<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>SAĞLIK HABERLERİ | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/haberler/saglik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/haberler/saglik</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 28 Aug 2026 14:24:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3.png</url>
	<title>SAĞLIK HABERLERİ | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/haberler/saglik</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Diş hekimliği öğrencileri eğitimde teoriyi pratiğe taşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-hekimligi-ogrencileri-egitimde-teoriyi-pratige-tasiyor-656618</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2026 14:24:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimde]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliği]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencileri]]></category>
		<category><![CDATA[pratiğe]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[teoriyi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=656618</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diş hekimliği eğitiminde klinik deneyimin önemine dikkat çekilirken, öğrencilerin gerçek vakalar üzerinden mesleki becerilerini geliştirmesinin eğitim sürecindeki rolü vurgulandı. Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel, öğrencilerin eğitimleri boyunca gerçek klinik vakalarla karşılaşmasının mesleki gelişimleri açısından belirleyici olduğunu ifade etti</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimligi-ogrencileri-egitimde-teoriyi-pratige-tasiyor-656618">Diş hekimliği öğrencileri eğitimde teoriyi pratiğe taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diş hekimliği eğitiminde teorik bilginin güçlü bir klinik deneyimle desteklenmesinin önemine dikkat çeken Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel, öğrencilerin eğitimleri boyunca gerçek vakalarla karşılaşmasının mesleki gelişimlerinde belirleyici olduğunu söyledi.</p>
<p>Fakültenin uygulama klinikleri, preklinik laboratuvarları, derslikleri ve Diş Hastanesinin aynı bina içerisinde yer aldığını belirten Prof. Dr. Yücel, “Öğrencilerimiz teoride öğrendiklerini klinikte görme ve uygulama fırsatı buluyor. SGK anlaşmamız sayesinde hasta sayımız süreklilik gösteriyor. Öğrencilerimiz farklı yaş gruplarından ve farklı hastalıklardan oluşan geniş bir vaka çeşitliliğini görme fırsatı yakalıyor. Mezun olmadan önce ne kadar fazla vaka görürlerse mesleğe o kadar güçlü başlıyorlar.” dedi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel, uygulama ağırlıklı eğitimin önemini, Diş Hastanesinin öğrencilere sağladığı klinik deneyimi ve teknolojik altyapının geleceğin diş hekimlerinin yetiştirilmesindeki rolünü değerlendirdi.</p>
<p><strong>“Öğrencilerimiz gerçek hasta deneyimiyle mesleklerini öğreniyor”</strong></p>
<p>Diş hekimliği eğitiminin yalnızca dersliklerde öğrenilebilecek bir alan olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Ergün Yücel, öğrencinin teorik bilgisini gerçek vakalarla buluşturmasının mesleki gelişimin en önemli aşamalarından biri olduğunu söyledi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde uygulamalı eğitime büyük önem verdiklerini belirten Prof. Dr. Yücel, “Alanında deneyimli akademisyenlerimiz sayesinde öğrencilerimiz yalnızca teorik bilgi almıyor; gerçek hasta deneyimiyle mesleklerini öğreniyorlar. Öğrencinin klinik ortamı tanıması, farklı vakalarla karşılaşması ve akademisyenlerinin gözetiminde klinik karar süreçlerini deneyimlemesi, mezuniyet sonrasına çok daha donanımlı hazırlanmasını sağlıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Diş Hastanesi öğrencilere geniş vaka çeşitliliği sunuyor</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesinin eğitim sürecindeki en önemli avantajlardan biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yücel, özellikle SGK anlaşmasının hasta ve vaka çeşitliliği açısından öğrencilere önemli bir klinik deneyim sunduğunu kaydetti.</p>
<p>Prof. Dr. Yücel, “SGK anlaşmamız sayesinde hasta sayımız süreklilik gösteriyor. Öğrencilerimiz çok farklı yaş gruplarından ve farklı hastalıklardan oluşan geniş bir vaka çeşitliliğini görme fırsatı yakalıyor. Diş hekimliği uygulamaya dayalı bir meslek. Mezun olmadan önce ne kadar fazla vaka görürlerse mesleğe o kadar güçlü başlıyorlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Klinikler, laboratuvarlar ve derslikler aynı binada</strong></p>
<p>Fakültenin fiziksel yapılanmasının teori ve uygulamanın bir arada yürütülmesini kolaylaştırdığını ifade eden Prof. Dr. Yücel, Diş Hastanesi, uygulama klinikleri, preklinik laboratuvarları ve dersliklerin aynı bina içerisinde bulunmasının öğrenciler açısından önemli bir avantaj olduğunu söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Yücel, “Kliniklerimiz, Diş Hastanemiz, dersliklerimiz ve preklinik laboratuvarlarımız aynı bina içerisinde bulunuyor. Böylece öğrencilerimiz teori ile pratiği aynı gün içerisinde kolaylıkla bir araya getirebiliyor. Bu entegre yapı eğitim kalitesine önemli katkı sağlıyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Öğrenci önce preklinikte hazırlanıyor, sonra klinikle buluşuyor</strong></p>
<p>Diş hekimliği eğitiminde el becerisi ve uygulama yetkinliğinin aşamalı olarak geliştirilmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Yücel, preklinik laboratuvarlarının öğrencinin klinik döneme hazırlanmasında kritik bir rol üstlendiğini kaydetti.</p>
<p>Öğrencilerin teorik bilgilerini uygulamayla pekiştirerek klinik aşamaya hazırlandığını ifade eden Prof. Dr. Yücel, böylece gerçek hastayla karşılaşmadan önce mesleki becerilerini geliştirme imkânı bulduklarını dile getirdi.</p>
<p><strong>Dijital diş hekimliği eğitim sürecinin bir parçası</strong></p>
<p>Diş hekimliğinde yaşanan teknolojik dönüşümün eğitim modelini de değiştirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Yücel, geleceğin diş hekimlerinin geleneksel klinik becerilerinin yanı sıra dijital sistemlere de hâkim olması gerektiğini söyledi.</p>
<p>“Diş hekimliği çok hızlı değişen bir meslek alanı.” diyen Prof. Dr. Yücel, “Gelecek 10 yıla baktığımızda artık sadece el becerisi yeterli olmayacak. Bunun yanında teknolojiyle iç içe olmak, dijital sistemleri kullanabilmek, hatta yapay zekâyı anlayabilmek çok daha önemli hâle geliyor. Biz öğrencilerimizi yalnızca bugünün değil, geleceğin diş hekimliği dünyasına hazırlıyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>Dijital sistemlerle teşhisten tedavi planlamasına…</strong></p>
<p>Dijital teknolojilerin teşhis ve tedavi süreçlerini daha hızlı ve etkin hâle getirdiğini belirten Prof. Dr. Yücel, öğrencilerin eğitim sırasında bu sistemlerle tanışmasının mezuniyet sonrası mesleki adaptasyon açısından önem taşıdığını ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Yücel, “Dijital sistemlerin gelişmesiyle tedavi planlamaları daha hızlı ve daha doğru hâle geliyor. Öğrencilerimiz eğitim süreçlerinde dijital görüntüler üzerinde çalışıyor, analiz yapmayı öğreniyor ve klinik kararlarını daha bilinçli şekilde oluşturuyor. Dijital sistemleri görerek ve deneyimleyerek mezun oluyorlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Yapay zekâ hekime ikinci göz oluyor”</strong></p>
<p>Yapay zekâ destekli sistemlerin de modern diş hekimliğinin önemli araçlarından biri hâline geldiğini dile getiren Prof. Dr. Yücel, bu teknolojilerin hekimin yerini alan değil, hekimin karar süreçlerini destekleyen araçlar olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p>“Bugün yaşamın birçok alanında olduğu gibi diş hekimliğinde de yapay zekâ hem klinik uygulamalarda hem de öğrenci eğitiminde giderek daha fazla yer alıyor.” diyen Prof. Dr. Yücel, “Özellikle erken teşhis konusunda yapay zekâ destekli sistemler hekime ikinci bir göz gibi yardımcı oluyor. Böylece gözden kaçabilecek bazı bulguların atlanmasının önüne geçilebiliyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bilgiyi tüketen değil, bilimsel üretime katılan öğrenciler</strong></p>
<p>“Öğrencilerimizin yalnızca bilgi tüketen değil, bilgi üreten bireyler olmalarını önemsiyoruz.” diyen Prof. Dr. Yücel, “Proje temelli öğrenci kongreleri düzenliyor, öğrencilerimizi ulusal ve uluslararası kongrelere katılmaları için teşvik ediyor ve bilimsel çalışmalarda aktif görev almalarını destekliyoruz. Mezunlarımızın araştıran, sağlık teknolojileriyle ilgilenen ve bilime katkı sunabilen diş hekimleri olmalarını amaçlıyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>DUS ve akademik kariyer hedeflerine de destek</strong></p>
<p>Mezuniyet sonrasındaki uzmanlaşma sürecine de dikkat çeken Prof. Dr. Yücel, “Fakültemizde DUS kontenjanlarının açılmış olması önemli bir avantaj. Bunun yanında öğrencilerimizin uzmanlık sınavına hazırlık süreçlerini de destekliyoruz. Akademik kariyer hedefleyen öğrencilerimize güçlü bir altyapı sunuyoruz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin merkezde insan var”</strong></p>
<p>Geleceğin diş hekiminin klinik deneyim, teknoloji bilgisi ve insani becerileri bir arada taşıması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ergün Yücel, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin diş hekimliğinin merkezinde insan var. Hastayla kurulan iletişim, güven ve empati insan odaklı mesleğimizin en önemli unsurları. Öğrencilerimizin güçlü klinik deneyime sahip, dijital teknolojileri kullanabilen, bilimsel gelişmeleri takip eden ama aynı zamanda hastasını anlayan hekimler olarak mezun olmalarını önemsiyoruz. Öğrencilerimiz sadece tedavi yapmayı değil, hastayla doğru şekilde iletişim kurmayı da öğreniyorlar.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimligi-ogrencileri-egitimde-teoriyi-pratige-tasiyor-656618">Diş hekimliği öğrencileri eğitimde teoriyi pratiğe taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balık sezonu 1 Eylül&#8217;de açılıyor: Omega-3 açısından zengin balığın sayısız faydası var</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/balik-sezonu-1-eylulde-aciliyor-omega-3-acisindan-zengin-baligin-sayisiz-faydasi-var-656594</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2026 12:45:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Açısından]]></category>
		<category><![CDATA[asit]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[eylül]]></category>
		<category><![CDATA[omega-3]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sezonu]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zengin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=656594</guid>

					<description><![CDATA[<p>Balık, kaliteli protein ve Omega-3 yağ asitlerinin yanı sıra A ve D vitaminleri ile iyot, fosfor ve selenyum gibi önemli besin öğelerini de içeriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/balik-sezonu-1-eylulde-aciliyor-omega-3-acisindan-zengin-baligin-sayisiz-faydasi-var-656594">Balık sezonu 1 Eylül&#8217;de açılıyor: Omega-3 açısından zengin balığın sayısız faydası var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Balık, kaliteli protein ve Omega-3 yağ asitlerinin yanı sıra A ve D vitaminleri ile iyot, fosfor ve selenyum gibi önemli besin öğelerini de içeriyor. Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, balığın sağlıklı beslenmedeki önemine dikkat çekerek özellikle yağlı balıkların çocuklar ve gebeler açısından değerli bir besin kaynağı olduğunu söyledi.</b></p>
<p>Türkiye’de denizlerde genel av yasağının sona ermesiyle birlikte balık sezonu 1 Eylül 2026&#8217;da yeniden başlıyor. Balık sezonunun başlamasıyla sofralarda daha fazla yer bulması beklenen balık, içerdiği kaliteli protein, vitamin ve minerallerin yanı sıra özellikle Omega-3 yağ asitleriyle sağlıklı beslenmenin önemli parçalarından biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan da balık tüketiminin her yaş grubu için önemine dikkat çekti.</p>
<p><b>Balık kaliteli bir protein kaynağı</b></p>
<p>Balık etinin yaklaşık yüzde 18-20 oranında protein içerdiğini belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, balığın yağ içeriğine göre enerji değerinin değiştiğini ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Balık eti doymamış yağ asidi içerir. Balık aynı zamanda kaliteli bir protein (yüzde 18-20) kaynağıdır. Balık yağsız ise enerjisi düşük yağlı ise enerjisi yüksektir. Yağsız balık etinde yüzde 2,5 yağ bulunmasına rağmen sığır etindeki yağ miktarı yüzde 18,5’a kadar yükselebilir ve bu yağ doymuş yağdır. Bu yüzden kalp-damar hastalığı olanlara yağsız balık eti önerilmektedir” diye konuştu.</p>
<p><b>Deniz kaynaklı Omega-3 tüketimi bir gerekliliktir</b></p>
<p>Prof. Dr. M. Emel Alphan, doğrudan deniz kaynaklı Omega-3 tüketiminin bir gereklilik olduğunu ifade ederek “Diyetle alınan en temel omega-3 formu alfa-linolenik asit (ALA) soğuk deniz balıklarında (somon, ringa, sardalya, uskumru, ton balığı) zengin olarak bulunan eikosapentaenoik asit (EPA) ve dokosaheksaenoik asit (DHA)’dır. Bitkisel kaynaklardan sağlanan (keten tohumu, ceviz, semizotu vb.) ALA, vücutta EPA ve DHA&#8217;ya dönüştürülebilse de bu dönüşümün hızı fizyolojik olarak yetersiz kaldığından, doğrudan deniz kaynaklı omega-3&#8217;lerin tüketilmesi sağlıklı bir beslenme düzeni için elzemdir” dedi.</p>
<p><b>Omega-3 yağ asitleri neden önemli?</b></p>
<p>Prof. Dr. M. Emel Alphan, Omega-3 yağ asitlerinin sağlığımız üzerindeki kritik ve çok yönlü rolleri ile ilgili şu bilgileri verdi:</p>
<p>“Balığın sağlık açısından öne çıkan özelliklerinden biri, özellikle yağlı balıklarda bulunan Omega-3 çoklu doymamış yağ asitleridir. Omega-3 yağ asitleri, insan vücudunun kendisi tarafından sentezlenemediği için dışarıdan diyet yoluyla alınması zorunlu olan elzem (vazgeçilmez) besin ögeleridir.</p>
<p><b>Levrek ve çipura Omega3 kaynağı</b></p>
<p>Omega-3 yağ asidi açısından en zengin balık okyanuslarda yaşayan morina balığıdır. Ülkemizde Omega-3 kaynağı balıklar arasında levrek ve çipura başta gelir.  Sardalya ve hamside de Omega-3 bulunur. Somon balığında ve ton balığında ise Omega-3 oldukça azdır. Omega-3 yağ asidi gerektiği takdirde balık yağı kapsülleri ile alınabilir.”</p>
<p><b>Omega-3 yağ asitlerinin katkıları çok önemli</b></p>
<p>Yağlı balıklarda bulunan Omega-3 doymamış yağ asitlerinin sağlık üzerinde çok önemli olumlu katkıları olduğunu vurgulayan Prof. Dr. M. Emel Alphan, bunları şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li>Omega-3 Yağ asitleri (EPA ve DHA) hücre zarlarının yapısında yer alır. Vücutta antienflamatuar (iltihap giderici), antioksidan, antiadipojenik (yağlanmayı önleyici) ve anti aritmik etkiler gösterir</li>
<li>Büyüme ve gelişme üzerinde etkilidir. Bebeklikte bebeğin beyin hücrelerini ve retina gelişimini destekler.  İnsan vücudundaki organlar arasında en yüksek yağ oranına sahip olan organ beyindir ve beynin yağ içeriğinin yarısını n-3 ile n-6 elzem yağ asitleri oluşturur. Fetal (anne karnındaki) dönemde, bebeklerde ve çocuklarda beyin, merkezi sinir sistemi ve retina (göz) gelişiminin sağlıklı şekilde tamamlanmasında en kritik rolü üstlenirler. Gebelik ve emzirme dönemlerinde annenin düzenli balık tüketmesi hem anne hem de bebeğin göz ve nörolojik sağlığını korur</li>
<li>Yetişkinlerde mental sağlığın idamesini destekler ve bilişsel performansı olumlu etkiler. Yaşlılarda bilişsel işlev bozuklukları, bunama (demans) ve Alzheimer hastalığı riskini belirgin şekilde düşürür. Konsantrasyon, bellek, dikkat ve davranış bozukluklarının önlenmesinde olumlu etkileri vardır. Aynı zamanda yaşlı bireyleri, yaşa bağlı makula dejenerasyonuna (görme kaybı) karşı korur.</li>
</ul>
<p><b>Omega-3 kalp sağlığı açısından da önemli</b></p>
<p>Prof. Dr. M. Emel Alphan, Omega-3 yağ asitlerinin kalp-damar sağlığı ve kanserden korunma açısından önemli katkıları bulunduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. M. Emel Alphan, şu bilgileri verdi:</p>
<p>“Toplam kolesterol ve kötü kolesterolü (LDL) düşürürken, iyi kolesterol (HDL) düzeyini yükseltir. Kandaki trigliserit seviyelerini de düşürerek kan yağları profilini iyileştirir.</p>
<p>Kanın pıhtılaşmasını önleyici (antitrombotik) ve ritim bozukluğunu engelleyici (antiaritmik) etkileri sayesinde koroner arter tıkanıklıklarına ve kalp krizlerine karşı koruyucudur.</p>
<p>Kalp hastalıklarından korunmak için haftada en az 1-2 porsiyon (150-300 g pişmiş) balık tüketilmesi önerilir. Doymuş yağların azaltılıp yerine bu çoklu doymamış yağ asitlerinin koyulması, kardiyometabolik riski düşürmede en etkili klinik yöntemdir.</p>
<p><b>Haftada en az 1-2 porsiyon balık tüketilmeli</b></p>
<p>Kalp hastalıklarından ve diğer hastalıklardan korunmak için haftada en az 1-2 porsiyon (150-300 g pişmiş) balık tüketilmesi önerilir. Doymuş yağların azaltılıp yerine bu çoklu doymamış yağ asitlerinin koyulması, kardiyometabolik riski düşürmede en etkili klinik yöntemdir.”</p>
<p><b>Kemik sağlığına da katkı sağlıyor</b></p>
<p>Balık, Omega-3&#8217;ün yanı sıra D vitamini, fosfor ve protein gibi kemik sağlığı açısından önemli besin öğelerini de barındırıyor.</p>
<p>Balığın kemiklerin kalsiyum depolamasına katkı sağladığını söyleyen Prof. Dr. Emel Alphan, “Ayrıca inflamasyonu baskılayıcı etkisi sayesinde romatoit artrit (eklem iltihabı) gelişimini yavaşlatır, astıma karşı koruyucu etki gösterir. Eklem iltihabı oluşumuna neden olan ve kıkırdak dokuda hasar oluşturan enzim aktivitesinin azaltılmasında rolü olduğu belirlenmiştir. Eklem hassasiyetlerinin giderilmesi, sabah sertliğinin azaltılması, romatoid artritte ilaç ihtiyacının azaltılmasında da etkilidir. Ayrıca ülseratif kolit gibi bazı iltihabi hastalıklarda Omega-3 yağ asitlerinin olumlu etkileri vardır” dedi. </p>
<p><b>Çocuklar ve gebeler yağlı balık tüketmelidir</b></p>
<p>Balığın ayrıca A ve D vitaminleri ile iyot, fosfor, selenyum gibi mineraller yönünden de zengin olduğunu belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Özellikle yağlı balıkları çocuklar ve gebeler sıkça yemelidir. Balık yemekle günlük niasin ve riboflavin (B vitaminleri) ihtiyacının yüzde 5-15’i karşılanmış olur. B6 ve B12 vitaminleri için de iyi bir kaynak olan balığın sağlıklı beslenme çerçevesinde haftada 2-3 kez tüketilmesi gerekir” tavsiyesinde bulundu.</p>
<p><b>Balık tüketiminde cıvaya dikkat!</b></p>
<p>Sağlık açısından bu kadar önemli olan Omega-3 yağ asitlerinin kaynağı olan balıkları tüketirken cıva maruziyetini en aza indirmek için de çok dikkatli olunması gerektiğini ifade ederek sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Metilciva, dioksin ve ağır metallerin; özellikle bebeklerin, küçük çocukların ve hamilelerin beyin ve sinir sistemi gelişimine zarar vermesini önlemek için balık tercihleri şu şekilde olmalıdır. EPA ve DHA yağ asidi içeriği yüksek, cıva seviyesi en düşük ve yüzeyde yaşayan hamsi, istavrit, palamut, uskumru, alabalık, somon (çiftlik somonu), ton balığı, ringa balığı ve levrek güvenle tüketilebilir. Derinlerde yaşayan ve bünyesinde yüksek miktarda cıva/ağır metal biriktirme riski olan kılıç balığı, kalkan balığı, midye ve benzeri kabuklu deniz ürünleri tüketilmemelidir.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/balik-sezonu-1-eylulde-aciliyor-omega-3-acisindan-zengin-baligin-sayisiz-faydasi-var-656594">Balık sezonu 1 Eylül&#8217;de açılıyor: Omega-3 açısından zengin balığın sayısız faydası var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>3. Nilüfer Halk Sağlığı Günleri başlıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/3-nilufer-halk-sagligi-gunleri-basliyor-656585</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2026 12:39:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atölyeler]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[düz]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[günleri]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[Nilüfer Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=656585</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediye tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen “Nilüfer Halk Sağlığı Günleri”, 3-4-5 Eylül tarihlerinde Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleşecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/3-nilufer-halk-sagligi-gunleri-basliyor-656585">3. Nilüfer Halk Sağlığı Günleri başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Nilüfer Belediye tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen “Nilüfer Halk Sağlığı Günleri”, 3-4-5 Eylül tarihlerinde Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleşecek. Ücretsiz sağlık taramalarından bilgilendirici atölyelere, uzman söyleşilerinden çocuklar için eğitici etkinliklere kadar geniş bir program Bursalıları bekliyor.</b></p>
<p>Nilüfer Belediyesi, koruyucu sağlık hizmetlerine dikkat çekmek ve toplumda sağlık bilincini güçlendirmek amacıyla “3. Nilüfer Halk Sağlığı Günleri”ni düzenliyor.</p>
<p>3-4-5 Eylül tarihlerinde düzenlenecek etkinlikler; Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde vatandaşlarla buluşacak. Her gün saat 10.00’da başlayacak programlar, 17.00’ye kadar devam edecek.</p>
<p><strong>KORUYUCU SAĞLIK VE EŞİT ERİŞİM VURGUSU</strong></p>
<p>Sağlıklı bir toplumun temelinin koruyucu hekimlik ve erken farkındalıktan geçtiğini belirten Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, “Nilüfer’de herkesin eşit, nitelikli ve erişilebilir sağlık hizmetine ulaşabilmesini çok önemsiyoruz. Üç gün boyunca uzman hekimler ve sağlık çalışanları eşliğinde sunacağımız ücretsiz taramalar, atölyeler ve bilgilendirici söyleşilerle hemşehrilerimizin yaşam kalitesini artırmayı hedefliyoruz. Tüm vatandaşlarımızı Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde, Nilüfer Halk Sağlığı Günleri’ne bekliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>ÜCRETSİZ SAĞLIK TARAMALARI</strong></p>
<p>Etkinlik boyunca alanda kurulacak sağlık noktalarında uzmanlar tarafından ücretsiz taramalar gerçekleştirilecek. Ziyaretçiler; göz ve işitme testleri, denge ve skolyoz kontrolleri, solunum fonksiyon testi, karbonmonoksit (CO) ölçümü, vücut kitle endeksi ile kan şekeri ve tansiyon ölçümlerini yaptırabilecek. Ayrıca Footbalance cihazı ile düz tabanlık ve duruş bozukluğu analizi, cilt analizi, diş muayenesi, basit fizik tedavi uygulamaları ve sigarayı bırakmak isteyenler için danışmanlık hizmeti sunulacak.</p>
<p><strong>HEM ÇOCUKLARA HEM YETİŞKİNLERE YÖNELİK ATÖLYELER VE SÖYLEŞİLER</strong></p>
<p>3. Nilüfer Halk Sağlığı Günleri kapsamında sağlıklı yaşam alışkanlıklarını pekiştirecek pratik atölyeler de düzenlenecek. Yetişkinler için paketli gıdalarda etiket okuma, detoks içecekleri hazırlama, pilates, sanat terapisi ve sinema gösterimleri yapılırken; çocuklar için de eğlenceli el yıkama, doğru diş fırçalama, sağlıklı beslenme tabağı hazırlama ve organları tanıma atölyeleri yer alacak. Katılımcılar ayrıca okçuluk ve cornhole gibi sportif aktiviteler de katılabilecek.</p>
<p>Program dâhilinde düzenlenecek söyleşilerde ise uzman konuklar eşliğinde “Obezite ile Mücadele ve Sağlıklı Beslenme” ile “Estetik ile İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar” başlıkları ele alınacak.</p>
<p><strong>FARKINDALIK VE DAYANIŞMA STANTLARI</strong></p>
<p>Etkinlik alanında sivil toplum kuruluşları ve Nilüfer Belediyesi’nin bilgilendirme stantları da yer alacak. Ziyaretçiler organ bağışı, Onkoday kanser bilgilendirmesi, Yeşilay, Çölyakla Yaşam Derneği, NİLKOOP, doğru ilaç ve prospektüs kullanımı gibi konularda bilgi alabilecek.</p>
<p>Ayrıca Nilüfer Belediyesi’nin Anne Taksi, Gezici Sağlık Hizmeti, Evde Sağlık, Yeni Doğan ve Bebek Bakımı, Nilüfer95, Lions &#038; Ercan Dikencik Alzheimer Hasta Konuk Evi, Olgun Gençlik Merkezi, Tekerlekli Sandalye Tamir Evi ve hayvan sahiplendirme gibi sosyal projeleri de vatandaşlara tanıtılacak.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/3-nilufer-halk-sagligi-gunleri-basliyor-656585">3. Nilüfer Halk Sağlığı Günleri başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş hekimliği öğrencileri mesleği gerçek klinik ortamında öğreniyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-hekimligi-ogrencileri-meslegi-gercek-klinik-ortaminda-ogreniyor-656564</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2026 12:15:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Hekimliği]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliği]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[mesleği]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencileri]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[ortamında]]></category>
		<category><![CDATA[sistemler]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[Vaka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=656564</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diş hekimliği eğitiminde teorik bilginin güçlü bir klinik deneyimle desteklenmesinin önemine dikkat çeken Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel, öğrencilerin eğitimleri boyunca gerçek vakalarla karşılaşmasının mesleki gelişimlerinde belirleyici olduğunu söyledi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimligi-ogrencileri-meslegi-gercek-klinik-ortaminda-ogreniyor-656564">Diş hekimliği öğrencileri mesleği gerçek klinik ortamında öğreniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Diş hekimliği eğitiminde teorik bilginin güçlü bir klinik deneyimle desteklenmesinin önemine dikkat çeken Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel, öğrencilerin eğitimleri boyunca gerçek vakalarla karşılaşmasının mesleki gelişimlerinde belirleyici olduğunu söyledi. </strong></p>
<p><strong>Fakültenin uygulama klinikleri, preklinik laboratuvarları, derslikleri ve Diş Hastanesinin aynı bina içerisinde yer aldığını belirten Prof. Dr. Yücel, “Öğrencilerimiz teoride öğrendiklerini klinikte görme ve uygulama fırsatı buluyor. SGK anlaşmamız sayesinde hasta sayımız süreklilik gösteriyor. Öğrencilerimiz farklı yaş gruplarından ve farklı hastalıklardan oluşan geniş bir vaka çeşitliliğini görme fırsatı yakalıyor. Mezun olmadan önce ne kadar fazla vaka görürlerse mesleğe o kadar güçlü başlıyorlar.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel, uygulama ağırlıklı eğitimin önemini, Diş Hastanesinin öğrencilere sağladığı klinik deneyimi ve teknolojik altyapının geleceğin diş hekimlerinin yetiştirilmesindeki rolünü değerlendirdi.</p>
<p><strong>“Öğrencilerimiz gerçek hasta deneyimiyle mesleklerini öğreniyor”</strong></p>
<p>Diş hekimliği eğitiminin yalnızca dersliklerde öğrenilebilecek bir alan olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Ergün Yücel, öğrencinin teorik bilgisini gerçek vakalarla buluşturmasının mesleki gelişimin en önemli aşamalarından biri olduğunu söyledi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde uygulamalı eğitime büyük önem verdiklerini belirten Prof. Dr. Yücel, “Alanında deneyimli akademisyenlerimiz sayesinde öğrencilerimiz yalnızca teorik bilgi almıyor; gerçek hasta deneyimiyle mesleklerini öğreniyorlar. Öğrencinin klinik ortamı tanıması, farklı vakalarla karşılaşması ve akademisyenlerinin gözetiminde klinik karar süreçlerini deneyimlemesi, mezuniyet sonrasına çok daha donanımlı hazırlanmasını sağlıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Diş Hastanesi öğrencilere geniş vaka çeşitliliği sunuyor</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesinin eğitim sürecindeki en önemli avantajlardan biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yücel, özellikle SGK anlaşmasının hasta ve vaka çeşitliliği açısından öğrencilere önemli bir klinik deneyim sunduğunu kaydetti.</p>
<p>Prof. Dr. Yücel, “SGK anlaşmamız sayesinde hasta sayımız süreklilik gösteriyor. Öğrencilerimiz çok farklı yaş gruplarından ve farklı hastalıklardan oluşan geniş bir vaka çeşitliliğini görme fırsatı yakalıyor. Diş hekimliği uygulamaya dayalı bir meslek. Mezun olmadan önce ne kadar fazla vaka görürlerse mesleğe o kadar güçlü başlıyorlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Klinikler, laboratuvarlar ve derslikler aynı binada</strong></p>
<p>Fakültenin fiziksel yapılanmasının teori ve uygulamanın bir arada yürütülmesini kolaylaştırdığını ifade eden Prof. Dr. Yücel, Diş Hastanesi, uygulama klinikleri, preklinik laboratuvarları ve dersliklerin aynı bina içerisinde bulunmasının öğrenciler açısından önemli bir avantaj olduğunu söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Yücel, “Kliniklerimiz, Diş Hastanemiz, dersliklerimiz ve preklinik laboratuvarlarımız aynı bina içerisinde bulunuyor. Böylece öğrencilerimiz teori ile pratiği aynı gün içerisinde kolaylıkla bir araya getirebiliyor. Bu entegre yapı eğitim kalitesine önemli katkı sağlıyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Öğrenci önce preklinikte hazırlanıyor, sonra klinikle buluşuyor</strong></p>
<p>Diş hekimliği eğitiminde el becerisi ve uygulama yetkinliğinin aşamalı olarak geliştirilmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Yücel, preklinik laboratuvarlarının öğrencinin klinik döneme hazırlanmasında kritik bir rol üstlendiğini kaydetti.</p>
<p>Öğrencilerin teorik bilgilerini uygulamayla pekiştirerek klinik aşamaya hazırlandığını ifade eden Prof. Dr. Yücel, böylece gerçek hastayla karşılaşmadan önce mesleki becerilerini geliştirme imkânı bulduklarını dile getirdi.</p>
<p><strong>Dijital diş hekimliği eğitim sürecinin bir parçası</strong></p>
<p>Diş hekimliğinde yaşanan teknolojik dönüşümün eğitim modelini de değiştirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Yücel, geleceğin diş hekimlerinin geleneksel klinik becerilerinin yanı sıra dijital sistemlere de hâkim olması gerektiğini söyledi.</p>
<p>“Diş hekimliği çok hızlı değişen bir meslek alanı.” diyen Prof. Dr. Yücel, “Gelecek 10 yıla baktığımızda artık sadece el becerisi yeterli olmayacak. Bunun yanında teknolojiyle iç içe olmak, dijital sistemleri kullanabilmek, hatta yapay zekâyı anlayabilmek çok daha önemli hâle geliyor. Biz öğrencilerimizi yalnızca bugünün değil, geleceğin diş hekimliği dünyasına hazırlıyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>Dijital sistemlerle teşhisten tedavi planlamasına…</strong></p>
<p>Dijital teknolojilerin teşhis ve tedavi süreçlerini daha hızlı ve etkin hâle getirdiğini belirten Prof. Dr. Yücel, öğrencilerin eğitim sırasında bu sistemlerle tanışmasının mezuniyet sonrası mesleki adaptasyon açısından önem taşıdığını ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Yücel, “Dijital sistemlerin gelişmesiyle tedavi planlamaları daha hızlı ve daha doğru hâle geliyor. Öğrencilerimiz eğitim süreçlerinde dijital görüntüler üzerinde çalışıyor, analiz yapmayı öğreniyor ve klinik kararlarını daha bilinçli şekilde oluşturuyor. Dijital sistemleri görerek ve deneyimleyerek mezun oluyorlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Yapay zekâ hekime ikinci göz oluyor”</strong></p>
<p>Yapay zekâ destekli sistemlerin de modern diş hekimliğinin önemli araçlarından biri hâline geldiğini dile getiren Prof. Dr. Yücel, bu teknolojilerin hekimin yerini alan değil, hekimin karar süreçlerini destekleyen araçlar olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p>“Bugün yaşamın birçok alanında olduğu gibi diş hekimliğinde de yapay zekâ hem klinik uygulamalarda hem de öğrenci eğitiminde giderek daha fazla yer alıyor.” diyen Prof. Dr. Yücel, “Özellikle erken teşhis konusunda yapay zekâ destekli sistemler hekime ikinci bir göz gibi yardımcı oluyor. Böylece gözden kaçabilecek bazı bulguların atlanmasının önüne geçilebiliyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bilgiyi tüketen değil, bilimsel üretime katılan öğrenciler</strong></p>
<p>“Öğrencilerimizin yalnızca bilgi tüketen değil, bilgi üreten bireyler olmalarını önemsiyoruz.” diyen Prof. Dr. Yücel, “Proje temelli öğrenci kongreleri düzenliyor, öğrencilerimizi ulusal ve uluslararası kongrelere katılmaları için teşvik ediyor ve bilimsel çalışmalarda aktif görev almalarını destekliyoruz. Mezunlarımızın araştıran, sağlık teknolojileriyle ilgilenen ve bilime katkı sunabilen diş hekimleri olmalarını amaçlıyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>DUS ve akademik kariyer hedeflerine de destek</strong></p>
<p>Mezuniyet sonrasındaki uzmanlaşma sürecine de dikkat çeken Prof. Dr. Yücel, “Fakültemizde DUS kontenjanlarının açılmış olması önemli bir avantaj. Bunun yanında öğrencilerimizin uzmanlık sınavına hazırlık süreçlerini de destekliyoruz. Akademik kariyer hedefleyen öğrencilerimize güçlü bir altyapı sunuyoruz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin merkezde insan var”</strong></p>
<p>Geleceğin diş hekiminin klinik deneyim, teknoloji bilgisi ve insani becerileri bir arada taşıması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ergün Yücel, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin diş hekimliğinin merkezinde insan var. Hastayla kurulan iletişim, güven ve empati insan odaklı mesleğimizin en önemli unsurları. Öğrencilerimizin güçlü klinik deneyime sahip, dijital teknolojileri kullanabilen, bilimsel gelişmeleri takip eden ama aynı zamanda hastasını anlayan hekimler olarak mezun olmalarını önemsiyoruz. Öğrencilerimiz sadece tedavi yapmayı değil, hastayla doğru şekilde iletişim kurmayı da öğreniyorlar.” </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimligi-ogrencileri-meslegi-gercek-klinik-ortaminda-ogreniyor-656564">Diş hekimliği öğrencileri mesleği gerçek klinik ortamında öğreniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Online psikolojik testler tanı koymak için yeterli değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/online-psikolojik-testler-tani-koymak-icin-yeterli-degil-656561</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2026 12:14:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[değerlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[demirsoy]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[koyma]]></category>
		<category><![CDATA[koymak]]></category>
		<category><![CDATA[online]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[testler]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yeterli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=656561</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnternette ve sosyal medyada sıkça psikolojik testler ile karşılaşıldığını belirten uzmanlar, bu testlerin kişilerin ruhsal durumları hakkında merak uyandırsa da her zaman bilimsel sonuçlar vermediğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/online-psikolojik-testler-tani-koymak-icin-yeterli-degil-656561">Online psikolojik testler tanı koymak için yeterli değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnternette ve sosyal medyada sıkça psikolojik testler ile karşılaşıldığını belirten uzmanlar, bu testlerin kişilerin ruhsal durumları hakkında merak uyandırsa da her zaman bilimsel sonuçlar vermediğini söylüyor.</strong></p>
<p><strong>Bir testin bilimsel kabul edilebilmesi için geçerlik, güvenirlik ve standardizasyon çalışmalarından geçmiş olması gerektiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Geçerlik ve güvenirliği kanıtlanmış testler dahi tek başına tanı koyma aracı değildir. Buna karşın doğru kullanıldığında psikolojik test ve ölçekler tanı ve tedavi sürecinde önemli bir yere sahip.” dedi.  Online test sonuçlarına bakarak depresyon, anksiyete, bipolar bozukluk, narsisizm veya DEHB gibi tanılar koymanın doğru olmadığına vurgulayan</strong> <strong>Klinik Psikolog Yasemin Yalçın ise, “Tanı klinik görüşme, kişinin belirtilerinin süresi ve yaşamına etkisi, kişisel ve aile öyküsü ile gerektiğinde farklı değerlendirme araçlarının birlikte ele alınmasıyla konulur.” açıklamasını yaptı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikoloji Hizmetleri Genel Koordinatörü ve Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy ile Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, internette ve sosyal medyada yer alan psikolojik testlerin ne kadar güvenilir olduğu ve bu testlerin kişiye tanı koydurup koyduramayacağı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Bir testin çok paylaşılması onun bilimsel olduğu anlamına gelmez!</strong></p>
<p>İnternette ve sosyal medyada karşılaşılan psikolojik testlerin önemli bir bölümünün bilimsel açıdan güvenilir olmadığını dile getiren Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Bilimsel bir psikolojik ölçek ile sosyal medyada eğlence veya merak amacıyla hazırlanan popüler testlerin birbirinden ayrılması gerekir.” dedi.</p>
<p>Psikolojik değerlendirmede kullanılan test ve ölçeklerin bilimsel kabul edilebilmesi için psikoloji kuramlarına dayanması ve üzerinde geçerlik, güvenirlik ve standardizasyon gibi istatistiksel çalışmalar yapılmış olması gerektiğini vurgulayan Demirsoy, “Bir testin çok paylaşılması ya da profesyonel görünümde olması onun bilimsel olduğu anlamına gelmez. Güvenirlik ölçme aracının tutarlı sonuçlar vermesi, geçerlilik testin ölçtüğünü iddia ettiği özelliği gerçekten ölçmesi, standardizasyon ise soruların, uygulama koşullarının, puanlama ve yorumlama süreçlerinin önceden belirlenmiş kurallara bağlı olması demektir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Online test sonucu kişiye tanı koydurmaz!</strong></p>
<p>İnternetten yapılan bir test ile uzman tarafından gerçekleştirilen detaylı psikolojik değerlendirmenin aynı şey olmadığının altını çizen Demirsoy, “Psikolojik testler tanı koydurucu araçlar değil, uzmanın değerlendirmesine ışık tutan tarama araçları olarak çalışır.” dedi.</p>
<p>Tanı sürecinde yalnızca test sonucunun değerlendirilmediğine işaret eden Demirsoy, şunları söyledi:</p>
<p>“Kişinin belirtilerinin çeşidi, süresi ve sıklığı, yaşam koşulları, belirtilerin günlük işlevselliğe etkisi ve uzman görüşmesi sırasında gözlenen diğer kriterler de değerlendirilmeli. İnternetten yapılan test sonuçlarına bakarak kişinin kendisine depresyon, anksiyete, bipolar bozukluk, borderline, narsisizm veya DEHB gibi tanılar koyması doğru değil.</p>
<p>İnternet testlerinden yola çıkarak kişinin kendisine etiket yapıştırması kaygıyı artırabilir. Bunun tersi de mümkün olabilir. Testte düşük puan alan bir kişi ‘bende bir şey yok’ düşüncesiyle gerçekten ihtiyaç duyduğu profesyonel yardımı erteleyebilir.”</p>
<p><strong>Bilimsel testler tanı sürecine önemli katkı sağlar!</strong></p>
<p>Geçerlik ve güvenirliği kanıtlanmış testlerin dahi tek başına tanı koyma aracı olmadığının altını çizen Demirsoy, “Buna karşın doğru kullanıldığında psikolojik test ve ölçekler tanı ve tedavi sürecinde önemli bir yere sahip.” dedi.</p>
<p>Bu araçların kişinin belirtilerinin sıklığı ve şiddeti, günlük işlevselliğe etkisi ve normatif değerlerden ne ölçüde uzaklaştığı konusunda bilgi sağladığını aktaran Demirsoy, “Testler yalnızca tedavinin başlangıcında değil, tedavi süreci boyunca da kullanılabilir. Periyodik ölçümler tedavinin işe yarayıp yaramadığını ve iyileşmenin devam edip etmediğini takip etmeye yardımcı olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Online testler farkındalık için başlangıç noktası olabilir!</strong></p>
<p>Bilimsel temeli bulunan online psikolojik ölçeklerin doğru kullanıldığında yararlı olabileceğini ifade eden Demirsoy, “Bu testler tanı aracı değil, tarama ve farkındalık aracı olarak değerlendirilmeli.” dedi.</p>
<p>Kişinin kendisini daha yakından gözlemlemesinin, yaşadığı sorunlar üzerine düşünmesinin ve gerektiğinde profesyonel yardım almak için ilk adımı atmasının online testler açısından faydalı olabileceğini belirten Demirsoy, ancak test sonuçlarından yola çıkarak kendine teşhis koymaktan veya kişilik etiketleri oluşturmaktan kaçınılması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Test sonucu değil, kişinin yaşamındaki etkisi önemli!</strong></p>
<p>Bir tarama ölçeğinin belirgin düzeyde bir soruna işaret etmesinin ‘kesin tanı’ anlamına gelmediğine dikkat çeken Demirsoy, bunun ‘bir uzmanla görüşmeye değer’ şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Kişinin günlük yaşamında belirgin sıkıntı yaşaması, belirtilerin süreklilik göstermesi veya giderek artması ve işlevselliğinin etkilenmesi durumunda uzman görüşüne başvurulması gerektiğini yineleyen Demirsoy, “Öz bildirim ölçekleri uzman değerlendirmesi olmadan eksik veya yanıltıcı olabilir. Aynı konuda tekrar tekrar internette araştırma yapma ihtiyacı hisseden kişilerin de kendi kendine tanı koymaya çalışmak yerine profesyonel görüş alması daha doğru bir yaklaşım olur.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yasemin Yalçın: “Online testler bazı ipuçları verebilir ama tanımızı söylemez!”</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Yasemin Yalçın da internette ve sosyal medyada karşılaşılan her psikolojik testin bilimsel olmadığına işaret ederek, bilimsel psikolojik ölçeklerin geçerlilik, güvenilirlik ve standardizasyon çalışmalarından geçmiş olması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Yalçın, özellikle ‘Narsist misin?’, ‘DEHB olabilir misin?’ veya ‘10 soruda kişilik tipini öğren’ gibi içeriklerin önemli bir bölümünün bilimsel kriterleri taşımayabileceğine dikkat çekti ve sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tanı klinik görüşme, kişinin belirtilerinin süresi ve yaşamına etkisi, kişisel ve aile öyküsü ile gerektiğinde farklı değerlendirme araçlarının birlikte ele alınmasıyla konulur. Kişi yalnızca test puanına değil, günlük yaşamındaki işlevselliğine de dikkat etmeli. Uzun süren yoğun mutsuzluk veya kaygı, uyku ve iştah değişiklikleri, belirgin dikkat ve konsantrasyon güçlüğü, ilişkilerde veya iş/okul yaşamında ciddi bozulma ya da kontrol edilmekte zorlanılan düşünce ve davranışların bulunması halinde test sonucundan bağımsız olarak bir uzmana başvurmak önemli.</p>
<p>Online psikolojik testler bize bazı ipuçları verebilir ancak tanımızı söylemez. Test sonucunu bir başlangıç noktası olarak görmek ve klinik değerlendirmenin yerine koymamak gerekir.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/online-psikolojik-testler-tani-koymak-icin-yeterli-degil-656561">Online psikolojik testler tanı koymak için yeterli değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlar dikkat! Bu kritik soruyu kendinize mutlaka sorun! &#8216;İkinci Bahar&#8217; için altın öneriler…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlar-dikkat-bu-kritik-soruyu-kendinize-mutlaka-sorun-ikinci-bahar-icin-altin-oneriler-656446</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2026 11:00:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bedeni]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[kendinize]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[mutlaka]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[soruyu]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=656446</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde yaşam süresinin uzamasıyla birlikte, kadınların hayatında yeni bir dönemin kapısını aralayan menopozu iyi hissederek, güçlü, fit ve zinde geçirmek büyük önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlar-dikkat-bu-kritik-soruyu-kendinize-mutlaka-sorun-ikinci-bahar-icin-altin-oneriler-656446">Kadınlar dikkat! Bu kritik soruyu kendinize mutlaka sorun! &#8216;İkinci Bahar&#8217; için altın öneriler…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde yaşam süresinin uzamasıyla birlikte, kadınların hayatında yeni bir dönemin kapısını aralayan menopozu iyi hissederek, güçlü, fit ve zinde geçirmek büyük önem taşıyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Parvana Seyidova</strong> “Menopoz yalnızca hormonların değiştiği bir dönem değil, kadının bedenini yeniden tanıdığı, ihtiyaçlarını yeniden keşfettiği ve gelecekte nasıl yaş almak istediğine bugünden karar verdiği yeni bir yaşam evresidir. Bu dönemde hedef; sadece sıcak basmalarını azaltmak, uyku problemlerini çözmek veya kilo kontrolünü sağlamakla sınırlı kalmamalı. Asıl hedef; kaslarımızı, kemiklerimizi, kalbimizi, beynimizi ve ruhsal iyilik halimizi birlikte koruyarak sağlıklı, güçlü, hareketli ve kaliteli bir yaşam sürmek olmalı”  diyor. Dr. Seyidova menopozda fit ve zinde olmanın basit ama etkili 7 yolunu anlattı; bu süreci ‘ikinci bahar’a çevirmek için mutlaka yanıtlanması gereken kritik soruyu açıkladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Kaslarınıza yatırım yapın</strong></p>
<p>Menopoz döneminde en önemli konulardan biri kas sağlığıdır. Yaşla ve hormonal değişimlerle birlikte kas kütlesinde ve gücünde azalma görülebilir. Oysa kaslarımız yalnızca bedenimizi şekillendirmez; metabolik sağlığımızı, insülin duyarlılığımızı, dengemizi, kemiklerimizi ve ileri yaşlardaki bağımsızlığımızı da destekler. Bu nedenle yürüyüş çok kıymetli olsa da tek başına yeterli olmayabilir. Haftalık yaşam düzeninize mutlaka kuvvet ve direnç egzersizlerini ekleyin. Güçlü ve zinde olmak, tartıdaki rakamdan çok daha önemli. </p>
<p><strong>⁠Kemiklerinizi geleceğiniz gibi koruyun</strong></p>
<p>Menopoz sonrası östrojen seviyelerinin azalmasıyla kemik kaybı hızlanabilir. Bu nedenle kemik sağlığını menopozun ilk yıllarından itibaren korumak çok değerlidir. Ağırlık taşıyan egzersizler, direnç çalışmaları, yeterli protein ve dengeli beslenme temel yaklaşımımız olmalı. Kalsiyum ve D vitamini gereksinimi ise her kadının bireysel özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Gerekli durumlarda kemik mineral yoğunluğu ölçümü ve osteoporoz açısından kişisel risk değerlendirmesi yapılmalıdır. Çünkü güçlü kemikler, ileri yaşlarda özgürce hareket edebilmenin temelidir.</p>
<p><strong>⁠Metabolizmanızı aç bırakmayın, doğru besleyin</strong></p>
<p>Menopoz döneminde vücut kompozisyonu değişebilir ve özellikle karın çevresinde yağlanma eğilimi artabilir. Burada çözüm sürekli daha az yemek değildir. Benim yaklaşımım; bedeni aç bırakmak yerine doğru beslemektir. Yeterli ve kaliteli protein, rengarenk sebzeler, liften zengin besinler, sağlıklı yağlar ve mümkün olduğunca az işlenmiş gıdalar günlük beslenmenin temelini oluşturmalıdır. Beslenme planı yalnızca kilo vermeyi değil; kasları, bağırsak mikrobiyotasını, kan şekeri dengesini, kalp-damar sağlığını ve enerjiyi desteklemelidir. Amaç, “diyet yapmak” değil, bedeni uzun ve sağlıklı bir yaşama hazırlamaktır.</p>
<p><strong>Uykunuzu lüks değil, tedavinin bir parçası olarak görün.</strong></p>
<p>Menopoz döneminde uykuya dalmakta güçlük, gece uyanmaları veya sıcak basmalarına bağlı uyku bölünmeleri sık görülebilir. Oysa kaliteli uyku; sağlıklı yaş alma ve zinde, uzun yaşam için vazgeçilmez bir unsurdur. Çünkü bedenin kendini yenilediği en kıymetli zamanlardan biri uykudur. Hormonal ve metabolik dengeden iştah kontrolüne, bağışıklık sisteminden zihinsel performansa kadar birçok süreci etkiler. Düzenli uyku saatleri, akşam ışığının azaltılması, geç saatlerde ağır yemek ve aşırı kafeinden kaçınmak gibi küçük değişiklikler bile önemlidir. </p>
<p><strong>⁠Ruhunuzu da bedeniniz kadar önemseyin</strong></p>
<p>Sağlıklı yaş almak yalnızca laboratuvar sonuçlarından ibaret değildir. Bir kadının kendini nasıl hissettiği, hayattan ne kadar keyif aldığı, sosyal ilişkileri, stres düzeyi ve kendisine ayırdığı zaman da iyilik halinin bir parçasıdır. Yoga, meditasyon, nefes çalışmaları, doğada yürüyüş, sevdiğimiz insanlarla zaman geçirmek, yeni şeyler öğrenmek ve bazen yalnızca kendimizle kalabilmek. Bunların hepsi sağlıklı yaş alma yolculuğunun parçalarıdır. Bedenimize gösterdiğimiz özeni ruhumuza da göstermeliyiz.</p>
<p><strong> ⁠Menopoz planınız size özel olsun</strong></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Parvana Seyidova, her kadının menopoz hikayesinin farklı olduğunu, bu nedenle herkese aynı vitaminleri, aynı beslenme programını veya aynı hormon yaklaşımını uygulamanın doğru olmadığını belirterek şöyle konuşuyor: “Menopoz değerlendirmesinde semptomların yanında; kalp-damar ve metabolik riskler, kemik sağlığı, kas kütlesi ve gücü, uyku, ruhsal iyilik hali, cinsel sağlık ve yaşam tarzı birlikte ele alınmalıdır. Uygun kadınlarda menopoz hormon tedavisi de yaş, menopozdan geçen süre, belirtiler, kişisel ve ailesel riskler dikkate alınarak hekimle birlikte bireysel olarak değerlendirilmelidir.”</p>
<p><strong>Bu soruyu mutlaka sorun: 10-20 yıl sonra nasıl bir kadın olmak istiyorsunuz?</strong></p>
<p>Menopozu ikinci bahara çevirmek için her kadının mutlaka kendine sorması gereken tek bir soru olduğunu vurguyan Dr. Seyidova, bu soruyu şöyle açıklıyor: “10–20 yıl sonra nasıl bir kadın olmak istiyorsunuz? Güçlü mü? Enerjik mi? Hareketli mi? Bağımsız mı? Hayatın içinde ve kendisiyle barışık mı? İşte ruhsal, zihinsel ve bedensel açıdan sağlıklı ve zinde olmak, sağlıklı yaş almak tam olarak burada başlıyor.”  </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlar-dikkat-bu-kritik-soruyu-kendinize-mutlaka-sorun-ikinci-bahar-icin-altin-oneriler-656446">Kadınlar dikkat! Bu kritik soruyu kendinize mutlaka sorun! &#8216;İkinci Bahar&#8217; için altın öneriler…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Kimse Anlamasın&#8217; estetiği giderek daha çok tercih ediliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kimse-anlamasin-estetigi-giderek-daha-cok-tercih-ediliyor-656434</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:45:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlamasın]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[ediliyor]]></category>
		<category><![CDATA[estetiği]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[görünüm]]></category>
		<category><![CDATA[kimse]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçlar]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=656434</guid>

					<description><![CDATA[<p>Estetik cerrahide “daha fazlası” anlayışı yerini giderek “daha doğal” sonuçlara bırakıyor. Belirgin şekilde değişmiş bir görünüm yerine, kişinin yüz ifadesini ve anatomik özelliklerini koruyan, dışarıdan bakıldığında estetik müdahale yapıldığı anlaşılmayan sonuçlar öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kimse-anlamasin-estetigi-giderek-daha-cok-tercih-ediliyor-656434">&#8216;Kimse Anlamasın&#8217; estetiği giderek daha çok tercih ediliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Estetik cerrahide “daha fazlası” anlayışı yerini giderek “daha doğal” sonuçlara bırakıyor. Belirgin şekilde değişmiş bir görünüm yerine, kişinin yüz ifadesini ve anatomik özelliklerini koruyan, dışarıdan bakıldığında estetik müdahale yapıldığı anlaşılmayan sonuçlar öne çıkıyor. Plastik cerrahide son yıllarda yaşanan bu dönüşüm, yüz gençleştirmeden burun estetiğine, göz kapağı operasyonlarından vücut şekillendirmeye kadar pek çok uygulamanın planlanışını da değiştiriyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Estetik ve Plastik Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Fırat Özer, estetik cerrahide yeni dönemin temel yaklaşımının “kişiyi değiştirmek değil, daha doğal ve dinç bir görünüm sağlamak” olduğunu belirterek, “kimse anlamasın” estetiğinin neden giderek daha fazla tercih edildiğini anlattı.</p>
<p><strong>Estetikte yapay değişim değil, daha iyi görünmek önemli</strong></p>
<p>Yaklaşık iki yıl öncesine kadar estetik cerrahide daha belirgin ve fark edilir değişimler popülerdi. Ancak son iki yılda doğal sonuçlara yönelik bir dönüşüm yaşandığını gözlemliyoruz. Zaman içerisinde daha abartılı sonuçların yerini, kişinin kendi anatomisini ve karakteristik özelliklerini koruyan doğal değişimler almaya başladı. Bu dönüşümle birlikte estetik cerrahide “kimse anlamasın” yaklaşımı da giderek popülerleşti ve yapay değişimler yerine, kişinin doğal görünümünü koruyan sonuçlar tercih edilmeye başlandı.</p>
<p><strong>“Kimse anlamasın” estetiğinde hangi operasyonlar öne çıkıyor?</strong></p>
<p>Son verilere baktığımızda dünyada en fazla uygulanan beş cerrahi işlem; göz kapağı estetiği, liposuction, meme büyütme, skar revizyonu ve rinoplastidir. Kadınlarda liposuction ilk sırada yer alırken, bunu göz kapağı estetiği ve meme büyütme takip etmektedir. Erkeklerde ise göz kapağı estetiği ilk sırada; jinekomasti ve skar revizyonu onu izlemektedir. Doğallık, vücudun görünen bölgelerinde özellikle önem taşıyor ancak aslında tüm estetik operasyonlar için geçerli bir prensiptir. Örneğin geçmişte oldukça büyük meme implantları tercih edilebiliyordu. Ancak memelerin doğal anatomik sınırlarının çok üzerinde büyütülmesi, kişinin genel vücut oranlarıyla uyumsuz bir görünüm oluşturdu. Bugün ise daha ölçülü, vücut yapısıyla uyumlu ve dışarıdan bakıldığında “estetik yaptırmış” gibi görünmeyen sonuçlar tercih ediliyor.</p>
<p><strong>Estetik cerrahide doğallık: Kişiye özel ifade ve anatominin korunması</strong></p>
<p>Estetik cerrahide başarının en temel ölçütü, modaya uygun tek tip görünümler yaratmak değil; kişinin kendine özgü anatomik oranlarını, mimiklerini ve doğal yüz ifadesini eksiksiz bir şekilde korumaktır. Operasyonun asıl amacı hastanın yüzünü değiştirmek veya herkesi aynı kalıba sokmak değil, yaşlanmaya bağlı oluşan deformasyonları düzeltirken bireyin kendi tabiatına ve yüz yapısına tam uyumlu doğal sonuçlar elde etmektir.</p>
<p>Örneğin, yüz altın oran prensibinde alt dudağın üst dudaktan daha dolgun olması doğal kabul edilir. Ancak günümüzde bazı dolgu uygulamalarında üst dudağa gereğinden fazla hacim verilmesi, doğal anatomik oranların tersine dönmesine neden olmuştur. Aynı durum burun estetiğinde de geçerli. Karşıdan bakıldığında burun deliklerinin belirgin şekilde görüldüğü, çok fazla kalkık burunlar doğal anatomik yapıya uygun değildir. Halk arasında “Barbie burnu” olarak tarif edilen bu görünüm, her yüz için uygun değildir. Dolayısıyla estetik cerrahide başarı, modaya uygun tek tip bir görünüm oluşturmak değil, kişinin yüzüyle ve anatomisiyle uyumlu bir sonuç elde etmektir.</p>
<p><strong>“Mini dokunuşlar” herkese uygulanabilir mi?</strong></p>
<p>Plastik cerrahiyi diğer cerrahi branşlardan ayıran önemli özelliklerden biri, mümkün olduğunca az iz bırakarak etkili sonuç elde etmeye çalışmaktır. Ancak uygulanacak işlemi belirleyen en temel faktör dokunun durumudur. Yüzünde ileri derecede sarkma bulunan bir kişiye yalnızca mini dokunuşlar dediğimiz sıvı yüz germe uygulamaları veya çeşitli cihazlarla etkili ve kalıcı bir değişim sağlamak mümkün olmayabilir. Böyle bir hastanın ihtiyacı yüz germe ameliyatı olabilir. Bu nedenle estetik cerrahide başarının temelinde doğru tanı ve doğru tedavi bulunuyor. Her hastaya aynı işlemi uygulamak yerine, kişinin anatomik durumuna uygun yöntemi belirlemek gerekir.</p>
<p><strong>Modern yüz germe teknikleri daha doğal sonuç sağlıyor</strong></p>
<p>Yüzde yaşlanma yalnızca ciltte gerçekleşmez, cilt altındaki derin dokularda da zaman içerisinde gevşeme ve sarkma meydana gelmektedir. Bu sebepten,  yüz germe ameliyatlarında yalnızca cildi çekmek yerine, yaşlanma sürecinden etkilenen daha derin dokuların da değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Dual plan olarak adlandırılan teknikte daha az kesiyle daha etkili sonuçlar elde etmek mümkün. Bu yaklaşımda yüzün farklı anatomik katmanları değerlendirilerek gerekli onarımlar gerçekleştirilmektedir. Gelişen anestezi teknikleri de cerrahların daha konforlu çalışmasına katkı sağlamaktadır. Buradaki temel hedef yüzü germek değil, yüzün yaşlanmayla birlikte bozulan anatomik yapısını mümkün olduğunca doğal biçimde yeniden düzenlemek.</p>
<p><strong>Sosyal medya filtreleri estetik beklentileri nasıl değiştiriyor?</strong></p>
<p>Her estetik talep doğru bir talep değildir. Sosyal medya ve yapay zeka filtreleri, gerçekte ulaşılması mümkün olmayan kusursuz yüz algıları oluşturarak estetik beklentileri de değiştirebilmektedir. Bu nedenle estetik cerrahide yalnızca hastanın talebine değil, anatomik uygunluğuna ve beklentilerinin gerçekçi olup olmadığına da bakmak gerekir. Özellikle genç hastalarda bu değerlendirme büyük önem taşırken, gerektiğinde cerrahın “Bu operasyonu önermiyorum” diyebilmesi de iyi hekimliğin bir parçasıdır. Estetik cerrahinin amacı filtrelenmiş bir görüntüyü gerçeğe taşımak değil, kişinin kendi özellikleriyle uyumlu ve doğal bir sonuç elde etmektir.</p>
<p><strong>Estetik cerrah seçerken yalnızca sosyal medyaya bakılmamalı</strong></p>
<p>Sosyal medya, estetik cerrahi sonuçlarının sergilendiği önemli bir platform haline geldi. Ancak burada yalnızca en başarılı sonuçların paylaşılabildiğini unutmamak gerekiyor. Bu nedenle bir cerrahı değerlendirirken yalnızca sosyal medyadaki fotoğraflara bakarak karar vermek doğru değil. Dürüst ve gerçekçi bir iletişim, hastanın beklentilerinin doğru değerlendirilmesi ve ameliyat sonrasında da hastanın doktoruna ulaşabilmesi son derece önemlidir. Estetik cerrahide başarılı bir operasyonun en önemli ölçütlerinden biri, hastanın sonuçtan memnun olması kadar, ortaya çıkan sonucun kişinin doğal görünümü ve anatomisiyle uyumlu olmasıdır. Sonuçta iyi estetik işlem, ilk bakışta fark edilen değil; kişinin daha dinç, daha sağlıklı ve daha güzel göründüğü sonuç olmalıdır.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kimse-anlamasin-estetigi-giderek-daha-cok-tercih-ediliyor-656434">&#8216;Kimse Anlamasın&#8217; estetiği giderek daha çok tercih ediliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muayenehaneler Derneği Başkanı Duygu’dan Danıştay Kararı Değerlendirmesi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/muayenehaneler-dernegi-baskani-duygudan-danistay-karari-degerlendirmesi-656399</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[danıştay]]></category>
		<category><![CDATA[derneği]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[kararı]]></category>
		<category><![CDATA[muayenehaneler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=656399</guid>

					<description><![CDATA[<p>Muayenehaneler Derneği Başkanı Duygu'dan Danıştay Kararı Değerlendirmesi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/muayenehaneler-dernegi-baskani-duygudan-danistay-karari-degerlendirmesi-656399">Muayenehaneler Derneği Başkanı Duygu’dan Danıştay Kararı Değerlendirmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>BSHA / İstanbul – Muayenehaneler Derneği’nin, 30 Ocak 2025 tarihinde yürürlüğe giren Özel Hastaneler Yönetmeliği’nin bazı hükümlerinin iptali istemiyle açtığı davada, Danıştay 10. Dairesi önemli bir ara karara imza attı. Mahkeme, hekimlerin çalışma özgürlüğünü sınırlayan birçok düzenleme hakkında yürütmenin durdurulmasına karar verdi.</span></p>
<p><span>Kararı değerlendiren </span>Muayenehaneler Derneği Başkanı Op. Dr. Çetin Duygu<span>, verilen kararın muayenehane hekimlerinin haklarının korunması açısından önemli bir hukuki kazanım olduğunu belirtti.</span></p>
<p><span>Duygu, “Derneğimiz tarafından açılan davada Danıştay, hekimlerin çalışma özgürlüğünü kısıtlayan kritik düzenlemeler hakkında yürütmenin durdurulmasına karar verdi. Bu karar, yalnızca muayenehane hekimleri için değil, sağlık hizmetinin hukuka uygun şekilde yürütülmesi açısından da son derece önemlidir.” dedi.</span></p>
<p><b><b>Dört Kritik Düzenlemenin Yürütmesi Durduruldu</b></b></p>
<p><span>Danıştay 10. Dairesi’nin yürütmesini durdurduğu düzenlemeler arasında; </span><span>Özel hastanelerin kadrolarının en fazla üçte biri kadar muayenehane hekimiyle sözleşme yapabilmesine ilişkin </span><b>“üçte bir kota”</b><span> uygulaması, </span><span>Başka bir özel hastanede gerçekleştirilecek müdahaleler için İl Sağlık Müdürlüğü’nden </span><b>vaka bazlı özel izin alınması zorunluluğu</b><span>, </span><span>Geçici 7. madde kapsamında, 7 Ocak 2023 tarihinden önce muayenehanesi bulunan hekimlerin </span><b>en fazla iki özel hastane ile sözleşme yapabilmesine</b><span> ilişkin sınırlama, </span><span>60 yaş üstü hekimlerin mevcut muafiyet haklarının yalnızca tek bir hastane ile sınırlandırılmasına yönelik düzenleme yer aldı.</span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/08/muayenehaneler-dernegi-baskani-duygudan-danistay-karari-degerlendirmesi-0-SUK4pSay.png"/></p>
<p><b><b>“İki Hastane Sınırının Hukuki Dayanağı Kalmadı”</b></b></p>
<p><span>Kararın uygulamaya etkilerine de değinen Op. Dr. Çetin Duygu, yürütmesi durdurulan “üçte bir kota” düzenlemesi nedeniyle, 7 Ocak 2023 öncesinde açılmış muayenehaneler için getirilen </span><b>“en fazla iki özel hastane ile sözleşme yapılabilir”</b><span> sınırının da hukuki dayanağını kaybettiğini ifade etti. </span><span>Duygu, “Bu kararla birlikte muayenehanenin açılış tarihine veya hekimin yaşına bakılmaksızın, tüm muayenehane hekimleri açısından hem üçte bir kota engeli hem de sayı sınırlaması ortadan kalkmıştır. Karara itiraz edilmesi mümkün olmakla birlikte, yürütmeyi durdurma kararı yürürlükte olduğu sürece uygulanması zorunludur” şeklinde konuştu. </span></p>
<p><b><b>Dava Esastan Devam Ediyor</b></b></p>
<p><span>Öte yandan Danıştay, Özel Hastaneler Yönetmeliği’nin 24. maddesinin bazı hükümlerine ilişkin yürütmenin durdurulması talebini reddetti. Söz konusu maddelere ilişkin davanın esas incelemesi ise devam ediyor. </span><span>Muayenehaneler Derneği Başkanı Op. Dr. Çetin Duygu, dernek olarak hekimlerin anayasal çalışma hakkını ve mesleki bağımsızlığını korumaya yönelik hukuki girişimlerini sürdüreceklerini belirterek, “Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak yargı kararlarının eksiksiz uygulanmasını bekliyoruz. Derneğimiz, hekimlerimizin haklarını korumak ve sağlık sisteminde hukuka uygun düzenlemelerin hayata geçirilmesi için çalışmalarına kararlılıkla devam edecektir” dedi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/muayenehaneler-dernegi-baskani-duygudan-danistay-karari-degerlendirmesi-656399">Muayenehaneler Derneği Başkanı Duygu’dan Danıştay Kararı Değerlendirmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ani ve çok şidetli baş ağrısını hafife almayın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ani-ve-cok-sidetli-bas-agrisini-hafife-almayin-656256</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2026 08:35:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısını]]></category>
		<category><![CDATA[almayın]]></category>
		<category><![CDATA[Anevrizma]]></category>
		<category><![CDATA[Anı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[hafife]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[kaya]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şidetli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=656256</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ercan Kaya, beyin anevrizmasının riskleri, kanama belirtileri, tedavi gerekip gerekmediğinin nasıl belirlendiği ve açık cerrahi ile damar içi tedavi yöntemlerinin nasıl seçildiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ani-ve-cok-sidetli-bas-agrisini-hafife-almayin-656256">Ani ve çok şidetli baş ağrısını hafife almayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ercan Kaya, beyin anevrizmasının riskleri, kanama belirtileri, tedavi gerekip gerekmediğinin nasıl belirlendiği ve açık cerrahi ile damar içi tedavi yöntemlerinin nasıl seçildiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Her anevrizma yırtılıp kanamaz; bazıları tesadüfen saptanabilir!</strong></p>
<p>Beyin anevrizmasının, beyni besleyen bir damarın duvarındaki zayıf bir noktanın dışarı doğru balonlaşması anlamına geldiğini aktaran Op. Dr. Ercan Kaya, “Çoğu anevrizma belirti vermeden kalabilir ve başka bir nedenle yapılan beyin görüntülemesinde tesadüfen bulunabilir.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle her anevrizmanın mutlaka yırtılıp kanayacağını düşünmenin doğru olmadığına değinen Op. Dr. Kaya, “Bununla birlikte bazı anevrizmalar büyüyebilir veya kanayabilir. Anevrizmalar erişkinlerde, kadınlarda, sigara kullananlarda ve yüksek tansiyonu olanlarda daha sık görülür. Anne, baba veya kardeş gibi yakın aile bireylerinde beyin anevrizması ya da anevrizmaya bağlı kanama bulunması da riski artırabilir. Bazı kalıtsal hastalıklarla ilişki görülebilir. Ancak bir risk etkeninin bulunması kişide mutlaka anevrizma olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde hiçbir risk etkeni bulunmayan bir kişide de anevrizma gelişebilir. Kimlerin taranması gerektiği, aile öyküsü ve eşlik eden hastalıklar dikkate alınarak hekim tarafından değerlendirilmeli.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Her anevrizma tedavi edilmeli mi?</strong></p>
<p>Her anevrizmaya işlem yapılmadığına dikkat çeken Op. Dr. Kaya, “Çünkü henüz kanamamış bir anevrizmayı tedavi etmenin de belirli riskleri vardır. Temel soru şudur: Anevrizmanın gelecekte kanama ihtimali mi, uygulanacak işlemin riski mi daha yüksek?” dedi.</p>
<p>Değerlendirmede yalnızca anevrizmanın büyüklüğüne bakılmadığını vurgulayan Op. Dr. Kaya, şunları söyledi: </p>
<p>“Yerleşimi, şekli, zaman içinde büyüyüp büyümediği, hastanın yaşı ve genel sağlık durumu, sigara ve yüksek tansiyon öyküsü, ailede anevrizmaya bağlı kanama bulunması ve hastanın daha önce böyle bir kanama geçirip geçirmediği birlikte ele alınır.</p>
<p>Kanama riski düşük görülen bazı anevrizmalar belirli aralıklarla MR veya tomografi temelli damar görüntülemeleriyle takip edilebilir. İzlem, ‘hiçbir şey yapmamak’ değildir; görüntüleme kontrollerinin yanı sıra tansiyonun düzenlenmesi ve sigaranın bırakılması da önemlidir. Tedavi ya da takip kararı, bu konuda deneyimli bir ekibin değerlendirmesiyle verilmelidir.”</p>
<p><strong>Anevrizma kanamasının en tipik belirtisi ani ve şiddetli baş ağrısı!</strong></p>
<p>Anevrizma yırtıldığında kanın çoğunlukla beynin çevresindeki sıvı dolu boşluğa yayılacağını kaydeden Op. Dr. Kaya, “Buna subaraknoid kanama, yani beyin zarları arasına kanama denir. Bu, oldukça yüksek hayati tehlike taşıyan bir durumdur.” dedi.</p>
<p>Belirtiler hakkında bilgi veren Op. Dr. Kaya, “En tipik belirti, aniden başlayan ve birkaç dakika içinde en yüksek şiddetine ulaşan baş ağrısıdır. Bulantı, kusma, ense sertliği, ışığa hassasiyet, bayılma, bilinç bulanıklığı, nöbet, konuşma bozukluğu veya kol ve bacaklarda güçsüzlük eşlik edebilir. Bazı hastalar daha ilk anda bilincini kaybedebilir. Tehlike yalnız ilk kanamayla sınırlı değildir. Anevrizma yeniden kanayabilir; beyinde su toplanması gelişebilir veya damarlar ilerleyen günlerde daralarak beynin yeterli kan alamamasına yol açabilir. Bu nedenle şüpheli belirtilerde hemen acil servise başvurulmalıdır.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Ağrının geçmesini beklemek tehlikeli bir gecikmeye yol açabilir!</strong></p>
<p>Ağrının ne kadar şiddetli olduğu değil, nasıl başladığının önemli olduğunun altını çizen Op. Dr. Kaya, “Birden ortaya çıkan, birkaç dakika içinde en yüksek düzeyine ulaşan ve kişinin daha önce hiç yaşamadığı bu ağrı, hastalar tarafından bazen ‘başıma balyozla vurulmuş gibi’ sözleriyle tarif edilir. Bu tablo, anevrizmaya bağlı beyin kanamasının en önemli uyarılarından biridir.” dedi.</p>
<p>Her ani ve şiddetli baş ağrısının da anevrizma kanaması olmadığını hatırlatan Op. Dr. Kaya, “Başka ciddi hastalıklar da benzer belirti verebilir. Buna karşılık ağrının geçmesini beklemek veya yalnızca ağrı kesiciyle yetinmek tehlikeli bir gecikmeye yol açabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Erken müdahale, yaşamı korumak ve yeni hasarı önlemek için kritik! </strong></p>
<p>Anevrizmaya bağlı beyin kanamasında ilk dakikalar ve saatlerin neden önemli olduğuna işaret eden Op. Dr. Kaya, “Anevrizmaya bağlı kanama başladıktan sonra hastanın solunumu ve bilinci bozulabilir, beyin içindeki basınç artabilir ve anevrizma yeniden kanayabilir. Bu nedenle erken müdahale, yalnız tanı koymak için değil, hastanın yaşamsal işlevlerini korumak ve yeni hasarı önlemek için gereklidir.” dedi.</p>
<p>Hastanede beyin tomografisiyle kanamanın araştırıldığını söyleyen Op. Dr. Kaya, “Gerekirse damar görüntülemesi yapılarak kanamanın kaynağı belirlenir. Beyinde su toplanması veya basınç artışı varsa bunlara müdahale edilir. Kanayan anevrizmanın yeniden kanamasını önlemek amacıyla açık cerrahi ya da endovasküler yöntemle mümkün olan en erken ve güvenli zamanda kapatılması planlanır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Tedavi yöntemi hastanın durumuna göre seçilir! </strong></p>
<p>Anevrizma tedavisinde açık cerrahi ve endovasküler yöntemlerin nasıl seçildiği hakkında bilgi veren Op. Dr. Ercan Kaya, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Açık cerrahide kafatasında bir açıklık oluşturulur ve anevrizma, küçük bir metal klips yerleştirilmek suretiyle kapatılır. Endovasküler (damar içi) tedavide ise çoğunlukla kasık veya el bileğindeki bir atardamardan ince tüplerle beyin damarlarına ulaşılır. Anevrizma, çeşitli damar içi araçlar kullanılarak içeriden kapatılır.</p>
<p>Yöntemlerden biri her hasta için kesin olarak diğerinden üstün değildir. Seçim; anevrizmanın yeri, büyüklüğü, şekli ve boyun yapısı, kanayıp kanamadığı, hastanın yaşı ve genel durumu ile eşlik eden beyin kanamasının özelliklerine göre yapılır.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ani-ve-cok-sidetli-bas-agrisini-hafife-almayin-656256">Ani ve çok şidetli baş ağrısını hafife almayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzdaki Kronik Kabızlık Ekran Bağımlılığından Kaynaklanabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuzdaki-kronik-kabizlik-ekran-bagimliligindan-kaynaklanabilir-656193</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:39:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığından]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuzdaki]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kabızlık]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklanabilir]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=656193</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzün teknolojik olanaklarıyla büyüyen çocuklar gün içinde uzun süre ekran maruziyetiyle karşı karşıya kalıyor. Bu maruziyet süresi çocuklarda psikolojik sorunların yanında fiziksel problemlere de neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzdaki-kronik-kabizlik-ekran-bagimliligindan-kaynaklanabilir-656193">Çocuğunuzdaki Kronik Kabızlık Ekran Bağımlılığından Kaynaklanabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzün teknolojik olanaklarıyla büyüyen çocuklar gün içinde uzun süre ekran maruziyetiyle karşı karşıya kalıyor. Bu maruziyet süresi çocuklarda psikolojik sorunların yanında fiziksel problemlere de neden olabiliyor. Günde ortalama 4-8 saat ekran karşısında kalan çocuklarda boyun düzleşmesi, erken dönem omurga sorunları ve kronik kabızlık riski kat kat artabiliyor. Ülkemizde yapılan saha araştırmalarına göre çocukların günlük ortalama ekran süresi 4-7 saat, ergenlerde ise 6-8 saate kadar çıkabiliyor. Bu süreler, uluslararası rehberlerde önerilen limitlerin oldukça üzerinde seyrediyor. Bu nedenle çocukların büyüme döneminde alınan önlemler, kalıcı hasar riskini önemli ölçüde azaltabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Soner Demiral, çocuklarda ekran bağımlılığının olumsuz etkileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Telefona bakanken omurgaya 27 kilo fazla yük biniyor</strong></p>
<p>Biyomekanik araştırmalar, telefon veya tablet ekranına bakarken başın 60 derece öne eğilmesinin servikal omurgaya yaklaşık 27 kilogramlık ek yük bindirdiğini ortaya koymaktadır. New York Omurga Cerrahisi Araştırmaları’nın çalışmasına göre, bu pozisyon gelişmekte olan çocuk omurgasında ciddi bir baskı yaratır. Çocukların ve ergenlerin günde ortalama 5-7 saatini bu duruşta geçirdiği düşünüldüğünde, servikal omurga yılda 1.400 saatten fazla anormal yüke maruz kalır. Sonuç olarak doğal boyun eğriliği kaybolarak düzleşmeye, erken dönem boyun fıtıklarına ve kronik kas spazmlarına yol açar. Bugün hareketsiz bırakılan çocukların bu durumun bedelini ilerleyen yıllarda ödemesinden endişe edilmektedir.  Bu tablo, literatürde “text neck” (metin boyun) veya “tech neck” sendromu olarak tanımlanır. Uzun süreli öne eğik duruş, omur eklemleri, bağlar ve kaslarda dejeneratif değişikliklere zemin hazırlayabilir.</p>
<p><strong>Ekran bağımlılığı her 4 çocuktan birinde kronik kabızlığa neden oluyor</strong></p>
<p>Ekran bağımlılığının etkileri omurga ile sınırlı kalmamaktadır. Uzmanlar çocuklarda kabızlık oranının normalde yüzde 3-5 bandında olduğunu, ancak dijital bağımlılık ve özellikle tuvalete telefonla girme alışkanlığı nedeniyle bu oranın yüzde 25’e (her 4 çocuktan biri) yükseldiğini belirtmektedir. Tuvalette ekrana odaklanmak, dışkılama refleksini baskılayarak kronik kabızlık ve enfeksiyon riskini artırmaktadır. </p>
<p><strong>Ekran bağımlılığı miyopi ve obezite riskini de artırıyor </strong></p>
<p>Uzun süreli ekran kullanımı göz sağlığını da tehdit eder. Miyopi görülme sıklığında artış, göz kuruluğu, yanma ve dijital göz yorgunluğu sık görülür. Hareketsizlik nedeniyle obezite riski artarken, mavi ışığın melatonin baskılaması uyku düzenini bozar. </p>
<p><strong>Çocuklarınızı ekran bağımlılığından korumak için spor ve sanatı sevdirin</strong></p>
<p>Dijital teknolojilerin günlük yaşamın ayrılmaz parçası haline geldiği günümüzde, çocukların fiziksel sağlığını korumak ebeveynlerin, eğitimcilerin ve sağlık profesyonellerinin ortak sorumluluğundadır. Bu konuda bazı önemli öneriler şöyle sıralanmaktadır.</p>
<ol>
<li>20-20-20 kuralı uygulanmalı: Her 20 dakikada 20 saniye boyunca 6 metre uzağa bakılmalı ve postür düzeltilmelidir.</li>
<li>Cihazlar göz hizasında tutulmalı; boyun eğilmesi en aza indirilmelidir.</li>
<li>Tuvalete telefon alınmamalıdır.</li>
<li>Günlük en az 60 dakika orta-yüksek şiddette fiziksel aktivite (açık hava oyunları, spor) mutlaka sağlanmalıdır.</li>
<li>Ailece ekransız zaman dilimleri oluşturulmalı; ebeveynler rol model olmalıdır.</li>
<li>Boyun-sırt ağrısı, kronik kabızlık veya baş ağrısı gibi şikayetlerde erken dönemde uzman kontrolü yaptırılmalıdır.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzdaki-kronik-kabizlik-ekran-bagimliligindan-kaynaklanabilir-656193">Çocuğunuzdaki Kronik Kabızlık Ekran Bağımlılığından Kaynaklanabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Estetik gülüş sağlıklı diş etiyle başlıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/estetik-gulus-saglikli-dis-etiyle-basliyor-656036</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2026 08:45:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Eti]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Etleri]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[dudak]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[etiyle]]></category>
		<category><![CDATA[gülüş]]></category>
		<category><![CDATA[pembe]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=656036</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, pembe estetiğin sağlıklı ve estetik bir gülüş için diş eti, diş ve dudak arasındaki uyumu sağlamadaki önemi ile diş eti sorunlarının tedavi seçenekleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/estetik-gulus-saglikli-dis-etiyle-basliyor-656036">Estetik gülüş sağlıklı diş etiyle başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, pembe estetiğin sağlıklı ve estetik bir gülüş için diş eti, diş ve dudak arasındaki uyumu sağlamadaki önemi ile diş eti sorunlarının tedavi seçenekleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Yalnızca beyaz ve düzgün dişlere sahip olmak, estetik bir gülüş için yeterli değil!</strong></p>
<p>Gülüş estetiği denildiğinde yalnızca dişlerin rengi, şekli veya diziliminin düşünülmemesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Güzel ve doğal bir gülüş için dişlerin, diş etlerinin ve dudakların birbiriyle uyum içinde olması gerekir.” dedi.</p>
<p>Diş etlerinin rengi ve sağlıklı görünümünün de estetik açıdan oldukça önemli olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Bahar, “Pembe estetik dediğimiz kavram da temel olarak diş etlerini ve dişi çevreleyen dokuların estetik görünümünü ifade eder. Diş etlerinin şekli, rengi, uzunluğu, kalınlığı ve dişlerle olan uyumu, başarılı bir gülüş estetiğinin önemli unsurlarıdır. Dolayısıyla yalnızca beyaz ve düzgün dişlere sahip olmak, tek başına estetik bir gülüş için yeterli değil. Sağlıklı diş eti dokusu ve diş-diş eti uyumu da mutlaka değerlendirilmeli.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Gülümsediğimizde yaklaşık 2-3 milimetrelik diş eti görünümü doğal ve estetik kabul edilir!</strong></p>
<p>Gülüş estetiğini değerlendirirken diş etlerinin görünürlüğünün de önemli olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Bahar, şöyle devam etti:</p>
<p>“Gülümsediğimizde yaklaşık 2-3 milimetrelik diş eti görünümü doğal ve estetik bir görünüm sağlayabilir. Bunun üzerinde, yani diş etinin belirgin şekilde fazla görünmesi durumunda ise ‘gummy smile’ olarak adlandırılan diş eti gülüşü ortaya çıkabilir.</p>
<p>Bu durum bazı kişilerde estetik bir rahatsızlık oluşturabilir. Hastanın ihtiyacına göre kuron boyu uzatma, gingivektomi veya dudak konumlandırma yani ‘lip repositioning’ gibi farklı uygulamalar değerlendirilebilir. Buradaki amaç yalnızca fazla diş eti dokusunu azaltmak değil, dudak, diş ve diş eti arasındaki doğal dengeyi sağlamaktır.”</p>
<p><strong>Sağlıklı diş etleri, gülüş estetiğinin temelini oluşturur!</strong></p>
<p>Pembe estetiği olumsuz etkileyen birçok farklı durum bulunabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Diş eti çekilmeleri, diş köklerinin açığa çıkması, dişlerin arasındaki papil adı verilen pembe üçgen dokuların kaybolması ve diş etlerinde oluşan iltihaplanmalar bunların başında gelir.” dedi.</p>
<p>Sağlıklı bir diş etinin genellikle pembe renkte ve dokusu açısından dengeli bir görünüme sahip olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Bahar, “Diş eti iltihaplandığında ise kızarıklık, şişlik ve ödem ortaya çıkabilir. Bu durum hem ağız sağlığı açısından önemlidir hem de diş etlerinin estetik görünümünü olumsuz etkiler. Bu nedenle sağlıklı diş etleri, gülüş estetiğinin de temelini oluşturur. Diş etleri sağlıklı olduğunda estetik açıdan başarılı ve doğal bir gülüş elde etmek de çok daha kolaydır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Amaç, kök yüzeylerini koruyup diş etini sağlıklı hale getirmek!</strong></p>
<p>Diş eti çekilmesi nedeniyle diş köklerinin açığa çıktığı durumlarda, hastanın ihtiyaçlarına göre farklı periodontal tedaviler uygulanabileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Bazı vakalarda serbest diş eti grefti veya bağ dokusu grefti gibi uygulamalarla eksilen diş eti dokusunun yeniden oluşturulması hedeflenebilir.” dedi.</p>
<p>Amacın yalnızca estetik bir görüntü elde etmek olmadığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Bahar, “Açığa çıkan kök yüzeylerinin korunması, diş eti dokusunun sağlıklı hale getirilmesi ve diş çevresindeki dokuların doğal yapısının desteklenmesi de önem taşır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Pembe estetik, diş eti sağlığı, rengi ve formuyla birlikte diş, diş eti ve dudak uyumunu kapsar! </strong></p>
<p>Pembe estetikte yalnızca diş etinin şeklinin önemli olmadığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Pembe estetik aslında birkaç farklı unsuru bir arada değerlendirdiğimiz bir kavramdır. Bazen fazla dokunun uzaklaştırılması, bazen eksik dokunun yerine konulması, bazen de diş etinin sağlıklı renginin yeniden kazandırılması gerekebilir.” dedi.</p>
<p>Bazı kişilerde sigara kullanımı veya genetik ve bireysel özelliklere bağlı olarak diş etlerinde mor-koyu renklenmeler görülebileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Bahar, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Uygun hastalarda gerçekleştirilen bazı periodontal işlemlerle bu renklenmelerin azaltılması ve diş etinin daha sağlıklı, pembe bir görünüme kavuşturulması mümkün olabilir. Dolayısıyla pembe estetik; sağlıklı diş eti dokusunun oluşturulması, renk ve form bozukluklarının giderilmesi, gerekli durumlarda eksik dokunun tamamlanması ve diş, diş eti ve dudak arasındaki doğal dengenin sağlanmasını kapsar.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/estetik-gulus-saglikli-dis-etiyle-basliyor-656036">Estetik gülüş sağlıklı diş etiyle başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz kilolarından kurtulmak için…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-kilolarindan-kurtulmak-icin-656003</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2026 08:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo Verme]]></category>
		<category><![CDATA[kilolarından]]></category>
		<category><![CDATA[kurtulmak]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tok]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=656003</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarının uzun, aydınlık günleri yavaş yavaş geride kalırken pek çoğumuzun aklında aynı soru beliriyor: Sonbahara nasıl daha enerjik, daha fit ve daha iyi hissederek girebiliriz? </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-kilolarindan-kurtulmak-icin-656003">Yaz kilolarından kurtulmak için…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarının uzun, aydınlık günleri yavaş yavaş geride kalırken pek çoğumuzun aklında aynı soru beliriyor: Sonbahara nasıl daha enerjik, daha fit ve daha iyi hissederek girebiliriz? <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz</strong>, bunun cevabının çok büyük değişikliklerde değil, günlük yaşamda yapılacak küçük ama sürdürülebilir dokunuşlarda saklı olduğunu belirterek “Tatiller, uzun sofralar, dondurmalar, tatlılar   ve düzensizleşen rutinler derken yaz boyunca yaşam düzenimiz biraz esnedi. Ama yazı uğurlarken, sonbahara fit, enerjik ve iyi hissederek girmek için yaşam düzenimizi yeniden dengelemek yeterli. Çünkü sonbahara fit girmek, birkaç haftada mucizevi bir değişim yaratmak değil; kendimize yeniden iyi bakmaya başlamak demektir” diyor.  Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, sonbahara girerken hem bedenimizi hem de günlük rutinimizi yeniden dengelemenin 7 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Beslenme düzeninizi toparlayın</strong></p>
<p>Yaz boyunca değişen öğün saatlerinizi yeniden düzene koyun. Her öğünde protein, sebze ve kaliteli karbonhidratlara yer verin; aşırı kısıtlayıcı diyetler yerine sürdürülebilir bir beslenme düzeni oluşturun. Tabağın merkezine önce protein kaynağını (yumurta, tavuk, balık gibi) yerleştirerek, ardından sebze ve uygun miktarda kompleks karbonhidratı (bulgur, tahıllı ekmek, yulaf gibi) ekleyin. Böylece daha dengeli ve uzun süre tok tutan bir öğün oluşturabilirsiniz.</p>
<p><strong>Su tüketiminizi artırın </strong></p>
<p>Kilo verme sürecinde yeterli su tüketimine mutlaka özen gösterin, her sabah güne bir bardak su içerek başlayın. Su, tokluk hissinin desteklenmesine ve gün içinde gereksiz atıştırmalıkların azaltılmasına yardımcı olabilir. Çünkü susuzluk bazen, açlık hissiyle karıştırılabildiğinden, öğün aralarında yaşanan her açlık hissinde doğrudan atıştırmalıklar tüketilebiliyor. </p>
<p><strong>Hareketsiz yaşamdan kaçının </strong></p>
<p>Her gün en azından yürüyüş için zaman ayırın. Her gün yürüyüş yapmak, merdiven kullanmak ve uzun süre oturmaya kısa hareket molaları vermek gibi küçük adımlarla hareketi günlük yaşamın doğal bir parçası haline getirin. Haftada birkaç gün kuvvet egzersizi eklemek ise kas kütlesini korumaya yardımcı olur.</p>
<p><strong> Uyku düzeninizi yeniden oluşturun </strong></p>
<p>Geç saatlere kayan yaz rutininden çıkıp düzenli uyku saatlerine dönün. Yeterli ve kaliteli uyku, hem enerji seviyemiz hem de kilo verme sürecinde iştah kontrolümüz için önem taşır. Uykusuz kalmak gün içinde daha fazla yeme isteğine ve özellikle yüksek kalorili yiyeceklere yönelmeye neden olabilir. Bu nedenle beslenme ve egzersizin yanı sıra uyku düzenine de dikkat edin. </p>
<p><strong>Şeker ve işlenmiş gıdaları azaltın</strong></p>
<p>Yazın vazgeçilmezi olan tatlı, dondurma ve atıştırmalıkları tamamen yasaklamak yerine tüketim sıklığını ve porsiyonları azaltın. Daha fazla sebze, meyve, kuruyemiş ve besin değeri yüksek, daha az işlenmiş seçeneklere yönelerek günlük enerji alımınızı dengelemeye çalışın. Ancak bu besinlerin tüketiminde de aşırıya kaçmayın. </p>
<p><strong>Küçük hedefler belirleyin</strong></p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz küçük hedeflerin kilo vermede büyük önem taşıdığını belirterek şöyle diyor: “Bir ayda çok kilo vereceğim” yerine “Her gün hareket edeceğim”, “Akşamları daha hafif besleneceğim” gibi ulaşılabilir hedefler koyun. Küçük ve uygulanabilir adımlar, kalıcı sonuçların temelidir. Beslenme ve hareket alışkanlıklarının kalıcı hale gelmesini kolaylaştırarak kilo verme sürecinin sürdürülebilir olmasına yardımcı olur.”</p>
<p><strong>Tartıdan çok iyi hissetmeye odaklanın</strong></p>
<p>Kilo verme sürecinde sadece tartıdaki rakama odaklanmayın. Fit olmak yalnızca kilo vermek değildir. Düzenli beslenme ve hareketle birlikte yağ oranındaki değişim, vücut kompozisyonundaki iyileşme ve fiziksel kapasitenin artması da sağlıklı ilerlemenin göstergeleridir. Bu nedenle hedefinizi yalnızca hızlı kilo vermek değil, verdiğiniz kiloyu koruyabileceğiniz sürdürülebilir alışkanlıklar kazanmak üzerine kurun. Daha enerjik, daha güçlü, daha hareketli ve bedenimizle daha barışık hissetmek asıl hedefimiz olsun.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-kilolarindan-kurtulmak-icin-656003">Yaz kilolarından kurtulmak için…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Hayır&#8221; diyememek tükenmişlik ve bastırılmış öfkeye dönüşebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hayir-diyememek-tukenmislik-ve-bastirilmis-ofkeye-donusebilir-655967</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2026 08:01:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlamına]]></category>
		<category><![CDATA[bastırılmış]]></category>
		<category><![CDATA[demek]]></category>
		<category><![CDATA[diyememek]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşebilir]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[öfkeye]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[sorumlu]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[taraf]]></category>
		<category><![CDATA[tükenmişlik]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655967</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Hayır dersem aramız bozulur, kötü biri olduğumu düşünür, beni düşüncesiz zanneder…” Bu tür düşünceler, pek çok insanın günlük yaşamında zihnini meşgul ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayir-diyememek-tukenmislik-ve-bastirilmis-ofkeye-donusebilir-655967">&#8220;Hayır&#8221; diyememek tükenmişlik ve bastırılmış öfkeye dönüşebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hayır dersem aramız bozulur, kötü biri olduğumu düşünür, beni düşüncesiz zanneder…” Bu tür düşünceler, pek çok insanın günlük yaşamında zihnini meşgul ediyor. Başkalarını üzmemek adına kendi ihtiyaçlarını sürekli erteleyen kişiler, zamanla fark etmeden duygusal yüklerini artırabiliyor. Sürekli anlayış gösteren, sorumluluk alan ve herkese yetişmeye çalışan bu kişiler dışarıdan fedakâr görünse de; uzun vadede tükenmişlik, bastırılmış öfke ve ilişki sorunları yaşayabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psk. İlayda Kutevu, “hayır” diyememenin psikolojik nedenlerini ve sağlıklı sınırlar oluşturmanın önemini anlattı.</p>
<p><strong>Hayır demek neden bu kadar zor?</strong></p>
<p>Birçok kişi için “hayır” demek yalnızca bir isteği reddetmek değildir. Aynı zamanda karşı tarafı üzmek, hayal kırıklığına uğratmak ya da ilişkinin zarar göreceğinden endişe etmek anlamına gelebilir. Bu nedenle kişi kendi ihtiyacından çok, karşısındaki insanın vereceği tepkiye odaklanır. Özellikle çocukluk döneminde “uyumlu, fedakar ve herkesi düşünen” davranışlarıyla takdir gören bireyler, yetişkinlikte de kendi ihtiyaçlarını geri planda bırakmaya daha yatkın olabilir. Ancak bu durum yalnızca çocuklukla açıklanamaz; iş hayatı, arkadaşlık ilişkileri ve romantik ilişkiler de bu davranış kalıbını pekiştirebilir.</p>
<p><strong>Suçluluk hissetmeniz yanlış yaptığınız anlamına gelmeyebilir</strong></p>
<p>“Hayır” dedikten sonra hissedilen suçluluk duygusunun temelinde çoğu zaman karşı tarafın duygularından kendimizi sorumlu hissetmek yatar. Oysa empati kurmak ile karşımızdaki kişinin sorumluluğunu üstlenmek aynı şey değildir. Bir insanın üzülmesi, ona zarar verdiğimiz anlamına gelmez. Bazen suçluluk hissi, yanlış bir davranışın değil; ilk kez sağlıklı bir sınır koymanın doğal sonucu olabilir.</p>
<p><strong>Sürekli evet demenin görünmeyen bedeli</strong></p>
<p>Herkese yetişmeye çalışan insanlar çoğu zaman güçlü ve yardımsever olarak görülür. Ancak sürekli başkalarının ihtiyaçlarını öncelemek zamanla kişinin kendi ihtiyaçlarını fark edememesine neden olabilir. Bu süreç genellikle bir anda değil; yavaş yavaş gelişir. Önce yorgunluk başlar, ardından isteksizlik, motivasyon kaybı ve duygusal tükenmişlik ortaya çıkar. Bastırılan ihtiyaçlar ise zamanla kırgınlık ve öfkeye dönüşebilir. </p>
<p><strong>Her sorunu çözmeye çalışmak karşı tarafa da zarar verebilir</strong></p>
<p>Bir ilişkide sürekli çözüm üreten, yük alan ve toparlayan kişi olmak ilk bakışta fedakârlık gibi görünse de uzun vadede ilişki dengesini bozabilir. Çünkü bir taraf sürekli sorumluluk üstlendiğinde, diğer taraf farkında olmadan daha az sorumluluk almaya başlayabilir. Sağlıklı ilişkilerde destek olmak önemlidir; ancak başkasının tüm yükünü taşımak değil.</p>
<p><strong>Sınır koymak ilişkileri bitirmez, güçlendirir</strong></p>
<p>Uzun yıllar uyumlu ve fedakar olarak tanınan kişiler sınır koymaya başladığında çevrelerinden şaşkınlık, kırgınlık veya tepki görebilir. Ancak karşı tarafın bu değişime alışmaya çalışması, sınır koymanın yanlış olduğu anlamına gelmez. Değişen yalnızca kişinin davranışı değil, aynı zamanda yıllardır süren ilişkinin dengeleridir.</p>
<p><strong>Hayır demeyi öğrenmek bencillik değildir</strong></p>
<p>Psikolojik olarak sağlıklı olmak, her isteğe “evet” demek ya da herkesi memnun etmeye çalışmak değildir. Sağlıklı olan; kendi zamanını, enerjisini ve duygusal kapasitesini de hesaba katabilmektir. Kendi ihtiyaçlarına alan açabilen kişiler yalnızca kendilerini korumaz; aynı zamanda daha dengeli, daha sürdürülebilir ve daha sağlıklı ilişkiler kurabilir.</p>
<p><strong>Hayır demek öğrenilebilen bir iletişim becerisidir</strong></p>
<p>Peki, ne zaman ve nasıl “hayır” demelisiniz? Bir talep sizi fiziksel ya da duygusal olarak zorluyorsa, istemediğiniz halde yalnızca suçluluk duygusuyla “evet” diyorsanız, kendi ihtiyaçlarınızı sürekli ertelemek zorunda kalıyorsanız veya bu isteği kabul etmek sizde huzursuzluk yaratıyorsa, sınır koymanın zamanı gelmiş olabilir. Kendinize şu soruyu sorun: “Bunu gerçekten istediğim için mi kabul ediyorum, yoksa karşımdakini kırmamak için mi?” Eğer cevabınız ikincisiyse ve bu durum size yük, huzursuzluk ya da tükenmişlik hissettiriyorsa, “hayır” demek hem kendinize hem de ilişkinize karşı sağlıklı bir adım olacaktır.</p>
<p>Öncelikle unutulmamalıdır ki “hayır” demek kaba olmak ya da ilişkiyi reddetmek anlamına gelmez. Sağlıklı bir sınır koyarken uzun açıklamalar yapmak veya kendinizi sürekli savunmak zorunda değilsiniz. Karşınızdaki kişinin talebini anladığınızı ifade ettikten sonra, kendi durumunuzu kısa ve net bir şekilde dile getirebilirsiniz. Örneğin; “Bu konuda sana yardımcı olmayı isterdim ama şu an buna zaman ayıramıyorum.” ya da “Şu an buna evet diyemeyeceğim.” gibi açık ve saygılı ifadeler yeterlidir. Unutmayın, her “hayır” aslında gerçekten önem verdiğiniz şeylere söylenmiş bir “evet”tir. Kendi sınırlarınızı korumak bencillik değil; ruh sağlığınızı, enerjinizi ve ilişkilerinizi sürdürülebilir kılmanın en önemli yollarından biridir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayir-diyememek-tukenmislik-ve-bastirilmis-ofkeye-donusebilir-655967">&#8220;Hayır&#8221; diyememek tükenmişlik ve bastırılmış öfkeye dönüşebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tüp Bebek Tedavisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-tedavisi-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-655936</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 20:09:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[tüp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655936</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüp Bebek Tedavisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-tedavisi-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-655936">Tüp Bebek Tedavisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tüp bebek tedavisinde dikkat edilmesi gereken 5 nokta</strong></p>
<p>İnternetteki bilimsel dayanağı olmayan öneriler, yanlış tedavi yöntemlerinde ısrar edilmesi ve erkek faktörünün göz ardı edilmesi, tüp bebek tedavisinde değerli zamanın kaybedilmesine neden olabiliyor. Özellikle 35 yaş sonrasında zaman faktörünün daha da önem kazandığına dikkat çeken Erdem Hastanesi Çakmak şubesinden Kadın Hastalıkları ve Doğum, Tüp Bebek Hekimi Op. Dr. Zarife Kerimova, tüp bebek tedavisinde dikkat edilmesi gereken 5 önemli noktayı sıraladı.</p>
<p>Tüp bebek tedavisinde başarıyı etkileyen faktörlerin başında doğru zamanda, doğru yöntemle ve kişiye özel planlanan bir tedavi süreci geliyor. Her çiftin üreme sağlığı profilinin farklı olduğunu belirten Op. Dr. Zarife Kerimova, bilimsel dayanağı olmayan yöntemlerden tekrarlayan başarısız tedavilere kadar birçok faktörün çiftlere zaman kaybettirebildiğini söylüyor. Op. Dr. Kerimova, tüp bebek tedavisinde dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıralıyor:</p>
<p><b><strong>35 yaş sonrasında zaman kaybetmeyin</strong></b></p>
<p>Kadınlarda yaş ilerledikçe yumurta rezervi ve yumurta kalitesi düşebiliyor. Özellikle 35 yaşın üzerindeki kadınlarda 6 aylık korunmasız ilişkiye rağmen gebelik oluşmuyorsa daha fazla beklemek doğru olmayabilir. Ailesinde erken menopoz öyküsü bulunan, şiddetli endometriozis (çikolata kisti) yaşayan veya yumurtalıkları etkileyebilecek cerrahi operasyon geçiren kadınların ise yaşları genç olsa bile üreme sağlığı uzmanına başvurması önem taşıyor. Bitkisel kürler, alternatif tıp uygulamaları veya “stres yapmazsan kendiliğinden olur” gibi bilimsel temeli olmayan öneriler, çiftlerin doğru tedaviye ulaşmasını geciktirebiliyor. Her çiftin üreme sağlığı profili farklı olduğu için kulaktan dolma bilgiler yerine tıbbi değerlendirmeye başvurulması gerekiyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/08/tup-bebek-tedavisi-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-0-GFHfvbFn.jpeg"/></p>
<p><b><strong>Değerlendirmeyi yalnızca kadınla sınırlamayın</strong></b></p>
<p>İnfertilite tedavisinde baba adayının da kapsamlı şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Sperm sayısı, hareketliliği, kalitesi veya morfolojisindeki sorunların gözden kaçması tanıyı geciktirebiliyor ve tekrarlayan başarısızlıklara neden olabiliyor. Bu nedenle kapsamlı sperm analizi ve gerekli durumlarda ürolojik değerlendirme, tedavinin doğru planlanması açısından önem taşıyor.</p>
<p><b><strong>Sonuç vermeyen tedavilerde ısrar etmeyin</strong></b></p>
<p>Aşılama (IUI) ve basit yumurta takibi her hasta grubu için uygun olmayabiliyor. İleri yaş, düşük yumurtalık rezervi veya şiddetli erkek faktörü bulunan vakalarda bu yöntemlerde uzun süre  ısrar edilmesi zaman kaybına yol açabiliyor. Özellikle üç başarısız aşılama denemesinin ardından aynı yönteme devam etmek yerine tüp bebek tedavisine geçilmesi tavsiye ediliyor.</p>
<p><b><strong>Başarısız denemelerden sonra tedavi planını yeniden değerlendirin</strong></b></p>
<p>Tüp bebek tedavisinin kişiye özel planlanması gerekiyor. Başarısız bir denemenin ardından aynı tedaviyi tekrarlamak yerine embriyo kalitesi, rahim zarının (endometrium) tutunmaya uygunluğu, kullanılan ilaç dozları, sperm DNA hasarı ve bağışıklık sistemi faktörleri yeniden değerlendirilmeli. Elde edilen bulgular doğrultusunda tedavi şeması güncellenebilir; gerekli durumlarda farklı laboratuvar teknikleri veya genetik tarama yöntemleri (PGT) sürece dahil edilebilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-tedavisi-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-655936">Tüp Bebek Tedavisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş dönmesi ve mide bulantısı kadınlarda kalp krizi belirtisi olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-donmesi-ve-mide-bulantisi-kadinlarda-kalp-krizi-belirtisi-olabilir-2-655891</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 16:54:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bulantısı]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[dönmesi]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655891</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın kalbinin temel anatomik yapısı erkek kalbiyle benzerlik gösterse de kalbin boyutu, damar yapısı ve hormonal değişikliklere verdiği yanıt açısından önemli farklılıklar bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-donmesi-ve-mide-bulantisi-kadinlarda-kalp-krizi-belirtisi-olabilir-2-655891">Baş dönmesi ve mide bulantısı kadınlarda kalp krizi belirtisi olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın kalbinin temel anatomik yapısı erkek kalbiyle benzerlik gösterse de kalbin boyutu, damar yapısı ve hormonal değişikliklere verdiği yanıt açısından önemli farklılıklar bulunuyor. Kadınların kalbi erkeklere göre daha küçük, kalp damarları ise daha ince olabiliyor. Bu durum, özellikle kalbi besleyen damarların değerlendirilmesi ve girişimsel işlemlerde bazı zorluklara yol açabiliyor. Kalp ve damar hastalıkları dünya genelinde ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alırken, kadınlarda kalp krizi sonrası ölüm riski erkeklere göre daha yüksek olabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Hatice Betül Erer, kadınlarda kalp hastalıkları ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kadınlarda kalp hastalığı riski yaşla birlikte artıyor</strong></p>
<p>Östrojen hormonunun koruyucu etkisi kadınları kardiyovasküler rahatsızlıklara yani kalp ve damar hastalıklarına karşı korur. Ancak menopozla birlikte bu koruyucu etki azalarak kadınlarda kalp-damar hastalıkları riski artmaya başlar. Koroner arter hastalığı erkeklerde daha erken yaşlarda görülürken, kadınlarda genellikle menopoz dönemi sonrasında ortaya çıkar. Kadınların kalp krizi geçirdiği yaşın erkeklere göre daha ileri olması ve hipertansiyon, diyabet gibi ek hastalıkların daha sık görülmesi, kalp krizi sonrası ölüm riskindeki farklılığın nedenleri arasında yer alır. Bunun yanında kalp krizinin tipi, tedaviye ulaşma süresi, yaş ve eşlik eden diğer hastalıklar da hastalığın seyrini etkileyen önemli faktörler arasında bulunur. Genç kadınlarda da kalp krizi sonrası ölüm riski göz ardı edilmemelidir. 2011-2022 yılları verileri inceleyen ve 2026 yılında yayımlanan bir çalışmada, ilk ani kalp krizi sonrasında hastane içi ölüm oranı 18-54 yaş grubundaki kadınlarda %3,1 iken erkeklerde bu oranın %2,6 olduğu bildirilmiştir.</p>
<p><strong>Duygusal stres kadınlarda kalp krizini tetikleyebilir</strong></p>
<p>Kadınlarda koroner arter hastalığı ve kalp krizinin yanı sıra kalp yetmezliği, ritim bozuklukları, kalp kapak hastalıkları, kalp kası hastalıkları ve koroner mikrovasküler hastalık da görülebilir. Özellikle genç kadınlarda nadir ancak önemli bir kalp-damar problemi olan spontan koroner arter diseksiyonu (SCAD) da dikkat edilmesi gereken tablolar arasındadır. Kalbi besleyen damar duvarında yırtılma meydana gelmesiyle ortaya çıkan SCAD, kadınlarda gebelik, emzirme dönemi ve yoğun fiziksel veya duygusal stres gibi durumlarla ilişkili olarak kalp krizine yol açabilir.</p>
<p><strong>Kalp krizi her zaman göğüs ağrısıyla gelmiyor</strong></p>
<p>Kadınlarda kalp damarlarındaki tıkanıklığın belirtileri erkeklerde sık görülen klasik göğsün ortasında baskı tarzındaki ağrıdan farklı olabilir. Göğüs ağrısının yeri ve niteliği değişebileceği gibi, yanma şeklinde bir ağrı da ortaya çıkabilir. Nefes darlığı, alışılmadık ve açıklanamayan yorgunluk, bulantı-kusma, sırt veya çene ağrısı, baş dönmesi, soğuk terleme ve mide rahatsızlığı gibi belirtiler de kalp hastalığının habercisi olabilir. Bu nedenle özellikle yeni başlayan veya tekrarlayan şikâyetlerin stres, yorgunluk ya da mide problemi olarak değerlendirilip geçiştirilmemesi önem taşır.</p>
<p><strong>Menopoz sonrası başlayan kalp damar şikayetinizi önemseyin</strong></p>
<p>Efor sırasında tekrarlayan göğüs baskısı veya ağrısı, daha önce bulunmayan nefes darlığı, açıklanamayan çarpıntılar, bayılma veya bayılacak gibi olma, efor kapasitesinde belirgin azalma ya da sürekli tekrarlayan olağandışı yorgunluk gibi şikâyetlerde kardiyoloji değerlendirmesi yapılması gerekir. Bunun yanı sıra yüksek tansiyon veya kolesterol, diyabet, obezite, sigara kullanımı ve ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunan kadınların kardiyovasküler risk açısından değerlendirilmesi önem taşır. Menopoz sonrasında yeni başlayan kalp-damar şikâyetleri de ihmal edilmemelidir. Belirti göstermeyen ve düşük riskli genç kadınlarda rutin kardiyoloji kontrolü her zaman gerekli olmayabilir. Ancak 40&#8217;lı yaşlardan itibaren tansiyon, LDL ve non-HDL kolesterol, diyabet, sigara kullanımı, obezite, fiziksel aktivite düzeyi ve aile öyküsü birlikte değerlendirilerek kişisel kardiyovasküler risk ortaya konmalıdır. Güncel risk değerlendirme yaklaşımları ve PREVENT gibi risk hesaplayıcıları, tedavi ve takip kararlarının kişiye özel planlanmasına yardımcı olabilir.</p>
<p><strong>Erken doğum kalp damar hastalığı riskini artırabilir</strong></p>
<p>Kadınlara özgü bazı gebelik komplikasyonları ilerleyen yıllardaki kardiyovasküler risk açısından da önem taşır. Preeklampsi veya gebelik hipertansiyonu, gebelikte ortaya çıkan diyabet ve erken doğum öyküsü bulunan kadınların ilerleyen yaşamlarında kalp-damar hastalıkları açısından daha dikkatli değerlendirilmesi gerekir. Özellikle menopoz döneminde kardiyovasküler risk faktörlerinde meydana gelebilecek değişiklikler nedeniyle risk değerlendirmesinin güncellenmesi de önem taşır.</p>
<p><strong>“Kırık kalp sendromu” kalbi gerçekten etkileyebiliyor</strong></p>
<p>Kadınlarda daha sık görülen önemli kalp sorunlarından biri de “Kırık Kalp Sendromu”dur. Yoğun duygusal veya fiziksel stres sonrasında kalbin özellikle sol karıncığında geçici kasılma bozukluğu gelişmesiyle ortaya çıkan bu tablo, özellikle menopoz sonrası kadınlarda daha sık görülür. Sevilen birinin kaybı, ciddi korku veya üzüntü, boşanma gibi yoğun duygusal streslerin yanı sıra ameliyat, ağır enfeksiyon, travma ve bazı nörolojik hastalıklar da kırık kalp sendromunu tetikleyebilir. Göğüs ağrısı veya baskı, nefes darlığı, çarpıntı, terleme, bulantı ve nadiren bayılma gibi belirtilerle ortaya çıkabilen kırık kalp sendromu başlangıçta kalp krizinden ayırt edilemeyebilir. Koroner anjiyografide kalp damarlarının açık olduğunun görülmesi, tanı sürecinde önemli bir bulgu oluşturur. Hastanın klinik durumuna göre tedavi planlanır. Çoğu hastada kalp fonksiyonları haftalar içinde belirgin şekilde düzelir. Ancak kırık kalp sendromu tamamen masum bir tablo olarak değerlendirilmemelidir. Akut dönemde kalp yetmezliği ve ritim bozuklukları gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir; nadiren ölümcül sonuçlar da ortaya çıkabilir. Kadınlarda kalp hastalıklarının belirtilerinin erkeklerden farklı seyrettiği için olağandışı şikâyetlerin önemsenmesi, risk faktörlerinin düzenli olarak değerlendirilmesi ve özellikle yaş, menopoz, gebelik öyküsü ve eşlik eden hastalıkların dikkate alınması kalp sağlığının korunmasında büyük önem taşır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-donmesi-ve-mide-bulantisi-kadinlarda-kalp-krizi-belirtisi-olabilir-2-655891">Baş dönmesi ve mide bulantısı kadınlarda kalp krizi belirtisi olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bireysel Hedef Katsayısı Hekimler İçin Ne İfade Ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bireysel-hedef-katsayisi-hekimler-icin-ne-ifade-ediyor-655876</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 15:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bireysel]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[fade]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[hekimler]]></category>
		<category><![CDATA[katsayısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655876</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bireysel Hedef Katsayısı Hekimler İçin Ne İfade Ediyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bireysel-hedef-katsayisi-hekimler-icin-ne-ifade-ediyor-655876">Bireysel Hedef Katsayısı Hekimler İçin Ne İfade Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bireysel Hedef Katsayısı, hekimlerin mesai içi hizmet puanını ve buna bağlı teşvik ek ödemesini etkileyen, 1 ile 1,4 arasında değişen bir çarpandır.</p>
<p>Toplam maaşa, sabit ödemeye veya taban ödemeye uygulanmaz. Her ek ödeme döneminde yeniden hesaplanır.</p>
<p>Düzenlemeye göre Ağustos 2026 geçiş döneminde katsayı bütün hekimler için 1 kabul edilmektedir. Katsayıların farklılaşması sonraki ek ödeme dönemlerinde başlayacaktır.</p>
<p><strong>Sistemin Özü Nedir?</strong></p>
<p>Ölçülen işlem türleri branşlara göre değişse de sistemin ortak mantığı aynıdır:</p>
<p>Hekimin katsayısı yalnızca kendi yaptığı işlemlerden elde ettiği puana göre belirlenmez. Bu puan, Bakanlığın benzer nitelikte kabul ederek aynı grupta sınıflandırdığı sağlık tesislerinde çalışan aynı branştaki hekimlerin puanlarıyla karşılaştırılır.</p>
<p>Bu nedenle karşılaştırma ölçütü sabit değildir. Hekimin katsayısı, karşılaştırıldığı gruptaki diğer hekimlerin ne kadar puan ürettiğine göre de değişir.</p>
<p>Daha fazla işlem yapmak veya daha fazla puan üretmek, katsayının mutlaka artacağı anlamına gelmez.</p>
<p><strong>Hekimleri Hangi Riskler Bekliyor?</strong></p>
<p><strong>Bakanlık “Nitelikli Hizmet” Diyor, İyi Hekimlik İşlem Puanına Sığmıyor</strong></p>
<p>Bakanlık, uygulamanın hastaların nitelikli hizmetlere ulaşmasını sağlamayı amaçladığını belirtiyor. Ancak iyi hekimliğin bütün unsurları işlem sayısı ve puanıyla ölçülemez.</p>
<p>Karmaşık bir hastaya ayrıntılı değerlendirme, danışmanlık ve ekip görüşmesi için uzun süre ayıran hekim, aynı sürede daha fazla işlem puanı üreten meslektaşından daha düşük katsayı alabilir.</p>
<p>Oysa daha çok işlem, her zaman daha iyi sağlık hizmeti demek değildir.</p>
<p><strong>Hekim, Tıbben Doğru Olan ile Gelir Kaygısı Arasında Bırakılabilir</strong></p>
<p>Tıbben doğru karar hastayı izlemek, bilgilendirmek veya gereksiz bir girişimden kaçınmaktır. Hekimlik yalnızca işlem yapmaktan ibaret değildir.</p>
<p>İşlem sayısı ve puanının teşvik ek ödemesine bağlanması, hekim üzerinde daha fazla tetkik veya girişim yapma baskısı oluşturacaktır.</p>
<p>Tıbbi kararı belirleyen hastanın gereksinimi olmalıdır, puan hedefi değil.</p>
<p><strong>Kurumun Eksikliği Hekimin Gelirine Yansıyabilir</strong></p>
<p>Cihaz arızası, ameliyathane yoğunluğu, malzeme, personel veya yatak eksikliği hekimin işlem yapmasını engelleyebilir.</p>
<p>Bu durumlar için muafiyet öngörülse de muafiyet kendiliğinden uygulanmaz. Başhekimin tespit ve kararına bağlıdır ve yalnızca ilgili dönem için geçerlidir.</p>
<p>Sağlık kurumunun eksikliğinin bedeli hekimlere ödetilmemelidir.</p>
<p><strong>Ekip Arkadaşlarını Rakibe Dönüştürebilecek Bir Sistem</strong></p>
<p>Sağlık hizmeti hekimler, hemşireler, teknisyenler ve tüm sağlık çalışanlarının ortak emeğiyle yürütülür.</p>
<p>Hekimlerin puanlarının birbirine göre değerlendirilmesi vaka, cihaz, ameliyathane ve işlem paylaşımında rekabete yol açabilir.</p>
<p>Konsültasyon, olgu tartışması, asistan eğitimi ve meslektaşa yardım gibi ortak emeğin geri planda kalması riski vardır.</p>
<p><strong>Eğitim ve Bilimsel Emek Bireysel Hedef Katsayısında Yer Almıyor</strong></p>
<p>Bireysel Hedef Katsayısı asistan eğitimi, bilimsel araştırma, yayın, deneyim aktarımı ve benzeri akademik görevleri değil, hekim bazındaki tıbbi işlem sayı ve puanlarını esas almaktadır.</p>
<p>Bazı eğitim ve bilimsel faaliyetler için ek ödeme sisteminde ayrı ve koşula bağlı destek puanları bulunsa da bunlar Bireysel Hedef Katsayısı’nın hesaplanmasında dikkate alınmamaktadır. Bu durum, eğitim ve bilimsel emeğin işlem üretme baskısı karşısında ikinci plana itilmesi riskini doğurmaktadır.</p>
<p><strong>Aylık Gelir Daha Da Belirsizleşecek</strong></p>
<p>Katsayı her ek ödeme döneminde yeniden hesaplanır. Hekimin alacağı teşvik ek ödemesi yalnızca kendi çalışmasına değil, diğer hekimlerin puanlarına ve dağıtılacak teşvik kaynağına da bağlıdır.</p>
<p>Bu nedenle aynı emek için alınan teşvik tutarı dönemden döneme değişecektir.</p>
<p><strong>“Katsayı 1’in Altına Düşmüyor, Öyleyse Kayıp Yok” Denebilir mi?</strong></p>
<p>Hayır, denemez.</p>
<p>Dağıtılacak teşvik kaynağı sabit kalırsa bazı hekimlerin katsayısının yükselmesi, katsayısı 1’de kalan hekimlerin havuzdaki payını azaltabilir.</p>
<p>Basit bir örnekle açıklayalım:</p>
<p>İki hekimin Bireysel Hedef Katsayısı uygulanmadan önceki puanları eşit, dağıtılacak teşvik kaynağı 100 birim ve diğer bütün unsurlar aynı olsun.</p>
<p>Katsayılar 1 ve 1 olduğunda her hekim 50 birim alır.</p>
<p>Katsayılar 1,4 ve 1 olduğunda paylar yaklaşık 58 ve 42 birim olur.</p>
<p>İkinci hekimin katsayısı 1’in altına düşmemiştir. Buna rağmen payı 50 birimden yaklaşık 42 birime düşmüş, yaklaşık yüzde 17 azalmıştır.</p>
<p>Bu, yalnızca paylaşım mantığını göstermek için basitleştirilmiş bir örnektir. Gerçek hesapta başka katsayılar ve tavanlar da bulunmaktadır.</p>
<p>Aynı nedenle 1,4 katsayısı da ödemede doğrudan yüzde 40 artış güvencesi vermez. Toplam kaynak artmamış, yalnızca paylaşım değişmiştir.</p>
<p><strong>İyi Hekimlik Puana Sığmaz</strong></p>
<p>Hekimin başarısı yalnızca işlem sayısıyla ölçülemez.</p>
<p>İyi hekimlik;</p>
<ul>
<li>doğru endikasyon koyma,</li>
<li>hastaya yeterli zaman ayırma,</li>
<li>gereksiz işlemden kaçınma,</li>
<li>bilimsel ve etik karar verme,</li>
<li>hasta güvenliğini gözetme,</li>
<li>ekip dayanışması içinde çalışma</li>
</ul>
<p>demektir.</p>
<p><strong>TTB’nin Talebi Nettir</strong></p>
<ul>
<li>Bireysel Hedef Katsayısı uygulamasından vazgeçilmelidir.</li>
<li>Ücretlendirme sistemi açık, denetlenebilir ve sağlık emek-meslek örgütlerinin katılımıyla hazırlanmalıdır.</li>
<li>Hekimlerin geliri değişken ve öngörülemez teşviklere değil; izin ve hastalık dönemlerinde kesilmeyen, emekliliğe yansıyan, tek kalem ve güvenceli temel ücrete dayanmalıdır.</li>
<li>Klinik bağımsızlık, ekip dayanışması ve nitelikli sağlık hizmeti korunmalıdır.</li>
</ul>
<p><strong>Rekabet değil, ekip dayanışması!<br /> Belirsiz teşvik değil, güvenceli temel ücret!</strong></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bireysel-hedef-katsayisi-hekimler-icin-ne-ifade-ediyor-655876">Bireysel Hedef Katsayısı Hekimler İçin Ne İfade Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akran zorbalığı okul kapısında bitmiyor, çocuğun odasına kadar giriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akran-zorbaligi-okul-kapisinda-bitmiyor-cocugun-odasina-kadar-giriyor-655848</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 10:55:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akran]]></category>
		<category><![CDATA[bitmiyor]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğun]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[kapısında]]></category>
		<category><![CDATA[odasına]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığı]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655848</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi Dilekçe Komisyonu bünyesinde kurulan İlköğretim ile Ortaöğretim Kurumlarında Akran Zorbalığının Araştırılması ve Alınabilecek Önlemlerin Belirlenmesi Alt Komisyonu’nun tutanak ve sunumlarından derlenen rapor, çocuklar arasındaki zorbalığın ulaştığı boyutları ortaya koydu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akran-zorbaligi-okul-kapisinda-bitmiyor-cocugun-odasina-kadar-giriyor-655848">Akran zorbalığı okul kapısında bitmiyor, çocuğun odasına kadar giriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi Dilekçe Komisyonu bünyesinde kurulan İlköğretim ile Ortaöğretim Kurumlarında Akran Zorbalığının Araştırılması ve Alınabilecek Önlemlerin Belirlenmesi Alt Komisyonu’nun tutanak ve sunumlarından derlenen rapor, çocuklar arasındaki zorbalığın ulaştığı boyutları ortaya koydu.</p>
<p>Komisyon tutanaklarının yanı sıra Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) sunumları ve TÜİK Türkiye Çocuk Araştırması verilerinin kullanıldığı çalışmada, hem geleneksel akran zorbalığı hem de giderek büyüyen siber zorbalık riski ele alındı.</p>
<p><strong>Her 100 çocuktan yaklaşık 14’ü zorbalığa maruz kalıyor</strong></p>
<p>Rapora göre 6-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 13,8’i akranları tarafından zorbalığa maruz kalıyor. En sık rastlanan zorbalık biçimi ise alay edilme. Çocukların yüzde 7,2’si kasıtlı biçimde sosyal gruplardan dışlanırken, fiziksel şiddete maruz kalanların oranı yaklaşık yüzde 4,4 olarak bildiriliyor.</p>
<p>İşlevsel zorluk yaşayan çocuklarda tablo daha da ağırlaşıyor. Görme, duyma, yürüme, öğrenme, iletişim kurma veya öz bakım gibi alanlarda zorluk yaşayan çocukların zorbalığa uğrama oranı yaklaşık yüzde 27’ye yükseliyor.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Her çocuk çatışması zorbalık değildir”</strong></p>
<p>Akran zorbalığının çocuklar arasındaki sıradan anlaşmazlıklarla karıştırılmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Öncelikle zorbalığı doğru tanımlamak gerekiyor. Çocuklar ve ergenler zaman zaman tartışabilir, kavga edebilir, bir süre sonra da barışabilirler. Her tartışmayı, her ses yükseltmeyi veya çocuklar arasındaki her anlaşmazlığı akran zorbalığı olarak değerlendirmek doğru değildir. Bir davranışın zorbalık olarak tanımlanabilmesi için kasıtlı olması, tekrarlayıcı olması ve taraflar arasında bir güç dengesizliği bulunması gerekir. Planlı, sistematik ve karşı tarafı ezmeye, sindirmeye veya dışlamaya yönelik bir davranış varsa burada zorbalıktan söz ederiz.” dedi.</p>
<p>Zorbalığın yalnızca fiziksel şiddetten ibaret olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Alay etme, lakap takma, hakaret, tehdit gibi sözel davranışların yanı sıra dedikodu çıkarma, gruba almama, kasıtlı olarak yalnız bırakma gibi ilişkisel zorbalık biçimleri de vardır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Çocuk çoğu zaman ‘Bana zorbalık yapılıyor’ demez”</strong></p>
<p>Zorbalığın fark edilmesinde aile ve öğretmenlerin çocuğun davranışlarındaki değişimi iyi gözlemlemesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, çocuğun yaşadıklarını doğrudan anlatmayabileceğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Çocuk çoğu zaman ‘Bana zorbalık yapılıyor’ diye gelip söylemez. Özellikle eleştirilmekten, suçlanmaktan veya ‘Sen de karşılık verseydin’ denmesinden korkuyorsa yaşadıklarını içine atabilir. Daha önce severek okula giden bir çocuk okula gitmek istemiyorsa, sabahları karın veya baş ağrısı gibi yakınmalar geliştiriyorsa, ders başarısı düşüyorsa, içine kapanıyorsa, arkadaşlarından uzaklaşıyorsa, odasına kapanmaya başladıysa, uyku ve iştah düzeni değiştiyse bunun arka planına bakmak gerekir. Okul reddinin arkasından kimi zaman akran zorbalığı çıktığını görüyoruz.” şeklinde konuştu. </p>
<p>Çocuğun sorgulanmak yerine dinlenmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “‘Niye konuşmuyorsun, sana ne oldu?’ diye herkesin içinde çocuğu sıkıştırmak yerine, birebir konuşup ‘Senin için yapabileceğim bir şey var mı, anlatmak ister misin?’ denilmelidir. Çocuğu konuşturmanın yolu konferans vermek değil, yatay ilişki kurmak ve onu gerçekten dinlemektir.” dedi.</p>
<p><strong>Farklı olan çocuk daha kolay hedef haline gelebiliyor</strong></p>
<p>Raporda işlevsel zorluk yaşayan çocuklarda zorbalık oranının yaklaşık yüzde 27’ye çıkmasını değerlendiren Prof. Dr. Tarhan, farklılıkların okul ortamında kolaylıkla hedef haline getirilebildiğine dikkat çekti.</p>
<p>“Özel yetenekli, sosyal iletişimde zorlanan veya takım ilişkilerine uyum sağlamakta güçlük çeken çocukların daha fazla zorbalığa maruz kalabildiğini görüyoruz.” diyen Prof. Dr. Tarhan, akademik zekâsı yüksek bir çocuğun dahi sosyal ipuçlarını okumakta zorlanabileceğini ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Diğer çocuklarla aynı biçimde tepki vermeyince önce farklı görülür, ardından alay konusu olabilir ve süreç zorbalığa dönüşebilir. Akademik zekâ ile sosyal ve duygusal beceriler her zaman aynı ölçüde gelişmiyor. Bu nedenle çocuğu yalnızca ‘utangaç’, ‘uyumsuz’ veya ‘garip’ şeklinde etiketlemek yerine sosyal iletişim becerileri açısından değerlendirmek gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>“Ben güçlüyüm, o savunmasız; o halde onu ezebilirim”</strong></p>
<p>Zorbalığın merkezinde çoğu zaman yanlış bir güç algısının bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Zorbalığın temelinde çoğu zaman güç üzerinden kurulan yanlış bir ilişki vardır: ‘Ben güçlüyüm, o savunmasız; o halde onu ezebilirim.’ Empati ve merhametin zayıfladığı ortamlarda farklı olan çocuk daha kolay hedef haline gelir. Bir başka önemli sorun da sessiz kalan öğrencilerin görünmez hale gelmesidir. Zorbalık yalnızca zorbanın ve mağdurun sorunu değildir; sınıfın tamamını ilgilendiren bir okul iklimi problemidir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Bu noktada öğretmene önemli sorumluluk düştüğünü söyleyen Prof. Dr. Tarhan, sınıfın liderinin öğretmen olması gerektiğini belirterek, “İyi bir öğretmen sınıfındaki öğrencileri tanır; geride kalanı, sessizleşeni, dışlananı fark eder. Fakat bunu çocuğu herkesin önünde teşhir ederek değil, birebir ve empatik iletişim kurarak yapar.” dedi.</p>
<p><strong>“Zorbalık yapan çocuğu da sadece ‘kötü çocuk’ diye damgalamayın”</strong></p>
<p>“Zorbalık yapan çocuk da sadece ‘kötü çocuk’ diye damgalanmamalıdır.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Her şiddet davranışı aynı zamanda bir mesajdır. Çocuğun hangi duygusal ihtiyacının karşılanmadığına, ailede nasıl bir iletişim gördüğüne, kendisini değersiz hissedip hissetmediğine bakmak gerekir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sevginin az, baskının ve eleştirinin fazla olduğu ailelerde çocuğun şiddeti problem çözme yöntemi olarak öğrenebildiğini belirterek, “Ailede sıcak bir ortamın olmaması hem fail olmaya hem de kurban olmaya zemin hazırlayabiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Siber zorbalıkta “güvenli alan” ortadan kalkıyor</strong></p>
<p>Raporun dikkat çeken başlıklarından biri de dijitalleşmeyle birlikte zorbalığın okul dışına taşınması oldu. Siber zorbalık raporda; dijital platformlar üzerinden tehdit, taciz, alay, iftira, siber şantaj ve mahremiyet ihlali yoluyla çocukların psikolojik ve sosyal olarak hedef alınması şeklinde tanımlanıyor.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan ise sosyal medyanın zorbalığın “seyirci kitlesini” büyüttüğünü belirterek, “Eskiden birkaç kişinin gördüğü bir alay veya dışlama olayı sınırlı bir çevrede kalırken, bugün sosyal medyanın viral etkisiyle onlarca, yüzlerce hatta çok daha fazla kişiye ulaşabiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>“Siber zorbalıkta okulun kapısı kapanmıyor”</strong></p>
<p>Siber zorbalığın yüz yüze zorbalığa göre en önemli farklarından birinin süreklilik olduğuna dikkat çeken Tarhan, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Yüz yüze zorbalık çoğunlukla belirli bir fiziksel ortamda meydana gelir. Çocuk okuldan çıktığında belli ölçüde güvenli alanına dönebilir. Siber zorbalıkta okulun kapısı kapanmıyor. Telefon çocuğun cebinde olduğu için tehdit, hakaret, ifşa ve dışlama eve, hatta çocuğun odasına kadar geliyor. Bu durum mağdurda ‘kaçabileceğim güvenli bir alan yok’ duygusunu oluşturabiliyor.”</p>
<p>Dijital ortamda bir fotoğraf veya videonun tekrar tekrar paylaşılmasının travmatik etkiyi sürdürebildiğini kaydeden Tarhan, çocuklarda okul reddi, akademik başarı düşüşü, içe kapanma, depresif belirtiler ve yoğun kaygının görülebileceğini belirtti.</p>
<p><strong>Çocukların yüzde 80’i günde 3 saatten fazla ekranda</strong></p>
<p>Raporda çocukların yaklaşık yüzde 80’inin günde üç saatten fazla aktif olarak dijital ekran karşısında kaldığı bildiriliyor. Raporda aşırı ekran maruziyetinin odaklanma zafiyeti ve öğrenilen bilgilerin uzun süreli belleğe aktarılmasında sorunlarla ilişkilendirildiği de ifade ediliyor.</p>
<p>Kontrolsüz kullanımın gerçek ilişkilerin yerine sanal ilişkileri geçirebildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Ben sosyal medyanın akran ilişkilerinde zaman zaman toksik etki yaptığını düşünüyorum. Gerçek akran ilişkisinde yüz yüze iletişim, fiziksel temas, mimikleri okuma, karşı tarafın sevincini ve üzüntüsünü gözlemleme vardır. Empati bu ilişkiler içerisinde gelişir. Ekran ilişkisinde ise bunların önemli bir bölümü ortadan kalkıyor.” dedi.</p>
<p><strong>“Dijital anestezi” uyarısı</strong></p>
<p>Uzun süreli ve amaçsız ekran kullanımını “dijital anestezi” kavramıyla açıklayan Prof. Dr. Tarhan, “Çocuk ekranın karşısına geçtiğinde zaman ve öncelik algısını kaybedebiliyor. Çocuğa amaçlı kullanmayı, zaman yönetimini, dijital ortamda karşısındakinin de duyguları olan gerçek bir insan olduğunu öğretmek gerekir. Empatiyi öğretmek burada çok değerlidir; çünkü empatiyi öğrenen çocuk siber zorbalığa daha az yönelir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Dünyada sosyal medyaya yaş sınırı gündemde</strong></p>
<p>Raporda farklı ülkelerin çocukları dijital risklerden korumak amacıyla aldığı önlemlere de yer veriliyor. Çin’de 16 yaşından küçüklerin ebeveyn izni olmadan sosyal medya hesabı açmasına sınırlama getirildiği, Güney Kore’de 16 yaş altındaki çocuklara yönelik gece çevrimiçi oyun kısıtlamalarının uygulandığı, ABD’nin Florida eyaletinde küçük yaştaki çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin yasal düzenlemelerin bulunduğu aktarılıyor. Raporda ayrıca Avustralya, Yunanistan ve İrlanda’daki düzenleme tartışmaları ile Türkiye’de 13 yaş altının sosyal ağlara erişimine yönelik çalışma bilgileri de yer alıyor.</p>
<p><strong>“Hedef dış denetimden iç denetime geçiş olmalı”</strong></p>
<p>Küçük yaşlarda ekran kullanımının sınırlandırılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Ergenlik döneminde yalnızca yasaklayıcı bir yaklaşım çoğu zaman ters etki yapabilir. Çocuk, anne babanın bulunmadığı ortamda yine dijital dünyayla karşılaşacaktır. Eğer iç denetim geliştirmemişse yasak kalktığı anda kontrolsüz kullanıma yönelebilir. Bu nedenle hedef dış denetimden iç denetime geçiş olmalıdır.” dedi. </p>
<p>“Burada dijital ebeveynlik gerekiyor.” diyen Tarhan, anne ve babanın hem sınır koyması hem de sınırın nedenini anlatması gerektiğini belirterek, çocuklara medya okuryazarlığı ve bilinçli dijital kullanım becerileri kazandırılması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Raporda dikkat çeken kavram; “Akran nezaketi”</strong></p>
<p>Raporda zorbalıkla mücadelede “akran nezaketi” ve “dijital nezaket” kavramları da öne çıkıyor. Milli Eğitim Bakanlığı ve sivil toplum iş birliğiyle “Zorbalıktan Uzak Programı”nın pilot uygulamalarının yürütüldüğü, 12-13 yaş grubunda akrandan akrana eğitim programlarının gerçekleştirildiği belirtiliyor. Uzmanların ilkokul üçüncü sınıftan itibaren dijital etik kuralların müfredata alınmasını istediği aktarılırken, BTK’nın da siber zorbalığı “siber nezakete”, akran zorbalığını ise “akran nezaketine” dönüştürmeyi amaçlayan çalışmalar yürüttüğü ifade ediliyor.</p>
<p><strong>“Negatifle mücadelenin yolu pozitifi artırmaktır”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan da zorbalığı yalnızca yasaklama ve cezalandırma yaklaşımıyla çözmenin mümkün olmadığını belirterek “akran nezaketi” kavramının önemine dikkat çekti. Tarhan, “Akran zorbalığıyla mücadelede yalnızca negatifi ortadan kaldırmaya çalışmak yeterli değildir. Negatifle mücadelenin en etkili yollarından biri pozitifi artırmaktır. Bu nedenle ‘akran zorbalığı’nın karşısına ‘akran nezaketi’ni koymak gerekir<strong>.</strong> Nezaketin içerisinde empati vardır; karşı tarafın hakkını, ihtiyacını ve duygusunu dikkate almak vardır. Yalnızca karşı tarafı anlamak değil, onu incitmeden problemi çözme becerisi vardır.” diye konuştu. </p>
<p><strong>“Teknoloji hız verir ama değerler yön gösterir”</strong></p>
<p>Zorbalığı önlemede sosyal ve duygusal eğitimin ergenliğe bırakılmaması gerektiğini vurgulayan Tarhan, “Bilgi yüklemekten önce çocuğun karakterine bir pusula kazandırılması önemlidir. Çünkü teknoloji hız verir ama değerler yön gösterir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Empatinin doğuştan değişmez bir özellik değil, öğrenilebilen bir beceri olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Değer eğitimini yalnızca haftada bir saatlik ders olarak düşünmemek gerekir. Değer içerikli eğitim olmalıdır. Matematikte, edebiyatta, tarihte, hatta fen derslerinde bile olaylar üzerinden adalet, dürüstlük, merhamet, iş birliği ve sorumluluk tartışılabilir. Böylece değerler teorik bir bilgi olmaktan çıkar, günlük hayatın parçası haline gelir.” dedi.</p>
<p><strong>“Akran zorbalığının ilacı empatik iletişimdir”</strong></p>
<p>Zorbalık gerçekleştikten sonra yalnızca cezalandırmaya odaklanmanın yeterli olmadığını söyleyen Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Zorbalık yapan çocuğun yaptığı davranışın sonucunu görmesi, mağdurun ne hissettiğini anlaması ve sorumluluk alması sağlanmalıdır. Akran zorbalığının karşısına akran nezaketini koymak gerekir. Akran zorbalığının ilacı empatik iletişimdir.<strong> </strong>Bütün kötücül davranışların ortak noktalarından biri empati yoksunluğudur. Çocuğun vicdanını, merhametini ve empati kapasitesini geliştirirsek zorbalık ortaya çıktıktan sonra peşinden koşmak yerine daha ortaya çıkmadan önleyebiliriz.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akran-zorbaligi-okul-kapisinda-bitmiyor-cocugun-odasina-kadar-giriyor-655848">Akran zorbalığı okul kapısında bitmiyor, çocuğun odasına kadar giriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okula dönüşte çanta uyarısı: Hafif çanta, doğru taşıma ve bol hareket</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/okula-donuste-canta-uyarisi-hafif-canta-dogru-tasima-ve-bol-hareket-655845</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 10:55:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağır]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çanta]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşte]]></category>
		<category><![CDATA[hafif]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[okula]]></category>
		<category><![CDATA[omuz]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[taşıma]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655845</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hikmet Uçgun, okul çantası seçiminde çocuğun boyu, kilosu ve fiziksel kapasitesinin dikkate alınması gerektiğini belirterek “Hafif, çocuğun vücut ölçülerine uygun ve iki omuzda taşınan bir çanta tercih edilmeli” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okula-donuste-canta-uyarisi-hafif-canta-dogru-tasima-ve-bol-hareket-655845">Okula dönüşte çanta uyarısı: Hafif çanta, doğru taşıma ve bol hareket</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hikmet Uçgun, okul çantası seçiminde çocuğun boyu, kilosu ve fiziksel kapasitesinin dikkate alınması gerektiğini belirterek “Hafif, çocuğun vücut ölçülerine uygun ve iki omuzda taşınan bir çanta tercih edilmeli” dedi. Uçgun, çocukluk döneminde düzenli hareketin kas ve kemik gelişiminin yanı sıra denge, koordinasyon ve motor beceriler açısından da büyük önem taşıdığını vurguladı.<br />Okulların açılmasına kısa bir süre kala ailelerin hazırlıkları hız kazanırken, okul çantası seçimi de önemli gündemlerden biri haline geliyor. Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hikmet Uçgun, çanta seçiminde yalnızca renk, model ve dayanıklılığın değil, çantanın çocuğun fiziksel özelliklerine uygunluğunun da göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi.<br />Uygun olmayan çanta omuz, boyun ve sırt bölgesini etkileyebilir<br />Çocukluk ve ergenlik döneminin kas-iskelet sisteminin gelişmeye devam ettiği dinamik bir süreç olduğunu belirten Doç. Dr. Hikmet Uçgun, çocuğun fiziksel kapasitesine göre fazla ağır olan veya vücuduna uygun olmayan bir çantanın uzun süre taşınmasının çeşitli yakınmalara yol açabileceğini ifade etti.<br />Uçgun, “Çocuğun fiziksel kapasitesine göre fazla ağır olan veya vücuduna uygun olmayan bir çantayı özellikle uzun süre taşımak; yürüyüş sırasında gövdenin öne doğru eğilmesine, omuzların öne gelmesine ve kasların normalden daha fazla çalışmasına neden olabilir. Bunun sonucunda omuz, boyun ve sırt bölgesinde yorgunluk, hassasiyet ve ağrı görülebilir” dedi.<br />“Ağır çanta mutlaka kalıcı omurga bozukluğu oluşturur” demek doğru değil<br />Çanta ağırlığının yanı sıra taşıma süresi ve çantanın nasıl taşındığının da değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Uçgun, ağır okul çantaları konusunda ailelerin gereksiz kaygıya kapılmaması gerektiğini söyledi.<br />Uçgun, “Burada önemli bir noktayı özellikle vurgulamak gerekir: ‘Ağır okul çantası çocukta mutlaka kalıcı omurga bozukluğu oluşturur’ şeklinde bir çıkarım bilimsel olarak doğru değildir. Mevcut araştırmalar okul çantasının ağırlığı ile çocuklarda bel ağrısı arasında tek başına doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi olduğunu kesin olarak ortaya koymamaktadır. Çantanın ağırlığının yanı sıra ne kadar süre taşındığı, nasıl taşındığı, çocuğun yaşı, fiziksel kapasitesi ve günlük aktivite düzeyi birlikte değerlendirilmelidir” diye konuştu.<br />Okul çantası seçerken nelere dikkat edilmeli?<br />Doç. Dr. Hikmet Uçgun, doğru okul çantası seçiminde önceliğin çocuğun vücut ölçülerine uygunluk ve kullanım kolaylığı olması gerektiğini belirtti.<br />“Çanta mümkün olduğunca hafif olmalı ve çocuğun vücut ölçülerine uygun seçilmelidir. ‘Büyüyünce de kullanır’ düşüncesiyle çocuğun gövdesine göre çok büyük bir çanta almak doğru bir yaklaşım değildir.<br />İki omuz askısı bulunan sırt çantaları tercih edilmeli; askılar geniş, mümkünse destekli ve ayarlanabilir olmalıdır. Çanta her iki omuza takılmalı ve sırta mümkün olduğunca yakın durmalıdır. Çantanın alt kısmının bel seviyesinin çok aşağısına sarkmaması önemlidir. Göğüs veya bel kemeri bulunan modeller, özellikle yükün fazla olduğu durumlarda çantanın vücuda daha yakın ve dengeli taşınmasına yardımcı olabilir.”<br />Ağır eşyalar sırta yakın yerleştirilmeli<br />Çantanın yalnızca dış görünüşünün değil, iç düzeninin de önemli olduğunu ifade eden Uçgun, ağır kitap ve materyallerin sırta yakın bölmelere yerleştirilmesini önerdi.<br />Uçgun, “Ağır kitap ve materyaller sırta yakın bölmelere, daha hafif eşyalar ise dış bölmelere yerleştirilebilir. Böylece yükün vücuttan uzaklaşarak çocuğu geriye doğru çekmesi azaltılabilir” dedi.<br />Ailelere çantayı zaman zaman tartmalarını da öneren Uçgun, literatürde çanta ağırlığının çocuğun vücut ağırlığının yaklaşık yüzde 10&#8217;u civarında tutulmasının sık kullanılan pratik bir referans olduğunu belirtti. Ancak bu oranın kesin bir “güvenli-güvensiz” sınırı olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizdi.<br />“Çocuğun çantayı taşırken zorlanması, ağrı hissetmesi veya duruşunu belirgin biçimde değiştirmesi rakamlardan daha önemli uyarı işaretleridir” diyen Uçgun, çocuğun verdiği fiziksel sinyallerin dikkate alınması gerektiğini vurguladı.<br />Okula yürüyen çocuklarda taşıma süresi de önemli<br />Çantaların fazla doldurulması ve ağır çantaların özellikle okula yürüyerek gidip gelen çocukları nasıl etkilediği konusunda da değerlendirmelerde bulunan Uçgun, yalnızca çantanın ağırlığına bakılmaması gerektiğini söyledi.<br />“Burada yalnızca ‘Çanta kaç kilogram?’ sorusuna değil, ‘Çocuk bu çantayı ne kadar süre taşıyor?’ sorusuna da bakmamız gerekiyor” diyen Uçgun, servisle okula gidip çantasını birkaç dakika taşıyan bir çocukla aynı ağırlıktaki çantayı 20-30 dakika yürüyerek taşıyan çocuğun maruz kaldığı yükün aynı olmadığını belirtti.<br />Taşıma süresi uzadıkça kasların çalışma süresi ve yorgunluğun artabileceğini ifade eden Uçgun, çocuğun çantayı taşırken sürekli öne doğru eğilmesinin, omuz askılarını eliyle destekleme ihtiyacı hissetmesinin, sık sık çantayı çıkarıp dinlenmesinin veya boyun, omuz ve sırt ağrısından yakınmasının yükün çocuk için fazla olduğuna işaret edebileceğini söyledi.<br />“Ağır çanta taşıyor diye çocuk yürümekten uzaklaştırılmamalı”<br />Çanta ağırlığının çocukların günlük fiziksel aktivitesinin önüne geçmemesi gerektiğini belirten Uçgun, ağır çanta taşıyan çocukların okula yürümekten uzaklaştırılmasının doğru bir yaklaşım olmayacağını vurguladı.<br />“Buradan ‘Çocuk ağır çanta taşıyor, o halde okula yürümemeli’ sonucu da çıkarılmamalıdır. Tam tersine, yürüyüş çocuklar için son derece değerli bir fiziksel aktivitedir. Çözüm yürüyüşü azaltmak değil; gereksiz yükü azaltmak ve çantayı çocuğa uygun hale getirmektir” dedi.<br />Uçgun, okulların da çocukların taşıdığı yükün azaltılmasında önemli bir rol üstlenebileceğini belirterek her gün bütün kitapların taşınmasını gerektirmeyen ders programları, okulda kullanılabilecek dolaplar ve dijital materyallerin doğru kullanımının günlük çanta yükünü azaltabileceğini ifade etti.<br />Çocukların sağlıklı gelişimi için hareket şart<br />Sağlıklı bir kas-iskelet sistemi için yalnızca okul çantasına odaklanmanın yeterli olmadığını belirten Uçgun, çocuğun gün içerisindeki toplam hareketliliğinin önemine dikkat çekti.<br />“Çocukların koşmasına, zıplamasına, tırmanmasına, bisiklete binmesine, oyun oynamasına ve farklı sporları deneyimlemesine fırsat verilmelidir. Çocukluk dönemindeki hareket yalnızca kasları değil, kemik yapısını, denge ve koordinasyonu, kalp-akciğer kapasitesini ve motor becerileri de geliştirir.”<br />Sağlıklı bir omurga için en iyi yatırım hareketli bir çocukluk<br />Doç. Dr. Hikmet Uçgun, ailelere yönelik mesajını şu sözlerle özetledi:<br />“Hafif, çocuğun boyutlarına uygun ve iki omuzda taşınan bir çanta tercih edin; içine gerçekten o gün ihtiyaç duyulanları koyun ve çocuğunuzu hareket etmekten korumayın, hareket etmesi için fırsat yaratın.”<br />Uçgun, “Sağlıklı bir omurga için en iyi yatırım yalnızca doğru çantayı almak değil; hareketli bir çocukluk oluşturmaktır” dedi.</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okula-donuste-canta-uyarisi-hafif-canta-dogru-tasima-ve-bol-hareket-655845">Okula dönüşte çanta uyarısı: Hafif çanta, doğru taşıma ve bol hareket</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş Dönmesi ve Mide Bulantısı Kadınlarda Kalp Krizi Belirtisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-donmesi-ve-mide-bulantisi-kadinlarda-kalp-krizi-belirtisi-olabilir-655830</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 10:24:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bulantısı]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[dönmesi]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655830</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın kalbinin temel anatomik yapısı erkek kalbiyle benzerlik gösterse de kalbin boyutu, damar yapısı ve hormonal değişikliklere verdiği yanıt açısından önemli farklılıklar bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-donmesi-ve-mide-bulantisi-kadinlarda-kalp-krizi-belirtisi-olabilir-655830">Baş Dönmesi ve Mide Bulantısı Kadınlarda Kalp Krizi Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın kalbinin temel anatomik yapısı erkek kalbiyle benzerlik gösterse de kalbin boyutu, damar yapısı ve hormonal değişikliklere verdiği yanıt açısından önemli farklılıklar bulunuyor. Kadınların kalbi erkeklere göre daha küçük, kalp damarları ise daha ince olabiliyor. Bu durum, özellikle kalbi besleyen damarların değerlendirilmesi ve girişimsel işlemlerde bazı zorluklara yol açabiliyor. Kalp ve damar hastalıkları dünya genelinde ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alırken, kadınlarda kalp krizi sonrası ölüm riski erkeklere göre daha yüksek olabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Hatice Bütül Erer, kadınlarda kalp hastalıkları ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kadınlarda kalp hastalığı riski yaşla birlikte artıyor</strong></p>
<p>Östrojen hormonunun koruyucu etkisi kadınları kardiyovasküler rahatsızlıklara yani kalp ve damar hastalıklarına karşı korur. Ancak menopozla birlikte bu koruyucu etki azalarak kadınlarda kalp-damar hastalıkları riski artmaya başlar. Koroner arter hastalığı erkeklerde daha erken yaşlarda görülürken, kadınlarda genellikle menopoz dönemi sonrasında ortaya çıkar. Kadınların kalp krizi geçirdiği yaşın erkeklere göre daha ileri olması ve hipertansiyon, diyabet gibi ek hastalıkların daha sık görülmesi, kalp krizi sonrası ölüm riskindeki farklılığın nedenleri arasında yer alır. Bunun yanında kalp krizinin tipi, tedaviye ulaşma süresi, yaş ve eşlik eden diğer hastalıklar da hastalığın seyrini etkileyen önemli faktörler arasında bulunur. Genç kadınlarda da kalp krizi sonrası ölüm riski göz ardı edilmemelidir. 2011-2022 yılları verileri inceleyen ve 2026 yılında yayımlanan bir çalışmada, ilk ani kalp krizi sonrasında hastane içi ölüm oranı 18-54 yaş grubundaki kadınlarda %3,1 iken erkeklerde bu oranın %2,6 olduğu bildirilmiştir.</p>
<p><strong>Duygusal stres kadınlarda kalp krizini tetikleyebilir</strong></p>
<p>Kadınlarda koroner arter hastalığı ve kalp krizinin yanı sıra kalp yetmezliği, ritim bozuklukları, kalp kapak hastalıkları, kalp kası hastalıkları ve koroner mikrovasküler hastalık da görülebilir. Özellikle genç kadınlarda nadir ancak önemli bir kalp-damar problemi olan spontan koroner arter diseksiyonu (SCAD) da dikkat edilmesi gereken tablolar arasındadır. Kalbi besleyen damar duvarında yırtılma meydana gelmesiyle ortaya çıkan SCAD, kadınlarda gebelik, emzirme dönemi ve yoğun fiziksel veya duygusal stres gibi durumlarla ilişkili olarak kalp krizine yol açabilir.</p>
<p><strong>Kalp krizi her zaman göğüs ağrısıyla gelmiyor</strong></p>
<p>Kadınlarda kalp damarlarındaki tıkanıklığın belirtileri erkeklerde sık görülen klasik göğsün ortasında baskı tarzındaki ağrıdan farklı olabilir. Göğüs ağrısının yeri ve niteliği değişebileceği gibi, yanma şeklinde bir ağrı da ortaya çıkabilir. Nefes darlığı, alışılmadık ve açıklanamayan yorgunluk, bulantı-kusma, sırt veya çene ağrısı, baş dönmesi, soğuk terleme ve mide rahatsızlığı gibi belirtiler de kalp hastalığının habercisi olabilir. Bu nedenle özellikle yeni başlayan veya tekrarlayan şikâyetlerin stres, yorgunluk ya da mide problemi olarak değerlendirilip geçiştirilmemesi önem taşır.</p>
<p><strong>Menopoz sonrası başlayan kalp damar şikayetinizi önemseyin</strong></p>
<p>Efor sırasında tekrarlayan göğüs baskısı veya ağrısı, daha önce bulunmayan nefes darlığı, açıklanamayan çarpıntılar, bayılma veya bayılacak gibi olma, efor kapasitesinde belirgin azalma ya da sürekli tekrarlayan olağandışı yorgunluk gibi şikâyetlerde kardiyoloji değerlendirmesi yapılması gerekir. Bunun yanı sıra yüksek tansiyon veya kolesterol, diyabet, obezite, sigara kullanımı ve ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunan kadınların kardiyovasküler risk açısından değerlendirilmesi önem taşır. Menopoz sonrasında yeni başlayan kalp-damar şikâyetleri de ihmal edilmemelidir. Belirti göstermeyen ve düşük riskli genç kadınlarda rutin kardiyoloji kontrolü her zaman gerekli olmayabilir. Ancak 40&#8217;lı yaşlardan itibaren tansiyon, LDL ve non-HDL kolesterol, diyabet, sigara kullanımı, obezite, fiziksel aktivite düzeyi ve aile öyküsü birlikte değerlendirilerek kişisel kardiyovasküler risk ortaya konmalıdır. Güncel risk değerlendirme yaklaşımları ve PREVENT gibi risk hesaplayıcıları, tedavi ve takip kararlarının kişiye özel planlanmasına yardımcı olabilir.</p>
<p><strong>Erken doğum kalp damar hastalığı riskini artırabilir</strong></p>
<p>Kadınlara özgü bazı gebelik komplikasyonları ilerleyen yıllardaki kardiyovasküler risk açısından da önem taşır. Preeklampsi veya gebelik hipertansiyonu, gebelikte ortaya çıkan diyabet ve erken doğum öyküsü bulunan kadınların ilerleyen yaşamlarında kalp-damar hastalıkları açısından daha dikkatli değerlendirilmesi gerekir. Özellikle menopoz döneminde kardiyovasküler risk faktörlerinde meydana gelebilecek değişiklikler nedeniyle risk değerlendirmesinin güncellenmesi de önem taşır.</p>
<p><strong>“Kırık kalp sendromu” kalbi gerçekten etkileyebiliyor</strong></p>
<p>Kadınlarda daha sık görülen önemli kalp sorunlarından biri de “Kırık Kalp Sendromu”dur. Yoğun duygusal veya fiziksel stres sonrasında kalbin özellikle sol karıncığında geçici kasılma bozukluğu gelişmesiyle ortaya çıkan bu tablo, özellikle menopoz sonrası kadınlarda daha sık görülür. Sevilen birinin kaybı, ciddi korku veya üzüntü, boşanma gibi yoğun duygusal streslerin yanı sıra ameliyat, ağır enfeksiyon, travma ve bazı nörolojik hastalıklar da kırık kalp sendromunu tetikleyebilir. Göğüs ağrısı veya baskı, nefes darlığı, çarpıntı, terleme, bulantı ve nadiren bayılma gibi belirtilerle ortaya çıkabilen kırık kalp sendromu başlangıçta kalp krizinden ayırt edilemeyebilir. Koroner anjiyografide kalp damarlarının açık olduğunun görülmesi, tanı sürecinde önemli bir bulgu oluşturur. Hastanın klinik durumuna göre tedavi planlanır. Çoğu hastada kalp fonksiyonları haftalar içinde belirgin şekilde düzelir. Ancak kırık kalp sendromu tamamen masum bir tablo olarak değerlendirilmemelidir. Akut dönemde kalp yetmezliği ve ritim bozuklukları gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir; nadiren ölümcül sonuçlar da ortaya çıkabilir. Kadınlarda kalp hastalıklarının belirtilerinin erkeklerden farklı seyrettiği için olağandışı şikâyetlerin önemsenmesi, risk faktörlerinin düzenli olarak değerlendirilmesi ve özellikle yaş, menopoz, gebelik öyküsü ve eşlik eden hastalıkların dikkate alınması kalp sağlığının korunmasında büyük önem taşır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-donmesi-ve-mide-bulantisi-kadinlarda-kalp-krizi-belirtisi-olabilir-655830">Baş Dönmesi ve Mide Bulantısı Kadınlarda Kalp Krizi Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın Kalbini Anlamak İçin Erkek Kalbi Yetmiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadin-kalbini-anlamak-icin-erkek-kalbi-yetmiyor-655815</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 10:14:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlamak]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[kalbini]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yetmiyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655815</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp ve damar hastalıkları dendiğinde akla çoğu zaman erkek hasta profili geliyor. Oysa kadınların kalbi ve damar sistemi, hastalıkların ortaya çıkışı, belirtilerin seyri ve tedaviye yanıt açısından erkeklerden önemli farklılıklar gösterebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-kalbini-anlamak-icin-erkek-kalbi-yetmiyor-655815">Kadın Kalbini Anlamak İçin Erkek Kalbi Yetmiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalp ve damar hastalıkları dendiğinde akla çoğu zaman erkek hasta profili geliyor. Oysa kadınların kalbi ve damar sistemi, hastalıkların ortaya çıkışı, belirtilerin seyri ve tedaviye yanıt açısından erkeklerden önemli farklılıklar gösterebiliyor. Bir kadının kalp hikâyesi, yalnızca bugünkü tansiyon ve kolesterol değerlerinden ibaret değil; gebelik geçmişi, yaşam boyu sağlık öyküsü, kalbindeki farklı mekanizmalar da bu hikâyenin bir parçası.</p>
<p>Bilim dünyasında son yıllarda kadın kalbi üzerine araştırmalar hız kazansa da, kadınlar hâlâ kardiyovasküler araştırmalarda yeterince temsil edilmiş değil. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı</strong> <strong>Prof. Dr. Süha Çetin</strong>, <em>“Kadınlarla ilgili tıbbi araştırmalar son yıllarda artsa da modern tıpta erkekler hâlâ ön planda. Birçok kalp ve damar hastalığının tanı ve tedavisine ilişkin bilgilerimiz, ağırlıklı olarak erkek hastalarda yürütülen çalışmalara dayanıyor. Bu durum kadınlarda hastalıkların fark edilmesini, doğru tanının konmasını ve en uygun tedavinin seçilmesini zorlaştırabiliyor”</em> diyor.</p>
<p><strong>“Kadın kalbi, erkek kalbinin küçültülmüş bir versiyonu değil”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Süha Çetin, kadınlarda kalp hastalıklarının yalnızca belirtilerinin değil, hastalığın ortaya çıkma biçiminin de farklı olabildiğini söylüyor. Özellikle küçük damar hastalığı, damar spazmı ve spontan koroner arter diseksiyonu (SCAD) gibi mekanizmalar kadınlarda daha fazla önem taşıyor. Bu farklılıklar, standart tetkiklerin bazı hastalarda yeterli bilgi vermemesine ve tanı süreçlerinin uzamasına neden olabiliyor. 2026 yılında yayımlanan Avrupa Kardiyoloji Derneği bilimsel bildirisi de kadınlarda mikrovasküler hastalık, damar spazmı, koroner diseksiyon ve tanısal yaklaşımlardaki cinsiyet farklılıklarına dikkat çekiyor. Prof. Dr. Çetin’e göre kadınların kalp sağlığı konusunda bilinmesi gereken 5 kritik nokta var:  </p>
<p><strong>1. En büyük riskiniz sadece tansiyon ve kolesterol değil </strong></p>
<p>Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, sigara, hareketsiz yaşam ve aile öyküsü kadınlarda da önemli kardiyovasküler risk faktörleri. Ancak kadınlar açısından başka faktörler de var. Gebelik sırasında yaşanan preeklampsi ve gestasyonel diyabet (geçici diyabet) gibi komplikasyonlar, ilerleyen yıllarda kalp ve damar hastalığı riskinin artmasıyla ilişkilendiriliyor. Polikistik over sendromu (yeni adıyla Poliendokrin Metabolik Over Sendromu &#8211; PMOS), lupus ve romatoid artrit gibi bazı hastalıklar da kardiyovasküler risk açısından dikkate alınması gereken tablolardan. </p>
<p><strong>2. Kritik dönüm noktası: Menopoz</strong></p>
<p>Menopoz geçişi, kadınların kalp sağlığının yeniden değerlendirilmesi gereken önemli bir dönem. Çünkü menopozla birlikte kadınların kardiyovasküler risk profili de önemli ölçüde değişebiliyor. Menopoz geçişi sırasında tansiyon, kolesterol ve metabolik risk faktörlerinde olumsuz değişiklikler görülebiliyor. Bu nedenle 40’lı ve 50’li yaşlarda ortaya çıkan yeni kardiyovasküler risklerin yalnızca “yaşın ilerlemesine” bağlanmaması gerekiyor.</p>
<p><strong>3. Kadınlarda kalp krizi belirtileri farklı olabilir </strong></p>
<p>Kalp krizinin klasik belirtileri arasında göğüste şiddetli baskı veya ağrı ilk sırada geliyor. Ancak kadınlarda tablo daha farklı seyredebilir. Göğüs ağrısının yanı sıra nefes darlığı, bulantı, soğuk terleme, alışılmadık veya yoğun yorgunluk gibi belirtiler de görülebilir. Dolayısıyla yorgunluk, stres, mide rahatsızlığı denilerek geçiştirilen bazı belirtiler aslında kalbin alarmı olabilir. Bu belirtilerin kalp kaynaklı olduğunun fark edilmemesi ise tanının gecikmesi demek. Kadınlarda kalp hastalığının belirtilerinin erkeklerden farklılaşabileceği ve kadınların kanıta dayalı tedavilere daha az ulaşabildiği, güncel bilimsel değerlendirmelerde de vurgulanıyor.</p>
<p><strong>4. Hastalığın arkasında farklı mekanizmalar bulunabilir</strong></p>
<p>Kalp krizlerinin önemli bir bölümü erkeklerde olduğu gibi kadınlarda da kalbi besleyen damarlardaki aterosklerotik plakların yırtılması ve pıhtı oluşması sonucu ortaya çıkıyor. Ancak kadınlarda bunun dışında başka mekanizmalar da mevcut. Küçük damar hastalığı, koroner damar spazmı ve spontan koroner arter diseksiyonu (SCAD) bunlar arasında yer alıyor. Özellikle genç ve orta yaşlı kadınlarda kalp krizi değerlendirilirken bu mekanizmaların göz önünde bulundurulması çok önemli. Bir diğer dikkat çekici tablo ise Takotsubo kardiyomiyopatisi, diğer adıyla “kırık kalp sendromu.” Çoğunlukla yoğun fiziksel veya duygusal stres sonrasında ortaya çıkabilen bu durum, özellikle menopoz sonrası kadınlarda görülür ve bazı hastalarda kalp fonksiyonları zaman içinde yeniden toparlanabilir.</p>
<p><strong>5. “Anjiyoda damarlar temiz çıktı” demek her zaman kalp sorunu yok demek değildir</strong></p>
<p>Kadınlarda küçük damar hastalığı ve damar spazmı gibi durumlar, klasik koroner anjiyografide her zaman açık biçimde görüntülenemeyebilir. Bu nedenle şikâyetleri devam eden bazı kadınlarda yalnızca büyük damarlara bakılarak sonuca varılması yetersiz kalır. Hastanın durumuna göre daha ileri ve özellikli testlere ihtiyaç duyulabileceği unutulmamalı. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-kalbini-anlamak-icin-erkek-kalbi-yetmiyor-655815">Kadın Kalbini Anlamak İçin Erkek Kalbi Yetmiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Burun tıkanıklığını hafife almayın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/burun-tikanikligini-hafife-almayin-655778</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[almayın]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[Burun Tıkanıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[hafife]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kuru]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tıkanıklığını]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655778</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bebeklerden çocuklara, yetişkinlerden yaşlılara dek her yaşta görülebilen burun tıkanıklığı pek çok kişinin günlük yaşamını olumsuz etkileyen yaygın bir sorun.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/burun-tikanikligini-hafife-almayin-655778">Burun tıkanıklığını hafife almayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bebeklerden çocuklara, yetişkinlerden yaşlılara dek her yaşta görülebilen burun tıkanıklığı pek çok kişinin günlük yaşamını olumsuz etkileyen yaygın bir sorun. Ancak burun tıkanıklığını sadece nezle, grip veya alerji gibi geçici nedenlere bağlamak yanıltıcı olabiliyor ve sorunun altında yatan nedenin tedavisiz kalmasına yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Dr. Artunç Kaan Turanoğlu</strong> “Burun tıkanıklığı çoğu zaman basit ve geçici bir sorun olabilse de, uzun sürmesi veya sık tekrarlaması durumunda altında yatan nedenin araştırılması gerekir. Bazen yaşam tarzındaki bazı alışkanlıklar, çevresel koşullar veya burunda yapısal bir problem de nefes almayı güçleştirebilir” diyor. </p>
<p>Toplumumuzda burun tıkanıklığı için bazı burun spreylerini gelişigüzel alıp kullanmanın çok yaygın ve tehlikeli bir sorun olduğunu vurgulayan Dr. Turanoğlu, doktora danışmadan, üstelik uzun süreli burun spreyi kullanmanın, uzun dönemde burun tıkanıklığının temel nedeni haline de gelebildiği uyarısında bulunuyor. KBB Hastalıkları Uzmanı Dr. Turanoğlu, burun tıkanıklığına karşı 5 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Burun temizliğini düzenli yapın</strong></p>
<p>Burun içindeki salgıların yoğunlaşması ve kuruması tıkanıklık hissini artırabilir. Özellikle kuru havalarda burun içinin nemli tutulması önem taşır. Uygun şekilde kullanılan serum fizyolojik veya tuzlu su içeren burun solüsyonları, burun içindeki salgıların temizlenmesine ve burundaki tıkanıklığın açılmasına yardımcı olabilir. Ancak burun temizliği sırasında burnu sert ve basınçlı şekilde sümkürmek yerine, nazikçe temizlemek ve burun içini tahriş etmemeye özen göstermek gerekir. </p>
<p><strong>Yeterli sıvı tüketin</strong></p>
<p>Gün içerisinde yeterli miktarda su içmek, vücudun sıvı dengesinin korunmasına yardımcı olur. Yeterli sıvı alımı burun salgılarının koyulaşmasını önlemeye destek olarak tıkanıklık hissinin azalmasına katkı sağlayabilir. Bu nedenle özellikle hastalık dönemlerinde ve sıcak havalarda sıvı tüketimine dikkat etmek önemlidir.</p>
<p><strong>Burun tıkanıklığının altındaki tıbbi nedeni gözden kaçırmayın!</strong></p>
<p>Dr. Artunç Kaan Turanoğlu, burun tıkanıklığına neden olan fiziksel ya da tıbbi bir problem söz konusuysa, kalıcı çözüm için öncelikle altta yatan bu nedenin belirlenmesi ve uygun şekilde tedavi edilmesi gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Burun içinde septum deviasyonu olarak adlandırılan kıkırdak-kemik bölme eğriliği, burun etlerinin (konkaların) büyümesi, burun polipleri veya sinüzit, ve hatta bazen tümörler gibi tıbbi sorunlar da nefes almayı güçleştirebilir. Çocuklarda ise geniz etinin büyümesi burundan nefes almayı zorlaştıran önemli nedenlerden biri olabilir. Özellikle burun tıkanıklığı uzun süredir devam ediyorsa, sürekli tekrarlıyorsa, tek taraflı belirginleşiyorsa veya gece ağızdan nefes alma, horlama gibi sorunlara eşlik ediyorsa mutlaka KBB uzmanına başvurulmalıdır” diyor.  <strong>Ortamdaki havanın çok kuru olmamasına dikkat edin</strong></p>
<p>Aşırı kuru hava solumak, görevlerinden biri havayı nemlendirmek olan burun mukozasının kurumasına ve tahriş olmasına yol açabilir. Bu durum da burun tıkanıklığı ve burun içinde rahatsızlık hissini arttırabilir. Yaşam alanlarının düzenli olarak havalandırılması ve ortamın aşırı kuru olmamasına dikkat edilmesi faydalı olabilir. Ancak nem oranının gereğinden fazla artırılması da küf ve akar gibi alerjenlerin çoğalmasına zemin hazırlayabileceğinden nem oranının yüzde 40-60 arasında tutulduğu dengeli bir ortam sağlanmalıdır.</p>
<p><strong>Alerjiyi tetikleyen etkenlerden uzak durun </strong></p>
<p>Burun tıkanıklığının önemli nedenlerinden biri de; alerjik rinit olabilir. Polen, ev tozu akarları, hayvan tüyleri ve küf gibi alerjenler hassas bireylerde burun mukozasında reaksiyona neden olarak tıkanıklık, hapşırma, burun akıntısı ve kaşıntı oluşturabilir. Tıkanıklık belirli ortamlarda veya belirli dönemlerde tekrarlıyorsa alerji ihtimali göz önünde bulundurulmalı ve tetikleyici faktörlerden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. </p>
<p><strong>Burun açıcı spreyleri gelişigüzel kullanmayın! </strong></p>
<p><strong>Dr. Artunç Kaan Turanoğlu </strong>”Burun spreyleri, bazen de burun tıkanıklığının temel nedeni olabiliyor! Burun açıcı bazı spreyler ilk etapta rahatlama sağlıyor ve hasta bundan dolayı çok mutlu oluyor. Ancak etkileri kısa süreli oluyor. Üstelik damar büzücü özellikteki burun açıcı spreylerin uzun süre ve kontrolsüz kullanılması, tersine burun tıkanıklığının artmasına ve bağımlılığa neden olabiliyor. Bu nedenle bu tür spreylerin doktorun önerisi doğrultusunda ve belirtilen kullanım süresine uyularak kullanılması; uzun süredir bu spreyleri kullanan hastaların da tedavileri için KBB uzmanına başvurmaları büyük önem taşıyor” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/burun-tikanikligini-hafife-almayin-655778">Burun tıkanıklığını hafife almayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aynadaki kişi bile yabancı gelebiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aynadaki-kisi-bile-yabanci-gelebiliyor-655775</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 09:52:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Algı]]></category>
		<category><![CDATA[aynadaki]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[doğuştan]]></category>
		<category><![CDATA[durumu]]></category>
		<category><![CDATA[gelebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kişi]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[Prosopagnozi]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıma]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[yüzü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655775</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, prosopagnozi (yüz körlüğünün) nedenleri, belirtileri, kişinin sosyal yaşamına etkileri ve kesin tedavisi bulunmamasına rağmen kullanılan telafi edici yöntemler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aynadaki-kisi-bile-yabanci-gelebiliyor-655775">Aynadaki kişi bile yabancı gelebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, prosopagnozi (yüz körlüğünün) nedenleri, belirtileri, kişinin sosyal yaşamına etkileri ve kesin tedavisi bulunmamasına rağmen kullanılan telafi edici yöntemler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Beyin yüzü görse de kim olduğunu tanıyamıyor!</strong></p>
<p>Nörolojik literatürün en sarsıcı algı bozukluklarından birinin prosopagnozi (yüz körlüğü) olduğunu ifade eden Dr. Celal Şalçini, “Prosopagnozi kişinin görme yetisinde hiçbir fiziksel kusur olmamasına rağmen yüzleri tanıyamaması durumudur.” dedi.</p>
<p>Ünlü nörolog Oliver Sacks’ın eserlerini örnek gösteren Dr. Şalçini, “Hastalar göz, burun veya ağız gibi tekil yüz bileşenlerini net bir şekilde algılayabilir; ancak beyin bu parçaları bütüncül bir kimlikte birleştiremez. Kişi karşısındaki insanın yüz hatlarını en ince ayrıntısına kadar görse de beynin görsel veriyi zihindeki kimlik kütüphanesiyle eşleştirememesi nedeniyle o yüzün kime ait olduğunu çözemez.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Şiddetli vakalarda kişi kendi yüzünü bile tanıyamayabilir!</strong></p>
<p>Prosopagnozinin derinliğinin hastadan hastaya geniş bir yelpazede çeşitlilik gösterdiğini kaydeden Dr. Şalçini, şunları söyledi:</p>
<p>“Hafif seyreden durumlarda yalnızca yeni tanışılan kişiler unutulurken, ağır vakalarda birey en yakınlarını bile teşhis edemez hâle gelebilir. Dr. Oliver Sacks’ın eserine adını veren Dr. P.’nin, eşinin başını bir şapka sanıp tutmaya çalışacak kadar ileri düzey bir görsel agnozi ve prosopagnozi yaşaması bu durumun dramatik bir örneğidir. Şiddetli vakalarda kişi eşini, çocuğunu, annesini ve hatta aynaya baktığında kendi yüzünü dahi tanıyamaz; yakınlarını ayırt edebilmek için ses tonu, belirgin bir takı veya yürüme tarzı gibi ikincil ipuçlarına bağımlı kalır.”</p>
<p><strong>Yüz tanımadan sorumlu beyin ağları hasar görmüş ya da doğuştan işlevsiz olabilir!</strong></p>
<p>Sağlıklı bir beyinde yüz tanıma işleminin, temporal lobun alt kısmında yer alan ‘fusiform yüz alanı’ (FFA) adlı özelleşmiş bölge sayesinde saliseler içinde ve bütüncül bir şablon üzerinden gerçekleştiğini aktaran Dr. Şalçini, “Prosopagnozide ise fusiform yüz alanındaki nöral ağlar veya bu bölgenin hafıza merkezleriyle olan bağlantıları hasar görmüş ya da doğuştan işlevsizdir. Beyin bütünsel algılama yetisini kaybettiği için bilişsel süreç adeta bir dedektif gibi çalışmaya başlar; yüzü bir bütün olarak hissetmek yerine kaş yapısı, çene çizgisi gibi detayları tek tek analiz etmeye çalışır ancak bu analitik yaklaşım anlık tanımayı sağlamada yetersiz kalır.” dedi.</p>
<p>Klinik araştırmalar ve Sacks’ın vakalarının, yüz körlüğünün hem gelişimsel (doğuştan) hem de kazanılmış (sonradan) formlarının bulunduğunu gösterdiğine işaret eden Dr. Şalçini, “Doğuştan olan türde beyin, genetik veya erken gelişimsel faktörler nedeniyle yüz tanıma ağlarını hiç oluşturamazken; sonradan gelişen vakalarda inme (felç), kafa travmaları, beyin tümörleri, ensefalit gibi enfeksiyonlar veya Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklar ana etkendir. Beynin sağ alt temporal bölgesinde meydana gelen bir doku hasarı, bireyin o güne kadar sorunsuz çalışan yüz hafızasını aniden veya kademeli olarak silip atabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Hastalar yaşadıkları durumun klinik bir nörolojik bozukluk olduğunun farkında olmayabilir!</strong></p>
<p>Oliver Sacks’ın gözlemlerine atıfta bulunan Dr. Celal Şalçini, “Pek çok hasta yaşadığı bu sıra dışı durumun klinik bir nörolojik bozukluk olduğunun farkına varmadan yıllarca yaşayabilir.” dedi.</p>
<p>Özellikle doğuştan prosopagnozik olan bireylerin, herkesin dünyayı kendi gördükleri gibi algıladığını varsaydıklarını dile getiren Dr. Şalçini, “Bu sebeple durumlarını ‘isim hafızam zayıf’, ‘dikkatim dağınık’ veya ‘insanları birbirine karıştırıyorum’ diyerek geçiştirirler. Beyin, kişinin farkında olmadığı telafi mekanizmaları geliştirerek ses ve giysi detaylarıyla durumu maskelediğinden, gerçek teşhis sıklıkla yetişkinlik döneminde tesadüfen ya da nörolojik değerlendirmeler sonucunda koyulur.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kesin bir tıbbi veya cerrahi tedavisi yok!</strong></p>
<p>Yüz körlüğü, yalnızca algısal bir engel olmakla kalmayıp bireyin sosyal ve psikolojik dengesini de derinden sarstığına dikkat çeken Dr. Celal Şalçini, “Sokakta çok yakın bir arkadaşının yanından selam vermeden geçmek ya da bir yabancıya yakınlık göstermek, kişide zamanla yoğun bir mahcubiyet ve sosyal kaygı oluşturur. Çevresi tarafından sık sık ‘kibirli’, ‘soğuk’ ya da ‘ilgisiz’ olarak etiketlenen hastalar, yanlış anlaşılma korkusuyla kendilerini toplumdan soyutlamaya başlarlar. Sacks’ın eserlerinde de altı çizildiği üzere bu sürekli tetikte olma hâli, kişiyi zamanla insan ilişkilerinden uzaklaştırarak derin bir içe kapanma ve yalnızlığa sürükleyebilir.” dedi.</p>
<p>Hâlihazırda prosopagnozinin beyindeki hasarlı yüz tanıma mekanizmasını tamamen iyileştiren kesin bir tıbbi veya cerrahi tedavisi bulunmadığını ifade eden Dr. Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Nörolojik rehabilitasyon süreçlerinde beynin esneklik (nöroplastisite) yeteneğinden yararlanan bilişsel egzersizler denense de temel yaklaşım kişiye ‘telafi edici stratejiler’ öğretmektir. Tıpkı Oliver Sacks’ın vakası Dr. P.’nin insanları ve nesneleri zihninde müzikal ritimler ve belirli karakteristik ipuçlarıyla eşleştirerek hayatını sürdürmeyi başarması gibi; hastalara da kişileri ses tonu, konuşma ritmi, saç kesimi, duruş veya belirgin aksesuarlar üzerinden ayırt etme teknikleri kazandırılarak günlük yaşamlarını sürdürmeleri sağlanır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aynadaki-kisi-bile-yabanci-gelebiliyor-655775">Aynadaki kişi bile yabancı gelebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyni Gereksiz Bilgilerden Arındırmak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyni-gereksiz-bilgilerden-arindirmak-655751</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 08:45:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arındırmak]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bilgilerden]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gereksiz]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[işle]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655751</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anahtarınızı nereye koyduğunuzu unutuyor, bir odaya girince neden orada olduğunuzu hatırlayamıyor ya da yıllar önce yaşadığınız bir olayı tüm ayrıntılarıyla anımsarken dün tanıştığınız kişinin adını çıkaramıyor musunuz?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyni-gereksiz-bilgilerden-arindirmak-655751">Beyni Gereksiz Bilgilerden Arındırmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Anahtarınızı nereye koyduğunuzu unutuyor, bir odaya girince neden orada olduğunuzu hatırlayamıyor ya da yıllar önce yaşadığınız bir olayı tüm ayrıntılarıyla anımsarken dün tanıştığınız kişinin adını çıkaramıyor musunuz? Bu durum çoğu zaman endişe yaratsa da uzmanlara göre unutkanlık her zaman hastalık belirtisi değil. Aksine, beynin gereksiz bilgileri ayıklaması, önemli anıları koruması ve yeni bilgileri öğrenebilmesi için “unutma” mekanizmasına ihtiyacı var.</em></strong></p>
<p><strong><em>Peki, beyin bazen neden gerçekten gereksiz görünen bilgileri ya da yıllarca etkisinden çıkamadığımız travmatik anıları da saklıyor? Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt&#8217;a göre bunun temel nedenlerinden biri, beynin sık tekrar edilen ve duygusal açıdan önem taşıyan bilgileri daha güçlü biçimde pekiştirmesi. Bir düşünce, bir endişe ya da olumsuz bir deneyim zihinde ne kadar sık tekrar edilirse, ilgili sinir ağları da o kadar sık etkinleşiyor. Özellikle bu tekrarlar güçlü duygularla birlikte olduğunda, beyin bu bilgileri öncelikli olarak işlemeye eğilim gösteriyor ve anılar daha kalıcı hale gelebiliyor. Bu nedenle travmatik yaşantılar ya da sürekli zihni meşgul eden olumsuz düşünceler zaman içinde tamamen ortadan kalkmak yerine daha kolay hatırlanabiliyor ve uygun ipuçlarıyla yeniden tetiklenebiliyor. Yani bazen önemsiz görünen ayrıntılar aklımızda kalırken, gerçekten öğrenmek istediğimiz bilgileri kolayca unutabiliyoruz. Prof. Dr. Murat Kurt, beynin gereksiz yükünü hafifletmeye ve hafızayı daha verimli kullanmaya yardımcı olacak önemli öneriler paylaşıyor…</em></strong></p>
<p>Beynin bilgiyi kalıcı hale getirmesinin, sadece kaç kez karşılaşıldığına değil, o bilgiye ne kadar dikkat edildiğine ve derinlikle işlendiğine bağlı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Murat Kurt, dijital ortamda defalarca karşılaştığımız içeriklerin çoğunun aslında hafızada kalıcı bir iz bırakmadığını vurguluyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Tekrar, özellikle dikkat ve anlamlı işlemeyle birlikte olduğunda bellek izini güçlendirir. Buna karşılık, dijital ortamda hızla tüketilen içerikler çoğu zaman yüzeysel düzeyde işlendiği için aynı etkiyi oluşturmaz. Çünkü kaydırarak tükettiğimiz her ekran, beynin bilgiyi derinlemesine işlemesini gerektirecek koşulları oluşturmaz; tam tersine, çoğu içerik yüzeysel bir dikkat düzeyinde işlenip hızla yerini bir sonrakine bırakır. Dolayısıyla zihni bu tür yüzeysel tekrarlarla doldurmak, hafızayı güçlendirmek yerine gereksiz bilişsel yükü artırarak asıl önemli bilgilerin etkili biçimde işlenmesini zorlaştırabilir. Bu nedenle gereksiz bilişsel yükü azaltacak alışkanlıklar geliştirmek büyük önem taşıyor” diyor…</p>
<p><strong>Unutmak Beynin Hatası Değil, En Önemli Becerilerinden Biri</strong></p>
<p>Prof. Dr. Murat Kurt, “Günümüzde dijital dünyanın sunduğu sınırsız bilgi akışı, sürekli bildirimler, stres, düzensiz uyku ve çoklu görev yapma alışkanlığı hafızamızı her zamankinden daha fazla zorluyor. Ekranda kaydırdığımız her içerik saniyeler içinde bir sonrakiyle yer değiştiriyor; birçok içerik derinlemesine işlenemeden yerini bir sonrakine bırakıyor. Eskiden zihnin dış uyaranlardan uzak kalabildiği kısa dinlenme anları daha fazlaydı. Şimdi ise yürürken, beklerken, yemek yerken bile telefon ekranına bakıyoruz. Sürekli uyaranlara maruz kalmak, beynin önemli bilgileri derinlemesine işlemesini ve dikkatin yeniden düzenlenmesini zorlaştırabiliyor” şeklinde konuşuyor.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Kurt, hafızanın sanılanın aksine kusursuz çalışan bir kayıt cihazı olmadığını belirterek şu değerlendirmede bulunuyor: “İnsan beyni her gün milyonlarca uyaranla karşılaşıyor. Eğer bunların tamamını aynı ayrıntıyla saklasaydık, yeni bilgi öğrenmek ve doğru karar vermek çok daha zor olurdu; çünkü zihin, gerçekten önemli olanı bulmak için sürekli gereksiz ayrıntılar arasında kaybolurdu. Bu yüzden beynimiz, önemli gördüğü bilgileri güçlendirirken ihtiyaç duyulmayan ayrıntıları eleme eğilimindedir. Dolayısıyla unutmak, çoğu zaman bozuk değil, tam tersine sağlıklı çalışan bir hafızanın doğal ve gerekli bir sonucudur.”</p>
<p>“Beyin bir depo değil, bir editördür” diyen Prof. Dr. Murat Kurt’a göre hafıza yalnızca bilgiyi depolamıyor; dikkat, duygu, anlam ve tekrar gibi birçok faktörün etkisiyle sürekli olarak yeniden düzenleniyor, hatta her hatırlama anında bir bakıma yeniden yazılıyor. Bu nedenle güçlü bir hafıza kadar, “doğru bilgiyi tutup gereksizini bırakabilme” becerisi de bilişsel sağlığın önemli bir parçası olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Kurt, bu doğal unutmanın, örneğin travma sonrası hafıza kaybı ya da demans gibi durumlarda görülen patolojik unutmadan farklı olduğunun da altını çiziyor: “Burada bahsettiğimiz, beynin günlük işleyişinde kendiliğinden gerçekleşen, işlevsel bir süzme mekanizması. Hastalığa bağlı hafıza kayıplarıyla karıştırılmamalı.”</p>
<p><b><strong>Neden Odaya Girince Ne Yapacağımızı Unutuyoruz?</strong></b></p>
<p>Hemen herkesin zaman zaman yaşadığı bu durumun bilimsel bir açıklaması var. Psikoloji literatüründe “kapı eşiği etkisi” (doorway effect) olarak bilinen bu olgu, bir ortamdan diğerine geçildiğinde beynin içinde bulunduğu bağlamı güncellemesiyle ilişkilendiriliyor. Yeni bir ortama geçildiğinde, o sırada çalışma belleğinde tutulan bilgi dikkatin odağından çıkabiliyor ve ne yapmak için odaya girdiğimizi kısa süreliğine unutabiliyoruz. İlginç olan şu ki, bu etki tek başına, herhangi bir dikkat dağıtıcı olmadan bile ortaya çıkabiliyor. Sadece bir kapıdan geçmek bile beynin adeta “sayfayı çevirmiş” gibi yeni bağlama odaklanmasına yol açabiliyor.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Kurt, yoğun çalışma temposu, sık dikkat bölünmesi ve aynı anda birçok işle ilgilenme alışkanlığının bu tür unutkanlıkları daha sık yaşanır hale getirebildiğini belirterek şöyle diyor: “Sorun çoğu zaman hafızada değil, dikkattedir. Bir işi düşünürken telefon bildirimi geliyor, ardından başka biriyle konuşuyoruz, sonra başka bir odaya geçiyoruz. Dikkat sürekli bölündüğünde, çalışma belleğinde tutulan bilgiye erişmek zorlaşabiliyor. Bu nedenle ne yapmak için odaya girdiğimizi birkaç saniyeliğine unutabiliyoruz. Çoğu zaman birkaç saniye durup yeniden odaklandığımızda ya da bulunduğumuz bağlamı hatırlatan bir ipucu gördüğümüzde bilgi tekrar aklımıza geliyor”…</p>
<p><b><strong>Peki Ne Zaman Endişelenmeliyiz?</strong></b></p>
<p><b>Burada önemli olan, doğal unutkanlık ile tıbbi değerlendirme gerektirebilecek unutkanlığı birbirinden ayırabilmek. Toplumda en yaygın yanlış inanışlardan biri, her unutkanlığın yaşlanma ya da demansın habercisi olduğunun düşünülmesi. Oysa zaman zaman isim unutmak, anahtarın yerini karıştırmak ya da randevuları hatırlamakta gecikmek çoğu zaman normal kabul edilebilir. Asıl dikkat edilmesi gereken durum ise unutkanlığın günlük yaşamı belirgin biçimde etkilemesi; aynı soruların sık sık sorulması, tanıdık ortamlarda yön bulmakta zorlanılması ya da para yönetimi gibi günlük işleri yerine getirmede güçlük yaşanmasıdır.</b></p>
<p><b>Prof. Dr. Murat Kurt, “Her unutkanlığı hastalık olarak değerlendirmek doğru değil. Uykusuzluk, depresyon, kronik stres, yoğun iş temposu, bazı ilaçlar ve dikkat dağınıklığı da hafızayı önemli ölçüde etkileyebilir. Ancak unutkanlık kişinin günlük yaşamını belirgin biçimde aksatmaya başladığında ya da zaman içinde giderek kötüleştiğinde mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır” diyor.</b></p>
<p><b><strong>Kötü Anıların Olumsuz Etkisini Azaltmak Mümkün</strong></b></p>
<p>Travmatik ya da olumsuz anıları tamamen silmek günümüzde mümkün değil. Ancak psikoloji ve nörobilim alanındaki araştırmalar, bu anıların kişide oluşturduğu duygusal yükün, azaltılabileceğini gösteriyor. Prof. Dr. Murat Kurt’a göre amaç unutmak değil, anının yaşam üzerindeki etkisini azaltmak olmalı: “İnsan beyni kötü anıları tamamen silmek yerine onların duygusal yükünü zaman içinde yeniden düzenleyebilir. Psikoterapi, sağlıklı baş etme yöntemleri ve gerektiğinde profesyonel destek sayesinde kişinin anıyla kurduğu ilişki değişebilir.”</p>
<p>Peki genel olarak hafızamızı güçlü ve sağlıklı tutmak için neler yapabiliriz? Prof. Dr. Murat Kurt, özellikle yaşam boyu öğrenmenin ve zihinsel olarak aktif kalmanın hem genç hem de ileri yaşlarda bilişsel işlevlerin korunmasına önemli katkı sağlayabileceğini belirterek şu önerilerde bulunuyor: “Hafızayı korumak için tek bir mucize yöntem yok. Kaliteli uyku ve haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite yapmak oldukça önemli. Bunun yanında beynimizi yeni deneyimlerle karşılaştırmamız, yeni beceriler öğrenmemiz ve zaman zaman günlük rutinimizin dışına çıkmamız zihinsel esnekliği destekliyor. Güçlü sosyal ilişkiler kurmak ve sürdürmek, Akdeniz tipi gibi dengeli beslenme modellerini benimsemek, stresi etkili şekilde yönetmek ve özellikle odaklanma gerektiren işlerde dikkati sık sık bölen çalışma alışkanlıklarından kaçınmak da beyin sağlığını destekleyen temel yaşam alışkanlıkları arasında yer alıyor. Hafızayı güçlendirmek için mucize yöntemler aramak yerine beynimizi koruyan yaşam alışkanlıklarına odaklanmalıyız. Düzenli uyku, fiziksel hareket, zihinsel merak, sosyal yaşam ve odaklanarak öğrenme, hafızamız için yapabileceğimiz en değerli yatırımlardır. Unutmayalım; iyi çalışan bir beyin sadece hatırlayan değil, gerektiğinde unutabilen beyindir”…</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyni-gereksiz-bilgilerden-arindirmak-655751">Beyni Gereksiz Bilgilerden Arındırmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Wellness Bir Trend Değil, Bir Yaşam Kültürü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/wellness-bir-trend-degil-bir-yasam-kulturu-655736</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 08:28:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[Günlük Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[wellness]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655736</guid>

