<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>SAĞLIK HABERLERİ | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/haberler/saglik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/haberler/saglik</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 14 Oct 2026 12:09:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3.png</url>
	<title>SAĞLIK HABERLERİ | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/haberler/saglik</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tip 2 diyabet hastaları için böbrek sağlığında yeni araştırma</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tip-2-diyabet-hastalari-icin-bobrek-sagliginda-yeni-arastirma-665746</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Oct 2026 12:09:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığında]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=665746</guid>

					<description><![CDATA[<p>Semaglutid adlı ilacın tip 2 diyabet ve kronik böbrek hastalarında organlar üzerindeki etkilerini inceleyen araştırma, böbrek sağlığı açısından dikkat çekici bulgular ortaya koydu. Medicana Sağlık Grubu Nefroloji Uzmanı Uzm. Dr. Sinan Erten, ilacın böbrek damar direncini azaltma ve doku sertleşmesini yavaşlatma potansiyeline işaret etti</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tip-2-diyabet-hastalari-icin-bobrek-sagliginda-yeni-arastirma-665746">Tip 2 diyabet hastaları için böbrek sağlığında yeni araştırma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tip 2 diyabet ve buna bağlı gelişen kronik böbrek hastalığı, dünya genelinde milyonlarca insanı ve organ fonksiyonlarını tehdit eden en yaygın sağlık sorunları arasında yer alıyor. Son yıllarda özellikle kilo yönetimi ve şeker kontrolündeki başarısıyla gündeme gelen ‘semaglutid’ etken maddeli ilaçların, böbrekleri koruyucu etkileri bilim dünyasının merceğinde. Tıp literatürünün saygın dergilerinden Nature Medicine’da yayımlanan REMODEL araştırması, ilacın böbrek dokusu üzerindeki hücresel düzeydeki etkilerini inceledi. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Medicana International İzmir Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Sinan Erten, yeni araştırmanın sonuçlarını ve hastalar için ne anlam ifade ettiğini detaylarıyla paylaştı.</p>
<p><strong>Mucize gibi görülmemeli</strong></p>
<p>REMODEL çalışması kapsamında, tip 2 diyabet ve kronik böbrek rahatsızlığı bulunan 106 kişi 52 hafta boyunca yakından takip edildi. Bir gruba haftalık 1 mg semaglutid, diğer gruba ise plasebo (etkisiz ilaç) uygulandı. Süreç boyunca hastalar gelişmiş MR görüntülemelerinin yanı sıra moleküler düzeyde incelemeler, biyopsiler ve genetik haritalama yöntemleriyle analiz edildi. Elde edilen veriler; ilacın böbreklerdeki damar direncini azaltabileceğini, doku sertleşmesi olarak bilinen fibrozisin ilerlemesini engelleyebileceğini ve süzme sistemini oluşturan damar hücrelerinin yapısını olumlu etkileyebileceğini gösterdi. Araştırmanın biyolojik süreçleri anlamak açısından kıymetli olduğunu ancak doğrudan bir mucize olarak görülmemesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Sinan Erten, “REMODEL, semaglutidin böbrek koruyucu etkisinin damar direnci, endotel sağlığı ve fibrozis üzerinden gelişebileceğini destekliyor; ancak bu mekanizmaları kesin olarak kanıtlamıyor. En kritik nokta, çalışmanın birincil sonlanımlarının anlamlı çıkmaması. Çalışmanın sonuçlarından semaglutidin direkt böbrekteki fibrozisi gerilettiği, böbreğin süzme fonksiyonunu artırdığı sonucunu çıkarmamak gerekiyor. Bu ilacın zayıflatıcı ve şekeri düşürücü etkilerinin de bu parametrelere olumlu katkısı vardır” diye konuştu.</p>
<p><strong>Asıl güçlü ispat FLOW araştırması</strong></p>
<p>Yeni çalışmanın, ilacın klinik başarısını kanıtlayan geniş çaplı araştırmaların biyolojik temelini açıklığına kavuşturduğunu ifade eden Uzm. Dr. Sinan Erten, hekimlerin karar verirken dayandığı ana kaynağa dikkat çekti. Uzm. Dr. Sinan Erten, “Bir başka çalışmada klinik karar açısından asıl güçlü dayanak FLOW araştırmasıdır. 3 bin 533 hastada, ortalama 3-4 yıllık takip sürecinde; böbrek yetmezliği, süzme kapasitesinde yüzde 50 veya daha fazla kayıp yaşanması ya da böbrek ve kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm gibi bileşik risklerde yüzde 24 oranında nispi bir azalma sağlandığı gösterildi. Üstelik sadece böbreğe özgü durumlarda da doğrudan fayda gözlendi. Bu nedenle REMODEL’i, FLOW çalışmasında görülen bu klinik yararın arka planındaki biyolojik sebepleri güçlendiren bir araştırma olarak değerlendiririm. ‘Semaglutid böbrek sertleşmesini geri çeviriyor’ veya ‘tüm kronik böbrek hastalıklarında aynı yararı sağlar’ yorumlarını yapmak için henüz erken, daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır” açıklamasını kaydetti.</p>
<p>Diyabet ve böbrek hastaları için bu tür bilimsel gelişmelerin umut verici olmasının yanında reçeteli ilaç kullanımında bireysel durumların daha önemli olduğuna vurgu yapan Uzm. Dr. Sinan Erten, her hastanın böbrek evresi, genel sağlık durumu ve metabolik yapısı farklı olduğundan, böbrek koruyucu tedavilerin mutlaka nefroloji ve endokrinoloji uzmanlarının gözetiminde planlanması gerektiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tip-2-diyabet-hastalari-icin-bobrek-sagliginda-yeni-arastirma-665746">Tip 2 diyabet hastaları için böbrek sağlığında yeni araştırma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vegan beslenmede diş sağlığını korumak için nelere dikkat edilmeli?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vegan-beslenmede-dis-sagligini-korumak-icin-nelere-dikkat-edilmeli-665736</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Oct 2026 11:44:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmede]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[korumak]]></category>
		<category><![CDATA[nelere]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[vegan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=665736</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vejetaryen ve vegan beslenme, bazı besin ögelerinin yeterli alınmaması durumunda ağız ve diş sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Uzmanlar, dengeli beslenmenin ve gerekli vitamin ve minerallerin yeterli düzeyde alınmasının önemine dikkat çekiyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vegan-beslenmede-dis-sagligini-korumak-icin-nelere-dikkat-edilmeli-665736">Vegan beslenmede diş sağlığını korumak için nelere dikkat edilmeli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle kalsiyum ve D vitamini başta olmak üzere protein, B12 vitamini, demir ve çinko gibi besin öğelerinin yeterli alınmasının önemine dikkat çeken Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Yeliz Güneş, “Özellikle dişlerin gelişim döneminde genç bireylerde bu besin öğelerinin yetersizliği, dişin temel yapısı olan mine ve dentinin mineralizasyonunu olumsuz etkileyebilir. Erişkinlerde ise uzun süreli kalsiyum ve D vitamini yetersizliği, kemik mineral yoğunluğunun azalmasına ve çene kemiğinde kayıp riskinin artmasına neden olabilir.” dedi. Dengeli bitkisel beslenmenin genel sağlıkla birlikte ağız sağlığını da desteklediğini ifaden eden Dr. Öğr. Üyesi Güneş, takviyelerin uzman hekim tavsiyesiyle kullanılması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Yeliz Güneş, vejetaryen ve vegan beslenmenin ağız ve diş sağlığı üzerindeki etkileri, dikkat edilmesi gereken besin öğeleri ve doğru ağız bakımının önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/10/vegan-beslenmede-dis-sagligini-korumak-icin-nelere-dikkat-edilmeli-0-gn32VQRI.jpg"/></p>
<p><strong>Vegan beslenmede kalsiyum ve D vitamini diş sağlığı için önemli!</strong></p>
<p>Vejetaryen ve vegan beslenmenin doğru planlandığında sağlıklı ve dengeli bir beslenme biçimi olabileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Yeliz Güneş, “Bununla birlikte, özellikle hayvansal kaynaklı besinlerin daha fazla kısıtlandığı vegan beslenmede kalsiyum ve D vitamini alımı yetersiz olabilir. Farklı besin kaynaklarıyla bu eksikliğin giderilmesine dikkat edilmeli.” dedi.</p>
<p>Kalsiyum ve D vitamininin, dişlerin gelişimi ve çene kemiklerinin sağlığının korunmasında önemli rol oynadığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Güneş, “Özellikle dişlerin gelişim döneminde genç bireylerde bu besin öğelerinin yetersizliği, dişin temel yapısı olan mine ve dentinin mineralizasyonunu olumsuz etkileyebilir. Erişkinlerde ise uzun süreli kalsiyum ve D vitamini yetersizliği, kemik mineral yoğunluğunun azalmasına ve çene kemiğinde kayıp riskinin artmasına neden olabilir. Bu nedenle vejetaryen ve vegan bireylerde önemli olan hayvansal gıdaların tüketilip tüketilmemesinden ziyade kalsiyum ve D vitamini gereksiniminin farklı besin kaynaklarıyla yeterli şekilde karşılanmasıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dengeli bitkisel beslenme ağız sağlığını da destekliyor!</strong></p>
<p>Vejetaryen veya vegan beslenmenin tek başına diş eti hastalıkları için bir risk faktörü olmadığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Güneş, “Hatta sebze, meyve, tam tahıl ve baklagillerden zengin, dengeli bir bitkisel beslenme; lif, vitamin ve antioksidan içeriği sayesinde genel sağlığın yanı sıra ağız sağlığını da destekleyebilir.” dedi.</p>
<p>Mevcut çalışmaların, vejetaryen ve vegan beslenme ile diş eti sağlığı arasında genel olarak olumsuz bir ilişki ortaya koymadığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Güneş, şunları söyledi:</p>
<p>“Hatta bazı çalışmalarda, bu bireylerde diş eti iltihabı ve kanama gibi bulguların daha az görülebildiği bildirilmiştir. Bu durumun, bitkisel beslenmenin sebze ve meyvelerden zengin olması ve buna bağlı olarak daha fazla lif, vitamin ve antioksidan içermesiyle ilişkili olabileceği düşünülüyor. Ancak, beslenmenin iyi planlanması önemli. Besin öğelerinin yetersizliği bağışıklık sistemi, ağız dokularının bütünlüğü ve iyileşme süreçlerini olumsuz etkileyebilir.”</p>
<p><strong>Vegan ve vejetaryen beslenmede tüm besin öğeleri yeterli alınmalı!</strong></p>
<p>Vegan ve vejetaryen beslenmede kalsiyum ve D vitamininin yanı sıra B12 vitamini, demir, çinko, protein ve Omega-3 yağ asitlerinin yeterli alınmasına da dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Güneş, “Özellikle B12 vitamini doğal olarak çoğunlukla hayvansal kaynaklı besinlerde bulunduğundan, özellikle vegan bireylerde yeterli B12 alımının sağlanması önem taşır.” dedi.</p>
<p>Proteinin kemik ve ağız dokularının yapımı ve onarımı için gerekli olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Güneş, “Demir ve çinko ise bağışıklık sistemi ve dokuların sağlıklı işlevlerinin sürdürülmesinde rol oynar. Omega-3 yağ asitleri vücudun iltihaplanmaya karşı verdiği yanıtın düzenlenmesine yardımcı olur. Bu nedenle vegan ve vejetaryen beslenmede tek bir vitamin veya minerale odaklanmak yerine çeşitli ve dengeli beslenerek tüm bu besin öğelerinin yeterli miktarda alınması önemlidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Takviyeler kişisel ihtiyaçlara göre kullanılmalı!</strong></p>
<p>Vejetaryen ve vegan beslenen bireylerde kalsiyum ve D vitamini takviye gereksiniminin her birey için aynı olmadığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Güneş, “Öncelikle bu besin öğelerinin günlük beslenmeyle yeterli miktarda alınması hedeflenmeli; beslenmeyle gereksinimin karşılanamadığı veya eksiklik saptandığı durumlarda takviye kullanımı değerlendirilmeli.” dedi.</p>
<p>Takviye gereksinimi ve kullanılacak dozun kişinin yaşı, beslenme düzeni, güneş ışığından yararlanma düzeyi, genel sağlık durumu ve gerektiğinde yapılan kan tetkikleri göz önünde bulundurularak belirlenmesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Güneş, özellikle D vitamini takviyelerinin gereksiz veya yüksek dozda kullanımından kaçınılması ve ihtiyaç halinde sağlık profesyoneli önerisiyle kullanılması gerektiği uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Ağız ve diş sağlığı için düzenli bakım şart!</strong></p>
<p>Vejetaryen ve vegan bireylerde ağız ve diş sağlığının korunması için çeşitli ve dengeli beslenmenin; protein, vitamin ve minerallerin yeterli alımına dikkat etmenin önemini yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Yeliz Güneş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bitkisel beslenmede önemli yer tutan meyve ve sebzeler sağlıklı beslenmenin bir parçasıdır. Ancak meyvelerin, meyve sularının ve asitli içeceklerin gün içinde sık tüketilmesi diş minesinde erozyon riskini artırabilir. Benzer şekilde şeker içeriği yüksek atıştırmalıkların sık tüketilmesi de çürük riskini artırabilir. Bu nedenle yalnızca tüketilen besinlerin içeriğine değil, tüketim sıklığına da dikkat edilmeli.</p>
<p>Ağız bakımında dişlerin günde iki kez, yaklaşık iki dakika boyunca fırçalanması, yalnızca vejetaryen ve vegan bireylere değil, herkese önerilir. Diş fırçasının ulaşamadığı bölgelerde biriken besin artıklarının uzaklaştırılması için diş ipi veya ara yüz fırçası gibi uygun ağız bakım araçları kullanılmalı. Bunun yanı sıra, ağız ve diş sağlığının korunması ve olası sorunların erken dönemde fark edilebilmesi için düzenli diş hekimi kontrollerine gidilmeli.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vegan-beslenmede-dis-sagligini-korumak-icin-nelere-dikkat-edilmeli-665736">Vegan beslenmede diş sağlığını korumak için nelere dikkat edilmeli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Yılmaz’dan Aliağa’ya Hastane Müjdesi: 200 Yataklı Genel Hastane Olacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-yilmazdan-aliagaya-hastane-mujdesi-200-yatakli-genel-hastane-olacak-665723</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Oct 2026 10:09:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[200]]></category>
		<category><![CDATA[aliağa]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[müjdesi]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=665723</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rektör Yılmaz’dan Aliağa'ya Hastane Müjdesi: 200 Yataklı Genel Hastane Olacak</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-yilmazdan-aliagaya-hastane-mujdesi-200-yatakli-genel-hastane-olacak-665723">Rektör Yılmaz’dan Aliağa’ya Hastane Müjdesi: 200 Yataklı Genel Hastane Olacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / Özel Haber – </strong><span>Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, ED Medya Genel Yayın Yönetmeni Gazeteci Erkan Doğan’a, Aliağa Belediyesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi işbirliği ile yapımına başlanılan ancak üniversite tarafından kaynak aktarılmaması nedeniyle 7 yıldır tamamlanamayan Aliağa’daki hastane yatırımı ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. </span></p>
<p><span>Hastane inşaatının iç bölümlerinde tamamlanma oranının yüzde 83’e ulaştığını belirten Yılmaz, yaklaşık 200 yatak kapasitesiyle planlanan hastanenin Sağlık Bakanlığı ile ortak kullanılması için çalışmaların sürdüğünü söyledi. Yılmaz, hastanenin yalnızca meslek hastalıkları alanında değil, genel sağlık hizmetleri verecek kapsamlı bir sağlık tesisi olarak hizmet verilmesinin planlandığını açıkladı.</span></p>
<p><span>Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, uzun yıllardır tamamlanması beklenen Aliağa’daki hastane projesinde gelinen son noktayı ED Medya’ya anlattı. Göreve geldikten sonra yapım sürecindeki taşeronları aradan çıkararak ana yükleniciyle doğrudan muhatap olduklarını belirten Yılmaz, özellikle 2025 yılında projeye önemli miktarda bütçe sağlanmasıyla çalışmaların hızlandığını söyledi.</span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/10/rektor-yilmazdan-aliagaya-hastane-mujdesi-200-yatakli-genel-hastane-olacak-0-jtlvAWzx.png"/></p>
<p><b><b>“İçinin Yüzde 83’ü Tamamlandı”</b></b></p>
<p><span>Hastanenin tamamlanmasına artık çok fazla iş kalmadığını ifade eden Rektör Yılmaz, “2025 yılında çok önemli oranda bütçe sağlandı. Çalışmalar çok hızlandı. İçinin yüzde 83’ü bitmiş durumda. İnşallah daha da ilerleyecek. Bu hastane 200 yataklı bir hastane olarak planlanıyor. Yatak sayısı daha da artabilir.” dedi.  Yılmaz, geçmişte çıkmaza giren projenin kamu bünyesinde tutulmasının bugünkü aşamaya ulaşılmasında önemli rol oynadığını belirterek, hastanenin tamamlanacağına inandığını ifade etti.</span></p>
<p><b><b>Sağlık Bakanlığı ile Ortak Kullanım Planı</b></b></p>
<p><span>Projenin en dikkat çekici başlıklarından biri ise hastanenin işletme modeli olacak. Rektör Yılmaz, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun Ocak 2025’te gerçekleştirdiği İzmir ziyareti sırasında hastanenin ortak kullanılması önerisini gündeme getirdiğini anlattı. Sağlık Bakanlığı ile Dokuz Eylül Üniversitesi arasında bir iş birliği modeli üzerinde çalışıldığını belirten Yılmaz, hazırlanan modeli “ters afiliasyon” olarak tanımladı. “Bakanlık üniversite hastanelerini afiliye eder. Burada bunun tersi bir afilasyon olacak. Dokuz Eylül Üniversitesi hastaneyi Sağlık Bakanlığı ile afiliye edecek. İnşallah ortak kullanacağız. Yarısı onlar, yarısı biz.”</span></p>
<p><b><b>Ankara’da Hastane İçin Kritik Görüşmeler</b></b></p>
<p><span>Hastanenin geleceği konusunda Ankara’da temaslarda bulunduğunu da açıklayan Rektör Yılmaz, Sağlık Bakan Yardımcısı ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığındaki yetkililerle görüştüğünü söyledi. Ortak kullanım modeline ilişkin protokol hazırlıklarının devam ettiğini belirten Yılmaz, sürecin henüz tamamen sonuçlanmadığının da altını çizdi.</span></p>
<p><b><b>Cihaz ve Personeli Bakanlık, Uzmanları Üniversite Sağlayacak</b></b></p>
<p><span>Yılmaz’ın açıkladığı prensipteki modele göre hastanenin tamamlanmasının ardından ihtiyaç duyulan tıbbi cihazların, hastane donanımının ve tefrişatın Sağlık Bakanlığı tarafından sağlanması planlanıyor. Hemşire, tekniker ve destek hizmetleri personelinin de Bakanlık tarafından karşılanmasının öngörüldüğünü belirten Yılmaz, Dokuz Eylül Üniversitesinin ise farklı branşlarda uzman hekim desteği sağlayacağını söyledi. “Buranın cihazlarının alınması, tefrişatı, hastane donanımı, hemşire, tekniker ve destek hizmetleri personeli Bakanlık tarafından yapılacak. Biz de hangi branşta olursa olsun uzman vereceğiz. Bu şekilde bir iş birliği anlaşması düşünüyoruz. Prensip bu.”</span></p>
<p><b><b>Sadece Meslek Hastalıkları Hastanesi Olmayacak</b></b></p>
<p><span>Aliağa’daki tesisin yıllardır “Meslek Hastalıkları Hastanesi” olarak anıldığını hatırlatan Yılmaz, tamamlandığında hastanenin bundan çok daha geniş kapsamlı sağlık hizmeti vermesinin planlandığını açıkladı. Yaklaşık 200 yataklı bir tesisin yalnızca meslek hastalıklarına ayrılmasının doğru olmayacağını belirten Yılmaz, hastanenin genel hastane niteliğinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. “Burası genel bir hastane olacak. 200 yataklı meslek hastalıkları hastanesi olur mu? Olmaz. Projede adı öyle geçtiği için öyle geçiyor. Bittiği zaman ‘Aliağa Hastanesi’ deriz, ‘Dokuz Eylül Üniversitesi Aliağa İhtisas Hastanesi’ deriz.”</span></p>
<p><b><b>Meslek Hastalıkları ve Hiperbarik Tedavi Ünitesi Olacak</b></b></p>
<p><span>Meslek hastalıklarının projeden tamamen çıkarılmasının söz konusu olmadığını belirten Yılmaz, hastane içerisinde bu alana yönelik özel bir ünitenin yer alabileceğini söyledi. Hiperbarik tedavi hizmetlerinin de hastanenin sağlık hizmetleri arasında bulunmasının planlandığını ifade etti. Aliağa’daki ceza infaz kurumlarını da dikkate aldıklarını belirten Yılmaz, hastanenin bölgedeki kamu sağlık hizmetlerine geniş bir perspektifle katkı sağlamasının hedeflendiğini anlattı.</span></p>
<p><b><b>Balçova’daki Hastane Yenilenirken Aliağa Devreye Girecek</b></b></p>
<p><span>Dokuz Eylül Üniversitesinin Balçova’daki sağlık yerleşkesine ilişkin yeni yatırımlar planladığını da açıklayan Yılmaz, burada 5 bin, 10 bin ve 20 bin metrekarelik yeni hastane binaları yapmayı düşündüklerini söyledi. Bu yatırımlar gerçekleştirilirken Aliağa’daki hastanenin devreye alınmasının önemine dikkat çeken Yılmaz, böylece İzmir’de sağlık hizmetlerinin kesintisiz sürdürülmesine katkı sağlanabileceğini belirtti.</span></p>
<p><b><b>Sağlık Turizmine de Kapı Açabilir</b></b></p>
<p><span>Aliağa Hastanesi için uzun vadeli hedeflerden biri de sağlık turizmi. Balçova’daki üniversite hastanesinin halihazırda tam kapasite, hatta kapasitesinin üzerinde çalıştığını belirten Yılmaz, bu nedenle sağlık turizminin şu anda üniversitenin öncelikleri arasında bulunmadığını söyledi. Ancak Aliağa’daki hastanenin hizmete girmesiyle yeni bir kapasite oluşacağını vurgulayan Yılmaz, bu kapasitenin belirli bir bölümünün gelecekte sağlık turizmi için değerlendirilebileceğini ifade etti. Yılmaz, böyle bir çalışmanın hem İzmir’e daha fazla uluslararası hasta gelmesine hem de kent ekonomisine katkı sağlayabileceğini kaydetti.</span></p>
<p><b><b>Protokol Henüz Kesinleşmedi</b></b></p>
<p><span>Sağlık Bakanlığı ile planlanan ortak kullanım modelinin henüz nihai protokole bağlanmadığını özellikle belirten Rektör Yılmaz, iki kamu kurumu arasındaki hazırlıkların devam ettiğini söyledi. Projenin tamamlanması ve ardından işletme modelinin hayata geçirilmesiyle, uzun yıllardır bitirilmesi beklenen Aliağa’daki dev hastane yatırımının İzmir’in kuzey aksında kapsamlı sağlık hizmeti sunan yeni bir merkez haline gelmesi hedefleniyor.</span></p>
<p><b><b>Hastane 7 Yıldır Tamamlanamadı ! </b></b></p>
<p><span>Aliağa Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi projesi 31 Mart 2019 yerel seçimleri öncesinde kamuoyuna duyuruldu. Projenin Dokuz Eylül Üniversitesi ile MHP’li Serkan Acar yönetimindeki Aliağa Belediyesi iş birliğinde gerçekleştirileceği açıklandı. 19 Mart 2019’da Aliağa’nın Çaltılıdere Mahallesi’nde düzenlenen törenle hastanenin temeli atıldı. Törene dönemin Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı Naci Ağbal, İzmir Valisi Erol Ayyıldız, MHP Genel Başkan Yardımcısı Emin Haluk Ayhan, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar ve Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar katıldı. Açıklamalarda hastanenin yaklaşık 200 yatak kapasiteli ve meslek hastalıkları alanında ihtisas hastanesi olarak hizmet vereceği ifade edildi.</span></p>
<p><span>10 Mart 2020’de hastane için hazırlanan çevre düzeni planı değişikliği ile nazım ve uygulama imar planlarının kesinleştiği duyuruldu. 6 Temmuz 2020’de Aliağa Belediyesi ile Dokuz Eylül Üniversitesi iş birliğinde hastanenin yapılacağı alanda hafriyat ve saha tesviyesi çalışmalarının başladığı açıklandı. Açıklamada hastanenin 2022 yılı içinde tamamlanmasının hedeflendiği belirtildi.</span></p>
<p><span>30 Eylül 2020’de Dokuz Eylül Üniversitesi, Aliağa Belediyesi ve Aliağa Kimya İhtisas ve Karma Organize Sanayi Bölgesi(ALOSBİ) arasında imzalanan protokolle proje için 12 milyon TL bağış sağlanacağı açıklandı. Protokol töreninde konuşan dönemin Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar, hastanenin 2022 yılının ilk yarısında hizmete açılmasının planlandığını ifade etti. Ancak dönemin Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, ALOSBİ’nin 12 milyon TL’lik bağışına onay vermedi. Dönemin CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan, bağışın onaylanmamasına ilişkin Varank’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığına soru önergesi verdi ancak bir yanıt gelmedi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-yilmazdan-aliagaya-hastane-mujdesi-200-yatakli-genel-hastane-olacak-665723">Rektör Yılmaz’dan Aliağa’ya Hastane Müjdesi: 200 Yataklı Genel Hastane Olacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>50 yaş üzeri yaklaşık her 2 erkekten birinin sorunu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/50-yas-uzeri-yaklasik-her-2-erkekten-birinin-sorunu-665690</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Oct 2026 09:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[50]]></category>
		<category><![CDATA[birinin]]></category>
		<category><![CDATA[erkekten]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[mesane]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat Büyümesi]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=665690</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle 50 yaşından sonra görülme sıklığı artan iyi huylu prostat büyümesi, sadece yaşam konforunu azaltmakla kalmıyor, tedavi edilmediğinde çok daha ciddi sorunlara yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/50-yas-uzeri-yaklasik-her-2-erkekten-birinin-sorunu-665690">50 yaş üzeri yaklaşık her 2 erkekten birinin sorunu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle 50 yaşından sonra görülme sıklığı artan iyi huylu prostat büyümesi, sadece yaşam konforunu azaltmakla kalmıyor, tedavi edilmediğinde çok daha ciddi sorunlara yol açabiliyor. Türkiye’yi de kapsayan geniş ölçekli bir araştırmaya göre, 50 yaş üzerindeki her 100 erkeğin 14’ü prostat büyümesi sorunu ile karşılaşırken, uluslararası veriler prostat büyümesinin 50 yaş üzerindeki erkeklerin yaklaşık yarısını etkilediğini gösteriyor. </p>
<p>Son yıllarda hastalığın yaygınlaşmasında toplumun yaşlanması ve yaşam süresinin uzamasının yanı sıra yanlış yaşam alışkanlıklarının da etkili olabildiğini belirten <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Bahadır Topuz</strong>, “Özellikle obezite, hareketsiz yaşam, metabolik sendrom ve diyabet gibi durumlar iyi huylu prostat büyümesi ve buna bağlı idrar yolu şikayetleriyle ilişkili olabilmektedir. Yanlış yaşam alışkanlıkları, tek başına hastalık nedeni olmasa da, özellikle aşırı kafein ve alkol tüketimi, akşam saatlerinde fazla sıvı alınması ve hareketsizlik; sık idrara çıkma, ani sıkışma ve gece idrara kalkma gibi yakınmaları artırabilir” diyor. </p>
<p>İdrar alışkanlıklarında ortaya çıkan değişikliklerin ‘yaşlanmanın doğal sonucu’ olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Bahadır Topuz, iyi huylu prostat büyümesinin ihmale gelmez 5 belirtisini ve tedavide yeni nesil yöntemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>İdrar akımında zayıflama ve incelme</strong></p>
<p>İdrarın eskisine göre daha yavaş, ince veya düşük basınçla gelmesi, prostat büyümesinin en sık görülen belirtilerindendir. Büyüyen prostat dokusu idrar kanalını daralttıkça mesane, idrarı dışarı atabilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Bazı hastalar bu değişime zaman içinde alıştığı için yakınmalarının farkına varmayabilir. İdrar yapma süresinin giderek uzaması ve akımın damlama şeklinde sonlanması da değerlendirilmesi gereken bulgulardır.</p>
<p><strong>İdrara başlamada güçlük ve kesik kesik idrar yapma</strong></p>
<p>Tuvalete gidildiği halde idrarın hemen başlayamaması, başlaması için beklemek veya ıkınmak gerekmesi prostat büyümesine bağlı olabilir. İdrar akımının işlem sırasında birkaç kez durup yeniden başlaması da idrar kanalındaki tıkanıklığın habercisi olabilir. Hastalığın ilerlemesiyle mesane kası yorulabilir ve idrarın boşaltılması daha da güçleşebilir. Bu nedenle ıkınarak idrar yapmak, yaşlanmanın doğal ve önemsiz bir sonucu olarak görülmemelidir. </p>
<p><strong>Sık idrara çıkma ve ani sıkışma hissi</strong></p>
<p>Gündüzleri normalden daha sık tuvalete gitme, idrarı ertelemekte zorlanma veya tuvalete yetişememe kaygısı yaşamak, prostat büyümesiyle ilişkili mesane belirtileri arasında yer alır. İdrar kanalındaki dirence karşı uzun süre çalışan mesane zamanla daha hassas ve aşırı aktif hale gelebilir. Bu durum iş toplantıları, seyahatler ve sosyal etkinlikler sırasında yaşamı önemli ölçüde kısıtlayabilir. Ani sıkışmaya bazen idrar kaçırma da eşlik edebilir.</p>
<p><strong>Geceleri tekrar tekrar idrara kalkma</strong></p>
<p>Doç. Dr. Bahadır Topuz “Gece uykudan birden fazla kez idrar yapmak için kalkmak, hastaların en fazla yaşam kalitesi kaybı yaşadığı şikayetlerden biridir. Sık bölünen uyku; ertesi gün yorgunluk, dikkat azalması ve performans kaybına neden olabilir. İleri yaştaki kişilerde gece tuvalete giderken düşme ve yaralanma riskini de artırabilir. Ancak gece idrara kalkmanın diyabet, uyku apnesi, kalp hastalıkları ve bazı ilaçlar gibi farklı nedenleri de olabileceği unutulmamalıdır” diyor. </p>
<p><strong>Mesanenin tam boşalmadığı hissi</strong></p>
<p>İdrar yaptıktan kısa süre sonra yeniden tuvalet ihtiyacı duyulması veya mesanede hala idrar kaldığının hissedilmesi önemli bir uyarı işaretidir. Prostatın oluşturduğu tıkanıklık nedeniyle mesane her seferinde tamamen boşalamayabilir ve içeride ‘artık idrar’ kalabilir. Artık idrar miktarının artması; enfeksiyon, mesane taşı ve ani idrar yapamama riskini yükseltebilir. Uzun süre devam eden ciddi tıkanıklık, mesane fonksiyonlarını ve ileri vakalarda böbrekleri de olumsuz etkileyebilir.</p>
<p><strong>xxxxx Kutu Bilgisi xxxxx</strong></p>
<p><strong>İyi huylu prostat büyümesinde yeni nesil tedaviler </strong></p>
<p>Teknolojideki hızlı gelişmeler iyi huylu prostat büyümesinin tedavisinde de önemli yenilikleri beraberinde getiriyor. Günümüzde hastanın prostat büyüklüğü ve anatomik özelliklerinin yanı sıra genel sağlık durumu ve beklentileri değerlendirilerek kişiye özel tedavi seçenekleri belirlenebiliyor. Yeni nesil tedavi yöntemlerinden HoLEP’in lazer teknolojisiyle, Rezum’un ise su buharının gücünden faydalanılarak uygulandığını belirten Doç. Dr. Bahadır Topuz, “Her iki yöntem de idrar kanalından girilerek vücutta kesi oluşturulmadan yapılır; ancak çalışma prensipleri, etki hızı ve uygun oldukları hasta grupları birbirinden farklıdır” diyor. Yeni nesil yöntemlerin geleneksel cerrahi yöntemlere göre; işlemlerin daha kısa sürmesi, daha az kanama ve daha erken taburcu olma gibi hastaya önemli avantajlar sağladığını belirten Doç. Dr. Bahadır Topuz, “En doğru tedavi, ayrıntılı ürolojik muayene ve tetkiklerin ardından hasta ile hekim tarafından ortaklaşa belirlenmelidir” diye konuşuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/50-yas-uzeri-yaklasik-her-2-erkekten-birinin-sorunu-665690">50 yaş üzeri yaklaşık her 2 erkekten birinin sorunu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Yılmaz’dan Aliağa Hastanesi Müjdesi: 200 Yataklı Genel Hastane Olacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-yilmazdan-aliaga-hastanesi-mujdesi-200-yatakli-genel-hastane-olacak-665681</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Oct 2026 09:47:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[200]]></category>
		<category><![CDATA[aliağa]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[müjdesi]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=665681</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rektör Yılmaz’dan Aliağa Hastanesi Müjdesi: 200 Yataklı Genel Hastane Olacak</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-yilmazdan-aliaga-hastanesi-mujdesi-200-yatakli-genel-hastane-olacak-665681">Rektör Yılmaz’dan Aliağa Hastanesi Müjdesi: 200 Yataklı Genel Hastane Olacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / Özel Haber – </strong><span>Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, ED Medya Genel Yayın Yönetmeni Gazeteci Erkan Doğan’a, Aliağa Belediyesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi işbirliği ile yapımına başlanılan ancak üniversite tarafından kaynak aktarılmaması nedeniyle 7 yıldır tamamlanamayan Aliağa’daki hastane yatırımı ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. </span></p>
<p><span>Hastane inşaatının iç bölümlerinde tamamlanma oranının yüzde 83’e ulaştığını belirten Yılmaz, yaklaşık 200 yatak kapasitesiyle planlanan hastanenin Sağlık Bakanlığı ile ortak kullanılması için çalışmaların sürdüğünü söyledi. Yılmaz, hastanenin yalnızca meslek hastalıkları alanında değil, genel sağlık hizmetleri verecek kapsamlı bir sağlık tesisi olarak hizmet verilmesinin planlandığını açıkladı.</span></p>
<p><span>Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, uzun yıllardır tamamlanması beklenen Aliağa’daki hastane projesinde gelinen son noktayı ED Medya’ya anlattı. Göreve geldikten sonra yapım sürecindeki taşeronları aradan çıkararak ana yükleniciyle doğrudan muhatap olduklarını belirten Yılmaz, özellikle 2025 yılında projeye önemli miktarda bütçe sağlanmasıyla çalışmaların hızlandığını söyledi.</span></p>
<p><b><b>“İçinin Yüzde 83’ü Tamamlandı”</b></b></p>
<p><span>Hastanenin tamamlanmasına artık çok fazla iş kalmadığını ifade eden Rektör Yılmaz, “2025 yılında çok önemli oranda bütçe sağlandı. Çalışmalar çok hızlandı. İçinin yüzde 83’ü bitmiş durumda. İnşallah daha da ilerleyecek. Bu hastane 200 yataklı bir hastane olarak planlanıyor. Yatak sayısı daha da artabilir.” dedi.  Yılmaz, geçmişte çıkmaza giren projenin kamu bünyesinde tutulmasının bugünkü aşamaya ulaşılmasında önemli rol oynadığını belirterek, hastanenin tamamlanacağına inandığını ifade etti.</span></p>
<p><b><b>Sağlık Bakanlığı ile Ortak Kullanım Planı</b></b></p>
<p><span>Projenin en dikkat çekici başlıklarından biri ise hastanenin işletme modeli olacak. Rektör Yılmaz, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun Ocak 2025’te gerçekleştirdiği İzmir ziyareti sırasında hastanenin ortak kullanılması önerisini gündeme getirdiğini anlattı. Sağlık Bakanlığı ile Dokuz Eylül Üniversitesi arasında bir iş birliği modeli üzerinde çalışıldığını belirten Yılmaz, hazırlanan modeli “ters afiliasyon” olarak tanımladı. “Bakanlık üniversite hastanelerini afiliye eder. Burada bunun tersi bir afilasyon olacak. Dokuz Eylül Üniversitesi hastaneyi Sağlık Bakanlığı ile afiliye edecek. İnşallah ortak kullanacağız. Yarısı onlar, yarısı biz.”</span></p>
<p><b><b>Ankara’da Hastane İçin Kritik Görüşmeler</b></b></p>
<p><span>Hastanenin geleceği konusunda Ankara’da temaslarda bulunduğunu da açıklayan Rektör Yılmaz, Sağlık Bakan Yardımcısı ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığındaki yetkililerle görüştüğünü söyledi. Ortak kullanım modeline ilişkin protokol hazırlıklarının devam ettiğini belirten Yılmaz, sürecin henüz tamamen sonuçlanmadığının da altını çizdi.</span></p>
<p><b><b>Cihaz ve Personeli Bakanlık, Uzmanları Üniversite Sağlayacak</b></b></p>
<p><span>Yılmaz’ın açıkladığı prensipteki modele göre hastanenin tamamlanmasının ardından ihtiyaç duyulan tıbbi cihazların, hastane donanımının ve tefrişatın Sağlık Bakanlığı tarafından sağlanması planlanıyor. Hemşire, tekniker ve destek hizmetleri personelinin de Bakanlık tarafından karşılanmasının öngörüldüğünü belirten Yılmaz, Dokuz Eylül Üniversitesinin ise farklı branşlarda uzman hekim desteği sağlayacağını söyledi. “Buranın cihazlarının alınması, tefrişatı, hastane donanımı, hemşire, tekniker ve destek hizmetleri personeli Bakanlık tarafından yapılacak. Biz de hangi branşta olursa olsun uzman vereceğiz. Bu şekilde bir iş birliği anlaşması düşünüyoruz. Prensip bu.”</span></p>
<p><b><b>Sadece Meslek Hastalıkları Hastanesi Olmayacak</b></b></p>
<p><span>Aliağa’daki tesisin yıllardır “Meslek Hastalıkları Hastanesi” olarak anıldığını hatırlatan Yılmaz, tamamlandığında hastanenin bundan çok daha geniş kapsamlı sağlık hizmeti vermesinin planlandığını açıkladı. Yaklaşık 200 yataklı bir tesisin yalnızca meslek hastalıklarına ayrılmasının doğru olmayacağını belirten Yılmaz, hastanenin genel hastane niteliğinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. “Burası genel bir hastane olacak. 200 yataklı meslek hastalıkları hastanesi olur mu? Olmaz. Projede adı öyle geçtiği için öyle geçiyor. Bittiği zaman ‘Aliağa Hastanesi’ deriz, ‘Dokuz Eylül Üniversitesi Aliağa İhtisas Hastanesi’ deriz.”</span></p>
<p><b><b>Meslek Hastalıkları ve Hiperbarik Tedavi Ünitesi Olacak</b></b></p>
<p><span>Meslek hastalıklarının projeden tamamen çıkarılmasının söz konusu olmadığını belirten Yılmaz, hastane içerisinde bu alana yönelik özel bir ünitenin yer alabileceğini söyledi. Hiperbarik tedavi hizmetlerinin de hastanenin sağlık hizmetleri arasında bulunmasının planlandığını ifade etti. Aliağa’daki ceza infaz kurumlarını da dikkate aldıklarını belirten Yılmaz, hastanenin bölgedeki kamu sağlık hizmetlerine geniş bir perspektifle katkı sağlamasının hedeflendiğini anlattı.</span></p>
<p><b><b>Balçova’daki Hastane Yenilenirken Aliağa Devreye Girecek</b></b></p>
<p><span>Dokuz Eylül Üniversitesinin Balçova’daki sağlık yerleşkesine ilişkin yeni yatırımlar planladığını da açıklayan Yılmaz, burada 5 bin, 10 bin ve 20 bin metrekarelik yeni hastane binaları yapmayı düşündüklerini söyledi. Bu yatırımlar gerçekleştirilirken Aliağa’daki hastanenin devreye alınmasının önemine dikkat çeken Yılmaz, böylece İzmir’de sağlık hizmetlerinin kesintisiz sürdürülmesine katkı sağlanabileceğini belirtti.</span></p>
<p><b><b>Sağlık Turizmine de Kapı Açabilir</b></b></p>
<p><span>Aliağa Hastanesi için uzun vadeli hedeflerden biri de sağlık turizmi. Balçova’daki üniversite hastanesinin halihazırda tam kapasite, hatta kapasitesinin üzerinde çalıştığını belirten Yılmaz, bu nedenle sağlık turizminin şu anda üniversitenin öncelikleri arasında bulunmadığını söyledi. Ancak Aliağa’daki hastanenin hizmete girmesiyle yeni bir kapasite oluşacağını vurgulayan Yılmaz, bu kapasitenin belirli bir bölümünün gelecekte sağlık turizmi için değerlendirilebileceğini ifade etti. Yılmaz, böyle bir çalışmanın hem İzmir’e daha fazla uluslararası hasta gelmesine hem de kent ekonomisine katkı sağlayabileceğini kaydetti.</span></p>
<p><b><b>Protokol Henüz Kesinleşmedi</b></b></p>
<p><span>Sağlık Bakanlığı ile planlanan ortak kullanım modelinin henüz nihai protokole bağlanmadığını özellikle belirten Rektör Yılmaz, iki kamu kurumu arasındaki hazırlıkların devam ettiğini söyledi. Projenin tamamlanması ve ardından işletme modelinin hayata geçirilmesiyle, uzun yıllardır bitirilmesi beklenen Aliağa’daki dev hastane yatırımının İzmir’in kuzey aksında kapsamlı sağlık hizmeti sunan yeni bir merkez haline gelmesi hedefleniyor.</span></p>
<p><b><b>Hastane 7 Yıldır Tamamlanamadı ! </b></b></p>
<p><span>Aliağa Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi projesi 31 Mart 2019 yerel seçimleri öncesinde kamuoyuna duyuruldu. Projenin Dokuz Eylül Üniversitesi ile MHP’li Serkan Acar yönetimindeki Aliağa Belediyesi iş birliğinde gerçekleştirileceği açıklandı. 19 Mart 2019’da Aliağa’nın Çaltılıdere Mahallesi’nde düzenlenen törenle hastanenin temeli atıldı. Törene dönemin Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı Naci Ağbal, İzmir Valisi Erol Ayyıldız, MHP Genel Başkan Yardımcısı Emin Haluk Ayhan, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar ve Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar katıldı. Açıklamalarda hastanenin yaklaşık 200 yatak kapasiteli ve meslek hastalıkları alanında ihtisas hastanesi olarak hizmet vereceği ifade edildi.</span></p>
<p><span>10 Mart 2020’de hastane için hazırlanan çevre düzeni planı değişikliği ile nazım ve uygulama imar planlarının kesinleştiği duyuruldu. 6 Temmuz 2020’de Aliağa Belediyesi ile Dokuz Eylül Üniversitesi iş birliğinde hastanenin yapılacağı alanda hafriyat ve saha tesviyesi çalışmalarının başladığı açıklandı. Açıklamada hastanenin 2022 yılı içinde tamamlanmasının hedeflendiği belirtildi.</span></p>
<p><span>30 Eylül 2020’de Dokuz Eylül Üniversitesi, Aliağa Belediyesi ve Aliağa Kimya İhtisas ve Karma Organize Sanayi Bölgesi(ALOSBİ) arasında imzalanan protokolle proje için 12 milyon TL bağış sağlanacağı açıklandı. Protokol töreninde konuşan dönemin Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar, hastanenin 2022 yılının ilk yarısında hizmete açılmasının planlandığını ifade etti. Ancak dönemin Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, ALOSBİ’nin 12 milyon TL’lik bağışına onay vermedi. Dönemin CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan, bağışın onaylanmamasına ilişkin Varank’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığına soru önergesi verdi ancak bir yanıt gelmedi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-yilmazdan-aliaga-hastanesi-mujdesi-200-yatakli-genel-hastane-olacak-665681">Rektör Yılmaz’dan Aliağa Hastanesi Müjdesi: 200 Yataklı Genel Hastane Olacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanserinde Tedavi Tümörün Biyolojisine Göre Belirleniyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-tedavi-tumorun-biyolojisine-gore-belirleniyor-665633</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Oct 2026 09:18:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirleniyor]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojisine]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tümörün]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=665633</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme kanseri dünyada her yıl 2,3 milyondan fazla kadını etkilerken, Türkiye’de de 25 binden fazla yeni vaka görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-tedavi-tumorun-biyolojisine-gore-belirleniyor-665633">Meme Kanserinde Tedavi Tümörün Biyolojisine Göre Belirleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meme kanseri dünyada her yıl 2,3 milyondan fazla kadını etkilerken, Türkiye’de de 25 binden fazla yeni vaka görülüyor. Memede veya koltuk altında ele gelen kitle, meme başındaki değişiklikler ve ciltte ortaya çıkan farklılıklar hastalığın önemli belirtileri arasında yer alıyor. Erken tanı ve tümörün biyolojik özelliklerine göre planlanan tedaviler, hastaların yaşam süresi ve kalitesi açısından önemli avantajlar sağlıyor. Memorial Ankara Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Ramazan Yıldız, meme kanserinde risk faktörleri, tanı yöntemleri ve güncel tedavi yaklaşımları hakkında bilgi veriyor.</p>
<p><strong>Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri</strong></p>
<p>Meme kanseri, kadınlarda görülen kanserlerin yaklaşık dörtte birini oluşturmaktadır. Süt bezlerini veya süt kanallarını oluşturan hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla gelişen hastalık, dünyada ve Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürmektedir. Son 50 yılda meme kanseri görülme sıklığında belirgin bir artış yaşanırken, tanı konulan hastaların yaş dağılımında da değişimler dikkat çekmektedir.</p>
<p><strong>Memede ve koltuk altında ele gelen kitleyi önemseyin</strong></p>
<p>Meme kanserinde belirtilerin erken fark edilmesi, tanı sürecinin gecikmemesi açısından önem taşımaktadır. Dikkat edilmesi gereken başlıca belirtiler şunlardır:</p>
<ul>
<li>Meme veya koltuk altında ele gelen sertlik, yumru ya da şişlik</li>
<li>Meme başında içe çekilme, şekil değişikliği, akıntı veya yara oluşması</li>
<li>Meme cildinde kızarıklık, çökme, şişlik, yara ya da portakal kabuğu görünümü</li>
<li>Memenin boyutunda veya iki meme arasındaki simetride değişiklik</li>
</ul>
<p>Memede ele gelen her kitlenin kanser anlamına gelmediği unutulmamalıdır. Fibroadenom ve kist gibi iyi huylu meme hastalıkları da kitle veya sertlik şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Ancak daha önce bulunmayan yeni bir kitle, geçmeyen kızarıklık veya olağan dışı meme başı akıntısı fark edildiğinde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Yaş, genetik yatkınlık ve yaşam tarzı riski etkiliyor </strong></p>
<p>Meme kanserinde yaş, genetik yatkınlık ve yaşam boyu östrojene maruz kalma süresi önemli risk faktörleri arasında yer almaktadır. 12 yaşından önce adet görmeye başlamak, 55 yaşından sonra menopoza girmek, hiç doğum yapmamış olmak veya ilk doğumunu 35 yaşından sonra gerçekleştirmek riski etkileyebilen faktörler arasındadır. Menopoz sonrasında uzun süreli hormon tedavileri, ailede meme kanseri öyküsü, özellikle BRCA1 ve BRCA2 genlerindeki bazı mutasyonlar, daha önce meme kanseri geçirmiş olmak ve memede atipik hiperplazi bulunması da risk değerlendirmesinde önem taşımaktadır. Bazı hormonal doğum kontrol yöntemleriyle meme kanseri riski arasında da ilişki bulunabilmektedir. Yaşam tarzı da risk üzerinde etkili olabilmektedir. Özellikle menopoz sonrasında obezite, alkol kullanımı ve hareketsiz yaşam meme kanseri riskiyle ilişkilendirilmektedir. Sigara kullanımı ve beslenme alışkanlıkları da genel sağlık ve kanser riskinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken unsurlar arasındadır. Bununla birlikte, risk faktörlerinin bulunmaması meme kanseri gelişmeyeceği anlamına gelmemektedir.</p>
<p><strong>Tanıda görüntüleme yöntemleri ve biyopsi birlikte değerlendiriliyor</strong></p>
<p>Meme kanserinin tanısında fizik muayene, radyolojik görüntüleme ve gerekli durumlarda biyopsi temel yöntemleri oluşturmaktadır. Mamografi, düşük doz röntgen ışını kullanarak meme dokusunu değerlendirmekte; özellikle taramalarda ve mikrokalsifikasyonların saptanmasında önemli rol oynamaktadır. Meme ultrasonografisi, ses dalgalarıyla meme dokusunu inceleyerek kist ve katı kitlelerin birbirinden ayrılmasına yardımcı olmaktadır. Özellikle yoğun meme dokusuna sahip kadınlarda ve belirli şikâyetlerin değerlendirilmesinde kullanılabilmektedir. Manyetik rezonans görüntüleme (MR) ise özellikle yüksek riskli hastalarda veya belirli şüpheli durumlarda ek bilgi sağlamak amacıyla tercih edilmektedir. Dijital tomosentez, üç boyutlu görüntüleme özelliğiyle üst üste binen meme dokularının daha ayrıntılı değerlendirilmesine katkıda bulunmaktadır. Görüntüleme yöntemlerinde şüpheli bir bulgu saptandığında kesin tanı için biyopsi gerekebilmektedir. Hangi yöntemin kullanılacağı hastanın yaşı, şikâyetleri, meme dokusunun özellikleri ve klinik değerlendirme doğrultusunda belirlenmektedir.</p>
<p><strong>Tedavi, tümörün biyolojik özelliklerine göre planlanıyor </strong></p>
<p>Meme kanseri tanısı sonrasında tedavi planının oluşturulması için tümörün biyolojik özelliklerinin belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Biyopsi örneğinde östrojen ve progesteron reseptörleri (ER ve PR), HER2 durumu ve Ki-67 indeksi değerlendirilerek tümörün özellikleri ortaya konulmaktadır. Hastalığın yalnızca memede mi bulunduğu, koltuk altı lenf bezlerine veya uzak organlara yayılıp yayılmadığı da araştırılmaktadır. Hastanın durumuna göre bilgisayarlı tomografi, MR, kemik sintigrafisi veya PET-BT gibi görüntüleme yöntemlerinden yararlanılabilmektedir. Yaş, genel sağlık durumu, eşlik eden hastalıklar ve aile öyküsü de tedavi planında dikkate alınmaktadır. Gerekli görülen hastalarda BRCA1 ve BRCA2 gibi genlere yönelik testler değerlendirilebilmektedir. Tüm bu bulgular genel cerrahi, tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi, radyoloji ve patoloji uzmanlarının yer aldığı multidisipliner ekip tarafından değerlendirilerek hastaya özel tedavi planı oluşturulmaktadır. Meme kanserinin evresine ve tümörün biyolojik özelliklerine göre cerrahi, kemoterapi, hormon tedavileri, hedefe yönelik tedaviler, immünoterapi ve radyoterapi tek başına veya birlikte uygulanabilmektedir. Bazı hastalarda ameliyat öncesinde uygulanan sistemik tedavilerle tümörün küçültülmesi hedeflenirken, bazı hastalarda ameliyat sonrasında hastalığın tekrarlama riskini azaltmaya yönelik tedavilere başvurulmaktadır.</p>
<p><strong>Memenin tamamının alınması her hasta için gerekmiyor </strong></p>
<p>Meme kanseri cerrahisinde her hastada memenin tamamının alınması, yani mastektomi, zorunlu değildir. Tümörün boyutu ve memeye oranı uygun olduğunda yalnızca kanserli dokunun ve çevresindeki güvenli cerrahi sınırın çıkarıldığı meme koruyucu cerrahi uygulanabilmektedir. Erken evre meme kanserlerinin önemli bir bölümünde meme koruyucu cerrahi mümkün olmaktadır. Uygun hastalarda meme koruyucu cerrahi ve mastektomi arasında uzun dönem sağkalım açısından benzer sonuçlar elde edilebilmektedir. Meme koruyucu cerrahi sonrasında ise hastalığın özelliklerine göre radyoterapi tedavinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Tümörün büyüklüğü, memede birden fazla odak bulunması, yaygın mikrokalsifikasyonlar, lenf bezi durumu, ameliyat öncesi tedaviye verilen yanıt ve genetik riskler cerrahinin kapsamını etkileyebilmektedir. Hastanın beklentileri ve tercihleri de karar sürecinde dikkate alınmaktadır. Uygun hastalarda meme onarımı, yani rekonstrüksiyon, kanser cerrahisiyle aynı seansta veya daha sonraki bir dönemde gerçekleştirilebilmektedir.</p>
<p><strong>Erken tanı yaşam süresi ve yaşam kalitesini artırıyor </strong></p>
<p>Meme kanserinde tanı ve tedavi alanındaki gelişmeler, hastaların yaşam süresi ve yaşam kalitesinin artırılmasına katkı sağlamaktadır. Mamografi ve diğer görüntüleme yöntemleri sayesinde bazı tümörler henüz belirti vermeden saptanabilmektedir. Hedefe yönelik tedaviler, modern hormon tedavileri ve uygun hastalarda kullanılan immünoterapi gibi yöntemler, özellikle ileri evre hastalıkta tedavi seçeneklerini genişletmektedir. Genomik testler de belirli hasta gruplarında kemoterapiden yarar görme olasılığının değerlendirilmesine yardımcı olabilmektedir. Böylece tedavinin gerekliliği ve kapsamı hakkında daha ayrıntılı kararlar alınabilmektedir. Günümüzde meme kanseri tedavisinde amaç yalnızca hastalığı kontrol altına almak değil, tedavi sırasında ve sonrasında yaşam kalitesini de korumaktır. Meme koruyucu ve onkoplastik cerrahi, gelişmiş radyoterapi teknikleri ve tümörün özelliklerine göre belirlenen tedaviler bu yaklaşımın önemli parçalarını oluşturmaktadır. Kadınların meme sağlıkları konusunda farkındalık kazanmaları, memelerinde daha önce olmayan bir değişiklik fark ettiklerinde sağlık kuruluşuna başvurmaları ve yaşlarına ve kişisel risklerine uygun tarama programlarını takip etmeleri, meme kanserinde erken tanı açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-tedavi-tumorun-biyolojisine-gore-belirleniyor-665633">Meme Kanserinde Tedavi Tümörün Biyolojisine Göre Belirleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Birlik Sağlık-Sen Genel Başkanı Doğruyol’dan Sendika barajı tepkisi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/birlik-saglik-sen-genel-baskani-dogruyoldan-sendika-baraji-tepkisi-665591</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2026 14:14:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[birlik]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[doğruyol]]></category>
		<category><![CDATA[genel]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık-sen]]></category>
		<category><![CDATA[sendika]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=665591</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birlik Sağlık-Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, memur sendikalarında yeniden gündeme gelen yüzde 5 sendika barajına tepki gösterdi. Doğruyol, geçmişte yüzde 1 ve yüzde 2 barajlarının yargı kararlarıyla iptal edildiğini hatırlatarak, benzer bir düzenlemenin yeniden gündeme getirilmesini eleştirdi. Doğruyol, sendika barajı tartışmalarının çalışanların haklarından çok bazı sendikaların mevcut konumlarını koruma çabasından kaynaklandığını savundu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/birlik-saglik-sen-genel-baskani-dogruyoldan-sendika-baraji-tepkisi-665591">Birlik Sağlık-Sen Genel Başkanı Doğruyol’dan Sendika barajı tepkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birlik Sağlık-Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, kamu görevlilerinin sendikal hakları ve sendika tazminatı üzerinden yürütülen tartışmalara ilişkin açıklama yaptı. Belirli bir üye oranına ulaşamayan sendikaların üyelerine sendika tazminatı ödenmemesini öngören bir baraj uygulamasının hukuki dayanağının bulunmadığını ifade eden Doğruyol, böyle bir düzenlemenin sendikal örgütlenme özgürlüğüne zarar vereceğini belirtti.</p>
<p><strong>“Sendikaların derdi çalışanlar değil, koltuklarını korumak”</strong></p>
<p>Bazı sendikaların kamu çalışanlarının ekonomik sorunlarına çözüm üretmek yerine kendi konumlarını korumaya odaklandığını ileri süren Doğruyol, memurların yoksulluk sınırının altında kalan gelirlerle yaşam mücadelesi verdiğini, emeklilerin de ciddi geçim sıkıntıları yaşadığını vurguladı. Sendikaların önceliğinin çalışanların alım gücünü artırmak, özlük haklarını geliştirmek ve emeklilerin yaşam koşullarını iyileştirmek olması gerektiğini belirten Doğruyol, sendika barajlarının gündeme getirilmesini eleştirdi.</p>
<p><strong>“Yüzde 1 ve yüzde 2 barajları yargıdan döndü”</strong></p>
<p>Sendika barajlarının geçmişine değinen Ahmet Doğruyol, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu kapsamında gündeme gelen yüzde 5 barajını ve sonraki yıllarda uygulamaya konulan düzenlemeleri hatırlattı. Doğruyol, 2021 yılında toplu sözleşme sürecinde gündeme gelen yüzde 1 barajının Danıştay tarafından iptal edildiğini, daha sonra yasal düzenlemeyle getirilen yüzde 2 barajının ise Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini belirtti. Söz konusu uygulamaların sendikal örgütlenme özgürlüğü açısından ciddi sorunlar doğurduğunu savunan Doğruyol, Anayasa’nın 51’inci maddesi ile Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) 87 ve 98 sayılı sözleşmelerinin sendikal haklar bakımından güvence oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>“Yüzde 5 barajıyla yeni bir algı oluşturulmak isteniyor”</strong></p>
<p>Geçmişteki baraj uygulamalarından sonuç alınamamasına rağmen yüzde 5 barajının yeniden gündeme getirilmesini eleştiren Doğruyol, bu girişimlerin kamu çalışanları arasında tartışma ve belirsizlik oluşturabileceğini dile getirdi. Doğruyol, sendika barajlarının küçük sendikaların örgütlenmesini zorlaştıracağını ve çalışanları belirli sendikal yapılara yönelmeye mecbur bırakabileceğini savunarak, sendikal rekabetin idari veya yasal engellerle değil, çalışanların güvenini kazanarak yürütülmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Cumhurbaşkanı ve Çalışma Bakanlığına çağrı</strong></p>
<p>Yüzde 5 barajı konusunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının olumlu yaklaştığı yönündeki iddialara da değinen Birlik Sağlık-Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, geçmişteki yargı kararları dikkate alınarak hukuka aykırı olacağını düşündükleri yeni bir düzenlemeye izin verilmemesi gerektiğini belirtti. Cumhurbaşkanı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının sendikal özgürlüğü kısıtlayacak bir düzenlemeye destek vermeyeceğine inandıklarını ifade eden Doğruyol, sendikaların enerjilerini baraj tartışmalarına değil, çalışanların ekonomik ve sosyal haklarının geliştirilmesine yöneltmesi gerektiğini kaydetti.</p>
<p>Doğruyol, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:</p>
<p>“Kamu görevlileri, kendi beceriksizliklerini ve başarısızlıklarını barajlarla örtmeye çalışanlara her platformda gereken cevabı verecektir. Yargının iptal edeceğini bile bile bu tür girişimlerde bulunarak kaos ortamından yararlanmaya çalışmak, çıkar ve menfaat peşinde koşanların anlayışıdır. Sendikaların görevi koltuklarını korumak değil, çalışanların haklarını savunmaktır.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/birlik-saglik-sen-genel-baskani-dogruyoldan-sendika-baraji-tepkisi-665591">Birlik Sağlık-Sen Genel Başkanı Doğruyol’dan Sendika barajı tepkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aydın Büyükşehir Belediyesi Diş Protez Laboratuvarı Hizmetlerine Devam Ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aydin-buyuksehir-belediyesi-dis-protez-laboratuvari-hizmetlerine-devam-ediyor-665579</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2026 13:48:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetlerine]]></category>
		<category><![CDATA[laboratuvarı]]></category>
		<category><![CDATA[protez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=665579</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, Aydın’a kazandırdığı sağlık yatırımları ile vatandaşların yanında olmayı sürdürüyor. Aydın Büyükşehir Belediyesi Diş Protez Laboratuvarı, hizmetlerine devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aydin-buyuksehir-belediyesi-dis-protez-laboratuvari-hizmetlerine-devam-ediyor-665579">Aydın Büyükşehir Belediyesi Diş Protez Laboratuvarı Hizmetlerine Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, Aydın’a kazandırdığı sağlık yatırımları ile vatandaşların yanında olmayı sürdürüyor. Aydın Büyükşehir Belediyesi Diş Protez Laboratuvarı, hizmetlerine devam ediyor.</p>
<p>Diş Protez Laboratuvarı’nın çalışmaları ile Aydın Büyükşehir Belediyesi’nin Efeler, Nazilli, Kuşadası, Söke, Koçarlı ve Germencik ilçelerinde hizmet veren Ağız ve Diş Sağlığı Poliklinikleri’nde köprü ve kron (diş kaplama) tedavileri veriliyor. Modern teknolojiyle donatılan laboratuvarda uzman personeller tarafından hazırlanan sabit protezler ile vatandaşlar köprü ve kron tedavilerinden ücretsiz olarak yararlanıyor.</p>
<p>Aydın’ın dört bir yanında yatırım ve projeleri vatandaşlarla buluşturmaya devam edeceklerini belirten Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, <b>“Kentimize kazandırdığımız yatırımlarımıza her geçen gün yenilerini ekliyor, projelerimiz ile hemşehrilerimizin yanında olmayı sürdürüyoruz. Diş Protez Laboratuvarımız ile köprü ve kron tedavilerini de vatandaşlarımıza ücretsiz olarak sunuyoruz. Tüm ilçelerimizde yatırım ve projelerimizi sürdürecek, hemşehrilerimizi hizmetlerimizle buluşturmaya devam edeceğiz. Hizmetle büyüyen Aydın”</b> ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aydin-buyuksehir-belediyesi-dis-protez-laboratuvari-hizmetlerine-devam-ediyor-665579">Aydın Büyükşehir Belediyesi Diş Protez Laboratuvarı Hizmetlerine Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Birçok Kadın Jinekolojik Kanserlerin Bu Belirtilerini Önemsemiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bircok-kadin-jinekolojik-kanserlerin-bu-belirtilerini-onemsemiyor-665465</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2026 08:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtilerini]]></category>
		<category><![CDATA[birçok]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[jinekolojik]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserlerin]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önemsemiyor]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=665465</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menopoz sonrası kanama, adet düzensizlikleri, ilişki sonrası kanama ve geçmeyen karın şişkinliği kadın kanserlerinin habercisi olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bircok-kadin-jinekolojik-kanserlerin-bu-belirtilerini-onemsemiyor-665465">Birçok Kadın Jinekolojik Kanserlerin Bu Belirtilerini Önemsemiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Menopoz sonrası kanama, adet düzensizlikleri, ilişki sonrası kanama ve geçmeyen karın şişkinliği kadın kanserlerinin habercisi olabiliyor. Erken dönemde fark edilen belirtiler, tanı ve tedavi sürecinde önemli avantaj sağlıyor. Kadın kanserleri, erken dönemde ortaya çıkan belirtilerin göz ardı edilmesi nedeniyle tanıda gecikmelere yol açabilmektedir. Rahim, rahim ağzı, yumurtalık, tüp, vulva ve vajina kanserlerinde görülen belirtilerin bilinmesi, hastalığın erken evrede tespit edilmesi açısından önem taşımaktadır. Memorial Göztepe Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Salih Taşkın, kadınların bedenlerindeki değişiklikleri önemsemeleri gerektiğine dikkat çekerek kadın kanserleri hakkında bilgi vermektedir.</p>
<p><strong>Yumurtalık kanseri sinsi ilerleyebiliyor</strong></p>
<p>Kadın kanserlerinde belirtiler, kanserin türüne ve yerleşimine göre farklılık gösterebilmektedir. Jinekolojik kanserler arasında yer alan yumurtalık kanseri, erken dönemde kendine özgü belirtiler vermemesi nedeniyle sinsi ilerleyebilmektedir. Karında şişkinlik, hazımsızlık, çabuk doyma, karın veya kasık ağrısı gibi günlük yaşamda sık karşılaşılan yakınmalarla karıştırılabilmektedir. Bu şikâyetlerin yeni başlaması, tekrarlaması veya giderek artması durumunda tıbbi değerlendirme yapılması önem taşımaktadır. Rahim kanseri ise en sık görülen jinekolojik kanserler arasında yer almaktadır. Hastalık, çoğunlukla anormal vajinal kanama gibi erken dönemde fark edilebilen bir belirtiyle ortaya çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Risk faktörlerini bilmek korunmada önemli</strong></p>
<p>Ailede genç yaşta ortaya çıkan yumurtalık, rahim, meme veya bağırsak kanseri öyküsü, bazı kadınlarda kanser riskini artırabilmektedir. Obezite, sigara kullanımı ve uzun süreli HPV enfeksiyonu da bazı jinekolojik kanserlerle ilişkilendirilmektedir. Bununla birlikte, bilinen bir risk faktörü bulunmayan kadınlarda da kanser gelişebileceği unutulmamalıdır. Sağlıklı kilonun korunması, düzenli egzersiz yapılması, sigara kullanılmaması, HPV aşısının yaptırılması ve yaşa uygun tarama programlarına katılım, kanser riskini azaltmaya yardımcı olan önemli adımlar arasında yer almaktadır.</p>
<p><strong>Kadınların sıklıkla ihmal ettiği belirtiler</strong></p>
<p>Kadınların bedenlerinde ortaya çıkan bazı değişiklikleri günlük yaşamın olağan bir parçası olarak değerlendirmesi, doktora başvurmayı geciktirebilmektedir. Özellikle aşağıdaki belirtilerin dikkate alınması gerekmektedir:</p>
<ul>
<li>Menopoz sonrası görülen her türlü vajinal kanama</li>
<li>Adet dışı kanama, normalden uzun veya yoğun süren adetler</li>
<li>Cinsel ilişki sonrasında tekrarlayan kanama</li>
<li>Geçmeyen karın şişkinliği, çabuk doyma veya açıklanamayan kilo kaybı</li>
<li>Yeni başlayan ve devam eden kasık ya da karın ağrısı</li>
<li>İdrar yapma veya bağırsak alışkanlıklarında yeni ortaya çıkan değişiklikler </li>
<li>Genital bölgede geçmeyen kaşıntı, yara veya renk değişikliği</li>
<li>Genital bölgede ele gelen kitle veya şişlik</li>
</ul>
<p>Bu belirtilerin her zaman kanser anlamına gelmediği, ancak özellikle yeni ortaya çıkmaları, tekrarlamaları veya kalıcı hâle gelmeleri durumunda hekim değerlendirmesinin gerekli olduğu unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>HPV aşısı taramanın yerini tutmuyor</strong></p>
<p>HPV aşısı, rahim ağzı kanserinden korunmada önemli bir yöntemdir. Aşının en yüksek koruyuculuğu, HPV ile karşılaşılmadan önce uygulandığında sağlanmaktadır. Ancak HPV aşısı mevcut bir enfeksiyonu tedavi etmemekte ve rahim ağzı kanseri taramalarının yerini almamaktadır. Bu nedenle aşılanmış kadınların da yaşlarına ve sağlık durumlarına uygun tarama programlarına devam etmeleri gerekmektedir.</p>
<p><strong>Smear testi tüm kadın kanserlerini göstermiyor</strong></p>
<p>Smear ve HPV testleri, esas olarak rahim ağzı kanserinin taranmasına yönelik yöntemlerdir. Bu testlerin normal sonuçlanması, yumurtalık veya rahim kanserinin bulunmadığını göstermemektedir. Aynı şekilde ağrı olmaması da kanser riskini ortadan kaldırmamaktadır. Bazı jinekolojik kanserler erken evrede ağrıya neden olmadan ilerleyebilmektedir. Bu nedenle tarama sonuçları normal olsa bile yeni ortaya çıkan veya kalıcı hâle gelen belirtilerin ayrıca değerlendirilmesi önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Tedavi planında doğurganlığın korunması da değerlendiriliyor</strong></p>
<p>Şüpheli belirtiler varlığında öncelikle jinekolojik muayene yapılmaktadır. Gerekli durumlarda ultrason, doku örneklemesi veya biyopsi gibi tanı yöntemlerinden yararlanılmaktadır. Tanının ardından hastalığın türü ve evresi, hastanın yaşı ve genel sağlık durumu dikkate alınarak uygun bir tedavi planı oluşturulmaktadır. Günümüzde robotik cerrahi, hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapi gibi yöntemler, uygun hastalarda tedavi seçeneklerini genişletmektedir. Özellikle genç hastalarda, hastalığın türü ve evresinin elverişli olması durumunda doğurganlığın korunmasına yönelik tedaviler de değerlendirilebilmektedir. Tedavi yaklaşımının her hastanın klinik özelliklerine göre belirlenmesi, sürecin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>Bedeninizdeki değişiklikleri fark edin, önemseyin</strong></p>
<p>Kadınların kendi bedenlerindeki değişiklikleri fark etmeleri ve bu belirtileri göz ardı etmemeleri, erken tanı açısından büyük önem taşımaktadır. Özellikle menopoz sonrası kanama, tekrarlayan düzensiz kanamalar, ilişki sonrası kanama veya geçmeyen karın ve genital bölge yakınmaları ortaya çıktığında doktora başvurulması gerekmektedir. Korku veya ihmal nedeniyle tıbbi değerlendirmenin ertelenmesi, erken tanı fırsatının kaçırılmasına neden olabilmektedir. HPV aşısı, yaşa uygun taramalar ve vücuttaki değişikliklerin zamanında değerlendirilmesi, kadın sağlığının korunmasında atılması gereken temel adımlar arasında yer almaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bircok-kadin-jinekolojik-kanserlerin-bu-belirtilerini-onemsemiyor-665465">Birçok Kadın Jinekolojik Kanserlerin Bu Belirtilerini Önemsemiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maltepe Belediyesi&#8217;nden kadınlara ücretsiz meme kanseri taraması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/maltepe-belediyesinden-kadinlara-ucretsiz-meme-kanseri-taramasi-665405</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2026 16:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlara]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[maltepe]]></category>
		<category><![CDATA[Maltepe Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[ücretsiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=665405</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi’nce 1-31 Ekim “Meme Kanseri Farkındalık Ayı” etkinlikleri kapsamında,  ücretsiz meme kanseri bilinçlendirme eğitimleri, muayene ve mamografi taramaları düzenlenmeye başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepe-belediyesinden-kadinlara-ucretsiz-meme-kanseri-taramasi-665405">Maltepe Belediyesi&#8217;nden kadınlara ücretsiz meme kanseri taraması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Maltepe Belediyesi’nce 1-31 Ekim “Meme Kanseri Farkındalık Ayı” etkinlikleri kapsamında,  ücretsiz meme kanseri bilinçlendirme eğitimleri, muayene ve mamografi taramaları düzenlenmeye başladı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Maltepe Belediyesi, kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanserine karşı erken teşhisin önemine dikkat çekilen “Meme Kanseri Farkındalık Ayı” nda, kadın sağlığının korunmasına ve erken teşhis bilincini yaygınlaştırmaya katkı sunan ücretsiz muayene ve mamografi taramaları gerçekleştirmeye başladı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ekim ayı boyunca kadın danışma ve sosyal yaşam merkezlerinden başvuru yapacak kadınlara yönelik organize edilen tarama çalışmaları, Fındıklı ve Başıbüyük Mahallesi Kadın Danışma Merkezi’ndeki kadınların katılımıyla başladı. Maltepe Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü’yle Sağlık İşleri Müdürlüğü’nün ortak çalışmasında, kadınlara, bağlı bulundukları mahallenin kadın danışma ve sosyal yaşam merkezinden tıp merkezine ücretsiz ulaşım desteği sağlandı. Katılımcılar, Maltepe Belediyesi Tıp Merkezi’nde uzman doktor tarafından muayene edilerek, taramaları ve tahlilleri yapıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span><span>‘ERKEN TEŞHİSLE HAYATINIZA SAHİP ÇIKIN’</span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Maltepe Belediyesi Tıp Merkezi’nde görev yapan Genel Cerrah Dr. Ender Gürpınar, meme kanserine yönelik alınabilecek en önemli önlemin farkındalık oluşturmak olduğuna dikkat çekerek  “Meme kanserinde tüm kanser türlerinde olduğu gibi ne kadar erken tanı koyarsanız kişinin hayatta kalma süresini o kadar artırıyorsunuz. Maltepe Belediyesi Tıp Merkezi’nde kadın sağlığına yönelik tarama cihazlarıyla ciddi bir yatırım yaptı. Tarama için kullanılan aletler son derece modern cihazlar. Sağlığınızı ertelemeyin, erken teşhisle hayatınıza sahip çıkın” diye konuştu. Muayene ve katılım için detaylı bilgi 444 1 706 numaralı telefondan alınabilir.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepe-belediyesinden-kadinlara-ucretsiz-meme-kanseri-taramasi-665405">Maltepe Belediyesi&#8217;nden kadınlara ücretsiz meme kanseri taraması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pembe Tribünden Tüm Kadınlara: Kendine Zaman Ayır, Sağlığını İhmal Etme</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/pembe-tribunden-tum-kadinlara-kendine-zaman-ayir-sagligini-ihmal-etme-665351</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2026 14:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayır]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[Eczacıbaşı Spor Kulübü]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlara]]></category>
		<category><![CDATA[kendine]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mesaj]]></category>
		<category><![CDATA[pembe]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tribünden]]></category>
		<category><![CDATA[tüm]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=665351</guid>

					<description><![CDATA[<p>Memorial Sağlık Grubu ve resmi sağlık sponsoru olduğu Eczacıbaşı Spor Kulübü, Meme Kanseri Farkındalık Ayı’nda sporun gücünü erken tanıya dikkat çekmek için harekete geçirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pembe-tribunden-tum-kadinlara-kendine-zaman-ayir-sagligini-ihmal-etme-665351">Pembe Tribünden Tüm Kadınlara: Kendine Zaman Ayır, Sağlığını İhmal Etme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Memorial Sağlık Grubu ve resmi sağlık sponsoru olduğu Eczacıbaşı Spor Kulübü, Meme Kanseri Farkındalık Ayı’nda sporun gücünü erken tanıya dikkat çekmek için harekete geçirdi. Eczacıbaşı Peron İstanbul’un sezonun ilk iç saha maçında tüm salon pembeye boyandı, meme kanserini yenen 15 kadın oyuncularla birlikte sahaya çıktı. Kadınların ve Memorial sağlık çalışanlarının yer aldığı pembe tribün, izleyicilere günlük hayatın yoğun temposu içinde kendi sağlıklarını ertelememeleri mesajını verdi.</em></strong></p>
<p>Memorial Sağlık Grubu ve Eczacıbaşı Spor Kulübü, 1–31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında gerçekleştirdikleri etkinlikle, sporun geniş kitlelere ulaşma gücünden yararlanarak kadın sağlığı konusunda toplumsal farkındalığı artırmayı amaçladı. 11 Ekim 2026 Pazar günü, Eczacıbaşı Spor Kulübü HDI Sigorta Spor Salonu’nda oynanan sezonun Eczacıbaşı Peron İstanbul – Aras Kargo karşılaşmasında, “5 dakika aynaya bak, farkındalığı fileye taşı!” mesajıyla kadınların bedenlerini tanımalarının ve düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemelerinin önemine dikkat çekildi. </p>
<p>Memorial Sağlık Grubu ve Eczacıbaşı Spor Kulübü’nün sağlık sponsorluğu kapsamında kurdukları bağ, erken tanı mesajını daha geniş kitlelere taşımak üzere ortak bir farkındalık çalışmasına dönüştü. Sporun etrafında oluşan ilgi ve birliktelik, kadınları sağlıklarına zaman ayırmaya, birbirlerine düzenli kontrollerini hatırlatarak bu farkındalığı çoğaltmaya davet etti.</p>
<p><strong>15 survivor sporcularla birlikte sahaya çıktı</strong></p>
<p>Tüm salonun pembe renge büründüğü maçta, meme kanserini yenen kadınlar ile Memorial hastanelerinde görev yapan hekimler, hemşireler ve sağlık çalışanları pembe renkli tişörtleriyle özel bir tribünde yer aldı. Salonda yer alan pembe tribünle; erken tanının, güvenin ve desteğin birlikte taşıdığı değere vurgu yapıldı.  </p>
<p>İçlerinde Eczacıbaşı Peron İstanbul Takım Kaptanı Simge Aköz’ün annesi Sezgin Aköz’ün de bulunduğu, meme kanserini yenen 15 kadın, maç önünde Eczacıbaşı Peron İstanbul oyuncularıyla birlikte sahaya çıkarak, günlük hayatın temposu içinde kendisini erteleyen kadınlara açtıkları pankartla güçlü bir mesaj verdi. Sporcular ve kadınların yan yana sahaya çıkışı, etkinliğin merkezindeki birliktelik ve dayanışma duygusunu güçlendirdi.</p>
<p>Eczacıbaşı Peron İstanbul oyuncuları da hazırladıkları meme kanseri farkındalık videosuyla erken tanının önemine dikkat çekerek projeye destek verdi. Böylece farkındalık mesajı; salondan tribünlere, sahadan oyuncuların mesajlarına uzanan bütünsel bir iletişimle taraftarlarla buluştu.</p>
<p><strong>“Sporun Yarattığı Birlikteliği Kadın Sağlığı için Dayanışmaya Taşıyoruz”</strong></p>
<p><strong>Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz</strong>, Eczacıbaşı Spor Kulübü ile yürüttükleri iş birliğinin kadın sağlığı konusunda farkındalık oluşturmak için değerli bir fırsat sunduğunu belirterek şunları söyledi: “Kadın voleybolu, sporcuların başarılarıyla genç kızlarımız başta olmak üzere geniş kitlelere cesaret ve ilham veriyor. Eczacıbaşı Spor Kulübü ile birlikte bu güçlü ilgiyi, kadınları kendi sağlıkları için harekete geçmeye teşvik eden bir desteğe dönüştürüyoruz. Bugün, Eczacıbaşı Peron İstanbul’un kıymetli sporcuları, meme kanserini yenen kadınlar ve pembe tribünde onlarla yan yana yer alan sağlık çalışanlarımız, tüm salona güçlü bir hatırlatma yaptı. ‘Hayatın sorumlulukları arasında kendi sağlığınıza da yer açın’ diyerek verilen bu anlamlı mesajın günlük yaşamda da karşılık bulmasını arzu ediyoruz. Bir kadının kontrolüne zaman ayırması, bir arkadaşına randevusunu hatırlatması ya da bir yakınının hekime başvurmasına destek olması, bu çalışmanın en değerli kazanımı olacaktır. Sporun yarattığı birlikteliği, kadınların birbirlerinin sağlığını da gözettiği bir dayanışmaya vesile olmasını gönülden diliyoruz.”</p>
<p><strong>Tribünlerde başlayan farkındalık günlük hayata taşınacak</strong></p>
<p>Memorial Sağlık Grubu ve Eczacıbaşı Spor Kulübü, bu özel buluşmayla maçın heyecanı içinde verilen mesajın günlük yaşamda da karşılık bulmasını amaçladı. Kadınların bedenlerini tanımaları, fark ettikleri değişiklikler için sağlık uzmanına başvurmaları ve düzenli kontrollerine zaman ayırmaları etkinliğin temel mesajlarını oluşturdu. Meme kanseri farkındalığının sembolik rengi olan pembe, bu kez tribünlerden tüm kadınlara ulaşan bir çağrıya dönüştü. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pembe-tribunden-tum-kadinlara-kendine-zaman-ayir-sagligini-ihmal-etme-665351">Pembe Tribünden Tüm Kadınlara: Kendine Zaman Ayır, Sağlığını İhmal Etme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEÜ Hastanesinde 6 Günde 3 Böbrek Nakli: 34 Yılda 475 Hastaya Umut</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deu-hastanesinde-6-gunde-3-bobrek-nakli-34-yilda-475-hastaya-umut-665333</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2026 14:08:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[34]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Nakli]]></category>
		<category><![CDATA[deü]]></category>
		<category><![CDATA[günde]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesinde]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[nakli]]></category>
		<category><![CDATA[operasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Organ Nakli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=665333</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı öğretim üyeleri ve hekimlerinden oluşan ekip tarafından, DEÜ Organ Nakli Merkezinde 6 gün içerisinde 3 başarılı böbrek nakli operasyonu gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deu-hastanesinde-6-gunde-3-bobrek-nakli-34-yilda-475-hastaya-umut-665333">DEÜ Hastanesinde 6 Günde 3 Böbrek Nakli: 34 Yılda 475 Hastaya Umut</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı öğretim üyeleri ve hekimlerinden oluşan ekip tarafından, DEÜ Organ Nakli Merkezinde 6 gün içerisinde 3 başarılı böbrek nakli operasyonu gerçekleştirildi. Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Böbrek Nakil Merkezi Sorumlusu Doç. Dr. Zekai Serhan Derici öncülüğündeki 20-25 kişilik ekip, böbrek yetmezliği nedeniyle nakil bekleyen hastaların tedavilerini başarıyla sürdürüyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>1992 yılından bu yana toplam 475 böbrek nakli operasyonunun gerçekleştirildiği DEÜ Organ Nakli Merkezinde, son bir yılda 10 böbrek nakli yapıldı. Yüzde 90’ın üzerinde başarı oranına sahip merkez, tamamen ücretsiz sunduğu sağlık hizmetleriyle hastalara umut olurken, aynı zamanda organ nakli alanında nitelikli sağlık profesyonellerinin yetişmesine de katkı sağlıyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>“BAŞARI, BÜYÜK BİR EKİBİN SENKRONİZASYONUYLA ELDE EDİLİYOR”</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Böbrek nakli sürecinde doğru bilgilendirmenin tedavi başarısının önemli unsurlarından biri olduğunu belirten Doç. Dr. Zekai Serhan Derici, nakil operasyonlarının yoğun emek ve uzun hazırlık süreçleri gerektirdiğini ifade ederek, “Nakil operasyonları son derece emek, yoğun ve saatler süren hazırlıklar gerektirir. Bu başarı tek bir kişinin değil; cerrahi, nefroloji, immünoloji, anestezi ekipleri, organ nakli koordinasyon birimi, yoğun bakım uzmanları, ameliyathane/klinik hemşireleri ve personellerinden oluşan çok büyük bir ekibin kusursuz senkronizasyonuyla elde edilir. Başarı ile yapılan her böbrek nakli prosedürünün ardında, bu işe gönülden katkı sağlayan onlarca doktor, hemşire, tekniker ve her kademeden sağlık çalışanının olduğunu unutmamak lazım,” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>“ORGAN NAKLİ, SADECE HASTANIN DEĞİL, ÇEVRESİNİN DE HAYATINI DEĞİŞTİRİYOR”</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Organ naklinin yalnızca hastanın yaşamını değil, hastanın çevresindeki insanların hayatını da doğrudan etkilediğine dikkat çeken Doç. Dr. Derici, “Eğer bir aile, yoğun bakımda yatan yakını için organ nakli bağışçısı olması konusunda onay verirse karaciğeri 1 kişi, böbrekleri 2 kişi, pankreas 1 kişi, ince bağırsak, akciğer ve kalp ile birlikte hastanın ailesinden hasta ile ilgilenen 7-8 kişinin de hayatı düzene girecek. Organ nakli sadece hastanın değil; hastayı hastaneye getirip götüren aile bireylerinin, hastanın hastalık nedeniyle eksik ya da verimsiz kaldığı alanlardaki iş yerindeki iş arkadaşlarına kadar pek çok kişinin hayatında mucizevi bir değişiklik olacak,” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>“DEÜ’DEN YETİŞMEK, HER ZAMAN ARTI BİR APOLET KAZANDIRIYOR”</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>DEÜ’nün organ nakli alanında güçlü bir kurumsal hafızaya sahip olduğunu ve tedavi hizmetlerinin yanı sıra yetkin ve nitelikli doktorların yetiştirilmesine de katkı sunduğunu ifade eden Doç. Dr. Zekai Serhan Derici, merkezin eğitim misyonuna dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Doç. Dr. Derici açıklamalarını şu sözlerle sürdürdü:</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>“Burası hizmet veren bir merkez olmasının ötesinde hizmet veren insanları da yetiştiren bir merkezdir. Burası hizmet üretmenin dışında aynı zamanda eğitim veren bir kurum olması sebebiyle buradan sürekli dışarıya doğru nakil ameliyatları alanında bilgi ve tecrübe sahibi insanlar yetişiyor. En temel farkımız bu. DEÜ’den yetişmek DEÜ’lü uzman olmak her zaman artı bir apolet kazandırıyor.”</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>İLKLERİN MERKEZİ DEÜ</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Organ nakli alanında uzun yıllara dayanan deneyime sahip olan DEÜ’de, ilk böbrek nakli ve ilk periton diyalizi uygulamalarının yanı sıra ilk canlı vericili sağ karaciğer nakli gibi önemli operasyonlar da gerçekleştirildi. Bu çalışmalar, üniversitenin organ nakli alanındaki kurumsal hafızasının ve deneyiminin önemli göstergeleri arasında yer alıyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>DEÜ’DE ORGAN NAKLİ HASTANESİ İÇİN HAZIRLIKLAR SÜRÜYOR</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, yeni açılan bölümlerin tanıtımı amacıyla basın mensuplarıyla bir araya geldiği buluşmada, DEÜ’de Organ Nakli Hastanesi yapılanmasına yönelik hazırlıkların başladığını açıklamıştı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Üniversitenin uzman kadrolarla güçlendirdiği organ nakli hizmetlerini müstakil ve modern bir çatı altında toplaması planlanan Organ Nakli Hastanesi ile İzmir’in uluslararası sağlık turizminde yeni bir merkez haline gelmesine katkı sağlanması hedefleniyor. Organ Nakli Hastanesi kapsamında tüm nakil süreçleri, laboratuvarlar, yoğun bakım üniteleri ve operasyon salonlarının bağımsız bir yapılanma modeliyle hizmet vermesi planlanıyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Hazırlıkları devam eden Organ Nakli Hastanesi ile hastaların başvuru aşamasından operasyon sonrasındaki kritik takip dönemlerine kadar ihtiyaç duyacağı tüm tıbbi birimlerin aynı çatı altında ve koordinasyon içerisinde hizmet vermesi hedefleniyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Rektör Prof. Dr. Bayram Yılmaz, 2026 yılının ilk altı ayında gerçekleştirilen başarılı organ nakilleriyle DEÜ’nün bölgenin önemli referans merkezlerinden biri olmayı sürdürdüğünü belirtti. DEÜ’nün uluslararası iş birlikleriyle bilimsel ve klinik kapasitesini her geçen gün geliştirdiğini ifade eden Rektör Prof. Dr. Bayram Yılmaz, organ nakli alanındaki çalışmaların da bu gelişimin önemli unsurlarından biri olduğunu vurguladı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi, 34 yıldır böbrek yetmezliği nedeniyle nakil bekleyen hastalara umut olan operasyonları, multidisipliner yaklaşımı ve deneyimli sağlık ekibinin özverili çalışmalarıyla sağlık hizmetlerini sürdürüyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>“<b>DEÜ, İZMİR’İMİZİN ORGAN NAKLİ ALANINDAKİ GÜÇLÜ ALTYAPISINI BİR KEZ DAHA ORTAYA KOYMUŞTUR”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>İzmir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ayhan Kul ise DEÜ Hastanesinin bölge için önemine dikkat çekerek, sağlık hizmetlerinden dolayı teşekkürlerini ileterek şu ifadeleri kullandı:</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>“Kentimizin ve bölgemizin köklü sağlık üslerinden biri olan Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Organ Nakli Merkezinde 6 günde gerçekleştirilen 3 başarılı böbrek nakli operasyonu, İzmir’imizin organ nakli alanındaki güçlü altyapısını ve nitelikli insan kaynağını bir kez daha ortaya koymuştur. 34 yıllık kurumsal birikimle elde edilen bu başarı; multidisipliner ekip çalışmasının ve özverili sağlık hizmetinin en somut göstergesidir. Bu vesileyle, nakil süreçlerinde görev alan tüm hekimlerimize, sağlık çalışanlarımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyor; nakil olan hastalarımıza sağlıklı ve uzun bir yaşam diliyorum.”</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>VATANDAŞLARA ORGAN NAKLİ ÇAĞRISI</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Bir insanın başka bir insana yaşam umudu olabilmesi için organ naklini önemine dikkat çeken İzmir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ayhan Kul, “Organ nakli, yalnızca ileri tıbbi bilgi ve deneyimle değil, aynı zamanda toplumun dayanışması ve organ bağışı konusundaki duyarlılığıyla hayat bulan bir tedavidir. İzmir İl Sağlık Müdürlüğü olarak organ bağışı ve nakli süreçlerinin güçlendirilmesi, vatandaşlarımızın bu konuda doğru bilgilendirilmesi ve toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bir insanın yaşamını kaybettikten sonra başka bir insana yaşam umudu olabilmesi, organ bağışının taşıdığı eşsiz değeri göstermektedir. Tüm vatandaşlarımızı organ bağışı konusunda duyarlı olmaya ve bu konudaki kararlarını aileleriyle paylaşmaya davet ediyorum,” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deu-hastanesinde-6-gunde-3-bobrek-nakli-34-yilda-475-hastaya-umut-665333">DEÜ Hastanesinde 6 Günde 3 Böbrek Nakli: 34 Yılda 475 Hastaya Umut</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme kanserinde yeni yöntemler İstanbul&#8217;da konuşuldu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-yeni-yontemler-istanbulda-konusuldu-665300</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2026 13:42:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alan]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[konuşuldu]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[stanbul]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=665300</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada her 8 kadından 1’i hayatının bir döneminde meme kanseri tanısı alırken, tanı ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler hastaların yaşam kalitesini artırıp yaşam süresini uzatıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-yeni-yontemler-istanbulda-konusuldu-665300">Meme kanserinde yeni yöntemler İstanbul&#8217;da konuşuldu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Dünyada her 8 kadından 1’i hayatının bir döneminde meme kanseri tanısı alırken, tanı ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler hastaların yaşam kalitesini artırıp yaşam süresini uzatıyor. İstanbul’da 7.’si düzenlenen Breastanbul Konferansı’nda bir araya gelen 62 ülkeden 1000’i aşkın bilim insanı, meme kanserinde yeni yöntemleri konuştu. Kongre Başkanı Prof. Dr. Cihan Uras, günümüzde meme kanseri cerrahisinde robotik ve endoskopik yöntemlerin öne çıktığını belirterek, bu sayede</em><em> memenin tamamının 3 santimetrelik kesiden çıkarılabildiğini belirtti.</em></p>
<p>Acıbadem Üniversitesi Senoloji Enstitüsü ve Senatürk’ün desteğiyle gerçekleştirilen kongre kapsamında basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya Acıbadem Üniversitesi Senoloji Araştırma Enstitüsü Müdürü ve Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras, Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nuran Beşe, Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Eralp, Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Şükrü Yazar, Almanya Klinikum Esslingen’den Prof. Dr. Thorsten Kühn ve ABD Inova Schar Cancer Institute’tan Dr. Shawna C. Willey katıldı. </p>
<p><strong> “Breastanbul dünyadaki en önemli buluşmalardan biri”</strong></p>
<p>Avrupa çapında meme cerrahisi araştırmalarını yürüten Avrupa Meme Kanseri Cerrahi Araştırmaları Derneği &#8211; EUBREAST’in kurucu isimlerinden<strong> Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Thorsten Kühn </strong>basın toplantısında yaptığı konuşmada Breastanbul’un farklı ülkelerden ve disiplinlerden uzmanları bir araya getirmesi açısından son derece değerli bir platform olduğunu belirterek “Cerrahların deneyimlerini paylaşabilmesi, araştırmalarını tartışabilmesi ve yeni iş birlikleri kurabilmesi için dünyadaki en önemli bilimsel buluşmalardan biri olduğunu düşünüyorum” dedi. </p>
<p><strong>“Meme kanseri ameliyatları 3 santimetrelik kesiden yapılabiliyor”</strong></p>
<p>Breastanbul Kongresi’nin tüm dünyada önemli kongreler arasına girdiğini söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı <strong>Prof. Dr. Uras</strong>, “Dünyanın dört bir yanından binin üzerinde binden fazla bilim insan katıldı. Bu kongre multidisipliner bir kongre. Özellikle meme radyolojisi, meme patolojisi, meme cerrahisi, meme onkolojisi, meme radyasyon onkolojisi, meme genetiği hatta meme hemşireliği bütün konuları kapsıyor. Multidisipliner bir kongre. Meme kanseri ameliyatlarında kullanılan robotik ve endoskopik teknolojiler var. Meme ameliyatlarında 10 cm’lik kesi yerine robotik ve endoskopik yöntemlerle 3 cm’lik kesiler yapılıyor. Günümüzde endoskopik cerrahinin ve robotik cerrahinin gündeme gelmesiyle beraber çok küçük kesiler kullanılmaya başlandı. Yani bunlar ortalama 3 cm’lik kesiler. 2 avantajı var; 3 cm’lik kesinden hem memenin tümünü çıkarabiliyoruz hem de bu kesiden koltuk altına ulaşarak koltuk altı lenf bezi örneklerini alabiliyoruz. Aynı zamanda daha ince bir diseksiyon dediğimiz yani dokunun ayrılması işlemlerini gerçekleştiriyoruz. Yine çok daha az kanamaya yol açıyoruz. Böylece ameliyat sonrası hastaların çok daha az ağrı duymalarını da sağlıyoruz. Bu da meme cerrahisinin teknolojisinde gelişen önemli adımlardan birisidir” diye konuştu. </p>
<p><strong> “Meme kanseri tedavisinde kemoterapi kullanımı bazı gruplarda azaldı”</strong></p>
<p>Meme kanseri tedavisinde başarı oranının arttığını anlatan <strong>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Eralp</strong> ise “Eskiden korkulan bir tür olan üçlü negatif meme kanserinde immünoterapilerin gerek ileri evrelerde gerekse daha erken evrelerde ameliyat sonrası kemoterapiye ek olarak kullanımları hastalarımızın yaşam sürelerinde büyük katkılar sağladı. HER2 pozitif meme kanserlerinde de yeni ilaçların ortaya çıkmasıyla beraber bu tip ilaçların ameliyat öncesi erken evrelerde kullanımlarıyla tümörün tam olarak kaybolabildiğini gördük. Meme kanseri tedavisinde kemoterapi kullanımı bazı gruplar için azaldı. Özellikle hastalarımızın büyük bir çoğunluğunu oluşturan hormona duyarlı alt tiplerde yeni hormonal ilaçlarla birlikte akıllı ilaçların kullanımı kemoterapiyi büyük ölçüde azalttı. Daha erken evrelerde özellikle genetik testlerin tanıya katılmasıyla beraber artık gereksiz kemoterapi kullanımlarının önüne geçmiş durumdayız” diye konuştu. </p>
<p><strong>“Bazı hastalarda koltuk altına yönelik radyoterapi gerekmeyebiliyor”</strong></p>
<p>Radyasyon onkolojisinde son yıllarda yaşanan en önemli gelişmelerden birinin hastaların yaşam kalitesini artırmak amacıyla tedavilerin kapsamını azaltabilmesi olduğunu ifade eden <strong>Prof. Dr. Nuran Beşe</strong>, “Bu yaklaşım en belirgin şekilde cerrahi ve radyoterapi alanlarında karşımıza çıkıyor. Meme kanserinde koltuk altına yapılan cerrahi girişimlerin hastanın yaşam kalitesi üzerinde önemli etkileri olabiliyor. Günümüzde artık seçilmiş hastalarda bekçi lenf nodu örneklemesinin dahi yapılmaması gündemde. Son çalışmalar, doğru hasta seçimi yapıldığında bazı hastalarda koltuk altına yönelik radyoterapinin de gerekli olmayabileceğini gösteriyor. Burada en önemli konu, hastanın çok dikkatli değerlendirilmesi ve tedavi kararının deneyimli, multidisipliner bir ekip tarafından verilmesi. Böylece hastalarımızın tedavi yükünü hafifletirken yaşam kalitelerini korumayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.  </p>
<p><strong>“Asıl hedefimiz, meme kanserini henüz ortaya çıkmadan güvenilir yöntemlerle önleyebileceğimiz bir noktaya ulaşmak”</strong></p>
<p>Yaklaşık 30 yıldır meme kanseri cerrahisi alanında çalıştığını belirten <strong>ABD Inova Schar Cancer Institute’tan Dr. Shawna C. Willey,</strong> “Özellikle 1990’lı yıllardan itibaren meme kanseri cerrahisinde çok önemli bir sıçrama yaşandı. Ben de bu dönemde uzmanlığımı meme cerrahisi üzerine yoğunlaştırdım. Meme kanserinin tanı ve tedavisindeki gelişmelerle birlikte bu alan giderek daha fazla uzmanlık gerektiren bir hale geldi. Meme cerrahisi başlı başına bir uzmanlık alanı olarak gelişmeye başladı ve bu alana özel eğitim programları oluşturuldu. Bugün meme kanserinde çok daha gelişmiş cerrahi yöntemlere ve kişiselleştirilmiş tedavi seçeneklerine sahibiz. Ancak benim geleceğe ilişkin en büyük hayalim, meme kanserini tedavi etmek zorunda kalmadan önleyebilmek. Bunun için de kimlerin meme kanserine yakalanma riski taşıdığını yalnızca toplum genelindeki istatistiklerle değil, kişiye özel olarak önceden belirleyebilmemiz gerekiyor. Asıl hedefimiz, meme kanserini henüz ortaya çıkmadan güvenilir yöntemlerle önleyebileceğimiz bir noktaya ulaşmak” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>“Hastanın kendi dokularından yeni meme oluşturulabiliyor”</strong></p>
<p>Plastik cerrahi alanında meme kanseri tedavisini ve hastaların yaşam kalitesini etkileyen çok önemli gelişmeler yaşandığına dikkat çeken <strong>Prof. Dr. Şükrü Yazar</strong>, “Hastadan alınan yağ dokusu özel koşullarda dondurularak ihtiyaç duyulduğunda yeniden kullanılabilir. Bu yöntemin bilim dünyasında tartışmalarının sürdüğü, bu alanda yeni çalışmaların yapıldığı ve gelecekte daha sık olarak uygulanabileceği belirtildi. Ayrıca meme onarımında hastanın karın, sırt veya uyluk bölgesinden alınan dokularla yeniden meme oluşturulduğunu söyleyen Prof. Dr. Yazar, “3 boyutlu görüntüleme, bilgisayarlı tomografi ve yapay zekâ destekli planlama sistemleri ile hastanın kendi dokularıyla karşı memeye daha fazla benzeyen bir rekonstrüksiyon gerçekleştirebiliyoruz” diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-yeni-yontemler-istanbulda-konusuldu-665300">Meme kanserinde yeni yöntemler İstanbul&#8217;da konuşuldu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eklem ağrılarını hafife almayın: Artritte erken tanı neden önemli?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eklem-agrilarini-hafife-almayin-artritte-erken-tani-neden-onemli-665293</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2026 11:54:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılarını]]></category>
		<category><![CDATA[almayın]]></category>
		<category><![CDATA[artritte]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hafife]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=665293</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eklem ağrısı, şişlik, kızarıklık ve hareket kısıtlılığıyla kendini gösterebilen artrit, günlük yaşamı olumsuz etkileyebiliyor. Tek bir eklemi ya da birden fazla eklemi tutabilen hastalıkta erken tanı, eklem sağlığının korunması açısından önem taşıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eklem-agrilarini-hafife-almayin-artritte-erken-tani-neden-onemli-665293">Eklem ağrılarını hafife almayın: Artritte erken tanı neden önemli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Artrit, en basit tanımıyla eklemin iltihaplanmasıdır. Ağrı, şişlik, kızarıklık, ısı artışı ve hareket kısıtlılığı ile kendini gösterir; tek bir eklemi tutabileceği gibi aynı anda birçok eklemi de etkileyebilir. Diz, kalça ve ayak bileği gibi yük taşıyan eklemlerin yanı sıra el, ayak ve omurga eklemleri de artritten etkilenebilir. Elimizi kullanmamızı, yürümemizi ve günlük işlerimizi yapmamızı sağlayan eklemlerdeki bu sorun, zamanında ele alınmadığında yaşam kalitesini ciddi biçimde düşürebilir.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/10/eklem-agrilarini-hafife-almayin-artritte-erken-tani-neden-onemli-0-ybQr8NvI.jpeg"/></p>
<p><strong>Artritin Tek Bir Nedeni Yok</strong></p>
<p>Toplumda en sık görülen tür, halk arasında “kireçlenme” olarak bilinen osteoartrittir. Eklem kıkırdağının yıllar içinde aşınmasıyla ortaya çıkar ve daha çok ileri yaşta görülür. Genç ve orta yaşta ise romatizmal hastalıklara bağlı artritler öne çıkar; bunlar genellikle vücudun iki tarafındaki eklemleri benzer şekilde tutar ve sabahları belirgin bir tutukluğa yol açar. Gençlerde özellikle spor sonrası dizde gelişen şişlik ve ağrı, menisküs veya bağ yırtıklarının ya da kıkırdak yaralanmalarının habercisi olabilir. Daha seyrek ama çok önemli bir neden ise eklemin mikrop kapmasıdır (septik artrit); bu durum acil tedavi, gerektiğinde ameliyat ihtiyacı doğurabilir.</p>
<p><strong>Neden Erken Tanı?</strong></p>
<p>Eklem kıkırdağı bir kez hasar gördüğünde kendini yenileyemez; bugün tıpta hasarlı kıkırdağın yerine birebir aynısını koymak mümkün değildir. Eklemdeki iltihap sürdükçe kıkırdak yıpranır, zamanla altındaki kemik açığa çıkar ve kemiklerin birbirine sürtünmesi ağrılı, yürümeyi zorlaştıran bir tabloya yol açar. Bu süreç ilerleyen yıllarda protez ameliyatını kaçınılmaz hale getirebilir. Omurgada ise hareket kısıtlılığı ile kronik boyun, sırt ve bel ağrısı olarak karşımıza çıkar. Erken tanı ve doğru tedavi, kıkırdağın ömrünü uzatmanın en etkili yoludur.</p>
<p><strong>Hangi Durumlarda Hekime Başvurmalı?</strong></p>
<p>Birkaç günü geçen eklem ağrısı, şişliği veya kızarıklığı</p>
<p>Sabahları yarım saatten uzun süren eklem tutukluğu, özellikle her iki tarafta benzer eklemlerde</p>
<p>Spor ya da zorlayıcı bir hareket sonrası dizde şişlik, takılma veya boşalma hissi</p>
<p>Dinlenmekle geçmeyen, geceleri uykudan uyandıran bel, sırt veya kalça ağrısı (özellikle genç yaşta)</p>
<p>Ateşle birlikte tek bir eklemde ani başlayan şiddetli ağrı, şişlik ve kızarıklık: Bu durumda vakit kaybetmeden acil servise başvurulmalıdır.</p>
<p><strong>Eklemlerimizi Korumak Elimizde</strong></p>
<p>Fazla kilo, özellikle diz ve kalça eklemlerine binen yükü artırır; ideal kiloyu korumak eklem sağlığı için atılabilecek en önemli adımlardan biridir. Yürüyüş, yüzme ve bisiklet gibi düzenli, eklemi zorlamayan egzersizler kasları güçlendirerek eklemi destekler. Spor öncesi ısınma, uygun ayakkabı seçimi ve alışık olunmayan ağır zorlamalardan kaçınmak yaralanma riskini azaltır. Hekim önerisi olmadan uzun süre ağrı kesici kullanmak ise altta yatan sorunu gizleyerek tanıyı geciktirebilir.</p>
<p>Unutmayın: Eklem ağrısı “yaşlılığın doğal sonucu” diye geçiştirilmemelidir. Erken başvuru, eklemlerinizi yıllarca sağlıklı kullanabilmenin anahtarıdır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eklem-agrilarini-hafife-almayin-artritte-erken-tani-neden-onemli-665293">Eklem ağrılarını hafife almayın: Artritte erken tanı neden önemli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Birliği Sendikası’ndan zorunlu uzaktan muayene kararına tepki: 1 Kasım’da başlıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasindan-zorunlu-uzaktan-muayene-kararina-tepki-1-kasimda-basliyor-665290</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2026 11:48:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[muayene]]></category>
		<category><![CDATA[ndan]]></category>
		<category><![CDATA[sendikası]]></category>
		<category><![CDATA[uzaktan]]></category>
		<category><![CDATA[zorunlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=665290</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası, aile hekimlerine 1 Kasım 2026’dan itibaren günlük en az üç uzaktan sağlık hizmeti randevusu tanımlanması uygulamasına karşı eylem kararı aldı. Sendika, bu tarihten itibaren üyelerinin uzaktan muayene hizmeti sunmayacağını duyururken, aile sağlığı merkezlerinde yüz yüze muayene ve diğer sağlık hizmetlerinin devam edeceğini bildirdi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasindan-zorunlu-uzaktan-muayene-kararina-tepki-1-kasimda-basliyor-665290">Hekim Birliği Sendikası’ndan zorunlu uzaktan muayene kararına tepki: 1 Kasım’da başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası Merkez Yönetim Kurulu, aile hekimlerine zorunlu uzaktan muayene randevusu tanımlanmasına ilişkin uygulamaya karşı sendikal eylem kararı aldı. Sendikanın 11 Ekim 2026 tarihinde gerçekleştirdiği toplantıda oy birliğiyle alınan karar doğrultusunda, 1 Kasım’dan itibaren uzaktan muayene hizmeti sunulmaması kararlaştırıldı.</p>
<p>Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğünün 8 Ekim 2026 tarihli yazısında, 1 Kasım’dan itibaren aile hekimlerinin mevcut randevu cetvellerine günlük en az üç uzaktan sağlık hizmeti randevusunun otomatik olarak tanımlanması öngörüldü. Uygulama kapsamında aile hekimlerinden kamera, mikrofon, bilgisayar ve internet altyapısını hazır bulundurmaları da istendi.</p>
<p>Hekim Birliği Sendikası ise söz konusu uygulamanın hasta güvenliği, tıbbi değerlendirme ve hekimlerin çalışma koşulları açısından sakıncalar taşıdığını savunarak karara karşı çıktı.</p>
<p><strong>“HEKİMLİK EKRANA SIĞMAZ”</strong></p>
<p>Sendika tarafından yapılan açıklamada, hekimlik mesleğinin hastayı doğrudan görme, gözlemleme ve gerektiğinde fiziksel muayene yapma esasına dayandığı vurgulandı. Uzaktan görüşmelerde fizik muayenenin temel unsurlarının gerçekleştirilememesinin bazı hastalıkların tanı ve tedavi süreçlerini olumsuz etkileyebileceği ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, uzaktan sağlık hizmetlerinin mevzuatta düzenlenmiş olmasının bu yöntemin her durumda yüz yüze muayeneyle eşdeğer olduğu anlamına gelmediği belirtilerek, hekimlerin mesleki değerlendirmelerinin otomatik randevu sistemlerinin gerisinde bırakılmaması gerektiği kaydedildi.</p>
<p>Sendika ayrıca, uzaktan sağlık hizmeti için gerekli teknik altyapının mali ve idari sorumluluğunun aile hekimlerine yüklenmesine de tepki gösterdi.</p>
<p><strong>EYLEM 1 KASIM’DA BAŞLAYACAK</strong></p>
<p>Hekim Birliği Sendikası Merkez Yönetim Kurulunun aldığı karar kapsamında, sendika üyesi aile hekimlerinin otomatik olarak tanımlanan uzaktan muayene randevularına katılmaması ve bu kapsamda tanı, tedavi, reçete ile rapor düzenleme işlemlerini gerçekleştirmemesi öngörülüyor.</p>
<p>Sendika, eylemin yalnızca uzaktan sağlık hizmetlerini kapsayacağını vurguladı. Aile sağlığı merkezlerinde yüz yüze muayene, koruyucu sağlık hizmetleri, aşılama, gebe ve bebek izlemleri, kronik hastalık takipleri ile diğer olağan sağlık hizmetlerinin kesintisiz sürdürüleceği bildirildi.</p>
<p>Eylemin 1 Kasım 2026 tarihinde başlayacağı ve Merkez Yönetim Kurulu yeni bir karar alana kadar devam edeceği açıklandı.</p>
<p><strong>BAKANLIĞA DÜZENLEME ÇAĞRISI</strong></p>
<p>Sendika, otomatik olarak oluşturulan uzaktan muayene randevularının kaldırılması ve hastaların mağduriyet yaşamaması için gerekli idari düzenlemelerin yapılmasını Sağlık Bakanlığından talep etti.</p>
<p>Ayrıca, uzaktan sağlık hizmetlerini aile hekimlerinin görevleri arasında düzenleyen 9 Nisan 2026 tarihli yönetmelik değişikliği ile 8 Ekim 2026 tarihli uygulama yazısının hukuki açıdan incelenmesi için sendikanın hukuk biriminin görevlendirildiği belirtildi.</p>
<p>Hekim Birliği Sendikası, eyleme katılan üyelerinin karşılaşabileceği idari ve disiplin süreçlerinde hukuki destek sağlanacağını da duyurdu.</p>
<p><strong>“HASTA GÜVENLİĞİNDEN TAVİZ VERMEYECEĞİZ”</strong></p>
<p>Eylem kararının hastalara karşı alınmadığının altını çizen sendika, amaçlarının nitelikli ve güvenli sağlık hizmetini korumak olduğunu bildirdi.</p>
<p>Açıklamada, “Hekimlik ekrana sığmaz”, “Hasta güvenliğinden taviz vermeyeceğiz” ve “Yüz yüze muayenenin yerine zorunlu uzaktan muayeneyi kabul etmiyoruz” ifadelerine yer verildi.</p>
<p>Sendika, Sağlık Bakanlığına hekimlerin mesleki bağımsızlığına ve hastaların güvenli sağlık hizmeti alma hakkına saygı gösterilmesi çağrısında bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasindan-zorunlu-uzaktan-muayene-kararina-tepki-1-kasimda-basliyor-665290">Hekim Birliği Sendikası’ndan zorunlu uzaktan muayene kararına tepki: 1 Kasım’da başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gebelikte Meme Kanseri Tanısı Almak Tedaviye Engel Değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gebelikte-meme-kanseri-tanisi-almak-tedaviye-engel-degil-665269</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2026 10:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[almak]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[engel]]></category>
		<category><![CDATA[gebe]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[gebelikte]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[sırasında]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tanısı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviye]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=665269</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gebelik, bir kadının yaşamındaki en özel dönemlerden biridir. Ancak nadiren de olsa bu dönemde meme kanseri tanısıyla karşılaşılabiliyor ve böyle bir tanı, anne adayında doğal olarak hem kendi yaşamı hem de bebeğinin sağlığı açısından büyük bir kaygıya yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gebelikte-meme-kanseri-tanisi-almak-tedaviye-engel-degil-665269">Gebelikte Meme Kanseri Tanısı Almak Tedaviye Engel Değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gebelik, bir kadının yaşamındaki en özel dönemlerden biridir. Ancak nadiren de olsa bu dönemde meme kanseri tanısıyla karşılaşılabiliyor ve böyle bir tanı, anne adayında doğal olarak hem kendi yaşamı hem de bebeğinin sağlığı açısından büyük bir kaygıya yol açabiliyor. Günümüzde gebelik sırasında meme kanseri tanısı almak, gebeliğin mutlaka sonlandırılması gerektiği veya kanser tedavisinin yapılamayacağı anlamına gelmiyor. Uygun şekilde planlanan tedaviyle hem annenin sağlığını korumak hem de bebeği mümkün olduğunca güvenli bir şekilde dünyaya getirmek birçok hastada mümkün olabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Meme Merkezi’nden Prof. Dr. Yeliz Emine Ersoy, gebelik sürecinde meme kanseri hakkında tüm merak edilenleri cevapladı.</p>
<p><strong>Annelik yaşı ilerledikçe risk artıyor</strong></p>
<p>Gebelikle ilişkili meme kanseri; gebelik sırasında, doğumdan sonraki ilk yıl içinde veya emzirme döneminde ortaya çıkan meme kanserini tanımlamak için kullanılmaktadır. Tedavide temel amaç annenin yaşamını korurken, fetüsü ve mümkün olduğunca kadının gelecekteki doğurganlığını da korumaktır. Gebelikte meme kanseri yaklaşık 3.000 gebelikte bir görülmekte ve sıklıkla 32–38 yaş arasında ortaya çıkmaktadır. İlk doğum yaşının giderek ileri yaşlara kayması nedeniyle gebelikle ilişkili meme kanseri tablosuyla önümüzdeki süreçlerde maalesef daha sık karşılaşılması beklenmektedir. </p>
<p><strong>En önemli sorunlardan biri: Tanıda gecikme</strong></p>
<p>Gebelik sırasında memelerde büyüme, hassasiyet ve yoğunluk artışı gibi doğal sayılan değişiklikler meydana gelmektedir. Emzirme döneminde de meme dokusu önemli ölçüde değişmektedir. Bu nedenle memede ortaya çıkan bir kitlenin gebelikle alakalı veya süt birikimi şeklinde değerlendirilmesi ve hekime başvurunun gecikmesi mümkündür. Ayrıca bu değişiklikler muayene ve tetkiklerin değerlendirilmesini zorlaştırabildiğinden tanıda gecikmeler yaşanabilmektedir.</p>
<p>Gebelikte meme kanserinin belirtileri, gebe olmayan kadınlardakinden çok farklı değildir. En sık görülen bulgu, çoğunlukla ağrısız bir meme kitlesidir. Meme başı akıntısı, memede ödem, cilt çekintileri gibi bazı başka değişiklikler de görülebilmektedir. Bu nedenle gebelik veya emzirme döneminde memede fark edilen bir kitle mutlaka değerlendirilmelidir. Ayrıca, hamilelik düşünüldüğünde meme muayenesinin de hamilelik öncesinde yaptırılması uygun olacaktır.</p>
<p><strong>Gebeyken ultrason ve mamografi çekimi mümkün</strong></p>
<p>Anne adaylarının en fazla kaygı duyduğu konulardan biri görüntüleme yöntemlerinin bebeğe zarar verip vermeyeceğidir. Gebelik sırasında memede şüpheli bir bulgu olduğunda ilk tercih edilen görüntüleme yöntemi meme ultrasonografisidir. Ultrason radyasyon içermez; memedeki kitlenin özelliklerinin değerlendirilmesine, lenf bezlerinin incelenmesine ve gerektiğinde biyopsiye rehberlik edilmesine yardımcı olmaktadır. Mamografi konusunda da gereksiz bir korkuya kapılmamak gerekmektedir. Gerekli olduğu durumlarda karnı radyasyondan koruyucu kıyafetlerle fetüs korunarak mamografi çekilebilmektedir. Meme dokusunun gebelikte yoğunlaşması görüntülerin değerlendirilmesini güçleştirebilse de mamografi gerekli hastalarda tanının önemli bir parçası olabilmektedir. O nedenle hamilelikte görüntüleme yaptırılmaz düşüncesiyle şüpheli bir meme bulgusunun araştırılması ertelenmemelidir.</p>
<p><strong>Gebelik, biyopsi yapılmasına engel değildir </strong></p>
<p>Memede şüpheli bir lezyon saptandığında kesin tanının konulabilmesi için biyopsi gerekebilmektedir. Biyopsi yalnızca kanser tanısını doğrulamak için değil, olası tümörün özelliklerinin belirlenmesi ve uygun tedavinin seçilebilmesi için de son derece önemlidir. Bu nedenle gebelik, gerekli bir meme biyopsisinin yapılmasına engel değildir. “Biyopsi bebeğe zarar verir” endişesi nedeniyle tanının geciktirilmesi, hastalık açısından daha önemli sonuçlara yol açabilmektedir.</p>
<p><strong>Hem annenin tercihleri hem de kanserin özellikleri titizlikle yönetilmeli</strong></p>
<p>Gebelik sırasında tedavi planı, gebe olmayan bir hastaya göre bazı önemli değişiklikler gerektirmektedir. Tedavi; kanserin evresine, tümörün biyolojik özelliklerine, gebeliğin hangi döneminde olunduğuna ve hastanın tercihlerine göre kişiselleştirilmelidir. Bu nedenle gebelikte meme kanseri tedavisi tek bir hekimin kararıyla değil; meme cerrahisi, medikal onkoloji, kadın hastalıkları ve doğum/perinatoloji, radyoloji, patoloji ve gerektiğinde diğer uzmanlık alanlarının birlikte çalıştığı multidisipliner bir ekip tarafından planlanmalıdır.</p>
<p><strong>İlk 3 aylık dönemde kemoterapiden kaçınılmalı</strong></p>
<p>Gebelik sırasında meme kanseri cerrahisi uygulanabilmektedir. Cerrahi tedavi, gebeliğin farklı dönemlerinde anne ve fetüsün uygun şekilde izlenmesi koşuluyla gerçekleştirilebilmektedir. Hastaya ve gebeliğin dönemine göre meme koruyucu cerrahi veya mastektomi yani meme dokusunun tamamının alınması seçenekleri değerlendirilebilmektedir. Hangi ameliyatın daha uygun olduğuna tümörün özellikleri, gebelik haftası ve ameliyat sonrasında gerekli olabilecek diğer tedaviler birlikte değerlendirilerek karar verilmektedir. Her gebede doğrudan cerrahi tedavi uygulanması gerekmeyebilir. Tümörün özelliklerine göre önceliğin kemoterapi tedavisi olması durumunda ise gebeliğin hangi döneminde olunduğu, tedavi planlamasında kritik önem taşımaktadır. Bebeğin organlarının oluştuğu ilk üç aylık(trimester) dönemde kemoterapiden kaçınılmalıdır. Buna karşılık gerekli hastalarda belirli kemoterapi rejimleri ikinci ve üçüncü trimesterde uygulanabilmektedir. Hangi ilacın, gebeliğin hangi döneminde ve hangi hastaya uygulanacağının doğru belirlenmesi gereklidir. Kemoterapinin doğuma çok yakın dönemde verilmesi ise anne ve bebek açısından kanama ve enfeksiyon gibi sorunların ortaya çıkma riskini artırabileceğinden tedavinin zamanlaması ve son kür uygulama tarihi dikkatle planlanmalıdır. </p>
<p><strong>Bazı tedaviler doğum sonrasına bırakılmalı</strong></p>
<p>Meme kanseri tedavisi yalnızca ameliyat ve kemoterapiden oluşmaz. Radyoterapi, hormon tedavileri ve HER2&#8217;ye yönelik tedaviler, imünoterapiler gibi farklı seçenekler de tümörün özelliklerine göre gerekebilmektedir. Ancak bu tedavilerin hepsi gebelik sırasında uygun değildir. Radyoterapi, hormon tedavileri ve hedefe yönelik bazı tedaviler doğum sonrasına bırakılmalıdır. </p>
<p><strong>Meme kanseri tanısı gebeliğin devam etmesine engel değil</strong></p>
<p>Bu, tanı alan kadınların ve ailelerinin en çok endişe duyduğu konulardan biridir. Meme kanseri tanısı tek başına gebeliğin sonlandırılması gerektiği anlamına gelmez. Bu konuda yapılan araştırmalar, gebeliğin sonlandırılmasının meme kanserinin prognozunu yani gidişatını iyileştirdiğini göstermemektedir. Elbette ileri evre veya çok agresif hastalık gibi özel durumlarda annenin ihtiyaç duyduğu tedavinin zamanlaması nedeniyle gebeliğin geleceği bireysel olarak değerlendirilmek zorunda kalabilmektedir. Böyle bir karar yalnızca kanserin özellikleri değil, gebelik haftası, uygulanması gereken tedaviler ve hastanın kendi tercihleri birlikte ele alınarak verilmelidir.</p>
<p><strong>Şüphe edin, gecikmeyin!</strong></p>
<p>Gebelikte meme kanseri nadirdir; ancak nadir olması görülmeyeceği anlamına gelmez. Gebelik ve emzirme dönemindeki kadınların memelerinde ortaya çıkan her değişiklik kanser değildir. Aksine, bu dönemde karşılaşılan meme sorunlarının büyük çoğunluğu iyi huyludur. Ancak geçmeyen bir kitle, şüpheli meme başı akıntısı veya memede olağan dışı ve kalıcı bir değişiklik “gebeliğe bağlıdır” denilerek aylarca bekletilmemelidir. Çünkü gebelikte meme kanserinde karşılaşılan temel sorunlardan biri hastalığın gebelik nedeniyle daha kötü olması değil, tanının gecikebilmesidir. Yaş ve hastalık evresi dikkate alındığında gebe ve gebe olmayan kadınların yaşam sonuçları benzer olabilmektedir. Gebeliğin kendisi kanserin kötü seyretmesinin nedeni olarak görülmemelidir.</p>
<p>Bugün gebelikte meme kanseri tedavisindeki yaklaşım üç temel hedef üzerine kuruludur:</p>
<p>* Annenin yaşamını korumak,</p>
<p>* Bebeği korumak,</p>
<p>* Mümkün olduğunca gelecekteki doğurganlığı korumak.</p>
<p>Her gebeye direkt cerrahi tedavi uygulanmayabilir. Eğer tümörün özelliklerine göre öncelik kemoterapi alınması ise bu konuda da gebeliğin hangi döneminde olduğu kritik önem taşımaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gebelikte-meme-kanseri-tanisi-almak-tedaviye-engel-degil-665269">Gebelikte Meme Kanseri Tanısı Almak Tedaviye Engel Değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Ümit Aktaş Köln’de anlattı: Sağlıklı yaşamın şifreleri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-umit-aktas-kolnde-anlatti-saglikli-yasamin-sifreleri-665066</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Oct 2026 08:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aktaş]]></category>
		<category><![CDATA[anlattı]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[köln]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[ümit]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=665066</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fitoterapi uzmanı Dr. Ümit Aktaş’ın Köln’de düzenlenen “İlaçsız Yaşam” konferansında sağlıklı beslenme, fitoterapi ve günlük yaşam alışkanlıklarının sağlık üzerindeki etkileri ele alındı. Avrupa’nın farklı şehirlerinden katılımcılar etkinlikte bir araya geldi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-umit-aktas-kolnde-anlatti-saglikli-yasamin-sifreleri-665066">Dr. Ümit Aktaş Köln’de anlattı: Sağlıklı yaşamın şifreleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fitoterapi uzmanı Dr. Ümit Aktaş, Köln’de gerçekleştirilen “İlaçsız Yaşam” konferansında katılımcılarla bir araya geldi. “İlaçsız Yaşam mümkün mü?” başlığı üzerinden sağlığın korunması ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını değerlendiren Aktaş, hastalık ortaya çıkmadan önce alınabilecek önlemlere dikkat çekti.</p>
<p>Dr. Ümit Aktaş, beslenmeden günlük yaşam alışkanlıklarına kadar pek çok faktörün sağlığın korunmasında rol oynadığını belirterek, doğru bilgiye dayalı bilinçli tercihlerin önemini vurguladı. Yoğun bir katılım ile gerçekleşen konferansta beslenme ve yaşam biçiminin sağlık üzerindeki etkilerini ele alan Dr. Ümit Aktaş, sağlıklı bir yaşam için günlük alışkanlıkların gözden geçirilmesi gerektiğine işaret etti. Katılımcılar konferans bitiminde, sağlıklı yaşam ve ilaçsız yaşam yaklaşımına ilişkin merak ettikleri soruları Dr. Ümit Aktaş’a yöneltti.</p>
<p>Köln’de gerçekleşen “İlaçsız Yaşam” konferansı, sağlıklı yaşam konusunda bilgi ve farkındalığın artırılmasına yönelik önemli bir buluşma oldu. Sağlıklı yaşam ve bilinçli yaşam konusunda bilgi paylaşımını sürdüren Dr. Ümit Aktaş etkinliklerinin, yeni yılda Almanya’da farklı şehirlerde devam etmesi planlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-umit-aktas-kolnde-anlatti-saglikli-yasamin-sifreleri-665066">Dr. Ümit Aktaş Köln’de anlattı: Sağlıklı yaşamın şifreleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TTB’den Özel Hastaneler Yönetmeliği değişikliğine tepki: İşletmelere denetim muafiyeti, hekimlere kısıtlama</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ttbden-ozel-hastaneler-yonetmeligi-degisikligine-tepki-isletmelere-denetim-muafiyeti-hekimlere-kisitlama-665063</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Oct 2026 08:28:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[değişikliğine]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[hastaneler]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[tepki]]></category>
		<category><![CDATA[ttb]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmeliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=665063</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB), Özel Hastaneler Yönetmeliği'nde 29 Ağustos 2026'da yapılan değişikliklere ilişkin açıklama yaptı. Düzenlemeyle TÜSKA akreditasyonu bulunan hastanelere belirli sürelerle olağan denetim muafiyeti getirildiğini belirten TTB, hekimlerin çalışma koşullarına ilişkin idari sınırlamaların ise büyük ölçüde korunduğunu savundu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ttbden-ozel-hastaneler-yonetmeligi-degisikligine-tepki-isletmelere-denetim-muafiyeti-hekimlere-kisitlama-665063">TTB’den Özel Hastaneler Yönetmeliği değişikliğine tepki: İşletmelere denetim muafiyeti, hekimlere kısıtlama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB), özel hastanelere yönelik yönetmelik değişikliklerini değerlendirdi. TTB’nin açıklamasında, sağlık hizmetlerinin piyasalaştırılmasına, hekim emeğinin ucuzlatılmasına ve mesleki bağımsızlığın aşındırılmasına karşı oldukları vurgulandı.</p>
<p>29 Ağustos 2026 tarihli değişikliğin, daha önce yargı kararlarıyla yürütmesi durdurulan bazı düzenlemelerin ardından yapıldığına dikkat çekilen açıklamada, yeni hükümlerin işletmelere kolaylık sağladığı, hekimlerin çalışma olanaklarına ilişkin sınırlamaları ise büyük ölçüde devam ettirdiği ifade edildi.</p>
<p><strong>TÜSKA akreditasyonuna denetim muafiyeti</strong></p>
<p>TTB’nin açıklamasına göre, yönetmeliğin 5’inci maddesinde yapılan değişiklikle Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü (TÜSKA) tarafından akredite edilen hastanelere belirli sürelerle olağan denetim muafiyeti getirildi.</p>
<p>Düzenleme kapsamında platin ve altın kategorisindeki hastaneler için 3 yıl, gümüş kategorisi için 2 yıl, bronz kategorisi için ise 1 yıl olağan denetim muafiyeti öngörüldü.</p>
<p>TTB, akreditasyon belgesinin belirli sürelerle olağan denetimden muafiyet sağlamasının kamusal gözetimi daraltabileceğini savundu. Birliğin açıklamasında, önceki düzenlemede özel hastanelere ruhsat tarihinden itibaren üç yıl içinde akreditasyon belgesi alma zorunluluğu getirildiği, bu hükmün ise Danıştay 10. Dairesi’nin 18 Eylül 2025 tarihli kararıyla yürütmesinin durdurulduğu hatırlatıldı.</p>
<p>TTB, yeni düzenlemenin zorunluluk esasına dayalı modelin yerine akreditasyonu denetim muafiyetiyle teşvik eden bir yaklaşım getirdiğini belirtti.</p>
<p><strong>Konsültan hekim seçiminde düzenleme</strong></p>
<p>Yönetmeliğin 17’nci maddesinde yapılan değişiklikle, özel hastanelerde konsültan hekim davetinde özel sağlık kuruluşlarında kadrolu çalışan hekimlere öncelik verilmesini ifade eden “öncelikle” ibaresi “tercihen” olarak değiştirildi.</p>
<p>TTB, Danıştay 10. Dairesi’nin 31 Aralık 2025 tarihli kararında, hastaların dışarıdan hekim çağırabilme hakkına ve acil durumlarda konsültasyonun gecikmesinin oluşturabileceği risklere dikkat çekildiğini aktardı.</p>
<p>Açıklamada, yeni düzenlemeyle ifadenin bağlayıcılığının azaltıldığı ancak kadrolu hekimler lehine yönlendirmenin korunduğu savunuldu. TTB, konsültan hekim seçiminde tıbbi gereksinim ve mesleki yetkinliğin yanı sıra çalışma statüsünün de etkili olabileceğini belirterek düzenlemeye ilişkin eleştirilerini dile getirdi.</p>
<p><strong>Hastaneler arası izin mekanizması devam ediyor</strong></p>
<p>Yönetmeliğin 24’üncü maddesinin 4’üncü fıkrasında yapılan değişiklikle, muayenehaneden gelen hastaya sözleşmeli hastanede müdahale edilememesi durumunda, hekimin talep ettiği başka bir hastanede işlem yapılabilmesine ilişkin vaka bazlı il sağlık müdürlüğü izni korundu.</p>
<p>İzin başvurusu, değerlendirme ölçütleri ve sürecin yanı sıra acil durumlarda, mesai saatleri dışında ve tatil günlerinde uygulanacak usul ve esasların Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenmesi öngörüldü.</p>
<p>TTB, önceki düzenlemeye ilişkin yargı kararlarında izin sürecinin belirsizliğine dikkat çekildiğini hatırlattı. Birlik, yeni düzenlemenin bu belirsizlikleri doğrudan gidermediğini, uygulamaya ilişkin ayrıntıları Bakanlığın belirlemesine bıraktığını ifade etti.</p>
<p><strong>Öğretim üyelerinin çalışma koşulları değişti</strong></p>
<p>Yönetmeliğin 16’ncı maddesinin 5’inci fıkrasında, öğretim üyelerinin mesai saatleri dışında özel hastanelerde çalışabilmesi için aranan koşul yeniden düzenlendi. Vakıf üniversitesiyle iş birliği protokolü bulunması şartının yerine, Bakanlık tarafından onaylanmış uzmanlık eğitimi programına sahip olma ölçütü getirildi.</p>
<p>TTB, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 9 Nisan 2026 tarihli kararında, ilgili hükümdeki iş birliği protokolü şartının yürütmesinin durdurulduğunu belirtti. Açıklamada, kanunda bulunmayan ek koşulların yönetmelikle getirilmesine ilişkin hukuki sorunun yeni düzenlemeyle de giderilmediği görüşü paylaşıldı.</p>
<p>Birlik, öğretim üyelerinin çalışma olanaklarının hastanelerin kurumsal statülerine bağlanmasının sürdüğünü savundu.</p>
<p><strong>Röntgen ve laboratuvar hizmetlerinde yeni seçenekler</strong></p>
<p>Yönetmeliğin 6’ncı maddesinde yapılan değişikliklerle özel hastanelerin röntgen cihazı ve laboratuvar hizmetlerine ilişkin yükümlülükleri de yeniden düzenlendi.</p>
<p>Yeni düzenlemeye göre hastanelerin en az bir seyyar röntgen cihazı veya en az 500 mA gücünde röntgen cihazı bulundurması zorunlu olacak. Cihazın yerinde hizmet alımı yoluyla temin edilmesi de yeterli kabul edilecek.</p>
<p>Hastanelerin, hizmet sundukları uzmanlık dallarının gerektirdiği tıbbi biyokimya ve/veya tıbbi mikrobiyoloji laboratuvarlarını bulundurmaları öngörülürken, belirli alanlarda hizmet veren hastanelere yerinde hizmet alımı yoluyla bu yükümlülüğü yerine getirme imkânı tanındı. İlgili uzman kadrosu bulunmayan ve laboratuvar açmak isteyen hastanelere ise talep etmeleri hâlinde Bakanlık tarafından kadro verilmesi düzenlendi.</p>
<p>TTB, hizmet alımı seçeneklerinin genişletilmesinin hizmetin niteliği, sürekliliği ve hasta güvenliği açısından kamusal denetimin önemini ortadan kaldırmadığını vurguladı.</p>
<p><strong>Fiziki standartlar ve muayenehane hekimlerine ilişkin değişiklikler</strong></p>
<p>Yönetmelikteki diğer düzenlemeler kapsamında özel hastanelerdeki asgari fiziki standartlara ilişkin ölçülerde izin verilen sapma oranı yüzde 2’den yüzde 5’e çıkarıldı.</p>
<p>Geçici 9’uncu maddede yapılan değişiklikle, 1 Ocak 2025 itibarıyla faal muayenehanesi bulunan hekimlerin muayenehanelerini kapatmaları durumunda, aynı ilde en fazla iki özel hastanede kadro dışı geçici olarak çalışabilmelerine ilişkin hükümler düzenlendi. Bu hekimlerin yeniden muayenehane açmaları hâlinde söz konusu geçici çalışma hakkının sona ermesi öngörüldü.</p>
<p>Yönetmeliğe eklenen geçici 15’inci maddeyle, 30 Ocak 2025 tarihinden önce ruhsatlandırılan özel hastanelerin yeni yönetmelikteki fiziki şartlardan kural olarak muaf tutulması düzenlendi. Bazı hastaneler ve belirtilen tarihten itibaren yapılan değişiklikler ise bu muafiyetin dışında bırakıldı.</p>
<p>Ayrıca ruhsat, kadro, birim ve fiziki standartlara ilişkin çeşitli ek cetveller güncellendi.</p>
<p><strong>TTB’den mesleki bağımsızlık vurgusu</strong></p>
<p>TTB, muayenehane hekimlerinin özel hastanelerde hastalarını tedavi etmelerine ilişkin kota ve muafiyet hükümleriyle geçici 7’nci maddede yer alan bazı sınırlamaların 29 Ağustos 2026 tarihli değişiklikle değiştirilmediğini belirtti.</p>
<p>Açıklamada, İstanbul Tabip Odası’nın 23 Eylül 2026 tarihli değerlendirmesine de yer verildi. Buna göre, odanın açtığı davada söz konusu hükümlere ilişkin yürütmenin durdurulması kararı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 2 Temmuz 2026 tarihli kararıyla kaldırıldı. Açıklamada, dava sürecinin esas yönünden devam ettiği bilgisi paylaşıldı.</p>
<p>Yönetmelik değişikliklerini Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında uygulanan politikaların devamı olarak değerlendiren TTB, akreditasyon sahibi hastanelere olağan denetim muafiyeti tanınırken hekimlerin çalışma olanaklarına ilişkin idari sınırlamaların korunmasını eleştirdi.</p>
<p>TTB açıklamasında, yargı kararlarıyla ortaya konulan hukuki sorunların yalnızca ifadelerin yumuşatılması veya bir koşulun başka bir koşulla değiştirilmesiyle giderilemeyeceği belirtilerek hekimlerin mesleki bağımsızlığını ve hastaların sağlık hizmetine erişim haklarını güvence altına alan açık düzenlemelere ihtiyaç olduğu vurgulandı.</p>
<p>Türk Tabipleri Birliği, sağlık hizmetlerinin ticari kaygılara göre şekillendirilmesine karşı çıkmayı; halkın sağlık hakkını, hekimlerin mesleki özerkliğini ve çalışma haklarını savunmayı sürdüreceğini bildirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ttbden-ozel-hastaneler-yonetmeligi-degisikligine-tepki-isletmelere-denetim-muafiyeti-hekimlere-kisitlama-665063">TTB’den Özel Hastaneler Yönetmeliği değişikliğine tepki: İşletmelere denetim muafiyeti, hekimlere kısıtlama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlık Gönüllüleri projesinde yeni dönem: Gönüllü ordusu büyüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglik-gonulluleri-projesinde-yeni-donem-gonullu-ordusu-buyuyor-664955</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2026 08:44:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alan]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gönüllü]]></category>
		<category><![CDATA[gönüllüleri]]></category>
		<category><![CDATA[ordusu]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[projesinde]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664955</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık Gönüllüleri Projesi, ikinci yılında büyüyerek yoluna devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-gonulluleri-projesinde-yeni-donem-gonullu-ordusu-buyuyor-664955">Sağlık Gönüllüleri projesinde yeni dönem: Gönüllü ordusu büyüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık Gönüllüleri Projesi, ikinci yılında büyüyerek yoluna devam ediyor. Tek Sağlık yaklaşımıyla insan, çevre ve hayvan sağlığını bir bütün olarak ele alan proje, gençlerin enerjisini mentörlerin bilgi ve deneyimiyle buluşturuyor. Doğru ve güvenilir sağlık bilgisini toplumla buluşturan Sağlık Gönüllüleri projesinin yeni dönem başvuruları sürüyor.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, toplumun doğru ve güvenilir sağlık bilgisine erişimini güçlendirmek, sağlık okuryazarlığını geliştirmek ve toplum sağlığı alanında sürdürülebilir bir gönüllülük modeli oluşturmak amacıyla Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı bünyesinde Sağlık Gönüllüleri Projesi’ni sürdürüyor. Sağlık Eğitimleri Şube Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen proje, gönüllülüğü tek seferlik etkinliklerin ötesine taşıyor. Gençlerin öğrendiği, ürettiği ve sahada deneyim kazandığı, mentörlerin ise mesleki birikimini genç kuşaklara ve topluma aktardığı sürekli bir gelişim alanı oluşturuluyor. Proje kapsamında ilk dönemde 98 genç sağlık gönüllüsü ve 30 mentör sağlık gönüllüsü aynı çatı altında buluştu. Bir yıl boyunca Tek Sağlık yaklaşımıyla insan, çevre ve hayvan sağlığına dair çok sayıda çalışma yürütüldü. Yeni dönemde ise bu gönüllülük ağının farklı eğitim ve meslek alanlarından katılımlarla daha da güçlendirilmesi hedefleniyor. Bu kapsamda sağlık gönüllüsü olmak için başvuranlar, mülakatlara katılmaya başladı. Mülakatlarda, gönüllülerin ilgi ve beceri alanları ile hangi alanlarda çalışabileceği gibi gündemler ele alınıyor. Genç sağlık gönüllüsü ve mentör adayları https://bizvariz.izmir.bel.tr  adresi üzerinden başvuruda bulunabiliyor. </p>
<p><strong>“Çok büyük bir gönüllü ağımız olacak” </strong><br />Sağlık Gönüllüleri Projesi’nin amacının, kentte sağlık alanında güçlü ve sürdürülebilir bir gönüllülük ağı kurmak, doğru sağlık bilgisinin yaygınlaşmasına ve toplumda sağlık farkındalığının güçlenmesine katkı sunmak olduğunu belirten Sağlık Eğitimleri Şube Müdürü Banu Onan Erdal, “30 ilçemizde Tek Sağlık misyonu doğrultusunda eğitimler düzenliyoruz. Bu eğitimlerde gençlerimizi de yanımıza alarak hem onları gelecekteki mesleklerine hazırlamayı hem de onlarla birlikte sahada daha güçlü olmayı amaçlıyoruz. Mülakatlarda gönüllüleri tanımak amacıyla onlarla görüşmeler yapıyoruz ve hangi alanlarda ortaklaşabileceğimizi belirliyoruz. Yeni gönüllülerimizle gönüllü ordumuzu çok daha büyük sayılara ulaştıracağız. Şu anda gönüllü sayımız 98, mentör gönüllü sayımız ise 30. Yeni gönüllülerimizle birlikte çok büyük bir gönüllü ağımız olacak” dedi. </p>
<p><strong>“Katılımcılığı ön planda tutuyoruz”</strong><br />Sağlık Gönüllülüğü Koordinatörü Çisem Alagözoğlu da “Projemiz, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Tek Sağlık bakış açısıyla ürettiği sağlık alanındaki çalışmaları ve bu çalışmaların gönüllülük çatısı altında toplanmasını kapsıyor. Temel olarak insan, çevre ve hayvan sağlığıyla ilgili alanlarla eğitim almış veya eğitimi tamamlayıp mesleğinde uzun yıllar görev almış olan gönüllülerimiz yer alıyor. Birlikte çalışmalar üreterek toplum sağlığı alanında bilgilendirici içerikler üretiyoruz. Biz burada katılımcılığı ön planda tutuyoruz. Farklı disiplinlerde gönüllülerimiz var ve hepsinin bizlere kattığı farklı bakış açıları oluyor. Onların ortak değerlendirmesi sonucunda da farklı alanlarda çalışma grupları oluşturarak çalışmalar yürütüyoruz. Gönüllülerimizin her gün bir yeni sağlık bilgisiyle buradan ayrılmasını, sonrasında da bu sağlık bilgisini vatandaşlarımızla paylaşmasını sağlamaya çalışıyoruz” bilgisini verdi. </p>
<p><strong>“Yeni gönüllüler için heyecanlıyız”</strong><br />Bir yıldır sağlık gönüllüsü olarak görev alan Beslenme ve Diyetetik bölümü mezunu ve Tarla Bitkileri bölümü öğrencisi Buket Nur Süslü, “İki lisans eğitimimi birleştirerek sağlık gönüllüsü olmak beni mutlu etti. Ben çevre, iklim ve Tek Sağlık alanında çalışma yapıyorum. Çevre, iklim ve insan bir bütün. Eğer insan sağlığını korumak istiyorsak hem çevremize iyi bakmamız hem de iklimi iyi takip etmemiz gerekiyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Tek Sağlık kavramında çok iyi bir temsilci. Bu sene yeni gönüllü arkadaşlarımız gelecek. Hepsini sahada görmek ve onlarla birlikte çalışmak için çok heyecanlıyız” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Mesleğime dair hazırlık yapıyorum”</strong><br />Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünde okuyan sağlık gönüllüsü Kerem Tarı da “Ben yıllardır belediyenin çeşitli projelerinde gönüllü olarak aktif rol alıyorum. Bu süreçte sağlık gönüllüsü olmak için başvurmak istedim. Şu anda aktif olarak gönüllüyüm. Sağlık okuryazarlığı ve dijital medya çalışma grubundayım. Halka doğru bilginin ulaşımını sağlamayı hedefliyoruz ve konuda projeler yapıyoruz. Çalışma yaparken doğru bilginin iletiminde mesleğime dair şimdiden bir ön hazırlık da yapıyorum” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>“Her etkinlik bize yeni bir şey kattı”</strong><br />Psikoloji bölümü mezunu ve Aile Eğitimi ve Danışmanlığı bölümünde yüksek lisans öğrencisi olan Aylin Karagöz, “Sağlık Gönüllüleri Projesi çok içime sinen bir proje oldu. Kadın ve çocuk odaklı bir çalışma grubundayım. Bu alanda belediyenin etkinliklerinde yer alıyorum. Bir yandan halkı bilgilendirirken biz de onlardan bilgi almış oluyoruz. Örneğin 8 Mart Kadınlar Günü etkinliğinde menopoz konusunun üzerinde daha çok durulması gerektiğini öğrendik. Her etkinlik bize yeni bir şey kattı. Okulda öğrenmek ile uygulayarak öğrenmek arasında farklar olduğunu, mezun olduğum senede burada öğrendim. Bu yıl da uygulamak istediğimiz, hayata geçirmek için çabaladığımız projelerimiz var” sözlerine yer verdi. </p>
<p><strong>Çok sayıda çalışma yürütüldü</strong><br />Sağlık Gönüllüleri Projesi kapsamında geçen aylarda gerçekleştirilen Sağlık Gönüllüleri Çalıştayı’nda ortaya çıkan fikirler sonraki süreçte çevrim içi çalışma gruplarıyla geliştirildi. Gönüllüler sağlık alanında bilgilendirici içerik ve materyaller üzerinde çalışırken, hazırlanan içerikler de ilgili meslek elemanlarının değerlendirmeleriyle geliştirilerek doğru ve güvenilir sağlık bilgisinin toplumla buluşturulmasına yönelik uygulamalara dönüştürüldü. Üniversite etkinlikleri, şenlikler ve saha çalışmalarında doğru ve güvenilir sağlık bilgisinin yaygınlaştırılmasına yönelik etkileşimli çalışmalar da gerçekleştirildi. Sağlık bilgisinin yalnızca aktarılması değil, gençlerin sürece aktif olarak katılması ve sağlık farkındalığının günlük yaşamla ilişkilendirilmesi hedeflendi. Sağlık Gönüllüleri Projesi’nde yüz yüze çalışmaların yanı sıra dijital bilgi paylaşımına da önem verildi. Mentör sağlık gönüllülerinin uzmanlık ve çalışma alanları doğrultusunda gerçekleştirilen webinarlar ve çevrim içi eğitimlerle gönüllülerin gelişimlerinin desteklenmesi ve güncel, güvenilir sağlık bilgisinin daha geniş kitlelere ulaştırılması hedeflendi. Aynı zamanda gönüllülerin katkısıyla hazırlanan dijital sağlık içerikleriyle doğru bilginin yalnızca etkinlik alanlarında değil, dijital ortamda da yaygınlaştırılması amaçlandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-gonulluleri-projesinde-yeni-donem-gonullu-ordusu-buyuyor-664955">Sağlık Gönüllüleri projesinde yeni dönem: Gönüllü ordusu büyüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Hasan Belli: &#8220;Ruh sağlığı sorunlarında damgalanma tedavi sürecini zorlaştırıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-hasan-belli-ruh-sagligi-sorunlarinda-damgalanma-tedavi-surecini-zorlastiriyor-664865</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 13:08:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ayrımcı]]></category>
		<category><![CDATA[Belirten]]></category>
		<category><![CDATA[belli]]></category>
		<category><![CDATA[bireylerin]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[hasan]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlarında]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664865</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Belli, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, ruh sağlığı sorunları yaşayan bireylerin toplumda karşılaştığı damgalanma ve ayrımcılığa dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-hasan-belli-ruh-sagligi-sorunlarinda-damgalanma-tedavi-surecini-zorlastiriyor-664865">Prof. Dr. Hasan Belli: &#8220;Ruh sağlığı sorunlarında damgalanma tedavi sürecini zorlaştırıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Belli, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, ruh sağlığı sorunları yaşayan bireylerin toplumda karşılaştığı damgalanma ve ayrımcılığa dikkat çekti. Damgalanmanın iş hayatından sosyal ilişkilere, sağlık hizmetlerine erişimden tedaviye uyuma kadar pek çok alanı etkilediğini belirten Prof. Dr. Belli, ruh sağlığı okuryazarlığının artırılması ve güçlü sosyal politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.<br />10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü kapsamında ruh sağlığının toplumsal boyutuna dikkat çeken Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Belli, psikiyatrik hastalıkları olan bireylerin yalnızca hastalıklarıyla değil, toplumun önyargılarıyla da mücadele etmek zorunda kaldıklarını ifade etti.<br />Ruh sağlığı sorunları yaşayan bireyler damgalanma ve ayrımcılıkla karşılaşıyor<br />Ruhsal hastalıklara sahip bireylerin, kimi zaman hastalığın kendisinden daha zorlayıcı olabilen damgalanma deneyimleri yaşadığını belirten Prof. Dr. Hasan Belli, bu durumun özellikle istihdam, iş hayatı ve sosyal ilişkiler alanlarında belirginleştiğini söyledi.<br />Bireylerin iş bulmakta ciddi güçlükler yaşayabildiğini, işe başladıktan sonra da iş yerinde ayrımcılıkla karşılaşabildiğini dile getiren Belli, sosyal çevreden dışlanmanın da sık görülen sorunlar arasında yer aldığını belirtti. Belli, sağlık profesyonellerinin de zaman zaman damgalayıcı tutumlar sergileyebildiğine dikkat çekti.<br />Damgalanma, ruh sağlığı tedavisine erişimi engelleyebiliyor<br />Damgalanmanın yalnızca sosyal yaşamı değil, tedavi sürecini de olumsuz etkilediğini vurgulayan Prof. Dr. Hasan Belli, ayrımcılık ve dışlanma deneyimlerinin bireylerin yardım arama davranışlarını zayıflatabileceğini ifade etti.<br />Toplum tarafından yargılanma veya dışlanma endişesi yaşayan kişilerin profesyonel destek almaktan kaçınabildiğini belirten Belli, bu durumun ruh sağlığı sorunlarının tedavisini zorlaştırabileceğini söyledi.<br />Damgalanmayla mücadelenin çok boyutlu bir yaklaşım gerektirdiğini kaydeden Belli, bireylerin ihtiyaç duydukları sağlık hizmetlerine güvenli ve ayrımcılıktan uzak bir ortamda erişebilmelerinin önemine işaret etti.<br />Ruh sağlığı okuryazarlığının artırılması önyargıları azaltabilir<br />Ruh sağlığı alanındaki toplumsal önyargıların azaltılması için öncelikle toplumun doğru bilgiye erişiminin sağlanması gerektiğini belirten Prof. Dr. Belli, ruh sağlığı okuryazarlığının geliştirilmesinin damgalamayla mücadelede önemli bir rol oynayabileceğini ifade etti.<br />Psikiyatrik hastalıklar hakkında bilimsel ve doğru bilgilendirmelerin yapılmasının önemine değinen Belli, sosyal medya aracılığıyla yürütülecek farkındalık çalışmalarının da toplumsal önyargıların kırılmasına katkı sunabileceğini belirtti.<br />Belli, damgalayıcı tutumların azaltılması için sağlık çalışanlarına yönelik hizmet içi eğitimlerin yaygınlaştırılması, iş yerlerinde özel destek programlarının oluşturulması ve medyada ayrımcı ifadelerden uzak bir dil kullanılması gerektiğini vurguladı.<br />Güçlü ruh sağlığı politikaları ve istihdam desteği önem taşıyor<br />Ruh sağlığı sorunları yaşayan bireylerin toplumsal yaşama katılımının güçlendirilmesi için ulusal düzeyde etkili ve uygulanabilir ruh sağlığı politikalarına ihtiyaç duyulduğunu belirten Prof. Dr. Hasan Belli, sosyal destek mekanizmalarının geliştirilmesinin önemine dikkat çekti.<br />Bu kapsamda toplum ruh sağlığı merkezlerinin yaygınlaştırılması ve istihdam desteği programlarının geliştirilmesinin önemli adımlar olacağını ifade eden Belli, bireylerin sosyal izolasyon ve işlev kaybı risklerinin azaltılmasının hedeflenmesi gerektiğini söyledi.<br />Ruh sağlığı sorunları yaşayan bireylerin barınma ihtiyaçlarının desteklenmesi ve bağımsız yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli koşulların oluşturulmasının da önem taşıdığını belirten Belli, sağlık hizmetlerinin yanı sıra sosyal politikaların da kapsayıcı bir anlayışla yürütülmesi gerektiğini vurguladı.<br />Damgalamayla mücadele toplumsal sorumluluk gerektiriyor<br />Ruh sağlığı sorunları yaşayan bireylerin ayrımcılığa uğramadan yaşamlarını sürdürebilmeleri için toplumun tüm kesimlerine sorumluluk düştüğünü belirten Prof. Dr. Hasan Belli, farkındalık çalışmalarının, kapsayıcı istihdam uygulamalarının ve erişilebilir ruh sağlığı hizmetlerinin birlikte ele alınması gerektiğine işaret etti.<br />Toplumsal önyargıların azaltılması ve bireylerin bağımsız yaşamlarının desteklenmesiyle ruh sağlığı alanında daha kapsayıcı bir yaklaşımın benimsenebileceğini belirten Belli, damgalamayla mücadelenin hem bireysel iyilik hâlinin hem de toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi açısından önem taşıdığını ifade etti.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-hasan-belli-ruh-sagligi-sorunlarinda-damgalanma-tedavi-surecini-zorlastiriyor-664865">Prof. Dr. Hasan Belli: &#8220;Ruh sağlığı sorunlarında damgalanma tedavi sürecini zorlaştırıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıvı Biyopsi Yöntemiyle Kanserde Metastaz Riski Azaltılabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sivi-biyopsi-yontemiyle-kanserde-metastaz-riski-azaltilabilir-664735</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 09:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltılabilir]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[Biyopsi]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[görüntüleme]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Kanda]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserde]]></category>
		<category><![CDATA[metastaz]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemiyle]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664735</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisi zorlu ve uzun bir süreç olduğu kadar tedavi bittikten sonraki süreç de hastanın hayatına yön veriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sivi-biyopsi-yontemiyle-kanserde-metastaz-riski-azaltilabilir-664735">Sıvı Biyopsi Yöntemiyle Kanserde Metastaz Riski Azaltılabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser tedavisi zorlu ve uzun bir süreç olduğu kadar tedavi bittikten sonraki süreç de hastanın hayatına yön veriyor. Pet ve tomografiyle takip edilen süreçte tüm sonuçların temiz olması bile vücutta tek bir kanser hücresi bile kalmadığı anlamına gelmiyor. Bazı kanser hücreleri çok küçük hücreli olduğu için görüntüleme yöntemleri de yetersiz kalabiliyor. Kanser hücreleri çoğalırken kendilerine ait küçük DNA parçalarını kanda bırakabiliyor. Bu parçalara “dolaşımdaki tümör DNA’sı” ismi veriliyor. Kandaki bu DNA parçaları özel bir yöntem olan “sıvı biyopsi” ismi verilen yeni bir yöntemle ortaya çıkarılabiliyor. Sıvı biyopsi kolon kanseri ve meme kanseri tedavisinde etkin rol oynuyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Rumeysa Atabey, sıvı biyopsi ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Kanda belirlenen tümör DNA’sı metastaz anlamına gelebilir! </strong></p>
<p>Kanda tümöre ait DNA&#8217;nın saptanması, vücutta mikroskobik düzeyde hastalık kalmış olabileceğini düşündürebilmektedir. Bu durum gelecekte hastalığın tekrarlama riskinin daha erken öngörülmesine yardımcı olabilmektedir. Son çalışmalar özellikle bazı kalın bağırsak kanserlerinde ctDNA’nın ameliyat sonrası hastalık tekrar riskini öngörmede değerli olabileceğini göstermektedir. Ancak kanda tümör DNA’sı bulunması, her hastaya mutlaka ek tedavi verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Aynı şekilde ctDNA&#8217;nın saptanmaması da kanserin kesinlikle yok olduğunu ve tekrarlamayacağını garanti etmemektedir. Çünkü her tümör kana aynı miktarda DNA bırakmamaktadır. Doğru hastada ve doğru zamanda kullanıldığında çok değerli bilgiler sağlayabilmektedir. Bu nedenle sıvı biyopsi sonucunun tek başına değil, hastanın kanser türü ve evresi, patoloji sonucu, uygulanmış olan tedaviler ve görüntüleme bulguları ile birlikte yorumlanması gerekmektedir. </p>
<p><strong>Tümör DNA’sı kanser tedavisinin türünü belirlemeye de yardımcı oluyor </strong></p>
<p>Sıvı biyopsinin bir başka önemli kullanım alanı da tedavi sırasında kanserde ortaya çıkan yeni değişiklikleri takip etmektir. Kanser hücreleri zaman içinde kullanılan ilaçlara karşı direnç geliştirebilir ve tümörün genetik yapısında meydana gelen bazı değişiklikler kanda yakalanabilir. Bu bilgiler bazı hastalarda bir sonraki tedavinin seçiminde yol gösterici olabilmektedir. </p>
<p>ctDNA ile hastalığı daha erken fark etmek, kanserin zaman içinde değişebilen genetik karakterini belirleyerek hastayı o an için en uygun tedaviyle buluşturabilmek de son derece önemlidir. Sıvı biyopsi, kanser tedavisini iyileştirmede geleceğin en umut verici araçlarından biri olarak görünmektedir. Bu bağlamda sıvı biyopsi sonucunun bütüncül bir yaklaşımla, deneyimli bir ekip tarafından yorumlanması koşuluyla her hasta için en uygun yol haritası belirlenebilecektir.</p>
<p><strong>Tümör DNA’sı (ctDNA) meme kanserini tomografiden önce belirleyebiliyor! </strong></p>
<p>Artık bazı meme kanserlerinde tümörün tedaviye direnç geliştirdiğini tomografiden önce kandan görülebilmekte ve görüntülemede büyümesini beklemeden tedavi değiştirilebilmektedir. Buna en yeni ve güncel örnek meme kanseri için geliştirilen ‘’camizestrant’’ isimli ilaçtır. 4 Eylül 2026’da FDA, camizestrantı yalnızca likit biyopside yeni gelişen ESR1 mutasyonunun saptanmasına dayanarak ve henüz görüntülemede hastalık ilerlememiş yani ‘’her şey yolunda’’ görünürken tedavi değişikliği için hızlandırılmış olarak onayladı. Önceden likit biyopsi ile hastalığın ilerleyebileceğini görüntülemeden bir yıl öncesine kadar saptanabileceği bilinse de, bunu bilmek tedaviyi yönlendirmiyordu. Sonuç olarak, ilk defa bir kanser ilacı görüntülemede hastalık henüz ilerlememişken likit biyopsiyle saptanan tümör direncine göre tedavi değişikliğini yönlendirebilmiş ve FDA onayını almıştır. Bu gelişme diğer kanser tipleri için de ümit vadedici olmuştur.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sivi-biyopsi-yontemiyle-kanserde-metastaz-riski-azaltilabilir-664735">Sıvı Biyopsi Yöntemiyle Kanserde Metastaz Riski Azaltılabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Okula gitmemek için bahane yapıyor&#8221; diyorsanız…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/okula-gitmemek-icin-bahane-yapiyor-diyorsaniz-664732</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 09:26:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bahane]]></category>
		<category><![CDATA[Belirgin]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[değerlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[diyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[gitmemek]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[Karın Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[nedenler]]></category>
		<category><![CDATA[okula]]></category>
		<category><![CDATA[yapıyor]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664732</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda sık görülen karın ağrısı, ebeveynlerin nedenini anlamakta zorlanabildiği yakınmaların başında geliyor. Kimi zaman basit bir nedenden kaynaklanabilirken, kimi zaman da daha ciddi sağlık sorunlarının belirtisi olabiliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okula-gitmemek-icin-bahane-yapiyor-diyorsaniz-664732">&#8220;Okula gitmemek için bahane yapıyor&#8221; diyorsanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda sık görülen karın ağrısı, ebeveynlerin nedenini anlamakta zorlanabildiği yakınmaların başında geliyor. Kimi zaman basit bir nedenden kaynaklanabilirken, kimi zaman da daha ciddi sağlık sorunlarının belirtisi olabiliyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Sami Tufan</strong> “Çocuklarda karın ağrısına bazen gaz, kabızlık veya kısa süreli bir mide-bağırsak enfeksiyonu gibi nedenler yol açabilirken, stres ve kaygı da tekrarlayan karın ağrısında rol oynayabilmektedir. Ancak karın ağrısı bazı durumlarda acil değerlendirme gerektiren önemli bir sağlık sorununun belirtisi de olabilir” diyor. Peki, ebeveynlerin özellikle okul çağı çocuklarında ‘okula gitmek istemiyor’ diye düşünerek doktora başvurmayı öteleyebildiği karın ağrısına hangi nedenler yol açabiliyor? Hangi durumlarda hiç zaman kaybetmeden doktora başvurulmalı? Dr. Muhammed Sami Tufan çocuklarda karın ağrısının 5 önemli nedenini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Kabızlık </strong></li>
</ul>
<p><strong> </strong>Çocuklarda kabızlık, karın ağrısına neden olan başlıca etkenlerden biridir. Özellikle okul çağındaki çocuklarda dışkılama sayısının azalması, sert ve ağrılı dışkılama ile tuvaleti ertelemeye bağlı karında şişkinlik görülebilmektedir. Ağrı çoğunlukla gelip-gitme şeklinde olurken dışkılama sonrasında rahatlama hissedilebilir. Çocuğun yeterince sıvı almaması, liften fakir beslenme ve tuvalet ihtiyacını erteleme kabızlığa neden olabilmektedir. Ancak tekrarlayan veya şiddetlenen karın ağrısında yalnızca kabızlık olduğu düşünülerek hekim değerlendirmesi ihmal edilmemelidir.</p>
<ul>
<li><strong>Gaz ve mide-bağırsak enfeksiyonları</strong></li>
</ul>
<p><strong> </strong>Gaz ve bağırsak hareketlerindeki değişiklikler çocuklarda geçici karın ağrısına neden olabilmektedir. Özellikle kusma, ishal ve bazen ateşin eşlik ettiği durumlarda mide-bağırsak enfeksiyonları sık görülen nedenler arasında yer almaktadır. Viral enfeksiyonlar çocuklarda mide ve bağırsak enfeksiyonlarının yaygın nedenlerindendir. Bu durumda en önemli noktalardan biri çocuğun yeterli sıvı almasının sağlanması ve susuzluk belirtilerinin yakından izlenmesidir. Çocuk yeterince sıvı alamıyorsa, idrar miktarı belirgin şekilde azaldıysa, çok halsiz görünüyorsa veya şiddetli karın ağrısı varsa hekim değerlendirmesi gerekmektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Stres ve kaygı</strong></li>
</ul>
<p>Karın ağrısında her zaman yapısal veya organik bir hastalık saptanmayabilir. Özellikle okul çağındaki çocuklarda stres, kaygı, okul veya sosyal yaşamla ilgili sorunlar tekrarlayan karın ağrısında rol oynayabilmektedir. Ağrının özellikle stresli dönemlerde ortaya çıkması veya tekrarlaması ve değerlendirmede belirgin bir organik neden saptanmaması, strese bağlı karın ağrısını düşündürebilir. Ancak çocuğun yaşadığı ağrı gerçektir; bu nedenle şikayeti yalnızca ‘okula gitmemek için bahane’ olarak görmemek gerekir. Tekrarlayan karın ağrısında organik nedenlerin dışlanması ve uygun yaklaşımın belirlenmesi için çocuk doktoruna başvurulmalıdır. </p>
<ul>
<li><strong>İdrar yolu enfeksiyonu</strong></li>
</ul>
<p>Karın ağrısı bazen sindirim sistemi dışındaki bir sağlık sorununun da belirtisi olabilmektedir.  Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu da karın ağrısına yol açabilir. Öte yandan karın ağrısının kaynağı her zaman karın içindeki organlar olmayabilir. Bazı çocuklarda boğaz veya akciğer enfeksiyonları; erkek çocuklarda testis torsiyonu (testisin kendi etrafında dönmesi), kız çocuklarında ise over torsiyonu (yumurtalığın kendi etrafında dönmesi) gibi acil durumlar da karın ağrısı şeklinde kendini gösterebilir.</p>
<ul>
<li><strong>Apandisit</strong></li>
</ul>
<p>Karın ağrısının acil değerlendirme gerektirebilen nedenlerinden biri apandisittir. Özellikle ağrının giderek şiddetlenmesi ve sağ alt karın bölgesinde belirginleşmesi, hareket etmek istememe, kusma veya ateş gibi belirtilerin eşlik etmesi önem taşımaktadır. Ancak özellikle küçük çocuklarda apandisit her zaman klasik belirtilerle görülmeyebilir. Bu nedenle şiddetli, giderek artan veya belirgin bir bölgeye yerleşen karın ağrısı hafife alınmamalıdır. Bu bulguların varlığında çocuğun gecikmeden, mümkünse aynı gün hekim tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>xxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Ağrıyı gözlemleyin! Bu 10 belirti eşlik ediyorsa beklemeyin!</strong></p>
<p><strong>Dr. Muhammed Sami Tufan, “</strong>Çocuğun karın ağrısının ne zaman başladığı, nerede hissedildiği, yemek veya dışkılamayla ilişkisi, gece uykudan uyandırıp uyandırmadığı ve ateş, kusma, ishal ya da idrar yakınması gibi eşlik eden belirtilerin not edilmesi hekim değerlendirmesinde yol gösterici olabilir” diyor. Dr. Tufan, ebeveynlerin, çocuklarında karın ağrısı olduğunda zaman kaybetmeden doktora başvurmaları gereken durumları şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Karın ağrısının şiddetli veya sürekli olması,</li>
<li>Ağrının giderek artması ya da özellikle sağ alt karında belirginleşmesi,</li>
<li>Tekrarlayan veya şiddetli kusma, </li>
<li>Yeşil renkli kusma, </li>
<li>Kusmukta ya da dışkıda kan görülmesi,</li>
<li>Belirgin karın şişliği,</li>
<li>Çocuğun sıvı alamaması, idrar miktarının belirgin azalması veya ağız kuruluğu gibi susuzluk belirtileri göstermesi,</li>
<li>Belirgin halsizlik, uykuya eğilim veya genel durumda bozulma.</li>
<li>Çocuğun ağrı nedeniyle yürümek veya hareket etmek istememesi,</li>
<li>Erkek çocuklarda karın ağrısına testiste ağrı, hassasiyet veya şişliğin; kız çocuklarında ise ani başlayan şiddetli alt karın veya kasık ağrısı ve kusmanın eşlik etmesi. Bu bulguların varlığı testis veya over torsiyonu açısından acil değerlendirme gerektirir. </li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okula-gitmemek-icin-bahane-yapiyor-diyorsaniz-664732">&#8220;Okula gitmemek için bahane yapıyor&#8221; diyorsanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü&#8217;nde Abdi İbrahim Otsuka&#8217;dan çağrı: Görmezden Gelme, Yer Aç</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/10-ekim-dunya-ruh-sagligi-gununde-abdi-ibrahim-otsukadan-cagri-gormezden-gelme-yer-ac-664729</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 09:20:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[Açma]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ekim]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664729</guid>

