Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen “Okullarda Koruyucu Ruh Sağlığı Hizmetleri, Önleme ve Farkındalık Çalışmaları” başlıklı çevrim içi eğitim programında liselerde görev yapan psikolojik danışmanlarla bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-akran-zorbaligi-dunya-ortalamasini-asti-620966">Türkiye&#8217;de akran zorbalığı dünya ortalamasını aştı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Üsküdar Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen “Okullarda Koruyucu Ruh Sağlığı Hizmetleri, Önleme ve Farkındalık Çalışmaları” başlıklı çevrim içi eğitim programında liselerde görev yapan psikolojik danışmanlarla bir araya geldi.</p>
<p>İstanbul’daki liselerde görev yapan rehber öğretmenlere yönelik düzenlenen seminere yaklaşık 2 bine yakın psikolojik danışman ve rehber öğretmen katıldı.</p>
<p>Programda okullarda koruyucu ruh sağlığı hizmetlerinin önemi, ergenlik dönemindeki gençlerin psikolojik ihtiyaçları ve okullarda uygulanabilecek önleyici yaklaşımlar ele alındı.</p>
<p><strong>“Rehber öğretmenlerin rolü çok kritik”</strong></p>
<p>Programda konuşan Prof. Dr. Tarhan, dijitalleşen dünyada gençlerin karşılaştığı risklerin arttığını ve bu süreçte rehber öğretmenlerin çok önemli bir rol üstlendiğini belirterek, “Bugün dijitalleşen dünyada ve küresel ölçekte gençlerin birçok riskle karşı karşıya kaldığı bir dönemde rehber öğretmenlerimizin kilit rolü olduğunu görüyorum. Okullarda hem büyük bir sorumlulukları var hem de büyük bir fırsatları var.” dedi.</p>
<p>Psikolojik danışmanların yaşadıkları vakaları kayıt altına almalarının mesleki gelişim açısından önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Rehber öğretmenlerimizin yaşadıkları olayları not almalarını ve bir olgu defteri tutmalarını tavsiye ederim. Karşılaştıkları vakaları yazmaları, daha sonra bunlar üzerine düşünmeleri ve çözüm arayışlarını kaydetmeleri onların mesleki gelişimleri açısından çok önemli bir birikim oluşturur. Bu belki kısa vadede bir külfet gibi görünebilir ama uzun vadede insanı ve gençleri daha iyi anlamayı sağlayacak çok değerli bir tecrübe kazandırır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ergenlik dönemi kimlik arayışının yoğun yaşandığı bir süreç</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ergenlik döneminin gençlerin kimlik arayışı yaşadığı doğal bir süreç olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Gençlik döneminin doğal bir özelliği kimlik arayışıdır. Gençler bu dönemde ‘Ben kimim, nereye yönelmeliyim, niçin varım?’ gibi sorular sorarlar. Bu süreç özellikle 12–15 yaş aralığında daha yoğun yaşanır. Nörobiyolojik olarak ergenlik ortalama 22 yaşına kadar devam eder. Hatta bazı kişilerde 30’lu yaşlara kadar uzayabilen bir süreçten söz ediyoruz.”</p>
<p>Ergenlik döneminde beynin gelişimi nedeniyle duyguların aklın önüne geçebildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Ergenlikte beynin duygusal bölgeleri daha hızlı gelişirken, düşünme ve karar verme ile ilgili frontal bölgeler daha geç gelişir. Bu nedenle ergenler çoğu zaman sonunu düşünmeden hareket edebilir. Hisleri akıllarının önüne geçebilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ergenlerin üç temel psikolojik ihtiyacı var</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ergenlik döneminde gençlerin üç temel psikolojik ihtiyaca sahip olduğunu belirterek, “Ergenlerin üç temel psikolojik ihtiyacı vardır: Aidiyet, yeterlilik ve anlam. Aidiyet duygusu, gencin kendisini ailesine, okuluna veya arkadaş grubuna ait hissetmesiyle ilgilidir. Yeterlilik duygusu, bir alanda küçük de olsa başarı yaşayabilmesiyle oluşur. Anlam duygusu ise yaptığı işin değerli olduğunu hissetmesidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu ihtiyaçların karşılanmasının ergenlik sürecini daha sağlıklı hale getirdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bu üç ihtiyaç karşılandığında ergenlik dönemi daha az fırtınalı geçer. Ancak bu ihtiyaçlar karşılanmadığında gençler kendilerini değersiz veya dışlanmış hissedebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Arkadaş önünde küçük düşürülmek ağır bir deneyim… </strong></p>
<p>Okul ortamında adalet duygusunun gençler için çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Ergenler adalet konusunda çok hassastır. Öğretmenin ayrımcılık yaptığını düşündükleri anda bu durum öfke birikimine yol açabilir. Kendini değersiz veya görülmemiş hisseden genç bazen güç gösterisiyle dikkat çekmeye çalışabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, öğrencilerin arkadaşlarının önünde küçük düşürülmemesinin önemine de dikkat çekerek, “Bir gencin arkadaşlarının önünde küçük düşürülmesi çok ağır bir deneyimdir. Bazı gençler bu tür durumlarda içine kapanır, bazıları ise biriktirdikleri öfkeyi ani ve dürtüsel davranışlarla dışa vurabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ergenlerin hata yapma hakkı vardır</strong></p>
<p>Gençlerin hatalarının cezalandırılmak yerine eğitsel bir fırsata dönüştürülmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “onarıcı adalet” yaklaşımına dikkat çekti ve “Ergenlerin hata yapma hakkı vardır. Ancak başkasına zarar verme hakları yoktur. Bu nedenle ceza vermek yerine onarıcı adalet yöntemleri uygulanabilir. Örneğin topluma hizmet çalışmaları yaptırmak veya iyilik projeleri hazırlatmak gibi yöntemler gençlerin davranışlarının sonuçlarını anlamasını sağlar.” dedi.</p>
<p><strong>Korkutarak genç yönetilemez</strong></p>
<p>Prof. Dr.<strong> </strong>Tarhan, günümüz dünyasında otoriter ve baskıcı yaklaşımların gençler üzerinde etkili olmadığını belirterek, “Artık dünyada toplumlar açık toplum haline geldi. Dijitalleşme dünyayı adeta elektronik köy haline getirdi. Böyle bir çağda korkutarak bir genci yönetmek mümkün değildir. Gençlerin kendilerini ifade edebileceği, konuşabileceği ve paylaşabileceği ortamların oluşturulması gerekiyor.” diye konuştu.</p>
<p>Ruh sağlığında önleyici çalışmaların önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Psikiyatri çoğu zaman sorun ortaya çıktıktan sonra devreye girer. Oysa birincil koruma dediğimiz yaklaşımda sağlıklı bireylerin psikolojik dayanıklılığını artırmaya odaklanırız. Okullarda yapılacak psikolojik sağlamlık çalışmaları bu açıdan çok değerlidir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dijital ortam şiddetin tek nedeni değil</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin gençler üzerindeki etkisinin çoğu zaman yanlış yorumlandığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijital araçların tek başına şiddet üretmediğini, ancak bazı psikolojik süreçlerle birleştiğinde şiddet eğilimini kolaylaştırabildiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Dijital ortam tek başına şiddetin nedeni değildir. Ama başka psikolojik mekanizmalarla birleştiğinde şiddet eğilimini kolaylaştırıcı bir etkisi vardır. Sosyal medya, video oyunları ve internet içerikleri gençlerin dünyasının bir parçası. Ancak bunların bazıları şiddeti normalleştirebiliyor. Kavga videoları, saldırgan içerikler ve şiddeti çözüm gibi gösteren videolar, özellikle ergenler üzerinde etkili olabiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Agresif influencer gençler üzerinde etkili…</strong></p>
<p>Dijital ortamın en önemli etkilerinden birinin şiddeti sıradanlaştırmak olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, gençlerin yalnızca dijital içeriklerden değil, gerçek hayattaki rol modellerden de etkilendiğini vurguladı ve “Dijital ortamın yaptığı en önemli etki şiddeti normalleştirmesidir. Ancak bundan daha güçlü bir etki canlı şiddettir. Ailede, çevrede ya da toplumda öfke dili iletişim dili haline gelmişse çocuk bunu model alır. Gördüğü şiddeti alışılmış bir davranış gibi algılamaya başlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu noktada sosyal öğrenmenin önemine değinen Prof. Dr. Tarhan, psikolog Albert Bandura’nın sosyal öğrenme kuramına dikkat çekerek, özellikle agresif influencer’ların ve zorbalık içeren içeriklerin gençler üzerinde güçlü model etkisi oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Şiddete maruz kalmak empatiyi azaltıyor</strong></p>