					<description><![CDATA[<p>Enerjiniz nasıl? Güne dinlenmiş uyanıyor musunuz? Kaslarınız sizi günlük yaşamda destekliyor mu? Kan şekeriniz dengeli mi?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/wellness-bir-trend-degil-bir-yasam-kulturu-655736">Wellness Bir Trend Değil, Bir Yaşam Kültürü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Enerjiniz nasıl? Güne dinlenmiş uyanıyor musunuz? Kaslarınız sizi günlük yaşamda destekliyor mu? Kan şekeriniz dengeli mi? Stresli bir günün ardından ne kadar hızlı toparlanabiliyorsunuz? Bu sorulara verilen yanıtların sağlığımızla ilgili düşündüğümüzden çok daha fazla bilgi verdiğini belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk,</strong> “Gerçek wellness, bu sorulara günlük yaşam içinde verilen yanıttır. Günümüzde Wellness kelimesi detoks paketlerinde, sosyal medya içeriklerinde, takviye reklamlarında sıklıkla karşımıza çıkıyor. Tüm bunlarla birlikte wellness tek seferlik bir deneyimden çok, günlük yaşamın içine yerleşen bir yaşam kültürüdür” diyor ve uzun ve sağlıklı yaşamın kaldırım taşı olan haftalık basit wellness planını paylaşıyor. </p>
<p><strong>“HASTALIK VAR MI, YOK MU?” SORUSU GERİDE KALDI!</strong></p>
<p>“Wellness” kelimesi detoks paketlerinde, sosyal medya içeriklerinde ve sıklıkla takviye reklamlarında karşımıza çıkıyor.  Peki wellness satın alınan tek seferlik bir deneyim olabilir mi? <strong>Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk</strong> bu soruya “Hayır” yanıtını veriyor. </p>
<p>Wellness’ın yalnızca rahatlamak, iyi hissetmek veya masaj yaptırmak olmadığının altını çizen <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>, “Gerçek anlamıyla wellness; kişinin fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal sağlığını her gün bilinçli seçimlerle desteklemesidir. Bir başka deyişle wellness, satın alınan tek seferlik bir deneyimden çok, günlük yaşamın içine yerleşen bir yaşam kültürdür” diyor. </p>
<p><strong>KENDİNİZE BU SORULARI SORUN</strong></p>
<p>Sağlığın “hastalık yokluğu” ile değerlendirilmesinin yetersiz olduğunu ifade eden <strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk</strong> 7 önemli soruya işaret ediyor: </p>
<ol>
<li>Enerjim nasıl?</li>
<li>Uykum kaliteli mi?</li>
<li>Kaslarım güçlü mü?</li>
<li>Kan şekerim dengeli mi?</li>
<li>Stres sonrası hızlı toparlanabiliyor muyum?</li>
<li>Bağışıklık sistemim ve metabolizmam beni destekliyor mu?</li>
<li>Önümüzdeki yıllar için sağlık rezervimi koruyabiliyor muyum?</li>
</ol>
<p>Bu sorulara günlük yaşam içinde verilen yanıtların gerçek wellness olduğunu belirten <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>, “Wellness sadece “iyi hissetmek” ya da birkaç saatlik rahatlama deneyimi değildir. Gerçek wellness, vücudun temel biyolojik ihtiyaçlarını doğru zamanda ve doğru şekilde karşılamaktır” diyor. </p>
<p><strong>WELLNESS = SAĞLIK REZERVİNİZİ KORUMAK</strong></p>
<p>Hastalık ortaya çıkmadan önce sağlığı koruma ve fonksiyonel kapasiteyi destekleme yaklaşımı olan wellness’ta kritik kavramlardan biri: sağlık rezervi. </p>
<p>Kas gücü, kalp ve akciğerin fitlik düzeyi, yerine göre şeker ve yağı kullanabilen metabolik esneklik, uyku kalitesi, bağışıklık dengesi ve stres toleransının yaş aldıkça yaşam kalitesini belirleyen temel rezervler olduğunu söyleyen <strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk</strong>, “Az hareket eden, kötü uyuyan, sürekli stres altında yaşayan, ultra işlenmiş gıdalarla beslenen ve toparlanmaya zaman ayırmayan bir bedenin sağlık rezervi zamanla azalır” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p>“Düzenli hareket eden, yeterli uyuyan, kan şekerini dengede tutan, kaslarını koruyan, stresini yönetebilen ve doğayla temas eden bir beden daha dirençli hale gelir. Wellness, bedeni daha dirençli, zihni daha dengeli ve yaşamı daha sürdürülebilir hale getirmektir” diyen <strong>Dr. Halil Ertürk</strong> günlük yaşamda kullanılabilecek basit ve uygulanabilir haftalık basit wellness rutinini paylaşıyor. </p>
<p><strong>HAFTALIK BASİT WELLNESS PLANI</strong></p>
<p><strong>“</strong>Wellness’ın gücü, yapılabilir olmasından gelir” diyen <strong>Dr. Halil Ertürk</strong> örnek bir başlangıç wellness rutinini anlatıyor. </p>
<p>Her gün 20-30 dakika yürüyüş yapmak, her öğünde protein ve lif tüketmek, yemek sonrası kısa hareket etmek ve birkaç dakikalık nefes egzersizi yapmak, uyku saatinizi düzenlemek iyi bir başlangıç olabilir. </p>
<p>Haftada 2-3 gün vücut ağırlığıyla direnç egzersizini programınıza ekleyebilirsiniz. Ağır direnç egzersizleri yerine squat, duvara şınav, plank, merdiven çıkma ve esneme hareketleri yeterli olabilir. </p>
<p>Haftada 1-2 gün duş sonunda kısa serin su uygulaması, daha uzun bir doğa yürüyüşü, ekransız bir zaman aralığı veya sosyal bağları güçlendirecek kaliteli bir buluşma da wellness planınıza eklenecek maddeler arasında yer alabilir. </p>
<p><strong>KİMLER DAHA DİKKATLİ OLMALI?</strong></p>
<p>Her wellness pratiğinin herkese aynı şekilde uygun olmadığını belirten <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>, “Özellikle yoğun egzersiz, soğuk maruziyeti, uzun açlık, sıcak-soğuk uygulamaları veya ileri biyohacking protokolleri bazı kişiler için riskli olabilir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p>Buna göre kalp-damar hastalığı olanlar, ritim bozukluğu yaşayanlar, kontrolsüz hipertansiyonu olanlar, diyabet ilacı veya insülin kullananlar, hipoglisemi eğilimi olanlar, gebeler, emzirenler, yeme bozukluğu öyküsü olanlar, ileri yaşta kırılgan bireyler, kronik böbrek veya karaciğer hastalığı olanlar ve aktif ciddi hastalığı bulunan kişiler bu uygulamaları mutlaka doktor değerlendirmesiyle planlamalı.</p>
<p><strong>KİŞİSEL SAĞLIK KÜLTÜRÜNÜZÜ OLUŞTURUN</strong></p>
<p>Gerçek wellness; sabah ışığıyla, kaliteli uykuyla, organik gıdayla, yemekten sonra yapılan yürüyüşle, kasları düzenli çalıştırmakla, nefes almayı hatırlamakla, doğayla ve insanlarla yeniden temas kurmakla başlar.</p>
<p><strong>WELLNESS HAYATINIZI SAĞLIKLI HALE GETİRME BİÇİMİ</strong></p>
<p>Wellness’ın her gün sağlığımızı destekleyen küçük ama bilinçli seçimler yapmak olduğunu söyleyen <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>, “Uzun vadede sağlığı belirleyen şey çoğu zaman sürdürülebilir alışkanlıklardır. Bu nedenle gerçek wellness’ın en güçlü cümlesi şudur: Sağlıklı yaşam, hayatın dışında ayrıca yapılan bir şey değil; hayatın kendisini daha sağlıklı hale getirme biçimidir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/wellness-bir-trend-degil-bir-yasam-kulturu-655736">Wellness Bir Trend Değil, Bir Yaşam Kültürü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuz ismine tepki vermiyorsa dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-ismine-tepki-vermiyorsa-dikkat-655697</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 00:15:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuz]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[ismine]]></category>
		<category><![CDATA[Luş]]></category>
		<category><![CDATA[Otizm Spektrum]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[tepki]]></category>
		<category><![CDATA[vermiyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655697</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, otizm spektrum bozukluğunun temel özellikleri, erken dönemde görülebilen belirtileri ile dil ve sosyal iletişim alanında neden olduğu güçlükler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-ismine-tepki-vermiyorsa-dikkat-655697">Çocuğunuz ismine tepki vermiyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, otizm spektrum bozukluğunun temel özellikleri, erken dönemde görülebilen belirtileri ile dil ve sosyal iletişim alanında neden olduğu güçlükler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Otizm, sosyal iletişim ve etkileşimde zorlanmalarla seyrediyor!</strong></p>
<p>Otizmin sosyal iletişim ve etkileşim alanlarında yaşanan güçlüklerin yanı sıra tekrarlayıcı, basmakalıp davranışlar ve duyusal hassasiyetlerle seyreden nörogelişimsel bir durum olarak tanımlandığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Günümüzde otizm, tek bir tablo yerine farklı özellik ve düzeylerin bir arada bulunduğu ‘otizm spektrum bozukluğu’ kavramıyla ele alınıyor.” dedi.</p>
<p>Geçmişte Asperger sendromu ve atipik otizm gibi ayrı tanılarla ifade edilen bazı durumların da artık otizm spektrumu içerisinde değerlendirildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Spektrumda özellikle sosyal iletişim ve etkileşim alanındaki güçlükler ön plana çıkıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>İlk belirtiler 1,5 yaş civarında görülebiliyor!</strong></p>
<p>Otizm spektrumuna ilişkin bazı belirtilerin yaklaşık 1,5 yaşından itibaren fark edilebildiğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Luş, şöyle devam etti:</p>
<p>“Çocuğun sosyal etkileşimde zorlanması, sosyal gülümsemeye karşılık vermemesi, ismiyle seslenildiğinde bakmaması veya seslenmeye tepki vermemesi erken dönemde dikkat çekebilen belirtiler arasında yer alıyor.</p>
<p>Bunun yanı sıra çocukların ebeveynleriyle birlikte oynanan ‘ce-ee’ gibi karşılıklı oyunlara katılmaması, bir nesne ya da yöne işaret edildiğinde oraya bakmaması ve çevresindeki kişilere ya da olaylara beklenen düzeyde ilgi göstermemesi de sosyal iletişim açısından değerlendirilmesi gereken işaretler arasında bulunuyor.”</p>
<p><strong>Dil gelişimindeki farklılıklar dikkat çekiyor!</strong></p>
<p>Otizm spektrumunda dil gelişiminin de farklı şekillerde etkilenebildiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Çocuğun hiç konuşmaması, konuşmanın yaşıtlarına göre gecikmesi veya konuşma gelişmiş olsa bile dilin sosyal iletişim amacıyla uygun şekilde kullanılmaması görülebiliyor.” dedi.</p>
<p>Özellikle ergenlik ve yetişkinlik döneminde ortaya çıkabilen durumlara da değinen Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Mecazları anlamakta zorlanma, sosyal iletişimi kendiliğinden başlatamama ve farklı sosyal ortamlara uygun dil kullanımı konusunda güçlük yaşama gibi durumlar da görülebiliyor. Bu özelliklerin görülme biçimi ve şiddeti, otizm spektrumundaki bireyler arasında farklılık gösterebiliyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Tekrarlayıcı davranışlar ve duyusal hassasiyetler görülebiliyor!</strong></p>
<p>Otizmin bir diğer önemli özelliğini davranışsal farklılıkların oluşturduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Tekrarlayıcı hareketler ve basmakalıp davranışlar bunlar arasında yer alıyor.” dedi.</p>
<p>Bunun yanında duyusal uyaranlara karşı aşırı hassasiyet (hipersensitivite) veya uyaranlara karşı beklenenden daha az tepki verme (hiposensitivite) görülebildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Luş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ses, ışık, dokunma veya diğer duyusal uyaranlara verilen tepkiler bireyden bireye değişebiliyor. Bu nedenle otizm spektrum bozukluğunun tek tip bir görünümünün olmadığı, belirtilerin farklı bireylerde farklı düzeylerde ve biçimlerde ortaya çıkabileceği unutulmamalı.</p>
<p>Erken dönemde fark edilen sosyal iletişim, dil gelişimi ve davranışsal farklılıkların uygun şekilde değerlendirilmesi, çocuğun ihtiyaçlarının belirlenmesi ve gelişiminin desteklenmesi açısından önem taşıyor.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-ismine-tepki-vermiyorsa-dikkat-655697">Çocuğunuz ismine tepki vermiyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>82 Yaşındaki Kadın, Sporla Bastonunu Attı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/82-yasindaki-kadin-sporla-bastonunu-atti-655652</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 23:09:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[82]]></category>
		<category><![CDATA[attı]]></category>
		<category><![CDATA[Baston]]></category>
		<category><![CDATA[bastonunu]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[sporla]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşındaki]]></category>
		<category><![CDATA[yavuz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655652</guid>

					<description><![CDATA[<p>Parkinson hastalığı sebebiyle denge bozukluğu yaşayan ve bastonla yürümek zorunda kalan 82 yaşındaki Kayalı Yavuz, Bağcılar Belediyesi Vefahâne Yaşam Merkezi’nde çözüme kavuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/82-yasindaki-kadin-sporla-bastonunu-atti-655652">82 Yaşındaki Kadın, Sporla Bastonunu Attı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><span><span><span><b>Parkinson hastalığı sebebiyle denge bozukluğu yaşayan ve bastonla yürümek zorunda kalan 82 yaşındaki Kayalı Yavuz, Bağcılar Belediyesi Vefahâne Yaşam Merkezi’nde çözüme kavuştu. 10 aylık özel bir spor eğitimi alan Yavuz, bastonu atıp normal bir şekilde yürümeye başladı.</b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Bağcılar’da yaşayan Kayalı Yavuz (82) Bağcılar Belediyesi Vefahane Yaşam Merkezi kursiyerlerinden biri. Sabah tesise gelen Yavuz, zamanının çoğunu burada akranlarıyla aktiviteler yaparak geçiriyor. Ancak parkinson hastası olan Yavuz, denge bozukluğu yaşıyor ve yürümekte zorlandığı için de baston kullanıyor.</span></span></span></p>
<p><span><span><span><b>10 aylık yorucu bir süreç geçirdi</b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Yaşlı kadınının rahatsızlığını fark eden Vefahane Yaşam Merkezi Kadın Spor Eğitmeni Gül Yorulmaz, kendisiyle özel olarak ilgilenmeye başladı. Yorulmaz, Yavuz için özel bir program hazırlayıp uygulamaya koyuldu. Spor salonunda her gün gerçekleştirilen egzersizlerle yaşlı kadının yürümesinde her geçen gün düzelmeler görüldü. 10 aylık yorucu sürecin sonunda Yavuz, bastonunu atıp normal bir şekilde yürümeye başladı.</span></span></span></p>
<p><span><span><span><b>Yaşam kalitem arttı</b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Zaman geçirmek için geldiği bu tesiste sağlığına kavuştuğunu söyleyen Yavuz, “Başta Bağcılar Belediye Başkanımız Yasin Yıldız olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Burada benimle çok yakından ilgilendiler. Spor hocamızın desteğiyle azmettim ve bastonsuz yürümeye başladım. Parkinkon hastalığımın getirdiği kas katılığı ve hareket kısıtlılığı sona erdi. Yaşam kalitem arttı” dedi.</span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/82-yasindaki-kadin-sporla-bastonunu-atti-655652">82 Yaşındaki Kadın, Sporla Bastonunu Attı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çankaya&#8217;da Gülümseten Hizmet</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cankayada-gulumseten-hizmet-655622</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 22:49:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[gülümseten]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655622</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çankaya Belediyesi, ağız ve diş sağlığı hizmetlerini ilçenin farklı noktalarındaki polikliniklerle vatandaşların ayağına götürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cankayada-gulumseten-hizmet-655622">Çankaya&#8217;da Gülümseten Hizmet</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>Çankaya Belediyesi, ağız ve diş sağlığı hizmetlerini ilçenin farklı noktalarındaki polikliniklerle vatandaşların ayağına götürüyor. Sosyal güvencesi olsun ya da olmasın tüm vatandaşlara ücretsiz sunulan hizmet kapsamında diş çekimi, dolgu, genel muayene ve diş taşı temizliği gibi çeşitli işlemler yapılıyor.</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Sağlık hizmetlerine erişimde eşitlik anlayışıyla çalışmalarını sürdüren Çankaya Belediyesi, ağız ve diş sağlığı hizmetlerini üç farklı noktada vatandaşlarla buluşturuyor. 100. Yıl, Yıldız ve Karapınar’da hizmet veren ağız ve diş sağlığı polikliniklerinden yararlanmak isteyen vatandaşlardan herhangi bir sosyal güvence şartı aranmıyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ücretsiz sunulan hizmet kapsamında diş çekimi, dolgu, genel muayene ve diş taşı temizliği işlemleri gerçekleştiriliyor. Böylece vatandaşlar, ağız ve diş sağlığı hizmetlerine kolay ve ücretsiz şekilde ulaşabiliyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>RANDEVU ÇANKAPP’TAN</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ağız ve diş sağlığı polikliniklerinde verilen hizmetlerden yararlanmak isteyen vatandaşlar, Çankapp mobil uygulaması üzerinden randevu oluşturabiliyor. Randevu sistemi sayesinde vatandaşlar kendilerine uygun gün ve saatte hizmet alabiliyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Çankaya Belediyesi’nin ücretsiz ağız ve diş sağlığı hizmeti sunduğu poliklinikler ve adresleri şöyle:</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>-100. Yıl Çankaya Evi Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği: İşçi Blokları Mahallesi, 1534. Sokak ile 1524. Sokak kesişimi</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>-Yıldız Hizmet Binası Prof. Dr. Nusret Fişek Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği: Sancak Mahallesi, 516. Sokak, Yıldız Hizmet Binası içi</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>-Karapınar Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği: Karapınar Mahallesi, 844. Cadde No: 7</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cankayada-gulumseten-hizmet-655622">Çankaya&#8217;da Gülümseten Hizmet</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayıflama iğnelerinde görünmeyen tehlike!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zayiflama-ignelerinde-gorunmeyen-tehlike-655616</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 22:45:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[iğnelerinde]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[safra]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655616</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda obezite tedavisinde çığır açan gelişmeler arasında gösterilen ve kamuoyunda ‘zayıflama iğnesi’ olarak bilinen GLP-1 grubu ilaçlar, milyonlarca kişinin kilo verme umudu haline geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-ignelerinde-gorunmeyen-tehlike-655616">Zayıflama iğnelerinde görünmeyen tehlike!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda obezite tedavisinde çığır açan gelişmeler arasında gösterilen ve kamuoyunda ‘zayıflama iğnesi’ olarak bilinen GLP-1 grubu ilaçlar, milyonlarca kişinin kilo verme umudu haline geldi. Ancak bu tedavilerin masum bir şekilde sadece iştahı azaltan bir yöntem olarak görülmesi ve özellikle sosyal medyadan etkilenerek ya da arkadaş tavsiyesiyle kullanılması ciddi sağlık sorunlarına hatta hayati riske neden olabiliyor! <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferhat Çetin</strong> “Çünkü bu ilaçlar yalnızca kilo kaybını hedeflemiyor; metabolizma, hormon dengesi ve kan şekeri düzenlenmesi üzerinde de etkili güçlü tıbbi tedaviler arasında yer alıyor. Bilinçsiz kullanımı pankreas, safra kesesi ve sindirim sistemi başta olmak üzere pek çok organı olumsuz etkileyebiliyor” diyor. Dr. Çetin, zayıflama iğnesinde 5 hayati kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Uzman kontrolü şart!</strong></p>
<p>Zayıflama iğnelerinin, her kilo vermek isteyen kişi için uygun olmadığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferhat Çetin şöyle konuşuyor: “Unutulmamalı ki, bu ilaçlar bir takviye ürünü ya da vitamin- mineral desteği değil; insülin direnci, kalp- damar hastalıkları, karaciğer yağlanması, diyabet gibi pek çok metabolik bozukluk ve hastalığın altında yatan hormonal bozuklukları düzelten bir tıbbi tedavi ajanıdır. Nasıl ki antibiyotiği, kemoterapiyi ya da apandisit cerrahisini profesyonel ellere emanet ediyoruz, bu tedaviyi de mutlaka uzman kontrolünde kullanmak elzemdir. İnternetten edinilen bilgiler doğrultusunda tedaviye başlamak, doz değiştirmek veya ilacı kontrolsüz şekilde temin etmek sağlık açısından ciddi risk oluşturur.”</p>
<p><strong>Bu hastalıklarınız varsa kullanmayın!</strong></p>
<p>Daha önce pankreatit geçirenler, safra taşı veya safra yolu hastalığı bulunanlar, medüller tiroit kanseri açısından risk taşıyanlar ve ileri düzey mide-bağırsak sistemi hastalığı olan kişilerde bu ilaçların kullanımı ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Ayrıca kontrol altında olmayan kalp-damar hastalıkları, çok yüksek trigliserid düzeyleri, kronik alkol kullanımı ve ailede pankreas veya safra hastalığı öyküsü bulunan kişiler de mutlaka ayrıntılı değerlendirilmelidir. Tedavi kararı yalnızca kiloya göre değil, kişinin tüm sağlık geçmişi dikkate alınarak verilmelidir.</p>
<p><strong>Tedavi öncesi bu tetkikleri mutlaka yaptırın!</strong></p>
<p>Obezite tedavisinde doğru ilaç kadar doğru değerlendirme de hayati önem taşır. Tedavi öncesinde açlık kan şekeri, HbA1c, insülin direnci, kolesterol ve trigliserid düzeyleri ile karaciğer, böbrek ve tiroit fonksiyonlarının değerlendirilmesi gerekir. Gerektiğinde safra kesesi ve pankreasın ultrasonografiyle incelenmesi, gizli kalmış sağlık sorunlarının ortaya çıkarılmasını sağlayabilir. Yapılmayan her tetkik, gözden kaçabilecek bir riski de beraberinde getirir.</p>
<p><strong>Dozu kendiniz değiştirmeyin!</strong></p>
<p>Dr. Ferhat Çetin “&#8221;Biraz daha fazla kullanırsam daha hızlı kilo veririm&#8221; düşüncesi en tehlikeli hatalardan biridir. Bu ilaçlarda doz artışı belirli bir plan doğrultusunda ve yalnızca hekim kontrolünde yapılmalıdır. Gereğinden hızlı doz artırılması bulantı, kusma, şiddetli mide-bağırsak yakınmaları, sıvı kaybı ve tedavinin bırakılmasına neden olabilecek yan etkilere yol açabilir. Aynı şekilde ilacı düzensiz kullanmak veya enjeksiyon günlerini değiştirmek de tedavinin etkinliğini azaltabilir” diyor.</p>
<p><strong>Bu belirtilerde hemen doktora danışın</strong></p>
<p>Tedavi sırasında gelişen her yakınma ‘normal yan etki’ olarak değerlendirilmemelidir. Özellikle şiddetli ve geçmeyen karın ağrısı, sürekli kusma, sarılık, koyu renk idrar veya yüksek ateş gibi belirtiler pankreas ya da safra yollarıyla ilgili ciddi bir sorunun habercisi olabilir. Bu belirtiler ortaya çıktığında ilacı kendi kendine kullanmaya devam etmek yerine zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>
<p><strong>xxxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>İlacı bırakınca bu hataya düşmeyin!</strong></p>
<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferhat Çetin, zayıflama iğnesi kullanımında en sık yapılan hatalardan birinin tedavi sonrası eski alışkanlıklara dönmek olduğunu vurguluyor. Dr. Çetin, “Tedavinin bitmesi sürecin tamamlandığı anlamına gelmez. Amaç yalnızca kilo vermek değil, verilen kiloyu koruyacak sağlıklı yaşam alışkanlıklarını kazanmaktır. Beslenme ve hareket düzeni değişmezse, ilacın iştah azaltıcı etkisi ortadan kalktığında kilolar yeniden alınabilir” diyor. Tedavi sonrası özellikle ilk 3-6 ayda kilo, bel çevresi ve metabolik değerlerin düzenli takibi büyük önem taşıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-ignelerinde-gorunmeyen-tehlike-655616">Zayıflama iğnelerinde görünmeyen tehlike!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İş ve tatil yolculuklarında pıhtı riskini azaltan 8 önlem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/is-ve-tatil-yolculuklarinda-pihti-riskini-azaltan-8-onlem-655571</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 21:49:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltan]]></category>
		<category><![CDATA[bacak]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[Pıhtı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuklarında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655571</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uçak, otobüs veya otomobillerle saatlerce süren tatil ya da iş yolculukları vücudumuzun hareketsiz kalmasına neden oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/is-ve-tatil-yolculuklarinda-pihti-riskini-azaltan-8-onlem-655571">İş ve tatil yolculuklarında pıhtı riskini azaltan 8 önlem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uçak, otobüs veya otomobillerle saatlerce süren tatil ya da iş yolculukları vücudumuzun hareketsiz kalmasına neden oluyor. Dört saatten uzun süren yolculuklarda bacakların uzun süre aynı pozisyonda kalması, toplardamar dolaşımını yavaşlatarak pıhtı oluşumu riskinin artmasına neden olabiliyor. Oluşan pıhtıların akciğerlere ulaşması ise hayatı ciddi şekilde tehdit edebilen pulmoner emboliye yol açabiliyor<strong>. </strong>Memorial Bodrum Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Filiz Bakkal,<strong> </strong>pıhtı riskini en aza indirmek için<strong> </strong>uzun yolculuklarda alınabilecek basit önlemler hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Saatlerce hareketsiz kalmak riski artırıyor</strong></p>
<p>Derin ven trombozu (DVT), çoğunlukla bacakların derin toplardamarlarında pıhtı oluşmasıyla ortaya çıkan bir hastalıktır. Uzun süre hareketsiz kalındığında bacak toplardamarlarındaki kan akımı yavaşlamasıyla kan göllenerek pıhtı oluşabilir. İş veya tatil yolculuklarında uçak, otobüs ya da otomobilde saatlerce aynı pozisyonda oturmak, bacaklardaki toplardamar dolaşımının yavaşlamasına neden olur. Özellikle daha önce pıhtı öyküsü bulunan, yakın zamanda ameliyat veya hastanede yatış geçmişi olan, aktif kanser hastalığı olan, ileri yaşta veya fazla kiliolu kişilerde pıhtı oluşma riski daha yüksektir. Yaz aylarında çıkılan yolculuklarda sıcak havaya bağlı olarak sıvı kaybı daha fazla olmaktadır. Bu dönemlerdeki yolculuklarda yeterli sıvı tüketilmelidir. Ancak pıhtı oluşumu açısından en önemli risk faktörlerinden biri uzun süreli hareketsizliktir. </p>
<p><strong>Akciğere ulaşan pıhtı hayati riske neden olabiliyor</strong></p>
<p>Derin ven trombozu her zaman belirgin belirtilerle ortaya çıkmayabilir. Ancak özellikle uzun yolculuk sonrasında tek bacakta şişlik, ağrı veya hassasiyet, kızarıklık ve ısı artışı gibi belirtiler görülmesi durumunda tıbbi değerlendirme yapılması önem taşır. Pıhtının akciğere ulaşması halinde ise ani nefes darlığı, göğüs ağrısı, çarpıntı, baş dönmesi veya bayılma ve kanlı öksürük gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Bu belirtilerin görülmesi durumunda acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>
<p><strong>Yolculuk sırasında pıhtı riskini azaltmak için…</strong></p>
<p>Günümüzdeki ulaşım araçları en uzak yolu bile en kısa zamanda gitme olanağı sağlarken önlem alınmadığı taktirde bazı sağlık sorunları ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle uzun süreli yolculuklarda pıhtı riskini en aza indirmek ve bacak dolaşımını desteklemek için bu önlemlerin alınması gerekir;</p>
<ol>
<li><strong>Düzenli hareket edin:</strong> Uygun olduğunda koltuğunuzdan kalkarak koridorda kısa yürüyüşler yapın.</li>
<li><strong>Otomobil yolculuklarında mola verin:</strong> Uzun süre kesintisiz araç kullanmak yerine düzenli aralıklarla durup birkaç dakika yürüyün</li>
<li><strong>Ayak bileklerinizi çalıştırın:</strong> Oturduğunuz yerde ayak bileklerinizi yukarı-aşağı hareket ettirin ve dairesel hareketler yapın.</li>
<li><strong>Baldır kaslarınızı aktif tutun:</strong> Ayak parmaklarınızı ve topuklarınızı sırayla kaldırarak baldır kaslarınızı çalıştırın.</li>
<li><strong>Bacak bacak üstüne atmayın</strong>: Uzun süre aynı pozisyonda oturmak yerine bacaklarınızı mümkün olduğunca rahat ve hareket edebilecek şekilde konumlandırın.</li>
<li><strong>Yeterli sıvı alın:</strong> Yolculuk boyunca susamayı beklemeden düzenli olarak su tüketmeye özen gösterin.</li>
<li><strong>Sıkı kıyafetlerden kaçının:</strong> Bel ve bacak bölgesini aşırı sıkan kıyafetler yerine rahat kıyafetler tercih edin. </li>
<li><strong>Risk grubundaysanız hekiminize danışın:</strong> Daha önce pıhtı geçirdiyseniz veya pıhtı açısından başka risk faktörleriniz bulunuyorsa yolculuk öncesinde doktorunuzla görüşün. Kompresyon çorabı veya ilaçla korunma gibi yöntemlerin gerekip gerekmediği kişinin risk durumuna göre hekim tarafından değerlendirilmelidir. </li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/is-ve-tatil-yolculuklarinda-pihti-riskini-azaltan-8-onlem-655571">İş ve tatil yolculuklarında pıhtı riskini azaltan 8 önlem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu hastalık kornea nakline götürüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-hastalik-kornea-nakline-goturuyor-655553</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 21:17:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[götürüyor]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Keratokonus]]></category>
		<category><![CDATA[Kornea]]></category>
		<category><![CDATA[nakline]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655553</guid>

					<description><![CDATA[<p>Korneanın incelerek öne doğru sivrilmesine neden olan keratokonusta uygulanan her yöntemin amacı aynı olmayabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastalik-kornea-nakline-goturuyor-655553">Bu hastalık kornea nakline götürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Korneanın incelerek öne doğru sivrilmesine neden olan keratokonusta uygulanan her yöntemin amacı aynı olmayabilir. Bazı uygulamalar hastalığın ilerlemesini durdurmayı hedeflerken, bazı seçenekler hastanın görme kalitesini artırmak amacıyla değerlendirilebilir. Uzmanlar, tedaviden beklenen sonucun hastalığın evresine ve korneanın yapısına göre değişebileceğine dikkat çekiyor. Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Anıl Kubaloğlu, keratokonusun ilerleyici özelliği nedeniyle öncelikle hastalığın aktif olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Kubaloğlu, “Keratokonus erken dönemde teşhis edildiğinde, hastalığın ilerlemesini durdurmakta çok başarılı sonuçlar alıyoruz” dedi.</p>
<p>Çocukluk ve ergenlik döneminde başlayan görme bozukluklarında keratokonus hastalığına dikkat çeken Prof. Dr. Kubaloğlu, gelişen düzensiz astigmatizma nedeniyle yani gözümüzün ön yüzeyinde kornea adı verilen saydam tabaka yüzeyindeki düzensizliklerin ışık kırma kusuruna yol açarak, nesnelerin görüntüsünü bulanıklaştırmasıyla hastalarda ilk olarak görmenin etkilendiğini söyledi.</p>
<p><strong>Sık Göz Ovuşturanlar Dikkat</strong></p>
<p>Göz ovuşturmanın keratokonus hastalığında ciddi görme kaybına neden olabildiğini belirten Prof. Dr. Kubaloğlu, &#8220;Özellikle kaşıntı nedeniyle birçok hasta refleks olarak gözlerini ovuşturur. Ancak, bu alışkanlık kornea dokusunda incelme ve sivrilme sonucu ilerleyici bir hastalık olan keratokonusa yol açabilir. Başlangıçta hastalar gelişen astigmatizmaya bağlı bulanık görmeden şikayet eder. Teşhis ve tedavi edilmediğinde gözlüklerle dahi net görememe şeklinde ortaya çıkan, ileri derecede görme kaybına neden olabilir&#8221; dedi. Prof. Dr. Kubaloğlu, aileleri de uyararak, hastalığın belirtilerini şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li>Göz ovuşturma</li>
<li>Gözlüklerle net görememe</li>
<li>Gözlük numarasında hızlı değişim</li>
<li>Gözler arasında belirgin numara farkı</li>
<li>Hızla gelişen astigmat</li>
<li>Gece sürüş zorluğu</li>
<li>Cisimlerin gölgeli görülmesi</li>
<li>Yeni gözlüklerle rahat edememe</li>
</ul>
<p><strong>Kornea Tomografisi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kubaloğlu, keratokonusta düzenli takibin tedavi kadar önemli olduğunu belirterek, kornea tomografisi ile birlikte detaylı göz muayenesinin şart olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Geç Teşhisten Kaçının</strong></p>
<p>Keratokonusun geç teşhis edildiğinde kornea nakline bile götürebildiğini söyleyen Prof. Dr. Kubaloğlu, &#8220;Ülkemizde kornea nakli için başvuran hastalarını üçte biri keritokonus hastasıydı. Bu gerçekten ciddi bir oran. Bunun için bu hastalıkta erken teşhis çok önemli&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Çapraz Bağlama Yöntemiyle Tedavi</strong><br />Prof<strong>. </strong>Dr. Kubaloğlu, keratokonusun ilerleyici özelliği nedeniyle öncelikle hastalığın aktif olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini belirterek, &#8220;Keratokonus erken dönemde teşhis edildiğinde, hastalığın ilerlemesini durdurmakta çok başarılı sonuçlar alıyoruz. Çapraz bağlama (Cross-linking) tedavisi yapıyoruz. Temel amaç ilerlemeyi kontrol altına almak. Özellikle çocukluk ve gençlik döneminde daha hızlı ilerleyebilen keratokonusta, korneadaki kollajen liflerin güçlendirilmesini amaçlayan çapraz bağlama uygulaması değerlendirilebilir. Bu yöntemin temel hedefi korneanın daha fazla incelmesini ve şekil bozukluğunun ilerlemesini kontrol altına almaktır. Ancak hastalığın durdurulması, mevcut göz numarasının tamamen ortadan kalkacağı veya görmenin kendiliğinden artacağı anlamına gelmeyebilir. Uygulama sonrasında hastaların gözlük ya da kontakt lens kullanmaya devam etmesi gerekebilir&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Hangi Hastaya Hangi Tedavi Yapılır?</strong><br /> Görmeyi artırmak için tedavide farklı seçeneklerin değerlendirilebileceğini de söyleyen Prof. Dr. Kubaloğlu, &#8220;Keratokonusta oluşan düzensiz astigmatizma nedeniyle standart gözlükler bazı hastalarda yeterli görme sağlayamayabilir. Bu durumda, keratokonusa özel sert veya hibrit lensler, hastanın kornea yapısına göre görmeyi artırmak amacıyla değerlendirilebilir. Gözlük ve kontakt lenslerle yeterli görme elde edilemeyen olgularda ise görmeyi artırmak için kornea içi halka uygulamaları, kornea topografi kılavuzlu lazer tedavileri veya ileri evrelerde kornea nakli seçenekler arasındadır. Hangi yöntemin tercih edileceği; kornea kalınlığı, hastalığın derecesi, ilerleme durumu ve hastanın görme ihtiyacı birlikte değerlendirilerek, belirlenebilir&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Her Hastaya Özel Yöntem</strong><br /> HER hastaya aynı yöntem uygulanmayabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Kubaloğlu, şöyle dedi: &#8220;Keratokonus tedavisinde tek bir uygulamanın bütün hastaların ihtiyacını karşılaması mümkün olmayabilir. Bir hastada öncelik, hastalığın ilerlemesini durdurmak, başka bir hastada görme kalitesini artırmaya yönelik seçeneklere ihtiyaç duyulabilir. Bazı olgularda ise iki hedefin farklı aşamalarda birlikte ele alınması gerekebilir. Bu nedenle hastaların uygulama öncesinde yöntemin hangi amaçla önerildiğini, görme seviyesinde nasıl bir değişiklik beklenebileceğini ve gözlük ya da lens ihtiyacının devam edip etmeyeceğini hekimleriyle ayrıntılı şekilde değerlendirmesi önem taşıyor.&#8221;</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de de Tarama Programı Başlatılmalı</strong><br /> Bazı Avrupa ve Uzak Doğu ülkelerinde çocukların ilkokula başlarken keratokonus taramasından geçtiğini örnek olarak gösteren Prof. Dr. Kubaloğlu, şu önerilerde bulundu: &#8220;Çocuklarda kornea tomografisi taraması yapıyorlar. Çünkü çocuğu o yaşta yakalarsanız, yaptığımız çapraz bağlama tedavisiyle çocuğun görmesini, yani hayatını kurtarabiliyoruz. Yani bir bireyi engellilikten, hayat boyu engelli olmaktan kurtarıyorsunuz. Ülkemizde de bu hastalık tarama programına alınmalı. Çocuk ilkokula başlarken taraması yapılmalı. Erken teşhis ile çapraz bağlama tedavisi yüzde 90-95 oranında başarılı bir tedavi. Erken dönemde yaptığınız tedavide hastanın basit bir gözlükle ya da basit bir lensle görmesini koruyabiliyorsunuz.&#8221;</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastalik-kornea-nakline-goturuyor-655553">Bu hastalık kornea nakline götürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekime 50 Milyon Dolarlık Tazminat Davası Açıldı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekime-50-milyon-dolarlik-tazminat-davasi-acildi-655548</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Aug 2026 23:15:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[50]]></category>
		<category><![CDATA[açıldı]]></category>
		<category><![CDATA[davası]]></category>
		<category><![CDATA[dolarlık]]></category>
		<category><![CDATA[hekime]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[tazminat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655548</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekimler, yüksek meblağlara ulaşan tazminat davalarına sert tepki gösterdi. Türk Tabipleri Birliği ve İstanbul Tabip Odası bu konuda ortak bir açıklama yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekime-50-milyon-dolarlik-tazminat-davasi-acildi-655548">Hekime 50 Milyon Dolarlık Tazminat Davası Açıldı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde hekimlere karşı açılan ve çok yüksek meblağlara ulaşan tazminat davaları ile ceza yargılamaları, artık münferit uyuşmazlıklar olmaktan çıkmış; sağlık hizmetinin geleceğini, hekimlerin mesleki bağımsızlığını, hasta güvenliğini ve toplumun nitelikli sağlık hizmetine erişimini tehdit eden yapısal bir sorun haline gelmiştir.</p>
<p>Son olarak, İstanbul’da özel bir sağlık kuruluşunda görev yapan bir çocuk hekimine karşı 50 milyon ABD doları tutarında tazminat talebiyle dava açıldığı kamuoyuna yansımıştır. Daha önce bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı hakkında yaklaşık 78 milyon TL, bir kulak burun boğaz uzmanı hakkında ise 109 milyon TL tutarında tazminat kararlarının gündeme gelmesi; ayrıca hekimler hakkında ceza davaları, hapis cezaları ve gözaltı işlemlerinin uygulanması, mevcut sistemin hekimler bakımından öngörülemez ve ağır sonuçlar doğurduğunu göstermektedir.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/08/hekime-50-milyon-dolarlik-tazminat-davasi-acildi-0-neiPYK4B.jpeg"/> <img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/08/hekime-50-milyon-dolarlik-tazminat-davasi-acildi-1-d1XXacey.jpeg"/></p>
<p>Türk Tabipleri Birliği ve İstanbul Tabip Odası olarak yıllardır uyarıyoruz</p>
<p>Hekimleri ekonomik ve hukuki açıdan yıkıma uğratabilecek bir tazminat ve ceza sistemi, yalnızca hekimleri değil, sağlık hizmetinin bütününü tehdit etmektedir. Böyle bir ortam, sağlık hizmeti sunumunda defansif tıp uygulamalarını artırmakta; hekimlerin riskli vakalara müdahale etmekten kaçınmasına, yüksek riskli uzmanlık alanlarının tercih edilmemesine ve sonuçta toplumun nitelikli sağlık hizmetine erişiminin zayıflamasına yol açmaktadır.</p>
<p>Hasta haklarının korunması, sağlık hizmeti nedeniyle ortaya çıkan zararların giderilmesi ve kusurlu tıbbi uygulamaların tespit edilmesi kuşkusuz vazgeçilmezdir. Ancak sağlık hizmeti sunumunda karşılaşılan her olumsuz sonucun yalnızca hekimin kişisel kusuru olarak değerlendirilmesi ve hekimlerin ömür boyu çalışsalar dahi karşılayamayacakları tazminatlarla karşı karşıya bırakılması, hasta güvenliğini ve sağlık hakkını koruyan adil ve sürdürülebilir bir yöntem değildir.</p>
<p>Tıbbın birinci kuralı “primum non nocere”, yani “önce zarar verme”dir. Yapılan her girişim, verilen her ilaç istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Altı yıllık tıp eğitimi, sonrasında yapılan 4-6 yıllık uzmanlık eğitimleri, yan dal eğitimleri, hekimlerin her yıl katıldıkları kongreler, kurslar, çevrimiçi etkinlikler hep bu istenmeyen sonuçları önlemek, hastalarına en doğru ve sağlıklı hizmeti vermek üzerinedir. Buna rağmen komplikasyonlarla karşılaşmak kaçınılmazdır. Hiçbir insan aynı değildir. Anatomisinde, fizyolojisinde, hormonal sisteminde farklılıklar vardır. Aynı insanın dahi farklı yaşlardaki metabolizması farklıdır. Dolayısıyla her insanın uygulanacak tedaviye vereceği yanıt da aynı olmayabilir.</p>
<p>Tıbbi uygulamalarda, tıbbın doğası gereği belirli riskler bulunmaktadır. Hastanın yaşı, mevcut hastalıkları, başvuru koşulları, sağlık kuruluşunun olanakları, çalışma koşulları, sağlık ekibinin yapısı, kullanılan tıbbi teknolojiler, başvuru ve sevk süreçleri ile hekimin sahip olduğu olanaklar birlikte değerlendirilmeden yalnızca sonuca bakılarak kusur tespit edilemez. Bu nedenle komplikasyon ile kusurlu tıbbi uygulama birbirine karıştırılmamalıdır.</p>
<p>Komplikasyon ile kusurlu tıbbi uygulama arasındaki ayrım; bilimsel, tarafsız, bağımsız ve ilgili uzmanlık alanlarından oluşan kurullar tarafından, olayın tüm koşulları değerlendirilerek yapılmalıdır. Eksik personel, artan iş yükü, yoğun emek gerektiren çalışma biçimi, yetersiz muayene ve değerlendirme süreleri, yoğun nöbet yükü, sağlık kuruluşlarının organizasyon eksiklikleri, tıbbi cihaz ve altyapı sorunları, sevk zincirindeki aksaklıklar ve sağlık hizmetinin örgütlenme biçiminden kaynaklanan yapısal sorunların sonuçları yalnızca hekimin bireysel sorumluluğuna indirgenemez.</p>
<p>Hekim tek başına sağlık sistemi değildir. Amaç yalnızca bir kişiyi cezalandırmak değil; zararın nedenlerini ortaya çıkarmak, aynı zararın tekrarını önlemek, hastanın uğradığı zararı hızlı ve adil biçimde karşılamak ve sağlık hizmetinin güvenliğini geliştirmek olmalıdır.</p>
<p>Bugün çocuk sağlığı ve hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum, genel cerrahi, beyin cerrahisi, çocuk cerrahisi, kalp ve damar cerrahisi gibi yüksek riskli alanlarda çalışan hekimler, mesleki sorumluluğun yanı sıra giderek büyüyen hukuki ve ekonomik risklerle de karşı karşıyadır. Bu durum hekimlerin riskli branşlardan uzaklaşmasına, genç hekimlerin bu uzmanlıkları tercih etmemesine ve mevcut uzmanların çalışma koşullarının daha da ağırlaşmasına yol açmaktadır. Riskli dallarda hekim açığı derinleşirken, ilerleyen yıllarda hastaların tıbbi bakımını üstlenecek hekim bulunamaması riski de büyümektedir.</p>
<p>Bu ortam kaçınılmaz olarak defansif tıp uygulamalarını artıracaktır. Hekimler, hastanın yararına olan en uygun tıbbi kararı vermek yerine, yalnızca hukuki riskten kaçınmak amacıyla gereksiz tetkik istemeye, gereksiz konsültasyon ve sevk yapmaya veya yüksek riskli hastalara müdahale etmekten kaçınmaya zorlanacaktır. Bunun bedelini yalnızca hekimler değil, tüm toplum ödeyecektir.</p>
<p>Bir hekimin, “Yaptığım her tıbbi müdahale sonucunda hayatım boyunca karşılayamayacağım bir tazminatla karşılaşabilir miyim veya ceza alır mıyım?” kaygısıyla çalışması, ne hekimlik mesleğinin bilimsel gerekleriyle ne hasta güvenliğiyle ne de toplum yararı ile bağdaşır.</p>
<p>Özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimler de hukuki güvenceye alınmalıdır</p>
<p>2022 yılında yapılan düzenlemelerle kamu kurumlarında görev yapan hekimler bakımından mesleki sorumluluk süreçlerine ilişkin belirli güvenceler öngörülmüş olmakla birlikte, özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimler bakımından aynı açıklıkta, etkinlikte ve öngörülebilirlikte bir güvence mekanizması bulunmamaktadır. Oysa aynı sağlık hizmetini sunan hekimin kamu ya da özel sektörde çalışıyor olması, temel hukuki güvenceler bakımından farklı sonuçlara yol açmamalıdır. Sağlık hizmetinin kamusal niteliği, bu hizmeti sunan hekimin hangi kurumda veya hangi statüde çalıştığından bağımsız olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p>Türk Tabipleri Birliği ve İstanbul Tabip Odası, sağlık hizmetinden kaynaklanan zararların karşılanmasına karşı değildir. Aksine, zarar gören hastaların haklarının etkin biçimde korunmasını, zararların hızlı ve adil biçimde giderilmesini ve aynı zararların tekrarını önleyecek hasta güvenliği sistemlerinin kurulmasını savunmaktadır. Ancak bunun için mesleki sorumluluk rejiminin yalnızca bireysel cezalandırma ve yüksek tazminat baskısı üzerinden değil; bilimsel değerlendirme, kök neden analizi, kurumsal sorumluluk, hasta güvenliği ve kamusal güvence ilkeleri temelinde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.</p>
<p>Bu kapsamda;</p>
<p>Sağlık hizmeti kaynaklı zararların bütüncül biçimde değerlendirilmesini sağlayacak yasal ve idari mekanizmalar oluşturulmalıdır.<br /> Komplikasyon ile kusurlu tıbbi uygulama ayrımı bilimsel ölçütlerle ve olayın tüm koşulları dikkate alınarak yapılmalıdır.<br /> Bilirkişi değerlendirmeleri bağımsız, tarafsız ve ilgili uzmanlık alanlarının bilimsel temsilcilerince gerçekleştirilmelidir.<br /> Ceza ve tazminatların belirlenmesinde ölçülülük ilkesi gözetilmelidir.<br /> Kamu ve özel sektörde çalışan hekimler arasındaki hukuki güvence farklılıklarını ortadan kaldıracak düzenlemeler yapılmalıdır.<br /> Zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortası gerçekçi ve etkin bir güvenceye dönüştürülmeli; sigorta primlerinin işveren tarafından karşılanması sağlanmalıdır.<br /> Sağlık hizmetinden kaynaklanan zararların nedenlerini araştıran ve aynı hataların tekrarını önlemeye yönelik düzeltici ve önleyici çalışmalar geliştiren hasta güvenliği sistemi oluşturulmalıdır.<br /> Sağlık hizmetiyle ilişkili zararların hastalar açısından hızlı ve adil biçimde karşılanmasını, hekimlerin ise bireysel ekonomik yıkıma uğramadan ve malpraktis korkusu altında kalmadan tıbbi gereklilikler doğrultusunda mesleklerini sürdürebilmesini sağlayacak kamusal bir fon kurulmalıdır.<br /> Bir hekimin ömrü boyunca elde edemeyeceği bir servetin tek bir tazminat talebi olarak önüne konulması, adalet duygusunu da sağlık hizmetinin geleceğini de zedelemektedir.</p>
<p>Türk Tabipleri Birliği ve İstanbul Tabip Odası olarak Sağlık Bakanlığı’nı, Adalet Bakanlığı’nı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni göreve çağırıyoruz:</p>
<p>Sağlık hizmeti kaynaklı zararların hastalar açısından hızlı ve adil biçimde karşılanması, hekimlerin ise malpraktis korkusu altında kalmadan tıbbi gereklilikler doğrultusunda mesleklerini sürdürebilmesi için; bağımsız uzman heyetlerin bilimsel değerlendirmeleri doğrultusunda, hataların kök nedenlerini belirleyip önleyici ve düzeltici çalışmalar geliştiren, bütüncül bir kamusal mesleki sorumluluk sistemi derhal oluşturulmalıdır.</p>
<p>Çünkü mesele yalnızca hekimlerin maddi varlığı değildir. Mesele, yarın hangi hekimin hangi branşı seçebileceği, hangi hekimin riskli bir hastaya müdahale etmekten çekinmeyeceği ve toplumun nitelikli sağlık hizmetine erişip erişemeyeceğidir.</p>
<p>Bugün hekimleri yıkıma uğratan tazminat ve ceza sistemi, yarın halkın sağlık hakkını da tehdit edecektir.</p>
<p>Türk Tabipleri Birliği ve İstanbul Tabip Odası olarak; hasta haklarının, hekim haklarının ve toplumun sağlık hakkının birlikte korunacağı bilimsel ve kamusal bir sistem kuruluncaya kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.</p>
<p><b>İstanbul Tabip Odası<br /> Türk Tabipleri Birliği</b></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekime-50-milyon-dolarlik-tazminat-davasi-acildi-655548">Hekime 50 Milyon Dolarlık Tazminat Davası Açıldı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evcil hayvanlar çocukların yalnızlık duygusunu azaltıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/evcil-hayvanlar-cocuklarin-yalnizlik-duygusunu-azaltiyor-655398</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2026 08:14:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[duygusunu]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[evcil]]></category>
		<category><![CDATA[Evcil Hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvanla]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[söz]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655398</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, evcil hayvanlarla birlikte büyümenin çocukların psikolojik ve psikososyal gelişimine etkileri hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/evcil-hayvanlar-cocuklarin-yalnizlik-duygusunu-azaltiyor-655398">Evcil hayvanlar çocukların yalnızlık duygusunu azaltıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, evcil hayvanlarla birlikte büyümenin çocukların psikolojik ve psikososyal gelişimine etkileri hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Çocuğun dünyasına koşulsuz sevgi ve yargısız dostluk giriyor</strong></p>
<p>Evcil hayvanla büyümenin çocuk açısından yalnızca eğlenceli bir deneyim olmadığını, güçlü bir duygusal bağ kurma fırsatı sunduğunu belirten Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Evcil hayvanla büyümek, çocuğun dünyasına koşulsuz sevgi ve yargısız bir dostluk kavramını somut olarak sokar. Bu ilişki, özellikle okul öncesi dönemde çocuğun güvenli bağlanma duygusunu pekiştirir; çocuk, kendisini olduğu gibi kabul eden bir canlıyla kurduğu bağ sayesinde daha yüksek bir öz saygı geliştirir. Amerikan Psikoloji Derneği’nin (APA) yayımladığı bir çalışmada, evcil hayvanı olan çocukların, olmayan akranlarına kıyasla daha yüksek benlik saygısı ve daha düşük yalnızlık seviyeleri bildirdiği gösterilmiştir. Bu bağ, çocuğun zihninde ‘Ben sevilmeye değerim ve sevebilirim’ temel inancını yeşertir; bu da tıpkı bir ağacın kökleri gibi, ileriki yaşlarda kuracağı tüm sağlıklı ilişkilerin temelini oluşturur.” dedi.</p>
<p><strong>Benim davranışım başka bir canlının hayatını etkiliyor</strong></p>
<p>Evcil hayvan bakımına katılmanın çocuklara sorumluluk kazandırabileceğini söyleyen Cumali Aydın, “Kafesteki kuşun suyunu tazelemek ya da köpeğin su kabını doldurmak gibi basit görevler, çocuğa erken yaşta ‘Benim eylemlerimin başka bir canlının hayatında bir karşılığı var’ fikrini aşılar ve bu, sorumluluk bilincinin özüdür. Ancak burada altın kural, sorumluluğun çocuğun bilişsel ve motor gelişimine uygun olmasıdır. İki yaşındaki bir çocuk, sizin gözetiminizde mama kabını yerine koyabilirken, beş yaşındaki bir çocuk köpeğin tüylerini taramanıza yardım edebilir. Bir araştırma, evcil hayvan bakımına aktif olarak katılan çocukların, özellikle 3-6 yaş aralığından itibaren, sosyal sorumluluk alma ve başkalarının ihtiyaçlarını fark etme konusunda daha duyarlı olduklarını ortaya koymuştur. Yeter ki bu görevler, ceza gibi değil, keyifli bir oyunun parçası gibi sunulsun.” diye konuştu.</p>
<p><strong>İçe kapanık çocuk için “sessiz bir sosyal köprü” olabilir</strong></p>
<p>Evcil hayvanların yalnızlık yaşayan veya içe kapanık çocuklar açısından farklı bir anlam taşıyabileceğine dikkat çeken Cumali Aydın, “İçe kapanık bir çocuk için evcil bir dost, hiçbir sözcüğe ihtiyaç duymadan orada olan, onu konuşmaya ya da performans göstermeye zorlamayan bir sosyal köprü işlevi görür. Bir balığın akvaryumda sessizce süzülmesi bile regüle edici olabilirken, bir kediyle kurulan sessiz uyum, çocuğun kabul gördüğüne dair en saf kanıtıdır. Dahası, evcil hayvanlar çocuğun akranları tarafından sosyal bir mıknatıs gibi algılanmasını sağlar; parkta bir tavşanı gezdiren çocuk, diğerlerinin doğal ve stressiz bir şekilde sohbet başlatmasına olanak tanır. Bu durum, yalnızlık hissini kıran ve çocuğu pasif bir rolden çıkarıp sosyal etkileşimin merkezine yerleştiren güçlü bir katalizördür.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Hayvanla temas çocuğun sakinleşmesine yardımcı olabiliyor</strong></p>
<p>Evcil hayvanlarla kurulan ilişkinin duygu düzenleme becerileri açısından da önemli olabileceğini dile getiren Cumali Aydın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Öfkelendiğinde ya da üzüldüğünde köpeğine sarılan bir çocuğun kalp atışları yavaşlar, bedenindeki stres hormonu kortizol seviyesi düşer; bu, biyolojik bir sakinleşme tepkisidir. Evcil hayvanlar, çocuklar için âdeta canlı, nefes alan birer stres topu gibidir; yargılamadan, nasihat vermeden sadece fiziksel yakınlık sunarak duygusal fırtınaların dinmesine yardımcı olurlar. Bir çalışma, evcil hayvan sahibi çocukların duygu düzenleme stratejilerini daha etkin kullandığını ve stresli durumlarla başa çıkmada akranlarına göre belirgin bir avantaja sahip olduklarını göstermiştir. Bir kediye sarılmak ya da bir köpeği okşamak, çocuğa somut bir ‘an’da kalma’ egzersizi yaşatır ve olumsuz duygularının rehin almaması gerektiğini bedensel olarak öğretir.”</p>
<p><strong>Otizmli çocuklarda hayvanlarla iletişim farklı bir kanal açabiliyor</strong></p>
<p>Hayvan destekli etkileşimlerin özel gereksinimli çocuklarda ve otizm spektrum bozukluğunda da ele alınan uygulamalar arasında bulunduğunu belirten Cumali Aydın, “Otizm spektrumunda sıklıkla gördüğümüz, sosyal ipuçlarını okuma zorluğu, hayvanlar söz konusu olduğunda farklı bir kanaldan aşılabilir. Bir köpeğin beden dili, insanlarınki kadar karmaşık ve soyut değildir; daha nettir ve bu öngörülebilirlik, otizmli bir çocuk için devasa bir güven duygusu yaratır. Bu etkileşimler, çocuğun göz teması kurma, sıra alma ve sözlü iletişim başlatma gibi sosyal becerilerini, üzerinde bir baskı hissetmeden, doğal bir motivasyonla pratik etmesini sağlar. Yapılan araştırmalar, otizmli çocukların özel olarak eğitilmiş hizmet köpekleriyle birlikteyken kortizol seviyelerinin düştüğünü ve sosyal etkileşim davranışlarında anlamlı bir artış olduğunu kanıtlamıştır. Burada hayvan, terapötik bir ayna değil, güvenli bir duygusal destek sistemidir.” dedi.</p>
<p><strong>Her çocuk evcil hayvan sahibi olmaya hazır değildir</strong></p>
<p>Evcil hayvanların çocuk gelişimine katkılarından söz edilirken her çocuğun ve her ailenin evcil hayvan sahibi olmaya hazır olduğunun düşünülmemesi gerektiğini vurgulayan Cumali Aydın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Her çocuk hazır değildir ve bu, çocuğun suçu değildir. Hazır bulunuşluk, takvim yaşından ziyade çocuğun mizacına ve dürtü kontrolüne bağlıdır. Eğer bir çocuk öfkelendiğinde hâlâ oyuncaklarına vurarak tepki veriyorsa, bir canlıyı incitmemeyi içselleştirmemiş olabilir. Aileler önce çocuğun değil, kendi motivasyonlarını sorgulamalıdır: ‘Biz mi istiyoruz, yoksa çocuğumuz mu?’ ve en önemlisi ‘Bu canlının ömür boyu sorumluluğuna, maddi-manevi yüküne biz hazır mıyız?’ sorusu dürüstçe yanıtlanmalıdır. Unutmayın, evcil hayvan çocuğa sorumluluk öğretmek için alınan bir ders materyali değil, ailenin yeni bir ferdidir. Eğer ebeveyn, asıl bakımı üstlenmeye gönüllü değilse, o hayvanı eve almamak en doğrusudur.”</p>
<p><strong>Ekranın karşısına gerçek temas ve gerçek ilişkiyi koyuyor</strong></p>
<p>Çocukların ekran başında geçirdiği sürenin arttığı günümüzde evcil hayvanlarla geçirilen zamanın ayrı bir önem kazandığını ifade eden Cumali Aydın, “Dijital dünyanın pikselli doyumu, bir köpeğin tüylerini okşarken hissedilen sıcaklığın ve karşılıklı duygusal alışverişin yerini asla tutamaz. Evcil hayvanla geçirilen zaman, çocuğu ekranın pasif tüketim döngüsünden çıkarıp, fiziksel ve duygusal olarak aktif olduğu bir gerçeklik düzlemine taşır. Parkta bir köpekle oynamak, çocuğun hem kaba motor becerilerini geliştirir hem de ekran bağımlılığının getirdiği hareketsiz yaşamın panzehiri olur. Daha da önemlisi, bir kedinin yüzünü ekrana dönüp onunla iletişim kuramazsınız; bu karşılıklı etkileşim zorunluluğu, çocuğa empati, sözsüz iletişimi okuma ve anlık geri bildirim verme gibi ekranın körelttiği becerileri yeniden kazandırır. Doğanın ve dostluğun en saf haliyle kurulan bu temas, sanal dünyanın yarattığı ‘anlık tatmin’ yanılsamasına karşı en güçlü doğal panzehirdir.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/evcil-hayvanlar-cocuklarin-yalnizlik-duygusunu-azaltiyor-655398">Evcil hayvanlar çocukların yalnızlık duygusunu azaltıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevlid Kandili, Peygamberimize sevgimizi tazelemek için bir vesile</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mevlid-kandili-peygamberimize-sevgimizi-tazelemek-icin-bir-vesile-655395</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2026 08:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[güvenilir]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[kabul]]></category>
		<category><![CDATA[kandil]]></category>
		<category><![CDATA[kandili]]></category>
		<category><![CDATA[mevlid]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[onun]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimize]]></category>
		<category><![CDATA[sevgimizi]]></category>
		<category><![CDATA[tazelemek]]></category>
		<category><![CDATA[vesile]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655395</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reşat Öngören, 24 Ağustos Pazartesi günü idrak edilecek Mevlid Kandili dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevlid-kandili-peygamberimize-sevgimizi-tazelemek-icin-bir-vesile-655395">Mevlid Kandili, Peygamberimize sevgimizi tazelemek için bir vesile</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reşat Öngören, 24 Ağustos Pazartesi günü idrak edilecek Mevlid Kandili dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Mevlid Kandili, İslam toplumlarında asırlardır çeşitli etkinliklerle idrak ediliyor</strong></p>
<p>Peygamber Efendimizin doğumunu ifade eden Mevlid Kandili’nin Müslüman toplumlarda önemli bir yere sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Reşat Öngören, bu gecenin Regâib, Mi‘rac, Berat ve Kadir geceleriyle birlikte idrak edilen beş kandilden biri olduğunu söyledi.</p>
<p>İslam tarihi boyunca kandil gecelerinin farklı geleneklerle yaşatıldığını ifade eden Prof. Dr. Öngören, “Mevlid kandillerinde cami minareleri başta olmak üzere birçok yerde kandiller yakılır, toplu halde Kur’ân-ı Kerîm okunur ve Resûl-i Ekrem’in hayatına dair sohbetler edilirdi. Ayrıca onun özellikle doğumunu anlatan ilâhîler meşk edilir, ardından yemek ve şerbet ikramına geçilirdi.” dedi.</p>
<p><strong>“Peygamber Efendimize sevgimizi ve imanımızı tazelemek için bir vesile kılabiliriz”</strong></p>
<p>Mevlid Kandili’nin nasıl değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin görüşlerini paylaşan Prof. Dr. Reşat Öngören, gecenin merkezinde Hz. Muhammed’e (a.s.) duyulan sevginin ve onun getirdiği mesajın yeniden anlaşılmasının bulunması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Öngören, “Mevlid kandilini Peygamber Efendimize sevgimizi ve imanımızı tazelemek için bir vesile kılabiliriz. Ona karşı sevgimiz bizi Allah’ın kitabı Kur’an ile buluşturacaktır. Peygamber’e iman Kur’an’a imandan önce gelir. Çünkü en başta bizim gibi bir insan olan Muhammed (a.s.) kendisine melek gelip Allah’tan âyetler, yani Kur’an getirdiğini duyurmakla bir peygamber olduğunu da ilan etmiş oldu. Eğer muhatapları öncelikle onun peygamberliğini kabul etmeselerdi, söylediklerinin de Allah’ın sözü olduğunu kabul etmeyeceklerdi.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hz. Muhammed’in en önemli özelliklerinden biri güvenilir olmasıydı</strong></p>
<p>Hz. Muhammed’in (a.s.) peygamberliğinin kabul edilmesinde onun kişiliğinin ve özellikle güvenilirliğinin son derece önemli olduğuna işaret eden Prof. Dr. Reşat Öngören, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Hz. Muhammed’in (a.s.) peygamberliğini kabulde en temel unsur onun ‘güvenilir bir kimse’ olmasıdır. Doğru sözlü ve güvenilir (emin) bir kimsenin verdiği bilgi elbette ki doğru ve güvenilir olacaktır. Nitekim o ilk olarak peygamberliğini ilan için halkın huzuruna çıktığında öncelikle kendisinin onlar nezdinde ‘doğru sözlü ve güvenilir bir kimse olup olmadığını’ test etmiş, olumlu cevap alınca peygamberliğini duyurmuştur. Bu durum Hz. Muhammed’in (a.s.) peygamberlikten önceki hayatının da peygamberliğini kabul ettirmek adına ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. O yüzden onun insanî kişiliğinin peygamberlik öncesi ve sonrası şeklinde ayrıma gitmeden bir bütün olarak değerli olduğunu kabul etmek gerekir.”</p>
<p><strong>Peygamber’e muhabbetin artması için bolca salavat getirilmeli</strong></p>
<p>Mevlid Kandili’nde yapılabilecekler hakkında da önerilerde bulunan Prof. Dr. Reşat Öngören, Peygamber Efendimizin hayatının ve ahlakının anlatıldığı sohbetlerin yanı sıra bireysel olarak salavat getirmenin önemine işaret etti.</p>
<p>Prof. Dr. Öngören, “Peygamber’e muhabbetin artması ve imanın tazelenmesi için sohbetlerin yanı sıra ferdî olarak bolca ‘salavat’ getirilmelidir.” dedi.</p>
<p><strong>Hz. Peygamber’e iman deizmin panzehiridir</strong></p>
<p>Günümüzde gençlerin inanç dünyasına ilişkin tartışmalara da değinen Prof. Dr. Reşat Öngören, özellikle deizm konusuna dikkat çekti.</p>
<p>“Günümüzde gençlerin inanç bakımından ‘deizme’ kaydığı dile getirilir olmuştur.” diyen Prof. Dr. Öngören, şöyle devam etti: </p>
<p>“Yani gençler arasında Allah’ın varlığını kabul ettiği halde Hz. Peygamber’e ve getirdiği Kur’an’a inanmama eğilimi söz konusudur. Bunun önüne ancak peygamber efendimizin ve Kur’an’ın güzelliklerini etkili bir şekilde anlatmakla geçilebilir. Hz. Peygamber’e iman, deizmin panzehiridir. O yüzden kandil gibi önemli gün ve geceleri vesile ederek sosyal medya dahil bütün vasıtaları değerlendirmek gerekir.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevlid-kandili-peygamberimize-sevgimizi-tazelemek-icin-bir-vesile-655395">Mevlid Kandili, Peygamberimize sevgimizi tazelemek için bir vesile</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kiraz Devlet Hastanesi Lojmanı Boşaltıldı: Aynı Binadaki 112 İstasyonu Neden Faaliyette?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kiraz-devlet-hastanesi-lojmani-bosaltildi-ayni-binadaki-112-istasyonu-neden-faaliyette-655367</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2026 20:15:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[binadaki]]></category>
		<category><![CDATA[boşaltıldı]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[kiraz]]></category>
		<category><![CDATA[lojmanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655367</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kiraz Devlet Hastanesi Lojmanı Boşaltıldı: Aynı Binadaki 112 İstasyonu Neden Faaliyette?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kiraz-devlet-hastanesi-lojmani-bosaltildi-ayni-binadaki-112-istasyonu-neden-faaliyette-655367">Kiraz Devlet Hastanesi Lojmanı Boşaltıldı: Aynı Binadaki 112 İstasyonu Neden Faaliyette?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / Kiraz –</strong> Kiraz Devlet Hastanesi bahçesinde bulunan lojman binası, depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle boşaltıldı. Aynı binanın giriş katında ise Kiraz 1 Nolu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’nun faaliyet göstermeye devam ettiği belirtildi.</p>
<p>İzmir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Temmuz ayında Kiraz Devlet Hastanesi Başhekimliği’ne gönderilen yazıda, “Deprem analiz sonuçlarına göre binanın yıkımı önerilmiştir. Hâlen lojmanı kullanan personelin en az 30 gün içerisinde binayı boşaltması gerekmektedir” ifadelerine yer verildi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/08/kiraz-devlet-hastanesi-lojmani-bosaltildi-ayni-binadaki-112-istasyonu-neden-faaliyette-0-NiQawe1t.jpeg"/>Kirazz</p>
<p><b>Can Güvenliği Yoksa 112 İstasyonu Neden Boşaltılmıyor?</b></p>
<p>Söz konusu yazının ardından lojmanda kalan üç sağlık personeli, binayı kısa süre içerisinde boşaltmak zorunda kaldı. Ancak aynı binanın giriş katında Kiraz 1 Nolu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’nun hizmet vermeye devam ettiğine dikkat çeken Birlik Sağlık Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Şevkef Özfiliz, binayla ilgili soru işaretlerinin bulunduğunu belirtti. Özfiliz, Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, “Eğer sıkıntı yoksa lojmanda kalan personel neden çıkartıldı?” diye sordu. Lojmanda kalan hastane personeline yapılan tebligat sonrasında binayı boşaltmak zorunda kaldığını belirten Özfiliz, aynı binada 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’nun faaliyet göstermeye devam etmesine dikkat çekti. Özfiliz, “Aynı binada 112 istasyonu var. Can güvenliği yoksa burası niye boşaltılmıyor?” ifadelerini kullandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kiraz-devlet-hastanesi-lojmani-bosaltildi-ayni-binadaki-112-istasyonu-neden-faaliyette-655367">Kiraz Devlet Hastanesi Lojmanı Boşaltıldı: Aynı Binadaki 112 İstasyonu Neden Faaliyette?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikili Devlet Hastanesi Törenle Hizmete Girdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikili-devlet-hastanesi-torenle-hizmete-girdi-655363</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2026 18:08:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[dikili]]></category>
		<category><![CDATA[girdi]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[hizmete]]></category>
		<category><![CDATA[törenle]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655363</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dikili Devlet Hastanesi Törenle Hizmete Girdi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikili-devlet-hastanesi-torenle-hizmete-girdi-655363">Dikili Devlet Hastanesi Törenle Hizmete Girdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / Dikili –</strong> 75 yataklı modern Dikili Devlet Hastanesi törenle hizmete girdi.</p>
<p><b><strong>Bakan Memişoğlu, “Eski Türkiye Sağlık Alanında da Mazide Kaldı” </strong></b></p>
<p><span>Törende yaptığı konuşmada Türkiye’nin sağlık alanında dünyada örnek gösterilen ülkeler arasında yer aldığına dikkat çeken Memişoğlu, “Her şartta fedakarca çalışan sağlık çalışanları ile Türkiye’nin sağlık sistemini dünyanın örnek gösterilen sistemlerinden biri haline getirdik. Ülkemiz 271 bin yatak kapasitesine  1,5 milyon kişilik güçlü bir sağlık ordusuyla her gün 3 milyondan fazla vatandaşa hizmet veren devasa bir sağlık sistemine sahip. Bu rakamlar Türkiye’nin son 25 yılda nereden nereye geldiğinin göstergesidir. Ülkemizin sağlık altyapısını daha da güçlendirmek için azimle çalışıyoruz. Eski Türkiye sağlık alanında da mazide kaldı. Artık hastane denilince akla birinci sınıf hizmet veren modern, ferah ve donanımlı şifahaneler geliyor. Ülke genelindeki yeni yatırımlarımıza kararlılıkla devam ediyoruz. Yurdumuzun dört bi yanında 36 bin yatak kapasitesine sahip 141 adet sağlık tesisinin yapımı devam ediyor. Ülke genelinde 1250’den fazla yeni birinci basamak sağlık. merkezinin yapıp, fizilibilte süreci yürütülmektedir.  25 yılda Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü vizyonu ve ülkemizin gelişim rüzgarı ile İzmir’in sağlık altyapısını da baştan aşağıya yeniledik. 2023’te 2200 yatak kapasiteli İzmir Şehir Hastanesini tamamlayarak aziz milletimizin hizmetine sunduk. İlçelerimizde son teknoloji ile donatılmış 52 sağlık tesisi inşa ettik. Birinci basamakta 93 yeni sağlık merkezini şehrimize kazandırdık. 25 yılda İzmir’in toplam yatak kapasitesini 14 bin 350’ye kadar çıkarttık.</span></p>
<p><b><strong>AK Partili Çankırı, “Rehin Kalan Hastaları, İlaca Ulaşamayan Vatandaşlarımızı Unutmadık” </strong></b></p>
<p><span>AK Parti İzmir Milletvekili Ceyda Bölünmez Çankırı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde başlatılan Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlıkta yeni bir destan yazıldığını ifade ederek, “Bugün Dikili’de insanımıza verilen değerin, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” anlayışının, AK Parti hükümetlerinin sağlıkta yazdığı büyük destanın yeni bir sayfasını  hep birlikte taçlandırıyoruz.  75 Yataklı Yeni Dikili Devlet Hastanemizin ilçemize, İzmir’imize ve ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Çok değil, 20-22 yıl öncesinin Türkiye’sini hepimiz çok iyi hatırlıyoruz. Hastane kapılarında sabahın erken saatlerinde başlayan uzun kuyrukları,  rehin kalan hastaları, ilaca ulaşamayan vatandaşlarımızı,  koğuş sistemiyle işletilen yetersiz hijyene sahip hastane odalarını unutmadık. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde başlatılan Sağlıkta Dönüşüm Programı ile bu ülkenin kaderi değişti. </span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/08/dikili-devlet-hastanesi-torenle-hizmete-girdi-0-Gt9X4Nkh.jpeg"/></p>
<p><b><strong>Çankırı, “Avrupalı Sağlıkta Sıra Beklerken, Biz Hizmeti Vatandaşımızın Ayağına Götürüyoruz” </strong></b></p>
<p><span>Çankırı sözlerine şöyle devam etti, “Türkiye, sağlık hizmetini bir ayrıcalık olmaktan çıkarıp her bir vatandaşının en temel anayasal hakkı haline getirdi. Avrupalı vatandaşların sağlık hizmeti alabilmek için aylarca sıra beklediği bir dönemde; bizler modern, otel konforunda, nitelikli sağlık hizmetini  vatandaşlarımızın ayağına götürüyoruz. İşte bu büyük vizyonun, bu güçlü iradenin en taze meyvesi de bugün kapılarını resmen açtığımız Dikili Devlet Hastanesi’dir! Bugün içinde bulunduğumuz Bakırçay Havzası’nda  sağlık hizmetlerinin kesintisiz ve güçlü bir şekilde sürdürülmesi için  yatırımlarımızı kararlılıkla devam ettiriyoruz. İşte sabah Foça’daydım. Küçükdeniz sahilinde artık fiziki şartları yetersiz kalan eski bir şifa yuvasını, modern ve donanımlı bir hastane binasına kavuşturduk.  Foça’nın sağlık altyapısını güçlendirdik, vatandaşımızın hizmetine sunduk. Ama burada çok açık bir noktaya dikkat çekmek istiyorum:  Sağlık yatırımı sadece hastane binası yapmak değildir.  Vatandaşı o hastaneye ulaştırmak da belediyelerin görevidir. Bugün İzmir Şehir Hastanemiz her gün binlerce vatandaşımıza sağlık hizmeti veriyor. Devletimiz hastaneyi yapıyor, doktoru getiriyor, sağlık çalışanını görevlendiriyor,  milyarlarca liralık yatırım yapıyor” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikili-devlet-hastanesi-torenle-hizmete-girdi-655363">Dikili Devlet Hastanesi Törenle Hizmete Girdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Hülya Ensari&#8217;den uyarı: &#8220;Aşırı sıcaklar beyin kimyasını değiştiriyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-hulya-ensariden-uyari-asiri-sicaklar-beyin-kimyasini-degistiriyor-655288</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2026 10:34:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[ensari]]></category>
		<category><![CDATA[hülya]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[işi]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Hülya Ensari]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklık]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[uyarı]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655288</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aşırı sıcakların yalnızca fiziksel sağlığı değil, ruhsal dengeyi de etkilediğine dikkat çeken Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, sıcaklık ve nem artışının öfke kontrolünü zayıflatabileceğini, uyku kalitesini bozarak depresyon, bipolar bozukluk ve psikotik bozukluklarda alevlenme riskini artırabileceğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-hulya-ensariden-uyari-asiri-sicaklar-beyin-kimyasini-degistiriyor-655288">Prof. Dr. Hülya Ensari&#8217;den uyarı: &#8220;Aşırı sıcaklar beyin kimyasını değiştiriyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aşırı sıcakların yalnızca fiziksel sağlığı değil, ruhsal dengeyi de etkilediğine dikkat çeken Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, sıcaklık ve nem artışının öfke kontrolünü zayıflatabileceğini, uyku kalitesini bozarak depresyon, bipolar bozukluk ve psikotik bozukluklarda alevlenme riskini artırabileceğini söyledi. Psikiyatrik ilaç kullanan bireylerin ise sıcak havalarda sıvı-elektrolit dengesi ve ilaç yan etkileri açısından daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı.<br />Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, yaz aylarında artan sıcaklık ve nemin ruh sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmede bulundu. Sıcak havalarda artan tartışmalar, trafikte kısalan sabırlar ve “bir anda parlama” gibi durumların yalnızca psikolojik yorgunlukla açıklanamayacağını belirten Ensari, ısı düzenlemesi ile duygu ve uyku düzenlemesinin beyinde önemli ölçüde ortak mekanizmalar üzerinden yürütüldüğüne dikkat çekti.<br />Aşırı sıcaklar öfke kontrolünü zayıflatabiliyor<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, şu değerlendirmelerde bulundu:<br />“Temel gerçek şudur: Isı düzenlemesi ile duygu ve uyku düzenlemesi, beyinde ayrı sistemler değildir. Bu nedenle sıcağın ruhsal duruma etkisi dolaylı değil, doğrudandır. <br />Hipotalamus rolü: Vücut ısısının ayar noktası, hipotalamusun preoptik alanında belirlenir. Bu bölge aynı zamanda uykunun düzenlenmesinde görev alır; yani preoptik alan “uyku ile vücut ısısını eşgüdümleyen temel beyin bölgesi” olarak tanımlanmıştır. Merkezî veya çevresel ısınmayla etkinleşen preoptik nöronlar, ısı bilgisini otonom yanıtları tetikleyen alt merkezlere iletir. Hipotalamusun bu düzenlemeyi yürütürken kullandığı aracıların başında serotonin, dopamin ve noradrenalin gelir; sıcak maruziyeti bu nörotransmitter sistemlerini bozar.<br />Serotonin ve dürtü denetimi arasındaki bağlantıya dikkat<br />Serotenerjik sistem: Kritik olan nokta, aynı nörotransmitterin dürtü denetiminde de merkezî rol oynamasıdır. Serotonerjik işlev düşüklüğü ile dürtüsel–reaktif saldırganlık arasındaki ilişki, BOS 5-HIAA düzeyleri, nöroendokrin uyarım çalışmaları ve triptofan azaltma paradigmalarıyla defalarca gösterilmiştir. Aşırı sıcakla birlikte artan termoregülatuvar yük, duygu düzenleme ve dürtü kontrolü gibi bilişsel işlevleri zorlayarak kişinin stres ve öfke karşısındaki kontrol kapasitesini azaltabilir.<br />Sıcaklık, stres hormonlarını ve duygu düzenlemeyi etkiliyor<br />Stres ekseni, kortizol ve inflamasyon: Aşırı sıcak, beden için tanımlı bir fizyolojik stresördür. Hipotalamus–hipofiz–adrenal eksenini etkinleştirir ve inflamatuvar süreci tetikler; açığa çıkan hormon ve inflamatuvar belirteçler dikkati, duygulanımı ve bilişi bozar. Klinikte bu, kişinin nötr uyaranları bile tehdit olarak okumaya yatkın bir ‘hazır bekleme’ durumuna geçmesi olarak kendisini gösterir.”<br />Beden serinleyemedikçe uyarılmışlık düzeyi düşmüyor<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, sonuç olarak artan sıcaklarla, sıvı–elektrolit kaybı, artmış uyarılmışlık ve bozulan uyku bir araya geldiğinde dürtü denetiminden sorumlu prefrontal işlevlerin gerilediğini ve tehdit değerlendirmesinin öne çıktığına dikkat çekerek şunları söyledi: <br />“Sıcaklık ile şiddet arasındaki ilişkinin farklı ülke, dönem ve yöntemlerde tekrarlanarak gösterilmiş olması bu tablonun sahadaki karşılığını net olarak ortaya koymaktadır. Öfke patlaması fren mekanizmasının zayıfladığı, gazın ise güçlendiği bir nörobiyolojik denge sorunudur. Nem bu tabloyu ağırlaştırır, çünkü terin buharlaşmasını engelleyerek vücudun tek etkili serinleme mekanizmasını devre dışı bırakır; beden serinleyemedikçe uyarılmışlık düzeyi düşmez.”<br />Psikiyatrik ilaç kullananlar sıcak havalarda daha dikkatli olmalı<br />Sıcak havaların bazı psikiyatrik ilaçların yan etkileri ve vücudun ısı düzenleme kapasitesi üzerinde ek risk oluşturabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Hülya Ensari, özellikle antipsikotik, antikolinerjik, antidepresan ve uyarıcı ilaç kullanan kişilerin dikkatli olması gerektiğini belirtti.<br />Sıcak ve nem için herkes için geçerli tek bir eşik yok<br />Aşırı sıcakların ruhsal durum üzerindeki etkisinin kişiden kişiye değişebildiğini belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, tek bir sıcaklık değerinin herkes için “kritik eşik” olarak kabul edilemeyeceğini ifade etti. Prof. Dr. Ensari, “Herkes için geçerli, keskin bir eşik yoktur. Veriler bir eşikten çok, sıcaklık arttıkça riskin kademeli yükseldiği bir doz–yanıt ilişkisi gösteriyor. Kişisel eşiği kişinin yaşı,kardiyovasküler ve nörolojik eşlik eden bir hastalığın olup olmaması, ilaç yükü, alkol kullanımı, sıcağa uyum düzeyi ve nem belirler” dedi.<br />Kalitesiz uyku, ertesi gün öfke ve stresi artırabiliyor<br />Sıcak havaların ruhsal etkilerinde uykunun önemli bir ara mekanizma olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, özellikle gece sıcaklıklarının yükselmesinin uykuya dalmayı zorlaştırabileceğini ve gece uyanmalarını artırabileceğini söyledi.<br />“Uyku ile ısı arasındaki bağ konfor meselesi değildir; uykunun başlaması fizyolojik olarak ısı kaybına bağımlıdır. Uykuya dalış, distal cilt damarlarının genişleyip ısı atmasıyla çekirdek ısının düşmesi üzerinden gerçekleşir. Ortam sıcaklığı yüksekse bu ısı atımı olmaz; uykuya dalma süresi uzar, gece uyanmaları artar. Isı ve uyku düzenlemesinin aynı hipotalamik bölgede eşgüdümlenmesi bu bağın anatomik karşılığı olup, yüksek ortam ısısının uyku bütünlüğünü bozarak duygusal işlemlemeyi olumsuz etkilemesi, öfke ve stres düzeyini de olumsuz etkiler. Uyku bozulmasının inflamatuvar belirteçleri ve kortizolü artırarak duygu düzenlemeyi bozduğu da gösterilmiştir.”<br />Uykusuzluk, bipolar bozukluk manik atak tablosu için önemli risk!<br />Bipolar bozukluk manik atak tablosunu tetikleyen en önemli risk faktörlerinden birinin uykusuzluk olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hülya Ensari, “Dolayısıyla sıcak gecelere bağlı gelişen uykusuzluk, doğrudan bipolar bozukluk manik atak için ciddi bir risk faktörüdür. Bipolar bozukluk manik atak tablosuna bağlı hastane yatış oranlarının yaz aylarında zirve yaptığı, yüksek sıcaklığın yatışlarla ilişkili olduğu yine bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir” uyarısında bulundu.<br />Sıcak havalarda ruh sağlığını korumak için öneriler<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, sıcak havalarda ruhsal ve fiziksel sağlığın korunması için şu önerilerde bulundu:<br />● Yatak odasını mümkün olduğunca serin ve hava akımlı tutun; serinletme mümkün değilse en azından uyku öncesi 1–2 saat havalandırın.<br />● Yatmadan önce ılık duş alın; ılık su cilt damarlarını genişleterek çekirdek ısının düşmesini kolaylaştırır.<br />● Akşam saatlerinde alkol kullanmaktan kaçının.<br />● Sıvı alımını gün içine yayın; 11.00–16.00 arası dış ortamda kalmayın.<br />● Psikiyatrik ilaç kullanan yakınlarınızın sıvı alımını ve bilinç durumunu takip edin; konfüzyon, konuşma bozukluğu veya terlemenin kesilmesi acil başvuru nedeni olduğunu unutmayın. <br />● İlacınızı kendi kararınızla kesmeyin; doz ve saat düzenlemesini hekiminizle konuşun.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-hulya-ensariden-uyari-asiri-sicaklar-beyin-kimyasini-degistiriyor-655288">Prof. Dr. Hülya Ensari&#8217;den uyarı: &#8220;Aşırı sıcaklar beyin kimyasını değiştiriyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şiddet ve suç genetik mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siddet-ve-suc-genetik-mi-655226</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2026 10:05:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[suç]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655226</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şiddet ve şiddet psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siddet-ve-suc-genetik-mi-655226">Şiddet ve suç genetik mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şiddet ve şiddet psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Medya görünürlüğü şiddeti hem artırıyor hem duyarsızlaştırıyor</strong></p>
<p>IPSOS’un 29 ülkede yaptığı araştırmalara atıf yapan Prof. Dr. Tarhan, çalışmalara göre şiddetin istatistiksel olarak da arttığını ve medyanın bu süreçteki rolünü şöyle değerlendirdi:</p>
<p>“Şiddet olayları medyanın yaşamsal gıdası. Çünkü sıra dışı olaylar izlenirliği artırıyor. İnsan biyolojik olarak olumsuza daha duyarlıdır. Medya bunu farkındalık oluşturmak amacıyla yaptığında bile, görüntülerin sık tekrarı insanlarda duyarsızlaşmaya yol açıyor. Bazı kişiler şiddeti model alıyor, bazıları ‘kötü dünya sendromu’ dediğimiz bir kaçınma davranışı geliştiriyor, bazı gençler saldırganlaşıyor, bazıları ise depresifleşiyor.”</p>
<p>Günümüzde en çok artış gösteren şiddet türünün sosyal şiddet olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Empati eksikliği ve alkol, madde bağımlılığı olan kültürlerde şiddet ciddi biçimde artıyor. Yasaklı maddelerin kullanımı, insanın hem kendisine hem çevresine zarar verme eğilimini güçlendiriyor. Bu kültürlerde şiddet cezasızlık algısıyla birleştiğinde, zorbalık normalleşiyor. Kişinin kendine zarar verme özgürlüğü bile olmamalı” dedi.</p>
<p><strong>Utanma duygusu zayıfladıkça saldırganlık artıyor</strong></p>
<p>Şiddetin kültürel boyutuna da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Utanma duygusunun zayıfladığı toplumlarda saygı azalıyor” ifadesinde bulundu. Japon kültüründe utancın yüceltilmesi dolayısıyla şiddetin düşük düzeyde seyrettiğini belirten Prof. Dr.  Tarhan, şu örneği verdi:</p>
<p>“Japonya’da toplum önünde mahcup olma duygusu öyle güçlü ki, kişi utançtan intihar edecek noktaya gelebiliyor. Bu kültürsel kontrol mekanizması sosyal düzeni koruyor. Ancak yeni kuşaklarda utanma duygusu zayıfladıkça, empatiyle birlikte saygı da eriyor. Çocuk başkasının hakkını, eşyasını umursamamayı normal görmeye başlıyor. Empati ve utanma duygusu zayıfladıkça saldırganlık artıyor.”</p>
<p><strong>‘Sana yapılmasını istemediğini başkasına yapma’ kuralı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, toplumsal çözülmenin temelinde benmerkezcilik ve nemelazımcılığın hızla yayılmasının yattığını ifade ederek, “20 yıl sonra biz de Batı’daki benmerkezci, duyarsız kültürle karşı karşıya kalabiliriz. ‘Başkası açlıktan ölse bana ne, ben tok olduktan sonra’ anlayışı yayılıyor. Bu yaklaşım küresel bir tehdit. 1993’te Chicago’da toplanan Dünya Küresel Ahlak Deklarasyonu’nda, ‘Sana yapılmasını istemediğini başkasına yapma’ kuralı evrensel olarak vurgulanmıştı. Bugün yeniden buna ihtiyaç var.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İnsan beynindeki algoritmayı yeniden yazabilir</strong></p>
<p>Şiddet eğilimlerinin değiştirilebileceğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, beynin epigenetik ve nöroplastik yapısına dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“İnsanın beynine bir düşünce girdiğinde, o düşünceye duygu eklenirse inanç haline gelir. Altı hafta sürdürülürse alışkanlık, altı ay sürdürülürse kişilik haline gelir. Yanlış bir düşünce fark edildiğinde, kişi beynindeki algoritmayı yeniden yazabilir. Buna ‘reprogramming’ diyoruz. Alternatif düşünce teknikleri, stresle başa çıkma biçimlerini değiştiren zihinsel esneklik, şiddet eğilimlerini dönüştürmede çok etkili.”</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, beyni en aktif tutan şeyin sadece bilgi öğrenmek değil, öğrenileni deneyimlemek ve anlatmak olduğunu dile getirdi ve “Beyin ‘ya kullan ya kaybet’ kuralıyla çalışır. Yeni deneyimlere açık, rutini kıran kişiler Alzheimer’a bile daha dirençli. Sürekli aynı şeyi yapan, düşünmeyen, sorgulamayan kişilerde ise beyin yolları körelir.” dedi.</p>
<p><strong>Şiddetin arkasında depresyon ve stres var</strong></p>
<p>“Erkek şiddetinin önemli bir kısmı aslında klinik vakalar” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Birçok erkek öfkesinin farkında değil, aslında depresyon yaşıyor. Kadın duygularını ağlayarak dışa vururken, erkek öfke yoluyla ifade ediyor. Şiddet, çoğu zaman depresyonun dışavurum biçimi. Stres seviyesi küresel olarak çok yüksek. İnsan beyni her gün aslanla karşılaşmış gibi tehdit algısı içinde yaşıyor. Bu biyolojik stres yükü, şiddeti ve intiharı artırıyor.” diye konuştu.</p>
<p>Dünya genelinde intihar oranlarının özellikle gençlerde hızla yükseldiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “İngiltere’de 16-24 yaş arası gençler arasında trafik kazalarından çok intihar nedeniyle ölüm yaşanıyor. Bu, küresel bir alarmdır” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Şiddetin önlenmesi için bireysel ve toplumsal düzeyde özdenetim ve empati eğitimine ihtiyaç olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Şiddetin biyolojik, psikolojik, sosyal ve kültürel boyutlarını anlamadan çözüm üretilemez. İnsanlara özbilinç, özdenetim, empati ve alternatif düşünme biçimleri kazandırmak gerekiyor. Bu eğitim erken yaşta başlarsa, toplumda dayanışma, saygı ve merhamet yeniden kök salabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Genetik araştırmalar ne söylüyor?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şiddetin doğuştan gelip gelmediği konusunda bilimsel bulgulara dikkat çekerek, “Şiddetle ilgili çok genetik çalışma yapıldı. ‘Suç geni var mı?’ diye bakıldı. Araştırmalarda ortak nokta şu: Saldırganlık eğilimiyle ilgili gen var fakat doğuştan suçlu yok. Doğuştan psikopat yok.” dedi.</p>
<p>Dopamin ve COMT geninin önemine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, bu genlerin bazı bireylerde saldırganlık eğilimini artırabildiğini, fakat bunun suça yönelmek anlamına gelmediğini belirtti:</p>
<p>“COMT geninin GG aleli özellikle ABD’de karma dövüş sporcularında çok yüksek çıktı. Aynı gen bazı kişilerde psikoz riskini artırıyor. Ama bu hastalık değil, yatkınlık geni. Önemli olan kişinin o enerjiyi nereye kanalize ettiği.” diyen Prof. Dr. Tarhan, benzer genlere sahip iki kardeşten birinin bilim insanı olabildiğini, diğerinin ise suça yönelebildiğini söyledi ve “Genler bir sermayedir; onu iyi ya da kötü kullanmak kişinin özgür iradesiyle ilgilidir.” diye konuştu.</p>
<p>Çocuklukta öğrenilen davranışların kader olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Ben babamdan şiddet gördüm, ben de uygulayacağım deme hakkı yok. 15 yaşına kadar öğreniyorsun ama 15’ten sonra bunu değiştirme sorumluluğun var.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Narsistik kişilikler; dediğini yapmazsan şiddete başvurabilir</strong></p>
<p>Şiddet davranışının sadece fiziksel olmadığını; tehdit, mobbing ve ekonomik baskının da şiddet türleri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, en çok risk taşıyan kişilik yapılarını şöyle sıraladı:</p>
<p>“Birincisi antisosyal kişilikler; suça beceriklidir, acımasızdır. İkincisi narsistik kişilikler; dediğini yapmazsan şiddete başvurabilir. Üçüncüsü borderline kişilikler; öngörülemezdir, dengesizdir.<br /> Dördüncüsü histriyonik kişilikler; teatraldir, şiddete çanak tutabilirler.”</p>
<p><strong>Ahlaki akıl yürütme anaokulu döneminde öğretilmeli</strong></p>
<p>Ahlaki akıl yürütme bir çocuğa öğretilmezse, o çocuğun ileride şiddete yönelebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bu beceri kendiliğinden gelişmediği için küçük yaşlardan itibaren kazandırılması gerekir. Bir eğitim sistemi çocuğu şiddete ve bağımlılığa karşı güçlü kılmak istiyorsa, ahlaki akıl yürütmeyi daha anaokulu döneminde öğretmelidir. Bu çağda en büyük rehberimiz akıl ve bilimdir. Yüzyıllardır alıştığımız gibi yalnızca dini sağlamlığa değil, bilimsel sağlamlığa da dayanmalıyız.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Günümüzde kötülük yapmaktan zevk alan kişilerin sayısında artış var</strong></p>
<p>Şiddetle ilgili araştırmalara işaret eden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“İnsanların empati duygusunu, başkalarına saygıyı ve nezaketi geliştirmesi gerekiyor. Bu nedenle ‘akran zorbalığı’ yerine ‘akran nezaketi’ kavramı kullanılmaya çalışılıyor. Hatta sadece akran nezaketi değil, ‘akran iyiliği’ denmesi daha doğru. Çünkü bir insan iyilik yapmayı yaşamının merkezine alırsa iyicil davranışlar geliştirir, şiddete yönelmez. Başkasının hakkına daha rahat saygı duyabilir. İyilik yapmaktan zevk alan bir kişiden kötülük beklenmez. Ne yazık ki günümüzde kötülük yapmaktan zevk alan kişilerin sayısında artış görülüyor.”</p>
<p><strong>Stres yükseldiğinde bazı kişiler çok kolay öfkeleniyor</strong></p>
<p>Baskı kültürünün şiddeti artırdığına da dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Gücün kanunda değil şahısta olduğu aile, kurum ve toplumlarda şiddet yükselir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Toplumsal yapıda yaşanan hızlı değişimlerin ruh sağlığındaki etkilerine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Sosyal ve ekonomik hareketlilik arttığı için hızlı bir yaşam var. Bu hız insanlarda stres seviyesini yükseltiyor. Stres yükseldiğinde bazı kişiler çok kolay öfkeleniyor. Cezaevine gidenlerin yüzde 60–70’i pişmandır; çoğu bir anlık öfkeyle karar veriyor. Ayrıca madde kullanımı ve ekonomik sorunlar öfkeyi tetikliyor.” dedi.</p>
<p>Pandemi sonrası psikiyatrik sorunların belirgin biçimde arttığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Dünyada şu anda en çok yapılan ilaç çalışmaları antidepresanlar üzerine. Depresyon araştırmaları Covid’den sonra birinci, sonra ikinci sıraya geldi. Bu tablo arka planda öfkenin, suçun, şiddetin, boşanmaların, aile içi çatışmaların arttığını gösteriyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siddet-ve-suc-genetik-mi-655226">Şiddet ve suç genetik mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bademcik ameliyatında yeni dönem: Thermal Welding Yöntemi </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bademcik-ameliyatinda-yeni-donem-thermal-welding-yontemi-655217</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2026 09:44:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatında]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[thermal]]></category>
		<category><![CDATA[welding]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655217</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bademcik ameliyatı...Özel Ento Kulak Burun Boğaz Cerrahi Tıp Merkezi’nden Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sezgin Bekdemir, bademcik iltihabının (tonsillit) özellikle çocuklarda sık görülen ve yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen bir sağlık sorunu olduğunu belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bademcik-ameliyatinda-yeni-donem-thermal-welding-yontemi-655217">Bademcik ameliyatında yeni dönem: Thermal Welding Yöntemi </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Özel Ento Kulak Burun Boğaz Cerrahi Tıp Merkezi’nden Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sezgin Bekdemir, bademcik iltihabının (tonsillit) özellikle çocuklarda sık görülen ve yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen bir sağlık sorunu olduğunu belirtti.</span></p>
<p><span>Boğazın iki yanında bulunan bademciklerin virüs veya bakteriler nedeniyle enfekte olmasıyla ortaya çıkan bu hastalığın; boğaz ağrısı, yutma güçlüğü, yüksek ateş, halsizlik ve boyun lenflerinde şişlikle kendini gösterdiğini söyleyen Bekdemir, “Akut bademcik iltihabı genellikle 7-10 gün içinde medikal tedavi ile düzelebilirken; kronik tonsillit, tekrarlayıcı yapısıyla uzun vadede ciddi sorunlara yol açabilir” dedi.</span></p>
<p><b><b>Tanı ve Tedavi Süreci </b></b></p>
<p><span>Tanının hastanın şikayetleri, fizik muayene ve gerekli testlerle konulduğunu ifade eden Bekdemir, “Viral enfeksiyonlarda destek tedavileri yeterli olurken, bakteriyel kaynaklı durumlarda antibiyotik kullanılır. Fakat sık tekrar eden, komplikasyona yol açan ya da bademciklerin büyüyerek solunumu engellediği vakalarda cerrahi müdahale gündeme gelir” diye konuştu.</span></p>
<p><span>Geleneksel yöntemlerde bademcik dokusunun tamamen çıkarıldığını, bu nedenle komplikasyon riskinin yüksek olduğunu hatırlatan Bekdemir, şöyle devam etti:</span></p>
<p><span>“Son yıllarda öne çıkan tekniklerden biri olan thermal welding yöntemi ile kanama riski son derece düşük oluyor. Dikiş gerektirmediği için yara iyileşmesi hızlı gerçekleşiyor ve ağrı, klasik ameliyatlara kıyasla çok daha az yaşanıyor. Operasyon yaklaşık 30-40 dakika sürerken, çocuklar 3-5 gün gibi kısa bir sürede normal yaşantılarına dönebiliyor” dedi.</span></p>
<p><span>Yöntemin en önemli avantajının ise ameliyat sonrası komplikasyon riskini en aza indirerek güvenli bir iyileşme süreci sunması olduğunu söyledi. Özellikle okul çağındaki çocuklarda sık görülen bademcik iltihabının, tekrarlayan enfeksiyonlar nedeniyle hem eğitim hem de sosyal yaşamı olumsuz etkilediğini vurgulayan Dr. Bekdemir, “Thermal welding yöntemiyle yapılan ameliyatlarda hızlı iyileşme süreci sayesinde çocukların derslerine ve günlük hayatlarına kısa sürede dönebilmeleri mümkün oluyor” dedi.</span></p>
<p><b><b>Bademcik İltihabı Hafife Alınmamalı </b></b></p>
<p><span>Bademcik iltihabının hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Bekdemir, “Tedavi edilmeyen streptokok enfeksiyonları kalp, eklem ve böbreklerde ciddi rahatsızlıklara yol açabilir. Bu nedenle, sık tekrarlayan bademcik enfeksiyonlarında erken tanı ve doğru cerrahi yöntem seçimi hayati önem taşır. Thermal welding yöntemi bu yönüyle hem hastaların yaşam kalitesini artıran hem de cerrahlar için güvenli bir alternatif sunan tedavi seçeneği olarak öne çıkıyor” diye konuştu. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bademcik-ameliyatinda-yeni-donem-thermal-welding-yontemi-655217">Bademcik ameliyatında yeni dönem: Thermal Welding Yöntemi </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mantar, sıcak ve nemli havada artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mantar-sicak-ve-nemli-havada-artiyor-655211</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2026 09:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[havada]]></category>
		<category><![CDATA[Lekeler]]></category>
		<category><![CDATA[mantar]]></category>
		<category><![CDATA[nemli]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655211</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle yaz aylarında ciltte fark edilen beyaz, açık kahverengi veya pembe renkli lekeler yüzeysel vücut mantarının habercisi olabiliyor.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mantar-sicak-ve-nemli-havada-artiyor-655211">Mantar, sıcak ve nemli havada artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle yaz aylarında ciltte fark edilen beyaz, açık kahverengi veya pembe renkli lekeler yüzeysel vücut mantarının habercisi olabiliyor.  Özellikle sıcak ve nemli havalarda daha belirgin hale gelen bu lekelerin yaygın nedenlerinden birini, halk arasında ‘samyeli’ olarak bilinen tinea versikolor enfeksiyonu oluşturuyor. Peki tinea versikolor neden oluşur, kimlerde daha sık görülür ve nasıl tedavi edilir? Bu konuda merak edilen soruları Acıbadem Taksim Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Melda Koyuncu anlattı. </p>
<ul>
<li><strong>Bulaşıcı mıdır? </strong></li>
</ul>
<p>Ciltte mantar denildiğinde akla bulaşıcılık gelse de tinea versikolor genellikle bulaşıcı kabul edilmiyor. Tinea versikolor (pityriasis versikolor) deride renk değişikliklerine yol açan yüzeysel bir mantar enfeksiyonudur. Etkeni çoğunlukla deride normalde de bulunan Malassezia adlı mayadır. Bu mantar bazı kişilerde aşırı çoğalarak hastalık oluşturur. </p>
<ul>
<li><strong>Klinik belirtiler nelerdir?</strong></li>
</ul>
<p>Deride (genellikle gövde, omuz, boyun ve kollarda) görülen beyaz, kahverengi, pembe veya sarımsı lekeler, hafif kepeklenme veya ince pul pul dökülme, bazen hafif kaşıntı (özellikle sıcak, nemli ortamda), etkilenen bölgeler bronzlaşmadığı için, güneşe çıkınca lekelerin daha belirgin görünmesi (çünkü etkilenen bölgeler bronzlaşmaz).</p>
<ul>
<li><strong>Hangi etkenler tetikler? </strong></li>
</ul>
<p>Yüzeysel mantar enfeksiyonunun başlıca tetikleyicileri şu şekilde sıralanabilir: Sıcak ve nemli hava, terleme, yağlı cilt, bağışıklığın baskılanması ve hormonal değişiklikler. </p>
<ul>
<li><strong>Kimler daha fazla etkileniyor?</strong></li>
</ul>
<p>Ergen ve genç yetişkinlerde, yaşlılar ve çocuklara göre daha yağlı deri yapısına sahip olduklarından, daha sık etkilenirler. Ayrıca bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde de hastalık ortaya çıkabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Tanı nasıl konur?</strong></li>
</ul>
<p>Klinik muayene çoğu zaman yeterlidir. Bazen lekelerin üzerindeki ince kepeklerin mikroskopik incelenmesi ile tanı kesinleştirilir. Ayrıca Wood lambası sarımsı-yeşil renk değişikliğinin saptanması ile tanı doğrulanabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Nasıl tedavi edilir?</strong></li>
</ul>
<p>Genellikle mantar karşıtı krem ve şampuanlar (selenyum sülfit, çinko prition, ketokonazol ve benzerleri gibi etken maddeler içeren) kullanılır. Yaygın ve tekrarlayan durumlarda ağızdan tabletler önerilir. Mantar temizlense bile cilt renginin normale dönmesi haftalar veya aylar sürebilir. </p>
<ul>
<li><strong>Korunmak için nelere dikkat edilmesi gerekir?</strong></li>
</ul>
<p>Yüzeysel mantar risklerinden korunmak ve tekrarlamasını önlemek açısından dikkat edilmesi gereken noktaları Dr. Koyuncu şöyle özetliyor; </p>
<ul>
<li>Terli giysinin üzerinizde uzun süre kalmaması. Egzersiz veya yoğun terlemeden sonra duş alınıp, kuru giysilerin giyilmesi,</li>
<li>Sıcak ve nemli ortamlarda cildi mümkün olduğunca kuru tutmaya çalışmak,</li>
<li>Bol ve pamuklu giysilerin tercih edilmesi,</li>
<li>Çok sıcak ve uzun süreli banyolar yerine ılık duş alınması.</li>
<li>Özellikle yaz aylarında veya daha önce sık nüks olmuşsa koruyucu amaçlı haftada bir veya ayda birkaç kez antifungal şampuanları gövde ve kollara sürüp 5 dakika bekletip, durulamak nüks riskini azaltabilir.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mantar-sicak-ve-nemli-havada-artiyor-655211">Mantar, sıcak ve nemli havada artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağırsak tembelliğine çözüm sofrada!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bagirsak-tembelligine-cozum-sofrada-655193</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2026 09:16:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Açısından]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[Belirten]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kuru]]></category>
		<category><![CDATA[levent]]></category>
		<category><![CDATA[lif]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sofrada]]></category>
		<category><![CDATA[tembelliğine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655193</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, kabızlığın nedenleri, bağırsak hareketlerini destekleyen besinler ve hangi belirtilerde hekime başvurulması gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagirsak-tembelligine-cozum-sofrada-655193">Bağırsak tembelliğine çözüm sofrada!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, kabızlığın nedenleri, bağırsak hareketlerini destekleyen besinler ve hangi belirtilerde hekime başvurulması gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kabızlık sanıldığından daha yaygın bir sorun</strong></p>
<p>Kabızlığın yalnızca tuvalete çıkamamak anlamına gelmediğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent<strong>, </strong>haftada üçten az dışkılama, sert dışkı, zorlanma hissi ve bağırsakların tam boşalmadığı düşüncesinin de kabızlık belirtileri arasında yer aldığını ifade etti.</p>
<p>Özellikle masa başı çalışanlar, yaşlı bireyler, hamileler ve yeterince lif tüketmeyen kişilerde kabızlığın daha sık görüldüğünü belirten Levent, uzun süren kabızlığın yaşam kalitesini düşürdüğünü ve bazı sağlık sorunlarına zemin hazırlayabileceğini söyleyerek, &#8220;Bağırsaklarımız yalnızca sindirim sistemi için değil, genel sağlık açısından da büyük önem taşır. Düzenli çalışan bağırsaklar metabolizmayı desteklerken, yaşam kalitesini de artırır. Bağırsakları doğal yollarla desteklemek için ilk adım; yeterli su içmek, düzenli hareket etmek ve sofralarda lif açısından zengin doğal besinlere daha fazla yer vermektir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Bağırsakları çalıştırmanın ilk şartı lif tüketmek</strong></p>
<p>Bağırsak hareketlerini artıran en önemli besin öğesinin diyet lifi olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, liflerin sindirilemeden kalın bağırsağa ulaştığını ve burada dışkının hacmini artırarak bağırsak hareketlerini hızlandırdığını söyleyerek, lif açısından zengin beslenmenin; kabızlığı önlediğini, bağırsak florasını desteklediğini, kan şekerinin dengelenmesine katkı sağladığını, tokluk hissini artırdığını, kalp ve damar sağlığını desteklediğini ifade etti.</p>
<p><strong>Kuru erik doğal bir bağırsak dostu</strong></p>
<p>Kabızlık denildiğinde akla ilk gelen besinlerden birinin kuru erik olduğunu belirten Levent, bunun bilimsel nedenleri bulunduğunu dile getirdi ve &#8220;Kuru erik hem yüksek lif içerir hem de doğal sorbitol sayesinde bağırsakların daha düzenli çalışmasına yardımcı olur.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Levent, sabah kahvaltısında birkaç adet kuru erik tüketmenin veya akşamdan suda bekletilmiş kuru eriğin suyuyla birlikte yenmesinin bağırsak hareketlerini destekleyebileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>İncir ve kayısı da etkili seçenekler arasında</strong></p>
<p>Kuru incir ve kuru kayısının da lif bakımından oldukça zengin olduğunu belirten Levent, bu meyvelerin düzenli ancak kontrollü miktarlarda tüketilmesini önererek, &#8220;Özellikle kuru meyveler yüksek lif içerikleri sayesinde bağırsak hareketlerini artırırken aynı zamanda vitamin ve mineral açısından da önemli kaynaklardır.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Yeşil yapraklı sebzeleri sofradan eksik etmeyin</strong></p>
<p>Ispanak, semizotu, pazı, marul, roka ve brokoli gibi yeşil sebzelerin bağırsak sağlığını desteklediğini söyleyen Levent, günlük öğünlerde mutlaka sebzeye yer verilmesi gerektiğini belirterek, sebzelerin içerdiği çözünür ve çözünmez liflerin bağırsak hareketlerini doğal şekilde desteklediğini ifade etti.</p>
<p><strong>Tam tahıllar bağırsakların düzenli çalışmasına katkı sağlar</strong></p>
<p>Beyaz ekmek ve rafine un ürünleri yerine tam buğday ekmeği, yulaf, çavdar ve bulgur gibi tam tahılların tercih edilmesini öneren Levent, rafine karbonhidratların lif açısından yetersiz kaldığını, tam tahılların hem bağırsak hareketlerini artırdığını hem de uzun süre tokluk sağladığını belirtti.</p>
<p><strong>Kurubaklagiller bağırsak bakterilerini de besliyor</strong></p>
<p>Nohut, mercimek, kuru fasulye ve barbunyanın yalnızca lif kaynağı olmadığını söyleyen Levent, bu besinlerin bağırsak mikrobiyotasını besleyen prebiyotik özelliklere de sahip olduğunu dile getirerek, &#8220;Düzenli baklagil tüketimi hem bağırsak hareketlerini artırır hem de yararlı bağırsak bakterilerinin çoğalmasına katkıda bulunur.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Meyveleri kabuğuyla tüketmek önemli</strong></p>
<p>Elma, armut, kivi ve erik gibi meyvelerin özellikle kabuklarının lif açısından oldukça zengin olduğunu belirten Levent, mümkün olduğunca iyi yıkandıktan sonra kabuklarıyla tüketilmelerini önererek, kivinin bağırsak hareketlerini destekleyen en etkili meyvelerden biri olduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Yoğurt ve kefir bağırsak florasını destekliyor</strong></p>
<p>Bağırsakların yalnızca lif değil, sağlıklı bakterilere de ihtiyaç duyduğunu ifade eden Levent, probiyotik içeren yoğurt ve kefirin bağırsak mikrobiyotasını güçlendirdiğini, bağırsak florasının dengeli olmasının sindirim sistemi kadar bağışıklık sistemi açısından da önem taşıdığını kaydetti.</p>
<p><strong>Hareketsizlik bağırsakları yavaşlatıyor</strong></p>
<p>Beslenmenin yanı sıra fiziksel aktivitenin de bağırsak hareketleri üzerinde doğrudan etkili olduğunu söyleyen Levent, düzenli yürüyüş yapan kişilerde kabızlığın daha az görüldüğünü ifade ederek, günde 30 dakikalık tempolu yürüyüşün bile bağırsak hareketlerini belirgin şekilde artırabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Bu belirtiler varsa mutlaka doktora başvurun</strong></p>
<p>Kabızlığın bazı durumlarda ciddi hastalıkların belirtisi olabileceğini hatırlatan Dr. Ayhan Levent, şu uyarılarda bulundu:</p>
<p>“Dışkıda kan görülmesi, ani başlayan kabızlık, açıklanamayan kilo kaybı, şiddetli karın ağrısı, demir eksikliği anemisi, ileri yaşta yeni başlayan kabızlık gibi durumlarda vakit kaybetmeden bir iç hastalıkları uzmanına başvurulması gerekiyor.”</p>
<p><strong>Bağırsak dostu beslenme uzun vadeli sağlık yatırımıdır</strong></p>
<p>Bağırsak sağlığının yalnızca sindirim sistemiyle sınırlı olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, bağırsak mikrobiyotasının bağışıklık sistemi, metabolizma ve genel sağlık üzerinde önemli rol oynadığını vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>&#8220;Kabızlığı yalnızca bir sindirim problemi olarak görmek doğru değildir. Liften zengin beslenme, yeterli su tüketimi, düzenli fiziksel aktivite ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları bağırsakların doğal ritmini korumanın en etkili yoludur. Küçük görünen günlük alışkanlıklar, uzun vadede hem bağırsak sağlığını hem de genel yaşam kalitesini belirler.&#8221;</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagirsak-tembelligine-cozum-sofrada-655193">Bağırsak tembelliğine çözüm sofrada!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yazın göz lazer ameliyatı yapılır mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yazin-goz-lazer-ameliyati-yapilir-mi-655154</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2026 08:18:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[havuz]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[lens]]></category>
		<category><![CDATA[pro]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[yapılır]]></category>
		<category><![CDATA[yazın]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655154</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında gözlük ve kontakt lens kullanımının yarattığı zorluklar, lazer göz cerrahisine olan ilgiyi artırabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yazin-goz-lazer-ameliyati-yapilir-mi-655154">Yazın göz lazer ameliyatı yapılır mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında gözlük ve kontakt lens kullanımının yarattığı zorluklar, lazer göz cerrahisine olan ilgiyi artırabiliyor. Ancak uzmanlar, işlemin tatilden hemen önceye bırakılmaması; deniz, havuz, seyahat ve açık hava planlarının iyileşme süreci dikkate alınarak yapılması gerektiğini belirtiyor. Dünyagöz Suadiye Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Başak Bostancı, mevsimin tek başına lazer cerrahisine engel oluşturmadığını ancak uygulama tarihinin hastanın yaşam planına göre belirlenmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Yaz Mevsimi Engel Değil</strong></p>
<p>Doç. Dr. Bostancı, göz lazer ameliyatının yazın da yapılabileceğini, önemli olanın sıcaklık değil; ameliyat sonrası ilk haftalarda güneş ışınlarından (UV) korunmak, deniz-havuz gibi enfeksiyon risklerinden kaçınmak ve doktorun verdiği damlaları düzenli kullanmak olduğunu belirterek, şöyle dedi: &#8220;Lazer cerrahisi yaz aylarında da uygun hastalarda değerlendirilebilir. Burada önemli olan, ayrıntılı göz muayenesinin yapılması ve hastanın tatil programının işlem sonrası kontrol süreciyle birlikte planlanmasıdır. Deniz veya havuz tatilinden hemen önce yapılan uygulamalar, hastanın hekim önerilerine uyumunu zorlaştırabilir. Bu nedenle zamanlamayı son güne bırakmamak gerekir.&#8221;</p>
<p><strong>Göz Yapısına Göre Değerlendirilir</strong></p>
<p>Doç. Dr. Bostancı, lazer cerrahisinde amacın hastayı belirli bir yönteme yönlendirmek değil; göz yapısına ve ihtiyaçlarına uygun yöntemi belirlemek olduğunun altını çizerek, &#8220;SMILE PRO bazı hastalar için uygun bir seçenek olabilirken, başka bir hastada farklı bir yöntem daha doğru olabilir. Güvenli bir planlama için detaylı tetkik ve doğru hasta seçimi önceliklidir&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Hangi hastaya hangi lazer yönteminin uygulanabileceği konusunda önemli bilgiler veren Doç. Dr. Bostancı, şunları söyledi: &#8220;SMILE PRO, miyop ve astigmatın düzeltilmesine yönelik kullanılan, korneada flep oluşturulmadan küçük bir kesiden uygulanan lazer yöntemlerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yalnızca göz numarası, hastanın yönteme uygun olup olmadığını belirlemek için yeterli olmayabiliyor. Kornea kalınlığı ve yapısı, göz numarasının son dönemde değişip değişmediği, göz kuruluğu, yaş ve eşlik eden göz hastalıkları ayrıntılı olarak değerlendiriliyor. Muayene sonucunda SMILE PRO, LASIK, PRK veya farklı bir yöntemin hasta için daha uygun olabileceğine karar verilebiliyor.&#8221;</p>
<p><strong>Tatil Planı Hekim Önerisiyle Planlanmalı</strong></p>
<p>Smile PRO&#8217;nun küçük kesili ve flepsiz yapısının, uygun hastalarda günlük yaşama dönüş sürecini destekleyebildiğini belirten Doç. Dr. Bostancı, &#8220;Ancak görmenin netleşme süresi ve göz yüzeyinin iyileşmesi kişiden kişiye değişebilir. İşlem sonrasında ilaçların düzenli kullanılması ve planlanan kontrollerin aksatılmaması gerekiyor. İlk dönemde göze su kaçırılmaması, gözün ovuşturulmaması ve tozlu ortamlardan korunması önerilebiliyor. Deniz ve havuza dönüş zamanı ise muayene bulgularına göre hekim tarafından belirleniyor. Hastalar çoğu zaman işlemin hemen ardından tüm yaz aktivitelerine dönebileceklerini düşünüyor. Oysa gözün iyileşmesi için belirli bir süreye ihtiyaç olabilir. Deniz, havuz, yoğun güneş ve spor planları hekimin önerdiği takvime göre düzenlendiğinde süreç daha sağlıklı ilerleyebilir&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Kontakt Lensle Deniz ve Havuza Girmeyin</strong></p>
<p>Yaz döneminde lazer cerrahisini değerlendiren hastaların önemli bir bölümünün kontakt lens kullanıcıları olduğunu söyleyen Doç. Dr. Bostancı, şu uyarılarda bulundu: &#8220;Kontakt lensle denize veya havuza girmek, mikroorganizmaların göz yüzeyine taşınmasına ve ciddi enfeksiyonlara zemin hazırlayabiliyor. Bu nedenle lenslerin suyla temasından kaçınılması önem taşıyor.&#8221;</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yazin-goz-lazer-ameliyati-yapilir-mi-655154">Yazın göz lazer ameliyatı yapılır mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maltepe Belediyesi&#8217;nden &#8216;Dijital Denge Atölyesi&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/maltepe-belediyesinden-dijital-denge-atolyesi-655148</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2026 08:15:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[maltepe]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655148</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi’nin toplum sağlığını güçlendirmek, erişilebilir danışmanlık ve rehabilitasyon destekleri sunmak için hizmet veren Sosyal Etkileşim ve Destek Merkezi’nde (SEDEM) “Dijital Denge Atölyesi” düzenlendi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepe-belediyesinden-dijital-denge-atolyesi-655148">Maltepe Belediyesi&#8217;nden &#8216;Dijital Denge Atölyesi&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Maltepe Belediyesi’nin toplum sağlığını güçlendirmek, erişilebilir danışmanlık ve rehabilitasyon destekleri sunmak için hizmet veren Sosyal Etkileşim ve Destek Merkezi’nde (SEDEM) “Dijital Denge Atölyesi” düzenlendi. </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Psikolog Gözde Isırgan ve Aile Danışmanı Güliz Gökkaya’nın yönetiminde 16 yaş üstü katılımcıların yer aldığı atölyede sosyal medyada görünür olmak ve bununla doğru orantıda kendini değerli hissetmek arasındaki ilişki, onay almak, beğenilmek ve sahte iyilik halleri değerlendirildi. Atölyede 2012 yılında Emmy Ödülleri’nde “En İyi Televizyon Dizisi” dalında ödül kazanan,  Black Mirror isimli dizisi üzerinden uygulamalı örnekler gösterildi. Dijital Denge Film Psikanalizi Atölyesi’nin ikinci oturumu 27 Ağustos Perşembe günü saat 13.00’te SEDEM’de devam edecek.  0 216 383 06 06 numaralı telefondan atölyeyle ilgili bilgi alınarak başvuru yapılabilir.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepe-belediyesinden-dijital-denge-atolyesi-655148">Maltepe Belediyesi&#8217;nden &#8216;Dijital Denge Atölyesi&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göz alerjisi son yıllarda giderek yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/goz-alerjisi-son-yillarda-giderek-yayginlasiyor-655053</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Aug 2026 09:21:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alerji]]></category>
		<category><![CDATA[alerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[polen]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yıllarda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655053</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazın açık havada geçirilen sürenin artması, polen ve diğer çevresel alerjenlere maruziyeti de artırdığından, gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanma ve yanma gibi şikayetler yaygınlaşıyor. Yazın açık havada geçirilen sürenin artması, polen ve diğer çevresel alerjenlere maruziyeti de artırdığından, gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanma ve yanma gibi şikayetler yaygınlaşıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-alerjisi-son-yillarda-giderek-yayginlasiyor-655053">Göz alerjisi son yıllarda giderek yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yazın açık havada geçirilen sürenin artması, polen ve diğer çevresel alerjenlere maruziyeti de artırdığından, gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanma ve yanma gibi şikayetler yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özgür Çakıcı</strong>, özellikle iki gözde birden ortaya çıkan yoğun kaşıntı ve sulanmanın, alerji açısından önemli bir ipucu oluşturduğunu belirterek “Ülkemizde farklı bölgelerde yapılan çalışmalar, özellikle çocuk ve gençlerde burun akıntısı, hapşırma ve burun tıkanıklığının da eşlik ettiği göz ve burun alerjisinin (alerjik rinokonjonktivit) oldukça yaygın olduğunu göstermektedir” diyor. </p>
<p>Toplumumuzda çoğu zaman göz alerjisinin geçici bir rahatsızlık olarak görülüp hafife alınabildiğini, oysa tekrarlayan ya da şiddetlenen yakınmalarda göz hekimine başvurulmasının son derece önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Çakıcı, kortizon içeren göz damlalarının da doktor önerisi olmadan kesinlikle kullanılmaması gerektiğini vurguluyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Özgür Çakıcı, gözlerde alerjiyi tetikleyen 4 önemli etkeni anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Polenler</strong></p>
<p>Ağaç, çimen ve yabani otlardan yayılan polenler, özellikle bahar ve yaz aylarında duyarlı kişilerin gözlerinde alerjik reaksiyonu tetikleyebiliyor. Polen yoğunluğunun yüksek olduğu dönemlerde ve özellikle rüzgarlı havalarda dışarıda uzun süre kalmak; kaşıntı, kızarıklık ve sulanma gibi şikayetleri artırabiliyor. Gözleri ovuşturmak şikayetleri artırabileceğinden bundan kaçınmak, polen yoğunluğunun yüksek olduğu dönemlerde güneş gözlüğü kullanmak ve dış ortam maruziyetini azaltmak önem taşıyor. </p>
<p><strong>Ev tozu ve akarlar</strong></p>
<p>Göz alerjisi sadece dış ortam kaynaklı değil. Ev tozu akarları özellikle yatak, yastık, halı ve kumaş yüzeylerde bulunarak yıl boyunca alerjik yakınmalara neden olabiliyor. Bu nedenle evin düzenli havalandırılması, toz birikiminin azaltılması ve yatak-yastık gibi tekstil ürünlerinin uygun şekilde temizlenmesi önem taşıyor. Evcil hayvanların tüyleri ve deri döküntüleri de alerjik yapıya sahip kişilerde tetikleyici olabildiğinden, maske takılmasında fayda olabiliyor. </p>
<p><strong>Küf ve hava kirliliği</strong></p>
<p>Nemli ortamlarda oluşan küfler ve hava kirliliği göz yüzeyinde irritasyona neden olabiliyor. Özellikle alerjenlerle birlikte maruziyet söz konusu olduğunda gözlerdeki yakınmalar daha belirgin hale gelebiliyor. Hava kirliliği ve değişen çevresel koşulların alerjik hastalıklar üzerindeki etkisi de bilimsel araştırmaların giderek daha fazla üzerinde durduğu konular arasında yer alıyor. Bu nedenle evin düzenli havalandırılması ve hava kirliliğinin yoğun olduğu dönemlerde dışarıda geçirilen sürenin mümkün olduğunca azaltılması ya da maske takılması önem taşıyor. </p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Tedaviyi ihmal etmeyin!</strong></p>
<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özgür Çakıcı “Göz alerjisi çoğu hastada, alerjen etkenlere maruziyetten kaçınarak ve uygun tedaviyle kontrol altına alınabilir. Ancak özellikle kortizon içeren göz damlalarının doktor önerisi olmadan kullanılmaması gerekir. Yanlış veya uzun süreli kortizon kullanımı göz tansiyonunda yükselme ve katarakt gibi ciddi sorunlara yol açabilir. Göz alerjisini hafife almayın; tetikleyicileri tanıyın, gözlerinizi ovuşturmayın ve şikayetleriniz devam ediyorsa mutlaka göz hekimine başvurun” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-alerjisi-son-yillarda-giderek-yayginlasiyor-655053">Göz alerjisi son yıllarda giderek yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emzirmede patron bebek!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/emzirmede-patron-bebek-655047</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Aug 2026 09:21:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[Bebeği]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[ebe]]></category>
		<category><![CDATA[emzirme]]></category>
		<category><![CDATA[emzirmede]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[patron]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[süt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655047</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi (SBF) Dekan Yardımcısı, Ebelik Bölüm Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Tuğba Yılmaz Esencan, emzirmenin anne ve bebek sağlığı açısından önemini, anne sütünü artırmada etkili uygulamaları, emzirme döneminde yaşanan sorunları ve bu süreçte ebe desteğinin rolünü değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/emzirmede-patron-bebek-655047">Emzirmede patron bebek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi (SBF) Dekan Yardımcısı, Ebelik Bölüm Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Tuğba Yılmaz Esencan, emzirmenin anne ve bebek sağlığı açısından önemini, anne sütünü artırmada etkili uygulamaları, emzirme döneminde yaşanan sorunları ve bu süreçte ebe desteğinin rolünü değerlendirdi.</p>
<p><strong>Ebe desteği daha gebelik döneminde başlıyor</strong></p>
<p>Ebelerin emzirme sürecinin en başından itibaren annenin yanında olduğunu belirten Doç. Dr. Tuğba Yılmaz Esencan, “Ebelik, emzirme sürecinin en başından itibaren annenin yanında olan bir meslek. Gebelik döneminde anneye emzirmenin bebeği için neden bu kadar değerli olduğunu anlatıyor, doğumdan hemen sonra ilk emzirmenin başlatılmasına rehberlik ediyoruz. Doğumu takip eden ilk saatlerde doğumla sağlanan ten temasının ardından bebeğin doğru şekilde memeye yerleştirilmesi, ağız açıklığının ve emme pozisyonunun doğru olması, sonraki haftalardaki emzirme başarısını doğrudan etkiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Emzirme, anne ve bebeğin birlikte öğrendiği bir süreç</strong></p>
<p>Ebe desteğinin lohusalık döneminde de devam ettiğini ifade eden Doç. Dr. Tuğba Yılmaz Esencan, “Lohusalık döneminde ebe, anneyi düzenli olarak izleyerek meme başı sorunlarını erken fark ediyor, süt üretiminin yeterli olup olmadığını değerlendiriyor ve anneye hem teknik hem de duygusal destek sağlıyor. Bu süreçte ebe bebeğin gelişimini de eş zamanlı izliyor. Burada ebeler, emzirmeyi sadece bir beslenme eylemi değil, anne-bebek ikilisinin birlikte öğrendiği bir süreç olarak ele alıyor ve yakından takip ediyorlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Sütüm yetmiyor” algısının altında farklı nedenler olabilir</strong></p>
<p>Doğum sonrasında birçok annenin “Sütüm gelmiyor” veya “Sütüm yetmiyor” endişesi yaşayabildiğini hatırlatan Doç. Dr. Esencan, “Gerçek anlamda süt yetersizliği, annelerin büyük çoğunluğunda düşünüldüğü kadar sık görülen bir durum değil. Literatürde birincil, yani fizyolojik nedenlere bağlı süt yetersizliğinin oranı oldukça düşük olarak bildiriliyor. Annelerin ‘sütüm yetmiyor’ algısının büyük bölümü; bebeğin emme sıklığının az olması, yanlış emzirme pozisyonu, doğumdan sonra memeye geç başlanması ya da ek gıda ve biberonla erken tanışma gibi önlenebilir nedenlerden kaynaklanıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Emzirmede patron bebek”</strong></p>
<p>Süt üretiminin arz-talep ilişkisine dayandığını vurgulayan Doç. Dr. Esencan, emzirme sıklığının önemini şu sözlerle anlattı:</p>
<p>“Bu noktada annelere önerimiz; bebeği sık sık, gece dahil bebeğin talebine göre emzirmesi, doğru emzirme tekniğini öğrenmesi ve mümkünse ilk günlerde bir ebeden destek alması. Unutulmaması gereken nokta, emzirmede patron bebek. Süt üretimi arz-talep ilişkisine dayanır; bebek ne kadar sık ve etkili emerse, meme o kadar çok süt üretir. Bu doğrultuda süreci takip etmek ‘sütüm yetmiyor’ sorununu çözmede önemli rol oynayacaktır.”</p>
<p><strong>Anne sütü taklit edilemeyen biyolojik bir ürün</strong></p>
<p>Emzirmenin yalnızca bebeğin karnını doyurmak olarak değerlendirilmemesi gerektiğini kaydeden Doç. Dr. Tuğba Yılmaz Esencan, “Anne sütü, bebeğin bağışıklık sistemini destekleyen antikorlar, büyüme faktörleri ve bebeğin yaşına özel besin bileşimini bir arada barındıran, taklit edilemeyen bir biyolojik ürün. Emzirilen bebeklerde solunum yolu ve gastrointestinal enfeksiyonlar, orta kulak iltihabı gibi sorunların daha az görüldüğü, ileriki yaşlarda obezite ve tip 2 diyabet riskinin azaldığı bilimsel çalışmalarla ortaya konmuştur.” dedi.</p>
<p><strong>Emzirme annenin sağlığını da destekliyor</strong></p>
<p>Emzirmenin yalnızca bebeğe değil anneye de önemli sağlık yararları sağladığını ifade eden Doç. Dr. Esencan, “Anne açısından bakıldığında ise emzirme, doğum sonrası kanamanın azalmasına, rahmin daha hızlı toparlanmasına yardımcı oluyor; uzun vadede meme ve yumurtalık kanseri riskinin azalmasıyla da ilişkilendiriliyor. Ayrıca emzirme sırasında salgılanan oksitosin hormonu, anne-bebek bağlanmasını güçlendiriyor ve annenin doğum sonrası ruhsal uyumuna katkı sağlıyor. Bu nedenle emzirmeyi yalnızca bir beslenme yöntemi değil, kısa ve uzun vadeli sağlık sonuçlarını şekillendiren bütüncül bir süreç olarak değerlendiriyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Günde 8-12 kez emzirme süt üretimini uyarıyor</strong></p>
<p>Bebeğin talebine göre emzirilmesinin önemine vurgu yapan Doç. Dr. Esencan, “Bebeğin talebe göre, günde sekiz ila on iki kez emzirilmesi, memenin düzenli boşaltılmasını sağlayarak süt üretimini uyarıyor. Annenin dengeli beslenmesi ve susuzluk hissetmeden düzenli sıvı tüketmesi de süreci destekleyen faktörler arasında yer alıyor. Ancak burada belirleyici olan tek bir ‘mucize besin’ değil, genel beslenme düzeninin yeterli ve dengeli olması.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yanlış kavrama meme ucu çatlağından mastite kadar sorun yaratabiliyor</strong></p>
<p>Emzirme sırasında en sık karşılaşılan sorunlara değinen Doç. Dr. Esencan, meme ucu çatlakları, memede aşırı dolgunluk, sertlik ve ağrı ile mastitin öne çıktığını söyledi.</p>
<p>Doç. Dr. Tuğba Yılmaz Esencan, “Bu sorunların büyük bölümünün temelinde bebeğin memeyi yanlış kavraması yatıyor. Ağız açıklığının yetersiz olması ya da yalnızca meme ucunun emilmesi hem anneye ağrı veriyor hem de memenin etkin boşalmasını engelliyor. İşte tam bu noktada ebe desteği kritik önem taşıyor. Doğru pozisyon ve doğru kavrama tekniğinin erkenden gösterilmesi, birçok sorunu daha ortaya çıkmadan önlüyor.” dedi.</p>
<p><strong>“Küçük memeli annenin sütü az olur” inanışı yanlış!</strong></p>
<p>Toplumda emzirmeye ilişkin çok sayıda yanlış inanış bulunduğunu belirten Doç. Dr. Esencan, “Toplumda en sık duyduğumuz yanlış inanışlardan biri, ‘küçük memeli anneler yeterli süt üretemez’ düşüncesi. Oysa süt üretim kapasitesi meme büyüklüğüyle değil, bez dokusunun işlevselliğiyle ilgilidir. Bir diğer yaygın yanlış, bebeğin sürekli ağlamasının mutlaka ‘sütün yetersiz olduğu’ anlamına geldiği inanışı. Oysa ağlama birçok farklı nedenden kaynaklanabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Kolostrum bebeğin en değerli ilk besini</strong></p>
<p>“İlk süt faydasızdır” inanışının da bilimsel gerçeklerle çeliştiğine dikkat çeken Doç. Dr. Esencan, kolostrumun önemini vurguladı.</p>
<p>“‘İlk süt, yani ağız sütü veya kolostrum faydasızdır, atılmalıdır’ şeklindeki inanış bilimsel gerçeklerle çelişiyor. Aksine kolostrum, bebeğin bağışıklık sistemini destekleyen en değerli ilk besindir.” diyen Doç. Dr. Esencan, emziren annelerin beslenmesine ilişkin katı yasakların da her zaman bilimsel temele dayanmadığını belirtti.</p>
<p><strong>Çalışan anneler işe dönmeden önce hazırlık yapmalı</strong></p>
<p>Çalışma hayatına dönüşün emzirmenin sonlandırılması anlamına gelmediğini belirten Doç. Dr. Esencan, “Çalışma hayatına dönecek anneler için planlama, emzirmenin sürdürülebilirliği açısından belirleyici. İşe dönmeden birkaç hafta önce süt sağma alışkanlığının kazanılmasını ve sağılan sütün doğru şekilde saklanmasını öneriyoruz. İş yerinde düzenli aralıklarla süt sağabileceği uygun ve mahremiyeti olan bir alanın bulunması hem annenin konforu hem de süt üretiminin sürekliliği açısından önemli.” dedi.</p>
<p><strong>“Ebe desteğinin yeri doldurulamaz”</strong></p>
<p>Emzirmenin biyolojik olduğu kadar duygusal bir süreç olduğunun altını çizen Doç. Dr. Tuğba Yılmaz Esencan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Emzirme, anne ile bebek arasında kurulan, sağlık çıktılarını hem kısa hem uzun vadede şekillendiren biyolojik ve duygusal bir süreç. Bu sürecin sağlıklı işlemesinde ebelerin gebelikten lohusalığa uzanan sürekli desteği, doğru bilgiye erişimi kolaylaştırması ve annenin kendine güvenini pekiştirmesi bakımından yeri doldurulamaz bir öneme sahip.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/emzirmede-patron-bebek-655047">Emzirmede patron bebek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fotodinamik Devrim: Kanser Hücrelerini Işıkla Hedefleyen Akıllı Tedavi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fotodinamik-devrim-kanser-hucrelerini-isikla-hedefleyen-akilli-tedavi-655013</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Aug 2026 08:49:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Akıllı]]></category>
		<category><![CDATA[Alan]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[fotodinamik]]></category>
		<category><![CDATA[Fotodinamik Terapi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[hedefleyen]]></category>
		<category><![CDATA[hücrelerini]]></category>
		<category><![CDATA[işık]]></category>
		<category><![CDATA[ışıkla]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Dokular]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=655013</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde sağlıklı dokulara zarar vermeden tümörü hedeflemek, tıbbın bugün en önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fotodinamik-devrim-kanser-hucrelerini-isikla-hedefleyen-akilli-tedavi-655013">Fotodinamik Devrim: Kanser Hücrelerini Işıkla Hedefleyen Akıllı Tedavi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Kanser tedavisinde sağlıklı dokulara zarar vermeden tümörü hedeflemek, tıbbın bugün en önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor. Bu alandaki yenilikçi yaklaşımlardan biri olan <strong>fotodinamik terapi</strong>, ışığa duyarlı özel moleküllerin belirli dalga boyundaki ışıkla aktive edilerek hedeflenen kanser hücrelerinin yok edilmesini amaçlıyor. Işık temelli tedavilerdeki yeni gelişmeler de geleceğin sağlık teknolojileri açısından umut vadediyor. Bu kapsamda, Acıbadem Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fabienne Dumoulin başkanlığında düzenlenen <strong>“8. Fotodinamik Günü”</strong></em></strong><em>,<strong> dünyanın önde gelen bilim insanlarını bir araya getirdi. Etkinlikte uzmanlar, fotodinamik terapide ulaşılan son noktayı, güncel araştırmaları ve gelecekte sağlık alanında kullanılabilecek yenilikçi teknolojileri değerlendirdi…</strong></em></p>
<p><b>Konferans Başkanı Prof. Dr. Fabienne Dumoulin, günümüzde tedavilerde yalnızca hastalığın ortadan kaldırılmasının değil, bunun sağlıklı dokular korunarak gerçekleştirilmesinin hedeflendiğini belirterek, fotodinamik terapilerin bu nedenle son yıllarda önem kazandığını vurguluyor. Yakın zamanda Avrupa Fotobiyoloji Derneği <strong>(ESP)</strong> Yönetim Kurulu’na seçilen <strong>Prof. Dr. Fabienne Dumoulin, ışık temelli bu terapi yöntemlerinin artık geleceğin değil, bugünün teknolojisi olduğunu da sözlerine ekliyor. </strong></b></p>
<p><b><strong>B</strong>u alandaki uluslararası bilimsel iş birliklerinin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Fabienne Dumoulin, “Fotodinamik terapi, sağlıklı dokuların korunarak hastalıkların tedavi edildiği başarılı yaklaşımlardan biri. Üstelik sadece kanserde değil, antibiyotik direncine karşı geliştirilen yeni tedavilerde de son derece umut verici sonuçlar görüyoruz” diyor. </b></p>
<p><b><strong>İleri Görüntüleme Sistemleri ve N</strong><strong>anoteknolojiyle Kişiye Özel Tedavi</strong><strong> </strong></b></p>
<p><b>Fotodinamik terapinin detaylarından söz eden Prof. Dr. Fabienne Dumoulin, “Fotodinamik terapide önce hastalıklı hücrelerde biriken, ışığa duyarlı özel bir ilaç veriliyor. Yalnızca hedef bölgeye uygulanan ışık, ışığa duyarlı bu ilacı aktive ediyor. Böylece hastalıklı hücreler yok edilirken sağlıklı dokular büyük ölçüde korunabiliyor” ifadelerini kullanıyor. </b></p>
<p>Prof. Dr. Fabienne Dumoulin, fotodinamik terapinin geleceğinde ileri görüntüleme sistemleri ve nanoteknolojinin belirleyici olacağını belirterek, “Gelecekte hastalıkları çok daha erken teşhis edebilecek, tedaviyi gerçek zamanlı takip edebilecek ve her hasta için en doğru ışık temelli yaklaşımı seçebileceğiz. Bilim ilerledikçe bu teknolojilerin çok daha fazla hastaya ulaşacağına inanıyoruz. Temmuz 2027’de, Acıbadem Üniversitesi’nde düzenlenecek olan ve bu alanda yer alan tüm paydaşların bir araya getirileceği Uluslararası Fotodinamik Derneği’nin (International Photodynamic Association) Dünya Kongresi’nde de tüm bu heyecan verici gelişmeler ele alınacak” diye konuşuyor.</p>
<p><b><strong>Görüntüleme Destekli “Işık Terapisi” Tedavide Başarıyı Artırıyor</strong></b></p>
<p>Konferansın önemli katılımcılarından Harvard Tıp Fakültesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Tayyaba Hasan, fotodinamik terapinin bugün artık kişiselleştirilmiş kanser tedavisinin önemli bileşenlerinden biri haline geldiğini söylüyor: “Kanser tedavisindeki en heyecan verici gelişme, her hastaya aynı tedaviyi uygulamak yerine tümörün özelliklerine göre kişiye özel çözümler geliştirilmesi. Fotodinamik terapi tümörü seçici olarak hedef alırken sağlıklı dokuları büyük ölçüde koruyor. Ayrıca görüntüleme yöntemleriyle birlikte kullanıldığında tedavinin doğruluğunu ve başarısını artırıyor”…</p>
<p>Laboratuvardan kliniğe uzanan sürecin bazen onlarca yıl sürdüğünü belirten Prof. Dr. Tayyaba Hasan, “Bilimsel bir keşfin milyonlarca hastaya ulaşması sabır ve disiplin gerektiriyor. Bilim insanları, mühendisler, doktorlar ve sanayi birlikte çalıştığında gerçek dönüşüm gerçekleşiyor. Hastaların yaşamına dokunduğunu görmek ise bütün bu emeğin en büyük karşılığı&#8221; değerlendirmesinde bulunuyor. </p>
<p>Prof. Dr. Tayyaba Hasan, özellikle pankreas ve cilt kanserlerinde görüntüleme destekli tedavilerin büyük avantaj sağladığını belirterek, “Doktorlar tümörün sınırlarını çok daha net görebiliyor; hem tedavi daha hassas uygulanıyor hem de sağlıklı dokular korunabiliyor. Nanoteknoloji sayesinde ışığa duyarlı ilaçları doğrudan tümör dokusuna ulaştırabiliyoruz. Bu da tedavinin etkinliğini artırırken yan etkileri azaltılıyor” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fotodinamik-devrim-kanser-hucrelerini-isikla-hedefleyen-akilli-tedavi-655013">Fotodinamik Devrim: Kanser Hücrelerini Işıkla Hedefleyen Akıllı Tedavi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tatil dinlenmekten çıkıp performansa dönüşmesin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tatil-dinlenmekten-cikip-performansa-donusmesin-654998</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Aug 2026 08:39:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Anla]]></category>
		<category><![CDATA[Çevirir]]></category>
		<category><![CDATA[çıkıp]]></category>
		<category><![CDATA[Daha Fazla]]></category>
		<category><![CDATA[dinlenmekten]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşmesin]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Karşılaştırma]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[performansa]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654998</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, tatillerde sosyal medyanın oluşturduğu karşılaştırma kültürünü, “mükemmel tatil” algısını ve bunun kişinin psikolojisi üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tatil-dinlenmekten-cikip-performansa-donusmesin-654998">Tatil dinlenmekten çıkıp performansa dönüşmesin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, tatillerde sosyal medyanın oluşturduğu karşılaştırma kültürünü, “mükemmel tatil” algısını ve bunun kişinin psikolojisi üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><strong>İnsan kendisini anlamlandırmak için başkalarıyla karşılaştırıyor</strong></p>
<p>İnsanların kendilerini başkalarıyla karşılaştırmasının tek başına olumsuz bir davranış olmadığını dile getiren Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, sosyal karşılaştırmanın insanın toplum içindeki yerini anlamlandırmasında doğal bir işlevi olduğunu söyledi.</p>
<p>“İnsanoğlu zaten kendini konumlandırmak ve anlamlandırmak üzerine karşılaştırmaya çok meyilli.” diyen Çağrı Akyol Çevirir, kişinin zaman zaman “Ben dünyada neredeyim, iş dünyasında neredeyim, mesleki veya akademik olarak neredeyim?” sorularını sormasının doğal olduğunu ifade etti.</p>
<p>Çağrı Akyol Çevirir, “Kişinin kendini anlamlandırabilmesi için aslında bir öteki ile karşılaştırmak durumundayız. Çünkü biz insanlar olarak sosyal varlıklarız.” dedi.</p>
<p><strong>Sosyal medyada karşılaştırmanın iki tarafı eşit değil!</strong></p>
<p>Sosyal medyadaki karşılaştırmanın “asimetrik” bir düzlemde gerçekleştiğini vurgulayan Çağrı Akyol Çevirir, insanların sosyal medya hesaplarında genellikle hayatlarının tamamını değil, en güzel ve görünür kılmak istedikleri bölümlerini paylaştığını anlattı.</p>
<p>“Kişi kendini en savunmasız, üzgün, kederli, keyifsiz haliyle ortaya sunmuyor. Genellikle insanlar ideal benliğini, yani kendisini görmek istediği yerden insanlara göstermeyi daha çok arzu ediyorlar.” diyen Çağrı Akyol Çevirir, bu nedenle sosyal medyada karşılaştırılan iki hayatın aslında eşit koşullarda değerlendirilmediğini söyledi.</p>
<p>Sosyal medyada bir kişinin ailesinin, romantik ilişkisinin veya tatilinin çoğunlukla en iyi anlarının görüldüğünü ifade eden Çağrı Akyol Çevirir, “Genellikle bizim kendimizi karşılaştırdığımız taraf en iyi haliyle karşımıza çıkıyor. Kişiyi en iyi haliyle görüyoruz. Aile yapısını en iyi haliyle görüyoruz. Romantik ilişkisini en iyi haliyle görüyoruz. Yaptığı tatilleri en iyi haliyle görüyoruz. Haliyle kendimizi bu durumla karşılaştırdığımız noktada aslında aynı kulvarda değiliz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kendi gerçekliğimizi çarpıtılmış bir görüntüyle kıyaslıyoruz</strong></p>
<p>Sosyal medyada görülen tatilin arka planında trafik, yorgunluk, tartışma, maddi kaygılar, kötü hava veya planların aksaması gibi birçok durum bulunabileceğini ancak bunların çoğunlukla paylaşılmadığını ifade eden Çevirir, “Tamamen gerçek dışı, çarpıtılmış veya abartılmış bir durumla kendi gerçekliğimizi kıyaslar hale geliyoruz.” dedi.</p>
<p>Bu durumun kişinin kendi tatilinden aldığı doyumu da azaltabileceğine işaret eden Çağrı Akyol Çevirir, “Tatil dediğimiz şeyin normalde dinlendirici ve keyifli olması gerekir. Tatil, kişinin gündelik yaşamın stresinden, yorucu temposundan ve zihnini meşgul eden uyaranlardan bir süreliğine uzaklaşmasını sağlayan, hepimizin ihtiyaç duyduğu bir dinlenme alanıdır. Ancak sosyal medyadaki kıyaslamalar nedeniyle tatilin bu temel işlevinden giderek uzaklaşabildiğini gözlemliyoruz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tatil, “story” üretme yarışına dönüşebiliyor</strong></p>
<p>Tatilin esas amacının günlük yaşamın yorucu temposundan ve zihinsel meşguliyetlerden uzaklaşmak olduğuna dikkat çeken Çağrı Akyol Çevirir, “Kişi tatile çıkıyor, bir hikâye paylaşacak, bir ‘story’ paylaşacak. ‘Acaba bu story atılır mı, atılmaz mı? Yeterince iyi bir story mi? Şimdi burada aslında şunu gözlemliyoruz: Olay tatil yapmaktan ziyade bir performans yarışı haline geliyor. Tatil amacından tamamen sapmaya başlıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Deneyimi yaşamak yerine görüntüsünü üretmeye çalışıyoruz</strong></p>
<p>Sosyal medya için sürekli paylaşılabilir an arayışının, kişinin içinde bulunduğu anla kurduğu ilişkiyi de değiştirebildiğini kaydeden Çağrı Akyol Çevirir, “Aslında yaptığımız deneyimi bile deneyimleyemiyoruz. Yani o eylemi yaşantılayamıyoruz.” dedi.</p>
<p>Tatil sırasında daha fazla paylaşılabilir içerik elde edebilmek için daha fazla yere gitmeye, daha fazla aktivite yapmaya ve daha fazla görüntü üretmeye çalışılabildiğini söyleyen Çağrı Akyol Çevirir, böylece dinlenmek amacıyla çıkılan tatilin yeni bir koşuşturma alanına dönüşebildiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Sosyal medya tatil bütçesini bile etkileyebilir</strong></p>
<p>Sosyal karşılaştırmanın yalnızca psikolojik değil, ekonomik sonuçları da olabileceğine dikkat çeken Çevirir, başkalarının tatil standartlarını yakalama isteğinin bazı kişileri kendi ekonomik sınırlarının dışına çıkmaya yöneltebildiğini ifade etti.</p>
<p>“Bunun tabii ekonomik boyutları da var. İnsanlar kendisini daha fazla zorlayabiliyor, bütçesinin dışına çıkabiliyor.” diyen Çevirir, sosyal medyada sergilenen yaşam biçiminin bir standart olarak kabul edilmesinin kişinin kendi imkânlarını değersiz görmesine neden olabileceğini kaydetti.</p>
<p><strong>“Ben neden buna sahip değilim?” düşüncesi yetersizlik hissini besliyor</strong></p>
<p>Sürekli kıyaslamanın kişinin yeterlilik ve değerlilik algısını etkileyebileceğini vurgulayan Çevirir, “İnsanoğluna baktığımız zaman zaten kendini yeterli ve değerli hissetmek üzerine yaşayan canlılarız. Ne zaman ki yetersiz ve değersiz hissederiz, o zaman ruh sağlığımızda birtakım bozulmalar, keyfimizin kaçması, üzülmemiz, kaygılanmamız gibi durumlar ortaya çıkıyor.” dedi.</p>
<p>“Bazı insanlar kişilik özellikleri gereği daha yetersiz veya daha değersiz hissetmeye açık olabiliyor. Bu alanlarda hassasiyeti olan insanlar bu durumdan daha fazla etkileniyor.” diyen Çağrı Akyol Çevirir, sosyal medyanın çoğu zaman kişinin zaten var olan hassasiyetlerini görünür ve sürekli hale getirdiğini söyledi.</p>
<p><strong>“İdeal tatil” beklentisi gerçek hayatla uyuşmuyor</strong></p>
<p>Tatil öncesinde kurulan beklentilerin de kişinin tatilden aldığı doyumda belirleyici olduğunu dile getiren Çevirir, sosyal medyada görülen kusursuz görüntülerin insanlarda “ideal tatil” beklentisi oluşturduğunu söyledi.</p>
<p>“İnsanlar tatile çıkacağı zaman belki biraz daha gerçekçi, ayağı yere basan beklentiler içerisinde olmalı. İdeal tatil peşinden koşuyoruz.” diyen Çevirir, idealize edilen tatili şöyle tarif etti:</p>
<p>“Yemek çok güzel olacak, hava çok güzel olacak, tartışma olmayacak, yorulma olmayacak… Böyle bir şey mümkün değil.”</p>
<p><strong>Tatil dediğimiz şeyin ne olduğunu unutmamakta fayda var</strong></p>
<p>Tatil döneminde sosyal karşılaştırmanın etkisinden korunmak için “daha iyisini yapma ve gösterme” baskısı yerine tatilin gerçek işlevinin hatırlanması gerektiğini belirten Çevirir, “Tatil dediğimiz şeyin ne olduğunu unutmamakta fayda var. Tatil dinlenmektir. Daha fazla deneyim tabii ki çok güzel ama bir şeyleri daha fazla deneyimlemek yerine belki biraz daha sadeleşmekte fayda olacak. Böylece o tatilden sonuna kadar yarar görebiliriz. Sadeleştikçe bazı şeylerin yeterli olacağını ve kendimizi daha az kıyaslama içerisinde bulacağımızı da gözlemleyeceğiz.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tatil-dinlenmekten-cikip-performansa-donusmesin-654998">Tatil dinlenmekten çıkıp performansa dönüşmesin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dondurma Seçiminde Dikkat Etmeniz Gereken 4 Önemli Nokta</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dondurma-seciminde-dikkat-etmeniz-gereken-4-onemli-nokta-654957</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Aug 2026 08:04:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dondurma]]></category>
		<category><![CDATA[Erime]]></category>
		<category><![CDATA[etmeniz]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[miktarı]]></category>
		<category><![CDATA[nokta]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[porsiyon]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[seçiminde]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[süt]]></category>
		<category><![CDATA[ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[ürünün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654957</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında serinletici etkisi nedeniyle vazgeçilmez bir lezzeti olan dondurma, kolay da ulaşılabildiği için çocuklardan yetişkinlere tüm bireylerin ilk tercihleri arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dondurma-seciminde-dikkat-etmeniz-gereken-4-onemli-nokta-654957">Dondurma Seçiminde Dikkat Etmeniz Gereken 4 Önemli Nokta</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında serinletici etkisi nedeniyle vazgeçilmez bir lezzeti olan dondurma, kolay da ulaşılabildiği için çocuklardan yetişkinlere tüm bireylerin ilk tercihleri arasında yer alıyor. Dondurma ile ilgili, ‘soğuk olduğu için hafiftir’ düşüncesi ise çoğu zaman doğru olmayabiliyor. Sağlık açısından dondurmanın tüketiminde ürünün içeriği, porsiyonu ve tüketim sıklığına dikkat edilmesi gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Betül Merd, yaz mevsiminin vazgeçilmezleri arasında yer alan dondurma ile ilgili dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Glikoz ya da fruktoz şurubu uyarısı</strong></p>
<p>Dondurmayı tek başına ‘sağlıklı’ ya da ‘sağlıksız’ olarak değerlendirmek yerine, içeriğine bakarak karar vermek gerekir. Süt, yoğurt veya krema gibi süt ürünlerinden üretilen; gerçek meyve, kakao, kuruyemiş gibi besinler içeren dondurmalar ile yoğun miktarda şeker, glikoz ya da fruktoz şurubu, bitkisel yağ, aroma verici ve çeşitli katkı maddeleri içeren ürünlerin besin değerleri kesinlikle aynı değildir. Özellikle marketlerde satılan ürünlerde ‘dondurma’, ‘sütlü buz’, ‘bitkisel yağlı ürün’ veya benzeri ifadeler arasındaki farklara dikkat edilmelidir. Tüketicinin yalnızca ön yüzündeki ‘çilekli’, ‘çikolatalı’ gibi ifadelere değil, mutlaka içindekiler listesine ve besin değerleri tablosuna bakması önemlidir.</p>
<p><strong>Doğal yöntemlerle yapılan dondurma </strong></p>
<p>Sağlıklı beslenme kuralları çerçevesinde gıdaların doğru değerlendirilmesi gerekir. Uygun ve doğru porsiyon ile tüketim sıklığı açısından bir değerlendirme yapılırsa dondurma beslenme düzeninin içerisinde yer alabilir. Doğal yöntemlerle yapılan özellikle sade sütlü dondurmalar, şerbetli ve yoğun şeker içeren tatlılara oranla beslenme düzeninde bir alternatif olabilir. Ancak dondurma konusunda porsiyon kontrolü önemlidir. Bir top dondurmanın kalorisi; kullanılan süt, krema, şeker, çikolata, kuruyemiş ve diğer malzemelere göre değişiklik gösterebilir. Bu nedenle, “bir top dondurma kesin olarak şu kadar kaloridir’ demek doğru değildir. </p>
<p><strong>“Suya tuttum erimedi” videoları yanıltabilir</strong></p>
<p>Dondurma için son yıllarda, “Suya tuttum, erimedi! Bu dondurma neden erimiyor?” sorusu çok sorulmaktadır. Sosyal medyada bazı dondurmaların suyun altında tutulmasına rağmen kolayca erimediğini gösteren videolar çok izlenenler arasında yer almaktadır. Bu görüntüler nedeniyle insanlarda, ‘dondurmanın içinde doğal olmayan maddeler var’ düşüncesi hakimdir. Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Dondurmanın geç erimesi veya erime sırasında şeklini koruması, tek başına içinde başka bir madde ya da ürünün sağlıksız olduğunu kanıtlamaz. Erimesi ya da erimemesinde kullanılan yağ miktarı, süt proteinleri, şeker ve diğer kuru maddeler ile emülgatör ve stabilizatörler, hava miktarı, üretim teknolojisi ve saklama koşulları etkilidir. </p>
<p><strong>Reklamına değil etiketine bakılmalı</strong></p>
<p>Bazı endüstriyel dondurmalarda ürünün yapısını ve dokusunu korumak amacıyla stabilizatör ve emülgatörler kullanılır. Bunlar mevzuata uygun miktarlarda kullanıldığında gıda üretiminde izin verilen bileşenlerdir. Dolayısıyla yalnızca “Suya tuttum, erimedi” görüntüsünden yola çıkarak dondurmanın sağlıklı olmadığı sonucuna varmak bilimsel açıdan doğru değildir. Ancak bu videolar tüketiciye önemli bir mesaj vermektedir. Dondurma satın alırken yalnızca görüntüsüne veya reklamına değil, etiketine bakmak gerekir. </p>
<p><strong>Dondurma alırken dikkat etmeniz gerekenler </strong></p>
<p>Dondurma alırken tüketicilerin şu kıstasları göz önünde bulundurması gerekir;</p>
<p>1. İçindekiler listesi: Listenin başında şeker veya şeker içeren bileşenlerin bulunması, ürünün yüksek miktarda ilave şeker içerebileceğini düşündürür. Tercih etmeyin. </p>
<p>2. Yağ kaynağı: Süt yağı ile farklı bitkisel yağların kullanılması ürünün besin profilini değiştirebilir. Dikkatli olun. </p>
<p>3. Şeker miktarı: ‘Şekersiz, fit, light’ veya ‘meyveli’ gibi ifadeler ürünün otomatik olarak sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Besin değerleri tablosundaki şeker ve enerji miktarını mutlaka inceleyin. </p>
<p>4. Porsiyon: Bir paketin tamamını tek porsiyon olarak değerlendirilmemeli. Özellikle kutulu dondurmalarda paket üzerinde belirtilen porsiyon miktarı ile tüketilen miktar birbirinden çok farklı olabilir.</p>
<p><strong>Meyveli yazan dondurmada gerçekten meyve var mı?</strong></p>
<p>Dondurmaların paket içeriğinde ‘çilekli, orman meyveli, mango aromalı’ ifadelerini gördüğümüzde ürünün mutlaka yüksek miktarda gerçek meyve içerdiğini düşünmemeliyiz. Bazı ürünlerde gerçek meyve bulunurken bazı ürünlerde meyve aroması veya meyve preparatları kullanılabilir. Bu nedenle ‘meyveli’ kelimesinden çok içindekiler listesine bakmak tüketici için daha doğru bir yaklaşımdır. Piyasada ‘en sağlıklı dondurma bu’ şeklinde bir yaklaşım olmamalı. Seçim yaparken daha kısa ve anlaşılır bir içerik listesine sahip, süt ürünü içeren, ilave şeker miktarı daha düşük, porsiyonu kontrol edilebilir ürünler tercih edilmeli. Evde hazırlanan dondurmalar daha sağlıklıdır. Yoğurt veya süt ile meyvenin bir araya getirildiği, ilave şeker miktarı kontrol edilmiş tarifler hem çocuklar hem yetişkinler tarafından gönül rahatlığıyla tüketilebilir. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dondurma-seciminde-dikkat-etmeniz-gereken-4-onemli-nokta-654957">Dondurma Seçiminde Dikkat Etmeniz Gereken 4 Önemli Nokta</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekimler Talep ve Sorunlarını Bakan Memişoğlu’na Sundu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekimler-talep-ve-sorunlarini-bakan-memisogluna-sundu-654936</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Aug 2026 18:41:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakan]]></category>
		<category><![CDATA[hekimler]]></category>
		<category><![CDATA[memişoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[na]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlarını]]></category>
		<category><![CDATA[sundu]]></category>
		<category><![CDATA[talep]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654936</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekimler Talep ve Sorunlarını Bakan Memişoğlu'na Sundu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekimler-talep-ve-sorunlarini-bakan-memisogluna-sundu-654936">Hekimler Talep ve Sorunlarını Bakan Memişoğlu’na Sundu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Sağlık Bakanı Dr. Kemal Memişoğlu, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi yöneticilerini makamında kabul etti. Hekimler, sorun ve taleplerini 13 başlıkta Bakan Memişoğlu’na aktardı.</div>
<div>TTB’nin özellikle sağlıkta her geçen gün artan şiddet ve yüksek tazminatlara ulaşan malpraktis davaları hakkında düzenlelme istediği öğrenildi. <span>Görüşmede uzmanlık eğitiminin niteliği, nöbet ücretleri ve nöbet ertesi izin hakkı, psikososyal destek, sağlıkta şiddet, hekimlerin mesleki özerkliği ve hukuki güvenceleri ile emekli hekimlerin hakları başta olmak üzere 13 başlıkta hazırlanan görüş ve çözüm önerileri yazılı bir dosya hâlinde Bakanlığa sunuldu, başlıklar ayrıca sözlü olarak ele alındı.</span></div>
<p><span>Görüşmeye TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Pınar Saip, Genel Sekreter Dr. Ali Karakoç ile Merkez Konseyi üyeleri Dr. Naki Bulut, Dr. Tahsin Çınar, Dr. Hakan Erkan Pehlivan ve Dr. İrem Yıldız katıldı. Bakanlık adına Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Hasan Basri Velioğlu da görüşmede yer aldı. TTB, dosyanın Anayasa’nın 135. maddesi ve 6023 sayılı Kanun’un verdiği kamusal sorumluluk çerçevesinde hazırlandığını; başlıkların ayrı ayrı hukuki ve idari sorunlara işaret etmekle birlikte sağlık hizmetinin niteliği, hekimlerin mesleki özerkliği, hasta hakları ve toplum sağlığı ekseninde bütünlüklü bir değerlendirmenin ürünü olduğunu vurguladı.</span></p>
<p><b><span><strong>Hekimlerin etik denetiminde hukuki boşluk giderilmeli</strong></span></b></p>
<p><span>Anayasa Mahkemesi’nin 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun 39. maddesini iptal etmesinin ardından ortaya çıkan hukuki boşluğun giderilmesi ve hekimlik mesleğinin etik denetiminin etkin biçimde sürdürülebilmesi için yeni bir yasal düzenleme yapılması gerektiği iletildi. Hukuki boşluk nedeniyle onur kurullarında 1794 dosyanın bekletildiği ve bu sayının her geçen gün arttığı söylendi. TTB, Bakanlık ile yürütülen ortak görüşmeler sonucunda son hali verilen düzenleme taslağının dosya ekinde sunulduğunu belirtti.</span></p>
<p><b><span><strong>Malpraktis yargılamaları ve yüksek tutarlı tazminat davaları</strong></span></b></p>
<p><span>Hekimlerin yüksek tutarlı tazminat ve ceza davalarıyla karşı karşıya kalmasının mesleki özerklik ve hasta güvenliği açısından ciddi bir sorun oluşturduğu belirtildi. Özel sağlık kuruluşlarında görev yapan hekimlerin tazminat davalarında daha korunmasız oldukları, yapılacak düzenlemelerle hekimlerin yasal güvencelere kavuşturulması gerektiği iletildi.</span></p>
<p><b><span><strong>Emekli hekimlerin hakları</strong></span></b></p>
<p><span>Emekli hekimlerin aylıklarının; aldıkları eğitim, çalışma koşulları ve üstlendikleri sorumlulukla orantısız biçimde düşük kaldığı, 7146 ve 7411 sayılı düzenlemelerle bazı emekli hekimlere ilave ödeme yapılmış olmakla birlikte 5510 sayılı Kanun’un 4/a ve 4/b bentleri kapsamında emekli olanların bu haktan yararlandırılmadığı belirtildi. TTB; tüm emekli hekimlerin aylıklarının artırılmasını, kapsam dışında kalanlara da ilave ödeme yapılmasını, emeklilik sonrasında çalışmaya devam eden hekimlerin ilave ödemeden yararlanmasını engelleyen düzenlemenin kaldırılmasını ve makam tazminatı nedeniyle ilave ödeme alamayan hekimlerin mağduriyetinin giderilmesini talep etti. Görüşmede ayrıca Sağlık Bakanlığı’na ait boş binaların “hekim yaşam evi” olarak değerlendirilmesi önerildi.</span></p>
<p><b><span><strong>Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması</strong></span></b></p>
<p><span>Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında ise, mesleki güvenceyi ortadan kaldıran bu uygulamalara son verilmesi, kesinleşmiş mahkûmiyeti bulunmayan kişilere ait soruşturma ve kovuşturma bilgilerinin atama süreçlerinde hekimlerin aleyhine kullanılmaması; süreçlerin masumiyet karinesi, hukuki güvenlik, ölçülülük ve yargısal denetim ilkelerine uygun yürütülmesi istendi.</span></p>
<p><b><span><strong>Sezaryen uygulamaları ve mesleki özerklik</strong></span></b></p>
<p><span>TTB, sezaryen oranlarının tek başına hekimlerin mesleki yeterliliğini değerlendirme ölçütü olarak kullanılmaması gerektiğini belirtti. Kadınların doğum yöntemi konusunda karar verme hakkı ile hekimlerin bilimsel ve mesleki özerkliğinin birlikte korunması gerektiği vurgulanarak, sezaryen oranlarını azaltmaya yönelik politikaların cezalandırıcı bir yaklaşımla değil, bilimsel veriler ve sağlık sisteminin yapısal koşulları dikkate alınarak yürütülmesi önerildi.</span></p>
<p><b><span><strong>Uzmanlık eğitimi hizmet üretimine feda edilmemeli</strong></span></b></p>
<p><span>Görüşmenin ilk başlığını uzmanlık eğitiminin niteliği oluşturdu. TTB, uzmanlık öğrencisi bakımından hizmet üretiminin eğitimin aracı olması gerekirken uygulamada bu ilişkinin tersine döndüğünü aktardı. Seminer, makale saati ve olgu tartışması gibi etkinliklerin öğle aralarına ya da mesai sonrasına sıkıştırıldığı; asistan hekimlerin mevzuata rağmen eğitici gözetimi olmaksızın tek başına hasta baktığı; eğitim karnelerinin fiilen yapılan uygulamalarla ilişkilendirilmeksizin doldurulduğu, iş yükü nedeniyle zorunlu tez dışında hiçbir bilimsel yayın üretmeden uzmanlığını tamamlayan hekim sayısının yükseldiği ve bilimsel toplantı izinlerinin hizmet gerekçesiyle reddedildiği belirtildi. </span><span>TTB bu kapsamda; hizmet planlamasından muaf tutulan haftalık korumalı bir eğitim ve araştırma zamanı tanımlanmasını, eğitici gözetiminin fiilen sağlanarak eğitici başına düşen uzmanlık öğrencisi sayısına üst sınır getirilmesini, eğitim karnesinin gerçek uygulama verisine dayandırılmasını, portföy ve standart yetersizliği saptanan programlara kontenjan verilmemesi kuralının işletilmesini, bilimsel toplantı izinlerinin güvence altına alınmasını ve uzmanlık öğrencisi değerlendirmelerinin anonim olarak toplanmasını talep etti.</span></p>
<p><b><span><strong>Nöbet ücretlerinde Anayasa Mahkemesi kararı uygulanmalı</strong></span></b></p>
<p><span>Nöbet ücretlerinin, hekimin kendi ücretinden bağımsız olarak 657 sayılı Kanun’un Ek 33. maddesindeki sabit gösterge üzerinden hesaplandığı ve emekliliğe esas kazanca dahil edilmediği hatırlatıldı. Azami olarak ayda sekiz nöbetle 128 saat ek çalışan bir asistan hekimin brüt nöbet ücretinin 2026 yılı brüt asgari ücretinin altında kaldığı; nöbet ertesi izin nedeniyle yapılan kesintiyle saatlik ücretin 119,03 TL’ye düştüğü belirtildi. </span><span>TTB, Anayasa Mahkemesi’nin 26 Kasım 2025 tarihli kararında nöbet ücretlerindeki ödeme tavanını angarya yasağına aykırı bularak iptal ettiğini hatırlattı. Nöbet ücretinin saatlik ücretin en az yüzde 50 fazlası üzerinden hesaplanması, emekliliğe esas kazanca dâhil edilmesi, tüm nöbet saatlerinin ücretlendirilmesi, gece çalışması artırımının geriye dönük uygulanması ve asistan hekimlerin nöbet ücretlerinin uzman tabip göstergesi üzerinden hesaplanması talep edildi.</span></p>
<p><b><span><strong>Nöbet ertesi izin hakkı fiilen kullandırılmalı</strong></span></b></p>
<p><span>Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği’nde gece nöbeti tutan uzmanlık öğrencilerinin ertesi gün sağlık hizmeti sunumunda görev almayacağı açıkça düzenlenmiş olmasına karşın, çok sayıda klinikte nöbet sonrası kesintisiz çalışmanın sürdüğü belirtildi. TTB; nöbet sayısı ve nöbet ertesi izin kullanımının denetim formu ile özdeğerlendirme raporlarının zorunlu başlığı hâline getirilmesini, Uzmanlık Eğitimi Takip Sistemi’ne bu amaçla bir modül eklenmesini, yaptırım sürecinin fiilen işletilerek sonuçlarının yıllık olarak paylaşılmasını, asistan hekimler için kimliği korunan bir bildirim mekanizması kurulmasını ve hakkın uygulanamadığı kliniklerde kadro planlamasının gözden geçirilmesini istedi.</span></p>
<p><b><span><strong>Kurumdan bağımsız ve mahremiyeti gözeten bir psikososyal destek sağlanmalı</strong></span></b></p>
<p><span>Hekimlerin ağır çalışma koşullarının yol açtığı tükenmişliğin bireysel değil yapısal bir sorun olduğuna dikkat çeken TTB, bugün hekimlerin doğrudan başvurabileceği, çalıştıkları kurumdan bağımsız ve mahremiyetin güvence altına alındığı bir psikososyal destek yapısının bulunmadığını belirtti. İlk başvuru noktasının çoğunlukla hekimin kendi kurumunun psikiyatri kliniği olması nedeniyle, kayıtların idari süreçlerde kullanılması kaygısının başvuruyu fiilen engellediği ifade edildi. Dosya ekinde sunulan Genç Hekim İntiharları Çalıştayı Raporu doğrultusunda; İl Sağlık Müdürlükleri bünyesinde ancak hekimin görev yaptığı tesisten bağımsız, amir onayı aranmaksızın başvurulabilen ve işçi sağlığı ve iş güvenliği kapsamında finanse edilen bir birimin pilot uygulamayla kurulması, tedavi bilgilerinin idari süreçlerde kullanılamayacağının mevzuatla güvence altına alınması ve profesyonel bir destek hattı oluşturulması talep edildi. </span><span>Ayrıca, Sağlık Bakanlığı ile Türk Tabipleri Birliği’nin intiharı önleme ve tükenmişliğe karşı mücadele konusunda karşılıklı olarak ortak program oluşturması gerektiği belirtildi.</span></p>
<p><b><span><strong>Sağlık çalışanlarına yönelik kapsamlı bir şiddet yasası çıkarılmalı</strong></span></b></p>
<p><span>Sağlık hizmeti sunumunun giderek artan bir çatışma ortamına dönüştüğüne dikkat çeken TTB, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin önlenmesine yönelik TBMM’ye sunduğu tasarının bir an önce yasalaşması ile caydırıcı ve koruyucu düzenlemeler içeren kapsamlı yasal düzenlemelerin yapılmasını istedi. Dosyada, Türk Ceza Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun kapsamında somut madde önerilerine yer verildi.</span></p>
<p><b><span><strong>Sınır dışı görevlendirmelerde düzenlemeye gidilmeli</strong><br /> </span></b></p>
<p><span>Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınır dışı karakol, tabur ve birliklerinde ilk müdahaleyi yapmak üzere görevlendirilen hekimlerin çatışma alanlarında sağlık hizmeti sunulmasına yönelik özel bir eğitim almadığına dikkat çekildi. Görevlendirmelerin hem süre hem de muvafakat açısından mevzuata uygun yürütülmediği belirtilerek, hekimlerin yaşam hakkını riske atan bu uygulama bakımından gerekli düzenlemelerin yapılması istendi.</span></p>
<p><b><span><strong>Özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin yeşil pasaport hakkı tanınmalı</strong></span></b></p>
<p><span>TTB ayrıca özel sağlık kuruluşlarında görev yapan hekimlerin objektif kriterler ve hizmet süresi esas alınarak hususi damgalı pasaport hakkından yararlandırılmasını talep etti.</span></p>
<p><b><span><strong>Sağlıkta Haklar ve İletişim Yönetmeliği taslağı çalışmalarında etkin katılım sağlanmalı</strong></span></b></p>
<p><span>Sağlıkta Haklar ve İletişim Yönetmeliği taslağı hakkında TTB’den görüş istendiği ve görüşün yazılı olarak ilgili birime sunulduğu hatırlatıldı. TTB, hasta haklarının yalnızca iletişim süreçleriyle sınırlı olmayan; gerçek anlamda aydınlatılmış onamı, hasta özerkliğini, mahremiyeti ve kırılgan grupların haklarını güvence altına alan hak temelli bir anlayışla düzenlenmesi ve bu süreçte TTB’nin daha etkin biçimde yer alması gerektiğini belirtti.</span></p>
<p><b><span><strong>Bakanlık ile TTB arasında etkin diyalog sürdürülmeli</strong></span></b></p>
<p><span>TTB Merkez Konseyi, görüşmede iletilen taleplerin hayata geçirilmesi için Sağlık Bakanlığı ile diyaloğun sürdürülmesinin önemine dikkat çekti. Hekimlerin daha güvenli, güvenceli ve nitelikli koşullarda çalışmasının, sağlık hizmetlerinin niteliğinin artırılması bakımından temel bir gereklilik olduğu ifade edildi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekimler-talep-ve-sorunlarini-bakan-memisogluna-sundu-654936">Hekimler Talep ve Sorunlarını Bakan Memişoğlu’na Sundu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıcak çarpması uyarısı: Aşırı sıcaklarda bu belirtilere dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sicak-carpmasi-uyarisi-asiri-sicaklarda-bu-belirtilere-dikkat-654882</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Aug 2026 10:25:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[belirtilere]]></category>
		<category><![CDATA[çarpması]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[Sıcak Çarpması]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklarda]]></category>
		<category><![CDATA[sönmez]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654882</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul'da hem Afrika hem de Basra kökenli sıcak hava dalgasının etkili olması tahmin edilirken hava sıcaklığının perşembe günü 35 dereceyi aşması bekleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-carpmasi-uyarisi-asiri-sicaklarda-bu-belirtilere-dikkat-654882">Sıcak çarpması uyarısı: Aşırı sıcaklarda bu belirtilere dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>İstanbul&#8217;da hem Afrika hem de Basra kökenli sıcak hava dalgasının etkili olması tahmin edilirken hava sıcaklığının perşembe günü 35 dereceyi aşması bekleniyor. Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Özcan Sönmez, sıcak çarpmasına karşı alınması gereken önlemlere dikkat çekti. Dr. Öğr. Üyesi Sönmez, yaşlıların, çocukların, kronik hastalığı bulunanların ve uzun süre açık havada çalışanların sıcak günlerde daha dikkatli olması gerektiğini vurguluyor.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Özcan Sönmez, önümüzdeki günlerde etkili olması beklenen aşırı sıcak havayla ilgili uyarılarda bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sıcak çarpması nedir?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sıcak havalarda karşılaşılabilecek en ciddi sağlık sorunlarından birinin sıcak çarpması olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Özcan Sönmez, “Sıcak çarpması, vücudun aşırı sıcak nedeniyle kendi ısısını kontrol edememesi sonucu ortaya çıkar. Normal şartlarda vücut terleme yoluyla kendini soğutur. Ancak hava sıcaklığının ve nem oranının çok yüksek olduğu durumlarda bu mekanizma yetersiz kalabilir. Bunun sonucunda vücut sıcaklığı tehlikeli seviyelere ulaşabilir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ağır tablolarda bilinç kaybı görülebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sıcak çarpmasının belirtilerine işaret eden Sönmez, “Baş ağrısı, baş dönmesi, halsizlik, bulantı, hızlı kalp atışı ve bilinç durumunda değişiklik sıcak çarpmasının önemli belirtileri arasında yer alıyor. Daha ağır durumlarda ise bilinç kaybı görülebiliyor. Bu nedenle özellikle bilinç değişikliğinin ortaya çıkması durumunda vakit kaybetmeden tıbbi yardım alınması gerekiyor” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yüksek sıcaklıklar en çok bu kişiler için risk oluşturuyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Aşırı sıcakların herkesi etkileyebilse de bazı kişiler için riskin daha yüksek olduğunu vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Özcan Sönmez, “Özellikle 65 yaş üzerindeki kişiler, bebekler ve küçük çocuklar, kalp ve böbrek hastalığı gibi kronik rahatsızlıkları bulunanlar ile açık havada çalışanlar sıcaklığın olumsuz etkilerine karşı daha hassastır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Halsizlik, baş dönmesi ve tansiyon düşüklüğüne dikkat!</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yeterli miktarda sıvı tüketmemenin de riski artırdığını kaydeden Sönmez, “Aşırı terlemeyle birlikte vücut hem su hem de elektrolit kaybetmektedir. Bu durum halsizlik, baş dönmesi ve tansiyon düşüklüğü gibi şikâyetlere neden olabilir. Özellikle yaşlılarda susama hissinin azalabileceği de unutulmamalıdır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Vücudun soğumasına yardımcı olunmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p> </p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sıcak çarpmasından şüphelenilen bir kişinin öncelikle sıcak ortamdan uzaklaştırılarak serin ve gölgeli bir yere alınması gerektiğini söyleyen Sönmez, “Fazla kıyafetleri çıkarılmalı ve vücudun soğumasına yardımcı olunmalı. Serin suyla vücudu ıslatmak veya soğuk uygulamalar yapmak vücut sıcaklığının düşürülmesine yardımcı olabilir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bilincin bozulması halinde acil sağlık yardımı istenmeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bilincin bozulması halinde yapılması gerekenlere dikkat çeken Sönmez, “Kişinin bilinci bozulmuşsa ağızdan su veya başka bir sıvı verilmemelidir. Böyle bir durumda acil sağlık yardımı istenmeli. Çünkü sıcak çarpması, zamanında müdahale edilmediğinde hayati tehlikeye yol açabilen ciddi bir durumdur” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sıcaktan korunmak için bu önerilere uyulmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Özcan Sönmez, özellikle günün en sıcak saatleri olan 11.00–16.00 arasında mümkün olduğunca doğrudan güneş altında kalınmaması gerektiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sönmez diğer uyarılarını şöyle sıraladı: </span></span></span></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span>Gün boyunca yeterli su içilmelidir. </span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Sıvı tüketmek için susamayı beklememek gerekmektedir. Özellikle çocukların ve yaşlıların gün içinde yeterli miktarda su içip içmediğinin takip edilmesi önem taşıyor.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Açık renkli ve ince kıyafetler tercih edilmeli, dışarı çıkarken şapka kullanılmalıdır.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Sıcak saatlerde ağır fiziksel aktivitelerden kaçınmak alınabilecek temel önlemler arasında yer almaktadır.</span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Belirtileri erken fark etmek önemli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Özcan Sönmez, sözlerini şöyle tamamladı: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Aşırı sıcaklar yalnızca rahatsız edici bir yaz sorunu değildir. Gerekli önlemler alınmadığında sıvı kaybından sıcak çarpmasına kadar ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Bu nedenle sıcak hava dalgalarının yaşandığı günlerde hem korunma önlemlerine dikkat etmek hem de sıcak çarpmasının belirtilerini erken fark etmek büyük önem taşımaktadır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-carpmasi-uyarisi-asiri-sicaklarda-bu-belirtilere-dikkat-654882">Sıcak çarpması uyarısı: Aşırı sıcaklarda bu belirtilere dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komşu dairedeki ilaçlama bile zehirleyebilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/komsu-dairedeki-ilaclama-bile-zehirleyebilir-654806</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Aug 2026 09:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alan]]></category>
		<category><![CDATA[dairedeki]]></category>
		<category><![CDATA[gaz]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[havalandırma]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlama]]></category>
		<category><![CDATA[komşu]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[ürünün]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[zehirleyebilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654806</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Müge Ensari Özay, ev ve apartmanlarda yapılacak güvenli ilaçlamanın temel koşullarını anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/komsu-dairedeki-ilaclama-bile-zehirleyebilir-654806">Komşu dairedeki ilaçlama bile zehirleyebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Müge Ensari Özay, ev ve apartmanlarda yapılacak güvenli ilaçlamanın temel koşullarını anlattı.</p>
<p><strong>Her böcek ilacı aynı riski taşımıyor</strong></p>
<p>“Böcek ilacı” ifadesinin tek başına bir ürünün ne kadar tehlikeli olduğunu anlamak için yeterli olmadığını belirten Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Ev ve apartmanlarda yapılan biyosidal uygulamalarda sağlık riski; kullanılan aktif maddenin toksisitesi, formülasyonu, dozu, uygulama yöntemi, ortamın hacmi ve havalandırma koşullarına bağlı olarak büyük ölçüde değişir.” dedi.</p>
<p>Jel ve yem uygulamalarında riskin genellikle daha düşük olduğunu ifade eden Doç. Dr. Özay, şöyle devam etti:</p>
<p>“Püskürtme ve özellikle sisleme veya aerosol uygulamalarında solunum yoluyla maruziyet ciddi sağlık risklerine neden olabilir. Organofosfat ve karbamatlar gibi asetilkolinesteraz inhibitörleri akut nörotoksisite açısından daha yüksek risk taşırken, piretroitlerde insanlardaki akut toksisite genellikle daha düşük olmakla birlikte yüksek doz veya yoğun maruziyet yine zehirlenmeye yol açabilir.”</p>
<p><strong>Gaz oluşturan ürünlerde risk çok daha yüksek!</strong></p>
<p>En kritik ayrımlardan birinin fumigant olarak adlandırılan gazla mücadele ürünleri olduğunu kaydeden Doç. Dr. Özay, “Örneğin alüminyum fosfit nemle temas ettiğinde çok toksik fosfin gazı oluşturur ve kapalı alanlarda kısa sürede yaşamı tehdit eden maruziyet meydana gelebilir. Bu nedenle ‘böcek ilacı’ ifadesi tek başına risk değerlendirmesi için yeterli değildir. Ürünün aktif maddesi, formülasyonu, kullanım amacı ve ruhsatlı etikette belirtilen uygulama koşulları mutlaka bilinmelidir. Türkiye’de halk sağlığı alanında biyosidal ürün kullanarak zararlılarla mücadele eden gerçek veya tüzel kişilerin Biyosidal Ürün Uygulama İzin Belgesi alması ve uygulamaların mevzuatta öngörülen eğitimli personel tarafından gerçekleştirilmesi gerekmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Komşu dairedekiler de zehirlenebilir!</strong></p>
<p>İlaçlamanın gerçekleştirildiği dairenin dışındaki kişilerin de bazı uygulamalarda kimyasala maruz kalabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Müge Ensari Özay, özellikle apartmanlarda bu riskin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Doç. Dr. Özay, “Özellikle aerosol, sisleme veya gaz oluşturan ürünlerde, uygulamanın yapıldığı dairenin dışındaki kişilerin de maruz kalması mümkündür. Apartmanda hava hareketleri; ortak havalandırma ve klima kanalları, tesisat ve elektrik şaftları, asansör ve merdiven boşlukları, kapı altları ve duvar içindeki açıklıklar üzerinden gerçekleşebilir.” dedi.</p>
<p>Yayılımın her ilaçlamada aynı olmayacağını da ifade eden Doç. Dr. Özay, ürünün fiziksel özellikleri, partikül veya gaz boyutu, uygulama basıncı, bina içerisindeki basınç farkları ve havalandırma sisteminin çalışma şeklinin sonucu belirlediğini kaydetti.</p>
<p><strong>“Kapıyı kapatmak yeterli değil!”</strong></p>
<p>Özellikle fumigantlarda tehlikenin daha yüksek olduğunun altını çizen Doç. Dr. Özay, gazların bina içerisindeki hava akımları ve bağlantılı boşluklar üzerinden beklenmeyen noktalara ulaşabileceğini belirtti.</p>
<p>Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Bu nedenle yalnızca ‘ilaçlanan dairenin kapısını kapatmak’ yeterli bir izolasyon yöntemi değildir. Kapsamlı uygulamalarda komşu daireler, ortak alanlar ve havalandırma sistemleri de risk değerlendirmesine dahil edilmeli, ilaçlanan alan izole edilmeli ve uygulama sonrasında güvenli yeniden giriş koşulları sağlanmalıdır.” şeklinde konuştu. </p>
<p>Gazla mücadele uygulamalarında ise yalnızca belirli bir süre beklemenin yeterli olmayabileceğini dile getiren Doç. Dr. Özay, “Ürünün ruhsatlı kullanım talimatları ve ortam ölçümleri esas alınmalıdır.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Apartman sakinleri ilaçlamadan önce bilgilendirilmeli</strong></p>
<p>Kapsamlı apartman ilaçlamalarında bina sakinlerinin önceden haberdar edilmesinin temel bir güvenlik önlemi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Özay, “Özellikle püskürtme, ULV, sisleme veya gaz oluşturan uygulamalarda bina sakinlerinin önceden bilgilendirilmesi temel risk iletişimi ve önleme tedbiridir. Uygulama öncesinde kullanılacak ürünün adı ve aktif maddesi, uygulama yöntemi, etkilenecek alanlar, binanın ne kadar süreyle boşaltılacağı, havalandırma ve yeniden giriş koşulları belirlenmelidir. Uygulama sırasında işlem yapılan alan erişime kapatılmalı, gerekli ise ortak havalandırma sistemleri izole edilmeli ve çalışanlar ürünün gerektirdiği kişisel koruyucu donanımı kullanmalıdır.” dedi.</p>
<p><strong>“Her ilaçlamadan sonra iki saat havalandırın” yaklaşımı doğru değil</strong></p>
<p>İlaçlama sonrasında ne kadar süre bekleneceğine ilişkin standart bir sürenin her ürün için geçerli olmayacağını vurgulayan Doç. Dr. Özay, “Burada önemli olan her ilaçlamada iki saat havalandırma gibi genel bir süre belirlemek değil, kullanılan ürünün ruhsatlı etiketi ve güvenlik bilgi formundaki spesifik koşulları uygulamaktır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İlaçlama firmasından bunları mutlaka isteyin!</strong></p>
<p>Vatandaşların ilaçlama yaptırmadan önce firmanın yetkisini sorgulaması gerektiğine işaret eden Doç. Dr. Müge Ensari Özay, firmanın Biyosidal Ürün Uygulama İzin Belgesi bulunup bulunmadığının İl Sağlık Müdürlüğü üzerinden doğrulanabileceğini söyledi.</p>
<p>Uygulamayı gerçekleştirecek kişinin de gerekli uygulayıcı sertifikasına sahip olması gerektiğini kaydeden Doç. Dr. Özay, “Vatandaş uygulama öncesinde ürünün ticari adını, aktif maddesini ve konsantrasyonunu, Bakanlık ruhsat veya tescil bilgisini, onaylı etiketini, Güvenlik Bilgi Formunu, kullanılacak uygulama yöntemini, uygulanacak miktarı ve yeniden giriş süresini yazılı olarak istemelidir.” dedi.</p>
<p><strong>“Gizli formül, çok güçlü ilaç” deniliyorsa dikkat!</strong></p>
<p>İlaçlama firmasının kullanılan kimyasalın içeriğini açıklamamasının önemli bir uyarı işareti olduğunu belirten Doç. Dr. Özay, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Firmanın ‘gizli formül’, ‘çok güçlü ilaç’ veya ‘ruhsata gerek yok’ gibi gerekçelerle ürün bilgisini vermemesi önemli bir güvenlik uyarısıdır. Profesyonel uygulamada ürünün ne olduğunun, nerede ve hangi dozda kullanıldığının ve uygulamayı kimin yaptığının izlenebilir olması gerekir.”</p>
<p><strong>Aynı anda birkaç kişide bulantı ve baş dönmesi varsa dikkat!</strong></p>
<p>İlaçlama sonrasında aynı ortamda bulunan birden fazla kişide benzer şikâyetlerin görülmesinin kimyasal maruziyet ihtimali açısından ciddiye alınması gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Özay, belirtileri şöyle sıraladı:</p>
<p>“İlaçlama sonrası birden fazla kişide baş ağrısı, bulantı, kusma, baş dönmesi, halsizlik, göz veya solunum yolu irritasyonu gibi belirtiler ortaya çıkması kimyasal maruziyet açısından ciddiye alınmalıdır. Özellikle nefes darlığı, bilinç değişikliği, bayılma, nöbet veya ciddi dolaşım ve solunum bulguları varsa acil tıbbi değerlendirme gerekir.”</p>
<p><strong>İlacın kokusunu kontrol etmek için eve geri dönmeyin!</strong></p>
<p>Zehirlenme şüphesinde yapılan en tehlikeli hatalardan birinin maruziyet alanına yeniden girmek olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Özay, “Zehirlenmeden şüphelenilen kişinin kaynağı araştırmak veya ilacın kokusunu kontrol etmek amacıyla tekrar maruziyet alanına girmesi kesinlikle doğru değildir. Öncelikle temiz havaya çıkılmalı, ürünün adı ve etiketi mümkünse güvenli bir yerden temin edilerek sağlık ekiplerine bildirilmelidir. Kıyafet veya deri teması varsa uygun dekontaminasyon uygulanmalıdır. Kişinin kendi kendine kusması sağlanmamalı, başka bir kimyasalla ‘nötralizasyon’ yapılmaya çalışılmamalı ve alana koruyucu ekipman olmadan tekrar girilmemelidir. Özellikle fumigant veya gaz şüphesinde havalandırma amacıyla bile olsa eğitimsiz kişilerin kapalı alana girmesi ikincil maruziyete neden olabilir. Türkiye’de zehirlenme danışmanlığı için 114 Ulusal Zehir Danışma Merkezine bildirilerek, ciddi belirtilerde acil sağlık hizmeti alınmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/komsu-dairedeki-ilaclama-bile-zehirleyebilir-654806">Komşu dairedeki ilaçlama bile zehirleyebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Masa başında çalışanlar, uzun süre hareketsiz kalanlar…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/masa-basinda-calisanlar-uzun-sure-hareketsiz-kalanlar-654794</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:44:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[antrenman]]></category>
		<category><![CDATA[art]]></category>
		<category><![CDATA[başında]]></category>
		<category><![CDATA[çalışanlar]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hareketsiz]]></category>
		<category><![CDATA[kalanlar]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[Kas Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[masa]]></category>
		<category><![CDATA[spora]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654794</guid>