					<description><![CDATA[<p>Depresyon, bipolar bozukluk ve şizofreni gibi ruhsal hastalıklarla ilgili toplumsal farkındalığı artırmaya yönelik çalışmalarını sürdüren Abdi İbrahim Otsuka, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü kapsamında “Yer Aç” farkındalık projesini hayata geçiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/10-ekim-dunya-ruh-sagligi-gununde-abdi-ibrahim-otsukadan-cagri-gormezden-gelme-yer-ac-664729">10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü&#8217;nde Abdi İbrahim Otsuka&#8217;dan çağrı: Görmezden Gelme, Yer Aç</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Depresyon, bipolar bozukluk ve şizofreni gibi ruhsal hastalıklarla ilgili toplumsal farkındalığı artırmaya yönelik çalışmalarını sürdüren Abdi İbrahim Otsuka, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü kapsamında “Yer Aç” farkındalık projesini hayata geçiriyor. “Görmezden Gelme, Yer Aç” mesajıyla yürütülen proje, toplumu ruhsal hastalıklarla yaşayan bireylere masasında, ekibinde ve hayatında yer açmaya davet ediyor.</strong></p>
<p>Ruhsal hastalıklarla yaşayan bireyler yalnızca hastalık belirtileriyle değil; yargılanma, yanlış anlaşılma, dışlanma ve damgalanma kaygısıyla da mücadele edebiliyor. Bu durum, bireylerin sosyal yaşamdan uzaklaşmasına ve kendilerini daha rahat ifade edebildikleri dijital alanlara yönelmesine neden olabiliyor.</p>
<p>Abdi İbrahim Otsuka, “Yer Aç” projesiyle bu görünmez mesafeye dikkat çekiyor ve önemli bir mesaj veriyor: Sorun konuşmamak değil, konuşacak güvenli bir yer bulamamak. Kampanya, ruhsal hastalıklarla yaşayan bireyleri yalnızca dinlemenin değil; onları anlamaya çalışmanın, sosyal yaşamın içinde görmenin ve önyargılara karşı yer açmanın önemini vurguluyor. </p>
<p><strong>Yer açmak isteyenler için içerikler hazır</strong></p>
<p>Proje kapsamında hazırlanan web sitesinde depresyon, bipolar bozukluk ve şizofreniye yönelik davranış odaklı <strong>“Yer Açma Kılavuzları”</strong> bulunuyor. Ayrıca “<strong>Sesime Yer Aç”</strong> serisinde ruhsal hastalıklarla yaşayan bireylerin kendi deneyimlerine, anonim olarak ve kendi kelimeleriyle yer veriliyor.</p>
<p>Platformda ruh sağlığına ilişkin şehir bazlı veriler incelenebilirken, ziyaretçiler <strong>“Yer Açmaya Söz Ver”</strong> seçeneğiyle kampanyaya bireysel olarak destek olabiliyor. Kampanyanın bu yapısı; bilgi, deneyim, toplumsal görünürlük ve bireysel katılımı bir araya getiriyor.</p>
<p>Abdi İbrahim Otsuka, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nde herkesi ruhsal hastalıklarla yaşayan bireyleri görmezden gelmemeye ve onlara masasında, ekibinde, hayatında yer açmaya davet ediyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/10-ekim-dunya-ruh-sagligi-gununde-abdi-ibrahim-otsukadan-cagri-gormezden-gelme-yer-ac-664729">10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü&#8217;nde Abdi İbrahim Otsuka&#8217;dan çağrı: Görmezden Gelme, Yer Aç</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazi&#8217;de Meme Kanserine Karşı Bilinçli Adımlar</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osmangazide-meme-kanserine-karsi-bilincli-adimlar-664726</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 09:14:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[adımlar]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçli]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[ekim]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[kanserine]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664726</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında düzenlediği “Meme Kanseri Farkındalık Buluşmaları” ile kadınları alanında uzman isimlerle bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazide-meme-kanserine-karsi-bilincli-adimlar-664726">Osmangazi&#8217;de Meme Kanserine Karşı Bilinçli Adımlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Osmangazi Belediyesi, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında düzenlediği “Meme Kanseri Farkındalık Buluşmaları” ile kadınları alanında uzman isimlerle bir araya getirdi. İlçenin farklı noktalarında gerçekleştirilen programlarda meme kanserinde erken teşhisin önemi, tarama yöntemleri ve hastalıkla mücadelede bilinçli hareket etmenin gerekliliği ele alındı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Osmangazi Belediyesi tarafından Onkoloji Dayanışma Derneği (ONKODAY) ile Bursa İş Kadınları ve Yöneticileri Derneği (BUİKAD) katkılarıyla hayata geçirilen farkındalık buluşmaları, Soğanlı Kültür Merkezi’nde başladı. Panayır Spor Kulübü’nde devam eden etkinlikler, Demirtaş Kültür Merkezi’nde düzenlenen üçüncü programla daha geniş kitlelere ulaştı. Kadınların sağlık konusunda bilinçlenmesini ve erken teşhisin önemine dikkat çekilmesini amaçlayan buluşmalarda, meme kanserine karşı toplumsal duyarlılığın güçlendirilmesi hedeflendi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Üç farklı noktada gerçekleştirilen programlarda, alanında uzman sağlık profesyonelleri kadınlarla bir araya gelerek hastalığın erken teşhisinden tedavi sürecine kadar pek çok önemli konuda bilgiler paylaştı. Doktorlar, meme kanserinin risk faktörleri ve düzenli taramaların önemine dikkat çekerken, hemşireler kendi kendine meme muayenesinin doğru yöntemlerini uygulamalı olarak anlattı. Psikologlar, tanı ve tedavi sürecinde yaşanabilecek duygusal zorluklarla başa çıkma yollarını ve psikolojik desteğin önemini ele aldı. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının da değerlendirildiği buluşmalarda, katılımcılar uzmanlara merak ettikleri soruları yönelterek meme kanseriyle mücadele konusunda bilinçlenme fırsatı buldu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“Ne Kadar Çok Kadına Ulaşırsak Farkındalığı O Kadar Artırırız”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Programda konuşan ONKODAY Başkanı Füsun Önen, meme kanseriyle mücadelede bilinçlenmenin ve toplumun her kesimine ulaşmanın büyük önem taşıdığını belirterek farkındalık çalışmalarında kurumlar arası iş birliğinin değerini vurguladı. Önen, sözlerinde şu ifadeleri kullandı:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Uzun yıllardır toplumu kanser konusunda bilinçlendirmek amacıyla çalışmalar yürütüyoruz. 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı, dünyada ‘Pembe Ekim’ olarak anılıyor. Bu süreçte ne kadar çok kadına ulaşır, onları meme kanseri konusunda bilgilendirebilirsek farkındalığı da o kadar geniş kitlelere taşıyabiliriz. Bu nedenle belediyelerimiz ve diğer paydaşlarımızla birlikte hareket ederek toplumla el ele farkındalık çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“40 Yaşın Üzerindeki Kadınlara İki Yılda Bir Mamografi Öneriyoruz”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Meme kanserinde düzenli tarama ve erken tanının önemine dikkat çeken Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Alper Coşkun, “Kanser, onkoloji pratiğimizde önemli bir yer tutuyor. Ekim ayında da meme kanserine yönelik farkındalık eğitimleri vermeye çalışıyoruz. Çünkü meme kanserinde tarama programları ve erken tanı, hastalarımızın tedavi süreçlerinde ve uzun süreli sağ kalımlarında büyük önem taşıyor. Bu kapsamda 40 yaşın üzerindeki kadınlara iki yılda bir mamografi taraması öneriyoruz. Düzenli taramalarla hastalığın erken dönemde tespit edilmesi, tedavi başarısını önemli ölçüde artırıyor. Bu nedenle özellikle mamografi taramasının ihmal edilmemesini öneriyoruz” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“Kadınlarda En Sık Görülen Kanser Türü”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Hastalığa karşı bilinçli hareket etmenin önemini vurgulayan Uzman Dr. Buket Erkan Özmarasalı da, “Meme kanseri, tüm dünyada kadınlarda en sık görülen kanser türü. Bu nedenle erken tanı bizim için büyük önem taşıyor. Hastalığın erken evrede tespit edilmesi, bazı hastalarda kemoterapiye ihtiyaç duyulmadan cerrahi müdahale ve hormon tedavisiyle sürecin yönetilmesine olanak sağlıyor. Bugün burada meme kanserinin risk faktörlerini, kadınların yaşam alışkanlıklarında nelere dikkat etmeleri gerektiğini ve hastalıktan korunmaya yönelik izleyebilecekleri yolları ele aldık” açıklamalarında bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“Hastalığın Erken Dönemde Tespit Edilmesi Mümkün”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Meme kanserine karşı düzenli taramaların ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Uludağ Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hicran Yıldız ise, “Her sekiz kadından biri yaşamı boyunca meme kanserine yakalanabiliyor. Ancak kendi kendine meme muayenesi, klinik meme muayenesi ve mamografi gibi yöntemlerle hastalığın erken dönemde tespit edilmesi mümkün. Önemli olan bu kontrolleri doğru şekilde ve zamanında gerçekleştirmek. Herhangi bir belirtiden şüphelenildiğinde mutlaka ilgili sağlık kuruluşlarına başvurulmalı. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı ve dernekler bu konuda önemli çalışmalar yürütüyor. Özellikle KETEM’lerde ücretsiz tarama ve muayene imkanı sunuluyor. Dernekler de bilinçlendirme çalışmalarında yol gösterici bir rol üstleniyor” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Toplum sağlığını destekleyen çalışmalarını sürdüren Osmangazi Belediyesi, farkındalık buluşmalarıyla kadınların sağlık konusunda bilinçlenmesine katkı sağlarken, “Erken teşhis hayat kurtarır” mesajını bir kez daha güçlü şekilde hatırlattı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>Farkındalık Buluşmaları Üç Farklı Noktada Daha Devam Edecek</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Meme kanserine karşı bilinçlendirme çalışmalarını daha geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlayan Osmangazi Belediyesi, etkinliklerine farklı mahallelerde devam edecek. Bu kapsamda buluşmaların dördüncüsü 13 Ekim Salı günü Yakup Aktaş Kültür Merkezi’nde, beşincisi 16 Ekim Cuma günü Kemerçeşme Şehit Doğan Sevinç Ortaokulu’nda, altıncısı 21 Ekim Çarşamba günü İvazpaşa Spor Kulübü Tesisleri’nde saat 14.00 ile 16.00 arasında gerçekleştirilecek. </span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazide-meme-kanserine-karsi-bilincli-adimlar-664726">Osmangazi&#8217;de Meme Kanserine Karşı Bilinçli Adımlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eşrefpaşa Hastanesi&#8217;nden Buca&#8217;da beş branşta sağlık hizmeti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/esrefpasa-hastanesinden-bucada-bes-bransta-saglik-hizmeti-664711</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 09:01:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beş]]></category>
		<category><![CDATA[branşta]]></category>
		<category><![CDATA[buca]]></category>
		<category><![CDATA[eşrefpaşa]]></category>
		<category><![CDATA[Eşrefpaşa Hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmeti]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664711</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Buca Semt Polikliniği’nde fizik tedavi ve rehabilitasyondan göz, diş, çocuk ve iç hastalıklarına kadar beş farklı branşta sağlık hizmeti sunuluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/esrefpasa-hastanesinden-bucada-bes-bransta-saglik-hizmeti-664711">Eşrefpaşa Hastanesi&#8217;nden Buca&#8217;da beş branşta sağlık hizmeti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Buca Semt Polikliniği’nde fizik tedavi ve rehabilitasyondan göz, diş, çocuk ve iç hastalıklarına kadar beş farklı branşta sağlık hizmeti sunuluyor. Poliklinikte laboratuvar ve röntgen hizmetleri de verilirken, hastaların ulaşımını kolaylaştırmak için Eşrefpaşa Hastanesi’nden saat başı servis kaldırılıyor.</p>
<p>Türkiye’nin ilk ve tek belediye hastanesi İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi, ana hizmet binasının yanı sıra semt poliklinikleriyle de sağlık hizmetlerini kent geneline yayıyor. Buca Semt Polikliniği’nde fizik tedavi ve rehabilitasyon, iç hastalıkları, çocuk sağlığı ve hastalıkları, göz ve diş branşlarında vatandaşlara hizmet veriliyor.</p>
<p>Poliklinikte ayrıca kan, gaita ve idrar tetkiklerinin yapıldığı laboratuvar bulunuyor. Radyolojik görüntüleme merkezinde ise röntgen hizmeti sunuluyor. Böylece hastaların muayene ve tetkik süreçlerinin aynı merkezde yürütülmesine olanak sağlanıyor.</p>
<p><strong>Fizik tedavide günde 120 hastaya hizmet</strong></p>
<p>Eşrefpaşa Hastanesi Buca Semt Polikliniği Sorumlu Hekimi, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meral Türkmen, vatandaşların Eşrefpaşa Hastanesi’nin internet sitesi üzerinden randevu alarak polikliniğe başvurabildiğini belirtti.</p>
<p>Poliklinikte özellikle fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerine yoğun talep olduğunu söyleyen Türkmen, “İzmirli vatandaşlarımız, Eşrefpaşa Hastanesi’nin internet sitesinden randevu alarak polikliniğimize gelip muayene olabiliyor. Polikliniğimizde ağırlıklı olarak fizik tedavi hastalarına hizmet veriyoruz. Ayakta fizik tedavi ünitemizde günde ortalama 120 hastaya fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmeti sunuyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Hastalar için saat başı servis</strong></p>
<p>Buca Semt Polikliniği’ne ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla Eşrefpaşa Hastanesi’nden saat başı servis hizmeti de veriliyor. Türkmen, “Buca Semt Polikliniğimizde muayene olmak isteyen hastalarımız için Eşrefpaşa Hastanesi’nden her saat başı servis hizmetimiz bulunuyor. Sağlık hizmeti almak isteyen tüm hastalarımızı polikliniğimize bekliyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/esrefpasa-hastanesinden-bucada-bes-bransta-saglik-hizmeti-664711">Eşrefpaşa Hastanesi&#8217;nden Buca&#8217;da beş branşta sağlık hizmeti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyada Bir İlk: Nadir Hastalıklar İçin Bilim Dünyası İstanbul&#8217;da Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunyada-bir-ilk-nadir-hastaliklar-icin-bilim-dunyasi-istanbulda-bulustu-664689</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 08:44:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664689</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyanın farklı ülkelerinde aynı nadir hastalıkla mücadele eden 17 çocuk ve aileleri, ortak bir umut için İstanbul'da buluştu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-bir-ilk-nadir-hastaliklar-icin-bilim-dunyasi-istanbulda-bulustu-664689">Dünyada Bir İlk: Nadir Hastalıklar İçin Bilim Dünyası İstanbul&#8217;da Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın farklı ülkelerinde aynı nadir hastalıkla mücadele eden 17 çocuk ve aileleri, ortak bir umut için İstanbul&#8217;da buluştu. Türkiye, İtalya, İsviçre, Almanya, Avustralya, ABD, İrlanda, Finlandiya, Çin ve Malezya&#8217;dan gelen aileler, çocuklarının yaşadığı zorlukları bilim insanlarıyla paylaşırken, hastalığın daha iyi anlaşılması ve gelecekteki tedavi araştırmalarına zemin hazırlanması için önemli bir uluslararası buluşmaya katıldı.</p>
<p>HERDEM Çare- TBL1XR1 Araştırma ve Destek Derneği öncülüğünde, Acıbadem Üniversitesi Maslak Hastanesi ev sahipliğinde düzenlenen 1. Uluslararası TBL1XR1 Bilimsel Konferansı ve 2. TBL1XR1 Küresel Aile Forumu, dört kıtadan bilim insanlarını, klinisyenleri ve aileleri bir araya getirdi. Dünyada ilk kez TBL1XR1&#8217;e odaklanan uluslararası bilimsel konferansta, genetik araştırmalardan beyin organoidlerine, genom düzenlemeden gelecekteki gen tedavisi yaklaşımlarına kadar pek çok bilimsel çalışma ele alındı.</p>
<p>Çocukların günlük yaşamda karşılaştıkları epilepsi, iletişim, beslenme, hareketlilik, davranış, uyku ve eğitim sorunları uzmanlarla birlikte değerlendirildi. Ailelerin deneyimleri, hastalığın doğal seyrinin anlaşılması ve bilimsel araştırmaların önceliklerinin belirlenmesi açısından önemli bir kaynak oluşturdu</p>
<p><strong>HARVARD&#8217;LI PROFESÖR: ŞİMDİ TEDAVİYE YÖNELİK ADAYLARI TEST ETMELİYİZ</strong></p>
<p>Konferansın bilimsel çalışmalarına öncülük eden Harvard Tıp Fakültesi ve Massachusetts General Hospital&#8217;dan Prof. Dr. Florian Eichler, TBL1XR1 araştırmalarında geliştirilen modellerin önemine dikkat çekti. Eichler, &#8220;Araştırma araçlarına sahibiz ve doğru modelleri hızla geliştiriyoruz. Şimdi aday bileşikleri test etmemiz, etkilerini ölçmemiz ve anlamlı tedavilere doğru ilerlememiz gerekiyor&#8221; dedi.</p>
<p>TBL1XR1&#8217;e özgü, insanlarda denenmeye hazır bir tedavi henüz bulunmazken, bilim insanları genetik araştırmalar, hasta hücreleri, beyin organoidleri ve genom düzenleme teknolojilerinin gelecekteki tedavi yaklaşımları için önemli fırsatlar sunduğunu değerlendirdi.</p>
<p>Çin Minzu Üniversitesi Translasyonel Nörobilim Merkezi&#8217;nden Prof. Dr. Yong Cheng, TBL1XR1 fare modelleri üzerinde yürütülen klinik öncesi araştırmaları paylaşırken, Almanya Ulm Üniversitesi&#8217;nden Prof. Dr. Anna-Katharina Rohlfs hastalıkta görülebilen konuşma ve iletişim güçlükleri ile destekleyici iletişim yöntemlerine dikkat çekti.</p>
<p><strong>&#8220;ÇOCUKLARIMIZA DÜNYAYI ANLATACAKTIK, DÜNYAYA ÇOCUKLARIMIZI ANLATIYORUZ&#8221;</strong></p>
<p>HERDEM Çare Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayşegül Altınbaş, ailelerin bireysel mücadelesinin uluslararası bilimsel iş birliğine dönüşmesinin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Altınbaş, &#8220;Çocuklarımıza dünyayı anlatmayı hayal ederken, kendimizi dünyaya çocuklarımızı anlatırken buluyoruz. Önce çocuklarımızın sesini duyurmaya çalıştık. Sonra başka ailelere ulaştık ve yalnız olmadığımızı gördük. Sonra bu sesi bilime taşıdık. Çünkü aileler araştırmanın yalnızca konusu değil, ortağıdır&#8221; diye konuştu.</p>
<p>TBL1XR1 için oluşturulan araştırma modelinin başka nadir hastalıklara da örnek olmasını hedeflediklerini belirten Altınbaş, &#8220;TBL1XR1 bizim için bir başlangıç noktası. Burada oluşacak bilgi, araştırma altyapısı ve uluslararası iş birliklerinin başka nadir hastalık topluluklarına da katkı sağlaması için çalışıyoruz. Çünkü gerçek ilerleme, bir çocuk için başlayan çabanın başka çocukların ve ailelerin hayatına da dokunabilmesidir&#8221; dedi.</p>
<p><strong>TEDAVİ ARAŞTIRMALARINA GİDEN YOLDA DÖRT KRİTİK ADIM</strong></p>
<p>Beyin gelişimi ve işleyişinde önemli rol oynayan TBL1XR1 genindeki hastalıkla ilişkili değişiklikler, farklı nörogelişimsel sorunlara yol açabiliyor. Bilim insanları, genin işlevinin ve hastalık mekanizmalarının anlaşılmasının yalnızca TBL1XR1 için değil, başka nadir ve nörogelişimsel hastalıkların araştırılması açısından da önem taşıdığını vurguluyor.</p>
<p>Konferansta gelecekteki tedavi araştırmalarına hazırlık için dört temel öncelik belirlendi. Bunlar; dünya genelindeki hastaları kapsayan ortak bir kayıt sistemi oluşturulması, hastalığın zaman içindeki gelişimini inceleyecek 36 aylık doğal seyir çalışması yürütülmesi, genetik değişikliklerle klinik bulgular arasındaki ilişkinin ortaya konulması ve gelecekteki klinik araştırmalara hazırlık yapılması olarak sıralandı.</p>
<p>Program sonunda hazırlanan Sonuç Bildirgesi ile doğal seyir araştırmaları, ortak veri toplama, hasta kayıtları, biyolojik örnekler ve uluslararası bilimsel iş birliği alanlarında iki çalışma grubu oluşturuldu. Böylece İstanbul&#8217;da belirlenen bilimsel hedeflerin sürdürülebilir araştırma çalışmalarına dönüştürülmesi için somut adımlar atıldı.</p>
<p> </p>
<p><strong>TÜRKİYE&#8217;DEN ULUSLARARASI NADİR HASTALIK ARAŞTIRMALARINA KATKI</strong></p>
<p>Konferans, T.C. Sağlık Bakanlığı nezdinde TÜSEB, Acıbadem Üniversitesi, Altınbaş Üniversitesi ve HERDEM Çare arasında imzalanan Nadir Hastalıklar İş Birliği Protokolü kapsamında başlatılan çalışmaların uluslararası boyuta taşınması açısından da önem taşıdı.</p>
<p>Bilimsel programa Acıbadem Üniversitesi Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi Direktörü Prof. Dr. Yasemin Alanay, İstinye Üniversitesi&#8217;nden Prof. Dr. Tunç Fışgın, İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi&#8217;nden Prof. Dr. Uğur Özbek, Dokuz Eylül Üniversitesi&#8217;nden Prof. Dr. Semra Hız Kurul, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi&#8217;nden Prof. Dr. Pınar Gençpınar, Acıbadem ve Yale Üniversitelerinden Doç. Dr. Kaya Bilgüvar, İstanbul Üniversitesi Aziz Sancar Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü&#8217;nden Doç. Dr. Feyza Nur Tuncer Kılınç, Marmara Üniversitesi ve Yale Üniversitesi&#8217;nden Prof. Dr. Yankı Yazgan ile Altınbaş Üniversitesi&#8217;nden Dr. Öğr. Üyesi Türkan Uygur Şahin katkı sundu.</p>
<p>Konferansın açılışına İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Gözen, TÜSEB Türkiye Anne, Çocuk ve Ergen Sağlığı Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Şirin Güven, TÜBİTAK MAM Başkanı Prof. Dr. Burcu Özsoy, Acıbadem Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Güldal Süyen, Altınbaş Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemal İbiş, Nadir Hastalıklar Federasyonu Başkanı Av. Güneş Uyar ve EURORDIS&#8217;ten Dr. Gülçin Gümüş katıldı. Deneyimli televizyon sunucusu ve moderatör Defne Sarısoy da konferansın sunuculuğunu gönüllü olarak üstlenerek HERDEM Çare&#8217;ye destek verdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-bir-ilk-nadir-hastaliklar-icin-bilim-dunyasi-istanbulda-bulustu-664689">Dünyada Bir İlk: Nadir Hastalıklar İçin Bilim Dünyası İstanbul&#8217;da Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Görme Günü&#8217;nde Erken Tanı Çağrısı: &#8220;Göz Muayenesi İhmal Edilmemeli&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-gorme-gununde-erken-tani-cagrisi-goz-muayenesi-ihmal-edilmemeli-664670</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Oct 2026 16:54:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[muayene]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664670</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyagöz Hastaneler Grubu Medikal Direktörü, Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bozkurt Şener, görme kaybına yol açabilecek hastalıkların erken tanı ile kontrol altına alınabileceğini belirterek, Dünya Görme Günü’nün yalnızca bir farkındalık günü değil, düzenli muayene alışkanlığının hatırlatılması açısından da önemli olduğunu ifade etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-gorme-gununde-erken-tani-cagrisi-goz-muayenesi-ihmal-edilmemeli-664670">Dünya Görme Günü&#8217;nde Erken Tanı Çağrısı: &#8220;Göz Muayenesi İhmal Edilmemeli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyagöz Hastaneler Grubu Medikal Direktörü, Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bozkurt Şener, görme kaybına yol açabilecek hastalıkların erken tanı ile kontrol altına alınabileceğini belirterek, Dünya Görme Günü’nün yalnızca bir farkındalık günü değil, düzenli muayene alışkanlığının hatırlatılması açısından da önemli olduğunu ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Şener, “Göz hastalıklarında erken tanı, görmeyi korumanın en önemli adımlarından biridir. Glokom, sarı nokta hastalığı, diyabete bağlı retina hasarı ve katarakt gibi birçok hastalık, erken dönemde fark edildiğinde tedavi süreci daha etkili yönetilebilir. Bu nedenle göz muayenesi yalnızca görme bulanıklığı başladığında değil, düzenli aralıklarla yapılmalıdır” dedi.</p>
<p><strong>Göz hastalıkları sinsi ilerleyebilir</strong></p>
<p>Görme sağlığı, günlük yaşam kalitesini doğrudan etkileyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Ancak birçok kişi göz muayenesini yalnızca gözlük ihtiyacı ya da belirgin görme kaybı ortaya çıktığında gündemine alıyor. Oysa bazı göz hastalıkları uzun süre belirti vermeden ilerleyebiliyor ve fark edildiğinde kalıcı hasara yol açabiliyor.</p>
<p>Özellikle glokom, diyabete bağlı retina hastalıkları ve yaşa bağlı makula dejenerasyonu gibi rahatsızlıklar erken dönemde sessiz seyredebiliyor. Ani görme azalması, bulanık görme, ışık çakmaları, göz önünde uçuşmalar, gece görüşünde bozulma, gözde ağrı, kızarıklık veya ışık hassasiyeti gibi belirtiler ise ihmal edilmemesi gereken uyarılar arasında yer alıyor.</p>
<p>Prof. Dr. Şener, “Göz hastalıklarının bir kısmı hastanın günlük yaşamında belirgin bir şikâyet oluşturmadan ilerleyebilir. Bu nedenle düzenli muayene, hastalığı henüz tehlikeli evreye gelmeden yakalamak açısından kritik önem taşır. Görme kaybı geliştikten sonra değil, görmeyi koruyacak aşamada harekete geçmek gerekir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zekâ destekli muayene erken tanıyı güçlendiriyor</strong></p>
<p>Göz sağlığında teknolojik gelişmeler, tanı ve tedavi süreçlerinde önemli bir dönüşüm yaratıyor. Yapay zekâ destekli görüntüleme ve analiz sistemleri; hastanın göz yapısını, retina ve sarı nokta durumunu, kornea özelliklerini ve biyometrik parametrelerini kısa sürede değerlendirerek hekimlere tanı sürecinde önemli veriler sunabiliyor.</p>
<p>Prof. Dr. Şener, yapay zekâ destekli teknolojilerin özellikle erken teşhis açısından önemli bir yardımcı rol üstlendiğini belirterek, “Geleneksel muayene yöntemlerinin ötesine geçen yeni nesil teknolojiler, hastanın göz yapısını çok sayıda parametre üzerinden analiz edebiliyor. Retina, sarı nokta, kornea ve glokom açısından risk oluşturan bulgular, ileri evreye gelmeden değerlendirilebiliyor. Tıbbın geleceği veriye dayalı öngörü; ancak bu verilerin doğru yorumlanması hekim tecrübesiyle mümkündür” dedi.</p>
<p>Yapay zekâ destekli analizlerin, yalnızca hastalıkların tespitinde değil, aynı zamanda lazer ve premium lens gibi cerrahi uygulamalara uygunluğun değerlendirilmesinde de yol gösterici olabildiğini belirten Prof. Dr. Şener, hastaya en uygun tedavi planının belirlenmesinde teknolojik veriler ile hekim deneyiminin birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Düzenli muayene, görme kaybına karşı en güçlü adım</strong></p>
<p>Dünya Görme Günü kapsamında toplumun göz sağlığı konusunda daha bilinçli hareket etmesi gerektiğini belirten uzmanlar, çocuklardan yetişkinlere kadar her yaş grubunda düzenli göz muayenesinin önemine dikkat çekiyor. </p>
<p>Gerekli durumlarda ileri görüntüleme yöntemleri ve yapay zekâ destekli analizlerden de yararlanılarak hastalıklara erken dönemde müdahale edilebiliyor.</p>
<p>Prof. Dr. Şener, Dünya Görme Günü vesilesiyle yaptığı çağrıda, “Göz sağlığı ertelendiğinde sonuçları yaşam kalitesini doğrudan etkileyebilir. Bugün, düzenli göz muayenesini hatırlamak ve görme sağlığını korumak için önemli bir fırsat. Görmeyi korumanın yolu, şikâyet beklemeden muayene olmak ve erken tanının gücünden yararlanmaktır” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-gorme-gununde-erken-tani-cagrisi-goz-muayenesi-ihmal-edilmemeli-664670">Dünya Görme Günü&#8217;nde Erken Tanı Çağrısı: &#8220;Göz Muayenesi İhmal Edilmemeli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boyundaki Şişlik Tehlikeli mi? Uzmanından Önemli Uyarı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/boyundaki-sislik-tehlikeli-mi-uzmanindan-onemli-uyari-664601</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Oct 2026 11:05:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[boyundaki]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikeli]]></category>
		<category><![CDATA[uyarı]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanından]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664601</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boyundaki Şişlik Tehlikeli mi? Uzmanından Önemli Uyarı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyundaki-sislik-tehlikeli-mi-uzmanindan-onemli-uyari-664601">Boyundaki Şişlik Tehlikeli mi? Uzmanından Önemli Uyarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong>BSHA / İzmir –</strong> Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Ümit Filiz, çocuklarda ve yetişkinlerde görülen boyun şişliklerinin farklı nedenlerden kaynaklanabileceğini belirterek, özellikle ağrısız, uzun süredir var olan ve giderek büyüyen kitlelerin mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</span></p>
<p><span>Boyunda ortaya çıkan şişliklerin her zaman ciddi bir hastalığın göstergesi olmadığını belirten Op. Dr. Ümit Filiz, şişliğin ne kadar süredir bulunduğu, ağrılı olup olmadığı ve büyüme gösterip göstermediğinin önemli olduğunu ifade etti.</span></p>
<p><b><strong>Ağrılı ve Kısa Sürede Ortaya Çıkan Şişlikler Enfeksiyon Kaynaklı Olabilir</strong></b></p>
<p><span>Ağrılı olan ve iki-üç gün gibi kısa bir süre içerisinde ortaya çıkan şişliklerin enfeksiyon sonrasında büyüyen lenf bezlerinden kaynaklanabileceğini anlatan Filiz, ağız ve çevresindeki bazı enfeksiyonların da lenf bezlerinde büyümeye yol açabileceğini söyledi. </span><span>Filiz, “Dudakta veya ağız içerisinde ortaya çıkan küçük bir aft, diş çürüğü, yanak bölgesinde oluşan bir sivilce ya da bademcik enfeksiyonu lenf bezini büyütmüş olabilir” dedi.</span></p>
<p><b><strong>Ağrısız ve Büyüyen Kitlelere Dikkat</strong></b></p>
<p><span>Uzun süredir bulunan ve ağrıya neden olmadan giderek büyüyen kitlelerde ise farklı hastalıkların araştırılması gerektiğine dikkat çeken Filiz, şöyle konuştu: </span><span>“Ağrılı olmayan, uzun süredir var olan ve büyümekte olan bir kitlede altında farklı bir şey olabileceğini bilmemiz lazım. Bu kimi zaman tiroid bezleriyle, kimi zaman tükürük bezleriyle ilgili olabilir. Kimi zaman da kanser bulgusu olabilir.”</span></p>
<p><b><strong>“Mutlaka KBB Hekimine Başvurun”</strong></b></p>
<p><span>Boyundaki şişliğin nedeninin belirlenmesi ve doğru tedavinin uygulanabilmesi için uzman değerlendirmesinin önemine işaret eden Op. Dr. Ümit Filiz, “Tanının konması ve doğru tedavinin belirlenmesi için bir kulak burun boğaz hekimine mutlaka başvurun” uyarısında bulundu. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyundaki-sislik-tehlikeli-mi-uzmanindan-onemli-uyari-664601">Boyundaki Şişlik Tehlikeli mi? Uzmanından Önemli Uyarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Birliği Sendikası’ndan scrubs tepkisi: Sağlık profesyonellerinin sağlığı maliyet hesabına indirgenemez</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasindan-scrubs-tepkisi-saglik-profesyonellerinin-sagligi-maliyet-hesabina-indirgenemez-664598</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Oct 2026 11:05:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[ndan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[scrubs]]></category>
		<category><![CDATA[sendikası]]></category>
		<category><![CDATA[tepkisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası, sağlık profesyonellerine dağıtılan görev formalarının (scrubs) kumaş kalitesi, hava geçirgenliği, terletme, nem tutma, kullanım konforu ve iş sağlığı açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirterek Sağlık Bakanlığı'na yönelik taleplerini açıkladı. Sendika, ülke genelinde bağlayıcı bir teknik şartname hazırlanmasını isterken, dağıtılan formaların kullanılmamasına yönelik 22 Eylül 2026 tarihli sendikal eylem kararının sürdüğünü bildirdi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasindan-scrubs-tepkisi-saglik-profesyonellerinin-sagligi-maliyet-hesabina-indirgenemez-664598">Hekim Birliği Sendikası’ndan scrubs tepkisi: Sağlık profesyonellerinin sağlığı maliyet hesabına indirgenemez</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sendikadan yapılan açıklamada, sağlık çalışanlarından gelen şikayetler üzerine 13 Temmuz 2026 tarihinde Sağlık Bakanlığı’na resmi başvuruda bulunulduğu ve görev formaları için ülke genelinde uygulanacak bir Ulusal Asgari Teknik Şartname hazırlanmasının talep edildiği belirtildi.</p>
<p><strong>“Kumaş özellikleri ulusal ölçekte belirlenmeli”</strong></p>
<p>Hekim Birliği Sendikası, Sağlık Bakanlığı Kurumsal Kimlik Kılavuzu’nun 19.3. maddesinde formaların renkleri ve amblem yerleşimlerinin belirlendiğini, ancak kumaş kalitesi ve teknik özelliklerin satın almayı yapan kurumların takdirine bırakıldığını savundu.</p>
<p>Sendika, hazırlanmasını istediği teknik şartnamede pamuk-polyester karışım oranı, kumaş gramajı, hava geçirgenliği, nem tutma, antibakteriyel ve sıvı itici özellikler, esneklik ile dikiş kalitesi gibi kriterlerin açık şekilde yer almasını istedi.</p>
<p>Daha önce dağıtılan formaların da incelenmesini talep eden sendika, kalitesiz veya kusurlu ürünlerin tespit edilerek gerekli işlemlerin yapılması çağrısında bulundu.</p>
<p><strong>Bakanlıkla resmi yazışmalar</strong></p>
<p>Sendikanın açıklamasında, başvuru sonrasında Sağlık Bakanlığı ile gerçekleştirilen yazışmaların tarihleri de paylaşıldı.</p>
<p>Buna göre Hekim Birliği Sendikası, 13 Temmuz 2026 tarihinde 2026/4324 sayılı başvuruyu gerçekleştirdi. 9 Eylül 2026 tarihinde Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü tarafından konu Hasta Bakım ve Tesis Yönetimi Daire Başkanlığına iletildi.</p>
<p>11 Eylül 2026 tarihinde ise Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğünün yazısıyla değerlendirme Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğüne gönderildi.</p>
<p>Sendika, 9 Eylül tarihli yazıda 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 12. maddesi ve Mal Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nin 14. maddesi kapsamında teknik şartname hazırlanabileceğinin belirtildiğini aktardı.</p>
<p><strong>“Taleplerimiz henüz karşılanmadı”</strong></p>
<p>Hekim Birliği Sendikası, Bakanlığın değerlendirmesinin önemli olduğunu ancak taleplerinin henüz karşılanmadığını belirtti.</p>
<p>Sendikanın açıklamasında, ulusal teknik şartnamenin hazırlanmasına ilişkin bir takvimin açıklanmadığı, mevcut formaların kumaş analizleri ile kapsamlı laboratuvar test sonuçlarının kendileriyle paylaşılmadığı ifade edildi.</p>
<p>Ayrıca terleme, nem tutma, koku, cilt tahrişi ve alerjik şikayetlerin nasıl değerlendirileceğinin açıklanmadığı ve kusurlu ya da uygunsuz ürünlerin değiştirilmesine ilişkin somut bir uygulamanın bildirilmediği belirtildi.</p>
<p><strong>Scrubs giyilmemesine yönelik eylem sürüyor</strong></p>
<p>Sendika, Merkez Yönetim Kurulunun 22 Eylül 2026 tarihli kararı kapsamında dağıtılan scrubs formalarının güvenliği ve kullanım uygunluğu bilimsel ve teknik olarak ortaya konuluncaya kadar kullanılmamasına yönelik sendikal eylemin sürdüğünü açıkladı.</p>
<p>Açıklamada, üyelerden hava almama, aşırı terletme, nem tutma, petrol benzeri koku, cilt tahrişi ve alerjik yakınmalara ilişkin bildirimler geldiği ifade edildi.</p>
<p>TÜBİTAK tarafından gerçekleştirilen ilk incelemede ürünlerin mevcut teknik şartnameye uygun bulunduğu bilgisinin bulunduğunu belirten sendika, mevcut şartnameye uygun olmanın, şartnamenin sağlık profesyonellerinin çalışma koşulları açısından yeterli ve güvenli olduğu anlamına gelmediğini savundu.</p>
<p>Sendika ayrıca eylemin sağlık hizmetlerinde hijyen ve enfeksiyon kontrol kurallarından vazgeçilmesi anlamına gelmediğini belirterek, üyelerin görevlerinin gerektirdiği güvenlik koşullarına uygun alternatif iş kıyafetleriyle çalışmasının esas olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Sendikadan Bakanlığa 5 talep</strong></p>
<p>Hekim Birliği Sendikası, bundan sonraki süreç için şu talepleri sıraladı:</p>
<p>Ülke genelinde bağlayıcı asgari teknik şartname hazırlanması,</p>
<p>Dağıtılan formaların bağımsız ve bilimsel yöntemlerle incelenmesi,</p>
<p>İş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapılması,</p>
<p>Uygun olmayan ürünlerin değiştirilmesi,</p>
<p>Yeni alımlarda bilimsel ve mesleki standartların esas alınması.</p>
<p><strong>Üyelere “şikayetleri bildirin” çağrısı</strong></p>
<p>Sendika, dağıtılan formalarda terleme, koku, kumaş kalitesi, tahriş, alerjik yakınma veya kullanım güçlüğü yaşayan sağlık çalışanlarından bu sorunları kurum yönetimine ve sendikaya yazılı olarak bildirmelerini istedi.</p>
<p>Açıklamada ayrıca ürünlerin marka, üretici, kumaş etiketi ve teslim bilgilerinin muhafaza edilmesi çağrısı yapıldı.</p>
<p>Hekim Birliği Sendikası, sağlık profesyonellerine yalnızca belirlenen renkte forma dağıtılmasının yeterli olmadığını belirterek, kıyafetlerin sağlıklı, güvenli, dayanıklı ve çalışma koşullarına uygun olması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Sendika açıklamasını, “SAĞLIK PROFESYONELLERİNİN SAĞLIĞI MALİYET HESABINA İNDİRGENEMEZ!” ifadeleriyle tamamladı.</p>
<p>Hekim Birliği Sendikası, Sağlık Bakanlığı’nın süreci somut ve bağlayıcı düzenlemelerle sonuçlandırmasını talep etmeyi ve 22 Eylül 2026 tarihli sendikal eylem kararı doğrultusunda üyelerinin haklarını savunmayı sürdüreceğini bildirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-sendikasindan-scrubs-tepkisi-saglik-profesyonellerinin-sagligi-maliyet-hesabina-indirgenemez-664598">Hekim Birliği Sendikası’ndan scrubs tepkisi: Sağlık profesyonellerinin sağlığı maliyet hesabına indirgenemez</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Turgutlu Devlet Hastanesi’nde Neler Oluyor? </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turgutlu-devlet-hastanesinde-neler-oluyor-664586</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Oct 2026 10:48:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[turgutlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664586</guid>

					<description><![CDATA[<p>Turgutlu Devlet Hastanesi’nde Neler Oluyor? </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turgutlu-devlet-hastanesinde-neler-oluyor-664586">Turgutlu Devlet Hastanesi’nde Neler Oluyor? </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / Turgutlu –</strong> Turgutlu Devlet Hastanesi’nden Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na (BSHA) ulaşan şikâyet ve ihbarlar dikkat çekiyor. Hastanedeki kantinlerin aylardır kapalı olması nedeniyle sağlık çalışanları, hastalar ve hasta yakınlarının mağduriyet yaşadığı belirtilirken, hastaneyle ilgili farklı iddialar da gündeme geldi.</p>
<p>İlçenin ve bölgenin önemli sağlık ihtiyaçlarını karşılayan Turgutlu Devlet Hastanesi’nde kantinlerin aylardır kapalı olduğu belirtildi. BSHA’ya konuşan sağlık çalışanları ve hasta yakınları, hastane içerisinde yiyecek ve içeceğe ulaşmakta güçlük çektiklerini ifade etti.</p>
<p>Hastanede kredi kartıyla çalışan otomatların bulunduğunu belirten sağlık çalışanları ve hasta yakınları, yaşadıkları mağduriyeti şu sözlerle dile getirdi: “Hasta yakınlarımız için yiyecek ve içecek bulamıyoruz. Kredi kartı ile çalışan otomatlar var. Bu kadar büyük bir hastanede nasıl kantin olmaz?”</p>
<p><b>Manisa Büyükşehir Belediyesi’nden İkram Aracı İstendiği İfade Edildi</b></p>
<p>Turgutlu’da geçtiğimiz günlerde yaşanan okul saldırısının ardından Milli Eğitim ve İçişleri Bakanlarının hastaneye geldiği süreçte de kantinlerin kapalı olduğu belirtildi. Bu nedenle Manisa Büyükşehir Belediyesi’nden ikram aracı istendiği ifade edildi.</p>
<p><b>Hastanede Botoks İddiası</b></p>
<p>BSHA’ya ulaşan bir başka iddiaya göre ise hastanede görev yapan bir uzman hekimin, dışarıdan gelen bir kişiye hastanedeki odasında botoks uygulaması yaparken yakalandığı öne sürüldü. Konuyla ilgili hastane yönetimine ulaşan BSHA, iddiayı yönetime sordu. Hastane yönetimi, “Konuyu araştıralım”yanıtını verdi.</p>
<p><b>Temizlik Görevlisi Sekreterlik Yapıyor!</b></p>
<p>Kadrosu ‘Hizmetli’ olarak geçen ve temizlik görevinde bulunması gereken bazı kişilerin hastane yöneticilerinin sekreterliğini yaptığı da iddia edildi.</p>
<p><b>Geçmişteki İddialar da Yeniden Gündemde</b></p>
<p>Geçtiğimiz Kurban Bayramı’nda ise yaşlı bir erkek hastanın hastane tuvaletinde yaşamını yitirdiği ve olaydan iki gün sonra haberdar olunduğu yönündeki iddialar gündeme gelmişti. Kantinlerin aylardır kapalı olması nedeniyle yaşandığı belirtilen mağduriyetler ve hastaneyle ilgili peş peşe gündeme gelen iddialar, “Turgutlu Devlet Hastanesi’nde neler oluyor?” sorusunu beraberinde getirdi. BSHA, kamuoyunu ilgilendiren iddialarla ilgili hastane yönetimi ve Sağlık Bakanlığı’ndan gelecek açıklamaları kamuoyuyla paylaşmayı sürdürecek. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turgutlu-devlet-hastanesinde-neler-oluyor-664586">Turgutlu Devlet Hastanesi’nde Neler Oluyor? </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Sağlığı Takviminizi Yaşınıza Göre Planlayın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-sagligi-takviminizi-yasiniza-gore-planlayin-664570</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Oct 2026 09:27:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[mamografi]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[planlayın]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[takviminizi]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşınıza]]></category>
		<category><![CDATA[yaşla]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664570</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme sağlığı için yapılması gereken kontroller yaşa ve kişisel risklere göre değişiyor. 20’li ve 30’lu yaşlarda meme farkındalığı ve risklerin bilinmesi ön plana çıkarken, 40’lı yaşlarla birlikte düzenli mamografi taramaları önem kazanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-sagligi-takviminizi-yasiniza-gore-planlayin-664570">Meme Sağlığı Takviminizi Yaşınıza Göre Planlayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meme sağlığı için yapılması gereken kontroller yaşa ve kişisel risklere göre değişiyor. 20’li ve 30’lu yaşlarda meme farkındalığı ve risklerin bilinmesi ön plana çıkarken, 40’lı yaşlarla birlikte düzenli mamografi taramaları önem kazanıyor. Aile öyküsü veya genetik yatkınlığı bulunan kadınlarda ise takip programının daha erken yaşlarda ve kişiye özel planlanması gerekebiliyor. 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında Memorial Göztepe Hastanesi Meme Sağlığı Merkezi’nden Prof. Dr. Ümit Uğurlu, yaşlara göre meme sağlığı kontrolleri ve risk grubundaki kadınların izlemesi gereken yol hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>20’li yaşlar: Önce riskinizi tanıyın</strong></p>
<p>20’li yaşlarda ortalama risk taşıyan ve herhangi bir şikayeti bulunmayan kadınlarda rutin mamografi taraması önerilmemektedir. Ancak kadınların memelerinin normal görünümünü ve yapısını tanımaları; yeni ortaya çıkan kitle, meme başında çekilme, özellikle kanlı meme başı akıntısı, ciltte çekinti veya şekil değişikliği gibi durumlarda yaşlarından bağımsız olarak hekime başvurmaları önemlidir. Bu dönemde kişinin meme kanseri açısından riskinin belirlenmesi de önem taşır. Özellikle yakın akrabalarda genç yaşta meme kanseri, ailede birden fazla meme veya yumurtalık kanseri ya da erkek meme kanseri öyküsü bulunması daha ayrıntılı değerlendirme gerektirebilir. Riskli aile öyküsü bulunan kadınlarda genetik danışmanlık ve gerekli durumlarda genetik testler gündeme gelebilir; yüksek risk saptanırsa takip programı daha erken yaşlarda başlatılabilir.</p>
<p><strong>30’lu yaşlar: Aile öyküsü varsa standart takvimi beklemeyin</strong></p>
<p>Ortalama risk grubundaki kadınlarda 30’lu yaşlarda da rutin mamografi taraması genellikle önerilmemektedir. Ancak memede fark edilen yeni bir bulgu mutlaka değerlendirilmelidir. Bu yaşlarda meme dokusunun daha yoğun olması nedeniyle şikayete yönelik değerlendirmede ultrasonografi sıklıkla kullanılır; gerekli durumlarda mamografi veya meme MR’ı gibi ek yöntemlere başvurulabilir.BRCA1 veya BRCA2 gibi genetik değişiklikleri bulunan, yaşam boyu meme kanseri riski yüksek olan veya genç yaşta göğüs bölgesine radyoterapi uygulanmış kadınlarda ise mamografi ve meme MR’ı daha erken yaşlarda takip programına dahil edilebilir. Aile öyküsünde kanserin hangi akrabada ve hangi yaşta görüldüğü, kaç kişinin etkilendiği ve eşlik eden bazı kanser türleri de riskin belirlenmesinde önemlidir. Bu nedenle takip programı ayrıntılı aile öyküsü ve kişisel risklere göre planlanmalıdır.</p>
<p><strong>40’lı yaşlar: Mamografiyi takviminize hemen ekleyin</strong></p>
<p>40’lı yaşlarla birlikte meme kanseri taramasında yeni bir dönem başlar. Güncel uluslararası kılavuzlarda taramanın sıklığı konusunda bazı farklılıklar bulunmakla birlikte, 40 yaşından itibaren mamografi ile düzenli taramanın gündeme alınması önerilmektedir. Tarama aralığı kişinin yaşı, meme yapısı, kişisel ve ailesel riskleri dikkate alınarak hekimiyle birlikte belirlenmelidir. Mamografinin en önemli avantajlarından biri, henüz elle hissedilemeyen ve herhangi bir şikayete neden olmayan bazı meme kanserlerinin erken dönemde saptanabilmesidir. Bu nedenle “Mememde hiçbir sorun hissetmiyorum” düşüncesi taramayı ertelemek için gerekçe olmamalıdır. Yoğun meme dokusu bulunan kadınlarda ise mamografinin değerlendirilmesi daha güç olabilir. Bu durumda kişinin bireysel riskleri de dikkate alınarak ultrasonografi veya meme MR’ı gibi ek görüntüleme yöntemlerinin gerekip gerekmediğine hekim tarafından karar verilmelidir.</p>
<p><strong>50’li yaşlar: Düzenli taramayı aksatmayın</strong></p>
<p>Meme kanseri riski yaşla birlikte arttığı için 50’li yaşlarda düzenli mamografi taramalarının sürdürülmesi önemlidir. Kadının risk durumuna ve takip edildiği programa göre mamografi yıllık veya iki yıllık aralıklarla planlanabilir. Bu dönemde daha önce yapılan mamografilerin saklanması da önem taşır. Radyoloji uzmanının güncel görüntüleri önceki yıllardaki mamografilerle karşılaştırabilmesi, meme dokusunda zaman içinde ortaya çıkan değişikliklerin değerlendirilmesine yardımcı olabilir. Menopoz sonrası dönemde ortaya çıkan yeni bir meme kitlesi, meme başı veya cildinde değişiklik ya da olağan dışı meme başı akıntısı “yaşa bağlı normal bir değişiklik” olarak değerlendirilmemeli; tarama zamanı beklenmeden hekime başvurulmalıdır.</p>
<p><strong>60 yaş ve sonrası: “bu yaştan sonra gerek yok” demeyin</strong></p>
<p>Meme kanseri taraması yalnızca genç ve orta yaşlı kadınları ilgilendiren bir konu değildir. Yaş ilerledikçe meme kanseri riski devam etmektedir. Bu nedenle sağlıklı olan ve yaşam beklentisi uygun olan kadınlarda mamografi taramalarının sürdürülmesi önem taşır. İleri yaşlarda taramanın devam edip etmeyeceğine yalnızca takvim yaşı üzerinden karar verilmemelidir. Kadının genel sağlık durumu, eşlik eden hastalıkları, önceki meme bulguları ve bireysel riskleri birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Her yaşta geçerli kural: Bir değişiklik varsa 40 yaşını bekleme</strong></p>
<p>Tarama programları şikayeti olmayan kadınlar için oluşturulur. Memede veya koltuk altında yeni bir kitle, meme başında ya da ciltte çekinti, şekil değişikliği veya özellikle kanlı akıntı varsa “mamografi yaşım gelmedi” düşüncesiyle beklenmemelidir. Meme sağlığında takip yaşa ve kişisel riske göre planlanmalıdır. 20’li yaşlarda riskin bilinmesi, 30’lu yaşlarda aile öyküsünün değerlendirilmesi, 40’lı yaşlardan itibaren ise düzenli taramaların programa alınması önemlidir. Ailesel veya genetik riski yüksek kadınlarda bu takvim daha erken başlayabilir.</p>
<p><strong>Meme sağlığı planı kişiye özel 20 yaşında başlıyor, 40’ta değişiyor</strong></p>
<p>Meme sağlığında takip programını belirleyen en önemli unsurlardan biri kişisel risk düzeyidir. Ailede özellikle genç yaşta meme veya yumurtalık kanseri görülmesi, BRCA1/BRCA2 gibi genetik değişikliklerin bulunması ya da genç yaşta göğüs bölgesine radyoterapi uygulanmış olması standart tarama programını değiştirebilir. Yüksek riskli kadınlarda mamografi 40 yaşından önce başlayabilir ve meme MR’ı takip programına eklenebilir. Bu nedenle özellikle aile öyküsü bulunan kadınlarda öncelikle bireysel risk değerlendirilmeli, taramanın başlangıç yaşı ve yöntemi buna göre belirlenmelidir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-sagligi-takviminizi-yasiniza-gore-planlayin-664570">Meme Sağlığı Takviminizi Yaşınıza Göre Planlayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tükenmişlik Sendromu bulaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tukenmislik-sendromu-bulasiyor-664510</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Oct 2026 08:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tükenmişlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664510</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabahları uyanmak istemiyor, kendinizi bitkin, yetersiz ve sürekli duvara çarpıyormuş gibi hissediyorsanız tükenmişlik sendromu ile karşı karşıya olabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tukenmislik-sendromu-bulasiyor-664510">Tükenmişlik Sendromu bulaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sabahları uyanmak istemiyor, kendinizi bitkin, yetersiz ve sürekli duvara çarpıyormuş gibi hissediyorsanız tükenmişlik sendromu ile karşı karşıya olabilirsiniz. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Talat Sarıkavak</strong>, özellikle son yıllarda iş ile yaşam sınırlarının silikleşmesi, artan iş yükü, işyerinde kendini güvende hissetmemek ve sürekli ulaşılabilir olma baskısının tükenmişlik sendromuna zemin hazırlayabildiğini belirterek, “Şüphesiz kurumların da bazı düzenlemeleri mutlaka yapmaları gerekir. Ancak bireysel olarak günlük yaşantınızda yapabileceğiniz bazı değişiklikler de, tükenmişliğin fiziksel ve ruhsal açıdan daha ciddi boyutlara ulaşmasını önlemeye katkı sağlayabilir. Gerekli önlemler alınmadığında ise tükenmişlik; hafıza ve uyku sorunlarından mide-bağırsak şikayetlerine, kalp ve damar sağlığından bağışıklık sisteminin zayıflamasına dek çeşitli fiziksel ve ruhsal sorunlarla ilişkili olabilmektedir” diyor.  </p>
<p>Günümüzde tükenmişliğin sıklıkla depresyonla karıştırıldığını, bu durumun da gereksiz ve artan antidepresan kullanımına yol açabildiğini belirten Dr. Sarıkavak, <strong>10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada, tükenmişlik sendromuna karşı kişisel olarak alınabilecek 4 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Size iyi gelen uğraşlar edinin</strong></li>
</ul>
<p>Bireylerin iş saatleri dışında tamamen farklı bir kimliğe bürünebilmeleri hayati önem taşır. Düzenli yürüyüş, bütçe gerektirmeyen el sanatları veya okuma grupları gibi hobiler zihni yeniler. Özellikle sivil toplum kuruluşlarında gönüllü sosyal sorumluluk faaliyetlerinde bulunmak, tükenmişlikte sıklıkla kaybolan ‘kişisel başarı ve işe yarama’ hissini güçlü bir şekilde onararak kişiye doğal bir psikolojik kalkan sağlar.</p>
<ul>
<li><strong>Ekran maruziyetini sınırlayın</strong></li>
</ul>
<p>Modern çağın en sinsi tehlikelerinden biri olan ‘dijital yorgunluk’, yoğun ekran maruziyetiyle birlikte beynin sürekli alarm halinde kalmasına neden olabilir. Bu durum uyku hijyenini bozarak strese karşı bedeni koruyan melatonin hormonunun salgılanmasını baskılayabilir. Sağlıklı kalmak için ekran maruziyetini özellikle akşam saatlerinde sınırlamak ve biyolojik uyku ritmini tavizsiz bir şekilde korumak, bedenin stres yükünü azaltmak açısından kritik rol oynar. </p>
<ul>
<li><strong>Stresi yönetmeyi öğrenin</strong></li>
</ul>
<p>Tükenmişliğe karşı, farkındalık (mindfulness) temelli stres azaltma uygulamaları, beynin korku ve stres tepkilerini azaltarak duygusal tükenmeyi kısa vadede hafifletmeye ve kişinin ‘anda kalmasına’ yardımcı olabilir. Ancak kalıcı bir iyileşme sağlamak için psikoterapi yöntemlerinden yararlanılmalıdır. Psikoterapi, kişinin olayları felaketleştirme eğilimini, mükemmeliyetçiliğini ve sınır koymakta yaşadığı güçlükleri ele alarak uzun vadede daha sağlıklı başa çıkma becerileri ve psikolojik dayanıklılık geliştirmesine yardımcı olabilir. </p>
<ul>
<li><strong>İş stresini eve taşımayın</strong></li>
</ul>
<p>Psikiyatri Uzmanı Dr. Talat Sarıkavak “Tükenmişlik, tıpkı bulaşıcı bir hastalık gibi iş yerinden aile yaşamına sıçrama ve eşlerin veya çocukların psikolojisini bozma potansi</p>
<p>yeline sahiptir. Araştırmalar, stresini eve taşıyan kişilerin eşlerinde de benzer tükenmişlik ve performans düşüşleri görüldüğünü kanıtlamaktadır. Eve girmeden önce zihinsel bir bariyer oluşturmak, evde iş konuşmamak ve aile içi iletişimde ‘işten psikolojik olarak kopabilmeyi’ başarmak, hem bireyi hem de ailenin bütünlüğünü korur” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tukenmislik-sendromu-bulasiyor-664510">Tükenmişlik Sendromu bulaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konak&#8217;ta Meme Kanseri Farkındalık Seminerleri başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/konakta-meme-kanseri-farkindalik-seminerleri-basladi-664479</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Oct 2026 08:34:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[konak]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[seminerleri]]></category>
		<category><![CDATA[ta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664479</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konak Belediyesi ve Konak Kent Konseyi Kadın Meclisi’nin birlikte düzenlediği Meme Kanseri Farkındalık Seminerleri ile Meme Kanseri Farkındalık Ayı’nda Konaklı kadınlar bilinç ve farkındalık kazanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konakta-meme-kanseri-farkindalik-seminerleri-basladi-664479">Konak&#8217;ta Meme Kanseri Farkındalık Seminerleri başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Konak Belediyesi ve Konak Kent Konseyi Kadın Meclisi’nin birlikte düzenlediği Meme Kanseri Farkındalık Seminerleri ile Meme Kanseri Farkındalık Ayı’nda Konaklı kadınlar bilinç ve farkındalık kazanıyor.</b></p>
<p>Konak Belediyesi, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında Konak Kent Konseyi Kadın Meclisi iş birliğiyle farkındalık seminerleri başlattı. Kadınların yoğun olarak kullandığı belediyeye bağlı semt merkezlerinde hayata geçirilen Meme Kanseri Farkındalık Seminerleri, ilk günden büyük ilgi gördü. Ballıkuyu Semt Merkezi’yle başlayan seminer serisinde, alanında uzman isimler kadınlarla bir araya gelerek meme kanserine karşı farkındalık ve bilinç kazanmalarını sağlıyor. Meme kanseri ve korunma yolları, muayene ve erken teşhisin önemi,  nelere dikkat edilmesi gerektiği gibi konuların yer aldığı seminerlerin bitiminde kadınlar hep birlikte Nefes Terapisti Nazlı Baç eşliğinde nefes terapisine katılıyor. Prof. Dr. Tülay Canda, Prof. Dr. Ayfer Haydaroğlu, Dr. Zeynep Aslan, Dr. Melek Karademir ve Uzm. Dr. Cüneyt Tuğrul’un Konak Kent Konseyi Kadın Meclisi Sağlık Grubu adına konuşmacı olarak katıldığı seminerlerde kadınlar, hayati önem taşıyan bilgileri birinci elden öğrenme şansı buluyor.</p>
<p><b>Seminerler devam ediyor</b></p>
<p>Prof. Dr. Tülay Canda ve Dr. Zeynep Aslan’ın konuşmacı olarak yer aldığı Ballıkuyu Semt Merkezi’ndeki seminerle başlayan eğitimler Mersinli Semt Merkezi ve Toros Sosyal Tesisleri’yle devam edecek. Semt Merkezlerindeki hizmetlerden yararlanan kadınlar ile bölge sakinlerine özel düzenlenen seminerlerin Mersinli Semt Merkezi ve Toros Sosyal Tesisleri’ndeki  programı şöyle olacak:</p>
<p><b>Mersinli Semt Merkezi  </b></p>
<p><b>Tarih:</b> 13.10.2026</p>
<p><b>Saat:</b> 11.00/13.00</p>
<p><b>Konuşmacılar:</b></p>
<p>Prof. Dr. Tülay Canda</p>
<p>Prof. Dr. Ayfer Haydaroğlu</p>
<p>Dr. Melek Karademir</p>
<p>Nazlı Baç (Nefes Terapisti)</p>
<p><b>Toros Sosyal Tesisleri</b></p>
<p><b>Tarih:</b> 20.10.2026</p>
<p><b>Saat:</b> 14.00/16.00</p>
<p><b>Konuşmacılar:</b></p>
<p>Prof. Dr. Tülay Canda</p>
<p>Uzm. Dr. Cüneyt Tuğrul</p>
<p>Nazlı Baç (Nefes Terapisti)</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konakta-meme-kanseri-farkindalik-seminerleri-basladi-664479">Konak&#8217;ta Meme Kanseri Farkındalık Seminerleri başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Efes Selçuklu Kadınlara Sağlık Eğitimi: Sağlık Farkındalıkla Başlar</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/efes-selcuklu-kadinlara-saglik-egitimi-saglik-farkindalikla-baslar-664476</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Oct 2026 08:28:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başlar]]></category>
		<category><![CDATA[efes]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalıkla]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlara]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[şentürk]]></category>
		<category><![CDATA[Stres Ve Kaygı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664476</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşler Dairesi Başkanlığı tarafından “Meme Kanseri Farkındalık Eğitimleri” kapsamında Efes Selçuk Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi ve Eşitlik Birimi’nde kadınlara yönelik eğitim düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/efes-selcuklu-kadinlara-saglik-egitimi-saglik-farkindalikla-baslar-664476">Efes Selçuklu Kadınlara Sağlık Eğitimi: Sağlık Farkındalıkla Başlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşler Dairesi Başkanlığı tarafından “Meme Kanseri Farkındalık Eğitimleri” kapsamında Efes Selçuk Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi ve Eşitlik Birimi’nde kadınlara yönelik eğitim düzenlendi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Eğitime, Efes Selçuk Belediye Başkan yardımcısı Bilgi Keskin, belediye emekçisi kadınlar ve Efes Selçuklu kadınlar katılım gösterdi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>“Erken farkındalık, erken tanı hayat kurtarır” sloganıyla düzenlenen eğitimde meme kanseri, kimyasalların kanser üzerindeki etkileri, meme kanseri, nefes ve beden egzersizleri başlıkları altında katılımcı kadınlara bilgi verildi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span><span>KİMYASAL MADDELERİN ETKİLERİNİ AZALTMAK MÜMKÜN</span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> Meme kanseri ile ilgili farkındalık oluşturmak amacıyla düzenlenen eğitimde ilk olarak Endüstri Mühendisi Kemal Özöner kimyasalların meme kanseri üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi. Kimyasal maddelerin günlük hayatta kullanılan mutfak araç gereçleri, gıda maddeleri, temizlik ve kozmetik ürünlerde yer alması sebebiyle kanser açısından risk oluşturduğunu belirtti. Kimyasalların etkilerini azaltmanın mümkün olduğuna değinen Kemal Özöner, mevsim dışı gıdalardan kaçınma, meyvelerin mutlaka kabuklarının soyulması, beyaz sirke, karbonat, çamaşır sodası, Arap sabunu gibi maddelerin temizlikte kullanılması, pestisit kalıntılarından kurtulmak için karbonatlı suda bekletilmesi, plastik ile sıcak temasının önüne geçilmesi gibi adımlarla kimyasal maddelerin etkilerinin azaltılabileceğini belirtti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span><span>MEME KANSERİNDE ERKEN TANI ÖNEMLİ</span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Hemşire Gülseren Şentürk, meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekerek, kadınların düzenli kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini belirtti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Meme kanserinin sık görülen bir kanser türü olduğunu ve 30 yaş altı kadınlarda da tespit edilebildiğine dikkat çeken Hemşire Gülseren Şentürk, Ailede meme kanseri öyküsü olması, erken ya da geç menopoza girilmesi, geç yaşta doğum yapılması ya da hiç doğum yapılmaması, obezite, fiziksel aktivite eksikliği, düzensiz beslenme ve sigara risk faktörleri arasında yer aldığını belirtti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Meme kanserinin, memenin süt bezleri ve kanallarını oluşturan hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıktığını ifade eden Şentürk; memede veya koltuk altında ele gelen kitle, meme başında akıntı, meme başında içe doğru çekilme, şekil değişikliği, ciltte</span></span></span><span><span><span>kızarıklık</span></span></span><b><span><span><span>, </span></span></span></b><span><span>ödem ya da iyileşmeyen yara gibi belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerektiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Şentürk, kadınların düzenli olarak kendi kendine meme muayenesi yapmasının yanı sıra yaş ve risk durumlarına uygun meme kanseri taramalarını da yaptırmasının önemini vurguladı. Gülseren Şentürk katılımcı kadınlara meme muayenesinin nasıl yapılması gerektiği hakkında da bilgi verdi. </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span><span>STRES VE KAYGI HASTALIK GETİRİYOR</span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Sosyolog Raşide Başak, meme kanseri farkındalığı çerçevesinde stres ve kaygıya değinerek; “Stres ve kaygımızı yönetmek zorundayız. Stres ve kaygı hissettiğimiz anlarda, dikkatimizi nefesimize yöneltmek günlük hayatta uygulayabileceğimiz en basit teknikler arasında yer alıyor. Yaşadığımız stres ve kaygıyı bir döngü olarak yönettiğimizde üstesinden gelmemiz mümkün. Bir döngü olarak yönetmediğimizde ise bu duygular bize hastalık olarak geri dönüyor. Bunlar basit alışkanlıklar gibi görünüyor ama günlük hayatta sürekli olarak denediğimiz takdirde kazanım sağlamamız mümkün. Gerektiği durumlarda da bir uzmandan destek almalıyız” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/efes-selcuklu-kadinlara-saglik-egitimi-saglik-farkindalikla-baslar-664476">Efes Selçuklu Kadınlara Sağlık Eğitimi: Sağlık Farkındalıkla Başlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Didim Belediye Meclisi&#8217;nde Meme Kanseri Farkındalığına Dikkat Çekildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/didim-belediye-meclisinde-meme-kanseri-farkindaligina-dikkat-cekildi-664397</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2026 14:14:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[didim]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ekim]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığına]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664397</guid>

					<description><![CDATA[<p>Didim Belediye Meclisi’nin Ekim Ayı Olağan Toplantısı, Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay başkanlığında gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/didim-belediye-meclisinde-meme-kanseri-farkindaligina-dikkat-cekildi-664397">Didim Belediye Meclisi&#8217;nde Meme Kanseri Farkındalığına Dikkat Çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Didim Belediye Meclisi’nin Ekim Ayı Olağan Toplantısı, Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay başkanlığında gerçekleştirildi. Kentin ihtiyaçları, halkın beklentileri ve Didim’in geleceğine yönelik gündemlerin değerlendirildiği toplantıda, Ekim ayının Meme Kanseri Farkındalık Ayı olması dolayısıyla erken tanının önemine de dikkat çekildi.<br />Didim Belediye Meclisi’nin Ekim Ayı Olağan Toplantısı, Başkan Hatice Gençay başkanlığında gerçekleştirildi. Toplantıda kentimizin ihtiyaçları, halkımızın beklentileri ve Didim’in geleceğine yönelik gündemler meclis üyeleri tarafından görüşülerek değerlendirildi. Alınan kararların Didim için hayırlı olması temennisinde bulunuldu.<br />Toplantıda Meme Kanseri Farkındalık Ayı’na ilişkin değerlendirmelerde bulunan Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay, meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olduğuna dikkat çekti. Erken tanı ve zamanında tedavinin hastalıkla mücadelede hayati önem taşıdığını vurgulayan Başkan Hatice Gençay, farkındalığın somut adımlarla desteklenmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Erken Tanı İçin Sağlık Taramaları Yapılacak</p>
<p>Didim Belediyesi bünyesinde bu konuda yürütülen çalışmalara da değinen Başkan Hatice Gençay, 40 yaş ve üzeri kadın personelin gerekli sağlık taramalarının yapılabilmesi amacıyla Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) ile görüşmeler gerçekleştirildiğini açıkladı.<br />Çalışanların randevularının oluşturularak ilgili sağlık birimlerine yönlendirileceğini belirten Başkan Hatice Gençay, erken tanının önemine dikkat çekerek kadınların sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>20 Ekim’de Bilinçlendirme Konferansı Düzenlenecek</p>
<p>Meme kanserinde erken tanı konusunda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürüleceğini belirten Başkan Hatice Gençay, 20 Ekim’de alanında uzman bir akademisyenin katılımıyla meme kanserinde erken tanı ve farkındalık konulu bir bilinçlendirme konferansı gerçekleştirileceğini açıkladı.<br />Başkan Hatice Gençay, tüm kadınları sağlık kontrollerini ihmal etmemeye ve yaşlarına uygun tarama programlarına katılmaya davet etti. Meme kanseriyle mücadele eden tüm kadınlara ve yakınlarına dayanışma mesajı veren Başkan Hatice Gençay, bu konuda toplumsal farkındalığın birlikte güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Farklı Etkinliklerde De Farkındalığa Dikkat Çekildi</p>
<p>Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında Didim’de gerçekleştirilen farklı etkinliklerde de konuya dikkat çekildi. Bu kapsamda düzenlenen Bisiklet Festivali’nde pembe kurdeleler kullanılarak meme kanserinde erken tanının önemine yönelik farkındalık mesajı verildi.<br />Farklı etkinlikler aracılığıyla meme kanserine ilişkin farkındalığın kent genelinde görünür kılınması ve erken tanının önemine yönelik toplumsal duyarlılığın artırılması hedeflendi.<br />Didim Belediyesi, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında sağlık taramalarından bilinçlendirme çalışmalarına ve farkındalık etkinliklerine kadar farklı alanlarda yürüttüğü çalışmalarla erken tanının önemine dikkat çekmeye devam ediyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/didim-belediye-meclisinde-meme-kanseri-farkindaligina-dikkat-cekildi-664397">Didim Belediye Meclisi&#8217;nde Meme Kanseri Farkındalığına Dikkat Çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanseri Görülme Sıklığı Her Yıl Erkeklerde de Artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-gorulme-sikligi-her-yil-erkeklerde-de-artiyor-664295</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:12:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerde]]></category>
		<category><![CDATA[evre]]></category>
		<category><![CDATA[görülme]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[şıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664295</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ekim ayı boyunca pembe kurdeleler, kadınlara yönelik tarama çağrıları ve “erken teşhis hayat kurtarır” mesajları hakim oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-gorulme-sikligi-her-yil-erkeklerde-de-artiyor-664295">Meme Kanseri Görülme Sıklığı Her Yıl Erkeklerde de Artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ekim ayı boyunca pembe kurdeleler, kadınlara yönelik tarama çağrıları ve “erken teşhis hayat kurtarır” mesajları hakim oluyor. Ancak bu hatırlatmalar  içinde neredeyse hiç duyulmayan bir gerçek yer alıyor. Meme kanseri yalnızca kadınların hastalığı olarak bilinse de erkeklerde de görülebiliyor ve farkındalık eksikliği yüzünden çoğu zaman ileri evrede yakalanıyor. Türkiye’de ulusal kayıtlar sınırlı olsa da uzmanlar yıllık 200-250 yeni erkek vakası olduğunu belirtiyor; bazı merkez verileri daha yüksek rakamlara işaret ediyor. Son 25 yılda erkeklerde meme kanseri görülme sıklığının yüzde 26 arttığı bildiriliyor. Memorial Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Alihan Gürkan erkeklerde görülen meme kanseri ve cerrahisi hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Erkeklerde meme kanseri de gündeme getirilmeli</strong></p>
<p>Dünya genelinde tüm meme kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 1’i erkeklerde ortaya çıkmaktadır. Amerikan Kanser Derneği’nin 2026 tahminlerine göre ABD’de bu yıl yaklaşık 2.670 erkeğe invaziv meme kanseri tanısı konulması ve 530 erkeğin bu hastalıktan hayatını kaybetmesi beklenmektedir. Meme Kanseri Farkındalık Ayı’nda yalnızca tarama oranlarını artırmak yetmez. Hastalığın herkes için geçerli olduğunu, erkeklerin de risk altında olduğunu ve erken teşhisin onlar için de hayat kurtardığını hatırlatmak gerekmektedir.</p>
<p><strong>Ailesinde meme kanseri olan “herkesin” dikkatli olması gerekiyor</strong></p>
<p>Erkeklerde meme dokusu az olduğu için kitleler daha kolay hissedilebilir. Buna rağmen birçok erkek “meme kanseri erkeklerde olmaz” yanılgısıyla sert kitle, meme başında içe çekilme, akıntı, cilt değişikliği gibi şikayetleri önemsememekte veya utanç nedeniyle doktora gitmeyi ertelemektedir. BRCA mutasyonu taşıyan erkeklerde risk 100 kata kadar çıkabilir; aile öyküsü olanlar özellikle dikkatli olmalıdır. Özellikle ailesinde erkek meme kanseri öyküsü olan kadınların çok daha dikkatli olması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Tanı için geç kalınıyor…</strong></p>
<p>Erkek hastalarda tanı genellikle daha geç evrede konmaktadır. Bu da sağ kalım oranlarını olumsuz etkilemektedir. Erken evre tümörlerde 5 yıllık sağkalım yüksek olsa da bölgesel ve metastatik olanlarda çok düşmektedir. Türk Onkoloji Grubu’nun bir çalışmasında ileri evre erkek meme kanseri oranının %30 civarında olduğu saptanmıştır.</p>
<p><strong>İleri evre meme kanserine yakalanmamak için bunlara dikkat edin;</strong></p>
<ul>
<li>Erkekler de memede veya koltuk altında yeni kitle, şekil değişikliği, meme başı akıntısı veya cilt değişikliklerini önemsemeli ve hekime başvurmalıdır.</li>
<li>Özellikle birinci derece akrabalarda meme veya yumurtalık kanseri öyküsü olan erkekler genetik danışmanlık ve risk değerlendirmesi için yönlendirilmelidir.</li>
<li>Sağlık profesyonelleri ve kamuoyu, meme kanseri farkındalık çalışmalarında erkekleri de kapsayan mesajlar üretmelidir. “Pembe” yalnızca kadınlara ait bir renk olmamalıdır.</li>
</ul>
<p><strong>Belirtileri ihmal etmeyin!</strong></p>
<p>Erkeklerde meme kanseri tanısı genellikle fizik muayene ile başlar. Çoğunlukla meme başı altında ağrısız sert kitle, meme başında içe çekilme, akıntı veya cilt değişikliği gibi belirtiler değerlendirilir. Şüphe halinde ultrason ve/veya mamografi yapılır; kesin tanı için ultrason veya mamografi eşliğinde ince iğne veya kor biyopsi ile doku örneği alınır. Biyopsi sonucuyla tümör tipi, hormon reseptör durumu ve HER2 durumu belirlenir; gerekirse lenf nodu değerlendirmesi, ileri görüntüleme ve genetik testler eklenir.</p>
<p><strong>Kadınlara yapılan cerrahiden farkı yok</strong></p>
<p>Cerrahi gerektiğinde yaklaşım kadınlardakiyle benzerdir, ancak erkeklerde meme dokusu sınırlı olduğu ve tümörler sıklıkla meme başına yakın yerleştiği için en sık uygulanan yöntem memenin çıkarılmasıdır. Bu cerrahide meme dokusu, meme başı ve çevresiyle birlikte çıkarılır. Koltuk altı lenf bezlerinin durumunu değerlendirmek için örnekleme yapılır; tutulum varsa koltuk altı temizlenir. Uygun seçilmiş erken evre vakalarda, tümör boyutu ve yerleşimi uygunsa, meme koruyucu cerrahi de mümkün olup sonrasında radyoterapi önerilir. Ameliyat sonrası evreye ve tümör özelliklerine göre hormon tedavisi, kemoterapi veya radyoterapi planlanır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-gorulme-sikligi-her-yil-erkeklerde-de-artiyor-664295">Meme Kanseri Görülme Sıklığı Her Yıl Erkeklerde de Artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demircan, “Kurumlar kışlanız, her kademedeki memur da, amirin emir eri değildir”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/demircan-kurumlar-kislaniz-her-kademedeki-memur-da-amirin-emir-eri-degildir-664292</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[amirin]]></category>
		<category><![CDATA[demircan]]></category>
		<category><![CDATA[emir]]></category>
		<category><![CDATA[kademedeki]]></category>
		<category><![CDATA[kışlanız]]></category>
		<category><![CDATA[kurumlar]]></category>
		<category><![CDATA[memur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664292</guid>

					<description><![CDATA[<p>Demircan, "Kurumlar kışlanız, her kademedeki memur da, amirin emir eri değildir"</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/demircan-kurumlar-kislaniz-her-kademedeki-memur-da-amirin-emir-eri-degildir-664292">Demircan, “Kurumlar kışlanız, her kademedeki memur da, amirin emir eri değildir”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İdareci Arkadaşlar;</p>
<p>……………(DMK) 11. maddesine göre, bir memur amirinden aldığı emri mevzuata (kanun, tüzük, yönetmelik) aykırı görürse bu emri yerine getirmez ve amirine bildirir. Ancak amir emrinde ısrar eder ve bu emrini yazılı olarak yenilerse, memur o emri yapmak zorundadır. Bu durumda doğacak sorumluluk emri veren amire ait olur.</p>
<p>Kurumlar kışlanız, her kademedeki memur da, amirin emir eri değildir.</p>
<p>Memurun görev, yetki ve sorumlulukları yasal çerçeve ile belirlenmiştir, amirin de yetkileri aynı yasal çerçeve ile belirlenmiştir. Amir, memuruna yasalara aykırı emir veremez, “hizmetin devamı esası” safsatası ile baskı oluşturamaz, iş barışını bozamaz, tutanak, tehdit v.b. içi boş kelamlarla dolaylı olarak mobbing uygulayamaz. Doktora hemşirelik, hemşireye doktorluk, ebeye teknikerlik, teknikere ebelik, memura her şeyi yaptıramaz. Kurumları babasının çiftliğini dahi yönetemeyeceği şekilde yö-ne-te-mez, yasalara aykırı dav-ra-na-maz, kendisini yasaların üzerinde gö-re-mez, görürse sonuçlarına katlanır. Yasal haklarını bilen veya siyasi kimliği olan memura karşı kuzu gibi olan, henüz kamu hizmetinde deneyimi, kimi kimsesi olmayan memuru “ezerim” diyen amir, kendi tabirinizle hiç kimseyi size ekmek arası yap-tır-ma-yız.</p>
<p>Aklınızı başınıza toplayın, kamu görevlilerine abuk subuk görevler biçmeyin, herkese eşit ve görev tanımlarına uygun görevler verin.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/demircan-kurumlar-kislaniz-her-kademedeki-memur-da-amirin-emir-eri-degildir-664292">Demircan, “Kurumlar kışlanız, her kademedeki memur da, amirin emir eri değildir”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk beyin cerrahlarından uluslararası başarı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-beyin-cerrahlarindan-uluslararasi-basari-664286</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:52:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahlarından]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[verilen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664286</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acıbadem Altunizade Hastanesi Beyin Cerrahisi Bölüm Başkanı, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. M. Necmettin Pamir, Dünya Beyin Cerrahisi Akademisi (World Academy of Neurological Surgery – WANS) tarafından verilen “Golden Neuron Award”a (Altın Nöron Ödülü) layık görüldü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-beyin-cerrahlarindan-uluslararasi-basari-664286">Türk beyin cerrahlarından uluslararası başarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Acıbadem Altunizade Hastanesi Beyin Cerrahisi Bölüm Başkanı, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. M. Necmettin Pamir, Dünya Beyin Cerrahisi Akademisi (World Academy of Neurological Surgery – WANS) tarafından verilen “Golden Neuron Award”a (Altın Nöron Ödülü) layık görüldü. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Koray Özduman ise Dünya Beyin Cerrahisi Akademisi Genel Sekreterliği görevine seçildi.</em></p>
<p>Türk beyin cerrahisi, uluslararası alanda iki önemli başarıya imza attı. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beyin Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Necmettin Pamir, Dünya Beyin Cerrahisi Akademisi tarafından Golden Neuron Award (Altın Nöron Ödülü) ile ödüllendirildi.</p>
<p>Beyin cerrahisi alanında uluslararası düzeyde önemli bir bilimsel platform olan Dünya Beyin Cerrahisi Akademisi tarafından iki yılda bir verilen bu ödül, alanında öne çıkan ve beyin cerrahisinin gelişimine önemli katkılar sağlayan bilim insanlarına takdim ediliyor. </p>
<p><strong>“Bilime ve insanlığa katkı yapmaktan gurur duyuyoruz”</strong></p>
<p>Dünya Beyin Cerrahisi Akademisi tarafından ödül verilen Prof. Dr. Necmettin Pamir şunları söyledi:  “Bir hekim ve bir bilim insanı olarak evrensel bilime ve insanlığa katkı yapmaktan gurur duyuyoruz. Bu ödül, Türk beyin cerrahisinin uluslararası alandaki başarısının da onaylanmasıdır. Bu yönüyle ülkemiz adına mutluluk duyduğumu da belirtmek isterim.”<strong> </strong></p>
<p><strong>Dünya beyin cerrahisinin önemli isimleri bu ödülü aldı</strong></p>
<p>Prof. Dr. M. Necmettin Pamir, “Golden Neuron Award”ın sahibi olan ikinci Türk beyin cerrahı oldu. 2007 yılında verilen ilk ödülün sahibi ise modern beyin cerrahisinin öncü isimlerinden Prof. Dr. M. Gazi Yaşargil olmuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Gazi Yaşargil ve Prof. Dr. Necmettin Pamir’e verilen “Golden Neuron Award”ın diğer sahipleri ise ABD, Kanada, Almanya, Japonya’dan beyin cerrahisi alanında önde gelen bilim insanları oldu. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Koray Özduman’a uluslararası görev</strong></p>
<p>Türk beyin cerrahisi adına bir diğer önemli gelişme de Dünya Beyin Cerrahisi Akademisi’nin yönetiminde gerçekleşti. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Koray Özduman, Dünya Beyin Cerrahisi Akademisi Genel Sekreteri seçildi.</p>
<p>Prof. Dr. Özduman’ın bu göreve seçilmesiyle Türkiye’den bir bilim insanı, dünya beyin cerrahisinin seçkin isimlerini bir araya getiren Akademi’nin yönetiminde önemli bir sorumluluk üstlenmiş oldu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-beyin-cerrahlarindan-uluslararasi-basari-664286">Türk beyin cerrahlarından uluslararası başarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlık Gönüllüleri, meme kanseri ve emzirme farkındalığı için iş başında</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglik-gonulluleri-meme-kanseri-ve-emzirme-farkindaligi-icin-is-basinda-664235</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2026 07:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[emzirme]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[gönüllüleri]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664235</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, Meme Kanseri Farkındalık Ayı ve Emzirme Haftası kapsamında Kültürpark’ta farkındalık çalışmaları düzenliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-gonulluleri-meme-kanseri-ve-emzirme-farkindaligi-icin-is-basinda-664235">Sağlık Gönüllüleri, meme kanseri ve emzirme farkındalığı için iş başında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, Meme Kanseri Farkındalık Ayı ve Emzirme Haftası kapsamında Kültürpark’ta farkındalık çalışmaları düzenliyor. Stantlarda erken tanı, doğru emzirme teknikleri ve anne sütünün önemi anlatılırken, üniversiteli Sağlık Gönüllüleri de interaktif etkinliklerle ziyaretçilere doğru sağlık bilgisini aktarıyor.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı Sağlık Eğitimleri Şube Müdürlüğü, 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı ve 1-7 Ekim Emzirme Haftası kapsamında koruyucu sağlık hizmetlerine yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Kültürpark hollerinde kurulan stantlarda meme kanserinde erken tanının önemi, doğru emzirme teknikleri ve anne sütünün bebek ve anne sağlığı açısından önemi konusunda bilgilendirme yapılıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık Gönüllüleri Projesi’ne dahil üniversite öğrencileri de çalışmalara aktif olarak katılıyor. Ziyaretçilerle soru-cevap oyunları ve çeşitli interaktif etkinlikler gerçekleştiren gönüllüler, sağlıkla ilgili doğru bilinen yanlışlara dikkat çekiyor. Stantlarda ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sağlık hizmetleri ve projeleri hakkında bilgi veriliyor.</p>
<p>Büyükşehir Belediyesi, Kültürpark’taki çalışmaların yanı sıra 30 ilçede gerçekleştirdiği saha çalışmalarıyla da meme kanserinde erken tanının ve emzirmenin anne-bebek sağlığı açısından önemine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Sağlık bilgisi oyunlarla anlatılıyor</strong></p>
<p>Sağlık Gönüllüleri Projesi Koordinatörü Çisem Alagözoğlu, çalışmalarda sağlık bilgisini daha anlaşılır ve etkileşimli şekilde aktarmayı amaçladıklarını belirterek şöyle konuştu:</p>
<p>“İnteraktif bir şekilde gerçekleşen bilgilendirme çalışmalarımızla toplumda doğru sağlık bilgisini yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Standımızda meme kanseri ve emzirme ile ilgili bilgilendirici içeriklerimiz var. Katılımcıların hem etkinliklerden keyif almasını hem de standımızdan doğru sağlık bilgisiyle ayrılmasını sağlamaya çalışıyoruz. Sağlık Gönüllüleri Projesi kapsamında Tınaztepe Üniversitesi Ebelik Bölümü öğrencilerimiz de aramızda ve onlarla birlikte farkındalık çalışmaları yürütüyoruz. Aynı zamanda Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı Sağlık Eğitimleri Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen İzmir95 Projesi gibi çalışmalar hakkında da bilgilendirme yapıyoruz.”</p>
<p>Sağlık gönüllüsü Simay Tümer ise ziyaretçilerle soru-cevap etkinlikleri gerçekleştirdiklerini belirterek, “Ziyaretçilere sorular sorup doğru cevapları veriyoruz. Meme kanserine farkındalık oluşturmak için pembe kurdele anahtarlıkları hediye ediyoruz. Bu çalışmaları yaptığımızda vatandaşlar bilinçleniyor ve öğrendikleri bilgiler toplumun daha geniş kesimlerine yayılıyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-gonulluleri-meme-kanseri-ve-emzirme-farkindaligi-icin-is-basinda-664235">Sağlık Gönüllüleri, meme kanseri ve emzirme farkındalığı için iş başında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emekli Hekimlerden Sağlık Bakanlığı Önünde Çağrı: Emeğimizin Karşılığını ve Onurlu Bir Yaşam İstiyoruz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/emekli-hekimlerden-saglik-bakanligi-onunde-cagri-emegimizin-karsiligini-ve-onurlu-bir-yasam-istiyoruz-664209</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2026 06:52:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çağrı]]></category>
		<category><![CDATA[emeğimizin]]></category>
		<category><![CDATA[emekli]]></category>
		<category><![CDATA[hekimlerden]]></category>
		<category><![CDATA[önünde]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664209</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Tabipleri Birliği ve 65 tabip odasının imzasıyla hazırlanan açıklamada, emekli hekimlerin yaşadığı sorunlar ve çözüm önerileri Sağlık Bakanlığı önünde gündeme taşındı. Hekimler, emeklilik döneminde ekonomik güvencenin ve insanca yaşam koşullarının sağlanmasını talep etti</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/emekli-hekimlerden-saglik-bakanligi-onunde-cagri-emegimizin-karsiligini-ve-onurlu-bir-yasam-istiyoruz-664209">Emekli Hekimlerden Sağlık Bakanlığı Önünde Çağrı: Emeğimizin Karşılığını ve Onurlu Bir Yaşam İstiyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Basın açıklamasına TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Pınar Saip, Merkez Konseyi Genel Sekreteri Dr. Ali Karakoç, Merkez Konseyi üyeleri Dr. Hakan Erkan Pehlivan ve Dr. İrem Yıldız, TTB Emekli Hekimler Kolu üyeleri, Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hulusi Sabri Dokuzoğuz ile Yönetim Kurulu üyeleri Dr. Buket Gülhan ve Dr. Gülsüm Zuhal Kamış, Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Nesrin Küçük katıldı. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Diş Hekimliği Sendikası ve Tüm Emeklilerin Sendikası 2017’nin yönetim kurullarının üyeleri de açıklamaya destek verdi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/10/emekli-hekimlerden-saglik-bakanligi-onunde-cagri-emegimizin-karsiligini-ve-onurlu-bir-yasam-istiyoruz-0-cUIwgWxS.jpeg"/></p>
<p>Açıklamada ilk sözü alan Dr. Hakan Erkan Pehlivan; emekli hekimlerin artan hayat pahalılığı, düşük emekli aylıkları ve çalışma yaşamlarında geçmişe göre çok düşük ücretlere zorlanmaları sonucu yoksulluğa mahkum edildiğini söyledi. Pehlivan, “Bizler emekli hekimlerin insanca yaşayabileceği, emeğinin ve mesleki birikiminin karşılığını alabileceği bir emekli aylığı istiyoruz” dedi.</p>
<p>TTB Emekli Hekimler Kolu Başkanı Dr. Mehmet Çakmak’ın basın açıklamasını okumasının ardından sözler alındı.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/10/emekli-hekimlerden-saglik-bakanligi-onunde-cagri-emegimizin-karsiligini-ve-onurlu-bir-yasam-istiyoruz-1-4rARlGbg.jpeg"/></p>
<p>Dr. Pınar Saip; hekimlik mesleğinin zorluklarından, sorumluluklarından, sürekliliğinden ve öneminden bahsederek başladığı konuşmasında “Emekli hekimleri yalnızca aldıkları aylık üzerinden değerlendirmek, onların yaşamını yalnızca ekonomik bir rakama indirgemek büyük bir eksikliktir. Çünkü burada söz konusu olan yalnızca gelir kaybı değil, emeğin toplumsal değeridir” dedi. Emekli hekimlerin yürüttüğü mücadelenin hem bugün çalışan hekimlerin mücadelesi olduğunu hem de toplumun sağlık hakkı mücadelesi olduğunu vurgulayan Saip; sözlerini şöyle noktaladı:</p>
<p>“Emekli hekimlerin sesini duyun. Çünkü onların sesi yalnızca geçmişin sesi değildir. O ses; bugün çalışan hekimlerin sesi, yarının hekimlerinin geleceğidir. Biz bu sesi duyurmaya, dayanışmayı büyütmeye ve hekim emeğinin hak ettiği değeri bulması için mücadele etmeye devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz: Hekimlik bir ömürdür. Ve o ömrün hiçbir yılı değersiz değildir.”</p>
<p>Dr. Hulusi Sabri Dokuzoğuz; emekli hekimler olarak yaşamlarını bu mesleğe adadıklarını, hem hekimliği hem hastalarını ve toplumu hem de hak aramayı sevdiklerini dile getirdi. Dokuzoğuz daha sonra ise Nazım Hikmet’in “Ben Beni Bir Daha Ele Geçirsem” şiirini okudu.</p>
<p>TTB Emekli Hekimler Kolu üyesi Dr. Erdinç Köksal da “Aynı yıl tıp fakültesinden mezun olan üç arkadaş var. Biri Sağlık Bakanlığı’nda kadro almış, biri SSK’li kurumlarda görev yapmış, biri Bağ-Kur’lu çalışmış. Üç arkadaş yıllarca gece gündüz, bayram pazar demeden emek vermiş. Yıllar geçmiş, emeklilikleri gelmiş. Birinin maaşı diğerinin üçte biri, ötekinin dörtte biri. Bu nasıl iş? Hemen hepsi yoksulluk ve açlık sınırının altında. Nasıl geçinilir?” diye sordu ve bu adaletsizliğe karşı hep birlikte mücadele gerektiğini dile getirdi.</p>
<p>Basın açıklamasının tamamı şöyle:</p>
<p>Emeklilikte Emeğimizin Karşılığını Almak,</p>
<p>Güvenceli ve Onurlu Yaşam İstiyoruz!</p>
<p>Emeklilik, yıllarca verilen emeğin karşılığında ekonomik ve sosyal güvence içinde yaşama hakkıdır. Toplumun sağlığı için ömürlerini hastanelerde, sağlık ocaklarında, aile sağlığı merkezlerinde ve muayenehanelerde geçiren hekimler, emekliliklerinde de mesleklerinin sorumluluğuna ve emeklerine yaraşır yaşam koşullarına sahip olmalıdır.</p>
<p>Ancak uygulanan ekonomi politikaları, artan hayat pahalılığı ve gelir kayıpları, tüm emekliler gibi emekli hekimlerin de yaşamını giderek zorlaştırmaktadır. Barınma, beslenme, sağlık ve bakım giderlerini karşılamakta zorlanan meslektaşlarımız, uzun çalışma yıllarının ardından geçim kaygısıyla karşı karşıya bırakılmaktadır.</p>
<p>Uzun ve yoğun bir eğitim sürecinden geçen, ağır iş yükü, nöbetler, mesleki riskler ve şiddet tehdidi altında çalışan hekimler, emekliliklerinde emeklerine yaraşır yaşam koşullarından yoksun bırakılmaktadır. Çalışma dönemindeki gelirlerin önemli bir bölümünün emekli aylığına yansımaması, emeklilikle birlikte ciddi gelir kayıplarına yol açmaktadır. Emekli hekimlerin bugün yaşadığı gelir kaybı ve geçim sorunları, çalışma yaşamındaki bütün hekimlerin geleceğini de ilgilendirmektedir.</p>
<p>TÜRK-İŞ’in Temmuz 2026 araştırmasına göre; Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin aylık gıda harcaması için hesaplanan açlık sınırı yaklaşık 36.940 TL, diğer temel gereksinimlerin de dâhil edildiği yoksulluk sınırı ise 120.325 TL olmuştur. Bu rakamlar, insanca yaşam için gereken hane gelirinin ulaştığı düzeyi göstermektedir. Emekli aylıklarının belirlenmesinde yaşamın gerçek maliyeti esas alınmalıdır.</p>
<p>Emekli hekimler arasında sosyal güvenlik statüsünden kaynaklanan eşitsizlikler de sürmektedir. SSK ve BAĞ-KUR kapsamında emekli olan hekimlerin ilave ödeme uygulamasının dışında bırakılması, aynı mesleği yapmış meslektaşlarımız arasında ciddi bir adaletsizlik yaratmaktadır.</p>
<p>İlave ödeme kapsamındaki emekli hekimlerin, sosyal güvenlik destek primi dâhil sosyal güvenlik kurumuna tabi olarak yeniden çalışmaya başlamaları halinde bu ödemelerinin kesilmesi de çözüm bekleyen bir başka sorundur. Geçimini sağlamak için çalışmaya devam eden bir hekimin emeklilik gelirinin azaltılmasını kabul etmemiz mümkün değildir.</p>
<p>Bu sorunun geçmişi tabip odalarımızın araştırmalarında da görülmektedir. İstanbul Tabip Odası’nın 2026 yılında yayımladığı, 65 yaş üstü 700’ü aşkın emekli hekimin katıldığı ankette, katılımcıların yüzde 74’ünün çalışmayı sürdürdüğü bildirilmiştir. Emeklilik döneminde çalışmak, hekimin kendi isteğiyle vereceği bir karar olmalıdır. Hiçbir meslektaşımız, geçim sıkıntısı nedeniyle sağlığını zorlayan koşullarda çalışmaya mecbur bırakılmamalıdır.</p>
<p>Emekli hekimlerin sağlık hizmetlerine erişimi, bakım gereksinimleri ve sosyal yaşamlarını sürdürebilmeleri de kamusal sorumluluk içinde ele alınmalıdır. Yaşla birlikte artabilen sağlık ve bakım gereksinimleri karşısında meslektaşlarımızın ihtiyaç duydukları hizmetlere erişimleri kamusal olarak güvence altına alınmalı, ekonomik yetersizlik nedeniyle bu hizmetlerden yoksun kalmaları önlenmelidir.</p>
<p>Türk Tabipleri Birliği olarak taleplerimiz şunlardır:</p>
<ol>
<li>Emekli hekim aylıkları yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmalıdır. Aylıklar, hekimlerin eğitimini, hizmet sürelerini, mesleki sorumluluklarını ve çalışma yaşamındaki yıpranmalarını gözeten bir düzeye yükseltilmeli; alım gücü kalıcı olarak korunmalıdır.</li>
</ol>
<ol>
<li>Çalışırken alınan ücretlerin emekliliğe yansıması sağlanmalıdır. Hekimlerin gelirini çok sayıda değişken ödeme kalemine bölen ücretlendirme sistemi yerine, emekliliğe yansıyan, güvenceli ve yeterli temel ücreti esas alan bir düzenleme yapılmalıdır.</li>
</ol>
<ol>
<li>SSK ve BAĞ-KUR emeklisi hekimlerin uğradığı eşitsizlik giderilmelidir. 4/a ve 4/b kapsamındaki emekli hekimlerin aylıkları iyileştirilmeli; gerekli yasal değişikliklerle ilave ödemeden yararlanmaları sağlanmalıdır.</li>
</ol>
<ol>
<li>Makam tazminatı nedeniyle ilave ödeme kapsamı dışında bırakılan emekli hekimlerin mağduriyeti giderilmelidir. Akademik kadrolardan emekli olanlar dâhil, makam tazminatına hak kazandığı için ilave ödemeden yararlandırılmayan hekimlerin de bu ödemeden yararlanmasını sağlayacak yasal düzenleme yapılmalıdır. Bu düzenleme, mevcut emekli aylığı ve tazminat hakları korunarak gerçekleştirilmelidir.</li>
</ol>
<ol>
<li>Emeklilik sonrasında çalışan hekimlerin ilave ödemeleri kesilmemelidir. Hekimlerin mesleki birikimlerini değerlendirmeleri ve çalışma yaşamına katılmaları nedeniyle emeklilik haklarında kayıp yaşanmasına yol açan hükümler değiştirilmelidir.</li>
</ol>
<ol>
<li>Temmuz 2023’te kamu görevlilerine yapılan seyyanen artış emekli aylıklarına da yansıtılmalıdır. Başlangıçta 8.077 TL olan bu artışın güncel karşılığı emekli aylıklarına dâhil edilmeli, bugüne kadar oluşan kayıplar telafi edilmelidir.</li>
</ol>
<ol>
<li>Emekli hekimlerin ve sağlık çalışanlarının sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırılmalıdır. Büyük kamu hastanelerinden başlanarak danışma, yönlendirme ve bakım koordinasyonu birimleri oluşturulmalı; kronik hastalık takibi, rehabilitasyon ve evde sağlık hizmetlerine erişim güçlendirilmelidir. Bu düzenlemeler, herkes için eşit ve gereksinime dayalı sağlık hizmeti ilkesiyle yürütülmelidir.</li>
</ol>
<ol>
<li>Erişilebilir ve nitelikli kamusal bakım olanakları geliştirilmelidir. Emekli hekimler ve sağlık çalışanları için gündüz yaşam merkezleri, evde bakım destekleri ve ihtiyaç duyanların yararlanabileceği kamusal huzurevleri, yaşlı bakım ve yaşam merkezleri oluşturulmalıdır. Kullanım dışı kalan kamu sağlık yapılarından uygun olanlar bu amaçla değerlendirilmelidir. Bu hizmetler, emekli aylıklarıyla karşılanabilir koşullarda sunulmalı, ekonomik yetersizlik nedeniyle hiçbir emekli hekim ve sağlık çalışanı ihtiyaç duyduğu bakım hizmetinden yoksun kalmamalıdır. Heybeliada Sanatoryumu’nun da tarihî ve doğal değerleri ile kamusal sağlık işlevi korunarak sağlık, bakım ve yaşam merkezi olarak değerlendirilmesi gündeme alınmalıdır.</li>
</ol>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, Sağlık Bakanlığı’nı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nı ve ilgili bütün kurumları, emekli hekimlerin sorunlarını meslek örgütümüzün katılımıyla ele almaya ve somut bir takvim içinde çözüme kavuşturmaya çağırıyoruz.</p>
<p>Türk Tabipleri Birliği olarak bütün emeklilerin insanca yaşam mücadelesiyle dayanışma içinde, meslektaşlarımızın ekonomik, sosyal ve mesleki haklarını savunmayı sürdüreceğiz.</p>
<p>Toplumun sağlığına adanmış bir ömrün karşılığı güvenceli, sağlıklı ve onurlu bir emeklilik olmalıdır.</p>
<p><strong>Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi</strong></p>
<p>Türk Tabipleri Birliği Emekli Hekimler Kolu</p>
<p>Adana Tabip Odası</p>
<p>Adıyaman Tabip Odası</p>
<p>Afyonkarahisar Tabip Odası</p>
<p>Ağrı-Kars-Ardahan-Iğdır Tabip Odası</p>
<p>Aksaray Tabip Odası</p>
<p>Amasya Tabip Odası</p>
<p>Ankara Tabip Odası</p>
<p>Antalya Tabip Odası</p>
<p>Aydın Tabip Odası</p>
<p>Balıkesir Tabip Odası</p>
<p>Bartın Tabip Odası</p>
<p>Batman Tabip Odası</p>
<p>Bitlis Tabip Odası</p>
<p>Bolu-Düzce Tabip Odası</p>
<p>Bursa Tabip Odası</p>
<p>Çanakkale Tabip Odası</p>
<p>Çorum Tabip Odası</p>
<p>Denizli Tabip Odası</p>
<p>Diyarbakır Tabip Odası</p>
<p>Edirne Tabip Odası</p>
<p>Elazığ-Tunceli-Bingöl Tabip Odası</p>
<p>Erzurum-Gümüşhane-Bayburt Tabip Odası</p>
<p>Eskişehir-Bilecik Tabip Odası</p>
<p>Gaziantep-Kilis Tabip Odası</p>
<p>Giresun Tabip Odası</p>
<p>Hatay Tabip Odası</p>
<p>Isparta-Burdur Tabip Odası</p>
<p>İstanbul Tabip Odası</p>
<p>İzmir Tabip Odası</p>
<p>Kahramanmaraş Tabip Odası</p>
<p>Karabük Tabip Odası</p>
<p>Karaman Tabip Odası</p>
<p>Kastamonu-Çankırı Tabip Odası</p>
<p>Kayseri Tabip Odası</p>
<p>Kırıkkale Tabip Odası</p>
<p>Kırklareli Tabip Odası</p>
<p>Kırşehir Tabip Odası</p>
<p>Kocaeli Tabip Odası</p>
<p>Konya Tabip Odası</p>
<p>Kütahya Tabip Odası</p>
<p>Malatya Tabip Odası</p>
<p>Manisa Tabip Odası</p>
<p>Mardin Tabip Odası</p>
<p>Mersin Tabip Odası</p>
<p>Muğla Tabip Odası</p>
<p>Muş Tabip Odası</p>
<p>Nevşehir Tabip Odası</p>
<p>Niğde Tabip Odası</p>
<p>Ordu Tabip Odası</p>
<p>Osmaniye Tabip Odası</p>
<p>Rize-Artvin Tabip Odası</p>
<p>Sakarya Tabip Odası</p>
<p>Samsun Tabip Odası</p>
<p>Siirt Tabip Odası</p>
<p>Sinop Tabip Odası</p>
<p>Sivas-Erzincan Tabip Odası</p>
<p>Şanlıurfa Tabip Odası</p>
<p>Şırnak Tabip Odası</p>
<p>Tekirdağ Tabip Odası</p>
<p>Tokat Tabip Odası</p>
<p>Trabzon Tabip Odası</p>
<p>Uşak Tabip Odası</p>
<p>Van-Hakkari Tabip Odası</p>
<p>Yozgat Tabip Odası</p>
<p>Zonguldak Tabip Odası.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/emekli-hekimlerden-saglik-bakanligi-onunde-cagri-emegimizin-karsiligini-ve-onurlu-bir-yasam-istiyoruz-664209">Emekli Hekimlerden Sağlık Bakanlığı Önünde Çağrı: Emeğimizin Karşılığını ve Onurlu Bir Yaşam İstiyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hollywood’un güzellik sırrı geri döndü: Kusursuz tenin anahtarı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hollywoodun-guzellik-sirri-geri-dondu-kusursuz-tenin-anahtari-664206</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2026 06:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[döndü]]></category>
		<category><![CDATA[geri]]></category>
		<category><![CDATA[güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[hollywood]]></category>
		<category><![CDATA[kusursuz]]></category>
		<category><![CDATA[sırrı]]></category>
		<category><![CDATA[un]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664206</guid>

					<description><![CDATA[<p>Marilyn Monroe ve Elizabeth Taylor gibi Hollywood ikonlarının kamera önünde pürüzsüz görünen ciltlerinin ardındaki güzellik ritüellerinden biri, bugün yeniden popülerleşiyor. İnce tüyleri ve ölü deriyi nazikçe arındıran yüz usturası, makyaj öncesi daha pürüzsüz bir görünüm ve bakım ürünlerinin ciltte daha iyi uygulanması için tercih ediliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hollywoodun-guzellik-sirri-geri-dondu-kusursuz-tenin-anahtari-664206">Hollywood’un güzellik sırrı geri döndü: Kusursuz tenin anahtarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Makyajın ciltteki görünümünü etkileyen unsurlar yalnızca kullanılan ürünlerle sınırlı kalmıyor; Marilyn Monroe ve Elizabeth Taylor gibi efsanevi isimlerin kamera önündeki ten sırrı olarak bilinen yüz usturası da günümüz güzellik rutinine dahil oluyor. Yalnızca cilt yüzeyine odaklanan bu nazik hazırlık adımı, ince tüyleri ve ölü deriyi arındırarak hem makyajın pürüzsüz durmasını sağlıyor hem de bakım serumlarının emilimine zemin hazırlıyor.</p>
<p>Makyaj öncesi hazırlık denildiğinde çoğunlukla temizleme, nemlendirme ve cilt bakım ürünlerinin uygulanması akla geliyor. Oysa makyajın cilt üzerinde nasıl durduğu, uygulama öncesinde cilt yüzeyine gösterilen özenle de ilişkili. Bu nedenle makyaj öncesindeki bakım rutini, cildin temizlenmesinden nem dengesinin desteklenmesine kadar uzanan birkaç farklı adımdan oluşabiliyor. Yüz bölgesindeki ince tüylerin alınması ve ölü derinin arındırılması da bu hazırlık sürecinin tamamlayıcı adımları arasında yer alıyor. İşlem kıl köklerini etkilemeksizin yalnızca cilt yüzeyindeki ince tüyleri hedef aldığından, günlük bakımda pratik ve konforlu bir hazırlık sunuyor.</p>
<p>Güzellik dünyasında 45 yılı aşkın süredir yüksek kalite ve hassasiyetin sembolleri arasında yer alan New York merkezli Tweezerman, Facial Razor ile bu iki bakım adımını tek bir araçta bir araya getiriyor. Yüz bölgesindeki ince tüylerin alınmasına yardımcı olan ürün, aynı zamanda cilt yüzeyindeki mat ve ölü derinin nazikçe arındırılması için kullanılabiliyor. Böylece cilt, makyaj uygulaması öncesinde daha pürüzsüz bir yüzey görünümüne hazırlanıyor.</p>
<p><strong>Cilt Yüzeyine Yönelik İki Aşamalı Bakım</strong></p>
<p>Yüz usturasının kullanım alanlarından biri olan ince tüylerin alınması, özellikle fondöten ve kapatıcı gibi ürünlerin cilt üzerinde daha eşit görünmesine yardımcı olabilecek bir hazırlık adımı olarak değerlendiriliyor. Tweezerman Facial Razor’ın paslanmaz çelik bıçağı, yüz bölgesindeki ince tüylerin kontrollü biçimde alınmasına yönelik tasarlanıyor. Ürünün ergonomik yapısı da kullanım sırasında daha rahat bir tutuş sağlıyor.</p>
<p>İnce tüylerin alınmasının yanı sıra cilt yüzeyindeki mat ve ölü derinin nazikçe uzaklaştırılması da makyaj öncesi hazırlığın bir parçası olarak değerlendiriliyor. Mekanik bir arındırma hissi sunan bu uygulama, cilt yüzeyindeki kuru ve ölü tabakayı temizlemeye yardımcı olarak bakım serumları ile nemlendiricilerin cilde daha rahat tutunmasını destekliyor. Aynı zamanda fondötenin tüylere tutunarak pütürlü bir görünüm oluşturmasının önüne geçiyor ve cilde taze, dengeli bir bitiş kazandırıyor. Facial Razor’ın bu amaçla kullanılması, cilt yüzeyinin daha pürüzsüz görünmesine katkıda bulunurken makyaj öncesi hazırlığa da ek bir bakım adımı kazandırıyor. Bıçakların temizlenebilir olması ise ürünün düzenli bakım rutinlerinde tekrar kullanılmasına olanak tanıyor. Ürün, üç yedek bıçakla birlikte sunulurken bıçakların kullanım sıklığına bağlı olarak belirli aralıklarla değiştirilmesi öneriliyor.</p>
<p>Makyaj öncesinde cilt hazırlığına ayrılan birkaç dakikalık ek bakım, uygulamanın görünümünü etkileyen küçük detaylardan biri olabiliyor. Tweezerman Facial Razor da ince tüylerin alınması ve ölü derinin nazikçe arındırılmasına yönelik kullanımıyla makyaj öncesi bakım rutininde yer verilen araçlardan biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hollywoodun-guzellik-sirri-geri-dondu-kusursuz-tenin-anahtari-664206">Hollywood’un güzellik sırrı geri döndü: Kusursuz tenin anahtarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim ve Sağlık Profesyonellerinin Kişisel Verilerinin Paylaşılması Hakkında Açıklama</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-ve-saglik-profesyonellerinin-kisisel-verilerinin-paylasilmasi-hakkinda-aciklama-664198</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Oct 2026 20:13:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açıklama]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşılması]]></category>
		<category><![CDATA[profesyonellerinin]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[verilerinin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664198</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim ve Sağlık Profesyonellerinin Kişisel Verilerinin Paylaşılması Hakkında Açıklama</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-ve-saglik-profesyonellerinin-kisisel-verilerinin-paylasilmasi-hakkinda-aciklama-664198">Hekim ve Sağlık Profesyonellerinin Kişisel Verilerinin Paylaşılması Hakkında Açıklama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / Ankara – </strong>Hekim Birliği Sendikası’nın uzun süredir devam eden ısrarlı takipleri, Sağlık Bakanlığı nezdinde gerçekleştirdiği başvurular ve bazı İl Sağlık Müdürlüklerinin uygulamalarına karşı açılan davalar sonrasında Sağlık Bakanlığı tarafından konuya ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yayımlandı.</p>
<p>Hekim Birliği Sendikası konu hakkında şu açıklamayı yaptı, “Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü tarafından, Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdür Vekili Dr. Özgür Sezer imzasıyla 81 İl Valiliğine (İl Sağlık Müdürlüğü) gönderilen 18.09.2026 tarihli ve E-67523305-719-328950075 sayılı “Bakanlığımız Web Sayfalarında Kişisel Verilerin Yer Alması” konulu yazıda, sağlık tesislerinin internet sayfalarında hangi kişisel verilerin paylaşılabileceği ve hangi bilgilerin kamuya açık şekilde yayımlanmaması gerektiği açıklığa kavuşturulmuştur. Söz konusu görüş oluşturulurken ayrıca Sağlık Bakanlığı Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 12.08.2026 tarihli ve E-11045126-045.02-324946489 sayılı görüş yazısı esas alınmıştır. Bakanlık yazısında, Bilgi Güvenliği İhlal Bildirimi Sistemi ve CİMER başta olmak üzere çeşitli kanallardan Bakanlığa ulaşan başvurularda; Bakanlık web sayfalarında başta hekimler olmak üzere sağlık profesyonellerinin iletişim bilgileri, fotoğrafları ve benzeri kişisel verileri ile nöbet listeleri, mülakat sonuç listeleri gibi belgelerin kamuya açık ve gereğinden fazla kişisel veri içerecek şekilde paylaşıldığının bildirildiği ifade edilmiştir</p>
<p>Bakanlığın yaptığı değerlendirme sonucunda bundan sonraki uygulamalarda aşağıdaki esaslara uyulması gerektiği belirtilmiştir:</p>
<p>1. Hekimin adı-soyadı, unvanı, uzmanlık alanı ve varsa yan dal uzmanlık alanı, hastaların hekim seçme hakkının kullanılabilmesi amacıyla sağlık tesisinin resmî internet sayfasında yayımlanabilecektir.</p>
<p>2. Hekimin özgeçmişi ve fotoğrafı ancak hekimin istemesi hâlinde internet sayfasında yayımlanabilecektir. Dolayısıyla fotoğraf ve özgeçmişin zorunlu olarak yayımlanması söz konusu değildir.</p>
<p>3. Sağlık tesisinin kurumsal iletişim bilgileri, sağlık hizmetinin şeffaf ve hasta odaklı sunulması amacıyla resmî internet sayfasında yer alabilecektir.</p>
<p>4. Nöbet listeleri, mülakat sonuç listeleri, başvuru sonuç listeleri ve benzeri kişisel veri içeren listeler, kamuya açık şekilde yayımlanmalarının gerekli olmadığı durumlarda resmî internet sayfalarında yayımlanmayacaktır.</p>
<p>5. Nöbet listesi ve benzeri bilgilerin hizmetin yürütülmesi amacıyla ilgili personele bildirilmesi gerekiyorsa bu bilgiler yalnızca ilgili kişilerin erişebileceği, kamuya kapalı ortamlar üzerinden paylaşılacaktır. Dolayısıyla Bakanlığın düzenlemesi nöbet listelerinin hiç oluşturulmaması veya personele bildirilmemesi anlamına gelmemekte; bu listelerin gereksiz şekilde internet üzerinden kamuya açık hâle getirilmesini engellemektedir.</p>
<p>6. İnternet ortamında yapılacak bütün kişisel veri paylaşımlarında “amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma” ilkesine uyulacaktır. Paylaşım amacının gerçekleşmesi için gerekli olan asgari miktardaki kişisel veriye yer verilecektir.</p>
<p>7. Paylaşılması gereken belgelerde dahi amacın gerektirmediği kişisel bilgiler yayımlanmayacak; gerekli hâllerde maskeleme, anonimleştirme ve benzeri koruyucu tedbirler uygulanacaktır.</p>
<p>Bakanlık ayrıca, kişisel veri aktarımında veri minimizasyonuna azami ölçüde dikkat edilmesi gerektiğini; hangi verinin hangi gerekçeyle paylaşıldığının açıkça ortaya konulmasını ve kişisel verilerin yalnızca somut, güncel ve mevzuata uygun amaç doğrultusunda, gerekli olan asgari ölçüde işlenmesini istemiştir.</p>
<p>Bakanlığın yazısında hukuka aykırı veri paylaşımının sorumluluk doğuracağı da açıkça hatırlatılmıştır. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na aykırı veri paylaşımı hâlinde ilgili kamu görevlileri hakkında disiplin hükümlerinin uygulanabileceği; ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 136’ncı maddesi kapsamında kişisel verilerin hukuka aykırı olarak verilmesi, yayılması veya ele geçirilmesinin cezai sorumluluk doğurabileceği belirtilmiştir.</p>
<p>Bu doğrultuda Sağlık Bakanlığı tarafından 81 İl Valiliğine (İl Sağlık Müdürlüğü), Bakanlığın resmî web sayfalarının belirtilen esaslar doğrultusunda kontrol edilmesi, mevzuata aykırı hususların giderilmesi ve bundan sonraki iş ve işlemlerde açıklanan kurallara uyulması talimatı verilmiştir.</p>
<p>Hekim Birliği Sendikası olarak sağlık profesyonellerinin kişisel verilerinin korunması amacıyla yürüttüğümüz idari ve hukuki girişimlerin takipçisi olmaya devam edeceğiz.</p>
<p>Kamu görevlisi olmak, kişisel verilerin sınırsız biçimde kamuya açıklanabileceği anlamına gelmemektedir. Sağlık hizmetinin yürütülmesi için gerekli bilgiler ile kamuya açıklanması gerekmeyen kişisel verilerin birbirinden ayrılması ve tüm kurumların 6698 sayılı Kanun ile Sağlık Bakanlığının açıklamış olduğu esaslara uygun hareket etmesi gerekmektedir.</p>
<p>Üyelerimizin kişisel verilerinin hukuka aykırı şekilde kamuya açık internet ortamlarında paylaşılmaya devam edildiğinin tespit edilmesi hâlinde, konunun Sendikamıza bildirilmesini önemle rica ederiz. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-ve-saglik-profesyonellerinin-kisisel-verilerinin-paylasilmasi-hakkinda-aciklama-664198">Hekim ve Sağlık Profesyonellerinin Kişisel Verilerinin Paylaşılması Hakkında Açıklama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nörofest 2026, beyin ve nörobilimin geleceğini Atlas Üniversitesi&#8217;nde buluşturuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/norofest-2026-beyin-ve-norobilimin-gelecegini-atlas-universitesinde-bulusturuyor-664183</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Oct 2026 15:48:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[2026]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[atlas]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğini]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekleştirilecek]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[Nörobilim]]></category>
		<category><![CDATA[nörobilimin]]></category>
		<category><![CDATA[nörofest]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[workshop]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664183</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atlas Üniversitesi ev sahipliğinde 8-10 Ekim 2026 tarihlerinde düzenlenecek Nörofest 2026, nörobilimin güncel araştırmalarından klinik uygulamalara, nöromodülasyondan yapay zekâ ve mühendisliğe, nöroestetikten uzanan zengin programıyla bilim dünyasını bir araya getirecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/norofest-2026-beyin-ve-norobilimin-gelecegini-atlas-universitesinde-bulusturuyor-664183">Nörofest 2026, beyin ve nörobilimin geleceğini Atlas Üniversitesi&#8217;nde buluşturuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atlas Üniversitesi ev sahipliğinde 8-10 Ekim 2026 tarihlerinde düzenlenecek Nörofest 2026, nörobilimin güncel araştırmalarından klinik uygulamalara, nöromodülasyondan yapay zekâ ve mühendisliğe, nöroestetikten uzanan zengin programıyla bilim dünyasını bir araya getirecek. Üç gün sürecek festivalde konferans, panel, poster sunumları, workshoplar, film gösterimi ve interaktif etkinlikler gerçekleştirilecek.<br />Nörobilimin farklı disiplinleri aynı çatı altında buluşacak<br />Beyni ve insan zihnini anlamaya yönelik bilimsel çalışmaların hızla ilerlediği günümüzde nörobilim; tıp, mühendislik, psikoloji, sanat ve teknoloji gibi pek çok alanla kesişerek multidisipliner bir araştırma alanı olarak öne çıkıyor. Nörofest 2026, beynin ve sinir sisteminin farklı yönlerini bilimsel, klinik, teknolojik ve sanatsal perspektiflerden ele alarak farklı disiplinlerden araştırmacıları, akademisyenleri, öğrencileri ve bilim meraklılarını bir araya getirecek.<br />8-10 Ekim 2026 tarihleri arasında Atlas Üniversitesi Vadi Kampüs Dr. Ralph A. Defronzo Oditoryumu’nda gerçekleştirilecek festival kapsamında Avrupa, Amerika ve Türkiye’deki nörobilim çalışmalarından güncel araştırmalara uzanan konferans ve paneller düzenlenecek.<br />Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak ve Rektör Danışmanı, Uluslararası Kurul Üyesi, Maastricht Üniversitesi Tıp Merkezi (MUMC+) Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yasin Temel açılış konuşmasını gerçekleştirecek.<br />Nörofest 2026’da güncel nörobilim araştırmaları ele alınacak<br />Festival programında nörobilimin farklı alt alanlarına yönelik oturumlar dikkat çekiyor. Translasyonel nörobilim, nöromodülasyon, kognitif sinirbilim, deneysel nöroloji, nörovasküler çalışmalar ve nörobilim-mühendislik kesişimi programın öne çıkan konu başlıkları arasında yer alıyor.<br />8 Ekim Perşembe günü gerçekleştirilecek açılış programının ardından beyin ve bağlantısallık, hesaplamalı sinirbilim ve “Kırılgan Beyin” başlıkları ele alınacak. Gün içerisinde poster sunumlarının yanı sıra “I Swear” (X-Labs) film gösterimi de gerçekleştirilecek.<br />9 Ekim Cuma günü ise “Neuroscience Research in Europe” ve “Türkiye’de Nörobilim Çalışmaları” panellerinin yanı sıra translasyonel nörobilim, nöromodülasyon ve nörobilim-mühendislik ilişkisine odaklanan oturumlar düzenlenecek. Programda ayrıca nöroestetik ve bilim iletişimine yönelik etkinlikler de bulunacak.<br />Festivalin son günü olan 10 Ekim Cumartesi günü ise “Beyin ve Sanat Atölyeleri” ve kapanış konferansı ile sona erecek.<br />Bilimsel programın yanı sıra uygulamalı workshoplar<br />Nörofest 2026, katılımcıların nörobilimi yalnızca dinleyerek değil, deneyimleyerek keşfetmesine de imkân sağlayacak.<br />Festival kapsamında TMS Workshop, EEG Workshop, Müzik ve Nörobilim Workshopu ile çeşitli uygulamalı etkinlikler gerçekleştirilecek. Programda ayrıca nörooyunculuk, nörostimülasyon ve psikoloji gibi farklı alanları bir araya getiren çalışmalarla katılımcılara interaktif deneyimler sunulacak.<br />Workshop programı, nörobilim alanındaki teorik bilgilerin uygulamalı çalışmalarla desteklenmesini ve katılımcıların farklı nörobilim teknolojileri ve yaklaşımları hakkında doğrudan deneyim kazanmasını amaçlıyor.<br />Genç araştırmacılara poster sunumlarıyla bilimsel paylaşım alanı<br />Nörofest 2026 kapsamında düzenlenecek sözlü ve poster sunumları, özellikle genç araştırmacıların çalışmalarını bilim dünyasıyla paylaşmalarına ve farklı disiplinlerden akademisyenlerle etkileşim kurmalarına olanak sağlayacak.<br />Festival boyunca araştırma sonuçlarının paylaşılmasının yanı sıra yeni iş birliklerinin ve bilimsel etkileşimin geliştirilmesine yönelik bir ortam oluşturulması hedefleniyor.<br />Beyin, sanat ve algı ilişkisi festivalin önemli başlıklarından biri<br />Nörofest 2026’nın dikkat çeken yönlerinden biri de nörobilim ile sanat arasındaki ilişkiye odaklanan programı olacak. Festivalin sanat programında nöroestetik, seramik, müzik ve nörooyunculuk gibi farklı alanlar bir araya getirilecek.<br />Bu etkinliklerle beynin dünyayı nasıl algıladığı, algının sanatla ilişkisi ve insan zihninin yaratıcı süreçlerdeki rolü farklı deneyimler üzerinden ele alınacak.<br />Bilim, merak ve sosyal etkileşim aynı festivalde<br />Nörofest 2026’da bilimsel oturumların yanı sıra Neuroquiz Trivia ve film gösterimi gibi sosyal ve kültürel etkinlikler de gerçekleştirilecek. Böylece festival, akademik bilgi paylaşımının yanı sıra katılımcıların bilimsel meraklarını farklı deneyimler aracılığıyla geliştirebilecekleri bir buluşma noktası oluşturacak</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/norofest-2026-beyin-ve-norobilimin-gelecegini-atlas-universitesinde-bulusturuyor-664183">Nörofest 2026, beyin ve nörobilimin geleceğini Atlas Üniversitesi&#8217;nde buluşturuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göbek düşüklüğü sandı, karnındaki şişliğin nedeni 7,5 santimetrelik aort genişlemesi çıktı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gobek-dusuklugu-sandi-karnindaki-sisligin-nedeni-75-santimetrelik-aort-genislemesi-cikti-664112</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Oct 2026 10:42:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[düşüklüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Göbek]]></category>
		<category><![CDATA[karnındaki]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[sandı]]></category>
		<category><![CDATA[Santimetrelik]]></category>
		<category><![CDATA[şişliğin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664112</guid>

					<description><![CDATA[<p>59 yaşındaki Adem Çınar’ın aylar boyunca yaşadığı karın bölgesinde şişlik, nabız atması ve bulantı şikâyetlerinin altında ciddi bir sağlık sorunu çıktı. Yapılan tomografide, aort damarındaki genişlemenin 7,5 santimetreye ulaştığı ve hayati risk oluşturduğu belirlendi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gobek-dusuklugu-sandi-karnindaki-sisligin-nedeni-75-santimetrelik-aort-genislemesi-cikti-664112">Göbek düşüklüğü sandı, karnındaki şişliğin nedeni 7,5 santimetrelik aort genişlemesi çıktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Memorial Göztepe Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Mehmet Altuğ Tunçer tarafından değerlendirilen Adem Çınar, zaman kaybetmeden ameliyata alındı. Hibrit ameliyathanede tedaviye alınan Çınar’ın kasıklarından girilerek abdominal aortadaki anevrizmaya stent uygulandı. Ardından hasta ameliyat masasından kaldırılmadan kalp damarındaki darlığa da Memorial Göztepe Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Sabahattin Gündüz tarafından koroner stent yerleştirildi.</p>
<p>Operasyonu hibrit ameliyathanede gerçekleştirilen Çınar, yaşadığı süreçten sonra kulaktan dolma bilgilerle belirtilere anlam yüklemek yerine, devam eden şikayetlerde mutlaka uzman değerlendirmesine başvurulması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>‘Bizim orada bu tür şikayetleri olanlara göbeğin düşmüş derler’</strong></p>
<p>Şikayetlerinin yaklaşık bir yıl önce başladığını anlatan Adem Çınar, “Mide tarafında, göbeğimin alt kısmında bir sertlik, sıkıntı ve şişme vardı. Biz bunu göbek düşüklüğü olarak düşündük. Bir iki defa doktora da gittim, genel cerrahiye göründüm ama bir şey bulunamadı. Bizim orada genelde bu tür, benim gibi şikayetleri olanlara ‘Göbeğin düşmüş’ derlerdi. Biz de ona yorduk. Yaklaşık bir yıl bu şikayetleri yaşadım. 2022 yılında bir kalp krizi geçirdim. Bunun üzerine kalbime iki tane stent takıldı. Üç ve altı aylık periyotlarla kontrollerim vardı. Biraz da karnımdaki şişliği ona yordum. Bu rahatsızlıklarımdan dolayı olabilir diye düşündüm, ama değilmiş. Bu düşüncelerim bana hep zaman kaybettirdi” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>‘İşimi gücümü bırakıp apar topar İstanbul’a geldim’</strong></p>
<p>Zaman içerisinde şikayetlerinin arttığını ve karnındaki damar şişliğinin daha belirgin hale geldiğini söyleyen Çınar, “Sıkıntılarım biraz arttı ve buradaki damar şişliği daha çok belirgin olmaya başladı. Son gittiğim doktor ilaçlı tomografi istedi. Tomografinin sonunda bana, ‘Aort damarında bir şişme var ve bu çok acil bir durum. 7,5 santimetre civarını bulmuş. Acilen kalp ve damar cerrahisine gidip göstermen lazım’ dedi. Korktum tabii. O günden sonra hemen işimi gücümü bıraktım. Şehir dışındaydım, apar topar İstanbul’a geldim. Aort damarının şişmesi gibi şeyleri duymuştum ama bu konuda çok bir bilgim yoktu. Hastalığım sonrası İstanbul’da birçok doktor araştırdım. Ama kimse tam anlamıyla bu sorunumu tedavi edebileceğine dair o güveni bana vermedi.”</p>
<p><strong>‘Şu anda hiçbir sıkıntım yok’</strong></p>
<p>Tedavi sonrasında kendisini iyi hissettiğini söyleyen Adem Çınar, “Şu anda çok iyiyim. Hiçbir sıkıntım yok. İnsanlar sağlıklarına önem versin. Belirtileri önemsesinler ve doktora gitsinler.  Sonrasında sıkıntı oluyor, süreç uzuyor. Hayatınızı kaybedebiliyor, sakat kalabiliyorsunuz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong> ‘Aynı anda hem abdominal bölgeye hem kalbine stent uyguladı’</strong></p>
<p>Adem Çınar’ın ciddi karın ağrısıyla başvurduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Altuğ Tunçer, “Adem Bey bize ciddi karın ağrısıyla geldi. Damarında 7,5 santimlik ciddi bir genişleme vardı. Ciddi şekilde geniş olan bu damarın hızlı bir şekilde opere edilmesi gerektiğini söyledik. 59 yaşında olduğu için aynı zamanda bir koroner anjiyo da yaptık. Koroner anjiyoda kalbin arka tarafındaki bir damarında da ciddi bir darlık çıktı” dedi.</p>
<p>Hastaya uygulanacak tedaviyi anlatan Prof. Dr. Tunçer, “Kendisine yüksek teknolojiye sahip hibrit ameliyathanemizde aynı anda hem abdominal bölgeye stent hem de kalbine stent uyguladık, böylece yaklaşık 2-3 saat içinde bütün sıkıntılarının tedavisini sağladık. Kasıklardan girerek abdominal aortadaki anevrizmaya stent uyguladık. Bu işlemden sonra Prof. Dr. Sabahattin Gündüz, hasta ameliyat masasından kalkmadan koroner stenti yerleştirdi. Daha sonra Adem Bey’i yoğun bakıma aldık ve yaklaşık iki saat sonra ayağa kalkabildi. İkinci gününde de hastamızı taburcu ettik” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘Yaklaşık 2,5 saatte iki işlemi de tamamladık’</strong></p>
<p>Hibrit ameliyathanenin avantajlarına değinen Prof. Dr. Tunçer, “Hibrit ameliyatların çok büyük avantajı var. Aynı anda hem ameliyat yapabiliyorsunuz hem anjiyo yapabiliyorsunuz hem de tomografi çekebiliyorsunuz. Hastalar, ‘Bir-iki ay sonra gel’ denilerek farklı zamanlarda yapılacak işlemlerden kurtulmuş oluyor. Uygun vakalarda bütün bu işlemlerin hepsini aynı anda yapabiliyoruz. Adem Bey’e birden fazla işlemi Op. Dr. Hidayet Demir ve ekibimizle uygulandık. Yaklaşık 2-3 saatte işlemlerin hepsi tamamlandı. Hepsini aynı anda yapabilmemiz hasta için çok faydalı bir işlem oldu” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>‘Dev bir anevrizma diyebiliriz’</strong></p>
<p>Aort damarındaki 7,5 santimetrelik genişlemenin oldukça ileri boyutta olduğunu belirten Prof. Dr. Tunçer, “7,5 santimetre, dev olarak nitelendirebileceğimiz bir anevrizma. Hastamız yaklaşık bir yıldır yaşadığı karın ağrısı ve şişkinlik hissini farklı nedenlere bağlayarak doktora başvurmamış. Şikayetleri geçmeyince çekilen tomografide gerçek tablo ortaya çıkmış. 59 yaşındaki hastamızda, nadiren karşılaştığımız ve bir küçük çocuğun başı büyüklüğüne ulaşan 7,5 santimetrelik bir anevrizma tespit ettik. Bu boyuttaki anevrizmalar ciddi risk taşısa da günümüzde gelişmiş teknolojiler, deneyimli ekipler ve uygun cerrahi yöntemlerle tedavi edilebiliyor” dedi.</p>
<p><strong>‘Aniden yırtılması sonucu hastalar hayatlarını kaybedebiliyor’</strong></p>
<p>Anevrizmanın oluşturduğu hayati riske dikkat çeken Prof. Dr. Tunçer, “Tabii ki her ameliyatın riski var. Ameliyat olmasa da ciddi bir risk altındaydı. Özellikle abdominal aortanın 7,5 santimetre olan balonlaşması risk yaratıyor ve bunun aniden yırtılması sonucu hastalar hayatlarını kaybedebiliyor. Biz her zaman bütün hastalarımıza ve hasta yakınlarına, özellikle anevrizması olan hastaların yakınlarına tarama öneriyoruz. Çünkü bu ailesel olabiliyor. Basit bir tomografi ya da ultrason ve eko yaparak ciddi bir aile taraması öneriyoruz” dedi.</p>
<p><strong>‘Kapalı olarak yaptık’</strong></p>
<p>Uygulanan yöntemi anlatan Prof. Dr. Tunçer, “Operasyonu cerrahi bir kesi olmadan, hibrit ameliyathanemizde kapalı teknikle gerçekleştirdik. Uygun olan hastalarda kapalı, uygun olmayan hastalarda açık ameliyatlar yapabilmekteyiz. Bu hastanın durumuna göre değişebiliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gobek-dusuklugu-sandi-karnindaki-sisligin-nedeni-75-santimetrelik-aort-genislemesi-cikti-664112">Göbek düşüklüğü sandı, karnındaki şişliğin nedeni 7,5 santimetrelik aort genişlemesi çıktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Omuz ağrısını hafife almayın: İşte 6 kritik uyarı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/omuz-agrisini-hafife-almayin-iste-6-kritik-uyari-664105</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Oct 2026 10:35:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısını]]></category>
		<category><![CDATA[almayın]]></category>
		<category><![CDATA[hafife]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[omuz]]></category>
		<category><![CDATA[şte]]></category>
		<category><![CDATA[uyarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664105</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gece ağrısı, hareket kısıtlılığı, güç kaybı ve aylardır geçmeyen şikâyetler omuzdaki tendon yırtığı veya sıkışma gibi sorunların habercisi olabilir. Uzmanlar, erken tanının hareket kaybı ve ilerleyen hasarın önlenmesinde önemli olduğunu vurguluyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omuz-agrisini-hafife-almayin-iste-6-kritik-uyari-664105">Omuz ağrısını hafife almayın: İşte 6 kritik uyarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda omuz ağrısı ve hareket kısıtlılığı şikayetiyle doktora başvuranların sayısında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Uzun saatler bilgisayar başında çalışmak, hareketsiz yaşam, yanlış duruş alışkanlıkları ve yaşla birlikte ortaya çıkan yıpranmalar bu artışta önemli rol oynuyor. Ceket giymekte zorlanmak, yüksek bir rafa uzanamamak, gece ağrıdan uyanmak ya da saç tararken omuzda güçsüzlük hissetmek ise çoğu zaman günlük yorgunluğa veya yaşlanmaya bağlanıyor. Ancak çoğu zaman önemsenmeyen bu yakınmalar, omuzdaki tendon yırtıklarından sıkışma sendromlarına kadar uzanan çeşitli sorunların ilk habercisi olabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Abdullah Yener İnce, erken dönemde fark edilen omuz problemlerinin büyük bölümünde fizik tedavi, egzersiz programları, aktivite düzenlemeleri ve gerekli durumlarda uygulanan enjeksiyon tedavileri gibi konservatif yöntemlerle başarılı sonuçlar alınabildiğini belirterek, “Şikayetlerin uzun süre göz ardı edilmesi ise hareket kaybına, yaşam kalitesinde belirgin düşüşe ve bazı hastalarda cerrahi tedavi gereksinimine yol açabiliyor” diyor. Dr. İnce, omuzlarımızda ihmale gelmez 6 kritik sinyali anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/10/omuz-agrisini-hafife-almayin-iste-6-kritik-uyari-0-mItBqtMg.jpg"/></p>
<p><strong>Gece ağrıyla uyanıyorsanız</strong></p>
<p>Omuz hastalıklarının en tipik belirtilerinden biri gece ağrısıdır. Özellikle ağrıyan omzun üzerine yatamamak veya ağrı nedeniyle sık sık uyanmak, tendon yırtıkları ve omuz sıkışma sendromunun erken belirtileri arasında yer alabilir. Araştırmalar, omuz tendon yırtığı bulunan kişilerde gece ağrısının en sık görülen yakınmalardan biri olduğunu göstermektedir. Gece uykusunu bozacak düzeye ulaşan ağrıların ihmal edilmemesi gerekir.</p>
<p>Saçınızı tararken ya da elinizi sırtınıza götürmekte zorlanıyorsanız</p>
<p>Günlük yaşamda basit görünen bu hareketlerde zorlanmak, omuz hareket açıklığının azaldığını gösterebilir. Özellikle donuk omuz hastalığında kolu arkaya götürmek, baş üzerine kaldırmak veya dışa çevirmek giderek zorlaşır. Hastalar çoğu zaman bu durumu yaşlanmanın doğal sonucu sanırken, erken dönemde müdahale hareket kaybının ilerlemesini önleyebilir.</p>
<p><strong>Yüksek raflara uzanamıyorsanız</strong></p>
<p>Kolun baş seviyesinin üzerine kaldırılması sırasında oluşan ağrı veya güçsüzlük, omuz sıkışma sendromunun önemli belirtilerinden biridir. Özellikle mutfakta üst raflara uzanırken ya da perde asma gibi hareketlerde ortaya çıkan ağrı, omuz tendonlarının kemik yapılar arasında sıkıştığını düşündürebilir. Tedavi edilmediğinde tendonlarda kalıcı hasar gelişebilir.</p>
<p><strong>Kolunuzda güç kaybı varsa</strong></p>
<p>Çaydanlık kaldırırken, alışveriş poşeti taşırken veya kapı açarken bile güçsüzlük hissediyorsanız omuz kasları ve tendonları etkilenmiş olabilir. Özellikle rotator manşet adı verilen tendon grubundaki yırtıklar, ağrıdan çok güç kaybıyla kendini gösterebilir. Hastalar sıklıkla “Kolumda kuvvet kalmadı” veya “Eşyaları eskisi gibi kaldıramıyorum” şeklinde yakınırlar.</p>
<p><strong>Omuzunuzdan tıklama ve takılma sesleri geliyorsa</strong></p>
<p>Her ses hastalık anlamına gelmez. Ancak ağrı ile birlikte hissedilen takılma, sürtünme veya çıtlama sesleri omuz eklemindeki yapısal sorunlara işaret edebilir. Özellikle eklem kıkırdağındaki aşınmalar, tendon problemleri veya omuz çevresindeki dokuların hareket sırasında sürtünmesi bu şikayetlere yol açabilir. Seslere ağrı veya hareket kısıtlılığı eşlik ediyorsa değerlendirilmesi önemlidir.</p>
<p><strong>Aylardır geçmeyen ağrınız varsa</strong></p>
<p>İlaç, dinlenme veya basit egzersizlere rağmen devam eden omuz ağrıları mutlaka uzman tarafından değerlendirilmelidir. Bilimsel çalışmalar, uzun süre devam eden omuz ağrılarında erken tanı ve tedavinin hem yaşam kalitesini artırdığını hem de ileride cerrahi gereksinimini azaltabildiğini göstermektedir. Özellikle üç aydan uzun süren ağrılar ihmal edilmemelidir.</p>
<p><strong>Her omuz ağrısı ameliyat gerektirmez, ama!</strong></p>
<p>Acıbadem Maslak Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Abdullah Yener İnce, omuz ağrılarında tedavinin her zaman cerrahi ile başlamadığını vurgulayarak, “Omuz sorunlarının önemli bir kısmında öncelikle konservatif tedavilerden yararlanıyoruz. Hastaya özel planlanan egzersiz programları, fizik tedavi uygulamaları, aktivite düzenlemeleri, ağrı ve iltihabı azaltmaya yönelik ilaçlar ile uygun hastalarda uygulanan enjeksiyon tedavileri birçok vakada başarılı sonuçlar sağlayabiliyor” diyor. Cerrahi tedavininse; genellikle ileri derecede tendon yırtıkları, tedaviye rağmen devam eden ağrı ve hareket kaybı ya da günlük yaşamı ciddi şekilde etkileyen yapısal sorunlarda gündeme geldiğini vurgulayan Dr. İnce şöyle konuşuyor: “Günümüzde birçok omuz problemi artroskopik yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Küçük kesilerden yerleştirilen kamera ve özel cerrahi aletler sayesinde gerçekleştirilen bu yöntem, daha az doku hasarı, daha küçük yara izi ve günlük yaşama daha hızlı dönüş gibi önemli avantajlar sağlayabiliyor.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omuz-agrisini-hafife-almayin-iste-6-kritik-uyari-664105">Omuz ağrısını hafife almayın: İşte 6 kritik uyarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Dizdar: Zayıflama iğnelerini tavsiye etmiyorum</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-dizdar-zayiflama-ignelerini-tavsiye-etmiyorum-664027</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Oct 2026 10:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dizdar]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[etmiyorum]]></category>
		<category><![CDATA[iğnelerini]]></category>
		<category><![CDATA[iştah]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tavsiye]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664027</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlık, beslenme ve yaşam üzerine dikkat çeken değerlendirmeleriyle tanınan Dr. Yavuz Dizdar, Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı’nda okurlarla buluştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-dizdar-zayiflama-ignelerini-tavsiye-etmiyorum-664027">Dr. Dizdar: Zayıflama iğnelerini tavsiye etmiyorum</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık, beslenme ve yaşam üzerine dikkat çeken değerlendirmeleriyle tanınan Dr. Yavuz Dizdar, Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı’nda okurlarla buluştu. Kilo vermek amacıyla kullanılan zayıflama iğnelerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dizdar, bu iğnelerin yalnızca kilo kaybına yol açmadığını, iştah ve ruh hali üzerinde de olumsuz etkiler oluşturabileceğini belirtti.</p>
<p><b>DİZDAR’DAN KİTAP FUARI’NDA SAĞLIK SÖYLEŞİSİ</b></p>
<p>Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı, birbirinden değerli yazar, akademisyen ve uzmanların yanı sıra sağlık, gıda ve yaşam konularındaki çalışmalarıyla tanınan Dr. Yavuz Dizdar’ı da kitapseverlerle buluşturdu. Selim Sırrı Paşa Salonu’nda düzenlenen “Sağlık Olsun” başlıklı söyleşide Dr. Dizdar, sağlık ve beslenme üzerine değerlendirmelerini paylaştı. Yoğun ilgi gören söyleşide Dizdar, katılımcıların merak ettiği soruları da yanıtladı.</p>
<p><b>SAĞLIKLI YAŞAMIN İPUÇLARINI PAYLAŞTI</b><br />Dr. Dizdar, sağlıklı yaşam alışkanlıklarından doğru beslenmeye kadar pek çok konuya değindi. Güncel sağlık sorunları hakkında da önemli bilgiler aktaran Dizdar, özellikle son dönemde kullanımı yaygınlaşan zayıflama iğneleriyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>“<b>ZAYIFLAMA İĞNELERİNE DİKKAT EDİN”</b></p>
<p>Zayıflama iğnelerinin kullanımını tavsiye etmediğini belirten Dr. Yavuz Dizdar, bu yöntemlerin kişilerin fiziksel görünümünde ve psikolojik durumunda değişikliklere yol açabileceğini ifade etti. Dizdar, “Zayıflama iğnelerini tavsiye etmiyorum. Yapan yapıyor ama siluetleri değişiyor. Hayalet gibi bakmaya başlıyorlar. Bırakırsanız yeniden kilo alıyorsunuz. Bu sebeple tavsiye etmiyorum” dedi.</p>
<p><b>“İŞTAHLARI YOK, MUTSUZLAR”</b></p>
<p>Zayıflama iğnesi kullanan kişilerin, iştah kaybına bağlı olarak psikolojik açıdan da olumsuz etkilenebileceğini belirten Dizdar, “Yemek yiyemiyorlar, iştahları yok. İştah olmayınca mutsuz oluyor, depresyona giriyorlar, yüzleri gülmüyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-dizdar-zayiflama-ignelerini-tavsiye-etmiyorum-664027">Dr. Dizdar: Zayıflama iğnelerini tavsiye etmiyorum</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gece ağrısı, hareket kısıtlılığı ve güç kaybı…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gece-agrisi-hareket-kisitliligi-ve-guc-kaybi-664006</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Oct 2026 09:44:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kısıtlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[omuz]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tendon]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664006</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda omuz ağrısı ve hareket kısıtlılığı şikayetiyle doktora başvuranların sayısında dikkat çekici bir artış yaşanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-agrisi-hareket-kisitliligi-ve-guc-kaybi-664006">Gece ağrısı, hareket kısıtlılığı ve güç kaybı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda omuz ağrısı ve hareket kısıtlılığı şikayetiyle doktora başvuranların sayısında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Uzun saatler bilgisayar başında çalışmak, hareketsiz yaşam, yanlış duruş alışkanlıkları ve yaşla birlikte ortaya çıkan yıpranmalar bu artışta önemli rol oynuyor. Ceket giymekte zorlanmak, yüksek bir rafa uzanamamak, gece ağrıdan uyanmak ya da saç tararken omuzda güçsüzlük hissetmek ise çoğu zaman günlük yorgunluğa veya yaşlanmaya bağlanıyor. Ancak çoğu zaman önemsenmeyen bu yakınmalar, omuzdaki tendon yırtıklarından sıkışma sendromlarına kadar uzanan çeşitli sorunların ilk habercisi olabiliyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Abdullah Yener İnce,</strong> erken dönemde fark edilen omuz problemlerinin büyük bölümünde fizik tedavi, egzersiz programları, aktivite düzenlemeleri ve gerekli durumlarda uygulanan enjeksiyon tedavileri gibi konservatif yöntemlerle başarılı sonuçlar alınabildiğini belirterek, “Şikayetlerin uzun süre göz ardı edilmesi ise hareket kaybına, yaşam kalitesinde belirgin düşüşe ve bazı hastalarda cerrahi tedavi gereksinimine yol açabiliyor” diyor. Dr. İnce, omuzlarımızda ihmale gelmez 6 kritik sinyali anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Gece ağrıyla uyanıyorsanız</strong></p>
<p>Omuz hastalıklarının en tipik belirtilerinden biri gece ağrısıdır. Özellikle ağrıyan omzun üzerine yatamamak veya ağrı nedeniyle sık sık uyanmak, tendon yırtıkları ve omuz sıkışma sendromunun erken belirtileri arasında yer alabilir. Araştırmalar, omuz tendon yırtığı bulunan kişilerde gece ağrısının en sık görülen yakınmalardan biri olduğunu göstermektedir. Gece uykusunu bozacak düzeye ulaşan ağrıların ihmal edilmemesi gerekir.</p>
<p><strong>Saçınızı tararken ya da elinizi sırtınıza götürmekte zorlanıyorsanız</strong></p>
<p>Günlük yaşamda basit görünen bu hareketlerde zorlanmak, omuz hareket açıklığının azaldığını gösterebilir. Özellikle donuk omuz hastalığında kolu arkaya götürmek, baş üzerine kaldırmak veya dışa çevirmek giderek zorlaşır. Hastalar çoğu zaman bu durumu yaşlanmanın doğal sonucu sanırken, erken dönemde müdahale hareket kaybının ilerlemesini önleyebilir.</p>
<p><strong>Yüksek raflara uzanamıyorsanız</strong></p>
<p>Kolun baş seviyesinin üzerine kaldırılması sırasında oluşan ağrı veya güçsüzlük, omuz sıkışma sendromunun önemli belirtilerinden biridir. Özellikle mutfakta üst raflara uzanırken ya da perde asma gibi hareketlerde ortaya çıkan ağrı, omuz tendonlarının kemik yapılar arasında sıkıştığını düşündürebilir. Tedavi edilmediğinde tendonlarda kalıcı hasar gelişebilir.</p>
<p><strong>Kolunuzda güç kaybı varsa</strong></p>
<p>Çaydanlık kaldırırken, alışveriş poşeti taşırken veya kapı açarken bile güçsüzlük hissediyorsanız omuz kasları ve tendonları etkilenmiş olabilir. Özellikle rotator manşet adı verilen tendon grubundaki yırtıklar, ağrıdan çok güç kaybıyla kendini gösterebilir. Hastalar sıklıkla &#8220;Kolumda kuvvet kalmadı&#8221; veya &#8220;Eşyaları eskisi gibi kaldıramıyorum&#8221; şeklinde yakınırlar.</p>
<p><strong>Omuzunuzdan tıklama ve takılma sesleri geliyorsa</strong></p>
<p>Her ses hastalık anlamına gelmez. Ancak ağrı ile birlikte hissedilen takılma, sürtünme veya çıtlama sesleri omuz eklemindeki yapısal sorunlara işaret edebilir. Özellikle eklem kıkırdağındaki aşınmalar, tendon problemleri veya omuz çevresindeki dokuların hareket sırasında sürtünmesi bu şikayetlere yol açabilir. Seslere ağrı veya hareket kısıtlılığı eşlik ediyorsa değerlendirilmesi önemlidir.</p>
<p><strong>Aylardır geçmeyen ağrınız varsa</strong></p>
<p>İlaç, dinlenme veya basit egzersizlere rağmen devam eden omuz ağrıları mutlaka uzman tarafından değerlendirilmelidir. Bilimsel çalışmalar, uzun süre devam eden omuz ağrılarında erken tanı ve tedavinin hem yaşam kalitesini artırdığını hem de ileride cerrahi gereksinimini azaltabildiğini göstermektedir. Özellikle üç aydan uzun süren ağrılar ihmal edilmemelidir.</p>
<p><strong>xxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Her omuz ağrısı ameliyat gerektirmez, ama!</strong></p>
<p><strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Abdullah Yener İnce</strong>, omuz ağrılarında tedavinin her zaman cerrahi ile başlamadığını vurgulayarak, “Omuz sorunlarının önemli bir kısmında öncelikle konservatif tedavilerden yararlanıyoruz. Hastaya özel planlanan egzersiz programları, fizik tedavi uygulamaları, aktivite düzenlemeleri, ağrı ve iltihabı azaltmaya yönelik ilaçlar ile uygun hastalarda uygulanan enjeksiyon tedavileri birçok vakada başarılı sonuçlar sağlayabiliyor” diyor. Cerrahi tedavininse; genellikle ileri derecede tendon yırtıkları, tedaviye rağmen devam eden ağrı ve hareket kaybı ya da günlük yaşamı ciddi şekilde etkileyen yapısal sorunlarda gündeme geldiğini vurgulayan Dr. İnce şöyle konuşuyor: “Günümüzde birçok omuz problemi artroskopik yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Küçük kesilerden yerleştirilen kamera ve özel cerrahi aletler sayesinde gerçekleştirilen bu yöntem, daha az doku hasarı, daha küçük yara izi ve günlük yaşama daha hızlı dönüş gibi önemli avantajlar sağlayabiliyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-agrisi-hareket-kisitliligi-ve-guc-kaybi-664006">Gece ağrısı, hareket kısıtlılığı ve güç kaybı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memorial Bodrum Hastanesi&#8217;nde Tıbbi Onkoloji Birimi Hizmete Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/memorial-bodrum-hastanesinde-tibbi-onkoloji-birimi-hizmete-basladi-664000</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Oct 2026 09:40:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[birimi]]></category>
		<category><![CDATA[bodrum]]></category>
		<category><![CDATA[hastaların]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[memorial]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[onkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tıbbi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[yanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=664000</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bodrum ve çevresindeki hastaların kanser tanı ve tedavi süreçlerinde önemli bir ihtiyaca yanıt vermesi hedeflenen Memorial Bodrum Hastanesi Tıbbi Onkoloji Birimi hizmete başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorial-bodrum-hastanesinde-tibbi-onkoloji-birimi-hizmete-basladi-664000">Memorial Bodrum Hastanesi&#8217;nde Tıbbi Onkoloji Birimi Hizmete Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bodrum ve çevresindeki hastaların kanser tanı ve tedavi süreçlerinde önemli bir ihtiyaca yanıt vermesi hedeflenen Memorial Bodrum Hastanesi Tıbbi Onkoloji Birimi hizmete başladı. Birimde hastaların tedavi süreçleri uzman hekim değerlendirmesiyle ele alınırken, güncel bilimsel gelişmeler doğrultusunda uygun tedavi seçenekleri değerlendiriliyor.</p>
<p>Kanser tedavisinde son yıllarda yaşanan bilimsel gelişmeler, hastalığın yalnızca türü ve evresinin değil, tümörün genetik ve moleküler özelliklerinin de tedavi kararlarında dikkate alınması gerekiyor. İmmünoterapi, hedefe yönelik tedaviler, antikor-ilaç konjugatları ve yeni nesil tedavi yaklaşımları, uygun hastalarda tedavi seçenekleri bulunuyor. Memorial Bodrum Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nuri Faruk Aykan, Bodrum’da Tıbbi Onkoloji biriminin hizmete başlaması ve kanser tedavisindeki yeni nesil yaklaşımlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bodrum’da kanser tedavisinde güncel yaklaşımlar değerlendiriliyor</strong></p>
<p>Kanser tedavisinde cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi uzun yıllardır temel tedavi yöntemleri arasında yer almaktadır. Bununla birlikte tümörlerin biyolojik, genetik ve moleküler özelliklerinin daha ayrıntılı incelenebilmesi, uygun hastalarda daha hedefli tedavilerin uygulanmasına olanak sağlamaktadır. Tıbbi Onkoloji biriminde hastaların kanser türü ve evresinin yanı sıra tümörün biyolojik ve moleküler özellikleri ile genel sağlık durumunun birlikte değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Tedavi planının hastalığın özellikleri ve hastanın genel durumu dikkate alınarak oluşturulması, kanser tedavisinin önemli unsurlarından biri olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p><strong>İmmünoterapi bağışıklık sistemini kanserle mücadelede destekliyor</strong></p>
<p>İmmünoterapilerin temel amacı, kanser hücrelerinin bağışıklık sistemi üzerindeki baskısını azaltarak vücudun kendi savunma mekanizmalarının tümör hücrelerine karşı daha etkin çalışmasını sağlamaktır. Bağışıklık sisteminde önemli rol oynayan T lenfositler kanser hücrelerine karşı savunmada görev alırken, kanser hücreleri bağışıklık sisteminden kaçmak için çeşitli mekanizmalar geliştirebilmektedir. İmmün kontrol noktası inhibitörleri olarak adlandırılan tedaviler, kanser hücrelerinin bağışıklık sisteminden kaçmasına yardımcı olan bu baskılayıcı mekanizmaları hedeflemektedir. MSI, PD-L1 ve TMB gibi biyobelirteçler ise bazı hastalarda immünoterapiden yararlanma olasılığının değerlendirilmesine yardımcı olmaktadır. </p>
<p><strong>Tümörün genetik yapısı tedavi seçiminde yol gösteriyor</strong></p>
<p>Hedefe yönelik tedaviler, kanser tedavisindeki önemli gelişmeler arasında yer almaktadır. Tümör dokusunda bulunan belirli genetik ve moleküler değişikliklerin saptanması, uygun hastalarda bu özellikleri hedefleyen tedavilerin kullanılmasına olanak sağlamaktadır. HER2, EGFR, BRAF, KRAS/NRAS ve NTRK gibi moleküler değişiklikler bazı kanser türlerinde tedavi seçiminde önem taşımaktadır. Bu gelişmeler sayesinde uygun hastalarda özellikle bazı metastatik kanserlerin uzun süre kontrol altında tutulabilmesi mümkün olmaktadır. Bununla birlikte tedavi kararı yalnızca tümörün genetik özelliklerine göre verilmemektedir. Kanserin türü ve evresi, tümörün moleküler yapısı, hastanın genel sağlık durumu ve tedaviye verebileceği yanıt birlikte değerlendirilerek uygun tedavi seçeneği belirlenmektedir.</p>
<p><strong>Kanser aşıları üzerindeki araştırmalar sürüyor</strong></p>
<p>Kanser tedavisinin geleceğinde dikkat çeken araştırma alanlarından biri de mRNA kanser aşılarıdır. Bu yaklaşımlar, tümörün genetik özelliklerinden yararlanarak bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini daha iyi tanımasını sağlamayı hedeflemektedir. Bu yöntemde tümör dokusundaki mutasyonların belirlenmesi ve bağışıklık sisteminin özellikle T hücre yanıtını güçlendirmesini amaçlayan mRNA dizileri üzerinde çalışılmaktadır. Böylece tümörün özelliklerine göre tedavi geliştirilmesi hedeflenmektedir. Yüksek riskli melanom hastalarında yürütülen KEYNOTE-942 çalışması, bu alandaki dikkat çekici araştırmalardan biri olarak öne çıkmaktadır. Çalışmada kişiselleştirilmiş neoantijen mRNA aşısının immünoterapi ile birlikte kullanımının, tek başına immünoterapiye kıyasla daha uzun hastalıksız sağkalım ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte mRNA kanser aşıları henüz tüm kanser türlerinde standart tedavi haline gelmemiştir. Farklı tümör tiplerindeki etkinlikleri devam eden klinik çalışmalarla araştırılmaktadır.</p>
<p><strong>Memorial Bodrum Onkoloji Bölümü’nde hastaya özel tedavi planı yapılıyor</strong></p>
<p>Kanserin aynı türünde dahi hastaların ve tümörlerin farklı özelliklere sahip olabilmesi, tedavi kararında birçok faktörün birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir. Kanserin türü ve evresinin yanı sıra tümörün genetik ve moleküler özellikleri, hastanın genel sağlık durumu ve tedaviye verebileceği yanıt birlikte değerlendirilmektedir. Memorial Bodrum Hastanesi Tıbbi Onkoloji Birimi’nin hizmete başlamasıyla birlikte Bodrum ve çevresindeki hastaların kanser tanı ve tedavi süreçlerinin güncel bilimsel gelişmeler doğrultusunda değerlendirilmesi ve uygun tedavi seçeneklerinin planlanması hedeflenmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorial-bodrum-hastanesinde-tibbi-onkoloji-birimi-hizmete-basladi-664000">Memorial Bodrum Hastanesi&#8217;nde Tıbbi Onkoloji Birimi Hizmete Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Birliği: “Hastanedeki Dedektörlü Kapıların Etkin İşletilmesini İstiyoruz!”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-hastanedeki-dedektorlu-kapilarin-etkin-isletilmesini-istiyoruz-663934</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2026 17:18:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[dedektörlü]]></category>
		<category><![CDATA[etkin]]></category>
		<category><![CDATA[hastanedeki]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[kapıların]]></category>
		<category><![CDATA[şletilmesini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=663934</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği: "Hastanedeki Dedektörlü Kapıların Etkin İşletilmesini İstiyoruz!"</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-hastanedeki-dedektorlu-kapilarin-etkin-isletilmesini-istiyoruz-663934">Hekim Birliği: “Hastanedeki Dedektörlü Kapıların Etkin İşletilmesini İstiyoruz!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>BSHA / Ankara – Hekim Birliği Sendikası, kamu hastanelerinin girişlerine güvenlik amacıyla konulan dedektörlü kapıların etkin işletilmesini talep etti.</p>
<p>Sendika şu açıklamayı yaptı, “Hekim Birliği Sendikası olarak Ordu Devlet Hastanesinde hekimlerin, sağlık profesyonellerinin, hastaların ve hasta yakınlarının can güvenliğinin korunması amacıyla yaptığımız başvuru ve açtığımız davadaki esas talebimiz son derece açıktır: Bıçak, kesici-delici alet ve tehlike oluşturabilecek diğer araçların kuruma kontrolsüz biçimde sokulmasını önleyecek somut idari ve teknik tedbirlerin alınması.</p>
<p>Hastane girişlerine yüz binlerce lira harcanarak dedektörlü kapılar alınmış olmasına rağmen, bu cihazların güvenlik kontrolü amacıyla etkin işletilmemesi kabul edilemez. Cihazın elektrik bağlantısının bulunması, çalışması veya alarm vermesi tek başına güvenlik sağlandığını göstermez. Alarm sonrasında gerekli kontrol yapılmıyorsa, cihazın uyarısı karşılıksız bırakılıyorsa ve kişi kontrol edilmeden hastaneye girebiliyorsa, yapılan yatırım koruma amacına ulaşmıyor demektir.</p>
<p>Mahkemenin davayı reddeden kararında, talebimizin özünün yeterince değerlendirilmediği kanaatindeyiz. Uyuşmazlığın merkezindeki önleyici giriş kontrolü sorunu; kamera sayısı, güvenlik personeli sayısı, devriye hizmeti ve Beyaz Kod sisteminin varlığı üzerinden değerlendirilmiştir. Oysa açıklığa kavuşturulması gereken temel mesele, hastaneye tehlikeli aletlerle girişin fiilen önlenip önlenmediğidir.</p>
<p><b>“Başvurumuzda Ne İstedik?”</b></p>
<p>Sendikamızın 30 Aralık 2025 tarihli başvurusu, genel bir güvenlik talebinin ötesinde, uygulanması ve denetlenmesi mümkün somut tedbirler içermektedir.</p>
<p>Başvuruda, saha gözlemlerimize dayanarak ana girişlerdeki kapı tipi metal dedektörlerin kırmızı alarm vermesine rağmen kişilerin durdurulmadığı, alarmın nedeninin araştırılmadığı ve el dedektörüyle ikincil tarama yapılmadığı bildirilmiştir. Ayrıca bazı güvenlik görevlilerinin yetkileri konusunda tereddüt yaşadığı ve bu konuda yazılı görev emri bulunmadığını ifade ettiği aktarılmıştır.</p>
<p>Bu nedenle;</p>
<p>1. Dedektörlü kapıların bulunduğu noktalarda güvenlik personelinin yazılı olarak görevlendirilmesini, görevlendirme yapılmışsa belgelerinin tarafımıza verilmesini istedik.</p>
<p>2. Alarm sonrasında uygulanacak işlemlerin açıkça belirlenmesini talep ettik. Kişinin durdurulması, alarmı oluşturan eşyanın açıklığa kavuşturulması, yeniden geçiş yaptırılması ve alarmın sürmesi hâlinde el dedektörüyle temas olmadan kontrol yapılması için yazılı bir işleyiş oluşturulmasını istedik.</p>
<p>3. Tehlikeli eşya veya suç unsuru tespit edildiğinde izlenecek yolun belirlenmesini talep ettik. Güvenlik personelinin yetki sınırlarının, genel kolluğa bildirim usulünün ve müdahale sürecinin açıkça düzenlenmesini istedik.</p>
<p>4. Kontrolsüz girişlerin denetim altına alınmasını talep ettik. Yataklı servis, acil ve poliklinik girişleri yanında; acil servis MR yanı arka kapı, morg tarafı girişleri, reanimasyon ortak koridorundan bahçeye açılan kapılar, hemodiyaliz ve nükleer tıp girişleri için gerekli önleyici düzenlemelerin yapılmasını istedik.</p>
<p>5. Mevcut cihazların teknik yeterliliğinin denetlenmesini talep ettik. Dedektörlerin hassasiyet ve kalibrasyon kontrollerinin yapılmasını, çanta ve paket kontrolünde kullanılacak mevcut cihazların faal olup olmadığının belirlenmesini istedik.</p>
<p>6. Alınan tedbirlerin somut belgelerle bildirilmesini talep ettik. Yazılı görev emirleri, giriş kontrol talimatları ve uygulamaya ilişkin bilgilerin tarafımıza sunulmasını istedik.</p>
<p>Bu taleplerin tamamı aynı amaca yöneliktir: Tehlikeli aletlerin hastane içine ulaşmasını önlemek ve güvenlik hizmetini fiilen işler hâle getirmek.</p>
<p><b>“İdarenin Cevabı, Somut Uygulama Taleplerimizi Karşılamamıştır”</b></p>
<p>Hastane yönetiminin 30 Ocak 2026 tarihli cevabında, özel güvenlik görevlilerinin yetkilerine ilişkin kanun hükümleri aktarılmış; belirttiğimiz alanların devriye ve kamerayla takip edildiği, yeni güvenlik görevlilerinin başlamasıyla sabit görev noktalarına yönelik planlama yapılacağı belirtilmiştir.</p>
<p>Ancak kanuni yetkinin açıklanması, o yetkinin hastane girişinde düzenli ve etkili biçimde kullanıldığını göstermemektedir. Gelecekte planlama yapılacağının bildirilmesi de talep edilen tedbirlerin uygulamaya geçirildiğinin belgesi değildir.</p>
<p>Başvurumuzun yanıtı; hangi girişte kimin görevlendirildiğini, dedektör alarmında hangi işlemin yapıldığını, kontrolsüz geçişlerin nasıl giderildiğini ve cihazların teknik kontrollerinin ne zaman gerçekleştirildiğini somut biçimde ortaya koymalıdır.</p>
<p><b>“Mahkeme Kararına Yönelik İtirazımızın Temeli Budur”</b></p>
<p>Ordu İdare Mahkemesi, davayı reddeden kararında hastanede 257 kamerayla izleme yapıldığını, farklı hizmet binaları dâhil toplam 75 güvenlik görevlisinin bulunduğunu, devriye hizmeti verildiğini, kritik alanlarda sabit personel görevlendirildiğini ve Beyaz Kod sisteminin aktif olduğunu belirtmiştir. Kararda, ilgili kanunlar kapsamında arama ve kontrol yapıldığı da kabul edilmiştir.</p>
<p>Buna karşılık, sendikamızın bildirdiği **alarm verilmesine rağmen kontrolsüz geçiş yapılması** iddiasının hangi somut uygulama kayıtlarıyla karşılandığı, belirttiğimiz giriş noktalarının nasıl denetim altına alındığı ve istediğimiz yazılı görev talimatlarının içeriği karar gerekçesinde ayrı ayrı açıklanmamıştır.</p>
<p>Kamera sayısı, bütün girişlerin etkin kontrol edildiğini tek başına göstermez. Hastanenin ve ek birimlerinin toplam güvenlik personeli sayısı da her girişte, her vardiyada yeterli kontrol bulunduğunu kendiliğinden ortaya koymaz. Bunun anlaşılması için görev noktalarının, vardiya dağılımının ve uygulanan kontrol usullerinin incelenmesi gerekir.</p>
<p>Kameralar, devriye hizmeti ve Beyaz Kod sistemi güvenliğin önemli unsurlarıdır. Ancak tehlikeli eşyanın kuruma girişini önleyen kontrolün yerini tek başlarına tutamazlar. Dedektör alarmının ardından kontrol yapılmaması iddiası, kamera ve personel sayılarına bakılarak giderilmiş sayılamaz.</p>
<p>Mahkeme kararında, hastanede gerçekleşen yumruk atma, itme ve çantayla vurma olaylarının tek başına güvenlik zafiyeti olarak değerlendirilemeyeceği ifade edilmiştir. Oysa davamızın temelinde, her şiddet olayından otomatik olarak idarenin sorumlu tutulması talebi bulunmamaktadır. Davamız, önceden bildirdiğimiz somut giriş kontrolü eksikliklerinin giderilmesi talebine dayanmaktadır. Henüz bıçaklı veya silahlı bir saldırı yaşanmamış olması, bu araçların hastaneye girişini önleyecek tedbirlerin ertelenmesini haklı kılmaz. Önleyici güvenlik hizmetinin amacı, zarar meydana gelmeden önce riski azaltmaktır.</p>
<p><b>“Kamu Kaynağıyla Alınan Cihazlar Koruma Amacına Uygun İşletilmelidir”</b></p>
<p>Hastane kapısına dedektör yerleştirmek, beraberinde bir uygulama sorumluluğu getirir. Bu sorumluluk; cihazın bakımının yapılmasını, doğru ayarlanmasını, görevli personelin eğitimini, alarm sonrasında izlenecek işlemlerin belirlenmesini ve uygulamanın denetlenmesini kapsar. Yüz binlerce lira harcanarak alınan cihazların alarmı dikkate alınmadan geçiş yapılabiliyorsa, hem can güvenliği hem de kamu kaynaklarının etkili kullanılması bakımından ciddi bir sorun vardır. İdareden beklediğimiz, mevcut imkânları koruma amacına uygun biçimde kullanması ve bildirdiğimiz açıkları gidermesidir. Bunun için yeni bir saldırının gerçekleşmesini beklemeye gerek yoktur.</p>
<p><b>Taleplerimiz !</b></p>
<p>Hastane yönetimini ve ilgili idari makamları;</p>
<p>– Mevcut dedektörlü kapıları ve diğer kontrol cihazlarını etkin biçimde işletmeye,<br /> – Alarm sonrası kontrol ve kolluğa bildirim sürecini yazılı talimata bağlamaya,<br /> – Giriş noktalarındaki görevlendirmeleri vardiya bazında açıkça belirlemeye,<br /> – Kontrolsüz geçişlere karşı, acil sağlık hizmetini ve güvenli tahliyeyi aksatmayacak düzenlemeler yapmaya,<br /> – Kesici-delici alet ve tehlikeli eşya tespitinde hukuka uygun işlem yapılmasını sağlayacak usulleri oluşturmaya,<br /> – Cihazların bakım, hassasiyet ve kalibrasyon kontrollerini gerçekleştirmeye,<br /> – Alınan tedbirleri uygulama belgeleriyle ortaya koymaya çağırıyoruz.</p>
<p>Güvenlik tedbirleri, hastaların sağlık hizmetine erişimini koruyacak ve acil müdahaleyi geciktirmeyecek biçimde planlanmalıdır. Etkili giriş kontrolü, hastaların, hasta yakınlarının ve sağlık profesyonellerinin ortak güvenliğini sağlayacaktır.</p>
<p>Hekim Birliği Sendikası olarak mahkeme kararının, başvurumuzdaki somut talepler ve fiilî uygulama eksiklikleri yönünden eksik değerlendirmeye dayandığı kanaatindeyiz. Karara yönelik itirazlarımızın ve güvenli çalışma ortamı talebimizin takipçisi olacağız.</p>
<p>Hekimlerin ve sağlık profesyonellerinin can güvenliği, gelecekte yapılacağı söylenen planlara bırakılamaz.</p>
<p>Dedektör alarmı karşılıksız kalmamalı, tehlikeli aletler hastane koridorlarına ulaşmadan tespit edilmelidir. Güvenlik için yapılan yatırım, güvenlik sağlayan bir uygulamaya dönüşmelidir. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-hastanedeki-dedektorlu-kapilarin-etkin-isletilmesini-istiyoruz-663934">Hekim Birliği: “Hastanedeki Dedektörlü Kapıların Etkin İşletilmesini İstiyoruz!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Serebral palside ergoterapi, bağımsızlık ve toplumsal katılımı destekliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/serebral-palside-ergoterapi-bagimsizlik-ve-toplumsal-katilimi-destekliyor-663907</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2026 16:52:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[bireyin]]></category>
		<category><![CDATA[destekliyor]]></category>
		<category><![CDATA[Ergoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[Günlük Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[katılımı]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[palside]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[serebral]]></category>
		<category><![CDATA[Serebral Palsi]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=663907</guid>

					<description><![CDATA[<p>Serebral palsi, yalnızca hareket ve postürü değil; bireyin günlük yaşam, eğitim, oyun ve sosyal yaşama katılımını da etkileyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/serebral-palside-ergoterapi-bagimsizlik-ve-toplumsal-katilimi-destekliyor-663907">Serebral palside ergoterapi, bağımsızlık ve toplumsal katılımı destekliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Serebral palsi, yalnızca hareket ve postürü değil; bireyin günlük yaşam, eğitim, oyun ve sosyal yaşama katılımını da etkileyebiliyor. Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Beyza Aslı Bilsel, erken müdahalenin, serebral palsili çocuklarda yalnızca motor becerileri geliştirmeyi değil; oyun, öz bakım, öğrenme ve sosyal yaşama aktif katılımı desteklemeyi hedeflediğini vurguladı.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Beyza Aslı Bilsel, Dünya Serebral Palsi Günü kapsamında serebral palsinin günlük yaşama etkilerini ve ergoterapinin bireylerin bağımsızlığını desteklemedeki rolünü anlattı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Serebral palsi, ilerleyici bir beyin hasarı değil</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Serebral palsinin nörogelişimsel bir durum olduğunu belirten Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Beyza Aslı Bilsel, “Serebral palsi (SP), gelişmekte olan beyindeki bir hasar veya farklı bir gelişim süreci sonucunda ortaya çıkan, başta hareket ve postür olmak üzere bireyin günlük yaşamını etkileyebilen nörogelişimsel bir durumdur. Serebral palsi ilerleyici bir beyin hasarı değildir. Bununla birlikte bireyin ihtiyaçları ve yaşam boyunca karşılaştığı güçlükler değişebilir” dedi. Serebral palsinin tek tip bir tablo olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Beyza Aslı Bilsel, bireylerin hareket, denge, koordinasyon ve el kullanımının yanı sıra iletişim, görme, işitme, beslenme veya bilişsel işlevler açısından da farklı özellikler gösterebileceğini belirtti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dünyada 50 milyondan fazla kişi serebral palsi  ile yaşıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünya Serebral Palsi Günü’nün, serebral palsi konusunda toplumsal farkındalığın artırılmasının yanı sıra bireylerin günlük yaşamda karşılaşabildiği fiziksel ve sosyal engellerin görünür hale getirilmesi açısından önem taşıdığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Beyza Aslı Bilsel, “Dünya genelinde 50 milyondan fazla kişinin serebral palsi ile yaşadığı bildiriliyor. Sağlık hizmetlerine, eğitime ve toplumsal yaşama erişimde fiziksel çevre, iletişim, ulaşım ve sosyal tutumlarla ilişkili çeşitli engeller ortaya çıkabiliyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Bilsel, farkındalık çalışmalarının yalnızca serebral palsi hakkında bilgi vermekle sınırlı kalmaması gerektiğine dikkat çekerek “erişilebilir, kapsayıcı ve bireylerin bağımsızlığını destekleyen bir toplum” oluşturulmasının önemine işaret etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Serebral palsili bireyler günlük yaşamda farklı güçlükler yaşıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Serebral palsinin günlük yaşama etkilerinin bireyden bireye farklılık gösterdiğini ifade eden Bilsel, giyinme, yemek yeme, kişisel bakım, yazı yazma, oyun oynama, okul aktiviteleri ve sosyal etkinliklere katılım gibi alanlarda güçlükler yaşanabildiğini kaydetti. Bilsel, “Özellikle el ve üst ekstremite kullanımındaki güçlükler; kalem tutma, makas kullanma, düğme ilikleme, çatal-kaşık kullanma veya iki elin birlikte kullanılmasını gerektiren aktiviteleri zorlaştırabiliyor. Denge ve hareketle ilişkili sorunlar da bireyin hareketliliğini ve günlük yaşama katılımını etkileyebiliyor” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ergoterapi açısından bu güçlüklerin yalnızca motor beceriler üzerinden değerlendirilmediğini belirten Bilsel, bir çocuğun kalem tutmakta yaşadığı güçlüğün yalnızca el becerisiyle sınırlı olmadığını; yazı yazma, derse katılma ve okul ortamında kendini ifadeetme gibi daha geniş okupasyonel alanları da etkileyebileceğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Erken müdahale çocuğun günlük yaşam becerilerini destekliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Çocukluk döneminde gelişim, öğrenme ve çevreyle etkileşim birbirini sürekli etkiliyor. Bu nedenle günlük yaşam içerisinde ihtiyaç duyulan becerilerin erken dönemde desteklenmesi önem taşıyor.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Erken müdahalenin yalnızca belirli bir motor beceriyi geliştirmeyi hedeflemediğini belirten Bilsel, temel amacın çocuğun oyun, öz bakım, öğrenme ve sosyal katılım gibi anlamlı aktivitelerde aktif olmasını sağlamak olduğunu söyledi. Bilsel, “Güncel klinik uygulama önerileri; çocuk ve ailenin belirlediği hedeflere odaklanılmasını, gerçek yaşam aktivitelerinin uygulanmasını, aile katılımını ve sağlık profesyonelleri arasındaki iş birliğini ön plana çıkarıyor. Bu yaklaşımda el fonksiyonlarının geliştirilmesinin yanı sıra yemek yeme, oyun oynama veya okulda yazı yazma gibi günlük yaşam hedefleri de ele alınıyor” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ergoterapi serebral palside bağımsızlığı destekliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ergoterapi, bireyin günlük yaşamda gerçekleştirmek istediği ve ihtiyaç duyduğu okupasyonlara katılımını ve bağımsızlığını destekleyen bir sağlık mesleği olarak öne çıkıyor.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Serebral palside ergoterapi değerlendirmesinin yalnızca kas kuvveti, eklem hareket açıklığı veya motor becerilerle sınırlı olmadığını belirten Bilsel, öz bakım, eğitim, oyun, serbest zaman ve sosyal katılım gibi alanlardaki gereksinimlerin kişisel özellikler ve çevresel koşullarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Beyza Aslı Bilsel, “Ergoterapistler, birey ve ailesiyle birlikte anlamlı ve işlevsel hedefler oluşturuyor. Müdahaleler ise kazanılan becerilerin gerçek yaşam aktivitelerinde kullanılmasına yönelik planlanabiliyor. Gerektiğinde yardımcı cihazlar ve teknolojilerden de yararlanılabiliyor. Serebral palside ergoterapi uygulamaları; bireyin yaşı, gelişimsel özellikleri, motor becerileri ve günlük yaşam gereksinimlerine göre kişiselleştiriliyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/serebral-palside-ergoterapi-bagimsizlik-ve-toplumsal-katilimi-destekliyor-663907">Serebral palside ergoterapi, bağımsızlık ve toplumsal katılımı destekliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanatın İyileştirici Günü Meme Kanseri Farkındalığı İçin Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sanatin-iyilestirici-gunu-meme-kanseri-farkindaligi-icin-bulustu-663850</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2026 16:18:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Okan Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanatın]]></category>
		<category><![CDATA[yileştirici]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=663850</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Işıl Okan Gülen, Okan Sağlık Grubu Genel Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Ercan Özgül ve Tuzla Belediye Başkan Yardımcısı Dr. Sinem Gülenç’in de katıldığı serginin açılışında, İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Fidan Yıldız Ünal konuşma gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sanatin-iyilestirici-gunu-meme-kanseri-farkindaligi-icin-bulustu-663850">Sanatın İyileştirici Günü Meme Kanseri Farkındalığı İçin Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Işıl Okan Gülen, Okan Sağlık Grubu Genel Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Ercan Özgül ve Tuzla Belediye Başkan Yardımcısı Dr. Sinem Gülenç’in de katıldığı serginin açılışında, İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Fidan Yıldız Ünal konuşma gerçekleştirdi. Ünal, meme kanserinde erken tanının önemine ve toplumsal farkındalık çalışmalarının gerekliliğine dikkat çekerek sergide emeği bulunan sanatçılara teşekkür etti.</p>
<p>İstanbul Okan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Güliz Muğan, açılış konuşmasında üniversitelerin farklı disiplinleri bir araya getirerek toplumsal farkındalık yaratma ve sosyal sorumluluğu destekleme görevine değindi. Bilim ve sanatın iyileştirici gücünün buluştuğu serginin ikincisinin düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Muğan, kadın sağlığı konusunda farkındalık çalışmalarını sürdürmenin önemini vurgulayarak emeği geçenlere teşekkür etti.</p>
<p>İstanbul Okan Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Işıl Okan Gülen ise Meme Kanseri Farkındalık Ayı’nın toplumun tüm kesimlerini ilgilendirdiğini belirterek kadın sağlığı konusunda bilinçlenmenin ve farkındalığın çevreye yayılmasının önemine dikkat çekti. Gülen, sanatın bu önemli mesajın daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sağladığını ifade etti.</p>
<p><strong>Erken tanı hayat kurtarıyor</strong></p>
<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Taner Kıvılcım, meme kanserinde erken tanının ve düzenli sağlık kontrollerinin önemine ilişkin farkındalık konuşması gerçekleştirdi. Bilimsel öneriler doğrultusunda gerçekleştirilen taramaların önemini vurgulayan Kıvılcım, sanat ve bilimi bir araya getiren bu tür etkinliklerin toplumsal bilinç oluşturmadaki değerine dikkat çekti.</p>
<p>Sergi Kurucusu Gözde İlhan, kendi tedavi sürecinde sanatın kendisine sağladığı desteği paylaşarak sanatın umut ve dayanışma kaynağı olabileceğini ifade etti. Kırmızı Sanat Atölyesi Kurucusu Dilek Korkmaz da serginin hayata geçirilmesinde emeği bulunan sanatçılara ve organizasyona katkı sunan herkese teşekkür etti.</p>
<p>Sanatın birleştirici gücüyle meme kanseri farkındalığını artırmayı amaçlayan sergi, 10 Ekim 2026’ya kadar İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nde ziyaret edilebilecek.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sanatin-iyilestirici-gunu-meme-kanseri-farkindaligi-icin-bulustu-663850">Sanatın İyileştirici Günü Meme Kanseri Farkındalığı İçin Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göbek Düşüklüğü Sandı, 7,5 Santimetrelik Aort Genişlemesi Hayatına Mal Oluyordu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gobek-dusuklugu-sandi-75-santimetrelik-aort-genislemesi-hayatina-mal-oluyordu-663835</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2026 15:44:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[adem]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[anda]]></category>
		<category><![CDATA[Anevrizma]]></category>
		<category><![CDATA[aort]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[düşüklüğü]]></category>
		<category><![CDATA[genişlemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Göbek]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayatına]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[sandı]]></category>
		<category><![CDATA[Santimetrelik]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[stent]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=663835</guid>

