<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>zaman | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/zaman/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/zaman</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Jul 2026 08:02:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>zaman | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/zaman</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Diş beyazlatmada doğru zaman, doğru yöntem önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatmada-dogru-zaman-dogru-yontem-onemli-646865</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 08:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyazlatma]]></category>
		<category><![CDATA[beyazlatmada]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[ürünleri]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646865</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Restoratif Diş Tedavisi Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, diş beyazlatma işleminin ne zaman ve nasıl güvenli şekilde yapılması gerektiği, ortodontik tedavi sürecindeki uygulamaları ve bilinçsiz kullanılan beyazlatma ürünlerinin oluşturabileceği riskler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatmada-dogru-zaman-dogru-yontem-onemli-646865">Diş beyazlatmada doğru zaman, doğru yöntem önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Restoratif Diş Tedavisi Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, diş beyazlatma işleminin ne zaman ve nasıl güvenli şekilde yapılması gerektiği, ortodontik tedavi sürecindeki uygulamaları ve bilinçsiz kullanılan beyazlatma ürünlerinin oluşturabileceği riskler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Ortodontik tedavi devam ederken diş beyazlatma işlemi yapılabilir mi?</strong></p>
<p>Diş teli tedavisi sırasında dişlerin üzerinde ‘braket’ adı verilen apareyler bulunduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, “Diş beyazlatma işleminin etkili olabilmesi için beyazlatma ajanının doğrudan diş minesine uygulanması gerekir.” dedi.</p>
<p>Braketler nedeniyle diş minesinin tamamına ulaşmanın mümkün olmadığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Turan, bu nedenle ortodontik tedavi devam ederken diş beyazlatma işlemi önerilmediğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Diş telleri çıkarıldıktan hemen sonra diş beyazlatma işlemi yapılmamalı! </strong></p>
<p>Diş telleri çıkarıldıktan hemen sonra da beyazlatma işlemi yapılmasının tavsiye edilmediğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, “Çünkü bu dönemde diş minesinin yeniden güçlenmesi ve varsa diş eti hassasiyeti ya da iltihabının iyileşmesi için zamana ihtiyaç vardır.” dedi.</p>
<p>Genellikle en az 3–4 hafta beklenmesini öneren Dr. Öğr. Üyesi Turan, şunları söyledi:</p>
<p>“Ancak bu süre, kişinin ağız ve diş sağlığına bağlı olarak daha uzun olabilir ve bazı durumlarda birkaç ayı, hatta bir yılı bulabilir. Bu nedenle diş telleri çıkarıldıktan sonra diş hekiminizin yapacağı kontroller doğrultusunda, ağız dokularının sağlıklı olduğu değerlendirildiğinde diş beyazlatma işlemi güvenle uygulanabilir.”</p>
<p><strong>Bazı ürünler, dişi kimyasal olarak beyazlatmak yerine yüzeyini aşındırıyor! </strong></p>
<p>En merak edilen konuların başında internette satılan diş beyazlatma ürünleri veya influencer önerileri geldiğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Turan, “İnternet üzerinden satılan ürünler için ‘Bunu kullanmalı mıyım?’ ya da ‘Kullansam bir zararı olur mu?’ gibi sorularla sıkça karşılaşıyoruz.” dedi.</p>
<p>Bu tür ürünlerin kullanımından sonra bazı hastaların diş yüzeylerinde aşınmalar oluştuğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Turan, “Çünkü bazı ürünler, dişi kimyasal olarak beyazlatmak yerine yüzeyini aşındırarak daha beyaz bir görünüm sağlamaya çalışıyor. Bu yöntem kısa vadede beyazlık hissi verse de diş minesinin bir kısmını uzaklaştırdığı için diş yapısını zayıflatabiliyor ve kalıcı hasara neden olabiliyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bilinçsiz kullanılan diş beyazlatma ürünleri, diş yüzeyinde kalıcı hasara yol açabilir! </strong></p>
<p>Diş hekimlerinin uyguladığı ofis tipi beyazlatma tedavisinde ise kullanılan kimyasal ajanın farklı bir mekanizmayla çalıştığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, “Bu ajan, diş yüzeyini aşındırmak yerine dişin içindeki renklenmeye neden olan molekülleri parçalayarak beyazlatma sağlar.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle aşındırıcı partiküller içeren ürünlerle profesyonel beyazlatma tedavilerini birbirine karıştırmamak gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Turan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu tür reklamlarla karşılaşılan ürünlerin, diş hekimine danışılmadan kullanılmasını önermiyoruz. Bilinçsiz kullanım diş yüzeyinde aşınmaya, şiddetli hassasiyete ve hatta dolgu gerektirecek düzeyde hasarlara yol açabilir. Bu nedenle diş beyazlatma amacıyla herhangi bir ürün kullanmadan önce mutlaka diş hekiminize danışmanız en doğru yaklaşım olacaktır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatmada-dogru-zaman-dogru-yontem-onemli-646865">Diş beyazlatmada doğru zaman, doğru yöntem önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı sınırlar profesyonel ilişkileri güçlendiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikli-sinirlar-profesyonel-iliskileri-guclendiriyor-646770</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 12:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[profesyonel]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[sınırlar]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646770</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Seren Doğantekin, iş yaşamında sağlıklı sınırlar koyabilmenin, doğru şekilde ‘hayır’ diyebilmenin ve iş-yaşam dengesini korumanın psikolojik iyi oluş için öneminden bahsetti. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-sinirlar-profesyonel-iliskileri-guclendiriyor-646770">Sağlıklı sınırlar profesyonel ilişkileri güçlendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Seren Doğantekin, iş yaşamında sağlıklı sınırlar koyabilmenin, doğru şekilde ‘hayır’ diyebilmenin ve iş-yaşam dengesini korumanın psikolojik iyi oluş için öneminden bahsetti. </p>
<p><strong>İş-yaşam dengesinde amaç, zamanı eşit bölüştürmek değil!</strong></p>
<p>Psikolojide iş-yaşam dengesinin, bireyin iş yaşamı ile özel yaşamındaki sorumluluklarını, ihtiyaçlarını ve rollerini birbirini tüketmeden sürdürebilmesi olarak tanımlandığını dile getiren Klinik Psikolog Seren Doğantekin, “Burada amaç, zamanı eşit bölüştürmekten çok, kişinin hem üretken olabildiği hem de dinlenebildiği sürdürülebilir bir yaşam kurabilmesidir.” dedi.</p>
<p>Dengenin bozulduğu durumlarda kronik stres, tükenmişlik sendromu, kaygı, depresif belirtiler, uyku sorunları ve ilişki çatışmalarının daha sık görüldüğünü ifade eden Doğantekin, uzun vadede iş performansının da olumsuz etkileneceğini kaydetti.</p>
<p><strong>&#8216;Hayır&#8217; demek, birçok kişi için sevilmeme korkusunu tetikliyor!</strong></p>
<p>‘Hayır’ demenin aslında yalnızca bir sözcük olmadığını vurgulayan Seren Doğantekin, “Birçok kişi için reddedilme, eleştirilme ya da sevilmeme korkusunu tetikleyen duygusal bir deneyimdir.” dedi.</p>
<p>Doğantekin, “Çocuklukta sevgiyi daha çok uyumlu olmak, fedakârlık yapmak ya da başkalarını memnun etmek üzerinden deneyimleyen bireyler, yetişkinlikte de kendi ihtiyaçlarını geri plana atmaya daha yatkın olabilirler. Bunun yanında çatışmadan kaçınma eğilimi, suçluluk duygusu, düşük özsaygı ve onaylanma ihtiyacı da sınır koymayı zorlaştıran önemli etkenlerdir. Kişi ‘hayır dersem beni yanlış anlarlar’ ya da ‘iyi bir çalışan ya da iyi bir insan olamam’ gibi düşünceler geliştirebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>&#8216;İyi insan olma&#8217; çabası, kişinin kendi sınırlarını ihlal etmesine neden olabilir!</strong></p>
<p>Bencilliğin kişinin yalnızca kendi ihtiyaçlarını önemseyip başkalarının haklarını göz ardı etmesi olduğun aktaran Doğantekin, “Sağlıklı sınır koymak ise hem kendi haklarını hem de karşı tarafın haklarını gözetebilmektir. Psikolojik açıdan sağlıklı sınırlar, ilişkileri zayıflatmaz; aksine daha açık, dürüst ve güvenilir hale getirir.” dedi.</p>
<p>‘İyi insan olma’ algısının, bireylerin kendi sınırlarını ihlal etmesine neden olabildiğine değinen Doğantekin, “Özellikle ‘herkesi mutlu etmeliyim’, ‘kimseyi kırmamalıyım’ veya ‘fedakârlık yaparsam değer görürüm’ gibi katı inançlar, kişinin sürekli kendi ihtiyaçlarını ertelemesine neden olabilir. Zamanla bu durum tükenmişlik, öfke birikimi ve duygusal yorgunluk yaratabilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>İlk kez sınır koyarken suçluluk hissetmek, değişim sürecinin doğal bir parçası! </strong></p>
<p>İlk kez sınır koymaya başlayan kişilerin bazı zorluklarla karşılaşabileceğine işaret eden Seren Doğantekin, şunları söyledi:</p>
<p>“İlk sınırlar genellikle en zor olanlardır. Çünkü çevre, kişinin yıllardır sürdürdüğü uyumlu davranış biçimine alışmıştır. Bu nedenle şaşırma, itiraz etme veya eski düzeni devam ettirmeye çalışma gibi tepkiler görülebilir. Kişi ise yoğun suçluluk hissedebilir ve ‘acaba fazla mı tepki verdim’ diye düşünebilir. Ancak bu süreç değişimin doğal bir parçasıdır. Sınırlar tutarlı, sakin ve saygılı bir şekilde sürdürüldüğünde hem kişi kendine daha fazla saygı duymaya başlar hem de çevresi zamanla bu yeni iletişim biçimine uyum sağlar.” </p>
<p><strong>&#8216;Hayır&#8217; demenin değil, nasıl söylendiğinin önemi büyük!</strong></p>
<p>İş yaşamında önemli olanın sadece ‘hayır’ demek olmadığını kaydeden Doğantekin, “Önemli olan bunu nasıl söylediğimizdir.” dedi.</p>
<p>Kararlı ama saygılı bir iletişim dili kullanılması gerektiğini hatırlatan Doğantekin, “Suçlayıcı ya da savunmacı olmadan mevcut iş yükünü açıklamak ve gerekirse alternatif sunmak etkili bir yaklaşımdır. Örneğin, ‘Bu görevi de üstlenirsem mevcut işlerimin kalitesi düşebilir. Öncelikleri birlikte değerlendirebilir miyiz?’ şeklindeki bir ifade hem çözüm odaklıdır hem de profesyonel sınırları korur. Kararlı iletişim, kişinin hem kendisine hem de karşısındaki kişiye saygı duymasını sağlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Söylenemeyen &#8216;hayır&#8217;, pasif-agresif davranışlara dönüşebilir!</strong></p>
<p>Doğrudan sınır koyamayan kişilerin çoğu zaman istemedikleri sorumlulukları kabul ettiklerine dikkat çeken Seren Doğantekin, “Ancak bastırılan öfke tamamen ortadan kalkmaz; farklı yollarla kendini gösterir. İşleri geciktirmek, isteksiz çalışmak, alaycı konuşmalar yapmak, iletişimi kesmek veya sessiz tepki vermek pasif-agresif davranışlara örnek olabilir. Aslında kişi söyleyemediği ‘hayır’ı davranışlarıyla ifade etmeye çalışmaktadır.” dedi.</p>
<p>Bazı kişilik özelliklerinin sınır koymayı kolaylaştırabildiğini ya da zorlaştırabildiğini ifade eden Doğantekin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ancak ‘hayır’ diyebilmek büyük ölçüde öğrenilebilen bir iletişim becerisidir. Kararlı iletişim becerileri geliştirildikçe kişi duygu ve düşüncelerini daha rahat ifade etmeyi öğrenir. Küçük adımlarla başlamak, suçluluk duygusunu fark etmek ve her ‘hayır’ın ilişkiyi bozmayacağını deneyimlemek bu gelişim sürecini destekler. Gerektiğinde psikolojik destek almak da bu becerinin kazanılmasına katkı sağlayabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-sinirlar-profesyonel-iliskileri-guclendiriyor-646770">Sağlıklı sınırlar profesyonel ilişkileri güçlendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam&#8217;ın ve Müslümanların Batı&#8217;da yönetilmesine dair bir tefekkür: &#8220;İslamofobi Zamanlarında Psikoloji&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/islamin-ve-muslumanlarin-batida-yonetilmesine-dair-bir-tefekkur-islamofobi-zamanlarinda-psikoloji-645701</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 08:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[dair]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[İslamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanların]]></category>
		<category><![CDATA[politik]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[slam]]></category>
		<category><![CDATA[tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[yönetilmesine]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645701</guid>

					<description><![CDATA[<p>VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), Tarek Younis’in kaleme aldığı, Alican Erdem’in dilimize çevirdiği “İslamofobi Zamanlarında Psikoloji” adlı eseri okurlarla buluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/islamin-ve-muslumanlarin-batida-yonetilmesine-dair-bir-tefekkur-islamofobi-zamanlarinda-psikoloji-645701">İslam&#8217;ın ve Müslümanların Batı&#8217;da yönetilmesine dair bir tefekkür: &#8220;İslamofobi Zamanlarında Psikoloji&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), Tarek Younis’in kaleme aldığı, Alican Erdem’in dilimize çevirdiği <em>“İslamofobi Zamanlarında Psikoloji”</em> adlı eseri okurlarla buluşturuyor. Younis çalışmasında psikolojinin steril laboratuvarından çıkıp onun devlet politikaları, İslamofobi ve neoliberalizmle kurduğu karanlık ortaklığı mercek altına alıyor. </strong></p>
<p><strong> </strong>VBKY’nin insan ve toplum kitaplığı, Tarek Younis imzasını taşıyan <em>“İslamofobi Zamanlarında Psikoloji”</em> ile genişlemeye devam ediyor. Younis, bu derinlikli ve çarpıcı çalışmasında psikolojiyi steril laboratuvar ortamından çıkararak, onun devlet politikaları, İslamofobi ve neoliberalizmle kurduğu karanlık ve çoğu zaman görünmez ortaklığı mercek altına alıyor. Psikolojinin yalnızca bireysel iyilik hâline odaklanan nötr bir alan olmadığını savunan yazar, bu disiplinin nasıl olup da iktidar mekanizmalarıyla iç içe geçebildiğini sorguluyor. Irkçılığın ve yapısal şiddetin yarattığı yıkımı bireyin iç dünyasına hapseden “terapötik ethos”u sert ve eleştirel bir dille hedef alıyor. Bu yaklaşımın, toplumsal sorunları bireysel düzeye indirgerken asıl yapısal eşitsizlikleri görünmez kıldığını ileri sürüyor. Yerleşik terapi anlayışına meydan okuyan Younis, acısını sosyal ve politik bir tepkiye dönüştüren bireylerin psikoloji eliyle nasıl pasifize edildiğini, nasıl yeniden “uyumlu” bireyler hâline getirilmeye çalışıldığını ayrıntılı biçimde tartışıyor. Okuru, psikolojinin sınırlarını ve işlevini yeniden düşünmeye davet eden bu çalışma, yalnızca akademik bir tartışma sunmakla kalmıyor, aynı zamanda günümüz dünyasında psikolojinin politik rolüne dair güçlü bir farkındalık da yaratıyor. Psikolojinin politik işlevini ve toplumsal etkilerini anlamak isteyenler için ufuk açıcı ve tartışmaya davet eden bir eser. </p>
<p><strong>Kitaptan:</strong></p>
<p><em>“Yıllar boyunca psikoloji ve İslamo­fobi üzerine yazılar yazarken, dersler verirken ve çeşitli organi­zasyonlarda yer alırken, bir kitabın hep resmî bir izahla başlaması gerektiğini düşündüm: İslamofobiye ilişkin resmî istatistikleri sıralamak, gerçek ve sağlık üzerinde kanıtlanabilir etkileri ile bir­likte İslamofobinin bir ırkçılık biçimi olduğunu açıklamak (diğer tüm ırkçılıklarda olduğu gibi), Müslümanlar arasında özellikle ayrımcılığın bir sonucu olarak ortaya çıkan ruh sağlığı sorunla­rının çarpıcı istatistiklerini paylaşmak, İslamofobinin ortadan kaldırılmasına yönelik bir halk sağlığı stratejisi sunmak ve ya­zılarımın politikacılar tarafından okunmasını ummak. Belki de bu şablonu harfiyen uygulasaydım Müslümanların yaşadığı ız­dırabın içsel ve dışsal koşullarının anlaşılacağına dair bir umut yeşerirdi.</em></p>
<p><em>Ancak elinizdeki eser bu şekilde kurgulanmadı. Yine de kitabın böyle başlamaması yukarıda sıralanan argümanların doğru olmadığı anlamına da gelmemektedir. Aksine bunların ta­mamı gerçeği yansıtmaktadır. Lakin öteden beri mevcut ırkçılık ve ruh sağlığı eserlerinde bir şeylerin eksik olduğunu hissettiğim için bu kitap farklı bir yaklaşım benimsiyor. Özellikle Küresel Kuzey’deki Müslümanlar hakkında konuştuğumuzda daha da belirgin hâle gelen bu eksiklik, alternatif bir gelecek hayal etme kapasitemizi de sekteye uğratıyor. Kendimizi, içinde bulduğu­muz kurumları ve yapıları iyileştirmeye çalışmaktan öteye götü­remiyoruz.”</em></p>
<p><strong>Yazar Hakkında;</strong></p>
<p>Dr. Tarek Younis, Middlesex Üniversitesi Psikoloji bölümünde kıdemli öğretim üyesidir. İslamofobi, ruh sağlığındaki ırkçılık, klinik alanların güvenlik odaklı yapılandırılması ve psikolojinin siyaseti konularında araştırma ve yayınları bulunmaktadır. Ayrıca kültür, din, küreselleşme ve güvenlik politikalarının ruh sağlığı üzerindeki etkileri üzerine dersler vermektedir. Klinik pratiğinde öncelikli olarak ırkçılık, İslamofobi ve şiddet deneyimlerine odaklanmaktadır.</p>
<p><strong>KÜNYE</strong></p>
<p><strong>Yayınevi: VBKY</strong></p>
<p><strong>Kategori: Toplum ve İnsan    </strong></p>
<p><strong>Yazan: </strong><strong>Tarek Younis</strong></p>
<p><strong>Kitabın adı:</strong><strong> İslamofobi Zamanlarında Psikoloji  </strong></p>
<p><strong>Proje ve Kitap Editörü: Kemal Kaptan</strong></p>
<p><strong>Türkçesi: Alican Erdem</strong></p>
<p><strong>Kapak ve Sayfa Uygulama: Yümna Sarıkaya</strong></p>
<p><strong>Sayfa sayısı: 192   </strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/islamin-ve-muslumanlarin-batida-yonetilmesine-dair-bir-tefekkur-islamofobi-zamanlarinda-psikoloji-645701">İslam&#8217;ın ve Müslümanların Batı&#8217;da yönetilmesine dair bir tefekkür: &#8220;İslamofobi Zamanlarında Psikoloji&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Tugay: Yanlışın ve zulmün karşısında asla boyun eğmeyeceğiz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-yanlisin-ve-zulmun-karsisinda-asla-boyun-egmeyecegiz-645472</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 09:24:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[acı]]></category>
		<category><![CDATA[asla]]></category>
		<category><![CDATA[aşure]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[bornova]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[doğruluk]]></category>
		<category><![CDATA[karşısında]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem Ayı]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[yanlışın]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamaya]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zulmün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645472</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Bornova Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Cemevi tarafından muharrem ayı dolayısıyla düzenlenen Aşure Günü etkinliğine katıldı. Kerbela’nın insanlığın ortak vicdanında yaşamaya devam eden bir acı olduğunu vurgulayan Başkan Tugay, “Yanlışın önünde asla eğilmeyeceğiz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-yanlisin-ve-zulmun-karsisinda-asla-boyun-egmeyecegiz-645472">Başkan Tugay: Yanlışın ve zulmün karşısında asla boyun eğmeyeceğiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Bornova Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Cemevi tarafından muharrem ayı dolayısıyla düzenlenen Aşure Günü etkinliğine katıldı. Kerbela’nın insanlığın ortak vicdanında yaşamaya devam eden bir acı olduğunu vurgulayan Başkan Tugay, “Yanlışın önünde asla eğilmeyeceğiz. Ölümse ölüm de bizim, cansa can da bizim. Ama doğruluksa o doğruluk da bizim” dedi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Bornova Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Cemevi’nin muharrem ayı kapsamında düzenlediği Aşure Günü etkinliğinde yurttaşlarla bir araya geldi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Yağmur Yurdakul Özkan’ın da katıldığı programda, muharrem ayının anlamı, Kerbela’nın insanlık tarihindeki yeri ve toplumsal dayanışmanın önemi üzerine konuşmalar yapıldı. Etkinlikte sanatçılar tarafından deyişler seslendirilirken, katılımcılar aşure lokmasını paylaştı.</p>
<p><strong>“Bu acı insanlığın ortak vicdanında yaşamaya devam ediyor”</strong></p>
<p>Etkinlikte konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Kerbela’da yaşananların üzerinden yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen insanlığın ortak hafızasında ve vicdanında yaşamaya devam ettiğini söyledi. Başkan Tugay, “Bugün hâlâ vicdanlarımızın kabul edemediği büyük bir acı olarak yaşamaya devam ediyor. Hepimiz, kimi zaman zihinde, kimi zaman yürekte, kimi zaman inançta birbirimize bağlı olduğumuzu hissediyoruz. O güzel insanların böylesine büyük bir zulümle incitilmiş olması, onlara duyduğumuz sevgi ve saygıyla birlikte kabul edemediğimiz bir acıya dönüşüyor” dedi.</p>
<p><strong>“Aşurede iyiliği ve doğruluğu arıyoruz”</strong></p>
<p>Muharrem ayının aynı zamanda ortak değerleri hatırlamak anlamına geldiğini ifade eden Başkan Tugay, “Bu acıyı biraz susuz kalarak, biraz aç kalarak, biraz da yası içimizde hissederek yaşamaya çalışıyoruz. Ardından bir aşure pişiriyoruz. O aşurede de yine biz iyiliği arıyoruz, doğruluğu arıyoruz. Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi dost kapılarını arıyoruz. Çünkü doğruluk, dost kapısıdır” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Sorumlulukları hatırlatıyor”</strong></p>
<p>Bu tür buluşmaların yalnızca ortak acıları paylaşmak için değil, aynı zamanda toplumsal sorumlulukları yeniden hatırlamak için de önemli olduğunu vurgulayan Başkan Tugay, “Doğruluğun yenilmemesi için mücadeleden vazgeçmedik. Yanlışın önünde asla eğilmeyeceğiz. Ölümse ölüm de bizim, cansa can da bizim. Ama doğruluksa o doğruluk da bizim” dedi.</p>
<p><strong>“Tarafınızı belli edin, doğrunun yanında olun”</strong></p>
<p>Kerbela’da zulme karşı direnenlerin bugün de insanlığa yol gösterdiğini söyleyen Başkan Tugay, “Önemli olan, tarafınızı belli etmeniz, doğrunun yanında olmanızdır. Gerisini Allah bilir” diye konuştu.</p>
<p>Konuşmasının sonunda yurttaşların muharrem oruçlarının ve dualarının kabul olmasını dileyen Tugay, “İnşallah hep birlikte güzel günler görürüz. Hak Muhammed Ali hepimizin yardımcısı, Hızır yoldaşımız olsun” dedi.</p>
<p><strong>Çelik: Aşure, eşit ve özgür bir yaşamın simgesidir</strong></p>
<p>Bornova Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Cemevi Başkanı Barış Çelik, muharrem ayının yalnızca bir matem dönemi değil, aynı zamanda hakikat, adalet ve direnişin simgesi olduğunu söyledi. Kerbela’nın insanlık vicdanında hâlâ kanayan bir yara olduğunu ifade eden Çelik, “İmam Hüseyin, iktidarın ve zulmün karşısında boyun eğmeyerek bizlere büyük bir miras bırakmıştır. O, canını kurtarmayı değil, insanlığın onurunu korumayı seçmiştir” dedi.</p>
<p>Yaklaşan 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nın yıl dönümünü de anımsatan Çelik, “Kerbela ile Sivas arasında yüzyıllar vardır ancak zulmün dili değişmemiştir. Değişmeyen bir başka şey ise mazlumların direnişi ve hakikat mücadelesidir. Aşure; farklı inançların, kimliklerin ve kültürlerin eşit ve özgür bir yaşamda buluşmasını ifade eder. Aşure paylaşmaktır, dayanışmadır, birlik ve kardeşliğin sembolüdür. Bizler de ayrımcılığa karşı eşitliği, savaşa karşı barışı, nefrete karşı sevgiyi ve zulme karşı adaleti savunmaya devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p>Program, deyişlerin seslendirilmesi ve aşure lokmasının paylaşılmasıyla sona erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-yanlisin-ve-zulmun-karsisinda-asla-boyun-egmeyecegiz-645472">Başkan Tugay: Yanlışın ve zulmün karşısında asla boyun eğmeyeceğiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her unutkanlık aynı değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-unutkanlik-ayni-degil-645249</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[Duygudurum]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[polat]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik]]></category>
		<category><![CDATA[şikayet]]></category>
		<category><![CDATA[unutkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645249</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Polat, nörolojik ve psikiyatrik kökenli unutkanlıkların nedenleri, belirtileri ve seyir açısından farklılıkları ile doğru ayırt etmenin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-unutkanlik-ayni-degil-645249">Her unutkanlık aynı değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Polat, nörolojik ve psikiyatrik kökenli unutkanlıkların nedenleri, belirtileri ve seyir açısından farklılıkları ile doğru ayırt etmenin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Nörolojik ve psikiyatrik unutkanlıkta altta yatan mekanizmalar ve klinik özellikler farklı!</strong></p>
<p>Unutkanlığın, Alzheimer gibi hem nörodejeneratif hastalıkların hem de psikiyatrik sorunların ortak bir belirtisi olabileceğini ifade eden Doç. Dr. Burcu Polat, “Ancak altta yatan mekanizmalar ve klinik özellikler farklıdır.” dedi.</p>
<p>Nörolojik unutkanlığın yavaş, sinsi ve genellikle ilerleyici bir başlangıcı olduğunu aktaran Doç. Dr. Polat, “Önce yakın bellek bozulur; hasta unuttuğunu fark etmeyebilir veya önemsemeyebilir. Zamanla dil, yön bulma, yürütücü işlevler gibi başka bilişsel alanlar da etkilenir. Nörolojik muayenede yürüme bozukluğu, güç kaybı gibi ek bulgular eşlik edebilir. Nöropsikolojik testlerde gerçek bir öğrenme/hatırlama sorunu vardır; ipucu verilse de performans düzelmez.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Altta yatan duygudurum bozukluğu tedavi edildiğinde bilişsel şikayetler genellikle düzelir! </strong></p>
<p>Psikiyatrik unutkanlığı da değinen Doç. Dr. Burcu Polat, şunları söyledi: </p>
<p>“Genellikle daha yeni başlangıçlıdır ve ilgisizlik, uyku-iştah değişiklikleri, keyifsizlik gibi depresif belirtilerle eş zamanlıdır. Hasta unutkanlığından yoğun şikayetçidir, bunu fazlaca önemser. Depresif bireyler performanslarını gerçekte olduğundan daha kötü tanımlama eğilimindedir. Dikkat ve konsantrasyon bozukluğu ön plandadır; gerçek bellek depolama sorunu nadirdir. Testlerde ipucu/hatırlatma ile performans belirgin düzelir. Altta yatan duygudurum bozukluğu tedavi edildiğinde bilişsel şikayetler genellikle düzelir.”</p>
<p><strong>Bu soruların cevapları unutkanlığın nedenini belirlemede yardımcı olabilir</strong></p>
<p>Psikiyatrik unutkanlık ile nörolojik unutkanlık arasında bazı ayırıcı tanı ipuçları olduğunu dile getiren Doç. Dr. Burcu Polat, “Şikayetin kendisi mi yoksa yakınların gözlemi mi öncelikli? Psikiyatrik durumlarda kişinin kendisi şikayetçi iken nörolojik tabloda çevresi fark eder. İpucuyla performans düzeliyor mu? Psikiyatrikte evet, nörolojikte hayır. Eşlik eden duygudurum bulguları var mı? Zaman içindeki gidişat dalgalı/duygudurumla ilişkili mi, yoksa istikrarlı ilerleyici mi? Bu soruların cevapları unutkanlığın nedenini belirlemede yardımcı olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Her unutkanlık aynı anlama gelmez!</strong></p>
<p>Aile bireylerinden birinde unutkanlık fark edildiğinde kaygılanılabileceğini kaydeden Doç. Dr. Polat, “Ama her unutkanlık aynı anlama gelmez. Bazı unutkanlıklar beyin hücrelerinin yıpranmasından, bazıları ise ruhsal yorgunluk ve üzüntüden kaynaklanır. İkisini ayırt etmek, doğru desteği sağlamak için çok önemlidir.” dedi.</p>
<p>Beyin hastalıklarına bağlı unutkanlığın nörodejeneratif süreçlerle ilişkili ilerleyici bilişsel bozulma ile seyrettiğini, psikiyatrik nedenli unutkanlığın ise duygudurum ve dikkat/konsantrasyon süreçlerindeki bozulmaya bağlı olarak ortaya çıkan, çoğu zaman geçici bilişsel şikayetler olduğunu yineleyen Doç. Dr. Polat, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ailelerin bazı soruların cevaplarına dikkat etmesi doğru destek için rehber olabilir: Şikayet kimden geliyor? Kişinin kendisi mi çok şikayetçi, yoksa siz mi fark ediyorsunuz? Hatırlatınca akıllarına geliyor mu, yoksa hiç hatırlamıyorlar mı? Yanında keyifsizlik, isteksizlik, uyku/iştah sorunu var mı? Durum zamanla kötüye mi gidiyor, yoksa dalgalı mı?”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-unutkanlik-ayni-degil-645249">Her unutkanlık aynı değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk müziğinde yeni bir hikaye: Ceyhan Yılmaz&#8217;dan &#8216;Gözlerinin Derininde&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-muziginde-yeni-bir-hikaye-ceyhan-yilmazdan-gozlerinin-derininde-644918</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 11:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[ceyhan]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[müziğinde]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644918</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yıllarca hayalinin peşinden sessizce yürüyen, müziğe olan tutkusundan hiçbir zaman vazgeçmeyen Ceyhan Yılmaz, yeni teklisi “Gözlerinin Derininde” ile dinleyicilerle buluştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-muziginde-yeni-bir-hikaye-ceyhan-yilmazdan-gozlerinin-derininde-644918">Türk müziğinde yeni bir hikaye: Ceyhan Yılmaz&#8217;dan &#8216;Gözlerinin Derininde&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllarca hayalinin peşinden sessizce yürüyen, müziğe olan tutkusundan hiçbir zaman vazgeçmeyen Ceyhan Yılmaz, yeni teklisi “Gözlerinin Derininde” ile dinleyicilerle buluştu.</p>
<p>Söz ve müziği Ceyhan Yılmaz’a ait olan eserin düzenlemesini Barış Engürlü üstlenirken, mix ve mastering çalışmaları Gökhan Erken tarafından gerçekleştirildi. Duygusal yapısı, güçlü melodisi ve yorumuyla dikkat çeken eser, sanatçının müzikal yolculuğunda yeni bir dönemin kapısını aralıyor.</p>
<p>Müzikle tanıştığı ilk yıllardan itibaren Türk Sanat Müziği’ne büyük ilgi duyan Ceyhan Yılmaz, çocuk yaşlarda başlayan bu tutkusunu hayatının merkezine yerleştirdi. Karşılaştığı tüm zorluklara rağmen müzikten kopmayan sanatçı, gençlik yıllarında profesyonel müzik dünyasına adım atmak için önemli girişimlerde bulundu. İstanbul’da dönemin önde gelen yapımcılarının ve sanatçılarının kapısını çalan Yılmaz, o günlerde aradığı fırsatı bulamasa da müziğe olan inancını hiçbir zaman kaybetmedi.</p>
<p>Üniversite yıllarında yeniden alevlenen müzik tutkusu, onun sanatsal kimliğinin şekillenmesinde önemli rol oynadı. Aldığı eğitimler ve sahne deneyimleri sayesinde yalnızca güçlü bir yorumcu değil, aynı zamanda üretken bir besteci olarak da kendini geliştirdi. Yıllar boyunca onlarca değil, yüzlerce özgün eser üreten sanatçı, bu üretimlerini uzun süre yalnızca kendi dünyasında sakladı.</p>
<p> Hayatının önemli bir bölümünü Hollanda’da geçiren Ceyhan Yılmaz, burada yürüttüğü sosyal projeler ve profesyonel kariyerinin yanında müzik çalışmalarını da sürdürdü. Özellikle pandemi döneminde yeniden yoğunlaştığı müzik eğitimi, ud çalışmaları ve profesyonel şan dersleri, sanatçının yıllardır taşıdığı hayalini gerçeğe dönüştürmesinde önemli bir dönüm noktası oldu.</p>
<p>Müzik yolculuğunun en dikkat çekici noktalarından biri ise yıllar önce hayranı olduğu ve kapısında beklediği Coşkun Sabah ile yıllar sonra yeniden yollarının kesişmesi oldu. Bestelerini dinleyen usta sanatçının olumlu değerlendirmeleri ve aldığı destek, Ceyhan Yılmaz’ın profesyonel müzik kariyerine daha güçlü adımlarla devam etmesini sağladı. İlk teklisi “Yalanmış” ile dikkatleri üzerine çeken sanatçı, şimdi de “Gözlerinin Derininde” ile dinleyicilerin karşısına çıkıyor.</p>
<p>Ses renginin zaman zaman Coşkun Sabah’ın yorumunu hatırlatan sıcaklığı ve duygusal derinliğiyle dikkat çeken Ceyhan Yılmaz, nostaljik Türk müziğinin samimiyetini günümüz müzik anlayışıyla buluşturmayı hedefliyor.</p>
<p>Sanatçının en büyük amacı ise Türk müziğinin eşsiz makamlarını, melodik zenginliğini ve duygusal gücünü evrensel müzik diliyle harmanlayarak uluslararası dinleyicilerle buluşturmak.</p>
<p>Müziğin yaşla değil tutkuyla yapıldığının en güçlü örneklerinden biri olan Ceyhan Yılmaz, “Gözlerinin Derininde” ile yalnızca yeni bir şarkı değil; yıllara yayılan bir emeğin, sabrın ve vazgeçmeyen bir hayalin hikâyesini de dinleyicilere sunuyor.</p>
<p>Ceyhan Yılmaz ‘’Gözlerinin Derininde’’ Engürlü Müzik etiketiyle tüm dijital müzik platformlarında ve klibi NetD kanalında yayında!..</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-muziginde-yeni-bir-hikaye-ceyhan-yilmazdan-gozlerinin-derininde-644918">Türk müziğinde yeni bir hikaye: Ceyhan Yılmaz&#8217;dan &#8216;Gözlerinin Derininde&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enkazda nefes alacak zaman yok</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/enkazda-nefes-alacak-zaman-yok-644582</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:38:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alacak]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Enkazda]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644582</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi bünyesine kurulan BAK ekibi, AFAD İzmir Müdürlüğü’nde gerçekleştirdiği deprem tatbikatında enkaz arama-kurtarma ve tıbbi müdahale aşamalarını başarıyla tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/enkazda-nefes-alacak-zaman-yok-644582">Enkazda nefes alacak zaman yok</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Bornova Belediyesi bünyesine kurulan BAK ekibi, AFAD İzmir Müdürlüğü’nde gerçekleştirdiği deprem tatbikatında enkaz arama-kurtarma ve tıbbi müdahale aşamalarını başarıyla tamamladı. Belediye Başkanı Ömer Eşki, olası afetlere karşı ekiplerin saniyelerle yarışacak şekilde her an göreve hazır olduğunu vurguladı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kahramanmaraş depremlerinin ardından kurulan ve kurumsal akreditasyonunu tamamlayan Bornova Arama Kurtarma (BAK) ekibi, AFAD İzmir Müdürlüğü’nde gerçekleştirdiği tatbikatla olası afetlere karşı hazırlıklarını en üst seviyeye taşıdı. Başkan Ömer Eşki, deprem kuşağında yer alan kentte arama-kurtarma ekiplerinin her an göreve hazır olduğunu vurguladı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Afet çağrısıyla toplanan BAK ekibi, tüm teknik teçhizatla hızla bölgeye intikal ederek operasyonun komuta merkezi olacak çadırları kurdu. Enkaz çevresinde tam sessizlik sağlanarak fiziki gözlem, akustik dinleme ve sesli çağrı yöntemleriyle depremzedelerin yer tespiti gerçekleştirildi. Delici ve kesici aletlerle sıkıştığı yerden çıkarılan depremzedeye sağlık ekipleri tarafından anında müdahale edildi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>Başkan Eşki: &#8220;Umarım ihtiyaç duyulmaz ama biz her an hazırız&#8221;</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, BAK ekibinin afetlere karşı sergilediği yüksek hazırlık seviyesine dikkat çekerek, can kurtarmak adına enkaz başında saniyelerle yarışacak profesyonelliğe sahip olduklarını belirtti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/enkazda-nefes-alacak-zaman-yok-644582">Enkazda nefes alacak zaman yok</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;den duyarlılık çağrısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-duyarlilik-cagrisi-644564</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:37:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[çağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[davranışlar]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[duyarlılık]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644564</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli’de vatandaşların kullanımına sunulan asansörler zaman zaman sorumsuz davranışların hedefi oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-duyarlilik-cagrisi-644564">Büyükşehir&#8217;den duyarlılık çağrısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli’de vatandaşların kullanımına sunulan asansörler zaman zaman sorumsuz davranışların hedefi oluyor. Bunun son örneği Gebze Hünkar Üst Geçidi’nde yaşandı.  4 kişilik grubun uygunsuz davranışları güvenlik kameralarına da yansıdı.</p>
<p><b>BU TÜR DAVRANIŞLAR ZAMAN ZAMAN YAŞANIYOR</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin vatandaşların güvenli ve konforlu ulaşımını sağlamak amacıyla kentin dört bir yanında hizmete sunduğu asansör ve yürüyen merdivenler, zaman zaman sorumsuz davranışların hedefi oluyor. Bu duruma son örnek, Gebze Hünkar Üst Geçidi’nde yaşandı. Akşam saatlerinde meydana gelen olay, güvenlik kameralarına anbean yansıdı. Görüntülerde, 4 kişilik grubun üst geçitte bulunan asansörün girişini kapattığı yer aldı.</p>
<p><b>KAMU MALINA SAHİP ÇIKILMALI</b></p>
<p>Asansör önünü adeta işgal eden şahısların, yedikleri çekirdeklerin kabuklarını da yere attığı kameralara yansıdı. Vatandaşların kullanımına açık alanı kirleten ve geçişi zorlaştıran bu davranışlar tepki çekti. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından özellikle yaşlılar, engelli bireyler, hamileler ve çocuklu ailelerin ulaşımını kolaylaştırmak amacıyla hizmete sunulan asansörler, her gün binlerce vatandaş tarafından kullanılıyor. Bu hizmetlerin amacı dışında kullanılması ve girişlerinin kapatılması, ihtiyaç sahibi vatandaşların günlük yaşamını olumsuz etkiliyor. Büyükşehir Belediyesi, ortak kullanım alanlarının korunması ve kamu malına sahip çıkılması konusunda vatandaşlara duyarlılık çağrısında bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-duyarlilik-cagrisi-644564">Büyükşehir&#8217;den duyarlılık çağrısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zaman Kullanım Araştırması, 2025</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zaman-kullanim-arastirmasi-2025-644362</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:30:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[2025]]></category>
		<category><![CDATA[araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[Ayırdığı]]></category>
		<category><![CDATA[dakika]]></category>
		<category><![CDATA[erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[faaliyet]]></category>
		<category><![CDATA[faaliyetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fertlerin]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644362</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye İstatistik Kurumu tarafından daha önce 2006 ve 2015(*) yıllarında uygulanan Zaman Kullanım Araştırması'nın üçüncüsü, 2025 yılında gerçekleştirilmiştir. Bu haber bülteninde fertlerin yaş, cinsiyet, çalışma durumu gibi değişkenlere göre bir gününü hangi faaliyetlere ne kadar süre ayırarak geçirdikleri hakkında bilgiler yer almaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zaman-kullanim-arastirmasi-2025-644362">Zaman Kullanım Araştırması, 2025</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye İstatistik Kurumu tarafından daha önce 2006 ve 2015(*) yıllarında uygulanan Zaman Kullanım Araştırması&#8217;nın üçüncüsü, 2025 yılında gerçekleştirilmiştir. Bu haber bülteninde fertlerin yaş, cinsiyet, çalışma durumu gibi değişkenlere göre bir gününü hangi faaliyetlere ne kadar süre ayırarak geçirdikleri hakkında bilgiler yer almaktadır.</p>
<p><strong>Gün içinde en fazla zaman uykuya ayrıldı</strong><br /> </p>
<p>Uykuya ayrılan zaman, 2025 yılında 10 yaş ve üzeri fertler için günde ortalama 8 saat 55 dakika oldu. Kadınlar günde ortalama 9 saat uyurken erkeklerde bu süre 8 saat 49 dakika olarak gerçekleşti. Uykuya ayrılan süre, hafta içi günde ortalama 8 saat 41 dakika iken hafta sonu bu süre, 9 saat 28 dakika oldu.</p>
<p>Uyku faaliyetini, 3 saat 15 dakika ile yemek ve diğer kişisel bakım, 2 saat 25 dakika ile istihdam faaliyetleri (işte geçirilen zaman, iş arama vb.) ve 2 saat 22 dakika ile hanehalkı ve aile bakımı takip etti.  </p>
<p><strong>Faaliyet türüne göre kişi başına günlük ortalama faaliyet süresi (saat), 2025</strong><br /><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/06/zaman-kullanim-arastirmasi-2025-0-UGbXh4Lg.png"/></p>
<p><strong>İstihdamla ilgili faaliyetlere ayrılan süre erkeklerde daha fazla oldu</strong><br /> </p>
<p>Yaşı 15 ve üzerinde olan fertlerin 24 saat boyunca yapmış oldukları faaliyetler incelendiğinde, istihdamla ilgili faaliyetlere ayrılan toplam sürenin kişi başına ortalama 2 saat 39 dakika olduğu görüldü. Çalışan fertlerin, günde ortalama 5 saat 41 dakikalarını istihdamla ilgili faaliyetlere ayırdığı belirlendi. Çalışan erkeklerin günde ortalama 6 saatini, çalışan kadınların ise 4 saat 58 dakikalarını istihdamla ilgili faaliyetlere ayırdıkları tespit edildi.</p>
<p><strong>Kadınlar hanehalkı ve aile bakımına erkeklerden yaklaşık 3 saat daha fazla zaman ayırdı</strong></p>
<p>Yaşı 15 ve üzerinde olan fertlerin hanehalkı ve aile bakımına ayırdığı zaman cinsiyete göre incelendiğinde, kadınların bu faaliyete günde ortalama 4 saat 3 dakika, erkeklerin ise 58 dakika ayırdığı görüldü. Çalışma durumuna göre değerlendirildiğinde; çalışan kadınların hanehalkı ve aile bakımına günde ortalama 2 saat 38 dakika, çalışan erkeklerin 47 dakika ayırdığı belirlendi. Çalışmayan kadınların bu faaliyete günde ortalama 4 saat 33 dakika, çalışmayan erkeklerin ise 1 saat 17 dakika ayırdığı tespit edildi.</p>
<p><strong>Çalışma durumu ve cinsiyete göre hanehalkı ve aile bakımına ayrılan günlük ortalama süre (saat), 2025</strong><br /><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/06/zaman-kullanim-arastirmasi-2025-1-kh9G1hYP.png"/></p>
<p><strong>Fertlerin günlük en az zaman ayırdığı faaliyet spor ve doğa sporları oldu</strong></p>
<p>Fertlerin gün içinde en az zaman ayırdıkları faaliyet, ortalama 12 dakika ile spor ve doğa sporları oldu. Kadınlar bu faaliyetlere günde ortalama 9 dakika, erkekler ise 16 dakika ayırdı. Spor ve doğa sporlarının ardından, fertlerin en az zaman ayırdığı faaliyetler sırasıyla, 26 dakika ile hobiler ve oyunlar, 37 dakika ile gönüllü işler ve toplantılar olduğu görüldü.</p>
<p>Yaş gruplarına göre ortalama faaliyet süreleri incelendiğinde, uyku, eğitim, hobiler ve oyunlar ile spor ve doğa sporları faaliyetlerine en fazla zamanı 10-14 yaş grubundaki fertlerin ayırdığı belirlendi. Bu yaş grubundaki fertlerin, hobi ve oyun faaliyetlerine ayırdıkları süre 1 saat 9 dakika, spor ve doğa sporlarına ayırdıkları süre ise 27 dakika oldu.</p>
<p>Sosyal yaşam ve eğlence faaliyetlerine en fazla zamanı 15-24 yaş grubunun ayırdığı görüldü. Tv izleme, radyo ve müzik dinleme ile gönüllü işler ve toplantılara en fazla zamanı 55 yaş ve üzeri yaş grubundaki fertlerin ayırdığı tespit edildi.  </p>
<p><strong>Faaliyet türüne ve yaş gruplarına göre kişi başına günlük ortalama faaliyet süresi (saat), 2025</strong><br /><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/06/zaman-kullanim-arastirmasi-2025-2-qtmAYh3V.png"/></p>
<p><strong>Futbol oynayanların oranı azalırken, voleybol oynayanların oranı arttı</strong></p>
<p>Son dört hafta içinde 10 yaş ve üzeri fertlerin gerçekleştirdiği sportif faaliyetler incelendiğinde, en fazla yapılan sportif faaliyetlerin %11,7 ile yürüyüş veya koşu, %4,1 ile futbol ve %2,5 ile aletli spor faaliyetleri olduğu görüldü. 2015 ve 2025 yılları karşılaştırıldığında, futbol oynadığını belirten fertlerin oranının %5,2&#8217;den %4,1&#8217;e azaldığı, voleybol oynadığını belirten fertlerin oranının ise %0,9&#8217;dan %1,4&#8217;e arttığı görüldü.</p>
<p><strong>Gazete, dergi okuyanların oranı azalırken, sosyal medyada vakit geçirenlerin oranı arttı</strong></p>
<p>Son dört hafta içinde 10 yaş ve üzeri fertlerin yaptıkları eğlence ve kültür faaliyetleri incelendiğinde, en fazla yapılan faaliyetlerin %88,8 ile televizyon izlemek, %71,7 ile sosyal medyada vakit geçirmek ve %67,5 ile akraba ziyaretinde bulunmak olduğu görüldü. Sosyal medyada vakit geçirenlerin oranı erkeklerde %77 iken kadınlarda %66,6 olarak gerçekleşti.<br /> </p>
<p>Araştırmanın 2015 yılı sonuçları ile karşılaştırıldığında, 2025 yılında en yüksek artışın sosyal medyada vakit geçiren fertlerin oranında olduğu görüldü. Sosyal medyada vakit geçirenlerin oranı 2015 yılında %33,9 iken 2025 yılında %71,7&#8217;ye yükseldi.</p>
<p>2015 yılına göre en belirgin azalışın ise gazete, dergi ve benzeri yayınları okuma faaliyetinde gerçekleştiği görüldü. Bu faaliyeti gerçekleştirenlerin oranı %39,4&#8217;ten %20,1&#8217;e düştü.</p>
<p><strong>Son dört hafta içinde seçilmiş eğlence ve kültür faaliyetlerini gerçekleştiren fertlerin oranı (%), 2015, 2025</strong><br /><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/06/zaman-kullanim-arastirmasi-2025-3-FJeCTFkD.png"/><br /> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zaman-kullanim-arastirmasi-2025-644362">Zaman Kullanım Araştırması, 2025</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz tatilinin yeni sokağı: Ekran!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-tatilinin-yeni-sokagi-ekran-644173</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:23:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[sokağı]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tatilinin]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[yaz tatili]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644173</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz tatiliyle birlikte çocukların ekran başında geçireceği süre de yeniden gündeme geldi. Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümünden Arş. Gör. Seher Sav, yaz tatilinde çocukların ekran kullanımına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-tatilinin-yeni-sokagi-ekran-644173">Yaz tatilinin yeni sokağı: Ekran!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz tatiliyle birlikte çocukların ekran başında geçireceği süre de yeniden gündeme geldi. Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümünden Arş. Gör. Seher Sav, yaz tatilinde çocukların ekran kullanımına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Sokakların yerini büyük ölçüde dijital platformlar aldı</strong></p>
<p>Geçmişte çocukların yaz tatillerini sokaklarda, mahalle arkadaşlarıyla oyun oynayarak geçirdiğini hatırlatan Psikolog Seher Sav, “Yıllardır olduğu gibi bir yaz tatili daha geldi. Yakın zamana kadar yaz tatilleri hem çocuklar hem de aileler tarafından coşkuyla karşılanırdı. Çocuklar günlerini mahallede, sokak aralarında, arkadaşlarıyla birlikte oyun oynayarak geçirirdi. Son yıllarda ise tatiller eskisi kadar coşkuyla karşılanmıyor gibi görünüyor. Çünkü çocukların akranlarıyla bir araya geldiği, neşeyle dolan sokakların yerini büyük ölçüde dijital platformlar aldı. Bu durum karşısında aileler ve uzmanlar genellikle ekranı bir bağımlılık sorunu olarak ele alıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Eskiden saatlerce oyun oynayan çocuklara bağımlı denmiyordu</strong></p>
<p>Çocukların gelişimleri boyunca oyun oynadıklarını ve oyun oynama isteklerinin güçlü olduğunu dile getiren Sav, “Oyunları engellendiğinde öfke, kızgınlık ve bazen saldırganlık gibi tepkiler gösterebilirler. Aslında çocukluk dönemindeki oyunlar, sohbetler ve akranlarla geçirilen anlar genellikle zaman kavramından bağımsızdır. Çocuk kendini yaptığı etkinliğe kaptırır ve saatlerin nasıl geçtiğini fark etmez. Bu durum tarih boyunca böyleydi. Eskiden bir çocuk sabahtan akşama kadar saklambaç oynadığında buna saklambaç bağımlılığı denmezdi. Ancak günümüzde ekran karşısında belli bir süre geçiren çocuklar için kolayca ekran bağımlısı ifadesi kullanılabiliyor. Bu nedenle çözüm olarak da çoğu zaman ekranı sınırlamak gündeme geliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Teknoloji kullanımına daha gerçekçi yaklaşılmalı</strong></p>
<p>Uzmanların önerilerinin genellikle günde 1 ila 3 saat arasında ekran süresiyle sınırlı kalınması yönünde olduğunu kaydeden Seher Sav, “Ancak birçok anne-baba, bu önerilerin gerçek yaşamda uygulanmasının her zaman kolay olmadığını deneyimlemektedir. Bu konuya biraz daha soğukkanlı ve gerçekçi bakmak gerekir. Bir çocuğun herhangi bir etkinlikle uzun süre ilgilenmesi, tek başına o etkinliğe bağımlı olduğu anlamına gelmez. Belki de asıl değişen şey, eskiden saatlerce sokakta oyun oynayan çocukların anne-babalarının sözünü daha kolay dinlemesi; bugün ise ekran başındaki çocukların anne-babalarının isteklerini daha fazla ertelemesi ya da duymamazlıktan gelmesidir. Örneğin eskiden annesi ekmek istediğinde oyununu bırakıp bakkala giden çocuk, bugün ekran başındayken annesinin isteğini duymayabiliyor ya da erteleyebiliyor. Bu durumu hemen bağımlılık olarak adlandırmak, sorunu çözmekten çok bizi asıl meseleden uzaklaştırabilir.”</p>
<p><strong>Ekran süresine değil sorumluluk alışkanlığına odaklanın</strong></p>
<p>Ebeveynlerin ekran süresinden çok sorumluluk alışkanlıklarına odaklanması gerektiğini ifade eden Seher Sav, şöyle devam etti:</p>
<p>“Konuyu teknoloji bağımlılığı olarak değil, ebeveyn-çocuk ilişkilerinde ve sorumluluk alışkanlıklarında yaşanan değişimler üzerinden de düşünmek gerekir. Sorumluluklarını yerine getiren bir çocuğun ekran karşısında uzun süre vakit geçirmesi, onun teknoloji bağımlısı olduğu anlamına gelmez. Bugünün çocuklarının oyun ve eğlence anlayışında ekranın önemli bir yer tuttuğunu kabul etmek gerekir. Ekranı tamamen yok saymak ya da hayatlarından tamamen çıkarmaya çalışmak çoğu zaman gerçekçi değildir. Burada önemli olan, sınırların yalnızca süre üzerinden değil, sorumluluklar üzerinden kurulmasıdır.”</p>
<p><strong>Önce sorumluluk, sonra keyifli etkinlik</strong></p>
<p>Çocuklara ekran konusunda sınır koyarken yalnızca süre odaklı yaklaşılmaması gerektiğini belirten Seher Sav, “İster yaz tatili olsun ister okul dönemi, çocuklara koyduğumuz sınırlar öncelikle sorumluluklarla ilgili olmalıdır. Ödev yapmak, kitap okumak, sınava çalışmak ya da tatil kitabından bir bölüm tamamlamak çocukların her zaman istekli olduğu etkinlikler olmayabilir. Okuldan gelen ya da yaz tatilinde uykudan uyanan bir çocuk, sorumluluklarını yerine getirmeden doğrudan ekran başına geçtiğinde zaman kavramını kolayca kaybedebilir. Bu durumda yapılması gereken işler ertelenir ya da tamamen unutulur. Bu nedenle çocuklara şu alışkanlık kazandırılmalıdır: Önce sorumluluk, sonra keyifli etkinlik. Okul döneminde önce ödev yapılmalı, ardından ekran kullanılmalıdır. Yaz tatilinde de önce planlanan akademik etkinlikler tamamlanmalı; örneğin kitap okunmalı, tatil kitabından bir bölüm yapılmalı ya da belirlenen kadar test çözülmelidir. Bunlar tamamlandıktan sonra çocuk özgür bırakılmalıdır.” dedi.</p>
<p><strong>Aileler dijital dünyada da çocuklarının kimlerle görüştüğünü bilmeli</strong></p>
<p>Ekran kullanımının tamamen zararsız olmadığını da hatırlatan Seher Sav, şöyle devam etti: </p>
<p>“Elbette ekranın çocuğun gelişimini olumsuz etkileyebileceği durumlar da vardır. Bu nedenle aileler, çocuklarının hangi dijital platformlarda vakit geçirdiğini bilmelidir. Özellikle çevrim içi mesajlaşmanın olduğu oyunlarda, çocuktan yaşça büyük kişilerle iletişim kurulması risk oluşturabilir. Eskiden aileler çocuklarının sokakta kiminle oynadığını takip ederdi. Bugün de çocukların çevrim içi ortamlarda kimlerle etkileşim kurduğunu bilmek gerekir.”</p>
<p><strong>Yaz tatili için aile sözleşmesi önerisi</strong></p>
<p>Yaz tatilinin ekran konusunda sorun yaşayan aileler için önemli bir fırsat sunduğunu ifade eden Seher Sav, “Aileler çocuklarıyla birlikte kısa ve ciddi bir aile toplantısı yapabilir. Bu toplantıda yaz tatiline dair ortak kararlar alınabilir ve hatta küçük bir yaz tatili sözleşmesi hazırlanabilir. Çocuklara yalnızca ekrana bakma demek çoğu zaman yeterli olmaz.  Çocuklarımıza sosyal ve akademik etkinlikler konusunda yönlendirmeler yapmıyorsak dijital mecralar kaçınılmaz hale gelir. Bunun yerine onlara bir yaz tatili planı sunmak gerekir. Çocuğun yaşına ve sınıf düzeyine uygun şekilde günlük akademik etkinlikler belirlenebilir. Örneğin kahvaltıdan sonra kitap okuma, tatil kitabından belirli sayfaları tamamlama ya da kısa bir tekrar çalışması yapılabilir. Bu görevler tamamlanmadan dijital platformlara geçilemeyeceği çocuğa açıkça söylenmelidir. Aileler bu konuda kararlı olmalı ve taviz vermemelidir. Aileler tutarlı ve kararlı olduğunda çocuklar zamanla sorumluluklarını yerine getirmeyi öğrenir. Böylece hem görevlerini tamamlar hem de oyunlarını ve dijital etkinliklerini daha keyifli bir şekilde sürdürebilirler.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Her yeni teknolojik gelişmeye bağımlılık etiketi yapıştırmayın!</strong></p>
<p>Dijital teknolojilerin her geçen gün hayatımızda daha fazla yer kapladığını ve kaplamaya da devam edeceğini ifade eden Seher Sav, “Bu nedenle her yeni teknolojik gelişmeye bağımlılık etiketi yapıştırmak yerine, çocuklarımızın sorumluluklarını üstlenmelerine yardımcı olmalı ve onları bu yeni dünyaya bilinçli bir şekilde hazırlamalıyız.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-tatilinin-yeni-sokagi-ekran-644173">Yaz tatilinin yeni sokağı: Ekran!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Melankoli hastalık değil mizaç!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/melankoli-hastalik-degil-mizac-644170</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:23:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aslan]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[geçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[melankoli]]></category>
		<category><![CDATA[mizaç]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644170</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Buse Aslan, melankoli hakkında bilgi vererek depresyondan farklı olduğu noktalara değindi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/melankoli-hastalik-degil-mizac-644170">Melankoli hastalık değil mizaç!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Buse Aslan, melankoli hakkında bilgi vererek depresyondan farklı olduğu noktalara değindi. </p>
<p><strong>Melankoli bir hastalıktan çok mizaç özelliği!</strong></p>
<p>Melankolinin günümüzde tek başına bir hastalık olarak kabul edilmediğini dile getiren Klinik Psikolog Buse Aslan, “Daha çok kişinin duygusal eğilimi, mizacı ve dünyayı algılama biçimiyle ilişkilidir.” dedi.</p>
<p>Bazı insanların olaylara daha derin anlamlar yüklediğini, hayatın geçiciliğini daha yoğun hissettiğini ve duyguları daha güçlü yaşadığını ifade eden Aslan, “Bu nedenle dışarıdan ‘melankolik’ olarak tanımlanabilirler. Önemli nokta, melankolinin kişinin yaşam işlevselliğini ne ölçüde etkilediğidir. Günlük hayatı bozmadığı sürece, çoğu zaman kişiliğin bir parçası olarak görülür.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mutluluk ve hüzün aynı anda yaşanabilir!</strong></p>
<p>Bazı kişilerin mutluluk ve hüznü aynı anda yaşayabileceklerine işaret eden Buse Aslan, “Bunun nedeni çoğu zaman hayatın geçiciliğini daha yoğun hissetmeleridir.” dedi.</p>
<p>Güzel bir anın bile biteceğini düşünmenin, mutluluğun içine ince bir hüzün katabileceğini aktaran Aslan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bu durum her zaman olumsuz değildir; bu kişiler anı daha derin ve anlamlı yaşama eğilimindedir.</p>
<p>Melankolik kişiler geçmişi sadece hatırlamaz, aynı zamanda anlamlandırır. Geçmiş, onlar için kimliklerini oluşturan bir hikâye gibidir. Bu yüzden eski anılara daha sık dönebilirler. Ancak sürekli ‘geçmiş daha iyiydi’ düşüncesi bugünü yaşamayı zorlaştırıyorsa, bu durum dengesiz hale gelebilir.”</p>
<p><strong>Melankoli ile depresyon aynı şey değil! </strong></p>
<p>Melankoli ile depresyon arasındaki farka değinen Aslan,  “Melankoli bir duygu tonu veya mizaç özelliği, depresyonun ise klinik bir ruh sağlığı sorunudur.” dedi.</p>
<p>Melankolik kişilerin hüzünlü olsalar bile hayattan zevk alabildiklerini, sosyal ilişkilerini sürdürebildiklerini ve geleceğe dair düşünmeye devam edebildiklerini kaydeden Aslan, “Depresyonda ise belirgin isteksizlik, zevk alamama, enerji kaybı ve umutsuzluk ön plandadır.” diye konuştu.</p>
<p>Aslan ayrıca, melankolik kişilerin genellikle derin düşünen, empatik ve hassas bireyler olduğunu ve bu özelliklerinin ilişkileri güçlendirebileceğini söyledi. Ancak fazla düşünme eğiliminin, geçmiş olaylara takılma veya kaybetme korkusunun ilişkilerde yorucu bir sürece de yol açabileceğini de ekledi.</p>
<p><strong>Melankoli yalnızca travmalarla açıklanamaz!</strong></p>
<p>Çocuklukta yaşanan duygusal deneyimlerin, kişinin yetişkinlikteki duygu düzenini etkileyebileceğine dikkat çeken Klinik Psikolog Buse Aslan, “Ama melankoli yalnızca travmalarla açıklanamaz. Biyolojik yatkınlık ve kişilik özellikleri de önemli rol oynar.” dedi.</p>
<p><strong>Melankoli bir kusur değil, duygusal hassasiyet! </strong></p>
<p>Kişinin melankolik olup olmadığını nasıl anlayabileceği hakkında bilgi veren Buse Aslan, “Melankolik kişiler genellikle duygusal olarak derin deneyimler yaşar, küçük detaylardan etkilenir, geçmişi sık düşünür, yalnız kaldığında iç dünyası yoğunlaşır, sanat, müzik ve edebiyattan güçlü şekilde etkilenirler.” dedi.</p>
<p>Bu özelliklerin bir kusur değil, farklı bir duygusal hassasiyet biçimi olduğunu ifade eden Aslan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Melankoli her zaman tedavi gerektirmez. İnsan doğasının doğal bir parçası olabilir. Ancak kişinin günlük yaşamını bozacak düzeye ulaştığında, sürekli umutsuzluk veya işlev kaybı oluştuğunda profesyonel destek gerekebilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/melankoli-hastalik-degil-mizac-644170">Melankoli hastalık değil mizaç!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rapora göre liderlerin %65&#8217;i, yapay zeka ajanlarının üç yıl içinde işlerinin en az yarısını gerçekleştirebileceğine inanıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rapora-gore-liderlerin-%65i-yapay-zeka-ajanlarinin-uc-yil-icinde-islerinin-en-az-yarisini-gerceklestirebilecegine-inaniyor-644161</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:23:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[65]]></category>
		<category><![CDATA[ajanlarının]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kurum]]></category>
		<category><![CDATA[liderlerin]]></category>
		<category><![CDATA[net]]></category>
		<category><![CDATA[rapora]]></category>
		<category><![CDATA[strateji]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644161</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bireysel çalışanlar arasında Yapay Zeka kullanıcı oranı geçen yıla göre 23 puan artarak %74'e ulaştı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rapora-gore-liderlerin-%65i-yapay-zeka-ajanlarinin-uc-yil-icinde-islerinin-en-az-yarisini-gerceklestirebilecegine-inaniyor-644161">Rapora göre liderlerin %65&#8217;i, yapay zeka ajanlarının üç yıl içinde işlerinin en az yarısını gerçekleştirebileceğine inanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bireysel çalışanlar arasında Yapay Zeka kullanıcı oranı geçen yıla göre 23 puan artarak %74&#8217;e ulaştı</strong></p>