<p>Şiddet içeriklerine sürekli maruz kalmanın gençlerde duygusal duyarsızlaşmaya yol açabileceğini söyleyen Tarhan, bunun empati duygusunu zayıflatabileceğini belirtti ve “Şiddetin görüntülerine çok maruz kalındığında korku ve empati azalır. Bu durum kötülüğün sıradanlaşmasına yol açar. Şiddet içeriklerine sürekli maruz kalmak gençlerin duyarlılığını azaltabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Sosyal medya algoritmaları agresif içerikleri öne çıkarabiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sosyal medya algoritmalarının da bu süreçte etkili olduğunu ifade ederek, dijital platformların çoğu zaman dikkat çekici ve tartışmalı içerikleri daha fazla öne çıkardığını söyledi ve “Sosyal medya algoritmaları çoğu zaman şeffaf değil. Şok edici, agresif veya tartışmalı içerikler daha hızlı yayılıyor. Arama motorlarında ve sosyal platformlarda adeta ikna laboratuvarları gibi çalışan sistemler var. Kullanıcının ilgisine göre içerik sunuluyor ve kişi sürekli aynı tür içeriklerle besleniyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Dijital ortamın özellikle ergenlik döneminde kontrolsüz kullanıldığında bağımlılık riskini artırdığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Eğer bir genç dijital ortamda saatler geçiriyor, yemek reddi, okul reddi gibi davranışlar gösteriyorsa burada bağımlılıktan söz edebiliriz. Hatta bazı vakalarda çocukların odalarına pet şişe koyup tuvalete gitmek için bile oyunu bırakmak istemediklerini görüyoruz.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, eğlence amaçlı ekran kullanımının günlük zamanın yüzde 20’sini geçmemesi gerektiğini vurgulayarak, bu sınırın aşılması durumunda bağımlılık riskinin arttığını ifade etti.</p>
<p><strong>Dijital zorbalık korkakça yapılan bir şiddet türü</strong></p>
<p>Siber zorbalığın da gençler arasında önemli bir risk alanı olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, anonim ortamların saldırgan davranışları kolaylaştırabildiğini söyledi ve “Dijital ortamda siber zorbalık dediğimiz bir durum var. Buna dijital zorbalık da diyoruz. Kişiler anonim şekilde saklanarak saldırgan davranışlar gösterebiliyor. Bu da özellikle ergenler için ciddi bir risk oluşturuyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijitalleşme tehdit olduğu kadar fırsat da</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin yalnızca risk değil aynı zamanda önemli fırsatlar da sunduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, doğru kullanıldığında gençlerin gelişimine katkı sağlayabileceğini ifade etti.</p>
<p>“Dijitalleşme bir sel gibi geliyor. Bu sele lanet okumak yerine onu fırsata dönüştürmemiz gerekiyor. Uçurtmayı uçurtan rüzgar değil, rüzgara karşı aldığımız pozisyondur. Eğer doğru pozisyon alırsak gelecek nesiller bize teşekkür eder.” diye konuşan Prof. Dr. Tarhan, dijital çağda en önemli konunun etik değerler eğitimi olduğunu ve özellikle erken çocukluk dönemine dikkat çekti.</p>
<p>“Ahlak doğuştan gelmez, öğrenilen bir şeydir. Erdem ve değer eğitimi en etkili şekilde 4–6 yaş arasında verilir. Bu dönem altın değerindedir. Daha sonraki yıllarda da öğrenilir ama daha zor olur.” ifadesinde bulunan Prof. Dr. Tarhan, “Okullarda yaşanan olayları cezalandırma yerine fırsat eğitimine dönüştürmek gerekir. Öğrenciyi utandırmadan, incitmeden o olay üzerinden bir öğrenme fırsatı oluşturmak eğitimciliğin en önemli becerilerinden biridir.” dedi.</p>
<p><strong>Şiddet vakalarının öncü işaretleri var</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okullarda görülebilecek şiddet vakalarının çoğunda önceden ortaya çıkan bazı işaretler bulunduğunu belirterek, bu belirtilerin erken fark edilmesinin kritik önem taşıdığını söyledi.</p>
<p>Şiddetin yalnızca başkalarına yönelik değil, kişinin kendisine yönelttiği davranışlar şeklinde de ortaya çıkabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, özellikle intihar vakalarının çoğunda öncü belirtilerin görüldüğünü vurguladı ve “İntihar da aslında kendine yönelik bir şiddettir. Başkasına yönelik şiddet gibi intihar vakalarının da öncülleri vardır. Bu belirtileri erken fark edebilmek çok önemli. Bu öncülleri çoğu zaman sınıf öğretmenleri, öğrencinin yakın arkadaşları ya da sınıf temsilcileri daha kolay yakalayabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Ani kişilik değişimleri önemli bir uyarı işareti</strong></p>
<p>Bir öğrencinin davranışlarında aniden ortaya çıkan değişimlerin dikkatle izlenmesi gerektiğini belirten Tarhan, özellikle ergenlik döneminde görülen ani duygu durum değişimlerinin risk işareti olabileceğini söyledi ve “Daha önce neşeli ve sakin olan bir öğrenci birden durgunlaşmışsa ya da tam tersi sürekli durgun olan bir öğrenci birden aşırı hareketli hale gelmişse burada bir kişilik değişimi olabilir. Bu tür durumlarda şüphelenmek gerekir. Çünkü bu değişimler bazen duygu durum bozukluklarının habercisi olabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Şiddetin küçük belirtileri büyük olayların habercisi olabilir</strong></p>
<p>Başkasına yönelik şiddetin de çoğu zaman küçük davranışlarla başladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Küçük şiddet davranışları büyük şiddetin habercisi olabilir. Eğer bir kişi şiddeti bir sorun çözme yöntemi haline getirmişse o kişi risk grubunda kabul edilmelidir. Okullarda risk grubu oluşturulmalı ve bu öğrenciler birebir takip edilmelidir. Bu öğrencilerin içine attığı duygular, biriktirdiği öfke ya da yaşadığı sorunlar anlaşılmaya çalışılmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Akran zorbalığı Türkiye’de yüksek seviyede</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, akran zorbalığının da gençler arasında önemli bir sorun olduğuna dikkat çekerek, uluslararası verilerle Türkiye’deki durumu karşılaştırdı ve “Dünyada akran zorbalığı ortalama yüzde 33 civarında. OECD ortalaması bu seviyede. Türkiye’de ise bu oran yüzde 40’lara kadar çıkıyor.” dedi.</p>
<p>Ergenlik dönemindeki bazı çatışmaların doğal olduğunu ancak sistematik zorbalığın mutlaka ele alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, okullarda sosyal ve duygusal becerilerin geliştirilmesinin önemini vurguladı.</p>
<p><strong>Sosyal ve duygusal beceriler şiddeti azaltır</strong></p>
<p>Gelişmiş eğitim sistemlerinde “Sosyal ve Duygusal Öğrenme” modelinin yaygın olarak uygulandığını belirten Tarhan, “Şiddeti azaltmanın önemli yollarından biri sosyal ve duygusal öğrenme modelidir. Bu model öğrencilerin empati kurmasını, duygularını yönetmesini ve sorunlarını şiddet dışı yollarla çözmesini öğretir.” diye konuştu.</p>
<p>Okullarda yaşanan disiplin sorunlarının yalnızca ceza ile çözülmemesi gerektiğini belirten Tarhan, “Disiplin uygulamalarında cezalandırıcı adalet yerine onarıcı adalet yaklaşımı benimsenmelidir. Öğrencinin yaptığı hatayı telafi etmesine imkân tanıyan yöntemler daha kalıcı sonuç verir. Bazı eğitim sistemlerinde öğrenciler rastgele iyilik projelerine gönderiliyor. Yaşlı bakım evlerinde, çocuk koruma kurumlarında gönüllü çalışmalar yapıyorlar. Böylece empati geliştiriyor ve hayatın farklı yönlerini deneyimleyerek öğreniyorlar.” dedi.</p>
<p><strong>Kriz yönetimi için hazırlıklı olmak gerekir</strong></p>
<p>Okullarda yaşanabilecek şiddet veya intihar vakalarına karşı kriz yönetim planlarının hazırlanmasının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Krizi yönetmenin birinci şartı krize hazırlıklı olmaktır. Krize hazırlıklı olmayan kişi krizin bir parçası haline gelir. Stres altında soğukkanlı kalmak çok önemli. Kriz anında liderlik ortaya çıkar. Panik yapanı sakinleştirmek, ortamı kontrol etmek ve doğru müdahale planını uygulamak gerekir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Şiddet olayları sosyal bir yangın gibi görülmeli</strong></p>
<p>Okullarda kriz müdahale ve risk yönetimi planlarının oluşturulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, bu konunun yangın güvenliği kadar ciddiye alınması gerektiğini söyledi ve “Yangın eğitimi nasıl ciddiye alınıyorsa bu konu da aynı şekilde ele alınmalıdır. Çünkü bu da bir sosyal yangındır. Okullarda kriz önleme ve kriz müdahale planları mutlaka hazırlanmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-akran-zorbaligi-dunya-ortalamasini-asti-620966">Türkiye&#8217;de akran zorbalığı dünya ortalamasını aştı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyku Kalitenizi Sessizce Sabote Eden 5 Beslenme Hatası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-sessizce-sabote-eden-5-beslenme-hatasi-620897</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 07:33:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[Gece Boyunca]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hatası]]></category>
		<category><![CDATA[kalitenizi]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Melatonin]]></category>