					<description><![CDATA[<p>59 yaşındaki Adem Çınar, aylar boyunca yaşadığı karın bölgesindeki şişlik, nabız atma ve bulantı hissini çevresinden duyduğu “göbek düşüklüğü” inanışıyla ilişkilendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gobek-dusuklugu-sandi-75-santimetrelik-aort-genislemesi-hayatina-mal-oluyordu-663835">Göbek Düşüklüğü Sandı, 7,5 Santimetrelik Aort Genişlemesi Hayatına Mal Oluyordu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>59 yaşındaki Adem Çınar, aylar boyunca yaşadığı karın bölgesindeki şişlik, nabız atma ve bulantı hissini çevresinden duyduğu “göbek düşüklüğü” inanışıyla ilişkilendirdi. Şikayetlerini bu nedenle uzun süre farklı nedenlere yoran Adem Çınar’ın tomografisinde, aort damarındaki genişlemenin 7,5 santimetreye ulaştığı ve ciddi hayati risk taşıyan bir boyuta geldiği belirlendi. </p>
<p>Memorial Göztepe Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Mehmet Altuğ Tunçer tarafından değerlendirilen Adem Çınar, zaman kaybetmeden ameliyata alındı. Hibrit ameliyathanede tedaviye alınan Çınar’ın kasıklarından girilerek abdominal aortadaki anevrizmaya stent uygulandı. Ardından hasta ameliyat masasından kaldırılmadan kalp damarındaki darlığa da Memorial Göztepe Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Sabahattin Gündüz tarafından koroner stent yerleştirildi.</p>
<p>Operasyonu hibrit ameliyathanede gerçekleştirilen Çınar, yaşadığı süreçten sonra kulaktan dolma bilgilerle belirtilere anlam yüklemek yerine, devam eden şikayetlerde mutlaka uzman değerlendirmesine başvurulması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>‘Bizim orada bu tür şikayetleri olanlara göbeğin düşmüş derler’</strong></p>
<p>Şikayetlerinin yaklaşık bir yıl önce başladığını anlatan Adem Çınar, “Mide tarafında, göbeğimin alt kısmında bir sertlik, sıkıntı ve şişme vardı. Biz bunu göbek düşüklüğü olarak düşündük. Bir iki defa doktora da gittim, genel cerrahiye göründüm ama bir şey bulunamadı. Bizim orada genelde bu tür, benim gibi şikayetleri olanlara ‘Göbeğin düşmüş’ derlerdi. Biz de ona yorduk. Yaklaşık bir yıl bu şikayetleri yaşadım. 2022 yılında bir kalp krizi geçirdim. Bunun üzerine kalbime iki tane stent takıldı. Üç ve altı aylık periyotlarla kontrollerim vardı. Biraz da karnımdaki şişliği ona yordum. Bu rahatsızlıklarımdan dolayı olabilir diye düşündüm, ama değilmiş. Bu düşüncelerim bana hep zaman kaybettirdi” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>‘İşimi gücümü bırakıp apar topar İstanbul’a geldim’</strong></p>
<p>Zaman içerisinde şikayetlerinin arttığını ve karnındaki damar şişliğinin daha belirgin hale geldiğini söyleyen Çınar, “Sıkıntılarım biraz arttı ve buradaki damar şişliği daha çok belirgin olmaya başladı. Son gittiğim doktor ilaçlı tomografi istedi. Tomografinin sonunda bana, ‘Aort damarında bir şişme var ve bu çok acil bir durum. 7,5 santimetre civarını bulmuş. Acilen kalp ve damar cerrahisine gidip göstermen lazım’ dedi. Korktum tabii. O günden sonra hemen işimi gücümü bıraktım. Şehir dışındaydım, apar topar İstanbul’a geldim. Aort damarının şişmesi gibi şeyleri duymuştum ama bu konuda çok bir bilgim yoktu. Hastalığım sonrası İstanbul’da birçok doktor araştırdım. Ama kimse tam anlamıyla bu sorunumu tedavi edebileceğine dair o güveni bana vermedi.”</p>
<p><strong>‘Şu anda hiçbir sıkıntım yok’</strong></p>
<p>Tedavi sonrasında kendisini iyi hissettiğini söyleyen Adem Çınar, “Şu anda çok iyiyim. Hiçbir sıkıntım yok. İnsanlar sağlıklarına önem versin. Belirtileri önemsesinler ve doktora gitsinler.  Sonrasında sıkıntı oluyor, süreç uzuyor. Hayatınızı kaybedebiliyor, sakat kalabiliyorsunuz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>‘Aynı anda hem abdominal bölgeye hem kalbine stent uyguladı’</strong></p>
<p>Adem Çınar’ın ciddi karın ağrısıyla başvurduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Altuğ Tunçer, “Adem Bey bize ciddi karın ağrısıyla geldi. Damarında 7,5 santimlik ciddi bir genişleme vardı. Ciddi şekilde geniş olan bu damarın hızlı bir şekilde opere edilmesi gerektiğini söyledik. 59 yaşında olduğu için aynı zamanda bir koroner anjiyo da yaptık. Koroner anjiyoda kalbin arka tarafındaki bir damarında da ciddi bir darlık çıktı” dedi.</p>
<p>Hastaya uygulanacak tedaviyi anlatan Prof. Dr. Tunçer, “Kendisine yüksek teknolojiye sahip hibrit ameliyathanemizde aynı anda hem abdominal bölgeye stent hem de kalbine stent uyguladık, böylece yaklaşık 2-3 saat içinde bütün sıkıntılarının tedavisini sağladık. Kasıklardan girerek abdominal aortadaki anevrizmaya stent uyguladık. Bu işlemden sonra Prof. Dr. Sabahattin Gündüz, hasta ameliyat masasından kalkmadan koroner stenti yerleştirdi. Daha sonra Adem Bey’i yoğun bakıma aldık ve yaklaşık iki saat sonra ayağa kalkabildi. İkinci gününde de hastamızı taburcu ettik” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘Yaklaşık 2,5 saatte iki işlemi de tamamladık’</strong></p>
<p>Hibrit ameliyathanenin avantajlarına değinen Prof. Dr. Tunçer, “Hibrit ameliyatların çok büyük avantajı var. Aynı anda hem ameliyat yapabiliyorsunuz hem anjiyo yapabiliyorsunuz hem de tomografi çekebiliyorsunuz. Hastalar, ‘Bir-iki ay sonra gel’ denilerek farklı zamanlarda yapılacak işlemlerden kurtulmuş oluyor. Uygun vakalarda bütün bu işlemlerin hepsini aynı anda yapabiliyoruz. Adem Bey’e birden fazla işlemi Op. Dr. Hidayet Demir ve ekibimizle uygulandık. Yaklaşık 2-3 saatte işlemlerin hepsi tamamlandı. Hepsini aynı anda yapabilmemiz hasta için çok faydalı bir işlem oldu” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>‘Dev bir anevrizma diyebiliriz’</strong></p>
<p>Aort damarındaki 7,5 santimetrelik genişlemenin oldukça ileri boyutta olduğunu belirten Prof. Dr. Tunçer, “7,5 santimetre, dev olarak nitelendirebileceğimiz bir anevrizma. Hastamız yaklaşık bir yıldır yaşadığı karın ağrısı ve şişkinlik hissini farklı nedenlere bağlayarak doktora başvurmamış. Şikayetleri geçmeyince çekilen tomografide gerçek tablo ortaya çıkmış. 59 yaşındaki hastamızda, nadiren karşılaştığımız ve bir küçük çocuğun başı büyüklüğüne ulaşan 7,5 santimetrelik bir anevrizma tespit ettik. Bu boyuttaki anevrizmalar ciddi risk taşısa da günümüzde gelişmiş teknolojiler, deneyimli ekipler ve uygun cerrahi yöntemlerle tedavi edilebiliyor” dedi.</p>
<p><strong>‘Aniden yırtılması sonucu hastalar hayatlarını kaybedebiliyor’</strong></p>
<p>Anevrizmanın oluşturduğu hayati riske dikkat çeken Prof. Dr. Tunçer, “Tabii ki her ameliyatın riski var. Ameliyat olmasa da ciddi bir risk altındaydı. Özellikle abdominal aortanın 7,5 santimetre olan balonlaşması risk yaratıyor ve bunun aniden yırtılması sonucu hastalar hayatlarını kaybedebiliyor. Biz her zaman bütün hastalarımıza ve hasta yakınlarına, özellikle anevrizması olan hastaların yakınlarına tarama öneriyoruz. Çünkü bu ailesel olabiliyor. Basit bir tomografi ya da ultrason ve eko yaparak ciddi bir aile taraması öneriyoruz” dedi.</p>
<p><strong>‘Kapalı olarak yaptık’</strong></p>
<p>Uygulanan yöntemi anlatan Prof. Dr. Tunçer, “Operasyonu cerrahi bir kesi olmadan, hibrit ameliyathanemizde kapalı teknikle gerçekleştirdik. Uygun olan hastalarda kapalı, uygun olmayan hastalarda açık ameliyatlar yapabilmekteyiz. Bu hastanın durumuna göre değişebiliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gobek-dusuklugu-sandi-75-santimetrelik-aort-genislemesi-hayatina-mal-oluyordu-663835">Göbek Düşüklüğü Sandı, 7,5 Santimetrelik Aort Genişlemesi Hayatına Mal Oluyordu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>QNB Türkiye meme kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/qnb-turkiye-meme-kanserinde-erken-teshisin-onemine-dikkat-cekti-663780</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2026 09:16:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Müdür]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önemine]]></category>
		<category><![CDATA[Padel]]></category>
		<category><![CDATA[Pembe Top]]></category>
		<category><![CDATA[qnb]]></category>
		<category><![CDATA[Qnb Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[teşhisin]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=663780</guid>

					<description><![CDATA[<p>QNB Türkiye çalışanları tarafından meme kanseri farkındalığını artırmak amacıyla beşinci kez düzenlenen Pembe Top Turnuvası, bu yıl padel kortuna taşındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/qnb-turkiye-meme-kanserinde-erken-teshisin-onemine-dikkat-cekti-663780">QNB Türkiye meme kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>QNB Türkiye çalışanları tarafından meme kanseri farkındalığını artırmak amacıyla beşinci kez düzenlenen Pembe Top Turnuvası, bu yıl padel kortuna taşındı. Tennis Istanbul’un desteğiyle gerçekleşen Pembe Top Padel Turnuvası, sporun birleştirici gücüyle meme kanserinde erken teşhisin hayati önemine dikkat çekti.</strong></p>
<p><strong> </strong>‘Meme Kanseri Bilinçlendirme ve Farkındalık Ayı’ kapsamında Tennis Istanbul’un da desteğiyle düzenlenen ‘Pembe Top Padel Turnuvası’, QNB Türkiye İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Cenk Akıncılar, QNB Türkiye yöneticileri ve banka çalışanlarının katılımıyla 4 Ekim Pazar günü QNB Türkiye Kristal Kule’de gerçekleşti. Turnuvanın açılışında, meme kanseri nedeniyle hayatını kaybeden tüm kadınlar, özellikle de bir dönem QNB Türkiye’de görev yapan Elif Yavaş saygıyla anıldı. Elif Yavaş’ın anısı, Pembe Top’un beşinci yılında da yaşatıldı. Turnuvada aynı zamanda hastalığı atlatan ve halen mücadele eden kadınlara destek mesajı verildi.</p>
<p>Turnuvanın açılışını QNB Türkiye İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Cenk Akıncılar yaparken, Milli tenisçi ve milli Padel takımında yer alan Berceste Şeber, Milli tenisçi Berfu Cengiz, Spor Sunucusu Seyhan Şaşko, QNB Portföy Genel Müdürü Egemen Erden, QNB Türkiye Ödeme Sistemleri Genel Müdür Yardımcısı Alp Baydar, QNB Türkiye İç Kontrol ve Yasal Uyum Başkanı Sercan Kısas, QNB Türkiye Baş Hukuk Müşaviri Ali Yılmaz gösteri maçlarında yer aldı. Çalışanlar ve izleyiciler de kortlarda farkındalığı artırmak için bir araya geldi.</p>
<p>QNB Türkiye İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Cenk Akıncılar, turnuvada yaptığı konuşmada şunları söyledi:</p>
<p>“Bugün, hepimiz için çok kıymetli bir amaç doğrultusunda bir aradayız. Pembe Top ile beş yıldır meme kanseri konusunda farkındalığı artırmayı, erken teşhisin önemini hatırlatmayı ve kadınları düzenli kontroller konusunda teşvik etmeyi amaçlıyoruz. Meme kanseri, milyonlarca kadının hayatını etkileyen önemli bir sağlık sorunu. Bu nedenle bu konudaki farkındalığı canlı tutmanın çok değerli olduğuna inanıyoruz.</p>
<p>Pembe Top’un QNB Türkiye için taşıdığı anlam, turnuvanın çok ötesinde. Meme kanseri sebebiyle hayatını kaybeden kıymetli çalışma arkadaşımız Elif Yavaş’ın anısını yaşatmak için çıktığımız bu yol, beş yıl içinde farkındalığı büyüttüğümüz ve dayanışmayı güçlendirdiğimiz önemli bir buluşmaya dönüştü. Bu nedenle bizim için hiçbir zaman yalnızca bir spor organizasyonu olmadı.</p>
<p>Kıymetli çalışma arkadaşımız Elif’i ve meme kanseri nedeniyle hayatını kaybeden tüm kadınları rahmet ve saygıyla anıyorum. Aynı zamanda hastalığı atlatan, tedavisi devam eden tüm kadınlara ve bu süreçte onların yanında olan ailelerine güçlü bir destek mesajı vermek için de buradayız.</p>
<p>Bu yıl turnuvamızı padel ile buluşturmamızın bizim için ayrı bir anlamı var. QNB Türkiye olarak, Türkiye Tenis Federasyonu ile hayata geçirdiğimiz stratejik iş birliği kapsamında Padel Ana Sponsoru olduk. Bu iş birliğiyle padelin ülkemizde daha geniş kitlelere ulaşmasına, altyapısının güçlenmesine ve sürdürülebilir biçimde gelişmesine katkı sunmayı hedefliyoruz. Padelin dinamizmini, takım ruhunu ve birleştirici gücünü böylesine anlamlı bir amaçla buluşturmaktan mutluluk duyuyoruz. Attığımız her adımla meme kanserinde erken teşhisin önemini bir kez daha hatırlatıyor, bu konudaki bilincin daha geniş kitlelere ulaşmasına destek oluyoruz.</p>
<p>Bu anlamlı buluşmada bizimle birlikte olan milli sporcularımız Berceste Şeber ve Berfu Cengiz’e, Spor Sunucusu Seyhan Şaşko’ya, gösteri maçlarında yer alan QNB Türkiye yöneticilerimize ve çalışma arkadaşlarımıza, turnuvanın hayata geçirilmesinde emeği geçen tüm ekiplerimize katkıları ve destekleri için gönülden teşekkür ediyorum.”</p>
<p>Turnuva, gösteri maçlarının ardından gerçekleşen ödül töreniyle sona erdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/qnb-turkiye-meme-kanserinde-erken-teshisin-onemine-dikkat-cekti-663780">QNB Türkiye meme kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enfeksiyonlar kapıyı çaldı, vitamin endişesi başladı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/enfeksiyonlar-kapiyi-caldi-vitamin-endisesi-basladi-663753</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:43:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[çaldı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[D Vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[demir]]></category>
		<category><![CDATA[endişesi]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[ergen]]></category>
		<category><![CDATA[kapıyı]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=663753</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yıl sonbahar çok farklı bir tabloyla karşımıza çıkıyor. Aynı gün içerisinde bir anda bastıran sağanak yağışlar, fırtına ve sert rüzgarların hemen ardından yeniden yükselen sıcaklıklarla alışılmadık hava değişimleri hastalıkların görülmesini kolaylaştırabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/enfeksiyonlar-kapiyi-caldi-vitamin-endisesi-basladi-663753">Enfeksiyonlar kapıyı çaldı, vitamin endişesi başladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl sonbahar çok farklı bir tabloyla karşımıza çıkıyor. Aynı gün içerisinde bir anda bastıran sağanak yağışlar, fırtına ve sert rüzgarların hemen ardından yeniden yükselen sıcaklıklarla alışılmadık hava değişimleri hastalıkların görülmesini kolaylaştırabiliyor. Buna okulların açılmasıyla, kapalı ve kalabalık ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesi de eklenince, enfeksiyonlar şimdiden kapıyı çaldı. Hal böyle olunca özellikle çocuklu ve bebekli ailelerde “hastalanmasın, bağışıklığı güçlü olsun’ kaygısıyla ‘hangi vitamini veya takviyeyi vereyim?’ sorusu sıkça soruluyor. </p>
<p><strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Miraç Ergen</strong>, ülkemizde yapılan çalışmalara göre çocuklarda vitamin eksikliğinin yaygın olduğunu ancak vitamin ve minerallerin gerektiğinde ve doğru dozda kullanılmasının kritik önem taşıdığını belirterek “Vitamin eksikliği sadece büyümeyi olumsuz etkilemekle kalmayıp,  dikkat ve konsantrasyon bozukluğuna yol açarak okul başarısını da düşürüyor. Ancak gelişigüzel şekilde internetten veya çevreden duyulan takviyeleri kullanmak başta karaciğer olmak üzere sağlığa ciddi zararlar verebilir. Bu nedenle önce çocuk hekimine başvurmak, kan tetkikiyle eksiklikleri belirleyip ona yönelik tedavi uygulamak gerekir” diyor. </p>
<p>Dr. Ergen, çocuklarda vitamin ve mineral eksikliğine karşı 4 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. <strong> </strong></p>
<p><strong>Tabağındaki besinleri çeşitlendirin</strong></p>
<p>D vitamini dışında çocukların ihtiyaç duyduğu vitaminlerin ve birçok mineralin önemli bölümü yeterli ve çeşitli beslenmeyle doğal gıdalardan alınabilir. Yumurta, et, tavuk, balık, süt ve süt ürünleri, kuru baklagiller, sebze, meyve ve yaşına uygun kuruyemişlerin sofrada düzenli olarak bulunması önemlidir. Sebze ve meyveler C vitamini ve folat; yumurta ve hayvansal ürünler B grubu vitaminleri ve B12; kırmızı et ise demir açısından değerli kaynaklardır.<strong> </strong></p>
<p><strong>D vitamini değerlerini kontrol ettirin </strong></p>
<p>Ülkemizde çocukların neredeyse yarısında D vitamini eksikliği olduğunu, ancak özellikle ergenlik döneminde riskin arttığını belirten Dr. Ergen şöyle konuşuyor: “D vitaminini sadece besinlerden edinmek zordur. Bu nedenle bebeklik ve çocukluk döneminde çocuk hekiminin önerisiyle D vitamini kullanılmalıdır. Rastgele ‘kış geldi, yüksek doz D vitamini başlayalım’ yaklaşımı doğru değildir. Gereğinden fazla D vitamini sağlık sorunlarına yol açabilmektedir.” </p>
<p><strong>Demir yapıcı besinler yedirin</strong></p>
<p>Çocukluk çağında en sık karşılaşılan sorunlardan biri olan demir eksikliği, beynin normal çalışması için de önemlidir. Eksikliğinde halsizlik, solukluk, çabuk yorulma ve iştahsızlığın yanı sıra dikkat, konsantrasyon ve öğrenme performansında sorunlar görülebilir. Dr. Ergen “Kırmızı et, yumurta ve kuru baklagillerin düzenli tüketilmesi; demir içeren öğünlerin C vitamininden zengin sebze ve meyvelerle birlikte verilmesi yararlıdır. Çocukta şüpheli belirtiler varsa yalnızca ‘kansız mı?’ diye bakmak yerine çocuk doktorunun gerekli görmesi halinde hemogramla birlikte ferritin gibi demir depolarını değerlendiren testlere de başvurulabilir” diyor. </p>
<p><strong>Haftada 2 gün balık tüketmesine özen gösterin</strong></p>
<p>Çocukların, haftanın iki günü düzenli balık tüketmelerinin çok önemli olduğunu vurgulayan Dr. Miraç Ergen sözlerine şöyle devam ediyor: “Balık yalnızca omega-3 değil; kaliteli protein, D vitamini, iyot, demir, çinko ve başka birçok besin öğesini birlikte sağlayarak beyin ve göz gelişiminin yanı sıra bağışıklık sistemini güçlendirir. Çocukların yaşlarına uygun porsiyonlarla haftada yaklaşık iki kez düşük cıvalı balık tüketmesi önemlidir. Somon, sardalya, hamsi ve benzeri uygun seçenekler bu açıdan değerlidir. Çocuk düzenli olarak balık yiyebiliyorsa öncelik besinin kendisi olmalıdır. Balık hiç tüketilemiyorsa veya özel bir gereksinim söz konusuysa balık yağı desteği çocuk doktoruyla birlikte değerlendirilebilir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/enfeksiyonlar-kapiyi-caldi-vitamin-endisesi-basladi-663753">Enfeksiyonlar kapıyı çaldı, vitamin endişesi başladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir&#8217;in Süper Lig&#8217;deki köklü temsilcisi yeni sezona hazır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirin-super-ligdeki-koklu-temsilcisi-yeni-sezona-hazir-663703</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:24:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[deki]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[köklü]]></category>
		<category><![CDATA[kupa]]></category>
		<category><![CDATA[lig]]></category>
		<category><![CDATA[maç]]></category>
		<category><![CDATA[sezon]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[süper]]></category>
		<category><![CDATA[takım]]></category>
		<category><![CDATA[temsil]]></category>
		<category><![CDATA[temsilcisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Sezon]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=663703</guid>

					<description><![CDATA[<p>21. kez Süper Lig’de mücadele edecek İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı, 24 Ekim’de başlayacak sezon öncesi hazırlıklarını sürdürüyor. Beş lig şampiyonluğu bulunan mavi-beyazlı ekip, İzmir’i Avrupa’da da temsil edecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirin-super-ligdeki-koklu-temsilcisi-yeni-sezona-hazir-663703">İzmir&#8217;in Süper Lig&#8217;deki köklü temsilcisi yeni sezona hazır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>21. kez Süper Lig’de mücadele edecek İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı, 24 Ekim’de başlayacak sezon öncesi hazırlıklarını sürdürüyor. Beş lig şampiyonluğu bulunan mavi-beyazlı ekip, İzmir’i Avrupa’da da temsil edecek.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı, 2026-2027 sezonu öncesi hazırlıklarını yoğun tempoda sürdürüyor. Süper Lig’de kurulduğu günden bu yana kesintisiz mücadele eden İzmir ekibi, yeni sezonda 21. kez en üst ligde parkeye çıkacak. Takım, 24 Ekim’de İskenderun temsilcisi karşısında oynayacağı ilk maçla sezona başlayacak.</p>
<p>Kültürpark Celal Atik Spor Salonu’ndaki antrenmanlarda yeni sezon için çalışmalarını sürdüren mavi-beyazlı ekip, Türkiye’deki mücadelesinin yanı sıra Avrupa arenasında da İzmir’i temsil edecek. İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı, Galatasaray ve Beşiktaş ile birlikte kurulduğu günden bu yana Süper Lig’den düşmeyen üç takımdan biri olma özelliğini taşıyor.</p>
<p><strong>Beş şampiyonluk, önemli rekorlar</strong></p>
<p>Bugüne kadar beş kez Süper Lig şampiyonluğu yaşayan İzmir ekibi, üst üste 105 maç kazanma ve tek maçta 174 sayı atma gibi önemli rekorlara da imza attı. Avrupa kupalarında Türkiye’yi temsil eden ilk takım olma özelliğini taşıyan mavi-beyazlıların kulüp tarihinde André Vergauwen Cup üçüncülüğü, IWBF EuroCup-3’te üç üçüncülük ve 2024 yılında elde edilen ikincilik bulunuyor.</p>
<p><strong>“Kupa şart”</strong></p>
<p>Antrenör Ali Reyhani, yeni sezonda hedeflerinin yüksek olduğunu belirterek İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteğinin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Reyhani, “Yeni sezonumuz hayırlı olsun. Güçlü rakiplerimiz var. İzmir Büyükşehir Belediyesi bu sporun lokomotifi. Buradan milli takıma çok oyuncu yolladık ve yolluyoruz. 19 yıl fiilen bu takımın sporcusu oldum, dört senedir antrenörüyüm. Güzel bir duygu. Salonlarımız dolu dolu olsun. Engelli bireylerin dışarı çıkmalarını özellikle istiyoruz. Evin içinde değil, salonlarda, dışarılarda spor yapmalarını istiyoruz. Basketbol olması şart değil, engelli branşlar var, herhangi bir spor dalında başarsınlar. Evden çıksınlar. Anneler babalar çocuklarına güvensinler, desteklesinler. Özgüvenleri artıyor, ‘biz de varız’ diyorlar. Başarılı oluyorlar. Maç kaybettiğimizde üzülüyoruz, kazandığımızda seviniyoruz. Kupa şart. Olimpiyatlara giden oyuncularımız oldu. Başkanımızın desteğiyle yine buradan olimpiyatlara oyuncu göndermek istiyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Hedefimiz kupayla dönmek”</strong></p>
<p>Takımın  tecrübeli oyuncusu Hasan Efetürk, 2018 yılından bu yana İzmir Büyükşehir Belediyesi forması giydiğini belirterek, “Burası benim evim, yuvam. Her zaman da öyle olacak. Ben burada milli takımlara seçildim, birçok ülkeye gittim. Her zaman bu kulüp sayesinde oldu. Yeni sezon için antrenmanlarımızı sıkı bir şekilde yapıyoruz. Hedefimiz her zamanki gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü’nü en iyi şekilde temsil etmek. Avrupa’da da mücadele edeceğiz. Hedefimiz orada da İzmir’imizi en iyi şekilde temsil etmek ve kupayla dönmek” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Daha çok seyirci görmek istiyoruz”</strong></p>
<p>Takımın kadın sporcularından Medine Alper de sezon hazırlıklarının iyi gittiğini söyledi. Alper, “Çalışmalarımız çok iyi gidiyor, sıkı çalışıyoruz. İnşallah bu çalışmalarımızın emeğini de alacağız. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sporcusu olmak büyük bir ayrıcalık ve mutluluk. Bize gerçekten değer veriyorlar ve değer verdiklerini hissediyoruz. Teşekkür ediyoruz. Süper Lig’deki tek İzmir temsilcisi biziz. Sporseverlerin bizi tanımasını, bu sporu bilmelerini istiyoruz. Daha çok seyirci görmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>İlk maç 24 Ekim’de</strong></p>
<p>Takım kaptanı Mahsum İpekişen ise yeni sezona galibiyetle başlamak istediklerini belirterek, “2008’den beri bu takımdayım. Bu sene kaptan olmayı bana layık gördüler. Teşekkür ederim. Başkanımıza verdiği desteklerden dolayı çok çok teşekkür ederiz. Hem Türkiye’de hem Avrupa’da en iyilerden olmaya adayız. Yeni sezona iyi başlayacağız. 24 Ekim’de ilk maçımızı İskenderun takımıyla yapacağız. İyi başlamak, galibiyetle başlamak istiyoruz. Sezonu da güzel bir şekilde taçlandırmak istiyoruz. Seyircilerimizin destek vermesini çok isteriz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirin-super-ligdeki-koklu-temsilcisi-yeni-sezona-hazir-663703">İzmir&#8217;in Süper Lig&#8217;deki köklü temsilcisi yeni sezona hazır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme kanseri cerrahisinde hasta konforunu artıran 5 yöntem!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-cerrahisinde-hasta-konforunu-artiran-5-yontem-663694</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2026 08:05:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[artıran]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisinde]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[konforunu]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[Robotik Cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=663694</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyada yaklaşık 2,4 milyon, ülkemizde ise 30 bine yakın kadına her yıl meme kanseri teşhisi konuluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-cerrahisinde-hasta-konforunu-artiran-5-yontem-663694">Meme kanseri cerrahisinde hasta konforunu artıran 5 yöntem!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm dünyada yaklaşık 2,4 milyon, ülkemizde ise 30 bine yakın kadına her yıl meme kanseri teşhisi konuluyor. Erken tanı ve doğru tedavi planlaması ile hastalığın tamamen tedavi edilebilmesi ise yüz güldürüyor. Meme kanserinin cerrahi tedavisinde robotik cerrahi, dondurarak tedavi, endoskopik cerrahi, onkoplastik cerrahi gibi yenilikçi yöntemler de kullanılabiliyor. Meme kanserinde uygulanacak cerrahi yöntem; hastalığın evresi, tümörün özellikleri ve hastanın genel sağlık durumu dikkate alınarak belirleniyor. Tek portlu robotik cerrahi uygun hastalarda kullanıldığında; tek ve küçük giriş yarası, daha az doku hasarı, dar alanlara daha rahat ulaşım, daha geniş görüntü gibi avantajlar sunuyor ve hastanın tedavi konforunu olumlu yönde etkiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Gürsel Remzi Soybir, meme kanseri ve güncel modern cerrahi tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<ol>
<li><strong>Tek portlu robotik cerrahi az ağrı ve kozmetik konfor sağlıyor: </strong>Robotik cerrahi teknolojileri, farklı cerrahi branşların ardından meme cerrahisinde de kullanılmaya başladı. Özellikle tek portlu robotik cerrahi, dar alanlarda sağladığı teknik kolaylık ve yüksek görüntü netliği ile meme cerrahisinde tercih edilen yeni teknolojiler arasında yer almaktadır. Tek port üzerinden gerçekleştirilen cerrahi ile daha küçük bir girişten meme dokusunun çıkarılabilmektedir. Zor ulaşılan alanlara robotik sistem ile kolaylıkla ulaşılabilmektedir. Robotun sunduğu yüksek görüntü netliği ve büyütülmüş görüntü, cerrahın dokuları daha ayrıntılı değerlendirmesine ve hassas cerrahi işlemleri daha kontrollü gerçekleştirmesine olanak vermektedir.  Robotik cerrahi ile meme ameliyatları daha küçük yara, daha az kanama ve daha az doku hasarı ile gerçekleştirilebilmektedir. Daha az ağrı, iyi bir kozmetik sonuç ile hasta erken taburcu edilebilmektedir. Robotik cerrahide ameliyatı robot kendi başına gerçekleştirmemektedir. Cerrah, ameliyat masasının yanında bulunan konsoldan robotik kolları ve cerrahi aletleri kontrol ederek işlemi gerçekleştirmektedir. Robotun hareket kabiliyeti, görüntü büyütme ve netlik, meme cerrahının becerileriyle birleşmektedir. Tek portlu robotik cerrahinin her meme kanseri hastası için uygun olmadığı, yöntemin tümörün özellikleri, hastalığın evresi ve hastanın genel sağlık durumu değerlendirilerek seçilmesi gerektiğini vurgulamak gerekir. Uygun hastalarda bu teknolojinin, onkolojik güvenlikten ödün vermeden, cerrahi travmayı azaltmaya ve ameliyat sonrası konforu artırmaya yönelik seçeneklerden biri olduğu kabul edilmektedir. </li>
<li><strong>E</strong><strong>ndoskopik cerrahi iyileşme sürecini hızlandırıyor: </strong>Meme cerrahisinde kullanılan modern yöntemlerden biri de endoskopik cerrahidir. Bu teknikte küçük kesilerden yerleştirilen kamera ve özel cerrahi aletler yardımıyla meme dokusu görüntülenmekte ve ameliyat gerçekleştirilmektedir. Cerrah, monitöre yansıyan görüntüler eşliğinde gerekli cerrahi işlemleri tamamlamaktadır.  Uygun hastalarda daha küçük kesilerle gerçekleştirilebilen endoskopik meme cerrahisi, yara izlerinin azaltılmasına ve ameliyat sonrası iyileşme sürecinin daha konforlu geçirilmesine katkı sağlamaktadır. Meme kanserinde cerrahi yöntemin belirlenmesinde tümörün boyutu ve yerleşimi, hastalığın evresi ve meme dokusunun özellikleri dikkate alınmaktadır. Endoskopik meme cerrahisi de bu değerlendirmeler doğrultusunda tercih edilebilen yöntemler arasında yer almaktadır. </li>
<li><strong>Uygun hastalar buzla tedavi edilebiliyor: </strong>Meme hastalıklarının tedavisinde kullanılan yeni yöntemlerden biri de kriyoablasyon, diğer adıyla dondurarak tedavidir. Bu yöntemde görüntüleme eşliğinde hedeflenen dokuya özel bir prob yerleştirilmekte ve çok düşük sıcaklıklarla dokudaki hücreler dondurularak tahrip edilmektedir. Önceleri bazı iyi huylu meme kitlelerinde kullanılan bu yöntem, artık seçilmiş meme kanserli hastalarda da tedavi seçenekleri arasında yer almıştır. Erken evre meme kanserinde de belirli koşullarda tedavi amaçlı gündeme gelen kriyoablasyonun kullanımı; tümörün özellikleri, hastanın genel sağlık durumu ve eşlik eden tedavi gereksinimleri doğrultusunda değerlendirilmektedir. İşlemin lokal anestezi altında ve küçük bir girişimle yapılabilmesi, ayrıca önemli bir tercih sebebi olmaktadır. </li>
<li><strong>Onkoplastik cerrahi estetik imkan sağlıyor: </strong>Meme kanseri cerrahisinde hedef yalnızca tümörün uygun cerrahi sınırlarla çıkarılması değil, aynı zamanda memenin doğal görünümünün de korunmasıdır. Onkoplastik cerrahi, kanser cerrahisi ile plastik cerrahi teknikleri bir araya getirerek, iki hedefin birlikte gerçekleştirilmesini sağlamaktadır. Bu yaklaşımda tümör, onkolojik güvenlik ilkelerine uygun biçimde çıkarılırken geri kalan meme de hastanın istediği şekilde yeniden yapılandırılmaktadır. Onkoplastik cerrahi ile ameliyat öncesinde memede bulunan bazı şekil bozukluklarının düzeltilmesine de olanak sağlamaktadır. Cerrahi planlama sırasında tümörün özellikleri, çıkarılması gereken doku miktarı ve hastanın beklentileri birlikte değerlendirilmektedir. </li>
<li><strong>Genetik riski yüksek kişilerde risk azaltıcı cerrahi mümkün:</strong>Genetik bilimindeki gelişmeler, meme kanserine yakalanma riski yüksek kişilerin belirlenmesine önemli katkı sağlamaktadır. Ailesinde yoğun meme kanseri öyküsü bulunan ya da meme kanserini önleyen genlerinde bozukluklar saptanan hastalarda kişisel risk değerlendirmesi önemlidir. Risk azaltıcı meme cerrahisi, meme kanserine yakalanma olasılığı yüksek olan kişiler için önemli seçeneklerden biridir. Bu ameliyatlarda meme dokusunun çıkarılmasının ardından kişinin durumuna göre kendi dokuları veya implantlar kullanılarak yeniden meme oluşturulmaktadır. Risk azaltıcı cerrahi kararından önce kişinin genetik sonuçları, aile öyküsü, yaşı, genel sağlık durumu ve olası fayda/zarar risklerinin multidisipliner konseylerde değerlendirilmesi gerekmektedir. Risk azaltıcı cerrahinin kanser gelişme olasılığını büyük ölçüde düşürebilmesine rağmen riski tamamen ortadan kaldırmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır.</li>
</ol>
<p><strong>Daha az cerrahiyle de etkili tedavi imkanı mümkün</strong></p>
<p>Meme kanserinin biyolojik özelliklerinin daha iyi anlaşılması ve sistemik tedavilerdeki gelişmeler, cerrahi yaklaşımın da yeniden değerlendirilmesini yol açmıştır. Kemoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerdeki önemli başarılar ve uygun hastalarda ameliyat öncesinde uygulanan tedavilerle tümörün küçültülmesi veya tamamen yok edilebilmesi, memede ve koltuk altında daha sınırlı cerrahi uygulamalarını gündeme getirmiştir. Bu yeni yaklaşımlarla onkolojik güvenlikten ödün vermeden cerrahiye bağlı yan etkiler azalmakta ve hastaların günlük yaşamlarına dönüşü kolaylaşmaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-cerrahisinde-hasta-konforunu-artiran-5-yontem-663694">Meme kanseri cerrahisinde hasta konforunu artıran 5 yöntem!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nilüfer&#8217;de meme kanseri farkındalığı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/niluferde-meme-kanseri-farkindaligi-663555</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2026 11:34:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[Nilüfer Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=663555</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi ve ONKODAY iş birliğiyle düzenlenen söyleşide uzmanlar, meme kanserinde erken tanının ve düzenli kontrolün önemine dikkat çekerek doğru bilinen yanlışları ve güncel tedavi yöntemlerini anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-meme-kanseri-farkindaligi-663555">Nilüfer&#8217;de meme kanseri farkındalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>Nilüfer Belediyesi ve ONKODAY iş birliğiyle düzenlenen söyleşide uzmanlar, meme kanserinde erken tanının ve düzenli kontrolün önemine dikkat çekerek doğru bilinen yanlışları ve güncel tedavi yöntemlerini anlattı.</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında bir söyleşi düzenlendi. Nilüfer Belediyesi ile Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği (ONKODAY) iş birliğinde gerçekleştirilen “Erken Tanı Kadının Yarını” başlıklı söyleşide, uzman isimler meme kanseri, risk faktörleri, erken teşhis ve güncel tedavi yöntemleri hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Güzin Abraş’ın moderatörlüğünü üstlendiği programa Nilüfer Belediye Meclis Üyesi Demirhan Aslan’ın yanı sıra vatandaşlar katıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><strong><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>“ERKEN TEŞHİSTE TEDAVİ BAŞARISI YÜZDE 100’E YAKIN”</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></strong></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Söyleşinin ilk konuşmasını yapan Bursa Uludağ Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Uzm. Dr. Ender Eren Özçelik, hastalığın risk faktörleri ve tarama programları hakkında bilgi verdi. Meme kanserinde en önemli iki risk faktörünün yaş ve kadın olmak olduğunu hatırlatan Özçelik, dünyada yaklaşık her 8 kadından birinin yaşamı boyunca meme kanseriyle karşılaşabildiğini söyledi. Toplumdaki genel kanının aksine meme kanserlerinin yüzde 70 ila 80’inin ailesinde hiçbir genetik öykü bulunmayan kişilerde ortaya çıktığına işaret eden Özçelik, erken evrede tespit edilen vakalarda tedavi başarısının neredeyse yüzde 100’e yaklaştığını belirtti. Türkiye’de 40 yaşından itibaren iki yılda bir mamografi taraması önerildiğini hatırlatan Özçelik; mamografinin yaydığı radyasyonun ihmal edilebilir düzeyde olduğunu, biyopsinin kanseri yaydığı yönündeki iddiaların ise tamamen asıl olduğunu dile getirdi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>“KONTROLLER GENÇ YAŞLARDA BAŞLAMALI”</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Coşkun Özer de erken evrede tespit edilen meme kanserinde tedavi başarı oranının yüzde 99 seviyelerine ulaştığını vurguladı. Memede ele gelen kitlelerin yaklaşık yüzde 90’ının iyi huylu dokulardan oluştuğunu belirten Özer, bu nedenle panik yaşamak yerine vakit kaybetmeden uzman kontrolüne başvurulması gerektiğini söyledi. Tıptaki yenilikler sayesinde artık doku kaybına yol açan geniş cerrahiler yerine memeyi koruyan ve estetik kaygıları gideren onkoplastik cerrahinin öne çıktığını anlatan Özer, hastalığın günümüzde 20’li ve 30’lu yaşlardaki genç kadınlarda da daha sık görülebildiğini, bu sebeple farkındalık ve kontrollerin genç yaşlarda başlaması gerektiğini ifade etti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>“BELİRTİLERİ FARK ETMEKTEN ÇEKİNMEYİN”</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kendisi de meme kanserini atlatmış olan ONKODAY Başkanı Füsun Önen, hastalıkla mücadelede korkunun yerine bilinci koymak gerektiğini vurguladı. 1999 yılından bu yana sağlıklı bir şekilde yaşamına devam ettiğini anlatan Önen, bedene dokunmaktan ve belirtileri fark etmekten çekinilmemesi gerektiğini söyleyerek moral ve hedeflere tutunmanın tedavi sürecindeki iyileştirici gücünü anlattı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Eğitim hemşiresi Elif Pişkin ise meme kanserinde kendi kendine muayene adımlarını maket üzerinde uygulamalı olarak anlattı. Kadınların 20 yaşından itibaren ayda yalnızca 10 dakikalarını ayırarak kendi kendilerine muayene yapmalarının hayati olduğunu aktaran Pişkin; ayna karşısında yapılan gözlemlerin, derideki çekilme, çukurlaşma, renk değişikliği ya da meme başı akıntısı gibi uyarıcı sinyallerin dikkatle takip edilmesi gerektiğini dile getirdi. Pişkin ayrıca Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri’nin (KETEM) ücretsiz tarama hizmetlerinin düzenli kullanılmasının önemine değindi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Programın sonunda söz alan Nilüfer Belediye Meclis Üyesi Demirhan Aslan da bir hekim olarak erken tanının, sağlıklı beslenmenin ve bilime güvenmenin kanserle mücadeledeki belirleyici rolüne dikkat çekerek katkı sunan tüm uzmanlara teşekkür etti. Katılımcıların merak ettiği soruların yanıtlandığı söyleşi, günün anısına konuşmacılara hediye takdim edilmesiyle tamamlandı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-meme-kanseri-farkindaligi-663555">Nilüfer&#8217;de meme kanseri farkındalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklukta hayvana şiddet göz ardı edilmemeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklukta-hayvana-siddet-goz-ardi-edilmemeli-663551</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2026 10:44:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ardı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklukta]]></category>
		<category><![CDATA[edilmemeli]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hayvana]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=663551</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayvana yönelik şiddetin tek bir psikolojik nedene bağlanamayacağını belirten uzmanlar, düşük empati, öfke ve dürtü kontrolünde güçlük gibi birçok etkenin bu davranışta rol oynayabileceğini söylüyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklukta-hayvana-siddet-goz-ardi-edilmemeli-663551">Çocuklukta hayvana şiddet göz ardı edilmemeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tekrarlayan ve kasıtlı hayvan şiddetinin özellikle çocuk ve ergenlerde önemli bir uyarı işareti olabileceğine dikkat çeken Klinik Psikolog Seren Doğantekin, “Özellikle çocuk ve ergenlerde hayvana zarar verme davranışı ‘çocukluk yaramazlığı’ olarak küçümsenmemeli. Bu davranış bazen çocuğun yaşadığı travma, şiddete tanıklık etme, şiddetin normalleştirildiği bir çevrede büyüme veya duygu ve davranışlarını düzenlemekte zorlanmasıyla ilişkili olabilir.” dedi. Hayvana yönelik şiddet ile kişilerarası şiddet arasında ilişki bulunduğunu dile getiren Doğantekin, çocukların hayvanlarla kurduğu sağlıklı ilişkilerin empati, sorumluluk ve bakım verme becerilerini destekleyebileceğini vurguladı.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Seren Doğantekin, 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü kapsamında hayvana yönelik şiddetin psikolojik ve sosyal açıdan hangi etkenlerle ilişkili olabileceği, insanlara yönelik şiddetle bağlantısı ve çocuklarda hayvanlara karşı sağlıklı bir yaklaşımın empati ve sorumluluk gelişimine katkısı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/10/cocuklukta-hayvana-siddet-goz-ardi-edilmemeli-0-t3ZDtcFd.jpg"/></p>
<p><strong>Hayvana yönelik şiddet, güç ve kontrol kurmanın bir aracı olarak da kullanılabiliyor</strong></p>
<p>Hayvana yönelik şiddeti tek bir psikolojik nedene bağlamanın doğru olmadığını ifade eden Klinik Psikolog Seren Doğantekin, “Araştırmalar; düşük empati, öfke kontrolünde güçlük, dürtüsellik, saldırgan davranış örüntüleri, şiddete maruz kalma veya şiddete tanıklık etme gibi pek çok etkenin rol oynayabileceğini gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Özellikle kişinin karşısındaki canlının acısını fark etme ve onun açısından değerlendirebilme kapasitesinin düşük olmasının, şiddet davranışının ortaya çıkmasını kolaylaştırabildiğini aktaran Doğantekin, “Bazı durumlarda şiddet, yalnızca öfkenin dışavurumu değildir; güç ve kontrol kurmanın bir aracı olarak da kullanılabilir. Özellikle aile veya partner şiddetinin bulunduğu ortamlarda hayvana zarar verme ya da zarar vermekle tehdit etmenin, diğer kişiyi korkutmak ve kontrol etmek amacıyla kullanılabildiğini gösteren çalışmalar bulunur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tekrarlayan ve kasıtlı hayvan şiddeti önemli bir uyarı işareti olabilir</strong></p>
<p>Hayvana şiddeti yalnızca hayvana zarar veren tekil bir davranış olarak değerlendirmenin de eksik kalabileceğine işaret eden Doğantekin, “Özellikle tekrarlayan ve kasıtlı şiddet davranışları; kişinin öfke kontrolü, empati, dürtü kontrolü ve kişilerarası ilişkileri açısından değerlendirilmesi gereken önemli bir işaret olabilir.” dedi.</p>
<p>Özellikle çocuk ve ergenlerde hayvana zarar verme davranışının ‘çocukluk yaramazlığı’ olarak küçümsenmemesi gerektiğini vurgulayan Doğantekin, “Bu davranış bazen çocuğun yaşadığı travma, şiddete tanıklık etme, şiddetin normalleştirildiği bir çevrede büyüme veya duygu ve davranışlarını düzenlemekte zorlanmasıyla ilişkili olabilir. Bu nedenle tekrarlayan ve kasıtlı hayvan şiddeti, çocuğun içinde bulunduğu çevrenin ve ruhsal durumunun değerlendirilmesini gerektiren bir uyarı işareti olarak ele alınmalı.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Hayvana yönelik şiddet ile kişilerarası şiddet arasında ilişki bulunuyor</strong></p>
<p>Hayvana şiddet uygulayan kişilerin daha sonra insanlara yönelik şiddet uygulama olasılığının yüksek olduğunun bilindiğini hatırlatan Seren Doğantekin, şunları söyledi:</p>
<p>“Bilimsel literatürde hayvana yönelik şiddet ile kişilerarası şiddet arasında dikkate değer bir ilişki bulunur. Çocukluk dönemindeki hayvan şiddetini inceleyen araştırmalar, bu davranış ile insanlara yönelik şiddet arasında anlamlı ilişkiler bildirmiştir.  Daha geniş bir literatür taramasında incelenen 96 çalışmanın 94’ünde hayvan istismarı ile insanlara yönelik şiddet arasında bir tür ilişki bildirilmiştir; özellikle aile içi şiddet bağlamında iki şiddet türünün birlikte görülmesine ilişkin önemli bulgular vardır. Ancak bu bulguları ‘hayvana zarar veren herkes ileride insana zarar verir’ şeklinde yorumlamak doğru değildir. Burada söz konusu olan kesin bir neden-sonuç ilişkisi değil, risk faktörlerinin ve şiddet örüntülerinin birbiriyle kesişebilmesidir.”</p>
<p><strong>Hayvan sevgisinin temelinde, başka bir canlının yaşamına ve sınırlarına saygı duymak var</strong></p>
<p>Çocukların hayvanlarla kurdukları sağlıklı ilişkinin yalnızca ‘hayvan sevgisi’ açısından değil; empati, sorumluluk alma, bakım verme ve başka bir canlının ihtiyaçlarını fark edebilme becerilerinin gelişmesi açısından değerli olduğuna dikkat çeken Doğantekin, “Çocukların evcil hayvanlarla kurduğu bağ üzerine yapılan araştırmalarda güçlü ve olumlu bağların empati, yaşam kalitesi ve bazı olumlu baş etme becerileriyle ilişkili olduğu görülür.” dedi.</p>
<p>Ebeveynin hayvanlardan korkması durumunda ise çocuğa ‘hayvanlardan korkmamalısın’ mesajını vermekten çok, hayvana saygılı ve güvenli yaklaşmayı öğretmenin önemli olduğunun altını çizen Doğantekin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çocuğun mutlaka bir hayvana dokunması, onu sevmesi ya da evde hayvan beslemesi gerekmez. Sokaktaki bir hayvana zarar vermemek, ihtiyaçlarını anlamaya çalışmak, uygun koşullarda su veya mama bırakmak ve hayvanların da korku, stres ve acı yaşayabilen canlılar olduğunu anlatmak dahi çocuğun merhamet ve sorumluluk anlayışını destekleyebilir.</p>
<p>Burada ebeveynin model olması da oldukça önemlidir. Çocuklar yetişkinlerin yalnızca söylediklerini değil, davranışlarını da gözlemleyerek öğrenirler. Bu nedenle ebeveyn hayvandan korksa bile onu aşağılayan, tehdit eden ya da şiddeti normalleştiren ifadeler kullanmak yerine, ‘ben biraz korkuyorum ama ona zarar vermiyoruz, mesafemizi koruyoruz’ şeklinde bir tutum sergileyebilir. Böylece çocuk hem kendi sınırlarını korumayı hem de kendisinden daha savunmasız bir canlının sınırlarına saygı göstermeyi öğrenir. Hayvan sevgisinin temelinde de aslında yalnızca sevmek değil; başka bir canlının yaşamına, sınırlarına ve acısına saygı duyabilmek vardır.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklukta-hayvana-siddet-goz-ardi-edilmemeli-663551">Çocuklukta hayvana şiddet göz ardı edilmemeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlar vurguluyor: Hareket için spor salonu şart değil</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-vurguluyor-hareket-icin-spor-salonu-sart-degil-663547</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2026 10:44:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[salonu]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<category><![CDATA[vurguluyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=663547</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük hayatın yoğunluğu içinde düzenli egzersize zaman ayırmak her zaman mümkün olmayabiliyor. Ancak hareket etmek için mutlaka uzun süreli spor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-vurguluyor-hareket-icin-spor-salonu-sart-degil-663547">Uzmanlar vurguluyor: Hareket için spor salonu şart değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günlük hayatın yoğunluğu içinde düzenli egzersize zaman ayırmak her zaman mümkün olmayabiliyor. Ancak hareket etmek için mutlaka uzun süreli spor programlarına ihtiyaç olmadığını belirten Erdem Hastanesi Çakmak şubesi Başhekimi Uzm. Dr. Serdar Yaşar, 4 Ekim Dünya Yürüyüş Günü kapsamında gün içinde atılan küçük adımların ve hareket alışkanlıklarının da fiziksel aktivitenin artırılmasına katkı sağlayabileceğine dikkat çekti.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), yetişkinlerin haftada 150-300 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite yapmasını öneriyor. Ancak bu hedefe ulaşamayan kişiler için de “hiç hareket etmemektense bir miktar hareket etmenin” sağlık açısından faydalı olduğu vurgulanıyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/10/uzmanlar-vurguluyor-hareket-icin-spor-salonu-sart-degil-0-RWTSZFkd.png"/></p>
<p>Fiziksel aktivitenin yürüyüş, bisiklete binme, ulaşım sırasında hareket etme ve günlük işler gibi farklı yollarla da yapılabileceği belirtiliyor. 4 Ekim Dünya Yürüyüş Günü kapsamında Erdem Hastanesi Çakmak Şubesi Başhekimi Uzm. Dr. Serdar Yaşar, günlük hareketi artırmak isteyenler için şu noktalara değindi;</p>
<p>“Bugün spor yapamadım” demek, hiç hareket etmemek anlamına gelmemeli. Kısa yürüyüşler, merdiven kullanmak veya gün içinde daha fazla ayağa kalkmak hareket miktarını artırabilir.</p>
<p>Yürüyüşü günlük rutinin bir parçası haline getirmek önemli. İşe veya alışverişe giderken yolun bir bölümünü yürümek, kısa mesafelerde araç yerine yürümeyi tercih etmek gibi küçük değişiklikler sürdürülebilir bir başlangıç sağlayabilir.</p>
<p>Hedefi bir anda yükseltmek yerine kademeli artırmak daha uygulanabilir olabilir. Dünya Sağlık Örgütü de fiziksel aktiviteye küçük miktarlarla başlanmasını ve zaman içinde sıklık, süre ve yoğunluğun artırılmasını öneriyor.</p>
<p>Adım sayısına tek başına odaklanmak yerine genel hareketliliğe bakılmalı. Sağlıklı yaşam için herkes açısından geçerli tek bir günlük adım sayısı hedefinden ziyade düzenli fiziksel aktivite ve daha az hareketsiz zaman önem taşıyor.</p>
<p>Hareketin faydası yalnızca kilo kontrolüyle sınırlı değil. Düzenli fiziksel aktivite kalp-damar sağlığını desteklerken, tip 2 diyabet riskinin azaltılmasına, uyku kalitesinin iyileşmesine ve ruhsal iyilik halinin desteklenmesine de katkı sağlayabiliyor.</p>
<p>Başhekim Uzm. Dr. Serdar Yaşar “Hareketsizliği azaltmak için hayatımıza büyük değişiklikler eklemek her zaman gerekmiyor. Gün içinde daha fazla yürümek, kısa mesafelerde hareket etmeyi tercih etmek ve uzun süre oturulan zamanları bölmek iyi bir başlangıç olabilir. Önemli olan hareketi yalnızca yapılması gereken bir egzersiz olarak değil, günlük yaşamın doğal bir parçası haline getirebilmek” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-vurguluyor-hareket-icin-spor-salonu-sart-degil-663547">Uzmanlar vurguluyor: Hareket için spor salonu şart değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Gürol Epik &#8220;Yaş Almanın Sanatı&#8221; Yaklaşımını İstanbul&#8217;a Taşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-gurol-epik-yas-almanin-sanati-yaklasimini-istanbula-tasiyor-663445</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 11:21:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[almanın]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[epik]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[gürol]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[medikal]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımını]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Yaş Alma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=663445</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dr. Gürol Epik, medikal estetik ve sağlıklı yaş alma alanındaki yaklaşımını hayata geçirdiği yeni muayenehanesi Epik Güzellik’i iş, sanat ve cemiyet hayatından davetlilerin katılımıyla İstanbul Çiftehavuzlar’da hizmete açtı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-gurol-epik-yas-almanin-sanati-yaklasimini-istanbula-tasiyor-663445">Dr. Gürol Epik &#8220;Yaş Almanın Sanatı&#8221; Yaklaşımını İstanbul&#8217;a Taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Gürol Epik, medikal estetik ve sağlıklı yaş alma alanındaki yaklaşımını hayata geçirdiği yeni muayenehanesi Epik Güzellik’i iş, sanat ve cemiyet hayatından davetlilerin katılımıyla İstanbul Çiftehavuzlar’da hizmete açtı. Bilimsel yaklaşım, doğallık ve kişiye özel değerlendirme anlayışını merkeze alan Epik Güzellik, estetik uygulamalara “daha genç görünmek” hedefinin ötesinden bakarak kişinin kendi yaşının en iyi haline ulaşmasına eşlik etmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Tıp eğitiminin ardından Aile Hekimliği ihtisasını tamamlayan Dr. Gürol Epik, kariyerinin önemli bir bölümünde sağlık ve ilaç sektöründe ulusal ve uluslararası medikal yönetim görevleri üstlendi. Bu süreçte yeni tedavilerin değerlendirilmesi, bilimsel verilerin yorumlanması ve hasta güvenliği alanlarında derin bir deneyim kazanan Epik, birikimini medikal estetik alanıyla birleştirerek yaklaşımını “Yaş Almanın Sanatı” olarak tanımlıyor.</p>
<p><strong>“Hedef Yaşı Değiştirmek Değil, Doğal Hali Desteklemektir”</strong></p>
<p>Estetik tıbbın yalnızca daha genç görünmekle ilişkilendirilmemesi gerektiğini belirten Dr. Gürol Epik, Epik Güzellik’in çıkış noktasını şöyle özetliyor:</p>
<p>“Zaman içerisinde estetik tıbbın yalnızca daha genç görünmekle değil, kişinin kendisini daha iyi hissetmesi ve yaş alma sürecini daha sağlıklı yönetmesiyle ilgili olduğuna inandım. Epik Güzellik’in temelinde kişinin yaşını değiştirmeye çalışmak yerine, kendi yaşının en iyi ve en doğal haline ulaşmasına yardımcı olmak var. Ben buna ‘Yaş Almanın Sanatı’ diyorum.”</p>
<p>Epik Güzellik’te medikal estetik uygulamaları; yüz anatomisi, cilt kalitesi ve kişisel ihtiyaçlar bütüncül bir şekilde değerlendirilerek planlanıyor. Cilt kalitesinin artırılması, nem ve elastikiyet kaybının yönetilmesi ile ince çizgilere yönelik çözümlerin yanı sıra cilt sağlığını uzun vadede korumayı amaçlayan yaklaşımlar merkezin odağında yer alıyor.</p>
<p><strong>Bilim, Sanat ve Doğallık Aynı Çatı Altında</strong></p>
<p>Muayenehanesini belirli işlemlerin öne çıkarıldığı bir merkezden ziyade belirgin bir tedavi felsefesine sahip bir yapı olarak konumlandıran Dr. Gürol Epik, bu felsefenin üç temel unsurunu bilim, sanat ve doğallık olarak açıklıyor. Bilim uygulamaların temelini oluştururken, sanat yüzün oranlarını ve estetik bütünlüğünü değerlendirmeyi, doğallık ise müdahalelerin sınırını belirliyor.</p>
<p>Dr. Epik, “Amaç bir insanı başka birine dönüştürmek değil; kişinin kendine özgü özelliklerini koruyarak daha sağlıklı, dinlenmiş ve dengeli bir görünüme ulaşmasına yardımcı olmaktır” diyor.</p>
<p><strong>“Bazen İyi Hekimlik, İşlemin Gerekli Olmadığını Söylemektir”</strong></p>
<p>Epik Güzellik’in tedavi anlayışında her hastanın ihtiyacının ayrı değerlendirilmesi ve gereksiz müdahalelerden kaçınılması öncelikli bir yer tutuyor.</p>
<p>Doğru estetik uygulamanın ilk adımının dinlemek ve doğru değerlendirmek olduğunu vurgulayan Dr. Epik, “Hastanın beklentisini anlamak ve yüzü tek bir bölge üzerinden değil, bir bütün olarak değerlendirmek gerekiyor. Bazen iyi hekimlik bir işlem önermek, bazen de o işlemin gerekli olmadığını söylemektir” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Teknolojide Temel Kriter: Bilimsel Karşılık</strong></p>
<p>Çiftehavuzlar’daki muayenehanenin tasarımında klinik ortamın verdiği güven duygusu, sıcak ve zamansız bir atmosferle birleştirildi. Teknolojik altyapıda ise popüler uygulamalar yerine bilimsel kanıt, güvenlik ve hastaya sağlayacağı fayda temel kriterler olarak belirlendi.</p>
<p>Dr. Epik, teknolojideki yaklaşımlarını şu sözlerle ifade ediyor: “Teknolojide temel kriterimiz yeni olan her şeyi kullanmak değil; bilimsel karşılığı olan ve hastaya gerçekten fayda sağlayacağına inandığımız yöntemleri tercih etmektir.”</p>
<p><strong>Uzun Vadeli ve Güvene Dayalı Hekimlik İlişkisi</strong></p>
<p>Epik Güzellik’in önümüzdeki dönemde yalnızca uygulamaların yapıldığı bir muayenehane değil; sağlıklı yaş alma ve cilt sağlığı konusunda güvenilir bilginin üretildiği bir merkez olması hedefleniyor.</p>
<p>Dr. Gürol Epik sözlerini şöyle tamamlıyor: “Yaş almak hayatın doğal bir parçası. Medikal estetiğin görevi yaşımızı veya kimliğimizi silmek değildir. Doğru uygulandığında medikal estetik, insanın kendine özgü özelliklerini koruyarak daha sağlıklı ve dengeli hissetmesine eşlik edebilir. Epik Güzellik benim için tam olarak bunu ifade ediyor. Yeni muayenehanemde bilimin rehberliğini ve hekimlik sorumluluğunu bir araya getirerek hastalarımla uzun süreli, güvene dayalı bir yolculuk kurmayı diliyorum.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-gurol-epik-yas-almanin-sanati-yaklasimini-istanbula-tasiyor-663445">Dr. Gürol Epik &#8220;Yaş Almanın Sanatı&#8221; Yaklaşımını İstanbul&#8217;a Taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yürüyüş ve hareket, bir yaşam alışkanlığına dönüştürülmeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuruyus-ve-hareket-bir-yasam-aliskanligina-donusturulmeli-663325</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 11:17:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10 Bin Adım]]></category>
		<category><![CDATA[adım]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlığına]]></category>
		<category><![CDATA[dönüştürülmeli]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyüş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=663325</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Yürüyüş Günü kapsamında fiziksel aktivitenin sağlık üzerindeki önemine dikkat çeken Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hikmet Uçgun, her adımın sağlık için yararlı olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuruyus-ve-hareket-bir-yasam-aliskanligina-donusturulmeli-663325">Yürüyüş ve hareket, bir yaşam alışkanlığına dönüştürülmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Dünya Yürüyüş Günü kapsamında fiziksel aktivitenin sağlık üzerindeki önemine dikkat çeken Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hikmet Uçgun, her adımın sağlık için yararlı olduğunu söyledi. Uçgun, 10 bin adımın herkes için zorunlu bir hedef olmadığını belirterek, hareket miktarının kişinin yaşına, sağlık durumuna ve fiziksel kapasitesine göre kademeli olarak artırılması gerektiğini vurguladı.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hikmet Uçgun, 3-4 Ekim Dünya Yürüyüş Günü’nün yalnızca iki gün boyunca daha fazla yürümek için bir fırsat olarak görülmemesi gerektiğini belirterek hareketin sürdürülebilir bir yaşam alışkanlığına dönüştürülmesinin önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Dünya Yürüyüş Günü neden önemli?</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dünya Yürüyüş Günü’nün, fiziksel aktivitenin sağlığın korunmasındaki önemini hatırlatması açısından oldukça değerli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Hikmet Uçgun,  “Günümüzde teknolojinin hayatımızı kolaylaştırmasıyla birlikte günlük hareket miktarımız giderek azalıyor ve daha uzun süreleri oturarak geçiriyoruz. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yetişkinlerin yaklaşık üçte biri önerilen fiziksel aktivite düzeylerine ulaşamıyor. Fiziksel hareketsizlik ise kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet ve bazı kanser türleri başta olmak üzere birçok kronik hastalık açısından önemli bir risk faktörüdür” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Yürüyüşün en önemli avantajlarından birinin ise erişilebilir olmasıdır” diyen Uçgun, “Özel bir tesise veya pahalı ekipmanlara ihtiyaç duyulmadan, hemen her yaş grubunda günlük yaşamın içerisine dahil edilebilir. Bu nedenle Dünya Yürüyüş Günü&#8217;nü yalnızca iki gün boyunca daha fazla yürüdüğümüz bir farkındalık günü olarak değil, hareketi yaşamımızın doğal bir parçası halinegetirmek için bir başlangıç noktası olarak görmek gerekir” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Önemli olan yalnızca kaç adım attığımız değil”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Fizyoterapi ve rehabilitasyon perspektifinden bakıldığında fiziksel aktivitenin değerlendirilmesinde yalnızca adım sayısına odaklanılmaması gerektiğini belirten Doç. Dr. Hikmet Uçgun, yürüme hızı, dayanıklılık, denge, kas kuvveti ve günlük yaşam aktivitelerinin bağımsız şekilde sürdürülebilmesinin de önemli olduğunu ifade etti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Uçgun, sağlıklı yaşlanma açısından kişinin hareket kapasitesinin korunması ve mümkün olduğunca geliştirilmesinin temel hedeflerden biri olması gerektiğini vurguladı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>10 bin adım gerçekten gerekli mi?</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Toplumda yaygın olarak kabul gören “günde 10 bin adım” hedefinin bilimsel olarak belirlenmiş zorunlu bir sağlık eşiği olmadığını belirten Doç. Dr. Hikmet Uçgun, bu sayının geçmişinin 1960’lı yıllarda Japonya’da pazarlanan ve adı yaklaşık olarak “10 bin adım ölçer” anlamına gelen bir pedometreye dayandığını ifade etti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Her adım değerlidir</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Doç. Dr. Hikmet Uçgun, “Nitekim 2025 yılında The Lancet Public Health&#8217;te yayımlanan kapsamlı bir meta-analiz, günde yaklaşık 7 bin adımın bile önemli sağlık kazanımlarıyla ilişkili olduğunu gösterdi. Bu nedenle kişilere “10 bin adımı tamamlayamadıysanız yaptığınız yürüyüşün anlamı yok” mesajını vermemeliyiz. Tam tersine, her adım değerlidir. Örneğin günlük 3 bin adım atan bir kişinin önce 4 bine, ardından 5 bine çıkması bile anlamlı bir ilerlemedir. Hedef kişinin yaşına, sağlık durumuna, fiziksel kapasitesine ve mevcut aktivite düzeyine göre bireyselleştirilmelidir” tavsiyesinde bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Düzenli yürüyüş kalp sağlığından ruhsal iyiliğe kadar birçok alana katkı sağlıyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yürüyüşün basit görünmesine rağmen vücudumuzda birçok sistemi aynı anda çalıştıran önemli bir fiziksel aktivite olduğunu vurgulayan Uçgun, “Düzenli ve uygun tempoda yapılan yürüyüş; kalp ve dolaşım sisteminin daha etkin çalışmasına, kardiyorespiratuar kapasitenin geliştirilmesine, kas kuvveti ve dayanıklılığının korunmasına, eklem hareketliliğinin desteklenmesine ve vücut ağırlığının kontrolüne katkı sağlar” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bunun yanında yürüyüşün faydalarının yalnızca fiziksel sağlıkla sınırlı olmadığını söyleyen Uçgun, “Düzenli fiziksel aktivitenin uyku, bilişsel fonksiyonlar, ruhsal iyilik hali ve yaşam kalitesi üzerinde de olumlu etkileri bulunuyor; depresyon ve anksiyete belirtilerinin azaltılmasına katkı sağlayabiliyor. İleri yaşlarda ise hareketliliğin ve bağımsızlığın korunması açısından ayrıca önem taşıyor. Fizyoterapist gözüyle baktığımızda burada önemli olan yalnızca “kaç adım attığımız” değil; kişinin hareket kapasitesini koruması ve geliştirmesidir. Yürüme hızı, dayanıklılık, denge, kas kuvveti ve günlük yaşam aktivitelerini bağımsız sürdürebilme yeteneği sağlıklı yaşlanmanın önemli bileşenleridir” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yürüyüş yaparken nelere dikkat edilmeli?</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yürüyüşün de diğer egzersizler gibi kişinin mevcut fiziksel kapasitesine uygun olması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Hikmet Uçgun, “Özellikle uzun süredir hareketsiz olan kişilerin bir anda yüksek adım sayılarına veya uzun mesafelere ulaşmaya çalışması yerine süreyi, mesafeyi ve tempoyu kademeli olarak artırmasını öneriyoruz” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yürüyüş sırasında dikkat edilmesi gerekenlere değinen Uçgun, “Yürüyüş sırasında rahat ve uygun bir ayakkabı tercih edilmeli, hava koşullarına uygun kıyafetler giyilmeli ve özellikle sıcak havalarda yeterli sıvı alımına dikkat edilmelidir. Yürüyüş öncesinde birkaç dakikalık düşük tempolu başlangıç, sonrasında ise temponun kademeli olarak düşürülmesi vücudun aktiviteye uyum sağlamasına yardımcı olur” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Orta şiddette yürüyüş için “konuşma testi”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Orta şiddette bir yürüyüş için pratik olarak “konuşma testi” kullanılabileceğini kaydeden Uçgun, “Kişi yürürken konuşabiliyor ancak uzun ve rahat bir sohbeti sürdürmekte bir miktar zorlanıyorsa genellikle orta şiddette bir aktivite düzeyindedir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Özel durumlar bireysel olarak değerlendirilmeli</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Doç. Dr. Hikmet Uçgun, kalp-damar veya solunum sistemi hastalığı bulunan, denge problemi yaşayan, ciddi kas-iskelet sistemi yakınması olan ya da uzun süredir fiziksel olarak aktif olmayan kişilerin egzersiz programlarının bireysel olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek “Yürüyüş sırasında göğüs ağrısı, olağandışı nefes darlığı, baş dönmesi veya bayılma hissi gibi belirtiler ortaya çıkarsa aktivite sonlandırılmalı ve gerekli sağlık değerlendirmesi yapılmalıdır” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Sağlıklı yaşam için haftada en az 150 dakika hareket</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Daha hareketli bir yaşam için egzersizin yalnızca spor salonunda yapılan bir aktivite olarak görülmemesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Hikmet Uçgun, hareketin günün tamamına yayılmasının önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Daha hareketli bir yaşam için bu önerilere dikkat!</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dünya Sağlık Örgütü’nün yetişkinler için haftada en az 150–300 dakika orta şiddette aerobik fiziksel aktiviteyi ve haftada en az iki gün büyük kas gruplarını içeren kuvvetlendirme egzersizlerini önerdiğini kaydeden Uçgun, “Aynı zamanda uzun süreli hareketsiz geçirilen zamanın azaltılmasını da özellikle vurguluyor. Günlük yaşamda küçük değişiklikler zaman içerisinde önemli bir hareket miktarı oluşturabilir. Asansör yerine merdiven kullanmak, kısa mesafelerde araç yerine yürümek, toplu taşımadan bir durak önce inmek, telefon görüşmelerini mümkünse yürüyerek yapmak, öğle arasında kısa yürüyüşler gerçekleştirmek ve uzun süre masa başında çalışanların düzenli aralıklarla ayağa kalkarak hareket etmesi uygulanabilir yöntemlerden bazılarıdır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yalnızca adım sayısına değil, hareketin bütününe odaklanılmalı</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ayrıca yalnızca adım sayısına odaklanmamak gerektiğinin altını çizen Uçgun, “Yürüyüş çok değerli bir aerobik aktivitedir ancak kuvvet, denge ve esnekliği destekleyen egzersizlerle birlikte düşünüldüğünde daha bütüncül bir yaklaşım oluşturur. Özellikle ileri yaşlarda kas kuvveti ve dengenin korunması, düşmelerin önlenmesi ve günlük yaşam bağımsızlığının sürdürülmesi açısından büyük önem taşır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>10 bin adımı tamamla değil, bugün dünden biraz daha fazla hareket et</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Toplumda fiziksel aktivite konusunda zaman zaman “ya hep ya hiç” anlayışının görüldüğünü belirten Doç. Dr. Hikmet Uçgun, bir saat spor yapmaya zaman bulunamadığında hiç hareket etmemek veya 10 bin adıma ulaşılamadığında yürüyüşü yetersiz görmek yerine, mevcut hareket düzeyinin artırılmasına odaklanılması gerektiğini söyledi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Uçgun, Dünya Yürüyüş Günü kapsamında verilmesi gereken mesajı şöyle özetledi:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“10 bin adımı tamamla” değil, <b>“</b>Bugün dünden biraz daha fazla hareket et.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Sağlık için atılan her adımın değerli olduğunu vurgulayan Uçgun, önemli olanın kişinin kendi kapasitesine uygun şekilde başlaması, hareket miktarını zaman içerisinde artırması ve bunu birkaç günlük bir hedef olmaktan çıkararak sürdürülebilir bir yaşam alışkanlığına dönüştürmesi olduğunu ifade etti.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuruyus-ve-hareket-bir-yasam-aliskanligina-donusturulmeli-663325">Yürüyüş ve hareket, bir yaşam alışkanlığına dönüştürülmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! Bu belirtilerde yürüyüşe devam etmeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-belirtilerde-yuruyuse-devam-etmeyin-663286</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 11:15:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[belirtilerde]]></category>
		<category><![CDATA[dakika]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tempo]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyüş]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyüşe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=663286</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp ve damar hastalıkları dünya genelinde ölüm nedenleri arasında başı çekerken, günlük yaşama kolayca dahil edilebilen yürüyüş bu riski azaltmada önemli rol oynuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-belirtilerde-yuruyuse-devam-etmeyin-663286">Dikkat! Bu belirtilerde yürüyüşe devam etmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalp ve damar hastalıkları dünya genelinde ölüm nedenleri arasında başı çekerken, günlük yaşama kolayca dahil edilebilen yürüyüş bu riski azaltmada önemli rol oynuyor. Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinlere haftada 150-300 dakika orta şiddette fiziksel aktivite öneriyor. Ancak özellikle 35 yaşından sonra ve uzun süredir hareketsiz olanlarda, yürüyüşün süresi kadar, temposu ve hangi koşullarda yapıldığı da önem taşıyor. </p>
<p><strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan</strong>, yürüyüşte doğru tempoyu anlamanın en kolay yollarından birinin ‘konuşma testi’ olduğunu belirterek, “Orta tempolu bir yürüyüşte konuşabilir, ancak uzun cümleleri rahatça söylemekte zorlanırsınız. Konuşamayacak kadar nefes nefese kalıyorsanız temponuz fazla yüksek olabilir” diyor. Prof. Dr. Murat Turfan, <strong>4 Ekim Dünya Yürüyüş Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada, kalp sağlığı için yürüyüşte dikkat edilmesi gereken 6 temel kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>Yürüyüşe başlamadan önce kendi risklerinizi öğrenin</strong></p>
<p>Prof. Dr. Murat Turfan, “35 yaşından sonra değişen şey yürüyüşün kuralları değil, kişinin kendi risklerini daha iyi tanımasının önemidir” diyerek sözlerine şöyle devam ediyor: “Uzun süredir egzersiz yapmıyorsanız, sigara kullanıyorsanız, hipertansiyon, diyabet veya kolesterol yüksekliğiniz varsa ya da ailenizde erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunuyorsa yürüyüş programına başlamadan önce sağlık durumunuzun değerlendirilmesi önemlidir. Gerekli görülen kişilerde hekim muayenesi ve ek testlerle egzersizin güvenli sınırları belirlenebilir. Bilinen kalp-damar hastalığı bulunan kişilerin ise yürüyüşün süresi ve şiddeti konusunda mutlaka hekimlerinin önerisine göre hareket etmeleri gerekir.</p>
<p><strong>İlk ve son 5-10 dakikayı hafife almayın</strong></p>
<p>Yürüyüşe başlar başlamaz yüksek tempoya çıkmak kalp ve dolaşım sistemi üzerindeki yükü aniden artırabilir. Bu nedenle ilk 5-10 dakikayı daha rahat bir tempoda geçirerek vücudun ısınmasını sağlamak, ardından yürüyüş hızını kademeli olarak yükseltmek faydalıdır. Yürüyüşü bitirirken de birden durmak yerine son birkaç dakikada tempoyu yavaşlatmak gerekir. Isınma ve soğuma bölümleri özellikle yüksek tempoda yürüyenler ve kalp-damar hastalığı bulunanlar için daha önemlidir. </p>
<p><strong>Temponuzu ‘konuşma testi’ ile ayarlayın</strong></p>
<p>Prof. Dr. Murat Turfan, “Yürüyüş sırasında nabzınızı sürekli takip etmek zorunda değilsiniz. Bunun için oldukça basit bir yöntem var; konuşma testi. Orta şiddette bir yürüyüş sırasında konuşabilirsiniz, ancak uzun cümleleri rahatlıkla söylemekte zorlanmaya başlarsınız. Buna karşılık konuşamayacak kadar nefes nefese kalıyorsanız tempo sizin için fazla yüksek olabilir. Elbette bu sınır kişiden kişiye değişir. Düzenli egzersiz yapan bir kişinin ‘orta şiddeti’, uzun süredir hareketsiz bir kişinin temposundan oldukça farklı olabilir. </p>
<p><strong>Bir günde çok değil, haftaya yayarak yürüyün</strong></p>
<p>Kalp sağlığı için haftada bir gün birkaç saat yürümek yerine, hareketi haftanın geneline yaymak daha doğru bir yaklaşım. Haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite hedefleyin. Örneğin, haftanın 5 günü 30’ar dakikalık tempolu yürüyüş iyi bir başlangıç olabilir. Üstelik bu süreyi tek seferde tamamlamanız gerekmiyor; gün içinde yapacağınız 10-15 dakikalık yürüyüşleri bir araya getirerek de toplam süreye ulaşabilirsiniz. Burada önemli olan kusursuz bir program değil, hareketsiz geçen günlerin sayısını azaltmak ve sürdürülebilir bir düzen oluşturmak.</p>
<p><strong>Yemek saatine ve hava koşullarına dikkat edin</strong></p>
<p>Özellikle ağır bir öğünün hemen ardından tempolu yürüyüş yapmak hazımsızlık, şişkinlik ve rahatsızlık hissine yol açabilir. Büyük öğünlerden sonra bir süre beklemek ve yürüyüşe daha hafif tempoda başlamak daha uygun olacaktır. Sıcak ve nemli havalarda vücudun ısı düzenlemesi zorlaşırken, çok soğuk havalarda damarların büzüşmesi ve tansiyonun yükselmesi gibi etkiler görülebilir. Kalp hastalığı olan kişilerin özellikle aşırı sıcak veya soğuk havalarda egzersiz koşullarına daha fazla dikkat etmesi gerekir.</p>
<p><strong>Bu belirtilerde yürüyüşe devam etmeyin!</strong></p>
<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan, yürüyüş sırasında bazı belirtilerin hafife alınmaması gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Yürüyüş sırasında göğüste baskı veya sıkışma; kola, sırta ya da çeneye yayılan ağrı, alışılmadık nefes darlığı; belirgin çarpıntı; baş dönmesi; soğuk terleme veya bayılacak gibi olma hissi gelişirse yürümeye devam edilmemelidir. Belirtiler kısa sürede geçse bile tekrarlıyorsa hekim değerlendirmesi gerekir. Belirgin ya da devam eden göğüs ağrısı, ciddi nefes darlığı veya bayılma gibi durumlarda ise acil tıbbi yardım alınmalıdır. Unutmayın, yürüyüşün amacı sınırlarınızı zorlamak değil, sağlığınızı güvenli ve düzenli hareketle desteklemektir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-belirtilerde-yuruyuse-devam-etmeyin-663286">Dikkat! Bu belirtilerde yürüyüşe devam etmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanseri Tanısını Geciktiren 10 Yanlış İnanış</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-tanisini-geciktiren-10-yanlis-inanis-663268</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 11:14:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[Biyopsi]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[geciktiren]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kitle]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[nanış]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tanısını]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=663268</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme kanseri konusunda toplumda doğru kabul edilen bazı yanlış bilgiler, kadınların kontrollerini ertelemesine ve memedeki değişiklikleri önemsememesine neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-tanisini-geciktiren-10-yanlis-inanis-663268">Meme Kanseri Tanısını Geciktiren 10 Yanlış İnanış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meme kanseri konusunda toplumda doğru kabul edilen bazı yanlış bilgiler, kadınların kontrollerini ertelemesine ve memedeki değişiklikleri önemsememesine neden olabiliyor. “Ailemde meme kanseri yok, bende olmaz”, “Kitle ağrımıyorsa önemli değildir” ya da “Biyopsi kanseri yayar” gibi düşünceler, erken tanının önündeki önemli engeller arasında yer alıyor. Oysa meme kanserinde belirtilerin doğru değerlendirilmesi, kişiye uygun tarama programının belirlenmesi ve şüpheli durumlarda zaman kaybetmeden hekime başvurulması büyük önem taşıyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Meme Sağlığı Merkezi’nden Prof. Dr. Bülent Çitgez, meme kanseri tanısının gecikmesine yol açabilen 10 yanlış inanış hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>1. “Ailemde meme kanseri yoksa benim de riskim yoktur”</strong></p>
<p>Yanlış. Meme kanseri tanısı alan her kadının ailesinde meme kanseri öyküsü bulunmaz. Aile öyküsü ve bazı genetik değişiklikler riski artırabilse de meme kanseri yalnızca kalıtsal nedenlerle ortaya çıkmaz. Bu nedenle ailede meme kanseri olmaması, rutin kontrollerin ve kişinin kendi risk durumunun değerlendirilmesinin gereksiz olduğu anlamına gelmez.</p>
<p><strong>2. “Mememdeki kitle ağrımıyorsa kanser değildir”</strong></p>
<p>Yanlış. Meme kanseri erken dönemde ağrıya neden olmadan gelişebilir. Memede yeni ortaya çıkan, daha önce olmayan veya zaman içinde değişiklik gösteren bir kitlenin ağrılı olup olmadığına bakılmaksızın değerlendirilmesi gerekir. “Ağrımıyor, o halde önemli değildir” düşüncesi hekime başvurunun gecikmesine yol açabilir.</p>
<p><strong>3. “Mememde ağrı varsa kesin kanserim”</strong></p>
<p>Yanlış. Meme ağrısı oldukça sık görülen bir şikayettir ve hormonal değişiklikler başta olmak üzere birçok iyi huylu nedene bağlı gelişebilir. Ancak özellikle tek taraflı, belirli bir bölgede devam eden veya beraberinde kitle, meme başı değişikliği ya da akıntı gibi başka bulgular bulunan ağrılarda hekime başvurulmalıdır.</p>
<p><strong>4. “Mamografi kansere yol açar”</strong></p>
<p>Yanlış. Mamografi düşük doz X-ışını kullanılarak gerçekleştirilen ve meme kanserinin erken tanısında önemli yeri bulunan bir görüntüleme yöntemidir. Modern cihazlarda kullanılan dozlar oldukça düşüktür ve sağlık açısından güvenlidir. Alınan doz, uçak yolculuğu veya doğadan aldığımız doğal radyasyon kadardır. Tarama programlarının amacı, henüz belirti vermeyen meme kanserlerini erken evrede saptayabilmektir. Radyasyon endişesi nedeniyle hekim tarafından önerilen mamografiyi ertelemek, erken tanı fırsatının kaçırılmasına neden olabilir.</p>
<p><strong>5. “Mememi düzenli kontrol ediyorum, mamografiye ihtiyacım yok”</strong></p>
<p>Yanlış. Kişinin memesindeki değişiklikleri fark etmesi önemlidir ancak bu, hekim değerlendirmesinin ve uygun yaş ve risk grubunda görüntüleme yöntemlerinin yerini tutmaz. Bazı meme kanserleri ele gelen bir kitle oluşturmadan, görüntüleme yöntemleriyle erken dönemde saptanabilir. Bu nedenle kişinin kendi farkındalığı ile düzenli tarama birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.</p>
<p><strong>6. “Biyopsi yapılırsa kanser yayılır”</strong></p>
<p>Yanlış. Memede şüpheli bir lezyon görüldüğünde kesin tanıya ulaşabilmek için biyopsi gerekebilir. Biyopsinin kanseri vücuda yaydığı düşüncesi bilimsel olarak doğru değildir. Aksine gerekli olduğu halde biyopsiden kaçınmak, kesin tanının ve buna bağlı olarak tedavinin gecikmesine yol açabilir.</p>
<p><strong>7. “Genç kadınlarda meme kanseri olmaz”</strong></p>
<p>Yanlış. Meme kanseri riski yaşla birlikte artsa da genç yaşlarda da görülebilir. Özellikle aile öyküsü, genetik yatkınlık veya kişisel risk faktörleri bulunan kadınların takip programları standart tarama yaklaşımından farklı olabilir. Yaşın genç olması, memede ortaya çıkan şüpheli bir değişikliğin görmezden gelinmesi için gerekçe değildir.</p>
<p><strong>8. “Emziriyorsam meme kanseri olmam”</strong></p>
<p>Yanlış. Emzirmenin meme kanseri riskini azaltıcı etkileri bulunabilir ancak riski tamamen ortadan kaldırmaz. Emzirme döneminde memede sertlik ve şişlik gibi değişiklikler sık görülebildiğinden bazı bulgular süt birikmesi veya enfeksiyonla karıştırılabilir. Geçmeyen bir kitle veya olağan dışı bir değişiklik olduğunda “emziriyorum, normaldir” düşüncesiyle beklenmemelidir.</p>
<p><strong>9. “Memede kitle varsa mutlaka kanserdir”</strong></p>
<p>Yanlış. Memede saptanan her kitle kanser anlamına gelmez. Kistler, fibroadenomlar ve diğer iyi huylu meme hastalıkları da kitle şeklinde ortaya çıkabilir. Ancak kitlenin iyi ya da kötü huylu olduğuna yalnızca elle muayene ederek karar verilemez. Gerekli durumlarda ultrasonografi, mamografi ve biyopsi gibi yöntemlerle değerlendirme yapılmalıdır.</p>
<p><strong>10. “Meme kanseri tanısı konursa memenin mutlaka tamamı alınır”</strong></p>
<p>Yanlış. Günümüzde meme kanseri cerrahisi hastalığın evresi, tümörün özellikleri, memedeki yerleşimi ve hastanın bireysel durumu dikkate alınarak planlanmaktadır. Uygun hastalarda meme koruyucu cerrahi ve onkoplastik cerrahi yöntemleriyle memenin tamamının alınmasına gerek kalmadan tedavi uygulanabilmektedir. Bu nedenle “mememi kaybederim” korkusunun tanı ve tedavi sürecini geciktirmesine izin verilmemelidir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-tanisini-geciktiren-10-yanlis-inanis-663268">Meme Kanseri Tanısını Geciktiren 10 Yanlış İnanış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayatın içinde karşına çıkacak: Kendine bak, erken fark et!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hayatin-icinde-karsina-cikacak-kendine-bak-erken-fark-et-663148</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 11:10:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayna]]></category>
		<category><![CDATA[bak]]></category>
		<category><![CDATA[çıkacak]]></category>
		<category><![CDATA[ekim]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hayatın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[karşına]]></category>
		<category><![CDATA[kendine]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sana]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=663148</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Ayna Karşısında 5 Dakika” mesajıyla kadınları kendi bedenlerini tanımaya ve düzenli meme kontrollerini ihmal etmemeye davet eden proje, bu yıl Pembe Ayna’yı günlük hayatın doğal akışının içine taşıyarak daha fazla kişiye ulaşmayı hedefliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayatin-icinde-karsina-cikacak-kendine-bak-erken-fark-et-663148">Hayatın içinde karşına çıkacak: Kendine bak, erken fark et!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ayna Karşısında 5 Dakika” mesajıyla kadınları kendi bedenlerini tanımaya ve düzenli meme kontrollerini ihmal etmemeye davet eden proje, bu yıl Pembe Ayna’yı günlük hayatın doğal akışının içine taşıyarak daha fazla kişiye ulaşmayı hedefliyor.</p>
<p>İlk kez Memorial hastanelerinde bir farkındalık projesi olarak hayata geçirilen Pembe Ayna, 6 yılda farklı şehir ve lokasyonlara yayılarak büyüdü. Her yıl yeni karşılaşma noktaları ve farklı iletişim çalışmalarıyla daha fazla kadına ulaşan proje, meme sağlığı konusunda farkındalığı günlük hayatın bir parçası haline getirmeyi amaçlıyor.</p>
<p>İş, ev, aile ve günlük hayatın temposunda çoğu zaman kendisini erteleyen kadınlara seslenen Pembe Ayna, “Kendine bak, erken fark et” çağrısıyla kadınlara kendileri için ayıracakları 5 dakikanın önemini hatırlatıyor.</p>
<p><strong>Pembe Ayna Hayatın İçinde Karşına Çıkıyor, Sana Kendini Hatırlatıyor!</strong></p>
<p>Memorial Sağlık Grubu hastanelerinde başlayan farkındalık yolculuğu; havalimanlarından kültür-sanat mekanlarına, spor alanlarından şehrin yoğun yaşam ve buluşma noktalarına uzanan geniş bir rotada kadınlarla buluşuyor.</p>
<p>Bazen bir yolculuğa çıkarken, bazen bir etkinliğe giderken, bazen de günlük hayatın koşuşturması içinde Pembe Ayna kadınların karşısına çıkarak tek bir şeyi hatırlatıyor: Aynada kendine bak, erken fark et!</p>
<p>Böylece Pembe Ayna yalnızca ziyaret edilen bir farkındalık alanı değil, kadınların günlük hayatlarının içinde karşılarına çıkan ve onlara kendilerini, bedenlerini ve meme sağlığını hatırlatan bir farkındalık noktası haline geliyor.</p>
<p><strong>“Hayata Yetişirken Kendi Sağlığınızı Ertelemeyin”</strong></p>
<p><strong>Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz,</strong> tüm sağlık sorunlarında olduğu gibi meme kanserinde de erken teşhisin önemine dikkat çekerek, düzenli sağlık kontrolleri için önce toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini belirtti.  Uludüz sözlerine şöyle devam etti: “Memorial Sağlık Grubu olarak yüksek standartlarda sağlık hizmeti sunmanın yanı sıra insanları sağlıklarını korumaları için bilgi ve farkındalıkla güçlendirmeyi de sorumluluğumuzun önemli bir parçası olarak görüyoruz. Pembe Ayna projesi ile kadınları kendi bedenlerini tanımaya, meme sağlığına özen göstermeye ve düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemeye davet ediyoruz. Çünkü günlük hayatın sorumlulukları arasında ertelenen bir sağlık kontrolünün öncelik kazanması, farkındalığın somut bir adıma dönüşmesiyle mümkün. Bu yıl da Pembe Ayna’yı havalimanlarından kültür-sanat mekânlarına, spor alanlarından hastanelerimize uzanan farklı noktalarda kadınlarla buluşturarak kendilerine zaman ayırmalarını hayatın tam içinde hatırlatmak istiyoruz. ‘Ayna Karşısında 5 Dakika’ mesajımızın, kadınların bedenlerindeki değişikliklere dikkat etmelerine ve gerektiğinde hekime başvurmalarına vesile olmasını amaçlıyoruz. En büyük arzumuz, bu farkındalığın kadınların yaşamında kalıcı bir yer edinmesi ve birbirlerine verdikleri destekle düzenli sağlık kontrollerinin yaygınlaşması. Pembe Ayna her karşılaşmada aynı mesajı hatırlatacak: Kendine bak, erken fark et.”</p>
<p><strong>Pembe Ayna’nın yolculuğu CGI filmiyle hayatın içine taşınıyor</strong></p>
<p>Pembe Ayna’nın bu yıl farklı karşılaşma noktalarına uzanan yolculuğu, kampanya için hazırlanan CGI filmiyle dijital dünyada da görünür olacak.</p>
<p>Filmde Pembe Ayna; havalimanları, kültür-sanat mekanları, spor alanları ve şehrin farklı noktalarında günlük hayatın akışı içinde belirerek kadınların karşısına çıkacak. Gerçek hayat ile dijital dünyayı buluşturan film, Pembe Ayna’nın “hayatın neresinde olursan ol, kendini hatırla” mesajını görünür kılacak.</p>
<p>CGI filmiyle Pembe Ayna’nın fiziksel olarak yer aldığı noktaların ötesinde çok daha geniş bir kitleye ulaşılması ve kadınların günlük hayatın temposu içinde kendileri için ayırmaları gereken zamanı yeniden hatırlamaları amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Ayna Karşısında 5 Dakika</strong></p>
<p>Memorial Sağlık Grubu, Pembe Ayna ile 6 yıldır meme sağlığı konusunda farkındalığın artırılmasına katkı sağlıyor. Proje bu yıl da kadınların günlük yaşamlarının içinde karşılarına çıkarak onları “Ayna Karşısında 5 Dakika” ayırmaya, kendi bedenlerini tanımaya ve düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemeye davet ediyor.</p>
<p>Kendine bak, erken fark et.</p>
<p>Ayna Karşısında 5 Dakika.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p><strong>PEMBE AYNA’NIN EKİM AYI DURAKLARI</strong></p>
<p>Pembe Ayna, Ekim ayı boyunca Memorial hastanelerinin yanı sıra Türkiye’nin farklı şehirlerindeki havalimanları, kültür-sanat mekanları, spor ve yaşam alanlarında ziyaretçilerle buluşacak.</p>
<p><strong>Memorial Sağlık Grubu</strong></p>
<ul>
<li>1-11 Ekim Memorial Ankara Hastanesi</li>
<li>1-10 Ekim Memorial Antalya Hastanesi </li>
<li>1-12 Ekim Memorial Ataşehir Hastanesi</li>
<li>1-31 Ekim Memorial Bahçelievler Hastanesi</li>
<li>1- 7 Ekim Memorial Bodrum Hastanesi</li>
<li>15-30 Ekim Memorial Dicle Hastanesi</li>
<li>1-14 Ekim Memorial Diyarbakır Hastanesi</li>
<li>1-31 Ekim Memorial Göztepe Hastanesi</li>
<li>1-31 Ekim Memorial Kayseri Hastanesi</li>
<li>1-12 Ekim Memorial Şişli Hastanesi</li>
<li>10- 20 Ekim Medstar Antalya Hastanesi</li>
<li>20-30 Ekim Medstar Topçular Hastanesi</li>
<li>1-9 Ekim Memorial Genel Müdürlük </li>
</ul>
<p><strong>Havalimanları </strong></p>
<ul>
<li>1-11 Ekim İstanbul Havalimanı &#8211; EVE</li>
<li>12-20 Ekim Ankara Esenboğa Havalimanı </li>
</ul>
<p><strong>Kültür Sanat Mekanları</strong></p>
<ul>
<li>13-19 Ekim Beşiktaş Kültür Merkezi</li>
<li>10-14 Ekim UNIQ İstanbul</li>
<li>15 &#8211; 16 &#8211; 17 Ekim VW Arena </li>
<li>20-31 Ekim Zorlu Performans Sanatları Merkezi</li>
</ul>
<p><strong>Alışveriş Merkezleri</strong></p>
<ul>
<li>13-20 Ekim Metropol AVM</li>
<li>20-31 Ekim EVE Kadıköy</li>
<li>12- 20 Ekim EVE İstiklal Caddesi</li>
<li>20-31 English Home Vadi İstanbul</li>
<li>20 Ekim &#8211; 31 Ekim English Home Viaport</li>
<li>19- 25 Ekim Midtown AVM</li>
</ul>
<p><strong>Spor Alanları</strong></p>
<ul>
<li>8 Ekim Bodrum İlçe Stadyumu</li>
<li>9 &#8211; 18 Ekim GSB Bodrum Spor Salonu</li>
<li>10-12 Ekim Eczacıbaşı Spor Kulübü</li>
<li>23-25 Ekim Türkiye Hentbol Federasyonu Salonu</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayatin-icinde-karsina-cikacak-kendine-bak-erken-fark-et-663148">Hayatın içinde karşına çıkacak: Kendine bak, erken fark et!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genetik risklerinizi yaşam alışkanlıklarınızla azaltabilirsiniz!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genetik-risklerinizi-yasam-aliskanliklarinizla-azaltabilirsiniz-663091</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 11:08:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıklarınızla]]></category>
		<category><![CDATA[azaltabilirsiniz]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[dur]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risklerinizi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=663091</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaş almak kaçınılmaz olsa da yaşlanma sürecinin nasıl ilerleyeceği yalnızca takvimdeki yaşımızla belirlenmiyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genetik-risklerinizi-yasam-aliskanliklarinizla-azaltabilirsiniz-663091">Genetik risklerinizi yaşam alışkanlıklarınızla azaltabilirsiniz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaş almak kaçınılmaz olsa da yaşlanma sürecinin nasıl ilerleyeceği yalnızca takvimdeki yaşımızla belirlenmiyor. Genetik mirasımız bazı hastalıklara yatkınlığımızı etkileyebiliyor; ancak fiziksel aktiviteden beslenmeye, uykudan sosyal ilişkilere kadar yaşamımız boyunca sürdürdüğümüz alışkanlıklar da sağlıklı yaşlanmada önemli rol oynuyor. </p>
<p><strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi İç Hastalıkları, Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Berrin Karadağ</strong>, toplumumuzda birçok kişinin “Annemde de babamda da kalp hastalığı, diyabet var. Genetik kaderim bu, elimden ne gelir ki?” düşüncesinde olduğunu belirterek “Japonya bir deprem ülkesidir. Coğrafi yapısı, yani ‘genetiği’ gereği her an yıkıcı bir sarsıntıyla karşı karşıyadır. Ancak Japonlar, doğru mühendislik ve sağlam binalarla en şiddetli depremlere bile meydan okurlar. İşte bizim vücudumuz da böyledir. Genetik mirasınız size riskli bir zemin sunmuş olabilir; ancak inşa edeceğiniz sağlam yaşam alışkanlıkları, bu risklerin ortaya çıkmasını veya etkilerini azaltmaya yardımcı olur. Yaşlanmayı tamamen durduramayız ama biyolojik saatimizi yavaşlatmak, gençlik yıllarından itibaren atacağımız doğru adımlarla bizim elimizdedir” diyor. </p>
<p>Sağlıklı yaşlanmaya yönelik adımların, genç ve orta yaşlardan itibaren atılmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Karadağ, <strong>1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada, yaşlılıkta fiziksel ve zihinsel açıdan dinç kalabilmenin 10 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Hücresel yakıtı ayarlamak: Akdeniz tipi beslenme ve sağlıklı kilo</strong></li>
</ul>
<p>Sürekli yüksek kalorili, işlenmiş ve şekerli ürünler tüketmek, hücrelerimizin paslanmasını ve yaşlanmayı hızlandırır.  Gençlikten itibaren antioksidanlardan, zeytinyağı, sebze, meyve, tam tahıl ve liften zengin Akdeniz tipi beslenme benimsenmelidir. Porsiyonları hafifçe azaltmak ve tabağı farklı renklerde besinlerle çeşitlendirmek, hücresel yaşlanmayı yavaşlatır, hücrelerimizin kalitesini doğrudan korur ve vücuda ihtiyacı olan tüm koruyucu beslenme öğelerini sağlar. Sağlıklı vücut ağırlığını korumak da sağlıklı yaşlanmanın önemli adımlarındandır. </p>
<ul>
<li><strong>Kas rezervini korumak: Direnç ve güç egzersizleri </strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Berrin Karadağ, yaşlılıkta en büyük biyolojik tehditlerden birinin kas kütlesi kaybı olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Sadece yürümek kasları korumaya yetmez. Haftada en az iki gün kasları zorlayan hafif ağırlık veya direnç egzersizleri yapmalıyız. Gençlikte ve orta yaşlarda ne kadar güçlü bir kas ve kemik rezervi oluşturursanız, ileri yaşlarda dengeniz o kadar sağlam olur. Kas kütlesi, yaşlılık dönemindeki gizli metabolik sigortamızdır. Kuvvetli kaslar eklemlere binen yükü azaltarak kireçlenmeyi ve kronik ağrıları da engeller. Güçlü bir iskelet yapısı, ileri yaşta kimseye bağımlı olmadan özgürce hareket edebilmenin tek anahtarıdır.”</p>
<ul>
<li><strong>Gece mesaisi: Kaliteli uyku ve hücresel onarım </strong></li>
</ul>
<p>Uyku, vücudun gece temizliği ve derin bakım seansıdır. Melatonin ve büyüme hormonu gibi kritik anti-aging (yaşlanma karşıtı) hormonlar derin uykuda en üst seviyede salgılanır. Her gece 7-8 saat kesintisiz uyku, beyindeki zararlı protein atıklarının temizlenmesini sağlayarak  bilişsel sağlığın korunmasına katkı sağlar. Yetersiz uyku ise ertesi gün kronik bir stres tablosu yaratarak hücrelerin erkenden yaşlanmasına yol açar. Uyuduğunuz odanın tamamen karanlık ve serin olmasına özen göstermelisiniz.</p>
<ul>
<li><strong>Beyni antrenmansız bırakmamak: Bilişsel esneklik ve sosyal bağlar</strong></li>
</ul>
<p>Emeklilik dönemi ‘zihinsel bir duraklama veya inzivaya çekilme’ olarak görülmemelidir. Beyin, kullanılmadıkça körelen nöronal ağlara sahiptir. Yeni bir dil öğrenmek, bir enstrüman çalmak veya sürekli yeni bilgiler edinmek beyindeki sinirsel bağları canlı tutar. Güçlü sosyal ilişkiler ve dostluklar kurmak da, yalnızlığı ve buna bağlı depresif süreçleri önleyerek ömrü uzatır. Sevdiklerinizle geçirdiğiniz kaliteli zamanlar, beyinde mutluluk hormonu salgılatarak bilişsel gerilemeyii yavaşlatır. Zihninizi her gün şaşırtacak yeni bulmacalar veya rotalar deneyerek onu tembellikten kurtarın. Sosyal olarak aktif olan bireylerin biyolojik yaşının, akranlarına göre çok daha genç kaldığı tıbben kanıtlanmıştır.</p>
<ul>
<li><strong>‘İkinci beyni’ beslemek: Bağırsak mikrobiyotası sağlığı</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Berrin Karadağ, bağırsaklarımızdaki milyarlarca yararlı bakterinin, bağışıklık sisteminden ruh halini yönetmeye dek önemli işlevleri olduğunu ancak yaşlandıkça azalmaya başladığını belirterek şöyle konuşuyor: “Yoğurt, kefir, turşu gibi fermente gıdalar ve bol lifli sebzeler tüketerek bağırsak mikrobiyotasını zengin tutmak, sistemik kronik enflamasyonu baskılamanın ve yaşlanmayı yavaşlatmanın en modern tıbbi yoludur. Sağlıksız bir bağırsak florası, tüm vücuda yayılan sessiz bir yangının fitilini ateşler. Mutluluk hormonu olan serotoninin büyük kısmı burada üretildiğinden, bağırsak sağlığı yaşlılıkta hayata pozitif bakabilmenin de gizli formülüdür.”</p>
<ul>
<li><strong>Mitokondriyal sağlık: Kronik stres yönetimi</strong></li>
</ul>
<p>Kronik stres, hücrelerimizin enerji santralleri olan mitokondrilere doğrudan zarar verir ve vücutta sessiz bir &#8220;enflamasyon&#8221; (iç yangı) durumu yaratır. Meditasyon, doğada zaman geçirmek veya düzenli nefes egzersizleri yapmak, stres hormonu kortizolü dengeler. Sakin ve dingin bir zihin, hücre düzeyinde yaşlanma hızını yavaşlatan en doğal ilaçtır. Sürekli endişe halinde yaşamak, DNA&#8217;larımızın koruyucu kapakları olan telomerleri hızla kısaltır. Hayatın getirdiği zorluklara karşı geliştireceğiniz psikolojik dayanıklılık, cildinizdeki kırışıklıklardan damar sertliğinize kadar her şeyi etkiler. Gün içinde kendinize sadece ‘durma’ ve nefes alma molaları vererek enerji santrallerinizi koruma altına alın.</p>
<ul>
<li><strong>Vücudun akışkanlığı: Hidrasyon ve hücresel su dengesi</strong></li>
</ul>
<p>Yaş ilerledikçe vücudun susuzluk hissi ve algısı azalarak kronik susuzluğa neden olur. Hücrelerin toksinlerden arınması, böbrek fonksiyonlarının korunması ve cildin elastikiyeti için yeterli su tüketimi şarttır. Yeterince su içmediğimizde kanımız koyulaşır ve kalbimiz dokuları beslemek için çok daha fazla çalışmak zorunda kalır. Eklemlerimizin arasındaki sıvı seviyesinin korunması ve hareket kabiliyetimizin azalmaması da doğrudan su tüketimimize bağlıdır. Masanızda her zaman dolu bir sürahi bulundurmayı yaşamsal bir alışkanlık haline getirin.</p>
<ul>
<li><strong>Kemik gücü ve hormonal denge: D vitamini ve doğru takviyeler</strong></li>
</ul>
<p>Yaşlanma sürecinde kemik yoğunluğunu korumak ve bağışıklığı güçlü tutmak için D vitamini, magnezyum ve B12 gibi değerlerin yeterli seviyede olması gerekir. Hekim kontrolünde doğru takviye stratejisi, eksilen biyolojik depoları doldurur. Kulaktan dolma bilgilerle, rastgele vitamin kullanmak yerine, kan analizlerinize göre hekim önerisi doğrultusunda gerekli takviyeleri almalısınız. Yaş alırken kemik erimesine dur demek, ilerideki adımlarımızın kırılmaz güvencesidir.</p>
<ul>
<li><strong>Damar yaşını korumak: Kardiyovasküler esneklik ve toksinlerden kaçınmak</strong></li>
</ul>
<p>Sigara, alkol ve aşırı tuz gibi damarın iç çeperini bozan faktörlerden uzak durmak hayati önem taşır. Düzenli kardiyo egzersizleri (tempolu yürüyüş, yüzme, bisiklet) damar esnekliğini koruyarak dokulara giden oksijen miktarını artırır ve organ yaşlanmasını geciktirir. Esnekliğini kaybeden sertleşmiş damarlar, yüksek tansiyona ve dolayısıyla kalp krizine davetiye çıkarır. Damar sağlığını korumak, tüm organlarımıza gençlik iksiri pompalamak demektir.</p>
<ul>
<li><strong>Proaktif Tıp: Düzenli check-up ve koruyucu sağlık taramaları</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Berrin Karadağ, hastalık kapıyı çalmadan, fonksiyon kaybı gelişmeden önce önlem almanın, modern geriatrinin temel yasası olduğunu belirterek, “Tansiyon, kan şekeri ve kolesterol değerlerinin yakın takibi, damar sağlığımızı sessiz hasarlardan korur. Yaşınıza uygun düzenli sağlık taramalarını ve aşıları ihmal etmemek, genetik fay hatlarınızın nerede olduğunu bilip ona göre koruyucu duvarlar örmenizi sağlar. Tıpta en ucuz ve en etkili tedavi, hastalıktan korunmaktır. Küçük bir kan tahlili veya erken fark edilen bir dengesizlik, yıllar sonra büyük bir felakete dönüşebilecek bir hastalığı başlamadan bitirebilir. Bedeninizi dinleyin ama onu düzenli olarak uzman bir hekim mühendisliğine emanet etmeyi de unutmayın.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genetik-risklerinizi-yasam-aliskanliklarinizla-azaltabilirsiniz-663091">Genetik risklerinizi yaşam alışkanlıklarınızla azaltabilirsiniz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanseri Artık Genç Yaşlarda da Görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-artik-genc-yaslarda-da-goruluyor-663085</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 11:08:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlarda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=663085</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme kanseri çoğunlukla ileri yaşlarla ilişkilendirilse de son yıllarda genç kadınlarda görülen vakalardaki artış dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-artik-genc-yaslarda-da-goruluyor-663085">Meme Kanseri Artık Genç Yaşlarda da Görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meme kanseri çoğunlukla ileri yaşlarla ilişkilendirilse de son yıllarda genç kadınlarda görülen vakalardaki artış dikkat çekiyor. Uluslararası veriler, özellikle 50 yaş altındaki kadınlarda meme kanseri görülme sıklığının yükseldiğini gösterirken, hastalık 20’li ve 30’lu yaşlarda da ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle genç yaşın meme kanserine karşı tek başına koruyucu olmadığına dikkat çeken uzmanlar; memede ortaya çıkan değişikliklerin yaş nedeniyle göz ardı edilmemesi, kişisel risklerin değerlendirilmesi ve şüpheli belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerektiğini vurguluyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, “1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı” kapsamında genç yaşlarda meme kanseri, erken tanı, kişiye özel tarama ve güncel tedavi yaklaşımları hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>“Yaşım genç, meme kanseri olmam” demeyin</strong></p>
<p>Meme kanserinin görülme sıklığı yaşla birlikte artsa da hastalık yalnızca ileri yaşların sorunu değildir. Son yıllarda özellikle 50 yaş altındaki kadınlarda meme kanseri tanılarında artış eğilimi görülmektedir. Bununla birlikte bu durum, meme kanserlerinin çoğunun artık genç yaşlarda ortaya çıktığı anlamına gelmez. Buradaki en önemli mesaj; 20’li ve 30’lu yaşlardaki kadınların da memelerinde fark ettikleri yeni bir değişikliği “Yaşım genç” diyerek ertelememeleridir.</p>
<p><strong>Memedeki bu değişiklikleri önemseyin</strong></p>
<p>Her yaşta memede veya koltuk altında ele gelen yeni bir kitle, meme başından özellikle kanlı akıntı gelmesi, meme cildinde çekilme veya çökme, meme başında içe dönme ve tek memede kalıcı şekil ya da görünüm değişikliği değerlendirilmelidir. Bu belirtilerin görülmesi mutlaka kanser anlamına gelmez; ancak kontrol edilmeden beklenmesi doğru değildir. Özellikle genç kadınlarda meme dokusunun daha yoğun olması nedeniyle değerlendirme sırasında mamografinin yanı sıra ultrason gibi farklı görüntüleme yöntemlerinden de yararlanılabilir. Hangi yöntemin kullanılacağına kişinin yaşı, bulguları ve risk durumuna göre karar verilmelidir.</p>
<p><strong>Her genç kadının mamografi çektirmesi gerekmiyor</strong></p>
<p>Genç yaşlarda meme kanseri görülmesi, 20’li veya 30’lu yaşlardaki her kadının rutin olarak mamografi yaptırması gerektiği anlamına gelmemektedir. Türkiye’de toplum temelli meme kanseri taraması, ortalama risk grubundaki kadınlarda 40 yaşından itibaren uygulanmaktadır. Ancak ailesinde genç yaşta meme veya yumurtalık kanseri bulunan, BRCA1 veya BRCA2 gibi genetik değişiklik taşıyan ya da farklı nedenlerle yüksek risk grubunda değerlendirilen kadınlarda tarama programı daha erken başlayabilir. Bu kişilerde takip yaşı ve kullanılacak görüntüleme yöntemi risk durumuna göre belirlenmelidir.</p>
<p><strong>Ailede meme kanseri olmaması riski sıfırlamıyor</strong></p>
<p>Meme kanseri tanısı alan her genç kadında kalıtsal bir neden bulunmaz. Aynı şekilde ailede meme kanseri bulunmaması da genetik yatkınlığı tamamen dışlamaz. Özellikle genç yaşta tanı, ailede birden fazla meme veya yumurtalık kanseri öyküsü ve bazı özel tümör özellikleri varsa genetik danışmanlık gündeme gelebilir. Genetik değerlendirme, yalnızca hastanın tedavisinin planlanmasına değil, aile bireylerinin taşıyabileceği risklerin belirlenmesine de katkı sağlayabilir.</p>
<p><strong>Tedaviler tümörün özelliklerine göre planlanıyor</strong></p>
<p>Meme kanseri tek tip bir hastalık değildir. Tümörün hormon reseptörleri, HER2 durumu ile genetik ve moleküler özellikleri tedavinin belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır. Son yıllarda hedefe yönelik tedaviler, antikor-ilaç tedavileri ve tümörün biyolojik özelliklerini değerlendirmeye yönelik moleküler yöntemlerde önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Buradaki amaç her hastaya daha fazla tedavi vermek değil; doğru hastaya, doğru zamanda ve uygun tedaviyi uygulamaktır. Özellikle genç hastalarda tedavi planlanırken kanserin kontrol altına alınmasının yanı sıra doğurganlığın korunması, gebelik planı, kemik ve kalp sağlığı ile uzun dönem yaşam kalitesinin de dikkate alınması önem taşımaktadır.  Yapay zeka destekli görüntüleme sistemleri de mamografide şüpheli alanların değerlendirilmesine yardımcı olurken, tümörün genetik ve moleküler özelliklerinin incelenmesi tedavi seçiminde yol gösterici olabilmektedir. Özellikle bazı meme kanseri türlerinde kullanılan hedefe yönelik ve antikor-ilaç tedavileri, hastalığın tekrarlama riskini azaltmaya veya ileri evrede hastalığın kontrolünü sağlamaya yönelik seçenekler arasında yer almaktadır.</p>
<p><strong>Erken fark etmek tedavi seçeneklerini artırıyor</strong></p>
<p>Meme kanserinde farkındalık yalnızca belirli bir yaşa gelindiğinde tarama yaptırmak anlamına gelmemektedir. Kadının kendi memesindeki normal görünümü ve yapıyı bilmesi, yeni gelişen değişiklikleri fark etmesi ve şüpheli bir durumda gecikmeden hekime başvurması büyük önem taşımaktadır.  Özellikle genç kadınların “Bu yaşta meme kanseri olmaz” düşüncesiyle belirtileri ertelememesi gerekir. Meme kanserinde yaş ne olursa olsun, şüpheli bir bulgunun zamanında değerlendirilmesi erken tanı ve tedavi seçenekleri açısından önemli avantaj sağlayabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-artik-genc-yaslarda-da-goruluyor-663085">Meme Kanseri Artık Genç Yaşlarda da Görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maltepe&#8217;de Hasta Nakil Desteği Sürüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/maltepede-hasta-nakil-destegi-suruyor-662973</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 11:03:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ambulans]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[desteği]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[maltepe]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sürüyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662973</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi, sağlık kuruluşuna ulaşmakta güçlük yaşayan komşularının yanında olmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepede-hasta-nakil-destegi-suruyor-662973">Maltepe&#8217;de Hasta Nakil Desteği Sürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi, sağlık kuruluşuna ulaşmakta güçlük yaşayan komşularının yanında olmaya devam ediyor. Belediye Ambulans Servisi bünyesinde hizmet veren hasta nakil ambulanslarıyla, sağlık kuruluşuna kendi imkânlarıyla ulaşmakta zorlanan vatandaşların güvenli ve konforlu ulaşımı sağlanıyor.</p>
<p>Sağlık alanındaki çalışmalarını titizlikle yürüten Maltepe Belediyesi, özellikle yürüme güçlüğü bulunan, yatağa bağımlı, hareket kısıtlılığı yaşayan ve planlı sağlık hizmeti için ambulans desteğine ihtiyaç duyan komşularına yönelik sürdürdüğü nakil ambulans hizmeti kapsamında; hastaneye gidiş, hastaneden eve dönüş ve taburculuk sonrası evlerine nakil süreçlerinde destek sunuyor.</p>
<p>Acil olmayan, durumu stabil ve planlı hastane randevusu bulunan hastalara öncelik verilen hasta nakil hizmetinde, hizmet alan Maltepelilerin, sağlık kuruluşlarına ulaşımı sağlık personeli eşliğinde gerçekleştiriliyor. Maltepe Belediyesi Ambulans Servisi, yalnızca bir ulaşım hizmeti sunmakla kalmayıp hastanın bulunduğu noktadan alınmasından sağlık kuruluşuna güvenli şekilde ulaştırılmasına kadar tüm süreçte kendisine eşlik ediyor. Maltepe Belediyesi, sağlık hizmetine erişimde yaşanan ulaşım güçlüklerini azaltmak ve komşularının sağlık yolculuğunu daha güvenli hale getirmek için çalışmalarını sürdürüyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepede-hasta-nakil-destegi-suruyor-662973">Maltepe&#8217;de Hasta Nakil Desteği Sürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mavi Ev alzheimer hastalarına ve yakınlarına moral oluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mavi-ev-alzheimer-hastalarina-ve-yakinlarina-moral-oluyor-662964</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 11:03:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta Yakınları]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarına]]></category>
		<category><![CDATA[mavi]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi Ev]]></category>
		<category><![CDATA[moral]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[yakınları]]></category>
		<category><![CDATA[yakınlarına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662964</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin alzheimer hasta ve hasta yakınlarına yönelik hizmet verdiği “Mavi Ev”de Alzheimer Ayı dolayısıyla moral ve farkındalık etkinlikleri düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mavi-ev-alzheimer-hastalarina-ve-yakinlarina-moral-oluyor-662964">Mavi Ev alzheimer hastalarına ve yakınlarına moral oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin alzheimer hasta ve hasta yakınlarına yönelik hizmet verdiği “Mavi Ev”de Alzheimer Ayı dolayısıyla moral ve farkındalık etkinlikleri düzenledi. Kahvaltı ve müzik dinletisi etkinlikleri ile moral bulan Mavi Ev sakinlerinin yakınlarına da Nöroloji Uzmanı Dr. Melih Vural tarafından Alzheimer’a Karşı Bütüncül Korunma Eğitimi verildi.</p>
<p>Alzheimer hastalığına karşı toplumsal bilinç oluşturmak ve arttırmak amacıyla her yıl Eylül ayı “Dünya Alzheimer Ayı” , 21 Eylül ise tüm dünyada “Dünya Alzheimer Günü” olarak kabul ediliyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin alzheimer hastaları ve yakınlarına destek olmak amacıyla hizmet veren “Alzheimer Hasta ve Hasta Yakınları Buluşma Merkezi” Mavi Ev’de hastalar ve yakınları hem hastalık ve evreleri hakkında pratik bilgiler alıyor hem de psiko-sosyal destekle moral bulmaya devam ediyor. Türkiye’ye örnek olan çalışmalarıyla büyük beğeni toplayan Mavi Ev’de farkındalık ayı dolayısıyla çeşitli etkinlikler düzenlendi. Eylül ayı içerisinde farklı günlerde kahvaltı, müzik dinletisi ve sosyal etkinliklerde buluşan hasta ve yakınları moral bularak keyifli zaman geçirdi. Hasta yakınlarına yönelik eğitimlerle ise alzheimer hastalığının erken evrede tespit edilmesi, yavaşlatılması ve bütüncül korunma yollarına ilişkin tavsiyelerde bulunuldu.<br />EYLÜL AYI BOYUNCA ÇEŞİTLİ ETKİNLİKLER DÜZENLENDİ<br />Alzheimer sürecinin sadece hastayı değil aile ve yakınlarını da etkileyen uzun bir süreç olduğunu belirten Antalya Büyükşehir Belediyesi Alzheimer Hasta ve Hasta Yakınları Buluşma Merkezi Sorumlusu Gerontolog Merve Kıldır, “Hasta yakınlarımızın doğru bilgiye ulaşabilmesi, deneyimlerini paylaşabilmesi ve ihtiyaç duyduklarında destek bulabileceklerini bilmesi çok kıymetli ve önemli. Bu yönde bilgilendirme ve sosyal destek programlarımıza devam edeceğiz. Amacımız yalnızca belirli günlerde değil sürecin her aşamasında Büyükşehir Belediyesi Mavi Ev olarak her zaman yanlarında olmaktır” diye konuştu.<br />VÜCUDUN İHTİYAÇLARINA YÖNELİK YAŞAMALIYIZ<br />Farkındalık ayı dolayısıyla Mavi Ev’de hasta ve hasta yakınlarıyla buluşan Nöroloji Uzmanı Dr. Melih Vural, “Alzheimer hastalığında sadece hastalığa yakalanıp sonucunu beklemek gibi çaresiz ve ümitsiz kalma dışında yapılabilecek şeyler hakkında bilgilendirmelerde bulunduk. Hastalığa bütüncül yaklaşım çok önemli. Sadece bir takım ilaçlara bel bağlamak şeklinde değil günlük yaşam aktiviteleri ile yeme içme alışkanlıklarımızı değiştirme gibi vücudumuzu toparlayacak, güçlendirecek ve koruyacak etkenleri anlattık. Bebeklikten itibaren yaşam biçimimizi değiştirmeyi öneriyorum. Çünkü toksik bir ortamda yaşıyoruz doğal olan şeylere yönlenmek lazım. Vücudun ihtiyaçlarına yönelik yaşamak lazım. Bu şekilde bakımlarını yaparak bir makine gibi olan vücudumuzu düzgün çalıştırabiliriz” dedi.<br />ÇOK GÜZEL VAKİT GEÇİRDİK<br />Hemşire Nilgün Aygın alzheimer olan babasını Mavi Ev’e getirdiklerini belirterek, “Verilen hizmetten biz çok memnun kaldık. Çalışanlar bize aile gibi yaklaştı sanki bir akrabamın yanına emanet edip bırakıyormuşum gibi gönül rahatlığı ile babamı buraya bırakabiliyorum. Bu hizmet için Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne ve Mavi Ev çalışanlarına çok teşekkür ederim” dedi.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mavi-ev-alzheimer-hastalarina-ve-yakinlarina-moral-oluyor-662964">Mavi Ev alzheimer hastalarına ve yakınlarına moral oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklardaki Göğüs Deformitelerini İhmal Etmeyin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklardaki-gogus-deformitelerini-ihmal-etmeyin-2-662884</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 11:01:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Belirgin]]></category>
		<category><![CDATA[Cerrahi Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklardaki]]></category>
		<category><![CDATA[deformitelerini]]></category>
		<category><![CDATA[etmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[göğüs]]></category>
		<category><![CDATA[hmal]]></category>
		<category><![CDATA[seçenekleri]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetler]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662884</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kunduracı göğüs ve güvercin göğüs olarak bilinen göğüs deformiteleri, özellikle büyüme ve ergenlik döneminde daha belirgin hale gelebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklardaki-gogus-deformitelerini-ihmal-etmeyin-2-662884">Çocuklardaki Göğüs Deformitelerini İhmal Etmeyin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kunduracı göğüs ve güvercin göğüs olarak bilinen göğüs deformiteleri, özellikle büyüme ve ergenlik döneminde daha belirgin hale gelebiliyor. Göğüs kafesindeki şekil bozuklukları yalnızca estetik bir sorun oluşturmazken; nefes darlığı, göğüs ağrısı, çabuk yorulma ve egzersiz kapasitesinde azalma gibi şikâyetlere de neden olabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Murat Akkuş, göğüs deformitelerinin erken değerlendirilmesinin önemine dikkat çekerek tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Göğüs kemiği içeri ya da dışarı doğru şekillenebilir</strong></p>
<p>Göğüs deformiteleri çoğunlukla çocukluk döneminde fark edilse de özellikle ergenlikteki hızlı büyüme sırasında daha belirgin hale gelebilmektedir. “Büyüyünce geçer”, “Spor yapınca geçer” veya “Yüzme yaparsa düzelir” gibi yanlış bilgiler, deformitelerin zamanında değerlendirilmesini ve gerekli durumlarda tedavi edilmesini geciktirebilmektedir. Birçok kişide deformite hafif seyredebilmekte ve herhangi bir belirtiye yol açmamaktadır. Ancak gözle görülür şekilde fark edilen deformitelere nefes darlığı, göğüs ağrısı, çabuk yorulma, egzersiz kapasitesinde düşüş ve çarpıntı gibi şikâyetler eşlik edebilmektedir. İleri derecedeki kunduracı göğüs vakalarında göğüs kemiği, kalp ve akciğerler üzerinde baskı oluşturabilmektedir. Ancak bazı çocuklar bu baskıyı fark etmeyerek fiziksel kapasitelerinin düşük olduğunu düşünebilmektedir.</p>
<p><strong>Sadece görüntü değil, yaşam kalitesi de etkileniyor</strong></p>
<p>Göğüs deformiteleri bazı kişilerde fiziksel belirtilerin yanı sıra psikolojik ve sosyal etkilere de yol açabilmektedir. Göğüs görünümü nedeniyle özellikle ergenlik döneminde özgüven sorunları ve beden algısıyla ilgili kaygılar ortaya çıkabilmektedir. Bu durum çocukların psikolojik gelişimini ve sosyal yaşamını olumsuz etkileyebilmektedir.</p>
<p><strong>Belirti varsa doktora başvurulmalı</strong></p>
<p>Göğüs kafesinde içe doğru çökme veya dışa doğru belirgin bir çıkıntı fark edilmesi ve özellikle nefes darlığı, göğüs ağrısı, çabuk yorulma ya da egzersiz sırasında performans düşüklüğü gibi şikâyetlerin eşlik etmesi halinde göğüs deformiteleri konusunda deneyimli bir göğüs cerrahisi uzmanına başvurulması önem taşımaktadır. Tanı, kişinin klinik değerlendirmesi ve gerekli durumlarda görüntüleme yöntemleriyle konulmaktadır. Tedavi yaklaşımı ise deformitenin türü ve derecesi, hastanın yaşı ve eşlik eden şikâyetlere göre kişiye özel olarak belirlenmektedir.</p>
<p> <strong>Uygun çocuklarda korse ile ameliyatsız tedavi mümkün</strong></p>
<p>Tedavi seçenekleri deformitenin özelliklerine göre değişiklik göstermektedir. İçe çökme şeklinde görülen kunduracı göğsünde takip ve fizik tedavinin yanı sıra uygun hastalarda vakum cihazı veya cerrahi tedavi seçenekleri değerlendirilebilmektedir. Cerrahi tedavi gereken hastalarda, göğüs kemiğinin normal konumuna getirilmesini sağlayan minimal invaziv Nuss yöntemi öne çıkmaktadır. Cerrahi tedavide deformitedeki düzelme ameliyat sonrasında belirgin hale gelirken, vakum tedavisinde hedeflenen düzelmenin sağlanması 6 ay ile 2 yıl arasında sürebilmektedir. Göğüs kafesinin dışa doğru belirginleşmesiyle ortaya çıkan güvercin göğsünde ise deformitenin derecesine ve hastanın yaşına göre kişiye özel göğüs korsesi olarak adlandırılan ortez uygulamaları veya cerrahi tedavi seçenekleri gündeme gelmektedir. Özellikle çocuk ve ergenlerde uygun hastalarda korse tedavisi ameliyatsız bir seçenek olarak değerlendirilebilirken, cerrahi tedavi gereken durumlarda minimal invaziv Abramson yöntemi uygulanabilmektedir. Korse tedavisinde de sonuçların alınması için genellikle 6 ay ile 2 yıl arasında bir süreç gerekebilmektedir. Göğüs deformiteleri yalnızca estetik görünüm açısından değil, kişinin fiziksel kapasitesi ve yaşam kalitesi üzerindeki olası etkileri açısından da değerlendirilmelidir. Bu nedenle göğüs kafesinde fark edilen yapısal değişikliklerin ve eşlik eden şikâyetlerin göz ardı edilmemesi; özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde erken değerlendirme yapılması ve kişiye uygun tedavi seçeneklerinin belirlenmesi açısından önem taşımaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklardaki-gogus-deformitelerini-ihmal-etmeyin-2-662884">Çocuklardaki Göğüs Deformitelerini İhmal Etmeyin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklardaki Göğüs Deformitelerini İhmal Etmeyin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklardaki-gogus-deformitelerini-ihmal-etmeyin-662885</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 11:01:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Belirgin]]></category>
		<category><![CDATA[Cerrahi Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklardaki]]></category>
		<category><![CDATA[deformitelerini]]></category>
		<category><![CDATA[etmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[göğüs]]></category>
		<category><![CDATA[hmal]]></category>
		<category><![CDATA[seçenekleri]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetler]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662885</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kunduracı göğüs ve güvercin göğüs olarak bilinen göğüs deformiteleri, özellikle büyüme ve ergenlik döneminde daha belirgin hale gelebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklardaki-gogus-deformitelerini-ihmal-etmeyin-662885">Çocuklardaki Göğüs Deformitelerini İhmal Etmeyin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kunduracı göğüs ve güvercin göğüs olarak bilinen göğüs deformiteleri, özellikle büyüme ve ergenlik döneminde daha belirgin hale gelebiliyor. Göğüs kafesindeki şekil bozuklukları yalnızca estetik bir sorun oluşturmazken; nefes darlığı, göğüs ağrısı, çabuk yorulma ve egzersiz kapasitesinde azalma gibi şikâyetlere de neden olabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Murat Akkuş, göğüs deformitelerinin erken değerlendirilmesinin önemine dikkat çekerek tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Göğüs kemiği içeri ya da dışarı doğru şekillenebilir</strong></p>
<p>Göğüs deformiteleri çoğunlukla çocukluk döneminde fark edilse de özellikle ergenlikteki hızlı büyüme sırasında daha belirgin hale gelebilmektedir. “Büyüyünce geçer”, “Spor yapınca geçer” veya “Yüzme yaparsa düzelir” gibi yanlış bilgiler, deformitelerin zamanında değerlendirilmesini ve gerekli durumlarda tedavi edilmesini geciktirebilmektedir. Birçok kişide deformite hafif seyredebilmekte ve herhangi bir belirtiye yol açmamaktadır. Ancak gözle görülür şekilde fark edilen deformitelere nefes darlığı, göğüs ağrısı, çabuk yorulma, egzersiz kapasitesinde düşüş ve çarpıntı gibi şikâyetler eşlik edebilmektedir. İleri derecedeki kunduracı göğüs vakalarında göğüs kemiği, kalp ve akciğerler üzerinde baskı oluşturabilmektedir. Ancak bazı çocuklar bu baskıyı fark etmeyerek fiziksel kapasitelerinin düşük olduğunu düşünebilmektedir.</p>
<p><strong>Sadece görüntü değil, yaşam kalitesi de etkileniyor</strong></p>
<p>Göğüs deformiteleri bazı kişilerde fiziksel belirtilerin yanı sıra psikolojik ve sosyal etkilere de yol açabilmektedir. Göğüs görünümü nedeniyle özellikle ergenlik döneminde özgüven sorunları ve beden algısıyla ilgili kaygılar ortaya çıkabilmektedir. Bu durum çocukların psikolojik gelişimini ve sosyal yaşamını olumsuz etkileyebilmektedir.</p>
<p><strong>Belirti varsa doktora başvurulmalı</strong></p>
<p>Göğüs kafesinde içe doğru çökme veya dışa doğru belirgin bir çıkıntı fark edilmesi ve özellikle nefes darlığı, göğüs ağrısı, çabuk yorulma ya da egzersiz sırasında performans düşüklüğü gibi şikâyetlerin eşlik etmesi halinde göğüs deformiteleri konusunda deneyimli bir göğüs cerrahisi uzmanına başvurulması önem taşımaktadır. Tanı, kişinin klinik değerlendirmesi ve gerekli durumlarda görüntüleme yöntemleriyle konulmaktadır. Tedavi yaklaşımı ise deformitenin türü ve derecesi, hastanın yaşı ve eşlik eden şikâyetlere göre kişiye özel olarak belirlenmektedir.</p>
<p> <strong>Uygun çocuklarda korse ile ameliyatsız tedavi mümkün</strong></p>
<p>Tedavi seçenekleri deformitenin özelliklerine göre değişiklik göstermektedir. İçe çökme şeklinde görülen kunduracı göğsünde takip ve fizik tedavinin yanı sıra uygun hastalarda vakum cihazı veya cerrahi tedavi seçenekleri değerlendirilebilmektedir. Cerrahi tedavi gereken hastalarda, göğüs kemiğinin normal konumuna getirilmesini sağlayan minimal invaziv Nuss yöntemi öne çıkmaktadır. Cerrahi tedavide deformitedeki düzelme ameliyat sonrasında belirgin hale gelirken, vakum tedavisinde hedeflenen düzelmenin sağlanması 6 ay ile 2 yıl arasında sürebilmektedir. Göğüs kafesinin dışa doğru belirginleşmesiyle ortaya çıkan güvercin göğsünde ise deformitenin derecesine ve hastanın yaşına göre kişiye özel göğüs korsesi olarak adlandırılan ortez uygulamaları veya cerrahi tedavi seçenekleri gündeme gelmektedir. Özellikle çocuk ve ergenlerde uygun hastalarda korse tedavisi ameliyatsız bir seçenek olarak değerlendirilebilirken, cerrahi tedavi gereken durumlarda minimal invaziv Abramson yöntemi uygulanabilmektedir. Korse tedavisinde de sonuçların alınması için genellikle 6 ay ile 2 yıl arasında bir süreç gerekebilmektedir. Göğüs deformiteleri yalnızca estetik görünüm açısından değil, kişinin fiziksel kapasitesi ve yaşam kalitesi üzerindeki olası etkileri açısından da değerlendirilmelidir. Bu nedenle göğüs kafesinde fark edilen yapısal değişikliklerin ve eşlik eden şikâyetlerin göz ardı edilmemesi; özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde erken değerlendirme yapılması ve kişiye uygun tedavi seçeneklerinin belirlenmesi açısından önem taşımaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklardaki-gogus-deformitelerini-ihmal-etmeyin-662885">Çocuklardaki Göğüs Deformitelerini İhmal Etmeyin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme kanseri gençlerde de yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-genclerde-de-yayginlasiyor-662878</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 11:01:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Akıntı]]></category>
		<category><![CDATA[değişiklikler]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kitle]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662878</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, son yıllarda genç yaşlarda da daha fazla gündeme geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-genclerde-de-yayginlasiyor-662878">Meme kanseri gençlerde de yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, son yıllarda genç yaşlarda da daha fazla gündeme geliyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de her yıl yaklaşık 27 bin kadına meme kanseri tanısı konuluyor.</p>
<p>Meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekmek amacıyla her yıl Ekim ayında çeşitli farkındalık çalışmaları gerçekleştiriliyor. Acıbadem Sağlık Grubu da Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında bu yıl <strong>“Seven fark eder”</strong> mesajıyla yeni bir farkındalık kampanyası başlatıyor.</p>
<p>Kampanya, sevmenin aynı zamanda fark etmek, önemsemek ve harekete geçmek anlamına geldiğini vurguluyor. <strong>“Seven fark eder”</strong> mesajıyla kadınlara hem kendi sağlıklarını hem de sevdiklerinin sağlığını önemsemeleri; meme sağlığı konusunda farkındalıklarını artırmaları ve düzenli kontrollerini ihmal etmemeleri hatırlatılıyor.</p>
<p>Meme kanserinde en önemli hedefin, henüz belirti vermeden erken evrede tanı konulup tedaviye başlanması olduğunu belirten<strong> Acıbadem Ataşehir Meme Merkezi Sorumlusu, Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı</strong>, “Benim hiçbir şikayetim yok’ düşüncesi, erken tanı ve erken tedavi şansını engellemektedir. Bu nedenle düzenli kontrolleri yaptırmak gerekir” diyor. </p>
<p>Günümüzde gelişen görüntüleme yöntemlerinin daha erken tanı konulmasını sağladığını belirten Prof. Dr. Çakmakçı, bunun yanı sıra fazla kilo, menopoz sonrası obezite, fiziksel aktivite azlığı, sigara, alkol kullanımı ve bazı hormonal tedavilerin de meme kanseri riskini artırdığını vurguluyor.  </p>
<p>Prof. Dr. Çakmakçı, <strong>Ekim ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı </strong>kapsamında yaptığı açıklamada, meme kanserinin 7 önemli belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Memede yeni ortaya çıkan kitle</strong></li>
</ul>
<p>Meme kanserinin en bilinen belirtisi memede yeni fark edilen bir kitledir. Özellikle daha önce olmayan, sert, düzensiz veya giderek büyüyen bir oluşum mutlaka değerlendirilmelidir.</p>
<p>Ancak her meme kitlesi kanser değildir; kist, fibroadenom ve başka iyi huylu meme hastalıkları da kitleye neden olabilir. Bu nedenle kişinin kendi kendine ‘kanser’ ya da ‘kanser değil’ şeklinde karar vermesi yerine, yeni bir kitle fark edildiğinde hekim değerlendirmesi gerekir. Prof. Dr. Metin Çakmakçı “30 yaşındaki bir kadının memesinde saptanan kitle yüzde 90 olasılıkla iyi huylu, yüzde 10 olasılıkla kötü huylu iken, 60 yaşında bu oran yüzde 50-50 olur. Tüm yaş grupları birlikte düşünüldüğünde meme kitlelerinin yüzde 80’i iyi huyludur, yüzde 20’si kanserdir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Memede şekil veya büyüklük değişikliği</strong></li>
</ul>
<p>İki memenin birbirinden bir miktar farklı olması normaldir. Ancak memelerden birinde daha önce olmayan belirgin büyüme, küçülme, şekil değişikliği veya asimetri ortaya çıkması dikkate alınmalıdır. Özellikle bu değişikliğin kısa sürede ortaya çıkması veya giderek belirginleşmesi durumunda meme muayenesi ve gerekli görüntüleme yöntemleriyle değerlendirme yapılmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Meme derisinde çökme, çekilme veya belirgin kalınlaşma</strong></li>
</ul>
<p>Meme derisinde daha önce bulunmayan çöküntüler, içeri doğru çekilmeler, portakal kabuğunu andıran görünüm, kalınlaşma veya şişlik meme kanserinin işaretlerinden biri olabilir. Bu tür değişiklikler bazen tümörün deri altındaki dokuları çekmesi veya meme dokusunda oluşturduğu değişiklikler sonucunda ortaya çıkabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Meme başında içe doğru çekilme veya yeni gelişen değişiklik</strong></li>
</ul>
<p>Meme başının daha önce normal olan konumundan içeri doğru çekilmesi, yön değiştirmesi veya çevresinde yeni gelişen değişiklikler dikkate alınmalıdır. Özellikle tek taraflı ve yeni ortaya çıkan meme başı değişikliklerinde gecikmeden hekim değerlendirmesi yapılması önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Meme başından kendiliğinden gelen akıntı</strong></li>
</ul>
<p>Emzirme dönemi dışında meme başından kendiliğinden gelen, özellikle kanlı akıntı değerlendirilmesi gereken bir bulgudur. Meme başı akıntısının birçok farklı nedeni olabilir ve her akıntı kanser anlamına gelmez. Ancak kendiliğinden, yani memeyi sıkıştırmadan ortaya çıkan ve özellikle tek memeden gelen akıntı ihmal edilmemelidir.</p>
<ul>
<li><strong>Meme veya meme başı çevresinde kızarıklık, döküntü ya da deri değişikliği</strong></li>
</ul>
<p>Meme derisinde yeni gelişen kızarıklık, pullanma, tahriş, kalınlaşma, kabuklanma veya meme başı çevresinde geçmeyen deri değişiklikleri de meme kanserinin belirtileri arasında bulunabilir. Bu bulgular enfeksiyon veya dermatolojik hastalıklar gibi çok daha sık görülen nedenlerle de ortaya çıkabilir. Ancak özellikle tedaviye rağmen düzelmeyen veya tek taraflı, yeni gelişen değişikliklerde meme kanseri olasılığı da dışlanmalıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Koltuk altında veya köprücük kemiği çevresinde yeni ortaya çıkan şişlik</strong></li>
</ul>
<p>Meme kanserinde, özellikle hastalığın lenf bezlerini etkilediği durumlarda, koltuk altında veya köprücük kemiği çevresinde yeni ortaya çıkan bir şişlik ya da ele gelen lenf bezi fark edilebilir.</p>
<p>Bu tür şişliklerin enfeksiyonlar başta olmak üzere birçok farklı nedeni olabilir ve her zaman meme kanseri anlamına gelmez. Ancak özellikle açıklanamayan, geçmeyen veya giderek büyüyen bir şişlik fark edildiğinde, meme dokusundaki diğer değişikliklerle birlikte değerlendirilmesi önemlidir.</p>
<p><strong>xxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Belirtiyi beklemeyin! Erken tanı için dikkat!</strong></p>
<p>Meme kanseri taraması ve kontrol programının; kişinin yaşı, aile öyküsü, genetik riskleri, meme yapısı ve diğer risk faktörleri dikkate alınarak kişiye özel planlanması gerektiğini belirten Prof. Dr. Metin Çakmakçı sözlerine şöyle devam ediyor: “Özellikle ailesinde meme veya yumurtalık kanseri öyküsü bulunan kadınların risk değerlendirmesini daha erken yaptırmaları önem taşır. Unutulmamalıdır ki; erken tanı, meme kanserinin tedavi başarısını artıran en önemli faktörlerden biridir. 40 yaş altındaki kadınların meme kanseri risk grubunda olmaları durumunda düzenli olarak ultrasonografi ve MR kullanılarak doktor kontrolü çok önemlidir. 40 yaş sonrası ise her yıl ultrasonografi ve mamografi yaptırmaları, erken tanı şansını artırır. Bu nedenle Ekim ayının mesajı yalnızca ‘meme kanserinin farkında olmak’ değil; kendi sağlığımızın sorumluluğunu almak, düzenli kontrollerimizi aksatmamak ve mememizde yeni bir değişiklik fark ettiğimizde zaman kaybetmeden hekime başvurmaktır.” </p>
<p>Dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, son yıllarda genç yaşlarda da daha fazla gündeme geliyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de her yıl yaklaşık 27 bin kadına meme kanseri tanısı konuluyor.</p>
<p>Meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekmek amacıyla her yıl Ekim ayında çeşitli farkındalık çalışmaları gerçekleştiriliyor. Acıbadem Sağlık Grubu da Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında bu yıl <strong>“Seven fark eder”</strong> mesajıyla yeni bir farkındalık kampanyası başlatıyor.</p>
<p>Kampanya, sevmenin aynı zamanda fark etmek, önemsemek ve harekete geçmek anlamına geldiğini vurguluyor. <strong>“Seven fark eder”</strong> mesajıyla kadınlara hem kendi sağlıklarını hem de sevdiklerinin sağlığını önemsemeleri; meme sağlığı konusunda farkındalıklarını artırmaları ve düzenli kontrollerini ihmal etmemeleri hatırlatılıyor.</p>
<p>Meme kanserinde en önemli hedefin, henüz belirti vermeden erken evrede tanı konulup tedaviye başlanması olduğunu belirten<strong> Acıbadem Ataşehir Meme Merkezi Sorumlusu, Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı</strong>, “Benim hiçbir şikayetim yok’ düşüncesi, erken tanı ve erken tedavi şansını engellemektedir. Bu nedenle düzenli kontrolleri yaptırmak gerekir” diyor. </p>
<p>Günümüzde gelişen görüntüleme yöntemlerinin daha erken tanı konulmasını sağladığını belirten Prof. Dr. Çakmakçı, bunun yanı sıra fazla kilo, menopoz sonrası obezite, fiziksel aktivite azlığı, sigara, alkol kullanımı ve bazı hormonal tedavilerin de meme kanseri riskini artırdığını vurguluyor.  </p>
<p>Prof. Dr. Çakmakçı, <strong>Ekim ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı </strong>kapsamında yaptığı açıklamada, meme kanserinin 7 önemli belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Memede yeni ortaya çıkan kitle</strong></li>
</ul>
<p>Meme kanserinin en bilinen belirtisi memede yeni fark edilen bir kitledir. Özellikle daha önce olmayan, sert, düzensiz veya giderek büyüyen bir oluşum mutlaka değerlendirilmelidir.</p>
<p>Ancak her meme kitlesi kanser değildir; kist, fibroadenom ve başka iyi huylu meme hastalıkları da kitleye neden olabilir. Bu nedenle kişinin kendi kendine ‘kanser’ ya da ‘kanser değil’ şeklinde karar vermesi yerine, yeni bir kitle fark edildiğinde hekim değerlendirmesi gerekir. Prof. Dr. Metin Çakmakçı “30 yaşındaki bir kadının memesinde saptanan kitle yüzde 90 olasılıkla iyi huylu, yüzde 10 olasılıkla kötü huylu iken, 60 yaşında bu oran yüzde 50-50 olur. Tüm yaş grupları birlikte düşünüldüğünde meme kitlelerinin yüzde 80’i iyi huyludur, yüzde 20’si kanserdir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Memede şekil veya büyüklük değişikliği</strong></li>
</ul>
<p>İki memenin birbirinden bir miktar farklı olması normaldir. Ancak memelerden birinde daha önce olmayan belirgin büyüme, küçülme, şekil değişikliği veya asimetri ortaya çıkması dikkate alınmalıdır. Özellikle bu değişikliğin kısa sürede ortaya çıkması veya giderek belirginleşmesi durumunda meme muayenesi ve gerekli görüntüleme yöntemleriyle değerlendirme yapılmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Meme derisinde çökme, çekilme veya belirgin kalınlaşma</strong></li>
</ul>
<p>Meme derisinde daha önce bulunmayan çöküntüler, içeri doğru çekilmeler, portakal kabuğunu andıran görünüm, kalınlaşma veya şişlik meme kanserinin işaretlerinden biri olabilir. Bu tür değişiklikler bazen tümörün deri altındaki dokuları çekmesi veya meme dokusunda oluşturduğu değişiklikler sonucunda ortaya çıkabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Meme başında içe doğru çekilme veya yeni gelişen değişiklik</strong></li>
</ul>
<p>Meme başının daha önce normal olan konumundan içeri doğru çekilmesi, yön değiştirmesi veya çevresinde yeni gelişen değişiklikler dikkate alınmalıdır. Özellikle tek taraflı ve yeni ortaya çıkan meme başı değişikliklerinde gecikmeden hekim değerlendirmesi yapılması önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Meme başından kendiliğinden gelen akıntı</strong></li>
</ul>
<p>Emzirme dönemi dışında meme başından kendiliğinden gelen, özellikle kanlı akıntı değerlendirilmesi gereken bir bulgudur. Meme başı akıntısının birçok farklı nedeni olabilir ve her akıntı kanser anlamına gelmez. Ancak kendiliğinden, yani memeyi sıkıştırmadan ortaya çıkan ve özellikle tek memeden gelen akıntı ihmal edilmemelidir.</p>
<ul>
<li><strong>Meme veya meme başı çevresinde kızarıklık, döküntü ya da deri değişikliği</strong></li>
</ul>
<p>Meme derisinde yeni gelişen kızarıklık, pullanma, tahriş, kalınlaşma, kabuklanma veya meme başı çevresinde geçmeyen deri değişiklikleri de meme kanserinin belirtileri arasında bulunabilir. Bu bulgular enfeksiyon veya dermatolojik hastalıklar gibi çok daha sık görülen nedenlerle de ortaya çıkabilir. Ancak özellikle tedaviye rağmen düzelmeyen veya tek taraflı, yeni gelişen değişikliklerde meme kanseri olasılığı da dışlanmalıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Koltuk altında veya köprücük kemiği çevresinde yeni ortaya çıkan şişlik</strong></li>
</ul>
<p>Meme kanserinde, özellikle hastalığın lenf bezlerini etkilediği durumlarda, koltuk altında veya köprücük kemiği çevresinde yeni ortaya çıkan bir şişlik ya da ele gelen lenf bezi fark edilebilir.</p>
<p>Bu tür şişliklerin enfeksiyonlar başta olmak üzere birçok farklı nedeni olabilir ve her zaman meme kanseri anlamına gelmez. Ancak özellikle açıklanamayan, geçmeyen veya giderek büyüyen bir şişlik fark edildiğinde, meme dokusundaki diğer değişikliklerle birlikte değerlendirilmesi önemlidir.</p>
<p><strong>xxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxx</strong></p>
<p><strong> Belirtiyi beklemeyin! Erken tanı için dikkat!</strong></p>
<p>Meme kanseri taraması ve kontrol programının; kişinin yaşı, aile öyküsü, genetik riskleri, meme yapısı ve diğer risk faktörleri dikkate alınarak kişiye özel planlanması gerektiğini belirten Prof. Dr. Metin Çakmakçı sözlerine şöyle devam ediyor: “Özellikle ailesinde meme veya yumurtalık kanseri öyküsü bulunan kadınların risk değerlendirmesini daha erken yaptırmaları önem taşır. Unutulmamalıdır ki; erken tanı, meme kanserinin tedavi başarısını artıran en önemli faktörlerden biridir. 40 yaş altındaki kadınların meme kanseri risk grubunda olmaları durumunda düzenli olarak ultrasonografi ve MR kullanılarak doktor kontrolü çok önemlidir. 40 yaş sonrası ise her yıl ultrasonografi ve mamografi yaptırmaları, erken tanı şansını artırır. Bu nedenle Ekim ayının mesajı yalnızca ‘meme kanserinin farkında olmak’ değil; kendi sağlığımızın sorumluluğunu almak, düzenli kontrollerimizi aksatmamak ve mememizde yeni bir değişiklik fark ettiğimizde zaman kaybetmeden hekime başvurmaktır.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-genclerde-de-yayginlasiyor-662878">Meme kanseri gençlerde de yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme kanseri gençlerde de yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-genclerde-de-yayginlasiyor-2-662879</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 11:01:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Akıntı]]></category>
		<category><![CDATA[değişiklikler]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kitle]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662879</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, son yıllarda genç yaşlarda da daha fazla gündeme geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-genclerde-de-yayginlasiyor-2-662879">Meme kanseri gençlerde de yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, son yıllarda genç yaşlarda da daha fazla gündeme geliyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de her yıl yaklaşık 27 bin kadına meme kanseri tanısı konuluyor.</p>
<p>Meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekmek amacıyla her yıl Ekim ayında çeşitli farkındalık çalışmaları gerçekleştiriliyor. Acıbadem Sağlık Grubu da Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında bu yıl <strong>“Seven fark eder”</strong> mesajıyla yeni bir farkındalık kampanyası başlatıyor.</p>
<p>Kampanya, sevmenin aynı zamanda fark etmek, önemsemek ve harekete geçmek anlamına geldiğini vurguluyor. <strong>“Seven fark eder”</strong> mesajıyla kadınlara hem kendi sağlıklarını hem de sevdiklerinin sağlığını önemsemeleri; meme sağlığı konusunda farkındalıklarını artırmaları ve düzenli kontrollerini ihmal etmemeleri hatırlatılıyor.</p>
<p>Meme kanserinde en önemli hedefin, henüz belirti vermeden erken evrede tanı konulup tedaviye başlanması olduğunu belirten<strong> Acıbadem Ataşehir Meme Merkezi Sorumlusu, Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı</strong>, “Benim hiçbir şikayetim yok’ düşüncesi, erken tanı ve erken tedavi şansını engellemektedir. Bu nedenle düzenli kontrolleri yaptırmak gerekir” diyor. </p>
<p>Günümüzde gelişen görüntüleme yöntemlerinin daha erken tanı konulmasını sağladığını belirten Prof. Dr. Çakmakçı, bunun yanı sıra fazla kilo, menopoz sonrası obezite, fiziksel aktivite azlığı, sigara, alkol kullanımı ve bazı hormonal tedavilerin de meme kanseri riskini artırdığını vurguluyor.  </p>
<p>Prof. Dr. Çakmakçı, <strong>Ekim ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı </strong>kapsamında yaptığı açıklamada, meme kanserinin 7 önemli belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Memede yeni ortaya çıkan kitle</strong></li>
</ul>
<p>Meme kanserinin en bilinen belirtisi memede yeni fark edilen bir kitledir. Özellikle daha önce olmayan, sert, düzensiz veya giderek büyüyen bir oluşum mutlaka değerlendirilmelidir.</p>
<p>Ancak her meme kitlesi kanser değildir; kist, fibroadenom ve başka iyi huylu meme hastalıkları da kitleye neden olabilir. Bu nedenle kişinin kendi kendine ‘kanser’ ya da ‘kanser değil’ şeklinde karar vermesi yerine, yeni bir kitle fark edildiğinde hekim değerlendirmesi gerekir. Prof. Dr. Metin Çakmakçı “30 yaşındaki bir kadının memesinde saptanan kitle yüzde 90 olasılıkla iyi huylu, yüzde 10 olasılıkla kötü huylu iken, 60 yaşında bu oran yüzde 50-50 olur. Tüm yaş grupları birlikte düşünüldüğünde meme kitlelerinin yüzde 80’i iyi huyludur, yüzde 20’si kanserdir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Memede şekil veya büyüklük değişikliği</strong></li>
</ul>
<p>İki memenin birbirinden bir miktar farklı olması normaldir. Ancak memelerden birinde daha önce olmayan belirgin büyüme, küçülme, şekil değişikliği veya asimetri ortaya çıkması dikkate alınmalıdır. Özellikle bu değişikliğin kısa sürede ortaya çıkması veya giderek belirginleşmesi durumunda meme muayenesi ve gerekli görüntüleme yöntemleriyle değerlendirme yapılmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Meme derisinde çökme, çekilme veya belirgin kalınlaşma</strong></li>
</ul>
<p>Meme derisinde daha önce bulunmayan çöküntüler, içeri doğru çekilmeler, portakal kabuğunu andıran görünüm, kalınlaşma veya şişlik meme kanserinin işaretlerinden biri olabilir. Bu tür değişiklikler bazen tümörün deri altındaki dokuları çekmesi veya meme dokusunda oluşturduğu değişiklikler sonucunda ortaya çıkabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Meme başında içe doğru çekilme veya yeni gelişen değişiklik</strong></li>
</ul>
<p>Meme başının daha önce normal olan konumundan içeri doğru çekilmesi, yön değiştirmesi veya çevresinde yeni gelişen değişiklikler dikkate alınmalıdır. Özellikle tek taraflı ve yeni ortaya çıkan meme başı değişikliklerinde gecikmeden hekim değerlendirmesi yapılması önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Meme başından kendiliğinden gelen akıntı</strong></li>
</ul>
<p>Emzirme dönemi dışında meme başından kendiliğinden gelen, özellikle kanlı akıntı değerlendirilmesi gereken bir bulgudur. Meme başı akıntısının birçok farklı nedeni olabilir ve her akıntı kanser anlamına gelmez. Ancak kendiliğinden, yani memeyi sıkıştırmadan ortaya çıkan ve özellikle tek memeden gelen akıntı ihmal edilmemelidir.</p>
<ul>
<li><strong>Meme veya meme başı çevresinde kızarıklık, döküntü ya da deri değişikliği</strong></li>
</ul>
<p>Meme derisinde yeni gelişen kızarıklık, pullanma, tahriş, kalınlaşma, kabuklanma veya meme başı çevresinde geçmeyen deri değişiklikleri de meme kanserinin belirtileri arasında bulunabilir. Bu bulgular enfeksiyon veya dermatolojik hastalıklar gibi çok daha sık görülen nedenlerle de ortaya çıkabilir. Ancak özellikle tedaviye rağmen düzelmeyen veya tek taraflı, yeni gelişen değişikliklerde meme kanseri olasılığı da dışlanmalıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Koltuk altında veya köprücük kemiği çevresinde yeni ortaya çıkan şişlik</strong></li>
</ul>
<p>Meme kanserinde, özellikle hastalığın lenf bezlerini etkilediği durumlarda, koltuk altında veya köprücük kemiği çevresinde yeni ortaya çıkan bir şişlik ya da ele gelen lenf bezi fark edilebilir.</p>
<p>Bu tür şişliklerin enfeksiyonlar başta olmak üzere birçok farklı nedeni olabilir ve her zaman meme kanseri anlamına gelmez. Ancak özellikle açıklanamayan, geçmeyen veya giderek büyüyen bir şişlik fark edildiğinde, meme dokusundaki diğer değişikliklerle birlikte değerlendirilmesi önemlidir.</p>
<p><strong>xxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Belirtiyi beklemeyin! Erken tanı için dikkat!</strong></p>
<p>Meme kanseri taraması ve kontrol programının; kişinin yaşı, aile öyküsü, genetik riskleri, meme yapısı ve diğer risk faktörleri dikkate alınarak kişiye özel planlanması gerektiğini belirten Prof. Dr. Metin Çakmakçı sözlerine şöyle devam ediyor: “Özellikle ailesinde meme veya yumurtalık kanseri öyküsü bulunan kadınların risk değerlendirmesini daha erken yaptırmaları önem taşır. Unutulmamalıdır ki; erken tanı, meme kanserinin tedavi başarısını artıran en önemli faktörlerden biridir. 40 yaş altındaki kadınların meme kanseri risk grubunda olmaları durumunda düzenli olarak ultrasonografi ve MR kullanılarak doktor kontrolü çok önemlidir. 40 yaş sonrası ise her yıl ultrasonografi ve mamografi yaptırmaları, erken tanı şansını artırır. Bu nedenle Ekim ayının mesajı yalnızca ‘meme kanserinin farkında olmak’ değil; kendi sağlığımızın sorumluluğunu almak, düzenli kontrollerimizi aksatmamak ve mememizde yeni bir değişiklik fark ettiğimizde zaman kaybetmeden hekime başvurmaktır.” </p>
<p>Dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, son yıllarda genç yaşlarda da daha fazla gündeme geliyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de her yıl yaklaşık 27 bin kadına meme kanseri tanısı konuluyor.</p>
<p>Meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekmek amacıyla her yıl Ekim ayında çeşitli farkındalık çalışmaları gerçekleştiriliyor. Acıbadem Sağlık Grubu da Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında bu yıl <strong>“Seven fark eder”</strong> mesajıyla yeni bir farkındalık kampanyası başlatıyor.</p>
<p>Kampanya, sevmenin aynı zamanda fark etmek, önemsemek ve harekete geçmek anlamına geldiğini vurguluyor. <strong>“Seven fark eder”</strong> mesajıyla kadınlara hem kendi sağlıklarını hem de sevdiklerinin sağlığını önemsemeleri; meme sağlığı konusunda farkındalıklarını artırmaları ve düzenli kontrollerini ihmal etmemeleri hatırlatılıyor.</p>
<p>Meme kanserinde en önemli hedefin, henüz belirti vermeden erken evrede tanı konulup tedaviye başlanması olduğunu belirten<strong> Acıbadem Ataşehir Meme Merkezi Sorumlusu, Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı</strong>, “Benim hiçbir şikayetim yok’ düşüncesi, erken tanı ve erken tedavi şansını engellemektedir. Bu nedenle düzenli kontrolleri yaptırmak gerekir” diyor. </p>
<p>Günümüzde gelişen görüntüleme yöntemlerinin daha erken tanı konulmasını sağladığını belirten Prof. Dr. Çakmakçı, bunun yanı sıra fazla kilo, menopoz sonrası obezite, fiziksel aktivite azlığı, sigara, alkol kullanımı ve bazı hormonal tedavilerin de meme kanseri riskini artırdığını vurguluyor.  </p>
<p>Prof. Dr. Çakmakçı, <strong>Ekim ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı </strong>kapsamında yaptığı açıklamada, meme kanserinin 7 önemli belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Memede yeni ortaya çıkan kitle</strong></li>
</ul>
<p>Meme kanserinin en bilinen belirtisi memede yeni fark edilen bir kitledir. Özellikle daha önce olmayan, sert, düzensiz veya giderek büyüyen bir oluşum mutlaka değerlendirilmelidir.</p>
<p>Ancak her meme kitlesi kanser değildir; kist, fibroadenom ve başka iyi huylu meme hastalıkları da kitleye neden olabilir. Bu nedenle kişinin kendi kendine ‘kanser’ ya da ‘kanser değil’ şeklinde karar vermesi yerine, yeni bir kitle fark edildiğinde hekim değerlendirmesi gerekir. Prof. Dr. Metin Çakmakçı “30 yaşındaki bir kadının memesinde saptanan kitle yüzde 90 olasılıkla iyi huylu, yüzde 10 olasılıkla kötü huylu iken, 60 yaşında bu oran yüzde 50-50 olur. Tüm yaş grupları birlikte düşünüldüğünde meme kitlelerinin yüzde 80’i iyi huyludur, yüzde 20’si kanserdir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Memede şekil veya büyüklük değişikliği</strong></li>
</ul>
<p>İki memenin birbirinden bir miktar farklı olması normaldir. Ancak memelerden birinde daha önce olmayan belirgin büyüme, küçülme, şekil değişikliği veya asimetri ortaya çıkması dikkate alınmalıdır. Özellikle bu değişikliğin kısa sürede ortaya çıkması veya giderek belirginleşmesi durumunda meme muayenesi ve gerekli görüntüleme yöntemleriyle değerlendirme yapılmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Meme derisinde çökme, çekilme veya belirgin kalınlaşma</strong></li>
</ul>
<p>Meme derisinde daha önce bulunmayan çöküntüler, içeri doğru çekilmeler, portakal kabuğunu andıran görünüm, kalınlaşma veya şişlik meme kanserinin işaretlerinden biri olabilir. Bu tür değişiklikler bazen tümörün deri altındaki dokuları çekmesi veya meme dokusunda oluşturduğu değişiklikler sonucunda ortaya çıkabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Meme başında içe doğru çekilme veya yeni gelişen değişiklik</strong></li>
</ul>
<p>Meme başının daha önce normal olan konumundan içeri doğru çekilmesi, yön değiştirmesi veya çevresinde yeni gelişen değişiklikler dikkate alınmalıdır. Özellikle tek taraflı ve yeni ortaya çıkan meme başı değişikliklerinde gecikmeden hekim değerlendirmesi yapılması önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Meme başından kendiliğinden gelen akıntı</strong></li>
</ul>
<p>Emzirme dönemi dışında meme başından kendiliğinden gelen, özellikle kanlı akıntı değerlendirilmesi gereken bir bulgudur. Meme başı akıntısının birçok farklı nedeni olabilir ve her akıntı kanser anlamına gelmez. Ancak kendiliğinden, yani memeyi sıkıştırmadan ortaya çıkan ve özellikle tek memeden gelen akıntı ihmal edilmemelidir.</p>
<ul>
<li><strong>Meme veya meme başı çevresinde kızarıklık, döküntü ya da deri değişikliği</strong></li>
</ul>
<p>Meme derisinde yeni gelişen kızarıklık, pullanma, tahriş, kalınlaşma, kabuklanma veya meme başı çevresinde geçmeyen deri değişiklikleri de meme kanserinin belirtileri arasında bulunabilir. Bu bulgular enfeksiyon veya dermatolojik hastalıklar gibi çok daha sık görülen nedenlerle de ortaya çıkabilir. Ancak özellikle tedaviye rağmen düzelmeyen veya tek taraflı, yeni gelişen değişikliklerde meme kanseri olasılığı da dışlanmalıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Koltuk altında veya köprücük kemiği çevresinde yeni ortaya çıkan şişlik</strong></li>
</ul>
<p>Meme kanserinde, özellikle hastalığın lenf bezlerini etkilediği durumlarda, koltuk altında veya köprücük kemiği çevresinde yeni ortaya çıkan bir şişlik ya da ele gelen lenf bezi fark edilebilir.</p>
<p>Bu tür şişliklerin enfeksiyonlar başta olmak üzere birçok farklı nedeni olabilir ve her zaman meme kanseri anlamına gelmez. Ancak özellikle açıklanamayan, geçmeyen veya giderek büyüyen bir şişlik fark edildiğinde, meme dokusundaki diğer değişikliklerle birlikte değerlendirilmesi önemlidir.</p>
<p><strong>xxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxx</strong></p>
<p><strong> Belirtiyi beklemeyin! Erken tanı için dikkat!</strong></p>
<p>Meme kanseri taraması ve kontrol programının; kişinin yaşı, aile öyküsü, genetik riskleri, meme yapısı ve diğer risk faktörleri dikkate alınarak kişiye özel planlanması gerektiğini belirten Prof. Dr. Metin Çakmakçı sözlerine şöyle devam ediyor: “Özellikle ailesinde meme veya yumurtalık kanseri öyküsü bulunan kadınların risk değerlendirmesini daha erken yaptırmaları önem taşır. Unutulmamalıdır ki; erken tanı, meme kanserinin tedavi başarısını artıran en önemli faktörlerden biridir. 40 yaş altındaki kadınların meme kanseri risk grubunda olmaları durumunda düzenli olarak ultrasonografi ve MR kullanılarak doktor kontrolü çok önemlidir. 40 yaş sonrası ise her yıl ultrasonografi ve mamografi yaptırmaları, erken tanı şansını artırır. Bu nedenle Ekim ayının mesajı yalnızca ‘meme kanserinin farkında olmak’ değil; kendi sağlığımızın sorumluluğunu almak, düzenli kontrollerimizi aksatmamak ve mememizde yeni bir değişiklik fark ettiğimizde zaman kaybetmeden hekime başvurmaktır.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-genclerde-de-yayginlasiyor-2-662879">Meme kanseri gençlerde de yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakırköy&#8217;de Öğrencilere Sağlık Taraması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bakirkoyde-ogrencilere-saglik-taramasi-662821</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:54:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy]]></category>
		<category><![CDATA[Bakırköy Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilere]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[taraması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662821</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bakırköy Belediyesi, ilçe genelindeki anaokulu, ilkokul, ortaokul ve liselerde sağlık taraması gerçekleştiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bakirkoyde-ogrencilere-saglik-taramasi-662821">Bakırköy&#8217;de Öğrencilere Sağlık Taraması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Bakırköy Belediyesi, ilçe genelindeki anaokulu, ilkokul, ortaokul ve liselerde sağlık taraması gerçekleştiriyor. Bakırköy Belediyesi Tıp Merkezi hekimleri tarafından yapılan taramalarda öğrencilerin genel sağlık durumları ile ağız ve diş sağlığı kontrolleri gerçekleştiriliyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Çocukların sağlıklı gelişimlerini desteklemek amacıyla çalışmalarını sürdüren Bakırköy Belediyesi, sağlık hizmetlerini okullara taşıyor. Bu kapsamda Tıp Merkezi hekimleri, ilçe genelindeki okulları ziyaret ederek öğrencilerin sağlık kontrollerini gerçekleştiriyor. Taramalarda Bakırköy Belediyesi Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ile Ağız ve Diş Sağlığı hekimleri tarafından öğrencilerin genel sağlık durumları değerlendiriliyor. Ağız ve diş sağlığı kontrollerinde ise öğrencilerin diş ve ağız sağlığına ilişkin ihtiyaçları belirleniyor. Kontroller sonucunda dolgu, süt dişi çekimi, süt dişi kanal tedavisi, diş taşı temizliği, fissür örtücü ve flor uygulaması gereksinimi bulunan 4 yaş üzeri SGK’lı çocuklar, Bakırköy Belediyesi Tıp Merkezi’nden sağlık hizmeti alabiliyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Randevu almak isteyen vatandaşlar, 414 97 77 numaralı çağrı merkezini arayarak 8205’i tuşlayabiliyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bakirkoyde-ogrencilere-saglik-taramasi-662821">Bakırköy&#8217;de Öğrencilere Sağlık Taraması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nefes darlığı &#8216;yaşlılıktan&#8217; sanılıyor, oysa!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nefes-darligi-yasliliktan-saniliyor-oysa-662721</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:50:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[darlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Kapağı]]></category>
		<category><![CDATA[kapağı]]></category>
		<category><![CDATA[kapak]]></category>
		<category><![CDATA[kasık]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[oysa]]></category>
		<category><![CDATA[sanılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Tasar]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılıktan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662721</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda kalp kapağı hastalıklarının görülme sıklığı artıyor. Geçmişte çoğunlukla 65 yaş üzerinde ihtiyaç duyulan kalp kapağı değişimi, artık genç yaşta da gerekli olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nefes-darligi-yasliliktan-saniliyor-oysa-662721">Nefes darlığı &#8216;yaşlılıktan&#8217; sanılıyor, oysa!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda kalp kapağı hastalıklarının görülme sıklığı artıyor. Geçmişte çoğunlukla 65 yaş üzerinde ihtiyaç duyulan kalp kapağı değişimi, artık genç yaşta da gerekli olabiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Onur Taşar “Dünya genelinde ve ülkemizde kalp kapağı hastalıklarının görülme sıklığının artmasında en temel faktörler, modern tıp teknolojileri sayesinde yaşam süresinin uzaması ve yaşlı nüfusun artmasının yanı sıra modern yaşamın getirdiği bazı zararlı alışkanlıklardır. Bu zararlı alışkanlıklar kalp kapaklarının yapısını doğrudan olumsuz etkilemektedir” diyor.  </p>
<p>Kalp kapağı hastalığında en sık görülen belirtileri; özellikle yürürken, merdiven çıkarken veya bir fiziksel aktivite esnasında başlayıp dinlenince geçen nefes darlığı, çabuk yorulma, halsizlik, kalp çarpıntısı, fiziksel aktivite sırasında eforla gelen ve dinlenmekle geçen göğüs ağrısı, baş dönmesi, bayılma ve bacaklarda ödem (şişlik) olarak sıralayan Doç. Dr. Taşar, bu durumda mutlaka kardiyoloji uzmanına başvurulması gerektiğini vurguluyor. </p>
<p>Doç. Dr. Onur Taşar, kalp kapaklarına zarar veren 6 hatalı alışkanlığı ve tedavide ameliyatsız dönemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<ul>
<li>Sigara</li>
</ul>
<p>Damar duvarlarına zarar vererek kireçlenmeyi hızlandırır. Özellikle aort kapağının daralmasında ve sertleşmesinde en büyük tetikleyicilerden biridir.</p>
<ul>
<li>Yetersiz ağız ve diş hijyeni</li>
</ul>
<p>Düzenli fırçalanmayan dişler ve diş eti enfeksiyonları, bakterilerin kana karışmasına yol açar. Bu bakteriler doğrudan kalp kapakçıklarına yapışarak ölümcül olabilen enfektif endokardit (kalp kapağı iltihabı) hastalığına neden olabilir.</p>
<ul>
<li>Kötü beslenme ve yüksek kolesterol</li>
</ul>
<p>Doymuş yağ ve işlenmiş gıdalardan zengin beslenmek, damarlarda olduğu gibi kalp kapaklarında da lipid (yağ) birikimine ve erken kireçlenmeye yol açar.</p>
<ul>
<li>Hareketsiz (sedanter) yaşam</li>
</ul>
<p>Düzenli egzersiz yapmamak; obezite, diyabet ve yüksek tansiyona zemin hazırlar. Bu kronik hastalıklar kalp kapaklarına binen mekanik yükü ve stresi artırarak yapılarını bozar.</p>
<ul>
<li>Boğaz enfeksiyonlarını ihmal etmek</li>
</ul>
<p>Özellikle çocukluk ve gençlik döneminde gelişen beta mikrobu (A grubu streptokok) enfeksiyonlarının hekim kontrolünde antibiyotikle tedavi edilmemesi, ilerleyen yıllarda romatizmal kalp kapağı hastalığına dönüşür.</p>
<ul>
<li>Aşırı tuz tüketimi</li>
</ul>
<p>Yüksek tansiyona (hipertansiyona) neden olur. Kontrolsüz yüksek tansiyon, sol karıncık içindeki basıncı artırarak aort kapağını ve mitral kapağı sürekli zorlar, erken yıpranmalarına ve kaçırmalarına yol açar.</p>
<p>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</p>
<p>Ameliyatsız yöntemler büyük avantaj sağlıyor</p>
<p>Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Onur Taşar, günümüzde açık kalp ameliyatına alternatif olarak, göğüs kafesi açılmadan ve genellikle kasık damarlarından girilerek gerçekleştirilen modern tedavi yöntemlerinin, hastaların komplikasyon riski düşük, konforlu ve hızlı iyileşme süreci geçirmelerini sağladığını vurguluyor. İşlemden sonra genellikle tedbir amaçlı bir-iki gece gözlem altında tutulan hasta, iki veya üçüncü gün yürüyerek taburcu olabiliyor. Açık ameliyatlardaki gibi aylarca sırtüstü yatma veya korse takma zorunluluğu olmadığını, evde bir-iki hafta süren iyileşme döneminde kişisel ihtiyaçlarını rahatça karşılayabildiklerini belirten Doç. Dr. Taşar, bu süreçte doktorun önerilerinin uygulanmasına dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor.  </p>
<p>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</p>
<p>Modern girişimsel tedavi yöntemleri</p>
<p>Doç. Dr. Onur Taşar, kalp kapağı tedavisinde uygulanan girişimsel yöntemleri şöyle açıklıyor; </p>
<ul>
<li>TAVI: Kasık atardamarından girilerek daralmış aort kapağına biyoprotez kapak yerleştirilmesidir. </li>
<li>MitraClip: Ciddi mitral kapak yetmezliğinde, kasık toplardamarından girilerek kapakçıkların klipsle birbirine tutturulmasıdır.  </li>
<li>TMVR (Transkateter Mitral Kapak Replasmanı): Mitral kapağın kateterle değiştirilmesidir. Daha önce biyolojik kapak takılmış hastalarda, yeni kapağın eski kapağın içine yerleştirilmesi şeklinde uygulanabilir. </li>
<li>Balon Valvüloplasti: Daralmış kapağın (özellikle mitral kapağın) kasıktan gönderilen balonun şişirilmesiyle genişletilmesidir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Transkateter Bicaval Kapak Replasmanı (Tricvalve): İleri derecede triküspit kapak yetmezliğinde, üst ve alt ana toplardamarların kalbe girişine biyoprotez kapak yerleştirilmesidir. </li>
<li> TriClip: Ciddi trikuspit kapak yetmezliğinde, kasık toplardamarından girilerek kapakçıkların birbirine bir mandal yardımıyla tutturulmasıdır.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nefes-darligi-yasliliktan-saniliyor-oysa-662721">Nefes darlığı &#8216;yaşlılıktan&#8217; sanılıyor, oysa!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp Sağlığınız İçin 40 Yaşınızı Beklemeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalp-sagliginiz-icin-40-yasinizi-beklemeyin-662693</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:49:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[40]]></category>
		<category><![CDATA[beklemeyin]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[Risk Faktörleri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığınız]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşınızı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662693</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon insanın ölümüne yol açan kalp ve damar hastalıkları, tüm ölümlerin yaklaşık üçte birini oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-sagliginiz-icin-40-yasinizi-beklemeyin-662693">Kalp Sağlığınız İçin 40 Yaşınızı Beklemeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon insanın ölümüne yol açan kalp ve damar hastalıkları, tüm ölümlerin yaklaşık üçte birini oluşturuyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ise 2024 yılında gerçekleşen yaklaşık 490 bin ölümün % 28’i kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanıyor. 15 yaş üzeri nüfusta kalp ve damar hastalığı sıklığı yaklaşık %7 görülüyor ve yaşla birlikte artıyor. Hala en önemli risk faktörlerinden olan hipertansiyon, dünya genelinde 30-79 yaş arası 1,4 milyar yetişkinde bulunuyor ve bunların yalnızca yaklaşık % 23’ünün kontrol altında olduğu belirtiliyor. Sağlıksız beslenme, hareketsizlik, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve diyabet gibi değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrol altına alınmasıyla kalp ve damar hastalıklarının önemli bir bölümünün önüne geçilebiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. R. Emre Altekin, 29 Eylül Dünya Kalp Günü nedeniyle kalp sağlığını korumak için alınabilecek önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kalp hastalıkları büyük ölçüde önlenebilir</strong></p>
<p>Kalp ve damar hastalıklarının ortaya çıkmasında birçok faktör rol oynar. Bunların başında tütün kullanımı, sağlıksız beslenme, stres, yetersiz fiziksel aktivite gibi değiştirilebilir risk faktörleri gelir. Bunun yanında ileri yaş, erkek cinsiyet, erken yaşta kalp hastalığı aile öyküsü değiştirilemeyen risk faktörleri de etkilidir. Ancak bilim, değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrol altına alınmasıyla hastalıkların büyük ölçüde önlenebileceğini ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Avrupa’ya göre Türkiye daha erken kalp krizine yakalanıyor!</strong></p>
<p>Türkiye’de kalp krizi Avrupa ülkelerine göre ortalama 10 yıl daha erken görülmektedir. Tüm koroner kalp hastaları içinde 40 yaş altı oranı eskiden yüzde 10-15 iken, son yıllarda yüzde 15-20 seviyelerine çıkmıştır. Kalp krizi geçirenlerin yaklaşık yüzde 18’i 50 yaşın altında, yüzde 11’i ise 45 yaşın altındadır.</p>
<p>30’lu yaşlarda ve hatta 20’li yaşların sonlarında ciddi damar tıkanıklığı ve kalp krizi vakaları artmaktadır. Bu yüzden 40 yaşını beklemeden risk faktörlerini kontrol etmek ve gerektiğinde tarama yaptırmak hayati önem taşımaktadır. </p>
<p><strong>Aşağıdaki gruplar kalp ve damar hastalıkları açısından daha yüksek risk taşır;</strong></p>
<ul>
<li>40 yaş ve üzeri bireyler</li>
<li>Hipertansiyon, diyabet veya yüksek kolesterolü olanlar</li>
<li>Fazla kilolu veya obez kişiler</li>
<li>Sigara ve tütün ürünü kullananlar</li>
<li>Ailede erken yaşta kalp hastalığı veya ani ölüm öyküsü bulunanlar</li>
<li>Hareketsiz yaşam tarzına sahip olanlar</li>
<li>Menopoz sonrası kadınlar</li>
<li>Kronik stres altında yaşayanlar</li>
</ul>
<p><strong>Risk faktörlerini ortadan kaldırmak için aşağıdaki adımları izleyin!</strong></p>
<p>Bu gruplardaki kişilerin düzenli sağlık kontrolü yaptırması ve risk faktörlerini yönetmesi büyük önem taşır.<strong> </strong></p>
<p><strong>1. Yaşam tarzı değişiklikleri en etkili önlem oluyor</strong></p>
<ul>
<li>Tütün ve tütün ürünlerinin tamamen bırakılması</li>
<li>Kalp dostu beslenme: Bol sebze-meyve, tam tahıllar, sağlıklı protein kaynakları (baklagiller, kuruyemiş, balık); doymuş yağ ve ultra işlenmiş gıdaların azaltılması; tuz tüketiminin düşürülmesi; eklenmiş şekerin minimize edilmesi</li>
<li>Düzenli fiziksel aktivite: Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta hareket</li>
<li>Sağlıklı vücut ağırlığının korunması</li>
<li>Alkolün sınırlandırılması veya hiç tüketilmemesi </li>
</ul>
<p>Bu değişiklikler kardiyovasküler olay riskini yüzde 30-40 oranında azaltabiliyor.</p>
<p><strong>2. Risk faktörlerinin erken tespiti ve kontrolü kritik önem taşıyor</strong></p>
<ul>
<li>Hipertansiyonun düzenli taranması, protokol bazlı tedavisi ve kontrol oranlarının artırılması</li>
<li>Kolesterol yönetiminde daha erken yaşta risk değerlendirmesi ve daha düşük LDL hedefleri</li>
<li>Diyabet ve kan şekeri kontrolü</li>
<li>40 yaş ve üzerinde düzenli kardiyovasküler risk değerlendirmesi</li>
</ul>
<p><strong>3. Sistem düzeyinde önlemler gerekiyor</strong></p>
<p>Ulusal kardiyovasküler sağlık planları, tuz ve trans yağ azaltma politikaları, tütün kontrolü, hipertansiyon ve diyabet protokollerinin yaygınlaştırılması ile temel ilaçlara erişimin güçlendirilmesi hayati önem taşıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-sagliginiz-icin-40-yasinizi-beklemeyin-662693">Kalp Sağlığınız İçin 40 Yaşınızı Beklemeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun açıkladı: &#8220;Günde 2-3 fincan kahve makul&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kardiyoloji-uzmani-dr-ogr-uyesi-akin-torun-acikladi-gunde-2-3-fincan-kahve-makul-662616</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:46:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Açısından]]></category>
		<category><![CDATA[akın]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[kafein]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[Kahve Tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Miktar]]></category>
		<category><![CDATA[öğr]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[torun]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662616</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahve tüketiminin kalp sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendiren Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, ölçülü kahve tüketiminin sağlıklı yetişkinlerde genel olarak güvenli olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kardiyoloji-uzmani-dr-ogr-uyesi-akin-torun-acikladi-gunde-2-3-fincan-kahve-makul-662616">Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun açıkladı: &#8220;Günde 2-3 fincan kahve makul&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Kahve tüketiminin kalp sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendiren Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, ölçülü kahve tüketiminin sağlıklı yetişkinlerde genel olarak güvenli olduğunu söyledi. Günde 2–3 fincan kahvenin çoğu kişi için makul bir miktar olduğunu kaydeden Torun, kahvenin hazırlanma şeklinin, eklenen şeker ve kremanın yanı sıra kişinin tansiyon, kolesterol ve kafein duyarlılığının da dikkate alınması gerektiğine dikkat çekti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, 29 Eylül Dünya Kalp Günü ve Dünya Kahve Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada kahve tüketiminin kalp sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kahve kalp sağlığı için güvenli mi?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kahve tüketimi konusunda geçmişte oluşan “kalbe zararlı” algısının güncel bilimsel veriler ışığında yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, ölçülü kahve tüketiminin kalp-damar sağlığı açısından genel olarak güvenli olduğunu ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Torun, “Özellikle günde 2–4 fincan civarındaki kahve tüketimi birçok çalışmada olumlu sağlık sonuçlarıyla ilişkilendirilmiş durumda. Bu nedenle sağlıklı bir yetişkinin sırf kalp sağlığı açısından kahveyi hayatından çıkarmasına gerek yok. Benim yaklaşımım kahveyi yasaklamak yerine doğru miktarda ve doğru şekilde tüketmek” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kahvenin kalbe faydası var mı?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kahvenin yalnızca kafeinden ibaret olmadığını vurgulayan Torun, kahvenin içerdiği antioksidan özelliklere sahip doğal bileşiklerin de sağlık açısından önemli olabileceğini belirtti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uzun yıllardır yapılan araştırmalarda ölçülü kahve tüketiminin bazı kalp-damar hastalıkları ve kalp yetmezliği riskinin daha düşük olmasıyla ilişkilendirildiğini ifade eden Torun, “Burada ‘kahve bir ilaçtır’ demiyoruz. Ancak kahvenin kalp için zararlı olduğu şeklindeki eski yaklaşımın da günümüzdeki bilimsel verilerle birebir örtüşmediğini söyleyebiliriz” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Filtre kahve mi, Türk kahvesi mi?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kahvenin hazırlanma biçiminin de önemli olduğunu belirten Torun, özellikle kolesterol açısından filtre kahve ile filtresiz kahveler arasında fark bulunduğuna dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Kâğıt filtre, kahvenin içerisindeki ve kolesterolü yükseltebilen bazı doğal yağlı maddeleri büyük ölçüde tutuyor. Türk kahvesi ise filtresiz olduğu için bu maddeler daha fazla kalıyor. Bu nedenle kolesterolü yüksek bir hastada filtre kahveyi tercih etmek daha doğru olabilir” diyen Torun, sağlıklı kişilerin ölçülü miktarda Türk kahvesi tüketmesinden endişe etmesine gerek olmadığını söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kahve içtikten sonra çarpıntı tehlikeli mi?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kahve sonrasında kalp atışlarının daha hızlı veya güçlü hissedilmesinin her zaman tehlikeli bir kalp hastalığı anlamına gelmediğini belirten Torun, kafeinin bazı kişilerde geçici olarak bu tür belirtilere yol açabileceğini ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Özellikle kahve tüketimine alışık olmayan kişilerde çarpıntı hissinin daha belirgin olabileceğini söyleyen Torun, kahve ile ciddi ritim bozuklukları arasındaki ilişkiye yönelik güncel verilerin de genel olarak rahatlatıcı olduğunu belirtti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Torun, atriyal fibrilasyon konusunda ise şu değerlendirmeyi yaptı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Uzun yıllar kahvenin atriyal fibrilasyona yol açabileceği düşünüldü. Ancak günümüzdeki çalışmalar, ölçülü kahve tüketiminin atriyal fibrilasyon riskini belirgin şekilde artırdığını göstermiyor.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bununla birlikte çarpıntıya göğüs ağrısı, bayılma, ciddi nefes darlığı veya şiddetli baş dönmesi gibi belirtilerin eşlik etmesi halinde durumun yalnızca kahveye bağlanmaması gerektiğini vurguladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sade ya da az şekerli tercih edilmeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kahvenin kendisinden çok, kahveye eklenen şeker, şurup ve yüksek kalorili ürünlere dikkat edilmesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, sade kahve ile yüksek miktarda şeker ve krema içeren kahveli içeceklerin aynı değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Fazla şeker ve kalori zaman içerisinde kilo artışına, diyabete ve kan yağlarında bozulmaya katkıda bulunabilir. O nedenle benim önerim çok basit: Kahvenizi için ama kahvenizi tatlıya çevirmeyin” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Torun, sade veya az şekerli kahvenin kalp sağlığı açısından daha uygun bir tercih olduğunu belirtti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yüksek tansiyonu olanlar kahve içebilir mi?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hipertansiyon hastalarının kahveyi tamamen bırakmasının her durumda gerekli olmadığını belirten Torun, kafeinin kahve tüketiminin ardından tansiyonu kısa süreli olarak yükseltebileceğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Düzenli kahve tüketen kişilerde bu etkinin zaman içerisinde azalabileceğini ifade eden Torun, “Tansiyonu kontrol altında olan bir hastanın ölçülü miktarda kahve içmesini otomatik olarak yasaklamak doğru değil. Ancak tansiyonu yüksek seyreden veya kahve içtikten sonra tansiyonunda belirgin yükselme yaşayan kişilerin miktarı azaltması ve kendi tansiyon yanıtını takip etmesi gerekir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Günde kaç fincan kahve içilmeli?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kahve tüketiminde kişisel farklılıkların göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, sağlıklı yetişkinler için günde 2-3 fincan kahvenin makul bir miktar olduğunu ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bilimsel çalışmalarda 2-4 fincan arasındaki tüketimin olumlu sonuçlarla ilişkilendirildiğini belirten Torun, bunun herkesin günde dört fincan kahve içmesi gerektiği anlamına gelmediğinin altını çizdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Kişinin kafeine duyarlılığı, tansiyonu, uyku düzeni ve kahvenin hazırlanma şekli önemli. Ayrıca sağlıklı yetişkinler için günlük yaklaşık 400 mg kafein genel olarak güvenli kabul edilen üst sınırlardan biri. Ancak kahvenin kafein miktarı fincanın büyüklüğüne ve hazırlanma yöntemine göre önemli ölçüde değişebilir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Kahveden korkmayın”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kalp doktoru olarak kahve konusunda en önemli mesajının “kahveden korkmamak” olduğunu belirten Torun, ölçülü tüketimin genel olarak güvenli olduğuna dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Bugünkü bilimsel bilgiler bize ölçülü kahve tüketiminin kalp sağlığı açısından genel olarak güvenli olduğunu ve birçok çalışmada olumlu sağlık sonuçlarıyla ilişkili bulunduğunu gösteriyor. Kalp yetmezliği ve bazı ritim bozuklukları açısından da rahatlatıcı verilerimiz var. Dolayısıyla sağlıklı bir yetişkin için kahveyi tamamen bırakmak gerekmiyor” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Torun, kahve tüketimiyle ilgili önerilerini ise şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Kahveyi ölçülü tüketin.</span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Mümkünse sade veya az şekerli kahveyi tercih edin.</span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Kolesterolünüz yüksekse filtresiz kahveyi fazla tüketmeyin.</span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Özellikle akşam saatlerinde uykunuzu bozacak kadar kahve içmeyin.</span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Kahve tüketiminin ardından belirgin tansiyon yükselmesi veya rahatsız edici çarpıntı yaşıyorsanız tüketim miktarınızı gözden geçirin.</span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalp sağlığında asıl önemli olan yaşam tarzı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kahvenin tek başına kalp sağlığını belirleyen bir faktör olmadığını vurgulayan Torun, kalbi korumada düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, sigarasız yaşam, tansiyon ve kolesterol kontrolü ile kaliteli uykunun çok daha önemli olduğunu belirtti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Torun, “Bütün bunların yanında sabah içtiğiniz bir fincan kahveden korkmanıza da gerek yok. Kahvenizi gönül rahatlığıyla, ölçülü şekilde içebilirsiniz” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kardiyoloji-uzmani-dr-ogr-uyesi-akin-torun-acikladi-gunde-2-3-fincan-kahve-makul-662616">Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun açıkladı: &#8220;Günde 2-3 fincan kahve makul&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demokratik Sağlık Sen Ailesi Kahvaltıda Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/demokratik-saglik-sen-ailesi-kahvaltida-bulustu-662604</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:46:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ailesi]]></category>
		<category><![CDATA[buluştu]]></category>
		<category><![CDATA[demokratik]]></category>
		<category><![CDATA[kahvaltıda]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662604</guid>