<p>Bireysel katkı sağlayan çalışanlar (individual contributors) arasında yapay zeka kullanımının hızla arttığı görülüyor. Bu gruptaki düzenli kullanıcı oranı, son iki yıla göre 20 puandan fazla artarak  %74’e ulaştı. Hindistan, Orta Doğu, Brezilya ve Güney Afrika; küresel ortalamanın ve ABD, Fransa ve İtalya gibi pek çok ülkenin üzerinde düzenli yapay zeka kullanımı bildirdi.</p>
<p><strong>Yapay Zeka işi hem daha iyi hem daha zor hale getirdiği için bir “iş tatmini paradoksu” yaratıyor</strong></p>
<p>Katılımcıların %72’si yapay zekanın kendi rollerindeki beceri beklentilerini şimdiden önemli ölçüde değiştirdiğini söylüyor. %47’si ise artık zamanını işin kendisini yapmaktan ziyade yapay zekayı yönetmeye ve yönlendirmeye harcadığını belirtiyor. Düzenli yapay zeka kullanıcılarının %67’si bu teknolojinin iş tatminini artırdığını ifade ederken, %41’i bilişsel yükün arttığını rapor ediyor. Bu durum, yapay zekanın işi aynı anda hem kolaylaştırıp hem de zorlaştırdığı bir &#8220;iş tatmini paradoksu&#8221; yaratıyor.</p>
<p><strong>Kullanıcıların %42&#8217;si Yapay Zeka ile haftada bir iş gününden fazla tasarruf ederken, çoğu kurum bu zamanı henüz değere dönüştüremiyor</strong></p>
<p>Yaygın kullanıma rağmen birçok kuruluş yapay zeka kaynaklı verimlilik kazançlarını ölçülebilir bir değere dönüştürmekte zorlanıyor. Düzenli saha kullanıcılarının %42&#8217;si yapay zeka sayesinde haftada en az bir tam iş günü tasarruf ettiğini belirtirken, %66&#8217;sı bu kazandıkları zamanla ne yapacakları konusunda sınırlı rehberlik aldıklarını veya hiç almadıklarını söylüyor. Yarısından fazlası ise bu zamanı stratejik işlere yönlendirmiyor. Doğru bir dönüşüm süreci işletilmediğinde, tasarruf edilen zaman organizasyon içinde eriyip gidiyor.</p>
<p><strong>Çalışanların Yapay Zeka ile olan &#8220;Balayı Dönemi&#8221; stratejik netlik olmazsa sona erecek</strong></p>
<p>BCG Yönetici Ortağı; Avrupa, Orta Doğu, Güney Amerika ve Afrika Sanayi Grubu Başkanı Gözde Yalazı Özbek konuyla ilgili şunları söyledi:</p>
<p><em>‘Yapay zekanın ilk dalgası bireysel üretkenliğe; zaman kazanımına, verimliliğe ve iş yükünün azaltılmasına odaklanmıştı. Gelecek dalganın ise kolektif çalışmayı dönüştürmesi bekleniyor. Çünkü mesele artık yeni araçlar kullanmak değil; işlerin, rollerin ve ekiplerin nasıl çalıştığını yeniden tanımlamak. Rapor, yapay zeka çağında gerçek bir yönetim dönüşümünün geldiğine işaret ediyor.   </em></p>
<p><em>Türkiye&#8217;de de benzer bir tablo görüyoruz. Birçok kurum yapay zeka yatırımlarını hızlandırıyor ancak sürdürülebilir etkiyi yaratanlar, teknolojiyi yalnızca verimlilik aracı olarak değil, organizasyonel dönüşüm aracı olarak ele alanlar oluyor. Yapay zekanın neden kullanıldığı, hangi iş sonuçlarının hedeflendiği ve çalışanlardan ne beklendiği netleşmedikçe, ilk dönemde elde edilen heyecan ve benimseme hızının korunması zorlaşacak.’</em></p>
<p><strong>Çalışanlar net bir strateji bekliyor, net strateji iş etkisini 25 puan artırıyor</strong></p>
<p>Çalışanlar yapay zekanın yoğunluğuna karşı direnç göstermiyor. Kurumlarda strateji net olduğunda, beklentiler gerçekçi şekilde tanımlandığında ve çalışanlarla etkili iletişim kurulduğunda yapay zeka dönüşümü daha başarılı sonuçlar veriyor. Net bir strateji, ölçülebilir iş etkisini 25 puan artırıyor. Strateji olmadan sunulan daha iyi araçlar, bu etkiyi yalnızca yaklaşık 5 puan yukarı taşıyor. İş akışını yeniden tasarlayan şirketlerdeki katılımcıların ölçülebilir iş geliştirme görme olasılığı 24 puan, haftada en az tam bir gün tasarruf etme olasılığı 22 puan ve artan iş tatmini bildirme olasılığı 20 puan daha yüksek.</p>
<p>Araştırma ayrıca, yapay zeka ajanlarının iş akışlarına dahil olma ve olgunlaşma sürecinin devam ettiğini de vurguluyor. Katılımcıların %30&#8217;u, bu ajanların iş akışlarına halihazırda entegre edildiğini belirtiyor ki bu oran geçen yılki raporda yer alan %13&#8217;lük oranın iki katından fazla. Her on katılımcıdan altısı, ajanların üç yıl içinde işlerinin en az yarısını yapabileceğine inanıyor. Buna rağmen katılımcıların yarısından fazlası ajanların tam olarak ne olduğu konusunda hala sınırlı bir anlayışa sahip ve yönetişim (denetim, hesap verebilirlik) mekanizmaları teknolojinin hala çok gerisinde kalıyor.</p>
<p><strong>Türkiye’de teknoloji altyapısının olgunluğu ve veri regülasyonları kurumlardaki yaygınlaşmayı etkiliyor</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de ise yapay zekanın kurumsal ölçekte yaygınlaşmasının önündeki en önemli başlıklar arasında veri ve teknoloji altyapısının olgunluğu ile regülasyonlar yer alıyor. Özellikle veri yerelleştirme gereklilikleri, bazı sektörlerde yapay zeka uygulamalarının ölçeklenmesini daha seçici hale getiriyor. Bununla birlikte, yurt içi bulut altyapılarının gelişmesi ve kurumların veri temellerini güçlendirmeye yönelik yatırımları, bu engelleri kademeli olarak azaltıyor. Türkiye&#8217;de birçok kurum artık yapay zekayı deneme aşamasından çıkarıp iş süreçlerine entegre etmeye hazırlanırken, önümüzdeki dönemde asıl farkı yaratan unsur teknolojiye erişimden çok, bu teknolojiyi kurumsal ölçekte hayata geçirebilme kabiliyeti olacak.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rapora-gore-liderlerin-%65i-yapay-zeka-ajanlarinin-uc-yil-icinde-islerinin-en-az-yarisini-gerceklestirebilecegine-inaniyor-644161">Rapora göre liderlerin %65&#8217;i, yapay zeka ajanlarının üç yıl içinde işlerinin en az yarısını gerçekleştirebileceğine inanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyazlatma işlemi için doğru zaman önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyazlatma-islemi-icin-dogru-zaman-onemli-643901</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:13:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[beyazlatma]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Beyazlatma]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[işlemi]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643901</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, yaz döneminde estetik beklentilerle artan diş beyazlatma taleplerinde, profesyonel uygulamanın önemi ve işlem öncesi-sonrası dikkat edilmesi gereken kurallar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyazlatma-islemi-icin-dogru-zaman-onemli-643901">Beyazlatma işlemi için doğru zaman önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, yaz döneminde estetik beklentilerle artan diş beyazlatma taleplerinde, profesyonel uygulamanın önemi ve işlem öncesi-sonrası dikkat edilmesi gereken kurallar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Daha beyaz dişler kişilerin kendilerini daha genç ve bakımlı hissetmelerini sağlıyor!</strong></p>
<p>Yaz aylarının düğünler, mezuniyet törenleri, tatiller ve sosyal etkinliklerin yoğunlaştığı bir dönem olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “İnsanlar bu süreçte daha fazla fotoğraf çekildiği ve sosyal ortamlarda daha görünür oldukları için estetik görünümlerine daha fazla önem veriyor.” dedi.</p>
<p>Gülüş estetiğinin yüz algısı üzerindeki etkisi oldukça yüksek olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Mimir, daha beyaz dişlerin bireylerin kendilerini daha genç, sağlıklı ve bakımlı hissetmelerine katkı sağlayabildiğini, bu nedenle yaz öncesinde diş beyazlatma taleplerinde belirgin bir artış görüldüğünü aktardı.</p>
<p><strong>Beyazlatma kararı klinik muayene sonrasında uzman hekim tarafından verilmeli!</strong></p>
<p>Diş beyazlatmanın ağız ve diş sağlığı iyi olan, dişlerinde çay, kahve, sigara veya yaşa bağlı renklenmeler bulunan bireyler için uygun bir tedavi seçeneği olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Ancak aktif çürükleri bulunan, ileri düzey diş eti hastalığı olan, ciddi mine kaybı yaşayan veya kontrol altına alınmamış dentin hassasiyeti bulunan bireylerde öncelikle bu sorunların tedavi edilmesi gerekir. Ayrıca hamilelik ve emzirme dönemlerinde beyazlatma işlemleri genellikle ertelenir. Beyazlatma kararı mutlaka klinik muayene sonrasında uzman hekim tarafından verilmeli.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal medyadaki beyazlatma yöntemleri diş minesinde geri dönüşü olmayan hasarlara yol açabilir!</strong></p>
<p>Profesyonel klinik beyazlatma işlemlerinin diş hekimi kontrolünde uygulandığını ve kullanılan beyazlatıcı ajanların etkinliğinin daha yüksek olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu nedenle daha kısa sürede ve daha öngörülebilir sonuçlar elde edilir. Ev tipi beyazlatma sistemlerinde ise genellikle kişiye özel hazırlanan plaklar ve daha düşük konsantrasyonda beyazlatıcı ajanlar kullanılır. Bu tedavide plak ve beyazlatıcı ajan hekim tarafından hastaya tedarik edilir ve belli haftalarda kontrol yapılması koşulu ile hastaya uygulama yöntemi anlatılarak takip edilmelidir. Her iki yöntem de uygun vakalarda etkili olabilir ancak internet üzerinden satılan ve denetimsiz kullanılan ürünler diş minesine zarar verebilir, diş eti irritasyonuna veya aşırı hassasiyete neden olabilir. Bu sebeple beyazlatma tedavileri uzman hekim kontrolünde yapılmalıdır.</p>
<p>Sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan karbonat, limon, aktif kömür veya çeşitli aşındırıcı maddelerle yapılan beyazlatma uygulamalarının büyük kısmı bilimsel olarak desteklenmemektedir. Bu yöntemler kısa süreli bir beyazlık hissi oluşturabilse de uzun vadede diş minesinde aşınma, hassasiyet artışı ve yüzey düzensizlikleri gibi geri dönüşü olmayan problemlere yol açabilir. Diş beyazlatma işlemlerinin güvenli ve etkili şekilde uygulanabilmesi için mutlaka diş hekimi kontrolünde gerçekleştirilmesi gerekir.”</p>
<p><strong>Beyazlatma sonrası ilk 2 hafta dikkat edilmeli!</strong></p>
<p>Beyazlatma sonrasında özellikle ilk 24-48 saatin oldukça önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Bu dönemde dişler renklenmeye karşı daha hassas hale gelebilir.” dedi. </p>
<p>Yaz aylarında sık tüketilen buzlu kahveler, renkli meyve suları, asitli içecekler ve yoğun pigment içeren gıdalara karşı uyaran Dr. Öğr. Üyesi Mimir, “Bunlar renklenmeye neden olabileceğinden dikkatli tüketilmeli. Özellikle beyazlatma tedavisinin ardından ilk 2 hafta bu içeceklerin tüketiminin sınırlandırılması önerilir. Ayrıca yeterli ağız hijyeninin sağlanması ve diş hekiminin önerilerine uyulması elde edilen sonucun korunmasında önemli rol oynar.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Diş beyazlatma işleminin tatilden yaklaşık 1-2 hafta önce yaptırılmalı!</strong></p>
<p>Diş beyazlatma işleminin tatilden yaklaşık 1-2 hafta yaptırılmasını öneren Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Bu süre hem olası geçici hassasiyetlerin azalmasına hem de elde edilen rengin stabil hale gelmesine olanak sağlar. Ayrıca ihtiyaç duyulursa ek uygulamalar veya kontrol seansları için de yeterli zaman bırakılmış olur.” dedi.</p>
<p>Diş beyazlatma sonrası gülüş estetiğini korumak için uygulanması gereken rutinlere de değinen Dr. Öğr. Üyesi Mimir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Beyazlatma sonrasında düzenli diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve rutin diş hekimi kontrolleri büyük önem taşır. Kahve, çay, sigara ve yoğun pigment içeren gıdaların tüketiminin sınırlandırılması beyazlatma etkisinin daha uzun süre korunmasına yardımcı olur. Renkli içeceklerin pipetle tüketilmesi, tüketim sonrasında ağızın su ile çalkalanması ve profesyonel diş temizliği seanslarının aksatılmaması da beyazlığın devamlılığı açısından faydalı uygulamalardır. Ayrıca beyazlatmanın kalıcı bir işlem olmadığı ve belirli aralıklarla hekim kontrolünde destek uygulamalara ihtiyaç duyulabileceği unutulmamalı.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyazlatma-islemi-icin-dogru-zaman-onemli-643901">Beyazlatma işlemi için doğru zaman önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zekâya uyum sağlayan kazanacak!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zekaya-uyum-saglayan-kazanacak-643680</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:05:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[kazanacak]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[sağlayan]]></category>
		<category><![CDATA[sektörün]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zekaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643680</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, medya sektöründeki yapay zekâ ve dijital teknolojilerle dönüşümünü ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zekaya-uyum-saglayan-kazanacak-643680">Yapay zekâya uyum sağlayan kazanacak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, medya sektöründeki yapay zekâ ve dijital teknolojilerle dönüşümünü ele aldı.</p>
<p><strong>Hedef medya sektörüne nitelikli ve donanımlı profesyoneller yetiştirmek</strong></p>
<p>İletişim alanındaki eğitim faaliyetlerini sektörün ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirdiklerini ifade eden Prof. Dr. Güngör, “Hedefimiz medya sektörünün çok çeşitli alanlarına nitelikli ve donanımlı profesyoneller yetiştirmek. Bunun yolu da sektörle sürekli temas halinde olmaktan, teknolojik gelişmeleri yakından takip etmekten geçiyor. Çünkü gelişen teknolojilerle birlikte üretim ilişkileri değişiyor, buna bağlı olarak sektörün ihtiyaçları da dönüşüyor. Toplumun medyadan beklentileri ve medyayı kullanma biçimleri de büyük bir değişim geçiriyor.” dedi.</p>
<p><strong>Sosyal medya hayatın merkezine yerleşti</strong></p>
<p>Yaklaşık yirmi yıl önce sosyal medyanın hayatın bir parçası olmadığını hatırlatan Prof. Dr. Güngör, “Bugün ise toplumsal hareketliliğin neredeyse merkezine sosyal medyayı koyabiliyoruz. Bu nedenle iletişim alanında eğitim veren kurumların, sektördeki değişimi ve teknolojik dönüşümü dikkate alarak programlarını sürekli güncellemesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>Yapay zekâ medya alanını en fazla etkileyen teknolojilerden biri oldu</strong></p>
<p>Yapay zekânın da birçok meslek alanında olduğu gibi medya sektöründe de önemli değişimlere yol açtığını vurgulayan Prof. Dr. Güngör, şunları söyledi:</p>
<p>“Yapay zekayla birlikte çok şey değişti. Dijital teknolojilerin gelişmesi ve yapay zekâ süreçlerinin hayatımıza girmesi belki de en çok medya alanını etkiledi. Medyada üretim biçimleri, çalışma yöntemleri ve içerik üretim süreçleri büyük ölçüde değişti. Bu nedenle medya eğitimi veren kurumlar olarak yapay zekâ temelli yeni ihtiyaçları dikkate almak ve eğitim programlarımızı buna göre güncellemek zorundayız.”</p>
<p><strong>Sorun teknoloji değil, onu kullanan insan</strong></p>
<p>Hem ulusal hem küresel düzeyde teknolojik gelişmelere uyum sağlayamamaktan dolayı zaman zaman bazı sorunlar yaşandığını, meydana gelen bazı olaylarda da suçlunun sosyal medya olarak görüldüğünü belirten Prof. Dr. Güngör, “Teknoloji suç işlemez; suçu insan işler. Sosyal medya veya yapay zekâ gibi teknolojileri suçlamak yerine, bunları nasıl kullandığımızı sorgulamamız gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu. </p>
<p>Dijital okuryazarlık eğitiminin küçük yaşlardan itibaren verilmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Güngör, “Biz artık dijital çağın içindeyiz ve bu teknolojilerle uyum içinde yaşamak zorundayız. Sonuçta bu teknolojileri insanlığa fayda sağlasın diye geliştiren de yine insanın kendisidir. Bu nedenle yalnızca teknolojiyi üretmek değil, onu doğru kullanma kültürünü de geliştirmek zorundayız. Türkiye’de yaşadığımız temel sorunlardan biri, teknolojilerle çok hızlı tanışmamıza rağmen bu süreçten önce yeterli farkındalık ve eğitim altyapısının oluşturulamamasıdır. Bu nedenle zaman zaman uyum sorunları ve kullanım kaynaklı sıkıntılar yaşanabiliyor. İşte bu nedenle dijital okuryazarlık ve dijital teknoloji okuryazarlığı büyük önem taşıyor. Teknolojinin yaşamımıza değer katabilmesi, fayda sağlayabilmesi ve toplumsal uyumu güçlendirebilmesi için bireylerin bu araçları bilinçli şekilde kullanmayı öğrenmesi gerekiyor.” dedi.</p>
<p><strong>Anne babaların da dijital dünyayı öğrenmesi gerekiyor</strong></p>
<p>“Dijital teknolojileri tanıyan ve kullanan ebeveynler, çocuklarını da daha bilinçli şekilde yönlendirebilir.” diyen Prof. Dr. Güngör, “Bugün Z ve Alfa kuşağı gibi yeni nesiller dijital dünyanın içine doğarken, önceki kuşaklar bu teknolojilere sonradan uyum sağlamaya çalışıyor. Bu durum kuşaklar arasında önemli bir mesafe oluşturuyor. Gençler çoğu zaman kendilerini dijital dünyada daha yetkin gördükleri için önceki kuşakların bilgi ve deneyimlerinden yeterince yararlanma ihtiyacı hissetmeyebiliyor. Bu nedenle kuşaklar arasındaki iletişimi güçlendirmek ve ortak bir dijital kültür oluşturmak her zamankinden daha büyük önem taşıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zekaya-uyum-saglayan-kazanacak-643680">Yapay zekâya uyum sağlayan kazanacak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günlük yaşamda görülen değişiklikler bağımlılığın en büyük işareti!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunluk-yasamda-gorulen-degisiklikler-bagimliligin-en-buyuk-isareti-643611</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:02:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alptekin]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımlılığın]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılıkla]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[değişiklikler]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[işareti]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamda]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643611</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, bağımlılıkla mücadelede tedavinin mümkün olduğu bilincinin yanı sıra, ailelerin sağlıklı iletişim ve doğru gözlemle süreci erken fark edip destek olmasının önemini hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-yasamda-gorulen-degisiklikler-bagimliligin-en-buyuk-isareti-643611">Günlük yaşamda görülen değişiklikler bağımlılığın en büyük işareti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, bağımlılıkla mücadelede tedavinin mümkün olduğu bilincinin yanı sıra, ailelerin sağlıklı iletişim ve doğru gözlemle süreci erken fark edip destek olmasının önemini hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Bağımlılıkla mücadelede ilk adım, tedavinin mümkün olduğuna inanmak! </strong></p>
<p>Bağımlılıkla mücadele eden kişiler için dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktalar olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Her şeyden önce bağımlılığın zorlayıcı bir hastalık olduğu kabul edilmeli.” dedi.</p>
<p>Bu sürecin zaman zaman kişiye çözümsüz ve aşılması imkânsız gibi görünebileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Ancak en önemli nokta, bağımlılığın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu bilmektir. Kişi tedavinin mümkün olduğunu fark ettiğinde yardım arayışına girebilir ve uygun tedavi sürecine dahil olarak bağımlılıkla daha etkili şekilde mücadele edebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İstek duymak tedavinin başarısız olduğu anlamına gelmez! </strong></p>
<p>Bağımlılık tedavisi sırasında kişinin zaman zaman çaresizlik hissedebileceğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Böyle dönemlerde yaşadığı duyguları yakınlarıyla ve tedavi ekibiyle paylaşması büyük önem taşır.” dedi.</p>
<p>Hangi zorluklarla karşılaştığını ve neden böyle hissettiğini ifade edebilmesinin, sürecin daha sağlıklı ilerlemesine katkı sağlayacağına değinen Dr. Öğr. Üyesi Çetin, şunları söyledi:</p>
<p>“Tedavi devam ederken madde ya da alkol kullanımına yönelik isteklerin ortaya çıkması da mümkündür. Ancak bu durum her şeyin kötüye gittiği anlamına gelmez. İstekle baş etmek ve bu süreçte yaşanan zorlukları hem tıbbi tedavi hem de psikoterapi desteğiyle yönetmek mümkündür. Bu nedenle kişinin umudunu kaybetmemesi gerekir.”</p>
<p><strong>Bağımlılıkla mücadelede en güçlü araç sağlıklı iletişim! </strong></p>
<p>Bağımlılıkla mücadelede ailelerin de dikkat etmesi gereken önemli noktalar bulunduğuna vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bunların başında sağlıklı iletişim gelir.” dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Çetin Bağımlılık riski taşıyan ya da tedavi süreci devam eden çocuk, eş ya da ebeveynle açık ve güvene dayalı iletişim kurabilmenin, sorunların erken fark edilmesini sağlayabileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Bağımlılıkta en önemli ipuçları çoğu zaman günlük yaşamın içinde gizli! </strong></p>
<p>Bir diğer önemli konunun ise gözlem olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Burada kastedilen, kişiyi sürekli takip etmek ya da dedektiflik yapmak değil; onun yaşamındaki değişimleri fark edebilmektir.” dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Günlük yaşamında neler yaşadığı, ruh halinin nasıl olduğu, riskli davranışlar gösterip göstermediği ve sosyal hayatında belirgin değişiklikler olup olmadığı gözlemlenmeli. Ayrıca fizyolojik değişiklikler de dikkate alınmalı. Uyku düzenindeki bozulmalar, beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler ve son haftalar ya da aylar içinde ortaya çıkan açıklanamayan kilo kaybı veya kilo artışı, üzerinde durulması gereken önemli belirtiler arasında yer alır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-yasamda-gorulen-degisiklikler-bagimliligin-en-buyuk-isareti-643611">Günlük yaşamda görülen değişiklikler bağımlılığın en büyük işareti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Babalar Günü&#8217;nde kalplere dokunan buluşma</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/babalar-gununde-kalplere-dokunan-bulusma-643194</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 22:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[babalar]]></category>
		<category><![CDATA[Babalar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[buluşma]]></category>
		<category><![CDATA[dokunan]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[huzurevi]]></category>
		<category><![CDATA[Huzurevi Sakinleri]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kalplere]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643194</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi Kadın Danışma Merkezi’nde görev yapan kadınlar, Babalar Günü dolayısıyla Büyükşehir Belediyesi Halil Akyüz Huzurevi’ni ziyaret ederek huzurevi sakinlerine unutulmaz bir gün yaşattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/babalar-gununde-kalplere-dokunan-bulusma-643194">Babalar Günü&#8217;nde kalplere dokunan buluşma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi Kadın Danışma Merkezi’nde görev yapan kadınlar, Babalar Günü dolayısıyla Büyükşehir Belediyesi Halil Akyüz Huzurevi’ni ziyaret ederek huzurevi sakinlerine unutulmaz bir gün yaşattı. Kadınların kendi el emekleriyle hazırladığı hediyeler huzurevi sakinlerine takdim edilirken, duygu dolu anlar yaşandı.<br />Babalar Günü kapsamında gerçekleştirilen etkinlikte kadınlar ve huzurevi sakinleri bir araya gelerek sohbet etti, türküler söyledi ve keyifli vakit geçirdi. Sevgi, saygı ve dayanışmanın ön plana çıktığı etkinlikte huzurevi sakinleri yalnız olmadıklarını bir kez daha hissederek, özel bir gün geçirmenin mutluluğunu yaşadı.<br />DUYGULAR KAĞIDA DÖKÜLDÜ<br />Etkinliğin en anlamlı bölümlerinden biri ise duygu paylaşımı oldu. Kadın Danışma Merkezi’nden gelen personeller huzurevi sakinlerine kâğıtlar dağıtarak o an hissettikleri duyguları yazmalarını istedi. Daha sonra isim belirtilmeden tek tek okunan notlar salonda duygu dolu anların yaşanmasına neden oldu. Özlem, sevgi, aile hasreti ve mutluluk gibi duyguların yer aldığı mesajlar hem huzurevi sakinlerini hem de etkinliğe katılanları derinden etkiledi. Daha sonra Kadın Danışma Merkezi’nde düzenlenen atölyelerde kadınların kendi el emeğiyle hazırladığı hediyeler Babalar Günü anısına huzurevi sakinlerine takdim edildi. Büyük bir özenle hazırlanan hediyeler karşısında duygulanan yaşlılar, kendilerini unutmayarak yanlarında olan kadınlara teşekkür etti. <br />HUZUREVİ SAKİNLERİNE SEVGİ DOLU SÜRPRİZ<br />Antalya Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Şube Müdürü Nazlı Küçüksarı Babalar Günü’nde huzurevindeki babaları yalnız bırakmak istemediklerini belirterek “Babalar Günü vesilesiyle Halil Akyüz Huzurevi’ndeki büyüklerimizi, babalarımızı ziyarete geldik. Bugün burada çok güzel etkinlikler yaptık. Onların kendilerini aktarabilecekleri, geleceğe miras bırakmak istedikleri değerlerini, öğütlerini, duygularını dinledik. Çok keyifli bir gün oldu. Bu vesileyle tüm babalarımızın Babalar Günü’nü kutluyoruz“ dedi. <br />EN KIYMETLİ HEDİYE ‘HATIRLANMAK’<br />Uzun zamandır Halil Akyüz Huzurevi’nde yaşamını sürdüren 78 yaşındaki Uğur Uzunlu çok duygulandığını ileterek, “Yakın bir zamana kadar kendimi baba olarak hissedemiyordum. Çünkü evlatlarımla buluşamıyordum. Şimdi onlarla da görüşmeye başladım. Çocuklarımla tekrar kaynaşabilmem benim için büyük bir mutluluktu. İnsan babalığı sadece söz olarak değil ‘sevgi yumağı’ olduğu zaman hissedebiliyor. Bugün ziyarete gelen ekip bizleri çok mutlu etti ve diğer zamanlarda da gelen misafirlerle de mutlu, güzel anılar paylaşıyoruz” dedi. <br />KENDİMİ AİLE ORTAMINDA HİSSEDİYORUM<br />5 yıldır Antalya Büyükşehir Belediyesi Halil Akyüz Huzurevi’nde yaşayan Haydar Haluk Bulut ise “Bize bu huzuru yaşatan bütün personelden, müdürden, müdür yardımcılarından çok memnunuz. Ben 68 yaşımdayım. Sizler geldiğiniz zaman, kızım gibi, torunum gibi, evladım gibi huzur buluyorum. Allah kimseyi ailesiz bırakmasın. Yüzümüz gülüyor, kendimi bir aile ortamında hissediyorum” diyerek etkinlikte emeği geçen herkese teşekkürlerini iletti. </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/babalar-gununde-kalplere-dokunan-bulusma-643194">Babalar Günü&#8217;nde kalplere dokunan buluşma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;in fedakar babaları</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirin-fedakar-babalari-643151</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:54:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[babaları]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[fedakar]]></category>
		<category><![CDATA[görev]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kazık]]></category>
		<category><![CDATA[meslek]]></category>
		<category><![CDATA[yaptığı]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643151</guid>

					<description><![CDATA[<p>Babalar Günü öncesi konuşan İZSU çalışanları Erdal Kazık ve Mustafa İnkaya, kent altyapısını ayakta tutmak için ailelerinden uzakta geçen mesailerini anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirin-fedakar-babalari-643151">Büyükşehir&#8217;in fedakar babaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Babalar Günü öncesi konuşan İZSU çalışanları Erdal Kazık ve Mustafa İnkaya, kent altyapısını ayakta tutmak için ailelerinden uzakta geçen mesailerini anlattı. “Yaptığımız her iş çocuklarımızın geleceğine katkı” diyen babalar, en büyük mutluluğu evlatlarının gururunda buluyor.</p>
<p>İzmir’de milyonlarca insan günlük yaşamına devam ederken, kentin altyapısının kesintisiz işlemesi için görünmeyen bir emek gece gündüz sürüyor. Patlayan su hatlarında, sel ve yangın bölgelerinde, deprem sonrası yürütülen çalışmalarda ya da gece yarısı gelen acil ihbarlarda görev başına koşan İZSU çalışanları, yalnızca kente değil, ailelerine ve çocuklarının geleceğine de emek veriyor. Babalar Günü öncesinde konuşan İZSU çalışanları Erdal Kazık ve Mustafa İnkaya, yıllardır sürdürdükleri görevlerin ardındaki fedakarlığı anlattı.</p>
<p><strong>Çocuklarının büyümesine mesai aralarında tanıklık etti</strong></p>
<p>İZSU Araç Bakım Şubesi’nde görev yapan 54 yaşındaki Erdal Kazık, 19 yıldır kurum bünyesinde çalışıyor. İkiz kızları ve bir oğlu bulunan Kazık, kamu hizmetinde çalışmanın çoğu zaman saat kavramını ortadan kaldırdığını söyledi. Acil arızalar ve zorunlu müdahaleler nedeniyle zaman zaman ailesine ayıracağı vakti görevine vermek zorunda kaldığını anlatan Kazık, “Mesaimiz çoğu zaman saatle sınırlı kalmıyor. Arızaya ve acil durumlara göre gece gündüz görev başında oluyoruz. Bazen çocuklarımızla geçirmek istediğimiz zamanı işimize ayırmak zorunda kalıyoruz. Ancak yaptığımız her işin onların geleceğine katkı sunduğunu biliyoruz” dedi. Araç tamirciliğinin büyük dikkat ve sorumluluk gerektirdiğini belirten Kazık, yıllar içinde yalnızca kendi çocuklarına değil, genç çalışma arkadaşlarına da yol göstermeye çalıştığını söyledi.</p>
<p><strong>Deprem bölgesinde geçen günler</strong></p>
<p>İZSU Araç Sevk Amiri Mustafa İnkaya ise 22 yıllık çalışma hayatı boyunca operatörlükten ağır vasıta şoförlüğüne kadar birçok görev üstlendi. Bugün onlarca personelin koordinasyonundan sorumlu olan İnkaya, özellikle afet dönemlerinde görevlerinin daha da ağırlaştığını anlattı. Hatay depreminde günlerce görev yaptığını belirten İnkaya, o günleri şu sözlerle anlattı:</p>
<p>“11 gün deprem bölgesinde kaldım. Sonrasında da birçok kez gidip geldim. Çocuklarımızla yiyeceğimiz bir akşam yemeği bile çok kıymetli. Ama görev bizi bazen kilometrelerce uzağa götürüyor. Bizim işimizde mesainin ne zaman başlayıp ne zaman biteceği belli olmuyor. Kamu hizmeti anlayışıyla görevimizi yerine getirmek zorundayız.”</p>
<p>İnkaya, deprem bölgesinden döndüklerinde çocuklarıyla aralarındaki bağın daha da güçlendiğini belirterek, “Çocuklarımız yaptığımız görevlerden dolayı bizimle gurur duyuyor. Bu da bütün yorgunluğumuzu unutturuyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Meslek zorlamayla olmaz”</strong></p>
<p>Çocuklarının zaman zaman iş yerlerine geldiğini ve yaptıkları işi merakla izlediğini anlatan iki baba da gençlerin mutlaka bir meslek sahibi olması gerektiğini vurguladı. Oğlunun zaman zaman kendisi gibi tamirci olmak istediğini söyleyen Erdal Kazık, “Meslek zorlamayla olmaz. İnsan yaptığı işi severek yapmalı ama mutlaka bir meslek sahibi olmalı” dedi. İnkaya ise toplumun her meslek grubuna ihtiyaç duyduğunu belirterek, “Herkes doktor ya da mühendis olamaz. Bu işleri de yapacak insanlara ihtiyaç var. Önemli olan işini severek yapmak ve topluma faydalı olmak” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>En büyük mirasları çocuklarına bıraktıkları değerler</strong></p>
<p>Babalar Günü dolayısıyla çocuklarına vermek istedikleri mesajı da paylaşan iki çalışan, evlatlarına bırakacakları en değerli mirasın dürüstlük, çalışkanlık ve sorumluluk duygusu olduğunu söyledi. Kazık, “Çocuklarımın beni örnek almasını isterim. Çalışmanın ve emek vermenin değerini bilmelerini istiyorum” derken, İnkaya ise “Çocuklarıma her zaman doğruluğu, dürüstlüğü ve insanlara faydalı birey olmayı öğütlüyorum. Vatana ve millete faydalı insanlar olmalarını istiyorum” dedi. Kentin yaşamının kesintisiz sürmesi için yıllardır görev yapan iki baba için Babalar Günü’nün anlamı; çocuklarına daha iyi bir gelecek bırakabilmek ve günün sonunda onların gözlerindeki gururu görebilmek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirin-fedakar-babalari-643151">Büyükşehir&#8217;in fedakar babaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zübeyde Hanım Huzurevi&#8217;nde Babalar Günü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zubeyde-hanim-huzurevinde-babalar-gunu-643148</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[babalar]]></category>
		<category><![CDATA[Babalar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[evlat]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[hanım]]></category>
		<category><![CDATA[huzur]]></category>
		<category><![CDATA[huzurevi]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zübeyde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643148</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Zübeyde Hanım Huzurevi’nde Babalar Günü dolayısıyla film gösterimi yapıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zubeyde-hanim-huzurevinde-babalar-gunu-643148">Zübeyde Hanım Huzurevi&#8217;nde Babalar Günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Zübeyde Hanım Huzurevi’nde Babalar Günü dolayısıyla film gösterimi yapıldı. Huzurevi sakinleri, birlikte Babam ve Oğlum filmini izleyerek duygusal anlar yaşadı. Babalar Günü’nü kutlayan huzurevi sakinleri, yaşam deneyimlerinden yola çıkarak genç kuşaklara da önemli tavsiyelerde bulundu.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi çatısı altında, Buca Sosyal Yaşam Kampüsü içerisinde faaliyet gösteren Zübeyde Hanım Huzurevi’nde Babalar Günü nedeniyle anlamlı bir etkinlik düzenlendi. Huzurevi sakinleri beraber Türk sinema tarihinin klasikleri arasında yer alan Çağan Irmak imzalı Babam ve Oğlum filmini izledi. Hem duygusal hem neşeli anların yaşandığı etkinlikte huzurevi sakinleri, Babalar Günü’ne ilişkin duygu ve düşüncelerini paylaştı.</p>
<p><strong>“Hepsinin gözlerinden öpüyorum”</strong></p>
<p>Babalığın önemine dikkat çeken ve gençlere tavsiyelerde bulunan huzurevi sakinlerinden Şevket Öztürk, “Babalarımızı kaybettik, şimdi çocuklarımız ve torunlarımız var. Babalık büyük sorumluluk gerektirir. Çocukları yetiştirmek ve topluma faydalı bireyler olarak kazandırmak önemlidir. Ülkemizde gençlerin yurt dışına gitmesini üzüntüyle karşılıyorum. Gençlerimiz, ailelerinin yanında, kendi ülkelerinde mutlu yaşayabilmeli. Annesine, babasına, ülkesine, demokrasiye ve insan haklarına saygılı nesiller yetişmesini diliyorum. Hepsinin gözlerinden öpüyorum. Dünyadaki tüm babaların Babalar Günü kutlu olsun” dedi.</p>
<p><strong>“Baba gibi babaların günü kutlu olsun”</strong></p>
<p>Huzurevi sakini ve emekli öğretmen Turgut Temur ise “Babamızı hiç unutmadık, zaman zaman mezarını ziyaret ederim. Baba olmak sadece çocuk sahibi olmak değildir. Gerçek baba olmak; evladının acısını kendi acısından daha fazla hissedebilmektir. Çocuklar babalarından ne görürlerse onu uygularlar. Topluma iyi insanlar yetiştirmek gerekir. Bütün babaların, özellikle de baba gibi babaların Babalar Günü kutlu olsun” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Babaların kıymetini bilin”</strong></p>
<p>Kurum çalışanlarıyla baba-evlat ilişkisi kurduklarını ifade eden Niyazi Kül, “Toplumumuz daha sağlıklı ve güçlü bağları hak ediyor. Tüm babaların sağlık, mutluluk ve huzur içinde bir Babalar Günü geçirmesini diliyorum. Gençlere de sesleniyorum; babalarınızın kıymetini bilin” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Evlat babaya, baba da evlada muhtaçtır</strong></p>
<p>Huzurevi sakini Sami Güler şöyle konuştu: “Burada huzurluyuz. Kışın soğuğunu, yazın sıcağını hissetmiyoruz. Yaşantımız güzel. Evlat babaya, baba da evlada muhtaçtır. Babalar Günü’nü kutluyor, bu özel günü sevinçle geçiriyoruz.”</p>
<p><strong>Dünya klasiğinden örnek</strong></p>
<p>Rus yazar İvan Turgenyev’in dünya klasikleri arasında yer alan eseri Babalar ve Oğullar’da işlenen eski yeni karşıtlığına değinen Ali Olpak, “Kuşak çatışması bitmez. Babalar her zaman ileride ya da geride olacak diye bir şey yok. Bu, içinde yaşanılan dönemle ilgili, süreçle ilgili bir konu. Zaman zaman çocuklar geride kalacak. Ancak gençlere güvenmek gerekiyor. Kendimiz gibi olmalarını beklememizin bir anlamı yok” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Babalık güzel”</strong></p>
<p>Mehmet Cengiz de babalığın güzel bir duygu olduğunu belirterek, “Allah kimseye evlat acısı vermesin. Buradaki çalışanlar da bizim evlatlarımız gibi. Hepsi bize kendi babalarıymışız gibi özen gösteriyor. Babanın kötü huyu varsa evlat ona benzemesin; iyi ve dürüst özelliklerini örnek alsın” dedi ve tüm babaların Babalar Günü’nü kutladı.</p>
<p><strong>“Gençlerin işi zor”</strong></p>
<p>Ali Durhan ise gençlere tavsiyelerde bulunarak, “Gençlerin Allah yardımcısı olsun. Onların işi gerçekten zor. Herkesin Babalar Günü kutlu olsun. Baba olmak çok güzel bir duygu” dedi.</p>
<p>Hüseyin İpçi de, “Burada güzel bakılıyoruz, Allah eksik etmesin. Babalar Günü’nde herkes mutlu olsun. Tüm babaların günü kutlu olsun” sözleriyle duygularını dile getirdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zubeyde-hanim-huzurevinde-babalar-gunu-643148">Zübeyde Hanım Huzurevi&#8217;nde Babalar Günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğu baba sevgisi şekillendiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugu-baba-sevgisi-sekillendiriyor-643046</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:50:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[babalar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğu]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[şekillendiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[sevgisi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643046</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, 21 Haziran Babalar Günü dolayısıyla babaların çocuk gelişimi, aile içi denge ve bireysel psikolojik iyilik hali üzerindeki duygusal, sosyal ve gelişimsel etkileri ile modern babalık anlayışının önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugu-baba-sevgisi-sekillendiriyor-643046">Çocuğu baba sevgisi şekillendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, 21 Haziran Babalar Günü dolayısıyla babaların çocuk gelişimi, aile içi denge ve bireysel psikolojik iyilik hali üzerindeki duygusal, sosyal ve gelişimsel etkileri ile modern babalık anlayışının önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Çocuğun güvenli ve sağlıklı ilişki kurma gelişiminde baba, önemli bir rehber!</strong></p>
<p>Bir çocuğun hayatında babanın, sadece ihtiyaçlarını karşılayan ya da kuralları koyan kişi olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, “Baba; çocuğun kendisini güvende hissetmesinde, hayata güvenle bakabilmesinde ve sağlıklı ilişkiler kurabilmesinde önemli bir rehberdir. Çocuklar, babalarıyla geçirdikleri zaman içinde sevildiğini, değer gördüğünü ve desteklendiğini hissederler. Bu duygular da onların özgüvenli, sorumluluk sahibi ve güçlü bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlar.” dedi.</p>
<p>Günümüzde çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden birinin, anne ve babalarının hayatlarına duygusal olarak katılması olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, “Birlikte geçirilen zamanın uzunluğundan çok, o zamanın niteliği önemlidir. Çocuğunu dinleyen, onunla oyun oynayan, duygularını anlamaya çalışan ve ihtiyaç duyduğunda yanında olan bir baba, çocuğun ruhsal gelişimine çok değerli katkılar sunar. Babaların aile içindeki sevgi dolu ve ilgili varlığı, sadece çocukları değil, tüm aileyi güçlendirir. Güçlü aileler ise daha sağlıklı ve dayanışma içinde toplumların temelini oluşturur. Bu nedenle babalık, yalnızca bir sorumluluk değil; çocukların geleceğine ve toplumun yarınlarına yapılan en kıymetli yatırımlardan biridir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Babalık, erkeğin duygusal olarak büyümesi ve olgunlaşmasıdır!</strong></p>
<p>Babalığın, bir erkeğin yaşamındaki en önemli dönüşüm süreçlerinden biri olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, “Bir çocuğun dünyaya gelişiyle birlikte erkekler yalnızca yeni bir role değil, aynı zamanda kendilerini yeniden keşfettikleri bir gelişim sürecine de adım atarlar. Bu süreç, sorumluluk duygusunun güçlenmesine, empati becerilerinin artmasına ve duygusal olgunlaşmaya katkı sağlar.” dedi.</p>
<p>Birçok babanın, çocuk sahibi olduktan sonra olaylara daha farklı bir gözle bakmaya, daha sabırlı olmaya ve kendi duygularıyla daha fazla temas kurmaya başladığını ifade ettiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, şunları söyledi:</p>
<p>“Özellikle çocuğuyla yakın ilişki kuran babalarda, şefkat, koruyuculuk ve fedakârlık gibi duyguların daha belirgin hale geldiğini görüyoruz. Bu durum, erkeklerin duygusal dünyalarını zenginleştirirken, ruhsal iyilik hallerini de olumlu yönde etkileyebiliyor. Öte yandan babalık, zaman zaman kaygı, yetersizlik hissi veya yoğun sorumluluk duygusu gibi zorlukları da beraberinde getirebilir. Ancak bu zorluklar, uygun destek ve sağlıklı aile ilişkileriyle birlikte ele alındığında, kişisel gelişim için önemli fırsatlara dönüşebilir. Kısacası babalık, yalnızca bir çocuğun büyümesine eşlik etmek değil, aynı zamanda bir erkeğin de duygusal olarak büyümesi, olgunlaşması ve yaşamına yeni anlamlar katmasıdır.”</p>
<p><strong>Babalığı; otorite kuran değil, çocukla duygusal bağ kuran bir ilişki olarak değerlendirmek gerekiyor!</strong></p>
<p>“Babalıkla ilgili en yaygın yanlış algılardan biri, babanın temel görevinin yalnızca ailenin maddi ihtiyaçlarını karşılamak olduğu düşüncesidir.” diyen Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, “Oysa günümüzde biliyoruz ki çocukların sağlıklı gelişimi için babaların duygusal olarak da ulaşılabilir, ilgili ve aktif olmaları büyük önem taşır. Çocuklar sadece bakım ve güvenceye değil; birlikte geçirilen zamana, ilgiye, oyuna ve duygusal paylaşıma da ihtiyaç duyarlar.” dedi.</p>
<p>Bir diğer yanlış algının ise çocuk bakımının ve yetiştirilmesinin ağırlıklı olarak annenin sorumluluğuymuş gibi düşünülmesi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, “Çocuk gelişimi, anne ve babanın birbirini tamamlayan katkılarıyla desteklenir. Toplumda zaman zaman karşılaştığımız bir başka yanlış inanış ise ‘erkekler duygularını belli etmez’ anlayışıdır. Çocuklar için sevgisini ifade eden, duygularını sağlıklı şekilde paylaşabilen ve gerektiğinde hassasiyet gösterebilen babalar çok değerli bir rol modeldir. Çocuklar, duyguların konuşulabildiği ve kabul gördüğü aile ortamlarında daha sağlıklı gelişirler. Bugün babalığı; otorite kuran, uzaktan izleyen bir rol olarak değil, çocuğunun yaşamına sevgiyle eşlik eden, onun gelişiminde aktif sorumluluk alan ve duygusal bağ kuran bir ilişki olarak değerlendirmek gerekiyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İlgili bir baba, aile içindeki güveni, dayanışmayı ve huzuru artırır!</strong></p>
<p>Babaların aile yaşamına aktif ve destekleyici şekilde katılmasının, ailedeki tüm bireylerin ruhsal ve duygusal iyilik halini olumlu yönde etkileyeceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, “Kendini yalnız hissetmeyen, sorumlulukları paylaşabildiğini gören bir anne daha az tükenmişlik yaşarken, çocuklar da her iki ebeveynden sevgi, ilgi ve destek gördüklerinde kendilerini daha güvende hissederler.” dedi.</p>
<p>Babanın aile içindeki olumlu varlığının aynı zamanda aile ilişkilerinin kalitesini de artıracağını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, “Eşler arasında iş birliği ve dayanışmanın güçlenmesi, ev içindeki stresin azalmasına ve daha huzurlu bir aile ortamının oluşmasına yardımcı olur. Çocuklar da bu ortamda sevgi, saygı ve sağlıklı iletişim becerilerini model alarak öğrenirler. Babaların aile yaşamındaki etkin varlığı, hem bireysel hem de aile bütünlüğü açısından önemli bir koruyucu güç olarak değerlendirilebilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Takdir edilen babalar, çocuklarıyla daha güçlü bağlar kurabilir!</strong></p>
<p>Babaların emeklerinin ve fedakârlıklarının görünür kılınmasının, hem bireysel hem de aile sistemi açısından önemli bir psikolojik değere sahip olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çoğu baba, sorumluluklarını sessizce yerine getirmeyi tercih eder ve duygusal ihtiyaçlarını ifade etme konusunda daha geri planda kalabilir. Bu nedenle emeklerinin fark edilmesi ve takdir edilmesi, onların kendilerini değerli ve görülmüş hissetmelerine katkı sağlar. Bir babanın çabasının fark edilmesi; onun ebeveynlik motivasyonunu artırabilir, çocuklarıyla olan ilişkisinde daha sıcak ve katılımcı bir tutum geliştirmesine destek olabilir. </p>
<p>Çocuklar açısından bakıldığında ise, babalarının emeklerini fark etmek ve takdir etmek; empati gelişimi, minnettarlık duygusu ve aile bağlarının güçlenmesi açısından değerlidir. Çocuk, ebeveyninin yalnızca ‘otorite figürü’ değil, aynı zamanda emek veren, çabalayan ve duygusal olarak da emek harcayan bir birey olduğunu gördüğünde, ilişkiler daha dengeli ve gerçekçi bir zemine oturur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugu-baba-sevgisi-sekillendiriyor-643046">Çocuğu baba sevgisi şekillendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yörükler&#8217;den Başkan Büyükakın&#8217;a şiirli karşılama</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yoruklerden-baskan-buyukakina-siirli-karsilama-642072</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:13:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[büyükakın]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[derince]]></category>
		<category><![CDATA[dernek]]></category>
		<category><![CDATA[karşılama]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[şiirli]]></category>
		<category><![CDATA[yörükler]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642072</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Kocaeli Yörükleri Çevre Doğayı Koruma Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği üyeleri ile bir araya geldi. Dernek üyeleri, Başkan Büyükakın’ı O’nun için yazdıkları şiirle karşıladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yoruklerden-baskan-buyukakina-siirli-karsilama-642072">Yörükler&#8217;den Başkan Büyükakın&#8217;a şiirli karşılama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Kocaeli Yörükleri Çevre Doğayı Koruma Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği üyeleri ile bir araya geldi. Dernek üyeleri, Başkan Büyükakın’ı O’nun için yazdıkları şiirle karşıladı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, yerel yönetimin ayrılmaz bir paydaşı olarak gördüğü sivil toplum kuruluşları ile bir araya gelmeyi sürdürüyor. Başkan Büyükakın bu kez merkezi Derince’de bulunan Kocaeli Yörükleri Çevre Doğayı Koruma Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’ne konuk oldu. Dernek Başkanı Fahri Akyol ve dernek üyelerinin samimi bir şekilde karşıladığı Başkan Büyükakın’a AK Parti Derince İlçe Başkanı Mustafa Tırpan eşlik etti. Programda konuşan Fahri Akyol kendilerini kırmayarak davetlerine katıldığı için Büyükakın’a teşekkür ederken, “Başkanımızı, derneklerimizin ne zaman bir talebi olsa her zaman yanımızda gördük. Bu nedenle kendisine teşekkür ediyoruz” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>“GERÇEK İŞLERLE UĞRAŞIYORUZ”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Dernek üyelerini dinleyen Başkan Büyükakın ise, “Kültürel mirasımıza sahip çıkan, birlik ve beraberlik ruhunu yaşatan sivil toplum kuruluşlarımızı önemsiyoruz” dedi, birlik ve beraberliğin önemine vurgu yaptı. Başkan Büyükakın milletten aldıkları emaneti yine millet için kullandıklarını belirterek, “Biz hiçbir zaman popülist bir anlayışta olmadık. Sadece hizmet ettik. İnsanların gözünü boyamak yerine gerçek işlerle uğraşıyoruz. Bu millet için çalışıyoruz. Çalışmaya devam edeceğiz” ifadesini kullandı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>ÇALIŞMALARI ANLATTI</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Derince ve Kocaeli genelinde yürütülen çalışmaları da anlatarak şunları söyledi: “Derince’deki su ve kanal altyapısı büyük oranda tamamlandı. Bundan sonraki önceliklerimiz kentsel dönüşüm ve ulaşım. Her iki konuda da önemli projeleri bir bir hayata geçiriyoruz. Derince’nin trafiğini de rahatlatacak metro çalışmaları hızlı bir şekilde ilerliyor. Güney metrosunu da hayata geçirdiğimizde bu kentin temel sorunlarını çözmüş olacağız.” Oldukça keyifli geçen programın sonunda Mesut Şahin, Büyükakın için yazdığı şiiri okudu. Başkan Büyükakın şiiri için teşekkür ettiği Mesut Şahin ile hatıra fotoğrafı çektirdi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>BAŞKAN İÇİN YAZILAN ŞİİR</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Başkan Tahir Büyükakın</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Başkasına oy vermeyin sakın</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ben oyumu verdim, çok rahatım</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Siz de oyunuzu verin, keyfinize bakın</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Allah nasip etti Kocaeli’mize böyle bir Başkan</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Her zaman gerçekleri anlatır baştan</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Çok iyi anlıyor insanlıktan, arkadaştan</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Her zaman söz veriyor, sözünden şaşmaz sevgili Başkan</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Çok değerlidir Yörüklerimiz, sevgi dolu yüreklerimiz</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Her zaman derneğimize sizi bekleriz</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Siz de bizim için seve seve geldiniz</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Sana çok çok teşekkür ederiz</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yoruklerden-baskan-buyukakina-siirli-karsilama-642072">Yörükler&#8217;den Başkan Büyükakın&#8217;a şiirli karşılama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TAVİ Tedavisi Hastalara Yeni Bir Nefes Sunuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tavi-tedavisi-hastalara-yeni-bir-nefes-sunuyor-641997</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:11:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[darlığı]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalara]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Karabay]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[sunuyor]]></category>
		<category><![CDATA[tavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641997</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp kapak hastalıkları özellikle ileri yaşlarda sık görülürken, nefes darlığı, çabuk yorulma, göğüs ağrısı ve bayılma gibi şikayetlerle yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tavi-tedavisi-hastalara-yeni-bir-nefes-sunuyor-641997">TAVİ Tedavisi Hastalara Yeni Bir Nefes Sunuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalp kapak hastalıkları özellikle ileri yaşlarda sık görülürken, nefes darlığı, çabuk yorulma, göğüs ağrısı ve bayılma gibi şikayetlerle yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor. Uzun yıllar boyunca aort kapağı darlığının temel tedavisi açık kalp ameliyatıyken son yıllarda geliştirilen yeni yöntemler sayesinde uygun hastalar için ameliyatsız seçenekler de öne çıkıyor. Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Yücel Karabay, Transkateter Aort Kapak İmplantasyonu (TAVİ) yönteminin, çoğu zaman kasık damarından ilerletilen ince kateterler aracılığıyla yeni kapağın yerleştirilmesine olanak tanıdığını belirterek &#8220;Bu sayede uygun hastalarda göğüs kemiğini açmadan aort kapağı değişimi gerçekleştirebiliyoruz. Bir zamanlar yalnızca açık kalp ameliyatı ile tedavi edilebilen aort kapağı darlığı, günümüzde birçok hasta için çok daha konforlu seçeneklerle tedavi edilebiliyor. TAVİ yöntemi, özellikle ileri yaş grubundaki hastalara yeniden rahat nefes alabilme, yürüyebilme ve günlük yaşamlarına bağımsız şekilde devam edebilme fırsatı sunuyor&#8221; dedi.<br /> </p>
<p><strong>Aort Kapağı Darlığı Sinsi İlerleyebiliyor</strong></p>
<p>İleri yaşla birlikte vücudumuzdaki birçok yapı gibi kalp kapaklarımızın da zamanla yıprandığını söyleyen Prof. Dr. Can Yücel Karabay &#8220;Özellikle kalpten çıkan temiz kanın tüm vücuda dağıtılmasını sağlayan aort kapağında gelişen kireçlenme ve sertleşme, kan akımını zorlaştırır ve kalbin daha fazla çalışmasına neden olur. Bu süreç yıllar içerisinde ilerler ve çoğu zaman ilk belirtiler yavaş yavaş ortaya çıkar. Hastalar başlangıçta yalnızca biraz daha çabuk yorulduklarını düşünür. Daha önce rahatlıkla çıkılan merdivenler zor gelmeye başlar, kısa yürüyüşlerde nefes nefese kalınır. Bazı kişiler göğüste baskı hissinden yakınırken, bazı hastalarda baş dönmesi veya bayılma atakları görülebilir&#8221; dedi.<br /> </p>
<p><strong>Belirtileri Yaşlanmanın Doğal Sonucu Sanmayın</strong></p>
<p>Bu belirtilerin çoğu zaman yaşlanmanın doğal sonucu sanıldığını söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Yücel Karabay &#8220;Birçok hastamız nefes darlığını veya efor kapasitesindeki azalmayı yaşına bağlıyor. Oysa bunlar ciddi kapak hastalığının ilk belirtileri olabilir. Erken tanı koyduğumuz hastalarda hem tedavi seçeneklerimiz artıyor hem de hastalarımızın yaşam kalitesini belirgin şekilde iyileştirebiliyoruz. Kalp kapağı hastalıklarında erken tanı hayat değiştirir. Şikâyetler başladığında zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmak gerekir. Günümüzde elimizde son derece etkili tedavi seçenekleri var ve uygun hastalarda çok başarılı sonuçlar elde ediyoruz&#8221; diye konuştu.<br /> </p>
<p><strong>Her Hastanın Açık Kalp Ameliyatına İhtiyacı Olmayabilir</strong></p>
<p>Geçmişte aort kapağı darlığının temel tedavisinin açık kalp ameliyatı olduğunu sözlerine ekleyen Prof. Dr. Can Yücel Karabay &#8220;Açık cerrahi bugün hala birçok hasta için önemli bir seçenek olmaya devam ediyor. Ancak tıptaki gelişmeler sayesinde artık her hastanın büyük bir ameliyat geçirmesi gerekmiyor. Özellikle ileri yaş grubundaki veya ek sağlık sorunları bulunan hastalar için daha konforlu alternatifler bulunuyor. Son yıllarda kardiyolojideki en önemli gelişmelerden biri TAVİ yöntemi oldu. Bu işlemde yeni kalp kapağı, çoğu zaman kasık damarından ilerletilen ince kateterler yardımıyla kalbe ulaştırılıyor ve hastalıklı kapağın içerisine yerleştiriliyor. Göğüs kemiğinin açılmasına gerek kalmaması, özellikle ileri yaş grubundaki hastalar açısından önemli bir avantaj sağlıyor&#8221; dedi.</p>
<p><b>TAVİ Teknolojisinde Önemli Gelişmeler Yaşanıyor</b></p>
<p>Prof. Dr. Karabay&#8217;a göre TAVİ, günümüzde aort kapağı darlığının tedavisinde kullanılan en gelişmiş teknolojilerden biri. &#8220;Son yıllarda kapak sistemlerinde ve görüntüleme teknolojilerinde çok önemli ilerlemeler yaşandı. Bugün kullandığımız sistemler sayesinde işlemleri çok daha güvenli ve başarılı şekilde gerçekleştirebiliyoruz&#8221; dedi.<br /> </p>
<p><strong>TAVİ Sonrasında Hastalar Hızlı İyileşiyor</strong></p>
<p>Hastaların önemli bir kısmının işlemden sonraki gün ayağa kalkabildiğini söyleyen Prof. Dr. Can Yücel Karabay, &#8220;Genellikle birkaç gün içerisinde taburcu oluyorlar ve çoğu hasta yaklaşık üç gün sonra günlük yaşam rutinine geri dönebiliyor. Özellikle işlem öncesinde nefes darlığı nedeniyle günlük aktivitelerini yapmakta zorlanan kişilerdeki değişim gerçekten çok yüz güldürücü oluyor&#8221; dedi.</p>
<p>Her hasta için en doğru tedavi yönteminin aynı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Karabay, &#8220;Karar süreci yalnızca tek bir doktorun görüşüyle değil, kardiyologlar, kalp damar cerrahları ve görüntüleme uzmanlarının birlikte yer aldığı &#8216;Kalp Ekibi&#8217; tarafından yürütülüyor. Ekokardiyografi, bilgisayarlı tomografi ve diğer gerekli incelemeler sonrasında hastaya en uygun yaklaşım belirleniyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tavi-tedavisi-hastalara-yeni-bir-nefes-sunuyor-641997">TAVİ Tedavisi Hastalara Yeni Bir Nefes Sunuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! Bu hatalar sınav stresini körüklüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-hatalar-sinav-stresini-korukluyor-641976</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:10:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gencin]]></category>
		<category><![CDATA[hatalar]]></category>
		<category><![CDATA[körüklüyor]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[stresini]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641976</guid>

					<description><![CDATA[<p> Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı'na (YKS) sayılı günler kala yaklaşık 2,5 milyon aday ve ailesinde heyecanla birlikte stres de giderek artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-hatalar-sinav-stresini-korukluyor-641976">Dikkat! Bu hatalar sınav stresini körüklüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong>Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı&#8217;na (YKS) sayılı günler kala yaklaşık 2,5 milyon aday ve ailesinde heyecanla birlikte stres de giderek artıyor. Sınav öncesinde hissedilen stresin doğal ve hatta belirli ölçüde gerekli olduğunu belirten <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi</strong> <strong>Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Talat Sarıkavak</strong>, başarının anahtarının stresi ortadan kaldırmak değil, onu doğru yönetebilmekten geçtiğini vurguluyor. Stresin doğru yönetildiğinde dikkati artırıp motivasyonu destekleyerek performansa olumlu katkı sağlayabildiğine dikkat çeken Sarıkavak “Unutulmamalıdır ki; YKS bir son değil, sadece bir başlangıçtır. Gençlerimizin bu süreçten zihinsel ve bedensel olarak sağlıklı, aile ilişkileri yara almamış bir şekilde çıkması, sınavda alacakları puandan çok daha uzun vadeli bir başarı kriteridir” diyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Sarıkavak, sağlıklı ve verimli bir sınav için hem gençlere hem de ailelerine stresi yönetmenin 7 altın kuralını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Sınavı ‘kader anı’ olarak görmeyin</strong></li>
</ul>
<p>Sınavın bir &#8220;kader anı&#8221; olarak görülmesi stresi artıran en önemli etkenlerin başında gelmektedir. Ailelerin, çocuklarının sınav başarısını kendi ebeveynlik performanslarının bir karnesi olarak görmesi sık yapılan bir hatadır. Bu durum hem ebeveynin kaygısını artırır hem de gencin sırtına taşıyamayacağı bir yük bindirir. Beklentilerin; çocuğun önceki akademik geçmişi, ilgi alanları ve mevcut koşullarıyla uyumlu, esnek ve gerçekçi olması iç motivasyonu destekler. Sınav öncesi çocuğa ‘zaman zaman zorlandın, zaman zaman çok çalıştın. Eksiklerin olsa bile bu süreci bugüne kadar getirdin. Bizim için bu çaban ve emeğin her şeyden daha değerli’ demek en güçlü psikolojik kalkan olacaktır.</p>
<ul>
<li><strong>Duygularınızı konuşmaktan çekinmeyin</strong></li>
</ul>