		<category><![CDATA[sabote]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku Kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[vücudun]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620897</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uykunun yalnızca bedenin dinlendiği pasif bir süreç olmadığını belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal, “Uyku aynı zamanda vücudun kendini onardığı, yenilediği ve bir sonraki güne hazırlandığı kritik bir biyolojik dönemdir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-sessizce-sabote-eden-5-beslenme-hatasi-620897">Uyku Kalitenizi Sessizce Sabote Eden 5 Beslenme Hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uykunun yalnızca bedenin dinlendiği pasif bir süreç olmadığını belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Uyku aynı zamanda vücudun kendini onardığı, yenilediği ve bir sonraki güne hazırlandığı kritik bir biyolojik dönemdir. Uyku sırasında protein sentezi artar, gün içinde hasar gören dokular tamir edilir, öğrenilen bilgiler hafızaya kaydedilerek kalıcı hale gelir ve bağışıklık sistemi yeniden düzenlenir. Aynı zamanda büyüme hormonu salgılanır, iştahı düzenleyen hormonların dengesi sağlanır ve metabolik sistemin sağlıklı işleyişi desteklenir. Ancak pek çok kişinin zaman zaman yaşadığı uykuya dalamama, gece sık uyanma ya da sabah yorgun kalkma gibi sorunlarının ardında yalnızca stres veya yoğun yaşam temposu değil, fark edilmeden sürdürülen yanlış beslenme alışkanlıkları ve hatalı besin seçimleri de yer alabilir. Özellikle günün ilerleyen saatlerinde tüketilen bazı besinler, vücudun biyolojik ritmini etkileyerek uykuya dalış süresini uzatabilir, uyku kalitesini düşürebilir ve gece boyunca gerçekleşmesi gereken onarım süreçlerini sekteye uğratabilir” diyor. </p>
<p><strong>Uykuyu İyileştiren Hayatını İyileştiriyor!</strong></p>
<p>Uyku kalitesinin iyileştirilmesinin yalnızca daha iyi bir uyku anlamına gelmediğini belirten <strong>Acıbadem Life</strong> <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Kaliteli uykunun sağlanmasıyla birlikte kronik ağrıların azalabildiği, depresyon ve kaygı belirtilerinin gerileyebildiği, migren ataklarının daha seyrek görülebildiği ve metabolik sağlığın olumlu yönde etkilenebildiği gösteriliyor. Özellikle insülin direnci olan bireylerde uyku düzeninin iyileşmesiyle insülin duyarlılığının artabildiği, iştah kontrolünün dengelenebildiği ve uzun vadede tip 2 diyabet ile obezite riskinin azaltılabildiği belirtiliyor. Bu noktada beslenme alışkanlıkları kritik bir rol üstleniyor. Tüketilen besinlerin içerdiği biyoaktif bileşenler, melatonin üretiminin düzenlenmesinden gece boyunca kan şekeri dengesinin korunmasına ve beyin aktivitesinin desteklenmesine kadar pek çok mekanizma üzerinden uyku kalitesini doğrudan etkileyebiliyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Uyku Kalitesini Bozan 5 Kritik Beslenme Hatası</strong></p>
<p>“Uyku kalitesini etkileyen en önemli ancak çoğu zaman göz ardı edilen faktörlerden biri, gün içinde ve özellikle akşam saatlerinde yapılan beslenme tercihleridir” diyen <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı,</strong> uyku kalitesini doğrudan etkileyen en yaygın beslenme hatalarını sıralıyor:</p>
<ul>
<li><strong>Geç saatlerde kafein tüketmek:</strong> Kahve, çay ve diğer kafein içeren içecekler sinir sistemini uyararak uykuya dalış süresini uzatabilir ve derin uyku evrelerini kısaltabilir. Kafeinin uyku üzerine etkilerinin incelendiği bir çalışmada; kafein tüketiminden sonra, toplam uyku süresinde 2 saatlik azalma görüldüğü gözlemlenmiştir.</li>
<li><strong>Akşam saatlerinde ağır ve geç yemek yemek:</strong> Sindirimi zor ve yüksek kalorili öğünler, gece boyunca metabolizmanın aktif kalmasına neden olarak vücudun dinlenme sürecini sekteye uğratabilir.</li>
<li><strong>Rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenmek:</strong> Yapılan çalışmalarda hem gün içinde, hem uyku öncesinde basit şeker ve rafine karbonhidrat, glikoz, fruktoz tüketen bireylerin daha yüzeysel uykuya sahip oldukları, sabah yorgun uyandıkları görülmüştür.</li>
<li><strong>Uyku kalitesini destekleyen mikro besinleri yetersiz almak:</strong> Magnezyum, triptofan ve B vitaminleri gibi besin öğelerinin eksikliği, uyku düzenini sağlayan hormonların üretimini olumsuz etkileyebilir.</li>
<li><strong>Düzensiz ve biyolojik ritme uygun olmayan beslenme alışkanlıkları:</strong> Gün içinde düzensiz öğün saatleri ve geç saatlerde beslenme, vücudun doğal sirkadiyen ritmini bozarak uyku kalitesini düşürebilir.</li>
</ul>
<p><strong>Uyku Kaynağı Besinler</strong></p>
<ul>
<li><strong>Melatonin ve Serotonin kaynakları: </strong>Uyku kalitesini destekleyen en önemli biyolojik mekanizmalardan birinin melatonin hormonu olduğunu belirten <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Vücudun doğal ritmini düzenleyen melatonin hormonudur. Melatonin, mutluluk ve denge hormonu olarak bilinen serotoninden, serotonin ise triptofan adlı bir amino asitten sentezlenir. Bu nedenle, günlük beslenmede bu biyolojik döngüyü destekleyen besinlere yer vermek, daha kolay uykuya dalmayı ve gece boyunca kesintisiz bir uyku sürecini destekleyebilir. Et, balık, yumurta, kemik suyu, nohut ve susam gibi protein kaynakları, bu süreci destekleyerek uyku kalitesinin artmasına katkı sağlayabilir. Bununla birlikte çilek, nar, kivi, badem, ceviz, brokoli ve mantar gibi melatonin içeriği yüksek besinler, antioksidan etkileri ve biyolojik ritim üzerindeki düzenleyici rolleri sayesinde uyku düzeninin korunmasına yardımcı olabilir” diyor. </li>
<li><strong>Vitamin kaynakları:</strong> Serotonin ve melatonin metabolizmasının sağlıklı şekilde devam edebilmesi için folik asit ile B3 ve B6 vitaminlerinin de kritik rol oynadığını ifade eden <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller, yumurta, balık, kabak çekirdeği, kuruyemişler ve muz gibi besinler, sinir sistemi ve hormon dengesi üzerinden uyku kalitesini destekleyen önemli mikro besin öğeleri içerir. Aynı şekilde magnezyum eksikliği, melatonin üretimini olumsuz etkileyerek uyku bölünmelerine neden olabilir. Yeşillikler, tohumlar, balık, meyveler ve aromatik bitkiler magnezyum açısından zengin kaynaklar arasında yer alır” diyor. </li>
<li><strong>Amino asit kaynakları:</strong> Bazı amino asitlerin uyku kalitesi üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Arjinin, büyüme hormonunun salgılanmasını destekleyerek gece boyunca gerçekleşen onarım süreçlerine katkı sağlarken; kırmızı et, balık, yumurta ve baklagiller bu amino asidin önemli kaynaklarıdır. Glisin ise sinir sistemini sakinleştirici etkisiyle uykuya geçişi kolaylaştırabilir ve daha derin bir uyku sürecini destekleyebilir” ifadelerini kullanıyor. </li>
</ul>
<p>“Bunların yanı sıra mor ve koyu renkli meyve ve sebzelerde bulunan antosiyanin gibi güçlü antioksidanlar ile maydanoz, kereviz, nane ve turunçgillerde bulunan apigenin gibi flavonoidler, hücresel düzeyde koruyucu etkiler göstererek uyku kalitesini artırmaya katkı sağlayabilir” diyen <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong> bu bileşenlerin düzenli olarak beslenmeye eklenmesinin biyolojik ritmi desteklediğini ve vücudun gece boyunca kendini daha etkin şekilde yenilemesine yardımcı olabileceğini belirtiyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-sessizce-sabote-eden-5-beslenme-hatasi-620897">Uyku Kalitenizi Sessizce Sabote Eden 5 Beslenme Hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayram ziyaretleri ruh sağlığını güçlendiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayram-ziyaretleri-ruh-sagligini-guclendiriyor-620837</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 11:28:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[değerli]]></category>
		<category><![CDATA[Duyguları]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaretleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620837</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, bayram ziyaretlerinin çocuk, genç ve yaşlılar üzerindeki psikolojik ve duygusal etkileri ile aile bağlarını güçlendirmedeki rolü hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayram-ziyaretleri-ruh-sagligini-guclendiriyor-620837">Bayram ziyaretleri ruh sağlığını güçlendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, bayram ziyaretlerinin çocuk, genç ve yaşlılar üzerindeki psikolojik ve duygusal etkileri ile aile bağlarını güçlendirmedeki rolü hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Bayram ziyaretleri, aidiyet ve bağlılığı güçlendiriyor!</strong></p>
<p>Bayram ziyaretlerinin bireylerin aidiyet ve bağlılık duygularını güçlendiren önemli sosyal ritüellerden biri olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Özellikle Ramazan Bayramı gibi kültürel ve dini bayramlarda yapılan ziyaretler, bireylerin sosyal destek ağlarını canlı tutmasına yardımcı olur.” dedi.</p>