					<description><![CDATA[<p>Demokratik Sağlık Sen Ailesi, Bornova Çiçekliköy'de düzenlenen kahvaltı etkinliğinde buluştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/demokratik-saglik-sen-ailesi-kahvaltida-bulustu-662604">Demokratik Sağlık Sen Ailesi Kahvaltıda Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Demokratik Sağlık Sen İzmir Şubesi tarafından düzenlenen kahvaltı etkinliğinde konuşan Demokratik Sağlık Sen Genel Başkanı Togan Demircan, “Demokratik Sağlık Sen; aynaya baktığınız yüz, Demokratik Sağlık Sen sizlersiniz” dedi.</p>
<p>Demircan şu mesajları verdi, “Değerli Arkadaşlar bizleri nezih bir ortamda, iş ve yaşam stresinden uzaklaştırarak bir araya gelmemize vesile olan İzmir Şubemize teşekkür ederim. Çalışma hayatının yoğun temposundan uzak, hayatının olumlu, olumsuz yanlarını bir kenara bırakarak hoş sohbet ile kahvaltımızı yapacağız, birbirimizi daha yakından tanıyacağız, kaynaşacağız ve belki de ömür boyu sürecek dostlukların temellerini bu organizasyonda atacağız. Bugün sendika konuşmayacağız, misyon/ vizyon konuşmayacağız, sizlere sendikamızı tanıtmaya çalışmayacağız. Demokratik Sağlık Sen; aynaya baktığınız yüz, Demokratik Sağlık Sen sizlersiniz. Birlik ve beraberliğimizin pekişmesi dileklerimle, keyif alacağınız bir organizasyon olmasını istiyor, sizlerle birlikte olmaktan kıvanç duyuyoruz” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/demokratik-saglik-sen-ailesi-kahvaltida-bulustu-662604">Demokratik Sağlık Sen Ailesi Kahvaltıda Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlardan grip uyarısı: Korunmada yıllık aşılama öne çıkıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmanlardan-grip-uyarisi-korunmada-yillik-asilama-one-cikiyor-662601</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:46:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşılama]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[korunmada]]></category>
		<category><![CDATA[öne]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlardan]]></category>
		<category><![CDATA[yıllık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662601</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beş uzmanlık derneği, her yıl yaklaşık 1 milyar kişiyi etkileyen influenzanın yol açtığı sağlık yükünün azaltılması için yıllık grip aşılamasının önemine dikkat çekti</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlardan-grip-uyarisi-korunmada-yillik-asilama-one-cikiyor-662601">Uzmanlardan grip uyarısı: Korunmada yıllık aşılama öne çıkıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin farklı uzmanlık alanlarından beş uzmanlık derneği, influenzanın oluşturduğu sağlık yüküne dikkat çekmek ve erişkinlerde tanı, tedavi, komplikasyonların önlenmesi ve bağışıklamaya ilişkin güncel yaklaşımı ortaya koymak amacıyla “Birinci Basamakta Erişkin İnfluenzası: Tanı, Tedavi, Komplikasyonların Önlenmesi ve Bağışıklama Yaklaşımı – Multidisipliner Uzlaşı Raporu 2026” başlıklı raporu hazırladı. Raporda influenza aşısı 6 aydan büyük herkese önerilirken, özellikle yüksek risk grubundaki kişilerin her yıl aşılanmasının önemine dikkat çekiliyor.</p>
<p>Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) Başkanı Prof. Dr. Güzin Zeren Öztürk, Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (EKMUD) Başkanı Prof. Dr. Meltem Taşbakan, Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği (TEMD) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mine Adaş, Avrasya Kalp Yetersizliği Derneği (HFS-Eurasia) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hakan Altay ve Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tufan Tükek tarafından hazırlanan raporda; epidemiyolojiden klinik tabloya, tanı ve tedaviden komplikasyonlara, korunma stratejilerinden aşılamaya kadar influenzanın birinci basamakta yönetimi bütüncül biçimde ele alınıyor.</p>
<p><strong>İnfluenza her yıl yaklaşık 1 milyar kişiyi etkiliyor</strong></p>
<p>Raporda yer verilen Dünya Sağlık Örgütü verileri, mevsimsel influenzanın küresel sağlık yükünün boyutunu ortaya koyuyor. Buna göre dünyada her yıl yaklaşık 1 milyar kişi mevsimsel influenzadan etkileniyor ve bunların yaklaşık 3–5 milyonunda ağır hastalık gelişiyor. İnfluenza ile ilişkili solunum yolu hastalıkları nedeniyle dünyada her yıl yaklaşık 290 bin–650 bin ölüm meydana geldiği tahmin ediliyor.</p>
<p><strong>Soğuk algınlığıyla karıştırılmamalı</strong></p>
<p>Raporda influenzanın klinik tablosunun çoğunlukla ani başladığına dikkat çekiliyor. Ateş, titreme, kas ağrısı, halsizlik ve baş ağrısı gibi sistemik belirtilere; kuru öksürük, boğaz ağrısı ve burun akıntısı gibi solunum yolu belirtileri eşlik edebiliyor. İnfluenzanın kuluçka süresi genellikle 1–4 gün arasında değişiyor. Hastalık, belirtiler ortaya çıkmadan yaklaşık 24 saat önce bulaşıcı hale gelebiliyor ve bulaştırıcılık belirtilerin başlamasından sonra yaklaşık 5 gün devam edebiliyor. Soğuk algınlığında ise başlangıç genellikle daha yavaş ve belirtiler daha hafif. Ateş ve titreme daha nadir görülürken burun akıntısı ve burun tıkanıklığı daha ön planda oluyor.</p>
<p>Grip, çoğu zaman birkaç gün süren ateş, öksürük, kas ağrısı ve halsizlikle sınırlı bir hastalık olarak görülse de bu belirtiler buzdağının yalnızca görünen kısmı. İnfluenza özellikle risk grubundaki kişilerde zatürre, solunum yetmezliği, kronik hastalıkların kötüleşmesi, hastaneye yatış ve ölüme kadar uzanan ciddi sonuçlara yol açabiliyor.</p>
<p><strong>İnfluenzadan korunmanın en etkili yolu: Aşılama</strong></p>
<p>Uzlaşı raporunun en önemli mesajlarından biri bağışıklamaya ilişkin öneriler. Raporda aşılama, influenza enfeksiyonundan ve hastalığın ciddi sonuçlarından korunmada en etkili yöntem olarak tanımlanıyor ve özellikle yüksek risk gruplarının aşılanmasının önemine dikkat çekiliyor.</p>
<p><strong>İnfluenza aşısı 6 aydan büyük herkese öneriliyor</strong></p>
<p>6 aydan büyük herkese influenza aşısının yapılması önerisinde bulunan raporda ağır klinik seyir, komplikasyon, hastaneye yatış ve ölüm açısından başlıca risk grupları arasında; 65 yaş ve üzerindeki kişiler, kronik hastalığı bulunanlar, gebeler ve bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler yer alıyor. Özellikle 65 yaş ve üzerindeki kişiler ile diyabet, kronik kalp hastalıkları ve kronik akciğer hastalıkları gibi kronik hastalığı bulunanlar, gebeler ve bağışıklığı baskılanmış bireyler influenza açısından daha yüksek risk taşıyor. Bu nedenle özellikle bu bireylerin her yıl influenza aşısı yaptırması büyük önem taşıyor.</p>
<p>Yüksek risk grubunda yıllık influenza aşılamasının influenza geçirme riskini, komplikasyon gelişimini, hastaneye yatışı ve mortaliteyi azaltmaya, ayrıca altta yatan hastalıkların kötüleşmesini önlemeye katkı sağladığı belirtiliyor.</p>
<p><strong>Aşı için doğru zaman önemli: Koruyucu etki 1–2 haftada başlıyor</strong></p>
<p>Rapora göre influenza aşısının koruyucu etkisi uygulamadan yaklaşık 1–2 hafta sonra başlıyor ve sağlıklı erişkinlerde koruyuculuk 6–8 ay veya daha uzun sürebiliyor. Bu nedenle ideal aşılama zamanının virüsün yaygınlaşmasından önceki sonbahar ayları olduğu; ancak influenza sezonu boyunca, ekim başından mart sonuna kadar aşılama yapılabileceği belirtiliyor. Salgının başlamış olması da aşılamaya engel oluşturmuyor.</p>
<p><strong>Önerilen aşı tipleri: Trivalan influenza aşıları</strong></p>
<p>Uzlaşı raporunda güncel yaklaşım doğrultusunda A(H1N1) pdm09, A(H3N2) ve B/Victoria influenza virüslerini hedefleyen üç bileşenli, yani trivalan influenza aşılarına yer veriliyor. Dünya Sağlık Örgütü, dünya genelinde dolaşımda olan influenza virüslerini sürekli takip ediyor ve influenza virüslerinde meydana gelen antijenik değişiklikleri dikkate alarak aşı içeriğine ilişkin önerilerini her sezon güncelliyor. Bu doğrultuda 2026–2027 Kuzey Yarımküre influenza sezonu için de trivalan influenza aşıları öneriliyor.</p>
<p><strong>Beş derneğin ortak hedefi, influenzanın yükünü azaltmak</strong></p>
<p>“Birinci Basamakta Erişkin İnfluenzası: Tanı, Tedavi, Komplikasyonların Önlenmesi ve Bağışıklama Yaklaşımı – Multidisipliner Uzlaşı Raporu 2026”, erişkinlerde influenza enfeksiyonunun tanı ve tedavisinden komplikasyonların önlenmesine ve bağışıklamaya kadar uzanan süreçte güncel ve bütüncül bir yaklaşım ortaya koyuyor. Rapor, başta birinci basamak hekimleri olmak üzere tüm hekimlerin günlük klinik uygulamalarında influenza yönetimine rehberlik etmeyi ve hastalığın bireysel ve toplumsal sağlık yükünün azaltılmasına katkı sağlamayı amaçlıyor. Beş uzmanlık derneğinin ortak mesajı ise açık: Grip basit bir soğuk algınlığı değildir. Özellikle risk grubundaki kişilerde ciddi sonuçlara yol açabilir ve korunmada yıllık influenza aşılaması büyük önem taşır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlardan-grip-uyarisi-korunmada-yillik-asilama-one-cikiyor-662601">Uzmanlardan grip uyarısı: Korunmada yıllık aşılama öne çıkıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balcı’dan ultrason puanlamasına tepki</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/balcidan-ultrason-puanlamasina-tepki-662598</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[balcı]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[puanlamasına]]></category>
		<category><![CDATA[tepki]]></category>
		<category><![CDATA[ultrason]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Genel Başkanı Hatice Çerci Balcı, kadın doğum uzmanlarının yaptığı ultrasonların mevcut puanlama sistemi nedeniyle karşılıksız kaldığını belirterek, “Emeğin görünür olduğu, hakkaniyetli bir değerlendirme sistemi istiyoruz” dedi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/balcidan-ultrason-puanlamasina-tepki-662598">Balcı’dan ultrason puanlamasına tepki</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hekim Birliği Genel Başkanı Hatice Çerci Balcı, kadın doğum uzmanlarının ultrasonografi işlemlerinin puanlama sisteminde yeterince karşılık bulmadığını belirterek, mevcut uygulamaya tepki gösterdi. Balcı, özellikle transvajinal ultrasonografinin ayrıca puanlanmamasının ve aynı gün farklı birimde yapılan ultrasonların puanının radyolojiye yazılmasının kadın doğum uzmanlarının emeğini görünmez hale getirdiğini söyledi.</p>
<p>Kadın doğum uzmanlarının gebelik takibi, jinekolojik değerlendirme ve acil karar süreçlerinde ultrasonografiyi klinik değerlendirmenin önemli bir parçası olarak kullandığına dikkat çeken Balcı, yapılan işlemlerin zaman, bilgi birikimi ve emek gerektirdiğini ifade etti.</p>
<p><strong>“KADIN DOĞUM UZMANLARININ ULTRASON EMEĞİ GİDEREK GÖRÜNMEZ HALE GELİYOR”</strong></p>
<p>Mevcut puanlama sisteminin kadın doğum uzmanlarının gerçekleştirdiği ultrason işlemlerini yeterince karşılamadığını belirten Hatice Çerci Balcı, “Kadın doğum uzmanlarının ultrason emeği giderek görünmez hale geliyor. Zaten branşımızda yalnızca tek USG puanlanabiliyor ve onun puanı da sadece 15. Transvajinal ultrasonografi (TVUSG) ise ayrıca puanlanmıyor.” dedi.</p>
<p>Balcı, sorunun yalnızca puanlama ile sınırlı olmadığını belirterek, Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamında uygulanan düzenlemelerin de hekimlerin emeğini etkilediğini savundu.</p>
<p><strong>“BU AY YAPTIĞIM ULTRASONLARIN YAKLAŞIK YARISI SIFIR PUAN OLARAK KALDI”</strong></p>
<p>Aynı gün içerisinde hastaya klinisyen tarafından ultrason yapılmasının ardından hastanın başka bir branşa başvurarak radyoloji biriminde yeniden ultrason çektirmesi halinde puanın radyolojiye yazıldığını belirten Balcı, klinik değerlendirme sırasında gerçekleştirilen ultrasonun ise puanlama dışında kaldığını ifade etti.</p>
<p>Balcı, “SUT uygulamaları nedeniyle aynı gün içinde hastaya klinisyen tarafından USG yapılmış olsa bile, hasta başka bir branşa başvurup radyoloji biriminde de USG çektirdiğinde puan radyoloğa yazılıyor. Klinik değerlendirme sırasında yapılan ve tanı ile tedaviyi yönlendiren ultrason ise yok sayılıyor. Bu ay yaptığım ultrasonların yaklaşık yarısı bu nedenle sıfır puan olarak kaldı.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“HEKİMİN EMEĞİ TAMAMEN KARŞILIKSIZ BIRAKILMAMALI”</strong></p>
<p>Ultrasonografinin kadın doğum pratiğinde önemli bir klinik işlem olduğuna vurgu yapan Balcı, hastaların farklı branşlara başvurmasının önüne geçilmemesi gerektiğini ancak bunun hastayı ilk değerlendiren hekimin emeğinin karşılıksız bırakılması sonucunu doğurmaması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Balcı, “Oysa gebelik takibinde, jinekolojik değerlendirmede ve acil karar süreçlerinde yapılan ultrason; zaman, bilgi birikimi ve emek gerektiren bir klinik işlemdir. Hastanın başka bir bölüme başvurmasına engel olunamaz. Ancak bunun bedeli, hastasını değerlendiren hekimin emeğinin tamamen karşılıksız bırakılması olmamalıdır. Emeğin görünür olduğu, hakkaniyetli bir değerlendirme sistemi istiyoruz.” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/balcidan-ultrason-puanlamasina-tepki-662598">Balcı’dan ultrason puanlamasına tepki</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme kanserinde doğru bilinen yanlışlar erken tanıyı geciktirebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-dogru-bilinen-yanlislar-erken-taniyi-geciktirebilir-662594</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:45:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinen]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[tanıyı]]></category>
		<category><![CDATA[yanlışlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662594</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme kanseriyle ilgili toplumda yaygın olan bazı yanlış inanışlar, kadınların belirtileri göz ardı etmesine ve sağlık kontrollerini ertelemesine neden olabiliyor. “Ailemde meme kanseri yok, bende olmaz” ve “Biyopsi kanseri yayar” gibi doğru sanılan bilgilerin erken tanının önünde engel oluşturabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Bülent Çitgez, meme sağlığı konusunda bilinçli olunmasının önemine vurgu yaptı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-dogru-bilinen-yanlislar-erken-taniyi-geciktirebilir-662594">Meme kanserinde doğru bilinen yanlışlar erken tanıyı geciktirebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meme kanseri konusunda toplumda doğru kabul edilen bazı yanlış bilgiler, kadınların kontrollerini ertelemesine ve memedeki değişiklikleri önemsememesine neden olabiliyor. “Ailemde meme kanseri yok, bende olmaz”, “Kitle ağrımıyorsa önemli değildir” ya da “Biyopsi kanseri yayar” gibi düşünceler, erken tanının önündeki önemli engeller arasında yer alıyor. Oysa meme kanserinde belirtilerin doğru değerlendirilmesi, kişiye uygun tarama programının belirlenmesi ve şüpheli durumlarda zaman kaybetmeden hekime başvurulması büyük önem taşıyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Meme Sağlığı Merkezi’nden Prof. Dr. Bülent Çitgez, meme kanseri tanısının gecikmesine yol açabilen 10 yanlış inanış hakkında bilgi verdi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/10/meme-kanserinde-dogru-bilinen-yanlislar-erken-taniyi-geciktirebilir-0-CvxSm3HW.jpg"/></p>
<ol>
<li><strong>“Ailemde meme kanseri yoksa benim de riskim yoktur”</strong></li>
</ol>
<p>Yanlış. Meme kanseri tanısı alan her kadının ailesinde meme kanseri öyküsü bulunmaz. Aile öyküsü ve bazı genetik değişiklikler riski artırabilse de meme kanseri yalnızca kalıtsal nedenlerle ortaya çıkmaz. Bu nedenle ailede meme kanseri olmaması, rutin kontrollerin ve kişinin kendi risk durumunun değerlendirilmesinin gereksiz olduğu anlamına gelmez.</p>
<ol>
<li><strong>“Mememdeki kitle ağrımıyorsa kanser değildir”</strong></li>
</ol>
<p>Yanlış. Meme kanseri erken dönemde ağrıya neden olmadan gelişebilir. Memede yeni ortaya çıkan, daha önce olmayan veya zaman içinde değişiklik gösteren bir kitlenin ağrılı olup olmadığına bakılmaksızın değerlendirilmesi gerekir. “Ağrımıyor, o halde önemli değildir” düşüncesi hekime başvurunun gecikmesine yol açabilir.</p>
<ol>
<li><strong>“Mememde ağrı varsa kesin kanserim”</strong></li>
</ol>
<p>Yanlış. Meme ağrısı oldukça sık görülen bir şikayettir ve hormonal değişiklikler başta olmak üzere birçok iyi huylu nedene bağlı gelişebilir. Ancak özellikle tek taraflı, belirli bir bölgede devam eden veya beraberinde kitle, meme başı değişikliği ya da akıntı gibi başka bulgular bulunan ağrılarda hekime başvurulmalıdır.</p>
<ol>
<li><strong>“Mamografi kansere yol açar”</strong></li>
</ol>
<p>Yanlış. Mamografi düşük doz X-ışını kullanılarak gerçekleştirilen ve meme kanserinin erken tanısında önemli yeri bulunan bir görüntüleme yöntemidir. Modern cihazlarda kullanılan dozlar oldukça düşüktür ve sağlık açısından güvenlidir. Alınan doz, uçak yolculuğu veya doğadan aldığımız doğal radyasyon kadardır. Tarama programlarının amacı, henüz belirti vermeyen meme kanserlerini erken evrede saptayabilmektir. Radyasyon endişesi nedeniyle hekim tarafından önerilen mamografiyi ertelemek, erken tanı fırsatının kaçırılmasına neden olabilir.</p>
<ol>
<li><strong>“Mememi düzenli kontrol ediyorum, mamografiye ihtiyacım yok”</strong></li>
</ol>
<p>Yanlış. Kişinin memesindeki değişiklikleri fark etmesi önemlidir ancak bu, hekim değerlendirmesinin ve uygun yaş ve risk grubunda görüntüleme yöntemlerinin yerini tutmaz. Bazı meme kanserleri ele gelen bir kitle oluşturmadan, görüntüleme yöntemleriyle erken dönemde saptanabilir. Bu nedenle kişinin kendi farkındalığı ile düzenli tarama birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.</p>
<ol>
<li><strong>“Biyopsi yapılırsa kanser yayılır”</strong></li>
</ol>
<p>Yanlış. Memede şüpheli bir lezyon görüldüğünde kesin tanıya ulaşabilmek için biyopsi gerekebilir. Biyopsinin kanseri vücuda yaydığı düşüncesi bilimsel olarak doğru değildir. Aksine gerekli olduğu halde biyopsiden kaçınmak, kesin tanının ve buna bağlı olarak tedavinin gecikmesine yol açabilir.</p>
<ol>
<li><strong>“Genç kadınlarda meme kanseri olmaz”</strong></li>
</ol>
<p>Yanlış. Meme kanseri riski yaşla birlikte artsa da genç yaşlarda da görülebilir. Özellikle aile öyküsü, genetik yatkınlık veya kişisel risk faktörleri bulunan kadınların takip programları standart tarama yaklaşımından farklı olabilir. Yaşın genç olması, memede ortaya çıkan şüpheli bir değişikliğin görmezden gelinmesi için gerekçe değildir.</p>
<ol>
<li><strong>“Emziriyorsam meme kanseri olmam”</strong></li>
</ol>
<p>Yanlış. Emzirmenin meme kanseri riskini azaltıcı etkileri bulunabilir ancak riski tamamen ortadan kaldırmaz. Emzirme döneminde memede sertlik ve şişlik gibi değişiklikler sık görülebildiğinden bazı bulgular süt birikmesi veya enfeksiyonla karıştırılabilir. Geçmeyen bir kitle veya olağan dışı bir değişiklik olduğunda “emziriyorum, normaldir” düşüncesiyle beklenmemelidir.</p>
<ol>
<li><strong>“Memede kitle varsa mutlaka kanserdir”</strong></li>
</ol>
<p>Yanlış. Memede saptanan her kitle kanser anlamına gelmez. Kistler, fibroadenomlar ve diğer iyi huylu meme hastalıkları da kitle şeklinde ortaya çıkabilir. Ancak kitlenin iyi ya da kötü huylu olduğuna yalnızca elle muayene ederek karar verilemez. Gerekli durumlarda ultrasonografi, mamografi ve biyopsi gibi yöntemlerle değerlendirme yapılmalıdır.</p>
<ol>
<li>“Meme kanseri tanısı konursa memenin mutlaka tamamı alınır”</li>
</ol>
<p>Yanlış. Günümüzde meme kanseri cerrahisi hastalığın evresi, tümörün özellikleri, memedeki yerleşimi ve hastanın bireysel durumu dikkate alınarak planlanmaktadır. Uygun hastalarda meme koruyucu cerrahi ve onkoplastik cerrahi yöntemleriyle memenin tamamının alınmasına gerek kalmadan tedavi uygulanabilmektedir. Bu nedenle “mememi kaybederim” korkusunun tanı ve tedavi sürecini geciktirmesine izin verilmemelidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-dogru-bilinen-yanlislar-erken-taniyi-geciktirebilir-662594">Meme kanserinde doğru bilinen yanlışlar erken tanıyı geciktirebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kış Aylarında Çocukları Hastalıklardan Korumanın Yolları</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-cocuklari-hastaliklardan-korumanin-yollari-662591</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:45:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[çocukları]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklardan]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[korumanın]]></category>
		<category><![CDATA[yolları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662591</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özel ENTO KBB Cerrahi Tıp Merkezi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Nimet Özalp Devresen, kış aylarında çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonlarının daha sık görüldüğünü belirterek, ailelere korunma yöntemleri konusunda önemli önerilerde bulundu. Devresen, düzenli el yıkama, sağlıklı beslenme, yeterli uyku ve kapalı ortamların sık sık havalandırılmasının önemine dikkat çekti</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-cocuklari-hastaliklardan-korumanin-yollari-662591">Kış Aylarında Çocukları Hastalıklardan Korumanın Yolları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış ayları ve soğuk havaların gelmesiyle birlikte çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarının görülme sıklığı artıyor. Özellikle okul, kreş ve alışveriş merkezi gibi kalabalık ve kapalı ortamlarda damlacık yoluyla bulaşan virüsler, çocuklarda hastalıkların önemli nedenleri arasında yer alıyor. Özel ENTO KBB Cerrahi Tıp Merkezi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Nimet Özalp Devresen, çocuklarda kış aylarında en sık üst solunum yolu enfeksiyonlarının görüldüğünü söyledi.</p>
<p><strong>İlk Sırada Soğuk Algınlığı Var</strong></p>
<p>Çocuklarda en sık görülen enfeksiyonların başında soğuk algınlığının, yani nezlenin geldiğini belirten Op. Dr. Devresen, hastalığın belirtileri hakkında şu bilgileri verdi: “Virüs bulaştıktan üç-dört gün sonra boğaz ağrısı, burun tıkanıklığı, burun akıntısı ve hafif öksürük başlayabiliyor. Bu belirtilerin büyük bölümü yaklaşık bir hafta içerisinde geriliyor. Ancak öksürük iki haftaya kadar uzayabiliyor.”</p>
<p><strong>Gripte Yüksek Ateş ve Kas Ağrılarına Dikkat</strong></p>
<p>Kış aylarında çocuklarda sık görülen bir diğer hastalığın grip olduğunu ifade eden Devresen, gribal enfeksiyonların soğuk algınlığına göre daha ağır belirtilerle seyredebildiğine dikkat çekti.<br /> “Gripte bu belirtilere ek olarak yüksek ve dirençli ateş ile yaygın vücut, kas ve eklem ağrıları ortaya çıkabiliyor. Bunlara karın ağrısı, bulantı ve çok şiddetli iştahsızlık da eşlik edebiliyor.”</p>
<p><strong>Çocukları Kalabalık ve Kapalı Ortamlardan Uzak Tutun</strong></p>
<p>Çocukları kış hastalıklarından korumak için ailelerin alabileceği önlemleri de sıralayan Op. Dr. Devresen, özellikle kalabalık ve kapalı ortamlara dikkat edilmesi gerektiğini, ailelere ev, sınıf ve diğer kapalı yaşam alanlarının düzenli olarak havalandırılması çağrısında bulunan Op. Dr. Devresen, “Kapalı ortamları sık sık havalandırmamız gerekiyor” dedi.</p>
<p>“Kış aylarında mümkün olduğu kadar çocuklarımızı kalabalık ve kapalı ortamlardan uzak tutalım. Çocukları ortam ısısına uygun şekilde giydirelim. Beslenmelerini düzenleyerek C vitamininden zengin mevsim sebze ve meyvelerini diyetlerine ekleyelim. Çocuklarımıza düzenli el yıkama alışkanlığı kazandıralım.”</p>
<p><strong>Düzenli Uyku Bağışıklık Sistemi İçin Önemli</strong></p>
<p>Düzenli ve yeterli uykunun bağışıklık sistemi açısından önem taşıdığını vurgulayan Devresen, derin uyku sırasında sentezlenen melatonin hormonunun birçok sistemle birlikte bağışıklık sisteminin işleyişinde de rol oynadığını belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-cocuklari-hastaliklardan-korumanin-yollari-662591">Kış Aylarında Çocukları Hastalıklardan Korumanın Yolları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir’den Bulgaristan’a Sağlık Köprüsü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirden-bulgaristana-saglik-koprusu-662588</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:45:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bulgaristan]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[köprüsü]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662588</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Özel Ata Sağlık Hastanesi, sağlık turizmi kapsamında Avrupa, Bulgaristan, Afrika ve Türk Cumhuriyetlerinden gelen hastalara sağlık hizmeti sunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirden-bulgaristana-saglik-koprusu-662588">İzmir’den Bulgaristan’a Sağlık Köprüsü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Özel Ata Sağlık Hastanesi, sağlık turizmi kapsamında Avrupa, Bulgaristan, Afrika ve Türk Cumhuriyetlerinden gelen hastalara sağlık hizmeti sunuyor. Son olarak Bulgaristan’dan bir hasta grubunu tedavi amacıyla İzmir’de ağırlayan hastane, sağlık turizminde yeni hedef pazar olarak Afrika ülkelerine yönelik çalışmalarını yoğunlaştırdı.</p>
<p>İzmir’de hizmet veren Özel Ata Sağlık Hastanesi, uluslararası hastalara yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Farklı ülkelerden tedavi amacıyla Türkiye’ye gelen hastaları kabul eden hastane, sağlık turizmi aracılığıyla Türkiye’nin ve İzmir’in uluslararası alanda tanıtımına da katkı sağlamayı hedefliyor.</p>
<p><b>Bulgaristan’dan Hastalar İzmir’e Geldi</b></p>
<p>Avrupa ülkeleri ve Türk Cumhuriyetlerinden hastaların tedavi için tercih ettiği hastanenin son misafirleri Bulgaristan’dan geldi. Bulgaristan’dan İzmir’e gelen hasta grubu, Özel Ata Sağlık Hastanesi’nde sağlık hizmeti aldı.</p>
<p>Hastane yönetimi, mevcut ülkelerdeki çalışmaların yanı sıra sağlık turizmi faaliyetlerini yeni pazarlara taşımayı planlıyor.</p>
<p><b>Yeni Hedef Afrika Pazarı</b></p>
<p>Özel Ata Sağlık Hastanesi Satış ve Pazarlama Müdürü Pınar Ballı özellikle Afrika ülkelerine yönelik yeni bir çalışma başlattıklarını söyledi.</p>
<p>Türkiye ile Afrika ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkilerin son yıllarda geliştiğine dikkat çeken Ballı, şunları söyledi: “Türkiye ile Afrika ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkiler son yıllarda gelişti. Biz de hastane olarak Afrika’daki vatandaşlara sağlık hizmeti sunmak amacıyla yeni bir çalışma başlattık.”</p>
<p><b>Göz, Obezite ve Plastik Cerrahi Öne Çıkıyor</b></p>
<p>Sağlık turizmi kapsamında farklı branşlarda hizmet sunduklarını belirten Ballı, göz hastalıkları, obezite tedavileri ve plastik cerrahi başta olmak üzere çeşitli alanlarda yurt dışından gelen hastaları kabul ettiklerini ifade etti. Hastanenin önümüzdeki dönemde Afrika ülkelerindeki çalışmalarını artırarak İzmir’in sağlık turizmindeki uluslararası hasta potansiyeline katkı sağlamayı hedeflediği belirtildi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirden-bulgaristana-saglik-koprusu-662588">İzmir’den Bulgaristan’a Sağlık Köprüsü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Üroloji Profesörü Avrupa’da Canlı Cerrahiye Moderatörlük Yaptı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-uroloji-profesoru-avrupada-canli-cerrahiye-moderatorluk-yapti-662584</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:45:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[canlı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahiye]]></category>
		<category><![CDATA[moderatörlük]]></category>
		<category><![CDATA[profesörü]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Üroloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662584</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Üroloji Profesörü Avrupa’da Canlı Cerrahiye Moderatörlük Yaptı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-uroloji-profesoru-avrupada-canli-cerrahiye-moderatorluk-yapti-662584">Türk Üroloji Profesörü Avrupa’da Canlı Cerrahiye Moderatörlük Yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk üroloji profosörü Avrupa’da canlı cerrahide moderatörlük yaptı</p>
<p>Avrupa Üroloji Derneği (EAU) Genitoüriner Rekonstrüksiyon Cerrahları (ESGURS) grubunun bu yılki ESGURS-ESAU 26 toplantısı, 24-25 Eylül 2026 tarihlerinde Belçika’nın Gent şehrinde büyük bir katılımla gerçekleştirildi. Ulusal ve uluslararası düzeyde rekonstrüktif üroloji alanıyla ilgilenen pek çok uzmanı bir araya getiren organizasyon, bilim dünyasında yoğun bir deneyim ve fikir alışverişine sahne oldu.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/10/turk-uroloji-profesoru-avrupada-canli-cerrahiye-moderatorluk-yapti-0-WklcQrva.png"/></p>
<p>İzmir Can Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ozan Bozkurt Türkiye’den davetli iki hocadan biri olarak organizasyona katıldı. Toplamda 20’nin üzerinde canlı ve yarı-canlı cerrahinin gerçekleştirildiği kongrede Prof. Dr. Bozkurt, davetli oturum başkanı olarak bir canlı cerrahi oturumunda moderatörlük yaptı. Ayrıca güncel çözüm yollarının ele alındığı bir diğer oturumda davetli konuşmacı olarak katkı sundu.</p>
<p>Türk üroloji uzmanlarının Avrupa’daki başarısını kanıtladığı organizasyonun, katılımcılar açısından son derece verimli bulunduğu belirtildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-uroloji-profesoru-avrupada-canli-cerrahiye-moderatorluk-yapti-662584">Türk Üroloji Profesörü Avrupa’da Canlı Cerrahiye Moderatörlük Yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı yaşlanmanın anahtarı günlük alışkanlıklarda: Dinç kalmanın 10 yolu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikli-yaslanmanin-anahtari-gunluk-aliskanliklarda-dinc-kalmanin-10-yolu-662580</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:45:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıklarda]]></category>
		<category><![CDATA[anahtarı]]></category>
		<category><![CDATA[dinç]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[kalmanın]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmanın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662580</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genetik miras yaşlanma sürecinde etkili olsa da yaşam tarzı seçimleri de sağlıklı yaş almanın önemli belirleyicileri arasında yer alıyor. Fiziksel aktivite, dengeli beslenme, kaliteli uyku ve güçlü sosyal ilişkiler gibi alışkanlıklarla yaşlılık dönemine daha dinç hazırlanmak mümkün</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-yaslanmanin-anahtari-gunluk-aliskanliklarda-dinc-kalmanin-10-yolu-662580">Sağlıklı yaşlanmanın anahtarı günlük alışkanlıklarda: Dinç kalmanın 10 yolu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi İç Hastalıkları, Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Berrin Karadağ, toplumumuzda birçok kişinin “Annemde de babamda da kalp hastalığı, diyabet var. Genetik kaderim bu, elimden ne gelir ki?” düşüncesinde olduğunu belirterek “Japonya bir deprem ülkesidir. Coğrafi yapısı, yani ‘genetiği’ gereği her an yıkıcı bir sarsıntıyla karşı karşıyadır. Ancak Japonlar, doğru mühendislik ve sağlam binalarla en şiddetli depremlere bile meydan okurlar. İşte bizim vücudumuz da böyledir. Genetik mirasınız size riskli bir zemin sunmuş olabilir; ancak inşa edeceğiniz sağlam yaşam alışkanlıkları, bu risklerin ortaya çıkmasını veya etkilerini azaltmaya yardımcı olur. Yaşlanmayı tamamen durduramayız ama biyolojik saatimizi yavaşlatmak, gençlik yıllarından itibaren atacağımız doğru adımlarla bizim elimizdedir” diyor.</p>
<p>Sağlıklı yaşlanmaya yönelik adımların, genç ve orta yaşlardan itibaren atılmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Karadağ, 1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü kapsamında yaptığı açıklamada, yaşlılıkta fiziksel ve zihinsel açıdan dinç kalabilmenin 10 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/10/saglikli-yaslanmanin-anahtari-gunluk-aliskanliklarda-dinc-kalmanin-10-yolu-0-4IppWvsH.jpg"/></p>
<p><strong>Hücresel yakıtı ayarlamak: Akdeniz tipi beslenme ve sağlıklı kilo</strong></p>
<p>Sürekli yüksek kalorili, işlenmiş ve şekerli ürünler tüketmek, hücrelerimizin paslanmasını ve yaşlanmayı hızlandırır.  Gençlikten itibaren antioksidanlardan, zeytinyağı, sebze, meyve, tam tahıl ve liften zengin Akdeniz tipi beslenme benimsenmelidir. Porsiyonları hafifçe azaltmak ve tabağı farklı renklerde besinlerle çeşitlendirmek, hücresel yaşlanmayı yavaşlatır, hücrelerimizin kalitesini doğrudan korur ve vücuda ihtiyacı olan tüm koruyucu beslenme öğelerini sağlar. Sağlıklı vücut ağırlığını korumak da sağlıklı yaşlanmanın önemli adımlarındandır.</p>
<p><strong>Kas rezervini korumak: Direnç ve güç egzersizleri</strong></p>
<p>Prof. Dr. Berrin Karadağ, yaşlılıkta en büyük biyolojik tehditlerden birinin kas kütlesi kaybı olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Sadece yürümek kasları korumaya yetmez. Haftada en az iki gün kasları zorlayan hafif ağırlık veya direnç egzersizleri yapmalıyız. Gençlikte ve orta yaşlarda ne kadar güçlü bir kas ve kemik rezervi oluşturursanız, ileri yaşlarda dengeniz o kadar sağlam olur. Kas kütlesi, yaşlılık dönemindeki gizli metabolik sigortamızdır. Kuvvetli kaslar eklemlere binen yükü azaltarak kireçlenmeyi ve kronik ağrıları da engeller. Güçlü bir iskelet yapısı, ileri yaşta kimseye bağımlı olmadan özgürce hareket edebilmenin tek anahtarıdır.”</p>
<p><strong>Gece mesaisi: Kaliteli uyku ve hücresel onarım</strong></p>
<p>Uyku, vücudun gece temizliği ve derin bakım seansıdır. Melatonin ve büyüme hormonu gibi kritik anti-aging (yaşlanma karşıtı) hormonlar derin uykuda en üst seviyede salgılanır. Her gece 7-8 saat kesintisiz uyku, beyindeki zararlı protein atıklarının temizlenmesini sağlayarak  bilişsel sağlığın korunmasına katkı sağlar. Yetersiz uyku ise ertesi gün kronik bir stres tablosu yaratarak hücrelerin erkenden yaşlanmasına yol açar. Uyuduğunuz odanın tamamen karanlık ve serin olmasına özen göstermelisiniz.</p>
<p><strong>Beyni antrenmansız bırakmamak: Bilişsel esneklik ve sosyal bağlar</strong></p>
<p>Emeklilik dönemi ‘zihinsel bir duraklama veya inzivaya çekilme’ olarak görülmemelidir. Beyin, kullanılmadıkça körelen nöronal ağlara sahiptir. Yeni bir dil öğrenmek, bir enstrüman çalmak veya sürekli yeni bilgiler edinmek beyindeki sinirsel bağları canlı tutar. Güçlü sosyal ilişkiler ve dostluklar kurmak da, yalnızlığı ve buna bağlı depresif süreçleri önleyerek ömrü uzatır. Sevdiklerinizle geçirdiğiniz kaliteli zamanlar, beyinde mutluluk hormonu salgılatarak bilişsel gerilemeyii yavaşlatır. Zihninizi her gün şaşırtacak yeni bulmacalar veya rotalar deneyerek onu tembellikten kurtarın. Sosyal olarak aktif olan bireylerin biyolojik yaşının, akranlarına göre çok daha genç kaldığı tıbben kanıtlanmıştır.</p>
<p><strong>‘İkinci beyni’ beslemek: Bağırsak mikrobiyotası sağlığı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Berrin Karadağ, bağırsaklarımızdaki milyarlarca yararlı bakterinin, bağışıklık sisteminden ruh halini yönetmeye dek önemli işlevleri olduğunu ancak yaşlandıkça azalmaya başladığını belirterek şöyle konuşuyor: “Yoğurt, kefir, turşu gibi fermente gıdalar ve bol lifli sebzeler tüketerek bağırsak mikrobiyotasını zengin tutmak, sistemik kronik enflamasyonu baskılamanın ve yaşlanmayı yavaşlatmanın en modern tıbbi yoludur. Sağlıksız bir bağırsak florası, tüm vücuda yayılan sessiz bir yangının fitilini ateşler. Mutluluk hormonu olan serotoninin büyük kısmı burada üretildiğinden, bağırsak sağlığı yaşlılıkta hayata pozitif bakabilmenin de gizli formülüdür.”</p>
<p><strong>Mitokondriyal sağlık: Kronik stres yönetimi</strong></p>
<p>Kronik stres, hücrelerimizin enerji santralleri olan mitokondrilere doğrudan zarar verir ve vücutta sessiz bir “enflamasyon” (iç yangı) durumu yaratır. Meditasyon, doğada zaman geçirmek veya düzenli nefes egzersizleri yapmak, stres hormonu kortizolü dengeler. Sakin ve dingin bir zihin, hücre düzeyinde yaşlanma hızını yavaşlatan en doğal ilaçtır. Sürekli endişe halinde yaşamak, DNA’larımızın koruyucu kapakları olan telomerleri hızla kısaltır. Hayatın getirdiği zorluklara karşı geliştireceğiniz psikolojik dayanıklılık, cildinizdeki kırışıklıklardan damar sertliğinize kadar her şeyi etkiler. Gün içinde kendinize sadece ‘durma’ ve nefes alma molaları vererek enerji santrallerinizi koruma altına alın.</p>
<p><strong>Vücudun akışkanlığı: Hidrasyon ve hücresel su dengesi</strong></p>
<p>Yaş ilerledikçe vücudun susuzluk hissi ve algısı azalarak kronik susuzluğa neden olur. Hücrelerin toksinlerden arınması, böbrek fonksiyonlarının korunması ve cildin elastikiyeti için yeterli su tüketimi şarttır. Yeterince su içmediğimizde kanımız koyulaşır ve kalbimiz dokuları beslemek için çok daha fazla çalışmak zorunda kalır. Eklemlerimizin arasındaki sıvı seviyesinin korunması ve hareket kabiliyetimizin azalmaması da doğrudan su tüketimimize bağlıdır. Masanızda her zaman dolu bir sürahi bulundurmayı yaşamsal bir alışkanlık haline getirin.</p>
<p><strong>Kemik gücü ve hormonal denge: D vitamini ve doğru takviyeler</strong></p>
<p>Yaşlanma sürecinde kemik yoğunluğunu korumak ve bağışıklığı güçlü tutmak için D vitamini, magnezyum ve B12 gibi değerlerin yeterli seviyede olması gerekir. Hekim kontrolünde doğru takviye stratejisi, eksilen biyolojik depoları doldurur. Kulaktan dolma bilgilerle, rastgele vitamin kullanmak yerine, kan analizlerinize göre hekim önerisi doğrultusunda gerekli takviyeleri almalısınız. Yaş alırken kemik erimesine dur demek, ilerideki adımlarımızın kırılmaz güvencesidir.</p>
<p><strong>Damar yaşını korumak: Kardiyovasküler esneklik ve toksinlerden kaçınmak</strong></p>
<p>Sigara, alkol ve aşırı tuz gibi damarın iç çeperini bozan faktörlerden uzak durmak hayati önem taşır. Düzenli kardiyo egzersizleri (tempolu yürüyüş, yüzme, bisiklet) damar esnekliğini koruyarak dokulara giden oksijen miktarını artırır ve organ yaşlanmasını geciktirir. Esnekliğini kaybeden sertleşmiş damarlar, yüksek tansiyona ve dolayısıyla kalp krizine davetiye çıkarır. Damar sağlığını korumak, tüm organlarımıza gençlik iksiri pompalamak demektir.</p>
<p><strong>Proaktif Tıp: Düzenli check-up ve koruyucu sağlık taramaları</strong></p>
<p>Prof. Dr. Berrin Karadağ, hastalık kapıyı çalmadan, fonksiyon kaybı gelişmeden önce önlem almanın, modern geriatrinin temel yasası olduğunu belirterek, “Tansiyon, kan şekeri ve kolesterol değerlerinin yakın takibi, damar sağlığımızı sessiz hasarlardan korur. Yaşınıza uygun düzenli sağlık taramalarını ve aşıları ihmal etmemek, genetik fay hatlarınızın nerede olduğunu bilip ona göre koruyucu duvarlar örmenizi sağlar. Tıpta en ucuz ve en etkili tedavi, hastalıktan korunmaktır. Küçük bir kan tahlili veya erken fark edilen bir dengesizlik, yıllar sonra büyük bir felakete dönüşebilecek bir hastalığı başlamadan bitirebilir. Bedeninizi dinleyin ama onu düzenli olarak uzman bir hekim mühendisliğine emanet etmeyi de unutmayın.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-yaslanmanin-anahtari-gunluk-aliskanliklarda-dinc-kalmanin-10-yolu-662580">Sağlıklı yaşlanmanın anahtarı günlük alışkanlıklarda: Dinç kalmanın 10 yolu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme kanseri gençleri de tehdit ediyor: Belirtileri yaşınıza bağlamayın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-gencleri-de-tehdit-ediyor-belirtileri-yasiniza-baglamayin-662576</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:45:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[gençleri]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[yaşınıza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662576</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme kanseri genç yaşlarda da ortaya çıkabiliyor. Uzmanlar, 20’li ve 30’lu yaşlarda görülebilen hastalık karşısında memede oluşan değişikliklerin ihmal edilmemesi, kişisel risklerin değerlendirilmesi ve şüpheli durumlarda hekime başvurulması gerektiğine dikkat çekiyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-gencleri-de-tehdit-ediyor-belirtileri-yasiniza-baglamayin-662576">Meme kanseri gençleri de tehdit ediyor: Belirtileri yaşınıza bağlamayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meme kanseri çoğunlukla ileri yaşlarla ilişkilendirilse de son yıllarda genç kadınlarda görülen vakalardaki artış dikkat çekiyor. Uluslararası veriler, özellikle 50 yaş altındaki kadınlarda meme kanseri görülme sıklığının yükseldiğini gösterirken, hastalık 20’li ve 30’lu yaşlarda da ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle genç yaşın meme kanserine karşı tek başına koruyucu olmadığına dikkat çeken uzmanlar; memede ortaya çıkan değişikliklerin yaş nedeniyle göz ardı edilmemesi, kişisel risklerin değerlendirilmesi ve şüpheli belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerektiğini vurguluyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, “1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı” kapsamında genç yaşlarda meme kanseri, erken tanı, kişiye özel tarama ve güncel tedavi yaklaşımları hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/10/meme-kanseri-gencleri-de-tehdit-ediyor-belirtileri-yasiniza-baglamayin-0-RC3m6Yc3.jpeg"/></p>
<p><strong>“Yaşım genç, meme kanseri olmam” demeyin</strong></p>
<p>Meme kanserinin görülme sıklığı yaşla birlikte artsa da hastalık yalnızca ileri yaşların sorunu değildir. Son yıllarda özellikle 50 yaş altındaki kadınlarda meme kanseri tanılarında artış eğilimi görülmektedir. Bununla birlikte bu durum, meme kanserlerinin çoğunun artık genç yaşlarda ortaya çıktığı anlamına gelmez. Buradaki en önemli mesaj; 20’li ve 30’lu yaşlardaki kadınların da memelerinde fark ettikleri yeni bir değişikliği “Yaşım genç” diyerek ertelememeleridir.</p>
<p><strong>Memedeki bu değişiklikleri önemseyin</strong></p>
<p>Her yaşta memede veya koltuk altında ele gelen yeni bir kitle, meme başından özellikle kanlı akıntı gelmesi, meme cildinde çekilme veya çökme, meme başında içe dönme ve tek memede kalıcı şekil ya da görünüm değişikliği değerlendirilmelidir. Bu belirtilerin görülmesi mutlaka kanser anlamına gelmez; ancak kontrol edilmeden beklenmesi doğru değildir. Özellikle genç kadınlarda meme dokusunun daha yoğun olması nedeniyle değerlendirme sırasında mamografinin yanı sıra ultrason gibi farklı görüntüleme yöntemlerinden de yararlanılabilir. Hangi yöntemin kullanılacağına kişinin yaşı, bulguları ve risk durumuna göre karar verilmelidir.</p>
<p><strong>Her genç kadının mamografi çektirmesi gerekmiyor</strong></p>
<p>Genç yaşlarda meme kanseri görülmesi, 20’li veya 30’lu yaşlardaki her kadının rutin olarak mamografi yaptırması gerektiği anlamına gelmemektedir. Türkiye’de toplum temelli meme kanseri taraması, ortalama risk grubundaki kadınlarda 40 yaşından itibaren uygulanmaktadır. Ancak ailesinde genç yaşta meme veya yumurtalık kanseri bulunan, BRCA1 veya BRCA2 gibi genetik değişiklik taşıyan ya da farklı nedenlerle yüksek risk grubunda değerlendirilen kadınlarda tarama programı daha erken başlayabilir. Bu kişilerde takip yaşı ve kullanılacak görüntüleme yöntemi risk durumuna göre belirlenmelidir.</p>
<p><strong>Ailede meme kanseri olmaması riski sıfırlamıyor</strong></p>
<p>Meme kanseri tanısı alan her genç kadında kalıtsal bir neden bulunmaz. Aynı şekilde ailede meme kanseri bulunmaması da genetik yatkınlığı tamamen dışlamaz. Özellikle genç yaşta tanı, ailede birden fazla meme veya yumurtalık kanseri öyküsü ve bazı özel tümör özellikleri varsa genetik danışmanlık gündeme gelebilir. Genetik değerlendirme, yalnızca hastanın tedavisinin planlanmasına değil, aile bireylerinin taşıyabileceği risklerin belirlenmesine de katkı sağlayabilir.</p>
<p><strong>Tedaviler tümörün özelliklerine göre planlanıyor</strong></p>
<p>Meme kanseri tek tip bir hastalık değildir. Tümörün hormon reseptörleri, HER2 durumu ile genetik ve moleküler özellikleri tedavinin belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır. Son yıllarda hedefe yönelik tedaviler, antikor-ilaç tedavileri ve tümörün biyolojik özelliklerini değerlendirmeye yönelik moleküler yöntemlerde önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Buradaki amaç her hastaya daha fazla tedavi vermek değil; doğru hastaya, doğru zamanda ve uygun tedaviyi uygulamaktır. Özellikle genç hastalarda tedavi planlanırken kanserin kontrol altına alınmasının yanı sıra doğurganlığın korunması, gebelik planı, kemik ve kalp sağlığı ile uzun dönem yaşam kalitesinin de dikkate alınması önem taşımaktadır.  Yapay zeka destekli görüntüleme sistemleri de mamografide şüpheli alanların değerlendirilmesine yardımcı olurken, tümörün genetik ve moleküler özelliklerinin incelenmesi tedavi seçiminde yol gösterici olabilmektedir. Özellikle bazı meme kanseri türlerinde kullanılan hedefe yönelik ve antikor-ilaç tedavileri, hastalığın tekrarlama riskini azaltmaya veya ileri evrede hastalığın kontrolünü sağlamaya yönelik seçenekler arasında yer almaktadır.</p>
<p><strong>Erken fark etmek tedavi seçeneklerini artırıyor</strong></p>
<p>Meme kanserinde farkındalık yalnızca belirli bir yaşa gelindiğinde tarama yaptırmak anlamına gelmemektedir. Kadının kendi memesindeki normal görünümü ve yapıyı bilmesi, yeni gelişen değişiklikleri fark etmesi ve şüpheli bir durumda gecikmeden hekime başvurması büyük önem taşımaktadır.  Özellikle genç kadınların “Bu yaşta meme kanseri olmaz” düşüncesiyle belirtileri ertelememesi gerekir. Meme kanserinde yaş ne olursa olsun, şüpheli bir bulgunun zamanında değerlendirilmesi erken tanı ve tedavi seçenekleri açısından önemli avantaj sağlayabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-gencleri-de-tehdit-ediyor-belirtileri-yasiniza-baglamayin-662576">Meme kanseri gençleri de tehdit ediyor: Belirtileri yaşınıza bağlamayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zeytinyağının faydaları araştırmalara yansıdı: Günde yarım kaşık riski azaltıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zeytinyaginin-faydalari-arastirmalara-yansidi-gunde-yarim-kasik-riski-azaltiyor-662572</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:45:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmalara]]></category>
		<category><![CDATA[faydaları]]></category>
		<category><![CDATA[günde]]></category>
		<category><![CDATA[kasık]]></category>
		<category><![CDATA[yansıdı]]></category>
		<category><![CDATA[yarım]]></category>
		<category><![CDATA[zeytinyağının]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662572</guid>

					<description><![CDATA[<p>Düzenli zeytinyağı tüketiminin kalp ve damar sağlığı üzerinde olumlu etkileri bulunduğunu belirten uzmanlar, zeytinyağının türü ve kalitesinin de tüketim miktarı kadar önemli olduğuna dikkat çekiyor. Sızma zeytinyağının öne çıktığını belirten uzmanlar, beslenme alışkanlıklarının hastalık riskleri üzerindeki rolüne vurgu yapıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zeytinyaginin-faydalari-arastirmalara-yansidi-gunde-yarim-kasik-riski-azaltiyor-662572">Zeytinyağının faydaları araştırmalara yansıdı: Günde yarım kaşık riski azaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Amerikan Kardiyoloji Koleji Dergisi’nde yayımlanan ve yaklaşık 92 bin kişinin 28 yıl boyunca izlendiği bir çalışma, günde yaklaşık 7 gram (yarım çorba kaşığı) zeytinyağı tüketenlerde, neredeyse hiç tüketmeyenlere kıyasla kalp ve damar hastalığı riskinin yüzde 19, kanser riskinin yüzde 17, nörodejeneratif hastalık riskinin yüzde 29 ve akciğer hastalığı riskinin yüzde 18 daha düşük olduğunu ortaya koyuyor. Zeytinyağına düzenli beslenmede yer vermenin önemine dikkat çeken Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Farklı ve geniş katılımcı gruplarında benzer sonuçlar elde edilmesi, zeytinyağının kalp ve damar sağlığı açısından önemini destekliyor. Ancak tüketilen miktar kadar tercih edilen zeytinyağının türü de önemli” dedi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/10/zeytinyaginin-faydalari-arastirmalara-yansidi-gunde-yarim-kasik-riski-azaltiyor-0-k1P57wDR.jpg"/></p>
<p><strong>Sızma zeytinyağı, rafine zeytinyağına göre öne çıkıyor</strong></p>
<p>Amerikan Kalp Derneği’nin 2026’da yayımladığı beslenme rehberinin, tek tek besin ögelerinden çok uzun vadeli beslenme alışkanlıklarına odaklandığını dile getiren Koylan, “Rehberde zeytinyağı, soya ve kanola yağı gibi doymamış yağ kaynaklarıyla birlikte, doymuş yağların yerine tercih edilebilecek seçenekler arasında yer alıyor. Kısa süreli diyet değişikliklerinden çok, kalıcı beslenme alışkanlıkları önem taşıyor. PREDIMED çalışmasının 2026 başında yayımlanan analizi de zeytinyağının türüne dikkat çekiyor. Kalp ve damar hastalığı riski yüksek 7 binden fazla kişinin yıllık beslenme kayıtları incelendiğinde, polifenol bakımından zengin sızma zeytinyağının rafine zeytinyağına kıyasla kalp krizi, inme, kalp yetmezliği ve atriyal fibrilasyon gibi daha geniş bir hastalık grubuna karşı daha güçlü koruma sağladığı görülüyor” dedi.</p>
<p><strong>Zeytinyağı kalbi birden fazla yoldan destekliyor</strong></p>
<p>Zeytinyağının kalp ve damar sağlığını farklı yollarla desteklediğini anlatan Koylan, “Kalp sağlığı söz konusu olduğunda yalnızca kolesterolü düşünmemek gerekiyor. Zeytinyağı, oksijenle temas ettiğinde yapısı kolay bozulmayan bir yağ. İltihaplanmayı ve damar sertliği oluşumunu azaltmaya yardımcı oluyor, bağırsaklardaki mikroorganizmaların sağlıklı dengesini ve damarların iç yüzeyinin işlevini destekliyor. Kolesterol ve trigliserit düzeylerini olumlu yönde etkilerken vücudun insülini daha iyi kullanmasına yardımcı olarak kan şekeri kontrolünü kolaylaştırıyor. Tansiyonu düşürücü etkisi de bulunuyor” dedi.</p>
<p><strong>Günde ne kadar tüketilmeli?</strong></p>
<p>Zeytinyağının faydası çok olsa da ölçülü tüketilmesi gerektiğinin altını çizen Koylan, “Zeytinyağı sağlıklı bir tercih olsa da her gramı 9 kalori içeriyor. Aşırı tüketimi kilo artışına ve trigliserit düzeylerinin yükselmesine yol açabilir. Günlük zeytinyağı tüketimi için önerilen üst sınır 2 çorba kaşığı, yani yaklaşık 25–30 gram. Günlük 2.500 kalorilik bir beslenme düzeninde ise tüm yağlardan alınan enerjinin yaklaşık 350–400 kaloriyi, toplam yağ tüketiminin de 40–50 gramı aşmaması gerekiyor” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zeytinyaginin-faydalari-arastirmalara-yansidi-gunde-yarim-kasik-riski-azaltiyor-662572">Zeytinyağının faydaları araştırmalara yansıdı: Günde yarım kaşık riski azaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlardan yaşlılık dönemine ilişkin uyarı: Destek verirken sınırlar korunmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmanlardan-yaslilik-donemine-iliskin-uyari-destek-verirken-sinirlar-korunmali-662568</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:45:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dönemine]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkin]]></category>
		<category><![CDATA[uyarı]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlardan]]></category>
		<category><![CDATA[verirken]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662568</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlılığın yalnızca fiziksel değişimlerle sınırlı olmadığını belirten uzmanlar, bu dönemde bireylerin yaşam rollerini ve ilişkilerini yeniden değerlendirdiğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, yaşlılara sunulan desteğin kişinin bağımsızlığını ve kendi kararlarını verme hakkını gözetmesi gerektiğini vurguluyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlardan-yaslilik-donemine-iliskin-uyari-destek-verirken-sinirlar-korunmali-662568">Uzmanlardan yaşlılık dönemine ilişkin uyarı: Destek verirken sınırlar korunmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> Ailelerin yaşlı yakınlarına destek olurken onların yapabildikleri işleri ellerinden almaması gerektiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Yaşlı bireyin yapabildiği işleri sürekli olarak onun yerine yapmak, zaman içinde ‘ben artık hiçbir şeyi yapamıyorum’ düşüncesini güçlendirebilir.” dedi. Yaşlı bireyin yerine karar vermek yerine onunla birlikte karar verilmesinin önemini vurgulayan Tunçel, sosyal yaşamın sürdürülmesinin de psikolojik iyi oluşu desteklediğini aktardı. Aşırı korumacı ve çocuklaştıran iletişimden de kaçınılması gerektiğini ifade eden Tunçel, en önemli desteğin, yaşlı bireyin yapabildiklerine güvenerek yanında olmak olduğunu kaydetti.</p>
<p> Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, 1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü kapsamında, ailelerin yaşlı yakınlarını desteklerken onların bağımsızlık, karar verme ve sosyal yaşama katılım haklarını korumasının psikolojik iyi oluş açısından önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/10/uzmanlardan-yaslilik-donemine-iliskin-uyari-destek-verirken-sinirlar-korunmali-0-ZW7qDXah.jpg"/></p>
<p> <strong>Yaşlılık, yalnızca fiziksel değil, psikolojik bir değişim dönemi!</strong></p>
<p> Yaşlanmanın yalnızca fiziksel değişimlerin yaşandığı bir dönem olmadığını aktaran Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Kişinin yaşamını, rollerini, ilişkilerini ve kendilik algısını yeniden değerlendirdiği önemli bir yaşam evresidir.” dedi.</p>
<p> Emeklilik, eş veya arkadaş kaybı, çocukların evden ayrılması, fiziksel kapasitedeki değişimler ya da günlük yaşamda bazı alanlarda desteğe ihtiyaç duyulmasının kişinin psikolojik dünyasını etkileyebileceğine işaret eden Tunçel, “Bu dönemde kişi, ‘artık eskisi kadar yapamıyorum’, ‘hayatımdaki rolüm değişti’ veya ‘başkalarına yük oluyorum’ gibi düşünceler geliştirebilir. Özellikle kayıpların arttığı ve sosyal çevrenin daraldığı durumlarda yalnızlık, üzüntü, kaygı, değersizlik ve çaresizlik duyguları görülebilir. Ancak yaşlılık dönemini yalnızca sorunlarla tanımlamamak gerekir. Birçok birey bu dönemde yaşam deneyimlerinden yararlanarak daha fazla kabullenme, duygusal olgunluk ve yaşamına anlam verme becerisi de geliştirebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p> <strong>Her şeyi onun yerine yapmak, yetersizlik duygusunu güçlendirebilir!</strong></p>
<p> ‘Sen yorulma, ben yaparım’ yaklaşımında niyet ile davranışın etkisini birbirinden ayırmak gerektiğine vurgu yapan Tunçel, “Bu sözler çoğu zaman sevgi ve koruma amacıyla söylenir. Ancak yaşlı bireyin yapabildiği işleri sürekli olarak onun yerine yapmak, zaman içinde ‘ben artık hiçbir şeyi yapamıyorum’ düşüncesini güçlendirebilir.” dedi.</p>
<p> Bağımsızlık duygusunun, kişinin psikolojik iyi oluşunun önemli parçalarından biri olduğunu hatırlatan Tunçel, “Dolayısıyla gerçekten yardıma ihtiyaç duyduğu alanlarda destek olmak, fakat yapabildiği şeyleri onun yerine üstlenmemek gerekir. Örneğin ‘Ben yapayım’ demek yerine ‘istersen birlikte yapabiliriz’ yaklaşımı, hem desteği hem de bireyin yeterlilik duygusunu korur.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> <strong>Yaş almak, kişinin karar verme hakkını ortadan kaldırmaz!</strong></p>
<p> Bir bireyin yaşı ilerlediğinde karar verme hakkının otomatik olarak başkalarına geçmesinin söz konusu olmadığına dikkat çeken Tunçel, şunları söyledi:</p>
<p> “Kişinin kendi hayatıyla ilgili konularda fikrinin sorulması ve mümkün olduğunca karar süreçlerine dahil edilmesi, kendisini değerli ve saygı görmüş hissetmesi açısından çok önemlidir. Sürekli olarak kişinin yerine karar verilmesi; değersizlik, kırgınlık, öfke, geri çekilme ve çaresizlik duygularını artırabilir. Zamanla kişi kendi düşüncelerinin önemsenmediğini hissederek aile içindeki iletişimden uzaklaşabilir. Burada temel yaklaşım ‘onun için karar vermek’ değil, ‘onunla birlikte karar vermek’ olmalı. Elbette kişinin bilişsel kapasitesinin bazı kararları vermesini etkilediği özel durumlarda profesyonel değerlendirme gerekebilir. Ancak yaş almak tek başına kişinin karar verme hakkını ortadan kaldırmaz.”</p>
<p> <strong>Yaşlı birey, bakım alan kişi değil, aile ve sosyal yaşamın aktif bir üyesi olarak görülmeli!</strong></p>
<p> Yalnızlığın, özellikle kişinin istemediği halde sosyal ilişkilerinden uzaklaşması söz konusu olduğunda, psikolojik iyi oluş üzerinde önemli bir etkiye sahip olabileceğini kaydeden Tuğçe Tunçel, “Sosyal temasın azalması; üzüntü, kaygı, içe kapanma ve yaşamdan alınan keyfin azalmasıyla ilişkili olabilir.” dedi.</p>
<p> Bu nedenle ailelerin rolünün yalnızca fiziksel ihtiyaçları karşılamakla sınırlı kalmaması gerektiğine değinen Tunçel, “Yaşlı bireyin sosyal yaşamını sürdürebilmesine de destek olunmalı. Birlikte yemek yemek, sohbet etmek, yürüyüşe çıkmak, arkadaşlarıyla görüşmesini kolaylaştırmak veya ilgi duyduğu etkinliklere katılımını desteklemek oldukça değerlidir. Burada önemli olan, yaşlı bireyi sürekli ‘bakım alan kişi’ konumuna koymak yerine aile ve sosyal yaşamın aktif bir üyesi olarak görmektir. Bazen düzenli ve samimi bir sohbet, maddi ya da fiziksel bir yardımdan çok daha büyük bir psikolojik destek sağlayabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p> <strong>Yaşlı bireyin yerine hayatı yaşamak değil, bağımsızlığını sürdürebilmesi için yanında olmak gerekiyor!</strong></p>
<p> Ailelerin yaşlı yakınlarına destek olurken onların bağımsızlığını korumak için nasıl bir iletişim ve davranış biçimi benimsemesi gerektiği hakkında önerilerde bulunan Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Öncelikle yaşlı bireyin neye ihtiyacı olduğunu onun yerine varsaymak yerine sormak gerekiyor. ‘Neye ihtiyacın var?’, ‘Bunu kendin yapmak ister misin?’, ‘İstersen nasıl destek olabilirim?’ gibi söylemler daha sağlıklı bir iletişim kurulmasını sağlar.” dedi.</p>
<p> Ailelerin, kişinin yapabildiği işleri mümkün olduğunca kendisinin yapmasına alan tanıması gerektiğini ifade eden Tunçel, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p> “İhtiyaç duyduğu noktalarda ise destek sunmalı. Ayrıca çocuklaştıran, küçümseyen veya aşırı korumacı bir iletişimden kaçınmak gerekir. Yaşlı bireyle konuşurken yüksek sesle, aşırı yavaş veya çocukla konuşur gibi konuşmak yerine yetişkin bir bireyle iletişim kurar gibi doğal ve saygılı bir dil kullanılmalı. Aslında temel ilke oldukça basit; yaşlı bireyin yerine hayatı yaşamak değil, kendi hayatını mümkün olduğunca bağımsız şekilde sürdürebilmesi için yanında olmak.</p>
<p> Yaşlılık, bireyin değerinin ve söz hakkının azaldığı bir dönem değildir. Aksine kişinin yaşam deneyiminin, tercihinin ve aile içindeki varlığının daha görünür kılınması gereken bir dönemdir. Bazen en büyük destek, bir şeyleri onun yerine yapmak değil; yapabileceğine güvenip yanında olduğumuzu hissettirmektir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlardan-yaslilik-donemine-iliskin-uyari-destek-verirken-sinirlar-korunmali-662568">Uzmanlardan yaşlılık dönemine ilişkin uyarı: Destek verirken sınırlar korunmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Büyükşehir’den Yaşlı Sağlığı İçin Önemli Sempozyum</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmir-buyuksehirden-yasli-sagligi-icin-onemli-sempozyum-662565</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:45:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662565</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir’den Yaşlı Sağlığı İçin Önemli Sempozyum</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-buyuksehirden-yasli-sagligi-icin-onemli-sempozyum-662565">İzmir Büyükşehir’den Yaşlı Sağlığı İçin Önemli Sempozyum</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, yaşlı sağlığını iyileştirmeyi amaçlayan önemli bir organizasyona imza atıyor.</p>
<p>“Afet ve Acil Durumlarda Yaşlılar” ana teması ile İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Ege Geriatri Derneği işbirliği ile düzenlenen 5. Uluslararası Katılımlı 14. Ulusal İzmir İleri Yaş Sempozyumu iki gün sürecek. Etkinlik boyunca akademisyenler, yerel yönetimler, saha çalışanları ve sivil toplum kuruluşları ile yaşlı bireylerin afet öncesi hazırlıklarını, acil sağlık gereksinimlerini ve sosyal hizmet stratejilerini çok yönlü olarak ele alınacak. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-buyuksehirden-yasli-sagligi-icin-onemli-sempozyum-662565">İzmir Büyükşehir’den Yaşlı Sağlığı İçin Önemli Sempozyum</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konak Belediyesinden Konak Diş Hastanesi’ne Mühür!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/konak-belediyesinden-konak-dis-hastanesine-muhur-662562</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:44:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesinden]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[konak]]></category>
		<category><![CDATA[mühür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662562</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konak Belediyesinden Konak Diş Hastanesi'ne Mühür!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konak-belediyesinden-konak-dis-hastanesine-muhur-662562">Konak Belediyesinden Konak Diş Hastanesi’ne Mühür!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Eğitim Diş Hastanesinin bir bölümünü içinde barındıran hizmet binası imara uygun olmadığı gerekçesiyle Konak Belediyesi tarafından mühürlendi.</p>
<p>Konu hakkında açıklama yapan Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol şunları söyledi, “Yıllarca FETÖ terör örgütüne ait şifa hastanesi olarak kullanılan binanın 15 Temmuz darbe girişiminden sonra, vakıflara geçmesi ve hastane olarak kullanılmaya devam etmesinin ardından önce yaklaşık 200 araçlık demirden yapılmış olan otoparkı mahkeme kararı var denilerek vakıflar tarafından ihale yoluyla yıkılarak demirleri satıldı.</p>
<p>Bu günde Aynı hastanenin imara uygun olmayan bölümlerinin olduğu gerekçesiyle Konak Belediyesi tarafından B Bloku mühürlendi. Yaklaşık 13 yıllık mahkeme kararlarının tekrar gündeme getirilerek bir hastane binasının mühürlenmesi bugün hizmet devam ediyor olsa da yarın kamu hizmetinin aksamasına sebep olacaktır.</p>
<p>Daha önce de benzer gerekçelerle yaklaşık 200 aracın park ettiği çelik konstrüksiyondan yapılmış olan otoparkın vakıflar tarafından yıkılmasıyla mağdur olan hastane çalışanlarına bir darbe de konak belediyesinden gelmiştir.</p>
<p>FETÖ terör örgütünün mahkeme kararlarına rağmen yıllarca göz yumularak kullandırıldığı binaların bu gün mühürlenmesini anlamak mümkün değildir.</p>
<p>Kamu yararı her şeyin önündedir. Yetkililer karar alırken kamu yararını gözetmek zorundadır.</p>
<p>Millete hizmet eden bir binanın mühürlenmesi doğru karar değildir. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konak-belediyesinden-konak-dis-hastanesine-muhur-662562">Konak Belediyesinden Konak Diş Hastanesi’ne Mühür!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlık-Sen’den 112 açıklaması: 112 bizim ortak değerimizdir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglik-senden-112-aciklamasi-112-bizim-ortak-degerimizdir-662559</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:44:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[112]]></category>
		<category><![CDATA[açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[bizim]]></category>
		<category><![CDATA[değerimizdir]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık-sen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662559</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlık-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Ekrem Özdemir, yenidoğan ambulansları ve 112 Acil Sağlık Hizmetleri üzerinden yapılan açıklamalara tepki gösterdi. Özdemir, kişisel ve sendikal meselelerin 112 sisteminin tamamına mal edilmemesi gerektiğini belirterek, “112 bizim ortak değerimizdir” dedi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-senden-112-aciklamasi-112-bizim-ortak-degerimizdir-662559">Sağlık-Sen’den 112 açıklaması: 112 bizim ortak değerimizdir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Ekrem Özdemir, yenidoğan ambulansları üzerinden 112 Acil Sağlık Hizmetleri ve sağlık çalışanlarına yönelik açıklamalara tepki gösterdi. Özdemir, “Bir kişinin yaşadığı veya yaşadığını iddia ettiği bir sorun üzerinden koskoca 112 sistemini karalamak, sağlık çalışanlarının tamamına ve vatandaşlarımızın aldığı acil sağlık hizmetine haksızlıktır” dedi.</p>
<p>Son günlerde yenidoğan ambulanslarında görev yapan sağlık personeli ve 112 Acil Sağlık Hizmetleri üzerinden yapılan açıklamaların kamuoyunda tartışma yarattığını belirten Sağlık-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Ekrem Özdemir, konuya ilişkin yazılı açıklama yaptı.</p>
<p>Yenidoğan ambulanslarında görev yapan sağlık çalışanlarının yalnızca NRP sertifikası üzerinden değerlendirilmesinin doğru olmadığını savunan Özdemir, 8 Ocak 2025 tarihli Ambulanslar ve Acil Sağlık Araçları ile Ambulans Hizmetleri Yönetmeliği’ne işaret etti.</p>
<p>Özdemir, özel donanımlı ambulanslarda görev yapacak sağlık personelinin Bakanlık tarafından belirlenen eğitimleri tamamlaması gerektiğini belirterek, sağlık çalışanlarının yalnızca belirli bir sertifikaya sahip olmadığı iddiasıyla yenidoğan ambulanslarında görev yapamayacakları yönünde kamuoyuna sunulmasının doğru olmadığını ifade etti.</p>
<p><strong>“Asıl mesele eğitim veya sertifika değil”</strong></p>
<p>Yapılan bazı açıklamalarda NRP eğitimi ve sertifikası bulunan personelin başka birimlere gönderildiği yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını öne süren Özdemir, tartışmanın görev ve çalışma düzenine ilişkin somut bir uygulamanın kamuoyuna tek taraflı aktarılmasından kaynaklandığını savundu.</p>
<p>Özdemir, söz konusu doktorun görev yeri değişikliğinin gerekçesinin kamuoyuna aktarıldığı şekilde NRP sertifikası bulunmayan bir kişinin görevlendirilmesi olmadığını belirterek, edindikleri bilgilere göre doktorun görev sırasında hastanın yanında, arka kabinde bulunması gerekirken ambulansın ön bölümünde seyahat etmesi nedeniyle görev yerinin değiştirildiğini söyledi.</p>
<p><strong>Kiraz 112’deki olaya da değindi</strong></p>
<p>Ekrem Özdemir, Kiraz 112’de yaşanan ve adli makamlara intikal eden başka bir olaya ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.</p>
<p>Bir çalışanın savcılığa yaptığı başvurunun ardından iki kişi hakkında yetkili makamların kararıyla uzaklaştırma tedbiri uygulandığını belirten Özdemir, bunun devam eden hukuki sürecin sonucu olduğunu ifade etti.</p>
<p>Özdemir, söz konusu süreçte doğrudan ilgili kişiye yönelik herhangi bir eylem gerçekleştirilememesinin ardından başka bir 112 ekibindeki farklı kişiler üzerinden algı oluşturularak 112 sisteminin tamamının hedef alınmasını eleştirdi.</p>
<p>Bir kişi hakkında yürütülen adli süreç veya kişisel anlaşmazlığın 112 Acil Sağlık Hizmetlerinin tamamına mal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Özdemir, kişisel meselelerin sağlık çalışanlarını ve kamu hizmetini hedef alacak şekilde genelleştirilmesine karşı olduklarını söyledi.</p>
<p><strong>“Sendikacılık ile algı operasyonu karıştırılmamalı”</strong></p>
<p>Sendikaların kendi üyelerinin haklarını savunmasının doğal olduğunu belirten Özdemir, ancak bu süreçte diğer sağlık çalışanlarının ve 112 sisteminin hedef haline getirilmemesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Özdemir, “Bir sendika yöneticisinin görevi, kendi üyesini korumaktır. Buna itirazımız yoktur. Ancak kendi üyenizi korurken 112 çalışanlarını, 112 ambulans sistemini ve yıllardır büyük fedakârlıkla hizmet veren sağlık çalışanlarını hedef haline getiremezsiniz” dedi.</p>
<p>Sendikal rekabetin gerçeklerin farklı aktarılması veya sağlık çalışanlarının birbirine karşı konumlandırılması üzerinden yürütülmemesi gerektiğini savunan Özdemir, kişisel meselelerin kamu hizmetine mal edilmesinin doğru olmadığını kaydetti.</p>
<p><strong>“112 çalışanlarının yanında olmaya devam edeceğiz”</strong></p>
<p>Sağlık-Sen İzmir 2 No’lu Şube olarak 112 çalışanlarının emeğini ve vatandaşlara sunulan acil sağlık hizmetini savunmaya devam edeceklerini belirten Özdemir, “Biz Sağlık-Sen İzmir 2 No’lu Şube olarak; 112 çalışanlarının emeğinin, yenidoğan ambulanslarında görev yapan sağlık çalışanlarının, hekiminden paramediğine, ATT’sinden sürücüsüne kadar tüm ekiplerin ve en önemlisi vatandaşımızın aldığı acil sağlık hizmetinin yanında olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Eleştiri ve soru sormanın mümkün olduğunu, varsa yanlışların ortaya konulması gerektiğini belirten Özdemir, adli süreçlerin ise yetkili makamlar tarafından yürütüldüğünü söyledi.</p>
<p>Özdemir, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı:</p>
<p>“112 bizim ortak değerimizdir.</p>
<p>112 çalışanlarının emeği üzerinden sendikal rekabet yapılmasına ve kişisel meseleler bahane edilerek 112 sisteminin küçük düşürülmesine izin vermeyeceğiz.</p>
<p>Gerçeklerin tamamı ortaya çıktığında, kimin sağlık çalışanlarının hakkını savunduğu, kimin ise kendi sendikal çıkarı veya kişisel hesapları için 112’yi yıprattığı zaten görülecektir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-senden-112-aciklamasi-112-bizim-ortak-degerimizdir-662559">Sağlık-Sen’den 112 açıklaması: 112 bizim ortak değerimizdir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Protein tüketmek tek başına yeterli değil: Vücutta nasıl kullanılıyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/protein-tuketmek-tek-basina-yeterli-degil-vucutta-nasil-kullaniliyor-662555</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:44:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başına]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[tüketmek]]></category>
		<category><![CDATA[vücutta]]></category>
		<category><![CDATA[yeterli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662555</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kas kütlesinin korunması ve doku onarımı için önemli bir besin ögesi olan proteinin miktarı kadar vücutta nasıl kullanıldığı da önem taşıyor. Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Uzm. Dyt. Gamze Akbaş İşbilir, protein tüketiminin yaş, fiziksel aktivite, genel sağlık durumu ve enerji alımıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/protein-tuketmek-tek-basina-yeterli-degil-vucutta-nasil-kullaniliyor-662555">Protein tüketmek tek başına yeterli değil: Vücutta nasıl kullanılıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Besinlerle alınan proteinler, sindirim sistemi boyunca daha küçük yapılara parçalanıyor ve amino asitler halinde emilerek dolaşıma katılıyor. Bu amino asitler yalnızca kas dokusunda değil; enzimlerin, hormonların ve çeşitli vücut proteinlerinin yapımında da kullanılıyor. Bu nedenle tabağa konulan protein miktarı ile vücudun bu proteini nasıl değerlendirdiği aynı kavram değil. Proteinin kaynağı, sindirilebilirliği, amino asit içeriği, kişinin genel beslenme düzeni ve fizyolojik özellikleri sürecin farklı aşamalarını etkileyebiliyor.</p>
<p>Uzm. Dyt. Gamze Akbaş İşbilir, “Vücudumuz tükettiğimiz proteini doğrudan kasa göndermez. Öncelikle sindirim ve emilim süreçlerinin gerçekleşmesi gerekir. Sonrasında amino asitler vücudun ihtiyaçları doğrultusunda farklı metabolik süreçlerde kullanılır. Bu nedenle kas sağlığını yalnızca yüksek protein tüketimiyle açıklamak doğru değildir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/10/protein-tuketmek-tek-basina-yeterli-degil-vucutta-nasil-kullaniliyor-0-MC9ZppJW.jpg"/></p>
<p><strong>“Daha Fazla Protein, Daha Fazla Kas” Anlamına Gelmiyor</strong></p>
<p>Spor yapan bireylerde yüksek protein tüketiminin otomatik olarak daha fazla kas kütlesi sağlayacağı düşüncesi yaygın olabiliyor. Oysa kas dokusunun korunması ve gelişmesi; yeterli ve dengeli beslenmenin yanı sıra fiziksel aktiviteyle de yakından ilişkili.</p>
<p>Direnç egzersizleri kas dokusunda protein sentezini uyaran önemli faktörlerden biri. Bu nedenle kişinin ihtiyacının üzerinde protein tüketirken hareketsiz bir yaşam sürmesi, tüketilen proteinin doğrudan kas kütlesine dönüşeceği anlamına gelmiyor.</p>
<p>Uzm. Dyt. Gamze Akbaş İşbilir, “Kas kütlesini korumak isteyen bir bireyde yalnızca protein miktarını artırmaya odaklanmak yerine beslenme ile hareketi birlikte değerlendirmek gerekir. Özellikle uygun direnç egzersizleri ile yeterli protein ve enerji alımının birlikte ele alınması önemlidir” dedi.</p>
<p><strong>Yaş İlerledikçe Kasları Korumak Daha Fazla Önem Kazanıyor</strong></p>
<p>İleri yaşlarda kas kütlesi ve kas gücündeki azalma daha belirgin hale gelebiliyor. Yaşlanmayla birlikte kas dokusunun protein ve egzersiz uyaranlarına verdiği yanıtın değişmesi, beslenme planlamasını da önemli hale getiriyor.</p>
<p>İleri yaştaki bireylerde protein gereksiniminin yalnızca standart bir hesaplama üzerinden değerlendirilmemesi gerekiyor. Kişinin kilosu, beslenme durumu, fiziksel aktivitesi, eşlik eden hastalıkları ve günlük enerji alımı gibi faktörlerin birlikte değerlendirilmesi önem taşıyor.</p>
<p>“Yaş ilerledikçe yeterli protein almak kadar kası aktif tutmak da önem kazanıyor” diyen Uzm. Dyt. Gamze Akbaş İşbilir, “Kas sağlığını korumada yeterli enerji ve protein alımı, düzenli fiziksel aktivite ve kişinin sağlık durumuna uygun bir beslenme planı birbirini tamamlayan unsurlardır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Protein Kaynağı da Önem Taşıyor</strong></p>
<p>Protein ihtiyacının karşılanmasında yalnızca toplam gram miktarına değil, beslenme düzenindeki çeşitliliğe de dikkat edilmesi gerekiyor. Yumurta, süt ve süt ürünleri, et, tavuk ve balık gibi hayvansal kaynakların yanı sıra kuru baklagiller ve diğer bitkisel protein kaynakları da dengeli bir beslenme düzeninin parçası olabiliyor.</p>
<p>Bitkisel protein kaynaklarının çeşitlendirilmesi, farklı besinlerin bir arada tüketilmesi ve günlük beslenmenin bütünü içinde yeterli enerji sağlanması da protein kullanımını değerlendirirken göz önünde bulundurulması gereken noktalar arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Protein İhtiyacı Herkes İçin Aynı Değil</strong></p>
<p>Günlük protein gereksinimi yaş, vücut ağırlığı, fiziksel aktivite düzeyi ve sağlık durumuna göre değişebiliyor. Özellikle yoğun egzersiz yapanlar, ileri yaştaki bireyler ve bazı hastalıkların bulunduğu kişilerde gereksinimler farklılaşabilir.</p>
<p>Sosyal medyada görülen yüksek proteinli beslenme modellerinin ya da belirli gram hedeflerinin herkes için uygun kabul edilmemesi gerektiğini belirten Uzm. Dyt. Gamze Akbaş İşbilir, “Protein ihtiyacı kişiye özeldir. Gereksinimin üzerinde protein tüketmek yerine, kişinin ihtiyaçlarının belirlenmesi ve proteinin dengeli bir beslenme planı içerisinde yeterli miktarda alınması daha doğru bir yaklaşımdır” dedi.</p>
<p><strong>Kas Sağlığında Bütüncül Yaklaşım Önemli</strong></p>
<p>Kas kütlesinin korunmasında tek bir besine veya yalnızca protein miktarına odaklanmak yerine beslenmenin bütünü değerlendirilmelidir. Yeterli enerji alımı, farklı protein kaynaklarının dengeli kullanılması, düzenli fiziksel aktivite ve kişinin yaşına ve sağlık durumuna uygun bir beslenme planı kas sağlığının desteklenmesinde birlikte rol oynar.</p>
<p>Uzm. Dyt. Gamze Akbaş İşbilir, “Asıl soru yalnızca ‘Bugün kaç gram protein tükettim?’ olmamalı. Bu proteini hangi besinlerden aldığımızı, günün genelinde yeterli ve dengeli beslenip beslenmediğimizi ve kaslarımızı düzenli olarak kullanıp kullanmadığımızı da düşünmeliyiz. Protein önemli bir besin öğesidir ancak kas sağlığı çok daha bütüncül bir sürecin sonucudur” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/protein-tuketmek-tek-basina-yeterli-degil-vucutta-nasil-kullaniliyor-662555">Protein tüketmek tek başına yeterli değil: Vücutta nasıl kullanılıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp sağlığında erken önlem çağrısı: 40 yaşını beklemeyin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalp-sagliginda-erken-onlem-cagrisi-40-yasini-beklemeyin-662551</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:44:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[40]]></category>
		<category><![CDATA[çağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığında]]></category>
		<category><![CDATA[yaşını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662551</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp ve damar hastalıkları dünya genelinde her yıl milyonlarca kişinin yaşamını yitirirken, uzmanlar risk faktörlerine karşı erken yaşta önlem alınması gerektiğine dikkat çekiyor Prof. Dr. R. Emre Altekin, sağlıklı beslenme, düzenli hareket, tansiyon ve kolesterol kontrolünün kalp sağlığını korumadaki önemini vurguladı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-sagliginda-erken-onlem-cagrisi-40-yasini-beklemeyin-662551">Kalp sağlığında erken önlem çağrısı: 40 yaşını beklemeyin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon insanın ölümüne yol açan kalp ve damar hastalıkları, tüm ölümlerin yaklaşık üçte birini oluşturuyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ise 2024 yılında gerçekleşen yaklaşık 490 bin ölümün % 28’i kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanıyor. 15 yaş üzeri nüfusta kalp ve damar hastalığı sıklığı yaklaşık %7 görülüyor ve yaşla birlikte artıyor. Hala en önemli risk faktörlerinden olan hipertansiyon, dünya genelinde 30-79 yaş arası 1,4 milyar yetişkinde bulunuyor ve bunların yalnızca yaklaşık % 23’ünün kontrol altında olduğu belirtiliyor. Sağlıksız beslenme, hareketsizlik, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve diyabet gibi değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrol altına alınmasıyla kalp ve damar hastalıklarının önemli bir bölümünün önüne geçilebiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. R. Emre Altekin, 29 Eylül Dünya Kalp Günü nedeniyle kalp sağlığını korumak için alınabilecek önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/10/kalp-sagliginda-erken-onlem-cagrisi-40-yasini-beklemeyin-0-u2sWAYQP.jpg"/></p>
<p><strong>Kalp hastalıkları büyük ölçüde önlenebilir</strong></p>
<p>Kalp ve damar hastalıklarının ortaya çıkmasında birçok faktör rol oynar. Bunların başında tütün kullanımı, sağlıksız beslenme, stres, yetersiz fiziksel aktivite gibi değiştirilebilir risk faktörleri gelir. Bunun yanında ileri yaş, erkek cinsiyet, erken yaşta kalp hastalığı aile öyküsü değiştirilemeyen risk faktörleri de etkilidir. Ancak bilim, değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrol altına alınmasıyla hastalıkların büyük ölçüde önlenebileceğini ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Avrupa’ya göre Türkiye daha erken kalp krizine yakalanıyor!</strong></p>
<p>Türkiye’de kalp krizi Avrupa ülkelerine göre ortalama 10 yıl daha erken görülmektedir. Tüm koroner kalp hastaları içinde 40 yaş altı oranı eskiden yüzde 10-15 iken, son yıllarda yüzde 15-20 seviyelerine çıkmıştır. Kalp krizi geçirenlerin yaklaşık yüzde 18’i 50 yaşın altında, yüzde 11’i ise 45 yaşın altındadır.</p>
<p>30’lu yaşlarda ve hatta 20’li yaşların sonlarında ciddi damar tıkanıklığı ve kalp krizi vakaları artmaktadır. Bu yüzden 40 yaşını beklemeden risk faktörlerini kontrol etmek ve gerektiğinde tarama yaptırmak hayati önem taşımaktadır.</p>
<p>Aşağıdaki gruplar kalp ve damar hastalıkları açısından daha yüksek risk taşır;</p>
<p><strong>40 yaş ve üzeri bireyler</strong></p>
<p>Hipertansiyon, diyabet veya yüksek kolesterolü olanlar</p>
<p>Fazla kilolu veya obez kişiler</p>
<p>Sigara ve tütün ürünü kullananlar</p>
<p>Ailede erken yaşta kalp hastalığı veya ani ölüm öyküsü bulunanlar</p>
<p>Hareketsiz yaşam tarzına sahip olanlar</p>
<p>Menopoz sonrası kadınlar</p>
<p>Kronik stres altında yaşayanlar</p>
<p>Risk faktörlerini ortadan kaldırmak için aşağıdaki adımları izleyin!</p>
<p>Bu gruplardaki kişilerin düzenli sağlık kontrolü yaptırması ve risk faktörlerini yönetmesi büyük önem taşır.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı değişiklikleri en etkili önlem oluyor</strong></p>
<p>Tütün ve tütün ürünlerinin tamamen bırakılması</p>
<p>Kalp dostu beslenme: Bol sebze-meyve, tam tahıllar, sağlıklı protein kaynakları (baklagiller, kuruyemiş, balık); doymuş yağ ve ultra işlenmiş gıdaların azaltılması; tuz tüketiminin düşürülmesi; eklenmiş şekerin minimize edilmesi</p>
<p>Düzenli fiziksel aktivite: Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta hareket</p>
<p>Sağlıklı vücut ağırlığının korunması</p>
<p>Alkolün sınırlandırılması veya hiç tüketilmemesi</p>
<p>Bu değişiklikler kardiyovasküler olay riskini yüzde 30-40 oranında azaltabiliyor.</p>
<p><strong>Risk faktörlerinin erken tespiti ve kontrolü kritik önem taşıyor</strong></p>
<p>Hipertansiyonun düzenli taranması, protokol bazlı tedavisi ve kontrol oranlarının artırılması</p>
<p>Kolesterol yönetiminde daha erken yaşta risk değerlendirmesi ve daha düşük LDL hedefleri</p>
<p>Diyabet ve kan şekeri kontrolü</p>
<p>40 yaş ve üzerinde düzenli kardiyovasküler risk değerlendirmesi</p>
<p><strong>Sistem düzeyinde önlemler gerekiyor</strong></p>
<p>Ulusal kardiyovasküler sağlık planları, tuz ve trans yağ azaltma politikaları, tütün kontrolü, hipertansiyon ve diyabet protokollerinin yaygınlaştırılması ile temel ilaçlara erişimin güçlendirilmesi hayati önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-sagliginda-erken-onlem-cagrisi-40-yasini-beklemeyin-662551">Kalp sağlığında erken önlem çağrısı: 40 yaşını beklemeyin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıkta Eylem Başladı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikta-eylem-basladi-662547</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:44:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[eylem]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662547</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıkta Eylem Başladı!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-eylem-basladi-662547">Sağlıkta Eylem Başladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sendikası ve Demokratik Sağlık Sen tarafından iş bırakma eylemi başlatıldı.</p>
<p>Sosyal medya hesabından açıklama yapan Hekim Birliği Sendikası şu açıklamayı yaptı, “Hekim Birliği Sendikası’nın 28–29–30 Eylül 2026 tarihlerinde; acil ve yatan hasta hizmetleri dışındaki hizmetlerde eylem kararına Türkiye genelinde yaygın katılım sağlanmaktadır. Kararlılıkla eylemimize devam ediyoruz. Taleplerimiz karşılanmadığı takdirde, Ekim ayının son haftasında eylemimizin kapsamını daha da genişleterek sürdüreceğiz”</p>
<p><b><strong>Başkan Togan Demircan, “Memur ve Memur Emeklisi Ge-çi-ne-mi-yor”</strong></b></p>
<p>Açlık ve yoksulluk sınırı arasında ücret alan memur ve yoksulluk sınırı altında ücret alan memur emeklisi ge-çi-ne-mi-yor. Her şeyin akaryakıt zammına entegre olduğu ülkemizde, kamu emekçileri ve emeklileri geçim zorluğunun ötesinde bir zorluk içerisinde temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor. Kirasına % 35 zam yapan ev sahibine karşı almış olduğu % 5’lik zam oranıyla ayakta kalmaya çalışmakta, bunca insan geçim derdini her platformda dile getirmekte, ama başta yetkili sendika olmak üzere muhatapları duymamakta. “tok açın halinden anlamaz” atasözümüz kendi kendine doğruluğunu tekrar tekrar teyit ediyor. Refah payı diyorlar miktarı belli değil, eylem diyorlar askıda eylem çağrısı yapıyorlar, temsil yetkisini kaybetmiş siyasallaşmış sendikalar “üye yapma ve üzerlerine vazife olmayan konularda beyanlarda bulunmakta birbirleri ile yarış halindeler” bunun kamu çalışanlarına, emeklilerine ne faydası var. henüz üç beş gün önce geçinemiyorum diyerek beylik silahını başına dayayan, rahmetli emekli polis memurumuzun vebali siz iş bilmez, halden anlamaz sarı sendikaların temsilcilerinin boynundadır”</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/10/saglikta-eylem-basladi-0-eSU6ad2y.jpeg"/></p>
<p><b>Memur Ev Alamıyor, Otomobil Alamıyor, Çocuğunun İstediği Ayakkabıyı Alamıyor</b></p>
<p>Bugün memur emekliye ayrıldığında ev alamıyor, otomobil alamıyor, çocuğunun istediği ayakkabıyı alamıyor, sağlık problemi olduğunda çıkabilecek ekstra giderler için emekliye ayrılıyor. mutlaka bu yazdıklarımıza itiraz eden “benim geçim derdim yok, allah’tan sağlık, devletten aylık” şeklinde düşünen efsunlu maaş sahibi memur arkadaşlarımızda vardır, cümlelerimizi zaten onlar adına kurmuyoruz. biz enflasyon altında ezilen yok olan memurların ve emeklilerin duygu, durumlarından söz ediyoruz.</p>
<p>Falancanın hatırına, filancanın hatırına kamu çalışanlarını ve dahi emeklilerini temsil etsinler diye üye olduğunuz veya “hükümetin sendikası” düşüncesi ile destek verdiğiniz, temsil yetkisini kaybetmiş konfederasyon yöneticileri karun kadar zengin oldular haberiniz var mı?</p>
<p>Geleceğinizi ve hatta çocuklarınızın geleceğini bir bardak, taksi hizmeti, ucuz otel, market, termos, polar, powerbank, atkı, şal, bavul için karartıyorsunuz. yetkili sendika demek; sizi yoksullaştıran, emeklilikte ikinci iş yapmanıza sebep olan yapı demektir. sendikanızı sorgulayın, sendikanın sizlerin mali ve sosyal haklarınız için neler yaptığına bakın. sendika eş dost oluşumu değildir, sendikaların asli görevleri vardır. sendikanın merkezinde üye vardır, siyaset yoktur. kamu işçisinin % 35 zam aldığı bir ülkede memur % 5 zam alıyorsa bu kabaca beceriksizliktir. beceriksiz sendikalardan istifa edin, kurtulun. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-eylem-basladi-662547">Sağlıkta Eylem Başladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuduzda Isırık ve Tırmalamadan Sonraki İlk 15 Dakika Hayati Önem Taşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kuduzda-isirik-ve-tirmalamadan-sonraki-ilk-15-dakika-hayati-onem-tasiyor-662490</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:42:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[15]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[dakika]]></category>
		<category><![CDATA[isırık]]></category>
		<category><![CDATA[kedi]]></category>
		<category><![CDATA[kuduz]]></category>
		<category><![CDATA[kuduzda]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sonraki]]></category>
		<category><![CDATA[temas]]></category>
		<category><![CDATA[Tırmalama]]></category>
		<category><![CDATA[tırmalamadan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662490</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kuduz nadir görülen bir hastalık olsa da riskli temas sonrasında doğru müdahalenin geciktirilmesi ölümcül sonuçlara yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kuduzda-isirik-ve-tirmalamadan-sonraki-ilk-15-dakika-hayati-onem-tasiyor-662490">Kuduzda Isırık ve Tırmalamadan Sonraki İlk 15 Dakika Hayati Önem Taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kuduz nadir görülen bir hastalık olsa da riskli temas sonrasında doğru müdahalenin geciktirilmesi ölümcül sonuçlara yol açabiliyor. Isırık ya da tırmalama sonrası yaranın en az 15 dakika boyunca bol su ve sabunla yıkanması, ardından gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulması hayati önem taşıyor. Klinik belirtiler başladıktan sonra neredeyse daima ölümcül seyreden kuduz, temas sonrası uygun koruyucu uygulamalarla önlenebiliyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Yakup Demir, 28 Eylül Dünya Kuduz Günü nedeniyle kuduzdan korunma ve riskli temas sonrası yapılması gerekenler hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Kuduz neden bu kadar ciddi?</strong></p>
<p>Kuduz, virüslerin neden olduğu ve sinir sistemini tutan zoonotik bir enfeksiyondur. Hastalığın en önemli özelliği, klinik belirtiler başladıktan sonra neredeyse daima ölümcül seyretmesidir. Buna karşılık riskli temas sonrasında yara bakımı, kuduz aşısı ve gerekli durumlarda kuduz immünglobulini zamanında uygulanırsa hastalığın gelişmesi önlenebilmektedir. Bu nedenle kuduzda en önemli yaklaşım, hastalık belirtileri ortaya çıkmadan önce uygulanan koruyucu müdahalelerdir.</p>
<p><strong>Sadece köpek ısırığı değil, kedi tırmalaması da önemsenmeli</strong></p>
<p>Köpekler dünya genelinde insan kuduzunun en önemli kaynakları arasında yer alsa da kedi dahil enfekte memelilerin salyasıyla temas da risk oluşturabilmektedir. Isırık en bilinen bulaş yolu olmakla birlikte deriyi bozan tırmalamalar, salyanın açık yaraya veya göz, ağız ve burun gibi mukozalara teması da değerlendirilmelidir. Bu nedenle “Kedi küçüktü”, “Yara çok yüzeyseldi” veya “Kanamadı” gibi ifadeler tek başına kuduz riskini dışlamamaktadır. Temasın şekli, hayvanın türü ve durumu ile yaranın özellikleri birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Riskli temas sonrası ilk 15 dakika kritik</strong></p>
<p>Riskli bir temas yaşandığında yapılması gereken ilk ve en önemli uygulamalardan biri, yaranın gecikmeden bol su ve sabunla en az 15 dakika boyunca yıkanmasıdır. Bu işlem virüs yükünün azaltılmasına yardımcı olabilmektedir. Ardından uygun bir antiseptik kullanılabilir. Yaraya biber, kül, bitkisel ürün, kimyasal madde gibi tahriş edici maddeler uygulanmamalıdır. İlk müdahalenin ardından aynı gün bir sağlık kuruluşuna başvurulmalı; kuduz profilaksisi, tetanoz durumu ve olası bakteriyel enfeksiyon riski hekim tarafından birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Hayvan sağlıklı görünüyorsa risk tamamen ortadan kalkar mı?</strong></p>
<p>Bir hayvanın temas sırasında sağlıklı görünmesi, kuduz açısından risk değerlendirmesini tek başına sonlandırmak için yeterli değildir. Hayvanın türü, temasın şekli ve yeri, yaranın derinliği, hayvanın aşı durumu, sahipli olup olmadığı ve gözlem altına alınıp alınamayacağı birlikte değerlendirilmelidir. Kedi ve köpeklerde uygun koşullarda 10 günlük gözlem önemli olabilir. Ancak bu değerlendirme kişinin kendi başına karar vererek sağlık kuruluşuna başvurusunu ertelemesi anlamına gelmemelidir.</p>
<p><strong>Kuduz aşısı için hayvanın durumunu beklemek doğru mu?</strong></p>
<p>Riskli bir temas söz konusuysa kuduz profilaksisinin gerekip gerekmediği klinik ve epidemiyolojik risk değerlendirmesine göre belirlenmektedir. Şüpheli bir temasta laboratuvar sonucunu veya hayvanda belirti gelişmesini beklemek, gerekli korunmanın gecikmesine neden olabilir. Hangi aşı şemasının uygulanacağı ve kuduz immünglobulini gerekip gerekmediği sağlık profesyonelleri tarafından belirlenmelidir.</p>
<p><strong>Kuduz immünglobulini ne işe yarıyor?</strong></p>
<p> Kuduz immünglobulini, vücudun aşıyla oluşturacağı aktif bağışıklık gelişene kadar hızlı ve geçici koruma sağlayan hazır antikorlardır. Her riskli temasta uygulanması gerekmemektedir. Özellikle ağır riskli temaslarda ve daha önce kuduz aşısı olmamış kişilerde gerekliliği hekim tarafından değerlendirilmektedir. Uygulamadaki temel amaç, virüsün erken dönemde etkisiz hale getirilmesine yardımcı olmak ve mümkün olduğunca yara çevresinde koruma sağlamaktır.</p>
<p><strong>Temasın üzerinden günler geçtiyse başvurmak için çok mu geç?</strong></p>
<p>“Geç kaldım, artık başvurmanın anlamı yok” düşüncesi tehlikeli olabilir. Kuduzun kuluçka süresi değişkenlik gösterebilmekte ve belirtiler ortaya çıkmadan önce uygulanan temas sonrası profilaksi hastalığın gelişmesini önleyebilmektedir. Riskli bir temasın üzerinden zaman geçmiş olsa bile kişi kendi kendine karar vermemeli ve en kısa sürede bir sağlık kuruluşunda değerlendirilmelidir. Özellikle temasın türü ve hayvanın durumu bilinmiyorsa profesyonel değerlendirme önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Her kedi temasında korkmak gerekir mi?</strong></p>
<p>Her kedi teması kuduz açısından aynı risk düzeyinde değildir. Sağlam deriye dokunmak veya hayvanı beslemek ile deriyi bozan bir ısırık ya da tırmalama aynı şekilde değerlendirilmemektedir. Burada önemli olan hayvanlardan korkmak değil, riskli temasın ne olduğunu bilmek ve gerektiğinde hızlı hareket etmektir. Toplumda “kediler tehlikelidir” gibi genelleyici bir yaklaşım yerine, riskli temasların doğru şekilde yönetilmesine yönelik farkındalık oluşturulması önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Çocuklarda neden daha dikkatli olunmalı?</strong></p>
<p>Çocuklar hayvanlarla daha yakın temas kurabilmekte, küçük bir tırmalamayı önemsemeyebilmekte veya yaşadıkları teması ailelerine anlatmayabilmektedir. Bu nedenle ailelerin çocuklarda açıklanamayan çizik veya ısırıkları sorgulaması önemlidir. Çocuklara yabancı hayvanlara yaklaşmama, yemek yiyen veya yavrularını koruyan hayvanları rahatsız etmeme ve herhangi bir ısırık ya da tırmalamayı vakit kaybetmeden bir yetişkine söyleme alışkanlığı kazandırılmalıdır. Kuduzda en önemli nokta, hastalık belirtileri ortaya çıkmadan önce doğru müdahalenin yapılmasıdır. Bu nedenle özellikle ısırık, tırmalama veya salyanın açık yara ya da mukozalarla teması gibi riskli durumlarda yaranın gecikmeden temizlenmesi ve sağlık kuruluşuna başvurulması büyük önem taşımaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kuduzda-isirik-ve-tirmalamadan-sonraki-ilk-15-dakika-hayati-onem-tasiyor-662490">Kuduzda Isırık ve Tırmalamadan Sonraki İlk 15 Dakika Hayati Önem Taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karaciğer hastalıkları yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karaciger-hastaliklari-yayginlasiyor-662409</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:39:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağlı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[huylu]]></category>
		<category><![CDATA[karaciğer]]></category>
		<category><![CDATA[kitle]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[siroz]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662409</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda sağlıksız yaşam alışkanlıklarının etkisiyle karaciğer hastalıklarının görülme sıklığı artarken, ileri görüntüleme yöntemleri sayesinde, daha önce fark edilemeyen kitle ve lezyonlar artık daha sık ve ayrıntılı şekilde saptanabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karaciger-hastaliklari-yayginlasiyor-662409">Karaciğer hastalıkları yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda sağlıksız yaşam alışkanlıklarının etkisiyle karaciğer hastalıklarının görülme sıklığı artarken, ileri görüntüleme yöntemleri sayesinde, daha önce fark edilemeyen kitle ve lezyonlar artık daha sık ve ayrıntılı şekilde saptanabiliyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Tonguç Utku Yılmaz</strong>, “Geçmişte, yapısal özellikleri iyice kötüleşen ve belirli bir boyutun üzerinde olan karaciğer lezyonları fark edilebiliyordu. Bu gecikmeli farkındalık, toplumda ‘karaciğerde kitle varsa kötüdür’ önyargısının oluşmasına neden olmuştur. Oysa her kitle, kanser anlamına gelmemekte, doğru tanı için hastanın bütüncül şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Yılmaz, karaciğerde kitleye yol açabilen etkenleri anlattı, doğru tanı ve erken tedaviye yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Vücuda giren toksik maddelerin ve enfeksiyonların temizlenmesinden yağ, şeker ve proteinlerin sentezlenip yönetilmesine dek çok sayıda kritik görev üstlenen karaciğer, vücudun adeta bekçisi gibi çalışıyor. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Tonguç Utku Yılmaz “Karaciğer’in görevlerini düşününce onun ne kadar mucizevi organ olduğunu anlıyoruz. Karaciğer fonksiyon ve yapı olarak çok dinamiktir. Hasar aldığında kendini hızla yenileyebilir. Bu özelliği sayesinde karaciğer cerrahisinde çok büyük karaciğer parçaları çıkarılabiliyor ve karaciğer kendisini tekrar eski boyutuna ulaştırabiliyor” diyor.</p>
<p><strong>Günümüzde yağlı karaciğere bağlı siroz daha sık görülüyor</strong></p>
<p>Son yıllarda sağlıksız yaşam alışkanlıkları ve   çevresel faktörlerin de etkisiyle karaciğer hastalıklarının görülme sıklığının arttığına dikkat çeken Doç. Dr. Yılmaz şöyle konuşuyor: “Özellikle alkol tüketimi, toksik maddeler, sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve çağımızın hastalığı obezite karaciğerde hasar oluşturabilmektedir. Daha önceki yıllarda Hepatit B ve Hepatit C gibi hastalıklara bağlı siroz vakaları daha çok görülürken, günümüzde yağlı karaciğere bağlı siroz daha sık görülmektedir. Sebebini bilmediğimiz adına ‘kriptojenik karaciğer siroz’ dediğimiz bir siroz daha var. Kriptojenik siroz vakaları da artış göstermektedir. Her ne kadar sebep net olmasa da, katkılı besinler, pestisitler ve kimyasal maddelerin karaciğer hasarından sorumlu olduğu düşünülüyor. Bu nedenle sağlıklı beslenmek, zararlı alışkanlıklardan uzak durmak ve spor yapmak karaciğer sağlığı açısından önem taşımaktadır.”</p>
<p><strong>Her kitle kanser değil!</strong></p>
<p>Teknolojideki hızlı gelişmenin etkisiyle karaciğerde artık çok daha fazla lezyonun görülebilir ve ayırt edilebilir hale geldiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, her kitlenin kanser anlamına gelmediğini vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Karaciğerin dinamik ve çok yönlü yapısı onun hormon, enfeksiyon, toksik madde gibi dış etkenlere bağlı bazı değişiklikler göstermesine neden olabiliyor. İşte karaciğer lezyonlarının bir bölümü bu faktörlere bağlı olarak oluşabiliyor. Önceleri yapısal özellikleri belirginleşen ve belirli bir boyutun üzerinde olan karaciğer lezyonları fark edilebiliyordu. Bu gecikmeli farkındalık, toplumda karaciğerde kitle varsa kötüdür önyargısının oluşmasına neden olmuştur. Gelişen teknoloji sayesinde artık çok daha fazla lezyonu görebiliyor ve ayırt edebiliyor hale geldik. Bu noktadan bakınca aslında karaciğerin iyi huylu lezyonları kötü huylu lezyonlardan daha fazladır.”</p>
<p><strong>Karaciğerde her kitle kötü huylu değil!   </strong></p>
<p>Karaciğer hastalıklarının tanı ve tedavisinde tek bir yöntemin geçerli olmadığını, çünkü karaciğerde her bir lezyonun veya hastalığın kendine özgü yapısı ve davranışı olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Ek hastalıklar, hastalığın bulgusu, lezyonun özellikleri, risk faktörleri ve lezyonun yerleşimine göre tetkik planlaması yapılmaktadır. Bazı durumlarda karaciğer kitlelerine yaklaşım için konseyde Radyoloji, Onkoloji, Hepatoloji, Genel Cerrahi, Organ Nakli ve Girişimsel Radyoloji ile birlikte ortak karar vermek gerekebilmektedir. Karaciğer lezyonlarında ekip çalışması çok önemlidir” diyor.</p>
<p><strong>Hastaya bütüncül yaklaşım önemli!</strong></p>
<p>İyi huylu olduğu belirlenen ve hastaya risk oluşturmayan kitlelerde takip yeterli olabilirken, kitlenin özellikleri, hastanın risk faktörleri, eşlik eden hastalıkları ve yaşam tarzı tedavi kararını değiştirebiliyor. Doç. Dr. Yılmaz “Hastaya bütüncül yaklaşmak gerekiyor. Konu sadece kitle değil, hastadır. Örneğin, doğum kontrol hapı kullanımı ile oluşan veya boyut artışı gösteren karaciğer kitleleri olan bir hastada bütüncül yaklaşımımız sebebe yönelik olmalıdır. Karaciğer kitlesi iyi huylu olsa da, doğum kontrol hapı yerine farklı korunma önerilmelidir.”</p>
<p><strong>Her kitlede biyopsi gerekmiyor!</strong></p>
<p>Günümüzde yapay zekanın tıpta da birçok alanda yol gösterici ve yardımcı olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Yapay zeka sayesinde artık Radyoloji tetkikleri o kadar ilerledi ki, biyopsiye gerek kalmadan doku yapısı ile ilgili ayrıntılı cevaba ulaşılabilmektedir. Radyolojinin diğer faydası ise; o dokunun yapısı değil fonksiyonu hakkında da bilgi verebilmesidir. O doku nasıl fonksiyon gösteriyor, ne kadar aktif, çevre ile ilişkisi nasıl? Bu, dokuya isim vermekten daha fazla öneme sahiptir. Biyopsi lezyonun yerine göre kendine özgü riskleri de barındırmaktadır. Damarların yanında derinde olan dokudan biyopsi yapmak bazen kanama riski taşıyabilmektedir. Bu nedenle biyopsi altın standart olarak görülmemelidir. Her tetkikin yeri ve zamanı vardır” diyor.  </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karaciger-hastaliklari-yayginlasiyor-662409">Karaciğer hastalıkları yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karşıyaka&#8217;da Alzheimer&#8217;la yaşam konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karsiyakada-alzheimerla-yasam-konusuldu-662277</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Sep 2026 10:45:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[konuşuldu]]></category>
		<category><![CDATA[la]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662277</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karşıyaka Belediyesi ve Türkiye Alzheimer Derneği İzmir Şubesi, Alzheimer hastalığına ilişkin farkındalık oluşturmak ve toplumun bilinçlenmesine katkı sunmak amacıyla “İzmir Alzheimer’ı Masaya Yatırıyor” başlıklı bir panel düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyakada-alzheimerla-yasam-konusuldu-662277">Karşıyaka&#8217;da Alzheimer&#8217;la yaşam konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Karşıyaka Belediyesi ve Türkiye Alzheimer Derneği İzmir Şubesi, Alzheimer hastalığına ilişkin farkındalık oluşturmak ve toplumun bilinçlenmesine katkı sunmak amacıyla “İzmir Alzheimer’ı Masaya Yatırıyor” başlıklı bir panel düzenledi. Uzmanlar, Alzheimer’la mücadelede erken tanıdan bakım süreçlerine kadar birçok başlıkta önemli bilgiler verdi. Belediye Başkanı Yıldız Ünsal, “Sağlıklı ve bilinçli bir toplum için çalışıyor, Alzheimer’la mücadelede vatandaşlarımızın yanında olmaya devam ediyoruz” dedi.</b></p>
<p>Dünya Alzheimer Günü kapsamında Karşıyaka Belediyesi ve Türkiye Alzheimer Derneği İzmir Şubesi tarafından düzenlenen “İzmir Alzheimer’ı Masaya Yatırıyor” paneli, Bilge Çınarlar Sağlıklı Yaş Alma Merkezi’nde gerçekleştirildi. Türkiye Alzheimer Derneği İzmir Şube Başkanı Prof. Dr. Sevnaz Şahin’in moderatörlüğündeki etkinliğe; Prof. Dr. Yasemin Kılıç Öztürk, Doç. Dr. Gönül Düzgün, Doç. Dr. Armağan Uysal, Dr. Nurgül Kocakoç, Psk. Duygu Çap Kurşun ve Dernek Koordinatörü Belgin Karavaş konuşmacı olarak katıldı.</p>
<p><b>SORULAR YANIT BULDU</b><br />Tek tek söz alan uzmanlar; Alzheimer hastalığında erken tanı ve tedavi, yaşlı sağlığı, bakım süreçleri, psikososyal destek, hasta ve hasta yakınlarının karşılaşabileceği hukuki sorunlar ve çözüm yolları, hasta yakınlarının yaşadığı güçlükler ile Alzheimer&#8217;la yaşam konularını tüm yönleriyle ele aldı. Panel, konukların soru ve katkılarıyla interaktif olarak gerçekleştirildi. Ayrıca Rebeteos Dans Akademisi, açılışta sergilediği performansla etkinliğe renk kattı.</p>
<p><b>HEDEF BİLİNÇLİ TOPLUM</b><br />Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal, “Karşıyaka Belediyesi olarak, toplum sağlığını ve ileri yaşta yaşam kalitesini destekleyen çalışmaları önemli bir sorumluluk alanı olarak görüyoruz. Alzheimer hastalığı, bireylerin yanı sıra aileleri ve bakım verenleri de yakından ilgilendiren kapsamlı bir süreç. Bu nedenle erken tanı, doğru bakım, psikososyal destek ve hasta yakınlarının bilinçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Türkiye Alzheimer Derneği İzmir Şubesi ile gerçekleştirdiğimiz bu panelin de Alzheimer konusunda toplumsal farkındalığın güçlenmesine ve doğru bilgiye erişimin artmasına katkı sağlayacağına inanıyorum. Karşıyaka’da sağlıklı ve aktif yaşlanmayı destekleyen çalışmalarımızı iş birlikleriyle güçlendirmeyi sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyakada-alzheimerla-yasam-konusuldu-662277">Karşıyaka&#8217;da Alzheimer&#8217;la yaşam konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bir kereden bir şey olmaz&#8221; düşüncesine dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bir-kereden-bir-sey-olmaz-dusuncesine-dikkat-662199</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 14:34:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlı]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[düşüncesine]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[kereden]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[olmaz]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[şey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662199</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Adli Kimya ve Adli Toksikoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Soner Kızıl, YÖK Bağımlılıkla Mücadele Eylem Planı kapsamında verdiği Bağımlılıkla Mücadele Konferansında, bağımlılık yapıcı maddeler, değişen kullanım biçimleri, sosyal çevrenin etkisi ve korunma yollarını ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-kereden-bir-sey-olmaz-dusuncesine-dikkat-662199">&#8220;Bir kereden bir şey olmaz&#8221; düşüncesine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Adli Kimya ve Adli Toksikoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Soner Kızıl, YÖK Bağımlılıkla Mücadele Eylem Planı kapsamında verdiği Bağımlılıkla Mücadele Konferansında, bağımlılık yapıcı maddeler, değişen kullanım biçimleri, sosyal çevrenin etkisi ve korunma yollarını ele aldı.</p>
<p><strong>Bağımlılık ne?</strong></p>
<p>Bağımlılığın, kişinin yaşamını olumsuz etkilemesine rağmen sürdürebildiği bir kullanım ya da davranış örüntüsü olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Soner Kızıl, “Bağımlılık; bir nesneye, kişiye ya da bir varlığa duyulan önlenemez istek veya bir başka iradenin etkisi altına girme durumudur. Bir kişinin bir şeye aşırı bağlanması ve bu durumdan zarar görmesine rağmen söz konusu madde veya davranışı terk edememesi olarak söylenebilir kısaca.” dedi.</p>
<p>Bağımlılığın farklı türleri bulunduğunu belirten Doç. Dr. Kızıl, madde bağımlılığının yanı sıra tütün, alkol, teknoloji ve kumar bağımlılıklarının da ele alınması gerektiğini kaydetti.</p>
<p><strong>Elektronik sigarada “Bir kez deneyeyim” yaklaşımına dikkat!</strong></p>
<p>Tütün ve sigara kullanımının ciddi sorunlara yol açtığını belirten Doç. Dr. Soner Kızıl, değişen tüketim alışkanlıklarıyla birlikte elektronik sigaraların da yaygınlaştığına dikkat çekti. Bu ürünlerin “daha sağlıklı” veya “daha az zararlı” ifadeleriyle pazarlanmasının riskleri göz ardı ettirebildiğini ifade eden Doç. Dr. Kızıl, “Elektronik sigaralarda şöyle bir davranış görebiliyoruz: Bir kişide cihaz bulunuyor, arkadaşına veriyor ya da arkadaşı ‘Ben de deneyebilir miyim?’ diye soruyor. Ancak bu ürünlerin içeriğinde farklı kimyasallar, bazı durumlarda yasa dışı yollarla eklenmiş uyuşturucu maddeler bulunabiliyor. Kişi, neye maruz kaldığını bilmeden, ‘Sadece bir arkadaşımdan aldım, alt tarafı sigara, ne kadar zararlı olabilir ki?’ diye düşünerek tüketebiliyor.” diye konuştu.</p>
<p>Doç. Dr. Kızıl, kullanım biçiminin veya ürünün görünümünün değişmesinin riskleri ortadan kaldırmadığını vurgulayarak, özellikle içeriği ve kaynağı bilinmeyen ürünlere karşı dikkatli olunması gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>‘Bir kereden bir şey olmaz’ düşüncesine dikkat edin</strong></p>
<p>Madde kullanımında önemli tehlikelerden birinin, kişinin karşılaştığı ürünün gerçek içeriğini bilmemesi olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Kızıl, ürünün adı ya da başkalarının verdiği güvencelerin içeriği konusunda güvenilir bir ölçüt oluşturmadığını söyledi.</p>
<p>Özellikle arkadaş ortamında sunulan maddelere karşı dikkatli olunması gerektiğini belirten Doç. Dr. Kızıl, “‘Bir kereden bir şey olmaz’ düşüncesine dikkat edin. ‘Bir defa’, ‘İstediğim zaman bırakırım’, ‘Zaten ben herhangi bir şeye bağımlı değilim, yeter ki bırakmak isteyeyim’ tarzı düşünceler hiçbir şekilde işlemez.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Türkiye’nin konumu bağımlılıkla mücadelede sorumluluğu artırıyor</strong></p>
<p>Türkiye’nin uyuşturucu kaçakçılığı rotaları üzerindeki konumuna dikkat çeken Doç. Dr. Soner Kızıl, “Türkiye, uyuşturucu taşınmasında merkezi konumda bulunan bir ülke. Bu da bağımlılığın önlenmesi açısından ne kadar önemli çalışmalar yapmamız gerektiğini ve sorumluluğumuzun büyüklüğünü gösteriyor. Türkiye, metamfetamin ve captagon yakalamalarının yüksek olduğu ülkeler arasında yer alıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Maddeyle kolaylaştırılmış suçlara karşı farkındalık önemli</strong></p>
<p>Eğlence ortamlarında kişilerin bilgisi dışında içeceklerine madde eklenebildiğini belirten Kızıl, alkol veya uyuşturucu maddelerin kişinin cinsel aktiviteye bilinçli biçimde rıza verme yetisini etkileyebildiğini söyledi. Bu durumun maddeyle kolaylaştırılmış cinsel saldırılarda olduğunu ifade eden Doç. Dr. Kızıl, şöyle konuştu:</p>
<p>“Bir eğlence ortamında, kişi başını çevirdiği anda içeceğine madde eklenebiliyor veya kendisine bir içecek ikram edilebiliyor. Bunu yapan kişi her zaman bir yabancı olmayabiliyor; ne yazık ki kişinin yakın çevresinden biri de olabiliyor. Burada yalnızca bireysel farkındalık açısından değil, bir bilim insanı olarak da düşünmemiz gerekiyor: Bu suçları nasıl önleyebiliriz?”</p>
<p><strong>Başvurunun gecikmesi maddelerin tespitini zorlaştırabiliyor</strong></p>
<p>Madde etkisi altında cinsel saldırıya maruz kalan kişilerin korku, utanç veya yaşadıklarından emin olamama nedeniyle yardım istemekte zorlanabildiğini dile getiren Doç. Dr. Kızıl, gecikmenin toksikolojik incelemeleri güçleştirebildiğine dikkat çekerek, “Kişiler ilk başta utanıyor, çekiniyor, söyleyemiyor, korkuyor ya da emin olamıyor. Cesaretini toplaması için üç-dört gün geçebiliyor. Bu süre geçtiğinde maddenin veya metabolitlerinin vücutta, kanda ve diğer biyolojik örneklerde tespit edilmesi zorlaşabiliyor. Bu nedenle hızlı hareket edilmesi ve kişinin çevresindekilerin de bu konuda bilinçli olması önem taşıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Kolay ulaşılması, alkolün risklerini ortadan kaldırmıyor</strong></p>
<p>Alkolün kolay temin edilebilmesinin zararsız olduğu algısını oluşturmaması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Kızıl, “Alkol, kolayca temin edilebildiği için sorun yokmuş gibi görülebiliyor ancak ciddi tehlikeleri bulunuyor. Alkol tüketiminin düşmesi de insanların artık bağımlılık yapıcı maddeler kullanmadığı anlamına gelmeyebilir. Farklı eğilimler ortaya çıkabilir; daha kısa sürede etki gösteren başka maddelere yönelim olabilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>“Önceden bir ‘hayır’ planımız olmalı”</strong></p>
<p>Bağımlılıkla mücadelede bireyin karşılaşabileceği tekliflere nasıl yanıt vereceğini önceden düşünmesinin önemine işaret eden Doç. Dr. Kızıl, “Önceden bir ‘hayır’ planımız olmalı. Kısa ve kararlı bir şekilde ‘Hayır, kullanmıyorum.’ Ve kullanılan bir ortamsa gerektiğinde ortamı terk edebilmeli. Kullanmak zorunda değil, öyle bir talebi yok, kullanmıyor, diyebilmeli.” diye konuştu.</p>
<p>Madde kullanımı açısından risk taşıyan ortamlardan uzak durulması gerektiğini de dile getiren Doç. Dr. Kızıl, “Uyuşturucuyu bulabileceğimiz ortamlardan uzak durmamız lazım. Eğer o şüpheli bir ortamsa, karşılaşabileceğiniz bir ortamsa herhangi bir şekilde maruz kalmasanız bile orada bulunmamalısınız.” dedi.</p>
<p><strong>Arkadaş çevresi kullanım baskısını artırabiliyor</strong></p>
<p>Arkadaş seçimlerinin öğrencilerin gelecekleri üzerinde de etkili olabileceğini belirten Kızıl, “Arkadaş çevresi burada tabii en önemlilerinden bir tanesi. Sürekli madde kullanımının olduğu sosyal ortamlar kullanma baskısını artırabilmektedir. O yüzden seçtiğiniz arkadaş ortamı tüm hayatınızı belirleyecektir, kariyerinizi belirleyecektir. Çevresel ortamda bulunduğunuz, maruz kaldığınız her şey sizi etkileyecektir. Bu iyi yönden bakarsanız etkili, verimli bir şeyse sizi tabii ki pozitif anlamda etkileyecektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sınav başarısı için bilinçsiz ilaç kullanmayın!</strong></p>
<p>Öğrencilerin sınav dönemlerinde yoğun bir akademik baskı hissedebileceğine değinen Doç. Dr. Kızıl, daha iyi odaklanmak veya başarıyı artırmak amacıyla başkalarının önerdiği ilaçlara yönelmenin risklerine dikkat çekti.</p>
<p>Bir ilacın eczanede satılıyor olmasının herkes tarafından kullanılabileceği anlamına gelmediğini vurgulayan Doç. Dr. Kızıl, “Çok yoğun bir ders baskısı hissedebilirsiniz, çok farklı durumlar üst üste gelebilir ama sınav veya akademik başarıyı artırmak amacıyla çeşitli maddeler kullanmak, daha odaklı çalışmak amacıyla ‘Şöyle bir ilaç varmış, zaten eczanede satılıyor, çok iyi’ diye düşünüp başkalarından kimyasallar almayınız. Reçeteli olarak satılan ilaçlar kişiye özeldir. Doktorun tanısıyla birlikte belirlenir. Eczanede olması, bir yerde rahatlıkla temin ediliyor olması onun iyi olduğu anlamına gelmez. Çünkü o ilaç kişiye özeldir.” dedi.</p>
<p><strong>“Bugün verdiğiniz karar tüm hayatınızı etkileyecek”</strong></p>
<p>Konuşmasının sonunda öğrencilere üniversite yaşamının başlangıcında yaptıkları seçimlerin önemini hatırlatan Doç. Dr. Kızıl, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Unutmayın; bugün, şu anda verdiğiniz, birinci sınıfta, ikinci sınıfta verdiğiniz karar sizin tüm kariyerinizi etkileyecek, tüm hayatınızı etkileyecektir. Bu sebeple de şu an attığınız en ufak adım, temelinizi güçlü olarak oluşturmanıza katkı sağlayacaktır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-kereden-bir-sey-olmaz-dusuncesine-dikkat-662199">&#8220;Bir kereden bir şey olmaz&#8221; düşüncesine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda diş sağlığı dostu beslenme önemli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-dis-sagligi-dostu-beslenme-onemli-662169</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 13:59:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[dostu]]></category>
		<category><![CDATA[Fırça]]></category>
		<category><![CDATA[Fırçalama]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[peynir]]></category>
		<category><![CDATA[sade]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[süt]]></category>
		<category><![CDATA[tükürük]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662169</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların ağız ve diş sağlığında beslenme alışkanlıkları önemli rol oynuyor. Peynir, sade yoğurt, şekersiz kuruyemişler ve su gibi seçenekler dişlerin korunmasına destek olurken; sık tüketilen şekerli ve asitli ürünler çürük riskini artırabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-dis-sagligi-dostu-beslenme-onemli-662169">Çocuklarda diş sağlığı dostu beslenme önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların ağız ve diş sağlığında beslenme alışkanlıkları önemli rol oynuyor. Peynir, sade yoğurt, şekersiz kuruyemişler ve su gibi seçenekler dişlerin korunmasına destek olurken; sık tüketilen şekerli ve asitli ürünler çürük riskini artırabiliyor. Atlas Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi İpek Kınıkoğlu, dengeli beslenmenin yanı sıra düzenli diş fırçalama ve florür kullanımının da korunmanın temel unsurları olduğuna dikkat çekti.<br />Atlas Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi İpek Kınıkoğlu, hiçbir gıdanın tek başına dişleri çürüğe karşı korumadığını belirterek ağız ve diş sağlığında dengeli beslenme, tükürük, florür ve düzenli plak temizliğinin birlikte önem taşıdığını vurguladı.<br />Peynir ve sade yoğurt diş minesini destekliyor<br />Dr. Öğr. Üyesi İpek Kınıkoğlu, peynir ve sade yoğurdun, içerdiği kalsiyum ve fosfat nedeniyle diş sağlığı açısından olumlu seçenekler arasında yer aldığını belirterek “Kalsiyum ve fosfat, mine yüzeyindeki erken mineral kayıplarının tükürük aracılığıyla yeniden kazanılmasına katkı sağlayan temel minerallerdir. Süt ürünlerindeki kazein proteinleri de mine yüzeyinde koruyucu bir ortamın oluşmasına destek olabilir. Özellikle peynir çiğnemek tükürük akışını artırır; tükürük asitleri tamponlar, yiyecek artıklarını uzaklaştırır ve remineralizasyon için mineral taşır” diye konuştu.<br />“Sütlü” veya “kalsiyumlu” olması tek başına yeterli değil<br />Peynir ve sade yoğurdun dişler açısından birkaç nedenle olumlu bir seçenek olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi İpek Kınıkoğlu, şunları söyledi:<br />“Süt şekeri olan laktoz, sakkaroz kadar hızlı ve güçlü bir pH düşüşüne yol açmaz. Bu nedenle sade süt ve şekersiz süt ürünleri genel olarak düşük çürük riskli kabul edilir. Ancak meyveli, ballı, aromalı veya şeker eklenmiş yoğurtlarda tablo değişir; ürünün kalsiyum içermesi, eklenen şekerin sık tüketilmesinden kaynaklanan riski tamamen ortadan kaldırmaz.<br />‘Kalsiyumlu’ veya ‘sütlü’ ibaresi, ürünün diş dostu olduğu anlamına gelmez. Şekerli sütler, aromalı yoğurtlar, sütlü tatlılar ve yapışkan barlar kalsiyum içerse bile sık tüketildiğinde çürük riskini artırabilir. <br />En iyi kullanım şekli; peynir veya sade yoğurdu dengeli bir öğünün parçası haline getirmektir. Peynirin öğün sonunda tüketilmesi ağız pH’sının toparlanmasına yardımcı olabilir; fakat bunu ‘diş fırçalama yerine geçen bir tedavi’ gibi düşünmemek gerekir. Florürlü diş macunuyla düzenli fırçalama ve ara yüz temizliği temel korunma yöntemleridir.”<br />Kuruyemiş: Diş dostu bir ara öğün seçeneği <br />Kuruyemişlerin genellikle serbest şekerden düşük, protein ve sağlıklı yağlardan zengin besinler olduğunu belirten Kınıkoğlu, “Yaşa uygun, sade ve şekersiz kuruyemişler; serbest şeker içeriği yüksek bisküvi, şekerleme ve yapışkan barlara kıyasla daha uygun bir ara öğün seçeneği olabilir. Çiğneme hareketi tükürük salgısını artırarak ağız içindeki asitlerin tamponlanmasına ve yiyecek artıklarının uzaklaştırılmasına yardımcı olabilir.<br />Ancak kuruyemişlerin tuzsuz, şekersiz ve kaplamasız olmasına dikkat edilmesi gerekiyor. Küçük çocuklarda bütün kuruyemişler boğulma riski oluşturabileceğinden yaşa ve çiğneme becerisine uygun ezme, öğütülmüş veya ince kıyılmış seçenekler tercih edilebilir. Okul ortamında ise alerji politikalarının da dikkate alınması gerekiyor” uyarısında bulundu.<br />Su içmenin ağız ve diş sağlığı açısından yararlarına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi İpek Kınıkoğlu, “Su, ağızda kalan şeker ve asitlerin seyreltilmesine, gevşek yiyecek parçalarının uzaklaştırılmasına ve yeterli tükürük üretiminin sürdürülmesine destek olur. Ancak suyun asıl katkısı ‘asitleri kimyasal olarak tamamen nötralize etmek’ değil, ağız ortamının daha hızlı toparlanmasına yardım etmektir. Su içmek fırçalama ve diş ipinin yerini tutmaz” diye konuştu.<br />Diş fırçası yoksa ne yapılmalı?<br />Okulda veya dışarıda paketli bir gıda tüketilen durumlarda hemen diş fırçalama imkânı bulunamaması halinde yapılabilecekleri anlatan Kınıkoğlu, bunları şöyle sıraladı:<br />&#8211; Bir bardak su içilmeli ve mümkünse ağız suyla çalkalanmalı. Bu işlem gevşek artıkların uzaklaşmasına ve asitlerin seyrelmesine yardımcı olur.<br />&#8211; Çocuk güvenle sakız çiğneyebilecek yaştaysa, okul kuralları izin veriyorsa ve boğulma riski yoksa yaklaşık 20 dakika şekersiz sakız çiğnemek tükürük akışını artırabilir. Sakız fırçalamanın yerine geçmez.<br />&#8211; Tüketilen ürün asitliyse —örneğin meyve suyu, gazlı içecek veya ekşi şeker— dişler hemen sertçe fırçalanmamalıdır. Suyla çalkalayıp yaklaşık 30-60 dakika bekledikten sonra fırçalanmalıdır.<br />&#8211; İlk uygun zamanda yumuşak kıllı fırça ve florürlü diş macunuyla iki dakika fırçalanmalıdır. Diş aralarında parça kalmışsa ara yüz temizliği akşam tamamlanmalıdır.<br />&#8211; Çantada kapaklı küçük bir diş fırçası bulundurulmalıdır. Fırçanın havalanarak kuruyabileceği bir saklama biçimi tercih edilmelidir.<br />Diş dostu beslenmenin temelinde düzenli alışkanlıklar var<br />Çocuklarda diş sağlığını korumak için tek bir “mucize” besine odaklanmak yerine, bütüncül bir beslenme ve ağız bakım alışkanlığı oluşturmak gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi İpek Kınıkoğlu, “Şekerli ve asitli ürünlerin sık tüketiminin sınırlandırılması, öğünlerin düzenli olması, su tüketiminin artırılması, uygun besinlerin tercih edilmesi ve düzenli florürlü diş macunu kullanımı birlikte değerlendirilmelidir. Diş dostu beslenmenin, diş fırçalamanın alternatifi değil; sağlıklı ağız ve diş bakımını destekleyen önemli bir alışkanlık olduğu unutulmamalıdır” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-dis-sagligi-dostu-beslenme-onemli-662169">Çocuklarda diş sağlığı dostu beslenme önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hava kirliliği akciğer sağlığını tehdit edebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hava-kirliligi-akciger-sagligini-tehdit-edebilir-662144</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 12:48:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[edebilir]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662144</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya nüfusunun büyük bölümünün önerilen hava kalitesi seviyelerinin üzerinde kirliliğe maruz kaldığına dikkat çeken uzmanlar, çevresel koşulların solunum sağlığı üzerindeki etkilerine karşı uyarıyor. Göğüs Hastalıkları Hekimi Doç. Dr. Savaş Özsu, uzun süren öksürük, nefes darlığı ve hırıltılı solunum gibi şikâyetlerin ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hava-kirliligi-akciger-sagligini-tehdit-edebilir-662144">Hava kirliliği akciğer sağlığını tehdit edebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) güncel verilerine göre dünya nüfusunun yüzde 99’u, WHO hava kalitesi kılavuzlarında önerilen seviyeleri aşan hava soluyor. Günlük yaşamda maruz kalınan hava kirliliği, başta solunum sistemi olmak üzere genel sağlığı etkileyebiliyor. 26 Eylül Dünya Çevre Sağlığı Günü kapsamında çevresel koşulların insan sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çeken Erdem Hastanesi Çakmak Şubesi Göğüs Hastalıkları Hekimi Doç. Dr. Savaş Özsu, “Öksürük, nefes darlığı, hırıltılı solunum veya göğüste sıkışma gibi şikâyetler çevresel faktörlerle ilişkili olabileceği gibi altta yatan bir akciğer hastalığının da belirtisi olabilir. Bu nedenle tekrarlayan veya uzun süren şikâyetlerin göz ardı edilmemesi gerekir” dedi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/09/hava-kirliligi-akciger-sagligini-tehdit-edebilir-0-fA8rkztY.png"/></p>
<p>Hava kirliliği, günlük yaşamda farkında olmadan maruz kalınabilen önemli çevresel risklerden biri. Dış ortamla doğrudan temas halinde olan solunum sistemi ise hava kirliliğinin etkilerinin görülebildiği sistemlerin başında geliyor. Dünya Sağlık Örgütü, hava kirliliğini insan sağlığı açısından önemli çevresel risklerden biri olarak değerlendiriyor. Hava kirliliği; kalp hastalıkları, inme, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), akciğer kanseri ve solunum yolu enfeksiyonları gibi birçok sağlık sorunuyla ilişkilendiriliyor. Erdem Hastanesi Çakmak Şubesi Göğüs Hastalıkları Hekimi Doç. Dr. Savaş Özsu, 26 Eylül Dünya Çevre Sağlığı Günü kapsamında hava kirliliğinin solunum sağlığı üzerindeki etkileri ve günlük yaşamda alınabilecek önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>İnce partiküller akciğerlerin derin bölgelerine ulaşabiliyor</strong></p>
<p>Hava kirliliğinin solunum sistemi üzerindeki etkilerinde havada bulunan partikül maddelerin önemli rol oynadığını belirten Doç. Dr. Savaş Özsu, “Özellikle çok küçük boyuttaki partiküller solunum yoluyla en küçük hava yollarına kadar ulaşabiliyor. Hava kirliliğinin yoğun olduğu dönemlerde astım ve KOAH gibi kronik solunum hastalığı bulunan kişilerde şikâyetler artabiliyor. Ancak hava kirliliği yalnızca mevcut hastalığı olan kişiler açısından değil, uzun süre maruz kalan herkes için solunum sağlığı açısından risk oluşturabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Hava kirliliği kronik solunum hastalıklarında şikâyetleri artırabiliyor</strong></p>
<p>Hava kalitesinin kötü olduğu dönemlerde özellikle kronik solunum hastalığı bulunan kişilerin çevresel koşulları göz önünde bulundurmasının önemli olduğunu belirten Doç. Dr  Savaş Özsu, “Astım ve KOAH gibi kronik solunum hastalığı bulunan kişiler hava kirliliğinin arttığı dönemlerde öksürük, nefes darlığı veya hırıltı gibi şikâyetlerinde artış yaşayabilir. Bu nedenle hava kalitesinin takip edilmesi, özellikle bu kişiler açısından günlük yaşamın planlanmasında yol gösterici olabilir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yoğun fiziksel aktivite maruziyeti artırabiliyor</strong></p>
<p>Hava kirliliğinin yüksek olduğu günlerde açık havada yapılan yoğun fiziksel aktivitenin de maruziyeti artırabileceğini belirten Doç. Dr. Savaş Özsu, “Fiziksel aktivite sırasında daha hızlı ve derin nefes alıp verdiğimiz için soluduğumuz hava miktarı da artıyor. Hava kalitesinin kötü olduğu dönemlerde özellikle astım ve KOAH gibi kronik solunum hastalığı bulunan kişilerin açık havadaki yoğun fiziksel aktivitelerini sınırlandırması önemli” dedi. Çevresel koşulların sağlık üzerindeki etkilerinin günlük yaşamda alınabilecek önlemlerle azaltılabileceğini belirten Doç. Dr. Savaş Özsu, “Yaşadığımız çevre ile sağlığımız birbirinden bağımsız değil. Soluduğumuz havanın kalitesi akciğer sağlığımızı doğrudan etkileyebiliyor. Hava kalitesini takip etmek ve hava kirliliğinin yüksek olduğu dönemlerde maruziyeti mümkün olduğunca azaltmak önemli. Bununla birlikte uzun süren öksürük, nefes darlığı, hırıltı veya göğüste sıkışma gibi belirtiler varsa bunları yalnızca çevresel faktörlere bağlamak yerine bir hekime başvurmak gerekir” diye konuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hava-kirliligi-akciger-sagligini-tehdit-edebilir-662144">Hava kirliliği akciğer sağlığını tehdit edebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Birliği’nden geçici görevlendirme açıklaması: Bakanlığa 30 Eylül soruları</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-birliginden-gecici-gorevlendirme-aciklamasi-bakanliga-30-eylul-sorulari-662138</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 12:29:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[bakanlığa]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[geçici]]></category>
		<category><![CDATA[görevlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662138</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği, sağlık profesyonellerinin geçici görevlendirmelerinin 30 Eylül 2026 itibarıyla sona ereceği yönündeki iddialar üzerine Sağlık Bakanlığı’ndan açıklama istedi. Birlik, uygulamanın kapsamı, illere gönderilen talimatlar ve zorunlu nedenlerle görevlendirilen personelin durumuna ilişkin sorular yöneltti</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birliginden-gecici-gorevlendirme-aciklamasi-bakanliga-30-eylul-sorulari-662138">Hekim Birliği’nden geçici görevlendirme açıklaması: Bakanlığa 30 Eylül soruları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hekim Birliği, sağlık profesyonellerinin geçici görevlendirmelerine ilişkin kendilerine ulaşan iddialar üzerine Sağlık Bakanlığı’na çağrıda bulundu. Birlik, mevcut geçici görevlendirmelerin 30 Eylül 2026 itibarıyla sona erdirileceği ve bu tarihten sonra uzatılmayacağı yönünde bilgiler aldıklarını belirterek uygulamanın kapsamı ve dayanağının açıklanmasını istedi.</p>
<p>Hekim Birliği tarafından yapılan açıklamada, söz konusu iddianın Türkiye genelinde geçerli olup olmadığı konusunda kamuya açık resmi bir Bakanlık duyurusuna şu aşamada ulaşılamadığı ifade edildi.</p>
<p>Birlik, Sağlık Bakanlığı ve Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne yönelik açıklamasında, 30 Eylül 2026 tarihi itibarıyla mevcut geçici görevlendirmelerin tamamının sona erdirilip erdirilmeyeceğini sordu.</p>
<p>Açıklamada ayrıca, bu tarihten sonra geçici görevlendirmelerin uzatılmaması yönünde Bakanlık tarafından illere herhangi bir talimat gönderilip gönderilmediğinin de açıklığa kavuşturulması talep edildi.</p>
<p><strong>Uygulamanın kapsamı soruldu</strong></p>
<p>Hekim Birliği, olası düzenlemenin tüm Türkiye’yi kapsayıp kapsamadığının yanı sıra belirli iller veya belirli geçici görevlendirme türleri için uygulanıp uygulanmayacağının da netleştirilmesini istedi.</p>
<p>Sağlık hizmetlerinin devamlılığı açısından geçici görevlendirmenin zorunlu olduğu birimlerde nasıl bir yol izleneceğinin açıklanmasını isteyen Birlik, aile birliği, sağlık mazereti ve diğer zorunlu nedenlerle geçici görevlendirilen sağlık profesyonellerinin durumuna ilişkin de bilgi talep etti.</p>
<p><strong>“Uygulamanın kapsamı açıkça paylaşılmalı”</strong></p>
<p>Hekim Birliği, binlerce sağlık profesyonelinin çalışma koşulları ve aile düzenini etkileyebilecek bir konuda belirsizlik yaşanmaması gerektiğini belirterek, uygulamanın kapsamı ile hukuki ve idari dayanağının kamuoyuyla açık şekilde paylaşılması çağrısında bulundu.</p>
<p>Birlik, konuyu takip etmeyi sürdüreceğini açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birliginden-gecici-gorevlendirme-aciklamasi-bakanliga-30-eylul-sorulari-662138">Hekim Birliği’nden geçici görevlendirme açıklaması: Bakanlığa 30 Eylül soruları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boyun fıtığında nörolojik belirtiler önem taşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/boyun-fitiginda-norolojik-belirtiler-onem-tasiyor-662099</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 12:05:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[değerlendirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığında]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kol]]></category>
		<category><![CDATA[nörolojik]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662099</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ercan Kaya, boyun fıtığı belirtileri ile tedavi yöntemleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyun-fitiginda-norolojik-belirtiler-onem-tasiyor-662099">Boyun fıtığında nörolojik belirtiler önem taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ercan Kaya, boyun fıtığı belirtileri ile tedavi yöntemleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Boyun fıtığının ilk sinyali sadece boyun ağrısı olmayabilir</strong></p>
<p>Boyun omurları arasında bulunan disklerin çeşitli nedenlerle yapısının bozulması ve çevredeki sinir yapılarını etkilemesi sonucu farklı yakınmaların ortaya çıkabileceğini ifade eden Op. Dr. Ercan Kaya, “Hastaların yalnızca boyun bölgesindeki ağrıya odaklanmaması gerekir. Boyun fıtığında ağrı boyunda başlayıp omuza, kola ve ele doğru yayılabilir.” dedi.</p>
<p>Buna uyuşma, karıncalanma veya güç kaybının eşlik edebileceğini kaydeden Op. Dr. Kaya, “Hangi sinirin etkilendiğine bağlı olarak şikayetlerin görüldüğü bölge ve şiddeti değişebilir. Dolayısıyla kişinin ‘boynum çok ağrımıyor, önemli değildir’ diye düşünmesi doğru olmayabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kola yayılan ağrı ve uyuşmayı ciddiye alın</strong></p>
<p>Boyundaki bir sinir kökünün baskı veya irritasyona uğraması durumunda kol ve elde belirtiler ortaya çıkabileceğini dile getiren Op. Dr. Kaya, “Özellikle tek kola yayılan ağrı, parmaklarda uyuşma, karıncalanma ve kas gücünde azalma gibi yakınmaların değerlendirilmesi gerekir.” dedi.</p>
<p>Bazı hastaların önce omuz ağrısı nedeniyle doktora başvurduğuna değinen Op. Dr. Kaya, “Bazıları ise parmaklarında uyuşma olduğunu söylüyor. Boyun kaynaklı sinir etkilenmesinde şikayet her zaman yalnızca boyunda hissedilmez. Omuzdan kola ve parmaklara kadar uzanan bir tablo ortaya çıkabilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bardak, telefon veya anahtar elinizden düşmeye başladıysa dikkat!</strong></p>
<p>Boyun fıtığında üzerinde özellikle durulması gereken belirtilerden birinin ilerleyici güç ve beceri kaybı olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Ercan Kaya, şunları söyledi:</p>
<p>“Kişinin günlük yaşamındaki küçük değişiklikler önemli ipuçları verebilir. Hasta ‘Son zamanlarda elimden sürekli bir şeyler düşüyor’ diyebilir. Telefonu veya bardağı kavramakta zorlanabilir. Daha önce rahatlıkla yaptığı düğme ilikleme, fermuar çekme, anahtar kullanma veya yazı yazma gibi ince el hareketlerinde zorlanmaya başlayabilir. Bu tür değişiklikler yalnızca ağrıdan daha önemli nörolojik sinyaller olabilir.” </p>
<p><strong>İlerleyici güç kaybında ‘bekleyelim’ yaklaşımı doğru değil!</strong></p>
<p>Boyun ağrılarının önemli bölümünün cerrahi müdahale gerektirmediğini aktaran Op. Dr. Kaya, “Buna karşın ilerleyen nörolojik kaybın farklı değerlendirilmesi gerekir.” dedi.</p>
<p>Ağrının zaman içerisinde azalabileceğini ve birçok hastanın cerrahi dışı yöntemlerle takip edilebileceğini belirten Op. Dr. Kaya, “Ancak kas gücünde belirgin veya ilerleyici kayıp varsa ‘biraz daha bekleyelim, belki geçer’ yaklaşımı doğru değildir. Sinir dokusunun ne ölçüde etkilendiğinin değerlendirilmesi gerekir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>El becerisi, yürüme ve denge bozuluyorsa omurilik etkilenmesi araştırılmalı!</strong></p>
<p>Boyun bölgesinde omuriliğin de bulunduğunu hatırlatan Op. Dr. Ercan Kaya, “Ciddi bası yalnızca kol ve ellerde değil, bacaklarda da belirtilere neden olabilir.” dedi.</p>
<p>Omurilik basısı geliştiğinde yürümede değişiklik, dengesizlik, koordinasyon bozukluğu, bacaklarda sertlik, ağırlık veya güçsüzlük görülebileceğini ifade eden Kaya, şöyle devam etti:</p>
<p>“Boyun problemi olan bir hastanın yürüyüşü bozulmaya, dengesi değişmeye veya düşmeleri artmaya başladıysa bunu yalnızca yaşa ya da yorgunluğa bağlamamak gerekir. Özellikle el becerilerindeki bozulmayla yürüme ve denge problemlerinin birlikte görülmesi omurilik etkilenmesi açısından önemli olabilir. Yürürken eskisine göre daha güvensiz hissetme, sık tökezleme, merdiven kullanımında zorlanma veya bacaklarda güçsüzlük hissinin de değerlendirilmesi gerekir.</p>
<p>Bazen hasta çok belirgin bir felç tablosuyla gelmez. ‘Yürürken eskisi kadar dengeli değilim’, ‘Ayaklarım birbirine dolaşıyor’, ‘Merdivende zorlanmaya başladım’ gibi ifadeler kullanabilir. Bu küçük değişikliklerin altında omurilik basısı olup olmadığı araştırılmalı.” </p>
<p><strong>MR bulguları tek başına ameliyat gerektirmiyor!</strong></p>
<p>MR görüntülemede disk taşması veya fıtık görülmesinin tek başına ameliyat kararı anlamına gelmediğini dile getiren Op. Dr. Kaya, “Görüntüleme bulguları, hastanın yakınmaları ve nörolojik muayenesiyle birlikte değerlendirilmeli.” dedi. </p>
<p>MR görüntüsünün değil, hastanın tedavi edildiğini vurgulayan Op. Dr. Kaya, “Görüntülemede belirgin değişiklikler olmasına rağmen ciddi şikayeti bulunmayan kişiler olabileceği gibi, nörolojik bulguları nedeniyle daha yakından değerlendirilmesi gereken hastalar da olabilir. Tedavi kararı muayene, şikayetler ve görüntüleme bulgularının birlikte değerlendirilmesiyle verilir. Boyun ağrısının çok farklı nedenleri olabilir. Özellikle travma sonrası başlayan ağrı, ateşle birlikte görülen boyun ağrısı, giderek şiddetlenen veya gece belirginleşen ağrı ve açıklanamayan kilo kaybı gibi durumlar da hekim tarafından değerlendirilmeli. Boyun ağrısını otomatik olarak fıtığa bağlamak da yanlış. Enfeksiyondan travmaya kadar farklı nedenler söz konusu olabilir. Bu nedenle özellikle alışılmışın dışında seyreden veya başka belirtilerin eşlik ettiği ağrılarda nedenin ortaya konulması gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Güç, denge ve koordinasyon kaybı çok daha önemli bir alarm olabilir!</strong></p>
<p>Boyun fıtığında erken değerlendirmenin özellikle sinir veya omurilik etkilenmesi bulunan hastalarda önem taşıdığının altını çizen Op. Dr. Ercan Kaya, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Boyun fıtığını ne küçümsemek ne de her boyun ağrısında ciddi bir hastalık korkusuna kapılmak gerekir. Bizim için önemli olan sinyalleri doğru okumaktır. Kola yayılan ağrı ve uyuşmaya ilerleyici güç kaybı ekleniyorsa, kişi eşyaları elinden düşürmeye başladıysa, düğme iliklemek gibi ince işleri yapmakta zorlanıyorsa, yürüyüşü veya dengesi bozuluyorsa mutlaka değerlendirilmelidir. Ağrı bir uyarıdır; ancak güç, denge ve koordinasyon kaybı çok daha önemli bir alarm olabilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyun-fitiginda-norolojik-belirtiler-onem-tasiyor-662099">Boyun fıtığında nörolojik belirtiler önem taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Personele &#8220;Damar Sağlığı ve Bilgilendirme&#8221; hizmeti verildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/personele-damar-sagligi-ve-bilgilendirme-hizmeti-verildi-662060</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 11:08:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[bilgilendirme]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[hizmeti]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Ve Damar]]></category>
		<category><![CDATA[personele]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[verildi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662060</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küçükçekmece Belediyesi ve Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi işbirliğiyle, Aort Diseksiyonu Farkındalık Haftası ve 19 Eylül Aort Diseksiyonu Farkındalık Günü dolayısıyla 'Damar Sağlığı ve Bilgilendirme' programı düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/personele-damar-sagligi-ve-bilgilendirme-hizmeti-verildi-662060">Personele &#8220;Damar Sağlığı ve Bilgilendirme&#8221; hizmeti verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Küçükçekmece Belediyesi ve Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi işbirliğiyle, Aort Diseksiyonu Farkındalık Haftası ve 19 Eylül Aort Diseksiyonu Farkındalık Günü dolayısıyla &#8216;Damar Sağlığı ve Bilgilendirme&#8217; programı düzenledi. Belediye Binası Çok Amaçlı Salonu’nda gerçekleştirilen program kapsamında; personele ücretsiz kalp ve damar sağlığı taraması yapıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>Mohammed N.I. Skaik: Kişinin kendini iyi hissetmesi risk taşımadığı anlamına gelmez</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kalp ve damar sağlığını korumak için şikâyetlerin başlamasını beklememek gerektiğini belirten Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Mohammed N.I. Skaik, ‘’Kalp ve damar hastalıklarının birçoğu, erken dönemlerinde belirgin bir şikâyet oluşturmadan ilerleyebilir. İleri yaştaki kişiler, sigara kullanan veya geçmişte kullanmış olanlar, yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ya da kronik böbrek hastalığı bulunanlar ile ailesinde erken yaşta kalp ve damar hastalığı öyküsü olanlar özellikle değerlendirilmelidir. Ayrıca yürürken ortaya çıkan ve dinlenmeyle geçen bacak ağrısı, iyileşmeyen ayak yarası veya efor kapasitesinde belirgin azalma yaşayan kişiler, bir tarama programını beklemeden sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Ani ve şiddetli göğüs, sırt veya karın ağrısı, bayılma ya da ani nefes darlığı gibi belirtiler ise çok acil değerlendirme gerektirir. Uygun risk gruplarında tarama, risk faktörlerinin kontrol altına alınması ve saptanan hastalıkların düzenli takibi ciddi sağlık sorunlarının önlenmesinde önemli rol oynar. Bu programı, belediye personelinin kendi sağlığı için bir başlangıç olarak görüyor ve desteklerinden dolayı Küçükçekmece Belediyesi’ne teşekkür ediyoruz’’ dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>Ücretsiz kalp ve damar taraması yapıldı</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Belediye personeline kalp ve damar sağlığı konusunda farkındalık kazandırmak amacıyla düzenlenen programda; kişiye özel ölçüm, muayene, bilgilendirme ve yönlendirme yapıldı. Tarama programı kapsamında personellerin sağlık öyküleri öğrenilerek kan şekeri ölçümü, ayak bileği-kol indeksi, (ABI ölçümü) nabız muayenesi ve Doppler ultrasonografi yapıldı. Ayrıca yapılan değerlendirmeler sonunda her katılımcıya kendi bulguları ve risk faktörleri doğrultusunda önerilerde bulunuldu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/personele-damar-sagligi-ve-bilgilendirme-hizmeti-verildi-662060">Personele &#8220;Damar Sağlığı ve Bilgilendirme&#8221; hizmeti verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Personele yönelik meme kanseri farkındalık eğitimi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/personele-yonelik-meme-kanseri-farkindalik-egitimi-662043</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 09:55:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[önemi]]></category>
		<category><![CDATA[personele]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662043</guid>