					<description><![CDATA[<p>Spora yeni başlayan ya da uzun bir aranın ardından yeniden egzersiz yapan pek çok kişi, ilk antrenmandan saatler sonra kas ağrısı, sertlik ve hareket kısıtlılığı yaşayabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/masa-basinda-calisanlar-uzun-sure-hareketsiz-kalanlar-654794">Masa başında çalışanlar, uzun süre hareketsiz kalanlar…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Spora yeni başlayan ya da uzun bir aranın ardından yeniden egzersiz yapan pek çok kişi, ilk antrenmandan saatler sonra kas ağrısı, sertlik ve hareket kısıtlılığı yaşayabiliyor. “Acemi Sporcu Sendromu” olarak adlandırılan bu tablo, kasların alışık olmadığı yoğunlukta veya türde bir egzersize maruz kalması sonucu gelişiyor. Sendrom, sadece spora yeni başlayanlarda değil, deneyimli sporcularda da alışılmadık şiddette antrenman yapıldığında ortaya çıkabiliyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nezih Ziroğlu</strong>, acemi sporcu sendromunun spor esnasında yapılan hatalardan kaynaklandığına dikkat çekerek, &#8220;Kas ağrısının şiddeti antrenmanın ne kadar etkili olduğunun göstergesi değildir. Ağrıyı bir başarı ölçütü olarak görmek, kişinin kaslarına gereğinden fazla yüklenmesine ve dinlenme sürecini atlamasına yol açabilir. Doğru yaklaşım; vücuda kademeli uyum süresi tanımak, ısınma ve dinlenmeyi ihmal etmemektir&#8221; diyor. <strong>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nezih Ziroğlu</strong>, Acemi Sporcu Sendromu hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı; korunmaya yönelik 7 etkili öneride bulundu.</p>
<p><strong>Masa başında çalışanlarda yakınmalar daha şiddetli!</strong></p>
<p>Tıp literatüründe “gecikmiş kas ağrısı” (Delayed Onset Muscle Soreness-DOMS) olarak bilinen acemi sporcu sendromu; kas ağrısı, hassasiyet, hareket kısıtlılığı ve bazen şişlikle kendini gösteriyor. Spora yeni başlayanların yanı sıra uzun süre hareketsiz kalanlar, masa başında çalışanlar, hareketsiz bir yaşam sürenler ile tatil, hastalık veya sakatlık sonrasında spora dönenler riskli grupta yer alıyor. Kas kütlesi ve kişinin önceki fiziksel aktivite düzeyi, belirtilerin şiddetinde etkili olabiliyor. Yaş ilerledikçe kas ve tendon yapısındaki esnekliğin azalması nedeniyle orta yaş ve üzerindeki kişilerde belirtilerin daha belirgin seyredebileceğini ifade eden Doç. Dr. Nezih Ziroğlu, fiziksel aktivitesi düşük ve uzun süre oturarak çalışan kişilerin de spora başladıklarında daha şiddetli yakınmalar yaşayabileceklerini belirtiyor.</p>
<p><strong>Antrenmana ısınmadan başlamayın</strong></p>
<p>Acemi sporcu sendromu, özellikle “eksantrik” olarak tanımlanan, kasın yük altında uzadığı, hareketlerin yoğun olduğu egzersizlerin ardından daha sık ve şiddetli görülebiliyor. Merdiven inmek, yokuş aşağı koşmak, ağırlık antrenmanlarında ağırlığı yavaşça indirmek, çömelmek, pilates yapmak ve yeni bir grup egzersizine başlamak bu hareketlere örnek oluşturuyor. Doç. Dr. Nezih Ziroğlu, temel sorunun kasa aniden ve hazırlıksız şekilde alışık olmadığı bir yük bindirilmesi olduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Yeterince ısınmadan ve germe hareketleri yapmadan antrenmana başlamak, ilk seanstan itibaren yüksek ağırlık  veya tekrar sayısıyla çalışmak ve vücuda kademeli uyum süresi tanımadan antrenman sıklığını hızla artırmak en sık yapılan hatalardır. Özellikle kasın yük altında uzadığı hareketlerin tecrübesiz şekilde ve yüksek şiddette uygulanması belirtileri artırabilir.” Antrenman sonrasında kasların toparlanmasına yeterli süre tanımamak, aynı kas grubunu art arda günlerde aşırı zorlamak, yeterince sıvı tüketmemek, dengesiz beslenmek, uykusuzluk ve kronik yorgunluk hâlinde egzersiz yapmak da acemi sporcu sendromuna zemin hazırlayabiliyor.</p>
<p><strong>Sporda hissedilen acı başarılı egzersiz işareti değil!</strong></p>
<p>Acemi sporcu sendromunun en sık görülen belirtisi kas ağrısı ve sertliği oluyor. Ağrı, egzersiz sırasında değil, genellikle antrenmandan 12-24 saat sonra ortaya çıkıyor ve 24-72’nci saatlerde en şiddetli düzeye ulaşıyor. Kaslarda dokunmayla hassasiyet, kas gücünde geçici azalma, eklemi rahat hareket ettirmede kısıtlılık, hafif şişlik ve güçsüzlük hissi de ağrıya eşlik edebiliyor. Belirtiler çoğunlukla 5-7 gün içinde kendiliğinden geriliyor.</p>
<p>Toplumda egzersiz sonrasında ne kadar çok ağrı hissedilirse antrenmanın o kadar etkili olduğu yönünde yanlış bir inanış bulunduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nezih Ziroğlu, “Ağrıyı bir başarı ölçütü olarak değil, vücudun uyum ve toparlanma sinyali olarak değerlendirmek gerekir” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Olağan dışı belirtilere dikkat!</strong></p>
<p>Acemi sporcu sendromu genellikle kendiliğinden gerileyen ve ciddi olmayan bir tablo olsa da ağrıya rağmen dinlenmeden aynı şiddette antrenmana devam edilmesi; kas ve tendon yaralanmalarına, kas zorlanmalarına, eklem sorunlarına ve performans kaybına zemin hazırlayabiliyor. Doç. Dr. Nezih Ziroğlu şöyle diyor: “Sıradan kas ağrısı genellikle her iki tarafta simetrik hissedilir, dokunmakla hassastır ve günler içinde giderek azalır. Buna karşılık tek taraflı, ani başlayan, keskin ve lokalize bir ağrı; bölgede belirgin şişlik veya morarma; eklemde ani güç kaybı ya da basamama gibi bulgular kas veya tendon yırtığını düşündürür ve zaman kaybetmeden değerlendirme gerektirir.”</p>
<p>Aşırı yoğun ve alışılmadık egzersizlerin nadiren “rabdomiyoliz” olarak adlandırılan, kas dokusunun ciddi düzeyde yıkımıyla seyreden bir tabloya da neden olabileceğine işaret eden Doç. Dr. Ziroğlu, “Olağan kas ağrısının ötesinde koyu renkli idrar, aşırı şişlik veya dayanılmaz ağrı gelişmesi durumunda mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Belirtilerin bir haftadan uzun sürmesi, şiddetli olması veya olağan dışı bulguların eşlik etmesi de bir sağlık profesyoneli tarafından değerlendirme gerektirir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p>Acemi sporcu sendromu genellikle kendiliğinden gerileyen ve ciddi olmayan bir tablo olsa da ağrıya rağmen dinlenmeden aynı şiddette antrenmana devam edilmesi; kas ve tendon yaralanmalarına, kas zorlanmalarına, eklem sorunlarına ve performans kaybına zemin hazırlayabiliyor.</p>
<p><strong>Kaslarınızın toparlanmasına zaman tanıyın</strong></p>
<p>Acemi sporcu sendromu çoğunlukla özel bir tedavi gerektirmiyor. Tedavide ağrının hafifletilmesi, kasların toparlanma sürecinin desteklenmesi ve kişinin günlük aktivitelerine güvenle dönmesinin sağlanması  amaçlanıyor. Kasların dinlendirilmesi, hafif germe hareketleri, sıcak uygulama ve hafif masaj ağrının hafiflemesine yardımcı olabiliyor. Gerektiğinde doktor önerisiyle ağrı kesici ilaçlardan da yararlanılabiliyor. Antrenman sonrasında hafif yürüyüş veya yüzme gibi düşük tempolu hareketlerin tercih edilebileceğini belirten <strong>Doç. Dr. Nezih Ziroğlu</strong>, yeterli sıvı tüketmenin, protein açısından dengeli beslenmenin ve düzenli uykunun da kasların toparlanma sürecini desteklediğini vurguluyor.</p>
<p><strong>Acemi Sporcu Sendromuna karşı 7 etkili önlem!</strong></p>
<p><strong>Doç. Dr. Nezih Ziroğlu</strong>, Acemi Sporcu Sendromu’na karşı alınabilecek önlemleri şöyle sıralıyor:</p>
<ul>
<li>Antrenmana mutlaka dinamik bir ısınma bölümüyle başlayın ve ardından germe hareketleri yapın. </li>
<li>Egzersizin yükünü, şiddetini ve süresini kademeli olarak artırın; haftalık antrenman yükünüzü bir öncekine göre %10&#8217;dan fazla artırmayın, ilk haftalarda “az ve düzenli” yaklaşımını benimseyin.</li>
<li>Kasın yük altında uzadığı yokuş aşağı koşu ve ağır çömelme gibi hareketleri tecrübe kazanana kadar düşük şiddette uygulayın. </li>
<li>Antrenmanlar arasında kas gruplarına yeterli dinlenme süresi tanıyın ve aynı kas grubunu art arda günlerde aşırı zorlamayın. </li>
<li>Yeterli su tüketin, dengeli beslenin ve beslenmenizde yeterli miktarda proteine yer verin. </li>
<li>Uyku düzeninize dikkat edin; yorgun veya uykusuz olduğunuzda yoğun antrenman yapmayın. </li>
<li>Mümkünse spora başladığınız ilk dönemde bir eğitmen veya uzman eşliğinde doğru teknikle çalışın; ani ve kontrolsüz hareketlerden kaçının.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/masa-basinda-calisanlar-uzun-sure-hareketsiz-kalanlar-654794">Masa başında çalışanlar, uzun süre hareketsiz kalanlar…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cinsellikte Yaşanan Sorunları &#8220;Normal&#8221; Kabul Etmeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cinsellikte-yasanan-sorunlari-normal-kabul-etmeyin-654791</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellikte]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[etmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[kabul]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[normal]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşanan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654791</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cinsellik, yaşamın doğal ve önemli bir parçası olmakla birlikte fiziksel sağlığın yanı sıra kişinin duygusal iyilik hali, benlik algısı ve yaşam kalitesiyle de yakından ilişkilidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cinsellikte-yasanan-sorunlari-normal-kabul-etmeyin-654791">Cinsellikte Yaşanan Sorunları &#8220;Normal&#8221; Kabul Etmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cinsellik, yaşamın doğal ve önemli bir parçası olmakla birlikte fiziksel sağlığın yanı sıra kişinin duygusal iyilik hali, benlik algısı ve yaşam kalitesiyle de yakından ilişkilidir. Buna karşın cinsellikle ilgili sorunlar toplumumuzda hâlâ konuşulması zor konular arasında yer alıyor ve birçok kişi yaşadığı problemi uzun süre paylaşmadan yaşamaya devam edebiliyor. Her he kadar dile getirilmese de yapılan araştırmalar cinsel işlev bozukluklarının toplumda oldukça sık görülen bir rahatsızlık olduğu ortaya çıkarıyor. Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Süheyla Ayşe Mutlu, cinsel sorunların utanılacak bir durum olmadığını belirterek doğru değerlendirme ile kişiye özel tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Cinsel işlev bozukluğu yaşam konforunuzu olumsuz etkileyebilir</strong></p>
<p>Cinsel işlev bozukluğu; cinsel istekte, uyarılmada, cinsel yanıtın herhangi bir aşamasında, orgazmda veya cinsel birleşme sırasında ortaya çıkan ve kişinin ya da çiftin yaşamında belirgin sıkıntıya yol açan sorunları ifade etmektedir. Kadınlarda en sık karşılaşılan sorunlar arasında cinsel istekte azalma, uyarılma ve ıslanma sorunları, orgazm güçlüğü, cinsel ilişki sırasında ağrı ve vajinismus bulunmaktadır. Erkeklerde ise cinsel istekte azalma, sertleşme güçlüğü, erken veya gecikmiş boşalma ve orgazm veya boşalma ile ilgili öne çıkmaktadır. Cinsel yaşamda herkes için geçerli olan tek bir “normal” sıklık veya performans ölçütünün bulunmadığı unutulmamalıdır. Cinsel ilişki sıklığının az olması tek başına bir hastalık anlamına gelmez. Burada önemli olan kişinin veya çiftin bu durumdan rahatsızlık duyması ve sorunun yaşam kalitesini ya da ilişkiyi olumsuz etkilemesidir.</p>
<p><strong>Cinsel sorunların nedenleri iyi belirlenmeli </strong></p>
<p>Cinsel işlev bozuklukları çoğu zaman tek bir nedene bağlı değildir. Bedensel, psikolojik, ilişkisel ve sosyal faktörler birbirini etkileyebilmektedir. Hormonal değişiklikler, menopoz, gebelik ve doğum sonrası dönem, diyabet, kalp-damar hastalıkları, nörolojik hastalıklar, kronik ağrı, bazı jinekolojik ve ürolojik hastalıklar ile geçirilmiş cerrahi girişimler cinsel işlevleri etkileyebilen bedensel nedenler arasında yer almaktadır. Bazı ilaçlar da cinsel isteği, uyarılmayı, orgazmı veya boşalmayı etkileyebilmektedir. Örneğin bazı antidepresanlar ve bazı tansiyon ilaçları cinsel işlevler üzerinde yan etkilere yol açabilmektedir. Psikolojik ve ilişkisel faktörler de en az bedensel nedenler kadar önemlidir. Kaygı, depresyon, yoğun stres, beden algısı ile ilgili sorunlar, geçmişte yaşanan olumsuz cinsel deneyimler, cinsellikle ilgili suçluluk veya yanlış inanışlar, partnerle iletişim sorunları ve ilişkide yaşanan çatışmalar cinsel işlevleri etkileyebilmektedir. Özellikle cinsel isteğin değerlendirilmesinde kişinin yaşam koşulları, partneriyle ilişkisi, cinsellikle ilgili düşünce ve inanışları ile içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevrenin birlikte ele alınması gerekmektedir. Cinsel isteği yalnızca hormon düzeyleriyle açıklamak çoğu zaman yeterli değildir.</p>
<p><strong>Cinsellik işlev bozukluklarınızı hekiminizle paylaşmaktan kaçınmayın</strong></p>
<p>Cinsellik konusunda toplumda hâlâ çok sayıda yanlış bilgi ve mit bulunmaktadır. “Cinsellik belirli bir yaşa kadar devam eder”, “Kadın cinselliği yalnızca eşini mutlu etmek içindir”, “Erkek her zaman cinselliğe hazır olmalıdır” veya “Cinsel sorunlar zamanla kendiliğinden geçer” gibi söylemler, bireylerin profesyonel yardım aramasını geciktirebilmektedir. Cinsel sorunların utanılacak veya saklanması gereken bir durum olmadığı bilinmelidir. Cinsel işlev bozukluğu yaşayan kişinin bunu bir “başarısızlık” olarak değerlendirmemesi gerekir. Sorunun altında yatan nedenlerin doğru şekilde değerlendirilmesi ve uygun tedavinin planlanması, cinsel yaşamın yanı sıra genel yaşam kalitesinin de iyileşmesine katkı sağlayabilmektedir.</p>
<p><strong>Cinsel işlev bozukluklarının tanı ve tedavi kişiye özel planlanıyor</strong></p>
<p>Cinsel işlev bozukluklarında ilk ve en önemli aşama, kişinin yaşadığı sorunu güvenli ve yargılayıcı olmayan bir ortamda anlatabilmesidir. Değerlendirmede cinsel öykünün yanı sıra genel sağlık durumu, kullanılan ilaçlar, hormonal ve diğer tıbbi durumlar, psikolojik durum, ilişki dinamikleri ve kişinin cinsellikle ilgili düşünce ve inanışları göz önünde bulundurulmaktadır. Gerekli durumlarda jinekolojik veya ürolojik muayene ve laboratuvar incelemeleri yapılabilmektedir. Bazı hastalarda psikiyatri, psikoloji, üroloji veya diğer ilgili branşlarla iş birliği gerekebilmektedir. Tedavi, sorunun nedenine ve kişinin ihtiyaçlarına göre planlanmaktadır. Tıbbi tedaviler, hormonal tedaviler, cinsel terapi, psikoterapi, çift terapisi veya bunların birlikte kullanılması tedavi seçenekleri arasında yer alabilmektedir. Her hastaya aynı tedavinin uygulanması doğru değildir. Amaç, sorunun kaynağını ve kişinin veya çiftin ihtiyaçlarını belirleyerek kişiye özel bir yaklaşım geliştirmektir.</p>
<p><strong>Cinsel sorunlar yaşam kalitesini etkilemesine izin vermeyin</strong></p>
<p>Cinsel işlev bozuklukları yalnızca cinsel yaşamı değil, kişinin özgüvenini, beden algısını, duygusal iyilik halini ve partneriyle ilişkisini de etkileyebilmektedir. Sorunun uzun süre konuşulmaması veya ertelenmesi, çiftler arasında iletişim problemlerine ve zaman içerisinde ilişkinin olumsuz etkilenmesine neden olabilmektedir. Bu nedenle cinsel yaşamda kişiyi rahatsız eden, tekrarlayan veya ilişkiyi etkileyen bir sorun olduğunda bunu kabullenmek ya da kendiliğinden geçmesini beklemek yerine profesyonel destek alınması önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Hangi durumlarda destek almalısınız?</strong></p>
<p>Cinsel istekte belirgin azalma, cinsel ilişki sırasında ağrı, birleşme güçlüğü, orgazm sorunu, sertleşme veya boşalma ile ilgili problemler gibi durumlar kişinin yaşamını veya ilişkisini olumsuz etkiliyorsa uzman değerlendirmesi önemlidir. Cinsel sorunların her zaman tek bir nedene bağlı olmadığı ve her bireyin yaşadığı problemin farklı özellikler taşıyabileceği unutulmamalıdır. Doğru değerlendirme sonrasında altta yatan nedenin belirlenmesi, uygun tedavi seçeneğinin planlanmasına ve kişinin cinsel yaşamı ile genel yaşam kalitesinin iyileştirilmesine yardımcı olabilmektedir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cinsellikte-yasanan-sorunlari-normal-kabul-etmeyin-654791">Cinsellikte Yaşanan Sorunları &#8220;Normal&#8221; Kabul Etmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağız kokusunu sakızla gizlemek çözüm değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agiz-kokusunu-sakizla-gizlemek-cozum-degil-654788</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:35:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Kokusu]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gizlemek]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kokusunu]]></category>
		<category><![CDATA[Nedenle]]></category>
		<category><![CDATA[sakızla]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654788</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, ağız kokusunun nedenleri, doğru bilinen yanlışlar ve kalıcı çözüm için yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agiz-kokusunu-sakizla-gizlemek-cozum-degil-654788">Ağız kokusunu sakızla gizlemek çözüm değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, ağız kokusunun nedenleri, doğru bilinen yanlışlar ve kalıcı çözüm için yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Ağız kokusunun en sık nedenleri diş eti hastalıkları, diş taşları ve çürükler</strong></p>
<p>Ağız kokusunun, diğer adıyla halitozisin, toplumda oldukça yaygın görülen bir sorun olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Ağız kokusu (halitozis), yalnızca kişisel bir rahatsızlık değil; sosyal ilişkileri, özgüveni ve günlük yaşam kalitesini doğrudan etkileyen yaygın bir sorundur. Pek çok kişi bu durumu geçici yöntemlerle gizlemeye çalışsa da kalıcı çözüm için asıl nedenin araştırılması gerekir. Ağız kokusu, toplumda oldukça yaygın görülen bir durumdur ve birçok kişi hayatının bir döneminde bu sorunla karşılaşır. Ağız kokusunun kaynağı çoğu zaman ağız içidir; özellikle dil yüzeyinde biriken bakteriler önemli rol oynar. Altta yatan diyabet veya mide–bağırsak hastalıkları gibi sistemik bir durum yoksa, ağız kokusunun en sık nedenleri diş eti iltihapları, diş taşları ve çürük dişlerdir.” dedi.</p>
<p><strong>Geçici ferahlık hissi, kalıcı çözüm anlamına gelmez</strong></p>
<p>Ağız kokusu yaşayan kişilerin sıklıkla sakız, naneli şeker, ağız spreyi veya gargara gibi ürünlere başvurduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Sakız çiğnemek, naneli ürünler kullanmak ya da gargara yapmak ağız kokusunu kısa süreli olarak maskeleyebilir. Ancak bu yöntemler kokunun kaynağını ortadan kaldırmaz. Örneğin diş eti hastalığı, diş taşı birikimi ya da dil üzerindeki bakteriler temizlenmeden sorun devam eder. Bu nedenle geçici ferahlık hissi, kalıcı bir çözüm anlamına gelmez.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kişi kendi ağız kokusunu fark etmeyebilir!</strong></p>
<p>Ağız kokusuyla ilgili önemli noktalardan birinin de kişinin kendi kokusunu değerlendirmekte zorlanması olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Çoğu zaman insanlar kendi ağız kokularına alıştıkları için bunu fark etmekte zorlanırlar. En doğru değerlendirme bir diş hekimi tarafından yapılır. Gerekli durumlarda klinik değerlendirmelerle ağız kokusunun varlığı ve nedeni belirlenebilir.” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Sabah ağız kokusu çoğunlukla normal</strong></p>
<p>Sabahları uyanıldığında hissedilen ağız kokusunun ise her zaman bir hastalık belirtisi olmadığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Gece boyunca tükürük akışı yavaşladığı için ağız içi daha kuru hale gelir ve bakteriler daha kolay çoğalır. Bu nedenle sabah uyanınca hissedilen ağız kokusu çoğunlukla fizyolojik, yani normal bir durumdur. Gün içinde su tüketimini artırmak ve düzenli ağız bakımı yapmak bu durumu kontrol altına almaya yardımcı olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tükürük, ağzın doğal savunma mekanizması</strong></p>
<p>Ağız kokusunun oluşumunda tükürüğün önemli bir role sahip olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Tükürük, ağız içini temizleyen doğal bir savunma mekanizmasıdır. Tükürük akışının azalması, ağız kokusunun artmasına neden olabilir. Yaş ilerledikçe tükürük akışı azalabilir. Özellikle kadınlarda menopoz döneminde tükürük yapısındaki değişiklikler ağız kokusunu artırabilir. Ağız kuruluğu bu nedenle ciddiye alınmalıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Diş eti kanaması ve sürekli kötü tada dikkat!</strong></p>
<p>Ağız kokusunun bazı durumlarda daha ciddi sorunların habercisi olabileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, özellikle diş eti kanaması, diş etlerinde şişlik veya çekilme, sürekli kötü tat hissi, ağız kuruluğu, geçmeyen boğaz veya sinüs problemleri ile mide şikâyetleriyle birlikte görülen ağız kokusunda uzman değerlendirmesinin önemli olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Sadece dişleri fırçalamak yeterli değil!</strong></p>
<p>Ağız kokusunu önlemek için en önemli adımlardan birinin düzenli ve doğru ağız bakımı olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, yalnızca dişleri fırçalamanın yeterli olmayabileceğine dikkat çekti.</p>
<p>Günlük ağız bakımında en sık yapılan hataları; diş aralarının ihmal edilmesi, dil temizliğinin yapılmaması, diş ipinin düzensiz kullanılması ve yetersiz su tüketimi olarak sıralayan Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, özellikle dil temizliğinin önemini vurguladı.</p>
<p>“Dil yüzeyi, bakterilerin en çok biriktiği alanlardan biridir. Bu nedenle dil temizliği ağız kokusunu önlemede kritik rol oynar. Diş ipi ise diş aralarında kalan ve fırçayla temizlenemeyen artıkların uzaklaştırılmasını sağlar.” diyen Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, ağız bakımının diş fırçalamanın ötesinde bütüncül düşünülmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p> <strong>“Önce kokunun nedeni doğru şekilde tespit edilmeli”</strong></p>
<p>Kalıcı ağız kokusunda çözümün, kokuyu bastırmak değil kaynağını ortadan kaldırmak olduğunu vurgulayan Bahar, “Ağız kokusundan kalıcı olarak kurtulmak için öncelikle neden doğru şekilde tespit edilmelidir. Diş hekimi muayenesi ile çürükler, diş taşı birikimi, diş eti hastalıkları veya diğer ağız içi problemler belirlenir ve tedavi edilir. Gerekli durumlarda farklı branşlarla iş birliği yapılabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ağız kokusuna karşı 5 temel öneri</strong></p>
<p>Ağız kokusunun önlenmesinde günlük bakım alışkanlıklarının büyük önem taşıdığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar; dişlerin günde en az iki kez fırçalanmasını, her gün diş ipi kullanılmasını, dil temizliğinin ihmal edilmemesini, gün içinde yeterli miktarda su tüketilmesini ve düzenli diş hekimi kontrollerinin yapılmasını önerdi.</p>
<p>Ağız kokusunun çoğu zaman tedavi edilebilir bir sorun olduğunu hatırlatan Bahar, “Ağız kokusu bir kader değil. Geçici çözümlerle saklamak yerine nedenini araştırmak, sağlıklı ve kalıcı çözümün ilk adımıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agiz-kokusunu-sakizla-gizlemek-cozum-degil-654788">Ağız kokusunu sakızla gizlemek çözüm değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal medyada görünürlük uğruna tehlikeli akımları yapıyorlar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sosyal-medyada-gorunurluk-ugruna-tehlikeli-akimlari-yapiyorlar-654653</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Aug 2026 10:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akımları]]></category>
		<category><![CDATA[Daha Fazla]]></category>
		<category><![CDATA[davranışları]]></category>
		<category><![CDATA[ergenler]]></category>
		<category><![CDATA[Geri Bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[görünürlük]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[ilgi]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[medyada]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikeli]]></category>
		<category><![CDATA[uğruna]]></category>
		<category><![CDATA[yapıyorlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654653</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Seren Doğantekin, sosyal medyada görünürlük arayışının psikolojik nedenlerini, tehlikeli sosyal medya akımlarının neden hızla yayılabildiğini ve özellikle çocuklar ile ergenlerin bu akımlardan neden daha fazla etkilenebildiğini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-medyada-gorunurluk-ugruna-tehlikeli-akimlari-yapiyorlar-654653">Sosyal medyada görünürlük uğruna tehlikeli akımları yapıyorlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Seren Doğantekin, sosyal medyada görünürlük arayışının psikolojik nedenlerini, tehlikeli sosyal medya akımlarının neden hızla yayılabildiğini ve özellikle çocuklar ile ergenlerin bu akımlardan neden daha fazla etkilenebildiğini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Görünür olma isteğinin arkasında “görülme ve kabul edilme” ihtiyacı var</strong></p>
<p>Sosyal medyada daha görünür olabilmek için sınırların zorlanmasının yalnızca “dikkat çekme isteği” ile açıklanamayacağını belirten Klinik Psikolog Seren Doğantekin, “Sosyal medyada görünür olma isteğinin arkasında çoğu zaman beğenilme, kabul görme, bir gruba ait olma, merak, heyecan arayışı ve sosyal onay ihtiyacı bulunur. Beğeni, yorum ve izlenme sayıları kişinin aldığı sosyal geri bildirimi görünür ve ölçülebilir hale getirir. Özellikle kişinin kendilik değerini dışarıdan aldığı onay üzerinden değerlendirmeye başladığı durumlarda, daha fazla ilgi çekebilmek için sınırları zorlama eğilimi ortaya çıkabilir. Burada yalnızca ‘dikkat çekme isteğinden’ değil, kişinin görülme ve kabul edilme ihtiyacının sosyal medya üzerinden karşılanmaya çalışılmasından söz ediyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>“Herkes yapıyorsa tehlikeli değildir” yanılgısı oluşabiliyor</strong></p>
<p>“Bir davranışın çok sayıda kişi tarafından yapılması, o davranışın normal ve kabul edilebilir olduğu algısını güçlendirebilir.” diyen Klinik Psikolog Seren Doğantekin, “Psikolojide sosyal kanıt ve sosyal normların etkisiyle açıklayabileceğimiz bu durumda kişi, çevresindeki insanların davranışlarını kendi kararına referans olarak kullanabilir. Özellikle olumsuz sonuçları videolarda görmüyorsa risk olduğundan daha düşük algılanabilir. Nitekim araştırmalar, ergenlerin çok sayıda beğeni almış içeriklere daha fazla yöneldiğini ve bunun riskli davranışları gösteren içerikler için de geçerli olabildiğini göstermektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sağlıklı paylaşım ne zaman riskli onay arayışına dönüşüyor?</strong></p>
<p>Kendini ifade etmenin, yaşadıklarını paylaşmanın ve sosyal çevreden geri bildirim almak istemenin doğal bir ihtiyaç olduğunu vurgulayan Doğantekin, “İnsanların kendilerini ifade etmek, yaşadıklarını paylaşmak ve çevrelerinden geri bildirim almak istemeleri son derece doğaldır. Burada belirleyici olan, sosyal medyadan alınan geri bildirimin kişinin kendilik değerini ne ölçüde belirlemeye başladığıdır. Paylaşım beklenen ilgiyi görmediğinde yoğun değersizlik, öfke veya kaygı ortaya çıkıyorsa; kişi daha fazla izlenmek için giderek daha uç, mahrem ya da tehlikeli davranışlara yöneliyorsa sağlıklı paylaşım ihtiyacının yerini riskli bir onay arayışı almaya başladığını düşünebiliriz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ergen için risk, aynı zamanda “gruba kabul edilme fırsatı” olarak görülebiliyor</strong></p>
<p>Tehlikeli sosyal medya akımlarında en önemli risk gruplarından birinin çocuklar ve ergenler olduğunu belirten Doğantekin, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ergenlik döneminde akranlar tarafından kabul edilmek ve bir gruba ait hissetmek gelişimsel olarak oldukça önemlidir. Aynı zamanda ödüle ve sosyal geri bildirime duyarlılık yüksekken, dürtü kontrolü, uzun vadeli sonuçları değerlendirme ve özdenetimle ilişkili sistemler gelişimini sürdürmektedir. Dolayısıyla bir yetişkinin ‘gereksiz bir risk’ olarak değerlendirdiği davranış, ergen için arkadaşları tarafından kabul edilme, eğlenme veya görünür olma fırsatı olarak algılanabilir. Araştırmalar da ergenlerde risk alma davranışlarının sosyal bağlamdan ve akranların davranışlarından önemli ölçüde etkilenebildiğini ortaya koyuyor.”</p>
<p><strong>“Daha çarpıcı içerik, daha fazla ilgi” döngüsü oluşabilir</strong></p>
<p>Sosyal medyada yeterince ilgi görmediğini düşünen bir çocuğun zaman içerisinde daha sıra dışı ve riskli içeriklere yönelmesinin mümkün olduğunu söyleyen Doğantekin, “Çocuk, sıradan paylaşımlarının az ilgi gördüğünü ancak daha sıra dışı veya sınırları zorlayan içeriklerin daha fazla izlendiğini fark ettiğinde, ‘daha çarpıcı içerik = daha fazla ilgi’ şeklinde bir öğrenme döngüsü oluşabilir. Beğenilerin ergenlerde ödül işlemeyle ilişkili beyin bölgelerinde daha güçlü yanıtlarla bağlantılı olduğunu gösteren çalışmalar da sosyal geri bildirimin bu yaş grubunda neden güçlü olabileceğini anlamamıza yardımcı oluyor.” dedi.</p>
<p><strong>Tehlike, zarar görülmesine rağmen davranışın sürdürülmesiyle büyüyor</strong></p>
<p>Sürekli dikkat çekmeye çalışmanın tek başına psikolojik bir bozukluk göstergesi olmadığını vurgulayan Doğantekin, “Tek başına dikkat çekme isteği psikolojik bir bozukluk anlamına gelmez. Burada davranışın sıklığı, şiddeti, kontrol edilebilirliği ve kişinin yaşamına verdiği zarar önemlidir. Kişi daha fazla ilgi görmek için fiziksel güvenliğini tekrar tekrar tehlikeye atıyor, zarar görmesine rağmen aynı davranışları sürdürüyor, sosyal medyada ilgi görmediğinde yoğun değersizlik veya öfke yaşıyor ya da giderek daha tehlikeli davranışlara ihtiyaç duyuyorsa psikolojik değerlendirme faydalı olacaktır. Özellikle çocuk ve ergenlerde buna dürtüsellik, kendine zarar verme davranışları, belirgin duygu durum değişiklikleri, okul ve aile ilişkilerinde bozulma veya sosyal medyadan uzak kaldığında yoğun sıkıntı eşlik ediyorsa profesyonel destek alınması önemlidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yasaklamak yerine düşündüren sorular sorun</strong></p>
<p>Ailelerin çocuklarını tehlikeli sosyal medya akımlarından korumak için yalnızca yasaklayıcı bir dil kullanmasının yeterli olmayabileceğine dikkat çeken Doğantekin, “Çocukları tehlikeli akımlardan korurken yalnızca ‘Bunu yapma’ demek yerine, neden yapmak istediğini anlamaya çalışmak daha koruyucu bir yaklaşım olabilir. ‘Bu video çok izlendiği için mi sana güvenli geliyor?’, ‘Kamera olmasaydı bunu yine yapmak ister miydin?’ veya ‘Bir şeyin çok beğenilmesi onun güvenli olduğu anlamına gelir mi?’ gibi sorular çocuğun eleştirel düşünme ve risk değerlendirme becerisini destekleyebilir.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-medyada-gorunurluk-ugruna-tehlikeli-akimlari-yapiyorlar-654653">Sosyal medyada görünürlük uğruna tehlikeli akımları yapıyorlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Elektrikli araçlarda koku, duman, tıslama ve fokurdama seslerine dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/elektrikli-araclarda-koku-duman-tislama-ve-fokurdama-seslerine-dikkat-654638</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Aug 2026 09:55:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araçlarda]]></category>
		<category><![CDATA[batarya]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[duman]]></category>
		<category><![CDATA[elektrikli]]></category>
		<category><![CDATA[Elektrikli Araç]]></category>
		<category><![CDATA[fokurdama]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[koku]]></category>
		<category><![CDATA[şarj]]></category>
		<category><![CDATA[şener]]></category>
		<category><![CDATA[seslerine]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<category><![CDATA[termal]]></category>
		<category><![CDATA[tıslama]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654638</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi, Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, son günlerde gündeme gelen elektrikli araç yangınlarını değerlendirerek, lityum iyon bataryalarda yangına yol açabilen süreçlerden şarj güvenliğine, kaza sonrası alınması gereken önlemlerden sürücülerin dikkat etmesi gereken belirtilere kadar önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/elektrikli-araclarda-koku-duman-tislama-ve-fokurdama-seslerine-dikkat-654638">Elektrikli araçlarda koku, duman, tıslama ve fokurdama seslerine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi, Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, son günlerde gündeme gelen elektrikli araç yangınlarını değerlendirerek, lityum iyon bataryalarda yangına yol açabilen süreçlerden şarj güvenliğine, kaza sonrası alınması gereken önlemlerden sürücülerin dikkat etmesi gereken belirtilere kadar önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>“Elektrikli otomobiller artık geleceğin değil, bugünün teknolojisi”</strong></p>
<p>Dünyada satılan her dört yeni otomobilden birinin elektrikli olduğunu belirten Özgür Şener, “Elektrikli otomobiller artık geleceğin teknolojisi değil, bugünün ulaşım sisteminin bir parçası. Bu hızlı dönüşüm beraberinde yeni teknolojileri, yeni kullanım alışkanlıklarını ve yeni tehlikeleri de gündemimize taşıyor. Bunlardan biri, lityum iyon bataryaların yangın potansiyeli.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Lityum iyon bataryalarda yangın nasıl başlıyor?</strong></p>
<p>Elektrikli otomobillerin büyük bölümünde kullanılan lityum iyon bataryaların yüksek miktarda enerjiyi küçük bir hacimde depolayabildiğini kaydeden Özgür Şener, bu özelliğin tek başına bir yangın nedeni olmadığının altını çizdi.</p>
<p>Bataryanın normal çalışma koşullarının dışına çıkması durumunda tehlikeli süreçlerin başlayabileceğini ifade eden Özgür Şener, “Lityum iyon bataryalarda önemli bir güvenlik konusu olan ‘thermal runaway’, yani termal kaçak olayı, hücrenin kontrol edilemeyen bir kendi kendine ısınma durumuna girmesi olarak tanımlanıyor. Bu süreç çok yüksek sıcaklıklara, gaz çıkışına, partikül fırlamasına, dumana ve yangına neden olabiliyor. Termal kaçağın temelinde, hücre içerisinde oluşan bir arızanın veya hücreyi normal çalışma sınırlarının dışına çıkaran bir koşulun bulunması söz konusu olabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Hücre içi kısa devre, aşırı şarj, dış kısa devre ile yüksek veya düşük sıcaklıkların termal kaçağı tetikleyebileceğini belirten Şener, “Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Termal kaçak, yangının kendisi değildir. Ancak kontrol edilemeyen ısınma, yangın ve başka tehlikeli sonuçlara dönüşebilen kritik bir olaydır.” dedi.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaza, kısa devre ve üretim kusurları riski artırabiliyor</strong></p>
<p>Elektrikli araçlarda yangın potansiyelini artıran tek bir nedenden söz etmenin doğru olmadığını vurgulayan Özgür Şener, özellikle mekanik hasarların önemine dikkat çekti.</p>
<p>“Kaza ve mekanik darbe önemli sebeplerdendir.” diyen Şener, “Özellikle batarya paketinin ezilmesi, delinmesi veya hücrelerin fiziksel olarak zarar görmesi, iç kısa devre gibi arızalara zemin hazırlayabilir. Elektriksel arızalar da önemlidir. İç veya dış kısa devre, aşırı akım ve kontrol sistemlerindeki sorunlar batarya hücresini normal çalışma koşullarının dışına çıkarabilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Üretim ve tasarım kusurlarının da dikkate alınması gerektiğini belirten Şener, bazı kusurların kullanım sırasında ortaya çıkana kadar “gizli” kalabileceğine işaret etti.</p>
<p><strong>“Batarya yaşlandı, yangın riski mutlaka arttı demek doğru değil”</strong></p>
<p>Bataryaların yaşlanması konusunda yanlış genellemeler yapılabildiğini belirten Şener, “Batarya yaşlandıkça mutlaka yangın çıkarma olasılığı artar şeklinde genel bir sonuç doğru değildir. Bataryanın kullanım ömrünü etkileyen çok sayıda faktör vardır. Yaşlanma, tek başına bir yangın nedeni olarak değil, bataryanın performansı ve elektriksel özelliklerinde meydana gelebilecek değişimler açısından değerlendirilmelidir.” açıklamasında bulundu.</p>
<p>“Aşırı sıcak ve düşük sıcaklık da bataryanın çalışma koşullarını etkileyebiliyor” diyen Şener, modern elektrikli araçlarda batarya yönetim ve termal yönetim sistemlerinin bu koşulları kontrol etmek amacıyla kullanıldığını kaydetti.</p>
<p><strong>“Hızlı şarj tek başına yangının nedeni değildir”</strong></p>
<p>Elektrikli araç kullanıcılarının en çok merak ettiği konulardan birinin hızlı şarj olduğuna dikkat çeken Şener, “Hızlı şarj tek başına yangının nedeni değildir. Modern elektrikli araçlarda şarj süreci batarya yönetim sistemi ve termal yönetim sistemi tarafından kontrol edilir. Asıl önemli olan, şarjın aracın tasarımı ve üreticinin belirlediği çalışma sınırları içerisinde gerçekleştirilmesidir.” dedi.</p>
<p>Aşırı şarjın termal kaçağı tetikleyebilecek koşullardan biri olduğunu ifade eden Şener, “Şarj cihazı ile hücre veya batarya arasındaki uyumsuzluk ya da yetersiz tasarlanmış bir batarya yönetim sistemi bu tür koşullara katkıda bulunabilir. Dolayısıyla yangın potansiyelinin kaynağını ‘hızlı şarj’ olarak tek başına tanımlamak yerine uygunsuz ekipman, arızalı sistem, hasarlı batarya veya kontrol dışı çalışma koşulları üzerinden değerlendirmek daha doğrudur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Evde şarj “sıradan bir cihazı prize takmak” gibi görülmemeli</strong></p>
<p>Şarj güvenliğinde üreticinin belirlediği ve uygun standartlara göre kurulmuş ekipmanın kullanılmasının temel yaklaşım olması gerektiğini vurgulayan Şener, kullanıcıların hasarlı, ezilmiş veya aşınmış şarj kablosu ve konnektörleri kesinlikle kullanmaması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Ciddi bir kazada araç veya batarya hasar gördüyse uzman değerlendirmesi yapılmadan aracın yeniden şarj edilmemesi gerektiğine dikkat çeken Şener, üreticinin onaylamadığı veya güvenlik özellikleri belirsiz ekipmanların da kullanılmaması gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Evdeki şarj altyapısının aracın ve şarj cihazının gerektirdiği elektriksel kapasiteye uygun olması gerektiğini belirten Şener, “Şarj sırasında olağandışı koku, aşırı ısınma, duman, kıvılcım veya hata uyarısı görülürse şarj işlemi güvenli şekilde sonlandırılmalı ve profesyonel yardım alınmalıdır.” uyarısında bulundu.</p>
<p>Şener, “Evde şarjı ‘sıradan bir elektrikli cihazı prize takmak’ şeklinde değerlendirmek yerine, yüksek güç çeken bir elektrikli araç sisteminin güvenli şekilde beslenmesi olarak görmek gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Yangın kazadan hemen sonra çıkmayabilir</strong></p>
<p>Elektrikli araç kullanıcılarının özellikle bilmesi gereken konulardan birinin kaza sonrası gecikmiş yangın ihtimali olduğuna işaret eden Şener, “Bir kaza sonrasında elektrikli araç hemen yanmayabilir. Hatta araç çalışmaya devam edebilir. Ancak bu durum yüksek voltajlı bataryanın hasarsız olduğu anlamına gelmez.” diye konuştu. </p>
<p>Fiziksel olarak hasar görmüş araç veya yüksek voltajlı bataryanın hemen ya da gecikmeli olarak toksik veya yanıcı gaz ve yangın oluşturabileceğini ifade eden Şener, hasarlı batarya hücrelerinde sıcaklık ve basıncın kontrolsüz şekilde yükselmesinin termal kaçağa, yangına ve yeniden tutuşmaya yol açabileceğini söyledi.</p>
<p>Şener, bataryada kalan elektrik enerjisi nedeniyle elektrik çarpması ve yeniden yangın tehlikesinin de devam edebileceğine dikkat çekerek, “Bu nedenle ciddi bir kazadan sonra ‘Araç çalışıyor, demek ki batarya güvenli’ yaklaşımı doğru değildir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Hasarlı elektrikli araçlar için yaklaşık 15 metre uyarısı</strong></p>
<p>Özgür Şener, ciddi şekilde hasarlı lityum iyon bataryalı araçların bina, başka araç veya yanıcı maddelerden en az 15 metre uzakta muhafaza edilmesini önerildiğini belirtti.</p>
<p>Bu mesafenin yanlış yorumlanmaması gerektiğini vurgulayan Şener, “Bu mesafe, aktif yangın sırasında herkes için geçerli evrensel bir ‘güvenli mesafe’ olarak değil, hasarlı aracın olay sonrasında güvenli şekilde muhafaza edilmesine yönelik bir öneri olarak değerlendirilmelidir.” dedi.</p>
<p><strong>Koku, duman, tıslama ve fokurdama seslerine dikkat!</strong></p>
<p>Sürücülerin termal kaçağı önceden kesin biçimde teşhis etmesinin mümkün olmayabileceğini söyleyen Şener, “Olağandışı ısınma, yanık veya kimyasal koku, duman veya buhar, batarya sistemi uyarıları, şarj sırasında olağandışı davranış, kıvılcım ve batarya bölgesinden gelen tıslama, fokurdama veya benzeri sesler” görüldüğünde dikkatli olunması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>“Elektrikli araç yangını söndürülemez demek doğru değil”</strong></p>
<p>Elektrikli araç yangınlarının benzinli veya dizel araç yangınlarıyla tamamen aynı değerlendirilmemesi gerektiğini dile getiren Şener, “Bu durum yangın sırasında farklı tehlikeler oluşturabilir: yüksek voltaj nedeniyle elektrik çarpması, termal kaçak, hücrelerin yeniden tutuşması ve batarya içerisindeki enerjinin uzun süre devam edebilmesi bunlardan bazılarıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>“Elektrikli araç yangını söndürülemez” şeklindeki yaklaşımın da doğru olmadığını kaydeden Şener, “Daha doğru ifade şudur: Batarya yangınında yalnızca görünen alevi söndürmek yeterli olmayabilir. Bataryanın içerisindeki hücrelerin yeniden ısınmasını önlemek ve bataryayı soğutmak gerekebilir.” diye konuştu.</p>
<p>Yüksek voltajlı lityum iyon batarya yangınlarında büyük ve sürekli miktarda suyla soğutma gerekebileceğini belirten Şener, yangın söndürülmüş görünse bile gecikmiş tutuşma veya yeniden tutuşma ihtimalinin devam edebileceğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>“Sürücünün görevi yangını söndürmek değil, can güvenliğini sağlamak”</strong></p>
<p>Küçük ve taşınabilir klasik yangın söndürücülerin bataryanın kendisinin dahil olduğu büyük bir yangını kontrol etmek için her durumda yeterli olmayabileceğini vurgulayan Şener, “Buradaki kritik nokta şudur: Sürücü için yangın söndürme stratejisi değil, kaçış ve can güvenliği stratejisi önemlidir. Profesyonel söndürme ise eğitimli itfaiye ekiplerinin işidir.” dedi.</p>
<p><strong>Batarya yangınlarında yalnızca alev değil, toksik gaz riski de var</strong></p>
<p>Batarya yangınlarında duman ve gazların da ciddi tehlike oluşturduğunu belirten Şener, termal kaçak ve yangın sırasında açığa çıkan gazlar ile yanma ürünlerinin toksik ve/veya yanıcı olabileceğini ifade etti.</p>
<p>Araçta bulunanların ve çevredeki kişilerin dumanı solumaması, araca gereksiz şekilde yaklaşmaması, yüksek voltaj kablolarına veya batarya paketine dokunmaması gerektiğini vurgulayan Şener, yangına kişisel olarak müdahale edilmemesi gerektiğinin altını çizdi. Şener ayrıca, acil müdahale ekiplerine aracın elektrikli veya hibrit olduğunun mutlaka bildirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>“Amaç elektrikli araçları tehlikeli ilan etmek değil”</strong></p>
<p>Elektrikli araç teknolojilerindeki dönüşümün yeni bir risk yönetimi anlayışını da beraberinde getirdiğini ifade eden Özgür Şener, “Burada amacımız elektrikli araçları ‘tehlikeli’ ilan etmek de olmamalı, teknolojinin oluşturduğu tehlikeleri görmezden gelmek de. Önemli olan; tehlikeyi tanımak, yangın potansiyelini artırabilecek koşulları bilmek, kaza sonrasında gecikmiş olay ihtimalini dikkate almak, şarj güvenliğini sağlamak ve doğru müdahale davranışını geliştirmektir.” dedi.</p>
<p>İş sağlığı ve güvenliğinin temel yaklaşımının yol ve trafik güvenliğinde de geçerli olduğunu kaydeden Şener, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tehlikeyi meydana geldikten sonra kontrol etmek yerine, önceden tanımlamak ve riski gerçekleşmeden yönetmek. Elektrikli araçlarda güvenli gelecek yalnızca daha büyük bataryalar ve daha hızlı şarj sistemleriyle değil; güvenli tasarım, doğru şarj altyapısı, bilinçli kullanıcı, eğitimli müdahale ekipleri ve güçlü bir güvenlik kültürüyle mümkün olacaktır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/elektrikli-araclarda-koku-duman-tislama-ve-fokurdama-seslerine-dikkat-654638">Elektrikli araçlarda koku, duman, tıslama ve fokurdama seslerine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sabahları Yorgun Kalkmanın Şaşırtıcı Nedeni: &#8220;Sahte Dinlenme&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sabahlari-yorgun-kalkmanin-sasirtici-nedeni-sahte-dinlenme-654611</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Aug 2026 09:34:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dinlenme]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[kalkmanın]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[sabahları]]></category>
		<category><![CDATA[sahte]]></category>
		<category><![CDATA[şaşırtıcı]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yorgun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654611</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern yaşamın en yaygın sorunlarından biri haline gelen kronik yorgunluğun nedenleri arasında yalnızca yoğun çalışma temposu yok.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sabahlari-yorgun-kalkmanin-sasirtici-nedeni-sahte-dinlenme-654611">Sabahları Yorgun Kalkmanın Şaşırtıcı Nedeni: &#8220;Sahte Dinlenme&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Modern yaşamın en yaygın sorunlarından biri haline gelen kronik yorgunluğun nedenleri arasında yalnızca yoğun çalışma temposu yok. Dinlenme biçimimiz de bu sorunun bir nedeni. Yoğun bir iş haftasının ardından hafta sonunu televizyon karşısında dizi izleyerek veya sosyal medyada gezinerek değerlendiren pek çok kişi, yeni haftaya hâlâ yorgun başlayabiliyor. Bunun nedenlerinden biri, dinleniyor gibi görünürken sinir sisteminin gerçek anlamda gevşememesi. </p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kişiselleştirilmiş ve Fonksiyonel Tıp Kliniğinde görevli, Yaşam Tarzı Tıbbı Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hande Namal Türkyılmaz</strong>, <em>“Yaşam Tarzı Tıbbı yaklaşımında ‘Sahte Dinlenme (Just Rest)’ olarak tanımlanan bu durum, tıpkı besleyici olmayan ‘abur cubur’ yiyeceklerin hücreleri yeterince beslememesi gibi”</em> diyor ve ekliyor: <em>“Ekran karşısında geçirilen saatler kişiye zaman zaman ‘hiçbir şey yapmıyorum’ hissi verse de zihinsel ve biyolojik açıdan beyin, sürekli yeni uyaranlarla karşılaşmaya devam ediyor. Sosyal medya akışı, kısa videolar ve aralıksız dizi izleme alışkanlıkları; beynin sürekli yeni bilgi işlemesine, sık dopamin uyarılarına ve mavi ışığa maruziyete yol açıyor. Bu süreç, vücudun stres anlarında devreye giren sempatik sinir sisteminin aktif kalmasını ve ‘savaş ya da kaç’ tepkisinin devam etmesini beraberinde getiriyor.”</em></p>
<p><strong>“Dinlenmek, sadece bedeni hareketsiz bırakmak değil”</strong></p>
<p>Ekran kaydırmak veya aralıksız bir şeyler izlemek fiziksel olarak pasif bir eylem olabilir. Ancak zihinsel ve biyolojik olarak tam bir fırtınadır. Beynimiz saniyeler içinde değişen yüzlerce yeni uyaranla karşılaşır, bitmek bilmeyen küçük dopamin patlamaları yaşar ve mavi ışığın bombardımanına tutulur. Bu durum, sinir sistemimizi sürekli sempatik modda, yani &#8220;savaş veya kaç&#8221; alarmında tutar. Gerçek dinlenme pasif değil, aktiftir. Sinir sistemine bilinçli bir &#8220;güvendeyiz&#8221; sinyali göndermeyi gerektirir.</p>
<p>Bilimsel çalışmalar da, kaliteli dinlenmenin yalnızca fiziksel aktivitenin durdurulması anlamına gelmediğini ortaya koyuyor. Sinir sisteminin “dinlen ve sindir” olarak tanımlanan parasempatik moda geçebilmesi için güven hissi oluşturan ve yoğun uyaranlardan uzaklaşmayı sağlayan aktivitelere ihtiyaç var. Bu nedenle gerçek dinlenme; yalnızca koltuğa uzanmak veya ekrana bakmak yerine, sinir sisteminin gevşemesini destekleyen bir yaşam biçimi yaklaşımı olarak değerlendiriliyor. Dr. Öğr. Üyesi Hande Namal Türkyılmaz, özellikle ekran karşısında geçirilen uzun saatlerin bedeni hareketsiz bırakmasına rağmen sinir sisteminin yeterince toparlanmasını engelleyebileceğine dikkat çekiyor: <em>“Dinlenmek yalnızca bedeni hareketsiz bırakmak değil, sinir sistemine de toparlanma fırsatı vermek. Gerçek dinlenme; stresin azalmasına, zihinsel berraklığın artmasına, uyku kalitesinin iyileşmesine ve yaşam kalitesinin yükselmesine katkı sağlayabilir.”</em></p>
<p><strong>Peki Hücresel Çapta Gerçek Bir Dinlenme Nasıl Olur?</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Hande Namal Türkyılmaz, sürdürülebilir bir yaşam için yalnızca çalışma ve beslenme alışkanlıklarının değil, dinlenme alışkanlıklarının da yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Dr. Öğr. Üyesi Namal Türkyılmaz, “Bugün ne izlesem?” sorusu yerine “Bugün sinir sistemini gerçekten nasıl dinlendirebilirim?” sorusunun sorulmasının hem ruhsal hem de fiziksel sağlık açısından önemli kazanımlar sağlayabileceğine dikkat çekiyor ve gerçek bir dinlenme için 3 öneride bulunuyor:</p>
<p><strong>Duyusal Detoks (Sensörleri Kapatın):</strong> Doğada ya da sadece açık havada yürümek, zihnin çıldırmış dopamin arayışını keser ve stres hormonu kortizolü hızla düşürür. Ekranın değil, gökyüzünün kontrastına bakmak sirkadiyen ritmi şifalandırır.</p>
<p><strong>Üretin ve Yavaşlayın:</strong> Toprakla uğraşmak, mutfakta sakince yeni bir tarif denemek, el işleri ile uğraşmak, hiçbir sonuca odaklanmadan sadece süreci yaşamak. Eller çalışırken, zihin parasempatik moda geçer.</p>
<p><strong>Bilinçli Durgunluğu Deneyimleyin:</strong> Sadece durun. Bir şey dinlemeden, izlemeden, tüketmeden öylece camdan dışarı bakın. Beynimizin anıları ve bilgileri işlemek, adeta kendi &#8220;çöpünü çıkarmak&#8221; için bu sessizliğe ihtiyacı olduğunu unutmayın.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sabahlari-yorgun-kalkmanin-sasirtici-nedeni-sahte-dinlenme-654611">Sabahları Yorgun Kalkmanın Şaşırtıcı Nedeni: &#8220;Sahte Dinlenme&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer-Demans Gündüz Yaşam Merkezi&#8217;nin Yapımı Sürüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimer-demans-gunduz-yasam-merkezinin-yapimi-suruyor-654602</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Aug 2026 09:08:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer-demans]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[gündüz]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[sürüyor]]></category>
		<category><![CDATA[yapımı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654602</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner’in 27 Aralık 2025’te temelini attığı Meral Gençler Alzheimer-Demans Gündüz Yaşam Merkezi’nin yapım çalışmaları devam ediyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-demans-gunduz-yasam-merkezinin-yapimi-suruyor-654602">Alzheimer-Demans Gündüz Yaşam Merkezi&#8217;nin Yapımı Sürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner’in 27 Aralık 2025’te temelini attığı Meral Gençler Alzheimer-Demans Gündüz Yaşam Merkezi’nin yapım çalışmaları devam ediyor.</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner’in, “Geçmişe vefası olmayanın geleceğe inancı da olmaz” sözleriyle temelini attığı Meral Gençler Alzheimer-Demans Gündüz Yaşam Merkezi, Kırkkonaklar Mahallesi’nde yükseliyor. Çankaya Belediyesi’nin sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda hayata geçirilen merkez, Alzheimer ve demans hastalarının yaşam kalitesini artırmayı ve yaş almış bireylerin güvenli, nitelikli ve sosyal bir ortamda zaman geçirmelerini sağlamayı amaçlıyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kırkkonaklar Mahallesi 325. Sokak’ta, Kırkkonaklar Çankaya Evi’nin yanında inşa edilen merkez; Alzheimer ve demansla yaşayan bireylerin günlük yaşam becerilerini destekleyen, sosyal hayata katılımlarını güçlendiren ve ailelerinin yükünü hafifletmeye katkı sunan önemli bir sosyal destek alanı olacak.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>HEM BİREYLERE HEM AİLELERE DESTEK</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Merkezde, yaş almış bireylerin zihinsel, fiziksel ve sosyal becerilerini desteklemeye yönelik çeşitli etkinlik ve çalışmaların gerçekleştirilmesi planlanıyor. Bireylerin günlerini güvenli ve nitelikli bir ortamda geçirmelerine olanak sağlayacak merkezde, sosyal etkileşimi artıracak faaliyetlerin yanı sıra ihtiyaçlara yönelik destek ve rehberlik hizmetlerinin de sunulması hedefleniyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Alzheimer ve demans sürecinin yalnızca hastaları değil, hastalık sürecinden etkilenen aileleri ailelere de destek olmayı amaçlıyor. Merkezde ailelerin süreç hakkında bilgilendirilmesi, doğru yönlendirilmesi ve ihtiyaç duydukları konularda rehberlik hizmetlerine erişebilmeleri için çalışmalar yürütülmesi planlanıyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-demans-gunduz-yasam-merkezinin-yapimi-suruyor-654602">Alzheimer-Demans Gündüz Yaşam Merkezi&#8217;nin Yapımı Sürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Geçer&#8221; Diye Beklemek Kalıcı Görme Kaybına Neden Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gecer-diye-beklemek-kalici-gorme-kaybina-neden-olabilir-654578</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aktiviteler]]></category>
		<category><![CDATA[Anı]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[beklemek]]></category>
		<category><![CDATA[diye]]></category>
		<category><![CDATA[geçer]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Retina]]></category>
		<category><![CDATA[Retina Yırtığı]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654578</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında deniz, havuz ve açık hava aktivitelerinin yoğun olarak yapılması ile birlikte göz travmalarında da artış yaşanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecer-diye-beklemek-kalici-gorme-kaybina-neden-olabilir-654578">&#8220;Geçer&#8221; Diye Beklemek Kalıcı Görme Kaybına Neden Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında deniz, havuz ve açık hava aktivitelerinin yoğun olarak yapılması ile birlikte göz travmalarında da artış yaşanıyor. Özellikle top oyunları, bisiklet, tenis, padel gibi sporlar ile göze veya başa alınan darbeler retina yırtığı ve retina dekolmanı (retinanın tamamen yerinden ayrılması) gibi görme kaybına yol açabilecek sorunlara neden olabiliyor. Gözde ani başlayan ışık çakmaları, cisim uçuşması ve görüş alanında perde veya gölge oluşması retina yırtığı veya retina dekolmanının habercisi olabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü&#8217;nden Prof. Dr. Giray Ersöz, retina yırtığı ve retina dekolmanı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Retina dekolmanı yaz aylarında daha sık görülebiliyor</strong></p>
<p>Retina, gözün arka bölümünde bulunan ve ışığı algılayarak görüntünün oluşmasını sağlayan sinir dokusudur. Retina ile gözün içini dolduran jel kıvamındaki vitreus arasındaki ilişkinin bozulması sonucunda retinada yırtık meydana gelebilmektedir. Bu yırtıktan sıvı geçerek retinanın yerinden ayrılmasına neden olduğunda retina dekolmanı ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Retina dekolmanının görülme sıklığında mevsimsel farklılıklar olabileceğini gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda retina dekolmanı vakalarının ilkbahar ve yaz aylarında daha fazla görülebildiği bildirilmiştir. Yaz aylarında açık hava aktivitelerinin, sporların ve göz travmalarının artması ise olası nedenler arasında değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Tatilde yapılan aktiviteler gözü travmaya açık hale getiriyor</strong></p>
<p>Yaz aylarında açık havada geçirilen zamanın artması, spor ve eğlence amaçlı aktivitelerin çeşitlenmesi göz travmalarını da gündeme getirmektedir. Futbol, tenis, basketbol, squash, padel gibi top sporlarının yanı sıra bisiklet, paintball ve çeşitli açık hava aktiviteleri sırasında göze doğrudan darbe alınabilmektedir. Travmatik retina dekolmanı sadece aktivite sırasında görülmemekle birlikte trafik kazaları, iş kazaları ve çeşitli göz travmaları sonrasında ortaya çıkabilmektedir. </p>
<p><strong>Travma sonrası risk hemen ortadan kalkmıyor</strong></p>
<p>Göze alınan travmanın ardından yapılan ilk muayenenin normal olması, retina açısından riskin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmeyebilir. Travmaya bağlı retina yırtıkları ve retina dekolmanlarının önemli bir bölümü ilk günler ve haftalar içinde ortaya çıksa da, özellikle bazı retina yırtıklarında süreç daha yavaş ilerleyebilmekte ve retina dekolmanı travmadan aylar sonra ortaya çıkabilmektedir. </p>
<p><strong>Gözün önünde şimşek çakması önemli bir uyarı</strong></p>
<p>Retina yırtığının en önemli özelliklerinden biri, başlangıç döneminde herhangi bir ağrıya neden olmamasıdır. Bu nedenle hastalar çoğu zaman sorunun ciddi olduğunu düşünmeyebilir.</p>
<p>Özellikle;</p>
<ul>
<li>Aniden başlayan ışık çakmaları,</li>
<li>Görüş alanında birdenbire ortaya çıkan çok sayıda siyah nokta veya uçuşan cisim,</li>
<li>Örümcek ağı ya da kurum parçacıkları benzeri görüntüler,</li>
<li>Görüş alanının bir bölümünde perde veya gölge oluşması,</li>
<li>Ani görme azalması retina yırtığı veya retina dekolmanı açısından önemli uyarı işaretleri olabilir. </li>
</ul>
<p><strong>Yüksek miyopisi olanlar yaz aktivitelerinde daha dikkatli olmalı</strong></p>
<p>Özellikle yüksek miyopisi bulunan kişilerde retina dekolmanı riski belirgin şekilde artabilmektedir. Yüksek miyopisi olan kişiler açısından yalnızca doğrudan göz travmaları değil, ani ve yüksek enerjili hareketlerin oluşturduğu mekanik kuvvetler de dikkat gerektirebilmektedir. Literatürde özellikle roller coaster gibi lunapark oyuncaklarında görülen yüksek hızda ani ivmelenme ve yavaşlamaların yaşandığı aktiviteler ile bungee jumping sonrasında retina dekolmanı gelişen olgular bildirilmiştir. </p>
<p>Bu nedenle yüksek miyopisi bulunan kişilerin göze darbe alma ihtimali yüksek temas sporlarında ve yüksek ivmelenme veya ani hareketlerin yaşandığı ekstrem aktivitelerde daha dikkatli olması önem taşımaktadır. </p>
<p><strong>Erken yakalanan retina yırtığı lazerle tedavi edilebilir</strong></p>
<p>Retina yırtıkları, retina dekolmanına ilerlemeden fark edildiğinde uygun hastalarda lazer tedavisiyle kontrol altına alınabilmektedir. Lazer uygulamasıyla yırtığın çevresinde retina ile altındaki doku arasında güçlü bir yapışıklık oluşturularak yırtığın genişlemesi ve retinanın yerinden ayrılması önlenebilmektedir. Bu nedenle özellikle göz önünde şimşek çakması, ışık çakmaları ve yeni ortaya çıkan yoğun uçuşmalar gibi belirtiler yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden retina hastalıkları konusunda deneyimli bir göz hekimi tarafından değerlendirilmesi önem taşımaktadır.</p>
<p>Retina dekolmanı geliştiğinde ise tedavinin geciktirilmemesi gerekmektedir. Hastanın, vitreoretinal cerrahi konusunda deneyimli bir merkezde kısa süre içerisinde değerlendirilerek uygun cerrahi yöntemin belirlenmesi önemlidir. Cerrahi sırasında öncelikle retina yırtığı kapatılır ve yerinden ayrılmış olan retinanın yeniden yerine tutunmasını sağlamak amacıyla göz içerisine gaz veya silikon yağı uygulanabilmektedir. Gaz zaman içerisinde kendiliğinden gözden çekilirken, silikon yağı kullanılan hastalarda ise uygun görüldüğünde silikonun çıkarılması için ikinci bir cerrahi işlem gerekebilmektedir. Özellikle retina yırtığının henüz dekolmana yol açmadığı dönemde tanı konulması, tedavinin daha erken ve daha sınırlı bir müdahaleyle gerçekleştirilmesine olanak sağlayabilmektedir</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecer-diye-beklemek-kalici-gorme-kaybina-neden-olabilir-654578">&#8220;Geçer&#8221; Diye Beklemek Kalıcı Görme Kaybına Neden Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Boğaz enfeksiyonudur geçer&#8217; demeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bogaz-enfeksiyonudur-gecer-demeyin-654572</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Aug 2026 08:28:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Bademcik Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[demeyin]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonudur]]></category>
		<category><![CDATA[geçer]]></category>
		<category><![CDATA[hpv]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654572</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boğazda şişlik ve ağrı, genellikle boğaz enfeksiyonu sanılarak hafife alınabiliyor ancak bu belirtiler tek taraflı ve uzun süreliyse; bademcik kanseri olasılığını göz ardı etmemek gerekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bogaz-enfeksiyonudur-gecer-demeyin-654572">&#8216;Boğaz enfeksiyonudur geçer&#8217; demeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Boğazda şişlik ve ağrı, genellikle boğaz enfeksiyonu sanılarak hafife alınabiliyor ancak bu belirtiler tek taraflı ve uzun süreliyse; bademcik kanseri olasılığını göz ardı etmemek gerekiyor. Bademcik dokusundaki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla oluşan bademcik tümörünün tedavisinde erken tanının büyük önem taşıdığını, bu nedenle özellikle bazı uyarıcı işaretlere dikkat etmek gerektiğini belirten <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ömer Bayır,</strong> “Tümörlerin tamamı kanser değildir ancak erişkin bir kişide geçmeyen boyun şişliği, tek taraflı boğaz ağrısı, yutma güçlüğü veya kulağa vuran ağrı mutlaka ciddiye alınmalıdır. Bu belirtilerin iki-üç haftayı aşması halinde ‘nasıl olsa enfeksiyondur’ düşüncesiyle beklenmemelidir. Erken başvuru, daha sınırlı tedaviyle daha başarılı sonuç alınmasını ve yaşam kalitesinin korunmasını sağlayabilir” diyor. Prof. Dr. Bayır, erkeklerde görülme olasılığı yaklaşık 4 kat daha fazla olan bademcik kanserinde mutlaka dikkate alınması gereken belirtileri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Genellikle orta ve ileri yaşlarda rastlanılan bademcik kanseri, dil köküyle birlikte boğaz kanserlerinin en sık görüldüğü alanlardan biri. Uzun süre tütün ürünü kullananlar, yoğun alkol tüketenler ve bu iki alışkanlığa birlikte sahip olanlar bademcik kanseri açısından risk altında bulunuyor.</p>
<p>Son yıllarda Human Papilloma Virüs (HPV) ile ilişkili vakaların artması nedeniyle bademcik kanserinin önemli bir baş-boyun kanseri türü olarak karşımıza çıktığını belirten <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ömer Bayır</strong> şöyle konuşuyor: “Bademcik kanserinin başlıca iki gelişim yolu vardır: Uzun süreli tütün ve yoğun alkol kullanımına bağlı kanserleşme ile yüksek riskli HPV enfeksiyonuna bağlı kanserleşme. Tütün ve alkol birlikte kullanıldığında risk daha da yükselir. HPV, özellikle bademcik ve dil kökü kanserlerinde son yılların en önemli konularından biridir. HPV ile ilişkili hastalığın yaygın olduğu ABD gibi ülkelerde orofarenks kanserlerinin yüzde 60–70’inin HPV’ye bağlı olduğu bildirilmektedir; ancak bu oran ülkeler arasında önemli ölçüde değişmektedir. HPV-16, bu tümörlerle en güçlü ilişkisi bulunan yüksek riskli tiptir. HPV enfeksiyonlarının büyük bölümü bağışıklık sistemi tarafından temizlenebilir. Ancak yüksek riskli enfeksiyon yıllarca kalıcı olduğunda hücrelerde kontrolsüz çoğalma ve zaman içinde kanserleşme gelişebilir.”</p>
<p><strong>Bademcik kanserinde ihmale gelmez sinyaller!</strong></p>
<p>Bademcik kanserinin başlangıçta hiçbir yakınmaya yol açmayabileceği gibi boğaz enfeksiyonuna benzeyen şikayetlerle de kendini gösterebildiğini belirten <strong>Prof. Dr. Bayır</strong> “Bademcik kanserinde genellikle ilk bulgulardan biri, boynun tek tarafında ortaya çıkan ve geçmeyen ağrısız bir şişlik olabilir. Bunun nedeni kanserin boyun lenf bezlerine yayılması olabilir. Tek taraflı ve kalıcı boğaz ağrısı, yutarken ağrı veya takılma hissi, bademciklerde belirgin büyüklük farkı, ağızda ya da bademcik üzerinde iyileşmeyen yara, kulak muayenesi normal olduğu halde tek taraflı kulak ağrısı, ses değişikliği, kanlı tükürük ve açıklanamayan kilo kaybı diğer uyarıcı belirtilerdir. Bu belirtilerin iki-üç haftayı aşması halinde ‘nasıl olsa enfeksiyondur’ düşüncesiyle beklenmemesi, ayrıntılı bir KBB muayenesiyle nedeninin belirlenmesi gerekir” diyor.</p>
<p>Erişkin bir kişide büyüyen veya enfeksiyon bulgusu olmadan devam eden boyun kitlesinde iki haftayı beklemeden değerlendirme yapılmasının daha doğru olacağına dikkat çeken Prof. Dr. Ömer Bayır, nefes darlığı, ciddi yutma güçlüğü veya kanama varsa acil başvuru yapılması gerektiğini vurguluyor.  </p>
<p><strong>Erken tanı kritik önem taşıyor!</strong></p>
<p>Bademcik kanserinde erken tanının tedavi sürecini doğrudan etkilediğini vurgulayan Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ömer Bayır sözlerine şöyle devam ediyor: “Erken tanı, tümörün daha küçükken ve çevre dokulara ya da uzak organlara yayılmadan tedavi edilmesini sağlar. Erken evrede cerrahi veya radyoterapi tek başına yeterli olabilir. Uygun hastalarda tümör, ağız içinden uygulanan transoral lazer ya da robotik cerrahiyle dışarıdan büyük bir kesi yapılmadan çıkarılabilir. Gerektiğinde boyundaki lenf bezleri de temizlenir. Patoloji sonucunda riskli özellikler saptanırsa ameliyatın ardından radyoterapi veya kemoradyoterapi uygulanabilir. İleri evrede kemoterapi ve radyoterapi birlikte uygulanırken, tekrarlayan veya yayılmış hastalıkta immünoterapi ve diğer sistemik tedavilerden yararlanılabilir. Özellikle erken evrede ve HPV ilişkili hastalarda oldukça başarılı sonuçlar alınabilmektedir.”</p>
<p><strong>Erkeklerde yaklaşık 4 kat daha fazla görülüyor!</strong></p>
<p>Bademcik kanseri erkeklerde kadınlara göre yaklaşık 4 kat daha fazla görülüyor. Bu oran ülkeye ve tümörün HPV (Human Papilloma Virüs) ile ilişkisine göre değişebilse de özellikle HPV ilişkili boğaz kanserlerinin yaygın olduğu toplumlarda fark daha belirgin hale geliyor. Erkeklerde oral HPV enfeksiyonunun daha sık görülmesi bu farkın önemli nedenlerinden biri olarak gösteriliyor. <strong>Prof. Dr. Ömer Bayır</strong>, “Erkeklerde tarihsel olarak tütün ve yoğun alkol kullanımının daha yüksek olması da aradaki risk farkını artırıyor. Tütün ürünlerinin tamamından uzak durmak, tütün kullanımını bırakmak ve alkol tüketimini sınırlandırmak riski azaltmak açısından önem taşıyor. Ancak bademcik kanserinin yalnızca sigara kullanan kişilerde görüldüğü düşünülmemeli. HPV, sigara kullanmayan ve görece genç bireylerde de hastalığın gelişmesine yol açabiliyor. Dolayısıyla risk değerlendirmesi yapılırken hastanın yaşı, alışkanlıkları ve HPV ile ilişkili faktörler birlikte ele alınmalıdır” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bogaz-enfeksiyonudur-gecer-demeyin-654572">&#8216;Boğaz enfeksiyonudur geçer&#8217; demeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güzellik Uykusu Gerçekmiş!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/guzellik-uykusu-gercekmis-654536</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Aug 2026 07:49:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[diyor]]></category>
		<category><![CDATA[ertesi]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekmiş]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sırasında]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uykusu]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654536</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çoğumuz uykuyu, yoğun geçen bir günün ardından yalnızca dinlenmek ya da ertesi güne enerji toplamak için ayırdığımız pasif bir zaman dilimi olarak görüyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guzellik-uykusu-gercekmis-654536">Güzellik Uykusu Gerçekmiş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çoğumuz uykuyu, yoğun geçen bir günün ardından yalnızca dinlenmek ya da ertesi güne enerji toplamak için ayırdığımız pasif bir zaman dilimi olarak görüyoruz. Oysa uyku, bedenin adeta &#8220;bakıma alındığı&#8221;, hücrelerin yenilendiği, organların onarıldığı ve biyolojik dengenin yeniden kurulduğu en aktif süreçlerden biri. Sağlıklı bir yaşamın temelinin kaliteli ve yeterli uykudan geçtiğini belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu,</strong> “Kalitesiz veya yetersiz uyku sadece ertesi günkü yorgunlukla sınırlı kalmaz; nöronal bağlardan hormonlara, kalbin kasılma dinamiklerinden bağışıklık ve üreme hücrelerine kadar tüm insan fizyolojisini sarsan sistemik bir çöküşe zemin hazırlar” diyor ve uyku sırasında bedenimizde değişen 10 hayati süreci sıralıyor.</p>
<p><strong>UYKUDA ASLINDA HİÇBİR ŞEY UYUMUYOR</strong></p>
<p>Günün yaklaşık üçte birini uykuda geçiriyoruz. Ancak uyuduğumuz saatlerde dinlenen aslında biz değiliz. Beynimiz toksinleri temizliyor, bağışıklık sistemimiz adeta yeniden programlanıyor, hormonlarımız dengeleniyor, kalbimiz ve damarlarımız günün yorgunluğunu atıyor, hücrelerimiz ise hasar gören dokuları onarmaya başlıyor. <strong>Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu,</strong> &#8220;Kalitesiz veya yetersiz uyku, sadece ertesi günü yorgun geçirmenize neden olmaz. Uzun vadede insan fizyolojisinin temel yapı taşlarını etkileyerek sistemik bir çöküşe zemin hazırlayabilir. Bu nedenle kaliteli uyku, sağlıklı yaş almak için de vazgeçilmezdir&#8221; diyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>BEYİNDEN BAĞIRSAKLARA, METABOLİZMADAN CİLDE UYKU İLE DEĞİŞEN 10 HAYATİ SÜREÇ</strong></p>
<p><strong>1. Beyin gün boyu biriken yükü temizliyor</strong></p>
<p>Gün boyunca beynimiz durmadan çalışıyor; düşünüyor, öğreniyor, karar veriyor ve bunun sonucunda metabolik atıklar birikiyor. Kaliteli uyku sırasında beyin adeta gece vardiyasına geçerek bu atıkları temizliyor, gün içinde öğrendiklerimizi hafızaya yerleştiriyor ve ertesi güne hazırlanıyor. Bu temizlik süreci yeterince gerçekleşmez ise beyin zamanla &#8220;toksik yük&#8221; altında kalıyor. Uzun süreli uykusuzluk Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların riskini artırabiliyor. </p>
<p><strong>2. Kalbiniz de gece dinlenmeye ihtiyaç duyuyor</strong></p>
<p>Sağlıklı bir uykuda kalp atışları yavaşlıyor, tansiyon düşüyor ve damarlar günün yükünü atıyor. Ancak yetersiz uyku bu doğal dinlenme sürecini bozabiliyor. Kalp sürekli çalışmaya devam ettiği için damarlar daha fazla yıpranıyor; yüksek tansiyon, ritim bozukluğu, kalp krizi ve felç riski artabiliyor. Kalp krizi ve inme vakalarının sabahın erken saatlerinde zirve yapmasının temel nedeni, uykusuzluğun yarattığı bu sistemik stres yükü. </p>
<p><strong>3. Bağışıklık sistemi gece güç kazanıyor</strong></p>
<p>Uykuda bağışıklık sistemimizin adeta savunma tatbikatı geçirdiğini söyleyen <strong>Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu</strong>, “Vücudumuz enfeksiyonlarla mücadele edecek savunma hücrelerinin önemli bir bölümünü uyku sırasında hazırlıyor. Uykusuz kalan bir bireyde, vücudun virüsleri tanıma ve onlara karşı antikor üretme kapasitesi önemli ölçüde düşer. Araştırmalar, uyku süresi kısıtlı kişilerin, yeterli uyuyanlara göre soğuk algınlığına yakalanma ihtimalinin 3-4 kat daha fazla olduğunu göstermektedir. Hatta uykusuzluk aşılardan alınan koruyucu etkinliği bile azaltabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>4. Kanserle mücadelede de uyku etkili</strong></p>
<p>Uyku sırasında vücudumuz yalnızca dinlenmiyor, hasar gören hücreleri de onarıyor. Gece salgılanan melatonin, yalnızca bir uyku hormonu değil; aynı zamanda hücre içi DNA hasarlarını onaran çok güçlü bir antioksidan olmasının yanı sıra tümör baskılayıcı genlerin çalışmasını destekliyor. Özellikle gece vardiyasında çalışanlarda veya sirkadiyen ritmi bozuk bireylerde meme, prostat ve kolon kanseri riskinin artması, uykunun kanserle mücadeledeki rolünün önemine dikkat çekiyor.  </p>
<p><strong>5. Mikrobiyata uykusuzluğu</strong></p>
<p>Bağırsaklarımızdaki yararlı bakteriler de tıpkı bizim gibi bir biyolojik ritme sahip. Gündüz besinlerin sindirilmesine yardımcı olurken, gece bağırsak duvarını onarmaya başlıyorlar. Yetersiz uyku bu düzeni bozarak reflü, şişkinlik, hazımsızlık ve bağırsak problemlerini artırabiliyor.</p>
<p><strong>6. Doğal GLP-1 : uyku</strong></p>
<p>Az uyuduğunuz günün ertesi sabahı neden daha çok tatlı veya hamur işi istediğinizi hiç düşündünüz mü? Bunun nedeni sadece irade değil. Uykusuzluk, tokluk hissini azaltırken açlık hissini artıran hormonları değiştiriyor. Aynı zamanda kan şekerinin dengelenmesini zorlaştırıyor ve zamanla diyabet riskini yükseltebiliyor.</p>
<p><strong>7. Böbrekler gece mesaisine çıkıyor</strong></p>
<p>Uyku sırasında böbrekler vücudun su ve mineral dengesini yeniden düzenliyor. Bu nedenle kaliteli uyku, böbreklerin daha verimli çalışmasına yardımcı oluyor. <strong>Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, </strong>“Geceleri 5 saatten az uyuyan bireylerde böbrek fonksiyonlarında hızlı gerileme ve Kronik Böbrek Hastalığı gelişme riskinin, 7-8 saat uyuyanlara kıyasla iki katından fazla olduğu görülmüştür” diyor. </p>
<p><strong>8. Doğurganlık da uykudan etkileniyor</strong></p>
<p>Kaliteli uyku, kadın ve erkek üreme hormonlarının düzenli salgılanması için de büyük önem taşıyor. Uzun süreli uykusuzluk erkeklerde sperm kalitesini azaltabilirken, kadınlarda adet düzenini ve yumurtlamayı olumsuz etkileyebiliyor.</p>
<p><strong>9. Ruh halimiz gece şekilleniyor</strong></p>
<p>Uyku sırasında beyin yalnızca dinlenmiyor, gün içinde yaşadığımız olayları da işleyerek duygusal yükümüzü hafifletiyor. Bu süreç yeterince gerçekleşmediğinde kişi daha gergin, kaygılı, tahammülsüz ve mutsuz hissedebiliyor. Uzun süreli uykusuzluk depresyon ve anksiyete riskini de artırabiliyor.</p>
<p><strong>10. Güzellik uykusu gerçekten var</strong></p>
<p>Gece boyunca ciltte kan dolaşımı artıyor, kolajen üretimi hızlanıyor ve gün içinde oluşan hasarlar onarılıyor. Bu nedenle kaliteli uyku cildin daha canlı görünmesine katkı sağlarken, kronik uykusuzluk cildin daha mat görünmesine ve kırışıklıkların daha erken ortaya çıkmasına neden olabiliyor.</p>
<p><strong>UYKU, SADECE DİNLENME DEĞİL KENDİNE YAPACAĞINIZ BİR SAĞLIK YATIRIMI</strong></p>
<p>Kaliteli uykunun ertesi güne dinlenmiş başlamaktan çok daha fazlası olduğunu belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu</strong>, “Sağlıklı uyku döngüsü biyolojik yaşımızı da etkileyen en önemli yaşam alışkanlıklarından biri. &#8220;Longevity yaklaşımında hedef yalnızca daha uzun yaşamak değil, sağlıklı geçirilen yılları artırmaktır. Beyinden bağışıklık sistemine kadar tüm onarım mekanizmalarının çalıştığı kaliteli uyku da bu hedefin vazgeçilmez bir parçasıdır&#8221; diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guzellik-uykusu-gercekmis-654536">Güzellik Uykusu Gerçekmiş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlık Emek Meslek Örgütlerinden Güçbirliği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglik-emek-meslek-orgutlerinden-gucbirligi-654518</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2026 19:19:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[emek]]></category>
		<category><![CDATA[güçbirliği]]></category>
		<category><![CDATA[meslek]]></category>
		<category><![CDATA[örgütlerinden]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654518</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlık emek ve meslek örgütleri sahada yaşanan sorunların çözümü için birlikte hareket etme kararı aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-emek-meslek-orgutlerinden-gucbirligi-654518">Sağlık Emek Meslek Örgütlerinden Güçbirliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık emek-meslek örgütleri; sağlık alanında yaşanan sorunlar, çözüm önerileri ve mücadele yöntemleri ile ilgili online bir toplantıda bir araya geldi.</p>
<p><b>Sağlık Alanında Örgütlü 15 Örgütün Temsilcileri Katıldı</b></p>
<p>Türkiye’de faaliyet gösteren sağlık alanında örgütlü 15 örgütün yer aldığı toplantıya Türk Tabipleri Birliği (TTB) adına Merkez Konseyi Başkanı Dr. Pınar Saip, Merkez Konseyi II. Başkanı Dr. Ayşe Gültekingil, Merkez Konseyi Genel Sekreteri Dr. Ali Karakoç, Merkez Konseyi üyeleri Dr. Ali Kanatlı, Dr. Ayşegül Ateş Tarla, Dr. Hakan Erkan Pehlivan ve Dr. Tahsin Çınar ile Aile Hekimliği Kolu Yürütme Kurulu üyesi Dr. Emrah Kırımlı yer aldı.  Türkiye’de sağlık sistemine ilişkin kanunların ve yönetmeliklerin sıklıkla değişmesinin yapısal krizin bir göstergesi olduğu belirtilen konuşmalarda, son süreçte gündeme gelen Bireysel Hedef Katsayısı ve Risk Esaslı Denetim Sistemi uygulamalarına karşı basın açıklamaları düzenlenmesi kararlaştırıldı.</p>
<p><b>Ankara’da Eylül Ayında Yüzyüze Toplantı Kararı Alındı</b></p>
<p>Sağlık alanındaki sorunlara karşı çözüm üretimi için bütüncül bir yaklaşım sergilenmesi gerekliliği vurgulanan toplantıda; bu süreçte tüm öznelerin ortak hareket etmesinin ve toplum desteğinin sağlanmasının önemine de dikkat çekildi. Toplantının sonunda bir yol haritası belirlemek amacıyla eylül ayında Ankara’da yüz yüze bir araya gelinmesi kararlaştırıldı. Toplantıya katılan örgütler şöyle: Aile Hekimliği Çalışanları Sendikası (AHESEN), Aile Sağlığı Çalışanları Ebe ve Hemşire Dernekleri Federasyonu (ASEF), Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik ve Dayanışma Sendikası (BDS), Birlik Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Birlik Sağlık-Sen), Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası (Dev Sağlık-İş), Diş Hekimliği ve Diğer Sağlık Çalışanları Sendikası (Diş Hek-Sen), Genç Sağlık Sendikası (Genç Sağlık Sen), Genel Sağlık ve Sosyal Hizmet Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Genel Sağlık-İş), Hekim Birliği, Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Hekim Birliği), Hürriyet Sağlık ve Sosyal Hizmetler Çalışanları Sendikası (Hürriyet Sağlık Sen), Sağlık Çalışanlarına Hak ve Mücadele Derneği (SAHADER), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Tabip ve Diğer Sağlık Çalışanları Sağlık ve Sosyal Hizmetler Kamu Görevlileri Sendikası (Tabip Sen), Türk Eczacıları Birliği (TEB), Türk Tabipleri Birliği (TTB). (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-emek-meslek-orgutlerinden-gucbirligi-654518">Sağlık Emek Meslek Örgütlerinden Güçbirliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sinaptik budama beyni daha verimli kılıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sinaptik-budama-beyni-daha-verimli-kiliyor-654388</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:00:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağlantı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[budama]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[kılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[sinaptik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinaptik Budama]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[verimli]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654388</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, sinaptik budamanın beynin gelişimi ve öğrenme süreçlerindeki rolü, çocukluk ve ergenlikteki önemi ve yaşam boyu beyin sağlığını destekleyen alışkanlıklarla ilişkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinaptik-budama-beyni-daha-verimli-kiliyor-654388">Sinaptik budama beyni daha verimli kılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, sinaptik budamanın beynin gelişimi ve öğrenme süreçlerindeki rolü, çocukluk ve ergenlikteki önemi ve yaşam boyu beyin sağlığını destekleyen alışkanlıklarla ilişkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Beyinde daha fazla bağlantı, daha yüksek zekâ anlamına gelmiyor!</strong></p>
<p>Sinaptik budamanın beynin gelişimi için vazgeçilmez bir mekanizma olduğunu dile getiren Dr. Celal Şalçini, “İnsan beyni doğumdan sonra çok sayıda sinaptik bağlantı oluşturur. Ancak bu bağlantıların tamamının korunması mümkün değildir. Beyin, kullanılmayan veya işlevsel olmayan bağlantıları zamanla ortadan kaldırarak daha güçlü ve daha verimli sinir ağları oluşturur. Sinaptik budama olarak adlandırılan bu süreç, sağlıklı beyin gelişiminin doğal ve gerekli bir parçasıdır.” dedi.</p>
<p>Sinaptik budamanın yanlış anlaşılan bir konu olduğuna dikkat çeken Dr. Şalçini, “Toplumda daha fazla sinir bağlantısının daha yüksek zeka anlamına geldiği yönünde yaygın bir inanış var. Oysa önemli olan bağlantıların sayısı değil, etkinliğidir. Beyin gereksiz bağlantıları ortadan kaldırarak bilgi işlemeyi hızlandırır, dikkatin odaklanmasını kolaylaştırır ve öğrenmeyi daha verimli hale getirir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>İlk yıllar ve ergenlik kritik dönemler!</strong></p>
<p>Sinaptik budamanın özellikle yaşamın ilk yıllarında ve ergenlik döneminde yoğunlaştığını vurgulayan Dr. Şalçini, “Bebeklik döneminde beyin çok hızlı yeni bağlantılar oluşturur. Çocuk büyüdükçe kullanılan bağlantılar güçlenirken kullanılmayanlar elenir.” dedi.</p>
<p>Ergenlikte ise beynin özellikle planlama, dikkat ve karar verme gibi işlevlerden sorumlu ön bölgesinin yeniden şekillendiğini dile getiren Dr. Şalçini, bu nedenle çocukluk ve ergenlik dönemindeki deneyimlerin, beynin gelişiminde kalıcı izler bıraktığını aktardı.</p>
<p><strong>Kullanılmayan sinir ağları zamanla zayıflıyor!</strong></p>
<p>Öğrenmenin sinaptik bağlantılar üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten Dr. Celal Şalçini, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kitap okumak, yeni bir dil öğrenmek, müzikle ilgilenmek, spor yapmak ve sosyal etkileşim içinde olmak beynin kullandığı sinir ağlarını güçlendirir. Kullanılmayan bağlantılar ise zamanla zayıflar. Beyin, yaşam boyunca deneyimlere göre kendini yeniden düzenleyen dinamik bir yapıya sahiptir.”</p>
<p><strong>Kaliteli uyku beyin için bir bakım süreci!</strong></p>
<p>Uyku ile sinaptik budama arasındaki ilişkiye değinen Dr. Şalçini, “Uyku yalnızca dinlenme zamanı değildir. Beyin uyku sırasında gün içinde öğrenilen bilgileri değerlendirir, önemli olanları pekiştirirken gereksiz olanları ayıklar. Özellikle çocuklar ve ergenler için yeterli ve kaliteli uyku, sağlıklı beyin gelişiminin temel unsurlarından biridir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sağlıklı yaşam alışkanlıkları beyin gelişimini destekliyor!</strong></p>
<p>Dengeli beslenme ve fiziksel aktivitenin de önemli olduğuna işaret eden Dr. Şalçini, “Omega-3 açısından zengin beslenme, düzenli egzersiz, kaliteli uyku ve zihinsel olarak aktif kalmak, beynin sağlıklı işleyişini destekleyen yaşam alışkanlıklarıdır. Bu faktörler sinir hücrelerinin iletişimini güçlendirerek bilişsel fonksiyonların korunmasına katkı sağlayabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sinaptik budamadaki farklılıklar bazı nörogelişimsel hastalıklarla ilişkili olabilir!</strong></p>
<p>Sinaptik budamanın bazı nörogelişimsel hastalıklarla ilişkisini inceleyen çalışmaların sürdüğü bilgisini veren Dr. Celal Şalçini, “Bilimsel araştırmalar, sinaptik budama süreçlerindeki farklılıkların otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile şizofreni gibi bazı hastalıklarla ilişkili olabileceğini gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Dr. Şalçini, ancak bu hastalıkların tek bir nedene bağlı olmadığını, genetik ve çevresel birçok faktörün birlikte rol oynadığını hatırlattı.</p>
<p><strong>Beyin yaşam boyu değişmeye devam ediyor!</strong></p>
<p>Beynin gelişiminin çocuklukla sınırlı olmadığının altını çizen Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Eskiden erişkin beyninin değişmediği düşünülüyordu. Günümüzde ise beynin yaşam boyunca yeni bağlantılar kurabildiğini ve kullanılmayan bağlantıları yeniden düzenleyebildiğini biliyoruz. Bu nedenle öğrenmenin yaşı yoktur. Yeni beceriler kazanmak, zihinsel olarak aktif kalmak ve sosyal yaşamın içinde olmak beyin sağlığını destekleyen önemli alışkanlıklardır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinaptik-budama-beyni-daha-verimli-kiliyor-654388">Sinaptik budama beyni daha verimli kılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hipertansiyon hastaları dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hipertansiyon-hastalari-dikkat-654385</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Anı]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gürbüz]]></category>
		<category><![CDATA[hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[hipertansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Basıncı]]></category>
		<category><![CDATA[mutlaka]]></category>
		<category><![CDATA[serin]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654385</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aşırı sıcaklar ve yüksek nem özellikle de kalp ve damar sağlığı üzerinde çok ciddi riskler oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipertansiyon-hastalari-dikkat-654385">Hipertansiyon hastaları dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aşırı sıcaklar ve yüksek nem özellikle de kalp ve damar sağlığı üzerinde çok ciddi riskler oluşturuyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Doğaç Çağlar Gürbüz, </strong>aşırı sıcakların sıvı ve mineral kaybının yanı sıra, damarlarda genişlemeye neden olduğunu, bu durumun da kan basıncında ani düşüşlere veya dalgalanmalara zemin hazırladığını söylüyor. Ülkemizde her 3 erişkinden birinin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Dr. Gürbüz “Ancak daha da tehlikelisi, henüz teşhis almamış ve tansiyon hastası olduğunun farkında bile olmayan devasa bir kitle bulunuyor. Hipertansiyonun ‘sessiz katil’ olarak adlandırılmasının temel nedeni de budur. Özellikle bu aşırı sıcaklarda kan basıncı kontrolünün ihmal edilmesi; bayılma, ritim bozuklukları, böbrek yetmezliği, kalp krizi ve hatta felç gibi hayati sorunlara yol açabiliyor” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Doğaç Çağlar Gürbüz, aşırı sıcaklarda hipertansiyon hastalarına 10 kritik yaz önerisinde bulundu, önemli mesajlar verdi. </p>
<p> </p>
<p><strong>Su tüketimini mutlaka artırın</strong></p>
<p>Terlemeyle vücuttan ciddi oranda su ve sodyum, potasyum gibi hayati mineraller atılır. Bu sıvı kaybı, kanın akışkanlığının azalmasına ve kalbin kanı pompalarken daha fazla yorulmasına neden olur. Tansiyon hastalarının, susamayı beklemeden gün içinde yeterli sıvı (2,5 &#8211; 3 litre) tüketmesi büyük önem taşır. Ancak kalp yetmezliği ya da böbrek hastalığı gibi rahatsızlığınız varsa mutlaka hekiminize danışarak belirlemelisiniz.</p>
<p> </p>
<p><strong>İdrar söktürücü (diüretik) ilaçlara dikkat edin</strong></p>
<p>Hipertansiyon tedavisinde sıklıkla kullanılan idrar söktürücü ilaçlar, vücuttan su ve tuz atılımını artırarak kan basıncını düşürür. Yaz aylarında terlemeyle zaten fazla miktarda sıvı kaybedildiği için, bu ilaçların dozu bazen fazla gelebilir ve tansiyonun tehlikeli seviyelere düşmesine (hipotansiyon) yol açabilir. İlaçlarınızı mutlaka kardiyoloğunuza başvurarak yaz dozu ayarlaması talep etmelisiniz.</p>
<p> </p>
<p><strong>11:00-16:00 arası mümkünse dışarı çıkmayın</strong></p>
<p>Kardiyoloji Uzmanı Dr. Gürbüz “Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik açıyla geldiği 11:00-16:00 saatleri arası, tansiyon hastaları için günün en tehlikeli zaman dilimidir. Bu saatlerde doğrudan güneşe maruz kalmak, damarlarda ani ve aşırı genişlemeye sebep olarak kan basıncını hızla düşürebilir ve sıcak çarpması riskini artırır. Dışarı çıkmanız zorunluysa, mutlaka gölgeli alanları tercih etmeli, geniş kenarlı şapkalar kullanmalı ve dışarıdaki işlerinizi sabahın erken saatlerine veya akşamüstü serinliğine ertelemelisiniz” diyor.</p>
<p><strong>Beslenmenizi hafifletin, Akdeniz diyetine geçin</strong></p>
<p>Sıcak havalarda ağır, yağlı, kızartma türü ve aşırı tuzlu yemekler tüketmek, sindirim sistemini zorlarken kalbin iş yükünü de ciddi şekilde artırır. Tuz tüketiminin kısıtlanması, hipertansiyon yönetiminin olmazsa olmazıdır. Yaz aylarında zeytinyağlı yemekler, bol posalı sebzeler, taze meyveler ve hafif ızgaralardan oluşan Akdeniz tipi beslenme tarzı benimsenmelidir. Mideyi çok doldurmadan, az az ve sık sık yemek yemek tansiyon dalgalanmalarının önüne geçecektir.</p>
<p><strong>Soğuk duştan kesinlikle kaçının</strong></p>
<p>Dr. Doğaç Çağlar Gürbüz “Serinlemek amacıyla doğrudan buz gibi suyun altına girmek, damarlarda ani bir büzüşmeye (vazokonstriksiyon) neden olur. Bu ani damar daralması, kan basıncının saniyeler içinde fırlamasına ve kalbe giden kan akışının bozulmasına yol açarak kalp krizini tetikleyebilir. Tansiyon hastaları serinlemek için mutlaka ılık suyla duş almalı, vücudu yavaş yavaş suya alıştırarak şok etkisinden tamamen uzak durmalıdır” diyor. </p>
<p><strong>Klimalı ortamlara geçişte vücudunuzu koruyun</strong></p>
<p>Dışarıdaki kavurucu sıcaktan, aniden çok düşük derecelere ayarlanmış klimalı buz gibi ortamlara girmek, tıpkı soğuk duş gibi damar sisteminde ani kasılmalara neden olur. Bu keskin ısı farklılıkları tansiyon ataklarına zemin hazırlar. İç mekanlardaki klima sıcaklığının 22-24 derece civarında, yani ideal oda sıcaklığında tutulması ve doğrudan klima havasına maruz kalınmaması, kan basıncının dengede kalması açısından kritik bir öneme sahiptir.</p>
<p><strong>Egzersiz rutininizi serin saatlere kaydırın</strong></p>
<p>Düzenli fiziksel aktivite, tansiyon kontrolünde son derece faydalıdır; ancak bunun hangi saatte yapıldığı yaz aylarında hayati fark yaratır. Sıcakta yapılan egzersiz, sıvı kaybını maksimuma çıkarır ve kalbi aşırı zorlar. Bu nedenle tempolu yürüyüş, yüzme veya bisiklet gibi egzersizler için güneşin etkisini yitirdiği akşam saatleri veya sabahın erken serinliği tercih edilmelidir. Egzersiz öncesinde, sırasında ve sonrasında su içmeyi kesinlikle ihmal etmeyin. </p>
<p><strong>Çay ve kahve tüketimini kısıtlayın, alkolden kaçının</strong></p>
<p>Yaz aylarında serinlemek veya keyif yapmak için tüketilen soğuk kahveler, koyu çaylar ve alkollü içecekler sanıldığının aksine susuzluğu gidermez; aksine vücuttan su atılımını hızlandıran idrar söktürücü etkilere sahiptir. Aynı zamanda yüksek kafein ve alkol, kalp hızını artırarak ritim bozukluklarını ve tansiyon ataklarını tetikleyebilir. Bunların yerine şekersiz ev yapımı limonatalar, maden suyu, ayran veya taze sıkılmış meyve suları gibi sağlıklı alternatifler tercih edilmelidir.</p>
<p><strong>Kıyafet seçiminde dikkatli olun! </strong></p>
<p>Sıcak havalarda vücudun kendi ısısını dengeleyebilmesinin en önemli yolu terin ciltten buharlaşmasıdır. Dar, sentetik veya koyu renkli kıyafetler bu doğal soğuma mekanizmasını engelleyerek vücut ısısının artmasına neden olur. Vücudu sıkmayan, hava geçirgenliği yüksek, terletmeyen pamuklu veya keten kumaşlardan yapılmış, açık renkli ve bol giysiler tercih etmek; yaz sıcaklarında vücudun termoregülasyonunu sağlayarak tansiyonu dolaylı yoldan dengede tutar.</p>
<p><strong>Tansiyon ölçümlerinizi ve doktor kontrollerinizi ihmal etmeyin </strong></p>
<p>Kardiyoloji Uzmanı Dr. Doğaç Çağlar Gürbüz “Yazın rehavetine kapılıp &#8220;kendimi iyi hissediyorum&#8221; diyerek tansiyon ölçümlerini bırakmak veya tatil sebebiyle doktor kontrollerini ertelemek büyük bir hatadır. Düzenli ölçümler yaparak değerlerinizi bir yere not etmeli ve inatçı düşüklük veya yükseklik durumlarında beklemeden kardiyoloğunuzla iletişime geçmelisiniz” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipertansiyon-hastalari-dikkat-654385">Hipertansiyon hastaları dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukluk Çağı Aşıları Kalıcı Hastalıklardan Koruyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-asilari-kalici-hastaliklardan-koruyor-654373</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:49:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşıları]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[çağı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[hafif]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıkla]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklardan]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[koruyor]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[takvimi]]></category>
		<category><![CDATA[Yan Etki]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654373</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bağışıklık sistemini belirli enfeksiyon etkenlerine karşı önceden hazırlayan aşılar, çocukların ciddi ve kalıcı hasara yol açabilecek hastalıklardan korunmasında önemli rol oynuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-asilari-kalici-hastaliklardan-koruyor-654373">Çocukluk Çağı Aşıları Kalıcı Hastalıklardan Koruyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bağışıklık sistemini belirli enfeksiyon etkenlerine karşı önceden hazırlayan aşılar, çocukların ciddi ve kalıcı hasara yol açabilecek hastalıklardan korunmasında önemli rol oynuyor. Aşılar, belirli bir mikrobun zayıflatılmış ya da etkisizleştirilmiş kısımlarını içererek, bağışıklık sisteminin bu mikrobu önceden tanımasını ve ona karşı savunma geliştirmesini sağlıyor. Böylece kişi gelecekte aynı mikroba maruz kaldığında, bağışıklık sistemi daha hızlı ve etkili şekilde harekete geçerek hastalığın ortaya çıkmasını engelleyebiliyor ya da hastalığın daha hafif geçirilmesini sağlıyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Meltem Güneş Aslan, “1-31 Ağustos Ulusal Aşı Farkındalık Ayı” kapsamında çocukluk çağı aşılarının önemi, aşılama takvimi ve ailelerin merak ettikleri konular hakkında bilgi verdi. </p>
<p>Aşılar, bağışıklık sistemini uyararak belirli bir enfeksiyon etkenine karşı koruma sağlayan biyolojik ürünlerdir. Virüs, bakteri, parazit veya mantar gibi mikropların vücuda girerek çoğalması hastalığa neden olur. Bağışıklık sistemi ise bu mikropları yok ederek hastalıkla mücadele etmeye çalışır. </p>
<p><strong>Bebekler enfeksiyonlara karşı daha savunmasız</strong></p>
<p>Bebeklik ve çocukluk döneminde aşılama büyük önem taşır. Yenidoğan bebekler, dış dünyadaki mikroplara karşı henüz tamamen gelişmemiş bir bağışıklık sistemine sahiptir. Anneden plasenta aracılığıyla bebeğe geçen koruyucu antikorlar da yaşamın ilk aylarında giderek azalır. Bu nedenle doğumdan sonraki ilk günler ve aylarda başlayan aşılama, bağışıklık sistemi henüz gelişmekte olan bebek ve çocukların ölümcül olabilen veya kalıcı hasara yol açabilen bulaşıcı hastalıklardan korunmasına yardımcı olur.</p>
<p>Aşılama yalnızca aşılanan çocuğun sağlığı açısından değil, toplum sağlığı açısından da önem taşır. Bir enfeksiyon etkenine karşı toplumun büyük bölümünün aşılanması, hastalığın yayılma zincirinin kırılmasına katkı sağlar. Sürü bağışıklığı olarak ifade edilen bu durum sayesinde, henüz aşılaması tamamlanmamış küçük bebekler ile kanser hastaları gibi bağışıklık sistemi düşük bireylerin de enfeksiyonlardan dolaylı olarak korunması mümkün olur.</p>
<p><strong>Ulusal aşı takviminde hangi aşılar bulunuyor?</strong></p>
<p>Çocukluk dönemi ulusal aşı takvimi; </p>
<ul>
<li>Difteri</li>
<li>Boğmaca </li>
<li>Tetanoz </li>
<li>Çocuk felci </li>
<li>Tüberküloz </li>
<li>Kızamık </li>
<li>Kızamıkçık </li>
<li>Kabakulak </li>
<li>Suçiçeği</li>
<li>Hepatit A</li>
<li>Hepatit B</li>
<li>Hemofilus influenza tip b </li>
<li>Streptococcus pneumonia </li>
</ul>
<p>Bunların yanı sıra influenza (grip) aşısı, rotavirüs aşısı, meningokok aşısı, RSV aşısı ve HPV aşısı da doktorun tavsiyesi doğrultusunda farklı yaş gruplarında uygulanabilecek aşılar arasında yer alır.</p>
<p><strong>Aşılama doğumdan hemen sonra başlıyor</strong></p>
<p>Bebek ve çocuklarda aşılama, doğumdan hemen sonra uygulanan Hepatit B aşısı ile başlamaktadır. Hayatın ilk 1-2 yılı içerisinde birincil koruma serisi tamamlanırken, ilerleyen yaşlarda farklı dönemlerde uygulanan pekiştirme dozlarıyla bağışıklığın devamlılığı sağlanmaktadır. Prematüre bebeklerde de aşılama süreci özel bir önem taşımaktadır. Prematüre bebeklere aşılar, gebelik haftasından bağımsız olarak takvim yaşına göre uygulanmaktadır. Aşılar tam doz olarak ve uygun aralıklarla yapılmaktadır. Hepatit B aşısının ilk dozunda ise bebeğin vücut ağırlığı dikkate alınarak ilk doz bebeğin vücut ağırlığı 2000 grama ulaştıktan sonra uygulanmaktadır.</p>
<p><strong>Aşı takibinde ailelerin rolü büyük</strong></p>
<p>Ailelerin çocuklarının aşılarını zamanında yaptırmaları ve aşı takvimini düzenli şekilde takip etmeleri da büyük önem taşır. Düzenli hekim kontrolleri sırasında çocukların aşı durumları değerlendirilerek takip edilmektedir. Herhangi bir nedenle aşı takviminde gecikme yaşanması veya bazı aşıların zamanında yapılamaması durumunda ise aşılama için süreç tamamen kaybedilmez. Kaçırılan aşıların, doktor tarafından belirlenen yeni bir takvim doğrultusunda tamamlanabilmektedir. </p>
<p><strong>Aşıların yan etkileri çoğunlukla hafif ve geçici</strong></p>
<p>Aşı uygulamalarından sonra genellikle herhangi bir yan etki görülmezken, bazı kişilerde geçici ve hafif yan etkiler ortaya çıkabilir. Aşıya bağlı en sık görülen yan etkiler arasında aşının uygulandığı bölgede kızarıklık ve şişlik, hafif ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve döküntü olabilir. Nadiren alerjik reaksiyonlar gibi daha ciddi yan etkiler de görülebilir.</p>
<p>Aşıların güvenilirliğine ilişkin değerlendirmeler ise uzun ve titiz bilimsel süreçlerden geçer. Aşılar, etkinlikleri ve yan etki gelişimi açısından klinik çalışmaları tamamlandıktan sonra ruhsatlandırılır. Üretim ve dağıtım aşamalarında da çok sıkı kontrollerden geçirilir. Türkiye’de kullanılan aşılar; Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Avrupa İlaç Ajansı (EMA), ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) veya T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) tarafından ruhsatlandırılmış aşılardan oluşur.</p>
<p><strong>Bilimsel araştırmalar aşılar ile otizm arasında ilişki olmadığını gösteriyor</strong></p>
<p>Aşılarla ilgili toplumda zaman zaman çeşitli yanlış inanışlar da gündeme gelebilir. Bunlardan biri, aşıların otizm spektrum bozukluğuna neden olduğu yönündeki iddialardır. Bu iddialar üzerine çok sayıda bilimsel araştırma yapılmış ve aşılar ile otizm arasında bir ilişki olmadığı ortaya konulmuştur. Aşılama sonrasında ortaya çıkabilen hafif ateş ve kırgınlık gibi belirtiler, hastalık geliştiği anlamına gelmez. Bu belirtiler, bağışıklık sisteminin aşıya verdiği yanıtın bir sonucu olarak görülür. </p>
<p><strong>Aşılar çocuk ve toplum sağlığı açısından hayati önem taşıyor</strong></p>
<p>Çocukların aşılarının düzenli olarak yaptırılması ve aşı takviminin sağlık çalışanlarıyla iş birliği içerisinde takip edilmesi gerekmektedir. Bağışıklama programları, bulaşıcı hastalıkların azaltılması ya da tamamen ortadan kaldırılmasında en etkin ve en ekonomik müdahale yöntemlerinden biridir. Bağışıklama sayesinde her yıl milyonlarca çocuğun hayatının korunmasına katkı sağlanmaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-asilari-kalici-hastaliklardan-koruyor-654373">Çocukluk Çağı Aşıları Kalıcı Hastalıklardan Koruyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekimlik Bıçak Sırtında Yapılamaz!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekimlik-bicak-sirtinda-yapilamaz-654343</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2026 20:19:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bıçak]]></category>
		<category><![CDATA[hekimlik]]></category>
		<category><![CDATA[sırtında]]></category>
		<category><![CDATA[yapılamaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654343</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir'in Karşıyaka ilçesinde bir aile hekimi, bir hastanın sustalı bıçakla saldırısı son anda önlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekimlik-bicak-sirtinda-yapilamaz-654343">Hekimlik Bıçak Sırtında Yapılamaz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Karşıyaka’daki Aile Sağlığı Merkezi’nde gerçekleşen fiziksel saldırı girişimi hakkında Hekim Birliği Sendikası tarafından yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi. </span></p>
<p><span>!İzmir Karşıyaka Şemikler’de görev yapan meslektaşımız, bir hastanın ilaç yazdırma talebini tıbben uygun görmediğini belirtmesi üzerine önce hakaret ve tehdide, yalnızca 10 dakika sonra ise sustalı bıçakla gerçekleştirilen saldırı girişimine maruz kalmıştır. Polis müdahalesiyle daha ağır bir sonucun önüne geçilmiştir. Bir hekimin, tıbbi kararını özgürce verdiği için can güvenliğinin tehdit edilmesi kabul edilemez! Bu olay bir kez daha göstermiştir ki Aile Sağlığı Merkezlerinde güvenlik artık ertelenemez bir ihtiyaçtır. </span><span> Aile Sağlığı Merkezlerine yeterli sayıda güvenlik görevlisi kadrosu tahsis edilmeli, </span><span> Sağlıkta şiddete karşı caydırıcı ve etkin tedbirler uygulanmalı, </span><span> Hekimlerin ve tüm sağlık profesyonellerinin güvenli çalışma hakkı güvence altına alınmalıdır. Meslektaşımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna bildiriyoruz. Bir hekimin tıbbi kararının bıçaklı saldırıyla karşılık bulabildiği bir ortamda, hekimlerden güven içinde sağlık hizmeti sunmaları beklenemez. HEKİMLİK BIÇAK SIRTINDA YAPILAMAZ! ASM’LERE GÜVENLİK GÖREVLİSİ İSTİYORUZ!” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekimlik-bicak-sirtinda-yapilamaz-654343">Hekimlik Bıçak Sırtında Yapılamaz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem sonrası kaygı her zaman hastalık değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-kaygi-her-zaman-hastalik-degil-654190</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2026 08:45:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654190</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Erman Şentürk, 17 Ağustos 1999 depreminin yıl dönümü yaklaşırken, deprem gibi büyük felaketlerin ardından ortaya çıkabilen kaygı ve travma tepkilerinin nasıl yönetilebileceği; yetişkinlerin ve çocukların ne zaman profesyonel desteğe ihtiyaç duyabileceği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-kaygi-her-zaman-hastalik-degil-654190">Deprem sonrası kaygı her zaman hastalık değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Erman Şentürk, 17 Ağustos 1999 depreminin yıl dönümü yaklaşırken, deprem gibi büyük felaketlerin ardından ortaya çıkabilen kaygı ve travma tepkilerinin nasıl yönetilebileceği; yetişkinlerin ve çocukların ne zaman profesyonel desteğe ihtiyaç duyabileceği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Büyük bir deprem yaşamış herkes travma sonrası stres bozukluğu geliştirmez!</strong></p>
<p>Çok ağır ve tehdit edici olayların anılarının, sıradan anılardan farklı biçimde hatırlanabildiğini ifade eden Doç. Dr. Erman Şentürk, “Kişi yaşananların üzerinden yıllar geçtiğini bilir; buna rağmen olayı hatırlatan bir ses, sarsıntı, görüntü, tarih ya da haber, o dönemde yaşanan korku ve sıkıntıyı yeniden belirgin hale getirebilir.” dedi.</p>
<p>Travma sonrası stres belirtileri olan kişilerde olayın istenmeden hatırlanması durumunda, kâbuslar, hatırlatıcılara karşı yoğun duygusal veya bedensel tepkiler ve kolay irkilme görülebileceğine işaret eden Doç. Dr. Şentürk, “Ancak önemli bir ayrım yapmak gerekir; büyük bir deprem yaşamış herkes travma sonrası stres bozukluğu geliştirmez. İnsanların önemli bir kısmında ilk dönemde görülen yoğun stres tepkileri zaman içerisinde azalır.” şeklinde konuşu.</p>
<p><strong>Yıl dönümleri, yıllar sonra bile travmaya ait anıları ve duyguları yeniden tetikleyebilir! </strong></p>
<p>Yıllar sonra bazı kişilerde belirtilerin yeniden belirginleşmesini yalnızca ‘olayı atlatamamış olmak’ şeklinde açıklamanın doğru olmadığına değinen Doç. Dr. Şentürk, şöyle devam etti:</p>
<p>“Travmanın şiddeti, ölüm veya yaralanma tehdidi, yakın kaybı, enkaz altında kalma, sonrasında yaşanan barınma ve güvenlik sorunları, kişinin daha önceki yaşantıları ve sosyal desteği gibi pek çok etken ruhsal etkilerin seyrinde rol oynar. Ayrıca 17 Ağustos gibi yıl dönümleri de bazı kişilerde anıları ve o döneme ait duyguları daha görünür hale getirebilir. Bu, olayın hiç geride kalmadığı anlamına gelmez; bazı hatırlatıcıların yıllar sonra bile güçlü bir duygusal karşılığı olabileceğini gösterir.”</p>
<p><strong>Sorun, hazırlıklı olmakla sürekli tehlike içinde yaşamak arasındaki sınırın kaybolmasıyla başlar!</strong></p>
<p>Deprem konusunda kaygı duymanın, özellikle gerçek bir deprem riski bulunan bir toplumda, tek başına ruhsal bir bozukluk belirtisi olmadığını aktaran Doç. Dr. Şentürk, “Belirli düzeyde kaygı insanı önlem almaya, yaşadığı binanın güvenliğini sorgulamaya ve afet planı hazırlamaya yöneltebilir. Sorun, olası tehlikeye karşı hazırlıklı olmak ile sürekli tehlike olacakmış gibi yaşamak arasındaki sınırın kaybolmasıyla başlar.” dedi.</p>
<p>Özellikle büyük depremlerden veya yoğun deprem tartışmalarından sonra insanların küçük sarsıntılara ve bina seslerine daha fazla dikkat edebileceğini dile getiren Doç. Dr. Şentürk, “Gece uykudan daha kolay uyanabilir, yakınlarına ulaşamama ya da bulundukları binanın güvenliği konusunda daha sık endişelenebilirler. Bu durumu toplumun tamamına ait bir psikiyatrik tablo gibi tanımlamak doğru olmaz. Daha çok, gerçek riskin ve belirsizliğin bulunduğu bir ortamda kaygının ve tehdit algısının toplumun geniş kesimlerinde artabilmesinden söz edebiliriz. Afetlerden sonra kaygı, üzüntü, uyku güçlüğü, huzursuzluk ve çabuk öfkelenme gibi stres tepkilerinin yaygın olması beklenen bir durumdur ve çoğu kişide zaman içinde azalır. Burada ruh sağlığı açısından önemli olan, belirsizliği tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak değil, kontrol edebildiğimiz ve edemediğimiz alanları birbirinden ayırabilmektir. Binanın güvenliği, aile afet planı, acil durum çantası ve doğru bilgi kaynaklarına ulaşmak konusunda yapılabilecekler vardır. Buna karşılık depremin tam olarak ne zaman olacağını sürekli düşünerek kesinlik aramak, çoğu zaman kişiye gerçek bir kontrol sağlamaz. ” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Korkulan ortamlardan sürekli kaçınmak, uzun vadede kaygıyı kalıcı hale getirebilir!</strong></p>
<p>Günlük hayatta hafif bir sarsıntı hissi veya bina gürültüsü gibi tetikleyiciler karşısında deprem kaygısı nükseden bireylere önerilerde bulunan Doç. Dr. Erman Şentürk, şunları söyledi:</p>
<p>“İlk yapılması gereken, gerçekten bir deprem olup olmadığını değerlendirmek ve gerçek bir sarsıntı varsa afet güvenliğiyle ilgili önerilere uymaktır. Ruhsal açıdan rahatlamaya çalışmak hiçbir zaman fiziksel güvenliğin önüne geçmemelidir.</p>
<p>Gerçek bir tehlikenin olmadığı anlaşıldığında ise kişi önce yaşadığı tepkinin farkına varabilir. Yoğun kaygı sırasında kalp atımının hızlanması, terleme, titreme, nefesin sıklaşması ve çevredeki hareketlere aşırı dikkat kesilme görülebilir. Böyle bir anda kişinin çevresindeki somut ayrıntılara dikkatini yöneltmesi, bulunduğu yeri ve zamanı kendisine hatırlatması, oturuyorsa ayaklarının yere temasına odaklanması ve solunumunu zorlamadan yavaşlatması bedensel gerginliğin azalmasına yardımcı olabilir. Travmatik stresle başa çıkmada gevşeme yöntemleri, dikkati yeniden günlük etkinliklere yöneltmek ve sosyal destekten yararlanmak önerilen yöntemler arasındadır.</p>
<p>Bunun yanında kişinin korktuğu her ortamdan uzaklaşması uzun vadede iyi bir çözüm değildir. Örneğin asansöre, kapalı mekâna veya yüksek bir binaya girmekten sürekli kaçınmak başlangıçta rahatlatıcı olabilir; ancak kaçınma giderek genişliyor ve kişinin hayatını belirlemeye başlıyorsa sorun daha kalıcı hale gelebilir. Bu durumda yalnızca o anki paniği yatıştırmak yerine kaygının bütünüyle değerlendirilmesi gerekir.”</p>
<p><strong>Hedef haberlerden tamamen uzaklaşmak değil, bilgiyle daha sağlıklı bir ilişki kurabilmek!</strong></p>
<p>Deprem gibi kontrolümüzün sınırlı olduğu konularda daha fazla bilgi edinmenin, kısa süreli olarak belirsizliği azaltıyormuş hissi verebileceğini aktaran Doç. Dr. Şentürk, “Bu nedenle kişi haber sitelerini, deprem uygulamalarını veya sosyal medyayı tekrar tekrar kontrol etmeye başlayabilir. Burada bilgi edinmek ile sürekli kontrol etmek arasında önemli bir fark vardır.” dedi.</p>
<p>Afetle ilgili görüntülere ve haberlere aşırı maruz kalmanın sıkıntıyı artırabileceğini hatırlatan Doç. Dr. Şentürk, “Bu nedenle afet sonrası ruh sağlığına ilişkin önerilerde, haber ve sosyal medya kullanımının sınırlandırılması, özellikle de aynı yıkım ve kayıp görüntülerinin tekrar tekrar izlenmemesi öneriliyor. Bu özellikle çocuklar için önemlidir. Bu noktada ‘deprem haberi izlemek travma yaratır’ gibi doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kurmak doğru değildir. Ancak saatler boyunca yıkım görüntülerini, doğruluğu belirsiz tahminleri ve en kötü senaryoları takip etmek kişinin zihninin sürekli aynı tehditle meşgul olmasına neden olabilir. Ayrıca sosyal medyada bilimsel bilgiyle spekülasyon birbirine kolaylıkla karışabilir. Bu nedenle hedef haberlerden tamamen uzaklaşmak değil, bilgiyle daha sağlıklı bir ilişki kurmaktır. Güvenilir kaynakları tercih etmek, gün içinde haber kontrolünü belirli zamanlarla sınırlandırmak ve özellikle yatmadan önce yoğun afet görüntülerine maruz kalmamak daha dengeli bir yaklaşım olacaktır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Çocuğa yaşına uygun, doğru ve anlaşılır bilgi vermek en önemli şeylerden biri!</strong></p>
<p>Çocukların deprem sonrasında verdikleri tepkilerin yaşlarına ve gelişim dönemlerine göre değişebileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Şentürk, “Bazı çocuklar korkularını açıkça ifade ederken bazıları daha fazla ebeveyne yakın durma, uyku sorunları, huzursuzluk, öfke, dikkat güçlüğü veya daha önce kazanılmış bazı becerilerde gerileme gibi değişiklikler gösterebilir. Ergenlerde ise içe kapanma, huzursuzluk, çabuk öfkelenme, uyku ve dikkat sorunları veya okul işlevselliğinde değişiklikler görülebilir. Bu belirtilerin ortaya çıkması tek başına çocukta travma sonrası stres bozukluğu olduğu anlamına gelmez.” dedi.</p>
<p>Bu tip durumlar karşısında ebeveynlere önerilerde bulunan Doç. Dr. Şentürk, “En önemli şeylerden biri çocuğa yaşına uygun, doğru ve anlaşılır bilgi vermektir. ‘Bir daha asla deprem olmayacak’ gibi yerine getirilmesi mümkün olmayan güvenceler vermek yerine, ‘depremin ne zaman olacağını bilmiyoruz ama güvende kalmak için neler yapacağımızı biliyoruz’ gibi gerçekçi bir dil tercih edilebilir. Çocuğun konuşmak istediğinde dinlenmesi önemlidir; ancak yaşadıklarını tekrar tekrar anlatmaya zorlanması gerekmez. Günlük rutinlerin, okulun, oyunun ve sosyal ilişkilerin mümkün olduğunca yeniden kurulması çocuk için öngörülebilirliği artırır. Aynı zamanda televizyon ve sosyal medyadaki yıkım ve ölüm görüntülerine tekrar tekrar maruz kalması sınırlandırılmalıdır. Çocukların afet görüntülerine tekrar tekrar maruz kalmasının korku ve sıkıntıyı yeniden artırabileceği bilindiği için bu konuda özellikle dikkatli olunmalıdır. Ebeveynlerin kendi kaygılarını tamamen gizlemeleri de gerekmez. Çocuk bir yetişkinin üzgün veya endişeli olduğunu görebilir. Önemli olan, yetişkinin kendi kaygısını çocuğun taşıması gereken bir yük haline getirmemesi ve çocuğa durumla baş edilebildiğini hissettirebilmesidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Travma ile bedensel hastalıklar arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi yok! </strong></p>
<p>Yaşanan bir travmayı ‘işlememenin’ mutlaka ileride fiziksel bir hastalık oluşturmayacağını vurgulayan Doç. Dr. Erman Şentürk, “Ruhsal travma ile bedensel hastalıklar arasında bu kadar basit ve doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi yoktur.” dedi.</p>
<p>Buna karşılık uzun süre devam eden travma sonrası stres belirtilerinin bedensel sağlıkla ilişkili olduğuna dair güçlü bir bilimsel literatür olduğunun altını çizen Doç. Dr. Şentürk, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Travma sonrası stres bozukluğu; uyku bozuklukları, bedensel gerginlik, sigara veya alkol kullanımındaki artış, fiziksel aktivitenin azalması ve sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamama gibi birçok etkenle birlikte görülebilir. Çalışmalarda travma sonrası stres bozukluğu ile bazı kardiyovasküler ve diğer kronik sağlık sorunları arasında da ilişkiler gösterilmiştir. Ancak bu bulguları ‘travma doğrudan şu hastalığı yapar’ biçiminde yorumlamak doğru değildir; biyolojik, davranışsal ve sosyal birçok etken bu ilişkiye katkıda bulunabilir.</p>
<p>Ayrıca uzun süreli stres mevcut sağlık sorunlarının yönetimini güçleştirebilir. Uyku bozulabilir, kişi tedavisine veya günlük rutinlerine daha az dikkat edebilir; baş ağrısı, kas gerginliği ve mide-bağırsak yakınmaları gibi bedensel şikâyetler de stres dönemlerinde artabilir.</p>
<p>Profesyonel destek için yalnızca belirli bir sürenin dolmasını beklemek doğru değildir. Depremi hatırlatan durumlarda yoğun sıkıntı yaşanması, kâbusların veya istemsiz anıların sürmesi, sürekli tetikte olma, belirgin kaçınma, uyku sorunları, depresif belirtiler veya panik atakların devam etmesi ve özellikle bunların kişinin işini, aile ilişkilerini, sosyal hayatını ya da günlük işlevselliğini etkilemeye başlaması değerlendirme için önemli işaretlerdir. Kendine zarar verme düşüncelerinin, belirgin umutsuzluğun veya alkol ve madde kullanımında artışın eşlik etmesi durumunda ise yardım aramak ertelenmemelidir. Etkili psikoterapi ve gerektiğinde ilaç tedavisi seçeneklerinin bulunduğunu da vurgulamak gerekir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-kaygi-her-zaman-hastalik-degil-654190">Deprem sonrası kaygı her zaman hastalık değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bronzlaşma, cildin güçlenmesi değil, kendini koruma çabası!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bronzlasma-cildin-guclenmesi-degil-kendini-koruma-cabasi-654178</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2026 08:39:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bronzlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[çabası]]></category>
		<category><![CDATA[cildi]]></category>
		<category><![CDATA[cildin]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[güçlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[koruma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654178</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri Programı Öğr. Gör. Birgül Erbaş, yaz aylarıyla birlikte pek çok kişinin gündeminde olan bronzlaşma konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bronzlasma-cildin-guclenmesi-degil-kendini-koruma-cabasi-654178">Bronzlaşma, cildin güçlenmesi değil, kendini koruma çabası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri Programı Öğr. Gör. Birgül Erbaş, yaz aylarıyla birlikte pek çok kişinin gündeminde olan bronzlaşma konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Bronzlaşma aslında cildin alarm verme şeklidir</strong></p>
<p>Öğr. Gör. Birgül Erbaş, bronzlaşmanın, sanıldığı gibi cildin güçlenmesi değil, güneş ışınlarına karşı verdiği bir savunma tepkisi olduğunu dile getirerek, özellikle yaz aylarında bilinçsiz şekilde güneşlenmenin ciltte kalıcı lekelere, erken yaşlanmaya ve hassasiyete yol açabileceğini belirterek, “Cilt güneşe maruz kaldığında kendini korumak için melanin üretimini artırır. Yani bronzlaşma aslında cildin alarm verme şeklidir.” dedi.</p>
<p><strong>Sık solaryum kullanımı cilt yapısını yıpratıyor</strong></p>
<p>Solaryum kullanımına da dikkat çeken Birgül Erbaş, doğal güneş ışınları kadar solaryum cihazlarının da cilt üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini söyledi. Özellikle sık solaryum kullanımının cilt yapısını yıpratabileceğini ifade eden Erbaş, kısa sürede bronzlaşma isteğinin uzun vadede cilt sağlığını bozabileceğini vurguladı.</p>
<p><strong>Güneş kremi sınırsız koruma sağlamıyor</strong></p>
<p>Güneş koruyucu ürünlerin cilt sağlığının korunmasında önemli bir destek olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını kaydeden Birgül Erbaş, &#8220;Güneş kremi kullanmak cildi korumaya yardımcı olur ancak bu durum saatlerce güneşte kalmayı güvenli hale getirmez. Özellikle öğle saatlerinde uzun süre güneş altında kalmaktan kaçınılmalı.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bronzlaştırıcı yağlar ve hızlandırıcı ürünlerin de bilinçsiz kullanılmaması gerektiğini söyleyen Birgül Erbaş, bazı ürünlerin cildi güneşe karşı daha hassas hale getirebildiğini belirtti.</p>
<p><strong>Yaz aylarında cilt bakımına özen gösterilmeli</strong></p>
<p>Sağlıklı bir cilt görünümü için yoğun güneşten korunmanın, düzenli nemlendirme yapmanın ve güneş koruyucu kullanımını alışkanlık haline getirmenin önemli olduğunu ifade eden Birgül Erbaş, “Sağlıklı görünen bir cilt, aşırı bronzlaşmış değil; korunmuş ve bakımlı cilttir.” Şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bronzlasma-cildin-guclenmesi-degil-kendini-koruma-cabasi-654178">Bronzlaşma, cildin güçlenmesi değil, kendini koruma çabası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depremden önce kazanılacak 5 saniye bile hayat kurtarabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depremden-once-kazanilacak-5-saniye-bile-hayat-kurtarabilir-654037</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2026 10:27:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Afet]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[çanta]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[depremden]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kazanılacak]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarabilir]]></category>
		<category><![CDATA[malzemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[saniye]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[uçan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654037</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27. yıldönümü dolayısıyla deprem hazırlıklarını değerlendirerek, erken uyarı sistemlerinin afet yönetimindeki önemine dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depremden-once-kazanilacak-5-saniye-bile-hayat-kurtarabilir-654037">Depremden önce kazanılacak 5 saniye bile hayat kurtarabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27. yıldönümü dolayısıyla deprem hazırlıklarını değerlendirerek, erken uyarı sistemlerinin afet yönetimindeki önemine dikkat çekti.</p>
<p>Dünyada deprem erken uyarı sistemleri Japonya, Meksika, Çin, ABD (Batı Yakası), Tayvan, Güney Kore ve Türkiye deprem riski yüksek ülkelerde ulusal veya bölgesel deprem erken uyarı sistemlerinin kullanıldığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Marmara bölgesinde EDİS firması tarafından fay hattına yakın çeşitli noktalarda hassas cihazlarla merkezler kurulmuştur. Burada depremin ilk öncü P dalgası ölçülerek, değerlendirerek konumuna göre 5 saniye ile 60 saniye arasında önceden depremi tespit ederek, büyüklüğü ve başlangıç noktası bilgilerini hizmet verdiği firmalara göndermektedir. Bu bilgiyi alan firmalarda bunu yapay zeka uygulamaları ile işleyerek olası zararı küçültmektedirler.” dedi.</p>
<p><strong>5 saniye bile doğru kullanılırsa kritik olabilir</strong></p>
<p>Dr. Uçan, “Bu firmaya veya başka bir kuruluşa, bütün Türkiye’de deprem uyarı cihazları fay hattı bölgelerine yerleştirilmelidir. Böylece 5-60 saniye önce depremden bilgilenecektir. Bu sürede elektrik kesilebilir, doğalgaz sistemleri kapatılabilir. Fabrikalarda yapay zekâ ve otomasyon sistemleriyle yüzlerce güvenlik hareketi aktive edilebilir. Bu sayede deprem sonrasında meydana gelebilecek can kayıplarının yanı sıra ekonomik ve çevresel zarar da azaltılabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dikey yapılaşmadan vazgeçilmeli</strong></p>
<p>Türkiye’nin deprem gerçeğine rağmen yüksek katlı yapılaşmanın devam ettiğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Dikey yapılaşma ülkemizde hız kesmeden devam etmektedir. 1999 Depreminin üzerinden 27 yıl, 2023 depreminin üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen yanlış yapılanma devam ettirilmektedir. Bu sadece İstanbul’da değil 50 bin nüfuslu şehirlerde de aynıdır. Almanya’da deprem bölgesi olmamasına rağmen yapılar genellikle 3 katlıdır. Bu sistemi bozmuyorlar. Bizde ise bu yüksek katlı binaların bazıları acil deprem toplanma bölgelerinde yapıldı. Acilen dikey yapılanmadan vazgeçilmelidir. Halen bulunan deprem toplanma alanlarının korunması sağlanmalıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ailenizin depremden sonra nerede buluşacağını belirleyin</strong></p>
<p>Depreme hazırlık için bireylerin ve ailelerin de kendi acil durum planlarını oluşturması gerektiğini dile getiren Dr. Uçan, “Ailemizin deprem anından sonra nerede toplanacağı, şehir dışına ortak kontak telefonu gibi hazırlıkların şimdiden yapılması gerekmektedir.” dedi.</p>
<p><strong>İlk 72 saat için hazırlıklı olun</strong></p>
<p>Afet ve acil durum çantasının deprem hazırlığının temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çeken Dr. Uçan, “Büyük depremden sağ kurtulsanız bile ilk 72 saatte yardım ekiplerinin size ulaşması mümkün olmayabilir. Bu nedenle temel ihtiyaçlarımızı karşılayabilecek bir afet ve acil durum çantasını kolayca ulaşabileceğimiz bir yerde hazır bulundurmalıyız.” dedi.</p>
<p>Afet çantasının yalnızca deprem için düşünülmemesi gerektiğini belirten Dr. Uçan, “Deprem, su baskını ve yangın gibi afetlerde kişilerin temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayabilecek ürünleri ve ilk yardım malzemelerini içeren, kolay taşınabilir ve mümkünse su geçirmez bir çanta hazırlanmalı. Çantanın omuzda veya sırtta taşınabilmesi, afet sırasında hareket kabiliyeti açısından önemlidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Deprem çantasında neler bulunmalı?</strong></p>
<p>Çantanın kişisel ve ailevi ihtiyaçlara göre hazırlanması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, bulunması gereken temel malzemeleri şöyle sıraladı:</p>
<p>“El feneri, çok amaçlı katlanır çatal-kaşık seti, radyo, pil, plastik düdük, iş eldiveni, yağmurluk, su, korunma örtüsü, maske, sargı bezi, anında soğuk kompres, ikaz yeleği, polar battaniye, yedek anahtar (ev, işyeri, araç), termos veya matara, kuru gıda (kuruyemiş, çikolata, pestil gibi), konserve yiyecek ve bir miktar nakit para.”</p>
<p>Önemli belgelerin de unutulmaması gerektiğini kaydeden Dr. Uçan<strong>, </strong>“Kimlik, ehliyet, pasaport, araç ruhsatı, tapu ve sigorta poliçeleri gibi önemli belgelerin fotokopileri çantada yer alabilir. Bu belgelerin dijital kopyalarının güvenli bir bulut ortamında saklanması da yararlı olacaktır.” dedi.</p>
<p><strong>İlaç listesini ve aile bireylerinin fotoğraflarını çantaya koyun</strong></p>
<p>Afet çantasındaki bazı malzemelerin kriz anında özel önem taşıdığını dile getiren Uçan, “Aile bireylerinin güncel fotoğrafları, düzenli kullanılan ilaçların listesi ve önemli tıbbi bilgiler mutlaka düşünülmeli. Yerel bir harita ile aile bireylerinin toplanma noktasını gösteren bir görsel de çantada bulunabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Dr. Uçan, çanta içindeki malzemelerin son kullanma tarihine dikkat edilmesi gerektiğinin de altını çizerek, &#8220;Malzemeler; kullanacak kişilerin (bebek, çocuk, yaşlı, engelli, hamile, hasta, evcil hayvan gibi) özelliklerine göre belirlenmeli, kolay kullanılabilecek ve birbirlerini olumsuz etkilemeyecek şekilde yerleştirilmeli. Deprem çantası, evde sığınma alanı olarak düşündüğümüz yerde bulundurulmalı.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Hijyen malzemelerinin de ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Dr. Uçan, sabun veya dezenfektan, diş fırçası ve macunu, ıslak mendil, tuvalet kâğıdı ve hijyenik ped gibi temel ürünlerin ihtiyaçlara göre çantaya eklenebileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Her deprem çantası aynı olmamalı</strong></p>
<p>Afet çantasının hazırlandıktan sonra bir köşeye bırakılmasının yeterli olmadığını vurgulayan Uçan, içindeki ürünlerin düzenli aralıklarla kontrol edilmesi gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p>“Malzemelerin son kullanma tarihleri mutlaka takip edilmeli.” diyen Uçan, “Çanta, kullanacak kişilerin özelliklerine göre hazırlanmalıdır. Evde bebek, çocuk, yaşlı, engelli, hamile veya kronik hastalığı bulunan biri varsa onların özel ihtiyaçları hesaba katılmalıdır. Evcil hayvanı bulunan aileler de hayvanlarının su, gıda ve diğer temel ihtiyaçlarını planlamalıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Dr. Uçan, afet çantasının evde kolay ulaşılabilecek ve güvenli olduğu düşünülen bir noktada bulunması gerektiğini, ayrıca iş yerlerinde ve okullarda da benzer hazırlıkların yapılmasının önemli olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depremden-once-kazanilacak-5-saniye-bile-hayat-kurtarabilir-654037">Depremden önce kazanılacak 5 saniye bile hayat kurtarabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşırı sıcaklarda böbrek hasarı riski artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklarda-bobrek-hasari-riski-artiyor-654019</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2026 10:26:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alma]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[hasarı]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[işi]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklarda]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[Sıvı Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[terleme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654019</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genellikle belirti vermeden ilerlediği için “sessiz hastalık” olarak tanımlanan kronik böbrek hastalığının dünya genelinde yaklaşık her 10 kişiden birinde görüldüğü ve bu kişilerin önemli bir bölümünün hastalığının farkında olmadığı tahmin ediliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklarda-bobrek-hasari-riski-artiyor-654019">Aşırı sıcaklarda böbrek hasarı riski artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Genellikle belirti vermeden ilerlediği için “sessiz hastalık” olarak tanımlanan kronik böbrek hastalığının dünya genelinde yaklaşık her 10 kişiden birinde görüldüğü ve bu kişilerin önemli bir bölümünün hastalığının farkında olmadığı tahmin ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2026 yılı verilerine göre yaklaşık <strong>674 milyon kişi</strong> kronik böbrek hastalığıyla yaşıyor. Yaz mevsimiyle birlikte artan sıcaklıklar, böbrek sağlığını tehdit edebiliyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar,</strong> özellikle <strong>aşırı sıcaklara uzun süre maruz kalmanın böbrek sağlığını olumsuz etkileyebildiğine dikkat çekerek,</strong> “Sıcak havalarda vücudun ısı dengesini korumak için oluşturduğu fizyolojik yanıtlar böbrekler üzerinde ek yük oluştururken, terlemeyle gelişen sıvı kaybı da buna eşlik edebilmektedir. Yüksek nem ise terin buharlaşmasını azaltarak vücudun ısı kaybetmesini zorlaştırmakta ve ısı stresini artırmaktadır. Şiddetli ısı stresi, özellikle ciddi sıvı kaybı (dehidratasyon) veya sıcak çarpması geliştiğinde, <strong>akut böbrek hasarına yol açabilmektedir</strong>” diyor.  <strong>  Kronik böbrek hastalığı olanlar, ileri yaştakiler, diyabet veya hipertansiyon gibi kronik hastalıkları bulunanlar aşırı sıcakların etkilerine karşı daha hassas olabiliyor.</strong> Bu kişilerde eşlik eden hastalıklar ve kullanılan bazı ilaçlar, sıcak havalarda gelişebilen sıvı kaybı ve kan basıncındaki değişikliklerin etkisini artırabiliyor. <strong>Nefroloji Uzmanı  Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar,  </strong>yaz aylarında böbrek sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken en önemli üç kuralı “<strong>Sıvı dengesini korumak, aşırı sıcaklarda yoğun fiziksel aktiviteden kaçınmak ve ilaçları bilinçsizce kullanmamak” olarak sıralıyor. </strong><strong>Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar,</strong><strong> yaz aylarında böbrek sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken 8 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </strong></p>
<p><strong>Sıvı dengenizi koruyun</strong></p>
<p>Sıcak havalarda terlemeyle sıvı kaybı artabiliyor. Bu kayıp yeterince karşılanmadığında dolaşımdaki kan hacmi azalabiliyor ve bunun sonucunda böbreklerin kanlanması olumsuz etkilenebiliyor. Özellikle ileri yaştaki kişilerde ve kronik hastalığı bulunanlarda belirgin sıvı kaybı, akut böbrek hasarı riskini artırabiliyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> Günlük sıvı alımınızı sıcaklık, fiziksel aktivite ve terleme miktarınıza göre ayarlayın. Herkes için geçerli tek bir su miktarı olmadığını unutmayın. Kalp yetmezliği, ileri evre böbrek hastalığı veya diyaliz tedavisi nedeniyle sıvı kısıtlamanız varsa, hekiminizin önerdiği miktarda su tüketmeye özen gösterin. </p>
<p><strong>Aşırı sıcaklarda yoğun fiziksel aktiviteden kaçının</strong></p>
<p>Aşırı sıcaklarda vücut, ısısını kontrol altında tutabilmek için cilt kan akımını ve terlemeyi artırıyor. Buna yoğun egzersiz ve sıvı kaybı eklendiğinde ısı stresi artabiliyor ve böbrekler de bundan olumsuz etkilenebiliyor. Şiddetli ısı stresi ve sıcak çarpması, akut böbrek hasarına yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem alalım?</strong> Egzersiz ve ağır açık hava aktivitelerini mümkün olduğunca günün daha serin saatlerinde yapın. Açık havada çalışmak zorundaysanız serin veya gölgeli ortamlarda düzenli dinlenme ve sıvı alma molaları verin.</p>
<p><strong>Tansiyonunuzu takip edin, ilaçlarınızı kendi kendinize değiştirmeyin</strong></p>
<p>Sıcak havalarda damarların genişlemesi ve sıvı kaybı kan basıncının düşmesine neden olabiliyor. Özellikle idrar söktürücü kullananlarda sıvı kaybının etkilerinin daha belirgin olabildiğini vurgulayan Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, bazı tansiyon ilaçlarını kullanan kişilerde de şiddetli sıvı kaybı durumunda böbrek fonksiyonlarının etkilenebildiğini söylüyor.</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> Çok sıcak günlerde, özellikle hipertansiyon tedavisi görüyorsanız tansiyonunuzu takip edin. Baş dönmesi, bayılma hissi veya alışılmışın dışında tansiyon değerleriniz düşerse, ilaçlarınızı kendi kendinize kesmek yerine hekiminize danışın.</p>
<p><strong>Gelişigüzel ağrı kesici kullanmayın</strong></p>
<p>Nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) grubunda yer alan bazı ağrı kesiciler böbreğin kan akımını düzenleyen mekanizmaları etkileyebiliyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, ”Özellikle dehidratasyon, kronik böbrek hastalığı, ileri yaş veya kalp yetmezliği gibi ek risk faktörlerinin varlığında akut böbrek hasarı riski artabilmektedir. Yoğun terleme, kusma ve ishal gibi sıvı kaybına yol açan durumlarda bu risk daha da önem kazanmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> Özellikle böbrek hastalığınız varsa NSAİİ grubu ağrı kesicileri hekime danışmadan sık ve kontrolsüz kullanmayın. Sıvı kaybettiğiniz dönemlerde kullandığınız ilaçlar konusunda hekiminizden bilgi alın.</p>
<p><strong>Böbrek taşı öykünüz varsa, dikkat!</strong></p>
<p>Sıcak havalarda terlemeyle sıvı kaybı arttığında ve bu kayıp karşılanmadığında idrar hacmi azalabiliyor. Düşük idrar hacmi, idrardaki taş oluşturucu maddelerin yoğunluğunu artırarak taş oluşumuna zemin hazırlayabiliyor. Bu nedenle yeterli sıvı alımı, özellikle daha önce böbrek taşı geçirmiş kişilerde taş tekrarını önlemenin temel yöntemlerinden birini oluşturuyor.</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> Böbrek taşı olan hastalarda amaç yeterli idrar hacmini sağlamak. Güncel kılavuzlar, bu hastalarda <strong>günde en az 2,5 litre idrar hacmini sağlayacak miktarda sıvı alınmasını</strong> öneriyor. Ancak bunun içilecek su miktarı değil, hedeflenen günlük idrar miktarı olduğunu unutmayın. Dolayısıyla hekiminizin önerdiği miktarda su tüketmeye özen gösterin.  </p>
<p><strong>İshal ve kusmaya bağlı sıvı kaybını önemseyin</strong></p>
<p>Yaz aylarında sıvı kaybının tek nedeni terleme olmuyor. İshal ve kusma da kısa sürede önemli miktarda su ile elektrolit kaybına yol açabiliyor. Kayıp şiddetli olduğunda ve yerine konulamadığında dolaşımdaki kan hacmi azalabiliyor ve böbrek fonksiyonları bozulabiliyor. Özellikle ileri yaştaki kişilerde ve kronik hastalığı bulunanlarda akut böbrek yetmezliği gibi daha ciddi sonuçlar gelişebiliyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> İshal veya kusma sırasında sıvı kaybını karşılamaya dikkat edin. Sıvı alamama, idrar miktarında belirgin azalma, ciddi baş dönmesi veya bayılma gelişirse sağlık kuruluşuna başvurun.</p>
<p><strong>Kronik böbrek hastalığınız varsa, bu belirtileri sıcaktan sanmayın</strong></p>
<p>Kronik böbrek hastalığı bulunan kişiler aşırı sıcakların, sıvı kaybının ve kan basıncındaki değişikliklerin etkilerine karşı daha hassas olabiliyor. Bu kişilerde kullanılan bazı ilaçlar da sıcak havalarda sıvı ve tansiyon dengesini etkileyebiliyor. Dolayısıyla havaların sıcak olduğu günlerde genel durumdaki değişikliklerin önemsenmesi gerekiyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> İdrar miktarında belirgin azalma, bayılma, bilinç bulanıklığı, sıvı alamama veya belirgin ve devam eden halsizlik gelişirse, bu yakınmaları yalnızca sıcağa bağlamayın. Özellikle kronik böbrek hastalığınız varsa tıbbi değerlendirme için gecikmeyin.</p>
<p><strong>Hekim kontrollerinizi aksatmayın</strong></p>
<p>Diyabet ve hipertansiyon, kronik böbrek hastalığının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Sıcak havalarda sıvı kaybı, kan basıncındaki değişiklikler ve diyabetli kişilerde kan şekeri kontrolünün bozulması, mevcut böbrek hastalığı açısından ek sorunlara neden olabiliyor. Ayrıca kullanılan bazı ilaçların etkileri sıcak hava ve sıvı kaybı dönemlerinde değişebiliyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> Kan şekeri ve tansiyon takibinizi sürdürün, düzenli hekim kontrollerinizi aksatmayın. İlaçlarınızı havanın sıcak olması nedeniyle kendi kendinize kesmeyin veya dozlarını değiştirmeyin.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklarda-bobrek-hasari-riski-artiyor-654019">Aşırı sıcaklarda böbrek hasarı riski artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hipnoz beynin anlamlandırma süreçlerini destekliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hipnoz-beynin-anlamlandirma-sureclerini-destekliyor-654010</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2026 10:26:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağ]]></category>
		<category><![CDATA[Anlam]]></category>
		<category><![CDATA[anlamlandırma]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[destekliyor]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoz]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[süreç]]></category>
		<category><![CDATA[süreçlerini]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=654010</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, hipnoterapinin nörobiyolojik temelleri ile dikkat, algı, öğrenme, hafıza, duygu ve davranış üzerindeki olası etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipnoz-beynin-anlamlandirma-sureclerini-destekliyor-654010">Hipnoz beynin anlamlandırma süreçlerini destekliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, hipnoterapinin nörobiyolojik temelleri ile dikkat, algı, öğrenme, hafıza, duygu ve davranış üzerindeki olası etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Hipnoz, beynin dikkat, anlamlandırma ve davranış süreçleriyle yakından ilişkili!</strong></p>
<p>Hipnoterapinin son yıllarda psikiyatri ve nörobilim alanındaki çalışmalarla birlikte daha fazla gündeme geldiğini ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Hipnoz yalnızca farklı bir bilinç durumu oluşturmakla sınırlı değil. Beynin dikkat, anlamlandırma ve davranış süreçleriyle de yakından ilişkili.” dedi.</p>
<p>Hipnozda kişinin terapötik amaçla farklı bir bilinç durumuna geçtiğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bu durum disosiyasyon kavramıyla açıklanabilir. Beynin farklı bilinç durumlarına geçebilme özelliği, hipnoterapinin nörobiyolojik temelini oluşturan önemli unsurlardan biri.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Klinik hipnoz, sorun karşısında harekete geçmeyi ve yeni bakış açıları geliştirmeyi destekleyebilir!</strong></p>
<p>Beyindeki yapısal ve işlevsel bağlantıların DTI ve fonksiyonel MR gibi yöntemlerle incelenebildiğini aktaran Prof. Dr. Tarhan, özellikle ‘default mode network’ olarak adlandırılan varsayılan ağın önemine dikkat çekti. Bu ağın kişinin hayal kurduğu, iç dünyasına yöneldiği, kendisi ve yaşamındaki konumu üzerine düşündüğü sırada etkinleştiğini ifade etti.</p>
<p>Default mode network’ün aynı zamanda anlam üretme ve yeni fikirler geliştirmeyle ilişkili olduğunu aktaran Prof. Dr. Tarhan, şunları söyledi:</p>
<p>“Klinik hipnoz bu ağ üzerinde etkili olur. Hipnoz, kişinin yalnızca bir problemin farkına varmasını değil, problem karşısında harekete geçmesini ve yeni bakış açıları geliştirmesini de destekleyebilir.</p>
<p>Hipnozla ilgili araştırmalarda üç temel beyin ağının öne çıktığı görülüyor. Bunlar merkezi yürütme ağı, salience yani önem ve öncelik ağı ve default mode network. Zihinsel imgelemede rol oynayan bazı bölgeler de hipnotik süreç sırasında etkinleşebiliyor.”</p>
<p><strong>Amaç yalnızca mutlu olmak değil, anlamlı ve dayanıklı bir yaşam sürdürebilmek olmalı!</strong></p>
<p>Modern yaşamda dijital teknolojilerin hızlı ödül ve haz arayışını güçlendirdiğine işaret eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu durum da insanları sürekli bir dopamin arayışına yöneltebiliyor. Anlamlı ve uzun vadeli bir yaşam için haz ile mutluluğun birbirinden ayrılması gerekiyor.” dedi.</p>
<p>Bu yaklaşımı Aristoteles’in haz mutluluğu ile anlam mutluluğu ayrımı ve pozitif psikolojinin yeni yorumlarıyla ilişkilendiren Prof. Dr. Tarhan, pozitif psikoloji 2.0’ın yalnızca olumlu duygulara odaklanmadığını; acı, travma ve zorlukları da yaşamın bir parçası olarak ele aldığını belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan’a göre amaç yalnızca mutlu olmak değil, anlamlı ve dayanıklı bir yaşam sürdürebilmek olmalı.</p>
<p><strong>Hipnotik telkin, bilişsel süreçleri etkileyebiliyor!</strong></p>
<p>Hipnotik telkinlerin algı ve davranış üzerinde değişiklik oluşturabileceğini gösteren araştırmalara değinen Prof. Dr. Tarhan, “Stroop testinde kelimenin anlamı ile yazı renginin birbirinden farklı olması kişinin daha yavaş yanıt vermesine ve daha fazla hata yapmasına neden oluyor. Ancak yüksek derecede hipnotize edilebilir kişilerde, yalnızca yazı rengine odaklanmaları yönündeki telkinin bu etkinin azalmasını sağlayabildiği aktarılıyor.” dedi.</p>
<p>Benzer şekilde, siyah-beyaz görüntülere bakarken renk görme telkini verilen yüksek hipnotize edilebilir kişilerde beynin renk işleme bölgelerinin etkinleştiğini gösteren çalışmaların da bulunduğunu da söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Bu bulgular, hipnotik telkinin bilişsel süreçler üzerinde ‘üstten aşağıya’ bir etki oluşturabileceğine işaret ediyor. Hipnoterapinin uyku sorunları, stres yönetimi, ağrı ve bazı davranışsal sağlık sorunlarında da etkisi araştırılıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Klinik hipnozda kişi kontrolünü kaybetmez!</strong></p>
<p>Hipnoterapinin kamuoyunda zaman zaman yanlış anlaşıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Klinik hipnoz kişinin kontrolünü tamamen kaybettiği bir durum değil. Hipnoterapi sırasında kişi farkındalığını koruyabilir, süreci hatırlayabilir ve hatta iletişim kurabilir.” dedi.</p>
<p>Hipnoterapinin temel aşamalarının farkındalık, odaklanma ve gevşeme olarak ele alınabileceğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Kişinin öncelikle terapiye gönüllü olması ve ne üzerinde çalışacağını fark etmesi, ardından dikkatini belirli bir noktaya yöneltmesi ve gevşemesi gerekiyor.</p>
<p>Hipnoterapinin kişinin ihtiyacına göre şekillendirilmesi gerekir. Terapi öncesinde kişinin sorunları, güçlü ve zayıf yönleri, kendilik şemaları, tetikleyicileri ve çalışma hipotezi değerlendirilmeli. Böylece hipnoterapi daha sistematik bir tedavi sürecinin parçası hâline getirilebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Duyguyla ilişkilendirilen bilgi daha kalıcı olur, tekrarlandıkça alışkanlığa dönüşebilir!</strong></p>
<p>Beynin öğrenme ve hafıza süreçlerinde tekrarın ve duygunun önemli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Bir bilgi duyguyla ilişkilendirildiğinde daha kalıcı hâle gelebilir, tekrarlandıkça davranışa ve alışkanlığa dönüşebilir.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle hipnoterapide de tekrarın önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişiye otohipnoz tekniklerinin öğretilmesi kazanımların günlük yaşama taşınmasına katkı sağlayabilir. Beynin öğrenme süreçlerini açıklarken 5N1K yaklaşımından faydalanılabilir. ‘Kim, ne, nerede, ne zaman, nasıl ve niçin’ soruları bilgiyi anlamlandırmaya yardımcı olur. Özellikle bir bilginin ‘neden’ gerçekleştiğinin anlaşılması, bilginin zihinde daha anlamlı ve kalıcı hâle gelmesini sağlayabilir.”</p>
<p><strong>Nörofeedback ile kişi kendi beyin süreçlerini düzenlemeyi öğrenebilir!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, nörofeedback uygulamalarını da beynin çalışma biçiminin eğitilmesi üzerinden açıkladı. Kişinin kendi beyin dalgalarına ilişkin geri bildirim almasının, dikkat ve stres yönetimi gibi becerilerin geliştirilmesine yardımcı olabileceğini belirtti.</p>
<p>Bu süreci orkestra şefine benzeten Prof. Dr. Tarhan, beynin yürütücü işlevlerinden sorumlu frontal bölgenin farklı beyin süreçlerini koordine eden bir yönetici gibi düşünülebileceğini; Nörofeedback ile kişinin bu süreçleri daha iyi düzenlemeyi öğrenebileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Beynin algılama ve yorumlama biçimi, fiziksel deneyimler üzerinde önemli rol oynar!</strong></p>
<p>Hipnozun uykuya benzeyen ancak uykudan farklı bir bilinç durumu olduğunun altını çizen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hipnoz sırasında kişinin bilinci açık kalabilir. Uyku öncesinde verilen olumlu telkinler de kişinin zihinsel süreçleri üzerinde etkili olabilir.</p>
<p>Ayrıca beynin algılama ve yorumlama biçimi fiziksel deneyimler üzerinde önemli rol oynar. Fantom fenomenini göz önüne alırsak uzvu ampute edilen bazı kişilerin olmayan uzuvlarında ağrı veya hareket hissedebilmesi, beynin bedensel algıyı nasıl oluşturduğunu gösteren örneklerden biridir.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipnoz-beynin-anlamlandirma-sureclerini-destekliyor-654010">Hipnoz beynin anlamlandırma süreçlerini destekliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çankaya&#8217;dan Çocuk ve Ergenlere Psikolojik Danışmanlık Desteği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cankayadan-cocuk-ve-ergenlere-psikolojik-danismanlik-destegi-653998</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2026 10:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[danışmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[desteği]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[ergen]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlere]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653998</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çankaya Belediyesi, 4–18 yaş arasındaki çocuk, ergen ve ailelerine yönelik Çocuk-Ergen Psikolojik Danışmanlık Hizmeti ile psikososyal destek sunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cankayadan-cocuk-ve-ergenlere-psikolojik-danismanlik-destegi-653998">Çankaya&#8217;dan Çocuk ve Ergenlere Psikolojik Danışmanlık Desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>Çankaya Belediyesi, 4–18 yaş arasındaki çocuk, ergen ve ailelerine yönelik Çocuk-Ergen Psikolojik Danışmanlık Hizmeti ile psikososyal destek sunuyor.</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Çankaya Belediyesi, çocukların ve gençlerin sağlıklı gelişimlerine katkı sunmak ve ailelerin ihtiyaç duydukları süreçlerde yanlarında olmak amacıyla Çocuk-Ergen Psikolojik Danışmanlık Hizmeti veriyor. Hizmet kapsamında 4–18 yaş arasındaki çocuk, ergen ve ailelerine yönelik psikososyal destek sağlanıyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Çocukların yaş ve gelişim özellikleri dikkate alınarak farklı terapi yaklaşımlarından yararlanılan hizmet kapsamında, 4–8 yaş arasındaki çocuklara oyun terapisi uygulanıyor. 8–18 yaş arasındaki çocuk ve ergenlere ise sanat terapisi, kabul ve kararlılık terapisi ile çözüm odaklı terapi yaklaşımlarıyla destek sunuluyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>EBEVEYNLERE DE DESTEK VERİLİYOR</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Akran zorbalığı, dikkat ve davranış sorunları gibi çocukların ve ailelerin günlük yaşamını etkileyebilen konularda çalışmalar yürütülürken, çocuk ve aile birlikte ele alınarak bütüncül bir yaklaşım izleniyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Çocukların kendilerini güvende, anlaşılmış ve desteklenmiş hissetmelerine katkı sunmayı amaçlayan Çankaya Belediyesi, ailelerin de ihtiyaç duydukları süreçlerde yanlarında oluyor. Bu hizmetten yararlanmak isteyen aileler, 0312 458 89 00 / 1101 numaralı telefondan randevu alabiliyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cankayadan-cocuk-ve-ergenlere-psikolojik-danismanlik-destegi-653998">Çankaya&#8217;dan Çocuk ve Ergenlere Psikolojik Danışmanlık Desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk için sevgi kadar tutarlılık da önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuk-icin-sevgi-kadar-tutarlilik-da-onemli-653896</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2026 22:45:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[bağlanma]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğa]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[nokta]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[tutarlılık]]></category>
		<category><![CDATA[Tutum]]></category>
		<category><![CDATA[yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653896</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzmanlar, anne-baba ve çocuk arasındaki ilişkinin sağlıklı temeller üzerine kurulmasının çocuğun gelişiminde önemli rol oynadığını söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-icin-sevgi-kadar-tutarlilik-da-onemli-653896">Çocuk için sevgi kadar tutarlılık da önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uzmanlar, anne-baba ve çocuk arasındaki ilişkinin sağlıklı temeller üzerine kurulmasının çocuğun gelişiminde önemli rol oynadığını söylüyor.</strong></p>
<p><strong>Güvenli bağlanmanın çocuğa koşulsuz kabul ve güven duygusunun hissettirilmesiyle güçlendirilebileceğine işaret eden </strong><strong>Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Çocuğun da görüşünü aldığımız ya da isteklerini dikkate aldığımız bir tutumdan bahsedebiliriz.” dedi. Ebeveynlerin çocuk karşısında farklı tutumlar sergilemesinin ise çocuğun sınırları zorlamasına ve çatışmalı iletişime yol açabileceği vurgulayan Yıldırım, anne ve babanın aile kuralları konusunda ortak bir tutum sergilemesinin önemine dikkat çekti.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, sağlıklı anne-baba-çocuk ilişkisinin güvenli bağlanma, çocuğa söz hakkı verme, yaşına uygun sorumluluk kazandırma ve ebeveynlerin ortak tutum sergilemesiyle nasıl güçlendirilebileceğini ele aldı.</p>
<p><strong>Bağlanma bireyin psikolojik doğumu olarak da nitelendirilebilir!</strong></p>
<p>Anne çocuk ilişkisinde vurgulanan noktalardan birinin bağlanma olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Bağlanma, duygusal yönü ağır olan, olması gereken bir durum. Bebeklikteki bağlanmanın biraz daha belirli bir kişiye karşı olumlu tepkilerin verilmesi, zamanın büyük bir kısmının o kişiyle birlikte geçirmek istenmesi diyebiliriz.” dedi.</p>
<p>Herhangi bir korku yaratan durum ya da bir obje karşısında da o kişinin aranabildiğini aktaran Yıldırım, “Aslında burada bağlanılan kişinin varlığının fark edilmesi, bebeklere ve çocuklara eş zamanlı olarak da bir rahatlama veriyor. Bu bağlanma bir şekilde devam ediyor. Biz bunu farklı noktalarda da gözlemleyebiliyoruz. Çocukluk döneminde çocuk bireysel bir adım atmak istiyor, bir iki adım ileri gidiyor ama sonrasında hemen geriye dönüp bakıyor bağlanma kişisi orada mı diye. Kontrol etme ihtiyacı duyuyor. Bağlanmayı aslında bireyin bir psikolojik doğumu olarak da nitelendirebiliriz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Güvenli bağlanmanın temeli, çocuğa koşulsuz kabulü hissettirmekten geçiyor!</strong></p>
<p>Anne bebek arasındaki ilişkinin ileriki yıllarda güçlendirilebilmesi için bağlanmanın baştan korunmasının önemine işaret eden Yıldırım, “Bazı durumlarda bu bağlanmayı sonradan gerçekleştirebiliyorlar ya da annelik haberinin alınmasıyla beraber bazen tam bir bağlanma kurulamayabiliyor.” dedi.</p>
<p>Önemli olanın bağlanmanın güçlenmesi adına neler yapılabildiği olduğunu kaydeden Yıldırım, “Bebekle oynanılan oyunlar daha çok yoğunluğunu gösterebiliyor. Aslında bu ses tonu, sevgi dolu yaklaşım, oyunun arasında onun yanında olması, onun tercihlerine bizim de uyum göstermemiz gibi birçok şeyi kapsıyor. Bu bağlanma koşulsuz kabullenişin de bir noktası aslında. Çocuk bunu hissediyor. Bebek ve çocuklar bu yolla şekilleniyor. Her durumda annenin ya da bakım veren kişinin orada olduğunu fark etmesiyle bu süreç daha kıymetli bir noktaya gidiyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Çocuğun karar süreçlerinde söz hakkının olduğunu bilmesi, sağlıklı gelişimini destekliyor!</strong></p>
<p>Anne çocuk ilişkisindeki yanlış davranışlara da değinen Yıldırım, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu konuda tutumlardan bahsedebiliriz.  Şöyle bir söylem vardır: ‘Biz anne babamıza bırakın bir laf söylemeyi, hiçbir zaman kendi düşüncemizi aktaramazdık.’ Bizdeki tutum artık biraz daha evrilmeye başladı. Çocuğun da görüşünü aldığımız ya da isteklerini dikkate aldığımız bir tutumdan bahsedebiliriz. Şimdiki tutumlar biraz daha çocuk merkezli tutumlar. Ortaklaşa alınan kararlardan devam ediyor diyebilirim. Klinikteki adıyla ‘Demokratik Tutum’. Seçenekleri sunan kişiler anne babalar oluyor ama çocuğun da burada bir hakkının olduğunu bilmesi çocuğa da iyi geliyor.”</p>
<p><strong>Çocuk için önemli olan uzun zaman değil, gerçekten ‘orada’ olabilmek!</strong></p>
<p>Çalışan annelerin, hem duygusal bağlanma hem de yeterince bir arada olma ve nitelikli zaman geçirme noktalarında biraz güçlük çektiğinin altını çizen Aybeniz Yıldırım, “Zamandan daha önemli olan şey gerçekten orada olarak bir şeyler paylaşıyor olmaktır. Elimizde telefonla başka bir işle uğraşarak değil de, günlük 15-20 dakika da olsa gerçekten ona zaman ayırarak birliktelikle bir şeyler yapıyor olmak çocuğa da kendini değerli hissettirebiliyor.” dedi. </p>
<p><strong>Çocuğa sorumluluk küçük yaşlardan itibaren verilmeli!</strong></p>
<p>Anne ya da babaların, özellikle ilerleyen yaş gruplarında ‘Ödevin var mı, ödevini yaptın mı, dersini çalıştın mı?’ gibi sözlerle tartışma çıkardıklarını da sözlerine ekleyen Yıldırım, “Aslında çok küçük yaşlardan itibaren bu sorumluluğun çocuğa verilmesinin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Ortaokul, lise çağına gelmiş bir çocuğa ‘Ders çalış, dersin var mı, sınavına çalış’ gibi cümleleri kurmamak gerekiyor. Burada iş daha da zorlaşabiliyor. Burada en önemli nokta, çocuğa bu sorumlulukların verilmiş olmasıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Anne ve baba, çocuğa karşı aynı şeylere evet veya hayır diyebilmeli!</strong></p>
<p>Anne ve baba farklı düşüncelerde olduğunda çelişkili bir dinamiğin ortaya çıktığına vurgu yapan Yıldırım, “Çocuk aslında, annenin nelere evet nelere hayır diyeceğini ya da çocuktan neyi talep edeceğinin farkında oluyor. ‘Ben bunu anneme dersem hayır ama babama dersem evet diyeceğini biliyorum.’ ya da ‘Ben bunu babamdan daha kolay talep edebilirim.’ diye düşünüyorlar. Şunu önerebilirim ki aynı şeylere evet veya hayır diyebilmemiz lazım. Çok basit gibi geliyor ama uygulamada zorlanılan bir nokta. Böylece çocukta sağlıklı gelişim noktalarını gözlemleyebiliyoruz, yoksa çocuk da daha çatışmalı bir iletişimde kalabiliyor.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Çocuğun manipülasyonuna karşı aile kuralları net ve ortak olmalı! </strong></p>
<p>Çocukların, anne babalarını manipüle etmesini en aza indirmek için ailelerin zayıf noktaları kendi aralarında netleştirmesi gerektiğini ifade eden Yıldırım sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çocuklar sık sık ‘Ama arkadaşımın annesi/babası izin veriyor, ama arkadaşım yapıyor.’ gibi söylemlerle gelecekler karşımıza. Burada vurgulanacak en önemli nokta şu; ‘Evet arkadaşın bunu yapıyor olabilir ama bizim aile kurallarımız gereği biz buna hayır diyoruz, bizim için doğru değil.’ Yani her ailenin kurallarının farklı olabileceğini küçük yaşlardan itibaren vurgulanması çocuk için önemlidir.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-icin-sevgi-kadar-tutarlilik-da-onemli-653896">Çocuk için sevgi kadar tutarlılık da önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demircan, “Yazıktır, Günahtır, Ayıptır…”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/demircan-yaziktir-gunahtir-ayiptir-653872</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2026 17:48:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayıptır]]></category>
		<category><![CDATA[demircan]]></category>
		<category><![CDATA[günahtır]]></category>
		<category><![CDATA[yazıktır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653872</guid>