<p>Aile büyüklerini ziyaret etmenin bireylerde bazı duyguları tetikleyebileceğini aktaran Tunçel, “Kişi kendisini bir ailenin ve geçmişin parçası olarak hisseder bu da Aidiyet ve köklenme duygusunu açığa çıkarır. Büyüklerin yaşam deneyimlerini görmek bireyde takdir, minnettarlık ve saygı duygularını artırır. Tanıdık aile ortamı stresin azalmasına katkı sağlar, güven ve duygusal rahatlama hissedilir. Çocukluk anıları ve ortak ritüeller olumlu duyguları güçlendirir, mutluluk artar. Bu tür sosyal temaslar, psikolojide ‘koruyucu faktör’ olarak adlandırdığımız unsurlar arasında yer alır ve kişinin stresle başa çıkma kapasitesini artırabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bayram ziyaretleri, yaşlılara hâlâ değerli olduklarını hissettirir!</strong></p>
<p>Yaşlı bireyler için bayram ziyaretlerinin çoğu zaman yalnızlık hissini azaltan ve sosyal görünürlüklerini artıran güçlü bir deneyim olduğuna değinen Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Yaş ilerledikçe sosyal çevre daralabilir ve birey kendini toplumdan kopmuş hissedebilir. Bayram ziyaretleri ise yaşlı bireylere ‘sen hâlâ ailenin merkezindesin ve değerlisin’ mesajı verir.” dedi. </p>
<p>Bu ziyaretlerin yaşlı bireyler için önemli olduğuna vurgu yapan Tunçel, “Değerli ve hatırlanmış hissetmelerini sağlar, yaşam deneyimlerini aktarma fırsatı sunar, yalnızlık ve izolasyon duygularını azaltır, yaşam doyumlarını artırabilir. Klinik gözlemler, düzenli sosyal temasın yaşlı bireylerde depresif duygulanımı azaltabildiğini ve genel psikolojik dayanıklılığı desteklediğini gösteriyor.” açıklamasını yaptı. </p>
<p><strong>Aile büyükleriyle vakit geçirmek, çocukların duygusal gelişimi için çok değerli</strong></p>
<p>Çocuklar ve gençler için de aile büyükleriyle vakit geçirmenin, duygusal gelişim ve kimlik oluşumu açısından oldukça değerli olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel şunları söyledi:</p>
<p>“Bu süreçte çocuklar; kuşaklar arası bağ kurmayı öğrenirler, empati ve saygı gibi sosyal beceriler geliştirirler, aile hikâyeleri aracılığıyla kimlik ve aidiyet duygusu kazanırlar, sabır, hoşgörü ve farklı yaşam deneyimlerini anlamayı öğrenirler. Ayrıca büyükanne ve büyükbabalar genellikle çocuklara koşulsuz kabul ve sıcaklık sunan figürler olabilir. Bu da çocukların duygusal güvenlik hissini güçlendirebilir.”</p>
<p><strong>Dijital iletişim, yüz yüze etkileşimin yerine geçen değil, onu tamamlayan bir araç!</strong></p>
<p>Görüntülü konuşma, mesajlaşma gibi dijital iletişim araçlarının özellikle mesafe nedeniyle ziyaretlerin mümkün olmadığı durumlarda çok değerli bir alternatif olabileceğini kaydeden Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Ancak psikolojik açıdan yüz yüze etkileşimin bazı benzersiz yönleri vardır.” dedi.</p>
<p>Yüz yüze iletişimde beden dili, sarılma, el öpme gibi dokunsal temas, ortak fiziksel ortam<strong> </strong>gibi unsurlar bulunduğunu ve bunların duygusal bağın güçlenmesinde önemli rol oynadığını ifade eden Tuncel, bu nedenle dijital iletişimin tam bir ‘yerine geçme’ değil, daha çok ‘tamamlayıcı bir araç’ olarak değerlendirilebileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Anlamlı ilişkiler ruh sağlığını koruyan en güçlü faktörlerden biri!</strong></p>
<p>Aile bağlarını güçlendiren bayram ritüellerinin, bazı terapi yaklaşımlarının günlük hayatta uygulanmasını destekleyebileceğini de dikkat çeken Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Minnettarlık ve takdir duygularını ifade etmek pozitif psikoloji yaklaşımı, kuşaklar arası iletişimi güçlendirmek aile terapisi perspektifi, güvenli ilişkiler kurmayı pekiştirmek bağlanma temelli yaklaşımlar ve aileyle geçirilen anın değerini fark etmek mindfulness (farkındalık) yaklaşımlarını destekleyebilir. </p>
<p>Kişinin anlamlı ilişkiler kurması ve sürdürmesi, ruh sağlığını koruyan en güçlü faktörlerden biridir. Bayram ziyaretleri de bu ilişkileri canlı tutan önemli sosyal ve kültürel pratikler arasında yer alır.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayram-ziyaretleri-ruh-sagligini-guclendiriyor-620837">Bayram ziyaretleri ruh sağlığını güçlendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Belediye Başkanı Nergiz Karaağaçlı Öztürk&#8217;ten 14 Mart Tıp Bayramı Ziyareti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/belediye-baskani-nergiz-karaagacli-ozturkten-14-mart-tip-bayrami-ziyareti-620834</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 11:23:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[14]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[karaağaçlı]]></category>
		<category><![CDATA[nergiz]]></category>
		<category><![CDATA[öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ten]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620834</guid>

					<description><![CDATA[<p>Malkara Belediye Başkanı Nergiz Karaağaçlı Öztürk, Tıp Bayramı kapsamında 16 Mart 2026 Pazartesi günü ilçemizdeki sağlık yöneticilerini ziyaret ederek tüm sağlık çalışanlarının bayramını kutladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/belediye-baskani-nergiz-karaagacli-ozturkten-14-mart-tip-bayrami-ziyareti-620834">Belediye Başkanı Nergiz Karaağaçlı Öztürk&#8217;ten 14 Mart Tıp Bayramı Ziyareti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Malkara Belediye Başkanı Nergiz Karaağaçlı Öztürk, Tıp Bayramı kapsamında 16 Mart 2026 Pazartesi günü ilçemizdeki sağlık yöneticilerini ziyaret ederek tüm sağlık çalışanlarının bayramını kutladı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ziyaret programı kapsamında İlçe Sağlık Müdürü Dr. Refet Çeviker ve Malkara Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Fatih Farız’ı makamlarında ziyaret eden Belediye Başkanı Nergiz Karaağaçlı Öztürk, sağlık çalışanlarına emekleri için teşekkür etti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>İyi ki Varsınız: Şifa Dağıtan Ellere Teşekkür Ediyoruz</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ziyaret sırasında sağlık çalışanlarının toplum huzuru ve halk sağlığı adına üstlendikleri hayati role değinen Belediye Başkanı Nergiz Karaağaçlı Öztürk, şu ifadeleri kullandı: &#8220;Sağlıklı bir toplumun mimarı olan hekimlerimiz ve tüm sağlık çalışanlarımız, her koşulda en ön safta yer alarak büyük bir fedakarlık örneği sergiliyorlar. Toplum sağlığı için büyük bir özveriyle çalışan kıymetli hekimlerimize teşekkürlerimizi sunuyor; gece gündüz demeden şifa dağıtan tüm sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum. Emekleriniz bizim için çok kıymetli. İyi ki varsınız. Şifa dağıtan ellere teşekkür ediyoruz&#8221; diyerek düşüncelerini belirtti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Belediye Başkanı Nergiz Karaağaçlı Öztürk, Dr. Refet Çeviker ve Uzm. Dr. Fatih Farız nezdinde tüm sağlık personelinin bayramını tebrik ederek, ilçedeki sağlık hizmetlerinin kalitesi üzerine istişarelerde bulundu. Samimi bir atmosferde gerçekleşen ziyaretler, günün anısına çekilen hatıra fotoğraflarıyla sona erdi.</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/belediye-baskani-nergiz-karaagacli-ozturkten-14-mart-tip-bayrami-ziyareti-620834">Belediye Başkanı Nergiz Karaağaçlı Öztürk&#8217;ten 14 Mart Tıp Bayramı Ziyareti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zekânın önerdiği diyet planları ergenler için riskler barındırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zekanin-onerdigi-diyet-planlari-ergenler-icin-riskler-barindiriyor-620801</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 10:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[ergen]]></category>
		<category><![CDATA[ergenler]]></category>
		<category><![CDATA[modelleri]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[önerdiği]]></category>
		<category><![CDATA[planları]]></category>
		<category><![CDATA[riskler]]></category>
		<category><![CDATA[tarafından]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zekanın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620801</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Demirbaş Bilen ve Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan tarafından gerçekleştirilen bir araştırma, yapay zekâ tarafından oluşturulan diyet planlarının özellikle ergenlerde gelişimi olumsuz yönde etkileyebilecek riskler barındırdığını ortaya koydu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zekanin-onerdigi-diyet-planlari-ergenler-icin-riskler-barindiriyor-620801">Yapay zekânın önerdiği diyet planları ergenler için riskler barındırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Demirbaş Bilen ve Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan tarafından gerçekleştirilen bir araştırma, yapay zekâ tarafından oluşturulan diyet planlarının özellikle ergenlerde gelişimi olumsuz yönde etkileyebilecek riskler barındırdığını ortaya koydu. Yapay zekâlı diyet planlarının ergenlerde besin alımını önemli ölçüde kısıtlamayı önerdiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Demirbaş Bilen ve Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, ergenlik döneminin büyüme ve gelişim açısından kritik bir dönem olması nedeniyle bu tür dengesiz beslenme modellerinin uzun vadede sağlık üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini söyledi.</span></span></span></b></p>