					<description><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi tarafından personele yönelik düzenlenen Meme Kanseri Farkındalık Eğitimi’nde, erken tanının önemi, meme sağlığının korunması, düzenli taramalar ve kendi kendine meme muayenesi konusunda bilgiler verildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/personele-yonelik-meme-kanseri-farkindalik-egitimi-662043">Personele yönelik meme kanseri farkındalık eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Keçiören Belediyesi tarafından personele yönelik düzenlenen Meme Kanseri Farkındalık Eğitimi’nde, erken tanının önemi, meme sağlığının korunması, düzenli taramalar ve kendi kendine meme muayenesi konusunda bilgiler verildi. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Prof. Dr. C. Gökhan Osmanoğlu tarafından verilen eğitimde, meme kanserinin yanı sıra iyi huylu meme kitleleri ve güncel tedavi yöntemleri de ele alındı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>Dikkat edilmesi gereken konular ele alındı</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Keçiören Belediyesi İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen eğitim, Meclis Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. Prof. Dr. C. Gökhan Osmanoğlu’nun sunumuyla gerçekleştirilen programda; meme dokusu, meme sağlığı, iyi ve kötü huylu meme kitleleri, meme kanseri, erken tanı ve düzenli taramaların önemi hakkında katılımcılara kapsamlı bilgiler aktarıldı. Meme kanserinin erken evrede tespit edilmesinin tedavi başarısını artırdığı belirtilirken, kadın ve erkeklerin meme sağlığı konusunda dikkat etmesi gereken hususlar da anlatıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>Erken teşhisin önemi ve mikrodalga ablasyon yöntemi anlatıldı</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Eğitim kapsamında kendi kendine meme muayenesinin nasıl yapılması gerektiği uygulamalı olarak anlatıldı. Bireylerin kendi bedenlerini tanımalarının ve memede meydana gelebilecek değişiklikleri erken fark etmelerinin önemine dikkat çekildi. Katılımcılara ayrıca iyi huylu meme kitlelerinin tedavisinde kullanılan mikrodalga ablasyon yöntemi hakkında bilgi verilerek, yöntemin kullanım alanları ve avantajları anlatıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>Merak edilen sorular cevaplandı</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Seminerde hastalık süreçlerinde psikolojik dayanıklılığın önemine de değinildi. Katılımcıların sağlıklarını düzenli olarak takip etmelerinin ve şüpheli durumlarda sağlık kuruluşlarına başvurmalarının öneminin vurgulandığı eğitim, soru-cevap bölümüyle sona erdi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/personele-yonelik-meme-kanseri-farkindalik-egitimi-662043">Personele yönelik meme kanseri farkındalık eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Spordan, sosyal ortamdan hatta gülmekten bile alıkoyuyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/spordan-sosyal-ortamdan-hatta-gulmekten-bile-alikoyuyor-662025</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 09:45:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alıkoyuyor]]></category>
		<category><![CDATA[Dirican]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gülmekten]]></category>
		<category><![CDATA[hatta]]></category>
		<category><![CDATA[İdrar Kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[kabul]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[ortamdan]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[spordan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tipi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662025</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlarda sık görülen ancak çoğu zaman doktora bile söylemeye çekinilen idrar kaçırma sorunu, gerek utandırdığı gerekse normal olduğunun sanılması nedeniyle tedavisiz kalabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/spordan-sosyal-ortamdan-hatta-gulmekten-bile-alikoyuyor-662025">Spordan, sosyal ortamdan hatta gülmekten bile alıkoyuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınlarda sık görülen ancak çoğu zaman doktora bile söylemeye çekinilen idrar kaçırma sorunu, gerek utandırdığı gerekse normal olduğunun sanılması nedeniyle tedavisiz kalabiliyor. Oysa idrar kaçırmanın bir kader olmadığını vurgulayan <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Aylin Önder Dirican</strong> “İdrar kaçırma, kadınların günlük ve sosyal yaşamını önemli ölçüde etkileyebilen ancak çoğu zaman konuşulmayan sağlık sorunlarından biri. Bazı kadınlar bu durumu normal ya da katlanılması gereken bir sorun olarak görüp hekime başvurmayı geciktirebiliyor. Oysa doğru tanı ve kişiye uygun tedaviyle büyük ölçüde kontrol altına alınabiliyor” diyor. Doç. Dr. Dirican, kadınlarda idrar kaçırma sorununa ve tedavisine yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. <strong> </strong></p>
<p><strong>Kabullenilmesi gereken bir sorun değil!</strong></p>
<p>‘Utandıran hastalık’ olarak nitelendirilen idrar kaçırma, yalnızca fiziksel değil, sosyal ve psikolojik açıdan sıkıntılara da neden olabiliyor. Ülkemizde her 4 kadından 1’inin karşılaştığı sorun, kişiyi spor yapmaktan, uzun süre dışarıda kalmaktan, sosyal ortamlarda bulunmaktan hatta gülmekten bile alıkoyabiliyor! Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Aylin Önder Dirican, “Kadınların bilmesi gereken en önemli mesaj şu: İdrar kaçırma yaygın olabilir, ancak normal kabul edilmek zorunda değildir. Öksürürken, gülerken veya spor yaparken idrar kaçırıyorsanız ya da ani sıkışma hissi nedeniyle tuvalete yetişmekte zorlanıyorsanız, bu durumu yaşamınızın doğal bir parçası olarak kabul etmek yerine değerlendirme ve tedavi için hekime başvurabilirsiniz” diyor. </p>
<p>Bu sorunu yaşayan kadınların çoğunlukla utandıkları için hekime dahi anlatmadıklarını dile getiren Doç. Dr. Dirican şöyle konuşuyor: “İdrar kaçırma, doğum yapmanın, menopozun veya yaşın ilerlemesinin kaçınılmaz sonucu olarak kabul edilmemeli. Gebelik ve doğum süreci, yaşla birlikte pelvik tabanda meydana gelen değişiklikler, menopoz dönemi, fazla kilo, kronik öksürük ve pelvik tabanı etkileyen bazı durumlar idrar kaçırma gelişimine zemin hazırlayabilir. Ancak bu durum, kadının idrar kaçırmayı kabullenmesi gerektiği anlamına gelmez.”</p>
<p><strong>Doktora detaylı bilgi vermekten çekinmeyin!</strong></p>
<p>İdrar kaçırmanın türünü doğru belirlemek, tedavinin en önemli basamaklarından birini oluşturuyor. Stres tipi idrar kaçırma; öksürme, hapşırma, gülme, egzersiz yapma, koşma veya ağırlık kaldırma gibi karın içi basıncını artıran durumlarda ortaya çıkarken, sıkışma tipi idrar kaçırmada ise; aniden ortaya çıkan, ertelenmesi güç bir idrar yapma ihtiyacı oluşuyor, tuvalete yetişmek mümkün olmayabiliyor. Bazı kadınlarda ise her iki durum birlikte bulunuyor ki buna da ‘mikst tip idrar kaçırma’ deniliyor. </p>
<p>Tedavi planının, idrar kaçırmanın tipine, şiddetine, kadının yaşına, yaşam tarzına, eşlik eden sağlık sorunlarına ve yaşam beklentilerine göre belirlendiğini belirten Doç. Dr. Dirican, “Gülerken, öksürürken, hapşırırken, koşarken veya egzersiz sırasında ortaya çıkan birkaç damlalık idrar kaybı dahi stres tipi idrar kaçırmanın belirtisi olabilir. Bu nedenle hekime detaylı bilgi vermekten çekinilmemelidir. Çünkü idrar kaçırmanın nedenine ve tipine göre farklı ve etkili tedavi yaklaşımları bulunmaktadır” diyor.  <strong> </strong></p>
<p><strong>Tedavide ilk seçenek, ameliyat değil! </strong></p>
<p>Pelvik taban kas eğitimi, mesane eğitimi, yaşam tarzı düzenlemeleri ve uygun hastalarda ilaç tedavilerinin cerrahi dışı seçenekler arasında yer aldığını belirten Doç. Dr. Aylin Önder Dirican sözlerine şöyle devam ediyor: “Özellikle stres ve mikst tip idrar kaçırmada, pelvik taban kas egzersizleri önemli bir ilk basamak tedavisidir. Bu egzersizlerin, doğru kasların kullanıldığından emin olunarak ve gerektiğinde bu alanda eğitimli sağlık profesyonellerinin gözetiminde yapılması tedavinin başarısı açısından önem taşır. Sıkışma tipi idrar kaçırmada; mesane eğitimi, yaşam tarzı düzenlemeleri ve uygun hastalarda ilaç tedavileri gündeme gelebilir.” Doç. Dr. Dirican özellikle stres tipi idrar kaçırmada cerrahi tedavinin seçenekler arasında yer aldığını, ancak bu kararın hastanın yakınmaları, muayene bulguları ve beklentileri doğrultusunda verilmesi gerektiğini söylüyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/spordan-sosyal-ortamdan-hatta-gulmekten-bile-alikoyuyor-662025">Spordan, sosyal ortamdan hatta gülmekten bile alıkoyuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konak&#8217;ın Psikososyal Destek Merkezi hayatlara dokunmaya devam ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/konakin-psikososyal-destek-merkezi-hayatlara-dokunmaya-devam-ediyor-662010</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 09:27:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Buraya]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dokunmaya]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hayatlara]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[konak]]></category>
		<category><![CDATA[merkez]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[mete]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[psikososyal]]></category>
		<category><![CDATA[Psikososyal Destek Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=662010</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konak Belediyesi Psikososyal Destek Merkezi’nden faydalanan Konaklılar zorlu süreçleri dayanışmayla aşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konakin-psikososyal-destek-merkezi-hayatlara-dokunmaya-devam-ediyor-662010">Konak&#8217;ın Psikososyal Destek Merkezi hayatlara dokunmaya devam ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Konak Belediyesi Psikososyal Destek Merkezi’nden faydalanan Konaklılar zorlu süreçleri dayanışmayla aşıyor. Zor günlerinde merkezden destek alan Sibel Mete, “Buraya gelmek hayatımda kendim için yaptığım en güzel şey. Nilüfer Başkanımıza şükranlarımı sunuyorum” diyerek deneyimini paylaştı.</b></p>
<p>Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu’nun göreve gelir gelmez hizmete açtığı Psikososyal Destek Merkezi, Karataş’taki tarihi binasında, deneyimli psikologlarıyla Konaklılara destek olmaya devam ediyor. Açıldığı günden bu yana ilçenin her bölgesinden Konaklıların hayatına dokunan merkezde 3 binin üzerinde görüşme yapıldı. 16 yaş üzerindeki, Konak’ta ikamet eden tüm vatandaşlara açık olan merkezde gizlilik esasına dayanarak birebir yapılan görüşmelerde, evlilik ve çift terapisinden travma ve yasa kadar, psikolojinin alanı olan pek çok konuda terapi hizmeti verildi. Randevu sistemiyle çalışan ve düzenli görüşmelerle destek sağlayan merkezden yararlanan Konaklılardan biri de Sibel Mete oldu. Babasının hastalık süreciyle birlikte destek ihtiyacı hisseden Mete, açık yüreklilikle Psikososyal Destek Merkezi deneyimini paylaştı.</p>
<p><b>“Destek almayı doğallaştırmak lazım diye düşünüyorum”</b></p>
<p>Desteğe ihtiyaç duyup adım atamayanlara umut dolu hikayesini anlatan Mete, arkadaşından duyarak başvurduğu merkezle tanışmasını şu sözlerle anlattı: “Herkesin hayatında zor süreçler oluyor. Ben de o dönemlerden birisindeydim. Dolayısıyla bunu kendinizde hissettiğinizde bence, ‘buraya kadar’ demek lazım. Ben de o noktada gitmem gerektiğini biliyordum zaten. Destek almayı da çok doğallaştırmak lazım diye düşünüyorum. Ben de bir arkadaşım aracılığıyla ulaşmıştım. Sonrasında hemen aradım, randevu aldım. Sadece Konak’ta ikamet ediyor olmanız yeterli. Gerçekten güler yüzlü bir ekip var, hemen size destek oluyorlar. Yaklaşık bir senedir destek alıyorum ve bütün arkadaşlarıma önerdim. Böyle bir merkez olduğunu söylüyorum, numarayı atıyorum, linkini atıyorum. Herkesin gerçekten böyle bir şeyden fayda almasını çok istiyorum. Burada bence önemli olan sürdürülebilir kılınması. Örneğin hastaneden randevu aldığınızda bir ikinciye aynı hekimi bulamıyorsunuz ya da iki hafta sonra randevu al dediklerinde bunu sağlayamayabiliyorsunuz.”</p>
<p><b>“Hayatıma çok şey kattığına inanıyorum”</b></p>
<p>Sibel Mete, Konak Belediyesi Psikososyal Destek Merkezi’nin hayatına çok şey kattığını vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü: “Yakın zamanda babamı kaybettim. Ve o süreçte sanırım olmak istediğim yerdeydim. Çünkü böyle bir yere gelmek bence büyük bir şans. Bunu sürdürülebilir kılmak büyük bir şans. Hiçbir şekilde ücret ödemiyor olmanız bence büyük bir şans. Herkes işini ciddiye alıyor burada ve bence bu da çok önemli. Kimse sizi öylesine dinlemiyor ve kendinizi önemli hissediyorsunuz. Bunlar çok önemli detaylar diye düşünüyorum. Kendi adıma gerçekten teşekkür ederim. Hayatıma çok şey kattığına inanıyorum.”</p>
<p><b>“Hayatımda kendim için yaptığım en güzel şey”</b></p>
<p>Zor zamanlarda destek almanın öneminden bahseden Mete, Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu’ya destek merkezi hizmeti için teşekkürlerini iletti ve şunları söyledi: “Siz bu hayatta yaşarken size destek olan birilerinin olması, hiç tanımadığınız birileri tarafından aslında alttan sürekli ellerinin sizle birlikte olmasını bilmek bence çok önemli. Yaşadıklarının, insanları yorduğundan eminim. Sadece ben değil bence bir sürü kişi bunları yaşıyor. Zor şeyler yaşıyoruz. Hayat zaten kolay değil. Ama önemli olan bu süreçten çıkmak, her sabah uyandığımda kendime mutlu olacak bir sebep bulabilmek ve olduğum yerde şükredebilmek diye düşünüyorum. Bence en güzeli bu süreçte birilerinin de sizinle birlikte aynı şeyleri yaşadığını bilmek ve doğru kararlar alabilmek. Ben burada onu sağladığım için çok mutluyum. Gerçekten isteyerek geliyorum. Hayatımda kendim için yaptığım en güzel şey diyebilirim. Burada kendime ayırdığım bu süre benim için, bu seans süreleri benim için çok kıymetli. Nilüfer Başkanımıza sağladığı bu hizmet için gerçekten çok teşekkür ediyorum.”</p>
<p><b>“Buraya geldiğim için bir sürü yer keşfettim”</b></p>
<p>Mete, Psikososyal Destek Merkezi’nin İzmir’in eski dokusunu yansıtan bir bölgede yer almasının avantajlarından da bahsetti. Tarihi Asansör’e komşu olan merkez sayesinde, Konak’ta yaşamasına rağmen hayatında ilk kez Asansör’ü ziyaret ettiğini ve çevreyi gezdiğini dile getirerek, “Ben buraya keyifle geliyorum çünkü ulaşımda sıkıntı yaşamıyorum. Travmayla geliyorum. Zaten buraya geze geze geliyorsunuz. Bir kere zaten sahilde iniyorsunuz. Oradan içeri yürüyorsunuz. Yürüdüğünüz yollar güzel. Ben binayı da seviyorum açıkçası. Eski, tatlı, otantik bir ortam var burada ve benim hoşuma gidiyor. Çıkışta yürüyebilirsiniz, geze geze gidebilirsiniz, deniz kenarını takip edebilirsiniz. Sırf buraya geldiğim için bir sürü yer keşfettim. Hayatım boyunca mesela bir kere bile Asansör’e gelmediğimi fark ettim. Ve bu yaşımda kızımı alıp Asansör’e getirme sebebim de buraya gelmiş olmamdı” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>Ulaşmak çok kolay</b></p>
<p>Randevu sistemiyle çalışan merkeze başvurular Konak Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğünün (0232) 484 22 91 numaralı telefondan mesai saatleri içinde kabul ediliyor. Randevu oluşturulduktan sonra deneyimli psikolog eşliğindeki görüşmeler Akın Simav Mahallesi 269 Sokak’ta yer alan Psikososyal Destek Merkezi’nde yapılıyor. Tüm görüşmeler tam bir gizlilik içerisinde gerçekleştiriliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konakin-psikososyal-destek-merkezi-hayatlara-dokunmaya-devam-ediyor-662010">Konak&#8217;ın Psikososyal Destek Merkezi hayatlara dokunmaya devam ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zekâya sorup hastalığınıza teşhis koymayın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zekaya-sorup-hastaliginiza-teshis-koymayin-661998</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 09:10:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[değerlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığınıza]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[karar]]></category>
		<category><![CDATA[koymayın]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sorup]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[tıbbi]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yanıt]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zekaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661998</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay zekâ, tıbbi bilgileri sadeleştirme ve sağlıkla ilgili sorulara yanıt verme konusunda önemli bir yardımcı araç haline gelirken, kullanıcıların bu yanıtları kesin teşhis olarak değerlendirmesi yanlış yönlendirmelere neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zekaya-sorup-hastaliginiza-teshis-koymayin-661998">Yapay zekâya sorup hastalığınıza teşhis koymayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yapay zekâ, tıbbi bilgileri sadeleştirme ve sağlıkla ilgili sorulara yanıt verme konusunda önemli bir yardımcı araç haline gelirken, kullanıcıların bu yanıtları kesin teşhis olarak değerlendirmesi yanlış yönlendirmelere neden olabiliyor. Özellikle MR ve diğer görüntüleme sonuçlarının tek başına değerlendirilmesi, her zaman doğru tanı veya tedavi kararına götürmüyor. Memorial Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Fatih Karaaslan, yapay zekânın sağlık alanındaki kullanımında hekim değerlendirmesinin yerini alamayacağını belirterek dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Teşhisi yapay zekâ değil, hasta koyuyor</strong></p>
<p>Yapay zekânın hastalık teşhisinde kullanımında en önemli noktalardan biri, verdiği yanıtların kesin tanı olarak değerlendirilmemesidir. Ortopedi polikliniklerine başvuran bazı hastalar, “Yapay zekâya sordum, menisküsüm yırtıkmış; ameliyat gerekebilirmiş” şeklinde ifadelerle kendilerine tanı koyabilmektedir. Oysa burada teşhisi yapay zekâ değil, hasta koymaktadır. </p>
<p>Yapay zekâ modüllerinin verdiği bilgilerin chatbotlar tarafından sesli veya yazılı biçimde sunulması, kullanıcıda yanıtların kesin ve güvenilir bir tıbbi değerlendirme olduğu algısını oluşturabilmektedir. Daha önce “İnternette okudum, belki doğru olmayabilir” diyen kullanıcıların bir kısmı, “Yapay zekâ böyle söylediyse doğrudur” yaklaşımına yönelebilmektedir. Oysa sağlık söz konusu olduğunda teknoloji, hekim değerlendirmesinin yerine konulmamalıdır.</p>
<p><strong>İleri teknolojiler ortopedide de kullanılıyor</strong></p>
<p>Robotik diz ve kalça cerrahisi başta olmak üzere ileri teknolojiler ortopedi alanında kullanılmaktadır. Hekimler ayrıca yapay zekâdan akademik ve klinik çalışmalarında da yararlanmaktadır. Yapay zekânın bugün ulaştığı seviyenin yanı sıra gelecekteki kullanım alanları ve potansiyeli de sağlık profesyonelleri tarafından yakından takip edilmektedir. Yapay zekâ tıbbi terimleri sadeleştirebilir, MR raporlarını daha anlaşılır bir dile çevirebilir ve hastanın doktoruna yönelteceği soruları hazırlamasına yardımcı olabilir. Ancak düzgün kurulmuş bir yanıt, doğru teşhis anlamına gelmemektedir. Yapay zekâ; hastanın yürüyüşünü, dizdeki şişliği, kas gücünü veya fizik muayenede ortaya çıkan kilitlenmeyi değerlendiremez. Hasta tarafından belirtilmediği sürece kullanılan ilaçları, geçirilmiş cerrahileri veya yeni başlayan uyuşma gibi önemli klinik bilgileri de bilemeyebilir.</p>
<p><strong>Sadece MR’a bakarak karar verilmez</strong></p>
<p>Tıbbi bilgi testlerinde başarılı olan yapay zekâ sistemlerinin gerçek kullanıcılarla yapılan görüşmelerde sağlık kararlarını her zaman geleneksel internet aramasına kıyasla daha doğru hale getiremediğini ortaya koyan araştırmalar bulunmaktadır. Kısacası, tıbbi bilgi sorularını doğru yanıtlamak ile bir hastayı değerlendirmek aynı şey değildir. Ortopedide sık karşılaşılan yanılgılardan biri de MR görüntüsündeki bulgunun doğrudan ameliyat kararı anlamına geldiğinin düşünülmesidir. MR’da menisküs yırtığı görülmesi tek başına ameliyat gerekliliğini göstermez. Hastanın yaşı, travmanın şekli, dizde kilitlenme olup olmadığı, kıkırdakların durumu ve günlük yaşamındaki kısıtlanma birlikte değerlendirilmelidir. </p>
<p>Benzer şekilde ön çapraz bağı yırtılan her hastaya aynı tedavi uygulanmadığı gibi, dizinde kireçlenme bulunan her hasta da diz protezi adayı değildir.</p>
<p><strong>Hastalıkla ilgili algoritma tek başına yeterli olmayabilir </strong></p>
<p>“Robotik diz protezi bana uygun mu?” gibi soruların yanıtı yalnızca görüntüleme sonuçlarına göre verilmemelidir. Hastanın muayene bulguları, yaşı, genel sağlık durumu, daha önce uygulanan tedaviler ve bu tedavilere alınan yanıt birlikte değerlendirilmelidir. Bu noktada yapay zekânın hekimler tarafından bir destek aracı olarak kullanılması önem kazanmaktadır. Yapay zekânın bağımsız şekilde verdiği yanıtlar, özellikle beklenmedik durumlarda veya kapsamlı tıbbi bağlam gerektiren vakalarda yetersiz ya da hatalı sonuçlara yol açabilmektedir. Bununla birlikte yapay zekânın hastalıkların erken tespitine yönelik analizlerde önemli bir yardımcı araç olabileceğini gösteren çalışmalar da bulunmaktadır. Burada temel nokta, yapay zekânın teşhis ve tedavi kararının yerine değil, hekimin değerlendirmesini destekleyen bir araç olarak konumlandırılmasıdır.</p>
<p><strong>Kararı robot değil, hekim veriyor</strong></p>
<p>Cerrahide kullanılan robotik sistemler, cerrahın planını yüksek hassasiyetle uygulamasına yardımcı olmakta ancak kimin ameliyat edileceğine karar vermemektedir. Benzer şekilde yapay zekâ da çeşitli bilgileri analiz edip sunabilmekte, ancak bu bilgileri hastanın kişisel durumuyla birleştirerek tıbbi karara dönüştüren değerlendirme hekim tarafından yapılmaktadır. Bu nedenle hastaların yapay zekâyı tamamen kullanmaktan kaçınması yerine, doğru amaçla kullanması önem taşımaktadır. Örneğin yapay zekâdan tanı koymasını istemek yerine olası nedenleri açıklaması, eksik bilgileri belirtmesi, hangi belirtilerde acil sağlık başvurusu gerektiğini sıralaması ve doktora sorulabilecek soruları hazırlaması istenebilir. Kısacası yapay zekâdan “hüküm” değil, muayeneye hazırlık istenmelidir.</p>
<p><strong>Özel bilgiler yapay zekâya gelişigüzel verilmemeli</strong></p>
<p>Gizlilik koşulları ve verilerin nasıl işlendiği bilinmeyen sistemlere kimlik bilgileri ile sağlık durumuna ilişkin mahrem belgeler gelişigüzel yüklenmemelidir. Ayrıca yapay zekâ tarafından verilen bir yanıt doğrultusunda kullanılan ilaçlar kesinlikle doktor önerisi olmadan bırakılmamalı veya değiştirilmemelidir. Yapay zekâ veri analizinde güçlü bir destek sağlayabilse de hastanın tüm tıbbi geçmişini, bireysel ihtiyaçlarını ve fizik muayene bulgularını birlikte değerlendiren kapsamlı yaklaşımın yerini tutmamaktadır. Sağlıkla ilgili kararlar yalnızca verilerin değil, hastanın kişisel özelliklerinin ve klinik durumunun da değerlendirilmesini gerektirmektedir. Yapay zekâ sağlık alanında güçlü ve değerli bir destek aracı olabilir. Ancak tanı ve tedavi kararlarının, hastayı bütüncül şekilde değerlendiren nitelikli sağlık profesyonelleri tarafından verilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zekaya-sorup-hastaliginiza-teshis-koymayin-661998">Yapay zekâya sorup hastalığınıza teşhis koymayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boyun omurgasındaki tehlike: Boyun düzleşmesi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/boyun-omurgasindaki-tehlike-boyun-duzlesmesi-661863</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2026 20:05:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[Boyun Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[düzleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[ekranı]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[omurgasındaki]]></category>
		<category><![CDATA[pozisyon]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661863</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda bilgisayar ve cep telefonu ekranı karşısında geçirilen uzun saatler günlük yaşamın adeta sıradan bir parçası haline geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyun-omurgasindaki-tehlike-boyun-duzlesmesi-661863">Boyun omurgasındaki tehlike: Boyun düzleşmesi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda bilgisayar ve cep telefonu ekranı karşısında geçirilen uzun saatler günlük yaşamın adeta sıradan bir parçası haline geldi. Buna bir de masa başında saatlerce ekrana eğilerek oturmak ya da laptop kullanımı esnasında yanlış duruş pozisyonları eklendiğinde boyun bölgesi zorlanabiliyor ve zamanla ağrı, sertlik ve hareket kısıtlılığı gibi yakınmalar ortaya çıkabiliyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. İdris Avcı</strong> “Son yıllarda özellikle boyun ağrısı şikayeti ve boyun düzleşmesi (servikal lordoz kaybı) sorunu ile çok daha fazla karşılaşıyoruz. Çalışmalar, uzun süreli ekran kullanımının boyun ağrısı ile ilişkili olabileceğini göstermektedir. Boyun ağrısı her zaman ciddi bir omurga hastalığına işaret etmez ancak tekrarlayan veya giderek artan ağrıların yanı sıra kola yayılan ağrı, uyuşma, karıncalanma ya da güç kaybı gibi belirtiler ortaya çıktığında altta yatan nedenin araştırılması gerekir. Dr. Avcı, boyun omurgasını tehdit eden 5 hatalı davranışı anlattı, korunmaya yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<p><strong>Telefon ekranına uzun süre baş öne eğik bakmak</strong></p>
<p>Telefon ekranına bakarken başın uzun süre öne doğru eğilmesi, boyun omurgası ve çevresindeki kasların üzerindeki yükün artmasına neden olur. Telefonla konuşurken ya da telefon ekranına bakarken uzun süre aynı pozisyonda kalmak boyun ve omuz bölgesinde ağrı, sertlik ve yorgunluğa yol açar. Bu nedenle cep telefonunu kullanırken uzun süre aynı pozisyonda kalmamalı, sık aralıklarla pozisyon değiştirmeli ve boynun üzerindeki yükün azalması sağlanmalıdır.  </p>
<p><strong>Bilgisayar karşısında saatlerce aynı pozisyonda kalmak</strong></p>
<p>Masa başında çalışırken yalnızca oturma şekli değil, aynı pozisyonda uzun süre kalmak da boyun sağlığını olumsuz etkiler. Çalışma sırasında ekranın çok aşağıda ya da çok yukarıda olması, boyun ve omuzların uzun süre hareketsiz kalması ağrı ve kas gerginliğinin artmasına neden olur. Bu nedenle ekranın göz hizasına uygun konumlandırılması, dik oturulması ve düzenli aralar verilmesi önemlidir.</p>
<p><strong>Boyun ağrısında gelişigüzel ağrı kesici kullanmak </strong><br /> Dr. İdris Avcı “Boyun ağrısı her zaman ciddi bir omurga hastalığı anlamına gelmez ancak tekrarlayan veya giderek artan ağrıyı sürekli görmezden gelmek de doğru değildir. Özellikle kola yayılan ağrı, uyuşma, karıncalanma veya güç kaybı gibi belirtiler eşlik ediyorsa mutlaka uzman değerlendirmesi gerekir. Altta yatan neden belirlenmeden ağrı kesicilerin uzun süre ve kontrolsüz kullanılmasıı yan etki riskini artırabilirken, asıl nedenin gözden kaçmasına da neden olabilir” diyor. </p>
<p><strong>Boyun ağrısı varken bilinçsiz egzersiz yapmak</strong></p>
<p>Boyun ağrısı ortaya çıktığında ağrıyı hafifletmek amacıyla boynu zorlayan germe hareketleri veya kontrolsüz egzersizler yapmak şikayetlerin artmasına neden olabilir. Ağrının kaynağı kas gerginliği, eklem sorunları ya da sinir ve omurilik basısı gibi farklı durumlar olabildiği için her egzersiz her hasta için uygun değildir. Özellikle kola yayılan ağrı, uyuşma, karıncalanma veya güç kaybı gibi belirtiler varsa egzersize başlamadan önce uzman değerlendirmesi gerekir. </p>
<p><strong>Sosyal medyadaki egzersizleri uygulamaya çalışmak </strong></p>
<p>Dr. İdris Avcı “Sosyal medya platformlarında boyun ağrısını gidermeye yönelik paylaşılan egzersiz ve hareketler, kişinin sağlık durumu değerlendirilmeden uygulandığında önemli sorunlara yol açabilmektedir. Özellikle boyun çıtlatma, sert germe veya hızlı hareketler içeren uygulamalar bilinçsizce yapılmamalıdır. Boyun ağrısının nedeni belirlenmeli ve uygun egzersizler hekim ya da fizyoterapist önerisiyle planlanmalıdır” diyor. </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyun-omurgasindaki-tehlike-boyun-duzlesmesi-661863">Boyun omurgasındaki tehlike: Boyun düzleşmesi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Mahkeme Kararlarının Uygulanması Hekimlerin Hafızasına ve Kağıt Tebligatlara Bırakılamaz!”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mahkeme-kararlarinin-uygulanmasi-hekimlerin-hafizasina-ve-kagit-tebligatlara-birakilamaz-661806</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2026 19:15:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hafızasına]]></category>
		<category><![CDATA[hekimlerin]]></category>
		<category><![CDATA[kağıt]]></category>
		<category><![CDATA[kararlarının]]></category>
		<category><![CDATA[mahkeme]]></category>
		<category><![CDATA[tebligatlara]]></category>
		<category><![CDATA[uygulanması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661806</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Mahkeme Kararlarının Uygulanması Hekimlerin Hafızasına ve Kağıt Tebligatlara Bırakılamaz!"</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mahkeme-kararlarinin-uygulanmasi-hekimlerin-hafizasina-ve-kagit-tebligatlara-birakilamaz-661806">“Mahkeme Kararlarının Uygulanması Hekimlerin Hafızasına ve Kağıt Tebligatlara Bırakılamaz!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / Ankara –</strong> Hekim Birliği Sendikası şu açıklamayı yaptı, ” Bir çocuğa ilişkin sünnet işleminin gerçekleştirilmemesi yönündeki mahkeme kararının, sağlık kurumlarında görev yapan hekimlere çok sayfalı evrakların tek tek tebliğ edilerek imza karşılığında bildirilmesi uygulamasını kaygıyla takip ediyoruz. Mahkeme kararlarına uyulması hukuk devletinin gereğidir ve bu konuda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak burada tartışılması gereken temel mesele, mahkeme kararının nasıl etkili, güvenli ve sürdürülebilir biçimde uygulanacağıdır.</p>
<p>Türkiye genelinde binlerce hekimin görev yaptığı; tayinlerin, geçici görevlendirmelerin ve nöbet ekiplerindeki değişikliklerin sürekli yaşandığı bir sağlık sisteminde, belirli bir çocuk hakkında verilmiş mahkeme kararının her hekime ayrı ayrı kâğıt ortamında tebliğ edilmesi ve yıllar boyunca hekimlerin hafızasında tutulmasının beklenmesi gerçekçi değildir.</p>
<p>Bir hekimin aylar veya yıllar sonra karşısına çıkan hastanın, geçmişte kendisine tebliğ edilen çok sayfalı bir mahkeme kararında belirtilen çocuk olup olmadığını hatırlaması nasıl beklenebilir?</p>
<p>Bu yöntem aynı zamanda mahkeme kararının etkin uygulanması bakımından da yeterli güvence sağlamamaktadır.</p>
<p>Mesele yalnızca hekimlerin hukuki sorumluluğu değildir.</p>
<p>Asıl korunması gereken; çocuğun üstün yararı, kişisel verileri ve mahkeme kararının eksiksiz uygulanmasıdır.</p>
<p><b>ÇÖZÜM AÇIKTIR</b></p>
<p>Mahkeme kararının gerektirdiği kısıtlama, yetkili makamlar tarafından ilgili sağlık bilişim sistemlerine hukuka ve kişisel verilerin korunması mevzuatına uygun biçimde tanımlanmalıdır.</p>
<p>İlgili çocuk sağlık kuruluşuna başvurduğunda sistem gerekli uyarıyı otomatik olarak vermeli ve mahkeme kararına aykırı bir işlem yapılmasının önüne teknik olarak geçilmelidir.</p>
<p>Böylelikle;</p>
<p>• Mahkeme kararının etkin şekilde uygulanması,<br /> • Çocuğun üstün yararının korunması,<br /> • Hekimlerin güncel ve doğru şekilde bilgilendirilmesi,<br /> • Kişisel verilerin gereksiz şekilde çok sayıda kişiye dağıtılmasının önlenmesi,<br /> • Çok sayfalı evrakların binlerce hekime ayrı ayrı tebliğ edilmesinden kaynaklanan kâğıt, zaman ve iş gücü israfının ortadan kaldırılması</p>
<p>mümkün olacaktır.</p>
<p><b>HEKİM BİRLİĞİ OLARAK SAĞLIK BAKANLIĞINA ÇAĞRIMIZDIR</b></p>
<p>Mahkeme kararlarının uygulanmasını sağlık profesyonellerinin hafızasına ve yıllarca saklanması beklenen kâğıt tebligatlara bırakmayın.</p>
<p>Merkezi, güvenli, kişisel verileri koruyan ve sağlık hizmeti sunumu sırasında gerekli uyarıyı otomatik olarak veren bir bilişim altyapısı oluşturun.</p>
<p>Hekimin görevi, kendisine geçmişte tebliğ edilmiş yüzlerce mahkeme kararını ezberlemek ve karşısına gelen hastaların bu kararlardaki kişilerden biri olup olmadığını hafızasından kontrol etmek değildir.</p>
<p>Hekimin görevi; önündeki hastaya güvenli, bilimsel ve hukuka uygun sağlık hizmeti sunmaktır.</p>
<p>Mahkeme kararlarının gerçekten ve eksiksiz uygulanmasını istiyorsak, kişisel hafızaya ve kâğıt tebligata değil; kurumsal, merkezi ve güvenli bir sisteme ihtiyaç vardır.</p>
<p>HEKİM BİRLİĞİ<br /> Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mahkeme-kararlarinin-uygulanmasi-hekimlerin-hafizasina-ve-kagit-tebligatlara-birakilamaz-661806">“Mahkeme Kararlarının Uygulanması Hekimlerin Hafızasına ve Kağıt Tebligatlara Bırakılamaz!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir&#8217;de iletişimin önündeki engeller birlikte aşılıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirde-iletisimin-onundeki-engeller-birlikte-asiliyor-661791</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2026 19:09:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[engeller]]></category>
		<category><![CDATA[engelli]]></category>
		<category><![CDATA[erişilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetler]]></category>
		<category><![CDATA[iletişimin]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[İşaret Dili]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[önündeki]]></category>
		<category><![CDATA[Tercüman]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661791</guid>

					<description><![CDATA[<p>İşitme Engelliler Haftası kapsamında erişilebilir hizmetlerin önemine dikkat çeken İzmir Büyükşehir Belediyesi, sağır ve işitme engelli yurttaşların sağlık hizmetlerinden ulaşıma, sosyal desteklerden istihdama kadar yaşamın farklı alanlarına eşit katılımını destekliyor. Türk İşaret Dili tercümanları, yüz yüze ve görüntülü hizmetlerle yurttaşların günlük yaşamını kolaylaştırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-iletisimin-onundeki-engeller-birlikte-asiliyor-661791">İzmir&#8217;de iletişimin önündeki engeller birlikte aşılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İşitme Engelliler Haftası kapsamında erişilebilir hizmetlerin önemine dikkat çeken İzmir Büyükşehir Belediyesi, sağır ve işitme engelli yurttaşların sağlık hizmetlerinden ulaşıma, sosyal desteklerden istihdama kadar yaşamın farklı alanlarına eşit katılımını destekliyor. Türk İşaret Dili tercümanları, yüz yüze ve görüntülü hizmetlerle yurttaşların günlük yaşamını kolaylaştırıyor.</p>
<p>Her yıl eylül ayının son haftasında kutlanan İşitme Engelliler Haftası, sağır ve işitme engelli bireylerin yaşamın her alanına eşit ve bağımsız katılımı için erişilebilir hizmetlerin önemini bir kez daha gündeme taşıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi de kentte yaşayan sağır ve işitme engelli yurttaşların sağlık, ulaşım, sosyal hizmet, eğitim ve istihdam gibi alanlarda karşılaşabilecekleri iletişim engellerini azaltmak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Engelli Çalışmaları Şube Müdürlüğü Türk İşaret Dili Birimi’ne bağlı Sessiz Destek Çözüm Merkezi aracılığıyla Eşrefpaşa Hastanesi’nden randevu oluşturup muayene günü yüz yüze tercüman desteği alabilen işitme engelli ve sağır yurttaşlar, aynı destekten farklı kamu kurumlarında işleri olduğu zaman da yararlanabiliyor. Belediye bünyesinde hizmet veren Türk İşaret Dili tercümanları, görüntülü ve yüz yüze görüşmelerle İzmirli sağır ve işitme engellilerin sesi oluyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi ayrıca su faturası indirimi, ücretsiz ulaşım, sosyal yardım, işitme cihazı desteği, sağlık taraması etkinlikleri, nikâh işlemlerinde tercüman desteği, kurs ve eğitimler gibi çok sayıda hizmet sağlarken, Destekli İstihdam Ofisi aracılığıyla iş arayanlara destek veriyor. “Sağır ve işitme engelli yurttaşlar, yaşadıkları kenti ilgilendiren kararların alındığı meclis toplantılarını da işaret dili çevirisiyle takip edebiliyor.</p>
<p><strong>“Erişilebilir hizmetlere yüksek puan veriyorum”</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sağır ve işitme engelli yurttaşlara yönelik çeşitli hizmetlerinden yararlanan Belgen Gündüz, “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden çok memnunum. Örneğin engelli ulaşım kartı için çevirmen eşliğinde başvuruda bulundum ve kısa sürede kartımı alabildim. Ulaşımdan ücretsiz yararlanıyorum. Eşrefpaşa Hastanesi’nden Sessiz Destek Merkezi üzerinden randevu alabiliyorum ve doktorla yüz yüze iletişim kurmak için çevirmen desteği alabiliyorum. Su faturasında indirimden yararlanıyorum. Ayrıca işsizlik sorunu yaşadığımda Destekli İstihdam Merkezi’nden yine çevirmen eşliğinde destek alıyorum. Bu hizmetlere çok yüksek bir puan verebilirim. Özellikle çevirmenler, hayatımı çok daha erişilebilir kılıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne, bütün desteklerinden dolayı teşekkür ediyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Birlikte çalışmaya devam edeceğiz”</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde görevli Türk İşaret Dili Tercümanı Melek Uslular, “İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak sağır ve işitme engelli yurttaşımız evinden çıktığı andan itibaren her türlü destekten yararlanabiliyor. Erişilebilirliğin her noktaya ulaşabilmesi çok kıymetli. İzmir’de yaşayan tüm sağır ve işitme engelli yurttaşımızın yanındayız. Her zaman onlarla birlikte çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-iletisimin-onundeki-engeller-birlikte-asiliyor-661791">İzmir&#8217;de iletişimin önündeki engeller birlikte aşılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zihni susturmak değil, duyguyu anlamak önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zihni-susturmak-degil-duyguyu-anlamak-onemli-661782</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2026 19:00:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlamak]]></category>
		<category><![CDATA[arslan]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[duyguyu]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[susturmak]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<category><![CDATA[zihni]]></category>
		<category><![CDATA[zihnin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661782</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzmanlar, içsel gürültünün, zihnin sürekli düşünce üretmesinden çok, işlenmemiş duygular ve yoğun dijital uyaranlarla beslenebildiğini söylüyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihni-susturmak-degil-duyguyu-anlamak-onemli-661782">Zihni susturmak değil, duyguyu anlamak önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uzmanlar, içsel gürültünün, zihnin sürekli düşünce üretmesinden çok, işlenmemiş duygular ve yoğun dijital uyaranlarla beslenebildiğini söylüyor. </strong></p>
<p><strong>Bastırılmış duyguların zihinde tekrar tekrar işlenmeye çalışılmasının düşünsel yoğunluğu artırabileceğine dikkat çeken</strong> <strong>Klinik Psikolog Buse Arslan, “</strong><strong>İnsan beyni hayatta kalabilmek için tehditleri fark etmeye ve olası riskleri önceden tahmin etmeye programlanmıştır. Dolayısıyla zihnimiz, olumsuz ihtimalleri olumlu olanlardan daha fazla işlemeye eğilimlidir.” dedi. Sürekli bildirim, sosyal medya ve içerik akışına maruz kalmanın da zihnin bilgileri işlemesine yeterince alan bırakmadığını aktaran Arslan, içsel sessizliğin zihni tamamen boşaltmak değil, düşüncelerle mesafe kurabilmek olduğunu vurguladı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Buse Arslan, içsel gürültünün nedenleri ile dijital uyaranların ve işlenmemiş duyguların zihinsel yoğunluğa etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>İçsel gürültü, çoğu zaman çözümlenmemiş duygusal deneyimlerle ilişkilidir!</strong></p>
<p>İçsel gürültünün, zihinde aynı anda dolaşan düşünceler, kaygılar, geçmiş yaşantılar, geleceğe ilişkin senaryolar, öz eleştiriler ve bitmemiş duygusal süreçlerin oluşturduğu zihinsel yoğunluk olarak tanımlanabileceğini dile getiren Buse Arslan, “Birçok kişi bunu ‘zihnim hiç susmuyor’ ya da ‘sürekli bir şey düşünüyorum’ şeklinde ifade eder. Aslında beynimizin düşünce üretmesi son derece doğal bir süreçtir; sorun, bu düşüncelerin yoğunluğu arttığında ve kişinin günlük yaşamını etkilemeye başladığında ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p>Psikolojik açıdan içsel gürültünün çoğu zaman çözümlenmemiş duygusal deneyimlerle ilişkili olduğunu aktaran Arslan, “İnsan zihni, belirsizlikleri tamamlamaya ve anlamlandıramadığı olayları işlemeye eğilimlidir. Bu nedenle bastırılmış öfke, ifade edilememiş üzüntü, yaşanmış bir kayıp, yoğun stres ya da geleceğe dair belirsizlikler zihinde tekrar tekrar işlenmeye çalışılır. Bu süreç uzadıkça düşünceler adeta üst üste binmeye başlar ve kişi zihinsel bir kalabalığın içinde yaşadığını hisseder.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zihni susturmak yerine, duyguyu anlamak gerekir! </strong></p>
<p>Beynimizin evrimsel işleyişinin de içsel gürültünün oluşmasında rol oynadığına değinen Arslan, “İnsan beyni hayatta kalabilmek için tehditleri fark etmeye ve olası riskleri önceden tahmin etmeye programlanmıştır. Dolayısıyla zihnimiz, olumsuz ihtimalleri olumlu olanlardan daha fazla işlemeye eğilimlidir.” dedi.</p>
<p>Kaygılı dönemlerde bu mekanizmanın daha da aktif hâle geldiğini ve kişinin henüz gerçekleşmemiş olayları tekrar tekrar düşünmeye başlayabileceğini kaydeden Arslan, şunları söyledi:</p>
<p>Klinik gözlemlerimizde içsel gürültünün yalnızca düşüncelerden değil, işlenmemiş duygulardan da beslendiğini görürüz. Bazen kişi ‘Neden bu kadar düşünüyorum?’ diye sorar; ancak asıl mesele fazla düşünmek değil, hissedilen duygulara alan açamamaktır. Duygular ifade edilemediğinde ya da bastırıldığında, zihin onları düşünce yoluyla çözmeye çalışır. Bu nedenle bazı durumlarda zihni susturmaya çalışmak yerine, zihnin anlatmaya çalıştığı duyguyu anlamak çok daha işlevsel bir yaklaşım olabilir.”</p>
<p><strong>Sürekli yeni uyaranlarla karşılaşmak, zihnin aldığı bilgiyi işlemesine yeterince alan bırakmıyor!</strong></p>
<p>İnsan zihninin yalnızca bilgi depolayan bir yapı olmadığına işaret eden Buse Arslan, “Aynı zamanda yaşadığı deneyimleri anlamlandırmaya, duygularını işlemeye ve zihinsel olarak dinlenmeye ihtiyaç duyar.” dedi.</p>
<p>Ancak dijital çağda günün neredeyse her anının yeni uyaranlarla dolu olduğunu hatırlatan Arslan, “Telefon bildirimleri, sosyal medya akışları, kısa videolar, haberler ve sürekli değişen içerikler dikkatimizi durmaksızın dış dünyaya yönlendiriyor. Psikolojik açıdan bu durum, zihnin doğal ritmini bozabiliyor. Çünkü beynin yalnızca bilgi almaya değil, aldığı bilgiyi işlemeye de ihtiyacı var. Sürekli yeni uyaranlarla karşılaşmak ise bu işleme sürecine yeterince alan bırakmıyor. Sonuç olarak tamamlanmamış düşünceler, çözümlenmemiş duygular ve bilişsel yük birikmeye başlıyor. Kişi günün sonunda fiziksel olarak yorulmasa bile zihinsel olarak tükenmiş hissedebiliyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dijital molalar, içsel gürültüyü azaltabilir! </strong></p>
<p>Bir diğer önemli noktanın ise sosyal karşılaştırma olduğunu ifade eden Arslan, “Sosyal medya, insanların çoğunlukla başarılarını, mutlu anlarını ve hayatlarının seçilmiş kesitlerini paylaştıkları bir ortamdır. İnsan beyni ise bu görüntüleri çoğu zaman gerçek hayatın tamamıymış gibi değerlendirme eğilimindedir. Bunun sonucunda kişi farkında olmadan kendi yaşamını başkalarının en iyi anlarıyla kıyaslayabilir. Bu da yetersizlik hissini, performans baskısını ve öz eleştirel düşünceleri artırabilir.” dedi.</p>
<p>Ayrıca dijital dünyanın bizi sürekli meşgul ederek yalnız kalma becerimizi de etkileyebileceğini söyleyen Arslan, “Eskiden bekleme anları, kısa yolculuklar ya da sessiz zamanlar kişinin kendi duygu ve düşüncelerini işlemesi için doğal fırsatlardı. Bugün ise bu boşlukların büyük kısmı ekranlarla dolduruluyor. Oysa psikolojik açıdan zaman zaman uyaransız kalabilmek, zihnin dinlenmesi ve duyguların işlenebilmesi için oldukça değerlidir. Dolayısıyla sorun teknolojinin kendisi değildir. Asıl önemli olan, teknolojiyi nasıl kullandığımızdır. Gün içinde dijital uyaranlardan kısa molalar vermek, dikkatimizi bilinçli şekilde yönetmek ve zaman zaman sessizliğe alan açmak, içsel gürültünün azalmasına ve zihinsel dengeyi korumaya katkı sağlayabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>İçsel sessizlik, zihnin boşalması değil, düşüncelerle mesafe kurabilmektir!</strong></p>
<p>İçsel sessizlik kavramının çoğu zaman yanlış anlaşıldığını belirten Buse Arslan, “Pek çok kişi bunu zihnin tamamen boşalması ya da hiç düşünce kalmaması olarak hayal eder. Oysa psikolojik açıdan böyle bir durum ne gerçekçidir ne de gerekli bir hedeftir.” dedi.</p>
<p>İnsan beyninin sürekli çevreyi değerlendirdiğini, geçmiş deneyimleri işlediğini ve geleceğe yönelik planlar yaptığını vurgulayan Arslan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Düşünce üretmek, beynin en temel işlevlerinden biridir. Asıl önemli olan, düşüncelerin sayısından çok onlarla kurduğumuz ilişkidir. İçsel sessizlik, zihinde hiç düşünce olmaması değil; düşüncelerin kişiyi sürekli sürüklemediği, duyguların ve zihinsel süreçlerin daha sakin yaşandığı bir farkındalık hâlidir. Psikoterapide de hedef zihni boşaltmak değildir. Hedef, kişinin zihninden geçen her düşünceyi mutlak gerçek gibi algılamaması, onlarla arasında mesafe kurabilmesi ve dikkatini istediği yöne yönlendirebilmesidir. Böylece düşünceler var olmaya devam etse bile kişi onların baskısı altında hissetmez.</p>
<p>Mindfulness uygulamalarında zaman zaman insanların deneyimlediği dinginlik de aslında budur. Düşünceler tamamen kaybolmaz; ancak kişi onları yakalamak ya da onlardan kaçmak yerine gelip geçmelerine izin verir. İşte psikolojik anlamda içsel sessizlik, bu kabul ve denge hâline daha yakındır.” </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihni-susturmak-degil-duyguyu-anlamak-onemli-661782">Zihni susturmak değil, duyguyu anlamak önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Bayraklı Şehir Hastanesi’ndeki Asansör Sorununa Neşter: 26 Asansör Yenilenecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmir-bayrakli-sehir-hastanesindeki-asansor-sorununa-nester-26-asansor-yenilenecek-661756</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2026 11:14:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[asansör]]></category>
		<category><![CDATA[bayraklı]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[ndeki]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[sorununa]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661756</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Bayraklı Şehir Hastanesi’ndeki Asansör Sorununa Neşter: 26 Asansör Yenilenecek</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-bayrakli-sehir-hastanesindeki-asansor-sorununa-nester-26-asansor-yenilenecek-661756">İzmir Bayraklı Şehir Hastanesi’ndeki Asansör Sorununa Neşter: 26 Asansör Yenilenecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA – İzmir Özel Haber / </strong>İzmir Bayraklı Şehir Hastanesi’nde hasta ve hasta yakınlarının uzun süredir şikâyetçi olduğu asansör sorunuyla ilgili önemli bir adım atıldı. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun İzmir ziyareti sırasında da gündeme gelen sorunla ilgili Bakan Memişoğlu’nun talimat verdiği öğrenildi. Hastanede hasta ve yakınlarının kullandığı 26 asansörün yenilenmesi için çalışmaların başladığı belirtildi.</p>
<p><b>Bakan Memişoğlu’na İzmir Ziyaretinde Aktarıldı</b></p>
<p>İzmir Bayraklı Şehir Hastanesi’nde özellikle yoğun saatlerde hasta ve hasta yakınlarının asansörlerde uzun süre sıra beklemek zorunda kalması ve bazı asansörlerde yaşanan arızalar, hastanenin önemli sorunlarından biri haline geldi. Edinilen bilgiye göre, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun İzmir ziyareti sırasında Şehir Hastanesi’ndeki asansörlerde yaşanan sorun da gündeme getirildi. Bakan Memişoğlu’nun sorunun çözülmesi yönünde talimat verdiği öğrenildi.</p>
<p><b>Hasta ve Yakınlarının Kullandığı 26 Asansör Yenilenecek</b></p>
<p>Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’nın (BSHA) edindiği bilgilere göre, hastanede hasta ve hasta yakınlarının kullanımına açık <strong>26 asansörün yenilenmesi için süreç başlatıldı. </strong>Konu hakkında BSHA’ya açıklama yapan Sağlık Bakanlığı yetkilisi, şunları söyledi: “Hastanede hasta ve yakınları için sorun oluşturan asansör sorununun çözümü için önemli bir adım atıldı. Hastanedeki firma, 26 asansörü yenileyecek.” Yenileme çalışmalarıyla birlikte, hastaların ve hasta yakınlarının özellikle yoğun saatlerde yaşadığı asansör bekleme sorununun azaltılması hedefleniyor. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansın)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-bayrakli-sehir-hastanesindeki-asansor-sorununa-nester-26-asansor-yenilenecek-661756">İzmir Bayraklı Şehir Hastanesi’ndeki Asansör Sorununa Neşter: 26 Asansör Yenilenecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Unutkanlığınızı &#8216;Yaşlılıktandır&#8217; diyerek göz ardı etmeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/unutkanliginizi-yasliliktandir-diyerek-goz-ardi-etmeyin-661741</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2026 06:15:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[ardı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[diyerek]]></category>
		<category><![CDATA[etmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[unutkanlığınızı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılıktandır]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661741</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaş ilerledikçe zaman zaman bir ismi hatırlayamamak veya bir randevuyu unutmak normal kabul edilebilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/unutkanliginizi-yasliliktandir-diyerek-goz-ardi-etmeyin-661741">Unutkanlığınızı &#8216;Yaşlılıktandır&#8217; diyerek göz ardı etmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaş ilerledikçe zaman zaman bir ismi hatırlayamamak veya bir randevuyu unutmak normal kabul edilebilir. Ancak unutkanlığın giderek artması ve günlük yaşamı etkilemeye başlaması, altında yatan nedenlerin araştırılmasını gerektirir. Her unutkanlığın Alzheimer anlamına gelmediğini belirten uzmanlar, günlük yaşamı etkileyen ve giderek artan unutkanlıkların “yaşlılıktandır” denilerek göz ardı edilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Memorial Göztepe Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Rahşan Adviye İnan, Alzheimer riskini azaltmak ve beyin sağlığını korumak için alınabilecek önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Her unutkanlık Alzheimer değildir!</strong></p>
<p>Demans, beyin hücrelerinin zarar görmesi sonucunda düşünme, hatırlama, dikkat ve konuşma gibi zihinsel işlevlerin günlük yaşamı etkileyecek düzeyde kaybını ifade eden bir sendromdur. Tek bir hastalık olmayan demansın farklı nedenleri bulunmakta, en sık görülen nedeni ise Alzheimer hastalığı olmaktadır. Her Alzheimer hastasında demans görülürken her demans hastasının Alzheimer hastası olduğu söylenemez. Yaş ilerledikçe hafızanın eskisi kadar hızlı çalışmaması doğal olabilir. Bir ismi anında hatırlayamamak veya zaman zaman bir randevuyu unutmak tek başına Alzheimer ya da demans anlamına gelmez. Burada önemli olan unutkanlığın ne sıklıkta yaşandığı ve günlük yaşamı ne ölçüde etkilediğidir.</p>
<p><strong> Artan unutkanlıklar “yaşlılıktandır” denilerek geçiştirilmemeli!</strong></p>
<p>Aynı hikâyeyi kısa aralıklarla tekrar anlatmak, yakın zamanda yaşanan olayları tamamen unutmak, para hesabında veya ilaç kullanımında sık sık hata yapmak ya da daha önce iyi bilinen bir yerde yolu karıştırmak önemsenmesi gereken belirtiler arasında yer alabilir. Demans yalnızca hafızayı etkilemez. Kelime bulma, planlama, yön bulma ve bazı durumlarda kişilik özelliklerinde değişiklikler de görülebilir. Bununla birlikte uyku bozuklukları, depresyon, vitamin eksiklikleri, tiroid hastalıkları ve bazı ilaçlar da unutkanlığa neden olabilir. Bu nedenle giderek artan unutkanlıkların “yaşlılıktandır” denilerek göz ardı edilmemesi ve nörolojik açıdan değerlendirilmesi önem taşır.</p>
<p><strong>Risk faktörlerini bilmek demans riskini azaltabilir</strong></p>
<p>Yaş ve genetik yatkınlık demans açısından önemli risk faktörleri arasında yer alır. Bununla birlikte son araştırmalar, yaşam boyunca üzerinde durulabilecek 14 değiştirilebilir risk faktörünün azaltılmasının demans vakalarının yaklaşık yüzde 45’inin önlenmesi veya geciktirilmesiyle ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Bu değiştirilebilir risk faktörleri şunlardır:</p>
<ul>
<li>Düşük eğitim düzeyi</li>
<li>İşitme kaybı</li>
<li>Tedavi edilmemiş görme kaybı</li>
<li>Yüksek LDL-kolesterol</li>
<li>Hipertansiyon</li>
<li>Diyabet</li>
<li>Obezite</li>
<li>Depresyon</li>
<li>Sosyal izolasyon</li>
<li>Travmatik beyin hasarı</li>
<li>Fiziksel hareketsizlik</li>
<li>Sigara kullanımı</li>
<li>Aşırı alkol tüketimi</li>
<li>Hava kirliliği</li>
</ul>
<p><strong>Her yaşta beyin sağlığını korumak için…</strong></p>
<p>40’lı yaşlarda tansiyon ve kolesterol takibi, haftada en az 150 dakika düzenli egzersiz ve işitme kaybının ihmal edilmemesi önem taşır. 50’li yaşlarda diyabet ve obezite kontrolü, Akdeniz tipi beslenme ile sosyal ve zihinsel olarak aktif kalmak öne çıkar. 60 yaş sonrasında da beyin sağlığını korumak için yapılabilecekler vardır. Sosyal izolasyondan kaçınmak, işitme ve görme kaybı varsa tedavisini yaptırmak, düzenli uyku ve stres yönetimine dikkat etmek koruyucu olabilir. Bulmaca veya hafıza oyunları tek başına yeterli değildir; fiziksel hareket, yeni şeyler öğrenme, sosyal ilişkiler ve damar sağlığının birlikte korunması önem taşır. </p>
<p><strong>“Tedavisi yoksa erken tanının faydası ne?” düşüncesi doğru değil</strong></p>
<p>Demans konusunda en büyük yanılgılardan biri, unutkanlığın yalnızca yaşlanmanın doğal bir sonucu olduğunun düşünülmesidir. “Tedavisi yoksa erken tanının ne faydası var?” düşüncesi de doğru değildir. Erken tanı, tedavi edilebilir başka nedenlerin araştırılmasını ve uygun tedavilerin zamanında başlanmasını sağlayabilir. Ayrıca hastalığın seyri hakkında bilgi edinilmesi, kişinin ve ailesinin geleceğe yönelik planlama yapmasına da yardımcı olabilir. Demans, yaşam boyunca biriken risk faktörleriyle yakından ilişkilidir. Beyin sağlığını korumak için en iyi zaman erken yaşlar, ikinci en iyi zaman ise bugündür.</p>
<p><strong>Beyindeki proteini hedefleyen ilaçlar kullanılıyor</strong></p>
<p>Yeni nesil bazı ilaçlar, Alzheimer hastalığında beyinde biriken beta-amiloid proteinini hedefleyerek erken evredeki uygun hastalarda bilişsel gerileme hızını yavaşlatabilmektedir. Ancak bu tedaviler her Alzheimer hastası için uygun değildir. Tedavi öncesinde biyobelirteçlerle doğrulama yapılması, hastanın uygunluk açısından değerlendirilmesi ve tedavi sürecinde yakın takip ile düzenli beyin MR’larının yapılması gerekebilmektedir.</p>
<p><strong>Demans hastalarına kısa ve sakin cevaplar verin</strong></p>
<p>Demans hastalarının yakınlarına da bu süreçte önemli görevler düşmektedir. Aynı soruyu tekrar tekrar soran hastaya kısa ve sakin yanıt vermek, yanlış inanışlarla tartışmak yerine hastanın yaşadığı duyguyu anlamaya çalışmak daha uygun bir yaklaşım olabilir. Ani öfke veya huzursuzluk geliştiğinde öncelikle ağrı, açlık veya enfeksiyon gibi tıbbi nedenlerin araştırılması gerekir. Ev ortamının sade ve güvenli hale getirilmesi, günlük rutinin korunması ve hastanın yapabildiği işlerde mümkün olduğunca bağımsız bırakılması önemlidir. Yolunu kaybetme, trafik kurallarını karıştırma veya finansal işlemlerde belirgin hatalar görülmesi halinde araç kullanımı ile finansal ve hukuki planlamanın yeniden değerlendirilmesi gerekebilir. Bakım veren kişinin de kendi dinlenme ihtiyacını, sosyal yaşamını ve gerektiğinde profesyonel destek alma gereksinimini ihmal etmemesi, hem kendi iyilik hali hem de hastanın bakım süreci açısından önem taşımaktadır.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/unutkanliginizi-yasliliktandir-diyerek-goz-ardi-etmeyin-661741">Unutkanlığınızı &#8216;Yaşlılıktandır&#8217; diyerek göz ardı etmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser tedavisi ağız sağlığını da etkiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisi-agiz-sagligini-da-etkiliyor-661602</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 11:39:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Bakım]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Eti]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser Tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[sen]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661602</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, Çocukluk Çağı Kanserleri Farkındalık Ayı (Altın Eylül) kapsamında, kemoterapi ve radyoterapinin çocukların ağız ve diş sağlığı üzerindeki etkileri ile tedavi öncesi ve sırasında koruyucu ağız bakımının önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisi-agiz-sagligini-da-etkiliyor-661602">Kanser tedavisi ağız sağlığını da etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, Çocukluk Çağı Kanserleri Farkındalık Ayı (Altın Eylül) kapsamında, kemoterapi ve radyoterapinin çocukların ağız ve diş sağlığı üzerindeki etkileri ile tedavi öncesi ve sırasında koruyucu ağız bakımının önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Kemoterapi ve radyoterapiler ağız ve diş sağlığını etkiliyor!</strong></p>
<p>Çocukluk çağı kanserlerinde kemoterapi ve özellikle baş-boyun bölgesine uygulanan radyoterapinin, ağız ve dişleri doğrudan etkileyebildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “En sık karşılaşılan sorunlardan biri <strong>ağız mukozasında kızarıklık, hassasiyet ve yaraların oluşmasıdır</strong>. Bu durum ‘oral mukozit’ olarak adlandırılır ve ciddi ağrıya, yemek yemekte ve hatta bazen konuşmakta güçlüğe neden olabilir.” dedi.</p>
<p>Bunun yanında ağız kuruluğu, tat değişiklikleri, diş hassasiyeti, diş çürüklerinde artış, diş eti sorunları ve mantar veya viral enfeksiyonlar görülebileceğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Baş-boyun bölgesine radyoterapi uygulanan çocuklarda ayrıca tükürük bezleri etkilenebileceği için <strong>kalıcı ağız kuruluğu</strong> gelişebilir ve çene hareketlerini kısıtlayan <strong>trismus</strong> ortaya çıkabilir. Uzun dönemde, özellikle tedavi küçük yaşlarda uygulanmışsa, dişlerin gelişimi de etkilenebilir. Dişlerde şekil ve boyut bozuklukları, mine gelişim problemleri, bazı dişlerin hiç gelişmemesi ve çene-yüz gelişiminde değişiklikler görülebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İyileşmeyen veya 14 günden uzun süren ağız lezyonları ciddiye alınmalı!</strong></p>
<p>Ağız yaralarının <strong>kızarıklık, hassasiyet ve yanma</strong> şeklinde başlayabileceğini, daha sonra ağrılı ülserlere dönüşebileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Çocuk yemek yemekten, içmekten veya dişlerini fırçalamaktan kaçınabilir. Özellikle küçük çocuklarda ağrı sözel olarak ifade edilmeyebileceği için <strong>iştahsızlık, ağlayarak yemek yeme veya ağız bakımına direnç gösterme</strong> önemli ipuçlarıdır.” dedi.</p>
<p>Ailenin özellikle dikkat etmesi gereken durumlara değinen Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Çocuk sıvı veya besin alamıyorsa, ağız yaraları hızla artıyorsa, belirgin kanama varsa veya ağızda enfeksiyon düşündüren değişiklikler ortaya çıkıyorsa gecikmeden hekimiyle iletişime geçmesi önemli. Ayrıca tedavi sırasında bağışıklık sistemi baskılandığı için enfeksiyonların belirtileri her zaman belirgin olmayabilir. <strong>İyileşmeyen veya 14 günden uzun süren ağız lezyonları</strong> da mutlaka değerlendirilmeli.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Diş eti sorunları, tedavi ve ağız bakımıyla birlikte değerlendirilmeli!</strong></p>
<p>Diş eti çekilmesinin, kanser tedavisinin en tipik ve doğrudan sonuçlarından biri olarak kabul edilmediğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Şen, şunları söyledi:</p>
<p>“Ancak tedavi döneminde ağız sağlığının bozulması, ağız kuruluğu, beslenme değişiklikleri ve ağız bakımının aksaması diş eti dokularını olumsuz etkileyebilir. Ağız içinde ağrı ve mukozit nedeniyle çocuk dişlerini yeterince fırçalayamayabilir. Bu durum ağızda bakteri birikimini artırabilir. Öte yandan yanlış veya travmatik fırçalama da diş eti dokularına zarar verebilir. Dolayısıyla diş eti değişikliklerini yalnızca ‘kanser tedavisinin yan etkisi’ olarak değerlendirmek doğru değildir; <strong>tedavinin kendisi ile ağız bakımındaki değişiklikler birlikte değerlendirilmelidir.”</strong></p>
<p><strong>Kanser tedavisi öncesinde ağızdaki enfeksiyon odakları ortadan kaldırılmalı! </strong></p>
<p>Kemoterapi öncesinde mevcut çürük, diş eti hastalığı veya enfeksiyonların tedavi edilmesinin önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Bunun temel nedeni, kemoterapi sırasında çocuğun bağışıklık sisteminin baskılanmasıdır. Normal şartlarda kontrol altında olan bir diş enfeksiyonu, bağışıklık sistemi zayıfladığında çok daha ciddi hale gelebilir ve tedavinin seyrini olumsuz etkileyebilir.” dedi.</p>
<p>İdeal yaklaşımın, <strong>kanser tedavisi başlamadan önce ağızda mevcut veya ileride sorun yaratabilecek enfeksiyon odaklarını ortadan kaldırmak olduğunu kaydeden </strong>Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Öncelik; diş kaynaklı enfeksiyonlar, ileri diş çürükleri, ciddi periodontal problemler, prognozu kötü dişler ve ağız dokularını sürekli tahriş eden durumların tedavisidir. Buradaki amaç dişleri tedavi ederek kanser tedavisini geciktirmek değil. Tam tersine, <strong>onkoloji tedavisini gereksiz yere geciktirmeden, gelecekte ciddi enfeksiyon oluşturabilecek riskleri mümkün olduğunca önceden ortadan kaldırmaktır.” diye konuştu.</strong></p>
<p><strong>Temel yaklaşım, ağız içini mümkün olduğunca temiz ve travmadan uzak tutmak olmalı! </strong></p>
<p>Çocuk onkoloji hastalarında koruyucu ağız ve diş bakımı protokolü nasıl olması gerektiği hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Şen, şunları söyledi:</p>
<p>“Temel yaklaşım, ağız içini mümkün olduğunca temiz ve travmadan uzak tutmaktır. Çocuk, genel durumu izin verdiği sürece <strong>yumuşak kıllı bir diş fırçasıyla günde 2–3 kez dişlerini ve dilini temizlemelidir.</strong> Kanser tedavisi sırasında ağız hijyeninin sürdürülmesi, ağızdaki mikroorganizma yükünü azaltarak enfeksiyon ve mukozit riskinin yönetilmesine yardımcı olur.</p>
<p>Florürlü diş macunu kullanılmalı; çürük riski ve ağız kuruluğu varsa florür içeren ek koruyucu uygulamalar hekim tarafından planlanmalı. Beslenmede de özellikle şekerli ilaçlar ve yüksek karbonhidrat içeren takviyelerin çürük riskini artırabileceği unutulmamalı. Ağrı veya mukozit dönemlerinde ise çok sıcak, baharatlı, sert, kıtır ve asidik gıdalardan kaçınılmalı. Ayrıca ağız kuruluğu gelişen çocuklarda <strong>sık su içmek, şekersiz sakız veya uygun tükürük destekleyici ürünler kullanmak ve alkol içermeyen ağız bakım ürünlerini tercih etmek</strong> yararlı olabilir.</p>
<p>Çocuk diş ipini doğru ve travma oluşturmadan kullanabiliyorsa günlük kullanım sürdürülebilir. Ancak kanama veya ağrı oluşuyorsa sorunlu bölge zorlanmamalı. Bağışıklık ve kan hücrelerinin çok düştüğü dönemlerde diş etlerine zarar verebilecek kürdan veya bazı su püskürtmeli cihazların kullanılması önerilmez.”</p>
<p><strong>Diş hekimi kontrolü, kanser tedavisinin dışında kalan ayrı bir konu değil! </strong></p>
<p>Ağız sağlığının kanser tedavisinin ayrılmaz bir parçası olarak görülmesi gerektiğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “<strong>Kanser tedavisi sadece hastalığı tedavi etmekten ibaret değildir; çocuğun tedaviyi güvenli ve mümkün olduğunca rahat bir şekilde sürdürebilmesi de önemlidir. Ağız, vücudun dışarıyla bağlantılı en önemli bölgelerinden biri. Ağızda bulunan bir enfeksiyon veya tedavi sırasında gelişen ciddi yaralar, çocuğun yemek yemesini, sıvı almasını ve genel durumunu etkileyebilir; hatta bazı durumlarda kanser tedavisinin planını zorlaştırabilir.” dedi.</strong></p>
<p><strong>Bu nedenle diş hekimi kontrolünün, kanser tedavisinin dışında kalan ayrı bir konu olmadığının altını çizen </strong>Dr. Öğr. Üyesi Şen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“<strong>Tam tersine, kemoterapi veya radyoterapi başlamadan önce ağızda enfeksiyon oluşturabilecek sorunların belirlenmesi, tedavi sırasında ağız hijyeninin korunması ve gelişebilecek yan etkilerin erken yönetilmesi, çocuğun yaşam kalitesini ve tedavi sürecinin güvenliğini destekler.</strong></p>
<p><strong>Kısacası, sağlıklı bir ağız yalnızca sağlıklı dişler anlamına gelmez; kanser tedavisi gören bir çocuk için genel sağlığın da önemli bir parçasıdır.”</strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisi-agiz-sagligini-da-etkiliyor-661602">Kanser tedavisi ağız sağlığını da etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prize sokulan küçük bir anahtar öldürüyordu…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prize-sokulan-kucuk-bir-anahtar-olduruyordu-661587</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 11:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Anahtar]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[öldürüyordu]]></category>
		<category><![CDATA[Priz]]></category>
		<category><![CDATA[prize]]></category>
		<category><![CDATA[sokulan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661587</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, bir ailenin tatil sırasında yaşadığı elektrik kazası üzerinden çocukların güvenliği için alınması gereken önlemlere dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prize-sokulan-kucuk-bir-anahtar-olduruyordu-661587">Prize sokulan küçük bir anahtar öldürüyordu…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, bir ailenin tatil sırasında yaşadığı elektrik kazası üzerinden çocukların güvenliği için alınması gereken önlemlere dikkat çekti.</p>
<p><strong>Ablasının anı defterinin anahtarını prize soktu!</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, başka bir şehirden tatil için gelen bir ailenin daireye yerleştiğini, anne, baba ve iki kız kardeşiyle evde bulunan 3 yaşındaki erkek çocuğun, üst kattaki prize ablasının anı defterine ait anahtarı soktuğunu anlattı.</p>
<p>O sırada kaçak akım rölesinin devreye girdiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, annesinin yukarı çıktığında çocuğu yerde bulduğunu ve prizden duman çıktığını gördüğünü, ailenin, çocuğu hemen en yakın devlet hastanesinin acil servisine götürdüğünü dile getirdi.</p>
<p><strong>24 saat gözlem altında tutuldu</strong></p>
<p>Hastanede çocuğa kan ve idrar tahlilleri yapıldığını, EKG çekildiğini ve serum verildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, birden fazla hekimin değerlendirmesinin ardından çocuğun 24 saat gözlem altında tutulduğunu ifade etti.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, yapılan incelemelerde herhangi bir sorun saptanmaması üzerine çocuğun taburcu edildiğini aktararak, ailenin sağlık çalışanlarına gösterdikleri özen nedeniyle minnet duyduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>Gidilen her mekânda priz güvenliği kontrol edilmeli</strong></p>
<p>Yaşanan olaydan çıkarılması gereken en önemli dersin, çocukların bulunduğu ortamlardaki tehlikeleri önceden fark etmek olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Ufak çocuğunuz varsa her gittiğiniz mekânda priz kapaklarının olmasına dikkat etmeniz gerekiyor.” uyarısında bulundu.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, prizlerde çocukların erişimine karşı koruyucu önlemler alınmasının önemine işaret ederek, ailelerin tatil için gittikleri evlerde de bu konuya dikkat etmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>“İkincil önlem bir hayatı kurtardı”</strong></p>
<p>Olayda kaçak akım rölesinin devreye girmesinin önemini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Her bulunduğunuz mekânda kaçak akım rölesi bulunmasını sağlayınız. Burada ikincil önlem bir hayatı kurtardı.” diye konuştu.</p>
<p>Güvenlik bilincinin günlük yaşamın bir parçası olması gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, sözlerini “Risk değerlendirmesini hayatımızın her dakikasında yapmalıyız.” çağrısıyla tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prize-sokulan-kucuk-bir-anahtar-olduruyordu-661587">Prize sokulan küçük bir anahtar öldürüyordu…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menopoz döneminde vücudun verdiği 10 sinyale dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menopoz-doneminde-vucudun-verdigi-10-sinyale-dikkat-661539</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 10:28:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[Adet]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sinyale]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[verdiği]]></category>
		<category><![CDATA[vücudun]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661539</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sıcak basması, gece terlemeleri, uyku problemleri, duygu durum değişiklikleri, konsantrasyon güçlüğü, vajinal kuruluk ve cinsel ilişki sırasında ağrı, menopoz döneminde kadınların yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopoz-doneminde-vucudun-verdigi-10-sinyale-dikkat-661539">Menopoz döneminde vücudun verdiği 10 sinyale dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sıcak basması, gece terlemeleri, uyku problemleri, duygu durum değişiklikleri, konsantrasyon güçlüğü, vajinal kuruluk ve cinsel ilişki sırasında ağrı, menopoz döneminde kadınların yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Gülin Feykan Yeğin, menopozun doğal bir yaşam dönemi olduğunu belirterek, kadınların bu şikayetlere katlanmak yerine kişiselleştirilmiş sağlık değerlendirmesi yaptırmalarının önemine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Menopoza girdim kadınlığın bitti demeyin</strong></p>
<p>Menopoz bir hastalık değil, kadın yaşamının doğal dönemlerinden biridir. Kadınların yaşamında önemli bir dönüm noktası olmasına rağmen toplumda halen korku ve endişeyle karşılanabilmektedir. Tıbbi olarak başka bir neden olmaksızın 12 ay boyunca adet görülmemesi menopoz olarak tanımlanmaktadır. Ancak kadınların “Menopoza giriyorum” şeklinde tanımladığı süreç çoğu zaman menopozun kendisinden ziyade hormonların dalgalanmaya ve adet düzeninin değişmeye başladığı perimenopoz dönemidir. Menopoz doğurganlığın sonu olarak bilinse de kadınlığın, cinselliğin, üretkenliğin, sosyal hayatın veya yaşam enerjisinin sona erdiği anlamına gelmemektedir.</p>
<p><strong>Doğal menopoz genellikle 45-55 yaş arasında görülür</strong></p>
<p>Doğal menopoz genellikle 45-55 yaş arasında gerçekleşmektedir. Ortalama yaş yaklaşık 47-51 olmakla birlikte her kadının biyolojik saati aynı değildir. Özellikle 40 yaşından önce adetlerin kesilmesi sıradan bir menopoz olarak değerlendirilmemelidir. Bu durumda prematür over yetmezliği açısından araştırma yapılması gerekir. “Annem 39 yaşında menopoza girmiş, ben de erken girerim herhalde” düşüncesiyle hareket edilmemelidir. Özellikle 40 yaşından önce adetlerin belirgin şekilde düzensizleşmesi veya kesilmesi halinde tıbbi değerlendirme yapılmalıdır.</p>
<p><strong>Menopozun 10 önemli habercisi!</strong></p>
<p>Sıcak basması menopozun en bilinen belirtilerinden biri olmakla birlikte süreç yalnızca bununla sınırlı değildir. Menopoz öncesinde ve menopoz döneminde farklı belirtiler ortaya çıkabilmektedir.</p>
<ul>
<li>Sıcak basması</li>
<li>Adet aralarının açılması veya sıklaşması</li>
<li>Gece terlemeleri</li>
<li>Uyku problemleri</li>
<li>Duygu durum değişiklikleri</li>
<li>Konsantrasyon güçlüğü</li>
<li>Vajinal kuruluk</li>
<li>Cinsel ilişki sırasında ağrı</li>
<li>Libido değişiklikleri</li>
<li>Üriner sistem sorunları</li>
</ul>
<p><strong>Her adet düzensizliğini menopoz düşünmeyin, altında başka hastalık olabilir</strong></p>
<p>Vajinal kuruluk ve yanmanın yanı sıra idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma veya tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları da ortaya çıkabilir. Ancak her adet düzensizliği menopoz anlamına gelmez. Gebelikten tiroid hastalıklarına ve rahim içi problemlere kadar pek çok farklı neden adet düzensizliğine yol açabilir. Özellikle düzensiz veya yoğun kanamalar, “Yaşım geldi, herhalde menopoz” düşüncesiyle göz ardı edilmemelidir.</p>
<p><strong>Menopoz tanısında iyi alınmış bir öykü, uzun bir hormon listesinden daha değerli olabilir</strong></p>
<p>Perimenopoz döneminde hormonlar önemli ölçüde dalgalanabilmektedir. Bu nedenle hormon tahlilleri her kadında tek başına belirleyici olmayabilir. FSH değeri birkaç hafta arayla farklı sonuçlar verebilmektedir. Bu nedenle menopoz tanısında bazen iyi alınmış bir öykü, çok sayıda hormon testinden daha değerli olabilmektedir.</p>
<p><strong>Menopoz kadın sağlığı için “genel bakım zamanı” olarak görülmeli</strong></p>
<p>Menopozla birlikte yalnızca adet düzeni değil, genel kadın sağlığı da yeniden değerlendirilmelidir. Bu süreçte kemik sağlığı, kalp-damar hastalıkları açısından riskler, tansiyon, kolesterol, kan şekeri, vücut kompozisyonu ve yaşa uygun kanser taramaları daha fazla önem kazanmaktadır.</p>
<p>Meme ve rahim ağzı kanseri taramalarının yaşa ve kişisel risklere göre devam etmesi gerekmektedir. Osteoporoz açısından risk değerlendirmesi yapılması ve uygun yaşta veya risk faktörü bulunması halinde kemik mineral yoğunluğunun ölçülmesi önem taşımaktadır. Özellikle menopoz sonrası kanama konusunda kadınların dikkatli olması ve mutlaka tıbbi değerlendirme yaptırması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Hormon tedavisi kişiye göre planlanır</strong></p>
<p>Özellikle sıcak basması ve gece terlemesi gibi vazomotor semptomların tedavisinde menopoz hormon tedavisi en etkili seçeneklerden biridir. Tedavi, kemik kaybının önlenmesine de katkı sağlayabilmektedir.</p>
<p>Hormon tedavisi her kadına otomatik olarak önerilmemektedir. Hastanın yaşı, menopozun üzerinden geçen süre, rahmin bulunup bulunmaması, meme sağlığı, tromboz ve kardiyovasküler riskler, eşlik eden hastalıklar ve tedavi edilmek istenen şikayetler birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Menopoz sonrası sağlıklı yaşam için 5 altın kural!</strong></p>
<p>Menopoz sonrasında sağlıklı yaşam için kadınların beş temel noktaya dikkat etmesi gerekmektedir:</p>
<ol>
<li><strong>Kasını koru:</strong> Yürümenin ve hareket etmenin yanı sıra kuvvet ve direnç egzersizlerini de yaşamın bir parçası haline getir.</li>
<li><strong>Kemiğini koru: </strong>Beslenmene, kalsiyum ve D vitamini durumuna ve osteoporoz riskine dikkat et.</li>
<li><strong>Kalbini koru</strong>: Tansiyon, kan şekeri, kolesterol, kilo ve bel çevresini takip et. Sigara kullanıyorsan bırak.</li>
<li><strong>Kontrollerini aksatma:</strong> Menopoz, jinekolojik takiplerin sona erdiği anlamına gelmez. Yaşa ve kişisel risklere uygun taramalar düzenli olarak yapılmalıdır.</li>
<li><strong>Şikayetlerine katlanma</strong>: Sıcak basması, uykusuzluk, vajinal kuruluk, ağrılı ilişki veya idrar yolu yakınmaları “Yaşlandık artık, normal” denilerek kabullenilmemelidir. Bu şikayetlerin önemli bir kısmı tedavi edilebilmektedir.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopoz-doneminde-vucudun-verdigi-10-sinyale-dikkat-661539">Menopoz döneminde vücudun verdiği 10 sinyale dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsülin direnci yıllarca sessiz ilerleyebiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/insulin-direnci-yillarca-sessiz-ilerleyebiliyor-661521</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 10:08:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[Bel Çevresi]]></category>
		<category><![CDATA[direnci]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[ilerleyebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[İnsülin Direnci]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[nsülin]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yıllarca]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661521</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsülin direnci, vücudun kan şekerini düzenleyen insülin hormonuna karşı duyarlılığının azalmasıyla ortaya çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insulin-direnci-yillarca-sessiz-ilerleyebiliyor-661521">İnsülin direnci yıllarca sessiz ilerleyebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsülin direnci, vücudun kan şekerini düzenleyen insülin hormonuna karşı duyarlılığının azalmasıyla ortaya çıkıyor. Sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam tarzı ve fazla kilo gibi nedenlerle ülkemizde her 4 kişiden birinde insülin direnci görüldüğünü belirten <strong>Acıbadem International Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emrah Turunç</strong>, “İnsülin direnci çoğu zaman sessiz ilerleyen bir sorun olsa da, bel çevresinde genişleme, sık acıkma, yemeklerden sonra uyku isteği, sürekli susama hissi gibi bazı sinyallerle de kendini gösterebilir. Bunların hiçbiri tek başına insülin direncinin kanıtı olmadığı için, kişinin mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir. Çünkü erken tanı ve tedavi, ileride gelişebilecek tip 2 diyabet riskinin azaltılmasına yardımcı olabilir” diyor. Dr. Turunç, insülin direncinin 6 sinyalini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Bel çevresiniz genişliyorsa</strong></li>
</ul>
<p>Göbek çevresinde yağlanma, insülin direnci açısından dikkate alınması gereken önemli işaretlerden biridir. Özellikle iç organların çevresinde biriken yağ dokusu metabolik açıdan daha fazla risk taşır. Kilo artışıyla birlikte bel çevresinde genişleme, hareketsiz yaşam ve ailede diyabet öyküsü de varsa, metabolik durumunuzun değerlendirilmesi gerekir. Ancak bel çevresi tek başına tanı koydurmaz; diğer risk faktörleriyle birlikte ele alınmalıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Yemekten kısa süre sonra yeniden acıkıyorsanız</strong></li>
</ul>
<p>Dr. Emrah Turunç “Bazı kişiler insülin direnciyle birlikte öğünlerden kısa süre sonra yeniden acıktıklarını ve gün içerisinde daha sık yemek yeme ihtiyacı duyduklarını ifade edebiliyorlar. Porsiyonlarınız yeterli olmasına rağmen sürekli açlık hissediyorsanız, özellikle yoğun karbonhidrat içeren öğünlerin ardından açlık hissiniz tekrarlıyorsa bu durumu önemsemek gerekir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Yemekten sonra gözleriniz kapanıyorsa…</strong></li>
</ul>
<p>Yemek sonrasında hafif rehavet çoğumuzun yaşadığı normal bir durum olabilir. Özellikle ağır ve yüksek kalorili öğünlerden sonra bu durum daha fazla hissedilebilir. Ancak her öğünden sonra belirgin halsizlik, uyku hali ve enerji düşüklüğü yaşanması; özellikle kilo artışı, sık acıkma veya kan şekeri yüksekliği gibi başka bulgular da varsa dikkate alınmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Tatlıya karşı koyamıyorsanız</strong></li>
</ul>
<p>Tatlı ve karbonhidratlı yiyeceklere yönelik yoğun istek, insülin direncinde en sık dile getirilen yakınmalardan biridir. Ancak uzun süre aç kalmak, düzensiz beslenmek, yetersiz uyumak, stres gibi etkenler de tatlı isteğini artırabilir. Bu nedenle tatlı ve karbonhidratlı yiyeceklere yönelik aşırı tüketim isteği sadece insülin direncine bağlanamaz. Sık acıkma, kilo artışı ve bel çevresinde genişleme gibi başka belirtiler de eşlik ediyorsa hekime başvurulmalıdır.  </p>
<ul>
<li><strong>Boyun ve koltuk altınız koyulaştıysa</strong></li>
</ul>
<p>Cilt değişikliği, insülin direnci açısından diğer yakınmalara göre daha dikkat çekici bulgulardan biridir. Boyun, koltukaltı veya kasık bölgesinde cildin koyulaşması ve kalınlaşması şeklinde ortaya çıkabilir. Özellikle fazla kilolu kişilerde böyle bir değişiklik fark edildiğinde kan şekeri metabolizmasının değerlendirilmesi gerekir. </p>
<ul>
<li><strong>Kan yağlarınız yüksekse</strong></li>
</ul>
<p>İnsülin direnci yalnızca kan şekeriyle ilgili bir durum değildir. Trigliserid yüksekliği, HDL kolesterol (iyi kolesterol) düşük olması, yüksek tansiyon ve bel çevresinde yağlanma bir arada görülebilir. Dr. Emrah Turunç “Kilonuz, bel çevreniz, tansiyonunuz, kan şekeriniz ve kan yağlarınızın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir. Birden fazla risk faktörünün aynı anda bulunması, metabolik açıdan daha dikkatli olunması gerektiğini gösterir” diyor. </p>
<p><strong>xxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>“Şekerim sınırda” deniyorsa…  </strong></p>
<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emrah Turunç, insülin direncinin uzun süre kan şekeri normalmiş gibi görünerek ilerleyebildiğini ancak zamanla prediyabetin ortaya çıkabildiğini belirterek şöyle diyor: “Zamanla pankreasın artan insülin ihtiyacını karşılaması zorlaştığında kan şekeri yükselmeye başlayarak prediyabet ortaya çıkabilir. Bu nedenle açlık kan şekeri veya üç aylık şeker ortalamasını gösteren HbA1c değerlerinin prediyabet aralığına gelmesi önemli bir uyarıdır. Prediyabet, ‘henüz diyabet değilim, dolayısıyla sorun yok’ anlamına gelmez. Tam tersine diyabet riskinin ufukta görünmeye başladığı, yaşam tarzı değişiklikleri ve uygun takip ile müdahale edilmesi gereken kritik bir dönemdir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insulin-direnci-yillarca-sessiz-ilerleyebiliyor-661521">İnsülin direnci yıllarca sessiz ilerleyebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hastaya Ait Fatura Hastane Müdürü Talimatıyla Memura Ödetildi İddiası!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hastaya-ait-fatura-hastane-muduru-talimatiyla-memura-odetildi-iddiasi-661505</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 09:43:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ait]]></category>
		<category><![CDATA[fatura]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[hastaya]]></category>
		<category><![CDATA[memura]]></category>
		<category><![CDATA[müdürü]]></category>
		<category><![CDATA[talimatıyla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661505</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hastaya Ait Fatura Hastane Müdürü Talimatıyla Memura Ödetildi İddiası!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastaya-ait-fatura-hastane-muduru-talimatiyla-memura-odetildi-iddiasi-661505">Hastaya Ait Fatura Hastane Müdürü Talimatıyla Memura Ödetildi İddiası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / İzmir –</strong> “30 yıllık hastane müdürüyüm diyen İzmir Eğitim Diş Hastanesi Müdürü A. A. Hiçbir belge talimat, inceleme, soruşturma olmadan Hastanın ödemediği parayı memura ödetti” diyen Birlik Sağlık Sen Genel Başkan Ahmet Doğruyol, şu açıklamayı yaptı;</p>
<p>Kurumda memur olarak çalışan N.B. Müdürün talimatı denilerek bir memur tarafından arandığını, eline İBAN numarası verilerek hasta N.Ö. ye ait olan kan tahlili, EKG ve Akciğer grafisi ödemesinin tarafından yapılması için Hastane Müdürü A.A. nın talimatının olduğunun tarafına iletildiğini, sorun çıkmasın, huzursuzluk olmasın düşüncesiyle hastaya ait olan 518.44 TL’nin tarafından ödendiğini ifade etmiştir.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/09/hastaya-ait-fatura-hastane-muduru-talimatiyla-memura-odetildi-iddiasi-0-eurUAbdi.png"/></p>
<p>BİRLİK SAĞLIK SEN Genel Başkanı Ahmet DOĞRUYOL konuyla ilgili olarak;</p>
<p>Sendika üyemiz olan N.A. dan eksik hatalı işlem olduğu gerekçesiyle kendisinden talep edilen ve tarafına ödettirilen ücretin ne kadar olduğunun hiçbir önemi yoktur. Üyemiz de aynı düşüncededir.</p>
<p>Ancak, bir kamu kurumu olan devlet hastanesinde bir memurun eline İBAN numarası verilerek bir başka hastaya ait olan ödemenin bir memura yaptırılması kadar abesle iştigal bir durum olamaz. Kamu kurumları hiçbir siyasinin, hiçbir bürokratın özel işletmeleri değildir.</p>
<p>Liyakatten uzak, tecrübesiz bazı idarecilerimizin bu tür hataları yapması kısmen anlaşılabilir olsa da, 30 yıllık hastane müdürüyüm diyenlerin elinde hiçbir evrak olmadan bir memura git bu parayı bankaya yatır demesi ya da dedirtmesi, kanun, genelge ve mevzuat tanımamaktır. Her memur hata yapabilir. Hata, yanlış, eksik olsa bile mevzuat açıktır.</p>
<p>Kurumlarda çalışma huzuru önemlidir. Sağlık çalışanlarımız zor çalışma koşullarında iş huzuruna muhtaçtır. Bizim kurumlarımızın kaostan beslenen idarecilere ihtiyacı yoktur. Sayın Cumhurbaşkanımız Mobbing genelgesi yayınlamış, ancak kurumlarda mobbing artarak devam etmektedir.</p>
<p>Üyemiz N.A. ya gerek hukuki gerek idari her türlü desteğimiz olacak ve gereği yapılacaktır. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastaya-ait-fatura-hastane-muduru-talimatiyla-memura-odetildi-iddiasi-661505">Hastaya Ait Fatura Hastane Müdürü Talimatıyla Memura Ödetildi İddiası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menopozun habercisi 10 sinyale dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menopozun-habercisi-10-sinyale-dikkat-661498</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 09:09:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[Menopozun]]></category>
		<category><![CDATA[sinyale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661498</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sıcak basması, gece terlemesi, uyku ve konsantrasyon sorunları ile duygu durum değişiklikleri menopoz döneminde yaşam kalitesini etkileyebiliyor. Doç. Dr. Gülin Feykan Yeğin, bu şikâyetlerin göz ardı edilmemesi ve kadınların kendilerine özel sağlık değerlendirmesi yaptırmasının önemine dikkat çekti</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopozun-habercisi-10-sinyale-dikkat-661498">Menopozun habercisi 10 sinyale dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Menopoz bir hastalık değil, kadın yaşamının doğal dönemlerinden biridir. Kadınların yaşamında önemli bir dönüm noktası olmasına rağmen toplumda halen korku ve endişeyle karşılanabilmektedir. Tıbbi olarak başka bir neden olmaksızın 12 ay boyunca adet görülmemesi menopoz olarak tanımlanmaktadır. Ancak kadınların “Menopoza giriyorum” şeklinde tanımladığı süreç çoğu zaman menopozun kendisinden ziyade hormonların dalgalanmaya ve adet düzeninin değişmeye başladığı perimenopoz dönemidir. Menopoz doğurganlığın sonu olarak bilinse de kadınlığın, cinselliğin, üretkenliğin, sosyal hayatın veya yaşam enerjisinin sona erdiği anlamına gelmemektedir.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/09/menopozun-habercisi-10-sinyale-dikkat-0-35sqdC7i.jpg"/></p>
<p><strong>Doğal menopoz genellikle 45-55 yaş arasında görülür</strong></p>
<p>Doğal menopoz genellikle 45-55 yaş arasında gerçekleşmektedir. Ortalama yaş yaklaşık 47-51 olmakla birlikte her kadının biyolojik saati aynı değildir. Özellikle 40 yaşından önce adetlerin kesilmesi sıradan bir menopoz olarak değerlendirilmemelidir. Bu durumda prematür over yetmezliği açısından araştırma yapılması gerekir. “Annem 39 yaşında menopoza girmiş, ben de erken girerim herhalde” düşüncesiyle hareket edilmemelidir. Özellikle 40 yaşından önce adetlerin belirgin şekilde düzensizleşmesi veya kesilmesi halinde tıbbi değerlendirme yapılmalıdır.</p>
<p><strong>Menopozun 10 önemli habercisi!</strong></p>
<p>Sıcak basması menopozun en bilinen belirtilerinden biri olmakla birlikte süreç yalnızca bununla sınırlı değildir. Menopoz öncesinde ve menopoz döneminde farklı belirtiler ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p>Sıcak basması</p>
<p>Adet aralarının açılması veya sıklaşması</p>
<p>Gece terlemeleri</p>
<p>Uyku problemleri</p>
<p>Duygu durum değişiklikleri</p>
<p>Konsantrasyon güçlüğü</p>
<p>Vajinal kuruluk</p>
<p>Cinsel ilişki sırasında ağrı</p>
<p>Libido değişiklikleri</p>
<p>Üriner sistem sorunları</p>
<p><strong>Her adet düzensizliğini menopoz düşünmeyin, altında başka hastalık olabilir</strong></p>
<p>Vajinal kuruluk ve yanmanın yanı sıra idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma veya tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları da ortaya çıkabilir. Ancak her adet düzensizliği menopoz anlamına gelmez. Gebelikten tiroid hastalıklarına ve rahim içi problemlere kadar pek çok farklı neden adet düzensizliğine yol açabilir. Özellikle düzensiz veya yoğun kanamalar, “Yaşım geldi, herhalde menopoz” düşüncesiyle göz ardı edilmemelidir.</p>
<p>Menopoz tanısında iyi alınmış bir öykü, uzun bir hormon listesinden daha değerli olabilir</p>
<p>Perimenopoz döneminde hormonlar önemli ölçüde dalgalanabilmektedir. Bu nedenle hormon tahlilleri her kadında tek başına belirleyici olmayabilir. FSH değeri birkaç hafta arayla farklı sonuçlar verebilmektedir. Bu nedenle menopoz tanısında bazen iyi alınmış bir öykü, çok sayıda hormon testinden daha değerli olabilmektedir.</p>
<p><strong>Menopoz kadın sağlığı için “genel bakım zamanı” olarak görülmeli</strong></p>
<p>Menopozla birlikte yalnızca adet düzeni değil, genel kadın sağlığı da yeniden değerlendirilmelidir. Bu süreçte kemik sağlığı, kalp-damar hastalıkları açısından riskler, tansiyon, kolesterol, kan şekeri, vücut kompozisyonu ve yaşa uygun kanser taramaları daha fazla önem kazanmaktadır.</p>
<p>Meme ve rahim ağzı kanseri taramalarının yaşa ve kişisel risklere göre devam etmesi gerekmektedir. Osteoporoz açısından risk değerlendirmesi yapılması ve uygun yaşta veya risk faktörü bulunması halinde kemik mineral yoğunluğunun ölçülmesi önem taşımaktadır. Özellikle menopoz sonrası kanama konusunda kadınların dikkatli olması ve mutlaka tıbbi değerlendirme yaptırması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Hormon tedavisi kişiye göre planlanır</strong></p>
<p>Özellikle sıcak basması ve gece terlemesi gibi vazomotor semptomların tedavisinde menopoz hormon tedavisi en etkili seçeneklerden biridir. Tedavi, kemik kaybının önlenmesine de katkı sağlayabilmektedir.</p>
<p>Hormon tedavisi her kadına otomatik olarak önerilmemektedir. Hastanın yaşı, menopozun üzerinden geçen süre, rahmin bulunup bulunmaması, meme sağlığı, tromboz ve kardiyovasküler riskler, eşlik eden hastalıklar ve tedavi edilmek istenen şikayetler birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Menopoz sonrası sağlıklı yaşam için 5 altın kural!</strong></p>
<p>Menopoz sonrasında sağlıklı yaşam için kadınların beş temel noktaya dikkat etmesi gerekmektedir:</p>
<p>Kasını koru: Yürümenin ve hareket etmenin yanı sıra kuvvet ve direnç egzersizlerini de yaşamın bir parçası haline getir.</p>
<p>Kemiğini koru: Beslenmene, kalsiyum ve D vitamini durumuna ve osteoporoz riskine dikkat et.</p>
<p>Kalbini koru: Tansiyon, kan şekeri, kolesterol, kilo ve bel çevresini takip et. Sigara kullanıyorsan bırak.</p>
<p>Kontrollerini aksatma: Menopoz, jinekolojik takiplerin sona erdiği anlamına gelmez. Yaşa ve kişisel risklere uygun taramalar düzenli olarak yapılmalıdır.</p>
<p>Şikayetlerine katlanma: Sıcak basması, uykusuzluk, vajinal kuruluk, ağrılı ilişki veya idrar yolu yakınmaları “Yaşlandık artık, normal” denilerek kabullenilmemelidir. Bu şikayetlerin önemli bir kısmı tedavi edilebilmektedir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopozun-habercisi-10-sinyale-dikkat-661498">Menopozun habercisi 10 sinyale dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Tahir Yağdı, tıp fakültesi öğrencilerine hekimliğin yol haritasını anlattı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-tahir-yagdi-tip-fakultesi-ogrencilerine-hekimligin-yol-haritasini-anlatti-661494</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:59:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilerine]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tahir]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[yağdı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661494</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesine yeni başlayan öğrencilerle buluşan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Tahir Yağdı, hekimliğin yalnızca akademik bilgi ve mesleki beceriden ibaret olmadığını vurgulayarak öğrencilere meslek hayatına dair deneyimlerini ve başarıya ulaşmanın temel unsurlarını aktardı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-tahir-yagdi-tip-fakultesi-ogrencilerine-hekimligin-yol-haritasini-anlatti-661494">Prof. Dr. Tahir Yağdı, tıp fakültesi öğrencilerine hekimliğin yol haritasını anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tahir Yağdı, hekimlik yolculuğuna yeni adım atan öğrencilerle “İlk Ders” kapsamında bir araya geldi. Muhiddin Erel Amfisinde gerçekleşen ilk derse EÜ Tıp Fakültesi Dekan Yardımcılar Prof. Dr. Hatice Şahin ve Prof. Dr. Burcu Barutçuoğlu  katıldı. Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği derste Prof. Dr. Yağdı, 40 yıllık mesleki birikimini, kalp cerrahisindeki başarı hikayesini ve iyi bir hekim olmanın temel taşlarını anlattı.</p>
<p>Tıp Fakültesine yeni başlayan öğrencilere disiplin ve zaman yönetimi konusunda tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Tahir Yağdı, “İyi bir hekim, iyi bir akademisyen, iyi bir bilim insanı ve her şeyden önce iyi bir insan olmanın yolu zaman yönetiminden geçer. Hepinizin çok başarılı olduğunu ve ‘iyinin de iyisi’ olduğunuzu biliyorum. Ancak randevulara ve programa sadık kalmak, disiplini bir yaşam biçimi haline getirmek ve bu konuda çevrenize örnek olmak son derece önemlidir. Beyaz önlük giyme töreninde ailelerinizle birlikte olmaktan büyük mutluluk duydum. Şimdi sizlere bakınca hem kendi gençliğimi hem de ailemi görüyorum.” dedi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/09/prof-dr-tahir-yagdi-tip-fakultesi-ogrencilerine-hekimligin-yol-haritasini-anlatti-0-4vdx37ej.jpg"/></p>
<p><strong>40 yıllık kitabını öğrencileriyle paylaştı</strong></p>
<p>Konuşması sırasında öğrencilere duygusal bir sürpriz yapan ve 40 yıldır sakladığı anatomi kitabını gösteren Prof. Dr. Yağdı, “Beyaz önlüklerinizi giydiren hocalarınızın pek çoğu benim arkadaşım, büyüğüm ya da kardeşimdir. Hepsi sizi ve bu fakültenin bir ferdi olmanızı yürekten önemsiyor. Bu fakültenin kendine has bir ruhu vardır. Benim için çok değerli olan, 40 yıldır odamda muhafaza ettiğim bir kitabı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu kitap, rahmetli anatomi hocamız İsmail Ulutaş’ın yazdığı bir anatomi kitabıdır. Bu kitabın  benim için manevi değeri paha biçilemez” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hekimlik sadece bir meslek değil, bir yaşam biçimidir</strong></p>
<p>Öğrencilere akademik başarının yanı sıra sosyal gelişimin önemini de hatırlatan Prof. Dr. Tahir Yağdı, “Tıp fakültesine gelmiş olmanız, sadece ders çalışacağınız anlamına gelmiyor. Kapasiteniz hem akademik başarıya hem de hayatı dolu dolu yaşamaya yetecek düzeydedir. Spor yapın, sanatla ilgilenin, hobiler edinin; hayatın her alanında olun. Akademik hayatım boyunca belki çok ‘çalışkan’ bir öğrenci değildim ama her gün mutlaka çalışan bir öğrenciydim. Bir işi 10 gün boyunca ara vermeden yaparsanız, 11. gün o iş artık sizin için bir alışkanlığa dönüşür. Hekimlik sadece bir meslek değil, bir yaşam biçimidir. Bazen tüm dünyanın yükünü omuzlarınızda hissedebilirsiniz ama bu süreçte kendinizi mesleğinize adapte etmeyi ve ferahlamanın yolunu bulmayı öğreneceksiniz. Günümüzde yapay zekâ ve robotik sistemler gibi teknolojik gelişmeler mesleğimizi dönüştürüyor olsa da insan odaklı bu meslekte tecrübe ve iletişim her zaman merkezde kalacaktır” dedi.</p>
<p><strong>Mesleğin özü insana yardım etme arzusudur</strong></p>
<p>Konuşmasının sonunda öğrencilere olan güvenini dile getiren Prof. Dr. Yağdı, “Doktorluk kavramı değişse bile hekimlik, hekimlik bitse bile tabiplik varlığını her zaman sürdürecektir. Türkülerimizde ve şarkılarımızda geçen o ‘tabip’ ifadesi, bu mesleğin kadim ve sarsılmaz köklerini simgeler. Hekimlik yapmak için yalnızca stetoskoba veya teknolojik cihazlara ihtiyacınız yoktur. Bu mesleğin asıl özü; o ilk gün giydiğiniz beyaz önlükle beraber bedeninize, bilincinize ve kalbinize nakşedilen ‘insanlara yardım etme’ arzusudur. Atatürk’ün bizlere emanet ettiği bu güzel ülkede sizlerle bir arada olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Sizleri, çiçeklerden polen toplayarak her yeri mis kokulu bir bahçeye çeviren arılara benzetiyorum. Sahip olduğunuz kapasite ve bilgiden sadece Türkiye’nin değil, tüm dünyanın faydalanması gerekir. Yolunuz açık, başarılarınız daim olsun” diyerek sözlerini noktaladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-tahir-yagdi-tip-fakultesi-ogrencilerine-hekimligin-yol-haritasini-anlatti-661494">Prof. Dr. Tahir Yağdı, tıp fakültesi öğrencilerine hekimliğin yol haritasını anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doktorun Hemşireyi Çekiçle Darp Ettiği İddiasında Flaş Gelişme!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doktorun-hemsireyi-cekicle-darp-ettigi-iddiasinda-flas-gelisme-661487</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çekiçle]]></category>
		<category><![CDATA[darp]]></category>
		<category><![CDATA[ddiasında]]></category>
		<category><![CDATA[doktorun]]></category>
		<category><![CDATA[ettiği]]></category>
		<category><![CDATA[flaş]]></category>
		<category><![CDATA[hemşireyi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661487</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doktorun Hemşireyi Çekiçle Darp Ettiği İddiasında Flaş Gelişme!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doktorun-hemsireyi-cekicle-darp-ettigi-iddiasinda-flas-gelisme-661487">Doktorun Hemşireyi Çekiçle Darp Ettiği İddiasında Flaş Gelişme!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BSHA / İzmir Özel</strong> – Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, iddiaya göre, ortopedi ameliyatı sırasında Doç. Dr. Sercan Çapkın, ameliyathane hemşiresi Güner Türkoğlu’nun bileğine ortopedik cerrahi setinde bulunan çekiçle vurdu. Kolu alçıya alınan hemşire olayla ilgili şikâyetçi olurken, konu hakkında disiplin soruşturması başlatıldı. İzmir Bakırçay Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Yekta Öncel imzalı yazıda, yürütülen soruşturma sonucunda Çapkın hakkındaki darp veya şiddet iddialarının “sübuta ermediği” ve herhangi bir disiplin cezası verilmesine yer olmadığı belirtildi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/09/doktorun-hemsireyi-cekicle-darp-ettigi-iddiasinda-flas-gelisme-0-JC9kx55a.png"/></p>
<p><span>İddiaya göre ortopedi ameliyatı sırasında Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op.Dr. Sercan Çapkın Ameliyat Hemşiresi Güner Türkoğlu’nun eline ortopedik cerrahi seti çekici ile vurdu.  İzmir İl Sağlık Müdürlüğü konu hakkında hastane yönetiminden bilgi isterken, eş zamanlı olarak soruşturma başlatıldı. Çalıştığı acil serviste kolu alçıya alınan Hemşire Güner Türkoğlu, İzmir Cumhuriyet Savcılığı’na da suç duyurusunda bulundu. </span></p>
<p><b><strong>Doktor Sercan Çapkın Hakkındaki Disiplin Soruşturma Sonuçlandı </strong></b></p>
<p><span>Yapılan soruşturma kapsamında Dr. Sercan Çapkın’ın hemşireye darp veya şiddet iddialarının doğrulanmadığı tespit edildi. Doç.Dr. Sercan Çapkın için açılan disiplin soruşturmasının tamamlandığının ifade edildiği yazıda, “Yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen raporda; Doç. Dr. Sercan ÇAPKIN tarafından hemşire Güner TÜRKOĞLU’na yönelik gerçekleştirildiği iddia edilen eylem ile bu eylem kapsamında ileri sürülen darp veya şiddet iddialarının sübuta ermediği tespit edildiğinden adı geçen hakkında herhangi disiplin cezası verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir” ifadelerine yer verildi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doktorun-hemsireyi-cekicle-darp-ettigi-iddiasinda-flas-gelisme-661487">Doktorun Hemşireyi Çekiçle Darp Ettiği İddiasında Flaş Gelişme!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okullarda şiddet önlenebilir mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/okullarda-siddet-onlenebilir-mi-661471</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Sep 2026 12:09:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilerin]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[okullarda]]></category>
		<category><![CDATA[önleme]]></category>
		<category><![CDATA[önlenebilir]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[şiddeti]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661471</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okul şiddetinin önlenmesinde güvenli ilişkilerin, erken müdahalenin ve aile-okul-uzman iş birliğinin rolünü değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okullarda-siddet-onlenebilir-mi-661471">Okullarda şiddet önlenebilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okul şiddetinin önlenmesinde güvenli ilişkilerin, erken müdahalenin ve aile-okul-uzman iş birliğinin rolünü değerlendirdi.</p>
<p><strong>Aidiyet ve değerlilik duygusu güçlendirilmeli</strong></p>
<p>Gençlerin davranışlarını anlamak için karşılanmayan psikolojik ihtiyaçlarına da bakılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aidiyet, değerlilik, anlam ve duyguları ifade edebilmenin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Bir topluluğa ait olmanın, kendini önemli hissetmenin ve yaşamına anlam katan amaçlara sahip olmanın gençler için temel ihtiyaçlar olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, bu alanlardaki eksikliklerin yalnızlık, öfke ve umutsuzluk duygularına zemin hazırlayabildiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bir genç ‘kimse beni anlamıyor’ diyorsa dikkat!” uyarısında bulunarak, gençlerin anlaşılma ihtiyacının göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Güvenilir bir yetişkinle kurulan ilişki koruyucu rol oynuyor</strong></p>
<p>Öğrencinin hayatında güvenebileceği bir yetişkinin bulunmasının önemli bir koruyucu etken olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, öğretmen, okul psikolojik danışmanı veya ebeveynle kurulan güvenli ilişkinin çocuğun çevresine ve hayata duyduğu güveni desteklediğini ifade etti.</p>
<p>Şiddeti önleme çalışmalarında öğrencinin yalnızca davranışına değil, kurduğu ilişkilerin niteliğine de odaklanılması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, gençlerin kendilerini ifade edebildikleri ve destek bulabildikleri bir okul ortamının önemini vurguladı.</p>
<p><strong>Kamera ve disiplin önlemleri tek başına yeterli değil</strong></p>
<p>Okul şiddetinin yalnızca olay anına odaklanılarak ele alınamayacağını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Okul şiddeti sıfırlanamaz ama büyük ölçüde önlenebilir.” dedi.</p>
<p>Şiddetin çoğu zaman öncesinde işaretler veren bir süreç içinde geliştiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan; sosyal geri çekilme, tehdit dili, yoğun öfke ve planlama davranışlarının dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Metal dedektörleri, kamera sistemleri ve disiplin cezalarının tek başına sorunun nedenlerini ortadan kaldırmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, güvenlik önlemlerinin psikolojik ve sosyal destek çalışmalarıyla birlikte yürütülmesi gerektiğini kaydetti.</p>
<p><strong>İlk adım, tüm öğrencilerin sosyal ve duygusal becerilerini geliştirmek</strong></p>
<p>Okul şiddetini önlemede üç aşamalı bir yaklaşım öneren Prof. Dr. Tarhan, ilk aşamanın bütün öğrencileri kapsadığını ve okul iklimini dönüştürmeyi amaçladığını belirtti.</p>
<p>Birincil önleme kapsamında sosyal-duygusal öğrenme, empati eğitimi, zorbalık karşıtı programlar ve duygu düzenleme becerilerinin öne çıktığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, öğrencilerin duygularını tanımasının ve dürtülerini yönetebilmesinin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından beş yıllık çalışmayla hazırlanan “Mutluluk Bilimi ve Değerler” isimli yardımcı ders kitabının da rehberlik programlarında kullanılabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Sessizleşen ve yalnızlaşan öğrencinin yaşadıkları anlaşılmalı</strong></p>
<p>İkinci aşamanın, desteğe ihtiyaç duyan öğrencilerin erken fark edilmesini kapsadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, davranış değişikliklerinin nedenlerinin araştırılması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu çocuk neden sessizleşti, neden görünmez oldu ya da neden alışılmışın dışında davranmaya başladı?” sorularının erken müdahale açısından yol gösterici olduğunu ifade etti.</p>
<p>Yalnızlaşan öğrencilerin fark edilmesi, depresyon belirtilerinin izlenmesi ve okul psikolojik danışmanlığının etkin kullanılması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, sorunlar derinleşmeden destek sağlanmasının önemine işaret etti.</p>
<p><strong>Yüksek risk durumlarında ortak hareket edilmeli</strong></p>
<p>Üçüncül önlemenin ise yüksek risk durumlarında kriz müdahalesini içerdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, tehdit değerlendirme ekiplerinin kurulması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Bu aşamada aile, okul ve ruh sağlığı uzmanlarının birlikte hareket etmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, gerektiğinde güvenlik önlemlerinin de devreye alınması gerektiğini ifade etti. Tarhan, önleme ve müdahale sürecinin farklı birimlerin koordinasyonuyla yürütülmesini önerdi.</p>
<p><strong>Psikolojik sağlamlık çalışmaları okul yaşamının parçası olmalı</strong></p>
<p>ABD’deki okullarda yürütülen çalışmalara da değinen Prof. Dr. Tarhan, bilinçli farkındalık ve sosyal-duygusal öğrenme programları kapsamında öğrencilerin psikolojik sağlamlığını destekleyen uygulamalar yapıldığını belirtti.</p>
<p>Bu çalışmalarda empati, anlam, amaç, paylaşımcılık, minnettarlık ve dürtü kontrolü gibi alanlara odaklanıldığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şiddeti önlemede öğrencilerin duygusal becerilerini güçlendiren eğitimlerin önemini vurguladı.</p>
<p><strong>Önleme çalışmaları dijital yaşamı da kapsamalı</strong></p>
<p>Gençlerin dijital ortamda karşılaştıkları içeriklerin ve rol modellerin de değerlendirilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, yoğun ekran maruziyetinin sosyal izolasyona ve yüzeysel ilişkilere yol açabildiğini söyledi.</p>
<p>Mafya lideri gibi sunulan bazı rol modellerin şiddeti estetikleştirdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Bu nedenle modern önleme çalışmaları sadece okul içinde değil, dijital yaşamı da kapsamalı.” diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okullarda-siddet-onlenebilir-mi-661471">Okullarda şiddet önlenebilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer&#8217;de Erken Tanının Önemi Osmangazi&#8217;de Konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimerde-erken-taninin-onemi-osmangazide-konusuldu-661456</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Sep 2026 12:05:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[konuşuldu]]></category>
		<category><![CDATA[önemi]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmangazi Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[süreç]]></category>
		<category><![CDATA[tanının]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661456</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında, Alzheimer hastalığına ilişkin toplumsal farkındalığı artırmak, hastalıkla yaşayan bireylerin ve yakınlarının karşılaştığı zorluklara dikkat çekmek ve doğru bilginin yaygınlaşmasına katkı sağlamak amacıyla bilgilendirici bir seminer düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerde-erken-taninin-onemi-osmangazide-konusuldu-661456">Alzheimer&#8217;de Erken Tanının Önemi Osmangazi&#8217;de Konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında, Alzheimer hastalığına ilişkin toplumsal farkındalığı artırmak, hastalıkla yaşayan bireylerin ve yakınlarının karşılaştığı zorluklara dikkat çekmek ve doğru bilginin yaygınlaşmasına katkı sağlamak amacıyla bilgilendirici bir seminer düzenledi.</p>
<p>Osmangazi Gösteri Merkezi’nde  “Alzheimer ile Yaşamak” başlığıyla düzenlenen seminere, Alzheimer Derneği Bursa Şubesi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bakar ve Hemşire Mürfet Şen konuşmacı olarak katıldı. Uzmanlar, Alzheimer’ın yalnızca hastayı değil ailesini, yakınlarını ve bakım verenleri de etkileyen uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek katılımcılara önemli bilgiler aktardı.</p>
<p>Seminerde Alzheimer hastalığında erken tanının önemi, farkındalık, tedavi süreçleri, hastaya yaklaşım ve doğru iletişim yöntemleri, bakım verenlerin yaşadığı zorluklar, uzman önerileri, doğru bilgiye ulaşmanın önemi ve sosyal destek mekanizmaları ele alındı. Programda ayrıca, Alzheimer ile yaşayan bireylerin ve bakım verenlerin karşılaştıkları sorunların daha iyi anlaşılması ve bu süreçte ihtiyaç duyulan desteğin güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.</p>
<p>“Daha Güzel Çalışmalara ve Daha Kapsamlı Etkinliklere İmza Atacağız”</p>
<p>Düzenli olarak eğitim ve aktivitelerin devam edeceğini belirten Osmangazi Belediyesi Sosyal Hizmetler Müdürü Sevcan Yaman, “Alzheimer Derneği Bursa Şubesi ile bir protokol imzalamayı planlıyoruz. En kısa zamanda gerekli meclis kararını aldıktan sonra dernekle bir protokol imzalayarak birlikte çalışmalarımızı sürdürmek istiyoruz. Dernek, bugüne kadar da bizi her zaman destekledi. Bu protokolle birlikte iş birliğimizi resmiyete kavuşturmuş olacağız. Düzenli olarak eğitimlerimiz ve aktivitelerimiz de devam edecek. Bunun da müjdesini şimdiden verelim. İnşallah bundan sonra daha güzel çalışmalara ve daha kapsamlı etkinliklere imza atacağız.” şeklinde konuştu.</p>
<p>“Osmangazi Belediyesi’ne Gönülden Teşekkür Ediyorum”</p>
<p>Alzheimer hastalığının önemi, erken belirtileri, tanı ve bakım süreçlerine ilişkin yıl boyunca çalışmalar yürüttüklerini belirten Alzheimer Derneği Bursa Şubesi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bakar, “Bugün bizim için olduğu kadar dünya için de çok önemli bir gün. 21 Eylül Dünya Alzheimer Farkındalık Günü. Biz de tüm aktivitelerimizi eylül ayı içerisinde gerçekleştiriyoruz. Bu çalışmalar, Alzheimer hastalığı konusunda toplumsal bilinç ve farkındalık oluşturmayı amaçlıyor. İnsanların Alzheimer hastalığının önemini, erken belirtilerini, nasıl tanınacağını ve hastaların bakım süreçlerini bilmeleri için çok sayıda çalışma yürütüyoruz. Dernek olarak belediyelerimizle de görüşmeler gerçekleştiriyor ve destek almaya çalışıyoruz. Bu desteklerin mümkün olduğunca Alzheimer hastalarının ve hasta yakınlarının yararına olacak şekilde kullanılmasını önemsiyoruz. Alzheimer hastaları açısından önemli bir toplantı gerçekleştirdik. Osmangazi Belediyesi’nin nazik daveti üzerine düzenlenen programda, özellikle hasta yakınlarına ve Osmangazi Belediyesi bünyesindeki ALBAM ve OBAM çalışanlarına yönelik bilgilendirmelerde bulunduk. Toplantı oldukça verimli geçti. Osmangazi Belediyesi’nin bu iki kurum aracılığıyla Alzheimer hastalarına yönelik ciddi hizmetleri bulunuyor. Çok sayıda Alzheimer hastasına ulaştılar ve bunu özellikle gönüllü ve ücretsiz bir şekilde gerçekleştirdiler. Alzheimer hastalarına ve yakınlarına sundukları bu değerli desteklerden dolayı Osmangazi Belediyesi’ne gönülden teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> Programın sonunda Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mücahit Yıldızhan seminere konuşmacı olarak katılan Alzheimer Derneği Bursa Şubesi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bakar’a günün anısına hediye takdim etti. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerde-erken-taninin-onemi-osmangazide-konusuldu-661456">Alzheimer&#8217;de Erken Tanının Önemi Osmangazi&#8217;de Konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okulda şiddeti önlemede erken uyarıları fark etmek kritik!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/okulda-siddeti-onlemede-erken-uyarilari-fark-etmek-kritik-661453</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Sep 2026 12:04:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[erol]]></category>
		<category><![CDATA[etmek]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[okulda]]></category>
		<category><![CDATA[önlemede]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[şiddeti]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[uyarıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661453</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, okul temelli şiddet olaylarında erken uyarı işaretlerini, gençlerin yaşadığı duygusal güçlükleri ve önleme sürecinde aile, okul ve medyanın sorumluluklarını değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okulda-siddeti-onlemede-erken-uyarilari-fark-etmek-kritik-661453">Okulda şiddeti önlemede erken uyarıları fark etmek kritik!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, okul temelli şiddet olaylarında erken uyarı işaretlerini, gençlerin yaşadığı duygusal güçlükleri ve önleme sürecinde aile, okul ve medyanın sorumluluklarını değerlendirdi.</p>
<p><strong>Tek bir davranış değil, değişimlerin bütünü değerlendirilmeli</strong></p>
<p>Gençlerin davranışlarındaki değişimlerin aileler ve öğretmenler tarafından dikkatle izlenmesi gerektiğini belirten Klinik Psikolog İpek Erol, “Erken uyarı işaretleri genelde tek bir davranıştan değil, bir örüntüden anlaşılır.” dedi.</p>
<p>Okul başarısında ani düşüş, okula yabancılaşma, yoğun öfke patlamaları, tehditkâr konuşmalar, intikam içerikli ifadeler, silahlara aşırı ilgi ve şiddeti romantize eden paylaşımların bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden İpek Erol; kendine ya da başkasına zarar verme imalarının, belirgin sosyal çekilmenin ve ağır bir aşağılanma ya da reddedilme sonrasında ortaya çıkan davranış değişikliklerinin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.</p>
<p>İpek Erol, “Özellikle ‘beni görecekler’, ‘hesabını soracağım’, ‘artık dayanmayacağım’ gibi cümleler kesinlikle küçümsenmemelidir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Öğrenciyi yalnızca disiplin meselesi olarak görmek erken müdahaleyi zorlaştırıyor</strong></p>
<p>Şiddeti önlemede öğrencinin yaşadığı güçlüklerin fark edilmesinin ve uygun desteğe ulaşmasının önemine dikkat çeken Erol, okulun yaklaşımının bu süreçte belirleyici olduğunu kaydetti.</p>
<p>İpek Erol, “Okul tarafında ise öğrenciyi yalnızca disiplin meselesi olarak görmek, rehberlik servislerini kriz yönetimi yerine evrak işine sıkıştırmak, öğretmenlerin risk sinyallerini tanıma konusunda yeterince desteklenmemesi ve kurumlar arası yönlendirme zincirinin zayıf olması büyük açık yaratır.” diye konuştu.</p>
<p>Rehberlik servislerinin tek başına yeterli olmadığını da vurgulayan İpek Erol, “Öğretmen, aile, okul yönetimi, çocuk-ergen ruh sağlığı uzmanı ve gerektiğinde sosyal hizmet birimleri birlikte çalışmadığında erken fark etme şansı azalır.” dedi.</p>
<p><strong>Çocukla yalnızca kuralları değil, yaşadığı duyguları da konuşmak gerekiyor</strong></p>
<p>Aile içindeki iletişimin gençlerin duygusal güçlüklerle baş etmesinde önemli bir yeri olduğunu belirten İpek Erol, duyguların konuşulamadığı ve çocuğun yalnızca başarısı üzerinden değerlendirildiği ortamların kırılganlığı artırabileceğini ifade etti.</p>
<p>İpek Erol, “Evde duyguların konuşulamadığı, sınırların ya çok gevşek ya çok sert olduğu, çocuğun görülmediği ya da sadece başarı üzerinden değer gördüğü aile ortamları kırılganlığı artırabilir.” dedi.</p>
<p>Ailelere çocuklarının yaşadığı duyguları anlamaya yönelik bir iletişim kurmaları çağrısında bulunan İpek  Erol, “Aileler çocukla sadece kural konuşmamalı; utancı, öfkeyi, reddedilmeyi ve hayal kırıklığını nasıl yaşadığını da konuşmalı.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Her öfkeli veya içe kapanık genç şiddete yönelmiyor</strong></p>
<p>Ergenlikte duyguların yoğun yaşandığını, buna karşılık duyguları düzenleme kapasitesinin henüz tam gelişmediğini anlatan Erol; dürtü kontrolündeki zayıflığın, kimlik karmaşasının, akran grubu içinde kabul görme ihtiyacının ve öfkeyi yönetememenin bazı gençlerde saldırgan davranış riskini artırabildiğini söyledi.</p>
<p>Ancak bu özelliklerin tek başına bir gencin şiddete yöneleceği anlamına gelmediğini vurgulayan İpek Erol, “Her öfkeli, her içe kapanık ya da her kimlik krizi yaşayan genç şiddete yönelmez; risk, çoğunlukla bireysel kırılganlıklarla aile, okul ve çevre koşullarının birleştiği noktada yükselir.” diye konuştu.</p>
<p>Erol, davranışı kontrol etmekte güçlük, yoğun duygusal sıkıntı, okula düşük bağlılık, aile içi çatışma ve şiddete maruz kalmanın birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Görünür olma isteği ile yalnızlık bir arada yaşanabiliyor</strong></p>
<p>Gençlerin taşıdığı duygusal yükün de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Erol, “Yalnızlık, değersizlik hissi, sürekli karşılaştırılma, başarısızlık korkusu, dışlanma, gelecek kaygısı ve anlam kaybı gençlerin en sık yaşadığı duygular arasında.” dedi.</p>
<p>Dijital kültürün görünür olma baskısıyla bu yükü artırabildiğini ifade eden İpek Erol, “Genç hem çok görünür olmak istiyor hem de gerçek ilişkilerde çok yalnız hissedebiliyor. Bu da özellikle narsisistik incinme, utanç ve öfke döngüsünü güçlendirebiliyor.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Okul saldırılarının arkasında çoğu zaman tek bir neden bulunmadığını belirten İpek Erol; dışlanmışlık hissi, küçük düşürülme algısı, yoğun yalnızlık, değersizlik duygusu ve intikam fantezileri gibi unsurların birikimli bir psikolojik sürecin parçaları olabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Psikiyatrik değerlendirmede erken müdahale önem taşıyor</strong></p>
<p>Bazı vakalarda daha ağır psikiyatrik tabloların da söz konusu olabileceğini ifade eden İpek Erol, özellikle psikotik süreçlerde gerçeklik algısının bozulmasının kişinin çevresini olduğundan farklı algılamasına yol açabildiğini belirtti.</p>
<p>Psikiyatrik hastalıklarla şiddet arasında doğrudan ve genelleyici bir bağ kurulmaması gerektiğine dikkat çeken Erol, erken psikiyatrik değerlendirme ve müdahalenin önemini vurguladı.</p>
<p><strong>Dijital oyunlar üzerinden tek nedenli açıklama yapılamaz</strong></p>
<p>Şiddet olaylarının yalnızca dijital oyunlarla açıklanamayacağını belirten Erol, “Dijital oyunları tek başına neden gibi göstermek doğru değil.” dedi.</p>
<p>Şiddet içerikli oyunların bazı gençlerde saldırgan duygu ve tepkileri artırabileceğine ve duyarsızlaşmaya katkı sunabileceğine ilişkin bulgular bulunduğunu ifade eden İpek Erol, bu bulguların ağır ve hedefli saldırıları tek başına oyun oynamakla açıklamadığını vurguladı.</p>
<p>Erol, “Asıl belirleyici olan; gencin ruhsal durumu, aile ortamı, maruz kaldığı şiddet, sosyal dışlanma, öfke düzenleme kapasitesi ve en kritik olarak silaha erişim gibi etkenlerin birleşimidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Medyada failin hikâyesi yerine önleme ve destek yolları öne çıkarılmalı</strong></p>
<p>Şiddeti önleme konusunda medyanın da sorumluluk taşıdığını kaydeden İpek Erol, failin adını, görüntüsünü ve hikâyesini öne çıkaran yayınların bazı kırılgan gençler açısından model oluşturabileceğine dikkat çekti. Erol, bu durumun literatürde ‘taklit/bulaşma etkisi’ olarak tanımlandığını belirtti.</p>
<p>Haberlerde kullanılan dilin ve seçilen odağın önemini vurgulayan Erol, “Odağı failden mağdurlara, toplumsal iyileşmeye ve önleme yollarına kaydırmak gerekir. Olayın dramatik detaylarını tekrar tekrar vermek yerine, erken uyarı işaretlerine, psikolojik destek yollarına ve çözüm önerilerine yer vermek çok daha koruyucudur. Çünkü mesele sadece bir olayı aktarmak değil, o bilginin toplumda nasıl bir etki yaratacağını da gözetmektir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okulda-siddeti-onlemede-erken-uyarilari-fark-etmek-kritik-661453">Okulda şiddeti önlemede erken uyarıları fark etmek kritik!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zeka ile düşünme becerimiz zayıflıyor mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-dusunme-becerimiz-zayifliyor-mu-661423</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Sep 2026 11:18:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[becerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[düşünme]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[insanın]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[Süleymanlı]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflıyor]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661423</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Cemil Meriç’in düşünmeye verdiği önemden hareketle yapay zeka çağında bağımsız düşünme, öğrenme ve karar verme becerilerinin karşı karşıya olduğu riskleri değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-dusunme-becerimiz-zayifliyor-mu-661423">Yapay zeka ile düşünme becerimiz zayıflıyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Cemil Meriç’in düşünmeye verdiği önemden hareketle yapay zeka çağında bağımsız düşünme, öğrenme ve karar verme becerilerinin karşı karşıya olduğu riskleri değerlendirdi.</p>
<p>Teknolojik dönüşümlerin tarih boyunca insanın bilgiyle kurduğu ilişkiyi değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “İnsanlık tarihinde büyük teknolojik dönüşümler yalnızca üretim biçimlerini değil, insanın bilgiyle ve düşünceyle kurduğu ilişkiyi de değiştirdi. Matbaa bilgiyi yaygınlaştırdı, makineler fiziksel emeği hafifletti, internet bilgiye erişimi hızlandırdı. Yapay zeka ise daha farklı bir eşiği temsil ediyor. Çünkü bu kez teknoloji yalnızca bilgiye ulaşmamıza yardımcı olmuyor; yorumlama, karşılaştırma, yazma, muhakeme etme ve karar verme süreçlerimize de doğrudan giriyor.” dedi.</p>
<p><strong>Düşünmek savaşmaktır, yapay zeka çağında yeniden anlam kazanıyor </strong></p>
<p>Yapay zeka meselesinin teknolojik gelişme ve verimlilikle sınırlı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, konunun insanın bilişsel özerkliği, yani kendi başına düşünebilme ve karar verebilme kapasitesiyle de ilgili olduğunu söyledi.</p>
<p>Kendisini bir “fikir işçisi” olarak tanımlayan Cemil Meriç’in temel kaygılarından birinin, insanın hazır düşünce kalıplarına teslim olmaması olduğunu belirten Prof. Dr. Süleymanlı, Meriç’in “Düşünmek savaşmaktır” sözünün yapay zeka çağında yeniden anlam kazandığını ifade etti.</p>
<p>Saniyeler içinde metin yazabilen, kitap özetleyebilen ve argüman oluşturabilen sistemlerin kullanımında belirleyici olanın, insanın kendi düşünme süreciyle kurduğu ilişki olduğunu kaydeden Prof. Dr. Süleymanlı, “Sorun yapay zekanın bunları yapabilmesi değil. Asıl mesele, kendi yapmamız gereken zihinsel işleri hangi noktadan itibaren ona bırakmaya başladığımızdır. Özellikle yeni kuşaklar açısından bu durum, düşünme, sorgulama ve problem çözme becerilerinin yeterince gelişmeden zayıflaması riskini taşımaktadır.” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Düşünme ve karar verme yetisi ne ölçüde teknolojide? </strong></p>
<p>Tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari’nin yapay zekanın karar süreçlerine katılabilen bir “aktör” haline gelmesine ilişkin uyarılarına da değinen Prof. Dr. Süleymanlı, teknolojiyi kimin kullandığı kadar, düşünme ve karar verme yetkisinin ne ölçüde teknolojiye bırakıldığının da sorgulanması gerektiğini söyledi.</p>
<p>İnsan aklının teknolojiyle güçlendirilebileceğini belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Ancak düşünme, karşılaştırma, şüphe etme ve karar verme sorumluluğunu bütünüyle teknolojiye bıraktığında, yardımcı bir araçtan değil, bilişsel bağımlılıktan söz etmeye başlarız.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bilişsel becerilerdeki değişim doğrudan yapay zekaya bağlanamaz</strong></p>
<p>Bazı ülkelerde IQ testlerindeki kuşaklar arası yükselişin yavaşladığına, durduğuna veya kimi bilişsel alanlarda tersine döndüğüne işaret eden araştırmalar bulunduğunu aktaran Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, bu bulguların yorumlanmasında dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Yirminci yüzyılın büyük bölümünde gözlenen yükselişin “Flynn etkisi” olarak adlandırıldığını hatırlatan Prof. Dr. Süleymanlı, “Bunu doğrudan yapay zekaya bağlamak belki doğru olmaz. Çünkü bu eğilimlerin bir bölümü üretken yapay zekanın yaygınlaşmasından çok önce başlamıştı.” dedi.</p>
<p>Eğitim kalitesi, dikkat dağınıklığı, sosyal medya, ekran kullanımı ve uzun metin okuma alışkanlığındaki değişimlerin bu tartışmada birlikte ele alınması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Süleymanlı, hazır cevaba anında ulaşmanın zihinsel çaba gösterme alışkanlığını dönüştürebileceğine dikkat çekti.</p>
<p>Prof. Dr. Süleymanlı, “Bu nedenle asıl mesele, yapay zekanın tek başına bir gerileme nedeni olup olmadığı değil, mevcut bilişsel zayıflıkları derinleştirip derinleştirmeyeceğidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Öğrenme yalnızca doğru cevabı bulmak değildir”</strong></p>
<p>Yapay zekanın nasıl bir bilişsel ortamda yaygınlaştığının önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Süleymanlı, uzun süreli dikkat, okuma ve bağımsız düşünme alışkanlıklarının zayıfladığı bir ortamda, düşünsel yükü üstlenen teknolojilerin yeni riskler doğurabileceğini söyledi.</p>
<p>Öğrencilerin birkaç saniyede ödev hazırlayabildiğini, bir kitabı okumadan özetine ulaşabildiğini ve kendi görüşünü oluşturmadan akademik görünümlü metinler üretebildiğini ifade eden Prof. Dr. Süleymanlı, “Bilgiye daha hızlı ulaşmak, daha iyi düşünmek anlamına gelmez. Çünkü öğrenme yalnızca doğru cevabı bulmak değildir. Öğrenme; aramak, yanılmak, karşılaştırmak, şüphe etmek ve yeniden düşünmektir.” şeklinde görüşlerini dile getirdi.</p>
<p><strong>Yapay zekaya “Benim düşünceme itiraz et” denilmeli</strong></p>
<p>Çözümün yapay zekadan uzak durmak olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Süleymanlı, “Mesele onu düşüncenin yerine değil, düşüncenin ortağı haline getirmektir.” dedi.</p>
<p>Yapay zekaya yöneltilen soruların kullanım biçimini değiştirebileceğine işaret eden Prof. Dr. Süleymanlı; “Benim yerime düşün” yerine “Benim düşünceme itiraz et”, “Bana doğru cevabı ver” yerine “Başka hangi bakış açıları mümkün?”, “Benim için karar ver” yerine ise “Burada neyi gözden kaçırıyorum?” sorularının yöneltilmesini önerdi.</p>
<p><strong>Teknolojik yatırımlara güçlü bir düşünce kültürü eşlik etmeli</strong></p>
<p>Türkiye ve Türk dünyası açısından meselenin yalnızca teknolojik altyapı kurmak ve yapay zeka yatırımlarını artırmak olmadığını belirten Prof. Dr. Süleymanlı, teknolojik kapasiteyle birlikte okuma, eleştirel düşünme, sorgulama ve araştırma kültürünün de geliştirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Düşünsel altyapının zayıf olduğu ortamlarda hazır bilgiye yönelimin ve bilişsel bağımlılığın derinleşebileceği uyarısında bulunan Prof. Dr. Süleymanlı, geleceğe ilişkin tartışmanın merkezinde insanın düşünme sorumluluğunun bulunması gerektiğini vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çünkü geleceğin temel sorusu makinelerin ne kadar akıllı olacağı değildir. Asıl soru şudur: Yapay zeka bizim yerimize düşündükçe, biz kendimiz düşünmeye devam edecek miyiz?”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-dusunme-becerimiz-zayifliyor-mu-661423">Yapay zeka ile düşünme becerimiz zayıflıyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evde Destek Hizmetleri Devam Ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/evde-destek-hizmetleri-devam-ediyor-661420</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Sep 2026 11:15:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[evde]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyaç]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşların]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661420</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahramankazan Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü ekipleri, ilçede yaşayan yaşlı, engelli ve evinde tedavi gören vatandaşların yaşamlarını kolaylaştırmak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/evde-destek-hizmetleri-devam-ediyor-661420">Evde Destek Hizmetleri Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>Kahramankazan Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü ekipleri, ilçede yaşayan yaşlı, engelli ve evinde tedavi gören vatandaşların yaşamlarını kolaylaştırmak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor.</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Vatandaşların ihtiyaçlarına yönelik berber, ev temizliği, evde sağlık ve hasta nakil hizmetleri düzenli olarak sağlanıyor. Berber hizmeti kapsamında yaşlı, engelli ve evinden çıkmakta güçlük çeken vatandaşların kişisel bakım ihtiyaçları evlerinde karşılanıyor. Ev temizliği hizmeti ile kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda olan vatandaşların yaşam alanlarının temiz ve sağlıklı tutulmasına destek olunuyor. Evde sağlık hizmeti kapsamında vatandaşların tansiyon ve şeker ölçümleri yapılırken, sağlık kontrolleri ve hizmet takipleri de ekipler tarafından gerçekleştiriliyor. Hasta nakil hizmeti ile evinde yatarak tedavi gören ve sağlık kuruluşlarına ulaşımda desteğe ihtiyaç duyan vatandaşların güvenli şekilde nakilleri sağlanıyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>Başkan Çırpanoğlu: “Vatandaşlarımızın Yanındayız”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kahramankazan Belediye Başkanı Selim Çırpanoğlu, sosyal belediyecilik anlayışıyla vatandaşların ihtiyaçlarına yönelik hizmetleri sürdürdüklerini belirterek: “Yaşlı, engelli ve desteğe ihtiyaç duyan vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştırmak için ekiplerimiz sahada. İhtiyaç duyulan her alanda vatandaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz.” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/evde-destek-hizmetleri-devam-ediyor-661420">Evde Destek Hizmetleri Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Birliği’nden 28-30 Eylül eylemi: Talepler karşılanmazsa ekimde kapsam genişleyecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-birliginden-28-30-eylul-eylemi-talepler-karsilanmazsa-ekimde-kapsam-genisleyecek-661411</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Sep 2026 10:52:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[28-30]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[eylemi]]></category>
		<category><![CDATA[eylül]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[talepler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661411</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği Sağlık ve Sosyal Hizmetler Çalışanları Sendikası, hekimler ve sağlık profesyonellerinin çalışma koşulları ile özlük ve mali haklarına ilişkin taleplerini duyurdu. Sendika, 28-29-30 Eylül 2026 tarihlerinde sendikal eylem gerçekleştireceğini açıklarken, taleplerin karşılanmaması durumunda eylemlerin ekim ayının son haftasında daha geniş kapsamla sürdürüleceğini bildirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birliginden-28-30-eylul-eylemi-talepler-karsilanmazsa-ekimde-kapsam-genisleyecek-661411">Hekim Birliği’nden 28-30 Eylül eylemi: Talepler karşılanmazsa ekimde kapsam genişleyecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hekim Birliği Merkez Yönetim Kurulu tarafından 28 Eylül’de yapılan basın açıklamasında, üç günlük eylemin sağlık çalışanlarının uzun süredir çözüm bekleyen sorunlarına dikkat çekmek amacıyla gerçekleştirileceği belirtildi. Açıklamada, 28-29-30 Eylül’deki eylemlerin bir başlangıç olduğu ifade edilerek, talepler konusunda somut ve yeterli adım atılmaması halinde ekim ayının son haftasında yeni eylemlerin yapılacağı kaydedildi. Bu süreçte mevcut sendikal mücadeleye yeni eylem modellerinin eklenebileceği ve eylemlerin kapsamının genişletileceği bildirildi. Sendika, ekim ayında uygulanacak eylem modelleri ve kapsamın Merkez Yönetim Kurulu tarafından değerlendirilerek daha sonra üyeler ve kamuoyuyla paylaşılacağını açıkladı.</p>
<p><strong>Sendikanın talepleri</strong></p>
<p>Hekim Birliği’nin açıklamasında sağlık çalışanlarının çalışma koşullarından ücretlere, hasta güvenliğinden sağlıkta şiddete kadar çeşitli başlıklarda talepler sıralandı. Sendikanın öne çıkan talepleri şöyle:</p>
<p>Nöbet ücretlerinin, sağlık çalışanlarının emeği ve üstlendiği sorumluluğu karşılayacak seviyeye çıkarılması.</p>
<p>Yıllık izin dönemlerinde teşvik ödemelerinde yaşanan kayıpların giderilmesi ve sağlık çalışanlarının izin haklarını kullandıkları için ekonomik kayba uğramaması.</p>
<p>Diş hekimleri ile ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında görev yapan sağlık profesyonellerinin teşvik oranlarının artırılması.</p>
<p>Taban ek ödemenin en az iki katına çıkarılması ve emekliliğe tam olarak yansıtılması.</p>
<p>Aile hekimlerinin vekâletsiz izin nedeniyle yaşadığı gelir kayıplarının giderilmesi ve vekâlet hizmeti veren hekimlere ayrıca ödeme yapılması.</p>
<p>Hekimlerin hastalarına bilimsel ve mesleki gerekliliklere uygun süre ayırmasının önündeki engellerin kaldırılması.</p>
<p>Sağlık hizmetlerinin sayı ve hız yerine nitelik ve hasta güvenliği temelinde değerlendirilmesi.</p>
<p>Sağlıkta şiddetin önlenmesi için etkili ve caydırıcı tedbirlerin alınması ve sağlık çalışanlarının can güvenliğinin sağlanması.</p>
<p><strong>“AMACIMIZ VATANDAŞIMIZIN HAK ETTİĞİ SAĞLIK HİZMETİNİ ALMASIDIR”</strong></p>
<p>Sendika açıklamasında, eylemlerin vatandaşları mağdur etme veya sağlık hizmetlerini aksatma amacı taşımadığı vurgulandı. Hekim Birliği, sağlık sisteminde uzun süredir devam eden sorunların gündeme taşınmasını ve vatandaşların nitelikli, güvenli ve erişilebilir sağlık hizmeti almasını sağlayacak çalışma koşullarının oluşturulmasını amaçladığını belirtti.</p>
<p>Açıklamada, hekimlerin hastalarına yeterli zaman ayırabilmesinin vatandaşların da hakkı olduğu ifade edilirken, sağlık çalışanlarının aşırı yorgunluk altında çalıştırılmamasının hasta güvenliği açısından önem taşıdığı kaydedildi.</p>
<p>Sendika ayrıca sağlık kurumlarında can güvenliğinin sağlanmasının hem sağlık çalışanları hem de vatandaşlar açısından temel bir hak olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>“EYLEMLERİMİZ KADEMELİ OLARAK GENİŞLEYECEKTİR”</strong></p>
<p>Hekim Birliği, 28-29-30 Eylül tarihlerindeki eylemlerin ardından taleplerin karşılanmaması halinde ekim ayının son haftasında yeniden eylem yapılacağını açıkladı.</p>
<p>Açıklamada, sorunların çözümüne yönelik yeterli adım atılmaması durumunda sonraki aylarda yeni sendikal eylem modellerinin devreye alınacağı ve eylemlerin kapsamının kademeli olarak artırılacağı belirtildi.</p>
<p>Yetkililere de çağrıda bulunan sendika, sorunların ertelenmeden çözülmesini, hekimlerin ve sağlık profesyonellerinin taleplerinin dikkate alınmasını ve vatandaşların nitelikli sağlık hizmeti alma hakkının korunmasını istedi.</p>
<p>Hekim Birliği, çözüm ve müzakereye açık olduğunu belirtirken, taleplerinin karşılanmaması halinde sendikal ve hukuki mücadelenin sürdürüleceğini bildirdi.</p>
<p><strong>Genel Başkan Balcı’dan mesaj</strong></p>
<p>Hekim Birliği Genel Başkanı Uzm. Dr. Hatice Çerçi Balcı da yaptığı açıklamada 28-29-30 Eylül’deki eylemlerin yalnızca sağlık çalışanlarının haklarıyla sınırlı olmadığını belirterek, mücadelenin vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimiyle de bağlantılı olduğunu ifade etti.</p>
<p>Balcı, “28–29–30 Eylül’de gerçekleştireceğimiz eylem, yalnızca meslektaşlarımızın hakları için değil; vatandaşlarımızın nitelikli, güvenli ve erişilebilir sağlık hizmetine ulaşması için verilmiş bir mücadeledir. Sağlık profesyonelinin emeğinin karşılığını aldığı, can güvenliği içinde çalıştığı ve hastasına bilimsel gerekliliklere uygun süre ayırabildiği bir sistem hepimizin ortak yararınadır. Yetkilileri, taleplerimizi ertelemeden karşılayacak somut adımlar atmaya çağırıyoruz. Biz çözüm ve müzakereye hazırız; ancak haklarımız ve toplum sağlığı için sendikal ve hukuki mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.” dedi.</p>
<p>Hekim Birliği, 28-29-30 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek eylemin ardından taleplerinin karşılanmaması halinde ekim ayının son haftasında daha geniş kapsamlı eylemlerle mücadeleyi sürdüreceğini duyurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birliginden-28-30-eylul-eylemi-talepler-karsilanmazsa-ekimde-kapsam-genisleyecek-661411">Hekim Birliği’nden 28-30 Eylül eylemi: Talepler karşılanmazsa ekimde kapsam genişleyecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okul reddi bir aydan uzun sürerse dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/okul-reddi-bir-aydan-uzun-surerse-dikkat-661405</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Sep 2026 10:45:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[aydan]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kilit]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[okula]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[problem]]></category>
		<category><![CDATA[reddi]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[sürerse]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661405</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, çocukların okula uyum süreci, okul reddinin nedenleri ve ebeveynlerin bu süreçte çocuklara nasıl yaklaşması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okul-reddi-bir-aydan-uzun-surerse-dikkat-661405">Okul reddi bir aydan uzun sürerse dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, çocukların okula uyum süreci, okul reddinin nedenleri ve ebeveynlerin bu süreçte çocuklara nasıl yaklaşması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Okul, sorumluluk demek!</strong></p>
<p>Tatil döneminde geç yatmaktan dolayı biyoritmin bozulabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Bir hafta, on beş gün öncesinden erken yatıp erken kalkmaya başlanmadığında okulun ilk bir haftası biraz zor geçer; çünkü o biyoritmin tekrar yakalanması gerekir.” dedi.</p>
<p>Tatil dönüşünde kimsenin tatilin bitmesine ve işe dönüşe sevinmediğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “Okul da çocuklar için aynı şeydir. Tatil, eğlencenin söz konusu olduğu bir durum; iş ve okul ise sorumluluk gerektiren bir durumdur. Bu yüzden ilk etapta çocukların ‘okula dönmek istiyoruz, okula götürün’ şeklinde bir tepki vermelerini beklemiyoruz. ‘Tatil de güzeldi, yine mi başladı bu okul, yine mi döndük buralara?’ gibi söylenmelerini doğal karşılayabiliriz. Çünkü okul; işin açıkçası sorumluluk demek, sosyal ortam demek. İş ortamlarımızın küçültülmüş hâli.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Okulun ilk bir ayında uyum problemi normal! </strong></p>
<p>Üç yaşından sonra bir çocuğun evde işi olmadığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “Anne çalışsa da çalışmasa da üç yaşından sonra çocuklar yaşıtlarının yanına yakışır. Hem erken yaşta sorumluluk öğrenmesi hem sosyal ortamına girmesi, paylaşımları öğrenmesi açısından üç yaşından sonra kreşe giden çocukların ilkokulla birlikte daha kolay bir uyum sağladığı görülür.” dedi.</p>
<p>Okulun ilk bir ayında çocuklarda bir miktar uyum problemi yaşamalarının normal olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Kilit, şöyle devam etti:</p>
<p>“Uyku, derslere adapte olmak ya da okula gitme isteksizliği bakımlarından uyum problemleri söz konusu olabilir. Teşhisler okulun ilk bir ayı geçtikten sonra konulmaya çalışılır. Ancak çocukta çok yoğun bir okul reddi, çok yoğun bir şekilde anne babadan ayrılamama, evden çıkamama gibi bir durum söz konusuysa bunun üstünde durulması gerekir. Özellikle okulun bir ayı geçmesine rağmen hâlâ redler, ısrarlar devam ediyorsa; yani okulun tartışılabilecek bir konu olmadığını, mutlaka gitmemiz gereken bir sorumluluğumuz, bir sosyal ortamımız olduğunu, bunun bizim keyfimize kalmadığını bir şekilde kabullenmekte zorluk yaşıyorsa, bu kaygıdan, dürtüsellikten, sorumluluğu kabul etmek istememekten ötürü olabilir. O zaman mutlaka bir uzmana başvurulup bu durumun ortaya konması ve gerekli tedbirlerin alınması gerekir.”</p>
<p><strong>Çocuk bir anda okula gitmek istemiyorsa dikkat edilmeli!</strong></p>
<p>Okula ilk başlayan çocuklarda daha çok ayrılık anksiyetesinden ötürü okula gitmek istememe olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “Doğal ayrılık anksiyetesi süresi iki buçuk, üç yaşında ortadan kalkar; bu süreç bittikten sonra herkes yaşıtının yanına yakışır. Küçük çocuklarda bu anksiyete karın ağrısı veya baş ağrısı; somatizasyon, yani bedenselleştirme şeklinde görülür.” dedi. </p>
<p>Ancak okul reddinin tek sebebinin ayrılık anksiyetesi olmadığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “Davranış problemleri de okul reddi sebebi olabilir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, disleksi gibi çocuğun algısında veya odaklanmasında problem yaratan durumlar; dürtü kontrol bozuklukları, karşıt olma ve karşıt gelme gibi bozukluklar; sosyal fobiye kadar varıncaya dek diğer kaygı bozuklukları okul reddi sebebi olabilir. Bu sebepler nedeniyle isteksizlik yaşayan çocuklarda genellikle problemli gidişler zaten olmuştur. Şimdiye kadar hiçbir problem yaşamayan çocukta bir anda isteksizlik oluyorsa bu kırmızı bayraktır. Çocuğun okulda ne yaşadığını mutlaka düşünmek gerekir. Akran zorbalıklarından yanlış yaklaşmalara kadar her şey akla getirilmeli. Ani tutum değişiklikleri göz ardı edilmemeli. Ruhsal, fiziksel her türlü travmanın araştırılması gerekir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Mükemmeliyetçi ebeveyn tutumu çocuğu mutsuz eder!</strong></p>
<p>Ebeveynlerin çocuklardaki okul kaygısını tetikleyen veya büyüten bilinçsiz davranışları olabildiğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Mükemmeliyetçilik her alanda mutsuzluk getirdiği gibi mükemmeliyetçi anne baba tutumu da çocuğu mutsuz eder. Çocuk başarısızlığı kabul edemez, hatta 100 üzerinden 98 puan alsa ağlayacak konuma gelebilir. Bu açıdan risklidir ve bu tarz tutumlardan uzak durulması gerekir.” dedi.</p>
<p>Çocukları kıyaslamanın, sürekli eleştirmenin de hiçbir faydası olmadığını sözlerine ekleyen Dr. Öğr. Üyesi Kilit, şöyle konuştu:</p>
<p>“Bu, çocuğun öz güvenini kırar. Çocuğun iyi özelliklerini ortaya çıkartarak, fazla tiyatral olmadan ama hep iyi özelliklerini destekleyici bir şekilde devam etmek önemlidir. Bu tavırlara rağmen çocukta ciddi bir sorumluluk alma konusunda problemler varsa; karşıt olma ve karşıt gelme gibi genel otorite problemi, söyleneni yapmamak gibi başka problemler bulunuyorsa bir uzmandan destek almak gerekir. Anne babanın ‘Sen elinden geleni yap, biz senin elinden gelene razıyız. Odaklanmayla ilgili bir sıkıntın varsa o konuda da yanında duracağız.’ şeklindeki tutumu en doğru tutum olur.”</p>
<p><strong>Ne helikopter ebeveynlik ne de tamamen serbest bırakmak doğru!</strong></p>
<p>Veli katılımı konusunda farklı yöntemler olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “Kapıyı tamamen kapatmayı, ‘bir gün bile beklemeyin, ağlarsa ağlasın’ şeklindeki tavrı doğru bulmuyorum. Okulun ilk bir ayının günahı olmaz. En azından ilk ay anne yavaş yavaş uzaklaştırılabilir; önce kapının dışında, sonra bahçede bekler. Bir ay geçmiş, hâlâ bir çocuk annesine yapışıyorsa, o zaman çocuğun ekstra bir tedavi alması gerekiyordur, ayrılık anksiyetesi vardır ve bunun kabul edilmesi gerekir.” dedi.</p>
<p>İnsanın genel olarak denge üzerine yaratılmış bir canlı olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “Bir şeyin azı da fazlası da zarar verebilir. ‘Eti senin kemiği benim’ diye bir sistem olmayacağı gibi ‘öğretmen sesini bile yükseltemez’ diye de bir sistem olmaz. Öğretmen otorite kurarken birazcık ses yükselecektir, ‘orada travma oldu burada travma oldu’ diye bir şey yok. İnsan büyürken bir miktar travma da yaşaması gerekir; bizi şekillendiren budur. Bu yaşta okula gönderilmeyen çocuk ileride işe nasıl gönderilecek? 18 yaşından sonra kimseye gökten bir şey inmiyor. Sorumluluk duygusunu, paranın varlığını ve yokluğunu, vazgeçmeyi, sabretmeyi hep belirli yaşlarda öğrenmemiz lazım. Sonsuz hak diye bir şey yoktur; herkesin hakkı, başka birinin hakkının başladığı noktada biter. Orta bir bakış açısı gerekiyor; ne helikopter anne gibi her şeye müdahale etmek ne de tamamen serbest bırakmak doğrudur. Hiç kimse ebeveynlik kursu alarak anne baba olmuyor, ancak ebeveynlik terapisi ve danışmanlığı bu sebeple var.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Okula gitmek tartışılabilir bir konu değil, bir sorumluluk! </strong></p>
<p>Özellikle 3 yaşından itibaren çocuğun disipline hazır hâle geldiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yavaş yavaş, oyuna dönüştürerek çocuklar belirli disiplin altına alınır. Bu askerî disiplin değil. Topluluk hâlinde yaşayan bir tür olan insanın, başkalarının haklarına saygı ve kendi haklarını koruma yönünden bir disiplin altına alınması gerekir. Sözünü dinlemesi gereken, başında bir otorite olacağını ve tartışamayacağı sorumlulukları bulunacağını öğrenmesi gerekir. Okula gidip gitmemek tartışılabilecek bir konu değildir. Bu, sabah yumurta yemekle ekmek yemek arasındaki gibi bir şey değildir; o okula gidilecektir. Bugün bunun bir kesin sorumluluk olduğunu öğrenen, yarın iş hayatına da bu şekilde devam eder. Bazı şeyler tartışılabilir, bazı şeyler tartışılamaz; okula gitmek tartışılamaz, bu bir seçenek değildir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okul-reddi-bir-aydan-uzun-surerse-dikkat-661405">Okul reddi bir aydan uzun sürerse dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlanmadan Kansere, Hücreden Tedaviye: Yaşamın Sırları Mercek Altında</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaslanmadan-kansere-hucreden-tedaviye-yasamin-sirlari-mercek-altinda-661332</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Sep 2026 09:47:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[hücreden]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kansere]]></category>
		<category><![CDATA[mercek]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler]]></category>
		<category><![CDATA[sırları]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviye]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamın]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmadan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661332</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acıbadem Üniversitesi iş birliğiyle, Moleküler Biyoloji Derneği’nin 10. Uluslararası Kongresi MolBiyoKon’26, temel bilimlerden yeni tedavilere uzanan geniş bilimsel programıyla 17-19 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslanmadan-kansere-hucreden-tedaviye-yasamin-sirlari-mercek-altinda-661332">Yaşlanmadan Kansere, Hücreden Tedaviye: Yaşamın Sırları Mercek Altında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Acıbadem Üniversitesi iş birliğiyle, Moleküler Biyoloji Derneği’nin 10. Uluslararası Kongresi MolBiyoKon’26, temel bilimlerden yeni tedavilere uzanan geniş bilimsel programıyla 17-19 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Acıbadem Üniversitesi ev sahipliğinde, dünyanın farklı ülkelerinden moleküler biyoloji ve yaşam bilimleri alanında çalışan 300’ü aşkın bilim insanını buluşturan kongrede, kanser ve bağışıklık sisteminden hücre biyolojisi ve nörobilime, genom ve epigenetikten RNA biyolojisine, kök hücrelerden sentetik biyoloji ve yeni nesil biyoteknolojik yöntemlere kadar modern yaşam bilimlerinin güncel konuları ele alındı&#8230;</strong></p>
<p><strong>Genç araştırmacıları, öğrencileri ve yaşam bilimleri sektörünün temsilcilerini de aynı platformda buluşturan kongre, davetli konuşmacılar ve genç araştırmacılar tarafından sunulan 200’ün üzerinde çalışma ile yaşam bilimlerinin farklı disiplinleri arasında yeni fikirlerin ve iş birliklerinin geliştirilmesine de imkan sağladı…</strong></p>
<p>MolBiyoKon’26’nın temel hedeflerinden biri, yaşamın temel moleküler mekanizmalarını anlamaya yönelik araştırmalar ile bu alandaki bilimsel bilgilerin sağlık ve biyoteknoloji alanındaki uygulamaları arasındaki bağı güçlendirmek oldu. Kongrede genlerin nasıl düzenlendiğinden hücrelerin yaşlanmasına, kanser hücrelerinin evriminden bağışıklık sisteminin işleyişine kadar temel biyolojinin önemli soruları ele alınırken, genom düzenleme, ileri genomik teknolojiler, hücre ve gen tedavileri, kişiselleştirilmiş tıp ve sentetik biyoloji gibi yeni nesil uygulamalı alanlar da bilimsel programın önemli bir bölümünü oluşturdu. </p>
<p>Bu çalışmaların ortak hedeflerinden birinin, moleküler düzeyde elde edilen bilginin daha hedefli, etkili ve kişiye özgü tanı ve tedavi yaklaşımlarına dönüştürülebilmesine zemin hazırlamak olduğunu vurgulayan Kongre Başkanı ve Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Tolga Sütlü, “Moleküler biyolojide bugün temel bir biyolojik mekanizmayı anlamak için yapılan bir keşif, yarın yeni bir teknolojiye, hastalık mekanizmalarının daha iyi anlaşılmasına veya yeni bir tedavi yaklaşımına kapı açabiliyor. MolBiyoKon’26’da yaşam bilimlerinin farklı disiplinlerinde çalışan bilim insanlarını bir araya getirerek hem fikir alışverişinde bulunmalarını hem de temel bilim ile uygulama arasındaki bu köprünün güçlenmesini hedefledik” diyor. </p>
<p><strong>Yaşlanmanın İzleri Hücrenin Çekirdeğinde Aranıyor</strong></p>
<p>MolBiyoKon’26’nın açılış konuşmacısı, Girit Üniversitesi Tıp Fakültesi&#8217;nden Moleküler Sistemler Biyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nektarios Tavernarakis, hücrelerin yaşlanma sürecinde bütünlüğünü nasıl koruyabildiğini ve hücresel geri dönüşüm mekanizmalarının yaşam süresi üzerindeki rolünü ele aldı.</p>
<p>Prof. Dr. Nektarios Tavernarakis, yürüttükleri çalışmalarda özellikle nükleer otofaji üzerine yoğunlaştıklarını belirtiyor. Hücre çekirdeğinde hasar gören veya artık ihtiyaç duyulmayan bileşenlerin ortadan kaldırılmasını sağlayan bu mekanizmaların, hücrelerin yaşam süresini nasıl etkilediğini ve genetik bilginin nesiller boyunca aktarılmasında kritik rol oynayan üreme hücrelerinin işlevselliğinin korunmasına nasıl katkı sağladığını araştırdıklarını ifade ediyor. Bu süreçlerin yaşlanma biyolojisinin temel sorularından biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nektarios Tavernarakis, söz konusu mekanizmaların daha iyi anlaşılmasının, sağlıklı yaşlanmanın yanı sıra yaşa bağlı hastalıkların altında yatan moleküler süreçlere ilişkin önemli yeni ipuçları sağlayacağını belirtiyor.</p>
<p><strong>Hedef, Hücredeki Proteinleri Kontrol Ederek Yaşamın Sırlarını Çözmek</strong></p>
<p>Kongrenin uluslararası konuşmacıları arasında yer alan Northwestern Üniversitesi Feinberg Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Mazhar Adlı, genom mühendisliği ve proteinlerin hücre içerisinde kontrollü biçimde ortadan kaldırılmasını sağlayan yeni teknolojilerin, temel biyolojik süreçlerin anlaşılmasında sunduğu olanakları anlatıyor. </p>
<p>Prof. Dr. Mazhar Adlı, bir genin veya proteinin hücre için vazgeçilmez olmasının, söz konusu molekülün işlevinin araştırılmasını zorlaştırabildiğini belirtiyor. Bir gen veya proteinin hücre için hayati öneme sahip olması durumunda, tamamen ortadan kaldırılmasının hücrenin yaşamını sürdürememesine yol açabileceğini ifade eden Prof. Dr. Mazhar Adlı, bunun da ilgili molekülün işlevinin ayrıntılı biçimde incelenmesini güçleştirdiğini vurguluyor. Prof. Dr. Mazhar Adlı, genom mühendisliği yöntemleriyle proteinlerin kontrollü olarak parçalanmasını sağlayan yeni yaklaşımların, bilim insanlarına bu moleküllerin işlevlerini çok daha hassas ve zamana bağlı bir şekilde inceleme imkânı sunduğunu ifade ediyor. Bu teknolojilerin yalnızca hücre yaşamının temel mekanizmalarının anlaşılmasına katkı sağlamadığını vurgulayan Prof. Dr. Mazhar Adlı, aynı zamanda kanser hücrelerinin bağımlı olduğu moleküler süreçlerin ve gelecekte tedavi açısından hedeflenebilecek yeni zayıflıkların ortaya çıkarılmasında da önemli bir potansiyel taşıdığına dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Kanserin Gelişimindeki Genetik Değişimler Mercek Altında</strong></p>
<p>Münih Teknik Üniversitesi’nden Moleküler Onkoloji ve Fonksiyonel Genomik Uzmanı Prof. Dr. Roland Rad, kanser gelişimi sırasında ortaya çıkan farklı genetik değişikliklerin birbirleriyle nasıl etkileştiğine ve bu etkileşimlerin tümörün gelişimini, hastalığın seyrini ve tedaviye yanıtını nasıl şekillendirdiğine odaklanan çalışmalarını paylaşıyor.</p>
<p>Kanserin çoğu zaman tek bir genetik değişikliğin sonucu olarak değil, zaman içerisinde biriken ve birbirlerinin etkilerini değiştiren çok sayıda mutasyonun bir araya gelmesiyle ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Roland Rad, bu nedenle yalnızca hangi genlerin mutasyona uğradığını belirlemenin yeterli olmadığını, farklı genetik değişikliklerin birlikte nasıl davrandığının da anlaşılması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Prof. Dr. Roland Rad, bu yaklaşımın kanseri yalnızca tanı anındaki genetik yapısıyla değil, hastalık ilerledikçe ve tedavi baskısı altında sürekli değişen, evrimsel bir süreç olarak ele almaya imkan sağladığını ifade ediyor. Farklı genetik değişiklikler arasındaki etkileşimlerin haritalanmasının, tümör hücrelerine büyüme veya tedaviden kaçış avantajı sağlayan genetik kombinasyonların belirlenmesine katkı sunabileceğini belirten Prof. Dr. Roland Rad, elde edilen bulguların gelecekte daha etkili ve hedefe yönelik tedavi stratejilerinin geliştirilmesinin önünü açabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Yaşamın Büyük Sorularına Farklı Bilim Dallarından Ortak Yanıt</strong></p>
<p>MolBiyoKon’26’da sunulan çalışmalar, yaşam bilimlerindeki büyük soruların giderek daha fazla disiplinler arası yaklaşımlar gerektirdiğini ortaya koyuyor. Hücresel yaşlanmadan kanserin genetik evrimine, gelişimsel biyolojiden yeni nesil tedavi teknolojilerine kadar farklı araştırma alanları aynı temel hedefte buluşuyor. Dr. Tolga Sütlü, kongrenin bilimsel etkileşim açısından önem taşıdığına dikkat çekerek, “Bugün büyük biyolojik soruların çoğunu tek bir disiplinin araçlarıyla çözmek mümkün değil. Genomikten hücre biyolojisine, biyoinformatikten yapay zekaya kadar farklı yaklaşımların birbirleriyle konuşması gerekiyor. MolBiyoKon’un en önemli işlevlerinden biri de farklı alanlarda çalışan araştırmacıları aynı ortamda buluşturarak yeni fikirlerin ve iş birliklerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamak oldu” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslanmadan-kansere-hucreden-tedaviye-yasamin-sirlari-mercek-altinda-661332">Yaşlanmadan Kansere, Hücreden Tedaviye: Yaşamın Sırları Mercek Altında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ani başlayan ateş, öksürük ve kas ağrısına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ani-baslayan-ates-oksuruk-ve-kas-agrisina-dikkat-661323</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Sep 2026 09:32:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısına]]></category>
		<category><![CDATA[Anı]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[başlayan]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[influenza]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[korunma]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661323</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbaharın gelmesiyle birlikte influenza (grip) vakalarının görülme sıklığı artabiliyor. Hava sıcaklıklarındaki değişimler, okulların açılması ve kapalı, kalabalık ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesi solunum yolu virüslerinin daha kolay yayılmasına zemin hazırlayabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ani-baslayan-ates-oksuruk-ve-kas-agrisina-dikkat-661323">Ani başlayan ateş, öksürük ve kas ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbaharın gelmesiyle birlikte influenza (grip) vakalarının görülme sıklığı artabiliyor. Hava sıcaklıklarındaki değişimler, okulların açılması ve kapalı, kalabalık ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesi solunum yolu virüslerinin daha kolay yayılmasına zemin hazırlayabiliyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Kristine Koyunseven</strong> “İnfluenza, temel olarak A ve B tipleriyle mevsimsel gribe neden olan ve genetik yapısı zaman içinde değişebilen bir virüstür. Bu değişken yapı, influenza virüslerinin toplumda her yıl yeniden dolaşıma girebilmesinin ve grip aşılarının düzenli olarak güncellenmesinin önemli nedenlerinden biridir” diyor. </p>
<p>Influenzanın ani başlayan ateş, kuru öksürük ve kas ağrılarıyla kendini gösterebildiğini, boğaz ağrısı, baş ağrısı, burun tıkanıklığı ve bulantının da eşlik edebildiğini belirten Dr. Koyunseven, özellikle 65 yaş üzeri bireyler, gebeler, kronik hastalığı bulunanlar ve obezitesi olan kişilerde daha ağır seyredebildiğini vurguluyor. Bazı basit ama etkili önlemlerle influenzadan korunmanın mümkün olabildiğini vurgulayan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Koyunseven, 7 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Grip aşınızı olun!</strong></p>
<p>Influenzadan korunmada en etkili yöntemlerden biri; yıllık grip aşısıdır. Influenza virüsü zaman içinde değişebildiği için aşı içeriği, dolaşımdaki virüslere ilişkin küresel veriler doğrultusunda her yıl güncellenmektedir. Genel olarak 6 ay ve üzerindeki, aşıya engel bir durumu bulunmayan kişilerin yıllık influenza aşısı yaptırmasında büyük fayda vardır. Özellikle komplikasyon riski yüksek kişilerde aşılama hastalığın ağır seyretme ve ciddi sonuçlara yol açma riskini azaltmada önem taşır. Antikor korumasının en yüksek seviyeye ulaşması yaklaşık 2 hafta sürer. Kuzey Yarımküre’de aşı influenza aktivitesi başlamadan önce, tercihen ekim ayı sonuna kadar uygulanmalıdır; ancak bu dönemi kaçıran kişiler influenza sezonu devam ettiği sürece aşı olabilir. Aşının koruyuculuğu kişiye ve dolaşımdaki virüslerle aşıdaki virüs türlerinin uyumuna göre değişebilse de, influenza gelişmesi durumunda hastalığın şiddetini, yoğun bakım gereksinimini ve ölüm riskini azaltabilir.</p>
<p><strong>Sağlıklı ve dengeli beslenin!</strong></p>
<p>Sağlıklı ve dengeli beslenme, bağışıklık sisteminin normal işlevlerini destekleyerek vücudun enfeksiyonlara karşı doğal savunmasına katkı sağlar. Özellikle taze sebze ve meyvelerden zengin, yeterli ve dengeli bir beslenme düzeni; bağışıklık yanıtı için gerekli vitamin, mineral ve diğer besin öğelerinin karşılanması açısından önemlidir. Öğün atlamak veya aşırı kısıtlayıcı diyetler uygulamak yerine, yeterli ve dengeli beslenme sürdürülebilir bir yaşam biçimi haline getirilmelidir. Ancak sağlıklı beslenmenin tek başına influenzadan korumadığı; aşılama ve diğer koruyucu önlemlerin yerini tutmadığı unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>Uyku düzeninize dikkat edin!</strong></p>
<p>Uyku, beyin fonksiyonlarından bağışıklığa kadar vücudun temel bakım süreçlerinden biridir. Metabolik atıkları temizlemek ve bağışıklığı düzenlemek gibi kritik roller üstlenen uyku, yetersiz ve kalitesiz olduğunda bağışıklığı zayıflatarak enfeksiyon riskini artırabilir. Özellikle sonbahar ve kış aylarında influenza gibi solunum yolu enfeksiyonlarının daha sık görüldüğü dönemlerde, düzenli ve yeterli uyku bağışıklık savunmasına destek olarak enfeksiyonlardan korunmada önemli rol oynar. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC) de influenza önlemleri arasında yeterli ve kaliteli uykunun önemine dikkat çekmektedir. </p>
<p><strong>El hijyenine çok özen gösterin! </strong></p>
<p>El hijyeni, influenza virüsünün eller aracılığıyla göz, burun ve ağız mukozasına taşınmasını önlemeye yardımcı olan önemli koruyucu önlemlerden biridir. Ellerin su ve sabunla düzenli olarak yıkanması veya uygun durumlarda alkol bazlı el antiseptiği kullanılması bulaş riskinin azaltılmasına katkı sağlar. Özellikle öksürme, hapşırma veya ortak yüzeylere temas sonrasında ellerin temizlenmesi; yıkanmamış ellerle göz, burun ve ağıza dokunmaktan kaçınılması önemlidir. </p>
<p><strong>Hasta kişilerle temastan uzak durun! </strong></p>
<p>Influenza, öksürme, hapşırma sonrasında ortaya çıkan solunum parçacıklarıyla kolayca bulaşabilir. Bu nedenle hasta kişilerle yakın temastan mümkün olduğunca kaçınmak ve hastalık belirtileri olan kişilerin dinlenerek evde kalması, bulaşın azaltılmasında önemli rol oynar. Özellikle kapalı ve kalabalık ortamlarda yakın teması azaltmaya da özen gösterilmelidir. </p>
<p><strong>Ortamı sık sık havalandırın</strong></p>
<p>Kapalı ve kalabalık ortamların düzenli olarak havalandırılması, havadaki solunum parçacıklarının yoğunluğunu azaltarak influenza gibi solunum yolu enfeksiyonlarının bulaşma riskinin düşürülmesine yardımcı olabilir. Ev, iş yeri, sınıf ve diğer kapalı alanlarda pencereleri sık sık açarak temiz hava girişini sağlamak önemli bir korunma önlemidir. </p>
<p><strong>Maske takın</strong></p>
<p>Maskeler, öksürme, hapşırma, konuşma ve solunum sırasında çevreye yayılan solunum parçacıklarının yayılımını azaltarak hem hastalığın başkalarına bulaşmasını hem de kişisel maruziyeti azaltmaya yardımcı olur. Etkili bir korunma için maskenin ağız ve burnu tamamen kapatacak şekilde doğru kullanılması önemlidir. İnfluenzadan korunmada maske tek başına yeterli olmayabileceğinden; el hijyeni, ortamların düzenli havalandırılması, hasta kişilerle yakın temastan kaçınma ve aşılama gibi diğer koruyucu önlemlerle birlikte uygulanmalıdır.</p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Belirtiler başladığında ilk 48 saat önemli!</strong></p>
<p>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Kristine Koyunseven “İnfluenza tedavisinde antiviral ilaçlar, hastalık süresinin kısaltılmasına ve özellikle risk grubundaki kişilerde komplikasyonların azaltılmasına katkı sağlayabilir. Tedaviden en yüksek yararın sağlanabilmesi için antiviral ilaçlara, belirtilerin ortaya çıkmasından sonraki ilk 48 saat içinde başlanması önemlidir. Bununla birlikte ağır seyreden veya hastaneye yatış gerektiren durumlarda, 48 saat geçmiş olsa dahi hekim değerlendirmesiyle antiviral tedavi gündeme gelebilir” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ani-baslayan-ates-oksuruk-ve-kas-agrisina-dikkat-661323">Ani başlayan ateş, öksürük ve kas ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Unutkanlık mı, Alzheimer mı? Ne Zaman Endişelenmeli?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/unutkanlik-mi-alzheimer-mi-ne-zaman-endiselenmeli-661317</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Sep 2026 09:32:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[endişelenmeli]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[unutkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661317</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzmanlara göre, yaş ilerledikçe unutkanlık şikâyetleri daha sık karşımıza çıkıyor ancak her unutkanlık Alzheimer hastalığı anlamına gelmiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/unutkanlik-mi-alzheimer-mi-ne-zaman-endiselenmeli-661317">Unutkanlık mı, Alzheimer mı? Ne Zaman Endişelenmeli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlara göre, yaş ilerledikçe unutkanlık şikâyetleri daha sık karşımıza çıkıyor ancak her unutkanlık Alzheimer hastalığı anlamına gelmiyor. Demans; hafıza, düşünme, konuşma, yön bulma ve günlük yaşamda zaman içinde ortaya çıkan bozulmaların genel adı olarak tanımlanırken, bu sorunun en sık nedeninin ise Alzheimer olduğu görülüyor. </p>
<p><strong>Alzheimer Zaman İçinde İlerliyor</strong><br /> Beyindeki sinir hücrelerinin ve aralarındaki bağlantıların zaman içinde zarar görmesiyle ilerleyen bir sorun olan Alzheimer hastalığında, ilk dönemlerinde özellikle yakın zamanda yaşanan olayları hatırlamakta güçlük çekme ön plana çıkıyor. Süreç ilerledikçe konuşma, yön bulma, karar verme ve günlük işleri yerine getirme gibi becerilerde de sorunlar görülebiliyor.</p>
<p><strong>Unutkanlığın Altında Farklı Nedenler Olabilir</strong><br /> Unutkanlık şikâyetlerinin değerlendirilmesinde öncelikle altta yatan nedenin belirlenmesinin önemli olduğunu söyleyen Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Daryuş Heydari, bazı durumlarda bilişsel sorunların tedavi edilebilir nedenlere bağlı olabileceğini hatırlatıyor. B12 vitamini eksikliği, tiroit hastalıkları, bazı ilaçların yan etkileri, depresyon, uyku bozuklukları ve bazı metabolik hastalıklar hafıza ve düşünme becerilerinde bozulmaya neden olabiliyor. Bu nedenle unutkanlık yaşayan kişilerin kendi kendilerine Alzheimer tanısı koymak yerine tıbbi değerlendirmeden geçmeleri en doğru yaklaşım.</p>
<p><strong>Alzheimer Tanısında Tek Bir Test Yeterli Değil</strong><br /> Alzheimer hastalığının tanısında tek bir test yeterli olmuyor. Kişinin şikâyetleri, sağlık geçmişi ve günlük yaşamdaki değişikliklerin ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Tanı sürecinde doktor muayenesinin yanı sıra; hafıza ve diğer zihinsel becerileri değerlendiren testler, kan tetkikleri ve beyin görüntülemelerinden yararlanılabiliyor. Gerekli görülen hastalarda PET görüntüleme ile beyin omurilik sıvısı veya kan üzerinden yapılan özel testler de değerlendirmeye alınabiliyor. Son yıllarda Alzheimer hastalığında beyinde biriken beta-amiloid ve tau proteinlerini göstermeye yönelik biyolojik testlerin de tanı sürecindeki önemi giderek artıyor.</p>
<p><strong>Tedavide Yeni Gelişmeler: FDA Onayı Ne Anlama Geliyor? </strong></p>
<p>Alzheimer hastalığını bugün için tamamen ortadan kaldıran kesin bir tedavi bulunmuyor. Bununla birlikte hastalığın belirtilerini kontrol etmeye yönelik ilaçların yanı sıra, hastalığın altında yatan biyolojik süreci hedefleyen yeni tedaviler de kullanımda. Bu tedavilerden biri olan lecanemab etken maddeli bir ilaç, beyinde biriken beta-amiloid proteinlerini hedefliyor. İlaç, Alzheimer hastalığının erken dönemindeki, hafif bilişsel bozukluk veya hafif demans aşamasındaki uygun hastalarda hastalığın klinik ilerlemesini yavaşlatmaya yönelik kullanılıyor. İlacın, cilt altına uygulanan formunun 2025 yılında ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylanması, Alzheimer tedavisindeki yeni gelişmeler arasında. 2026 yılında ise bu formun tedaviye evden başlamasına olanak sağlayan yeni uygulama rejimine ilişkin FDA onayı geldi. </p>
<p> </p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Daryuş Heydari, yeni tedavinin her Alzheimer hastasında kullanılamayacağının özellikle altını çiziyor. Tedavi öncesinde hastada Alzheimer ile ilişkili beta-amiloid birikiminin bulunduğunun doğrulanması ve hastalığın uygun erken evrede olması gerekiyor. Tedavinin önemli riskleri arasında ARIA adı verilen, beyinde şişme veya küçük kanama alanları şeklinde ortaya çıkabilen değişiklikler bulunuyor. Bu nedenle tedavi uygulanacak hastaların belirli aralıklarla beyin MR’ı ile takip edilmesi önemli. </p>
<p><strong>Beyin Sağlığını Korumada Yaşam Tarzı Desteği Önemli </strong></p>
<p>Alzheimer hastalığından korunmaya yönelik tek bir yöntem bulunmasa da beyin ve damar sağlığını destekleyen yaşam alışkanlıklarının önemli olduğu belirtiliyor. Düzenli fiziksel aktivite, sosyal ve zihinsel olarak aktif bir yaşam, tansiyon, diyabet ve kolesterolün kontrol altında tutulması, sigaradan uzak durulması, dengeli beslenme ve düzenli uyku beyin sağlığının korunmasında öne çıkan başlıklar arasında. Özellikle unutkanlığın giderek artması, kişinin günlük yaşamını etkilemeye başlaması veya yakınları tarafından belirgin bir değişiklik fark edilmesi halinde hekime başvurulması gerektiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Daryuş Heydari, önemli bir uyarıda bulunuyor, <em>“Her unutkanlık Alzheimer değildir. Ancak erken dönemde yapılacak doğru bir değerlendirme, unutkanlığın altında yatan nedenin belirlenmesi ve kişiye uygun tedavi ile takip planının oluşturulması açısından büyük önem taşıyor.”</em></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/unutkanlik-mi-alzheimer-mi-ne-zaman-endiselenmeli-661317">Unutkanlık mı, Alzheimer mı? Ne Zaman Endişelenmeli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer&#8217;ın tanı, tedavi ve bakım süreci Nilüfer&#8217;de konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimerin-tani-tedavi-ve-bakim-sureci-niluferde-konusuldu-661287</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2026 14:59:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sivrioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yanı]]></category>
		<category><![CDATA[yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661287</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında düzenlediği seminerle hastalığın tıbbi sürecini, psikolojik yansımalarını ve günlük bakımın inceliklerini uzman isimlerle kapsamlı bir şekilde ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerin-tani-tedavi-ve-bakim-sureci-niluferde-konusuldu-661287">Alzheimer&#8217;ın tanı, tedavi ve bakım süreci Nilüfer&#8217;de konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Nilüfer Belediyesi, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında düzenlediği seminerle hastalığın tıbbi sürecini, psikolojik yansımalarını ve günlük bakımın inceliklerini uzman isimlerle kapsamlı bir şekilde ele aldı.</b></p>
<p>Nilüfer Belediyesi, toplumda demans ve Alzheimer konusunda farkındalık oluşturmak ve hasta yakınlraına yol göstermek amacıyla Nazım Hikmet Kültürevi’nde “Alzheimer’ı Anlamak; Tanı, Tedavi, Psikolojik Yaklaşım ve Hasta Bakımı” başlıklı bir seminer düzenledi. Yoğun ilgi gören programa Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman, hekimler ve çok sayıda vatandaş katıldı.</p>
<p>Seminerde Türkiye Alzheimer Derneği Bursa Şubesi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bakar, Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hicran Yıldız ve Doç. Dr. Yusuf Sivrioğlu konuşmacı olarak yer aldı.</p>
<p>“HASTALIK BELİRTİLERDEN 15-20 YIL ÖNCE BAŞLIYOR”</p>
<p>Seminerin açılışında konuşan Türkiye Alzheimer Derneği Bursa Şubesi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bakar, Türkiye’nin dünyada en hızlı yaşlanan ülkeler arasında dördüncü sırada yer aldığını hatırlatarak demansın yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olduğunu vurguladı.</p>
<p>Demansın bir şemsiye kavram olduğunu ve Alzheimer’ın bu grubun yüzde 55-60’ını oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Bakar, hastalığın biyolojik sürecine dikkat çekerek, “Alzheimer beyince protein birikimiyle ortaya çıkan ilerleyici bir süreç. Aslında belirtiler fark edilmeden 15-20 yıl önce beyinde bu birikimler başlıyor. Günümüzde PET taramaları, kan testleri ve genetik incelemelerle erken dönemde önemli ipuçları yakalayabiliyoruz. İlaç tedavileri hastalığı tamamen ortadan kaldırmasa da gidişatı yavaşlatıyor; bu nedenle hekime danışmadan ilaçların kesilmemesi hayati önem taşıyor” açıklamasında bulundu.</p>
<p>Nilüfer Belediyesi ile yürütülen dayanışmaya da değinen Prof. Dr. Bakar, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in desteğiyle Özlüce’deki mevcut merkezin yanına yeni ve daha kapsamlı bir bakım evi kazandırmayı hedeflediklerini paylaştı.</p>
<p>“SUYUN ALTINDA KORKU, KAYGI VE DEPRESYON VAR”</p>
<p>“Alzheimer Hastalığının Psikolojik Yönü” başlıklı bir sunum gerçekleştiren Doç. Dr. Yusuf Sivrioğlu, konunun sadece hafıza kaybından ibaret olmadığını ifade etti. Zihinsel gerilemenin yanı sıra duygusal dalgalanmaların süreci zorlaştırdığını belirten Sivrioğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Mesele yalnızca unutmak değil. Buzdağının görünen yüzünde unutkanlık varsa, suyun altında korku, kaygı, şüphe ve davranışsal krizler yer alıyor. Hasta yakınlarının en sık karşılaştığı tablo depresyondur. Hastayı zorlamak, kalabalıklara sokup ‘açılsın’ demek çoğu zaman huzursuzluğu artırır. Küçük hedefler koymak, gün ışığından yararlanmak ve sevdiği müziklerle duyuları yormadan uyarmak en sağlıklı yoldur.”</p>
<p>Hasta ile inatlaşmanın ve hezeyanları mantıkla düzeltmeye çalışmanın sonuç vermeyeceğini aktaran Sivrioğlu, bakım veren tükenmişliğine de değindi. Demans hastalarına bakan yakınlarda klinik düzeyde tükenmişlik ve depresyon oranının yüzde 60 civarında olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Sivrioğlu, “Bu, 7 gün 24 saat süren kesintisiz bir mesai. Uçaklardaki kuralı unutmamak gerekir: Önce kendi oksijen maskenizi takacaksınız ki yanınızdakine yardım edebilesiniz. Bakım veren kişinin suçluluk duymadan dinlenmeye zaman ayırması şarttır” diye konuştu.</p>
<p>“KİŞİ MERKEZLİ BAKIM VE GÜVENLİK ESAS ALINMALI”</p>
<p>BUÜ İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hicran Yıldız ise günlük yaşamda uygulanabilecek pratik bakım yöntemlerini paylaştı. Her bireyin yaşam öyküsünün, alışkanlıklarının ve ihtiyaçlarının farklı olduğunu belirten Prof. Dr. Yıldız, “kişi merkezli bakım” anlayışının önemini vurguladı.</p>
<p>Hastanın bağımsızlığını tamamen elinden almanın psikolojik çöküşü hızlandırdığını hatırlatan Prof. Dr. Yıldız, karmaşık cümleler yerine sade ve tek konutların tercih edilmesi, hastaya yanıt vermesi için zaman tanınması ve yapabildiği gündelik işleri kendi temposunda tamamlamasına izin verilmesi gerektiğini söyledi. Ev içi güvenlik düzenlemelerinin gerekliliğine de değinen Yıldız; tutunma barları, kaymayan zeminler ve dengeli bir aydınlatmanın düşme riskini azaltacağını, buna karşın hastayı eve kilitlemenin ya da tek bir odaya hapsetmenin kaygıyı tırmandıracağını ifade etti. Alzheimer tanılı bireylerin yüzde 60’ının en az bir kez kaybolma riski yaşadığına dikkat çeken Yıldız, hastanın üzerinde mutlaka güncel iletişim bilgisi bulundurulmasının ve fotoğraflarının hazır tutulmasının hayati önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p>Program, katılımcıların merak ettiği soruların yanıtlanmasının ardından Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman’ın konuşmacılara günün anısına hediye takdim etmesiyle sona erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerin-tani-tedavi-ve-bakim-sureci-niluferde-konusuldu-661287">Alzheimer&#8217;ın tanı, tedavi ve bakım süreci Nilüfer&#8217;de konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Unutkanlık Alzheimer Değildir&#8217; (21 Eylül Alzheimer Günü)</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-unutkanlik-alzheimer-degildir-21-eylul-alzheimer-gunu-661260</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2026 14:34:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[21]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer Hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[değildir]]></category>
		<category><![CDATA[egzersizleri]]></category>
		<category><![CDATA[eylül]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[unutkanlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661260</guid>