<p>Ergenlik döneminde gençlerin kaygılarını, korkularını veya tükenmişliklerini kelimelere dökmesi zordur. Ev içinde yargıdan uzak, duyguların rahatça konuşulabildiği bir atmosfer yaratmak çok değerlidir. Gencin &#8220;Çok yoruldum, çalışmak istemiyorum&#8221; serzenişine &#8220;Tembellik yapma, az kaldı&#8221; demek yerine, onun bu duygusunu merak eden ve anlamaya çalışan bir yaklaşım sergilenmelidir. Aileler kendi kaygılarını fark etmeli ve bu yükü çocuğa yansıtmak yerine, gerekirse bir uzmandan destek almalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Uyku ve günlük düzeninizi koruyun</strong></li>
</ul>
<p>Sınav döneminde ailenin en somut rolü; düzenli uyku, dengeli beslenme ve huzurlu bir çalışma ortamı sağlamaktır. Ders dışı tüm sosyal ve keyifli aktiviteleri kısıtlanan, sürekli olumsuz eleştiriye maruz kalan bir gencin tükenmişlik riski artar. Sınav haftasında ev içi gürültüyü azaltmak, gencin günlük ritmine saygı duymak ve kısa molalarla deşarj olmasına izin vermek performansı doğrudan olumlu etkiler.</p>
<ul>
<li><strong>Sınavı hayatın tek belirleyicisi olarak görmeyin</strong></li>
</ul>
<p>Araştırmalar, sınavı &#8220;geri dönüşü olmayan tek şans&#8221; olarak gören öğrencilerin stres seviyelerinin çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Eğitim ve kariyer hayatının; yatay geçişler, ikinci tercihler, tekrar deneme şansı veya farklı kariyer rotaları gibi pek çok alternatif barındırdığı evde açıkça konuşulmalıdır. Bu durum sınavı önemsizleştirmek değil; &#8220;Bu sınav önemli bir adım ama senin değerini belirleyen tek ölçüt değil&#8221; mesajını vermektir.</p>
<ul>
<li><strong>Nefesinizi ve bedeninizi sakinleştirmeyi öğrenin</strong></li>
</ul>
<p>Stres zihinde başlasa da bedende yaşanır. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı gibi fizyolojik belirtileri yatıştırmak için basit nefes egzersizleri ve kas gevşetme teknikleri hayat kurtarıcıdır. Bu tekniklerin sadece sınav günü değil, öncesinde deneme sınavlarında da prova edilmesi beynin bu beceriyi otomatikleştirmesini sağlar. Böylece gerçek sınav anında panik dalgası çok daha hızlı kontrol altına alınabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Sonuca değil sürece odaklanın</strong></li>
</ul>
<p>&#8220;Ya kazanamazsam?&#8221; düşüncesi öğrenciyi kontrol edemediği bir alana sürükler. Stres yönetiminin temel kuralı, kontrolünüz altındaki alanlara odaklanmaktır. Sınav gününe dair &#8220;ya başaramazsam&#8221; senaryoları kurmak yerine; bugün kaç soru çözüleceği, hangi konunun tekrar edileceği gibi somut hedeflere odaklanmak kaygıyı dengeler. Gencin kendi iç konuşmasında &#8220;Başaramam&#8221; yerine &#8220;Daha önce de zorlu konuları aştım, elimden geleni yapıyorum&#8221; diyebilmesi, sınavı bir tehdit değil, bir performans alanı olarak görmesini sağlar.</p>
<ul>
<li><strong>Sınav günü için küçük planlar yapın</strong></li>
</ul>
<p>Sınav sabahında yaşanabilecek stresi azaltmanın en etkili yollarından biri önceden plan yapmaktır. Sınava giderken giyilecek kıyafetlerin hazırlanması, ulaşım planının önceden yapılması ve sınav merkezine erken gidilmesi gençlerin kendilerini daha güvende hissetmesini sağlar. Rahat kıyafet seçimi, sınav merkezine ideal zamanda varış, sıraya oturunca alınacak birkaç derin nefes ve sınava ‘en iyi bilinen’ konudan başlamak adaptasyonu kolaylaştırır. Sorularda takıldığınızda bir yudum su içip, soruyu işaretleyerek geçmek gibi mikro planlar, sınav anında duygusal enerjinin doğru yönetilmesini sağlar. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-hatalar-sinav-stresini-korukluyor-641976">Dikkat! Bu hatalar sınav stresini körüklüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Modern yaşamın yeni kaçış rotası, mistik akımlar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/modern-yasamin-yeni-kacis-rotasi-mistik-akimlar-641112</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:49:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akımlar]]></category>
		<category><![CDATA[arayışı]]></category>
		<category><![CDATA[bireyler]]></category>
		<category><![CDATA[ilgi]]></category>
		<category><![CDATA[kaçış]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[mistik]]></category>
		<category><![CDATA[modern]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[rotası]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[spiritüel]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamın]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641112</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, insanların neden mistik ve spiritüel akımlara yöneldiği, bu yönelimin arkasındaki psikolojik ve toplumsal nedenleri ve bu tür akımlara karşı eleştirel düşünmenin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/modern-yasamin-yeni-kacis-rotasi-mistik-akimlar-641112">Modern yaşamın yeni kaçış rotası, mistik akımlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, insanların neden mistik ve spiritüel akımlara yöneldiği, bu yönelimin arkasındaki psikolojik ve toplumsal nedenleri ve bu tür akımlara karşı eleştirel düşünmenin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Mistik ve spiritüel akımlar gizemli yapıları ve kişisel güç vaadiyle çekici hâle gelebiliyor!</strong></p>
<p>Teknolojik gelişmeler ve modernleşmeyle birlikte toplumdaki hızlı değişimin, ekonomik ve kültürel istikrarsızlıkların daha derinden hissedilmesine neden olabildiğini aktaran Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu durum, sosyal bağların zayıflamasına, bireylerde belirsizlik ve kontrol kaybı hissinin artmasına, aynı zamanda anlam arayışının güçlenmesine yol açabiliyor. Tüm bu faktörler, kişileri çeşitli alternatif uygulamalara yöneltebiliyor.” dedi.</p>
<p>Geleneksel dinlerin, inanç sistemlerinin hatta bilimsel açıklamaların bazı bireyler için yeterince tatmin edici bulunmayabildiğine dikkat çeken Beyaz, “Tam da bu noktada, mistik ve spiritüel akımlar gizemli yapıları ve kişisel güç vaat ettikleri iddiasıyla çekici hâle gelebiliyor. Bireyler, yaşamlarında eksikliğini hissettikleri sorun çözme, iyileşme, özgüven kazanma ve aidiyet duygusunu bu tür uygulamalarda bulabileceklerini düşünebiliyor. Sosyal medyanın bu içerikleri viral hâle getirmesi ve merak duygusunu artırması da ilgiyi bu alanlara yöneltebiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bu yaklaşımlar, kontrol hissi yaratarak psikolojik çekim oluşturuyor!</strong></p>
<p>Hayatına anlam katma, kendini daha iyi tanıma ve kişisel gelişimini destekleme arayışında olan bireylerin bu tür eğitimlere ilgi gösterebildiğini ifade eden Uluğ Çağrı Beyaz, insanlar zaman zaman yaşamlarını anlamlandırmak, yaşadıkları belirsizliklerle başa çıkmak veya kendilerini daha iyi hissetmek amacıyla farklı yaklaşım ve eğitimlere yönelebildiklerini, bu tür çalışmaların, bireylere yaşamları üzerinde daha fazla farkındalık ve kontrol hissi kazandırabileceği düşüncesiyle ilgi çekebildiğini söyledi.</p>
<p>Beyaz, “Özellikle kişisel gelişim, aidiyet ve kendini keşfetme arayışı içinde olan kişiler için bu eğitimler merak uyandırabiliyor. Ayrıca sosyal medya ve popüler kültürün etkisiyle bu akımların yayılması hız kazanıyor. İnsanlar, başkalarının bu yöndeki deneyimlerini ve katılımlarını gördükçe merak duyabiliyor ve ‘ben de denemeliyim’ düşüncesine kapılabiliyor. Bunun yanında günlük yaşamda stres, kaygı veya depresif duygularla baş etmekte zorlanan bireyler, bu tür alternatif yöntemlere umut bağlayabiliyor. Spiritüel eğitimlerin rahatlama ve öz yeterlilik hissi sağlayacağı beklentisi de yaygınlaşmalarında etkili olabiliyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Farklı motivasyonlar spiritüel akımlara ilgiyi artırabiliyor!</strong></p>
<p> </p>
<p>Bu tür eğitimlere veya akımlara ilgi gösterenlerin farklı motivasyonlara sahip olabileceğini belirten Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu kişiler arasında kişisel gelişimine katkı sağlamak isteyenler, kendini daha iyi tanıma arayışında olanlar, farklı yaşam yaklaşımlarını merak edenler ve spiritüel konulara ilgi duyanlar bulunabiliyor. Kadınların bu konulara daha fazla ilgi gösterdiği yönünde yaygın bir kanaat bulunsa da, bu ilgi yalnızca cinsiyetle açıklanabilecek bir durum değildir.” dedi.</p>
<p>Özellikle 20’li ve 40’lı yaşlarda, sosyal medyayı yoğun kullanan ve kimlik arayışı içinde olan bireylerde bu eğilim daha belirgin görülebildiğine işaret eden Beyaz, “Kimi zaman yeni bir hobi edinme isteği, kimi zaman da yaşam tarzını değiştirme arzusu bu tür yönelimleri artırabiliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bilimsel temeli olmayan trendler çoğu zaman umut tacirliğinden beslenir!</strong></p>
<p>Bu akımların cazibesinin temelinde modern yaşamın getirdiği belirsizlikler, yalnızlık hissi ve kontrol arayışının yattığına vurgu yapan Uluğ Çağrı Beyaz, “Bireylerin ve toplumun bu tür durumlar karşısında öncelikle eleştirel düşünme becerilerini geliştirmeleri gerekiyor. ‘Bu vaatler gerçekçi mi?’ sorusu, sosyal medyanın büyüleyici dünyasında önemli bir rehber olabilir.” dedi.</p>
<p>Bireylerin kişisel gelişim, farkındalık ve iyi oluş arayışlarında farklı yöntemlerden yararlanabildiğini ifade eden Beyaz, özellikle ruh sağlığını ilgilendiren konularda bilimsel temelli yaklaşımların ve uzman desteğinin güvenilir bir yol haritası sunduğunu belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Günümüzde sıkça karşılaştığımız bazı olaylar, profesyonel yardımın önemini bir kez daha hatırlatıyor. Psikoterapi ve psikiyatrik değerlendirme süreçleri, bireylere sağlıklı ve güvenli bir keşif alanı sunar.</p>
<p>Sosyal medya kullanımında ise mistik içeriklerin etkisine kapılmak yerine güvenilir kaynakları takip etmek önem taşır. Aidiyet ihtiyacını karşılamak adına sanal topluluklara yönelmek yerine gerçek dostluklar kurmak ve yerel sosyal gruplarla doğrudan temas etmek daha sağlıklı bir yaklaşım olabilir.</p>
<p>Kısacası, bilimsel temeli olmayan bu tür trendler çoğu zaman umut tacirliğinden beslenir. Bu nedenle hem bireylerin hem de toplumun bilinçli ve eleştirel bir bakış açısıyla hareket etmesi, yanıltıcı vaatlerden korunabilmek açısından büyük önem taşır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/modern-yasamin-yeni-kacis-rotasi-mistik-akimlar-641112">Modern yaşamın yeni kaçış rotası, mistik akımlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazi Belediyesi&#8217;nden 24 Yıllık Edebiyat Geleneği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osmangazi-belediyesinden-24-yillik-edebiyat-gelenegi-641086</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:48:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[24]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Hamdi Tanpınar]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[derece]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[geleneği]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[kalem]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[söz]]></category>
		<category><![CDATA[üyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[yarışmaya]]></category>
		<category><![CDATA[yıllık]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641086</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi tarafından Türk edebiyatının büyük ustalarından Ahmet Hamdi Tanpınar’ın hatırasını yaşatmak ve yeni kalemleri desteklemek amacıyla düzenlenen 24. Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Yarışması’nın ödülleri sahiplerini buldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazi-belediyesinden-24-yillik-edebiyat-gelenegi-641086">Osmangazi Belediyesi&#8217;nden 24 Yıllık Edebiyat Geleneği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Osmangazi Belediyesi tarafından Türk edebiyatının büyük ustalarından Ahmet Hamdi Tanpınar’ın hatırasını yaşatmak ve yeni kalemleri desteklemek amacıyla düzenlenen 24. Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Yarışması’nın ödülleri sahiplerini buldu. Bu yıl makale dalında gerçekleştirilen yarışmanın ödül töreni, edebiyat ve kültür dünyasının önemli isimlerini bir araya getirdi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Seyyid Usul Kültür Merkezi’nde düzenlenen törene Osmangazi Belediye Başkan Yardımcıları Mutlu Esendemir ve İbrahim Emre Tonaroğlu’nun yanı sıra Osmangazi Kent Konseyi Başkanı Sevim Sakallı, yarışmanın jüri üyeleri Metin Önal Mengüşoğlu, Mustafa Muharrem, İhsan Deniz ve Mustafa Başpınar ile çok sayıda davetli katılım gösterdi. Bu yıl makale kategorisinde gerçekleşen yarışmaya gönderilen toplam 143 eser, alanında uzman jüri üyeleri tarafından titizlikle değerlendirildi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Değerlendirme sonucunda Bursa’dan Ecrin Yücel ‘İğde Çiçeği İncir Ağacı’ isimli eseriyle birinciliğe layık görülürken, İstanbul’dan Hikmet Temel Akarsu ‘Kadim’ eseriyle ikinci, Ankara’dan Gürkan Avcı ‘Karçal’ eseriyle üçüncü oldu. Mansiyon ödülü ise ‘Yıldız Tozu’ eseriyle Mersin’den Selma Sayar’a verildi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“Ahmet Hamdi Tanpınar Genç Kalemlere Yol Gösteriyor”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Yarışması’nın Türkiye’nin dört bir yanından edebiyatseverleri ve genç yazarları aynı çatı altında buluşturmayı sürdürdüğünü belirten Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mutlu Esendemir, sözlerinde şu ifadelere yer verdi: </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Osmangazi Belediyesi olarak yıllardır kuşaktan kuşağa edebiyat hayatına zenginlik katıyoruz. Bu yıl yarışmaya gönderilen 143 metin az bir sayı değil. Demek ki hala yazan, yazmaya çalışan çok sayıda genç kalem var. Genç kalem var diyorum ama kalem hiç yaşlanmıyor. Kalem hep genç. İnsanoğlu var oldukça da gençliğini koruyor. Eğer yaşlanmış olsaydı zaten bugün burada olmazdık. Hemen yanımızda olan Zamansız Kütüphane’miz de olmazdı. O kütüphanede yer alan kitaplar hala gençliğini ve tazeliğini koruyor. Sadece sayfaları eskiyor; tıpkı insan gibi. İşte bu yüzden kalem yaşlanmadığı için Ahmet Hamdi Tanpınar da bugün gençliğini koruyor. Genç kalemlere yol gösteren, onları yönlendiren bir lokomotif görevi görüyor. Bu anlamda yarışmaya katılan bütün arkadaşlarımıza, dostlarımıza, yazarlarımıza ve yazar adaylarımıza teşekkür ediyorum. Dereceye giren yarışmacılarımızı da tebrik ediyor, kendilerine sevgi ve saygılarımı sunuyorum.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“Yarışmaya Katılan Gençler Zamanı Okumuşlar”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Tanpınar’ın geçmiş ile gelecek arasında kurduğu kültürel köprünün günümüzde yol gösterici niteliğini koruduğu vurgulayan jüri üyelerinden Metin Önal Mengüşoğlu da, “Ahmet Hamdi Tanpınar’ın çokça kullandığı bir ifade vardır; ‘Bizim romanımız türkülerimizdir’ der. Bu türküleri çocuklarımıza öğrettiğimiz, onlarla birlikte yaşamaya devam ettiğimiz ve değişimi de bu devamlılık içerisinde gerçekleştirdiğimiz zaman geleceğe dair yaşayan bir toplum olabiliriz. Ben son makale okumalarımda Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bu mesajının ve misyonunun karşılık bulduğunu gördüm. Yarışmaya katılan gençler zamanı okumuşlardı. Ekolojik edebiyattan, dijital çağdan ve sözün düşüşünden söz ediyorlardı. Jacques Ellul, görsel malzemelerin sözün yerini aldığı bir dönemden bahseder. Ancak önümüze gelen 143 metnin tamamı sözdü. Genç kuşaklar değişimi de anlamışlardı. Yapay zekanın gelişimini ve dijital hayatı fark ederek sözü yeniden ayağa kaldırmaya çalışmışlardı. Bu anlamda bütün yarışmacıları kutluyor, özellikle dereceye giren yarışmacılarımızı tebrik ediyorum. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın misyonunun ve mesajının gelecek zamanlarda yaşayacağına inanıyorum” diye konuştu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“Yazmaya ve Üretmeye Devam Edeceğim”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yarışmada birincilik başarısı elde eden Ecrin Yücel ise oldukça mutlu ve gururlu olduğunun altını çizerek, “Burada olmama vesile olan Osmangazi Belediye Başkanımız Sayın Erkan Aydın ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Akademik eğitimime Marmara Üniversitesi’nde devam ediyorum. Böyle yarışmaların düzenlenmesi biz genç yazarlar için son derece teşvik edici. Uzun zamandır yazıyorum ve son dönemde yazdıklarım daha görünür olmaya başladı. İnşallah yazmaya ve üretmeye devam edeceğim” açıklamalarında bulundu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Konuşmaların ardından protokol üyeleri, yarışmada dereceye giren ve mansiyon ödülüne layık görülen katılımcılara ödüllerini takdim etti. Ödül töreni, dereceye giren yarışmacılar ve protokol üyelerinin birlikte çektirdiği hatıra fotoğrafıyla sona erdi.</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazi-belediyesinden-24-yillik-edebiyat-gelenegi-641086">Osmangazi Belediyesi&#8217;nden 24 Yıllık Edebiyat Geleneği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçmeyen Boyun Ağrılarınızı Görmezden Gelmeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-boyun-agrilarinizi-gormezden-gelmeyin-641074</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:47:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılarınızı]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[Boyun Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[geçmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[gelmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[Görmezden]]></category>
		<category><![CDATA[ömür]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641074</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boyun fıtığı yetişkinlerde boyun ağrısının yaygın nedenleri arasında yer alıyor. Hastalığın şiddeti hafiften şiddetliye ve hatta yaşamı tehdit edici düzeye kadar değişebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-boyun-agrilarinizi-gormezden-gelmeyin-641074">Geçmeyen Boyun Ağrılarınızı Görmezden Gelmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Boyun fıtığı yetişkinlerde boyun ağrısının yaygın nedenleri arasında yer alıyor. Hastalığın şiddeti hafiften şiddetliye ve hatta yaşamı tehdit edici düzeye kadar değişebiliyor. Boyun fıtığı özellikle, uzun süre masa başında, bilgisayar ekranı karşısında uzun zaman geçiren banka devlet daireleri gibi yerlerde çalışanlarda; diş hekimi, santral görevlisi gibi bazı meslek gruplarında yaptığı iş gereği sık görülüyor. Ayrıca genetik olarak kasları zayıf olanlarda, spor yapmayan kişilerle, bedenen ağır iş yapan inşaat işçiliği gibi meslek gruplarında boyun fıtığı ile daha fazla karşılanıyor. Memorial Antalya Hastanesi Beyin, Sinir, Omurga ve Omurilik Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Mahmut Akyüz, boyun fıtığı ve tedavisi hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong> Kol ve ellerde kuvvet kaybına neden olabilir</strong></p>
<p>Boyun fıtığı aynı bel fıtığı gibi omur kemikleri arasında amortisör görevi gören jel kıvamındaki disklerin yırtılarak, çevrelerindeki omurilik ve sinir köklerine bası yapmasıyla ortaya çıkar. Fıtık hangi seviyede ise bu seviye uyan ve etkilenen sinir kökü alanında kaslarda zedelenmeler ve ağrı olur. </p>
<p>Fıtık hangi seviyede ise bu seviyeye uyan ve etkilenen sinir kökü alanında kaslarda ağrı gelişir. Eğer sadece tek bir sinir etkilenmiş ise, kolda, el ve parmaklara kadar vuran ağrı, sızlama, karıncalanma, eğer ciddi bası varsa kol ve ellerde kuvvet kaybı izlenir. Bundan bir aşama daha ileri gider ve omurilik sıkışırsa bu bulgulara ek olarak ayaklarda da karıncalanma yanma, uyuşma, yürüme zorluğu idrar ve büyük abdesti kaçırma gibi şikayetler ortaya çıkar. Burada oluşan hasar nadir de olsa zamanla vücut tarafından onarılabilir. </p>
<p><strong>Tedavi kişinin şikayetlerine göre şekillenir</strong></p>
<p>Boyun fıtığında şikayetlerin oluş şekli ve hikayesinin tam olarak öğrenilmesi, ayrıntılı nörolojik muayene, uygun radyolojik incelemeler ve gerekli olan durumlarda uygulanan sinir elektrosu tetkiki (EMG) ile tanı konur. Boyun fıtığında tedavinin kişinin ağrıdan etkilenme derecesi, muayene ve radyolojik bulgular ve beklentilerine göre ayarlanması gerekir. Ufak ve sinir basısı oluşturmayan fıtıklarda yaşam konforunu artırmaya ve ağrıyı azaltmaya yönelik fizik tedavi, egzersiz, kaplıca ve medikal masaj tedavileri uygulanabilir. Bunların tedavi edici özelliğinden çok rahatlatıcı ve zaman kazandırıcı fonksiyonları vardır. Kimi zaman yıllar içinde küçülme ihtimali ortaya çıkar. Bunların dışındaki alternatif tedaviler çekme, lazer ve ozon tedavisi gibi yöntemlerin riskleri olabilir ancak etkinliği yoktur.</p>
<p><strong>Ameliyatı son çare olarak görmek doğru değil</strong></p>
<p>İlaç, istirahat ve diğer tedavi yöntemleri ile rahatlamayan ya da nörolojik belirtileri olan hastalara cerrahi tedavi yöntemleri önerilir. Uygun hastaya, uygun zamanda ve doğru girişimin yapılması önemlidir. Son çare olarak cerrahi tedaviye gitmek veya son aşamaya gelinceye kadar beklemek doğru değildir ve mikrocerrahinin etkinliğini düşürür. Boyun fıtığında mikrocerrahi güvenilir ve başarılı bir tedavi yöntemidir. Ameliyat 2 cm’lik kesilerden, özel ameliyat mikroskobu ile yapılır ve ortalama 2 saat sürer. Ameliyatın 2. haftasındaki kişiler normal yaşantılarına rahatlıkla dönebilirler. </p>
<p><strong>Ameliyattan sonra düzenli egzersiz önemli</strong></p>
<p>Hastalar, başarılı bir operasyondan sonra yaşantılarındaki risk faktörlerinden olabildiğince uzaklaşmalı, düzenli ve istikrarlı egzersiz programlarına mutlaka uymalıdır. Ameliyat sonrası yapılan egzersizler sonucu destekler. Ayrıca kilo azaltılması, düzenli egzersiz programları, fizik tedavi gibi yardımcı tedbirlere başvurulması önemlidir. Bu operasyonlardan sonra haftada 3 gün 1’er saatlik egzersiz programları, elde edilen başarılı sonucu destekleyecektir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-boyun-agrilarinizi-gormezden-gelmeyin-641074">Geçmeyen Boyun Ağrılarınızı Görmezden Gelmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Pekyatırmacı Şeyh Şamil ve Mehmet Akif Mahallelerinde Vatandaşların Sorularını Cevapladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-pekyatirmaci-seyh-samil-ve-mehmet-akif-mahallelerinde-vatandaslarin-sorularini-cevapladi-640592</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:30:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Pekyatırmacı]]></category>
		<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[akif]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[mahallelerinde]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[pekyatırmacı]]></category>
		<category><![CDATA[şamil]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640592</guid>

					<description><![CDATA[<p>Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, AK Parti Genel Merkez  Yerel Yönetimler Başkanlığı tarafından hayata geçirilen ve vatandaşlarla yerel yöneticileri doğrudan buluşturan “Vatandaş Soruyor, Başkan Cevaplıyor” programı kapsamında vatandaşlarla buluşmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-pekyatirmaci-seyh-samil-ve-mehmet-akif-mahallelerinde-vatandaslarin-sorularini-cevapladi-640592">Başkan Pekyatırmacı Şeyh Şamil ve Mehmet Akif Mahallelerinde Vatandaşların Sorularını Cevapladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, AK Parti Genel Merkez  Yerel Yönetimler Başkanlığı tarafından hayata geçirilen ve vatandaşlarla yerel yöneticileri doğrudan buluşturan “Vatandaş Soruyor, Başkan Cevaplıyor” programı kapsamında vatandaşlarla buluşmaya devam ediyor. Bu yılın ilki Kosova Mahallesi’nde gerçekleştirilen programlar Şeyh Şamil ve Mehmet Akif Mahallelerinde devam etti. Selçuklu Belediyesi Hizmet Binası ve Mehmet Akif Sosyal Tesisi’nde gerçekleştirilen programlarda Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, ilçede hayata geçirilen yatırımlar ve devam eden çalışmalar hakkında vatandaşlara bilgi verdi. Başkan Ahmet Pekyatırmacı ayrıca mahalle sakinlerinin talep, öneri ve sorularını da dinleyerek istişarelerde bulundu. Samimi bir atmosferde gerçekleşen buluşmada vatandaşlar, merak ettikleri konuları doğrudan Başkan Pekyatırmacı’ya sorma fırsatı bulurken, ilçenin geleceğine yönelik görüş ve önerilerini de paylaşma imkanı elde etti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Programda AK Parti Selçuklu İlçe Başkanı Arif Bağcı da Başkan Pekyatırmacı’ya eşlik etti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>Başkan Pekyatırmacı: “Hangi alanda vatandaşımızın talebi varsa o bizim öncelikli görevimiz”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Yerel yönetimler olarak tek hedeflerinin vatandaşlara hizmet etmek olduğunu belirten Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, “Gece gündüz demeden her zaman sahadayız, sizlerle beraberiz. Zaten görevimiz bu, hizmet için varız. Hizmeti en doğru şekilde yapabilmek için de mutlaka sizlerle bir arada olmamız gerekiyor ki doğru talepleri alabilelim, doğru plan programları yapabilelim ve doğru hizmetleri de hayata geçirebilelim. Bu manada elhamdülillah Konyamızda teşkilatımızla olan birlikteliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz ve merkez ilçe belediyelerimizde olan iş birliğimiz, valiliğimiz başta olmak üzere bütün müdürlüklerimizle olan birlikteliklerimiz ve iş birliğimiz Konyamızda çok hayırlı, bereketli hizmetlerin yapılmasına da vesile oluyor. Altyapı, yol, kaldırım, çevre temizliği, park bahçe yapımı bunlar bizim olmazsa olmaz en iyi şekilde yapmamız gereken işler. Bunlarda en ufak bir eksikliğe, aksaklığa tahammülümüz yok. Ama bu yeterli mi? Yeterli değil. Bunlar en öncelikli görevlerimiz. Ama bunun dışında da hangi alanda vatandaşımızın, hemşehrimizin bizden bir talebi, isteği, beklentisi varsa o da bizim öncelikli görevimiz. Bu noktada eğitimden, sağlığa, kültüre, spora, emniyete, varıncaya kadar her alanda hem hizmet ediyoruz, hem işbirliği yapıyoruz, hem de proje üretiyoruz” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>“AK Parti iktidarında ülkemize, milletimize en güzel hizmetler yapılıyor”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Selçuklu Belediyesi olarak SGK&#8217;ya, Maliyeye, piyasaya borçları olmadıklarını vurgulayan Başkan Ahmet Pekyatırmacı, “Mali disiplin içerisinde tamamen öz kaynaklarımızla kendi imkanlarımızla bu yatırımlarımızı yapıyoruz. Nasıl yapabiliyoruz? İyi niyetle, samimiyetle, gayretle. Her şeyin başı niyet. Önce niyetin doğru olması lazım. Önce niyetin hizmet olması lazım. Bugün AK Parti iktidarında hem devlet yönetiminde hem de belediyelerin yönetiminde ülkemize, milletimize en güzel hizmetler yapılıyor. İnşallah bundan sonra da yapılmaya devam edecek. Biz her zaman milletimizle birlikte olmaya devam edeceğiz. Her zaman hizmetin en iyisini yapmak için gayret edeceğiz. Allah birliğimizi, beraberliğimizi daim etsin. Kendi içimizde güçlü olursak, kendi içimizde birlik beraberlik içerisinde olursak, bölgemizde de dünyada da inşallah barışın, güvenin, kardeşliğin teminatı Türkiye olacak. Bu yüzden milletimizin birliği, beraberliğiyle iktidarlarımızın sağlam duruşuyla da inşallah bu güçlü yürüyüşümüzü hep birlikte devam ettireceğiz. Tekrar burada bulunan bütün hemşerilerime ayrı ayrı teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>AK Parti Selçuklu İlçe Başkanı Arif Bağcı da Başkan Pekyatırmacı’nın her zaman vatandaşların yanında olduğunu ifade ederek, “Ahmet Başkanımız vatandaşların istekleri, dilekleri, talepleri olduğu zaman çok kolay ulaşılabilecek bir durumda. Kendisine vatandaşlarımızla kurmuş olduğu bu sıcak temasdan dolayı teşekkür ediyorum. Bu konuda başkanımızdan çok memnunuz. Sağ olsunlar, var olsunlar” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-pekyatirmaci-seyh-samil-ve-mehmet-akif-mahallelerinde-vatandaslarin-sorularini-cevapladi-640592">Başkan Pekyatırmacı Şeyh Şamil ve Mehmet Akif Mahallelerinde Vatandaşların Sorularını Cevapladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Velespit Müzesi Spor Söyleşilerine Milletvekili Mehmet Baykan Konuk Oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/velespit-muzesi-spor-soylesilerine-milletvekili-mehmet-baykan-konuk-oldu-639946</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:05:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[Baykan]]></category>
		<category><![CDATA[bisiklet]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[milletvekili]]></category>
		<category><![CDATA[müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşilerine]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[velespit]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=639946</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediyesi’nin şehre kazandırdığı Velespit Müzesi’nde spor kültürünü yaygınlaştırmak ve bisiklet farkındalığını artırmak amacıyla spor söyleşileri düzenleniyor. Programa konuk olan AK Parti Konya Milletvekili Mehmet Baykan, Konya’nın spor alanındaki geçmişini ve bugün ulaştığı noktayı anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/velespit-muzesi-spor-soylesilerine-milletvekili-mehmet-baykan-konuk-oldu-639946">Velespit Müzesi Spor Söyleşilerine Milletvekili Mehmet Baykan Konuk Oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Konya Büyükşehir Belediyesi’nin şehre kazandırdığı Velespit Müzesi’nde spor kültürünü yaygınlaştırmak ve bisiklet farkındalığını artırmak amacıyla spor söyleşileri düzenleniyor. Programa konuk olan AK Parti Konya Milletvekili Mehmet Baykan, Konya’nın spor alanındaki geçmişini ve bugün ulaştığı noktayı anlattı.</strong></p>
<hr/>
<p>Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından şehre kazandırılan Velespit Müzesi’nde spor kültürünü yaygınlaştırmak ve bisiklet farkındalığını artırmak amacıyla düzenlenen “Velespit Müzesi Spor Söyleşileri” devam ediyor.</p>
<p>Velespit Müzesi Spor Söyleşileri programına uzun yıllar üst düzey spor yöneticiliği de yapan AK Parti Konya Milletvekili Mehmet Baykan konuk oldu. Baykan söyleşide, Konya’nın spor alanındaki geçmişini ve bugün ulaştığı noktayı değerlendirdi.</p>
<p>Konya’nın gerek merkezi idarenin gerekse yerel yönetimlerin yaptığı yatırımlar ve organizasyonlarla bir spor şehri haline dönüştüğünü aktaran Baykan, “2021 İslami Dayanışma Oyunları buna yakın zamanda en büyük örnek oldu. Arkasından Karate Gençler Dünya Şampiyonası. Voleybol, basketbol, Konya’mızdaki pek çok organizasyon. Yani 10.000 kişilik salonumuz var. Dönüp baktığın zaman federasyonlar hep İstanbul&#8217;da olmayalım, Anadolu&#8217;ya çıkalım dediği zaman önce tesise bakar” dedi.</p>
<p><strong>“TÜRKİYE&#8217;DE BİSİKLET ADINA YAPILACAK ULUSLARARASI ORGANİZASYONLARIN TEK ADRESİ KONYA’DIR”</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de bisiklet adına yapılacak uluslararası organizasyonların tek adresinin Konya olduğunu kaydeden Baykan, “Hem Konya&#8217;nın bisiklet kenti olması hem veledrom olması hem de geleceğe yönelik yol bisikletinde olimpiyatlarda 3 madalya varken pist bisikletinde 40&#8217;a yakın madalya söz konusu olması. Yakın zaman içerisinde bu noktada bir olimpiyat madalyamız olacağını düşünüyorum. Spor Başkentliği yaptı Konya. Şimdi Avrupa Bisiklet Başkentliği yapıyor. Bütün bunların üstünde uluslar organizasyonlar oldu, olmaya devam ediyor. Böyle baktığınız zaman sporu böyle bir eğlence, işte gençleri kötü alışkanlıklarına alıp koyma gibi bir hadise olarak göremezsiniz artık. Yani bir yaşam biçimi haline gelmiş durumda” değerlendirmesini yaptı. </p>
<p>Gençlik ve Spor İl Müdürü Muzaffer Çintimar’ın da katıldığı söyleşide Baykan katılımcıların sorularını da cevapladı.</p>
<p>Kılıçarslan Meydanı’nda bulunan Velespit Müzesi’ndeki spor söyleşilerine daha önce Bisiklet Milli Takım Antrenörü İbrahim Şimşek, World Athletics Bronze Hakemi Gülsen Tosun Tunç, Konya Büyükşehir Belediyespor Judo Takımı Antrenörü Hakan Aydoğan ile Avrupa ve Dünya Şampiyonu Judocu A Milli Takım Sporcusu Sinem Oruç konuk olmuştu.</p>
<p>Konya Kültür Sanat Youtube Kanalı’ndan da yayınlanan “Velespit Müzesi Spor Söyleşileri” farklı konukların katılımıyla sporseverleri buluşturmaya devam edecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/velespit-muzesi-spor-soylesilerine-milletvekili-mehmet-baykan-konuk-oldu-639946">Velespit Müzesi Spor Söyleşilerine Milletvekili Mehmet Baykan Konuk Oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vatandaşlar sordu, Başkan Pekyatırmacı cevapladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vatandaslar-sordu-baskan-pekyatirmaci-cevapladi-639785</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2026 07:35:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[bütün]]></category>
		<category><![CDATA[cevapladı]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[pekyatırmacı]]></category>
		<category><![CDATA[selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[sordu]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=639785</guid>

					<description><![CDATA[<p>Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, “Vatandaş Soruyor, Başkan Cevaplıyor” programı çerçevesinde Kosova Mahallesi’nde vatandaşlarla bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vatandaslar-sordu-baskan-pekyatirmaci-cevapladi-639785">Vatandaşlar sordu, Başkan Pekyatırmacı cevapladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, “Vatandaş Soruyor, Başkan Cevaplıyor” programı çerçevesinde Kosova Mahallesi’nde vatandaşlarla bir araya geldi.</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, AK Parti Yerel Yönetimler Başkanlığı tarafından organize edilen “Vatandaş Soruyor Başkan Cevaplıyor” programları kapsamında vatandaşlarla buluştu. Geçen yıl başlatılan ve bu yılın ilki  Kosova Sosyal Tesisi’nde gerçekleştirilen programda Başkan Ahmet Pekyatırmacı, vatandaşlara Selçuklu’da yaşam kalitesine katkı sunan yatırımlar, yürütülen ve planlanan belediyecilik hizmetleri ile ilgili bilgiler verdi. Başkan Pekyatırmacı programa katılan tüm vatandaşların talep ve önerilerini de tek tek dinleyerek istişarelerde bulundu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Programda AK Parti Selçuklu İlçe Başkanı Arif Bağcı da Başkan Pekyatırmacı’ya eşlik etti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>Başkan Pekyatırmacı: “Teşkilatımızın kapısı her zaman herkese açık”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Her zaman sahada ve vatandaşlarla birlikte olduklarını ifade eden Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, “AK Parti teşkilatımızın böyle bir programla sizleri bizlerle buluşturması bizim için çok anlamlı. O yüzden AK Parti Selçuklu İlçe Başkanımıza teşekkür ediyorum. Bu anlamda bizim teşkilatlarımız da aynı bizler gibi sürekli sahada, mahallelerimizde ziyaretler yapıyor. İlçe başkanımız da bir yerel yönetimler başkanı gibi çalışıyor. Teşkilatımızın kapısı her zaman herkese açık. Bu anlamda gece gündüz demeden bütün yönetimiyle birlikte koşturuyorlar, gayret ediyorlar. AK Parti dava, hizmet partisi. Bu zamana kadar AK Parti&#8217;nin içinde hiçbir zaman kendi menfaati için hareket eden barınamamıştır. AK Parti&#8217;nin içerisinde hiçbir zaman hırsızlığa, yolsuzluğa ulaşan olmamıştır, varsa bile barınamamıştır. Çünkü AK Parti kuruluşu itibariyle bu milletin partisi. Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın gençlik yıllarından itibaren ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı&#8217;ndan itibaren yaptığı bütün çalışmalar AK Parti&#8217;nin hizmet anlayışını, hedeflerini gösteriyor. Etrafımız ateş çemberi. Bu ateş çemberinin içerisinde Türkiye bir huzur ve refah adası ise bu Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın sağlam iradesi, güçlü yönetimi sayesinde” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>“Her noktada elimizi taşın altına koyuyoruz ve çok bereketli hizmetler üretiyoruz”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Konya&#8217;da başta Büyükşehir Belediyesi olmak üzere merkez ilçe belediyeleri ve bütün kurumlarla birlikte beraberlik içerisinde hizmet etmek için çaba sarf ettiklerini belirten Başkan Pekyatırmacı, “Konya Modeli Belediyecilik anlayışı artık bütün Türkiye&#8217;de biliniyor. Hatta Türkiye&#8217;nin de sınırlarını aştı. Bizim yaptığımız işlerde tek bir hedef var, bunun için çalışıyoruz. Niyet hizmet olunca, bunun için çalışılınca, gayret edilince neticeler de ortaya çıkıyor. Konyamızda çok sayıda hizmetler yapıldı. Bizler de kendi ilçemizde sadece temel belediyecilik hizmetleri değil, bunun yanında çok farklı alanlarda da <span>hizmet üretmeye çalışıyoruz. Parklarıyla, yollarıyla, altyapısıyla huzurlu bir şehirde yaşıyoruz. Bunu temin etmek önemli ama bunu temin etmenin yanında insanımızın hayat standardını yükseltmek, gençlerimize daha iyi bir gelecek hazırlayabilmek, onlara yön, ufuk verebilmek için de çalışmalar yapıyoruz. Eğitimden, spora, kültüre, sanata, emniyete, sağlığa varıncaya kadar çok farklı alanlarda hem işbirlikleri yapıyoruz hem de hizmetler üretiyoruz. Nerede bir ihtiyaç varsa, nerede bir eksiklik varsa hizmet noktasında bu bizim sorumluluk alanımıza girer veya girmez diye ayırmıyoruz. Her noktada elimizi taşın altına koyuyoruz ve çok bereketli hizmetler üretiyoruz. Bütün bunları yaparken bugün Selçuklu Belediyemizin SGK&#8217;ya, maliyeye, piyasaya 1 lira borcu yok. Kendi öz sermaye, öz kaynaklarımızla bütün hizmetlerimizi yerine getirdik” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>AK Parti Selçuklu İlçe Başkanı Bağcı: “Başkanımız Selçuklu için gece gündüz demeden çalışıyor”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>25 yıldır Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından bu ülke yönetiliyor. Hamdolsun 25 yılda ülkemiz birçok alanda mesafe kat etti. Şu anda geldiğimiz noktaya baktığımız zaman gerçekten birçok alanda çok iyi seviyedeyiz. AK Parti&#8217;nin yaptıklarını anlatmakla bitiremeyiz. Başkanımızdan Allah razı olsun, Selçuklu için gece gündüz demeden çalışıyor. En ufak bir problem olduğu zaman kendisi bizzat orada” diye konuştu.  </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vatandaslar-sordu-baskan-pekyatirmaci-cevapladi-639785">Vatandaşlar sordu, Başkan Pekyatırmacı cevapladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kemer&#8217;de &#8220;Yaza merhaba konseri&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kemerde-yaza-merhaba-konseri-639782</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2026 07:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[furkan]]></category>
		<category><![CDATA[kemer]]></category>
		<category><![CDATA[konseri]]></category>
		<category><![CDATA[merhaba]]></category>
		<category><![CDATA[Orkestra]]></category>
		<category><![CDATA[topaloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[yaza]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=639782</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu öncülüğünde kurulan Kemer Belediyesi Cumhuriyet Orkestrası tarafından "Yaza merhaba konseri" düzenlendi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kemerde-yaza-merhaba-konseri-639782">Kemer&#8217;de &#8220;Yaza merhaba konseri&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu öncülüğünde kurulan Kemer Belediyesi Cumhuriyet Orkestrası tarafından &#8220;Yaza merhaba konseri&#8221; düzenlendi. </p>
<p>Mustafa Ertuğrul Aker Parkı&#8217;nda düzenlenen konsere, Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu, CHP Antalya Milletvekili Aykut Kaya, CHP Kemer İlçe Başkanı Sedat Karakaya, Kemer Belediye Başkan Yardımcıları, Emin Gül, Semih Top, Mehmet Derya Baytekin, Furkan Üstündağ, Kemer Belediyesi Meclis Üyeleri Mustafa Bilici, Sema Özdemir, Kemer Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Müdürü Aynur Köslü, vatandaşlar, yerli ve yabancı misafirler katıldı. </p>
<p>Saygı duruşunda bulunulmasının ardından İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda, Kemer Belediyesi Cumhuriyet Orkestrası, Orkestra Şefi ve aynı zamanda Kemer Belediye Başkan Yardımcısı Furkan Üstündağ yönetiminde sahne aldı. </p>
<p>Solistliğini Alper Kuş, Gülden Çakmak ve Koray Polat’ın yaptığı orkestra, Türkçe’nin yanı sıra Rusça ve İngilizce şarkılar da seslendirdi. </p>
<p>Dev orkestranın seslendirdiği şarkılara zaman zaman eşlik eden sanatseverler, keyifli anlar yaşadı. Geleceğin müzisyenlerinden oluşan orkestra, sergilediği performansla izleyenlerden büyük beğeni topladı. </p>
<p>Konseri izleyemeye gelen yerli ve yabancı misafirler, orkestranın performansını zaman zaman cep telefonu ile görüntüledi. </p>
<p><strong>Başkan Topaloğlu’ndan zeybek şov</strong></p>
<p>Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu, Kemer Belediyesi Gençlik Halk Oyunları Topluluğu üyeleriyle zeybek oynadı. </p>
<p>Başkan Topaloğlu ve Kemer Belediyesi Gençlik Halk Oyunları Topluluğu’nun zeybek şovu, izleyenlerden büyük alkış aldı. </p>
<p>Programda konuşan Başkan Topaloğlu, Orkestra Şefi Furkan Üstündağ, orkestra üyeleri ve solistlere emeklerinden dolayı teşekkür ettiğini belirterek, “Furkan Üstündağ ve öğrencileri uzun süre emek veriyor. Emeklerinin karşılığını da alıyor. Kemer, tarihinde hiç görmemiş bir orkestra sahibi oldu. Çocuklarımız orkestranın yanı sıra milli bayramlarda bando olarak da görev alıyor. Bu Türkiye’de olmayan bir şey. Furkan Hoca’ya, çocuklarımıza ve ailelerine teşekkür ediyorum.” dedi. </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kemerde-yaza-merhaba-konseri-639782">Kemer&#8217;de &#8220;Yaza merhaba konseri&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı beslenme, öğrenilen bir beceri!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikli-beslenme-ogrenilen-bir-beceri-639502</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 15:02:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alışkanlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[beceri]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenilen]]></category>
		<category><![CDATA[okuryazarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=639502</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, 6 Haziran Dünya Diyetisyenler Günü kapsamında, öğrenilen bir davranış olan sağlıklı beslenmede diyetisyenlerin rolü hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-beslenme-ogrenilen-bir-beceri-639502">Sağlıklı beslenme, öğrenilen bir beceri!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, 6 Haziran Dünya Diyetisyenler Günü kapsamında, öğrenilen bir davranış olan sağlıklı beslenmede diyetisyenlerin rolü hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Beslenme, doğuştan kusursuz şekilde bildiğimiz bir davranış değil!</strong></p>
<p>Beslenmenin yalnızca açlığı gidermekten ibaret olmadığını aktaran Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Gün içerisinde yaptığımız besin seçimleri; fiziksel sağlığımızı, enerji düzeyimizi, ruh halimizi ve yaşam kalitemizi etkiler. Bu nedenle beslenme, doğuştan kusursuz şekilde bildiğimiz bir davranış değil; zamanla öğrenilen ve geliştirilen bir beceridir.” dedi.</p>
<p>Sağlıklı beslenmenin neyi yediğimiz kadar neden yediğimizi, açlık ve tokluk sinyallerimizi ne kadar tanıdığımızı ve günlük yaşamda nasıl seçimler yaptığımızı da kapsadığını ifade eden İspiroğlu, “Günümüzde insanlar beslenme konusunda çok fazla bilgiye maruz kalıyor, ancak bu bilgilerin hepsi bilimsel doğruluk taşımıyor. Sosyal medya, reklamlar ve kulaktan dolma öneriler zaman zaman bireylerin kendi ihtiyaçlarından uzaklaşmasına neden olabiliyor. Oysa araştırmalar beslenme okuryazarlığı arttıkça beslenme bilgisinin, diyet kalitesinin ve yaşam kalitesinin de arttığını gösteriyor. Bu nedenle sağlıklı beslenmede önemli olan yalnızca bilgiye ulaşmak değil, doğru bilgiyi ayırt edebilmektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sağlıklı beslenmede başarı mükemmel diyet listesinde değil, yaşama yerleştirilebilen alışkanlıklarda!</strong></p>
<p>Sağlıklı beslenmenin yalnızca neyin doğru olduğunu bilmekten ibaret olmadığını da vurgulayan Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bilginin günlük yaşamda uygulanabilir alışkanlıklara dönüşmesi gerekir. Çünkü insanlar çoğu zaman ne yapmaları gerektiğini bilir; zor olan bunu sürdürülebilir hale getirmektir.” dedi.</p>
<p>Sağlıklı beslenmede başarıyı belirleyen unsurun mükemmel bir diyet listesi olmadığını, kişinin yaşamına yerleştirebildiği alışkanlıklar olduğunu ve kalıcı değişimin de tam olarak burada başladığını kaydeden İspiroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Toplumda beslenme farkındalığının geçmiş yıllara göre arttığını söyleyebiliriz ancak beslenme okuryazarlığı açısından hâlâ geliştirilmesi gereken önemli alanlar bulunuyor. Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Araştırması&#8217;nın 2018 yılı sonuçlarına göre toplumun yaklaşık yüzde 69&#8217;u yetersiz veya sorunlu-sınırlı sağlık okuryazarlığı düzeyinde. Beslenme okuryazarlığı da sağlık okuryazarlığının önemli bir parçası olduğundan, bu sonuç bireylerin beslenme ile ilgili bilgileri değerlendirme ve doğru karar verme süreçlerinde zorluk yaşayabildiğini düşündürüyor. Ayrıca Türkiye&#8217;de üniversite öğrencileri üzerinde yapılan 2023 tarihli bir çalışmada, beslenme okuryazarlığı düzeyi arttıkça sağlıklı beslenme davranışlarının ve beslenme bilgi düzeyinin de arttığı gösterilmiştir. Bu nedenle günümüzde temel ihtiyaç yalnızca bilgiye ulaşmak değil, ulaşılan bilginin doğruluğunu değerlendirebilmek ve günlük yaşama aktarabilmektir.”</p>
<p><strong>Her birey için tek bir ‘doğru beslenme modeli’ yok!</strong></p>
<p>“Her birey için tek bir ‘doğru beslenme modeli’ yoktur” diyen Hülya Yiğit İspiroğlu, “Çünkü beslenme yalnızca biyolojik bir ihtiyaç değil, aynı zamanda psikolojik, sosyal, kültürel ve çevresel etkenlerden etkilenen bir davranış.” dedi. </p>
<p>İnsanların sağlık durumları, yaşam koşulları, ekonomik imkanları, çalışma düzenleri, beslenme alışkanlıkları, inançları ve besinlerle kurdukları ilişkilerin birbirinden farklı olduğuna işaret eden İspiroğlu, “Bu nedenle bir kişi için sürdürülebilir ve sağlıklı olan bir beslenme modeli, başka bir kişi için uygulanabilir olmayabilir. Beslenmede önemli olan belirli bir kalıba uymak değil, bireyin ihtiyaçlarına, yaşam tarzına ve sağlık hedeflerine uygun, sürdürülebilir bir denge oluşturabilmektir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Diyetisyenin asıl görevi sağlıklı seçimleri yaşamın doğal bir parçası haline getirmek!</strong></p>
<p>Diyetisyenlerin yalnızca ne yenilip ne yenilmeyeceğini söyleyen kişiler olmadığına dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, “Diyetisyenin asıl görevi bireyin beslenme davranışını anlamak ve sağlıklı seçimleri günlük yaşamın doğal bir parçası haline getirmesine yardımcı olmaktır.” dedi.</p>
<p>Bazen porsiyon kontrolünü, bazen besin etiketlerini okumayı, bazen de açlık ve tokluk sinyallerini fark etmeyi öğrettiklerini ifade eden İspiroğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Kısacası kişiye yalnızca bir liste değil, sürdürülebilir bir yol haritası sunulur. Çoğu kişi beslenmeyi birkaç haftalık bir proje gibi görür. Oysa sağlıklı beslenme kısa süreli bir uygulama değil, uzun vadeli bir davranış değişikliğidir. İnternette bulunan birçok diyet planı bireyin yaşam koşullarını, sağlık durumunu ve alışkanlıklarını dikkate almaz. Bu nedenle başlangıçta hızlı sonuç alınsa bile sürdürülebilir olmadığı için kişi çoğu zaman eski alışkanlıklarına geri döner. Sorun genellikle irade eksikliği değil, kişinin yaşamına uygun olmayan yöntemlerdir.”</p>
<p><strong>Diyetisyenler; bireylerin uygun kararlar almasına rehberlik eden sağlık profesyonelleri!</strong></p>
<p>Diyetisyen desteğinin yalnızca kilo vermek isteyen bireyler için olmadığının altını çizen Hülya Yiğit İspiroğlu, “Diyabetten kalp-damar hastalıklarına, sindirim sistemi hastalıklarından yeme bozukluklarına kadar pek çok durumda beslenme tedavisi sürecin önemli bir parçasıdır.” Dedi.</p>
<p>Bunun yanında herhangi bir hastalığı olmayan bireylerde de sağlığın korunması, yaşam kalitesinin artırılması ve doğru beslenme alışkanlıklarının kazandırılması için diyetisyen desteğinin önemli bir rol oynadığına vurgu yapan İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Eskiden insanlar bilgiye ulaşmakta zorlanırken, bugün doğru bilgiyi ayırt etmekte zorlanıyor. Sosyal medya ve dijital platformlarda her gün yeni bir beslenme önerisi, yasaklı besin listesi veya hızlı sonuç vaat eden yöntemlerle karşılaşıyoruz. Bu nedenle günümüzde diyetisyenlerin rolü yalnızca beslenme planı hazırlamanın ötesine geçmiş durumdadır. Diyetisyenler; bilimsel kanıtları günlük yaşama uyarlayan, bilgi kirliliğini azaltan ve bireylerin sağlık durumlarına uygun kararlar almasına rehberlik eden sağlık profesyonelleridir. Özellikle obezite, diyabet, depresyon ve yeme bozuklukları gibi beslenmenin doğrudan etkili olduğu alanlarda, doğru bilginin güvenilir kaynaklardan aktarılması her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-beslenme-ogrenilen-bir-beceri-639502">Sağlıklı beslenme, öğrenilen bir beceri!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağız içindeki değişiklikler konuşmayı etkileyebiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agiz-icindeki-degisiklikler-konusmayi-etkileyebiliyor-638926</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 12:38:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[değişiklikler]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[etkileyebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[içindeki]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[konuşmayı]]></category>
		<category><![CDATA[olursa]]></category>
		<category><![CDATA[protez]]></category>
		<category><![CDATA[uyumu]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=638926</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, protez uygulamalarının konuşma fonksiyonu, ağız yapısına uyumu ve protezlerin altında gıda birikimi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agiz-icindeki-degisiklikler-konusmayi-etkileyebiliyor-638926">Ağız içindeki değişiklikler konuşmayı etkileyebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, protez uygulamalarının konuşma fonksiyonu, ağız yapısına uyumu ve protezlerin altında gıda birikimi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Dişlerdeki değişiklikler konuşmayı etkileyebiliyor!</strong></p>
<p>Konuşurken dil, dudaklar ve dişler başta olmak üzere ağız içindeki birçok yapıyı kullandığımızı ifade eden Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Bu yapılardan herhangi birindeki şekil bozukluğu veya eksiklik, konuşmayı etkileyebilir. Dolayısıyla dişlerin çekilmesi de konuşmayı bozabilir.” dedi.</p>
<p>Özellikle diş çekimi sonrası damak protezi kullanan hastalarda konuşma değişiklikleri görülebileceğini aktaran Prof. Dr. Bellaz, “Ancak genellikle birkaç aylık alışma sürecinin ardından konuşma yeniden düzelir. Hasta, dişsizliğe alıştıktan sonra yeni dişler yapıldığında konuşma tekrar kısa süreli olarak etkilenebilir. Bunun nedeni, ağız içindeki yeni yapıya uyum sağlama sürecidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Protez yapılırken dişlerin boyu ve konumu konusunda hassas davranılmalı!  </strong></p>
<p>Dişlerin ağız içinde bulunması gereken belirli bir konum olduğunu hatırlatan Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu, takıp çıkarılabilen bir protez, sabit köprü veya implant üstü protez olabilir. Eğer dişler olması gereken yerden daha içeride ya da daha dışarıda konumlandırılırsa, doğuştan sahip olduğumuz konuşma mekanizması olumsuz etkilenebilir. Çünkü dilin temas etmesi gereken belirli noktalar vardır. Dişler çok geride olursa dil dişlere takılabilir; çok ileride olursa ise hava kaçakları meydana gelebilir.</p>
<p>Bu nedenle protez yapılırken dişlerin hem boyu hem de konumu konusunda son derece hassas davranılması gerekir. Hareketli ya da sabit protezlerde bu kurallara dikkat edilmediğinde konuşma bozulabilir. Ancak planlama ve uygulama doğru yapıldığında protezler konuşma açısından herhangi bir sorun yaratmaz.”</p>
<p><strong>Protezin uyumu ne kadar iyi olursa olsun, gıda birikimi oluşabilir!</strong></p>
<p>Gerek hareketli protezlerde gerekse sabit köprülerde, protezin altına gıda kaçmasıyla ilgili çeşitli durumlar söz konusu olabileceğine de işaret eden Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Burada temel amaç ağız dokularının korunmasıdır.” dedi.</p>
<p>Damak protezi kullanan kişilerde zamanla çene kemiğinde erime meydana gelebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Bellaz, “Normalde alt çenenin yüksekliği yaklaşık 4-5 santimetreyken, dişlerin çekilmesinden sonra kemik erimesine bağlı olarak bu yükseklik 2-2,5 santimetreye kadar düşebilir. Biz protezlerle bu kaybı telafi etmeye çalışsak da protezin uyumu ne kadar iyi olursa olsun, bazı durumlarda kenarlarda az miktarda gıda birikimi oluşabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Protezin ağız dokularına uyumu ne kadar iyi olursa, altında gıda birikimi de o kadar azalır! </strong></p>
<p>Protezin dokularla ve kaslarla uyumunun ne kadar iyi sağlanırsa gıda birikiminin de o kadar azalacağını kaydeden Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz , “Ayrıca tutuculuğu yeterli olmayan protezlerde kullanılan protez yapıştırıcıları da protezin altında gıda birikmesini azaltmaya yardımcı olabilir. Bu ürünler toz veya krem formunda bulunabilir.” dedi.</p>
<p>Buradaki temel faktörün, protezin doğru şekilde yapılması ve ağız dokularına iyi uyum sağlaması olduğunun altını çizen Prof. Dr. Bellaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sabit köprülerde de benzer durumlar yaşanabilir. Eksik dişlerin yerine yapılan köprülerde, özellikle diş eti çekilmesine bağlı olarak bazı bölgelerde gıda birikimi görülebilir. Ancak burada söz konusu olan genellikle yoğun bir birikim değil, küçük kalıntılardır. Bu nedenle düzenli diş fırçalama, arayüz fırçası kullanımı ve ağız hijyenine dikkat edilmesi büyük önem taşır.</p>
<p>Diş eti çekilmesi meydana geldiğinde, kaybedilen dokuları tamamen geri getirmek her zaman mümkün olmayabilir. Diş çekildiğinde yalnızca diş değil, aynı zamanda onu çevreleyen kemik dokusu da kaybedilir. Bu durum zamanla bazı boşlukların oluşmasına ve gıda birikimine zemin hazırlayabilir.</p>
<p>Biz protezleri planlarken bu boşlukları azaltmak amacıyla bazı düzenlemeler yapıyoruz. Ancak her tedavinin belirli sınırları vardır. Mükemmel sonuç her zaman mümkün olmasa da amaç, hastaya fonksiyonel, estetik ve hijyen açısından en iyi sonucu sunmaktır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agiz-icindeki-degisiklikler-konusmayi-etkileyebiliyor-638926">Ağız içindeki değişiklikler konuşmayı etkileyebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Reflü yemek borusunda kalıcı hasara yol açabiliyor, hatta…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/reflu-yemek-borusunda-kalici-hasara-yol-acabiliyor-hatta-638845</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 08:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[borusunda]]></category>
		<category><![CDATA[hasara]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[Reflü]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yanma]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=638845</guid>

					<description><![CDATA[<p>En sık görülen sindirim sistemi hastalıklarından biri olan reflü, toplum tarafından çoğu zaman yalnızca “mide yanması” olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/reflu-yemek-borusunda-kalici-hasara-yol-acabiliyor-hatta-638845">Reflü yemek borusunda kalıcı hasara yol açabiliyor, hatta…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>En sık görülen sindirim sistemi hastalıklarından biri olan reflü, toplum tarafından çoğu zaman yalnızca “mide yanması” olarak değerlendiriliyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Samet Yardımcı,</strong> ancak uzun süre devam eden reflünün yemek borusunda ciddi hasarlar oluşturabileceğini belirterek, “Tedavi edilmeyen reflü zamanla yemek borusunda kronik iltihaba ve hasara yol açabilmektedir. Bunun sonucunda ülser ve yemek borusunda daralma gibi sorunlar oluşabilmektedir. Ayrıca, bazı hastalarda Barrett özofagusu olarak adlandırılan hücresel değişikliklerin gelişmesine  ve buna bağlı olarak yemek borusu kanseri riskinin artmasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla reflünün erken tanısı ve tedavisi büyük bir önem taşımaktadır” diyor.  Mide yanmasında kontrolsüz mide koruyucu ilaç kullanımına da dikkat çeken <strong>Genel Cerrahi Uzmanı </strong><strong>Prof. Dr. Samet Yardımcı, </strong>“Mide koruyucu ilaçlar hekimin önerdiği süre ve dozda kullanıldığında oldukça faydalıdır. Ancak birçok hasta mideyle ilgili şikâyetlerinde hekime danışmadan yıllarca mide koruyucu ilaçlar almaktadır. Bu ilaçların gelişigüzel kullanımı kemik erimesi, vitamin eksiklikleri ve mide hücrelerinde yapısal değişim gibi ciddi sorunlar   oluşturabilmektedir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Nedeni mide fıtığı olabilir</strong></p>
<p>Mide asidinin yemek borusuna kaçması sonucu oluşan reflünün pek çok nedeni olabiliyor. Obezite, sigara kullanımı ve sağlıksız beslenme en sık görülen sebepleri arasında yer alıyor. Prof. Dr. Samet Yardımcı,<strong> </strong>özellikle mide fıtığının (hiatal herni) reflünün altında yatan önemli nedenlerden biri olabileceğine vurgu yapıyor.  Prof. Dr. Samet Yardımcı,<strong> </strong>sözlerine şöyle devam ediyor: “Bazı hastalarda mide fıtığı nedeniyle mide ile yemek borusu arasındaki koruyucu mekanizma bozulmaktadır. Bu durum sadece yanma hissine değil; kronik öksürük, ses kısıklığı, ağız kokusu, gece nefes darlığı hissiyle uyanma ve yutma güçlüğü gibi şikâyetlere de yol açabilmektedir.”</p>
<p><strong>Yemek borusunda kalıcı hasara yol açabiliyor</strong></p>
<p>Tedavi edilmeyen reflü zamanla yemek borusunda kalıcı hasar oluşturabiliyor. Prof. Dr. Samet Yardımcı, bu nedenle özellikle uzun süredir devam eden mide şikâyetlerinde mutlaka hekime başvurmak gerektiğini vurgulayarak, “Bazı hastalarda yıllar süren reflüye bağlı olarak yemek borusunda hücresel değişiklikler gelişebilmektedir. Tedavide gecikildiğinde bu hücresel değişiklikler yemek borusu kanserinin gelişimine neden olabilmektedir. Dolayısıyla, sürekli mide yanması yaşayan kişilerin hekime danışmadan ilaç kullanarak şikâyetlerini baskılamaları son derece yanlıştır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Samet Yardımcı, aşağıda yer alan belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurmanın son derece önemli olduğunu anlatıyor.</p>