					<description><![CDATA[<p>Demokratik Sağlık Sen Genel Başkanı Togan Demircan, Sağlık Bakanlığı'nda 'liyakat' konusunu gündeme taşıdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/demircan-yaziktir-gunahtir-ayiptir-653872">Demircan, “Yazıktır, Günahtır, Ayıptır…”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>Demircan, BSHA’ya şu açıklamayı yaptı,</div>
<div>Uzak değil, bir kaç yıl önceydi…</div>
</div>
<div>
<div>İcracı bir Bakanımızı ardından aynı bakanlığın üst düzey bir yöneticisini ziyaret ettik. Bir süre sohbet ettik ve doğal olarak konu sağlık sistemine geldi. Sayın genel müdür “biz de müdür olamayan, mülakattan geçemeyen bir arkadaş sağlık bakanlığında en büyük hastanelerden bir tanesine müdür oldu” dedi.</div>
</div>
<div>
<div>Açıkcası üzüldüm.</div>
</div>
<div>
<div>Ziyaretin ardından o dönemin Sağlık Bakanlığı’nda görevli üst düzey bir yönetici ziyareti için bakanlığa geçtik, bir süre sohbet edip, taleplerimizi ilettikten sonra mevkidaşı genel müdürün bahsettiği konuyu dile getirdim, koca genel müdür sessiz kaldı. Biz açıkçası yine üzüldük.</div>
</div>
<div>
<div>Yine Türkiye’nin en büyük hastanelerinden bir tanesinin başhekimini ziyaret ettik, sendikamızı anlattık, taleplerimizi ve çözüm önerilerimizi ilettik. Bizi dikkatle dinleyen başhekime çalışmalarında kolaylıklar dileyerek müsaade istedik, teşekkür etti ve tarihi cümlelerini kurdu; …..”vallaha başkanım yaparsak yaparız, yapamazsak gider doktorluk yaparız.”</div>
</div>
<div>
<div>Haklıydı, yaparsa yapardı yapamazsa gider mesleğini icra ederdi.</div>
<div>Nasıl olsa kimse ne takdir edecek, ne de hesap soracaktı.</div>
</div>
<div>
<div>Dünden bugüne değişen bir şey var mı, liyakat önde biz arkasında koşmaktan yorulduk.</div>
</div>
<div>
<div>İlginçtir icra makamında olan siyasilerde liyakatsizlikten muzdaripler.</div>
</div>
<div>
<div>Bakkal dükkanını emanet etmeyecekleri insanlara koca koca kurumları teslim ediyorlar.</div>
</div>
<div>
<div>Nasıl olsa elini kolunu sallayarak gelecek, elini kolunu sallayarak gidecek. Hatta kadrosu o kurumdaysa giderken kadrosunu da alıp öyle gidecek.</div>
</div>
<div>
<div>Yazıktır, günahtır, ayıptır…</div>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/demircan-yaziktir-gunahtir-ayiptir-653872">Demircan, “Yazıktır, Günahtır, Ayıptır…”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göz Cerrahisinde Yeni Dönem: Robotik Teknoloji, Akıllı Lensler ve Kişiye Özel Lazer Tedavileri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/goz-cerrahisinde-yeni-donem-robotik-teknoloji-akilli-lensler-ve-kisiye-ozel-lazer-tedavileri-653812</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2026 14:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Akıllı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisinde]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaların]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[robotik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653812</guid>

					<description><![CDATA[<p>Göz cerrahisinde son yıllarda yaşanan teknolojik gelişmeler, hem tedavi başarısını hem de hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-cerrahisinde-yeni-donem-robotik-teknoloji-akilli-lensler-ve-kisiye-ozel-lazer-tedavileri-653812">Göz Cerrahisinde Yeni Dönem: Robotik Teknoloji, Akıllı Lensler ve Kişiye Özel Lazer Tedavileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Göz cerrahisinde son yıllarda yaşanan teknolojik gelişmeler, hem tedavi başarısını hem de hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde artırıyor. Robot destekli katarakt cerrahisi, yeni nesil lazer sistemleri ve trifokal (akıllı) göz içi lensler sayesinde hastalar daha hassas, güvenli ve konforlu tedavi seçeneklerine ulaşırken, genç göz cerrahlarının bu teknolojiler konusunda uluslararası standartlarda eğitilmesi de büyük önem kazanıyor.</em></strong></p>
<p><strong><em>Türkiye de bu dönüşümde uluslararası arenada daha güçlü bir rol üstleniyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Banu Coşar&#8217;ın Avrupa Katarakt ve Refraktif Cerrahlar Derneği (ESCRS) Program Komitesi&#8217;ne seçilmesi ve Acıbadem Üniversitesi&#8217;nin ESCRS&#8217;nin genç oftalmologlara yönelik uluslararası eğitim merkezlerinden biri olması, Türkiye&#8217;nin göz cerrahisindeki bilimsel ve eğitim gücünün uluslararası düzeyde tescillendiğini ortaya koyuyor…</em></strong></p>
<p>Göz cerrahisindeki teknolojik dönüşümün hasta beklentilerini de değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Banu Coşar, günümüzde tedavilerin yalnızca hastalığı ortadan kaldırmaya değil, hastaların günlük yaşam konforunu artırmaya odaklandığını söylüyor: “Bugün göz cerrahisinde ulaştığımız noktada hedefimiz yalnızca hastanın görmesini sağlamak değil; onun gözlüksüz, kaliteli ve aktif bir yaşam sürdürebilmesine de katkı sunmak. Teknolojideki gelişmeler sayesinde tedaviler daha güvenli, daha hassas ve kişiye özel planlanabiliyor”…</p>
<p>Özellikle refraktif cerrahide kullanılan FemtoLASIK ve SILK teknolojilerinin miyopi, hipermetropi ve astigmat tedavisinde önemli avantajlar sunduğunu belirten Prof. Dr. Banu Coşar, bu yöntemlerin kornea dokusuna daha kontrollü müdahale edilmesine olanak sağladığını ve hastaların günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebildiğini ifade ediyor. </p>
<p><strong>Robotla Daha Hassas Cerrahi, Daha Hızlı İyileşme</strong></p>
<p>Katarakt tedavisinde de teknolojinin cerrahi süreçleri yeniden şekillendirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Banu Coşar, femtosaniye lazer destekli robotik katarakt cerrahisinin (FLACS), klasik cerrahide cerrahın el ile gerçekleştirdiği bazı kritik aşamaların bilgisayar destekli lazer teknolojisiyle çok daha hassas şekilde planlanmasına ve uygulanmasına olanak tanıdığını belirtiyor. Korneadaki kesilerin oluşturulması, göz merceğinin açılması ve kataraktın parçalanması gibi işlemlerin mikron düzeyinde hassasiyetle gerçekleştirilebildiğini ifade eden Prof. Dr. Banu Coşar, bu sayede cerrahinin öngörülebilirliğinin arttığını söylüyor.</p>
<p>Prof. Dr. Banu Coşar, “Robot destekli sistemler cerrahi planlamada öngörülebilirliği artırırken, özellikle hassas uygulamalarda önemli avantajlar sağlıyor. Bu gelişmeler hem cerrahın işini kolaylaştırıyor hem de hasta güvenliğini destekleyen önemli teknolojik katkılar sunuyor” diyor.</p>
<p>Teknolojideki ilerlemelerin hastaların ameliyat deneyimini de önemli ölçüde değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Banu Coşar, günümüzde katarakt cerrahisinin dikişsiz ve damla anestezisiyle gerçekleştirilebildiğini, işlemin çoğu zaman 15 dakika sürdüğünü ve hastaların aynı gün evlerine dönebildiğini ifade ediyor. Cerrahi tekniklerin gelişmesi sayesinde görmenin daha kısa sürede toparlandığını söyleyen Prof. Dr. Banu Coşar, “Geçmişte hastaların günlük yaşamlarına dönmesi günler alabiliyordu. Bugün ise uygun hastalarda ertesi gün normal yaşama büyük ölçüde dönmek mümkün olabiliyor. Bu hem hasta konforunu artırıyor hem de yaşam kalitesine önemli katkı sağlıyor” değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p>Katarakt cerrahisinin artık yalnızca bulanıklaşan doğal merceğin değiştirilmesinden ibaret olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Banu Coşar, bu ameliyatların aynı zamanda refraktif cerrahinin de önemli bir parçası haline geldiğini belirterek, “Artık sadece kataraktı tedavi etmiyoruz; hastanın göz numarasını ve yaşam beklentilerini de değerlendirerek kişiye özel bir görme planı oluşturabiliyoruz” diyor.</p>
<p><b><strong>Akıllı Lenslerle Kişiye Özel Görme Kalitesi</strong></b></p>
<p>Yeni nesil trifokal (akıllı) göz içi lenslerin hem uzak hem orta hem de yakın mesafede kaliteli görüş sağlayabildiğini ifade eden Prof. Dr. Banu Coşar, bu lenslerin her hasta için standart bir uygulama olmadığını, en başarılı sonuçların ayrıntılı değerlendirme sonrasında doğru hasta ve doğru lens eşleştirmesiyle elde edildiğini söylüyor: “Bugün elimizde yaşam tarzına göre farklı özellikler sunan çok sayıda ileri teknoloji göz içi lens seçeneği bulunuyor. Bilgisayar başında yoğun çalışan, aktif araç kullanan ya da sık kitap okuyan hastaların beklentileri birbirinden farklı olabiliyor. Ameliyat öncesinde gözün biyometrik ölçümlerini, kornea yapısını, retina sağlığını ve hastanın günlük yaşam alışkanlıklarını ayrıntılı biçimde değerlendirerek kişiye en uygun lensi planlıyoruz” diyen Prof. Dr. Banu Coşar, kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımının hasta memnuniyetini önemli ölçüde artırdığını belirtiyor.</p>
<p>Prof. Dr. Banu Coşar, “Gelişmiş göz içi lens teknolojileri doğru hasta değerlendirmesiyle uygulandığında hastaların yaşam konforunu önemli ölçüde artırabiliyor. Günümüzde katarakt cerrahisi, yalnızca görmeyi geri kazandıran değil, kişinin yaşam kalitesini yeniden şekillendiren bir tedavi alanı haline geldi” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>Gelecekte göz cerrahisinin daha da kişiselleşeceğini belirten Prof. Dr. Banu Coşar, yapay zeka destekli cerrahi planlama sistemleri, daha gelişmiş görüntüleme teknolojileri ve yeni nesil biyouyumlu lenslerin tedavi başarısını daha da yukarı taşıyacağını ifade ederek sözlerini şöyle tamamlıyor: “Önümüzdeki yıllarda her hastanın göz yapısına ve görme ihtiyaçlarına göre çok daha hassas planlanmış tedavilerden söz edeceğiz. Teknoloji ilerledikçe hedefimiz yalnızca görmeyi geri kazandırmak değil; her hastaya yaşam biçimine en uygun görme kalitesini sunabilmek olacak”…</p>
<p><b><strong>Türkiye, Genç Göz Cerrahlarının Uluslararası Eğitim Üssü Oluyor</strong></b></p>
<p>ESCRS tarafından yetkilendirilen eğitim merkezlerinden biri haline gelen Acıbadem Üniversitesi&#8217;nde genç oftalmologlar; refraktif cerrahi, FemtoLASIK, SILK, robotik katarakt cerrahisi (FLACS) ve premium göz içi lens uygulamaları konusunda uygulamalı eğitim alma fırsatı bulacak. Prof. Dr. Banu Coşar, “Bilimsel gelişmeler ancak güçlü eğitimle sürdürülebilir. Genç meslektaşlarımızın en güncel teknolojilere hakim olarak yetişmesi, hem ülkemizdeki sağlık hizmetlerinin kalitesini artıracak hem de Türkiye’nin, oftalmoloji alanındaki uluslararası konumunu daha da güçlendirecektir” diyor…</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-cerrahisinde-yeni-donem-robotik-teknoloji-akilli-lensler-ve-kisiye-ozel-lazer-tedavileri-653812">Göz Cerrahisinde Yeni Dönem: Robotik Teknoloji, Akıllı Lensler ve Kişiye Özel Lazer Tedavileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yazın dış kulak yolu enfeksiyonları artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yazin-dis-kulak-yolu-enfeksiyonlari-artiyor-653770</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:13:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Akı]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonları]]></category>
		<category><![CDATA[işitme]]></category>
		<category><![CDATA[kanalını]]></category>
		<category><![CDATA[kulağı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[yazın]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653770</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında sıcaklıkların artmasıyla birlikte kulak sağlığını olumsuz etkileyebilecek bazı yanlış alışkanlıklar daha sık görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yazin-dis-kulak-yolu-enfeksiyonlari-artiyor-653770">Yazın dış kulak yolu enfeksiyonları artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında sıcaklıkların artmasıyla birlikte kulak sağlığını olumsuz etkileyebilecek bazı yanlış alışkanlıklar daha sık görülüyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı</strong> “Kulak kanalında gelişen dış kulak yolu enfeksiyonları (yüzücü kulağı) yaz aylarında belirgin artış gösterirken, bazı durumlarda orta kulak enfeksiyonları da görülebiliyor. Her iki tabloda da şiddetli kulak ağrısı, işitme kaybı, kulakta akıntı ve ateş gibi yakınmalar ortaya çıkarak hem çocukların hem de yetişkinlerin yaşam kalitesini düşürebiliyor” diyor. Yazın artış gösteren kulak enfeksiyonlarının bazı basit önlemlerle büyük ölçüde önlenebileceğini belirten KBB Uzmanı Dr. Akı, tatilde kulak enfeksiyonuna yol açan 6 hatayı ve alınabilecek basit ama etkili önlemleri açıkladı.</p>
<ul>
<li><strong>Havuz hijyenine dikkat etmemek</strong></li>
</ul>
<p>Yeterince dezenfekte edilmeyen havuzlarda bakteri, mantar ve bazı mikroorganizmalar kolayca çoğalabiliyor ve halk arasında ‘yüzücü kulağı’ olarak bilinen dış kulak yolu enfeksiyonuna (otitis eksterna) yol açabiliyor. Bu tabloda kişide şiddetli kulak ağrısı, kulak akıntısı, işitme azlığı ve ilerleyen enfeksiyon varlığında kulak kepçesinde kızarıklık, ödem görülebiliyor. Bu durumun en aza indirgenmesi için alınacak ilk önlem ise düzenli bakım yapılan ve temizliğinden emin olunan havuzların tercih edilmesidir. </p>
<ul>
<li><strong>Kulağı uzun süre ıslak bırakmak ve yıkamaya çalışmak</strong></li>
</ul>
<p>Kulak kanalının yapısı asidik bir ortam içerir ve bu da bizi mikroorganizmalara karşı korur.  Kulağın sık temizlenmeye çalışılması, ıslak kalan dış kulak yolu ve uzun süre nemli ortam kulak kanalının doğal asidik yapısını bozarak bakteriler ve mantarlar için uygun bir çoğalma ortamı oluşturur. Özellikle yaz aylarında sık yüzmek veya gün içinde defalarca suya girip çıkmak, kulak kanalının doğal asidik yapısını değiştirerek enfeksiyon riskini artırabiliyor. Sudan çıktıktan sonra kulağın dış kısmının yumuşak bir havluyla nazikçe kurulanması, başın sağa ve sola eğilerek içeride kalan suyun kendiliğinden boşalmasının sağlanması kulak sağlığının korunmasına yardımcı olur.</p>
<ul>
<li><strong>Kontrolsüz kulak temizleme çubuğu kullanımı </strong></li>
</ul>
<p>KBB Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı toplumumuzda kulak kirini pamuklu çubukla temizlemeye çalışmanın çok sık yapılan hatalardan biri olduğunu belirterek “Kulak kiri (serumen) aslında kulağı mikroplardan koruyan doğal bir bariyer görevi görür. Ancak pamuklu çubukla kiri dışarı çıkarmaya çalışmak, aksine kirin kulak kanalında daha derinlere itilmesine sebep olur ve dış kulak yolu cildinde hasar oluşturarak bakterilerin ve mantarların kolayca yerleşmesine zemin hazırlayabilir. Bu nedenle kulak kanalının içine pamuklu çubuk, saç tokası ve kürdan gibi yabancı cisimler sokulmamalıdır” diyor.  </p>
<ul>
<li><strong>‘Basit bir su kaçması’ diyerek önemsememek</strong></li>
</ul>
<p>Yüzme sırasında kulağa su kaçmasını ‘nasıl olsa geçer’ diyerek önemsememek, enfeksiyona yol açarak kulak ağrısı, kaşıntı, dolgunluk hissi, işitmede azalma ya da akıntı gibi yakınmalara neden olabilir. Üstelik hafif başlayan bir enfeksiyon kısa sürede şiddetli ağrıya, kulak kanalında belirgin şişliğe ve işitme kaybına yol açabilir. Bu nedenle belirtiler ortaya çıktığında mutlaka KBB uzmanına görünmek gerekir. </p>
<ul>
<li><strong>Kulaktaki tıkanıklığa müdahale etmek</strong></li>
</ul>
<p>Toplumda sık yapılan hatalı davranışlardan biri de; kulakta dolgunluk veya tıkanıklık hissedildiğinde zeytinyağı, sirke, alkol ya da farklı sıvılar damlatmak, yabancı cisimlerle kulağı temizlemeye çalışmak. Oysa bu yanlış uygulamalar kulak kanalını tahriş edebilir, mevcut enfeksiyonu ağırlaştırabilir ve kulak zarında hasara yol açabilir. Ayrıca kulaktaki tıkanıklık hissi orta kulak enfeksiyonlarında ve bazı sinirsel tipte işitme kayıplarında da olabilir ve erken dönemde tedaviye başlanması önemlidir. Bu nedenle kulak tıkanıklığı yaşandığında mutlaka uzman hekim tarafından değerlendirilmelidir. </p>
<ul>
<li><strong>Kulak zarı deliklerinde ve ventilasyon tüp uygulamalarında önlem almamak</strong></li>
</ul>
<p>KBB Uzmanı Dr. Akı “Kulak zarında delik bulunan veya ventilasyon tüpü uygulanmış kişilerde dış kulak yolu ve orta kulak arasındaki bariyer ortadan kalkar. Orta kulağın su ile teması halinde enfeksiyonlar görülebilir. Hastanın kulağı sudan koruması ya da özel kulak tıkacı kullanması gerekir. Ancak önlemler kişiden kişiye değişebildiği için mutlaka KBB uzmanının önerisi doğrultusunda hareket edilmelidir” diyor. </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yazin-dis-kulak-yolu-enfeksiyonlari-artiyor-653770">Yazın dış kulak yolu enfeksiyonları artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ses kısıklığı ve göğüs ağrısının nedeni reflü olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ses-kisikligi-ve-gogus-agrisinin-nedeni-reflu-olabilir-653755</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:08:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısının]]></category>
		<category><![CDATA[Endoskopik]]></category>
		<category><![CDATA[göğüs]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarda]]></category>
		<category><![CDATA[kısıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kontrol Altına]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Reflü]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653755</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gastroözofageal reflü hastalığı, mide asidinin yemek borusuna kaçmasıyla oluşan bir rahatsızlıktır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ses-kisikligi-ve-gogus-agrisinin-nedeni-reflu-olabilir-653755">Ses kısıklığı ve göğüs ağrısının nedeni reflü olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gastroözofageal reflü hastalığı, mide asidinin yemek borusuna kaçmasıyla oluşan bir rahatsızlıktır. Toplumda sık görülen ve bireylerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen reflü, göğüs ağrısı, kronik öksürük ses kısıklıkları ve yutma güçlüğü gibi belirtilerle kendisini belli ediyor. Hastalık, doktor kontrolünde yapılan bazı yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaçlarla çoğu zaman kontrol altına alınabiliyor. İlaçların yetersiz kaldığı hastalarda ise ameliyatsız endoskopik işlemlerle reflü tedavisi başarılı bir şekilde yapılabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Salih Boğa, reflü hastalığının nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında detaylı bilgi verdi.</p>
<p><strong>Reflüyü basit bir mide rahatsızlığı olarak görmeyin</strong></p>
<p>Gastroözofageal reflü hastalığı, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması sonucu oluşmaktadır. Normalde alt özofagus sfinkteri adı verilen kas yapısı bu kaçışı engellemektedir. Ancak bu kapak zayıfladığında ya da gevşediğinde mide asidi yemek borusuna ulaşarak tahrişe neden olmaktadır. Uzun süre devam eden reflü, yemek borusunda hasara ve yaşam kalitesinde belirgin düşüşe yol açabilmektedir.</p>
<p><strong>Reflü şikayetleri farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor</strong></p>
<p>Her reflü şikâyeti aynı şekilde kendini göstermeyebilir. En sık görülen şikayet mide yanması olsa da, bazı hastalarda boğaz ve solunum yollarını etkileyen belirtiler de görülebilmektedir. Özellikle tekrarlayan ve günlük yaşamı etkileyen şu bulgular reflü açısından dikkate alınması gereken önemli sinyaller arasında yer almaktadır:</p>
<ul>
<li><strong>Sürekli mide yanması:</strong> Özellikle yemeklerden sonra ve yatarken artan yanma hissi</li>
<li><strong>Yutma güçlüğü:</strong> Yemek borusundaki tahrişe bağlı yutarken zorlanma ve ağrı</li>
<li><strong>Ses kısıklığı ve boğaz ağrısı</strong>: Mide asidinin ses tellerini etkilemesiyle özellikle sabahları belirginleşen şikayetler</li>
<li><strong>Kronik öksürük ve hırıltı:</strong> Özellikle gece boyunca tekrarlayan öksürük ve hırıltı</li>
<li><strong>Ağızda acı veya ekşi tat:</strong> Mide içeriğinin yukarı çıkmasına bağlı tat değişikliği</li>
<li><strong>Göğüs ağrısı:</strong> Yemek sonrası veya yatarken ortaya çıkabilen ve kalp ağrısıyla karışabilen ağrı hissi</li>
<li><strong>Mide bulantısı ve kusma:</strong> Mide asidinin tahriş edici etkisine bağlı gelişebilen şikayetler.</li>
</ul>
<p><strong>Yaşam tarzı değişiklikleri tedavide önemli rol oynuyor</strong></p>
<p>Reflü tedavisinde ilk basamak genellikle yaşam tarzı düzenlemeleridir. Beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi, yatış pozisyonunun düzenlenmesi, kilo kontrolü ve asit artıran gıdalardan kaçınmak şikayetleri önemli ölçüde azaltabilmektedir. Birçok hastada bu önlemler ve ilaç tedavisi ile hastalık kontrol altına alınabilmektedir.</p>
<p>Bazı hastalarda ise ilaç tedavisine rağmen şikayetler devam edebilmektedir. Bu durumda günümüzde cerrahiye alternatif olarak reflüyü kontrol altına alabilecek gelişmiş endoskopik tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Özellikle ameliyatsız reflü tedavisi olarak bilinen Endoskopik Fundoplikasyon, son yıllarda dikkat çeken modern bir seçenek haline gelmiştir.</p>
<p><strong>Endoskopik yöntemle mide girişinde yeni bir bariyer oluşturuluyor</strong></p>
<p>Endoskopik fundoplikasyon, ağız yoluyla ilerletilen endoskopik sistemler ve özel cihazlar aracılığıyla uygulanmaktadır. İşlem sırasında mide girişinde yeni bir kapak mekanizması oluşturularak mide asidinin yemek borusuna kaçması engellenmektedir. Böylece reflü şikayetlerinin kontrol altına alınması hedeflenmektedir. Günümüzde ameliyatsız reflü tedavisinin yani endoskopik fundoplikasyonun en yaygın uygulaması TIF(Transoral İncisionless Fundoplication) tekniğidir. Bu teknik, mide ile yemek borusu arasında daha güçlü bir bariyer oluşturarak reflüyü uzun vadede kontrol altına almayı amaçlamaktadır. Bu sayede mide içeriğinin yemek borusuna kaçışı engellenmekte ve reflü şikayetleri belirgin şekilde azalmaktadır.</p>
<p><strong>Ameliyatsız ve minimal invaziv bir tedavi seçeneği sunuyor</strong></p>
<p>Bu yöntem cerrahi kesi gerektirmediği için minimal invaziv bir işlem olarak kabul edilmektedir. Anestezi altında gerçekleştirilen endoskopik uygulama sonrası hastalar genellikle kısa sürede günlük yaşamlarına dönebilmektedir. İyileşme sürecinin daha konforlu olması ve hastanede kalış süresinin kısa olması önemli avantajlar arasında yer almaktadır.</p>
<p><strong>Doğru tedavi ile yaşam kalitesi belirgin şekilde artabiliyor</strong></p>
<p>Reflü hastalığı, doğru tanı ve kişiye uygun tedavi yaklaşımıyla kontrol altına alınabilmektedir. Yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaç tedavisinin yeterli olmadığı hastalarda, cerrahiye alternatif olarak uygulanan endoskopik tedavi yöntemleriyle reflü şikayetlerinin azaltılması ve yaşam kalitesinin artırılması hedeflenmektedir. Özellikle uygun hastalarda uygulanan endoskopik fundoplikasyon, reflünün neden olduğu şikayetlerin kontrol altına alınmasına ve hastaların günlük yaşamlarına daha konforlu şekilde devam etmelerine katkı sağlayabilmektedir.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ses-kisikligi-ve-gogus-agrisinin-nedeni-reflu-olabilir-653755">Ses kısıklığı ve göğüs ağrısının nedeni reflü olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>118 yıllık sağlık çınarı yeni binasına kavuşuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/118-yillik-saglik-cinari-yeni-binasina-kavusuyor-653716</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2026 12:28:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[118]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[binasına]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[çınarı]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[Hizmet Binası]]></category>
		<category><![CDATA[inşaat]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kavuşuyor]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yıllık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653716</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’nin yeni ek hizmet binasında inşaat çalışmaları hızla ilerliyor. Kaba inşaatı tamamlanan, iç mekan ve cephe çalışmalarının sürdüğü binanın yıl sonuna kadar tamamlanması hedefleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/118-yillik-saglik-cinari-yeni-binasina-kavusuyor-653716">118 yıllık sağlık çınarı yeni binasına kavuşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’nin yeni ek hizmet binasında inşaat çalışmaları hızla ilerliyor. Kaba inşaatı tamamlanan, iç mekan ve cephe çalışmalarının sürdüğü binanın yıl sonuna kadar tamamlanması hedefleniyor. Donanım ve tıbbi ekipmanların yerleştirilmesinin ardından yeni hizmet binasının 2027 yılında İzmirlilere kapılarını açması planlanıyor.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın göreve gelişinin dördüncü ayında temeli atılan Eşrefpaşa Hastanesi’nin yeni ek hizmet binasında sona yaklaşıldı. İki yıldır süren çalışmalar kapsamında bodrum ve zemin katla beraber 7 kattan oluşacak yapının kaba inşaatı tamamlandı. Fen İşleri Dairesi Başkanlığı ekipleri iç mekanlarda çalışmalarına devam ederken, mevcut hastane ile yeni bina arasındaki bağlantıyı sağlayacak köprünün yapımı ise sürüyor. İzmir’in 118 yıllık sağlık çınarı Eşrefpaşa Hastanesi’nin ek hizmet binasının yıl sonuna kadar tamamlanması, donanım ve tıbbi ekipmanların yerleştirilmesinin ardından hastanenin 2027 yılında hasta kabulüne başlaması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Konforlu ve modern sağlık hizmeti</strong></p>
<p>Toplam 549 milyon liralık yatırımla hayata geçirilen proje hakkında bilgi veren Fen İşleri Dairesi Başkanlığı Yapı İşleri Müdürü Ece Bahar, “Eşrefpaşa Hastanesi’nde çalışmalarımız tüm hızıyla devam ediyor. Yeni hizmet binamızda kadın doğum ve yoğun bakım üniteleri ile ameliyathaneler başta olmak üzere, vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine daha konforlu ve modern koşullarda ulaşmasını sağlayacak önemli birimler yer alacak. Bu yatırımla hastanemizin hizmet kapasitesini büyük ölçüde artıracağız. İzmir’e uzun yıllar hizmet verecek bu önemli projeyi en kısa sürede kentimize kazandırmak için çalışıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Projeyi tamamlamak için heyecanlıyız”</strong></p>
<p>İnşaatın mevcut durumu hakkında bilgi veren Bahar, “Kaba inşaatımız tamamlandı. Cephe, boya, sıva, seramik ve mekanik imalatlarımız sürüyor. Mevcut bina ile yeni yapıyı birbirine bağlayacak köprünün imalatı da büyük ölçüde tamamlandı. Depreme dayanıklı olarak inşa edilen yeni binamızda 471 fore kazık kullanıldı. İki yıldır sürdürdüğümüz bu projeyi tamamlamak için son derece heyecanlıyız. Tüm ekibimiz büyük bir motivasyonla çalışıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Acil servisten kadın doğum servisine sağlık hizmeti verecek</strong></p>
<p>Eşrefpaşa Hastanesi kampüsü içinde bulunan, 30 Ekim 2020 İzmir depremi sonrası hasar gören C bloğun yıkılmasının ardından ek hizmet binası projesi hazırlanmıştı. Yaklaşık 11 bin metrekarelik kullanım alanına sahip olacak yeni bina, bodrum ve zemin katla beraber 7 kattan oluşacak. Bina; acil servis, teknik birimler, morg, kafeterya, 26 yataklı hasta servisi, 2 yataklı kadın doğum servisi, 6 yataklı yoğun bakım servisi, 6 ameliyat salonu ve ameliyathane servisi, yemekhane, toplantı salonları ve merkezi sterilizasyon bölümlerinden oluşacak.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/118-yillik-saglik-cinari-yeni-binasina-kavusuyor-653716">118 yıllık sağlık çınarı yeni binasına kavuşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni iddia! Kiraz Devlet Hastanesi Müdürü Kurum Aracı ile Alkollu Mekanlara Gidiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-iddia-kiraz-devlet-hastanesi-muduru-kurum-araci-ile-alkollu-mekanlara-gidiyor-653686</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2026 10:14:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[iddia]]></category>
		<category><![CDATA[kiraz]]></category>
		<category><![CDATA[kurum]]></category>
		<category><![CDATA[müdürü]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653686</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kiraz Devlet Hastanesi'nde yeni iddia! Kurum aracı meyhane servisi mi oldu?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-iddia-kiraz-devlet-hastanesi-muduru-kurum-araci-ile-alkollu-mekanlara-gidiyor-653686">Yeni iddia! Kiraz Devlet Hastanesi Müdürü Kurum Aracı ile Alkollu Mekanlara Gidiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birlik Sağlık-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Şevket Özfiliz, Kiraz Devlet Hastanesi Müdürü D.E. hakkında yeni iddialar ortaya attı. Özfiliz, kurumun resmi aracının alkol alınan mekânlara ulaşım ve dönüş amacıyla kullanıldığını öne sürerek İl Sağlık Müdürlüğü’ne ve Sağlık Bakanlığı’na soruşturma çağrısında bulundu.</p>
<p>Kiraz Devlet Hastanesi’nde daha önce de gündeme gelen iddialara bir yenisi eklendi. Birlik Sağlık-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Şevket Özfiliz, hastane müdürü D.E.’nin kamu araçlarını kullanım şekline ilişkin dikkat çeken iddialarda bulundu.</p>
<p>Özfiliz’in sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımlarda, kurum müdürünün alkol alınan mekânlara giderken hastanenin resmi aracını kullandığı, bazı durumlarda ise kendi aracını alkollü kullandığı ve kurum şoförünü kendisini almak üzere mekâna çağırdığı ileri sürüldü.</p>
<p><b>“Kamu Araçları Kişisel İşler İçin Verilmedi”</b></p>
<p>Özfiliz, kamu araçlarının personelin özel ihtiyaçları ya da alkol alınan mekânlardan ulaşım sağlamak amacıyla kullanılmaması gerektiğini belirterek, söz konusu iddiaların araştırılması çağrısında bulundu. Paylaşımlarda, resmi aracın hangi tarihlerde ve hangi görev kapsamında kullanıldığının; araç görevlendirme kayıtları, araç takip sistemi ve ilgili personelin ifadeleri üzerinden incelenmesi gerektiği vurgulandı. Özfiliz, daha önce de Kiraz Devlet Hastanesi’ndeki iddiaları kamuoyuna taşıdıklarını hatırlatarak bu kez doğrudan İzmir İl Sağlık Müdürlüğü’ne seslendi. Özfiliz’in paylaşımında, “İl Sağlık Müdürlüğü, soruşturma makamının bunun için ne yaptı?” sorusu yöneltilirken, konuyla ilgili Sağlık Bakanlığı tarafından müfettiş görevlendirilmesi gerektiği savunuldu.</p>
<p><b>Daha Önce de İddialar Gündeme Gelmişti !</b></p>
<p>Kiraz Devlet Hastanesi Müdürü D.E. hakkında daha önce de Birlik Sağlık-Sen tarafından çeşitli iddialar gündeme getirilmişti. Sendika tarafından 17 Haziran 2026’da yapılan açıklamada; bir hekime yönelik fiziki saldırı planlandığı, çalışanlara baskı ve mobbing uygulandığı ve çeşitli usulsüzlükler yaşandığı yönündeki iddialar kamuoyuyla paylaşılmıştı. İddiaların araştırılması için savcılık ve İl Sağlık Müdürlüğü nezdinde süreç başlatıldığı da daha önce Yerelgüç tarafından haberleştirilmişti.</p>
<p><b>Soruşturma Hangi Aşamada?</b></p>
<p>İl Sağlık Müdürlüğü tarafından başlatıldığı belirtilen soruşturmanın hangi aşamada olduğu ise merak konusu oldu. Yeni iddiaların ardından sürece ilişkin kamuoyuna kapsamlı bir açıklama yapılmazken, Şevket Özfiliz “Soruşturma hangi aşamada? Üstü kapatılmaya mı çalışılıyor?” sorusunu yönelterek Sağlık Bakanlığı’nı göreve çağırdı. Özfiliz, mevcut iddiaların bağımsız ve kapsamlı şekilde araştırılması, gerekli görülmesi halinde Bakanlık müfettişlerinin görevlendirilmesi gerektiğini savundu. Son olarak kamu aracı kullanımına ilişkin iddiaları gündeme getiren Özfiliz, “Devlet aracı şahsi eğlence aracı değildir” mesajıyla konunun araştırılmasını istedi. Söz konusu iddiaların doğruluğunun yapılacak idari inceleme ve soruşturma sonucunda netlik kazanması bekleniyor. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-iddia-kiraz-devlet-hastanesi-muduru-kurum-araci-ile-alkollu-mekanlara-gidiyor-653686">Yeni iddia! Kiraz Devlet Hastanesi Müdürü Kurum Aracı ile Alkollu Mekanlara Gidiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kiraz Devlet Hastanesi’nde yeni iddia! Kurum aracı meyhane servisi mi oldu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kiraz-devlet-hastanesinde-yeni-iddia-kurum-araci-meyhane-servisi-mi-oldu-653683</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2026 10:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[iddia]]></category>
		<category><![CDATA[kiraz]]></category>
		<category><![CDATA[kurum]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653683</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kiraz Devlet Hastanesi'nde yeni iddia! Kurum aracı meyhane servisi mi oldu?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kiraz-devlet-hastanesinde-yeni-iddia-kurum-araci-meyhane-servisi-mi-oldu-653683">Kiraz Devlet Hastanesi’nde yeni iddia! Kurum aracı meyhane servisi mi oldu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birlik Sağlık-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Şevket Özfiliz, Kiraz Devlet Hastanesi Müdürü D.E. hakkında yeni iddialar ortaya attı. Özfiliz, kurumun resmi aracının alkol alınan mekânlara ulaşım ve dönüş amacıyla kullanıldığını öne sürerek İl Sağlık Müdürlüğü’ne ve Sağlık Bakanlığı’na soruşturma çağrısında bulundu.</p>
<p>Kiraz Devlet Hastanesi’nde daha önce de gündeme gelen iddialara bir yenisi eklendi. Birlik Sağlık-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Şevket Özfiliz, hastane müdürü D.E.’nin kamu araçlarını kullanım şekline ilişkin dikkat çeken iddialarda bulundu.</p>
<p>Özfiliz’in sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımlarda, kurum müdürünün alkol alınan mekânlara giderken hastanenin resmi aracını kullandığı, bazı durumlarda ise kendi aracını alkollü kullandığı ve kurum şoförünü kendisini almak üzere mekâna çağırdığı ileri sürüldü.</p>
<p><b>“Kamu Araçları Kişisel İşler İçin Verilmedi”</b></p>
<p>Özfiliz, kamu araçlarının personelin özel ihtiyaçları ya da alkol alınan mekânlardan ulaşım sağlamak amacıyla kullanılmaması gerektiğini belirterek, söz konusu iddiaların araştırılması çağrısında bulundu. Paylaşımlarda, resmi aracın hangi tarihlerde ve hangi görev kapsamında kullanıldığının; araç görevlendirme kayıtları, araç takip sistemi ve ilgili personelin ifadeleri üzerinden incelenmesi gerektiği vurgulandı. Özfiliz, daha önce de Kiraz Devlet Hastanesi’ndeki iddiaları kamuoyuna taşıdıklarını hatırlatarak bu kez doğrudan İzmir İl Sağlık Müdürlüğü’ne seslendi. Özfiliz’in paylaşımında, “İl Sağlık Müdürlüğü, soruşturma makamının bunun için ne yaptı?” sorusu yöneltilirken, konuyla ilgili Sağlık Bakanlığı tarafından müfettiş görevlendirilmesi gerektiği savunuldu.</p>
<p><b>Daha Önce de İddialar Gündeme Gelmişti !</b></p>
<p>Kiraz Devlet Hastanesi Müdürü D.E. hakkında daha önce de Birlik Sağlık-Sen tarafından çeşitli iddialar gündeme getirilmişti. Sendika tarafından 17 Haziran 2026’da yapılan açıklamada; bir hekime yönelik fiziki saldırı planlandığı, çalışanlara baskı ve mobbing uygulandığı ve çeşitli usulsüzlükler yaşandığı yönündeki iddialar kamuoyuyla paylaşılmıştı. İddiaların araştırılması için savcılık ve İl Sağlık Müdürlüğü nezdinde süreç başlatıldığı da daha önce Yerelgüç tarafından haberleştirilmişti.</p>
<p><b>Soruşturma Hangi Aşamada?</b></p>
<p>İl Sağlık Müdürlüğü tarafından başlatıldığı belirtilen soruşturmanın hangi aşamada olduğu ise merak konusu oldu. Yeni iddiaların ardından sürece ilişkin kamuoyuna kapsamlı bir açıklama yapılmazken, Şevket Özfiliz “Soruşturma hangi aşamada? Üstü kapatılmaya mı çalışılıyor?” sorusunu yönelterek Sağlık Bakanlığı’nı göreve çağırdı. Özfiliz, mevcut iddiaların bağımsız ve kapsamlı şekilde araştırılması, gerekli görülmesi halinde Bakanlık müfettişlerinin görevlendirilmesi gerektiğini savundu. Son olarak kamu aracı kullanımına ilişkin iddiaları gündeme getiren Özfiliz, “Devlet aracı şahsi eğlence aracı değildir” mesajıyla konunun araştırılmasını istedi. Söz konusu iddiaların doğruluğunun yapılacak idari inceleme ve soruşturma sonucunda netlik kazanması bekleniyor. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kiraz-devlet-hastanesinde-yeni-iddia-kurum-araci-meyhane-servisi-mi-oldu-653683">Kiraz Devlet Hastanesi’nde yeni iddia! Kurum aracı meyhane servisi mi oldu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Burun estetiği ile birlikte hangi işlemler ve ameliyatlar yapılabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/burun-estetigi-ile-birlikte-hangi-islemler-ve-ameliyatlar-yapilabilir-653677</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2026 21:21:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatlar]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[estetiği]]></category>
		<category><![CDATA[İşlemler]]></category>
		<category><![CDATA[yapılabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653677</guid>

					<description><![CDATA[<p>Burun estetiği ile birlikte hangi işlemler ve ameliyatlar yapılabilir</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/burun-estetigi-ile-birlikte-hangi-islemler-ve-ameliyatlar-yapilabilir-653677">Burun estetiği ile birlikte hangi işlemler ve ameliyatlar yapılabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op.Dr. Sinan Uluyol, burun estetiği ile birlikte yapılabilecek operasyon ve işlemler hakkında bilgi verdi. </b></p>
<p><b>Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezinde görevli Op.Dr. Sinan Uluyol, “</b><span>Kepçe Kulak Estetiği (Otoplasti), Göz Kapağı Estetiği (Blefaroplasti), Burun Kemiği Eğriliği Ameliyatı (Septoplasti), Burun Eti Büyümesi Ameliyatı (Konka Radyofrekans), Sinüzit Ameliyatı (Endoskopik Sinüs Cerrahisi), Ameliyatsız Yüz Germe ve Badem Göz Estetiği yapılabilir. Bunların yanında diğer vücut bölgelerini ilgilendiren ameliyatlarla birlikte de burun estetiği uygulanabilir.” dedi.  </span><span>Uluyol, burun estetiği konusunda merak edilen konular hakkında ise şu açıklamayı yaptı. </span></p>
<p><b><b>Burun estetiği için doktor seçimi nasıl yapılmalı</b></b></p>
<p><span>Estetik burun ameliyatı için hekiminizin yeteneği, deneyimi ve başarısı kuşkusuz en önemli faktörlerdir. Bu konuda hekiminizin stilini anlamaya çalışın. Sosyal medya en önemli yardımcınız olacaktır. Takibe aldığınız burun estetiği uzmanları isteklerinize uygun burunları yapıyorlarsa doğru yoldasınızdır.</span></p>
<p><span>Uzun dönem sonuçları takip edin, ameliyat masasında çekilen önce sonra fotoğraf ve videolar şık ve gösterişli olsa da çok anlamlı değildir! Sonuçta burnunuzu uzun zaman kullanmak isteyeceksiniz, iyi burun estetiği size bir ömür yetmelidir. Fotoğraf gibi görsel içeriğin kolay değiştirilebildiği görüntüler yerine video görseller daha gerçek bilgi vermektedir.</span></p>
<p><span>İletişim çok önemlidir, hekiminizle mutlaka rahat bir süre içinde konuşun, ne istediğinizi iyi anlattığınızdan ve hekiminizi iyi anladığınızdan emin olun. İsteklerinizi yanınızda bulunan fotoğraflardan gösterebilirsiniz çok faydalı olacaktır. Bu süreçte en az 2 deneyimli hekimle görüşmüş olun. Farklı yaklaşımlar görmek sizi kaliteye götürür, kıyaslama gücünüz arttırır.</span></p>
<p><span>Rinoplasti için hekim arama sürecinde “burun estetiği nedir, nasıl yapılır (basit ameliyat animasyonlarını izleyebilirsiniz), iyileşme süreci erken ve geç dönemde nasıldır ve bu süreçte en sık yaşanan problemler nelerdir?” sorularını araştırmış olun. Ne kadar çok bilgiliyseniz estetik burun görüşmesi sırasında hekiminiz sizinle daha rahat iletişim kurabilecektir.</span></p>
<p><b><b>Estetik burun cerrahisinde uygulanan teknik</b></b></p>
<p><span>Uygulanan tekniğin önemi yoktur. Hastalar rahat bir ameliyat süreci geçirmek ve uzun dönemde başarılı estetik sonuçlar almak istemektedirler. Doktorunuz, estetik ve fonksiyonel sonuçlarının en yüksek olduğu tekniği uygulayacaktır. Rinoplasti öncesi görüşmede bu konu netleşecektir. Burun estetiğinde kullanılan teknik reklamları uzun dönemdeki sonuçları kadar değerlidir. Teknik değil doğru cerrah seçimi önemlidir.</span></p>
<p><b><b>Burun estetiğinde en zor burunlar hangileridir</b></b></p>
<p><span>Estetik burun ameliyatının revizyon olması veya önceden geçirilmiş burun kemik-kıkırdak ameliyatı öyküsü estetik burun ameliyatını en çok zorlaştıran faktördür. Bu hastalarda kulak arkasından veya kaburgadan kıkırdak almak gerekebilir. Kaburgadan ve kulaktan kıkırdak almak burun estetiği ameliyat süresini uzatır, bu kıkırdak kaynakları yapıları gereği burun içindeki kıkırdaklar kadar kullanışlı değildir. </span></p>
<p><b><b>Kalın ciltlerde burun estetiği daha mı zordur?</b></b></p>
<p><span>Kalın ciltli burunların özellikle uç kısımları ilk 3 ay olan erken dönemde fazlaca şişer ve iyileşme süresi 1 yıldan daha uzun sürebilir. Bu durum can sıkıcı gibi görünse de doğru cerrahi teknik ve güçlü burun ucu desteği yapılan vakalar, iyileşme süreci sonunda kusur göstermeyen, estetik ve doğal görünen burunlar olurlar. Sonuç olarak kalın ciltli hastalarda sabrın sonu selamettir. Bunun yanında daha kolay olarak düşünülen ince ciltli burunlarda cilt altındaki dikişlerin düğümleri, en küçük girinti-çıkıntı bile görülebildiği için sürpriz sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.</span></p>
<p><b><b>Alçı ve tampon almak ağrılı mıdır</b></b></p>
<p><span>Estetik burun ameliyatı sonrası 5-7 gün sonra alçı ve silikonu çıkarıyoruz. Rinoplasti sonrası burun tamponu alınması işlemi kesinlikle ağrılı değildir. “Burun tamponu almak ağrılıdır” algısı sadece şehir efsanesidir.  Silikon ve alçı alımı sonrası hastalar normal hayatlarına ve profesyonel iş hayatlarına dönebilmektedir. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/burun-estetigi-ile-birlikte-hangi-islemler-ve-ameliyatlar-yapilabilir-653677">Burun estetiği ile birlikte hangi işlemler ve ameliyatlar yapılabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diz Kireçlenmesinde Tek Çözüm Protez Ameliyatı mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diz-kireclenmesinde-tek-cozum-protez-ameliyati-mi-653669</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2026 21:10:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[kireçlenmesinde]]></category>
		<category><![CDATA[protez]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653669</guid>

					<description><![CDATA[<p>Op. Dr. Ahmet Savran, diz kireçlenmesi konusunda alınacak önlemler ve tedavi seçenekleri konusunda açıklamalarda bulundu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diz-kireclenmesinde-tek-cozum-protez-ameliyati-mi-653669">Diz Kireçlenmesinde Tek Çözüm Protez Ameliyatı mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Ortopedi ve Travmatoloji ve El Cerrahisi Yan Dal Uzmanı Op. Dr. Ahmet Savran, diz kireçlenmesi konusunda alınacak önlemler ve tedavi seçenekleri konusunda açıklamalarda bulundu. </span></p>
<p><span>Diz ağrısı yaşayan kişilerin yaş ortalamasının günümüz koşullarında daha aşağılara indiğine işaret eden Op. Dr. Ahmet Savran,  “Diz ağrısı çeken hasta yaşı günümüzde değişiklikler gösterebiliyor. Yaş, cinsiyet, yaşam tarzı, hareketsiz yaşam, çalışma koşulları gibi pek çok faktör diz ağrısı, kireçlenme sorunlarına neden olabiliyor. Son günlerde ortopedi polikliniklerinin önündeki yoğunluğun nedenleri arasında ilk sıralarda diz ağrısının olduğunu söyleyebiliriz. Genç yaştaki kişilerde diz ağrısı sebepleri çeşitlilik gösteriyor. Ancak 50 yaş üstündeki kadınlardaki diz ağrısı şikayetinin nedenleri arasında öncelikli neden; menopoz ile birlikte östrojen azalması ile kıkırdak yenilenmesinin azalması diyebiliriz. </span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/08/diz-kireclenmesinde-tek-cozum-protez-ameliyati-mi-0-HifsTGcJ.jpeg"/></p>
<p><b>“Kireçlenme Doğal Bir Süreç”</b></p>
<p><span>Erkeklerde ise 55-60 yaşlarında diz ağrılarının başladığını belirten Savran, yaş ilerledikçe merdiven çıkarken hissedilen huzursuzluğun, ağrıların olmasının eklem kıkırdaklarının eskimesinin doğal bir süreç olduğunu söyledi. </span><span>Kireçlenmenin doğal bir süreç olduğunun altını çizen Ahmet Savran, tedavi ile ilgili şunları ekledi: “Kireçlenme dışı diğer nedenler dışında, kireçlenme tedavisinde son aşamada diz protezi ameliyatı tercih edilebilir. Herkese ameliyat önermiyoruz. Araba yolda kaldığında diğer yöntemler işe yaramıyorsa diz protezi ameliyatını tercih ediyoruz. Yolun sonu protez ama herkese protez yapılır demiyoruz. Protezin de bir ömrü var. Protez aslında yaşlılık ameliyatı 60-65 yaştan sonra yapılması en doğrusudur. 50 yaşında protez yapılan birisi protezi çok daha erken eskitiyor sonra bir revizyon yapılması gerekiyor. Gerekmedikçe diz protezi yapmıyoruz, çok gerektiği zaman yapıyoruz. Kireçlenme sorunu yaşayan hastalarda röntgen çekimi bize daha iyi sonuçlar veriyor. Röntgen çekiminde hasta ayağını basıyor, çekim bu şekilde yapılıyor. MRG ise yatarak çekiliyor. O nedenle röntgen daha kıymetli olabiliyor.”</span></p>
<p><b>Ameliyata Giden Süreç Yavaşlatılabilir mi?</b></p>
<p><span>Savran, “Dünya nüfusu yaşlanıyor. Gelişen teknoloji ile birlikte diz ağrısı yaşama yaşı da daha erken dönemlere denk gelebiliyor. Burada ortopedi alanında hızlı giden kısım, kıkırdak yenileyiciler dışında yaşam tarzı değişiklikleridir. Hastanın kilo vermesi, fizik tedavi, ayakkabı seçeneği, yürüyüş önerileri gibi öneriler yapılabilir. Kilo kontrolünü sağlamak çok önemlidir. Bunun yanında kuvvet antrenmanları uygulamak da fayda sağlayabilir. İkinci aşama ise kıkırdak destekleyici takviye desteği olabilir. Bu takviye desteği de kişiye özel olmalıdır. Bir sonraki basamak ise diz içi enjeksiyonlar olabilir. Hatta artık ağızdan alınan da diz içi takviyeler de mevcuttur. Bu noktada da hastayı görüp ona göre bu tür işlemlere karar veriyoruz. Bazen dizlikler, destek ürünler, diz içindeki iç eklem aralığını artırmaya yönelik kemik kaydırma ameliyatları da gerekli olabiliyor. Bunların hiçbiri sonuç vermiyorsa son olarak diz protezi ameliyatı gerçekleştirilir” dedi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diz-kireclenmesinde-tek-cozum-protez-ameliyati-mi-653669">Diz Kireçlenmesinde Tek Çözüm Protez Ameliyatı mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diz Kireçlenmesinde Tek Çözüm Protez Ameliyatı mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diz-kireclenmesinde-tek-cozum-protez-ameliyati-mi-2-653670</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2026 21:10:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[kireçlenmesinde]]></category>
		<category><![CDATA[protez]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653670</guid>

					<description><![CDATA[<p>Op. Dr. Ahmet Savran, diz kireçlenmesi konusunda alınacak önlemler ve tedavi seçenekleri konusunda açıklamalarda bulundu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diz-kireclenmesinde-tek-cozum-protez-ameliyati-mi-2-653670">Diz Kireçlenmesinde Tek Çözüm Protez Ameliyatı mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Ortopedi ve Travmatoloji ve El Cerrahisi Yan Dal Uzmanı Op. Dr. Ahmet Savran, diz kireçlenmesi konusunda alınacak önlemler ve tedavi seçenekleri konusunda açıklamalarda bulundu. </span></p>
<p><span>Diz ağrısı yaşayan kişilerin yaş ortalamasının günümüz koşullarında daha aşağılara indiğine işaret eden Op. Dr. Ahmet Savran,  “Diz ağrısı çeken hasta yaşı günümüzde değişiklikler gösterebiliyor. Yaş, cinsiyet, yaşam tarzı, hareketsiz yaşam, çalışma koşulları gibi pek çok faktör diz ağrısı, kireçlenme sorunlarına neden olabiliyor. Son günlerde ortopedi polikliniklerinin önündeki yoğunluğun nedenleri arasında ilk sıralarda diz ağrısının olduğunu söyleyebiliriz. Genç yaştaki kişilerde diz ağrısı sebepleri çeşitlilik gösteriyor. Ancak 50 yaş üstündeki kadınlardaki diz ağrısı şikayetinin nedenleri arasında öncelikli neden; menopoz ile birlikte östrojen azalması ile kıkırdak yenilenmesinin azalması diyebiliriz. </span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/08/diz-kireclenmesinde-tek-cozum-protez-ameliyati-mi-0-jBfahqpQ.jpeg"/></p>
<p><b>“Kireçlenme Doğal Bir Süreç”</b></p>
<p><span>Erkeklerde ise 55-60 yaşlarında diz ağrılarının başladığını belirten Savran, yaş ilerledikçe merdiven çıkarken hissedilen huzursuzluğun, ağrıların olmasının eklem kıkırdaklarının eskimesinin doğal bir süreç olduğunu söyledi. </span><span>Kireçlenmenin doğal bir süreç olduğunun altını çizen Ahmet Savran, tedavi ile ilgili şunları ekledi: “Kireçlenme dışı diğer nedenler dışında, kireçlenme tedavisinde son aşamada diz protezi ameliyatı tercih edilebilir. Herkese ameliyat önermiyoruz. Araba yolda kaldığında diğer yöntemler işe yaramıyorsa diz protezi ameliyatını tercih ediyoruz. Yolun sonu protez ama herkese protez yapılır demiyoruz. Protezin de bir ömrü var. Protez aslında yaşlılık ameliyatı 60-65 yaştan sonra yapılması en doğrusudur. 50 yaşında protez yapılan birisi protezi çok daha erken eskitiyor sonra bir revizyon yapılması gerekiyor. Gerekmedikçe diz protezi yapmıyoruz, çok gerektiği zaman yapıyoruz. Kireçlenme sorunu yaşayan hastalarda röntgen çekimi bize daha iyi sonuçlar veriyor. Röntgen çekiminde hasta ayağını basıyor, çekim bu şekilde yapılıyor. MRG ise yatarak çekiliyor. O nedenle röntgen daha kıymetli olabiliyor.”</span></p>
<p><b>Ameliyata Giden Süreç Yavaşlatılabilir mi?</b></p>
<p><span>Savran, “Dünya nüfusu yaşlanıyor. Gelişen teknoloji ile birlikte diz ağrısı yaşama yaşı da daha erken dönemlere denk gelebiliyor. Burada ortopedi alanında hızlı giden kısım, kıkırdak yenileyiciler dışında yaşam tarzı değişiklikleridir. Hastanın kilo vermesi, fizik tedavi, ayakkabı seçeneği, yürüyüş önerileri gibi öneriler yapılabilir. Kilo kontrolünü sağlamak çok önemlidir. Bunun yanında kuvvet antrenmanları uygulamak da fayda sağlayabilir. İkinci aşama ise kıkırdak destekleyici takviye desteği olabilir. Bu takviye desteği de kişiye özel olmalıdır. Bir sonraki basamak ise diz içi enjeksiyonlar olabilir. Hatta artık ağızdan alınan da diz içi takviyeler de mevcuttur. Bu noktada da hastayı görüp ona göre bu tür işlemlere karar veriyoruz. Bazen dizlikler, destek ürünler, diz içindeki iç eklem aralığını artırmaya yönelik kemik kaydırma ameliyatları da gerekli olabiliyor. Bunların hiçbiri sonuç vermiyorsa son olarak diz protezi ameliyatı gerçekleştirilir” dedi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diz-kireclenmesinde-tek-cozum-protez-ameliyati-mi-2-653670">Diz Kireçlenmesinde Tek Çözüm Protez Ameliyatı mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HEP-SEN’in Müdahalesi Sonuç Verdi: Yoğun Bakıma Aynı Gün Üç Hemşire Görevlendirildi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hep-senin-mudahalesi-sonuc-verdi-yogun-bakima-ayni-gun-uc-hemsire-gorevlendirildi-653659</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2026 19:09:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakıma]]></category>
		<category><![CDATA[hep-sen]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[müdahalesi]]></category>
		<category><![CDATA[sonuç]]></category>
		<category><![CDATA[verdi]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653659</guid>

					<description><![CDATA[<p>HEP-SEN’in Müdahalesi Sonuç Verdi: Yoğun Bakıma Aynı Gün Üç Hemşire Görevlendirildi!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hep-senin-mudahalesi-sonuc-verdi-yogun-bakima-ayni-gun-uc-hemsire-gorevlendirildi-653659">HEP-SEN’in Müdahalesi Sonuç Verdi: Yoğun Bakıma Aynı Gün Üç Hemşire Görevlendirildi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / İzmir –</strong> İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi İkinci basamak yoğun bakım ünitesinde bir hemşirenin dört hastanın bakım sorumluluğunu üstlenmek zorunda bırakıldığı personel yetersizliği, HEP-SEN’in idari girişimleri ve konuyu kamuoyuna taşımasının ardından aynı gün çözüme kavuşturuldu.<br /> Hasta güvenliği ile çalışan sağlığını doğrudan ilgilendiren personel yetersizliğinin tespit edilmesi üzerine HEP-SEN tarafından hastane yönetimine gerekli başvurular yapıldı. Yoğun bakım hizmetinin niteliği, hastaların yakın takip gereksinimi ve hemşirelerin taşıdığı ağır mesleki sorumluluk vurgulanarak mevcut personel planlamasının sürdürülebilir olmadığı açıkça ortaya konuldu.<br /> Sorunun yalnızca kurum içinde bırakılmaması, basın ve medya aracılığıyla kamuoyunun da bilgilendirilmesinin ardından idare ivedilikle harekete geçti ve yoğun bakım ünitesine üç hemşire görevlendirildi.<br /> Böylece HEP-SEN’in sahadan gelen sorunu tespit etmesi, resmi başvuruyla idarenin önüne koyması ve kamuoyu oluşturması kısa sürede somut sonuç verdi.</p>
<p><b>HEP-SEN Sahada Tespit Etti, İdareye Taşıdı, Kamuoyuna Duyurdu</b></p>
<p>HEP-SEN yetkilileri konuya ilişkin, “Bir hemşirenin aynı anda dört yoğun bakım hastasının sorumluluğunu taşıması ne çalışan açısından ne de hasta güvenliği açısından kabul edilebilir. Buradaki mücadelemiz yalnızca çalışma koşullarının düzeltilmesi değil, nitelikli ve güvenli sağlık hizmetinin korunması mücadelesidir. Sorunun aynı gün çözüme kavuşturulmuş olmasını önemli buluyoruz. Çalışanların sesi olmaya, eksiklikleri sahada tespit edip çözüm üretilene kadar takip etmeye devam edeceğiz.” açıklamasında bulundu. Yaşanan gelişme, sağlık çalışanlarının sorunlarının zamanında ve kararlı biçimde gündeme getirilmesinin sonuç alınabileceğini bir kez daha gösterdi.Sonuçta HEP-SEN sahada tespit etti, idareye taşıdı, kamuoyuna duyurdu; yoğun bakımdaki personel sorunu aynı gün çözüldü. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hep-senin-mudahalesi-sonuc-verdi-yogun-bakima-ayni-gun-uc-hemsire-gorevlendirildi-653659">HEP-SEN’in Müdahalesi Sonuç Verdi: Yoğun Bakıma Aynı Gün Üç Hemşire Görevlendirildi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eczacıbaşı Spor Kulübü&#8217;nün Resmi Sağlık Sponsoru Memorial Sağlık Grubu Oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eczacibasi-spor-kulubunun-resmi-saglik-sponsoru-memorial-saglik-grubu-oldu-653644</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2026 16:09:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altyapı]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[eczacıbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Eczacıbaşı Spor Kulübü]]></category>
		<category><![CDATA[İş Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[kulübü]]></category>
		<category><![CDATA[Memorial Sağlık Grubu]]></category>
		<category><![CDATA[nün]]></category>
		<category><![CDATA[resmi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sezon]]></category>
		<category><![CDATA[sponsoru]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653644</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eczacıbaşı Spor Kulübü, yeni sezon hazırlıkları ve 60. yıl vizyonu doğrultusunda Memorial Sağlık Grubu ile 2026-2027 sezonu için Resmi Sağlık Sponsorluğu anlaşması imzaladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eczacibasi-spor-kulubunun-resmi-saglik-sponsoru-memorial-saglik-grubu-oldu-653644">Eczacıbaşı Spor Kulübü&#8217;nün Resmi Sağlık Sponsoru Memorial Sağlık Grubu Oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eczacıbaşı Spor Kulübü, yeni sezon hazırlıkları ve 60. yıl vizyonu doğrultusunda Memorial Sağlık Grubu ile 2026-2027 sezonu için Resmi Sağlık Sponsorluğu anlaşması imzaladı.<strong> </strong>Eczacıbaşı Spor Salonu&#8217;nda düzenlenen imza törenine Eczacıbaşı Spor Kulübü Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Eczacıbaşı, Memorial Sağlık Grubu CEO&#8217;su Bora Uludüz, Eczacıbaşı Spor Kulübü Genel Müdürü Ali Atalık ve Eczacıbaşı Peron İstanbul Takı takibim Kaptanı Simge Aköz katıldı.</p>
<p>İmzalanan anlaşma kapsamında Memorial Sağlık Grubu, Eczacıbaşı Spor Kulübü&#8217;nün Resmi Sağlık Sponsoru olarak kulübün sporcu sağlığına yönelik çalışmalarına destek verecek.</p>
<p><strong>Eczacıbaşı Spor Kulübü Yönetim Kurulu Başkanı</strong> <strong>Faruk Eczacıbaşı</strong>, iş birliğine ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: <em>“Eczacıbaşı Spor Kulübü olarak sporu yalnızca başarı ve rekabetten ibaret görmüyor; sürdürülebilir başarının temelinde sporcu sağlığına, gelişimine ve insana yapılan yatırımın olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle Memorial Sağlık Grubu ile 60. yılımıza girerken hayata geçirdiğimiz bu iş birliğini, ortak değerler üzerine kurulan uzun soluklu bir birlikteliğin başlangıcı olarak görüyoruz. Memorial’ın sağlık alanındaki bilgi birikimi, güvenilirliği ve insan odaklı yaklaşımı bizim için büyük değer taşıyor.</em></p>
<p><em>Bu iş birliğinin en kıymetli yönlerinden biri ise yalnızca A Takım sporcularımızı değil, altyapımızdaki genç sporcularımızı da kapsaması. Altyapı bizim için yalnızca sporcu yetiştirdiğimiz bir yapı değil; karakterin, disiplinin ve sağlıklı yaşam kültürünün inşa edildiği bir okul. Şampiyonluklar A Takım’da kazanılıyor ancak o başarıların temelleri altyapıda atılıyor. Kurulduğumuz günden bu yana altyapımıza yaptığımız her yatırımı aynı zamanda Türk voleybolunun geleceğine yapılmış bir yatırım olarak görüyoruz. Bugün adını gururla duyduğumuz pek çok sporcu Eczacıbaşı altyapısından ve ekolünden yetişti. Bunun en güncel örneklerinden biri de altyapımızdan yetişen Ezel; önümüzdeki sezon A Takımımızda forma giyecek ve bu yaz VNL’de milli takım formasıyla ilk kupasını kaldırdı. Geleceğin kupalarının, bugün gelişimine ve sağlığına yatırım yaptığımız genç sporcularımızın ellerinde yükseleceğine inanıyoruz.</em></p>
<p><em>Memorial’ın altyapı sporcularımıza da aynı özen ve hassasiyetle yaklaşacak olması bu birlikteliği bizim için daha da anlamlı kılıyor. 60 yıllık kulüp kültürümüzün temelinde insana ve sporcuya yatırım var. Bu ortaklığın altyapımızdan A Takımımıza kadar tüm sporcularımıza değer katacağına ve Eczacıbaşı Peron İstanbul’un gelecekteki başarılarına önemli katkı sağlayacağına inanıyor; her iki kurum için de uzun soluklu ve örnek bir iş birliği olmasını diliyorum.”</em></p>
<p><strong>Sporcu Sağlığından Toplumsal Faydaya Uzanan Güçlü Bir İş Birliği</strong></p>
<p><strong>Memorial Sağlık Grubu CEO&#8217;su Bora Uludüz, iş birliği hakkındaki değerlendirmesinde şunları söyledi: </strong><em>“Üst düzey bir spor başarısı ortaya koymak, yetenek, disiplin, kararlılık ve ekip çalışmasının yanında güçlü ve sürdürülebilir bir sağlık altyapısı gerektiriyor. Memorial Sağlık Grubu olarak uzun yıllardır farklı branşlarda takımların ve bireysel sporcuların başarı yolculuklarına sağlık alanındaki bilgi birikimimiz ve uzmanlığımızla eşlik ediyoruz. Bugün bu birikimimizi, 60 yıllık tarihi boyunca Türk kadın voleyboluna yön veren, kadınların güçlenmesine ve yeni sporcuların yetişmesine önemli katkılar sunan Eczacıbaşı Spor Kulübü ile buluşturuyoruz. Bu iş birliği kapsamında ileri teknolojimiz ve deneyimli sağlık ekiplerimizle sporcuların sağlıklarının korunmasına ve tedavi süreçlerinin doğru yönetilmesine katkı sunarken, sağlık ve sporun ortak gücünü daha geniş kitlelerle buluşturmayı, hareketli yaşam kültürüne ve gençlerin yetişmesine destek olmayı son derece değerli buluyoruz. Sporun düzenli ve bilinçli biçimde yaşamın içinde yer almasının sağlıklı bireyler ve güçlü bir toplum için büyük önem taşıdığına inanıyoruz. Eczacıbaşı Spor Kulübü’nün kadınların spordaki varlığını güçlendiren ve gençlere ilham veren köklü yaklaşımının da bu iş birliğine çok değerli bir toplumsal boyut kazandırdığına inanıyoruz.”</em></p>
<p><strong>Eczacıbaşı Spor Kulübü Genel Müdürü</strong> <strong>Ali Atalık</strong>; “<em>Memorial Sağlık Grubu ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliğini son derece doğal ve güçlü bir birliktelik olarak görüyoruz. Memorial’ın insanı merkeze alan sağlık anlayışı, sporcularımızın sağlığını ve gelişimini her kararımızın merkezine koyan yaklaşımımızla örtüşüyor. İş birliğimiz kapsamında A Takımımızdan altyapımıza kadar tüm sporcularımız; sezon öncesi ve sezon boyunca sağlık kontrollerinden tedavi süreçlerine, fizik tedavi ve rehabilitasyondan beslenme ve diyetisyen desteğine kadar Memorial’ın uzmanlığından yararlanacak. Özellikle yeni açılan Memorial Göztepe Hastanesi’nin tesislerimize yakınlığı, ihtiyaç duyduğumuz anda doğru sağlık hizmetine hızla ulaşabilmemiz açısından bizim için ayrıca çok kıymetli. Sağlıklı sporcu, sağlıklı takım demektir. 60. yılımıza girerken böylesine kapsamlı bir sağlık iş birliğini hayata geçirmekten büyük mutluluk duyuyor; Memorial Sağlık Grubu yönetimine ve bu sürece emek veren herkese teşekkür ediyorum” </em>dedi.</p>
<p><strong>Eczacıbaşı Peron İstanbul Takım Kaptanı</strong> <strong>Simge Aköz</strong> ise şunları söyledi: <em>“Bir sporcu olarak bu iş birliğinin sahadaki karşılığının bizim için çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Uzun ve yoğun bir sezon geçiriyoruz; bu süreçte sağlığımızı güvenilir ve alanında uzman bir ekibe emanet ettiğimizi bilmek bize önemli bir güven veriyor. Herhangi bir sağlık problemi ya da sakatlık yaşadığımızda Memorial’ın uzman kadrosunun desteğiyle en doğru şekilde ve en kısa sürede sahaya dönebileceğimizi bilmek çok değerli. Üstelik bu yaklaşımın yalnızca A Takımımızı değil, altyapımızdaki sporcuları da kapsaması bizi ayrıca mutlu ediyor. Bu birlikteliğin yalnızca bir sponsorluk değil, uzun yıllar devam edecek güçlü bir yol arkadaşlığı olmasını diliyorum.”</em></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eczacibasi-spor-kulubunun-resmi-saglik-sponsoru-memorial-saglik-grubu-oldu-653644">Eczacıbaşı Spor Kulübü&#8217;nün Resmi Sağlık Sponsoru Memorial Sağlık Grubu Oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gölcüklü Saygınlar&#8217;a ücretsiz diş sağlığı taraması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/golcuklu-sayginlara-ucretsiz-dis-sagligi-taramasi-653629</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2026 16:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[gölcük]]></category>
		<category><![CDATA[gölcüklü]]></category>
		<category><![CDATA[muayene]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[saygınlar]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[taraması]]></category>
		<category><![CDATA[ücretsiz]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653629</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Gölcük Saygınlar Kulübü’nde üyelere yönelik ağız ve diş sağlığı taraması gerçekleştirildi. Sağlıklı Yaşam Topluluğu kapsamında düzenlenen etkinlikte, Gölcük Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nin uzman ekibi tarafından 50 kulüp üyesinin ağız ve diş muayenesi yapıldı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/golcuklu-sayginlara-ucretsiz-dis-sagligi-taramasi-653629">Gölcüklü Saygınlar&#8217;a ücretsiz diş sağlığı taraması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Gölcük Saygınlar Kulübü’nde üyelere yönelik ağız ve diş sağlığı taraması gerçekleştirildi. Sağlıklı Yaşam Topluluğu kapsamında düzenlenen etkinlikte, Gölcük Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nin uzman ekibi tarafından 50 kulüp üyesinin ağız ve diş muayenesi yapıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>DİŞ SAĞLIĞI İÇİN ANLAMLI DESTEK</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Gölcük Saygınlar Kulübü’nde üyelere yönelik gerçekleştirilen ağız ve diş sağlığı taramasına Gölcük Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Başhekimi Betül Güven Helvacı, Hastane Müdürü Ahmet Çavuş, Diş Hekimi Dr. Tuba Seher Tokmak ile diş hekimleri, hemşireler ve teknikerlerden oluşan sağlık ekibi katıldı. Muayeneler sırasında katılımcıların ağız ve diş sağlık durumları değerlendirilirken, elde edilen bilgiler kayıt altına alındı. Gerekli görülen durumlarda ise tedavi süreçlerine yönelik yönlendirmeler planlandı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>“ADIM ADIM İLERLEYECEĞİZ”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Başhekim Betül Güven Helvacı, taramanın belirli bir plan doğrultusunda yürütüleceğini belirterek, “Önce muayeneniz yapılacak, gerekli gördüğümüz tüm bilgileri not alacağız. Ardından telefon numaralarınızla birlikte kayıtlarımızı oluşturacağız ve ihtiyaçlarınıza göre hekim yönlendirmelerini gerçekleştireceğiz. Bu bir süreç, adım adım ilerleyeceğiz” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>HEM MUAYENE HEM BİLGİLENDİRME</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Tarama programına katılan 65 yaş ve üzeri üyeler, günlük yaşamlarında karşılaştıkları ağız ve diş sağlığı sorunlarını uzmanlara doğrudan aktarma fırsatı buldu. Muayenelerin yanı sıra ağız ve diş sağlığının korunmasına yönelik bilgilendirmeler yapılırken, düzenli diş hekimi kontrolünün önemi de katılımcılarla paylaşıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>“BURADA KENDİMİZİ KIYMETLİ HİSSEDİYORUZ”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Etkinliğe katılan kulüp üyeleri, Gölcük Saygınlar Kulübü’nde gerçekleştirilen faaliyetlerin kendileri için büyük değer taşıdığını belirterek, “Burada kendimizi kıymetli hissediyoruz. Saygınlar Kulübü’nün düzenlediği her türlü faaliyete katılmaya çalışıyoruz” sözleriyle memnuniyetlerini dile getirdi. Katılımcılar, ağız ve diş sağlığı taramasını gerçekleştiren sağlık ekibine de teşekkür etti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>ÜYELERİN YAŞAM KALİTESİNE KATKI SUNULUYOR</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>65 yaş ve üzeri vatandaşların aktif, sağlıklı ve sosyal bir yaşam sürmelerini destekleyen Gölcük Saygınlar Kulübü, sosyal ve kültürel faaliyetlerinin yanı sıra sağlık odaklı programlarıyla da üyelerinin yaşam kalitesine katkı sunuyor. Düzenli diyetisyen takipleri, tansiyon kontrolleri, diyabet ve ileri yaşta sağlıklı beslenmeye yönelik bilgilendirme seminerleri ile üyelerini bilinçlendiren kulüp, egzersiz programlarıyla da fiziksel iyilik halini destekliyor. Bu kapsamda gerçekleştirilen ağız ve diş sağlığı taramasıyla koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması, üyelerin ağız ve diş sağlığı konusunda farkındalıklarının artırılması ve ihtiyaç duyulan durumlarda tedavi süreçlerine yönlendirilmeleri hedefleniyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/golcuklu-sayginlara-ucretsiz-dis-sagligi-taramasi-653629">Gölcüklü Saygınlar&#8217;a ücretsiz diş sağlığı taraması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağız kuruluğu basit bir susuzluk olmayabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agiz-kurulugu-basit-bir-susuzluk-olmayabilir-653614</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2026 15:55:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Kuruluğu]]></category>
		<category><![CDATA[basit]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kuruluğu]]></category>
		<category><![CDATA[olmayabilir]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[susuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tükürük]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653614</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, ağız kuruluğunun nedenleri, başka hastalıklarla ilişkisi ve tedavi yaklaşımı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agiz-kurulugu-basit-bir-susuzluk-olmayabilir-653614">Ağız kuruluğu basit bir susuzluk olmayabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, ağız kuruluğunun nedenleri, başka hastalıklarla ilişkisi ve tedavi yaklaşımı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Sürekli su içme ihtiyacı her zaman sıcak hava veya az su tüketiminden kaynaklanmaz!</strong></p>
<p>Ağız kuruluğunun, tükürük bezlerinin yeterli miktarda tükürük üretememesi sonucu ağız içinde kuruluk hissedilmesi durumu olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Tıbbi adı ‘kserostomi’ olan bu durum, sadece susuz kalmaktan ibaret değildir.” dedi.</p>
<p>Sıcak havalarda veya yetersiz sıvı alımında geçici ağız kuruluğu görülebileceğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, “Ancak sürekli su içme ihtiyacı hissediliyorsa, özellikle bu durum uzun süre devam ediyorsa mutlaka altta yatan neden araştırılmalı. Ağız kuruluğu; diyabet, tiroit hastalıkları, Sjögren sendromu gibi bağışıklık sistemi hastalıkları, bazı nörolojik hastalıklar, radyoterapi öyküsü ve çok sayıda ilacın yan etkisi nedeniyle ortaya çıkabilir. Özellikle tansiyon ilaçları, antidepresanlar, alerji ilaçları ve bazı idrar söktürücüler ağız kuruluğuna neden olabilir. Dolayısıyla sürekli su içme ihtiyacı her zaman sıcak hava veya az su tüketiminden kaynaklanmaz ve uzun sürüyorsa mutlaka bir sağlık değerlendirmesi gerektirir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ağız kuruluğu yalnızca susuzluk hissi değil, ağız sağlığı için önemli bir risk!</strong></p>
<p>Tükürüğün, ağız sağlığının en önemli doğal koruyucularından biri olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, “Birçok kişi tükürüğü sadece ağzı ıslatan bir sıvı olarak düşünse de aslında çok önemli görevleri vardır.” dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Yavuz şu açıklamayı yaptı:</p>
<p>“Tükürük ağız içini sürekli temizler ve yiyecek artıklarını uzaklaştırır, asitleri nötralize ederek diş minesini korur, dişlerin yeniden mineral kazanmasını sağlar, zararlı bakteri ve mantarların çoğalmasını sınırlar, konuşmayı, çiğnemeyi ve yutmayı kolaylaştırır. Tükürük miktarı azaldığında bu doğal savunma mekanizması bozulur. Bunun sonucunda özellikle dişlerin boyun bölgelerinde ve kök yüzeylerinde çürükler daha hızlı gelişebilir. Diş eti iltihapları kolaylaşır, ağız kokusu belirginleşir ve ağız içinde özellikle Candida mantarına bağlı enfeksiyonlar daha sık görülür. Bu nedenle ağız kuruluğu yalnızca konforu etkileyen bir şikâyet değil, ağız sağlığını tehdit eden önemli bir risk faktörüdür.”</p>
<p><strong>Gece uyandıran ve yutmayı zorlaştıran ağız kuruluğu hafife alınmamalı!</strong></p>
<p>Geçici ağız kuruluğunun çoğu zaman önemli olmadığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Ancak bazı belirtiler varsa mutlaka bir diş hekimi veya ilgili hekim tarafından değerlendirilmelidir.” dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, “Özellikle gece ağız kuruluğu nedeniyle sık sık uyanmak, sürekli su içmeden konuşamamak, yutma güçlüğü yaşamak, dilde yanma veya çatlaklar oluşması, dudaklarda sürekli çatlama, ağız içinde sık mantar enfeksiyonu gelişmesi, çok kısa sürede birden fazla diş çürüğü oluşması, sürekli ağız kokusu olması ağız kuruluğunun basit bir durum olmadığını düşündüren belirtilerdir. Bu şikâyetler birkaç haftadan uzun sürüyorsa ihmal edilmemeli. Çünkü erken dönemde tanı konulması hem altta yatan hastalığın belirlenmesini hem de ağız dokularının korunmasını sağlar.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Ağız kuruluğunu sadece su içerek gidermeye çalışmayın! </strong></p>
<p>Ağız kuruluğu yaşayan kişilerin en sık yaptığı hatanın ağız kuruluğunu sadece su içerek çözmeye çalışmak olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, “Su, geçici rahatlama sağlar ancak tükürük bezlerinin yetersiz çalışmasını tedavi etmez.” dedi.</p>
<p>Bir diğer hatanın ise alkol içeren ağız gargaralarının sık kullanılması olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, “Bu ürünler ağız kuruluğunu daha da artırabilir. Şekersiz ve tercihen ksilitol içeren sakızlar bazı kişilerde tükürük akışını artırarak fayda sağlayabilir. Ancak tükürük bezleri ciddi şekilde etkilenmiş hastalarda tek başına yeterli değildir. Ayrıca çok fazla kahve tüketmek, sigara kullanmak, ağızdan nefes almak ve şekerli içecekleri sık tüketmek de ağız kuruluğunu artırabilen alışkanlıklardır. Tedavide doğru yaklaşım; ağız hijyeninin iyi sağlanması, florür desteği, uygun nemlendirici ürünlerin kullanılması ve gerekirse tükürük yerine geçen preparatlardan yararlanılmasıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Ağız kuruluğu çoğu zaman tek başına bir hastalık değil, başka bir sağlık sorununun belirtisi!</strong></p>
<p>Ağız kuruluğunda tedavinin ilk basamağının nedenin doğru belirlenmesi olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Çünkü ağız kuruluğu tek başına bir hastalık değil, çoğu zaman başka bir sağlık sorununun belirtisidir.” dedi.</p>
<p>Tedavi planı oluşturulurken dikkat edilenlere değinen Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kullanılan ilaçlar gözden geçirilir, sistemik hastalıklar değerlendirilir. Tükürük bezlerinin fonksiyonları incelenir, gerekli görüldüğünde ilgili branşlarla iş birliği yapılır. Bunun yanında hastaya bol sıvı tüketmesi, alkol ve sigaradan uzak durması, şekersiz sakız kullanması, florürlü diş macunu tercih etmesi ve düzenli diş hekimi kontrollerini aksatmaması önerilir. Bazı hastalarda tükürük üretimini artıran ilaçlardan veya yapay tükürük ürünlerinden de yararlanılabilir. Unutulmamalıdır ki ağız kuruluğu erken dönemde tedavi edildiğinde hem yaşam kalitesi artar hem de diş çürükleri, diş eti hastalıkları ve ağız enfeksiyonları gibi ciddi komplikasyonların önüne geçilebilir. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agiz-kurulugu-basit-bir-susuzluk-olmayabilir-653614">Ağız kuruluğu basit bir susuzluk olmayabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! Bu hatalar yaz enfeksiyonlarına davetiye çıkarıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-hatalar-yaz-enfeksiyonlarina-davetiye-cikariyor-653495</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:19:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[çıkarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[davetiye]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonlarına]]></category>
		<category><![CDATA[hatalar]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653495</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aşırı sıcaklar, kalabalık ortamlar, düzensiz beslenme alışkanlıkları ve hijyen kurallarının zaman zaman ihmal edilmesi yaz aylarında özellikle çocuklarda enfeksiyon riskini arttırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-hatalar-yaz-enfeksiyonlarina-davetiye-cikariyor-653495">Dikkat! Bu hatalar yaz enfeksiyonlarına davetiye çıkarıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aşırı sıcaklar, kalabalık ortamlar, düzensiz beslenme alışkanlıkları ve hijyen kurallarının zaman zaman ihmal edilmesi yaz aylarında özellikle çocuklarda enfeksiyon riskini arttırıyor. Son dönemde bağırsak enfeksiyonlarıyla daha sık karşılaşıldığını belirten <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Meryem Necafi</strong>, &#8220;Yaz döneminde ortaya çıkan belirtiler hafife alınmamalı; yüksek ateş, kusma, şiddetli ishal, bilinç değişikliği veya karın ağrısı gibi bulgularda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır&#8221; diyor. Yaz aylarında görülen enfeksiyonlardan bazı basit ama etkili önlemlerle korunmanın mümkün olduğunu vurgulayan Dr. Necafi, çocuklarda sık görülen bağırsak enfeksiyonlarının nedenlerini, korunma yollarını ve enfeksiyon sonrası zayıflayan vücut direncini arttırmaya yardımcı beslenme önerilerini anlattı, önemli mesajlar verdi. </p>
<p>Yaz tatilinde çocuklar havuzlarda, denizde, parklarda ve açık alanlarda daha uzun zaman geçiriyor. Bazı hatalı davranışlarsa yaz enfeksiyonlarının kolayca kapıyı çalmasına neden oluyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Meryem Necafi,</strong> son dönemde özellikle bağırsak enfeksiyonlarına sık rastlanıldığını belirterek, bunun nedenlerini şöyle açıklıyor: “Yaz aylarında çocuklarda görülen bağırsak enfeksiyonlarının çoğu virüs, bakteri veya daha düşük oranda parazitlerden kaynaklanıyor. Ellerin yeterince yıkanmadan yemek yenilmesi, havuz veya deniz suyunun yutulması, uygun koşullarda saklanmayan yiyeceklerin tüketilmesi, iyi yıkanmamış sebze ve meyvelerin yenilmesi, açıkta satılan gıdaların tercih edilmesi, ortak kullanılan oyuncak ve yüzeylerden sonra el hijyenine dikkat edilmemesi ve sıcak havada uzun süre dışarıda beklemiş süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi enfeksiyon riskini önemli ölçüde artırıyor.”</p>
<p><strong>Bu belirtiler varsa zaman kaybetmeyin!</strong></p>
<p>Bağırsak enfeksiyonlarının genellikle ishal, kusma, karın ağrısı, mide bulantısı ve ateş gibi belirtilerle kendini gösterdiğini belirten Dr. Necafi, özellikle küçük çocuklarda sıvı kaybının çok kısa sürede ciddi boyutlara ulaşabileceğine dikkat çekiyor. Yüksek ateş, sık kusma, kanlı ishal, ağız kuruluğu, gözyaşının azalması, bıngıldağın çökmesi, idrar miktarında belirgin azalma, aşırı halsizlik ve uykuya eğilim gibi belirtilerin ciddi sıvı kaybına işaret edebileceğini belirten Dr. Meryem Necafi, bu durumlarda mutlaka vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söylüyor.</p>
<p><strong>Az miktarlarda ama sık yedirin, sıvı alımını ihmal etmeyin!</strong></p>
<p>Bağırsak enfeksiyonu geçiren çocuklarda sıvı kaybının hızla yerine konmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Meryem Necafi, hastalık sırasında ve sonrasında çocukların iştahında belirgin azalma görülebileceğini söylüyor. Çoğu çocuğun bu dönemde en sevdiği yiyecekleri bile reddedebildiğini belirten Dr. Necafi, &#8220;Ebeveynler çocuklarının hiçbir şey yemek istememesi nedeniyle endişelenebiliyor. Oysa enfeksiyon döneminde iştah kaybı sık görülen ve çoğunlukla geçici bir durumdur. Bu süreçte çocuğu yemek yemeye zorlamak yerine, az miktarlarda ama sık aralıklarla beslemek ve yeterli sıvı almasını sağlamak çok daha doğru bir yaklaşımdır&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Vücut direncini artırmak için!</strong></p>
<p>İyileşme döneminde bağırsak florasının yeniden dengelenmesi ve zayıflayan vücut direncinin artırılması için beslenmenin büyük önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Necafi, şu önerilerde bulunuyor: </p>
<ul>
<li>Çocuğunuzun yaşına uygun miktarda yeterli sıvı almasını sağlayın. </li>
<li>Ayran, yoğurt ve kefir gibi probiyotik içeren besinlere beslenmesinde yer verin.</li>
<li>Muz, elma, şeftali gibi meyveler ile iyi pişirilmiş sebzeler, yumurta, balık, tavuk, baklagiller ve diğer kaliteli protein kaynakları iyileşme sürecini desteklediği için bu besinleri tüketmesine özen gösterin.</li>
<li>Sindirimi kolay, ev yapımı çorbalar ve hafif öğünler tercih edin. Tek seferde büyük porsiyonlar yerine küçük ve sık öğünler sunun.</li>
<li>Hazır paketli gıdalar, gazlı ve aşırı şekerli içecekler ile yağlı ve ağır yiyeceklerden uzak tutun.  </li>
</ul>
<p><strong> </strong></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-hatalar-yaz-enfeksiyonlarina-davetiye-cikariyor-653495">Dikkat! Bu hatalar yaz enfeksiyonlarına davetiye çıkarıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarınızı Enfeksiyonlardan Koruyan 4 Önemli Uyarı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarinizi-enfeksiyonlardan-koruyan-4-onemli-uyari-653458</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:00:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[Bulaş]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarınızı]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonlardan]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ishal]]></category>
		<category><![CDATA[koruyan]]></category>
		<category><![CDATA[kusma]]></category>
		<category><![CDATA[Norovirüs]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[uyarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653458</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında çocuklarda sık görülen norovirüs enfeksiyonu; aniden başlayan kusma, ishal, karın ağrısı ve bulantıyla kendini gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarinizi-enfeksiyonlardan-koruyan-4-onemli-uyari-653458">Çocuklarınızı Enfeksiyonlardan Koruyan 4 Önemli Uyarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında çocuklarda sık görülen norovirüs enfeksiyonu; aniden başlayan kusma, ishal, karın ağrısı ve bulantıyla kendini gösteriyor. Çok kolay ve hızlı bulaşabilen norovirüs, özellikle küçük çocuklarda kısa sürede ciddi sıvı kaybına neden olabiliyor. Yaz okulları, kreşler ve oyun alanları gibi çocukların bir arada bulunduğu ortamlarda hızla yayılan enfeksiyon, gerekli önlemler alınmadığında daha ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Samet Özer, çocuklarda norovirüs enfeksiyonunun belirtileri, bulaşma yolları ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Mide gribi sanılan hastalık akut gastroenterit olabilir</strong></p>
<p>Norovirüs; ishal, bulantı, kusma, ateş ve karın ağrısı gibi belirtilerle ortaya çıkan akut gastroenteritin önde gelen nedenlerinden biridir. Norovirüs enfeksiyonu her yaş grubundaki insanı etkileyebilse de en sık çocuklarda görülmektedir. Halk arasında norovirüse “mide gribi” denilse de bu durumun grip hastalığıyla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Norovirüsler, akut gastroenterite neden olan “Caliciviridae” ailesindeki bir virüs grubunda yer alır. Genellikle sulu ve kanlı olmayan ishal görülür; karında başlayan kramplar, bulantı ve ateş de tabloya eşlik edebilir.</p>
<p><strong>Küçük çocuklarda sıvı kaybı hızla gelişebilir</strong></p>
<p>Enfeksiyon kaynaklı bu sağlık sorunu çoğunlukla tamamen iyileşmeyle sonuçlansa da özellikle 5 yaşın altındaki çocuklarda, 65 yaşından büyük yetişkinlerde ve bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda hastaneye yatış gibi ciddi sonuçlara neden olabilir. Küçük çocuklarda ve yaşlılarda belirtiler ortaya çıktıktan sonra tıbbi değerlendirme geciktirilmemelidir. Virüsün en yüksek düzeyde yayılması enfeksiyondan sonraki 2-5 gün içinde gerçekleşir. Virüs öncelikle dışkıda bulunmakla birlikte kusmukta da bulunabilir.</p>
<p><strong>Çocukların temas ettiği her yüzey bulaş kaynağı olabilir</strong></p>
<p>Norovirüs; okul, kreş ve çocukların birbirleriyle yakın temas hâlinde olduğu oyun alanlarında kolaylıkla bulaşabilir. Mevsimsel olarak görülen birçok hastalığın aksine norovirüs yılın her döneminde ortaya çıkabilir. Aniden başlayan kusma, ishal ve mide kramplarıyla kendini gösteren norovirüs oldukça bulaşıcıdır. Çocukların çevrelerindeki nesnelere sık sık dokunması ve ellerini ağızlarına götürmesi, enfeksiyonun hızlı şekilde yayılmasına zemin hazırlayabilir. Enfeksiyon şu yollarla bulaşmaktadır:</p>
<ul>
<li>Hasta kişiyle yakın temas</li>
<li>Enfekte yiyecek veya su tüketmek</li>
<li>Tuvalet ve diğer ortak kullanım alanlarındaki kirlenmiş yüzeylere temas etmek</li>
<li>Temas sonrası ellerin yeterince yıkanmaması</li>
</ul>
<p><strong>Aniden başlayan kusma ve ishal önemli bir uyarı</strong></p>
<p>Her norovirüs vakası aynı şekilde seyretmeyebilir. Belirtiler her çocukta farklı şiddette ortaya çıkabilir. Norovirüs belirtileri genellikle enfeksiyondan 12 ila 48 saat sonra görülür ve özellikle çocuklarda şunlar gözlenebilir:</p>
<ul>
<li>Mide bulantısı ve kusma, bazen şiddetli veya fışkırır tarzda</li>
<li>Genellikle sulu ishal</li>
<li>Mide ağrısı veya krampları</li>
<li>Hafif ateş</li>
<li>Kas ağrıları</li>
<li>Halsizlik ve tükenmişlik</li>
</ul>
<p>Tablonun en şiddetli olduğu dönem genellikle 1 ila 3 gün sürer. Çocuklar 3. günden sonra kendilerini daha iyi hissetmeye başlayabilir. Ancak norovirüs, dehidrasyona yani vücudun aşırı sıvı kaybetmesine neden olabilir. Özellikle küçük çocuklarda sıvı kaybı hızlı gelişebileceğinden, gerekli müdahalenin geciktirilmesi ciddi sonuçlara yol açabilir.</p>
<p><strong>Çocuklarınızı el hijyeni ile norovirüsten koruyabilirsiniz</strong></p>
<p>Alınacak bazı basit önlemlerle virüsün çocuğumuza bulaşmasını ve çevredeki çocuklara bulaştırılması engellenebilir:</p>
<ol>
<li>Elleri sık sık ve doğru şekilde yıkamak: Özellikle tuvaleti kullandıktan sonra ve yemek yemeden önce çocukların elleri en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalıdır. </li>
<li>Yüzeyleri temizlemek: Özellikle banyo ve mutfaklarda çocukların sık temas ettiği yüzeyler uygun dezenfektanlarla temizlenmelidir.</li>
<li>Yiyecekleri iyice yıkamak: Meyve ve sebzeler tüketilmeden önce iyice yıkanmalı, kabuklu deniz ürünleri ise uygun şekilde pişirilmelidir.</li>
<li>Hasta kişilerden uzak durmak: Çocukları norovirüs belirtileri gösteren kişilerden uzak tutmak alınabilecek en basit önlemlerden biridir. Hasta yetişkinlerin ve çocukların mümkün olduğunca evde kalması, enfeksiyonun yayılmasını azaltacaktır.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarinizi-enfeksiyonlardan-koruyan-4-onemli-uyari-653458">Çocuklarınızı Enfeksiyonlardan Koruyan 4 Önemli Uyarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof.Dr. Coşkun Özdemir Yaşamını Yitirdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-coskun-ozdemir-yasamini-yitirdi-653428</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Aug 2026 14:34:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamını]]></category>
		<category><![CDATA[yitirdi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653428</guid>

					<description><![CDATA[<p>TTB açıkladı, Acımız Büyük: İstanbul Tabip Odası Eski Yönetim Kurulu Başkanlarından Prof. Dr. Coşkun Özdemir’i Kaybettik</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-coskun-ozdemir-yasamini-yitirdi-653428">Prof.Dr. Coşkun Özdemir Yaşamını Yitirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / İstanbul – </strong>Türk Tabipleri Birliği şu açıklamayı yaptı, “İstanbul Tabip Odası’nın eski yönetim kurulu başkanlarından, kas ve sinir hastalıkları alanının öncü bilim insanlarından Dr. Coşkun Özdemir’i kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyiz.</p>
<p>1952 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra ruh ve sinir (nöropsikiyatri) uzmanlığını alan Özdemir, kas ve sinir hastalıkları alanında Türkiye’deki bilimsel çalışmaların gelişmesinde öncü bir rol üstlenmişti. Özdemir, 1978 yılında Türkiye Kas Hastalıkları Derneği’nin kurucu başkanlığını üstlenmiş, 1989-1996 yılları arasında da İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanlığı’nı yürütmüştü.</p>
<p>Mesleki çalışmalarının yanı sıra iyi hekimlik değerlerinin ve meslek örgütü özerkliğinin de savunucusu olan Özdemir, 12 Eylül askeri darbesinin ardından hem temel hak ve özgürlüklerin hem de meslek örgütlerinin ağır baskı altında olduğu bir dönemde İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı da üstlenmişti.</p>
<p>Dr. Coşkun Özdemir’i yitirmenin acısını yaşarken, bilim dünyasına ve mesleğimize kattığı değerler ile meslek örgütümüze verdiği emekler için çok teşekkür ediyoruz.</p>
<p>Ailesine, yakınlarına ve tüm sağlık camiasına başsağlığı ve sabır diliyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-coskun-ozdemir-yasamini-yitirdi-653428">Prof.Dr. Coşkun Özdemir Yaşamını Yitirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Solaklık ne hastalık ne üstünlük!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/solaklik-ne-hastalik-ne-ustunluk-653388</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Aug 2026 11:49:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alp]]></category>
		<category><![CDATA[baskın]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[Elin]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Motor Beceri]]></category>
		<category><![CDATA[Solak]]></category>
		<category><![CDATA[solaklık]]></category>
		<category><![CDATA[üstünlük]]></category>
		<category><![CDATA[yarım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653388</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, solaklık ve beyin ilişkisi hakkında açıklamalarda bulundu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/solaklik-ne-hastalik-ne-ustunluk-653388">Solaklık ne hastalık ne üstünlük!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, solaklık ve beyin ilişkisi hakkında açıklamalarda bulundu.<strong> </strong></p>
<p><strong>Solak olmak daha zeki veya yaratıcı olmak anlamına gelmiyor!</strong></p>
<p>‘Solakların sağ beyni daha aktif çalıştığı için daha yaratıcı veya zeki olurlar’ algısının toplumda oldukça yaygın bir inanış olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Ancak günümüzde elde edilen bilimsel veriler, zekâ ya da özgün düşünme becerisinin yalnızca hangi elin kullanıldığıyla açıklanamayacağını gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Solak bireylerde bazı beyin işlevlerinin yarım küreler arasındaki dağılımının sağ elini kullanan kişilere göre daha farklı olabileceğini aktaran Alp, “Yine de bu durum tek başına bilişsel üstünlük anlamına gelmez. İnsan beyni, karmaşık zihinsel süreçleri her iki yarım kürenin koordineli çalışmasıyla yürütür. Dolayısıyla bir kişinin yeteneklerini veya zihinsel performansını yalnızca el tercihine bakarak değerlendirmek doğru değildir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Solaklık bir hastalık değil, beynin doğal çeşitliliğinin bir parçası!</strong></p>
<p>Solaklık hem genetik hem de gelişimsel süreçlerin birlikte etkili olduğu doğal bir özellik olduğuna işaret eden Alp, “Tek başına solaklıktan sorumlu bir gen bulunmamakla birlikte, birçok genin küçük etkileri ve anne karnındaki beyin gelişimi el tercihinin şekillenmesinde rol oynar.” dedi.</p>
<p>Çocuklarda baskın el tercihinin erken yaşlarda ortaya çıkmaya başladığını ve zaman içinde belirginleştiğini kaydeden Alp, bu nedenle solaklığın bir hastalık ya da düzeltilmesi gereken bir durum değil, beynin doğal çeşitliliğinin bir parçası olduğunu vurguladı. </p>
<p><strong>Solak olmak, bilişsel becerilerin daha iyi ya da kötü olduğu anlamına gelmiyor! </strong></p>
<p>Solak bireylerin beyin yapısının, dil, motor beceriler ve mekânsal algı gibi nörolojik işlevler açısından sağ elini kullananlara göre farklılık gösterip göstermediğine değinen Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, şunları söyledi:</p>
<p>“Bazı farklılıklar görülebilir ancak bunlar her solak birey için geçerli değildir. Sağ elini kullanan kişilerin büyük çoğunluğunda dil işlevleri beynin sol yarım küresinde baskın olarak temsil edilir. Solak bireylerde ise dil işlevlerinin sağ yarım kürede veya her iki yarım küreye daha dengeli dağılması biraz daha sık görülebilir. Bunun yanında motor kontrol açısından da bazı farklılıklar bulunabilir. Ancak hafıza, dikkat, dil becerileri veya mekânsal algı gibi alanlarda yalnızca el tercihine bakarak kişinin performansı hakkında kesin bir yargıya varmak mümkün değildir. Solak bireyler de kendi içinde oldukça heterojen bir gruptur.”</p>
<p><strong>Çocuğun baskın elini değiştirmek değil, motor becerilerini desteklemek hedeflenmeli!</strong></p>
<p><strong>Çocuğun yazı yazarken, resim yaparken veya ince motor beceri gerektiren günlük etkinliklerde baskın olarak kullandığı eli zorla değiştirmeye çalışmanın önerilmediğine dikkat çeken Alp, “Çünkü bu durum bazı çocuklarda motor becerilerin gelişimini olumsuz etkileyebilir, yazı yazmayı güçleştirebilir ve performans kaygısına yol açabilir.” dedi.</strong></p>
<p><strong>Bununla birlikte günlük yaşamda her iki elin de işlevsel olarak kullanılabilmesinin önemli bir beceri olduğunu dile getiren Alp, “Eğitim sürecinde amaç çocuğun baskın elini değiştirmek değil, motor becerilerini desteklemek ve ihtiyaç duyduğu durumlarda her iki elini de etkili şekilde kullanabilmesini sağlamaktır.” diyerek sözlerini tamamladı.</strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/solaklik-ne-hastalik-ne-ustunluk-653388">Solaklık ne hastalık ne üstünlük!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cildimizi tehdit eden en büyük risk: Güneş ışınları!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cildimizi-tehdit-eden-en-buyuk-risk-gunes-isinlari-653318</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Aug 2026 07:15:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[cildi]]></category>
		<category><![CDATA[cildimizi]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[Egzama]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[ışınları]]></category>
		<category><![CDATA[Nem]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653318</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında sıcak hava, güneş ve deniz keyifli anlar yaşatırken cilt sağlığı açısından bazı riskleri de beraberinde getirebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cildimizi-tehdit-eden-en-buyuk-risk-gunes-isinlari-653318">Cildimizi tehdit eden en büyük risk: Güneş ışınları!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında sıcak hava, güneş ve deniz keyifli anlar yaşatırken cilt sağlığı açısından bazı riskleri de beraberinde getirebiliyor. Güneş ışınları, sıcak hava, bölgesel olarak artan nem ve terlemeye bağlı sıvı-mineral  kaybı nedeniyle ciltte oluşan hasar pek çok cilt hastalığının gelişmesine yol açabiliyor. Özellikle zararlı ultraviyole (UV) ışınları, yetersiz su tüketimi ile bilinçsizce güneşlenmek; egzama atakları, cilt enfeksiyonları ve cilt kanseri gibi önemli sağlık sorunlarına neden olabiliyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Dilara Tüysüz,  </strong>cilt hasarına karşı yaz aylarında güneşin zararlı ışınlarından kaçınmanın ve yeterli su tüketmenin büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, “Doğrudan güneş ışığına maruz kalmak cilt sağlığı açısından en büyük riski oluşturmaktadır. Bu nedenle güneşin etkisinin en yoğun olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca gölgede kalınması, şapka ve koruyucu giysilerden yararlanılması çok önemlidir. Ayrıca, yaz aylarında sıcaklara bağlı artan terleme nedeniyle oluşan sıvı kaybını önlemek için her gün 2-2.5 litre su tüketimi asla ihmal edilmemelidir” diyor.</p>
<p><strong>EGZAMA </strong></p>
<p>Yaz aylarında artan sıcaklıklar, yoğun terleme ve güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmak egzama ataklarını tetikleyebiliyor. Özellikle atopik dermatit hastalarında sıcak hava ve cilt bariyerinin zayıflaması ciltte kaşıntı, kızarıklık, kuruluk ve tahriş gibi sorunların belirginleşmesine neden olabiliyor. Deniz suyu bazı kişilerde cildi rahatlatırken, havuzlardaki klor ve uzun süre ıslak mayo ile kalmak cildi tahriş ederek egzama belirtilerini artırabiliyor. Düzenli cilt bakımı ve doğru korunma yöntemleri sayesinde yaz aylarında egzama ataklarının sıklığının ve şiddetinin önemli ölçüde azaltılabildiğini vurgulayan Dr. Dilara Tüysüz, “Egzama belirtilerinin şiddetlenmesi, ciltte iltihaplanma, akıntı veya enfeksiyon bulgularının görülmesi durumunda ise vakit kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına başvurulması son derece önemlidir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<ul>
<li>Her gün 2-2.5 litre suyu gün içine yayarak tüketmeye özen gösterin.</li>
<li>Cildinizi düzenli olarak nemlendirmeyi alışkanlık edinin.  Duşun ardından ilk birkaç dakika içinde parfümsüz ve hassas ciltlere uygun nemlendiriciler kullanın. </li>
<li>Sıcak su yerine ılık suyla kısa süreli duş alın ve cildi tahriş edebilecek sert sabunlardan kaçının. </li>
<li>Terleme sonrasında cildinizi temiz suyla durulayın ve kıyafetinizin kuru olmasına dikkat edin. </li>
<li>Sentetik kumaşlar terlemeyi artırarak egzama belirtilerini kötüleştirebiliyor. Bu nedenle pamuklu, bol ve nefes alabilen giysiler tercih edin. </li>
<li>Güneşe çıkmadan önce hassas ciltler için uygun, geniş spektrumlu ve en az SPF 50 güneş koruyucu kullanın. </li>
</ul>
<p><strong>CİLT ENFEKSİYONLARI </strong></p>
<p>Yaz aylarında en sık mantar, bakteriyel ve viral enfeksiyonlar görülüyor. Mantar enfeksiyonları yazın cildin hava alamaması ve nem gibi sebeplerle kolaylıkla oluşabiliyor. Çok kalabalık deniz, havuz ve su parkı gibi ortamlardan bulaşan virüs ve mantarlar  nedeniyle mantar enfeksiyonları ile kıl kökü iltihaplanmaları gelişebiliyor. Bunların yanı sıra viral siğiller ile molluskum hastalıklarına neden olan virüsler de ortak kullanılan havuz ve su kaydırağı gibi ortamlardan kolayca bulaşabiliyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Kalabalık ve hijyen koşulları yeterli olmayan havuz, deniz ile su parklarından kaçının. </li>
<li>Deniz ve havuz sonrasında mutlaka kısa bir duş alın. </li>
<li>Duş sonrasında cildinizi iyice kurulayın, nemli kıyafetlerle uzun süre kalmayın.</li>
<li>Özellikle ıslak veya nemli mayo ve deniz kıyafetleriyle uzun süre beklemeyin.</li>
<li>Havlu, terlik ve kişisel bakım ürünleri gibi eşyaları ortak kullanmaktan kaçının. </li>
</ul>
<p><strong> CİLT KANSERİ </strong></p>
<p>Cilt kanseri, dünya genelinde en sık görülen kanser türleri arasında yer alırken, özellikle güneşe bağlı gelişen türlerinde artış dikkat çekiyor. Güneşin zararlı ultraviyole (UV) ışınlarına uzun süre maruz kalmak ve solaryum kullanımı cilt kanseri gelişiminde en önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Dilara Tüysüz, erken teşhisin cilt kanserinde tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını belirterek, “Benlerde şekil ya da renk değişimi varsa, büyüme fark ediliyorsa vakit kaybetmeden bir doktora başvurulmalıdır” diyor.</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<ul>
<li>Ailenizde cilt kanseri öyküsü varsa güneşlenmekten kaçının. </li>
<li>Güneşin zararlı ultraviyole ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11.00-16:00 saatleri arasında mümkünse dışarıya çıkmayın.</li>
<li>Dışarıya çıkmadan önce en az SPF 50 güneş koruyucu kullanın. Koruyucuyu en geç iki saatte bir yenileyin. </li>
<li>Bronzlaşmak amacıyla solaryum kullanımından kaçının. </li>
<li>Ultraviyole ışınlarına karşı koruyucu özellikte kıyafetleri tercih edin.</li>
<li>Açık alanlarda şapka ve güneş gözlüğü kullanın. </li>
<li>Güneşten korunmaya destek amacıyla kullanılan bazı vitamin veya antioksidan içerikli takviyeleri hekiminizin tavsiyesiyle kullanabilirsiniz. </li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cildimizi-tehdit-eden-en-buyuk-risk-gunes-isinlari-653318">Cildimizi tehdit eden en büyük risk: Güneş ışınları!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıkta Geleceği Şekillendiren Yeni Teknolojiler Tanı ve Tedavide Ezber Bozuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikta-gelecegi-sekillendiren-yeni-teknolojiler-tani-ve-tedavide-ezber-bozuyor-653294</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Aug 2026 06:59:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hız]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[şekillendiren]]></category>
		<category><![CDATA[sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavide]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojiler]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653294</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlık sektöründe dijital dönüşüm hız kesmeden devam ederken, medikal teknolojiler alanındaki yenilikler tanı, tedavi ve hasta takibinde köklü değişimlere öncülük ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-gelecegi-sekillendiren-yeni-teknolojiler-tani-ve-tedavide-ezber-bozuyor-653294">Sağlıkta Geleceği Şekillendiren Yeni Teknolojiler Tanı ve Tedavide Ezber Bozuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Sağlık sektöründe dijital dönüşüm hız kesmeden devam ederken, medikal teknolojiler alanındaki yenilikler tanı, tedavi ve hasta takibinde köklü değişimlere öncülük ediyor. Yapay zeka destekli karar sistemlerinden giyilebilir sağlık teknolojilerine, biyosensörlerden robotik cerrahiye, likit biyopsi gibi ileri tanı yöntemlerinden biyoteknolojik ve genetik temelli biyofarmasötik ilaçlara kadar pek çok yenilik, sağlık hizmetlerinin daha hızlı, güvenilir ve kişiye özel sunulmasını mümkün hale getiriyor. Dünya genelinde artan Ar-Ge yatırımları ve üniversite-sanayi iş birlikleri de bu dönüşümü hızlandıran en önemli unsurlar arasında yer alıyor.</em></strong></p>
<p><strong><em>Türkiye&#8217;de de biyomedikal mühendisliği alanında yürütülen akademik çalışmalar, sağlık teknolojilerinin yerli ve yenilikçi çözümlerle geliştirilmesine katkı sağlıyor. Tanı sistemlerinden akıllı medikal cihazlara kadar birçok alanda geliştirilen teknolojiler, hem sağlık profesyonellerinin karar süreçlerini destekliyor hem de hastaların yaşam kalitesini artırmayı hedefliyor. Acıbadem Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Özge Can, özellikle yapay zekanın artık yalnızca destekleyici değil, sağlık sisteminin stratejik bir parçası olduğuna dikkat çekiyor…</em></strong></p>
<p>Medikal teknolojilerde en dikkat çekici gelişmelerin başında yapay zeka tabanlı uygulamalar geliyor. Büyük veri analizi sayesinde hastalıkların daha erken teşhis edilmesi, görüntüleme sistemlerinin daha yüksek doğrulukla yorumlanması ve klinik karar destek mekanizmalarının güçlendirilmesi mümkün hale geliyor. Onkoloji ağırlıklı olmak üzere tıbbın tüm alanlarında kullanılan algoritmalar, hekimlerin tanı süreçlerine önemli katkılar sunuyor. </p>
<p><strong>Güncel Tanı Teknolojileri Teşhis Süreçlerini Hızlandırıyor</strong></p>
<p>Erken teşhis ve kişiselleştirilmiş tıp vizyonunun en güçlü halkasını oluşturan moleküler tanı ve mikroakışkan çip (Lab-on-a-Chip) teknolojileri, tıp dünyasında çığır açıyor. Kandan tek bir damlayla tümör DNA’sını saptayabilen likit biyopsi uygulamaları ve nano-biyosensörler, hastalıkların henüz klinik belirti vermeden çok önce tespit edilmesine olanak tanıyor. Bu sayede tanı süreçleri hem hasta konforunu artırıyor hem de tedaviye başlama süresini önemli ölçüde kısaltıyor.</p>
<p>Güncel tanı teknolojileriyle kişiler bazı durumlarda sağlık personeline gerek duymadan kendi örneklerini toplayabiliyor ve bununla birlikte toplumsal tarama programları daha etkin bir şekilde, hastaların konforunu bozmadan, daha uygun maliyetle yapılabilecek hale geliyor.</p>
<p>Prof. Dr. Özge Can, sağlık teknolojilerinde yaşanan dönüşümün yalnızca cihazların gelişmesiyle sınırlı olmadığını belirterek, “Yapay zeka destekli medikal sistemler, sağlık hizmetlerini daha erişilebilir, daha hızlı ve daha güvenilir hale getiriyor. Ancak teknolojinin gerçek değeri hasta güvenliğini ve tedavi etkinliğini artıran bir yardımcı olarak konumlanmasında yatıyor” diyor. </p>
<p><strong>Biyoteknolojik İlaçlar ve Hedefe Yönelik Yeni Nesil Terapiler</strong></p>
<p>Biyomedikal mühendisliği ve biyoteknolojinin kesişim noktasında yer alan biyofarmasötik gelişmeler ise tedavi protokollerini baştan yazıyor. Hücresel düzeyde yüksek özgünlük sunan monoklonal antikorların yanı sıra, aynı anda iki farklı hedefe bağlanarak bağışıklık hücrelerini doğrudan tümöre yönlendiren bispesifik antikorlar, antikor-ilaç konjugatları (ADC) ve kemoterapi ajanlarını yalnızca hastalığın olduğu hücreye taşıyan “akıllı füze” niteliğindeki ilaç taşıma sistemleri tedavi başarısını artıracak konuma geliyor. Bununla birlikte, yüksek biyoyararlanım ve spesifik tutunma kapasiteleriyle öne çıkan peptit yapısındaki ilaçlar ile mRNA bazlı tedaviler; metabolik hastalıklardan nadir genetik hastalıklara ve onkolojiye kadar geniş bir alanda sağlıklı dokulara zarar vermeden doğrudan hastalığa neden olan hücresel mekanizmaları hedef alıyor. Peptit yapısındaki ilaçlar hedefe yönelik olarak geliştiriliyor ve güncel alternatiflerine göre çok daha maliyet etkin ve hızlı bir şekilde üretilebiliyor.</p>
<p>Prof. Dr. Özge Can, peptit yapısındaki ilaçların yakın gelecekte antikorların yerini alacağını ve dünya genelinde hastaların bu tedavilere erişimini kolaylaştıracağını ifade ediyor. </p>
<p><strong>Giyilebilir Sağlık Teknolojileri ile Kronik Hastalıklar Yönetiliyor</strong></p>
<p>Giyilebilir sağlık teknolojileri ve sürekli veri üreten biyosensörler sayesinde bireylerin sağlık durumları anlık olarak takip edilebiliyor. Akıllı saatler, deri üzerine yerleştirilen sensörler ve sürekli glikoz ölçüm sistemleri; kalp ritmi, kan şekeri, tansiyon, uyku düzeni, solunum hızı ve fiziksel aktivite gibi birçok biyolojik veriyi kesintisiz olarak kayıt altına alıyor. Bu veriler, uzaktan hasta izleme platformları aracılığıyla sağlık profesyonellerine iletilerek olası risklerin erken dönemde belirlenmesine olanak tanıyor. Böylece kronik hastalıkların yönetiminde daha etkin, kişiselleştirilmiş ve önleyici yaklaşımlar geliştiriliyor. </p>
<p>Geleceğin sağlık sistemlerinin veri odaklı olacağını vurgulayan Prof. Dr. Özge Can, “Kişiselleştirilmiş sağlık uygulamaları, herkese aynı tedaviyi sunan klasik yaklaşımın yerini almaya başladı. Bireyin genetik yapısı, yaşam alışkanlıkları ve biyolojik verileri birlikte değerlendirilerek çok daha etkili tedavi planları oluşturulabilecek” diyor. </p>
<p>Yapay zeka destekli analiz sistemleri bu büyük veri havuzunu değerlendirerek hastalık belirtilerini henüz klinik semptomlar ortaya çıkmadan önce tespit edebiliyor. Kanser hastalarında radyolojik görüntüler ve patoloji örnekleri yapay zeka algoritmalarıyla analiz edilerek tümörlerin daha erken evrede ve daha yüksek doğrulukla saptanmasına katkı sağlanıyor. Kardiyoloji alanında akıllı ritim izleme sistemleri; atriyal fibrilasyon gibi ritim bozukluklarını erken fark ederek hastaların zamanında hekime yönlendirilmesini sağlıyor ve kalp krizi riskini artırabilecek düzensizliklerin izlenmesine yardımcı oluyor. Nörolojide ise giyilebilir sensörler sayesinde Parkinson hastalarının hareketlerindeki değişimler, epilepsi nöbetlerini işaret eden fizyolojik bulgular veya inme sonrasındaki rehabilitasyon süreci sürekli takip edilerek tedavi planları kişiye özel olarak güncellenebiliyor. Prof. Dr. Özge Can, “Bu teknolojiler, hekimlerin karar süreçlerini desteklerken yaşam kalitesinin artırılmasına da önemli katkı sunuyor” şeklinde konuşuyor.</p>
<p><strong>Robotik Sistemler ve Akıllı Cihazlar Sağlık Hizmetlerini Dönüştürüyor</strong></p>
<p>Robotik cerrahi sistemleri, hassas operasyonlarda cerrahlara önemli avantajlar sunarken rehabilitasyon robotları ve akıllı protez teknolojileri de hastaların yaşam kalitesini artırıyor. Bunun yanında üç boyutlu yazıcılarla üretilen kişiye özel implantlar ve biyomalzemeler, tedavi süreçlerinde yeni fırsatlar yaratıyor.</p>
<p>Biyomedikal mühendisliği disiplininin farklı mühendislik alanlarıyla birlikte çalışmasının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Özge Can, “Bugün biyomedikal mühendisliği; elektronik, yazılım, yapay zeka, temel bilimler, malzeme bilimi ve veri analitiğinin kesişim noktasında yer alıyor. Disiplinler arası yaklaşım, sağlık alanındaki yeniliklerin hızını belirleyen en önemli unsur haline geldi” diyor. </p>
<p><strong>Üniversite-Sanayi İş Birlikleri Geleceğin Teknolojilerini Hızlandırıyor</strong></p>
<p>Dünyada olduğu gibi Türkiye&#8217;de de üniversiteler, sağlık kuruluşları ve teknoloji şirketleri arasındaki iş birlikleri yeni nesil medikal teknolojilerin geliştirilmesinde kritik rol üstleniyor. Akademik bilgi birikiminin sanayi deneyimiyle buluşması, yenilikçi ürünlerin daha kısa sürede ticarileşmesine ve uluslararası rekabet gücünün artmasına katkı sağlıyor. Prof. Dr. Özge Can, “Acıbadem Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü olarak biz de bu anlayışla, yürüttüğümüz üniversite-sanayi iş birliği kapsamında yapay zeka destekli sağlık teknolojileri, giyilebilir sensör sistemleri, dijital sağlık çözümleri ve objektif değerlendirme sistemleri üzerine ortak Ar-Ge ve klinik araştırmalar gerçekleştiriyoruz. Geliştirdiğimiz teknolojilerin yalnızca laboratuvar ortamında değil, gerçek klinik koşullarda test edilmesi ve klinik süreçlere entegre edilmesi, araştırmalarımızın en önemli odak noktalarından birini oluşturuyor. Bu çalışmalar sayesinde bilimsel bilgi doğrudan klinik uygulamaya aktarılırken, elde edilen klinik veriler de yeni nesil medikal teknolojilerin geliştirilmesine katkı sağlıyor. Amaç yalnızca yeni cihazlar geliştirmek değil; klinisyenlerin karar verme süreçlerini destekleyen, hastaların tedavi sonuçlarını objektif olarak izleyebilen ve kişiselleştirilmiş sağlık hizmetlerini mümkün kılan teknolojiler üretmek. Bu çalışmalar kapsamında geliştirilen teknolojiler uluslararası bilimsel yayınlarla desteklenirken, aynı zamanda gelecekte ticarileştirilebilecek yerli sağlık teknolojilerine dönüşmesi hedefleniyor. Üniversite öğrencileri ve lisansüstü araştırmacılar da bu projelerde aktif görev alarak eğitim süreçlerinde gerçek klinik problemler üzerinde çalışma fırsatı elde ediyor. Böylece akademik bilgi, mühendislik yaklaşımı ve klinik deneyim aynı platformda buluşuyor” şeklinde konuşuyor.</p>
<p>Prof. Dr. Özge Can, bu ekosistemin önemini şu sözlerle ifade ediyor: “Sağlık teknolojilerinde küresel rekabet, yalnızca iyi araştırmalar yapmakla değil, bu araştırmaları topluma değer üreten ürünlere dönüştürmekle mümkün oluyor. Üniversiteler, girişimcilik ekosistemi ve sanayi iş birlikleri bu dönüşümün temel yapı taşlarını oluşturuyor”…</p>
<p>Medikal teknolojilerde yaşanan gelişmeler, önümüzdeki yıllarda koruyucu sağlık hizmetlerinden teşhis süreçlerine, tedavi yöntemlerinden rehabilitasyona kadar sağlık sisteminin her aşamasında etkisini daha güçlü şekilde hissettirecek. Yapay zeka, dijital sağlık, tanı teknolojileri, biyoteknolojik ilaçlar, akıllı medikal cihazlar ve biyomedikal mühendisliği alanındaki diğer yenilikler, yalnızca sağlık profesyonellerinin çalışma biçimini değil, bireylerin sağlık hizmetlerine erişim deneyimini de yeniden şekillendirecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-gelecegi-sekillendiren-yeni-teknolojiler-tani-ve-tedavide-ezber-bozuyor-653294">Sağlıkta Geleceği Şekillendiren Yeni Teknolojiler Tanı ve Tedavide Ezber Bozuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz Sıcakları Kurdeşen Ataklarını Artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklari-kurdesen-ataklarini-artiriyor-653291</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Aug 2026 06:55:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ataklarını]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[Döküntüler]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kaşıntı]]></category>
		<category><![CDATA[kurdeşen]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sıcakları]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ürtiker]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653291</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda en sık görülen cilt hastalıklarının başında gelen ürtiker, halk arasında kurdeşen olarak biliniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklari-kurdesen-ataklarini-artiriyor-653291">Yaz Sıcakları Kurdeşen Ataklarını Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda en sık görülen cilt hastalıklarının başında gelen ürtiker, halk arasında kurdeşen olarak biliniyor. Yaz aylarında özellikle de Ağustos ayında sıcakların zirve çıkması ve terlemeyle birlikte daha sık görülen ürtiker, şiddetli kaşıntı ve döküntülerle bireylerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Önemli ölçüde düşüren hastalıkta, doğru tanı ve zamanında tedavi büyük önem taşıyor. Memorial Antalya Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Ali Rıza Başaran, ürtikerin nedenleri, risk faktörleri ve tedavi süreci hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Tanısı doğru konularak doğru ürtiker tedavisi yapılması</strong></p>
<p>Sık görülen cilt hastalıklarından biri olan ürtiker, kızarıklık, kabarıklık ve yoğun kaşıntıyla seyreden bir hastalıktır. Özellikle alerjik bünyeye sahip kişilerde daha sık görülür. Ancak bazı ciddi hastalıkların belirtileriyle benzerlik gösterdiği için ürtikere doğru tanı ve tedavi uygulanması gerekir. Özellikle yaz aylarında yükselen hava sıcaklıkları ve buna bağlı gelişen aşırı terleme, ürtiker hastaları için önemli bir risk faktörü oluşturur. Vücut ısısının artmasıyla ortaya çıkan kolinerjik ürtiker, küçük noktasal kabarcıklar ve yoğun kaşıntıyla kendini gösterebilir.</p>
<p><strong>Şiddetli kaşıntı iş ve sosyal yaşamı olumsuz etkileyebiliyor</strong></p>
<p>Ürtikerin akut ve kronik olmak üzere iki tipi bulunmaktadır. Akut ürtikerde döküntüler genellikle 15-20 dakika içinde kaybolabilir. Hatta hasta sağlık kuruluşuna başvurduğunda döküntülerin izi kalmamış bile alabilir. Ancak bu döküntüler bazen o kadar şiddetli kaşıntıya neden oluyor ki kişinin iş performansını ve sosyal yaşamını ciddi şekilde etkiler. Altı haftayı aşan vakalar ise kronik ürtiker olarak değerlendirilir. Döküntüler kısa sürede kaybolabileceği gibi zaman zaman daha inatçı bir seyir de izleyebilir. Tedavide ilk aşamada antihistaminik ilaçlarla belirtiler kontrol altına alınmaya çalışılır.</p>
<p><strong>Döküntüler ağız içinde görülmeye başlarsa dikkat!</strong></p>
<p>Ürtikere bağlı döküntüler saçlı deri dahil olmak üzere vücudun her bölgesinde görülebilir. Ancak en kritik tablo, ağız içi ve solunum yollarının etkilenmesiyle ortaya çıkar. Bu durumda hasta nefes alma güçlüğü nedeniyle acil müdahaleye ihtiyaç duyulur. Solunum sıkıntısının geliştiği durumlarda adrenalin gibi özel ilaçlarla müdahale edilmesi gerekir. Bu nedenle ağız içi, dudak çevresi ve ağız mukozasında şişlik ya da döküntü gelişmesi veya nefes darlığı yaşanması halinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir.</p>
<p><strong>Sıcak hava ve terleme ürtiker ataklarını tetikleyebiliyor</strong></p>
<p>Yaz aylarında artan sıcaklık ve yoğun terleme, ürtiker şikayetlerinin şiddetlenmesine veya yeni atakların ortaya çıkmasına neden olabilir. Kolinerjik ürtiker olarak adlandırılan bu tabloda, vücut ısısının yükselmesiyle birlikte küçük ve kaşıntılı döküntüler gelişebilir. Sıcak hava, yoğun egzersiz, sıcak duş ve baharatlı yiyecekler gibi faktörler de bu tür reaksiyonları tetikleyebilir. Bu nedenle ürtiker hastalarının yaz aylarında serin ve iyi havalandırılan ortamlarda bulunmaları, pamuklu kıyafetler tercih etmeleri ve yeterli miktarda su tüketmeleri önerilir. Aşırı sıcak havalarda dışarı çıkılması gerekiyorsa güneşten koruyan şapka ve hafif giysiler kullanılmalı, gerekli durumlarda doktor kontrolünde ilaç tedavisi yeniden düzenlenmelidir.</p>
<p><strong>Stres, ürtikerin görünmeyen tetikleyicileri arasında yer alıyor</strong></p>
<p>Ürtiker çoğunlukla alerjik bünyeye sahip kişilerde görülse de alerjisi olmayan bireylerde de ortaya çıkabilir. Hastalık; tiroid rahatsızlıkları, mide-bağırsak sistemi hastalıkları ve kolajen doku hastalıkları gibi birçok sistemik hastalığın ilk belirtisi olabilir. Bunun yanı sıra stres de ürtiker gelişiminde önemli rol oynayan faktörlerden biridir. Vücudunda kızaran, kabaran, kaşıntılı ve sonrasında kendiliğinden kaybolan döküntüler fark eden kişilerin vakit kaybetmeden doktora başvurması gerekir. Yapılacak kan, idrar ve dışkı testleriyle altta yatan nedenler araştırılarak gerekli tedavi planlanabilir.</p>
<p><strong>Nedeni bilinmeyen ürtikerde psikolojik destek tedaviyi güçlendirebilir</strong></p>
<p>Ürtiker tedavisinde ilk seçenek antihistaminik ilaçlar olur. Şikayetlerin devam etmesi halinde kortizon (steroid) tedavisine başvurulabilir. Tetkiklerde herhangi bir neden saptanamaması ve belirtilerin altı haftadan uzun sürmesi durumunda ise “Kronik İdiyopatik Ürtiker” tanısı konulur. Bu tür vakalarda tıbbi tedaviye ek olarak psikolojik veya psikiyatrik destek alınması da önerilebilir. Çünkü stres yönetimi, hastalığın kontrol altına alınmasında önemli katkı sağlayabilir.</p>
<p><strong>Belirtiler kaybolsa bile tedavi yarım bırakılmamalı</strong></p>
<p>Ürtiker tedavisi sabır ve düzenli takip gerektiren uzun soluklu bir süreçtir. Döküntülerin geçmesi, tedavinin sona erdiği anlamına gelmez. İlaçların aniden bırakılması halinde hastalık daha şiddetli ataklarla tekrar ortaya çıkabilir. Tedavi genellikle aylık planlanır ve iyileşme sağlansa dahi ilaçlar doktor kontrolünde kademeli olarak azaltılır. Şikayetlerin devam ettiği durumlarda ise tedavi süresi birkaç ayı hatta daha uzun dönemleri kapsayabilir.</p>
<p><strong>Ürtiker hastaları bu önerilere dikkat etmeli</strong></p>
<ul>
<li>Ürtikeri tetikleyebilecek alerjen gıdalardan uzak durulmalıdır. Özellikle çilek, yumurta sarısı, fındık, fıstık, çikolata ve deniz ürünleri dikkatli tüketilmelidir. </li>
<li>Günlük yaşamda yapılan değişiklikler takip edilmeli; sabun, şampuan ve cilt bakım ürünleri gibi topikal ürünlerin şikayetleri artırdığı düşünülüyorsa kullanımı gözden geçirilmelidir.</li>
<li>Çamaşırlar, deterjan kalıntısı kalmayacak şekilde çift durulanmalıdır.</li>
<li>Çamaşır yıkarken yumuşatıcı kullanımından kaçınılmalıdır.</li>
<li>Banyoda cilt sert kese veya lifle tahriş edilmemelidir.</li>
<li>Tozlu ortamlardan uzak durulmalıdır. Solunum yoluyla alınan alerjenler ürtikeri tetikleyebilir.</li>
<li>Yaz aylarında aşırı sıcak ve terlemeden korunmak için serin ortamlarda bulunulmalıdır.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklari-kurdesen-ataklarini-artiriyor-653291">Yaz Sıcakları Kurdeşen Ataklarını Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aynı İlaç, Aynı Diyet&#8230; Peki Neden Sonuçlar Farklı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ayni-ilac-ayni-diyet-peki-neden-sonuclar-farkli-653261</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Aug 2026 06:35:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[Diğeri]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyor]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kendine]]></category>
		<category><![CDATA[laç]]></category>
		<category><![CDATA[peki]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçlar]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653261</guid>