					<description><![CDATA[<p>21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi’nde ‘Unutkanlığı Önemseyin’ başlıklı söyleşi düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-unutkanlik-alzheimer-degildir-21-eylul-alzheimer-gunu-661260">Her Unutkanlık Alzheimer Değildir&#8217; (21 Eylül Alzheimer Günü)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi’nde ‘Unutkanlığı Önemseyin’ başlıklı söyleşi düzenlendi. Moderatörlüğünü Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Koordinatörü Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl&#8217;ün yaptığı söyleşide konuşan Nöroloji Uzmanı Dr. Tuğba Okluoğlu, “Her unutkanlık Alzheimer hastalığı değildir. Kişinin günlük yaşamını etkiliyorsa bunu değerlendirmek gerekiyor. Değerlendirirken ilk önce hikayeyi dinlememiz daha sonrasında da ayrıntılı tetkikler yapılması gerekiyor” dedi.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi’nde konferans salonunda 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü dolayısıyla ‘Unutkanlığı Önemseyin’ başlıklı söyleşi gerçekleştirildi. Etkinlikte, hastalığa dair toplumsal bilinci arttırmayı, risk faktörlerinin tanımı ve erken tanının önemi gibi birçok konu ele alındı. Etkinlik kapsamında alanında uzman doktorlar Alzheimer hastalığı ile ilgili tanı ve tedavi yöntemlerini katılımcılara aktardı. Etkinliğe, Uzman hekimler, hastane personelleri, hastalar ve hasta yakınları katıldı.<br /> </p>
<p><strong>OKLUOĞLU: ALZHEİMER GÖRÜLME SIKLIĞI GİDEREK ARTIYOR</strong></p>
<p>Söyleşide konuşan Nöroloji Uzmanı Dr. Tuğba Okluoğlu, “Dünya nüfusu giderek yaşlanıyor. Yaşlanmayla birlikte de Alzheimer görülme sıklığı giderek artıyor. Bununla mücadele eden hasta ve hasta yakınlarının sayısı da giderek artıyor. Alzheimer hastalığı bu yüzden de bizim için daha önemli hale geldi. İlk  belirtileri bellek problemleriyle başlayabiliyor ve bellek problemleri daha çok yakın geçmişi unutma şeklinde olabiliyor. Bellek haricinde para hesabı yapmada zorlanma, karar vermede zorlanma ya da bildikleri çevrede kaybolma gibi durumlar ortaya çıkabiliyor. Asıl önemli olan kişinin günlük yaşamını etkiliyorsa, birisine bağımlı hale geliyorsa bu bizim için önemli” dedi.<br /> </p>
<p><strong>‘ZİHİN EGZERSİZLERİ ÖNEMLİ’</strong></p>
<p>Her unutkanlığın Alzheimer olmadığını belirten Uzm. Dr. Okluoğlu, “Her unutkanlık Alzheimer hastalığı değildir. Kişinin günlük yaşamını etkiliyorsa bunu değerlendirmek gerekiyor. Değerlendirirken ilk önce hikayeyi dinlememiz gerekiyor. Daha sonrasında ayrıntılı tetkikler yapılması gerekiyor. Çünkü unutkanlığa neden olabilecek başka problemler olabilir. Önce onları tespit etmek gerekiyor. Görüntüleme yöntemlerimiz var. Bu şekilde kesin ve doğru tanıya ulaşmamız gerekiyor. Alzheimer&#8217;dan korunmak mümkün mü? Yüzde 40 oranında aslında mümkün. Risk faktörlerimiz var. Bunlar kolesterol yüksekliği, tansiyon yüksekliği ya da şeker problemlerinde bunların kontrol altına aldığımızda risk kontrolünü sağlamış oluyoruz. Bunun haricinde hareketli bir yaşam, sosyal izolasyon olmaması gerekiyor. Sosyallik ve zihin egzersizleri önemli. Bunlarla risk faktörlerini kontrol altına alabiliriz. Erken tanı daha çok anı diyoruz” diye konuştu.<br /> </p>
<p><strong>‘ERKEN TANI ALZHEİMER HASTALIĞINDA ÖNEMLİ’</strong></p>
<p>Uzm. Dr. Okluoğlu, “Alzheimer hastalığının tedavisinde semptomlara yönelik tedaviler ve hastalığın ilerlemesini durdurucu tedavilerimiz var. Bunları zaten şu an kullanıyoruz. Bunun haricinde de gelecek planlaması yapmak açısından erken tanı Alzheimer hastalığında önemli” ifadelerini kullandı.</p>
<p>‘<strong>SADECE BİLİŞSEL BİR HASTALIK DEĞİL’</strong></p>
<p>Fizyoterapist Ebru Akboğa Koç, Alzheimer hastalarında fiziksel aktivite kısıtlılığının meydana geldiğini belirterek “Alzheimer hastalığında biliyoruz ki 3 evre var: Hafif evre, orta evre ve ileri evre. Bu evrelerden erken dönemde teşhis aldıktan sonraki süreç zaten kişinin toplum içerisinde fiziksel olarak aktif olmasını engelleyen bir süreç şeklinde ilerliyor. Yani biz Alzheimer hastalığını sadece bilişsel bozukluk olarak biliyoruz ama hayır, sürecin devamında yaygın bir fiziksel aktivite kısıtlılığı meydana geliyor ve bu da toplum içerisinde uyumu engelleyen bir süreç oluşturuyor. Dolayısıyla fiziksel aktivitenin buradaki önemi çok yüksek, çünkü kişi ne kadar fiziksel olarak aktif olursa bağımsızlık düzeyi de o kadar artar” dedi.<br /> </p>
<p><strong>‘HASTALIĞIN SEYRİNİ BELLİ BİR DÜZEYDE TUTMAYI DA AMAÇLIYORUZ’</strong></p>
<p>Koç, Alzheimer hastalığında Fizyoterapinin önemini şu ifadelerle anlattı:</p>
<p>“Alzheimer hastaları fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımlarında amacımız öncelikle kas kuvvetini arttırmak, kişinin günlük yaşamdaki bağımsızlığını arttırmak, mobilitesini ve dengesini arttırmak. Dolayısıyla bireyleri öncelikli olarak aerobik egzersiz yani yürüme, belli hastalara yüzme, onun dışında grup aktiviteleri, dans aktiviteleri gibi aerobik egzersizlere belirli bir yoğunlukta, belirli zaman aralığında yapmalarını tabii ki istiyoruz. Haftada belli sürelerde, mesela haftada 3 gün gibi aerobik egzersizlerle başlayıp sonrasında kuvvetlendirme egzersizlerine geçiş yapabiliriz. Kuvvetlendirme egzersizleri neden önemli? Çünkü alt uzuvlarımız kuvvetli olursa bizim düşme riskimiz azalır ve günlük yaşamdaki bağımsızlığımız artar. Aslında burada bizim fizyoterapist olarak temel amacımız bireylerin günlük yaşamdaki bağımsızlık düzeyini arttırmaktır. Dolayısıyla kuvvetlendirme egzersizleri bu noktada çok önemli. Sonrasında germe ve güçlendirme egzersizleri, yine kademeli olarak hastalarımıza birebir verdiğimiz egzersizler. Günlük yaşama adapte edici egzersizlerimiz var, dual task dediğimiz çift görev egzersizlerimiz var. Çünkü bu hastalarda bilişsel fonksiyonda gerilediği için zamanla birlikte, şiddeti de artacağı için kişi motor aktiviteler sırasında, örneğin yürüme gibi aktiviteler sırasında konuşma esnasında ya da bir talimatı uygulama esnasında zorluk çekebiliyor ve kafası karışabiliyor. Dolayısıyla düşme riski görebiliyoruz. Tüm bu aslında fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımlarını günlük yaşama adapte etmeyi biz amaçlıyoruz ki hastanın bağımsızlık düzeyi maksimum seviyede kalsın. Aslında fizyoterapide amaç sadece kaybolmuş fonksiyonları geri kazandırmak değil, hastalığın seyrini belli bir düzeyde tutmayı da amaçlıyoruz. Çünkü Alzheimer hastalığı bildiğimiz gibi ilerleyici bir hastalık ve ilerleyici olduğu için de hastanın şu anki bağımsızlığını ne kadar koruyabilirsek bizim için o kadar iyi.”<br /> </p>
<p><strong>‘OMEGA-3 VE B12 ÇOK ÖNEM ARZ EDİYOR’</strong></p>
<p>Alzheimer hastalığında beslenmenin önemli olduğunu belirten Diyetisyen Merve Öz, “Alzheimer hastalarında iki tip beslenme öne çıkıyor. Birisi Akdeniz tipi beslenme, diğeri MIND diyeti. Yapılan çalışmalar Akdeniz tipi beslenmenin daha yararlı olduğunu ortaya çıkartıyor. Tabii kanıtlanmış bir sonuç yok. Akdeniz tipi beslenme daha sebze ve meyvenin ağırlıklı olduğu, kuru baklagilin, tam tahıllı gıdaların, kuru yemişin olduğu ve balığın öne çıktığı bir beslenme bizim için. Haftada en az iki kez balık tüketimini, en fazla iki kez kırmızı et tüketimini öneriyor. Tabağın büyük bir kısmını meyve ve sebzeler oluştursun diyor. En az 5 porsiyon sebze ve meyveden söz ediyor. Ve bu bağlamda Omega-3 ve B12 çok önem arz ediyor. Omega-3 kaynakları yine balık, bitkisel kaynaklar, keten tohumu, chia tohumu. Kuru yemişlerde ceviz öne çıkıyor. B12 kaynakları yine kırmızı et, sakatatlar, balık. Bitkisel kaynaklardan maalesef B12 alamıyoruz. Ama takviyeleri de çok istemiyoruz. Takviyeler eğer bir eksiklik varsa takviye edilmeli ama eksiklik yoksa durduk yere bir takviye kullanımını istemiyoruz. Alzheimer hastalarında aslında ikinci bir önemli bir şey, kısım var; yeterli beslenmesi. Çünkü Alzheimer hastaları kilo kaybı yaşayabiliyor, yetersiz sıvı alabiliyor. Dolayısıyla bu bağlamda da Alzheimer hastalarını çok yakından takip etmemiz gerekiyor. Yeterli kaloriyi, yeterli enerjiyi vermemiz gerekiyor. Dehidrasyon riskine karşı, malnütrisyona karşı Alzheimer hastalarını sık takip etmemiz gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-unutkanlik-alzheimer-degildir-21-eylul-alzheimer-gunu-661260">Her Unutkanlık Alzheimer Değildir&#8217; (21 Eylül Alzheimer Günü)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer&#8217;da erken tanı, hasta kadar bakım veren için de önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-erken-tani-hasta-kadar-bakim-veren-icin-de-onemli-661215</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2026 13:23:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<category><![CDATA[veren]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661215</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada 55 milyon insan demansla yaşarken, bu kişilerin yaklaşık dörtte üçünün tanı almadığı belirtiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-erken-tani-hasta-kadar-bakim-veren-icin-de-onemli-661215">Alzheimer&#8217;da erken tanı, hasta kadar bakım veren için de önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada 55 milyon insan demansla yaşarken, bu kişilerin yaklaşık dörtte üçünün tanı almadığı belirtiliyor. Alzheimer’s Disease International’ın (ADI) 2026 Dünya Alzheimer Ayı için belirlediği “Ne kadar erken bilirseniz, o kadar fazlasını yapabilirsiniz” teması, erken tanının tedavi, bakım ve destek süreçlerindeki önemine dikkat çekiyor.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi, Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Öğr. Üyesi İdil Arasan Doğan, 21 Eylül Dünya Alzheimer Farkındalık Günü dolayısıyla erken tanının önemi, tanıyı geciktiren toplumsal etkenler ve bakım verenlerin desteklenmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi İdil Arasan Doğan, tanının gecikmesinde tıbbi etkenlerin yanı sıra toplumsal nedenlerin de rol oynadığını belirterek, önemsiz görülen belirtilerde bile değerlendirmenin ertelenmemesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Uzun yıllardır demansla yaşayan bireyler ve ailelerine yönelik destek faaliyetlerinde yer alan Dr. Öğr. Üyesi İdil Arasan Doğan, alandaki en yaygın yanılgının demansın yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görülmesi olduğunu belirtti.</p>
<p>Dr. İdil Arasan Doğan, “Demans, yaşlanmanın normal bir parçası değildir; ilerleyici bir beyin hastalığıdır. Belirtilerin ne zaman fark edildiği hem hastalığın yönetimini hem de ailenin uyum sürecini doğrudan etkiler.” dedi.</p>
<p><strong>Tanının ertelenmesi, bakım ve destek süreçlerini de geciktiriyor</strong></p>
<p>Tanının yalnızca hastalığın adının konulması anlamına gelmediğini belirten Dr. Öğr. Üyesi İdil Arasan Doğan, tedavi, bakım ve destek süreçlerinin planlanabilmesi açısından da önemli bir başlangıç olduğunu ifade etti.</p>
<p>Tanının ertelenmesinin arkasında sıklıkla “Bilinmesi neyi değiştirir?” düşüncesinin bulunduğunu aktaran Arasan Doğan, “Oysa erken tanının somut kazanımları bulunuyor. İlaç tedavisi, kişinin işlevselliğinin en yüksek olduğu evrede başlatılabiliyor. Kişi; nerede yaşayacağı, bakımının nasıl düzenleneceği ve kendisini ilgilendiren diğer kararlar bakımından sürece daha fazla katılabiliyor. Aile, süreci hazırlıklı biçimde yönetebiliyor; kaybolma ve düşme olayları önlenebiliyor ve hastane yatışlarının sıklığı da azalıyor.” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Her unutkanlık demans anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>Ailelerin en çok zorlandığı konulardan birinin yaşa bağlı unutkanlık ile değerlendirme gerektiren belirtileri ayırt etmek olduğunu ifade eden Arasan Doğan, “Anahtarın nereye konulduğunu unutmak yaşla açıklanabilir; anahtarın ne işe yaradığını unutmak açıklanamaz. Randevu gününü karıştırmak olağandır; aynı soruyu on dakika içinde üç kez sormak değildir. Bir sözcüğü anımsamakta güçlük çekmek beklenebilir; cümleyi yarıda bırakıp sözcüğü hiç bulamamak beklenmez. Ya da yabancı bir semtte yön sormak sıradandır ve fakat bilinen bir sokakta yolu kaybetmek üzerinde durulması gereken bir belirtidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Alzheimer utanılacak bir hastalık değildir”</strong></p>
<p>Tanının önündeki engellerin her zaman tıbbi olmadığını belirten Arasan Doğan, korku ve damgalanmanın başvuruyu geciktirebildiğine dikkat çekti. Alzheimer’s Disease International’ın (ADI) verilerine değinen Arasan Doğan, “ADI’nin verilerine göre bakım verenlerin yüzde 35’i ailesindeki demans tanısını çevresinden gizliyor; demansla yaşayan kişilerin ve yakınlarının yüzde 46’sı tanının önündeki engel olarak korku ve damgalanmayı gösteriyor. Demansla yaşayan kişilerin yüzde 88’i ayrımcılığa uğradığını belirtirken, sağlık ve bakım profesyonellerinin yüzde 65’i demansı normal yaşlanmanın bir parçası olarak değerlendiriyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Damgalanmanın tanı sürecini yıllarca geciktirebildiğini ifade eden Arasan Doğan, “Alzheimer utanılacak bir hastalık değildir. Kimsenin ihmalinin sonucu değildir; kişinin karakteri, iradesi ya da yaşam biçimiyle açıklanamaz.” dedi.</p>
<p><strong>Değiştirilebilir risk faktörlerine dikkat!</strong></p>
<p>Demans riskini azaltmaya yönelik çalışmaların önemine de değinen Arasan Doğan, “Lancet Demans Komisyonunun tanımladığı 14 değiştirilebilir risk faktörü, demans vakalarının yüzde 45’e kadarının önlenebileceğine işaret ediyor. Bu faktörler arasında düşük eğitim düzeyi, işitme kaybı, yüksek LDL kolesterol, depresyon, kafa travması, fiziksel hareketsizlik, diyabet, sigara kullanımı, hipertansiyon, obezite, aşırı alkol tüketimi, sosyal izolasyon, hava kirliliği ve tedavi edilmemiş görme kaybı yer alıyor. Buna karşın her dört kişiden biri demans için yapılabilecek bir şey olmadığını düşünüyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bakım verenin de desteğe ihtiyacı var</strong></p>
<p>Demansta müdahale alanının yalnızca hastayla sınırlı tutulmaması gerektiğini vurgulayan Arasan Doğan, “Bakım veren, bakım sürecinin destekçisi değil, başlı başına bir müdahale hedefidir. Yükü ölçülebilir, riski önceden görülebilir ve yapılandırılmış bir programla azaltılabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Tükenmişlik düzeyi yüksek bakım verenlerin kronik stres, öfke, suçluluk ve çaresizlik yaşayabildiğini belirten Arasan Doğan, bu tablonun zaman içinde tahammülsüzlüğe ve istem dışı ihmale dönüşebildiğine dikkat çekti. Arasan Doğan, bakım verene yönelik psikoeğitim ve psikolojik destek programlarının hastanın bakım kalitesini de doğrudan koruduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>“Erken tanı bir son değil, bir başlangıçtır”</strong></p>
<p>Tanıyla birlikte bakım verenin de desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Arasan Doğan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Erken tanı bir son değil, bir başlangıçtır; ancak bu başlangıç yalnızca hastanın değildir. Tanı anında hastalığı onunla birlikte üstlenen bir bakım veren de vardır ve o kişi yalnız bırakıldığında sürecin tamamı kırılganlaşır. Demansta bugün iyileştiremediğimiz şeyin yanında, güçlendirebildiğimiz bir taraf her zaman bulunur: bakım verenin kendisi. Orada yapılabilecek çok şey vardır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-erken-tani-hasta-kadar-bakim-veren-icin-de-onemli-661215">Alzheimer&#8217;da erken tanı, hasta kadar bakım veren için de önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Birliği’nden Sağlık Bakanlığı’na ek ödeme ve özlük hakları çağrısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-birliginden-saglik-bakanligina-ek-odeme-ve-ozluk-haklari-cagrisi-661208</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2026 13:08:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[ek]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[na]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661208</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği, hekimlerin sahadan ilettiği sorunlar ile ekonomik ve özlük haklarına ilişkin talepleri Sağlık Bakanlığı yetkilileriyle gerçekleştirdiği görüşmelerde gündeme taşıdı. Birlik, mevcut ek ödeme sisteminin hekimler açısından daha öngörülebilir ve adil hale getirilmesi çağrısında bulundu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birliginden-saglik-bakanligina-ek-odeme-ve-ozluk-haklari-cagrisi-661208">Hekim Birliği’nden Sağlık Bakanlığı’na ek ödeme ve özlük hakları çağrısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hekim Birliği Genel Başkanı Hatice Çerçi Balcı, yönetim kurulu üyeleri Çağlar Yıldırım ve Sezgin Yağcı ile şube yöneticileri, 18 Eylül 2026 tarihinde Sağlık Bakanlığı’nda çeşitli görüşmeler gerçekleştirdi. Heyet; Döner Sermaye Başkanı Hasan Baytar, Ek Ödeme Daire Başkanı Halil Beyazkendir ve Yatırım Planlama ve Enerji Verimliliği Daire Başkanı Özkan Arslan ile bir araya geldi.</p>
<p>Görüşmelerde, üyelerden gelen sorunların yanı sıra Hekim Birliği’nin uzun süredir gündeme getirdiği ekonomik ve özlük haklarına ilişkin talepler Bakanlık yetkililerine aktarıldı.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/09/hekim-birliginden-saglik-bakanligina-ek-odeme-ve-ozluk-haklari-cagrisi-0-zQ8N5QHv.jpg"/></p>
<p><strong>“Hekimler gelirini öngöremiyor”</strong></p>
<p>Görüşmelerin başlıklarından birini mevcut ek ödeme sistemi oluşturdu. Hekim Birliği, sistemin öngörülebilir olmamasının ve aynı işi yapan hekimler arasında gelir farklılıklarına yol açabilmesinin sorun oluşturduğunu belirtti.</p>
<p>Birlik tarafından, hekimlerin bir sonraki ay elde edeceği geliri öngöremediği bir ücret sisteminin sürdürülebilir olmadığı ifade edildi. Toplam hekim gelirinin en az yüzde 80’inin sabit ve öngörülebilir olması, değişken teşvik ve performans ödemelerinin ise en fazla yüzde 20 düzeyinde tutulması talep edildi.</p>
<p><strong>İzin dönemlerindeki kesintiler de gündemde</strong></p>
<p>Görüşmelerde yıllık izin başta olmak üzere yasal izinler ve haklı mazeretler nedeniyle sağlık profesyonellerinin ek ödemelerinde yaşadığı gelir kayıpları da gündeme getirildi.</p>
<p>Hekim Birliği, söz konusu dönemlerde ek ödemelerde yapılan kesintilerin kaldırılması yönündeki talebini Bakanlık yetkililerine iletti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birliginden-saglik-bakanligina-ek-odeme-ve-ozluk-haklari-cagrisi-661208">Hekim Birliği’nden Sağlık Bakanlığı’na ek ödeme ve özlük hakları çağrısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşitme kaybında erken müdahale önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/isitme-kaybinda-erken-mudahale-onemli-661196</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2026 09:37:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[işitme]]></category>
		<category><![CDATA[İşitme Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kaybında]]></category>
		<category><![CDATA[Koklear İmplant]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sesi]]></category>
		<category><![CDATA[sesler]]></category>
		<category><![CDATA[şitme]]></category>
		<category><![CDATA[testi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661196</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, 21-27 Eylül Dünya İşitme Engelliler Günü kapsamında çocuklarda işitme kaybının erken tanılanması, işitme kaybının dil ve konuşma gelişimi ile okul başarısına etkisi ve erken müdahalede işitme cihazı, koklear implant ve konuşma terapisinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isitme-kaybinda-erken-mudahale-onemli-661196">İşitme kaybında erken müdahale önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, 21-27 Eylül Dünya İşitme Engelliler Günü kapsamında çocuklarda işitme kaybının erken tanılanması, işitme kaybının dil ve konuşma gelişimi ile okul başarısına etkisi ve erken müdahalede işitme cihazı, koklear implant ve konuşma terapisinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>İşitme kaybında erken tanı ve müdahale büyük önem taşıyor!</strong></p>
<p>İşitme kayıplarının erken dönemde tespit edilmesinin önemine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Bebekler doğar doğmaz Sağlık Bakanlığının organize ettiği uygulamayla bütün çocuklara BERA dediğimiz tarama testi yapılır. Böylece işitme kaybını doğuştan itibaren tespit edebiliyoruz.” dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi   Rahimi, daha sonra okul çağında işitme testleriyle bunun desteklemesi gerektiğini aktardı.</p>
<p><strong>Konuşma, işitmenin devamı!</strong></p>
<p>Her çocuğun işittiği zaman konuşabildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, konuşmanın işitmenin devamı olduğunu dile getirdi.</p>
<p>“Eğer çocuk işitmiyorsa konuşamaz.” diyen Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, şunları söyledi:</p>
<p>“Hatta bir miktar işitmesi varsa ve bazı frekansları duymuyorsa o frekansların seslerini çıkaramaz. Hava titreşimine biz işitme diyoruz. Beyin bunu algılıyor ve işitme olarak değerlendiriyor. İşitme beynin arkasında toplandıktan sonra değerlendirilerek dil üzerine emirler veriyor ve konuşma olarak bize tekrar aktarılıyor. Böylece çocuk duyduğu her sesi tekrarlayabiliyor. Eğer aile Çince konuşuyorsa çocuk Çince, İngilizce konuşuyorsa İngilizce, Türkçe konuşuyorsa Türkçe sesler çıkarabiliyor.”</p>
<p><strong>İşitme, okul başarısında önemli bir kriter!</strong></p>
<p>İşitmenin okul başarısında en önemli kriterlerden biri olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Çocuklarda birçok nedenle işitme kaybı gelişebilir. Doğuştan işitme kayıplarının yanı sıra ilerleyen dönemde sarılık, yüksek ateş ve kullanılan ilaçlara bağlı, özellikle çocukluk çağında kullanılan antibiyotiklere bağlı işitme kayıpları da ortaya çıkabilir.” dedi.</p>
<p>Çocukların okula başlamadan önce mutlaka işitme taramasından geçirilmesi gerektiğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Ebeveynlerin ve öğretmenlerin bazı davranış değişikliklerine de dikkat etmesi gerekir. Bir çocuk işitmiyorsa bunu tespit etmek için çok basit yöntemler var. Örneğin ‘Çocuk televizyona fazla yaklaşıyor, televizyonun sesini çok fazla açıyor’ denilebilir. Okulda öğretmen çocuğu ön sıralara alabilir. Çünkü arkada duymadığı için yaramazlık yapmaya başlayabilir ve öğretmen bunu öne doğru çekebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Her yaşta işitme kaybı tespit edilebiliyor!</strong></p>
<p>Çocuğun yaşına ve teste vereceği yanıta göre farklı işitme testlerinin uygulanabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Çocuk işitme testine, objektif ve sübjektif işitme testine cevap verirse bir işitme testi yapıyoruz. Çok kolay ve eğlenceli bir testtir. Sesler veriyoruz ve saf sesleri, yani frekansları ölçüyoruz.” dedi.</p>
<p>Ancak daha küçük yaşta ve oyun odyometrisine cevap vermeyecek düzeydeki çocuklar için BERA denilen testin uygulandığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Buna objektif işitme testi diyoruz. Çocuğa bir ses veriyoruz ve EEG ile beyinden alıyoruz. Böylece her yaşta çocuğun işitme kaybı olup olmadığını tespit edebiliyoruz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>İşitme kaybında teknoloji önemli imkânlar sunuyor!</strong></p>
<p>İşitme kaybının türüne göre farklı tedavi yöntemlerinin uygulanabildiği bilgisini veren Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Eğer iletim tipi işitme kaybıysa, çocuk 4 yaş civarındaysa ve orta kulakta sıvı varsa tüp takıyoruz. Ancak sensörinöral ve ileri derecede işitme kaybı varsa koklear implantla yine çocuğu işittirebiliyoruz. Teknoloji çok ilerledi. Yeter ki geç kalmayalım. Çünkü dil gelişimi için ne kadar erken işittirmeye başlarsak o kadar hızlı cevap alabiliyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Konuşma terapisi, koklear implantın devamı!</strong></p>
<p>Koklear implant uygulanan çocukların duyduğu sesleri anlamlandırmasının da önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, bu süreçte konuşma terapisinin önemine dikkat çekerek sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Diyelim ki koklear implantı yaptık ve çocuk işitmeye başladı. Ancak duyduğu her sesi anlamlandırmak gerekiyor. Örneğin sarının ne olduğunu tekrar tekrar öğretiyoruz. Sarı kelimesini duyduğunda bunun o rengin karşılığı olduğunu, süt kelimesinin ise o sıvı maddeyi ifade ettiğini öğretiyoruz. Bunlara konuşma terapisi diyoruz. Konuşma terapisi koklear implantın devamıdır.</p>
<p>Artık hiçbir çocuk işitme kaybı nedeniyle çaresiz kalmamalı. Eğer kulakta ses duymuyorsa iç kulağa ses verebiliyoruz. İç kulakta da sesi duymuyorsa direkt beyin sapına kadar o sesi iletebiliyoruz. Teknolojiyi kullanmak gerekiyor. Artık hiçbir çocuk işitme engelli olmak zorunda değil.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isitme-kaybinda-erken-mudahale-onemli-661196">İşitme kaybında erken müdahale önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayıflama iğnesi kullananlar dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zayiflama-ignesi-kullananlar-dikkat-661110</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2026 08:44:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Beslenme Alışkanlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[iğnesi]]></category>
		<category><![CDATA[iştah]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kullananlar]]></category>
		<category><![CDATA[rol]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661110</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbaharla birlikte günlerin kısalması, güneşli havaların yerini kapalı ve yağışlı günlere bırakması, dışarıda fiziksel aktivitenin azalması ve yüksek kalorili yiyeceklere yönelme, zayıflama iğneleriyle yazın verilen kiloların geri alınması açısından risk oluşturabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-ignesi-kullananlar-dikkat-661110">Zayıflama iğnesi kullananlar dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbaharla birlikte günlerin kısalması, güneşli havaların yerini kapalı ve yağışlı günlere bırakması, dışarıda fiziksel aktivitenin azalması ve yüksek kalorili yiyeceklere yönelme, zayıflama iğneleriyle yazın verilen kiloların geri alınması açısından risk oluşturabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler</strong> zayıflama iğnelerinin ardından eski kiloların geri alınmasında beslenme alışkanlıklarının rolüne dikkat çekerek, “Kilo verme sürecinde önemli olan yalnızca ilaçla iştahı kontrol etmek değil, sürdürülebilir ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarını mutlaka kazanmaktır” diyor. Beslenme alışkanlıklarının yanı sıra düzenli egzersizin de kas dokusunun korunmasında çok önemli bir rol oynadığını vurgulayan Dr. Meriçliler, zayıflama iğnelerine yönelik çok önemli bilgiler verdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Uzun yıllardır diyabet tedavisinde kullanılan GLP-1 grubu ilaçlar, zayıflamaya yardımcı etkisi ve obeziteyle ilişkili sağlık sorunlarının yönetimindeki rolüyle de yeni bir dönem başlattı. Ancak tedavinin başarısının kalıcı olmasında, ilacın sağladığı iştah kontrolünden yararlanırken sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması kilit rol oynuyor.<strong> </strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler “Zayıflama iğnesi olarak adı geçen bu ilaçlar, iştah kesmek dışında olumlu metabolik etkileri sayesinde tedavide çığır açan bir noktadalar. Ancak yalnız zayıflama amacıyla kullanıldığında kesinlikle bilinmesi gereken şudur: Hangi yöntemle kilo verirseniz verin, o yöntemi bıraktığınızda eski beslenme alışkanlıklarınıza geri dönerseniz kilolar tekrar geri gelir. Bu nedenle kilo vermek amacıyla bu ilaçları kullanıyor iken bir yandan da sürdürülebilir, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını yerleştirmek gerekir” diyor. </p>
<p><strong>Sürdürülebilir beslenme alışkanlığı edinmek kilit rol oynuyor! </strong></p>
<p>GLP-1 grubu ilaçlarla hızlı kilo veren kişilerde, kısa sürede yanlış beslenme alışkanlıklarının değişmeyebildiğine dikkat çeken Meriçliler sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu ilaçları, iştahı tamamen kesecek şekilde yüksek dozda kullananlarda beslenme alışkanlıkları ne yazık ki değişmemektedir. Bu nedenle ilacı iştah kontrolünü sağlayacak en düşük dozda kullanarak sürdürülebilir bir beslenme ile diyeti uygulamak, ilaçları bıraktıktan sonra da bu beslenme tarzına devam etmek kilo almayı engeller. Ancak bu cümleden yüksek dozlara çıkılmaması gerektiği sonucu çıkarılmamalıdır. Kilo fazlası çok olanlarda düşük dozlar bir süre sonra etkisiz kaldığı için yine doktor kontrolünde yüksek dozlara çıkılması gerekse de, en önemli nokta sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları edinmektir.”  </p>
<p><strong>Sonbahar risklerine dikkat!</strong></p>
<p>Beslenme konusunda çok dikkatli olan ve ilacı bıraktıktan sonra kilosunu koruyanlarda dahi dönem dönem iştah kontrolünün bozulabildiğini vurgulayan Dr. Meriçliler, sonbaharla birlikte değişebilen yaşam ve beslenme düzenine dikkat çekerek “Sonbaharla birlikte günlerin kısalması, güneşli havaların yerini kapalı ve yağışlı günlere bırakması, dışarıda fiziksel aktivitenin azalması, tatil, doğum günü, iş yoğunluğu ve depresif duygular gibi farklı durumlar karbonhidrat düşkünlüğünü tetikleyerek kilo almaya yol açabilir. Böyle durumlarda alınan kilo miktarı artmadan iştah kontrolünü sağlamak ve beslenme düzenini tekrar sağlıklı hale getirmek adına tekrar bu ilaçlar kürler halinde kullanılabilir. Bu aşamada kişiyi takip eden doktorunun önerileri önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>Hızlı kilo verirken kas kaybı da artabiliyor!</strong></p>
<p>Kilo verme hızının da en az verilen kilo kadar önemli olduğunu belirten Dr. Meriçliler, hızlı kilo kaybında yağ dokusunun yanı sıra kas dokusu kaybının da artabileceğine dikkat çekerek şöyle konuşuyor: “Hızlı kilo verdiren her durum yağ dokusu yanında kas dokusu kaybına da yol açar. Aslında en sağlıklı diyet ve düzenli egzersiz ile dahi bir miktar kas dokusu kaybı olur ve normaldir. Ancak hızlı kilo verildiğinde kas kaybı artmaktadır. Bu nedenle aç kalarak değil, sürdürülebilir sağlıklı diyetlerle, sağlıklı bir hızda kilo vermek çok önemlidir. Ayrıca egzersiz, kas dokusunun korunmasında çok önemli bir rol oynamaktadır.”</p>
<p><strong>Safra taşı gelişimini tetikleyebilir!</strong></p>
<p>Hızlı kilo verdiren tüm yöntemlerin, safra taşı gelişimini tetikleyebildiğini belirten Dr. Özlem Sezgin Meriçliler “Örneğin, mide ameliyatlarından sonra safra taşı gelişme oranı çok yüksektir. Bu ilaçları kullanırken karaciğer ve safra yollarının hem ilaç başlanmadan hem de kilo verme aşamasında takibi çok önemlidir” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-ignesi-kullananlar-dikkat-661110">Zayıflama iğnesi kullananlar dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer Tanısında Kan Testleri Dönemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimer-tanisinda-kan-testleri-donemi-661074</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2026 08:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tanısında]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[testleri]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661074</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alzheimer hastalığında tanı ve tedavi yaklaşımları son yıllarda önemli bir değişim geçiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-tanisinda-kan-testleri-donemi-661074">Alzheimer Tanısında Kan Testleri Dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Alzheimer hastalığında tanı ve tedavi yaklaşımları son yıllarda önemli bir değişim geçiriyor. Beyindeki hastalık biyolojisini gösteren kan testleri tanı sürecini desteklerken, erken evredeki uygun hastalarda kullanılan yeni tedaviler hastalığın ilerlemesini yavaşlatmayı hedefliyor. Ancak her unutkanlık Alzheimer anlamına gelmediği gibi, yeni tedaviler de her hasta için uygun olmayabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Özlem Güngör Tunçer, “21 Eylül Dünya Alzheimer Günü” kapsamında Alzheimer hastalığının nedenleri, belirtileri, tanı ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Tanıdık bir yerde kaybolmanız Alzheimer anlamına mı geliyor</strong></p>
<p>Demans, hafıza, dil, dikkat, yön bulma ve karar verme gibi bilişsel işlevlerin kişinin günlük yaşamını bozacak ölçüde gerilemesiyle ortaya çıkan klinik bir tablodur. En sık nedeni Alzheimer hastalığıdır. Yaşla birlikte zaman zaman isim unutmak veya bir eşyanın nereye konulduğunu hatırlayamamak tek başına demans anlamına gelmez. Asıl dikkat edilmesi gereken, unutkanlığın giderek artması ve günlük yaşamı etkilemesidir. Aynı soruyu kısa aralıklarla tekrar etmek, yakın zamanda yaşanan olayları unutmak, tanıdık bir yerde kaybolmak, para veya ilaç yönetiminde zorlanmak, belirgin kelime bulma güçlüğü yaşamak ya da kişilik ve davranış değişiklikleri geliştirmek değerlendirme gerektirir. Ani başlayan bilinç bulanıklığı ise enfeksiyon, ilaç yan etkisi, metabolik sorun veya inme gibi acil nedenleri düşündürebilir.</p>
<p><strong>Kişilik ya da davranış değişikliklerini önemseyin</strong></p>
<p>Demans tanısı ayrıntılı hasta öyküsü, yakınlarından alınan bilgiler, nörolojik muayene ve bilişsel değerlendirme ile başlar. Gerektiğinde bilişsel testler, kan tahlilleri ve beyin MR görüntülemesi kullanılır. Bu incelemeler, Alzheimer hastalığının yanı sıra unutkanlığa neden olabilecek diğer hastalıkların belirlenmesine yardımcı olur. Son yıllarda Alzheimer tanısında kan biyobelirteçleri önemli ilerleme sağlamıştır. Özellikle fosforile tau proteinlerini, başta p-tau217 olmak üzere, ölçen testler beyindeki Alzheimer patolojisinin belirlenmesine yardımcı olabilir. Ancak tüm kan testlerinin tanısal doğruluğu aynı değildir ve bu testler herkese uygulanacak bir Alzheimer taraması değildir. Sonuçların hastanın şikâyetleri ve muayene bulgularıyla birlikte uzman hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir. Yeterli tanısal doğruluğu gösterilmiş bazı kan testleri uygun hastalarda tanı sürecinde kullanılabilir; bazı hastalarda ise PET veya beyin-omurilik sıvısı incelemesi gibi ek yöntemlere ihtiyaç duyulabilir.</p>
<p><strong>Yeni Alzheimer tedavileri hastalığın ilerlemesini yavaşlatmayı hedefliyor</strong></p>
<p>Alzheimer tedavisinde uzun yıllardır kullanılan ilaçlar, uygun hastalarda bilişsel belirtileri ve günlük yaşam işlevlerini destekleyebilir. Bunun yanında hastalığın biyolojik sürecini hedefleyen yeni tedaviler de erken evredeki uygun hastalarda kullanılmaya başlanmıştır.</p>
<p>Anti-amiloid tedaviler olarak adlandırılan bu yaklaşımlar, beyinde biriken amiloid proteinlerini hedefleyerek hastalığın ilerlemesini mütevazı fakat ölçülebilir biçimde yavaşlatmayı amaçlar. Ancak bu tedaviler hastalığı tamamen ortadan kaldırmaz, kaybedilmiş belleği geri getirmez ve her Alzheimer hastası için uygun değildir. Yeni tedaviler, Alzheimer hastalığına bağlı hafif bilişsel bozukluk veya hafif demans evresindeki, hastalık biyolojisi doğrulanmış uygun hastalarda değerlendirilir. Bu tedavilerin onay ve erişim koşulları ülkelere göre değişebilir. Tedavi öncesinde beyin MR görüntülemesi, beyindeki kanama riski ve özellikle antikoagülan olarak adlandırılan bazı kan sulandırıcı ilaçların kullanımı gibi faktörler gözden geçirilir. Tedavi sırasında belirli aralıklarla MR takibi yapılır. Bunun nedeni, tedavi sırasında beyinde ödem veya küçük kanamalarla seyredebilen ARIA adı verilen değişikliklerin görülebilmesidir. Baş ağrısı, bilinç değişikliği, görme bozukluğu veya yeni nörolojik belirti gelişmesi durumunda hızlı değerlendirme gerekir.</p>
<p><strong>Alzheimer’dan korunmak için damar sağlığına dikkat edin</strong></p>
<p>Demans riskini tamamen ortadan kaldıran bir yöntem bulunmaz. Bununla birlikte hipertansiyon, yüksek LDL kolesterol, diyabet, sigara kullanımı, obezite ve fiziksel hareketsizlik gibi risk faktörlerinin kontrol altında tutulması beyin sağlığı açısından önemlidir. İşitme ve görme sorunlarının tedavi edilmesi, düzenli fiziksel aktivite, sosyal ve zihinsel olarak aktif bir yaşam sürdürülmesi de korunma açısından önem taşıyan adımlar arasında yer alır. 2024 Lancet Demans Komisyonu, yaşam boyunca müdahale edilebilir 14 risk faktörünün dünya genelindeki demans vakalarının yaklaşık yüzde 45’iyle ilişkili olabileceğini bildirmiştir. Bu oran, demans riskinin azaltılmasında değiştirilebilir faktörlerin önemli bir payı olabileceğine işaret etmektedir. Bu nedenle beyni koruyan tek bir vitamin aramak yerine damar sağlığına dikkat etmek, düzenli hareket etmek, sigaradan uzak durmak ve sosyal yaşamı sürdürmek daha güçlü kanıta dayanan bir yaklaşımdır. Alzheimer hastalığında erken tanı, yalnızca hastalığa daha erken bir isim koymak anlamına gelmez. Unutkanlığın diğer nedenlerini ayırt etmek, hastalık biyolojisini gerektiğinde doğrulamak ve kişinin yarar görebileceği tedaviyi güvenli biçimde seçmek açısından önem taşır. Günümüzde gelişen tanı yöntemleri ve erken evrede uygulanabilen yeni tedaviler, Alzheimer hastalığıyla mücadelede yeni olanaklar sunmaktadır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-tanisinda-kan-testleri-donemi-661074">Alzheimer Tanısında Kan Testleri Dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeker sadece tatlı değil: Günlük beslenmedeki gizli kaynaklara dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/seker-sadece-tatli-degil-gunluk-beslenmedeki-gizli-kaynaklara-dikkat-661043</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 13:04:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmedeki]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661043</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahve, meyve suyu, kahvaltılık gevrek ve “fit” olarak tercih edilen atıştırmalıklar da fark edilmeden ilave şeker tüketimine yol açabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı İrem Aksoy, sağlıklı beslenmede katı yasaklar yerine şekerin hangi kaynaklardan, ne miktarda ve ne sıklıkta alındığının fark edilmesinin önemine dikkat çekiyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/seker-sadece-tatli-degil-gunluk-beslenmedeki-gizli-kaynaklara-dikkat-661043">Şeker sadece tatlı değil: Günlük beslenmedeki gizli kaynaklara dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şeker tüketiminde farkındalık oluşturmak, şeker içeren tüm besinleri beslenme düzeninden çıkarmak anlamına gelmiyor. Önemli olan, tüketim sıklığını ve miktarını fark ederek daha dengeli seçimler yapabilmek. Uzm. Dyt. İrem Aksoy, sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları için küçük değişikliklerin önemli olduğunu belirtiyor ve günlük hayatta şekeri azaltmak için 5 küçük adım öneriyor:</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/09/seker-sadece-tatli-degil-gunluk-beslenmedeki-gizli-kaynaklara-dikkat-0-M5J169tx.png"/></p>
<p>Şekerli içecekler yerine suyu tercih edin. Gün içinde farkında olmadan alınan ilave şekeri azaltmanın en kolay yollarından biri şekerli içecekleri sınırlamak.</p>
<p>Çay ve kahveyi şekersiz tüketmeyi deneyin. Gün içinde birden fazla kez tüketilen içeceklere eklenen şeker, toplam günlük alımı artırabilir.</p>
<p>Meyve suyu yerine meyvenin kendisini tercih edin. Meyveyi bütün olarak tüketmek, beslenme düzenine lif de kazandırır.</p>
<p>Fit, diyet ve doğal ifadelerine tek başına güvenmeyin. Ürünün gerçekten ne içerdiğini anlamak için besin etiketini ve içindekiler listesini okuyun.</p>
<p>Şekeri yasaklamak yerine tüketim düzeninizi gözlemleyin. Hangi besinleri, ne sıklıkta ve hangi miktarda tükettiğinizi fark etmek, sürdürülebilir değişikliklerin ilk adımı olabilir.</p>
<p><strong>Bilim Ne Diyor? Fazla Şeker Tüketimi Sağlığı Nasıl Etkiliyor?</strong></p>
<p>Bilimsel çalışmalar, yüksek miktarda şeker tüketiminin çeşitli sağlık sorunlarıyla ilişkili olabileceğine dikkat çekiyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ise serbest şeker tüketiminin, günlük enerji alımının yüzde 5-10’undan daha az olmasını öneriyor. Bu nedenle şeker tüketimine ilişkin farkındalık yalnız başına “daha az tatlı yemek” olarak değerlendirilmemeli. Gün içinde tüketilen içeceklerden paketli ürünlere kadar ilave şeker içeren farklı kaynakların tamamının bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/seker-sadece-tatli-degil-gunluk-beslenmedeki-gizli-kaynaklara-dikkat-661043">Şeker sadece tatlı değil: Günlük beslenmedeki gizli kaynaklara dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gece uykudan uyandıran el uyuşmasına dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gece-uykudan-uyandiran-el-uyusmasina-dikkat-661039</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 13:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[el]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[uyandıran]]></category>
		<category><![CDATA[uykudan]]></category>
		<category><![CDATA[uyuşmasına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661039</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karpal tünel sendromunun el ve parmaklarda uyuşma, karıncalanma ve ağrı gibi belirtilerle ortaya çıkabildiğini belirten uzmanlar, özellikle gece uykudan uyandıran uyuşmaların hastalığın önemli işaretlerinden biri olduğuna dikkat çekiyor. İleri vakalarda kas kaybı görülebiliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-uykudan-uyandiran-el-uyusmasina-dikkat-661039">Gece uykudan uyandıran el uyuşmasına dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Teknolojik cihazların ergonomiden uzak kullanımının riski artırabildiğini ifade eden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Demiroğlu, “‘Elim özellikle parmaklarımda uyuşma var, bu telefon/bilgisayar kullanımımda veya kullanımdan sonra gerçekleşiyor’ diyen her erişkin hastada karpal tünelden şüphelenilmeli.” dedi. Diyabet, tiroid ve bazı romatizmal hastalıkların yanı sıra gebeliğin de karpal tünel sendromuyla ilişkili olabileceğini belirten Prof. Dr. Demiroğlu, ileri vakalarda kas kaybını önlemek için cerrahinin zamanında yapılması gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Demiroğlu, karpal tünel sendromunun belirtileri, risk faktörleri, tanı ve tedavi yöntemleri ile hastalığın ilerlemesini önlemek için ergonomik kullanımın öneminden bahsetti.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/09/gece-uykudan-uyandiran-el-uyusmasina-dikkat-0-bfbcmqNa.png"/></p>
<p><strong>En tipik bulgu parmaklarda fark edilen uyuşma!</strong></p>
<p>Karpal tünel sendromunun median sinirin el bileği hizasında tuzaklanması sonucu oluşan bir klinik tablo olduğunu ifade eden Prof. Dr. Murat Demiroğlu, “Sadece elde olan uyuşma başparmak, işaret parmağı ve orta parmakta görülüyorsa tablo bu teşhise klinik olarak daha yakındır.” dedi.</p>
<p>Gün içerisinde yoğun parmak kullanımı gerektiren işlere el bileğinin uygunsuz pozisyonu da eklendiğinde el ve parmaklarda ortaya çıkan uyuşmanın alarm işareti olduğunu aktaran Prof. Dr. Demiroğlu, gece yarısı uyanıp elde ve parmaklarda fark edilen uyuşmanın en tipik bulgu olduğunu, uyuşmaya ağrının da eşlik edebileceğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Ergonomik olmayan teknoloji kullanımı karpal tünel riskini artırıyor!</strong></p>
<p>‘Elim özellikle parmaklarımda uyuşma var, bu telefon/bilgisayar kullanımımda veya kullanımdan sonra gerçekleşiyor’ diyen her erişkin hastada karpal tünelden şüphelenilmesi gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Demiroğlu, “20 yaştan itibaren her yaşta görülebilir. Kişide bulunan diyabet, tiroid ve bazı romatizmal hastalıklar görülme sıklığını arttırabilir. Teknolojik cihazların kullanımında ergonomiden uzaklaşmanın bu hastalığı arttırdığını söyleyebiliriz.” dedi.</p>
<p>Karpal tünel sendromuna kadınlarda görece fazla rastlanmasını değerlendiren Prof. Dr. Demiroğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Bunun muhtemel nedenleri arasında; karpal tünel kapasitesinin erkeklere göre azlığı, gebelik gibi hormonal değişikliklerin erkeklerde görülmemesi, sinovit benzeri durumların kadınlarda daha sık olması yatıyor olabilir.”</p>
<p><strong>Karpal tünelde tedavinin gecikmesi kas erimesini kalıcı hale getirebilir!</strong></p>
<p>“Sinirdeki tuzaklanmaya sinirin tahammülü bir dereceden sonra elde güç kaybını meydana getirebileceğinden teşhis/tedavi yönetimindeki bir ihmal kas erimesini kalıcı hale getirebilir.” Diyen Prof. Dr. Demiroğlu, kalıcı kas erimesi olup ağrısı devam eden olgularda cerrahi tedavinin ağrıyı rahatlatmak için düşünülebileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Karpal tünelde ileri vakalarda cerrahi geciktirilmemeli!</strong></p>
<p>Klinik olarak karpal tünel sendromundan şüphelenilen olgularda EMG denilen bir test yapıldığını kaydeden Prof. Dr. Murat Demiroğlu, “Bu test ile tuzaklanmanın derecesi hakkında fikir sahibi olunur.” dedi.</p>
<p>Hasta ilk başvurduğunda bu testin yanında diyabet, tiroid, romatizmal hastalıklar ve gebelik açısından sorgulanması ve gerekli tetkiklerin yapılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Demiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ek hastalık varsa dahiliye endokrin, romatoloji yada kadın doğuma yönlendirilmeli. Ek hastalık yoksa erken dönemde el bileği ateli kısa süreli takip, emg kontrolü; orta derece tuzaklanmalarda gece ağrı ile uyanıyorsa cerrahi tedavi ve ileri derece tuzaklanmalarda kas kaybını engellemek için en uygun zamanda cerrahi tedavi önerilir. Herhangi bir nedenle cerrahi gereken ve kabul etmeyen hastalar fizik tedavi yada nöroloji uzmanına yönlendirilir.</p>
<p>Günlük hayatta yapılan bazı alışkanlıkların karpal tünel sendromu riskini artırdığı biliniyor. El ve el bileğinin hayatımıza ne kadar değer kattığını ve hayatımızı kolaylaştırdığını unutmayıp onu en ergonomik şekilde kullanmalıyız. Biliyoruz ki el bileği bükülü olduğu (ileri/geri) pozisyonda, zorlamalı hareketlerde karpal tünel basıncı çok artıyor. Uzun soluklu yetişmesi gereken işlerde ergonomiye ve saat başı 5-10 dakikalık araları ihmal etmeyelim.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-uykudan-uyandiran-el-uyusmasina-dikkat-661039">Gece uykudan uyandıran el uyuşmasına dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ek yerleştirmede sağlık teknolojileri gençlere yeni kariyer alanları sunuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ek-yerlestirmede-saglik-teknolojileri-genclere-yeni-kariyer-alanlari-sunuyor-661035</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 13:00:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ek]]></category>
		<category><![CDATA[gençlere]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yerleştirmede]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=661035</guid>

					<description><![CDATA[<p>YKS’de ilk tercihlerinde istediği bölüme yerleşemeyen adaylar için ek yerleştirme süreci yeni fırsatlar sunuyor. Sağlık hizmetlerinde dijitalleşme, yapay zekâ ve ileri teknolojilerin kullanımının yaygınlaşmasıyla Patoloji Laboratuvar Teknikleri ve Radyoterapi gibi programlar, teknoloji odaklı kariyer hedefleyen adayların seçenekleri arasında yer alıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ek-yerlestirmede-saglik-teknolojileri-genclere-yeni-kariyer-alanlari-sunuyor-661035">Ek yerleştirmede sağlık teknolojileri gençlere yeni kariyer alanları sunuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri MYO Patoloji Laboratuvar Teknikleri Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Eda Yetimoğlu, patoloji laboratuvarlarının başta kanser olmak üzere çok sayıda hastalığın tanısında kritik bir rol üstlendiğini anlattı.</p>
<p>Hastadan alınan biyopsi, cerrahi materyal ve sitolojik materyallerin doğru şekilde hazırlanmasının tanının önemli aşamalarından biri olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Yetimoğlu, şöyle konuştu:</p>
<p>“Patoloji laboratuvarları, hastalıkların tanı sürecinin temel yapı taşlarından biridir. Özellikle kanser tanısında, hastadan alınan biyopsi, cerrahi materyal ve sitolojik materyallerin uygun şekilde hazırlanması ve mikroskop altında incelenebilir hale getirilmesi gerekmektedir. Patoloji laboratuvarında gerçekleştirilen bir dizi işlem sonucunda patolog tarafından mikroskobik değerlendirmeye uygun preparatlar hazırlanır ve bu süreç hastanın doğru tanı ve verilen tanıya bağlı olarak tedavi planının oluşturulmasına katkı sağlar.”</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/09/ek-yerlestirmede-saglik-teknolojileri-genclere-yeni-kariyer-alanlari-sunuyor-0-Bw9blFcN.jpg"/></p>
<p><strong>“Doğru tanının konulabilmesi için laboratuvar sürecinin en önemli profesyonellerindensiniz”</strong></p>
<p>Patoloji laboratuvar teknikerinin materyalin laboratuvara ulaşmasından itibaren birçok kritik işlemde görev aldığına işaret eden Yetimoğlu, mesleğin yalnızca teknik cihaz kullanımından ibaret olmadığını vurguladı.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Yetimoğlu, “Patoloji laboratuvar teknikeri; materyal kabul, makroskobi, doku takibi, doku gömme, mikrotomda kesit alma, boyama, sitolojik materyal hazırlama, özel boya çalışmaları ve immühistokimyasal boyama süreçlerinde görev alır. Ayrıca laboratuvarın kullandığı cihazların doğru ve güvenli şekilde kullanılması, kalite ve biyogüvenlik kurallarına uyulması ve materyallerin uygun şekilde arşivlenmesi de bu mesleğin önemli parçalarıdır.” dedi.</p>
<p>Öğrencilerine mesleğin sorumluluğunu anlatırken özellikle bir noktayı hatırlattığını ifade eden Yetimoğlu, “Siz tanıyı koyan kişi değilsiniz; ancak doğru tanının konulabilmesi için gereken laboratuvar sürecinin en önemli profesyonellerinden birisiniz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yapay zekâ patoloji teknikerini ortadan kaldırmayacak, rolünü dönüştürecek</strong></p>
<p>Dijital patoloji ve yapay zekâ teknolojilerinin mesleğin geleceğini de değiştirdiğini kaydeden Yetimoğlu, yapay zekânın görüntü tarama, belirli yapıların işaretlenmesi, hücrelerin sayılması ve şüpheli alanların önceliklendirilmesi gibi işlemlerde destek sağlayabileceğini söyledi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Yetimoğlu, “Bu nedenle teknikerin rolü ortadan kalkmaktan ziyade dönüşecektir. Geleceğin teknikerinin yalnızca mikrotom, boyama cihazı veya doku takip cihazını kullanmayı değil; aynı zamanda dijital görüntüleme sistemlerini, laboratuvar bilgi sistemlerini, kalite kontrol süreçlerini ve yapay zekâ destekli teknolojilerin kullanılma süreçlerinde de aktif rol alması beklenmektedir.” dedi.</p>
<p>Patoloji Laboratuvar Teknikleri mezunlarının devlet, üniversite ve özel hastanelerin patoloji ve sitoloji laboratuvarlarından Adli Tıp Kurumu’na, tıp ve veterinerlik fakültelerinin histoloji laboratuvarlarından sektöre malzeme sağlayan firmalara kadar farklı alanlarda çalışabildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Yetimoğlu, gelecekte moleküler tanı, dijital patoloji, görüntü analizi, laboratuvar kalite yönetimi ve ileri patoloji tekniklerinin daha fazla önem kazanmasının beklendiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Radyoterapide teknoloji arttıkça yetişmiş personele ihtiyaç da önem kazanıyor</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi SHMYO Radyoterapi Program Başkanı Öğr. Gör. Selen Ener Boran da kanser tedavisindeki teknolojik gelişmelerin radyoterapi teknikerlerinin görevlerini daha hassas ve kapsamlı hale getirdiğini söyledi.</p>
<p>Günümüz radyoterapisinin görüntüleme, yazılım, doz hesaplama ve hareket yönetimi sistemlerinin birlikte kullanıldığı ileri teknoloji yoğun bir tedavi yöntemi olduğuna dikkat çeken Öğr. Gör. Selen Ener Boran, şunları söyledi:</p>
<p>“Günümüzde radyoterapi; görüntüleme, yazılım, doz hesaplama ve hareket yönetimi sistemlerinin birlikte kullanıldığı, tümörün milimetrik doğrulukla hedeflenmesini, sağlıklı dokuların mümkün olduğunca korunmasını ve hasta pozisyonunun her seansta aynı şekilde yeniden oluşturulmasını gerektiren, yoğun ileri teknoloji kullanan bir tedavi yöntemidir. Bazı tedaviler daha az sayıda seansta tamamlanabilse de her seansın hazırlık, görüntüleme ve doğrulama aşamaları daha kapsamlı hâle gelmiştir.”</p>
<p>Kanser hastalarının yaklaşık yüzde 50-70’inin tedavi sürecinin bir aşamasında radyoterapiye ihtiyaç duyduğunu ifade eden Boran, tahminlere göre Türkiye’de yılda yaklaşık 236 bin yeni kanser vakası görülmesinin de yetişmiş sağlık personeline duyulan ihtiyacı ortaya koyduğunu belirtti.</p>
<p><strong>“Tekniker yalnızca cihazı kullanan sağlık çalışanı olmaktan çıkıyor”</strong></p>
<p>Yeni nesil radyoterapi sistemlerinin hastanın anatomisini tedavi öncesinde ve sırasında görüntüleyebildiğini, solunum hareketlerini takip edebildiğini ve bazı sistemlerde günlük anatomik değişikliklere göre tedavinin uyarlanmasına olanak sağladığını belirten Boran, dönüşümün teknikerlerin görev tanımlarına da yansıdığını ifade etti.</p>
<p>Boran, “Görüntü rehberliğinde radyoterapi, stereotaktik tedaviler, solunum kontrollü uygulamalar, yüzey takip sistemleri ve MR eşliğinde adaptif radyoterapi bu dönüşümün başlıca örnekleridir. Bu gelişmeler radyoterapi teknikerini yalnızca cihazı kullanan bir sağlık çalışanı olmaktan çıkararak; görüntüleme, hasta hareketlerinin yönetimi, dijital kayıt sistemleri, tedavi doğrulaması ve güvenlik süreçlerinde daha fazla sorumluluk alan bir meslek mensubu hâline getiriyor.” diye konuştu.</p>
<p>Yapay zekâ ve otomasyonun bazı işlemleri hızlandırabileceğini ancak insan faktörünün önemini koruduğunu dile getiren Boran, “Elde edilen sonuçların kontrol edilmesi ve güvenli biçimde klinik sürece aktarılması için yetişmiş personele ihtiyaç devam ediyor.” dedi.</p>
<p><strong>Radyoterapide cihaz, yazılım ve mesleki İngilizce avantaj sağlayabilir</strong></p>
<p>Radyoterapinin sağlık, fizik, anatomi, görüntüleme ve ileri teknolojiyi bir araya getiren bir meslek olduğunu belirten Boran, dikkat, ekip çalışması, hasta iletişimi ve sürekli öğrenmeye açık olmanın önemli olduğunu kaydetti.</p>
<p>İstihdam olanaklarına da değinen Boran, radyoterapinin uzmanlaşmış bir sağlık alanı olduğunu ve mezunların radyasyon onkolojisi merkezi bulunan Sağlık Bakanlığı hastaneleri, üniversite hastaneleri, özel hastaneler ve yetkilendirilmiş onkoloji kuruluşlarında görev yapabildiğini aktardı.</p>
<p>Kamu alımlarının KPSS ve açılan kadrolara bağlı olduğuna dikkat çeken Boran, “İyi bir klinik uygulama eğitimi alan, cihaz ve yazılım bilgisi güçlü, mesleki İngilizcesini geliştiren ve farklı şehirlerde çalışma konusunda esnek olan mezunların özel sektörde ve açılacak kamu kadrolarında daha avantajlı olması beklenebilir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ek-yerlestirmede-saglik-teknolojileri-genclere-yeni-kariyer-alanlari-sunuyor-661035">Ek yerleştirmede sağlık teknolojileri gençlere yeni kariyer alanları sunuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer, ilk belirtilerden yaklaşık 20 yıl önce başlıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimer-ilk-belirtilerden-yaklasik-20-yil-once-basliyor-2-660966</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 11:00:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[20]]></category>
		<category><![CDATA[Açısından]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[belirtilerden]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Risk Faktörleri]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660966</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda yaşam süresinin uzamasıyla birlikte Alzheimer hastalığının görülme sıklığı giderek artıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-ilk-belirtilerden-yaklasik-20-yil-once-basliyor-2-660966">Alzheimer, ilk belirtilerden yaklaşık 20 yıl önce başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda yaşam süresinin uzamasıyla birlikte Alzheimer hastalığının görülme sıklığı giderek artıyor. Ülkemizde yaklaşık 700 bin kişi Alzheimer hastalığıyla mücadele ederken, 2050 yılına kadar bu sayının 2,5 katına çıkması bekleniyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer,</strong> Alzheimer’ın ilk belirtileri ortaya çıkmadan yaklaşık 20 yıl önce beyinde değişikliklerin başlayabildiğine dikkat çekerek, <strong>“Yaş ve genetik yatkınlık gibi değiştirilemeyen risklere rağmen, yaşam tarzıyla ilişkili bazı risk faktörlerini kontrol altına almak mümkün. Bu nedenle beyin sağlığını korumaya yönelik önlemlere erken yaşlardan itibaren önem vermek gerekir.</strong> Bilimsel veriler, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ile Alzheimer riskinin önemli ölçüde azaltılabileceğini göstermektedir<strong>”</strong> diyor. Prof. Dr. Tuncer, <strong>21 Eylül Dünya Alzheimer Günü</strong> kapsamında, Alzheimer riskini azaltmada 10 etkili önlem ile tanı ve tedavide umut veren gelişmeleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Beyin hücrelerinin ilerleyici bir şekilde hasar görmesi ve kaybedilmesiyle ortaya çıkan Alzheimer hastalığı sadece hastanın değil, ailesinin ve yakın çevresinin de yaşamını derinden etkiliyor. Sinsice başlayıp ilerleyen hastalıkta ilk belirtiler genellikle yakın zamanda yaşanan olayların unutulması, aynı soruların tekrar tekrar sorulması veya tanıdık kelimelerin hatırlanamaması şeklinde kendini gösteriyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer</strong>, ilerleyen evrelerde bireyin planlama becerisinin zayıfladığını, zaman ve mekan algısının bozulduğunu, kişilik değişiklikleri ortaya çıktığını ve sonuçta en temel günlük ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldiğini belirterek “Alzheimer hastalığı bireysel olduğu kadar ailevi ve toplumsal bir sağlık sorunudur; hastalığın ilerleyici doğası hastaların giderek bağımsızlığını yitirmesine, bakım verenlerin ise ciddi fiziksel, psikolojik ve ekonomik yüklerle karşılaşmasına neden olmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Alzheimer hastalığına zemin hazırlayan etkenler!</strong></p>
<p>Alzheimer’in ilk belirtilerden yaklaşık 20 yıl önce oluşmaya başladığını belirten Prof. Dr. Neşe Tuncer “Dolayısıyla 70&#8217;li yaşlarda bellek yakınması yaşayan bir bireyde süreç aslında 50&#8217;li yaşlarda başlamış olabilir. Bu durum, sağlıkla ilgili orta yaşta alınan kararların, yaşlılıkta beyin sağlığını doğrudan belirlediğini göstermektedir” diyor. Prof. Dr. Tuncer, Alzheimer hastalığına zemin hazırlayan başlıca yaşam alışkanlıkları ve risk faktörlerini şöyle sıralıyor: “Düzenli egzersiz yapmamak, kontrolsüz tansiyon, yüksek kolesterol ve tedavi edilmeyen hipertansiyon, tedavi edilmeyen işitme kaybı, diyabet ve insülin direnci, obezite, sigara, alkol kullanımı, sosyal izolasyon ve yalnızlık, yetersiz ve kalitesiz uyku, sağlıksız beslenme, işlenmiş gıdalar, aşırı şeker ve trans yağ ağırlıklı beslenme, depresyon, kafa travması öyküsü, hava kirliliğine maruz kalma.” </p>
<p><strong>Alzheimer riskini azaltmak mümkün! İşte, 10 etkili önlem!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Neşe Tuncer, Alzheimer riskini azaltan 10 etkili önlemi şöyle açıklıyor; </p>
<ul>
<li><strong>Düzenli egzersiz</strong></li>
</ul>
<p>Düzenli egzersiz, beyin sağlığını korumada önemli bir rol oynamaktadır. Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta egzersiz (tempolu yürüyüş, yüzme, bisiklet) beynin bellek merkezi olan hipokampusun hacmini artırmakta ve yeni sinir bağlantılarının oluşmasını desteklemektedir. Bilimsel çalışmalar, fiziksel aktivite ve düzenli egzersizin bilişsel gerileme ve Alzheimer riskinin azaltılmasına önemli katkılar sağladığını göstermektedir. </p>
<ul>
<li><strong>Sağlıklı ve dengeli beslenme</strong><strong> </strong></li>
</ul>
<p>Sağlıklı beslenme kapsamında özellikle Akdeniz tipi beslenme (bol sebze-meyve, zeytinyağı, balık, kuruyemiş, tam tahıllar) beyin ve damar sağlığını desteklemektedir. Haftada en az iki kez balık tüketimi omega-3 yağ asitleri sayesinde beyin hücrelerini korumaktadır. İşlenmiş gıdalar, aşırı şeker ve trans yağ ağırlıklı beslenmeden uzak durmak gerekir.</p>
<ul>
<li><strong>Kaliteli ve yeterli uyku</strong></li>
</ul>
<p>Kaliteli ve yeterli uyku hastalığı önlemede büyük önem taşımaktadır. Her gece 7-8 saat kesintisiz uyku, beynin gün içinde biriken zararlı proteinleri temizlemesini sağlayan glimfatik sistemin etkin çalışması için zorunludur. Uyku apnesi mutlaka değerlendirilmeli ve tedavi edilmelidir. </p>
<ul>
<li><strong>Beyni aktif tutmak ve yaşam boyu öğrenmek</strong></li>
</ul>
<p>Bilişsel aktivite kapsamında yaşam boyu öğrenme, okuma, yeni beceriler edinme, dil öğrenme ve enstrüman çalma gibi aktiviteler beynin ‘bilişsel rezervini’ güçlendirmektedir. Bilimsel çalışmalar, iki dil konuşan bireylerde Alzheimer belirtilerinin 4-5 yıl daha geç ortaya çıktığını göstermiştir.</p>
<ul>
<li><strong>Sosyal bağları güçlü tutmak</strong></li>
</ul>
<p>Aile ve arkadaşlarla düzenli iletişim kurmak, sosyal ve toplumsal etkinliklere katılmak, sosyal yaşamın içinde olmak ve gönüllülük çalışmaları beyin sağlığını desteklemektedir. Sosyal izolasyon ve düşük sosyal bağlantı, bilişsel gerileme ve Alzheimer açısından değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle sosyal yaşamdan kopmamak, Alzheimer hastalığı riskini azaltmaya yönelik bütüncül yaklaşımın önemli bir parçasıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Tansiyon, kolesterol ve kan şekerini kontrol altında tutmak</strong></li>
</ul>
<p>Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve yüksek kan şekeri gibi kardiyometabolik risklerin kontrol altında tutulması hem damar hem de beyin sağlığı açısından önem taşımaktadır. Hipertansiyon, diyabet ve yüksek kolesterolün düzenli takip edilmesi, ilerleyen yıllarda bilişsel gerileme ve Alzheimer hastalığı açısından son derece önemlidir.  </p>
<ul>
<li><strong>Sağlıklı kiloyu korumak</strong></li>
</ul>
<p>Fazla kilo ve obezite ilerleyen yaşlarda bilişsel sağlık açısından önem taşıyan, değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer almaktadır. Sağlıklı kilonun korunması; tansiyon, kan şekeri ve kolesterol gibi Alzheimer hastalığı açısından önem taşıyan diğer risk faktörlerinin de kontrolüne katkı sağlamaktadır. </p>
<ul>
<li><strong>Sigara ve alkolden uzak durmak</strong></li>
</ul>
<p>Sigara ve alkol kullanımı beyin sağlığını olumsuz etkileyebilen, değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer almaktadır. Sigara ve alkolden uzak durmak, Alzheimer hastalığı riskini azaltmaya yönelik önemli adımlardandır. </p>
<ul>
<li><strong>İşitme kaybını ihmal etmemek</strong></li>
</ul>
<p>İşitme kaybının fark edilmesi halinde gecikmeden değerlendirilmesi ve uygun durumlarda işitme cihazı gibi desteklerin kullanılması riski azaltmak açısından önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Kafa travmalarından korunmak ve hava kirliliğine maruziyeti azaltmak</strong></li>
</ul>
<p>Kafa travmalarından korunmak ve hava kirliliğine maruziyeti mümkün olduğunca azaltmak Alzheimer hastalığı da dahil olmak üzere, ilerleyen yaşlarda bilişsel sağlığı etkileyebilecek risklerin azaltılmasına yönelik koruyucu yaklaşımın önemli bir parçasını oluşturmaktadır.  </p>
<p><strong>Erken tanı ve tedavide yeni dönem!</strong></p>
<p><strong> </strong>Alzheimer hastalığında erken tanının, tedavinin başarısı için kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Neşe Tuncer “Erken tanı alanında son yıllarda çığır açan gelişmeler yaşanmıştır. ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), Alzheimer hastalığı tanısına yardımcı olan ilk kan testini onaylamıştır. Bu test, kanda beyindeki Alzheimer proteinlerini yüksek doğrulukla tespit edebilmektedir. Erken tanı ve hastalığın biyolojik özelliklerinin daha erken dönemde ortaya konulabilmesi, uygun hastalarda tedavi seçeneklerinin zamanında değerlendirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Özellikle biyobelirteçler ve hastalık seyrini yavaşlatmaya yönelik yeni tedaviler de, Alzheimer ile mücadelede umut veren gelişmeler arasında yer almaktadır” diyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-ilk-belirtilerden-yaklasik-20-yil-once-basliyor-2-660966">Alzheimer, ilk belirtilerden yaklaşık 20 yıl önce başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda dil bağı, konuşmayla anlaşılır mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-dil-bagi-konusmayla-anlasilir-mi-660898</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Sep 2026 11:00:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşılır]]></category>
		<category><![CDATA[bağı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[konuşmayla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660898</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda kısa, kalın ya da belirgin görünen dil bağı, her zaman konuşma bozukluğuna işaret etmiyor. Uzmanlar, dil bağının görünümünden çok dil hareketlerinin ve çocuğun konuşma gelişiminin birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-dil-bagi-konusmayla-anlasilir-mi-660898">Çocuklarda dil bağı, konuşmayla anlaşılır mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dil bağı ile konuşma arasındaki ilişkinin sanıldığından daha karmaşık olduğunu aktaran Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, “Her dil bağı konuşmayı etkilemez; konuşma güçlüğü yaşayan her çocuğun sorunu da dil bağı değildir.” dedi. Her sesletim güçlüğünün dil bağı kaynaklı olmadığını vurgulayan Tahmincioğlu, cerrahi müdahalenin de tek başına doğru ses üretimini sağlamayabileceğine dikkat çekti. Tahmincioğlu, ailelerin cerrahi bir adım atmadan önce dil ve konuşma terapistine danışmasını önerdi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, çocuklarda dil bağının konuşma bozukluğuna etkisi ve cerrahi müdahale gerekliliği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/09/cocuklarda-dil-bagi-konusmayla-anlasilir-mi-0-gHYweV2L.png"/></p>
<p><strong>Dil bağı ile konuşma arasında karmaşık bir ilişki var!</strong></p>
<p>Çocuklarda dil bağının, ebeveynlerin en fazla merak ettiği ve kafa karışıklığı yaşadığı konuların başında geldiğini ifade eden Anuş Tahmincioğlu, “Erken çocukluk döneminde, yalnızca ağız içi anatomisine bakılarak çocuk hakkında ‘ileride konuşma problemi yaşayacak’ yargısına varılabiliyor. Hatta dil bağı kesildiğinde çocuğun tüm konuşma sorunlarının sihirli bir değnek değmişçesine ortadan kalkacağına dair yanlış bir inanış da oldukça yaygın.” dedi.</p>
<p>Dil bağı ile konuşma arasındaki ilişkinin, sanılanın aksine çok daha karmaşık olduğuna işaret eden Tahmincioğlu, “Her dil bağı konuşmayı etkilemez; konuşma güçlüğü yaşayan her çocuğun sorunu da dil bağı değildir. Bunu sadece bu alanda çalışan bir uzman olarak değil; aynı zamanda bir zamanlar dil bağı kısa olan çift dilli bir terapist ve buna rağmen konuşma gecikmesi yaşamamış bir çocuk olarak söylüyorum.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Anatomik görünüm ile işlevsel performans her zaman eşleşmeyebilir!</strong></p>
<p>Bir çocuğun dil bağının kısa, kalın veya belirgin görünmesinin, tek başına konuşma bozukluğu yaşayacağı anlamına gelmediğini yineleyen Tahmincioğlu, “Anatomik görünüm ile işlevsel performans her zaman eşleşmeyebilir.” dedi.</p>
<p>Değerlendirmelerde son derece belirgin görünen bir dil bağına rağmen dilini konuşma seslerinin pozisyonlarına rahatça getirebilen ve tamamen anlaşılır konuşan çocuklarla karşılaşabildiğini aktaran Tahmincioğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bununla birlikte, dışarıdan hiç dikkat çekmeyen küçük bir bağın, dili işlevsel olarak tamamen kısıtladığı durumlarla da karşılaşabiliyoruz.</p>
<p>Bu noktada ailelerin sıklıkla kullandığı ‘konuşma bozukluğu’ ifadesini netleştirmemiz gerekiyor. Çocuğun söyleneni anlaması, kelime öğrenmesi, cümle kurması ve sesleri doğru üretmesi birbirinden farklı beceriler. Çünkü dil bağı, tek başına çocuğun kelime hazinesinin sınırlı olmasını, cümle kurmaya yaşıtlarından daha geç başlamasını ya da dil gelişiminin genel olarak beklenen düzeyin gerisinde seyretmesini açıklayan bir durum değildir.”</p>
<p><strong>Sesletim güçlüğü yaşayan her çocuğun cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyduğu söylenemez!</strong></p>
<p>Dil bağının etkilediği temel alanın ‘sesletim’ olduğunu dile getiren Anuş Tahmincioğlu, “Yani konuşma seslerinin doğru şekilde oluşturulmasıdır. Bununla birlikte, sesletim güçlüğü yaşayan her çocuğun dil bağına yönelik cerrahi bir müdahaleye ihtiyaç duyduğu da söylenemez.” dedi.</p>
<p>Dört-beş yaşlarında, anlamlı cümleler kurabilen ve söyleneni mükemmel anlayabilen bir çocuk üzerinden örnek veren Tahmincioğlu, “Bu çocuk bazı sesleri sürekli hatalı üretiyorsa, değerlendirme sırasında dil hareketlerinin kısıtlandığı görülüyorsa, dil bağının etkisi değerlendirilir. Ancak her sesin edinim yaşı farklıdır. 3 yaşındaki bir çocuğun sırf ‘r’ sesini çıkaramaması sebebiyle dil bağını kestirmek bilimsel ve klinik açıdan son derece yanlış bir yaklaşımdır. Çünkü ‘r’ sesi diğer seslerden geç edinilen karmaşık bir sestir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bağın kesilmesi ile doğru sesin üretilmesi aynı şey değil!</strong></p>
<p>Ailelerin evde çocuklarına ‘dilini çıkar, yukarı kaldır, damağına değdir’ gibi hareketler yaptırarak tanı koymasının mümkün olmadığını vurgulayan Tahmincioğlu, “Küçük bir çocuk, verilen yönergeyi anlamadığı veya o motor hareketi henüz planlayamadığı için de başarısız olabilir. Bu nedenle tanı; tek bir hareketten değil, bir Dil ve Konuşma Terapisti tarafından çocuğun doğal konuşma performansı incelenerek konmalı. Cerrahi müdahalenin gerekliliğine elbette ilgili hekim karar verir.” dedi.</p>
<p>En büyük hayal kırıklığının ise cerrahi sonrasında yaşanabildiğine değinen Tahmincioğlu, “Çünkü bağın kesilmesi ile doğru sesin üretilmesi aynı şey değildir. Cerrahi işlem dille ilgili hareket alanını açabilir. Ancak dilin o noktaya artık ulaşabiliyor olması, çocuğun konuşurken o noktayı otomatik olarak kullanacağı anlamına gelmez. Çocuk yıllardır o sesi yanlış ürettiyse, bağ kesilse bile eski alışkanlığına devam edebilir. İşte bu aşamada dil ve konuşma terapisi devreye girer.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Kaygılarınız varsa cerrahi adımdan önce bir dil ve konuşma terapistine danışın”</strong></p>
<p>Sosyal medyadaki ‘öncesi-sonrası’ videolarının ve ağız içi fotoğraflarının ailelerdeki kaygıyı artırabildiğine dikkat çeken Anuş Tahmincioğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Başka bir çocuğun dil görüntüsüyle kendi çocuğunuzunkini kıyaslamak son derece yanıltıcıdır. Benzer görünen iki anatomik yapı, iki farklı çocukta bambaşka sonuçlar doğurur. Çocuğunuzun sesletimiyle ilgili kaygılarınız varsa cerrahi adımdan önce bir dil ve konuşma terapistine danışın. Bazen çocuğunuzun ihtiyacı olan şey dil ve konuşma terapistinin rehberliğidir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-dil-bagi-konusmayla-anlasilir-mi-660898">Çocuklarda dil bağı, konuşmayla anlaşılır mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer’a karşı beyin sağlığını korumanın 10 yolu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimera-karsi-beyin-sagligini-korumanin-10-yolu-660882</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Sep 2026 10:48:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[korumanın]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660882</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşam süresinin uzamasıyla birlikte Alzheimer hastalığının görülme sıklığı da artıyor. Uzmanlar, hastalığa ilişkin beyin değişikliklerinin belirtilerden yıllar önce başlayabileceğine dikkat çekerken, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının riskin azaltılmasında önemli rol oynadığını belirtiyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimera-karsi-beyin-sagligini-korumanin-10-yolu-660882">Alzheimer’a karşı beyin sağlığını korumanın 10 yolu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Alzheimer hastalığının görülme sıklığı giderek artıyor. Ülkemizde yaklaşık 700 bin kişi Alzheimer hastalığıyla mücadele ederken, 2050 yılına kadar bu sayının 2,5 katına çıkması bekleniyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, Alzheimer’ın ilk belirtileri ortaya çıkmadan yaklaşık 20 yıl önce beyinde değişikliklerin başlayabildiğine dikkat çekerek, “Yaş ve genetik yatkınlık gibi değiştirilemeyen risklere rağmen, yaşam tarzıyla ilişkili bazı risk faktörlerini kontrol altına almak mümkün. Bu nedenle beyin sağlığını korumaya yönelik önlemlere erken yaşlardan itibaren önem vermek gerekir. Bilimsel veriler, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ile Alzheimer riskinin önemli ölçüde azaltılabileceğini göstermektedir” diyor. Prof. Dr. Tuncer, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında, Alzheimer riskini azaltmada 10 etkili önlem ile tanı ve tedavide umut veren gelişmeleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/09/alzheimera-karsi-beyin-sagligini-korumanin-10-yolu-0-fNhOP1fx.jpg"/></p>
<p>Beyin hücrelerinin ilerleyici bir şekilde hasar görmesi ve kaybedilmesiyle ortaya çıkan Alzheimer hastalığı sadece hastanın değil, ailesinin ve yakın çevresinin de yaşamını derinden etkiliyor. Sinsice başlayıp ilerleyen hastalıkta ilk belirtiler genellikle yakın zamanda yaşanan olayların unutulması, aynı soruların tekrar tekrar sorulması veya tanıdık kelimelerin hatırlanamaması şeklinde kendini gösteriyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, ilerleyen evrelerde bireyin planlama becerisinin zayıfladığını, zaman ve mekan algısının bozulduğunu, kişilik değişiklikleri ortaya çıktığını ve sonuçta en temel günlük ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldiğini belirterek “Alzheimer hastalığı bireysel olduğu kadar ailevi ve toplumsal bir sağlık sorunudur; hastalığın ilerleyici doğası hastaların giderek bağımsızlığını yitirmesine, bakım verenlerin ise ciddi fiziksel, psikolojik ve ekonomik yüklerle karşılaşmasına neden olmaktadır” diyor.</p>
<p><strong>Alzheimer hastalığına zemin hazırlayan etkenler!</strong></p>
<p>Alzheimer’in ilk belirtilerden yaklaşık 20 yıl önce oluşmaya başladığını belirten Prof. Dr. Neşe Tuncer “Dolayısıyla 70’li yaşlarda bellek yakınması yaşayan bir bireyde süreç aslında 50’li yaşlarda başlamış olabilir. Bu durum, sağlıkla ilgili orta yaşta alınan kararların, yaşlılıkta beyin sağlığını doğrudan belirlediğini göstermektedir” diyor. Prof. Dr. Tuncer, Alzheimer hastalığına zemin hazırlayan başlıca yaşam alışkanlıkları ve risk faktörlerini şöyle sıralıyor: “Düzenli egzersiz yapmamak, kontrolsüz tansiyon, yüksek kolesterol ve tedavi edilmeyen hipertansiyon, tedavi edilmeyen işitme kaybı, diyabet ve insülin direnci, obezite, sigara, alkol kullanımı, sosyal izolasyon ve yalnızlık, yetersiz ve kalitesiz uyku, sağlıksız beslenme, işlenmiş gıdalar, aşırı şeker ve trans yağ ağırlıklı beslenme, depresyon, kafa travması öyküsü, hava kirliliğine maruz kalma.”</p>
<p><strong>Alzheimer riskini azaltmak mümkün! İşte, 10 etkili önlem!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Neşe Tuncer, Alzheimer riskini azaltan 10 etkili önlemi şöyle açıklıyor;</p>
<p><strong>Düzenli egzersiz</strong></p>
<p>Düzenli egzersiz, beyin sağlığını korumada önemli bir rol oynamaktadır. Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta egzersiz (tempolu yürüyüş, yüzme, bisiklet) beynin bellek merkezi olan hipokampusun hacmini artırmakta ve yeni sinir bağlantılarının oluşmasını desteklemektedir. Bilimsel çalışmalar, fiziksel aktivite ve düzenli egzersizin bilişsel gerileme ve Alzheimer riskinin azaltılmasına önemli katkılar sağladığını göstermektedir.</p>
<p><strong>Sağlıklı ve dengeli beslenme</strong></p>
<p>Sağlıklı beslenme kapsamında özellikle Akdeniz tipi beslenme (bol sebze-meyve, zeytinyağı, balık, kuruyemiş, tam tahıllar) beyin ve damar sağlığını desteklemektedir. Haftada en az iki kez balık tüketimi omega-3 yağ asitleri sayesinde beyin hücrelerini korumaktadır. İşlenmiş gıdalar, aşırı şeker ve trans yağ ağırlıklı beslenmeden uzak durmak gerekir.</p>
<p><strong>Kaliteli ve yeterli uyku</strong></p>
<p>Kaliteli ve yeterli uyku hastalığı önlemede büyük önem taşımaktadır. Her gece 7-8 saat kesintisiz uyku, beynin gün içinde biriken zararlı proteinleri temizlemesini sağlayan glimfatik sistemin etkin çalışması için zorunludur. Uyku apnesi mutlaka değerlendirilmeli ve tedavi edilmelidir.</p>
<p><strong>Beyni aktif tutmak ve yaşam boyu öğrenmek</strong></p>
<p>Bilişsel aktivite kapsamında yaşam boyu öğrenme, okuma, yeni beceriler edinme, dil öğrenme ve enstrüman çalma gibi aktiviteler beynin ‘bilişsel rezervini’ güçlendirmektedir. Bilimsel çalışmalar, iki dil konuşan bireylerde Alzheimer belirtilerinin 4-5 yıl daha geç ortaya çıktığını göstermiştir.</p>
<p><strong>Sosyal bağları güçlü tutmak</strong></p>
<p>Aile ve arkadaşlarla düzenli iletişim kurmak, sosyal ve toplumsal etkinliklere katılmak, sosyal yaşamın içinde olmak ve gönüllülük çalışmaları beyin sağlığını desteklemektedir. Sosyal izolasyon ve düşük sosyal bağlantı, bilişsel gerileme ve Alzheimer açısından değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle sosyal yaşamdan kopmamak, Alzheimer hastalığı riskini azaltmaya yönelik bütüncül yaklaşımın önemli bir parçasıdır.</p>
<p><strong>Tansiyon, kolesterol ve kan şekerini kontrol altında tutmak</strong></p>
<p>Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve yüksek kan şekeri gibi kardiyometabolik risklerin kontrol altında tutulması hem damar hem de beyin sağlığı açısından önem taşımaktadır. Hipertansiyon, diyabet ve yüksek kolesterolün düzenli takip edilmesi, ilerleyen yıllarda bilişsel gerileme ve Alzheimer hastalığı açısından son derece önemlidir.</p>
<p><strong>Sağlıklı kiloyu korumak</strong></p>
<p>Fazla kilo ve obezite ilerleyen yaşlarda bilişsel sağlık açısından önem taşıyan, değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer almaktadır. Sağlıklı kilonun korunması; tansiyon, kan şekeri ve kolesterol gibi Alzheimer hastalığı açısından önem taşıyan diğer risk faktörlerinin de kontrolüne katkı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Sigara ve alkolden uzak durmak</strong></p>
<p>Sigara ve alkol kullanımı beyin sağlığını olumsuz etkileyebilen, değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer almaktadır. Sigara ve alkolden uzak durmak, Alzheimer hastalığı riskini azaltmaya yönelik önemli adımlardandır.</p>
<p><strong>İşitme kaybını ihmal etmemek</strong></p>
<p>İşitme kaybının fark edilmesi halinde gecikmeden değerlendirilmesi ve uygun durumlarda işitme cihazı gibi desteklerin kullanılması riski azaltmak açısından önemlidir.</p>
<p><strong>Kafa travmalarından korunmak ve hava kirliliğine maruziyeti azaltmak</strong></p>
<p>Kafa travmalarından korunmak ve hava kirliliğine maruziyeti mümkün olduğunca azaltmak Alzheimer hastalığı da dahil olmak üzere, ilerleyen yaşlarda bilişsel sağlığı etkileyebilecek risklerin azaltılmasına yönelik koruyucu yaklaşımın önemli bir parçasını oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>Erken tanı ve tedavide yeni dönem!</strong></p>
<p>Alzheimer hastalığında erken tanının, tedavinin başarısı için kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Neşe Tuncer “Erken tanı alanında son yıllarda çığır açan gelişmeler yaşanmıştır. ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), Alzheimer hastalığı tanısına yardımcı olan ilk kan testini onaylamıştır. Bu test, kanda beyindeki Alzheimer proteinlerini yüksek doğrulukla tespit edebilmektedir. Erken tanı ve hastalığın biyolojik özelliklerinin daha erken dönemde ortaya konulabilmesi, uygun hastalarda tedavi seçeneklerinin zamanında değerlendirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Özellikle biyobelirteçler ve hastalık seyrini yavaşlatmaya yönelik yeni tedaviler de, Alzheimer ile mücadelede umut veren gelişmeler arasında yer almaktadır” diyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimera-karsi-beyin-sagligini-korumanin-10-yolu-660882">Alzheimer’a karşı beyin sağlığını korumanın 10 yolu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şekere Karşı En Güçlü Adım: Yasak Değil, Farkındalık</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sekere-karsi-en-guclu-adim-yasak-degil-farkindalik-660852</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Sep 2026 09:54:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[adım]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[içecekler]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[Şeker Tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[şekere]]></category>
		<category><![CDATA[yasak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660852</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gün içinde tüketilen bir kahve, hızlıca içilen bir meyve suyu, kahvaltılık gevrek ya da “fit” etiketiyle tercih edilen bir atıştırmalık…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sekere-karsi-en-guclu-adim-yasak-degil-farkindalik-660852">Şekere Karşı En Güçlü Adım: Yasak Değil, Farkındalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gün içinde tüketilen bir kahve, hızlıca içilen bir meyve suyu, kahvaltılık gevrek ya da “fit” etiketiyle tercih edilen bir atıştırmalık… Şeker tüketimi yalnızca tatlı ve çikolatadan ibaret değil. Günlük beslenme rutininde fark edilmeden tüketilen ilave şeker miktarı, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının da önündeki en önemli başlıklardan biri. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı İrem Aksoy</strong>, 19-25 Eylül Dünya Şeker Tüketimine Dikkat Haftası kapsamında, sağlıklı beslenmede katı yasaklardan çok farkındalık kazanmanın ve tüketim alışkanlıklarını doğru değerlendirmenin önemine dikkat çekiyor. Aksoy’a göre şeker tüketimini azaltmanın ilk adımı, şekeri tamamen hayatımızdan çıkarmaya çalışmak değil; şekeri nereden, ne kadar ve ne sıklıkta aldığımızı fark etmek.</p>
<p><strong>Şeker Sadece Tatlı Değil: Gizli Kaynaklara Dikkat!</strong></p>
<p>Günlük yaşamda ilave şeker tüketimi; tatlı, çikolata ve şekerlemelerin yanı sıra şekerli içecekler, kahvaltılık gevrekler, hazır soslar ve paketli atıştırmalıklar aracılığıyla da artabiliyor. Özellikle yoğun yaşam temposunda pratik ürünlerin daha sık tercih edilmesi, kişinin farkında olmadan daha fazla şeker tüketmesine yol açabiliyor. Ürünlerin ambalajlarında yer alan “diyet”, “fit” veya “doğal” gibi ifadeler ise tek başına ürünün ilave şeker içermediği anlamına gelmiyor. Bu nedenle tüketicilerin ambalaj üzerindeki tanımlardan ziyade besin etiketini ve içindekiler listesini incelemesi önemli. </p>
<p><strong>“Sağlıklı” İbaresi Yetmez: Etiket Okumak Şekeri Fark Etmenin Anahtarı</strong></p>
<p>Şeker tüketiminde farkındalık oluşturmak, şeker içeren tüm besinleri beslenme düzeninden çıkarmak anlamına gelmiyor. Önemli olan, tüketim sıklığını ve miktarını fark ederek daha dengeli seçimler yapabilmek. Uzm. Dyt. İrem Aksoy, sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları için küçük değişikliklerin önemli olduğunu belirtiyor ve <strong>günlük hayatta şekeri azaltmak için 5 küçük adım </strong>öneriyor: </p>
<ul>
<li><strong>Şekerli içecekler yerine suyu tercih edin.</strong> Gün içinde farkında olmadan alınan ilave şekeri azaltmanın en kolay yollarından biri şekerli içecekleri sınırlamak.</li>
<li><strong>Çay ve kahveyi şekersiz tüketmeyi deneyin.</strong> Gün içinde birden fazla kez tüketilen içeceklere eklenen şeker, toplam günlük alımı artırabilir.</li>
<li><strong>Meyve suyu yerine meyvenin kendisini tercih edin.</strong> Meyveyi bütün olarak tüketmek, beslenme düzenine lif de kazandırır.</li>
<li><strong>Fit, diyet ve doğal ifadelerine tek başına güvenmeyin.</strong> Ürünün gerçekten ne içerdiğini anlamak için besin etiketini ve içindekiler listesini okuyun.</li>
<li><strong>Şekeri yasaklamak yerine tüketim düzeninizi gözlemleyin.</strong> Hangi besinleri, ne sıklıkta ve hangi miktarda tükettiğinizi fark etmek, sürdürülebilir değişikliklerin ilk adımı olabilir.</li>
</ul>
<p><strong>Bilim Ne Diyor? Fazla Şeker Tüketimi Sağlığı Nasıl Etkiliyor?</strong></p>
<p>Bilimsel çalışmalar, yüksek miktarda şeker tüketiminin çeşitli sağlık sorunlarıyla ilişkili olabileceğine dikkat çekiyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ise serbest şeker tüketiminin, günlük enerji alımının yüzde 5-10&#8217;undan daha az olmasını öneriyor. Bu nedenle şeker tüketimine ilişkin farkındalık yalnız başına “daha az tatlı yemek” olarak değerlendirilmemeli. Gün içinde tüketilen içeceklerden paketli ürünlere kadar ilave şeker içeren farklı kaynakların tamamının bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sekere-karsi-en-guclu-adim-yasak-degil-farkindalik-660852">Şekere Karşı En Güçlü Adım: Yasak Değil, Farkındalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Kemik İliği Bağışçıları Günü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-kemik-iligi-bagiscilari-gunu-660849</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Sep 2026 09:54:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışçı]]></category>
		<category><![CDATA[bağışçıları]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eşleşme]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[Kemik İliği]]></category>
		<category><![CDATA[kızılay]]></category>
		<category><![CDATA[Kök Hücre]]></category>
		<category><![CDATA[ligi]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660849</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Kızılay, Sağlık Bakanlığı ile iş birliği içinde yürüttüğü Türkiye Kök Hücre Koordinasyon Merkezi (TÜRKÖK) projesi kapsamında bağışçı kazanımı, eşleşme ve nakil planlama, bağışçıların sağlık kontrolü, konaklama ve ulaşım ihtiyaçlarının yanı sıra toplanan hücresel ürünlerin nakil merkezlerine hızla ve güvenle ulaştırılması görevlerini üstleniyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-kemik-iligi-bagiscilari-gunu-660849">Dünya Kemik İliği Bağışçıları Günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Kızılay, Sağlık Bakanlığı ile iş birliği içinde yürüttüğü Türkiye Kök Hücre Koordinasyon Merkezi (TÜRKÖK) projesi kapsamında bağışçı kazanımı, eşleşme ve nakil planlama, bağışçıların sağlık kontrolü, konaklama ve ulaşım ihtiyaçlarının yanı sıra toplanan hücresel ürünlerin nakil merkezlerine hızla ve güvenle ulaştırılması görevlerini üstleniyor.<strong> </strong>Bu yılın ilk 8 ayında 39 bin 631 yeni bağışçı adayının katılımıyla Kızılay, toplamda 1 milyon 251 bin 677 aktif kök hücre bağışçı adayına ulaştı. Bağışçı adaylarının yüzde 63’ünü erkekler, yüzde 37’sini kadınlar oluşturuyor.</p>
<p>Halk arasında kemik iliği nakli olarak da bilinen kök hücre nakli; lösemi, lenfoma, kemik iliği ve çeşitli organ kanserleri, kemik iliği yetmezliği, kalıtsal anemiler, bağışıklık sistemi yetmezlikleri ve kalıtsal metabolik hastalıklar gibi birçok hastalığın tedavisinde kullanılıyor. Kök hücre nakline ihtiyaç duyan hastalara ve bağışın önemine dikkat çekmek amacıyla her yıl eylül ayının üçüncü cumartesi günü Dünya Kemik İliği Bağışçıları Günü olarak anılıyor. </p>
<p><strong>“Bağışçı sayısı arttıkça eşleşme imkânı da artıyor” </strong></p>
<p>Türk Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz, Dünya Kemik İliği Bağışçıları Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Bugün 1 milyon 251 bini aşkın gönüllü bağışçı adayımız, kök hücre nakli bekleyen hastalarımız için büyük bir umut. TÜRKÖK projesiyle bağışçı kazanımından eşleşme ve nakil planlamaya kadar sürecin her aşamasında önemli bir sorumluluk üstleniyoruz. Bağışçı sayımız arttıkça nakil bekleyen hastalarımızın uyumlu bir bağışçı adayıyla eşleşme imkânı artıyor; bu da hastalarımızın ve ailelerinin umudunu büyütüyor.<strong> </strong>Bu büyük umudun ve dayanışmanın parçası olan tüm bağışçı adaylarımıza duyarlılıkları için teşekkür ediyorum.”</p>
<p><strong>Nasıl bağışçı adayı olunur?</strong></p>
<p>Kök hücre bağışçısı olmak isteyen 18-35 yaş aralığındaki her sağlıklı vatandaş, Kızılay kan bağış noktalarına başvurarak TÜRKÖK Bilgilendirme ve Onam Formu’nu dolduruyor. Bağışçı adaylarından alınan üç tüp kan gerekli testlerden geçirildikten sonra sonuçlar TÜRKÖK Kemik İliği Bankası veri tabanına aktarılıyor ve kişi bağışçı adayı olarak sisteme dahil ediliyor. Sağlık Bakanlığı veri tabanında bulunan bir hasta ile eşleşme tespit edilmesi halinde Kızılay, bağışçı adayına ulaşarak detaylı testlerin yapılmasını sağlıyor ve bağışçının kabulü ve uygun bulunması halinde tedavi süreci başlıyor. Kök hücre bağışıyla ilgili daha fazla bilgiye kanver.org adresinden ulaşılabiliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-kemik-iligi-bagiscilari-gunu-660849">Dünya Kemik İliği Bağışçıları Günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gece uykudan uyandıran uyuşmaya dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gece-uykudan-uyandiran-uyusmaya-dikkat-660846</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Sep 2026 09:49:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[Karpal Tünel]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[parmak]]></category>
		<category><![CDATA[sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyandıran]]></category>
		<category><![CDATA[uykudan]]></category>
		<category><![CDATA[Uyuşma]]></category>
		<category><![CDATA[uyuşmaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660846</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Demiroğlu, karpal tünel sendromunun belirtileri, risk faktörleri, tanı ve tedavi yöntemleri ile hastalığın ilerlemesini önlemek için ergonomik kullanımın öneminden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-uykudan-uyandiran-uyusmaya-dikkat-660846">Gece uykudan uyandıran uyuşmaya dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Demiroğlu, karpal tünel sendromunun belirtileri, risk faktörleri, tanı ve tedavi yöntemleri ile hastalığın ilerlemesini önlemek için ergonomik kullanımın öneminden bahsetti.</p>
<p><strong>En tipik bulgu parmaklarda fark edilen uyuşma!</strong></p>
<p>Karpal tünel sendromunun median sinirin el bileği hizasında tuzaklanması sonucu oluşan bir klinik tablo olduğunu ifade eden Prof. Dr. Murat Demiroğlu, “Sadece elde olan uyuşma başparmak, işaret parmağı ve orta parmakta görülüyorsa tablo bu teşhise klinik olarak daha yakındır.” dedi.</p>
<p>Gün içerisinde yoğun parmak kullanımı gerektiren işlere el bileğinin uygunsuz pozisyonu da eklendiğinde el ve parmaklarda ortaya çıkan uyuşmanın alarm işareti olduğunu aktaran Prof. Dr. Demiroğlu, gece yarısı uyanıp elde ve parmaklarda fark edilen uyuşmanın en tipik bulgu olduğunu, uyuşmaya ağrının da eşlik edebileceğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Ergonomik olmayan teknoloji kullanımı karpal tünel riskini artırıyor!</strong></p>
<p>‘Elim özellikle parmaklarımda uyuşma var, bu telefon/bilgisayar kullanımımda veya kullanımdan sonra gerçekleşiyor’ diyen her erişkin hastada karpal tünelden şüphelenilmesi gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Demiroğlu, “20 yaştan itibaren her yaşta görülebilir. Kişide bulunan diyabet, tiroid ve bazı romatizmal hastalıklar görülme sıklığını arttırabilir. Teknolojik cihazların kullanımında ergonomiden uzaklaşmanın bu hastalığı arttırdığını söyleyebiliriz.” dedi.</p>
<p>Karpal tünel sendromuna kadınlarda görece fazla rastlanmasını değerlendiren Prof. Dr. Demiroğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Bunun muhtemel nedenleri arasında; karpal tünel kapasitesinin erkeklere göre azlığı, gebelik gibi hormonal değişikliklerin erkeklerde görülmemesi, sinovit benzeri durumların kadınlarda daha sık olması yatıyor olabilir.”</p>
<p><strong>Karpal tünelde tedavinin gecikmesi kas erimesini kalıcı hale getirebilir!</strong></p>
<p>“Sinirdeki tuzaklanmaya sinirin tahammülü bir dereceden sonra elde güç kaybını meydana getirebileceğinden teşhis/tedavi yönetimindeki bir ihmal kas erimesini kalıcı hale getirebilir.” Diyen Prof. Dr. Demiroğlu, kalıcı kas erimesi olup ağrısı devam eden olgularda cerrahi tedavinin ağrıyı rahatlatmak için düşünülebileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Karpal tünelde ileri vakalarda cerrahi geciktirilmemeli!</strong></p>
<p>Klinik olarak karpal tünel sendromundan şüphelenilen olgularda EMG denilen bir test yapıldığını kaydeden Prof. Dr. Murat Demiroğlu, “Bu test ile tuzaklanmanın derecesi hakkında fikir sahibi olunur.” dedi.</p>
<p>Hasta ilk başvurduğunda bu testin yanında diyabet, tiroid, romatizmal hastalıklar ve gebelik açısından sorgulanması ve gerekli tetkiklerin yapılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Demiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ek hastalık varsa dahiliye endokrin, romatoloji yada kadın doğuma yönlendirilmeli. Ek hastalık yoksa erken dönemde el bileği ateli kısa süreli takip, emg kontrolü; orta derece tuzaklanmalarda gece ağrı ile uyanıyorsa cerrahi tedavi ve ileri derece tuzaklanmalarda kas kaybını engellemek için en uygun zamanda cerrahi tedavi önerilir. Herhangi bir nedenle cerrahi gereken ve kabul etmeyen hastalar fizik tedavi yada nöroloji uzmanına yönlendirilir.</p>
<p>Günlük hayatta yapılan bazı alışkanlıkların karpal tünel sendromu riskini artırdığı biliniyor. El ve el bileğinin hayatımıza ne kadar değer kattığını ve hayatımızı kolaylaştırdığını unutmayıp onu en ergonomik şekilde kullanmalıyız. Biliyoruz ki el bileği bükülü olduğu (ileri/geri) pozisyonda, zorlamalı hareketlerde karpal tünel basıncı çok artıyor. Uzun soluklu yetişmesi gereken işlerde ergonomiye ve saat başı 5-10 dakikalık araları ihmal etmeyelim.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-uykudan-uyandiran-uyusmaya-dikkat-660846">Gece uykudan uyandıran uyuşmaya dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklar Daha Az Hastalansın Diye Takviye Şart mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklar-daha-az-hastalansin-diye-takviye-sart-mi-660810</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 19:15:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[az]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[diye]]></category>
		<category><![CDATA[hastalansın]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[takviye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660810</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklar Daha Az Hastalansın Diye Takviye Şart mı?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-daha-az-hastalansin-diye-takviye-sart-mi-660810">Çocuklar Daha Az Hastalansın Diye Takviye Şart mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Özel ENTO Kulak Burun Boğaz Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Süreyya Paksoy, çocukların daha az enfeksiyon geçirmesi için vitamin ve takviyelerden önce sağlıklı beslenme, yeterli uyku ve doğru hijyen alışkanlıklarına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.</b></p>
<p><span>Çocukların özellikle okul döneminde sık hastalanması, ailelerin vitamin ve takviyelere yönelmesine neden olabiliyor. “Çocuğumuz sık hastalanmasın diye hangi vitaminleri ve takviyeleri verelim?” sorusuyla sık karşılaştığını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Süreyya Paksoy, sağlıklı ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çekti.</span></p>
<p><b><b>“D VİTAMİNİ DIŞINDA TAKVİYE ÖNERMİYORUM”</b></b></p>
<p><span>Ailelerin vitamin ve takviyeler konusunda merak ettiği sorulara değinen Dr. Paksoy, “Yanıtım genellikle oldukça net. Çocuklarımızı sağlıklı ve dengeli beslemek, 1 Kasım-1 Mayıs arasında düzenli D vitamini kullanmak dışında hiçbir takviye önermiyorum” dedi.</span></p>
<p><span>Çocukların daha az enfeksiyon geçirmesi için günlük yaşamda uygulanabilecek basit alışkanlıkların bulunduğunu ifade eden Paksoy, ailelere beş önemli öneride bulundu.</span></p>
<p><b><b>ÇOCUKLARI ENFEKSİYONLARDAN KORUMAK İÇİN 5 ÖNERİ</b></b></p>
<p><span>Özellikle okul ortamında hijyen alışkanlıklarının önemine dikkat çeken Dr. Paksoy, çocukların her yere ve her şeye dokunmamaya özen göstermesi gerektiğini söyledi. Ellerinin ağız, burun ve gözlerle temasından mümkün olduğunca kaçınılmasını isteyen Paksoy, mikropların vücuda bu yollarla girebildiğini belirtti.</span></p>
<p><span>Çocukların gün içerisinde ellerini birkaç kez sabunla yıkaması veya gerektiğinde el antiseptiği kullanması gerektiğini ifade eden Paksoy, burun akıntısı, öksürük ve ateş gibi belirtileri bulunan arkadaşlarıyla yakın temastan da mümkün olduğunca kaçınmalarını önerdi.</span></p>
<p><b><b>“GEÇ YATMASINLAR, YETERLİ SÜREDE UYUSUNLAR”</b></b></p>
<p><span>Dr. Paksoy’un üzerinde durduğu bir diğer konu ise uyku oldu. Çocukların geç saatlere kadar uyanık kalmaması ve yaşlarına uygun sürelerde uyuması gerektiğini belirten Paksoy, yeterli uykunun önemine dikkat çekti.</span></p>
<p><span>Paksoy, çocukların daha az hastalanmasının tek bir ürün veya takviyeye bağlı olmadığını vurgulayarak, </span><b>“Çocukların daha az hastalanmasını sağlayan şey bir şurup ya da takviye değil; iyi beslenme, iyi uyku ve doğru hijyen alışkanlıklarıdır”</b><span> dedi.</span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-daha-az-hastalansin-diye-takviye-sart-mi-660810">Çocuklar Daha Az Hastalansın Diye Takviye Şart mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayvan hastalıklarından küresel salgın riskine: Uzmanlar İstanbul’da buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hayvan-hastaliklarindan-kuresel-salgin-riskine-uzmanlar-istanbulda-bulustu-660771</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 13:28:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarından]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[riskine]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[stanbul]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660771</guid>

					<description><![CDATA[<p>İklim değişikliği, sınır aşan hayvan hastalıkları, antimikrobiyal direnç ve gıda güvenliği gibi riskler, 33. Dünya Buiatri Kongresi’nde masaya yatırıldı. 66 yıl sonra Türkiye’de düzenlenen kongre, hayvan sağlığında erken uyarı, aşılama ve dijital takip gibi yeni yaklaşımları gündeme taşırken 3 bin 560 katılımcıyı İstanbul’da buluşturdu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayvan-hastaliklarindan-kuresel-salgin-riskine-uzmanlar-istanbulda-bulustu-660771">Hayvan hastalıklarından küresel salgın riskine: Uzmanlar İstanbul’da buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya sığır ve ruminant sağlığı alanının en önemli bilimsel buluşmalarından 33. Dünya Buiatri Kongresi, İstanbul’da tamamlandı. 6-10 Eylül tarihleri arasında düzenlenen kongrenin açılışında; Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Gümen, 33. Dünya Buiatri Kongresi Başkanı Prof. Dr. Hasan Batmaz, Dünya Buiatri Birliği Başkanı Prof. Dr. Arcangelo Gentile ve Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu bir araya geldi. Açılış konuşmalarında sınır aşan hayvan hastalıklarının değişen seyri, iklim değişikliği, Tek Sağlık yaklaşımı, hayvan hareketlerinin kontrolü, dijital takip sistemleri ve yapay zekânın hayvan sağlığındaki yeni rolü öne çıktı.</p>
<p>Kongrede 55 davetli konuşmacı 77 bilimsel oturumda bir araya gelirken, 220’si sözlü, 589’u poster olmak üzere toplam 809 bilimsel çalışma sunuldu. Beş gün boyunca bilim insanları, veteriner hekimler, akademisyenler, öğrenciler ve sektör temsilcileri ruminant sağlığının bugünkü sorunlarını ve geleceğin çözüm modellerini değerlendirdi.</p>
<p><strong>ETİYOPYA’DAN İSTANBUL’A UZANAN BRUSELLA ARAŞTIRMASINA ÖDÜL</strong></p>
<p>Kongrenin dikkat çeken ödüllerinden Gustav Rosenberger Memorial Fund Award, Etiyopya’da sığırlarda Brusella hastalığının tanısı, izlenmesi ve kontrolü üzerine çalışan genç veteriner hekim Lelti Miesho Berhe’ye verildi. Etiyopya’da milyonlarca kırsal aile için sığırların gıda, gelir ve tarımsal üretimin önemli bir parçası olduğuna dikkat çeken Berhe, veteriner hekimliği yalnızca hayvanların tedavisiyle sınırlı görmediğini, çalışmalarının toplumun refahına da katkı sunmasını hedeflediğini söyledi. Berhe, ödül kapsamında araştırmalarının bir bölümünü Bologna Üniversitesi’nde, Dünya Buiatri Birliği Başkanı Prof. Dr. Arcangelo Gentile ve ekibiyle sürdürecek.</p>
<p><strong>VETERİNER İLAÇ VE AŞILARINDA KAREKODLU TAKİP HAZIRLIĞI</strong></p>
<p>Açılış konuşmasında insan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte ele alan Tek Sağlık yaklaşımının, zoonotik hastalıklar ve antimikrobiyal dirençle mücadelede ortak yol haritası olması gerektiğini vurgulayan Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Gümen: “Artık insan sağlığını hayvan ve çevre sağlığından ayrı düşünemeyiz. Zoonotik hastalıklar ve antimikrobiyal direnç başta olmak üzere karşı karşıya olduğumuz riskler, Tek Sağlık yaklaşımını ortak yol haritamız haline getiriyor. Türkiye’de büyükbaş hayvan varlığı 2023’te 16,5 milyonken 2025’te 17,7 milyona, küçükbaş hayvan varlığı ise aynı dönemde 52,3 milyondan 57,9 milyona yükseldi. Ancak başarıyı yalnızca hayvan sayısıyla ölçmüyoruz; sağlıklı hayvan varlığını, hayvan başına verimliliği, hastalık ortaya çıkmadan önlemeyi, hayvan refahını ve güvenli gıda üretimini esas alıyoruz. Bu kapsamda aşı ve ilaç takip sistemlerimizin altyapısını karekod temelli takip sistemine dönüştürmek üzere çalışmalarımızı başlattık. Üretimden son kullanıma kadar daha etkin, güvenli ve gerçek zamanlı bir takip sağlayarak denetimi ve şeffaflığı güçlendirmeyi hedefliyoruz” dedi.</p>
<p>Hayvancılıkta yapay zekâ kullanımının artık bir seçenek olmaktan çıktığını vurgulayan Gümen: “Sensörlerle hastalıkları klinik belirtiler ortaya çıkmadan tespit etmek, salgınların hareketini önceden öngörmek ve milyonlarca genomik veriyi seleksiyon kararlarına dönüştürmek artık mümkün. Bu imkânı kullanmak bir tercih değil; buzağı kayıplarından antimikrobiyal dirence, verimlilikten emisyona kadar birçok sorunun çözümünde olmazsa olmazımızdır” diye konuştu.</p>
<p><strong>IL ÖNCE KURDUĞUM HAYAL BUGÜN GERÇEK OLDU</strong></p>
<p>33. Dünya Buiatri Kongresi Başkanı Prof. Dr. Hasan Batmaz, kongrenin Türkiye’ye uzanan hikâyesinin kendisi için 30 yıl önce başladığını söyledi. 1996 yılında Edinburgh’da düzenlenen 19. Dünya Buiatri Kongresi’ne Türkiye’den katılan tek kişi olduğunu anlatan Batmaz: “Kongrenin atmosferini gördüğümde bir gün böyle bir organizasyonu Türkiye’de gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğimizi düşünmüştüm. Aradan 30 yıl geçti ve bugün 33. Dünya Buiatri Kongresi’ni İstanbul’da gerçekleştiriyoruz. Bu benim için çok özel bir an” dedi.</p>
<p>Türkiye’nin coğrafi konumunun hayvan sağlığı açısından özel bir önem taşıdığına dikkat çeken Batmaz: “Küresel ısınma ve artan hareketlilik, enfeksiyon hastalıklarının yayılımını hızlandırıyor. Antimikrobiyal direnç ve gıda güvenliği de önümüzdeki en önemli sorunlar arasında. Veteriner hekimler bu gelişmelere kayıtsız kalmamalı. Aktif rol üstlenmeli ve geleceğe ilişkin planlarda sorumluluk almalıyız” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>HASTALIKLAR SINIR TANIMIYOR</strong></p>
<p>Kongrede Dünya Buiatri Birliği Başkanlığı görevini devretmeye hazırlanan Prof. Dr. Arcangelo Gentile, iklim değişikliği, uluslararası ticaret, hayvan hareketleri, savaşlar ve siyasi istikrarsızlıkların hayvan hastalıklarının yayılımını hızlandırdığına dikkat çekerek: “Hastalıklar ulusal sınırları tanımıyor. Yeni olan yalnızca hastalıkların farklı bölgelere ulaşması değil; coğrafi dağılımlarını değiştirme hızları, ölçekleri ve bazı durumlarda öngörülemez hale gelmeleri. Dünyanın bir bölgesindeki veteriner hizmetlerinin zayıflığı, çok kısa sürede dünyanın diğer bölgeleri için de bir riske dönüşebilir. Bu nedenle güçlü veteriner hizmetleri bir maliyet değil, yatırım olarak görülmeli. Hayvan sağlığı ortak bir sorumluluk” dedi.</p>
<p><strong>TEK SAĞLIK ARTIK KONUŞULMAKTAN ÇIKIP UYGULAMAYA GEÇMELİ</strong></p>
<p>Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, insan, hayvan ve çevre sağlığının birlikte ele alındığı Tek Sağlık yaklaşımının artık uygulamaya geçirilmesi gerektiğini belirterek: “2026 yılına geldiğimizde Tek Sağlık hâlâ bu tür programlarda konuşulan bir konu olarak devam ediyor. Artık bunun pratiğine geçmek gerekiyor. Türkiye’de bir Tek Sağlık Yasası çıkarılmasını ve ilgili bakanlıklarla kurumların çalışmalarını koordine edecek, doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı bir hastalık kontrol, yönetim ve önleme merkezinin oluşturulmasını gerekli görüyoruz. Türkiye’nin Asya ile Avrupa arasındaki konumu nedeniyle hayvan hareketlerinin kontrolü ve erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi de bulaşıcı hastalıklarla mücadelede büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<p><strong>BİLİME VE MESLEĞE KATKI ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU</strong></p>
<p>Kongrenin açılış töreninde buiatri ve veteriner hekimlik alanına bilimsel ve mesleki katkılarıyla öne çıkan isimlere de ödülleri takdim edildi. Bilime Üstün Katkı Ödülü; Wisconsin–Madison Üniversitesi Hayvan ve Süt Bilimleri Bölümü’nden Prof. Dr. Milo Wiltbank, Illinois Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peter D. Constable, sığır besleme ve metabolizma alanındaki çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Jesse P. Goff ile Zurich Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Swiss Institute of Allergy and Asthma Research (SIAF) Direktörü Prof. Dr. Cezmi Akdis’e verildi. Mesleğe Üstün Katkı Ödülü kapsamında ise Dünya Buiatri Birliği Onursal Başkanı Prof. Dr. Walter Baumgartner ile Dünya Buiatri Birliği Başkanlığı görevini devretmeye hazırlanan Prof. Dr. Arcangelo Gentile ödüle layık görüldü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayvan-hastaliklarindan-kuresel-salgin-riskine-uzmanlar-istanbulda-bulustu-660771">Hayvan hastalıklarından küresel salgın riskine: Uzmanlar İstanbul’da buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş hekimliğinde eğitim anlayışı değişiyor: Vaka çeşitliliği ve yapay zekâ öne çıkıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-hekimliginde-egitim-anlayisi-degisiyor-vaka-cesitliligi-ve-yapay-zeka-one-cikiyor-660768</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 13:28:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlayışı]]></category>
		<category><![CDATA[çeşitliliği]]></category>
		<category><![CDATA[değişiyor]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[Vaka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660768</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diş hekimliği eğitiminde teknolojik gelişmeler ve farklı klinik vakalar, öğrencilerin mesleki deneyimlerini şekillendiren önemli unsurlar arasında yer alıyor. Yapay zekâ destekli uygulamalar da eğitim sürecine giderek daha fazla dahil oluyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimliginde-egitim-anlayisi-degisiyor-vaka-cesitliligi-ve-yapay-zeka-one-cikiyor-660768">Diş hekimliğinde eğitim anlayışı değişiyor: Vaka çeşitliliği ve yapay zekâ öne çıkıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diş hekimliği eğitiminde, öğrencilerin yalnızca teorik bilgiyle değil, gerçek hasta deneyimi ve uygulamalı eğitimle mesleğe hazırlanmasının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Ergün Yücel, mezunların klinik becerilerin yanı sıra teknoloji bilgisi, bilimsel yaklaşım ve güçlü iletişim becerilerine sahip diş hekimleri olarak yetişmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Diş Hastanesi, klinikler ve preklinik laboratuvarların aynı yapı içerisinde yer almasının, teori ile pratiğin bir arada yürütülmesine imkân sağladığını aktaran Prof. Dr. Yücel, “Böylece öğrencilerimiz teori ile pratiği aynı gün içerisinde kolaylıkla bir araya getirebiliyor. Bu entegre yapı eğitim kalitesine önemli katkı sağlıyor.” dedi. Öğrencilerin farklı vaka çeşitlilikleriyle klinik deneyim kazanırken dijital görüntüleme sistemleri ve yapay zekâ destekli teknolojilerle de tanıştığını ifade eden Prof. Dr. Yücel, bilimsel çalışmalara ve kongrelere katılmaları teşvik edilen öğrencilerin, araştırma süreçlerinde aktif rol aldıklarını vurguladı.</p>
<p>Üniversiteli olma yolunda yeni bir süreç başladı. Yükseköğretim Kurumları Sınavı ek yerleştirme tercihleri 17 Eylül itibariyle başladı. Tercih işlemleri 21 Eylül’e kadar devam edecek.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel, öğrencilerin klinik deneyim, dijital teknoloji, yapay zekâ ve bilimsel çalışmalarla desteklenerek geleceğin diş hekimliğine nasıl hazırlandığı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Teorik bilgi, gerçek vakalarla buluşuyor…</strong></p>
<p>Diş hekimliği eğitiminin yalnızca dersliklerde öğrenilebilecek bir alan olmadığını dile getiren Prof. Dr. Ergün Yücel, “Öğrencinin teorik bilgisini gerçek vakalarla buluşturması mesleki gelişimin en önemli aşamalarından biri.” dedi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde uygulamalı eğitime büyük önem verdiklerini aktaran Prof. Dr. Yücel, “Alanında deneyimli akademisyenlerimiz sayesinde öğrencilerimiz yalnızca teorik bilgi almıyor; gerçek hasta deneyimiyle mesleklerini öğreniyorlar. Öğrencinin klinik ortamı tanıması, farklı vakalarla karşılaşması ve akademisyenlerinin gözetiminde klinik karar süreçlerini deneyimlemesi, mezuniyet sonrasına çok daha donanımlı hazırlanmasını sağlıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Fazla vaka, mesleğe güçlü başlangıç…</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesinin eğitim sürecindeki en önemli avantajlardan biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yücel, özellikle SGK anlaşmasının hasta ve vaka çeşitliliği açısından öğrencilere önemli bir klinik deneyim sunduğunu kaydetti.</p>
<p>Prof. Dr. Yücel, “SGK anlaşmamız sayesinde hasta sayımız süreklilik gösteriyor. Öğrencilerimiz çok farklı yaş gruplarından ve farklı hastalıklardan oluşan geniş bir vaka çeşitliliğini görme fırsatı yakalıyor. Diş hekimliği uygulamaya dayalı bir meslek. Mezun olmadan önce ne kadar fazla vaka görürlerse mesleğe o kadar güçlü başlıyorlar.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Öğrenciler teori ile pratiği aynı gün içerisinde kolaylıkla bir araya getirebiliyor”</strong></p>
<p>Fakültenin fiziksel yapılanmasının teori ve uygulamanın bir arada yürütülmesini kolaylaştırdığını aktaran Prof. Dr. Yücel, Diş Hastanesi, uygulama klinikleri, preklinik laboratuvarları ve dersliklerin aynı bina içerisinde bulunmasının öğrenciler açısından önemli bir avantaj olduğunu söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Yücel, “Kliniklerimiz, Diş Hastanemiz, dersliklerimiz ve preklinik laboratuvarlarımız aynı bina içerisinde bulunuyor. Böylece öğrencilerimiz teori ile pratiği aynı gün içerisinde kolaylıkla bir araya getirebiliyor. Bu entegre yapı eğitim kalitesine önemli katkı sağlıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Preklinik laboratuvarları öğrencinin klinik döneme hazırlanmasında kritik bir rol üstleniyor”</strong></p>
<p>Diş hekimliği eğitiminde el becerisi ve uygulama yetkinliğinin aşamalı olarak geliştirilmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Yücel, preklinik laboratuvarlarının öğrencinin klinik döneme hazırlanmasında kritik bir rol üstlendiğini kaydetti.</p>
<p>Öğrencilerin teorik bilgilerini uygulamayla pekiştirerek klinik aşamaya hazırlandığını ifade eden Prof. Dr. Yücel, böylece gerçek hastayla karşılaşmadan önce mesleki becerilerini geliştirme imkânı bulduklarını dile getirdi.</p>
<p><strong>“Gelecek 10 yılda sadece el becerisi yeterli olmayacak”</strong></p>
<p>Diş hekimliğinde yaşanan teknolojik dönüşümün eğitim modelini de değiştirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Yücel, geleceğin diş hekimlerinin geleneksel klinik becerilerinin yanı sıra dijital sistemlere de hâkim olması gerektiğini söyledi.</p>
<p>“Diş hekimliği çok hızlı değişen bir meslek alanı.” diyen Prof. Dr. Yücel, “Gelecek 10 yıla baktığımızda artık sadece el becerisi yeterli olmayacak. Bunun yanında teknolojiyle iç içe olmak, dijital sistemleri kullanabilmek, hatta yapay zekâyı anlayabilmek çok daha önemli hâle geliyor. Biz öğrencilerimizi yalnızca bugünün değil, geleceğin diş hekimliği dünyasına hazırlıyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>Öğrenciler dijital sistemleri görerek ve deneyimleyerek mezun oluyor!</strong></p>
<p>Dijital teknolojilerin teşhis ve tedavi süreçlerini daha hızlı ve etkin hâle getirdiğini belirten Prof. Dr. Yücel, öğrencilerin eğitim sırasında bu sistemlerle tanışmasının mezuniyet sonrası mesleki adaptasyon açısından önem taşıdığını ifade etti ve şunları söyledi:</p>
<p>“Dijital sistemlerin gelişmesiyle tedavi planlamaları daha hızlı ve daha doğru hâle geliyor. Öğrencilerimiz eğitim süreçlerinde dijital görüntüler üzerinde çalışıyor, analiz yapmayı öğreniyor ve klinik kararlarını daha bilinçli şekilde oluşturuyor. Dijital sistemleri görerek ve deneyimleyerek mezun oluyorlar.”</p>
<p><strong>“Yapay zekâ, hekimin karar süreçlerini destekleyen bir araç olarak değerlendirilmeli”</strong></p>
<p>Yapay zekâ destekli sistemlerin de modern diş hekimliğinin önemli araçlarından biri hâline geldiğini dile getiren Prof. Dr. Yücel, bu teknolojilerin hekimin yerini alan değil, hekimin karar süreçlerini destekleyen araçlar olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p>“Bugün yaşamın birçok alanında olduğu gibi diş hekimliğinde de yapay zekâ hem klinik uygulamalarda hem de öğrenci eğitiminde giderek daha fazla yer alıyor.” diyen Prof. Dr. Yücel, “Özellikle erken teşhis konusunda yapay zekâ destekli sistemler hekime ikinci bir göz gibi yardımcı oluyor. Böylece gözden kaçabilecek bazı bulguların atlanmasının önüne geçilebiliyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Mezunlarımızın araştıran, sağlık teknolojileriyle ilgilenen ve bilime katkı sunabilen diş hekimleri olmalarını amaçlıyoruz”</strong></p>
<p>“Öğrencilerimizin yalnızca bilgi tüketen değil, bilgi üreten bireyler olmalarını önemsiyoruz.” diyen Prof. Dr. Yücel, “Proje temelli öğrenci kongreleri düzenliyor, öğrencilerimizi ulusal ve uluslararası kongrelere katılmaları için teşvik ediyor ve bilimsel çalışmalarda aktif görev almalarını destekliyoruz. Mezunlarımızın araştıran, sağlık teknolojileriyle ilgilenen ve bilime katkı sunabilen diş hekimleri olmalarını amaçlıyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>DUS kontenjanlarının açılmış olması önemli bir avantaj!</strong></p>
<p>Mezuniyet sonrasındaki uzmanlaşma sürecine de dikkat çeken Prof. Dr. Yücel, “Fakültemizde DUS kontenjanlarının açılmış olması önemli bir avantaj. Bunun yanında öğrencilerimizin uzmanlık sınavına hazırlık süreçlerini de destekliyoruz. Akademik kariyer hedefleyen öğrencilerimize güçlü bir altyapı sunuyoruz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Geleceğin diş hekimlerinin klinik deneyim, teknoloji bilgisi ve insani becerileri bir arada taşıması gerekiyor”</strong></p>
<p>Geleceğin diş hekiminin klinik deneyim, teknoloji bilgisi ve insani becerileri bir arada taşıması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ergün Yücel, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin diş hekimliğinin merkezinde insan var. Hastayla kurulan iletişim, güven ve empati insan odaklı mesleğimizin en önemli unsurları. Öğrencilerimizin güçlü klinik deneyime sahip, dijital teknolojileri kullanabilen, bilimsel gelişmeleri takip eden ama aynı zamanda hastasını anlayan hekimler olarak mezun olmalarını önemsiyoruz. Öğrencilerimiz sadece tedavi yapmayı değil, hastayla doğru şekilde iletişim kurmayı da öğreniyorlar.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimliginde-egitim-anlayisi-degisiyor-vaka-cesitliligi-ve-yapay-zeka-one-cikiyor-660768">Diş hekimliğinde eğitim anlayışı değişiyor: Vaka çeşitliliği ve yapay zekâ öne çıkıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer&#8217;da erken tanı: Ne kadar erken bilirsek, o kadar çok şey yapabiliriz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-erken-tani-ne-kadar-erken-bilirsek-o-kadar-cok-sey-yapabiliriz-660750</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 12:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[bilirsek]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[şey]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yapabiliriz]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660750</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Tüfekçioğlu Korkmaz, Alzheimer hastalığında erken tanının yalnızca hastalığın adını koymak anlamına gelmediğini; uygun tedavi ve destek seçeneklerine zamanında ulaşmak, bağımsızlığı mümkün olduğunca uzun süre korumak ve geleceği planlamak açısından kritik önem taşıdığını belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-erken-tani-ne-kadar-erken-bilirsek-o-kadar-cok-sey-yapabiliriz-660750">Alzheimer&#8217;da erken tanı: Ne kadar erken bilirsek, o kadar çok şey yapabiliriz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Tüfekçioğlu Korkmaz, Alzheimer hastalığında erken tanının yalnızca hastalığın adını koymak anlamına gelmediğini; uygun tedavi ve destek seçeneklerine zamanında ulaşmak, bağımsızlığı mümkün olduğunca uzun süre korumak ve geleceği planlamak açısından kritik önem taşıdığını belirtti. 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü’nün 2026 yılı teması da erken tanının önemine dikkat çekiyor: “Ne Kadar Erken Bilirseniz, O Kadar Çok Şey Yapabilirsiniz: Demans Tanısı Önemlidir.”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dünyada 55 milyondan fazla kişinin demansla yaşadığı tahmin edilirken, Türkiye’de yaklaşık 700 bin Alzheimer hastası bulunduğu öngörülüyor. Yaşlanan nüfusla birlikte Alzheimer hastalığının önümüzdeki yıllarda daha önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelmesi bekleniyor. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dünya Alzheimer Günü kapsamında erken tanının önemine dikkat çeken Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Tüfekçioğlu Korkmaz, Alzheimer hastalığında tanı ve tedavi alanındaki yeni gelişmelerin erken başvurunun önemini daha da artırdığını vurguladı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Türkiye yaşlanıyor, Alzheimer riski ve bakım ihtiyacı artıyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Alzheimer hastalığının yaşla birlikte görülme sıklığının arttığına dikkat çeken Doç. Dr. Zeynep Tüfekçioğlu Korkmaz, Türkiye’nin hızla yaşlanan nüfusuna işaret etti:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Türkiye hızla yaşlanıyor. Bugün 65 yaş üzerindeki nüfusumuz yüzde 11’in üzerinde; 2050’de ise bu oranın yüzde 23’e çıkması bekleniyor. Yaş, Alzheimer hastalığı için en önemli risk faktörü olduğu için bu demografik değişim önümüzdeki yıllarda çok daha fazla hasta ve çok daha fazla bakım ihtiyacıyla karşılaşacağımız anlamına geliyor. Dolayısıyla erken tanıyı yalnızca bireysel bir sağlık meselesi olarak değil, aynı zamanda geleceğin sağlık ve bakım sistemini ilgilendiren bir konu olarak ele almak gerekiyor. Dünya genelinde demansla yaşayan kişi sayısının 2030’da 78 milyona, 2050’de ise 139 milyona ulaşması bekleniyor.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Her unutkanlık Alzheimer değildir</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Günlük yaşamda zaman zaman yaşanan unutkanlıkların tek başına Alzheimer hastalığı anlamına gelmediğini belirten Doç. Dr. Tüfekçioğlu Korkmaz, önemli olanın kişinin önceki zihinsel becerilerine kıyasla belirgin bir kötüleşme yaşaması ve bunun günlük yaşamı etkilemeye başlaması olduğunu söyledi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Yaş ilerledikçe zaman zaman bir ismi hatırlayamamak, bir eşyayı nereye koyduğunu unutmak ya da bir kelimenin akla geç gelmesi tek başına Alzheimer hastalığı anlamına gelmez. Bizim için önemli olan kişinin önceki zihinsel becerilerine kıyasla kötüleşme olması ve bu durumun günlük yaşamını etkilemeye başlamasıdır.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Aynı soruların tekrar tekrar sorulması, yakın zamanda yaşanan olayların unutulması, daha önce kolaylıkla yapılan işlerde zorlanma ve yol-yön bulma güçlüğü değerlendirilmesi gereken belirtiler arasında yer alıyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Alzheimer hastalığının her zaman unutkanlıkla başlamayabileceğini de vurgulayan Tüfekçioğlu Korkmaz; kelime bulma, planlama ve karar verme, yol ve yön bulma güçlüklerinin yanı sıra bazı davranış değişikliklerinin de ilk belirtiler arasında görülebileceğini ifade etti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Erken Alzheimer tanısı neden önemli?</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken tanının hastalığa yalnızca bir isim koymaktan ibaret olmadığını belirten Tüfekçioğlu Korkmaz, tanı sürecinin öncelikle Alzheimer dışında tedavi edilebilir nedenlerin araştırılmasına olanak sağladığını söyledi. Tüfekçioğlu Korkmaz, şunları söyledi:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Erken tanı yalnızca hastalığa bir isim koymak anlamına gelmiyor. Öncelikle kişinin yaşadığı zihinsel sorunların altında Alzheimer dışında tedavi edilebilir başka bir neden olup olmadığını araştırmamızı sağlıyor. Alzheimer hastalığı söz konusu olduğunda ise erken tanının tedavinin zamanında planlanması, eşlik eden hastalıkların ve değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrol altına alınması, kişinin bağımsızlığının mümkün olduğunca uzun süre korunması ve hem hastanın hem de ailesinin geleceğe hazırlanması açısından önem taşıyor.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Tüfekçioğlu Korkmaz, buna karşın demans olgularının yaklaşık yüzde 75’inin tanı almadığının tahmin edildiğini belirterek demansla yaşayan kişiler ve bakımverenlerin yüzde 46’sı ise tanı korkusu ve damgalanmayı tanıya ulaşmanın önündeki engeller arasında gösterdiğini söyledi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Alzheimer riskini azaltmak için yaşam boyu yapılabilecekler var</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Alzheimer hastalığını kesin olarak önleyen bir yöntem bulunmadığını belirten Tüfekçioğlu Korkmaz, buna karşın demans riskini azaltmaya yönelik yaşam tarzı ve sağlık müdahalelerinin bulunduğunu ifade etti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ve obezitenin kontrol altında tutulması; sigara ve aşırı alkol kullanımından kaçınılması; düzenli fiziksel aktivite; işitme ve görme kayıplarının tedavisi; sosyal ve zihinsel olarak aktif bir yaşam sürdürülmesi beyin sağlığı açısından önem taşıyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Beslenmede ise sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, balık ve zeytinyağından zengin Akdeniz tipi beslenme modelinin öne çıktığını belirten uzman, tek bir besin, vitamin veya takviyeye odaklanmak yerine beslenmenin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini söyledi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Herhangi bir eksiklik saptanmadığı sürece vitamin veya besin desteklerini demanstan korunmak amacıyla rutin olarak kullanmanın kanıtlanmış bir yararı bulunmuyor.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrol altına alınmasıyla demans vakalarının yüzde 45’e kadarının önlenebileceği veya başlangıcının geciktirilebileceği tahmin ediliyor. Tüfekçioğlu Korkmaz, bu önlemlerin yalnızca ileri yaşlarda değil, yaşamın erken dönemlerinden itibaren önem taşıdığına dikkat çekti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Alzheimer hastalığında bakımveren desteği de tedavinin parçası</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Alzheimer hastalığının yalnızca tanı alan kişiyi değil, çoğu zaman bütün aileyi etkilediğini belirten Tüfekçioğlu Korkmaz, hastalık ilerledikçe bakımverenlerin fiziksel, psikolojik ve ekonomik yükünün artabildiğini söyledi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Sürekli sorumluluk hissi, uykunun bölünmesi, sosyal yaşamın kısıtlanması ve kişinin kendi ihtiyaçlarını geri plana atması zaman içinde bakımverenlerde ciddi bir fiziksel ve ruhsal yorgunluğa yol açabiliyor. Bu nedenle bakımvereni desteklemeyi hastanın bakımından ayrı düşünmemek gerekiyor.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dünyada primer bakımverenlerin yaklaşık üçte ikisini kadınların oluşturduğu belirtilirken, Türkiye Alzheimer Derneği’nin 2024 Yılı Türkiye Geneli Bakımveren İhtiyaç Belirleme Araştırması’nda bakımverenlerin yaklaşık yüzde 72’sinin kadınlardan oluştuğu bildiriliyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bakımveren desteğinin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Tüfekçioğlu Korkmaz; gündüz yaşam merkezleri ve mola evlerinin yaygınlaştırılması, evde bakım hizmetlerinin güçlendirilmesi ve psikolojik destek olanaklarının artırılmasının önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Bakımverenin kendisine zaman ayırması bir lüks değil, bakımın sürdürülebilmesi için bir ihtiyaç. Çünkü bakımvereni korumadan hastaya uzun süre iyi bir bakım sunmak da mümkün değil.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Ne kadar erken bilirsek, o kadar çok şey yapabiliriz</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Alzheimer hastalığında bugün geçmişe kıyasla daha fazla seçenek bulunduğunu vurgulayan Doç. Dr. Zeynep Tüfekçioğlu Korkmaz, belirtilerin görmezden gelinmemesi ve zamanında hekime başvurulması gerektiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Bugün Alzheimer hastalığında yapabileceklerimiz geçmişe göre çok daha fazla. Bu nedenle belirtileri görmezden gelmemek, değişiklikleri erken fark etmek ve zamanında hekime başvurmak önemli. Erken tanı; uygun tedavi ve destek seçeneklerine ulaşmak, kişinin bağımsızlığını mümkün olduğunca uzun süre korumak ve hem hastanın hem de ailesinin geleceği planlayabilmesi için bize önemli bir zaman kazandırıyor. Bu yılın mesajı da aslında bunu çok güzel özetliyor: Ne kadar erken bilirsek, o kadar çok şey yapabiliriz.”</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-erken-tani-ne-kadar-erken-bilirsek-o-kadar-cok-sey-yapabiliriz-660750">Alzheimer&#8217;da erken tanı: Ne kadar erken bilirsek, o kadar çok şey yapabiliriz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer&#8217;da bilimsel gelişmeler hızlanıyor, hastaların beklentisi büyüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-bilimsel-gelismeler-hizlaniyor-hastalarin-beklentisi-buyuyor-660720</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 11:38:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[beklentisi]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[büyüyor]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erişim]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaların]]></category>
		<category><![CDATA[hızlanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660720</guid>