<ul>
<li>Uzun süredir devam eden mide yanması </li>
<li>Ağza acı su gelmesi </li>
<li>Kronik öksürük ve ses kısıklığı </li>
<li>Yemek sonrasında şişkinlik </li>
<li>Yutma güçlüğü </li>
<li>Sürekli mide koruyucu ilaç ihtiyacı</li>
</ul>
<p><strong>Tedaviden oldukça başarılı sonuçlar sağlanıyor</strong></p>
<p>Reflü hastalığında yaşam tarzı değişiklikleri ve bazı durumlarda uygulanan cerrahi tedaviyle kalıcı çözüm sağlanabiliyor. Günümüzde reflü ameliyatlarının büyük bir kısmının laparoskopik (kapalı) yöntemle yapılabildiğini belirten Prof. Dr. Samet Yardımcı, uygun hastalarda oldukça başarılı sonuçlar alınabildiğini vurgulayarak,  “Doğru hasta seçimiyle uygulanan modern reflü cerrahisi uzun süreli ilaç ihtiyacını azaltabilmekte ve yaşam kalitesini ciddi şekilde artırabilmektedir” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/reflu-yemek-borusunda-kalici-hasara-yol-acabiliyor-hatta-638845">Reflü yemek borusunda kalıcı hasara yol açabiliyor, hatta…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tüp Bebek İçin Ne Zaman Başvurmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-icin-ne-zaman-basvurmali-638797</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başvurmalı]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[Embriyo]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tüp]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yumurta]]></category>
		<category><![CDATA[Yumurtlama]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=638797</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genel olarak bir yıl boyunca düzenli ve korunmasız cinsel ilişkiye rağmen gebelik elde edemeyen çiftler tedavi için başvurabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-icin-ne-zaman-basvurmali-638797">Tüp Bebek İçin Ne Zaman Başvurmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Genel olarak bir yıl boyunca düzenli ve korunmasız cinsel ilişkiye rağmen gebelik elde edemeyen çiftler tedavi için başvurabiliyor. Ancak; kadın yaşı 35 ve üzerindeyse, yumurtalık rezervi düşükse, erkekten kaynaklanan sperm problemleri varsa ya da daha önceden yumurtalık ameliyatı, pelvik enfeksiyon gibi durumlar yaşandıysa, bir yılı beklemeden bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına danışmaları gerekiyor. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Tüp Bebek ve Üreme Sağlığı Merkezi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Deniz Özgen</strong>, bu noktada şu hususlara dikkat çekiyor: “T<em>edavi sürecinde, klinik protokollere uygun ilaç kullanımı ve laboratuvar ortamının steril ve kontrollü olması da başarıyı artırıyor. Unutulmamalı ki, her çiftin yolculuğu farklıdır; sabırlı ve bilinçli olmak en iyi sonuçları getirir.</em>”</p>
<p><strong>Kadınlarda Kısırlık Neden Olur? </strong></p>
<p>Yumurtlama bozuklukları, tüplerin tıkanıklığı, endometriozis ve rahim içi yapısal problemlere neden olan bazı hastalıklar kadınlardaki kısırlığın en sık karşılaşılan nedenleri. Bununla birlikte, kadın yaşı doğurganlık açısından çok kritik bir etken. 35 yaşından sonra yumurta kalitesi ve sayısı azalırken, 40 yaş civarında gebelik şansı belirgin şekilde düşüyor. Yaş ilerledikçe doğumsal sorunlar ve düşük riski de artıyor. Bu yüzden doğurganlık konusunda yaş, erken karar vermeyi gerektiren en kritik faktör.</p>
<p>“Polikistik Over Sendromu (PKOS)” veya yeni adıyla “Poliendokrin Metabolik Over Sendromu (PMOS)” da bir kısırlık nedeni. PMOS, yumurtlama düzensizliği ve hormonal dengesizlik nedeniyle kadınlarda en sık doğurganlık problemlerinden biri. Yumurtalar olgunlaşamadığı için yumurtlama gerçekleşmiyor ve bu da gebeliği zorlaştırıyor. Tabii PMOS’ta öncelikle yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaçla yumurtlama tedavileri denenir; eğer başarısız olursa tüp bebek tedavisine geçiş yapılabilir.</p>
<p><strong> PMOS Gebelik Şansını Düşürür mü? </strong></p>
<p>PMOS’lu hastalarda tüp bebek tedavisinin başarı oranı genellikle sağlıklı bireylere oldukça yakın. Ancak tedavi sürecinde yumurtalıkların aşırı uyarılması (hiperstimülasyon) riski biraz daha yüksek olabiliyor. Bu nedenle özel protokoller kullanarak süreci daha dikkatli yönetmek önemli.</p>
<p><strong>Tüp Bebek Tedavilerinde Güncel Gelişmeler Neler?</strong></p>
<p>Özellikle son yıllardaki pek çok yenilik sayesinde tüp bebekte gebe kalma oranları arttı. Embriyo dondurma teknikleri (vitrifikasyon) çok daha etkili hale geldi, bu sayede sağlıklı embriyolar saklanabiliyor. Embriyo izleme sistemleri (time-lapse), embriyoların gelişimini sürekli ve zarar vermeden takip etmeye imkan sağlıyor. Böylece en sağlıklı embriyolar seçiliyor. Genetik tarama yöntemleri (PGT) ile kromozom sayısı ve hastalık riski kontrol edilerek sağlıklı gebelik şansı artıyor.</p>
<p><strong>Embriyo Kalitesi Hangi Faktörlere Bağlı?</strong></p>
<p>Embriyo kalitesini yükseltmek için öncelikle yumurta ve sperm kalitesinin iyi olması gerekiyor. Bunun için sağlıklı yaşam alışkanlıkları çok önemli; dengeli beslenme, stresten uzak durma, düzenli uyku ve ideal kilo mutlaka korunmalıdır. Aşırı kilolu ya da çok zayıf olmak yumurtlama düzensizliklerine neden olabilir. Sigara hem yumurta kalitesini düşüren hem de tüp bebek başarısını azaltan bir faktör. Stres ise hormon dengesini bozabilir. Bu yüzden tüp bebek tedavisi öncesi sağlıklı yaşam tarzı değişikliklerinin yapılması gebelik şansını artırmak açısından büyük önem taşıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-icin-ne-zaman-basvurmali-638797">Tüp Bebek İçin Ne Zaman Başvurmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalnız ebeveynler maratonu tek başına koşuyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yalniz-ebeveynler-maratonu-tek-basina-kosuyor-638420</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 13:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başına]]></category>
		<category><![CDATA[çatışma]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveynler]]></category>
		<category><![CDATA[ergen]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[koşuyor]]></category>
		<category><![CDATA[maratonu]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=638420</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, 1 Haziran Dünya Ebeveynler Günü kapsamında yalnız ebeveynlerin ergenlik dönemindeki çocuklarla yaşadığı en yaygın sorunlara dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalniz-ebeveynler-maratonu-tek-basina-kosuyor-638420">Yalnız ebeveynler maratonu tek başına koşuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, 1 Haziran Dünya Ebeveynler Günü kapsamında yalnız ebeveynlerin ergenlik dönemindeki çocuklarla yaşadığı en yaygın sorunlara dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Kendine bakım, yalnız ebeveynler için lüks değil zorunluluk!</strong></p>
<p>Ebeveynliğin bir maraton gibi olduğunu dile getiren Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Yalnız ebeveynlik ise çoğu zaman bu maratonu tek başına koşmak gibidir. Bu nedenle kendine bakım, bir lüks değil, zorunluluktur.” dedi.</p>
<p>Yalnız ebeveynlerin tükenmişliğe karşı önlem alması gerektiğine dikkat çeken Ülkü, “Yakın çevre, arkadaşlar ya da destek gruplarıyla bağ kurmak, yalnızlık hissini azaltır. Haftada birkaç saat bile olsa sadece kendine ayrılan zaman, ruhsal yenilenme sağlar. Fiziksel sağlıkla ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi göz ardı etmemek gerekir. Uyku, beslenme ve egzersiz, duygusal dayanıklılığı artıran temel taşlardır. Yeterince iyi ebeveyn olmak, mükemmel olmaktan daha gerçekçidir. Ebeveynlik sürecinde psikolojik destek almak, zayıflık değil, dayanıklılık göstergesidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ebeveyn yorgunluğu, ergenle bağı zayıflatabilir!</strong></p>
<p>Yalnız ebeveynlerin ergen çocuklarıyla yaşadığı zorlukların başında otorite dengesi kurmak, duygusal kopukluk, iletişim sorunları ve rol karmaşası geldiğini vurgulayan İnci Nur Ülkü, “Ergenlik, bireyselleşme ve bağımsızlık talebinin arttığı, aynı zamanda yoğun duygusal fırtınaların yaşandığı bir dönemdir.” dedi.</p>
<p>Ebeveynin tüm yükü sırtlandığında, ergenin bu yükün farkında olmayabileceğini ifade eden Ülkü, “Ayrıca ebeveynin yorgunluğu, zaman zaman çocuğun duygusal ihtiyaçlarını gözden kaçırmasına yol açabilir. Bu da bağ kurma zorluklarına ve uzun vadede çatışmalı ilişkilere neden olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sınır koymak sevginin zıttı değil, aksine bir sevgi biçimi!</strong></p>
<p>Ergenlik döneminde sınırların, hem güvenli bir çerçeve sunduğunu hem de bireyselleşmeyi desteklediğini kaydeden İnci Nur Ülkü, “Ancak yalnız ebeveynler, çocuklarıyla daha ‘arkadaşça’ bir ilişki kurma eğiliminde olabilir. Bu da sınırların belirsizleşmesine yol açar. Sınır koymanın, sevginin zıttı değil, aksine bir sevgi biçimi olduğunu unutmamak gerekir.” dedi.</p>
<p>Yalnız bir ebeveynin dikkat etmesi gereken bazı noktalara değinen Ülkü, “Tutarlı olunmalı, koyulan kuralların devamlılığı önemlidir. Ergenin hangi davranışların kabul edilir olduğunu anlaması için kurallar açıkça ifade edilmeli. Disiplin, cezadan çok rehberlik anlamına gelmeli. Ergenin duygusal ihtiyaçlarını göz ardı etmeden sınır koymak, uzun vadeli güven ilişkisi inşa eder.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Çatışma, ergenlik döneminin doğal bir parçası!</strong></p>
<p>Yalnız ebeveynlerin, ergenlik dönemindeki çocuklarıyla yaşadıkları ciddi çatışmaları nasıl yönetebilecekleri konusunu da değerlendiren Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Çatışma, ergenlik döneminin doğal bir parçasıdır. Ancak yalnız ebeveyn için bu çatışmalar zaman zaman zorlayıcı olabilir. Bu durumda öncelikle ebeveynin kişiselleştirmemesi ve duygusal regülasyonunu sağlayabilmesi önemlidir.” dedi.</p>
<p>Etkili çatışma yönetimleri için bazı önerilerde bulunan Ülkü, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Duygulara yer açın. Ergenin öfkesi ya da isyanı, aslında anlaşılma ihtiyacının bir yansıması olabilir. Tepki vermeden önce dinlemek önemlidir. Yoğun çatışmalar sırasında konuşmak yerine, ortam yatıştığında konuyu ele almak daha yapıcı olur. Sen dili yerine ben dili kullanılabilir. ‘Sen hep böyle yapıyorsun’ yerine ‘Ben bu durumda kendimi değersiz hissediyorum’ gibi ifadeler, savunmayı düşürür. Aile danışmanlığı ya da bireysel terapi, çatışmaların tekrarlayıcı hale gelmesini engelleyebilir.</p>
<p>Yalnız ebeveynlik, özellikle ergenlik döneminde hem zorlayıcı hem de dönüştürücü bir yolculuktur. Bu süreçte en önemli şey, hem ebeveynin hem çocuğun duygularının görülmesi ve ihtiyaçlarının anlaşılmasıdır. Unutulmamalıdır ki, ebeveynin kendi duygusal sağlığı ne kadar iyi olursa, çocuğuyla kuracağı ilişki de o kadar sağlıklı olacaktır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalniz-ebeveynler-maratonu-tek-basina-kosuyor-638420">Yalnız ebeveynler maratonu tek başına koşuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklar değerleri gözlem ve deneyim yoluyla öğreniyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklar-degerleri-gozlem-ve-deneyim-yoluyla-ogreniyor-638079</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2026 07:24:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[değerleri]]></category>
		<category><![CDATA[deneyim]]></category>
		<category><![CDATA[etkileşim]]></category>
		<category><![CDATA[Gelenekler]]></category>
		<category><![CDATA[gözlem]]></category>
		<category><![CDATA[öğreniyor]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yoluyla]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=638079</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, bayramlarda çocuklara kültürel değerlerin, sosyal becerilerin ve aidiyet duygusunun nasıl aktarıldığı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-degerleri-gozlem-ve-deneyim-yoluyla-ogreniyor-638079">Çocuklar değerleri gözlem ve deneyim yoluyla öğreniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, bayramlarda çocuklara kültürel değerlerin, sosyal becerilerin ve aidiyet duygusunun nasıl aktarıldığı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Bayramlar, değerlerin somutlaştığı sosyal alanlar!</strong></p>
<p>Bayramların, bireyleri ortak değerler etrafında bir araya getirerek toplumsal bağları güçlendiren ve kültürel mirasın nesilden nesile aktarılmasına katkı sağlayan özel zamanlar olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Çocuk gelişimi açısından değerlendirildiğinde, çocuklar özellikle erken yaşlarda gözlem ve model alma yoluyla öğrenirler. Bu noktada bayramlar; sevgi, saygı, empati, paylaşma, dayanışma ve yardımlaşma temelli ilişkilerin somut hale geldiği önemli sosyal alanlardır.” dedi.</p>
<p>Bayram öncesinde yapılan hazırlıklara değinen Aytop, “Aile bireylerinin bayramlaşması, çocukların büyüklerinin elini öpüp bayram harçlığı alması, ailece yapılan kahvaltılar ve akraba ziyaretleri; çocuğun kendisini ailesine ve kültürüne ait hissetmesini destekleyen önemli sosyal yaşantılar arasında yer alır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gelenekler bireylere kimlik ve aidiyet duygusu kazandırıyor! </strong></p>
<p>Geleneklerin çocukluk döneminde öğrenilmesinin önemli olduğunu aktaran Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Gelenek, bir toplumda kuşaktan kuşağa aktarılan değerler, alışkanlıklar ve davranış kalıpları bütünüdür. Gelenekler bireylere kimlik ve aidiyet duygusu kazandırır, toplumsal düzenin sürdürülmesine katkı sağlar.” dedi.</p>
<p>Çocukluk döneminin, kimlik gelişiminin ve sosyal öğrenmenin yoğun olduğu dönemlerden biri olduğunu hatırlatan Aytop, “Tekrarlayan aile ritüelleri ve kültürel uygulamalar; çocuğun yaşamı daha düzenli ve öngörülebilir algılamasına katkı sağlar. Bu öngörülebilirlik, çocuğun duygusal güvenlik geliştirmesini destekler. Ayrıca gelenekler; çocukların sevgi, saygı, empati, paylaşma, dayanışma ve iletişim gibi sosyal becerileri gözlem ve deneyim yoluyla içselleştirmesine katkı sağlar. Geleneklerin hiç ya da yetersiz aktarılması durumunda çocukta sosyal kimlik gelişimi ve duygusal güven gibi alanlarda sınırlılıklar görülebileceği dikkate alınmalıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Çocuklar sosyal davranışları gözlem ve ilişkisel etkileşim yoluyla öğreniyor!</strong></p>
<p>Büyüklerle geçirilen zamanın, çocukların sosyal becerilerinin gelişiminde önemli bir rol oynadığına işaret eden Aytop, şöyle devam etti:</p>
<p>“Çocuklar sosyal davranışları gözlem ve ilişkisel etkileşim yoluyla öğrenirler. Bu süreçte ebeveynler ve aile büyükleri güçlü sosyal modeller olarak işlev görür. Çocuğun gelişim düzeyine uygun şekilde ev içi sorumluluklara katılması da önemlidir. Sofra hazırlığına yardım etme ve günlük rutinleri birlikte yürütme gibi deneyimler; sorumluluk bilincinin gelişmesini destekler. Aynı zamanda iş birliği yapma ve aidiyet geliştirme becerilerine katkı sağlar. Büyüklerle kurulan sağlıklı ilişkiler, iletişim becerilerinin gelişimini destekler. Yüz yüze etkileşimler kelime dağarcığını genişletir, kendini ifade etme becerisini güçlendirir ve sosyal iletişim kurallarının öğrenilmesine katkı sağlar.</p>
<p>Kuşaklararası etkileşimler empati ve duygu düzenleme açısından da önem taşır. Farklı yaş gruplarındaki bireylerin yaşam deneyimlerini gözlemlemek, çocuğun bakış açısı geliştirmesine yardımcı olur. Aile büyüklerinden dinlenen yaşam deneyimleri ve gelenekler çocuğun aidiyet duygusunu ve kimlik gelişimini destekler.”</p>
<p><strong>Bayramlar, doğrudan insan temasıyla kurulan etkileşimlerin öne çıktığı kıymetli zaman dilimleri!</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin arttığı günümüzde, çocukların etkileşimlerinin giderek daha fazla ekranlar üzerinden gerçekleştiğini dile getiren Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu durum, yüz yüze etkileşimlerin azalmasına yol açabiliyor.” dedi.</p>
<p>Kuşaklararası temasın azalmasının sosyal bağların çeşitliliğini sınırlayabileceği uyarısını yapan Aytop, “Bu noktada bayramlar, doğrudan insan temasıyla kurulan etkileşimlerin öne çıktığı kıymetli zaman dilimlerinden biri olarak değerlendirilebilir. Aile bireyleriyle fiziksel bir araya gelme, ziyaretleşme ve birlikte zaman geçirme; çocukların sosyal etkileşim repertuvarını zenginleştiren özel bir alan sunar. Bu deneyimlerin sınırlı kalması ise aidiyet hissi açısından bazı gelişimsel alanların daha zayıf deneyimlenmesine yol açabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Anlatımlar, çocuğun deneyimi anlamlandırmasına yardımcı olur ancak tek başına yeterli değil!</strong></p>
<p>Ebeveynlerin bayram kültürünü çocuklara aktarırken en etkili yaklaşımın, yaşantısal deneyimi merkeze alan bir tutum olduğunu vurgulayan Emine Akın Aytop, “Çocuklar değerleri ve kültürel ritüelleri çoğunlukla gözlem ve tekrar eden deneyimler yoluyla öğrenirler. Bu noktada bayramın; ziyaretleşme, bayramlaşma, paylaşma ve aile büyükleriyle bir araya gelme gibi boyutlarına çocuğun dahil edilmesi önem taşır.” dedi.</p>
<p>Anlatımın ise bu yaşantıyı anlamlandıran tamamlayıcı bir unsur olduğu bilgisini veren Aytop, “Ebeveynin bayramın anlamını açıklaması ve geleneklerin neden önemli olduğunu sade bir dille ifade etmesi, çocuğun deneyimi anlamlandırmasına yardımcı olur. Ancak tek başına anlatım genellikle sınırlı kalır. Aile içi bağlar açısından bayram deneyimleri, kaliteli ortak zaman geçirme ve yüz yüze etkileşim yoluyla ilişkisel yakınlığın güçlenmesine katkı sağlar. Birlikte geçirilen bu zamanlar, aile bireyleri arasında aidiyet hissinin pekişmesine olanak tanır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yüz yüze etkileşimin azalması, geleneksel değerlerin deneyim yoluyla öğrenilmesini sınırlandırabilir!</strong></p>
<p>Bayramların ‘tatile dönüşmesi’nin kültürel açıdan modern yaşamın getirdiği bir dönüşüm olarak ele alınabileceğini ifade eden Aytop, “Bu süreç, bir yandan bayramların geleneksel ritüellerinden uzaklaşma eğilimini beraberinde getirirken, diğer yandan aileyle bir araya gelme ve dinlenme ihtiyacına da karşılık verebilir.” dedi.</p>
<p>Kültürel açıdan en belirgin sınırlılığın, bayramın yalnızca bir tatil zamanına indirgenmesiyle birlikte yüz yüze etkileşim boyutunun zayıflaması olduğunu aktaran Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Özellikle çocuklar açısından bu durum, geleneksel değerlerin deneyim yoluyla öğrenilmesini sınırlandırabilir. Bayram vesilesiyle çocuklara aktarılması gereken en önemli gelenekler, bayramlaşma, akraba ziyaretleri ve paylaşma kültürüdür. Çocuğun büyüklerle yüz yüze iletişim kurması; nezaket, saygı ve sosyal iletişim becerilerinin gelişmesine katkı sağlar. Paylaşma ve ikram kültürü ise çocukta cömertlik, empati ve sosyal karşılıklılık duygusunun gelişmesini destekler. Aile içi birlikte zaman geçirme ve ritüeller de çocuğun aidiyet duygusunu güçlendirir. Bu geleneklerin korunmasının temel nedeni, çocukların bu değerleri çoğunlukla yaşantı içinden öğreniyor olmasıdır. Bayramlar bu açıdan, kültürel değerlerin davranışa dönüştüğü doğal sosyal öğrenme alanlarından biridir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-degerleri-gozlem-ve-deneyim-yoluyla-ogreniyor-638079">Çocuklar değerleri gözlem ve deneyim yoluyla öğreniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Darıca&#8217;daki kavşakta zaman kazandıran dönüşüm</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/daricadaki-kavsakta-zaman-kazandiran-donusum-637984</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2026 12:28:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[caddesi]]></category>
		<category><![CDATA[daki]]></category>
		<category><![CDATA[darıca]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[düzenleme]]></category>
		<category><![CDATA[kavşak]]></category>
		<category><![CDATA[kavşakta]]></category>
		<category><![CDATA[kazandıran]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637984</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kent içi ulaşıma nefes aldıran akıllı kavşak uygulamalarına bu kez Darıca’da devam etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/daricadaki-kavsakta-zaman-kazandiran-donusum-637984">Darıca&#8217;daki kavşakta zaman kazandıran dönüşüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kent içi ulaşıma nefes aldıran akıllı kavşak uygulamalarına bu kez Darıca’da devam etti. Bu kapsamda Darıca Tuzla Caddesi ile Battalgazi Caddesi’nin kesişiminde planlanan yeni kavşak düzenlemesinde tüm imalatlar tamamlandı. Yapılan düzenlemeler sayesinde kavşakta bekleme süreleri azalarak, trafik akışı daha düzenli hale getirildi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>DARICA TRAFİĞİNE AKILLI DOKUNUŞ</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Yol yapım ve bakım çalışmaları ile vatandaşların kent genelinde rahat bir şekilde seyahat etmesini sağlayan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, önemli noktalarda yer alan kavşaklarda ise düzenleme çalışmalarını birer birer tamamlıyor. Bu kapsamda Darıca Tuzla Caddesi ile Battalgazi Caddesi’nin kesişiminde planlanan yeni kavşak düzenlemesi tamamlanarak hizmete açıldı. Büyükşehir, hayata geçirdiği yeni kavşak düzenlemesi kapsamında ilk olarak terasman kazı çalışmaları gerçekleştirdi. 2 bin ton asfaltın serildiği kavşak bölgesinde bin 500 metrekarelik alanda yaya kaldırımı imalatı da yapıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>TRAFO KÖŞKLERİ DEPLASE EDİLDİ</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Yol ve Bakım Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen çalışmalar titizlikle yürütülürken, proje alanında bulunan mevcut trafo köşkleri kavşak düzenlemesine uygun şekilde yeniden konumlandırıldı. Bu kapsamda 2 adet trafo köşkünün deplasesi yapıldı. Altyapı çalışmalarının tamamlanmasıyla birlikte enerji hatları da yeni düzene uygun hale getirildi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>AKILLI KAVŞAK DAHA AYDINLIK VE ESTETİK OLDU</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kavşak alanının gece görüşünü ve estetik görünümünü artırmak amacıyla 19 adet aydınlatma direği montajı gerçekleştirildi. Yeni aydınlatma sistemiyle birlikte kavşak, sürücüler ve yayalar için daha güvenli hale geldi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>KAVŞAKTA BEKLEME SÜRELERİ AZALDI</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Çalışmalar sonucunda Battalgazi Caddesi’nden gelen araçlar, yeni yapılacak dönel ada etrafından dolaşıma katılıyor. Buna göre Tuzla Caddesi üzerinde oluşturulan erken dönüş cepleri sayesinde kavşakta bekleme süreleri azaldı ve trafik akışı daha düzenli hale geldi. Darıca’da uygulanan akıllı kavşak, Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığı ekiplerinin gerçekleştireceği çevre düzenleme çalışmaları ile son şeklini alacak.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/daricadaki-kavsakta-zaman-kazandiran-donusum-637984">Darıca&#8217;daki kavşakta zaman kazandıran dönüşüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınavda &#8216;anda kalmak&#8217; başarıyı artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sinavda-anda-kalmak-basariyi-artiriyor-637424</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 12:48:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[anda]]></category>
		<category><![CDATA[Anlam]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[başarıyı]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kalmak]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[sınavda]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637424</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sınavlara psikolojik hazırlık konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinavda-anda-kalmak-basariyi-artiriyor-637424">Sınavda &#8216;anda kalmak&#8217; başarıyı artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sınavlara psikolojik hazırlık konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Kaygı, önem verdiğinizin göstergesidir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sınav kaygısının tamamen olumsuz bir durum olarak görülmemesi gerektiğini ifade ederek, “Sınavda kişinin kaygı hissetmesi gayet istenen, beklenen bir şeydir. Kaygı, sınava önem verdiğini ve zihinsel yatırım yaptığını gösterir. Önemli olan kaygıyı kontrol edebilmektir.” dedi.</p>
<p>Kaygının kontrol edilemediğinde büyüyerek kişinin zihninde “felaket senaryoları” oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, bu durumu psikolojide “katastrofizasyon” olarak tanımladı ve “Kişi sınavı öyle büyütür ki sanki hayatının kıyameti gibi görür. ‘Ya başaracağım ya başaramayacağım’ diye düşünür. Bu siyah-beyaz düşünce tarzı kaygıyı artırır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Büyük hedefleri küçük parçalara bölün</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, öğrencilerin en sık yaptığı hatalardan birinin hedefleri gözünde büyütmek olduğunu dile getirerek, “Bir elmayı birden yiyemezsiniz, parça parça yersiniz. Problemleri de küçülterek çözmek gerekir. Büyük hedefler küçük adımlara bölündüğünde erteleme ortadan kalkar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Sınav sürecinde en kritik zihinsel dönüşümün “sonuç odaklılıktan süreç odaklılığa geçiş” olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, kontrol edilebilen alanlara odaklanmanın önemine dikkat çekerek, “Sonuç kontrol edilemez ama süreç kontrol edilebilir. ‘Acaba kazanacak mıyım?’ yerine ‘Bugün kaç soru çözeceğim?’ diye düşünmek gerekir. Kontrol edilemeyen şeye odaklanan herkesin kaygısı artar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mükemmeliyetçilik ve kıyaslama tuzaktır</strong></p>
<p>Erteleme davranışının arkasında çoğu zaman mükemmeliyetçilik ve kıyaslama eğiliminin yattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, öğrencileri şu sözlerle uyardı:</p>
<p>“Bazı kişiler ‘ya hep ya hiç’ diye düşünür. Tam yapamayacaksa hiç yapmamayı tercih eder. Oysa eksik yapmak, hiç yapmamaktan iyidir. ‘Daha iyi, iyinin düşmanıdır. Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın. ‘Hiç çalışmadım’ deyip sınavdan yüksek yapan kişiler vardır. Onlar kendileriyle mücadele ediyor. Kıyaslama motivasyonu düşürür.”</p>
<p><strong>Kaygı doğru yönetilirse performansı artırır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sınav öncesi yaşanan fiziksel belirtilerin de doğal olduğunu belirterek, “Sınav öncesi salgılanan bazı hormonlar kişinin performansını artırmak içindir. Kontrollü stres bir enerji gibidir; doğru yönetilirse kişiyi hedefe götürür.” dedi.</p>
<p><strong>Başarı, süreklilikle gelir</strong></p>
<p>Motivasyon kavramına da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Motivasyon bir vardır bir yoktur. Sabah vardır akşam yoktur. Başarı, her zaman motive olmak değildir; her şeye rağmen yoluna devam edebilmektir. Sürdürülebilir motivasyon planlı çalışmayla oluşur.” diye konuştu.</p>
<p>Gençlere önemli bir yol haritası da sunan Prof. Dr. Tarhan, erteleme alışkanlığının üstesinden gelmenin temelinde öz farkındalık olduğunu ifade ederek, “Ertelemeyi önlemek için kendimizi tanımamız, duygularımızı yönetmemiz ve hedeflerimizi netleştirmemiz gerekir. Hedefe küçük ama kararlı adımlarla ilerleyen herkes başarıya ulaşabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Beyin belirsizliği sevmez</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, insan zihninin belirsizlik karşısında otomatik olarak tehdit algısı geliştirdiğini belirterek, “İnsan beyninin bir tuzağı var: Belirsizliği kabul edemiyor. Belirsizlik olduğunda beyin kontrol duygusunu kaybediyor, ne olacağını bilemediği için korku üretmeye başlıyor. Sınavla ilgili belirsizlik de kaygıyı artırır.” şeklinde konuştu. </p>
<p>Sınavın hayattaki yerinin doğru tanımlanması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, gençlere alternatifli düşünme becerisi kazanmaları gerektiğini söyledi ve “Bu sınav hayat yolunda sadece bir basamaktır. Ölüm kalım meselesi değildir. Bu basamağı geçemezsem B planım, C planım var diyebilmek gerekir. Belirsizliği azaltan şey plan yapmaktır.” önerisinde bulundu.</p>
<p><strong>Anlamsal çerçeveleme zihni yönetir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, psikolojide “intentional framework” olarak tanımlanan kavrama dikkat çekerek, zihnin anlamlandırma biçiminin kaygıyı doğrudan etkilediğini belirtti ve “Bir konuyu bilinçli şekilde çerçevelerseniz beyin kontrollü çalışır, stresle değil. Anlamsal çerçeveleme yapabilen kişi zihnini yönetebilir. Beynimizi kullanma ustası olmamız gerekiyor.” dedi.</p>
<p><strong>Planlama belirsizliği azaltır</strong></p>
<p>Günlük, orta ve uzun vadeli planlamanın psikolojik güven oluşturduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bir insan günü planlarsa, yakın ve uzak hedeflerini belirlerse belirsizlik ortadan kalkar. Kurallı ortamlarda güven oluşur. Hukukun üstün olduğu toplumlarda da aynı şekilde öngörülebilirlik vardır ve insanlar kendini güvende hisseder.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zaman en değerli sermayedir</strong></p>
<p>İnsanın sahip olduğu en kritik kaynaklardan birinin zaman olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Finansal sermayemiz olduğu gibi psikolojik, sosyal ve zaman sermayemiz de var. Zamanı yönetmek en önemli beceridir. İnsanların harcadığı zamana bakın, hayatlarını anlarsınız. İnsan, yalnızca yemek, içmek, üremek ve barınmak için programlanmış bir varlık değildir. Genetik kodlarımız, diğer canlılardan farklı olarak daha geniş bir anlam ve amaç arayışına işaret eder. Örneğin bir köpeğin hayal dünyasında kemik, bir kedinin dünyasında ise fare ya da balık vardır. Diğer canlıların ekosistem içindeki görevleri genetik olarak belirlenmiştir. Arılar bu sistemin en kritik unsurlarından biridir. Yapılan modellemelere göre arıların yok olması, tozlaşma sürecinin kesintiye uğramasına ve uzun vadede ekosistemin ciddi şekilde zarar görmesine yol açar. Bu da doğadaki her canlının belirli bir işlevi olduğunu gösterir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>İnsan, doğayı aşan bir varlıktır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, insanın ekosistemdeki rolüne değinerek, bilinç ve irade sahibi olmanın sorumluluk getirdiğini kaydetti ve “İnsan özgür iradesiyle hem iyilik hem kötülük yapabilen bir varlık. Doğaya hükmedebilecek güce sahip. Bu yüzden kendini aşmayı başarması gerekiyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Psikolojideki ihtiyaçlar hiyerarşisine de değinen Prof. Dr. Tarhan, insanın en üst düzey gelişiminin “kendini aşma” ile mümkün olduğunu ifade etti ve “Sadece kendini gerçekleştirmek yetmez; kendini aşmak gerekir. Başkalarına yardım etmek, manevi ihtiyaçları önemsemek, prososyal duygular geliştirmek insanı olgunlaştırır.” dedi.</p>
<p><strong>Zeki ve başarılı olmak yetmez, iyicil olmak gerekir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, başarı kavramının yeniden tanımlanması gerektiğini söyleyerek, “Zeki ve başarılı olmak tek başına yeterli değil. Zeki ama zararlı işler yapan insanlar var. Başarı için zeki, çalışkan ve iyicil olmak gerekir.” diye konuştu.</p>
<p>Gençlere sınavı doğru konumlandırmaları çağrısında bulunan Prof. Dr. Tarhan, başarısızlık durumunda bile kazanım olduğunu vurguladı ve “Her sınav insanı geliştirir. Başarısız olsanız bile bir şey öğrenirsiniz. Sınav zahmetlidir ama meyvesi tatlıdır.” şeklinde görüşlerini dile getirdi.</p>
<p><strong>Dürtülerini yönetebilmek önemli</strong></p>
<p>İçsel disiplinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Her sınav insanı geliştirir; bunu özellikle vurgulamak gerekir. Sınav süreci ve hazırlık aşaması zahmetli ve zaman zaman zorlayıcıdır, ancak sonunda elde edilen kazanımlar değerlidir. Başarısız olsanız bile mutlaka bir şeyler öğrenirsiniz; bu da aslında bir tür başarıdır. Bu nedenle sınavın kendisine değil, başarmanın getireceği doyuma odaklanmak gerekir. Sınavın zorluğu hissedildiğinde, çoğu zaman dikkati dağıtan alternatifler ortaya çıkar: ‘Hadi maça gidelim, Biraz bilgisayarla oyalanayım’ ya da ‘Telefonla vakit geçireyim’ gibi düşünceler… İşte tam o anda kişinin kendine şu soruyu sorması önemlidir: ‘Ben neden çalışmak istiyorum?’ Eğer bu soruya güçlü bir ideal ve anlamlı bir hedefle cevap verebiliyorsa, kişi içindeki arzu ve dürtülere ‘dur’ diyebilir. Gerçek özgürlük, her istediğini yapmak değildir. Asıl özgürlük, insanın kendi arzu ve dürtülerini yönetebilmesi, onlara hâkim olabilmesidir. Bu nedenle özgür olmak isteyen bir birey, içindeki ayartıcı ve dikkat dağıtıcı dürtüleri kontrol edebilmeyi öğrenmelidir. Bu beceri yalnızca akademik başarı için değil; aynı zamanda sosyal ilişkilerde, duygusal dengede ve genel yaşam başarısında da belirleyici bir rol oynar.” dedi.</p>
<p><strong>Çıkarcılık kısa vadeli, erdem uzun vadeli kazandırır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, kısa vadeli hazlar ile uzun vadeli anlam arasında doğru dengeyi kurabilen bireylerin hem akademik hem de yaşam başarısında öne çıktığını vurguladı.</p>
<p>İnsan davranışlarını yönlendiren temel motivasyonlara değinen Prof. Dr. Tarhan, “Çıkarcı olmak mı kârlıdır, erdemli olmak mı kârlıdır diye sorsak çoğu kişi çıkarcı olmanın kârlı olduğunu söyler. Doğrudur; kısa vadede çıkarcılık kazandırır. Ama orta ve uzun vadede kazanan her zaman erdemli olandır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Akademik başarı tek başına yeterli değil</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, günümüzde eğitim anlayışının dönüşmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Gelişmiş ülkelerde artık okullarda sadece akademik başarıya bakılmıyor. Sosyal ve duygusal öğrenme (SEL) programları uygulanıyor. Çünkü akademik başarı tek başına hayat başarısını getirmiyor.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, başarıyı yalnızca maddi kazançla ilişkilendirmenin ciddi bir hata olduğunu belirterek, “Bir çocuk ‘Benim zaten param var, neden çalışayım?’ diyordu. Çünkü başarıya yüklediği tek anlam paraydı. Oysa başarıya daha büyük, daha derin bir anlam yüklenmeli.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Gençlere haz değil, anlam odaklı yaşayın önerisi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, gençlere “Gelecekte parmakla gösterilen biri olmak istiyorsanız, haz odaklı değil anlam odaklı bir hayat kurun. ‘Hemen olsun’ diyenler değil, bekleyebilenler kazanır.” önerisinde bulundu.</p>
<p>Günümüz gençlerinin en büyük sorunlarından birinin dikkat dağınıklığı olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Ders çalışırken telefonunuzu başka odaya alın. Bildirimler dikkati böler. Aileler de yemek sırasında telefonları ortadan kaldırmalı.” dedi.</p>
<p><strong>Ergenlik doğal ama riskli bir dönem</strong></p>
<p>Gençlik dönemine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Ergenlikte hatalar yapmak doğaldır. Ancak büyük risklerden kaçınmak gerekir. Bu dönem öğrenme ve gelişim dönemidir.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ebeveynlere de önemli uyarılarda bulunarak, “Anne babalar iyi niyetle destek olmaya çalışırken kaygılarını çocuklara bulaştırabiliyor. ‘Çalışmasan da olur’ demek bazı çocuklarda daha fazla stres oluşturur. En doğru yaklaşım şu: ‘Sen çalış, elinden geleni yap. Sonuç ne olursa olsun önemli değil.’” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gençler kendi planını yapmalı</strong></p>
<p>Bireysel sorumluluğun önemini vurgulaya Prof. Dr. Tarhan, “Gençler kendi planlarını yapmalı ve ailelerine bunu net şekilde ifade etmelidir. ‘Ben planımı yaptım’ diyebilen bir genç hem kendi kaygısını hem de ailesinin kaygısını yönetebilir.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sınav başarısının yalnızca bilgiyle değil; anlam, sabır, öz kontrol ve psikolojik dayanıklılıkla mümkün olduğunu belirterek, gençlerin uzun vadeli hedeflere odaklanmaları gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Çocuk, anne babanın uzantısı değildir</strong></p>
<p>Ailelerin çocuklarına yaklaşımında sık yapılan hatalara değinen Prof. Dr. Tarhan, “Çocuk özgüven kazandıkça ailede ‘ben’ olarak kalıp ‘biz’ olmasına izin verilmelidir. Anne baba çocuğu kendi uzantısı gibi görmemeli. ‘Yat’, ‘kalk’ diyerek yönetilecek bir varlık değil. O ayrı bir bireydir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sınavda ‘anda kalmak’ başarıyı artırır</strong></p>
<p>Sınav anında yaşanan kaygının yönetimine ilişkin pratik öneriler de paylaşan Prof. Dr. Tarhan, “anda kalma” yönteminin önemini vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Sınav sırasında zor bir soruya takılan öğrenci ‘Eyvah yapamayacağım’ diyerek panikleyebiliyor. Bu durumda yapılacak en doğru şey, önce iyi bilinen soruları çözmektir. Zor sorular işaretlenip sona bırakılmalıdır. İnsan beyni bir tahmin organıdır. İlk akla gelen cevap çoğu zaman doğrudur. Ama onu işaretleyip kalan zamanda tekrar değerlendirmek gerekir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinavda-anda-kalmak-basariyi-artiriyor-637424">Sınavda &#8216;anda kalmak&#8217; başarıyı artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayvalık&#8217;ın yaşayan mutfak efsaneleri…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ayvalikin-yasayan-mutfak-efsaneleri-636326</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 18:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ayvalık]]></category>
		<category><![CDATA[efsaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[esat]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[kaçak]]></category>
		<category><![CDATA[kurucusu]]></category>
		<category><![CDATA[kuşak]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[mutfak]]></category>
		<category><![CDATA[yaşayan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636326</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz cuma günü onlarca yerel firmanın katılımıyla kapılarını açan ve büyük ilgi gören Ayvalık GastroFest’in son gününde, Ayvalık’ta yarım yüzyıldan fazla süredir esnaflık yapan yerel lezzet ustaları panelde bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayvalikin-yasayan-mutfak-efsaneleri-636326">Ayvalık&#8217;ın yaşayan mutfak efsaneleri…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz cuma günü onlarca yerel firmanın katılımıyla kapılarını açan ve büyük ilgi gören Ayvalık GastroFest’in son gününde, Ayvalık’ta yarım yüzyıldan fazla süredir esnaflık yapan yerel lezzet ustaları panelde bir araya geldi.<br />Moderatörlüğünü Aylin Öney Tan’ın yaptığı panele; Altınova Ege Lokantası ikinci kuşak temsilcisi Mustafa Karabulut, Şeytan’ın Kahvesi’nin kurucusu Suat Kaçak, Ayvalık İmren Pastanesi temsilcisi İbrahim Kıran ve Aranan Köfteci Esat’ın kurucusu Esat Özağra katıldı.<br />GastroFest’e damga vuran konuşmasıyla katılımcıların ilgi odağı olan, zaman zaman güldüren zaman zaman da düşündüren sözleriyle panele renk katan Aranan Köfteci Esat’ın kurucusu Esat Özağra, babasının yanında henüz 7 yaşındayken, okul çıkışlarında çalışmaya başlayarak köftecilik mesleğine adım attığını anlattı. 77 yaşına rağmen işinin başından bir dakika bile ayrılmadığını söyleyen Özağra, mesleğine duyduğu bağlılığı vurguladı.<br />“Herkes çocuğunu okutsun ama meslek sahibi de yapsın”<br />Yaklaşık 70 yıldır kasaptan titizlikle seçtiği etlerden kıyma yaptırdığını ve köfteyi kendi elleriyle yoğurduğunu anlatan Esat Özağra, kendisinden sonra dükkânı kızının, damadının ve torununun sürdüreceğini belirtti.<br />Çırak bulamamaktan ve yeni ustalar yetiştirememekten yakınan Özağra, şunları söyledi:<br />“Çırak bulamıyoruz, yetiştirecek şefler bulamıyoruz. Herkes çocuğunu okutmak istiyor. Tamam, okutsunlar ama bu meslekleri kim yapacak? Gelecekte bu meslekleri sürdürecek insan bulamayacağız. Herkes çocuğunu yalnızca okutmasın; okutsa bile bir mesleğe yönlendirsin. Bize çıraklar geliyor, başını telefondan kaldırmıyor.”<br />Şeytan’ın Kahvesi artık bir kültür merkezi gibi<br />Ayvalık’ın tarihi sokaklarından biri olan ve Mustafa Kemal Atatürk’ün 1934 yılında kente geldiği 13 Nisan Caddesi Palabahçe’de bulunan, kitaplığıyla kültür ve sanat etkinlikleriyle tanınan Şeytan’ın Kahvesi’nin kurucusu Suat Kaçak da kahvehanede yıllardır film ve dizi çekimleri yapıldığını söyledi.<br />İşletmenin adeta bir plato haline geldiğini belirten Kaçak, artık “Şeytan Kültür Merkezi” olarak anılmaya başlandığını ifade etti. Oğlu Mustafa Kaçak ve kendi adını taşıyan 20 yaşındaki torunu Suat Kaçak ile birlikte işletmeyi gelecek kuşaklara taşımayı hedeflediklerini belirten Kaçak, kahvehanenin kapısına hiçbir zaman kilit vurulmayacağını söyledi.<br />100 yıldır lor kurabiyesinin adresi<br />Ayvalık İmren Pastanesi temsilcisi İbrahim Kıran ise pastanenin kurucusu olan dayısının, 1934 yılında Ayvalık’a gelen Mustafa Kemal Atatürk’e lor kurabiyesi ikram ettiğini, Atatürk’ün de kendisini çağırarak teşekkür ettiğini anlattı.<br />100 yılı aşkın süredir Ayvalık’ta aynı lezzeti koruyarak coğrafi işaret tescilli lor kurabiyesi üretmeye devam ettiklerini belirten Kıran, İmren Pastanesi’nin kuşaktan kuşağa aktarılan bir aile işletmesi olarak varlığını sürdüreceğini söyledi.<br />Altınova’nın ilk esnaf lokantası<br />Baba dedesi Hüseyin Avni Güven tarafından 1942 yılında Altınova’da kurulan esnaf lokantasını, ikinci kuşak işletmeci 68 yaşındaki Mustafa Karabulut, iki oğluyla birlikte 45 yıldır yaşatıyor.<br />Altınova’da aile işletmesi olarak kurulan Ege Lokantası; bol kepçe servis edilen yemekleri, zeytinyağlıları, fırında harmanlanan lezzetleri ve her gün değişen menüsüyle damaklarda iz bırakan, Ayvalık’ta ayakta kalmayı başaran sayılı esnaf lokantalarından biri olmayı sürdürüyor.<br />Lokantanın ikinci kuşak işletmecisi Mustafa Karabulut, işletmenin üçüncü kuşağa da devredileceğini belirterek, “Büyük oğlum öğretmen ama işin başında. Küçük oğlum ise lisede mutfak, üniversitede konaklama işletmeciliği okudu. Şimdi üçüncü kuşak olarak devam ediyorlar. Ege Lokantası’nın bacasındaki duman hiçbir zaman eksik olmayacak” dedi.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayvalikin-yasayan-mutfak-efsaneleri-636326">Ayvalık&#8217;ın yaşayan mutfak efsaneleri…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlik yaşta değil, ruhta!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genclik-yasta-degil-ruhta-636220</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[ruhta]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<category><![CDATA[zihni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636220</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, ruhsal yaş ile kronolojik yaşın farkı; sosyal ilişkiler, yeni deneyimler ve yaşamla kurulan bağın gençlik hissi üzerindeki etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclik-yasta-degil-ruhta-636220">Gençlik yaşta değil, ruhta!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, ruhsal yaş ile kronolojik yaşın farkı; sosyal ilişkiler, yeni deneyimler ve yaşamla kurulan bağın gençlik hissi üzerindeki etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>İnsan ruhu, hissettiği yaştadır!</strong></p>
<p>Günümüzde yaş almanın çoğu zaman yalnızca takvim yaşı üzerinden değerlendirildiğini aktaran Dr. Günay Hajiyeva, “Oysa bazı insanlar 30 yaşında hayattan kopmuş gibi görünürken, bazıları 70 yaşında bile yaşam enerjisiyle çevresine ilham verebiliyor. Bunun nedeni yalnızca biyolojik faktörler değil; kişinin ruhsal yaşı, yaşamla kurduğu bağ ve zihinsel esnekliğidir. Çünkü insan ruhu, hissettiği yaştadır.” dedi.</p>
<p>Psikolojide yaş kavramının yalnızca kronolojik yaştan ibaret olmadığına dikkat çeken Dr. Hajiyeva, “Kronolojik yaş, takvim üzerindeki yaşımızı ifade ederken; biyolojik yaş bedenimizin fiziksel durumunu gösterir. Bir de ruhsal yaş vardır. Ruhsal yaş, kişinin kendisini duygusal ve zihinsel olarak nasıl hissettiğiyle ilgilidir. İnsan zihni, kendisine sürekli anlatılan hikâyelere inanma eğilimindedir. ‘Artık çok yaşlandım’, ‘benden geçti’, ‘geç kaldım’ gibi düşünceler zihni geri çekerken; ‘hâlâ öğrenebilirim’, ‘hayatımda yeni başlangıçlar olabilir’, ‘önümde güzel yıllar var’ düşünceleri zihinsel canlılığı destekler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zihin yaş aldığı için değil; durağanlaştığı için yaşlanır! </strong></p>
<p>Zihnin yaş aldığı için değil; durağanlaştığı için yaşlandığını dile getiren Dr. Günay Hajiyeva, “Öğrenme isteğinin kaybolması, merak duygusunun azalması, heyecan hissinin yok olması zihinsel yaşlanmayı hızlandıran önemli etkenlerdir.” dedi.</p>
<p>Tekdüze yaşam biçiminin de bu süreci desteklediğini ifade eden Dr. Hajiyeva, şöyle devam etti:</p>
<p>“Her günün bir öncekinin tekrarı hâline gelmesi, zihni ‘otomatik pilot’ sistemine geçirir. Otomatik pilot kısa vadede güven hissi verse de uzun vadede yaşam sevincini azaltabilir. Çünkü zihin yenilik ister; yeni deneyimler karşısında uyarılır, öğrenir ve canlı kalır.</p>
<p>Birçok insanın ‘yılların nasıl geçtiğini anlamadım’ demesinin nedeni de budur. Beyin, yeni olmayan bilgileri kaydetme ihtiyacı duymaz. Günler birbirinin aynı hâline geldiğinde zaman algısı silikleşir. Bu durum zamanla kronik stres, tükenmişlik ve duygusal donukluk hissine yol açabilir.”</p>
<p><strong>İnsanın her yaşta yeni başlangıçlar yapabilmesi mümkün! </strong></p>
<p>Toplumda yaşla ilgili kalıplaşmış birçok mesajın da ruhsal yaşlanmayı hızlandırabildiğine işaret eden Dr. Günay Hajiyeva, “‘Artık bu yaştan sonra olmaz’, ‘senin yaşın geçti’ gibi söylemler insanların yaşamla bağını zayıflatabiliyor.” dedi.</p>
<p>Oysa insanın her yaşta yeni başlangıçlar yapabileceğini kaydeden Dr. Hajiyeva, “40 yaşında yeni bir meslek öğrenmek, 50 yaşında yeniden âşık olmak, 60 yaşında üniversite okumak ya da 70 yaşında yeni bir projeye başlamak mümkündür. Ruhsal yaşımızı takvim yaşımızdan biraz daha genç tutabilmek, yaşam enerjimizi korumamıza yardımcı olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Hangi yaşta olursak olalım, merak ettiğimiz şeyleri denemekten vazgeçmemek gerekir!</strong></p>
<p>Ruhsal olarak genç kalmanın en önemli yollarından birinin yeni deneyimlere açık olmak olduğunu vurgulayan Dr. Günay Hajiyeva, “Bu deneyimlerin büyük ve hayat değiştirici olması gerekmez. Daha önce gidilmemiş bir yerde kahvaltı yapmak, farklı bir yoldan yürümek, yeni insanlarla tanışmak ya da yeni bir hobi edinmek bile zihni canlandırır. Çünkü beyin her yeni deneyimde dopamin salgılar. Dopamin yalnızca mutlulukla ilişkili değildir; aynı zamanda yaşam enerjisini ve motivasyonu destekleyen önemli bir nörotransmitterdir.” dedi.</p>
<p>İlk kez yaşanan duyguların da insanı canlı tuttuğu bilgisini veren Dr. Hajiyeva, şunları söyledi:</p>
<p>“Gençlik dönemindeki heyecanların unutulmamasının nedeni de budur. İlk kez yapılan şeyler zihinde daha güçlü iz bırakır. Bu nedenle hangi yaşta olursak olalım, merak ettiğimiz şeyleri denemekten vazgeçmemek gerekir.</p>
<p>İç konuşmalarımız da ruhsal yaşımız üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Zihin en çok kendi iç sesimizi dinler. Sürekli yorgunluk, tükenmişlik ve umutsuzluk mesajları veren bir iç ses zamanla zihni buna inandırır. Buna karşılık ‘henüz bitmedi’, ‘hâlâ öğrenebilirim’, ‘yeni bir dönem başlayabilir’ gibi düşünceler zihinsel dayanıklılığı artırır. Yapılan bazı araştırmalar da kendisini kronolojik yaşından daha genç hisseden kişilerin uzun vadede hastalıklara yakalanma riskinin daha düşük olabileceğini gösteriyor.”</p>
<p><strong>İnsanları hayatımızdan çıkarmak yerine ilişkileri korumaya çalışmak daha sağlıklı olabilir! </strong></p>
<p>İnsan zihninin yalnız yaşamak için tasarlanmadığını hatırlatan Dr. Günay Hajiyeva, “Sosyal ilişkiler, aidiyet hissini güçlendirir ve kişinin yaşamla bağını canlı tutar. Günümüzde bireyselleşme ve yalnızlaşma giderek artıyor olsa da kaliteli ilişkiler ruh sağlığı açısından büyük önem taşır. Bir kahkaha, bir sohbet, bir anı paylaşımı ya da bir göz teması bile kişinin kendisini canlı hissetmesine katkı sağlar. Bu nedenle insanları hayatımızdan hızlıca çıkarmak yerine ilişkileri onarmaya ve bağları korumaya çalışmak daha sağlıklı olabilir.” dedi.</p>
<p>Fiziksel hareketin ruhsal gençliğin önemli bir parçası olduğuna değinen Dr. Hajiyeva, “Spor yapmak, dans etmek, yürümek ya da bedeni hareket ettiren herhangi bir aktivite hem zihinsel hem duygusal sağlığı destekler. Hareket sayesinde kaygı düzeyi azalır, depresif belirtiler hafifler ve zihinsel esneklik artar. İnsan hareket ettikçe yaşadığını daha güçlü hisseder.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>İnsanın gerçek yaşı, ruhunun hissettiği yaştır!</strong></p>
<p>Bir diğer önemli noktanın ise gelecekle bağ kurabilmek olduğuna vurgu yapan Dr. Günay Hajiyeva, “İnsan, geleceğe dair planları olduğu sürece yaşam enerjisini korur. Bu planların büyük olması gerekmez. Bir arkadaş buluşması, torunla yapılacak bir gezi, başlanacak bir kurs ya da izlenecek bir film bile zihni canlı tutabilir. Gelecek duygusunu kaybetmemek, ruhsal olarak genç kalmanın temel unsurlarından biridir.” dedi.</p>
<p>Genç hissetmenin, yaşın gerçekliğini inkâr etmek anlamına gelmediğinin altını çizen Dr. Hajiyeva, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Elbette herkesin bir biyolojik ve kronolojik yaşı vardır. Yaş almak aynı zamanda deneyim, olgunluk ve tecrübe kazandırır. Ancak ruhsal yaşlanma farklı bir kavramdır. Ruhsal yaşlanma; hayata karşı merakın, heyecanın ve umudun kaybolmasıdır.</p>
<p>Beden zamanla yaş alır; bunu durdurmak mümkün değildir. Ancak ruh, merak ettiği, öğrendiği, heyecan duyduğu ve insanlarla bağ kurmaya devam ettiği sürece genç kalabilir. Bu nedenle ruhsal yaşımızı genç tutmak için yaşamın içinde kalmaya, yeni deneyimlere açık olmaya, sosyal bağlarımızı güçlendirmeye ve zihnimize umut veren mesajlar göndermeye devam etmeliyiz. Çünkü insanın gerçek yaşı, ruhunun hissettiği yaştır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclik-yasta-degil-ruhta-636220">Gençlik yaşta değil, ruhta!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kemer&#8217;de Türk Sanat Müziği Konseri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kemerde-turk-sanat-muzigi-konseri-635911</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 May 2026 18:53:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[engel]]></category>
		<category><![CDATA[Engelli Bireyler]]></category>
		<category><![CDATA[kemer]]></category>
		<category><![CDATA[konser]]></category>
		<category><![CDATA[konseri]]></category>
		<category><![CDATA[Mola Evi]]></category>
		<category><![CDATA[müziği]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[teşekkür]]></category>
		<category><![CDATA[topaloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[yaptığı]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635911</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bahriye Kocadağ’ın çalıştırdığı Türk Sanat Müziği Korosu, Kemer’de konser verdi. Konser alanında, Kemer Belediyesi Mola Evi’ndeki engelli bireylerin yaptığı resim ve katı atıklardan yaptıkları eserler de sergilendi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kemerde-turk-sanat-muzigi-konseri-635911">Kemer&#8217;de Türk Sanat Müziği Konseri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bahriye Kocadağ’ın çalıştırdığı Türk Sanat Müziği Korosu, Kemer’de konser verdi. Konser alanında, Kemer Belediyesi Mola Evi’ndeki engelli bireylerin yaptığı resim ve katı atıklardan yaptıkları eserler de sergilendi. </p>
<p>Kemer Belediyesi’nin destekleriyle Mustafa Ertuğrul Aker Parkı’nda düzenlenen konser ve sergiye, Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu ile eşi Fikriye Topaloğlu, Kemer Belediye Başkan Yardımcıları Emin Gül, Semih Top, Mehmet Derya Baytekin, Kemer Belediye Meclis Üyeleri Mustafa Bilici, Mehmet Akın, CHP Kemer Kadın Kolları Başkanı Ayşegül Çelebi, Kemer Belediyesi Mola Evi çalışanları, engelli bireyler ile aileleri ve vatandaşlar katıldı. </p>
<p>Saygı duruşunda bulunulmasının ardından İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda, sanatseverler koronun seslendirdiği şarkılarla güzel bir akşam yaşadı. </p>
<p>Konseri izlemeye gelenler, koronun seslendirdiği şarkılara zaman zaman eşlik ederek keyifli anlar yaşadı. Koronun sergilediği performans, izleyenlerden büyük alkış topladı. </p>
<p><strong>Özel insanlardan özel sergi </strong></p>
<p>Konser alanında, Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu öncülüğünde Kemer’e kazandırılan Kemer Belediyesi Mola Evi’nde sosyal aktivitelere katılan engelli bireylerin resim ve katı atıklardan oluşturdukları eserleri de sergilendi. </p>
<p>Sanatın hiçbir engel tanımadığını gösteren sergi, hem ziyaretçilere de farklı bakış açıları kazandırırdı hem de toplumsal farkındalığın artmasına katkı sağladı. </p>
<p>Renklerin ve duyguların buluştuğu anlamlı sergiyi gezerek eserler hakkında bilgi alan Başkan Topaloğlu ve beraberindekiler, engelli bireyleri emeklerinden dolayı tebrik etti. </p>
<p><strong>Başkan Topaloğlu’na Mola Evi teşekkürü </strong></p>
<p>Mola Evi’nde Özel Eğitim Öğretmeni Zeynep Özcan Karakoyunlu, yaptığı açıklamada, “Konser alanında özel çocukların yaptıkları eserleri sergiliyoruz. Çocuklarımız, atık materyallerden birçok etkinlik yaptık. Bazıları resim yaptı. Amacımız, engelli çocukların sosyalleşmesi, kendilerine güvenmelerini, başarı elde etmeleri ve mutlu olmalarını sağlamak. Bize her zaman destek veren Kemer Belediye Başkanımız Necati Topaloğlu’na teşekkür ediyorum.” dedi. </p>
<p>Engelli bireylerden Ramazan Tekkanat ise kendi elleriyle yaptığı maket ev yaptığını ve çok güzel olduğunu belirterek, Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu’na teşekkür ettiğini söyledi. </p>
<p>Engelli bireylerden Ceylin Başıbüyük de Mola Evi’nde çok mutlu olduğunu ve eğlendiğini belirterek, Mola Evi’ni Kemer’e kazandırdığı için Başkan Topaloğlu’na teşekkür ettiğini anlattı. </p>
<p>Engelli birey Deniz Keskin’in annesi Fevziye Keskin de “Yaklaşık 25 yıldır Kemer’de yaşıyorum. Engelli çocuklara Mola Evi imkanı daha yeni tanındı. Kızım için çok güzel oldu. Yaptığı resimleri sergileme imkanı bulduk. Başkanımıza çok minnet duyuyorum ve ona çok teşekkür ediyorum.” dedi. </p>
<p>Engelli birey Ceylin Başıbüyük’ün annesi Zeynep Başıbüyük de Mola Evi’ni kazandırdığı için Başkan Topaloğlu’na teşekkür ettiğini ifade ederek, “Başkanımız çocuklarımızla her zaman çok yakından ilgileniyor. Biz çok memnunuz. Çocuğum Mola Evi’ne gittiği zaman çok mutlu oluyor. Mola Evi’nde çalışan herkesten Allah razı olsun.” diye konuştu. </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kemerde-turk-sanat-muzigi-konseri-635911">Kemer&#8217;de Türk Sanat Müziği Konseri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öğrencilere deneme sınavı sonrası mangal partisi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ogrencilere-deneme-sinavi-sonrasi-mangal-partisi-635875</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2026 13:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[kurs]]></category>
		<category><![CDATA[mangal]]></category>
		<category><![CDATA[Mangal Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilere]]></category>
		<category><![CDATA[partisi]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[sınavı]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[teşekkür]]></category>
		<category><![CDATA[topaloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635875</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu, Ahmet Erkal Destek Eğitim Kursu'nda üniversite sınavına ücretsiz olarak hazırlanan öğrencilere motivasyon için mangal partisi düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ogrencilere-deneme-sinavi-sonrasi-mangal-partisi-635875">Öğrencilere deneme sınavı sonrası mangal partisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu, Ahmet Erkal Destek Eğitim Kursu&#8217;nda üniversite sınavına ücretsiz olarak hazırlanan öğrencilere motivasyon için mangal partisi düzenledi.</p>
<p>Ahmet Erkal Destek Eğitim Kursu bahçesinde düzenlenen mangal partisine, Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu ile eşi Fikriye Topaloğlu, Kemer Belediye Başkan Yardımcıları Semih Top, Mehmet Derya Baytekin, Kemer Belediye Meclis Üyeleri Mustafa Bilici, Ali Akar, Cansın Efir, Kurs Koordinatörü Ali Yıldırım, Kurs Müdürü Tuğba Kıraç, öğretmenler ve öğrenciler katıldı. </p>
<p>Üniversite sınavına az bir süre kala kampa giren Ahmet Erkal Destek Eğitim Kursu öğrencileri, bugünkü deneme sınavından sonra mangal partisinde hem dinlenme fırsatı buldu hem de stres attı. </p>
<p>Etkinlikte öğrencilerle tek tek selamlaşarak sohbet eden Başkan Topaloğlu, öğrencilerin bir ihtiyacı olup olmadığını sordu.</p>
<p>Daha sonra mangalın başına geçen Başkan Topaloğlu, öğrencilere kendi elleriyle köfte ve sucuk ikramında bulundu.</p>
<p>Yemek sonrası açıklama yapan Başkan Topaloğlu, öğrencilerin artık son viraja girdiğine dikkat çekerek, üniversite sınavına az bir süre kaldığını söyledi. </p>
<p>Kurs Koordinatörü Ali Yıldırım ve kurs öğretmenlerinin işi sıkı tuttuğunu ifade eden Başkan Topaloğlu, “Her zaman ders olmuyor. Çocuklarımız bugün bir deneme sınavına girdi. Onların motivasyonunu yüksek tutmak için sınav sonrası bir mangal partisi düzenledik. Üniversite sınavına girmeden önce yine öğrencilerimize bir moral eğlencesi düzenleyeceğiz. Başarılı olacaklarına inanıyorum. Yemek sonrası hemen ders çalışmaya devam eden öğrencilerimiz var. Çalışmadan hiçbir şey olmuyor. Tüm öğrencilerimize başarılar diliyorum.” dedi. </p>
<p>Kurs Koordinatörü Yıldırım ise öğrencilere verdiği mangal partisi için Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu’na teşekkür ettiğini belirterek, “Her şey sınavdan ibaret değil. Çocuklarımızın önce gülmeye, eğlenmeye ve kendine güvenmeye hakkı var. Üniversite sınavı öncesi çocuklarımızı kapma aldık. Bol bol soru çözdürüp analiz yaptırıyoruz. Her zaman çocuklarımızın yanındayız. Onlarla mutlu ve güzel bir final yaparak coşkuyla kutlayacağız.” diye konuştu. </p>
<p>Öğrencilerden Başkan Topaloğlu’na teşekkür </p>