<p><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Demirbaş Bilen ve Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan tarafından gerçekleştirilen “Artificial Intelligence Diet Plans Underestimate Nutrient Intake Compared to Dietitians in Adolescents” başlıklı araştırma çalışması, uluslararası bilimsel dergi Frontiers in Nutrition’da yayımlandı.</p>
<p><b>Diyetisyenlerin oluşturduğu bilimsel diyet planları ile karşılaştırıldı</b></p>
<p>Çalışmada yaygın olarak kullanılan yapay zekâ sohbet sistemleri tarafından oluşturulan diyet planları ile diyetisyenler tarafından bilimsel kılavuzlara uygun şekilde hazırlanan diyet planları karşılaştırıldı.</span></span></span></span></span></span><br /> </p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Beş yapay zeka modeli ile 60 adet diyet planı oluşturuldu</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yapay zekâ tabanlı beslenme önerilerinin halk arasında giderek yaygınlaşsa da özellikle büyüme ve gelişme dönemindeki ergenler için üretilen diyetlerin doğruluğu ve güvenilirliğinin yeterince bilinmediğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Demirbaş Bilen, şunları söyledi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Bu çalışma, farklı yapay zekâ modelleri tarafından oluşturulan diyetlerin besin içeriğini diyetisyen referans planlarıyla karşılaştırarak yapay zekanın klinik geçerliliğini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Bu kesitsel ve karşılaştırmalı çalışmada, dört standartlaştırılmış ergen profili için beş yapay zekâ modeli tarafından iki oturumda toplam 60 adet üç günlük diyet planı oluşturulmuştur. Her profil için bir diyetisyen referans planı hazırlanmıştır. Enerji ve makro-mikro besinler BeBiS (Beslenme Bilgi Sistemi) ile analiz edilmiştir. Karşılaştırmalar tek örneklem <i>t-</i> testi, Cohen&#8217;s d ve Bland-Altman uyum analizleri ile değerlendirilmiştir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Önemli sapmaların oluşabildiği gösterildi</span></span></span></b></p>
<p><span><span><span>Araştırma sonuçları, yapay zekâ tarafından oluşturulan diyet planlarının özellikle ergenlerde günlük enerji ihtiyacını ortalama yaklaşık 700 kcal daha düşük hesaplayabildiğini ve makro besin dağılımında karbonhidratın azalması, protein ve yağ oranlarının artması yönünde sapmalar oluşabildiğini gösterdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yapay zekâ modellerinin, enerji (sapma: +695 kcal), protein (+19,9 g), lipit (+15,8 g) ve karbonhidrat (+114,6 g) değerlerini sistematik olarak düşük hesaplama eğiliminde olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, “Makro besin yüzdelerinde, protein (Yüzde 21,5–23,7) ve lipit (Yüzde 41,5–44,5) oranları önerilen ergen kılavuzlarının üzerindeyken, karbonhidrat oranları (Yüzde 32,4–36,3) önemli ölçüde altındaydı. Mikro besin içeriklerinde modeller arasında önemli farklılıklar gözlemlendi ve hiçbir model tüm besinler açısından diyetisyene tutarlı bir yakınlık göstermedi” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ergenlik döneminde dengesiz beslenme modelleri risk oluşturuyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yapay zekâ modellerinin, ergenler için hazırlanan diyet planlarında hem makro hem de mikro düzeyde klinik olarak önemli sapmalar gösterdiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, ergenlik döneminin büyüme ve gelişim açısından kritik bir dönem olması nedeniyle bu tür dengesiz beslenme modellerinin uzun vadede sağlık üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, “Bulgular, yapay zekâ tabanlı diyet önerilerinin profesyonel gözetim olmadan kullanılmasının uygun olmadığını ve bu alanda daha güvenilir veri üretimi için model iyileştirmelerine duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır” dedi.</p>
<p><b>Araştırma uluslararası basında yer aldı</b></p>
<p>Çalışma yayımlanmasının ardından uluslararası basında da geniş yer buldu. Araştırma bulguları, 30’a yakın uluslararası medya kuruluşunda haber olarak yer aldı.</span></span></span></p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zekanin-onerdigi-diyet-planlari-ergenler-icin-riskler-barindiriyor-620801">Yapay zekânın önerdiği diyet planları ergenler için riskler barındırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Hakları Kazandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-haklari-kazandi-620756</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 10:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hakları]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[kazandı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620756</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası tarafından, sözleşmesi yenilenmeyen bir aile hekimi adına açılan davada Uşak İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-haklari-kazandi-620756">Hekim Hakları Kazandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Uşak Sivaslı İlçe Devlet Hastanesi’nde 4924 sayılı Kanuna tabi olarak görev yapan Aile Hekimliği Uzmanı üyemizin sözleşmesi, “Personel Dağılım Cetveli (PDC) fazlası” gerekçesiyle yenilenmeyerek feshedilmişti. </span><span>Hekim Birliği Sendikası’nın üyesi adına açtığı davada, Uşak İdare Mahkemesi yürütmenin durdurulmasına karar verdi. </span></p>
<p><b><strong>Mahkemenin Gerekçeli Kararı</strong></b></p>
<p><span>Hekim Birliği Sendikası yetkileri konu hakkında şu açıklamayı yaptı, “Telafisi güç zararlar: İşlemin uygulanmasının telafisi güç zararlar doğurabileceği, Hukuka Aykırılık: Tesis edilen işlemin hukuka açıkça aykırı olduğu, N</span><span>ormlar Hiyerarşisi: 4924 sayılı Kanunla güvence altına alınan hakların genelge ile ortadan kaldırılamayacağı, </span><span>Yetki ve Usul: Sözleşme feshi gibi ağır sonuç doğuran işlemlerde yetki ve usul tartışmalarının bulunduğu, </span><span>hususları dikkate alınarak idari işlemin yürütmesi durdurulmuştur.</span></p>
<p><b><strong>Bu Kararın Kritik Önemi</strong></b></p>
<p><span>Hekimlerin çalışma güvencesi yargı eliyle tescillenmiştir. Kanun hükümlerinin genelgelerle bertaraf edilemeyeceği bir kez daha hatırlatılmıştır. İdarenin takdir yetkisinin hukuk sınırları içinde kullanılmak zorunda olduğu vurgulanmıştır. Hekimlerin emeği ve mesleki güvencesi idari keyfiyetlere terk edilemez. Hekim Birliği olarak, üyelerimizin haklarını her platformda ve hukuk yoluyla korumaya kararlılıkla devam edeceğiz! (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-haklari-kazandi-620756">Hekim Hakları Kazandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşı hayat kurtarır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/asi-hayat-kurtarir-620702</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620702</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmirli Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Süreyya Paksoy, aşılamanın enfeksiyon hastalıklarını önlemede temiz sudan sonra en etkili yöntem olduğunu vurguladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asi-hayat-kurtarir-620702">Aşı hayat kurtarır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmirli Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Süreyya Paksoy, aşılamanın enfeksiyon hastalıklarını önlemede temiz sudan sonra en etkili yöntem olduğunu vurguladı.</p>
<p><span>Çocuk sağlığında en kritik savunma hattı olan aşılamanın önemi, uzmanlar tarafından bir kez daha hatırlatıldı. Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Süreyya Paksoy, aşıların tarihsel başarısına dikkat çekerek başladığı konuşmasında, bebek ölüm hızlarının düşmesindeki en büyük payın uygulanan aşı sayısındaki artışa ait olduğunu belirtti. 1970’li yıllarda binde 150’nin üzerinde olan Türkiye’deki bebek ölüm hızı 2024’te binde 9 seviyesine geriledi. </span></p>
<p><b><strong>“Çocuk Felci 1999’dan Beri Türkiye’de Görülmüyor”</strong></b></p>