					<description><![CDATA[<p>21 Eylül Dünya Alzheimer Günü vesilesiyle düzenlenen basın toplantısında; Alzheimer hastalığında tanı ve tedavi alanındaki güncel bilimsel gelişmeler, yeni tedavilere erişim, hastalığın davranışsal belirtileri ve bakım verenlerin yaşadığı zorluklar ele alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-bilimsel-gelismeler-hizlaniyor-hastalarin-beklentisi-buyuyor-660720">Alzheimer&#8217;da bilimsel gelişmeler hızlanıyor, hastaların beklentisi büyüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>21 Eylül Dünya Alzheimer Günü vesilesiyle düzenlenen basın toplantısında; Alzheimer hastalığında tanı ve tedavi alanındaki güncel bilimsel gelişmeler, yeni tedavilere erişim, hastalığın davranışsal belirtileri ve bakım verenlerin yaşadığı zorluklar ele alındı.</strong></p>
<p><strong>Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dilek Şahinöz, Türkiye Alzheimer Derneği Tıbbi Kurul Başkanı Prof. Dr. Başar Bilgiç, Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve hasta yakını Hatice Sertaç Süslü ile Abdi İbrahim Otsuka Genel Müdürü Zeynep Alptekin Basa’nın katıldığı toplantıda güncel gelişmeler ile yürütülen kampanyalara dikkat çekildi.  </strong></p>
<p>Dünyada Alzheimer hastalığının ilerlemesini yavaşlatan yeni ilaçların kullanıma girmesi, zona aşısının demans riskini düşürdüğünü gösteren veriler, ajitasyon (hırçınlık) belirtilerine yönelik onaylı tedaviler ve erken tanıyı kolaylaştıran kan testleri Alzheimer hastalığının geleceğine ilişkin umut verici gelişmeler arasında yer alıyor. Bu güncel gelişmeler heyecan yaratırken, hastalar ve hasta yakınları hâlâ birçok zorluk ve engelle çoğu kez tek başlarına mücadele etmek zorunda kalıyor; Türkiye’de ise bu önemli yeniliklere erişimin artırılması önem taşıyor. </p>
<p><strong>Yeni Alzheimer tedavilerine erişim önemli </strong></p>
<p>Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Dilek Şahinöz</strong>, Alzheimer hastalığında beyinde biriken “amiloid” adlı maddeyi temizleyen ilaçların hastalığın ilerlemesini yavaşlattığını ve günümüzde dünya çapında kullanılmaya başlandığını belirtti. Bu ilaçların etkinliği ve güvenliğinin yüzlerce hastanın katıldığı kontrollü çalışmalar ve dört yıldan uzun süren takiplerle gösterildiğini ifade eden Şahinöz, uzun süreli verilerin ilacın etkisinin uzun vadeli olduğunu ve ortaya çıkabilecek yan etkilerin düzenli kontrollerle yönetilebildiğini gösterdiğini söyledi. İlaç uygulamasında bazen beyin içinde sıvı toplanması veya küçük kanamalar görülebildiğini; ancak belirli hasta seçimi ve tedavi protokollerinin bu riskleri azaltabildiğini aktardı.</p>
<p>Bu ilaçların Türkiye’de hâlâ erişilebilir olmadığına dikkat çeken Şahinöz, yeni tedavilere adil ve zamanında erişimin sağlanabilmesi için ilgili tüm paydaşların katkısının önem taşıdığını belirtti. Şahinöz, bununla birlikte ilacın uzun dönem etkilerini izleyecek sistemlerin kurulması, geri ödeme düzenlemelerinin yapılması ve uygulama için gerekli sağlık altyapısının hızla hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Yeni kan testleri ile Alzheimer tanısı mümkün ama kimlere, nasıl yapılmalı?</strong></p>
<p>Türkiye Alzheimer Derneği Tıbbi Kurul Başkanı <strong>Prof. Dr. Başar Bilgiç</strong>, son dönemde Türkiye’de çeşitli klinik laboratuvarlarda, kandan Alzheimer tanısı için bakılan “pTau-217” isimli testin uygulanmaya başlandığını belirterek, gelişmiş ülkelerle aynı dönemde bu testlerin Türkiye’de hizmete girmesinin sevindirici bir gelişme olduğunu ifade etti.</p>
<p>“pTau-217”nin Alzheimer hastalığı ile ilişkili erken beyin değişikliklerini yansıtan bir biyobelirteç olduğunu ve uygun bağlamda kullanıldığında tanısal değerlendirmeye çok değerli bir katkı sağladığını belirten Bilgiç, bu yeni olanağa ilişkin önemli uyarılarda da bulundu. “pTau-217”nin birçok farklı platformda ölçülebildiğine dikkat çeken Bilgiç, yalnızca doğrulanmış ve güvenilir platformların tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Ölçümün hedef kitlesinin şimdilik zihinsel şikâyet bildiren kişilerle ve hekim isteği dahilinde sınırlı olması gerektiğini; hiç şikâyeti olmayan sağlıklı bireylerde ise günümüzde henüz yeterli veri birikmediğinden yaygın tarama aracı olarak uygulanmasının önerilmediğini ifade etti.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde “pTau-217”ye ek olarak hastalığın ilerlemesini ve şiddetlenmesini öngören başka kan testlerinin de devreye girmesinin beklendiğini belirten Bilgiç, biyobelirteçlerin kullanımı, güvenilir platform seçimi ve sonuçların yorumlanması konusunda ulusal kılavuz ve kalite standartlarının hızla oluşturulmasının önem taşıdığını vurguladı. Bilgiç ayrıca bu testlerin klinikte yaygınlaşabilmesi için geri ödeme kapsamına alınması ve erişimin adil şekilde sağlanması gerektiğini belirterek hekimlere, laboratuvarlara ve karar vericilere bu ilk uygulama döneminde dikkatli, hedefe yönelik ve hasta odaklı yaklaşım çağrısında bulundu.</p>
<p><strong>Aşı ile beyni korumak mümkün mü? Zona aşısı üzerine dikkat çeken bulgular</strong></p>
<p>Son yıllarda yapılan güçlü çalışmalar ve büyük veri analizlerinin zona (herpes zoster) aşılarının sadece zona hastalığını önlemekle kalmayıp demans riskini yaklaşık yüzde 20 oranında azaltabileceğini ve demansı olanlarda da hastalığın ilerlemesini yavaşlatabileceğini gösterdiğini belirten <strong>Prof. Dr. Başar Bilgiç</strong>, Galler ve Avustralya’daki çalışmalarda aşıya erişimi olan gruplarda daha az demans tanısı konduğunu ifade etti. Bilgiç, bu çalışmalara ek olarak geniş sağlık sistemi verilerinin de aşı olanlarda demans riskini daha düşük bulduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Bu bulguların toplum sağlığı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Bilgiç, demansın hasta ve bakım verenleri ile aileleri üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu; sağlık hizmetleri ve bakım maliyetlerinin toplum kaynaklarını zorladığını belirtti. Zona aşılarının demans riskini azalttığına dair kanıtların, yaşlı erişkinlerin aşıya daha kolay ulaşmasını sağlamak için aşı erişimini ve kapsama alanını genişletmenin nispeten düşük maliyetli, pratik ve etkili bir seçenek olduğunu gösterdiğini ifade etti.</p>
<p>Türkiye Alzheimer Derneği, yaşlı erişkinlerde zona aşısına erişimi hızlandırmak ve kapsamı genişletmek üzere ulusal düzeyde koordineli bir aşılama programı başlatılması çağrısında bulundu. Dernek, programın öncelikle 65 yaş ve üzeri kişileri hedeflemesi, aşı temini, ücretsiz uygulama ve uzun dönem bilişsel izlemi içerecek şekilde tasarlanması gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>Alzheimer’da ortaya çıkan hırçınlıklarla mücadele mümkün</strong></p>
<p>Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve hasta yakını <strong>Hatice Sertaç Süslü</strong>, Alzheimer hastalarında görülen hırçınlık ve huzursuzluğun hem hasta hem de bakım verenler için yıpratıcı bir sorun olduğunu; günlük yaşamı, uyku düzenini ve sosyal ilişkileri bozduğunu, bakım yükünü ve sağlık harcamalarını artırdığını ve hastalığın seyrini olumsuz etkilediğini belirtti.</p>
<p>Bu durumun çaresiz olmadığını ve tedavi edilebildiğini vurgulayan Süslü, ailelerin “ajitasyon” adı verilen bu belirtileri tanımasının, değişiklikleri gözlemleyip not almasının ve bu konuda hekimle konuşmasının erken müdahale ve doğru yönlendirme için hayati önem taşıdığını söyledi.</p>
<p>Bu davranış sorunlarına yönelik olarak öncelikle ilaç dışı yaklaşımların uygulanması gerektiğini belirten Süslü; hasta özelinde uygun bakım düzenlemeleri, yaşam ortamının sadeleştirilip uyarıcıların azaltılması, düzenli ve hafif fiziksel aktivite, müzik veya sanat temelli destekler ile bakım verenlerin eğitiminin hırçınlık ataklarının hem sıklığını hem de şiddetini azalttığını ifade etti. İlaç dışı yöntemlere yanıt vermeyen hastalarda hekim değerlendirmesiyle ilaç tedavilerinin gündeme geldiğini aktaran Süslü, son yıllarda Alzheimer hastalığında görülen bu hırçınlıklara özel olarak iki onaylı ilaç geliştirildiğini ve bunlardan birinin Türkiye’de mevcut olduğunu belirtti. Süslü ayrıca geliştirilmekte olan yeni tedavi adaylarının önümüzdeki dönemde davranış sorunlarının tedavisinde ek seçenekler sunarak hastalara ve bakım verenlere önemli ölçüde rahatlama sağlayabileceğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>“Bir Sebebi Varmış, Artık Biliyorum” kampanyası ile davranışsal belirtilere dikkat çekiliyor</strong></p>
<p>Toplantıda, Türkiye Alzheimer Derneği ve Abdi İbrahim Otsuka iş birliğiyle yürütülen <strong>“Bir Sebebi Varmış, Artık Biliyorum”</strong> kampanyasının odağında yer alan davranışsal belirtilere de dikkat çekildi. Kampanya ile Alzheimer hastalığında görülebilen huysuzluk, huzursuzluk ve ajitasyon gibi davranışların göz ardı edilmemesi; hasta yakınları ve bakım verenlerin bu davranışların hastalıkla ilişkili nedenleri olabileceği konusunda farkındalık kazanması amaçlanıyor.</p>
<p>Abdi İbrahim Otsuka Genel Müdürü <strong>Zeynep Alptekin Basa</strong>, Alzheimer’ın yalnızca hastayı değil, ona bakım veren yakınlarını ve dolayısıyla tüm toplumu etkileyen çok boyutlu bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Alzheimer denildiğinde çoğumuzun aklına ilk olarak unutkanlık ve hafıza kaybı geliyor. Oysa hastalığın seyrinde huysuzluk, huzursuzluk ve ajitasyon gibi davranışsal belirtiler de görülebilir. Bu belirtiler bazen kişinin karakterinin değiştiği ya da bilinçli olarak böyle davrandığı şeklinde yorumlanabiliyor. ‘Bir Sebebi Varmış, Artık Biliyorum’ kampanyasıyla tam da bu bakış açısında bir değişim yaratmayı amaçlıyoruz. İlk bakışta anlam verilemeyen bazı davranışların ardında hastalıkla ilişkili nedenler olabileceğinin bilinmesini; hasta yakınlarının ve bakım verenlerin bu belirtileri daha iyi gözlemleyerek hekimleriyle paylaşmalarını önemsiyoruz. Çünkü bir davranışın nedenini anlamanın, hastaya yaklaşımımızı ve bakım sürecini de değiştirebileceğine inanıyoruz.”</p>
<p>Kronik hastalıklarla mücadele eden bireylerin ve onlara destek olan bakım verenlerin daha kaliteli bir yaşamı hak ettikleri inancıyla çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Basa, en önemli odak alanlarından birinin de Alzheimer’ın da içinde bulunduğu nöropsikiyatrik hastalıklar olduğunu ifade etti. Hasta ve bakım verenlerin yaşam kalitesinin birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çeken Basa, bu alanda yenilikçi sağlık çözümlerinin yanı sıra sosyal etki yaratacak güçlü iş birlikleriyle farkındalığın artırılmasına katkı sağlamayı önemsediklerini vurguladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-bilimsel-gelismeler-hizlaniyor-hastalarin-beklentisi-buyuyor-660720">Alzheimer&#8217;da bilimsel gelişmeler hızlanıyor, hastaların beklentisi büyüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer&#8217;ın erken işaretleri gözden kaçıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimerin-erken-isaretleri-gozden-kaciyor-660699</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 11:22:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[gözden]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[işaretleri]]></category>
		<category><![CDATA[kaçıyor]]></category>
		<category><![CDATA[unutkanlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660699</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, Alzheimer’ın hafıza kaybından önce ortaya çıkabilen erken belirtileri, normal yaşa bağlı unutkanlıktan farkı ve hastanın bilişsel kayıplarını fark edememesinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerin-erken-isaretleri-gozden-kaciyor-660699">Alzheimer&#8217;ın erken işaretleri gözden kaçıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, Alzheimer’ın hafıza kaybından önce ortaya çıkabilen erken belirtileri, normal yaşa bağlı unutkanlıktan farkı ve hastanın bilişsel kayıplarını fark edememesinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Alzheimer, hafıza kayıpları başlamadan çok daha önce sinsi sinyaller veriyor!</strong></p>
<p>Eylül ayının, tüm dünyada Alzheimer Farkındalık Ayı olarak kabul edildiğini ve 21 Eylül’ün Dünya Alzheimer Günü olduğunu hatırlatan Dr. Celal Şalçini, “Toplumda genellikle sadece bir ‘unutkanlık’ hastalığı olarak bilinen Alzheimer, aslında hafıza kayıpları başlamadan çok daha önce sinsi sinyaller veriyor.” dedi. </p>
<p>Dr. Şalçini, erken teşhisin önem taşıdığı bu hastalıkta, gözden kaçan erken işaretleri doğru okumanın kritik rol oynadığını vurguladı.</p>
<p><strong>Kişilik ve duygu durum değişiklikleri ilk belirtiler arasında!</strong></p>
<p>Alzheimer denildiğinde akla ilk olarak hafıza kaybı gelse de hastalığın çoğu zaman farklı belirtilerle başladığını yineleyen Dr. Şalçini, “Aileler genellikle yorgunluğa veya strese bağlayarak bu erken işaretleri önemsemeyebiliyor.” dedi.</p>
<p>Dr. Şalçini bu işaretleri şöyle açıkladı:</p>
<p>“İçe kapanma ve ilgi kaybı; kişinin yıllardır keyif aldığı hobileri aniden bırakması, kalabalıktan kaçınması veya sosyal ortamlarda sessizleşmesi. Kişilik ve duygu durum değişiklikleri; eskiden sakin ve uyumlu olan birinin sebepsiz yere şüpheci, alıngan, korkak veya çabuk öfkelenen bir hale gelmesi. Karmaşık işlerde zorlanma; para üstü hesaplama, banka işlemleri veya yıllardır yapılan yemeklerin tarifini toparlama gibi planlama gerektiren günlük işlerde bocalama. Kelime bulma zorluğu; konuşurken sık sık duraksama, eşyaların isimlerini hatırlayamama ve yerine ‘şu, bu’ gibi belirsiz kelimeler kullanma.”</p>
<p><strong>Unutkanlık yaşlanmanın doğal bir sonucu değildir ve tıbbi inceleme gerektirir!</strong></p>
<p>Toplumda kök salmış olan ‘yaşlandıkça herkes unutur’ düşüncesinin, hastaların nörolojik bir değerlendirmeden geçmesini yıllarca geciktirdiğine dikkat çeken Dr. Celal Şalçini, “Bu yanlış inanış, hastalığın en başlarında, yani beyin hücrelerinin henüz büyük ölçüde korunabildiği ve tıbbi müdahalelerin en etkili olduğu o kritik dönemde harekete geçilmesini engelliyor.” dedi. </p>
<p>Unutkanlık veya davranış değişikliklerinin yaşlanmanın doğal bir sonucu olmadığının altını çizen Dr. Şalçini, bunların her zaman tıbbi bir inceleme gerektirdiğini ifade etti. </p>
<p><strong>Alzheimer ile unutkanlık arasındaki fark, günlük yaşama etkisinde ortaya çıkıyor!</strong></p>
<p>Günlük hayatın koşuşturmacasında herkesin bazen bir şeyleri unutabileceğine değinen Dr. Şalçini, “Ancak hastalıkla doğal unutkanlık arasındaki fark, bunun günlük yaşamı ne kadar aksattığında gizlidir. Normal unutkanlıkta, anahtarı nereye koyduğunuzu unutur ama adımlarınızı zihninizde geriye doğru takip ederek bulursunuz. Bir isme o an takılırsınız ama gece yatarken aklınıza gelir. Alzheimer unutkanlığında ise sadece anahtarın yerini değil, anahtarın ne işe yaradığını da unutabilirsiniz. Aynı soruyu beş dakika içinde defalarca sorar ve daha önce sorduğunuzu, o konuşmayı yaptığınızı hiç hatırlamazsınız.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hastanın durumu inkâr etmesi, Alzheimer’ın kritik belirtilerinden biri olabilir!</strong></p>
<p>Yakınlarının bariz bir şekilde fark ettiği bilişsel kayıpları, kişinin kendisinin kesin bir dille reddetmesinin de Alzheimer&#8217;ın en kritik belirtilerinden biri olduğunu kaydeden Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tıpta ‘anozognozi’ olarak bilinen bu durum, hastanın inatçılığından, hatasını kabul etmemesinden veya yalan söylemesinden kaynaklanmaz. Hastalık, beynin farkındalık merkezini de etkilediği için kişi gerçekten unuttuğunu veya değiştiğini algılayamaz. Bu aşamada hastayla ‘nasıl hatırlamazsın’ diyerek tartışmak yerine, şefkatli bir yaklaşımla profesyonel destek almak en doğru adımdır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerin-erken-isaretleri-gozden-kaciyor-660699">Alzheimer&#8217;ın erken işaretleri gözden kaçıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir&#8217;de Avrupa Şampiyonası heyecanı yaşanıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirde-avrupa-sampiyonasi-heyecani-yasaniyor-660678</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 10:44:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[heyecanı]]></category>
		<category><![CDATA[şampiyonası]]></category>
		<category><![CDATA[yaşanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660678</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin öncülüğünde Foça’da düzenlenen 2026 CEV U18 Avrupa Plaj Voleybolu Şampiyonası kıyasıya rekabete sahne oluyor. 20 Eylül’e kadar devam edecek uluslararası turnuvaya ilgi ise oldukça yoğun.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-avrupa-sampiyonasi-heyecani-yasaniyor-660678">İzmir&#8217;de Avrupa Şampiyonası heyecanı yaşanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin öncülüğünde Foça’da düzenlenen 2026 CEV U18 Avrupa Plaj Voleybolu Şampiyonası kıyasıya rekabete sahne oluyor. 20 Eylül’e kadar devam edecek uluslararası turnuvaya ilgi ise oldukça yoğun.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, Avrupa Voleybol Konfederasyonu (CEV) ve Türkiye Voleybol Federasyonu iş birliğiyle, Foça Belediyesi’nin de katkılarıyla düzenlenen 2026 CEV U18 Avrupa Plaj Voleybolu Şampiyonası birbirinden heyecanlı karşılaşmalarla başladı. Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenen şampiyonada, Avrupa’nın 35 ülkesinden gelen 70 takım mücadele ediyor. İlk gün Ali İlçan Sosyal Tesisleri ve İtfaiye Meydanı’nda kadınlarda 31, erkeklerde 16 olmak üzere toplam 47 karşılaşma oynandı.</p>
<p>Tribünlerdeki seyircilerin ilgisi ve genç sporcuların kıyasıya mücadelesi organizasyona renk kattı. Şampiyonanın ilk gününde Türkiye’yi 4 takım temsil etti. Erkeklerde Freddie Jude Foks ve Kemal Eser Polat ikilisi, Moldovalı rakipleri Socalo-Golovatii’yi 2-0 mağlup ederek turnuvaya galibiyetle başladı. Foça’da 20 Eylül’e kadar devam edecek şampiyonada genç sporcular, Avrupa şampiyonluğu için mücadele edecek. Dereceye giren takımlar, 20 Eylül’de düzenlenecek ödül töreninde kupalarına kavuşacak.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-avrupa-sampiyonasi-heyecani-yasaniyor-660678">İzmir&#8217;de Avrupa Şampiyonası heyecanı yaşanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer, ilk belirtilerden yaklaşık 20 yıl önce başlıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimer-ilk-belirtilerden-yaklasik-20-yil-once-basliyor-660630</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 10:04:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[20]]></category>
		<category><![CDATA[Açısından]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[belirtilerden]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Risk Faktörleri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660630</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda yaşam süresinin uzamasıyla birlikte Alzheimer hastalığının görülme sıklığı giderek artıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-ilk-belirtilerden-yaklasik-20-yil-once-basliyor-660630">Alzheimer, ilk belirtilerden yaklaşık 20 yıl önce başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda yaşam süresinin uzamasıyla birlikte Alzheimer hastalığının görülme sıklığı giderek artıyor. Ülkemizde yaklaşık 700 bin kişi Alzheimer hastalığıyla mücadele ederken, 2050 yılına kadar bu sayının 2,5 katına çıkması bekleniyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer,</strong> Alzheimer’ın ilk belirtileri ortaya çıkmadan yaklaşık 20 yıl önce beyinde değişikliklerin başlayabildiğine dikkat çekerek, <strong>“Yaş ve genetik yatkınlık gibi değiştirilemeyen risklere rağmen, yaşam tarzıyla ilişkili bazı risk faktörlerini kontrol altına almak mümkün. Bu nedenle beyin sağlığını korumaya yönelik önlemlere erken yaşlardan itibaren önem vermek gerekir.</strong> Bilimsel veriler, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ile Alzheimer riskinin önemli ölçüde azaltılabileceğini göstermektedir<strong>”</strong> diyor. Prof. Dr. Tuncer, <strong>21 Eylül Dünya Alzheimer Günü</strong> kapsamında, Alzheimer riskini azaltmada 10 etkili önlem ile tanı ve tedavide umut veren gelişmeleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Beyin hücrelerinin ilerleyici bir şekilde hasar görmesi ve kaybedilmesiyle ortaya çıkan Alzheimer hastalığı sadece hastanın değil, ailesinin ve yakın çevresinin de yaşamını derinden etkiliyor. Sinsice başlayıp ilerleyen hastalıkta ilk belirtiler genellikle yakın zamanda yaşanan olayların unutulması, aynı soruların tekrar tekrar sorulması veya tanıdık kelimelerin hatırlanamaması şeklinde kendini gösteriyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer</strong>, ilerleyen evrelerde bireyin planlama becerisinin zayıfladığını, zaman ve mekan algısının bozulduğunu, kişilik değişiklikleri ortaya çıktığını ve sonuçta en temel günlük ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldiğini belirterek “Alzheimer hastalığı bireysel olduğu kadar ailevi ve toplumsal bir sağlık sorunudur; hastalığın ilerleyici doğası hastaların giderek bağımsızlığını yitirmesine, bakım verenlerin ise ciddi fiziksel, psikolojik ve ekonomik yüklerle karşılaşmasına neden olmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Alzheimer hastalığına zemin hazırlayan etkenler!</strong></p>
<p>Alzheimer’in ilk belirtilerden yaklaşık 20 yıl önce oluşmaya başladığını belirten Prof. Dr. Neşe Tuncer “Dolayısıyla 70&#8217;li yaşlarda bellek yakınması yaşayan bir bireyde süreç aslında 50&#8217;li yaşlarda başlamış olabilir. Bu durum, sağlıkla ilgili orta yaşta alınan kararların, yaşlılıkta beyin sağlığını doğrudan belirlediğini göstermektedir” diyor. Prof. Dr. Tuncer, Alzheimer hastalığına zemin hazırlayan başlıca yaşam alışkanlıkları ve risk faktörlerini şöyle sıralıyor: “Düzenli egzersiz yapmamak, kontrolsüz tansiyon, yüksek kolesterol ve tedavi edilmeyen hipertansiyon, tedavi edilmeyen işitme kaybı, diyabet ve insülin direnci, obezite, sigara, alkol kullanımı, sosyal izolasyon ve yalnızlık, yetersiz ve kalitesiz uyku, sağlıksız beslenme, işlenmiş gıdalar, aşırı şeker ve trans yağ ağırlıklı beslenme, depresyon, kafa travması öyküsü, hava kirliliğine maruz kalma.” </p>
<p><strong>Alzheimer riskini azaltmak mümkün! İşte, 10 etkili önlem!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Neşe Tuncer, Alzheimer riskini azaltan 10 etkili önlemi şöyle açıklıyor; </p>
<ul>
<li><strong>Düzenli egzersiz</strong></li>
</ul>
<p>Düzenli egzersiz, beyin sağlığını korumada önemli bir rol oynamaktadır. Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta egzersiz (tempolu yürüyüş, yüzme, bisiklet) beynin bellek merkezi olan hipokampusun hacmini artırmakta ve yeni sinir bağlantılarının oluşmasını desteklemektedir. Bilimsel çalışmalar, fiziksel aktivite ve düzenli egzersizin bilişsel gerileme ve Alzheimer riskinin azaltılmasına önemli katkılar sağladığını göstermektedir. </p>
<ul>
<li><strong>Sağlıklı ve dengeli beslenme</strong></li>
</ul>
<p>Sağlıklı beslenme kapsamında özellikle Akdeniz tipi beslenme (bol sebze-meyve, zeytinyağı, balık, kuruyemiş, tam tahıllar) beyin ve damar sağlığını desteklemektedir. Haftada en az iki kez balık tüketimi omega-3 yağ asitleri sayesinde beyin hücrelerini korumaktadır. İşlenmiş gıdalar, aşırı şeker ve trans yağ ağırlıklı beslenmeden uzak durmak gerekir.</p>
<ul>
<li><strong>Kaliteli ve yeterli uyku</strong></li>
</ul>
<p>Kaliteli ve yeterli uyku hastalığı önlemede büyük önem taşımaktadır. Her gece 7-8 saat kesintisiz uyku, beynin gün içinde biriken zararlı proteinleri temizlemesini sağlayan glimfatik sistemin etkin çalışması için zorunludur. Uyku apnesi mutlaka değerlendirilmeli ve tedavi edilmelidir. </p>
<ul>
<li><strong>Beyni aktif tutmak ve yaşam boyu öğrenmek</strong></li>
</ul>
<p>Bilişsel aktivite kapsamında yaşam boyu öğrenme, okuma, yeni beceriler edinme, dil öğrenme ve enstrüman çalma gibi aktiviteler beynin ‘bilişsel rezervini’ güçlendirmektedir. Bilimsel çalışmalar, iki dil konuşan bireylerde Alzheimer belirtilerinin 4-5 yıl daha geç ortaya çıktığını göstermiştir.</p>
<ul>
<li><strong>Sosyal bağları güçlü tutmak</strong></li>
</ul>
<p>Aile ve arkadaşlarla düzenli iletişim kurmak, sosyal ve toplumsal etkinliklere katılmak, sosyal yaşamın içinde olmak ve gönüllülük çalışmaları beyin sağlığını desteklemektedir. Sosyal izolasyon ve düşük sosyal bağlantı, bilişsel gerileme ve Alzheimer açısından değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle sosyal yaşamdan kopmamak, Alzheimer hastalığı riskini azaltmaya yönelik bütüncül yaklaşımın önemli bir parçasıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Tansiyon, kolesterol ve kan şekerini kontrol altında tutmak</strong></li>
</ul>
<p>Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve yüksek kan şekeri gibi kardiyometabolik risklerin kontrol altında tutulması hem damar hem de beyin sağlığı açısından önem taşımaktadır. Hipertansiyon, diyabet ve yüksek kolesterolün düzenli takip edilmesi, ilerleyen yıllarda bilişsel gerileme ve Alzheimer hastalığı açısından son derece önemlidir.  </p>
<ul>
<li><strong>Sağlıklı kiloyu korumak</strong></li>
</ul>
<p>Fazla kilo ve obezite ilerleyen yaşlarda bilişsel sağlık açısından önem taşıyan, değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer almaktadır. Sağlıklı kilonun korunması; tansiyon, kan şekeri ve kolesterol gibi Alzheimer hastalığı açısından önem taşıyan diğer risk faktörlerinin de kontrolüne katkı sağlamaktadır. </p>
<ul>
<li><strong>Sigara ve alkolden uzak durmak</strong></li>
</ul>
<p>Sigara ve alkol kullanımı beyin sağlığını olumsuz etkileyebilen, değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer almaktadır. Sigara ve alkolden uzak durmak, Alzheimer hastalığı riskini azaltmaya yönelik önemli adımlardandır. </p>
<ul>
<li><strong>İşitme kaybını ihmal etmemek</strong></li>
</ul>
<p>İşitme kaybının fark edilmesi halinde gecikmeden değerlendirilmesi ve uygun durumlarda işitme cihazı gibi desteklerin kullanılması riski azaltmak açısından önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Kafa travmalarından korunmak ve hava kirliliğine maruziyeti azaltmak</strong></li>
</ul>
<p>Kafa travmalarından korunmak ve hava kirliliğine maruziyeti mümkün olduğunca azaltmak Alzheimer hastalığı da dahil olmak üzere, ilerleyen yaşlarda bilişsel sağlığı etkileyebilecek risklerin azaltılmasına yönelik koruyucu yaklaşımın önemli bir parçasını oluşturmaktadır.  </p>
<p><strong>xxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx </strong></p>
<p><strong>Erken tanı ve tedavide yeni dönem!</strong></p>
<p>Alzheimer hastalığında erken tanının, tedavinin başarısı için kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Neşe Tuncer “Erken tanı alanında son yıllarda çığır açan gelişmeler yaşanmıştır. ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), Alzheimer hastalığı tanısına yardımcı olan ilk kan testini onaylamıştır. Bu test, kanda beyindeki Alzheimer proteinlerini yüksek doğrulukla tespit edebilmektedir. Erken tanı ve hastalığın biyolojik özelliklerinin daha erken dönemde ortaya konulabilmesi, uygun hastalarda tedavi seçeneklerinin zamanında değerlendirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Özellikle biyobelirteçler ve hastalık seyrini yavaşlatmaya yönelik yeni tedaviler de, Alzheimer ile mücadelede umut veren gelişmeler arasında yer almaktadır” diyor.</p>
<p><strong> </strong></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-ilk-belirtilerden-yaklasik-20-yil-once-basliyor-660630">Alzheimer, ilk belirtilerden yaklaşık 20 yıl önce başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>50 yaşından sonra prostat kontrolünü ihmal etmeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/50-yasindan-sonra-prostat-kontrolunu-ihmal-etmeyin-660609</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 09:15:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[50]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Evre]]></category>
		<category><![CDATA[etmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[ihmal]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kontroller]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolünü]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşından]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660609</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prostat kanseri, erken evrelerde çoğu zaman herhangi bir belirti vermeden ilerleyebiliyor. Türkiye’de erkeklerde en sık görülen kanser türleri arasında ikinci sırada yer alan prostat kanserinin erken tanısı, düzenli üroloji kontrolleri ve PSA testiyle mümkün olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/50-yasindan-sonra-prostat-kontrolunu-ihmal-etmeyin-660609">50 yaşından sonra prostat kontrolünü ihmal etmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prostat kanseri, erken evrelerde çoğu zaman herhangi bir belirti vermeden ilerleyebiliyor. Türkiye’de erkeklerde en sık görülen kanser türleri arasında ikinci sırada yer alan prostat kanserinin erken tanısı, düzenli üroloji kontrolleri ve PSA testiyle mümkün olabiliyor. Özellikle 50 yaşından sonra risk artarken, ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunan erkeklerin daha erken yaşlarda değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Antalya Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Erdal Kukul, prostat kanseri hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.</p>
<p><strong>Kendinizi iyi hissetmeniz kontrollerinize bahane olmasın</strong></p>
<p>Prostat, erkek üreme sisteminin bir parçası olan ve idrar kesesinin hemen altında yer alan ceviz büyüklüğünde bir bezdir. Prostat kanseri, bu bezdeki hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucunda ortaya çıkar. Genellikle yavaş ilerleyen bir hastalık olmakla birlikte, bazı türleri daha agresif seyredebilir. Hastalığın en önemli özelliklerinden biri, erken evrelerde çoğu zaman belirti vermemesidir. Bu nedenle prostat kanserinin erken dönemde saptanmasında düzenli kontroller önemli bir yere sahiptir. Prostat kanseri erken evrelerde herhangi bir belirti vermeyebilir. Bu nedenle “Kendimi iyi hissediyorum” düşüncesiyle kontrollerin ertelenmesi risk oluşturabilir. Hastalık riski 50 yaşından sonra artabilir. Ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunan erkeklerde ise risk daha yüksek olabilir.</p>
<p><strong>Erken teşhis hayati önem taşıyor</strong></p>
<p>Prostat kanseri erken evrede saptandığında yüksek oranda tedavi edilebilir ve hastaların yaşam beklentisi normale yakın seviyelere ulaşabilir. Hastalığın ileri evrede teşhis edilmesi ise tedavi seçeneklerinin daha kapsamlı hale gelmesine neden olabilir. PSA kan testi ve ürolojik değerlendirme, prostat kanserinin erken tanısında kullanılan önemli yöntemler arasında yer alır. 50 yaşından itibaren erkeklerin, doktor değerlendirmesi doğrultusunda düzenli üroloji kontrolü ve PSA testi yaptırması önemlidir. Ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunan veya yüksek risk grubunda yer alan erkeklerin 40-45 yaşlarından itibaren değerlendirilmesi gerekebilir. Sağlıklı kilonun korunması, düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, sigaradan ve aşırı alkol tüketiminden uzak durulması genel sağlık açısından önem taşır. Sık idrara çıkma, gece idrara kalkma, idrar yaparken zorlanma veya idrarda kan görülmesi gibi şikayetlerde vakit kaybetmeden üroloji uzmanına başvurulması gerekir.</p>
<p><strong>Tedavi kişiye özel planlanıyor</strong></p>
<p>Prostat kanserinde tedavi yaklaşımı; hastalığın evresi, tümörün özellikleri, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve kişisel tercihleri gibi birçok faktör dikkate alınarak belirlenir.</p>
<p><strong>Başlıca tedavi yöntemleri şunlardır:</strong></p>
<ul>
<li><strong>Aktif izlem:</strong> Düşük riskli ve yavaş ilerleyen prostat kanserlerinde, hemen tedavi yerine düzenli takip tercih edilebilir.</li>
<li><strong>Cerrahi tedavi:</strong> Radikal prostatektomi, prostatın tamamen çıkarılmasını amaçlayan cerrahi yöntemdir ve özellikle uygun hastalarda erken evre tedavi seçenekleri arasında yer alır. Robotik cerrahi, uygun hastalarda daha küçük kesilerle cerrahi uygulanmasına ve iyileşme sürecinin daha konforlu ilerlemesine katkı sağlayabilir.</li>
<li><strong>Radyoterapi:</strong> Harici ışın tedavisi veya brakiterapi olarak adlandırılan içten radyasyon uygulamasıyla tümörün kontrol altına alınması hedeflenebilir.</li>
<li><strong>Hormon tedavisi:</strong> Testosteronun etkisini azaltarak prostat kanseri hücrelerinin büyümesini baskılamayı amaçlar. Özellikle ileri evre veya hormon duyarlı hastalıklarda tedavi planının önemli bir parçası olabilir.</li>
<li><strong>Kemoterapi ve hedefe yönelik tedaviler:</strong> Metastatik veya tedaviye dirençli hastalıklarda kemoterapi, yeni nesil hormonal tedaviler ve uygun hastalarda hedefe yönelik ilaçlar tedavi seçenekleri arasında değerlendirilebilir.</li>
</ul>
<p>Sonuç olarak prostat kanseri, erken evrede saptandığında başarılı şekilde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Bu nedenle özellikle risk grubundaki erkeklerin herhangi bir şikayet ortaya çıkmasını beklemeden yaş ve kişisel risk durumlarına uygun kontrollerini yaptırması büyük önem taşır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/50-yasindan-sonra-prostat-kontrolunu-ihmal-etmeyin-660609">50 yaşından sonra prostat kontrolünü ihmal etmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hemşire Oxford’u Bitirse Sağlık Bakanlığı’nda Karşılığı Yok!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hemsire-oxfordu-bitirse-saglik-bakanliginda-karsiligi-yok-660584</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Sep 2026 23:15:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bitirse]]></category>
		<category><![CDATA[hemşire]]></category>
		<category><![CDATA[karşılığı]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[oxford]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660584</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hemşire Oxford’u Bitirse Sağlık Bakanlığı’nda Karşılığı Yok!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hemsire-oxfordu-bitirse-saglik-bakanliginda-karsiligi-yok-660584">Hemşire Oxford’u Bitirse Sağlık Bakanlığı’nda Karşılığı Yok!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>ED Medya ekranlarında yayınlanan programa konuk olan Demokratik Sağlık-Sen Genel Başkanı Togan Demircan, sağlık çalışanlarının yaşadığı sorunları, Sağlık Bakanlığı anketlerinin sonuçlarını ve idari aksaklıkları ayrıntılarıyla değerlendirdi. Demircan; sağlık personelinin çalışma koşullarından akademik kariyer haklarına, uzayan disiplin soruşturmalarından bilimsel kongrelere katılım engellerine kadar pek çok konuda çarpıcı açıklamalarda bulundu.</span></p>
<p><b><b>Sağlık Çalışanlarının %60 ila %80’i Çalışma Şartlarından Memnun Değil</b></b></p>
<p><span>Sağlık Bakanlığı’nın kurum web siteleri üzerinden yürüttüğü çalışan memnuniyeti anket sonuçlarını incelediğini belirten Togan Demircan, tablonun ciddiyetini gözler önüne serdi. Yaklaşık 20 sorudan oluşan anket verilerine göre </span><b>Sağlık Bakanlığı çalışanlarının %60 ila %80 oranında çalışma şartlarından memnun olmadığını ve kendilerini değersiz hissettiğini</b><span> vurguladı. Yıllardır dile getirilen performans yönetmeliğinin çalışanları ayrıştırdığını ifade eden Demircan, anket sonuçları bakanlık makamına ulaşmasına rağmen sorunları çözecek somut bir adım atılmadığını kaydetti.</span></p>
<p><b><b>“Hemşire Oxford’u Bitirse Karşılığı Yok”</b></b></p>
<p><span>Sağlık personelinin, özellikle de hemşire ve ebelerin akademik gelişimlerinin bakanlık nezdinde hiçbir karşılık bulmadığını eleştiren Demircan, </span><b>“Bir hemşire Oxford’u bitirse dahi Sağlık Bakanlığı’nda karşılığı yok”</b><span> ifadesini kullandığını hatırlattı. Yüksek lisansını tamamlayan sağlık personeline “uzman hemşire” veya “uzman ebe” kadrosunun verilmediğini, bu durumun ne maddi ne de manevi bir karşılığının bulunduğunu belirtti. Milli Eğitim Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı gibi kurumlarda uzmanlık ve akademik kariyer teşvik edilip kadroya yansıtılırken Sağlık Bakanlığı’nda bu durumun bir tamimle dahi düzeltilmediğine dikkat çekti. Ayrıca bakanlık çatısı altında hemşireleri doğrudan temsil eden bir </span><b>Daire Başkanlığı’nın dahi bulunmadığını</b><span> vurguladı.</span></p>
<p><b><b>Disiplin İncelemeleri “Sopa” Gibi Kullanılıyor, Süreçler Yıllarca Sürüyor</b></b></p>
<p><span>İdari süreçlerde yaşanan gecikmelerin çalışan motivasyonunu düşürdüğünü belirten Demircan, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinin personel üzerinde bir baskı aracı haline getirildiğini dile getirdi. Personel Takip Sistemi (PDKS) kartı basmama gibi basit mesai geç kalma incelemelerinin en geç 1 ila 1,5 ay içerisinde sonuçlandırılması gerekirken süreçlerin 1 yıla kadar uzatıldığını söyledi. Bu belirsizliğin çalışanların moralini olumsuz etkilediğini belirterek İl Sağlık Müdürlükleri’ni süreçleri hızlandırmaya çağırdı.</span></p>
<p><b><b>Eğitime Destek Yok, “Sponsor Bul” Deniliyor</b></b></p>
<p><span>Sağlık çalışanlarının mesleki gelişimlerinin desteklenmediğini vurgulayan Demircan, 80 bin TL maaş alan bir hemşirenin 3 günlük bir kongre veya sempozyuma katılabilmek için aylığının 3-4 katı tutarında yol ve konaklama masrafı ödemek zorunda kaldığını ifade etti. Kurumların bu eğitim masraflarını karşılamak yerine kamu görevlisine “sponsor bul” anlayışıyla yaklaştığını eleştirdi. Ayrıca uluslararası saygın dergilerde makaleleri yayımlanan ve bilime ışık tutan hekim dışı sağlık çalışanlarının başarılarının kurumlarca görmezden gelindiğini, bir teşekkür belgesinin dahi çok görüldüğünü sözlerine ekledi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hemsire-oxfordu-bitirse-saglik-bakanliginda-karsiligi-yok-660584">Hemşire Oxford’u Bitirse Sağlık Bakanlığı’nda Karşılığı Yok!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dil bağı her konuşma sorununu açıklamıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dil-bagi-her-konusma-sorununu-aciklamiyor-660533</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Sep 2026 13:44:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açıklamıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bağı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Bağı]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[sesi]]></category>
		<category><![CDATA[sorununu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660533</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, çocuklarda dil bağının konuşma bozukluğuna etkisi ve cerrahi müdahale gerekliliği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dil-bagi-her-konusma-sorununu-aciklamiyor-660533">Dil bağı her konuşma sorununu açıklamıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, çocuklarda dil bağının konuşma bozukluğuna etkisi ve cerrahi müdahale gerekliliği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Dil bağı ile konuşma arasında karmaşık bir ilişki var!</strong></p>
<p>Çocuklarda dil bağının, ebeveynlerin en fazla merak ettiği ve kafa karışıklığı yaşadığı konuların başında geldiğini ifade eden Anuş Tahmincioğlu, “Erken çocukluk döneminde, yalnızca ağız içi anatomisine bakılarak çocuk hakkında ‘ileride konuşma problemi yaşayacak’ yargısına varılabiliyor. Hatta dil bağı kesildiğinde çocuğun tüm konuşma sorunlarının sihirli bir değnek değmişçesine ortadan kalkacağına dair yanlış bir inanış da oldukça yaygın.” dedi.</p>
<p>Dil bağı ile konuşma arasındaki ilişkinin, sanılanın aksine çok daha karmaşık olduğuna işaret eden Tahmincioğlu, “Her dil bağı konuşmayı etkilemez; konuşma güçlüğü yaşayan her çocuğun sorunu da dil bağı değildir. Bunu sadece bu alanda çalışan bir uzman olarak değil; aynı zamanda bir zamanlar dil bağı kısa olan çift dilli bir terapist ve buna rağmen konuşma gecikmesi yaşamamış bir çocuk olarak söylüyorum.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Anatomik görünüm ile işlevsel performans her zaman eşleşmeyebilir! </strong></p>
<p>Bir çocuğun dil bağının kısa, kalın veya belirgin görünmesinin, tek başına konuşma bozukluğu yaşayacağı anlamına gelmediğini yineleyen Tahmincioğlu, “Anatomik görünüm ile işlevsel performans her zaman eşleşmeyebilir.” dedi.</p>
<p>Değerlendirmelerde son derece belirgin görünen bir dil bağına rağmen dilini konuşma seslerinin pozisyonlarına rahatça getirebilen ve tamamen anlaşılır konuşan çocuklarla karşılaşabildiğini aktaran Tahmincioğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bununla birlikte, dışarıdan hiç dikkat çekmeyen küçük bir bağın, dili işlevsel olarak tamamen kısıtladığı durumlarla da karşılaşabiliyoruz.</p>
<p>Bu noktada ailelerin sıklıkla kullandığı ‘konuşma bozukluğu’ ifadesini netleştirmemiz gerekiyor. Çocuğun söyleneni anlaması, kelime öğrenmesi, cümle kurması ve sesleri doğru üretmesi birbirinden farklı beceriler. Çünkü dil bağı, tek başına çocuğun kelime hazinesinin sınırlı olmasını, cümle kurmaya yaşıtlarından daha geç başlamasını ya da dil gelişiminin genel olarak beklenen düzeyin gerisinde seyretmesini açıklayan bir durum değildir.”</p>
<p><strong>Sesletim güçlüğü yaşayan her çocuğun cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyduğu söylenemez!</strong></p>
<p>Dil bağının etkilediği temel alanın ‘sesletim’ olduğunu dile getiren Anuş Tahmincioğlu, “Yani konuşma seslerinin doğru şekilde oluşturulmasıdır. Bununla birlikte, sesletim güçlüğü yaşayan her çocuğun dil bağına yönelik cerrahi bir müdahaleye ihtiyaç duyduğu da söylenemez.” dedi.</p>
<p>Dört-beş yaşlarında, anlamlı cümleler kurabilen ve söyleneni mükemmel anlayabilen bir çocuk üzerinden örnek veren Tahmincioğlu, “Bu çocuk bazı sesleri sürekli hatalı üretiyorsa, değerlendirme sırasında dil hareketlerinin kısıtlandığı görülüyorsa, dil bağının etkisi değerlendirilir. Ancak her sesin edinim yaşı farklıdır. 3 yaşındaki bir çocuğun sırf ‘r’ sesini çıkaramaması sebebiyle dil bağını kestirmek bilimsel ve klinik açıdan son derece yanlış bir yaklaşımdır. Çünkü ‘r’ sesi diğer seslerden geç edinilen karmaşık bir sestir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bağın kesilmesi ile doğru sesin üretilmesi aynı şey değil! </strong></p>
<p>Ailelerin evde çocuklarına ‘dilini çıkar, yukarı kaldır, damağına değdir’ gibi hareketler yaptırarak tanı koymasının mümkün olmadığını vurgulayan Tahmincioğlu, “Küçük bir çocuk, verilen yönergeyi anlamadığı veya o motor hareketi henüz planlayamadığı için de başarısız olabilir. Bu nedenle tanı; tek bir hareketten değil, bir Dil ve Konuşma Terapisti tarafından çocuğun doğal konuşma performansı incelenerek konmalı. Cerrahi müdahalenin gerekliliğine elbette ilgili hekim karar verir.” dedi.</p>
<p>En büyük hayal kırıklığının ise cerrahi sonrasında yaşanabildiğine değinen Tahmincioğlu, “Çünkü bağın kesilmesi ile doğru sesin üretilmesi aynı şey değildir. Cerrahi işlem dille ilgili hareket alanını açabilir. Ancak dilin o noktaya artık ulaşabiliyor olması, çocuğun konuşurken o noktayı otomatik olarak kullanacağı anlamına gelmez. Çocuk yıllardır o sesi yanlış ürettiyse, bağ kesilse bile eski alışkanlığına devam edebilir. İşte bu aşamada dil ve konuşma terapisi devreye girer.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Kaygılarınız varsa cerrahi adımdan önce bir dil ve konuşma terapistine danışın” </strong></p>
<p>Sosyal medyadaki ‘öncesi-sonrası’ videolarının ve ağız içi fotoğraflarının ailelerdeki kaygıyı artırabildiğine dikkat çeken Anuş Tahmincioğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Başka bir çocuğun dil görüntüsüyle kendi çocuğunuzunkini kıyaslamak son derece yanıltıcıdır. Benzer görünen iki anatomik yapı, iki farklı çocukta bambaşka sonuçlar doğurur.</p>
<p>Çocuğunuzun sesletimiyle ilgili kaygılarınız varsa cerrahi adımdan önce bir dil ve konuşma terapistine danışın. Bazen çocuğunuzun ihtiyacı olan şey dil ve konuşma terapistinin rehberliğidir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dil-bagi-her-konusma-sorununu-aciklamiyor-660533">Dil bağı her konuşma sorununu açıklamıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BADAM&#8217;dan Keçiören&#8217;de Bağımlılıkla Mücadele Seferberliği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/badamdan-keciorende-bagimlilikla-mucadele-seferberligi-660447</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Sep 2026 11:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[badam]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılıkla]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[keçiören]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[seferberliği]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660447</guid>

					<description><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Bağımlılıkta Danışmanlık ve Rehberlik Merkezi (BADAM), bağımlılıkla mücadele kapsamında ilçe genelinde bilgilendirme ve farkındalık çalışmalarını sürdürüyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/badamdan-keciorende-bagimlilikla-mucadele-seferberligi-660447">BADAM&#8217;dan Keçiören&#8217;de Bağımlılıkla Mücadele Seferberliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Keçiören Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Bağımlılıkta Danışmanlık ve Rehberlik Merkezi (BADAM), bağımlılıkla mücadele kapsamında ilçe genelinde bilgilendirme ve farkındalık çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda bağımlılıkla mücadelede tedavi süreçlerinin yanı sıra önleme, bilinçlendirme, farkındalık ve erken müdahalenin önemine dikkat çeken BADAM, vatandaşları bağımlılık konusunda bilinçlendirmek ve ihtiyaç duyan bireyleri doğru destek mekanizmalarına yönlendirmek amacıyla saha çalışması gerçekleştirdi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>BADAM’ın hizmetleri vatandaşlara anlatıldı</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Toplumun daha geniş kesimlerine ulaşmayı hedefleyen saha çalışmaları kapsamında; bağımlılığın önlenmesi, erken farkındalığın artırılması, bağımlılık riski taşıyan bireylerin ve yakınlarının profesyonel destek hizmetlerinden haberdar edilmesi ve koruyucu-önleyici çalışmaların yaygınlaştırılması amacıyla Keçiören Belediyesi’ne bağlı Keçiören Belediyesi Sanat ve Meslek Edindirme Kursları (KEÇMEK), Keçiören Belediyesi Eğitime Destek Merkezleri (KEDEM), gün evleri ve kütüphaneler ziyaret edildi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Gerçekleştirilen ziyaretlerde, BADAM’ın çalışma alanları ile sunduğu danışmanlık ve rehberlik hizmetleri hakkında kurum çalışanlarına ve vatandaşlara bilgi verildi. Ayrıca merkezin hizmetlerini tanıtan bilgilendirici broşürler, vatandaşların kolaylıkla ulaşabilmesi amacıyla ziyaret edilen noktalara bırakıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>Eczanelere bilgilendirme ziyareti yapıldı</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Saha çalışmasının bir diğer ayağında ise Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi çevresinde bulunan eczaneler ziyaret edildi. Eczane çalışanlarına BADAM’ın faaliyetleri ve sunduğu hizmetler hakkında bilgi verilirken, bağımlılıkla mücadelede toplumun farklı kesimlerine ulaşmanın ve ihtiyaç duyan bireylerin doğru destek mekanizmalarına yönlendirilmesinin önemi aktarıldı. Ziyaretler kapsamında BADAM’ı ve merkezin sunduğu danışmanlık ve rehberlik hizmetlerini tanıtan bilgilendirici broşürler eczanelere bırakıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/badamdan-keciorende-bagimlilikla-mucadele-seferberligi-660447">BADAM&#8217;dan Keçiören&#8217;de Bağımlılıkla Mücadele Seferberliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Damar Tıkanıklığında Antibiyotikle Tedavi Umudu: Damarları Bir Parazit Tıkıyor Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/damar-tikanikliginda-antibiyotikle-tedavi-umudu-damarlari-bir-parazit-tikiyor-olabilir-660430</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Sep 2026 11:45:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotikle]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[büyümesi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[Damar Tıkanıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[damarları]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[gelecekte]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[oluşum]]></category>
		<category><![CDATA[parazit]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tıkanıklığında]]></category>
		<category><![CDATA[umudu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660430</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tanıl Kocagöz ve ekibi tarafından gerçekleştirilen yeni bir bilimsel çalışma, kalp ve damar hastalıklarının en önemli sonuçlarından biri olan damar tıkanıklığının oluşumuna ilişkin ezberleri değiştirebilecek yeni bir olasılığı gündeme getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/damar-tikanikliginda-antibiyotikle-tedavi-umudu-damarlari-bir-parazit-tikiyor-olabilir-660430">Damar Tıkanıklığında Antibiyotikle Tedavi Umudu: Damarları Bir Parazit Tıkıyor Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Acıbadem Üniversitesi </em></strong><em><strong>Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tanıl Kocagöz ve ekibi tarafından </strong><strong>gerçekleştirilen yeni bir bilimsel çalışma, kalp ve damar hastalıklarının en önemli sonuçlarından biri olan damar tıkanıklığının oluşumuna ilişkin ezberleri değiştirebilecek yeni bir olasılığı gündeme getiriyor. Damar tıkanıklığına yol açan aterom plaklarını incelediklerinde Toxoplasma gondii</strong><strong> DNA’sına rastlayan araştırmacılar, damar tıkanıklığında bu parazitin sanılandan daha önemli bir rolü olabileceğine dikkat çekiyorlar. Araştırmanın yeni aşamasında ise kritik bir soruya yanıt aranıyor: Aterom plaklarında DNA’sı saptanan bu parazit, geçmişte geçirilmiş bir enfeksiyonun damarda kalan izinden mi ibaret, yoksa damar plağında canlılığını koruyup çoğalarak plağın büyümesine ve damar tıkanıklığının ilerlemesine katkı mı sağlıyor? Araştırmacılar bu kez aterom plaklarından bu paraziti üreterek bu plaklarda canlı parazit olduğunu kanıtlamak istiyor. Eğer Toxoplasma’nın damar tıkanıklığının oluşumunda ve ilerlemesinde aktif bir rol oynadığı bilimsel olarak kanıtlanırsa, bugüne kadar büyük ölçüde kolesterol, damar sertliği ve yaşam tarzı faktörleri üzerinden ele alınan kalp-damar hastalıklarının tedavisinde yeni bir sayfa açılabilir. Yani, </strong><strong>damar plağının büyümesinde gerçekten bu parazit rol oynuyorsa, gelecekte bazı kalp ve damar hastalıklarında plağı hedeflemek yerine enfeksiyonu hedefleyen antibiyotik tedavileri gündeme gelebilir.</strong></em><strong><em> Belki de yakın bir gelecekte damar tıkanıklığını antibiyotiklerle tedavi ederek kalp krizi ve inme riskini azaltmak mümkün olabilecek.</em></strong></p>
<p>Kalp ve damar hastalıkları, dünyada en önemli ölüm nedenlerinin başında geliyor. Kalp ve beyin damarlarının daralması veya tıkanması, kalp krizi, inme ve felç gibi yaşamı tehdit eden sonuçlara yol açabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre kalp-damar hastalıkları her yıl yaklaşık 18 milyon kişinin ölümüne neden oluyor ve bu ölümlerin büyük bölümünü kalp krizi ve inme oluşturuyor. Türkiye’de de kalp-damar hastalıkları en önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor.</p>
<p>Damar tıkanıklığının temelinde damar duvarının zaman içinde bozulması, kolesterol birikimi ve damar sertliği gibi mekanizmaların bulunduğu biliniyor. Yaş, sigara kullanımı, diyabet ve yüksek tansiyon gibi faktörler de bu süreci hızlandırabiliyor. Ancak Acıbadem Üniversitesi’nin çalışması, damar tıkanıklığına ilişkin önemli bir soruyu gündeme taşıyor: Aterom plaklarının oluşumunda mikroorganizmaların da rolü olabilir mi? Eğer bu ilişkinin varlığı ve mekanizması kanıtlanabilirse, gelecekte kalp krizi, inme ve damar tıkanıklığı gibi hastalıkların tedavisinde antibiyotikler kullanılarak tamamen farklı bir tedavi yaklaşımının kapısı açılabilir.</p>
<p><b>Damarları Tıkayan Plaklarda, Parazit DNA’sına Rastlandı  </b></p>
<p>Araştırmayla ilgili ayrıntıları anlatan Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Damar tıkanıklığı yıllardır büyük ölçüde damar sertliği ve kolesterol birikimi üzerinden açıklanıyor. Ancak biz şu soruyu sorduk: Acaba damarları tıkayan aterom plaklarının oluşumunda mikroorganizmaların da bir rolü olabilir mi?<strong> </strong>Daha önce bazı mikroorganizmaların damar hastalıklarıyla ilişkili olabileceği öne sürülmüştü. Örneğin mide ülserleriyle ilişkilendirilen <em>Helicobacter pylori</em> ile bazı solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan <em>Chlamydia pneumoniae</em> bakterisinin damar sertliği ve damar tıkanıklığındaki olası rolü araştırılmıştı. Ancak bugüne kadar bu mikroorganizmaların damar tıkanıklığının doğrudan nedeni olduğunu ortaya koyan kesin bir kanıt elde edilemedi.</p>
<p>Acıbadem Üniversitesi ekibi olarak bu soruya farklı bir yöntemle yanıt aradık. Araştırma kapsamında Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut ve ekibi ile birlikte çalıştık ve damar tıkanıklığı nedeniyle ameliyat veya girişimsel işlemler sırasında çıkarılan aterom plaklarını inceledik. Bu dokuların tüm DNA’sını analiz ederek özellikle mikrobiyal DNA üzerinde yoğunlaştık. Ve sonuç olarak büyük bir sürprizle karşılaştık. 20 örneğin 8’inde, yani neredeyse yarısında <em>Toxoplasma gondii</em> parazitinin DNA’sına rastladık. İncelediğimiz örneklerde başka bir mikroorganizmaya ait DNA’ya rastlamadık” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>Araştırma sonuçlarının dikkat çekici olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Ancak parazitin DNA’sını bulmuş olmamız, tek başına bu parazitin damar tıkanıklığına neden olduğunu kanıtlamıyor. Şimdi asıl soruya yanıt arıyoruz: Bu parazit gerçekten damarda canlı olarak bulunuyor ve çoğalıyor mu? Bunu kanıtlarsak gelecekte basit bir antibiyotik tedavisiyle damar tıkanıklıkları engellenebilir, kalp krizi, felç gibi sıkıntılar da önlenebilir” diyor.</p>
<p><strong>Bu Parazit Toplumda Çok Yaygın  </strong></p>
<p><em>Toxoplasma gondii</em><em>, </em>toplumda oldukça yaygın görülen bir parazit. İnsanlara çoğunlukla yeterince pişirilmemiş et, kontamine su veya uygun şekilde temizlenmemiş gıdalar yoluyla bulaşabiliyor. Enfeksiyon sonrasında vücudun çeşitli dokularında uzun süre kalabiliyor. Toplumun önemli bir bölümünün yaşamının bir döneminde bu parazitle karşılaştığı ve buna karşı antikor geliştirdiği biliniyor. Ancak araştırmacıların üzerinde durduğu nokta, parazitin aterom plağında bulunmasının ne anlama geldiği. Acaba parazit, damar plağının büyümesine katkı sağlıyor mu?</p>
<p>TÜBİTAK tarafından da desteklenmesi kabul edilen proje kapsamında deneysel çalışmalar yürütülecek. Araştırmacılar, aterom plaklarında bulunan parazitin canlılığını ve çoğalma kapasitesini araştıracak. Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Eğer parazitin, aterom plağında canlı olduğunu gösterebilir ve burada çoğaldığını ortaya koyabilirsek, bunun yalnızca geçmişten kalmış bir DNA parçası olmadığını, aktif bir enfeksiyon etkeni olabileceğini daha güçlü biçimde ortaya koyabiliriz” diyor.</p>
<p><b>Plağın Büyümesini Durdurmak Bile Büyük Bir Kazanım </b></p>
<p>Damar tıkanıklığında yalnızca mevcut darlığın derecesi değil, plağın zaman içinde büyümesi ve damarı daha fazla daraltması da büyük önem taşıyor. Bu nedenle gelecekte geliştirilecek bir tedavinin plağı tamamen ortadan kaldırmasından ziyade büyümesini durdurması dahi önemli bir klinik fayda sağlayabilir. Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, olası tedavi yaklaşımının önemini şöyle anlatıyor: “Damarın yüzde 50 oranında tıkalı olduğunu düşünelim. Eğer bir tedaviyle bu plağın büyümesini durdurabiliyorsak, bu bile önemli bir kazanım olabilir. Çünkü plağın ilerlemesini engellemek, damarın daha ileri düzeyde tıkanmasını ve buna bağlı kalp krizi veya inme riskinin artmasını önlemeye katkı sağlayabilir.”</p>
<p>Bu nedenle araştırmacılar, gelecekte yalnızca kalp damarlarındaki değil, beyne kan taşıyan şah damarı gibi damarlardaki aterom plaklarında da benzer mekanizmaların araştırılabileceğine dikkat çekiyor. </p>
<p><b>Kalp Krizi Ve İnmede Yeni Bir Tedavi Kapısı Açılabilir </b></p>
<p>Kalp-damar hastalıklarının dünya genelindeki yaygınlığı göz önüne alındığında, damar tıkanıklığının oluşum mekanizmasına ilişkin yeni bulgular büyük önem taşıyor. Acıbadem Üniversitesi’nde yürütülen çalışma da bu hastalıkların oluşumunda enfeksiyonların olası rolüne ilişkin yeni bir araştırma alanı ortaya koyuyor.</p>
<p>Çalışmanın yaklaşık 1-1,5 yıl içinde sonuçlanması bekleniyor. </p>
<p>Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, bu noktada çalışmanın henüz araştırma aşamasında olduğunun altını çizerek, “Şu anda elimizde umut verici bir bulgu var; ancak bu bulgunun tedaviye dönüşebilmesi için önümüzde kat edilmesi gereken önemli bir bilimsel yol bulunuyor” diyor. Çalışma, henüz klinik uygulamaya dönüşmüş bir tedavi sunmasa da, kalp-damar hastalıklarının nedenlerini anlamak ve gelecekte yeni tedavi yöntemleri geliştirmek açısından umut vaat eden önemli bir araştırma olarak öne çıkıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/damar-tikanikliginda-antibiyotikle-tedavi-umudu-damarlari-bir-parazit-tikiyor-olabilir-660430">Damar Tıkanıklığında Antibiyotikle Tedavi Umudu: Damarları Bir Parazit Tıkıyor Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HPV&#8217;den obeziteye, sigaradan genetik yatkınlığa</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hpvden-obeziteye-sigaradan-genetik-yatkinliga-660397</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Sep 2026 11:14:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hpv]]></category>
		<category><![CDATA[Jinekolojik Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[obeziteye]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[Rahim Ağzı Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigaradan]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yatkınlığa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660397</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın üreme organlarını etkileyen kanserler jinekolojik kanser olarak tanımlanıyor.  Rahim, yumurtalık, rahim ağzı, vulva ve vajen kanserleri en yaygın görülen jinekolojik kanserleri oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hpvden-obeziteye-sigaradan-genetik-yatkinliga-660397">HPV&#8217;den obeziteye, sigaradan genetik yatkınlığa</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın üreme organlarını etkileyen kanserler jinekolojik kanser olarak tanımlanıyor.  Rahim, yumurtalık, rahim ağzı, vulva ve vajen kanserleri en yaygın görülen jinekolojik kanserleri oluşturuyor. Dünyada her yıl yaklaşık 1,5 milyon kadına jinekolojik kanser tanısı konulurken, yaklaşık 700 bin kadın bu hastalık nedeniyle yaşamını yitiriyor. Ülkemizde de her yıl yaklaşık 15 bin kadında jinekolojik kanser teşhis ediliyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Engin Çelik,</strong></strong> “Tarama programları sayesinde rahim ağzı kanserinin dünyada ve ülkemizde görülme sıklığının giderek azaldığı, bunun aksine rahim kanserinin ise obezite artışına bağlı olarak sıklığının yıllar içerisinde arttığı gözlenmektedir” diyor.  Jinekolojik kanserlerin gelişiminde ilerleyen yaş ve genetik yatkınlığın yanı sıra yaşam tarzı alışkanlıkları ve çevresel faktörler gibi birçok etken rol oynayabiliyor. Risk faktörleri kanserin türüne göre değişiklik gösteriyor. Örneğin HPV (Human Papilloma Virus) rahim ağzı kanserinde, obezite ise özellikle endometrium kanserinde öne çıkıyor.  <strong>Doç. Dr. Engin Çelik,</strong> kişisel risk değerlendirilmesinin ve uygun taramaların yapılmasının jinekolojik kanserlerde yaşamsal önem taşıdığını vurgularken, “Ayrıca sigara kullanımı ve kötü beslenme alışkanlığı gibi hatalı alışkanlıklardan kaçınılması da son derece önem taşımaktadır” diyor.  <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Doç. Engin Çelik, </strong><em><u>20 Eylül Dünya Jinekolojik Kanserler Farkındalık Günü</u></em><em> kapsamında</em><em> </em><em>jinekolojik kanser riskini artıran en önemli 4 etkeni anlattı; korunma ve erken tanıya yönelik önemli önerilerde bulundu.  </em></p>
<p><strong>HPV ENFEKSİYONU  </strong></p>
<p>HPV (Human Papilloma Virus) enfeksiyonu,  rahim ağzı kanserinin en önemli nedenini oluşturuyor. HPV’nin 200 farklı tipi bulunuyor ve çoğu herhangi bir sağlık sorununa yol açmıyor.  Virüslerin yaklaşık yüzde 90’ı  genellikle herhangi bir müdahaleye gerek kalmadan bağışıklık sistemi tarafından 1-2 yıl  içinde temizleniyor. Ancak yüksek riskli HPV tiplerinden özellikle HPV 16 ve HPV 18’in neden olduğu kalıcı enfeksiyonlar rahim ağzındaki hücrelerde yıllar içinde kansere dönüşebilen değişikliklere yol açabiliyor.</p>
<p><strong>Ne yapmalı?  </strong>Doç. Dr. Engin Çelik<strong>, </strong>rahim ağzı kanserine karşı 21 yaşından itibaren PAP smear (rahim ağzı sürüntüsü) testinin önerildiğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Rahim ağzı kanseri taramasında hedef, kansere dönüşebilecek öncül lezyonların tespit edilmesidir. Yapılan küçük bir operasyonla bu kanser öncüsü lezyonlar vücuttan çıkarılmaktadır. Ülkemizde HPV taramasının da 30 yaşından itibaren yapılması tavsiye edilmektedir.  Bunların yanı sıra rahim ağzı kanseri aşısıyla bu kanser türü yüzde 90 oranında önlenebilir. Kansere karşı koruyuculuğun en yüksek düzeyde olması için aşının 15 yaşından önce yapılması önem taşımaktadır.”  </p>
<p><strong>OBEZİTE VE KÖTÜ BESLENME</strong></p>
<p>Obezite ve kötü beslenme, özellikle endometrium kanseri olmak üzere jinekolojik kanser riskini arttıran önemli faktörler arasında yer alıyor.   Bunun temelinde yağ dokusunun vücudun hormonal ve metabolik dengesini değiştirmesi yatıyor. Vücuttaki yağ dokusu miktarının artması, östrojen düzeyinin yükselmesine ve rahim içi tabakasındaki hücrelerin daha fazla uyarılmasına neden olabiliyor.  Obezite aynı zamanda insülin direnci ve kronik inflamasyonla da ilişkili. Yüksek insülin, hücrelerin çoğalmasını destekleyen mekanizmaları etkileyebilirken, uzun süreli inflamasyon da hücrelerin davranışlarını değiştirebiliyor.  Obezitenin yanı sıra aşırı şeker, gıda katkıları ve pestisitler gibi endüstriyel ve işlenmiş gıdaların  tüketiminin de jinekolojik kanser riskini artırdığı düşünülüyor. </p>
<p><strong>Ne yapmalı?  </strong>Sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, kuruyemişler ve zeytinyağının ön planda olduğu Akdeniz tipi beslenmeye özen gösterin. İşlenmiş gıdalar ve aşırı şeker tüketiminden de mümkün olduğunca uzak durmanız önem taşıyor. </p>
<p><strong>SİGARA </strong></p>
<p>Sigara, özellikle rahim ağzı kanseri açısından önemli bir risk faktörü olarak kabul ediliyor. Tütün dumanında bulunan zararlı kimyasallar,  rahim ağzı hücrelerinde DNA hasarına yol açabilmenin yanı sıra Human Papilloma Virüsü’nün bağışıklık sistemi tarafından temizlenmesini de zorlaştırarak kanser oluşumuna neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong> Sigara kullanıyorsanız mutlaka bırakın. Pasif içicilikten de mümkün olduğunca kaçının.<strong> </strong></p>
<p><strong>GENETİK ETKENLER </strong></p>
<p>Jinekolojik kanserin oluşumunda genetik etkenlerin de rol oynadığı belirtiliyor. Örneğin, yumurtalık kanserlerinin en az dörtte birinin BRCA1 ve BRCA2 gibi bazı genlerdeki kalıtsal değişimler sebebiyle geliştiği biliniyor.</p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong> Doç. Dr. Engin Çelik, “Jinekolojik kanserlere, özellikle de yumurtalık kanserine karşı, ailesinde ve akrabalarında kanser hikayesi olan kadınların düzenli kontrollerini aksatmamalarını ve gerekirse genetik testler yaptırarak risklerini belirlemelerini önermekteyiz.  İhtiyaç halinde yakın takip ve kanser gelişmeden önleyici cerrahiler uygulamaktayız” bilgisini veriyor.  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hpvden-obeziteye-sigaradan-genetik-yatkinliga-660397">HPV&#8217;den obeziteye, sigaradan genetik yatkınlığa</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fast Food Beslenme Gençlerde Kolon Kanseri Riskini Artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fast-food-beslenme-genclerde-kolon-kanseri-riskini-artiriyor-660391</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Sep 2026 10:59:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[fast]]></category>
		<category><![CDATA[food]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[işlenmiş]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Tarzı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660391</guid>

					<description><![CDATA[<p>İleri bir yaş hastalığı olarak bilinen kolon kanseri, son yıllardaki modern yaşam tarzı nedeniyle genç yaşlardaki bireylerde de hızla artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fast-food-beslenme-genclerde-kolon-kanseri-riskini-artiriyor-660391">Fast Food Beslenme Gençlerde Kolon Kanseri Riskini Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İleri bir yaş hastalığı olarak bilinen kolon kanseri, son yıllardaki modern yaşam tarzı nedeniyle genç yaşlardaki bireylerde de hızla artıyor. Kolon kanserinin gençlerde hızla artmasının basında ise hareketsizlik, işlenmiş gıdalar, obezite ve sağlıksız yaşam alışkanlıkları ve genetik yatkınlıklar geliyor. Dışkıda kan, bağırsak alışkanlıklarında değişiklik, geçmeyen karın ağrısı, açıklanamayan kilo kaybı ve kansızlık gibi belirtilerin hemoroid veya sindirim sorunlarıyla karıştırılmaması büyük önem taşıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Rumeysa Atabey, gençlerde artan kolon kanseri riski ve erken tanının önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Modern yaşam tarzı kolon kanserine davetiye çıkarıyor</strong></p>
<p>Modern yaşam tarzı, gençlerde kolon kanseri riskini artıran önemli faktörler arasında yer almaktadır. Hareketsizlik, fast food, işlenmiş ve hazır gıdalar, ekran başında geçirilen uzun saatler, uyku düzensizliği ve yoğun stres bağırsak sağlığını olumsuz etkileyebilmektedir. Yüksek oranda işlenmiş gıda tüketiminin kolon kanseri riskini artırabileceğine ilişkin çalışmalar bulunmaktadır. Fast food ağırlıklı beslenme alışkanlığının uzun vadede bağırsak sağlığı açısından olumsuz sonuçları olabilmektedir. Kolon kanserindeki artış yalnızca genetik mirasla açıklanamamaktadır. Çoğu vakada çevresel ve yaşam tarzına bağlı faktörler de önemli rol oynamaktadır. Fast food tüketimi, aşırı işlenmiş gıdalar, hareketsizlik, obezite, stres ve uyku düzensizliği bağırsak sağlığını olumsuz etkileyen başlıca faktörler arasında sayılmaktadır. Modern yaşam tarzıyla birlikte ortaya çıkan bu faktörlerin bağırsak mikrobiyotasını da etkileyebileceği ve bağırsak sağlığını bozabileceği düşünülmektedir.</p>
<p><strong>Hemoroid sandığınız sorunlar kolon kanseri olabilir!</strong></p>
<p>Gençlerde kolon kanseri görülme sıklığındaki artışın yanı sıra tanının gecikmesi de önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Birçok genç, dışkıda kan görmeyi “hemoroid” veya “basur” olarak değerlendirirken, geçmeyen karın ağrısını da “gaz sancısı” olarak yorumlayabilmekte ve doktora başvurmayı erteleyebilmektedir. “Ben daha gencim, bende kanser olmaz” düşüncesi ise tanının gecikmesine neden olabilmektedir. Spor yapan, fit ve sağlıklı görünen gençlerin de devam eden veya tekrarlayan şikayetleri ciddiye alması gerekmektedir. Dışkıda kan, bağırsak alışkanlıklarında belirgin değişiklik veya açıklanamayan karın ağrısı gibi belirtilerin bulunması halinde hekime başvurulması önem taşımaktadır. Tanının gecikmesi, hastalığın daha ileri evrede saptanmasına ve daha kapsamlı tedavilere ihtiyaç duyulmasına neden olabilmektedir.</p>
<p><strong>Erken teşhis hayat kurtarıyor!</strong></p>
<p>Kolon kanseri gençlerin en üretken ve hayal dolu dönemlerinde yaşamlarını ciddi şekilde etkileyebilmektedir. Oysa risk grubuna uygun tarama programları ve şüpheli belirtilerin zamanında değerlendirilmesi erken tanı açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Erken evrede saptanan kolon kanserinde tedavi seçenekleri ve başarı şansı daha yüksek olabilmektedir. Uygun kişilerde, henüz herhangi bir şikayet bulunmadan yapılan dışkıda gizli kan testi veya kolonoskopi gibi tarama yöntemleri kolon kanserinin erken dönemde saptanmasına katkı sağlayabilmektedir. Bu nedenle yaşa, aile öyküsüne ve kişisel risk faktörlerine uygun tarama programlarının ihmal edilmemesi gerekmektedir. Genetik yatkınlığın yanı sıra sağlıksız ve hareketsiz yaşam tarzı da kolon kanseri riskinde rol oynayabilmektedir. Kolon kanseri gelişiminde dikkat edilmesi gereken başlıca risk faktörleri şöyle sıralanabilir:</p>
<ul>
<li>Fast food ve işlenmiş/hazır gıdalar</li>
<li>Gazlı ve asitli içecekler</li>
<li>Hareketsizlik</li>
<li>Obezite ve uyku düzensizliği</li>
<li>Bağırsak mikrobiyotasındaki olumsuz değişiklikler</li>
<li>Ailesel/genetik kansere yatkınlık</li>
</ul>
<p><strong>Bu tabloyu tersine çevirmek mümkün!</strong></p>
<ul>
<li><strong>Tarama programlarına katılmak:</strong> 45 yaşından itibaren, şikayeti olmayan bireylerde dışkıda gizli kan testi veya kolonoskopi gibi tarama yöntemlerinin değerlendirilmesi uygun olabilir. Tarama yöntemi ve zamanlaması kişinin yaşına ve risk durumuna göre hekim tarafından belirlenmelidir.</li>
<li><strong>Genetik ve ailesel risk taşıyanlarda özel tarama programı:</strong> Ailesinde kolon kanseri öyküsü bulunanlar, özellikle anne, baba, çocuk veya kardeş gibi birinci derece akrabasında 50 yaşından önce kolon kanseri tanısı bulunan kişiler ile Lynch sendromu veya ailesel adenomatöz polipozis (FAP) gibi genetik olarak kanser riski yüksek olanların hekime başvurması ve kişisel tarama planlarının oluşturulması gerekmektedir. Bu kişilerde daha erken yaşta ve daha sık kolon kanseri taraması gerekebilmektedir.</li>
<li><strong>Yaşam tarzı değişikliği:</strong> Liften zengin, yeterli ve çeşitli beslenme, yeterli su tüketimi, düzenli egzersiz ve obeziteyle mücadele yaşam boyu önem taşıyan temel adımlardır. Bir gıdayı tüketmeden önce içeriğini ve besin değerini değerlendirmek sağlıklı beslenme alışkanlığının bir parçası haline gelmelidir. İşlenmiş gıdalardan, özellikle işlenmiş et ürünleri olan salam, sucuk ve sosis ile hazır soslar ve aşırı işlenmiş atıştırmalıklardan mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Özellikle çocukluk ve gençlik döneminde kazanılan beslenme alışkanlıklarının ilerleyen yaşlarda değiştirilmesi daha zor olabildiğinden, sağlıklı alışkanlıkların erken yaşlarda kazandırılması önem taşımaktadır.</li>
<li><strong>Toplum farkındalığı:</strong> Çocukluk döneminden itibaren evlerde ve okullarda bağırsak sağlığını destekleyen yaşam tarzının öğretilmesi ve teşvik edilmesi gerekmektedir. Sağlıklı ve yeterli gıdaya erişim konusunda toplumun bilinçlendirilmesi, tarama programlarına katılımın artırılması ve farkındalık çalışmalarının yaygınlaştırılması önem taşımaktadır. Üniversitelerden işyerlerine, sosyal medya platformlarından aile sohbetlerine ve medyaya kadar farklı alanlarda kolon kanserine yönelik farkındalık çalışmalarının sürdürülmesi gerekmektedir.</li>
<li><strong>Şikayetlere kulak vermek:</strong> Vücudun verdiği sinyaller görmezden gelinmemelidir. Dışkıda kan, bağırsak alışkanlıklarında değişiklik, yeni başlayan ve inatçı kabızlık veya ishal, birbirini takip eden kabızlık ve ishal dönemleri, tekrarlayan veya ısrarcı karın ağrısı, istemsiz kilo kaybı, nedeni açıklanamayan kansızlık ve buna bağlı halsizlik, çabuk yorulma veya çarpıntı gibi şikayetler geciktirilmeden bir hekim tarafından değerlendirilmelidir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fast-food-beslenme-genclerde-kolon-kanseri-riskini-artiriyor-660391">Fast Food Beslenme Gençlerde Kolon Kanseri Riskini Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesinde Aseptik İlaç Hazırlama: Tasarruf Sağlanacak, Güvenlik Artacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-behcet-uz-cocuk-hastanesinde-aseptik-ilac-hazirlama-tasarruf-saglanacak-guvenlik-artacak-660357</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Sep 2026 07:35:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aseptik]]></category>
		<category><![CDATA[behçet]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesinde]]></category>
		<category><![CDATA[laç]]></category>
		<category><![CDATA[uz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660357</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesinde Aseptik İlaç Hazırlama: Tasarruf Sağlanacak, Güvenlik Artacak</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-behcet-uz-cocuk-hastanesinde-aseptik-ilac-hazirlama-tasarruf-saglanacak-guvenlik-artacak-660357">Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesinde Aseptik İlaç Hazırlama: Tasarruf Sağlanacak, Güvenlik Artacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de ilk ve tek olma ünvanına sahip olan Eczacılık Eğitim Simülasyon Merkezi içerisinde oluşturulan Merkezi Aseptik I.V. İlaç Hazırlama Ünitesi Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde hizmet vermeye başladı.</p>
<p>Konu hakkında Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na (BSHA) bilgi veren hastane yetkilileri, “Hastanemizde oluşturulan Merkezi Aseptik I.V İlaç Hazırlama Ünitesi ile İlaçların farmakolojik etkilerinin devamlılığı ile birlikte ilaçların etkililiği ve maliyetleri bakımından gözetimini sağlamak, servislerde kullanılmayan ilaç dozlarının israfını azaltmak, dozlama hatası ve enfeksiyon riskini minimize ederek hemşire iş yükünü azaltmak amaçlanmaktadır.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/09/dr-behcet-uz-cocuk-hastanesinde-aseptik-ilac-hazirlama-tasarruf-saglanacak-guvenlik-artacak-0-sdw3xCIJ.jpeg"/><br /> Bu amaç doğrultusunda hastanemiz bünyesinde bulunan Merkezi Aseptik I.V İlaç Hazırlama Ünitesi çalışmalarının tüm Türkiye genelindeki hastanelerimize ışık tutmasını ve özellikle ilaç sarfiyatının minimize edilerek ülke ekonomisine katkı sağlamayı hedeflemekteyiz. Bunun yanı sıra uluslararası standartlar ve rehberler ile halihazırda var olan ulusal standartlarımızın geliştirilmesi de diğer bir önceliğimiz olacaktır” dedi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-behcet-uz-cocuk-hastanesinde-aseptik-ilac-hazirlama-tasarruf-saglanacak-guvenlik-artacak-660357">Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesinde Aseptik İlaç Hazırlama: Tasarruf Sağlanacak, Güvenlik Artacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Pekyatırmacı&#8217;dan Kan Bağışına Destek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-pekyatirmacidan-kan-bagisina-destek-660348</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Sep 2026 14:38:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağışına]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[pekyatırmacı]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660348</guid>

					<description><![CDATA[<p>Selçuklu Belediyesi toplumda farkındalığı ve dayanışmayı artıracak projelere destek olmaya devam ediyor. Bu kapsamda belediye hizmet binasında Kızılay Kan Merkezi tarafından yürütülen kan bağışı kampanyası hem belediye personeli hem de vatandaşlar tarafından yoğun ilgi gördü. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-pekyatirmacidan-kan-bagisina-destek-660348">Başkan Pekyatırmacı&#8217;dan Kan Bağışına Destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Selçuklu Belediyesi toplumda farkındalığı ve dayanışmayı artıracak projelere destek olmaya devam ediyor. Bu kapsamda belediye hizmet binasında Kızılay Kan Merkezi tarafından yürütülen kan bağışı kampanyası hem belediye personeli hem de vatandaşlar tarafından yoğun ilgi gördü.  Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı da bağışa destek olmak ve farkındalık oluşturmak amacıyla kan verdi. Belediye hizmet binasına kurulan platformda,  personel ve vatandaşlardan doktor kontrolünde toplanan kanlar, bekleyen hastalara ulaştırılıyor. </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>Başkan Pekyatırmacı, “Kan bağışı toplumsal dayanışmanın önemli bir göstergesidir”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kan bağışının hayat kurtaran önemli bir dayanışma örneği olduğunu ifade eden Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, “Kızılay tarafından belediyemizin hizmet binasında gerçekleştirilen kan bağışı kampanyasına personellerimizin ve vatandaşlarımızın gösterdiği ilgi bizleri memnun etti. Ben de bu anlamlı kampanyaya kan bağışında bulunarak destek verdim. Kan bağışının düzenli ve gönüllü olarak yapılması, kan ihtiyacı bulunan vatandaşlarımızın tedavilerine katkı sağlarken toplumsal dayanışmanın da güçlenmesine vesile oluyor. Her bağışın bir hayat için umut olduğunu unutmadan vatandaşlarımızı kan bağışı konusunda duyarlı olmaya davet ediyorum. Kampanyaya destek veren tüm personelimize ve hemşehrilerimize teşekkür ediyor, bağışlanan kanların ihtiyaç sahiplerine şifa olmasını temenni ediyorum” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-pekyatirmacidan-kan-bagisina-destek-660348">Başkan Pekyatırmacı&#8217;dan Kan Bağışına Destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beslenme çantası çürük riskini artırabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beslenme-cantasi-curuk-riskini-artirabilir-660270</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Sep 2026 12:22:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Asitli]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çantası]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gıdalar]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[yapışkan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660270</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, çocukların beslenme çantasında yer alan yiyecek ve içeceklerin diş çürüğü riskini nasıl etkilediği ve ebeveynlerin diş dostu seçimler yaparken nelere dikkat etmesi gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beslenme-cantasi-curuk-riskini-artirabilir-660270">Beslenme çantası çürük riskini artırabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, çocukların beslenme çantasında yer alan yiyecek ve içeceklerin diş çürüğü riskini nasıl etkilediği ve ebeveynlerin diş dostu seçimler yaparken nelere dikkat etmesi gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Beslenme çantasında bulunan gıdalar çürük oluşumunu etkileyebiliyor! </strong></p>
<p>Okul çağında çocukların beslenme çantasında bulunan yiyecek ve içeceklerin diş çürüğü oluşumunu etkileyebildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, “Şekerli, yapışkan ve asitli yiyecek-içecekler (meyve suları, jelibonlar, gazlı içecekler, paketli atıştırmalıklar, kraker, cips vb.) ağızda bakterilerin asit üretmesine yol açar.” dedi.</p>
<p>Bu asidin diş minesini erittiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, “Özellikle sık tüketim ve ağızda uzun kalma süresi çürük riskini ciddi derecede artırır. Peynir, yoğurt, süt, taze sebze-meyve gibi gıdalar ise tükürüğü artırıp asidi nötralize ederek dişler üzerinde koruyucu etki gösterir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Şekerli, asitli ve yapışkan gıdaları sınırlandırılmalı! </strong></p>
<p>Beslenme çantası hazırlarken ebeveynlerin diş sağlığı açısından en çok dikkat etmesi gereken noktalara değinen Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, şunları söyledi:</p>
<p>“Şekerli ve asitli içeceklerden (paketli meyve suları, asitli içecekler) kaçının; su veya süt tercih edin. Yapışkan gıdaları (şekerlemeler, jelibonlar, cips, kuru meyve, kraker) sınırlayın. Öğün sonlarına asidi nötralize etmesi nedeniyle peynir veya yoğurt koyulabilir. Mevsimine uygun sebze-meyve (havuç, salatalık, elma, armut) ekleyin. Atıştırmaların sıklığını azaltın.”</p>
<p><strong>Kuru meyveler, diş çürüğü açısından masum değil! </strong></p>
<p>Kuru meyvelerin sağlıklı bir atıştırmalık olarak görüldüğünü ancak diş çürüğü açısından masum olmadıklarına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, “Şekerleri yoğunlaşmış ve yapışkan oldukları için diş yüzeyinde uzun süre kalır, asit üretimi uzar.” dedi.</p>
<p>Taze meyveye göre çürük riskinin daha yüksek olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, ara sıra, öğünle birlikte ve sonrasında su içilerek tüketilebileceğini; atıştırmalık olarak sık tüketiminin önerilmediğini aktardı.</p>
<p><strong>Sağlıklı olan her gıda, diş dostu olmayabilir! </strong></p>
<p>Çocukların okulda yemek veya atıştırmalık tükettikten sonra ağız ve diş sağlığını korumak için öncelikle yıkama etkisi için bol su içmelerini öneren Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, “Tükürüğün artması, asidin nötralize edilmesi için öğün peynir, elma veya havuçla bitirilmeli. Şekersiz ksilitollü sakız çiğneyebilirler. Akşamları da mutlaka florürlü macunla fırçalamaları gerekir.”  </p>
<p>Beslenme çantası hazırlarken ‘sağlıklı’ olmak ile ‘diş dostu’ olmanın aynı şey olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>Genel sağlıklı gıdalar (kuru meyve, meyve suyu, beyaz ekmek, kraker) diş için riskli olabilir çünkü şeker/asit içerir veya yapışkandır. Diş dostu olanlar; su, süt, peynir, yoğurt, taze gevrek sebze-meyve, ve protein kaynaklarıdır. Diş sağlığı için ebeveynler ‘sağlıklı’ etiketine bakmak yerine şeker oranı, yapışkanlık ve asitlilik kontrolü yapmalı.</p>
<p>Bu basit değişiklikler çürük riskini belirgin derecede azaltır. Düzenli diş hekimi kontrolünü de unutmamak gerekir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beslenme-cantasi-curuk-riskini-artirabilir-660270">Beslenme çantası çürük riskini artırabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beslenme çantaları şekersiz, çocukların ağzı çürüksüz olsun</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beslenme-cantalari-sekersiz-cocuklarin-agzi-curuksuz-olsun-660261</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Sep 2026 11:38:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağzı]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çantaları]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[çürüksüz]]></category>
		<category><![CDATA[olsun]]></category>
		<category><![CDATA[şekersiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660261</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beslenme çantalarında sağlıklı seçimler yapılması konusunda uyaran Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, suyun temel içecek haline getirilmesinin ve şekerli atıştırmalıkların tüketim sıklığının azaltılmasının diş çürüklerinden korunmada önemli rol oynadığını belirtti</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beslenme-cantalari-sekersiz-cocuklarin-agzi-curuksuz-olsun-660261">Beslenme çantaları şekersiz, çocukların ağzı çürüksüz olsun</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Okul çağında edinilen beslenme alışkanlıklarının ilerleyen yıllara da taşınarak, hem genel sağlık hem ağız, diş sağlığı üzerinde etkili olabileceğine dikkat çeken Dt. Nurgül Demir, “Diş sağlığı yalnızca dişleri düzenli fırçalamaktan değil, sofrada ve okul çantasında yapılan seçimlerden de geçiyor. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının çocukluk döneminde kazandırılması, ağız ve diş sağlığının korunması açısından önemli” dedi.</p>
<p><strong>Atıştırmalıkların İçeriği Kadar Tüketim Sıklığı da Önemli</strong></p>
<p>Okul ortamında kolay ulaşılabilen paketli atıştırmalıklar ve şekerle tatlandırılmış içeceklerin sık tüketilmesinin diş çürüğü açısından risk oluşturabileceğini belirten Dt. Demir; kutu meyve suları, meyve aromalı şekerli içecekler, gazlı içecekler, hazır kahveler ve enerji içecekleri konusunda dikkatli olunması gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Çocukların tükettiği şeker miktarının yanı sıra şekerli ve fermente edilebilir karbonhidrat içeren gıdaların ne sıklıkta tüketildiğinin de önemli olduğunu vurgulayan Demir, şöyle konuştu:</p>
<p>“Dişlerin gün içerisinde tekrar tekrar şeker ve fermente edilebilir karbonhidratlarla karşılaşması, çürük oluşumu açısından risk oluşturabilir. Bu nedenle yalnızca okul çantası için hangi atıştırmalığın tercih edildiğine değil, bu gıdanın ne sıklıkta tüketildiğine de dikkat edilmesi gerekiyor.”</p>
<p><strong>Hazır Meyve Suları ve Kutu İçeceklerde Etiket Okuma Önem Kazanıyor</strong></p>
<p>Özellikle çocukların okulda sıklıkla tükettikleri bazı içeceklerin diş sağlığı üzerinde tehdit oluşturabileceğine dikkat çeken Dt. Nurgül Demir, asitli içeceklerin diş minesinde mineral kaybına yol açabileceğini söyledi.</p>
<p>Çocuklara küçük yaşlardan itibaren su tüketme alışkanlığının kazandırılmasının önemine işaret eden Demir, “Çocuklara okulda düzenli su tüketme alışkanlığı kazandırılması, şekerli içeceklerin günlük rutinin bir parçası haline gelmesinin önlenmesi büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<p>Ebeveynlerin özellikle meyve suyu, kutu içecek gibi ürünleri satın alırken, etiketlerini dikkatle incelemeleri gerektiğini de belirten Demir, ilave şeker veya çürük riskini artırabilecek tatlandırıcılar içeren ürünlerden kaçınılmasını önerdi. Taze sıkılmış meyve suyunun da meyve şekeri içerdiğinin unutulmaması gerektiğini vurgulayan Demir, çocukların günlük sıvı ihtiyacında suyun öncelikli tercih olması gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Ara Öğünlerden Sonra Su İçme Alışkanlığı Kazandırılmalı</strong></p>
<p>Ara öğünlerin ardından çocuklara su içme alışkanlığı kazandırılmasının ağızda kalan yiyecek artıklarının uzaklaştırılmasına yardımcı olabileceğini belirten Dt. Demir, su içmenin diş fırçalamanın yerini tutmadığının altını çizerek, çocukların düzenli ağız bakım rutinlerini sürdürmesi gerektiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çocukların günde en az iki kez, uygun miktarda florür içeren diş macunu ile dişlerini fırçalama alışkanlığını sürdürmeleri diş sağlığının idame ettirilebilmesinde altın standart olarak öne çıkıyor. Okulda yapılan doğru beslenme tercihleri, düzenli ağız bakımıyla birlikte uygulandığında diş çürüklerinden korunmada daha etkili bir yaklaşım sağlayacaktır.”</p>
<p><strong>Ebeveynler İçin Beslenme Çantası Rehberi</strong></p>
<p>Çocukların okul çantasında yer alacak yiyecek ve içecekleri seçerken şu noktalara dikkat edilmesi öneriliyor:</p>
<p>Su, günlük tüketimde temel içecek olarak tercih edilmeli.</p>
<p>Şekerli ve asitli içeceklerin tüketim sıklığı azaltılmalı.</p>
<p>Paketli atıştırmalıkların içeriği ve besin etiketleri kontrol edilmeli.</p>
<p>Ara öğünlerden sonra su içme alışkanlığı kazandırılmalı.</p>
<p>Düzenli diş fırçalama ve ağız bakım rutini aksatılmamalı.</p>
<p>Çocukların sağlıklı beslenme alışkanlıklarını erken yaşta kazanması, yalnızca genel sağlıkları açısından değil, uzun vadeli ağız ve diş sağlığının korunması açısından da önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beslenme-cantalari-sekersiz-cocuklarin-agzi-curuksuz-olsun-660261">Beslenme çantaları şekersiz, çocukların ağzı çürüksüz olsun</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınıflardaki hava kalitesi çocukların sağlığını etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siniflardaki-hava-kalitesi-cocuklarin-sagligini-etkiliyor-660258</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Sep 2026 11:34:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[sınıflardaki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660258</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okulların açılmasıyla birlikte çocuklar günün önemli bir bölümünü kapalı ve kalabalık sınıflarda geçiriyor. Yetersiz havalandırılan ortamlarda bozulan hava kalitesi; baş ağrısı, yorgunluk ve dikkat dağınıklığının yanı sıra öksürük ve nefes darlığı gibi şikayetlere de yol açabiliyor. Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, özellikle tekrarlayan baş ağrılarında sınıfların hava koşullarının gözden geçirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siniflardaki-hava-kalitesi-cocuklarin-sagligini-etkiliyor-660258">Sınıflardaki hava kalitesi çocukların sağlığını etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yetersiz havalandırılan ortamlar; baş ağrısı, yorgunluk ve dikkat dağınıklığına sebep olabiliyor.Okulların açılmasıyla birlikte günün büyük bölümünü kapalı sınıflarda geçiren çocuklarda baş ağrısının yanı sıra öksürük ve nefes darlığı gibi solunum yolu rahatsızlıkları, sıkça yaşanan şikayetler arasında yer alıyor. Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, sağlıklı bir eğitim ortamı için çocukların temiz bir sınıfta bulunmasının yanı sıra gün boyunca kaliteli hava solumasının da önemli olduğunu belirtti. Dr. Murat Yaycı, “Özellikle tekrarlayan baş ağrılarında sınıfın hava koşulları gözden geçirilmeli. Baş ağrısı ve diğer ağrı şikayetlerini önemsemek, nedenlerini doğru değerlendirmek ve gerektiğinde uygun şekilde müdahale etmek gerekiyor. Öğrencilerin sağlığını korumak için sınıflarda hava kalitesi takip edilmeli” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tekrarlayan baş ağrıları göz ardı edilmemeli</strong></p>
<p>Uzman Dr. Murat Yaycı, baş ağrısı ortaya çıktığında öncelikle temiz hava, yeterli sıvı tüketimi ve uygun ortam koşullarının sağlanması gerektiğini vurguladı. Murat Yaycı, “Ağrı sık tekrarlıyor, şiddetleniyor veya alınan önlemlere rağmen geçmiyorsa doktora danışılmalı. Gerekli durumlarda doktor önerisiyle uygun ağrı kesicilerle tedavi desteklenebilir. Çocukların sağlıklı bir ortamda eğitim alabilmesi için soludukları havanın kalitesi de en az sınıfların temizliği kadar önemli” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Dr. Murat Yaycı öğrencilerin sağlığı için şu önerilerde bulundu:</p>
<p><strong>“Sınıflar düzenli havalandırılmalı”</strong></p>
<p>Dışarıdaki hava koşulları uygun olduğunda; aşırı yağış, fırtına veya hava kirliliğinin yüksek olmadığı durumlarda pencereler açılmalı ve sınıflar ders aralarında sık sık havalandırılmalıdır. Özellikle kış aylarında pencerelerin uzun süre kapalı tutulması, içeride kirleticilerin birikmesine ve baş ağrısı, halsizlik gibi sorunların görülme riskinin artmasına neden olabilir. Bu nedenle soğuk havalarda bile sınıflar ders aralarında kısa süreli ve sık aralıklarla havalandırılmalıdır.</p>
<p><strong>“Sınıfların temizliğinde kullanılan ürünler uygun şekilde seçilmeli”</strong></p>
<p>Sınıfların düzenli temizlenmesi, toz birikiminin önlenmesi ve temizlik sırasında kullanılan ürünlerin uygun şekilde seçilmesi önemlidir. Özellikle alerjisi veya solunum yolu hassasiyeti bulunan çocukların bulunduğu ortamlarda bu konuya daha fazla dikkat edilmelidir.</p>
<p><strong>“Astım ve solunum şikayetlerine dikkat edilmeli”</strong></p>
<p>Toz, küf ve diğer alerjenler çocuklarda öksürük, hırıltı ve nefes darlığı gibi şikayetlerin yanında baş ağrısını da tetikleyebilir. Özellikle astımı veya alerjik hassasiyeti bulunan çocukların bulunduğu sınıflarda hava kalitesinin korunması daha da önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siniflardaki-hava-kalitesi-cocuklarin-sagligini-etkiliyor-660258">Sınıflardaki hava kalitesi çocukların sağlığını etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Chiesi ve Abdi İbrahim&#8217;den Stratejik İş Birliği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/chiesi-ve-abdi-ibrahimden-stratejik-is-birligi-660252</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Sep 2026 10:14:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[abdi]]></category>
		<category><![CDATA[Abdi İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[brahim]]></category>
		<category><![CDATA[chiesi]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[İş Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[stratejik]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660252</guid>

					<description><![CDATA[<p>Solunum Sağlığı, Neonatoloji ve Nadir Hastalıklar alanlarında faaliyet gösteren, araştırma odaklı uluslararası biyofarmasötik şirketi Chiesi, Türkiye’deki faaliyetleri için yeni bir iş modelini hayata geçirmek üzere Abdi İbrahim ile stratejik bir anlaşma imzaladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/chiesi-ve-abdi-ibrahimden-stratejik-is-birligi-660252">Chiesi ve Abdi İbrahim&#8217;den Stratejik İş Birliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Solunum Sağlığı, Neonatoloji ve Nadir Hastalıklar </em>alanlarında faaliyet gösteren, araştırma odaklı uluslararası biyofarmasötik şirketi Chiesi, Türkiye’deki faaliyetleri için yeni bir iş modelini hayata geçirmek üzere Abdi İbrahim ile stratejik bir anlaşma imzaladı.</p>
<p>Söz konusu iş birliği; Chiesi’nin küresel bilimsel uzmanlığını, yenilikçi ürün portföyünü ve yüksek kalite standartlarını; Abdi İbrahim’in Türkiye ilaç pazarındaki güçlü itibarı ve köklü varlığı, kapsamlı yerel pazar bilgisi, yerleşik saha organizasyonu ve operasyonel yetkinliklerinin yanı sıra uluslararası ilaç şirketleriyle iş birliği konusundaki deneyimiyle buluşturuyor.</p>
<p>Her iki şirketin hastalara ve sağlık profesyonellerine yönelik ortak ve uzun vadeli taahhüdü üzerine kurulan anlaşma, gerekli yasal ve operasyonel süreçlerin tamamlanmasının ardından 1 Ekim 2026 itibarıyla hayata geçirilecek. Yeni iş modeli kapsamında Abdi İbrahim, Chiesi’nin Beclomethasone Dipropionate + Formoterol Fumarate, Deferiprone ve Poractant Alfa ürünlerinin Türkiye’de dağıtım ve ticarileştirilmesine ilişkin münhasır hakları devralacak.</p>
<p><strong>Chiesi </strong><strong>Grubu Başkan Yardımcısı Fernando Albertini Almeida, iş birliğine ilişkin şunları söyledi:</strong> <em>“Chiesi olarak amacımız, insanların yaşam kalitesini artırmak ve hiçbir hastanın tedavide geride </em>kalmamasını sağlamaktır<em>. Bu iş birliği de söz konusu taahhüdümüzün bir yansımasıdır. Chiesi’nin küresel bilimsel uzmanlığı ile Abdi İbrahim’in güçlü yerel yetkinliklerini bir araya getirerek tedaviye sürdürülebilir erişime katkıda bulunmayı, sağlık profesyonellerini desteklemeyi ve Türkiye genelinde hastalar ile toplum için daha iyi sağlık sonuçları yaratmayı sürdüreceğiz.”</em></p>
<p><strong>Abdi İbrahim CEO’su Dr. Süha Taşpolatoğlu ise şöyle konuştu: </strong><em>“Chiesi ile bu stratejik iş birliğine imza atmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Chiesi’nin küresel bilimsel uzmanlığını ve yenilikçi ürün portföyünü, Abdi İbrahim’in Türkiye’deki sağlık ekosistemine ilişkin derin bilgi birikimi, güçlü ticari yetkinlikleri ve ülke çapındaki erişimiyle buluşturuyoruz. Her iki şirketin birbirini tamamlayan güçlü yönleri üzerine inşa edeceğimiz bu iş birliğiyle Türkiye genelindeki hastalara ve sağlık profesyonellerine hizmet sunmayı sürdüreceğiz.”</em></p>
<p>Yaklaşık 20 yıldır Türkiye’de faaliyet gösteren Chiesi, Türkiye’ye, hastalara ve ülke genelindeki sağlık profesyonellerine yönelik uzun vadeli bağlılığını koruyor. Bu geçiş, Chiesi Türkiye’nin iş modelindeki bir dönüşümü temsil ediyor. Şirket, Abdi İbrahim ile gerçekleştirdiği stratejik iş birliği aracılığıyla Chiesi Türkiye’nin Solunum Sağlığı, Neonatoloji ve Nadir Hastalıklar alanlarındaki ürünlerini hastalara ve sağlık profesyonellerine sunmaya devam edecek. Bu iş birliği, Chiesi’nin Türkiye’deki varlığını sürdürülebilir ve uzun vadeli bir modelle devam ettirmesi için güçlü bir zemin oluşturuyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/chiesi-ve-abdi-ibrahimden-stratejik-is-birligi-660252">Chiesi ve Abdi İbrahim&#8217;den Stratejik İş Birliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kök Hücre Naklinde Doğru Donör Hayati Önem Taşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-naklinde-dogru-donor-hayati-onem-tasiyor-660197</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Sep 2026 09:21:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışçı]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[donör]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[Kök Hücre]]></category>
		<category><![CDATA[nakli]]></category>
		<category><![CDATA[naklinde]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660197</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lösemi, lenfoma ve multipl miyelom gibi birçok hematolojik hastalıkta iyileştirici bir tedavi seçeneği sunan kök hücre nakli, uygun donörün bulunması ve bağışçının sağlık durumunun ayrıntılı değerlendirilmesiyle başlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-naklinde-dogru-donor-hayati-onem-tasiyor-660197">Kök Hücre Naklinde Doğru Donör Hayati Önem Taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lösemi, lenfoma ve multipl miyelom gibi birçok hematolojik hastalıkta iyileştirici bir tedavi seçeneği sunan kök hücre nakli, uygun donörün bulunması ve bağışçının sağlık durumunun ayrıntılı değerlendirilmesiyle başlıyor. HLA uyumu, kök hücre kaynağının doğru belirlenmesi ve bağışçı takibi, nakil sürecinin başarısında büyük önem taşıyor. Dünyada yılda yaklaşık 90 bin kök hücre nakli yapılabiliyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vefki Gürhan Kadıköylü, “16 Eylül Dünya Kemik İliği Bağışçıları Günü” kapsamında kök hücre bağışçılığında donör seçimi, HLA uyumu ve kök hücre toplama yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Kök hücre nakli birçok hastalıkta uygulanabiliyor</strong></p>
<p>Kök hücre nakli; lösemi, lenfoma, multipl miyelom, miyeloproliferatif hastalıklar ve miyelodisplastik sendromun yanı sıra nöroblastom, glioblastom, Ewing sarkomu, medulloblastom ve çoklu tedavi sıralarına yanıtsız kanserlerde de uygulanabilen bir tedavi seçeneğidir. Talasemi, orak hücreli anemi ve aplastik anemi gibi genetik ve hematolojik hastalıklar ile depo hastalıkları, immün yetersizlikler ve otoimmün hastalıklar da KHN’nin uygulandığı hastalıklar arasında yer almaktadır. Kanserlerde KHN’nin temel amacı, kanser hücrelerinin ortadan kaldırılmasıdır. Bunun için kök hücrelerin hastaya verilmesinden önce kemoterapi, immüno-kemoterapi veya tüm vücut ışınlaması gibi hazırlama tedavileri uygulanmaktadır. Ayrıca kök hücrelerdeki lenfositlerin kanser hücrelerini yok etme etkisinden de yararlanılmaktadır. Bağışıklık sistemi hastalıklarında ise bağışıklık sisteminin yeniden düzenlenmesi amaçlanmaktadır.</p>
<p><strong>Donör seçiminde HLA uyumu önem taşıyor</strong></p>
<p>Hastaya kök hücrelerini veren kişiye donör, yani bağışçı adı verilmektedir. Donörlere kök hücre bağışının karşılık beklemeden ve kendi iradeleriyle yapıldığı konusunda bilgi verilmesi ve onamlarının alınması gerekmektedir. 18 yaşın altındaki donörlerde ebeveynlerden onam alınması gerekmektedir. Akraba donörler için üst yaş sınırı genellikle 60 olarak kabul edilirken, TÜRKÖK akraba dışı donörler için 50 yaşını sınır kabul etmektedir. Bazı ülkelerde bu sınır 60-65 yaş arasında değişmektedir. Ancak donörün yaşından çok sağlık durumu ve kemik iliği rezervi önem taşımaktadır. Donör taramasında hasta ve donör için öncelikle insan lökosit antijenlerinin (HLA) tiplendirmesi yapılmaktadır. HLA uyumu; naklin başarısı, graft versus host hastalığı (GVHH), graft yetersizliği ve mortalite açısından önemli rol oynamaktadır. Aile içi tarama kardeş, anne, baba ve diğer akrabalardan başlamaktadır. HLA-A, HLA-B ve HLA-DRB1 açısından 5/6 tama yakın, 6/6 ise tam uyumlu kabul edilmektedir. Akraba taramalarında HLA uyumu yaklaşık yüzde 25 oranında bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Akraba dışı uygun donör de bulunabiliyor</strong></p>
<p>Uyumlu akraba donör bulunamadığında akraba dışı donör taraması yapılmaktadır. Türkiye’de bu amaçla Kızılay bünyesindeki TÜRKÖK’e başvurulabilmektedir. KHN merkezleri, hastanın HLA verilerini TÜRKÖK veri tabanındaki donörlerle karşılaştırarak uygun donörleri belirlemektedir. Türkiye’de uygun donör bulunamaması halinde İstanbul’da TRIS ve Ankara’da TRAN aracılığıyla dünyanın farklı ülkelerindeki donör veri tabanlarında tarama yapılabilmektedir. Akraba dışı donörlerde HLA-A, HLA-B, HLA-C, HLA-DRB1 ve HLA-DQ1 değerlendirilirken 9/10 tama yakın, 10/10 tam uyumlu kabul edilmektedir. Uygun akraba veya akraba dışı donör bulunamadığında 5-8/10 uyuma sahip, en az yarı uyumlu donörlerden haploidentik allojeneik KHN yapılabilmektedir. HLA uyumsuzluğu arttıkça GVHH, graft yetersizliği ve mortalite riski de artmaktadır.</p>
<p><strong>Donörlerin sağlık durumu ayrıntılı değerlendiriliyor</strong></p>
<p>Kök hücre donörlerinde genetik geçişli hastalıklar, fiziksel sorunlar, ailede kanser öyküsü, aktif ve ilaç kullanımını gerektiren hastalıklar, psikiyatrik ve bulaşıcı hastalıklar araştırılmaktadır. Ayrıca gebelik, kan transfüzyonu, seyahat, tıbbi girişim, kimyasal ve fiziksel etmenlere maruziyet, aile ve alışkanlıklar değerlendirilmekte ve detaylı fizik muayene yapılmaktadır. KHN adayı donörden tam kan, pıhtılaşma ve biyokimyasal testler, kan grubu ve kadınsa gebelik testi yapılmaktadır. Kan grubu uyumsuzluğu, nakil için ret nedeni değildir. CMV, hepatit B ve C, HIV, toksoplazma, sifiliz ve HSV testleri yapılmaktadır. Hemoglobinopatili hastaların naklinde kullanılacak donörlerde hemoglobin elektroforezi yapılmaktadır. Ayrıca kardiyoloji ve göğüs hastalıkları, kadınlarda ise kadın hastalıkları konsültasyonu gerekmektedir. Bu değerlendirmelerin sonucunda donörler kök hücre bağışçısı olarak kabul edilebildiği gibi geçici veya kalıcı olarak reddedilebilmektedir.</p>
<p><strong>Kök hücre kaynağına göre farklı yöntemler kullanılıyor</strong></p>
<p>Kök hücre kaynağı olarak çoğunlukla periferik kök hücre olmak üzere kemik iliği ve göbek kordonu kullanılabilmektedir. Kemik iliği; kemik iliği yetersizliği ve genetik hastalıklar gibi kötücül olmayan hematolojik hastalıkların yanı sıra hematolojik kanserlerde de kullanılabilmektedir. Anestezi ve hastaneye yatış gerektirmesi, işleme bağlı kanama ve ağrı ile engraftmanın daha geç olması dezavantajları arasında yer almaktadır. G-CSF gibi büyüme faktörlerinin kullanılmaması, kateter takılmaması ve aferez yapılmaması ise avantaj sağlamaktadır. Periferik kök hücreler, kanser hastalarının yanı sıra kötücül olmayan hastalıkların KHN’sinde de kullanılabilmektedir. Dört-beş gün uygulanan G-CSF’ye bağlı kemik ağrısı ve ateş, kateter gereksinimi, aferez ilişkili komplikasyonlar, bir-üç kez aferez yapılması ve GVHH riskinin daha sık görülmesi dezavantajları arasında bulunmaktadır. Anestezi uygulanmaması ve engraftmanın daha kısa sürede ortaya çıkması ise avantaj sağlamaktadır. Göbek kordonu genellikle çocuklarda tam uyumlu akraba ve akraba dışı donör bulunamadığında kullanılmaktadır. Çift göbek kordonu tercih edilebilmekte ve erişkinlerde de kök hücre kaynağı olarak kullanılabilmektedir. Engraftmanın uzun sürmesi, bağışıklık sisteminin geç toparlanması ve yüksek riskli kanser hastalarında nüks olasılığının yüksek olması dezavantajları arasında yer almaktadır.</p>
<p><strong>Kök hücre bağışçıları takip ediliyor</strong></p>
<p>Kök hücre donörleri G-CSF uygulamasından sonra 10 yıl, G-CSF uygulanmayan donörler ise 12 ay takip edilmektedir. Donörlerde ortaya çıkan komplikasyonların büyük bölümü erken dönemde görülmektedir. G-CSF ilişkili geç dönem pıhtılaşmaya eğilim, kalp damar hastalıkları ve lösemi riskinin yapılan çalışmalarda yüksek oranda bulunmadığı belirtilmektedir. Kök hücre bağışında donörün gönüllü olması, uygun şekilde bilgilendirilmesi, sağlık durumunun ayrıntılı eğerlendirilmesi ve bağış sonrasında takip edilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-naklinde-dogru-donor-hayati-onem-tasiyor-660197">Kök Hücre Naklinde Doğru Donör Hayati Önem Taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tüp bebekte yeni nesil yaklaşımlar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tup-bebekte-yeni-nesil-yaklasimlar-660176</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Sep 2026 08:55:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebekte]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Embriyo]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[laboratuvar]]></category>
		<category><![CDATA[nesil]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[tüp]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yumurta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660176</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilim ilerledikçe çocuk sahibi olma yolculuğu da değişiyor. Bir zamanlar bilim kurgu gibi görünen teknolojiler artık tüp bebek laboratuvarlarının kapısından içeri giriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebekte-yeni-nesil-yaklasimlar-660176">Tüp bebekte yeni nesil yaklaşımlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilim ilerledikçe çocuk sahibi olma yolculuğu da değişiyor. Bir zamanlar bilim kurgu gibi görünen teknolojiler artık tüp bebek laboratuvarlarının kapısından içeri giriyor. Embriyoların gelişimini 24 saat izleyen kameralar, transfer için en uygun embriyoyu belirlemeye yardımcı olan yapay zeka sistemleri, genetik analizler ve kişiye özel tedaviler… </p>
<p><strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Tüp Bebek ve Üreme Sağlığı Merkezi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tıraş</strong> tüp bebekte yeni dönemin, “daha fazla işlem” değil, doğru embriyoyu ve doğru tedaviyi daha hassas biçimde belirleme üzerine kurulduğunu vurguluyor. </p>
<p>Milyonlarca çift için yıllardır önemli bir seçenek olan tüp bebek tedavisinde, günümüzde laboratuvarlarda kullanılan yöntemlerin çok daha ileri bir noktaya ulaştığını belirten Prof. Dr. Tıraş “Artık yumurta ile spermin laboratuvarda buluşturulmasının ötesinde bir dönemden söz ediyoruz. Embriyonun gelişimi saat saat takip edilebiliyor, genetik özellikleri transferden önce değerlendirilebiliyor hatta yapay zekadan hangi embriyonun öncelikli olarak transfer edilebileceği konusunda destek alınabiliyor” diyor. </p>
<p>Prof. Dr. Bülent Tıraş, tüp bebek tedavisinde son yıllarda yaşanan gelişmeleri, ileri teknolojiyle birlikte öne çıkan 6 yenilikçi yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Embriyoyu 24 saat izleyen teknoloji</strong></p>
<p>Prof. Dr. Bülent Tıraş, tüp bebek tedavisinin en kritik sorularından birinin ‘hangi embriyonun transfer edilmesi gerektiği’ olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Klasik yöntemde embriyoların gelişimi belirli zamanlarda mikroskop altında değerlendiriliyor. Ancak yeni nesil zaman atlamalı ( time-lapse) görüntüleme sistemleri, embriyoların gelişimini, bulundukları özel cihazdan çıkarılmadan belirli aralıklarla görüntülemeye olanak sağlıyor. Böylece birkaç günlük gelişim süreci adeta bir film gibi izlenebiliyor. Hücre ne zaman bölündü? Bölünmeler düzenli gerçekleşti mi? Embriyo hangi hızda gelişti? Bu bilgiler embriyologlara embriyonun gelişim süreci hakkında çok daha ayrıntılı bir tablo sunabiliyor.</p>
<p><strong>Yapay zeka tüp bebek laboratuvarında</strong></p>
<p>Tüp bebekte dikkat çeken gelişmelerden biri de; görüntülerin artık yapay zeka tarafından da analiz edilebilmesi. Yapay zeka, embriyoların gelişim sürecine ait görüntüleri inceleyerek gelişim özelliklerini değerlendirmeye ve embriyologların hangi embriyoların öncelikli değerlendirilebileceğine karar vermesine yardımcı oluyor. Prof. Dr. Tıraş “Bu durum kulağa ‘Bebeği yapay zeka seçiyor’ gibi gelebilir. Ancak gerçek bundan daha farklı. Son kararı hala hekim ve embriyolog veriyor. Yapay zeka ise uzmanların karar sürecini destekleyebilecek yeni bir araç olarak araştırılıyor ve bazı merkezlerde kullanılıyor” diyor. </p>
<p><strong>Embriyoya transferden önce genetik inceleme</strong></p>
<p>Tüp bebek tedavisindeki en önemli gelişmelerden biri de embriyoların genetik olarak değerlendirilebilmesi. Preimplantasyon Genetik Testleri (PGT) sayesinde belirli durumlarda embriyolar rahme transfer edilmeden önce genetik açıdan incelenebiliyor. Örneğin; ailede bilinen belirli bir tek gen hastalığının bulunması durumunda PGT-M kullanılabilirken, PGT-A ile embriyolardaki kromozom sayısı farklılıkları değerlendirilebiliyor. Ancak genetik test yapılması, her hastada gebelik garantisi anlamına gelmiyor. Özellikle PGT-A’nın tüm tüp bebek hastalarına rutin olarak uygulanmasının canlı doğum oranını artırdığı gösterilmiş değil. Bu nedenle genetik testlerin gerekliliği hastanın yaşı, öyküsü ve tedavinin özelliklerine göre değerlendirilmek zorunda.</p>
<p><strong>Tüp bebekte kişiye özel tedavi dönemi</strong></p>
<p>Günümüzde herkese aynı tedavinin uygulandığı yaklaşımdan giderek uzaklaşılıyor. Anahtar  kelime; kişiselleştirme! Tedavinin daha ilk aşamasında kişiselleştirme giderek önem kazanıyor. Çünkü 25 yaşındaki bir hastanın yumurtalık rezervi ve tedaviye vereceği yanıt ile 39 yaşındaki bir hastanınki aynı değil. Yaş, yumurtalık rezervi, hormon değerleri, önceki tedavilerde alınan sonuçlar ve yumurta sayısı gibi faktörler değerlendirilerek yumurtalık uyarımında kullanılan ilaçların dozları ve protokolleri kişiye göre planlanabiliyor. </p>
<p><strong>Yumurta ve embriyoların dondurulmasında teknoloji ilerliyor</strong></p>
<p>Tüp bebek tedavisini değiştiren en önemli teknolojilerden biri de vitrifikasyon, yani hızlı dondurma yöntemi. Bu teknik sayesinde yumurta ve embriyolar çok hızlı şekilde dondurularak daha sonra kullanılmak üzere saklanabiliyor. Özellikle embriyo dondurma, günümüzde tüp bebek tedavisinin rutin ve önemli parçalarından biri haline gelmiş durumda. </p>
<p><strong> Robotik teknolojiler de tüp bebek laboratuvarına giriyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Bülent Tıraş “Belki de geleceğin tüp bebek merkezlerinde bugünkünden çok daha farklı laboratuvarlarla karşılaşacağız. Görüntü destekli robotik mikropipet sistemleri, otomatik embriyo değerlendirme teknolojileri, mikroakışkan kültür sistemleri ve yapay zeka destekli analizler araştırmaların odağında. Bu teknolojilerin önemli bir bölümü henüz gelişim ve klinik doğrulama aşamasında olsa da hedef oldukça net: Daha az hata, daha standart laboratuvar koşulları ve daha kişiselleştirilmiş tedavi. Ancak en pahalı veya en teknolojik tedavi, her zaman en başarılı tedavi anlamına gelmiyor. Tüp bebekte başarı, doğru teknolojinin, doğru hastaya, doğru zamanda uygulanmasından geçiyor” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebekte-yeni-nesil-yaklasimlar-660176">Tüp bebekte yeni nesil yaklaşımlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kulak Ağrısını Hafife Almayın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisini-hafife-almayin-660140</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Sep 2026 06:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısını]]></category>
		<category><![CDATA[almayın]]></category>
		<category><![CDATA[hafife]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660140</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kulak Ağrısını Hafife Almayın</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisini-hafife-almayin-660140">Kulak Ağrısını Hafife Almayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Özel ENTO Kulak Burun Boğaz Cerrahi Tıp Merkezi’nden Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sezgin Bekdemir, yaz aylarında deniz ve havuz sezonunun açılmasıyla birlikte kulak ağrısı şikâyetlerinde de önemli artış yaşandığını söyledi. Özellikle sık yüzen kişilerde görülen dış kulak yolu enfeksiyonlarının, zamanında tedavi edilmediğinde şiddetli ağrıya ve işitme sorunlarına yol açabileceğine dikkat çeken Dr. Bekdemir, dış ve orta kulak enfeksiyonlarının nedenleri, belirtileri ve korunma yolları hakkında önemli bilgiler aktardı. </span></p>
<p><span>Dr. Bekdemir, yaz mevsiminde en sık karşılaşılan sorunun “yüzücü kulağı” olarak da bilinen dış kulak yolu enfeksiyonu olduğunu belirterek, “Deniz ve havuzdan sonra kulak kanalında kalan nem, bakteri ve mantarlar için uygun bir ortam oluşturuyor. Bu durum dış kulak yolu iltihabına zemin hazırlıyor. Özellikle kirli havuzlarda yüzmek enfeksiyon riskini belirgin şekilde artırıyor” dedi.</span></p>
<p><b><b>Dış Kulak Enfeksiyonunun Belirtileri Nelerdir</b></b></p>
<p><span>Dış kulak enfeksiyonunda kulağa dokunmakla artan ağrı, kulakta dolgunluk hissi, kaşıntı, akıntı ve işitmede azalma görülebileceğini ifade eden Dr. Bekdemir, “Kulak kepçesi çekildiğinde ya da üzerine bastırıldığında hissedilen şiddetli ağrı dış kulak enfeksiyonu için önemli bir bulgudur” diye konuştu.</span></p>
<p><b><b>Orta Kulak Enfeksiyonları Yazın da Görülebilir</b></b></p>
<p><span>Orta kulak enfeksiyonlarının daha çok kış aylarında üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla ilişkilendirilse de yaz aylarında da ortaya çıkabileceğini belirten Dr. Bekdemir, “Özellikle çocuklarda deniz veya havuz sonrası gelişen enfeksiyonlar, alerjik nezle ya da geniz eti problemleri orta kulak enfeksiyonunu tetikleyebilir. Şiddetli kulak ağrısı, ateş, işitme azalması ve bazen kulaktan akıntı görülebilir” ifadelerini kullandı. Kulak temizliği konusunda toplumda yaygın yapılan hatalara da dikkat çeken Dr. Bekdemir, “Kulak çubukları kiri temizlemek yerine daha derine itebilir ve kulak kanalının doğal koruyucu tabakasına zarar verebilir. Ayrıca ciltte oluşan küçük çizikler enfeksiyon gelişimini kolaylaştırır. Bu yüzden kulak çubuğu kullanmaktan kaçının” dedi.</span></p>
<p><b><b>Yazın Kulak Sağlığını Korumak İçin Başlıca Öneriler</b></b></p>
<p><span>Dr. Bekdemir, kulak sağlığını korumak için şu önerilerde bulundu: “Deniz veya havuzdan çıktıktan sonra kulaklar nazikçe kurulanmalı. Kulak içinde uzun süre su kalmasına izin verilmemeli. Kulak çubuğu veya sert cisimlerle kulak temizlenmemeli. Hijyeninden emin olunmayan havuzlarda yüzülmemeli. Kulakta ağrı, akıntı veya işitme kaybı geliştiğinde kendi kendine damla kullanılmamalı, mutlaka KBB uzmanına başvurulmalı. Sık dış kulak enfeksiyonu geçiren kişiler, yüzme sırasında hekimin önerdiği koruyucu kulak tıkaçlarını kullanabilir.”</span></p>
<p><b><b>Erken Müdahale Önem Taşıyor</b></b></p>
<p><span>Kulak ağrısının hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Dr. Bekdemir, “Erken tanı ve doğru tedavi ile hem dış kulak hem de orta kulak enfeksiyonları kısa sürede kontrol altına alınabilir. Geciken vakalarda enfeksiyon yayılabilir ve tedavi süreci uzayabilir. Yaz tatilinin sağlık sorunları nedeniyle yarıda kalmaması için kulak sağlığına gereken özen gösterilmelidir” dedi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisini-hafife-almayin-660140">Kulak Ağrısını Hafife Almayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prostat kanserinde belirtiyi beklemek tanıyı geciktirebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prostat-kanserinde-belirtiyi-beklemek-taniyi-geciktirebilir-660107</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 13:45:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beklemek]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiyi]]></category>
		<category><![CDATA[geciktirebilir]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[tanıyı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660107</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prostat kanseri erken evrede çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebiliyor. Uzmanlar, özellikle 50 yaş sonrasında düzenli hekim kontrollerinin önemine dikkat çekerken, PSA yüksekliğinin tek başına kanser tanısı anlamına gelmediğini belirtiyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-kanserinde-belirtiyi-beklemek-taniyi-geciktirebilir-660107">Prostat kanserinde belirtiyi beklemek tanıyı geciktirebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prostat kanseri tarama ve değerlendirilmesinde kullanılan önemli yöntemlerden biri olan PSA testi, basit bir kan testiyle gerçekleştiriliyor. Ancak PSA yüksekliği tek başına prostat kanseri anlamına gelmiyor. Tanı sürecinin hastanın yaşı, aile öyküsü, muayene bulguları ve diğer tetkiklerle birlikte değerlendirilmesi önemli. Günümüzde prostat kanseri şüphesinde prostat MR’ı ve gerektiğinde hedefe yönelik biyopsi gibi gelişmiş görüntüleme ve tanı yöntemlerinden de yararlanılıyor. Böylece hastalığın doğru şekilde değerlendirilmesi ve uygun tedavi planının oluşturulması sağlanabiliyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/09/prostat-kanserinde-belirtiyi-beklemek-taniyi-geciktirebilir-0-RGwWJ4SN.jpeg"/></p>
<p><strong>İdrar şikâyetlerinin anlamı ne?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Arslan, hastalığın ilerleyen dönemlerde bazı idrar ve cinsel fonksiyonla ilişkili şikâyetlere yol açabildiğini belirtiyor. İdrar yaparken ağrı veya yanma, idrarda ve menide kan görülmesi ve sertleşme sorunları bu belirtiler arasında. İleri evrelerde ise özellikle kemik ağrıları ortaya çıkabiliyor. Bununla birlikte, bu şikâyetlerin yalnızca prostat kanserine özgü olmadığı; prostat büyümesi ya da prostatit gibi farklı prostat hastalıklarında da görülebileceği belirtiliyor. Bu nedenle belirtilerin varlığında doğru tanı için uzman hekim değerlendirmesi büyük önem taşıyor.</p>
<p><strong>Erken tanı, tedavide başarı şansını artırıyor</strong></p>
<p>Prostat kanseri erken evrede tespit edildiğinde tedavinin etkinliği de yükseliyor. Günümüzde tedavi seçenekleri hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve hastalığın evresi gibi faktörlere göre kişiye özel hale getirilebiliyor. Bu yıl New England Journal of Medicine’da yayımlanan ileri evre prostat kanseriyle ilgili yeni bir araştırma ise, hastaların tümörlerindeki genetik özelliklere bakılarak tedavi seçilmesinin önemli bir fark yaratabileceğini gösteriyor. Sonuçlar, prostat kanserinin her hastada aynı olmadığını ve tümörün genetik özelliklerinin tedavi seçiminde giderek daha önemli hale geldiğini ortaya koyuyor. Bunun anlamı şu; gelecekte prostat kanseri tedavisinde, “herkese aynı tedavi” yaklaşımının yerine, hastanın ve tümörünün özelliklerine göre şekillendirilen kişisel tedaviler gittikçe daha öne çıkacak. Ayrıca cerrahi ve diğer tedavi yöntemlerinde yaşanan yeni gelişmeler sayesinde tedavide yalnızca kanserin kontrol altına alınması değil, hastaların yaşam kalitesinin korunması da güçlü bir hedef. Prostat kanseri tedavisinde, hastaların idrar kontrolünü, cinsel fonksiyonlarını ve yaşam kalitelerini mümkün olduğunca koruyabilmek de ön planda.</p>
<p><strong>Şikâyetinizin olmasını beklemeyin</strong></p>
<p>Prostat Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında erkeklere çağrıda bulunan Prof. Dr. Murat Arslan şunları söylüyor; “Şikâyetinizin olmasını beklemeyin. Yaşınıza ve risk durumunuza uygun prostat kontrollerinizi ihmal etmeyin. Prostat kanseri erken dönemde belirti vermeyebiliyor. Erken evrede tespit edildiğinde ise tedavisi daha etkin yürütülebiliyor. Bu nedenle düzenli kontrollerinizi ihmal etmeyin.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-kanserinde-belirtiyi-beklemek-taniyi-geciktirebilir-660107">Prostat kanserinde belirtiyi beklemek tanıyı geciktirebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akıllı mercek seçimi, görüş ihtiyacına göre şekilleniyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akilli-mercek-secimi-gorus-ihtiyacina-gore-sekilleniyor-660100</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 13:29:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Akıllı]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyacına]]></category>
		<category><![CDATA[mercek]]></category>
		<category><![CDATA[seçimi]]></category>
		<category><![CDATA[şekilleniyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660100</guid>

					<description><![CDATA[<p>Katarakt cerrahisinde kullanılan göz içi mercekler, tek tip bir çözüm sunmuyor. Monofokal, trifokal ve EDOF mercekler; farklı görüş mesafeleri ve görsel beklentilere yönelik optik özellikleriyle öne çıkıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akilli-mercek-secimi-gorus-ihtiyacina-gore-sekilleniyor-660100">Akıllı mercek seçimi, görüş ihtiyacına göre şekilleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Merceklerin birbirinden farklı görme hedefleri bulunduğuna dikkat çeken Op. Dr. Yeliz Turğut, “Monofokal mercekler belirli bir mesafede görmeye odaklanırken, trifokal merceklerde uzak, orta ve yakın mesafelerde görmenin desteklenmesi amaçlanıyor. EDOF merceklerde ise genişletilmiş bir odak aralığı hedefleniyor. Ancak burada önemli olan bir merceği diğerinden daha iyi olarak tanımlamak değil, hastanın göz yapısına ve görme gereksinimlerine uygun seçeneğin değerlendirilmesidir.” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Gece Araç Kullananlarla Bilgisayar Başında Çalışanların Beklentisi Aynı Değil</strong></p>
<p>Göz içi mercek seçiminde günlük yaşam alışkanlıkları, hastanın görme beklentisini belirleyen unsurlardan biri. Bilgisayar ekranı, telefon, kitap okuma, açık hava aktiviteleri ve gece araç kullanımı farklı mesafelerde ve farklı ışık koşullarında görme ihtiyacı oluşturabiliyor.</p>
<p>Hastanın mesleği ve günlük rutinlerinin ameliyat öncesinde konuşulması gerektiğini belirten Op. Dr. Yeliz Turğut, “Örneğin bilgisayar başında uzun süre çalışan bir kişi için orta mesafe görme önemli olabilir. Gece sık araç kullanan bir kişinin ise düşük ışık koşullarındaki görme beklentileri ayrıca değerlendirilmelidir. Hastanın günlük yaşamını bilmeden yalnızca merceğin teknik özellikleri üzerinden karar vermek yeterli değildir.” diyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/09/akilli-mercek-secimi-gorus-ihtiyacina-gore-sekilleniyor-0-8BtG99G9.jpg"/></p>
<p><strong>Gece Işıklarının Çevresindeki Halkalar Neden Görülür?</strong></p>
<p>Çok odaklı göz içi merceklerle ilgili en fazla merak edilen konulardan biri de gece saatlerinde araç farları veya sokak lambaları gibi ışık kaynaklarının çevresinde fark edilebilen halkalar ve kamaşmalar.</p>
<p>“Halo” olarak adlandırılan ışık halkaları ile “glare” olarak tanımlanan kamaşma, özellikle bazı çok odaklı mercek tasarımlarının ardından görülebilen optik belirtiler arasında yer alıyor. Bu belirtilerin düzeyi ve kişi tarafından ne kadar fark edildiği ise değişkenlik gösterebiliyor.</p>
<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yeliz Turğut, süreçle ilgili şu bilgileri veriyor:</p>
<p>“Hastalarımızın ameliyat öncesinde, operasyon sonrasında karşılaşabilecekleri bu optik durumlar hakkında detaylı şekilde bilgilendirilmesi gerekir. Ameliyat erken döneminde ışıkların çevresinde halkalar veya kamaşmalar görülmesi normaldir. Beynin yeni görüşe alışmasıyla (nöroadaptasyon süreci) zaman içerisinde bu belirtiler daha az fark edilir hale gelebilir.”</p>
<p><strong>Herkes İçin Tek Bir Yöntem Yaklaşımı Doğru Değil</strong></p>
<p>Göz içi merceklerle ilgili karar sürecinde çevreden edinilen deneyimler ve internetteki kullanıcı yorumları da hastaların beklentilerini etkileyebiliyor. Ancak aynı merceğin farklı kişilerde aynı görme deneyimini oluşturacağı düşüncesi yanıltıcı olabiliyor.</p>
<p>Her gözün anatomik ve optik özelliklerinin farklı olduğunun altını çizen Turğut, “Hastalar bazen yakınlarının kullandığı merceğin aynısını talep edebiliyor ya da internette okudukları deneyimlerden hareketle belirli bir merceğe yöneliyor. Oysa bir kişinin memnun kaldığı seçenek, başka bir kişi için aynı şekilde uygun olmayabilir. Başka hastaların deneyimleri tıbbi muayene ve ölçümlerin yerine geçmemelidir.” diyor.</p>
<p><strong>Ameliyat Öncesi Bilgilendirme Sonucu da Etkiliyor</strong></p>
<p>Göz içi merceklerle ilgili beklentilerin yalnızca ne kadar net görüleceği üzerinden şekillenmemesi gerekiyor. Ameliyat sonrasında farklı mesafelerde gözlük ihtiyacının devam edebilmesi, ışık koşullarına bağlı görsel değişiklikler yaşanabilmesi veya yeni görme düzenine alışma sürecinin kişiden kişiye farklılık gösterebilmesi, işlem öncesinde konuşulması gereken konular arasında yer alıyor.</p>
<p>Op. Dr. Yeliz Turğut, hasta beklentisinin doğru oluşturulmasının önemine dikkat çekerek sözlerini şöyle tamamlıyor:</p>
<p>“Ameliyat öncesinde hastanın yalnızca kazanmayı beklediği görme özelliklerini değil, karşılaşabileceği sınırlılıkları da bilmesi gerekir. Göz içi merceklerden beklentinin gerçekçi olması, ameliyat sonrası dönemin doğru değerlendirilmesi açısından önemlidir. Bu nedenle hastaların merceklerle ilgili merak ettikleri konuları işlem öncesinde hekimlerine sormaları ve karar sürecini yeterli bilgiyle yürütmeleri gerekir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akilli-mercek-secimi-gorus-ihtiyacina-gore-sekilleniyor-660100">Akıllı mercek seçimi, görüş ihtiyacına göre şekilleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prostat Kanserinin Sessiz Yüzü: Belirti Vermeden İlerleyebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prostat-kanserinin-sessiz-yuzu-belirti-vermeden-ilerleyebiliyor-660079</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 12:15:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[evre]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[lerleyebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[vermeden]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yüzü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660079</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkek üreme sisteminin önemli bir parçası olan prostat bezinde gelişen prostat kanseri, prostat dokusundaki hücrelerin kontrolsüz ve anormal çoğalması sonucunda ortaya çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-kanserinin-sessiz-yuzu-belirti-vermeden-ilerleyebiliyor-660079">Prostat Kanserinin Sessiz Yüzü: Belirti Vermeden İlerleyebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkek üreme sisteminin önemli bir parçası olan prostat bezinde gelişen prostat kanseri, prostat dokusundaki hücrelerin kontrolsüz ve anormal çoğalması sonucunda ortaya çıkıyor. Hastalığın gelişiminde yaş ve aile öyküsü başta olmak üzere çeşitli risk faktörleri rol oynarken, erken evrede herhangi bir belirti görülmemesi, tanının da gecikmesine neden olabiliyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Arslan, prostat kanserinde belirtilerin ortaya çıkmasını beklemenin doğru olmadığını belirterek, <em>“Prostat kanserinin erken dönemde çoğu zaman hiçbir belirti vermemesi, düzenli kontrollerin önemini daha da artırıyor. Bu nedenle ‘benim hiçbir şeyim yok’ demek, prostat kanseri açısından her şeyin yolunda olduğu anlamına gelmiyor. Özellikle 50 yaşından sonra erkeklerin prostat kanseri açısından hekim değerlendirmesinden geçmesini öneriyoruz. Ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunan kişilerde ise kontrollere daha erken yaşlarda başlanması gerekebiliyor”</em> diyor.</p>
<p>PSA yüksekliği tek başına kanser anlamına gelmez </p>
<p>Prostat kanseri tarama ve değerlendirilmesinde kullanılan önemli yöntemlerden biri olan PSA testi, basit bir kan testiyle gerçekleştiriliyor. Ancak PSA yüksekliği tek başına prostat kanseri anlamına gelmiyor. Tanı sürecinin hastanın yaşı, aile öyküsü, muayene bulguları ve diğer tetkiklerle birlikte değerlendirilmesi önemli. Günümüzde prostat kanseri şüphesinde prostat MR’ı ve gerektiğinde hedefe yönelik biyopsi gibi gelişmiş görüntüleme ve tanı yöntemlerinden de yararlanılıyor. Böylece hastalığın doğru şekilde değerlendirilmesi ve uygun tedavi planının oluşturulması sağlanabiliyor. </p>
<p>İdrar şikâyetlerinin anlamı ne?</p>
<p>Prof. Dr. Arslan, hastalığın ilerleyen dönemlerde bazı idrar ve cinsel fonksiyonla ilişkili şikâyetlere yol açabildiğini belirtiyor. İdrar yaparken ağrı veya yanma, idrarda ve menide kan görülmesi ve sertleşme sorunları bu belirtiler arasında. İleri evrelerde ise özellikle kemik ağrıları ortaya çıkabiliyor. Bununla birlikte, bu şikâyetlerin yalnızca prostat kanserine özgü olmadığı; prostat büyümesi ya da prostatit gibi farklı prostat hastalıklarında da görülebileceği belirtiliyor. Bu nedenle belirtilerin varlığında doğru tanı için uzman hekim değerlendirmesi büyük önem taşıyor.</p>
<p>Erken tanı, tedavide başarı şansını artırıyor</p>
<p>Prostat kanseri erken evrede tespit edildiğinde tedavinin etkinliği de yükseliyor. Günümüzde tedavi seçenekleri hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve hastalığın evresi gibi faktörlere göre kişiye özel hale getirilebiliyor. Bu yıl <em>New England Journal of Medicine</em>’da yayımlanan ileri evre prostat kanseriyle ilgili yeni bir araştırma ise, hastaların tümörlerindeki <strong>genetik özelliklere bakılarak tedavi seçilmesinin</strong> önemli bir fark yaratabileceğini gösteriyor. Sonuçlar, prostat kanserinin her hastada aynı olmadığını ve tümörün genetik özelliklerinin tedavi seçiminde giderek daha önemli hale geldiğini ortaya koyuyor. Bunun anlamı şu; gelecekte prostat kanseri tedavisinde, “herkese aynı tedavi” yaklaşımının yerine, hastanın ve tümörünün özelliklerine göre şekillendirilen<strong> kişisel tedaviler gittikçe daha öne çıkacak. </strong>Ayrıca cerrahi ve diğer tedavi yöntemlerinde yaşanan yeni gelişmeler sayesinde tedavide yalnızca kanserin kontrol altına alınması değil, hastaların yaşam kalitesinin korunması da güçlü bir hedef. Prostat kanseri tedavisinde, hastaların idrar kontrolünü, cinsel fonksiyonlarını ve yaşam kalitelerini mümkün olduğunca koruyabilmek de ön planda.</p>
<p>Şikâyetinizin olmasını beklemeyin</p>
<p>Prostat Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında erkeklere çağrıda bulunan Prof. Dr. Murat Arslan şunları söylüyor; <em>“Şikâyetinizin olmasını beklemeyin. Yaşınıza ve risk durumunuza uygun prostat kontrollerinizi ihmal etmeyin. Prostat kanseri erken dönemde belirti vermeyebiliyor. Erken evrede tespit edildiğinde ise tedavisi daha etkin yürütülebiliyor. Bu nedenle düzenli kontrollerinizi ihmal etmeyin.”</em></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-kanserinin-sessiz-yuzu-belirti-vermeden-ilerleyebiliyor-660079">Prostat Kanserinin Sessiz Yüzü: Belirti Vermeden İlerleyebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımlılıkta &#8216;yeşil terapi&#8217; yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bagimlilikta-yesil-terapi-yayginlasiyor-660058</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 12:00:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılıkta]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[güz]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeri]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660058</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Gürler Güz, doğayla düzenli temasın bağımlılık tedavisindeki yeri ve önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilikta-yesil-terapi-yayginlasiyor-660058">Bağımlılıkta &#8216;yeşil terapi&#8217; yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Gürler Güz, doğayla düzenli temasın bağımlılık tedavisindeki yeri ve önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Doğa temelli müdahaleler tedaviye bağlılığı güçlendirmede tamamlayıcı bir rol oynuyor</strong><strong>!</strong></p>
<p>Bağımlılık tedavisinde birinci basamak yaklaşımların farmakoterapi (ilaç destekli tedavi), bilişsel-davranışçı terapi ve yapılandırılmış rehabilitasyon programları olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog Gürler Güz, “Ancak klinik literatürde son yıllarda ‘yeşil terapi’ veya ‘ekoterapi’ başlığı altında incelenen doğa temelli müdahaleler, standart tedavinin yerini almasa da, nüks (tekrar başlama) riskini azaltmada ve tedaviye bağlılığı güçlendirmede tamamlayıcı bir rol oynuyor.” dedi.</p>
<p>Bağımlılığın, özünde beynin ödül sistemindeki bir dengesizlikle açıklandığını ifade eden Güz, “Madde kullanımı ya da davranışsal bağımlılıklar (patolojik kumar, dijital/internet bağımlılığı gibi), beyindeki dopamin salınımını doğal sınırların çok üzerinde tetikler. Zamanla beyin bu yapay uyarana alışır ve günlük hayattaki sıradan zevkler bir sohbet, bir yemek, bir başarı hissi eskisi kadar tatmin edici gelmemeye başlar. Klinik dilde buna ‘anhedoni’ denir; basitçe, hazdan haz alamama hali.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Doğa, stresi azaltarak nüks riskine karşı koruma sağlayabilir! </strong></p>
<p>Doğada geçirilen zamanın, farklı bir kanaldan bu tabloya müdahale ettiğini kaydeden Güz, şunları söyledi:</p>
<p>“Araştırmalar, doğal ortamlarda geçirilen sürenin stres hormonu kortizolün düzeyini düşürdüğünü ve bedeni ‘savaş ya da kaç’ modundan çıkarıp dinlenme-onarım moduna soktuğunu gösteriyor. Bağımlılıkla mücadele eden pek çok danışanda gözlemlenen ortak nokta, yoğun stresin nüks riskini doğrudan artırdığıdır. Doğa, bu stres yükünü hafifleterek dolaylı ama etkili bir koruma sağlar.”</p>
<p><strong>Sürdürülebilir iyileşme için bırakılanın yerine anlamlı bir şey koyabilmek belirleyicidir!</strong></p>
<p>İyileşme sürecinin çoğu zaman ‘yoksunluk ve istek’ kavramları üzerinden anlatıldığını aktaran Güz, “Maddeden, davranıştan, ortamdan uzak durmak. Ancak sürdürülebilir iyileşme için asıl belirleyici olan, bırakılanın yerine anlamlı bir şey koyabilmektir.” dedi.</p>
<p>Buna ‘davranışsal aktivasyon’ denildiğini ifade eden Güz, “Yani boşalan zamanı ve enerjiyi doyurucu, sağlıklı bir aktiviteyle doldurmak. Doğa, tam da bu boşluğu doldurabilecek somut bir alternatif sunar. Bir doğa yürüyüşü, bir bahçede toprakla uğraşmak ya da sadece bir parkta oturup çevreyi fark etmek, kişiye kaybettiği kontrol duygusunu geri kazandırabilir. Bağımlılık sürecinde sıkça yitirilen bu ‘kendi hayatını yönetebilme’ hissi, psikolojide ‘öz-yeterlilik’ olarak adlandırılır. Doğada küçük ama somut kararlar alarak (hangi rotayı seçeceğine, bir bitkiyi nasıl büyüteceğine karar vererek) yeniden inşa edilebilir. Bu, nüksü önlemede kritik rol oynayan bir iç kaynaktır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Doğa, bağımlılık tedavisini güçlendiren destekleyici bir unsur!</strong></p>
<p>Doğanın bağımlılık tedavisinde dahil edilmesini yapılandırılmış biçimde kullanan modeller olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Gürler Güz, “Wilderness therapy (doğa terapisi) programları, özellikle ergen ve genç yetişkinlerde, grup halinde yürüyüş, kamp ve hayatta kalma becerilerini terapötik çalışmalarla birleştiriyor. Bahçıvanlık temelli rehabilitasyon programları ise, düzenli ve sabır isteyen bir uğraşın, dürtü kontrolünü ve ‘sonucu ertelemeyi öğrenme’ kapasitesini güçlendirdiğini gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Türkiye&#8217;de de bu yönde artan bir farkındalık olduğuna dikkat çeken Güz, “Bazı rehabilitasyon merkezleri ve belediyeler, bağımlılıkla mücadele eden bireyler için doğa yürüyüşleri, ekolojik tarım atölyeleri ve açık hava programları düzenliyor. Bu uygulamalar henüz standart tedavi protokolünün yerini almasa da, tedaviyi güçlendiren ve sürdürülebilirliğini artıran unsurlar olarak öne çıkıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Doğa tedavinin yerini almaz ama dayanıklılığı artırabilir! </strong></p>
<p>Doğanın bağımlılık tedavisinde neden önemli olduğuna açıklık getiren Güz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Üç ana etkisi var. İlki bedensel etki. Stres hormonlarının azalması, uyku kalitesinin artması ve genel gerginliğin düşmesi, dürtü kontrolünü destekleyen bir zemin oluşturur. İkincisi duygusal etki. Doğada geçirilen zaman, kaygı ve depresif belirtilerde azalmayla ilişkilendiriliyor; bu da bağımlılığa sıkça eşlik eden duygusal iniş çıkışları yumuşatabilir. Üçüncüsü ise anlam ve bağ kurma. Doğa, kişiye kendinden daha büyük bir bütünün parçası olduğu hissini vererek, bağımlılığın getirdiği yalnızlaşma ve anlamsızlık duygusuna karşı bir denge noktası oluşturur.</p>
<p>Elbette doğa, tedavinin yerini alacak sihirli bir formül değil. Bağımlılıkta ilaç desteği, psikoterapi ve gerektiğinde yapılandırılmış rehabilitasyon süreçleri vazgeçilmezdir. Ancak doğayla kurulan düzenli ve bilinçli temas, bu süreçlerin yanında kişinin dayanıklılığını artıran, nüks riskini azaltan ve iyileşmeyi kalıcı kılan değerli bir destek unsuru olarak görülebilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilikta-yesil-terapi-yayginlasiyor-660058">Bağımlılıkta &#8216;yeşil terapi&#8217; yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüz Germe Cerrahisinde Yeni Nesil Yaklaşım: Endoskopik Yöntem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuz-germe-cerrahisinde-yeni-nesil-yaklasim-endoskopik-yontem-660049</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 11:45:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisinde]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Dokuları]]></category>
		<category><![CDATA[Endoskopik]]></category>
		<category><![CDATA[ersan]]></category>
		<category><![CDATA[germe]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[nesil]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yukarı]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Germe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=660049</guid>

					<description><![CDATA[<p>YEDİTEPE Üniversitesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı'ndan Dr. Öğr. Üyesi Mert Ersan, endoskopik yüz germe ameliyatının klasik yüz germe operasyonunun yüzde yüz alternatifi olmadığını belirterek, yöntemin özellikle belirgin cilt fazlalığı bulunmayan ve yüz dokularında yeni başlayan sarkmaları olan hastalarda uygulanabileceğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuz-germe-cerrahisinde-yeni-nesil-yaklasim-endoskopik-yontem-660049">Yüz Germe Cerrahisinde Yeni Nesil Yaklaşım: Endoskopik Yöntem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>YEDİTEPE Üniversitesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı&#8217;ndan Dr. Öğr. Üyesi Mert Ersan, endoskopik yüz germe ameliyatının klasik yüz germe operasyonunun yüzde yüz alternatifi olmadığını belirterek, yöntemin özellikle belirgin cilt fazlalığı bulunmayan ve yüz dokularında yeni başlayan sarkmaları olan hastalarda uygulanabileceğini söyledi. Ersan, endoskopik yüz germede yaklaşık 3 santimetrelik kesinin saçlı deri içerisinde gizlendiğini belirterek, &#8220;Küçük bir kesiyle tüm yüzdeki ve boyundaki problemleri düzeltmemiz mümkün değil&#8221; dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Mert Ersan, endoskopik yüz germe ameliyatının klasik yüz germe yönteminden en önemli farkının kesi yerinin konumu olduğunu ifade etti. Klasik yüz germede kesinin kulak önünden başladığını ve görünür olduğunu belirten Ersan, endoskopik yöntemde ise kesinin saçlı deri içerisinde, saç çizgisinin yaklaşık 2 santimetre gerisinde yapıldığını söyledi.</p>
<p><strong>&#8216;AMELİYATI 3 SANTİMETRELİK KESİDEN GERÇEKLEŞTİRİYORUZ&#8217;</strong></p>
<p>Endoskopik yöntemde kullanılan kamera sisteminin cerraha dokuları büyütülmüş şekilde görme imkânı sağladığını belirten Mert Ersan, &#8220;En önemli fark aslında izin yerleşimi. Klasik bir yüz germede kesimiz kulak önünden başlar ve görünür bir vaziyettedir. Endoskopik yüz germede ise kesimiz saç içinde gizlidir, yaklaşık 3 santimetre uzunluğundadır. Endoskop yardımıyla bütün dokuları daha güzel bir şekilde, büyütmeli bir kamera sistemi vasıtasıyla görebiliyoruz. Dolayısıyla bu ameliyatı yaklaşık 3 santimetrelik bir izle, görünür bir kesi olmadan gerçekleştirebiliyoruz&#8221; dedi.</p>
<p>Ameliyat sırasında herhangi bir doku çıkarılmadığını ifade eden Ersan, &#8220;Saç içinden, saç çizgisinin yaklaşık 2 santimetre arkasından bir kesi yapıyoruz. Buradan yaptığımız kesiyle tüm yüz dokularını kameralı bir sistem vasıtasıyla görüntülüyoruz ve tüm ameliyatımızı buradaki 3 santimetrelik kesiden yapıyoruz. Ameliyat bittikten sonra kesimizi kapatıyoruz. Dolayısıyla yine görünmeyen bir yerde izimiz kalmış oluyor. Ameliyat ortalama 2, 2 buçuk saat sürüyor ama tabi ki işlemden işleme değişiyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8216;DOKULARI YUKARI DOĞRU BİR VEKTÖRLE ALIYORUZ&#8217;</strong></p>
<p>Endoskopik yüz germenin etkisini anlatan Ersan, yaşlanmayla birlikte yüz dokularının yer çekiminin etkisiyle aşağı doğru hareket ettiğini belirtti. Klasik yüz germede dokuların daha dışa doğru çekildiğini, endoskopik yöntemde ise kesinin yukarıda olması nedeniyle dokuların yukarı yönlü hareket ettirildiğini kaydetti.</p>
<p>Ersan, &#8220;Dokuların yer değiştirmesi yaşlanma paternine uygun bir şekildedir. Ancak &#8216;endoskopik yüz germe daha doğaldır&#8217; demek doğru bir yaklaşım değil. Burada aslında hastanın beklentileri önemli. Bazı hastalar sonuçların daha dramatik bir şekilde değişmesini isteyebilir. Dolayısıyla burada beklentiyi anlamak çok daha sağlıklı olacaktır. Ancak dokuların aşağı doğru yer değiştirdiğini düşünürsek, bu dokuların yukarı alındığı endoskopik yüz germe ameliyatı doğal bir sonuç verecektir&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>&#8216;GENELDE 20-50 YAŞ ARASINDAKİ HASTALARDA UYGULANIYOR&#8217;</strong></p>
<p>Endoskopik yüz germenin özellikle belirgin cilt fazlalığı bulunmayan hastalarda tercih edildiğini belirten Ersan, yöntemin genel olarak 20-50 yaş arasındaki kişiler için uygun olduğunu söyledi.</p>
<p>Ersan, &#8220;Endoskopik yüz germenin en güzel endikasyonu aslında 20 ila 50 yaş arasında ve bununla beraber bariz bir cilt fazlalığımızın olmaması. Bariz bir cilt fazlalığımız yoksa aşağı doğru sarkan tüm dokuları yukarı yönde yer değiştirebiliriz. Ancak bariz bir cilt fazlalığımız varsa klasik yöntemle bu dokuların çıkartılması çok daha uygun olacaktır&#8221; dedi.</p>
<p>Hastanın yaşının tek başına belirleyici olmadığını da vurgulayan Ersan, &#8220;Herkesin yaş alma paterni farklı. Bu ameliyatın en güzel endikasyonlarından bir tanesi kişiye özel planlanıyor olması. Bazı hastalarımız sadece yanak ve orta yüz bölgesinde bir değişim istiyor. Özellikle daha genç popülasyonda göz kenarlarında biraz değişiklik, badem göz estetiği ve kaş kaldırma estetiği isteyen hastalarımız var. Dolayısıyla hastanın beklentisine ve mevcut anatomisine göre karar vermek çok daha sağlıklı olacaktır&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8216;HASTALAR 3. HAFTADAN İTİBAREN SOSYAL HAYATLARINA DÖNEBİLİYOR&#8217;</strong></p>
<p>Ameliyat sonrası iyileşme sürecine de değinen Ersan, yüzde ödem, şişlik ve renk değişikliklerinin görülebileceğini söyledi. Hastaların genellikle 1-2 hafta evde istirahat etmelerinin ardından üçüncü haftadan itibaren sosyal hayatlarına dönebileceğini belirtti.</p>
<p>Ersan, &#8220;Bu bir ameliyat, dolayısıyla ameliyat yüzde mutlaka bir travma yaratacaktır. Bir iyileşme sürecine ihtiyaç duyacaktır. Bu ameliyata bağlı olarak yüzde bir ödem, bazı renk değişiklikleri ve şişlik mutlaka bekliyoruz. Bunların iyileşmeye başlaması ve hastanın sosyalleşmeye başlaması ortalama 2-3 hafta arasında oluyor. Genellikle 1-2 hafta arasında bir evde istirahat sonrasında 3. haftadan itibaren hastalar sosyal hayatlarına dönebiliyorlar&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>İyileşme döneminde güneşten korunmanın da önemli olduğunu belirten Ersan, hastaların bu süreçte mümkün olduğunca güneşe maruz kalmamaları gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>&#8216;ENDOSKOPİK YÜZ GERME, KLASİK YÖNTEMİN YÜZDE 100 ALTERNATİFİ DEĞİL&#8217;</strong></p>
<p>Endoskopik yüz germenin klasik yüz germe ameliyatının tamamen yerine geçmediğinin altını çizen Ersan, yöntemin özellikle cilt fazlalığı olmadan sarkan dokuların yukarı taşınmasına yönelik olduğunu söyledi.</p>
<p>Ersan, &#8220;Endoskopik yüz germe ameliyatı, klasik yüz germe ameliyatının yüzde 100 alternatifi değil. Bu ameliyat daha çok bariz bir cilt fazlalığı olmadan sarkan dokuların yukarı alınması ameliyatıdır. Bunun çok net anlaşılması gerekiyor&#8221; dedi.</p>
<p><strong>&#8216;BOYUNDAKİ CİDDİ SARKMALAR İÇİN BOYUN GERME GEREKİYOR&#8217;</strong></p>
<p>Endoskopik yüz germenin boyun bölgesindeki ileri düzey sorunları tek başına çözmeyeceğini belirten Ersan, özellikle belirgin boyun bantları, &#8220;bulldog&#8221; görünümü ve kas gevşekliğine bağlı sarkmalarda boyun germe ameliyatının gerekebileceğini ifade etti.</p>
<p>Ersan, &#8220;3 santimetrelik kesiden bizim hedeflediğimiz bölge yüz bölgesi. Eğer boyunda ciddi bantlaşma varsa, belirgin bulldog görüntüleri mevcutsa ve ciddi anlamda kas gevşekliğine bağlı sarkmamız varsa bu ameliyat, kulak arkasından yapılan bir boyun germe ameliyatıyla yapılır. Endoskopik yüz germe oldukça etkili bir ameliyat ama genellikle üst, orta ve alt yüz bölgesinde yeni başlayan sarkmalar için etkili. Belirgin boyun problemleri için boyun germe ameliyatı da gerekiyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Ersan, endoskopik yüz germenin küçük ve gizli bir kesiyle gerçekleştirilen, hastanın beklentilerine göre şekillendirilebilen bir yöntem olduğunu belirterek, ameliyat öncesinde hastanın beklentilerinin ve anatomisinin doğru değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuz-germe-cerrahisinde-yeni-nesil-yaklasim-endoskopik-yontem-660049">Yüz Germe Cerrahisinde Yeni Nesil Yaklaşım: Endoskopik Yöntem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Kimyasalsız, zehirsiz, tamamen sağlıklı&#8217; gibi ifadelerin hiçbir anlamı yok!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kimyasalsiz-zehirsiz-tamamen-saglikli-gibi-ifadelerin-hicbir-anlami-yok-659983</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 09:49:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[firma]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiği]]></category>
		<category><![CDATA[hiçbir]]></category>
		<category><![CDATA[ifadelerin]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[kimyasalsız]]></category>
		<category><![CDATA[Kırtasiye Ürünleri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tamamen]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[ürünü]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zehirsiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659983</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Müge Ensari Özay, okul alışverişinde kırtasiye ürünleri, çantalar ve mataraların çocuk sağlığı açısından oluşturabileceği kimyasal ve fiziksel risklere karşı ailelerin nelere dikkat etmesi gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kimyasalsiz-zehirsiz-tamamen-saglikli-gibi-ifadelerin-hicbir-anlami-yok-659983">&#8216;Kimyasalsız, zehirsiz, tamamen sağlıklı&#8217; gibi ifadelerin hiçbir anlamı yok!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Müge Ensari Özay, okul alışverişinde kırtasiye ürünleri, çantalar ve mataraların çocuk sağlığı açısından oluşturabileceği kimyasal ve fiziksel risklere karşı ailelerin nelere dikkat etmesi gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Fitalatlar, çocukların gelişim ve endokrin sistemini olumsuz etkileyebiliyor!</strong></p>
<p>Okulların açılmasıyla birlikte, pek çok kırtasiye ürününün çocuk sağlığı açısından riskli olabileceğine dair haberlerin gündeme gelmesini değerlendiren Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Her kırtasiye ürünü tehlikeli değildir. Ama risk, bu ürünün hangi maddeden üretildiğine, bu maddelerin konsantrasyonuna, çocuğun ürünü nasıl kullandığına ve maruziyetin süresine bağlıdır.” dedi.</p>
<p>Çocuklarda kırtasiye ürünleri açısından üç temel maruziyet yolu olduğunu aktaran Doç. Dr. Özay, “Deriyle temas edebilir, solunum yoluyla maruziyet olabilir veya ağız yoluyla yutma ile olabilir. Özellikle 3 yaş altındaki çocuklarda kalem, silgi, boya gibi ürünleri ağza götürme, çiğneme gibi bir maruziyet olabilir. Buradaki kimyasallara baktığımızda da ‘fitalatlar’ ciddi anlamda risk yaratır. PVC gibi plastiklerin yumuşatılmasında, mesela silgilerin esneklik kazandırılmasında kullanılan maddeler genellikle fitalatlardır. Bunların da üreme sistemi, endokrin sistem, gelişim sistemi üzerinde olumsuz etkileri olur. Bu maddelerin hem kırtasiye ürünlerinde hem oyuncaklarda sınırlı kullanılması gerekiyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kurşun, kadmiyum ve krom gibi ağır metaller bazı kırtasiye ürünlerinde bulunabiliyor!<strong> </strong></strong></p>
<p>Kurşun, kadmiyum, krom gibi ağır metallerin de bazı kırtasiye ürünlerinde bulunabildiğine işaret eden Doç. Dr. Özay, “Ürünlerin boyalarında veya içinde olabiliyor. Çocuğun kullanımı sırasında çocuğa temas ederek geçiş olabiliyor.” dedi.</p>
<p>Bu konudaki mevzuatta sınırlamalar olduğunu ifade eden Doç. Dr. Özay, şunları söyledi:</p>
<p>“Çözücü olarak kullanılan solventler, yapıştırıcılarda, boyalarda, uçucu organik bileşikler olarak bulunabiliyor. Bunlar da özellikle solunum yollarında, göz ve ağızda iritasyonlara, alerjik reaksiyonlara neden olabiliyor. Kullanılmaması gerektiği halde formaldehit ve bazı koruyucu maddeler de yine kırtasiye ürünlerinde kullanılabiliyor. Örneğin formaldehit yüzde 100 kanserojendir ama yapıştırıcılarda, mürekkeplerde az miktarda da olsa kullanılabiliyor.”</p>
<p><strong>Ürünler satın alınmadan önce mutlaka etiketleri kontrol edilmeli!</strong></p>
<p>Ailelerin, ürünlerin etiketine bakmadan satın almaması gerektiği uyarısını yapan Doç. Dr. Özay, “Ticaret Bakanlığı&#8217;nın ‘Güvensiz Ürün Bilgi Sistemi’ var. Ebeveynler, ‘guvensizurun.ticaret.gov.tr’ üzerinden ürün grubu seçerek, detaylı aramalar yapabilir ve zararlı olduğu bildirilmiş ürünlerin listesine ulaşabilirler.” dedi.</p>
<p>Ürünlerin etiketlerinin de kontrol edilebileceğini dile getiren Doç. Dr. Özay, “Etiketinde mutlaka üretici firmanın ya da ithalatçı firmanın bilgisinin olması gerekiyor. Eğer ithalatçı firma, üretici firmanın adresi, markası, modeli yoksa bulunmuyorsa o ürünlerin tercih edilmemesi gerekir. Ayrıca üzerinde ‘CE’ işareti ve ‘TS EN’ belgesine dair bir işaret olup olmadığı kontrol edilebilir. ‘CE’ işareti ve ‘TS EN 71’ standardı kırtasiye ürünleri için zorunlu değil ama oyuncaklar için zorunlu. Bazı kırtasiye ürünleri oyuncak kategorisine de giriyor. Ürünün etiketinde ‘CE’ işareti veya ‘TS EN 71’ işareti varsa nispeten daha güvenli diyebiliriz. Bunun dışında, sert kokulu ürünlerden, hoş kokmayan ürünlerden kaçınılabilir. Bu konu uçucu kimyasal maddenin varlığına işaret edebilir. Mutlaka yaş grubuna uygunluk kontrol edilmeli. Çünkü 3 yaş altı çocukların kullanım davranışıyla 10-11 yaşındaki çocuğun kullanım davranışı farklıdır. 3 yaş altı çocuklar ürünü ağızlarına alıp tadına bakmak, yutmak isteyebilirler; hele ki şeker gibi kokuyorsa bu risk daha da artar.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Alışverişte öncelik ürün güvenliği olmalı!<strong> </strong></strong></p>
<p>Özellikle küçük yaş grubundaki çocuklarla alışverişin zor olabildiğine değinen Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Fiyat mı, marka mı, ürün güvenliği mi önceliklendirmeli diye sorulursa önce güvenlik derim.” dedi.</p>
<p>Ürünün amaca uygunluğu ve kalitesinin de değerlendirilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Özay, “Ürünün kullanım şartları, kullanım koşulları veya zararları incelenmeli. Marka ve üretici güvenilirliği de önemli. Tabii ki güvenilir daha bilindik markaların tercih edilmesi gerekir. Fiyat ise son kategori. ‘En pahalı ürün en güvenli üründür’ şeklinde düşünmemek lazım.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ürünlerde ‘kimyasalsız, zehirsiz’ gibi ifadeler yerine sertifikalara bakmak gerekiyor!</strong></p>
<p>İnternet üzerinden yapılan alışverişlerde ise en büyük sorunlardan birinin fiziksel olarak ürünün görünmeyişi olduğuna vurgu yapan Doç. Dr. Özay, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Ürün görsellerini ve açıklamalarının iyi incelenmesi gerekir. Satıcı kim? Satıcının ticari kimliği belli mi? Üretici ithalatçı firma kim? Ürünün sayfasında üretici ithalatçı firma bilgisi bulunuyor mu? Çünkü firmalar kendi marka ve güvenilirliklerini korumak için bunu bildiriyorlar. Eğer yoksa o zaman bu güvenilir değil demektir. Bazen ürün hakkında ‘kimyasalsız, zehirsiz, tamamen sağlıklı’ gibi belirsiz pazarlama ifadeleri kullanılabiliyor. Bu ifadelerin hiçbir anlamı yok. Etikette böyle bir ibarenin olması, ürünün böyle olduğunu göstermiyor. Onun yerine sertifikalarına bakmak gerekiyor.”</p>
<p><strong>Tek omuzda çanta taşınmamalı! </strong></p>
<p>Kimyasal riskler dışında çocuk anatomisi üzerinde de bir takım kötü sonuçlara da yol açabilen yanlış tercihler yapıldığına dikkat çeken Doç. Dr. Özay, “Özellikle sırt çantası çok ağır taşındığı zaman çocuklarda omurga ve bel üzerinde ciddi rahatsızlıklara yol açabiliyor.” dedi.</p>
<p>Çantanın tek omuzda taşınmaması, iki omuza birden takılması gerektiğini kaydeden Doç. Dr. Özay, “Sırtta taşınan çantalar yerine tekerlekli, çocukların hafif bir güç uygulayarak çekebildiği çantalar da tercih edilebilir. Ders çalışma sırasında da oturulan sandalyenin sırt desteğinin olması, ayakların yerle temasının olması, ayak ayak üstüne atılmaması da kas iskelet sistemi rahatsızlıklarını önlemek için dikkat edilmesi gereken önemli noktalar arasında. Öğrenci, ödev veya oyun için ekran başında zaman geçirecekse; ekranın 50 cm uzakta durması gerekir. Ekran ne çok yüksek ne çok alçak olmalı. Bu boyunla ilgili sorunlara neden olabilir. Yazı yazarken ve kitap okurken de çocuğun eğilmeden, yani omurga dik, baş dik bir pozisyonda oturması sağlanmalı ve bu alışkanlık çocuğa küçük yaşlardan kazandırılmalı.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Sıcak gıdalar kimyasalların çözülmesini kolaylaştırabilir<strong>!</strong></strong></p>
<p>Matara seçiminde de mutlaka çok dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Çünkü içine sıvı koyuyoruz. Kullanılan malzemede fitalatlar ya da ağır metaller varsa çözünebilir. Özellikle sıcak bir sıvı koyduğumuz zaman bu mataranın içinde bulunan malzemenin çözülmesini kolaylaştırabilir.” dedi.</p>
<p>Plastiğinde fitalatın kesinlikle kullanılmaması gerektiğini yineleyen Doç. Dr. Özay, “Mutlaka ürünün sertifikalarına bakılmalı. Daha güvenilir markalar tercih edilmeli ve Ticaret Bakanlığı&#8217;nın güvensiz ürün bilgi sisteminden de kontrol edilmeli.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kimyasalsiz-zehirsiz-tamamen-saglikli-gibi-ifadelerin-hicbir-anlami-yok-659983">&#8216;Kimyasalsız, zehirsiz, tamamen sağlıklı&#8217; gibi ifadelerin hiçbir anlamı yok!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlarda obezite oranı yüzde 44&#8217;e ulaştı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-obezite-orani-yuzde-44e-ulasti-659965</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 09:35:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[44]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[Obezite Cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[oranı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ulaştı]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659965</guid>