<p>Kurs öğrencilerinden Osman Efe Embiyaoğlu, “Başkanımız bize her anlamda destek veriyor. Mangal partisi için kendisine teşekkür ediyorum. Bu tarz etkinlikler bizim için güzel oluyor ve motivasyonumuzu artırıyor. Sınava az bir zaman kaldı. Hırslı şekilde hazırlanıyoruz. Başaracağımıza inanıyoruz.” ifadelerini kullandı. </p>
<p>Öğrencilerden Sena Altuntaş da motivasyon için kendilerine her zaman destek olan Başkan Topaloğlu’na teşekkür ettiğini kaydetti. </p>
<p>Öğrencilerden Emin Demirelli ise “Sınava az zaman kaldı. Başkanımızın bize verdiği desteklerle sınava daha güçlü şekilde hazırlanıyoruz. Motivasyonumuzu artırmaya yönelik etkinlikler için Başkanımıza çok teşekkür ediyorum.” diye konuştu. </p>
<p>Öğrencilerden Kaan Özdemir de Başkan Topaloğlu’nun kendilerine olan destekleri hiçbir zaman eksik etmediğine işaret ederek, “Sınava az zaman kala yapılan mangal etkinliği için Başkanımıza teşekkür ediyorum. Sınavda başarılı olup başarımızı Başkanımıza hediye edeceğiz.” dedi. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ogrencilere-deneme-sinavi-sonrasi-mangal-partisi-635875">Öğrencilere deneme sınavı sonrası mangal partisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Safra kanalındaki tekrarlayan taşlardan ameliyatsız kurtuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/safra-kanalindaki-tekrarlayan-taslardan-ameliyatsiz-kurtuldu-635613</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 09:24:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatsız]]></category>
		<category><![CDATA[Kanalın]]></category>
		<category><![CDATA[kanalındaki]]></category>
		<category><![CDATA[Karın Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuldu]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[meltem]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[safra]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[taşlardan]]></category>
		<category><![CDATA[tekrarlayan]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635613</guid>

					<description><![CDATA[<p>2023 yılında şiddetli karın ağrısı şikayetiyle Prof. Dr. Meltem Ergün’e başvuran 51 yaşındaki Nurcan Turaylar’ın ilk muayenesinde safra kanalında tıkanıklık tespit edildi ve stent takıldı. İlerleyen zamanlarda safra kanalında taş oluşan hastanın 2024 yılında safra kesesi alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/safra-kanalindaki-tekrarlayan-taslardan-ameliyatsiz-kurtuldu-635613">Safra kanalındaki tekrarlayan taşlardan ameliyatsız kurtuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2023 yılında şiddetli karın ağrısı şikayetiyle Prof. Dr. Meltem Ergün’e başvuran 51 yaşındaki Nurcan Turaylar’ın ilk muayenesinde safra kanalında tıkanıklık tespit edildi ve stent takıldı. İlerleyen zamanlarda safra kanalında taş oluşan hastanın 2024 yılında safra kesesi alındı. Yaklaşık 2 hafta önce yüksek ateş, sarılık ve karın ağrısı şikayetleriyle tekrar Prof. Dr. Ergün’e başvuran Turaylar’ın safra kanalında 3 santimetrelik taşlar tespit edildi. Hastaya kolanjioskopi işlemi uygulandı ve lazer yöntemi ile taşları kırıldı. Sağlığına kavuşan Türaylar, “Bu sancı hiçbir şeye benzemiyor,  safra kanalına düşen o taş çok fena bir ağrı yapıyor. Meltem hocam da sağ olsun, yeni bir teknoloji varmış, safra kanalındaki taşları lazerle kırabiliyorlarmış. Şu anda çok iyiyim” dedi.</p>
<p>Nurcan Turaylar, 2023 yılında şiddetli karın ağrısı şikayetiyle Yeditepe Üniversitesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Meltem Ergün’e başvurdu. İlk muayenelerinde kanalda tıkanıklık tespit edilen hastaya stent takılarak müdahale edildi. Ancak bünyesinin tekrar taş üretmesi üzerine 2024 yılında safra kesesi operasyonla alındı. İlerleyen zamanlarda hastanın safra kanalında tekrar taş oluştu. Yaklaşık 2 hafta önce yüksek ateş, sarılık ve dayanılmaz karın ağrısı şikayetleriyle tekrar Prof. Dr. Ergün’e başvuran hastanın safra kanalındaki taşların boyutları 3 cm olarak belirlendi. Hastanın, kolanjioskopi işlemi ile lazer yöntemiyle taşları kırıldı ve sağlığına kavuştu. Prof. Dr. Ergün, “Kolanjiyoskopi adını verdiğimiz safra kanalına girerek kanalın incelenmesi yöntemi, Yeditepe Üniversitesi Hastanelerinde ilk defa uygulanmakta olup dünyada da oldukça sayılı merkezde yapılmaktadır” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘KANALIN İÇİNE GİREREK BU TAŞLARI LAZER YÖNTEMİYLE KIRDIK’</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Meltem Ergün, “Nurcan Hanım bize sarılık, yüzde ve göz aklarında sararma, yüksek ateş ve karın ağrısı şikayetleriyle başvurdu. Kendisinin yaklaşık 15 yıldır bir kan hastalığı mevcuttu ve bu durum safra taşları yapmaya meyil etmekteydi. Bundan 2 yıl kadar önce de safra kesesi taşları, safra kesesiyle birlikte komple ameliyatla alındı. Buna rağmen zaman içerisinde tekrarlayan şekilde atakları devam etti. Bu sefer de safra yollarında taşlar tespit ettik. Birkaç seans ERCP işlemi yaparak safra kesesindeki taşları temizledik ve yerine stentler yerleştirdik. Ama son zamanlarda hastamızın taşları giderek daha da büyük, dev taşlar haline gelmeye başladı. Dev taşların da yaklaşık 3 santimetrelik oldukça büyük taşlar, ERCP işlemiyle çıkarılamayacak kadar büyük ve sert kaya gibi taşlar. Ne yapabiliriz diye düşündüğümüz zaman hastamıza safra kanalının içine girerek görüntüleme yaptık ve lazerle taşları kırma yöntemini uygulamaya karar verdik. Bu yöntem Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri bünyesinde ilk defa yapılan bir işlemdi. Gerçekten kanalın içine girerek bu taşları lazer yöntemiyle kırdık. Ondan sonraki süreçte hastamızın kliniği hemen o akşamdan itibaren oldukça rahatladı, ertesi gün de hastamızın taburcusuna karar verdik; laboratuvar değerlerimiz düzeldi. Şu an sağlığı gayet iyi” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Ergün, “Kolanjiyoskopi adını verdiğimiz safra kanalına girerek kanalın incelenmesi yöntemi, Yeditepe Üniversitesi Hastanelerinde ilk defa uygulanmakta olup dünyada da oldukça sayılı merkezde yapılmaktadır. Bu yöntem teknolojinin, tıbbın aslında ilerlediği yerleri göstermektedir. Son yıllarda endoskopik işlemlerde, safra yollarına müdahalelerde tıpta oldukça güzel gelişmeler oluyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘BU SANCI HİÇBİR ŞEYE BENZEMİYOR’</strong></p>
<p>51 yaşındaki bir çocuk annesi Nurcan Turaylar, “2023 yılında bir karın ağrısıyla şikayeti başlamıştı. Meltem hocama gelmiştim yine. Safra kanalında tıkanmalar olduğunu söylemişti ve stent takılmıştı. Fakat tekrardan taşlar oluşmuş. 2024 yılında yine karın ağrısı şikayetiyle hastaneye geldim. Bu sefer de safra kesemin alınması gerektiği söylendi çünkü çok fazla taş varmış. Safra kesesi alınmıştı, bayağı rahatladım. Fakat bu süreç içerisinde bünyem tekrar taş yapmaya devam etmiş. Geçen pazartesi günü sarılık ve ateş şikayetiyle hastaneye geldim. Hemen müdahale ettiler. Meltem hocam da sağ olsun, yeni bir teknoloji varmış, safra kanalındaki taşları lazerle kırabiliyorlarmış. Hemşire hanımlarımız da çok tecrübeli insanlar, devamlı kontrol altındaydım. İşlemden sonra bir iki gün içinde toparlandım. Şu anda çok iyiyim. Zaten değerlerim de kontrol altında, o yüzden de yakın zamanda taburcu olacağım. Bu sancı hiçbir şeye benzemiyor,  safra kanalına düşen o taş çok fena bir ağrı yapıyor. O karın ağrısı çok büyük bir şiddetle geliyor. İlk soruda doktor 10 derece üzerinden kaç veriyorsun dediğinde benim kesinlikle 9 ve 10 üzerine çıkıyordu” dedi.</p>
<p>  </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/safra-kanalindaki-tekrarlayan-taslardan-ameliyatsiz-kurtuldu-635613">Safra kanalındaki tekrarlayan taşlardan ameliyatsız kurtuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıkta kritik rol hemşirelerde!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikta-kritik-rol-hemsirelerde-635601</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 09:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Bakımın]]></category>
		<category><![CDATA[duran]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hemşire]]></category>
		<category><![CDATA[hemşirelerde]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[meslek]]></category>
		<category><![CDATA[noktada]]></category>
		<category><![CDATA[rol]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[sistemin]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635601</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Hemşire Melis Kübra Duran, 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında, hemşirelik mesleğinin sağlık sistemindeki kritik rolü, hasta bakımındaki etkisi, hekimlerle iş birliği ve mesleğin karşılaştığı zorluklar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-kritik-rol-hemsirelerde-635601">Sağlıkta kritik rol hemşirelerde!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Hemşire Melis Kübra Duran, 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında, hemşirelik mesleğinin sağlık sistemindeki kritik rolü, hasta bakımındaki etkisi, hekimlerle iş birliği ve mesleğin karşılaştığı zorluklar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Hemşirelik, bilimin ve vicdanın kesiştiği çok özel bir noktada duruyor!</strong></p>
<p>Hemşirelik mesleğinin, sağlık sisteminin görünmeyen ama vazgeçilmez omurgası olduğunu  ifade eden Uzman Hemşire Melis Kübra Duran, “Bir hastanenin koridorlarında, yoğun bakımın sessizliğinde ya da bir kliniğin telaşında aslında hayatı ayakta tutan en temel güçlerden biri hemşireliktir. Bu meslek yalnızca tıbbi uygulamaların yerine getirilmesi değil; insanın en kırılgan anında ona eşlik edebilme sanatıdır. Bu yönüyle hemşirelik, bilimin ve vicdanın kesiştiği çok özel bir noktada durur.” dedi.</p>
<p>Sağlık sistemindeki rolü açısından hemşireliğin hasta bakımının sürekliliğini sağlayan ana unsur olduğunu aktaran Duran, “Hekim tanı koyar ve tedavi planını oluşturur; ancak bu planın hayata geçirilmesi, izlenmesi ve değerlendirilmesine katkıda bulunulması büyük ölçüde hemşirelerin sorumluluğundadır. Hastanın yaşam bulgularının takibi, ilaç uygulamaları, komplikasyonların erken fark edilmesi gibi kritik süreçlerde hemşireler adeta sistemin ‘erken uyarı mekanizması’ gibi çalışır. Bu nedenle hemşirelik, sadece destekleyici bir rol değil, doğrudan hasta sonuçlarını etkileyen bağımsız bir profesyonel alandır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bir hastanın ‘beni anladılar’ demesi, çoğu zaman iyileşmenin ilk adımı! </strong></p>
<p>Bir hastanın tedavi sürecinde hemşirenin etkisinin en çok temasın yoğun olduğu anlarda hissedildiğini dile getiren Uzman Hemşire Melis Kübra Duran, “Hasta korktuğunda, ağrı çektiğinde, yalnız hissettiğinde ilk başvurduğu kişi çoğu zaman hemşiredir. Bu noktada hemşirelik yalnızca klinik becerilerle sınırlı kalmaz; psikososyal destek devreye girer. Hastaya güven vermek, onu anlamak, bazen sadece sessizce yanında durmak bile tedavi sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bir hastanın ‘beni anladılar’ demesi, çoğu zaman iyileşmenin ilk adımıdır.” dedi.</p>
<p>Ancak günümüzde hemşirelik mesleğinin ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Duran, şunları söyledi:</p>
<p>“Artan hasta yükü, yetersiz personel sayısı, uzun çalışma saatleri ve zaman zaman mesleki saygınlıkla ilgili yaşanan sorunlar, hemşirelerin iş doyumunu olumsuz etkileyebiliyor. Bunun yanında duygusal olarak yoğun bir meslek olması da tükenmişlik riskini artırıyor. Bu zorlukların çözümü için öncelikle hemşire başına düşen hasta sayısının azaltılması, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve mesleki gelişim fırsatlarının artırılması gerekir. Aynı zamanda hemşirelerin karar süreçlerine daha aktif katılımının sağlanması, onların mesleki kimliğini güçlendirecektir.”</p>
<p><strong>Sağlık hizmetinin en ideal hali, hekim ve hemşirenin birbirini tamamladığı noktada mümkün! </strong></p>
<p>Hemşire-hekim iş birliğinin ise hasta bakımının kalitesini doğrudan belirleyen bir denge olduğuna işaret eden Uzman Hemşire Melis Kübra Duran, “Bu ilişki hiyerarşik bir yapıdan çok, karşılıklı saygı ve iletişime dayalı bir ekip çalışması olmalı.” dedi.</p>
<p>Hekimin klinik bilgisi ile hemşirenin hasta başındaki gözlemleri birleştiğinde, çok daha güvenli ve etkili bir bakımın ortaya çıktığının altını çizen Duran, sağlık hizmetinin en ideal halinin, bu iki meslek grubunun birbirini tamamladığı noktada mümkün olacağını dile getirdi.</p>
<p><strong>Bir hemşirenin şefkati ve bilgisi, ilaçlar kadar etkili!</strong></p>
<p>Tüm bu süreçlerin içinde hemşirelerin tükenmişlik yaşamaması için kurumlara büyük sorumluluk düştüğünü de vurgulayan Uzman Hemşire Melis Kübra Duran, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Adil vardiya sistemleri oluşturmak, dinlenme sürelerini korumak, psikolojik destek mekanizmaları sunmak ve emeği görünür kılmak bu sorumlulukların başında gelir. Ayrıca yöneticilerin empatik bir yaklaşım benimsemesi ve hemşirelerin sesini duyması, kurum içi aidiyeti güçlendirecektir.</p>
<p>Sonuç olarak hemşirelik, insan hayatına dokunan en derin mesleklerden biridir. Bir hemşirenin şefkati, bilgisi ve dikkati; bir hastanın iyileşme sürecinde ilaçlar kadar etkilidir. Belki de bu yüzden hemşirelik, sadece yapılan bir iş değil, yaşanan bir anlamdır. Ve bu anlam, sağlık sisteminin kalbinde atmaya devam etmektedir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-kritik-rol-hemsirelerde-635601">Sağlıkta kritik rol hemşirelerde!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Keşif – Anlam – Etki&#8221; temasıyla ilham veren buluşma</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kesif-anlam-etki-temasiyla-ilham-veren-bulusma-635556</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 08:49:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Anlam]]></category>
		<category><![CDATA[buluşma]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[ilham]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[keşif]]></category>
		<category><![CDATA[liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[profesyonel]]></category>
		<category><![CDATA[şefkat]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[temasıyla]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[veren]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635556</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası Profesyonel Koçluk Derneği ICF Türkiye, Uluslararası Koçluk Haftası kapsamında düzenlediği etkinlikte profesyonel koçları, liderleri, akademisyenleri ve farklı sektörlerden katılımcıları bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kesif-anlam-etki-temasiyla-ilham-veren-bulusma-635556">&#8220;Keşif – Anlam – Etki&#8221; temasıyla ilham veren buluşma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası Profesyonel Koçluk Derneği ICF Türkiye, Uluslararası Koçluk Haftası kapsamında düzenlediği etkinlikte profesyonel koçları, liderleri, akademisyenleri ve farklı sektörlerden katılımcıları bir araya getirdi. “Keşif – Anlam – Etki” temasıyla gerçekleştirilen etkinlikte bireysel ve kurumsal dönüşüm, liderlik, şefkat dili, sistem yaklaşımı ve anlam arayışı gibi pek çok başlık ele alındı.</p>
<p>CVK Park Bosphorus Hotel’de hibrit formatta gerçekleştirilen etkinlik, dans gösterisiyle başladı.</p>
<p>Koçluk yolculuğunun çoğu zaman bir keşifle başladığına, anlamla derinleştiğine ve etkiyle görünür hale geldiğine dikkat çekilen etkinlikte, farklı disiplinlerden konuşmacılar deneyimlerini ve bakış açılarını katılımcılarla paylaştı.</p>
<p><strong>“İnsan, görüldüğünü hissettiğinde dönüşüyor”</strong></p>
<p>Etkinliğin açılış konuşmasını yapan ICF Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Çiğdem Karadeniz, insan davranışının yalnızca fiziksel koşullardan değil, ‘görülme ve değer görme’ duygusundan da etkilendiğini vurguladı.</p>
<p>Karadeniz, Western Electric’in Hawthorne fabrikasında gerçekleştirilen çalışan verimliliği deneyinden örnek vererek, çalışanların performansındaki artışın temelinde kendilerine değer verildiğini hissetmelerinin bulunduğunu ifade etti. İnsanların kendilerini başkalarının gözünden anlamlandırdığına dikkat çeken Karadeniz, liderlerin, ailelerin ve kurum kültürlerinin bireylerin yaşamındaki etkisine değindi.</p>
<p>Koçluğun temelinde pozitif anlam üretmek olduğunu belirten Karadeniz, profesyonel koçların bireylerin ve kurumların dönüşüm yolculuğunda önemli bir rol üstlendiğini söyledi.</p>
<p><strong>Ömer Aras deneyimlerini paylaştı</strong></p>
<p>Etkinlik kapsamında konuşan QNB Türkiye Yönetim Kurulu Eski Başkanı ve TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras, ‘Tecrübenin Işığında: Yaşam Yönetim ve Gelişim İlkeleri’ başlıklı konuşmasında kariyer yolculuğundan kesitler paylaştı.</p>
<p>Aras, babasının vefatının ardından iş hayatına daha güçlü bağlandığını ve banka kurma-yönetme süreçlerinde yaşadığı mücadeleleri anlattı. Aile ve eğitimin önemine dikkat çeken Aras, başarı için yetenek ve şansın bir araya gelmesi gerektiğini belirterek, “Şansı ortaya çıkaran şey ise iyi niyettir.” dedi.</p>
<p>Liderlikte doğru insanlarla çalışmanın önemine de değinen Aras, kurumların büyümesi için yöneticilerin kendilerinden daha yetkin kişileri ekiplerine katabilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>“Masallar içsel hazineleri keşfetmenin yolu olabilir”</strong></p>
<p>Hikâye anlatıcısı, eğitmen ve yazar Nazlı Çevik Azazi ise ‘Masalın İzinde İçsel Hazine’ başlıklı konuşmasında, masalların bireyin içsel yolculuğunda önemli bir rehber olduğunu söyledi.</p>
<p>Olumsuz iç sesleri masallardaki cadı, büyücü ve ejderhalara benzeten Azazi, kişinin kendi içindeki ‘koç’ ile bağlantı kurabilmesi için bazen dışarıdaki profesyonel bir koçtan yardım alınması gerektiğini ifade etti. Azazi, “Hazineye en yakın olunan yer, çoğu zaman en çok korkulan yerdir.” sözleriyle dikkat çekti.</p>
<p><strong>“Aslında suçlu yok, sistem değişmeye çalışıyor”</strong></p>
<p>Liderlik Gelişim ve İlişki Sistemleri Koçu Gülsün Zeytinoğlu da ‘Sistemden İlham Alan Liderlik’ başlıklı konuşmasında liderlik anlayışının dönüşmesi gerektiğini belirtti.</p>
<p>Sistem odaklı liderliğin sürdürülebilirlik ve aidiyet duygusunu güçlendirdiğini ifade eden Zeytinoğlu, çatışmaların çoğu zaman sistemin yenilenme ihtiyacının bir göstergesi olduğunu söyledi. “Aslında suçlu yok, sistem değişmeye çalışıyor.” diyen Zeytinoğlu, çatışma anlarında ‘Şu anda ortaya çıkmaya çalışan şey ne?’ sorusunun sorulması gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>“Şefkat bir eylemdir”</strong></p>
<p>Eğitmen ve danışman Nihal Şirin Yücelgen ise ‘Şefkatin Dili’ başlıklı konuşmasında şefkatin yalnızca bir duygu değil, aynı zamanda bir eylem olduğunu ifade etti.</p>
<p>Kurumsal yaşamda şefkat kavramının geçmişte yeterince konuşulmadığını söyleyen Yücelgen, bugün bu konunun daha fazla gündeme gelmesinden memnuniyet duyduğunu belirtti. “Kelimeler insan hayatını değiştirir.” diyen Yücelgen, iletişimde şefkat dilinin önemine vurgu yaptı.</p>
<p><strong>Yapay zekâ ve önyargılar ele alındı</strong></p>
<p>Konda Araştırma Genel Müdürü Aydın Erdem ise ‘Önyargıları Aşan Veriler’ başlıklı konuşmasında önyargıların bireysel ve toplumsal etkilerini değerlendirdi.</p>
<p>Yapay zekâ sistemlerinin internetteki içeriklerden beslendiğini belirten Erdem, toplumdaki önyargıların yapay zekâ çıktılarında da görülebildiğini söyledi. Kendi yaptığı çalışmalardan örnekler paylaşan Erdem, yapay zekânın oluşturduğu görsellerin toplumsal önyargılarla büyük ölçüde örtüştüğünü ifade etti.</p>
<p><strong>Kurum kültüründe dönüşüm konuşuldu</strong></p>
<p>Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen ‘Bireyden Kültüre Dönüşüm’ panelinde ise profesyonel koçluğun kurum kültürü üzerindeki etkileri ele alındı.</p>
<p>ICF Türkiye Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Binnur Kayabey’in moderatörlüğünde gerçekleşen panelde; Garanti BBVA İç Koçu Feride Nagehan Öztürk, LC Waikiki Liderlik Dönüşümü ve Liderlik AR-GE Merkezi Genel Müdür Yardımcısı Dr. Gülsüm Çetinkaya, Allianz Türkiye Çevik Ofis Direktörü Serhat Toptancı ve Mikrolink Genel Müdürü Taşkın Öktem konuşmacı olarak yer aldı.</p>
<p><strong>Şirin Payzın’dan “anlam arayışı” vurgusu</strong></p>
<p>Gazeteci-yazar Şirin Payzın da ‘Anlamın Peşinde Bir Yolculuk” başlıklı konuşmasında hayatındaki kırılma anlarından örnekler verdi.</p>
<p>Konfor alanının dışına çıkmanın yaşamındaki en önemli motivasyonlardan biri olduğunu söyleyen Payzın, bazen anlam arayışının kendisinin bile hayata değer kattığını ifade etti. Profesyonel koçlukla tanışmasının bu yolculuğu derinleştirdiğini belirten Payzın, insanın inandığı değerler uğruna mücadele ederken de mutlu olabileceğini söyledi.</p>
<p>Paralel atölye oturumlarının da yer aldığı programın ikinci gününde çevrimiçi oturumlar yapıldı.</p>
<p>3 ayrı ülkeye yapılan canlı bağlantılarla; Dr. Hüseyin Güler ‘Fikirden Değere: Keşfetmek; Anlamlandırmak, Dönüştürmek’, Robin Shohet ‘Cesaret: Etik Bir Kaynak’, Cem Şen ‘Ben ile Ben Olmayanı Ayırabilmek’, Auke Van Nimwegen ile Hamza Zeytinoğlu ‘Davranıştan Ötesini Görebilmek: İlk Bakışta Koçlukta Değerler’ ve Dr. David Rock ‘Beyni Göz Önünde Bulundurarak Koçluk: Dönüşümün Nörobilimi’ konularında sunumlarını gerçekleştirdiler. Ayrıca eş zamanlı yapılan oturumlarla ‘Keşfin Koçluğa Yansıması’, ‘Anlamın Koçluğa Yansıması’ ve ‘Etkinin Koçluğa Yansıması’ konuları da derinlemesine tartışıldı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kesif-anlam-etki-temasiyla-ilham-veren-bulusma-635556">&#8220;Keşif – Anlam – Etki&#8221; temasıyla ilham veren buluşma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Engelli bireylerin bakımında en kritik hata &#8220;Onların yerine yapmak&#8221;!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/engelli-bireylerin-bakiminda-en-kritik-hata-onlarin-yerine-yapmak-635493</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 08:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[bakımında]]></category>
		<category><![CDATA[bireyin]]></category>
		<category><![CDATA[bireylerin]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[engel]]></category>
		<category><![CDATA[engelli]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[onların]]></category>
		<category><![CDATA[rehabilitasyon]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Tetik]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yerine]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635493</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Engelli Bakımı ve Rehabilitasyon Program Başkanı Öğr. Gör. Gönül Kil Tetik, 10–16 Mayıs Engelliler Haftası kapsamında engelli bakımı ve rehabilitasyon konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/engelli-bireylerin-bakiminda-en-kritik-hata-onlarin-yerine-yapmak-635493">Engelli bireylerin bakımında en kritik hata &#8220;Onların yerine yapmak&#8221;!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Engelli Bakımı ve Rehabilitasyon Program Başkanı Öğr. Gör. Gönül Kil Tetik, 10–16 Mayıs Engelliler Haftası kapsamında engelli bakımı ve rehabilitasyon konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Engelli bireyin yapabileceği şeyleri onun yerine yapmayın</strong></p>
<p>Engelli bireylerin bakım ve rehabilitasyon sürecinde en sık yapılan hatalara değinen Öğr. Gör. Gönül Kil Tetik, “En sık yapılan hata, engelli bireyin yapabileceği şeyleri bile onun yerine yapmaktır. Aileler çoğu zaman yorulmasın diye düşünür ama bu durum zamanla bireyin bağımsızlığını azaltabilir.<br /> Bir diğer hata da rehabilitasyona geç başlamaktır. Biraz büyüsün düzelir düşüncesi bazı durumlarda zaman kaybına neden olabilir. Ayrıca sadece fiziksel ihtiyaçlara odaklanıp duygusal ve sosyal ihtiyaçları ihmal etmek de sık görülür. Oysa moral, sosyal destek ve sevgi de tedavinin önemli bir parçasıdır. Sosyal izolasyon oluşturmak sürecin yönünü değiştirebilir. Bu yüzden ailelerin bu konuda eğitimi önemlidir.” dedi.</p>
<p><strong>Erken müdahale çok daha iyi sonuç veriyor</strong></p>
<p>Rehabilitasyon sürecinde erken müdahalenin belirleyici rolüne işaret eden Öğr. Gör. Gönül Kil Tetik, “Erken başlanılan rehabilitasyon çoğu zaman çok daha iyi sonuç verir. Özellikle çocuklarda beyin gelişimi hızlı olduğu için erken eğitim ve terapi büyük fark yaratabilir. Örneğin konuşma gecikmesi, işitme kaybı, otizm veya hareket problemlerinde erken destek alan çocuklar günlük yaşama daha kolay uyum sağlayabilir. Bazı durumlarda zaman kaybı kalıcı sorunlara yol açabilir. Bu yüzden bekleyelim geçer yerine erken değerlendirme çok önemlidir.” diye konuştu.</p>
<p>Bazı durumlarda zaman kaybının kalıcı sonuçlar doğurabileceğini belirten Tetik, riskli durumları serebral palsi, işitme kaybı, otizm spektrum bozukluğu, inme sonrası rehabilitasyon ve uzun süreli yatağa bağımlılık olarak sıraladı.</p>
<p><strong>Evde bakım ve merkez rehabilitasyonu arasında denge şart</strong></p>
<p>Evde bakım ile profesyonel rehabilitasyon merkezleri arasındaki farklara da değinen Tetik, “Evde bakımın en büyük avantajı kişinin kendi ortamında rahat hissetmesidir. Aile desteği daha fazla olur ve günlük yaşam içinde uygulama yapmak kolaylaşır. Rehabilitasyon merkezlerinde ise uzman ekipler, özel cihazlar ve düzenli terapi desteği bulunur. Özellikle yoğun fizik tedavi veya özel eğitim gereken durumlarda merkez desteği daha etkili olabilir. Genellikle en iyi sonuç, merkezde öğrenilen çalışmaların evde devam ettirilmesiyle alınır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bakım yükü aileyi tükenmişliğe sürükleyebilir</strong></p>
<p>Bakım veren aile bireylerinin psikolojik yüküne de dikkat çeken Öğr. Gör. Gönül Kil Tetik, “Sürekli bakım vermek zamanla insanı hem fiziksel hem de duygusal olarak yorabilir. Bu çok normal bir durumdur. Bakım veren kişinin kendine de zaman ayırması gerekir. Gerektiğinde destek istemekten çekinilmemelidir. Bakım yükünü paylaşmak, dinlenmek, sosyal hayattan kopmamak ve psikolojik destek almak tükenmişliği önlemeye yardımcı olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Engellilik türlerine göre farklı rehabilitasyon yaklaşımları olmalı</strong></p>
<p>Rehabilitasyon sürecinin bireyin engel türüne göre değiştiğini belirten Tetik, “Her bireyin ihtiyacı farklı olduğu için rehabilitasyon da ona göre planlanır. Fiziksel engellerde hareket ve günlük yaşam becerileri üzerinde durulur. Zihinsel engellerde öğrenme ve öz bakım becerileri desteklenir. Otizm gibi gelişimsel farklılıklarda ise iletişim ve sosyal beceriler ön plandadır.” dedi.</p>
<p><strong>Amaç bağımsız ve mutlu bir yaşam</strong></p>
<p>Bağımsız yaşam becerilerinin geliştirilmesinde günlük hayatın önemli bir araç olduğunu söyleyen Tetik, “Küçük sorumluluklar vermek çok önemlidir. Kendi başına yapabildiği şeyleri yapmasına fırsat verilmelidir. Örneğin kendi kıyafetini seçmek, sofraya yardım etmek, basit ev işlerine katılmak ve para kullanmayı öğrenmek günlük yaşam becerilerini artırabilir. Başarıları takdir etmek kişinin özgüvenini güçlendirir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İdeal bir rehabilitasyon süreci nasıl olmalı?</strong></p>
<p>İdeal bir rehabilitasyon sürecinin sadece tıbbi bir süreç olmadığını vurgulayan Tetik, “İyi bir rehabilitasyon sadece tedavi değildir. Kişinin hem fiziksel hem psikolojik hem de sosyal olarak desteklenmesi gerekir. Doktor, fizyoterapist, psikolog ve özel eğitim uzmanlarının birlikte çalışması önemlidir. Ailenin sürece katılması ve bireyin ihtiyaçlarına uygun plan yapılması rehabilitasyonun başarısını artırır. Asıl amaç bireyin mümkün olduğunca bağımsız ve mutlu bir yaşam sürmesini sağlamaktır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/engelli-bireylerin-bakiminda-en-kritik-hata-onlarin-yerine-yapmak-635493">Engelli bireylerin bakımında en kritik hata &#8220;Onların yerine yapmak&#8221;!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aile bağlarının güçlü olması nitelikli iletişime bağlı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aile-baglarinin-guclu-olmasi-nitelikli-iletisime-bagli-635352</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 13:52:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bağlarının]]></category>
		<category><![CDATA[bağlı]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[iletişime]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nitelikli]]></category>
		<category><![CDATA[olması]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635352</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikoloji Hizmetleri Genel Koordinatörü ve Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, 15 Mayıs Aile Günü kapsamında, aile bağlarının güçlenmesinde iletişim, rol model olma, birlikte kaliteli zaman geçirme ve karşılıklı etkileşimin önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aile-baglarinin-guclu-olmasi-nitelikli-iletisime-bagli-635352">Aile bağlarının güçlü olması nitelikli iletişime bağlı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikoloji Hizmetleri Genel Koordinatörü ve Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, 15 Mayıs Aile Günü kapsamında, aile bağlarının güçlenmesinde iletişim, rol model olma, birlikte kaliteli zaman geçirme ve karşılıklı etkileşimin önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Aile, bireyin içine doğduğu, hayatı anlamlandırmayı öğrendiği ilk yer!</strong></p>
<p>Ailenin neden önemli olduğunu açıklayan Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Aile, bireyin içine doğduğu, hayatı anlamlandırmayı öğrendiği ilk yerdir. O yüzden bireyin yaşamında; kişilik gelişmesinde, özgüveninin gelişmesinde, iletişim tarzında, sorun çözme becerilerinde ailenin rolü çok büyüktür.” dedi.</p>
<p>Günümüzde teknolojinin de gelişmesiyle birlikte aile bağlarının oldukça zayıfladığını aktaran Demirsoy, “Toplumu sağlıklı bir toplum yapan, sağlıklı bireylerdir; sağlıklı birey de ancak sağlıklı aile ilişkilerinin içerisinde yetişebilir. Modern yaşamda aileler artık daha az iletişim kuruyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Birey ve aile birbirini karşılıklı etkiliyor! </strong></p>
<p>Aile günü gibi özel günlerin sembolik hatırlama açısından önemli olduğunu ancak sadece bir gün hatırlamamak gerektiğini dile getiren Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Tabii ki, sürekliliği olması önemli. Özellikle bizim gibi kurumların burada bir görevi var. Sağlıklı iletişim becerileri, sorun çözme yöntemleri öğrenilirse bu, aileyi dayanıklı ve güçlü kılacaktır.” dedi.</p>
<p>Her ailede sıkıntılar yaşandığına işaret eden Demirsoy, şöyle devam etti:</p>
<p>“İnsan hayatında, yaşamın akışı içerisinde inişler çıkışlar, zor zamanlar olur. Eğer bağlar güçlüyse, ilişkiler sağlıklıysa bu zor zamanlara karşı dayanıklı olunur. Klinik ortamda bize insanlar sıkıntıyla, sorunla geliyorlar ama önemli olan bu sorunlar ortaya çıkmadan önce yapılacaklardır. İşte orada bağları güçlendirmek, aile içi iletişimin artması, aileyi zor zamanlara karşı dayanıklı ve güçlü kılacaktır. Bireyde bir sıkıntı olduğu zaman bu aileyi etkiliyor; aile içi etkileşimlerde sorun olduğu zaman da bireyi etkiliyor. İki taraflı bir etkileşim var.”</p>
<p><strong>Aile içinde nitelikli ve kaliteli zaman geçirmek şart!</strong></p>
<p>Ailedeki bağı güçlendirmek için birlikte zaman geçirmenin çok önemli olduğuna vurgu yapan Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Ailenin ritüelleri çok değerlidir. Özel günler, bayramlar, kandiller; bunlar bizim toplumumuzda aile bağlarını ve kişiler arası ilişkileri güçlendiren sosyal destek sistemleridir. Bunlar günümüzde biraz zayıflamaya başladı. Komşuluk ilişkileri bile zayıfladı. İnsan sosyal bir canlıdır. İnsanın iyilik halini; yakın ve doyurucu sosyal ilişkilerinin çokluğu belirliyor.” dedi.</p>
<p>Birlikte yemek yeme, ailece belli zamanlarda bir araya gelme gibi ritüelleri kaybetmemek gerektiğini aktaran Demirsoy, “Nitelikli ve kaliteli zaman geçirmek şart. O sırada birbirini dinlemek çok önemli. İletişim diyoruz ama iletişimde en önemli unsur konuşmaktan da önce dinlemek. Karşısındakini dinlemek, anlayabilmek&#8230; İnsan anlaşıldığını hissettiği zaman karşısındakine kendini yakın ve bağlı hisseder. Bu insanın bir ihtiyacıdır. Eğer aile içi ilişkiler sağlıklıysa, kişi kendini gerçekleştirebiliyorsa, işitildiğini ve anlaşıldığını hissediyorsa o aile bağları güçlüdür ve zorluklara karşı dayanıklıdır. Böyle ailelerin çok olduğu bir toplum da güçlü olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İş birliği ve dayanışma bağları güçlü kılar!</strong></p>
<p>Aileyi oluşturan çekirdeğin evlilik ilişkisi olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Eş ilişkisinde de kadının ve erkeğin nasıl bir geçmişi olduğu, kendi köken ailelerinden ne aldıkları çok önemlidir. İçinde yetişilen aile kişiliği belirliyor; ne tarz ilişkiler kuracağını, nasıl bir romantik bağlanma yaşayacağını, nasıl bir evlilik yürüteceğini belirliyor.” dedi.</p>
<p>Neden bazı ailelerde bu bağlar zayıf olduğuna değinen Demirsoy, “Biraz ‘bireyselliğin’ bir değer olarak sunulduğu bir dönemdeyiz. Kişiler arası ilişkiler, aile bağlarının güçlü olması, birbirine karşı hoşgörü ve yerine göre önceliği diğerine verebilmek gibi özellikleri gerektiriyor. Ama ‘ben önemliyim, öncelik benim’ dendiği zaman bu, ilişkileri yaralayan bir şeye dönüşüyor. İş birliği ve dayanışma bağları güçlü kılar.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Anne-babanın çocuklara doğru rol model olması gerekiyor! </strong></p>
<p>Teknolojinin gelişmesi ve dijitalleşmenin de aile kavramı üzerinde etkileri olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Çocuklar kendi odasında bilgisayarla, anne-baba elinde telefonla&#8230; Ailelerde bu örüntüyü çok görüyoruz. Aileler bunu ne zaman sorun ediyor? Çocuk ders çalışmıyorsa veya sorumluluklarını aksatıyorsa. Halbuki çocuk model alarak öğrenir. Anne-baba kendisi televizyon karşısında veya sosyal medyada zaman geçiriyorsa, çocuğa ‘bunu yapma’ demenin hiçbir anlamı yok. Ne dediği değil, ne yaptığı önemlidir.” dedi.</p>
<p>Biz ailelere bu durumda ‘dijital detoks’ önerildiğini dile getiren Demirsoy, şunları söyledi:</p>
<p>“Doğru model oluşturmaları gerekiyor. Çocuk, anne-babasının ilişkisini model alacak; hayattaki diğer insanlarla, nesnelerle ve sorumluluklarla olan ilişkisini onlara bakarak kuracaktır. Eğer aile içinde samimi, sıcak bir hava varsa, ilişkiler yakınsa o çocuk da dünyaya o şekilde yönelir. Haz odaklı olmamayı, bazı yaşam hedeflerine ulaşmak için öncelikleri doğru sıralamayı öğrenir. Bu tamamen anne-babanın kendisinde bunları geliştirmiş olmasına bağlı.</p>
<p>Aile kavramı sadece kan bağıyla sınırlı değil tabii ki. Toplumumuzda büyük aile, akrabalar ve hatta komşuluk birer sosyal destek sistemidir. Bazen hastalık, iş temposu gibi nedenlerle anne-babanın yetişemediği durumlarda, diğer sosyal destek sistemleri devreye girdiğinde dayanıklılık artar.”</p>
<p><strong>Aile bağlarını güçlendirmek için 3 öneri! </strong></p>
<p>Aile bağlarını güçlendirmek için önerilerde bulunan Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, sözlerini şöyle tamamladı.</p>
<p>“İletişim ve etkileşim önemli. Aile sadece aynı evin içinde yaşayan insanlar topluluğu değildir; gerçek bir etkileşim gerekir. Birbirini dinlemek, ‘yanındayım’ mesajını verebilmek ve hissettirebilmek çok önemlidir. Anlaşmazlıklar ve çatışmalar yaşanabilir, hiçbir sorun çözümsüz değildir. Sorun odaklı değil, çözüm odaklı olmak gerekir. Hayatın getirdiği zorluklar aslında daha iyi şeyleri geliştirme fırsatıdır. Bu bakış açısıyla zorluklardan nasıl güçlü çıkabiliriz, buna bakılmalı.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aile-baglarinin-guclu-olmasi-nitelikli-iletisime-bagli-635352">Aile bağlarının güçlü olması nitelikli iletişime bağlı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kocaeli&#8217;de ulaşıma &#8220;anne eli&#8221; değdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kocaelide-ulasima-anne-eli-degdi-633507</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:36:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[değdi]]></category>
		<category><![CDATA[eli]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[otobüs]]></category>
		<category><![CDATA[şahin]]></category>
		<category><![CDATA[şoför]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşıma]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633507</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi iştiraki UlaşımPark’ta görev yapan kadın otobüs şoförleri, sadece direksiyon başında değil, hayatın her alanında güçlü duruşlarıyla dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaelide-ulasima-anne-eli-degdi-633507">Kocaeli&#8217;de ulaşıma &#8220;anne eli&#8221; değdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi iştiraki UlaşımPark’ta görev yapan kadın otobüs şoförleri, sadece direksiyon başında değil, hayatın her alanında güçlü duruşlarıyla dikkat çekiyor. Özellikle birçoğu anne olan kadınlar, hem ailelerine hem de kente hizmet etmenin sorumluluğunu büyük bir özveriyle yerine getiriyorlar.</p>
<p><b>“KADIN ÇALIŞMA ARKADAŞLARIMDAN GÜÇ ALDIM”</b><br />UlaşımPark’ta görev yapan, hem anne hem de usta şoförlerden biri olan 42 yaşındaki Zeynep Kara, mesleğe başlama hikâyesini “cesaret” kelimesiyle özetliyor. Daha önce direksiyon usta öğreticiliği yapan Kara, kadın şoför arkadaşlarından ilham alarak bu yola adım attığını belirterek, ”Kadınların bu işi yaptığını görünce ben de yapabilirim dedim. Yolculardan çok güzel tepkiler alıyoruz. Bu da bizi daha çok motive ediyor” dedi. Ailesinin desteğinin kendisi için en büyük güç olduğunu vurgulayan Kara, hem anne hem çalışan bir kadın olarak hayatın sorumluluklarını dengelemeye çalışıyor.</p>
<p><b> ANNESİNİ DİREKSİYON BAŞINDA GÖRÜNCE SEVİNİYOR</b><br />40 yaşında üç çocuk annesi Büşra Şahin ise mesai saatleri gereği küçük çocuğundan ayrı kalan annelerden biri. En küçük çocuğundan ilk kez ayrıldığında zorlandığını anlatan Şahin, zamanla hem kendisinin hem de çocuklarının bu düzene alıştığını söylüyor. Küçük kızının kendisini direksiyon başında gördüğündeki mutluluğu ise onun için en büyük ödül. Şahin bu duyguyu “Beni otobüs kullanırken görünce çok heyecanlandı. Şimdi ‘anne ne zaman gidiyorsun, biz de gelelim mi?’ diyor” şeklinde ifade etti.</p>
<p><b> ÇOCUKLARININ GURURU OLUYORLAR</b><br />Hem yolları hem de önyargıları aşan kadınlardan Büşra Şahin’in en küçük kızı 4 yaşında. Mesai saatleri dışında zamanının çoğunu çocuklarıyla geçirmeye çalışan Şahin, küçük kızının tepkileriyle daha da motive olduğunu belirterek, “Kızım bir resim yapmıştı. Resimde bir tane otobüs kapısı çizmiş, orada içinden geçen bir bayan bulunuyor ve otobüsün dışında bir sürü kalpler var. O resmi görünce çok mutlu oldum. Babasına diyor ki; ‘otobüs alalım ve onunla gezelim artık.’ Bu gibi durumlarda işime olan motivemi daha da artırıyor” dedi.</p>
<p><b>“ULAŞIMPARK’TA DEĞER GÖRÜYORUM”</b><br />38 yaşındaki Ela Güç ise iki çocuk annesi olarak hayat mücadelesini sürdürüyor. 20 yıllık şoförlük deneyimini UlaşımPark’ta devam ettiren Güç, burada kendini daha değerli hissettiğini ifade ederek, “Daha önce çalıştığım yerlerde kadın olduğumu çok hissettiremiyordum. Ama burada hem kadın olarak hem çalışan olarak değer görüyorum. Bu da bana güç veriyor” dedi.</p>
<p><b> SORUMLULUKLARINI PLANLAYARAK YÜRÜTÜYORLAR</b><br />Kadın sürücüler, yoğun çalışma temposuna rağmen annelik sorumluluklarını da aksatmamaya çalışıyor. Yemek hazırlığından çocukların eğitimine kadar pek çok sorumluluğu planlayarak yürüten anneler, zaman zaman zorlandıklarını ancak UlaşımPark’a olan sevgileri sayesinde her şeyin üstesinden geldiklerini söylüyor.  Çocuklarının kendisiyle gurur duymasının en büyük motivasyon kaynağı olduğunu söyleyen Ela Güç, vardiyalı çalışma nedeniyle zaman zaman onları görememenin zorluklarını da yaşadığını belirterek, “Bir hafta çocuklarımı görmeden geçtiği oluyor ama onların benim mutlu olduğumu bilmesi her şeyi değiştiriyor” dedi.</p>
<p><b> ANNELER GÜNÜ’NÜN KAHRAMANLARI</b><br />Anneler Günü yaklaşırken, UlaşımPark’taki şoför kadınların hikâyeleri fedakârlığın ve emeğin en somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Çocuklarıyla geçirecekleri zamanı bazen iş nedeniyle kısaltmak zorunda kalan bu anneler, buna rağmen hem ailelerine hem de topluma katkı sağlamanın gururunu yaşıyor. “Annelik tarif edilmez, yaşanır” diyen Büşra Şahin’in şu sözleri ise tüm bu hikâyeleri özetler nitelikte: “Evladın yanındayken işini, işteyken evladını düşünüyorsun. Ama bu sevgi her şeyin üstesinden geliyor.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaelide-ulasima-anne-eli-degdi-633507">Kocaeli&#8217;de ulaşıma &#8220;anne eli&#8221; değdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tugay: Ben değil biz dediğimiz zaman başarırız</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tugay-ben-degil-biz-dedigimiz-zaman-basaririz-633210</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:25:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başarırız]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[ben]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Aile]]></category>
		<category><![CDATA[biz]]></category>
		<category><![CDATA[dediğimiz]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Metro]]></category>
		<category><![CDATA[metro]]></category>
		<category><![CDATA[onur]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyenin]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633210</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, mesaiye İzmir Metrosu’nun personeliyle buluşarak başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tugay-ben-degil-biz-dedigimiz-zaman-basaririz-633210">Tugay: Ben değil biz dediğimiz zaman başarırız</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, mesaiye İzmir Metrosu’nun personeliyle buluşarak başladı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bir mensubu olmaktan onur duyduğunu belirten Başkan Dr. Cemil Tugay, birlik ve beraberlik vurgusu yaparak, “Her ne yapıyorsak yapalım, ‘ben’ değil ‘biz’ dediğimiz zaman başarırız. Birbirimizi dinlememiz, doğru anlamamız ve bir aile düşüncesiyle çalışmamız çok değerli. Sizden en büyük ricam budur” dedi.</p>
<p>Önceki haftalarda İzmir Büyükşehir Belediyesi ve bağlı şirketlerin personeliyle bir araya gelen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, bugün mesaiye İzmir Metro’da başladı. Başkan Tugay, personel ile kahvaltı yaptı. Tugay’a; İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Hakan Uzun, İzmir Metro Genel Müdürü Sinan Karakuzu, Demiryolu-İş Sendikası İzmir Şubesi Başkanı Hamdullah Giral, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Metro AŞ bürokratları eşlik etti. Tugay, kahvaltının ardından Narlıdere Kaymakamlık – Evka 3 metro hattının koordine edildiği Trafik Kontrol Merkezi’ni ziyaret ederek bilgi aldı. Tugay sonrasında atölyede çalışan personele emekleri için teşekkür etti.</p>
<p><strong>Tugay: Hangi kademede olursak olalım hepimiz için onurdur</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, “İzmir Büyükşehir Belediyesi kocaman bir aile, böyle görmemiz gerekiyor. 159 yaşında bir kurum, Türkiye’nin en eski, köklü kurumlarından birisi. Bütünüyle baktığımızda İzmir’in ve Türkiye’nin en büyük, güçlü kurumlarından birisi. Böyle büyük ve güçlü bir kurumun üyesi, çalışanı olmak, hangi kademede olursak olalım hepimiz için onurdur” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Sülalemin ilk doktoru ve siyasetçisi benim”</strong></p>
<p>Siyasete kötü diyenlerin ülkeye en büyük kötülüklerden birini yaptığını söyleyen Başkan Tugay, “Siyasetle ilgili konuşmak, tavır koymak kesinlikle kötü ve yanlış değil. Hepimizin ihtiyacı olan bir şey. Ben memur ailenin çocuğuyum, babamın öğretmen maaşıyla geçinmiş, okumuş bir ailenin çocuğuyum. Benim ailemde hiç doktor yok, ilk doktor benim. Sülalemizde hiç siyasetçi yok. Sülalemin ilk doktoru ve siyasetçisi benim. Orta halli bile diyemeyeceğim, onun da altı bir ailenin çocuğuyum ama İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı oldum. Bunu kendi hikâyem olarak görmüyorum, bu ülkenin çocuklarının hikâyelerinden biri olarak görüyorum. Hepimizin iyi ve mutlu olması için siyaset yapmamız lazım” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Bu ailenin mensubu olmaktan çok büyük gurur duyuyorum”</strong></p>
<p>Birlik ve beraberlik vurgusu yapan Başkan Tugay, “İzmir, duruşu olan şehirlerden birisi. İzmir gerçekten aydın olmayı seçen şehirlerden birisi. Ben gerçekten gurur duyuyorum. Hem İzmir’den, hem İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olmaktan gurur duyuyorum. Şurada bir tabela gördüm, ‘ben değil biz’ anlamında. Her ne yapıyorsak yapalım, ancak ‘ben’ değil ‘biz’ dediğimiz zaman başarırız. Birbirimizi dinlememiz, doğru anlamamız ve bir aile düşüncesiyle çalışmamız çok değerli. Başkanınız olarak en büyük ricam budur. İzmir Metro bizim çok gurur duyduğumuz birimlerimizden birisi. Daha da iyiye gittiğini görüyorum, çok da mutlu oluyorum. 26 yıllık deneyimiyle kendini ispatlamış bir kurum. Bir sürü şehir, İzmir Metro’dan yardım istiyor. En son Kazakistan Astana’dan yapacakları metro için yardım istediler. Ne mutlu bize” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Önümüzdeki 2 yılda tamamlarız”</strong></p>
<p>İzmir’in ve Türkiye’nin çok daha iyi noktada olması gerektiğini kaydeden Tugay, “Bir şeyi aldığımızdan daha iyi bırakmak zorundayız. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni bütün birimleriyle daha iyi noktaya getirdiysek bu bizim onurumuzdur bunu unutmayın” şeklinde konuştu. Geçen günlerde Buca Metrosu projesinde inceleme yaptıklarını kaydeden Tugay, “Türkiye’nin en uzun tünelini yapıyoruz. 17,8 kilometre uzunluğunda tamamı tünel olan bir metro hattı yapılıyor. 2 yıl önce yüzde 2 seviyesindeydi, şu anda yüzde 50 seviyesinde diyebiliriz. 2 yılda yarısını yapmışız, bu demek ki aynı şekilde devam edersek önümüzdeki 2 yılda bunu tamamlarız. Bu, Türkiye’nin en değerli, en önemli metro projelerinden biri. Bu projenin şu anda sahipleri durumundayız. Büyük bir sorumluluk ama başardığımız zaman büyük bir onur olacak” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tugay-ben-degil-biz-dedigimiz-zaman-basaririz-633210">Tugay: Ben değil biz dediğimiz zaman başarırız</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Günlük yaşamda el yıkama birçok enfeksiyonu önlemek için etkili&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunluk-yasamda-el-yikama-bircok-enfeksiyonu-onlemek-icin-etkili-632861</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:12:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birçok]]></category>
		<category><![CDATA[Bulaş]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[el]]></category>
		<category><![CDATA[El Hijyeni]]></category>
		<category><![CDATA[El Yıkama]]></category>
		<category><![CDATA[elleri]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[önlemek]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamda]]></category>
		<category><![CDATA[yıkama]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632861</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri tarafından 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü etkinliği düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-yasamda-el-yikama-bircok-enfeksiyonu-onlemek-icin-etkili-632861">&#8216;Günlük yaşamda el yıkama birçok enfeksiyonu önlemek için etkili&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri tarafından 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü etkinliği düzenlendi. Etkinlikte konuşan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Günlük yaşamda el yıkama birçok enfeksiyonu önlemek için etkilidir ama el yıkamadan kastımız eli su ve sabunla buluşturmak değil, aynı zamanda yeteri kadar zamanda ve elin her noktasını sabunla ovalamaktır. Enfeksiyon kontrol önlemlerinden en etkili, en ucuz, en kolay uygulanılanı da elleri düzenli olarak yıkamaktır. El hijyeni hayat kurtarır” dedi.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi ve Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesinde eş zamanlı 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü kapsamında farkındalık etkinliği düzenlendi. Etkinlikte ‘Harekete geçmek hayat kurtarır’, ‘Temiz eller, güçlü bakım, güvenli yarınlar’ ve ‘20 saniye’ mesajlarıyla el hijyeninin önemine dikkat çekildi.  Ayrıca etkinlikte kullanılan ‘GlowBox’ cihazı ile katılımcıların el temizliği UV ışıklarıyla kontrol edilerek, yetersiz yıkanan bölgeler görsel olarak gösterildi.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, sağlık hizmetleri sırasında enfeksiyon bulaşının önemli bir sorun olduğunu belirterek, “Tüm dünyada sağlık bakımıyla ilgili yaşanan sorunlardan çok önemli olan bir tanesi de sağlık bakımı sırasında hastalara enfeksiyon bulaşmasıdır. Bunları önlemek için dünyada çeşitli önlemler alınmakta. Hastanelerin altyapısını düzenlemek, yeterli çalışan sayısını oluşturmak ve en önemlisi enfeksiyon kontrol önlemlerini uygulamaktır. Enfeksiyon kontrol önlemlerinden en etkili, en ucuz, en kolay uygulanılanı da elleri düzenli olarak yıkamaktır” dedi.</p>
<p>Hastanelerde el hijyeninin önemine değinen Sönmezoğlu, “Biz hastanelerde su ve sabunla el yıkamanın yanında hastalarla temastan önce sonra el hijyeni de uygulamak isteriz. Dolayısıyla hastanelerde uygulanan düzenli el temizliğinin adı el hijyenidir. Dünya Sağlık Örgütü 2009 yılından sonra her yıl el yıkama ve el hijyeni konusunu gündeme getirmek için Dünya El Hijyeni Günü oluşturmuştur” diye konuştu.</p>
<p>‘ELLER EN ÖNEMLİ BULAŞ YOLU’</p>
<p>Mikroorganizmaların bulaş yollarına dikkat çeken Sönmezoğlu, “Mikroorganizmaların vücuda giriş kapısı için en önemli, en kolay yol ağız ve solunum yoludur. Ağız ve solunum yoluna da hava yolu dışında mikroorganizmaların bulaştığı yol ellerdir. Eller hem başkalarına dokunarak hem yüzeylere dokunarak birçok mikroorganizmayı toplar, ağzımıza ve başkalarına kolaylıkla bulaştırmamıza neden olur. O nedenle el yıkama, el hijyeni bütün bu enfeksiyonların önlenmesi için en iyi yoldur” ifadelerini kullandı.</p>
<p>‘EL YIKAMA EN AZ 30 SANİYE OLMALI’</p>
<p>Doğru el yıkamanın nasıl olması gerektiğini anlatan Sönmezoğlu, “Günlük yaşamda el yıkama birçok enfeksiyonu önlemek için etkilidir ama el yıkamadan kastımız eli su ve sabunla buluşturmak değil, aynı zamanda yeteri kadar zamanda ve elin her noktasını sabunla ovalamaktır. Bu nedenle 30 saniye kuralı çok daha uygundur. Bunun için el su ve sabunla ıslatıldıktan sonra parmak araları, avuç içleri ve el sırtı, başparmak özellikle başta olmak üzere 30 saniye süreli ovalamak, sonra bol süre durulamak ve mutlaka da kurulamak gerekir” dedi.</p>
<p>‘TOPLU ALANLARDA RİSK YÜKSEK’</p>
<p>Toplu alanlarda enfeksiyon riskinin arttığını belirten Sönmezoğlu, “Toplu alanlarda alışveriş merkezleri, toplu taşımalar, otobüsler, trenler, metrobüsler mikroorganizmaların en yoğunlaştığı alanlardır. İnsanlarla birlikte onların taşıdığı mikroorganizmaların en yoğunlaştığı bölgeler olduğu için o alanlarda bulunduktan sonra el hijyeni sağlamak, ellerin düzenli yıkanması çok önemlidir. Hemen suya ve sabuna ulaşamayabiliriz ama ceplerde taşınan küçük el antiseptikleri bu konuda bizim için çok yardımcıdır” diye konuştu.</p>
<p>‘BAĞIŞIKLIĞI ZAYIF OLANLAR İÇİN DE AYNI DERECEDE ÖNEMLİ’</p>
<p>Bağışıklık sistemi zayıf bireyler için de el hijyeninin önemine değinen Sönmezoğlu, “Bağışıklık sistemi iyi çalışanlar kadar bağışıklık sistemi çalışmayanlar için de el hijyeni çok önemlidir. Çünkü biz mikroorganizmalarla ne kadar az karşılaşırsak o kadar az hasta olacağımızdır. O yüzden çok sağlıklı olan kişiler kadar hasta olanların aynı derecede el hijyenine ulaşması lazım” dedi.</p>
<p>‘PANDEMİ HİJYEN BİLİNCİNİ ARTIRDI’</p>
<p>Pandemi sürecine ilişkin değerlendirmede bulunan Sönmezoğlu, “Dünya çok zor bir pandemi dönemi yaşadı. Ama bize kazandırdığı çok önemli kurallardan bir tanesi de el hijyeninin önemini hatırlatmak oldu. Çok büyük bir katkısı oldu. İnsanlar el yıkamayı daha çok öğrendiler. El antiseptiği bulundurmayı, doğru zamanlarda ellerini yıkayıp antiseptik kullanmayı öğrendiler” ifadelerini kullandı.</p>
<p>‘ENFEKSİYONLAR YATIŞ SÜRESİNİ UZATABİLİR’</p>
<p>Sağlık bakımına bağlı enfeksiyonların sonuçlarına dikkat çeken Sönmezoğlu, “Dünyada ve bizde yaşanan en önemli sorun sağlık bakım ile ilişkili enfeksiyonlar. Çünkü bunlar eller düzgün yıkanmadığı zaman daha çok görülüyor. Hastaların hastanede yatış süreleri önceden belirlenmiş süreden çok daha uzun yatmalarına ve bizim tahmin ettiğimizden daha fazla hasta ölümlerine yol açabiliyor” dedi.</p>
<p> ‘HASTALAR SAĞLIK ÇALIŞANLARINI SORGULAYABİLİR’</p>
<p>Farkındalık ve bilinçlenmenin önemine değinen Sönmezoğlu, “En önemlisi bilinçli olmak. Bu konuda bilgili olmak, farkında olmak. Kişiler hem kendi ellerinin hijyenini sağlamakla yükümlü hem başkalarını da kontrol etmekle yükümlü. Her zaman hastalar onları takip eden, onlara dokunan sağlık çalışanlarına ellerini yıkayıp yıkamadığını sorgulayabilirler” diye konuştu.</p>
<p>‘ÇOCUKLARA ERKEN YAŞTA ÖĞRETİLMELİ’</p>
<p>Çocuklara el hijyeni alışkanlığının kazandırılmasının önemine dikkat çeken Sönmezoğlu, “En zor grup çocuklar. Çünkü çocuklar göremedikleri hiçbir şeye inanmazlar. Mikroorganizmaları göremedikleri için onlara da inanmazlar. Enfeksiyonları da geçici olarak düşündükleri için el yıkamayı onlara mikroorganizmaları durdurmak, insanlara bulaşmasını engellemek, hasta olmayı azaltmak için çok önemli bir yöntem olarak öğretilmesi gerekir. Hem okullarda hem evlerde” dedi.</p>
<p>Sönmezoğlu, “El hijyeni hayat kurtarır” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-yasamda-el-yikama-bircok-enfeksiyonu-onlemek-icin-etkili-632861">&#8216;Günlük yaşamda el yıkama birçok enfeksiyonu önlemek için etkili&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AI PC&#8217;ler İş Verimliliğini Önemli Ölçüde Artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ai-pcler-is-verimliligini-onemli-olcude-artiriyor-632414</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:52:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[dakika]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[ler]]></category>
		<category><![CDATA[ölçüde]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[pc]]></category>
		<category><![CDATA[verimliliğini]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632414</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay zekâ destekli bilgisayarların iş hayatındaki rolü her geçen gün artarken, iki araştırma merkezi tarafından yayımlanan raporlar, doğru yapılandırılmış AI PC’lerin hem klasik ofis uygulamalarında hem de daha ileri seviye profesyonel kullanım senaryolarında üretkenliği önemli ölçüde artırabildiğini doğruladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ai-pcler-is-verimliligini-onemli-olcude-artiriyor-632414">AI PC&#8217;ler İş Verimliliğini Önemli Ölçüde Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yapay zekâ destekli bilgisayarların iş hayatındaki rolü her geçen gün artarken, iki araştırma merkezi tarafından yayımlanan raporlar, doğru yapılandırılmış AI PC’lerin hem klasik ofis uygulamalarında hem de daha ileri seviye profesyonel kullanım senaryolarında üretkenliği önemli ölçüde artırabildiğini doğruladı.</p>
<p><strong>İlk araştırmaya göre;</strong> AMD Ryzen AI PRO 300 Serisi işlemcilerle donatılmış bilgisayarlarda yapay zekâ kullanımı, altı tipik ofis görevinin tamamlanma süresini ortalama <strong>%67,1</strong> azalttı. Bazı görevlerde ise hız artışı <strong>%93</strong> seviyesine kadar çıktı. Özellikle aşağıdaki işlerde dikkat çekici zaman kazanımları elde edildi:</p>
<ul>
<li>Resmî e-posta yazma: 15 dakika yerine yaklaşık 1 dakika, <strong>%93,8</strong>’e varan hızlanma</li>
<li>Excel’de Gantt şeması oluşturma: <strong>%73</strong>’e kadar daha hızlı</li>
<li>E-postaları, Jira dokümanlarını ve toplantı notlarını özetleme: görev başına 40 saniye, toplamda da 14 dakikadan fazla zamana varan tasarruf</li>
</ul>
<p>Bu tahminlere göre, bir çalışan haftada 16 saatten fazla zaman kazanabiliyor. Bu da iki tam iş gününden fazlasına eşdeğer bir verimlilik artışı anlamına geliyor.</p>
<p><strong>İkinci araştırma ise</strong> tek tek görevlerde ortalama <strong>%30 ila %70</strong> arasında hızlanma sağlanabildiğini, ancak asıl etkinin gün boyunca biriken küçük zaman kazanımlarından kaynaklandığını ortaya koydu. Örnek bir günlük iş akışı, 95 dakikadan 61 dakikaya düşerek <strong>%36 </strong>zaman tasarrufu sağladı. Yıllık bazda ise bu, yaratıcı işlere, iş ortaklarıyla ilişkilere ve diğer öncelikli görevlere ayrılabilecek 7 ek haftaya kadar zaman kazancı anlamına geliyor.</p>
<p>Raporda ayrıca AMD Ryzen AI işlemcilerin, örneğin LM Studio gibi araçlarla yerel olarak çalışan yapay zekâ uygulamalarını desteklediği ve bu sayede hassas şirket verilerinin tam gizliliğinin korunmasına yardımcı olduğu belirtildi.</p>
<p>Her iki rapor da AMD Ryzen AI PRO 300 Serisi işlemcilerin, 50 TOPS’un üzerinde performans sunan NPU sayesinde Microsoft Copilot+ gereksinimlerini aştığını vurguluyor. Bu yapı, bulut erişimi olmadan yerel yapay zekâ modellerinin sorunsuz çalışmasını mümkün kılarken aşağıdaki işlevlerde de verimli performans sağlıyor:</p>
<ul>
<li>Otomatik e-posta özetleme,</li>
<li>Teams toplantı notları oluşturma,</li>
<li>Sunumları akıllı biçimde düzenleme ve güncelleme,</li>
<li>Tasarım ve doküman üretimi,</li>
<li>İletişim dilini, stilini ve tonunu değiştirme.</li>
</ul>
<p>Araştırmalara göre, şirketlerin “mükemmel” çözümü beklerken yatırım kararlarını ertelemesi, mevcut sistemleri kullanan rakiplerin pazar avantajı elde etmesine yol açabilir. Zira mevcut AI PC çözümleri:</p>
<ul>
<li>Çalışanların tekrarlayan görevlerden kurtulmasını sağlayarak üretkenliği artırıyor,</li>
<li>Hataları ve düzeltme ihtiyacını azaltıyor,</li>
<li>İdari işlerde harcanan süreyi düşürerek operasyonel maliyetleri azaltıyor.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ai-pcler-is-verimliligini-onemli-olcude-artiriyor-632414">AI PC&#8217;ler İş Verimliliğini Önemli Ölçüde Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Ergenliktir geçer&#8221;, &#8220;Dikkat çekmek istiyor&#8221;, &#8220;Her çocukta olur&#8221; demeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ergenliktir-gecer-dikkat-cekmek-istiyor-her-cocukta-olur-demeyin-632405</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:51:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çekmek]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta]]></category>