					<description><![CDATA[<p>Neden aynı besin bir kişide kilo artışına neden olurken başka bir kişiyi etkilemiyor? Aynı ilaç neden herkeste aynı sonucu vermiyor?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayni-ilac-ayni-diyet-peki-neden-sonuclar-farkli-653261">Aynı İlaç, Aynı Diyet&#8230; Peki Neden Sonuçlar Farklı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Neden aynı besin bir kişide kilo artışına neden olurken başka bir kişiyi etkilemiyor? Aynı ilaç neden herkeste aynı sonucu vermiyor? Aynı yaşta olmalarına rağmen bazı insanlar neden daha genç, bazıları ise daha yaşlı hissediyor? Tüm bunların tıpkı parmak izi farklılığı gibi kişiden kişiye değiştiğini söyleyen <strong>Acıbadem Life Danışmanı İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Can</strong>, “Tıp dünyası uzun süre hastalıkları &#8220;ortalama bir insana&#8221; göre tedavi etmeye çalıştı. Oysa modern bilim artık çok güçlü bir gerçeği sunuyor: Dünyada ne kadar insan varsa, o kadar farklı sağlık haritası var” diyor ve bizi birbirimizden ayıran 4 temel özelliği anlatıyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>ASLINDA BİRBİRİMİZE HİÇ BENZEMİYORUZ</strong></p>
<p>Çevrenizde mutlaka görmüşsünüzdür; aynı diyeti yapan iki kişiden biri hızla kilo verirken diğeri neredeyse hiç değişmez. Aynı ilacı kullanan iki kişiden biri kısa sürede fayda görürken, diğerinde beklenen etki ortaya çıkmayabilir. Hatta aynı yaşta olan iki insanın biri çok daha dinç görünürken diğeri kendini yıllardır yorgun hissedebilir. <strong>Acıbadem Life Danışmanı İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Can</strong>, bunun cevabını doğa metaforunu kullanarak veriyor ve “Doğa seri üretim yapmaz” diyor.</p>
<p>Her insanın biyolojisi kendine özgü olduğuna dikkat çeken <strong>Dr. Burak Can</strong>, “Uzun yıllar boyunca tıp, hastalıkları &#8220;ortalama bir insana&#8221; göre değerlendirdi. Ancak son yıllarda genetik, metabolizma ve mikrobiyota alanında elde edilen bilimsel gelişmeler, her bireyin biyolojik olarak birbirinden farklı çalıştığını ortaya koydu. Bu nedenle modern tıp artık yalnızca hastalığı değil, hastanın kendisini de anlamaya odaklanıyor. Çünkü dünyada ne kadar insan varsa, o kadar farklı sağlık haritası var” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>4 BİLİMSEL FARKLILIĞIMIZ!</strong></p>
<p>Sağlığımızı belirleyen tek bir faktör olmadığını söyleyen <strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Can</strong>, “Vücudumuz, doğuştan getirdiğimiz genetik özelliklerden yaşam boyunca şekillenen biyolojik süreçlere kadar birbirini etkileyen pek çok mekanizmayla çalışıyor. Modern tıp da artık bu farklılıkları dikkate alıyor” diyor ve bizi birbirimizden ayıran ve sağlığımızı kişiye özel hale getiren dört temel bilimsel özelliği sıralıyor.</p>
<ol>
<li><strong>Genlerimiz Aynı Dili Konuşmuyor</strong></li>
</ol>
<p>DNA’mızı kullanım kılavuzuna benzeten <strong>Dr. Burak Can</strong>, “DNA ilaçları nasıl karşılayacağımızı belirler. Örneğin, kalp hastalıklarında sık kullanılan standart bir kan sulandırıcı, bazı insanların karaciğerindeki minik bir genetik fark nedeniyle vücutta asla aktifleşemiyor. Yani komşunuza şifa olan hap, sizin genetik şifreniz yüzünden sizi korumasız bırakabiliyor” diyor.</p>
<ol>
<li><strong>Aynı Ekmek, Farklı Kan Şekeri</strong></li>
</ol>
<p>Dünyanın en prestijli tıp dergilerinden <em>Cell</em>’de yayınlanan meşhur bir araştırmanın &#8220;herkes için geçerli&#8221; diyet listelerini yıktığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Can, “Katılımcılara aynı miktarda beyaz ekmek verildiğinde, birinin kan şekerinin tavan yaptığı, diğerinde ise neredeyse hiç yükselmediği görüldü. Hatta bazı bireylerde saf tereyağı şekeri hiç etkilemezken, sağlıklı sanılan domatesin şekeri fırlattığı saptandı. Çünkü her insanın metabolizma hızı tamamen kendine hastır” ifadelerini kullanıyor.</p>
<ol>
<li><strong>İçimizdeki Gizli Parmak İzi (Mikrobiyota)</strong></li>
</ol>
<p>Bağırsaklarımızda yaşayan trilyonlarca dost bakterinin dizilimi tıpkı parmak izimiz gibi sadece bize ait. Sizin bağırsağınız bir yiyeceği dostça sindirirken, bir başkasınınki aynı besinden vücut içi gizli bir yangın (inflamasyon) üretebilir. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Can, son yılların popüler zayıflama ilaçlarının herkeste aynı sonucu vermemesinin ardında bu iç ekosistem yattığını belirtiyor.</p>
<ol>
<li><strong>Hücresel Yaşlanma Hızımız Farklı</strong></li>
</ol>
<p>Aynı yıl, aynı ay doğmuş iki insan düşünün. İkisi de kimliğe göre 45 yaşında olsun. Ancak birinin hücreleri içeride 35 yaşın enerjisiyle çalışırken, diğerininki kronik stres, kötü beslenme veya uykusuzluk yüzünden 55 yaşına gelmiş olabilir. Tam bu noktada <strong>Dr. Burak Can</strong>, Dr. Steve Horvath’ın tıp literatürüne kazandırdığı &#8220;Epigenetik Saat&#8221; araştırmalarına dikkat çekiyor ve “Epigenetik saat, yaşam tarzımızın genlerimizin üzerine nasıl bir elbise giydirdiğini kanıtladı. Tedavi planlanırken kimlikteki yaşa değil, hücrelerin gerçekte kaç yaşında olduğuna (biyolojik yaşa) bakılması gerekiyor” diyor.</p>
<p><strong>HER BİREY KENDİNE ÖZGÜ ÖZELLİKLER TAŞIYOR</strong></p>
<p>Tıpta yeni dönemde herkese aynı yaklaşımı uygulamak yerine her bireyin kendine özgü biyolojisinin anlaşılmaya odaklanıldığını söyleyen <strong>Acıbadem Life Danışmanı İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Can</strong>, “Genetik analizlerden gelişmiş laboratuvar testlerine, biyobelirteçlerden yapay zekâ destekli değerlendirmelere kadar birçok yenilik sayesinde artık kişiye özel sağlık yönetimi mümkün hale geliyor. Amaç yalnızca hastalık geliştikten sonra en doğru tedaviyi belirlemek değil; kişinin risklerini önceden saptayarak hastalık ortaya çıkmadan önce önlem almak ve sağlıklı geçirilen yaşam süresini, yani “healthspan<em>”</em>i uzatmak” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>SİZDEN SADECE BİR TANE VAR</strong></p>
<p>Tüm bu nedenlerle sağlık konusunda başkalarıyla kıyaslama yapmanın doğru olmadığını vurgulayan <strong>Dr. Burak Can</strong>, &#8220;Sosyal medyada gördüğünüz bir beslenme modeli, komşunuza iyi gelen bir takviye ya da arkadaşınızın kullandığı bir ilaç sizin için en doğru seçenek olmayabilir. Çünkü her insanın biyolojisi kendine özgüdür. Sizden yalnızca bir tane var&#8221; diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayni-ilac-ayni-diyet-peki-neden-sonuclar-farkli-653261">Aynı İlaç, Aynı Diyet&#8230; Peki Neden Sonuçlar Farklı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıcakta Çalışma Şartları İçin Yeni Düzenleme Talebi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sicakta-calisma-sartlari-icin-yeni-duzenleme-talebi-653249</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2026 22:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[düzenleme]]></category>
		<category><![CDATA[şartları]]></category>
		<category><![CDATA[sıcakta]]></category>
		<category><![CDATA[talebi]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653249</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Birleşik Metal-İş, yüksek sıcaklıklarda çalışmanın işçilerin sağlığı ve yaşamı üzerindeki risklerine dikkat çekerek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicakta-calisma-sartlari-icin-yeni-duzenleme-talebi-653249">Sıcakta Çalışma Şartları İçin Yeni Düzenleme Talebi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / Ankara –</strong> Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Birleşik Metal-İş, yüksek sıcaklıklarda çalışmanın işçilerin sağlığı ve yaşamı üzerindeki risklerine dikkat çekerek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvurdu. İki kurum, aşırı sıcaklarda çalışma koşullarının yasal güvence altına alınmasını ve belirli sıcaklık sınırlarının aşılması halinde çalışmanın durdurulmasını talep etti.</p>
<p>İklim krizinin etkisiyle sıcak hava dalgalarının daha uzun ve daha şiddetli yaşanması, çalışanların sağlığı açısından yeni riskleri de beraberinde getiriyor. Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Birleşik Metal İşçileri Sendikası (Birleşik Metal-İş), yüksek sıcaklıklarda çalışan milyonlarca işçinin maruz kaldığı risklere dikkat çekerek yasal düzenleme yapılması çağrısında bulundu. İki kurum, gerçekleştirdikleri basın toplantısının ardından taleplerini 7 Ağustos 2026 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na iletti.</p>
<p><b>“Türkiye’de somut ve bağlayıcı bir üst sınır yok”</b></p>
<p>Bakanlığa gönderilen yazıda, yüksek sıcaklıkların çalışanlarda kısa ve uzun vadeli sağlık sorunlarına yol açabileceği, mevcut hastalıkları olumsuz etkileyebileceği belirtildi. Türkiye’de işçileri mesleki ısı stresine karşı koruyan ve yüksek sıcaklıklarda çalışmaya ilişkin somut, bağlayıcı üst sınırlar getiren özel bir düzenleme bulunmadığına dikkat çekilen yazıda, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda da hangi sıcaklık koşullarında hangi önlemlerin alınacağı ve çalışmanın ne zaman durdurulacağı konusunda düzenleme eksikliği bulunduğu savunuldu. TTB ve Birleşik Metal-İş, çalışanların sağlık ve yaşam haklarının korunması amacıyla sıcaklık kaynaklı risklere karşı açık ve uygulanabilir kurallar getirilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p><b>Aşırı sıcaklarda çalışma durdurulabilecek mi?</b></p>
<p>İki kurumun taleplerinin başında, işkolları ve çalışma ortamlarının özellikleri dikkate alınarak <strong>azami ısı maruziyeti sınırlarının belirlenmesi</strong> geliyor. Belirlenen sınırların aşılması veya aşırı sıcakların çalışanlar açısından ciddi ve yakın tehlike oluşturması halinde çalışmanın durdurulması, işçilerin çalışmaktan kaçınma hakkını kullanırken ücret ve diğer özlük haklarında kayıp yaşamamasının güvence altına alınması isteniyor. Sıcaklık değerlendirmesinde yalnızca hava sıcaklığının değil, nem, radyant ısı, yapılan işin fiziksel yükü, maruziyet süresi ve kullanılan koruyucu giysilerin de dikkate alınması talep ediliyor.</p>
<p><b>Serinleme alanları ve zorunlu molalar</b></p>
<p>TTB ve Birleşik Metal-İş, işverenlere çalışanların sıcak hava koşullarından korunması için serinleme ve gölgelik alanlar oluşturma yükümlülüğü getirilmesini istiyor. Ücretsiz ve kolay erişilebilir içme suyu sağlanması, gerekli durumlarda uygun sıvı desteğinin verilmesi, ısı kaynaklarının yalıtılması, uygun havalandırma ve iklimlendirme sistemlerinin kurulması da talepler arasında yer alıyor. Aşırı sıcak dönemlerde çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesi, günün en sıcak saatlerinde çalışmanın sınırlandırılması ve zorunlu dinlenme-serinleme molalarının artırılması da öneriliyor.</p>
<p><b>İşyerlerine “ısı yönetimi planı” önerisi</b></p>
<p>Kurumlar ayrıca her işyerinde, yüksek sıcaklıkların ortaya çıkması halinde uygulanacak önlemlerin önceden belirlenmesini istiyor. Bu kapsamda işyerine özgü <strong>ısı yönetimi planlarının hazırlanması, uygulanması ve düzenli olarak güncellenmesi</strong> talep ediliyor. Azami sıcaklık sınırlarının aşılması halinde çalışmanın hangi koşullarda durdurulacağı ve ne zaman yeniden başlatılacağı da önceden belirlenmesi gereken konular arasında gösteriliyor.</p>
<p><b>Risk değerlendirmeleri çalışan gruplarını da kapsayacak</b></p>
<p>TTB ve Birleşik Metal-İş, işyerlerindeki risk değerlendirmelerinin farklı çalışan gruplarının özel risklerini de dikkate alması gerektiğini belirtiyor. Açık alanda çalışanlar, hamile veya menopoz dönemindeki çalışanlar, ileri yaştaki çalışanlar, kronik hastalığı bulunanlar, göçmen ve mevsimlik işçiler ile kayıt dışı ve güvencesiz çalışanların sıcak hava koşullarında karşı karşıya kaldıkları risklerin ayrıca değerlendirilmesi isteniyor. Bu değerlendirmelerin çalışanlara yönelik ayrımcılık veya hak kaybı gerekçesine dönüştürülmemesi, çalışma koşullarının çalışanın durumuna göre uyarlanması gerektiği vurgulanıyor.</p>
<p><b>Acil müdahale ve sağlık gözetimi talebi</b></p>
<p>Yüksek sıcaklıklara bağlı sağlık sorunlarına hızlı müdahale edilmesi amacıyla işyerlerinde acil müdahale protokollerinin oluşturulması da talepler arasında bulunuyor. Bu kapsamda sıcak çarpması ve benzeri akut sağlık sorunlarının erken tanınması, hızlı soğutma, ilkyardım ve gerektiğinde sağlık kuruluşuna sevk süreçlerinin belirlenmesi isteniyor. Ayrıca yüksek sıcaklıklara sürekli veya tekrarlayan biçimde maruz kalan çalışanların, risk değerlendirmesi ve işyeri hekiminin değerlendirmesi doğrultusunda düzenli sağlık gözetimine alınması talep ediliyor. TTB ve Birleşik Metal-İş, sıcak hava koşullarının çalışan sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin verilerin düzenli olarak toplanmasını, bilimsel araştırmaların desteklenmesini ve elde edilen verilerin şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmasını da istedi. Kurumlar, yüksek sıcaklıklarda çalışma koşullarının yalnızca işverenlerin inisiyatifine bırakılmaması, çalışanların sağlık ve yaşam hakkını güvence altına alan açık ve bağlayıcı yasal düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesi çağrısında bulundu. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicakta-calisma-sartlari-icin-yeni-duzenleme-talebi-653249">Sıcakta Çalışma Şartları İçin Yeni Düzenleme Talebi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>30 Ağustos Basketbol Zafer Kupası Kayıtları Devam Ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/30-agustos-basketbol-zafer-kupasi-kayitlari-devam-ediyor-653240</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2026 15:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[30]]></category>
		<category><![CDATA[ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[basketbol]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[kayıtları]]></category>
		<category><![CDATA[kupası]]></category>
		<category><![CDATA[turnuva]]></category>
		<category><![CDATA[zafer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653240</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadıköy Belediyesi ve NG Kamp iş birliğiyle 30 Ağustos Zafer Bayramı kapsamında düzenlenecek “3x3 Basketbol Zafer Kupası” için kayıtlar sürüyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/30-agustos-basketbol-zafer-kupasi-kayitlari-devam-ediyor-653240">30 Ağustos Basketbol Zafer Kupası Kayıtları Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Kadıköy Belediyesi ve NG Kamp iş birliğiyle 30 Ağustos Zafer Bayramı kapsamında düzenlenecek “3&#215;3 Basketbol Zafer Kupası” için kayıtlar sürüyor.  Katılımın ücretsiz olduğu organizasyonda kontenjanla sınırlı başvurular, 23 Ağustos 2026 tarihine kadar devam edecek.</b></p>
<p>Kadıköy Belediyesi ile NG Kamp&#8217;ın iş birliğinde gerçekleştirilecek 30 Ağustos 3&#215;3 Basketbol Zafer Kupası, genç basketbolcuları Zafer Bayramı coşkusunu basketbolun enerjisiyle buluşturmaya hazırlanıyor. Turnuvaya katılmak isteyen sporcular için kayıtlar devam ediyor.</p>
<p>U-12, U-13, U-14, U-15 ve U-16 kategorilerinde düzenlenecek organizasyonda genç sporcular, iki gün boyunca yüksek tempolu 3&#215;3 basketbol karşılaşmalarında mücadele ederek yeteneklerini sergileme ve profesyonel turnuva atmosferini deneyimleme fırsatı yakalayacak.</p>
<p>29-30 Ağustos tarihlerinde Kadıköy Göztepe Özgürlük Parkı’nın basketbol sahalarında düzenlenecek turnuvada genç sporcular, iki gün boyunca yüksek tempolu karşılaşmalarda mücadele edecek. Saha düzeni ve organizasyon yapısıyla genç sporculara turnuva deneyimi sunmayı hedefleyen etkinlik, aynı zamanda sporseverleri 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın coşkusuyla da buluşturacak.</p>
<p>Katılımın ücretsiz olduğu turnuvada kontenjan sınırlı tutulacak. Başvurular 23 Ağustos 2026 tarihine kadar devam edecek.</p>
<p>Başvurular, https://www.ngkamp.com/ internet sitesi üzerinden gerçekleştirilebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/30-agustos-basketbol-zafer-kupasi-kayitlari-devam-ediyor-653240">30 Ağustos Basketbol Zafer Kupası Kayıtları Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Havuz kimyasallarındaki tehlikeye dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/havuz-kimyasallarindaki-tehlikeye-dikkat-653228</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2026 15:09:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çevresinde]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[gezen]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[havuz]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[kimyasallarındaki]]></category>
		<category><![CDATA[Klor]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikeye]]></category>
		<category><![CDATA[uçan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653228</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bodrum’da bir otelde havuz bakımı sırasında meydana gelen gaz sızıntısından 15 kişinin etkilenerek hastaneye kaldırılması, havuz güvenliğinin yalnızca yüzme sırasında alınacak önlemlerden ibaret olmadığını; bakım, temizlik, kimyasal depolama ve dozajlama süreçlerinin de profesyonel biçimde yönetilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/havuz-kimyasallarindaki-tehlikeye-dikkat-653228">Havuz kimyasallarındaki tehlikeye dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bodrum’da bir otelde havuz bakımı sırasında meydana gelen gaz sızıntısından 15 kişinin etkilenerek hastaneye kaldırılması, havuz güvenliğinin yalnızca yüzme sırasında alınacak önlemlerden ibaret olmadığını; bakım, temizlik, kimyasal depolama ve dozajlama süreçlerinin de profesyonel biçimde yönetilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan ile İş Sağlığı ve Güvenliği Programı Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, havuzlarda kimyasal güvenliğinden elektrik tesisatına, boğulma riskinden kayıp düşmelere kadar alınması gereken önlemleri değerlendirdi.</p>
<p><strong>Havuzlardaki riskler neler?</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, yaz aylarında kullanım yoğunluğu artan yüzme havuzlarında kimyasal risklerin yanı sıra boğulma, elektrik çarpması, kayma ve düşme gibi önemli tehlikeler bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Dr. Uçan, kullanıcı sayısı ve kullanım sıklığındaki artışa rağmen düzenli bakım ve güvenlik önlemlerinin ihmal edilmesinin insan sağlığı açısından ciddi tehdit oluşturabileceğini kaydederek, “Yüzme havuzları, düzenli kontrollerin, periyodik bakımların ve çevresinde güvenlik tedbirlerinin alınması gibi sorumlulukları beraberinde getiriyor. Yüzme havuzlarıyla ilgili asgari koşulların sağlanmasında birincil sorumluluk işletmecilerde, toplu yaşam alanlarına ait ortak yüzme havuzlarında ise site yönetimlerindedir.” dedi.</p>
<p><strong>Çocuklar havuz başında bir an bile gözetimsiz bırakılmamalı</strong></p>
<p>Boğulma riskine karşı alınacak tedbirlerin hayati önem taşıdığını dile getiren Dr. Uçan, çocukların havuz çevresinde mutlaka yetişkin gözetiminde bulunması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Dr. Uçan, havuzların yakınında can simidi gibi kurtarma ekipmanlarının hazır bulundurulması, ilk yardım çantasının eksiksiz olması ve acil durumlarda iletişimi sağlayacak imkanların bulunması gerektiğini ifade ederek, “Havuz çevresinde herkes tarafından görülebilen ve okunabilen ‘Havuz Kullanım Talimatları’ bulunmalı.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Islak zemin ciddi yaralanmalara neden olabilir</strong></p>
<p>Havuz çevresindeki kayma ve düşme vakalarının da göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Dr. Uçan, “Havuz ve çevresinde olası tehlikelere karşı bilgilendirme levhaları mutlaka asılmalı. Havuz derinlikleri kullanıcıların görebileceği şekilde belirtilmeli ve dalışın yasak olduğu alanlarda güvenlik işaretleri kullanılmalı.” dedi.</p>
<p>Yürüme alanları, duş bölgeleri ve havuz çevresindeki zeminlerin kaymayı önleyici malzemelerden yapılması gerektiğini ifade eden Dr. Uçan, tahliye sistemleri ve mazgalların da düzenli olarak kontrol edilmesi gerektiğini kaydetti.</p>
<p><strong>Havuz çevresindeki elektrik ölümcül risk oluşturabilir</strong></p>
<p>Havuzlarda elektrik güvenliğinin en kritik başlıklardan biri olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, elektrik tesisatlarının mevzuata uygunluğunun düzenli olarak kontrol edilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Dr. Uçan, “Havuz içinde veya çevresindeki elektrik akımının 50 Voltun altında tehlikesiz gerilim olarak nitelendirilen koşulu sağlamasına mutlaka dikkat edilmeli. Havuzlarda 12 volt AC aydınlatma ve uygun temizlik robotları kullanılmalı. Kaçak akım rölesi mutlaka olmalı.” dedi.</p>
<p><strong>Havuz bakımındaki kimyasallar rastgele kullanılmamalı</strong></p>
<p>İş Sağlığı ve Güvenliği Programı Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen de havuz suyunun dezenfeksiyonunda kullanılan kimyasalların yanlış depolanması, taşınması veya uygulanmasının ciddi sağlık riskleri doğurabileceğine dikkat çekti.</p>
<p>“Havuz kimyasalları depolama, elleçleme ve dozajlama sırasında en kritik nokta; kimyasalları asla birbiriyle karıştırmamaktır.” diyen Gezen, kimyasalların serin, kuru ve iyi havalandırılan alanlarda muhafaza edilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Klor ve asit yan yana bile depolanmamalı</strong></p>
<p>Özellikle asit ve klor içeren ürünlerin birbirinden ayrı tutulması gerektiğini vurgulayan Gezen, “Asit ve kloru aynı rafta veya dolapta bulundurmak ciddi tepkime riskine neden olur. Kimyasallar başka bir kaba aktarılmamalı; orijinal kaplarında, etiketleri ve kapakları korunarak saklanmalıdır.” dedi.</p>
<p>Dökülme ve sızıntılara karşı da önlem alınması gerektiğini belirten Gezen, ambalajların altında sızıntı havuzlarının bulunması gerektiğini kaydetti.</p>
<p>Gezen, havuz kimyasallarının çocukların ve yetkisiz kişilerin ulaşamayacağı kilitli depolarda saklanması gerektiğini de vurguladı.</p>
<p><strong>Kimyasallarla çalışanlar koruyucu ekipmansız işlem yapmamalı</strong></p>
<p>Havuz bakımını yapan çalışanların kimyasallara doğrudan maruz kalmasının önlenmesi gerektiğini belirten Gezen, “Uygun eldiven, koruyucu gözlük ve maske kullanılmalı. Özellikle klor ürünlerinin ambalajını açarken toksik buhar solunması riski vardır. Taşıma, depolama ve kullanım sırasında özellikle klor ürünlerinin kontrolsüz biçimde suyla teması önlenmelidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Klor ürünlerinin tablet veya granül formda, difüzör ya da çözelti halinde uygun yöntemlerle uygulanması gerektiğini dile getiren Gezen, yoğun kullanım veya yağmur sonrasında gerektiğinde şok klorlama yapılabileceğini ve bunun tercihen akşam saatlerinde gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Şok klorlama sonrası hemen havuza girilmemeli</strong></p>
<p>Havuz suyunda yalnızca kimyasal uygulamanın değil, uygulama sonrasındaki kontrolün de önemli olduğunu belirten Gezen, pH değerinin 7,2–7,6 aralığında tutulması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Gezen, “Normal dozaj klorlama sonrasında suya girmek için en az 30 dakika beklenmeli. Şok klorlama sonrasında genellikle 8–12 saat beklenmesi önerilir; suyun pH ve klor değerleri test kitleriyle ölçülmeden havuza girilmemeli.” dedi.</p>
<p>Havuzdan çıktıktan sonra temiz suyla duş alınmasını da öneren Gezen, kimyasal kalıntıların özellikle çocukların hassas ciltlerinde daha hızlı tahrişe yol açabileceğini sözlerine ekledi. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/havuz-kimyasallarindaki-tehlikeye-dikkat-653228">Havuz kimyasallarındaki tehlikeye dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Söke Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği Hizmete Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/soke-agiz-ve-dis-sagligi-poliklinigi-hizmete-basladi-653219</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2026 14:59:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmete]]></category>
		<category><![CDATA[polikliniği]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[söke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653219</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan 6’ncı Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, Söke’de hizmet vermeye başladı. Nazilli, Efeler, Koçarlı, Germencik ve Kuşadası’nın ardından Söke’ye de kazandırılan poliklinik, vatandaşlardan yoğun ilgi gördü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/soke-agiz-ve-dis-sagligi-poliklinigi-hizmete-basladi-653219">Söke Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği Hizmete Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan 6’ncı Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, Söke’de hizmet vermeye başladı. Nazilli, Efeler, Koçarlı, Germencik ve Kuşadası’nın ardından Söke’ye de kazandırılan poliklinik, vatandaşlardan yoğun ilgi gördü.<br />Söke Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği; modern yapısı, çağdaş tıbbi donanımı ve uzman kadrosu ile kent merkezinde hizmet sunmaya başladı. Çeltikçi Mahallesi Alpay Sokak No: 4’te vatandaşlarla buluşan poliklinikte, ağız ve diş sağlığı alanında kapsamlı tedaviler tamamen ücretsiz olarak gerçekleştiriliyor.<br />Polikliniğe gelen vatandaşlar, sunulan hizmetten duydukları memnuniyeti dile getirerek Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na teşekkür etti.<br />Aydın’ın tüm ilçelerinde yatırımlarının artarak devam edeceğini belirten Başkan Çerçioğlu, <b>“Söz verdik, yaptık. Nazilli, Efeler, Koçarlı, Germencik ve Kuşadası ilçelerimizin ardından Söke’de de Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniğimizi hemşehrilerimizin hizmetine sunduk. Kentimize hayırlı olmasını diliyorum. Aydınımızın dört bir yanında yatırım ve projelerimizi sürdürecek, hemşehrilerimizi hizmetlerimizle buluşturmaya devam edeceğiz. Hizmetle büyüyen Aydın”</b> ifadelerini kullandı.<br />Vatandaşlar, Söke Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği hakkında detaylı bilgi ve randevu için 444 55 09 numaralı telefon üzerinden iletişime geçebiliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/soke-agiz-ve-dis-sagligi-poliklinigi-hizmete-basladi-653219">Söke Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği Hizmete Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekran süresi arttıkça çocuklar güçsüzleşiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ekran-suresi-arttikca-cocuklar-gucsuzlesiyor-653195</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2026 14:35:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arttıkça]]></category>
		<category><![CDATA[Beceriler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[güçsüzleşiyor]]></category>
		<category><![CDATA[Günlük Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[kaya]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[süresi]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653195</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi ÇEGOMER (Çocuk ve Ergen Gelişimi ve Otizm Uygulama ve Araştırma Merkezi) Ergoterapisti Emrullah Harun Kaya, ekran kullanımının artmasıyla çocukların daha az hareket etmesinin fiziksel, motor, bilişsel ve sosyal gelişimleri üzerindeki olası etkileri ve ailelerin çocukları aktif oyuna teşvik etmek için yapabilecekleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ekran-suresi-arttikca-cocuklar-gucsuzlesiyor-653195">Ekran süresi arttıkça çocuklar güçsüzleşiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi ÇEGOMER (Çocuk ve Ergen Gelişimi ve Otizm Uygulama ve Araştırma Merkezi) Ergoterapisti Emrullah Harun Kaya, ekran kullanımının artmasıyla çocukların daha az hareket etmesinin fiziksel, motor, bilişsel ve sosyal gelişimleri üzerindeki olası etkileri ve ailelerin çocukları aktif oyuna teşvik etmek için yapabilecekleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Aktif oyunlar çocukların fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimini destekliyor! </strong></p>
<p>Tablet, telefon ve bilgisayar gibi dijital araçların çocukların günlük yaşamında giderek daha fazla yer kapladığına dikkat çeken Emrullah Harun Kaya, “Aktif oyun ve açık hava etkinliklerine ayrılan zaman azaldı. Önceki nesillerin günlük yaşamında önemli bir yer tutan sokak oyunları, koşma, tırmanma, bisiklete binme ve arkadaşlarla hareketli oyunlar, günümüzde birçok çocuk için ekran temelli etkinliklerle yer değiştirdi.” dedi.</p>
<p>Çocukların daha az hareket etmesinin yalnızca fiziksel kondisyonu değil; motor becerileri, sosyal ilişkileri, problem çözme yetenekleri, özgüvenleri ve günlük yaşam aktivitelerine bağımsız katılımları üzerinde de etkili olabileceğini ifade eden Kaya, “Hareket çocuk gelişiminin temel taşlarından biridir. Çocuklar hareket ederek öğrenir, oynayarak gelişir. Hareket sırasında bedenlerini tanır, çevreleriyle ilişki kurar, karşılaştıkları sorunlara çözüm üretir ve yeni beceriler kazanırlar. Aktif oyunlar çocukların kas kuvvetini ve dayanıklılığını geliştirirken denge, koordinasyon, dikkat, planlama ve sosyal iletişim becerilerine de önemli katkılar sağlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yeterince hareket etmeyen çocuklarda kas kuvveti, denge ve koordinasyon sorunları görülebilir!</strong></p>
<p>Çocukların fiziksel olarak gelişebilmeleri için düzenli ve çeşitli hareket deneyimlerine ihtiyaç duyduğuna işaret eden Kaya, “Yeterince hareket etmeyen çocuklarda kas kuvveti, dayanıklılık, esneklik, denge ve koordinasyon alanlarında güçlükler görülebilir.” dedi.</p>
<p>Hareketsiz yaşamın çocukların yorulma süresini de etkileyebileceğini aktaran Kaya, “Günlük hareket miktarı azalan çocuklar koşarken, merdiven çıkarken, uzun süre ayakta kalırken veya yaşıtlarıyla oyun oynarken daha çabuk yorulabilir. Top yakalama, tek ayak üzerinde durma, sıçrama, seksek oynama ve bisiklete binme gibi becerilerde zorlanabilirler.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Çocuk yeterli hareket deneyimi kazanamadığında günlük yaşam becerilerinde de zorlanabilir!</strong></p>
<p>Motor becerilerin yalnızca spor yaparken ihtiyaç duyulan yetenekler olmadığını kaydeden Kaya, “Çocuğun okul ve ev yaşamındaki birçok etkinlikte bedenini etkili biçimde kullanması gerekir.” dedi.</p>
<p>Kaya, şöyle devam etti:</p>
<p>“Çantayı taşımak, sırada dengeli oturmak, kalem kullanmak, kıyafet giymek, ayakkabı bağlamak, yemek yemek, oyuncakları toplamak ve oyun alanında arkadaşlarına katılmak gibi günlük aktiviteler motor becerilerle ilişkili. Çocuk yeterli hareket deneyimi kazanamadığında yalnızca koşma veya zıplama sırasında değil, günlük yaşam becerilerinde de zorlanabilir.</p>
<p>Ayrıca çocuklar oyun sırasında sürekli karar verir ve çözüm üretir. Bir engelin üzerinden nasıl geçeceğini düşünmek, topun nereye gideceğini tahmin etmek, düşmeden dengede kalmaya çalışmak veya arkadaşlarıyla bir oyunun kurallarını oluşturmak bilişsel süreçleri harekete geçirir.”</p>
<p><strong>Ergoterapide amaç yalnızca çocuğun kaslarını güçlendirmek değil!</strong></p>
<p>Ergoterapinin çocukların fiziksel, bilişsel, duyusal, sosyal ve duygusal ihtiyaçlarını birlikte ele aldığını hatırlatan Emrullah Harun Kaya, “Çalışmalar çocuğun yaşına, gelişim düzeyine, ilgi alanlarına ve günlük yaşamda zorlandığı aktivitelere göre planlanır.” dedi.</p>
<p>Ergoterapide amacın yalnızca çocuğun kaslarını güçlendirmek olmadığına değinen Kaya, “Çocuğun arkadaşlarıyla rahatça oyun oynayabilmesi, okul etkinliklerine katılabilmesi, günlük yaşam becerilerini mümkün olduğunca bağımsız yapabilmesi ve kendisini yeterli hissedebilmesi hedeflenir. Oyun ve hareket, çocuğun gelişimini destekleyen en önemli araçlar arasında yer alır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Çocuğun günlük yaşam becerilerini zor gerçekleştirmesi değerlendirme gerektirebilir!</strong></p>
<p>Çocukların gelişim özelliklerinin birbirinden farklı olduğunu ifade eden Kaya, “Bazı çocuklar hareketli oyunlara kolaylıkla katılırken bazıları denge, koordinasyon, motor planlama veya duyusal işlemleme alanlarında desteğe ihtiyaç duyabilir.” dedi. </p>
<p>Çocuğun sürekli düşmesi, merdiven çıkmakta zorlanması, top oyunlarından kaçınması, çabuk yorulması, kalem kullanımında güçlük yaşaması veya günlük yaşam becerilerini yaşıtlarına göre daha zor gerçekleştirmesi durumunda gelişimsel değerlendirme yapılabileceğini belirten Kaya,<strong> </strong>erken dönemde sunulan desteğin çocuğun katılımını ve özgüvenini artırabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Aileler her gün çocuklarıyla birlikte aktif oyun zamanı planlamalı!</strong></p>
<p>Ailelerin evde bulunan malzemelerle çocukları hareket etmeye teşvik edebileceğini aktaran Kaya, “Yastık, minder ve güvenli mobilyalar kullanılarak mini engel parkurları hazırlanabilir. Çocuğun minderlerin üzerinden geçmesi, belirlenen çizgide yürümesi, sandalyelerin çevresinden dolaşması veya güvenli bir hedefe doğru emeklemesi gibi oyunlar denge, koordinasyon ve motor planlama becerilerini destekleyebilir. Parkurun çocuğun yaşına uygun hazırlanması ve mutlaka yetişkin gözetiminde kullanılması gerekir.” dedi.</p>
<p>Müzik eşliğinde dans etmenin de çocukların ritim, koordinasyon ve beden farkındalığını desteklediğini aktaran Kaya, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Aileler her gün çocuklarıyla birlikte aktif oyun zamanı planlamalı. Çocuğun yaşı, sağlık durumu ve ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yaklaşık 30 ila 60 dakikalık hareketli oyun zamanları oluşturulmalı. Aktif oyun zamanı yalnızca çocuğun hareket ettiği, yetişkinlerin ekrana baktığı bir zaman olmamalı. Ebeveyn de oyuna katıldığında çocuğun motivasyonu, iletişimi ve oyundan aldığı keyif artar.</p>
<p>Aileler çocuklarını yaşıtlarıyla kıyaslamak yerine kendi gelişimleri üzerinden değerlendirmeli. Her çocuk aynı hızda koşmak veya aynı yükseklikte zıplamak zorunda değildir. Çocuğun çabasını fark etmek ve küçük gelişimleri desteklemek önemlidir. ‘Arkadaşın senden daha hızlı’ demek yerine, ‘bugün daha uzun süre oynadın’ veya ‘topu yakalamak için çok güzel denedin’ gibi ifadeler kullanılabilir. Amaç çocuğun hareketten keyif alması ve kendisini güvende hissetmesidir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ekran-suresi-arttikca-cocuklar-gucsuzlesiyor-653195">Ekran süresi arttıkça çocuklar güçsüzleşiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Personel Krizi! </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmir-ataturk-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-personel-krizi-653192</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2026 14:28:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[personel]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653192</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde personel krizi çıktı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-ataturk-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-personel-krizi-653192">İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Personel Krizi! </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / İzmir –</strong> İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde personel krizi çıktı. HEP-SEN Toplu Sözleşme ve Mevzuat Kurulu Başkanı Yağmur Kılıç, BSHA’ya yaptığı açıklamada, yeni açılan İkinci Basamak Yoğun Bakım Servisi’nde  hemşirelerin  mevzuata aykırı olarak çalıştırılmasına tepki gösterdi.</p>
<p><b>Yaşanan Sorunlar Hastane Yönetimi ve İl Sağlık Müdürlüğü’ne Bildirildi</b></p>
<p>“İkinci basamak yoğun bakımlarda asgari olarak üç yatağa en az bir hemşire hizmet vermekle mükelleftir” diyen Kılıç, “Fakat hastane yönetimi tarafından yeni açılan İkinci Basamak Yoğun Bakım Servisinde çalışan hemşire arkadaşlarımızın her biri 4 hastaya hizmet vermektedir. Servisin tescili 7 yatak olmasına rağmen bir yatak daha eklenmiştir. Yoğun bakım servisinin fiziki koşulları da yetersizdir. Dinlenme alanlarının ve hasta bilgilendirme odasının olmaması da başka bir handikaptır. Tüm bu konuları, hastane yönetimi ve İzmir İl Sağlık Müdürlüğü’ne yazılı olarak bildirdik. Resmi süreç sonunda tüm hukuki itirazlarımızı yapacağımızı ifade etmek istiyorum” dedi.</p>
<p><b>Sağlık Personeli Üzerinde Çok Fazla Yük Var!</b></p>
<p>Kılıç, öte yandan yoğun bakım servisinin ameliyathane binası içerisinde açılmasının enfeksiyon açısından da risk yarattığını sözlerine ekledi.  Servislerin bir ay boyunca 7-8 hemşire ile döndürülmeye çalışıldığının altını çizen Kılıç, hemşirelere 100 saatin üzerinden fazla measi yükünün bindiğini ifade etti. Hastanenin PDC doluluk oranının yaklaşık yüzde 94 seviyelerinde olduğunu ifade eden Kılıç, “Bu kadar personel eksikliği varken, sağlık hizmetinin daha kaliteli verilmesi adına yeni bir yoğun bakım servisinin açılmasını destekliyoruz. Ancak yeni servisin personel planlamasında mevzuat uygun şekilde hareket edilmesine karşıyız. HEP-SEN olarak gereken tüm adımları atıyoruz” diye konuştu. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-ataturk-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-personel-krizi-653192">İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Personel Krizi! </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz sıcakları menopoz şikayetlerini artırabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklari-menopoz-sikayetlerini-artirabiliyor-653073</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:29:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aktivite]]></category>
		<category><![CDATA[artırabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[azalma]]></category>
		<category><![CDATA[Basması]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetlerini]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sıcakları]]></category>
		<category><![CDATA[terleme]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653073</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazın aşırı sıcaklar ve yüksek nem, menopoz dönemindeki kadınlarda ateş basması, yoğun terleme, gece terlemeleri ve uyku sorunlarının artmasına neden olabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklari-menopoz-sikayetlerini-artirabiliyor-653073">Yaz sıcakları menopoz şikayetlerini artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yazın aşırı sıcaklar ve yüksek nem, menopoz dönemindeki kadınlarda ateş basması, yoğun terleme, gece terlemeleri ve uyku sorunlarının artmasına neden olabiliyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gökçe Gökkaya</strong>, sıcak havaların menopoz belirtilerini tetikleyebildiğini belirterek “Özellikle sıcak basması ve terleme atakları yaz aylarında çok daha zorlayıcı hale gelebiliyor. Ayrıca uyku kalitesinin bozulması, yorgunluk, odaklanma güçlüğü ve günlük yaşam konforunda azalmaya yol açabiliyor. Menopoz bir hastalık değil, yaşamın doğal bir dönemidir. Bu dönemde yaz sıcaklarının etkisini azaltmak için kişiye özel yaklaşımlar, uygun yaşam tarzı düzenlemeleri ve gerekli durumlarda tedavi seçenekleri değerlendirilmelidir” diyor. Dr. Gökkaya, menopoz döneminde yaz sıcaklarının etkilerini azaltmak ve bu süreci daha konforlu geçirmek için 7 etkili önlemi sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Sıcak basması ve terlemeyi azaltmak için bu önerilere dikkat edin!</strong></p>
<p>Menopoz döneminde östrojen seviyelerindeki değişim, vücudun ısı düzenleme mekanizmasını etkileyebilir. Yaz sıcaklarıyla birleştiğinde ateş basması, ani terleme ve gece terlemeleri çok daha yoğun yaşanabilir. Bu şikayetlerden korunmak için; ince, pamuklu ve nefes alan kıyafetler tercih edilmeli, yaşam alanları serin tutulmalı, yeterli sıvı tüketimine dikkat edilmeli, aşırı sıcak ve nemli ortamlarda uzun süre kalınmamalıdır.  </p>
<p><strong>Uyku ortamınızı düzenleyin</strong></p>
<p>Menopozda görülen gece terlemeleri, özellikle yaz aylarında uyku kalitesini bozarak gün içinde yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve enerji kaybına neden olabilir. Uyku ortamınızın serin ve uyku saatlerinizin düzenli olmasına dikkat ederek, akşam saatlerinde ağır yemek, fazla kafein ve alkol tüketiminden uzak durulmalıdır. </p>
<p><strong>Düzenli fiziksel ve zihinsel aktivitede bulunun </strong></p>
<p>Yaz aylarında artan sıcaklıklar nedeniyle fiziksel aktivitenin azalması, menopoz döneminde kas gücü, enerji düzeyi ve genel iyilik halini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca menopozla birlikte bazı kadınlarda odaklanma güçlüğü, unutkanlık, kelime bulmakta zorlanma ve ‘beyin sisi’ olarak ifade edilen bilişsel sorunlar görülebilir. Bu şikayetlerin yönetimine destek olabilmek için; sabah erken saatlerde veya akşam saatlerinde düzenli olarak fiziksel aktivite yapılmalı, zihinsel olarak aktif kalmaya özen gösterilmeli, kitap okuma, bulmaca çözme, yeni beceriler öğrenme gibi aktivitelerle bilişsel fonksiyonlar desteklenmelidir.  </p>
<p><strong>Kas ve kemik sağlığınızı güçlendirin</strong></p>
<p>Menopozla birlikte östrojen seviyelerindeki azalma, zaman içinde kas kütlesinde azalma ve kemik yoğunluğunda düşüş riskini artırabilir. Yaz aylarında sıcak havalar nedeniyle hareketin azalması, bu süreci olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle kas kütlesini korumaya ve güçlendirmeye yönelik direnç egzersizleri, ağırlık çalışmaları ve kişiye uygun kas güçlendirici aktiviteler düzenli olarak yapılmalı, kemik sağlığını desteklemek için aktif kalmaya özen gösterilmelidir.  </p>
<p><strong>Protein alımınıza dikkat edin</strong></p>
<p>Yaz aylarında artan hareket düzeyi, sıcak havalarda iştah değişiklikleri ve düzensiz beslenme alışkanlıkları nedeniyle yeterli protein alımına daha fazla dikkat edilmesi gerekir. Bu nedenle; yumurta, balık, et, süt ve süt ürünleri, baklagiller gibi kaliteli protein kaynaklarına beslenmede yer verilmeli, günlük protein ihtiyacı kişinin yaşına, kilosuna ve fiziksel aktivite düzeyine göre planlanmalı, kas kütlesini destekleyen dengeli ve sürdürülebilir bir beslenme modeli benimsenmelidir.</p>
<p><strong>Sağlıklı beslenin</strong></p>
<p>Yaz aylarında tatil dönemleri, düzensiz öğünler, serinlemek amacıyla tercih edilen yüksek şekerli içecekler ve işlenmiş gıdalar kilo kontrolünü zorlaştırabilir. Bu nedenle; rafine şeker tüketimi azaltılmalı, paketli ve yüksek kalorili işlenmiş gıdalardan mümkün olduğunca uzak durulmalı, sebze, lif içeriği yüksek besinler ve sağlıklı yağlardan zengin bir beslenme tercih edilmelidir.</p>
<p><strong>Kişiye özel tedavi seçeneklerinden yararlanın</strong></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gökçe Gökkaya “Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte menopoz dönemindeki ateş basması ve terleme şikayetleri daha belirgin hale gelebilir. Hormonal olmayan yöntemler ve biyoeşdeğer hormon gibi hormonal yöntemler ile bireysel değerlendirmeler yapılarak bu şikayetlerden kurtulmak mümkündür” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklari-menopoz-sikayetlerini-artirabiliyor-653073">Yaz sıcakları menopoz şikayetlerini artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağustos Sıcaklarında Pıhtı Riskini Azaltan 8 Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agustos-sicaklarinda-pihti-riskini-azaltan-8-oneri-653061</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:19:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[azaltan]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[Pıhtı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklarında]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=653061</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağustos sıcakları yalnızca bunaltıcı etki yaratmıyor, damar sağlığını da tehdit ediyor. Sıvı kaybı, uzun süre hareketsiz kalmak ve sıcak havanın dolaşım sistemi üzerindeki olumsuz etkileri, özellikle risk grubundaki kişilerde pıhtı oluşma ihtimalini artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agustos-sicaklarinda-pihti-riskini-azaltan-8-oneri-653061">Ağustos Sıcaklarında Pıhtı Riskini Azaltan 8 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ağustos sıcakları yalnızca bunaltıcı etki yaratmıyor, damar sağlığını da tehdit ediyor. Sıvı kaybı, uzun süre hareketsiz kalmak ve sıcak havanın dolaşım sistemi üzerindeki olumsuz etkileri, özellikle risk grubundaki kişilerde pıhtı oluşma ihtimalini artırıyor. Tedavi edilmediğinde akciğer embolisi, inme ve kalp krizine kadar uzanabilen ciddi sonuçlara yol açabilen pıhtılaşma, erken fark edildiğinde ve doğru önlemler alındığında büyük ölçüde önlenebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Hidayet Demir, yaz aylarında pıhtı riskine karşı dikkat edilmesi gereken önemli noktaları anlattı.</p>
<p><strong>1. Pıhtıyı basit bir dolaşım sorunu olarak değerlendirmeyin</strong></p>
<p>Pıhtı, kanın damar içerisinde normalin dışında pıhtılaşarak damarı kısmen ya da tamamen tıkaması durumudur. En sık bacak toplardamarlarında görülür ve “derin ven trombozu” olarak adlandırılır. En büyük tehlike ise oluşan pıhtının yerinden koparak akciğere ulaşması ve yaşamı tehdit eden pulmoner emboliye neden olmasıdır. Pıhtılar ayrıca beyin damarlarında inmeye, kalp damarlarında ise kalp krizine yol açabilir. Bu nedenle erken tanı ve tedavi büyük önem taşır.</p>
<p><strong>2.Yaz sıcakları pıhtı oluşumu için uygun zemin hazırlıyor</strong></p>
<p>Yaz aylarında aşırı terlemeyle birlikte vücut önemli miktarda sıvı kaybeder. Bu kayıp yeterince yerine konulmadığında kan yoğunlaşır ve pıhtılaşma eğilimi artabilir. Sıcak hava aynı zamanda damarların genişlemesine neden olur. Özellikle bacak toplardamarlarında kanın göllenmesi ve dolaşımın yavaşlaması, pıhtı oluşumu için uygun bir ortam hazırlar. Uzun süre hareketsiz kalındığında ise baldır kaslarının kanı kalbe taşıyan doğal pompa etkisi ortadan kalkar ve risk daha da yükselir.</p>
<p><strong>3. Uzun yolculuklarda hareket etmeyi ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Dört saatin üzerindeki uçak, otobüs veya otomobil yolculukları pıhtı riskini artırabilir. Özellikle uçak kabinindeki düşük nem oranı sıvı kaybını artırırken, saatlerce aynı pozisyonda oturmak bacak damarlarındaki kan akımını yavaşlatır. Yolculuk sırasında her 1-2 saatte bir ayağa kalkıp kısa yürüyüşler yapmak, ayak bileği egzersizleri uygulamak, bol su içmek ve rahat kıyafetler tercih etmek riski önemli ölçüde azaltır.</p>
<p><strong>4. Bazı kişilerde pıhtı riski çok daha yüksek</strong></p>
<p>Daha önce pıhtı geçirenler, 60 yaş üzerindeki bireyler, kanser hastaları, büyük ameliyat geçirenler, uzun süre yatağa bağımlı kalanlar, hamileler ve lohusalık dönemindeki kadınlar, obez bireyler, sigara kullananlar, diyabet ve kalp yetmezliği bulunan hastalar ile genetik pıhtılaşma bozukluğu olan kişiler yüksek risk grubunda yer alır. Yaz aylarında bu kişilerin sıvı tüketimine daha fazla dikkat etmeleri ve uzun süre hareketsiz kalmamaları gerekir.</p>
<p><strong>5. Günlük yaşam alışkanlıkları pıhtıyı önlemede kritik rol oynuyor</strong></p>
<p>Pıhtıyı önlemenin en etkili yolu sağlıklı yaşam alışkanlıklarını sürdürmektir. Susamayı beklemeden düzenli su içmek, her gün yürüyüş yapmak, masa başında çalışanların her saat başı ayağa kalkması ve uzun süre aynı pozisyonda kalmaması oldukça önemlidir. Sağlıklı kilonun korunması, sigaranın bırakılması ve kronik hastalıkların düzenli takip edilmesi de riski azaltan önemli faktörler arasındadır.</p>
<p><strong>6. Risk grubundakiler koruyucu önlemleri ihmal etmemeli</strong></p>
<p>Pıhtı riski yüksek olan kişilerde hekim önerisi doğrultusunda koruyucu kan sulandırıcı tedaviler veya basınçlı varis çorapları kullanılabilir. Ancak bu uygulamalar mutlaka doktor kontrolünde planlanmalıdır. Özellikle daha önce pıhtı geçirmiş hastaların yaz döneminde kontrollerini aksatmaması büyük önem taşır.</p>
<p><strong>7. Bu belirtiler varsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurun</strong></p>
<p>Tek taraflı bacakta şişlik, ağrı, sıcaklık artışı ve kızarıklık derin ven trombozunun önemli belirtileri olabilir. Pıhtının akciğere ulaşması durumunda ise ani başlayan nefes darlığı, göğüs ağrısı, çarpıntı ve kanlı öksürük görülebilir. Bu belirtiler acil müdahale gerektirir ve vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>
<p><strong>8. Basit önlemlerle hayati risklerin önüne geçilebilir</strong></p>
<p>Pıhtı, erken tanındığında ve doğru tedavi edildiğinde büyük ölçüde kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Özellikle yaz aylarında yeterli su tüketmek, düzenli hareket etmek, uzun süre hareketsiz kalmamak ve risk belirtilerini ciddiye almak; akciğer embolisi, inme ve kalp krizi gibi hayati sonuçların önlenmesinde kritik rol oynar.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agustos-sicaklarinda-pihti-riskini-azaltan-8-oneri-653061">Ağustos Sıcaklarında Pıhtı Riskini Azaltan 8 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hacamat herkese uygun bir tedavi değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hacamat-herkese-uygun-bir-tedavi-degil-652905</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Aug 2026 14:06:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bölge]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[hacamat]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[herkese]]></category>
		<category><![CDATA[Kakı]]></category>
		<category><![CDATA[mevcut]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=652905</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, hacamatın hangi durumlarda tercih edildiği, kimlere uygulanmaması gerektiği, işlem öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler ile uygulama bölgelerinin nasıl belirlendiği hakkında açıklamalarda bulundu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hacamat-herkese-uygun-bir-tedavi-degil-652905">Hacamat herkese uygun bir tedavi değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, hacamatın hangi durumlarda tercih edildiği, kimlere uygulanmaması gerektiği, işlem öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler ile uygulama bölgelerinin nasıl belirlendiği hakkında açıklamalarda bulundu. </p>
<p><strong>Hacamat en çok kas-iskelet sorunları, travma ve kas yorgunluklarında tercih ediliyor!</strong></p>
<p>Hacamatın bazı yararları olduğunu ifade eden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Kas spazmını azaltır, mikrodolaşımı artırır, fasya üzerinden mikro travmalar oluşturarak o bölgenin yenilenmesini artırır. Literatürdeki bazı bilgilere göre de vücutta inflamasyon durumunda salgılanan medyatörlerin savunma etkisini destekler.” dedi.</p>
<p>Hangi durumlarda tercih edildiği konusuna değinen Dr. Kakı, “Literatürde en çok kas-iskelet sistemi hastalıklarında, travmalarda ve kas yorgunluklarında kullanıldığına ilişkin veriler mevcut.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hacamat tedavisinden önce hastanın sağlık durumu hekim tarafından değerlendirilmeli! </strong></p>
<p>Hacamat tedavisinin herkse uygun olmadığına dikkat çeken Dr. Kakı, “Kişide kanama bozukluğu varsa, yapılacak bölgede enfeksiyon ya da açık yara bulunuyorsa, hemodinamisi bozuk olan hastalarda, ciddi anemisi olan hastalarda, sepsis ya da mevcut klinik tablosu hacamat için uygun olmayan hastalarda ve vazovagal refleks nedeniyle ciddi hipotansiyonu olan hastalarda hacamat tedavisi uygulanmamalı.” uyarısında bulundu.</p>
<p>Dr. Kakı, şunları söyledi:</p>
<p>“Öncelikle hastanın mevcut durumunun uygun olup olmadığı hekim tarafından değerlendirilmeli ve uygun endikasyon verildikten sonra hacamat tedavisi uygulanmalı. Tedavi öncesinde hastanın ne çok aç ne de çok tok olmamasına dikkat edilmeli. Hastanın işlem öncesi yeteri kadar sıvı aldığından emin olunmalı. Ayrıca uygulama yapılacak bölgede enfeksiyon olup olmadığı, hastanın viral bir enfeksiyon geçirip geçirmediği, kanama bozukluğu bulunup bulunmadığı ve genel tıbbi durumu gözden geçirilmeli. Hasta kan sulandırıcı kullanıyorsa, mevcut durumu ilgili hekimle konsülte edildikten sonra, mevcut hastalığıyla ilgili hekim tarafından uygun görülmesi halinde kan sulandırıcı kesilerek işlem yapılmalı. Bu kararı hekim tek başına vermemeli, hastanın mevcut hastalığını takip eden hekimle birlikte konsülte ederek karar vermeli.”</p>
<p><strong>Hacamat sonrası ilk 24 saatte sauna, hamam ve banyodan uzak durulmalı! </strong></p>
<p>Hacamat sonrası da dikkat edilmesi gerekenler olduğuna işaret eden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “İlk 24 saat içerisinde hacamat bölgesinde kızarıklık ve ağrı olması normaldir.” dedi.</p>
<p>Eğer akıntılı bir yara, ateş gibi şikâyetler varsa, kişinin ilgili hekime başvurması gerektiğine vurgu yapan Dr. Kakı, “İlk 24 saat içerisinde sauna, hamam ya da banyo gibi işlemlerden uzak durulmalı. Ayrıca yeteri kadar sıvı alınmalı ve metabolik olarak ağır işler yapılmaması önerilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Hacamatın uygulanacağı bölge muayeneyle belirleniyor!</strong></p>
<p>Hacamatın sık yapıldığı bölgelerle ilgili belli bir standart olmadığını dile getiren Dr. Kakı, “Ancak genellikle baş, boyun, sırt, omuz, bel ve diz çevresi bölgelerine uygulanır.” dedi.</p>
<p>Dr. Kakı sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hastanın hangi bölgesine tedavi uygulayacağımıza karar verirken fizik muayenede spazm olan yerler, ağrılı bölgeler ya da hastanın şikâyetinin bulunduğu ve hastalığına uygun bölgeler dikkate alınarak hacamat uygulama bölgesi belirlenir. Kaç seansta yapılacağı ve seans aralıkları ise kişinin yara iyileşmesine, hastalığına ve mevcut durumuna göre hekim tarafından kişiye özel olarak belirlenir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hacamat-herkese-uygun-bir-tedavi-degil-652905">Hacamat herkese uygun bir tedavi değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özellikle yağlı yemeklerden sonra başlıyorsa, gecikmeyin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ozellikle-yagli-yemeklerden-sonra-basliyorsa-gecikmeyin-2-652836</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Aug 2026 07:34:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[gecikmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[özellikle]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[safra]]></category>
		<category><![CDATA[Safra Kesesi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yağlı]]></category>
		<category><![CDATA[yemeklerden]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=652836</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karnın sağ üst bölümünde başlayan, sırta veya sağ omuza yayılan ve saatlerce sürebilen şiddetli ağrı çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak değerlendirilse de altta yatan neden safra kesesi iltihabı olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozellikle-yagli-yemeklerden-sonra-basliyorsa-gecikmeyin-2-652836">Özellikle yağlı yemeklerden sonra başlıyorsa, gecikmeyin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karnın sağ üst bölümünde başlayan, sırta veya sağ omuza yayılan ve saatlerce sürebilen şiddetli ağrı çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak değerlendirilse de altta yatan neden safra kesesi iltihabı olabiliyor. Tıp dilinde akut kolesistit olarak adlandırılan bu tabloda erken tanı ve zamanında uygulanan cerrahi tedavi sayesinde hastalar genellikle kısa sürede sağlıklarına kavuşuyor. Ancak gecikmiş başvurular  safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi yaşamı tehdit eden ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu,  “</strong>Bu nedenle saatlerce  süren ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın  eşlik ettiği şiddetli karın ağrısı hiçbir zaman ihmal edilmemeli ve en kısa sürede genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır” diyor. </p>
<p><strong>En sık görülen nedeni safra taşları</strong></p>
<p>Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayan ve özellikle yağlı yemeklerden sonra bağırsağa boşaltarak yağların sindirimine yardımcı olan küçük ancak önemli bir  organ. Safranın içeriğindeki kolesterol, safra tuzları ve safra pigmentleri arasındaki denge bozulduğunda önce safra çamuru, ardından safra taşları oluşabiliyor. Bu taşlardan birinin safra kesesinin çıkış kanalını tıkamasıyla safra akışı engelleniyor.  İçeride biriken safra, safra kesesi duvarında ödem ve iltihap gelişmesine neden olabiliyor. Akut kolesistit  tablosunun yaklaşık yüzde 90-95&#8217;inden safra taşlarının sorumlu olduğunu belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra taşı toplumda oldukça yaygın görülmektedir. Erişkinlerin yaklaşık yüzde 10-20&#8217;sinde safra taşı bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu kişilerin önemli bir kısmında hiçbir belirti gelişmezken, bir bölümünde safra kesesi iltihabı, safra yolu tıkanıklığı veya pankreatit gibi ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilir” bilgisini veriyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu,<strong> </strong>safra kesesi iltihabında taşsız kolesistit gibi durumların özellikle yoğun bakım hastalarında görülebildiğini; enfeksiyonların veya nadiren bazı hastalıkların da bu tabloda rol oynayabildiğini aktarıyor.</p>
<p><strong>Kadınlarda yaklaşık 3 kat fazla rastlanıyor</strong></p>
<p>Safra kesesi iltihabı kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha sık görülüyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve hamilelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda daha sık rastlanmasının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da hastalık riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor.</p>
<p><strong>Doğru önlemlerle risk önemli ölçüde azaltılabiliyor</strong></p>
<p>Safra kesesi iltihabını tamamen önlemek her zaman mümkün olmasa da risk önemli ölçüde azaltılabiliyor. Sağlıklı kilonun korunması, düzenli fiziksel aktivite, liften zengin beslenme, uzun süre aç kalmama ve çok hızlı kilo vermekten kaçınma koruyucu önlemler olarak belirtiliyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, obezite tedavisi gören veya kısa sürede yüksek miktarda kilo veren hastaların bu süreçte hekim kontrolünde takip edilmelerinin büyük önem taşıdığını vurguluyor. </p>
<p><strong>Yemeklerden sonra başlayan ağrıya dikkat!</strong></p>
<p>Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi, özellikle yağlı yemeklerden sonra başlayan, karnın sağ üst bölgesinde hissedilen ve giderek şiddetlenen ağrı oluyor. Bu ağrı çoğu zaman sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta yayılabiliyor ve birkaç saatten uzun sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu gelişebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu,<strong> </strong> basit bir gaz sancısı ya da hazımsızlık olduğunu düşünerek ağrıyı evde geçirmeye çalışmanın tanı ve tedavide gecikmeye neden olabileceğini anlatırken, “Özellikle saatlerce devam eden şiddetli karın ağrısı, ateş veya kusmanın eşlik ettiği durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” uyarıyor. </p>
<p><strong>Ultrasonla büyük oranda saptanabiliyor</strong></p>
<p>Tanıda öncelikle hastanın şikâyetleri ve fizik muayene değerlendiriliyor, kan testlerinde enfeksiyon bulguları araştırılıyor. Görüntülemede ilk tercih karın ultrasonografisi oluyor. Ultrason ile safra taşları, safra kesesi duvarında kalınlaşma, çevresinde sıvı birikimi ve iltihabı düşündüren bulgular büyük oranda saptanabiliyor. Gerektiğinde bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme gibi ileri yöntemlerden de yararlanılabiliyor.</p>
<p><strong>Kalıcı tedavi ameliyatla sağlanıyor</strong></p>
<p>Safra kesesi iltihabının tedavisinde amaç hem mevcut iltihabı kontrol altına almak hem de hastalığın tekrar etmesini önlemek. İlk aşamada hastaya damar yoluyla sıvı tedavisi, ağrı kontrolü ve gerekli durumlarda antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Ancak ilaç tedavisinin çoğu zaman sorunun kaynağını ortadan kaldırmadığına dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra kesesi içerisinde taşlar bulunduğu sürece tekrarlayan iltihap atakları riski devam eder. Dolayısıyla uygun hastalarda kalıcı tedavi, safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılmasıdır” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>İlk 72 saat çok önemli, çünkü&#8230; </strong></p>
<p>Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, günümüzde uluslararası cerrahi kılavuzların, akut safra kesesi iltihabı tanısı alan ve ameliyata engel ciddi bir sağlık sorunu olmayan hastalarda erken laparoskopik safra kesesi ameliyatını önerdiğini aktarıyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Özellikle belirtilerin başlamasından sonraki ilk 72 saat içinde gerçekleştirilen ameliyat, hem teknik olarak ameliyatın daha güvenli yapılmasını sağlamakta hem de hastanede kalış süresini ve komplikasyon riskini azaltmaktadır. Gereksiz gecikmeler ise iltihabın ilerlemesine, safra kesesinde kangren veya delinme gelişmesine ve daha zor cerrahilere neden olabilmektedir” diyor. Safra kesesi ameliyatlarının büyük çoğunluğunun kapalı (laparoskopik) yöntemle gerçekleştirildiğini belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Karın duvarına açılan birkaç küçük kesi aracılığıyla yapılan bu yöntemde hastalar daha az ağrı hissetmekte, enfeksiyon riski azalmakta, günlük yaşama daha kısa sürede dönülmekte ve kozmetik sonuçlar daha başarılı olmaktadır” diye konuşuyor.  </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozellikle-yagli-yemeklerden-sonra-basliyorsa-gecikmeyin-2-652836">Özellikle yağlı yemeklerden sonra başlıyorsa, gecikmeyin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin sağlığı anne karnında başlıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-sagligi-anne-karninda-basliyor-652767</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Aug 2026 12:35:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[karnında]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[polat]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=652767</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Polat, dünya nöroloji otoritelerinin benimsediği yeni yaklaşım doğrultusunda, hastalıkları tedavi etmekten çok beyin sağlığını yaşam boyu korumaya odaklanan koruyucu nöroloji anlayışı ve bunun için uygulanması gereken bilimsel, toplumsal ve bireysel adımlar hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-sagligi-anne-karninda-basliyor-652767">Beyin sağlığı anne karnında başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Polat, dünya nöroloji otoritelerinin benimsediği yeni yaklaşım doğrultusunda, hastalıkları tedavi etmekten çok beyin sağlığını yaşam boyu korumaya odaklanan koruyucu nöroloji anlayışı ve bunun için uygulanması gereken bilimsel, toplumsal ve bireysel adımlar hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Hastalık ortaya çıkmadan beyin sağlığını korumak küresel standart hâline getiriliyor!</strong></p>
<p>Dünya genelindeki önde gelen nöroloji akademilerinin, yakın zamanda ortak raporlar ve kararlar yayımladıkları bilgisini veren Doç. Dr. Burcu Polat, “Bu metinlerde yalnızca hastalıkları tedavi etmeyi değil, hastalıklar ortaya çıkmadan beyin sağlığını korumayı da küresel bir standart hâline getirmeyi hedeflediklerini vurguladılar.” dedi.</p>
<p>Yeni yol haritası kapsamında halkın sağlığını doğrudan etkileyecek dört temel hedef belirlendiğini aktaran Doç. Dr. Polat, “Dünya genelinde nöroloji uzmanı ve sağlık personeli sayısı artırılarak, hastaların tedaviye erişim sürelerinin kısaltılması; hekimlerin tükenmişlik yaşamadan hastalarına daha fazla vakit ayırmasının sağlanması; Alzheimer demansı, ALS, inme gibi beyin hastalıklarına kesin çözümler ve yeni ilaçlar bulunması için yürütülen bilimsel araştırmalara verilen bütçe ve desteklerin artırılması; halkın günlük yaşamda beyin sağlığını nasıl koruyacağına dair güvenilir rehberler hazırlanarak ve hastalıkları önleyici küresel kampanyalar yürütülmesi… Bunlara ek olarak; sağlık eğitiminin uygulamalı olarak ilkokuldan itibaren verilmesi çok önemli. Çünkü beyin sağlığı anne karnında başlıyor, daha ilkokuldan itibaren sağlık bilinci gelişmiş bir anne adayı sağlıklı bir çocuk dünyaya getirecektir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Nörologlar, yeni gelişmekte olan koruyucu nöroloji alanını ilerletmek için de çalışabilir!</strong></p>
<p>Beynin, insan vücudunun merkezi komuta ve kontrol merkezi olarak işlev gördüğünü ve fiziksel, zihinsel ve sosyal refahımızdan sorumlu bir organ olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Polat, “Nörologlar, beyin sağlığı alanında uzman olarak hizmet vermelerinin yanı sıra yeni gelişmekte olan koruyucu nöroloji (preventive neurology) alanını ilerletmek için de çalışabilirler.” dedi.</p>
<p>Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de 21. yüzyıl için etkin bir beyin sağlığı vizyonu ve eylem planına ihtiyaç olduğunu dile getiren Doç. Dr. Polat, “Beyin sağlığı; bir insanın yaşamı boyunca fiziksel, zihinsel ve sosyal refahını en iyi şekilde destekleyen ideal beyin fonksiyonlarına sahip olması ve bunu sürdürmesidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Her iki kişiden biri yaşamı boyunca nörolojik hastalık riskiyle karşı karşıya! </strong></p>
<p>Yapılan güncel araştırmalara göre, her iki kişiden birinin hayatının bir döneminde bir nörolojik hastalık veya bozukluktan etkilendiğine işaret eden Doç. Dr. Burcu Polat, şunları söyledi:</p>
<p>“Beyin sağlığının korunması için 4 ana alana odaklanılmalı. İlki bilim. Beyin hastalıklarını önleyecek tıbbi buluşlar için bilimsel araştırmalar hızlandırılmalı. Ardından sağlık çalışanlarına her dönemde güvenilir ve güncel beyin sağlığı kaynakları sunulmalı. Beyin sağlığını koruyan yasaların çıkması için hükümetlerle çalışılmalı. Topluma, yaşlılıkta zihinsel gerilemeyi önleyecek pratik ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları çocukluktan itibaren öğretilmeli.”</p>
<p><strong>Çocuklukta geçirilen kafa travmaları yıllar sonra da beyni etkileyebiliyor! </strong></p>
<p>Günlük yaşam için bilimsel ipuçları paylaşan Doç. Dr. Polat, “Çocukluk çağından itibaren doğru beslenme, beyin hastalıkları riskini azaltır. Okul çağında yaşanan kafa travmalarının (spor yaralanması, trafik kazaları), yıllar sonra bile beyin sağlığını olumsuz etkileyebileceği kanıtlanmıştır. Beyindeki mikro plastik birikimi, hava kirliliği gibi güncel çevre sorunları bilim dünyası tarafından yakından takip edilmektedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beyin yaşam boyu kendini yenileyebilir! </strong></p>
<p>“Beyin için hiçbir zaman geç değil!” diyen Doç. Dr. Burcu Polat, iki önemli kavrama dikkat çekerek sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Plastisite ve bilişsel sermaye… Beyin, yaşamın her döneminde yapısal ve fonksiyonel olarak adapte olabilir, yeniden şekillenebilir ve kendisini yenileyebilir. Her beyin değişen oranlarda bir plastisiteye yani değişip dönüşme potansiyeline sahiptir. Hayat boyu öğrenme, bilişsel (bellek, dikkat, planlama, soyutlama vb. işlevler) olarak aktif olmak ve sosyal etkileşimin yüksek olması bireylerin akıl (beyin) sermayesine katkıda bulunur.</p>
<p>Yani geç kalmadınız, beyin sağlığınız için hemen bugün bir yerlerden başlayın! Sigarayı bırakmak, kilo kontrolü sağlamak, asansör yerine merdiven kullanmak, gün içinde kısa molalar verip nefes egzersizleri yapmak ya da kitap okumaya başlamak gibi küçük adımlarla başlanabilir. Sürdürülebilir ve gerçekçi hedefler belirleyerek sağlığı geri kazanmak mümkün. Hastalıklar kader değildir!” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-sagligi-anne-karninda-basliyor-652767">Beyin sağlığı anne karnında başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzun Süreli Ülseratif Kolitte Kolon Kanseri Riski Artıyor mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzun-sureli-ulseratif-kolitte-kolon-kanseri-riski-artiyor-mu-652695</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Aug 2026 09:06:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kolitte]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[süreli]]></category>
		<category><![CDATA[takip]]></category>
		<category><![CDATA[ülseratif]]></category>
		<category><![CDATA[Ülseratif Kolit]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=652695</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tıbbi literatürde yayımlanan dikkat çekici bir vakada, uzun süredir ülseratif kolit tanısıyla takip edilen bir hastada kolonoskopik inceleme sırasında belirgin bir tümör saptanmazken, sonraki değerlendirmelerde rektum bölgesinde yaklaşık 3,5 santimetre çapında tümör (adenokarsinom) tespit edildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-sureli-ulseratif-kolitte-kolon-kanseri-riski-artiyor-mu-652695">Uzun Süreli Ülseratif Kolitte Kolon Kanseri Riski Artıyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tıbbi literatürde yayımlanan dikkat çekici bir vakada, uzun süredir ülseratif kolit tanısıyla takip edilen bir hastada kolonoskopik inceleme sırasında belirgin bir tümör saptanmazken, sonraki değerlendirmelerde rektum bölgesinde yaklaşık 3,5 santimetre çapında tümör (adenokarsinom) tespit edildi. Uzmanlar, tek bir hasta örneğine dayanan bu vakanın tüm ülseratif kolit hastalarına genellenemeyeceğini; ancak bu sonucun, kronik bağırsak hastalıklarında dikkatli izlemin önemini gösterdiğini belirtiyor.</p>
<p>Bir bağırsak iltihabı hastalığı olan ülseratif kolit, uzun yıllar devam eden inflamasyon nedeniyle bazı hastalarda kolon kanseri açısından daha yüksek risk oluşturabiliyor. Hastalığın süresi, bağırsakta tuttuğu alanın genişliği, iltihabın kontrol altında olup olmadığı ve ailede kolon kanseri öyküsünün bulunması gibi faktörler, risk düzeyinin belirlenmesinde önemli rol oynuyor. Özellikle tüm kalın bağırsağı etkileyen ve uzun süre aktif seyreden ülseratif kolit vakalarında kolon kanseri gelişme riskinin daha yakından takip edilmesi gerektiğini belirten <strong>Genel Cerrahi Uzmanı</strong> <strong>Prof. Dr. Selçuk Mercan,</strong> düzenli kontrollerin erken tanı açısından kritik olduğuna vurgu yaparak şunları söylüyor:<em> “Özellikle kronik ulseratif kolit hastalığı kontrol altına alınamazsa, bu hastalarda sporadik, nadiren de kalın bağırsağın tamamını kapsayacak şekilde kanser gelişebilir.” </em></p>
<p>Uzmanlara göre ülseratif kolite bağlı gelişen kolon kanserleri, toplumda daha sık görülen sporadik kolon kanserlerinden farklı biyolojik özellikler gösterebiliyor. Bu nedenle hastaların risk değerlendirmesinin yalnızca genel kanser tarama önerileriyle değil, hastalığın özellikleri dikkate alınarak yapılması önemli. </p>
<p><strong>Kişiye Özel Takip Programları Erken Tanı Şansını Artırıyor</strong></p>
<p>Ülseratif kolitli hastalarda erken dönem kanser değişikliklerinin tespit edilmesi bazı durumlarda güçleşebiliyor. Bağırsak yüzeyindeki yaygın iltihaplanma, yalancı polipler, doku hassasiyeti ve kronik hastalığa bağlı yapısal değişiklikler, bazı lezyonların fark edilmesini zorlaştırabiliyor.</p>
<p>Bilim insanları, ülseratif kolit hastalarının doktorları tarafından belirlenen takip planlarına uymasının, önerilen kolonoskopik değerlendirmeleri zamanında yaptırmasının ve hastalık aktivitesinin kontrol altında tutulmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. Erken dönemde fark edilen kanser öncesi değişiklikler veya kanser gelişimi, tedavi seçeneklerinin daha etkin planlanmasına olanak sağlayabiliyor. Bu nedenle uzun süreli ülseratif kolit hastalarında düzenli takip, yaşam kalitesinin korunması ve olası risklerin yönetilmesi açısından önemli bir yer tutuyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-sureli-ulseratif-kolitte-kolon-kanseri-riski-artiyor-mu-652695">Uzun Süreli Ülseratif Kolitte Kolon Kanseri Riski Artıyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özellikle yağlı yemeklerden sonra başlıyorsa, gecikmeyin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ozellikle-yagli-yemeklerden-sonra-basliyorsa-gecikmeyin-652683</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Aug 2026 08:52:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[gecikmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[iltihabı]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[özellikle]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[safra]]></category>
		<category><![CDATA[Safra Kesesi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yağlı]]></category>
		<category><![CDATA[yemeklerden]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=652683</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karnın sağ üst bölümünde başlayan, sırta veya sağ omuza yayılan ve saatlerce sürebilen şiddetli ağrı çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak değerlendirilse de altta yatan neden safra kesesi iltihabı olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozellikle-yagli-yemeklerden-sonra-basliyorsa-gecikmeyin-652683">Özellikle yağlı yemeklerden sonra başlıyorsa, gecikmeyin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karnın sağ üst bölümünde başlayan, sırta veya sağ omuza yayılan ve saatlerce sürebilen şiddetli ağrı çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak değerlendirilse de altta yatan neden safra kesesi iltihabı olabiliyor. Tıp dilinde akut kolesistit olarak adlandırılan bu tabloda erken tanı ve zamanında uygulanan cerrahi tedavi sayesinde hastalar genellikle kısa sürede sağlıklarına kavuşuyor. Ancak gecikmiş başvurular  safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi yaşamı tehdit eden ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu,  “</strong>Bu nedenle saatlerce  süren ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın  eşlik ettiği şiddetli karın ağrısı hiçbir zaman ihmal edilmemeli ve en kısa sürede genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır” diyor. </p>
<p><strong>En sık görülen nedeni safra taşları</strong></p>
<p>Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayan ve özellikle yağlı yemeklerden sonra bağırsağa boşaltarak yağların sindirimine yardımcı olan küçük ancak önemli bir  organ. Safranın içeriğindeki kolesterol, safra tuzları ve safra pigmentleri arasındaki denge bozulduğunda önce safra çamuru, ardından safra taşları oluşabiliyor. Bu taşlardan birinin safra kesesinin çıkış kanalını tıkamasıyla safra akışı engelleniyor.  İçeride biriken safra, safra kesesi duvarında ödem ve iltihap gelişmesine neden olabiliyor. Akut kolesistit  tablosunun yaklaşık yüzde 90-95&#8217;inden safra taşlarının sorumlu olduğunu belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra taşı toplumda oldukça yaygın görülmektedir. Erişkinlerin yaklaşık yüzde 10-20&#8217;sinde safra taşı bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu kişilerin önemli bir kısmında hiçbir belirti gelişmezken, bir bölümünde safra kesesi iltihabı, safra yolu tıkanıklığı veya pankreatit gibi ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilir” bilgisini veriyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu,<strong> </strong>safra kesesi iltihabında taşsız kolesistit gibi durumların özellikle yoğun bakım hastalarında görülebildiğini; enfeksiyonların veya nadiren bazı hastalıkların da bu tabloda rol oynayabildiğini aktarıyor.</p>
<p><strong>Kadınlarda yaklaşık 3 kat fazla rastlanıyor</strong></p>
<p>Safra kesesi iltihabı kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha sık görülüyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve hamilelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda daha sık rastlanmasının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da hastalık riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor.</p>
<p><strong>Doğru önlemlerle risk önemli ölçüde azaltılabiliyor</strong></p>
<p>Safra kesesi iltihabını tamamen önlemek her zaman mümkün olmasa da risk önemli ölçüde azaltılabiliyor. Sağlıklı kilonun korunması, düzenli fiziksel aktivite, liften zengin beslenme, uzun süre aç kalmama ve çok hızlı kilo vermekten kaçınma koruyucu önlemler olarak belirtiliyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, obezite tedavisi gören veya kısa sürede yüksek miktarda kilo veren hastaların bu süreçte hekim kontrolünde takip edilmelerinin büyük önem taşıdığını vurguluyor. </p>
<p><strong>Yemeklerden sonra başlayan ağrıya dikkat!</strong></p>
<p>Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi, özellikle yağlı yemeklerden sonra başlayan, karnın sağ üst bölgesinde hissedilen ve giderek şiddetlenen ağrı oluyor. Bu ağrı çoğu zaman sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta yayılabiliyor ve birkaç saatten uzun sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu gelişebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu,<strong> </strong> basit bir gaz sancısı ya da hazımsızlık olduğunu düşünerek ağrıyı evde geçirmeye çalışmanın tanı ve tedavide gecikmeye neden olabileceğini anlatırken, “Özellikle saatlerce devam eden şiddetli karın ağrısı, ateş veya kusmanın eşlik ettiği durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” uyarıyor. </p>
<p><strong>Ultrasonla büyük oranda saptanabiliyor</strong></p>
<p>Tanıda öncelikle hastanın şikâyetleri ve fizik muayene değerlendiriliyor, kan testlerinde enfeksiyon bulguları araştırılıyor. Görüntülemede ilk tercih karın ultrasonografisi oluyor. Ultrason ile safra taşları, safra kesesi duvarında kalınlaşma, çevresinde sıvı birikimi ve iltihabı düşündüren bulgular büyük oranda saptanabiliyor. Gerektiğinde bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme gibi ileri yöntemlerden de yararlanılabiliyor.</p>
<p><strong>Kalıcı tedavi ameliyatla sağlanıyor</strong></p>
<p>Safra kesesi iltihabının tedavisinde amaç hem mevcut iltihabı kontrol altına almak hem de hastalığın tekrar etmesini önlemek. İlk aşamada hastaya damar yoluyla sıvı tedavisi, ağrı kontrolü ve gerekli durumlarda antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Ancak ilaç tedavisinin çoğu zaman sorunun kaynağını ortadan kaldırmadığına dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra kesesi içerisinde taşlar bulunduğu sürece tekrarlayan iltihap atakları riski devam eder. Dolayısıyla uygun hastalarda kalıcı tedavi, safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılmasıdır” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>İlk 72 saat çok önemli, çünkü&#8230; </strong></p>
<p>Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, günümüzde uluslararası cerrahi kılavuzların, akut safra kesesi iltihabı tanısı alan ve ameliyata engel ciddi bir sağlık sorunu olmayan hastalarda erken laparoskopik safra kesesi ameliyatını önerdiğini aktarıyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Özellikle belirtilerin başlamasından sonraki ilk 72 saat içinde gerçekleştirilen ameliyat, hem teknik olarak ameliyatın daha güvenli yapılmasını sağlamakta hem de hastanede kalış süresini ve komplikasyon riskini azaltmaktadır. Gereksiz gecikmeler ise iltihabın ilerlemesine, safra kesesinde kangren veya delinme gelişmesine ve daha zor cerrahilere neden olabilmektedir” diyor. Safra kesesi ameliyatlarının büyük çoğunluğunun kapalı (laparoskopik) yöntemle gerçekleştirildiğini belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Karın duvarına açılan birkaç küçük kesi aracılığıyla yapılan bu yöntemde hastalar daha az ağrı hissetmekte, enfeksiyon riski azalmakta, günlük yaşama daha kısa sürede dönülmekte ve kozmetik sonuçlar daha başarılı olmaktadır” diye konuşuyor.  </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozellikle-yagli-yemeklerden-sonra-basliyorsa-gecikmeyin-652683">Özellikle yağlı yemeklerden sonra başlıyorsa, gecikmeyin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Böbreklerinizi Tehdit Eden Bu 3 Risk Faktörüne Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bobreklerinizi-tehdit-eden-bu-3-risk-faktorune-dikkat-652641</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Aug 2026 08:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[böbreklerinizi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[faktörüne]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[kana]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[Üroloji]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=652641</guid>

					<description><![CDATA[<p>Böbrekler, vücudun atık maddelerden arındırılmasını sağlayan hayati organların başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobreklerinizi-tehdit-eden-bu-3-risk-faktorune-dikkat-652641">Böbreklerinizi Tehdit Eden Bu 3 Risk Faktörüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Böbrekler, vücudun atık maddelerden arındırılmasını sağlayan hayati organların başında geliyor. Ancak böbrek taşları, tümörler ve alt idrar yolu tıkanıklıkları çoğu zaman belirti vermeden ilerleyerek kalıcı böbrek hasarına yol açabiliyor. Erken tanı, doğru ve kişiye özel planlanan tedaviler böbrek kaybının önüne geçilebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Op. Dr. Adil Güçal Güçlü, böbreklerin süzme işlevini kalıcı olarak bozabilen üç önemli ürolojik sorun hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Böbreklerinizi sadece arıtma sistemi olarak görmeyin</strong></p>
<p>Böbrekler, vücudumuzun en önemli boşaltım ve filtrasyon organları arasında yer alır. Kanı sürekli süzerek üre, kreatinin ve diğer zararlı metabolik atıkları temizler; bu maddeleri suyla birlikte idrar yoluyla vücuttan uzaklaştırır. Ancak böbrekler yalnızca bir arıtma sistemi gibi çalışmaz. Aynı zamanda vücudun su, tuz ve mineral (elektrolit) dengesini hassas bir şekilde korur, salgıladığı hormonlarla tansiyonun düzenlenmesine katkı sağlar, kemik iliğinde alyuvar üretimini destekler ve D vitaminini aktif hale getirerek kemik sağlığının korunmasına yardımcı olur.</p>
<p>1.<strong> Böbrek taşları ve gizli basınç: </strong>Böbreklerde oluşan taşlar, idrarı mesaneye taşıyan kanallara düştüğünde tüm üriner sistemin işleyişini bozabilir. İdrar akışının engellenmesi, idrarın geriye doğru birikmesine ve böbrek içinde yüksek basınç oluşmasına neden olur. Hidronefroz olarak adlandırılan bu durum, zamanla böbrekte idrar üreten canlı hücrelerin zarar görmesine ve kalıcı fonksiyon kaybına yol açabilir. Bununla birlikte dışarı atılamayan idrar, ciddi enfeksiyonların gelişmesi için uygun bir ortam oluşturur. Tedavi edilmeyen enfeksiyonlar ise kana karışarak hayati risk yaratabilir. Bu nedenle yeterli su tüketimi, tuz kullanımının sınırlandırılması ve düzenli sağlık kontrolleri büyük önem taşır. Günümüzde böbrek taşları; kapalı cerrahi yöntemler, lazer teknolojileri ve dışarıdan uygulanan ses dalgaları sayesinde çoğu zaman böbrek dokusuna zarar verilmeden başarılı şekilde tedavi edilebilmektedir.</p>
<p>2.<strong> Belirti vermeden ilerleyen böbrek tümörleri: </strong>Böbrek tümörleri, erken evrelerde çoğu zaman ağrı, kanama veya belirgin bir şikâyete neden olmaz. Bu nedenle birçok hasta, farklı nedenlerle yapılan ultrasonografi veya tomografi incelemeleri sırasında tesadüfen tanı alır. İleri yaş, sigara kullanımı, hipertansiyon ve obezite, böbrek tümörleri için önemli risk faktörleri arasında yer alır. Bu hastalıkta erken teşhis yalnızca yaşamı değil, böbreğin kendisini de koruyabilir. Geçmiş yıllarda böbrek tümörü tespit edildiğinde çoğunlukla böbreğin tamamının alınması gerekirdi. Ancak günümüzde uygulanan nefron koruyucu cerrahi yöntemler sayesinde sadece tümörlü doku çıkarılmakta, sağlıklı böbrek dokusu korunarak organın işlevini sürdürmesi sağlanmaktadır. </p>
<p>3.<strong> Prostat ve alt idrar yolu tıkanıklıkları: </strong>Böbrek sağlığını sessizce tehdit eden bir diğer önemli sorun ise alt idrar yollarında meydana gelen tıkanıklıklardır. Özellikle ilerleyen yaşla birlikte erkeklerde sık görülen iyi huylu prostat büyümesi ve idrar kanalı darlıkları, idrarın mesaneden rahat şekilde boşaltılmasını engelleyebilir. Tam olarak boşalamayan mesanede biriken idrar, zamanla yüksek basınç oluşturur. Bu basınç ise fark edilmeden böbreklere kadar yansıyabilir. Erken dönemde tedavi edilmeyen prostat ve mesane kaynaklı sorunlar, uzun vadede böbrek fonksiyonlarının bozulmasına neden olabilir. Bazı hastalarda süreç, diyaliz gerektirebilecek son dönem böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilir. Bu nedenle idrar yapma alışkanlıklarında meydana gelen her türlü değişiklik dikkatle değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Böbreklerinizin verdiği uyarı sinyallerini göz ardı etmeyin</strong></p>
<p>Böbrekleri korumanın en etkili yolu, vücudun verdiği uyarı işaretlerini zamanında fark etmek ve gerekli kontrolleri aksatmamaktır. İdrarda gözle görülür kanama, şiddetli ve ani başlayan yan ağrısı (böbrek koliği), sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları veya idrar yaparken zorlanma gibi belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden bir üroloji uzmanına başvurulmalıdır. Bununla birlikte hiçbir şikâyet bulunmasa bile özellikle 50 yaş ve üzerindeki erkeklerin düzenli üroloji muayenesinden geçmeleri büyük önem taşımaktadır. Yılda bir kez yapılacak ürolojik değerlendirme ve ultrasonografi kontrolü sayesinde böbrekler, prostat ve idrar yollarını ilgilendiren birçok hastalık erken evrede tespit edilebilir. Erken tanı ise hem böbrek fonksiyonlarının korunmasını hem de yaşam kalitesinin sürdürülmesini sağlayan en önemli adımdır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobreklerinizi-tehdit-eden-bu-3-risk-faktorune-dikkat-652641">Böbreklerinizi Tehdit Eden Bu 3 Risk Faktörüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın arkadaşlıkları ruh sağlığını güçlendiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadin-arkadasliklari-ruh-sagligini-guclendiriyor-652551</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Aug 2026 14:15:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[erol]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=652551</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, kadın arkadaşlıklarının ruh sağlığını nasıl etkilediği, sağlıklı arkadaşlıklar ile sağlıksız ilişkilerin ve aşırı kıyaslamanın psikolojik sonuçları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-arkadasliklari-ruh-sagligini-guclendiriyor-652551">Kadın arkadaşlıkları ruh sağlığını güçlendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, kadın arkadaşlıklarının ruh sağlığını nasıl etkilediği, sağlıklı arkadaşlıklar ile sağlıksız ilişkilerin ve aşırı kıyaslamanın psikolojik sonuçları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Yetişkinlikte duygusal ihtiyaçların önemli bir kısmı arkadaşlıklarla karşılanıyor!</strong></p>
<p>İnsanın doğduğu andan itibaren ilişki kurarak var olduğunu ifade eden İpek Erol, “Güven duygusu, aidiyet hissi ve duygusal düzenleme becerileri yaşamın ilk yıllarında bakım verenle kurulan ilişki içinde gelişmeye başlar.” dedi.</p>
<p>Ancak yetişkinlikte bu ihtiyaçların önemli bir kısmının arkadaşlık ilişkileri aracılığıyla karşılandığını aktaran Erol, “Özellikle kadınların birbirleriyle kurduğu arkadaşlıkları; duyguların ifade edilmesi, zor yaşam olaylarıyla baş edilmesi ve psikolojik dayanıklılığın desteklenmesi açısından ruh sağlığında önemli bir yer tutar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Güvenilir arkadaşlıklar stresle baş etmeyi kolaylaştırıyor! </strong></p>
<p>Psikolojik sağlamlık yalnızca bireysel özelliklerden oluşmadığına, kişinin çevresinden aldığı sosyal desteğin de önemli bir belirleyici olduğuna işaret eden Erol, “Kadın arkadaşlıklarında sıklıkla görülen empatik dinleme, karşılıklı duygusal paylaşım ve onaylanma hissi, yoğun stres dönemlerinde koruyucu bir işlev üstlenebilir.” dedi.</p>
<p>Yaşanan olayı biriyle konuşabilmenin, zihinde tekrar eden düşüncelerin organize edilmesine, duyguların düzenlenmesine ve olayın daha gerçekçi değerlendirilmesine yardımcı olduğunu dile getiren Erol, şöyle devam etti:</p>
<p>“Klinik gözlemler de güçlü sosyal desteğe sahip bireylerin kriz dönemlerinde daha esnek baş etme stratejileri geliştirebildiğini gösteriyor. Psikoloji literatüründe sosyal destek, depresyon ve anksiyete açısından en önemli koruyucu faktörlerden biri olarak kabul edilir. Güven duyulan bir arkadaşın varlığı, kişinin yaşadığı yükü paylaşmasını kolaylaştırır ve yalnızlık algısını azaltır. Bunun biyolojik yansımaları da bulunmaktadır. Güvenli sosyal etkileşimler sırasında oksitosin salınımının artması, stres sisteminin daha dengeli çalışmasına katkı sağlayabilir; kişinin kendini daha sakin ve güvende hissetmesini destekleyebilir.”</p>
<p><strong>Her arkadaşlık ruh sağlığını güçlendirmez! </strong></p>
<p>Her arkadaşlığın aynı etkiyi yaratmadığına değinen İpek Erol, “Sürekli eleştirildiği, küçümsendiği veya değersiz hissettirildiği ilişkiler kişinin ruh sağlığını güçlendirmek yerine psikolojik yükünü artırabilir. Koruyucu olan unsur, ilişkinin varlığı kadar niteliğidir.” dedi.</p>
<p>Çocuklukta arkadaşlıkların ortak oyunlar ve aynı ortamı paylaşmak üzerinden doğal biçimde geliştiğini kaydeden Erol, “Yetişkinlikte ise zamanın büyük bölümü iş, aile ve sorumluluklara ayrılır. Yeni insanlarla karşılaşma fırsatları azalırken, güven geliştirmek için gereken zaman da kısıtlanır. Yaşam deneyimleri arttıkça insanlar ilişkiler konusunda daha seçici davranmaya başlar. Geçmiş hayal kırıklıkları, güven ihlalleri veya yoğun yaşam temposu yeni bağlar kurmayı zorlaştırabilir. Bununla birlikte yetişkinlikte kurulan arkadaşlıklar, daha yavaş gelişse de çoğu zaman daha derin ve daha kalıcı olabilmektedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal medya, kadınlar arasındaki kıyaslamayı görünür hâle getiriyor! </strong></p>
<p>Sosyal Karşılaştırma Teorisi’ne göre insanların kendi yeterliliklerini değerlendirebilmek için çevrelerindeki insanlarla karşılaştırma yaptıklarına dikkat çeken Erol, “Bu eğilim herkes için doğaldır. Ancak kişinin öz değeri büyük ölçüde dış onaya bağlı olduğunda kıyaslama daha yoğun yaşanabilir.” dedi.</p>
<p>Kadınların, toplum tarafından çoğu zaman görünüş, gençlik, annelik, kariyer, ilişki durumu ve bakım verme rolleri üzerinden değerlendirildiğini hatırlatan Erol, “Başarı ölçütlerinin sınırlı ve rekabetçi biçimde sunulması, kadınların aynı kaynaklar için yarışıyormuş gibi hissetmelerine yol açabilir. Sosyal medya ise sürekli seçilmiş başarı hikâyeleri ve idealize edilmiş yaşamlar göstererek bu karşılaştırmaları daha görünür hâle getirir. Bireysel açıdan bakıldığında ise yoğun kıyaslama çoğu zaman değersizlik, yetersizlik ve reddedilme korkusunun dışavurumudur. Başkasının başarısı tehdit gibi algılandığında sorun çoğunlukla diğer kişinin başarısından değil, kişinin kendi benlik değerini nasıl deneyimlediğinden kaynaklanır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Arkadaşlık ile psikoterapi farklı ihtiyaçlara hizmet eder! </strong></p>
<p>Güvenli arkadaşlık ilişkilerinin ise rekabetten çok iş birliğini beslediğini vurgulayan Erol, “Empati, karşılıklı destek ve birlikte gelişebilme kapasitesi kadın arkadaşlıklarının ruh sağlığı üzerindeki en güçlü etkilerinden biridir.” dedi.</p>
<p>Yakın arkadaşlıkların önemli bir destek kaynağı olduğunun altını çizen Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ancak her ilişkinin taşıyabileceği duygusal yük farklıdır. Sürekli aynı sorunları konuşmak, arkadaşın duygusal kapasitesini zorlayabilir ve ilişkinin dengesini bozabilir. Sağlıklı arkadaşlıklarda karşılıklı destek kadar karşılıklı sınırlar da vardır. Arkadaşlık ile psikoterapi farklı ihtiyaçlara hizmet eder. Arkadaş, yaşamın içinde yanında yürüyen kişidir; psikolog ise bilimsel bilgi ve etik çerçeve içinde ruhsal süreçlere eşlik eden uzmandır. Yoğun kaygı, depresyon, travma belirtileri, işlevsellikte belirgin kayıp veya intihar düşünceleri gibi durumlarda profesyonel destek sürecin temel parçası olmalıdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-arkadasliklari-ruh-sagligini-guclendiriyor-652551">Kadın arkadaşlıkları ruh sağlığını güçlendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda horlama, geniz etinin habercisi olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-horlama-geniz-etinin-habercisi-olabilir-652452</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Aug 2026 09:00:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etinin]]></category>
		<category><![CDATA[geniz]]></category>
		<category><![CDATA[Geniz Eti]]></category>
		<category><![CDATA[Geniz Eti Büyümesi]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[horlama]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=652452</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz tatilinde çocuklar daha geç uyuyor, ekran karşısında daha fazla zaman geçiriyor ve sıcak havanın etkisiyle uyku düzenleri değişebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-horlama-geniz-etinin-habercisi-olabilir-652452">Çocuklarda horlama, geniz etinin habercisi olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz tatilinde çocuklar daha geç uyuyor, ekran karşısında daha fazla zaman geçiriyor ve sıcak havanın etkisiyle uyku düzenleri değişebiliyor. Bu nedenle aileler horlama ya da ağzı açık uyuma gibi yakınmaları çoğu zaman sadece düzensiz uyku saatlerine veya sıcak havaya bağlayabiliyor. Oysa bu belirtiler bazı çocuklarda geniz eti büyümesinin ilk işaretleri olabiliyor. </p>
<p><strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş</strong>, “Geniz eti büyümesi tedavi edilmediğinde çocuğun uyku kalitesini, işitmesini, okul başarısını hatta büyüme ve gelişmesini olumsuz etkileyebiliyor. Ancak toplumda doğru sanılan bazı yanlış inanışlar nedeniyle aileler çoğu zaman hekime başvurmayı geciktirebiliyor” diyor. </p>
<p>Ülkemizde en sık 3-6 yaşları arasında görülmekle birlikte okul çağındaki çocuklarda da önemli sağlık sorunlarına yol açabilen geniz eti büyümesinin, günümüzde sık geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonları ve alerjik hastalıkların da etkisiyle, özellikle Ekim ayı itibariyle en çok karşılaşılan sorunlar arasında yer aldığını belirten KBB Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, geniz eti hakkında toplumda doğru sanılan 5 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>“Geniz etini aldırırsak bağışıklığı düşer”: YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Prof. Dr. Haluk Özkarakaş “Toplumda en sık karşılaşılan yanlış inanışlardan biri, geniz etinin alındığında bağışıklık sistemini zayıflattığıdır. Geniz eti bağışıklık sisteminin bir parçası olsa da vücutta aynı görevi üstlenen çok sayıda lenfoid doku bulunur. Bilimsel çalışmalar, uygun hastalarda yapılan geniz eti ameliyatının çocuklarda kalıcı bir bağışıklık sistemi zayıflığına yol açmadığını göstermektedir. Aksine, nefes alma ve uyku kalitesinin düzelmesi sayesinde çocukların genel sağlık durumu ve yaşam kalitesi olumlu yönde etkilenebilir” diyor. </p>
<p><strong>“Çocuğumda geniz eti büyümesi olsaydı, horlardı”: YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Geniz eti büyümesi sadece horlama ile sınırlı bir sorun değildir. Burun tıkanıklığı nedeniyle çocuklar ağızdan nefes almaya başlayabilir; gece sık uyanabilir, uykusu sırasında yatakta sık yer değiştirir. Alın, ense, yaka bölgesinde terleme meydana gelir. Hatta bazı annelerin ‘gecede üç kez fanila değişiyorum’ dediği olur. Uykuda nefes durmaları (obstrüktif uyku apnesi) gelişebilir ve buna bağlı olarak çabuk yorulma, dikkat dağınıklığı, davranış değişiklikleri ile okul başarısında düşüş görülebilir. Ayrıca orta kulakta sıvı birikimine ve tekrarlayan kulak enfeksiyonlarına da zemin hazırlayabilir.</p>
<p><strong>“Çocuğum çok küçük, doktora gidersek hemen ameliyat der”: YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, geniz eti büyümesinde tedavinin her çocuk için aynı olmadığını belirterek “Geniz etinin büyük görünmesi tek başına ameliyat nedeni değildir. Cerrahi kararı; çocuğun nefes almasını, uyku düzenini, horlama veya uyku apnesi yaşayıp yaşamadığını, sık kulak enfeksiyonu geçirip geçirmediğini, işitmesini ve genel yaşam kalitesini birlikte değerlendirerek veriyoruz. Pek çok çocukta düzenli takip ve gerekiyorsa alerjiye yönelik medikal tedavi yeterli olurken, bazı çocuklarda ise ameliyat en doğru tedavi seçeneğini oluşturabiliyor. Bu nedenle sadece ameliyat olur endişesiyle doktora başvuruyu ertelemek, çocuğun sağlık sorunlarının ilerlemesine neden olabilir” diyor. </p>
<p><strong>“Biraz daha büyüsün geniz eti zaten kendiliğinden küçülür”: DOĞRU/YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Geniz eti ergenlik dönemine doğru doğal olarak küçülme eğilimindedir. Ancak bu süreç her çocukta aynı şekilde ilerlemez. Eğer geniz eti büyümesi nefes almayı güçleştiriyor, uykuda solunum bozukluğuna neden oluyor, sık kulak enfeksiyonlarına veya işitme kaybına yol açıyorsa yıllarca beklemek doğru bir yaklaşım değildir. Gecikme, çocuğun büyüme-gelişmesini, öğrenmesini ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir.</p>
<p><strong>“Burun spreyi kullanırsak ameliyata gerek kalmaz”: YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: KBB Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özkarakaş “Uzun süreli kortizonlu burun spreyleri veya eczanelerde hazırlatılan bazı karışım ilaçların kullanılması iyileşmeyi sağlamamasının yanında kanımca da sakıncalıdır. Alerji varsa doğal olarak steroidli burun spreyleri (alerjik rinit için) kullanılabilir. Ancak geniz etini (adenoid) küçültmez. Eczanelerde hazırlatılan karışım ilaçların içinde antibiyotikler, gümüş eriyikleri bulunabiliyor. Bunların yutulması ileride kortizon etkilerine ve/veya ağır metal birikimlerine neden olabilir. Üstelik geniz etini küçülttüğüne dair bilimsel yayın bulunmamaktadır” diyor. Prof. Dr. Özkarakaş çocukta en az üç ay boyunca; ağız açık nefes alma, terleme ve yatakta sık yer değiştirme üçü bir arada devam ediyorsa geniz eti ve beraberinde tonsillere (kapatıcı büyümesi varsa) cerrahi müdahale gerekli olduğunu, tedavi planının mutlaka doktorun değerlendirmesiyle belirlenmesi gerektiğini söylüyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-horlama-geniz-etinin-habercisi-olabilir-652452">Çocuklarda horlama, geniz etinin habercisi olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz Sofranızda PMOS Dostu Seçimler Yapın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-sofranizda-pmos-dostu-secimler-yapin-652425</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Aug 2026 08:45:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[dostu]]></category>
		<category><![CDATA[hormonal]]></category>
		<category><![CDATA[İnsülin Direnci]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik]]></category>
		<category><![CDATA[Pmos]]></category>
		<category><![CDATA[seçimler]]></category>
		<category><![CDATA[şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[sofranızda]]></category>
		<category><![CDATA[yapın]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[yönetimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=652425</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklıklar, değişen beslenme alışkanlıkları ve yetersiz sıvı tüketimi, PMOS (Polikistik Metabolik Over Sendromu) olan kadınlarda metabolik dengenin korunmasını daha da önemli hale getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-sofranizda-pmos-dostu-secimler-yapin-652425">Yaz Sofranızda PMOS Dostu Seçimler Yapın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklıklar, değişen beslenme alışkanlıkları ve yetersiz sıvı tüketimi, PMOS (Polikistik Metabolik Over Sendromu) olan kadınlarda metabolik dengenin korunmasını daha da önemli hale getiriyor. Bu dönemde yapılacak doğru besin seçimleri, insülin direncinin kontrol altına alınmasına, hormonal dengenin desteklenmesine ve hastalığa bağlı belirtilerin hafifletilmesine katkı sağlayabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Büşra Şen, yaz aylarında uygulanacak doğru beslenme alışkanlıklarının hem metabolik sağlığı desteklediğini hem de yaşam kalitesini artırabileceğini belirterek önemli önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>PMOS yaklaşımı neden önem kazandı?</strong></p>
<p>Polikistik Over Sendromu; adet düzensizliği, tüylenme artışı, akne ve kilo alma gibi belirtilerle kendini gösteren en yaygın hormonal hastalıklardan biridir. Ancak günümüzde hastalığın sadece hormonal değil, aynı zamanda metabolik bir yönü olduğu da bilinmektedir. Bu nedenle son yıllarda bazı bilimsel yayınlarda kullanılan PMOS (Polikistik Metabolik Over Sendromu) kavramı; özellikle insülin direnci, karın çevresinde yağlanma ve kan şekeri düzensizlikleri gibi metabolik sorunlara dikkat çekmektedir. Çünkü insülin direnci arttıkça vücut daha fazla insülin üretir, bu durum da yumurtalıklarda erkeklik hormonlarının artmasına neden olarak belirtilerin şiddetlenmesine katkı sağlayabilir.</p>
<p><strong>Yaz aylarında sıvı tüketimini ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Yaz sıcaklarında terlemeyle birlikte sıvı kaybı artar. Yeterli su tüketilmediğinde metabolik denge olumsuz etkilenebilir ve insülin direncinin yönetimi zorlaşabilir. Bu nedenle susamayı beklemeden gün boyunca düzenli su tüketmek büyük önem taşır. Şekerli ve kalorili içecekler yerine su, ayran veya şekersiz içecekler tercih edilmelidir.</p>
<p><strong>Kan şekerini dengeleyen karbonhidratları tercih edin</strong></p>
<p>PMOS yönetiminde beslenmenin temel hedeflerinden biri kan şekerini dengede tutmaktır. Bunun için kan şekerini hızla yükselten besinler yerine düşük glisemik indeksli karbonhidratlar tercih edilmelidir. Karabuğday, siyez buğdayı gibi tam tahıllar; nohut, yeşil mercimek, maş fasulyesi ve Meksika fasulyesi gibi kurubaklagiller hem daha uzun süre tok kalmaya yardımcı olur hem de insülin yanıtının daha dengeli olmasını destekler.</p>
<p><strong>Yaz sofralarında sebze ve life daha fazla yer verin</strong></p>
<p>Yaz mevsimi, sebze çeşitliliğinin en fazla olduğu dönemlerden biridir. Semizotu, enginar, kereviz, bakla gibi liften zengin sebzeler ile mevsim sebzeleri günlük beslenmede daha fazla yer almalıdır. Liften zengin beslenme bağırsak mikrobiyotasını destekleyerek inflamasyonun azaltılmasına katkı sağlayabilir ve insülin direncinin yönetimini olumlu yönde etkileyebilir. Meyveler ise tamamen yasak değildir; ancak porsiyon kontrolüne dikkat edilmeli ve mümkün olduğunca meyve suyu yerine bütün haliyle tüketilmelidir.</p>
<p><strong>Protein içeren hafif öğünler oluşturun</strong></p>
<p>Yaz aylarında ağır yemekler yerine protein açısından zengin, hafif öğünler tercih edilmelidir. Yumurta, yoğurt, kefir, balık, tavuk ve kurubaklagiller gibi kaliteli protein kaynakları her ana öğünde yer aldığında kan şekeri dalgalanmalarını azaltmaya, tokluk süresini uzatmaya ve iştah kontrolünü desteklemeye yardımcı olur.</p>
<p><strong>Sağlıklı yağlardan vazgeçmeyin</strong></p>
<p>Balık, zeytinyağı, ceviz ve keten tohumu gibi omega-3 yağ asitlerinden zengin besinler inflamasyonun azaltılmasına destek olur. Buna karşılık rafine şeker, beyaz undan hazırlanmış ürünler, paketli atıştırmalıklar ve şekerli içeceklerin sık tüketimi insülin direncini artırarak hormonal dengeyi olumsuz etkileyebilir.</p>
<p><strong>Küçük kilo kayıpları bile önemli fark yaratabilir</strong></p>
<p>PMOS’ta hızlı kilo vermekten çok sürdürülebilir kilo yönetimi hedeflenmelidir. Bilimsel çalışmalar, vücut ağırlığının yalnızca yüzde 5-10 oranında azalmasının bile adet düzeni, insülin direnci ve metabolik göstergelerde belirgin iyileşmeler sağlayabildiğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Akdeniz tipi beslenme en doğru seçeneklerden biri</strong></p>
<p>Sebze, tam tahıl, kurubaklagil, kaliteli protein kaynakları ve zeytinyağından zengin Akdeniz tipi beslenme modeli, PMOS yönetiminde en çok önerilen beslenme şeklidir. Yaz aylarında mevsim sebzeleri ve taze ürünlerle bu modeli uygulamak hem daha kolay hem de daha sürdürülebilir hale gelir.</p>
<p>Son yıllarda kıvırcık nane (spearmint) çayıyla ilgili yapılan bazı çalışmalar, tüylenme sorunu yaşayan kadınlarda testosteron düzeyleri üzerinde olumlu etkiler olabileceğini gösterse de bu konuda kesin sonuçlar için daha fazla bilimsel araştırmaya ihtiyaç vardır. Bitkisel ürünler tek başına tedavi olarak değerlendirilmemeli, mutlaka uzman önerisiyle kullanılmalıdır.</p>
<p><strong>Beslenme yaşam tarzına dönüşürse tedaviyi destekler</strong></p>
<p>PMOS yalnızca hormonal bir hastalık değildir; metabolik sağlığı da yakından ilgilendiren kronik bir tablodur. Bu nedenle doğru beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli su tüketimi ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıkları tedavinin en önemli parçalarını oluşturur. Özellikle yaz aylarında yapılacak doğru besin seçimleri ve yaşam tarzı düzenlemeleri hem belirtilerin hafiflemesine hem de uzun vadede metabolik sağlığın korunmasına önemli katkı sağlayabilir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-sofranizda-pmos-dostu-secimler-yapin-652425">Yaz Sofranızda PMOS Dostu Seçimler Yapın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Togan Demircan’dan ‘Geçici Görevlendirme’ Tepkisi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/togan-demircandan-gecici-gorevlendirme-tepkisi-652377</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2026 19:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[demircan]]></category>
		<category><![CDATA[geçici]]></category>
		<category><![CDATA[görevlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[tepkisi]]></category>
		<category><![CDATA[togan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=652377</guid>

					<description><![CDATA[<p>Togan Demircan'dan 'Geçici Görevlendirme' Tepkisi!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/togan-demircandan-gecici-gorevlendirme-tepkisi-652377">Togan Demircan’dan ‘Geçici Görevlendirme’ Tepkisi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Demokratik Sağlık Sen Genel Başkanı Togan Demircan, son günlerde sağlık gündeminde geniş yer bulan geçici görevlendirmelerin iptali konusuna ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Kurumlardaki liyakatsiz ve adaletsiz görevlendirmelere dikkat çeken Demircan, “23 yaşındaki hemşire masa başında memurun işini yaparken, 20 yıllık hemşire hastanede ayda 10 nöbet tutarak tükeniyor. Bu adaletsizlik derhal çözülmeli” dedi.</span></p>
<p><span>Sağlık Bakanlığı bünyesinde il ve ilçe sağlık müdürlüklerine yapılan geçici görevlendirmelerin iptali tartışmaları sürerken, Demokratik Sağlık Sen Genel Başkanı Togan Demircan konuyu tüm boyutlarıyla masaya yatırdı. Görevlendirme iptallerinin kıymetli bir adım olduğunu ancak meselenin sadece hemşireler üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Demircan, sistemdeki çarpıklıklara dikkat çekti.</span></p>
<p><b><strong>“Müdürlüklerin de Yükü Ağır, Ancak Adalet Sağlanmalı”</strong></b></p>
<p><span>Geçici görevlendirmelerin yalnızca bir branşla sınırlı olmadığını, radyoloji teknikerlerinden teknisyenlere kadar tüm sağlık profesyonellerinin il ve ilçe sağlık müdürlüklerinde görev yaptığını belirten Demircan, şu ifadeleri kullandı: </span><span>“Bugün 1000 Personel Dağılım Cetveli (PDC) kapasitesine sahip bir sağlık müdürlüğünde 1150 kişinin çalıştığını görüyoruz. Eğer ‘fazlası görev yerine dönsün’ dersek, müdürlüklerin halk sağlığı laboratuvarları, özel ve kamu denetimleri, sigara denetimleri gibi yoğun görev skalasını da göz ardı etmememiz gerekir. Koruyucu sağlık hizmetleri ve denetimler doğrudan vatandaşa sunulan hayati hizmetlerdir. Bu birimleri de aniden personelsiz bırakarak sıkıntıya sokmamak lazım.”</span></p>
<p><b><strong>“Maaş Biriminde Hemşire Çalışıyor, Hastanedeki Hemşire 10 Nöbet Tutuyor!”</strong></b></p>
<p><span>Görevlendirmelerdeki asıl sorunun adaletsiz iş dağılımı ve liyakatsizlik olduğuna vurgu yapan Demircan, hastanelerde yaşanan iş yükü dengesizliğine şu sözlerle isyan etti: </span><span>“Eğer maaş biriminde bir hemşire idari işler yapıyor ve bu yüzden hastanedeki başka bir hemşire ayda 5-6 nöbet tutması gerekirken 9-10 nöbet tutmak zorunda kalıyorsa, burada büyük bir haksızlık ve adaletsizlik vardır. O idari görevlendirmenin derhal iptal edilmesi gerekiyor. Yeni mezun olmuş, gencecik bir hemşirenin il veya ilçe sağlık müdürlüğünde masa başında ne işi var? Hastanede 20 yıllık deneyime sahip hemşirenin canı çıkıyor, ayda 10 nöbet tutarak tükeniyor; 23 yaşındaki hemşire arkadaşımız ise idarede memurun yapması gereken işi yapıyor. Bu uygulamanın hiç kimseye, hiçbir kuruma kazandırdığı bir şey yoktur.”</span></p>
<p><b><strong>“Memurun İşini Memur, Hemşirenin İşini Hemşire Yapsın”</strong></b></p>
<p><span>Sağlık sisteminde unvanlara ve görev tanımlarına sadık kalınması gerektiğinin altını çizen Demokratik Sağlık Sen Genel Başkanı Demircan, açıklamasını şu çağrıyla tamamladı: </span><span>“Unvanı doktor, hemşire veya teknisyen olan sağlık çalışanları kendi asil görevlerini yapmalıdır. Görevlendirmeleri yaparken mutlak suretle liyakat esas alınmalıdır. Çözüm çok basittir: Memurun işini memura yaptırmak lazım. Memurların da kendi görev tanımları doğrultusunda verilen işleri yapmaları sağlanmalıdır. Sağlık çalışanlarının kendi alanlarında nitelikli hizmet sunmasının önü açılmalıdır.”</span></p>
<p><b>VİP Hemşireleri Unutmamak Gerekiyor</b></p>
<p><span>Demircan şunları söyledi: “Klinisyen bir hemşire 6/ 10 bin lira teşvik ek ödeme alırken masa başı görevindeki bir hemşirenin aynı teşvik tutarında ücret alması da iş barışını bozuyor. Bakanlık sadece il/ ilçe sağlık müdürlükleri dışında hastanelerde de sağlık hizmetleri yerine idari birimlerde çalışan sağlık profesyonellerini görmezden gelmemeli veya evvelce yayınladığı yönetmeliklere uyulup uyulmadığına bakmalı. 300 yataklı bir hastaneye bakanlığın belirlediği müdür yardımcısı sayısı ortadayken kimi kurumlarda süpervizör adı altında müdür yardımcısı edasında görev yapanları, nereden uydurulduysa V.i.P. hemşireleri de unutmamak gerekiyor” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/togan-demircandan-gecici-gorevlendirme-tepkisi-652377">Togan Demircan’dan ‘Geçici Görevlendirme’ Tepkisi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıcak Havalarda Ödem Şikayetini Hafife Almayın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sicak-havalarda-odem-sikayetini-hafife-almayin-652374</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2026 16:38:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[almayın]]></category>
		<category><![CDATA[hafife]]></category>
		<category><![CDATA[havalarda]]></category>
		<category><![CDATA[ödem]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetini]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=652374</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte ödem şikâyetlerinde de belirgin bir artış yaşanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-havalarda-odem-sikayetini-hafife-almayin-652374">Sıcak Havalarda Ödem Şikayetini Hafife Almayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte ödem şikâyetlerinde de belirgin bir artış yaşanıyor. Pek çok kişi bu durumu yalnızca sıcak havalara bağlayarak geçici bir sorun olarak değerlendirse de uzmanlar, ödemin bazı önemli hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p><b>Dr. Güneş, “Gizli Tuz Kaynaklarına Dikkat Edin”</b></p>
<p>ENTO Kulak Burun Boğaz Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli Dahiliye Uzmanı Dr. Derya Güneş, özellikle sıcak havalarda gelişen ödemin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, altta yatan nedenlerin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Dr. Derya Güneş, sıcak havaların başlamasıyla birlikte ödem şikâyetlerinde artış görüldüğünü ifade ederek bu durumun sıcakta oluşan damar genişlemesi ve sıvının damar dışına sızması, özellikle de yer çekimi ile bacaklarda olmasının olağan olduğunu ancak bazı durumlarda bu şikayetin çok daha başka nedenleri olabildiğini ve atlanmaması için dikkatli olunması gerektiğini belirtti.<br /> Sıcak havalarda özellikle sıvı yetersizliği ve tuz tutulumu açısından uyanık olmamızın önemine değinen Dr. Güneş, “Fazladan su ve tuz tutulumu olması, su tüketimini kısıtlamanız gerektiği anlamına gelmez. Tam tersine sıcak havalarda su tüketimini artırmalısınız. Gün içerisinde ek bir hastalığınız veya bir uzman tarafından önerilen başka bir durum yoksa kilogram başına 35-40 cc su tüketilmesini öneriyoruz.” dedi. Ödem konusunda özellikle sıvı yetersizliği ile birlikte tuz tutulumunun da önemli bir neden olduğunu belirtirken gizli tuz kaynaklarına ( işlenmiş etler, turşu, paketli gıdalar vb ) dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. Sodyum alımını dengelerken potasyum, magnezyum ve protein dengesinin öneminden bahseden Güneş ayrıca kullanılan ilaçların da ödem yapıcı etkisi olabileceğini belirtti.</p>
<p><b>Vücutta Oluşan İnflamasyonun Kök Nedeni Araştırılmalı</b></p>
<p>Ödemin en sık nedenlerinden birinin vücutta gelişen inflamasyon (yangı) olduğunu vurgulayan Dr. Güneş, bu nedenle yalnızca belirtileri gidermeye çalışmak yerine altta yatan nedenin araştırılması gerektiğini ifade etti. Güneş, “Vücutta oluşan inflamasyonun kök nedeninin belirlenmesi için bir doktora başvurmanız faydalı olacaktır.” diye konuştu.<br /> Dr. Güneş, ödemin böbrek yetmezliği, kalp yetmezliği, hipertansiyon ve bazı kronik hastalıkların da belirtisi olabileceğine dikkat çekerek, bu hastalıklarda ödemin artmasının hastalığın seyrinin iyi gitmediğinin göstergesi olabileceğini belirtti.<br /> Özellikle kronik hastalığı bulunan kişilerin ödem şikâyetlerini ihmal etmemesi gerektiğini söyleyen Dr. Derya Güneş, uzman hekim kontrolünün önemine vurgu yaparak, “Ödemi ciddiye alalım.” çağrısında bulundu. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-havalarda-odem-sikayetini-hafife-almayin-652374">Sıcak Havalarda Ödem Şikayetini Hafife Almayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEÜ Hastanesinde Büyük Dönüşüm</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deu-hastanesinde-buyuk-donusum-652353</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2026 14:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acil]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[deü]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesinde]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=652353</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), eğitim ve araştırmadaki akademik gücünü sağlık hizmetleri alanında da daha ileriye taşımak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deu-hastanesinde-buyuk-donusum-652353">DEÜ Hastanesinde Büyük Dönüşüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), eğitim ve araştırmadaki akademik gücünü sağlık hizmetleri alanında da daha ileriye taşımak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. DEÜ Hastanesi, Rektör Prof. Dr. Bayram Yılmaz’ın göreve gelmesinin ardından gerçekleştirilen çalışmalarla nitelikli hekim kadrosunu güçlendirirken, farklı branşlarda göreve başlayan yeni akademisyen ve hekimlerle sağlık hizmeti kapasitesini genişletiyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Hastanenin akademik kadrosuna katılan yeni isimler, sahip oldukları uzmanlık, akademik birikim ve mesleki deneyimleriyle hasta hizmetlerinin yanı sıra tıp eğitimi ve bilimsel araştırmalara da katkı sunuyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>DEÜ HASTANESİNDE SAĞLIK HİZMETLERİNİN KAPASİTESİ GÜÇLENİYOR</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, yeni açılan bölümlerin tanıtımı için basın mensuplarıyla bir araya geldikleri buluşmada yaptığı açıklamada, göreve geldikleri ilk günden itibaren Dokuz Eylül Üniversitesinin ve DEÜ Hastanesinin hizmet kalitesini yükseltmek amacıyla yoğun bir çalışma yürüttüklerini belirtti. Bu süreçte özellikle nitelikli insan kaynağının güçlendirilmesine ve hastanede hekimlerin daha verimli bir çalışma ortamına sahip olmasına önem verdiklerini ifade eden Rektör Yılmaz, gelinen noktada önemli bir değişim yaşandığını vurguladı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Bu değişimin en somut göstergelerinden biri, DEÜ Hastanesinin Acil Tıp Kliniğinde yaşandı. 2024 yılında yalnızca 4 asistan hekimin görev yaptığı klinikte bugün 38 asistan hekim görev yapıyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>KAPALI ACİL SERVİS BİR AYDA YENİDEN HİZMETE AÇILDI</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, göreve başladığı ilk gün hastanenin karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan birinin Acil Servisin kapalı olması olduğunu hatırlatarak, Acil Servisin yeniden hizmete alınmasının uzun zaman alacağı yönündeki değerlendirmelere rağmen hızlı ve koordineli bir çalışma yürüttüklerini ifade etti. Rektör Yılmaz, Sağlık Bakanlığının da desteğiyle önemli sayıda hekimin kısa sürede DEÜ Hastanesine kazandırıldığını belirtti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Rektör Yılmaz, yaşanan süreci şu sözlerle anlattı:</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>“Acil servis kapatıldığında 6 aydan önce açılamaz denilirken bizlerin yoğun çabası ve Sağlık Bakanlığımızın destekleri ile, 22 yılda mecbur hizmetten bir tane bile hekim verilmeyen Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesine 1 ay gibi kısa sürede 10 acil tıp uzmanı, 5 pratisyen hekim, il müdürlüğünden 3 ilave hekim transferi yapıldı ve 6 ayda açılamaz denilen acil 1 ay sonra yeniden hizmete başladı.”</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>“ARTIK GELEN GİTMİYOR”</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>DEÜ Hastanesindeki dönüşümün yalnızca hekim sayısındaki artışla sınırlı olmadığını belirten Rektör Prof. Dr. Bayram Yılmaz, önceki dönemlerde hastaneye katılan hekimlerin kurumda tutulmasının önemli sorunlardan biri olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Hastanede oluşturulan huzur ve güven ortamının hekimlerin DEÜ’de görev yapma tercihlerini de etkilediğini ifade eden Rektör Yılmaz, bugün gelinen noktada DEÜ Hastanesinin farklı sağlık kurumlarında görev yapan hekimler açısından da tercih edilen bir kurum hâline geldiğini belirtti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Rektör Yılmaz, değişimi şu sözlerle değerlendirdi:</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>“Oluşturduğumuz huzur ve güven ortamında artık gelen gitmiyor. Biz göreve geldiğimizde gelen asistanları hastanede tutabilmek en büyük problemken şu anda bırakın gitmeyi farklı hastanelerden asistanlar, hekimler gelmek için başvurularda bulunuyor.”</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>FARKLI UZMANLIK ALANLARINDA YENİ AKADEMİK KADRO</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>DEÜ Hastanesinin güçlenen kadrosuna son dönemde farklı uzmanlık alanlarından akademisyen ve hekimler katıldı. Yeni isimlerin farklı branşlarda görev yapması, hastanenin sağlık hizmetlerindeki uzmanlık çeşitliliğinin ve akademik kapasitesinin geliştirilmesine katkı sağlıyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>DEÜ Hastanesinin bünyesine katılan yeni hekimlerin alanları ve isimleri şöyle:</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span>Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı: Dr. Öğr. Üyesi Oğulcan Çöme</span></span></li>
<li><span><span>Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı: Dr. Öğr. Üyesi Emre Karadeniz</span></span></li>
<li><span><span>Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı: Doç. Dr. Zeynep Tuncer</span></span></li>
<li><span><span>Nöroloji Ana Bilim Dalı: Dr. Öğr. Üyesi Dilara Mermi Dibek</span></span></li>
<li><span><span>Adli Tıp Ana Bilim Dalı: Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Karaman</span></span></li>
<li><span><span>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı: Doç. Dr. Kazım Kıratlı</span></span></li>
<li><span><span>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı: Dr. Öğr. Üyesi Gizem Yıldız</span></span></li>
<li><span><span>İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı: Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Döngelli</span></span></li>
<li><span><span>İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı: Dr. Öğr. Üyesi Makbule Seda Bayrak Durmaz</span></span></li>
<li><span><span>İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı: Doç. Dr. Tuba Demirci Yıldırım</span></span></li>
<li><span><span>İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı: Dr. Öğr. Üyesi Soner Önem</span></span></li>
<li><span><span>Kardiyoloji Ana Bilim Dalı: Doç. Dr. İnci Tuğçe Çöllüoğlu</span></span></li>
<li><span><span>Radyoloji Ana Bilim Dalı: Dr. Öğr. Üyesi Hakan Abdullah Özgül</span></span></li>
<li><span><span>Acil Tıp Ana Bilim Dalı: Öğr. Gör. Uzm. Dr. İlker Şallı</span></span></li>
<li><span><span>Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı: Dr. Öğr. Üyesi Simge Uzman Özbek</span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>DEÜ MEZUNLARI EĞİTİM ALDIKLARI KURUMA GERİ DÖNÜYOR</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>DEÜ Hastanesinin yeni akademik kadrosunda, Dokuz Eylül Üniversitesinde eğitim aldıktan sonra mesleki ve akademik kariyerlerini farklı alanlarda sürdüren ve daha sonra öğretim üyesi ve hekim olarak kendi üniversitelerine geri dönen isimler de bulunuyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>“DEÜ HASTANESİNİN BÖLGE İÇİN ÖNEMİNİ BİLİYORUZ”</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>DEÜ Hastanesinin İzmir ve bölge açısından taşıdığı önemin farkında olduklarını vurgulayan Rektör Prof. Dr. Bayram Yılmaz, sağlık hizmetlerinin kalitesini daha da artırmak amacıyla çalışmalarını sürdüreceklerini ifade etti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Üniversite hastanelerinin yalnızca sağlık hizmeti sunan kurumlar olmadığını; aynı zamanda geleceğin hekimlerini yetiştiren, uzmanlık eğitimleri veren ve bilimsel araştırmalar yürüten önemli akademik merkezler olduğunu belirten Rektör Yılmaz, DEÜ Hastanesinin bu üç alandaki gücünü daha da artırmayı hedeflediklerini kaydetti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Rektör Yılmaz, DEÜ Hastanesinin sağlık hizmetlerinde görev yapan tüm akademik ve idari personelin ortaya koyduğu emeğin bu süreçte büyük önem taşıdığını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>“Başta acil tıp kliniğinde hizmet veren hocalarımız olmak üzere hastanemizde çalışan, emek veren tüm hocalarımızı, uzman hekimleri, asistanları kutluyorum. İnsanüstü bir gayretle çalıştıklarını biliyoruz; kendilerine hizmetleri için şükranlarımı sunuyorum.”</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>YENİ HEKİMLER AKADEMİK YOLCULUKLARINI ANLATTI</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>DEÜ Hastanesine katılan yeni hekimlerin akademik yolculuklarını, uzmanlık alanlarını, DEÜ’ye dönüş hikâyelerini ve Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesine ilişkin hedeflerini anlattıkları röportaj serisinin tamamına DEÜ Web TV YouTube kanalından ulaşabilirsiniz.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deu-hastanesinde-buyuk-donusum-652353">DEÜ Hastanesinde Büyük Dönüşüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ortodontik tedavinin başarısı beslenmeyle başlar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ortodontik-tedavinin-basarisi-beslenmeyle-baslar-652293</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2026 11:05:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[başarısı]]></category>
		<category><![CDATA[başlar]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmeyle]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[ortodontik]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodontik Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavinin]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=652293</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Bora Aysan, ortodontik tedavi sürecinde ağrı ve hassasiyet, gömülü 20 yaş dişlerinin değerlendirilmesi ile beslenme kurallarına ilişkin doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi ve önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ortodontik-tedavinin-basarisi-beslenmeyle-baslar-652293">Ortodontik tedavinin başarısı beslenmeyle başlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Bora Aysan, ortodontik tedavi sürecinde ağrı ve hassasiyet, gömülü 20 yaş dişlerinin değerlendirilmesi ile beslenme kurallarına ilişkin doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi ve önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>Ortodontik tel takıldıktan sonra ilk günlerde ağrı ve hassasiyet normal!</strong></p>
<p>Ortodontik tedaviye başlandıktan sonra ilk birkaç gün hafif ya da orta şiddette ağrı ve dişlerde hassasiyet yaşanmasının tamamen normal olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Bora Aysan, “Ağrı genellikle ilk 24 saat içinde başlar, ikinci ve üçüncü günlerde en yoğun seviyeye ulaşır.” dedi. </p>
<p>Çoğu hastada ağrının 5-7 gün içinde belirgin şekilde azaldığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Aysan, “Bu süreçte yumuşak gıdalar tüketmek ve sert besinlerden kaçınmak, oluşan hassasiyetin azalmasına yardımcı olur. Ancak ağrının çok şiddetli olması, bir haftadan uzun sürmesi ya da telin batması gibi farklı bir sorunun ortaya çıkması durumunda vakit kaybetmeden ortodonti uzmanına başvurulması gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>20 yaş dişleri ön dişlerde çapraşıklığa neden olmaz!</strong></p>
<p>Ortodontik tedavi planlamasında değerlendirilmesi gereken konulardan birinin de gömülü dişler olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Aysan, “Özellikle 20 yaş dişleri tedavi öncesinde ayrıntılı olarak incelenir. Ancak toplumda yaygın olarak düşünülenin aksine, 20 yaş dişlerinin ön dişlerde çapraşıklığa neden olduğuna dair güçlü bilimsel kanıtlar bulunmaz.” dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Aysan, “Buna karşın gömülü diş; komşu dişe zarar veriyorsa, enfeksiyona yol açıyorsa veya ortodontik diş hareketlerini engelliyorsa çekimi önerilebilir. Çekimin gerekli olup olmadığına ise tedavi öncesinde ya da tedavi sırasında yapılacak klinik muayene ve panoramik röntgen değerlendirmesi sonucunda ortodonti uzmanı karar verir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Ortodontik tedavinin başarısı için beslenme kurallarına dikkat edilmeli!</strong></p>
<p>Ortodontik tedavi süresince bazı yiyeceklerden kaçınmanın, hem braketlerin zarar görmesini önleyeceğini hem de tedavinin planlanan sürede tamamlanmasına katkı sağlayacağını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Bora Aysan, “Özellikle fındık, badem, sert şeker ve buz gibi sert besinlerin çiğnenmemesi gerekir. Karamel ve lokum gibi yapışkan gıdalar braketlerin yerinden çıkmasına neden olabilir. Bunun yanı sıra cips ve patlamış mısır gibi çok gevrek yiyeceklerin de dikkatli tüketilmesi önerilir.” dedi.</p>
<p>Elma, havuç ve yaz aylarının sevilen meyvelerinden erik gibi sert besinleri doğrudan ısırmak yerine küçük parçalara bölerek tüketmek daha güvenli olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Aysan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu basit beslenme kurallarına uyulduğunda hem braketlerin zarar görme riski azalır hem de ortodontik tedavinin sorunsuz ve planlandığı şekilde ilerlemesine katkı sağlanır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ortodontik-tedavinin-basarisi-beslenmeyle-baslar-652293">Ortodontik tedavinin başarısı beslenmeyle başlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Gizli Kanser&#8221; Aort Anevrizması Kapalı Yöntemle Tedavi Edildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gizli-kanser-aort-anevrizmasi-kapali-yontemle-tedavi-edildi-652260</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2026 08:09:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[anevrizması]]></category>
		<category><![CDATA[aort]]></category>
		<category><![CDATA[Aort Anevrizması]]></category>
		<category><![CDATA[boyu]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[Damar Cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kapalı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[stent]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemle]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=652260</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tedavi edilmediğinde ani damar yırtılması ve ölüm riski taşıyan, uzmanların “gizli (sessiz) kanser” olarak tanımladığı torakoabdominal aort anevrizması, Memorial Göztepe Hastanesi’nde uygulanan ileri endovasküler yöntemle başarılı şekilde tedavi edildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gizli-kanser-aort-anevrizmasi-kapali-yontemle-tedavi-edildi-652260">&#8220;Gizli Kanser&#8221; Aort Anevrizması Kapalı Yöntemle Tedavi Edildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tedavi edilmediğinde ani damar yırtılması ve ölüm riski taşıyan, uzmanların “gizli (sessiz) kanser” olarak tanımladığı torakoabdominal aort anevrizması, Memorial Göztepe Hastanesi’nde uygulanan ileri endovasküler yöntemle başarılı şekilde tedavi edildi. Yaklaşık bir yıl boyunca birçok sağlık merkezinden “Bu ameliyat ancak açık cerrahiyle yapılabilir ve riski çok yüksek” yanıtını alan 67 yaşındaki Murat Özgür, hastaya özel planlanan operasyonla kasık bölgesinden gerçekleştirilen tamamen kapalı girişim sayesinde sağlığına kavuştu. Operasyonda 8 farklı stent kullanılırken, böbreği besleyen doğumsal damar varyasyonu da korunarak başarılı sonuç elde edildi.</p>
<p>Torakoabdominal aort anevrizması tanısı alan ve KOAH hastalığı nedeniyle açık cerrahi açısından yüksek riskli görülen Murat Özgür, yaklaşık bir yıl boyunca farklı sağlık merkezlerinde çözüm aradı. Memorial Göztepe Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nde Prof. Dr. Mehmet Altuğ Tunçer ile Op. Dr. Hidayet Demir tarafından yapılan değerlendirmelerin ardından hastanın ileri endovasküler yöntemle tedavi edilmesine karar verildi. Kasık bölgesinden yapılan küçük kesilerle gerçekleştirilen operasyonda farklı ebatlarda 8 stent kullanılarak anevrizma tamamen kapalı yöntemle onarıldı.</p>
<p><strong>Bir yıl boyunca çözüm aradı</strong></p>
<p>Yaşadığı süreci anlatan Murat Özgür, ilk belirtilerin aniden başladığını belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“Banyodan çıktıktan sonra göğsüme çok şiddetli bir ağrı saplandı. Nefes alamıyordum. Ağrı sabaha kadar sürdü. Yapılan tetkiklerin ardından kalp ve damar cerrahisine gitmem gerektiği söylendi. Birçok doktora gittik. Hepsi ameliyatın çok zor olduğunu söyledi. Sonra İstanbul’a geldim. Hocam beni ameliyat etti. Şimdi çok iyiyim. Tek başıma yürüyebiliyor, rahatlıkla gelip gidebiliyorum. Elbette çok korkularım vardı ama şimdi kendimi iyi hissediyorum.”</p>
<p><strong>Benzer durumda olan hastalar umutsuzluğa kapılmasın</strong></p>
<p>Hastanın oğlu Mert Özgür ise yaklaşık 8-9 ay boyunca farklı merkezlerde çözüm aradıklarını belirterek şöyle konuştu:</p>
<p>“Babamın tip II torakoabdominal aort anevrizması vardı. Açık ameliyatın çok riskli olduğu söylendi. KOAH hastası olduğu için ameliyatın uygun olmayabileceği ifade edildi. Daha sonra hocalarımıza ulaştık ve kapalı stent tedavisi uygulandı. Şu anda babam yürüyebiliyor, böbrek fonksiyonlarında hiçbir sorun yok. Bu süreçte çok zor günler yaşadık. Sürekli damarın yırtılmasından korkuyorduk. Benzer durumda olan hastalar kesinlikle umutsuzluğa kapılmasın. Bu hastalığın tedavisi var ve bu konuda çok başarılı hekimlerimiz bulunuyor.”</p>
<p><strong>Aort anevrizması sessiz kanser gibi ilerliyor</strong></p>
<p>Operasyonu gerçekleştiren Memorial Göztepe Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Mehmet Altuğ Tunçer, torakoabdominal aort anevrizmasının damar cerrahisinin en zorlu hastalıklarından biri olduğunu belirterek hastalığın çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğine dikkat çekti.</p>
<p>“Biz aort anevrizmasını ‘sessiz kanser’ olarak tanımlıyoruz. Çünkü hastalık çoğu zaman hiçbir belirti vermeden ilerliyor. Hastalar günlük yaşamlarına devam ederken damar yavaş yavaş büyüyor. Belirli bir seviyeye ulaştığında ise damar yırtılması veya diseksiyon gelişebiliyor ve bu durum ani ölüme neden olabiliyor.”</p>
<p><strong>Aort damarındaki genişleme 12 santimetreye ulaşmıştı</strong></p>
<p>Hastanın kendilerine ulaştığında aort damarındaki genişlemenin yaklaşık 12 santimetreye ulaştığını ifade eden Prof. Dr. Tunçer, şunları söyledi:</p>
<p>“Hastanın aort damarındaki genişleme 12 santimetreye ulaşmıştı. Normalde hastaların büyük bölümü bu boyuta ulaşamadan damar yırtılması nedeniyle hayatını kaybedebiliyor. Kısacası oldukça ileri evredeydi. Detaylı incelemelerimizin ardından kapalı yöntemle tedavi edilebileceğine karar verdik. Kasık bölgesinden yaklaşık 3 santimetrelik kesilerle ana stenti yerleştirdik. Bağırsak, karaciğer ve böbrek damarlarını özel stentlerle ana sisteme bağlayarak işlemi tamamen kapalı yöntemle tamamladık. Hastamızı operasyondan 5 gün sonra taburcu ettik.”</p>
<p><strong>“Kapalı yöntemle iyileşme süresi kısalıyor”</strong></p>
<p>Memorial Göztepe Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Hidayet Demir ise torakoabdominal aort anevrizmalarının endovasküler yöntemle tedavisinin Türkiye’de son yıllarda uygulanmaya başlanan ileri tekniklerden biri olduğunu belirtti.</p>
<p>“Son 1-2 yıl öncesine kadar bu tip hastalarda temel tedavi seçeneği açık cerrahiydi. Hastamızı ayrıntılı üç boyutlu ölçümler ve analizlerle değerlendirdikten sonra kapalı yöntemle tedavi edebileceğimizi belirledik. Bu yöntem sayesinde hastalar çok daha kısa sürede taburcu oluyor ve günlük yaşamlarına daha hızlı dönebiliyor. Açık cerrahiye göre akciğer ve bağırsak komplikasyonları da belirgin şekilde azalıyor.”</p>
<p><strong>Aort anevrizmasında risk faktörlerine dikkat!</strong></p>
<p>Op. Dr. Demir, tedavinin ardından hastaların yaşam boyu takip edilmesi gerektiğini vurgulayarak şu uyarılarda bulundu:</p>
<p>“Sigara, yüksek tansiyon ve genetik yatkınlık en önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Özellikle ağır kaldırma, şiddetli öksürme ve aşırı ıkınma gibi ani basınç artışları damar yırtılması riskini artırabiliyor. Bu nedenle hastaların tansiyonlarını kontrol altında tutmaları, sigaradan uzak durmaları ve düzenli hekim kontrollerini aksatmamaları büyük önem taşıyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gizli-kanser-aort-anevrizmasi-kapali-yontemle-tedavi-edildi-652260">&#8220;Gizli Kanser&#8221; Aort Anevrizması Kapalı Yöntemle Tedavi Edildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu belirtileri önemsemek hayat kurtarıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-belirtileri-onemsemek-hayat-kurtariyor-652237</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2026 07:55:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bacak]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[Derin Ven Trombozu]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[önemsemek]]></category>
		<category><![CDATA[Pıhtı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=652237</guid>

					<description><![CDATA[<p>   Bacakta ani gelişen şişlik, ağrı, kızarıklık ve sıcaklık artışı çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa bu belirtiler, yaşamsal risk taşıyan ve halk arasında “pıhtı oluşması” olarak bilinen derin ven trombozunun ilk sinyalleri olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-belirtileri-onemsemek-hayat-kurtariyor-652237">Bu belirtileri önemsemek hayat kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>   Bacakta ani gelişen şişlik, ağrı, kızarıklık ve sıcaklık artışı çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa bu belirtiler, yaşamsal risk taşıyan ve halk arasında “pıhtı oluşması” olarak bilinen derin ven trombozunun ilk sinyalleri olabiliyor. En sık bacaklarda, özellikle de baldır ve uyluk bölgesindeki toplardamarlarda pıhtı oluşumuyla seyreden derin ven trombozu, dünya genelinde her yıl yaklaşık 10 milyon kişide teşhis edilen ciddi bir hastalık. Derin ven trombozunun en büyük tehlikesi ise pıhtının koparak akciğer damarlarına ulaşması ve yaşam kaybıyla sonuçlanabilecek akciğer embolisine (pulmoner emboli) neden olabilmesi.<strong> </strong>Ayrıca bacakta kalıcı şişlik, ağrı, ağırlık hissi, ciltte renk değişikliği, sertleşme ve iyileşmesi güç olan yaralarla seyreden kalıcı damar hasarına da yol açabiliyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Arif Ağlar,  </strong>erken dönemde  başlanan tedavi sayesinde pulmoner embolinin ve kalıcı damar hasarının önüne geçilebildiğini belirterek,<strong> </strong>”Özellikle tek bacakta gelişen şişlik ve ağrı gibi belirtiler asla ihmal edilmemelidir. Bu şikayetler derin ven trombozunun en önemli uyarı işaretleri arasında yer alır ve zaman kaybetmeden hekim değerlendirmesi gerektirir” diyor. </p>
<p><strong>Yaz aylarında sıvı kaybı pıhtılaşma riskini artırıyor</strong></p>
<p>Derin ven trombozu (DVT) genellikle bacakların derin toplardamarlarında kan pıhtısı oluşması sonucu gelişen ciddi bir damar hastalığı olarak tanımlanıyor. Güncel sağlık kılavuzlarına göre; hareketsizlikten obeziteye, geçirilmiş ameliyatlardan kansere, ileri yaştan hamileliğe kadar pek çok faktör pıhtı oluşumuna zemin hazırlıyor. Genetik yatkınlığın da tetikleyici olabildiği bu tabloda derin ven trombozu riskinin yaz aylarında artış gösterdiğini anlatan Dr. Ahmet Arif Ağlar, şu bilgileri veriyor: “Bunun nedeni ise artan sıcaklık ve terlemeye bağlı gelişen sıvı kaybının, yeterli sıvı tüketilmediğinde kanın koyulaşmasına ve pıhtılaşma eğiliminin artmasına sebep olabilmesidir.  Özellikle ileri yaşta olan, kronik hastalığı bulunan, diüretik kullanan ve uzun süre güneş altında çalışan kişilerde bu risk daha belirgin hale gelmektedir. Ayrıca yaz tatillerinde uzun süre hareketsiz kalınan uçak, otobüs veya otomobil yolculukları da bacak toplardamarlarında kan akımını yavaşlatarak derin ven trombozu gelişme riskini artırabilmektedir.”</p>
<p><strong>Yeterli su tüketmek, bol hareket etmek şart!</strong></p>
<p>Dr. Ahmet Arif Ağlar, derin ven trombozuna karşı yaz aylarında bazı önlemlerin mutlaka alınması gerektiğini vurgularken, “Yeterli sıvı tüketmek, uzun yolculuklarda düzenli aralıklarla hareket etmek, özellikle 4–6 saatten uzun yolculuklarda belirli aralıklarla ayağa kalkıp birkaç dakika yürümek ve  yüksek risk grubundaki kişilerin hekimin önerdiği koruyucu önlemleri  uygulaması büyük önem taşımaktadır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>İlk bulgusu akciğer embolisi olabilir! </strong></p>
<p>Genellikle tek bacakta gelişen şişlik, ağrı, hassasiyet, sıcaklık artışı, ciltte kızarıklık veya morarma ve yüzeyel toplardamarların belirginleşmesi, derin ven trombozunun en sık görülen belirtilerini oluşturuyor. Bu belirtiler saatler veya günler içinde giderek artabiliyor. Ancak her derin ven trombozunun belirti vermeyebileceğine dikkat çeken Dr. Ahmet Arif Ağlar, <strong> </strong>“Özellikle baldır toplardamarlarında oluşan pıhtılar sessiz seyredebilmekte ve hastaların önemli bir kısmında hiçbir belirti görülmeyebilmektedir. Bu nedenle bazı kişilerde ilk bulgu, pıhtının koparak akciğer damarlarını tıkaması sonucu gelişen pulmoner emboli olabilmektedir” diye konuşuyor. Dr. Ahmet Arif Ağlar,<strong>  </strong>yaşamı tehdit eden<strong> </strong>bu tablonun ani başlayan nefes darlığı, göğüs ağrısı, çarpıntı, kanlı balgam, bayılma ve ağır olgularda ani dolaşım bozukluğuyla kendini gösterebildiğini vurgularken, “Dolayısıyla özellikle risk faktörleri bulunan kişilerde bu tür belirtiler geliştiğinde zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>İlaç tedavisi çoğunlukla yeterli oluyor</strong></p>
<p>Derin ven trombozu tedavisinin temel amacı pıhtının büyümesini durdurmak, koparak akciğere ulaşmasını (pulmoner emboli) önlemek ve uzun dönemde kalıcı damar hasarını azaltmak. Günümüzde   hem ilaç tedavisi hem de girişimsel yöntemlerdeki gelişmeler sayesinde, uygun hastalarda son derece başarılı sonuçlar elde edilebiliyor. Tedaviye erken başlanması, yaşamı tehdit eden pulmoner emboliyi ve kronik bacak sorunlarını önleyebildiği için çok önemli. Dr. Ahmet Arif Ağlar, tedavinin temelini antikoagülan (kan sulandırıcı) ilaçların oluşturduğunu belirtirken, “Derin ven trombozu bulunan hastaların çoğu yalnızca ilaç tedavisiyle başarılı şekilde tedavi edilebilmektedir. <strong> </strong>Bu ilaçlar pıhtıyı doğrudan eritmemekte; ancak büyümesini engelleyerek vücudun doğal yollarla pıhtıyı çözmesine yardımcı olmaktadır. Günümüzde çoğu hastada ağızdan alınan yeni nesil kan sulandırıcı ilaçlar tercih edilirken, bazı durumlarda tedaviye düşük molekül ağırlıklı heparin ihtiva eden enjeksiyon tedavisiyle başlanmaktadır” bilgisini veriyor. İlaç tedavisinin yanı sıra istirahat sırasında bacağı kalp seviyesinin üstünde  tutmak, uygun hastalarda varis çorabı kullanımı ve risk faktörlerinin düzeltilmesi de tedavinin önemli parçalarını oluşturuyor.</p>
<p><strong>Sadece milimetrik girişimle tedavi edilebiliyor</strong></p>
<p>Özellikle kasık ve leğen kemiği seviyesindeki büyük toplardamarları tutan, yeni gelişmiş ve yaygın pıhtılarda, bacak dolaşımını tehdit eden ağır tablolarda veya ilaç tedavisine rağmen ilerleyen durumlarda girişimsel yöntemler gündeme gelebiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Arif Ağlar,<strong> </strong>son yıllarda damar cerrahisi ve girişimsel radyoloji alanındaki teknolojik gelişmeler sayesinde derin ven trombozu tedavisinde oldukça başarılı sonuçlar alındığını belirterek, “Günümüzde birkaç milimetrelik kateter yardımıyla  pıhtı ilaçla eritilebilmekte (trombolitik tedavi), mekanik cihazlarla parçalanıp vakumla çıkarılabilmekte (trombektomi)  ya da her iki yöntem birlikte uygulanabilmektedir.  Bazı durumlarda pıhtıya neden olan toplardamar darlıkları stentle kalıcı olarak tedavi edilebilmektedir. İşlemler genellikle genel anestezi gerektirmeden yapılmakta ve çoğu hasta birkaç gün içinde günlük yaşamına dönebilmektedir” diyor.  Dr. Ahmet Arif Ağlar, özellikle girişimsel yöntemlerin uygulanamadığı nadir durumlarda ise pıhtının açık cerrahi yöntemle çıkarıldığını söylüyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-belirtileri-onemsemek-hayat-kurtariyor-652237">Bu belirtileri önemsemek hayat kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bornova&#8217;da dayanışma sırası Berk Yıldız&#8217;da</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bornovada-dayanisma-sirasi-berk-yildizda-652136</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2026 15:02:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[berk]]></category>
		<category><![CDATA[bornova]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma]]></category>
		<category><![CDATA[dmd]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[sırası]]></category>
		<category><![CDATA[yayın]]></category>
		<category><![CDATA[yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=652136</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, DMD hastası Berk Yıldız için salı akşamı (Bugün) düzenlenecek yardım yayınına tüm vatandaşları ve iş insanlarını davet etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovada-dayanisma-sirasi-berk-yildizda-652136">Bornova&#8217;da dayanışma sırası Berk Yıldız&#8217;da</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, DMD hastası Berk Yıldız için salı akşamı (Bugün) düzenlenecek yardım yayınına tüm vatandaşları ve iş insanlarını davet etti. Daha önce SMA hastası Esma bebek ve Abbas Miran&#8217;ın kampanyalarını başarıyla tamamlayan ilçe halkının yeni hedefi Berk&#8217;e umut olmak.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Nadir görülen genetik kas hastalıklarıyla mücadele eden çocuklara yönelik başlatılan toplumsal seferberlik hız kesmeden devam ediyor. Daha önce SMA hastası Esma bebek için yürütülen başarılı dayanışma çalışmalarının ardından, geçtiğimiz yıl Bornova Belediyesi ev sahipliğinde Büyükpark&#8217;ta &#8220;Bi Hayat Fest&#8221; isimli geniş katılımlı bir etkinlik düzenlenmişti. Bir hafta süren ve konserler, atölyeler ile stantların yer aldığı bu festival sayesinde 18 aylık SMA Tip 1 hastası Abbas Miran İbiş&#8217;in de tedavisi için gereken bağış miktarı toplanarak her iki bebeğin kampanyası da zaferle sonuçlandı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b> </b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>Yeni hedef DMD hastası Berk Yıldız</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b> </b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Abbas Miran&#8217;ın tedavi masraflarının toplanmasının ardından Bornova&#8217;daki yardımlaşma rotası, Çamdibi semtinde yaşayan DMD hastası Berk Yıldız olarak belirlendi. Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, ilçe halkının gösterdiği yüksek duyarlılığa teşekkür ederek, sıradaki hedeflerinin Berk&#8217;in kampanyasını tamamlamak olduğunu kamuoyuna duyurdu. Kampanyaya ivme kazandırmak ve gerekli maddi desteği sağlamak amacıyla sosyal medya üzerinden özel bir canlı yayın organizasyonu planlandı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b> </b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>Başkan Eşki&#8217;den vatandaşlara ve iş dünyasına davet</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b> </b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Nadir hastalıklara yakalanan çocukların tedavi süreçlerinde ailelerin yalnız bırakıldığına dikkat çeken Başkan Eşki, ilçe halkına ve iş dünyasına seslendiği video mesajında şu ifadeleri kullandı:</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>&#8220;Biliyorsunuz çağımızın en büyük sıkıntılarından bir tanesi SMA&#8217;lı ve DMD&#8217;li çocuklarımız. Maalesef bu çocuklar ve aileleri tedavilerle ilgili kendi başlarına bırakılmış durumda. Onlara sahip çıkmak da toplumsal olarak hepimizin görevi. Bornova&#8217;mızdaki çocuklarımızdan bir tanesi, Çamdibi&#8217;nden DMD&#8217;li Berk Yıldız. Kendisine sahip çıkmak için salı akşamı saat 20:00&#8217;de onun canlı yayın programına katılacağız. Bornova&#8217;daki tüm yurttaşlarımızı, iş adamlarımızı o yayına katılmaya ve sevgili Berk&#8217;e destek olmaya davet ediyoruz. Bir deniz yıldızını da kurtarıp ailesini sevindirmek için sizleri de salı akşamı saat 20:00&#8217;de canlı yayına bekliyoruz.&#8221;</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovada-dayanisma-sirasi-berk-yildizda-652136">Bornova&#8217;da dayanışma sırası Berk Yıldız&#8217;da</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivas Belediyesi&#8217;nden Sağlık Altyapısını Güçlendirecek Yatırım</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sivas-belediyesinden-saglik-altyapisini-guclendirecek-yatirim-652103</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2026 14:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Acil Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[altyapısını]]></category>
		<category><![CDATA[Belediye Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[esnaf]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendirecek]]></category>
		<category><![CDATA[İnşallah]]></category>
		<category><![CDATA[istasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[sitesi]]></category>
		<category><![CDATA[sivas]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=652103</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivas Belediyesi tarafından 4 Eylül Sanayi Sitesi’ne kazandırılacak olan 112 Acil Sağlık İstasyonu ve Aile Sağlığı Merkezi projesi için temel atma töreni düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sivas-belediyesinden-saglik-altyapisini-guclendirecek-yatirim-652103">Sivas Belediyesi&#8217;nden Sağlık Altyapısını Güçlendirecek Yatırım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Sivas Belediyesi tarafından 4 Eylül Sanayi Sitesi’ne kazandırılacak olan 112 Acil Sağlık İstasyonu ve Aile Sağlığı Merkezi projesi için temel atma töreni düzenlendi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Belediye Başkanı Dr. Adem Uzun’un seçim döneminde sözünü verdiği sağlık tesisi ile olası kaza ve acil sağlık vakalarında hastaneye ulaşım sürecindeki zaman kaybının ortadan kaldırılması, esnaf ile sanayi bölgesinde çalışan binlerce vatandaşın sağlık hizmetlerine yerinde ve hızlı bir şekilde ulaşması hedefleniyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>&#8220;12-13 BİN KİŞİLİK SANAYİ AİLESİNİN ÖNEMLİ BİR İHTİYACI KARŞILANIYOR&#8221;</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>4 Eylül Sanayi Sitesi’nde düzenlenen temel atma töreninde ilk olarak söz alan Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanı Hakan Demirgil, sanayi esnafının uzun süredir bu yatırımı beklediğini ifade ederek; &#8220;Yıllardır 4 Eylül Sanayi Sitemizin ihtiyacı olan bir hizmetin hayata geçirilmesi gerçekten önemli. Öncelikle Belediye Başkanımıza teşekkür ediyorum. Burada yaklaşık 4 bin 500-5 bin tane iş yeri var. Bu iş yerlerinde çalışanlarla beraber 12-13 bin kişiyiz ve burada bir sağlık ocağına ihtiyaç vardı. Kıymetli Belediye Başkanımız da daha önce söz vermişti, bugün de temel atma töreniyle bu sağlık ocağını inşallah sanayi sitemize ve Sivas’a kazandıracağız. İlerleyen dönemde de 4 Eylül Sanayi Sitemizin altyapı problemini, yol problemini çözmek için Başkanımız ihaleye çıktı. İnşallah sanayi sitemizde artık dükkânların önünde yağmur yağdığı zaman su olmayacak, kanalizasyonlarımız rahat gidecek. Bu anlamda da ben sanayi sitesi esnafları adına kendisine şükranlarımı sunuyorum. Bu sağlık ocağının sanayimize ve şehrimize hayırlı uğurlu olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum&#8221; dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>&#8220;SEÇİM SÜRECİNDE VERDİĞİMİZ SÖZÜ YERİNE GETİRİYORUZ&#8221;</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Daha sonra kürsüye gelen Sivas Belediye Başkanı Dr. Adem Uzun, seçim döneminde esnafa verilen sözlerin hayata geçirildiğini vurgulayarak; &#8220;Öncelikle başlamış olduğumuz Sivas Belediyesi 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonumuzun 4 Eylül Sanayi Sitesinde faaliyet gösteren esnaflarımıza, şehrimize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Seçim zamanı 4 Eylül Sanayi Sitesini gezerken buradaki esnaf kardeşlerimiz bana özellikle iki tane sorunu dile getirdiler. Birisi; &#8216;Başkanım, acil bir sağlık müdahalesi gerektiğinde biz Numune Hastanesine gitmek zorunda kalıyoruz ve bizim için ciddi bir zaman kaybı oluyor. Burada kesinlikle bir sağlık merkezinin olması gerekiyor&#8217; demişlerdi. Biz de o zamanlar seçim projelerimiz arasına bu 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonunu, sağlık merkezini koymuştuk. Yakın bir tarihte İl Sağlık Müdürlüğümüzle, Valiliğimizle bir protokol yaptık. Sivas Belediyesi 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu yapılması için de düğmeye bastık. Bu sorun inşallah bu yapmış olduğumuz yatırımla çözülecek” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Esnafların diğer taleplerini de hatırlatan Başkan Uzun, “4 Eylül Sanayi Sitesi’nin altyapısında çok ciddi sorunlar var demişlerdi. 14 Temmuz tarihinde çok büyük bir altyapı ihalesi gerçekleştirdik. Bu ihalede 4 Eylül Sanayi Sitemiz de var. Bir yağmur yağdığında sanayinin, özellikle bu ortadaki caddenin olduğu bölge resmen göle dönüyor. Yağmur hatlarında ciddi sorunlar var. İnşallah bu sene ve gelecek sene altyapıda yapacağımız çalışmalarla 4 Eylül Sanayi Sitemizin bu sorununu da çözmüş olacağız. Altyapıyı bitirdikten sonra da asfaltlama ile ciddi bir yenilemeye gideceğiz. İnşallah 4 Eylül Sanayi Sitemizin kronik sorunlarını da çözmüş olacağız. Esnaf Sanatkârlar Odaları Birlik Başkanımız ifade ettiler; burada 5.000 civarında esnafımız var. Dolayısıyla da bu esnaflarımız için bu yatırım gerçekten çok değerli. Belediyecilik anlayışımızda sorunları görüp çözüm üretmek en önemli ilkelerimizin başında geliyor. İnşallah bundan sonraki süreçte de Sivas Belediyesi olarak elimizi taşın altına koyacağız ve inşallah bu sorunlara hep birlikte çözümler üretmiş olacağız” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“BU YATIRIM ESNAFIMIZA VERİLEN DEĞERİN GÖSTERGESİDİR”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Son olarak konuşan Vali Vekili Halil İbrahim Yeşilyurt, projenin önemine dikkat çekerek &#8220;Bugün 4 Eylül Sanayi Sitemizin içerisine müstesna bir yapının temelini atıyoruz. Bazen öyle dakikalar vardır ki bir ömre bedeldir. Bu dakikalar, bu anlar acil anlardır, afet anlarıdır. Bugün bu yaptığımız istasyonla beraber, esnafımızın acil anlarında hızlı bir şekilde kendilerinin can ve mal güvenliğini de sağlamış olacağız. Bu kıymetli yatırım için Belediye Başkanımıza teşekkür ediyorum. Ayrıca bu binanın isminin, bu yapının isminin &#8216;Sivas Belediyesi Acil Müdahale İstasyonu&#8217; olması da çok kıymetli. Bununla beraber belediyemizin bu işlere ne kadar önem verdiğinin, Sivas esnafına, sanayi esnafına ne kadar kıymet verdiğinin de bir göstergesidir. Bu yapıda emeği geçen Belediye Başkanımıza, ekibine ve burada çalışacak olan sağlık personelimize teşekkür ediyorum&#8221; dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yapılan konuşmaların ardından kurban kesilerek temel atma töreni gerçekleştirildi.</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sivas-belediyesinden-saglik-altyapisini-guclendirecek-yatirim-652103">Sivas Belediyesi&#8217;nden Sağlık Altyapısını Güçlendirecek Yatırım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz Yaşlanma Dönemi Başladı: Estetikte Yeni Trend, Doğallığı Yıllarca Korumak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessiz-yaslanma-donemi-basladi-estetikte-yeni-trend-dogalligi-yillarca-korumak-652088</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2026 10:49:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[estetikte]]></category>
		<category><![CDATA[görünüm]]></category>
		<category><![CDATA[kolajen]]></category>
		<category><![CDATA[Medikal Estetik]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamalar]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=652088</guid>

					<description><![CDATA[<p>Medikal Estetik Doktoru Dr. Yasemin Savaş: “Artık amaç zamanı geri almak değil, yaşlanmayı doğru yönetmek.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-yaslanma-donemi-basladi-estetikte-yeni-trend-dogalligi-yillarca-korumak-652088">Sessiz Yaşlanma Dönemi Başladı: Estetikte Yeni Trend, Doğallığı Yıllarca Korumak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Medikal Estetik Doktoru Dr. Yasemin Savaş:</b> “Artık amaç zamanı geri almak değil, yaşlanmayı doğru yönetmek.”</p>
<p>Uzun yıllardır estetik uygulamalarda daha genç görünme isteği ön plandayken, son yıllarda bu anlayış yerini daha doğal ve koruyucu bir yaklaşıma bıraktı. ‘’ ‘’Sessiz Yaşlanma” olarak tanımlanan bu yeni yaklaşım, kişinin yüz hatlarını değiştirmeden, doğal kimliğini ön planda tutarak yaşlanma belirtilerini geciktirmeyi hedefliyor.</p>
<p>“Eskiden estetik denildiğinde akla belirgin değişimler geliyordu. Bugün ise kişiler yüzlerinin değişmesini değil, daha sağlıklı, dinlenmiş ve doğal görünmesini istiyor. Sessiz yaşlanma yaklaşımı da tam olarak bunu hedefliyor.” diyen <b>Dr. Savaş,</b> doğal sonuçların artık medikal estetik uygulamalarında en önemli beklenti haline geldiğini ifade ediyor.</p>
<p><b>Doğal Görünüm Ön Planda</b></p>
<p>Son yıllarda medikal estetikte doğal görünümü koruyan uygulamalara ilginin belirgin şekilde arttığını ifade eden Dr. Yasemin Savaş, günümüzde tedavi yaklaşımının &#8220;fazlasını yapmak&#8221; yerine kişinin yüz anatomisini, mimiklerini ve doğal ifadesini koruyacak ölçüde planlama yapmak üzerine kurulduğunu belirtiyor. Amaç; kişinin yüz hatlarını değiştirmek değil, zamanla azalan cilt kalitesini destekleyerek daha dinlenmiş, sağlıklı ve doğal bir görünüm elde edilmesine katkı sağlamaktır.</p>
<p>Kişinin yaşı, cilt yapısı ve ihtiyaçları doğrultusunda planlanan tedaviler; cildin kendi yenilenme mekanizmalarını desteklemeyi hedefler. Ciltte sıkılaşmayı desteklemeye yönelik ultrason teknolojileri , cilt kalitesini destekleyen hyalüronik asit içerikli uygulamalar ve kolajen üretimini uyarmaya yönelik biyostimülasyon tedavileri, günümüzde koruyucu medikal estetik yaklaşımının öne çıkan uygulamaları arasında yer almaktadır.</p>
<p><b>Kolajen Kaybı Erken Yaşlarda Başlıyor</b></p>
<p>Yapılan araştırmalar, cildin temel yapı taşlarından biri olan kolajenin üretiminin 20&#8217;li yaşların ortalarından itibaren kademeli olarak azalmaya başladığını gösteriyor. Yaş alma sürecinin doğal bir parçası olan bu durum; güneş ışınlarına yoğun maruz kalma, çevresel faktörler, stres, düzensiz yaşam alışkanlıkları, yetersiz beslenme ve sigara kullanımı gibi etkenlerle daha erken ve daha belirgin hale gelebiliyor.</p>
<p>Kolajen miktarındaki azalma zamanla ciltte elastikiyet kaybına, sıkılığın azalmasına, ince çizgilerin belirginleşmzesine ve cilt kalitesinde değişikliklere neden olabilir. Bu nedenle kolajen kaybına yönelik yaklaşımlar, yalnızca oluşan değişiklikleri gidermeyi değil, cildin kolajen üretimini desteklemeyi de hedefler.</p>
<p>Günümüzde bu amaçla farklı tedavi seçenekleri kişiye özel olarak planlanabilmektedir. HIFU-<b>LIFU (Fokuslu Ultrason)</b> uygulamaları, cildin derin katmanlarında kolajen üretimini desteklemeye yönelik yöntemlerden biridir. <b>Vitamin ve mineral içerikli enjeksiyon</b> <b>uygulamaları</b>, cildin ihtiyaç duyduğu yapı taşlarının desteklenmesine yardımcı olurken; <b>kalsiyum hidroksiapatit içeren enjeksiyonlar</b> ise kolajen üretimini desteklemeye yönelik uygulamalar arasında yer almaktadır.</p>
<p><b>Yaz Sonrası Cilt Yenilenmeye İhtiyaç Duyuyor</b></p>
<p>Yaz aylarında yoğun güneş maruziyeti, sıcak hava, deniz ve havuz gibi etkenler nedeniyle ciltte nem kaybı, ton eşitsizlikleri ve kolajen azalması görülebiliyor. <b>Dr. Yasemin Savaş</b> , yaz sonu döneminin cildin ihtiyacını değerlendirmek ve sonbahar tedavi  planını oluşturmak açısından önemli bir fırsat sunduğunu belirtiyor ve medikal estetik uygulamalarının yalnızca dış görünümü değil, kişinin kendini daha iyi hissetmesini de desteklediğini vurgulayarak şu değerlendirmede bulunuyor:</p>
<p>“Sağlıkl ve güzel yaş almak, cildin ihtiyaçlarını doğru zamanda değerlendiren bütüncül bir yaklaşımla mümkündür. Düzenli cilt bakımı, güneşten korunma, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve kişiye özel planlanan medikal estetik uygulamalar bu sürecin birbirini tamamlayan parçalarıdır. Günümüzde medikal estetikte amaç; kişin yüz hatlarını değiştirmek değil, cilt kalitesini destekleyerek doğal görünümünü korumaktır. En güzel  sonuçlar ise çevrenin fark etmekte zorlandığı, ancak kişinin aynaya baktığında daha dinlenmiş, daha canlı ve kendisi gibi hissetmesini sağlayan doğal dokunuşlarla elde edilir.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-yaslanma-donemi-basladi-estetikte-yeni-trend-dogalligi-yillarca-korumak-652088">Sessiz Yaşlanma Dönemi Başladı: Estetikte Yeni Trend, Doğallığı Yıllarca Korumak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlanma korkusunu kırışıklıklardan fazlası besliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaslanma-korkusunu-kirisikliklardan-fazlasi-besliyor-652031</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2026 09:05:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[besliyor]]></category>
		<category><![CDATA[fazlası]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[görünüm]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[kırışıklıklardan]]></category>
		<category><![CDATA[korkusunu]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=652031</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, yaşlanma korkusunun psikolojik temelleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslanma-korkusunu-kirisikliklardan-fazlasi-besliyor-652031">Yaşlanma korkusunu kırışıklıklardan fazlası besliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, yaşlanma korkusunun psikolojik temelleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Yaşlanma korkusunun temelinde, sevilmeyeceği ve değer görmeyeceği inancı yatıyor!</strong></p>
<p>Yaşlanma sürecinde zaman zaman üzülmenin, bedendeki değişimlerden endişe duymanın ya da ‘zaman ne çabuk geçiyor’ diye düşünmenin son derece doğal olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Çünkü yaşlanmak, insana zamanın sınırlı olduğunu hatırlatır. Ancak bu kaygı, kişinin yaşamını yönetmeye başladığında psikolojik bir soruna dönüşebilir.” dedi.</p>
<p>“Sürekli aynaya bakmak, yeni oluşan bir çizgi ya da kırışıklık nedeniyle yoğun kaygı yaşamak, yaşını söylemekten kaçınmak, fotoğraf çektirmek istememek ya da genç görünmek için yaşamının büyük bölümünü estetik uygulamalar araştırarak geçirmek, artık yalnızca yaşlanmayı sevmemekten öte bir duruma işaret edebilir.” diyen Yalçın, “Bu noktada asıl sorgulanması gereken soru şudur; ‘Kişi gerçekten yaşlanmaktan mı korkuyor, yoksa yaşlandığında artık sevilmeyeceğine, beğenilmeyeceğine ya da değer görmeyeceğine mi inanıyor?’ Çoğu zaman psikolojik süreçlerin temelinde bu düşünceler yer alır.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Yaşlanma korkusunu belirleyen yaş değil, yaşlanmaya yüklenen anlam!</strong></p>
<p>İnsanların yaşlanmanın kendisine değil, ona yükledikleri anlama tepki verdiklerine işaret eden Yalçın, “Bazıları için yaş almak; olgunlaşmak, deneyim kazanmak ve kendini daha iyi tanımak anlamına gelirken, bazıları için güzelliğin, çekiciliğin, üretkenliğin ya da toplumsal değerinin azalması demektir.” dedi.</p>
<p>Öz değerini yıllarca gençlik, fiziksel görünüm, başarı veya başkalarının onayı üzerine kurmuş kişilerde yaşlanmanın daha tehdit edici algılanabileceğini aktaran Yalçın, “Çünkü bu durumda yaşlanma yalnızca bedensel bir değişim değil, kişinin kimlik algısını da sarsan bir süreç haline gelir.” ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>Yalnızca başkalarının değil, filtrelenmiş kendi görüntümüzün de etkisi altında kalıyoruz!</strong></p>
<p>Sosyal medyanın, özellikle idealize edilmiş güzellik standartlarını sürekli göz önünde bulundurduğu için yaşlanma kaygısını artırabildiğine dikkat çeken Yalçın, şunları söyledi:</p>
<p>“Araştırmalar ve meta analizler, görünüm odaklı sosyal medya içeriklerinin beden memnuniyetini olumsuz etkilediğini gösteriyor.</p>
<p>Eskiden insanlar kendilerini yalnızca çevrelerindeki sınırlı sayıdaki kişiyle kıyaslarken, bugün yüzlerce filtrelenmiş görüntüyle karşılaştırıyor. Üstelik artık yalnızca başkalarının değil, filtrelenmiş kendi görüntümüzün de etkisi altında kalıyoruz. Kırışıklıkları, gözenekleri ve cilt kusurlarını dijital olarak silmeye alışan kişiler, filtre kapandığında gerçek yüzlerini kusurlu algılamaya başlayabiliyor. Böylece filtreler yalnızca görüntüyü değil, normal kabul edilen görünüm algısını da değiştirebiliyor.”</p>
<p><strong>Yaşlanma korkusu yalnızca ölüm korkusuna indirgenemez!</strong></p>
<p>Yaşlanma kaygısı ile ölüm kaygısı arasında güçlü bir ilişki bulunsa da, yaşlanma korkusunu yalnızca ölüm korkusuna indirgemenin doğru olmadığını vurgulayan Yasemin Yalçın, “Çünkü çoğu zaman kişiyi kaygılandıran ölümün kendisi değil, ölümden önce yaşanacağı düşünülen kayıplardır.” dedi.</p>
<p>Sağlığını kaybetme, bağımsızlığını yitirme, fiziksel çekiciliğinin azalması, eşi tarafından artık istenmeyeceğini düşünme ya da toplum tarafından görünmez hale geleceği inançlarının bu korkuların başında geldiğini dile getiren Yalçın, bu nedenle yaşlanma korkusunun, çoğu zaman farklı kayıp korkularının birleşiminden oluştuğunu söyledi.</p>
<p><strong>Orta yaşta kaygıyı artıran yalnızca kırışıklıklar değil, yaşam muhasebesidir!</strong></p>
<p>Otuzlu ve kırklı yaşlarda yaşlanma hissinin daha belirgin hale gelebildiğini vurgulayan Yalçın, “İlk beyaz saçlar, kırışıklıklar ve metabolizmadaki değişimler zamanın geçişini somutlaştırır.” dedi. </p>
<p>Ancak bu dönemde yaşanan kaygının yalnızca fiziksel değişimlerle ilgili olmadığına değinen Yalçın, “Birçok kişi bu yaşlarda geçmişine dönüp hayatını değerlendirmeye başlar. ‘Hayal ettiğim yaşamı yaşayabildim mi?’, ‘Yanlış seçimler mi yaptım?’, ‘İstediğim ilişkiyi kurabildim mi?’, ‘Hayatım böyle mi devam edecek?’ gibi sorgulamalar yaşlanma kaygısına eşlik edebilir. Bu nedenle orta yaş krizini yalnızca estetik kaygılar üzerinden değerlendirmek eksik kalacaktır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Art arda yapılan estetik uygulamalar kaygının belirtisi olabilir!</strong></p>
<p>Bir kişinin görünümünde hoşlanmadığı bir noktayı değiştirmek istemesinin tek başına psikolojik bir sorun olmadığını ifade eden Yasemin Yalçın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Önemli olan, yapılan işlemin kaygıyı gerçekten azaltıp azaltmadığıdır. Kişi ‘burnumu yaptırırsam rahatlayacağım’ diye düşünüp operasyon sonrasında bu kez göz altı, çene, kırışıklık veya başka bölgelerle yoğun şekilde meşgul olmaya başlıyorsa, estetik artık özgür bir tercihten çok kaygıyı yönetme aracı haline gelmiş olabilir.</p>
<p>Özellikle beden dismorfik bozukluğunda kişiler, başkalarının fark etmediği ya da çok az fark ettiği görünüm kusurlarıyla yoğun biçimde uğraşabilir. Bu nedenle kozmetik işlemler çoğu zaman kalıcı psikolojik rahatlama sağlamaz.”</p>
<p><strong>Yaşlanma korkusu, bazı kişilerde mevcut anksiyeteyi besleyebilir!</strong></p>
<p>Yoğun yaşlanma korkusunun, depresyon ve anksiyete belirtileriyle birlikte görülebileceği bilgisini paylaşan Yalçın, “Ancak yaşlanma korkusunun doğrudan panik atağa neden olduğunu söylemek doğru değildir.” dedi.</p>
<p>Yalçın, “Kişi sürekli ‘hasta olacağım’, ‘kontrolü kaybedeceğim’, ‘artık güzel değilim’ ya da ‘öleceğim’ gibi düşünceler etrafında zihinsel olarak dönüp duruyorsa, bu durum mevcut kaygı bozukluklarını besleyebilir. Bazı kişilerde yaşlanma, aslında var olan genel anksiyetenin üzerine yerleşen bir tema haline gelir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sürekli kusur aramak ve aynaya bakmak psikolojik değerlendirme gerektirebilir!</strong></p>
<p>Genç görünme isteğinin klinik açıdan değerlendirilmesi için zihinsel meşguliyet, yoğun sıkıntı ve işlev kaybının önemli ölçütler olduğunu kaydeden Yasemin Yalçın, “Sabah uyanır uyanmaz aynaya bakmak, fotoğrafları sürekli büyüterek kusur aramak, çevresindekilere sık sık ‘Çok yaşlı mı görünüyorum?’ diye sormak, görünümü nedeniyle sosyal ortamlardan kaçınmak ya da yoğun utanç hissetmek profesyonel değerlendirme gerektirebilir.” dedi.</p>
<p>Yalçın, beden dismorfik bozukluğunda ise görünümle aşırı uğraşma, aynayı sürekli kontrol etme ya da tam tersine aynadan tamamen kaçınma gibi davranışlar görülebileceğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Yaşlanma kaygısının içinde çoğu zaman ayrılık ve kayıp korkusu da bulunur!</strong></p>
<p>Çocuk sahibi olmanın, kişinin kendi yaşam döngüsünü daha belirgin şekilde fark etmesine neden olabileceğini belirten Yalçın, “‘Artık bir çocuğun annesi ya da babasıyım’ düşüncesi zamanın ilerlediğini daha görünür hale getirir.” dedi.</p>
<p>Benzer şekilde ebeveynlerin yaşlanmasının da güçlü bir tetikleyici olabileceğini aktaran Yalçın, “Çocuklukta güçlü ve değişmez olarak algılanan anne ve babanın yaşlandığını görmek, yalnızca onların değil kişinin de yaşlandığını ve bir gün onları kaybedebileceğini hatırlatır. Bu nedenle yaşlanma kaygısının içinde çoğu zaman ayrılık ve kayıp korkusu da bulunur.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Psikolojik dayanıklılık, değişen bedene rağmen kişinin kendilik değerini koruyabilmesidir!</strong></p>
<p>“Yaşlanmayı sağlıklı şekilde kabul eden kişiler, yaşlanmayı sevdikleri için değil; hayatı yalnızca kayıplardan ibaret görmedikleri için bu süreci daha rahat yaşayabilirler.” diyen Yalçın, “Kimliklerini yalnızca gençlik, güzellik ya da dış görünüm üzerine kurmazlar. İlişkilerini sürdürür, üretmeye devam eder, yeni ilgi alanları geliştirir ve yaşamlarına anlam katacak yeni roller üstlenebilirler. Psikolojik dayanıklılık, değişen bedene rağmen kişinin kendilik değerini koruyabilmesidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Sürekli &#8216;genç görün&#8217; mesajı, yaşlanmayı doğal bir yaşam evresi olmaktan çıkarabilir!</strong></p>
<p>Yapay zekâ destekli estetik teknolojileri ve dijital gençleştirme uygulamalarının gelecekte yaşlanma kaygısını artırabilecek önemli etkenler arasında görüldüğüne dikkat çeken Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Teknolojinin insanların daha sağlıklı yaşamasına katkı sağlaması elbette değerlidir. Ancak kültür sürekli ‘yaşlanma’, ‘çizgilerini sil’, ‘on yaş genç görün’ mesajı verirse, yaşlanma doğal bir yaşam evresi olmaktan çıkarak düzeltilmesi gereken bir kusur gibi algılanabilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p>Yapay zekâ sayesinde insanların kendi yüzlerinin yıllar önceki hâlini saniyeler içinde görebildiği bir dünyada, gerçek görünümlerine karşı toleranslarının azalmasının mümkün olduğuna işaret eden Yalçın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu teknolojilerin uzun vadeli psikolojik etkileri konusunda henüz kesin yargılara varmak için erken olsa da, belirleyici olan teknolojinin kendisinden çok topluma verilen mesaj olacaktır. Asıl önemli soru, ‘daha uzun ve sağlıklı yaşa’ mı denileceği, yoksa ‘asla yaşlanma’ anlayışının mı teşvik edileceğidir. Çünkü psikolojik açıdan bu iki yaklaşım arasında büyük fark vardır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslanma-korkusunu-kirisikliklardan-fazlasi-besliyor-652031">Yaşlanma korkusunu kırışıklıklardan fazlası besliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! Yaz, kalbi yoruyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-yaz-kalbi-yoruyor-652019</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2026 09:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Daha Fazla]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[işi]]></category>
		<category><![CDATA[kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[kalbin]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[saatler]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[yoruyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=652019</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında yüksek seyreden sıcaklıklar yalnızca bunaltmıyor, kalbin daha fazla çalışmasına da neden oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-yaz-kalbi-yoruyor-652019">Dikkat! Yaz, kalbi yoruyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında yüksek seyreden sıcaklıklar yalnızca bunaltmıyor, kalbin daha fazla çalışmasına da neden oluyor. Çünkü artan sıcaklıklarla mücadele etmeye çalışan vücutta sıvı ve mineral kaybı yaşanıyor, damarlar genişliyor, tansiyon düşüyor ve kalp hızının artmasıyla birlikte özellikle kalp hastalarında ciddi sağlık sorunlarının görülme riski yükseliyor.   Hava sıcaklığındaki her 5 derecelik artışın kalp krizi görülme riskini yaklaşık yüzde 5 artırdığını söyleyen <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal</strong>, “Bu riski azaltabilmek için yaz aylarında günlük su alımından seçtiğimiz kıyafetlerin rengine, spor saatlerimizden tükettiğimiz besinlere kadar pek çok detaya dikkat etmemiz gerekir” diyor.</p>
<p><strong>Yazın kalp krizi daha sık görülüyor</strong></p>
<p><strong> </strong>Havadaki ısı artışı kalbin çalışma düzenini de etkiliyor. Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerine çıktığı yaz aylarında kalp krizleri daha sık görülüyor. Hem sıcak hem de soğuk havada vücudun ısısını dengelemeye çalıştığını ve bunun da kalbi yorduğunu belirten Doç. Dr. Emrah Erdal, “Özellikle yaz aylarında yaşanan sıvı-mineral kaybı nedeniyle kan damarları genişler ve kan basıncı düşer. Bu süreç kalp atış hızının artmasına yol açarak kalp krizi riskini yükseltebilir. Yapılan birçok çalışmada sıcaklık artışı ile kalp krizi arasında doğru orantı olduğu gösterilmiş. Öyle ki hava sıcaklığındaki her 5 derecelik artış kalp krizlerinde de yaklaşık yüzde 5 oranında artışa neden olur” uyarısında bulunarak, kalp krizine davetiye çıkarabilecek 5 hata ve doğru öneriler konusunda bilgi verdi.</p>
<p><strong>HATA: YETERSİZ VE YANLIŞ SIVI ALIMI</strong></p>
<p>Yaz aylarında terlemeyle birlikte vücuttan önemli miktarda sıvı ve mineral kaybediliyor. Bu kaybın yerine konulmaması tansiyon düşüklüğüne, elektrolit dengesinin bozulmasına ve kalbin iş yükünün artmasına neden olabiliyor. Özellikle alkol, aşırı kahve ve şekerli içecekler vücuttan sıvı atılımını artırarak bu riski daha da yükseltebiliyor.  </p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> “Yaz aylarında günlük ortalama 2,5 litre sıvı tüketmeye özen gösterin” diyen Doç. Dr. Emrah Erdal, en doğru tercih olarak su ve mineral içeren içeceklerin olduğunu söylüyor.  Alkol, aşırı kahve ve şekerli içeceklerin mümkün olduğunca sınırlandırılması gerekiyor.  </p>
<p><strong>HATA: KALIN VE KOYU RENKLİ GİYSİLER TERCİH ETMEK</strong></p>
<p>Yaz aylarında koyu renkli ve kalın kıyafetler tercih etmek vücut ısısının daha fazla yükselmesine neden olabiliyor. Oysa sıcak havalarda vücudumuz, normal ısı dengesini koruyabilmek için zaten yoğun bir çaba harcarken yanlış kıyafet seçimi bu yükü daha da artırarak kalbin daha fazla çalışmasına yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Doğrusu: </strong>Yaz aylarında hafif, bol, pamuklu ve açık renkli kıyafetler tercih edilmeli. Açık renkler güneş ışınlarını daha az absorbe ederken, pamuklu ve nefes alabilen kumaşlar vücut ısısının daha kolay dengelenmesine yardımcı oluyor. </p>
<p><strong>HATA: ÖĞLE SAATLERİNDE DENİZE GİRMEK VE YOĞUN EGZERSİZ YAPMAK</strong></p>
<p>Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11.00-16.00  saatleri arasında denize girmenin veya plaj voleybolu, plaj futbolu gibi yoğun fiziksel aktivitelerde bulunmanın vücut ısısını daha da artırdığı uyarısında bulunan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal,<strong> </strong>“Sıcak havalarda zaten ısı dengesini korumak için daha fazla çalışan kalp, bu saatlerde yapılan egzersizle çok daha fazla zorlanabilir. Özellikle kalp ve damar hastalığı bulunan kişiler için bu durum ciddi risk oluşturabilir” diyor. </p>
<p><strong>Doğrusu: </strong>Deniz ve yüzme için sabah erken saatler veya güneşin etkisini kaybetmeye başladığı akşam saatleri tercih edilmeli. Düzenli egzersiz yapan kişiler yürüyüş, koşu veya diğer spor aktiviteleri günün serin saatlerinde planlamalı. </p>
<p><strong>HATA: YAZ AYLARINDA İLAÇ DOZLARINI DEĞİŞTİRMEMEK </strong></p>
<p>Yaz aylarında sıcak havanın etkisiyle tansiyonun doğal olarak düşme eğilimi gösterdiğine dikkat çeken Doç. Dr. Emrah Erdal, “Özellikle hipertansiyon, kalp yetmezliği ve kronik böbrek hastalığı olan kişilerde kullanılan tansiyon ve idrar söktürücü ilaçlar bu düşüşü daha da belirgin hale getirebilir. Bu durum halsizlik, baş dönmesi, bayılma ve elektrolit dengesizlikleri gibi önemli sorunlara yol açabilir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Yaz aylarına girerken özellikle hipertansiyon, kalp yetmezliği ve kronik böbrek hastalığı nedeniyle ilaç kullanan hastalar, tedavilerinin gözden geçirilmesi için hekimlerine başvurmalı ve gerekli görülürse ilaç dozları doktor tarafından yeniden düzenlenmeli. Ancak ilaçların dozu hiçbir zaman hekime danışmadan azaltılmamalı veya tedavi kesilmemeli. </p>
<p><strong>HATA: YAĞLI VE AĞIR YEMEKLER TÜKETMEK</strong></p>
<p>Yaz aylarında ağır, yağlı ve yüksek kalorili öğünlerin sindirim sistemi kadar kalbi de zorladığını belirten Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal,<strong> </strong>“Hamur işleri, kızartmalar, yağlı etler ile aşırı tuzlu ve baharatlı yiyecekler, vücudun metabolik yükünü artırırken kalbin daha fazla çalışmasına neden olabilir. Özellikle sıcak havaların etkisiyle artan sıvı kaybı da eklendiğinde, bu beslenme alışkanlıkları kalp ve damar hastalığı bulunan kişiler için önemli risk oluşturabilir” diyor. </p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Yaz aylarında taze sebze ve meyveler, zeytinyağlı yemekler, soğuk çorbalar ve sindirimi kolay besinler tercih edilmeli. Az yağlı peynirler ve taze balık gibi sağlıklı protein kaynakları tüketilmeli; et seçiminde ise kızartma yerine haşlama veya ızgara yöntemleri tercih edilmeli. Hafif ve dengeli beslenmek, sıcak havalarda hem vücudun hem de kalbin üzerindeki yükün azalmasına katkıda bulunur. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-yaz-kalbi-yoruyor-652019">Dikkat! Yaz, kalbi yoruyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Havuz Kenarında Hayat Kurtaran 9 Güvenlik Kuralı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/havuz-kenarinda-hayat-kurtaran-9-guvenlik-kurali-651949</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2026 07:49:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[boğulma]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[havuz]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kafa]]></category>
		<category><![CDATA[Kazalar]]></category>
		<category><![CDATA[kenarında]]></category>
		<category><![CDATA[kuralı]]></category>
		<category><![CDATA[kurtaran]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651949</guid>