					<description><![CDATA[<p>Obezite, vücutta sağlığı bozacak ölçüde yağ birikmesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalık. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2022 yılı verilerine göre, dünyada 1 milyardan fazla kişi obeziteyle yaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-obezite-orani-yuzde-44e-ulasti-659965">Kadınlarda obezite oranı yüzde 44&#8217;e ulaştı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Obezite, vücutta sağlığı bozacak ölçüde yağ birikmesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalık. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2022 yılı verilerine göre, dünyada 1 milyardan fazla kişi obeziteyle yaşıyor. Yetişkinlerde obezite sıklığı ise 1990 yılından bu yana 2 kattan fazla artmış durumda. Türkiye’de de tablo dikkat çekici boyutlarda. TURDEP-II çalışmasında yetişkinlerde obezite sıklığı yaklaşık yüzde 35; kadınlarda yüzde 44, erkeklerde ise yüzde 27 olarak belirlendi. Yani, ülkemizde her 3 kişiden 1’i obeziteyle mücadele ediyor. Obezite yalnızca kişinin kilosunu ve dış görünüşünü etkilemiyor; tip 2 diyabetten yüksek tansiyona, uyku apnesinden kalp-damar hastalıklarına, eklem sorunlarından karaciğer yağlanmasına kadar pek çok sağlık problemine neden olabiliyor. Obezite aynı zamanda 13 farklı kanser türüne de zemin hazırlayabiliyor. Son yıllarda obezitenin hızla yaygınlaşmasına paralel olarak obezite cerrahisine gösterilen ilgi de artıyor. Ancak cerrahinin estetik amaçlı bir zayıflama ameliyatı olmadığını vurgulayan <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aziz Sümer</strong>, “Tedavinin amacı yalnızca tartıdaki rakamı düşürmek değil; obeziteye eşlik eden hastalıkları kontrol altına almak, kişinin sağlığını ve yaşam kalitesini iyileştirmektir. Ameliyat tedavinin sonu değil, sağlıklı beslenme, hareket ve düzenli takiple sürdürülmesi gereken yeni bir dönemin başlangıcıdır” diyor. <strong>Genel Cerrahi Uzmanı</strong> <strong>Prof. Dr. Aziz Sümer, </strong>obezite cerrahisi hakkında en çok merak edilen 9 soruyu yanıtladı; önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>Obezite cerrahisi kimlere uygulanabilir?</strong></p>
<p>Günümüzde “metabolik ve bariatrik cerrahi” olarak da adlandırılan obezite cerrahisi, yalnızca mide hacmini küçültmeyi amaçlayan bir işlem değil. Cerrahi sonrasında iştah, tokluk, bağırsak hormonları ve metabolizma üzerinde de değişiklikler oluşuyor. Yaşam tarzı değişiklikleri ve tıbbi tedaviye rağmen yeterli sonuç alınamayan, vücut kitle indeksi 40 kg/m² ve üzerinde olan kişilerde cerrahi yöntem gündeme gelebiliyor. Vücut kitle indeksi 35-39,9 kg/m² arasında olanlarda ise obeziteye bağlı önemli sağlık sorunlarının bulunması cerrahi seçeneğinin değerlendirilmesini gerektirebiliyor. Vücut kitle indeksi 30-34,9 kg/m² arasında olup uygun tedaviye rağmen tip 2 diyabeti kontrol altına alınamayan seçilmiş hastalarda da metabolik cerrahiden yararlanılabiliyor. Ameliyat kararının sadece kişinin kilosuna bakılarak verilemeyeceğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aziz Sümer, “Hastanın genel sağlık durumu, obeziteye eşlik eden hastalıkları ve daha önce uygulanan tedaviler bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Obezite cerrahisi fazla kilosu olan herkese uygulanabilecek standart bir yöntem değildir” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Obezite cerrahisi yalnızca kilo vermeyi mi sağlıyor?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisinin etkisi tartıdaki değişimle sınırlı kalmıyor. Cerrahide temel hedef; kişinin sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde kilo vermesinin yanı sıra obeziteye bağlı hastalıkların etkisini ve erken ölüm riskini azaltmak oluyor.  Ameliyatın ardından tip 2 diyabet, yüksek tansiyon, uyku apnesi, kan yağlarındaki bozukluklar ve karaciğer yağlanması gibi obeziteyle ilişkili birçok sağlık sorununda belirgin düzelme görülebiliyor. Bazı tip 2 diyabet hastalarında kan şekeri daha kolay kontrol altına alınabiliyor ve kullanılan ilaçlar doktor gözetiminde azaltılabiliyor. Özellikle tip 2 diyabet süresi kısa ve pankreas rezervi daha iyi olan hastalarda daha başarılı sonuçlar elde edilebiliyor. “Ancak ameliyatın diyabeti kesin olarak ortadan kaldırdığı düşünülmemelidir” uyarısında bulunan Prof. Dr. Aziz Sümer,  hastalık yıllar içinde yeniden ortaya çıkabildiği için cerrahi sonrasında da metabolik takibin düzenli olarak sürdürülmesi gerektiğini vurguluyor. </p>
<p><strong>Obezite cerrahisi kanser riskini azaltıyor mu?</strong></p>
<p>Obezite; menopoz sonrası meme, rahim içi ve yumurtalık kanserlerinin yanı sıra kalın bağırsak, yemek borusu, midenin giriş bölgesi, karaciğer, safra kesesi, pankreas, böbrek ve tiroit kanserleri dâhil olmak üzere 13 farklı kansere zemin hazırlayabiliyor. Yağ dokusundaki artışın östrojen düzeyleri, insülin direnci ve kronik inflamasyon üzerinde oluşturduğu etkilerle kanser gelişimine  uygun bir ortam hazırlayabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Aziz Sümer, cerrahinin sağladığı kalıcı kilo kaybı ve metabolik iyileşmenin, obeziteyle ilişkili bazı kanserlerin gelişme riskini azalttığını belirtiyor. Prof. Dr. Aziz Sümer, obeziteyle ilgili yaklaşık 30 bin kişinin değerlendirildiği SPLENDID çalışmasına ilişkin de şu verileri paylaşıyor: “10 yıl içinde obeziteyle ilişkili kanser gelişme oranı bariatrik cerrahi uygulanan hastalarda yüzde 2,9, ameliyat olmayanlarda ise yüzde 4,9 olarak belirlendi. Cerrahi yönteme başvurulan grupta obeziteyle ilişkili kanser riskinin yaklaşık yüzde 32, kanserden ölüm riskinin de yaklaşık yüzde 48 daha düşük olduğu bildirildi. Kadınlarda yapılan bir başka çalışmada ise cerrahi sonrasında meme kanserinde yüzde 49, yumurtalık kanserinde yüzde 53 ve rahim içi kanserinde yüzde 67 oranında daha düşük risk saptandı.”</p>
<p><strong> En sık başvurulan obezite cerrahisi yöntemi hangisi?</strong></p>
<p>Dünyada en sık uygulanan yöntem, halk arasında “tüp mide” olarak bilinen sleeve gastrektomi ameliyatıdır. Bu yöntemde midenin büyük bir bölümü çıkarılarak daha küçük ve tüp biçiminde bir mide oluşturuluyor. Böylece yenilebilecek gıda miktarı azalırken açlık ve tokluk mekanizmalarında da değişiklik meydana geliyor. Bir diğer önemli yöntem olan gastrik bypass ameliyatında ise mide küçültülüyor ve gıdaların bağırsaktan geçiş yolu değiştiriliyor. Her yöntemin avantajları ve dezavantajları farklı olduğu için her hasta açısından en doğru seçeneğin belirlenmesi büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Hangi yöntemin uygulanacağına nasıl karar veriliyor?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisinde herkese aynı ameliyatın uygulanmasının doğru bir yaklaşım olmayacağını aktaran Prof. Dr. Aziz Sümer, “Yöntem belirlenirken hastanın kilosu ve vücut kitle indeksinin yanı sıra yaşı, tip 2 diyabetinin bulunup bulunmadığı, diyabetin süresi, reflü hastalığı, yeme alışkanlıkları, kullandığı ilaçlar ve daha önce geçirdiği ameliyatlar değerlendirilir.  Örneğin ciddi reflü sorunu bulunan bazı hastalarda tüp mide yerine gastrik bypass daha uygun olabilir. Diyabetin ön planda olduğu hastalarda ise metabolik etkisi daha güçlü bypass yöntemleri tercih edilir. Ameliyattan önce hastanın genel cerrahın yanı sıra endokrinoloji uzmanı, diyetisyen ve gerektiğinde psikiyatri ya da psikoloji uzmanından oluşan multidisipliner bir ekip tarafından değerlendirilmesi önem taşır. Uzun dönemli başarının temelini, doğru hastaya uygun ameliyatın seçilmesi oluşturur” diyor. </p>
<p><strong>Obezite cerrahisinden sonra ne kadar kilo veriliyor?</strong></p>
<p>En hızlı kilo kaybı genellikle ameliyatı takip eden ilk 6-12 ay içinde gerçekleşiyor. Kilo verme süreci 12-18 aya kadar devam edebiliyor. Başlangıç kilosu, uygulanan ameliyat yöntemi, yaş, metabolik durum, beslenme düzeni ve fiziksel aktivite seviyesi, sonucu doğrudan etkiliyor. İlk 12-18 ayda kişinin fazla kilosunun yüzde 50-80’ini vermesi hedeflenebiliyor. Bununla birlikte cerrahinin başarısı yalnızca kaybedilen kilo üzerinden değerlendirilmiyor. Obeziteye eşlik eden hastalıklardaki düzelme, hareket kapasitesinin artması, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması ve elde edilen sonucun uzun dönemde korunabilmesi de başarının önemli ölçütleri arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Obezite cerrahisi riskli bir yöntem mi?</strong></p>
<p>Her cerrahi girişimde olduğu gibi obezite cerrahisinde de bazı riskler bulunuyor. Erken dönemde kanama, kaçak, enfeksiyon ve damar içinde pıhtı oluşumu; uzun dönemde ise reflü, safra taşı, fıtık ve vitamin-mineral eksiklikleri gelişebiliyor. Ancak cerrahi teknikler ile anestezi yöntemlerindeki gelişmeler sayesinde, uygun donanıma sahip merkezlerde ve deneyimli ekipler tarafından gerçekleştirilen ameliyatlarda bu riskler önemli ölçüde azalıyor. Karar aşamasında yalnızca ameliyatın olası riskleri değil, tedavi edilmeyen ileri obezitenin yıllar içerisinde yol açabileceği diyabet, kalp-damar hastalıkları, kanser ve erken ölüm riski de dikkate alınıyor. Bu nedenle hastaya özel yarar-risk değerlendirmesinin yapılması gerekiyor.</p>
<p><strong>Ameliyattan sonra yeniden kilo alınabilir mi?</strong></p>
<p>Obezite kronik bir hastalık olduğu için ameliyattan yıllar sonra bir miktar kilo geri alınabiliyor. Özellikle yüksek kalorili ve şekerli içecekler tüketmek, sık atıştırmak, kontrolsüz alkol kullanmak, hareketsiz kalmak ve eski beslenme alışkanlıklarına dönmek kilo alımını kolaylaştırıyor. Bu nedenle dengeli bir beslenme düzeni, düzenli fiziksel aktivite ve sağlıklı uyku alışkanlığı, obezite ameliyatından sonra yaşamın bir parçası olmalı. Ameliyat sonrası hasta takibinin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Aziz Sümer, “Ameliyatın ardından demir, B12 vitamini, folat, D vitamini ve kalsiyum başta olmak üzere çeşitli vitamin ve mineral eksiklikleri gelişebilir. Kontrollerde sadece kilo değil; kan değerleri, kas ve kemik sağlığı, beslenme durumu, diyabet ile tansiyon gibi hastalıkların seyri de dikkate alınır. Kilo yeniden yükselmeye başladığında erken müdahale edilmesi önemlidir. Obezite cerrahisi tek başına bir mucize değil, hastayla sağlık ekibinin uzun yıllar birlikte yürüttüğü kapsamlı bir tedavidir” diyor.</p>
<p><strong>Zayıflama iğneleri obezite cerrahisinin yerini alabilir mi?</strong></p>
<p>Obezite ilaçları, obezite tedavisinde önemli seçenekler arasında yer alıyor. Ancak mevcut bilimsel veriler, bu ilaçların obezite cerrahisini tamamen ortadan kaldıracağını göstermiyor. Özellikle ileri derecede obezitesi ve buna eşlik eden ciddi metabolik hastalıkları bulunan uygun hastalarda cerrahi, uzun dönemli kilo kaybı açısından güçlü tedavi seçeneklerinden biri olmayı sürdürüyor. İlaç ve cerrahi yöntemin birbirinin rakibi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Aziz Sümer,<strong> </strong>“Yeni nesil ilaçlardan ameliyat öncesinde kilo kaybını desteklemek, ameliyat riskinin azaltılmasına yardımcı olmak veya ameliyat sonrasında yetersiz kilo kaybı ve yeniden kilo alma durumlarında yararlanılabilir. Tedavinin; yaşam tarzı değişiklikleri, ilaçlar ve gerektiğinde cerrahinin birlikte ya da birbirini takip edecek şekilde kullanıldığı, kişiye özel ve multidisipliner bir yaklaşımla planlanması gerekir” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-obezite-orani-yuzde-44e-ulasti-659965">Kadınlarda obezite oranı yüzde 44&#8217;e ulaştı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lenfomayı İşaret Eden 11 Önemli Belirti!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/lenfomayi-isaret-eden-11-onemli-belirti-659884</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[11]]></category>
		<category><![CDATA[Açıklanamayan]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf]]></category>
		<category><![CDATA[lenfomayı]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[şaret]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659884</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boyun, koltuk altı veya kasıkta küçülmeyen lenf bezi şişlikleri, açıklanamayan ateş, gece terlemeleri ve kilo kaybı lenfomanın habercisi olabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lenfomayi-isaret-eden-11-onemli-belirti-659884">Lenfomayı İşaret Eden 11 Önemli Belirti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Boyun, koltuk altı veya kasıkta küçülmeyen lenf bezi şişlikleri, açıklanamayan ateş, gece terlemeleri ve kilo kaybı lenfomanın habercisi olabilir. Her yaşta görülebilen lenfoma, 70’ten fazla alt tipiyle farklı seyir gösterebiliyor. Erken değerlendirme ve doğru tanı, hastalığın tipine uygun tedavinin planlanmasında büyük önem taşıyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Hakan İsmail Sarı, “15 Eylül Dünya Lenfoma Farkındalık Günü” kapsamında lenfomayı işaret edebilen belirtiler ve güncel tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Lenfoma tek bir hastalık değildir</strong></p>
<p>Bağışıklık sisteminin önemli hücrelerinden lenfositlerden kaynaklanan lenfoma, tek bir hastalık değildir. Farklı seyir gösteren ve farklı tedavi gerektiren çok sayıda alt tipi bulunan bir kanser grubudur. Lenfoma, “Hodgkin lenfoma” ve “Hodgkin dışı lenfoma” olmak üzere iki ana grupta incelenir. Ancak bu grupların altında birbirinden farklı seyreden 70’ten fazla alt tip yer alır. Bazı alt tipler hızlı ilerleyerek kısa sürede tedavi gerektirirken, bazıları yıllarca belirti vermeden yavaş seyredebilir. Bu nedenle yalnızca “lenfoma” tanısını duymak, hastalığın seyri veya tedavisi hakkında fikir vermez; mutlaka alt tipinin belirlenmesi gerekir.</p>
<p><strong>“Genç yaşta lenfoma görülmez” demeyin</strong></p>
<p>Lenfoma yalnızca ileri yaşlarda görülen bir hastalık değildir. Hodgkin lenfoma en sık 20-39 yaş arasında görülür ve “Bu yaşta kanser olmaz” düşüncesi maalesef tanıda gecikmelere yol açabilir. Lenf bezleri enfeksiyonlar sırasında büyüyebilir ve genellikle birkaç hafta içinde kendiliğinden küçülür. Ancak küçülmeyen, giderek büyüyen veya ağrısız olan şişlikler, kişinin yaşı kaç olursa olsun mutlaka değerlendirilmelidir. Boyun, koltuk altı veya kasıktaki ağrısız bir şişlik birkaç hafta içinde küçülmüyor, giderek büyüyorsa ya da ateş, gece terlemesi, kilo kaybı veya halsizlik eşlik ediyorsa bir hekime başvurulmalıdır. Doktora danışmadan antibiyotik veya kortizon kullanılmamalı, önerilen biyopsi geciktirilmemelidir.</p>
<p><strong>Kan tahlilinin normal çıkması lenfoma olmadığı anlamına gelmez</strong></p>
<p>Kan tahlili, ultrason veya PET-BT değerlendirmeleri lenfoma açısından önemli bilgiler sağlar. Ancak kesin tanı için şüpheli lenf bezinden biyopsi alınması ve doğru alt tipin belirlenmesi gerekir. Kan tahlilinin normal çıkması da lenfoma olmadığı anlamına gelmez. Hastalık bazen belirti vermeden, başka bir nedenle yapılan görüntüleme sırasında fark edilebilir.</p>
<p><strong>Gece aşırı terlemeler lenfomayı işaret edebilir</strong></p>
<p>Lenfoma her zaman belirti vermeyebilir. Ancak bazı bulguların uzun sürmesi, giderek artması veya başka bir nedenle açıklanamaması durumunda hekim değerlendirmesi önem taşır:</p>
<ul>
<li>Boyun, koltuk altı veya kasıkta ağrısız lenf bezi şişlikleri</li>
<li>Haftalar içinde küçülmeyen veya giderek büyüyen lenf bezleri</li>
<li>Nedeni açıklanamayan ve uzun süren ateş</li>
<li>Gece kıyafet veya çarşafları değiştirecek kadar yoğun gece terlemeleri</li>
<li>Beslenme veya yaşam tarzında değişiklik olmaksızın açıklanamayan kilo kaybı</li>
<li>Uzun süren öksürük, göğüste baskı veya nefes darlığı</li>
<li>Karında şişlik, dolgunluk veya erken doyma hissi</li>
<li>Belirgin ve açıklanamayan halsizlik ve yorgunluk</li>
<li>Kolay morarma veya tekrarlayan kanamalar</li>
<li>Vücutta yaygın ve nedeni açıklanamayan kaşıntı</li>
<li>Ciltte nedeni açıklanamayan kızarıklık, döküntü veya lezyonlar</li>
</ul>
<p><strong>Lenfomada “izle ve bekle” yaklaşımı</strong></p>
<p>Lenfomada evre kavramı diğer kanserlerden farklıdır; ileri evrede tanı konulması, tedavi şansının kaybedildiği anlamına gelmez. Lenfoma bulaşıcı bir hastalık değildir. Günümüzde birçok alt tipi tamamen tedavi edilebilirken, bazıları modern tedavilerle uzun yıllar kontrol altında tutulabilmektedir. Örneğin bazı hastalar tamamen iyileşirken, yavaş seyirli bazı lenfomalar yıllarca kontrol altında tutulabilir. Hızlı ilerleyen lenfomalarda tedavi gecikmeden planlanır. Ancak yavaş seyirli bazı lenfomalarda, hasta şikayet yaşamıyorsa yıllarca yalnızca düzenli muayene ve tahlillerle izlem yapılabilir. Bu “izle ve bekle” yaklaşımı hastalığı önemsememek anlamına gelmez. Tedavi, doğru zamanlama ile belirtiler başladığında veya tümör yükü arttığında planlanır.</p>
<p><strong>Tedavi hastalığın alt tipine göre kişiselleştiriliyor</strong></p>
<p>Kemoterapi ve antikor tedavilerinin birlikte kullanıldığı kemoimmünoterapi, halen tedavinin temelini oluşturmaktadır. Bunun yanında lenfoma hücresini doğrudan hedef alan ilaçlar, ağızdan alınan hedefe yönelik tedaviler ve bağışıklık sisteminin kanser hücresini daha iyi tanımasını sağlayan tedaviler kullanılmaktadır. Hastanın kendi bağışıklık hücrelerinin laboratuvarda yeniden programlanıp geri verildiği CAR-T tedavisi gibi yöntemler, özellikle önceki tedavilere yanıt vermeyen veya hastalığı tekrarlayan hastalarda uzun süreli yanıt sağlayabilmektedir. Bazı hastalarda artık kemoterapisiz tedavi kombinasyonları da uygulanabilmektedir.Tedaviyi yalnızca korku nedeniyle geciktirmek daha büyük risk oluşturabilir. Kemoterapi sırasında bitkisel ürün, vitamin veya gıda takviyeleri doktora danışılmadan kullanılmamalıdır; bu ürünler kullanılan ilaçlarla etkileşime girebilir. Lenfomaların çoğunda kesin neden bilinmediği için hastalığı önleyen özel bir beslenme veya yaşam tarzı yaklaşımı da bulunmamaktadır. En etkili yaklaşım, geçmeyen belirtileri zamanında değerlendirmek ve gerekli kontrolleri yaptırmaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lenfomayi-isaret-eden-11-onemli-belirti-659884">Lenfomayı İşaret Eden 11 Önemli Belirti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlar Neden Daha Uzun Yaşıyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlar-neden-daha-uzun-yasiyor-659881</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 08:14:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[Üreme]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659881</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlar neden erkeklerden daha uzun yaşıyor? Bilim insanları yıllardır bu sorunun yanıtını genetik yapı, hormonlar ve yaşam tarzı gibi faktörlerde arıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlar-neden-daha-uzun-yasiyor-659881">Kadınlar Neden Daha Uzun Yaşıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong>Kadınlar neden erkeklerden daha uzun yaşıyor? Bilim insanları yıllardır bu sorunun yanıtını genetik yapı, hormonlar ve yaşam tarzı gibi faktörlerde arıyor. Ancak yayımlanan yeni bir çalışma, bu kez dikkatleri kadın bedeninin üreme biyolojisine çeviriyor. Araştırmacılar, kadınların gebelikten menopoza kadar uzanan yaşam yolculuğunda geliştirdiği biyolojik dayanıklılık mekanizmalarının, sağlıklı yaşlanmanın da anahtarlarından biri olabileceğini öne sürüyor. <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Jale Dal Ağca</strong> ise &#8220;Belki de kadınların daha uzun yaşamasının sırrı tek bir hormonda değil, üreme sistemi ile tüm vücut arasında kurulan karmaşık biyolojik iletişim ağında saklı. Bu yaklaşım, kadınlarda longevity araştırmalarına tamamen yeni bir bakış açısı kazandırıyor&#8221; diyor.</p>
<p><strong>KADINLARI UZUN YAŞATAN ÜREME FONKSİYONU MU? </strong></p>
<p>Kadınlar dünyanın hemen her ülkesinde erkeklerden daha uzun yaşıyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre de kadınların beklenen yaşam süresi erkeklerden yaklaşık 5,2 yıl daha fazla. Peki bu farkın nedeni ne? Bilim insanları yıllardır bu soruya yanıt ararken yayımlanan yeni bir araştırma dikkatleri kadın bedeninin üreme biyolojisine çeviriyor. Ağustos 2026’da yayımlanan ve Buck Institute for Research on Aging araştırmacılarının ortaya koyduğu “Reproductive Resilience Hypothesis – Üreme Dayanıklılığı Hipotezi”, yaşlanmaya farklı bir pencereden bakmamızı öneriyor. Bugüne kadar üremenin organizma için enerji tüketen ve yaşlanmayı hızlandırabilecek bir süreç olduğunun düşünüldüğünü ifade eden <strong>Jale Dal Ağca, </strong>“Oysa bu yeni hipotez tam tersini sorguluyor. Belki de kadın bedeni, gebelikten doğuma ve emzirmeye kadar uzanan bu biyolojik yükü taşıyabilmek için çok güçlü onarım ve dayanıklılık mekanizmaları geliştirdi. Kadınların daha uzun yaşamasının nedeni, üremenin bedeli değil; bu sürecin geliştirdiği biyolojik direnç olabilir&#8221; ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>YUMURTANIN MUCİZEVİ ETKİSİ </strong></p>
<p>Kadınlarda yumurtalıklar çoğu zaman yalnızca doğurganlık ve östrojen üretimiyle ilişkilendirilir. Oysa son yıllarda yapılan araştırmalar, yumurtalıkların metabolizma, kemik sağlığı, kalp-damar sistemi, beyin fonksiyonları, bağışıklık sistemi ve inflamasyonla da yakın ilişki içinde olduğunu gösteriyor. Bu nedenle bilim insanları, kadınlarda sağlıklı yaşlanmayı anlamaya çalışırken yumurtalıkları yalnızca üreme organı olarak değil, tüm vücudu etkileyen önemli bir biyolojik iletişim merkezi olarak değerlendiriyor. Bu noktada Women’s Health Initiative verilerinde 40 yıldan uzun üreme dönemine sahip kadınların 90 yaşına ulaşma olasılığının, 33 yıldan kısa üreme dönemi olanlara göre yaklaşık %13 daha yüksek bulunduğuna dikkat çeken <strong>Ağca</strong>, “Bu yaklaşımı destekleyen insan çalışmalarında bazı araştırmalarda daha geç doğal menopoza giren ve üreme dönemi daha uzun süren kadınların daha uzun yaşama olasılığının arttığı gösterilirken, yumurtalık fonksiyonlarının genç yaşta kaybedilmesi veya her iki yumurtalığın erken dönemde cerrahi olarak alınması ise uzun vadede kalp-damar hastalıkları ve erken ölüm riskindeki artışla ilişkilendiriliyor” diyor. </p>
<p><strong>HORMON TEDAVİSİ KADINLARDA ÖMRÜ UZATIYOR DEMEK DOĞRU MU? </strong></p>
<p>Menopoz hormon tedavisi, son yıllarda longevity tartışmalarının en çok konuşulan başlıklarından biri. <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Jale Dal Ağca</strong> burada önemli bir ayrım yapmak gerektiğine dikkat çekiyor ve “Bugünkü bilimsel veriler, Hormon Replasman Tedavilerinin yalnızca yaşam süresini uzatmak amacıyla kullanılmasını desteklemiyor. Başka bir deyişle Hormon Replasman Tedavisi, bir &#8220;uzun yaşam tedavisi&#8221; değildir. Ancak hormon tedavisini yalnızca sıcak basması ve gece terlemesi gibi menopoz belirtilerini gidermeye yönelik bir yaklaşım olarak değerlendirmek de kadın biyolojisini eksik yorumlamak olur. Menopozla birlikte azalan östrojen; kemik sağlığı, kas kütlesi, metabolizma, kalp-damar sistemi ve genitoüriner dokular üzerinde önemli değişikliklere yol açabilir. Özellikle erken menopoz veya genç yaşta yumurtalık fonksiyonlarının kaybedildiği kadınlarda hormon tedavisinin sağlayabileceği yararlar daha belirgin hale gelmektedir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>KADIN BEDENİNDEKİ KUSURSUZ BİYOLOJİK DENGE </strong></p>
<p>Kadınlarda longevity&#8217;nin sırrını tek bir hormona, tek bir moleküle ya da herhangi bir takviyeye indirgemenin doğru bir yaklaşım olmadığını belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Jale Dal Ağca</strong>, &#8220;Henüz &#8216;yumurtalıkları genç tutmak ömrü uzatır&#8217; ya da &#8216;Hormon Replasman Tedavisi yaşam süresini uzatır&#8217; diyebileceğimiz bilimsel kanıtlara sahip değiliz. Üreme Dayanıklılığı Hipotezi de bugün için kanıtlanmış bir tedavi modeli değil; kadınlarda sağlıklı yaşlanmayı anlamamıza yardımcı olabilecek yeni ve heyecan verici bir bilimsel çerçeve sunuyor&#8221; diyor.</p>
<p>“Kadınlarda sağlıklı yaşlanmayı anlamak istiyorsak, üreme biyolojisini ve menopozu longevity araştırmalarının dışında değerlendiremeyiz” diyen <strong>Ağca</strong>, kadınlara özgü uzun yaşamın sırrının tek bir hormonda olmadığını, kadın bedeninin yaşam boyunca üreme, onarım ve dayanıklılık arasında kurduğu biyolojik dengede saklı olduğunu belirtiyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlar-neden-daha-uzun-yasiyor-659881">Kadınlar Neden Daha Uzun Yaşıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Birliği; “Sağlık Personeli Kıyafetleri İlgili Ciddi Endişelerimiz Var!”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-saglik-personeli-kiyafetleri-ilgili-ciddi-endiselerimiz-var-659840</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 15:28:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[kıyafetleri]]></category>
		<category><![CDATA[lgili]]></category>
		<category><![CDATA[personeli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659840</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hekim Birliği; “Sağlık Personeli Kıyafetleri İlgili Ciddi Endişelerimiz Var!”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-saglik-personeli-kiyafetleri-ilgili-ciddi-endiselerimiz-var-659840">Hekim Birliği; “Sağlık Personeli Kıyafetleri İlgili Ciddi Endişelerimiz Var!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>BSHA / Ankara – Hekim Birliği Sendikası tarafından konu hakkında şu açıklama yapıldı, </span></p>
<p><span>“Sağlık Bakanlığı tarafından sağlık profesyonellerine dağıtılan çalışma kıyafetleriyle ilgili olarak üyelerimizden Sendikamıza ulaşan yoğun bildirimler üzerine konu tarafımızca değerlendirmeye alınmış ve ilgili idarelere gerekli başvurular yapılmıştır </span><span>Söz konusu çalışma kıyafetlerinin uzun süreli kullanım sırasında yeterli hava sirkülasyonu sağlamadığı, yoğun terlemeye neden olduğu, oluşan ısı ve nemin yeterince uzaklaştırılamadığı ve özellikle uzun çalışma sürelerinde ciddi termal rahatsızlık oluşturduğu yönünde sağlık profesyonlerinden çok sayıda bildirim tarafımıza ulaşmıştır. </span><span>Bu bildirimler ve çalışma kıyafetlerinin kullanım özellikleri birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu ürünlerin uzun süreli kullanımının sağlık açısından uygunluğu konusunda Sendikamız nezdinde ciddi tereddüt ve endişe oluşmuştur. </span><span>Kıyafetlerin kumaş bileşen oranlarının teknik şartnamede belirtilen oranlara uygun olduğuna ilişkin inceleme yapılmış olması, tek başına bu kıyafetlerin uzun süreli kullanımının insan sağlığı açısından herhangi bir risk taşımadığını veya sağlık profesyonellerinin uzun süreli kullanımına uygun olduğunu göstermemektedir”</span></p>
<p><b>Sağlık Personeli Kıyafetleri Laboratuvarda İncelenmeli</b></p>
<p><span>Çünkü; </span><span>“Teknik şartnameye uygun bileşim” ile “insan sağlığı açısından güvenli ve uzun süreli kullanıma uygun ürün” aynı şey değildir. </span><span>Bir kumaşın hangi oranlarda hangi maddelerden meydana geldiğinin belirlenmesi başka; bu kumaşın hava geçirgenliği, su buharı geçirgenliği, buharlaşma direnci, termal direnci, ısı ve nem transferi, ter yönetimi ve uzun süreli kullanımda insan vücudu üzerinde meydana getirebileceği fizyolojik etkilerin değerlendirilmesi başka bir husustur. </span><span>Bu nedenle Sendikamızca ilgili idarelere başvurular yapılarak çalışma kıyafetlerinin yalnızca teknik şartnamedeki bileşen oranları bakımından değil; insan sağlığı, iş sağlığı ve güvenliği ve termal konfor yönünden de bilimsel ve objektif yöntemlerle incelenmesi talep edilmiştir. </span><span>Kullanılmamış ürün numunelerinin ilgili deneyler bakımından akredite bağımsız laboratuvarlarda incelenerek özellikle hava geçirgenliği, su buharı geçirgenliği, su buharı/buharlaşma direnci, termal direnç, ısı ve nem transfer özellikleri ile ter/nem yönetiminin belirlenmesi gerektiği kanaatindeyiz. </span><span>Ayrıca çalışma kıyafetlerinin sağlık profesyonleri tarafından saatlerce, bazı durumlarda uzun nöbetler boyunca kullanıldığı unutulmamalıdır. Dolayısıyla değerlendirme yalnızca kumaşın içeriği üzerinden değil, gerçek çalışma koşullarındaki uzun süreli kullanım dikkate alınarak yapılmalıdır. </span><span>6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında çalışanların sağlık ve güvenliğinin korunması işverenin temel yükümlülüklerindendir. Bu nedenle ortaya çıkan tereddütlerin bilimsel incelemelerle giderilmesi ve sağlık profesyonlerinin çalışma ortamında gereksiz bir sağlık veya güvenlik riskine maruz bırakılmaması gerekmektedir.</span></p>
<p><b>İdarelerden Gelecek Cevapları Bekliyoruz</b></p>
<p><span>Yaptığımız başvurular sonucunda ilgili idareler tarafından verilecek cevaplar, yapılacak risk değerlendirmeleri ve bilimsel/teknik incelemeler Sendikamız tarafından ayrıntılı olarak değerlendirilecektir. </span><span>Talebimiz son derece açıktır: </span><span>Bu çalışma kıyafetlerinin uzun süreli kullanımının insan sağlığı açısından zararlı olmadığı ve sağlık profesyonleri açısından sağlık ve güvenlik riski oluşturmadığı; bilimsel, objektif, güvenilir ve denetlenebilir nitelikte teknik ve tıbbi değerlendirmelerle ortaya konulmalıdır. </span><span>Bu hususta yeterli ve güvenilir bilimsel değerlendirme ortaya konulmadan sağlık profesyonlerinin çalışma kıyafetlerini kullanmaya zorlanmasını doğru bulmuyoruz. </span><span>İlgili idarelerden gelecek cevaplara ve yapılacak bilimsel incelemelerin sonuçlarına göre Sendikamızca gerekli idari ve hukuki yollara başvurulması değerlendirilecektir. </span><span>Bunun yanında, insan sağlığı açısından oluşan tereddütlerin bilimsel ve güvenilir raporlarla giderilmemesi ve sağlık profesyonlerinin söz konusu kıyafetleri kullanmaya zorlanmaya devam edilmesi hâlinde, Hekim Birliği Sendikası Merkez Yönetim Kurulu tarafından çalışma kıyafetlerinin giyilmemesine yönelik sendikal eylem kararı alınması da değerlendirilecektir. </span><span>Buradaki yaklaşımımız herhangi bir ürün veya kurum hakkında peşinen hüküm vermek değildir.</span></p>
<p><b><strong>İstediğimiz şey açıktır</strong></b></p>
<p><span>Sağlık profesyonlerine “giymek zorundasınız” deniliyorsa, önce bu kıyafetin uzun süreli kullanımının sağlık açısından güvenli olduğu bilimsel olarak ortaya konulmalıdır. </span><span>Sağlık profesyonlerinin sağlığı bir teknik şartname maddesinden ibaret değildir. </span><span>Konuya ilişkin bilimsel inceleme sonuçları ve idarelerin Sendikamıza vereceği cevaplar kamuoyu ve üyelerimizle paylaşılacaktır. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-birligi-saglik-personeli-kiyafetleri-ilgili-ciddi-endiselerimiz-var-659840">Hekim Birliği; “Sağlık Personeli Kıyafetleri İlgili Ciddi Endişelerimiz Var!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıcak yiyecek ve içeceklere dikkat: Her yudum yemek borusuyla temas ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sicak-yiyecek-ve-iceceklere-dikkat-her-yudum-yemek-borusuyla-temas-ediyor-659836</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 12:28:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[borusuyla]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[içeceklere]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[Yiyecek]]></category>
		<category><![CDATA[yudum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659836</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yemek borusunun hassas mukoza tabakası, ağızdan alınan yiyecek ve içeceklerle doğrudan temas ediyor. Çok sıcak tüketilen gıdaların yemek borusundan geçişi sırasında dokunun yüksek ısıyla karşı karşıya kalması, tüketim sıcaklığının önemini bir kez daha ortaya koyuyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-yiyecek-ve-iceceklere-dikkat-her-yudum-yemek-borusuyla-temas-ediyor-659836">Sıcak yiyecek ve içeceklere dikkat: Her yudum yemek borusuyla temas ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doç. Dr. Halil Genç, “Bir kez sıcak bir içecek tüketildiğinde oluşabilecek geçici tahriş ile bunun yıllar boyunca tekrarlanan bir alışkanlık haline gelmesi aynı şekilde değerlendirilmemelidir. Çok sıcak içeceklerin sürekli tüketilmesi, yemek borusu mukozasının tekrar tekrar yüksek ısıya maruz kalmasına neden olabilir. Burada üzerinde durduğumuz konu çayın ya da kahvenin kendisi değil, içeceğin tüketildiği sıcaklıktır.” diyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/09/sicak-yiyecek-ve-iceceklere-dikkat-her-yudum-yemek-borusuyla-temas-ediyor-0-Oijr5paN.jpg"/></p>
<p><strong>“Dilim Yanmıyor” Demek Güvenli Olduğu Anlamına Gelmeyebilir</strong></p>
<p>Sıcak içeceklere karşı tolerans kişiden kişiye değişebiliyor. Uzun yıllardır çayını çok sıcak tüketen bir kişi, başkasının rahatsız olacağı sıcaklığı zaman içerisinde normal olarak algılayabiliyor. Ancak sıcaklığa alışmış olmak, yemek borusu dokusunun yüksek ısıdan etkilenmediği anlamına gelmiyor.</p>
<p>Doç. Dr. Halil Genç, “Kişinin çok sıcak içeceklere alışmış olması, yüksek sıcaklığın yemek borusu üzerindeki etkisini ortadan kaldırmaz. Bu nedenle ‘Ben yıllardır böyle içiyorum, artık sıcak gelmiyor’ düşüncesi doğru bir ölçüt değildir. İçeceğin ağızda belirgin bir yanma hissi oluşturmayacak sıcaklığa gelmesini beklemek daha uygun bir yaklaşım olacaktır.” diyor.</p>
<p><strong>Önemli Olan Kaç Bardak İçildiğinden Çok Nasıl İçildiği</strong></p>
<p>Çok sıcak içeceklerle ilgili gündeme gelen bilgiler zaman zaman “Günde kaç bardak çay ya da kahve içilebilir?” sorusunu da beraberinde getiriyor. Ancak yalnızca bardak sayısı üzerinden kesin bir sınır belirlemek doğru bir yaklaşım değil.</p>
<p>Doç. Dr. Genç, konunun tüketim alışkanlığının bütünüyle değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Bir kişinin günde kaç bardak çay/kahve  içtiği tek başına yeterli bir bilgi değildir. İçeceğin ne kadar sıcak olduğu, ne kadar hızlı tüketildiği ve bu alışkanlığın ne kadar süredir devam ettiği de önemlidir. Bu nedenle ‘şu sayının üzerindeki her bardak zararlıdır’ şeklinde genelleme yapmak doğru olmaz.” diyor.</p>
<p><strong>Çok Sıcak İçecekler Neden Yemek Borusu İçin Önemli?</strong></p>
<p>Yüksek sıcaklığa tekrarlayan şekilde maruz kalmak yemek borusunun iç yüzeyinde termal tahrişe yol açabiliyor. Doku kendisini onarma kapasitesine sahip olsa da sürekli tekrarlanan ısı hasarı, uzun vadede yemek borusu sağlığı açısından dikkate alınması gereken faktörlerden biri olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü bünyesindeki Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), 65°C’nin üzerindeki sıcaklıklarda tüketilen içecekleri “çok sıcak” olarak tanımlıyor. Buradaki değerlendirme belirli bir çay, kahve veya başka bir içecek türünden ziyade yüksek sıcaklığa maruziyet üzerinden yapılıyor.</p>
<p>Ancak bu değerlendirme, çok sıcak içecek tüketiminin tek başına yemek borusu kanserine neden olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır. Yemek borusu kanseri farklı risk faktörlerinin birlikte rol oynayabildiği çok faktörlü bir hastalıktır. Çok sıcak içeceklerin uzun süreli ve tekrarlayan tüketimi ise yemek borusunun yüksek ısıya maruz kalması nedeniyle üzerinde durulan faktörlerden biridir.</p>
<p>“Bu bilgi ‘sıcak içecek içmeyin’ şeklinde yorumlanmamalı” diyen Doç. Dr. Genç, “Günlük alışkanlıklarda yapılabilecek değişiklik oldukça basit. İçeceği kaynar halde tüketmek yerine bir miktar soğumasını beklemek gerekiyor. Amaç sevilen bir içeceği hayatımızdan çıkarmak değil, çok yüksek sıcaklıkta tüketme alışkanlığını değiştirmektir.” şeklinde konuşuyor.</p>
<p><strong>Reflü Şikayeti Olanlar Belirtileri Göz Ardı Etmemeli</strong></p>
<p>Yemek borusu yalnızca sıcak içeceklerden etkilenmiyor. Gastroözofageal reflüde mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması, yemek borusu mukozasında tahrişe ve çeşitli yakınmalara yol açabiliyor.</p>
<p>Reflüsü bulunan kişilerde çok sıcak içecek tüketiminin doğrudan hastalığı ağırlaştırdığına ilişkin her kişi için geçerli bir sonuç çıkarmanın doğru olmayacağını belirten Doç. Dr. Halil Genç, özellikle mevcut yemek borusu şikayetlerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>“Uzun süredir devam eden mide yanması ve ağıza acı su gelmesi gibi reflü yakınmaları bulunan kişilerin belirtilerini yalnızca beslenme alışkanlıklarına bağlamaması gerekir. Şikâyetlerin karakterinin değişmesi veya yeni belirtilerin ortaya çıkması durumunda değerlendirme önem taşır.”</p>
<p><strong>Yutma Güçlüğü “Geçer” Diye Beklenmemeli</strong></p>
<p>Yemek borusuyla ilişkili hastalıklar başlangıçta farklı belirtilerle kendini gösterebilir. Katı gıdaları yutarken takılma hissi, giderek artan yutma güçlüğü, yutarken ağrı, açıklanamayan kilo kaybı veya uzun süredir devam eden göğüs arkasında yanma gibi yakınmaların göz ardı edilmemesi gerekir.</p>
<p>Doç. Dr. Halil Genç, “Yutma güçlüğü özellikle üzerinde durduğumuz belirtilerden biridir. Kişi daha önce rahatlıkla tüketebileceği katı gıdaların takıldığını hissetmeye başladıysa veya yutma problemi giderek belirginleşiyorsa bunun nedeninin değerlendirilmesi gerekir. Her yutma güçlüğü ciddi bir hastalık anlamına gelmez; ancak süreklilik gösteren veya ilerleyen yakınmaların araştırılması önemlidir.” diyor.</p>
<p><strong>Çaydan Vazgeçmek Değil, Çok Sıcak İçme Alışkanlığını Değiştirmek</strong></p>
<p>Çay ve kahve tüketiminde amaç, içeceğin tamamen bırakılması değil; yüksek sıcaklığa bağlı gereksiz maruziyetin azaltılmasıdır. İçeceğin hazırlandıktan sonra bir süre bekletilmesi, ilk yudumda ağız ve boğazda yanma oluşturacak sıcaklıkta tüketilmemesi ve çok sıcak içme alışkanlığının günlük rutinin bir parçası haline getirilmemesi alınabilecek basit önlemler arasında yer alıyor.</p>
<p>Doç. Dr. Halil Genç sözlerini şöyle tamamlıyor:</p>
<p>“Çay kültürümüzün önemli bir parçası ve burada çayın kendisini zararlı ilan etmek doğru değil. Dikkat çekmek istediğimiz nokta, içeceğin sıcaklığı. Özellikle sürekli olarak ağzı yakacak derecede sıcak içmek yerine biraz beklemek, günlük hayatta kolaylıkla uygulanabilecek bir davranış değişikliğidir. Yemek borusu sağlığı açısından küçük görünen alışkanlıkların uzun yıllar boyunca tekrarlandığını unutmamak gerekir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-yiyecek-ve-iceceklere-dikkat-her-yudum-yemek-borusuyla-temas-ediyor-659836">Sıcak yiyecek ve içeceklere dikkat: Her yudum yemek borusuyla temas ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp hastalarına zayıflama iğnesi uyarısı: Doktor kontrolü şart</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalp-hastalarina-zayiflama-ignesi-uyarisi-doktor-kontrolu-sart-659832</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 12:22:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarına]]></category>
		<category><![CDATA[iğnesi]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659832</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zayıflama iğnelerinin kalp kası üzerindeki olası etkileri tartışılırken, uzmanlar fazla kilonun kalp sağlığı açısından oluşturduğu risklerin ise net olduğunu belirtiyor. Kalp hastalarının bu tür ilaçları kullanmadan önce mutlaka hekim değerlendirmesinden geçmesi gerektiği vurgulanıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-hastalarina-zayiflama-ignesi-uyarisi-doktor-kontrolu-sart-659832">Kalp hastalarına zayıflama iğnesi uyarısı: Doktor kontrolü şart</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kilo vermenin kalp sağlığı üzerinde olumlu etkileri olduğunu ifade eden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Dolayısıyla zayıflama iğneleri kalp krizi ve kalp yetmezliği riskini azaltmaya katkı sağlayabilir.” dedi. Zayıflama iğnelerinin en belirgin yan etkilerinin mide-bağırsak sisteminde görüldüğüne işaret eden Prof. Dr. Baltalı, kalp hastalarının ise zayıflama iğnelerini mutlaka doktor kontrolünde kullanması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, zayıflama iğnelerinin kalp sağlığı üzerinde etkisi olup olmadığı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/09/kalp-hastalarina-zayiflama-ignesi-uyarisi-doktor-kontrolu-sart-0-lIfDuUIU.jpg"/></p>
<p><strong>Obezite kalp sağlığı için ciddi bir tehdit!</strong></p>
<p>Bilinenin aksine zayıflama iğnelerinin kalp kasını zayıflatmadığını aktaran Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Kalbi koruyabiliyor, kalp yetmezliğinden ölümü engelleyebiliyor veya azaltabiliyor.” dedi.</p>
<p>Semaglutid ve tirzepatid etken maddeli ilaçların kalbin pompalama gücünü azaltıcı bir etkisi olmadığını ifade eden Prof. Dr. Baltalı, “İkinci olarak ateroskleroz dediğimiz, kalbi besleyen damarlardaki kalınlaşmayı veya damar tıkanıklığını, kalp krizini, kalp yetmezliği oluşumunu ve buna bağlı ölümleri engelleyebiliyor. Çünkü obezite hem kalp krizi hem de kalp yetmezliğine bağlı durumlar için bir risk faktörüdür. Obeziteyi engellediğinizde, yani insanları zayıflattığınızda bu durum kalp üzerinde net olarak olumlu etki yapar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zayıflama iğnelerinin yan etkileri mide-bağırsak sisteminde görülüyor!</strong></p>
<p>Hızlı kilo kaybının da kalp ritmini veya kalp kası üzerinde olumsuz bir etkisi bulunmadığına işaret eden Prof. Dr. Baltalı, “Aksine kilo vermenin kalp sağlığı açısından olumlu etkileri söz konusu.” dedi.</p>
<p>En belirgin etkilerin mide-bağırsak sistemi üzerinde görüldüğünü kaydeden Prof. Dr. Baltalı, “Bu tür ilaçlar mide boşalmasını yavaşlatabiliyor ve ishal veya kabızlık gibi şikâyetlere yol açabiliyor. Kullanıcıların yaklaşık yüzde 5 ila 6’sı da bu tür yan etkiler nedeniyle ilacı bırakıyor.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Baltalı ayrıca, zayıflama iğnelerinin çarpıntı oluşturduğuna dair bir kanıt olmadığını, kan basıncını artırmadığını ve fazla kilonun neden olduğu tansiyonu da düşürebildiğini söyledi.</p>
<p><strong>Kalp hastaları zayıflama iğnelerini doktor kontrolünde kullanmalı!</strong></p>
<p>Kalp hastalığı bulunanların zayıflama iğnesi kullanımını değerlendiren Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Herhangi bir kontrendikasyon yoksa hastalar tirzepatid ve semaglutid etken maddeli ilaçları kullanabilirler. Ancak her durumda kullanmadan önce doktora gidilmesi gerekir; tiroit kanseri gibi birtakım kanser türleri olanların bunları kesinlikle kullanmaması icap eder.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>İğne kontrollü şekilde bırakılmalı!</strong></p>
<p>Haftada bir kullanılan iğnelerin ilk etkisinin insülinle benzer şekilde kan şekerini düzene sokması olduğunu dile getiren Prof. Dr. Baltalı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İkinci olarak ise beyne etki ederek açlık hissini net olarak engeller. Belli bir kiloya ulaştıktan sonra kullanımı tamamen bırakıldığında tekrar kilo kazanımı olabiliyor. Bu nedenle ilacı yavaş yavaş, belli aralıklarla sıklığı azaltarak kesmek önerilir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-hastalarina-zayiflama-ignesi-uyarisi-doktor-kontrolu-sart-659832">Kalp hastalarına zayıflama iğnesi uyarısı: Doktor kontrolü şart</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp hastaları zayıflama iğnelerini doktor kontrolünde kullanmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalp-hastalari-zayiflama-ignelerini-doktor-kontrolunde-kullanmali-659817</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 12:05:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Baltalı]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[iğnelerini]]></category>
		<category><![CDATA[ila]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolünde]]></category>
		<category><![CDATA[kullanmalı]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659817</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, zayıflama iğnelerinin kalp sağlığı üzerinde etkisi olup olmadığı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-hastalari-zayiflama-ignelerini-doktor-kontrolunde-kullanmali-659817">Kalp hastaları zayıflama iğnelerini doktor kontrolünde kullanmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, zayıflama iğnelerinin kalp sağlığı üzerinde etkisi olup olmadığı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Obezite kalp sağlığı için ciddi bir tehdit!</strong></p>
<p>Bilinenin aksine zayıflama iğnelerinin kalp kasını zayıflatmadığını aktaran Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Kalbi koruyabiliyor, kalp yetmezliğinden ölümü engelleyebiliyor veya azaltabiliyor.” dedi.</p>
<p>Semaglutid ve tirzepatid etken maddeli ilaçların kalbin pompalama gücünü azaltıcı bir etkisi olmadığını ifade eden Prof. Dr. Baltalı, “İkinci olarak ateroskleroz dediğimiz, kalbi besleyen damarlardaki kalınlaşmayı veya damar tıkanıklığını, kalp krizini, kalp yetmezliği oluşumunu ve buna bağlı ölümleri engelleyebiliyor. Çünkü obezite hem kalp krizi hem de kalp yetmezliğine bağlı durumlar için bir risk faktörüdür. Obeziteyi engellediğinizde, yani insanları zayıflattığınızda bu durum kalp üzerinde net olarak olumlu etki yapar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zayıflama iğnelerinin yan etkileri mide-bağırsak sisteminde görülüyor!</strong></p>
<p>Hızlı kilo kaybının da kalp ritmini veya kalp kası üzerinde olumsuz bir etkisi bulunmadığına işaret eden Prof. Dr. Baltalı, “Aksine kilo vermenin kalp sağlığı açısından olumlu etkileri söz konusu.” dedi.</p>
<p>En belirgin etkilerin mide-bağırsak sistemi üzerinde görüldüğünü kaydeden Prof. Dr. Baltalı, “Bu tür ilaçlar mide boşalmasını yavaşlatabiliyor ve ishal veya kabızlık gibi şikâyetlere yol açabiliyor. Kullanıcıların yaklaşık yüzde 5 ila 6’sı da bu tür yan etkiler nedeniyle ilacı bırakıyor.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Baltalı ayrıca, zayıflama iğnelerinin çarpıntı oluşturduğuna dair bir kanıt olmadığını, kan basıncını artırmadığını ve fazla kilonun neden olduğu tansiyonu da düşürebildiğini söyledi.</p>
<p><strong>Kalp hastaları zayıflama iğnelerini doktor kontrolünde kullanmalı!</strong></p>
<p>Kalp hastalığı bulunanların zayıflama iğnesi kullanımını değerlendiren Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Herhangi bir kontrendikasyon yoksa hastalar tirzepatid ve semaglutid etken maddeli ilaçları kullanabilirler. Ancak her durumda kullanmadan önce doktora gidilmesi gerekir; tiroit kanseri gibi birtakım kanser türleri olanların bunları kesinlikle kullanmaması icap eder.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>İğne kontrollü şekilde bırakılmalı! </strong></p>
<p>Haftada bir kullanılan iğnelerin ilk etkisinin insülinle benzer şekilde kan şekerini düzene sokması olduğunu dile getiren Prof. Dr. Baltalı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İkinci olarak ise beyne etki ederek açlık hissini net olarak engeller. Belli bir kiloya ulaştıktan sonra kullanımı tamamen bırakıldığında tekrar kilo kazanımı olabiliyor. Bu nedenle ilacı yavaş yavaş, belli aralıklarla sıklığı azaltarak kesmek önerilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-hastalari-zayiflama-ignelerini-doktor-kontrolunde-kullanmali-659817">Kalp hastaları zayıflama iğnelerini doktor kontrolünde kullanmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyanın Önde Gelen Sepsis Uzmanları Acıbadem Üniversitesi&#8217;nde Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunyanin-onde-gelen-sepsis-uzmanlari-acibadem-universitesinde-bulustu-659703</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 10:21:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acıbadem]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[gelen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[önde]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[sepsis]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanları]]></category>
		<category><![CDATA[Yoğun Bakım]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659703</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sepsis Günü kapsamında Acıbadem Üniversitesi ve Türk Yoğun Bakım Derneği iş birliğiyle, Acıbadem Üniversitesi’nde gerçekleştirilen 2. Uluslararası Sepsis Sempozyumu, Türkiye’den ve dünyanın farklı ülkelerinden yoğun bakım alanında önde gelen bilim insanlarını bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyanin-onde-gelen-sepsis-uzmanlari-acibadem-universitesinde-bulustu-659703">Dünyanın Önde Gelen Sepsis Uzmanları Acıbadem Üniversitesi&#8217;nde Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Dünya Sepsis Günü kapsamında Acıbadem Üniversitesi ve Türk Yoğun Bakım Derneği iş birliğiyle, Acıbadem Üniversitesi’nde gerçekleştirilen 2. Uluslararası Sepsis Sempozyumu, Türkiye’den ve dünyanın farklı ülkelerinden yoğun bakım alanında önde gelen bilim insanlarını bir araya getirdi. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Yoğun Bakım Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Cinel’in sorumluluğunu üstlendiği, <strong>300’ün üzerinde bilim insanı ve tıp fakültesi öğrencisinin</strong></em></strong><em> <strong>katıldığı sempozyumda, sepsisin küresel yükünden erken tanı ve tedaviye, bağışıklık sisteminin rolünden organ disfonksiyonlarına, damar endotelinden intestinal ve alveol epiteline, sıkı inflamasyon kontrolünden metabolik kontrole ve sıvı tedavisinin hassas ayarına kadar sepsis tedavisinin güncel tüm yönleri ele alındı. Anesteziyoloji ve reanimasyon, göğüs hastalıkları, dahiliye, enfeksiyon hastalıkları, nöroloji, genel cerrahi, acil tıp ve yoğun bakım başta olmak üzere çok sayıda farklı tıp branşından uzmanların katıldığı sempozyum, sepsisin artık yalnızca yoğun bakımın değil, çok disiplinli tıbbın ortak mücadele alanı olduğunu ortaya koydu…</strong></em></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl yaklaşık <strong>48,9 milyon kişi sepsisten etkileniyor ve sepsisle ilişkili nedenlerle yaklaşık 11 milyon kişi hayatını kaybediyor</strong>. Sepsis, bir enfeksiyona karşı vücudun verdiği yanıtın kontrolden çıkarak kendi doku ve organlarına zarar vermesiyle ortaya çıkıyor ve erken fark edilip tedavi edilmediğinde organ disfonksiyonlarının derinleşmesine, peşi sıra diğer organ disfonksiyonlarının tabloya eklenmesine ve septik şokla ölüme yol açabiliyor. </p>
<p>Sempozyumda, sepsisle mücadelenin yalnızca yoğun bakımda başlamadığı; enfeksiyonların önlenmesinden hastalığın erken fark edilmesine, doğru tedavinin zamanında başlanmasından yoğun bakımda organ desteklerine kadar uzanan bir süreç olduğu vurgulandı. Ayrıca aşıların zamanında yapılması, el ve yara hijyeni, enfeksiyonların ihmal edilmemesi, antibiyotiklerin yalnızca hekim önerisiyle kullanılması ve enfeksiyon sırasında hastanın hızla kötüleştiğini gösteren belirtilerde zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmasının, sepsisin önlenmesi ve erken yakalanmasında önemli rol oynadığına da dikkat çekildi. </p>
<p>“Sepsis yalnızca yoğun bakımda başlayan bir hastalık değil; mücadele daha önce başlamalı” diyen <strong>Prof. Dr. İsmail Cinel</strong>, sepsis konusunda multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çekiyor. Yoğun bakımda sepsis ve kritik hasta yönetimi alanlarında yayınlarıyla bilinen Prof. Dr. İsmail Cinel, sepsisin boyutunu şu sözlerle ifade ediyor: “Klinik tabloları dünyanın en iyi sinema klasiklerinden olan ‘İyi, Kötü ve Çirkin’ isimli yapımındaki gibi ayıracak olursak; sepsis bir enfeksiyonun ulaşabileceği en çirkin ve en ölümcül halidir. Ancak bu tabloyu sadece yoğun bakım koridorlarında verilen bir savaş olarak düşünmek büyük bir yanılgı olur. Süreç, basit bir enfeksiyonun adım adım ağırlaşmasıyla ilerler. Dolayısıyla mücadele; enfeksiyonun önlenmesinden erken tanıya, doğru tedavinin hızla başlatılmasından ileri yoğun bakım desteğine kadar uzanan, her anı kritik tek bir zincirdir.” </p>
<p>Prof. Dr. İsmail Cinel, sepsis tedavisinde son yıllarda yaşanan en önemli değişimlerden birinin, hastalığı ve hastayı daha ayrıntılı değerlendirme yönündeki yaklaşım olduğunu belirterek, “Artık yalnızca enfeksiyonu tedavi etmeye değil, enfeksiyon karşısında hastanın bağışıklık sisteminin, kardiyovasküler sisteminin nasıl davrandığını anlamaya çalışıyoruz. Hedefimiz yalnızca mikroorganizmayla savaşmak değil; konağın savunma hücrelerinin yaşadığı tükenmişliği önlemek, yani hastanın bu saldırıya verdiği yanıtın detaylarına hakim olmak. Sepsiste ezber tedaviler dönemi kapanıyor; artık her hastanın kendi biyolojik yanıtına, o anki bağışıklık durumuna özel kurgulanan kişiselleştirilmiş tedaviler uyguluyoruz” diyor.</p>
<p><b><strong>Sepsiste Hastaya Özel Tedavi Dönemi </strong></b></p>
<p>Sempozyumun en dikkat çekici bilimsel başlıklarından biri,<strong> </strong><strong>sepsis hastalarının bağışıklık sistemlerinin birbirinden farklı tepki verdiğinin anlaşılması ve gelecekte tedavinin hastanın biyolojik özelliklerine göre şekillendirileceği </strong>oldu. King’s College London Kritik Hastalık Araştırma Merkezi Direktörü ve Yoğun Bakım Bölümü Başkanı <strong>Prof. Dr. Manu Shankar-Hari</strong>, sepsisin tek tip bir hastalık gibi değerlendirilmesinin artık değiştiğine dikkat çekiyor: “Bazı hastalarda bağışıklık sistemi enfeksiyona karşı aşırı tepki verirken, bazı hastalarda tam tersine bağışıklık yanıtı baskılanabiliyor. Bu farklılıkların belirlenmesi halinde, gelecekte hastaya <strong>standart sepsis tedavisi</strong> uygulamak yerine, hangi biyolojik mekanizmanın ön planda olduğuna göre tedavi seçilmesi hedefleniyor. <strong>Sepsis bütün hastalarda aynı şekilde gelişmiyor. Hastanın bağışıklık sisteminin nasıl tepki verdiğini anlayabilirsek, gelecekte tedaviyi de buna göre şekillendirebiliriz. Hedefimiz, doğru hastaya doğru tedaviyi, doğru zamanda verebilmek.</strong><strong> </strong><strong>Gelecekte doktorların yalnızca ‘Hastada sepsis var’ demesi değil, ‘Bu hastanın bağışıklık sistemi nasıl çalışıyor ve hangi tedaviden fayda görebilir?’ sorusuna da yanıt araması</strong> mümkün olabilir. Bu yaklaşımın yanı sıra sepsis sonrası hastaların uzun dönem sağlık sorunları ve iyileşme süreci de önem taşıyor<strong>”…</strong></p>
<p><b><strong>Çocuklarda Ağır Sepsiste Kanın Özel Cihazlarla Temizlenmesi Umut Vaat Ediyor </strong></b></p>
<p>Sempozyumda <strong>çocuklarda ağır sepsis ve septik şok sırasında uygulanan ekstrakorporeal kan arıtma ve hemoadsorpsiyon yöntemlerinden söz eden </strong>Roma <strong>Ospedale Pediatrico Bambino Gesù Çocuk Hastanesi, Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi’nden Dr. Gabriella Bottari</strong>, özellikle ağır durumdaki çocuklarda bu yöntemlerin kullanımına yönelik araştırmalara dikkat çekiyor. 2026 yılında yayımlanan <strong>CYTOPED</strong><strong> </strong>çalışmasında, yoğun bakımdaki 12 çocuğu değerlendirdiklerini belirten <strong>Dr. Gabriella Bottari, “Çocuklarda ağır sepsis söz konusu olduğunda zamanla yarışıyoruz. Hemoadsorpsiyon gibi yöntemlerle, mevcut tedavilere ek olarak vücuttaki aşırı inflamatuvar yükü azaltıp azaltamayacağımızı araştırıyoruz. Kanı temizleme gibi yöntemler ö</strong>zellikle <strong>çok ağır durumdaki çocuklarda mevcut tedavilere yeni bir destek seçeneği kazandırmak açısından umut vaat ediyor. Ancak bu yöntemlerin çocuklarda yaşam kurtardığını kesin olarak söyleyebilmek için daha güçlü klinik çalışmalara ihtiyacımız var” şeklinde konuşuyor. </strong></p>
<p><b><strong>Sepsiste Böbrekleri Korumak Önemli </strong></b></p>
<p>Sempozyumun bir başka önemli başlığı ise <strong>sepsisin böbrekler üzerindeki ağır etkileri ve akut böbrek hasarının yönetimi</strong> oldu. Erişkin yoğun bakımı, akut böbrek hasarı ve sürekli böbrek destek tedavileri üzerine çalışmalarıyla öne çıkan İsviçre&#8217;deki <strong>Lausanne Üniversite Hastanesi’nden Yoğun Bakım Uzmanı Prof. Dr. Antoine Schneider</strong>, “Sepsis sırasında böbrekler yeterince kanlanamadığında akut böbrek hasarı gelişebiliyor. Böyle bir durumda hastanın vücudunda sıvı ve istenmeyen bazı maddeler birikebiliyor. Ancak güncel yaklaşım, <strong>‘ne kadar çok sıvı verirsek o kadar iyi’</strong> anlayışından uzaklaşarak, hastanın gerçekten sıvıya ihtiyacı olup olmadığının ve verilen sıvının organlara nasıl etki ettiğinin daha dikkatli değerlendirilmesine yöneliyor. <strong>Sepsis sırasında böbrekleri kaybetmek, hastanın iyileşme sürecini ciddi şekilde etkileyebilir. Amacımız yalnızca gerektiğinde böbreğin görevini makineyle üstlenmek değil; doğru zamanda, doğru yöntemi kullanarak böbreğin yeniden çalışabilme ihtimalini de korumak” diyor.</strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Sepsis nedeniyle böbrekleri zarar gören bir hastaya gereğinden fazla sıvı yüklemenin de, böbrek desteğini gereksiz yere geciktirmenin de sorun yaratabileceğine dikkat çeken</strong><strong> </strong><strong>Prof. Dr. Antoine Schneider, “</strong>Hedef, hastanın dolaşımını ve sıvı dengesini yakından izleyerek böbrekleri mümkün olduğunca korumak ve ihtiyaç olduğunda böbrek destek tedavisini doğru zamanda başlatmak” şeklinde konuşuyor.</p>
<p><strong>Hedef Hastayı Sadece Hayatta Tutmak Değil, Organları da Korumak</strong></p>
<p><strong>Sepsis artık yalnızca enfeksiyon ve yüksek ateş üzerinden değerlendirilen bir hastalık olarak görülmüyor.</strong> Bağışıklık sisteminin verdiği yanıt, küçük damarların ve damar duvarının işlevi, kanın pıhtılaşma sistemi, akciğerlerin ve böbreklerin durumu ve hastanın dolaşımının nasıl etkilendiği birlikte değerlendiriliyor.</p>
<p>Bu çerçevede sempozyumda <strong>kişiselleştirilmiş sepsis tedavileri, bağışıklık sisteminin aşırı veya yetersiz yanıtının kontrol edilmesi, sepsis sırasında akciğerlerin korunması, dolaşım ve doku perfüzyonunun daha hassas değerlendirilmesi, sıvı tedavisinin hastaya göre ayarlanması, akut böbrek hasarının önlenmesi ve böbrek destek tedavilerinin geliştirilmesi, damar endotelinin bozulması, pıhtılaşma sorunları ve yeni biyobelirteçler</strong> gibi çok sayıda güncel başlık ele alındı. <strong>“Sepsiste hedef artık yalnızca hastayı hayatta tutmak değil, organları da koruyarak hastanın iyileşmesini sağlamak” diyen </strong>Prof. Dr. İsmail Cinel, sepsiste erken müdahalenin öneminin yanı sıra <strong>hastayı bir bütün olarak değerlendiren ve organları korumayı hedefleyen tedavilerin</strong> önem kazandığını vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürüyor: <strong>“Sepsisle mücadelede artık yalnızca enfeksiyona odaklanmıyoruz. Hastanın bağışıklık sisteminin nasıl tepki verdiğine, dolaşımının nasıl etkilendiğine, akciğerlerinin ve böbreklerinin nasıl korunduğuna birlikte bakıyoruz. Bilimin geldiği noktada hedefimiz, hastayı yalnızca kritik dönemden çıkarmak değil, mümkün olduğunca daha iyi bir iyileşme süreci sağlayabilmek. Sepsis ç</strong>oğu zaman zatürre, idrar yolu enfeksiyonu, karın içi enfeksiyon veya başka bir enfeksiyonun ağırlaşmasıyla gelişiyor. Hasta yoğun bakıma ancak hastalık ilerleyip organ fonksiyonları bozulduğunda gereksinim duyabiliyor. Bu nedenle sepsisle mücadele; <strong>enfeksiyonlardan korunma, erken belirtileri fark etme, zamanında sağlık kuruluşuna başvurma, doğru tedavi ve gerektiğinde yoğun bakım desteği</strong> şeklinde birbirini tamamlayan bir süreç olarak ele alınmalı”&#8230;</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyanin-onde-gelen-sepsis-uzmanlari-acibadem-universitesinde-bulustu-659703">Dünyanın Önde Gelen Sepsis Uzmanları Acıbadem Üniversitesi&#8217;nde Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prostat kanserine karşı bu belirtilere dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prostat-kanserine-karsi-bu-belirtilere-dikkat-659692</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 10:14:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtilere]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserine]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[muayene]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Psa]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659692</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olan prostat kanseri, özellikle erken evrelerde sinsice ilerleyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-kanserine-karsi-bu-belirtilere-dikkat-659692">Prostat kanserine karşı bu belirtilere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olan prostat kanseri, özellikle erken evrelerde sinsice ilerleyebiliyor. Eylül ayının Prostat Kanseri Farkındalık Ayı olması ise erkeklerin prostat sağlığı konusunda bilinçlenmesi ve gerekli kontrolleri ihmal etmemesi açısından önemli bir fırsat sunuyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Engin Kaya</strong> “Prostat kanserinde en önemli noktalardan biri, hastalığın erken dönemde sessiz ilerleyebilmesi olduğundan dolayı, şikayetlerin ortaya çıkmasını beklemeden, yaşınız ve kişisel risk faktörleriniz doğrultusunda doktorunuzla prostat kanseri taraması hakkında konuşmanız büyük önem taşır” diyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Kaya, prostat kanseri hakkında bilinmesi gereken 5 kritik bilgiyi paylaştı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<ul>
<li><strong>Prostat kanseri belirti vermeyebilir!</strong></li>
</ul>
<p>Prostat kanseri erken dönemde hiçbir yakınmaya neden olmayabilir. Sık idrara çıkma, özellikle geceleri idrara kalkma, idrar yapmaya başlamada zorlanma, idrar akımının zayıflaması veya kesintili olması, idrar yaparken yanma ya da kan görülmesi, ağrı veya rahatsızlık gibi şikayetlerden biri veya birkaçı varsa mutlaka bir üroloji uzmanına başvurulmalıdır. Belirti olmaması prostat kanseri olmadığı anlamına gelmez. Erken tanı kritik önem taşıdığından dolayı hiçbir şikayetiniz olmasa bile yaşınız ve kişisel risk faktörleriniz doğrultusunda mutlaka düzenli muayene olmanızda büylük fayda bulunmaktadır. </p>
<ul>
<li><strong>PSA yüksekse her zaman kanser anlamına gelmez</strong></li>
</ul>
<p>PSA değeri prostat kanseri açısından önemli bir belirteçtir; ancak tek başına kanser tanısı koydurmaz. PSA düzeyi prostatın iyi huylu büyümesi, prostat iltihabı ve başka nedenlerle de yükselebilir. Benzer şekilde, düşük PSA değeri de prostat kanserini kesin olarak dışlamaz. Bu nedenle PSA sonucu; hastanın yaşı, aile öyküsü, prostat muayenesi, önceki PSA değerleri ve gerektiğinde MR bulguları ile birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<ul>
<li><strong>Parmakla rektal muayene de önemli!</strong></li>
</ul>
<p>Prostat kanserinde gerek görüldüğünde farklı değerlendirme yöntemlerinden de yararlanılır. Doktor tarafından yapılan parmakla rektal muayene ile prostatın boyutu, kıvamı ve yüzeyindeki şüpheli değişiklikler değerlendirilebilir. Yine gerek görülen hastalarda prostatın ayrıntılı MR görüntülemesi de tanıya katkı sağlayabilir. PSA, muayene veya görüntüleme sonuçlarında şüpheli bulgular saptanırsa kesin tanı için prostat biyopsisi yapılabilir. Günümüzde uygun hastalarda MR bulguları eşliğinde hedefli biyopsi ve transperineal biyopsi gibi modern yöntemlerden yararlanılmaktadır. </p>
<ul>
<li><strong>Tedavi kişiye özel planlanmalıdır!</strong></li>
</ul>
<p>Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Engin Kaya, prostat kanseri tanısı konulduğunda ilk olarak hastalığın evresi ve risk grubunun belirlendiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Tedavi planlanırken PSA düzeyi, biyopsi sonucu ve Gleason skoru / Grade Group, kanserin evresi, MR ve diğer görüntüleme bulguları, hastanın yaşı ve genel sağlık durumu ile hastanın beklentileri ve yaşam kalitesi birlikte değerlendirilir. Her prostat kanseri aynı değildir. Bu nedenle tedavi kararı her hasta için kişiselleştirilmelidir.” </p>
<ul>
<li><strong>Tedavide yeni nesil teknoloji dönemi!</strong></li>
</ul>
<p>Cerrahi tedavi gereken hastalarda günümüzde daha küçük kesilerle gerçekleştirilen cerrahi yöntemlerin önemli bir seçenek haline geldiğini belirten Prof. Dr. Kaya “Robotik ve laparoskopik cerrahi, prostat kanserinin cerrahi tedavisinde kullanılan modern yöntemlerdir. Bazı hastalarda ise yalnızca kanserli bölgeyi hedefleyen HIFU (ses dalgalarıyla tedavi), kriyoablasyon (dondurarak tedavi) ve IRE (elektrik dalgalarıyla tedavi) gibi fokal tedavilerden yararlanılabilmektedir. Tedavi seçimi hastalığın özelliklerine göre belirlenir” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-kanserine-karsi-bu-belirtilere-dikkat-659692">Prostat kanserine karşı bu belirtilere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prostat Kanserinde Erken Tanı Tedaviyi Olumlu Etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prostat-kanserinde-erken-tani-tedaviyi-olumlu-etkiliyor-659689</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 10:09:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[olumlu]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Psa]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659689</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prostat kanseri, erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olmasına rağmen erken evrede çoğu zaman herhangi bir belirtiye yol açmadan ilerliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-kanserinde-erken-tani-tedaviyi-olumlu-etkiliyor-659689">Prostat Kanserinde Erken Tanı Tedaviyi Olumlu Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prostat kanseri, erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olmasına rağmen erken evrede çoğu zaman herhangi bir belirtiye yol açmadan ilerliyor. İdrar yapma şikayetlerinin her zaman prostat kanserine işaret etmemesi nedeniyle hiçbir yakınması olmayan erkeklerin de yaş ve kişisel risk faktörleri doğrultusunda değerlendirilmesi önem taşıyor. Memorial Göztepe Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Eyüp Veli Küçük, “15 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık Günü” öncesi prostat kanserinde erken tanının önemine dikkat çekerek PSA testinden görüntüleme yöntemlerine, kişiye özel tedavi seçeneklerinden robotik cerrahiye kadar güncel yaklaşımlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>“Şikayet yoksa prostat sağlıklıdır” düşüncesi yanıltıcı</strong></p>
<p>İdrar yaparken zorlanma, gece sık idrara kalkma, idrar akımında zayıflama veya kesik kesik işeme gibi şikayetler toplumda sıklıkla prostat kanseriyle ilişkilendirilmektedir. Ancak bu yakınmalar çoğunlukla iyi huylu prostat büyümesi gibi farklı nedenlerden kaynaklanmaktadır. Prostat kanseri ise özellikle erken dönemde herhangi bir belirti vermeden ilerleyebilmektedir. Bu nedenle prostat sağlığı konusunda şikayetlerin ortaya çıkmasını beklemek yerine yaş ve kişisel risk faktörleri doğrultusunda düzenli değerlendirme yapılması önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>PSA tek başına kanser tanısı koydurmuyor</strong></p>
<p>Prostat kanseri değerlendirmesinde kullanılan önemli araçlardan biri PSA adı verilen kan testidir. Ancak PSA değeri tek başına kanser tanısı koydurmaz. Değerlendirmede yaş, aile öyküsü, önceki PSA sonuçları, prostatın klinik muayenesi ve gerekli durumlarda görüntüleme yöntemlerinin birlikte ele alınması gerekmektedir. PSA yüksekliği de her zaman prostat kanseri anlamına gelmez. İyi huylu prostat büyümesi, prostat iltihabı ve bazı diğer durumlar PSA değerinin yükselmesine neden olabilmektedir. Öte yandan tek bir PSA değerinin normal olması da prostat kanserini kesin olarak dışlamaz.</p>
<p><strong>Her erkeğe aynı test aynı yaşta uygulanmıyor</strong></p>
<p>Prostat kanseri riski yaşla birlikte artarken, özellikle birinci derece akrabalarında prostat kanseri bulunan erkeklerde risk daha yüksek olabilmektedir. Bu nedenle kişinin ne zaman ve hangi yöntemlerle değerlendirilmesi gerektiğinin kendi risk profiline göre belirlenmesi önem taşımaktadır. Ailede, özellikle baba veya erkek kardeşte prostat kanseri öyküsü bulunması, erken değerlendirme kararını etkileyebilen önemli faktörlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Buradaki amaç herkese aynı testi aynı yaşta uygulamak değil, kişinin riskine göre doğru zamanda ve doğru yöntemlerle değerlendirilmesini sağlamaktır.</p>
<p><strong>Gelişmiş tanı yöntemleri doğru hastayı belirlemeye yardımcı oluyor</strong></p>
<p>Prostat kanseri şüphesinin değerlendirilmesinde günümüzde geçmişe kıyasla daha gelişmiş yöntemlerden yararlanılmaktadır. Gerekli hastalarda PSA’nın tekrar değerlendirilmesinin yanı sıra klinik risk analizi, çok parametreli prostat MR’ı ve uygun görülen durumlarda biyopsi gibi yöntemler birlikte değerlendirilebilmektedir. Bu yaklaşım, prostat kanseri şüphesi bulunan hastaların daha doğru değerlendirilmesine ve gerçekten tedavi edilmesi gereken hastaların daha iyi belirlenmesine katkı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Prostat kanseri tanısı her zaman ameliyat anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>Prostat kanseri tanısı alan her hastanın cerrahi tedaviye ihtiyacı bulunmamaktadır. Tedavi kararı; hastalığın evresi ve risk grubu, tümörün özellikleri, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve yaşam beklentisi gibi birçok faktör dikkate alınarak kişiye özel olarak verilmektedir. Düşük riskli bazı hastalarda aktif izlem uygun bir seçenek olabilirken, bazı hastalarda radyoterapi tercih edilebilmektedir. Cerrahi tedavinin gerekli olduğu durumlarda ise radikal prostatektomi gündeme gelebilmektedir. Dolayısıyla prostat kanserinde doğru tedavinin belirlenmesinde yalnızca tümörün özellikleri değil, hastanın genel durumu ve yaşam beklentisi de dikkate alınmaktadır.</p>
<p><strong>İdrar tutma ve cinsel fonksiyonların korunması hedefleniyor</strong></p>
<p>Prostat kanserinin cerrahi tedavisinde robotik cerrahi önemli bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Robotik cerrahi, cerraha yüksek çözünürlüklü görüntüleme ve hassas hareket kabiliyeti sağlayarak prostat çevresindeki anatomik yapıların daha kontrollü şekilde değerlendirilmesine ve cerrahi işlemin gerçekleştirilmesine olanak tanımaktadır. Prostatın çevresinde idrar tutma ve cinsel fonksiyon açısından önemli anatomik yapılar bulunmaktadır. Bu nedenle cerrahi tedavide hedef yalnızca kanseri ortadan kaldırmak değil; uygun hastalarda idrar tutma ve cinsel fonksiyonların mümkün olduğunca korunmasına katkı sağlamak ve hastanın günlük yaşamına kaliteli şekilde dönmesini desteklemektir. Ancak robotik cerrahinin bir teknoloji, cerrahinin ise bir tedavi yöntemi olduğu unutulmamalıdır. Kısacası, en gelişmiş teknoloji kullanılsa dahi doğru hasta seçimi, cerrahi planlama ve cerrahi deneyim gibi önemli noktaların göz ardı edilmemesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>Prostat kanseri riskinizi biliyor musunuz?</strong></p>
<p>Prostat kanserinin erken tanısında günümüzde PSA testi, gelişmiş görüntüleme yöntemleri ve cerrahi teknikler önemli imkanlar sunmaktadır. Ancak bu imkanlardan yararlanabilmenin ilk adımı, kişinin kendi risklerinin farkında olması ve uygun zamanda üroloji değerlendirmesine başvurmasıdır. Özellikle ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunan erkeklerin risklerini doktorlarıyla değerlendirmeleri önem taşımaktadır. Prostat kanserinde erken tanı, yalnızca hastalığın seyrini değil, uygulanabilecek tedavi seçeneklerini ve yaşam kalitesini de etkileyebilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-kanserinde-erken-tani-tedaviyi-olumlu-etkiliyor-659689">Prostat Kanserinde Erken Tanı Tedaviyi Olumlu Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeditepe Koşuyolu Hastanesi, İstanbul&#8217;da SAS Altın Akreditasyon Belgesi Alan İlk Üniversite Hastanesi Oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeditepe-kosuyolu-hastanesi-istanbulda-sas-altin-akreditasyon-belgesi-alan-ilk-universite-hastanesi-oldu-659653</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Akreditasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Altın]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[kalite]]></category>
		<category><![CDATA[koşuyolu]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sas]]></category>
		<category><![CDATA[stanbul]]></category>
		<category><![CDATA[yeditepe]]></category>
		<category><![CDATA[Yeditepe Üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659653</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu İhtisas Hastanesi, İstanbul’da SAS Altın Akreditasyon Belgesi’ni almaya hak kazanan ilk üniversite hastanesi oldu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeditepe-kosuyolu-hastanesi-istanbulda-sas-altin-akreditasyon-belgesi-alan-ilk-universite-hastanesi-oldu-659653">Yeditepe Koşuyolu Hastanesi, İstanbul&#8217;da SAS Altın Akreditasyon Belgesi Alan İlk Üniversite Hastanesi Oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu İhtisas Hastanesi, İstanbul’da SAS Altın Akreditasyon Belgesi’ni almaya hak kazanan ilk üniversite hastanesi oldu.</strong> Sağlık hizmetlerinde kalite ve hasta güvenliğinin önemli göstergelerinden biri olan TÜSKA Sağlıkta Akreditasyon Sistemi (SAS) kapsamında verilen “Altın Akreditasyon Belgesi”, yüksek kalite standartları, hasta odaklı hizmet anlayışı ve güvenli sağlık uygulamalarının ulusal düzeyde tescili niteliğini taşıyor. <br /> </p>
<p><b><strong>Kalite ve hasta güvenliğinde yüksek standart</strong></b></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu İhtisas Hastanesi, sağlık hizmetlerinde kalite standartlarını yükseltmeye yönelik çalışmaları kapsamında, Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü (TÜSKA) tarafından yürütülen Sağlıkta Akreditasyon Sistemi (SAS) değerlendirmelerini başarıyla tamamlayarak “<strong>Altın Akreditasyon Belgesi”</strong> almaya hak kazandı. Sağlık kuruluşlarında hasta güvenliği, klinik kalite, çalışan güvenliği, kurumsal yönetim ve sürekli iyileştirme süreçlerini kapsamlı şekilde değerlendiren SAS Akreditasyon Programı kapsamında verilen “Altın Akreditasyon Belgesi”, ulusal düzeyde sağlık hizmetlerinde ulaşılan yüksek standartların önemli göstergeleri arasında yer alıyor.<br /> </p>
<p><strong>Belge törende takdim edildi</strong></p>
<p>İstanbul’da SAS Altın Akreditasyon Belgesi’ni almaya hak kazanan ilk üniversite hastanesi olan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi’nin Altın Akreditasyon Belgesi, düzenlenen törenle verildi. Törende TÜSKA Başkanı Doç. Dr. Bayram Demir, belgeyi Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Altay Burak Dalan’a sundu. <strong>İl Sağlık Müdür Yardımcısı Op. Dr. Zülfü Kılıç, TÜSKA Koordinatörü Prof. Dr. Umut Beylik, Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri İdari Koordinatörü Dr. Özay Ünal ve Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Koordinatörü Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl’ün de katıldığı tören, yoğun katılımla gerçekleşti.</strong><br /> </p>
<p><strong>“Hedefimiz bu kaliteyi sürdürülebilir kılmak”</strong></p>
<p>Akreditasyon sürecinin hastanenin kalite standartlarının sürekli geliştirilmesine önemli katkı sağladığını belirten <strong>Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Altay Burak Dalan</strong><strong>,</strong> “Sağlık hizmetlerinde kalite ve hasta güvenliğine verdiğimiz değerin önemli bir göstergesi olan TÜSKA SAS Altın Akreditasyon Belgesi’ni almaktan büyük mutluluk ve gurur duyuyoruz. Bu belgeyi yalnızca bir başarı belgesi olarak görmüyoruz. Aynı zamanda kaliteyi sürekli geliştirme konusundaki kararlılığımızın bir göstergesi olarak değerlendiriyoruz. Hasta ve çalışan güvenliği bizim için her zaman öncelikli” diye konuştu. Süreçte emeği geçen herkese teşekkür eden <strong>Prof. Dr. Altay Burak Dalan</strong> “Bizim için asıl başarı, bu kalite anlayışını sürdürülebilir kılmak. Bugün aldığımız bu değerli belgenin hepimiz için önemli bir motivasyon olacağına inanıyorum” dedi.<br /> </p>
<p><strong>Öncelik hasta ve çalışan güvenliği</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi’nde yürütülen değerlendirme sürecinde hasta bakım hizmetleri, klinik uygulamalar, enfeksiyon kontrolü, ilaç güvenliği, çalışan güvenliği, kalite yönetimi ve kurumsal süreçler detaylı olarak incelendi. Başarıyla tamamlanan akreditasyon süreci sonucunda alınan “Altın Akreditasyon Belgesi”, hastanenin sağlık hizmetlerinde kaliteyi sürekli geliştirme yaklaşımını ve hasta güvenliğine verdiği önemi ortaya koyuyor. Akreditasyon süreci boyunca sağlık hizmetlerinin tüm aşamalarında ulusal kalite standartlarına uyum, hasta deneyiminin geliştirilmesi ve güvenli bakım uygulamalarının güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yürütüldü. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi, elde ettiği “Altın Akreditasyon Belgesi” ile birlikte sağlık hizmetlerinde kalite kültürünü daha da ileri taşımayı, hasta ve çalışan güvenliğini önceliklendiren uygulamalarını sürdürmeyi hedefliyor.<br /><strong>Kalite odaklı sağlık hizmeti anlayışı sürüyor</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu İhtisas Hastanesi’nde hasta odaklı sağlık hizmeti anlayışı doğrultusunda yürütülen kalite çalışmaları, ulusal ve uluslararası standartlar çerçevesinde geliştirilmeye devam ediyor. <strong>Kalite, hasta güvenliği ve hasta memnuniyetini merkeze alan uygulamalarla sağlık hizmetlerinde mükemmellik hedeflenirken, güvenli ve nitelikli sağlık hizmeti sunma anlayışı kararlılıkla sürdürülüyor.</strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeditepe-kosuyolu-hastanesi-istanbulda-sas-altin-akreditasyon-belgesi-alan-ilk-universite-hastanesi-oldu-659653">Yeditepe Koşuyolu Hastanesi, İstanbul&#8217;da SAS Altın Akreditasyon Belgesi Alan İlk Üniversite Hastanesi Oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer’a karşı tek bir beyin egzersizi yeterli mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimera-karsi-tek-bir-beyin-egzersizi-yeterli-mi-659592</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2026 11:08:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[egzersizi]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[yeterli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659592</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzmanlar, zihinsel aktivitelerde çeşitliliğin önemine dikkat çekiyor. Farklı beyin egzersizlerinin dikkat, hafıza, dil ve planlama gibi çeşitli bilişsel becerileri desteklediğini belirten uzmanlar, tek başına yapılan zihinsel aktivitelerin Alzheimer’a karşı koruyucu olduğuna dair yeterli kanıt bulunmadığını vurguluyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimera-karsi-tek-bir-beyin-egzersizi-yeterli-mi-659592">Alzheimer’a karşı tek bir beyin egzersizi yeterli mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Herkes için tek bir ‘en iyi beyin egzersizi’ olmadığına işaret eden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, “Kısa sürelerle başlayıp alıştıkça ilerlemek daha sürdürülebilirdir. Hata yapmak normaldir; amaç kendimizi sınava sokmak değil, öğrenmeyi sürdürmektir.” dedi. Beyni zorlayan ancak kişiyi bunaltmayan etkinliklerin daha uygun olduğunu ifade eden Prof. Dr. Metin, bulmacalarda başarılı olmanın tüm zihinsel becerilerin geliştiği anlamına gelmediğini vurguladı. Özellikle yeni başlayan veya günlük yaşamı etkileyen unutkanlıkların yalnızca bulmacalarla çözülmeye çalışılmaması gerektiğine de dikkat çeken Prof. Dr. Metin, beyin sağlığını desteklemek için zihinsel aktivitelerin yanı sıra düzenli hareket, sosyal ilişkiler ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının da önemli olduğunu aktardı.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/09/alzheimera-karsi-tek-bir-beyin-egzersizi-yeterli-mi-0-fbiXgmtx.png"/></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, zihinsel aktivitelerin beynin bilişsel becerilerine etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Farklı zihinsel aktiviteler farklı becerileri çalıştırır! </strong></p>
<p>Her zihinsel aktivitenin beyni aynı şekilde çalıştırmadığını ifade eden Prof. Dr. Barış Metin, “Beynimiz tek bir beceriden oluşmuyor; dikkat, hafıza, dil ve planlama gibi farklı yeteneklerimiz var.” dedi.</p>
<p>Kelime bulmacasının daha çok bildiğimiz sözcükleri hatırlamayı, sudokunun ise mantık yürütmeyi ve olasılıkları takip etmeyi gerektirdiğini aktaran Prof. Dr. Metin, “Yeni bir yemek tarifini uygulamak bile dikkat, hafıza ve planlamayı birlikte kullanır. Burada önemli bir ayrım var; bir bulmacada ustalaşmak, bütün zihinsel becerilerimizin aynı ölçüde geliştiği anlamına gelmez. Bu nedenle zihinsel hayatımızın tek bir etkinlikten ibaret olmaması yararlıdır. Çok alıştığımız bir bulmacayı zamanla daha otomatik çözeriz. Yeni bir beceri öğrenirken ise yeni bilgileri akılda tutmamız, hata yaptığımızda yöntem değiştirmemiz ve dikkat göstermemiz gerekir. Sosyal ortamlarda da konuşmayı takip eder, insanları tanır ve farklı bakış açılarına uyum sağlarız. Yalnızca yeni insanlarla tanışmak değil, mevcut ilişkileri canlı tutmak da değerlidir. Sevdiğiniz bulmacayı bırakmanız gerekmez; yanına yeni öğrenmeler ve sosyal etkinlikler ekleyebilirsiniz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Uğraştıran ama ilerlenebilen etkinlikler iyi bir ölçü olabilir!</strong></p>
<p>Beyni zorlayan ama kişiyi bunaltmayan aktivitelerin nasıl seçilebileceğine değinen Prof. Dr. Metin, “Uğraştıran ama ilerlenebilen etkinlikler iyi bir ölçü olabilir. Etkinlik hiç düşünmeden yapılıyorsa zorluk artırılabilir. Sürekli başarısızlık hissi yaratıyorsa daha küçük adımlara bölünebilir.” dedi.</p>
<p>Yeni bir dil öğrenirken uzun metinler ezberlemek yerine birkaç ifadeyi öğrenip kısa bir konuşmada kullanmakla başlanabileceği örneğini veren Prof. Dr. Metin, “Kısa sürelerle başlayıp alıştıkça ilerlemek daha sürdürülebilirdir. Hata yapmak normaldir; amaç kendimizi sınava sokmak değil, öğrenmeyi sürdürmektir. Kişinin ilgisi, eğitim düzeyi, görme ve işitme durumu da seçimi etkilemelidir. Bu konuda özellikle demans hastası yakınlarımız açısından dikkatli olmalıyız. Bazen yapılan egzersizler demans hastaları için aşırı zor ve yorucu olabiliyor. Egzersizleri seçerken nöroloji uzmanı veya bu konuda uzman bir psikoloğa danışılması önerilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Herkes için tek bir ‘en iyi beyin egzersizi’ yok!</strong></p>
<p>Farklı etkinliklerin farklı becerileri birlikte kullandığına işaret eden Prof. Dr. Barış Metin, şunları söyledi:</p>
<p>“Kitap okumak; dili anlama, dikkati sürdürme ve olaylar arasında bağlantı kurmayı gerektirir. Okuduğunu anlatmak veya tartışmak etkinliği zenginleştirir. Enstrüman çalmak; dinleme, ritim, hafıza ve el hareketlerini birlikte yönetmeyi gerektirir. Müzik dinlemekle enstrüman öğrenmek aynı zihinsel görev değildir. Yeni bir dil öğrenmek; yeni sözcükleri hatırlamayı, sesleri ayırt etmeyi ve uygun ifadeyi seçmeyi gerektirir. Dans etmek; hareket sırasını hatırlama, ritim ve koordinasyonu birleştirir, ayrıca fiziksel ve sosyal yönleri vardır. El becerileri; örgü, seramik veya ahşap işleri gibi uğraşlar dikkat, planlama ve el-göz koordinasyonunu kullanır.</p>
<p>Bu ve benzeri aktiviteler beynin farklı işlevlerini ve görece olarak farklı bölgelerini çalıştırır. Herkes için tek bir ‘en iyi beyin egzersizi’ yoktur. Kişinin zevk alarak ve aşırı zorlanmadan yapacağı zihinsel aktiviteyi seçmek gerekir.”</p>
<p><strong>Önemli olan günlük yaşamı kolaylaştırmak!</strong></p>
<p>Yapılan aktivitenin etkili olabilmesi için kişinin zorlandığı alanları hedeflemenin gerekli olmadığını kaydeden Prof. Dr. Metin, “Sağlıklı bir kişi için çeşitli, ilgi çekici ve sürdürülebilir etkinlikler iyi bir başlangıçtır. Belirgin bir dikkat veya hafıza sorunu varsa, önce sorunun niteliğini anlamak ve çalışmaları buna göre düzenlemek daha anlamlıdır.” dedi.</p>
<p>Önemli olanın yalnızca oyundaki puanı yükseltmek değil, günlük yaşamı kolaylaştırmak olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Metin, “Randevularını unutan biri için bilgiyi düzenleme ve takvim kullanma alışkanlığı da değerlidir. Yeni başlayan, giderek artan veya günlük işleri aksatan unutkanlığı yalnızca bulmacayla çözmeye çalışmamak gerekir. Özellikle yaşlı bireyler ve demans hastaları için hayal kırıklığı yaratan ve aşırı zorlayıcı aktivitelerden kaçınmak önemlidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Beyin egzersizleri Alzheimer’a karşı garanti değil!</strong></p>
<p>‘Beyin egzersizi yapıyorum, dolayısıyla Alzheimer olmam’ düşüncesinin doğru olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Barış Metin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Beyin egzersizi Alzheimer’a karşı garanti değildir. Bazı yapılandırılmış bilişsel eğitimler için umut verici sonuçlar olsa da bunları her bulmacaya, uygulamaya veya hobiye genelleyemeyiz. Bir etkinlikte daha iyi olmakla Alzheimer hastalığını önlemek aynı şey değil.</p>
<p>Zihinsel etkinlikler, beyin sağlığını destekleyen yaşamın bir parçasıdır. Düzenli hareket, sosyal ilişkiler, sağlıklı beslenme, sigaradan uzak durma ve tansiyon, kan şekeri, kolesterol kontrolü de önemlidir. Risk azaltılabilir ama sıfırlanamaz; Alzheimer gelişmesi kişinin yeterince okumadığı veya bulmaca çözmediği anlamına gelmez.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimera-karsi-tek-bir-beyin-egzersizi-yeterli-mi-659592">Alzheimer’a karşı tek bir beyin egzersizi yeterli mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yumurta dondurmada yaş sınırı tartışması: Kadınların üreme tercihlerine neden müdahale ediliyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yumurta-dondurmada-yas-siniri-tartismasi-kadinlarin-ureme-tercihlerine-neden-mudahale-ediliyor-659584</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2026 10:08:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dondurmada]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların]]></category>
		<category><![CDATA[sınırı]]></category>
		<category><![CDATA[tartışması]]></category>
		<category><![CDATA[Üreme]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yumurta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659584</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de yumurta dondurma uygulamasına ilişkin yasal sınırlamalar, çocuk sahibi olmayı ilerleyen yaşlara ertelemek isteyen kadınların seçeneklerini daraltıyor. Uzmanlara göre, üreme planlamasında yaş faktörü kadar kadınların kararlarını özgürce verebilmesi ve sağlık politikalarının değişen yaşam koşullarına yanıt vermesi de önem taşıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yumurta-dondurmada-yas-siniri-tartismasi-kadinlarin-ureme-tercihlerine-neden-mudahale-ediliyor-659584">Yumurta dondurmada yaş sınırı tartışması: Kadınların üreme tercihlerine neden müdahale ediliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de kadınların yumurta dondurmasına yönelik yasal sınırlamalar, ilerleyen yaşlarda çocuk sahibi olmak isteyen kadınların gebelik şansını etkileyebiliyor. Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Kalay, mevcut uygulamanın tıbbi açıdan doğurabileceği sonuçlar hakkında şu bilgileri verdi:</p>
<p><strong>YUMURTA SAYISI, GEBELİK BAŞARISIYLA DOĞRUDAN İLİŞKİLİ</strong></p>
<p>“Yumurta sayısı her kadında yaşla aynı şekilde ilerlemediği için, aynı yaştaki kadınların yumurta rezervleri birbirinden farklı olabilir. Gebelik olasılığını mümkün olan en yüksek düzeyde tutabilmek için ihtiyaç duyulan yumurta sayısı da yaşla birlikte değişiyor. 35 yaşın altındaki bir kadında 10-15 yumurta elde edilmesi gebelik şansı açısından iyi bir sayı olarak değerlendirilirken, 35-40 yaş arasında bu sayı 15-20’ye çıkabiliyor. 40 yaş sonrasında ise gebelik şansını artırabilmek için 20’den fazla yumurtaya ihtiyaç duyulabiliyor. Maalesef ülkemizdeki yasal düzenlemeler nedeniyle yumurta dondurma işlemini ancak 40 yaş sonrasında veya 40 yaşın altında olsa bile yumurta rezervinin düşük olduğunu raporla belgeleyen kadınlarda yapabiliyoruz. Bu da açıkçası bizi üzen konulardan biri. Çünkü elde edilen yumurta sayısı, gebelik başarısıyla doğrudan ilişkili.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/09/yumurta-dondurmada-yas-siniri-tartismasi-kadinlarin-ureme-tercihlerine-neden-mudahale-ediliyor-0-yBDICrjV.jpg"/></p>
<p><strong>BİR YUMURTA BİR BEBEK ANLAMINA MI GELİYOR?</strong></p>
<p>Bir yumurta, bir bebek demek değil. Dondurulan yumurtalar çözüldüğünde bunların yaklaşık yüzde 85-90’ı canlılığını koruyor. Dolayısıyla dondurulan her yumurtanın gebelikle sonuçlanması söz konusu değil. Bu nedenle elimizde daha fazla sayıda yumurta bulunması, ileride gebelik elde etme şansını artırıyor.”</p>
<p>Mevcut düzenleme bu noktada tartışmalı bir sonuç da ortaya çıkarıyor: Yumurta dondurma işleminde başarı ihtimali, yumurtalar daha genç yaşta toplandığında daha yüksekken, herhangi bir tıbbi zorunluluğu bulunmayan kadınların istedikleri yaşta yumurtalarını dondurmalarına izin verilmiyor.</p>
<p><strong>GENÇ KADINLAR YUMURTA DONDURAMIYOR!</strong></p>
<p>Başka bir ifadeyle kadın, gelecekte çocuk sahibi olma şansını korumak amacıyla yumurtalarını daha genç yaşta dondurmak istese bile, mevzuatta belirtilen tıbbi koşulları taşımıyorsa bunu yaptıramıyor. Bu durum, “Kadının ne zaman çocuk sahibi olacağına ve doğurganlığını geleceğe yönelik nasıl koruyacağına devlet ne ölçüde müdahale edebilir?” sorusunu da beraberinde getiriyor.</p>
<p>Eleştirilerin temelinde de bu çelişki bulunuyor: Yumurta dondurmanın biyolojik açıdan daha avantajlı olduğu genç yaşlarda işlem sınırlandırılırken, yumurta rezervinin azaldığı veya yaşın ilerlediği dönemde işleme izin veriliyor.</p>
<p>Dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde ise “sosyal yumurta dondurma” olarak adlandırılan uygulamaya izin veriliyor. Kadının çocuk sahibi olmayı neden ertelediğine ilişkin tıbbi bir gerekçe veya düşük yumurta rezervini gösteren bir rapor şartı aranmıyor.</p>
<p>Bunun yerine kadına yaşıyla bağlantılı başarı ihtimali, işlemin riskleri, yumurtaların saklanma koşulları ve yumurta dondurmanın gelecekte çocuk sahibi olmayı garanti etmediği anlatılıyor; ardından bilgilendirilmiş onamı alınarak işlem gerçekleştirilebiliyor.</p>
<p>Dolayısıyla tartışmanın merkezinde yalnızca tıbbi bir yöntem değil, daha temel bir soru bulunuyor:</p>
<p>Bir kadın, gelecekte anne olma ihtimalini korumak için sağlıklı yumurtalarını ne zaman donduracağına kendisi mi karar vermeli, yoksa buna devlet mi karar vermeli?”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yumurta-dondurmada-yas-siniri-tartismasi-kadinlarin-ureme-tercihlerine-neden-mudahale-ediliyor-659584">Yumurta dondurmada yaş sınırı tartışması: Kadınların üreme tercihlerine neden müdahale ediliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Bülent Şık: Yetersiz beslenme hem sağlığı hem başarıyı olumsuz etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-bulent-sik-yetersiz-beslenme-hem-sagligi-hem-basariyi-olumsuz-etkiliyor-659528</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2026 07:44:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarıyı]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bülent]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[gelişme]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yetersiz]]></category>
		<category><![CDATA[Yetersiz Beslenme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659528</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde Çocuklar ve Gıda Güvenliği Misyon Projesi’ni yürüten gıda mühendisi Dr. Bülent Şık, okula gidecek çocukların beslenme sorununa dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-bulent-sik-yetersiz-beslenme-hem-sagligi-hem-basariyi-olumsuz-etkiliyor-659528">Dr. Bülent Şık: Yetersiz beslenme hem sağlığı hem başarıyı olumsuz etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde Çocuklar ve Gıda Güvenliği Misyon Projesi’ni yürüten gıda mühendisi Dr. Bülent Şık, okula gidecek çocukların beslenme sorununa dikkat çekti. Gıda krizi ve yoksulluğa bağlı gelişen yetersiz beslenmenin yalnızca çocukların büyüme ve gelişimini değil, okul başarısını da doğrudan etkilediğini söyleyen Dr. Bülent Şık, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu alanda uyguladığı ve planladığı çalışmaları aktardı.</p>
<p>Okulların açılmasıyla birlikte özellikle gelişme çağındaki 0-14 yaş grubunda bulunan çocukların yetersiz beslenme sorunu yeniden gündeme geldi. Çocuklara ve gençlere yönelik çeşitli beslenme destekleri sunan İzmir Büyükşehir Belediyesi, bu alandaki çalışmalarını gıda mühendisi Dr. Bülent Şık öncülüğünde yürütülen Çocuklar ve Gıda Güvenliği Misyon Projesi ile genişletiyor. Proje kapsamında hayata geçirilecek çalışmaları aktaran Dr. Bülent Şık, yetersiz beslenmenin çocukların sağlığı ve eğitim hayatı üzerindeki olumsuz etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><strong>“Yetersiz beslenme, okul başarısını etkiliyor”</strong><br />Özellikle pandemiden sonra derinleşen gıda krizine dikkat çeken Dr. Bülent Şık, araştırmalara göre her üç çocuktan birinin yetersiz beslenme sorunuyla karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetersiz beslenmenin okul başarısını çok derinden etkileyen bir sorun olduğunu kaydeden Şık, “Elbette öncelikli sorunumuz nitelikli bir eğitim kadar çocukların beslenmesine yönelik desteğin de okullarda sağlanmasıdır. Türkiye&#8217;de gelişme çağında olan 0-14 yaş aralığında 19,5 milyon çocuk yaşıyor. Bu yaş grubu, yetersiz beslenmenin olumsuz etkilerine maruz kalabilecek en hassas gruptur” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Toksik kimyasallara maruziyeti de artırıyor”</strong><br />Yetersiz beslenmenin çocukların büyüme ve gelişmesini olumsuz etkilemesinin yanı sıra çevresel toksik kimyasallara maruziyeti de artırdığını dile getiren Şık, “Açlık ve yetersiz beslenme, çocuklarda sadece büyümeyi ve gelişmeyi etkilemez; toksik kimyasalların vücuda daha çok sirayet etmesine, daha çok emilmesine yol açar. Bu da hem sağlığı etkiler hem de okul başarısını çok ciddi şekilde geriletir” bilgisini verdi.</p>
<p><strong>Büyükşehir’in beslenme destekleri</strong><br />Yetersiz beslenmeye karşı yapılacak en önemli çalışma olarak çocukların beslenme ihtiyacını karşılayacak programları işaret eden Şık, “İzmir Büyükşehir Belediyesi de bu açıdan son derece kıymetli çalışmalar yapıyor. Kantini bulunmayan, gıdaya erişimin en zor olduğu yedi okulda her gün çocuklara yaklaşık 2 bin gıda paketi ulaştırılıyor. Özel gereksinimli çocukların eğitim gördüğü okullara günde 2 bin 500; dezavantajlı bölgelerdeki 12 dayanışma noktasında ise 3 bin 500 kişilik sıcak yemek sağlanıyor. Süt Kuzusu Programı kapsamında ihtiyaç sahibi ailelerin 2-5 yaşındaki çocuklarına ayda sekiz litre süt desteği veriliyor. Bunun yanı sıra belediyenin Yuvamız İzmir Çocuk Etkinlik Merkezleri’nde günde üç öğün beslenme desteği veriliyor. Üniversite öğrencilerine altı noktada her gün 4 bin kişilik yiyecek desteği sunuluyor. Bu gibi desteklerin yanı sıra eğitim ve bilgilendirici çalışmalar da yoğun bir şekilde yürütülüyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Çocuklar ve Gıda Güvenliği Misyon Projesi</strong><br />İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak Çocuklar ve Gıda Güvenliği Misyon Projesi başlattıklarını kaydeden Şık, yapılması planlanan çalışmalar hakkında şu bilgileri verdi: “Belediyede gıda ve beslenme desteği çalışmalarını sürdüren çok sayıda birim var. Bu birimlerle koordineli şekilde çalışıyoruz. ‘Kreş, yurt, yemekhane, ev gibi beslenme yapılan alanlarda çocukların büyüme ve gelişmesini olumsuz etkileyen zehirli kimyasal maddeleri mutfak uygulamalarıyla azaltabilir miyiz’ sorusu ile hareket ediyoruz. Mutfakta kullandığımız her türlü araç gereçte toksik kimyasal yükü olabildiği kadar azaltan, buna maruziyeti engelleyen malzemelerden oluşan mutfaklar oluşturmalıyız. ‘Belirli pişirme teknikleri ya da yiyecek hazırlama teknikleriyle gıdalardaki pestisitler, ağır metaller gibi çocuk gelişimini olumsuz etkileyen toksik maddeleri azaltabilir miyiz’ sorusuna yanıt üretmeye çabalıyoruz. Belediyenin toplu beslenme yapılan yerlerinde bu maruziyeti nasıl azaltacağımıza ilişkin önerileri önümüzdeki aylarda hayata geçireceğiz. Bununla ilgili de Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı bünyesinde halkın erişimine açık bir rehber kitapçık yayınlayacağız. Ayrıca çocuk sağlığı için çok büyük bir tehdit olan aşırı işlenmiş gıdalara ilişkin de farkındalığı artırmak amacıyla rehber kitapçık hazırlayacağız. Bunun yanı sıra eğitim ve uygulama çalışmaları düzenleyeceğiz” dedi.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-bulent-sik-yetersiz-beslenme-hem-sagligi-hem-basariyi-olumsuz-etkiliyor-659528">Dr. Bülent Şık: Yetersiz beslenme hem sağlığı hem başarıyı olumsuz etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yenidoğanlarda Sepsise Dikkat: Bu Belirtileri Göz Ardı Etmeyin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yenidoganlarda-sepsise-dikkat-bu-belirtileri-goz-ardi-etmeyin-659497</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2026 13:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ardı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[sepsise]]></category>
		<category><![CDATA[yenidoğanlarda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659497</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşamın ilk ayında görülebilen yenidoğan sepsisi, erken tanı ve tedavi edilmediğinde ciddi sağlık risklerine yol açabiliyor. Bebekte emme güçlüğü veya emmede azalma, halsizlik, ateş ya da vücut sıcaklığında düşme, solunum sıkıntısı ve cilt rengindeki değişikliklerin önemli uyarı işaretleri olabileceğini belirten uzmanlar, ebeveynlerin sezgilerini de dikkate almaları gerektiğine dikkat çekiyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yenidoganlarda-sepsise-dikkat-bu-belirtileri-goz-ardi-etmeyin-659497">Yenidoğanlarda Sepsise Dikkat: Bu Belirtileri Göz Ardı Etmeyin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle yaşamın ilk ayında görülebilen yenidoğan sepsisi, erken fark edilip müdahale edilmediğinde hayati risk oluşturabiliyor. Bu nedenle bebeğin emmesinde azalma, halsizlik, ateş ya da vücut ısısında düşme, solunum güçlüğü ve cilt renginde değişiklik gibi işaretlerin göz ardı edilmemesi gerekiyor. “Bir şeylerin yolunda gitmediğine” dair ebeveyn sezgisinin önemsenmesi gerektiğine dikkat çeken Memorial Ataşehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Turan Tunç, “13 Eylül Dünya Sepsis Günü” kapsamında aileleri yenidoğan sepsisinin belirtileri, risk faktörleri ve korunma yolları konusunda uyarıyor.</p>
<p><strong>Sepsis çok hızlı ilerleyen bir hastalık</strong></p>
<p>Bebeğin kan dolaşımına mikropların (bakteri, mantar vb) bulaşması sonucu tüm vücudu etkileyen ciddi bir enfeksiyon hastalığı olan yenidoğan sepsisi, bağışıklık sistemi henüz olgunlaşmadığı için bebeklerde çok hızlı ilerleyebilmektedir. Sepsis, vücudun enfeksiyona karşı aşırı tepki vermesi sonucu gelişir. Bu enfeksiyon bakteriyel, viral veya fungal kaynaklı olabilir. Sepsis basit bir enfeksiyon değildir, geliştiğinde acil müdahale gerektiren bir tabloya yol açabilir ve hayati risk yaratabilir. Özellikle bağışıklık sistemleri henüz gelişmemiş olan yenidoğan bebeklerde saniyelerin bile değer taşıdığı sepsis, erken fark edilmediğinde trajik sonuçlar doğurabilmektedir.</p>
<p><strong>Yenidoğanda ilk bir ay kritik</strong></p>
<p>Sepsisin ortaya çıkmasında ilk bir ay çok önemli bir süreçtir. Sepsis erken ve geç başlangıçlı olarak ikiye ayrılmaktadır. Görülme zamanına göre yenidoğan sepsisi iki grupta değerlendirilir; 0-3 günde yani erken başlangıçlı durumda genellikle doğum sırasında anneden bebeğe geçebilmektedir. 4-28 gün arası (prematürelerde bu süre hastanede yatış boyunca uzayabilir) geç başlangıçlı durumda ise doğumdan sonra çevre, hastane ortamı, hijyen veya temas yoluyla bulaş yaşanabilmektedir. Bu dönemde ev ziyaretçilerinin sayısı ve hijyen kurallarına uyulması özellikle önem taşır.</p>
<p><strong>Yenidoğan sepsisi için bu uyarı işaretleri göz ardı edilmemeli!</strong></p>
<p>Prematüre bebekler, düşük doğum ağırlıklı bebekler sepsis açısından risk altında olabilir. Yine annede GBS taşıyıcılığı varsa bu kişiler de doğumda enfeksiyon kapma riski taşıyabileceğinden bu bebekler de yenidoğan sepsisi açısından risk taşıyabilir. Sepsis gelişimini anlamak için bebeği takip etmek önemlidir. Bebekteki her huzursuzluğu endişelenmeden önemseyin ve takip edin. Normal bebek huzursuzluğu ile sepsis belirtileri karıştırılmamalıdır. Bebek yalnızca ağlamakla kalmayıp halsizlik, emmede azalma, kusma, ateş veya düşük vücut ısısı, teninde solukluk veya morarma, solunum zorluğu gibi belirtiler gösteriyorsa vakit kaybetmeden acile başvurulmalıdır. Aileler içindeki “bir şeyler ters gidiyor” hissine güvenmelidir.</p>
<p><strong>Gebelikte streptokok taraması yenidoğanı sepsisten koruyor</strong></p>
<p>Gebeliğin sonlarında yapılan B Grubu Streptokok (GBS) taraması bu konuda hayati önem taşımaktadır. Taşıyıcı olduğu tespit edilen annelere doğum sırasında uygulanan antibiyotik tedavisi, enfeksiyonun bebeğe geçmesini büyük ölçüde engellemektedir. Doğum şeklinden ziyade hijyen koşulları ve enfeksiyonun bulaşma riski önceliklidir; uzamış ve steril olmayan şartlarda yapılan zorlu doğumlar maalesef yenidoğanda sepsis riskini artırabilmektedir.</p>
<p><strong>Yenidoğanı sepsisten korumak için aileler ne yapmalı?</strong></p>
<p>Anne sütü (En güçlü kalkan): İçerdiği koruyucu antikorlarla bebeğin bağışıklık sistemini güçlendirir ve enfeksiyonlara karşı doğal bir savunma hattı oluşturur.</p>
<p>Kanguru bakımı/Ten tene temas (Doğal bir destek): Bebeğin annesiyle düzenli olarak ten tene temas ettirilmesi bağışıklık sistemini güçlendirir. Vücut ısısının dengede kalmasına yardımcı olur ve bebek-anne bağını kuvvetlendirir.</p>
<p>Hijyen kuralları (Basit ama hayati): Bebeğe dokunmadan önce ellerin mutlaka yıkanması gerekir. Yenidoğan döneminde bebeğin öpülmesinden ve kalabalık ziyaretlerden kaçınılması önerilir. Ayrıca biberon ve emzik kullanımı varsa bunlar da düzenli olarak mikroptan arındırılmalı (sterilize edilmeli), göbek kordonu ise daima temiz ve kuru tutulmalıdır.</p>
<p><strong>Tanı ve tedavide zaman kaybetmemek bebeğinizin hayatını kurtarır</strong></p>
<p>Fizik muayene, kan ve idrar tahlili ve de kültür ile konulan tanının ardından hastanede damar yoluyla antibiyotik tedavisi uygulanabilir. Sepsiste erken tanı hayat kurtarırken maalesef geç kalındığında kalıcı hasar veya hayati risk artabilir. Tüm bu belirtiler varsa sadece ateş düşürücü şurup verip beklemek en sık yapılan hatalardan biridir. Ayrıca yenidoğanlarda sepsis varlığında, ateşten çok vücut ısısında düşme daha yaygın görülen bir durumdur. Ateş düşüren ilaçlar sepsisi tedavi etmez, yalnızca belirtiyi geçici olarak gizlemektedir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yenidoganlarda-sepsise-dikkat-bu-belirtileri-goz-ardi-etmeyin-659497">Yenidoğanlarda Sepsise Dikkat: Bu Belirtileri Göz Ardı Etmeyin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Fıtığa Dikkat: Erken Tanı Önem Taşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-fitiga-dikkat-erken-tani-onem-tasiyor-659494</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2026 13:14:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığa]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659494</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk döneminde sık görülen fıtıklar, erken fark edilmediğinde organların sıkışması ve kan dolaşımının bozulması gibi ciddi sorunlara neden olabiliyor. Doç. Dr. Ufuk Şenel, çocuklarda görülen fıtık çeşitleri, dikkat edilmesi gereken belirtiler ve tedavi süreçleri hakkında ailelere önemli uyarılarda bulundu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-fitiga-dikkat-erken-tani-onem-tasiyor-659494">Çocuklarda Fıtığa Dikkat: Erken Tanı Önem Taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında sık karşılaşılan sorunlardan biri olan fıtıklar, çoğunlukla doğuştan gelen karın duvarı zayıflıkları veya kasık kanalının tam kapanmaması nedeniyle ortaya çıkar. Erken dönemde fark edilmeyen veya ihmal edilen fıtıklar, karın içi organların sıkışmasına ve kan dolaşımının bozulmasına yol açarak ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirebilir. Daviva Avcılar Hastanesi Çocuk Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Ufuk Şenel, çocuklarda görülen fıtık türleri, erken dönem belirtileri ve tedavi süreçleri hakkında önemli bilgiler paylaştı.</p>
<p><strong>Çocukluk çağında sık karşılaşılan iki fıtık türü </strong></p>
<p>Çocuklardaki fıtıklar, büyük çoğunlukla anne karnındaki gelişim sürecinde açık kalan kanallardan kaynaklanmaktadır. Çocukluk çağında en sık karşılaşılan iki temel fıtık türü vardır.</p>
<p>Kasık fıtığı, anne karnındaki gelişim sırasında karın zarı uzantısının kasık kanalında açık kalması sonucu oluşur. Karın içindeki organların bu kanala girmesiyle kasık veya yumurtalık bölgesinde belirgin bir şişlik meydana gelir. Erkek çocuklarında ve prematüre doğan bebeklerde görülme sıklığı daha yüksektir.</p>
<p>Göbek fıtığı ise bebeğin anne karnındayken beslenmesini sağlayan göbek kordonunun geçtiği halkanın, doğum sonrasında tam olarak kapanmaması nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Ağlama, öksürme veya ıkınma durumlarında göbek deliğinde dışarı doğru belirgin bir bombeleşme şeklinde kendini gösterebilir.</p>
<p><strong>Geçici şişlikler, fıtığın en net belirtileridir</strong></p>
<p>Çocuklarda fıtık, kasık veya göbek bölgesinde ortaya çıkan geçici şişlikler ile ortaya çıkabilmektedir. Bu şişlikler bebek veya çocuk sakinken, yatarken ya da uyurken kaybolabilir; ancak ağlama, gülme, ıkınma, öksürme ve ayakta durma gibi karın içi basıncının arttığı anlarda belirginleşmektedir.</p>
<p>Özellikle bebeklerde sebepsiz ve durdurulamayan ağlama krizleri, huzursuzluk, beslenmeyi reddetme ve emzirme sonrası kusma gibi durumlar fıtık habercisi olabilmektedir. Ailelerin bez değişimi sırasında kasık ve göbek bölgesini dikkatlice gözlemlemesi, erken teşhis açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Fıtık boğulması acil müdahale gerektirir</strong></p>
<p>Fıtığın en ciddi komplikasyonu, “fıtık boğulması” olarak isimlendirilen durumdur. Fıtık kesesi içine giren bağırsak veya yumurtalık dokusunun kanaldan geri dönemeyerek burada sıkışması sonucu gelişmektedir. Sıkışan dokunun kan akımı bozulduğunda doku ölümü ve bağırsak delinmesi gibi hayati riskler ortaya çıkabilmektedir. Eğer kasık veya göbekteki şişlik sertleşmişse, morarma veya kızarıklık oluşmuşsa, çocuğun dokunulduğunda şiddetli ağrısı varsa ve buna safralı kusma eşlik ediyorsa vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır.</p>
<p>Çocuklarda fıtığa karşı ebeveynlerin dikkat etmesi gerekenler:</p>
<p>Alt değişimi ve banyo sırasında bölgeyi kontrol edin: Bebeğinizin veya çocuğunuzun kasık, testis ve göbek bölgesindeki asimetriyi veya geçici şişlikleri düzenli olarak gözlemleyin.</p>
<p>Ağlama ve ıkınma anındaki şişlikleri önemseyin: Çocuğunuz ağlarken ya da ıkınırken belirginleşen, uyuduğunda ise kaybolan yumuşak şişlikleri mutlaka bir çocuk cerrahına danışın.</p>
<p>Sertleşen ve moraran şişliklerde zaman kaybetmeyin: Kasık veya göbekteki şişlik dokunmayla sertleşmişse, rengi kızarmış/morarmışsa ve çocuğunuz durdurulamayan bir ağrı yaşıyorsa acilen sağlık kuruluşuna başvurun.</p>
<p>Tedavi için beklemeyin: Teşhis edilen kasık fıtıklarında erteleme yapmayın, olası komplikasyon risklerinin önüne geçin.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-fitiga-dikkat-erken-tani-onem-tasiyor-659494">Çocuklarda Fıtığa Dikkat: Erken Tanı Önem Taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlık Sen Üye Artışında Zirvede ! Başkan Özdemir, “Üyelerimize Dokunan İşler Yapıyoruz” </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglik-sen-uye-artisinda-zirvede-baskan-ozdemir-uyelerimize-dokunan-isler-yapiyoruz-659489</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2026 12:28:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artışında]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sen]]></category>
		<category><![CDATA[üye]]></category>
		<category><![CDATA[zirvede]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659489</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlık Sen Üye Artışında Zirvede ! Başkan Özdemir, “Üyelerimize Dokunan İşler Yapıyoruz” </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-sen-uye-artisinda-zirvede-baskan-ozdemir-uyelerimize-dokunan-isler-yapiyoruz-659489">Sağlık Sen Üye Artışında Zirvede ! Başkan Özdemir, “Üyelerimize Dokunan İşler Yapıyoruz” </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong>BSHA / İzmir –</strong> Sağlık-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Ekrem Özdemir, şubenin son dönemde 700 yeni üyeyle İzmir’de önemli bir üye artışı sağladığını söyledi. İzmir’deki diğer Sağlık-Sen şubeleriyle birlikte toplam üye artışının 1200’e ulaştığını belirten Özdemir, başarının sağlık çalışanlarıyla sahada kurulan güçlü iletişim ve üyelere yönelik kazanım çalışmalarının sonucu olduğunu ifade etti.</span></p>
<p><b><strong>“Sorunları Yerinde Dinledik, İyi ve Kötü Günlerinde Yanlarında Olduk”</strong></b></p>
<p><span>Sağlık-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Ekrem Özdemir, sağlık çalışanlarının sorunlarını yerinde dinlediklerini, iyi ve kötü günlerinde çalışanların yanlarında olduklarını belirterek, sahada yürüttükleri çalışmaların üye sayısındaki artışa önemli katkı sağladığını söyledi. Özdemir, “Tüm sağlık çalışanlarımızın elini sıktık, formalarındaki teri hissettik, iyi ve kötü günlerinde yanlarında olduk. Genel merkezimizin kazanımları ve yaptığımız promosyon çalışmaları da üye artışında etkili oldu. Biz hep üyelerimize dokunan işler yapıyoruz” dedi.</span></p>
<p><b><strong>“Üyelerimizin aidatlarını yine üyelerimiz için kullanıyoruz”</strong></b></p>
<p><span>Üyelerden alınan aidatların yine üyelerin yararlanacağı hizmetlerde değerlendirildiğini belirten Özdemir, Sağlık-Sen tarafından son dört yıl içerisinde Ankara ve İstanbul’da üç otel satın alındığını söyledi. </span><span>Sağlık-Sen üyelerinin bu otellerde uygun ücretlerle konaklayabildiğini ifade eden Özdemir, hasta sevki nedeniyle Ankara veya İstanbul’a giden 112 Acil Sağlık Hizmetleri çalışanlarına ise sendika ayrımı yapılmaksızın ücretsiz konaklama imkânı sağlandığını belirtti. </span><span>Özdemir, “112 Acil Sağlık Hizmetleri personelimiz Ankara veya İstanbul’a sevkli hasta götürdüğünde, hangi sendikanın üyesi olursa olsun otellerimizde ücretsiz konaklayabiliyor. Çalışanlarımız burada kalıp sabah kahvaltılarını yaptıktan sonra yollarına devam ediyor” diye konuştu.</span></p>
<p><b><strong>Sağlık-Sen Taksi ile Ücretsiz Ulaşım</strong></b></p>
<p><span>Sağlık-Sen Genel Merkezi tarafından hayata geçirilen “Sağlık-Sen Taksi” uygulaması hakkında da bilgi veren Özdemir, üyelerin Ankara’daki ulaşım ihtiyaçlarına ücretsiz destek sağlandığını söyledi. </span><span>Özdemir, Ankara’ya tedavi amacıyla gelen üyeler ve hastalarının havalimanı veya otogardan alınabildiğini, tedavi sürecinin ardından ise havalimanı, otogar veya tren garına ücretsiz ulaşım sağlandığını ifade etti.</span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/09/saglik-sen-uye-artisinda-zirvede-baskan-ozdemir-uyelerimize-dokunan-isler-yapiyoruz-0-62gGwFma.jpg"/></p>
<p><b><strong>70’e Yakın Avukatla Hukuki Destek</strong></b></p>
<p><span>Sağlık-Sen’in üyelerine hukuki danışmanlık hizmeti de verdiğini anlatan Özdemir, Türkiye genelinde yaklaşık 70 avukatın görev yaptığı mevzuat ekibinin sağlık çalışanlarına destek sunduğunu belirtti.</span></p>
<p><span>Üyelerin mobbing, hukuki ve idari konularda telefon üzerinden avukatlardan danışmanlık alabildiğini kaydeden Özdemir, İzmir’de de haftanın belirli günlerinde avukatlarla yüz yüze görüşme imkânı sağlandığını söyledi.</span></p>
<p><b><strong>“700 Üye Artışıyla İzmir’de Rekor Kırdık”</strong></b></p>
<p><span>Sağlık çalışanlarından gelen sorun ve çözüm önerilerini ilgili yöneticilere ilettiklerini dile getiren Özdemir, üyelerin sendika yöneticilerine kolaylıkla ulaşabilmesinin güven oluşturduğunu söyledi. </span><span>Özdemir, “Üyelerimiz aradıklarında başkan ve yöneticilere çok rahat ulaşabiliyor, sorunlarının çözüme ulaştırıldığını görüyor. Üyelerimiz yaptığımız çalışmaları görüyor. Biz sahada basılmadık yer bırakmadığımız için 700 üye artışı sağlayarak İzmir’de bir rekor kırdık” dedi.</span></p>
<p><b><strong>“100’ün Üzerinde Önemli Kazanım Elde Ettik”</strong></b></p>
<p><span>Toplu sözleşme süreçlerine de değinen Ekrem Özdemir, Sağlık-Sen’in bugüne kadar sağlık çalışanları adına 100’ün üzerinde önemli kazanım elde ettiğini belirtti. </span><span>3600 ek gösterge, yıpranma payı ve maaş promosyonları gibi konulara dikkat çeken Özdemir, Sağlık-Sen’in farklı meslek gruplarının sorunlarının belirlenmesi amacıyla Türkiye genelinde çalıştaylar gerçekleştirdiğini söyledi. </span><span>112 çalışanları, aile hekimleri, hemşireler, tıbbi sekreterler, teknisyenler ve sosyal hizmet çalışanları başta olmak üzere sağlık sektöründeki farklı meslek gruplarının sorunlarını yakından takip ettiklerini ifade eden Özdemir, çalıştaylardan elde edilen sonuçların raporlaştırılarak ilgili bakanlıklara iletildiğini kaydetti.</span></p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/09/saglik-sen-uye-artisinda-zirvede-baskan-ozdemir-uyelerimize-dokunan-isler-yapiyoruz-1-lz8s5eDw.jpeg"/>Diş tedavisi</figure>
<p><b><strong>Özdemir: “Özlük hakları için mücadelemiz sürecek”</strong></b></p>
<p><span>Sağlık çalışanlarının özlük haklarının geliştirilmesinin önümüzdeki dönemin en önemli hedefleri arasında olduğunu vurgulayan Özdemir, nöbet ücretlerinin artırılması ve taban teşvik uygulamasının iyileştirilmesi için çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi. </span><span>Özdemir, “Sağlık çalışanlarının sorunlarına hâkimiz. 112 çalışanlarından aile hekimlerine, hemşirelerden tıbbi sekreterlere, teknisyenlerden sosyal hizmet çalışanlarına kadar sahada emek veren tüm çalışanlarımızın sorunlarını biliyoruz. Çözüm önerilerimizi ilgili bakanlıklara rapor olarak iletiyoruz. Bundan sonraki süreçte sağlık çalışanlarının özlük haklarının artırılması, nöbet ücretlerinde artış sağlanması ve taban teşvik uygulamasının hak ettiği noktaya gelmesi için elimizden gelen çabayı göstermeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</span></p>
<p><b><strong>İddiaları Belgeleriyle Şeffaf Bir Şekilde Yanıtladık </strong></b></p>
<p><span>Özdemir, sendikaları hakkında kamuoyuna yansıyan iddialara bugüne kadar belgeleriyle ve şeffaf bir şekilde medya organları aracılığıyla yanıt verdiklerini belirterek, “Hakkımızda ortaya atılan iddialarla ilgili kamuoyuna verilmesi gereken tüm cevapları, belgeleriyle birlikte verdik. Bundan sonraki süreçte bu konuları kamuoyu önünde tartışmayacağız. Gerekli hesaplaşmayı hukuk önünde sürdüreceğiz” dedi.</span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-sen-uye-artisinda-zirvede-baskan-ozdemir-uyelerimize-dokunan-isler-yapiyoruz-659489">Sağlık Sen Üye Artışında Zirvede ! Başkan Özdemir, “Üyelerimize Dokunan İşler Yapıyoruz” </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yenidoğan Sepsisinde Bu İşaretleri Göz Ardı Etmeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yenidogan-sepsisinde-bu-isaretleri-goz-ardi-etmeyin-659442</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2026 10:35:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ardı]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğin]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şaretleri]]></category>
		<category><![CDATA[sepsis]]></category>
		<category><![CDATA[sepsisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yenidoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659442</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle yaşamın ilk ayında görülebilen yenidoğan sepsisi, erken fark edilip müdahale edilmediğinde hayati risk oluşturabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yenidogan-sepsisinde-bu-isaretleri-goz-ardi-etmeyin-659442">Yenidoğan Sepsisinde Bu İşaretleri Göz Ardı Etmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle yaşamın ilk ayında görülebilen yenidoğan sepsisi, erken fark edilip müdahale edilmediğinde hayati risk oluşturabiliyor. Bu nedenle bebeğin emmesinde azalma, halsizlik, ateş ya da vücut ısısında düşme, solunum güçlüğü ve cilt renginde değişiklik gibi işaretlerin göz ardı edilmemesi gerekiyor. “Bir şeylerin yolunda gitmediğine” dair ebeveyn sezgisinin önemsenmesi gerektiğine dikkat çeken Memorial Ataşehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Turan Tunç, “13 Eylül Dünya Sepsis Günü” kapsamında aileleri yenidoğan sepsisinin belirtileri, risk faktörleri ve korunma yolları konusunda uyarıyor. </p>
<p><strong>Sepsis çok hızlı ilerleyen bir hastalık</strong></p>
<p>Bebeğin kan dolaşımına mikropların (bakteri, mantar vb) bulaşması sonucu tüm vücudu etkileyen ciddi bir enfeksiyon hastalığı olan yenidoğan sepsisi, bağışıklık sistemi henüz olgunlaşmadığı için bebeklerde çok hızlı ilerleyebilmektedir. Sepsis, vücudun enfeksiyona karşı aşırı tepki vermesi sonucu gelişir. Bu enfeksiyon bakteriyel, viral veya fungal kaynaklı olabilir. Sepsis basit bir enfeksiyon değildir, geliştiğinde acil müdahale gerektiren bir tabloya yol açabilir ve hayati risk yaratabilir. Özellikle bağışıklık sistemleri henüz gelişmemiş olan yenidoğan bebeklerde saniyelerin bile değer taşıdığı sepsis, erken fark edilmediğinde trajik sonuçlar doğurabilmektedir.</p>
<p><strong>Yenidoğanda ilk bir ay kritik</strong></p>
<p>Sepsisin ortaya çıkmasında ilk bir ay çok önemli bir süreçtir. Sepsis erken ve geç başlangıçlı olarak ikiye ayrılmaktadır. Görülme zamanına göre yenidoğan sepsisi iki grupta değerlendirilir; 0-3 günde yani erken başlangıçlı durumda genellikle doğum sırasında anneden bebeğe geçebilmektedir. 4-28 gün arası (prematürelerde bu süre hastanede yatış boyunca uzayabilir) geç başlangıçlı durumda ise doğumdan sonra çevre, hastane ortamı, hijyen veya temas yoluyla bulaş yaşanabilmektedir. Bu dönemde ev ziyaretçilerinin sayısı ve hijyen kurallarına uyulması özellikle önem taşır.</p>
<p><strong>Yenidoğan sepsisi için bu uyarı işaretleri göz ardı edilmemeli!</strong></p>
<p>Prematüre bebekler, düşük doğum ağırlıklı bebekler sepsis açısından risk altında olabilir. Yine annede GBS taşıyıcılığı varsa bu kişiler de doğumda enfeksiyon kapma riski taşıyabileceğinden bu bebekler de yenidoğan sepsisi açısından risk taşıyabilir. Sepsis gelişimini anlamak için bebeği takip etmek önemlidir. Bebekteki her huzursuzluğu endişelenmeden önemseyin ve takip edin. Normal bebek huzursuzluğu ile sepsis belirtileri karıştırılmamalıdır. Bebek yalnızca ağlamakla kalmayıp halsizlik, emmede azalma, kusma, ateş veya düşük vücut ısısı, teninde solukluk veya morarma, solunum zorluğu gibi belirtiler gösteriyorsa vakit kaybetmeden acile başvurulmalıdır. Aileler içindeki &#8220;bir şeyler ters gidiyor&#8221; hissine güvenmelidir.</p>
<p><strong>Gebelikte streptokok taraması yenidoğanı sepsisten koruyor</strong></p>
<p>Gebeliğin sonlarında yapılan B Grubu Streptokok (GBS) taraması bu konuda hayati önem taşımaktadır. Taşıyıcı olduğu tespit edilen annelere doğum sırasında uygulanan antibiyotik tedavisi, enfeksiyonun bebeğe geçmesini büyük ölçüde engellemektedir. Doğum şeklinden ziyade hijyen koşulları ve enfeksiyonun bulaşma riski önceliklidir; uzamış ve steril olmayan şartlarda yapılan zorlu doğumlar maalesef yenidoğanda sepsis riskini artırabilmektedir. </p>
<p><strong>Yenidoğanı sepsisten korumak için aileler ne yapmalı?</strong></p>
<ul>
<li>Anne sütü (En güçlü kalkan): İçerdiği koruyucu antikorlarla bebeğin bağışıklık sistemini güçlendirir ve enfeksiyonlara karşı doğal bir savunma hattı oluşturur.</li>
<li>Kanguru bakımı/Ten tene temas (Doğal bir destek): Bebeğin annesiyle düzenli olarak ten tene temas ettirilmesi bağışıklık sistemini güçlendirir. Vücut ısısının dengede kalmasına yardımcı olur ve bebek-anne bağını kuvvetlendirir.</li>
<li>Hijyen kuralları (Basit ama hayati): Bebeğe dokunmadan önce ellerin mutlaka yıkanması gerekir. Yenidoğan döneminde bebeğin öpülmesinden ve kalabalık ziyaretlerden kaçınılması önerilir. Ayrıca biberon ve emzik kullanımı varsa bunlar da düzenli olarak mikroptan arındırılmalı (sterilize edilmeli), göbek kordonu ise daima temiz ve kuru tutulmalıdır.</li>
</ul>
<p><strong>Tanı ve tedavide zaman kaybetmemek bebeğinizin hayatını kurtarır</strong></p>
<p>Fizik muayene, kan ve idrar tahlili ve de kültür ile konulan tanının ardından hastanede damar yoluyla antibiyotik tedavisi uygulanabilir. Sepsiste erken tanı hayat kurtarırken maalesef geç kalındığında kalıcı hasar veya hayati risk artabilir. Tüm bu belirtiler varsa sadece ateş düşürücü şurup verip beklemek en sık yapılan hatalardan biridir. Ayrıca yenidoğanlarda sepsis varlığında, ateşten çok vücut ısısında düşme daha yaygın görülen bir durumdur. Ateş düşüren ilaçlar sepsisi tedavi etmez, yalnızca belirtiyi geçici olarak gizlemektedir. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yenidogan-sepsisinde-bu-isaretleri-goz-ardi-etmeyin-659442">Yenidoğan Sepsisinde Bu İşaretleri Göz Ardı Etmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tatil sonrası alkol kullanımı sürüyorsa dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tatil-sonrasi-alkol-kullanimi-suruyorsa-dikkat-659421</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2026 10:19:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alkol]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[Daha Fazla]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[sürüyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659421</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, tatil döneminde artabilen alkol tüketiminin riskli kullanıma ve bağımlılığa dönüşme riski hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tatil-sonrasi-alkol-kullanimi-suruyorsa-dikkat-659421">Tatil sonrası alkol kullanımı sürüyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, tatil döneminde artabilen alkol tüketiminin riskli kullanıma ve bağımlılığa dönüşme riski hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Sık ve yüksek miktarda alkol tüketimi, riskli kullanıma dönüşebilir!</strong></p>
<p>Tatil dönemlerinde günlük rutinin değiştiğini, uyku ve beslenme düzeninin bozulabildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Alkol tüketimi de bu değişimlerden etkilenebiliyor.” dedi.</p>
<p>Tatilin, birçok kişi için sorumluluklardan uzaklaşma ve rahatlama dönemi olarak görüldüğüne işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Ancak ‘tatildeyim, bir şey olmaz’ düşüncesiyle başlayan sık ve yüksek miktarda alkol tüketimi, kişinin alkolle kurduğu ilişkinin değişmesine yol açabilir. Özellikle her gün alkol alma, içilen miktarı giderek artırma ve alkolsüz eğlenemeyeceğini düşünme gibi davranışlar riskli kullanımın göstergeleri arasında yer alır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Alkolün duyguları düzenleyen bir araç haline gelmesi, bağımlılık riskini artırabilir!</strong></p>
<p>Alkolün kısa süreli olarak gevşeme ve rahatlama hissi oluşturabildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Bu etki kişinin stres, kaygı ve olumsuz duygularla başa çıkmak için alkole yönelmesini kolaylaştırabilir. Kişi bir süre sonra yalnızca sosyal ortamlarda değil; sıkıldığında, kaygılandığında, uyumakta zorlandığında veya kendisini kötü hissettiğinde de alkol kullanmaya başlayabilir. Alkolün duyguları düzenleyen bir araç haline gelmesi, bağımlılık gelişimi açısından dikkat edilmesi gereken önemli bir durumdur.” dedi.</p>
<p><strong>Tatilde artan tolerans daha fazla alkol tüketimine yol açabilir!</strong></p>
<p>Aynı rahatlama veya keyif hissini yaşayabilmek için zamanla daha fazla miktarda alkol tüketme ihtiyacı duyulmasının ‘tolerans gelişimi’ olarak tanımlandığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Başlangıçta bir veya iki kadehle yetinebilen kişi, ilerleyen günlerde aynı etkiyi hissedebilmek için daha fazla alkol tüketebilir. Tatil döneminde birkaç gün üst üste devam eden yüksek miktardaki tüketim, kişinin alkol toleransını artırabilir. Tatil sona erdiğinde tüketim eski düzeyine dönmüyorsa veya kişi alkol kullanmadığı zaman huzursuzluk yaşıyorsa profesyonel destek düşünülmelidir.”</p>
<p><strong>Alkol bağımlılığında kullanım sıklığından çok kontrol kaybı önemli!</strong></p>
<p>Alkol bağımlılığının yalnızca her gün alkol içmekle tanımlanamayacağına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Kontrol kaybı belirleyici unsurlardan biridir.” dedi.</p>
<p>Bağımlılık açısından asıl değerlendirilmesi gerekenin, kişinin ne kadar sıklıkla içtiğinin yanında alkol kullanımını kontrol edip edemediği olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Kişi planladığından daha fazla içiyor, bırakmayı ya da azaltmayı denemesine rağmen başarılı olamıyor, sorumluluklarını aksatıyor veya zarar görmesine rağmen kullanmayı sürdürüyorsa burada ciddi bir sorun olabilir. Yalnızca tatillerde veya hafta sonlarında alkol kullandığını belirten kişiler kısa sürede yüksek miktarda tüketim yapabilir. Kişinin her gün alkol kullanmaması, kullanım biçiminin güvenli olduğu anlamına gelmez. Kısa sürede yüksek miktarda alkol tüketmek; muhakeme bozukluğu, denge kaybı, trafik kazaları, düşmeler, şiddet davranışları, korunmasız cinsel ilişki ve alkol zehirlenmesi gibi ciddi sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle yalnızca kullanım sıklığına değil, bir seferde tüketilen miktara ve ortaya çıkan sonuçlara da bakılmalıdır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Tatil sonrası alkol tüketiminin sürmesi, sorun işareti olabilir!</strong></p>
<p>Tatil bittikten sonra alkol tüketiminin sürmesi, kişinin içmek için fırsat yaratmaya başlaması veya eski yaşam düzenine dönmekte zorlanmasının göz ardı edilmemesi gerektiğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Kişinin akşamları rahatlamak, uyumak veya günlük stresini azaltmak gibi sebeplerle alkol kullanmaya devam etmesi, geçici bir tatil davranışının kalıcı bir alışkanlığa dönüşmeye başladığını gösterebilir.” dedi.</p>
<p>Alkolle ilgili bazı durumların görülmesi halinde kişinin kullanım alışkanlığının dikkatle değerlendirmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Planlanandan daha fazla veya daha uzun süre alkol tüketmek, alkolü azaltma ya da bırakma girişimlerinde başarısız olmak, aynı etkiyi hissedebilmek için giderek daha fazla içmek, alkol kullanılmadığında huzursuzluk, titreme, terleme veya uyku sorunu yaşamak, alkol nedeniyle aile, iş veya sosyal yaşamda sorunlarla karşılaşmak, riskli durumlarda alkol kullanmak, yaşanan fiziksel veya psikolojik zararlara rağmen tüketimi sürdürmek, eğlenmek, sosyalleşmek veya rahatlamak için alkole ihtiyaç duyduğunu düşünmek, alkol kullanımını çevreden gizlemek veya tüketilen miktarı olduğundan az göstermek, tatil bittikten sonra da aynı tüketim düzenini devam ettirmek gibi davranışlar ortada bir sorun olduğu anlamına gelebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Alkol kullanımı ile altta yatan ruhsal sorun birlikte değerlendirilmeli!</strong></p>
<p>Bağımlılık riskinin herkeste aynı olmadığı bilgisini veren Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Gençler, dürtü kontrolü güçlüğü yaşayanlar, depresyon veya kaygı bozukluğu bulunanlar ile ailesinde bağımlılık öyküsü olan kişiler daha yüksek risk altında olabiliyor.” Dedi.</p>
<p>Alkolün bazen ruhsal sorunların belirtilerini geçici olarak bastırıyor gibi görünebileceğini; ancak uzun vadede kaygı, depresif belirtiler, uyku sorunları ve dürtüsel davranışların daha da artabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Çetin, kişi alkolü psikolojik sıkıntılarından uzaklaşmak için kullanıyorsa hem alkol kullanımı hem de altta yatan ruhsal sorunun birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Yoğun alkol kullananlar, bırakma sürecini sağlık profesyoneli desteğiyle planlamalı!</strong></p>
<p>Uzun süredir düzenli ve yüksek miktarda alkol kullanan kişilerin, tıbbi değerlendirme olmadan alkolü aniden bırakmasının riskli olabileceği uyarısında bulunan Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Bağımlılık gelişmiş kişilerde alkolün aniden kesilmesi; titreme, terleme, çarpıntı, yoğun kaygı, uykusuzluk, nöbet ve bilinç değişiklikleri gibi ciddi yoksunluk belirtilerine yol açabilir. Bu nedenle düzenli ve yoğun alkol kullanan kişiler, bırakma sürecini mutlaka bir sağlık profesyonelinin desteğiyle planlamalı.” dedi.</p>
<p>Alkol kullanımındaki değişimin erken fark edilmesinin önemli olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Çetin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Alkol kullanımıyla ilgili yardım istemek için kişinin hayatının tamamen bozulmasını beklemek gerekmez. Tüketim miktarı artmışsa, kontrol etmek zorlaşmışsa, tatil sonrasında kullanım devam ediyorsa veya alkol kişinin ruhsal ve fiziksel sağlığını etkilemeye başlamışsa bir psikiyatri uzmanına başvurulmalı. Erken dönemde alınan destek, riskli kullanımın bağımlılığa dönüşmesini önleyebilir ve tedavi sürecini kolaylaştırabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tatil-sonrasi-alkol-kullanimi-suruyorsa-dikkat-659421">Tatil sonrası alkol kullanımı sürüyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kopya intiharlara dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kopya-intiharlara-dikkat-659310</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2026 14:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[intiharlara]]></category>
		<category><![CDATA[kopya]]></category>
		<category><![CDATA[olgu]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659310</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi tarafından, intihar konusunda toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla “İntihar Olgusuna Çok Disiplinli Bakış ve Farkındalık” başlıklı çevrim içi seminer düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kopya-intiharlara-dikkat-659310">Kopya intiharlara dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi tarafından, intihar konusunda toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla “İntihar Olgusuna Çok Disiplinli Bakış ve Farkındalık” başlıklı çevrim içi seminer düzenlendi.</p>
<p>Programın açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, intiharı önlemede yalnızca farkındalık çalışmalarının yeterli olmadığını, risk gruplarının ve vakaların bilimsel olarak analiz edilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Türkiye’de intiharın önlenmesine ilişkin sistematik çalışmalar yürütülmesi gerektiğini ifade eden Tarhan, “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz. Güzel sözler söyleyerek intiharı önleyemeyiz. İntihar, yalnızca halkı bilinçlendirme çalışmalarıyla önlenmiyor; vakaların analizleriyle öğreniliyor.” diye konuştu.</p>
<p>İntiharın nedenlerinin sosyolojik çalışmalarla da araştırılması gerektiğini dile getiren Tarhan, “Toplum içerisinde intihar risk gruplarının belirlenmesi ve istatistiklerin risk gruplarına göre değerlendirilerek müdahale planlarının yapılması gerekiyor. Problemin teşhisini yaparsak ancak bunu çözebiliriz.” dedi.</p>
<p><strong>Kopya intiharlara dikkat!</strong></p>
<p>Türkiye’deki vakaların yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını kaydeden Prof. Dr. Tarhan; ruhsal hastalıklar, alkol ve madde kullanımı, kumar ve bahis, yalnızlık, ilişki kayıpları, şiddet, zorbalık ve umutsuzluk gibi farklı faktörlerin de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Türkiye’de bunun kök nedenlerinin analizinin yapılması gerekiyor. Neden kaynaklanıyor bu? Bazıları sadece ekonomik nedene bağlıyor ama çok daha farklı nedenler var. Sosyalleşmenin, medyanın ve kopya intiharların etkisini de göz ardı etmemek gerekiyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Umutsuzluk ve çıkış yolu görememe önemli”</strong></p>
<p>Yalnızlık, ilişki kaybı, şiddet ve zorbalığın da risk faktörleri arasında bulunduğunu dile getiren Tarhan, “İnsanlarda umutsuzluk duygusu, ‘Çıkış yolu yok’ düşüncesi ve anlam karmaşası intihar riskini artırabiliyor. Siber zorbalık da özellikle ergenlerde önemli.” dedi.</p>
<p>Dijitalleşmenin gençler üzerindeki etkilerine de değinen Tarhan, sosyal medyada başkalarının yaşamlarını sürekli takip etmenin yetersizlik duygusunu besleyebildiğini ve “gelişmeleri kaçırma korkusu” olarak tanımlanan FOMO’nun da bu açıdan dikkate alınması gereken olgulardan biri olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>“Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz”</strong></p>
<p>İntiharı önlemenin yalnızca bilgilendirme toplantılarıyla mümkün olmayacağını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz. Güzel sözler söyleyerek intiharı önleyemeyiz. İntihar yalnızca halkı bilinçlendirme çalışmalarıyla önlenmiyor, vakaların analizleriyle öğreniliyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın ‘ölmek istiyorum’ demesi tek başına yetmiyor. İntihar isteği, intihar niyeti, intihar planı ve girişim ayrı ayrı değerlendiriliyor. Kişinin ölüm düşüncesi ayrı, intihar düşüncesi ayrı<strong>.</strong>” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Antidepresan tek başına yetmez, terapiyle birlikte yürütülmeli”</strong></p>
<p>Depresyon ve intihar riski arasındaki ilişkiye de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Antidepresan ilaçlar ciddi şekilde farmakolojik iyileşme yapıyor ama tek başına yetmez. Muhakkak terapi ile yapılması gerekiyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nazife Güngör: “Büyük dönüşümler toplumlarda kaotik ortam oluşturabiliyor”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör de intihar olgusunun insanlık tarihi boyunca var olduğuna dikkat çekerek, özellikle büyük toplumsal dönüşüm dönemlerinde bireyin varlığını ve yaşamın anlamını daha fazla sorgulayabildiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Güngör, “Ne zaman makro düzeyde büyük dönüşümler yaşansa toplumlarda bir şekilde kaos oluşuyor, krizler oluyor. Kaotik ortamların en önemli göstergelerinden biri de toplum içerisinde yaşayan bireylerin dünyadaki, yaşamdaki varlıklarını tekrar sorgulamaları.” dedi.</p>
<p><strong>“İnsan varlık ve anlam sorgulamasını tekrar tekrar yapıyor”</strong></p>
<p>Bireyin krizlerle karşı karşıya kaldığında yaşamın anlamını sorgulayabildiğini dile getiren Prof. Dr. Güngör, “Sıkıntı çektikçe, acıları yaşadıkça ya da yeni gelişmelere ve dönüşümlere uyum sağlamakta zorlandıkça varlık sorgulamasını tekrar tekrar yapıyor. Kendi kendine sorduğu sorulara yanıt bulamadığı ya da sorunlara çözüm bulmakta zorlandığı zaman karşısına birtakım alternatifler geliyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>İnsanın duygu ve çatışmalarını yönetebilmesinin yaşamın anlamını güçlendirebileceğini belirten Prof. Dr. Güngör, “İnsanın kendi ruh durumunu, kendi krizlerini, kendi iç ve dış çatışmalarını daha kolay yönetebilmesi; var olmayı ve varlığını sürdürmeyi daha anlamlı bulabilmesi anlamına geliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Kaynak: “Bağlantı bolluğu ve bağsızlık bir arada”</strong></p>
<p>İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak ise intihar olgusuna farklı disiplinlerden bakmanın önemine işaret etti.</p>
<p>Üniversitelerin sahip oldukları akademik bilgiyi toplumla paylaşmalarının önemini vurgulayan Prof. Dr. Kaynak, dijitalleşmeyle birlikte ortaya çıkan yalnızlaşmaya dikkat çekti.</p>
<p>Prof. Dr. Kaynak, “Dünya üzerinde sonsuz sayıda bağlantı kurabilme imkânımızın olduğu ama neredeyse hiç bağımızın kalmadığı bir yeni ortama girmiş durumdayız. Bağlantı bolluğu ve bağsızlık bir arada, insanları çok zor durumda bırakıyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İntihar olgusuna ilişkin rakamların tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Kaynak, toplumsal ve psikolojik değişimlerin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Barış Erdoğan: “İntihar son derece bireysel görünse de toplumsal bir sorun”</strong></p>
<p>“Toplumsal Bir Olgu Olarak İntihar” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Barış Erdoğan, intiharın yalnızca psikoloji ve psikiyatrinin konusu olmadığını söyledi.</p>
<p>İntihar olgusunun tarih, felsefe ve sosyoloji gibi farklı disiplinler tarafından da tartışılmasının önemine işaret eden Erdoğan, “İntihar dediğimiz olgu bir yanıyla baktığımızda son derece bireysel. Peki bu kadar bireysel bir konu nasıl bir toplumsal sorun haline geldi? İşte tam da bu noktada sosyoloji intihar olgusunu ele alıyor.” dedi.</p>
<p><strong>“İntiharı sadece psikolojik ya da ekonomik bir olgu olarak görürsek yanılırız”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Erdoğan, “İntiharı sadece psikolojik bir olgu olarak görmeye çalışırsak ya da sadece ekonomik sorunlardan kaynaklanan bir vaka olduğunu düşünürsek yanılırız<strong>.</strong>” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İntihar oranlarının toplumdan topluma ve dönemden döneme değişmesinin, olgunun toplumsal boyutunu ortaya koyduğunu ifade eden Erdoğan, “İnsan biyolojisi dünyanın her tarafında aşağı yukarı aynı. Neden bir ülkede insanların intihar eğilimi artarken başka bir ülkede düşüyor diye sorarsak, o zaman resmin başka bir tarafına bakmamız gerekiyor.” dedi.</p>
<p><strong>“Bağlarımız koptukça bizi yaşama bağlayan unsurlar da azalıyor”</strong></p>
<p>Toplumsal bütünleşmenin koruyucu rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Erdoğan, aile, sosyal çevre ve toplumsal gruplarla kurulan bağların insanın hayata tutunmasında önemli olduğuna işaret etti.</p>
<p>İntiharın ilk bakışta bireysel bir eylem olarak algılandığını kaydeden Erdoğan, “İntihar dediğimiz olgu, bir yanıyla baktığımızda son derece bireysel. Peki bu kadar bireysel bir konu nasıl bir toplumsal sorun haline geldi? İşte tam da bu noktada sosyoloji intihar olgusunu ele alıyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Toplumsal değişimlere karşı dirençli bireyler yetiştirilmeli”</strong></p>
<p>Hızlı toplumsal değişimlerin bireylerde yarattığı etkilerin de göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Erdoğan, yalnızca bireysel psikolojik müdahalelerle yetinilmemesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Erdoğan, “Toplumsal değişimlere karşı sosyal olarak dirençli bireyler yetiştirecek ve oluşturacak politikalar üretirsek bu intihar konusunda önemli bir mesafe alabileceğimizi düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Hadiye Yılmaz intihar olgusunu tarihsel vakalarla ele aldı</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hadiye Yılmaz, “Tarih Boyunca İntihar Olgusu: Tarihsel Örnek Vakalar ve Türkiye Gerçeği” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Yılmaz, Osmanlı’nın son döneminde kamuoyunda geniş yankı uyandıran Sultan Abdülaziz’in ölümü ile Beşir Fuad’ın intiharı üzerinden konunun tarihsel görünümünü değerlendirdi.</p>
<p><strong>“Sultan Abdülaziz için bugün bile net konuşamıyoruz”</strong></p>
<p>Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden beş gün sonra Feriye Sarayı’nda bilekleri kesilmiş halde bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr. Yılmaz, olayın intihar mı yoksa cinayet mi olduğuna ilişkin tartışmaların günümüzde de sürdüğünü söyledi.</p>
<p><strong>Beşir Fuad vakasına dikkat çekti</strong></p>
<p>Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı düşünce tarihinde materyalist düşüncenin erken temsilcilerinden Beşir Fuad’ın intiharının ise tarihsel belgeler açısından daha açık bir vaka olduğunu söyledi.</p>
<p>Beşir Fuad’ın yaşamına son verirken yaşadıklarını kaydetmeye çalışmasının olayın zaman içerisinde bazı çevrelerde idealize edilmesine yol açtığını dile getiren Yılmaz, bunun yanıltıcı bir yaklaşım olabileceğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>“Osmanlı’da intihar daha azdı demek kolay değil”</strong></p>
<p>Tarihsel verilerin değerlendirilmesinde kayıt sistemlerinin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı döneminde intiharın daha az görüldüğü şeklinde kesin bir yargıya varmanın bilimsel açıdan mümkün olmadığını ifade etti.</p>
<p><strong>Modernleşme, kentleşme ve bireyselleşme etkisi…</strong></p>
<p>İntihar olgusunun tarihsel değişiminde modernleşme sürecine de dikkat çeken Yılmaz; yoğun sanayileşme, kentleşme, bireyselleşme, sekülerleşme ile ekonomik ve toplumsal istikrarsızlıkların araştırmacıların üzerinde durduğu faktörler arasında bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Avrupa’da kayıt sistemine daha erken geçilmesinin istatistiklerdeki görünürlüğü de artırmış olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı toplumunda dini ve cemaat temelli normların daha güçlü olmasının da farklı bir toplumsal yapı oluşturduğunu kaydetti.</p>
<p>Tarihsel sürecin önemli bir noktayı ortaya koyduğunu ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, “İntiharın sadece bireysel bir eylem olmadığını görüyoruz. İkincisi, modernleşme ve intihar olgusu arasında bir tarihsel ilişki olduğunu görüyoruz. Ama imtina ediyorum; modernleşme intiharı artırmıştır demiyorum, arasında bir ilişki olduğunu söylüyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>“Yalnızlaşıyoruz ve toplumsal desteği kaybediyoruz”</strong></p>
<p>Geleneksel toplumdan modern topluma geçişin bireyin sosyal çevresiyle ilişkisini de değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Yılmaz, “Geleneksel toplum yapısından moderne geçerken evvelden aile, mahalle, cemaat vesaire her şeyde yanımızda olan insanlar daha az. Dolayısıyla yalnızlaşıyoruz ve toplumsal desteği kaybediyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p><strong>Tayfun Doğan: “Elimizdeki en güçlü şey sosyal destek”</strong></p>
<p><strong>“</strong>Hayata Tutunmak İçin Nedenler: Umut Psikolojisi” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan, intihar olgusunun psikolojik boyutunu ve umudun koruyucu rolünü değerlendirdi.</p>
<p>İnsanların bazen yaşamla yeniden bağ kurabilmeleri için küçük bir destek noktasına ihtiyaç duyabildiğini söyleyen Doğan, “Bazen küçücük bağlanabileceği bir yer olursa, tutunabileceği bir yer olursa insanlar intihardan vazgeçebiliyor. O yüzden elimizdeki en güçlü şey aslında intihar vakalarında sosyal destek.” dedi.</p>
<p><strong>“Depresyonda umutsuzluk çok önemli”</strong></p>
<p>Ruh sağlığı sorunlarının göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Doğan, özellikle depresyon ile umutsuzluk arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, “Ruh sağlığı sorunlarını göz ardı etmememiz gerekiyor. Çünkü burada özellikle umudun azalması, yaşamak için bir neden bulamama çok önemli bir etken.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Umutsuzluk, sizi yaşama bağlayan her şeye inancınızı yitirmektir”</strong></p>
<p>Umutsuzluğun yalnızca kötü hissetmekten ibaret olmadığını ifade eden Doğan, “Gerçek anlamda umutsuzluk, sizi yaşama bağlayan her şeye inancınızı yitirmiş olmanız demektir. Bu aileniz olabilir, inancınız olabilir, kariyeriniz, idealleriniz olabilir. Sizi yaşama bağlayan her şeye karşı inancınızı yitirmiş olmak demektir.” dedi.</p>
<p>Umutsuz kişinin içinde bulunduğu olumsuz koşulların hiç değişmeyeceğini düşünme eğiliminde olduğunu belirten Doğan, “Umutsuzluk anı mutlaklaştırmak anlamına geliyor. Takvimi durdurmak, saati durdurmak; içinde bulunduğumuz koşullar hiç değişmeyecekmiş gibi düşünmek, geleceğe ipotek koymak aslında umutsuzluk dediğimiz şey.” dedi.</p>
<p><strong>“Umut öğrenilebilir ve geliştirilebilir”</strong></p>
<p>Umut kavramının yalnızca bir duygu olmadığını, aynı zamanda zihinsel bir beceri olarak değerlendirilebileceğini söyleyen Prof. Dr. Doğan, bunun geliştirilebilir olmasının önemli olduğunu dile getirerek, “Ben büyük oranda umudu mental bir beceri olarak görüyorum. Umut, içinde bulunduğumuz koşullardan çok zihinsel tutumla, olaylara yaklaşım biçimimizle alakalıdır. Umudun öğrenilebilir, geliştirilebilir bir şey olması bizim için en umut verici tarafı. Bir şeyi beceri olarak nitelendiriyorsak bu, öğrenilebilir, öğretilebilir, geliştirilebilir ve artırılabilir anlamına geliyor.” dedi.</p>
<p><strong>“Umutlu insan tek bir seçeneğe odaklanmıyor”</strong></p>
<p>Umutlu insanların geleceğin daha iyi olabileceğine inandığını, bunun için kendi çabalarının önemli olduğunu düşündüğünü ve hedeflerine ulaşmak için alternatif yollar geliştirebildiğini belirten Doğan, “Umutlu insanlar ‘Amaçlarıma ulaşabilmem için birçok yol vardır’ diye düşünüyorlar. Bu inanılmaz güçlü bir cümle. Hayatta seçeneklerin olduğunu bilmek, tek bir kapıya odaklanmamak çok önemli.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Felsefe Bölümü Araştırma Görevlisi Arş. Gör. Dr. Merve Arlı Özekes de “Felsefi Bir Soruşturma Olarak İntihar” başlıklı sunumuyla konuyu felsefi açıdan ele aldı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kopya-intiharlara-dikkat-659310">Kopya intiharlara dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zihinsel aktivitelerde çeşitlilik önem taşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zihinsel-aktivitelerde-cesitlilik-onem-tasiyor-659250</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2026 13:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aktivitelerde]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bulmaca]]></category>
		<category><![CDATA[çeşitlilik]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[metin]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659250</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, zihinsel aktivitelerin beynin bilişsel becerilerine etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihinsel-aktivitelerde-cesitlilik-onem-tasiyor-659250">Zihinsel aktivitelerde çeşitlilik önem taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, zihinsel aktivitelerin beynin bilişsel becerilerine etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Farklı zihinsel aktiviteler farklı becerileri çalıştırır!  </strong></p>
<p>Her zihinsel aktivitenin beyni aynı şekilde çalıştırmadığını ifade eden Prof. Dr. Barış Metin, “Beynimiz tek bir beceriden oluşmuyor; dikkat, hafıza, dil ve planlama gibi farklı yeteneklerimiz var.” dedi.</p>
<p>Kelime bulmacasının daha çok bildiğimiz sözcükleri hatırlamayı, sudokunun ise mantık yürütmeyi ve olasılıkları takip etmeyi gerektirdiğini aktaran Prof. Dr. Metin, “Yeni bir yemek tarifini uygulamak bile dikkat, hafıza ve planlamayı birlikte kullanır. Burada önemli bir ayrım var; bir bulmacada ustalaşmak, bütün zihinsel becerilerimizin aynı ölçüde geliştiği anlamına gelmez. Bu nedenle zihinsel hayatımızın tek bir etkinlikten ibaret olmaması yararlıdır. Çok alıştığımız bir bulmacayı zamanla daha otomatik çözeriz. Yeni bir beceri öğrenirken ise yeni bilgileri akılda tutmamız, hata yaptığımızda yöntem değiştirmemiz ve dikkat göstermemiz gerekir. Sosyal ortamlarda da konuşmayı takip eder, insanları tanır ve farklı bakış açılarına uyum sağlarız. Yalnızca yeni insanlarla tanışmak değil, mevcut ilişkileri canlı tutmak da değerlidir. Sevdiğiniz bulmacayı bırakmanız gerekmez; yanına yeni öğrenmeler ve sosyal etkinlikler ekleyebilirsiniz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Uğraştıran ama ilerlenebilen etkinlikler iyi bir ölçü olabilir! </strong></p>
<p>Beyni zorlayan ama kişiyi bunaltmayan aktivitelerin nasıl seçilebileceğine değinen Prof. Dr. Metin, “Uğraştıran ama ilerlenebilen etkinlikler iyi bir ölçü olabilir. Etkinlik hiç düşünmeden yapılıyorsa zorluk artırılabilir. Sürekli başarısızlık hissi yaratıyorsa daha küçük adımlara bölünebilir.” dedi.</p>
<p>Yeni bir dil öğrenirken uzun metinler ezberlemek yerine birkaç ifadeyi öğrenip kısa bir konuşmada kullanmakla başlanabileceği örneğini veren Prof. Dr. Metin, “Kısa sürelerle başlayıp alıştıkça ilerlemek daha sürdürülebilirdir. Hata yapmak normaldir; amaç kendimizi sınava sokmak değil, öğrenmeyi sürdürmektir. Kişinin ilgisi, eğitim düzeyi, görme ve işitme durumu da seçimi etkilemelidir. Bu konuda özellikle demans hastası yakınlarımız açısından dikkatli olmalıyız. Bazen yapılan egzersizler demans hastaları için aşırı zor ve yorucu olabiliyor. Egzersizleri seçerken nöroloji uzmanı veya bu konuda uzman bir psikoloğa danışılması önerilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Herkes için tek bir ‘en iyi beyin egzersizi’ yok!</strong></p>
<p>Farklı etkinliklerin farklı becerileri birlikte kullandığına işaret eden Prof. Dr. Barış Metin, şunları söyledi:</p>
<p>“Kitap okumak; dili anlama, dikkati sürdürme ve olaylar arasında bağlantı kurmayı gerektirir. Okuduğunu anlatmak veya tartışmak etkinliği zenginleştirir. Enstrüman çalmak; dinleme, ritim, hafıza ve el hareketlerini birlikte yönetmeyi gerektirir. Müzik dinlemekle enstrüman öğrenmek aynı zihinsel görev değildir. Yeni bir dil öğrenmek; yeni sözcükleri hatırlamayı, sesleri ayırt etmeyi ve uygun ifadeyi seçmeyi gerektirir. Dans etmek; hareket sırasını hatırlama, ritim ve koordinasyonu birleştirir, ayrıca fiziksel ve sosyal yönleri vardır. El becerileri; örgü, seramik veya ahşap işleri gibi uğraşlar dikkat, planlama ve el-göz koordinasyonunu kullanır.</p>
<p>Bu ve benzeri aktiviteler beynin farklı işlevlerini ve görece olarak farklı bölgelerini çalıştırır. Herkes için tek bir ‘en iyi beyin egzersizi’ yoktur. Kişinin zevk alarak ve aşırı zorlanmadan yapacağı zihinsel aktiviteyi seçmek gerekir.”</p>
<p><strong>Önemli olan günlük yaşamı kolaylaştırmak!</strong></p>
<p>Yapılan aktivitenin etkili olabilmesi için kişinin zorlandığı alanları hedeflemenin gerekli olmadığını kaydeden Prof. Dr. Metin, “Sağlıklı bir kişi için çeşitli, ilgi çekici ve sürdürülebilir etkinlikler iyi bir başlangıçtır. Belirgin bir dikkat veya hafıza sorunu varsa, önce sorunun niteliğini anlamak ve çalışmaları buna göre düzenlemek daha anlamlıdır.” dedi.</p>
<p>Önemli olanın yalnızca oyundaki puanı yükseltmek değil, günlük yaşamı kolaylaştırmak olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Metin, “Randevularını unutan biri için bilgiyi düzenleme ve takvim kullanma alışkanlığı da değerlidir. Yeni başlayan, giderek artan veya günlük işleri aksatan unutkanlığı yalnızca bulmacayla çözmeye çalışmamak gerekir. Özellikle yaşlı bireyler ve demans hastaları için hayal kırıklığı yaratan ve aşırı zorlayıcı aktivitelerden kaçınmak önemlidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Beyin egzersizleri Alzheimer’a karşı garanti değil!</strong></p>
<p>‘Beyin egzersizi yapıyorum, dolayısıyla Alzheimer olmam’ düşüncesinin doğru olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Barış Metin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Beyin egzersizi Alzheimer’a karşı garanti değildir. Bazı yapılandırılmış bilişsel eğitimler için umut verici sonuçlar olsa da bunları her bulmacaya, uygulamaya veya hobiye genelleyemeyiz. Bir etkinlikte daha iyi olmakla Alzheimer hastalığını önlemek aynı şey değil.</p>
<p>Zihinsel etkinlikler, beyin sağlığını destekleyen yaşamın bir parçasıdır. Düzenli hareket, sosyal ilişkiler, sağlıklı beslenme, sigaradan uzak durma ve tansiyon, kan şekeri, kolesterol kontrolü de önemlidir. Risk azaltılabilir ama sıfırlanamaz; Alzheimer gelişmesi kişinin yeterince okumadığı veya bulmaca çözmediği anlamına gelmez.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihinsel-aktivitelerde-cesitlilik-onem-tasiyor-659250">Zihinsel aktivitelerde çeşitlilik önem taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Belediye Sokağı&#8217;nın sağlık duraklarına yoğun ilgi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/belediye-sokaginin-saglik-duraklarina-yogun-ilgi-659196</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2026 13:05:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aldı]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[duraklarına]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[ilgi]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sokağı]]></category>
		<category><![CDATA[stantlar]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659196</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Enternasyonal Fuarı (İEF) kapsamında kurulan Belediye Sokağı’nda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sağlık hizmetlerinin tanıtıldığı stantlar yoğun ilgi görüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/belediye-sokaginin-saglik-duraklarina-yogun-ilgi-659196">Belediye Sokağı&#8217;nın sağlık duraklarına yoğun ilgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Enternasyonal Fuarı (İEF) kapsamında kurulan Belediye Sokağı’nda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sağlık hizmetlerinin tanıtıldığı stantlar yoğun ilgi görüyor. Eşrefpaşa Hastanesi, Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı ve Veteriner Hizmetleri Dairesi Başkanlığı stantlarına uğrayan ziyaretçiler, hem hizmetler hakkında bilgi aldı hem de sağlık ölçümlerinden yararlandı.</p>
<p>Bu yıl 95. kez kapılarını açan İzmir Enternasyonal Fuarı kapsamında kurulan Belediye Sokağı’nda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin farklı alanlardaki hizmet ve çalışmaları halka tanıtılıyor. Belediye Sokağı’nın en çok rağbet gören noktalarından biri de sağlık alanındaki hizmetlerin aktarıldığı stantlar oldu. Eşrefpaşa Hastanesi, Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı ve Veteriner Hizmetleri Dairesi Başkanlığı stantlarında birimlerin hizmetleri ziyaretçilere aktarılırken; tansiyon, boy ve kilo ölçümleri yapıldı, patili dostlar için mama hediyeleri verildi.</p>
<p><strong>“Çok memnun kaldık”</strong></p>
<p>80 yaşındaki annesi Yaşam Gürcan ile birlikte fuarı ziyaret eden Yücel Gürcan, &#8220;Belediye Sokağı’nda hemen hemen her standı ziyaret ettik. Her stantta ilgiyle karşılandık ve hizmetlerle ilgili bilgi aldık. Sağlıkla ilgili stantlara da gittik ve annemin tansiyonu ölçüldü. Ayrıca Evde Bakım hizmetleri ile ilgili bilgi aldık. Çok memnun kaldık, teşekkür ederiz” dedi.</p>
<p><strong>“Patili dostum için mama hediyesi aldım”</strong></p>
<p>Fuarı ziyaret eden Aysun Tanyalçın “Her sene Belediye Sokağı’na gelip hizmetlerden yararlanıyorum. Sağlık standında tansiyonumuzu, boyumuzu, kilomuzu ölçtürdük. Personel bize hediyeler verdi. En son da patili dostum için mama hediyesi aldım” derken, Mustafa Akdere de “Sağlık stantlarında boyumu, kilomu ve tansiyonumu ölçtürdüm. Yakın zamanda anjiyo oldum ve stent takıldı. Sağlıkla ilgili stantların olmasını güzel buldum” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/belediye-sokaginin-saglik-duraklarina-yogun-ilgi-659196">Belediye Sokağı&#8217;nın sağlık duraklarına yoğun ilgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Profesörler seminerde tartıştı: İntihar riski nasıl artar?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/profesorler-seminerde-tartisti-intihar-riski-nasil-artar-659181</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2026 12:28:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artar]]></category>
		<category><![CDATA[ntihar]]></category>
		<category><![CDATA[profesörler]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[seminerde]]></category>
		<category><![CDATA[tartıştı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659181</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi tarafından düzenlenen “İntihar Olgusuna Çok Disiplinli Bakış ve Farkındalık” başlıklı çevrim içi seminerde, intihar olgusu farklı disiplinlerin bakış açılarıyla kapsamlı biçimde ele alındı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/profesorler-seminerde-tartisti-intihar-riski-nasil-artar-659181">Profesörler seminerde tartıştı: İntihar riski nasıl artar?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi tarafından düzenlenen “İntihar Olgusuna Çok Disiplinli Bakış ve Farkındalık” başlıklı çevrim içi seminerde, intihar olgusu farklı disiplinlerin bakış açısıyla ele alındı.  Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, intiharı önlemede risk gruplarının ve kök nedenlerin bilimsel olarak analiz edilmesi gerektiğini vurgularken, “İnsanlarda umutsuzluk duygusu, ‘Çıkış yolu yok’ düşüncesi ve anlam karmaşası intihar riskini artırabiliyor. Siber zorbalık da özellikle ergenlerde önemli.” dedi. Tarhan, kopya intiharlara da dikkat çekti.</p>
<p>İnsanın duygu ve çatışmalarını yönetebilmesinin yaşamın anlamını güçlendirebileceğini belirten Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör, “İnsanın kendi ruh durumunu, kendi krizlerini, kendi iç ve dış çatışmalarını daha kolay yönetebilmesi; var olmayı ve varlığını sürdürmeyi daha anlamlı bulabilmesi anlamına geliyor.” dedi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi tarafından, intihar konusunda toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla “İntihar Olgusuna Çok Disiplinli Bakış ve Farkındalık” başlıklı çevrim içi seminer düzenlendi.</p>
<p>Programın açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, intiharı önlemede yalnızca farkındalık çalışmalarının yeterli olmadığını, risk gruplarının ve vakaların bilimsel olarak analiz edilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Türkiye’de intiharın önlenmesine ilişkin sistematik çalışmalar yürütülmesi gerektiğini ifade eden Tarhan, “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz. Güzel sözler söyleyerek intiharı önleyemeyiz. İntihar, yalnızca halkı bilinçlendirme çalışmalarıyla önlenmiyor; vakaların analizleriyle öğreniliyor.” diye konuştu.</p>
<p>İntiharın nedenlerinin sosyolojik çalışmalarla da araştırılması gerektiğini dile getiren Tarhan, “Toplum içerisinde intihar risk gruplarının belirlenmesi ve istatistiklerin risk gruplarına göre değerlendirilerek müdahale planlarının yapılması gerekiyor. Problemin teşhisini yaparsak ancak bunu çözebiliriz.” dedi.</p>
<p><strong>Kopya intiharlara dikkat!</strong></p>
<p>Türkiye’deki vakaların yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını kaydeden Prof. Dr. Tarhan; ruhsal hastalıklar, alkol ve madde kullanımı, kumar ve bahis, yalnızlık, ilişki kayıpları, şiddet, zorbalık ve umutsuzluk gibi farklı faktörlerin de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Türkiye’de bunun kök nedenlerinin analizinin yapılması gerekiyor. Neden kaynaklanıyor bu? Bazıları sadece ekonomik nedene bağlıyor ama çok daha farklı nedenler var. Sosyalleşmenin, medyanın ve kopya intiharların etkisini de göz ardı etmemek gerekiyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>“Umutsuzluk ve çıkış yolu görememe önemli”</p>
<p>Yalnızlık, ilişki kaybı, şiddet ve zorbalığın da risk faktörleri arasında bulunduğunu dile getiren Tarhan, “İnsanlarda umutsuzluk duygusu, ‘Çıkış yolu yok’ düşüncesi ve anlam karmaşası intihar riskini artırabiliyor. Siber zorbalık da özellikle ergenlerde önemli.” dedi.</p>
<p>Dijitalleşmenin gençler üzerindeki etkilerine de değinen Tarhan, sosyal medyada başkalarının yaşamlarını sürekli takip etmenin yetersizlik duygusunu besleyebildiğini ve “gelişmeleri kaçırma korkusu” olarak tanımlanan FOMO’nun da bu açıdan dikkate alınması gereken olgulardan biri olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>“Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz”</strong></p>
<p>İntiharı önlemenin yalnızca bilgilendirme toplantılarıyla mümkün olmayacağını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz. Güzel sözler söyleyerek intiharı önleyemeyiz. İntihar yalnızca halkı bilinçlendirme çalışmalarıyla önlenmiyor, vakaların analizleriyle öğreniliyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın ‘ölmek istiyorum’ demesi tek başına yetmiyor. İntihar isteği, intihar niyeti, intihar planı ve girişim ayrı ayrı değerlendiriliyor. Kişinin ölüm düşüncesi ayrı, intihar düşüncesi ayrı.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Antidepresan tek başına yetmez, terapiyle birlikte yürütülmeli”</strong></p>
<p>Depresyon ve intihar riski arasındaki ilişkiye de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Antidepresan ilaçlar ciddi şekilde farmakolojik iyileşme yapıyor ama tek başına yetmez. Muhakkak terapi ile yapılması gerekiyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nazife Güngör: “Büyük dönüşümler toplumlarda kaotik ortam oluşturabiliyor”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör de intihar olgusunun insanlık tarihi boyunca var olduğuna dikkat çekerek, özellikle büyük toplumsal dönüşüm dönemlerinde bireyin varlığını ve yaşamın anlamını daha fazla sorgulayabildiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Güngör, “Ne zaman makro düzeyde büyük dönüşümler yaşansa toplumlarda bir şekilde kaos oluşuyor, krizler oluyor. Kaotik ortamların en önemli göstergelerinden biri de toplum içerisinde yaşayan bireylerin dünyadaki, yaşamdaki varlıklarını tekrar sorgulamaları.” dedi.</p>
<p><strong>“İnsan varlık ve anlam sorgulamasını tekrar tekrar yapıyor”</strong></p>
<p>Bireyin krizlerle karşı karşıya kaldığında yaşamın anlamını sorgulayabildiğini dile getiren Prof. Dr. Güngör, “Sıkıntı çektikçe, acıları yaşadıkça ya da yeni gelişmelere ve dönüşümlere uyum sağlamakta zorlandıkça varlık sorgulamasını tekrar tekrar yapıyor. Kendi kendine sorduğu sorulara yanıt bulamadığı ya da sorunlara çözüm bulmakta zorlandığı zaman karşısına birtakım alternatifler geliyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>İnsanın duygu ve çatışmalarını yönetebilmesinin yaşamın anlamını güçlendirebileceğini belirten Prof. Dr. Güngör, “İnsanın kendi ruh durumunu, kendi krizlerini, kendi iç ve dış çatışmalarını daha kolay yönetebilmesi; var olmayı ve varlığını sürdürmeyi daha anlamlı bulabilmesi anlamına geliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Kaynak: “Bağlantı bolluğu ve bağsızlık bir arada”</strong></p>
<p>İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak ise intihar olgusuna farklı disiplinlerden bakmanın önemine işaret etti. Üniversitelerin sahip oldukları akademik bilgiyi toplumla paylaşmalarının önemini vurgulayan Prof. Dr. Kaynak, dijitalleşmeyle birlikte ortaya çıkan yalnızlaşmaya dikkat çekti. Prof. Dr. Kaynak, “Dünya üzerinde sonsuz sayıda bağlantı kurabilme imkânımızın olduğu ama neredeyse hiç bağımızın kalmadığı bir yeni ortama girmiş durumdayız. Bağlantı bolluğu ve bağsızlık bir arada, insanları çok zor durumda bırakıyor.” ifadelerini kullandı. İntihar olgusuna ilişkin rakamların tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Kaynak, toplumsal ve psikolojik değişimlerin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Barış Erdoğan: “İntihar son derece bireysel görünse de toplumsal bir sorun”</strong></p>
<p>“Toplumsal Bir Olgu Olarak İntihar” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Barış Erdoğan, intiharın yalnızca psikoloji ve psikiyatrinin konusu olmadığını söyledi. İntihar olgusunun tarih, felsefe ve sosyoloji gibi farklı disiplinler tarafından da tartışılmasının önemine işaret eden Erdoğan, “İntihar dediğimiz olgu bir yanıyla baktığımızda son derece bireysel. Peki bu kadar bireysel bir konu nasıl bir toplumsal sorun haline geldi? İşte tam da bu noktada sosyoloji intihar olgusunu ele alıyor.” dedi.</p>
<p><strong>“İntiharı sadece psikolojik ya da ekonomik bir olgu olarak görürsek yanılırız”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Erdoğan, “İntiharı sadece psikolojik bir olgu olarak görmeye çalışırsak ya da sadece ekonomik sorunlardan kaynaklanan bir vaka olduğunu düşünürsek yanılırız.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İntihar oranlarının toplumdan topluma ve dönemden döneme değişmesinin, olgunun toplumsal boyutunu ortaya koyduğunu ifade eden Erdoğan, “İnsan biyolojisi dünyanın her tarafında aşağı yukarı aynı. Neden bir ülkede insanların intihar eğilimi artarken başka bir ülkede düşüyor diye sorarsak, o zaman resmin başka bir tarafına bakmamız gerekiyor.” dedi.</p>
<p><strong>“Bağlarımız koptukça bizi yaşama bağlayan unsurlar da azalıyor”</strong></p>
<p>Toplumsal bütünleşmenin koruyucu rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Erdoğan, aile, sosyal çevre ve toplumsal gruplarla kurulan bağların insanın hayata tutunmasında önemli olduğuna işaret etti.</p>
<p>İntiharın ilk bakışta bireysel bir eylem olarak algılandığını kaydeden Erdoğan, “İntihar dediğimiz olgu, bir yanıyla baktığımızda son derece bireysel. Peki bu kadar bireysel bir konu nasıl bir toplumsal sorun haline geldi? İşte tam da bu noktada sosyoloji intihar olgusunu ele alıyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Toplumsal değişimlere karşı dirençli bireyler yetiştirilmeli”</strong></p>
<p>Hızlı toplumsal değişimlerin bireylerde yarattığı etkilerin de göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Erdoğan, yalnızca bireysel psikolojik müdahalelerle yetinilmemesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Erdoğan, “Toplumsal değişimlere karşı sosyal olarak dirençli bireyler yetiştirecek ve oluşturacak politikalar üretirsek bu intihar konusunda önemli bir mesafe alabileceğimizi düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Hadiye Yılmaz intihar olgusunu tarihsel vakalarla ele aldı</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hadiye Yılmaz, “Tarih Boyunca İntihar Olgusu: Tarihsel Örnek Vakalar ve Türkiye Gerçeği” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Yılmaz, Osmanlı’nın son döneminde kamuoyunda geniş yankı uyandıran Sultan Abdülaziz’in ölümü ile Beşir Fuad’ın intiharı üzerinden konunun tarihsel görünümünü değerlendirdi.</p>
<p><strong>“Sultan Abdülaziz için bugün bile net konuşamıyoruz”</strong></p>
<p>Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden beş gün sonra Feriye Sarayı’nda bilekleri kesilmiş halde bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr. Yılmaz, olayın intihar mı yoksa cinayet mi olduğuna ilişkin tartışmaların günümüzde de sürdüğünü söyledi.</p>
<p><strong>Beşir Fuad vakasına dikkat çekti</strong></p>
<p>Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı düşünce tarihinde materyalist düşüncenin erken temsilcilerinden Beşir Fuad’ın intiharının ise tarihsel belgeler açısından daha açık bir vaka olduğunu söyledi.</p>
<p>Beşir Fuad’ın yaşamına son verirken yaşadıklarını kaydetmeye çalışmasının olayın zaman içerisinde bazı çevrelerde idealize edilmesine yol açtığını dile getiren Yılmaz, bunun yanıltıcı bir yaklaşım olabileceğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>“Osmanlı’da intihar daha azdı demek kolay değil”</strong></p>
<p>Tarihsel verilerin değerlendirilmesinde kayıt sistemlerinin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı döneminde intiharın daha az görüldüğü şeklinde kesin bir yargıya varmanın bilimsel açıdan mümkün olmadığını ifade etti.</p>
<p><strong>Modernleşme, kentleşme ve bireyselleşme etkisi…</strong></p>
<p>İntihar olgusunun tarihsel değişiminde modernleşme sürecine de dikkat çeken Yılmaz; yoğun sanayileşme, kentleşme, bireyselleşme, sekülerleşme ile ekonomik ve toplumsal istikrarsızlıkların araştırmacıların üzerinde durduğu faktörler arasında bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Avrupa’da kayıt sistemine daha erken geçilmesinin istatistiklerdeki görünürlüğü de artırmış olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı toplumunda dini ve cemaat temelli normların daha güçlü olmasının da farklı bir toplumsal yapı oluşturduğunu kaydetti.</p>
<p>Tarihsel sürecin önemli bir noktayı ortaya koyduğunu ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, “İntiharın sadece bireysel bir eylem olmadığını görüyoruz. İkincisi, modernleşme ve intihar olgusu arasında bir tarihsel ilişki olduğunu görüyoruz. Ama imtina ediyorum; modernleşme intiharı artırmıştır demiyorum, arasında bir ilişki olduğunu söylüyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>“Yalnızlaşıyoruz ve toplumsal desteği kaybediyoruz”</strong></p>
<p>Geleneksel toplumdan modern topluma geçişin bireyin sosyal çevresiyle ilişkisini de değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Yılmaz, “Geleneksel toplum yapısından moderne geçerken evvelden aile, mahalle, cemaat vesaire her şeyde yanımızda olan insanlar daha az. Dolayısıyla yalnızlaşıyoruz ve toplumsal desteği kaybediyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Tayfun Doğan: “Elimizdeki en güçlü şey sosyal destek”</strong></p>
<p>“Hayata Tutunmak İçin Nedenler: Umut Psikolojisi” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan, intihar olgusunun psikolojik boyutunu ve umudun koruyucu rolünü değerlendirdi.</p>
<p>İnsanların bazen yaşamla yeniden bağ kurabilmeleri için küçük bir destek noktasına ihtiyaç duyabildiğini söyleyen Doğan, “Bazen küçücük bağlanabileceği bir yer olursa, tutunabileceği bir yer olursa insanlar intihardan vazgeçebiliyor. O yüzden elimizdeki en güçlü şey aslında intihar vakalarında sosyal destek.” dedi.</p>
<p><strong>“Depresyonda umutsuzluk çok önemli”</strong></p>
<p>Ruh sağlığı sorunlarının göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Doğan, özellikle depresyon ile umutsuzluk arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, “Ruh sağlığı sorunlarını göz ardı etmememiz gerekiyor. Çünkü burada özellikle umudun azalması, yaşamak için bir neden bulamama çok önemli bir etken.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Umutsuzluk, sizi yaşama bağlayan her şeye inancınızı yitirmektir”</strong></p>
<p>Umutsuzluğun yalnızca kötü hissetmekten ibaret olmadığını ifade eden Doğan, “Gerçek anlamda umutsuzluk, sizi yaşama bağlayan her şeye inancınızı yitirmiş olmanız demektir. Bu aileniz olabilir, inancınız olabilir, kariyeriniz, idealleriniz olabilir. Sizi yaşama bağlayan her şeye karşı inancınızı yitirmiş olmak demektir.” dedi.</p>
<p>Umutsuz kişinin içinde bulunduğu olumsuz koşulların hiç değişmeyeceğini düşünme eğiliminde olduğunu belirten Doğan, “Umutsuzluk anı mutlaklaştırmak anlamına geliyor. Takvimi durdurmak, saati durdurmak; içinde bulunduğumuz koşullar hiç değişmeyecekmiş gibi düşünmek, geleceğe ipotek koymak aslında umutsuzluk dediğimiz şey.” dedi.</p>
<p><strong>“Umut öğrenilebilir ve geliştirilebilir”</strong></p>
<p>Umut kavramının yalnızca bir duygu olmadığını, aynı zamanda zihinsel bir beceri olarak değerlendirilebileceğini söyleyen Prof. Dr. Doğan, bunun geliştirilebilir olmasının önemli olduğunu dile getirerek, “Ben büyük oranda umudu mental bir beceri olarak görüyorum. Umut, içinde bulunduğumuz koşullardan çok zihinsel tutumla, olaylara yaklaşım biçimimizle alakalıdır. Umudun öğrenilebilir, geliştirilebilir bir şey olması bizim için en umut verici tarafı. Bir şeyi beceri olarak nitelendiriyorsak bu, öğrenilebilir, öğretilebilir, geliştirilebilir ve artırılabilir anlamına geliyor.” dedi.</p>
<p><strong>“Umutlu insan tek bir seçeneğe odaklanmıyor”</strong></p>
<p>Umutlu insanların geleceğin daha iyi olabileceğine inandığını, bunun için kendi çabalarının önemli olduğunu düşündüğünü ve hedeflerine ulaşmak için alternatif yollar geliştirebildiğini belirten Doğan, “Umutlu insanlar ‘Amaçlarıma ulaşabilmem için birçok yol vardır’ diye düşünüyorlar. Bu inanılmaz güçlü bir cümle. Hayatta seçeneklerin olduğunu bilmek, tek bir kapıya odaklanmamak çok önemli.” şeklinde konuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/profesorler-seminerde-tartisti-intihar-riski-nasil-artar-659181">Profesörler seminerde tartıştı: İntihar riski nasıl artar?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okul Çantası Çocuğunuza Yük Olmasın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/okul-cantasi-cocugunuza-yuk-olmasin-659165</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2026 10:04:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağır]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çanta]]></category>
		<category><![CDATA[çantası]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuza]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[İskelet]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[olmasın]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=659165</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okul çağındaki çocukların kullandığı ağır sırt çantaları zamanla bazı sağlık sorunlarına neden olabiliyor.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okul-cantasi-cocugunuza-yuk-olmasin-659165">Okul Çantası Çocuğunuza Yük Olmasın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Okul çağındaki çocukların kullandığı ağır sırt çantaları zamanla bazı sağlık sorunlarına neden olabiliyor.  Çanta ağırlığının çocuğun ağırlığının yüzde10’unu geçmemesi büyük önem taşırken, çanta kullanımı konusunda bazı noktalara dikkat edilmesi gerekiyor. Özellikle gelişim çağındaki çocukların çantalarının sırta yakın durmaması ve bel hizasının altında olmaması öneriliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uz. Dr. Melek Didem Aslan, okul çantalarının kullanımı konusunda ebeveynlere önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Kas-iskelet sistemine ekstra yük biniyor</strong></p>
<p>Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla çocuklar yoğun bir döneme daha girecek. Her gün taşınan okul çantaları ise çocukların kas-iskelet sistemi üzerinde önemli bir yük oluşturabilmektedir Okul çağındaki çocuklarda doğru çanta kullanımı, uygun oturma düzeni ve hareket alışkanlığının erken yaşlarda kazandırılması önemlidir. Çünkü çocukluk döneminde edinilen ergonomik alışkanlıklar, yalnızca bugünün değil, ilerleyen yaşlardaki kas-iskelet sağlığının da temelini oluşturmaktadır. </p>
<p><strong>Çanta ağırlığı azaltılmalı</strong></p>
<p>Özellikle çocuklarda yanlış çanta kullanımı; boyun, omuz ve sırt bölgesinde ağrıya, kas yorgunluğuna ve zaman içinde duruş alışkanlıklarının bozulmasına zemin hazırlayabilir. Genel olarak okul çantasının, çocuğun vücut ağırlığının %10’unu geçmemesi önerilir. Örneğin 30 kilogram ağırlığındaki bir çocuğun çantası mümkün olduğunca 3 kilogramı geçmemelidir. Çantanın ağırlığını azaltmak için yalnızca o gün gerekli kitap ve defterler konulmalı, gereksiz oyuncak ve eşyalar çantadan çıkarılmalıdır. Mümkünse okulda dolap veya sınıf içi saklama alanlarından yararlanılmalıdır.</p>
<p><strong>Taşıma şekli de önemli</strong></p>
<p>Çantaların büyük bir bölümünde bulunan iki omuz askısı da kesinlikle kullanılmalıdır. Özellikle askılar çocukların vücuduna uygun şekilde ayarlanmalı, çanta sırta yakın durmalı ve bel hizasının çok altında olmamalıdır. Tek omuzda taşınan çantalar, bir tarafa yükün fazla binmesi nedeniyle çocukların dengesini kaybetmesine neden olur. Bunun için çocuklar yürürken çantanın takıldığı tarafın tersine doğru eğilerek dengelerini sağlamaya çalışırlar. Bu da iskelet sistemine dengesiz ve doğal olmayan yük bindirdiği için zamanla sorunlara neden olabilir. Ayrıca çantaların sünger desteklerinin de olması gerekir. </p>
<p><strong>Dengeli duruş alışkanlığı kazanılmalı</strong></p>
<p>Çocukların kas-iskelet sağlığını korumak yalnızca çantalarla sınırlı değildir. Okula giden çocuklar günün önemli bir zaman dilimini oturarak geçirir. Bu nedenle çocuklara doğru postür, yani dengeli duruş alışkanlığı kazandırmak önemlidir. Amaç doğru oturma pozisyonu sayesinde omurganın doğal eğriliklerini korumak ve vücudu dengeli şekilde desteklemektir. Baş dengeli olmalı, çene öne doğru olmalı, omuzlar rahat tutulmalı, sırt ve bel desteklenmeli, kalçalar sandalyenin arkasına dayanmalıdır. Ayakların yere tam basması, diz ve kalçaların rahat bir pozisyonda olması önerilir.</p>
<p><strong>Doğru masa ve sandalye kullanımı şart</strong></p>
<p>Masa ve sandalyenin yanı sıra özellikle ekran yüksekliği çocukların boyuna uygun olmalıdır. Burada önemli olan doğru pozisyonda oturmak ve saatlerce aynı pozisyonda kalmamaktır. Önemli olan pozisyonu düzenli olarak değiştirmek ve hareketsiz kalmamaktadır. Çocuklar ders çalışırken belirli aralıklar ile 3-5 dakika mola vermelidir. Öte yandan, uzun süre telefon ve tablet kullanmak başın öne eğilmesine ve boyun kaslarının daha fazla çalışmasına neden olduğu için çocukların kas iskelet sistemini olumsuz etkiler. Bu nedenle çocukların mümkün olduğunca ekrandan uzak tutulması gerekir. Ancak günümüzde bu pek mümkün olmamaktadır. Bunun için ekran göz seviyesinde olmalı ve uzun süre aynı pozisyonda hareketsiz kalınmamalıdır. </p>
<p><strong>Uygun ortam hazırlanmalı</strong></p>
<p>Çocuklara, ‘dik otur!’ demek yerine, onlara uygun çalışma ortamı hazırlamalı ve hareket etmeleri teşvik edilmelidir. Çünkü sağlıklı postür, kendimizi zorlayarak sürekli dik durmak değil; vücudu dengeli, rahat ve hareketli tutabilmektir. Boyun, sırt veya bel ağrısı sürekli ya da tekrarlıyorsa, uyuşma, güç kaybı veya belirgin duruş değişikliği eşlik ediyorsa durum yalnızca ‘duruş bozukluğu’ olarak değerlendirilmemeli ve uzman bir hekime başvurulmalıdır.</p>
<p>,</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okul-cantasi-cocugunuza-yuk-olmasin-659165">Okul Çantası Çocuğunuza Yük Olmasın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