		<category><![CDATA[davranışlar]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ergenliktir]]></category>
		<category><![CDATA[geçer]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[istiyor]]></category>
		<category><![CDATA[olur]]></category>
		<category><![CDATA[sivri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632405</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda çocuklar ve ergenler arasında görülen öfke patlamaları, akran zorbalığı, içe kapanma, riskli davranışlar ve şiddet eğilimleri giderek artıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergenliktir-gecer-dikkat-cekmek-istiyor-her-cocukta-olur-demeyin-632405">&#8220;Ergenliktir geçer&#8221;, &#8220;Dikkat çekmek istiyor&#8221;, &#8220;Her çocukta olur&#8221; demeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda çocuklar ve ergenler arasında görülen öfke patlamaları, akran zorbalığı, içe kapanma, riskli davranışlar ve şiddet eğilimleri giderek artıyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri</strong>, “Dijital dünyanın kontrolsüz etkisi, sosyal medyada şiddetin normalleşmesi, aile içi iletişimin zayıflaması, yoğun akademik baskı, yalnızlık hissi ve duygularını sağlıklı ifade edememe, bu tabloyu besleyen önemli faktörler arasında yer alıyor” diyor. Pek çok ebeveynin endişesini, “çocuğumu dışarı tek başına göndermeye korkuyorum”, “kötü arkadaş çevresine denk gelir mi?”, “internette kimlerle konuşuyor bilmiyorum”, “bir gün okuldan kötü bir haber gelir mi?” gibi sözlerle sıkça dile getirdiğini vurgulayan Sivri, çocuğunu koruma güdüsüyle bazı anne-babaların aşırı kontrolcü davranırken, bazılarının da neyi nasıl yöneteceğini bilemediği için çaresizlik hissettiğini söylüyor.  </p>
<p>Çocukların, çoğu zaman yaşadıkları sıkıntıları anlatmayıp, davranışlarıyla belli ettiklerini ancak bazı ebeveynlerin yoğun yaşam temposu içinde bu sinyalleri “ergenliktir geçer”, “dikkat çekmek istiyor” ya da “her çocukta olur” diye yorumlayarak gözden kaçırabildiğini vurgulayan Sena Sivri, oysa erken fark edilen birçok sorunun, doğru yaklaşımla büyümeden çözülebileceğine dikkat çekiyor. Çocuğun davranışındaki ani değişimlerin çoğu zaman bir mesaj taşıdığını, bu nedenle yargılamadan gözlemlemek, sakin kalmak ve zamanında destek almak gerektiğini vurgulayan Uzman Psikolog Sena Sivri, çocuklarda mutlaka dikkate alınması gereken 6 belirtiyi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>1. Ani öfke patlamaları ve saldırgan davranışlar</strong></p>
<p>Çocuk daha önce göstermediği şekilde bağırıyor, eşyaları fırlatıyor, kardeşine ya da arkadaşlarına zarar veriyorsa bu durum yalnızca “huysuzluk” olarak değerlendirilmemelidir. Bastırılmış stres, okul baskısı, zorbalık görme ya da duygularını yönetememe bu davranışların altında yatabilir. Özellikle sıklaşan öfke nöbetleri profesyonel değerlendirme gerektirebilir.</p>
<p><strong>2. İçe kapanma ve yalnızlaşma</strong></p>
<p>Eskiden konuşkan ve sosyal olan bir çocuğun odasına kapanması, aileyle vakit geçirmek istememesi, arkadaşlarından uzaklaşması önemli bir sinyal olabilir. Çocuklar mutsuzluklarını çoğu zaman sessizlikle gösterirler. Bu durum depresif belirtiler, özgüven kaybı ya da okul ortamında yaşanan sorunlarla ilişkili olabilir.</p>
<p><strong> 3. Uyku ve iştah düzeninde bozulma</strong></p>
<p>Gece korkuları, sık uyanma, kabus görme, iştahsızlık ya da aşırı yeme davranışları çocuğun ruhsal yük taşıdığını gösterebilir. Çocuk zihinsel olarak zorlandığında beden de tepki verir. Süreklilik gösteren değişimlerde ailelerin dikkatli olması gerekir.<strong> </strong></p>
<p><strong>4. Ders başarısında ani düşüş ve dikkat dağınıklığı</strong></p>
<p>Başarılı bir öğrencinin kısa sürede dersten kopması, unutkanlık yaşaması, okula gitmek istememesi ya da öğretmen şikayetlerinin artması yalnızca “isteksizlik” olmayabilir. Kaygı, zorbalık, özgüven sorunları ya da duygusal stres akademik performansı doğrudan etkiler.</p>
<p><strong> 5. Gizlilik, yalan söyleme ve riskli dijital davranışlar</strong></p>
<p>Telefonunu aşırı saklama, sürekli hesap değiştirme, kimlerle görüştüğünü gizleme, gece geç saatlere kadar çevrim içi kalma gibi davranışlar dikkatle izlenmelidir. Özellikle ergenlerde dijital ortamda kötü niyetli kişilerle temas, zorbalık ya da manipülasyon riski bulunabilir. Yasaklamak yerine güven temelli iletişim kurulmalıdır.</p>
<p><strong> 6. Kendine zarar verme söylemleri veya umutsuzluk ifadeleri</strong></p>
<p>“Ben olmasam daha iyi”, “Kimse beni anlamıyor”, “Yaşamak istemiyorum” gibi cümleler asla küçümsenmemelidir. Bazı çocuklar yardım çağrısını bu şekilde dile getirir. Böyle durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanından destek alınmalıdır.</p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Çocuğunuzla sağlıklı iletişimin 5 temel kuralı!</strong></p>
<p>Uzman Psikolog Sena Sivri “Çocuklarla sağlıklı bir iletişim kurmanın temelinde, onlara gerçekten “görüldüklerini ve anlaşıldıklarını” hissettirmek yatar. Gün içinde kısa da olsa birlikte geçirilen kaliteli zaman, çocuğun duygusal güvenini güçlendirirken; onu yargılamadan dinlemek, kendini ifade etme cesaretini artırır. Çocuğun hislerine isim koymak, duygularını tanımasına ve düzenlemesine yardımcı olurken, sınırların sevgi diliyle anlatılması kuralların daha kolay benimsenmesini sağlar. Tüm bunlara rağmen iletişimde zorlanılan durumlarda profesyonel destek almak ise sorunların büyümeden çözülmesine katkı sunar” diyor. Uzman Psikolog Sivri, çocuğunuzla sağlıklı iletişimin 5 temel kuralını şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Her gün kısa da olsa kaliteli zaman ayırın. 15 dakikalık kesintisiz ilgi bile çocuk için çok değerlidir.</li>
<li>Yargılamadan dinleyin. Hemen öğüt vermek yerine önce ne hissettiğini anlamaya çalışın.</li>
<li>Duygularına isim verin. “Kızgın görünüyorsun”, “Canın sıkkın galiba” demek çocuğu rahatlatır.</li>
<li>Kural koyarken bağ kurmayı unutmayın. Sınırlar sevgiyle anlatıldığında daha etkili olur.</li>
<li>Gerekirse profesyonel destek alın. Erken alınan destek, büyüyen sorunları önler.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergenliktir-gecer-dikkat-cekmek-istiyor-her-cocukta-olur-demeyin-632405">&#8220;Ergenliktir geçer&#8221;, &#8220;Dikkat çekmek istiyor&#8221;, &#8220;Her çocukta olur&#8221; demeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bodrum&#8217;da Zafer Kazaz-Silvestre Ekibinin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bodrumda-zafer-kazaz-silvestre-ekibinin-632315</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:48:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[birinciliği]]></category>
		<category><![CDATA[bodrum]]></category>
		<category><![CDATA[ekibinin]]></category>
		<category><![CDATA[kategori]]></category>
		<category><![CDATA[kazaz-silvestre]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[ralli]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf]]></category>
		<category><![CDATA[zafer]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632315</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karya Otomobil Spor Kulübü tarafından düzenlenen Petrol Ofisi Maxima 2026 Türkiye Ralli Şampiyonası’nın ikinci ayağı Bodrum Rallisi, Team Petrol Ofisi'nden Kerem Kazaz-Corentin Silverstre ekibinin birinciliği ile sona erdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bodrumda-zafer-kazaz-silvestre-ekibinin-632315">Bodrum&#8217;da Zafer Kazaz-Silvestre Ekibinin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karya Otomobil Spor Kulübü tarafından düzenlenen Petrol Ofisi Maxima 2026 Türkiye Ralli Şampiyonası’nın ikinci ayağı Bodrum Rallisi, Team Petrol Ofisi&#8217;nden <strong>Kerem Kazaz-Corentin Silverstre</strong> ekibinin birinciliği ile sona erdi. BC Vision Egemot Motorsport takımından <strong>Burak Çukurova-Burak Akçay</strong> ikinci sırada tamamladığı rallinin üçüncülüğünü ve Sınıf 4 birinciliğini ise <strong>Hüseyin Çetmen-Soner Çevik</strong> ikilisi elde etti.</p>
<p>Kazaz-Silvestre aynı zamanda Sınıf 2, Power Stage ve Genç Pilotlar Birinciliklerini de kazanırken, Team Petrol Ofisi de takımlar birinciliğinin sahibi oldu. Kazaz ayrıca Jandarma Özel Etabı En İyi Zaman ödülü, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi öğrencilerinden Esin Kara&#8217;nın tasarladığı Black Shark özel ödülü ve MAJİ Art Gallery sanatçılarından Hüseyin Kuşataner’e ait özgün eser ile ödüllendirildi. Milas ve Bodrum bölgesindeki asfalt zeminli özel etaplarda büyük mücadeleye sahne olan rallideki bir diğer özel ödül olan Emre Yerlici Özel Etabı En İyi Zaman ödülünü de Burak Çukurova-Burak Akçay, 1988-1989 ve 1990 Türkiye Ralli Şampiyonu Emre Yerlici&#8217;den aldı.</p>
<p>35 otomobil ve 70 sporcunun mücadele ettiği rallinin iki çeker ve Sınıf 4 birincisi <strong>Ömer Faruk Çabuk-Alperen Tetik</strong> ekibi olurken, Sınıf 5’te <strong>Uğur Kaban-Melih Uygun</strong> ve Sınıf N’de de<strong> Sevgi Aktürk-Begüm Uludağ</strong> birincilikleri paylaşan ekipler oldular. Aktürk-Uludağ ekibi aynı zamanda kadın pilotlar ve kadın co-pilotlar birincilikleri ile Remed Assistance Özel Ödülü&#8217;nün de sahibi oldu.</p>
<p>Merhum sporcu Behiç Yurdaçalışan anısına düzenlenen TOSFED Ralli Kupası klasmanında ise <strong>Gürol Baranlı-Alp Atak</strong> birinciliği kazanırken, ekip aynı zamanda Kategori 5 birinciliğinin de sahibi oldu. Kupada <strong>Ömer Güneş-Sevi Akal</strong> ikinci ve Kategori 3 birincisi olurken, <strong>Orçun Nural- Süleyman Terzioğlu</strong> da üçüncü ve Kategori 4 birincisi olarak finişe ulaştı. Kategori 2’de <strong>Baran Demirkan-Yunus Emre Bol</strong> ve Kategori 1’de ise <strong>Berat Yıldırım-Sena Er</strong> birincilik elde ederken, kadın pilotlar birincisi Hilal Olgun oldu.</p>
<p>Petrol Ofisi Maxima 2026 Türkiye Ralli Şampiyonası, 06-07 Haziran tarihlerinde Bursa Otomobil Spor Kulübü (BOSSEK) tarafından organize edilecek olan üçüncü ayak 50. Yeşil Bursa Rallisi ile devam edecek.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bodrumda-zafer-kazaz-silvestre-ekibinin-632315">Bodrum&#8217;da Zafer Kazaz-Silvestre Ekibinin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>A Takımı&#8217;na zaman ve mevsim fark etmiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/a-takimina-zaman-ve-mevsim-fark-etmiyor-632135</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:41:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[araç]]></category>
		<category><![CDATA[araçlar]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[etmiyor]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[na]]></category>
		<category><![CDATA[sahada]]></category>
		<category><![CDATA[takımı]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632135</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli genelinde girmedik sokak, cadde bırakmayan ve hızlı müdahale gücüyle her yere yetişen Büyükşehir A Takımı ekipleri, çok fonksiyonlu iş makineleriyle yılın her günü sahada görev yapıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/a-takimina-zaman-ve-mevsim-fark-etmiyor-632135">A Takımı&#8217;na zaman ve mevsim fark etmiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli genelinde girmedik sokak, cadde bırakmayan ve hızlı müdahale gücüyle her yere yetişen Büyükşehir A Takımı ekipleri, çok fonksiyonlu iş makineleriyle yılın her günü sahada görev yapıyor. Dört mevsim kullanılabilen özel araçlar, kent genelinde temizlik ve bakım çalışmalarına kesintisiz katkı sunuyor.</p>
<p><b> VATANDAŞ MEMNUNİYETİ ÖN PLANDA TUTULUYOR</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kent genelinde yaşam kalitesini artırmak ve vatandaşların taleplerine hızlı çözüm üretmek amacıyla sahadaki çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Bu kapsamda Büyükşehir’in “A Takımı” olarak bilinen ekipleri, acil müdahale ve bakım-onarım çalışmalarının yanı sıra temizlik ve çevre düzenleme faaliyetlerinde de aktif rol üstleniyor. Mahallelerden kırsal alanlara kadar geniş bir coğrafyada görev yapan ekipler, güçlü araç ve ekipman desteğiyle sorunlara yerinde ve hızlı müdahale ederek vatandaş memnuniyetini ön planda tutuyor.</p>
<p><b>4 MEVSİM KULLANILAN ÖZEL ARAÇLAR</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi A Takımı’nın sahadaki en önemli yardımcılarından biri olan çok fonksiyonlu iş makineleri, yılın 365 günü kesintisiz hizmet verecek şekilde tasarlandı. Kent genelinde aktif olarak kullanılan bu özel araçlar, farklı görevleri tek başına yerine getirebilme özelliğiyle dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>TEK ARAÇ, ÜÇ FARKLI GÖREV</strong></p>
<p>Çok amaçlı kullanım imkânı sunan araçlar, farklı aparatlarla donatılarak sahadaki iş gücünü artırıyor. “Bariyer Yıkama Aparatı” ile yol kenarları ve metal bariyerler temizlenirken, “Dal Budama Aparatı” sayesinde özellikle kırsal alanlarda ağaç bakımı gerçekleştiriliyor. “Ot ve Diken Temizleme Aparatı” ise kaldırım ve yol kenarlarında oluşan yabani bitkileri ortadan kaldırıyor. Bu donanımlar sayesinde araçlar, farklı ihtiyaçlara hızlı ve etkili şekilde cevap vererek saha çalışmalarına büyük kolaylık sağlıyor.</p>
<p><b>GÜÇLÜ DONANIM, GÜVENLİ ÇALIŞMA</b></p>
<p>4&#215;4 özelliğe sahip araçlar, engebeli ve zorlu arazi koşullarında dahi etkin performans sergiliyor. Farklı hız modlarıyla donatılan sistem sayesinde ekipler, sahada hem kontrollü hem de hızlı çalışma imkânına sahip oluyor. Araçların ön kısmında yer alan ağırlık aparatı ise süspansiyon sistemiyle birlikte dengeyi optimize ederek sağa-sola ayarlanabilmesini sağlıyor. Bu özellik, özellikle eğimli ve riskli alanlarda devrilme ihtimalini en aza indirerek güvenli bir kullanım sunuyor.</p>
<p><b>A TAKIMI KOCAELİ’NİN HER NOKTASINDA</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin sahadaki çözüm gücü olan A Takımı, çok amaçlı araç desteğiyle çalışmalarını her geçen gün daha da artırıyor. Dört mevsim kullanılabilen bu araçlar sayesinde hem şehir merkezinde hem de kırsal mahallelerde temizlik, bakım ve çevre düzenleme çalışmaları daha hızlı ve etkin şekilde gerçekleştiriliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/a-takimina-zaman-ve-mevsim-fark-etmiyor-632135">A Takımı&#8217;na zaman ve mevsim fark etmiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Tugay: İzmir&#8217;de arkeoloji ve gastronomiyi birleştirmemiz lazım</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-izmirde-arkeoloji-ve-gastronomiyi-birlestirmemiz-lazim-632129</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:41:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[birleştirmemiz]]></category>
		<category><![CDATA[enginar]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[gastronomi]]></category>
		<category><![CDATA[gastronomiyi]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[lazım]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[urla]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632129</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, 12. Uluslararası Urla Enginar Festivali’nin açılışını yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-izmirde-arkeoloji-ve-gastronomiyi-birlestirmemiz-lazim-632129">Başkan Tugay: İzmir&#8217;de arkeoloji ve gastronomiyi birleştirmemiz lazım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, 12. Uluslararası Urla Enginar Festivali’nin açılışını yaptı. Renkli bir kortejle başlayan festivalde Urla sokakları sanat ve gastronomiyle doldu taştı. Başkan Tugay, kent turizmi için arkeoloji ve gastronomiyi birleştirme çağrısı yaptı. </p>
<p>İzmir’in gastronomi merkezi Urla’nın dünyaca ünlü organizasyonu Uluslararası Urla Enginar Festivali, 12’nci kez kapılarını açtı. 1-3 Mayıs tarihleri arasında Urla’nın tarihi sokaklarını sanatın ve lezzetin buluşma noktasına dönüştüren festivalin açılış töreni Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirildi. Törene, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Cumhuriyet Halk Partisi İzmir milletvekilleri Deniz Yücel, Ednan Arslan, Ümit Özlale, ev sahibi Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan ve ilçe belediye başkanları, geçmiş dönem Urla Belediye Başkanı Sibel Uyar, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, akademisyenler, dünyaca ünlü şefler ve Türkiye’nin dört bir yanından Urla’ya akın eden binlerce yurttaş katıldı. </p>
<p><strong>Çiftçilerden Urla’nın emeğine yakışır kortej </strong></p>
<p>Festival gelenekselleşen kortejle başladı. Başkan Dr. Cemil Tugay ve protokol, Jandarma Kavşağı’ndan başlayarak festivalin coşkusunu Urla sokaklarına taşıdı. Urla’nın bereketli topraklarını ve kültürel zenginliğini simgeleyen renkli kortej; özel kostümler, çiçeklerle bezeli figürler, minik sporcular, şefler ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Bandosu eşliğiyle karnaval havasında gerçekleştirildi. Kortej Cumhuriyet Meydanı’na ulaştı. Ardından Başkan Tugay ve protokol Urla Belediyesi önünden geçiş yapan çiftçileri selamladı. Çiftçiler atlarla enginar yüklü traktörlerle coşkuyu zirveye taşıdı. Açılış töreni öncesi Cumhuriyet Meydanı’nda halk oyunları gösterisi yapıldı. </p>
<p><strong>“İzmir Türkiye’nin en fazla tarım yapılan kentidir” </strong></p>
<p>Sözlerine tüm emekçilerin 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kutlayarak başlayan Başkan Tugay, bahar aylarının İzmir’in dört bir yanında festival ayı olduğunu ifade ederek, “İzmir&#8217;in kendi yerel üretim kültürünün önemini vurgulamaya çalışıyoruz. Ve her sene Enginar Festivali&#8217;nin biraz daha büyüdüğünü, geliştiğini, daha fazla ilgi gördüğünü hepimiz görüyoruz. İzmir tarihsel olarak bir tarım kenti. Havzalarıyla bütün İzmir, en köklü tarımsal gelenekleri olan ve halen de yoğun tarım yapılan topraklar. İzmir şu anda hayvansal üretimde Türkiye&#8217;de ikinci sırada. Hem ette hem süt ve süt ürünlerinde böyle. Ama bitkisel tarımda da bazen ikinci, bazen üçüncü oluyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>“Urla’nın önce kökenini bilmek lazım”</strong></p>
<p>Yapılaşma riskine dikkat çeken Başkan Tugay, Urla’nın tarihsel ve tarımsal değerlerine vurgu yaptı. Evliya Çelebi’nin bölgeye dair anlatılarına da değinen Tugay, Urla’nın özel bir ekosisteme sahip olduğunu belirterek, “Burası tarım için son derece uygun ve çok kıymetli topraklara sahip. Tarihine baktığımızda, dünyanın ilk şarap üretim merkezlerinden biri olduğunu, üzümcülüğün en eski örneklerinin bu coğrafyada geliştiğini görüyoruz” dedi.</p>
<p>Bir kentin geçmişiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Tugay, “Bir yeri gerçekten tanımak için onun hikâyesini de bilmek gerekir. Urla’yı yalnızca yapılaşma alanı olarak görmek büyük bir eksiklik olur. Bu bölgenin güçlü bir tarımsal ve ekolojik geçmişi var; bu değerleri koruyarak hareket etmek zorundayız” diye konuştu.</p>
<p><strong>“İzmir&#8217;de yaşamaya her zaman özeniyorlar”</strong></p>
<p>Başkan Tugay, tarımın yalnızca gıda ihtiyacını karşılayan bir alan olmadığını, aynı zamanda korunması ve geliştirilerek geleceğe taşınması gereken stratejik bir değer olduğunu vurguladı. Tarımın, insanlığın en önemli kültürel birikimlerinden biri olan gastronominin de temelini oluşturduğunu belirten Tugay, “Urla’da bugün gördüğümüz gibi, nitelikli tarım yapıldığında ve insanlar bunun kıymetini bildiğinde, gastronomi de aynı ölçüde gelişiyor. Bu süreçlerin hiçbiri tesadüfen ortaya çıkmıyor; zamanla ve emekle oluşuyor” dedi. İzmir’in 35 coğrafi işaretli ürüne sahip olduğuna dikkat çeken Tugay, bu zenginliğin önemli örneklerinden birinin de sakız enginarı olduğunu ifade etti. Tugay, “Böyle bir zenginliğin içinde yaşıyoruz. Bu zenginlik sadece toprağı ve tarımıyla değil; insanıyla ve kültürüyle de var oluyor. Bu nedenle İzmir, pek çok insan için çekici ve nitelikli bir yaşam alanı sunuyor; insanlar burada yaşamayı her zaman arzu ediyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Biz bu şehrin değerini bilen insanlarız”</strong></p>
<p>İzmir ile gurur duyduklarını ifade eden Başkan Tugay, “Biz bu şehirde memleketimizin her tarafından gelen insanlarla hep dostluk, kardeşlik içerisinde yaşadık. Komşuluğun, insanlığın değerini bildik.  İzmir halkı her zaman yardımsever oldu. İzmir&#8217;le gurur duyuyoruz. Bazı insanlar İzmirlilerin &#8216;İzmir&#8217;in dağlarında çiçekler açar&#8217; marşıyla neden coştuğunu anlayamıyorlar. Ya da umuda ihtiyacınız olduğu zaman &#8216;Güzel günler göreceğiz çocuklar&#8217; şarkısında kendimizi bulmamızı da anlayamıyorlar. Ama biz öyle insanlarız. Biz bu şehrin değerini bilen insanlarız; bu şehrin kültürel değerini, insana dair değerini, barışa dair değerini, çevreye dair değerini, yaşama dair değerini her anlamda bilen insanlarız.  İzmir, her zaman değerleriyle, güzellikleriyle, mutluluklarıyla, keyfiyle İzmir olarak yaşamaya devam edecek. Bu şehre hizmet etmek bizler için büyük bir onurdur” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Gelecek toprağıyla  bağını koparmayan şehirlerin olacak”</strong></p>
<p>Festivalin açılış töreninde konuşan Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan, “Gelecek toprağıyla  bağını koparmayan şehirlerin olacak. Urla o şehirlerden birisi olacak. Bazı şehirler kalabalığıyla hatırlanır, bazıları ise ürettikleriyle. Urla üreten olmayı tercih eden ilçelerdendir. Tarım sadece üretim değil, bilgiyle, sabırla, doğayla kurulan bir dengedir. Biz bu toprağı korumaya, işlemeye devam ediyoruz. Atalarımızdan aldığımız mirası çocuklarımıza bırakmanın sorumluluğunu taşıyoruz. Enginar da zeytin ve üzüm gibi bu değerlerin en önemli temsilcisi.  Bütün dünya iklim krizi ve gıda güvenliği sorunuyla uğraşıyor. Urla bu yıl krizlere rağmen 6 milyar baş enginar rekoltesine ulaştı. Bu da topraktan bağımızın kopmadığının göstergesidir” diye konuştu. </p>
<p><strong>“Urla’da toprak konuşur, emek büyür” </strong></p>
<p>Urla Ziraat Odası Başkanı Muharrem Uslucan ise, “Bugün burada sadece bir festivali değil, toprağın sabrını, emeğin değerini selamlıyoruz. Urla tarımının en büyük kahramanlarından birisi sakız enginarıdır. Enginar çiftçiye umut olur. Sadece enginarıyla değil üzümüyle, zeytiniyle, şevketi bostanıyla nice ürünler bu toprakların kültürüdür, değeridir. Toprak varsa hayat var. Urla her geçen gün betonlaşıyor. Kendi elimizle geleceğimizi yok ediyoruz. Urla’da toprak konuşur, emek büyür. Her emek geleceğe bırakılmış bir mirastır” dedi. </p>
<p><strong>İzmir’in ilk deniz ürünleri festivali için kollar sıvandı </strong></p>
<p>Açılış töreninin ardından Başkan Tugay,  Başkan Balkan ve Köstem Zeytinyağı Müzesi Kurucusu Dr. Levent Köstem ile festivalin ilk söyleşisinde konuşmacı oldu. Ahmet  Güzelyağdöken’in moderatörlüğünde gerçekleşen “Tarım Gastronomi ve Turizm” başlıklı söyleşide Urla’nın gastronomi geleceği konuşuldu. İzmir’in dört bir yanında gerçekleştirilen festivallere karşın kentin en büyük değerlerinden deniz ürünlerine dair festivalin olmadığının konuşulması üzerine Başkan Tugay, “İzmir, Türkiye’nin en önemli gastronomi şehirlerinden birisi. İzmir’in zeytinyağlıları var, ot kültürü var ama aynı zamanda deniz ürünleri var. Deniz ürünleriyle ilgili bir festival olması lazım. Foça’da, Karaburun’da ya da kıyı balıkçılığının  geliştiği yerlerde bu festivali yapabiliriz” dedi. Başkan Balkan ise Urla olarak deniz ürünleri festivaline talip olduklarını ifade etti.  </p>
<p><strong>“Ege Bölgesi adeta bir maden”</strong></p>
<p>Söyleşide İzmir’in turizmde kalkınma yol haritasına ilişkin soruyu yanıtlayan Başkan Tugay, İzmir için hedeflerinin katma değeri yüksek turizm ve nitelikli turist olduğunu söyledi. Bu doğrultuda İzmir’in iki önemli potansiyelinin bulunduğunu ifade eden Tugay, bunlardan ilkinin antik ve tarihi-kültürel miras olduğunu belirtti. İzmir’in 7 antik kente sahip olduğuna dikkat çeken Tugay, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izin verdiği yaklaşık 200 kazı alanının bulunduğunu, yer altında keşfedilmeyi bekleyen çok sayıda tarihi değer olduğunu söyledi. Bu potansiyelin ortaya çıkarılmasıyla İzmir’in Roma benzeri bir kültürel çekim merkezine dönüşebileceğini ifade etti. İkinci önemli alanın gastronomi olduğunu vurgulayan Tugay, “Yurt dışında bize tattırılan yemeklerin çok daha iyisi bizim mutfağımızda var. İzmir gerçekten bir cennet. Ege Bölgesi gastronomi hammaddesi açısından adeta bir maden” dedi. Bu zenginliğin yeterince değerlendirilemediğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Urla sokakları sanat ve gastronomiyle dolup taşacak</strong></p>
<p>12. Uluslararası Urla Enginar Festivali 3 Mayıs’a kadar ziyaretçilerini ağırlayacak. Yerel üreticilerin taze ürünlerinin tezgahları bereketlendireceği festivalde dünyaca ünlü şeflerin mutfak atölyeleriyle gastronomi tutkunlarını ağırlayacak. Üç gün boyunca Urla’nın tarihi sokaklarını sanatın ve lezzetin buluşma noktası haline getirecek festival kapsamında Otopark, Malgaca ve Sanat Çarşısı’nda müzik dinletileri yer alacak. Ana sahnede ilk gün Grup Papara, ikinci gün Cuba Duo ve Grup Pikap, son gün ise ünlü sanatçı Mehmet Erdem konser verecek. Festival boyunca birbirinden ünlü şefler ana sahnede söyleşiler düzenleyecek. Festivalin sonunda ise Enginarlı Lezzetler Yemek Yarışması’nın ödülleri sahiplerini bulacak.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-izmirde-arkeoloji-ve-gastronomiyi-birlestirmemiz-lazim-632129">Başkan Tugay: İzmir&#8217;de arkeoloji ve gastronomiyi birleştirmemiz lazım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal medya kıskançlık duygusunu tetikliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sosyal-medya-kiskanclik-duygusunu-tetikliyor-631988</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:36:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[duygusunu]]></category>
		<category><![CDATA[Kıskanç]]></category>
		<category><![CDATA[kıskançlık]]></category>
		<category><![CDATA[kıyaslama]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medyada]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631988</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, sosyal medyanın kıskançlık ve kıyaslama duygusunu nasıl tetiklediği ve bunun bireysel ve toplumsal psikolojik etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-medya-kiskanclik-duygusunu-tetikliyor-631988">Sosyal medya kıskançlık duygusunu tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, sosyal medyanın kıskançlık ve kıyaslama duygusunu nasıl tetiklediği ve bunun bireysel ve toplumsal psikolojik etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Sosyal medya, kıyaslama ve yetersizlik duygularını sürekli tetikliyor! </strong></p>
<p>Sosyal medyanın yaygınlaşmasının kimi zaman kıskançlık duygusunu da alevlendirdiğini aktaran Klinik Psikolog İpek Erol, “Sosyal medya, insanın doğasında zaten var olan kıyaslama ve yetersizlik hislerinin görünürlüğünü artırıyor ve bu hisleri sürekli tetikleyen bir ortama dönüşüyor.” dedi.</p>
<p>Kıskançlığın ilkel bir duygu olduğunu hatırlatan Erol, “Çocuklukta bakım verenle kurulan ilişkinin içinde filizlenir. Ancak bugün sosyal medya, bu duygunun yalnızca açığa çıkmasını değil, kronikleşmesini de kolaylaştırıyor. Çünkü birey artık yalnızca yakın çevresiyle değil, binlerce insanın hayat kesitleriyle kendini karşılaştırıyor. Bu da kıskançlığı anlık bir duygudan çıkarıp, süreklilik kazanan bir iç gerilime dönüştürebiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Duygusal beyin, seçilmiş görüntüleri gerçeklik gibi işliyor! </strong></p>
<p>İnsanların kendilerini başkalarıyla kıyaslama eğiliminin sosyal medyada daha güçlü hale gelmesinin temel nedeninin, maruz kalınan içeriğin doğası olduğunu savunan Klinik Psikolog İpek Erol, “Sosyal medya gerçekliği temsil etmez; idealize edilmiş, filtrelenmiş ve çoğu zaman yapay bir benlik sunumu içerir. Kişi bilinçdışı düzeyde bu görüntülerin seçilmiş olduğunu bilse bile, duygusal beyin bunu gerçeklik gibi işler.” dedi.</p>
<p>Burada özellikle ‘narsisistik yaralanma’ denilen sürecin devreye girdiğini kaydeden Erol, şunları söyledi:</p>
<p>“‘Ben neden böyle değilim?’ sorusu, bireyin kendi değer algısını etkileyip erken dönem yetersizlik ve değersizlik şemalarının tetiklenmesine yol açabilir.</p>
<p>Sürekli başkalarının başarılarını, tatillerini ve yaşam tarzlarını görmek bireyde sadece kıskançlık değil; eksiklik, değersizlik, suçluluk ve bazen de utanç duygularını tetikler. Özellikle hayatının durağan bir döneminde olan ya da içsel tatmin düzeyi düşük bireylerde bu etkiler daha yoğun hissedilir. Kişi kendi yaşamını bir ‘başarı projesi’ gibi görmeye başlar ve yeterince iyi olmadığını düşünür. Bu durum zamanla anksiyete, depresif duygu durum ve yaşam doyumunda azalma ile sonuçlanabilir. İlginç olan şu ki, kişi bu duygulara rağmen sosyal medyada kalmaya devam eder; çünkü aynı zamanda oradan bir onay ve aidiyet de arar.”</p>
<p><strong>Bastırılan kıskançlık içsel gerilim olarak varlığını sürdürür!</strong></p>
<p>Kıskançlık hissedildiğinde sosyal medyada ortaya çıkan davranışların oldukça çeşitli olduğunu ifade eden Klinik Psikolog İpek Erol, “Bazı bireyler kıskandıkları kişiyi daha sık takip eder, hikâyelerini sürekli kontrol eder; bu   durum obsesif bir izleme davranışına dönüşebilir. Bazıları ise tam tersine engelleme, takipten çıkma gibi kaçınma stratejilerine yönelir. Daha örtük düzeyde ise pasif agresif yorumlar, imalı paylaşımlar ya da ‘kendini gösterme’ çabası artar. Yani kişi, hissettiği eksikliği telafi etmek için kendi hayatını daha parlak göstermeye çalışır. Bu da aslında kıskançlığın başka bir formda yeniden üretilmesine neden olur.” dedi.</p>
<p>‘Gizli kıskançlığın’ ise sosyal medyanın en dikkat çekici psikolojik dinamiklerinden biri olduğuna işaret eden Erol, “Bu kişiler açıkça kıskanç olduklarını kabul etmezler; aksine çoğu zaman destekleyici, beğeni veren ya da nötr görünen bir tutum sergilerler. Ancak içeriklere aşırı odaklanma, karşı tarafla kendini sürekli kıyaslama ve içsel huzursuzluk bu duygunun varlığına işaret eder. Psikolojik açıdan bu, kabul edilmesi zor olan bir duygunun bastırılması ve daha kabul edilebilir bir forma dönüştürülmesidir. Fakat bastırılan kıskançlık kaybolmaz; içsel gerilim olarak varlığını sürdürür.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sorun sosyal medyada değil, onunla kurulan ilişkide… </strong></p>
<p>Bu kıyaslama tuzağından çıkmak için bireysel düzeyde yapılabilecek en önemli şeyin, maruz kalınan içeriğin seçici bir şekilde düzenlenmesi olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog İpek Erol, “Kişi kendine şu soruyu sormalı; ‘Bu içerik bana ne hissettiriyor?’. Eğer sürekli yetersizlik ve huzursuzluk yaratıyorsa, o içerikten uzaklaşmak gereklidir.” dedi. </p>
<p>Bunun yanı sıra, bireyin kendi hayatına dönmesi, içsel tatmin kaynaklarını artırması ve gerçek ilişkilerle temasını güçlendirmesinin de önemli olduğunu aktaran Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Mindfulness temelli yaklaşımlar, kişinin otomatik kıyaslama düşüncelerini fark etmesine ve onlara kapılmadan geçmesine yardımcı olabilir. Çünkü sorun sosyal medyada değil, onunla kurulan ilişkide derinleşir.</p>
<p>Son olarak, sosyal medyanın kıskançlığı artırması yalnızca bireysel bir mesele değil; aynı zamanda toplumsal bir dinamiğin yansımasıdır. Bugün başarı, güzellik ve mutluluk belirli kalıplar üzerinden tanımlanıyor ve bu kalıplar sürekli yeniden üretiliyor. Medya, algoritmalar ve kültürel beklentiler bu süreci besliyor. Dolayısıyla bireyin yaşadığı kıskançlık duygusunu sadece kişisel zayıflık olarak görmek, meseleyi eksik anlamak olur. Bu, hem bireyin iç dünyasında hem de içinde yaşadığı kültürde kökleri olan çok katmanlı bir süreçtir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-medya-kiskanclik-duygusunu-tetikliyor-631988">Sosyal medya kıskançlık duygusunu tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımlılık tedavisinde erken müdahale önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-erken-mudahale-onemli-631713</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:26:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımlılığın]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kumar]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631713</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, bağımlılığın beyindeki ödül sistemiyle ilişkisi, özellikle kumar bağımlılığı başta olmak üzere gelişim süreçleri ve modern tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-erken-mudahale-onemli-631713">Bağımlılık tedavisinde erken müdahale önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, bağımlılığın beyindeki ödül sistemiyle ilişkisi, özellikle kumar bağımlılığı başta olmak üzere gelişim süreçleri ve modern tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>İlk maruz kalındığı anda bağımlılık süreci başlar! </strong></p>
<p>Bağımlılık, madde veya davranış kaynaklı olarak ortaya çıkan ve beyin işlevlerinde maladaptif değişikliklere neden olan bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “İlk maruz kalındığı anda bağımlılık süreci başlar ve bu süreç, özellikle beynin ödül sistemi üzerindeki etkileriyle ilerler.” dedi.</p>
<p>Ödül sistemi aktivasyonu ile birlikte beyindeki kontrol mekanizmalarının zayıflayarak bağımlılık belirtilerinin ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Dilbaz, “Bu belirtiler arasında artan kullanım miktarı, kesme veya ara verme girişimlerinde ortaya çıkan yoğun istek ve yoksunluk belirtileri, yasal sorunlar, sosyal ve iş hayatında olumsuz etkiler yer alır. Bağımlılık geliştikçe bireyler çevreleri tarafından uyarılsalar dahi kullanmaya devam edebilir ve zarar görmelerine rağmen bırakmakta güçlük çekebilirler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bağımlılık tedavisinde zamanında müdahale büyük önem taşıyor! </strong></p>
<p>Bağımlılık tedavisinde zamanında müdahale büyük önem taşıdığına vurgu yapan Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Hastalar genellikle bağımlılıklarını kontrol edebileceklerine inandıklarını ifade ederler ve bazen kullanımın azaldığını veya belirli zaman aralıklarında gerçekleştiğini iddia ederler. Ancak bağımlılığı tanımlarken yalnızca kullanım sıklığı değil, aynı zamanda miktarı da dikkate alınmalı.” dedi.</p>
<p>Tedavi sürecinde özelleşmiş merkezlere başvurulması ve uzman sağlık çalışanları tarafından bireyselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin uygulanması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Dilbaz, bu çerçevede bağımlılığın klinik ve tedaviye yönelik boyutlarının akademik olarak ele alındığını aktardı.</p>
<p><strong>Sanal kumar erişiminin kolaylaşması gençlerde kumar alışkanlığını artırıyor! </strong></p>
<p>Kumar bağımlılığını ise bireyin kontrolünü kaybederek aşırı ve obsesif biçimde kumar oynama eğilimi göstermesi olarak tanımlayan Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Kişi finansal kayıplar yaşamasına, psikolojik ve sosyal sorunlarla karşılaşmasına rağmen kumar oynamaya devam eder.” dedi.</p>
<p>Son yıllarda kumar bağımlılığına ilişkin demografik yapıda önemli değişimler gözlemlendiğine işaret eden Prof. Dr. Dilbaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Geçmişte at yarışları gibi fiziksel ortamlarda gerçekleşen kumar etkinlikleri veya yurt dışındaki gibi kumarhaneler daha yaygınken, günümüzde sanal kumar sitelerine erişimin kolaylaşması özellikle genç ve genç yetişkinler arasında kumar alışkanlığının artmasına neden oldu. Teknolojik gelişmeler ve sanal platformların yaygınlaşması bu artışta önemli bir rol oynuyor.</p>
<p>Kumar bağımlılığı özellikle üniversite öğrencileri ve yeni mezun genç yetişkinler arasında daha sık görülüyor. Bu grupta erkek bireylerin oranı daha yüksek. Bireyler genellikle hızlı para kazanma arzusu ile internet üzerinden erişilen sanal kumar oyunlarına yöneliyor. Bu süreçte internet bağımlılığı ile sanal kumar bağımlılığı iç içe geçebiliyor. Genç yetişkinler çoğu zaman spor müsabakalarına ilişkin verileri analiz ederek kazanma ihtimallerini artırabileceklerine inanıyor, ancak zamanla ciddi finansal kayıplar yaşayabiliyorlar. ‘Bu sefer kazanacağım’ düşüncesi beyindeki ödül sistemini aktive ederek davranışı pekiştiriyor. Prefrontal korteks olarak bilinen ön beyin kontrol mekanizmalarının yeterince etkin çalışmaması da risk alma davranışını artırarak bağımlılığı güçlendiriyor.”</p>
<p><strong>Bağımlılık bir kez geliştikten sonra bırakma süreci zorlaşır ve başarı oranları düşer! </strong></p>
<p>Bağımlılığın kendi kendine geçmesi genellikle mümkün olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Bağımlılık bir kez geliştikten sonra bırakma süreci zorlaşır ve başarı oranları düşer. Çünkü bağımlılık, ödül pekiştiren bir davranış örüntüsüdür ve beyinde kalıcı nöroadaptif değişikliklere yol açar.” dedi.</p>
<p>Başlangıçta kontrol edilebilen isteklerin zamanla arttığını ve kontrol mekanizmalarının bu isteklerle başa çıkmakta zorlandığını ifade eden Prof. Dr. Dilbaz, bu nedenle bağımlılık geliştikten sonra profesyonel destek alınmasının tedavi sürecinin başarısı açısından kritik öneme sahip olduğunun altını çizdi.</p>
<p><strong>Bağımlılık tedavisinde temel yaklaşım erişimin engellenmesi!  </strong></p>
<p>Bağımlılık tedavisinde temel yaklaşımlardan birinin bağımlılık yapıcı madde veya davranışa erişimin engellenmesi olduğuna değinen Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Özellikle akıllı telefonların yaygın kullanımı, kumar gibi davranışlara erişimi kolaylaştırdığı için tedavi sürecinde önemli bir risk faktörü olarak değerlendirilir.” dedi.</p>
<p>Bazı durumlarda bireylerin telefon kullanımının sınırlandırılması veya alternatif kontrol mekanizmalarının uygulanmasının gerekebileceğini aktaran Prof. Dr. Dilbaz, “Aynı zamanda finansal riskleri azaltmak amacıyla kredi kullanımı gibi davranışların önüne geçilmesi de tedavi sürecinin bir parçasıdır. Dış kontrol mekanizmaları, bireyin iç kontrolünün zayıfladığı durumlarda destekleyici rol oynar. Gerekli durumlarda ilaç tedavileri ve bilişsel davranışçı terapiler gibi yöntemler de kullanılabilir. Bu yaklaşımlar bağımlılık davranışının değiştirilmesinde etkinliği kanıtlanmış yöntemlerdir ve bireyin dürtü kontrolünü geliştirmesine yardımcı olur. Bağımlılık tedavisi multidisipliner bir süreçtir ve erişimin kısıtlanması tedavinin başarısını artıran önemli bir adımdır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Derin TMU, bağımlılığın beyindeki ödül devrelerini hedef alıyor </strong></p>
<p>Son yıllarda geliştirilen somatik tedavi yöntemlerinden biri olan derin transkranial manyetik stimülasyonun (TMU), bağımlılık tedavisinde öne çıkan yenilikçi yaklaşımlardan biri olduğuna işaret eden Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Bu yöntem, bağımlılığın beyindeki ödül devreleri üzerindeki etkilerini hedef alır. Tedavi sürecinde bireyin bağımlılığı tetikleyen uyaranlara verdiği nörolojik yanıt incelenir.” dedi.</p>
<p>Kumar bağımlılığında sanal bahis isteğini artıran görsel uyaranlar, alkol bağımlılığında ise alkol tüketim ortamlarının kullanılabildiğini dile getiren Prof. Dr. Dilbaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu provokasyon süreci sırasında ilgili beyin bölgeleri manyetik uyarım ile hedeflenir. Derin TMU uygulamasında navigasyon sistemleri kullanılarak belirlenen beyin bölgelerine hassas manyetik alanlar gönderilir. Bu uyarımlar, bağımlılıkla ilişkili aşırı aktivitenin azaltılmasına yönelik olarak tekrarlayıcı şekilde uygulanır. Sigara bağımlılığı gibi alanlarda başlayan çalışmalar, yöntemin diğer bağımlılık türlerinde de etkili olabileceğini gösteriyor. Derin transkranial manyetik stimülasyon, ilaç tedavileri ve psikoterapiye alternatif ya da tamamlayıcı bir yöntem olarak değerlendirilen ve bilimsel araştırmalarla desteklenen bir tedavi seçeneğidir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-erken-mudahale-onemli-631713">Bağımlılık tedavisinde erken müdahale önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş dönmesi (vertigo) kişiyi eve hapsedebiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-donmesi-vertigo-kisiyi-eve-hapsedebiliyor-631392</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 08:15:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Baş Dönmesi]]></category>
		<category><![CDATA[dönmesi]]></category>
		<category><![CDATA[eve]]></category>
		<category><![CDATA[hapsedebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kbb]]></category>
		<category><![CDATA[kişiyi]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[vertigo]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631392</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde her 10 kişiden birinde görülen vertigo (baş dönmesi) son yıllarda hızla yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-donmesi-vertigo-kisiyi-eve-hapsedebiliyor-631392">Baş dönmesi (vertigo) kişiyi eve hapsedebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde her 10 kişiden birinde görülen vertigo (baş dönmesi) son yıllarda hızla yaygınlaşıyor. Günümüzde yanlış yaşam alışkanlıklarının etkisiyle gençlerde de sık rastlanan vertigonun bir hastalık değil, önemli bir belirti olduğunu vurgulayan <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Sürmeli</strong>, “Vertigo, kişinin kendisinin ya da çevresindeki nesnelerin döndüğünü, sallandığını veya hareket ettiğini hissetmesidir. Bu durum tek başına bir hastalık değil, altta yatan başka bir sağlık sorununun habercisidir” diyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Sürmeli, günlük yaşantıyı olumsuz etkileyen hatta kişiyi eve hapsedebilen vertigoyu tetikleyen hataları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Yüzde 85 iç kulaktan kaynaklanıyor ama!</strong></p>
<p>Halk arasında baş dönmesi olarak bilinen vertigo yüzde 85 iç kulaktan kaynaklanırken, yüzde 15’i beyinle ilgili hastalıkların (migren, inme, tümörler, MS vb) belirtisi olabiliyor. Ancak baş dönmesi durumunda pek çok hasta, çoğu zaman hastanede hangi branşa başvuracağını bilemeyerek zaman kaybedebiliyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi KBB Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Sürmeli </strong>bu konuda şöyle konuşuyor: “Baş dönmesi baş hareketleriyle tetikleniyorsa, kulak çınlaması, işitme kaybı veya kulakta dolgunluk hissi eşlik ediyorsa öncelikle KBB (Kulak Burun Boğaz) uzmanına başvurulmalıdır.  Çünkü bu belirtiler iç kulak kaynaklı bir soruna işaret eder. Ancak baş dönmesi şiddetli baş ağrısıyla geliyor, kolda-bacakta uyuşma/güçsüzlük, çift görme, konuşma bozukluğu, yutma güçlüğü gibi belirtiler eşlik ediyorsa zaman kaybetmeden Nöroloji uzmanına başvurulmalıdır.”</p>
<p><strong>Tanı koymada gecikme yaşanabiliyor, çünkü… </strong></p>
<p>Ülkemizde her 10 kişiden birinde vertigo görüldüğünü, ancak vertigonun her hastada aynı şekilde ortaya çıkmadığını belirten Doç. Dr. Sürmeli, bu durumun tanıyı zorlaştıran en önemli faktörlerden birisi olduğunu söylüyor. Doç. Dr. Sürmeli şöyle diyor: “Hastalar şikayetlerini çoğu zaman ‘her şey dönüyor’, ‘yürürken savruluyorum’, ‘yer ayağımın altından kayıyor’ ya da ‘sarhoş gibiyim’ şeklinde ifade ediyor. Bazı hastalarda ise sadece sersemlik hissi, göz kararması veya dengesizlik ön planda olabiliyor. Bu nedenle her baş dönmesi aynı değildir ve detaylı değerlendirme gerektirir.” Vertigonun çoğunlukla tedavi edilebilir ve yönetilebilir bir durum olduğunu belirten Doç. Dr. Mehmet Sürmeli “Doğru tanı, düzenli takip, önerilen egzersizlerin yapılması ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları ile vertigo ataklarını en aza indirmek mümkündür. Ancak vertigoyla birlikte nörolojik bulgular (uyuşma, güçsüzlük, bilinç kaybı, bayılma, konuşma bozukluğu, çift görme, şiddetli ve hiç geçmeyen baş dönmesi) eşlik ediyorsa, ani ve tek taraflı işitme kaybıyla geliyorsa, ileri yaşta ilk kez ortaya çıktıysa, hipertansiyon, diyabet hastalığı varsa, zaman kaybetmeden Nöroloji uzmanına başvurulmalıdır” diyor. </p>
<p><strong>Vertigoyu tetikleyen 10 hata!</strong></p>
<p>“Klinik gözlemler ve araştırmalar; son yıllarda vertigo şikayetiyle sağlık kuruluşlarına başvuran kişi sayısında belirgin bir artış olduğuna işaret etmektedir” diyen KBB Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Sürmeli, günlük yaşamda yapılan bazı hatalı davranışların da vertigoyu tetiklediğini vurguluyor. Doç. Dr. Sürmeli vertigoyu tetikleyen 10 hatalı davranışı şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Yataktan hızla kalkmak</li>
<li>Başı ani çevirmek veya yukarı-aşağı sallamak</li>
<li>Aşırı tuz tüketmek</li>
<li>Yetersiz su içmek</li>
<li>Uzun süre ekran başında hareketsiz kalmak</li>
<li>Yeterli ve kaliteli uyumamak </li>
<li>Düzensiz ve hareketsiz yaşam tarzı</li>
<li>Stresi kontrol edememek ve anksiyete</li>
<li>Düzensiz ve sağlıksız beslenme, öğün atlama</li>
<li>Aşırı kafein ve alkol tüketmek </li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-donmesi-vertigo-kisiyi-eve-hapsedebiliyor-631392">Baş dönmesi (vertigo) kişiyi eve hapsedebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balkan ve Rumeli dernekleri Konak&#8217;ta buluştu: Birlik ve dayanışma vurgusu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/balkan-ve-rumeli-dernekleri-konakta-bulustu-birlik-ve-dayanisma-vurgusu-631380</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 08:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[balkan]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[birlik]]></category>
		<category><![CDATA[buluştu]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[dernekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Başkan]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[konak]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[parti]]></category>
		<category><![CDATA[rumeli]]></category>
		<category><![CDATA[ta]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631380</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bihlun Tamaylıgil’in katılımıyla düzenlenen Rumeli, Balkan ve Ada Türkleri Dernekleri Buluşması Konak’ta yoğun katılımla gerçekleşti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/balkan-ve-rumeli-dernekleri-konakta-bulustu-birlik-ve-dayanisma-vurgusu-631380">Balkan ve Rumeli dernekleri Konak&#8217;ta buluştu: Birlik ve dayanışma vurgusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bihlun Tamaylıgil’in katılımıyla düzenlenen Rumeli, Balkan ve Ada Türkleri Dernekleri Buluşması Konak’ta yoğun katılımla gerçekleşti. İzmir Milletvekili Yücel, İl Başkanı Güç, Konak Belediye Başkanı Mutlu ve İlçe Başkanı Kalmaz’ın da yer aldığı toplantıda birlik ve dayanışma mesajları öne çıktı.</b></p>
<p>Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bihlun Tamaylıgil’in katılımıyla gerçekleşen Rumeli, Balkan ve Ada Türkleri Dernekleri Buluşması’na katıldı. İzmir İl Başkanlığı tarafından Alsancak’taki Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde düzenlenen buluşmaya, Genel Başkan Yardımcısı Tamaylıgil ve Başkan Mutlu’nun yanı sıra PM Üyesi ve İzmir Milletvekili Deniz Yücel, İl Başkanı Çağatay Güç, İlçe Başkanı Serkan Kalmaz, Geçmiş Dönem İzmir Milletvekili Sabri Ergül, il ve ilçe yöneticileri, meclis üyeleri, geçmiş dönem ilçe başkanları, partililer, Rumeli ve Balkan derneklerinin temsilcileri ile muhtarlar katıldı. Birlik ve dayanışma vurgusunun ön plana çıktığı toplantı, talep ve görüşlerin dinlenmesinin ardından hatıra fotoğrafı çekilmesiyle son buldu.</p>
<p><b>Tamaylıgil: Nilüfer Başkanımın başarıları gurur kaynağımız</b></p>
<p>Katılımcıların güçlü alkışları eşliğinde konuşmasına başlayan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bihlun Tamaylıgil, “Cumhuriyet Halk Partisi, ülkemizin kurucusu ve kurtuluşun mimarı Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi. Ne mutlu ki onun hemşehrisiyiz ve sonuna kadar onun ruhuyla mücadeleye devam edeceğiz. Birileri ne yapmaya çalışırsa çalışsın Atamızın ne izini ne de ismini silebilir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanı da Makedonyalı, bir Balkan göçmeni. Birlikte toplantılara katılıyoruz, ‘Akrabalarım, kardeşlerim ben geldim’ diyerek söze başlıyor. Çok şanslıyım; partimin kurucusu da genel başkanı da Balkanlı. Anneannem çocukken bize masal yerine nasıl geldiklerini anlatırdı ve göç yolundaki acıların nasıl burada gözyaşı ile beraber berekete döndüğünü onlarla yaşadık. Biz kendimize inanıyoruz ama en çok da size inanıyoruz. Türkiye’yi bugünkü kara talihinden çevirmemiz, sizlerin desteği ve beraber çalışmamızla olacak. Biz hiçbir zaman göçmen diye tabir edilecek bir sıfatta olmadık. Biz Türkiye’nin kurucu unsurlarıyız, sevdalısıyız. Sizlerle bir araya gelmekten büyük mutluluk duydum, umarım en kısa zamanda tekrar buluşuruz. Bir kız kardeşim burada, Konak’ın başında. Onun başarıları her zaman gurur kaynağımız olmaya devam edecek” dedi.</p>
<p><b>Yücel: Balkan ve Rumeli kökenli kardeşlerimizin kırmızı çizgileri Atatürk’tür</b></p>
<p>“Balkan göçmeni, Makedonya göçmeni bir ailenin ferdi olarak bugün aranıza katıldım” diyen CHP PM Üyesi ve İzmir Milletvekili Deniz Yücel, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bizleri buluşturan genel başkan yardımcımıza, il başkanımıza, ilçe başkanımıza ve belediye başkanımıza çok teşekkür ediyorum. Ülke olarak zor bir süreçten geçiyoruz. Önemli tarihi, kritik bir seçim yaklaşıyor. Bu salonda Cumhuriyet Halk Partili olmayan arkadaşlarımız da olabilir. Ama biz şunu biliyoruz ki, Balkan ve Rumeli kökenli kardeşlerimizin kırmızı çizgileri Mustafa Kemal Atatürk’tür, Cumhuriyet’tir, vatanımızın ve milletimizin bölünmez bütünlüğüdür.”</p>
<p><b>Güç: Bugün sözü size veriyoruz</b></p>
<p>Farklı ilçelerde de gerçekleşen buluşmalar sayesinde Balkan ve Rumeli dernek temsilcilerinin beklentilerini dinleme fırsatı bulduklarını kaydeden CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, şunları söyledi: “Bugün, sözü biz dernek temsilcilerimize veriyoruz. Onlar şehrimizi gelecek ve bizlerle ilgili beklentilerini bizlere dile getiriyorlar. Genel Başkan Yardımcımız da parti programımızı anlatıyor. Hepinize geldiğiniz için çok teşekkür ediyoruz. Biz İzmir’de büyük bir aileyiz. Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin birinci ve kurucu partisidir. Bizler bu olgunlukta davranmaya, ahlaklı ve dürüst siyaset yapmaya devam edeceğiz.”</p>
<p><b>Mutlu: Konak’ın her köşesinde bu köklerin izini sürmek mümkün</b></p>
<p>Toplantıda dile getirilen görüş ve önerilerin kendileri için önemli bir yol haritası olacağını ifade eden Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, “Bugün bu toplantı benim için farklı bir anlam ifade ediyor. Ben Balkanlardan, Yunanistan’ın Serez kentinden gelen bir ailenin çocuğuyum. Mübadele son derece hüzünlü bir süreç olsa da, bu topraklara gelenler taşıdıkları birikim ve değerlerle Türkiye Cumhuriyeti’nin laik ve demokratik bir hukuk devleti olarak inşa edilmesinde büyük bir mücadele vermişlerdir. Biz Konak’ta bu kadim kültürü unutturmadan, bu gelenekleri ve getirilen birikimi gelecek kuşaklara da ulaştırarak bir belediyecilik yapmayı hedefledik. Bugün Konak’ın her köşesinde mübadelenin ve bu köklerin izini sürmek mümkün. Bu zenginliğimizi, meşhur Balkan komşuluğunu, sofralardaki bereketi Konak’ın her mahallesine yansıtmaya çalışıyoruz. Buradan eminim ki hep birlikte daha güçlü Konak, İzmir ve Türkiye için birlikte hareket ederek çıkacağız” dedi.</p>
<p><b>Kalmaz: Aynı geçmişin ve duygunun insanlarıyız</b></p>
<p>Balkan coğrafyasının acıların ve hasretin olduğu kadar direnişin ve kardeşliğin de adı olduğunu belirten CHP Konak İlçe Başkanı Serkan Kalmaz, “İzmir’imizin tüm ilçelerinde ve Konak’ta yaşayan Boşnak, Arnavut, Makedon, Rum ve Balkan kökenli tüm hemşehrilerimiz bu şehrin kültürüne, ruhuna ve dayanışma anlayışına büyük katkılar sunmaktadır. Farklı şehirlerden, farklı zamanlarda gelmiş olsak da aynı kültürün aynı geçmişin ve aynı duygunun insanlarıyız. Konak İlçe Başkanlığı olarak bizler de bu birlikteliğin her zaman yanında olmaya, sizlerle bu kültürü yaşatmaya ve her zaman güçlendirmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/balkan-ve-rumeli-dernekleri-konakta-bulustu-birlik-ve-dayanisma-vurgusu-631380">Balkan ve Rumeli dernekleri Konak&#8217;ta buluştu: Birlik ve dayanışma vurgusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Atalarımızın öğrettiği erdem ahlakını tüketmek üzereyiz&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-atalarimizin-ogrettigi-erdem-ahlakini-tuketmek-uzereyiz-631154</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 08:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atalarımızın]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[erdem]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[öğrettiği]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631154</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Veli Buluşmaları” programı kapsamında 3 binin üzerinde veliyle bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-atalarimizin-ogrettigi-erdem-ahlakini-tuketmek-uzereyiz-631154">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Atalarımızın öğrettiği erdem ahlakını tüketmek üzereyiz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Veli Buluşmaları” programı kapsamında 3 binin üzerinde veliyle bir araya geldi.</p>
<p><strong>“Hiç olmadığı kadar ergeni hastaneye yatırmak zorunda kalıyoruz…”</strong></p>
<p>Eğitimcilerin ve velilerin yoğun ilgi gösterdiği buluşmada teşhis yanlış olursa tedavinin de yanlış olabileceğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan; şöyle devam etti:</p>
<p><strong>“</strong>Çocuk ve ergen ruh sağlığı için son yıllarda yaşanan savrulma tesadüfi değil. İki tane önemli etken var. Birincisi, pandemi birçok şeyi altüst etti. Biz COVID pandemisinden önce genellikle yaşlılar etkilenecek diye beklerken en çok gençler etkilendi. Pandeminin dışında burada teknolojiye hız kazandırdı. Evrensel değerlerde küresel olarak aşınma vardı. Bu bizi de çok fazla etkiledi. Mesela Avrupa’daki etkisinden daha fazla küresel değer aşınması etkiledi. Bütün bunlar üst üste geldiği zaman okulda mesela akran zorbalığı Avrupa ortalaması yüzde 30&#8217;lardayken bizde yüzde 40&#8217;larda gibi. Bunca senelik psikiyatri uzmanlığı hayatımda son yıllarda hiç olmadığı kadar ergeni hastaneye yatırmak zorunda kalıyoruz. Bunların kök nedenini araştırdığımızda aslında 100 vakanın 80&#8217;i birbirine benzer çıkıyor. Bu nedenle bu ivme devam edecek gibi gözüküyor. Bu yok edilemez ama azaltılabilir. Burada aileye, eğitimcilere ve okul iklimine önemli görevler düşüyor. Gençlerin burada yapacakları muhakkak var ama ondan önce okul iklimi ve ailenin bu konudaki farkındalığı çok önemli. Bir sorunu çözmek için önce farkına varmak gerekiyor. Farkındalık ilk adım. Farkındalık yoksa tanı, teşhis yanlış oluyor. Teşhis yanlış olursa tedavi de yanlış oluyor. Onun için teşhisi doğru koyabilmek önemli.” </p>
<p><strong>“Gençlerin mentorluğa ihtiyacı var”</strong></p>
<p>İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünün düzenlediği programda aşınan değerler canlandırıldığında gençlerin hızlıca toparlanılacağını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Aileler karamsar olmasınlar. Bizim toplumumuzda asırlardır gelen bir Anadolu irfanı var. Bu Anadolu irfanındaki ve bazı aşınan değerleri canlandırırsak çok hızla toparlarız. Gençlere iyi yol arkadaşlığı, mentorluk yapmamız gerekiyor. Gençlerin mentorluğa ihtiyacı var. Burada akran mentorluğu da önemli. Biz üniversitede, ‘Akran Mentorluğu-Hedef Arkadaşlığı’ programı yaptık. Mesela uluslararası öğrenciler vardı. Her ülkenin öğrencisi Nijeryalılar bir grup, Filistinliler bir grup, Suriyeliler bir grup, Orta Asya&#8217;dan gelen bir grup dolaşıyorlar. Ön test-son test yaptık. Bunların sonucunda da bu Hedef Arkadaşlığı projesinde akran mentorluğunda bir Türk öğrenciye bir uluslararası öğrenciyi akran yaptık. Ayrıca İstanbul&#8217;daki çeşitli yerlere grup grup seyahatler yaptık. Onlar müthiş kaynaştılar ve o gerilim bitti. Yoksa öbür türlü kutuplaşmalar vardı. Gruplaşmalar, kavgalar, ses tonları yükselmeler vardı, düzeldi. Bunların çözümleri var yani çözüm, bilimsel metodoloji.” dedi.</p>
<p><strong>“Sorunlara bilimsel metodolojiyle çözüm bulmamız gerekiyor”</strong></p>
<p>Yeni sorulara yeni cevap vermenin bu zamanda bilimin metodolojisi olduğunun altını çizen Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Sorunlara bilimsel metodolojiyle çözüm bulmamız gerekiyor. Geleneksel çözümlerimiz artık işe yaramıyor. Eski sorulara yeni cevaplar vereceğiz. Eski sorulara eski cevapları verirsek biz aynı yerde patinaj yapıp dururuz. Yeni sorulara yeni cevap vermenin metodolojisi de bu zamanda bilimin metodolojisidir. Ve buna bütün dünyanın kullandığı ve şu anda bizim de çok kolay kullanabileceğimiz altyapımızın olduğu metotlar var. Bunlarla ilerleyebiliriz. Anne babaya şiddet uygulayan çocuklar bize geldiği zaman en çok gördüğümüz, bu çocuklar ergenliğe yeni girmiş çocuklar. Erken ergenlik dönemi işte 12-14 yaş. Erken ergenlik döneminde çocukların yetiştirilme biçimine bakıyoruz. Önce bir nörogelişimsel bozukluk var mı; otizme benzer bir durum, hastalık var mı diye bakıyoruz. Hastalık yoksa yetiştirilme biçimine bakıyoruz. Ailedeki anne-baba rollerine bakıyoruz. Çocuk doğru-yanlış, iyi-kötü, özgürlük ve sorumluluk çizgilerini biliyor mu, sınırlarını biliyor mu? Çocuk evin hükümdarı gibi büyütülmüş, anne baba çocukların etrafında dönüyor. Çocuk okulda her istediği olmalı diye düşünüyor. Arkadaşları her istediğini yapmalı, sınırları bilmiyor çünkü. Daha sonra içindeki acı öfkeye dönüşüyor. Öfke birikiyor düşmanlığa dönüşüyor, düşmanlık da devam edince şiddete dönüşüyor. Böyle bir zincirleme bir ilerleme oluyor. Eğer böyle durumlarda anne baba rehberliği yoksa, uzman konusunda müdahale yoksa genellikle böyle büyük olaylar ortaya çıkıyor. Yani özel böyle evin hükümdarı gibi yetiştirilmiş çocuklar bu konuda çok riskli çocuklar.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Psikolojik sağlamlık çalışmaları yapınca problemler büyümeden çözülüyor”</strong></p>