<p><span>Aşılamanın toplumsal sağlığa etkilerini somut örneklerle anlatan Dr. Paksoy, “Aşılar temiz su sağlamaktan sonra enfeksiyon hastalıklarını önlemede ikinci sırada gelir. Eskiden çok daha az hastalığın aşıları yapılıyordu, bebek ölüm hızları yüksekti. Bebek ölüm hızı bir toplumda bir yıl içinde canlı doğan her 1000 bebekten kaçının bir yaşını doldurmadan öldüğünü gösteren çok önemli bir sağlık göstergesidir. Uygulanan aşı sayısı arttıkça bebek ölüm hızı düştü” dedi. Türkiye’nin çocuk felci konusundaki başarısına değinen Paksoy, “Çocuk felci 1999 yılından beri Türkiye’de görünmüyor. Çocuk felcini bitirebilmek için yıllarca ağızdan ek doz aşılar yapıldı. Bu sayede çocuk felcinden arındırılmış ülke olduk” ifadelerini kullandı.</span></p>
<p><b><strong>Kızamıkta 9. Ay Detayı: Neden Ek Doz Yapılıyor?</strong></b></p>
<p><span>Kızamık vakalarındaki seyri değerlendiren Dr. Süreyya Paksoy, “Kızamık 2019’dan beri hafif salgın düzeyinde seyrediyor. Normalde bir yaşından sonra tek doz Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak aşısı kızamığı önlemek için yeterliyken, 9. aya ek doz kızamık aşısı konuldu” bilgisini paylaştı. Bu uygulamanın nedenini ise şöyle açıkladı: “Çünkü anneden bebeğe geçen antikor denilen bağışıklık maddeleri 9. aydan sonra azalıyor, bir yaşından sonra kayboluyor. Bu yüzden aşıyı bir yaşından sonra yaparsak daha iyi etki görüyoruz. O zamana kadar 9-12 ay arası salgın nedeniyle çocuklar hastalanabilir diye ek bir doz aşı yapılıyor.”</span></p>
<p><b><strong>Rota Virüsü ve İshal Tehlikesi</strong></b></p>
<p><span>Sağlık Bakanlığı’nın rutin takviminin yanı sıra “özel aşı” kategorisindeki aşılara da değinen Paksoy, Rota virüs aşısının önemini şu sözlerle vurguladı: “Çocukların neredeyse tamamı 5 yaşına kadar en az bir defa Rota virüsü ishali olur. Bazen hafif geçer, bazen de ağır geçer ve hastaneye yatışı gerektirebilir. Doktora ve hastaneye ulaşılamayan bölgelerde bu hastalıktan ölüm de olabilir. Ağızdan verilen bu aşıya ilk 15 hafta dolmadan başlanması lazım.”</span></p>
<p><b><strong>“Yan Etki Korkusu Hayat Karartmasın”</strong></b></p>
<p><span>Ailelerin aşı yan etkileri konusundaki endişelerine de değinen Dr. Paksoy, “On binde bir, yüz binde bir ihtimal yan etkisi var diye tedavi edici ilaçları kullanmıyor değiliz. Aynı nedenle bazı yan etkileri var diye aşılardan da vazgeçemeyiz. Aşıların birçoğu ağır hastalığı ve ölümü önlemek için yapılır. Tabii ki en iyisi en az ilaç kullanmaktır ancak aşılar hayat kurtarır” dedi.</span></p>
<p><b><strong>Menenjit Aşılarına “Erken Başlama” Uyarısı</strong></b></p>
<p><span>Meningokok menenjit hastalığının yıkıcı sonuçlarına dikkat çeken Dr. Paksoy, Türkiye’de bu hastalığın seyrek görülse de her zaman var olduğunu belirterek şunları söyledi: “Hastalık soğuk algınlığı belirtileriyle başlar, 12-18 saat içinde vücutta morluklar çıkar. Beyin iltihabı yapabilir, ölümcüllüğü yüzde 10-20 arasındadır. Nekroz dediğimiz doku ölümüne yol açabilir; çocuklar parmaklarını, kollarını, bacaklarını kaybedebilir. İyileşse bile işitme kaybı ve nörolojik sekel kalabiliyor.” Paksoy, dörtlü meningokok menenjiti ve B grubu meningokok menenjiti aşılarına olabildiğince erken 2-3 aylıkken başlanmasında büyük yarar olduğunu ifade etti.</span></p>
<p><b><strong>Zatürre Aşısında Yeni Dönem: 20’li Koruma Başladı</strong></b></p>
<p><span>Pnömokok (zatürre) aşısındaki güncel gelişmeleri aktaran Paksoy, “Sağlık Bakanlığı 13 mikroba karşı olan aşıyı yapıyor. Ancak bu 13 mikroba 7 mikrop daha eklendi ve korunma olanağı 20’ye çıktı. Türkiye’de özel sağlık kurumlarında Ocak 2025’te uygulanmaya başlandı. Sağlık Bakanlığı da stokları bitene kadar 13’lü aşı ile devam ediyor. Sonra onlar da 20’li aşıya geçecekler” dedi. Bu aşının 60 yaş üzeri risk grubuna da önerildiğini hatırlattı.</span></p>
<p><b><strong>Mevsimsel Grip ve HPV Aşısı</strong></b></p>
<p><span>Grip aşısının 5 yaşına kadar tüm çocuklara, 5 yaştan sonra ise ek riski olanlara önerildiğini belirten Dr. Süreyya Paksoy, son olarak HPV aşısına değindi: “9 çeşit virüse karşı koruyan HPV (rahim ağzı, dış genital organ, dile ve boğaz kanseri) aşısını, 9 yaşın üzerindeki tüm kız çocuklarına yapmakta yarar var. Bu virüs alındıktan uzun süre sonra rahim ağzı kanserine yol açabiliyor. Erkek çocuklarına da yapılması önerilir” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)  </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asi-hayat-kurtarir-620702">Aşı hayat kurtarır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalık</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-620696</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[edilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uykusuzluğun]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620696</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uykusuzluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi ve Nöroloji Uzmanı Meltem Can İke, uykusuzlukta ilaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmenin mümkün olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-620696">Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi ve Nöroloji Uzmanı Meltem Can İke, uykusuzlukta ilaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmenin mümkün olduğunu söyledi. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Her az uyunan gecenin insomni olmadığını vurgulayan Meltem Can İke, bir kişide uykusuzluk hastalığından söz edilmesi için haftada en az 3 gece bu sorunun yaşanması, sorunun en az 3 aydır devam ediyor olması ve kişinin uyumak için uygun ortam ve zamana sahip olmasına rağmen uyuyamaması gerektiğini ifade etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, Dünya Uyku Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada uykusuzluk, uykusuzluk tedavisi ve uyku hijyeni ile ilgili değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Dünya Uyku Cemiyeti tarafından her yıl düzenlenen Dünya Uyku Günü vesilesiyle, toplumumuzun büyük bir kesimini etkileyen ancak çoğu zaman &#8220;yapısal bir özellik&#8221; sanılarak ihmal edilen uykusuzluk yani insomni konusuna dikkat çekmek istiyorum” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluk bir hastalıktır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun sadece bir belirti değil, başlı başına bir hastalık olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Tıbbi literatürde &#8220;İnsomni&#8221; olarak adlandırılan bu durum; uykuya dalma güçlüğü, uykuyu sürdürme zorluğu veya sabah çok erken uyanıp tekrar uyuyamama şeklinde kendini gösterir. Bu durum kişinin gün içindeki konsantrasyonunu, duygu durumunu ve genel sağlık kalitesini bozuyorsa klinik bir tablo olarak değerlendirilmelidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Aşırı derecede odaklanma görülüyor </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şöyle devam etti:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Yakınması olan kişilerde (özellikle geceleri) uyku sorunlarına aşırı derecede odaklanma ve uykusuzluğun olumsuz sonuçları hakkında kaygı duyma vardır.  Yetersiz uyku süresi ve kalitesi, ileri derecede sıkıntıya veya günlük aktivitelerde eksilmeye neden olur.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kadınlarda daha fazla görülüyor </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kadınlarda bir miktar daha fazla görülen bu durumun yaşla arttığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Yaş ilerledikçe derin (yavaş) uyku miktarında azalma, dolayısıyla uykunun çok yüzeysel ve kırılgan hale gelmesine neden olur. Ayrıca sirkadiyen ritimdeki değişikliklere (uyku fazının erkene kayması), yaşlı bireylerde özellikle gecenin ikinci yarısında uykunun çok sık bölünmesine ve sabah çok erken saatlerde uyanma ile sonuçlanır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Haftada en az 3 gece uykusuzluk yaşanıyorsa dikkat!</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluk tanı kriterlerine değinen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şu bilgileri verdi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Her az uyunan gece, insomni değildir. Bir kişide uykusuzluk hastalığından söz edebilmemiz için:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Haftada en az 3 gece bu sorunun yaşanması,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Sorunun en az 3 aydır devam ediyor olması,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Kişinin uyumak için uygun ortam ve zamana sahip olmasına rağmen uyuyamaması gerekir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluğun üç temel nedeni var </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun çok faktörlü bir sorun olduğunu söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, başlıca nedenleri şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>1. Psikolojik Faktörler: Kaygı bozuklukları, stres ve depresyon.