					<description><![CDATA[<p>Deniz, havuz ve su parkları yaz tatilinin vazgeçilmez eğlenceleri arasında yer alıyor. Ancak boğulmalar, kafa ve omurga travmaları, düşmeler, güneş yanıkları ve çeşitli yaralanmalar yaz aylarında çocuk acil başvurularının önemli nedenleri arasında bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/havuz-kenarinda-hayat-kurtaran-9-guvenlik-kurali-651949">Havuz Kenarında Hayat Kurtaran 9 Güvenlik Kuralı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Deniz, havuz ve su parkları yaz tatilinin vazgeçilmez eğlenceleri arasında yer alıyor. Ancak boğulmalar, kafa ve omurga travmaları, düşmeler, güneş yanıkları ve çeşitli yaralanmalar yaz aylarında çocuk acil başvurularının önemli nedenleri arasında bulunuyor. Uzmanlar, alınacak bazı önlemlerle bu kazaların büyük bölümünün önlenebileceğine dikkat çekiyor. Özellikle kafa ve omurga travmalarının çocuklarda kalıcı nörolojik hasarlara yol açabileceğini vurgulayan Memorial Bodrum Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Çocuk Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Gürer, ailelerin yaz tatilinde dikkat etmesi gereken önemli noktalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yaz aylarında en sık görülen kazalara dikkat</strong></p>
<p>Yaz döneminde özellikle havuz ve deniz çevresinde yaşanan kazalar arasında; havuz kenarından düşme, kaydırakların yanlış kullanımı, sığ suya atlama, sert zemine çarpma ve diğer kişilerle çarpışmaya bağlı kafa, beyin ve omurga travmaları öne çıkmaktadır. Kaygan zeminlerde meydana gelen düşmeler, merdiven kazaları, kırık seramiklere bağlı kesiler, kemik kırıkları ve burkulmalar da sık karşılaşılan yaralanmalar arasında yer almaktadır. Bunun yanı sıra su yutma, yüzme bilmemeye bağlı boğulma ve yarı boğulma vakaları, havuz kaynaklı enfeksiyonlar, güneş yanıkları ve havuz kimyasallarına aşırı maruziyet de yaz aylarında dikkat edilmesi gereken sağlık sorunları arasında bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Sürekli ve aktif gözetim hayat kurtarıyor</strong></p>
<p>Çocukların suyun içinde ve çevresinde bulunduğu her an aktif şekilde gözetim altında tutulması büyük önem taşımaktadır. Telefonla ilgilenmek, kitap okumak, yemek yemek ya da başka bir çocukla ilgilenmek gibi dikkat dağıtıcı durumlar, birkaç saniyelik ihmalin bile ciddi sonuçlara yol açmasına neden olabilmektedir. Boğulma vakalarının önemli bir kısmı sessiz gerçekleştiği için çocukların yalnızca uzaktan izlenmesi yeterli değildir. Ebeveynlerin veya sorumlu yetişkinlerin sürekli olarak çocukları gözlemlemesi hayati önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>“Su gözlemcisi” uygulaması güvenliği artırıyor</strong></p>
<p>Birden fazla yetişkinin bulunduğu ortamlarda, belirli sürelerle yalnızca çocukları takip etmekle görevli bir kişinin “Su Gözlemcisi” olarak belirlenmesi güvenliği önemli ölçüde artırmaktadır. Böylece gözetim sorumluluğu netleşirken dikkat dağınıklığının da önüne geçilebilmektedir. Özellikle kalabalık havuz ve plaj ortamlarında bu uygulama, olası risklerin erken fark edilmesini sağlayarak kazaların önlenmesine katkıda bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Çocuklar hiçbir zaman yalnız yüzmemeli</strong></p>
<p>Çocuklara küçük yaşlardan itibaren tek başına suya girmemeleri öğretilmelidir. Deneyimli yüzücüler için bile bir yetişkinin veya yüzme arkadaşının eşlik etmesi güvenlik açısından önem taşımaktadır. Tekne gezileri, açık deniz aktiviteleri ve su sporlarında ise çocuğun yaşına ve kilosuna uygun, onaylı can yeleklerinin kullanılması ihmal edilmemelidir.</p>
<p><strong>Havuz güvenliği ihmal edilmemeli</strong></p>
<p>Çocuklara havuz giderlerinden ve emme sistemlerinden uzak durmaları öğretilmelidir. Ayrıca havuz çevresinde güvenlik çiti, kilitli kapı ve kontrollü giriş gibi fiziksel önlemlerin bulunması, küçük çocukların havuza kontrolsüz şekilde ulaşmasını önlemektedir. Çocuğun kısa süreliğine gözden kaybolması durumunda ise ilk kontrol edilmesi gereken yerin havuz olduğu unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>Çocuğunuz bir kova suda bile boğulma riski yaşayabilir</strong></p>
<p>Küçük çocuklar çok az miktardaki suda bile boğulma riski yaşayabilmektedir. Bu nedenle küvet, jakuzi, süs havuzu, şişme havuz ve su dolu kovalar gibi alanlarda da çocuklar kesinlikle yalnız bırakılmamalıdır. Ev ortamında yaşanan boğulma vakalarının önemli bir kısmının bu tür alanlarda meydana geldiği unutulmamalıdır. Denizde ve havuzlarda hem kendiniz hem de çocuğunuz için tüm kurallara uymanız boğulma riskini en aza indirir. Tatilinizi güvenli bir şekilde tamamlamak için özellikle su kaydırakları ile ilgili bu kurallara mutlaka uymanız gerekir; </p>
<ol>
<li>Kaydırak girişindeki uyarı levhaları ve kullanım kuralları mutlaka okunmalıdır. </li>
<li>Yaş, boy ve kilo sınırlarına uygun kaydıraklar tercih edilmelidir.</li>
<li>Sıra düzenine uyulmalı, itişme ve şakalaşmalardan kaçınılmalıdır.</li>
<li>Kaydıraktan yalnızca görevlinin izin verdiği zaman kayılmalıdır.</li>
<li>Ayakta, diz üstünde veya yüzüstü gibi riskli pozisyonlarda kayılmamalıdır.</li>
<li>Kaydırak üzerinde durmaya ya da geriye doğru çıkmaya çalışılmamalıdır.</li>
<li>Küçük çocukların kaydırakları tek başına kullanmasına izin verilmemelidir.</li>
<li>Kaydıraktan indikten sonra çarpışmaları önlemek için havuzun iniş alanı hızlı şekilde terk edilmelidir.</li>
<li>Çocuklar tehlikeli hareketlere teşvik edilmemeli, yetişkinler güvenli davranışlarıyla örnek olmalıdır.</li>
</ol>
<p><strong>Çocuğunuzda bu belirtiler varsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurun</strong></p>
<p>Havuz veya deniz kazaları sonrasında kafa ve omurga yaralanmaları her zaman ciddiyetle değerlendirilmelidir. Özellikle kafa travması sonrasında aşağıdaki belirtilerden biri ortaya çıkarsa vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır:</p>
<ul>
<li>Bilinç kaybı </li>
<li>Şiddetli veya giderek artan baş ağrısı</li>
<li>Tekrarlayan kusma</li>
<li>Aşırı uyku hali veya uykuya eğilim</li>
<li>Bayılma</li>
<li>Nöbet geçirme</li>
<li>Denge kaybı</li>
<li>Konuşma bozukluğu</li>
<li>Kol veya bacaklarda güçsüzlük ya da uyuşma</li>
<li>Görme bozukluğu</li>
<li>Boyun ağrısı ve boyun hareketlerinde kısıtlılık</li>
</ul>
<p>Yapılacak ilk değerlendirme sonrasında gerekli görülen durumlarda çocuğun çocuk nörolojisi uzmanı tarafından muayene edilmesi, beyin ve sinir sistemiyle ilgili olası sorunların erken tanı ve tedavisi açısından büyük önem taşımaktadır. Ayrıca herhangi bir belirti görülmese bile kafa veya omurgaya alınan şiddetli darbeler sonrasında çocuğun hekim tarafından değerlendirilmesi ihmal edilmemelidir.</p>
<p><strong>Güvenli tatilin anahtarı bilinçli ebeveynlik</strong></p>
<p>Yaz tatilinin güzel anılarla hatırlanması için çocuk güvenliği her zaman ön planda tutulmalıdır. Basit gibi görünen önlemler; ciddi yaralanmaların, kalıcı nörolojik hasarların ve boğulma gibi hayati risk taşıyan durumların önlenmesinde büyük rol oynamaktadır. Çocukların yaşına uygun güvenlik kurallarının uygulanması, ailelerin bilinçli davranması ve olası risklere karşı hazırlıklı olması sayesinde yaz tatili hem eğlenceli hem de sağlıklı bir şekilde geçirilebilir. Unutulmamalıdır ki çocukların güvenliği konusunda gösterilen birkaç dakikalık dikkat, yaşam boyu sürebilecek olumsuz sonuçların önüne geçebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/havuz-kenarinda-hayat-kurtaran-9-guvenlik-kurali-651949">Havuz Kenarında Hayat Kurtaran 9 Güvenlik Kuralı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tıptaki Tüm Gelişmelere Rağmen Ömrümüzü Kısaltan 3 Cephe!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tiptaki-tum-gelismelere-ragmen-omrumuzu-kisaltan-3-cephe-651943</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2026 07:44:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Cephe]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmelere]]></category>
		<category><![CDATA[kısaltan]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[ömrümüzü]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[rağmen]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sarıyıldız]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[tıptaki]]></category>
		<category><![CDATA[tüm]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651943</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tıp alanındaki tüm gelişmelere rağmen yaşam süresindeki artış beklenenden çok daha yavaş.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tiptaki-tum-gelismelere-ragmen-omrumuzu-kisaltan-3-cephe-651943">Tıptaki Tüm Gelişmelere Rağmen Ömrümüzü Kısaltan 3 Cephe!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tıp alanındaki tüm gelişmelere rağmen yaşam süresindeki artış beklenenden çok daha yavaş. Elimizdeki tüm tıp teknolojisine rağmen bu nasıl mümkün oluyor? Dünyanın saygın bilim dergilerinden <em>PNAS</em>&#8216;ta yayımlanan çalışma, özellikle 1970 sonrası doğan kuşaklarda ölüm hızlarının önceki nesillere göre daha yüksek seyrettiğini gösteriyor. Bu tablonun arkasında yalnızca hastalıkların değil, modern yaşam alışkanlıklarının da bulunduğunu belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, &#8220;Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük risk, tıbbın yetersizliği değil; yaşam biçimimizin sağlığımızın önüne geçmiş olmasıdır. Çocuklarımızın bizden daha uzun ve daha sağlıklı yaşaması hâlâ mümkün, ancak bunun için bugünden harekete geçmeliyiz&#8221; uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>BİR SONRAKİ NESLİN ÖMRÜ GİTGİDE KISALIYOR MU?</strong></p>
<p>Dünyanın saygın bilim dergilerinden <em>PNAS</em>&#8216;ta Mart 2026&#8217;da yayımlanan kapsamlı bir araştırma, yaşam beklentisindeki artışın son yıllarda belirgin biçimde yavaşladığını ortaya koydu. Araştırmaya göre, 1970 sonrası doğan kuşaklar aynı yaşlardaki önceki nesillere kıyasla daha yüksek ölüm oranlarıyla karşı karşıya. Çalışmada, ABD&#8217;de ortalama yaşam beklentisinin 2010-2019 yılları arasında yalnızca 0,26 yıl arttığı, buna karşın önceki dönemlerde her on yılda ortalama 1,78 yıllık artış sağlandığı belirtildi. </p>
<p><strong>ÇOCUKLARIMIZIN BİZDEN DAHA UZUN YAŞAYACAĞINI DÜŞÜNÜYORDUK AMA… </strong></p>
<p>Tıp alanında yaşanan önemli gelişmelere rağmen yaşam süresindeki kazanımların giderek azaldığına işaret eden çalışmayı değerlendiren <strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, hekimlik mesleğine başladığı günden bu yana tıp ilerledikçe insan ömrünün de uzayacağına inandığını belirterek, &#8220;Çocuklarımızın bizden, bizim de anne babalarımızdan daha uzun yaşayacağını neredeyse değişmez bir gerçek olarak görüyorduk. Ancak bugün ilk kez, bu beklentinin düşündüğümüz kadar güçlü olmayabileceğini gösteren bilimsel verilerle karşı karşıyayız&#8221; diyor. </p>
<p><strong>ÖMRÜMÜZÜ KISALTAN YAŞAM ALIŞKANLIKLARIMIZ VAR</strong></p>
<p>Peki tıptaki tüm gelişmelere rağmen neden bir sonra gelen neslin ömrü kısalma eğiliminde? <strong>Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>&#8216;a göre yanıtın önemli bir kısmı hastanelerde değil, günlük yaşam alışkanlıklarımızda saklı. Beslenme biçimimizden fiziksel aktivite düzeyimize, uyku düzenimizden kronik strese ve sosyal yaşamımıza kadar pek çok faktör, yaşam süremizi sandığımızdan çok daha fazla etkiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Erkan Sarıyıldız yaşam beklentisindeki bu yavaşlamanın üç temel alanda yoğunlaştığına dikkat çekiyor. </p>
<p>İşte tıptaki tüm gelişmelere rağmen ömrümüzü kısaltan <strong>3 cephe</strong>!</p>
<p><strong>• Kalp ve damar hastalıkları yeniden yükseliyor</strong><br />Onlarca yıl boyunca düşüş gösteren kalp krizi ve damar tıkanıklığına bağlı ölüm oranları son yıllarda duraklasa da bazı yaş gruplarında yeniden artış eğilimine girdi. <strong>Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>’a göre bunun en önemli nedenleri; obezite, tip 2 diyabet ve metabolik hastalıkların giderek daha genç yaşlarda görülmeye başlaması. Bir dönem daha çok ileri yaşlarda karşılaşılan bu hastalıklar, artık 40&#8217;lı yaşlarda da sıkça görülüyor.</p>
<p><strong>• Kolon kanseri daha genç yaşlarda görülmeye başladı</strong><br /> Araştırma kapsamında özellikle beslenme alışkanlıkları ve obeziteyle yakından ilişkili olan kalın bağırsak (kolon) kanserindeki artış dikkat çekiyor. Geçmişte daha ileri yaşlarda görülen bu kanser türü, bugün 30&#8217;lu ve 40&#8217;lı yaşlardaki bireylerde de giderek daha sık tanı alıyor.</p>
<p><strong>• “Umutsuzluk ölümleri” yaşam süresini kısaltan önemli etkenlerden biri </strong><br /> Bilim insanlarının &#8220;umutsuzluk ölümleri&#8221; olarak tanımladığı; madde ve ilaç aşırı dozları, intiharlar, cinayetler ve trafik kazaları da yaşam beklentisini olumsuz etkileyen önemli nedenler arasında yer alıyor. Özellikle kadınlarda intihar oranlarının son yıllarda hemen her yaş grubunda artış göstermesi, sorunun yalnızca fiziksel sağlıkla değil, ruh sağlığı ve toplumsal koşullarla da yakından ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>SAĞLIK BİR BİRİKİM HESABI GİBİ</strong></p>
<p><strong>Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong> tüm bu nedenleri birbirinden ayrı düşünmemek gerektiğine dikkat çekiyor. “Kötü beslenme obeziteye, obezite kalbin yorulmasına yol açar; kronik stres ikisini birden ağırlaştırır” diyen <strong>Dr. Erkan Sarıyıldız</strong> bedenimizin sağlığını bir birikim hesabına benzetiyor. </p>
<p>Genç kuşakların bu birikim hesabını çok erken yaşta harcamaya başladığı uyarısında bulunan <strong>Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Üstelik bu yük herkese eşit dağılmıyor. Eğitim ve gelir düzeyi düştükçe kayıp büyüyor; bazı toplumlarda üniversite mezunu biriyle lise mezunu biri arasındaki ömür farkı neredeyse on yıla ulaşıyor. Bu tablo yalnızca Amerika&#8217;ya özgü değil. Gelişmiş dünyanın genelinde yaşam beklentisindeki büyüme uzun süredir yavaşlıyor. Bir zamanlar bebek ölümlerinin azalmasıyla gelen o büyük ömür kazançları artık geride kaldı ve uzmanlar, 1939&#8217;dan sonra doğan hiçbir neslin ortalama olarak yüz yaşına ulaşmasını beklemiyor” diyor. </p>
<p><strong>BEKLENTİLERİ GERİYE ÇEVİRMEK MÜMKÜN!</strong></p>
<p>Araştırma kapsamında dikkat çeken sonuçlardan biri de yaşam beklentisini etkileyen faktörlerin önemli bir bölümünün aslında değiştirilebilir olması. Örneğin; aşırı işlenmiş gıdaların azaltılması, düzenli fiziksel aktivite yapıyor olmak, kaliteli uyku uyumak, ruh sağlığını korumak ve güçlü sosyal ilişkileri destekleyebilmek… Tüm bu faktörler günlük yaşamda hem bireyin kendi tercihleri ile şekillenebiliyor hem de sadece yaşam kalitesini değil, yaşam süresini de doğrudan etkilediği bilimsel olarak kanıtlanmış maddelerden oluşuyor. </p>
<p><strong>ÇOCUKLARIMIZIN BİZDEN DAHA UZUN VE DAHA SAĞLIKLI YAŞAMASI SEÇİMLERİMİZDE GİZLİ</strong></p>
<p>Yaşam beklentisinin yalnızca tıbbın değil, nasıl yaşadığımızın da bir aynası olduğunu ifade eden <strong>Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, &#8220;Sağlıklı yaşlanmak bireysel tercihlerle başlar ancak toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren bir konudur. Bu gidişat kaçınılmaz bir kader değil. Ne yediğimiz, nasıl hareket ettiğimiz, uykumuza, ruh sağlığımıza ve birbirimize ne kadar özen gösterdiğimiz geleceğimizi belirleyecek. Çocuklarımızın bizden daha uzun ve daha sağlıklı yaşaması hâlâ mümkün. Bunun için bu bilimsel uyarıları bugünden dikkate almamız gerekiyor&#8221; diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tiptaki-tum-gelismelere-ragmen-omrumuzu-kisaltan-3-cephe-651943">Tıptaki Tüm Gelişmelere Rağmen Ömrümüzü Kısaltan 3 Cephe!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken Yaşta Anne Olmak ve Çoklu Doğum Meme Kanseri Riskini Azaltıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-yasta-anne-olmak-ve-coklu-dogum-meme-kanseri-riskini-azaltiyor-651928</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2026 05:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[çoklu]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651928</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erken Yaşta Anne Olmak ve Çoklu Doğum Meme Kanseri Riskini Azaltıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-yasta-anne-olmak-ve-coklu-dogum-meme-kanseri-riskini-azaltiyor-651928">Erken Yaşta Anne Olmak ve Çoklu Doğum Meme Kanseri Riskini Azaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / Ankara –</strong> Türkiye’de gerçekleştirilen hastane merkezli bilimsel bir çalışma, kadın sağlığına dair son derece çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Sivas’ta yapılan vaka-kontrol araştırması; 30 yaşından önce gerçekleşen ilk gebeliğin ve yüksek doğum sayısının, meme kanserine karşı güçlü birer koruyucu kalkan olduğunu bilimsel verilerle kanıtladı.</p>
<p><strong>Sivas’ta Geniş Kapsamlı Araştırma: 555 Kadın Mercek Altına Alındı</strong> Orta Anadolu’nun kentsel bölgesinde yer alan Sivas’ta, geleneksel yaşam tarzı özelliklerini taşıyan kadın popülasyonu üzerinde önemli bir bilimsel araştırma yürütüldü. Cumhuriyet Üniversitesi Araştırma Hastanesi Onkoloji Bölümü bünyesinde gerçekleştirilen çalışmada; histolojik olarak meme kanseri tanısı doğrulanmış olan 172 hasta ile daha önce bu tanıyı almamış 383 sağlıklı kontrol grubu karşılaştırıldı. Araştırmacılar  çalışmada, katılımcıların adet ve üreme geçmişlerine dair veriler yüz yüze anket tekniği kullanılarak toplandı.</p>
<p><b><strong>30 Yaş Öncesi İlk Gebelik ve Çok Çocuk Sahibi Olmak Kansere Karşı Koruyor</strong></b></p>
<p>Araştırmanın istatistiksel analiz sonuçlarına göre; <strong>30 yaşından önce gerçekleşen ilk tam süreli gebelik</strong> ile <strong>2’den fazla doğum yapmış olmak</strong>, meme kanserine yakalanma riskini anlamlı derecede azaltan iki temel koruyucu faktör olarak tespit edildi. İstatistiksel analizlerde sınırda kalsa da, doğum sayısı 2 ve daha az olan kadınlarda meme kanseri riskinin, 2’den fazla doğum yapan kadınlara kıyasla daha yüksek bir eğilim gösterdiği gözlemlendi. Benzer şekilde, ilk doğumunu 30 yaşından sonraya erteleyen kadınların da meme kanserine yakalanma oranının daha yüksek olduğu belirlendi.</p>
<p>Çalışmada referans verilen uluslararası literatür de bu sonuçları kuvvetle desteklemektedir. Yapılan epidemiyolojik çalışmalara göre, <strong>24 yaşından önce çocuk doğuran kadınlarda yaşam boyu meme kanseri riski belirgin şekilde azalmakta</strong> ve ek gebelikler bu koruyucu etkiyi daha da artırmaktadır. Örneğin, Japonya’da yürütülen bir araştırmada, dört veya daha fazla doğum yapmış kadınların, tek doğum yapanlara kıyasla meme kanseri riskinin %69 oranında daha düşük olduğu saptanmıştır. Ayrıca ilk doğumunu 25 yaşından önce yapan kadınların, bu süreci 34 yaşından sonraya erteleyenlere göre kanser riskini ciddi oranda azalttığı belirlenmiştir.</p>
<p><strong>Biyolojik Sır: Hücresel Olgunlaşma ve Hormon Dengelemesi</strong> Bilim insanları, gebeliğin meme kanserine karşı sunduğu koruyucu etkiyi vücutta meydana gelen yapısal ve hormonal değişimlerle açıklıyor. Gebelik süreci, meme bezlerinin daha farklılaşmış ve olgun bir yapıya kavuşmasını sağlar. Farklılaşmış bu meme dokusu, kansere yol açabilecek dış etkenlere ve hücresel değişimlere karşı çok daha dirençli hale gelmektedir.</p>
<p>Ayrıca biyolojik mekanizmada <strong>prolaktin ve östradiol hormonlarının dengelenmesi</strong> hayati bir rol oynamaktadır. Çok doğum yapmış kadınlarda, hiç doğum yapmamış olanlara göre prolaktin hormonu düzeylerinin önemli ölçüde daha düşük olduğu bilinmektedir. Bu kadınlarda dolaşımdaki östradiol seviyelerinin daha düşük, serbest veya biyoyararlanılabilir östradiol seviyelerinin ise daha yüksek olması koruyucu etkiyi pekiştirmektedir.</p>
<p><b><strong>Yaşam Tarzı Değişiklikleri Risk Farkındalığını Zorunlu Kılıyor</strong></b></p>
<p>Türkiye’de kadınların eğitim düzeyinin yükselmesi ve sosyal dönüşümler; evlilik ile ilk gebelik yaşının yükselmesini, doğurganlık oranlarının ve emzirme sürelerinin ise azalmasını beraberinde getirmiştir. Yaşam tarzındaki bu değişimler meme kanseri vakalarında hızlı bir artışa zemin hazırlayabilmektedir. Bu sebeple, Sivas’ta gerçekleştirilen bu araştırma, kadınların kendi üreme geçmişleri ve yaşam tarzlarının getirdiği risk faktörleri konusunda farkındalıklarını artırmalarının ne denli hayati olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-yasta-anne-olmak-ve-coklu-dogum-meme-kanseri-riskini-azaltiyor-651928">Erken Yaşta Anne Olmak ve Çoklu Doğum Meme Kanseri Riskini Azaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kardeşlik ilişkisinin niteliği psikolojik dayanıklılığı artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kardeslik-iliskisinin-niteligi-psikolojik-dayanikliligi-artiriyor-651886</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Aug 2026 15:38:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[dayanıklılığı]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkisinin]]></category>
		<category><![CDATA[kardeş]]></category>
		<category><![CDATA[kardeşlik]]></category>
		<category><![CDATA[niteliği]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651886</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Seren Doğantekin, kardeşlik bağının ruh sağlığı üzerindeki etkisi ile kardeşler arasındaki ilişkinin niteliğinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kardeslik-iliskisinin-niteligi-psikolojik-dayanikliligi-artiriyor-651886">Kardeşlik ilişkisinin niteliği psikolojik dayanıklılığı artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Seren Doğantekin, kardeşlik bağının ruh sağlığı üzerindeki etkisi ile kardeşler arasındaki ilişkinin niteliğinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Psikolojik dayanıklılığı artıran kardeş sahibi olmak değil, ilişkinin niteliği!</strong></p>
<p>Kız kardeş sahibi olmanın tek başına psikolojik dayanıklılığı artıran bir unsur olmadığını aktaran Klinik Psikolog Seren Doğantekin, “Burada belirleyici olan, kardeşler arasında kurulan ilişkinin niteliğidir.” dedi.</p>
<p>Güven, duygusal yakınlık, karşılıklı destek ve sağlıklı iletişim üzerine kurulu bir kardeş ilişkisinin, bireyin stresli yaşam olaylarıyla baş etmesini kolaylaştırabileceğini ifade eden Doğantekin, “Çocukluk döneminden itibaren zorlayıcı deneyimlerin paylaşılması, duyguların ifade edilebildiği güvenli bir alanın oluşması ve ‘yalnız değilim’ hissi, psikolojik dayanıklılığı destekleyen önemli koruyucu faktörler arasında yer alır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kız kardeşler arasındaki duygusal paylaşım daha güçlü olabiliyor!</strong></p>
<p>Kız kardeşler arasındaki ilişkilerde duygusal paylaşımın daha yoğun olabildiğini gösteren çalışmalar bulunduğuna değinen Doğantekin, “Birlikte büyümenin getirdiği ortak anılar, aile dinamiklerini benzer şekilde deneyimlemek ve birbirinin yaşam öyküsüne tanıklık etmek güçlü bir aidiyet duygusu oluşturabilir. Bu bağ, kişinin kendini anlaşılmış hissetmesine, duygularını daha rahat ifade edebilmesine ve zor zamanlarda sosyal destek alabilmesine katkı sağlayabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Çocukluk kırgınlıkları, yetişkinlikte miras ve başarı rekabetine dönüşebilir! </strong></p>
<p>Çocuklukta çözülemeyen rekabetin yetişkinlikte de devam edebileceğine işaret eden Seren Doğantekin, şunları söyledi:</p>
<p>“Kardeş rekabeti çocukluk gelişiminin doğal bir parçasıdır. Ancak ebeveynlerin çocukları sürekli karşılaştırması, bir kardeşin diğerine göre daha fazla takdir edildiğinin düşünülmesi veya duygusal ihtiyaçların eşit karşılanmaması gibi durumlar, rekabetin sağlıksız bir biçimde sürmesine neden olabilir. Çocuklukta çözümlenemeyen kırgınlıklar yetişkinlikte başarıların kıyaslanması, miras anlaşmazlıkları, ebeveyn bakımının paylaşımı ya da aile içindeki roller üzerinden yeniden ortaya çıkabilir. Bu nedenle çocuklukta yaşanan duyguların konuşulabilmesi ve adil aile tutumları, uzun vadeli kardeş ilişkileri açısından oldukça önemlidir.”</p>
<p><strong>Fiziksel uzaklık, kardeşler arasında duygusal kopukluk anlamına gelmeyebilir!</strong></p>
<p>Yaşamın farklı evrelerinde kardeş ilişkilerinin değişmesinin beklenen ve oldukça doğal bir süreç olduğunu aktaran Doğantekin, “Eğitim hayatı, iş yaşamı, evlilik, çocuk sahibi olma, farklı şehirlerde yaşama ve artan sorumluluklar, kardeşlerin birlikte geçirdiği zamanı azaltabilir.” dedi.</p>
<p>Bu fiziksel uzaklığın her zaman duygusal kopukluk anlamına gelmeyeceğini dile getiren Doğantekin, “Bazı kardeşler uzun süre görüşmeseler bile birbirlerini en önemli destek kaynaklarından biri olarak görmeye devam eder. Önemli olan iletişimin sıklığından çok, ilişkinin güven ve karşılıklı destek temelini koruyabilmesidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sadece kardeş sahibi olmak yalnızlık hissini ortadan kaldırmaz!</strong></p>
<p>Sağlıklı bir kardeş ilişkisinin, bireyin yalnızlık hissini azaltabilecek önemli sosyal destek kaynaklarından biri olduğunu kaydeden Seren Doğantekin, “Özellikle aile içinde benzer deneyimleri paylaşmış birinin varlığı, kişinin anlaşılma duygusunu güçlendirebilir. Ancak yalnızca kardeş sahibi olmak, kişinin kendini yalnız hissetmeyeceği anlamına gelmez. Duygusal olarak ulaşılabilir, destekleyici ve güven veren bir ilişki varsa kardeşlik ruh sağlığı açısından koruyucu olabilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Kardeş ilişkilerinde de ruh sağlığını korumak için sınır koyabilmek önemli!</strong></p>
<p>Toplumda kardeş ilişkilerinin çoğu zaman koşulsuz sevgiyle özdeşleştirilse de her kardeş ilişkisinin sağlıklı olmadığına dikkat çeken Doğantekin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sürekli eleştirilmek, küçümsenmek, suçluluk duygusuyla kontrol edilmek, başarıların değersizleştirilmesi, sınırların ihlal edilmesi veya kişinin kendini her görüşmeden sonra tükenmiş hissetmesi sağlıksız ilişki dinamiklerine işaret edebilir. Sağlıklı kardeş ilişkilerinde fikir ayrılıkları yaşansa bile karşılıklı saygı korunur, taraflar birbirlerinin sınırlarına özen gösterir ve ilişki genel olarak güven duygusu üzerine kuruludur. Gerektiğinde sınır koyabilmek ve destek almak, aile ilişkilerinde de ruh sağlığını korumanın önemli bir parçasıdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kardeslik-iliskisinin-niteligi-psikolojik-dayanikliligi-artiriyor-651886">Kardeşlik ilişkisinin niteliği psikolojik dayanıklılığı artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüzünü sık yıkayanlar, güneşe maruz kalanlar, çok terleyenler dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuzunu-sik-yikayanlar-gunese-maruz-kalanlar-cok-terleyenler-dikkat-651826</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Aug 2026 08:09:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Akne]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Belirten]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[güneşe]]></category>
		<category><![CDATA[kalanlar]]></category>
		<category><![CDATA[maruz]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[ter]]></category>
		<category><![CDATA[terleyenler]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yıkayanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[yüzünü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651826</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gün içinde yüzünüzü sık sık yıkıyor, gözünüze büyük gelen sivilcelerinizi sıkıyor, telefon ekranınızı silmeyi hiç düşünmüyor ve yastık kılıfınızı günlerce değiştirmiyorsunuz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuzunu-sik-yikayanlar-gunese-maruz-kalanlar-cok-terleyenler-dikkat-651826">Yüzünü sık yıkayanlar, güneşe maruz kalanlar, çok terleyenler dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gün içinde yüzünüzü sık sık yıkıyor, gözünüze büyük gelen sivilcelerinizi sıkıyor, telefon ekranınızı silmeyi hiç düşünmüyor ve yastık kılıfınızı günlerce değiştirmiyorsunuz. Günlük hayatın sıradan bir parçası gibi görünen bu alışkanlıkların farkında olmadan akneyi tetikleyebildiğini belirten <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayşenur Şam Sarı</strong>, “Toplumda sıklıkla aknenin hormonal ya da genetik nedenlerle ortaya çıktığı düşünülür. Cilt bakımında yapılan yanlışlar, beslenme alışkanlıkları ya da normal görünen günlük davranışlar akne oluşumunda etkili olabilir” diyor. Uzmanlar akneyi,  kıl folikülleri ve yağ bezlerini etkileyen kronik bir deri hastalığı olarak açıklıyor. Oluşumunda ise yağ (sebum) üretiminin artması, gözeneklerin tıkanması, cutibacterium acnes adlı bakterinin çoğalması ve iltihap gelişmesi rol oynuyor. Pek çoğumuzun sandığı gibi akneler yalnızca yüz bölgesinde oluşmuyor; sırt, göğüs, omuz ve boyunda da görülebiliyor. Çoğu zaman fiziksel bir sorun gibi algılansa da, aknenin tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu söyleyen <strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayşenur Şam Sarı</strong>, hastalığın kronik olması nedeniyle tekrarlamaması için günlük bazı önlemler almanın etkili olduğunu vurguluyor. </p>
<p><strong>Günlük alışkanlıklara dikkat!</strong></p>
<p>Akne denildiğinde çoğu kişinin aklına ergenlik dönemi geliyor. Ancak akne sorunu günümüzde erişkin bireylerde de sık karşılaşılan cilt hastalıklarından biri. Toplumda yaygın olarak bilinenin aksine aknenin baş sorumlusunun hormonal değişiklikler ile genetik yatkınlık olmadığını belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayşenur Şam Sarı, “Hormonlar ve genetik yatkınlığın yanı sıra stres, kullanılan bazı ilaçlar, yanlış kozmetik ürün kullanımı ve yaşam tarzına bağlı alışkanlıklar da aknenin ortaya çıkmasında veya şiddetlenmesinde önemli rol oynar. Bunun yanında gün içinde farkında olmadan yaptığımız bazı hatalar gözeneklerin tıkanmasına, yağ üretiminin artmasına ve iltihaplanmanın kolaylaşmasına neden olabilir” diyor. </p>
<p><strong>Terleme ve güneşe maruz kalmak da akneyi artırıyor</strong></p>
<p>Yaz aylarında artan sıcaklık, terleme ve güneş maruziyeti akneye eğilimli kişilerde şikâyetleri artırabiliyor. Akneyi önlemede en önemli noktanın cildi aşırı temizlemek ya da kurutmaya çalışmak olmadığını belirten Dr. Ayşenur Şam Sarı, “Bunun yerine cilt tipine uygun, nazik ve düzenli bir bakım rutini oluşturmak, komedojenik olmayan ürünler tercih etmek ve akneyi tetikleyen günlük alışkanlıklardan kaçınmaktır” diyerek akneye karşı alabileceğiniz 10 öneriyi sıralıyor. </p>
<p><strong>Yüzünüzü sık yıkamayın</strong></p>
<p>Cildi gün içinde defalarca yıkamak veya alkol içeren sert temizleyiciler kullanmak cilt bariyerini zayıflatıyor. Bunun sonucunda cilt kurudukça kendini korumak amacıyla daha fazla sebum üretmeye başlayabiliyor. Artan yağ üretimi ise gözeneklerin tıkanmasını kolaylaştırarak akneyi şiddetlendirebiliyor.</p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<ul>
<li>Yüzünüzü sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez nazik bir temizleyiciyle yıkayın.</li>
<li>Alkol oranı yüksek ve cildi kurutan ürünlerden kaçının.</li>
<li>Cildi tahriş edecek kese ve sert fırçalar kullanmayın.</li>
</ul>
<p><strong>Sivilcelerinizi sıkmayın</strong></p>
<p>Sivilceleri sıkmanın iltihabın cildin daha derin tabakalarına yayılmasına neden olabileceği uyarısında bulunan Dr. Ayşenur Şam Sarı, “Bu durum hem iyileşme süresini uzatır hem de kalıcı akne izi ve leke gelişme riskini artırır. Ayrıca ellerde bulunan bakteriler enfeksiyon riskini de yükseltebilir” diyor. </p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<ul>
<li>Sivilceleri sıkmaktan kaçının.</li>
<li>Gerekirse noktasal akne tedavi ürünleri kullanın.</li>
<li>Büyük ve ağrılı sivilceler için dermatoloji uzmanına başvurun.<strong> </strong></li>
</ul>
<p><strong>Makyajı cildinizde uzun süre tutmayın</strong></p>
<p>Yoğun yapılı fondötenler, bazı güneş koruyucular ve yağ bazlı kozmetik ürünlerin gözeneklerin tıkanmasına neden olabileceğini belirten Dr. Ayşenur Şam Sarı, “Özellikle makyajın uzun süre ciltte kalması bakterilerin çoğalmasını kolaylaştırabilir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<ul>
<li>&#8220;Non-komedojenik&#8221; veya &#8220;akneye eğilimli ciltler için uygun&#8221; ibaresi bulunan ürünleri tercih edin.</li>
<li>Gün sonunda makyajınızı mutlaka temizleyin ve makyaj fırçalarını düzenli olarak yıkayın.<strong> </strong></li>
</ul>
<p><strong>Güneş koruyucusuz güneşe çıkmayın </strong></p>
<p>Güneş ışınları başlangıçta akneleri kurutuyor gibi görünse de uzun vadede ciltte kalınlaşmaya, gözeneklerin tıkanmasına ve lekelerin koyulaşmasına neden olabiliyor. Ağır ve yağlı yapıda güneş koruyucular ise akne oluşumunu kolaylaştırabiliyor. </p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<ul>
<li>SPF 30-50 arasında, tercihen jel veya akışkan formdaki güneş koruyucuları tercih edin.</li>
<li>Güneş koruyucunuzu iki-üç saatte bir yenileyin.</li>
</ul>
<p><strong>Telefon ekranınızı temizleyin</strong></p>
<p>Pek çok kişi telefon ile sivilce oluşumunu birbiriyle ilişkilendirmese de telefon ekranlarında gün boyunca yağ, makyaj kalıntısı, bakteri ve çevresel kirleticiler birikiyor. Telefonun uzun süre yanakla temas etmesi ise özellikle çene ve yanak bölgesinde akne oluşumunu kolaylaştırabiliyor. </p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<ul>
<li>Telefon ekranınızı düzenli olarak temizleyin.</li>
<li>Uzun görüşmelerde kulaklık veya hoparlör kullanın.</li>
<li>Telefonu terli ciltle uzun süre temas ettirmeyin.</li>
</ul>
<p><strong>Terledikten sonra cildinizi mutlaka temizleyin </strong></p>
<p>Terlemenin tek başına akne oluşturmadığını ancak ter, yağ ve çevresel kirlerle birleştiğinde gözeneklerin tıkanmasını kolaylaştırabileceğini söyleyen Dr. Ayşenur Şam Sarı, “Genellikle spor sonrasında ciltte uzun süre kalan ter özellikle sırt, omuz ve göğüs bölgesindeki akneleri artırabilir” diyor. </p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<ul>
<li>Egzersiz sonrasında mümkün olan en kısa sürede duş alın.</li>
<li>Terli kıyafetlerle uzun süre kalmayın.</li>
<li>Spor yaparken nefes alabilen kumaşlar tercih edin.</li>
</ul>
<p><strong>Yastık kılıfı ve havlularınızı sık değiştirin </strong></p>
<p>Yastık kılıflarında zamanla yağ, ölü deri hücreleri, saç ürünleri ve mikroorganizmalar birikiyor. Uzun süre aynı kılıfın kullanılması özellikle yüzün temas ettiği bölgelerde akne gelişimini kolaylaştırabiliyor. </p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<ul>
<li>Yastık kılıflarını haftada en az bir-iki kez değiştirin.</li>
<li>Yüz havlusunu sık aralıklarla yıkayın ve havluları başkalarıyla ortak kullanmayın.</li>
</ul>
<p><strong> Saç ürünlerinizi yüzünüzle temas ettirmeyin</strong></p>
<p>Saç yağları, şekillendiriciler ve saç bakım ürünlerinin alın ve şakak bölgesindeki gözenekleri tıkayabileceğini ifade eden Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayşenur Şam Sarı, “Özellikle yaz aylarında terleme ile bu ürünlerin cilde geçişi kolaylaşır ve yüzde yeni akne oluşumları görülebilir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<ul>
<li>Yağlı saç ürünlerini yüz bölgesinden uzak tutun.</li>
<li>Saç bakım ürünlerini uyguladıktan sonra yüzünüzü temizleyin.<strong> </strong></li>
</ul>
<p><strong>Yüksek glisemik içerikli beslenmeyin</strong></p>
<p>Akne ile beslenme arasında çok yakın ilişki olduğunu belirten Dr. Ayşenur Şam Sarı, “Şekerli içecekler, beyaz unlu gıdalar ve sık tüketilen ultra işlenmiş besinler insülin ve IGF-1 düzeylerini artırarak yağ bezlerinin daha fazla çalışmasına neden olabilir. Bilimsel çalışmalar özellikle yüksek glisemik yükün akneyi kötüleştirebildiğini göstermektedir” diyor. </p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<ul>
<li>Tam tahıllar, sebze ve liften zengin beslenmeye özen gösterin.</li>
<li>Şekerli içecekleri ve işlenmiş gıdaları sınırlandırın.</li>
</ul>
<p><strong>Stres ve uykusuzluktan uzak durun</strong></p>
<p>Yoğun stres ve yetersiz uyku sırasında kortizol başta olmak üzere bazı hormonların düzeyinin değişebileceğini belirten Dr. Ayşenur Şam Sarı, “Bu hormonal değişiklikler yağ üretimini artırabilir ve mevcut aknelerin alevlenmesine yol açabilir. Aynı zamanda cildin onarım mekanizmaları da yavaşlar” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Ne yapmalı? </strong></p>
<ul>
<li>Düzenli uyku alışkanlığı edinin.</li>
<li>Stres yönetimi için yürüyüş, egzersiz veya nefes egzersizlerinden yararlanın.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuzunu-sik-yikayanlar-gunese-maruz-kalanlar-cok-terleyenler-dikkat-651826">Yüzünü sık yıkayanlar, güneşe maruz kalanlar, çok terleyenler dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağustos Sıcaklarında Sağlıklı Kalmak İçin 10 Önemli Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agustos-sicaklarinda-saglikli-kalmak-icin-10-onemli-oneri-651783</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Aug 2026 07:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çarpması]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[dik]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kalmak]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklarında]]></category>
		<category><![CDATA[sıra]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651783</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz sıcakları her yıl daha uzun sürüyor, etkisi ise daha sert hissediliyor. Ağustos ayında daha da artan aşırı sıcaklar; bireylerin yaşam konforunu azaltmanın yanı sıra sıcak çarpmasından kalp ve böbrek sorunlarına kadar ciddi sağlık risklerini de beraberinde getirebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agustos-sicaklarinda-saglikli-kalmak-icin-10-onemli-oneri-651783">Ağustos Sıcaklarında Sağlıklı Kalmak İçin 10 Önemli Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz sıcakları her yıl daha uzun sürüyor, etkisi ise daha sert hissediliyor. Ağustos ayında daha da artan aşırı sıcaklar; bireylerin yaşam konforunu azaltmanın yanı sıra sıcak çarpmasından kalp ve böbrek sorunlarına kadar ciddi sağlık risklerini de beraberinde getirebiliyor. Özellikle yaşlılar, çocuklar, kronik hastalığı bulunanlar ve açık alanda çalışanlar için tehlike oluşturan bu dönemde alınacak basit ancak etkili önlemler, sağlığı korumada kritik rol oynuyor. Memorial Göztepe Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Yasin Bakcan, yaz aylarını güvenli ve sağlıklı geçirmek için dikkat edilmesi gereken 10 önemli öneriyi sıraladı.</p>
<p><strong>1. Günün en sıcak saatlerinde dışarı çıkmayın</strong></p>
<p>Yaz aylarında güneş ışınlarının en dik açıyla geldiği 11.00-16.00 saatleri, sıcaklığın en yoğun hissedildiği zaman dilimidir. Mümkünse bu saatlerde dışarı çıkılmamalıdır. Dışarı çıkılması gerekiyorsa gölgede kalınmalı, ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılmalı, açık renkli ve bol kıyafetler tercih edilmeli, şapka kullanılmalıdır. Park halindeki araçlarda çocuklar, yaşlılar veya evcil hayvanlar hiçbir koşulda bırakılmamalıdır.</p>
<p><strong>2. Susamayı beklemeyin, gün boyu düzenli su tüketin</strong></p>
<p>Sıcak havalarda sıvı ihtiyacı belirgin şekilde artar. Günlük su tüketimi kişinin yaşı, kilosu ve sağlık durumuna göre değişmekle birlikte, kilogram başına en az 30 ml olmalı; çoğu yetişkin için bu miktar yaklaşık 3 litreye kadar çıkabilmektedir. Su tek seferde değil, gün içine yayılarak tüketilmelidir. Susamayı beklemek ise vücudun sıvı kaybetmeye başladığının önemli bir göstergesidir.</p>
<p><strong>3. Sıcak çarpmasının belirtilerini ve sonuçlarını bilin</strong></p>
<p>Sıcak çarpması, yaz aylarının en ciddi sağlık sorunlarından biridir. Şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, bilinç bulanıklığı, davranış değişiklikleri, aşırı halsizlik, ağız kuruluğu, terlemenin azalması ve vücut sıcaklığının 40 derecenin üzerine çıkması en önemli belirtiler arasındadır. İlk soğutma uygulamalarına rağmen belirtiler düzelmiyor ya da bilinç değişikliği gelişiyorsa vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Aşırı sıcağa maruz kalınması sonucunda ısı krampları, ısı yorgunluğu, ısı senkopu, rabdomiyoliz ve ısıya bağlı döküntüler gibi hastalıkların yanı sıra; kalp, dolaşım, solunum, böbrek ve sinir sistemini etkileyen sağlık sorunları, psikiyatrik etkiler ve uyku bozuklukları da görülebilir. Duruma erken müdahale edilmediğinde çoklu organ yetmezliği gibi hayati risk oluşturan ciddi tabloların gelişebileceği unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>4. Yaz aylarında beslenmenizi hafifletin</strong></p>
<p>Ağır, yağlı ve kızartılmış yiyecekler yerine sindirimi kolay besinler tercih edilmelidir. Kahvaltıda az yağlı peynirler, taze sebzeler ve zeytin; ana öğünlerde ise ızgara veya haşlama yöntemleriyle hazırlanmış yemekler tüketilmelidir. Sebze ve meyveler vitamin ve mineral ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olurken, şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyveli tatlılar tercih edilmelidir. Uzun süre aç kalınmasına neden olan şok diyetlerden de kaçınılmalıdır.</p>
<p><strong>5. İçecek seçiminizi dikkatli yapın</strong></p>
<p>Çay, kahve ve gazlı içecekler günlük su ihtiyacını karşılamaz. Aşırı tüketildiklerinde sıvı dengesini olumsuz etkileyebilir. Yaz aylarında suyun yanı sıra ayran, süt, sade maden suyu ve şekersiz komposto gibi içecekler daha doğru seçeneklerdir. Gün boyu yeterli miktarda sıvı alınmasına dikkat edilmeli; özellikle idrar söktürücü etkisi bulunan alkol ve kafeinli içeceklerin tüketimi sınırlandırılmalıdır.</p>
<p><strong>6. Kronik hastalığınız varsa sıcaklara karşı daha dikkatli olun</strong></p>
<p>Hipertansiyon, diyabet, kalp ve böbrek hastaları sıcak havalardan daha fazla etkilenebilir. Bu nedenle serin ortamlarda bulunmaları, düzenli sıvı tüketmeleri ve güneşin en yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkmamaları önem taşır. İlaç dozlarında veya kullanım saatlerinde değişiklik yapılması gerekiyorsa mutlaka hekim görüşü alınmalıdır.</p>
<p><strong>7. Klimayı doğru kullanın</strong></p>
<p>Klimalar doğru kullanıldığında sıcak havaların olumsuz etkilerini azaltır. Ancak filtrelerinin düzenli olarak temizlenmesi ve ortam sıcaklığının dış ortamla aşırı fark oluşturmayacak şekilde, yaklaşık 23 derecede tutulması gerekir. Ani sıcaklık değişimleri çeşitli sağlık sorunlarına neden olabilir.</p>
<p><strong>8. Halsizlik ve baş ağrısını hafife almayın</strong></p>
<p>Yaz aylarında görülen halsizlik, baş ağrısı ve tansiyon düşüklüğü çoğu zaman sıvı ve elektrolit kaybından kaynaklanır. Ancak yeterli sıvı alımına rağmen bu şikâyetler devam ediyor ya da göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, bilinç bulanıklığı, bulantı ve kusma gibi belirtiler eşlik ediyorsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>
<p><strong>9. Sıcak çarpmasında ilk müdahaleyi öğrenin</strong></p>
<p>Sıcak çarpması yaşayan kişi derhal serin bir ortama alınmalı, üzerindeki fazla kıyafetler çıkarılmalı ve üzerine ılık su uygulanarak buharlaşma yoluyla soğutulmalıdır. Bilinci açıksa su verilebilir. Ancak bilinci kapalı kişilere ağızdan sıvı verilmemeli; kolonya dökmek veya buz gibi suyla ani soğutma uygulamak gibi yanlış yöntemlerden kaçınılmalıdır. Eş zamanlı olarak acil sağlık desteği istenmelidir.</p>
<p><strong>10. Çocukları sıcak havalarda daha yakından takip edin</strong></p>
<p>Çocuklar, sıvı kaybından yetişkinlere göre daha hızlı etkilenebilir. Bu nedenle günün en sıcak saatlerinde dışarıda kalmamaları, sık sık su içmeleri, ince ve açık renkli kıyafetler giymeleri ve şapka kullanmaları sağlanmalıdır. Ayrıca oyun sırasında düzenli dinlenme molaları vermeleri teşvik edilmelidir. Şekerli ve gazlı içecekler yerine su tüketmeleri konusunda desteklenmeleri büyük önem taşır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agustos-sicaklarinda-saglikli-kalmak-icin-10-onemli-oneri-651783">Ağustos Sıcaklarında Sağlıklı Kalmak İçin 10 Önemli Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yanlış Terlik Kullanımı Ayak Sağlığını Tehdit Ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yanlis-terlik-kullanimi-ayak-sagligini-tehdit-ediyor-651780</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Aug 2026 07:34:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[Ayakkabılar]]></category>
		<category><![CDATA[Ayakların]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[ter]]></category>
		<category><![CDATA[terlik]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[Yara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651780</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz günlerindeki yüksek sıcaklıklar nedeniyle artan terleme sebebiyle ayakların uzun süre nemli kalmasından dolayı mantar enfeksiyonlarına zemin hazırlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yanlis-terlik-kullanimi-ayak-sagligini-tehdit-ediyor-651780">Yanlış Terlik Kullanımı Ayak Sağlığını Tehdit Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz günlerindeki yüksek sıcaklıklar nedeniyle artan terleme sebebiyle ayakların uzun süre nemli kalmasından dolayı mantar enfeksiyonlarına zemin hazırlanıyor. Ayrıca, ortak kullanılan havuzlar, spor salonları, duş ve soyunma odaları da enfeksiyon bulaşma riskini artırıyor. Uzun süre terlik veya sandalet kullanımı da topuklarda kuruluk ve çatlaklara, ayağa uygun olmayan ayakkabılar ise su toplaması, nasır ve ağrılı yaralara yol açabiliyor. </p>
<p><strong>İlk Adım: Doğru Ayakkabı Seçimi </strong></p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi, Podoloji (Ayak Sağlığı) Kliniğinden Podolog Fahrettin Başar</strong>’a göre, yaz aylarında ayak sağlığını korumak için atılacak ilk adım doğru ayakkabı seçimi. Hava alan, ayağı sıkmayan ve terletmeyen ayakkabıların tercih edilmesi gerektiğini belirten Podolog Başar; <em>“Ayakkabının ayağa tam uyum sağlaması büyük önem taşıyor. Dar ayakkabılar parmaklarda baskıya ve deformasyonlara yol açabilirken bol ayakkabılar ise sürtünmeye bağlı yara ve tahriş riskini artırabiliyor. Ayrıca gün boyunca ince tabanlı terliklerle yürümek de topuk ağrısına ve ayak tabanındaki bağ dokusunun zorlanmasına neden olabiliyor” </em>diyor. </p>
<p><strong>Ayak Hijyenindeki Küçük İhmaller Büyük Sorunlara Yol Açabiliyor</strong></p>
<p>Ayak sağlığının korunmasındaki en temel unsurlardan biri kuşkusuz hijyen<strong>. </strong>Podolog Fahrettin Başar, ayakların her gün ılık su ve sabunla yıkanması gerektiğini belirterek, özellikle parmak aralarının dikkatlice kurulanmasının mantar oluşumunu önlemede önemli rol oynadığını ifade ediyor. Günlük temiz çorap kullanımı, pamuklu ve ter emici çorapların tercih edilmesi ile ayakkabıların düzenli şekilde havalandırılması da ayak sağlığını destekleyen alışkanlıklar arasında. Ayak tırnaklarının çok kısa kesilmemesi ve kenarlarının oyulmaması gerektiğini hatırlatan Başar, tırnakların düz şekilde kesilmesinin batık tırnak oluşumunu önlemeye yardımcı olduğunu vurguluyor. Ayrıca, mantar ve diğer enfeksiyonların bulaşma riskini azaltmak için kişisel bakım malzemelerinin ortak kullanılmaması gerektiğinin de altını çiziyor. </p>
<p><strong>Diyabet Hastaları Daha Dikkatli Olmalı</strong></p>
<p>Yaz ayları diyabet hastalarının ayakları için daha büyük bir risk. His kaybı nedeniyle küçük yaralar fark edilmeyebiliyor. Bu nedenle günlük ayak kontrolü, özellikle diyabet hastalarında oldukça önemli. Bu kişilerin ayaklarını her gün kontrol etmeleri, rahat ayakkabılar tercih etmeleri ve en küçük yara ya da renk değişikliğinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmaları öneriliyor.  </p>
<p><strong>Basit Önlemlerle Ayak Sağlığını Koruyun </strong></p>
<ul>
<li>Ayaklarınızı her gün temizlemeyi ihmal etmeyin, parmak aralarını iyice kurulayın. </li>
<li>Pamuklu çorap kullanın. </li>
<li>Ayaklarınızı düzenli olarak nemlendirin. </li>
<li>Her zaman uygun ayakkabı ve terlik seçimine özen gösterin. </li>
</ul>
<p>Ayakta uzun süre geçmeyen kızarıklık, şişlik, yara veya mantar belirtilerinin görülmesi halinde ise kendi kendine tedavi uygulanmaması ve bir sağlık profesyoneline başvurulması gerekiyor. Podolog Fahrettin Başar, sağlıklı ayakların hareket kabiliyetinin korunması ve yaşam kalitesinin sürdürülebilmesi açısından tüm bunların büyük önem taşıdığını, yaz aylarında ayak bakımına gösterilecek özenin birçok sağlık sorununun önlenmesine katkı sağladığını belirtiyor.  </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yanlis-terlik-kullanimi-ayak-sagligini-tehdit-ediyor-651780">Yanlış Terlik Kullanımı Ayak Sağlığını Tehdit Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş Hekimi İstihdamında Büyük Çelişki!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-hekimi-istihdaminda-buyuk-celiski-651694</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Aug 2026 18:04:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[çelişki]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hekimi]]></category>
		<category><![CDATA[stihdamında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651694</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diş Hekimleri Dayanışma Platformu, ağız ve diş sağlığında yaşanan sorunlar ve çözüm önerilerine yönelik çalışmalarını hız kesmeden sürdürüyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimi-istihdaminda-buyuk-celiski-651694">Diş Hekimi İstihdamında Büyük Çelişki!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong>BSHA / Ankara –</strong> Diş Hekimleri Dayanışma Platformu, ağız ve diş sağlığında yaşanan sorunlar ve çözüm önerilerine yönelik çalışmalarını hız kesmeden sürdürüyor. </span></p>
<p><span>Platform 3 Ağustos günü #diseczaistihdamnerede etiketiyle düzenleyeceği tepki etkinliğini duyurdu. </span><span>Türkiye’de ağız ve diş sağlığı hizmetleri tıkanma noktasına gelmiş, kamu güvencesiyle nitelikli tedaviye erişmek isteyen milyonlarca vatandaşımız aylarca sıra beklemek zorunda bırakılmıştır. Yalnızca 2024 yılının ilk 11 ayında kamu hastanelerinde diş hekimliği randevu talebi 22 milyonu aşarak rekor kırmış, toplumdaki diş çürüğü oranları %90’ın üzerine çıkmıştır. Vatandaş feryat etmekte, muayene ve tedavi kuyruklarında çaresizce beklemektedir. Ancak bu acı tabloya rağmen, devletin elinde yetişmiş, halkına hizmet etmeye hazır binlerce genç ve dinamik diş hekimi kamudan tamamen dışlanmaktadır.</span></p>
<p><b>Diş Hekimi Mesleği Kamuda Yok Sayıldı</b></p>
<p><span>Bugün gelinen noktada, yeni mezunlarla beraber yaklaşık 20 bini aşacak  diş hekimi umutla kamu ataması beklemektedir. 2025 yılının Kasım ayında yapılması gereken ana genel atama, hiçbir rasyonel gerekçe gösterilmeksizin tamamen pas geçilmiş ve yapılmamıştır. Bu büyük mağduriyetin ardından ilan edilen 2026 yılının ilk kurasında ise diş hekimlerine yalnızca 521 kontenjan gibi trajik ve sembolik bir alım layık görülmüştür. Son ilan edilen güncel yerleştirmelerde ise diş hekimlerine neredeyse hiç kadro ayrılmamış, mesleğimiz kamuda adeta yok sayılmıştır.</span></p>
<p><b>Sağlık Bakanlığında Temsiliyet Yok</b></p>
<p><span>OECD Standartlarının Çok Gerisindeyiz: Türkiye’de genel tıp alanında hekime müracaat sayısı son on yılda %48 artarak kişi başı yıllık 12,2’ye yükselmiş ve OECD ortalamasının (6,5) iki katına ulaşmıştır. Buna karşın, diş hekimine müracaat sayısı on yılda yalnızca 0,5’ten 0,7’ye yükselebilmiştir. Halkımız diş hekimine gidememektedir; çünkü kamu ünitelerinde hekim sayısı yetersiz, randevular kapalıdır! </span><span>Sağlık Bakanlığı Teşkilatında Temsiliyet Yok: Türkiye genelinde 50 binden fazla diş hekimi aktif olarak çalışmaktadır. Buna karşılık, Sağlık Bakanlığı Merkez Teşkilatı bünyesindeki 8 bin 100 personelden yalnızca 38’i diş hekemidir! Bu çarpıcı temsiliyetsizlik, ağız ve diş sağlığı politikalarının neden halkın ve sahanın gerçeklerinden uzak üretildiğinin açık bir kanıtıdır.</span></p>
<p><b>Diş Sağlığında Randevu Çilesi</b></p>
<p><span>Bölgesel Eşitsizlik ve Randevu Çilesi: Özellikle metropollerde ve büyükşehirlerde ünit başına düşen nüfus 10 bin kişiyi aşmaktadır. Kamu kurumlarındaki toplam 11 bin diş üniti, yığılan talebi karşılamaktan uzaktır. </span><span>Üniversite Kontenjanları ve Asgari Ücret Sömürüsü: Kontrolsüzce açılan diş hekimliği fakülteleri her yıl binlerce yeni mezun vermekte, istihdam edilemeyen meslektaşlarımız özel sektörde asgari ücret sınırlarında, hatta bu sınırların altında güvencesiz ve ağır şartlarda çalışmaya mahkum edilmektedir. </span><span>Ortada apaçık bir çelişki vardır: Bir tarafta tedaviye ulaşamadığı için sağlığından olan, randevu bulamayan milyonlarca vatandaş; diğer tarafta ise kamuya atanıp halkına hizmet etmek için bekleyen yaklaşık 20 bini bulacak eğitimli, nitelikli diş hekimi! Bu tablo, Türkiye’nin bir “diş hekimi fazlası” olmadığını; tam aksine çok ciddi bir bütçe, planlama ve yönetim vizyonsuzluğu yaşadığını gözler önüne sermektedir. </span><span>Diş Hekimleri Dayanışma Platformu olarak devlet yetkililerine, Sağlık Bakanlığı’na ve bütçe planlayıcılarına açıkça sesleniyoruz: Aile Diş Hekimliği sistemini kâğıt üzerinde bırakmayıp ülke genelinde derhal hayata geçirin! Yeni Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (ADSM) yatırımlarını hızlandırın! 2025 Kasım ayından bu yana gasp edilen atama haklarımızı iade edin ve kamuya adil, vicdani, mesleğin onuruna yakışır düzeyde diş hekimi ataması gerçekleştirin </span><span>Bu çığlık, sadece işsiz bırakılan hekimlerin değil; ağız ve diş sağlığı hakkı elinden alınan koca bir milletin çığlığıdır. Basınımızın değerli temsilcilerini, hazırladığımız detaylı raporlar ışığında bu toplumsal krize  mercek tutmaya ve sesimiz olmaya davet ediyoruz. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimi-istihdaminda-buyuk-celiski-651694">Diş Hekimi İstihdamında Büyük Çelişki!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karşıyaka Belediyesi&#8217;nden personele &#8216;daha sağlıklı çalışma&#8217; semineri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karsiyaka-belediyesinden-personele-daha-saglikli-calisma-semineri-651586</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Aug 2026 14:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hareketler]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[personele]]></category>
		<category><![CDATA[pratik]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[semineri]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[verimli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651586</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karşıyaka Belediyesi, masa başı çalışan personelin fiziksel sağlığını korumak amacıyla çalışanlarına pratik egzersiz semineri verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyaka-belediyesinden-personele-daha-saglikli-calisma-semineri-651586">Karşıyaka Belediyesi&#8217;nden personele &#8216;daha sağlıklı çalışma&#8217; semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span><span>Karşıyaka Belediyesi, masa başı çalışan personelin fiziksel sağlığını korumak amacıyla çalışanlarına pratik egzersiz semineri verdi. Fizyoterapist Hande Çevikkol’un sunumuyla düzenlenen eğitimde, gün içinde yapılabilecek küçük hareketlerle daha ağrısız ve verimli çalışma koşullarının nasıl oluşturulacağı anlatıldı. Belediye Başkanı Yıldız Ünsal, “Çalışma motivasyonunu ve hizmet verimliliğini artırmak adına spor ve zindelik uygulamalarımızı sürdürüyoruz” dedi.</span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Her yaştan vatandaşı sportif aktivitelerle buluşturmak amacıyla çalışmalarını sürdüren Karşıyaka Belediyesi, yakın zamanda başlattığı ofiste spor egzersizi uygulamasını desteklemek amacıyla bir eğitim semineri düzenledi. Gençlik ve Spor Hizmetleri Müdürlüğü tarafından düzenlenen programda, çalışma saatleri içinde rahatlıkla uygulanabilecek pratik hareketler ve sağlıklı çalışma koşulları ele alındı. Karşıyaka Belediyesi Meclis Salonu’nda gerçekleştirilen seminer, Fizyoterapist Hande Çevikkol tarafından sunuldu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span><span>ÖRNEK VİDEOLAR ÇALIŞANLARLA PAYLAŞILACAK</span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Belediyenin hizmet birimlerinde görev yapan personellerin katıldığı seminerde; insan bedeninin yapısı,  uzun süre hareketsiz kalmanın ve masa başı çalışmanın kas-iskelet sistemi üzerinde yarattığı olumsuz etkiler detaylarıyla aktarıldı. Gün içinde uygulanacak küçük ama etkili hareketlerle daha ağrısız, konforlu ve verimli çalışma koşullarının oluşturulabileceği anlatılarak pratik örnekler de gösterildi. Önümüzdeki süreçte, masa başında yapılabilecek egzersizlerin uygulamasını anlatan rehber videolar hazırlanarak belediye personeliyle paylaşılacak. Böylece çalışanlar, gün içinde kendi kendilerine uygulayabilecekleri pratik hareketlerle hem sağıklarını koruyacak hem de güne çok daha zinde devam edebilecek.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span><span>“DAHA VERİMLİ ÇALIŞMA, DAHA YÜKSEK MOTİVASYON”</span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal, “Mesai öncesinde başlattığımız ofis egzersizleri uygulamasının ardından, şimdi de bu sürecin bilimsel ve pratik altyapısını çalışanlarımızla buluşturuyoruz. Masa başı çalışmanın getirdiği fiziksel olumsuzlukların önüne geçmek, gün içinde yapacağımız küçük ve etkili hareketlerle mümkün. Çalışma arkadaşlarımızın sağlığı, sunduğumuz hizmetin kalitesini ve verimliliğini doğrudan etkiliyor. Önümüzdeki süreçte paylaşacağımız uygulama videolarıyla da bu zindelik hareketini sürdürülebilir kılacağız. Her bir çalışanımızın güne daha sağlıklı, zinde ve yüksek motivasyonla başlaması için çalışmalarımıza devam edeceğiz” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyaka-belediyesinden-personele-daha-saglikli-calisma-semineri-651586">Karşıyaka Belediyesi&#8217;nden personele &#8216;daha sağlıklı çalışma&#8217; semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin aşk acısını fiziksel acı gibi algılıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-ask-acisini-fiziksel-aci-gibi-algiliyor-651569</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Aug 2026 07:45:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acı]]></category>
		<category><![CDATA[acısını]]></category>
		<category><![CDATA[algılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Ataş]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[yaşanan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651569</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Şule Ataş, aşk acısının beyinde ve psikolojide nasıl işlendiği, ayrılık sonrası yaşanan yas sürecinin sağlıklı şekilde yönetilmesinin neden önemli olduğu ve iyileşmeyi destekleyen ya da zorlaştıran davranışlar hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-ask-acisini-fiziksel-aci-gibi-algiliyor-651569">Beyin aşk acısını fiziksel acı gibi algılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Şule Ataş,<strong> </strong>aşk acısının beyinde ve psikolojide nasıl işlendiği, ayrılık sonrası yaşanan yas sürecinin sağlıklı şekilde yönetilmesinin neden önemli olduğu ve iyileşmeyi destekleyen ya da zorlaştıran davranışlar hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Beyin, fiziksel acı ile duygusal acıyı tamamen birbirinden ayırmaz!</strong></p>
<p>Aşk acısının, yalnızca duygusal bir üzüntü olmadığını ifade eden Klinik Psikolog Şule Ataş, “Aynı zamanda psikolojik ve biyolojik yönleri olan bir kayıp sürecidir.” dedi.</p>
<p>Romantik bir ilişki içinde sevilen kişinin, zamanla hayatın en önemli parçalarından biri haline geldiğini aktaran Ataş, “Güven duygusu, günlük alışkanlıklar ve geleceğe dair planlar bu ilişki etrafında şekillenir. Ayrılık yaşandığında ise beyin bu durumu önemli bir kayıp olarak algılar. İlginç olan, beynin fiziksel acı ile duygusal acıyı tamamen birbirinden ayırmamasıdır. Parmak kesildiğinde ya da herhangi bir fiziksel ağrı hissedildiğinde aktifleşen bazı beyin bölgeleri, yoğun duygusal acı yaşandığında da devreye girebilir. Bu nedenle ayrılık sonrası birçok kişi boğazında düğümlenme, mide rahatsızlıkları, uykusuzluk, iştahsızlık ya da gerçekten fiziksel olarak canı yanıyormuş gibi hissedebilir. Ancak yaşanan acının şiddetini belirleyen yalnızca ayrılığın kendisi değildir. Ayrılıktan sonra zihinden geçen düşünceler de bu süreci önemli ölçüde etkiler. ‘Bir daha mutlu olamayacağım’, ‘kimse beni onun kadar sevemeyecek’ ya da ‘onsuz hayatımın anlamı kalmadı’ gibi düşünceler, kayıp hissini daha da yoğunlaştırabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Amaç acı çekmek değil; yaşanan acıyı anlamlandırmak ve bu deneyimden öğrenebilmek!</strong></p>
<p>Aşk acısının istenen bir deneyim olmamakla birlikte psikolojik açıdan önemli bir işlevi olduğuna değinen Ataş, “Ayrılık, yalnızca bir kişinin hayatımızdan çıkması anlamına gelmez. Aynı zamanda alıştığımız düzenin, geleceğe dair planların ve bazen de kendimizle ilgili bazı inançların değişmesidir. Bu değişime uyum sağlayabilmek için zihnin zamana ve bir yas sürecine ihtiyacı vardır.” dedi.</p>
<p>Bu sürecin, kişinin ilişkiyi değerlendirmesine de fırsat sunabileceğini dile getiren Ataş, şunları söyledi:</p>
<p>“İlişkide nelerin iyi gittiğini, hangi noktaların yıpratıcı olduğunu, kendi ihtiyaçlarını, sınırlarını ve ilişki kurma biçimini daha net görebilir. Ancak bu farkındalık her zaman kendiliğinden oluşmaz. Eğer ayrılık süreci yalnızca karşı tarafı suçlayarak, duygulardan kaçarak ya da acıyı bastırmaya çalışarak geçirilirse, benzer ilişki örüntülerinin tekrar etme riski artabilir.</p>
<p>Buna karşılık yaşanan deneyim sağlıklı şekilde değerlendirilebilirse, kişi duygusal dayanıklılığını artırabilir ve gelecekte daha sağlıklı ilişkiler kurabilir. Dolayısıyla amaç acı çekmek değil; yaşanan acıyı anlamlandırmak ve bu deneyimden öğrenebilmektir.”</p>
<p><strong>Ayrılık, psikolojik açıdan bir yas süreci!</strong></p>
<p>Ayrılık sonrasında yaşanan acıyı tamamen ortadan kaldıracak sihirli bir yöntemin olmadığına işaret eden Psikolog Şule Ataş, “Çünkü ayrılık, psikolojik açıdan bir yas sürecidir. Nasıl sevilen birinin kaybından sonra zamana ihtiyaç duyuluyorsa, biten bir ilişkinin ardından da zihin ve duyguların yeni duruma uyum sağlaması için zamana ihtiyaç vardır.” dedi.</p>
<p>Sağlıklı bir yas sürecinin, acıyı yok saymak ya da bastırmak olmadığını vurgulayan Ataş, “Özlemek, üzülmek ve ağlamak bu sürecin doğal parçalarıdır. Önemli olan, bu duygular nedeniyle hayatın tamamen durmasına izin vermemektir. Günlük rutinleri sürdürebilmek, sosyal ilişkilerden tamamen kopmamak ve kişiye iyi gelen aktivitelere devam etmek iyileşmeyi önemli ölçüde destekler. Bir diğer önemli nokta ise ilişkiyi gerçekçi değerlendirebilmektir. Ayrılık sonrasında zihin çoğu zaman ilişkinin yalnızca güzel anılarını hatırlamaya eğilimlidir. Oysa sağlıklı iyileşme, ilişkinin hem olumlu hem de zorlayıcı yönlerini birlikte görebilmeyi gerektirir. Bu sayede kişi geçmişi idealize etmek yerine yaşananları daha dengeli değerlendirebilir ve yaşamını yeniden inşa etmeye başlayabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Eski partneri sosyal medyadan takip etmek iyileşme sürecini zorlaştırıyor!</strong></p>
<p>Ayrılık sonrasında eski partneri sosyal medyadan takip etmenin ya da sürekli iletişim kurmaya çalışmanın, çoğu zaman iyileşme sürecini zorlaştırdığına dikkat çeken Ataş, “Çünkü her profil kontrolü, zihni yeniden o kişiye yönlendirir ve duygusal bağın sürmesine neden olur.” dedi.</p>
<p>Birçok kişinin bunu yalnızca meraktan yaptığını düşündüğünü ancak çoğu zaman bu davranışın altında belirsizliği azaltma, özlem duygusunu hafifletme ya da ilişkinin yeniden başlayabileceğine dair bir umut arayışı bulunduğunu kaydeden Ataş, “Her ne kadar kısa süreli bir rahatlama hissi yaşansa da bu etki kalıcı değildir. Aksine kişi yeniden kontrol etme ihtiyacı hisseder ve bu durum zamanla bir döngüye dönüşebilir. Sağlıklı iyileşme için beynin yeni duruma uyum sağlayabilmesine fırsat vermek gerekir. Bunun için dikkati sürekli geçmişe yöneltmek yerine günlük yaşama, yeni deneyimlere ve sosyal ilişkilere odaklanmak iyileşme sürecini destekler.” diye konuştu.</p>
<p><strong>İyileşmenin yolu acıyı bastırmak değil, duygularla sağlıklı şekilde yüzleşmekten geçer!</strong></p>
<p>Bazı kişilerde ayrılık sonrasında yaşanan yoğun boşluk, yalnızlık ve üzüntü duygularının; alkol kullanımı, aşırı yeme, kontrolsüz alışveriş, kumar ya da diğer dürtüsel davranışlara yönelmeyi tetikleyebileceği uyarısında bulunan Ataş, “Ancak bu durum herkes için geçerli değildir. Risk; kişinin stresle baş etme becerilerine, daha önce benzer davranışlar gösterip göstermediğine ve yaşadığı duygusal yükün şiddetine göre değişir.” dedi.</p>
<p>Bu davranışların ortak amacının, yaşanan acıdan kısa süreliğine uzaklaşmak olduğunu belirten Ataş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Alkol ya da diğer dürtüsel davranışlar geçici bir rahatlama sağlayabilir; ancak duygusal sorunu çözmez. Tam tersine, acının ertelenmesine ve kişi aynı duyguları yeniden yaşadığında aynı davranışlara tekrar yönelmesine neden olabilir. Bu nedenle ayrılık sonrasında asıl ihtiyaç, acıyı hızla ortadan kaldıracak çözümler aramak değil; yaşanan duyguları kabul ederek onlarla sağlıklı biçimde baş etmeyi öğrenmektir. İyileşme zaman alır. Ancak bu süreç doğru şekilde yaşandığında, kişi hem kendisini hem de ilişki kurma biçimini daha iyi tanıyabilir ve gelecekte daha sağlıklı ilişkiler geliştirebilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-ask-acisini-fiziksel-aci-gibi-algiliyor-651569">Beyin aşk acısını fiziksel acı gibi algılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ebelik mesleği dönüşüyor…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ebelik-meslegi-donusuyor-651563</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Aug 2026 07:39:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alan]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüyor]]></category>
		<category><![CDATA[ebe]]></category>
		<category><![CDATA[ebeler]]></category>
		<category><![CDATA[ebelik]]></category>
		<category><![CDATA[mesleği]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[takip]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651563</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, yeni yönetmeliklerle güçlenen ebelik mesleğinin dönüşümünü değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ebelik-meslegi-donusuyor-651563">Ebelik mesleği dönüşüyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, yeni yönetmeliklerle güçlenen ebelik mesleğinin dönüşümünü değerlendirdi.</p>
<p><strong>&#8220;Ebelik, bilimsel temellere dayanan profesyonel bir sağlık alanına dönüştü&#8221;</strong></p>
<p>Ebeliğin insanlık tarihi kadar eski ve köklü bir meslek olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, &#8220;Ebelik, insanlık tarihi kadar eski ve köklü bir meslektir. Yüzyıllardır ebeler, doğum yapan kadınların yanında yer almış, onlara destek olmuş ve en zor anlarında güven veren kişiler olmuştur. Günümüzde ise ebelik, sadece doğum yaptıran bir meslek olmaktan çıkmış; bilimsel verilere dayanan, profesyonel bir sağlık alanına dönüşmüştür.&#8221; dedi.</p>
<p>Eskiden usta-çırak ilişkisiyle öğrenilen ebeliğin bugün üniversitelerde lisans düzeyinde eğitim verilen akademik bir meslek haline geldiğini vurgulayan Doç. Dr. Yıldırım, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Artık ebeler; gebelik öncesinden başlayarak doğum ve doğum sonrası döneme kadar annenin hem fiziksel hem de psikolojik sağlığını takip eden, normal doğumu yönetebilen ve yenidoğan bakımında aktif rol alan sağlık profesyonelleridir. Aynı zamanda aile planlaması, üreme sağlığı ve toplum sağlığı gibi alanlarda da hizmet vermektedirler.&#8221;</p>
<p><strong>Yeni yönetmelikle ebelerin yetki ve sorumlulukları güçlendi</strong></p>
<p>Modern sağlık sisteminde ebelerin yalnızca doğum sürecinde değil, koruyucu sağlık hizmetlerinde de önemli görevler üstlendiğini ifade eden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, &#8220;Günümüzde ebeler hem koruyucu hem de tedavi edici sağlık hizmetlerinde görev almaktadır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte uzaktan takip, mobil uygulamalar ve tele-sağlık gibi yöntemlerle daha fazla kişiye ulaşabilmektedirler. Ayrıca bazı alanlarda bağımsız olarak hizmet sunabilmeleri de mümkün hale gelmiştir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Türkiye’de ebelik eğitiminin 1996 yılından itibaren lisans düzeyine çıkarıldığını ardından yüksek lisans ve doktora programlarıyla akademik olarak güçlendirildiğini kaydeden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, “Sağlık Bakanlığı’nın 3 Aralık 2024 tarihinde yayımlanan yeni Ebelik Yönetmeliği, ebelerin yetki ve sorumluluklarını netleştirerek serbest meslek icrası gibi bağımsız çalışma haklarını güçlendirmiştir. Normal Doğum Eylem Planı&#8217;nın bir parçası olarak, her gebenin kendi özel ebesine sahip olması ve doğum sürecinde birebir ebe desteği alması sağlanmıştır.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Yönetmeliğin yalnızca doğum sürecini değil, kadın sağlığının birçok alanını kapsadığını vurgulayan Doç. Dr. Yıldırım, şunları söyledi:</p>
<p>&#8220;Yönetmelik, ebelerin sadece doğum anıyla sınırlı kalmayıp; üreme sağlığı, cinsel sağlık, aile planlaması danışmanlığı ve toplum sağlığı liderliği gibi alanlarda daha etkin ve yetkili olmalarını sağlamıştır. Ebelerin doğum ve sezaryen yönetimini güncel klinik rehberlere göre sağlaması teşvik edilerek, tıbbi müdahale gerektirmeyen fizyolojik süreçlerdeki karar verici otoriteleri pekiştirilmiştir.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;Ebelerin güçlenmesi sezaryen oranlarının düşmesine katkı sağlar&#8221;</strong></p>
<p>Ebelik hizmetlerinin güçlü olduğu sağlık sistemlerinde anne ve bebek sağlığı göstergelerinin daha olumlu olduğunu belirten Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, &#8220;Ebelik hizmetlerinin yeterince güçlü olmadığı sağlık sistemlerinde koruyucu sağlık hizmetlerinin zayıflaması, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının azalması ve doğum sürecinin doğal akışının bozulması gibi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Türkiye&#8217;de sezaryen oranlarının yüzde 61,2 gibi yüksek bir seviyede olması da bu durumun önemli bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir.&#8221; dedi.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerinin de ebelerin önemini ortaya koyduğunu ifade eden Doç. Dr. Yıldırım, şöyle konuştu:</p>
<p>&#8220;Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, ebelerin aktif olduğu sistemlerde hem sezaryen oranları hem de anne ve bebek ölümleri daha düşüktür. Ebeler, özellikle düşük riskli gebeliklerde normal doğumu destekleyerek gereksiz cerrahi müdahalelerin önüne geçebilmektedir.”</p>
<p>Anne adayına doğum boyunca sunulan birebir desteğin önemine değinen Doç. Dr. Yıldırım, &#8220;Anne adayını sürece hazırlayan, doğum boyunca birebir destek sunan ebeler, doğumun doğal akışına uygun ilerlemesini sağlayarak komplikasyon risklerini azaltmaktadırlar. Sağlık Bakanlığınca yayımlanan &#8216;Ebelere Yönelik Doğum Eylem Yönetimi Klinik Rehberi&#8217; de doğumun fizyolojik bir süreç olarak yönetilmesinde ebelerin kilit rolünü vurgulamaktadır.&#8221; diye konuştu. </p>
<p><strong>Doğum sonrası ruh sağlığının korunmasında kritik görev üstleniyorlar</strong></p>
<p>Doğum sonrasının yalnızca fiziksel değil, psikolojik açıdan da hassas bir dönem olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, &#8220;Doğum sonrası dönem, anneler için hem fiziksel hem de duygusal açıdan hassas bir süreçtir. Bu dönemde ebeler, düzenli takip ve destek sağlayarak annenin kendini yalnız hissetmesini önleyip yapılan izlem ziyaretleri sayesinde ruhsal değişimleri erken fark edebilmektedir. Ebeler, takipler sırasında çeşitli değerlendirme yöntemleri kullanarak doğum sonrası depresyon riski taşıyan anneleri erken dönemde belirleyebilmekte, gerekli durumlarda uzman desteğine yönlendirme yapıp erken müdahale ile annenin ruh sağlığının korunmasında önemli bir rol oynamaktadırlar.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Dijitalleşme ebelik hizmetlerini de dönüştürüyor</strong></p>
<p>Sağlıkta dijital dönüşümün ebelik hizmetlerini daha erişilebilir hale getirdiğini ifade eden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, &#8220;Sağlık alanındaki dijital gelişmeler, ebelik hizmetlerini de dönüştürmüştür. Artık bakım hizmetleri sadece hastanelerle sınırlı kalmamakta, dijital platformlar üzerinden de sürdürülebilmektedir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>&#8220;Annelik Yolculuğu&#8221; uygulaması ve dijital ebe danışmanlık sistemlerinin annelere önemli kolaylık sağladığını belirten Doç. Dr. Yıldırım, &#8220;T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından geliştirilen &#8216;Annelik Yolculuğu&#8217; mobil uygulaması, e-Nabız entegrasyonu sayesinde annelerin aşı takvimini ve bebek gelişimini kolayca takip etmesine imkân tanımaktadır. Bunun yanı sıra &#8216;Ebebul&#8217; gibi platformlar üzerinden aileler uzman ebelere görüntülü görüşmelerle ulaşabilmekte ve ihtiyaç duydukları desteği hızlı bir şekilde alabilmektedir. Uzaktan takip sistemleri sayesinde ebeler, annelerin tansiyon ve nabız gibi temel sağlık verilerini dijital ortamda izleyebilmektedir. Bu sayede olası riskler erken fark edilerek zamanında müdahale edilebilmektedir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>&#8220;Güçlü ebelik, sağlıklı toplum demektir&#8221;</strong></p>
<p>Ebelik hizmetlerinin güçlendirilmesinin yalnızca doğum süreçlerini değil, toplum sağlığını da doğrudan etkilediğini vurgulayan Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>&#8220;Ebelerin sağlık sisteminde daha aktif ve güçlü bir şekilde yer alması hem sezaryen oranlarının azaltılmasına hem de anne ve bebek sağlığının korunmasına önemli katkı sağlar. Ebelik hizmetlerinin güçlendirilmesi, daha sağlıklı bir toplum için atılacak en önemli adımlardan biridir.&#8221; </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ebelik-meslegi-donusuyor-651563">Ebelik mesleği dönüşüyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SGK Binasının Demokrasi Üniversitesi’ne Verilmesine Sert Tepki!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sgk-binasinin-demokrasi-universitesine-verilmesine-sert-tepki-651534</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Jul 2026 19:45:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[binasının]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[sert]]></category>
		<category><![CDATA[sgk]]></category>
		<category><![CDATA[tepki]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[verilmesine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651534</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büro-İş Sendikası İzmir Şubesi tarafından düzenlenen eylemde, Dokuz Eylül SGM hizmet binasının Demokrasi Üniversitesine tahsis edilmesi protesto edildi.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sgk-binasinin-demokrasi-universitesine-verilmesine-sert-tepki-651534">SGK Binasının Demokrasi Üniversitesi’ne Verilmesine Sert Tepki!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / İzmir –</strong> Büro-İş Sendikası İzmir Şubesi tarafından yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi.</p>
<p><b>Binlerce Vatandaş Mağdur Olacak!</b></p>
<p>“Bugün burada, Dokuz Eylül Sosyal Güvenlik Merkezi hizmet binasının tek bir imzayla İzmir Demokrasi Üniversitesine tahsis edilmesi kararını protesto etmek amacıyla toplanmış bulunuyoruz. Bu karar yalnızca kurum çalışanlarını değil, her gün bu binadan hizmet alan binlerce vatandaşı da mağdur edecektir. Üstelik İzmir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü, depreme dayanıklı olarak hizmet vermesi planlanan önemli bir kamu binasını da kaybetmiş olacaktır. Bugün Menemen’den, Çiğli’den, Karşıyaka’dan, Bornova’dan, Balçova’dan ve İzmir’in birçok noktasından gelen çalışanlar, metro ve diğer toplu ulaşım araçlarıyla merkezi konumdaki bu binaya kolaylıkla ulaşabilmektedir. Buna rağmen çalışanların ve emeklilik tahsis servisinin Buca Sosyal Güvenlik Merkezi yerleşkesine taşınmasının planlanmasını doğru bulmuyor, bu kararı kınıyoruz. Emeklilik tahsis işlemleri, Sosyal Güvenlik Kurumunun vatandaşa en yoğun hizmet sunduğu birimlerden biridir. Bu hizmetin ulaşımı kolay, merkezi bir noktada verilmesi hem vatandaşlarımız hem de kamu çalışanları açısından büyük önem taşımaktadır”</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/Goruntu-31.07.2026-22.36.jpeg"/></p>
<p><b>Yunus Elitaş ve Rektör Selim Karahasanoğlu’na Sesleniyoruz!</b></p>
<p>“Ayda ortalama 8 ila 10 bin, yılda ise 80 ila 90 bin vatandaşa hizmet veren bir kamu binasının, yaklaşık 8 bin öğrencisi bulunan İzmir Demokrasi Üniversitesine tahsis edilmesi kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılmasına aykırıdır. Kamu binalarının kişisel ilişkilerle değil, kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda değerlendirilmesi esastır. Bizler, kamu hizmetinin kesintisiz, erişilebilir ve verimli bir şekilde sürdürülmesini istiyoruz. Bu nedenle, çalışanları ve vatandaşları mağdur edecek bu uygulamadan derhal vazgeçilmesini talep ediyoruz. Başta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı Yunus Elitaş ve İzmir Demokrasi Üniversitesi Rektörü Selim Karahasanoğlu olmak üzere tüm yetkilileri, kamu hizmetinin verimliliğini ve Sosyal Güvenlik Kurumunun kurumsal itibarını zedeleyecek bu yanlıştan bir an önce dönmeye davet ediyoruz”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sgk-binasinin-demokrasi-universitesine-verilmesine-sert-tepki-651534">SGK Binasının Demokrasi Üniversitesi’ne Verilmesine Sert Tepki!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TTB’den Hekim Milletvekilleri ile Masada!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ttbden-hekim-milletvekilleri-ile-masada-651532</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Jul 2026 19:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[masada]]></category>
		<category><![CDATA[milletvekilleri]]></category>
		<category><![CDATA[ttb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651532</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Tabipleri Birliği, sağlık alanında yaşanan sorunları ve çözüm önerilerini aktarmak amacıyla hekim milletvekili görüşmelerine başladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ttbden-hekim-milletvekilleri-ile-masada-651532">TTB’den Hekim Milletvekilleri ile Masada!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / Ankara – </strong>Türk Tabipleri Birliği, sağlık alanında yaşanan sorunları ve çözüm önerilerini aktarmak amacıyla hekim milletvekili görüşmelerine başladı.</p>
<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine gelen veya gelmesi beklenen konular ile alanda yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri görüşmek üzere tüm hekim milletvekillerinden randevu talep etmişti. Bu doğrultuda ilk tur görüşmeleri gerçekleştirdi.  Merkez Konseyi Başkanı Dr. Pınar Saip, Merkez Konseyi II. Başkanı Dr. Ayşe Gültekingil, Merkez Konseyi üyeleri Dr. Ali Kanatlı ve Dr. Hakan Erkan Pehlivan’dan oluşan TTB heyeti; Yeni Parti Bursa Milletvekili ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyesi Dr. Kayıhan Pala, Yeni Parti Grup Başkanvekili ve Ankara Milletvekili Dr. Murat Emir, Demokrasi ve Atılım Partisi İstanbul Milletvekili Dr. Medeni Yılmaz ile bir araya geldi.</p>
<p><b>Öncelikli Gündem Disiplin Maddeleri…</b></p>
<p>Görüşmelerde öncelikli gündem olarak 6023 sayılı TTB Kanunu’nun hekimlere yönelik disiplin süreçlerini düzenleyen 39. maddesinin 29 Nisan 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilmesinin yarattığı hukuki boşluğun bir an önce giderilmesi gerektiği vurgulandı. TTB Yüksek Onur Kurulu ve tabip odalarının onur kurullarının önünde, aralarında kamuoyunun yakından takip ettiği dosyaların da olduğu yüzlerce başvuru bulunduğu aktarılan görüşmede, TTB’nin 2025 yılında hazırlayıp TBMM’ye ve Sağlık Bakanlığı’na ilettiği taslak metnin bir an önce TBMM Genel Kurul gündemine alınması istendi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/ttb_kayihanpala_ziyaret_28temmuz2026.jpeg"/></p>
<p><b>Sağlıkta Şiddet</b></p>
<p>TTB tarafından sağlıkta şiddetin önlenmesine ve özel sektörde belli süre çalışan hekimlerin hususi damgalı (yeşil) pasaport edinebilmesine ilişkin iki kanun teklifi önerisinin geçmiş dönemlerde TBMM’ye iletildiği hatırlatılan görüşmede, önümüzdeki yasama döneminde her iki önerinin de gündeme alınması gerektiğinin altı çizildi. Son dönemde kadın hastalıkları ve doğum uzmanları hakkında sezaryen oranları gerekçe gösterilerek soruşturmalar yürütüldüğünü, üç ila altı ay süreyle meslek icrasını sınırlandıran idari işlemler tesis edildiğini aktaran TTB heyeti; sağlık sisteminin yapısal sorunlarına çözümler üretilmeden hekimlik pratiğine müdahale eden uygulamaların son bulması gerektiğini söyledi ve TTB’nin konuyla ilgili somut önerilerini iletti. TBMM Genel Kurulu gündemine sunulan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması uygulamasının temel hak ve özgürlükler yönünden taşıdığı hukuksuzluklara dikkat çeken TTB heyeti; bu bağlamda hem mecburi hizmet yükümlülüğü kapsamında atanan hekimlerin yaşadığı gecikmelerin giderilmesi hem de TBMM gündemindeki torba kanun teklifi ile bu hukuksuz uygulamanın akademiye doğru genişletilmesinin engellenmesi için harekete geçme çağrısı yaptı. TTB heyeti; aynı kanun teklifinde yer alan, yabancı uyruklu kontenjanından tıpta uzmanlık eğitimi alan hekimlerin ek ödemelerden dışlanmasını öngören düzenlemenin ayrımcılık yaratacağını da dile getirdi. Hekim geçici görevlendirmelerinde ve sınır dışı hekim görevlendirmelerinde yaşanan sorunlar ile Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı kılavuzlarındaki ihlalleri aktararak çözüm isteyen TTB heyeti, son olarak Sağlıkta Haklar ve İletişim Yönetmeliği’ne ilişkin görüşlerini paylaştı. TTB Merkez Konseyi’nin, hekimlerin TBMM gündemine alınmasını istediği konular ile ilgili görüşmeleri ve girişimleri önümüzdeki dönemde de devam edeceği bildirildi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ttbden-hekim-milletvekilleri-ile-masada-651532">TTB’den Hekim Milletvekilleri ile Masada!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ege Üniversitesi Hastanesi’ne Kadro Verilmedi, Yanık Ünitesi ve Merkezi Ameliyathane Açılamıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ege-universitesi-hastanesine-kadro-verilmedi-yanik-unitesi-ve-merkezi-ameliyathane-acilamiyor-651530</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Jul 2026 19:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[kadro]]></category>
		<category><![CDATA[ünitesi]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[verilmedi]]></category>
		<category><![CDATA[yanık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651530</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Hastanesi’ne Kadro Verilmedi, Yanık Ünitesi ve Merkezi Ameliyathane Açılamıyor!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ege-universitesi-hastanesine-kadro-verilmedi-yanik-unitesi-ve-merkezi-ameliyathane-acilamiyor-651530">Ege Üniversitesi Hastanesi’ne Kadro Verilmedi, Yanık Ünitesi ve Merkezi Ameliyathane Açılamıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong>BSHA / İzmir –</strong> HEP-SEN Sendikası İzmir İl Başkanı Kemal Yılmaz, Ege Üniversitesi Hastanesi’nde yaşanan derin personel krizine ilişkin açıklamalarda bulundu. Hastane yönetiminin Ankara’ya sunduğu 300’ün üzerindeki kadro talebine karşılık sadece 40 hemşire kadrosunun verildiğini belirten Yılmaz; atıl bekleyen birimler, uzayan yatış süreleri ve güvenlik zafiyetleri nedeniyle sistemin tıkanma noktasına geldiğini vurguladı.</span></p>
<p><span>Ege Üniversitesi Hastanesi’nde uzun süredir devam eden personel yetersizliği, sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor. Hepsi Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (HEP-SEN) İzmir İl Başkanı Kemal Yılmaz, Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na (BSHA) yaptığı özel açıklamada, hastanedeki personel açığının boyutlarını ve bunun sağlık hizmetlerine yansıyan olumsuz sonuçlarını paylaştı.</span></p>
<p><b><strong>21 Aydır Personel Alımı Yapılmıyor</strong></b></p>
<p><span>Ege Üniversitesi Hastanesi’nin en son 18 Aralık 2024 tarihinde personel alımı yaptığına dikkat çeken Kemal Yılmaz, yaklaşık 21 aydır kuruma herhangi bir istihdam sağlanmadığını ifade etti. </span><span>Bu süreçte emeklilik, yurt dışına gidişler, bakıma muhtaç yakınlar ile eş durumundan kaynaklanan istifalar ve tayin olamama gibi sebeplerle ciddi bir kan kaybı yaşandığını belirten Yılmaz, “Tüm bu kayıpların ardından bize reva görülen kadro sadece 40 hemşire oldu. Oysa ocak ayında yönetimi değişen Rektörlük ve Başhekimlik, hastanedeki 30 sağlık branşını kapsayan detaylı bir çalışma yürüterek hazırladığı raporu Ankara’ya teslim etmişti. Bu dosyada asgari 300’ün üzerinde hemşire talebimiz yer alıyordu” dedi.</span></p>
<p><b><strong>Dev Yatırımlar Kadrosuzluk Yüzünden Atıl Bekliyor</strong></b></p>
<p><span>Kadro yetersizliği nedeniyle milyonlarca liralık sağlık yatırımlarının hizmete giremediğini vurgulayan HEP-SEN İl Başkanı Yılmaz, tabloyu şu sözlerle özetledi: </span><span>“Kadro eksikliği nedeniyle açılması adeta muammaya dönen Merkezi Ameliyathanemizi tam teşekküllü hizmete açamıyoruz. Bölgenin en büyük Yanık Merkezi açılmayı bekliyor ancak kadro yokluğu yüzünden açılamıyor, atıl durumda bekliyor. Yıllardır atıl duran röntgen, tomografi ve MR cihazlarımız var. Nedeni ise yeterli sayıda radyoloji teknisyeni ve teknikeri kadromuzun olmaması. Dosyada minimum 38 tıbbi görüntüleme teknikeri talep etmiştik. Benzer şekilde Diş Hekimliği Fakültesi ünitelerinde çalışacak ağız ve diş sağlığı teknisyeni ile tıbbi sekreter ihtiyacımız bulunuyor.”</span></p>
<p><b><strong>“Yoğun Bakımlarda Nöbetçi Temizlik Personeli Bile Yok”</strong></b></p>
<p><span>Açıklanan son ilanlarda destek ve yardımcı hizmet personeline hiç yer verilmediğine tepki gösteren Yılmaz, hastane hijyeni ve teknik altyapı konusunda yaşanan sıkıntılara değindi: </span><span>“Çoğu yoğun bakım ünitesinde nöbet şartlarında görev yapacak temizlik personeli bulunmuyor. 60’ın üzerinde temizlik personeli ihtiyacımız varken, çıkılan ilanda bir tek temizlik veya destek personeli kadrosu yer almadı. Anestezi teknisyeni, radyoloji teknikeri, diyaliz teknisyeni ve teknik eleman açığımız hat safhada. 70 yılı aşkın süredir hizmet veren binamızda yaz aylarında sürekli iklimlendirme sorunları yaşanıyor. Yönetimden ‘Yeterli sayıda iklimlendirme teknisyenimiz yok’ yanıtını alıyoruz. Ayrıca ebe, hasta ve yaşlı bakım teknikeri alımı da yapılmıyor.”</span></p>
<p><b><strong>Güvenlik Zafiyeti Ve Taciz Skandalı</strong></b></p>
<p><span>Hastanenin yatay mimariye sahip geniş bir alana kurulu olduğunu, buna karşın koruma ve güvenlik personeli sayısının yetersiz kaldığını vurgulayan Yılmaz, güvenlik açığının vardığı boyutu bir olayla örnekledi: </span><span>“Yetersiz güvenlik nedeniyle kurumumuzda sık sık ‘Beyaz Kod’ vakaları yaşanıyor. Geçtiğimiz günlerde Denetimli Serbestlik Yasası ile cezaevinden çıkmış, Ege Üniversitesi Hastanesi’nde hiç bir yakını bulunmayan bir şahıs, morg girişinden kuruma sızarak asansörde bir hemşire arkadaşımızı taciz etti. Olay olumsuz bir boyuta ulaşmadan bertaraf edildi ancak kurumumuza herkes elini kolunu sallayarak girebilmektedir. Sağlık personelimiz açıkça tehdit altındadır.”</span></p>
<p><b><strong>Acil Serviste Yatış Süreleri 10 Güne Çıktı</strong></b></p>
<p><span>Acil servisteki yoğunluğun temel sebebinin klinikler ve yoğun bakımlardaki yatak ile personel eksikliği olduğunu belirten Yılmaz, hastaların mağdur olduğunu söyledi: </span><span>“Acil servisimizde resmi kayıtlı hasta girişi İzmir’deki diğer hastanelere göre daha az görülebilir. Ancak acil servise başvuran ve yataklı kliniklere veya yoğun bakımlara yatışı uygun görülen hastaların en geç 24 saat içinde kliniklere yatırılması gerekmektedir. Bizim acil servisimizde personel ve yatak yetersizliği nedeniyle bazen 10 güne varan hasta yatışları olmaktadır. Bu durum acil servis yükünü artırmakta; asistan hekimlerimizi, hemşirelerimizi, destek personelini ve eczane birimimizi mağdur etmektedir.”</span></p>
<p><b><strong>“9 Üniversite 100’ün Üzerinde Kadro Alırken Ege’ye 40 Hemşire Verildi”</strong></b></p>
<p><span>Yurtiçindeki diğer üniversite hastanelerine ayrılan kadrolar ile Ege Üniversitesi’ne sağlanan imkanlar arasındaki adaletsizliğe dikkat çeken Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı: </span><span>“21 aydır süren bu kriz karşısında YÖK, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile TBMM nezdinde yaptığımız girişimlere ve hastane yönetiminin 300’ün üzerindeki talebine rağmen bize yalnızca 40 hemşire verildi. Son bir haftada 9 üniversite hastanesi alım ilanına çıktı. Bu ilanlarda 100’ün üzerinde hemşire, radyoloji ve anestezi teknikeri, tıbbi sekreter, ebe ve güvenlik personeli alımı yapılırken, Ege Üniversitesi Hastanesi’ne reva görülen ne yazık ki sadece 40 hemşire kadrosudur” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ege-universitesi-hastanesine-kadro-verilmedi-yanik-unitesi-ve-merkezi-ameliyathane-acilamiyor-651530">Ege Üniversitesi Hastanesi’ne Kadro Verilmedi, Yanık Ünitesi ve Merkezi Ameliyathane Açılamıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Bakırçay Üniversitesi Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Kardiyolojide Bir İlk: Üç Boyutlu Haritalama Sistemi Hizmete Alındı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmir-bakircay-universitesi-cigli-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-kardiyolojide-bir-ilk-uc-boyutlu-haritalama-sistemi-hizmete-alindi-651512</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Jul 2026 17:35:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[bakırçay]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[çiğli]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesinde]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Bakırçay Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[ritim]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Üç Boyutlu]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651512</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Bakırçay Üniversitesi, sağlık alanındaki teknolojik altyapısını güçlendirmeye yönelik yatırımlarına bir yenisini daha ekledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-bakircay-universitesi-cigli-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-kardiyolojide-bir-ilk-uc-boyutlu-haritalama-sistemi-hizmete-alindi-651512">İzmir Bakırçay Üniversitesi Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Kardiyolojide Bir İlk: Üç Boyutlu Haritalama Sistemi Hizmete Alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Bakırçay Üniversitesi, sağlık alanındaki teknolojik altyapısını güçlendirmeye yönelik yatırımlarına bir yenisini daha ekledi. İzmir Bakırçay Üniversitesi Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniğinde, ilk kez Üç Boyutlu (3D) Elektroanatomik Haritalama Sistemi kullanılarak ileri düzey elektrofizyolojik girişimler başarıyla gerçekleştirildi. Hizmete alınan yeni sistem sayesinde kalp ritim bozukluklarının tanı ve tedavisinde daha güvenli, daha hassas ve daha yüksek başarı oranına sahip uygulamalar hastalarımızın hizmetine sunuluyor.</p>
<p>Kardiyoloji alanındaki teknolojik kapasiteyi önemli ölçüde güçlendiren Üç Boyutlu Elektroanatomik Haritalama Sistemi, kriyoablasyon ve konvansiyonel radyofrekans ablasyon yöntemlerine ek olarak kullanılabiliyor. Kalbin elektriksel yapısını üç boyutlu olarak haritalayabilen ileri teknoloji sayesinde özellikle karmaşık ritim bozukluklarının kaynağı yüksek hassasiyetle tespit edilerek hedefe yönelik tedavi uygulanabiliyor.</p>
<p><b>İleri Teknoloji ile Daha Güvenli ve Etkin Tedavi</b></p>
<p>İzmir Bakırçay Üniversitesi Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesinde hizmete alınan sistem, girişimsel kardiyoloji uygulamalarında önemli avantajlar sağlıyor. Üç Boyutlu Elektroanatomik Haritalama Sistemi sayesinde;</p>
<p>-Radyasyon maruziyeti en aza indiriliyor.</p>
<p>-Milimetrik hassasiyetle hedefe yönelik tedavi uygulanabiliyor</p>
<p>-Özellikle karmaşık ritim bozukluklarında tedavi başarısı artırılıyor.</p>
<p>-İşlem süreleri kısalırken hasta konforu önemli ölçüde yükseliyor.</p>
<p>Bu teknoloji, kalbin elektriksel iletim sisteminin ayrıntılı olarak görüntülenmesine olanak sağlayarak hem hasta güvenliğini artırıyor hem de girişimsel işlemlerin etkinliğini üst seviyeye taşıyor.</p>
<p><b>Prof. Dr. Fuat Gündoğdu: &#8220;Hastalarımıza Daha Güvenli ve Daha Başarılı Tedavi Sunacağız&#8221;</b></p>
<p>İzmir Bakırçay Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fuat Gündoğdu, yeni sistemin hem hasta güvenliği hem de tedavi başarısı açısından önemli bir kazanım olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>&#8220;Üç Boyutlu Haritalama Sistemi sayesinde kalbin elektriksel yapısını ayrıntılı olarak analiz edebiliyor ve ritim bozukluğunun kaynağını yüksek hassasiyetle tespit edebiliyoruz. Bu teknoloji, hastalarımıza minimum radyasyon maruziyeti ile daha güvenli, daha başarılı ve daha etkin tedavi sunmamıza olanak sağlamaktadır. Özellikle karmaşık ritim bozukluklarında önemli bir kazanım sağlayan bu sistemin, hastalarımızın yaşam kalitesini artıracağına inanıyoruz. Bu önemli teknolojinin hastanemize kazandırılmasında desteklerini esirgemeyen İzmir Bakırçay Üniversitesi Rektörümüz Prof. Dr. Rasim Akpınar&#8217;a, Tıp Fakültesi Dekanımız Prof. Dr. Yekta Öncel&#8217;e ve Başhekimimiz Doç. Dr. Adnan Yamanoğlu&#8217;na Kardiyoloji Anabilim Dalı adına teşekkür ediyorum.&#8221;</p>
<p>İzmir Bakırçay Üniversitesi, sağlık alanındaki yenilikçi uygulamaları ve ileri teknoloji yatırımlarıyla tanı ve tedavi süreçlerinde kaliteyi artırmaya, bilimsel birikimini toplum sağlığının hizmetine sunmaya ve hastalarına uluslararası standartlarda sağlık hizmeti sunmaya kararlılıkla devam etmektedir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-bakircay-universitesi-cigli-egitim-ve-arastirma-hastanesinde-kardiyolojide-bir-ilk-uc-boyutlu-haritalama-sistemi-hizmete-alindi-651512">İzmir Bakırçay Üniversitesi Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Kardiyolojide Bir İlk: Üç Boyutlu Haritalama Sistemi Hizmete Alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni tedaviler ALS&#8217;de umut oluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-tedaviler-alsde-umut-oluyor-651398</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Jul 2026 13:15:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[als]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[hastaların]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviler]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651398</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, ALS tedavisinde geliştirilen yeni ilaçlar, yenilikçi tedavi yaklaşımları ve multidisipliner rehabilitasyon uygulamalarının hastaların yaşam süresi ile yaşam kalitesini iyileştirmedeki rolü hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-tedaviler-alsde-umut-oluyor-651398">Yeni tedaviler ALS&#8217;de umut oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, ALS tedavisinde geliştirilen yeni ilaçlar, yenilikçi tedavi yaklaşımları ve multidisipliner rehabilitasyon uygulamalarının hastaların yaşam süresi ile yaşam kalitesini iyileştirmedeki rolü hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>ALS tedavisinde geliştirilen yeni ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatma potansiyeli taşıyor!</strong></p>
<p>ALS tedavisinde son yıllarda semptomatik yönetimden hastalığın ilerlemesini yavaşlatmayı hedefleyen tedavilere doğru önemli bir kayma yaşandığını ifade eden Dr. Celal Şalçini, “Günümüzde FDA onaylı dört ilaç bulunuyor. Bazı ilaçlar hastalığın ilerlemesini yavaşlatırken bazıları pseudobulbar (yutma gibi) etkiyi yönetiyor.” dedi.</p>
<p>Özellikle SOD1 gen mutasyonuna bağlı ALS için onaylanan bazı ilaçların nörodejenerasyon (hücre yıkımı) belirteçlerini azaltabildiğini aktaran Dr. Şalçini, “Bazı hastalarda da fonksiyonel iyileşme potansiyeli sunarak umut vaat ediyor. Bu gelişmeler, hastalığın genetik ve moleküler mekanizmalarının daha iyi anlaşılmasıyla hızlanıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>ALS hastalarının tedavi sürecindeki zorluklar, multidisipliner bir yaklaşımla hafifletilebilir!</strong></p>
<p>ALS hastalarının tedavi sürecindeki zorlukların, multidisipliner bir yaklaşımla hafifletilebileceğine işaret eden Dr. Şalçini, şunları söyledi:</p>
<p>“Solunum yönetimi için noninvaziv ventilasyon (NIV) ve öksürük destek cihazları, iletişim için yardımcı iletişim cihazları (AAC) kritik öneme sahiptir. Kas krampları, spastisite ve ağrı, ilaçlar ve fizik tedavi ile yönetilirken, yutma güçlüğü ve beslenme sorunları diyetisyen rehberliği ve PEG tüpü (karından tüp ile beslenme) ile ele alınır. Ayrıca, hastaların ve bakıcıların psikolojik ve duygusal ihtiyaçları için destek grupları ve danışmanlık hizmetleri hayati rol oynar.”</p>
<p><strong>Nöromodülasyon, gen ve kök hücre tedavileri ALS için umut vadediyor!</strong></p>
<p>İleri tedavi seçenekleri arasında nöromodülasyon teknikleri, gen terapileri ve kök hücre tedavilerinin büyük potansiyel taşıdığına dikkat çeken Dr. Şalçini, “Odaklanmış ultrason (TPS) ve Pathmaker&#8217;ın MyoRegulator cihazı gibi nöromodülasyon yaklaşımları, sinir hücrelerindeki hipereksitabiliteyi azaltmayı ve motor fonksiyonu iyileştirmeyi hedefleyen klinik çalışmalarda değerlendirilir.” dedi.</p>
<p>Gen terapilerinin, özellikle antisens oligonükleotitler (ASO&#8217;lar) ve RNA interferansı (RNAi), SOD1, FUS ve Ataxin-2 gibi gen mutasyonlarını hedefleyerek toksik protein üretimini engellemeyi amaçladığına da değinen Dr. Şalçini, “Kök hücre tedavileri, özellikle mezenkimal kök hücreler (MKH&#8217;ler), nöronlara trofik destek sağlamak, bağışıklık sistemini modüle etmek ve hasarlı nöronları potansiyel olarak değiştirmek için araştırılıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>ALS hastalarında hareketliliği korumanın anahtarı fizyoterapi ve rehabilitasyon!</strong></p>
<p>Fizyoterapi ve rehabilitasyon programlarının, ALS hastalarının hareketliliğini korumak ve bağımsızlıklarını artırmak için hayati öneme sahip olduğunu vurgulayan Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Germe ve eklem hareket açıklığı egzersizleri kontraktürleri önlerken, düşük yoğunluklu kuvvet antrenmanları kas kütlesini korumaya yardımcı olur. Spastisite ve ağrı yönetimi için pasif germe, ısı terapisi ve su egzersizleri gibi yöntemler kullanılır. Yardımcı cihazlar (baston, yürüteç, tekerlekli sandalye) ve ev adaptasyonları, hastaların güvenliğini ve hareketliliğini destekler.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-tedaviler-alsde-umut-oluyor-651398">Yeni tedaviler ALS&#8217;de umut oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz sıcağı böbrek taşı riskini sessizce artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-sicagi-bobrek-tasi-riskini-sessizce-artiriyor-651328</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Jul 2026 07:49:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Taşı]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[kalsiyum]]></category>
		<category><![CDATA[oluşumu]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[sıcağı]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[taşı]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651328</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında hava sıcaklıklarının yükselmesiyle artan terleme, vücudun sıvı dengesini bozarak böbrek taşı oluşumu riskini önemli ölçüde artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-sicagi-bobrek-tasi-riskini-sessizce-artiriyor-651328">Yaz sıcağı böbrek taşı riskini sessizce artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında hava sıcaklıklarının yükselmesiyle artan terleme, vücudun sıvı dengesini bozarak böbrek taşı oluşumu riskini önemli ölçüde artırıyor. Yeterli sıvı alınmadığında idrar hacmi azalırken, idrardaki kalsiyum, oksalat ve ürik asit gibi taş oluşturan minerallerin yoğunluğu artıyor. Bu mineraller zamanla kristalleşip birleşerek böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Tünkut Salim Doğanca</strong> “Yaz aylarında yeterli su tüketimi ve doğru beslenme alışkanlıkları gibi basit ama etkili önlemler, böbrek taşı oluşumunu büyük oranda önleyebilir. Böylece ileride yaşanabilecek şiddetli ağrıların, acil başvuruların ve cerrahi girişimlerin de önüne geçmek mümkün olabilir&#8221; diyor. Dr. Doğanca yaz aylarında böbrek sağlığını korumak ve böbrek taşı riskini azaltmak için alınabilecek 4 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Günde 2,5-3 litre su tüketin</strong></p>
<p>Böbrek taşından korunmanın en etkili yolu yeterli sıvı tüketmektir. Özellikle sıcak havalarda terlemeyle kaybedilen su mutlaka yerine konulmalıdır. İdrarın açık sarı veya berrak renkte olması yeterli sıvı alındığının en önemli göstergelerinden biridir. Günde 2,5-3 litre su tüketildiğinde idrar miktarı artar ve taş oluşturan mineraller seyrelerek kristalleşme olasılığı azalır. Suyu tek seferde değil, gün içinde düzenli aralıklarla tüketmek ve özellikle yoğun terleme sonrasında sıvı kaybını gecikmeden yerine koymak böbreklerin sağlıklı çalışmasına önemli katkı sağlar.</p>
<p><strong>Tuz tüketimini sınırlandırın</strong></p>
<p>Aşırı tuz tüketimi idrarda kalsiyum atılımını artırarak böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırabilir. Bu nedenle hazır gıdalar, işlenmiş et ürünleri ve aşırı tuzlu atıştırmalıklardan kaçınılmalıdır.  Günlük tuz tüketiminin artması sadece böbrek taşı değil, yüksek tansiyon ve böbrek fonksiyonlarında bozulma riskine de yol açabilir. Yemeklere sonradan tuz eklememek, etiket okuma alışkanlığı kazanmak ve doğal besinleri tercih etmek böbrek sağlığını korumak için önemlidir. </p>
<p><strong>Hayvansal proteini ölçülü tüketin</strong></p>
<p>Aşırı miktarda kırmızı et ve diğer hayvansal proteinlerin tüketilmesi, idrarın asit oranını artırarak bazı böbrek taşı türlerinin oluşum riskini yükseltebilir. Ayrıca idrarda taş oluşumunu önlemeye yardımcı olan sitrat düzeyinin azalmasına da yol açabilir. Bu nedenle öğünlerde sebze, meyve ve tam tahıllara da yeterince yer verilmesi taş oluşumuna karşı koruyucu etki sağlayabilir. </p>
<p><strong>Kalsiyumu bilinçsizce kısıtlamayın</strong></p>
<p>Üroloji Uzmanı Dr. Tünkut Salim Doğanca “Böbrek taşı olan kişilerin en sık yaptığı hatalardan biri süt ve süt ürünlerini tamamen bırakmaktır. Oysa normal miktarda besinlerle alınan kalsiyum, bağırsakta oksalatla bağlanarak bazı böbrek taşı türlerinin oluşma riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Bu nedenle doktor önerisi olmadan kalsiyum takviyesi kullanmamak ve dengeli beslenmek daha doğru bir yaklaşımdır. Beslenme planı mutlaka doktor önerisine göre düzenlenmelidir” diyor. </p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Dikkat! Böbrek taşı belirti vermeden ilerleyebiliyor!</strong></p>
<p>Böbrek taşlarının her zaman şiddetli ağrıya neden olmadığını vurgulayan Dr. Doğanca şöyle konuşuyor: “Hareket etmeyen veya idrar yolunda tıkanıklık oluşturmayan taşlar uzun süre sessiz kalabilir. Düzenli üroloji kontrolleri sayesinde taşlar büyümeden ve cerrahi müdahale gerektirecek aşamaya gelmeden tespit edilebilir. Özellikle daha önce böbrek taşı düşüren kişilerde yeni taş oluşma riski yüksektir. Bu nedenle belirli aralıklarla yapılacak ultrason veya gerekli görülen görüntüleme yöntemleri sayesinde taşlar erken dönemde saptanabilir ve daha kolay tedavi edilebilir.”</p>
<p><strong> </strong></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-sicagi-bobrek-tasi-riskini-sessizce-artiriyor-651328">Yaz sıcağı böbrek taşı riskini sessizce artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Çerçioğlu Sağlık Hizmetlerini Her Gün Yüzlerce Vatandaşla Buluşturuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-saglik-hizmetlerini-her-gun-yuzlerce-vatandasla-bulusturuyor-651238</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jul 2026 14:22:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[çerçioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetlerini]]></category>
		<category><![CDATA[ilçesi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşla]]></category>
		<category><![CDATA[yüzlerce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651238</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan Ağız ve Diş Sağlığı Poliklinikleri’nde ücretsiz ağız ve diş sağlığı hizmetleri vatandaşlarla buluşmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-saglik-hizmetlerini-her-gun-yuzlerce-vatandasla-bulusturuyor-651238">Başkan Çerçioğlu Sağlık Hizmetlerini Her Gün Yüzlerce Vatandaşla Buluşturuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu tarafından Aydın’a kazandırılan Ağız ve Diş Sağlığı Poliklinikleri’nde ücretsiz ağız ve diş sağlığı hizmetleri vatandaşlarla buluşmaya devam ediyor.<br />Aydın Büyükşehir Belediyesi’ne başvurarak ağız ve diş sağlığı hizmetlerinden yararlanmak istediklerini belirten Efeler ilçesi Kuyulu Mahallesi, İncirliova ilçesi Palamut, Arpaderesi, Köprüovası, Karagözler ve Şirindere Mahalleleri, Nazilli ilçesi Bağcıllı ve Hamzallı Mahalleleri, Germencik ilçesi Ömerbeyli Mahallesi ile Koçarlı ilçesi Akmescit ve Bağcılar Mahallelerinde yaşayan vatandaşlar, Büyükşehir Belediyesi ekipleri tarafından Efeler, Nazilli, Germencik ve Koçarlı’da bulunan Ağız ve Diş Sağlığı Poliklinikleri’ne ulaştırıldı. Tedavileri gerçekleştirilen vatandaşlar, sunulan hizmetten duydukları memnuniyeti dile getirerek Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na teşekkür etti.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-saglik-hizmetlerini-her-gun-yuzlerce-vatandasla-bulusturuyor-651238">Başkan Çerçioğlu Sağlık Hizmetlerini Her Gün Yüzlerce Vatandaşla Buluşturuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşam tarzı migreni doğrudan etkiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yasam-tarzi-migreni-dogrudan-etkiliyor-651157</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jul 2026 09:43:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[doğrudan]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[migren]]></category>
		<category><![CDATA[migreni]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[polat]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651157</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Polat, yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen migrenin hangi durumlarda tetiklenebileceği ve hangi önlemlerin alınabileceği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasam-tarzi-migreni-dogrudan-etkiliyor-651157">Yaşam tarzı migreni doğrudan etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Polat, yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen migrenin hangi durumlarda tetiklenebileceği ve hangi önlemlerin alınabileceği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Migrenin en önemli özelliği, kişiyi işlevsiz bırakacak kadar şiddetli olması!</strong></p>
<p>Migrenin, yalnızca şiddetli bir baş ağrısı değil; kişinin günlük yaşamını, iş performansını ve sosyal hayatını önemli ölçüde etkileyebilen nörolojik bir hastalık olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Burcu Polat, “Genetik yatkınlık zemininde gelişen migren, çoğunlukla tek taraflı ve zonklayıcı baş ağrısıyla birlikte ışık ve ses hassasiyeti, bulantı ve kusma gibi belirtilerle seyreder.” dedi.</p>
<p>“Normal baş ağrılarından en önemli farkı kişiyi işlevsiz bırakacak kadar şiddetli olmasıdır.” diyen Doç. Dr. Polat, “Basit bir ağrı kesiciyle kolayca kontrol altına alınamayan migren atakları, yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürebilir. Toplumda oldukça yaygın görülen migren, yaklaşık her beş kadından birini ve her on erkekten birini etkiler.” bilgisini paylaştı.</p>
<p><strong>Yaşam biçiminde yapılacak düzenlemeler, migren ataklarının azalmasında etkili olabilir!</strong></p>
<p>Migren tedavisinde ilaçlar önemli bir yere sahip olsa da yaşam biçiminde yapılacak düzenlemelerin, atakların sıklığını, şiddetini ve süresini azaltmada etkili olabileceğini dile getiren Doç. Dr. Polat, şöyle devam etti:</p>
<p>“Migrenli bireylerin sinir sistemi; uyku düzeni, beslenme, stres ve çevresel uyaranlara karşı daha hassastır. Bu nedenle düzenli bir yaşam ritmi oluşturmak, sinir sisteminin daha dirençli çalışmasına katkı sağlayabilir. Büyük değişiklikler yerine sürdürülebilir küçük alışkanlıklar kazanmak çoğu zaman daha başarılı sonuçlar verir. Düzenli uyku, dengeli beslenme, fiziksel aktivite, nefes egzersizleri ve gevşeme teknikleri bu yaklaşımın temelini oluşturur.”</p>
<p><strong>Hem yetersiz hem de fazla uyumak migren ataklarını tetikleyebilir!</strong></p>
<p>Migren ile uyku arasında güçlü bir ilişki bulunduğuna işaret eden Doç. Dr. Polat, “Hem yetersiz hem de fazla uyumak migren ataklarını tetikleyebilir. Bu nedenle önemli olan uyku süresinden çok düzenli bir uyku ritmi oluşturmaktır.” dedi.</p>
<p>Araştırmaların, gece saat 02.00&#8217;den sonrasını uykuda geçiren bireylerde beyin sağlığının daha iyi olduğunu gösterdiğini hatırlatan Doç. Dr. Polat, “Uykusuzluk yalnızca migren ataklarını artırmakla kalmaz; unutkanlık, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve genel sinir sistemi fonksiyonlarının bozulmasına da neden olabilir. Bu nedenle kaliteli ve düzenli uyku, migren yönetiminin vazgeçilmez unsurlarından biridir. Uyku kalitesini artırmak amacıyla lavanta gibi rahatlatıcı aromaterapi uygulamalarından yararlanılabilir. Nane kokusunun da bazı kişilerde ağrının hafiflemesine katkı sağlayabileceği bilinmektedir. Bu yöntemler tek başına tedavi sağlamasa da destekleyici olarak kullanılabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Migren hastaları için en uygun beslenme modeli Akdeniz tipi beslenme!</strong></p>
<p>Migren hastaları için katı bir beslenme listesi bulunmasa da uzun süre aç kalmaktan ve aşırı karbonhidratlı, yüksek kalorili öğünlerden kaçınılmasını öneren Doç. Dr. Polat, “Akdeniz tipi beslenme modeli bu açıdan uygun bir seçenek olarak öne çıkar.” dedi.</p>
<p>Dengesiz beslenme ve obezitenin migren ataklarını daha sık, daha şiddetli ve daha uzun süreli hâle getirebildiğini vurgulayan Doç. Dr. Polat, “Ayrıca kan şekeri dalgalanmaları da migreni tetikleyebileceğinden düzenli öğünlerle beslenmek önem taşır. Ailesinde diyabet öyküsü bulunan kişilerin, hastalık gelişmemiş olsa bile kan şekeri dengesini koruyacak şekilde yaşam tarzı benimsemeleri hem migren hem de metabolik hastalıklar açısından koruyucu olabilir. Migren nedeniyle kazanılan sağlıklı yaşam alışkanlıkları yalnızca baş ağrısını değil; obezite, hipertansiyon, diyabet ve bazı kronik hastalıkların riskini azaltmaya da katkı sağlayabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Düzenli egzersiz migren ataklarını azaltabilir!</strong></p>
<p>Haftada 3-5 gün, 30-60 dakika tempolu yürüyüş veya aerobik egzersiz yapılmasının migren ataklarını azalttığına değinen Doç. Dr. Burcu Polat, “Egzersiz yalnızca baş ağrısını değil; uyku kalitesini, stres yönetimini ve ruh sağlığını da olumlu etkiler.” dedi.</p>
<p>Yoğun çalışma temposu nedeniyle düzenli spor yapamayan kişilerin ise günlük yaşamlarına hareket katmaya çalışmasını öneren Doç. Dr. Polat, asansör yerine merdiven kullanmanın, uzun süre oturmamanın ve gün içinde kısa hareket molaları vermenin bile hareketsiz kalmaktan daha faydalı olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Nöromodülasyon, ilaç dışı migren tedavisinde etkili bir seçenek olabilir!</strong></p>
<p>Yaşam tarzı düzenlemelerinin yanı sıra ilaç dışı tedavi yöntemlerin de migren yönetiminde kullanılabileceğini ifade eden Doç. Dr. Polat, “Bunlardan biri nöromodülasyon uygulamalarıdır.” dedi.</p>
<p>Düşük düzeyde elektriksel veya manyetik uyarılarla çalışan bu cihazların alın, kafa, boyun veya kulak bölgesine uygulanarak sinir sisteminin ağrıya verdiği yanıtı düzenlemeyi hedeflediğini aktaran Doç. Dr. Polat, “Ağrı eşiğinin yükselmesine yardımcı olabilen bu yöntemler özellikle ilaç kullanamayan, ilaçlardan yeterli fayda görmeyen veya eşlik eden depresyon ve anksiyete gibi sorunları bulunan hastalarda değerlendirilebilir. Nöromodülasyon kalıcı bir tedavi değildir ancak etkisi aylar boyunca sürebilir ve gerektiğinde belirli aralıklarla tekrarlanabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Migren günlüğü, tetikleyicilerin belirlenmesine ve tedavinin doğru planlanmasına yardımcı olabilir!</strong></p>
<p>Migren tedavisinde kullanılan vitamin ve mineral desteklerinin her hastada aynı etkiyi göstermese de bazı kişilerde fayda sağlayabileceğini kaydeden Doç. Dr. Polat, “Migrenli bireylerde hücrelerin enerji üretim mekanizmalarında bazı verimsizlikler olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle özellikle B2 vitamini (riboflavin), koenzim Q10 ve magnezyum desteği uygun hastalarda yararlı olabilir. Ancak bu ürünlerin mutlaka hekim önerisiyle, uygun doz ve sürede kullanılması gerekir.” dedi.</p>
<p>Migren günlüğünün atakların sıklığını, şiddetini, süresini ve olası tetikleyicileri düzenli olarak kaydetmeyi hedeflediğini de sözlerine ekleyen Doç. Dr. Polat, “Baş ağrısının yaşandığı günlerde tüketilen besinler, uyku süresi, stres düzeyi, kullanılan ilaçlar, ilaçların etkisi ve kadınlarda adet dönemi gibi bilgilerin not edilmesi hem hastanın kendi tetikleyicilerini fark etmesini sağlar hem de tedaviyi planlayan hekime önemli bilgiler sunar.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Ağrı kesicilerin sık kullanımı, ilaç aşırı kullanımına bağlı baş ağrısı riskini artırabilir!</strong></p>
<p>Ayda dört veya daha fazla migren atağı yaşayanların, ağrıları günlük yaşamını ve iş performansını olumsuz etkileyen kişilerin nöroloji uzmanına başvurmasını öneren Doç. Dr. Burcu Polat, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ayrıca ilaç kullanım sıklığı da önemli bir uyarı işaretidir. Basit ağrı kesicilerin ayda 15 günden fazla, migrene özel ağrı ilaçlarının ise ayda 10 günden fazla kullanılması ‘ilaç aşırı kullanımına bağlı baş ağrısı’ gelişme riskini artırabilir. Bu durumda mutlaka bir nöroloji uzmanı tarafından değerlendirilmek gerekir.</p>
<p>Migren tamamen kontrol edilemeyen bir hastalık değildir. Düzenli yaşam alışkanlıkları, uygun tedavi planı ve hekim takibiyle atakların sıklığı ve şiddeti önemli ölçüde azaltılabilir, yaşam kalitesi belirgin şekilde artırılabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasam-tarzi-migreni-dogrudan-etkiliyor-651157">Yaşam tarzı migreni doğrudan etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş hekimliğinde artık sadece el becerisi yeterli değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-hekimliginde-artik-sadece-el-becerisi-yeterli-degil-651124</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jul 2026 09:25:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[becerisi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Hekimliği]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[el]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yeterli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651124</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel, geleceğin diş hekimlerinin günümüzde nasıl yetişmesi gerektiğine dikkat çekti. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimliginde-artik-sadece-el-becerisi-yeterli-degil-651124">Diş hekimliğinde artık sadece el becerisi yeterli değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel, geleceğin diş hekimlerinin günümüzde nasıl yetişmesi gerektiğine dikkat çekti. </p>
<p><strong>&#8220;Artık sadece el becerisi yeterli değil&#8221;</strong></p>
<p>Diş hekimliğinin önümüzdeki yıllarda bugünkünden çok daha farklı bir noktaya ulaşacağını ifade eden Prof. Dr. Ergün Yücel, teknolojik gelişmelerin mesleğin doğasını değiştirdiğini söyledi.</p>
<p>&#8220;Diş hekimliği çok hızlı değişen bir meslek alanı.&#8221; diyen Yücel, &#8220;Gelecek 10 yıla baktığımızda artık sadece el becerisi yeterli olmayacak. Bunun yanında teknolojiyle iç içe olmak, dijital sistemleri kullanabilmek, hatta yapay zekâyı anlayabilmek çok daha önemli hale geliyor. Biz öğrencilerimizi yalnızca bugünün değil, geleceğin diş hekimliği dünyasına hazırlıyoruz.” dedi.</p>
<p> <strong>&#8220;Bilgiyi ezberleyen değil, sorgulayan hekimler yetiştiriyoruz&#8221;</strong></p>
<p>Teknolojinin önemine rağmen hekimliğin temelinde insanın bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ergün Yücel, &#8220;Bizim temel yaklaşımımız; literatürü takip edebilen, bilimsel gelişmeleri izleyen, proje hazırlayabilen, sürekli öğrenmeye açık öğrenciler yetiştirmek. Bunun yanında teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin hastasını anlayabilen, doğru karar verebilen, düşünebilen, sorgulayan ve empati kurabilen hekimler yetiştirmek en önemli hedefimiz.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8220;Proje üretmeyen bir eğitim anlayışı eksik kalır&#8221;</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi&#8217;nde bilimsel üretimin öğrencilik yıllarında başladığını belirten Prof. Dr. Yücel, &#8220;Öğrencilerimizin yalnızca bilgi tüketen değil, bilgi üreten bireyler olmalarını önemsiyoruz. Bu nedenle proje kavramı fakültemizde son derece önemli. Proje temelli öğrenci kongreleri düzenliyoruz, öğrencilerimizi ulusal ve uluslararası kongrelere katılmaları için teşvik ediyoruz, bilimsel çalışmalarda aktif görev almalarını destekliyoruz. Biz mezun olan bir öğrenciyi sadece klinikte hasta tedavi eden biri olarak değil, aynı zamanda yeni fikirler geliştirebilen, araştıran, sağlık teknolojileriyle ilgilenen ve bilime katkı sunabilen bir diş hekimi olarak yetiştirmeyi amaçlıyoruz.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>&#8220;Yapay zekâ hekimin yerine geçmiyor, hekime ikinci göz oluyor&#8221;</strong></p>
<p>Yapay zekânın sağlık alanındaki yükselişinin diş hekimliğinde de çok belirgin şekilde hissedildiğini ifade eden Prof. Dr. Ergün Yücel, &#8220;Bugün yaşamın birçok alanında olduğu gibi diş hekimliğinde de yapay zekâ hem klinik uygulamalarda hem de öğrenci eğitiminde giderek daha fazla yer alıyor. Özellikle erken teşhis konusunda yapay zekâ destekli sistemler hekime ikinci bir göz gibi yardımcı oluyor. Böylece gözden kaçabilecek bazı bulguların atlanmasının önüne geçilebiliyor.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>&#8220;Dijital sistemler daha doğru tedavi planlaması sağlıyor&#8221;</strong></p>
<p>Dijital teknolojilerin yalnızca tanıda değil, tedavi planlamasında da büyük kolaylık sağladığını dile getiren Prof. Dr. Yücel, &#8220;Dijital sistemlerin gelişmesiyle tedavi planlamaları daha hızlı ve daha doğru hale geliyor. Öğrencilerimiz eğitim süreçlerinde dijital görüntüler üzerinde çalışıyor, analiz yapmayı öğreniyor ve klinik kararlarını daha bilinçli şekilde oluşturuyor. Dijital sistemleri görerek, deneyimleyerek mezun oluyorlar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>&#8220;Tecrübeli akademik kadromuz öğrencilerimize gerçek klinik deneyim kazandırıyor&#8221;</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi&#8217;nin güçlü akademik kadrosunun önemli avantaj sağladığını belirten Prof. Dr. Yücel, &#8220;Alanında deneyimli akademisyenlerimiz sayesinde öğrencilerimiz yalnızca teorik bilgi almıyor; gerçek hasta deneyimiyle mesleklerini öğreniyorlar.” dedi.</p>
<p><strong>&#8220;Tüm eğitim alanları aynı bina içerisinde&#8221;</strong></p>
<p>Fakültenin fiziksel altyapısının da eğitim kalitesini artırdığını ifade eden Prof. Dr. Ergün Yücel, &#8220;Kliniklerimiz, diş hastanemiz, dersliklerimiz ve preklinik laboratuvarlarımız aynı bina içerisinde bulunuyor. Böylece öğrencilerimiz teori ile pratiği aynı gün içerisinde kolaylıkla bir araya getirebiliyor. Bu entegre yapı eğitim kalitesine önemli katkı sağlıyor.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;İstanbul&#8217;un merkezinde ulaşımı kolay bir fakülteyiz&#8221;</strong></p>
<p>Merkezi konumun da öğrencilere önemli avantaj sunduğunu belirten Prof. Dr. Yücel, &#8220;İstanbul gibi büyük bir şehirde kolay ulaşılabilir bir kampüste eğitim görmek öğrenciler açısından ciddi bir avantaj oluşturuyor.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>&#8220;DUS hazırlığında da öğrencilerimizin yanındayız&#8221;</strong></p>
<p>Diş Hekimliğinde Uzmanlık Sınavı (DUS) hazırlık sürecine de destek verdiklerini belirten Prof. Dr. Yücel, &#8220;Fakültemizde DUS kontenjanlarının açılmış olması önemli bir avantaj. Bunun yanında öğrencilerimizin uzmanlık sınavına hazırlık süreçlerini de destekliyoruz. Akademik kariyer hedefleyen öğrencilerimize güçlü bir altyapı sunuyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;SGK anlaşması sayesinde öğrencilerimiz çok sayıda vaka görüyor&#8221;</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi&#8217;nin SGK anlaşmalı olmasının öğrencilere önemli klinik deneyim kazandırdığını belirten Prof. Dr. Yücel, &#8220;SGK anlaşmamız sayesinde hasta sayımız süreklilik gösteriyor. Öğrencilerimiz çok farklı yaş gruplarından ve farklı hastalıklardan oluşan geniş bir vaka çeşitliliğini görme fırsatı yakalıyor. Mezun olmadan önce ne kadar fazla vaka görürlerse mesleğe o kadar güçlü başlıyorlar.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>&#8220;Teknoloji gelişse de diş hekimliğinin merkezinde insan vardır&#8221;</strong></p>
<p>Tüm teknolojik gelişmelerin insan faktörünün önüne geçemeyeceğini vurgulayan Prof. Dr. Ergün Yücel, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>&#8220;Tüm teknolojik gelişmelere karşın hastayla kurulan iletişim, güven, empati insan odaklı mesleğimizin en önemli kavramları olup, bizler eğitimde bu noktalara ve insani değerleri özümsemiş öğrenciler yetiştirmeye özellikle önem veriyoruz. Öğrencilerimiz sadece tedavi yapmayı değil, hastayla doğru şekilde iletişim kurmayı da öğreniyorlar.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimliginde-artik-sadece-el-becerisi-yeterli-degil-651124">Diş hekimliğinde artık sadece el becerisi yeterli değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu iki belirti birlikte görülüyorsa, dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-iki-belirti-birlikte-goruluyorsa-dikkat-651091</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jul 2026 09:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[Böbreküstü Bezi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[iki]]></category>
		<category><![CDATA[kitle]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Potasyum]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651091</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde yaklaşık 1 milyar 400 milyon, Türkiye’de de 20 milyon kişinin hipertansiyonla yaşadığı tahmin ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-iki-belirti-birlikte-goruluyorsa-dikkat-651091">Bu iki belirti birlikte görülüyorsa, dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde yaklaşık 1 milyar 400 milyon, Türkiye’de de 20 milyon kişinin hipertansiyonla yaşadığı tahmin ediliyor. Kalp ve damar hastalıkları açısından önemli bir risk faktörü olan hipertansiyonun nedenleri arasında genellikle sağlıksız beslenme, genetik yatkınlık, aşırı tuz tüketimi ve hareketsiz yaşam gibi  faktörler yer alıyor. Ancak özellikle dirençli hipertansiyon, böbreküstü bezinde gelişen bazı kitlelerin aşırı miktarda salgıladığı aldosteron hormonundan kaynaklanabiliyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel  Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Köstek, </strong>özellikle iki veya daha fazla tansiyon ilacı kullanmasına rağmen kan basıncı kontrol altına alınamayan ve potasyum düşüklüğü yaşayan hastaların böbreküstü bezi kitleleri açısından mutlaka değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. <strong>Doç. Dr. Mehmet Köstek,</strong>   yüksek tansiyonun nedeninin ayrıntılı şekilde araştırılması ve tedavinin altta yatan sebebe yönelik planlanması gerektiğini vurgularken, “Günümüzde çoğunlukla kapalı yöntemlerle gerçekleştirilen cerrahi tedaviyle, aşırı aldosteron hormonu salgılayarak kan basıncını yükselten kitle çıkarılmaktadır. Operasyon sonrasında tansiyon normale dönebilmekte veya kullanılan ilaç sayısı önemli ölçüde azaltılabilmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Bu hormon dirençli hipertansiyona neden olabiliyor!</strong></p>
<p>Her iki böbreğin hemen üzerinde bulunan ve 4-6 gram ağırlığında olan böbreküstü bezleri; kortizol, adrenalin ile aldosteron gibi yaşamsal önem taşıyan hormonları üretmek ve salgılamak gibi son derece önemli işlevler üstleniyor. Ancak, böbreküstü bezlerinde gelişen iyi huylu bir kitlenin, vücudun su ve mineral dengesini düzenleyen aldosteron hormonunu aşırı miktarda üretmesi durumunda böbreklerde sodyum ve su tutulması, buna bağlı olarak da potasyum kaybı gelişebiliyor. Bu durum kan basıncının yükselmesine ve hipertansiyona yol açabiliyor. Doç. Dr. Mehmet Köstek, fazla salgılanan aldosteron hormonunun dirençli hipertansiyonun en önemli nedenleri arasında yer aldığını ifade ederken, “Yüksek tansiyonla birlikte potasyum düşüklüğünün görülmesi aldosteron hormonunun fazla salgılandığını düşündüren önemli bulgulardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu bulguların varlığında böbreküstü bezinde hormon salgılayan bir kitle bulunup bulunmadığının mutlaka araştırılması gerekmektedir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Kitleler çoğunlukla fark edilmiyor</strong></p>
<p>Böbreküstü bezindeki kitleler çoğu zaman belirti vermediği için genellikle fark edilmiyor. Bu nedenle hastalar iki veya daha fazla tansiyon ilacı kullanmalarına rağmen tedaviden istenen sonuç alınamayabiliyor. Uzun süre kontrol altında tutulamayan yüksek tansiyonun ilerleyen dönemde kalp ve damar hastalıkları açısından önemli bir risk oluşturduğunu belirten Doç. Dr. Mehmet Köstek,<strong> </strong> “Ayrıca, sürekli potasyum kaybı yaşanıyorsa, kas güçsüzlüğünden kalp ritim bozukluklarına kadar uzanan sağlık sorunları gelişebilmektedir. Hastalar bu değerlerin normale dönmesi için çok fazla miktarda potasyum  takviyesi almak zorunda kalabilmektedir. Dolayısıyla böbreküstü bezi kitlesinde erken tanı ve tedavi son derece önemlidir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Tanı süreci ayrıntılı değerlendirmeyle başlıyor</strong></p>
<p>Böbreküstü bezi kitlesinin tanısında ilk olarak hastanın tıbbi öyküsü ve şikayetleri ayrıntılı olarak değerlendiriliyor. Ardından ilgili hormon tetkikleri isteniyor. Kanda hormon düzeylerinde fazlalık tespit edilmesi durumunda, tomografi ve manyetik rezonans (MR) gibi kesitsel görüntüleme yöntemleri kullanılarak kitlenin hangi böbreküstü bezinde olduğu belirleniyor. </p>
<p><strong>Kapalı cerrahiyle başarılı sonuçlar  alınıyor</strong></p>
<p>Cerrahi tedavide amaç, fazla hormon salgılayan böbreküstü bezi kitlesinin çıkarılmasıyla hormon düzeylerinin en kısa sürede normale dönmesini sağlamak. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Köstek,<strong> </strong>günümüzde bu işlemin çoğunlukla laparoskopik ve robotik cerrahi yöntemlerle kapalı olarak yapıldığını aktarırken,  “Küçük kesilerle yapılan operasyonun ardından hastalar 1-2 gün içinde normal yaşamlarına dönebilmektedir. Ameliyat sonrası dönemde hastaların hormon düzeyleri düzenli olarak takip edilerek, gerekli durumlarda ilaç tedavileri yeniden düzenlenebilmektedir” bilgisini veriyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-iki-belirti-birlikte-goruluyorsa-dikkat-651091">Bu iki belirti birlikte görülüyorsa, dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz Aylarında Çocuklarda İshal Enfeksiyonlarına Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-cocuklarda-ishal-enfeksiyonlarina-dikkat-651064</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jul 2026 08:35:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonlarına]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[havuz]]></category>
		<category><![CDATA[ishal]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[shal]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=651064</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz mevsiminde artan hava sıcaklıkları, çocukların daha fazla dışarıda vakit geçirmesi, havuz ve deniz kullanımı ile açıkta satılan gıdaların daha sık tüketilmesi, ishal enfeksiyonlarında belirgin bir artışa neden oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-cocuklarda-ishal-enfeksiyonlarina-dikkat-651064">Yaz Aylarında Çocuklarda İshal Enfeksiyonlarına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsiminde artan hava sıcaklıkları, çocukların daha fazla dışarıda vakit geçirmesi, havuz ve deniz kullanımı ile açıkta satılan gıdaların daha sık tüketilmesi, ishal enfeksiyonlarında belirgin bir artışa neden oluyor. Özellikle küçük yaş grubundaki çocuklarda görülen ishal, çoğu zaman hafif seyretse de bazı durumlarda ciddi sıvı kaybına yol açarak hastanede tedavi gerektirebiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Nisa Eda Çullas İlarslan,<strong> </strong>yaz aylarında alınacak basit hijyen önlemleriyle ishal vakalarının önemli ölçüde önlenebileceği konusunda bilgi verdi. </p>
<p><strong>Park gibi ortak kullanım alanlarında bulaş riski yüksek </strong></p>
<p>Yaz aylarında görülen ishallerin büyük bölümü bakteri, virüs ve parazitlerin neden olduğu enfeksiyonlardan kaynaklanmaktadır. Sıcak havalarda bu mikroorganizmaların daha kolay çoğalması, uygun koşullarda saklanmayan gıdaların tüketilmesi, iyi yıkanmamış meyve ve sebzeler ile temiz olmayan su kaynakları enfeksiyon riskini artırmaktadır. Çocukların park, piknik, havuz ve deniz gibi ortak kullanım alanlarında daha fazla zaman geçirmesi de bulaş ihtimalini yükseltmektedir. Özellikle küçük çocukların ellerini ve oyuncaklarını ağızlarına götürme alışkanlığı, mikropların kolayca yayılmasına neden olabilmektedir.</p>
<p>Kış aylarında ishaller daha çok virüslere bağlı görülürken, yaz mevsiminde bakteriyel ve paraziter enfeksiyonlar daha sık karşımıza çıkmaktadır. Rotavirüs, norovirüs ve adenovirüs en sık görülen viral etkenler arasında yer alırken; Salmonella, Campylobacter, Shigella ve bazı Escherichia coli (E.coli) türleri bakteriyel ishallerin önemli nedenlerini oluşturmaktadır. Giardia ve Entamoeba histolytica ise yaz aylarında görülen paraziter bağırsak enfeksiyonlarının başlıca etkenleri arasında bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Bu 12 önemli belirtiyi hafife almayın!</strong></p>
<p>Çocukluk çağı ishallerinin büyük bölümü birkaç gün içinde uygun sıvı desteği ve beslenmeyle düzelmektedir. Ancak bazı belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir çocuk hekimine başvurulması gerekir: </p>
<ol>
<li>Ağız kuruluğu</li>
<li>Ağlarken gözyaşı olmaması</li>
<li>Gözlerde çöküklük</li>
<li>İdrar miktarında azalma</li>
<li>Aşırı uyku hali </li>
<li>Tekrarlayan kusmalar</li>
<li>Yüksek ateş </li>
<li>Şiddetli karın ağrısı ve karında şişlik </li>
<li>Dışkıda kan görülmesi</li>
<li>Ağızdan sıvı alımının reddedilmesi </li>
<li>Altı aydan küçük bebeklerde görülen ishal</li>
<li>Kronik hastalığı bulunan çocuklarda gelişen ishal </li>
</ol>
<p>Ve yedi günden uzun süren şikâyetler mutlaka hekim değerlendirmesi gerektirmektedir. Çocuklarda ishalin en önemli riski ise enfeksiyonun kendisinden çok gelişebilecek sıvı kaybı olmasıdır. </p>
<p><strong>Her ishalde antibiyotik kullanılmamalı</strong></p>
<p>Çocuklarda görülen ishallerin büyük çoğunluğu viral enfeksiyonlara bağlı geliştiği için antibiyotik tedavisi gerektirmemektedir. Antibiyotiklerin gereksiz kullanımı, bağırsak florasının bozulmasına, antibiyotik direncinin gelişmesine ve ishal süresinin uzamasına neden olabilir. Bu nedenle antibiyotik kullanımına yalnızca hekim karar vermelidir.</p>
<p>İshal tedavisinde en önemli yaklaşım ise çocuğun kaybettiği sıvı ve minerallerin yerine konulmasıdır. Anne sütü alan bebeklerde emzirme sürdürülmeli ve mümkünse daha sık emzirilmelidir. Daha büyük çocuklarda ise yeterli sıvı alımı sağlanmalı, yaşına uygun normal beslenmeye devam edilmelidir. Kusmanın eşlik ettiği durumlarda ise az miktarda ve sık aralıklarla beslenme tercih edilmelidir. Sıvı ve elektrolit kayıplarının yerine konulmasında oral rehidrasyon solüsyonları (ORS) önemli bir tedavi desteği sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Beslenme tedavinin önemli bir parçası</strong></p>
<p>İshal sırasında çocukların beslenmesi tamamen kesilmemelidir. Sindirimi kolay besinlerin tercih edilmesi gerekmektedir. Yoğurt, pirinç lapası, makarna, haşlanmış patates, muz, şeftali, az yağlı et ve hafif sebze yemekleri uygun seçenekler arasında yer alır. Buna karşılık aşırı yağlı, baharatlı ve rafine şeker içeren gıdalardan uzak durulması gerekir. Hazır meyve suları ve gazlı içecekler ise sıvı ihtiyacını karşılamak yerine ishali artırabileceği için önerilmemektedir. </p>
<p><strong>Havuz hijyenine dikkat!</strong></p>
<p>Yaz aylarında ortak kullanılan havuzlar da bağırsak enfeksiyonlarının yayılmasına zemin hazırlayabilir. Dışkıyla kirlenen havuz suyunun yutulması sonucu ishal başta olmak üzere farklı enfeksiyonlar gelişebilir. Bu nedenle çocuklara havuz suyunu yutmamaları öğretilmeli, havuza girmeden önce ve çıktıktan sonra mutlaka duş aldırılmalı, havuzların düzenli dezenfekte edildiğinden emin olunmalıdır. Özellikle bebeklerde havuz suyunun yutulmasını engellemek zor olduğundan ilk yaşlarda ortak havuz kullanımından mümkün olduğunca kaçınılması önerilmektedir.</p>
<p>Deniz suyu ise geniş hacmi nedeniyle genellikle daha düşük bulaş riski taşısa da kanalizasyon karışan veya kirli olduğu bilinen bölgelerde denize girilmemesi gerekir. Ayrıca ishal geçiren çocukların hem hastalık süresince hem de iyileştikten sonraki birkaç gün boyunca havuz ve denize girmemesi, diğer çocukların sağlığının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>El yıkamak en etkili korunma yöntemi</strong></p>
<p>Yaz ishallerinden korunmanın en etkili yolu el hijyenidir. Ellerin yemek hazırlamadan önce ve sonra, yemek yemeden önce, tuvalet sonrası, dışarıdan gelindiğinde ve hayvanlarla temas sonrasında en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanması enfeksiyon riskini önemli ölçüde azaltır. Ebeveynlerin bu konuda çocuklarına örnek olması da doğru alışkanlıkların kazanılmasında önemli rol oynamaktadır.</p>
<p>Yaz tatillerinde güvenilir içme suyu tüketilmesi, açıkta satılan gıdalardan uzak durulması, çiğ veya az pişmiş et ve süt ürünlerinin tüketilmemesi, meyve ve sebzelerin iyice yıkanması da alınabilecek en önemli önlemler arasında yer almaktadır. Ayrıca ilk 6 ay yalnızca anne sütüyle beslenmenin ve bebeklik döneminde uygulanan rotavirüs aşısının, ağır seyreden ishal enfeksiyonlarına karşı önemli koruma sağladığını vurgulamaktadır.</p>
<p>Sonuç olarak, yaz aylarında görülen çocukluk çağı ishallerinin büyük bölümü doğru hijyen uygulamaları, güvenli gıda tüketimi ve yeterli sıvı desteği ile önlenebilir veya hafif atlatılabilir. Ancak özellikle küçük bebeklerde ve kronik hastalığı bulunan çocuklarda gelişen ishal vakalarında sıvı kaybı hızla ilerleyebileceği için uyarıcı belirtiler yakından takip edilmeli ve gerektiğinde vakit kaybetmeden çocuk hekimine başvurulmalıdır. Bu sayede ciddi sağlık sorunlarının önüne geçmek mümkün olacaktır.    </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-cocuklarda-ishal-enfeksiyonlarina-dikkat-651064">Yaz Aylarında Çocuklarda İshal Enfeksiyonlarına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Çerçioğlu Sağlık Hizmetlerini Her Gün Yüzlerce Vatandaşa Ulaştırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-saglik-hizmetlerini-her-gun-yuzlerce-vatandasa-ulastiriyor-650976</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 16:54:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükşehir Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[çerçioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetlerini]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşa]]></category>
		<category><![CDATA[yüzlerce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650976</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun Aydın’a kazandırdığı Ağız ve Diş Sağlığı Poliklinikleri, ücretsiz sağlık hizmetlerini kentin dört bir yanındaki vatandaşlarla buluşturmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-saglik-hizmetlerini-her-gun-yuzlerce-vatandasa-ulastiriyor-650976">Başkan Çerçioğlu Sağlık Hizmetlerini Her Gün Yüzlerce Vatandaşa Ulaştırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun Aydın’a kazandırdığı Ağız ve Diş Sağlığı Poliklinikleri, ücretsiz sağlık hizmetlerini kentin dört bir yanındaki vatandaşlarla buluşturmaya devam ediyor.</p>
<p>Vatandaş odaklı hizmet anlayışıyla çalışmalarını sürdüren Aydın Büyükşehir Belediyesi, ulaşım desteği de sağlayarak ağız ve diş sağlığı hizmetlerine erişimi kolaylaştırıyor. Büyükşehir Belediyesi’ne başvurarak tedavi talebinde bulunan Efeler ilçesinin Kızılcaköy ve Kenger mahalleleri, Karpuzlu ilçesinin Orta, Yeni ve Akçaabat mahalleleri, Nazilli ilçesinin Kestel, Gedikaltı ve Haydarlı mahalleleri, Koçarlı ilçesinin Yeni ve Boğaziçi mahalleleri ile Germencik ilçesinin Balatçık ve Selatin mahallelerinde yaşayan vatandaşlar, Büyükşehir Belediyesi ekipleri tarafından Efeler, Nazilli, Germencik ve Koçarlı’daki Ağız ve Diş Sağlığı Poliklinikleri’ne ulaştırıldı.</p>
<p>Alanında uzman hekimler tarafından muayene ve tedavileri gerçekleştirilen vatandaşlar, hem ücretsiz sağlık hizmetinden hem de sağlanan ulaşım desteğinden duydukları memnuniyeti dile getirerek Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na teşekkür etti.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-saglik-hizmetlerini-her-gun-yuzlerce-vatandasa-ulastiriyor-650976">Başkan Çerçioğlu Sağlık Hizmetlerini Her Gün Yüzlerce Vatandaşa Ulaştırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dondurma yerken oluşan ağrının nedeni sadece hassasiyet olmayabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dondurma-yerken-olusan-agrinin-nedeni-sadece-hassasiyet-olmayabilir-650937</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 14:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrının]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[birkaç]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[dondurma]]></category>
		<category><![CDATA[hassasiyet]]></category>
		<category><![CDATA[hassasiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[mine]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[oluşan]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[Uyaranlar]]></category>
		<category><![CDATA[yerken]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650937</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Restoratif Diş Tedavisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, dondurma veya çok soğuk gıdalar tüketildiğinde oluşan ağrının nedenleri, diş hassasiyeti ile ‘beyin donması’ arasındaki farklar ve diş hassasiyetini artıran risk faktörleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dondurma-yerken-olusan-agrinin-nedeni-sadece-hassasiyet-olmayabilir-650937">Dondurma yerken oluşan ağrının nedeni sadece hassasiyet olmayabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Restoratif Diş Tedavisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, dondurma veya çok soğuk gıdalar tüketildiğinde oluşan ağrının nedenleri, diş hassasiyeti ile ‘beyin donması’ arasındaki farklar ve diş hassasiyetini artıran risk faktörleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Dentin açığa çıktığında soğuk uyaranlar ağrı oluşturabilir!</strong></p>
<p>Halk arasında ‘beyin donması’ olarak bilinen durumun, genellikle çok soğuk yiyecek veya içeceklerin damak ve boğazın üst kısmındaki sinirleri ani şekilde uyarmasıyla ortaya çıktığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, “Birkaç saniye ile birkaç dakika süren keskin bir baş ağrısı oluşur. Bu durum farklı sebeplerden kaynaklanabilir; her zaman doğrudan dişlerden kaynaklandığı anlamına gelmez.” dedi.</p>
<p>Soğuk gıdaların dişlerle temasının, dişin koruyucu yapıları sağlam olduğunda genellikle ağrıya neden olmadığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Turan, “Ancak bazı kişilerde dentin (dişin mine altındaki tabakası) açığa çıktığında soğuk uyaranlar ağrı oluşturabilir. Diş hassasiyetinde ağrı belirli bir dişte hissedilir ve soğuk uyaran dişe temas ettiğinde başlar. Hassasiyet tekrar edebilir ve altta yatan diş sorunu devam ettiği sürece sürebilir. Ice cream headache ise soğuk yiyecek veya içeceğin özellikle damağa temas etmesinden sonra birkaç saniye içinde gelişen, alın veya şakakta hissedilen kısa süreli bir baş ağrısıdır. Genellikle 30 saniye ile birkaç dakika içinde tamamen kaybolur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dondurma yerken oluşan ağrı her zaman diş kaynaklı olmayabilir! </strong></p>
<p>Diş minesi zayıf olan kişilerde diş hassasiyetinin daha sık görüldüğüne işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Turan, “Ancak bunun ‘ice cream headache’ (beyin donması) sıklığını artırdığı kesin olarak gösterilmemiştir.” dedi.</p>
<p>Dondurma yerken hissedilen ağrının kaynağının her zaman aynı olmadığını yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Turan, “Ağrı bazı kişilerde gerçekten dişlerden, bazılarında ise nörolojik mekanizmalardan kaynaklanabilir. Hatta iki durum aynı anda da görülebilir. Ağız içindeki sinir uçları ile beyin damarları arasındaki bağlantı, büyük ölçüde trigeminal sinir aracılığıyla kurulur. Bu ortak sinir ağı, hem dişlerden ve ağız dokularından gelen duyuları hem de başın bazı bölgelerindeki ağrı sinyallerini işlemeye yardımcı olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Hassasiyet giderici diş macunları, soğuk ve sıcak kaynaklı diş ağrısını azaltmaya yardımcı olabilir!</strong></p>
<p>Hassasiyet giderici diş macunlarının, soğuk ve sıcak gibi uyaranlara karşı oluşan diş ağrısını azaltmaya yardımcı olabileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Turan, “Bu ürünlerin bir kısmı, potasyum nitrat gibi içeriklerle diş sinirinin uyarılabilirliğini azaltarak hassasiyeti hafifletmeyi hedefler.” dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Turan, “Diğer bazı formüller ise kalay florür (stannous fluoride), arginin ve kalsiyum karbonat, biyoaktif cam (NovaMin) veya kalsiyum fosfat bileşikleri gibi maddeler içerir. Bu bileşenler, dentin yüzeyindeki mikroskobik kanalcıkları kısmen kapatarak soğuk uyaranların diş sinirine ulaşmasını zorlaştırır ve böylece hassasiyetin azalmasına katkı sağlayabilir. Düzenli kullanımda etkileri genellikle birkaç hafta içinde görülmeye başlar ve etkinlik kişiden kişiye değişebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sinir hassasiyetinin artmasına farkında olmadan yapılan alışkanlıklar katkıda bulunabilir! </strong></p>
<p>Soğuk gıdayı hızlı tüketmenin de ağızda bekletmenin de farklı mekanizmalarla ağrıyı tetikleyebileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, “Genel olarak ise çok soğuk bir gıdayı hızlı tüketmek, klasik ‘beyin donması’ (ice cream headache) açısından daha riskli kabul edilir.” dedi.</p>
<p>Ağız içindeki sinir hassasiyetinin artmasına günlük hayatta farkında olmadan yapılan bazı alışkanlıkların katkıda bulunabileceğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Turan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Özellikle sert kıllı diş fırçası kullanmak veya yanlış fırçalama tekniği uygulamak zamanla diş minesinin aşınmasına ve diş eti çekilmesine neden olarak dişlerin dış uyaranlara karşı daha hassas hâle gelmesine yol açabilir. Asitli yiyecek ve içeceklerin sık tüketilmesi de diş minesini zayıflatabilen önemli etkenlerden biridir. Gündüz ya da gece diş sıkma ve gıcırdatma alışkanlığı da dişlerde mikro-çatlaklara, mine aşınmasına ve çene kaslarında gerilime yol açabilir. Diş beyazlatma ürünlerinin gereğinden sık kullanılması veya yüksek aşındırıcılığa sahip diş macunlarının uzun süre tercih edilmesi de diş yüzeyini etkileyerek geçici ya da kalıcı hassasiyete katkıda bulunabilir.</p>
<p>Bunun yanı sıra, çok sıcak ve çok soğuk yiyecek veya içeceklerin peş peşe tüketilmesi, özellikle hassas dişlere sahip kişilerde ağrıyı daha belirgin hâle getirebilir. Ağız hijyeninin ihmal edilmesi de önemli bir risk faktörüdür. Düzenli fırçalama ve ara yüz temizliğinin yapılmaması, çürüklerin ve diş eti hastalıklarının gelişmesine zemin hazırlayabilir. Ayrıca mide asidinin sık sık ağıza ulaşmasına neden olan reflü gibi durumlar veya tekrarlayan kusmalar da diş minesini aşındırarak sinir uçlarının dış uyaranlara karşı daha duyarlı hâle gelmesine neden olabilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dondurma-yerken-olusan-agrinin-nedeni-sadece-hassasiyet-olmayabilir-650937">Dondurma yerken oluşan ağrının nedeni sadece hassasiyet olmayabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayat Tabloları, 2023-2025</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hayat-tablolari-2023-2025-650873</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 08:19:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[2023-2025]]></category>
		<category><![CDATA[Beklenen Yaşam Süresi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Düzeyi]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerde]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[ortalama]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[Tabloları]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Süresi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650873</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi 78,5 yıl olduTürkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi 78,5 yıl oldu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayat-tablolari-2023-2025-650873">Hayat Tabloları, 2023-2025</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi 78,5 yıl oldu</b></p>
<p> </p>
<p>Yeni doğmuş bir bireyin mevcut ölümlülük risklerine maruz kalması durumunda yaşaması beklenen ortalama yıl sayısı olarak tanımlanan “doğuşta beklenen yaşam süresi” Türkiye’de 2022-2024 döneminde 78,1 yıl iken 2023-2025 döneminde 78,5 yıl oldu.</p>
<p> </p>
<p><b>Kadınların erkeklerden 5,2 yıl daha uzun yaşadığı görüldü</b></p>
<p> </p>
<p>Türkiye’de 2022-2024 döneminde erkeklerde 75,5 yıl olan doğuşta beklenen yaşam süresi, 2023-2025 döneminde 75,9 yıl, kadınlarda ise 80,7 yıl iken 81,1 yıl oldu. Genel olarak kadınlar erkeklerden daha uzun süre yaşamakta olup erkekler ve kadınlar arasındaki doğuşta beklenen yaşam süresi farkı 5,2 yıldır.</p>
<p> </p>
<p><b>Beklenen yaşam süresi 15 yaşındaki kişiler için 64,7 yıl oldu</b></p>
<p> </p>
<p>Çalışma çağının başlangıcı olan 15 yaşındaki kişilerin ortalama kalan yaşam süresi 64,7 yıl oldu. Erkekler için bu süre 62,1 yıl iken kadınlarda 67,3 yıl oldu.</p>
<p> </p>
<p><b>Beklenen yaşam süresi 30 yaşındaki kişiler için 50,3 yıl oldu</b></p>
<p> </p>
<p>Türkiye’de, 30 yaşında olan bir kişinin kalan yaşam süresi ortalama 50,3 yıl oldu. Erkekler için bu süre 47,8 yıl iken kadınlarda 52,7 yıl oldu. Bu yaş için kadın ve erkek arasındaki beklenen yaşam süresi farkı 4,9 yıldır.</p>
<p> </p>
<p><b>Beklenen yaşam süresi 50 yaşındaki kişiler için 31,3 yıl oldu</b></p>
<p> </p>
<p>Türkiye genelinde, 50 yaşında olan bir kişinin kalan yaşam süresi ortalama 31,3 yıl oldu. Erkekler için bu süre 29 yıl iken kadınlarda 33,4 yıl oldu.</p>
<p> </p>
<p><b>Beklenen yaşam süresi 65 yaşındaki kişiler için 18,4 yıl oldu</b></p>
<p> </p>
<p>Türkiye’de 2023-2025 dönemi hayat tabloları sonuçlarına göre, 65 yaşında olan bir kişinin kalan yaşam süresi ortalama 18,4 yıl olarak hesaplandı. Erkekler için bu süre 16,7 yıl iken kadınlarda 20 yıl oldu. Diğer bir ifade ile 65 yaşındaki kadınların erkeklerden ortalama 3,3 yıl daha uzun yaşaması beklenmektedir.</p>
<p> </p>
<p><b>Cinsiyete ve yaşa göre beklenen yaşam süresi, 2022-2024, 2023-2025</b></p>
<p> </p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/07/hayat-tablolari-2023-2025-0-RentDtjA.png"/></p>
<p> </p>
<p><b>Eğitim düzeyi yükseldikçe beklenen yaşam süresinin uzadığı görüldü</b></p>
<p> </p>
<p>Türkiye’de eğitim düzeyine göre beklenen yaşam süresi incelendiğinde; eğitim düzeyi yükseldikçe beklenen yaşam süresinin de uzadığı görüldü. Her yaştaki beklenen yaşam süresi, düşük eğitime sahip kişiler arasında daha az olurken, artan eğitim düzeyi ile birlikte beklenen yaşam süresinin de arttığı görüldü.</p>
<p> </p>
<p>Cinsiyet ayrımında, eğitim düzeyine göre beklenen yaşam süresine bakıldığında, hem erkek hem de kadınlarda eğitim düzeyi yükseldikçe beklenen yaşam süresinin de arttığı tespit edildi. Yaşı 30 olan erkekler için ortaöğretim altı eğitim seviyesi ile yükseköğretim eğitim seviyelerinde beklenen yaşam süresi farkı 5,1 yıl iken kadınlar için bu farkın 4,6 yıl olduğu görüldü.</p>
<p> </p>
<p><b>Yaş, cinsiyet ve eğitim durumuna göre beklenen yaşam süresi, 2023-2025</b></p>
<p> </p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/07/hayat-tablolari-2023-2025-1-Fzx6Bv1g.png"/></p>
<p> </p>
<p><b>Doğuşta sağlıklı yaşam süresi 58 yıl oldu</b></p>
<p> </p>
<p>Belirli bir yaştaki kişinin günlük hayattaki faaliyetlerini sınırlandıracak bir sağlık sorunu olmadan yaşaması beklenen yıl sayısı olarak tanımlanan &#8220;sağlıklı yaşam süresi&#8221;, sıfır yaşında bulunan bir kişi için toplamda 58 yıl, erkeklerde 59,1 yıl ve kadınlarda 56,9 yıl olarak hesaplandı. Buna göre, erkeklerin sağlıklı yaşam süresinin kadınlardan 2,2 yıl daha uzun olduğu görüldü.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayat-tablolari-2023-2025-650873">Hayat Tabloları, 2023-2025</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Nefesle Başlıyor, Bağımlılıkla Devam Ediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bir-nefesle-basliyor-bagimlilikla-devam-ediyor-650870</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 08:19:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılıkla]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[Elektronik Sigara]]></category>
		<category><![CDATA[Elektronik Sigaralar]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[nefesle]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sigaralar]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650870</guid>