<p>Çocukta öngörülemezlik, belirsizlik ve temel güven duygusunun olmamasının beyinde hasar vermeye yettiğinden bahseden Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Aile mentorluğu ya da akran mentorluğundaki maksat patolojiyi, hastalığı düzeltmek değil, sağlam yönleri güçlendirmek. Sağlam yönleri güçlendirip, psikolojik sağlamlık çalışmaları yapınca problemler büyümeden çözülüyor. Buna birincil koruma deniyor. Bu gibi çözümler var. Bir çocuk anneyi, babayı bir de onların ilişkisini örnek alır. Evde sürekli gerilim varsa yapılan beyin tarama çalışmaları var. Beyin tarama çalışmalarında ABD’de Irak Savaşına giden askerlerin beynindeki travma izleri araştırılmış ve beyindeki hangi yapı bozulmuş onu tespit etmişler. Bir de ailede fırtınalı evliliklerdeki çocukların beyin taramasını yapmışlar. Evlilikteki çocukların savaştaki asker gibi beyinlerinde aynı travma izleri çıkmış. Savaştaki en büyük korku nedir? Güvensizlik, ölüm korkusu ve öngörülemezlik, belirsizlik. Bir çocuk için de öngörülemezlik, belirsizlik ve temel güven duygusunun olmaması beyinde hasar vermeye yetiyor. Çocuk şiddeti bir müddet sonra sorun çözme yöntemi, hak arama yöntemi olarak kabul ediyor ve devam ettiriyor. Böyle olaylarda da ‘Bana engel olan şey benim düşmanımdır, benim yanımda olmayan şey benim düşmanımdır.’ tarzındaki bir yaklaşımla rahatlıkla şiddete yöneliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Sorgulama yapabilen kişilerin sınır ihlalleri daha az oluyor”</strong></p>
<p>Problemi çözmek yerine gençlerin sağlam yönlerini güçlendirmek hedeflendiğinde sonucun daha hızlı alınacağına değinen Tarhan; “İnsanoğlu bir şeyi istediği zaman onu akla uygun hale getirebiliyor. Aklı olumsuz yönde kullanıyor. İnsanoğlu kendini aldatma üstadıdır. Öz eleştiri yapanlar yahut da başkasının eleştirisine açık olanlar, sorgulama yapabilen kişilerin sınır ihlalleri daha az oluyor. Okul şiddeti, okula silah götürme olayları ABD’de çok yaygın ve şimdi azalmaya başladı. Onlar okullarda mindfulness çalışmaları yaptılar. Psikolojik sağlamlık çalışmalarında daha sorun çıkmadan ‘psychological resilience’ deniyor. Bizde yılmazlık gibi; okul yılmazlığı, aile yılmazlığı gibi bir psikolojik sağlamlık çalışmaları yapıyorlar. Hiç problemle uğraşmıyorlar. Mesela rehber öğretmenlerimiz sorunlu vakalarla uğraşmak yerine, problemi çözmek yerine gençlerin sağlam yönlerini güçlendirmek şeklinde hareket etse daha hızlı sonuç alınır. Bununla ilgili biz üniversitede 5 yıl kadar 20 tane psikologla birlikte 19 modüllük bir çalışma yaptık. Bu çalışmayı ‘Mutluluk Bilimi ve Değerler’ diye 2022’de yayınladık. Daha sonra ikinci baskısını 2025’te yardımcı ders kitabı formatında yaptık. Kendi kültürümüze uygun çözümler ürettik. Anlam ve amaç modülü var. Onun dışında öfke yönetimi, stres yönetimi, minnettarlık, şükran, bağışlayıcılık ve empati modülü var. Empatiyi öğretiyoruz, zaten en önemli şey de empati yoksunluğu. Bütün bunlar olmadığı zaman güven zayıflıyor, güven zayıflayınca korku ortaya çıkıyor, korku çıkınca da şiddet ortaya çıkıyor. Yani böyle bir altyapı oluşuyor. Bu nedenle teşhisi doğru koyarsak çözüm doğru olur.” dedi.</p>
<p><strong>“Atalarımızın öğrettiği erdem ahlakını tüketmek üzereyiz”</strong></p>
<p>Toplumu toplum yapan değerlerin devam ettirilmesi gerektiğinden bahseden Tarhan; “Teknoloji hayatımıza hız kazandırdı ama anlam, amaç ve değerler hayatımıza yön kazandırıyor. Hız kazandırmak iyi, yön vermek daha iyi. Bizi biz yapan değerleri devam ettirmemiz gerekiyor. Bu değerler neden önemli? Değerler, erdem ahlakı genetik değil epigenetik. Genetik DNA’mızdan geliyor. Şu anda atalarımızın öğrettiği erdem ahlakını tüketmek üzereyiz. Çünkü epigenetik, iki üç nesil geçti. Sosyolojik fazlar genellikle otuz senedir. Üç faz geçti, dördüncü fazdayız. Artık okullarımızın erdem ahlakını öğretme endişesi olmalı. Japonlar, Çinliler 4-6 yaş arası çocuklara paylaşımcılığı, empatiyi öğretiyorlar. Hatta çocuğa hayata hazırlansın diye akvaryumdaki balığın öleceğini bile öğretiyorlar. Esas temel 4-6 yaşta atılıyor. Milli Eğitim’imizin öyle bir çalışması olduğunu duydum, şiddetle başlamalı. Hiç olmazsa 10-15 sene sonrasını kurtarırız ama bunu bilimsel metodolojiyle yapacağız. Yöntemleri var ve bizim kültürümüze çok uyuyor. ABD’lilerin kullandığı mindfulnessı araştırdım sanki Mevlâna’yı, bizim Anadolu irfanımızı almışlar, metodoloji geliştirmişler, sistematize etmişler, bilim haline getirmişler psikolojik sağlamlık çalışmaları olarak bize sunuyorlar.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Okullarda iletişim tek yönlü değil, çift yönlü olmalı”</strong></p>
<p>Empati yoksunluğunun bütün kötülüklerin kapısını açtığını belirten Tarhan; “Anne-babanın ve eğitimcilerin ‘kelebek avcısı’ gibi olması lazım. Kelebek avcısı kenara çekilir, bekler, kelebeği incitmeden yakalar ve kafese koyar. Çocuk bir şey yaptığı zaman hemen tepki göstermek yerine dağın arkasını görebilecek bir liderlik lazım. Şefkatle o çocuğun hatalarındaki sosyal ve duygusal ipuçlarını yakalamak gerekir. Mesela çocuk içine kapandıysa ya da her zaman konuşan çocuk artık konuşmuyorsa bunu fark etmek lazım. Okulda ve evde öğrencilerimizi, çocuklarımızı avcumuzun içi gibi tanımalıyız. Okullarda iletişim tek yönlü değil, çift yönlü olmalı. Milli Eğitim&#8217;in yeni modellerinde proje odaklı eğitim ve takım çalışması var; bu devrimsel bir şey. Batı bu tür sorgulayan insanları yetiştirdiği için teknolojide ilerliyor. Bunun olması için yüksek güvenlikli toplumlar lazım çünkü insanlar geleceğini güvende hissetmeli. ABD’de travmaya duyarlı liseler açtılar. Adı SEL (Social Emotional Learning &#8211; Sosyal ve Duygusal Öğrenme) liseleri. Risk gruplarındaki çocuklarla sosyal ve duygusal beceri çalışmaları yapıyorlar. Eğitimcilerin ve ailelerin empatiyi öğretmesi çok önemli. Empatiyi öğrenen bir çocuk, karşı tarafın duygularını ve haklarını anlar. Empati yoksunluğu bütün kötülüklerin kapısını açar.” dedi.</p>
<p><strong>“Manevi bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz gerekiyor”</strong></p>
<p>Özgürlük adı altında sorumsuzluğun yaygınlaştığının altını çizen Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Okul yönetiminin güven kuralı ile yaşamı geliştirmesi lazım. Bir hatayı biri yaptığında ceza almaz, diğeri yaptığında alırsa adalet duygusu zedelenir ve şiddet artar. Güven sosyal sermayedir ve iki ayağı vardır: Güven ve iş birliği. İçsel denetim yani vicdan çok önemlidir. Dış denetim, ceza yeterli olmaz. Günümüzde özgürlük adı altında sorumsuzluk çok yaygınlaştı. Aile ve okulun kontrolü zayıfladı. Bizim manevi bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz gerekiyor. Anne-babalar çocuklarını sadece mutlu etmek için değil, hayata hazırlamak için uğraşmalılar. Güç, güzellik ve başarı takıntısı insanları sömürüyor. Gerçek mutluluk, kendini tanımak ve kendinle barışık olmaktır. Çocuklardaki davranış bozukluklarının arkasında çoğu zaman ‘gizli depresyon’ vardır. Çocuk depresyondayım demez ama davranışıyla bunu gösterir. Eğer evde sevgi ve disiplin varsa, çocuk dışarıda hata yapsa bile bir süre sonra evdeki huzura geri döner. Krizleri bir büyüme ve gelişme fırsatı olarak görmeliyiz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Beynimiz biyolojik bir bilgisayar gibidir ve zihnimiz onu yönetir”</strong></p>
<p>Ailede uygulanması gereken 5S kuralına dikkat çekerek sözlerini sonlandıran Tarhan;<strong> “</strong>Nebraska Üniversitesinin mutlu aileler üzerinde yaptığı bir çalışmada üç ortak özellik bulunmuş. Birlikte zaman geçirmek, eşlerin birbirine verebileceği en güzel hediye nitelikli beraberliktir. 10-15 dakika bile olsa göz temasının kurulduğu, birbirini dinledikleri çift yönlü bir iletişim. Takdir, övgü ve onay sözlerini çok kullanmak. Eleştiri odaklı ilişkilerde sorun çok çıkıyor. ‘97 aldın, neden 100 almadın?’ demek çocuğu hayata küstürür. Sorunları incitmeden, ego tatmini için değil, ailenin geleceği için çözmeye odaklanmak gerekir. Birlikte kiliseye giden aileler yani yaşam felsefelerinin benzer olması. Bu güven veren bir beraberlik sağlar. Yaşlı çiftlerin birbirine şefkat göstermesi gibi. Şefkat, içinde empati barındıran büyük bir duygudur. Şartlı sevgi özgüveni düşürür. Ayrıca ailede uygulanması gereken ‘5S Kuralı’da vardır. Sevgi, saygı, sabır, sadakat, samimiyet. Sevgi, koşulsuz olmalı. Saygı, içinde nezaket olan bir saygı. Sabır, hem olumsuz durumlarda isyan etmemek hem de bir hedefe giderken zorluklara katlanmak. Sadakat, hem yalan söylememek hem de bağlılık. Samimiyet ise içtenlik. Niyet beyni programlar. Eğer sabah 4’te kalkmaya niyet ederseniz, saat kurmadan uyanırsınız. Beynimiz biyolojik bir bilgisayar gibidir ve zihnimiz onu yönetir.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-atalarimizin-ogrettigi-erdem-ahlakini-tuketmek-uzereyiz-631154">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Atalarımızın öğrettiği erdem ahlakını tüketmek üzereyiz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ne zaman tuvalet eğitimine başlanmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ne-zaman-tuvalet-egitimine-baslanmali-631000</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 10:49:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başlanmalı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[Dışkılama]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimine]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Süreçte]]></category>
		<category><![CDATA[tuvalet]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631000</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk Gelişimi Uzmanı Merve Özdemir, çocuklarda tuvalet eğitimi süreci, dışkılama korkusu, kabızlık ve alt ıslatma gibi sorunlarda ailelerin doğru yaklaşımı ve destekleyici tutumlarının önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ne-zaman-tuvalet-egitimine-baslanmali-631000">Ne zaman tuvalet eğitimine başlanmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk Gelişimi Uzmanı Merve Özdemir, çocuklarda tuvalet eğitimi süreci, dışkılama korkusu, kabızlık ve alt ıslatma gibi sorunlarda ailelerin doğru yaklaşımı ve destekleyici tutumlarının önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocuk davranışlarıyla tuvalet eğitimine hazır olduğuna dair sinyaller verir!</strong></p>
<p>Çocuğun tuvalet eğitimine hazır olduğunda bazı sinyaller verdiğini ifade eden Çocuk Gelişimi Uzmanı Merve Özdemir, “Çocuk kenara geçip çömeliyorsa, kendini sıkıyorsa ya da belirli dönemlerde yüzünde ıkınma ifadesi görülüyorsa aslında bize hazır olduğuna dair sinyaller veriyor demektir.” dedi.</p>
<p>Bu süreçte annenin, çocuğun hangi saat aralıklarında kaka yaptığını gözlemlemesinin önemli olduğunu aktaran Özdemir, “Kahvaltıdan sonra mı yoksa oyun oynarken mi yaptığı takip edilmeli. Bu döngü tespit edilerek çocuk belirli aralıklarla tuvalete götürülebilir. Tuvalete götürme sırasında lazımlık ya da tuvalete takılan aparatlarla çocuğa destek olunabilir. Bu süreçte çocuk ile anne arasında güvenli bir bağ kurulmalı; tuvalet korkusu oluşmadan ya da varsa giderilerek tuvalet eğitimi kazandırılmalı.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocuk altına kaçırıyorsa bu durum kendi hatasıymış gibi yansıtılmamalı!</strong></p>
<p>Çocuğun altına kaçırması durumunda ailelerin tepkisel davranmaması gerektiğine dikkat çeken Çocuk Gelişimi Uzmanı Merve Özdemir, “Çocuğun anlayacağı bir dil kullanarak destekleyici bir tutum sergilemeli.” dedi.</p>
<p>Örneklerle konuyu açıklayan Özdemir, şunları söyledi:</p>
<p>“Çocuk sık sık idrar kaçırıyorsa gündüzleri düzenli olarak takip edilmeli. Bu durum çocuğun kendi hatasıymış gibi yansıtılmamalı. Çünkü çocuk bunu kendinden kaynaklanan bir problem olarak algıladığında sorun daha da büyüyebilir.</p>
<p>Eğer çocuk dışkılama konusunda zorlanıyorsa ve altta yatan fiziksel bir problem ya da hazır bulunuşluk eksikliği varsa, buna nörofizyolojik etkenler de eşlik edebilir. Bu durumda aile süreci dikkatle takip etmeli ve gerekirse bir uzmana başvurmalı. Anne ve baba iş birliği içinde hareket ederek çocuğa değerli olduğunu hissettirmeli ve çocuk alışana kadar sabırla yaklaşmalılar.”</p>
<p><strong>Olumsuz ifadelerden kaçınılmalı!</strong></p>
<p>Çocuklarda dışkı yapma korkusu görülebileceğine değinen Çocuk Gelişimi Uzmanı Merve Özdemir, “Bu durum kısır döngüye dönüşmeden kırılmalı. Öncelikle çocuk için konforlu bir ortam oluşturulmalı. Lifli gıdalarla beslenme ve yeterli su tüketimi bu süreçte oldukça önemli. Ayrıca çocuğun rahat edebileceği bir tuvalet ortamı sağlanmalı; gerekirse klozet için tabure ya da destekleyici aparatlar kullanılmalı.” dedi.</p>
<p>Motivasyonu artırmak için stickerlar veya ödül çizelgeleri kullanılabileceğini hatırlatan Özdemir, “Anne, olumsuz ifadelerden kaçınarak çocuğu desteklemeli. ‘Bedenin hazır olduğunda yapacaksın, sana güveniyorum’ gibi teşvik edici cümleler süreci olumlu yönde etkiler.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Kabızlık dışkılama korkusuna neden olabilir!</strong></p>
<p>Psikolojik ve duygusal açıdan bakıldığında çocukların neden kaka yapmak istemediğini değerlendiren Çocuk Gelişimi Uzmanı Merve Özdemir, “Çocuklar özellikle kabızlık yaşadıklarında ilk dışkılama sırasında acı hissedebilir. Bu durum, sonraki süreçte korkuya neden olur.” dedi.</p>
<p>Çocuk acı yaşamamak için dışkılamayı erteledikçe kabızlığın artacağını, dışkının sertleşeceğini ve acının daha da şiddetleneceğini vurgulayan Özdemir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Böylece bir kısır döngü oluşur. Bu süreçte aileler, çocuğu lifli gıdalar ve bol suyla desteklemeli. Ayrıca tuvalete giderken teşvik edici bir dil kullanılmalı ve çocuğun kendini rahat hissetmesi sağlanmalı. Çocuk isterse sevdiği bir oyuncağı da yanına alabilir. Bu sayede hem psikolojik olarak rahatlar hem de dışkılama korkusunu daha kolay aşabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ne-zaman-tuvalet-egitimine-baslanmali-631000">Ne zaman tuvalet eğitimine başlanmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günde 7 bin adım, omurga ağrılarını azaltabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunde-7-bin-adim-omurga-agrilarini-azaltabilir-630943</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 08:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltabilir]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[günde]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetler]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630943</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vücudun taşıyıcı ve hareket sağlayan ana yapısı omurga, yaşam kalitesini doğrudan etkiler.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunde-7-bin-adim-omurga-agrilarini-azaltabilir-630943">Günde 7 bin adım, omurga ağrılarını azaltabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Vücudun taşıyıcı ve hareket sağlayan ana yapısı omurga, yaşam kalitesini doğrudan etkiler. Ancak sanılanın aksine yalnızca ilerleyen yaşla değil; günlük alışkanlıklar, sigara kullanımı ve kilo–kas dengesi gibi faktörlerle de zaman içinde yıpranır. Bu sürecin aslında ‘yaşlanma’ değil, kullanım ile ilişkili bir dejenerasyon olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Bel ve boyun ağrılarında hangi durumların doğal sayılabileceğini, hangilerinin değerlendirilmesi gerektiğini ayırt etmek önemli. Her dejenerasyon bulgusu hastalık değildir ancak uzun süren ve ihmal edilen şikâyetler daha ciddi sorunlara zemin hazırlayabilir” dedi.</strong></p>
<p><strong> </strong>Omurga yıpranmasını yavaşlatmak için erken tanı ve günlük yükün doğru yönetilmesinin önemine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Günlük yaşamda hareketi artırmak, ani ve kontrolsüz zorlanmalardan kaçınmak, kasları kademeli olarak güçlendirmek ve sigara gibi disk yapısını olumsuz etkileyen alışkanlıklardan uzak durmak gerekir. Uzun vadede omurga sağlığını koruyabilen kişilerde ideal kilonun sürdürüldüğü ve aktif bir yaşam tarzı benimsendiğini gözlemliyoruz. Özellikle günlük yaklaşık 7 bin adımın üzerine çıkıldığında, ek bir sağlık sorunu yoksa ağrı ve şikâyetlerin azalacağı bilinmeli” dedi.</p>
<p><strong>İki haftadan uzun süren ağrılar risk taşıyor</strong></p>
<p>Bel ve boyun ağrılarının günlük yaşamda oldukça sık karşılaşılan şikâyetler olduğunu ve çoğu zaman ciddi bir yapısal sorundan kaynaklanmadığını vurgulayan Kaya, “Kas spazmı, ani zorlanmalar, hazırlıksız yapılan egzersizler, sıcak-soğuk hava değişimleri ya da enfeksiyon sonrası gelişen kas ve eklem ağrıları en yaygın nedenlerdendir. Bu tür ağrılar genellikle kısa sürede geriler ya da aralıklı olarak hissedildiğinde vücudun geçici bir tepkisi olarak değerlendirilir. Ancak ağrının giderek artması, kol veya bacaklara sinir hattı boyunca yayılması ve buna uyuşma, his kaybı, kas güçsüzlüğü ya da yürüme zorluğunun eşlik etmesi durumunda tablo basit bir kas sorununu aşmış olabilir. Özellikle şikâyetler iki haftadan uzun sürüyor, sık tekrarlıyor ve yaşam kalitesini etkiliyorsa, ‘nasıl olsa geçer’ demek yerine bir sağlık merkezine başvurmak gerekir” dedi.</p>
<p><strong>Duruş alışkanlıkları, ortopedik yastıktan daha önemli</strong></p>
<p>Yastık seçimi, özellikle boyun dejenerasyonu olan kişilerde zaman zaman rahatlama sağlayabilir ancak belirleyici olan uyku pozisyonundan ziyade, gün içinde tekrarlayan duruş alışkanlıklarıdır diyen Kaya, “Uzun süre boynu öne eğik ya da dönük tutmak omurgaya sürekli yük bindirerek şikâyetlerin artmasına zemin hazırlar. Bu nedenle amaç ‘kusursuz’ bir duruş yakalamaktan çok, gün içinde sık sık pozisyon değiştirebilen, omurgayı zorlamayan bir düzen oluşturabilmektir. Masaj, sıcak uygulamalar veya bazı manuel yöntemler kısa vadede rahatlatıcı etki sağlayabilse de bu yaklaşımlar çoğu zaman altta yatan nedeni ortadan kaldırmaz ve geçici bir iyilik hali sunar. Kalıcı rahatlama için günlük alışkanlıkların gözden geçirilmesi ve omurgaya binen yükün doğru yönetilmesi gerekir” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunde-7-bin-adim-omurga-agrilarini-azaltabilir-630943">Günde 7 bin adım, omurga ağrılarını azaltabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Varis ve Lipödem&#8217;e zemin hazırlayan 8 etken!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/varis-ve-lipodeme-zemin-hazirlayan-8-etken-630874</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:59:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ercan]]></category>
		<category><![CDATA[etken]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlayan]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[Kvc]]></category>
		<category><![CDATA[lipödem]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[varis]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zemin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630874</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde özellikle kadınlarda sık görülen varis ve lipödem, dolaşım sistemiyle ilişkili, son derece önemli iki hastalık olmasına rağmen toplumsal farkındalığın az olması nedeniyle sadece estetik bir problem gibi algılanarak göz ardı edilebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/varis-ve-lipodeme-zemin-hazirlayan-8-etken-630874">Varis ve Lipödem&#8217;e zemin hazırlayan 8 etken!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde özellikle kadınlarda sık görülen varis ve lipödem, dolaşım sistemiyle ilişkili, son derece önemli iki hastalık olmasına rağmen toplumsal farkındalığın az olması nedeniyle sadece estetik bir problem gibi algılanarak göz ardı edilebiliyor. Bu durum da tanı ve tedavide gecikmelere yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) Uzmanı Dr. Arzu Ercan</strong>, “Sinsi ilerleyen ve tedavi edilmediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilen varis ve lipödem, hastalar tarafından çoğu zaman kilo artışı ya da vücutta hacim artışı ile karıştırılabilmektedir. Bu nedenle bacaklarda geçmeyen şişlik, ağrı, hassasiyet, şekil bozukluğu ve morarma gibi belirtiler mutlaka ciddiye alınmalı ve gecikmeden doktora başvurulmalıdır” diyor. KVC Uzmanı Dr. Ercan, varis ve lipödeme zemin hazırlayan 8 etkeni sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Son yıllarda hareketsiz (sedanter) yaşam, bilgisayar başında uzun süre kesintisiz oturma, sağlıksız beslenme, fazla kilo, aşırı tuz tüketimi, yetersiz su içme, düzenli egzersiz yapılmaması ve yanlış kıyafet seçimi gibi etkenler, dolaşım sistemini ciddi şekilde bozabiliyor. Günlük yaşamda çoğu zaman fark edilmeyen bu hatalar zamanla bacaklarda şişlik, ağrı ve dolaşım bozukluklarına zemin hazırlayabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) Uzmanı Dr. Arzu Ercan </strong>genetik etkenlerin yanı sıra yanlış yaşam alışkanlıklarının da varis ve lipödemin günümüzde hızla yaygınlaşmasına yol açtığını belirterek, erken dönemde müdahale edilmezse tablonun daha da ağırlaşabileceğini söylüyor.  Bacaklarda ağrı, şişlik, morarma ve şekil bozukluğu gibi belirtilerin mutlaka ciddiye alınması ve zaman kaybetmeden doktora başurulması gerektiğini belirten Dr. Ercan “Nasıl olsa geçer” diyerek belirtileri görmezden gelmek ya da doktora gitmeyi ertelemek hastalığın ilerlemesine yol açar. Erken dönemde doktora başvurmak en kritik adımdır” diyor.</p>
<p><strong>“Kilo aldım” sanılıyor, ama!..</strong></p>
<p>Lipödemin çoğu zaman kilo artışıyla karıştırıldığını vurgulayan Dr. Ercan “Lipödem, vücudun özellikle alt bölgelerinde anormal yağ birikimi ile karakterize kronik bir yağ dokusu hastalığıdır. Hastalar genellikle bunu kilo artışı zanneder ve diyet-egzersize rağmen sonuç alamadıklarında hayal kırıklığı yaşarlar” diyor. </p>
<p>Varisin ise; toplardamarların genişlemesi ve işlevini yitirmesi sonucu ortaya çıktığını belirten Dr. Ercan, kanın geriye kaçmasıyla damarların belirginleştiğini ifade ediyor. Hastalığın zamanla ağrı, yanma ve şişlik gibi şikayetlerle ilerleyebileceğini ve özellikle uzun süre ayakta kalan kişilerde riskin arttığını vurguluyor. </p>
<p><strong>Modern tedaviler yüz güldürüyor</strong></p>
<p>Günümüzde gelişen tıbbi yöntemlerle hem varis hem de lipödem tedavisinde başarılı sonuçlar alındığını belirten KVC Uzmanı Dr. Arzu Ercan şöyle konuşuyor: “Lazer ve radyofrekans gibi minimal invaziv yöntemlerle varis tedavi edilebilmektedir. Lipödemde ise manul lenf drenajı, kompresyon tedavisi ve egzersiz temelli multidisipliner yaklaşımlar ön plana çıkmaktadır. Artık ameliyatsız ya da minimal girişimlerle hastalar kısa sürede günlük hayatlarına dönebiliyor. Ancak tedavi sürecinde kişiye özel planlama büyük önem taşıyor.” </p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Varis ve Lipödem’e zemin hazırlayan 8 etken!</strong></p>
<p>KVC Uzmanı Dr. Arzu Ercan, varis ve lipödeme yol açabilen 8 etkeni şöyle açıklıyor:</p>
<ul>
<li>Uzun süre hareketsiz kalmak</li>
<li>Dar kıyafetler ve yanlış ayakkabı seçimi </li>
<li>Düzenli egzersiz yapmamak</li>
<li>Fazla kilo </li>
<li>Dengesiz beslenme </li>
<li>Aşırı tuz tüketimi </li>
<li>Bilgisayar başında uzun süre kesintisiz oturmak</li>
<li>Yetersiz su tüketimi</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/varis-ve-lipodeme-zemin-hazirlayan-8-etken-630874">Varis ve Lipödem&#8217;e zemin hazırlayan 8 etken!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fidye saldırısı önlemlerini elden bırakmayın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fidye-saldirisi-onlemlerini-elden-birakmayin-630838</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bırakmayın]]></category>
		<category><![CDATA[elden]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[fidye]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[önlemlerini]]></category>
		<category><![CDATA[saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[saldırısı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630838</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir fidye saldırısı, sistemleri ele geçirdiği gibi geriye dönüp bakıldığında her şeyin yolunda gittiğini düşündüren güveni de çürütüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fidye-saldirisi-onlemlerini-elden-birakmayin-630838">Fidye saldırısı önlemlerini elden bırakmayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir fidye saldırısı, sistemleri ele geçirdiği gibi geriye dönüp bakıldığında her şeyin yolunda gittiğini düşündüren güveni de çürütüyor. Siber güvenlikte dünya lideri olan ESET, fidye yazılımı saldırılarının çoğu zaman sessiz bir dönemin ardından geldiğine dikkat çekerek, görünürde sorunsuz işleyen sistemlerin ciddi riskler barındırabileceği uyarısında bulundu. </strong></p>
<p>Kurumsal başarısızlıklar incelendiğinde sıkça tekrar eden bir örüntüye işaret eden ESET, uzun süre sorunsuz çalışan sistemlerin zamanla rehavete yol açtığını belirtti. Bu durum, hazırlık yatırımlarının azalmasına ve gerçek risk ile algılanan risk arasındaki farkın büyümesine neden oluyor. Görünürde bir saldırı yaşanmamış olması, çoğu zaman savunmanın güçlü olduğu anlamına gelmiyor; yalnızca tehditlerin henüz görünür hâle gelmemiş olabileceğine işaret ediyor. Birçok kuruluş, güvenlik durumunu değerlendirirken kritik bir yanılgıya düşüyor. Kurumlar çoğu zaman ortamlarının güncel tehditlere karşı ne kadar güvenli olduğunu sorgulamak yerine, yalnızca temel kontrollerin yerinde olup olmadığını kontrol ediyor. Bu da şirketlerin aynı anda hem uyumlu hem de risk altında olabildiği bir tablo ortaya çıkarıyor.</p>
<p><strong>İstikrarın kendisi de istikrarı bozabilir</strong></p>
<p>Güvenlik değerlendirmelerinde bir diğer önemli sorun ise görünenle yetinme eğilimi. Kuruluşlar, kolay erişilebilen verilerle karar verirken daha zor elde edilen ancak kritik öneme sahip bilgileri göz ardı edebiliyor. Bu durum, güvenlik açıklarının fark edilmesini zorlaştırıyor ve eksik bir tabloya rağmen yanlış bir güven hissi oluşmasına neden oluyor. Verizon’un 2025 Veri İhlali Araştırma Raporu’na göre fidye yazılımı kurbanlarının yüzde 54’ünün erişim bilgileri, saldırıdan önce yasa dışı platformlarda zaten dolaşımdaydı. Bu da bazı ihlallerin, fark edilmeden çok önce başlamış olabileceğini gösteriyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>Fidye yazılımı saldırıları büyük ölçekli ekonomik sonuçlar doğurabiliyor</strong></p>
<p>ESET uzmanları, güvenlik sistemlerinin yalnızca kontrollerin varlığını doğrulamakla kalmaması gerektiğini, aynı zamanda şüpheli davranışları tespit edebilecek şekilde yapılandırılmasının önemine dikkat çekti. Özellikle saldırganların güvenlik süreçlerini devre dışı bırakma girişimlerinin izlenmesi, bu noktada kritik rol oynuyor. Fidye yazılımı saldırılarının etkisi ise yalnızca teknik boyutla sınırlı kalmıyor. İş sürekliliğini doğrudan etkileyen bu saldırılar, büyük ölçekli ekonomik sonuçlar doğurabiliyor. 2024 yılında Change Healthcare’e yönelik saldırının toplam maliyetinin 3 milyar dolar olduğu tahmin edilirken 2025 yılında Jaguar Land Rover’a yapılan benzer bir saldırı da ciddi mali kayıplara yol açtı. IBM verilerine göre ise bir veri ihlalinin ortalama maliyeti yaklaşık 5 milyon dolar seviyesinde bulunuyor; sağlık sektöründe bu rakam neredeyse 10 milyon dolara ulaşıyor.</p>
<p><strong>Veri sızıntıları asal yükümlülükleri de beraberinde getiriyor</strong></p>
<p>Veri sızıntılarının etkisi ise uzun vadeye yayılıyor. Sızdırılan kurumsal veriler, yeni kimlik avı ve iş e-postası dolandırıcılığı saldırıları için zemin hazırlarken aynı zamanda yasal yükümlülükleri de beraberinde getiriyor. Müşteri ve iş ortaklarının güven kaybı, artan sigorta maliyetleri ve yenilenmeyen sözleşmeler gibi dolaylı etkiler de tabloyu daha ağır hâle getiriyor. Güçlü bir siber güvenlik duruşu  yalnızca doğru araçlar ve insan kaynağının yanı sıra sürekli gözlem ve uyum sağlama alışkanlığıyla mümkün oluyor. Tehdit ortamının sürekli değiştiğine dikkat çeken uzmanlar, savunma tarafının da aynı hızda güncellenmesi gerektiğini vurguluyor. Tehdit istihbaratı ve zamanında aksiyona dönüşebilen güvenlik uyarıları olmadan, kurumların güvenlik algısı ile gerçek durum arasındaki fark giderek büyüyor. Bu fark siber suçlular tarafından yüksek maliyetlerle kapatılıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fidye-saldirisi-onlemlerini-elden-birakmayin-630838">Fidye saldırısı önlemlerini elden bırakmayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İZKİTAP&#8217;ta edebiyat şöleni yaşanıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izkitapta-edebiyat-soleni-yasaniyor-630750</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 20:38:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[meydan]]></category>
		<category><![CDATA[okurlar]]></category>
		<category><![CDATA[sinan]]></category>
		<category><![CDATA[şöleni]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[ta]]></category>
		<category><![CDATA[tap]]></category>
		<category><![CDATA[yaşanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630750</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, İZFAŞ ve TACT Fuarcılık iş birliğiyle Kültürpark’ta düzenlenen İZKİTAP - 7. İzmir Kitap Fuarı, hafta sonunda da bahar havası eşliğinde adeta festival atmosferinde geçti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izkitapta-edebiyat-soleni-yasaniyor-630750">İZKİTAP&#8217;ta edebiyat şöleni yaşanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, İZFAŞ ve TACT Fuarcılık iş birliğiyle Kültürpark’ta düzenlenen İZKİTAP &#8211; 7. İzmir Kitap Fuarı, hafta sonunda da bahar havası eşliğinde adeta festival atmosferinde geçti. İzmirliler, Kültürpark’ın eşsiz atmosferinde, gün boyunca söyleşilerde yazar ve şairlerle bir araya gelirken, imza etkinliklerinde uzun kuyruklar oluşturdu. </p>
<p>İZKİTAP; yayınevleri, sahaflar, eğitim ve kültür kurumları ile sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirirken, yaklaşık 200 katılımcı ve 400’e yakın yazar, şair, gazeteci ve akademisyeni okurlarla buluşturuyor. Cumartesi günü güzel havayı da fırsat bilen İzmirliler, Kültürpark’ı doldurdu. Özellikle söyleşi alanları ve imza stantlarında kuyruklar oluştu. Okurlar hem sevdikleri yazarlarla bir araya gelme hem de yeni yayımlanan kitapları keşfetme fırsatı buldu. Kültürpark’ta, İZKİTAP ile eş zamanlı gerçekleştirilen ve birbirinden nadir ve göz alıcı klasik araçların sergilendiği Klasik Otomobil Sergisi de büyük ilgi gördü. </p>
<p>İZKİTAP’ta 25 Nisan’da Behiç Ak, Beyhan Budak, Cihat E. Çiçek, Doğu Yücel, Mavisel Yener, Mehmet Eroğlu, Mine Söğüt, Murat Menteş, Mustafa Balbay, Saygı Öztürk, Sinan Meydan, Şükrü Erbaş ve Yekta Kopan’ın da aralarında bulunduğu birbirinden değerli yazar, şair ve gazeteci İzmirlilerle bir araya geldi. Fuar kapsamında Gazeteci &#8211; Yazar Murat Ağırel, Tarihçi &#8211; Yazar Sinan Meydan, Klinik Psikolog Yazar Beyhan Budak ve Yazar Dr. Efdal Sevinçli söyleşilerde okurlarla buluşan isimler arasında yer aldı.</p>
<p><strong>“Bu topraklar kolay kazanılmadı, Cumhuriyet kolay kurulmadı”</strong></p>
<p>“Atatürk’ün Mirası: Laik Cumhuriyet” başlıklı söyleşiyle okurlarıyla buluşan Sinan Meydan, Atatürk ilke ve inkılaplarının tarihsel önemine dikkat çekerek, “Cumhuriyet devrimleri yalnızca bir yönetim değişikliği değil, aynı zamanda toplumsal bir dönüşüm projesidir. Özellikle kadın hakları konusunda atılan adımlar, dönemin pek çok ülkesinin ilerisindedir. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınması, medeni kanunla sağlanan eşitlikler, çağdaşlaşma sürecinin en somut göstergelerindendir” diye konuştu.<br />Cumhuriyet’in kazanımlarının korunmasının önemini vurgulayan Meydan, “Bu topraklar kolay kazanılmadı, Cumhuriyet kolay kurulmadı. Bu bilinçle hareket etmek ve Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmak hepimizin sorumluluğudur. Çanakkale Savaşı’nda ‘Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum’ diyen bir liderin mirasçıları olarak, bu değerleri yaşatmaya devam edeceğiz” dedi. Meydan, söyleşinin ardından okurlarına kitaplarını imzaladı. </p>
<p><strong>Modern hayatta anlam arayışı ve dengeli yaşamın önemi</strong></p>
<p>Fuar kapsamında düzenlenen “İnsanın Anlam Arayışı” başlıklı söyleşide konuşan Beyhan Budak, “Hayatta kontrol edemediğimiz pek çok şey var. Olan olur, olacak olan da olur; her şeyi kontrol etmeye çalışmak kaygıyı artırır. Huzur ise biraz da bu akışı kabul edebilmekten geçiyor. Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Oysa iyi hissettiren şey, her şeyi yapmak değil; daha az ama daha nitelikli bir yaşam kurabilmek” ifadelerini kullandı. </p>
<p>Her bireyin farklı ihtiyaçlara sahip olduğunu vurgulayan Budak, “Popüler olan her şeyin bize iyi geleceğini düşünmemeliyiz. Kendimiz için gerçekten iyi olanı keşfetmek daha sahici bir yaklaşım” diye konuştu.</p>
<p>İnsan ilişkilerinin önemine de değinen Budak, “Yalnızlık zaman zaman tercih edilebilir; ancak insanın insana ihtiyacı vardır. Hiç kimse tek başına iyi değildir. Herkesin güçlü ve zayıf yönleri vardır; önemli olan, ilişkilerde bize iyi gelen tarafları görebilmek ve besleyebilmektir” dedi.</p>
<p><strong>İzmir’in ilk gülmece ve karikatür gazetesi Kara Sinan’ı anlattı </strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı tarafından düzenlenen “Kara Sinan: İzmir’in İlk Gülmece ve Karikatür Gazetesi” başlıklı söyleşide konuşan akademisyen Dr. Efdal Sevinçli, İzmir basın tarihine ışık tutan önemli bilgiler paylaştı. Sevinçli, “Kara Sinan, 3 Haziran 1875’te yayımlanmaya başlayan ve İzmir’in ilk gülmece ve karikatür gazetesi olarak kabul edilen çok önemli bir yayın. Haftalık olarak çıkarılan bu gazete, genellikle dört sayfa olarak basılmış, ilk üç sayfasında yazılara, son sayfasında ise karikatürlere yer verilmiştir” dedi.</p>
<p>Kentin mizah geleneğinin köklü bir geçmişe sahip olduğunu vurgulayan Sevinçli, “Kara Sinan üzerinden İzmir’in yalnızca ticaret değil, aynı zamanda güçlü bir kültür ve basın hayatına sahip olduğunu da görebiliyoruz. Bu yayın, kentin çok kültürlü yapısı içinde mizahın nasıl üretildiğini göstermesi açısından da oldukça kıymetli” ifadelerini kullandı.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izkitapta-edebiyat-soleni-yasaniyor-630750">İZKİTAP&#8217;ta edebiyat şöleni yaşanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Tugay: Her zaman Güzelbahçe halkının yanında olacağım</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-her-zaman-guzelbahce-halkinin-yaninda-olacagim-630445</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 15:19:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[cemil]]></category>
		<category><![CDATA[günay]]></category>
		<category><![CDATA[güzelbahçe]]></category>
		<category><![CDATA[halkının]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<category><![CDATA[olacağım]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[yanında]]></category>
		<category><![CDATA[yerleşkesi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630445</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Güzelbahçe Belediyesi tarafından yapılacak ve çocuklara hizmet verecek Onur Günay Eğitim Kampüsü Mustafa Ener Yerleşkesi’nin temel atma törenine katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-her-zaman-guzelbahce-halkinin-yaninda-olacagim-630445">Başkan Tugay: Her zaman Güzelbahçe halkının yanında olacağım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Güzelbahçe Belediyesi tarafından yapılacak ve çocuklara hizmet verecek Onur Günay Eğitim Kampüsü Mustafa Ener Yerleşkesi’nin temel atma törenine katıldı. Başkan Tugay, ilçeye desteklerinin devam edeceğini belirterek “Benim de görevim, Güzelbahçe halkının her anlamda yanında olmaktır. Benden ne isterseniz yapabildiğim her şeyi yapmaya hazırım” dedi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Güzelbahçe Belediyesi tarafından inşa edilecek Onur Günay Eğitim Kampüsü Mustafa Ener Yerleşkesi için düzenlenen temel atma törenine katıldı. Onur Günay Eğitim Kampüsü’nün hemen yanında düğün salonu olarak kullanılan yapının yıkımının ardından boş kalan belediye arazisine yapılacak bina, 3-6 yaş arası çocuklara hizmet verecek. Programda Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa Günay, siyasi partilerin temsilcileri, belediye meclis üyeleri, mahalle muhtarları, anaokulu çocukları ve vatandaşlar katıldı. Temel atma programında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Özgür Özel’in çocuklara yönelik merkezlerin sayısının artırılmasına yönelik sözleri dinletildi.</p>
<p><strong>“Milletine inanmış insanlar olarak hizmet ediyoruz”</strong></p>
<p>Törende konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, “Bugün burada yeni ve güzel bir başlangıca hep birlikte şahit oluyoruz. Çocuklar için bir tesisin temelini atıyoruz. Çocuklara sunulacak her türlü imkanın gelecekte bu ülkeyi daha iyi yerlere taşıyacağını biliyoruz. Bunu lafta söyleyenler var, bir de yüreğinde hissedip gereğini yapanlar var. Biz insanlarına, vatanına, milletine inanmış insanlar olarak hizmet etmeye çalışıyoruz” dedi.</p>
<p>Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa Günay’ın çalışmalarından övgüyle bahseden Başkan Tugay, ilçeye her zaman destek olmayı sürdüreceğini aktarırken, “Benim de görevim, bu değerli Başkan’ımızın, Güzelbahçe Belediyesi ve Güzelbahçe halkının her anlamda yanında olmaktır. Benden ne isterseniz yapabileceğim her şeyi yapmaya hazırım. Bunlar da benim için bir şeref ve onur olacaktır” diye konuştu.</p>
<p><strong>Başkan Tugay’a teşekkür</strong></p>
<p>Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa Günay, “Biz göreve geldikten sonra neler yapacağımızı seçim programımıza yazmıştık. Orada anaokullarımız vardı. Güzelbahçe’de eğitimle ilgili ilk ateşi yakan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Dr. Cemil Tugay’a minnettarız, teşekkür ediyoruz. Burada dar gelirli yurttaşlarımızın çocuklarının eşit şartlarda eğitim almasını sağlayacağız. Ülkenin geleceği için çocuklarımızı yetiştireceğiz. Eylül ayında çocuklarımız burada olacak. Söz veriyoruz. Çocuklarımızı eşit şartlarda yaşatmamız gerekiyor. Karanlık günleri geride bırakıp çocuklarımızla, halkımızla aydınlık günler çok yakın diyoruz” diye konuştu.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’a ilçeye destekleri için teşekkür eden Günay, “Güzelbahçe’yi hiçbir zaman kırmadınız. Güzelbahçe de sizin yanınızdan hiçbir zaman ayrılmayacak” dedi.</p>
<p><strong>“Direnmeye devam edeceğiz”</strong></p>
<p>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Güzelbahçe İlçe Başkanı Devrim Seyrek, “Bizim belediye başkanlarımız anaokulu, yemekhane, kreş, okul açamıyor, konser yapamıyor. Çünkü bunların hiçbirine izin vermeyen bir kötülükle karşı karşıyalar. Direnmeye, karşılarında durmaya devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p>Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa Günay’ın genç yaşta hayatını kaybeden oğlu Onur Günay’ın eşi, aynı zamanda Onur Günay Eğitim Kampüsü Koordinatörü İmran Günay ise, “Artık orası benim evim, kendimi oraya ait hissediyorum” dedi ve kampüsün faaliyetleri hakkında bilgiler verdi.</p>
<p>Güzelbahçe Belediyesi Meclis Üyesi Osman Kaçmaz da İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Tugay’a destekleri için teşekkür etti. Siteler Mahallesi Muhtarı Kezban Höcek,  “Bu tesis hepimize hayırlı uğurlu olsun. Çok büyük bir ihtiyaçtı” dedi.  </p>
<p>Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa Günay’ın eşi Nermin Günay da, “Çocukların güvenli bir geleceğe hazırlanması için elimizden ne geliyorsa seve seve yapmaya hazırız” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yoğun ilgi görünce ikincisi açılıyor</strong></p>
<p>Mustafa Ener Yerleşkesi, 2025 Mart ayında hizmete alınan Onur Günay Eğitim Kampüsü çatısı altında faaliyet gösterecek. Onur Günay Eğitim Kampüsü’nde üniversite hazırlık kursları ile gençlere, kreşle çocuklara, aşevi ile ihtiyaç sahiplerine hizmet sunuluyor. Çevredeki diğer okullara göre daha uygun fiyatlarla hizmet veren kreş, yoğun talep gördü. İkinci kreş ihtiyacı üzerine Mustafa Ener Yerleşkesi’nin temeli atıldı. Merkeze hayırsever babası Mustafa Ener’in adı verildi. Onur Günay Eğitim Kampüsü Mustafa Ener Yerleşkesi’nde 3-6 yaş arası 120 öğrenciye hizmet verilecek. Altı sınıfın yer alacağı kreşte çocuklar, üç öğün sağlıkla beslenecek, bilimsel eğitimle büyüyecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-her-zaman-guzelbahce-halkinin-yaninda-olacagim-630445">Başkan Tugay: Her zaman Güzelbahçe halkının yanında olacağım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Serebral Palsi&#8217;de terapi evde de devam etmeli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/serebral-palside-terapi-evde-de-devam-etmeli-630243</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[etmeli]]></category>
		<category><![CDATA[evde]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[palsi]]></category>
		<category><![CDATA[serebral]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630243</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, Serebral Palsi’li çocuklarda iletişim ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik terapi süreçleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/serebral-palside-terapi-evde-de-devam-etmeli-630243">Serebral Palsi&#8217;de terapi evde de devam etmeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, Serebral Palsi’li çocuklarda iletişim ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik terapi süreçleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Serebral Palsi’li çocukların büyük kısmı yutma güçlüğü ve konuşma engeliyle karşı karşıya!</strong></p>
<p>Serebral Palsili bir çocuğun gözlerinde hapsolmuş binlerce kelime görülebileceğini ifade eden Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, “Dil ve konuşma terapistleri olarak bizlerin görevi, o kelimelerin özgürlüğe giden yolunu inşa etmektir. Çünkü iletişim, sadece ses çıkarmak değil; insan olmanın insan gibi hissetmenin en saf halidir.” dedi.</p>
<p>Serebral Palsi’nin, tıp kitaplarında ‘hareket ve duruş bozukluğu’ olarak tanımlandığını aktaran Tahmincioğlu, “Ancak terapistler için Serebral Palsi, bir çocuğun dünyayı algılama biçimindeki o eşsiz ama zorlu spektrumdur. İstatistikler, bu çocukların yüzde 85’inden fazlasının yutma güçlüğü çektiğini, büyük bir kısmının ise konuşma engeliyle karşılaştığını söylüyor. Bu rakamlar bize bir çocuğun en temel hakkı olan ‘kendini ifade etme hakkının’ tehlikede olduğunu anlatıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dizartri, anlatacak şey olmaması değil, kas koordinasyon güçlüğüdür! </strong></p>
<p>Çoğu zaman konuşamamanın, ‘anlatacak bir şeyi olmaması’ olarak düşünüldüğünü kaydeden Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, “Oysa Serebral Palsi’li çocuklarda sıkça gördüğümüz dizartri, bir ifade yetersizliği değil, motor konuşma kaslarının koordinasyonundaki bir güçlükten kaynaklanır.” dedi.</p>
<p>Dil ve konuşma terapistlerinin bu durumda dokunsal yöntemlerle o kaslara doğru yolu gösterdiğini aktaran Tahmincioğlu, “Ya da farklı protokollerle sesin şiddeti değil, varlığı güçlendirilir. Eğer bir şekilde ses bir yol bulamıyorsa, teknolojinin sunduğu yöntemlerden destek alıp o çocuğun bakışları birer cümleye dönüştürülür.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bir lokma, Serebral Palsi’li çocuk için hayatta kalma mücadelesi olabilir! </strong></p>
<p>Serebral Palsi’li bireylerle çalışırken tek başına konuşma terapisinin üzerinde durmanın yeterli olmadığına dikkat çeken Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, “Zaman zaman bu çocuklarla çalışırken yutma terapisi de devreye girebiliyor. Bir anne için çocuğunu besleyememekten daha büyük bir kaygı az bulunur. Serebral Palsi’li bir çocuk için bir lokma, bazen hayatta kalma mücadelesine dönüşebilir. Bu noktada, o lokmanın akciğere değil, mideye gitmesi sağlanmalı.” dedi. </p>
<p><strong>Erken başlamak kıymetli; geç kaldığını düşünmek süreci gölgeler! </strong></p>
<p>Ebeveynlerin en çok sorduğu, bazen de geç kaldıklarını düşünerek kaygılandıkları konulara değinen Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Genellikle ‘Çok mu erken?’ ya da ‘Çok mu geç kaldık?’ soruları geliyor. Oysa her çocuk, kendi zamanı içinde bir potansiyel taşır. Beynin mucizevi yenilenme gücü olan nöroplastisite, ilk üç yaşta en yüksek seviyesindedir. Ama bu durum terapiye başlamaya karar veren ailelerin geç mi kaldık bakışıyla kendilerini suçlamalarına sebep olmamalı; kendilerini suçlamaları çocukları için hiçbir fayda sağlamaz. Bu noktada önemli olan nasıl bir süreç izleneceğine karar vermektir. Evet, erken başlamak kıymetlidir; ama geç kaldığını düşünmek, o kıymetli süreci gölgelemekten başka bir şey değildir.”</p>
<p><strong>Çocuğun gelişimi yalnızca seans odasına sığmaz; evde sevgi, tekrar ve birlikte zamanla büyür! </strong></p>
<p>Hedefe ulaşmak için girilen bu yolculukta ailelerin, terapistlerin en büyük destekçisi olması gerektiğine işaret eden Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, “Fizyoterapist, ergoterapist ve özel eğitim öğretmenlerinin de dahil olduğu bu süreçte terapi evde de devam etmeli. Çünkü bir çocuğun gelişimi, klinik odasının 40 dakikasına sınırlı olmamalı, evde geçen bütün bir güne de yayılmalı. Uzmanlarla birlikte atılan her adım, evde devam ettiğinde anlam kazanır. Çünkü bir çocuğun gelişimi, yalnızca seans odasına sığmaz; sevgiyle, tekrarlarla ve birlikte geçirilen zamanla büyür.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/serebral-palside-terapi-evde-de-devam-etmeli-630243">Serebral Palsi&#8217;de terapi evde de devam etmeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz ama gürültülüler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessiz-ama-gurultululer-629972</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:33:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[gürültü]]></category>
		<category><![CDATA[gürültülüler]]></category>
		<category><![CDATA[işitme]]></category>
		<category><![CDATA[maruz]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[sesleri]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=629972</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, 24 Nisan Uluslararası Gürültü Farkındalığı Günü kapsamında, günlük yaşamda çoğu zaman fark edilmeyen gürültülerin hem işitme hem de genel sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-ama-gurultululer-629972">Sessiz ama gürültülüler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, 24 Nisan Uluslararası Gürültü Farkındalığı Günü kapsamında, günlük yaşamda çoğu zaman fark edilmeyen gürültülerin hem işitme hem de genel sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Klima, klavye, fan ve monitör sesleri sessiz gürültü kaynakları arasında</strong></p>
<p>Günlük hayatta fark etmeden maruz kalınan gürültünün, işitme başta olmak üzere genel sağlık durumunu etkilediğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, “Özellikle büyük kentlerde, günün önemli bir zaman dilimi geçirdiğimiz trafik ve ulaşım gürültüsü başta olmak üzere, çalışma ortamlarındaki klima, klavye, fan ve monitör sesleri, sosyal ortamlardaki müzik, telefon ve konuşma sesleri, endüstriyel çalışma alanlarındaki iş makinesi ve inşaat sesleri, ev içindeki elektrikli aletler en sık karşılaştığımız ‘sessiz’ gürültü kaynakları arasında. Bu seslerin bir kısmı zararsız gibi algılansa da uzun süreli ve tekrarlayan maruziyet söz konusu olduğunda hem işitme sistemi hem de genel sağlık olumsuz etkileniyor.” dedi.  </p>
<p><strong>Yüksek gürültü kalıcı hasar riski taşıyor</strong></p>
<p>Gürültüden etkilenme konusuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Gültekin, “Gürültünün şiddeti ve gürültüye maruz kalınan süre, etkilenme miktarını belirlemek için iki önemli faktördür. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), işitme kaybı riski için özellikle 85 dB ve üzerindeki seslere maruziyeti kritik eşik olarak kabul eder. Bu seviyenin üzerindeki sesler kalıcı hasar riski taşır. Ancak, güvenli dinleme için daha düşük şiddetlerde dahi uzun süreli maruziyet zamanla işitme kaybı açısından risk oluşturur.”</p>
<p><strong>Gürültü sadece kulağı değil tüm vücudu etkiliyor</strong></p>
<p>Gürültünün yalnızca işitme sistemini değil, tüm vücudu etkileyen bir stres kaynağı olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, “Biyolojik bir tehdit olarak yorumlandığı için, düşük şiddetli arka plan gürültüsü dahi vücudun strese yanıt olarak yeniden düzenlenmesine ve salgılanan hormon seviyelerinde değişikliğe sebep olur. Kan basıncı, kalp atış hızının artışı gibi stres karşısında verilen tepkilerin oluşması kalp hastalıkları riskini artırır. Bunların yanı sıra kronik gürültü, sindirim problemleri ve nörolojik etkilenmelere de sebep olabilir.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Zihinsel yorgunluğa neden oluyor</strong></p>
<p>Gürültünün bilişsel etkilerinin üzerinde durulması gereken başka bir durum olduğunu da ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, “Beyin arka plan gürültüsüne maruz kaldığında, sesleri filtrelemek için daha çok efor harcar. Bu durum zamanla dikkat problemleri, kronik zihinsel yorgunluk ve odaklanma güçlüğü gibi etkilenmelere sebep olabilir. Sürekli arka planda kalan buzdolabı uğultusu, klima sesi veya trafik gürültüsü gibi ‘sessiz’ gürültüler, beyin için aslında bitmek bilmeyen bir mesai anlamına gelir. Bu seslerin, sınıflandırılması ve dinleyici için konumu, içeriği, şiddeti gibi önemli bilgilerin belirlenmesi ancak beynin aktif bir işlemleme sürecine girmesi ile mümkündür. Bu filtreleme eforu, bilişsel enerjiyi tüketerek odaklanma kapasitesini zayıflatır ve gün sonunda zihinsel yorgunluğa yol açar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gün sonunda açıklanamayan yorgunluğa neden oluyor</strong></p>
<p>Gürültü nedeniyle beyinde oluşan bu sürekli uyarılmışlık halinin, düşük seviyeli ama kronik bir stres yanıtı oluşturabileceğini anlatan Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, “Kortizol gibi stres hormonlarında hafif ama sürekli bir artış görülebilir. Kişi bunu ‘çok gürültü var’ şeklinde fark etmeyebilir; daha çok gün sonunda gelen açıklanamayan yorgunluk, sinirlilik ya da odaklanma güçlüğü olarak hissedebilir. Beynin, sürekli aktif bir izleme modunda olması, zihinsel kaynaklarımızın tükenmesine dolayısıyla kronik yorgunluğa sebep olabilir. Uyku kalitesinin bozulması ve kaygı seviyesinin artışı ile sonuçlanabilir. Ek olarak, gürültü hassasiyeti bireysel olarak değişkenlik de gösterir. Nörolojik ve biyolojik farklılıklar sebebiyle gürültü seviyesi düşük de olsa, bazı kişiler daha fazla etkilenebilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Alışmak korumuyor!</strong></p>
<p>Kısa süreli maruziyetlerde, örneğin konser gibi çok gürültülü bir ortamdan çıktıktan sonra işitme kaybı, dolgunluk ya da hafif çınlama hissedilebildiğini ve bu durumun çoğu zaman geçici olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, “Ancak bu tür maruziyetler sık tekrar ederse ya da arka plan gürültüsü sürekli bir hal adıysa, gürültünün etkileri de kalıcı hale gelebilir. Bu açıdan en büyük risk grubunu, gürültülü iş yerlerinde çalışan bireyler oluşturuyor. Gürültünün varlığına alışılsa veya gürültüden rahatsız olma konusunda daha fazla toleransa sahip olunsa dahi etkilerini sınırlamak mümkün değildir.” dedi.</p>
<p>Gürültünün etkisinin çoğu zaman kümülatif olarak ortaya çıktığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, “Yani, risk sadece çok yüksek ses ile değil, uzun süreli maruziyetle birlikte artan biriken bir süreç ile kendisini gösterir. Bu nedenle günlük yaşamdaki gürültü kaynaklarına olan maruziyet kontrol altında tutulmalıdır. Kümülatif etkilerin oluşmasını ve kalıcı hale gelmesini engellemek için özellikle gürültülü iş yerlerinde bireysel gürültü engelleyici filtre sistemleri ve kulak koruyucuları kullanılmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sessizlik lüks değil, ihtiyaç!</strong></p>
<p>Modern yaşamda sessizliğe erişimin giderek zorlaştığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, “Şehirleşme ve nüfus yoğunluğu, gürültünün az olduğu veya olmadığı ortam sayısını etkilemiyor olsa da bu alanlara erişimi kısıtlayabiliyor. Ulaşım ve insan hareketliliği sürekli bir arka plan gürültüsü oluşturuyor. Buna bir de teknolojik cihazlar ekleniyor, klima sistemleri, elektronik cihazlar, sürekli açık ekranlar ve bildirimler… Yani sessizlik sadece çevresel olarak değil, içeriden de engellenmiş oluyor. Fiziksel olarak aktif olmasak bile beyin, tüm bu hareketliliği yakalamak konusunda aktif kalıyor.  Gürültü modern yaşamın kaçınılmaz bir parçası olsa da etkileri hafife alınmamalıdır. Gürültüden tamamen kaçınmak mümkün olmayabilir, ancak maruziyet süresini azaltmak, yüksek sesli ortamlarda koruyucu önlemler almak, kulaklık kullanımında ses seviyesine dikkat etmek hem işitme sağlığımızı hem de zihinsel performansımızı korumada önemli adımlardır. Sessizlik bir lüks değil, biyolojik bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaca cevap verebilmek adına atılan her bir adım çok değerli olacaktır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-ama-gurultululer-629972">Sessiz ama gürültülüler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ünlü modacı Nacar&#8217;dan altın öğütler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/unlu-modaci-nacardan-altin-ogutler-629927</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 20:02:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[moda]]></category>
		<category><![CDATA[modacı]]></category>
		<category><![CDATA[nacar]]></category>
		<category><![CDATA[öğütler]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=629927</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Moda Akademisi, kariyer günleri kapsamında Türk moda tasarımcısı Cihan Nacar’ı ağırladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/unlu-modaci-nacardan-altin-ogutler-629927">Ünlü modacı Nacar&#8217;dan altın öğütler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Moda Akademisi, kariyer günleri kapsamında Türk moda tasarımcısı Cihan Nacar’ı ağırladı. “Moda Yolculuğu: İlhamdan Tasarıma” başlıklı söyleşide konuşan Nacar, moda tasarım sürecine dair bilgi ve deneyimlerini kursiyerlerle paylaştı.</p>
<p><b>MODA EĞİTİMİ VE SEKTÖR DENEYİMİ BİR ARAYA GELDİ</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olarak hizmet veren Moda Akademisi, kariyer günleri kapsamında Türk moda tasarımcısı Cihan Nacar’ı ağırladı. Karamürsel Kız Meslek Lisesi ve Sakarya Üniversitesi öğrencilerinin de katıldığı söyleşi, soru-cevap bölümüyle interaktif bir şekilde tamamlandı. Etkinlik, moda eğitimi ile sektör deneyimini bir araya getirerek öğrencilerin vizyonuna katkı sağladı.</p>
<p><b>MODAYA YÖNELİK HER ŞEY KONUŞULDU</b></p>
<p>Moda tasarımının yalnızca estetik bir üretim alanı olmadığını ifade eden Nacar, tasarımın aynı zamanda araştırma, gözlem ve disiplinler arası düşünmeyi gerektiren bir süreç olduğunu vurguladı. Tasarımın fikir aşamasından koleksiyon oluşturmaya ve üretime uzanan tüm evreleri, modacı Cihan Nacar’ın profesyonel deneyimleri üzerinden ele alındı. Katılımcılar, ilham kaynaklarından özgün tasarım dili oluşturmaya kadar birçok konuda kapsamlı bilgiler edinme fırsatı buldu.</p>
<p><b>NACAR’DAN ALTIN ÖĞÜTLER</b></p>
<p>Genç tasarımcı adaylarına önemli tavsiyelerde bulunan Nacar, bu alanda ilerlemek isteyenlerin öncelikle sektörü yakından tanıması gerektiğini belirterek, “Bu yolda yürümek için mutlaka bu alanda çalışmanız gerekiyor. Uzun süre bir yerde çalışın, üretim süreçlerini ve çalışma prensiplerini yerinde görün. Hemen kendi markanızı kurmak zorunda değilsiniz. Bu yol zamanla sizi istediğiniz noktaya götürecektir” dedi.</p>
<p><b>“YARATICI YÖNÜME GÜVENDİM”</b></p>
<p>Kendi kariyer yolculuğundan da bahseden Nacar, güzel sanatlar fakültesinde eğitim aldığı dönemde moda alanına yöneldiğini ifade ederek, “Teknik alanda çok iyi değildim ama yaratıcı yönüme güveniyordum. Bu alanda şansımı denedim ve başarılı oldum” diye konuştu.</p>
<p><b>“İYİ BİLDİĞİNİZ BİR İŞİ YAPIN”</b></p>
<p>Katılımcıların sorularını da yanıtlayan Nacar, moda sektöründe başarının denemekten geçtiğini vurgulayarak, “Her şeyi yapmak zorunda değilsiniz, iyi bildiğiniz işi yapın. Bu alandaki boşlukları iyi gözlemleyin ve o yönde ilerleyin” dedi. İnsan ilişkilerinin meslekte önemli bir yer tuttuğunu ancak zaman zaman zorlayıcı olabildiğini de dile getiren Nacar, iletişimin işin ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.</p>
<p><b>“HİÇ BİR ZAMAN PES ETMEDİM”</b></p>
<p>Karşılaştığı zorluklara rağmen hiçbir zaman pes etmeyi düşünmediğini belirten başarılı tasarımcı, “Burası bir yarış alanı. Bu yarışta var olmak önemli. Ben hep önüme baktım ve pes etmedim” diyerek gençlere ilham verdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/unlu-modaci-nacardan-altin-ogutler-629927">Ünlü modacı Nacar&#8217;dan altın öğütler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk diş, diş hekimi ziyaret vakti demek!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ilk-dis-dis-hekimi-ziyaret-vakti-demek-629738</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:12:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[demek]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hekimi]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[muayene]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[vakti]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=629738</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, çocuklarda ilk diş muayenesinin ne zaman yapılması gerektiği ve bu muayenenin ağız-diş sağlığını korumadaki önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ilk-dis-dis-hekimi-ziyaret-vakti-demek-629738">İlk diş, diş hekimi ziyaret vakti demek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, çocuklarda ilk diş muayenesinin ne zaman yapılması gerektiği ve bu muayenenin ağız-diş sağlığını korumadaki önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>İlk diş muayenesi, ilk diş ile birlikte yapılmalı!</strong></p>
<p>Çocuklarda diş sağlığının, çoğu zaman ilk dişlerin çıkmasıyla birlikte gündeme geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, “Ancak birçok ebeveyn, dişler henüz yeni çıkmışken muayenenin gerekli olup olmadığını sorgulayabiliyor. Oysa Dünya Sağlık Örgütü, Amerikan Pediatrik Diş Hekimliği Akademisi ve Türk Pedodonti Derneği’nin ortak görüşüne göre, çocukta ilk diş çıktığı andan itibaren ilk diş muayenesinin yapılması gerekir. En geç bir yaşına kadar bu ilk muayenenin tamamlanması önerilir.” dedi.</p>