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>2. Tıbbi Durumlar: Kronik ağrılar, nefes darlığı, huzursuz bacaklar sendromu ve uyku apnesi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>3. Yaşam Tarzı: Düzensiz çalışma saatleri (vardiyalı sistem), aşırı kafein tüketimi ve hareketsizlik.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluk genetik bir miras mıdır?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun genetik bir boyutu olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke. “Araştırmalar, ailesinde uykusuzluk öyküsü olan bireylerin bu soruna daha yatkın olduğunu göstermektedir. Ancak bu durum sadece genlerle açıklanamaz; aile içindeki uyku alışkanlıkları ve çevresel faktörler de bu mirası tetikler” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Modern çağın kabusu: Mavi ışık ve sosyal medya</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Günümüzde uyku düzenini bozan en büyük düşman yatağa bizimle birlikte giren akıllı telefonlardır” diyen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke teknoloji kullanımının olumsuz etkilerini şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Melatonin Baskılanması: Ekranlardan yayılan mavi ışık, beynimize &#8220;hala gündüz&#8221; sinyali göndererek uyku hormonu olan melatoninin salgılanmasını engeller.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Duygusal Uyarılma: Sosyal medyada karşılaşılan içerikler beyni tetkikte tutar ve uykuya geçiş için gereken gevşemeyi imkansız kılar.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uyku hijyeni için altın kurallar</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzlukla mücadelede ilk adımın uyku hijyeninin sağlanması olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şu önerilerde bulundu:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Rutin Oluşturun: Her gün (hafta sonu dahil) aynı saatte yatıp aynı saatte kalkın.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Yatağı Sadece Uyku İçin Kullanın: Yatakta yemek yemeyin, çalışmayın veya sosyal medyada vakit geçirmeyin.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Işık ve Isı Kontrolü: Yatak odanız zifiri karanlık, sessiz ve serin olmalıdır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Kafeine Sınır Koyun: Öğleden sonra saat 14:00’ten sonra çay ve kahve tüketimini kesin.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluğun sağlık açısından riskleri nelerdir? </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunan Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, bu sorunları kardiyovasküler hastalıklar (HT, MI, kronik kalp yetmezliği), Tip 2 diyabet, obezite, nörolojik hastalıklar (kortikal atrofi, demans) ve psikiyatrik hastalıklar (depresyon, suicidal düşünceler) olarak sıraladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yaşam kalitesini etkiliyorsa uzmana danışılmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun kişinin yaşam kalitesini önemli derecede etkilemesi halinde mutlaka bir uzmana danışılması gerektiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Eğer uykusuzluk probleminiz;</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Gün içinde iş performansınızı düşürüyorsa,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Unutkanlık ve konsantrasyon güçlüğüne neden oluyorsa,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Araç kullanırken veya çalışırken uyuklamalara yol açıyorsa,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* İlişkilerinizde tahammülsüzlük ve gerginlik yaratıyorsa vakit kaybetmeden bir Nöroloji Uzmanına başvurmalısınız” tavsiyesinde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İyi bir uyku, iyi bir hayatın anahtarı </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Unutmayın: Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmek mümkündür. İyi bir uyku, iyi bir hayatın anahtarıdır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-620696">Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tek ameliyatla üç mesafede net görüş!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tek-ameliyatla-uc-mesafede-net-gorus-620684</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:23:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat Sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatla]]></category>
		<category><![CDATA[Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[lens]]></category>
		<category><![CDATA[mesafede]]></category>
		<category><![CDATA[net]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[üç]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620684</guid>

					<description><![CDATA[<p>Göz sağlığı alanında yaşanan teknolojik gelişmeler görme kusurlarının tedavisinde önemli kolaylıklar sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tek-ameliyatla-uc-mesafede-net-gorus-620684">Tek ameliyatla üç mesafede net görüş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Göz sağlığı alanında yaşanan teknolojik gelişmeler görme kusurlarının tedavisinde önemli kolaylıklar sağlıyor. Bunların başında ise halk arasında “akıllı mercek” olarak bilinen “premium göz içi lensleri” geliyor.  Tek odaklı lensler sadece bir mesafeye netlik sağlarken, akıllı mercekler; yakın, orta ve uzak mesafelerin tamamında net görüş imkanı sunabiliyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Begüm Comba, </strong> bu sayede gözlük ihtiyacının büyük ölçüde azaldığını belirterek, “Premium göz içi lensi teknolojisi son yıllarda optik tasarım ve materyal teknolojisi gibi önemli gelişmeler kaydetmiş ve bu sayede hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde artırmıştır” diyor. <strong>Doç.</strong> <strong>Dr. Özge Begüm Comba, </strong>ancak bu teknolojinin başarısının,  doğru hasta seçimi, detaylı preoperatif değerlendirme ve gerçekçi beklenti yönetimiyle doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayarak, “Her hastanın oküler yapısı, görsel ihtiyaçları ve adaptasyon kapasitesi farklıdır. Bu nedenle, ameliyat öncesi oftalmoloğunuzla detaylı görüşmeniz, tüm olası sonuçları değerlendirmeniz ve size en uygun tedavi planını birlikte belirlemeniz önem taşımaktadır” diyor. <strong>Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Begüm Comba,</strong> akıllı mercek hakkında en sık yöneltilen 10 soruyu anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Akıllı merceklere hangi durumlarda başvuruluyor?</strong></p>
<p>Gözümüzün doğal lensinin yerine yerleştirilen ve birden fazla odak noktasına sahip olan göz içi lensi “akıllı mercek” olarak adlandırılıyor. Akıllı mercekler, ağırlıklı olarak  40 yaş üzerindeki hastalarda gözlük bağımlılığını azaltmak amacıyla tercih ediliyor. Katarakt, refraksiyon (kırma) kusuru ve presbiyopi (yaşa bağlı yakın görme kusuru) şikayeti olan kişiler bu uygulamadan en fazla fayda gören grubu oluşturuyor. Doç. Dr. Özge Begüm Comba, akıllı lenslerin özellikle hem uzak hem yakın görüş problemini birlikte çözmek isteyen kişiler için ideal bir tedavi seçeneği olduğunu ifade ediyor. </p>
<p><strong>Her hasta için uygun mudur? </strong></p>
<p>Doç. Dr. Özge Begüm Comba, akıllı merceklerin her hasta için uygun olmadığını belirterek, “Öncelikle gözün anatomik olarak bu lenslere uygun olması gerekir; ön kamara derinliğinin yeterli olması, göz bebeği çapının ideal aralıkta bulunması ve kornea endotel hücre sayısının normal sınırlarda olması şarttır. Ayrıca, retina hastalıkları gibi progresif oküler bir hastalığa sahip olan kişiler de bu lenslerden tam verim alamayabilir, çünkü göz sağlıklı olmalı ki lens performansını gösterebilsin” diyor. Doç. Dr. Özge Begüm Comba, özellikle profesyonel sürücüler, hassas el işi gerektiren mesleklerde çalışanlar veya yüksek kontrast gerektiren işlerde aktif olarak görev yapan kişiler için özel değerlendirme yapıldığını vurgulayarak, “Detaylı oftalmolojik muayene, biyometrik ölçümler ve hasta beklentilerinin gerçekçi bir şekilde değerlendirilmesi başarılı sonuç için son derece önemlidir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Akıllı mercek ameliyatı nasıl gerçekleştiriliyor? </strong></p>
<p>Operasyon topikal anestezi altında gerçekleştiriliyor. Göze 2-3 mm&#8217;lik minimal bir giriş yapılıyor ve ultrasonik titreşimler yardımıyla doğal lens küçük parçalara ayrılıp, dışarı alınıyor. Ardından yerine katlanabilir akıllı mercek yerleştiriliyor. Operasyonun ortalama 15-20 dakika sürdüğünü söyleyen Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Begüm Comba, “Hastalarımız ertesi gün hafif aktivitelerine başlayabilirler. Ancak ilk bir hafta ağır fiziksel aktivitelerden ve kontakt sporlardan kaçınmalarını öneriyoruz” diyor. </p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında net görüş ne zaman sağlanabiliyor?</strong></p>