					<description><![CDATA[<p>Elektronik sigaralar yıllarca “sigaraya daha güvenli bir alternatif” ve "sigarayı bırakmanın yolu” olarak sunulmuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-nefesle-basliyor-bagimlilikla-devam-ediyor-650870">Bir Nefesle Başlıyor, Bağımlılıkla Devam Ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Elektronik sigaralar yıllarca “sigaraya daha güvenli bir alternatif” ve &#8220;sigarayı bırakmanın yolu” olarak sunulmuştu. Ancak son bilimsel araştırmalar bu algının gerçeği yansıtmadığını ortaya koyuyor. Elektronik sigara dumanında yüksek düzeyde ağır metaller tespit edilirken; kalp ve damar sistemi, akciğerler ve özellikle gelişimini sürdüren ergen beyni üzerindeki etkileri giderek daha büyük endişe yaratıyor.</p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Süha Çetin</strong>, elektronik sigaralara ilişkin güncel bilimsel verileri değerlendirerek önemli uyarılarda bulundu. Son araştırmaların, elektronik sigaraların yalnızca nikotin bağımlılığına yol açmadığını; aynı zamanda kalp krizi ve felç riskini artırabilecek damar hasarı, kronik akciğer hastalıkları ve kansere yol açabilecek kimyasallara maruziyet açısından da ciddi soru işaretleri oluşturduğunu belirten <strong>Prof. Dr. Çetin</strong>, özellikle gençler için tehlikenin sanılandan çok daha büyük olduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Dumanın içinde ağır metaller bulundu</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl yayımlanan dikkat çekici bir bilimsel çalışmada, popüler e-sigara markalarının dumanı analiz edildi ve yüksek miktarda ağır metal saptandı. Araştırmacılar başlangıçta bunun cihazlardaki teknik bir arızadan kaynaklanabileceğini düşündü. Ancak yapılan incelemeler, sorunun üretim mekanizmasından değil, ürünlerin yapısından kaynaklanabileceğini ortaya koydu.</p>
<p>Elektronik sigaralarda aroma vermek amacıyla kullanılan kimyevi maddeler de vücudumuzdaki hücrelerin membranlarını zedeleyerek akciğer, kanser ve kalp damar hastalıklarına neden olabiliyor. Nadir olarak e-sigaraların içinde bulunan diasetil ise, en küçük bronşların zedelenmesine yol açarak kronik ve ciddi nefes darlığı gibi tabloları beraberinde getirebiliyor. Ayrıca normal sigaralarda olduğu gibi e-sigaralar da nikotin içeren e-sigaralar, ağız içinde damak kısmının kanlanmasını da azaltıyor. Böylelikle ağzımızın anatomik yapısı sıklıkla hastalıklara ve enfeksiyonlara maruz kalabiliyor. </p>
<p><strong> Kalbimizde nasıl bir tahribata neden oluyor?</strong></p>
<p>Elektronik sigara dumanının inhalasyonu bile kalp ve damar sistemi üzerinde bir stres yaratmakta. Kalp hızı (nabız) yükseliyor ve damarların çapı damarın kendisini kasmasıyla azalıyor. Bu durum uzun vadede kalbi besleyen damarların sertleşmesine neden olabiliyor. Bir kişi gün boyu elektronik sigara kullanıyorsa, bu süre içinde tansiyon değerleri damar çapının daralması ile beraber sürekli yüksek seyrediyor. Neticede kalp ritim bozuklukları, felç veya kalp krizi sonuç olarak doğabiliyor.</p>
<p><strong>Elektronik sigara, akciğerlerimizi de sevmiyor </strong></p>
<p>Elektronik sigaralarda yüksek ısıda oluşan yoğun zararlı kimyevi maddeler akciğer dokusunun içine sızıp, kana karışarak kalbi besleyen damarlara ulaşabiliyor. Bu kimyasalların içinde kanserojen olarak bilinen formaldehit ve asitaldehit mevcut. Değinilen moleküller ve diğer kimyevi maddeler damar yapısına hasar vermekle beraber vücuttaki yangı mekanizmasını tetikleyerek kardiyovasküler hastalıkların oluşmasında önemli bir rol oynuyor. Başka bir kalp ve damar sağlığı sorunu ise kişiler e-sigarayı bırakmaya çalıştıklarında meydana geliyor: Nikotin yoksunluğundan kaynaklanan nabız ve tansiyon değerlerinin yükselmesi kardiyovasküler sorunlara yol açabiliyor. </p>
<p>Elektronik sigara kullanmak bronşlarda ve akciğerlerde yangıya neden olabilmekte. Yangı sürekli kullanımda kronikleşebiliyor. Netice olarak astım atakları gelişip artabilirken; KOAH semptomları başlayabiliyor. Kronik öksürük ve nefes darlığı geri dönüşümlü olmamakla beraber genel sağlık için de bir tehdit oluşturuyor. </p>
<p><strong>Kansere neden oluyor mu? </strong></p>
<p>Elektronik sigaranın kansere neden olup olmadığı henüz bilinmiyor. Prof. Dr. Süha Çetin, <em>“Ancak kullananların yüksek oranda kanser riskine sahip olan kimyasallara maruz kaldığı kanıtlanmış durumda”</em> diyor ve ekliyor: <em>“Örneğin üç bilinen popüler elektronik sigara markasında yüksek oranda nikel ve antimon tespit edildi. Bu ağır metaller sıklıkla akciğer kanserine neden olabiliyor. Ayrıca elektronik sigaraların bazılarında yüksek miktarda kurşun da mevcut. Bir ağır metal olan kurşun, özellikle sinir sistemine yoğun biçimde zarar verebiliyor.”</em> </p>
<p><strong>Ergenlik Döneminde Elektronik Sigara: </strong></p>
<p><strong>Sanıldığından </strong><strong>Daha Büyük Risk</strong></p>
<p>Elektronik sigaraların bağımlılık yaptığı biliniyor. Bu bağımlılık beyin dokuları halen gelişmekte olan ergenlik çağında olan bireyler için önemli bir sorun. Elektronik sigara bırakıldığı taktirde, özellikle bu yaş gurubunda depresyon, anksiyete ve konsantrasyon bozuklukları riski de artıyor.</p>
<p>Elektronik sigaralar henüz uzun dönem etkilerini tam olarak bildiğimiz ürünler değil. Üstelik içerikleri ve çalışma mekanizmaları sürekli değişiyor. Ancak bugün elimizdeki bilimsel veriler, elektronik sigaraların klasik sigaradaki zararlı maddeleri içermese bile, kendilerine özgü ve sağlığımız açısından ciddi risk oluşturan kimyasallar barındırdığını gösteriyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-nefesle-basliyor-bagimlilikla-devam-ediyor-650870">Bir Nefesle Başlıyor, Bağımlılıkla Devam Ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz Sıcaklarında Kanser Tedavisini Etkileyen 10 Altın Kural</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklarinda-kanser-tedavisini-etkileyen-10-altin-kural-650849</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 08:09:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[Altın]]></category>
		<category><![CDATA[etkileyen]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser Tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[korunma]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklarında]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisini]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650849</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz mevsimi; tatil planları, artan açık hava aktiviteleri ve yükselen sıcaklıklarla birlikte tüm bireylerin günlük yaşam alışkanlıklarında önemli değişiklikleri de beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklarinda-kanser-tedavisini-etkileyen-10-altin-kural-650849">Yaz Sıcaklarında Kanser Tedavisini Etkileyen 10 Altın Kural</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsimi; tatil planları, artan açık hava aktiviteleri ve yükselen sıcaklıklarla birlikte tüm bireylerin günlük yaşam alışkanlıklarında önemli değişiklikleri de beraberinde getiriyor. Başta kanser hastaları olmak üzere herhangi bir hastalıktan dolayı tedavisi devam eden kişilerin yaz aylarında sağlığını korumak için daha fazla dikkat etmesi gerekebiliyor. Çünkü sıcak havaların neden olduğu sıvı kaybı, güneş ışınlarının cilt üzerindeki etkileri ve enfeksiyon riskleri tedavi sürecini doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle yaşam tarzının mevsim koşullarına göre düzenlenmesi hem tedavi konforunu hem de bireyin yaşam kalitesini olumlu yönde destekleyebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Nilay Şengül, kanser hastalarının yaz aylarında tedavilerini güvenli ve konforlu şekilde sürdürebilmeleri için dikkat etmeleri gereken noktalar hakkında bilgi verdi.</p>
<ol>
<li><strong>Tedavinize yaz tatili arası vermeyin: </strong>Kanser tedavisi yılın her döneminde olduğu gibi yaz aylarında da planlanan şekilde sürdürülmelidir. Kemoterapi, immünoterapi veya hedefe yönelik tedavi alan hastalarda sıcak hava koşullarının oluşturabileceği etkiler farklılık gösterebilir. Ancak doğru önlemler alındığında hastaların hem tedavi süreçlerini aksatmadan sürdürebilmeleri hem de yaz mevsiminin keyfini güvenli bir şekilde çıkarabilmeleri mümkündür. Tedavi planlarının değiştirilmesi ya da ilaçların düzensiz kullanılması yerine, günlük yaşam alışkanlıklarının sıcak hava koşullarına uygun şekilde düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır. </li>
<li><strong>Sıvı kaybına karşı önlem alın: </strong>Yaz aylarında artan terleme nedeniyle vücut daha fazla sıvı kaybedebilir. Kanser tedavisi gören kişilerde yeterli sıvı tüketimi, hem genel sağlık hem de tedavi toleransı açısından kritik öneme sahiptir. Kalp veya böbrek hastalığı bulunmayan bireylerin günlük yaklaşık 2-2,5 litre su tüketmeye özen göstermesi önerilmektedir. Susamayı beklemeden düzenli aralıklarla su içmek, aşırı sıcak saatlerde açık havada uzun süre kalmamak ve sıvı kaybını artırabilecek koşullardan uzak durmak önemlidir. </li>
<li><strong>Güneşten korunun: </strong>Bazı kemoterapi ilaçları ve hedefe yönelik tedaviler cildin güneş ışınlarına karşı hassasiyetini artırabilmektedir. Bu durum güneş yanıkları, cilt tahrişleri ve lekelenme riskini yükseltebilir. Bu nedenle özellikle güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında doğrudan güneş altında bulunulmaması önerilmektedir. Dışarı çıkılması gereken durumlarda en az SPF 30-50 koruma faktörlü güneş kremi kullanılmalı, geniş kenarlı şapka tercih edilmeli ve açık renkli, ince, pamuklu kıyafetler giyilmelidir.</li>
<li><strong>Beslenmenizde hafif ve güvenli gıdaları tercih edin: </strong>Yüksek sıcaklıklar iştah değişikliklerine neden olabilir. Bu dönemde ağır ve yağlı yiyecekler yerine mevsim sebze ve meyvelerinden zengin, yeterli protein içeren dengeli öğünler tercih edilmelidir. Kanser tedavisi sırasında bağışıklık sistemi bazı hastalarda zayıflayabileceği için gıda güvenliği de büyük önem taşımaktadır. Açıkta satılan, uygun koşullarda muhafaza edilmediği düşünülen veya hijyeninden emin olunmayan yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Güvenilir kaynaklardan temin edilen ve doğru koşullarda hazırlanan besinlerin tüketilmesi enfeksiyon riskinin azaltılmasına yardımcı olabilir.</li>
<li><strong>Egzersizlerinizi hava durumuna göre planlayın: </strong>Toplumda yaygın olarak düşünülenin aksine, uygun düzeyde fiziksel aktivite kanser tedavisi gören birçok hastada enerji seviyesini destekleyebilir. Özellikle sabah erken saatlerde veya akşam serinliğinde yapılan 20-30 dakikalık yürüyüşler, kas gücünün korunmasına yardımcı olurken ruh halini de olumlu etkileyebilir. Ancak aşırı sıcak havalarda yoğun egzersizlerden kaçınılmalı ve fiziksel aktiviteler kişinin genel sağlık durumu ile tedavi süreci göz önünde bulundurularak planlanmalıdır. </li>
<li><strong>Uyku ve dinlenmenizi ihmal etmeyin: </strong>Kaliteli uyku, vücudun kendini yenilemesi ve tedavi sürecinin daha rahat geçirilmesi açısından önemli bir role sahiptir. Yaz aylarında artan sıcaklıklar uyku kalitesini olumsuz etkileyebileceğinden, serin ve iyi havalandırılmış bir ortam oluşturulmalıdır. Düzenli uyku saatlerine sadık kalmak ve dinlenmeye yeterli zaman ayırmak, hem fiziksel hem de zihinsel iyilik halini destekleyebilir.</li>
<li><strong>Enfeksiyon riskine karşı önleminizi alın: </strong>Kanser tedavisi gören bazı hastalarda bağışıklık sistemi enfeksiyonlara karşı daha hassas hale gelebilir. Bu nedenle el hijyenine dikkat edilmesi, güvenli gıdaların tüketilmesi ve gerekli durumlarda kalabalık ortamlarda maske kullanılması önem taşımaktadır. Özellikle yaz aylarında artan seyahatler ve toplu etkinlikler sırasında kişisel hijyen kurallarına özen göstermek, enfeksiyonlardan korunmada etkili bir adım olabilir. </li>
<li><strong>Tatil planları ve ilaç kullanımını doktorunuzla birlikte yapın: </strong>Yaz döneminde yapılacak seyahat veya tatil planları, tedavi programı dikkate alınarak organize edilmelidir. Tedavi tarihleri, kan değerleri ve kullanılacak ilaçların saklama koşulları göz önünde bulundurulmalıdır. Bazı ilaçların yüksek sıcaklıklardan korunması gerektiği için saklama talimatlarının dikkatle incelenmesi önemlidir. Seyahat öncesinde hekimle görüşülmesi, olası aksaklıkların önüne geçilmesine yardımcı olabilir. </li>
<li><strong>Sevdiklerinizle zaman geçirin: </strong>Kanser tedavisi yalnızca fiziksel değil, duygusal açıdan da destek gerektiren bir süreçtir. Yaz ayları, psikolojik iyilik halini güçlendirmek için önemli fırsatlar sunabilir. Sevilen kişilerle vakit geçirmek, keyif alınan hobilerle ilgilenmek, nefes egzersizleri yapmak veya doğayla temas etmek stresin azaltılmasına katkı sağlayabilir. Olumlu yaşam alışkanlıkları, tedavi sürecinde motivasyonun korunmasına ve yaşam kalitesinin artırılmasına destek olabilir. </li>
<li><strong>Tedavi planınızı aksatmayın en küçük bir değişimi hekiminizle paylaşın: </strong>Kanser tedavisi gören hastalar için yaz aylarında sağlığı korumanın temelinde; yeterli su tüketimi, güneşten korunma, dengeli beslenme, düzenli hareket, kaliteli uyku ve enfeksiyonlardan korunma yer almaktadır. Tedavi planının aksatılmaması ve olası değişikliklerin mutlaka hekimle paylaşılması büyük önem taşımaktadır. Doğru önlemlerle yaz mevsiminin keyfini çıkarırken tedavi sürecini güvenli ve sağlıklı şekilde sürdürmek mümkündür. Kanserle mücadelede yaşam tarzında yapılacak küçük ama bilinçli değişiklikler, hastaların hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha güçlü hissetmelerine katkı sağlayabilir.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklarinda-kanser-tedavisini-etkileyen-10-altin-kural-650849">Yaz Sıcaklarında Kanser Tedavisini Etkileyen 10 Altın Kural</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyada 55 milyondan fazla kişi demans sorunu yaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunyada-55-milyondan-fazla-kisi-demans-sorunu-yasiyor-650800</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 07:35:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[55]]></category>
		<category><![CDATA[Alma]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kişi]]></category>
		<category><![CDATA[milyondan]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650800</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre dünyada 55 milyondan fazla kişi demans, bir başka deyişle bunama sorunu yaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-55-milyondan-fazla-kisi-demans-sorunu-yasiyor-650800">Dünyada 55 milyondan fazla kişi demans sorunu yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre dünyada 55 milyondan fazla kişi demans, bir başka deyişle bunama sorunu yaşıyor. Bu sayının nüfusun yaşlanmasıyla birlikte hızla artması ve 2050’ye kadar 139 milyona ulaşması bekleniyor. Demans, yalnızca unutkanlıkla sınırlı değil; bireyin hafıza, dikkat, dil, karar verme ve günlük yaşam becerilerini etkileyerek bağımsızlığını kaybetmesine yol açan klinik bir sendrom. Bu etkileriyle de hastaların ve bakımını üstlenen kişilerin yaşam kalitelerini ciddi şekilde düşürebiliyor.   En yaygın nedeni Alzheimer olan demansta   ilerleyen yaş, genetik yatkınlık ve aile öyküsü gibi değiştirilemeyen risk faktörlerinin yanı sıra yaşam tarzıyla ilişkili değiştirilebilir etkenler de önemli rol oynuyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu,</strong>  yaz aylarında yaşam alışkanlıklarındaki bazı hataların demans riskini artırabileceği uyarısında bulunarak, “Yaz mevsiminde demans riskini artıran en önemli iki etken vücudun susuz kalması ve tansiyon dalgalanmalarıdır.  Bu nedenle susama hissini beklemeden bol su tüketilmesi ve yüksek tansiyon hastalarının kan basıncını düzenli olarak kontrol etmeleri son derece önemlidir” diyor. <strong>Dr. Fikri Halaçoğlu, </strong>aslında değiştirilebilir risk faktörlerinin yaşam boyunca hedeflenmesiyle demans vakalarının yaklaşık yüzde 40’a varan oranda önlenebilir veya geciktirilebilir olabileceğine dikkat çekiyor. <strong>Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, </strong>yaz aylarında demans riskini artıran etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>SUSUZ KALMAK</strong></p>
<p>Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, yaz aylarında sık tekrarlayan veya ciddi düzeydeki susuzluğun özellikle ileri yaştaki kişilerde demans açısından önemli bir risk oluşturduğunu vurguluyor. Dr. Fikri Halaçoğlu,  “Vücudun susuz kalması; idrar yolu enfeksiyonu, elektrolit bozukluğu, uyku bölünmesi ve tansiyon düzensizliği aracılığıyla zihinsel performansı hızla bozabilir. Bu durum doğrudan kalıcı demansa yol açmaktan çok, mevcut bilişsel kırılganlığı görünür hale getirebilir, deliryumu tetikleyebilir ve damar sağlığını olumsuz etkileyerek uzun vadede beyin rezervini azaltabilir. Bunların sonucunda başta damarsal (vasküler) demans olmak üzere Alzheimer tip demans riskinin de artmasına yol açabilir” diyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<ul>
<li>Güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00 – 16.00 saatleri arasında mümkünse dışarıya çıkmayın. </li>
<li>Susamayı beklemeden düzenli olarak su tüketin.</li>
<li>Koyu idrar, ateş ve ani dalgınlık gibi sorunlarda zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurun. </li>
</ul>
<p><strong>YÜKSEK TANSİYON</strong></p>
<p>Yaz aylarında aşırı sıcaklar, yetersiz sıvı tüketimi ve tansiyon ilaçlarının düzensiz kullanımı kan basıncında dalgalanmalara neden olabiliyor. Özellikle orta ve ileri yaşta kontrol altına alınamayan hipertansiyon, beyinde küçük damar hastalığı, kalp krizi ve beynin iletişim ağında hasara yol açma riskini artırıyor.  Bu damar hasarları hem vasküler demans hem de Alzheimer açısından ek yük oluşturan önemli faktörler olarak sıralanıyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Tansiyonunuzu düzenli ölçün, hekim kontrollerinizi ihmal etmeyin ve ilaçlarınızı hekiminizin önerdiği şekilde aksatmadan kullanın. </li>
<li>Tuz tüketimini azaltın, sağlıklı beslenmeye ve ideal kilonuzu korumaya özen gösterin. </li>
</ul>
<p><strong>DİYABET VE METABOLİK SENDROM</strong></p>
<p>Diyabet nedeniyle kan şekeri (glukoz) seviyesinin uzun süre normalin üzerinde seyretmesi; beyni besleyen küçük damarlarda hasar, inflamasyon ve insülin direnci üzerinden bilişsel gerileme riskini artırabiliyor. Diyabet hastalığı, hipertansiyon ve obeziteyle birlikte görüldüğünde risk oldukça yükseliyor. Metabolik sendrom; yüksek tansiyon, yüksek kan şekeri, bel çevresinde yağlanma ve kan yağlarındaki bozuklukların bir arada görüldüğü bir tablo olarak tanımlanıyor. Bu durum beyin damarlarında hasar ve kronik inflamasyon aracılığıyla bilişsel gerileme riskini artırabiliyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Kan şekeri, tansiyon ve kolesterol değerlerinizi düzenli olarak takip edin ve hekiminizin önerdiği tedavi planına mutlaka uyun. </li>
<li>Sağlıklı ve dengeli beslenin, ideal kilonuzu korumaya ve düzenli yürüyüş yapmaya özen gösterin.</li>
</ul>
<p><strong>SAĞLIKSIZ BESLENME </strong></p>
<p>Doymuş yağdan zengin besinler, aşırı tuz tüketimi, şekerli içecekler ve işlenmiş gıdalar; obezite, insülin direnci, hipertansiyon ve ateroskleroz gelişimini kolaylaştırarak beyin ve damar sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Ayrıca bu beslenme tarzı kronik inflamasyonu ve oksidatif stresi artırarak sinir hücrelerinde hasara neden olabiliyor ve zamanla bilişsel işlevlerde gerilemeye zemin hazırlayabiliyor. Yaz aylarında özellikle yüksek kalorili beslenme, dondurma ve şekerli içeceklerin tüketimi ile geç saatlerde yemek yemek; kilo, vücut lipid metabolizması ve glisemik indeks üzerinde olumsuz etki yapıyor.</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Sebze, meyve, baklagiller, tam tahıllar, balık, kuruyemiş ve zeytinyağı gibi sağlıklı yağlar içeren Akdeniz tipi beslenme modelini benimseyin.</li>
<li>Yemeklerinizde porsiyon kontrolüne dikkat edin. </li>
</ul>
<p><strong>HAREKETSİZLİK</strong></p>
<p>Çağımızın önemli sorunlarından biri olan hareketsizlik; obezite, diyabet, hipertansiyon ve depresyon üzerinden demans riskini artırıyor. Yaz aylarında sıcak hava özellikle ileri yaştaki bireylerde dış ortam aktivitelerini azaltabiliyor ve bu kişiler hava koşulları nedeniyle yürüyüşten kaçınabiliyor. Bilimsel veriler, uzun süreli hareketsiz yaşamın beyin sağlığı açısından bağımsız bir risk göstergesi olabileceğini ortaya koyuyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> </p>
<ul>
<li>Hekiminizin önerdiği sürelerde orta şiddette fiziksel aktivite hedefleyin.</li>
<li>Yürüyüşlerinizi sabah erken saatlerde veya akşam serin zaman dilimlerinde yapmaya dikkat edin.</li>
</ul>
<p><strong>SİGARA VE ALKOL</strong></p>
<p>Sigara, damar iç yüzeyini bozarak beyne giden kan akımını azaltıyor ve özellikle damar tıkanıklığına bağlı bilişsel gerileme riskini yükseltiyor. Alkol de doğrudan beyinde toksik etki oluşturarak hafıza ve öğrenme süreçlerini olumsuz etkiliyor. Bunun yanında alkol kullanımı uyku bozukluğu ve başta B vitaminleri olmak üzere beslenme yetersizlikleri yoluyla bilişsel işlevlerin bozulmasına katkıda bulunabiliyor.   </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> </p>
<ul>
<li>Sigara ve alkol tüketiminden kaçının. Bu süreçte zorlanıyorsanız bir sağlık profesyonelinden mutlaka destek alın.</li>
</ul>
<p><strong>İŞİTME VE GÖRME KAYBI </strong></p>
<p>Duyusal kayıplar nedeniyle beyne ulaşan işitsel ve görsel uyaranlar azalırken, beynin bu bilgileri işleme kapasitesi de zamanla olumsuz etkilenebiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, “İşitme kaybı yaşayan kişilerin konuşmaları takip etmekte zorlandıkları için sosyal ortamlardan uzaklaşmaları ve yalnız bir yaşam sürmeleri bilişsel rezervi zayıflatabilir. Görme kaybı da günlük yaşam aktivitelerini, sosyal etkileşimi ve zihinsel uyarımı azaltarak bilişsel gerilemeyi hızlandırabilir” uyarısında bulunuyor.  </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<ul>
<li>İşitme ve göz sağlığı için rutin kontrollerinizi düzenli olarak yaptırın. </li>
<li>Hekiminizin önerdiği tedavilerinizi aksatmayın. </li>
<li>Sosyal hayattan çekilmeyin ve zihinsel aktivitelerde bulunun.</li>
</ul>
<p><strong>UYKU BOZUKLUĞU </strong></p>
<p>Yaz  aylarında yüksek sıcaklık ve nem uyku kalitesini bozabiliyor. Kronik uykusuzluk ve uyku apnesi; dikkat, bellek ve yürütücü (davranışları planlama, problem çözme, karar alma gibi üst düzey bilişsel durumlar)  işlevleri olumsuz etkileyebiliyor. Bunların yanı sıra uyku bozuklukları, depresyon, anksiyete ve beyin damar hastalıkları riskini artırarak demans gelişimine dolaylı olarak da katkıda bulunabiliyor. Yaz aylarında artan sıcaklık ve nem, düzensiz uyku saatleri ile sık gece uyanmaları uyku kalitesini daha da bozabiliyor.</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Her gün aynı saatlerde uyumaya ve uyanmaya özen gösterin. Yatak odanızı serin, karanlık ve sessiz tutarak uyku hijyenine dikkat edin. </li>
<li>Horlama, nefes durması veya gün içinde aşırı uyku hali gibi sorunlarınız varsa mutlaka bir uzmana başvurun.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-55-milyondan-fazla-kisi-demans-sorunu-yasiyor-650800">Dünyada 55 milyondan fazla kişi demans sorunu yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Paksoy’dan Ebeveynlere “Yemek Savaşı” Uyarısı: “B Planı Sunmayın, Kararlı Olun”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-paksoydan-ebeveynlere-yemek-savasi-uyarisi-b-plani-sunmayin-kararli-olun-650776</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 21:25:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveynlere]]></category>
		<category><![CDATA[paksoy]]></category>
		<category><![CDATA[savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650776</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dr. Paksoy’dan Ebeveynlere "Yemek Savaşı" Uyarısı: "B Planı Sunmayın, Kararlı Olun"</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-paksoydan-ebeveynlere-yemek-savasi-uyarisi-b-plani-sunmayin-kararli-olun-650776">Dr. Paksoy’dan Ebeveynlere “Yemek Savaşı” Uyarısı: “B Planı Sunmayın, Kararlı Olun”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Özel ENTO Kulak Burun Boğaz Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Süreyya Paksoy, çocukların yemek yeme alışkanlıkları ve sofrada yaşanan çatışmalar hakkında ebeveynlere yönelik hayati uyarılarda bulundu.</span></p>
<p><span>Çocukların yemek saatlerinde sergilediği seçici ve reddedici tavırların, aslında ebeveynlerin kararsız tutumlarından kaynaklandığını belirten Uzm. Dr. Süreyya Paksoy, sofradaki “yemek savaşlarını” bitirecek pratik ve etkili bir formül paylaştı.</span></p>
<p><b><b>“Pazarlık Yapmak Alternatif Olduğunu Gösterir”</b></b></p>
<p><span>Çocukların tabağı reddettiği an anne ve babaların sıklıkla pazarlık yoluna gittiğine dikkat çeken Paksoy, şu değerlendirmelerde bulundu </span><span>“Üç yaşındaki bir çocuk tabağını itip başka bir şey istediğinde anne ve baba hemen pazarlığa başlar. ‘Sadece bir kaşık veya birkaç lokma daha canım’, ‘Başka ne yemek istersin söyle bana’, ‘Bunu yersen daha sonra bir ödül alabilirsin’ gibi yaklaşımlar sergilenir. Böylece çocuk, masadakilerden başka seçeneklerin de olduğunu fark eder.”</span></p>
<p><b><b>Sofradaki Savaşı Bitirecek 3 Adımlı Formül</b></b></p>
<p><span>Uzm. Dr. Süreyya Paksoy, bu kısır döngüyü kırmak ve çocuklara sağlıklı yeme disiplini kazandırmak için ebeveynlerin uygulaması gereken adımları şu şekilde sıraladı:</span></p>
<ol>
<li><span> Alarmı Kurun ve Tek Seçenek Sunun: Telefonunuzun alarmını 25-30 dakikaya ayarlayın. Çocuğunuza yalnızca bir veya iki çeşit yemek verin. Başka bir seçenek, yani bir ‘B planı’ sunmayın.</span></li>
<li><span> Kuralı Net Bir Şekilde Belirtin: Çocuğunuza sadece bir defa olmak şartıyla şu cümleyi söyleyin: “Yemek zorunda değilsin, ancak telefon alarmı çaldığında yemek saatimiz biter ve mutfak kapanır.”</span></li>
<li><span> Süre Bitince Tabağı Kaldırın: Belirlenen süre bittiğinde tabağı masadan kaldırın. Ekstra bir yemek alternatifi sunmayın ve çocuğa uzun açıklamalar yapmaktan kaçının.</span></li>
</ol>
<p><b><b>“Siz Yemeği Sunarsınız, Çocuk Yiyip Yemeyeceğine Karar Verir”</b></b></p>
<p><span>Yemek saatlerinde yaşanan krizlerin temelinde gıdaların kendisinin değil, tutarsız ebeveyn davranışlarının yattığını vurgulayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Süreyya Paksoy, sözlerini şöyle tamamladı: </span><span>“Yemek zamanı savaşları yemekle değil, şimdiye kadar tutarlı ve kararlı davranmamış olmanızla ilgilidir. Siz ona hangi yemeği sunacağınıza karar verirsiniz, çocuk ise yiyip yemeyeceğine karar verir. Sistem tamamen budur” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-paksoydan-ebeveynlere-yemek-savasi-uyarisi-b-plani-sunmayin-kararli-olun-650776">Dr. Paksoy’dan Ebeveynlere “Yemek Savaşı” Uyarısı: “B Planı Sunmayın, Kararlı Olun”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Reçetesiz Zayıflama İğnesi Kullanımının Riskleri Neler?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/recetesiz-zayiflama-ignesi-kullaniminin-riskleri-neler-650774</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 20:19:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ğnesi]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımının]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>
		<category><![CDATA[reçetesiz]]></category>
		<category><![CDATA[riskleri]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650774</guid>

					<description><![CDATA[<p>Reçetesiz Zayıflama İğnesi Kullanımının Riskleri Neler?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/recetesiz-zayiflama-ignesi-kullaniminin-riskleri-neler-650774">Reçetesiz Zayıflama İğnesi Kullanımının Riskleri Neler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><b>Uzmanlar, son dönemde popülerleşen zayıflama iğnelerinin hekim reçetesi ve kontrolü olmadanilinçsizce kullanılmasının hayati riskler taşıdığı konusunda uyarıyor. Tedavinin kişiye özel dozlama ile yürütülmesi gerektiğini belirten hekimler, takip edilmeyen zayıflama iğnesi kullanımını “duvara çarpmaya” benzetiyor.</b></p>
<p>Zayıflamak amacıyla hekim danışmanlığı alınmadan başlanan <b>zayıflama iğnelerinde</b>, en düşük dozla başlansa dahi doz yönetimi ve olası yan etkiler karşısında hastaların çaresiz kalabileceği vurgulanıyor.</p>
<p><b>Zayıflama İğnesinde Ciddi Yan Etki: Pankreas İltihabı</b></p>
<p>Hekim kontrolü olmadan atılan adımların vücutta öngörülemeyen klinik problemlere yol açabileceğini ifade eden Prof.Dr. Hakan Demirci, hekime danışılmadan zayıflama iğnesi kullanımında yaşanabilecek tehlikeleri şöyle özetliyor:</p>
<p>“Hekime danışmadan kendi başınıza zayıflama iğnesine başladığınızda dozları nasıl idare edeceğinizi, bir yan etki geliştiğinde ne yapacağınızı bilemezsiniz. Bu durum adeta bir ‘duvara çarpma etkisi’ yaratabilir. Şiddetli bulantı, kusma veya doğrudan pankreas iltihabı (pankreatit) gibi ciddi klinik tablolarla karşılaşabilirsiniz. Hatta belki de vücudunuzda bu zayıflama iğnesini kullanmanızı engelleyen gizli bir sağlık sorunu var ancak siz bunu bilmeden vücudunuza enjekte ediyorsunuz.”</p>
<p><b>Zayıflama İğnesi Bırakılınca Kilolar Misliyle Geri Geliyor</b></p>
<p>Zayıflama iğnesi kullanan hastaların yaptığı en büyük hatalardan birinin kilo verdikten sonra iğneyi aniden kesmek olduğuna dikkat çekiliyor. Tedavinin kademeli ve planlı bir çıkış stratejisi olması gerektiğini belirten uzmanlar, şu uyarılarda bulunuyor:</p>
<p>“‘5 kilo verdim’ diyerek zayıflama iğnesini aniden bıraktığınızda, sabit bir kiloda kalma (plato) evresini tamamlamadıysanız verdiğiniz kiloları hızla geri alırsınız. İşin daha da kötüsü, zayıflama iğnesini çok kısa süre kullandıysanız tedaviyi bıraktığınızda verdiğinizden daha fazlasını geri alabilirsiniz.”</p>
<p><b>Zayıflama İğnesi Kullanırken Kas Kaybı Tehlikesi</b></p>
<p>Zayıflama iğnesi tedavisi süresince yeterli protein desteği alınmadığında ve gerekli egzersizler yapılmadığında vücudun yağ yerine kas kaybettiğine vurgu yapılıyor. Kas dokusu kaybının metabolizma sağlığı açısından telafisi güç sonuçlar doğurabileceği ifade ediliyor.</p>
<p><b>Zayıflama İğnesinde Standart Doz Yok: Süreç Kişiye Özel Yönetilmeli</b></p>
<p>Zayıflama iğnesi tedavisinde herkese aynı dozun uygulanamayacağını belirten uzmanlar, hekim kontrolündeki güvenli tedavi protokolünü şöyle aktarıyor:</p>
<p>“Zayıflama iğnesinde doz bekleme süreleri kişiye özel ayarlanmalıdır. Belki hastaya bir doz fazla ya da az gelecek; belki de ara dozlar vermemiz gerekecek. Genel kural şudur: İğne ile kilo verildikten sonra kilonun belli bir süre düz bir çizgide sabit tutulması şarttır. Metabolizmanın, psikolojinin ve hatta çevrenin bu yeni kiloya uyum sağlaması beklenmelidir. Ondan sonra yavaşça iğne dozları azaltılarak süreçten güvenli bir şekilde çıkılmalıdır.”</p>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/recetesiz-zayiflama-ignesi-kullaniminin-riskleri-neler-650774">Reçetesiz Zayıflama İğnesi Kullanımının Riskleri Neler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özel Sağlık Kuruluşları Yönetmeliğinde Yürütmeyi Durdurma!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ozel-saglik-kuruluslari-yonetmeliginde-yurutmeyi-durdurma-650757</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 19:05:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[durdurma]]></category>
		<category><![CDATA[kuruluşları]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmeliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[yürütmeyi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650757</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Tabipleri Birliği'nin Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetemliğin bazı hükümlerinin iptali istemiyle açtığı davada Danıştay kararını verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozel-saglik-kuruluslari-yonetmeliginde-yurutmeyi-durdurma-650757">Özel Sağlık Kuruluşları Yönetmeliğinde Yürütmeyi Durdurma!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TTB’nin Açtığı Davada, Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin Hekimlerin Çalışma Hakkını ve Hastaların Sağlık Hakkına Erişimini Kısıtlayan Kimi Hükümlerinin Yürütmesi Durduruldu</p>
<p>Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB), 19 Nisan 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin kimi hükümlerinin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle açtığı <strong>davada</strong>; Danıştay 10. Dairesi, 4 Mayıs 2026 günü yürütmenin durdurulması talebinin kısmen kabulüne karar verdi.</p>
<p>Kararda tıp merkezlerine en az 3.000 metrekare kapalı alana sahip olma zorunluluğunu hukuksuz bulan mahkeme, düzenlemenin hem hekimlerin serbest çalışma hakkını orantısız biçimde sınırlandırdığını hem de hastaların sağlık hizmetine erişimini engellediğini belirtti.</p>
<p>Mahkeme, hekimlere sözleşme zorunluluğu düzenlemesini de planlama yapılmadığı, sebep unsurlarının somut olarak ortaya konulmadığı, idarenin takdir yetkisi hukukun genel ilkelerine, kamu yararına ve sağlık hizmet gereklerine uygun kullanılmadığı gerekçesiyle hukuka aykırı buldu.</p>
<p><b>Kota Sınırlamasından Muaf Tutulması Hukuka Uygun Değil</b></p>
<p>Hekime hastasını başka bir tıp merkezinde işlem yapabilmesi için özel izin düzenlemesinin yürütmesini de prosedürün belirsizliği gerekçesiyle durduran mahkeme, düzenleme ile getirilen kota sınırlamasından muaf tutulmaya yönelik geçici maddenin de hukuka uygun olmadığını ekledi. Son olarak yönetmeliğe ek olarak sıralanan prensipler listesinde de hukuka uygunsuzluklar bulan mahkeme; listedeki maddelerin soyut, muğlak, sınırları belirsiz, keyfiyete yol açabilecek nitelikte ve uygulamada birliği sağlama amacından yoksun olduğunu vurguladı. Danıştay 10. Dairesi, iptali istenen diğer maddelere ilişkin yürütmenin durdurulması talebini reddederken; TTB Hukuk Bürosu, ret kararına karşı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na itiraz kanun yoluna başvuracak. TTB Hukuk Bürosu’nun “Ayaktan Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkındaki Yönetmelik” hakkındaki ön değerlendirmesi için <strong>tıklayın</strong>. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozel-saglik-kuruluslari-yonetmeliginde-yurutmeyi-durdurma-650757">Özel Sağlık Kuruluşları Yönetmeliğinde Yürütmeyi Durdurma!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pelvik taban egzersizleri yaşam kalitesini artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/pelvik-taban-egzersizleri-yasam-kalitesini-artiriyor-650718</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 16:48:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[egzersizleri]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[Kakı]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[pelvik]]></category>
		<category><![CDATA[Pelvik Taban]]></category>
		<category><![CDATA[taban]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650718</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, nefes, pelvik taban ve güçlendirme egzersizlerinin beyin sağlığından idrar kontrolüne kadar pek çok alanda öneminden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pelvik-taban-egzersizleri-yasam-kalitesini-artiriyor-650718">Pelvik taban egzersizleri yaşam kalitesini artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, nefes, pelvik taban ve güçlendirme egzersizlerinin beyin sağlığından idrar kontrolüne kadar pek çok alanda öneminden bahsetti.</p>
<p><strong>Nefes egzersizleri, hem beyin sağlığını destekler hem de ağrıların azalmasına katkı sağlayabilir!</strong></p>
<p>Fiziksel egzersizlerin yalnızca beden sağlığı üzerinde değil, beyin sağlığı üzerinde de olumlu etkileri olduğunu aktaran Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Özellikle nefes egzersizleri oldukça önemli bir yere sahip.” dedi.</p>
<p>Özellikle fibromiyalji hastalarında kronik stresin hipotalamus-hipofiz-adrenal eksenindeki değişiklikler ve otonom sinir sisteminin sempatik bölümündeki aşırı aktivasyon nedeniyle ağrıların artmasına neden olabileceğine işaret eden Dr. Kakı, “Kişi stresle baş etmeyi öğrendiğinde ağrıya karşı duyarlılığında da azalma görülebilir. Nefes egzersizleri bu süreçte oldukça değerli bir yöntemdir. Burundan alınan nefesle akciğerlerin tamamen doldurulması, karın kaslarının gevşetilmesi ve diyaframın etkin şekilde kullanılması amaçlanır. Nefes verirken ise alınan nefes süresinin yaklaşık iki katı kadar sürede nefesin boşaltılması önerilir. Bir saniyede alınan nefesin iki saniyede verilmesi, akciğerlerin daha etkin boşalmasını sağlar. Bu yöntem kişinin gevşemesine yardımcı olurken ağrı düzeyinin azalmasına da katkıda bulunabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Hem kadınlara hem de erkeklere öneriliyor!</strong></p>
<p>Günümüzde pelvik taban egzersizlerinin hem kadınlar hem de erkekler için önemli olduğuna işaret eden Dr. Kakı, “Özellikle squat gibi egzersizlerin hem kalça kaslarını hem de pelvik taban kaslarını güçlendirdiği bilinmektedir.” dedi.</p>
<p>Geçmişte Kegel egzersizlerinin daha çok doğum yapmış kadınlarda rahim ve pelvik bölgenin toparlanması amacıyla önerildiğini hatırlatan Dr. Kakı, “Ancak günümüzde bu egzersizlerin ileri yaşlarda yaşam kalitesini artırmak amacıyla hem kadınlara hem de erkeklere önerildiği görülüyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Pelvik taban egzersizleri, idrar kontrolünü destekleyerek yaşam kalitesini artırabilir </strong></p>
<p>Pelvik taban kaslarının güçlendirilmesinin, karın içi basınç ile pelvik taban basıncının dengelenmesine yardımcı olduğuna dikkat çeken Dr. Asiye Gülsüm Kakı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Böylece mesane üzerindeki basınç daha iyi kontrol edilir ve idrar kaçırma riski azalır. Bunun yanı sıra rahim sarkmasının önlenmesine de katkı sağlar. </p>
<p>Erkeklerde ise yaş ilerledikçe prostat büyümesine bağlı olarak sık idrara çıkma şikâyetleri görülebilir. Pelvik taban egzersizleri, prostatın neden olduğu bazı olumsuz etkilerin azaltılmasına ve sık idrara çıkma probleminin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pelvik-taban-egzersizleri-yasam-kalitesini-artiriyor-650718">Pelvik taban egzersizleri yaşam kalitesini artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzun Yaşamın Yeni Formülü: Hafta İçi Bitkisel, Hafta Sonu Hayvansal Beslenme</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzun-yasamin-yeni-formulu-hafta-ici-bitkisel-hafta-sonu-hayvansal-beslenme-650612</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 08:54:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bitkisel]]></category>
		<category><![CDATA[çi]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[formülü]]></category>
		<category><![CDATA[hafta]]></category>
		<category><![CDATA[Hafta İçi]]></category>
		<category><![CDATA[hayvansal]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamın]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650612</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beslenme alışkanlıkları, uzun yaşam ve sağlıklı yaşlanma üzerinde etkili olan en önemli yaşam tarzı faktörleri arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-yasamin-yeni-formulu-hafta-ici-bitkisel-hafta-sonu-hayvansal-beslenme-650612">Uzun Yaşamın Yeni Formülü: Hafta İçi Bitkisel, Hafta Sonu Hayvansal Beslenme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Beslenme alışkanlıkları, uzun yaşam ve sağlıklı yaşlanma üzerinde etkili olan en önemli yaşam tarzı faktörleri arasında yer alıyor. Bu kapsamda bilim dünyasında giderek daha fazla ilgi gören yaklaşımlardan biri, hafta içi ağırlıklı olarak bitkisel beslenmek, hafta sonlarında ise kaliteli hayvansal proteinleri ölçülü şekilde tüketmek. </em></strong><strong><em>Son yıllarda yayımlanan bilimsel çalışmalar, bitki temelli beslenmenin kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet, obezite ve bazı kanser türlerine karşı koruyucu etkiler sağlayabileceğini ortaya koyarken, uzmanlar tamamen yasaklayıcı diyetler yerine sürdürülebilir beslenme modellerinin daha gerçekçi sonuçlar verdiğine dikkat çekiyor.</em></strong></p>
<p><strong><em>Uzun yaşam (longevity) alanında yapılan araştırmaları değerlendiren </em></strong><strong><em>Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, </em></strong><strong><em>sebze, meyve, baklagil, tam tahıl, zeytinyağı ve kuruyemişlerin merkezde olduğu beslenme modellerinin hem yaşam süresini hem de yaşam kalitesini desteklediğini vurguluyor. </em></strong><strong><em>Prof. Dr. Murat Baş&#8217;a göre özellikle de hafta içi sebze, meyve ve baklagillerin ağırlıkta olduğu bir beslenme düzeni benimsemek, hafta sonlarında ise ölçülü miktarda et, balık ve diğer hayvansal proteinlere yer vermek hem uygulanması daha kolay hem de uzun vadede sürdürülebilir bir yaklaşım sunuyor.</em></strong></p>
<p>Hafta içi bitkisel beslenmenin vücuda yeniden denge kazandırdığını söyleyen Prof. Dr. Murat Baş, uzun yaşamın tek bir besine ya da katı diyet kurallarına bağlı olmadığını belirterek, “Uzun yaşam araştırmalarında karşımıza çıkan en önemli ortak nokta, bitkisel besinlerin beslenmenin merkezinde yer almasıdır. Hafta içi ağırlıklı olarak sebze, meyve, baklagil ve tam tahıllara yönelmek; lif alımını artırırken bağırsak mikrobiyotasını destekliyor, inflamasyonu azaltıyor ve metabolik sağlığı güçlendiriyor&#8221; diyor. </p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, özellikle yoğun iş temposunda sürdürülebilir bir beslenme düzeni oluşturmanın önemine dikkat çekerek, &#8220;İnsanların büyük bölümü katı diyetleri uzun süre devam ettiremiyor. Bu nedenle uygulanabilir ve yaşam tarzına dönüşebilen modeller çok daha değerli&#8221; şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Hayvansal Gıdalardan Tamamen Vazgeçmek Doğru Değil </strong></p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş&#8217;a göre sağlıklı yaşamak için eti tamamen hayatımızdan çıkarmak da gerekmiyor: “Toplumda sıklıkla iki uç yaklaşım görüyoruz; ya her gün yüksek miktarda hayvansal gıda tüketiliyor ya da tamamen bırakılması gerektiği düşünülüyor. Oysa bilim bize dengenin daha önemli olduğunu gösteriyor. Hafta sonlarında kaliteli ve kontrollü miktarda hayvansal protein tüketmek, birçok kişi için hem uygulanabilir hem de sürdürülebilir bir seçenek olabilir”…</p>
<p>Bu yaklaşımın lif açısından zengin bitkisel beslenmenin avantajlarını korurken, bireylerin sosyal yaşamlarını ve beslenme alışkanlıklarını da daha rahat yönetmelerine olanak sağladığı belirtiliyor.</p>
<p><strong>Bağırsak Sağlığı ve Uzun Yaşam Arasında Güçlü Bağ</strong></p>
<p>Bilim insanları, birçok kronik hastalığın bağırsak sağlığıyla doğrudan ilişkili olduğunu vurguluyor. Liften fakir beslenme bağırsak bariyerini zayıflatabilirken, yararlı bakterilerin azalmasına ve kronik inflamasyonun artmasına neden olabiliyor.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, &#8220;Sebzeler, meyveler, baklagiller ve tam tahıllardan gelen lifler yalnızca sindirim sistemimizi değil, bağışıklık ve metabolik sağlığımızı da destekliyor. Bu nedenle hafta içi bitkisel ağırlıklı beslenme modeli, uzun yaşam açısından son derece değerli bir yatırım olarak görülmeli&#8221; diyor. </p>
<p><strong>Uzun Yaşamın Sırrı Yasaklarda Değil, Dengede</strong></p>
<p>Uzmanlara göre hafta içi bitkisel, hafta sonu kontrollü hayvansal gıda tüketimine dayanan model; lif alımını artırıyor, bağırsak dostu bakterileri destekliyor, doymuş yağ yükünü azaltabiliyor ve metabolik esnekliğin korunmasına katkı sağlayabiliyor. Prof. Dr. Murat Baş, “Uzun yaşamın sırrı mükemmel diyetlerde değil, sürdürülebilir alışkanlıklarda saklı. Beslenmede önemli olan her şeyi yasaklamak değil; doğru dengeyi kurabilmek. Hafta içi bitkisel, hafta sonu ölçülü hayvansal beslenme yaklaşımı da bu dengenin kurulmasına yardımcı olabilecek pratik modellerden biri olarak öne çıkıyor” şeklinde sözlerini tamamlıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-yasamin-yeni-formulu-hafta-ici-bitkisel-hafta-sonu-hayvansal-beslenme-650612">Uzun Yaşamın Yeni Formülü: Hafta İçi Bitkisel, Hafta Sonu Hayvansal Beslenme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hepatitler Hakkında Doğru Bilinen 11 Yanlış</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hepatitler-hakkinda-dogru-bilinen-11-yanlis-650582</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 08:53:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[11]]></category>
		<category><![CDATA[bilinen]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hepatit]]></category>
		<category><![CDATA[hepatitler]]></category>
		<category><![CDATA[karaciğer]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650582</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sessiz ilerleyen karaciğer hastalıkları yıllarca belirti vermeyebiliyor ve uzmanlar erken tanı ile farkındalığın hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hepatitler-hakkinda-dogru-bilinen-11-yanlis-650582">Hepatitler Hakkında Doğru Bilinen 11 Yanlış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sessiz ilerleyen karaciğer hastalıkları yıllarca belirti vermeyebiliyor ve uzmanlar erken tanı ile farkındalığın hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor. Karaciğer, vücudun metabolik dengesinin korunmasında kritik rol üstlenen en önemli organlardan biri olmasına rağmen, hastalıkları çoğu zaman uzun süre fark edilmeden ilerleyebiliyor. Özellikle viral hepatitler sessiz seyredebildiği için ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Erken dönemde teşhis edilmediğinde siroz, karaciğer yetmezliği ve karaciğer kanseri gibi yaşamı tehdit eden hastalıklara neden olabilen hepatitler, günümüzde erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımları sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Aslı Çiftcibaşı Örmeci, “28 Temmuz Dünya Hepatit Günü” kapsamında toplumda hepatitlerle ilgili yaygın olarak doğru sanılan yanlış bilgiler hakkında önemli açıklamalarda bulundu. </p>
<p><strong>Hepatit dünyanın önemli halk sağlığı sorunlarından biri olmayı sürdürüyor</strong></p>
<p>Dünya genelinde milyonlarca insan viral hepatitlerle yaşamını sürdürürken, hastaların önemli bir bölümü enfeksiyon taşıdığının farkında bile değidir. Çünkü Hepatit B ve Hepatit C gibi bazı türler uzun yıllar boyunca belirgin şikâyet oluşturmadan ilerlemektedir. Bu sessiz süreçte karaciğerde meydana gelen hasar zamanla geri dönüşü zor sonuçlara neden olmaktadır. Hepatitlerle ilgili yanlış bilgiler hem tanının gecikmesine hem de korunma yöntemlerinin ihmal edilmesine yol açmaktadır. Hepatitlerle ilgili doğru bilinen yanlışlar şunlardır; </p>
<p><strong>1. Yanlış:</strong> “Hepatit sadece sarılık yapan bir hastalıktır”</p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Her hepatit hastasında sarılık görülmez. Toplumda hepatit denildiğinde ilk akla gelen belirti sarılık olsa da hastalık yalnızca bununla sınırlı değildir. Hepatit, karaciğer dokusunun iltihaplanması anlamına gelir ve özellikle Hepatit B ile Hepatit C enfeksiyonları yıllarca hiçbir belirti vermeden ilerleyebilir. Bu nedenle sarılık olmaması, kişinin hepatit olmadığı anlamına gelmez.</p>
<p><strong>2. Yanlış:</strong> “Hepatit sadece alkol kullananlarda görülür”</p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Viral hepatitlerin alkol kullanımıyla doğrudan ilişkisi yoktur. Alkol tüketimi karaciğere zarar verebilse de viral hepatitlerin temel nedeni virüslerdir. Hepatit B ve Hepatit C, enfekte kan ve vücut sıvıları aracılığıyla bulaşabilir. Ancak alkol kullanımı mevcut karaciğer hasarını artırarak hastalığın daha hızlı ilerlemesine neden olabilir.</p>
<p><strong>3. Yanlış:</strong> “Kendimi iyi hissediyorsam hepatit olamam”</p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Hepatit yıllarca sessiz kalabilir. Viral hepatitlerin en önemli özelliklerinden biri uzun süre belirti vermemeleridir. Kişi kendisini tamamen sağlıklı hissedebilir ancak karaciğerde hasar ilerlemeye devam edebilir. Özellikle risk grubunda bulunan kişilerin şikâyet beklemeden tarama testlerini yaptırması büyük önem taşır.</p>
<p><strong>4. Yanlış:</strong> “Hepatit sadece yetişkinleri ilgilendirir”</p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Hepatit her yaş grubunda görülebilir. Hepatit enfeksiyonları yalnızca yetişkinleri değil, çocukları ve bebekleri de etkileyebilir. Özellikle doğum sonrası uygulanan Hepatit B aşısı, yaşam boyu koruma açısından son derece önemli bir halk sağlığı uygulamasıdır.</p>
<p><strong>5. Yanlış:</strong> “Hepatit B aşısı oldum, tüm hepatit türlerinden korunabilirim”</p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Her hepatit türü için koruma farklıdır. Hepatit B aşısı yalnızca Hepatit B virüsüne karşı koruma sağlar. Hepatit A için ayrı bir aşı bulunurken, Hepatit C için günümüzde koruyucu bir aşı henüz geliştirilememiştir. Bu nedenle korunma yöntemleri virüsün türüne göre değişiklik göstermektedir.</p>
<p><strong>6. Yanlış:</strong> “Hepatit C’nin tedavisi yoktur”</p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Günümüzde yüksek başarı oranlarıyla tedavi edilebilmektedir. Geçmişte tedavisi zor kabul edilen Hepatit C, son yıllarda geliştirilen modern ilaçlar sayesinde büyük ölçüde tedavi edilebilen bir hastalık haline gelmiştir. Erken tanı alan birçok hasta, kısa süreli tedavilerle virüsten tamamen kurtulabilmektedir.</p>
<p><strong>7. Yanlış:</strong> “Hepatit tanısı almak mutlaka siroz olunacağı anlamına gelir”</p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Erken tanı hastalığın seyrini değiştirebilir. Hepatit tanısı konulması her zaman siroz veya karaciğer kanseri gelişeceği anlamına gelmez. Düzenli takip, uygun tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde karaciğer hasarının ilerlemesi önemli ölçüde önlenebilir. Bu nedenle erken tanı, hastalığın geleceğini belirleyen en önemli faktörlerden biridir.</p>
<p><strong>8. Yanlış:</strong> “Hepatit günlük yaşamda kolayca bulaşır”</p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Sosyal temas bulaşma nedeni değildir. Tokalaşmak, sarılmak, aynı ortamı paylaşmak, aynı tabaktan yemek yemek veya günlük sosyal ilişkiler viral hepatitlerin bulaşmasına neden olmaz. Bulaşma şekli hepatitin türüne göre değişiklik gösterir ve toplumdaki bu yanlış inanış, hastalara yönelik gereksiz önyargılara yol açabilmektedir.</p>
<p><strong>9. Yanlış:</strong> “Karaciğer ağrımıyorsa sağlıklıdır”</p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Karaciğer hastalıkları uzun süre ağrı oluşturmayabilir. Karaciğer, hasar oluşmasına rağmen uzun süre belirti vermeyebilen organlardan biridir. Bu nedenle ağrı olmaması, karaciğerin tamamen sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Düzenli kontroller ve gerekli kan testleri, erken tanıda büyük rol oynar.</p>
<p><strong>10. Yanlış: “</strong>Hepatit tanısı alanlar normal yaşamlarına devam edemez”</p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Çoğu hasta yaşamını normal şekilde sürdürebilir. Günümüzde hepatit hastalarının büyük bölümü düzenli hekim takibi ve uygun tedaviyle aktif çalışma hayatlarına, sosyal yaşamlarına ve günlük aktivitelerine devam edebilmektedir. Hastalık yönetiminde en önemli nokta, tedavi sürecine uyum göstermektir.</p>
<p><strong>11. Yanlış:</strong> “Hepatitten korunmak mümkün değildir”</p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Korunmada etkili yöntemler bulunmaktadır. Hepatit B aşısı, hastalıktan korunmanın en etkili yollarından biridir. Bunun yanında steril olmayan tıbbi veya kozmetik işlemlerden kaçınmak, güvenli sağlık uygulamalarına dikkat etmek ve risk grubunda yer alan kişilerin düzenli tarama yaptırması korunmada önemli rol oynar.</p>
<p><strong>Belirti beklemeden tarama yaptırın</strong></p>
<p>Karaciğer hastalıklarının önemli bir bölümü, ancak ileri evrelere ulaştığında belirti vermeye başlamaktadır. Bu nedenle yalnızca şikâyet ortaya çıktığında doktora başvurmak yerine, risk faktörleri bulunan kişilerin düzenli sağlık kontrollerini yaptırması önerilmektedir. Özellikle aile öyküsü bulunanlar, sağlık çalışanları, kan veya kan ürünleriyle temas riski taşıyan kişiler ve risk grubunda yer alan bireylerin tarama programlarını ihmal etmemesi gerekir.</p>
<p><strong>Erken tanı karaciğeri hepatitten korur</strong></p>
<p>Viral hepatitler günümüzde erken tanı, düzenli takip ve modern tedavi yöntemleri sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınabilen hastalıklar arasında yer alır. Karaciğer sağlığını korumanın temelinde ise doğru bilgiye ulaşmak, risk durumuna göre tarama yaptırmak, Hepatit B aşısını ihmal etmemek ve düzenli sağlık kontrollerini sürdürmektir. Hepatitlerle ilgili farkındalığın artırılması yalnızca bireysel sağlığı değil, toplum sağlığı da korumaktadır. Çünkü hepatitlerde erken tanı yalnızca hastalığın ilerlemesini önlemekle kalmıyor, aynı zamanda siroz ve karaciğer kanseri gibi ciddi sonuçların ortaya çıkma riskini de önemli ölçüde azaltır. Karaciğer hastalıklarına karşı en güçlü önlem ise doğru bilgi, düzenli tarama ve zamanında yaptırılan tedavidir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hepatitler-hakkinda-dogru-bilinen-11-yanlis-650582">Hepatitler Hakkında Doğru Bilinen 11 Yanlış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz aylarında mantar enfeksiyonu artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-mantar-enfeksiyonu-artiyor-650552</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 08:52:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[mantar]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650552</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz sıcakları, yüksek nem ve terleme ciltte mantar oluşumu riskini artırarak sağlığı tehdit edebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-mantar-enfeksiyonu-artiyor-650552">Yaz aylarında mantar enfeksiyonu artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz sıcakları, yüksek nem ve terleme ciltte mantar oluşumu riskini artırarak sağlığı tehdit edebiliyor. Özellikle ayak tabanı, parmak araları, kasık bölgesi, koltuk altı ve cilt kıvrımlarında mantar enfeksiyonlarının görülme sıklığı yazın artıyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Belma Bayraktar</strong> “Aşırı kaşıntı, kızarıklık, pullanma, yanma, ciltte çatlama veya kötü koku gibi şikayetlere yol açan mantar, kolay bulaşan ve tedavisi ihmal edildiğinde yaygınlaşan bir hastalık” diyor. Özellikle yaz tatilinde bazı hatalı alışkanlıkların da mantara yol açabildiğini vurgulayan Dr. Bayraktar, günlük yaşamda alınacak basit önlemlerle bu riskin azaltılabileceğini söylüyor. Dr. Belma Bayraktar yazın mantara yol açan 6 hatayı ve mantardan korunmanın basit ama etkili yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Islak mayo ile uzun süre kalmak</strong></p>
<p>Deniz veya havuz mayo ya da bikiniyi uzun süre değiştirmemek, cildin nemli kalmasına yol açarak, mantar mikroorganizmalarının çoğalmasını kolaylaştırıyor. Bu nedenle üşenmemek ya da ‘zaten hava sıcak, bir süre sonra kurur’ diye düşünmemek, mutlaka değiştirmek gerekiyor. </p>
<p><strong>Havuz kenarında çıplak ayakla yürümek</strong></p>
<p>Havuz çevresi, ortak duş alanları ve soyunma odaları mantar bulaşması açısından riskli alanlar arasında yer alıyor. Özellikle ayak mantarı, bu tür ortak kullanım alanlarında temas yoluyla çok kolay bulaşıyor. Bu nedenle terliksiz dolaşmamak büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Uzun süre kapalı ayakkabı giymek</strong></p>
<p>Sıcak havalarda uzun süre kapalı ayakkabı giymek, ayakların hava almasını engelleyerek terleme ve nem oluşumunu artırıyor. Bu da mantar enfeksiyonuna yol açarak, ayak parmak aralarında kaşıntı, kızarıklık, soyulma ve kötü koku oluşmasına neden oluyor.  </p>
<p><strong>Başkasının havlu veya terliğini kullanmak</strong></p>
<p>Kişisel eşyaların paylaşılması mantar enfeksiyonlarının bulaşma riskini artırabiliyor. Bu nedenle özellikle havlu, terlik ve kişisel bakım ürünlerini ortak kullanmamak gerekiyor.  </p>
<p><strong>Duş sonrası cildi yeterince kurulamamak</strong></p>
<p>Duş sonrası özellikle ayak parmak araları, kasık bölgesi ve cilt kıvrımlarının nemli kalması mantar için uygun ortam oluşturabiliyor. Bu nedenle cildi tahriş etmeyecek şekilde yumuşak dokunuşlarla cildi kurulamak mantar oluşumunu engellemede önem taşıyor.  </p>
<p><strong>Çok sıkı ve hava almayan kıyafetler giymek</strong></p>
<p>Dermatoloji Uzmanı Dr. Belma Bayraktar “Sentetik ve dar kıyafetler terin buharlaşmasını zorlaştırabildiğinden mantar oluşumunu kolaylaştırabiliyor. Bu nedenle özellikle yaz sıcaklarında pamuklu, rahat ve hava alan kıyafetler tercih edilmesinde fayda var” diyor.  </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-mantar-enfeksiyonu-artiyor-650552">Yaz aylarında mantar enfeksiyonu artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yorgunluk, Uykusuzluk, Gerginlik: İlişkisel Stres Ömrünüzü Kısaltıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yorgunluk-uykusuzluk-gerginlik-iliskisel-stres-omrunuzu-kisaltiyor-650537</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 08:52:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[gerginlik]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[kısaltıyor]]></category>
		<category><![CDATA[lişkisel]]></category>
		<category><![CDATA[ömrünüzü]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650537</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlişkinizde kendinizi sürekli açıklamak zorunda mı hissediyorsunuz? Sınır koyduğunuzda suçluluk duyuyor, bazı kişilerle görüştükten sonra saatlerce aynı konuşmayı zihninizde tekrar ediyor ya da kendinizi tükenmiş hissediyor musunuz?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yorgunluk-uykusuzluk-gerginlik-iliskisel-stres-omrunuzu-kisaltiyor-650537">Yorgunluk, Uykusuzluk, Gerginlik: İlişkisel Stres Ömrünüzü Kısaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlişkinizde kendinizi sürekli açıklamak zorunda mı hissediyorsunuz? Sınır koyduğunuzda suçluluk duyuyor, bazı kişilerle görüştükten sonra saatlerce aynı konuşmayı zihninizde tekrar ediyor ya da kendinizi tükenmiş hissediyor musunuz? İlişkisel stres olarak adlandırılan bu durum uzun sürdüğünde yalnızca ruh halinizi değil, bedeninizi de yönetmeye başlıyor. Uyku düzeninden bağışıklık sistemine, dikkat performansından biyolojik yaşlanma süreçlerine kadar bedenimizi A’dan Z’ye etkilediğine dikkat çeken <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Öykü Gönültaş</strong>, &#8220;Bedenimiz yalnızca fiziksel tehditlere değil, ilişkilerde hissettiğimiz güvensizlik ve sürekli alarm haline de tepki verir. Bu nedenle kendimizi sürekli savunmada hissettiğimiz ilişkiler, zaman içinde hem psikolojik hem de biyolojik bir yük oluşturabilir&#8221; diyor.</p>
<p><strong>BEYNİMİZ ZOR İLİŞKİLERİ TEHDİT OLARAK ALGILIYOR</strong></p>
<p>Hayatımız boyunca yüzlerce, belki de binlerce insanla ilişki kuruyoruz. Kimileri hayatımıza kısa süreliğine girip çıkarken, kimileri yıllarca yaşamımızın önemli bir parçası oluyor. Ancak bazı ilişkiler var ki yalnızca duygularımızı değil, günlük yaşamımızı da derinden etkiliyor. İş yerinde yaşadığınız bir tartışmayı saatler sonra bile zihninizde yeniden canlandırdığınız, bir aile üyesinden gelen telefonu görünce içinizin sıkıldığı ya da yanında kendinizi güvende hissetmeniz gereken eşinizin veya partnerinizin yanında sürekli savunmada hissettiğiniz oldu mu? İşte bu tür ilişkilerde etkilenen yalnızca ruh haliniz değildir. </p>
<p>Beynimizin sosyal ilişkileri aynı zamanda bir güvenlik sistemi üzerinden değerlendirdiğini belirten <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Öykü Gönültaş</strong>, “Kabul görmek, anlaşılmak ve desteklenmek sinir sistemine güven mesajı verirken; sürekli eleştirilme, küçümsenme, reddedilme ya da öngörülemeyen tepkilerle karşılaşma beklentisi beynimiz tarafından sosyal bir tehdit olarak algılanabilir. Bu durumda bedenimiz de tıpkı fiziksel bir tehlike karşısındaymış gibi stres yanıtını devreye sokabilir&#8221; diyor.</p>
<p><strong>BEDENİNİZ İLİŞKİNİZE TEPKİ VERİYOR!</strong></p>
<p>Ancak ilginç olan nokta şu ki bazen stres tepkisi hemen ortaya çıkmayabiliyor. Bazı kişilerle görüşmeden önce &#8216;Yine kendimi anlatamayacağım&#8217;, &#8216;Yine yanlış anlaşılacağım&#8217; ya da &#8216;Sınır koyarsam suçlu hissedeceğim&#8217; gibi düşüncelerin zihni meşgul etmeye başladığına dikkat çeken <strong>Klinik Psikolog Öykü Gönültaş, </strong>“Kalp atışının hızlanması, kasların gerilmesi, sürekli tetikte hissetme ya da konuşmayı defalarca zihinde prova etme gibi tepkiler de beynin kendisini olası bir tehdide hazırlamasının doğal sonuçlarıdır. Kişi bedensel olarak gevşemekte zorlanabilir ve duygusal olarak tükenmiş hissedebilir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>İLİŞKİSEL STRES SADECE RUHU DEĞİL, BEDENİ DE YORUYOR</strong></p>
<p>Stres, kısa süreli olduğunda beden değişen koşullara uyum sağlamak için doğal bir savunma mekanizması geliştirir. Ancak stres kaynağı devam ettiğinde, vücut tekrar tekrar alarm durumuna geçer. Bu durumun bilimsel olarak &#8220;allostatik yük&#8221; olarak tanımlandığını belirten <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Öykü Gönültaş</strong>, “Bedenimiz stresle başa çıkabilmek için sürekli uyum sağlamaya çalışır. Uzun süreli stres üzerine yapılan çalışmalar, bedenin stres altında yalnızca “gergin” kalmadığını; aynı zamanda dengeye dönebilmek için daha fazla kaynak harcadığını gösteriyor. Bu ekstra çaba uzun süre devam ettiğinde, bedenin dinlenme, onarım ve toparlanma kapasitesi zorlanabilir. Başka bir deyişle yalnızca zihnimiz değil, bedenimiz de bu yükü taşımaya başlar&#8221; diyor.</p>
<p><strong>BU BELİRTİLER İLİŞKİSEL STRESİN EN NET GÖSTERGESİ OLABİLİR</strong></p>
<p>Uzun süre devam eden ilişkisel stres duygusal yorgunlukla birlikte bedeni de etkileyen fiziksel yansımalara neden oluyor. </p>
<p>Klinik Psikolog Öykü Gönültaş, Bedendeki belirtiler ilişkisel stresin yansımasıdır. Çünkü beden, kendini sürekli tetikte tutmanın bedelini zamanla ödemeye başlar. Son yıllarda yapılan çalışmalar da uzun süre devam eden olumsuz sosyal ilişkilerin biyolojik yaşlanma, inflamasyon ve genel sağlık yüküyle ilişkili olabileceğine işaret ediyor” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>ZOR İLİŞKİLERLE BAŞ ETMENİN İLK ADIMI: ETKİSİNİ FARK ETMEK</strong></p>
<p>Sürekli alarm halinde çalışan bir sistem, zamanla hem ruhsal hem de fiziksel sağlığı etkileyebiliyor. Peki her zor ilişki “toksik” mi ya da her anlaşmazlıkta ilişki bitmeli mi? </p>
<p><strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Öykü Gönültaş</strong>, önemli olanın tek bir tartışma değil; kişiyi sürekli aynı duygusal döngüye hapseden, çözülemeyen ilişki örüntüleri olduğunu belirtiyor. &#8220;Sürekli kendinizi açıklamak zorunda hissediyorsanız, sınır koyduğunuzda yoğun suçluluk duyuyor ya da karşınızdaki kişinin duygularını düzenlemeyi kendi sorumluluğunuz gibi görüyorsanız, bu ilişki stres yükünüzü artırıyor olabilir&#8221; diyen <strong>Gönültaş</strong>’a göre ilk adım ilişkinin üzerimizde bıraktığı etkiyi fark etmek. </p>
<p><strong>KENDİNİZE BU SORULARI SORUN!</strong></p>
<p>&#8220;Bu kişiyle görüştükten sonra kendimi nasıl hissediyorum? Daha gergin, daha yorgun ya da daha yetersiz mi? Aynı döngüyü tekrar tekrar mı yaşıyorum?&#8221; sorularını sormanın, ilişkisel stresi fark edebilmek açısından önemli ipuçları sunduğunu belirten <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Öykü Gönültaş,</strong> “Sınır koymak da her zaman ilişkiyi sonlandırmak anlamına gelmez. Bazen konuşma süresini kısaltmak, belirli konulara girmemek, her talebe hemen &#8216;evet&#8217; dememek ya da tartışma büyüdüğünde konuşmaya ara vermek de sağlıklı bir sınır olabilir&#8221; ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>Sağlıklı ilişkilerin ruhsal olduğu kadar fiziksel sağlık için de koruyucu olduğuna dikkat çeken <strong>Klinik Psikolog Öykü Gönültaş</strong>, &#8220;Kendimizi güvende, anlaşılmış ve desteklenmiş hissettiğimiz ilişkiler stresin etkisini azaltır, psikolojik dayanıklılığımızı güçlendirir. Ruhsal iyi oluş yalnızca kendi iç dünyamızı düzenlemekten değil; bizi tüketen ilişkileri fark edip, bize iyi gelen ilişkileri çoğaltabilmekten de geçiyor&#8221; diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yorgunluk-uykusuzluk-gerginlik-iliskisel-stres-omrunuzu-kisaltiyor-650537">Yorgunluk, Uykusuzluk, Gerginlik: İlişkisel Stres Ömrünüzü Kısaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya nüfusunun yüzde 3&#8217;ü kronik Hepatit B veya Hepatit C ile yaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-nufusunun-yuzde-3u-kronik-hepatit-b-veya-hepatit-c-ile-yasiyor-650500</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 08:50:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hepatit]]></category>
		<category><![CDATA[Hepatit C]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[nüfusunun]]></category>
		<category><![CDATA[sönmez]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Viral Hepatit]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650500</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dr. Öğr. Üyesi Özcan Sönmez’den Dünya Hepatit Günü uyarısı: "Erken tanı ve aşı hayat kurtarıyor"</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-nufusunun-yuzde-3u-kronik-hepatit-b-veya-hepatit-c-ile-yasiyor-650500">Dünya nüfusunun yüzde 3&#8217;ü kronik Hepatit B veya Hepatit C ile yaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Özcan Sönmez’den Dünya Hepatit Günü uyarısı: &#8220;Erken tanı ve aşı hayat kurtarıyor&#8221;</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dünya genelinde yaklaşık 287 milyon kişi kronik hepatit B veya hepatit C ile yaşarken; yalnızca 2024 yılında 1,3 milyon kişi bu hastalıklara bağlı gelişen siroz ve karaciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetti. Viral hepatitin günümüzde önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olmasına rağmen milyonlarca kişinin hâlâ tanı almadan yaşamını sürdürdüğünü belirten Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Özcan Sönmez, erken tanı, tarama ve aşılamanın hayati önem taşıdığını söyledi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Özcan Sönmez, ciddi karaciğer hastalıklarına ve karaciğer kanserine yol açan bir karaciğer iltihabı olan viral hepatit konusunda farkındalık yaratmak amacıyla her yıl 28 Temmuz’un Dünya Hepatit Günü olarak anıldığını söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Özcan Sönmez, 2026 Dünya Hepatit Günü teması olan “Hepatit: Engelleri Aşalım” sloganının, insanların hayatlarını kurtarabilecek hizmetlerle aralarında duran engelleri ortadan kaldırmaya yönelik bir çağrı olduğunu vurgulayarak “Viral hepatit, dünya çapında önlenebilir hastalık ve ölümlerin başlıca nedenlerinden biri olmaya devam etmektedir. 2026 kampanyası, daha güçlü siyasi taahhütler, sürdürülebilir yatırımlar ve önleme, test, tedavi ve bakıma adil erişimin genişletilmesine yönelik çabalar yoluyla, kanıtlanmış bilimsel bulguların eyleme dönüştürülmesini hedeflemektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Viral hepatitle mücadelede bilimsel pek çok araç var</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Viral hepatiti ortadan kaldırmak için gerekli olan bilimsel araçların halihazırda mevcut olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Özcan Sönmez, “Etkili aşılar, doğru teşhis yöntemleri, Hepatit C için iyileştirici tedaviler ve Hepatit B için ömür boyu süren tedaviler, enfeksiyonları önleyebilir, hayat kurtarabilir ve karaciğer kanseri ile sirozu azaltabilir. Buna rağmen, damgalanma, farkındalık eksikliği, sağlık sistemindeki eksiklikler ve süregelen eşitsizlikler nedeniyle milyonlarca insan hâlâ teşhis edilememiş, tedavi görmemiş veya sağlık hizmetlerine erişememektedir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hepatit B ve C sessiz ilerliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hepatiti “Karaciğerin inflamasyonu yani iltihabı” olarak tanımlayan Dr. Öğretim Üyesi Özcan Sönmez, en sık sebeplerin viral hastalıklar olduğunu söyledi.  Sönmez, “Yani viral hepatit dediğimiz Hepatit A, B, C, D, E olmak üzere 5 ana tip hepatit virüsü vardır” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>2024 yılı verilerine göre yaklaşık 287 milyon kişinin kronik Hepatit B veya Hepatit C ile yaşadığını, bunun dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 3&#8217;üne karşılık geldiğini kaydeden Sönmez, özellikle hepatit B ve hepatit C enfeksiyonlarının yıllarca hiçbir belirti vermeden ilerleyebildiğine dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>&#8220;Hepatit B ve C, kan ve cinsel yolla bulaşabilen enfeksiyonlardır. Hastalar çoğu zaman karaciğer sirozu gelişinceye kadar herhangi bir şikâyet yaşamayabilir. Bu nedenle hastalığın erken dönemde tespit edilmesi son derece önemlidir.&#8221; dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Risk grubundakiler mutlaka tarama yaptırmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Özcan Sönmez, sağlık çalışanları, sık kan transfüzyonu alan kronik hastalar, bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler, kanser hastaları ile askerlik, bakım evi ve benzeri toplu yaşam alanlarında bulunan kişilerin düzenli hepatit taramalarından geçirilmesi gerektiğini vurguladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>&#8220;Erken tedavi siroz ve karaciğer kanserini önleyebilir&#8221;</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hepatit B ve hepatit C&#8217;nin günümüzde tedavi edilebilen hastalıklar arasında yer aldığını ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Sönmez, erken tanının yaşam kurtardığını belirtti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>&#8220;Hastalık erken dönemde teşhis edilip tedaviye başlanırsa karaciğer sirozu ve karaciğer kanseri gelişme riski önemli ölçüde azaltılabiliyor. Hepatit C günümüzde tamamen tedavi edilebilen bir enfeksiyon haline gelirken, hepatit B de uygun ilaçlarla uzun yıllar kontrol altında tutulabiliyor.&#8221; ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Türkiye&#8217;de hemen her ilde bulunan hastanelerde gastroenteroloji veya enfeksiyon hastalıkları uzmanlarının gerekli tedaviyi başlatabildiğini belirten Sönmez, ilaçlara erişimin de oldukça kolay olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Aşılama en güçlü korunma yöntemi</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hepatit A ve Hepatit B enfeksiyonlarına karşı etkili aşıların bulunduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Sönmez, her iki aşının da Türkiye&#8217;nin ulusal aşı takviminde yer aldığını ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Tam doz aşılamanın ardından koruyuculuğun yüzde 95 ila yüzde 100 arasında değiştiğini aktaran Sönmez, buna karşın dünya genelinde bebeklerin yalnızca yüzde 45&#8217;inin doğumdan sonraki ilk 24 saat içinde hepatit B aşısı olabildiğini söyledi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sönmez, 2024 verilerine göre; 1,3 milyon kişinin kronik Hepatit B ve C nedeniyle hayatını kaybettiğini sözlerine ekledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hepatiti ortadan kaldırmak mümkün</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Viral hepatitle mücadelede en önemli basamakların farkındalık, tarama, aşılama ve tedaviye erişim olduğunu vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Özcan Sönmez, &#8220;Bugün elimizde hepatiti önlemek ve kontrol altına almak için gerekli tüm bilimsel araçlar bulunuyor. Erken tanı konulan, zamanında tedavi edilen ve aşıyla korunan bireylerde siroz ve karaciğer kanseri büyük ölçüde önlenebiliyor. Hepatiti ortadan kaldırmak elimizde.&#8221; değerlendirmesinde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-nufusunun-yuzde-3u-kronik-hepatit-b-veya-hepatit-c-ile-yasiyor-650500">Dünya nüfusunun yüzde 3&#8217;ü kronik Hepatit B veya Hepatit C ile yaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diz protezinde hazırlık başarıyı artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diz-protezinde-hazirlik-basariyi-artiriyor-650476</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 08:49:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[başarıyı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlık]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[protezi]]></category>
		<category><![CDATA[protezinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650476</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Demiroğlu, diz protezi ameliyatı ile ilgili merak edilenler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diz-protezinde-hazirlik-basariyi-artiriyor-650476">Diz protezinde hazırlık başarıyı artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Demiroğlu, diz protezi ameliyatı ile ilgili merak edilenler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Diz protezi ameliyatı kararı verilirken en önemli kriter hastanın ağrısı!</strong></p>
<p>Diz artroplastisi, diğer adıyla total diz protezinin, ortopedik cerrahide sık uygulanan cerrahi işlemlerden biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Murat Demiroğlu, “İleri derecede osteoartrit (kireçlenme) gelişen hastalarda, temel olarak ağrıyı ortadan kaldırmak ve yaşam kalitesini artırmak amacıyla uygulanır.” dedi.</p>
<p>Diz protezi gerekliliği değerlendirilirken, tıbbi gereklilik, yaşam kalitesi ve kişisel hedefleri içeren üç temel unsurun göz önünde bulundurulduğunu aktaran Prof. Dr. Demiroğlu, “Ameliyat kararında en önemli kriter hastanın ağrısıdır. Özellikle hareketle ortaya çıkan mekanik ağrı ve gece ağrısı dikkatle değerlendirilir. Ağrının günlük yaşam üzerindeki etkisi; merdiven çıkma, oturup kalkma ve yürüme gibi aktivitelerde oluşturduğu kısıtlılık ayrıntılı olarak incelenir. Cerrahi kararı verilmeden önce ameliyat dışı tedavi yöntemlerinin uygulanmış ve yetersiz kalmış olması beklenir. Bacak güçlendirme egzersizleri, fizik tedavi ve eklem içi enjeksiyonlara rağmen şiddetli ağrının devam etmesi ve radyolojik incelemelerde ileri derecede osteoartrit görülmesi, diz protezi için önemli göstergelerdir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Diz protezi ameliyatı yüksek başarı oranına sahip olsa da riskleri azaltmak önemli!</strong></p>
<p>Diz protezi ameliyatının günümüzde oldukça başarılı sonuçlar veren bir cerrahi işlem olduğuna işaret eden Prof. Dr. Demiroğlu, “Cerrahi tekniklerin gelişmesi ve implant tasarımlarının ilerlemesi sayesinde hastaların yaklaşık yüzde 90-95&#8217;inde yüz güldürücü sonuçlar elde edilebiliyor.” dedi.</p>
<p>Her büyük ortopedik cerrahide olduğu gibi diz protezi ameliyatının da bazı riskleri bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Demiroğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu riskler arasında; yaklaşık yüzde 3-5 oranında enfeksiyon riski, ameliyat sonrası gelişebilecek venöz tıkanıklıklar, akciğer embolisi, ilerleyen dönemde protez çevresinde oluşabilecek kırıklar yer alır. Bu riskleri azaltmak için bazı önlemler alınması gerekir.</p>
<p>Diz protezi acil bir ameliyat değildir. Bu nedenle hastanın ameliyat öncesinde mümkün olan en iyi genel sağlık durumuna getirilmesi hedeflenir. Bu süreçte; obezite varsa kilo verilmesi, albümin düzeyi düşükse beslenmenin düzenlenmesi, kan değerlerindeki eksikliklerin giderilmesi, diyabet varsa kan şekerinin kontrol altına alınması, kuadriseps kasını güçlendirmeye yönelik egzersizlerin uygulanması ameliyat risklerini azaltmaya yardımcı olur.”</p>
<p><strong>Her iki dizin aynı anda ameliyat edilmesi her zaman önerilmez!</strong></p>
<p>Her iki dizde de kireçlenme bulunabileceğini kaydeden Prof. Dr. Murat Demiroğlu, “Ancak iki dizin aynı anda ameliyat edilmesi her zaman tercih edilmez.” dedi.</p>
<p>Yapılan çalışmalara atıfta bulunan Prof. Dr. Demiroğlu, “Tek dizinden ameliyat olan hastaların yaklaşık yüzde 30&#8217;unun beş yıl içinde diğer dizinden de ameliyat olduğu görülmüştür. Bununla birlikte her hastada iki dizde aynı şiddette kireçlenme gelişmeyebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Teknolojik gelişmeler diz protezlerinin ömrünü artırdı!</strong></p>
<p>Cerrahi teknikler ve implant teknolojisindeki gelişmeler sayesinde diz protezlerinin ortalama ömrünün yaklaşık 15 yıla ulaştığı bilgisini veren Prof. Dr. Demiroğlu, “Günümüzde 15 yıllık sağkalım standart kabul edilir. Ancak revizyon protezlerinde bu süre daha kısa olabilir.” dedi.</p>
<p>Diz protezinin üç ana parçadan oluştuğuna değinen Prof. Dr. Demiroğlu, “Femur ve tibia kısmında genellikle titanyum veya titanyum-kobalt alaşımları kullanılır. İki metal parça arasında yüksek yoğunluklu polietilen bulunur. Gerekli durumlarda patellada da polietilen materyal kullanılabilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Diz protezi ameliyatında iyi hazırlık, iyileşme sürecini de olumlu etkiler!</strong></p>
<p>Ameliyat öncesi hazırlığın başarılı bir sonuç açısından büyük önem taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Murat Demiroğlu, “Bu süreçte, beslenme durumunun iyileştirilmesi, fazla kilonun azaltılması, diyabetin kontrol altına alınması, düşük hemoglobin ve hematokrit değerlerinin düzeltilmesi, kuadriseps kasının güçlendirilmesi hedeflenir.” dedi.</p>
<p>Ameliyatın, hastanın durumuna göre spinal veya genel anestezi altında gerçekleştirildiğini söyleyen Prof. Dr. Demiroğlu sözlerini şöyle tamamladı: </p>
<p>“Ameliyat sırasında kullanılan traneksamik asit sayesinde kanama önemli ölçüde azaltılır. Ameliyat öncesinde kan değerleri uygun olan hastalarda kan nakli gereksinimi ortalama yüzde 5-10&#8217;u geçmez. Diz protezi ameliyatı, kişiye göre değişmekle birlikte ortalama bir saat sürer. Revizyon ameliyatlarında bu süre uzayabilir.</p>
<p>Ameliyat sonrasında ilk gün hafif veya orta şiddette ağrı görülebilir. Ancak güçlü ağrı kesiciler ile birlikte buz uygulaması, kompresyon ve elevasyon gibi destekleyici yöntemlerle bu süreç genellikle rahat geçirilir. Ameliyattan yaklaşık 3-4 saat sonra hastanın beslenmesine izin verilir. Durumu uygunsa önce yatakta oturtulur, ardından ayağa kaldırılır. Bu mümkün olmazsa ertesi sabah mobilizasyon sağlanır. Ayağa kalkılamasa bile hasta uyanır uyanmaz düz bacak kaldırma ve ayak bileği hareketlerine başlanır.</p>
<p>Genel anestezi uygulanan hastaların güvenlik ve ağrı kontrolü açısından genellikle bir gece hastanede kalması önerilir. Herhangi bir sorun bulunmayan hastalar ertesi gün taburcu edilebilir. Ağrısı devam eden bazı hastalar ise bir gün daha hastanede kalabilir.</p>
<p>Taburculuk sonrasında düzenli poliklinik kontrolleriyle yara bakımı yapılır. Birinci ve ikinci hafta kontrollerinde diz hareket açıklığı değerlendirilir. İkinci haftada yeterli hareket açıklığı sağlanamamışsa hasta fizik tedavi programına alınır. Diz protezi ameliyatı ve ameliyat sonrası süreç hakkında merak edilen konular için ortopedi ve travmatoloji uzmanına başvurulması önerilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diz-protezinde-hazirlik-basariyi-artiriyor-650476">Diz protezinde hazırlık başarıyı artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Saldırıya Uğrayan Hemşireye Boynundan Yaralandı </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saldiriya-ugrayan-hemsireye-boynundan-yaralandi-650450</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 08:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[boynundan]]></category>
		<category><![CDATA[hemşireye]]></category>
		<category><![CDATA[saldırıya]]></category>
		<category><![CDATA[uğrayan]]></category>
		<category><![CDATA[yaralandı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650450</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisinde görevli hemşire S.O, bir hasta yakınının kesici aletiyle saldırması sonucu boynundan yaralandı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saldiriya-ugrayan-hemsireye-boynundan-yaralandi-650450">Saldırıya Uğrayan Hemşireye Boynundan Yaralandı </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisinde görevli hemşire S.O, bir hasta yakınının kesici aletiyle saldırması sonucu boynundan yaralandı. </span></p>
<p><span>Birlik Sağlık-Sen Anadolu Güney Şube Başkanı Hasan Çalışçı, Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi Yeşil Alan Enjeksiyon Odası’nda görev yapan hemşire S.O.’ya yönelik gerçekleştirilen saldırıya ilişkin yazılı bir basın açıklaması yaptı.</span></p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/Goruntu-27.07.2026-12.49-1.jpeg"/></p>
<p><b><strong>Hemşire Hayati Tehlike Atlattı </strong></b></p>
<p><span>Çalışçı, sağlık çalışanına yönelik saldırıyı derin bir üzüntü ve öfkeyle öğrendiklerini belirterek şu ifadeleri kullandı: </span><span>“İddiaya göre, yaklaşık 10 dakika önce enjeksiyonu yapılarak taburcu edilen bir hastanın yakını tarafından, diğer hastaların </span><span>mahremiyetini korumak amacıyla görevini sürdüren meslektaşımız kesici-delici bir aletle boynundan yaralanmıştır. Boyun damarına oldukça yakın bir bölgeden aldığı yara nedeniyle hayati tehlike atlatan meslektaşımızın yaşadığı bu olay, sağlıkta şiddetin ulaştığı vahim boyutu bir kez daha gözler önüne sermiştir. İnsan hayatını kurtarmak için fedakârca görev yapan bir sağlık çalışanına yönelik bu saldırıyı en güçlü şekilde kınıyoruz.” Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin yalnızca bir sağlık emekçisine değil; sağlık sistemine, kamu hizmetine ve toplumun ortak vicdanına yönelik bir saldırı olduğunu vurgulayan Çalışçı, hastanelerin şiddetin değil; şifanın, güvenin ve insan hayatını korumanın merkezi olması gerektiğini ifade etti.</span></p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/Goruntu-27.07.2026-12.49-2.jpeg"/></p>
<p><b><strong>Hastanelere Giriş Çıkış Kontrolleri Güçlendirilmeli </strong></b></p>
<p><span>Sağlıkta şiddetin önlenebilmesi için mevcut güvenlik tedbirlerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirten Çalışçı, havalimanları ve alışveriş merkezlerinde uygulanan güvenlik modellerinin hastanelerde de örnek alınması gerektiğini söyledi. Çalışçı, hastanelerde giriş-çıkış kontrollerinin güçlendirilmesi, güvenlik personeli sayısının artırılması, teknolojik güvenlik sistemlerinin yaygınlaştırılması ve güvenlik hizmetlerinin ilgili kamu kurumlarıyla koordinasyon içinde daha etkin şekilde yürütülmesi gerektiğini ifade etti. </span><span>Saldırıya uğrayan hemşireye acil şifalar dileyen Çalışçı, ailesine, yakınlarına ve çalışma arkadaşlarına geçmiş olsun dileklerini ileterek, olayın tüm yönleriyle aydınlatılmasını, sorumlular hakkında gerekli adli ve idari işlemlerin ivedilikle uygulanmasını ve sağlık çalışanlarının can güvenliğini sağlayacak kalıcı yasal ve idari düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesini beklediklerini kaydetti. Açıklamasının sonunda Çalışçı, “Sağlık çalışanları can güvenliği endişesi yaşamadan görev yapabilmeli, tüm enerjilerini yalnızca hastalarını yaşatmaya ve sağlık hizmeti sunmaya ayırabilmelidir. Sağlıkta şiddete sessiz kalmayacağız. Şiddetin değil, emeğin ve insan hayatının yanında olmaya devam edeceğiz.” ifadelerine yer vererek kamuoyunu sağlıkta şiddete karşı ortak bir duruş sergilemeye davet etti. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansıhn </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saldiriya-ugrayan-hemsireye-boynundan-yaralandi-650450">Saldırıya Uğrayan Hemşireye Boynundan Yaralandı </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hürriyetçi Sağlık Sen’den PDKS Tepkisi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hurriyetci-saglik-senden-pdks-tepkisi-650444</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 08:48:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[hürriyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[pdks]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sen]]></category>
		<category><![CDATA[tepkisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650444</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hürriyetçi Sağlık Sen Şube Başkanı Serkan Kökduman “Kocaeli Şehir Hastanesi idaresi tarafından uygulanmak istenen Personel Devam Kontrol Sistemi (PDKS), bir mesai takip sistemi olmanın ötesine geçti" dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hurriyetci-saglik-senden-pdks-tepkisi-650444">Hürriyetçi Sağlık Sen’den PDKS Tepkisi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / Kocaeli –</strong> Kocaeli Şehir Hastanesi idaresi tarafından Personel Devam Kontrol Sistemi (PDKS), yayınlanan iç yazışma mesai takip sistemi olmanın ötesine geçmesi nedeniyle personelden gelen talep ve şikayetlere istinaden Hürriyetçi Sağlık Sen Kocaeli Şube Başkanı Serkan Kökduman açıklama yaptı. İdareye çağrı yapan Kökduman “Sağlık çalışanlarını cezalandıran pdks dayatmasına derhal son verin!” dedi</p>
<p><b>Kökduman, “İç Yazışma Maksadını Aştı”</b></p>
<p><span>Hürriyetçi Sağlık Sen Şube Başkanı Serkan Kökduman yapmış olduğu açıklamada “Kocaeli Şehir Hastanesi idaresi tarafından uygulanmak istenen Personel Devam Kontrol Sistemi (PDKS), bir mesai takip sistemi olmanın ötesine geçmiştir. Sağlık çalışanlarının maaşını, nöbet ücretini, yemek hakkını ve hatta hastaya hizmet sunmasını tehdit eden bir cezalandırma mekanizmasına dönüştürülmüştür. Hürriyetçi Sağlık Sen olarak yayınlanan iç yazışmanın maksadını aştığını hastanede görev yapan çalışanları da, Hastaneden hizmet alacak vatandaşlarına mağdur edecektir. Yayınlanan yazı tekrar gözden geçirilerek mağduriyetlerin önüne geçilmelidir.</span></p>
<p><b>“Sağlık Personelinin Emeği Yok Sayılamaz”</b></p>
<p><span>Sağlık çalışanı bir karttan, bir cihazdan veya elektronik sistemden daha değersiz değildir! Yıllardır pandemi, deprem, afet ve olağanüstü şartlarda canını ortaya koyarak görev yapan sağlık emekçilerine bugün reva görülen anlayış; “Kart okutmadın, maaşını keserim… Kart okutmadın, nöbet ücretini vermem… Kart okutmadın, bilgisayarını açtırmam… Kart okutmadın, yemek bile yiyemezsin.” anlayışıdır. Bu anlayış ne hukuk devletine, ne sosyal devlete ne de insan vicdanına sığmaktadır. Elektronik sistemler hata yapabilir. Kart bozulabilir. Cihaz arızalanabilir. Elektrik kesilebilir. Ancak hiçbir teknik arıza, sağlık çalışanının emeğini yok sayamaz.</span></p>
<p><b>“Hürriyetçi Sağlık Sen Olarak Soruyoruz”</b></p>
<p><span>Hiç kimse fiilen görev yapan bir kamu görevlisinin maaşını ve alın terini tek bir elektronik kayda indirgeme hakkına sahip değildir. Daha da vahimi; kart okutmadığı gerekçesiyle bilgisayar sistemine girişin engellenmesi, yalnızca çalışanı değil doğrudan hastayı cezalandırmaktadır. Soruyoruz; ilaç uygulaması gecikecekse bunun sorumluluğunu kim üstlenecek? Laboratuvar sonuçları gecikir, ameliyat aksar, yoğun bakım hizmeti zarar görürse bunun hesabını kim verecek? </span></p>
<p><b>“Sağlık Personelinin Beslenme Hakkı Pazarlık Konusu Yapılamaz”</b></p>
<p><span>Sağlık hizmeti elektronik kapılardan değil, sağlık çalışanlarının fedakârlığıyla yürümektedir. Bir başka kabul edilemez düzenleme ise personelin yemekhane hakkının PDKS kaydına bağlanmasıdır. Beslenme hakkı pazarlık konusu yapılamaz. Yemek hakkı disiplin cezası gibi kullanılamaz. Devlet, çalışanını cezalandırarak değil koruyarak yönetir. Ayrıca biyometrik veri toplanmasına yönelik uygulamalar konusunda da ciddi hukuki sakıncalar bulunmaktadır. Kişisel veriler, çalışanların temel hakları ve özel hayatı hiçbir idari kolaylık gerekçesiyle ihlal edilemez.</span></p>
<p><b>Uygulamayı Geri Çekin!</b></p>
<p><span>Sağlık çalışanlarını hedef alan bu uygulamayı idare olarak yeniden değerlendirin. 07.07.2026 Tarih ve E-36144849-929-320533413 sayılı yazınızı revize edin. Kamu hizmetini aksatacak, çalışanı mağdur edecek, hasta güvenliğini riske atacak düzenlemeleri derhal geri çekin. Türkiye’nin sağlık sistemi fedakâr sağlık çalışanlarının omuzlarında yükselmektedir. Bu çalışanların emeğini cezalandıran hiçbir uygulamaya sessiz kalmayın. Kamu hastanelerinde hukuka aykırı uygulamalara izin vermeyin. İdarelerin keyfi yorumlarıyla çalışanların maaşı, nöbet ücreti ve temel hakları tehdit altına sokulamaz. İdarenin usulsüz uygulamalarını sonlandırması için çalışanlar adına Hürriyetçi Sağlık Sen olarak müracaatımızı yaptık. </span><span>Hukuka aykırı olduğu değerlendirilen bu uygulamalar geri çekilmediği takdirde; İdari yargıda iptal davaları açılacaktır. Sorumlular hakkında gerekli idari ve hukuki başvurular yapılacaktır. Konu Sağlık Bakanlığı, Valilik ve ilgili tüm denetim mercilerine taşınacaktır. Sağlık çalışanlarının haklarını korumak adına demokratik ve hukuki tüm mücadele yolları kararlılıkla kullanılacaktır. Hiç kimse sağlık çalışanını elektronik bir karttan ibaret göremez. Hiç kimse emeğin karşılığını teknik gerekçelerle gasp edemez. Hiç kimse kamu hizmetini durma noktasına getirecek uygulamaları “disiplin” adı altında meşrulaştıramaz. Sağlık çalışanı sahipsiz değildir. Sendika olarak konun takipçisi olacağız” dedi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hurriyetci-saglik-senden-pdks-tepkisi-650444">Hürriyetçi Sağlık Sen’den PDKS Tepkisi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Omurga Sağlığını Korumak İçin 10 Önemli Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/omurga-sagligini-korumak-icin-10-onemli-oneri-650375</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 08:46:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[disk]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[düz]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[korumak]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650375</guid>

					<description><![CDATA[<p>Omurga, insan vücudunun ana taşıyıcı kolonu ve merkezi sinir sisteminin koruyucu kalkanı olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omurga-sagligini-korumak-icin-10-onemli-oneri-650375">Omurga Sağlığını Korumak İçin 10 Önemli Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Omurga, insan vücudunun ana taşıyıcı kolonu ve merkezi sinir sisteminin koruyucu kalkanı olarak tanımlanıyor. Kemikler (omurlar), diskler, eklemler, bağlar ve kaslardan oluşan bu kusursuz yapı, günlük yaşam aktivitelerimizin temelini oluşturuyor. Uyku ürünlerinin yanlış seçimi, tütün kullanımı ve modern çağın getirdiği hareketsiz yaşam tarzı gibi tüm olumsuz etkenler omurga sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Bu nedenle günlük alışkanlıklarda yapılabilecek küçük ama bilinçli değişiklikler, bireyin ilerleyen yıllarda ve yaşlarda hareket özgürlüğünü korumaya yardımcı oluyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi İleri Omurga Merkezi’nden Prof. Dr. Turgut Akgül, omurga sağlığını korumak için yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.  </p>
<p><strong>1- Duruş biyomekanizmanızı düzenleyin</strong></p>
<p>Duruş bozuklukları, omurganın doğal fizyolojik eğriliklerinin (servikal lordoz, torakal kifoz, lomber lordoz) bozulmasına yol açmaktadır. Bilgisayar başında, ayakta veya yürürken başın omuzların tam üzerinde, omuzların geride ve omurganın dik pozisyonda olması gerekmektedir. Başın öne doğru her 2.5 cm eğilmesi, boyun omurlarına binen yükü yaklaşık 4.5 kg artırmaktadır. Bu durum, uzun vadede boyun fıtığına ve kas spazmlarına zemin hazırlamaktadır.</p>
<p><strong>2- Hareketsizlikten çok aktif bir yaşamı tercih edin </strong></p>
<p>Omurlar arasındaki şok emici yastıkçıklar olan disklerin doğrudan bir kan akışı yoktur. Bu yapılar, sünger gibi çalışarak sadece hareket sırasında çevredeki sıvılardan besin ve oksijen almaktadır. Uzun süreli oturma eylemi, disk içi basıncı artırmakta ve disklerin beslenmesini engellemektedir. Her 45 dakikada bir pozisyon değiştirmek, kısa yürüyüşler yapmak ve omurgayı esnetmek disk dejenerasyonunu yavaşlatmaya yardımcı olur. </p>
<p><strong>3- Her zaman çömelerek eğilin </strong></p>
<p>Yerden bir cisim kaldırırken yapılan en büyük hata, dizleri kilitleyerek doğrudan belden eğilmektir. Bu hareket, bel omurlarına ve disklerine binen mekanik yükü devasa boyutlara ulaştırmaktadır. Onun yerine, ağırlık merkezini alçaltmak için dizleri ve kalçayı bükerek çömelmek, yükü gövdeye en yakın pozisyonda tutmak ve kalkış gücünü bacak kaslarından almak ağırlık kaldırmanın en doğru halidir. Yükü kaldırırken gövdeyi sağa veya sola döndürmekten (rotasyon) kesinlikle kaçınılmalıdır. </p>
<p><strong>4- Sırt kaslarınızı güçlendirin </strong></p>
<p>Omurganın istikrarını sağlayan yegane unsur, çevresini saran kas dokusudur. Özellikle karın, bel ve pelvik taban kaslarından oluşan merkez (core) bölgesi, omurga için doğal bir korse işlevi görmektedir. Zayıf kaslar, tüm yükün omurga kemiklerine ve disklere binmesine neden olmaktadır. Klinik pilates, yüzme veya özel statik egzersizlerle bu kas grubunu güçlendirmek, mekanik bel ağrılarının en etkili koruyucusudur. </p>
<p><strong>5- Uyurken de omurganıza destek verin </strong></p>
<p>Hayatın yaklaşık üçte biri uykuda geçmektedir. Kaliteli uyku; kasların gevşemesi, omurgayı destekleyen dokuların toparlanması ve vücudun kendini onarma süreçleri için büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle omurganın doğal eğriliklerini destekleyen, orta sertlikte ve vücut yapınıza uygun ortopedik bir yatak ile uygun bir yastık tercih edilmelidir. Yüzüstü yatış, boyun omurlarında aşırı dönmeye neden olabileceği için genellikle önerilmez; sırtüstü veya yan yatış pozisyonları omurga sağlığı açısından daha uygundur.</p>
<p><strong>6- Vücut ağırlığınızı koruyun </strong></p>
<p>Vücutta taşınan her fazla kilo, yerçekiminin de etkisiyle özellikle bel (lomber) bölgesi omurlarına, disklerine ve faset eklemlerine ekstra basınç olarak yansımaktadır. Bu kronik yüklenme, kireçlenme (osteoartrit) ve disk yırtılmaları riskini katlayarak artırmaktadır. Dengeli ve profesyonel bir diyet programı ile ideal kiloya ulaşmak, mekanik omurga ağrılarının tedavisinde atılacak ilk ve en önemli adımdır. </p>
<p><strong>7- Çalışma ortamınızı ergonomik kurallara göre düzenleyin </strong></p>
<p>Masa başı çalışanlar için çalışma istasyonunun tasarımı kritik öneme sahiptir. Bilgisayar monitörünün üst kenarı tam göz hizasında olmalı, klavye ve mouse kullanımı sırasında dirsekler 90 derece açıyla desteklenmelidir. Seçilecek ofis sandalyesi, belin doğal çukurunu (lomber lordoz) destekleyecek bir yastıkçığa sahip olmalı ve ayaklar yere tam ve düz bir şekilde temas etmelidir. </p>
<p><strong>8- Tütün ürünlerinden uzak durun </strong></p>
<p>Sigara içmek, yalnızca akciğer ve kalp sağlığını değil, omurga sağlığını da derinden etkilemektedir. Tütün ürünlerindeki kimyasallar ve nikotin, kan damarlarını daraltarak (vazokonstriksiyon) omurga disklerine giden kan akışını ve oksijenlenmeyi bozmaktadır. Bu durum, hücresel düzeyde erken yaşlanmaya, disklerin su içeriğini kaybedip kurumasına ve osteoporoza (kemik erimesi) zemin hazırlamaktadır. </p>
<p><strong>9- Omurgayı destekleyen düzenli egzersizler yapın </strong></p>
<p>Yürüyüş, bisiklet veya yüzme gibi düşük etkili kardiyovasküler egzersizler, omurga etrafındaki kaslara kan pompalanmasını artırmakta, esnekliği geliştirmekte ve endorfin salgılanmasını tetikleyerek doğal bir ağrı kesici etki yaratmaktadır. Haftada en az 150 dakika orta tempolu egzersiz yapmak, hem genel eklem sağlığını hem de omurga mobilitesini korumanın anahtarıdır. </p>
<p><strong>10- Bedeninizin verdiği alarm sinyallerini göz ardı etmeyin </strong></p>
<p>Her bel veya boyun ağrısı masum değildir. Ağrınız istirahatle geçmiyorsa, geceleri uykudan uyandırıyorsa, bacaklara veya kollara yayılan elektriklenme, uyuşma, karıncalanma ya da güç kaybı (örneğin ayak bileğini kaldıramama) eşlik ediyorsa vakit kaybetmeden özellikle omurga sağlığı ile ilgilenen bir hekime başvurulmalıdır. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omurga-sagligini-korumak-icin-10-onemli-oneri-650375">Omurga Sağlığını Korumak İçin 10 Önemli Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz aylarında boğaz enfeksiyonları artıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-bogaz-enfeksiyonlari-artiyor-650332</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 08:44:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[dondurma]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonları]]></category>
		<category><![CDATA[klima]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[Tahriş]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650332</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda boğaz enfeksiyonları daha sık görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-bogaz-enfeksiyonlari-artiyor-650332">Yaz aylarında boğaz enfeksiyonları artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda boğaz enfeksiyonları daha sık görülüyor. Boğaz ağrısı, yutkunma güçlüğü, boğazda yanma hissi, ses kısıklığı, ateş, halsizlik ve boyunda lenf bezlerinde şişlik gibi belirtilerle ortaya çıkan enfeksiyonlar yaşam kalitesini düşürürken, tedavisi ihmal edildiğinde daha büyük sorunlara yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık</strong>, boğaz enfeksiyonlarına virüsler ve bakterilerin yanı sıra yanlış alışkanlıkların da yol açtığını belirtirken, yazın vazgeçilmez lezzeti dondurmayı tüketirken de bazı kurallara dikkat etmek gerektiğini vurguluyor. KBB Uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık, yazın boğaz enfeksiyonuna yol açan 7 önemli hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<p><strong>Klimayı aşırı soğuk ayarda çalıştırmak</strong></p>
<p>Yaz aylarında dışarıdaki yüksek sıcaklıkla klimalı ortamlar arasındaki ani sıcaklık değişimi, boğaz mukozasının kurumasına ve tahriş olmasına yol açabiliyor. Özellikle klimanın doğrudan yüz, boyun veya göğüs bölgesine üflemesi boğaz şikayetlerini artırabiliyor. Uzun süre çok soğuk ortamlarda bulunmaksa üst solunum yollarının doğal savunma mekanizmalarını olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle klima sıcaklığının 22-24 derece arasında tutulması ve hava akımının doğrudan kişiye gelmemesi büyük önem taşıyor.</p>
<p><strong>Yeterince su içmemek</strong></p>
<p>Sıcak havalarda terlemeyle birlikte vücudun sıvı ihtiyacı artıyor. Yeterli su tüketilmediğinde boğaz mukozası kuruyabiliyor ve mikroplara karşı koruyucu bariyer zayıflayabiliyor. Kuruyan boğaz dokusu tahrişe daha açık hale gelirken enfeksiyon etkenlerinin yerleşmesi de kolaylaşabiliyor. Bu nedenle gün boyunca düzenli aralıklarla su içerek boğazın nemli kalması büyük önem taşıyor. Özellikle sıcak yaz günlerinde günlük sıvı ihtiyacının karşılanması, boğaz sağlığını korumanın en basit ama en etkili yollarından biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>Ortak alanlarda hijyene dikkat etmemek</strong></p>
<p>Tatil bölgeleri, havuz kenarları, toplu taşıma araçları, alışveriş merkezleri ve kalabalık kapalı alanlar virüslerin kişiden kişiye yayılması için uygun ortam oluşturabiliyor. Ellerin sık temas ettiği yüzeylerden sonra ağız, burun veya gözlere dokunulması bulaş riskini artırabiliyor. El hijyenine özen göstermek, ortak kullanım alanlarında dikkatli davranmak ve gerekli durumlarda el dezenfektanı kullanmaksa yaz aylarında görülen enfeksiyonlara karşı önemli bir koruma sağlıyor.</p>
<p><strong>Aşırı soğuk içecekleri hızlı tüketmek</strong></p>
<p>KBB Uzmanı Prof. Dr. Kalaycık “Özellikle yaz aylarının önde gelen lezzeti dondurma toplumdaki yaygın kanının aksine tek başına boğaz enfeksiyonuna neden olmaz. Burada sorun dondurmanın aşırı ve kontrolsüz tüketimidir. Soğuk içeceklerde olduğu gibi dondurmanın da çok hızlı ve aşırı miktarda tüketilmesi, boğazın ani sıcaklık değişimine maruz kalarak boğaz dokusunda tahrişe, boğaz ağrısı ve yanma hissine neden olabiliyor. O nedenle içecekleri çok soğuk ve hızlı tüketmemek, dondurmayı da ağızda ısıtmak ve üzerine bir bardak ılık su içmek fayda sağlayacaktır” diyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>Uykusuzluk ve yoğun tempoda mola vermemek</strong></p>
<p>Yaz tatilinde değişen uyku düzeni bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebiliyor. Geç saatlere kadar uyanık kalmak ve yoğun tempoda mola vermemek vücudun enfeksiyonlara karşı savunma gücünü azaltabiliyor. Yeterli uyku alınmadığında yalnızca halsizlik ve dikkat dağınıklığı değil, üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskinde de artış görülebiliyor. </p>
<p><strong>Islak mayo ve terli kıyafetleri değiştirmemek</strong></p>
<p>Deniz veya havuz sonrası ıslak mayo ile uzun süre oturmak ya da terli kıyafetleri değiştirmeden saatler geçirmek, vücudun ani ısı değişimlerine maruz kalmasına neden olabiliyor. Bu durum üst solunum yollarında hassasiyeti artırarak bazı kişilerde boğaz ağrısı şikayetlerini tetikleyebiliyor. Bu nedenle yüzme sonrası mayo ya da bikiniyi, ayrıca terli kıyafetleri mutlaka değiştirmek gerekiyor. </p>
<p><strong>Sigara dumanına maruz kalmak</strong></p>
<p>Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık “Özellikle yaz aylarında klima kullanılan kapalı alanlar, kalabalık sosyal ortamlar ve yetersiz havalandırma nedeniyle sigara dumanına uzun süreli maruziyet (pasif içicilik) daha yoğun hale gelebiliyor. Tütün ürünleri ve elektronik sigara, boğaz ve solunum yollarını kaplayan koruyucu mukozayı tahriş ederek enfeksiyonlara karşı doğal savunma mekanizmalarını zayıflatabiliyor. Yapılan çalışmalara göre; bu tür zararlı alışkanlıkları olanlarda ve pasif içicilerde boğaz kuruluğu, tahriş ve öksürük gibi şikayetler daha kolay tetiklenebilirken, üst solunum yolu enfeksiyonları da daha sık görülüyor” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-bogaz-enfeksiyonlari-artiyor-650332">Yaz aylarında boğaz enfeksiyonları artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Birliği, “Teşvik Değil, Bağış Sistemi!”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-tesvik-degil-bagis-sistemi-650200</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Jul 2026 18:05:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağış]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[teşvik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650200</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Emeği Enflasyona, Katsayılara ve Keyfî Formüllere Kurban Edilemez!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-tesvik-degil-bagis-sistemi-650200">Hekim Birliği, “Teşvik Değil, Bağış Sistemi!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / Ankara –</strong> Hekim Birliği Sendikası önemli bir açıklama yaptı.</p>
<p>“Sağlık sisteminin bütün yükünü omuzlayan hekimlerin emeği, “teşvik” adı altında uygulanan karmaşık, öngörülemez ve adaletsiz ödeme sistemiyle her geçen gün daha fazla değersizleştirilmektedir. Gece gündüz demeden, ağır iş yükü ve yetersiz imkânlar altında yurttaşlarımızın sağlığı için çalışan hekimler; daha fazla hizmet üretmelerine, daha yüksek performans göstermelerine ve daha fazla puan toplamalarına rağmen sürekli gelir kaybına uğramaktadır. Gelinen noktada bu sistemin adı teşvik değildir. Bu sistem; hekimi daha fazla çalıştıran, emeğini daha ucuza satın alan, gelirini belirsiz katsayılara bağlayan ve her ay biraz daha yoksullaştıran bir bitiş sistemidir.</p>
<p><b>Puan artıyor, emek artıyor, gelir eriyor</b></p>
<p>Resmî rakamlar sistemdeki çöküşü bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır: Haziran 2024’te, 27.969 hekim performans puanı karşılığında 26 BİRİM teşvik ödemesi yapılmıştır. Haziran 2025’te, performans puanı yüzde 39 artarak 39.028’e yükselmiş; ancak ödeme yalnızca yüzde 26 artışla 33 BİRİM seviyesinde kalmıştır. Haziran 2026’da ise performans puanı 29.838 ile 2024 yılının üzerinde olmasına rağmen, teşvik ödemesi 30 BİRİM’e gerilemiştir. Yani hekim daha fazla çalışmış, daha fazla puan üretmiş; ancak emeğinin karşılığını alamamıştır. Haziran 2024 ile Haziran 2026 arasındaki iki yıllık resmî TÜİK enflasyonu yüzde 71,60’a ulaşmıştır. Gerçek hayat pahalılığının bunun çok daha üzerinde olduğu ise herkesin malumudur. Buna rağmen teşvik ödemeleri, enflasyon karşısında güncellenmek bir yana, iki yıl öncesinin nominal değerlerine mahkûm edilmiştir. Sağlık Uygulama Tebliği fiyatlarında yapılan artışlar hastanelerin gelirlerine yansırken, bu hizmeti bizzat üreten hekimlerin gelirlerine yansımamaktadır. Ortaya çıkan tablo açıktır: Hekim daha fazla çalışmakta, daha fazla puan üretmekte, daha fazla sorumluluk üstlenmekte; ancak reel olarak her ay daha da yoksullaşmaktadır.</p>
<p><b>Katsayı Oyunlarıyla Hekimin Alın Teri Buharlaştırılıyor</b></p>
<p>2022 yılında teşvik sistemi ilk uygulamaya konulduğunda yüzde 36 olan dağıtım tutarı tavan oranı, sonraki düzenlemelerle sistematik biçimde düşürülmüştür. 2’nci ve 3’üncü basamak sağlık tesislerinde dağıtım tavan oranı yüzde 32’ye indirilmiştir. Ağız ve Diş Sağlığı Merkezleri ile Ağız ve Diş Sağlığı Hastanelerinde ise bu oran yüzde 24’e kadar geriletilmiştir. Bu kurumlarda tavan oranındaki kayıp yüzde 33’e ulaşmıştır. Bunun adı teknik düzenleme değildir. Bunun adı, hekim emeğinden doğrudan kesintidir. Şubat 2026 itibarıyla uygulamaya konulan Kurum Hedef Katsayısı ise adaletsizliği daha da derinleştirmiştir. Hekimin bireysel emeğini, mesleki niteliğini, yaptığı işlemin güçlüğünü, hizmet sunduğu hasta sayısını ve üstlendiği riski dikkate almayan bu sistem; hekimin alın terini kurum performansına, idari tercihlere ve sürekli değişen formüllere bağlamaktadır. Bir hekimin emeğinin karşılığının, kendi çalışmasıyla doğrudan ilgisi olmayan kriterlere göre azaltılması kabul edilemez. Her ay değişen katsayılarla gelir hesaplayan, ay sonunda ne kadar ücret alacağını öngöremeyen bir hekime “teşvik ediliyorsun” denilemez. Bu sistem hekimi teşvik etmemekte; aksine çalışma azmini, mesleki motivasyonunu ve geleceğe olan güvenini yok etmektedir.</p>
<p><b>Yetkililere Açıkça Soruyoruz</b></p>
<p>Sağlık Uygulama Tebliği’nde yapılan fiyat artışları, sağlık hizmetini üreten hekimlerin gelirlerine neden yansımamaktadır? Hastanelerin döner sermaye gelirleri artarken, hekimlerin teşvik ödemeleri neden yerinde saymakta veya azalmaktadır? İki yıllık resmî enflasyon yüzde 71,60’ı aşmışken, hekimlerin ek ödemeleri neden iki yıl önceki nominal seviyelerde tutulmaktadır? Hekim daha fazla puan topladığı hâlde neden daha düşük ödeme almaktadır? Kurum Hedef Katsayısı adı altında, hekimin bireysel emeği neden kurumun kontrol edemediği veya hekimin sorumlu olmadığı kriterlere bağlanmaktadır? (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-tesvik-degil-bagis-sistemi-650200">Hekim Birliği, “Teşvik Değil, Bağış Sistemi!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emojiler iletişimi kolaylaştırıyor ama yetmiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/emojiler-iletisimi-kolaylastiriyor-ama-yetmiyor-650134</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Jul 2026 12:42:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[Duyguları]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[emoji]]></category>
		<category><![CDATA[emojiler]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[kolaylaştırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yetmiyor]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650134</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Göktuğ Kılıç, günümüz dijital iletişiminde emojilerin yeri ve duygusal iletişime etkileri hakkında açıklamalarda bulundu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/emojiler-iletisimi-kolaylastiriyor-ama-yetmiyor-650134">Emojiler iletişimi kolaylaştırıyor ama yetmiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Göktuğ Kılıç,<strong> </strong>günümüz dijital iletişiminde emojilerin yeri ve duygusal iletişime etkileri hakkında açıklamalarda bulundu. </p>
<p><strong>Yazılı iletişimde eksik kalan sözel olmayan ipuçları emojilerle bir ölçüde tamamlanabilir!</strong></p>
<p>Emojilerin, dijital iletişimde duygusal ifadeyi ve sözel olmayan iletişimi destekleyen araçlar olarak düşünülebileceğini ifade eden Klinik Psikolog Göktuğ Kılıç, “Yazılı iletişimde eksik kalan sözel olmayan ipuçlarını tamamlayarak mesajların duygusal tonunu daha anlaşılır hale getirebilir.” dedi.</p>
<p>Ancak bu durumun, emojilerin duyguları her zaman eksiksiz ve doğru şekilde yansıtabileceği anlamına gelmediğine işaret eden Kılıç, “İnsan duyguları çoğu zaman karmaşık, çelişkili ve çok katmanlıdır. Kırgınlık, özlem, hayal kırıklığı, umut ve sevgi aynı anda hissedilebilir. Emojiler bu karmaşık deneyimleri sembollerle ifade etmeyi kolaylaştırsa da tam olarak yansıtamayabilirler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Küçük bir emoji, mesajı daha sıcak ve samimi gösterebilir!</strong></p>
<p>Tek başına emoji kullanımına bakarak kişilik değerlendirmesi yapmanın doğru olmadığına değinen Kılıç, “Ancak bazı araştırmalar, emoji kullanım sıklığı ile bazı kişilik özellikleri arasında ilişki olabileceğini gösteriyor.” dedi. </p>
<p>Bazı kişilerin yakınlık kurmak için daha fazla emoji kullanmayı tercih ettiğini aktaran Kılıç, şunları söyledi:</p>
<p>“Bazı kişiler de daha sade bir iletişimi tercih edebiliyor. Yaş, kültür, iletişim alışkanlıkları ve bulunulan sosyal ortam da emoji kullanımını etkileyen önemli faktörlerdir.</p>
<p>İnsan beyni iletişimde yalnızca sözcükleri değil, duygusal tonu da anlamaya çalışır. Dijital ortamda mimik ve ses tonu bulunmadığı için bu boşluğu bir noktaya kadar emojilerle doldurmaya çalışabiliyoruz. Bu bağlamda emojiler mesajın duygusal tonunu belirginleştirebilir. Bu nedenle aynı cümle emoji olmadan daha mesafeli veya sert algılanabilirken, küçük bir emoji daha sıcak ve samimi bir izlenim yaratabilir.”</p>
<p><strong>Emojiler, cümlenin anlamını tamamen değiştirebilir!</strong></p>
<p>Emojilerin bazen söylenmek istenen duyguyu yumuşatırken, bazen de örtük mesaj vermek için kullanılabildiğini ifade eden Kılıç, “Özellikle ironi içeren ifadelerde kullanılan bir emoji, yazılan cümlenin anlamını tamamen değiştirebilir.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle pasif-agresif iletişimi oluşturan unsurun emoji değil, emojinin hangi amaçla kullanıldığı olduğunu dile getiren Kılıç, “Beynimiz sosyal ipuçlarına oldukça duyarlıdır. Araştırmalar, insanların emojileri yalnızca bir sembol olarak değil, yüz ifadelerine benzer şekilde işleyebildiğini gösteriyor. Özellikle gülen ya da üzgün yüz emojileri, gerçek yüz ifadelerini değerlendirirken aktifleşen bazı beyin bölgelerini harekete geçirebiliyor. Başka bir deyişle piksellerden oluşan bir sembolün duygusal anlamlar taşıyabileceğini gösteriyor. Bu durum emojilerin neden iletişim üzerinde bu kadar güçlü bir etkiye sahip olduğunu açıklıyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Aynı emoji, farklı kişiler için farklı anlamlar taşıyabilir!</strong></p>
<p>Emojilerin, dijital dünyada en hızlı geri bildirim biçimlerinden biri olmakla beraber, bir paylaşımın kalp ya da alkış emojisi almasının kişiye sosyal olarak görüldüğü ve onaylandığı hissini verebildiğine dikkat çeken Göktuğ Kılıç, “Bu kısa süreli olumlu deneyim zaman zaman insanların paylaşımlarını daha fazla geri bildirim alma motivasyonuyla şekillendirmelerine neden olabiliyor. Bu nedenle emojiler, tıpkı beğeniler ve yorumlar gibi sosyal onay mekanizmasının bir parçası olarak işlev görebiliyor.” dedi.</p>
<p>Emojilerin bazı durumlarda yanlış anlaşılmaları azaltırken, bazı durumlarda da artırabileceğini kaydeden Kılıç, “Bunun temel nedeni, aynı emojinin farklı kişiler için farklı anlamlar taşıyabilmesidir. Kuşaklar arası kullanım farklılıkları da bu durumu etkileyebilir. Bir kişinin samimi bulduğu bir emoji, başka biri tarafından mesafeli veya alaycı olarak algılanabilir. Bu nedenle iletişimde yalnızca emojiye değil, ilişkinin geçmişine, bağlama ve kullanılan ifadelere birlikte bakmak daha sağlıklı bir sonuç verir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Emojiler iletişimi kolaylaştırabilir, ancak duyguların tüm nüanslarını yansıtamaz!</strong></p>
<p>Emojilerin, karmaşık duyguları kısa ve hızlı şekilde ifade etmeyi sağlayan bir tür duygu kısayolu olarak değerlendirilebileceğini aktaran Kılıç, “Bu özellikleri sayesinde iletişimi kolaylaştırırlar. Öte yandan duyguların yalnızca semboller aracılığıyla ifade edilmesi, zaman zaman duygular üzerine düşünme ve onları sözcüklere dökme becerisini sınırlandırabilir.” dedi.</p>
<p>Duyguların sadeleşmesi ve yüzeyselleşmesinin, empati kaybı oluşturması riskini de değerlendiren Kılıç, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu konuda kesin bir yargıya varmak için yeterli bilimsel veri bulunmuyor. Emojiler bazı durumlarda duygusal ifadeyi zenginleştirerek empati yapılmasına yardımcı olurken, yalnızca sembollere dayalı iletişim karmaşık duyguların yeterince ifade edilememesine yol açabilir. Empati, yalnızca karşımızdaki kişinin ne hissettiğini anlamak değil, aynı zamanda o duygunun nüanslarını kavrayabilmektir. Bu yönüyle emojiler, duygusal nüansların bir kısmını aktarmaya yardımcı olabilir; ancak insan deneyiminin tüm karmaşıklığını yansıtmakta yetersiz kalabilirler. Dolayısıyla risk, emojilerin varlığından çok, duyguların yalnızca emojiler aracılığıyla aktarılmaya çalışılmasında ortaya çıkar.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/emojiler-iletisimi-kolaylastiriyor-ama-yetmiyor-650134">Emojiler iletişimi kolaylaştırıyor ama yetmiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tekrarlayan sorunların sebebi öz yalan olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tekrarlayan-sorunlarin-sebebi-oz-yalan-olabilir-650034</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jul 2026 12:52:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[farkında]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Öz]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[sorunların]]></category>
		<category><![CDATA[tekrarlayan]]></category>
		<category><![CDATA[vadede]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<category><![CDATA[zihni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650034</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Gizem Karpat, insanların kendilerini korumak için farkında olmadan gerçekleri çarpıtmasına neden olan öz-yalan mekanizması, bu durumun belirtileri ve bu döngüden çıkmanın yolları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tekrarlayan-sorunlarin-sebebi-oz-yalan-olabilir-650034">Tekrarlayan sorunların sebebi öz yalan olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Gizem Karpat, insanların kendilerini korumak için farkında olmadan gerçekleri çarpıtmasına neden olan öz-yalan mekanizması, bu durumun belirtileri ve bu döngüden çıkmanın yolları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Öz-yalan, kısa vadede zihni rahatlatsa da uzun vadede sorunların çözümünü geciktirebilir!</strong></p>
<p>Kişinin kendine yalan söylemesi durumunun psikolojide &#8220;öz-yalan&#8221; (self-deception) kavramı çerçevesinde ele alındığını ifade eden Gizem Karpat, “Öz-yalan; bireyin kaygı, suçluluk, hayal kırıklığı ya da acı verici gerçeklerle başa çıkabilmek için bazı durumları farkında olmadan çarpıtması veya görmezden gelmesidir.” dedi.</p>
<p>Amacın, dış dünyadaki birilerini aldatmak değil; kişinin kendi psikolojik dengesini ve bütünlüğünü korumaya çalışması olduğunu aktaran Karpat, “Kısa vadede zihni rahatlatan bir amortisör görevi görse de uzun vadede sorunların gerçekçi bir şekilde çözülmesini geciktiren bir yapıya bürünebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Öz-yalanda ilk aldatılan, kişinin kendisi olur!</strong></p>
<p>Öz-yalan ile bilinçli inkâr arasındaki en kritik farkın, farkındalık düzeyinde saklı olduğunu dile getiren Gizem Karpat, şunları söyledi:</p>
<p>“Öz-yalan süreçlerinde kişi gerçeği tam olarak fark etmeden kendisini farklı, daha katlanılabilir bir gerçekliğe inandırır. Yani ilk aldatılan kişinin kendisi olduğu bir süreç işler. Bilinçli inkârda ise kişi aslında gerçeğin gayet farkındadır; ancak ego bütünlüğünü korumak adına onu kabul etmek istemez ya da dış dünyaya ifade etmekten kaçınır. Birinde farkındalık oldukça sınırlıyken, diğerinde gerçeği bilmesine rağmen ondan uzak durma çabası daha belirgindir. Özünde her iki süreç de kişinin zorlayıcı duygularla baş etme girişimidir.”</p>
<p><strong>İnsan zihni, psikolojik bütünlüğünü korumak için gerçekleri çarpıtabilir! </strong></p>
<p>İnsanlar neden gerçekleri kendilerine çarpıtma ihtiyacı duydukları hakkında bilgi veren Karpat, “Çünkü insan zihni yalnızca saf doğruyu kaydetmek için değil, aynı zamanda psikolojik bütünlüğünü ve konforunu korumak için de çalışır.” dedi.</p>
<p>Bazen bir gerçeği olduğu gibi kabul etmenin büyük bir kayıp, başarısızlık, reddedilme veya ağır bir suçluluk duygusuyla yüzleşmeyi gerektirdiğine işaret eden Karpat, “Zihin bu duygusal yükü azaltmak için gerçeği bükerek olduğundan farklı yorumlayabilir. Biz buna psikolojide bilişsel çelişkiyi azaltma çabası da deriz. Bu mekanizma akut dönemlerde koruyucu bir kalkan olabilir; fakat kronikleştiğinde kişinin sağlıklı kararlar almasını ve gerçekçi değerlendirmeler yapmasını ciddi şekilde zorlaştırır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bazı insanlar, kendi kurguladıkları yeni gerçeğe samimiyetle inanır! </strong></p>
<p>Kişinin kendine yalan söylediğini fark edip edememesinin kişiden kişiye ve savunma mekanizmalarının gücüne göre değiştiğini vurgulayan Gizem Karpat, “Bazı insanlar gerçeği bilinçli bir şekilde halının altına süpürdüklerinin ve görmezden geldiklerinin farkındadır. Bazıları ise bunu büyük ölçüde bilinçdışı bir süreç olarak yaşar ve kendi kurguladıkları o yeni gerçeğe samimiyetle inanırlar.” dedi.</p>
<p>Ancak bunun mutlak bir körlük olmadığını dile getiren Karpat, “Aynı konu her açıldığında içsel bir huzursuzluk ve yoğun bir rahatsızlık hissetmek, çevreye sürekli benzer ve abartılı açıklamalar yapma ihtiyacı duymak, zihnin arkalarında bir yerde ‘kaçılan bir gerçek’ olduğuna dair bıraktığı ayak izleridir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Belirgin sorunlara rağmen ‘sorunum yok&#8217; demek, inkâr mekanizmasının işareti olabilir! </strong></p>
<p>‘Ben iyiyim’, ‘benim bir sorunum yok’ gibi ifadelerin tek başına doğrudan bir inkâr mekanizması anlamına gelmediğine değinen Karpat, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bazen kişi gerçekten kendisini iyi hissediyordur. Ancak ortada ciddi bir kayıp, travma veya belirgin ruhsal/fiziksel belirtiler varken ve hatta çevresindeki birçok kişi aynı konuda ciddi bir endişe duyuyorken kişinin ısrarla ve katı bir şekilde ‘benim hiçbir sorunum yok’ demesi, inkâr mekanizmasının devrede olabileceğini düşündürür. Burada klinik olarak bizim baktığımız şey yalnızca söylenen cümle değil; kişinin davranışları, yaşam işlevselliği, bedensel tepkileri ve duygusal dünyasının bütünü arasındaki tutarlılıktır.”</p>
<p><strong>Öz-yalanın en önemli göstergesi, söylenenlerle yaşananların birbiriyle örtüşmemesi!</strong></p>
<p>Öz-yalanın yaşamın hemen her alanında filizlenebileceğini aktaran Karpat, “Ancak klinikte en sık karşılaştığımız alanlar; ilişkiler, duygusal ihtiyaçlar, sağlıkla ilgili alışkanlıklar ve iş hayatıdır.” dedi.</p>
<p>‘Bu ilişki beni aslında hiç üzmüyor’, ‘o sadece biraz gergin’, ‘işimden çok memnunum, tükenmiş hissetmiyorum’, ‘bu zararlı alışkanlığı istersem yarın bırakırım, beni etkilemiyor’ gibi kalıplaşmış ifadelerin, zorlayıcı gerçeklerle yüzleşmeyi erteleyen klasik söylemler olduğunu belirten Karpat, bu noktada en önemli turnusol kağıdının; kişinin sözleri ile yaşamındaki gerçek deneyimlerinin ne kadar örtüştüğüdür.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aynı sorunları tekrar tekrar yaşıyorsanız, bunun nedeni kendinize söylediğiniz bir öz-yalan olabilir! </strong></p>
<p>Kişinin kendine yalan söylediğini fark edebilmesinin ilk ve en önemli adımının, cesaretle kendine ‘Söylediklerim ile gerçekten yaşadıklarım birbiriyle uyumlu mu?’ sorusunu sorabilmesi olduğuna dikkat çeken Gizem Karpat, “Eğer hayatınızda aynı sorunlar farklı insanlarla tekrar ediyor, benzer hayal kırıklıkları kronik bir döngüye dönüşüyor veya kendinizi sürekli birilerine haklı olduğunuzu kanıtlamak için aynı açıklamaları yaparken buluyorsanız, orada dürüstçe masaya yatırılması gereken bir öz-yalan olabilir.” dedi.</p>
<p>Karpat, yakın çevreden gelen yapıcı geri bildirimlere kulak tıkamamak ve hissedilen olumsuz duyguları bastırmak yerine onları anlamaya çalışmanın öz farkındalığı artıran en önemli adım olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Kendine dürüst olmak zamanla geliştirilebilen ve pratik edilen bir psikolojik beceridir! </strong></p>
<p>Kendine dürüst olmayı öğrenmenin mümkün olduğunu dile getiren Karpat, “Kendine dürüst olmak zamanla geliştirilebilen ve pratik edilen bir psikolojik beceridir.” dedi.</p>
<p>Karpat, bu konudaki önerilerini sıralayarak sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yargılamayan farkındalığın temelinde, kişinin kendi duygularını (korku, kıskançlık, başarısızlık gibi kabulü zor duyguları bile) suçluluk hissetmeden, şefkatle fark etmeyi öğrenmesi yer alır. Eğer kendimizi çok sert yargılarsak, zihnimiz bizi korumak için daha çok yalan üretecektir. Yazarak iç dökme, günlük tutma gibi yöntemlerle düzenli öz değerlendirme yapmak, duygu ve düşünceleri filtresiz bir şekilde kağıda dökmek zihinsel bükülmeleri görmeyi kolaylaştırır.</p>
<p>Gerçeklerle yüzleşmek her zaman kolay değildir ve insanın kendi kör noktalarını tek başına görmesi bazen çok zor olabilir. Psikoterapi, kişinin yalnızca ne düşündüğünü değil, neden o şekilde düşünmeye ihtiyaç duyduğunu güvenli bir bağlamda anlamasına yardımcı olur. Unutmamak gerekir ki kendine dürüst olmak kısa vadede konforu bozsa da uzun vadede psikolojik sağlamlığın ve iyi oluşun en temel yapı taşıdır.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tekrarlayan-sorunlarin-sebebi-oz-yalan-olabilir-650034">Tekrarlayan sorunların sebebi öz yalan olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özfiliz, “Fedakarca Çalışan Doktora Sürgün, Müdür Koltuğunda!”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ozfiliz-fedakarca-calisan-doktora-surgun-mudur-koltugunda-650017</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jul 2026 11:59:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[doktora]]></category>
		<category><![CDATA[fedakarca]]></category>
		<category><![CDATA[koltuğunda]]></category>
		<category><![CDATA[müdür]]></category>
		<category><![CDATA[özfiliz]]></category>
		<category><![CDATA[sürgün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650017</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kiraz Devlet Hastanesi’nde görev yapan Dr. İbrahim Kılınç’ın, kendisini dövdürmek için adam tuttuğu öne sürülen Hastane Müdürü D.E. ile yaşadığı sürecin ardından Bayındır’a görevlendirilmesine Birlik Sağlık Sen'den tepki geldi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozfiliz-fedakarca-calisan-doktora-surgun-mudur-koltugunda-650017">Özfiliz, “Fedakarca Çalışan Doktora Sürgün, Müdür Koltuğunda!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong>Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) / Kiraz –</strong> Kiraz Devlet Hastanesi’nde görev yapan Dr. İbrahim Kılınç’ın, kendisini dövdürmek için adam tuttuğu öne sürülen Hastane Müdürü D.E. ile yaşadığı sürecin ardından Bayındır’a görevlendirilmesine Birlik Sağlık Sen’den tepki geldi. </span></p>
<p>Birlik Sağlık Sen  <span>İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Şevket Özfiliz,  44 bin nüfuslu ilçede uzman hekim sayısının son tayinlerle birlikte 5’ten 4’e düştüğünü belirterek, “Burada cezayı doktora mı verdiniz, yoksa sağlık hizmetinden mahrum kalan Kiraz halkına mı?” diyerek idareye yüklendi.</span></p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/Goruntu-24.07.2026-14.23.jpeg"/></p>
<p><span>İzmir’in Kiraz ilçesinde bulunan Kiraz Devlet Hastanesi, akıllara durgunluk veren bir bürokratik kararla gündeme geldi. İddialara göre, Hastane Müdürü D.E.’nin, hastanede görev yapan Dr. İbrahim Kılınç’a karşı üçüncü kişiler aracılığıyla fiziki bir saldırı planladığı öne sürüldü. Yaşanan skandalın ardından konu, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü ve Kiraz Cumhuriyet Savcılığı’na taşınarak soruşturma başlatıldı. </span><span>Birlik Sağlık-Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol ve İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Şevket Özfiliz, sendika üyesi olan Dr. Kılınç’a destek vermek amacıyla geçtiğimiz ay hastane önünde basın açıklaması yaparak idari pürüzlere dikkat çekmişti.</span></p>
<p><b><strong>Saldırı İddiasının Hedefindeki Doktor Sürgün Edildi </strong></b></p>
<p><span>Devam eden soruşturma kapsamında, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 7 Temmuz 2026 tarihinde dikkat çeken bir idari karara imza atıldı. Fiziksel saldırı girişimi iddiasıyla mağdur konumda bulunan Dr. İbrahim Kılınç, Bayındır İlçe Sağlık Müdürlüğü’ne görevlendirildi. Hastanede aktif olarak ultrason çekimlerinin yanı sıra sünnet operasyonlarını yürüten ve acil servise destek sağlayan Dr. Kılınç’ın gidişiyle birlikte, 44 bin nüfusa sahip Kiraz Devlet Hastanesi’nde adeta uzman hekim krizi patlak verdi. Kararın ardından koca ilçede yalnızca 4 uzman doktor (genel cerrahi uzmanı, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı ve bir anestezi uzmanı) kaldı.</span></p>
<p><b><strong>Şevket Özfiliz: “Kiraz Halkına Eziyet!”</strong></b></p>
<p><span>İdari karara ve ilçedeki hekim yetersizliğine sert sözlerle tepki gösteren Birlik Sağlık Sen İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Şevket Özfiliz, komşu ilçelerle kıyaslama yaparak adaletsizliği gözler önüne serdi: </span><span>“Nüfusu yaklaşık 40 bin olan Bayındır ilçemizde 19 uzman hekim görev yaparken; 44 bin nüfuslu Kiraz ilçemizde şu an sadece 3 uzman hekim hizmet vermeye çalışıyor. Doktoru dövdürmek için adam tuttuğu iddia edilen Hastane Müdürü koltuğunda oturmaya devam ederken, gece gündüz ilçe halkına hizmet eden doktor Bayındır’a sürülmüştür. Bireysel hukuksuzluklarınız ve kişisel egolarınız artık vatandaşa doğrudan zarar verme noktasına gelmiştir. Buradan soruyorum: Siz cezayı doktora mı verdiniz, yoksa Kiraz ilçesinden sağlık hizmeti alan masum vatandaşlarımıza mı? Ultrason çekimi veya tedavi için Kirazlı hemşehrilerimizin Ödemiş’e ya da başka ilçelere gitmek zorunda kalması hem açık bir eziyet hem de kamu zararıdır. Yapılan incelemelerde muhakkiklerin yer değişikliği önerilerinin zaman zaman Sağlık Müdürlüğü yetkilileri tarafından yönlendirildiği bilinmekle birlikte, yargı kararı olmadan yer değişikliği uygulamalarının yapılması hukuki değildir” dedi. </span><span>Sağlıkta yaşanan bu idari kararın ve mağduriyetin takipçisi olacaklarını vurgulayan sendika yönetimi, yetkilileri bu yanlıştan bir an önce dönmeye davet etti. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozfiliz-fedakarca-calisan-doktora-surgun-mudur-koltugunda-650017">Özfiliz, “Fedakarca Çalışan Doktora Sürgün, Müdür Koltuğunda!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ESHOT’tan Sağlık Emekçilerine Yanıt: “Kamu Kurumlarına Özel Servis Hizmeti Veremeyiz”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eshottan-saglik-emekcilerine-yanit-kamu-kurumlarina-ozel-servis-hizmeti-veremeyiz-650015</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jul 2026 11:38:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[emekçilerine]]></category>
		<category><![CDATA[eshot]]></category>
		<category><![CDATA[kamu]]></category>
		<category><![CDATA[kurumlarına]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tan]]></category>
		<category><![CDATA[yanıt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650015</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genel Sağlık İş İzmir Şubesi tarafından ESHOT Genel Müdürlüğü'nden talep edilen ring hattına, İzmir Büyükşehir Belediyesi olumsuz yanıt verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eshottan-saglik-emekcilerine-yanit-kamu-kurumlarina-ozel-servis-hizmeti-veremeyiz-650015">ESHOT’tan Sağlık Emekçilerine Yanıt: “Kamu Kurumlarına Özel Servis Hizmeti Veremeyiz”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / İzmir –</strong> Genel Sağlık İş Sendikası İzmir Şubesi, iki binden fazla sağlık personelinin görev yaptığı Bayraklı Şehir Hastanesi’ne kentin farklı noktalarından İzmirim kart ile kullanılacak direkt otobüs ulaşımı talebi, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden döndü. ESHOT yetkilileri, “Kamu kurumu personellerine özel servis hizmeti mümkün değil” yanıtını verdi.</p>
<p>İZMİRLİ SAĞLIK EMEKÇİLERİ İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNDEN DİREKT ULAŞIM TALEP ETTİ! </p>
<p><b>Diğer Kamu Çalışanları da İster!</b></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na şu açıklamayı yaptı, “Genel Sağlık-İş Sendikası tarafından, Bayraklı Şehir Hastanesi’nde görev yapan sağlık çalışanlarına yönelik Bornova ve Halkapınar Aktarma Merkezlerinden ücretsiz ve yalnızca belirli bir personel grubuna hizmet verecek ring hattı tahsis edilmesi talep edilmiştir.  ESHOT Genel Müdürlüğü olarak toplu ulaşım hizmetlerimiz; tüm vatandaşlarımıza eşitlik, kamu yararı ve kamu kaynaklarının etkin kullanımı ilkeleri doğrultusunda planlanmaktadır. Kurumumuzun herhangi bir meslek grubu, kamu kurumu veya özel kuruluşa yönelik personel servis taşımacılığı uygulaması bulunmamaktadır. Kamu hizmeti sunan sağlık çalışanlarımız gibi; diğer tüm kamu görevlileri de toplum adına önemli görevler üstlenmektedir. Bu nedenle belirli bir kamu personeli grubuna ücretsiz ve özel ulaşım hizmeti sağlanması, eşitlik ilkesi açısından uygun olmadığı gibi, diğer kamu çalışanları bakımından da haklı talepler doğuracaktır”</p>
<p><b>“Şehir Hastanesi’ne Toplu Ulaşım Hizmeti Sunulmaktadır”</b></p>
<p>“Ayrıca ESHOT’un mevcut araç, personel ve işletme kapasitesi dikkate alındığında, kamu kurumlarının personeline özel servis hizmeti vermesi fiilen mümkün değildir. Böyle bir uygulama, toplu ulaşım hizmetinin bütününe ayrılan araç ve personel kapasitesini azaltacak, vatandaşlarımıza sunulan toplu ulaşım hizmetini olumsuz etkileyecektir. Öte yandan Bayraklı Şehir Hastanesi’ne Bornova, Halkapınar, Bayraklı, Bostanlı, Egekent ve Şirinyer Aktarma Merkezlerinden doğrudan toplu ulaşım imkânı sunulmakta; 533 ve 534 numaralı hatlarımız ile hafta içi ve hafta sonu gün boyu kesintisiz erişim sağlanmaktadır. ESHOT Genel Müdürlüğü, toplu ulaşım hizmetlerini kişi veya kurum bazlı talepler doğrultusunda değil; yolcu talebi, ulaşım ihtiyacı, işletme verimliliği ve kamu yararı esaslarına göre planlamaya ve tüm İzmirlilere eşit hizmet sunmaya devam edecektir” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eshottan-saglik-emekcilerine-yanit-kamu-kurumlarina-ozel-servis-hizmeti-veremeyiz-650015">ESHOT’tan Sağlık Emekçilerine Yanıt: “Kamu Kurumlarına Özel Servis Hizmeti Veremeyiz”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ESHOT İzmir’deki Sağlık Emekçilerinin Talebini Reddetti!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eshot-izmirdeki-saglik-emekcilerinin-talebini-reddetti-650013</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jul 2026 08:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[deki]]></category>
		<category><![CDATA[emekçilerinin]]></category>
		<category><![CDATA[eshot]]></category>
		<category><![CDATA[reddetti]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[talebini]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=650013</guid>

					<description><![CDATA[<p>Su da yaptığı zam ile tepkileri üzerine çeken İzmir Büyükşehir Belediyesi, sağlık emekçilerinin talebini de reddetti</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eshot-izmirdeki-saglik-emekcilerinin-talebini-reddetti-650013">ESHOT İzmir’deki Sağlık Emekçilerinin Talebini Reddetti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / İzmir –</strong> Genel Sağlık-İş İzmir Şubesi Bayraklı Şehir Hastanesi’nde görev yapan sağlık emekçilerinin uzun süredir yaşadığı ulaşım sorununa çözüm üretilmesi amacıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi ESHOT Genel Müdürlüğü’ne resmi başvuruda bulundu. Ancak talep reddedildi.</p>
<p><b>İzmir Büyükşehir Belediyesi Haklı Talebimizi Reddetti !</b></p>
<p>Genel-İş Sendikası İzmir Şubesi konu hakkında şu açıklamayı yaptı, “Talebimiz son derece makul, uygulanabilir ve kamu yararını gözeten bir talepti. Bornova Metro ve Halkapınar Metro duraklarından Bayraklı Şehir Hastanesi’ne, yalnızca sağlık emekçilerinin kurum kimlik kartlarını ibraz ederek faydalanabileceği, vardiya saatleri dikkate alınarak planlanmış ücretsiz ring seferlerinin oluşturulmasını istedik. Ancak bu haklı talebimiz reddedildi. Sağlık hizmeti 24 saat esasına göre yürütülen, kesintisiz devam etmesi gereken bir kamu hizmetidir. Hastanelerin kapıları sadece mesai saatlerinde değil; gece, hafta sonu ve resmitatillerde de açıktır. Bu hizmeti ayakta tutan sağlık emekçilerinin görev yerlerine güvenli, düzenli ve zamanında ulaşabilmesi ise kamu hizmetinin ayrılmaz bir parçasıdır”</p>
<p><b>Toplu Ulaşım Olanaklarının Yetersizliği !</b></p>
<p>Bayraklı Şehir Hastanesi’nin kent merkezine uzak konumu, toplu ulaşım olanaklarının yetersizliği ve özellikle vardiyalı çalışan sağlık emekçilerinin aktarmalı ulaşım nedeniyle yaşadığı mağduriyet herkes tarafından bilinmektedir. Sağlık emekçileri her gün işe ulaşabilmek için ciddi zaman kaybı yaşamakta, yüksek ulaşım maliyetlerine katlanmakta ve ağır çalışma koşullarının üzerine bir de ulaşım yükü eklenmektedir. Bizler lüks değil, kamu hizmetinin gerektirdiği asgari kolaylığın sağlanmasını talep ettik. Ne yazık ki İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ESHOT Genel Müdürlüğü, sağlık emekçilerinin sesine kulak vermemiş, çözüm üretmek yerine talebimizi reddetmeyi tercih etmiştir. Pandemi döneminde “sağlık çalışanları alkışı hak ediyor” diyenlerin, bugün sağlık emekçilerinin en temel sorunlarından biri olan ulaşıma kayıtsız kalması kabul edilemez. Sağlık emekçilerine verilen değerin yalnızca söylemde kalmaması, uygulamalarda da karşılığını bulması gerekmektedir.</p>
<p><b>Ücretsiz Ring Uygulaması</b></p>
<p>Ücretsiz ring uygulaması birçok kamu kurumunda ve farklı illerde benzer örnekleri bulunan, planlaması mümkün ve kamu yararı taşıyan bir uygulamadır. Dolayısıyla talebimizin reddedilmesi teknik değil, tamamen idari bir tercihtir. Genel Sağlık-İş İzmir Şubesi olarak bir kez daha çağrıda bulunuyoruz: İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ESHOT Genel Müdürlüğü bu kararı yeniden değerlendirmeli, Bayraklı Şehir Hastanesi’nde görev yapan binlerce sağlık emekçisinin yaşadığı ulaşım mağduriyetini giderecek ücretsiz ring uygulamasını hayata geçirmelidir. Sağlık emekçilerinin çalışma koşullarını iyileştirmek, aynı zamanda yurttaşların sağlık hizmetine erişimini güçlendirmektir. Genel Sağlık-İş olarak üyelerimizin ve tüm sağlık emekçilerinin haklı taleplerinin takipçisi olmaya, kamu yararı doğrultusunda mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eshot-izmirdeki-saglik-emekcilerinin-talebini-reddetti-650013">ESHOT İzmir’deki Sağlık Emekçilerinin Talebini Reddetti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaslarınızı güçlendirmenin tam zamanı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kaslarinizi-guclendirmenin-tam-zamani-649941</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jul 2026 07:44:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[D Vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendirmenin]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[Kaslar]]></category>
		<category><![CDATA[kaslarınızı]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tam]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[zamanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649941</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşam süresinin uzamasıyla birlikte sağlıklı yaş alma her zamankinden fazla önem kazanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kaslarinizi-guclendirmenin-tam-zamani-649941">Kaslarınızı güçlendirmenin tam zamanı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşam süresinin uzamasıyla birlikte sağlıklı yaş alma her zamankinden fazla önem kazanıyor. Ancak ilerleyen yaş, hareketsiz yaşam tarzı, düzensiz beslenme ve bazı kronik hastalıklar nedeniyle kaslar zamanla güç kaybedebiliyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı</strong><strong> Dr. Selami Çakmak</strong>, alınacak bazı basit önlemlerin kasları güçlendirmede önemli katkılar sağladığını, yaz aylarının da kas sağlığını desteklemek için çok önemli fırsatlar sunduğunu belirterek “Yaz döneminin doğru değerlendirilmesi halinde kas kaybının önlenmesi ve kasların güçlendirilmesi mümkündür. Açık havada daha fazla hareket etmek, güneş ışığından yararlanmak ve dengeli beslenmek kas sağlığını destekleyen önemli avantajlar sunmaktadır” diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Selami Çakmak, kasları güçlendirmede 4 önemli yaz fırsatını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Açık havada her gün düzenli ve tempolu yürüyün</strong></p>
<p>Özellikle güneş ışınlarının dik gelmediği saatlerde fiziksel aktivitenizi artırın. Düzenli yürüyüş yapmak, yüzmek, bisiklete binmek veya hafif tempolu koşular gerçekleştirmek kasların daha aktif çalışmasını sağlayarak güçlenmelerine katkıda bulunur. Özellikle yaş ilerledikçe ortaya çıkan kas kaybını önlemenin en etkili yollarından biri düzenli hareket etmekten geçer. Uzun süre oturmaksa kasların kullanılmamasına bağlı olarak güç kaybını hızlandırabilir. Bu nedenle gün içinde bol bol hareket etmek, kısa mesafelerde araç yerine yürümeyi tercih etmek ve asansör yerine merdiven kullanmak kas sağlığını korumaya yardımcı olur. </p>
<p><strong>Güneşten mutlaka faydalanın </strong></p>
<p>Güneş ışığı vücudun D vitamini üretmesini sağlayan en önemli kaynakların başında gelir.  Kasların güçlü çalışabilmesi ve kemiklerin kuvvetlenmesi için D vitamini büyük önem taşır. D vitamini eksikliği; kas güçsüzlüğü, çabuk yorulma, denge problemleri ve düşme riskini artırabilir. Yaz güneşinden uygun saatlerde yararlanmak, vücudun doğal D vitamini üretimini destekler. D vitamini düzeylerinin düzenli olarak kontrol edilmesi ve gerektiğinde hekim önerisiyle destek alınması kas fonksiyonlarının korunmasına katkı sağlar. </p>
<p><strong>Proteinden zengin ve dengeli beslenin </strong></p>
<p>Yaz mevsimi, taze sebze ve meyveler gibi kas sağlığını destekleyen besinlere ulaşmayı kolaylaştıran önemli avantajlar sunar. Yaz sebze ve meyveleri; içeriklerindeki vitaminler, mineraller ve antioksidanlar sayesinde kasların egzersiz sonrası toparlanmasına yardımcı olur. Ayrıca yaz aylarında daha hafif öğünler yapmak dengeli beslenmeyi kolaylaştırır. Ancak kas dokusunun korunması ve yenilenmesi için yalnızca sebze ve meyve tüketmek yeterli değildir. Bu nedenle yumurta, süt ve süt ürünleri, balık, yağsız etler, kuru baklagiller ve kuruyemişler gibi protein kaynaklarını düzenli tüketmek gerekir. Yazın bol su içmek de kasların sağlıklı çalışmasına katkı sağlar.</p>
<p><strong>Hareketsizlik döngüsünü kırın</strong></p>
<p>Kasların en büyük düşmanlarından biri hareketsizliktir. Yaz aylarında kışın aksine sosyal aktiviteler, tatiller ve dışarıda geçirilen zamanın artması önemli fırsatlar sunar. Açık havada vakit geçirmek, arkadaşlarla yürüyüş planları yapmak, doğa yürüyüşlerine katılmak, bahçe işleriyle uğraşmak veya düzenli egzersiz programlarına dahil olmak kasların düzenli çalışmasına büyük katkı sağlar. Günlük hareket miktarının artması, yaşla birlikte gelişebilen kas kaybının yavaşlamasına yardımcı olurken, kas gücünün korunmasını ve artırılmasını da destekler.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kaslarinizi-guclendirmenin-tam-zamani-649941">Kaslarınızı güçlendirmenin tam zamanı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Saadet Zinciri Soruşturmasını Yakından Takip Ediyoruz!” (Özel Haber)</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saadet-zinciri-sorusturmasini-yakindan-takip-ediyoruz-ozel-haber-649915</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:29:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ediyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[saadet]]></category>
		<category><![CDATA[soruşturmasını]]></category>
		<category><![CDATA[takip]]></category>
		<category><![CDATA[yakından]]></category>
		<category><![CDATA[zinciri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649915</guid>

					<description><![CDATA[<p>Demokratik Sağlık Sen Genel Başkanı Togan Demircan, İzmir'den kendi ürettikleri yağı hastanede satan sağlık çalışanına 'kademe ilerleme' cezası verildiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saadet-zinciri-sorusturmasini-yakindan-takip-ediyoruz-ozel-haber-649915">“Saadet Zinciri Soruşturmasını Yakından Takip Ediyoruz!” (Özel Haber)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Demokratik Sağlık Sen Genel Başkanı Togan Demircan,  İzmir Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde patlak veren ‘Saadet Zinciri’ skandalı hakkında konuştu.</p>
<p><b>Kendi Tarlasında Ürettiği Zeytinyağını Satan Sağlıkçıya ‘Kademe İlerleme Cezası’ Verildi ! Hz. Ömer Adalete Herkese Uygulanmalı!</b></p>
<p>Bazı hastane yöneticilerinin görev ve yetkisini kullanarak altında çalışan sağlık personellerini ve şirket işçilerini saadet zincirine dahil etmesi, bununla ilgili WhatsApp grupları kurulması gibi önemli iddiaların yer aldığı soruşturmanın özellikle sağlık camiasında çok ses getirdiğini anlatan Demircan, “Kendi tarlasında ürettiği zeytin yağını satan sağlık çalışanına “kademe ilerlemesi cezası” verildi.  Saadet zinciri kurup, zorla temsilcilik verip, alt kadrolarını baskı ile sistem içerisine alan idarecilere yönelik de önemli iddialar var. Hz. Ömer Adaleti herkese uygulanmalı!</p>
<p><b>DOKTOR HEMŞİREYE ORTOPEDİK ÇEKİÇLE DARP ETTİ İDDİASI </b></p>
<p><b>Eline Çekiçle Vurulan Hemşire…</b></p>
<p>El bileğine çekiçle vurulan hemşire. Bakalım hemşire hanıma “Ömer’in adaleti işletilecek mi”… Başka tuvaletim yok denilen kaç sağlık çalışanına inceleme başlatılacak?</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/Goruntu-23.07.2026-23.21.jpeg"/></p>
<p>Amirini adil olmadığı ve taraflı davrandığı için şikayet eden kaç sağlık çalışanının şikayeti aynı amire gönderilecek? Nasıl bir ilişki varsa birileri birilerini en üst seviyeden koruyor, kamufile ediyor. Bu insanlar yaşadıkları zulmü, haksızlığı, çağımızın idareci hastalığı mobbing uygulamalarına maruz kaldıklarında dertlerini kime anlatacaklar, zimmet suçu işlemiş 7 ay 23 gün hapis cezası almış bir çalışanınızı uyarı cezası ile cezalandırıp bir diğerine personel takip kartını basmadın diye kınama cezası ile tecziye edemezsiniz. Ayıptır, yazıktır, günahtır. Bir başka konumuz malum devlet memurunun almış olduğu bir ceza yoksa alt ceza verilir zaman zaman da teşekkür belgesi varsa dosyasında bu baz alınarak ya ceza verilmez veya yine alt ceza verilir.</p>
<p>İncelemeciye bakar mısınız; Koca Türkiye Cumhuriyet Sağlık Bakanı covid döneminde tüm sağlık çalışanlarına belge değil teşekkür mektubu yazdı daha ne yapsın, neden bunu bir belge olarak kabul etmiyorsunuz? Haberiniz yok veya aklınıza gelmiyor veya kötü niyetlisiniz o cezayı vereceksiniz.</p>
<p>Hiç kanıtınız yok, “hasıl oldu” diyerek insanların devlet memurluğundan çıkarılmasını teklif ediyorsunuz vallahi vicdanınız kurumuş, billahi vicdanınız kurumuş.</p>
<p>Gerek sağlık bakanlığı gerekse aile ve sosyal hizmetler bakanlığı ve gerekse de yök bağlı kuruluşlarının idarecilerine sesleniyorum insanların hakkına girmeyin, incelemeci arkadaşlarınızın hakkaniyet ölçüsünde, yasalar nezdinde karar vermelerini isteyin eğer veremiyorlarsa abuk subuk taleplerinin hayat bulmasına müsaade etmeyin, oldukça zor koşullarda görev yapan sağlık sosyal hizmet çalışanlarının ağır çalışma koşullarını daha da ağırlaştırmayın “Ömer’in adaletini” sağlayamıyorsanız, “Sezar’ın hakkını Sezar’a verin.”</p>
<p>Burada bir sorun var, idareler Devlet Memurları Kanunu 125 maddeyi çalışanların sırtında sopa gibi kullanıyor, incelemeler hakkaniyetle yapılmıyor, çoğu zaman yersiz veya çok ağır cezalar Yüksek Disiplin Kurulu veya Mahkemelerden döneceği biline biline takdir hakkı kullanılarak veriliyor.</p>
<p><b>İncir Çekirdeğini Doldurmayacak Soruşturmalar…</b></p>
<p>İncir çekirdeğini doldurmayacak konularda açılan soruşturmalar, bitmeyen incelemeler, sonuçlanan ancak muhatabına tebliğ edilmeyen konular…</p>
<p>Sistem çok ciddi bir şekilde sos veriyor çalışan, üreten, katma değer sunan personele cezalar veriliyor, usul hataları ile dolu dosyalar üzerinden hatrı sayılır cezalar, hukuk dışı kararlar veriliyor. Evvelce çağrıda bulunduk bu çağrımızı yineliyoruz, ben yaptım oldu mantığı ile 125. madde esaslarına aykırı veya yönetmelik, genelge hükümlerine aykırı bir şekilde ceza veren ve mahkeme tarafından bozulan kararlarda mahkeme masrafları o haksız cezayı veren idareden tahsil edilsin, yöneticisi hakkında da görevi kötüye kullanmadan idari işlem yapılsın.</p>
<p>Yakın zamanda covid döneminde kullandırılmayan izinlerin kullandırılmasını talep eden aile bakanlığı çalışanlarına idareleri tarafından ret cevabı verildi. İnsanları on beş gün 24 saat esası ile çalıştırıp, izin veya ücretini ödememek ne insanlıkla, ne de kanunlarımızla bağdaşır.</p>
<p>Ama yüce müdür böyle uygun görüyor… Yargıya taşıdığımız bu konuda üyelerimizi haklı bulan ilk derece mahkeme, ardından Bölge Adliye Mahkemesi kararı onayarak tescil etti. Sadece bir tesiste altı dava açtık ve kurum yaklaşık 250 bin lira vekâlet ücreti ödemek durumunda kaldı. Müdürün egosu yüzünden kurumun kasasından bu tutar sendika avukatının kasasına girdi. Şimdi bu dava konusu müdürün üst amiri incelese kamu zararına neden olduğu için müdüre bu parayı rücu etse, hangi idareci bile isteye hukuka aykırı bir belgeye imza atacak? Sorumsuzluklarının hesabı sorulmadığı sürece bu şekilde devam edecekler…</p>
<p><b>“Soruşturmanın salahiyeti açısından” bunu duyduğunuz an arkanıza bakmayın, kaçın… belli sizi üzecekler.</b></p>
<p>Aynı hastanede aynı şartlarda iki hekim bir tanesi kendisini aylık 20+ puana kodlamış ne artıyor ne eksiliyor, diğeri canla başla çalışıyor aylık 50+ puana çıkıyor incelemeci demiyor ki “klinik bazda bu nasıl olur, aynı şartlarda bu fark nasıl oluşur” demiyor ne diyor biliyor musunuz? “50+ puan yapan hekime hayatın olağan akışına uygun değil” diyor ve kademe ilerlemesi cezası teklif ediyor. Bomboş bir dosya, hayatın olağan akışına aykırı bir dosya. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saadet-zinciri-sorusturmasini-yakindan-takip-ediyoruz-ozel-haber-649915">“Saadet Zinciri Soruşturmasını Yakından Takip Ediyoruz!” (Özel Haber)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En Başarılı Öğrenciler Hala Hekimliği Seçiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/en-basarili-ogrenciler-hala-hekimligi-seciyor-649847</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 15:48:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarılı]]></category>
		<category><![CDATA[hala]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliği]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[seçiyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649847</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası tarafından yapılan açıklamada, "2026 YKS'de büyük bir başarıya imza atan üç Türkiye birincisini yürekten kutluyoruz" denildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-basarili-ogrenciler-hala-hekimligi-seciyor-649847">En Başarılı Öğrenciler Hala Hekimliği Seçiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2026 YKS heyecanı sona erirken, sınavı kazananları üniversite seçme telaşı sardı.</p>
<p>Hekim Birliği Sendikası tarafından yapılan açıklamada, en başarılı gençlerin hala hekimlik mesleğini tercih ettikleri belirtildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi, “2026 YKS’de büyük bir başarıya imza atan üç Türkiye birincisini yürekten kutluyoruz. TYT Türkiye birincisi Miraç Koşar, TYT ve YDT İngilizce Türkiye birincisi Doğa Erdemir ile YDT Fransızca Türkiye birincisi Sena İlhan, farklı hayat hikâyelerine ve farklı çalışma süreçlerine rağmen ortak bir hedefte buluştu: Hekim olmak. Bu tablo, ülkemizin en başarılı, en çalışkan ve idealist gençlerinin hâlâ hekimliği tercih ettiğini gösteriyor. Bu tercih, bizler için hem büyük bir gurur hem de önemli bir sorumluluktur. Bu değerli gençlerimizi yalnızca başarıları için değil; bilgi ve emeklerini bu ülkenin insanları için kullanmayı, geleceğini bu ülkede kurmayı hedefledikleri için de ayrıca tebrik ediyoruz. Bizlere düşen görev ise; sağlıkta şiddetin olmadığı, hukuki güvencenin sağlandığı, emeğin karşılığını bulduğu, özlük haklarının korunduğu ve hekimlerin geleceğe umutla bakabildiği bir sağlık sistemi inşa etmektir. Hekim Birliği olarak mücadelemiz, yalnızca bugünün hekimleri için değil; yarının hekimleri için de sürüyor. Bu idealist gençlere, emeklerinin karşılığını alabilecekleri, güvenle çalışabilecekleri ve ülkelerinde hekimlik yapmaktan gurur duyacakları bir gelecek bırakmak istiyoruz. Başarılarıyla hepimizi gururlandıran öğrencilerimizi bir kez daha kutluyor, hekimlik yolculuklarında kendilerine başarılar diliyoruz” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.bsha.com.tr/wp-content/uploads/2026/07/Goruntu-23.07.2026-18.31.jpeg"/></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-basarili-ogrenciler-hala-hekimligi-seciyor-649847">En Başarılı Öğrenciler Hala Hekimliği Seçiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kulak çınlaması hafife alınmamalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kulak-cinlamasi-hafife-alinmamali-649811</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 09:52:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alınmamalı]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[çınlaması]]></category>
		<category><![CDATA[hafife]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[işitme]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tinnitus]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649811</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, kulak çınlamasının nedenleri ve tedavi seçenekleri ile yaz aylarında kulak sağlığını koruma yöntemleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulak-cinlamasi-hafife-alinmamali-649811">Kulak çınlaması hafife alınmamalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, kulak çınlamasının nedenleri ve tedavi seçenekleri ile yaz aylarında kulak sağlığını koruma yöntemleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Kulak çınlaması, tek başına bir hastalık değil; birçok farklı sağlık sorununun habercisi olabilir!</strong></p>
<p>Kulak çınlamasının (tinnitus) tek başına bir hastalık olmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Birçok farklı sağlık sorununun belirtisi olabilir. Uzun süren çınlamalar mutlaka uzman tarafından değerlendirilmeli.” dedi.</p>
<p>Toplumda ‘kulak çınlaması’ olarak bilinen tinnitusun yalnızca ince bir zil sesi anlamına gelmediğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Kişinin duyduğu ancak çevresindekilerin duymadığı her türlü ses tinnitus olarak tanımlanır. İnce bir uğultu, vızıltı, kalp atışı sesi ya da farklı karakterde sesler de tinnitus kapsamındadır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kulak çınlamasının nedenini belirlemek için yalnızca kulak muayenesi yeterli olmayabilir!</strong></p>
<p>Sesin dış kulaktan başlayıp orta kulak, iç kulak, işitme siniri ve beynin işitme merkezine kadar uzanan karmaşık bir sistemle algılandığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Bu zincirin herhangi bir noktasında oluşabilecek bozukluk tinnitusa yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Özellikle 6 aydan uzun süren çınlamaların ‘kronik tinnitus’ olarak değerlendirildiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu durumda ayrıntılı inceleme yapılması önem taşır. Kulak çınlamasının nedenini belirlemek için yalnızca kulak muayenesi yeterli olmayabilir. Tanı sürecinde; dış kulak yolu ve kulak zarı muayenesi, işitme testi (odyometri), orta kulak fonksiyon testleri, işitme sinirinin değerlendirilmesi, beyin görüntülemesi (MR), kan tahlilleri ve tansiyon değerlendirmesi, gerektiğinde nöroloji, dahiliye ve psikiyatri değerlendirmesi yapılabilir. Tinnitus değil, altında yatan neden araştırılır. Kulak kiri, kulak zarı deliği, orta kulak hastalıkları, işitme kaybı, yüksek tansiyon, iç kulak hastalıkları ve bazı nörolojik problemler tinnitusa neden olabilir.”</p>
<p><strong>Çınlamanın tedavisi tamamen altta yatan nedene bağlı!</strong></p>
<p>Kulak çınlamasının özellikle sensörinöral işitme kaybının erken belirtilerinden biri olabileceğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Yüksek sese maruz kalan kişilerde bu durum daha sık görülür. Askerlikte silah kullananlarda, gürültülü fabrikalarda çalışanlarda ya da uzun yıllar yüksek sese maruz kalan kişilerde özellikle 4 bin Hz civarında işitme kaybı gelişebilir. Bu tabloya sıklıkla tinnitus eşlik eder.” dedi.</p>
<p>Çınlamanın tedavisinin tamamen altta yatan nedene bağlı olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Kulak kiri, dış kulak yolu enfeksiyonu, kulak zarı sorunları veya orta kulak hastalıkları ilaç ya da cerrahiyle tedavi edilebilir. Buna karşın çocukluk döneminde geçirilen bazı enfeksiyonlara bağlı gelişen kalıcı işitme kayıpları, gürültüye bağlı işitme hasarı veya bazı iç kulak hastalıklarında hasar tamamen geri döndürülemeyebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Tinnitus tedavisinde amaç sadece sesi azaltmak değil, beynin bu sese alışmasını sağlamak!</strong></p>
<p>Tinnitus tedavisinde hastanın sese karşı geliştirdiği psikolojik tepkinin de büyük önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Beyin zamanla bazı sesleri filtreleyebilme özelliğine sahip.” dedi.</p>
<p>Tren yolu ya da havaalanı yakınında yaşayan insanların bir süre sonra bu sesleri fark etmez hale geldiklerini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Beyin istemediği sesleri zamanla arka plana atabilir. Tinnitus tedavisinde de amaçlardan biri beynin bu sese alışmasını sağlamaktır. Bu süreçte psikiyatrik destek, ses terapileri ve beyaz gürültü uygulamaları faydalı olabilir. Özellikle gece sessizlikte belirginleşen çınlamalarda beyaz gürültü sesi maskeleyerek hastanın rahatlamasına yardımcı olabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>TMU/TMS, uygun hastalarda uygulanabilen yeni nesil bir tedavi seçeneği!</strong></p>
<p>Son yıllarda bazı merkezlerde transkraniyal manyetik uyarım (TMU/TMS) tedavisinin de uygulandığı bilgisini veren Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Bu yöntem uygun hastalarda beyin bölgelerini uyararak iyileşme sürecini desteklemeyi amaçlar. Ancak tedavinin etkisi hemen ortaya çıkmaz. Sinir dokusunun yeniden yapılanması aylar sürebilir.” dedi.</p>
<p>İnternette dolaşan masaj, kulak çekme veya farklı yöntemlerin bilimsel olarak kanıtlanmadığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Amaç çınlamayı bastırmak değil, nedenini ortaya çıkarmaktır. Uzun süren kulak çınlamalarında mutlaka Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulmalıdır.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Kulak kiri zararlı değil; tam tersine kulağın doğal koruyucu tabakası!</strong></p>
<p>Yaz aylarında sık görülen dış kulak yolu enfeksiyonlarına da değinen Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Kulak çubuğu kullanımı sanılanın aksine kulağa zarar verebilir.” dedi.</p>
<p>Kulak kirinin zararlı olmadığını, tam tersine kulağın doğal koruyucu tabakası olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kulak çubuğu kiri dışarı çıkarmak yerine daha derine iter ve koruyucu yağ tabakasını da ortadan kaldırır. Bu doğal koruyucu tabakanın kaybolmasıyla birlikte deniz ve havuz suyunda bulunan bakteri ve mantarların dış kulak yolunda kolayca enfeksiyon oluşturabilir. Yaz aylarında sık görülen bu tabloya ‘yaz otiti’ adı verilir. </p>
<p>Yaz boyunca kulak sağlığını korumak için; kulak çubuğu kullanmayın, kulağınızı kurcalamayın ve kaşımayın, kulak içine yabancı cisim sokmayın, deniz veya havuz sonrasında kulak hijyenine dikkat edin. Bu basit önlemler sayesinde yaz aylarında dış kulak yolu enfeksiyonları büyük ölçüde önlenebilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulak-cinlamasi-hafife-alinmamali-649811">Kulak çınlaması hafife alınmamalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyanın önde gelen diyabet araştırmacılarından Prof. Muhammad A. Abdul-Ghani, Atlas Üniversitesi&#8217;nde</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunyanin-onde-gelen-diyabet-arastirmacilarindan-prof-muhammad-a-abdul-ghani-atlas-universitesinde-649802</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 09:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmacılarından]]></category>
		<category><![CDATA[Atlas Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[gelen]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[muhammad]]></category>
		<category><![CDATA[önde]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649802</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Muhammad A. Abdul-Ghani, diyabet tedavisindeki son gelişmeleri anlattı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyanin-onde-gelen-diyabet-arastirmacilarindan-prof-muhammad-a-abdul-ghani-atlas-universitesinde-649802">Dünyanın önde gelen diyabet araştırmacılarından Prof. Muhammad A. Abdul-Ghani, Atlas Üniversitesi&#8217;nde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Muhammad A. Abdul-Ghani, diyabet tedavisindeki son gelişmeleri anlattı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen “Building an International Translational Research Ecosystem and Recent Advances in Treatment of Diabetes” başlıklı etkinlikte, dünyanın önde gelen diyabet araştırmacılarından Prof. Muhammad A. Abdul-Ghani, son günlerde gündemde olan GLP-1 temelli tedavilerle ilgili bilgiler verdi. Ulusal ve uluslararası katılımlı etkinlikte; diyabet tedavisindeki güncel gelişmeler, erken metabolik hastalıklar için biyobelirteç geliştirme çalışmaları ve translasyonel araştırmaların uluslararası boyutu ele alındı. Etkinlik kapsamında katılımcılar IRIS Kinetik Laboratuvarı&#8217;nı da ziyaret ederek araştırma altyapısını yakından inceleme fırsatı buldu. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen &#8220;Building an International Translational Research Ecosystem and Recent Advances in Treatment of Diabetes&#8221; etkinliği, 21 Temmuz 2026 tarihinde Vadi Kampüs’te gerçekleştirildi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Muhammad A. Abdul-Ghani GLP-1 temelli tedavileri anlattı </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünyanın önde gelen diyabet araştırmacılarından biri olan ve ABD San Antonio&#8217;daki Teksas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Merkezi – UT Health Diyabet Bölümü’nden Prof. Muhammad A. Abdul-Ghani, diyabet tedavisindeki son gelişmeleri anlattı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Abdul-Ghani, &#8220;GLP-1 Based Therapeutics: A New Era in Diabetes Management &#8211; GLP-1 Temelli Tedaviler: Diyabet Yönetiminde Yeni Bir Çağ” başlıklı sunumunda, GLP-1 temelli tedavilerin diyabet yönetimindeki yeri, klinik uygulamalardaki güncel gelişmeler ve geleceğe yönelik tedavi yaklaşımlarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Diyabetle mücadelenin yol haritasının diyabetin önlenmesi ve diyabet hastalığının doğru yönetimi olmak üzere iki önemli ayağı olduğunu belirten Prof. Abdul-Ghani, diyabetle mücadelede en etkili stratejinin diyabetin önlenmesi olduğunun altını çizdi. Prof. Abdul-Ghani, risk altındaki kişilerin doğru tanımlanması ve obeziteyle mücadelenin diyabetle mücadelede önemini de vurguladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Erken metabolik hastalıklar için biyobelirteç geliştirme çalışmaları paylaşıldı </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Program kapsamında Atlas Üniversitesi Global Education and Innovation Leader Prof. Dr. Neşe Lortlar Ünlü  ise &#8220;Precision Biomarker Development for Early Metabolic Disease &#8211; Erken Metabolik Hastalıklar için Hassas Biyobelirteç Geliştirme&#8221; başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Sunumda, erken metabolik hastalıkların tanısında kullanılabilecek hassas biyobelirteçlerin geliştirilmesine yönelik güncel araştırmalar ve bu çalışmaların kişiselleştirilmiş tıp uygulamalarına sağlayacağı katkılar ele alındı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Diyabet tedavisindeki güncel yaklaşımlar değerlendirildi </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ulusal ve uluslararası katılımla gerçekleşen ve Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve IRIS Kinetik Laboratuvarı Direktörü Prof. Dr. Zeynep Güneş Özünal’ın kısa açılış konuşmasıyla başlayan etkinliğe akademisyenler, araştırmacılar, uluslararası stajyerler ve öğrenciler yoğun ilgi gösterdi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Hastanesi DIMER Diyabet ve Obezite Merkezi Direktörü Prof. Dr. Mustafa Kanat’ın düzenlenmesine katkı sağladığı etkinliğe; Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Sınağ, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Merih Çetinkaya, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hasan Hüseyin Balık da katıldı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hibrit şekilde gerçekleşen etkinlikte, translasyonel araştırmaların uluslararası ölçekte geliştirilmesine yönelik yaklaşımlar ile diyabet tedavisindeki son bilimsel gelişmeler ele alındı. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Selim Ünlü de Çevrimiçi Katıldı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Mütevelli Heyet Üyesi, ABD Boston Üniversitesi’nde akademik ve bilimsel çalışmalar yürüten Prof. Dr. Selim Ünlü de çevrimiçi katıldığı etkinlikte </span></span></span><span><span><span>optik biyosensör teknolojileri ve IRIS Kinetik kapsamında bilgiler vererek katılımcıların sorularını yanıtladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>IRIS Kinetik Laboratuvarı Ziyaret Edildi </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Etkinliğin sonunda düzenlenen IRIS Laboratory Tour kapsamında katılımcılar, Atlas Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren IRIS Kinetik Laboratuvarını ziyaret etti. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Laboratuvarın araştırma altyapısı, ileri teknoloji cihazları ve yürütülen bilimsel projeler hakkında bilgi alan katılımcılar, translasyonel araştırmaların uygulama süreçlerini yakından inceleme fırsatı buldu. Gezi sırasında farmakogenetik çalışmalar hakkında da bilgi verildi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Etkinlik, uluslararası iş birliklerinin geliştirilmesi, diyabet araştırmalarındaki güncel bilimsel gelişmelerin paylaşılması ve translasyonel tıp alanındaki araştırma kapasitesinin güçlendirilmesine katkı sağlaması açısından önemli bir buluşma olarak değerlendirildi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyanin-onde-gelen-diyabet-arastirmacilarindan-prof-muhammad-a-abdul-ghani-atlas-universitesinde-649802">Dünyanın önde gelen diyabet araştırmacılarından Prof. Muhammad A. Abdul-Ghani, Atlas Üniversitesi&#8217;nde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kekemeliği olan çocuklar dünyadaki akranlarıyla buluştu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kekemeligi-olan-cocuklar-dunyadaki-akranlariyla-bulustu-649781</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 09:28:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akranlarıyla]]></category>
		<category><![CDATA[buluştu]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklara]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[deneyim]]></category>
		<category><![CDATA[dünyadaki]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[kamp]]></category>
		<category><![CDATA[kampı]]></category>
		<category><![CDATA[kekemeliği]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[ortam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649781</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü ve Üsküdar Üniversitesi Konuşma Bozuklukları Araştırma ve Uygulama Merkezi (ÜSESKOM) ile Texas Üniversitesi Arthur M. Blank Kekemelik Merkezi iş birliğinde düzenlenen Düşle-Konuş-Yaşa Kampı (CDSL) Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi çok amaçlı salonda gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kekemeligi-olan-cocuklar-dunyadaki-akranlariyla-bulustu-649781">Kekemeliği olan çocuklar dünyadaki akranlarıyla buluştu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü ve Üsküdar Üniversitesi Konuşma Bozuklukları Araştırma ve Uygulama Merkezi (ÜSESKOM) ile Texas Üniversitesi Arthur M. Blank Kekemelik Merkezi iş birliğinde düzenlenen Düşle-Konuş-Yaşa Kampı (CDSL) Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi çok amaçlı salonda gerçekleştirildi.</p>
<p>Okul çağındaki kekeleyen çocuklara yönelik düzenlenen ve bu yıl ikinci kez gerçekleştirilen kamp, Üsküdar Üniversitesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Konrot ile Doç. Dr. Ayşe Aydın Uysal koordinatörlüğünde yürütüldü.</p>
<p>Türkiye’de bir ilk olan ve Türkiye’nin farklı üniversitelerinin Dil ve Konuşma Terapisi bölümlerinden akademisyenler ile gönüllü öğrencilerin katıldığı kampa Kekemeler Derneği de destek verdi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ahmet Konrot: “Asıl mesele ne kadar akıcı konuştuğumuz değil ne kadar güçlü iletişim kurabildiğimiz”</strong></p>
<p>Kampın temel yaklaşımına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Konrot, kekemeliğe yalnızca konuşma akıcılığı üzerinden yaklaşmanın çocukların iletişim deneyimini anlamak açısından yeterli olmadığını vurguladı.</p>
<p>Kekeleyen bir çocuğun öncelikli ihtiyacının her zaman daha akıcı konuşmak olmadığını belirten Konrot; “Çocuğun kendisini ifade edebilmesi, söz almaktan kaçınmaması, iletişimde kalması ve söyleyeceklerinin değerli olduğunu bilmesi çok önemli. Düşle-Konuş-Yaşa Kampında çocuklara nasıl konuşmaları gerektiğini öğretmeye çalışmıyoruz. Onların kendi iletişim güçlerini keşfedebilecekleri bir ortam oluşturuyoruz. Çünkü asıl mesele ne kadar akıcı konuştuğumuz değil ne kadar güçlü iletişim kurabildiğimizdir.” dedi.</p>
<p><strong>“Farklı ülkelerden kekeleyen akranlarıyla bir araya gelmeleri önemli bir deneyim”</strong></p>
<p>Kampa katılan çocukların kekeleyen yetişkinlerle ve dünyanın farklı ülkelerindeki kekeleyen akranlarıyla bir araya gelmelerinin önemli bir deneyim olduğuna dikkat çeken Konrot; “Bir çocuk için ‘Benim gibi konuşan başka insanlar da var ve onlar hayatın her alanında var olabiliyorlar.’ deneyimi son derece değerlidir. Çocukların kekemeliği yalnızca bireysel bir güçlük olarak değil, dünyanın farklı toplumlarında ve kültürlerinde karşılaşılan bir insanlık deneyimi olarak görmeleri, kendilerine ve iletişime bakışlarını değiştirebilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Çocuklar iletişim becerilerini deneyimleyerek geliştirdi</strong></p>
<p>Aralarında dil ve konuşma terapisti olarak mesleğini sürdüren kekeleyen yetişkinlerin de bulunduğu kamp ekibi, çocuklara gerçek yaşamla bağlantılı, katılımcı ve deneyim temelli bir öğrenme ortamı sundu.</p>
<p>Grup temelli etkinliklerle çocukların etkili iletişim, öz savunuculuk, kekemelik hakkında güncel ve doğru bilgi edinme ve psikolojik dayanıklılık alanlarında bilgi ve beceriler kazanmaları desteklendi.</p>
<p>Kamp boyunca öğrendiklerini uygulamaya dönüştüren çocuklar, edindikleri becerileri günlük yaşamlarına nasıl aktarabileceklerini ve farklı iletişim ortamlarında nasıl kullanabileceklerini deneyimleme fırsatı buldu.</p>
<p><strong>Doç. Dr. Ayşe Aydın Uysal: “Öğrendiklerini gerçek yaşamda kullanabilmeleri en önemli hedeflerimizden biri”</strong></p>
<p>Kampın koordinatörlerinden Dil ve Konuşma Terapisi öğretim görevlisi Doç. Dr. Ayşe Aydın Uysal, programın çocukların yalnızca bilgi edinmelerine değil, öğrendiklerini deneyimlemelerine ve günlük yaşamlarına aktarabilmelerine odaklandığını söyledi. Uysal; “Kamp boyunca çocuklarımızla iletişim, öz savunuculuk, kekemelik hakkında güncel bilgiler ve dayanıklılık gibi birçok alanda çalıştık. Ancak bizim için önemli olan bu bilgilerin yalnızca kamp ortamında kalmaması. Çocukların öğrendiklerini uygulamaları, kendi deneyimleriyle ilişkilendirmeleri ve günlük yaşamlarında nasıl kullanabileceklerini keşfetmeleri programın en önemli hedeflerinden biri.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Grup ortamı çocuklara yalnız olmadıklarını gösteriyor”</strong></p>
<p>Kampın grup temelli yapısının çocuklara önemli bir paylaşım alanı sunduğunu ifade eden Uysal; “Grup ortamı çocuklara yalnız olmadıklarını görme, birbirlerinin deneyimlerinden öğrenme ve güvenli bir ortamda yeni iletişim yollarını deneme fırsatı sunuyor. Çocukların beş günün sonunda edindikleri becerileri aileleri ve katılımcılar önünde sergilemeleri, kamp boyunca yaşanan gelişimin en anlamlı göstergelerinden biriydi.” dedi.</p>
<p><strong>Beş ülkedeki kekeleyen akranlarıyla çevrim içi buluştular</strong></p>
<p>Kampın dikkat çeken etkinliklerinden biri de uluslararası çevrim içi buluşmalar oldu.</p>
<p>Kampa katılan çocuklar; Hollanda, Malta, Almanya, Pakistan ve Portekiz’de aynı programa katılan okul çağındaki kekeleyen akranlarıyla çevrim içi platformlarda bir araya geldi.</p>
<p>Farklı dilleri konuşan ve farklı kültürlerde yaşayan akranlarıyla tanışan çocuklar, kekemeliğin dünyanın farklı toplumlarında ve kültürlerinde görülebilen bir durum olduğunu doğrudan deneyimledi.</p>
<p>Gerçekleştirilen buluşmalarla çocuklar, iletişimde önemli olanın yalnızca akıcı konuşmak değil kendini ifade etmek, paylaşmak ve birbirini anlamak olduğunu yaşayarak öğrenme fırsatı buldu.</p>
<p><strong>Kekeleyen yetişkinler deneyimlerini çocuklar ve aileleriyle paylaştı</strong></p>
<p>Kapanış oturumunda kampa katılan kekeleyen yetişkinler de kendi yaşam deneyimlerini paylaşarak çocuklara ve ailelerine duygu ve düşüncelerini aktardı.</p>
<p>Kekemeler Derneği adına söz alan Dr. Erkan Erener ise hem kekeleyen bir akademisyen olarak kendi deneyimlerini hem de Kekemeler Derneğinin amaç ve faaliyetlerini anlattı.</p>
<p>Kekeleyen yetişkinlerin yaşam deneyimlerini çocuklarla paylaşmaları, kampın kuşaklar arası etkileşim boyutunu da güçlendirdi. Çocuklar, kendileri gibi kekeleyen yetişkinlerin akademik ve mesleki yaşamda aktif biçimde yer aldıklarını doğrudan görme ve onların deneyimlerini dinleme fırsatı buldu.</p>
<p><strong>Çocuklar iletişim güçlerini keşfetti</strong></p>
<p>Düşle-Konuş-Yaşa Kampı, çocukların yalnızca kekemelik hakkında bilgi edindikleri bir etkinliğin ötesine geçti.</p>
<p>Kamp; çocukların kendilerini ifade ettikleri, deneyimlerini paylaştıkları, iletişim güçlerini keşfettikleri ve dünyanın farklı ülkelerindeki akranlarıyla ortak bir deneyimde buluştukları güçlü bir sosyal öğrenme ortamı sundu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kekemeligi-olan-cocuklar-dunyadaki-akranlariyla-bulustu-649781">Kekemeliği olan çocuklar dünyadaki akranlarıyla buluştu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hemoroid Kesi ve Dikiş Olmadan Lazerle Tedavi Edilebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hemoroid-kesi-ve-dikis-olmadan-lazerle-tedavi-edilebiliyor-649732</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 08:48:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dikiş]]></category>
		<category><![CDATA[edilebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[evre]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarda]]></category>
		<category><![CDATA[hemoroid]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[lazerle]]></category>
		<category><![CDATA[olmadan]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649732</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hemoroid, halk arasında basur veya mayasıl olarak bilinen, anal kanaldaki normal damar yastıkçıklarının büyüyerek aşağı doğru sarkması sonucu ortaya çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hemoroid-kesi-ve-dikis-olmadan-lazerle-tedavi-edilebiliyor-649732">Hemoroid Kesi ve Dikiş Olmadan Lazerle Tedavi Edilebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hemoroid, halk arasında basur veya mayasıl olarak bilinen, anal kanaldaki normal damar yastıkçıklarının büyüyerek aşağı doğru sarkması sonucu ortaya çıkıyor. Makattan kanama, kaşıntı, ele gelen şişlik, akıntı ve bazı hastalarda ağrı gibi belirtilerle kendini gösteren hemoroid, kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor. Şikâyetlerin şiddeti; hemoroidin evresine, yerleşimine ve eşlik eden diğer anal hastalıkların varlığına göre değişiklik gösterebiliyor. Bazı hastalarda yalnızca hafif rahatsızlık hissi görülürken, bazı kişilerde günlük yaşamı olumsuz etkileyen ciddi yakınmalar gelişebiliyor. Tedavide klasik cerrahi yöntemlere alternatif olarak uygulanan lazer hemoroid cerrahisi, kesi ve dikiş gerektirmemesi sayesinde iyileşme sürecini kısaltabiliyor ve hastaların günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönmelerine yardımcı olabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Can Yalı, hemoroid ameliyatlarında kullanılan lazer yöntemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Hemoroid hastalığı dört evrede değerlendiriliyor</strong></p>
<ul>
<li>Evre 1: Kanama görülebilir, ancak dışarı sarkma yoktur.</li>
<li>Evre 2: Dışkılama sırasında dışarı çıkar ve sonrasında kendiliğinden içeri döner.</li>
<li>Evre 3: Dışarı çıkar ve elle içeri itilmesi gerekir.</li>
<li>Evre 4: Sürekli dışarıdadır ve içeri itilemez.</li>
</ul>
<p>Hemoroid hastalığında evreleme, tedavi planının belirlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Her evrede uygulanacak yaklaşım farklılık göstermektedir. Erken evrelerde yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaç tedavileri yeterli olabilirken, ileri evrelerde girişimsel yöntemler veya cerrahi tedavi gerekebilmektedir. Bu nedenle yalnızca hastanın şikâyetleri değil, muayene bulguları da ayrıntılı şekilde değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Hareketsiz yaşam ve aşırı kilo hemoroid riskini artırıyor</strong></p>
<p>Toplumda sık görülen hemoroidin birçok nedeni bulunmaktadır. Bu sebepler şöyle sıralanabilmektedir: </p>
<ul>
<li>Kronik kabızlık veya uzun süre ıkınma</li>
<li>Liften fakir beslenme</li>
<li>Tuvalette uzun süre oturma</li>
<li>Gebelik</li>
<li>Obezite</li>
<li>Ağır kaldırma</li>
<li>İleri yaş</li>
</ul>
<p>Bunlara ek olarak hareketsiz yaşam tarzı, yetersiz sıvı tüketimi ve aile öyküsü de hemoroid gelişme riskini artırabilmektedir. Özellikle masa başında uzun saatler çalışan kişilerde ve düzenli dışkılama alışkanlığı olmayan bireylerde şikâyetler daha sık görülmektedir. Risk faktörlerinin azaltılması, hem mevcut yakınmaların hafiflemesine hem de tedavi sonrasında hastalığın tekrarlama riskinin düşürülmesine katkı sağlayabilmektedir.</p>
<p><strong>Lazer uygulamasıyla hemoroidal damarlar küçültülüyor</strong></p>
<p>Lazer hemoroit cerrahisi, uygun hastalarda hemoroid dokusuna lazer enerjisi uygulanarak damarların küçültülmesini amaçlayan minimal invaziv bir tedavi yöntemidir. Genellikle seçilmiş evre 2 ve evre 3 hemoroitlerde, bazı uygun evre 4 vakalarında da uygulanabilmektedir. Ancak her hemoroit hastası lazer tedavisi için uygun değildir. Bu nedenle tedavi yöntemi, ayrıntılı muayene sonrasında belirlenmelidir. Bu yöntemde amaç, hemoroid dokusunu kontrollü şekilde küçültmek ve çevre dokulara mümkün olduğunca az zarar vermektir. İşlem süresi hemoroidin yapısına ve hastanın klinik durumuna göre değişebilmektedir. Bazı hastalarda aynı seansta ek girişimlere ihtiyaç duyulabilmektedir. Bu nedenle lazer tedavisi, standart bir uygulama değil kişiye özel planlanan bir cerrahi seçenek olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Lazer tedavisi daha konforlu bir iyileşme süreci sunabiliyor</strong></p>
<p>Uygun hastalarda lazer hemoroid cerrahisi şu avantajları sağlayabilmektedir: </p>
<ul>
<li>Daha az doku hasarı</li>
<li>Daha düşük kanama riski</li>
<li>Günlük yaşama daha kısa sürede dönüş</li>
<li>Anal kanal anatomisinin daha iyi korunması</li>
</ul>
<p>Bunlara ek olarak bazı hastalarda işlem sonrası bakım süreci daha konforlu geçebilmekte ve hastanede kalış süresi kısalabilmektedir. Ancak her cerrahi yöntemde olduğu gibi lazer tedavisinde de hastalığın tekrarlama riski bulunmaktadır. Tedavinin başarısı; doğru hasta seçimi, uygun cerrahi teknik ve hastanın yaşam tarzı alışkanlıklarıyla yakından ilişkilidir. Özellikle kabızlığın önlenmesi, lif açısından zengin beslenme ve düzenli tuvalet alışkanlığı kazanılması tedavi sonuçlarını olumlu yönde etkileyebilmektedir.</p>
<p><strong>Başarılı sonuçlar için doğru hasta seçimi belirleyici oluyor</strong></p>
<p>Lazerle hemoroid cerrahisi, uygun hastalarda güvenli ve konforlu bir tedavi seçeneği olarak öne çıkmaktadır. Ancak en doğru tedavi yöntemi; hemoroidin evresi, hastanın şikâyetleri, muayene bulguları ve eşlik eden sağlık sorunları değerlendirilerek genel cerrahi uzmanı tarafından belirlenmelidir. Her hastada aynı tedavi yönteminin uygulanması mümkün olmayabileceği için kişiye özel planlama yapılması büyük önem taşımaktadır. Doğru hasta seçimi yapıldığında lazer tedavisi, hem şikâyetlerin azaltılmasına hem de iyileşme sürecinin daha rahat geçirilmesine katkı sağlayan etkili bir seçenek olabilmektedir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hemoroid-kesi-ve-dikis-olmadan-lazerle-tedavi-edilebiliyor-649732">Hemoroid Kesi ve Dikiş Olmadan Lazerle Tedavi Edilebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda yazın göz şikayetleri artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-yazin-goz-sikayetleri-artiyor-649665</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:35:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[çolakoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[havuz]]></category>
		<category><![CDATA[koruma]]></category>
		<category><![CDATA[lens]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yazın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649665</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okulların tatil olmasıyla birlikte çocuklarda telefon, tablet ve bilgisayar başında geçirilen süre artarken, yaz mevsimine özgü çevresel faktörler de göz sağlığı açısından önemli riskler oluşturuyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-yazin-goz-sikayetleri-artiyor-649665">Çocuklarda yazın göz şikayetleri artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Okulların tatil olmasıyla birlikte çocuklarda telefon, tablet ve bilgisayar başında geçirilen süre artarken, yaz mevsimine özgü çevresel faktörler de göz sağlığı açısından önemli riskler oluşturuyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu</strong> “Çocukların gözleri gelişim sürecinde olduğu için uzun süreli ekran maruziyeti ve çevresel faktörler nedeniyle yaz döneminde göz kuruluğu, kızarıklık, kaşıntı ve alerjik göz şikayetleri daha sık görülüyor. Ayrıca koyu renk camlı gözlüklerin koruma sağladığı şeklinde toplumda yaygın bir inanış var. Oysa <strong>güneş gözlüğünün yalnızca koyu renk camlı olması UV koruması sağladığı anlamına gelmiyor” </strong>diyor. Dr. Çolakoğlu, çocuklarda göz sağlığını tehdit eden 6 yaz riskini sıraladı, alınması gereken önlemlere yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Ekran süresinde artış</strong></p>
<p>Tatilde çocukların telefon, tablet ve bilgisayar kullanım sürelerinin artması göz yorgunluğu, kuruluk, yanma, batma ve odaklanma problemlerine yol açabiliyor. Bu nedenle ekran süresini birlikte planlamanız, ayrıca ekran karşısında her 20 dakikada bir en az 20 saniye boyunca yaklaşık 6 metre uzaklıktaki bir noktaya bakarak gözlerini dinlendirmesi konusunda alışkanlık kazandırmanız büyük önem taşıyor.<strong>  </strong></p>
<p><strong>Havuz ve deniz</strong></p>
<p>Havuzdaki klor ve hijyen sorunlarının yanı sıra deniz suyundaki tuz, kum ve mikroorganizmalar gözlerde tahriş, kızarıklık, yanma ve enfeksiyon riskini artırabiliyor. Özellikle havuzda, mümkünse denizde de gözü tam saran koruyucu yüzme gözlüğü kullanılması gözlerin tahriş edici etkenlerden korunmasına yardımcı oluyor. Havuz veya denizden çıktıktan sonra gözlerin temiz suyla durulanması, kirli ellerle gözlere temas edilmemesi, ortak havlu kullanılmaması ve gözlerin ovuşturulmamasına özen gösterilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Kontakt lensle deniz ya da havuza girmek</strong></p>
<p>Kontakt lensler, denizde ya da havuzda bulunabilen bakteri, mantar ve diğer mikroorganizmaların lens yüzeyine tutunmasını kolaylaştırarak kornea enfeksiyonu riskini artırabiliyor. Ayrıca klorlu ve tuzlu su, lensin yapısını bozarak gözlerde tahriş, batma ve rahatsızlık hissine yol açabiliyor. Yüzme sırasında kontakt lens kullanılmaması, zorunlu durumlarda ise tek kullanımlık lenslerin tercih edilmesi ve sudan çıktıktan hemen sonra çıkarılarak atılması büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Güneş ışınları</strong></p>
<p>Dr. Emel Çolakoğlu “Yoğun ultraviyole (UV) ışınlarına uzun süre maruz kalmak gözlerde tahriş ve rahatsızlığa yol açarken, korunmasız UV maruziyeti, katarakt başta olmak üzere bazı göz hastalıklarının gelişme riskini artırabiliyor” diyor. Çocuğun dışarı çıkarken <strong>UV korumalı</strong> güneş gözlüğü kullanması, güneşe çıplak gözle bakmaması ve çok güneşli ortamlarda şapka takmasının göz sağlığını korumada önemli rol oynadığını vurgulayan Dr. Çolakoğlu “<strong>Ancak toplumdaki yaygın inanışın aksine güneş gözlüğünün yalnızca koyu renk camlı olması UV koruması sağladığı anlamına gelmez. Bu nedenle UV400 veya yüzde 100 UV koruması sağlayan gözlükler tercih edilmelidir” diye konuşuyor. </strong></p>
<p><strong>Yaz alerjileri</strong></p>
<p>Yaz aylarında polenler, çimenler, toz, küf sporları ve diğer çevresel alerjenler çocuklarda alerjik göz şikayetlerini artırabiliyor. Bu durum gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanma, batma ve göz kapaklarında şişlik gibi belirtilerle kendini gösterebiliyor. Çocukların gözlerini ovuşturması, şikayetlerin şiddetlenmesine ve göz yüzeyine zarar verebileceğinden dolayı bundan kaçınmak büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Klima </strong></p>
<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu “Aşırı sıcakların etkisiyle klimalı ortamlarda uzun süre bulunmak gözyaşı filminin daha hızlı buharlaşmasına neden olup gözlerde kuruluk, batma, yanma, kızarıklık ve yabancı cisim hissi gibi şikayetlere yol açabiliyor. Özellikle klimanın doğrudan yüze veya göze üflemesi bu etkileri artırabiliyor. Bu nedenle klimanın hava akımının doğrudan çocukların yüzüne gelmemesine dikkat edilmeli, çok kuru ortamlardan kaçınılmalı ve çocukların gün boyunca yeterli sıvı tüketmeleri sağlanmalıdır” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-yazin-goz-sikayetleri-artiyor-649665">Çocuklarda yazın göz şikayetleri artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rotary 2440 ile Küçük Kulüp Derneği&#8217;nden Çocuk Felcine Karşı Örnek İşbirliği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rotary-2440-ile-kucuk-kulup-derneginden-cocuk-felcine-karsi-ornek-isbirligi-649641</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[2440]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Belirterek]]></category>
		<category><![CDATA[bölge]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Felci]]></category>
		<category><![CDATA[derneği]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[kulüp]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[rotary]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[tenis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649641</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası Rotary Bölge 2440 Federasyonu ile Küçük Kulüp Derneği, Rotary'nin dünyada sürdürdüğü çocuk felciyle mücadele çalışmalarına destek sağlamak amacıyla anlamlı bir iş birliğine imza attı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rotary-2440-ile-kucuk-kulup-derneginden-cocuk-felcine-karsi-ornek-isbirligi-649641">Rotary 2440 ile Küçük Kulüp Derneği&#8217;nden Çocuk Felcine Karşı Örnek İşbirliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>Uluslararası Rotary Bölge 2440 Federasyonu ile Küçük Kulüp Derneği, Rotary&#8217;nin dünyada sürdürdüğü çocuk felciyle mücadele çalışmalarına destek sağlamak amacıyla anlamlı bir iş birliğine imza attı. Küçük Kulüp Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Emre Sarıgedik ile Uluslararası Rotary Bölge 2440 Federasyonu Dönem Başkanı Aylin Olut Ötken arasında imzalanan protokolle, çocuk felci yararına düzenlenecek tenis eğitimleri ve turnuvasının resmi başlangıcı yapıldı.</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Rotary üyeleri, aileleri, Rotaract ve Interact gençlerini kapsayan proje kapsamında, milli tenisçi ve Küçük Kulüp Derneği Başantrenörü Mustafa Azkara eşliğinde gerçekleştirilecek tenis eğitimlerinin ardından düzenlenecek turnuvadan elde edilecek gelir, Rotary&#8217;nin küresel ölçekte yürüttüğü çocuk felcini tamamen ortadan kaldırma çalışmalarına aktarılacak.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>Ötken: &#8220;Kalıcı etkiyi sporun birleştirici gücüyle büyüteceğiz&#8221;</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>İmza töreninde konuşan Uluslararası Rotary Bölge 2440 Federasyonu Dönem Başkanı Aylin Olut Ötken, yeni dönemin &#8220;Kalıcı Etki Yarat&#8221; vizyonunu sporla buluşturduklarını belirterek şunları söyledi: &#8220;Bizler güçlü toplumların sağlıklı nesillerle şekillendiğine inanıyoruz. Bu iş birliğiyle dostluğumuzu daha da güçlendirirken sporun birleştirici gücünü toplumsal faydaya dönüştürüyoruz. Çocuk felciyle mücadele gibi insanlık adına çok önemli bir hedef için birlikte kalıcı etki yaratacak olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.&#8221;</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>Sarıgedik: &#8220;Tenisin centilmenliğini iyilikle buluşturuyoruz&#8221;</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Küçük Kulüp Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Emre Sarıgedik ise iş birliğinin uzun yıllar sürecek güçlü bir dayanışmanın başlangıcı olduğunu belirterek, sporun yalnızca rekabetten ibaret olmadığını vurguladı. &#8220;Tenis; centilmenliği, dostluğu ve iyiliği temsil eden beyaz bir spordur. Bu projeyle tenisin değerlerini Rotary&#8217;nin hizmet anlayışıyla buluşturuyoruz. Amacımız sadece bir turnuva düzenlemek değil, yıllarca devam edecek güçlü bir iş birliği oluşturmak.&#8221;</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>Hedef yüzlerce katılımcı</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Projenin fikir öncülerinden Rotary 2440 Sihirli Raketler Tenis Hobi Grubu Kurucu Başkanı Mehmet Fethi Kayıhan, organizasyonun yalnızca bir spor etkinliği olmadığını belirterek, Rotary ailesinin tüm bireylerini aynı kortta buluşturacak sürdürülebilir bir sosyal sorumluluk hareketi başlattıklarını söyledi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kayıhan, &#8220;Rotary üyelerimiz, aileleri, Rotaract ve Interact gençlerimizle birlikte uzun yıllar devam edecek bir tenis kültürü oluşturmayı hedefliyoruz. Bu projeyi daha büyük organizasyonlara dönüştürmek istiyoruz.&#8221; dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Projeye teknik liderlik edecek milli tenisçi Mustafa Azkara da organizasyonun giderek büyüyeceğine inandığını belirterek, hedeflerinin yüzlerce katılımcıya ulaşmak olduğunu ifade etti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>Sporla iyilik, iyilikle umut</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Rotary 2440 Bölge Kulüplerden Sorumlu Bölge Sekreteri Funda Sungurtekin, organizasyona bizzat katılarak örnek olmanın önemine dikkat çekerken, Kurumsal İletişim Komitesi Başkanı Merve Baykan ise spor ve sanatın birleştirici gücünü toplum yararına kullanarak kalıcı etki oluşturmayı amaçladıklarını dile getirdi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Küçük Kulüp Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Deniz Tanaydın da bu iş birliğinin sürdürülebilir olmasının en büyük hedefleri olduğunu belirterek, geçmişte olduğu gibi gelecekte de benzer sosyal sorumluluk projelerinde Rotary ile birlikte çalışmaktan memnuniyet duyacaklarını söyledi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Çocuk felciyle mücadele için atılan bu ortak adım, sporun birleştirici gücüyle sosyal sorumluluğu buluşturarak hem yeni dostluklara hem de daha sağlıklı bir gelecek için yürütülen küresel mücadeleye önemli katkı sunmayı hedefliyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rotary-2440-ile-kucuk-kulup-derneginden-cocuk-felcine-karsi-ornek-isbirligi-649641">Rotary 2440 ile Küçük Kulüp Derneği&#8217;nden Çocuk Felcine Karşı Örnek İşbirliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başhekim Yardımcısı’na ‘Hakaret Davası’ Açan Hemşireye Sürgün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bashekim-yardimcisina-hakaret-davasi-acan-hemsireye-surgun-649639</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2026 19:25:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açan]]></category>
		<category><![CDATA[başhekim]]></category>
		<category><![CDATA[davası]]></category>
		<category><![CDATA[hakaret]]></category>
		<category><![CDATA[hemşireye]]></category>
		<category><![CDATA[na]]></category>
		<category><![CDATA[yardımcısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649639</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesi’nde görevli Hemşire Şeyda Ezer, kendisine hakaret eden Başhekim Yardımcısı Dr. D.A.’ya karşı açtığı davayı kazandı. Ancak adalet mücadelesi veren hemşire başka hastaneye sürgün edildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bashekim-yardimcisina-hakaret-davasi-acan-hemsireye-surgun-649639">Başhekim Yardımcısı’na ‘Hakaret Davası’ Açan Hemşireye Sürgün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesi’nde görevli Hemşire Şeyda Ezer, kendisine hakaret eden Başhekim Yardımcısı Dr. D.A.’ya karşı açtığı davayı kazandı. Ancak adalet mücadelesi veren hemşire başka bir hastaneye görevlendirildi1</p>
<p>Mahkemenin adli para cezası kestiği idarecinin baskıları, idari manevralar ve siyasi müdahaleler sonucu Şeyda Hemşire görev yerinden sürgün edildiği öne sürüldü. Birlik Sağlık-Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, hastane önünde yaptığı açıklamayla yaşananlara sert tepki gösterdi.</p>
<p>İzmir sağlık camiası, Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesi’nde yaşanan ve yargı kararına rağmen mağduriyetle sonuçlanan skandalla çalkalanıyor. Olay, hastaneye başvuran ve yanında kimliği bulunmayan bir hastanın kayıt işleminin mevzuat gereği yapılamaması üzerine başladı. Kuralları uygulayan Hemşire Şeyda Ezer, Başhekim Yardımcısı Dr. D.A.’nın hakaretine maruz kaldı.</p>
<p><b>Hakaretten Mahkûm Oldu, İntikamını Mobbing İle Aldı!</b></p>
<p>Uğradığı hakaret sonrası hukuki süreç başlatan Şeyda Ezer, yargıda haklılığını kanıtladı. Mahkeme, Başhekim Yardımcısı Dr. D.A.’yı <b>Türk Ceza Kanunu’nun 125/3-a maddesi uyarınca 365 gün adli para cezasına</b> çarptırdı (HAGB uygulandı) ve tazminat ödemeye mahkûm etti. Ancak mahkemenin verdiği cezanın ardından hastanede idari baskı süreci başladı. İddiaya göre, Şeyda Ezer’i sorumluluk görevinden almak isteyen idarecilere dönemin Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü dirense de, görev süresi dolup yeni müdürün gelmesiyle kumpas devreye sokuldu. Başka bir hemşireye yer değişikliği sözü verilerek Ezer aleyhine şikâyet dilekçesi imzalattırıldı ve başhekimlik onayıyla Şeyda Hemşire sürgün niteliğinde başka bir yere gönderildi.</p>
<p><b>Siyasiler, Bürokratlar ve Yandaş Sendika !</b></p>
<p>Birlik Sağlık-Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol ve mağdur Hemşire Şeyda Ezer, Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesi önünde düzenledikleri basın açıklamasıyla sağlık teşkilatındaki skandallar zincirini kamuoyuna duyurdu. Siyasi müdahalelere ve idari çifte standarta dikkat çeken Doğruyol, şu ifadeleri kullandı: “Mahkemece suçu sabit görülen ve cezai yaptırıma bağlanan bu tür bir hakaret eylemini gerçekleştirenin yanında duran siyasiler, bürokratlar ve yandaş sendikalar bu adaletsizliğin doğrudan suç ortağıdır. Hakarete uğrayan hemşire arkadaşımızın görev yeri değiştirilsin diye bir siyasi partinin il başkanının babasının yetkilileri araması kabul edilemez! Biz haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanlar olmadık, olmayacağız. Siyaset, bürokrasi ve yandaş sendikanın oluşturduğu bu şeytan üçgeninde hiçbir çalışanımızı yalnız bırakmayız. Suçluyu değil, haklıyı sürgün edebilirsiniz; ama katlettiğiniz bu adalet yarın size de lazım olacak!”</p>
<p><b>Hemşire Şeyda Ezer: “Talebimiz İntikam Değil; Liyakat Ve Adalettir”</b></p>
<p>2,5 yıldır süren hukuk mücadelesinde geri adım atmadığını belirten Hemşire Şeyda Ezer ise: “İki buçuk yıl önce uğradığım hakaret sonrası yargıya başvurdum, adalet beni haklı gördü. Ancak buna rağmen üzerimdeki mobbing bitmedi ve sürgün edildim. Görev yerim değişti ama duruşum ve adalete olan inancım asla değişmeyecek. Talebimiz intikam değil; liyakat, adalet ve şeffaflıktır. Susmayacağız, sonuna kadar mücadele edeceğiz” diye konuştu. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bashekim-yardimcisina-hakaret-davasi-acan-hemsireye-surgun-649639">Başhekim Yardımcısı’na ‘Hakaret Davası’ Açan Hemşireye Sürgün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnegöl&#8217;de Sağlık Yatırımları Sürüyor: Hedef 160 Aile Hekimi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/inegolde-saglik-yatirimlari-suruyor-hedef-160-aile-hekimi-649555</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2026 12:25:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[160]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Sağlığı Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[inegöl]]></category>
		<category><![CDATA[mahallesi]]></category>
		<category><![CDATA[merkez]]></category>
		<category><![CDATA[merkezleri]]></category>
		<category><![CDATA[negöl]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sürüyor]]></category>
		<category><![CDATA[yapım]]></category>
		<category><![CDATA[yatırımları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649555</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnegöl’de devlet, belediye ve hayırseverlerin iş birliğiyle başlatılan sağlık yatırımları sürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inegolde-saglik-yatirimlari-suruyor-hedef-160-aile-hekimi-649555">İnegöl&#8217;de Sağlık Yatırımları Sürüyor: Hedef 160 Aile Hekimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnegöl’de devlet, belediye ve hayırseverlerin iş birliğiyle başlatılan sağlık yatırımları sürüyor. Tamamlanan, yapımı devam eden ve planlanan aile sağlığı merkezleri ile 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonları sayesinde ilçede birinci basamak sağlık hizmetleri güçlenirken, 96 olan aktif aile hekimi sayısının yeni yatırımlarla birlikte 160’lara ulaşması hedefleniyor.</p>
<p>İnegöl’de son yıllarda sağlık alanında hayata geçirilen yatırımlar, kamu ve hayırsever iş birliğinin en başarılı örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor. İnegöl Belediyesi&#8217;nin arsa üretimi ve planlama süreçlerinde sağladığı destek, İlçe Sağlık Müdürlüğü ile yürütülen koordinasyon ve hayırsever vatandaşların katkılarıyla şehrin dört bir yanında yeni Aile Sağlığı Merkezleri yükselmeye devam ediyor.</p>
<p><strong>İNEGÖL’E 22 YENİ MERKEZ KAZANDIRILIYOR</strong></p>
<p>İnegöl İlçe Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Kavak, Belediye Başkanı Alper Taban’ı makamında ziyaret etti. İnegöl’de devam eden sağlık yatırımlarının masaya yatırıldığı ziyarette, güncel durum ile hedefler konuşuldu. Belediye Başkanı Alper Taban, bir yandan mevcut mahallelerin sağlık altyapısı güçlendirilirken diğer yandan gelişen yerleşim bölgelerinin ihtiyaçlarına cevap verecek yeni Aile Sağlığı Merkezleri planlandığını söyledi. Hedeflerinin vatandaşların sağlık hizmetine daha kolay ulaşmasını sağlamak ve aile hekimi başına düşen nüfusu azaltarak hizmet kalitesini artırmak olduğunu kaydeden Başkan Taban; “Bu kapsamda son dönemde İnegöl’de; yapımı tamamlanıp hizmet vermeye başlayan 8, tamamlanan ve doktor ataması beklenen 2, yapım süreci devam eden 7, proje ve protokol aşamasında olan 3, yapımı planlanan ise 2 merkez olmak üzere toplamda 22 Aile Sağlığı Merkezi ve Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu bulunuyor” dedi.</p>
<p><strong>HEDEF 160 AİLE HEKİMİ</strong></p>
<p>Bu merkezlerin sağlık alanındaki yoğunluğa etkisinin de hissedilmeye başladığını kaydeden Başkan Taban, “İnegöl’ümüzde Aile Sağlığı Merkezlerinin sayılarının arttırılmasıyla beraber Aile Hekimi başına düşen kişi sayısı yaklaşık olarak 4.000’lerden 3.000 seviyelerine geriledi. Yeni Aile Sağlığı Merkezlerinin hizmete girmesiyle birlikte bu sayının 2.500’lere kadar düşmesini de bekliyoruz. Şehrimizde bugün itibarıyla aktif olarak görev yapan 96 aile hekimi bulunuyor. Devam eden ve planlanan projelerin tamamlanmasıyla bu sayının 150-160’lara ulaşması hedefleniyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>YAPIMI TAMAMLANAN SAĞLIK YATIRIMLARI</strong></p>
<p>Öte yandan, ilçede hizmet vermeye başlayan aile sağlığı merkezleri ve 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonları şöyle sıralandı: Akhisar Mahallesi Samsa Çavuş Aile Sağlığı Merkezi, Mahmudiye Mahallesi Hadise-Ziya Öztürk Aile Sağlığı Merkezi, Mesudiye Mahallesi Ali İpek Aile Sağlığı Merkezi, Akhisar Mahallesi Hafize-Halil Yavuz Aile Sağlığı Merkezi, Sinanbey Mahallesi Öznur Selçuk Armağan Aile Sağlığı Merkezi, Kemalpaşa Mahallesi Filiz-Bahri Sevinç Aile Sağlığı Merkezi, Mahmudiye Mahallesi Sabri Şen 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu ve Akhisar Mahallesi 8 Nolu 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu.</p>
<p><strong>2 MERKEZ DOKTOR ATAMASI BEKLİYOR</strong></p>
<p>Süleymaniye Mahallesi 1. Ramazan Sokak’ta İnegöl Belediyesi’nin tahsis ettiği arsa üzerinde Sağlık Bakanlığı tarafından yapımı tamamlanan Aile Sağlığı Merkezi ile Göçmen Sağlığı Merkezi, doktor atamalarının ardından hizmet vermeye başlayacak.</p>
<p><strong>7 AİLE SAĞLIĞI MERKEZİ YAPIM AŞAMASINDA</strong></p>
<p>İnegöl’de tamamı İnegöl Belediyesi’nin tahsis ettiği arsalar üzerinde hayırseverler tarafından yaptırılan 7 aile sağlığı merkezinde ise yapım çalışmaları sürüyor. Ertuğrulgazi Mahallesi Hikmet Yelken Aile Sağlığı Merkezi, Esentepe Mahallesi Hayriye Yelken Aile Sağlığı Merkezi, Hamidiye Mahallesi Hanife-Ahmet Tayyar Aile Sağlığı Merkezi, Süleymaniye Mahallesi Ertuğrul Çenber Aile Sağlığı Merkezi, Burhaniye Mahallesi Asım Şahin Aile Sağlığı Merkezi, Fatih Mahallesi Bilge-Rauf Arış Aile Sağlığı Merkezi ve Kemalpaşa Mahallesi Şule-Talha Timurhan Aile Sağlığı Merkezinin inşaat çalışmalarının en kısa süre içerisinde tamamlanıp İnegöllülerin hizmetine sunulması hedefleniyor.</p>
<p><strong>İNEGÖL&#8217;DE YENİ SAĞLIK YATIRIMLARI İÇİN DE HAZIRLIKLAR SÜRÜYOR</strong></p>
<p>Yeni merkezler için de çalışmalar devam ederken; Hamidiye Mahallesi&#8217;nde mevcut 3 Nolu Aile Sağlığı Merkezi yenilenerek 7 birimli yeni Aile Sağlığı Merkezi yapılacak. Yenice Mahallesi&#8217;ne 5 birimli yeni Aile Sağlığı Merkezi kazandırılacak. Cerrah Mahallesi&#8217;ne de yeni Aile Sağlığı Merkezi yapılacak. Ayrıca Karalar-TOKİ bölgesi ve Huzur Mahallesi&#8217;nde de yeni Aile Sağlığı Merkezi yapılması için planlamalar yapılıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inegolde-saglik-yatirimlari-suruyor-hedef-160-aile-hekimi-649555">İnegöl&#8217;de Sağlık Yatırımları Sürüyor: Hedef 160 Aile Hekimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kütahya&#8217;da Kan Alma Birimi Kuruluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kutahyada-kan-alma-birimi-kuruluyor-649534</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2026 12:05:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alma]]></category>
		<category><![CDATA[birimi]]></category>
		<category><![CDATA[Gürok Grup]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[kıymetli]]></category>
		<category><![CDATA[kuruluyor]]></category>
		<category><![CDATA[kütahya]]></category>
		<category><![CDATA[protokol]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Kızılay]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim Kurulu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649534</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başta şehir meydanları olmak üzere, insan hareketliliğinin yoğun olduğu noktalarda konumlandırdığı kan alma birimleriyle kan bağışına erişimi kolaylaştıran Türk Kızılay, yeni kan alma birimini Kütahya’da açıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kutahyada-kan-alma-birimi-kuruluyor-649534">Kütahya&#8217;da Kan Alma Birimi Kuruluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başta şehir meydanları olmak üzere, insan hareketliliğinin yoğun olduğu noktalarda konumlandırdığı kan alma birimleriyle kan bağışına erişimi kolaylaştıran Türk Kızılay, yeni kan alma birimini Kütahya’da açıyor.<strong> </strong>Kütahya&#8217;da eğitimden sosyal yaşama pek çok alanda yaptığı yatırımlarla tanınan Gürok Grup desteğiyle hayata geçirilecek Yıldız Güral Kan Alma Birimi için Türk Kızılay Kütahya Şubesi ile Gürok Grup arasında protokol imzalandı. </p>
<p>Protokol anlaşması Gürok Grup Yönetim Kurulu Başkan Vekili Esin Güral Argat ve Türk Kızılay Yönetim Kurulu Üyesi Semra Tozaraydın ile Kütahya Şube Başkanı Kazım İkbal Gümüş’ün katılımıyla Türk Kızılay Kütahya Şubesi&#8217;nde imzalandı. Protokol töreninin ardından, Türk Kızılay Yönetim Kurulu Üyesi Semra Tozaraydın tarafından Gürok Grup’a projeye sağladığı katkılar dolayısıyla teşekkür plaketi takdim edildi. </p>
<p>Türk Kızılay’ın Kütahya&#8217;daki ikinci kan alma birimi olarak faaliyet gösterecek Yıldız Güral Kan Alma Birimi&#8217;nin, şehir merkezindeki ulaşılabilir konumuyla bağışçılara kolaylık sağlaması, kentte kan bağışı konusundaki farkındalığı ve bağışçı sayısını artırması hedefleniyor.</p>
<p><strong>“Düzenli kan bağışı en kıymetli dayanışma”</strong></p>
<p><strong>Protokolün imzalanmasının ardından konuşan Türk Kızılay Yönetim Kurulu Üyesi Semra Tozaraydın </strong>&#8220;<em>Bugün ülke genelinde 18 Bölge Kan Merkezi, 68 Kan Bağış Merkezi ve her gün ortalama 350 farklı noktada yaklaşık 9 bin ünite kan bağışı alıyor, 1.140 hastanenin kan ve kan bileşeni ihtiyacını karşılıyoruz. Bugün açılışını yaptığımız Yıldız Güral Kan Alma Birimi, yıllık 7 bin 800 ünite kan bağışı hedefiyle Kütahya’mızın kan bağışı kapasitesini önemli ölçüde artıracaktır. Bu anlamlı yatırımın hayata geçirilmesine katkı sunan Gürok Grup’a teşekkür ediyor; adını yaşattığımız Merhume Yıldız Güral’ı rahmet ve saygıyla anıyorum. Unutmayalım; bir ünite kan, üç cana umut olabilir. Düzenli kan bağışı, hayat kurtaran en kıymetli dayanışmadır. Hepinizi düzenli kan bağışçısı olmaya davet ediyorum” dedi. </em></p>
<p><strong>&#8220;Kentimiz için kalıcı bir değer”</strong></p>
<p><strong>Gürok Grup Yönetim Kurulu Başkan Vekili Esin Güral Argat</strong> ise şunları söyledi: &#8220;<em>Kütahya&#8217;ya hizmet etmeyi, kentimizi güçlendiren projelere destek vermeyi görev biliyoruz. Türk Kızılay, ülkemiz için hayati görevler üstlenen çok kıymetli bir kurum. Bu açıdan böylesi kıymetli bir projede el ele vermekten büyük mutluluk duyuyoruz. Bu merkezin annem Yıldız Güral&#8217;ın adını taşıyacak olması ise bizim için ayrı bir anlam ve gurur taşıyor. Hayatı boyunca insan odaklı olmayı, paylaşmayı ve iyilik üretmeyi yaşamının ayrılmaz bir parçası olarak benimseyen annemin adının, hayat kurtarmaya vesile olacak böyle anlamlı bir projede yaşatılacak olmasını son derece kıymetli buluyoruz. Bunun hem ailemiz hem de kentimiz adına kalıcı bir değer oluşturacağına inanıyorum.”</em></p>
<p><strong>Her bağış için 3 fidan dikiliyor </strong></p>
<p>Türk Kızılay, &#8220;Birbirimize Candan Bağlıyız&#8221; sloganıyla yürüttüğü kan bağışı kampanyası kapsamında, 18-65 yaş arası sağlıklı her bireyi düzenli kan bağışıyla hayat kurtarmaya çağırıyor. Kan bağışlamak isteyen vatandaşlar, en yakın Kızılay kan bağış noktasına giderek, form doldurduktan sonra doktor kontrolünde, 15 dakika içinde kan bağışlayabiliyor. Türk Kızılay ve Orman Bakanlığı arasında imzalanan protokol kapsamında bağışlanan her ünite kan için 3 fidan toprakla buluşturuluyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kutahyada-kan-alma-birimi-kuruluyor-649534">Kütahya&#8217;da Kan Alma Birimi Kuruluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağız bakımı kişisel bakımın temeli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agiz-bakimi-kisisel-bakimin-temeli-649495</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:45:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Bakım]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Ve Diş]]></category>
		<category><![CDATA[bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[Bakımın]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Fırçalama]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[Oluş]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[temeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649495</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, ağız ve diş bakımının kişisel bakımdaki yeri, doğru ağız hijyeni alışkanlıklarının hem genel sağlık hem de psikolojik iyi oluş üzerindeki etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agiz-bakimi-kisisel-bakimin-temeli-649495">Ağız bakımı kişisel bakımın temeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, ağız ve diş bakımının kişisel bakımdaki yeri, doğru ağız hijyeni alışkanlıklarının hem genel sağlık hem de psikolojik iyi oluş üzerindeki etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Ağız ve diş bakımı günlük kişisel bakım alışkanlıklarının temel bir parçası olarak değerlendirilmeli!</strong></p>
<p>Ağız ve diş sağlığının, genel sağlığımızın ayrılmaz bir parçası olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, “Dişlerin ve diş etlerinin sağlıklı olması yalnızca estetik bir görünüm ve rahat çiğneme için değil, aynı zamanda genel sağlık durumunun korunması için de gereklidir.” dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Karaduran, “Yetersiz ağız hijyeni diş çürükleri, diş eti hastalıkları ve ağız kokusu gibi sorunlara yol açarken, ileri düzey diş eti hastalıkları kalp ve damar hastalıkları, diyabet, romatolojik hastalıklar, solunum sistemi hastalıkları ve nörodejeneratif hastalıklar gibi çeşitli sistemik durumlarla ilişkilendirilir. Bu nedenle ağız ve diş bakımı; cilt bakımı, kişisel hijyen ve sağlıklı beslenme gibi günlük kişisel bakım alışkanlıklarının temel bir parçası olarak değerlendirilmeli.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dişler günde en az iki kez florürlü diş macunu kullanılarak fırçalanmalı!</strong></p>
<p>Diş fırçalama alışkanlığının doğru şekilde kazanılması için öncelikle düzenli ve bilinçli bir rutin oluşturulması gerektiğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Karaduran, şunları söyledi:</p>
<p>“Dişler günde en az iki kez florürlü diş macunu kullanılarak fırçalanmalı. Fırçalama sırasında yalnızca diş yüzeyleri değil, diş eti çizgisi de nazik ve etkili hareketlerle fırçalanmalı. Diş fırçası diş etine yaklaşık 45 derecelik açıyla yerleştirilmeli ve süpürme hareketleriyle tüm ağız sistematik olarak temizlenmeli. Fırçalama süresinin en az iki dakika olması ve dil temizliğinin de ihmal edilmemesi önemli. Ayrıca diş fırçalama alışkanlığının etkinliği, diş ipi ve ara yüz fırçaları gibi tamamlayıcı hijyen yöntemleriyle desteklenmeli.”</p>
<p><strong>En kritik ağız bakım uygulaması, yatmadan önce yapılan diş fırçalaması…</strong></p>
<p>Sabah ve akşam diş fırçalama arasında fark olup olmadığını değerlendiren Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, “Sabah ve akşam diş fırçalamanın her ikisi de ağız sağlığının korunması açısından önemli.” dedi.</p>
<p>Sabah yapılan fırçalamanın, gece boyunca biriken bakteriyel plağın uzaklaştırılmasına, ağız kokusunun azaltılmasına ve gün boyu ağız hijyeninin sürdürülmesine yardımcı olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Karaduran, “Ancak koruyucu ağız sağlığı açısından yatmadan önce yapılan akşam fırçalaması daha kritik kabul edilir. Gün içerisinde tüketilen yiyecek ve içeceklerin oluşturduğu plak tabakası ile gıda artıkları ağızda birikir; gece uyku sırasında tükürük akışının azalması ise bakterilerin çoğalması için daha elverişli bir ortam oluşturur. Dişlerin yatmadan önce temizlenmemesi durumunda bakteriler uzun saatler boyunca diş ve diş etleri üzerinde etkili olarak çürük ve diş eti hastalığı riskini artırabilir. Bu nedenle çürük ve diş eti hastalıklarının önlenmesi açısından en kritik ağız bakım uygulaması, yatmadan önce yapılan diş fırçalamasıdır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sağlıklı ve temiz bir ağız, kişinin sosyal ortamlarda daha rahat iletişim kurmasına katkı sağlar!</strong></p>
<p>Ağız ve diş bakımını kişisel bakım rutininin bir parçası haline getirmenin, yalnızca fiziksel sağlığı değil, psikolojik iyi oluşu da olumlu yönde etkilediğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Karaduran, “Sağlıklı ve temiz bir ağız, kişinin özgüvenini artırırken sosyal ortamlarda daha rahat iletişim kurmasına katkı sağlar. Ayrıca ağız kokusu ve gülüş estetiğine ilişkin kaygıların azalması, bireyin kendini daha rahat, güvende ve sosyal açıdan daha konforlu hissetmesini destekleyebilir.” dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Karaduran ayrıca, düzenli ağız bakımının, bireyin kendi sağlığı üzerinde kontrol sahibi olduğu duygusunu güçlendirirken, sağlıklı bir gülüşün de kişinin kendini ifade etme biçimini ve sosyal etkileşimlerini olumlu yönde etkileyerek yaşam kalitesine katkı sağlayacağını sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>Alışkanlıkların oluşumunda düzenli tekrar belirleyici bir rol oynar!</strong></p>
<p>Diş bakımını belirli günlük rutinlerle ilişkilendirmenin, alışkanlığın kalıcı hale gelmesini kolaylaştıracağını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Kübra Karaduran, “Sabah kahvaltısından sonra ve gece yatmadan önce diş fırçalamayı düzenli bir alışkanlık haline getirmek, davranışın sürekliliğini sağlar. Alışkanlıkların oluşumunda düzenli tekrar belirleyici bir rol oynar; çünkü davranışlar zaman içinde otomatik hale gelir.” dedi.</p>
<p>Kişinin kendisine uygun diş fırçası ve diş macunu seçmesinin, bakım sürecini daha konforlu hale getirerek motivasyonu artırabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Karaduran, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ayrıca düzenli diş hekimi kontrolleri sayesinde elde edilen olumlu sonuçların görülmesi, ağız bakımına verilen önemi pekiştirir. Diş bakımını yalnızca hastalıkları önleyen bir görev olarak değil, genel sağlığı, estetik görünümü ve yaşam kalitesini destekleyen bir öz bakım uygulaması olarak değerlendirmek, bu alışkanlığın kalıcı hale gelmesine katkı sağlar.</p>
<p>Yoğun yaşam temposunda ağız ve diş bakımını aksatmamanın en etkili yolu, bu uygulamaları günlük rutinin vazgeçilmez bir parçası haline getirmektir. Diş fırçası ve diş macununun kolay ulaşılabilir bir yerde bulundurulması, hatırlatıcı uygulamalardan yararlanılması ve fırçalama saatlerinin belirli bir düzene oturtulması alışkanlığın sürdürülebilirliğini artırabilir. Gün içinde ev dışında vakit geçiren bireyler için seyahat tipi diş fırçası, diş macunu ve ara yüz temizleyicileri taşımak pratik bir çözüm olabilir. Etkili bir ağız bakımı için günde yalnızca birkaç dakika ayırmak yeterli.”</p>
<p><strong>Diş eti hastalıkları uzun süre sessiz seyredebildiğinden, sorunun varlığı fark edilmeyebilir!</strong></p>
<p>‘Kendine bakım’ kavramının çoğu zaman cilt bakımı, egzersiz, beslenme veya ruhsal iyilik hali gibi alanlarla ilişkilendirilirken, ağız ve diş sağlığının genellikle ancak bir sorun ortaya çıktığında gündeme geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Karaduran, “Bunun temel nedenlerinden biri, ağız hastalıklarının erken dönemlerinde çoğu zaman belirgin ağrı veya rahatsızlık oluşturmaması.” dedi. </p>
<p>Özellikle diş eti hastalıklarının uzun süre sessiz seyredebildiği uyarısını yapan Dr. Öğr. Üyesi Karaduran, “Bu nedenle bireyler sorunun varlığını fark etmeyebilir. Bunun yanı sıra ağız bakımı günlük yaşamın sıradan bir rutini olarak görüldüğünden, genel sağlık ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisi çoğu zaman göz ardı edilir. Oysa ağız sağlığı; beslenme, konuşma, sosyal etkileşimlerden özgüvene kadar birçok alanı etkileyen, genel sağlığın ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle ağız ve diş sağlığının, kendine bakım anlayışının temel bileşenlerinden biri olarak değerlendirilmesi gerekir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ağız bakımında başarıyı belirleyen en önemli unsur süreklilik!</strong></p>
<p>Tıpkı yüz yıkamak veya duş almak gibi, diş fırçalamanın da üzerinde düşünmeden uygulanan doğal bir alışkanlığa dönüşmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Karaduran, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bunun için dişlerin günde iki kez, özellikle yatmadan önce, florürlü diş macunuyla fırçalanması ve ara yüz temizliğinin ihmal edilmemesi iyi bir başlangıç olur. Ağız bakımında başarıyı belirleyen en önemli unsur sürekliliktir; düzenli olarak uygulanan basit bakım alışkanlıkları uzun vadede ağız ve diş sağlığının korunmasına önemli katkı sağlar. Unutulmamalıdır ki ağız sağlığı, genel sağlığın ayrılmaz bir parçasıdır ve kişisel bakımın temel bileşenlerinden birini oluşturur.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agiz-bakimi-kisisel-bakimin-temeli-649495">Ağız bakımı kişisel bakımın temeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukların Sağlıklı Gelişimi İçin Ebeveynlere Önemli Öneriler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-saglikli-gelisimi-icin-ebeveynlere-onemli-oneriler-649431</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:09:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[destekle]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveynlere]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649431</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların fiziksel, zihinsel ve duygusal açıdan sağlıklı bireyler olarak yetişmesi, yalnızca kendi yaşam kalitelerini değil, toplumun geleceğini de doğrudan etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-saglikli-gelisimi-icin-ebeveynlere-onemli-oneriler-649431">Çocukların Sağlıklı Gelişimi İçin Ebeveynlere Önemli Öneriler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların fiziksel, zihinsel ve duygusal açıdan sağlıklı bireyler olarak yetişmesi, yalnızca kendi yaşam kalitelerini değil, toplumun geleceğini de doğrudan etkiliyor. Çocukluk ve ergenlik döneminde kazanılan sağlıklı yaşam alışkanlıkları, bireyin yaşam boyu sağlığını şekillendirirken, sağlıklı bir toplumun oluşumuna da katkı sağlıyor. Bu nedenle büyüme ve gelişme sürecinin fiziksel, mental ve duygusal açıdan bütüncül bir yaklaşımla desteklenmesi gerekiyor. Memorial Bodrum Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. İncilay Üstündağ, çocukların fiziksel ve zihinsel olarak sağlıklı yetiştirilmesi hakkında önemli bilgiler paylaştı. </p>
<p><strong>Sağlıklı gelişim anne karnında başlıyor</strong></p>
<p>Çocuğun sağlıklı gelişimi anne karnında başlamaktadır. Anne adayının dengeli beslenmesi, sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmesi ve stresini etkin şekilde yönetmesi, bebeğin fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişimini olumlu yönde etkilemektedir. Doğum sonrasında bebeğe sunulan sevgi, ilgi ve güven ortamı ise ruhsal gelişimin temelini oluşturmaktadır. Özellikle yaşamın ilk yıllarında çocuğun sevildiğini ve güvende olduğunu hissetmesi, sağlıklı kişilik gelişimi ile duygusal dayanıklılığın kazanılmasında önemli rol oynamaktadır.</p>
<p><strong>Fiziksel sağlık hastalıktan korunmanın ötesine geçiyor</strong></p>
<p>Çocukların fiziksel sağlığı yalnızca hastalıklardan korunmak anlamına gelmemektedir. Sağlıklı büyüme; dengeli beslenme, düzenli uyku, yeterli fiziksel aktivite ve hijyen alışkanlıklarının bir bütün olarak sürdürülmesiyle desteklenmektedir. Büyüme ve gelişme çağındaki çocukların bağışıklık sisteminin güçlenmesi ve zihinsel performanslarının desteklenmesi için sebze, meyve, tam tahıllar, süt ürünleri, yumurta ve kaliteli protein kaynaklarını içeren dengeli bir beslenme düzeni önerilmektedir. Aşırı şekerli ve işlenmiş gıdalar ise çocuk sağlığını olumsuz etkileyebilmektedir.</p>
<p><strong>Hareketli yaşam çocukları güçlendiriyor</strong></p>
<p>Teknolojinin günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmesiyle birlikte çocukların fiziksel aktivite düzeyi azalmaktadır. Düzenli spor ve hareketli yaşam, yalnızca bedensel gelişimi değil, psikolojik ve sosyal gelişimi de desteklemektedir. Açık havada zaman geçirmek, oyun oynamak ve yaşa uygun spor faaliyetlerine katılmak; çocuklarda özgüven, disiplin, takım ruhu ve stresle başa çıkma becerilerinin gelişmesine katkı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Mental sağlık da en az fiziksel sağlık kadar önem taşıyor</strong></p>
<p>Günümüzde çocuklar akademik baskı, sosyal medya etkisi, akran zorbalığı ve gelecek kaygısı gibi birçok stres faktörüyle karşı karşıya kalabilmektedir. Bu nedenle ailelerin, çocukların duygularını rahatça ifade edebilecekleri güvenli bir iletişim ortamı oluşturması önem taşımaktadır. Çocukların korku, kaygı ve üzüntülerini paylaşabilmesi, sağlıklı ruhsal gelişimin önemli bir parçası olarak görülmektedir. Sürekli eleştirilen ya da duyguları küçümsenen çocuklarda özgüven kaybı ve kaygı bozuklukları gelişebileceğine dikkat çekilmektedir.</p>
<p><strong>Teknoloji kullanımında denge şart</strong></p>
<p>Çocukların tamamen dijital dünyadan uzak tutulması günümüzde mümkün görünmemektedir. Ancak kontrolsüz ekran kullanımının dikkat dağınıklığı, sosyal izolasyon ve uyku problemleri gibi olumsuz sonuçlara neden olabileceği belirtilmektedir. Aile içinde birlikte kitap okunması, ortak oyunlar oynanması, doğa etkinliklerine katılım sağlanması ve çocukların sanat faaliyetlerine yönlendirilmesi, dijital dünya ile gerçek yaşam arasında sağlıklı bir denge kurulmasına katkı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Ergenlik döneminde anlayışlı yaklaşım öne çıkıyor</strong></p>
<p>Ergenlik dönemi, bireyin kimlik gelişiminin şekillendiği en hassas süreçlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu dönemde fiziksel değişimlerin yanı sıra yoğun duygusal dalgalanmalar da yaşanabilmektedir. Baskıcı ve aşırı kontrolcü tutumlar yerine anlayışlı, destekleyici ve iletişime açık bir yaklaşım benimsenmesi önerilmektedir. Sorunlarını ailesiyle paylaşabilen çocukların ilerleyen yaşamlarında daha sağlıklı sosyal ilişkiler kurabildiği ve topluma daha güçlü bireyler olarak kazandırıldığı belirtilmektedir.</p>
<p><strong>Sağlıklı çocuklar sağlıklı toplumların temelini oluşturuyor</strong></p>
<p>Çocukların fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişimlerinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir. Sağlıklı beslenen, düzenli fiziksel aktivite yapan, güçlü aile iletişimi ve duygusal destekle büyüyen çocuklar hem bireysel yaşamlarında hem de toplumsal yaşamda daha güçlü bireyler olarak yer alır. Sağlıklı nesillerin yetişmesi için ailelerin çocukların gelişim süreçlerine bilinçli ve bütüncül bir yaklaşımla eşlik etmesi büyük önem taşır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-saglikli-gelisimi-icin-ebeveynlere-onemli-oneriler-649431">Çocukların Sağlıklı Gelişimi İçin Ebeveynlere Önemli Öneriler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Masum görünüyor ama &#8220;buz&#8221; tehlikesine dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/masum-gorunuyor-ama-buz-tehlikesine-dikkat-649392</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[Besin Zehirlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[buz]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[görünüyor]]></category>
		<category><![CDATA[masum]]></category>
		<category><![CDATA[Mikroorganizmalar]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikesine]]></category>
		<category><![CDATA[ürünlerin]]></category>
		<category><![CDATA[Yiyecek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649392</guid>

					<description><![CDATA[<p>Besin zehirlenmesi, her yıl milyonlarca insanı etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/masum-gorunuyor-ama-buz-tehlikesine-dikkat-649392">Masum görünüyor ama &#8220;buz&#8221; tehlikesine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Besin zehirlenmesi, her yıl milyonlarca insanı etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürüyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl yaklaşık 866 milyon kişi, başka bir ifadeyle her 9 kişiden 1&#8217;i besin zehirlenmesi sorunu yaşıyor ve yaklaşık 1 milyon 520 bin kişi  hayatını kaybediyor.  Besin zehirlenmelerinden en fazla etkilenen grup 5 yaş altı çocuklar oluyor. Öyle ki yaklaşık her 3 besin zehirlenmesinden 1’i bu yaş grubunda görülüyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Emre Uzun,</strong> besin zehirlenmesinin özellikle yaz aylarında daha sık görüldüğüne dikkat çekerek, “Besin zehirlenmesi, bakteri, virüs, parazit veya bu mikroorganizmaların ürettiği toksinlerle kirlenmiş yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi sonucu gelişmektedir. Yaz mevsiminde hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte mikroorganizmaların hızla çoğalması, gıdaların uygun koşullarda saklanmaması, kirli su ve buz tüketimi, bu artışın başlıca nedenleri arasında yer almaktadır” diyor. Besin zehirlenmesinin aslında büyük ölçüde önlenebildiğini vurgulayan <strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Emre Uzun,</strong> “El hijyeninin sağlanması, güvenilir gıda tüketimi ve uygun saklama koşullarına dikkat edilmesi, besin zehirlenmesinden korunmada en etkili üç temel kuraldır” açıklamasında bulunuyor. <strong>Dr. Yusuf Emre Uzun, </strong>besin zehirlenmesine karşı almamız gereken 12 önlemi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Ellerinizi sık sık en az 20 saniye yıkayın</strong></p>
<p>Besin zehirlenmesinin önemli bir  bölümü, kirli eller aracılığıyla bulaşan mikroorganizmalar sebebiyle gelişiyor.  İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Emre Uzun, bu nedenle el hijyeninin enfeksiyon zincirini kırmanın en etkili yollarından birini oluşturduğunu vurgulayarak, “Yemek hazırlamadan önce, özellikle çiğ et veya tavukla temas ettikten sonra ve tuvalet kullanımının ardından ellerinizi en az 20 saniye boyunca sabunla yıkamayı ihmal etmeyin” diyor.  </p>
<p><strong>Çiğ ve pişmiş gıdaları birbirinden ayırın</strong></p>
<p>Mikroplar bir besinden diğerine kolaylıkla geçebiliyor.  Bu durum &#8220;çapraz bulaşma&#8221;  olarak adlandırılıyor. Çapraz bulaşma, evde görülen besin zehirlenmelerinin en sık sebepleri arasında yer alıyor. Örneğin, yiyecekler hazırlanırken aynı kesme tahtası veya bıçağın kullanılması, bir besindeki mikroorganizmaların diğer besine taşınmasına yol açabiliyor. Özellikle çiğ et, tavuk ve balık ürünlerinde bulunan mikroorganizmalar diğer yiyeceklere bulaşabildiği için farklı kesme tahtaları ve mutfak ekipmanları kullanmaya özen gösterin. </p>
<p><strong>Et, tavuk ve balığı iyi pişirin</strong></p>
<p>Güvenli sıcaklıklarda pişirilen gıdalar enfeksiyon riskini önemli ölçüde azaltıyor. </p>
<p>Bunun aksine yetersiz pişirme ise zararlı mikroorganizmaların canlı kalmasına neden olabiliyor. Özellikle tavuk eti ve kıyma gibi ürünlerin iç kısmının tamamen pişmiş olmasına dikkat edin. </p>
<p><strong>Pişmiş yemekleri oda sıcaklığında bekletmeyin</strong></p>
<p>Yaz aylarında sıcakların artmasıyla birlikte bakteriler çok daha hızlı çoğalıyor. Özellikle sıcak havalarda uzun süre bekletilen yemekler ciddi risk oluşturabiliyor. Pişirdiğiniz yemekleri iki saatten uzun süre oda sıcaklığında bırakmayın; mümkünse bir saat içinde buzdolabına kaldırın. </p>
<p><strong>Soğuk zinciri koruyun</strong></p>
<p><strong> </strong>Uzun süre sıcak ortamda kalan ürünlerde bakteriler hızla çoğalabiliyor.   Et, süt ürünleri ve deniz ürünleri gibi kolay bozulan gıdaları alışverişten sonra en kısa sürede buzdolabına yerleştirin. </p>
<p><strong>Meyve ve sebzeleri iyice yıkayın</strong></p>
<p>Toprak, sulama suyu veya taşıma sırasında bulaşan mikroorganizmalar, çiğ tüketilen ürünlerde enfeksiyona yol açabiliyor. Bu nedenle meyve ve sebzeleri bol akan suyun altında dikkatlice yıkayın. Özellikle salata malzemelerinin temizliğine daha fazla özen gösterin. </p>
<p><strong>Son kullanma tarihlerini mutlaka kontrol edin</strong></p>
<p>Son kullanma tarihi geçmiş ürünlerin tüketilmesi enfeksiyon riskini artırıyor. Ayrıca ambalajı şişmiş, kapağı açılmış veya görünümünde değişiklik olan ürünlerden kaçınmanız gerekiyor. Son kullanma tarihi kadar ürünün uygun saklama koşullarında muhafaza edilmesi de önem taşıyor.</p>
<p><strong>Açıkta satılan yiyeceklere dikkat edin</strong></p>
<p>Sokakta veya açık alanlarda uzun süre bekletilen yiyecekler sıcak hava nedeniyle kolayca bozulabiliyor. Özellikle sütlü tatlılar, et ürünleri ve deniz ürünlerinde risk daha yüksek oluyor.  Bu nedenle güvenilir işletmelerden alışveriş yapmanız büyük önem taşıyor.</p>
<p><strong>İçeceğinize buz ekletmeyin </strong></p>
<p>Kirli su, besin zehirlenmesinin önemli nedenleri arasında yer alıyor. Özellikle içme suyunun güvenli olmadığı durumlarda bakteriler, virüsler ve parazitler kolaylıkla vücuda alınabiliyor. Buzlar çoğu zaman temiz olarak düşünülse de, üretildiği suyun kirli olması durumunda aynı riski taşıdığına dikkat çeken İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Emre Uzun<strong>,</strong> “Özellikle tatil bölgelerinde buzlu içeceklere çok dikkat etmek gerekmektedir. İçecekler mümkünse buz olmadan tüketilmelidir” diyor.</p>
<p><strong>Dondurulmuş gıdaları doğru şekilde çözdürün</strong></p>
<p>Dondurulmuş ürünlerin oda sıcaklığında bekletilerek çözdürülmesi bakterilerin hızla çoğalmasına neden olabiliyor. Çözdürme işlemini buzdolabında veya mikrodalgada yapmayı alışkanlık edinin. </p>
<p><strong>Güvenilir su tüketin</strong></p>
<p>Kirli sular birçok enfeksiyon etkenini taşıyabiliyor.  Dolayısıyla içme suyunun güvenilir kaynaklardan temin edilmesi   çok önemli. Şüpheli durumlarda şişelenmiş veya uygun şekilde arıtılmış su kullanmaya özen gösterin. </p>
<p><strong>Tazeliğinden emin değilseniz tüketmeyin</strong></p>
<p>Midye, istiridye ve bazı deniz ürünleri uygun koşullarda saklanmadığında ciddi zehirlenmelere yol açabiliyor. Özellikle yaz aylarında tazeliğinden emin olmadığınız deniz ürünlerini tüketmekten kaçının. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/masum-gorunuyor-ama-buz-tehlikesine-dikkat-649392">Masum görünüyor ama &#8220;buz&#8221; tehlikesine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: &#8220;Beyin sağlığını korumak, hastalıkları tedavi etmek kadar önemlidir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ersoy-kocabicak-beyin-sagligini-korumak-hastaliklari-tedavi-etmek-kadar-onemlidir-649344</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2026 13:34:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kocabıçak]]></category>
		<category><![CDATA[korumak]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649344</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün nörolojik hastalıkların yalnızca bireyleri değil, tüm toplumları etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini belirten Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, beyin sağlığını korumanın hastalıkları tedavi etmek kadar önemli olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ersoy-kocabicak-beyin-sagligini-korumak-hastaliklari-tedavi-etmek-kadar-onemlidir-649344">Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: &#8220;Beyin sağlığını korumak, hastalıkları tedavi etmek kadar önemlidir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Bugün nörolojik hastalıkların yalnızca bireyleri değil, tüm toplumları etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini belirten Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, beyin sağlığını korumanın hastalıkları tedavi etmek kadar önemli olduğunu söyledi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>22 Temmuz Dünya Beyin Günü, bu yıl Dünya Nöroloji Federasyonu&#8217;nun (World Federation of Neurology) belirlediği &#8220;Herkes İçin Beyin Sağlığı&#8221; temasıyla kutlanıyor. Bu tema, kaliteli nörolojik bakıma, erken tanıya ve modern tedavilere erişimin herkes için temel bir gereklilik olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, 22 Temmuz Dünya Beyin Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada beyin sağlığının önemi, üniversite olarak beyin sağlığı alanında yapılan çalışmalara ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Nörolojik hastalıklar giderek artıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bugün nörolojik hastalıkların yalnızca bireyleri değil, tüm toplumları etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini belirten Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Yaşam süresinin uzaması, kentleşme, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve kronik stres gibi faktörler; Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığı, inme, epilepsi ve diğer nörolojik hastalıkların görülme sıklığını her geçen yıl artırıyor. Oysa biliyoruz ki bu hastalıkların önemli bir bölümünde erken tanı, doğru tedavi ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları sayesinde yaşam kalitesini önemli ölçüde artırmak mümkündür” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Beyin yaşamın merkezidir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Beynin, yaşamımızın merkezi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Düşünme, öğrenme, hafıza, hareket ve duygularımızın tamamı sağlıklı bir beynin ürünüdür. Bu nedenle beyin sağlığını yalnızca hastalık geliştikten sonra değil, çocukluk döneminden ileri yaşlara kadar yaşamın her evresinde korunması gereken temel bir sağlık önceliği olarak görüyoruz. Koruyucu sağlık uygulamalarının yaygınlaştırılması ve toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi artık her zamankinden daha büyük önem taşıyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, Atlas Üniversitesi olarak eğitim, araştırma ve sağlık hizmetlerini aynı çatı altında buluşturan anlayışla beyin sağlığının korunmasına yönelik bilimsel çalışmaları ve toplumsal farkındalık faaliyetlerini kararlılıkla sürdürdüklerini ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Nörobilim alanında önemli yatırımlar gerçekleştirdik</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, şunları söyledi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Atlas Üniversitesi olarak son yıllarda nörobilim alanında önemli yatırımlar gerçekleştirdik. Amacımız yalnızca güçlü bir akademik altyapı oluşturmak değil, ileri teknolojiyi bilimsel yaklaşımla hasta yararına dönüştüren bir merkez olmaktır. Bugün üniversitemizde hareket bozuklukları ve Parkinson hastalığı, esansiyel tremor, epilepsi, distoni, obsesif-kompulsif bozukluk, Tourette sendromu ve tedaviye dirençli depresyon gibi birçok nörolojik ve psikiyatrik hastalıklara yönelik eğitim, araştırma ve klinik çalışmalar yürütüyoruz.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uluslararası çapta bilimsel iş birliklerimizi sürdürüyoruz</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bunun yanı sıra Derin Beyin Stimülasyonu (DBS-Beyin Pili), nöromodülasyon uygulamaları, yapay zekâ destekli sağlık teknolojileri, klinik nörobilim araştırmaları ve multidisipliner hasta yönetimi alanlarında eğitim ve araştırma çalışmalarının yanı sıra ulusal ve uluslararası çapta birlimsel iş birliklerimizi sürdürüyoruz. Üniversitemiz ve hastanemiz bünyesinde oluşturduğumuz güçlü akademik ve klinik yapı sayesinde araştırma, eğitim ve sağlık hizmetlerini birbirini besleyen bir ekosistem içinde geliştiriyoruz.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bizim için bilim, yalnızca laboratuvarlarda üretilen bilgi değildir. Ulusal ve uluslararası bilimsel toplantılar, eğitim programları ve akademik projeler aracılığıyla elde ettiğimiz bilgi birikimini hem sağlık profesyonelleriyle hem de toplumla paylaşmayı görev kabul ediyoruz. Çünkü toplumda beyin sağlığı bilincinin gelişmesi, bilimsel araştırmaların desteklenmesi ve yeni nesil tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi ancak bu bilgi paylaşımıyla mümkün olabilir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Beyin sağlığını korumak için 5 tavsiye</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Beyin sağlığını korumak için toplumun her kesiminin uygulayabileceği etkili adımlar bulunduğunu belirten Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, bu önerileri şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>• Sağlıklı beslenin: </span></span></span></b><span><span><span>Sebze, meyve, tam tahıllar, balık ve zeytinyağı ağırlıklı Akdeniz tipi beslenmeyi tercih edin.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>• Düzenli hareket edin: </span></span></span></b><span><span><span>Haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite yapın.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>• Kaliteli uyuyun: </span></span></span></b><span><span><span>Her gün 7–9 saat düzenli uyku, beynin dinlenmesi ve kendini yenilemesi için gereklidir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>• Zihninizi aktif tutun: </span></span></span></b><span><span><span>Kitap okuyun, yeni beceriler edinin, yabancı dil öğrenin, müzikle veya zihinsel aktivitelerle beyninizi sürekli çalıştırın.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>• Sosyal yaşamınızı güçlendirin: </span></span></span></b><span><span><span>Güçlü sosyal ilişkiler kurmak, stresin azaltılmasına ve bilişsel işlevlerin korunmasına önemli katkı sağlar.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sağlıklı beyin, sağlıklı toplum</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünya Beyin Günü&#8217;nü yalnızca sembolik bir farkındalık günü olarak görmediklerini ifade eden Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Bunu, bilim ile toplumu buluşturan güçlü bir fırsat olarak değerlendiriyoruz. Bu doğrultuda önümüzdeki dönemde düzenleyeceğimiz Neurofest, halka açık konferanslar, öğrenci etkinlikleri, bilimsel paneller ve toplum eğitimleriyle beyin sağlığı konusunda farkındalığı artırmayı, erken tanının önemini anlatmayı ve nörobilim alanındaki güncel bilimsel gelişmeleri toplumla paylaşmayı sürdüreceğiz” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Atlas Üniversitesi olarak bilimsel üretimimiz, yenilikçi sağlık teknolojilerine yaptığımız yatırımlar ve multidisipliner yaklaşımımızla &#8220;sağlıklı beyin, sağlıklı toplum&#8221; anlayışını geleceğe taşımaya devam edeceğiz. Çünkü beyin sağlığını korumak, yalnızca sağlık çalışanlarının değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğudur. Sağlıklı bir gelecek, sağlıklı bir beyinle mümkündür.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ersoy-kocabicak-beyin-sagligini-korumak-hastaliklari-tedavi-etmek-kadar-onemlidir-649344">Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: &#8220;Beyin sağlığını korumak, hastalıkları tedavi etmek kadar önemlidir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital çağ beyni sessizce değiştiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-cag-beyni-sessizce-degistiriyor-649272</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2026 12:44:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[çağ]]></category>
		<category><![CDATA[değiştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[deneyimler]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649272</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 22 Temmuz Beyin Günü kapsamında, dijital çağın beyin üzerindeki etkileri, yapay zekânın fırsat ve riskleri, beyin sağlığını korumak için uygulanabilecek yaşam alışkanlıkları ve çocukların dijital dünyada nasıl korunması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cag-beyni-sessizce-degistiriyor-649272">Dijital çağ beyni sessizce değiştiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 22 Temmuz Beyin Günü kapsamında, dijital çağın beyin üzerindeki etkileri, yapay zekânın fırsat ve riskleri, beyin sağlığını korumak için uygulanabilecek yaşam alışkanlıkları ve çocukların dijital dünyada nasıl korunması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Dijital çağ beynimizi nasıl değiştiriyor?</strong></p>
<p>Akıllı telefonlar, sosyal medya ve yapay zekânın artık günlük yaşamın vazgeçilmez parçaları olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dijital ortamda saatlerce sosyal medya akışında gezinmek veya kısa videolar izlemek, beyni sürekli yeni uyaranlarla karşı karşıya bırakıyor.” dedi.</p>
<p>Bu durumun zamanla dikkatin kolay dağılmasına ve ‘beyin sisi’ olarak tanımlanan zihinsel bulanıklığa yol açabildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Beyin sisi yaşayan kişiler düşüncelerini toparlamakta, uzun süre odaklanmakta ve yeni bilgiler öğrenmekte güçlük çekebiliyor. Özellikle çocuklar ve gençlerde bu tabloya daha sık rastlanıyor. Bazı ülkeler bu nedenle çocukların sosyal medya kullanımına yaş sınırlamaları getirerek dijital maruziyeti azaltmaya yönelik adımlar atıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital bağımlılık neden bu kadar güçlü?</strong></p>
<p>Uzun süre rahat bir pozisyonda ekran karşısında vakit geçirmenin, beynin ödül sistemi üzerinde etkili olduğunu aktaran Prof. Dr. Tarhan, “Özellikle oyunlar ve sosyal medya, kısa aralıklarla ödül hissi oluşturarak kişiyi ekrana bağlı tutabiliyor.” dedi.</p>
<p>Ekran kullanımını azaltmak için yalnızca yasak koymanın yeterli olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan “Bunun yerine çocukların günlük yaşamlarına spor, oyun, sanat ve sosyal etkinlikler gibi alternatif ilgi alanları kazandırılması gerekir. Amaç sahibi olmak, günlük plan yapmak ve gerçek yaşam deneyimlerini artırmak da ekran başında geçirilen süreyi azaltan önemli etkenler arasında yer alıyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Çocukları korumanın en etkili yolu birlikte zaman geçirmek!</strong></p>
<p>Çocukları dijital dünyanın olumsuz etkilerinden korumanın en etkili yolunun, onlarla kaliteli zaman geçirmek olduğunun altını çizen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şunları söyledi:</p>
<p>“Birlikte oyun oynamak, yürüyüş yapmak, kitap okumak ve sohbet etmek hem aile bağlarını güçlendiriyor hem de çocuğun sosyal gelişimini destekliyor. Evde uygulanabilecek basit kurallardan biri de yemek sırasında telefon kullanılmaması. Ailece yemek yenirken tüm telefonların ortak bir noktaya bırakılması, aile içi iletişimi artıran pratik bir yöntem. Özellikle 6 yaşın altındaki çocuklar ekranla mümkün olduğunca ebeveyn eşliğinde tanıştırılmalı. Çünkü bu yaş grubundaki çocuklar ekranda gördüklerini gerçek yaşamdan ayırmakta zorlanabiliyor ve içerikleri yetişkin desteği olmadan doğru şekilde değerlendiremeyebiliyor.”</p>
<p><strong>Beyin tek bir bölgeden ibaret değil!</strong></p>
<p>Toplumda sıkça dile getirilen ‘insan beyninin sadece yüzde 10&#8217;unu kullanıyor’ söylemine değinen Prof. Dr. Tarhan, “Bu söylem bilimsel olarak doğru değil. Beyin görüntüleme çalışmaları, en basit görevlerde bile beynin birçok bölgesinin aynı anda çalıştığını gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Önemli olanın beynin tek bir yönünü geliştirmek olmadığını; düşünme, öğrenme, duygular, sosyal ilişkiler ve yaratıcılık gibi farklı becerileri birlikte kullanabilmek olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Beyni canlı tutmanın en etkili yollarından biri farklı deneyimlere açık olmak. Beynin farklı bölgelerini aktif tutabilmek için günlük yaşamda küçük değişiklikler yapmak bile fayda sağlayabiliyor. Her gün aynı yolu kullanmak yerine farklı bir güzergâh seçmek, yeni hobiler edinmek veya farklı deneyimler yaşamak, merak etmek ve soru sormaktan vazgeçmemek, beynin yeni bağlantılar kurmasını destekleyen basit ama etkili alışkanlıklar arasında. Öğrenmeye devam eden ve yeni deneyimlere açık kalan kişiler bilişsel becerilerini daha uzun süre koruyabiliyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Duygular beyinde başlıyor, kalpte hissediliyor!</strong></p>
<p>Toplumda duyguların kalpte oluştuğuna dair yaygın bir inanış olsa da bilimsel açıdan duyguların merkezinin beyin olduğuna işaret eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dış dünyadan gelen ses, görüntü ve kokular önce beyin tarafından değerlendirilir, ardından bu bilgilere anlam ve duygu yüklenir. Sonrasında ise çeşitli kimyasal maddeler salgılanarak duygusal deneyim ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p>Mutluluk, haz, bağlanma, güven ve odaklanma gibi hislerin her birinin beynin ürettiği farklı kimyasallarla ilişkili olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, bu nedenle korku, heyecan veya mutluluk anlarında göğüs bölgesinde hissedilen değişikliklerin kaynağının aslında beyin olduğunu, kalbin ise bu duyguların bedendeki yansımalarının hissedildiği organlardan biri olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Sezgiler aslında deneyimlerin ürünü!</strong></p>
<p>‘İçime doğdu’, ‘öyle hissettim’ gibi ifadelerin çoğu zaman gizemli görünse de sezgilerin büyük ölçüde beynin geçmiş deneyimlerinden beslendiğini aktaran Prof. Dr. Tarhan, “Bir konuda yıllarca deneyim kazanan kişiler, farkında olmadan çok sayıda bilgiyi değerlendirerek hızlı karar verebiliyor. Bu nedenle sezgiler, çoğu zaman uzun yıllar boyunca edinilen bilgi ve deneyimlerin bilinç dışı değerlendirilmesinin sonucu olarak ortaya çıkıyor. Başarılı bilim insanlarının birçok keşfinin de yoğun düşünme ve gözlemin ardından gelişen bu sezgisel süreçlerle şekillendiği biliniyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zekâ düşünmeyi kolaylaştırıyor, ancak insanın yerini alamıyor!</strong></p>
<p>Yapay zekânın, birçok bilgiye saniyeler içinde ulaşmayı sağlayarak hayatı kolaylaştırdığını, ancak her konuda hazır bilgiye ulaşmanın uzun vadede beynin düşünme ve problem çözme becerilerini daha az kullanmasına neden olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Eskiden insanların hesap yapmak için zihinsel işlem yapması gerekirken bugün aynı işlemler saniyeler içinde dijital araçlarla gerçekleştirilebiliyor. Benzer şekilde yapay zekâ da birçok bilişsel yükü üstlenmeye başladı.” dedi.</p>
<p>Bununla birlikte insan beynini diğer sistemlerden ayıran en önemli özelliğin empati kurabilmesi, sosyal ilişkiler geliştirebilmesi ve bilinç sahibi olması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Yapay zekâ verilen komutları işleyebilir ancak insanların niyetini, duygularını ve yaşam deneyimlerini insan gibi anlayamaz. Yapay zekâ sağlık, eğitim ve bilim başta olmak üzere birçok alanda önemli katkılar sağlayacak. Ancak etik kuralların oluşturulmaması durumunda yanlış yönlendirme, bilgi kirliliği ve manipülasyon gibi ciddi riskler de ortaya çıkabilir.</p>
<p>Özellikle gençlerin yapay zekâ ile kurdukları ilişkinin sağlıklı sınırlar içinde kalması büyük önem taşıyor. Gerçek sosyal ilişkilerin yerini tamamen dijital iletişimin alması; yalnızlık, bağımlılık ve gerçeklik algısında bozulma gibi sorunlara yol açabiliyor. Bu nedenle yapay zekâ karar verici değil, insanların işini kolaylaştıran bir yardımcı olarak kullanılmalı. Makineler insanlaşıyor, insanlar makineleşiyor, zeka ucuzladı karakter pahalandı. Karekter inşasına yatırım yapanlar kazanacak.”</p>
<p><strong>Günlük yaşamda uygulanabilecek bazı alışkanlıklar hem zihinsel performansı artırıyor!</strong></p>
<p>Beyin sağlığını korumanın yalnızca ileri yaşlarda değil, çocukluktan itibaren önem taşıdığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Günlük yaşamda uygulanabilecek bazı alışkanlıklar hem zihinsel performansı artırıyor hem de yaşlanmaya bağlı bilişsel gerilemeyi yavaşlatabiliyor.” dedi.</p>
<p>Yalnızca anlık haz veren davranışların peşinden gitmenin uzun vadede beyin için sağlıklı olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Sürekli ödül arayışı; sosyal medya, oyun veya diğer bağımlılık yapıcı alışkanlıklarla birleştiğinde kişinin daha fazlasını istemesine neden olabiliyor. Buna karşılık anlamlı hedeflere sahip olmak, üretmek, öğrenmek ve sosyal ilişkiler kurmak daha kalıcı bir yaşam doyumu sağlıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Konfor alanından çıkmak beyni geliştiriyor!</strong></p>
<p>Beynin rutinleri sevdiğini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Ancak sürekli aynı şekilde yaşamak zamanla zihinsel gelişimi sınırlandırabilir. Yeni şeyler öğrenmek, farklı insanlarla tanışmak, yabancı bir dil öğrenmek, müzikle ilgilenmek veya yeni hobiler edinmek beynin yeni bağlantılar oluşturmasına katkı sağlar. Küçük değişiklikler bile zihinsel esnekliği artırabilir.” dedi.</p>
<p>Beynin gün boyunca biriken atıkları büyük ölçüde uyku sırasında temizlediğine de işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Bu nedenle kaliteli uyku, yalnızca dinlenmek için değil, beyin hücrelerinin korunması açısından da büyük önem taşır. Kronik uykusuzluk, yoğun stres ve sürekli yüksek tempoda yaşamak zamanla zihinsel performansı olumsuz etkileyebilir. Beslenmede ise özellikle Omega-3 yağ asitlerinden zengin balık, ceviz gibi besinlerin düzenli tüketilmesi beyin sağlığını destekler.” önerisinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Anlamlı sosyal ilişkileri olan kişilerin hem ruh sağlığı hem de bilişsel işlevleri daha uzun süre korunur. Aile bağlarını güçlendirmek, dostluk ilişkilerini sürdürmek, yeni insanlarla tanışmak ve sosyal yaşamın içinde olmak yalnızca psikolojik açıdan değil, beyin sağlığı açısından da koruyucu etki sağlıyor.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cag-beyni-sessizce-degistiriyor-649272">Dijital çağ beyni sessizce değiştiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin Sisi Yaz Aylarında Daha Belirgin Hâle Gelebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-sisi-yaz-aylarinda-daha-belirgin-hale-gelebiliyor-649227</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2026 08:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[Belirgin]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Sisi]]></category>
		<category><![CDATA[gelebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hale]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sisi]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649227</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında pek çok kişi, artan sıcaklıklarla birlikte gün içinde dikkatini toplamakta zorlandığını, unutkanlığının arttığını veya zihinsel berraklığının azaldığını ifade ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-sisi-yaz-aylarinda-daha-belirgin-hale-gelebiliyor-649227">Beyin Sisi Yaz Aylarında Daha Belirgin Hâle Gelebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında pek çok kişi, artan sıcaklıklarla birlikte gün içinde dikkatini toplamakta zorlandığını, unutkanlığının arttığını veya zihinsel berraklığının azaldığını ifade ediyor. Çoğu zaman sıcak hava, uykusuzluk ya da yorgunluğa bağlanan bu tablo, aslında “beyin sisi” olarak adlandırılan ve altta yatan farklı sağlık sorunlarının da habercisi olabiliyor. Sıcaklıklar, yetersiz sıvı alımı ve kalitesiz uyku beyin sisi ile ilgili risk faktörlerini artırıyor. Düzenli egzersiz, kaliteli uyku ve yeterli sıvı tüketimi ile yaz aylarında zihinsel performansı korumak mümkün olabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Selda Özşahin, beyin sisinin geçici bir yorgunluk hissiyle karıştırılmaması gerektiğini belirterek önemli uyarı ve önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Unutkanlık ve zihinsel bulanıklığı göz ardı etmeyin</strong></p>
<p>Beyin sisi, tıbbi bir hastalık adı olmaktan çok; kişinin zihinsel netliğini kaybetmesi, odaklanmakta zorlanması, düşüncelerini toparlayamaması ve günlük zihinsel performansında belirgin bir düşüş yaşaması olarak tanımlanmaktadır. Kişi, daha önce kolaylıkla yaptığı işleri yapmakta zorlanabilir, kelime bulmakta güçlük çekebilir, dikkatini sürdüremeyebilir veya sürekli dalgın hissedebilir. Bu durum tek başına bir hastalık değil, farklı nedenlere bağlı olarak gelişebilen bir belirtidir.</p>
<p><strong>Her zihinsel yorgunluk masum olmayabilir</strong></p>
<p>Beyin sisi, çoğu zaman yaşam tarzındaki değişiklikler ve altta yatan nedenin tedavi edilmesiyle düzelebilen bir durumdur. Ancak belirtilerin uzun sürmesi veya giderek şiddetlenmesi halinde, tabloyu yalnızca stres, sıcak hava ya da yoğun iş temposuyla açıklamak doğru değildir. Erken değerlendirme sayesinde hem altta yatan neden ortaya çıkarılabilir hem de uygun tedavi ile kişinin yaşam kalitesi artırılabilir.</p>
<p><strong>Her unutkanlık beyin sisi anlamına gelmez</strong></p>
<p>Beyin sisi çoğunlukla geçici ve dış etkenlerle ilişkili bir durumdur. Alzheimer hastalığı ve diğer nörolojik hastalıklarda ise unutkanlık ilerleyici özellik gösterir ve zamanla günlük yaşamı daha belirgin şekilde etkilemeye başlar. Ayrıca konuşma bozukluğu, yön bulamama ve davranış değişiklikleri gibi farklı nörolojik belirtiler de tabloya eşlik edebilir.</p>
<p><strong>Bu belirtiler varsa gecikmeden uzman desteği alın</strong></p>
<p>Beyin sisi dinlenmeyle düzelmiyor, haftalar boyunca devam ediyor ve günlük yaşamı belirgin şekilde etkiliyorsa mutlaka bir nöroloji uzmanına başvurulmalıdır. Özellikle ani gelişen unutkanlık, konuşma bozukluğu, bilinç değişikliği, kişilik değişiklikleri, kol veya bacakta güçsüzlük gibi belirtiler acil değerlendirme gerektirir. Bu bulgular, inme başta olmak üzere ciddi nörolojik hastalıkların habercisi olabilir.</p>
<p><strong>Yaz sıcakları beyin sisini tetikleyebilir</strong></p>
<p>Yüksek sıcaklıklar, yetersiz sıvı tüketimi, kalitesiz uyku ve artan yorgunluk yaz aylarında zihinsel performansı olumsuz etkileyebilir. Ancak bu belirtiler yalnızca sıcak havaya bağlanmamalıdır. Günler ya da haftalar boyunca devam eden odaklanma güçlüğü ve zihinsel bulanıklık, altta yatan farklı sağlık sorunlarının da işareti olabilir.</p>
<p><strong>Vitamin ve mineral eksiklikleri de rol oynayabiliyor</strong></p>
<p>B12 vitamini, D vitamini ve demir eksikliği ile omega-3 yetersizliği, beyin sisi benzeri şikâyetlere yol açabilir. Bu nedenle uzun süren yakınmalarda kişinin kendi kendine vitamin kullanmak yerine hekim değerlendirmesinden geçmesi ve gerekli kan tetkiklerini yaptırması önem taşır.</p>
<p><strong>Menopoz döneminde kadınlarda daha sık görülebiliyor</strong></p>
<p>Menopoz döneminde azalan östrojen düzeyi, beyin fonksiyonlarını da etkileyebilir. Bu süreçte kadınlar odaklanma güçlüğü, unutkanlık ve zihinsel yavaşlama hissi yaşayabilir. Düzenli uyku, dengeli beslenme, fiziksel aktivite ve etkili stres yönetimi bu dönemde büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Beyin sağlığını korumak için bu önerilere kulak verin</strong></p>
<p>Beyin sağlığını desteklemek ve beyin sisi belirtilerini azaltmak için günlük yaşamda şu alışkanlıkların benimsenmesi önerilmektedir:</p>
<ul>
<li>Kaliteli ve düzenli uyuyun. Yeterli uyku, beynin dinlenmesi ve bilişsel fonksiyonların korunması için temel gereksinimdir.</li>
<li>Düzenli egzersiz yapın. Günlük fiziksel aktivite, beyne giden kan akışını artırarak zihinsel performansı destekler.</li>
<li>Yeterli su tüketin. Özellikle yaz aylarında sıvı kaybını önlemek, dikkat ve odaklanmanın korunmasına yardımcı olur.</li>
<li>Dengeli beslenin. Omega-3 yağ asitleri ile B12 ve D vitamini açısından zengin bir beslenme düzeni, beyin fonksiyonlarının desteklenmesine katkı sağlar.</li>
<li>Zihninizi aktif tutun. Kitap okumak, bulmaca çözmek, yeni hobiler edinmek veya yeni bilgiler öğrenmek bilişsel kapasitenin korunmasına yardımcı olur.</li>
<li>Sosyal yaşamdan kopmayın. Aile ve arkadaşlarla iletişimde kalmak, sosyal aktivitelere katılmak beyin sağlığını olumlu yönde etkiler.</li>
<li>Vitamin ve mineral eksikliklerini önemseyin. Uzun süren şikâyetlerde hekim önerisiyle gerekli tetkikleri yaptırmak ve eksiklikleri gidermek önemlidir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-sisi-yaz-aylarinda-daha-belirgin-hale-gelebiliyor-649227">Beyin Sisi Yaz Aylarında Daha Belirgin Hâle Gelebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>50 Yaş Altı Kanserlerdeki Artışın Arkasında Uykusuzluk mu Var?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/50-yas-alti-kanserlerdeki-artisin-arkasinda-uykusuzluk-mu-var-649221</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2026 08:04:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[50]]></category>
		<category><![CDATA[altı]]></category>
		<category><![CDATA[arkasında]]></category>
		<category><![CDATA[artışın]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Derin Uyku]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanserlerdeki]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda dünya genelinde "erken başlangıçlı" (50 yaş altı) kolorektal, meme ve rahim kanserlerinde ciddi artışlar görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/50-yas-alti-kanserlerdeki-artisin-arkasinda-uykusuzluk-mu-var-649221">50 Yaş Altı Kanserlerdeki Artışın Arkasında Uykusuzluk mu Var?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda dünya genelinde &#8220;erken başlangıçlı&#8221; (50 yaş altı) kolorektal, meme ve rahim kanserlerinde ciddi artışlar görülüyor. ASCO (Amerikan Klinik Onkoloji Derneği)’nin yürüttüğü çalışmaya dair açıklanan son veriler, modern hayatın getirdiği uyku düzensizliklerinin (mavi ışık, gece mesaileri, stres) bu artışta majör bir tetikleyici olabileceğini gösteriyor. Sonuçları değerlendiren <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Daryuş Heydari</strong>, kaliteli uykunun yalnızca dinlenmek anlamına gelmediğini belirterek şunları söyledi: <em>“Bilimsel veriler artık uykunun hücresel düzeyde çalışan doğal bir onarım mekanizması olduğunu gösteriyor. Özellikle derin uyku sırasında beyin, gün boyunca biriken zararlı atıkları temizliyor ve bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışmasına katkı sağlıyor. </em></p>
<p><strong>“Derin Uyku, Beynin Gece Vardiyasıdır”</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Heydari, 2012 yılında Rochester Üniversitesi araştırmacıları tarafından tanımlanan Glimfatik Sistem&#8217;in yalnızca derin uyku sırasında tam kapasiteyle çalıştığını belirterek şu bilgileri verdi: <em>“Derin uyku sırasında beyin hücreleri küçülür, hücreler arasındaki boşluk genişler ve beyin omurilik sıvısı bu alanlardan geçerek gün içinde biriken toksik atıkları temizler. Bu süreç, beynin adeta her gece kendini yıkaması demek. Beyin yeterince temizlenemediğinde ise beta-amiloid gibi toksik proteinler birikmeye başlar. Bu durum uzun vadede Alzheimer, Parkinson ve demans gibi nörodejeneratif hastalıkların riskini artırabilir. Aynı zamanda hücresel stres yükselir, bağışıklık sistemi zayıflar ve vücudun kanserli hücreleri erken dönemde tanıyıp yok etmesini sağlayan immün gözetim mekanizması da olumsuz etkilenebilir. ASCO&#8217;da paylaşılan bulgular da bu olası ilişkiye dikkat çekiyor.”</em></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Heydari&#8217;ye göre yetişkinlerde ideal uyku süresi 7-9 saat olsa da, yalnızca süre yeterli değil. Asıl önemli olan kesintisiz ve kaliteli uyku. Hücresel yenilenme ve bağışıklık sisteminin en etkin çalıştığı dönem derin uyku evresi. Gece boyunca sık sık bölünen bir uyku, yeterli süre uyunmuş olsa bile bu koruyucu süreçleri sekteye uğratabilir. Özellikle saat 23.00-03.00 arasında melatonin salgısı en yüksek seviyeye ulaşıyor. Bu saatlerde uykuda olmak, sağlıklı uyku düzeni açısından oldukça önemli. </p>
<p><strong>Uykusuzluk Tamamen Tedavi Edilebilir mi? </strong></p>
<p>Uyku bozukluklarının tanısında ilk adım detaylı bir hasta hikâyesi (uyku günlüğü) almak. Altında yatan fiziksel bir neden (örneğin, uyku apnesi) şüphesi varsa hasta uyku testi laboratuvarında bir gece misafir edilir. Bu yöntemle hastanın beyin dalgaları, solunum ve kalp ritmi incelenir. Bilişsel davranışçı terapide, uykuya dair olumsuz düşünce ve alışkanlıkları değiştirmek hedeflenir. Medikal tedavide ise, doktor kontrolünde kısa süreli uyku ilaçları veya takviyeleri kullanılabilir.</p>
<p><strong>Kansere Karşı Koruyucu Mekanizmalar “Derin Uyku” Evresinde Aktif</strong></p>
<p>Eğer uyku bozukluğu yapısal bir hastalıktan ziyade yaşam tarzı, stres veya kötü uyku hijyeninden kaynaklanıyorsa, doğru yaklaşımlarla tamamen iyileştirilebilir. Yetişkin bir insan için ideal uyku süresi ortalama 7 ilâ 9 saat arasıdır. Hücresel yenilenme ve kansere karşı koruyucu mekanizmalar özellikle derin uyku evresinde aktifleşiyor. Gece sık sık bölünmeyen, blok halinde uyunan uyku kalitelidir. Saat 23.00 ile 03.00 arası, melatonin hormonunun en zirve yaptığı saatlerdir. Bu saatlerde uykuda olmak kritik öneme sahip. <strong>Dr. Öğr. Üyesi Daryuş Heydari</strong>’nin son olarak sağlıklı bir uyku düzeni için 4 öneride bulunuyor: </p>
<ul>
<li><strong>Ritim Oluşturun:</strong> Hafta sonu dâhil her gün aynı saatte yatıp aynı saatte uyanmaya özen gösterin. </li>
<li><strong>Dijital Detoks Yapın:</strong> Uykudan en az 1 saat önce tüm ekranlarla (telefon, TV, bilgisayar) bağınızı koparın.</li>
<li><strong>Karanlık ve Serin Yerleri Tercih Edin:</strong> Melatonin sadece zifiri karanlıkta salgılanır. Yatak odanızda hiç ışık (gece lambası veya cihaz ışığı dâhil) olmamasına dikkat edin. Ayrıca oda sıcaklığının yaklaşık 18-20°C olması uykuya geçişi kolaylaştırır.</li>
<li><strong>Sınır Koyun: </strong>Öğleden sonra (saat 14:00-15:00&#8217;ten sonra) kafein tüketimini kesin. </li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/50-yas-alti-kanserlerdeki-artisin-arkasinda-uykusuzluk-mu-var-649221">50 Yaş Altı Kanserlerdeki Artışın Arkasında Uykusuzluk mu Var?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boyunda Fark Edilen Şişlikler Göz Ardı Edilmemeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/boyunda-fark-edilen-sislikler-goz-ardi-edilmemeli-649199</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:49:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ardı]]></category>
		<category><![CDATA[boyunda]]></category>
		<category><![CDATA[edilen]]></category>
		<category><![CDATA[edilmemeli]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[şişlikler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649199</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boyunda ele gelen kitleler, çoğu zaman basit bir şişlik gibi algılansa da bazen ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyunda-fark-edilen-sislikler-goz-ardi-edilmemeli-649199">Boyunda Fark Edilen Şişlikler Göz Ardı Edilmemeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Boyunda ele gelen kitleler, çoğu zaman basit bir şişlik gibi algılansa da bazen ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabilir. Özel ENTO Kulak Burun Boğaz Cerrahi Tıp Merkezi’nden Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Nimet Özalp Devseren, boyun kitlelerinin oluşum nedenlerinin oldukça çeşitli olduğunu ifade ederek, erken tanının önemine dikkat çekti.</span></p>
<p><span>“Boyun kitleleri; lenf bezlerinden tiroid nodüllerine, lipom ve kist gibi iyi huylu oluşumlardan enfeksiyonlara kadar birçok nedenle ortaya çıkabiliyor,” şeklinde konuşan Dr. Devseren, “Özellikle soğuk algınlığı, boğaz enfeksiyonları veya diş kaynaklı iltihaplar boyunda geçici şişlikler oluşturabilir. Ancak kitleler nadiren de olsa baş ve boyun kanserlerinin ilk belirtisi olabiliyor. Bu nedenle boyunda fark edilen her şişlik, özellikle hızlı büyüyorsa veya üç haftadan uzun süre kaybolmuyorsa mutlaka uzman kontrolünde değerlendirilmelidir” diye konuştu. </span></p>
<p><b><b>Ses Kısıklığı Dikkate Alınmalı</b></b></p>
<p><span>Boyun kitleleri genellikle ele gelen şişlikler olarak kendini gösterirken, bazı hastalarda ağrı, hassasiyet veya yutkunma güçlüğü gibi şikâyetlere de yol açabiliyor. Ses kısıklığının önemli bir belirti olduğuna dikkat çeken Dr. Devseren, “Ses kısıklığı, boyunda hızla büyüyen şişlikler veya ciltte değişiklikler gibi belirtiler, dikkate alınması gereken uyarılar arasında yer alıyor” diye konuştu.</span></p>
<p><b><b>Boyut Kitleleri Tanı ve Tedavi Süreci </b></b></p>
<p><span>Boyun kitlelerinin doğru şekilde değerlendirilmesi için öncelikle detaylı bir fizik muayene yapılması gerektiğini anlatan Dr. Devseren, “Gerekli görüldüğünde ultrason, bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MR) ve biyopsi gibi ileri yöntemlerle kitlelerin niteliği belirleniyor. Tedavi ise altta yatan nedene göre değişiyor. Enfeksiyon kaynaklı kitleler genellikle ilaçla gerilerken, iyi huylu tümörler şikâyet yaratıyorsa cerrahi olarak çıkarılabiliyor. Kötü huylu kitlelerde ise cerrahi müdahale, radyoterapi veya kemoterapi uygulanıyor” şeklinde konuştu. </span></p>
<p><b><b>Erken Teşhis Hayati Öneme Sahip</b></b></p>
<p><span>Dr. Devseren, erken tanının hem tedavide başarıyı artırdığını hem de ciddi sağlık sorunlarının önüne geçtiğini belirterek, “Boyunda fark edilen şişlikler asla göz ardı edilmemelidir. Küçük bir ihmal bile ileride ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir” dedi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyunda-fark-edilen-sislikler-goz-ardi-edilmemeli-649199">Boyunda Fark Edilen Şişlikler Göz Ardı Edilmemeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz aylarında aşırı terleme kabus olabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-asiri-terleme-kabus-olabiliyor-649172</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:34:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı Terleme]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesinde]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kabus]]></category>
		<category><![CDATA[Koltuk Altı]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ter]]></category>
		<category><![CDATA[terleme]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649172</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yurt genelinde etkisini artıran kavurucu sıcaklar, yaz aylarının en sık karşılaşılan sorunlarından biri olan aşırı terlemeyi yeniden gündeme getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-asiri-terleme-kabus-olabiliyor-649172">Yaz aylarında aşırı terleme kabus olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yurt genelinde etkisini artıran kavurucu sıcaklar, yaz aylarının en sık karşılaşılan sorunlarından biri olan aşırı terlemeyi yeniden gündeme getirdi. Özellikle koltuk altı bölgesinde yaşanan yoğun terleme; kıyafetlerde oluşan izler, kötü koku endişesi ve sürekli ıslaklık hissi nedeniyle birçok kişinin günlük yaşantısını olumsuz etkileyebiliyor. Ancak çözüm mümkün! <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Burçak Bozdemir Aral</strong> “Aşırı terleme, sanıldığının aksine yalnızca kozmetik bir problem değil, yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Birçok kişi aşırı terlemenin çözümü olmadığını düşünerek yıllarca bu sorunla yaşamaya çalışıyor. Oysa son yıllarda teknolojide ve tıpta yaşanan gelişmeler sayesinde aşırı terleme artık tedavi edilebiliyor” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Burçak Bozdemir Aral, yazın kabusu aşırı terlemenin tedavisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Hava sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte aşırı terleme şikayetleri de daha görünür hale geliyor. Tıpta “hiperhidroz” olarak adlandırılan aşırı terleme; koltuk altı, avuç içi, ayak tabanı ve yüz bölgesinde normalden fazla ter üretilmesiyle ortaya çıkarken, özellikle yaz aylarında koltuk altı bölgesinde meydana gelen yoğun terleme nedeniyle dermatoloji kliniklerine başvuranların sayısı artıyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Burçak Bozdemir Aral,</strong> günlük yaşamı zorlaştıran bu sorunun, yalnızca fiziksel rahatsızlığa değil, sosyal ve psikolojik problemlere de yol açabildiğini belirtirken, “Yaz aylarında çok daha belirgin hale gelen aşırı terleme, kişinin yaşam kalitesini ciddi ölçüde etkileyebilen ve özgüven kaybına neden olabilen bir sorun. Kıyafetlerde oluşan ter izleri, ıslaklık, kötü koku endişesi ve sürekli rahatsızlık hissi nedeniyle birçok kişi sosyal ortamlardan uzaklaşıp, yıllarca bu sorunla yaşamaya çalışıyor. Ancak aşırı terleme sorununa yönelik günümüzde artık etkili ve konforlu tedavi seçenekleri bulunuyor” diyor. </p>
<p><strong>Kol altı botoksu büyük konfor sağlıyor</strong></p>
<p>Aşırı koltuk altı terlemesinde etkili yöntemlerin başında, son yıllarda hızla yaygınlaşan botoks uygulamasının geldiğini vurgulayan Dr. Aral, bu uygulama sayesinde ter bezlerini uyaran sinir iletilerinin geçici olarak bloke edilebildiğini ve böylece ter bezlerinin aşırı çalışmasının önüne geçilebildiğini söylüyor. Kol altı botoksunun 10-15 dakika gibi kısa bir sürede uygulanabildiğini belirten Dr. Burçak Bozdemir Aral, “İşlem sırasında çok ince uçlu iğneler kullanılıyor ve kişi aynı gün günlük yaşamına dönebiliyor. Cerrahi bir girişim olmaması, iyileşme süreci gerektirmemesi ve etkili sonuçlar sağlaması nedeniyle özellikle yaz aylarında sık tercih edilen uygulamalar arasında yer alıyor” diyor.</p>
<p><strong>Etkisi birkaç gün içinde başlıyor</strong></p>
<p>Kol altı botoksunun etkisinin genellikle uygulamadan sonraki birkaç gün içinde görülmeye başladığını, tam etkinin ise yaklaşık iki hafta içinde ortaya çıktığını belirten Dr. Aral sözlerine şöyle devam ediyor: “Uygulamanın etkisi kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama 6 ila 9 ay boyunca devam edebiliyor. Amaç terlemeyi tamamen ortadan kaldırmak değil, kişinin yaşam kalitesini bozan aşırı terlemeyi kontrol altına almak oluyor. Hastalarımızın önemli bir kısmı işlem sonrasında kıyafet seçiminde daha özgür hissettiğini, sosyal ortamlarda daha rahat davrandığını ve özgüvenlerinin arttığını ifade ediyor.” </p>
<p><strong>Terleme sadece sıcak havadan kaynaklanmıyor</strong></p>
<p>Aşırı terlemenin her zaman sıcak hava koşullarıyla ilişkili olmadığını vurgulayan Dr. Burçak Bozdemir Aral, genetik yatkınlığın yanı sıra bazı hormonal değişikliklerin, stresin ve çeşitli sağlık sorunlarının da terleme şikayetlerini artırabildiğine dikkat çekiyor. Bu nedenle özellikle günlük yaşamı etkileyecek düzeyde terleme sorunu yaşayan kişilerin uzman değerlendirmesinden geçmeleri gerektiğini belirten Dr. Aral, “Aşırı terleme kader değil. Öncelikle altta yatan nedenin araştırılması ve kişiye uygun tedavinin planlanması gerekiyor.” diyor.</p>
<p><strong>Bakteriler nedeniyle kötü kokuya yol açabiliyor!  </strong></p>
<p>Aşırı terlemenin beraberinde kötü koku problemini de artırabildiğini belirten Dr. Burçak Bozdemir Aral, koltuk altı bölgesindeki nemin bakterilerin çoğalması için uygun ortam oluşturduğunu söylüyor. Terleme miktarının azalmasıyla birlikte kötü koku şikayetlerinde de belirgin düzelme görülebildiğini ifade eden Dr. Aral şöyle konuşuyor: “Özellikle yaz aylarında kişiler sadece terlemeden değil, ter kokusundan dolayı da sosyal kaygı yaşayabiliyor. Terleme kontrol altına alındığında bu şikayetlerde de önemli ölçüde rahatlama sağlanabiliyor.” </p>
<p><strong>Vücudun doğal terleme mekanizmasını bozmuyor</strong></p>
<p>Kol altı botoksu yaptırmayı düşünen kişilerin en sık merak ettiği konulardan birini; vücudun doğal terleme mekanizmasına zarar verip vermediği oluşturuyor. Bu konuda toplumda bazı yanlış inanışlar bulunduğunu belirten Dr. Burçak Bozdemir Aral, “Kol altı botoksu yalnızca uygulama yapılan bölgedeki aşırı terlemeyi azaltıyor, diğer bölgeleri ekilemiyor. Vücut sadece koltuk altından terlemediği için sıcaklık düzenleme mekanizması ve doğal terleme fonksiyonları devam ediyor. Terlemenin vücudun toksinlerden arınmasındaki rolü değişmiyor” diye konuşuyor. Kol altı bölgesindeki aşırı terlemenin kontrol altına alınmasının vücudun genel işleyişini olumsuz etkilemediğini vurgulayan Dr. Aral, uygun hastalarda uygulanan botoks tedavisinin güvenli ve etkili bir yöntem olduğunu belirtiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-asiri-terleme-kabus-olabiliyor-649172">Yaz aylarında aşırı terleme kabus olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>40 Yaşında Dünya Kupası&#8217;nda Hâlâ En İyiler Arasında Olmanın Sırrı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/40-yasinda-dunya-kupasinda-hala-en-iyiler-arasinda-olmanin-sirri-649163</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:22:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[40]]></category>
		<category><![CDATA[antrenman]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[futbolcu]]></category>
		<category><![CDATA[hala]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kupası]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[performans]]></category>
		<category><![CDATA[toparlanma]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşında]]></category>
		<category><![CDATA[yiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649163</guid>

					<description><![CDATA[<p>FIFA Dünya Kupası, yalnızca goller değil, futbolcu performansları ile de sıklıkla konuşuluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/40-yasinda-dunya-kupasinda-hala-en-iyiler-arasinda-olmanin-sirri-649163">40 Yaşında Dünya Kupası&#8217;nda Hâlâ En İyiler Arasında Olmanın Sırrı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>FIFA Dünya Kupası, yalnızca goller değil, futbolcu performansları ile de sıklıkla konuşuluyor. Sahalarda genç yıldızlar kadar yaşları ilerlemesine rağmen üst düzey performans sergileyen futbolcuların sırrı merak ediliyor. 40’lı yaşlardan sonra sahada halen fırtınalar estirebiliyor olmanın tesadüf olmadığını belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk,</strong> “Bugün elit sporcular bize yalnızca nasıl daha iyi oynanacağını değil, nasıl daha iyi yaş alınacağını da gösteriyor. Longevity, daha uzun yaşamaktan çok, daha uzun süre güçlü, hareketli ve üretken kalabilmenin bilimidir&#8221; diyor ve yaş alınsa dahi performansı koruyacak 7 önemli longevity alışkanlığını anlatıyor.</p>
<p><strong>LONGEVITY’NİN SAHADAKİ KARŞILIĞI RONALDO VE MESSİ</strong></p>
<p>Cristiano Ronaldo, 2026 FIFA Dünya Kupası&#8217;na 41 yaşında katılarak turnuvanın en deneyimli oyuncuları arasında yer aldı. Lionel Messi ise yıllardır yalnızca yeteneğiyle değil, ilerleyen yaşına rağmen sürdürdüğü üst düzey performansıyla modern futbolun en dikkat çekici örneklerinden biri. Her iki futbolcu normal şartlarda jübilesini yapabilecek yaşlardayken hâlâ sahada en üst seviyede mücadele ediyor.</p>
<p>Yaş almanın, doğru yönetildiğinde performans kaybı anlamına gelmediğini belirten<strong> Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk</strong>, &#8220;Yaş almak sadece doğum tarihinin ilerlemesi değildir. Özellikle futbol söz konusu ise kas kütlesi azalabilir, toparlanma süresi uzayabilir, patlayıcı güç düşebilir ve sakatlık riski artabilir. Ancak doğru yönetilen antrenman, beslenme, uyku ve toparlanma stratejileriyle bu süreci yavaşlatmak mümkün. Performansı belirleyen yalnızca yaş değil, bedeninizi yıllar boyunca nasıl yönettiğinizdir&#8221; diyor.</p>
<p><strong>PERFORMANSIN SIRRI DAHA ÇOK ÇALIŞMAK DEĞİL, DAHA AKILLI ÇALIŞMAK</strong></p>
<p>Elit futbolcularda fiziksel performansın genellikle 17-26 yaş arasında zirve yaptığı biliniyor ancak bazı sporcular bu düşüşü belirgin şekilde yavaşlatabiliyor. Bu süreci yavaşlatmanın sırrının daha fazla antrenman yapmakla açıklanamayacağını ifade eden <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>, “Önemli olan antrenmanı, uykuyu, beslenmeyi, hidrasyonu, toparlanmayı, stres yönetimini ve sakatlık önleme stratejilerini tek bir sistem içinde yönetebilmek. Modern spor biliminde performansı belirleyen yalnızca sahada geçirilen süre değil; antrenman sonrası toparlanmanın ne kadar doğru planlandığıdır. Longevity yaklaşımı da tam olarak bu anlayışı günlük yaşama taşıyor&#8221; değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>UZUN SPOR KARİYERİNİN ARKASINDAKİ 7 LONGEVITY ALIŞKANLIĞI</strong></p>
<p>Uzun yıllar üst düzey performans gösterilmesini sağlayan prensipler yalnızca profesyonel sporcular için değil; sağlıklı yaş almak isteyen herkes için önemli ipuçları sunuyor. İşte Dr. Halil Ertürk’ten sahadan günlük yaşama taşınabilecek 7 longevity alışkanlığı…</p>
<p><strong>1. Kas kütlenizi koruyun</strong></p>
<p>Yaş ilerledikçe kas kütlesi ve kas gücü doğal olarak azalmaya başlıyor. Futbolcular için bu durum kas kütlesini korumak hız, denge ve sakatlıklardan da korunma anlamına gelirken; günlük yaşamda merdiven çıkabilmek, düşme riskini azaltmak ve metabolik sağlığı koruyabilmek açısından büyük önem taşıyor. <strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk,</strong> &#8220;40 yaşından sonra kas yapmak estetik bir hedef değil, sağlıklı yaşlanmanın en önemli yatırımlarından biridir&#8221; diyor.</p>
<p><strong>2. Yeterli ve kaliteli uykuyu performansın bir parçası haline getirin</strong></p>
<p>Elit sporcular için uyku, antrenmanın devamı olarak kabul ediliyor. Çünkü kas onarımı, bağışıklık sistemi, hormon dengesi ve zihinsel performans büyük ölçüde uyku sırasında destekleniyor. <strong>Dr. Halil Ertürk, </strong>&#8220;İyi bir uyku, hem sporcular hem de günlük yaşamda aktif kalmak isteyen herkes için en güçlü toparlanma yöntemlerinden biridir&#8221; ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>3. Çok değil, doğru egzersiz yapın</strong></p>
<p>Futbolda performansı belirleyen unsur yalnızca yoğun antrenman yapmak değil; antrenman ile dinlenme arasındaki dengeyi doğru kurabilmek. Günlük yaşamda da haftada bir gün aşırı spor yapmak yerine düzenli ve sürdürülebilir fiziksel aktivite çok daha faydalı oluyor. &#8220;Vücut istikrarı sever. En iyi egzersiz programı, sürdürebildiğiniz programdır&#8221; diyen <strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk</strong>, hareketin bir yaşam alışkanlığı haline getirilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p><strong>4. Tabağınızı kaslarınızı koruyacak şekilde planlayın</strong></p>
<p>Futbolcular için beslenme yalnızca enerji almak değil, toparlanmayı hızlandırmak ve kas dokusunu korumak anlamına geliyor. Günlük yaşamda da kaliteli protein, liften zengin besinler, sağlıklı yağlar ve yeterli sıvı tüketimi sağlıklı yaşlanmanın temelini oluşturuyor. <strong>Dr. Halil Ertürk, </strong>&#8220;Kasınızı korumak istiyorsanız tabağınızda mutlaka kaliteli protein ve gerçek gıdalar yer almalı&#8221; diyor.</p>
<p><strong>5. Kalbinizi de formda tutun</strong></p>
<p>Sahada performansı belirleyen yalnızca kas gücü değil, kalp ve damar sisteminin kapasitesi. Günlük yaşamda ise yürüyüş kapasitesi, merdiven çıkabilmek ve çabuk yorulmamak kalp sağlığının önemli göstergeleri arasında yer alıyor. <strong>Dr. Halil Ertürk, </strong>&#8220;Takvim yaşınızdan çok kalbinizin yaşı, uzun ve sağlıklı yaşam konusunda daha belirleyicidir&#8221; değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>6. Güçlenirken kendinizi yıpratmayın</strong></p>
<p>Profesyonel futbolcular yaş aldıkça daha bilinçli antrenman yapıyor; mobilite, denge, esneklik ve toparlanmaya daha fazla önem veriyor. Aynı yaklaşım günlük yaşam için de geçerli. &#8220;Egzersizin amacı bedeni yormak değil, onu daha dayanıklı hale getirmektir&#8221; diyen Dr. Halil Ertürk, özellikle 40 yaş sonrası egzersizlerin kişiye uygun planlanması gerektiğini belirtiyor.</p>
<p><strong>7. Performansın sırrı bedenin yanı sıra zihni de yönetmektir</strong></p>
<p>İleri yaşta performansını koruyan futbolcuların en önemli avantajlarından biri de deneyimlerini doğru kullanmaları. Gereksiz efordan kaçınmak, enerjiyi doğru yönetmek ve doğru zamanda doğru hamleyi yapmak performansı uzatıyor. <strong>Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk</strong>, &#8220;Sağlıklı yaş almak da aynı anlayışla mümkün. Hedef her şeyi daha fazla yapmak değil; doğru şeyi, doğru zamanda ve sürdürülebilir şekilde yapabilmektir&#8221; diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/40-yasinda-dunya-kupasinda-hala-en-iyiler-arasinda-olmanin-sirri-649163">40 Yaşında Dünya Kupası&#8217;nda Hâlâ En İyiler Arasında Olmanın Sırrı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin çiplerinin gerçek amacı açıklandı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-ciplerinin-gercek-amaci-aciklandi-649106</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2026 13:34:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açıklandı]]></category>
		<category><![CDATA[amacı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[çip]]></category>
		<category><![CDATA[çiplerinin]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[felç]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649106</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Neuralink projesiyle birlikte akıllara gelen sorular hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-ciplerinin-gercek-amaci-aciklandi-649106">Beyin çiplerinin gerçek amacı açıklandı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Neuralink projesiyle birlikte akıllara gelen sorular hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Beyin sinyalleri yaklaşık 100 yıldır kaydediliyor!</strong></p>
<p>Elon Musk&#8217;ın Neuralink projesiyle birlikte beyin-bilgisayar arayüzlerinin yeniden dünyanın gündemine oturduğunu ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Sosyal medyada sanki bu teknoloji ilk kez Neuralink ile ortaya çıkmış gibi bir algı oluştu. Oysa beyin ile bilgisayar arasında iletişim kurma fikri onlarca yıldır bilim insanlarının üzerinde çalıştığı bir alan.” dedi.</p>
<p>Beynin, düşündüğümüz, hareket ettiğimiz, hissettiğimiz ya da karar verdiğimiz her an elektriksel sinyaller ürettiğini hatırlatan Prof. Dr. Tarlacı, “Bu sinyaller 1920&#8217;li yıllardan beri EEG yöntemiyle kaydedilebiliyor. Ancak uzun yıllar boyunca bu karmaşık elektriksel aktivitenin içinden belirli bir hareketi veya niyeti temsil eden sinyalleri ayırt etmek mümkün değildi. 1970&#8217;li ve 1980&#8217;li yıllarda yapılan çalışmalarla birlikte, beynin belirli bölgelerindeki bazı sinir hücrelerinin belirli hareketlerle ilişkili olduğu ortaya kondu. Örneğin sağa bakma, sola bakma ya da kolu kaldırma isteği oluştuğunda beynin belirli bölgelerinde tekrar eden elektriksel desenler oluştuğu gösterildi. Böylece ilk kez ‘niyet’ ile ‘hareket’ arasındaki bağlantı bilimsel olarak çözümlenmeye başlandı.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beyin-bilgisayar arayüzü, felçli hastaların düşünceleriyle cihazları kontrol etmesini amaçlıyor!</strong></p>
<p>Beyin-bilgisayar arayüzünün, beynin ürettiği elektriksel sinyallerin bilgisayar tarafından analiz edilerek bir cihaza komut vermesini sağlayan sistem olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Bu teknoloji özellikle, ALS hastaları, omurilik felci geçiren kişiler ile ‘locked-in sendromu’ gibi ağır felç tabloları yaşayan hastalar için geliştiriliyor.” dedi.</p>
<p>Amacın, kişinin hareket edemese bile yalnızca düşüncesini kullanarak dış dünyayla iletişim kurabilmesini sağlamak olduğunu aktaran Prof. Dr. Tarlacı, “Örneğin hasta kolunu hareket ettiremese bile ‘bardağa uzanma’ niyeti beyninde oluşur. Bilgisayar bu sinyali tanır ve bir robot kolu hareket ettirerek bardağı hastanın ağzına götürebilir. Burada hareketi yapan robot olsa da komutu veren yine hastanın kendi beynidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Neuralink, beyin-bilgisayar arayüzü teknolojisini daha ileri taşıdı!</strong></p>
<p>Beyin-bilgisayar arayüzü teknolojisi hayvan deneylerinin 1970&#8217;li ve 1980&#8217;li yıllarda başladığını, 1990&#8217;lı yıllarda ise felçli hastalarda klinik uygulamalar yapılmaya başlandığını hatırlatan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “2004 yılında felçli bir hastanın yalnızca düşüncesiyle robot kol kullanarak bardaktan su içebilmesi bu alandaki önemli kilometre taşlarından biri oldu.” dedi.</p>
<p>Yaklaşık 20 yıl önce araştırmacıların, beyin sinyalleriyle bilgisayar fare imlecini hareket ettirmeyi başardığına değinen Prof. Dr. Tarlacı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu yöntem daha sonra geliştirilerek insanların yalnızca düşünceleriyle bilgisayar ekranında yazı yazmaları ve e-posta göndermeleri mümkün hale geldi. Neuralink&#8217;in yaptığı en önemli katkı, tamamen yeni bir teknoloji geliştirmekten çok mevcut sistemi daha gelişmiş ve günlük kullanıma uygun hale getirmek oldu.</p>
<p>Eski sistemlerde beynin üzerine yerleştirilen elektrotlar kalın kablolarla dışarıdaki bilgisayarlara bağlanıyordu. Bu nedenle çalışmalar çoğunlukla laboratuvar ortamında yapılabiliyordu. Neuralink ise bu sistemi üç önemli noktada geliştirdi. Beyindeki veriler artık dışarıya kablo yerine kablosuz olarak aktarılabiliyor. Daha önce kullanılan sert elektrotlar yerine saç telinden bile ince ve esnek elektrotlar kullanılıyor. Bu yapı beynin doğal hareketlerine daha kolay uyum sağlıyor. Eski sistemlerde yüzlerce sinyal kaydedilebilirken, Neuralink binin üzerinde elektrottan aynı anda veri toplayabiliyor. Böylece beynin elektriksel faaliyetleri daha ayrıntılı analiz edilebiliyor. Bunlara ek olarak çipin yerleştirilmesi de özel geliştirilen cerrahi bir robot tarafından yüksek hassasiyetle gerçekleştiriliyor.”</p>
<p><strong>Öğrenme, çiple aktarılabilecek kadar basit bir süreç değil!</strong></p>
<p>Toplumda en çok merak edilen konulardan birinin de ‘Bir gün beynimize çip takılarak yabancı dil öğrenebilecek miyiz?’ sorusu olduğuna işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bugünkü bilimsel bilgiler bunun mümkün olmadığını gösteriyor. Çünkü beynimiz bir bilgisayar gibi tek merkezden çalışan bir sistem değil.” dedi.</p>
<p>Bu konuyu örneklendiren Prof. Dr. Tarlacı, “Bir gülü düşündüğümüzde, rengi beynin görme merkezlerinde, kokusu farklı bölgelerde, dokusu başka alanlarda, o güle ilişkin anılar ise hafızadan sorumlu bölgelerde işlenir. Yani tek bir düşünce bile beynin çok sayıda bölgesinin aynı anda çalışmasını gerektirir. Öğrenme de benzer şekilde beynin tamamına yayılan, geçmiş deneyimler, duygular ve yeni bilgilerle sürekli değişen dinamik bir süreçtir. Bu nedenle bugün sahip olduğumuz teknolojiyle bir bilgiyi doğrudan çiple beyne yüklemek mümkün görünmemektedir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İnsan beynini tamamen kopyalamak günümüz teknolojisinin çok ötesinde!</strong></p>
<p>Beyin-bilgisayar arayüzleri konuşulurken yapay zekânın da sıkça gündeme geldiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarlacı, bu iki kavram birbirinden farklı olduğunu söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarlacı, “Günümüzde ChatGPT, Gemini veya benzeri sistemler çoğunlukla büyük dil modelleri olarak çalışır. Çok büyük miktarda veriyi analiz ederek dil kalıplarını öğrenir ve buna uygun yanıt üretir. Ancak bunların insan beyni gibi bilinçleri, öznel deneyimleri ya da duyguları yoktur. Bilgisayarlar beynin yalnızca belirli hesaplama özelliklerini taklit edebilir. İnsan beyninin karmaşık çalışma biçimini bütünüyle kopyalamaları ise günümüz teknolojisinin çok ötesindedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Beyin çiplerinin amacı zihin kontrolü değil, felçli hastalara bağımsızlık kazandırmak!</strong></p>
<p>Beyin-bilgisayar arayüzlerinin temel amacının insanların düşüncelerini kontrol etmek ya da beyne bilgi yüklemek olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Asıl hedef felç, ALS, omurilik yaralanması veya benzeri nedenlerle hareket edemeyen kişilerin günlük yaşamlarını daha bağımsız sürdürebilmelerini sağlamaktır.” dedi.</p>
<p>Gelecekte bu teknoloji sayesinde hastaların yalnızca düşünceleriyle bilgisayar kullanabilmesi, yazı yazabilmesi, tekerlekli sandalyesini kontrol edebilmesi veya robotik yardımcı cihazları yönetebilmesinin mümkün olabileceğini aktaran Prof. Dr. Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ancak ‘çiple yabancı dil öğrenmek’, ‘insanların düşüncelerini değiştirmek’ ya da ‘beyni uzaktan kontrol etmek’ gibi iddialar bugünkü bilimsel bilgilerle desteklenmiyor.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-ciplerinin-gercek-amaci-aciklandi-649106">Beyin çiplerinin gerçek amacı açıklandı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Politik psikolojinin en saygın ödülü Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak&#8217;a takdim edildi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/politik-psikolojinin-en-saygin-odulu-prof-dr-deniz-ulke-kaynaka-takdim-edildi-649058</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2026 12:28:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[politik]]></category>
		<category><![CDATA[Politik Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojinin]]></category>
		<category><![CDATA[Saygın]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649058</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, politik psikoloji alanında dünyanın en saygın bilimsel ödüllerinden biri kabul edilen Uluslararası Politik Psikoloji Derneği (International Society of Political Psychology-ISPP) 2026 Nevitt Sanford Award ödülünü Birleşik Krallık'ın Newcastle kentinde düzenlenen ISPP Yıllık Kongresi'nde teslim aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/politik-psikolojinin-en-saygin-odulu-prof-dr-deniz-ulke-kaynaka-takdim-edildi-649058">Politik psikolojinin en saygın ödülü Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak&#8217;a takdim edildi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, politik psikoloji alanında dünyanın en saygın bilimsel ödüllerinden biri kabul edilen Uluslararası Politik Psikoloji Derneği (International Society of Political Psychology-ISPP) 2026 Nevitt Sanford Award ödülünü Birleşik Krallık&#8217;ın Newcastle kentinde düzenlenen ISPP Yıllık Kongresi&#8217;nde teslim aldı.</p>
<p><strong>Uluslararası başarı</strong></p>
<p>1978 yılında kurulan ve politik davranışın psikolojik temellerini inceleyen dünyanın en önemli kuruluşlarından biri kabul edilen Uluslararası Politik Psikoloji Derneği (ISPP), Nevitt Sanford Award ile alana kalıcı ve dönüştürücü katkılar sunan akademisyenleri onurlandırıyor.</p>
<p>1979&#8217;dan bu yana her yıl yalnızca bir kişiye verilen ödül, daha önce Ralf Dahrendorf, Vamık D. Volkan, Ole Holsti, Jerrold Post, Robert Jervis, Philip E. Tetlock ve Margaret G. Hermann gibi alanın önde gelen isimlerine verilmişti.</p>
<p><strong>&#8220;Kariyerimdeki en gurur verici olaylardan biri&#8221;</strong></p>
<p>Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, ödülü aldıktan sonra yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>&#8220;Uluslararası Politik Psikoloji Derneği (ISPP) tarafından verilen 2026 Nevitt Sanford ödülümü New Castle’da yapılan yıllık kongrede aldım. 1979’dan beri her yıl bir kişiye verilen bu ödül, akademik kariyerimdeki en gurur verici olaylardan birisi. Politik psikoloji alanı giderek daha fazla ilgi çekiyor ve gelişiyor. Psikoloji disiplini politik süreçlerde kitle dinamiğini yönlendiren en güçlü faktör olarak analizlerde yeni bir açılım sağlıyor. Alana ilgi duyan gençlerin önünü açacak ufak bir katkım olduysa ne mutlu bana. Güzel dileklerinize şimdiden teşekkür ediyorum.&#8221;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Kaynak 10 yıl Oxford Üniversitesi’nde akademik çalışmalarını sürdürdü</strong></p>
<p>Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, halen Üsküdar Üniversitesi Politik Psikoloji Merkezi direktörü ve İnsan ve Toplum Bilgileri Fakültesi Dekanı olarak görev yapıyor. Prof. Dr. Kaynak, 2015- 2025 yılları arasında Oxford Üniversitesi CRIC Merkezi kıdemli üyesi olarak Çatışma Çözümü alanında akademik çalışmalarını sürdürdü. </p>
<p>Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, halen toplumsal çatışmanın incelenmesine ve iyileştirilmesine psikolojik bir bakış açısı getiren psikanalistler, akademisyenler, diplomatlar ve diğer profesyonellerden oluşan uluslararası, çok disiplinli grup olan IDI (International Dialogue Initiative) bünyesinde uluslararası çalışmalarına devam ediyor. Prof. Dr. Kaynak aynı zamanda, TÜBA Uluslararası İlişkiler Çalışma Grubu ve Dünya Sanat ve Bilimler Akademisi (WAAS) üyesi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/politik-psikolojinin-en-saygin-odulu-prof-dr-deniz-ulke-kaynaka-takdim-edildi-649058">Politik psikolojinin en saygın ödülü Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak&#8217;a takdim edildi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şanlıurfa’da Tutuklanan Hekim Tahliye Oldu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sanliurfada-tutuklanan-hekim-tahliye-oldu-649041</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2026 10:52:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[şanlıurfa]]></category>
		<category><![CDATA[tahliye]]></category>
		<category><![CDATA[tutuklanan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649041</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şanlıurfa'da bir kadının doğum sonrası 27 yaşındaki Edanur Yaman'ın yaşamını yitirmesinin üzerine açılan soruşturmada Kadın ve Doğum Hastalıkları Uzmanı Dr. Münevver Zehra tutuklanmıştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sanliurfada-tutuklanan-hekim-tahliye-oldu-649041">Şanlıurfa’da Tutuklanan Hekim Tahliye Oldu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğum yan genç bir annenin ölümü üzerine başlatılan soruşturma kapsamında tutuklanan Dr. Münevver Zehra tahliye oldu.</p>
<p>Konuyu yakından takip eden Türk Tabipleri Birliği yönetimi konu hakkında şu açıklamayı yaptı, “Şanlıurfa’da tutuklanan meslektaşımız hakkında tahliye kararı verilmiştir. Türk Tabipleri Birliği olarak; ilk andan itibaren Şanlıurfa Tabip Odası, meslektaşımızın ailesi ve avukatıyla iletişim içinde süreci yakından takip ettik. Hukuk büromuz ile hukuki sürece destek vererek çalışmalara katkı sunduk. Konuya ilişkin yaptığımız açıklamada, bilimsel ve hukuki incelemeler tamamlanmadan tutuklama tedbirine başvurulmasının ceza muhakemesinin temel ilkeleriyle bağdaşmadığını vurgulamıştık. Meslektaşımız hakkında verilen tahliye kararını memnuniyetle karşılıyoruz. İlk andan itibaren dayanışma gösteren Şanlıurfa Tabip Odası yönetimine, hukuki süreci yürüten avukatlarımıza ve desteklerini esirgemeyen tüm meslektaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Hiçbir meslektaşımız yalnız değildir. Türk Tabipleri Birliği olarak sürecin takipçisi olmaya, meslektaşlarımızın haklarını ve hekimlik mesleğinin saygınlığını savunmaya devam edeceğiz” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sanliurfada-tutuklanan-hekim-tahliye-oldu-649041">Şanlıurfa’da Tutuklanan Hekim Tahliye Oldu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DSÖ Demans Riskini Azaltmanın Yeni Yol Haritasını Açıkladı: Yaşam Tarzı Değişiklikleri Öne Çıkıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dso-demans-riskini-azaltmanin-yeni-yol-haritasini-acikladi-yasam-tarzi-degisiklikleri-one-cikiyor-649035</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2026 09:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltmanın]]></category>
		<category><![CDATA[bingöl]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[dsö]]></category>
		<category><![CDATA[Fiziksel Aktivite]]></category>
		<category><![CDATA[haritasını]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=649035</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), demans riskini azaltmaya yönelik güncellenen rehberini yayımladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dso-demans-riskini-azaltmanin-yeni-yol-haritasini-acikladi-yasam-tarzi-degisiklikleri-one-cikiyor-649035">DSÖ Demans Riskini Azaltmanın Yeni Yol Haritasını Açıkladı: Yaşam Tarzı Değişiklikleri Öne Çıkıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), demans riskini azaltmaya yönelik güncellenen rehberini yayımladı. 15 Temmuz 2026’da yayınlanan ikinci baskıda fiziksel aktiviteden sosyal yaşama, kronik hastalıkların kontrolünden hava kirliliğine kadar birçok değiştirilebilir risk faktörüne dikkat çekiliyor. Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, demansın kesin bir tedavisinin bulunmadığını hatırlatarak, yaşam boyu sürdürülen koruyucu alışkanlıkların hastalık riskini azaltmada kritik rol oynadığını söyledi.</p>
<p>Dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen demans, yaşlanan nüfusla birlikte giderek daha önemli bir halk sağlığı sorunu haline geliyor. Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün (DSÖ) güncellediği &#8220;Demans Riskinin Azaltılması Rehberi&#8221;, hastalığın ortaya çıkma riskini azaltabilecek yaşam tarzı değişikliklerine ilişkin güncel bilimsel kanıtları bir araya getiriyor. Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, 2019 yılında yayımlanan ilk rehberin ardından hazırlanan ikinci baskının, son yıllarda elde edilen bilimsel veriler doğrultusunda önemli ölçüde genişletildiğini belirtti.</p>
<p><b>Demans görülme sıklığının artması bekleniyor</b></p>
<p>Dünya genelinde 2021 yılı itibarıyla yaklaşık 57 milyon kişinin demansla yaşadığını, bu kişilerin büyük bölümünün düşük ve orta gelirli ülkelerde bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, demansı tamamen durduran ya da geriye çeviren kesin bir tedavinin henüz bulunmadığını söyledi. &#8220;Bu nedenle yaşam boyu uygulanabilecek koruyucu stratejiler, gelecekte demans görülme sıklığını azaltmada en etkili yaklaşım olarak kabul ediliyor. Risk faktörlerinin önemli bir bölümü değiştirilebilir özellik taşıyor ve bunların erken dönemde kontrol altına alınması büyük önem taşıyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p><b>Rehbere yeni risk faktörleri eklendi</b></p>
<p>Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, güncellenen rehberde HIV, inme ve travmatik beyin hasarı başta olmak üzere sekiz yeni risk faktörünün yer aldığını, mevcut sekiz risk faktörüne ilişkin bilimsel kanıtların da yeniden değerlendirildiğini belirtti.</p>
<p>Rehberde öneriler üç temel başlık altında toplanıyor:</p>
<ul>
<li>Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının desteklenmesi </li>
<li>Demans riskiyle ilişkili sağlık sorunlarının etkin yönetimi </li>
<li>Çevresel risk faktörlerinin azaltılması </li>
</ul>
<p><b>Fiziksel aktivite ve sosyal yaşam koruyucu rol oynuyor</b></p>
<p>DSÖ rehberinde özellikle düzenli fiziksel aktivite, bilişsel egzersizler ve sosyal yaşamın sürdürülmesinin öne çıktığını belirten Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, şu bilgileri paylaştı: &#8220;Normal bilişsel işlevlere veya hafif bilişsel bozukluğa sahip yetişkinlerde bilişsel eğitim programları ve sosyal etkinliklere katılım öneriliyor. Düzenli fiziksel aktivite ise demans riskini azaltmada en güçlü bilimsel kanıtlarla desteklenen uygulamalar arasında yer alıyor.&#8221;<br />Kronik hastalıkların kontrolü büyük önem taşıyor</p>
<p>Rehberde yalnızca yaşam tarzı değil, kronik hastalıkların kontrolünün de demans riskini azaltmada önemli rol oynadığına dikkat çeken Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl; hipertansiyon, diyabet, obezite, kolesterol yüksekliği, işitme kaybı, uyku bozuklukları ve depresyon gibi sağlık sorunlarının uygun şekilde yönetilmesinin koruyucu etkisine işaret edildiğini söyledi. Sigaranın bırakılmasının güçlü bir öneri olarak yer aldığını belirten Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, alkol tüketiminin sınırlandırılması ve sağlıklı beslenmenin de riskin azaltılmasına katkı sağlayan önemli yaşam tarzı değişiklikleri arasında bulunduğunu söyledi. <br />Çevresel faktörler de demans riskini etkiliyor</p>
<p>Yeni rehberde ilk kez çevresel risk faktörlerine daha geniş yer verildiğini belirten Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, özellikle hava kirliliğine uzun süre maruz kalmanın demans gelişimi açısından önem taşıyan risk faktörlerinden biri olarak değerlendirildiğini söyledi.</p>
<p>Demans riskini azaltacak 7 öneri</p>
<p>Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, demans riskini azaltmak için günlük yaşamda uygulanabilecek şu önerilerde bulundu:</p>
<ul>
<li>Düzenli fiziksel aktivite yapın. </li>
<li>Sosyal yaşamın içinde kalın, sosyal ilişkilerinizi sürdürün. </li>
<li>Tansiyon, diyabet ve kolesterol gibi kronik hastalıklarınızı kontrol altında tutun. </li>
<li>Sigara kullanmayın, alkol tüketimini sınırlandırın. </li>
<li>Akdeniz tipi dengeli ve sağlıklı beslenin. </li>
<li>İşitme ve görme kayıplarını ihmal etmeyin, gerektiğinde tedavi olun. </li>
<li>Düzenli ve kaliteli uyuyun, beyin sağlığını destekleyen yaşam alışkanlıkları edinin. </li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dso-demans-riskini-azaltmanin-yeni-yol-haritasini-acikladi-yasam-tarzi-degisiklikleri-one-cikiyor-649035">DSÖ Demans Riskini Azaltmanın Yeni Yol Haritasını Açıkladı: Yaşam Tarzı Değişiklikleri Öne Çıkıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vücuttaki Basit Uyarılar Kalp Hastalığı İşareti Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vucuttaki-basit-uyarilar-kalp-hastaligi-isareti-olabilir-648979</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2026 08:22:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[basit]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şareti]]></category>
		<category><![CDATA[uyarılar]]></category>
		<category><![CDATA[vücuttaki]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=648979</guid>

					<description><![CDATA[<p>Merdivenleri eskisine göre daha yavaş çıkmak, günün sonunda daha çabuk yorulmak ya da kısa süreli kalp çarpıntıları yaşamak çoğu zaman önemsenmeyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vucuttaki-basit-uyarilar-kalp-hastaligi-isareti-olabilir-648979">Vücuttaki Basit Uyarılar Kalp Hastalığı İşareti Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Merdivenleri eskisine göre daha yavaş çıkmak, günün sonunda daha çabuk yorulmak ya da kısa süreli kalp çarpıntıları yaşamak çoğu zaman önemsenmeyebiliyor. Bazı kişiler günlük yaşam temposunu farkında olmadan düşürüyor; daha az yürüyor, asansörü daha sık kullanıyor veya yorucu işlerden kaçınmaya başlıyor. Böylece vücudun verdiği küçük sinyaller günlük hayatın içinde göz ardı edilerek alışılmış hale gelebiliyor. Oysa kalp hastalıklarının her zaman şiddetli göğüs ağrısı ya da belirgin nefes darlığı ile ortaya çıkmadığının bilinmesi gerekiyor. Kimi zaman kişi kendisini tamamen sağlıklı hissederken, kalp ve damarlarındaki sorunlar sessizce ilerleyebiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Burak Onan, belirti vermeden ilerleyebilen kalp hastalıkları ve dikkat edilmesi gereken işaretler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong> “Gizli kalp hastalığ</strong><strong>ı”</strong><strong> tek bir hastal</strong><strong>ı</strong><strong>k de</strong><strong>ğ</strong><strong>il</strong></p>
<p>Halk arasında kullanılan “gizli kalp hastalığı” ifadesi, tıpta tek bir hastalığın adı değildir. Bu tanım; belirgin bir şikâyete yol açmadan ilerleyen veya verdiği küçük işaretler fark edilmediği için geç tanı alan kalp ve damar hastalıklarını ifade etmektedir. Kalbi besleyen damarlardaki daralmalar, bazı kalp kapak hastalıkları, ritim bozuklukları ve kalpten çıkan ana damardaki genişlemeler uzun süre sessiz seyredebilmektedir. Bazı kişilerde kalp hastalıkları, rutin muayene sırasında duyulan bir kalp sesiyle, tansiyon kontrolü sırasında, ameliyat öncesi yapılan değerlendirmelerde veya başka bir nedenle gerçekleştirilen görüntüleme tetkiklerinde tesadüfen saptanabilmektedir. Bu nedenle kişinin belirgin bir yakınmasının olmaması, kalbiyle ilgili herhangi bir sorun bulunmadığı anlamına gelmemektedir.</p>
<p><strong>Kalp bazen küçük değ</strong><strong>i</strong><strong>ş</strong><strong>ikliklerle sinyal veriyor</strong></p>
<p>Kalp hastalıkları belirti verdiğinde bile bu işaretler her zaman kolay fark edilmeyebilir. Daha önce rahatlıkla yapılan bir yürüyüşte çabuk yorulmak, merdiven çıkarken kısa süreli nefes darlığı yaşamak, göğüste baskı veya huzursuzluk hissi, zaman zaman ortaya çıkan çarpıntılar, baş dönmesi ya da efor kapasitesinde azalma göz ardı edilebilmektedir. Bu değişiklikler çoğu zaman yaşa, yoğun çalışma temposuna, uykusuzluğa veya strese bağlanabilmektedir. Önemli olan tek bir yorgunluk anı değil, kişinin kendi normal yaşam düzenine göre ortaya çıkan değişimdir. Aynı mesafeyi yürümekte zorlanmak, günlük işleri daha sık mola vererek yapmak ya da daha önce sorun yaratmayan hareketlerden kaçınmaya başlamak, vücudun verdiği önemli uyarılar arasında yer alabilir. Bu belirtiler her zaman kalp hastalığı anlamına gelmese de, tekrarlamaları veya giderek belirginleşmeleri halinde mutlaka değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Her kalp hastalığ</strong><strong>ı</strong><strong> farkl</strong><strong>ı</strong><strong> belirtilerle ortaya ÇIkabiliyor</strong></p>
<p>Kalbi besleyen damarlardaki daralmalar bazı kişilerde göğüs ağrısı yerine yalnızca efor sırasında çabuk yorulma şeklinde kendini gösterebilir. Kalp kapak hastalıkları nefes darlığı veya günlük aktivitelerde yavaşlama ile ortaya çıkabilirken, ritim bozuklukları aralıklı çarpıntılarla kendini belli edebilir. Kalpten çıkan ana damardaki genişlemeler ise çoğu zaman başka nedenlerle yapılan görüntülemelerde tesadüfen saptanabilmektedir. Bu nedenle kalp hastalıklarını düşündüren tek ve değişmez bir belirti yoktur. Kişinin risk faktörleriyle birlikte günlük yaşamındaki değişikliklerin de dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>Bu risk faktörleri varsa daha dikkatli olun</strong></p>
<p>Ailesinde erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunanlar, yüksek tansiyon, diyabet veya yüksek kolesterol sorunu yaşayanlar, sigara kullananlar ve hareketsiz bir yaşam sürenler kalp ve damar hastalıkları açısından daha yüksek risk taşımaktadır. Fazla kilo, ilerleyen yaş ve uzun süredir kontrol altında olmayan kronik sağlık sorunları da riski artırabilmektedir. Daha önce kalp hastalığı tanısı almış, kalp kapağında sorun olduğu söylenmiş, stent uygulanmış veya kalp ameliyatı geçirmiş kişilerin kendilerini iyi hissetseler bile önerilen kontrollerini aksatmaması büyük önem taşımaktadır. Çünkü bazı kalp hastalıklarında tedavi zamanı yalnızca şikâyetlere göre değil, kalbin yapısında ve çalışma düzeninde meydana gelen değişikliklere göre belirlenmektedir.</p>
<p><strong>Kalp kontrolleri kiş</strong><strong>iye </strong><strong>ö</strong><strong>zel planlanmal</strong><strong>ı</strong></p>
<p>Kalp değerlendirmesi, herkese aynı şekilde uygulanan standart bir tetkik paketi olarak düşünülmemelidir. Kontroller; kişinin yaşı, şikâyetleri, aile öyküsü ve risk faktörleri dikkate alınarak planlanmalıdır. İlk değerlendirmede muayene, tansiyon ölçümü ve gerekli kan testleri yol gösterici olabilir. Gerektiğinde EKG ile kalbin ritmi, ekokardiyografi ile kalbin yapısı ve kapakları incelenebilir. Bulgular doğrultusunda efor testi, ritim holteri veya ileri görüntüleme yöntemleri de planlanabilmektedir. Herhangi bir şikâyeti olmayan herkese tüm testlerin yapılması doğru bir yaklaşım değildir. Asıl amaç, riskleri doğru belirlemek ve kişiye gerçekten gerekli olan incelemeleri doğru zamanda uygulamaktır. Böylece hem gereksiz tetkiklerden kaçınılabilir hem de önemli bir bulgunun gözden kaçma riski azaltılabilir.</p>
<p><strong>Kendinizi iyi hissetseniz bile kalp kontrollerinizi ertelemeyin</strong></p>
<p>Kalp hastalıklarında erken dönemde fark edilen değişiklikler, gerekli önlemlerin alınmasına ve tedavinin zamanında planlanmasına yardımcı olabilmektedir. Özellikle risk faktörü bulunan kişilerin hekimleri tarafından önerilen kontrol aralıklarına uyması büyük önem taşımaktadır. Yeni başlayan veya giderek artan nefes darlığı, efor sırasında ortaya çıkan göğüs rahatsızlığı, çarpıntı, bayılma ya da ayaklarda şişlik gibi belirtiler varsa değerlendirme ertelenmemelidir. Ani ve şiddetli göğüs ağrısı, aniden gelişen nefes darlığı, bayılma veya soğuk terlemeyle birlikte görülen belirgin rahatsızlık hissi ise acil tıbbi değerlendirme gerektirebilir. Kalbin verdiği işaretleri fark etmek için yalnızca ağrıya değil, günlük yaşamda ortaya çıkan küçük ancak kalıcı değişikliklere de dikkat edilmelidir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vucuttaki-basit-uyarilar-kalp-hastaligi-isareti-olabilir-648979">Vücuttaki Basit Uyarılar Kalp Hastalığı İşareti Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyagöz Hastaneler Grubu 30. Yılında Kazakistan&#8217;da Yeni Şubesini Açıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunyagoz-hastaneler-grubu-30-yilinda-kazakistanda-yeni-subesini-aciyor-648949</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[30]]></category>
		<category><![CDATA[dünyagöz]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[grubu]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaneler]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[kazakistan]]></category>
		<category><![CDATA[şube]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=648949</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyagöz Hastaneler Grubu’nun uluslararası büyüme vizyonu doğrultusunda gerçekleştirilen Kazakistan yatırımı, 30. yılda Türkiye’nin göz sağlığı alanındaki uzmanlığını Orta Asya’ya taşıma hedefinin önemli bir adımı olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyagoz-hastaneler-grubu-30-yilinda-kazakistanda-yeni-subesini-aciyor-648949">Dünyagöz Hastaneler Grubu 30. Yılında Kazakistan&#8217;da Yeni Şubesini Açıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyagöz Hastaneler Grubu’nun uluslararası büyüme vizyonu doğrultusunda gerçekleştirilen Kazakistan yatırımı, 30. yılda Türkiye’nin göz sağlığı alanındaki uzmanlığını Orta Asya’ya taşıma hedefinin önemli bir adımı olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Kazakistan’da Teşhis ve Tedavi Merkezi olarak hizmet verecek olan Dünyagöz, bu şubeyle birlikte yurtdışında toplam 11 uluslararası noktaya ulaşmış oldu.</p>
<p>Yeni şube, Kazakistan’ın başkenti Astana’da, EXPO District bölgesinde hizmet verecek.</p>
<p>Dünyagöz, Kazakistan yatırımıyla yalnızca bir şube açılışı gerçekleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’nin göz sağlığı alanındaki bilgi birikimini Orta Asya’ya taşıma yönünde stratejik bir adım atıyor. Türkiye’de elde edilen uluslararası deneyim ve klinik başarı, artık Kazakistan’da hastaların hizmetine sunuluyor. Astana’da her hastaya özel, ileri teknoloji destekli yaklaşım ile yeni bir sağlık standardı oluşturulması hedefleniyor.</p>
<p>Yeni şube ile birlikte Kazakistan ve çevre ülkelerden gelen hastaların ileri göz sağlığı hizmetlerine erişimi kolaylaşırken, bölgesel sağlık turizmi akışının da güçlenmesi hedefleniyor. Dünyagöz Hastaneler Grubu, uluslararası hasta yönetimi ve ileri teknoloji altyapısı ile global sağlık ağını genişletmeye devam ediyor.</p>
<p>Dünyagöz Hastaneler Grubu, Kazakistan’daki yeni şubesi ile birlikte göz sağlığı alanında ileri teknoloji destekli tanı ve değerlendirme hizmetlerini bölge halkının erişimine sunmayı hedefliyor. Retina hastalıkları, katarakt, kornea hastalıkları, trifokal lens uygulamaları, kök hücre destekli tedavi planlamaları, keratokonus, glokom (göz tansiyonu) ve ICL (göz içi kontakt lens) değerlendirmeleri başta olmak üzere göz hastalıklarının geniş bir yelpazesinde kapsamlı hizmet sunacak.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyagoz-hastaneler-grubu-30-yilinda-kazakistanda-yeni-subesini-aciyor-648949">Dünyagöz Hastaneler Grubu 30. Yılında Kazakistan&#8217;da Yeni Şubesini Açıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayat kurtaran merkez</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hayat-kurtaran-merkez-648878</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Jul 2026 07:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitmen]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[ilkyardım]]></category>
		<category><![CDATA[kurtaran]]></category>
		<category><![CDATA[merkez]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=648878</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İlkyardım Eğitim Merkezi, yaşam kurtaran bilgilerle halkı bilinçlendirmeyi sürdürüyor. Sağlık Bakanlığı onaylı teorik ve uygulamalı eğitimlerde ilkyardım becerileri kazanan katılımcılar, acil durumlara doğru müdahale etmeyi öğreniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayat-kurtaran-merkez-648878">Hayat kurtaran merkez</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İlkyardım Eğitim Merkezi, yaşam kurtaran bilgilerle halkı bilinçlendirmeyi sürdürüyor. Sağlık Bakanlığı onaylı teorik ve uygulamalı eğitimlerde ilkyardım becerileri kazanan katılımcılar, acil durumlara doğru müdahale etmeyi öğreniyor. Merkezde eğitim alan bazı kursiyerler ise zamanla eğitmen olarak yeni ilkyardımcıların yetişmesine katkı sağlıyor. Dört yıldır faaliyet gösteren merkezde bugüne kadar 4 bin 600’ü aşkın kişiye ilkyardım eğitimi verildi.</p>
<p>Kritik bir anda doğru müdahale etmek, saniyelerle ölçülen bir fark yaratabiliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi İlkyardım Eğitim Merkezi de bu bilinçle binlerce kişiye ulaşarak ilkyardım eğitimleri veriyor. Sağlık Bakanlığı yönetmeliğine uygun olarak yürütülen teorik ve uygulamalı eğitimlerde katılımcılar, olası acil durumlarda hayat kurtarabilecek bilgi ve beceriler kazanıyor. Merkezde eğitim alan kursiyerlerden bazıları daha sonra eğitmen olarak görev alırken, eğitim sayesinde gerçek hayatta acil durumlara müdahale eden ve hayatlara dokunan çok sayıda ilkyardımcı da yetişiyor. Merkez; belediye iştirakleri, diğer kamu kurum ve kuruluşları, özel firma personeli ve bireysel başvuru yapan kişilere hayat kurtaran eğitimler veriyor. İzmir İl Sağlık Müdürlüğü denetimiyle yürütülen yetki belgeli eğitimler; 16 saatlik ilkyardım eğitimi, 8 saatlik ilkyardım güncelleme eğitimi ve ücretsiz 4 saatlik afetlerde ilkyardım eğitimi ile 2 saatlik temel yaşam desteği eğitimlerini kapsıyor. </p>
<p><strong>Bilgilendirme çalışmaları 20 bin kişiye ulaştı</strong><br />Merkezin mesul müdürü Çağatay Delen, “Eğitime katılan kişiler, ilkyardım konularını teorik ve uygulamalı olarak öğrenir. Ardından Sağlık Bakanlığı’nın sınavına girer. Sınavda başarılı olanlar, ilkyardımcı sertifikasına sahip olarak müdahale etme yetkisi kazanır. Merkezimizde, hepsi sağlık personeli olan beş eğitmenimizle birlikte başta kendi personelimiz olmak üzere şirketler, sivil toplum kuruluşları, federasyonlarla yapılan protokoller çerçevesinde eğitimler veriyoruz. Merkezimizde bugüne kadar 4 bin 600’ü aşkın kişiye ilkyardım eğitimi verildi. Bilgilendirme çalışmalarımızda ulaştığımız kişi sayısı ise 20 bin kişi oldu. Eğitim almak isteyen yurttaşlar da bizimle Hemşehri İletişim Merkezi (HİM) üzerinden iletişime geçerek talep oluşturabiliyor” bilgisini verdi. </p>
<p><strong>“İlkyardım herkese bir gün lazım olacak”</strong><br />“İlkyardımın önemi, aslında hayatın önemi demek” diyen Çağatay Delen, ilkyardım belgesine sahip kişilerin, olası bir durumda en erken müdahale edebilecek grupta yer aldığını söyledi. Delen, “İlkyardım eğitimi alanların algıda seçiciliği arttığı için çok daha fazla olaya müdahil olmaya başlıyorlar. En çok da solunum yolu tıkanmalarına bağlı müdahaleler ve yaşlılıkta ortaya çıkan şeker düşmesi gibi bazı sağlık sorunlarındaki ilk müdahalelerle çok sık karşılaşılıyor. Kalp durması ve solunum durmasında yapılan kalp masajı ve suni solunum müdahalelerini yapan kursiyerlerimizden duygusal mektuplar ve e-postalar alıyoruz. İlkyardım herkese bir gün lazım olacak ve hayat kurtarmak için hepimiz ilkyardım öğrenmeliyiz” dedi. </p>
<p><strong>Önce eğitim aldı, sonra eğitmen oldu</strong><br />İlkyardım Merkezi’nde eğitim aldıktan sonra eğitmen olan Berfin Esen Şirinli, “Ben iş güvenliği kapsamında ilkyardım eğitimine gönüllü olarak katılmıştım. Birkaç ay sonra eğitmen belgemi aldım ve eğitmen olarak merkezde göreve başladım. Hayatın her yerinde insanların ilkyardıma ihtiyacı olabiliyor. Sokakta aktif olarak insanların hayatına dokunmayı tercih ettim. Öğrenmek kadar öğretmek de çok kıymetli. Bu yüzden eğitmenlik yapmak da benim için çok keyifli. Eğitim aldıktan sonra alerjik reaksiyon geçiren ve ayrıca düşmeye bağlı kafa travması geçiren yurttaşlara müdahale ettim. İlkyardım eğitimi aldıktan sonra farkındalık artıyor, algıda seçicilik oluyor. Müdahaleyi bilerek yapmak, o kişinin daha sonraki tedavi sürecine yardımcı olmak demek. Herkesin bu belgeyi alması gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Öğrendiğim bilgilerle müdahale edebileceğim”</strong><br />Eğitimlere katılan Ferhat Ömer Altaş da “Eğitimlerin ilk gününde ilkyardıma nasıl başlamamız gerektiğini öğrendik. Az önce de Heimlich Manevrası yapmayı öğrendik. Daha önce ilkyardım gerektiren bir durumla karşılaşmadım ama bundan sonra müdahale gerektiren bir durum olursa öğrendiğim bilgilerle müdahale edebileceğimi düşünüyorum” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayat-kurtaran-merkez-648878">Hayat kurtaran merkez</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEÜ&#8217;de &#8220;Sınırları Aşan Hekimlik&#8221; Konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deude-sinirlari-asan-hekimlik-konusuldu-648836</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Jul 2026 19:29:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[aşan]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[deü]]></category>
		<category><![CDATA[Dokuz Eylül Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğin]]></category>
		<category><![CDATA[hekimlik]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[konuşuldu]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[sınırları]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=648836</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Kurumsal İletişim Koordinatörlüğü tarafından düzenlenen “Bilim Kafe Geleceğin Meslekleri: Sınırları Aşan Hekimlik” başlıklı program, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz'ın açılış konuşmasıyla Rektörlük Yerleşkesi 15 Temmuz Şehitler Salonu'nda gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deude-sinirlari-asan-hekimlik-konusuldu-648836">DEÜ&#8217;de &#8220;Sınırları Aşan Hekimlik&#8221; Konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Kurumsal İletişim Koordinatörlüğü tarafından düzenlenen “Bilim Kafe Geleceğin Meslekleri: Sınırları Aşan Hekimlik” başlıklı program, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz&#8217;ın açılış konuşmasıyla Rektörlük Yerleşkesi 15 Temmuz Şehitler Salonu&#8217;nda gerçekleştirildi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Söyleşiye, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, DEÜ Tıp Fakültesi mezunları Dr. Umut Boyraz ve Dr. Ali Can Kurtul ile İzmir Bakırçay Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Yılmaz Altay konuşmacı olarak katıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Programda, yurt dışında tıp eğitimi ve staj olanakları, öğrenci değişim programları, uluslararası kariyer fırsatları, uzmanlık süreçleri ve küresel sağlık alanında hekimleri bekleyen yeni fırsatlar ele alındı. Konuşmacılar, kendi akademik ve mesleki deneyimlerinden örnekler paylaşarak uluslararası kariyer yolculuklarına ilişkin önemli bilgiler aktarırken, katılımcılar da merak ettikleri soruları doğrudan yöneltme fırsatı buldu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Tercih dönemindeki gençlerin kariyer planlamalarına katkı sunmayı amaçlayan etkinlikte ayrıca hekimlik mesleğinin değişen dinamikleri, uluslararası deneyimin önemi ve geleceğin sağlık profesyonellerinde öne çıkacak yetkinlikler değerlendirildi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>İNGİLİZCE TIP PROGRAMI 2026-2027 AKADEMİK YILINDA BAŞLIYOR</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Programda konuşan Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, 2026-2027 Akademik Yılı Güz Yarıyılı itibarıyla Türkiye&#8217;nin köklü tıp fakülteleri arasında yer alan Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde İngilizce Tıp Programı&#8217;nın eğitim-öğretime başlayacağını bir kez daha müjdeledi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Rektör Bayram Yılmaz, uluslararası standartlarda hekimlerin DEÜ’den yetişmesini hedeflediklerini ifade ederek, &#8220;2026-2027 Akademik Yılı Güz Yarıyılı itibarıyla ilk öğrencilerini kabul edecek İngilizce Tıp Programı ile güçlü akademik kadromuz, ileri araştırma altyapımız ve Üniversite Hastanemizin sunduğu uygulama olanaklarıyla desteklenen eğitim modeli kapsamında uluslararası standartlarda hekimler yetiştirmeyi hedefliyoruz,” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Program sonunda konuşmacılara teşekkür belgeleri, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz tarafından takdim edildi. Etkinlik, toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>GELECEĞİN MESLEKLERİ ODAĞINDA BİLİM VE KARİYER BULUŞMASI</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>YÖK tarafından 2025 yılında başlatılan Bilim İletişimi Projesi kapsamında düzenlenen Bilim Kafe Sohbetleri, bilimin toplumla buluşmasına katkı sunmayı sürdürüyor. Tercih ve tanıtım dönemine yönelik bu yıl &#8220;Geleceğin Meslekleri&#8221; temasıyla gerçekleştirilen etkinliklerde, üniversite adaylarının yalnızca bölüm tercihleri konusunda değil, geleceğin iş dünyasında öne çıkacak beceriler, yükselen sektörler ve kariyer fırsatları hakkında da bilinçlenmeleri amaçlanıyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Bu kapsamda düzenlenen söyleşiler, gençlerin kariyer planlamalarına katkı sunarken üniversiteler ile sektörler arasındaki iş birliklerinin görünürlüğünü artırıyor ve uygulamalı eğitim modellerinin tanıtılmasına destek sağlıyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Nitelikli eğitim anlayışı, güçlü akademik altyapısı ve uygulama odaklı eğitim modeliyle çalışmalarını sürdüren Dokuz Eylül Üniversitesi, öğrencilerini geleceğin mesleklerine hazırlamaya ve ülkemizin ihtiyaç duyduğu donanımlı insan kaynağını yetiştirmeye yönelik faaliyetlerine kararlılıkla devam ediyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deude-sinirlari-asan-hekimlik-konusuldu-648836">DEÜ&#8217;de &#8220;Sınırları Aşan Hekimlik&#8221; Konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