<p>Ameliyat sonrasındaki ilk günlerde hafif bulanıklık normaldir. Net görüş genellikle 1-2 hafta içinde başlıyor, ancak tam nöroadaptasyon, yani beynin farklı odak noktalarından gelen görüntülere uyum sağlama süreci 2-3 ay sürebiliyor. Bu süreçte beyin farklı odak noktalarından gelen görüntüleri işlemeyi öğrenir.</p>
<p><strong>Ameliyatın ardından gece ışık saçılması görülür mü?</strong></p>
<p>Özellikle erken postoperatif, yani ameliyat sonrasındaki ilk haftalarda<strong> </strong> haleler görülmesi, gece araç farlarında ışık saçılması ve kontrast hassasiyetinde azalma yaşanabiliyor. Bu sorunlar zamanla azalıyor ve çoğu hasta birkaç hafta ile birkaç ay arasında geçen nöroadaptasyon sürecinde (Multifokal optik sistemlerden kaynaklanan çoklu retinal görüntülerin santral siniri sistemi tarafından işlenerek fonksiyonel görmeye adapte edilmesi süreci)  bu duruma alışıyor. Doç. Dr. Özge Begüm Comba,<strong> </strong>“Mesleği gereği yoğun gece sürüşü yapan hastalarımızı ameliyat öncesi bu konuda mutlaka bilgilendiriyoruz” diyor. </p>
<p><strong>Ameliyatın riskleri var mıdır?</strong></p>
<p>Her göz içi cerrahisinde olduğu gibi bu prosedürün de riskleri bulunuyor. Endoftalmi (göz içi enfeksiyon) kanama ve retina dekolmanı gibi ciddi komplikasyonlar nadiren görülüyor. Doç. Dr. Özge Begüm Comba, “Lensin yerinden hafifçe kayması, lens kapsülünün zamanla bulanıklaşması veya ameliyat sonrası geçici göz tansiyonu yükselmesi daha sık karşılaşılan durumlardır. Deneyimli bir cerrah ve uygun hasta seçimi bu riskleri minimize eder” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Akıllı mercekler gözlükten tamamen kurtulmayı sağlar mı?  </strong></p>
<p>Akıllı mercek sonrasında hastaların yaklaşık yüzde 80-90&#8217;ı günlük aktivitelerini gözlüksüz sürdürebiliyor. Ancak bazı durumlarda, özellikle çok küçük punto okumalarında veya uzun süreli bilgisayar kullanımında düşük numaralı gözlük ihtiyacı olabiliyor. </p>
<p><strong> Ameliyat sonrası elde edilen net görüş kalıcı mıdır?</strong></p>
<p>Doç. Dr. Özge Begüm Comba, implante edilen merceğin ömür boyu kalıcı olduğunu ve materyalinin bozulmadığını ifade ederek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak bazı hastalarda ameliyattan aylar veya yıllar sonra arka kapsül opasifikasyonu, yani halk arasında ‘ikincil katarakt’   olarak  bilinen durum gelişebilir. Bu tablo Nd:YAG lazer yöntemiyle basit ve etkili şekilde tedavi edilebilir.” </p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında nelere dikkat edilmeli?</strong></p>
<p>Ameliyat sonrasında ilk hafta hafif aktiviteler ve ev içi işleri sorun oluşturmuyor.  Ancak, aşağıda yer alan kurallara dikkat etmeniz önem taşıyor. </p>
<ul>
<li>Gözlerinize travmadan kaçının </li>
<li>Havuz ve deniz gibi enfeksiyon riski taşıyan ortamlardan uzak durun</li>
<li>Reçete edilen topikal ilaçları düzenli kullanın</li>
<li>Makyaj ve kozmetik ürünleri 2 hafta, kontakt sporları en az bir ay erteleyin</li>
<li>UV koruyucu gözlük kullanın </li>
</ul>
<p><strong>Ne zaman lazer, ne zaman akıllı mercek?</strong></p>
<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Begüm Comba, 40 yaş altı ve düşük-orta dereceli kırma kusurları için lazer cerrahilerin (LASIK, PRK) ilk tercih edilen yöntemler olduğunu vurguluyor. 40 yaş üzeri presbiyopik (yaşa bağlı yakın görme kusuru) tablosunda, yüksek hipermetropide veya katarakt varlığında ise premium göz içi lensleri (akıllı mercek) öncelikli olarak değerlendiriliyor. Her hastanın korneal topografisi, ön segment anatomisi ve yaşam tarzı karar sürecinde belirleyici oluyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tek-ameliyatla-uc-mesafede-net-gorus-620684">Tek ameliyatla üç mesafede net görüş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayıflama ilaçları doğru kişilerde etkili oluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zayiflama-ilaclari-dogru-kisilerde-etkili-oluyor-620656</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:03:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[Glp-1]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[Kişilerde]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620656</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kilo vermekte zorlanan birçok kişi son dönemde gündeme gelen yeni nesil zayıflama ilaçlarını merak ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-ilaclari-dogru-kisilerde-etkili-oluyor-620656">Zayıflama ilaçları doğru kişilerde etkili oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kilo vermekte zorlanan birçok kişi son dönemde gündeme gelen yeni nesil zayıflama ilaçlarını merak ediyor. İştahta azalma ve kilo kaybını destekleyen bu ilaçların herkes için uygun bir tedavi yöntemi olmadığını dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İlhan Tarkun, “GLP-1 reseptör agonistleri kilo kaybını destekleyen etkili ilaçlar arasında yer alıyor ancak bu tedaviler herkese uygulanabilecek standart bir çözüm olarak görülmemeli. Söz konusu ilaçlar genellikle fazla kilolarından diyet veya egzersiz gibi yaşam tarzı değişikliklerine rağmen kurtulamayan kişilerde gündeme gelmeli” şeklinde konuştu.</strong></p>
<p>Vücudumuzda GLP-1 adı verilen bir hormon bulunur. Yemek sonrası salgılanan bu hormon tokluk hissini artırır, mide boşalmasını yavaşlatır ve kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı olur. GLP-1 tedavilerinin bu hormonun etkisini taklit eden ilaçlar olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İlhan Tarkun, “Vücut kitle indeksi 30 kg/m² ve üzerinde olan, diyet, egzersiz ve davranış değişikliğine rağmen hedeflenen kilo kaybını sağlayamayan kişiler GLP-1 tedavileri için uygun adaylar arasında yer alır. Bunun yanı sıra vücut kitle indeksi 27 kg/m² ve üzerinde olup tip 2 diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, koroner arter hastalığı, uyku apnesi ya da prediyabet gibi obeziteyle ilişkili ek sağlık sorunları bulunan kişilerde de bu tedaviler önemli bir seçenek olarak değerlendirilir” dedi.</p>
<p><strong>Kalıcı sonuç için yaşam tarzı değişikliği önemli</strong></p>
<p>GLP-1 tedavileriyle ilgili iki yılı aşan izlem çalışmalarının önemli sonuçlar ortaya koyduğunu açıklayan Tarkun, “Bu tedavilerle sürdürülebilir kilo kaybının yanı sıra kalp ve damar sağlığıyla ilgili risklerde azalma, böbrek fonksiyonlarında iyileşme ve prediyabetin gerilemesi gibi olumlu sonuçlar elde edilebiliyor. Ayrıca yağlı karaciğer, kolesterol dengesizlikleri, uyku apnesi ve kalp yetmezliği gibi obeziteyle ilişkili bazı sağlık sorunlarında da iyileşmeler görülebiliyor. Ancak bu kazanımların korunabilmesi için tedavinin mutlaka sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivite gibi sürdürülebilir yaşam tarzı değişiklikleriyle desteklenmesi gerekiyor. İlaç bırakıldıktan sonra eski alışkanlıklara dönüldüğünde kilo artışı ve metabolik sorunlar yeniden ortaya çıkabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Sadece kilo değil metabolik riskler de değerlendirilmeli</strong></p>
<p>Obezite tedavisinde asıl hedefin yalnızca kilo vermek olmadığını vurgulayan Tarkun, “Tedavinin önceliği kardiyometabolik riskleri azaltmak, insülin direncini iyileştirmek, organ fonksiyonlarını korumak ve yaşam kalitesini artırmaktır. Aynı zamanda GLP-1 tedavileriyle cerrahi seçenekler arasında karar verilirken sadece tartıdaki rakamlar değil; metabolik göstergeler, eşlik eden hastalıklar, fazla kilonun oluşturduğu fiziksel yük ve kişinin genel yaşam durumu birlikte değerlendirilir. Çoğu zaman metabolik riskler, fazla kilodan daha belirleyici bir rol oynayabilir” dedi.</p>
<p><strong>Cerrahi ve ilaç tedavileri birbirini tamamlayan yöntemler olacak</strong></p>
<p>Önümüzdeki yıllarda obezite tedavisine yaklaşımın değişmesinin beklendiğini ifade eden Tarkun, “Önümüzdeki yıllarda obezite tedavi kılavuzlarının daha fazla kardiyometabolik risk odaklı hale gelmesi bekleniyor. Yani tek bir hormonu değil, birden fazla metabolik yolu hedefleyen yeni ilaçlar, kombinasyon tedaviler ve daha uzun vadeli idame modelleri öne çıkacak. Cerrahi ise daha seçici ve stratejik bir konuma evrilecek. Vücut kitle endeksi yüksek olan, ilaç tedavisine yanıt vermeyen ya da ilaca erişimde sorun yaşayan hastalarda cerrahi önemini koruyacak. Ayrıca cerrahi ve ilaç tedavileri, rakip değil doğru hastada birbirini tamamlayan yöntemler olarak birlikte kullanılacak” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-ilaclari-dogru-kisilerde-etkili-oluyor-620656">Zayıflama ilaçları doğru kişilerde etkili oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