<p>İlk diş muayenesinin temel amacının, herhangi bir problem oluşmadan önce çocuğun ağız ve diş sağlığını korumaya yönelik önleyici yaklaşımların başlatılması olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Tamtekin Erdoğan, “Bu erken dönemde yapılan bilgilendirme ve yönlendirmeler, ilerleyen yıllarda sağlıklı bir ağız yapısının oluşmasına önemli katkı sağlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İlk muayenede sadece diş kontrolü değil, çocukla iletişim de hedeflenir! </strong></p>
<p>İlk muayenede yalnızca diş kontrolü yapılmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, “Aynı zamanda çocukla bir iletişim kurulması da hedeflenir. Bu süreçte velilerden çocuğun genel sağlık durumu, beslenme alışkanlıkları ve ağız bakım rutini hakkında bilgi alınır.” dedi.</p>
<p>Özellikle gece beslenmesi, memede uyuma ya da biberon kullanımı gibi durumların değerlendirildiğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Tamtekin Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu alışkanlıklara bağlı olarak diş yüzeylerinde biriken süt artıklarının temizlenmesi için ebeveynlere öneriler sunulur. Genellikle dişlerin nemli bir bez yardımıyla silinmesi tavsiye edilir. Bunun yanı sıra, şeker içeriği yüksek ek gıdaların kullanımının düzenlenmesi de önemle vurgulanır. Çocuğun yaşına uygun diş fırçası ve diş macunu seçimi hakkında bilgilendirme yapılır. Florlu ya da florsuz ürün kullanımı, fırçalama sıklığı gibi konular da bu ilk değerlendirmede ele alınır. Bebekler için ise ağız temizliğini kolaylaştırmak amacıyla parmak fırçaları önerilebilir.”</p>
<p><strong>Amaç, çürük oluşmadan önce önlem almak! </strong></p>
<p>İlk diş muayenesinde ayrıca çocuğun varsa alışkanlıklarının da değerlendirdiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, “Bu alışkanlıkların diş ve ağız sağlığı üzerindeki etkileri belirlenerek aileye gerekli yönlendirmeler yapılır. Bunun yanında çocuğun çürük risk durumu belirlenir ve buna göre takip planı oluşturulur.” dedi.</p>
<p>Hiç çürük riski olmayan çocuklar için yılda bir kontrol yeterli görülürken, risk durumuna göre 3 veya 6 ayda bir kontrol seansları planlanabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Tamtekin Erdoğan, “Bu yaklaşımın temel amacı, çürük oluşmadan önce önlem almak ve çocukları düzenli diş hekimi takibiyle sağlıklı bir sürece yönlendirmektir. Aynı zamanda erken yaşta yapılan bu ziyaretler, çocukların diş hekimi ortamına alışmasını ve ilerleyen dönemlerde korku geliştirmeden tedavi olabilmesini sağlar. Ebeveynler çoğu zaman çocuklarını yalnızca ağrı ya da sorun olduğunda diş hekimine götürme eğilimindedir. Ancak bu durum, tedavilerin daha karmaşık ve zor hale gelmesine neden olabilir. Oysa çocuğun ilk dişleri çürümemişken, ağrı veya enfeksiyon yaşamadan yapılan ilk ziyaret, hem çocuğun hem de ailenin süreci daha sağlıklı yönetmesini sağlar.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Eğlenceli materyaller, çocukların sürece daha kolay uyum sağlamasına yardımcı olur! </strong></p>
<p>Günümüzde birçok diş kliniğinde çocuklara özel alanlar oluşturulduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Elif Ayşe Tamtekin Erdoğan, “Bu sayede çocuklar, muayene sürecini daha rahat ve keyifli bir şekilde geçirebiliyor.” dedi.</p>
<p>Ebeveynlerin çocuklarını diş hekimiyle tanıştırma sürecinde, eğitici videolar ve hikaye kitaplarının da faydalı birer araç olabileceğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Tamtekin Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu materyaller, çocukların diş kliniği ortamını önceden tanımasına ve sürece daha kolay uyum sağlamasına yardımcı olur.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ilk-dis-dis-hekimi-ziyaret-vakti-demek-629738">İlk diş, diş hekimi ziyaret vakti demek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kartepe&#8217;de &#8220;Kültürler Arası Değişim&#8221; Projesiyle Gönül Köprüleri Kuruldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kartepede-kulturler-arasi-degisim-projesiyle-gonul-kopruleri-kuruldu-629654</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 09:22:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[arası]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[derneği]]></category>
		<category><![CDATA[gönül]]></category>
		<category><![CDATA[heyet]]></category>
		<category><![CDATA[kartepe]]></category>
		<category><![CDATA[kocaman]]></category>
		<category><![CDATA[köprüleri]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kültürler]]></category>
		<category><![CDATA[projesiyle]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=629654</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli’nin Kartepe ilçesi, Kafkas Vakfı ve Irschen Belediyesi Tarih Derneği iş birliğinde, Dışişleri Bakanlığı Türkiye Ulusal Ajansı destekleriyle hayata geçirilen “Kültürler Arası Değişim” başlıklı Erasmus+ Gençlik Projesi kapsamında önemli bir uluslararası etkileşime ev sahipliği yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kartepede-kulturler-arasi-degisim-projesiyle-gonul-kopruleri-kuruldu-629654">Kartepe&#8217;de &#8220;Kültürler Arası Değişim&#8221; Projesiyle Gönül Köprüleri Kuruldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kocaeli’nin Kartepe ilçesi, Kafkas Vakfı ve Irschen Belediyesi Tarih Derneği iş birliğinde, Dışişleri Bakanlığı Türkiye Ulusal Ajansı destekleriyle hayata geçirilen “Kültürler Arası Değişim” başlıklı Erasmus+ Gençlik Projesi kapsamında önemli bir uluslararası etkileşime ev sahipliği yaptı.</strong></p>
<p><strong>Uluslararası Heyet Kartepe’de Buluştu</strong></p>
<p>Kartepe Belediye Başkanı Av. M. Mustafa Kocaman’ın hazır bulunduğu programa Avusturya’nın Karintiya eyaletine bağlı Irschen Belediyesi Belediye Başkanı Manfred Dullnig, Irschen Belediyesi Tarih Derneği Başkanı Hansgeorg Mandler ve beraberlerindeki heyet; Avrupa Çerkes Dernekleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Ersan Göztaş, Münih Çerkes Derneği Başkan Yardımcısı Aleyna Göztaş, Uzuntarla Adige Kültür Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sedat Yenişen, Kafkas Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Arıhan ve Kurucular Kurulu Üyesi Mehdi Çetinbaş katılım sağladı. </p>
<p><strong>Kültürel Bağlar Güçleniyor</strong></p>
<p>Programın açılışında söz alan Uzuntarla Adige Kültür Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sedat Yenişen, heyeti Uzuntarla’da ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyduklarını ifade ederek, bu tür buluşmaların kültürel bağları güçlendirdiğini ve ortak hafızanın canlı tutulmasına katkı sunduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>Geçmişten Günümüze Dostluk Vurgusu</strong></p>
<p>Kafkas Vakfı Kurucular Kurulu Üyesi Mehdi Çetinbaş, heyetin Kartepe’ye gerçekleştirdiği ziyaretten büyük memnuniyet duyduklarını belirterek, geçtiğimiz yıl Irschen’de gördükleri misafirperverliği memnuniyetle hatırladıklarını ifade etti. Kafkas Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Arıhan ise, 2025 yılında Drau Katliamı anma programlarında Irschen heyetinin vakıf gönüllülerine ve katılımcılara gösterdiği yakın ilgi ve nezaketi unutmadıklarını belirterek, bu ziyaretin aynı zamanda bir teşekkür niteliği taşıdığını, Uzuntarla mahallesini ve kültürünü tanıtmak istediklerini vurguladı.</p>
<p><strong>Başkan Kocaman’dan Birlik Mesajı</strong></p>
<p>Konuşmasında heyeti Kartepe’de ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduğunu ifade eden Başkan Kocaman, bu tür uluslararası buluşmaların yalnızca kurumlar arası iş birliğini değil, aynı zamanda halklar arasında güçlü bağların kurulmasına da vesile olduğunu vurguladı.</p>
<p>Kartepe Belediye Başkanı Av. M. Mustafa Kocaman konuşmasında “Bugün burada sadece bir proje vesilesiyle bir araya gelmiş değiliz; aynı zamanda kültürümüzün ve değerlerimizin bizleri nasıl bir araya getirdiğinin de somut bir örneğini yaşıyoruz. Farklı coğrafyalarda yaşıyor olsak da bir araya gelmek bizim için son derece kıymetlidir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Kartepe Her Zaman Ev Sahibi Olmaya Hazır”</strong></p>
<p>Kartepe’nin kültürel çeşitliliği ve misafirperverliğiyle bu tür buluşmalara her zaman ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu belirten Başkan Kocaman, “İnanıyorum ki bugün attığımız bu adımlar, yarının daha güçlü iş birliklerine kapı aralayacaktır. Bu tür projeler sayesinde sadece bilgi ve tecrübe paylaşımı değil, aynı zamanda kalıcı dostluklar ve gönül köprüleri de inşa edilmektedir” dedi.</p>
<p>Konuşmasının sonunda heyete teşekkür eden Başkan Kocaman “Sizleri ilçemizde ağırlamaktan büyük bir onur duyduk. İnşallah önümüzdeki süreçte daha kapsamlı projelerde yeniden bir araya gelir, bu güzel iş birliklerini daha da ileri taşırız. Kartepe olarak kapımız da gönlümüz de sizlere her zaman açıktır” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p>Program, heyetler arasında hediye takdiminin ardından çekilen hatıra fotoğrafı ile sona erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kartepede-kulturler-arasi-degisim-projesiyle-gonul-kopruleri-kuruldu-629654">Kartepe&#8217;de &#8220;Kültürler Arası Değişim&#8221; Projesiyle Gönül Köprüleri Kuruldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni nesil Excalibur bilgisayarlarla zaman kazanın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-nesil-excalibur-bilgisayarlarla-zaman-kazanin-629395</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 09:59:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayarlar]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayarlarla]]></category>
		<category><![CDATA[excalibur]]></category>
		<category><![CDATA[hız]]></category>
		<category><![CDATA[kazanın]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı]]></category>
		<category><![CDATA[nesil]]></category>
		<category><![CDATA[performans]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=629395</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bahar ayları, kullanıcı alışkanlıklarında yenilenmenin hız kazandığı dönemler arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-nesil-excalibur-bilgisayarlarla-zaman-kazanin-629395">Yeni nesil Excalibur bilgisayarlarla zaman kazanın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bahar ayları, kullanıcı alışkanlıklarında yenilenmenin hız kazandığı dönemler arasında yer alıyor. Teknolojik kullanım ömrünü tamamlayan bilgisayarlar ise performans kaybı nedeniyle hem bireysel hem kurumsal verimliliği doğrudan etkiliyor. Yeni nesil cihazlar, gelişmiş donanım ve hız avantajıyla bu kaybı ortadan kaldırarak kullanıcı deneyimini yeniden şekillendiriyor.</p>
<p><strong>Yeni nesil bilgisayarlar hız ve akıcılığı yeniden tanımlıyor</strong></p>
<p>Uzun süre kullanılan bilgisayarlar; donanımsal eskime, dolu depolama alanı ve güncel yazılımlarla uyumsuzluk nedeniyle performans kaybı yaşayabiliyor. Açılış sürelerinin uzaması ve uygulama gecikmeleri, gün sonunda ciddi bir zaman kaybına dönüşüyor. Yeni nesil bilgisayarlar ise; güçlü işlemci, yüksek RAM kapasitesi ve hızlı depolama çözümleriyle çoklu görevlerde kesintisiz performans sunuyor. Bu sayede kullanıcılar daha kısa sürede daha fazla iş tamamlayabiliyor.</p>
<p><strong>Eski ve yeni cihaz arasındaki fark belirginleşiyor</strong></p>
<p>Eski bilgisayarlar temel ihtiyaçları karşılamakta zorlanırken, yeni nesil cihazlar kullanıcı beklentilerini aşan bir performans sunuyor. Uzaktan çalışma, online eğitim ve içerik üretiminin yaygınlaşmasıyla birlikte güçlü donanıma olan ihtiyaç artıyor. Bu noktada cihaz seçimi, yalnızca konfor değil aynı zamanda verimlilik ve zaman yönetimi açısından kritik hale geliyor.</p>
<p><strong>Excalibur ile yüksek performanslı deneyim</strong></p>
<p>Excalibur, yüksek performansı ince ve taşınabilir formda sunarak kullanıcıların hız ve verimlilik beklentilerine yanıt veriyor. Yeni nesil işlemci ve ekran kartı kombinasyonu, yoğun iş yüklerinde akıcı bir deneyim sağlarken; gelişmiş soğutma sistemi ve hızlı depolama çözümleri kesintisiz kullanım imkânı sunuyor.</p>
<p>Link: https://www.casper.com.tr/excalibur-g920-1490-eqp0x-e-i9-14900hx-64gb-ddr5-ram-1tb-m2-freedos-gaming-laptop-p-190-9908163</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-nesil-excalibur-bilgisayarlarla-zaman-kazanin-629395">Yeni nesil Excalibur bilgisayarlarla zaman kazanın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zihinsel Sağlıkta Dijital Dönüşüm: YZ ve Beyin Haritalama Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zihinsel-saglikta-dijital-donusum-yz-ve-beyin-haritalama-bulustu-628809</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 16:18:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Dopamin]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[haritalama]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[vurgu]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<category><![CDATA[yz]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=628809</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD’nin Los Angeles kentinde 16–19 Nisan 2026 tarihleri arasında düzenlenen Society for Brain Mapping and Therapeutics (Beyin Haritalama ve Tedavileri Derneği’nin) SBMT 23. Yıllık Nöroteknoloji Kongresi, nörobilim, yapay zekâ ve psikiyatrinin kesiştiği önemli bilimsel paylaşımlara sahne oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihinsel-saglikta-dijital-donusum-yz-ve-beyin-haritalama-bulustu-628809">Zihinsel Sağlıkta Dijital Dönüşüm: YZ ve Beyin Haritalama Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD’nin Los Angeles kentinde 16–19 Nisan 2026 tarihleri arasında düzenlenen Society for Brain Mapping and Therapeutics (Beyin Haritalama ve Tedavileri Derneği’nin) SBMT 23. Yıllık Nöroteknoloji Kongresi, nörobilim, yapay zekâ ve psikiyatrinin kesiştiği önemli bilimsel paylaşımlara sahne oldu.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi ve NPİSTANBUL Hastanesi, yaklaşık 10 yılı aşkın süredir içinde yer aldığı küresel nöroteknoloji konsorsiyumu kapsamında kongreye güçlü bir akademik ve uzman kadroyla katıldı. Heyete, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan başkanlık ederken; Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, Prof Dr. Türker Ergüzel, Prof. Dr. Barış Metin, Dr. Alptekin Çetin ve NPISTANBUL Hastanesi Yönetim Kurulu üyesi Fırat Tarhan iki ayrı oturumda depresyonda ve bağımlılıkta anhedoni, anhedoninin ekonomik performans ile ilişkisi, elektrofizyolojik biyobelirteçler ve dönüştürücü bulanık mantık tabanlı YZ modelleri sunumlarıyla katkı sağladı.</p>
<p><strong>Anhedoniye çok boyutlu yaklaşım</strong></p>
<p>“Anhedoninin Nörogenetik Temelleri ve Tedavi Yaklaşımları” başlıklı sunumunda Prof. Dr. Nevzat Tarhan, anhedoniyi çok boyutlu bir nöropsikiyatrik durum olarak ele aldı ve bireyin normalde haz aldığı aktivitelerden keyif alamaması şeklinde tanımlanan anhedoninin; motivasyon eksikliği, haz alamama ve ödülden öğrenememe gibi farklı bileşenlerden oluştuğunu vurguladı.</p>
<p>Sunumunda özellikle beynin mezolimbik dopamin sistemi üzerinde duran Prof. Dr. Tarhan, ventral striatum ile prefrontal korteks arasındaki iletişim bozukluğunun bu durumun temelinde yer aldığını ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, ayrıca inflamasyonun dopamin üretimini baskılayarak anhedoniyi derinleştirdiğini, nöroenflamasyonun ise önemli bir risk faktörü olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>“Yalnızca serotonin odaklı tedaviler çoğu zaman yetersiz”</strong></p>
<p>Anhedoninin genetik altyapısına da dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, dopamin reseptörleri, BDNF ve stresle ilişkili genlerin hastalığa yatkınlıkta rol oynadığını aktardı. Klinik açıdan yalnızca serotonin odaklı tedavilerin çoğu zaman yetersiz kaldığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, dopaminerjik ve glutamaterjik yaklaşımların daha etkili olabileceğini dile getirdi.</p>
<p>Davranışsal aktivasyon ve pozitif psikoterapi gibi yöntemlerin tedaviye önemli katkılar sağlayabileceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, umut duygusunun nöropsikolojik temelleri üzerinden beynin yeniden yapılandırılmasının mümkün olabileceğini sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>Bağımlılık ve anhedoni birbirini besliyor</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi, NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz,<strong> </strong>“Anhedoni ve Bağımlılık İlişkisi” başlıklı sunumunda, anhedoni ile bağımlılık arasındaki ilişkiyi ele alarak, ödül sistemindeki bozulmaların yalnızca haz alma kapasitesini azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda bireyleri bağımlılık davranışlarına daha yatkın hale getirdiği vurguladı. </p>
<p>Prof. Dr. Dilbaz, özellikle dopamin temelli ödül mekanizmalarının zayıflaması sonucu bireylerin doğal ödüllerden yeterli tatmin sağlayamadığı ve bu boşluğu madde kullanımı ya da bağımlılık oluşturan davranışlarla doldurma eğilimine girdiğini ifade etti.</p>
<p>Bağımlılık ve anhedoninin birbirini besleyen iki süreç olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Dilbaz, kronik madde kullanımının ödül sistemini daha da bozarak anhedoniyi derinleştirdiğini belirtti. Prof. Dr. Dilbaz, bu nedenle tedavi yaklaşımlarında yalnızca bağımlılık davranışının değil, altta yatan anhedonik yapının da hedef alınması gerektiği vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Dilbaz, araştırma merkezleri bünyesinde yürütülen çalışmaların, bu iki durumun birlikte ele alınmasının tedavi başarısını artırdığını ortaya koyduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Alkol ve madde bağımlılığında</strong> <strong>Deep TMS tedavisi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, ikinci sunumunda depresyon ve anksiyete gibi zihinsel sağlık sorunlarının tedavisinde kullanılan Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS) uygulamalarının, bağımlılıkla mücadelede de umut verici sonuçlar sunduğunu ifade etti.</p>
<p>Özellikle Deep TMS’in, beynin derin bölgelerine etki ederek daha güçlü ve hedefe yönelik bir tedavi sağlamak amacıyla geliştirildiğini belirten Prof. Dr. Dilbaz, bu yöntemin alkol ve madde bağımlılığı ile diğer davranışsal bağımlılık türlerinde önemli bir potansiyele sahip olduğunu vurguladı.</p>
<p>Deep TMS tedavisinin bağımlılık üzerindeki etkilerinin, son dönemde yapılan klinik araştırmalarla daha net ortaya konmaya başladığını dile getiren Prof. Dr. Dilbaz, beynin ödül sistemi üzerinde doğrudan etkili olan bu yöntemin, geleneksel tedavilere kıyasla daha az yan etkiyle başarılı sonuçlar sağlayabildiğini ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Dilbaz, Deep TMS’in özellikle tedaviye dirençli bireyler için güvenli bir alternatif sunduğunu ve bağımlılıkla mücadelede yeni bir umut oluşturduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>Yapay zekâ ve bulanık mantık sağlıkta yeni kapılar açıyor</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Sağlıkta Hibrid Bulanık Mantık ve Dönüştürücü Model Uygulamaları” başlıklı sunumunda, sağlık alanında bulanık mantık (fuzzy logic) tekniklerinin gelişimini ve modern yapay zekâ sistemleriyle entegrasyonunu ele aldı.</p>
<p>Prof. Dr. Ergüzel, bulanık mantığın klasik doğru-yanlış yaklaşımının ötesine geçerek belirsizlik ve muğlaklık içeren verileri analiz edebilme yeteneği sayesinde sağlık verilerinde önemli avantajlar sağladığını ifade ederek, özellikle MRI, CT ve EEG gibi medikal görüntüleme ve biyosinyal analizlerinde yaygın olarak kullanılan bu yöntemlerin, tanı ve klinik karar destek süreçlerinde yüksek doğruluk oranlarına ulaştığını ifade etti.</p>
<p><strong>Yakın gelecekte gerçek zamanlı klinik karar destek sistemleri daha yaygın kullanılacak</strong></p>
<p>Son yıllarda bulanık mantığın makine öğrenmesi ve derin öğrenme teknikleriyle birleşerek hibrit modeller oluşturduğu ve bu sayede performans ile yorumlanabilirliğin birlikte sağlanabildiğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, “NP Model” başlığı altında bu hibrit sistemleri kullandıklarını ve oldukça etkili sonuçlar elde ettiklerini paylaştı.</p>
<p>Sunumda ayrıca, bulanık mantık tabanlı sistemlerin avantajlarının yanı sıra bazı sınırlılıklarına da dikkat çeken Prof. Dr. Ergüzel, özellikle model karmaşıklığı, hesaplama maliyetleri ve genellenebilirlik gibi konuların hâlen geliştirilmesi gereken alanlar olduğunu anlattı.</p>
<p>Yakın gelecekte bu tekniklerin kişiselleştirilmiş tıp, gerçek zamanlı klinik karar destek sistemleri ve çoklu veri entegrasyonu gibi alanlarda daha yaygın kullanılmasının beklendiğini vurgulayan Prof. Dr. Ergüzel, araştırmaların, bulanık mantığın derin öğrenme ile entegrasyonu sayesinde sağlık alanında daha güvenilir ve açıklanabilir yapay zekâ çözümlerinin geliştirilebileceğini ortaya koyduğunu, özellikle nöroteknoloji alanında hibrit modellerin önemi bir kez daha gösterdiğini vurguladı.</p>
<p><strong>EEG biyobelirteçleri tedaviye yön veriyor</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi, NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin de sunumunda, depresyon tedavisinde elektroensefalografi (EEG) ve özellikle kantitatif EEG (qEEG) kullanımının önemine dikkat çekerek, elektrofizyolojik biyobelirteçlerin tanımlanması yoluyla tanı, tedavi planlaması ve prognoz öngörüsünün önemli bir araştırma alanı haline geldiğini vurguladı.</p>
<p>EEG’nin non-invaziv, düşük maliyetli ve tekrarlanabilir bir yöntem olması nedeniyle klinik pratikte yüksek uygulanabilirliğe sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Metin, biyobelirteçlerin tedavi direncinin öngörülmesi, uygun farmakoterapinin seçilmesi ve yüksek riskli bireylerin belirlenmesinde kullanılabileceğini ifade etti.</p>
<p>NPİSTANBUL Hastanesi’nde yürütülen çalışmalardan örnekler paylaşan Prof. Dr. Metin, derin öğrenme temelli analiz yaklaşımlarının, ön tedavi EEG verileri üzerinden antidepresan yanıtını yüksek doğruluk oranlarıyla sınıflandırabildiğini aktardı. Prof. Dr. Metin, özellikle Sertralin, Bupropion ve plasebo yanıtlarının öngörülmesinde anlamlı sonuçlar elde edildiğini belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Metin ayrıca EEG’de yüksek gama aktivitesinin intihar davranışı ile ilişkili olabileceğine ve belirli elektrot bölgelerinde artan güç değerlerinin potansiyel bir biyobelirteç olarak değerlendirilebileceğine dikkat çekti. </p>
<p>Sunumunun sonunda Prof. Dr. Metin, tedavi sonlandırma zamanının belirlenmesi, relaps riskinin öngörülmesi ve dirençli olguların tanımlanmasına yönelik uzunlamasına EEG çalışmalarına ihtiyaç olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Depresyonda anhedoniye odaklı tedavi gerekliliği</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Depresyonda Anhedoni” başlıklı sunumunda anhedoninin, depresyonun temel belirtilerinden biri olmasına rağmen çoğu zaman yeterince hedef alınmadığını vurguladı.</p>
<p>Anhedoninin yalnızca haz kaybı değil; aynı zamanda motivasyon, ilgi ve ödül beklentisinde azalma ile karakterize çok boyutlu bir yapı olduğunu ifade eden Çetin, araştırmaların, anhedoninin sadece depresyona özgü olmadığını; şizofreni, bağımlılık ve çeşitli nörolojik hastalıklar gibi birçok durumda ortaya çıkan “transdiagnostik” bir belirti olduğunu gösterdiğini aktardı.</p>
<p>Ayrıca anhedoninin işlevsellik kaybı, tedavi direnci, nüks riski ve intihar eğilimi ile güçlü bir ilişki içinde olduğunu kaydeden Dr. Çetin, sunumda beynin ödül sistemine dair bulgulara da yer vererek, özellikle dopaminin motivasyon ve ödül öğrenme süreçlerindeki rolüne dikkat çekti. Dr. Çetin, Nörogörüntüleme çalışmalarında, anhedonisi olan bireylerde ventral striatum aktivitesinin azaldığı ve prefrontal korteks ile bağlantıların zayıfladığını söyledi. </p>
<p>Tedavi açısından klasik antidepresanların bazı durumlarda sınırlı kaldığını belirten Dr. Çetin, dopaminerjik ajanlar, ketamin gibi hızlı etkili tedaviler ve nöromodülasyon yöntemlerinin umut vadettiğini dile getirdi ve ayrıca kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları ile beyin haritalama tekniklerinin gelecekte daha önemli bir rol oynayacağını sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>Zihinsel sağlık ekonomiyi de etkiliyor</strong></p>
<p>NPISTANBUL Hastanesi yönetim Kurulu Üyesi Fırat Tarhan, “Dopaminden GSYİH’ye: Anhedoninin Ekonomik Performansla İlişkisi” başlıklı sunumunda zihinsel sağlığı, küresel ekonominin görünmeyen belirleyicilerinden biri olarak ele aldı.</p>
<p>“Dopaminden GSYİH’ye” başlıklı çalışmada, bireylerin motivasyonunu yöneten dopamin sisteminin yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda ekonomik sonuçlar da doğurduğunu vurgulayan Fırat Tarhan, “Anhedoni, yani haz ve motivasyon kaybı, bireylerin hedefe yönelik davranışlarını zayıflatarak üretkenliği doğrudan düşürüyor.” dedi.</p>
<p>Araştırmada özellikle “istemek” (motivasyon) boyutundaki kaybın, bireylerin çaba gösterme ve ekonomik faaliyetlere katılımını azalttığı, bunun da mikro düzeyde verimlilik kaybına yol açtığını ifade eden Fırat Tarhan, bu bireysel etkilerin zamanla makroekonomik sonuçlara dönüştüğünü ve anhedoninin küresel ölçekte ciddi bir üretkenlik maliyeti oluşturduğunu belirtti.</p>
<p>Dünya genelinde milyarlarca iş gününün kaybedildiğine ve yaklaşık 1 trilyon dolarlık ekonomik kaybın önemli ölçüde motivasyon eksikliğinden kaynaklandığına dikkat çeken Fırat Tarhan, anhedoninin tüketim, yenilikçilik ve iş gücü piyasası üzerinde de olumsuz etkiler yarattığını ifade etti. Tarhan, bu kapsamda bireylerin daha az risk aldığı, daha az tükettiği ve uzun vadeli hedeflere daha az yatırım yaptığını vurguladı.</p>
<p>Fırat Tarhan, zihinsel sağlığın yalnızca bireysel değil, aynı zamanda ekonomik büyüme ve kalkınma açısından da temel bir politika alanı olarak ele alınması gerektiğini dile getirerek, sunumunu anhedoninin ekonomik performansla ilişkisini ortaya koyan güncel istatistikler ve sayısal verilerle tamamladı.</p>
<p><strong>Fiziksel engeller, doğru nöroteknolojik eşleşmelerle aşılabilir</strong></p>
<p>SBMT-2026 / 23. Nöroteknoloji Kongresi, nörobilim, yapay zekâ ve psikiyatri alanlarının kesiştiği önemli buluşmalara da sahne oldu. Kongrede, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve psikiyatrist Nevzat Tarhan, geçirdiği trafik kazası sonrası kuadripleji tanısı alan ancak buna rağmen bilimsel çalışmalarını sürdüren Scott Imbrie ile buluşma gerçekleştirdi. Omurilik felci yaşamış olmasına rağmen mücadelesinden vazgeçmeyen Imbrie, bu çalışmalar aracılığıyla hareket kabiliyetini yeniden kazanma yolunda kararlılıkla ilerliyor.</p>
<p>Görüşmede konuşan Prof. Dr. Tarhan, sağlık ve teknoloji alanındaki iş birliklerinin geleceği ve nöroteknolojik uygulamaların paralize hastaların tedavilerine potansiyel katkılarına vurgu yaparken,<br /> “İnsan beyninin potansiyeli ile nöromühendislik yaklaşımlarının doğru eşleşmesi, fiziksel engellerin aşılmasında yeni bir çağ başlatıyor. Scott Imbrie’nin yaşamı, bilimin insan iradesiyle birleştiğinde nelerin mümkün olabileceğinin somut bir örneğidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Scott Imbrie ise “Bugün geldiğim noktada hekimlerin, araştırmacıların ve nöroteknolojik gelişmelerin rolü çok büyük. Özellikle yapay zekâ destekli BCI sistemleri, rehabilitasyon süreçlerinde yepyeni kapılar açıyor. Bu teknolojiler sadece hareketi değil, yeniden bağımsızlığı da mümkün kılıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Dr. Keerthy Sunder&#8217;a &#8220;Bilgelik Psikolojisi&#8221; Kitabını İmzaladı</strong></p>
<p>Kongrede Prof. Dr. Tarhan’ın bir diğer önemli teması, bütüncül psikiyatri yaklaşımıyla tanınan Keerthy Sunder ile gerçekleşti. Prof. Dr. Tarhan, ruh sağlığı ve bağımlılıktan kurtulma konusunda bütünleştirici yaklaşımları ile tanınan psikiyatrist Keerthy Sunder&#8217;a önemli eserlerinden Mesnevi Terapi (Rumi Therapy), İnanç Psikoloji (Faith in the Laboratory), Bilgelik Psikolojisi (The Neuropsychology of Wisdom) kitaplarını takdim etti. </p>
<p><strong>Beyin haritalama, tedavinin kişiselleştirilmesinde kritik rol oynuyor</strong></p>
<p>Kongrede ayrıca, beyin haritalama ve terapötik müdahaleler alanındaki çalışmalarıyla tanınan Vicky Yamamoto ile de bir araya gelen Prof. Dr. Tarhan, Yamamoto’ya “Women’s Psychology” ve “The Neuropsychology of Wisdom” kitaplarını hediye etti.</p>
<p>Dr. Yamamoto’nun, Society for Brain Mapping and Therapeutics (SBMT) gibi prestijli kuruluşlarda yürüttüğü liderlik görevleri ve bilimsel çalışmaları, kongrede önemli bir şekilde vurgulandı ve onun bu alandaki katkılarının değeri bir kez daha ifade edildi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihinsel-saglikta-dijital-donusum-yz-ve-beyin-haritalama-bulustu-628809">Zihinsel Sağlıkta Dijital Dönüşüm: YZ ve Beyin Haritalama Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Altay Tüm Konyalıları &#8220;Aliya 100 Yaşında: Hayat, Fikir, Mücadele&#8221; Sergisi&#8217;ni Görmeye Davet Etti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-tum-konyalilari-aliya-100-yasinda-hayat-fikir-mucadele-sergisini-gormeye-davet-etti-628293</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 12:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna Hersek]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[konyalıları]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[sergi]]></category>
		<category><![CDATA[sergiye]]></category>
		<category><![CDATA[tüm]]></category>
		<category><![CDATA[yaşında]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=628293</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bosna Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı, bilge lider Aliya İzzetbegoviç’in 100. doğum yılı anısına hazırlanan “Aliya 100 Yaşında: Hayat, Fikir, Mücadele” sergisi Konya Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde kapılarını açtı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-tum-konyalilari-aliya-100-yasinda-hayat-fikir-mucadele-sergisini-gormeye-davet-etti-628293">Başkan Altay Tüm Konyalıları &#8220;Aliya 100 Yaşında: Hayat, Fikir, Mücadele&#8221; Sergisi&#8217;ni Görmeye Davet Etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bosna Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı, bilge lider Aliya İzzetbegoviç’in 100. doğum yılı anısına hazırlanan “Aliya 100 Yaşında: Hayat, Fikir, Mücadele” sergisi Konya Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde kapılarını açtı. Meram Belediye Başkanı Mustafa Kavuş, Aliya’nın kızı Sabina Berberovic ve Aliya İzzetbegoviç Vakfı Kurucu Heyeti ve Yönetim Kurulu Üyesi Adis Alagiç ile birlikte sergiyi ziyaret eden Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, “Bilge liderin izinde böyle bir iş yapmak Konyalılar adına da büyük bir mutluluk. Kendisinin kişisel eşyalarını sergiliyoruz. Ama en önemlisi onun fikrini, mücadele hayatını, özellikle çocuklarımıza, gençlere anlatmak için önemli bir fırsat oldu. Gönlünde Bosna Hersek sevgisi olan, Aliya İzzet Begovic hatırası, sevgisi, muhabbeti olan herkesi Tantavi Kültür Merkezimizdeki bu sergiye davet ediyorum” dedi. Meram Belediye Başkanı Mustafa Kavuş, Büyükşehir Belediyesiyle beraber böyle kıymetli bir sergiye ev sahipliği yapmaktan çok mutlu olduklarını söyledi. Aliya İzzetbegoviç’in kızı Sabina Berberoviç, serginin taşıması gereken mesajı ve prensipleri taşıdığını ifade ederek, “Konyalıların savaş zamanında bizim yanımızdaki duruşlarını, desteklerini hiçbir zaman unutmuyoruz” diye konuştu. </strong></p>
<hr/>
<p>Konya Büyükşehir Belediyesi, Bosna Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı, bilge lider Aliya İzzetbegoviç’in 100. doğum yılı anısına hazırlanan “Aliya 100 Yaşında: Hayat, Fikir, Mücadele” sergisine ev sahipliği yapıyor.</p>
<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Tantavi Kültür ve Sanat Merkezi’ndeki sergiyi Meram Belediye Başkanı Mustafa Kavuş, Aliya İzzetbegovic’in kızı Sabina Berberovic ve Aliya İzzetbegoviç Vakfı Kurucu Heyeti ve Yönetim Kurulu Üyesi Adis Alagiç ile birlikte ziyaret etti.</p>
<p>Sergiyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Başkan Altay, Tantavi Kültür ve Sanat Merkezi’nin Konya’nın en önemli kültür-sanat merkezlerinden birisi haline geldiğini ifade ederek, Konya Büyükşehir Belediyesi olarak önemli bir sergiye daha ev sahipliği yaptıklarını söyledi. </p>
<p><strong>“ONUN FİKRİNİ, MÜCADELE HAYATINI, ÖZELLİKLE ÇOCUKLARIMIZA, GENÇLERE ANLATMAK İÇİN ÖNEMLİ BİR FIRSAT OLDU”</strong></p>
<p>Serginin Aliya İzzet Begoviç&#8217;in hayatını, fikri dünyasını anlatan önemli bir sergi olduğunu kaydeden Başkan Altay, “Kendisinin kişisel eşyalarını burada sergiliyoruz. Ama en önemlisi onun fikrini, mücadele hayatını, özellikle çocuklarımıza, gençlere anlatmak için önemli bir fırsat oldu. Aliya, Konya ile Bosna Hersek arasındaki yakınlığı bilen ve son seyahatini Konya’ya yapmış bilge lider. Konya olarak da biz bu vefaya sahip çıkmak adına onu en güzel şekilde anlatmak için bu organizasyonu gerçekleştirdik. Bugün aileden kızı da bize eşlik etti. Kendisine tekrar Konya’ya, bu güzel şehre hoş geldiniz diyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“GÖNLÜNDE BOSNA HERSEK SEVGİSİ OLAN HERKESİ SERGİYE DAVET EDİYORUM”</strong></p>
<p>Özellikle Batı dünyasına ve İslam dünyasına Aliya’nın fikirlerini anlatmanın çok önemli ve kıymetli olduğunu vurgulayan Başkan Altay, “Bilge liderin izinde böyle bir iş yapmak Konyalılar adına da büyük bir mutluluk. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Gönlünde Bosna Hersek sevgisi olan, Aliya İzzet Begovic hatırası, sevgisi, muhabbeti olan herkesi Tantavi Kültür Merkezimizdeki bu sergiye davet ediyorum” değerlendirmesini yaptı.</p>
<p><strong>“BÜYÜKŞEHİR BELEDİYEMİZLE BERABER EV SAHİBİ OLMAKTAN ÇOK MUTLUYUZ”</strong></p>
<p>Meram Belediye Başkanı Mustafa Kavuş, Aliya’nın Türkiye’de ve Konya’da en az ülkesindeki kadar çok sevildiğini belirterek, “Bizim için çok kıymetli bir değer. Bugün onun kıymetli kızı da burada. Savaş dönemlerinde yanında bizzat bulunmuş bir hanımefendiyi de ağırlamak çok güzel. Büyükşehir Belediyemizle beraber ev sahibi olmaktan da çok mutluyuz. Kişisel eşyaları var. Hayatının mücadele dönemi, savaş dönemi, en son olgunlaşma dönemine ait güzel, faydalı bilgiler var. Ben o duygu aktarımını yaşadım. Hayatımızda önemli yeri olan örnek lider olarak konumlandırdığımız liderlerden bir tanesi. Küçük, büyük tüm Konyalı hemşehrilerimizi 10 Mayıs’a kadar devam edecek sergiye mutlaka uğramalarını rica ediyorum” diye konuştu.</p>
<p><strong>“KONYALILARIN SAVAŞ ZAMANINDA BİZİM YANIMIZDAKİ DURUŞLARINI, DESTEKLERİNİ HİÇBİR ZAMAN UNUTMUYORUZ”</strong></p>
<p>Aliya İzzetbegoviç’in kızı Sabina Berberoviç ise sergiyi çok beğendiğini ifade ederek, “Taşıması gereken mesajı ve prensipleri taşıdığını düşünüyorum. Bugün Konya’nın bir kısmını gezebildik, her şey çok güzeldi, şehriniz çok cana yakın bir hissiyat veriyor. Bosna Hersek ve Türkiye kardeş ülkeler. Halklarımız dostane ve kardeşlik ilişkileri içinde. Ancak şunu da söylememiz lazım; Konyalı vatandaşların Bosna Hersek’te savaş zamanında bizim yanımızdaki duruşlarını, desteklerini hiçbir zaman unutmuyoruz. Şu anda artık savaş değil, özgürlük içinde yeni, güzel projeleri beraber yapıyoruz. Konya’daki Bosna Hersek ile ilgili sembollerden de belli oluyor. İş birliği içinde yolumuza devam edeceğiz. Konya’da Bosna Hersek ve Aliya İzzetbegoviç adını taşıyan cadde, mahalle, cami, park o kadar çok sembol var ki bu muazzam bir şey. Ben geldiğimde bunu görünce çok şaşırdım. Çok teşekkür ederiz” açıklamalarını yaptı.</p>
<p><strong>TÜM MATERYALLER, SARAYBOSNA’DAKİ ALİYA İZETBEGOVİÇ VAKFI ARŞİVLERİNDEN ÖZENLE SEÇİLDİ</strong></p>
<p>Sergide; bilge lider Aliya’nın entelektüel derinliğini ve bağımsızlık yolundaki kararlı duruşunu yansıtan kişisel eşyaları, biyografik belgeleri, orijinal el yazmaları, kendi kütüphanesinden seçilen kitaplar ve tarihi fotoğraflar yer alıyor. </p>
<p>Sergilenen tüm materyaller, Saraybosna’daki Aliya İzetbegoviç Vakfı arşivlerinden özenle seçilmiş ve İlim Yayma Vakfı’nın organizasyonuyla tematik bir kurgu içinde bir araya getirildi.</p>
<p>“Aliya 100 Yaşında: Hayat, Fikir, Mücadele” sergisi, 10 Mayıs 2026 tarihine kadar Tantavi Kültür ve Sanat Merkezi’nde ziyaret edilebilecek<br /> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-tum-konyalilari-aliya-100-yasinda-hayat-fikir-mucadele-sergisini-gormeye-davet-etti-628293">Başkan Altay Tüm Konyalıları &#8220;Aliya 100 Yaşında: Hayat, Fikir, Mücadele&#8221; Sergisi&#8217;ni Görmeye Davet Etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okçuluk kursunu bitirdi, tarihi dizilerde rol aldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/okculuk-kursunu-bitirdi-tarihi-dizilerde-rol-aldi-627735</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 09:12:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[bağcılar]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[bitirdi]]></category>
		<category><![CDATA[diziler]]></category>
		<category><![CDATA[dizilerde]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[kursu]]></category>
		<category><![CDATA[kursunu]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[okçuluk]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncu]]></category>
		<category><![CDATA[rol]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627735</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bağcılar Belediyesi Okçuluk Kursu’na giden lise öğrencisi Umut Kerem Akdeniz, aldığı eğitimle birlikte tarihi dizilerde oynamaya başladı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okculuk-kursunu-bitirdi-tarihi-dizilerde-rol-aldi-627735">Okçuluk kursunu bitirdi, tarihi dizilerde rol aldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span>Bağcılar Belediyesi Okçuluk Kursu’na giden lise öğrencisi Umut Kerem Akdeniz, aldığı eğitimle birlikte tarihi dizilerde oynamaya başladı. Kursun kendisine çok büyük katkıları olduğunu söyleyen Akdeniz, “İlk zamanlarda ok atmakta zorlanırken buradan aldığım eğitimle beraber artık attığımı vuruyorum” dedi.</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Bağcılar’da 15-28 yaş grubu gençlere bilimsel, sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif alanda eğitim hizmeti veren Bağcılar Belediyesi Gençlik Merkezi’nin dikkat çeken sınıflarından biri okçuluk. Son zamanlarda özellikle diziler nedeniyle okçuluk kursuna yoğun bir ilgi oldu. Gençler, kursta hem geleneksel okçuluk eğitimi alıyor hem de keyifli zaman geçiriyor.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Oyunculuk hayatı değişti</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Kursun müdavimlerinden biri de dizilerde figüranlık yapan Umut Kerem Akdeniz. Lise öğrencisi olan Akdeniz, boş zamanlarını dizi setlerinde değerlendiriyor. Kendini geliştirmek için birçok eğitimi alan Akdeniz’in oyunculuk hayatı Bağcılar Belediyesi Gençlik Merkezi’nde aldığı okçuluk eğitimiyle değişti. Akdeniz, artık en çok izlenen tarihi dizilerde okçu rolünde oynuyor.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Ok atmakta zorlanırken şimdi attığımı vuruyorum</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Öğrencilikle oyunculuğu aynı anda götürmeye çalıştığını söyleyen Akdeniz, “Tarih dizilerinde oyuncu olarak çalışıyorum. Buranın benim oyunculuğuma gerçekten çok büyük önemli katkıları oldu. Okçuluk beni çok geliştirdi ve bana çok büyük bir fayda sağladı. İlk zamanlarda ok atmakta zorlanırken buradan aldığım eğitimle beraber artık attığımı vuruyorum. ‘Kuruluş Osman’, ‘Aziz Mahmut Hüdai’ gibi tarihi dizilerde okçu asker olarak görev alıyorum. Buda benim daha çok tanınmamı sağlıyor ve oyunculuğumun da ilerlemesine katkı sunuyor. Bundan sonraki hedefim buradan almış olduğum eğitimle okçuluk konusunda kendimi dahada geliştirerek oyunculuk sektöründe dahada ilerlemek. Bize bu hizmeti sunduğu için Belediye Başkanımız Yasin Yıldız’a teşekkürlerimizi sunuyorum” dedi.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Onu başarılı görmek bizi mutlu ediyor</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Okçuluk Kursu eğitmeni Hacer Dilaver ise “Burada gençlere yönelik okçuluk dersleri vermekteyiz. Kursiyerlerimizden biriside Umut, onu böyle başarılı görmek bizi de oldukça mutlu ediyor. Geleneksek okçuluk alanında eğitim veriyoruz. Okları, yayları kurmayı, ok atmayı öğreniyorlar. Bütün öğrencileri gençleri burada ok atmaya davet ediyoruz. Bu bizim geleneksel sporumuz aynı zamanda bunu bilmeleri bizi de mutlu eder” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>5 yeni Gençlik ve Kültür Merkezi daha yapacağız</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Gençlik Merkezi&#8217;nin gençlerin uğrak yeri olduğunu söyleyen Bağcılar Belediye Başkanı Yasin Yıldız, &#8220;Gençler, burada kaliteli zaman geçiriyorlar. Üniversiteye yönelik kurslarımızın yanında herkesin kendi ilgi alanına göre kurslar, atölyeler bulunuyor. İnşallah benzeri mekanların sayısını artıracağız. Önümüzdeki dönemde 5 yeni Gençlik ve Kültür Merkezimizi Bağcılar’ımıza kazandırıyoruz. Mevcuttaki Göztepe Gençlik Merkezi’mizi de yeni branşlar ekleyerek daha modern ve kullanışlı hale getiriyoruz. Bu sayede ilçemizdeki 6 tesisimiz gençlerimize ve ailelerine hizmet verecek” dedi.</span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okculuk-kursunu-bitirdi-tarihi-dizilerde-rol-aldi-627735">Okçuluk kursunu bitirdi, tarihi dizilerde rol aldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gün ışığı göz gelişimi için koruyucu bir faktör</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gun-isigi-goz-gelisimi-icin-koruyucu-bir-faktor-627480</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 11:48:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[faktör]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[ışığı]]></category>
		<category><![CDATA[koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[miyopi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627480</guid>

					<description><![CDATA[<p>En basit şekilde “uzağı net görememe” olarak tanımlanan miyopinin görülme sıklığındaki artışa dikkat çeken İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Optisyen olarak sahada en sık karşılaştığımız durumlardan biri miyopidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gun-isigi-goz-gelisimi-icin-koruyucu-bir-faktor-627480">Gün ışığı göz gelişimi için koruyucu bir faktör</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>En basit şekilde “uzağı net görememe” olarak tanımlanan miyopinin görülme sıklığındaki artışa dikkat çeken İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Optisyen olarak sahada en sık karşılaştığımız durumlardan biri miyopidir. Özellikle çocuklarda ‘Tahtayı göremiyorum’ şikâyetiyle başlayan süreç, çoğu zaman miyopi tanısıyla sonuçlanır. Bu nedenle bu tür şikayetler dikkate alınmalıdır” uyarısında bulundu. <br />Miyopinin artışında yaşam tarzı değişikliğinin etkili olduğunu vurgulayan Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, doğal ışığın göz gelişimi için koruyucu bir faktör olduğunu belirterek “Açık havada zaman geçirmek, miyopinin başlamasını geciktirebiliyor. Gün ışığında geçirilen süre azaldı. Kapalı ortama ve ekrana bağımlı bir yaşam tarzı ise riski artırıyor. Çocuklar eskisi kadar dışarıda oynamıyor. Ekranla tanışma yaşı çok erken. Eğitim sistemi yoğun yakın çalışma gerektiriyor” diye konuştu.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü, Optisyenlik Ana Bilim Dalı Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, en basit anlatımla uzağı net görememe durumu olarak açıklanan miyopi, miyopi nedenleri ve tedavisine ilişkin değerlendirmede bulundu.<br />Miyopinin en basit anlatımla uzağı net görememe durumu olduğunu belirten Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Göz küresi normalden biraz daha uzun olduğunda ya da ışığı kıran yapılar farklı çalıştığında görüntü retinanın üzerine değil önüne düşer. Bu yüzden kişi yakını net görürken uzağı bulanık görür” dedi.<br />“Tahtayı göremiyorum” şikayetine dikkat!<br />Çocuklarda miyopi tanısı sürecinin genellikle ‘Tahtayı göremiyorum’ şeklindeki şikayetlerle başladığını söyleyen Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Optisyen olarak sahada en sık karşılaştığımız durumlardan biri miyopidir. Özellikle çocuklarda ‘Tahtayı göremiyorum’ şikâyetiyle başlayan süreç çoğu zaman miyopi tanısıyla sonuçlanır. Bu nedenle çocukların bu yöndeki yakınması dikkate alınmalıdır. Miyopi sadece bir gözlük ihtiyacı değildir; yüksek derecelere ulaştığında ilerleyen yaşlarda ciddi göz problemleri riskini de artırabilir” uyarısında bulundu.<br />Miyopi artışı, halk sağlığı sorunu olarak değerlendiriliyor<br />Miyopide dünya genelinde bir artış gözlendiğinin bilimsel çalışmalarda yer aldığını kaydeden Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Bilimsel projeksiyonlara göre, mevcut artış eğilimi devam ederse 2050 yılında dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 50’sinin miyop olabileceği öngörülüyor. Bu tahmin, büyük ölçekli epidemiyolojik çalışmaların matematiksel projeksiyonlarına dayanıyor ve Dünya Sağlık Örgütü de görme bozukluklarının artan bir halk sağlığı sorunu olduğunu raporlarında vurguluyor. ‘Pandemi’ kelimesi resmi bir salgın tanımı olarak kullanılmıyor ama artış hızı gerçekten dikkat çekici. Bu nedenle bilim dünyasında miyopi artışı bir halk sağlığı alarmı olarak değerlendiriliyor” diye konuştu.<br />Büyük şehirlerde çocuk yaş grubunda artış görülüyor<br />Son 30–40 yılda miyopi oranlarının belirgin şekilde arttığını kaydeden Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Bazı Asya ülkelerinde genç nüfusta oranlar yüzde 70–80’lere ulaştı. Türkiye’de de özellikle büyük şehirlerde çocuk yaş grubunda artışı gözlemliyoruz. Sağlık yönetimi perspektifinden baktığımızda bu yalnızca bireysel bir sorun değil; gelecekte sağlık sistemine mali yük oluşturabilecek bir tablo” uyarısında bulundu.<br />Doğal ışık, göz gelişimi için koruyucu bir faktör<br />Miyopinin artışında yaşam tarzı değişikliğinin etkili olduğunu vurgulayan Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, doğal ışığın göz gelişimi için koruyucu bir faktör olduğunu belirterek “Açık havada zaman geçirmek, miyopinin başlamasını geciktirebiliyor. Gün ışığında geçirilen süre azaldı. Kapalı ortama ve ekrana bağımlı bir yaşam tarzı ise riski artırıyor. Çocuklar eskisi kadar dışarıda oynamıyor. Ekranla tanışma yaşı çok erken. Eğitim sistemi yoğun yakın çalışma gerektiriyor” diye konuştu.<br />Pandemi bu süreci hızlandırdı<br />Miyopide en hızlı artışın çocuk ve ergen yaş grubunda olduğunu kaydeden Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Pandemi döneminde ekran süresinin artması ve dışarıda geçirilen sürenin azalması bu süreci hızlandırdı. Erken yaşta başlayan miyopi, ilerleyen yıllarda daha yüksek derecelere ulaşabiliyor. Bu da ileride retina problemleri gibi daha ciddi durumların riskini artırabiliyor. Bu nedenle çocukluk dönemi kritik bir pencere” dedi.<br />Aileler bu önerilere kulak vermeli<br />Miyopinin tamamen önlenmesinin her zaman mümkün olmayabileceğini ancak geciktirmek ve ilerlemesini yavaşlatmanın mümkün olabileceğini söyleyen Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, bir optisyen ve sağlık yönetimi uzmanı olarak ailelere özellikle şu tavsiyelerde bulundu:<br />-Doğal ışık önemli: Günde en az 1,5–2 saat açık havada zaman geçirilmeli. Doğal ışık göz gelişimi için çok kıymetli.<br />&#8211; Ekran süresi dengelenmeli: Kesintisiz saatlerce ekran kullanımı yerine düzenli molalar verilmeli.<br />-20-20-20 Kuralı: 20 dakikada 1, 20 saniye 20 feet-yaklaşık 6 metre uzağa bakmak basit ama etkili bir alışkanlıktır.<br />-Doğru okuma mesafesi: Kitap, defter ya da tablet 30–40 cm’den daha yakında olmamalı.<br />-Çalışma ortamının aydınlık olması: Yetersiz ışıkta çalışmak göz yorgunluğunu artırır ve uzun süreli yakın odaklanmayı zorlaştırır. Çalışma masası doğal ışık almalı; akşam saatlerinde ise gözü yormayan, yeterli ve homojen bir aydınlatma sağlanmalıdır. Loş ortamda uzun süre telefon ya da tablet kullanımı önerilmez.<br />-Düzenli göz muayenesi: Çocuk “şikâyet etmiyor” diye göz sağlığı iyi varsayılmamalı. Çocuklar bulanık görmeyi normal zannedebilir. Miyopi başladıysa da kontrol yöntemleri bulunmaktadır. Miyopi yavaşlatan özel camlar, ortokeratoloji lensleri, düşük doz atropin gibi yaklaşımlar hekim teşhisi, tedavisi ve kontrolünde uygulanabilmektedir.<br />Miyopi yaşam kalitesini etkileyen bir konu<br />Miyopinin artık yalnızca ‘gözlük takma meselesi’ olmadığını belirten Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Miyopi, eğitim başarısını, iş verimliliğini ve yaşam kalitesini etkileyen bir konu. Sürdürülebilir sağlık açısından baktığımızda, tedaviden çok önleme yaklaşımı önemli. Bugün çocuklarımızı açık havaya teşvik etmek, dijital dengeyi kurmak ve düzenli kontrolleri sağlamak; yarının görme sağlığını korumak anlamına geliyor. Teknolojiyi hayatımızdan çıkaramayız ama dengeli kullanabiliriz. Çocuklarımızın göz sağlığı bizim elimizde” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gun-isigi-goz-gelisimi-icin-koruyucu-bir-faktor-627480">Gün ışığı göz gelişimi için koruyucu bir faktör</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gözdeki sinsi tehlikenin görülme sıklığı artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gozdeki-sinsi-tehlikenin-gorulme-sikligi-artiyor-627389</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 10:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[eti]]></category>
		<category><![CDATA[görülme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[Göz Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[gözdeki]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Pterjium]]></category>
		<category><![CDATA[sinsi]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[şıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikenin]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627389</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda göz hastalıkları arasında daha sık görülmeye başlayan gözde et büyümesi, tıp dilinde ‘pterjium’ olarak adlandırılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gozdeki-sinsi-tehlikenin-gorulme-sikligi-artiyor-627389">Gözdeki sinsi tehlikenin görülme sıklığı artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda göz hastalıkları arasında daha sık görülmeye başlayan gözde et büyümesi, tıp dilinde ‘pterjium’ olarak adlandırılıyor. Masum sanılan ancak tedavi edilmediğinde sinsice ilerleyerek ciddi sonuçlara yol açabilen göz eti, özellikle gözlerde kanlanma ve kızarma ile ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tolga Birgül</strong> “Gözde et büyümesi çoğu zaman gözlerin buruna yakın iç kısımlarında yoğun kızarıklık ile fark edilir. Hastalar kendileri aynaya baktıklarında veya çevresindekilerin dikkat çekmesi ile fark ederler. Bu doku zamanla korneanın üzerine yürüyebilir ve görme alanını kapatabilir. Başlangıçta basit bir kızarıklık ve kanlanma gibi görülse de ilerlediğinde görme kaybına neden olabilmektedir. Bu nedenle geçmeyen göz kızarıklığı durumunda mutlaka doktora başvurulmalıdır” diyor.</p>
<p>Göz eti büyümesinde hastaların şikayetlerini ‘Gözüme sanki kum tanesi kaçmış gibi hissediyorum veya herkes bana gözlerin neden bu kadar kırmızı, az mı uyudun ya da alkol mü aldın diye soruyor’ gibi söylemlerle dile getirdiğini belirten Dr.Tolga Birgül, oysa bu durumun çoğu zaman gözde et büyümesinden kaynaklanabildiğini vurguluyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tolga Birgül, göz etine yol açan 4 önemli etkeni anlattı, belirtilere ve tedaviye yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Güneş ışığı ve ultraviyole maruziyeti</strong></p>
<p>Göz eti gelişiminde en önemli faktörlerden biri güneş ışığına uzun süre maruz kalmak. Araştırmalar, yoğun güneş ışığına maruz kalan kişilerde pterjiumun (gözde et büyümesi) daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Rüzgar, toz ve kum gibi çevresel tahriş</strong></p>
<p>Toz, kum ve rüzgar gibi çevresel faktörler, özellikle açık havada çalışan kişilerde riski artırıyor. Zira göze sık sık kaçan toz, kum ve yabancı cisimler göz yüzeyindeki dokuyu sürekli uyararak tahrişe neden olurken, bu tahriş zamanla dokunun (konjonktivanın) kalınlaşmasına ve korneaya doğru ilerleyen et büyümesine zemin hazırlayabiliyor.</p>
<p><strong>Kronik göz kuruluğu</strong></p>
<p>Uzun süre bilgisayar veya telefon ekranına bakmak da göz kuruluğuna yol açabiliyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tolga Birgül “Özellikle bilgisayar başında gerekli göz molalarını vermeden uzun süre kalan ve yine uzun süreler telefon ekranına bakan kişilerde göz kuruluğu arttığı için bu hastalığa daha sık rastlayabiliyoruz. Göz yüzeyinin yeterince nemli olmaması da pterjium gelişimini kolaylaştırabiliyor” diyor.  </p>
<p><strong>Göz yapısının kuruluğa yatkın olması</strong></p>
<p>Bazı kişilerde göz yüzeyi doğal olarak daha hassas ve nem dengesini korumakta zorlanan bir yapıya sahip olabilir. Bu durum göz yüzeyinin dış etkenlere karşı daha kolay tahriş olmasına neden olur. Yeterli nem sağlanamadığında gözün koruyucu tabakası zayıflar ve konjonktiva dokusu zamanla kalınlaşıp korneaya doğru ilerleyebilir. Göz kuruluğu yaşayan kişilerde bu süreç daha kolay tetiklenebilir ve pterjium (gözde et büyümesi) gelişme riski artabilir.</p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Gözünüzde bu belirtilere dikkat!</strong></p>
<p>Dr. Tolga Birgül, göz eti büyümesinin belirtilerini şöyle sıralıyor;  </p>
<ul>
<li>Gözde sürekli kızarıklık ve kanlanma</li>
<li>Gözde yanma, batma ve sulanma</li>
<li>Gözün iç kısmında kabarıklık oluşması</li>
<li>Estetik olarak gözün kırmızı görünmesi</li>
<li>Beklenmemiş şekilde Astigmat gelişmesi veya artması</li>
</ul>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Gözde et büyümesinin tedavisi nasıl yapılıyor!</strong></p>
<p>Gözde et büyümesinin tedavisi hastalığın durumuna göre planlanıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tolga Birgül “Her pterjiumun ameliyat edilmesi gerekmeyebiliyor. Eğer doku uzun süre aynı kalıyorsa, stabil ise takip edilebiliyor. Ancak aktif büyüyen ve korneaya ilerleyen pterjiumlarda cerrahi tedavi gerekiyor” diyor. Bu ayırımın yapılması için göz muayenesi yapılması gerektiğini, tedavide en önemli noktanın cerrahi sonrası tekrar oluşumun önlenmesi olduğunu vurgulayan Dr. Tolga Birgül şöyle konuşuyor: “Pterjium cerrahisinde sadece et dokusunun çıkarılması yeterli değildir. Asıl önemli olan ameliyat sonrası tekrar etmesini önlemektir. Bunun için özel cerrahi teknikler kullanıyoruz; et dokusunu çıkardıktan sonra konjonktival flep ve otogreft gibi yöntemlerle kapatmadan önce geride kalan yüzeyi elmas uçlu özel bir tur motoruyla mikro düzeyde temizliyoruz. Bu yöntemle geride kalabilecek mikroskobik dokular da temizleniyor ve tekrar etme riski önemli ölçüde azaltılıyor.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gozdeki-sinsi-tehlikenin-gorulme-sikligi-artiyor-627389">Gözdeki sinsi tehlikenin görülme sıklığı artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;İlişkileri konuşmak kolay değil ama başka yolu da yok&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iliskileri-konusmak-kolay-degil-ama-baska-yolu-da-yok-626834</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 07:39:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başka]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[kolay]]></category>
		<category><![CDATA[konuşmak]]></category>
		<category><![CDATA[lişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[özer]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626834</guid>

					<description><![CDATA[<p>ICF Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Çiğdem Karadeniz’in moderatörlüğünü üstlendiği söyleşide, ilişkilerde iletişimin önemine değinen Gülcan Özer, ilişki konuşmalarının çoğu zaman zorlayıcı olduğunu ancak sağlıklı bir bağ kurmanın başka bir yolu bulunmadığını belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iliskileri-konusmak-kolay-degil-ama-baska-yolu-da-yok-626834">&#8220;İlişkileri konuşmak kolay değil ama başka yolu da yok&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ICF Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Çiğdem Karadeniz’in moderatörlüğünü üstlendiği söyleşide, ilişkilerde iletişimin önemine değinen Gülcan Özer, ilişki konuşmalarının çoğu zaman zorlayıcı olduğunu ancak sağlıklı bir bağ kurmanın başka bir yolu bulunmadığını belirtti. İnsanların birbirini doğru anlamasının, yanlış anlamaktan daha zor olduğuna dikkat çeken Özer, her bireyin kendine özgü bir iç dünyaya sahip olduğunu ifade etti.</p>
<p>Romantik ilişkilerin diğer ilişkilere kıyasla daha kırılgan bir yapıya sahip olduğunu dile getiren Özer, bu nedenle bu alanlarda daha özenli ve bilinçli bir iletişim kurulması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Olumsuzluklar neden daha güçlü?</strong></p>
<p>Söyleşide dikkat çeken başlıklardan biri de ilişkilerde olumsuz deneyimlerin etkisiydi. Özer, bir olumsuz deneyimin etkisini dengelemek için beş olumlu deneyime ihtiyaç duyulduğunu belirterek, insan doğasının negatif olana daha duyarlı olduğuna işaret etti.</p>
<p>İyi anların ve olumlu paylaşımların ifade edilmesinin çoğu zaman ihmal edildiğini vurgulayan Özer, ilişkilerde sadece sorunların değil, iyi anların da konuşulmasının önemine dikkat çekti.</p>
<p><strong>“İlişkiler bir süreçtir ve dönüşüm kaçınılmazdır”</strong></p>
<p>Bireylerin zaman içinde değiştiğini ve bunun sağlıklı bir gelişim göstergesi olduğunu belirten Özer, kişisel dönüşüm ile ilişki dinamiklerinin her zaman paralel ilerlemediğini ifade etti.</p>
<p>İlişkilerde tarafların farklı hızlarda değişebileceğini ve bunun zaman zaman uyumsuzluklara yol açabileceğini belirten Özer, esnemeyen yapıların kırılgan hale geldiğini söyledi.</p>
<p><strong>“Her ilişkinin bir ömrü olabilir”</strong></p>
<p>Toplumda ilişkilerin “ömür boyu sürmesi” üzerinden değerlendirildiğini ancak bunun her zaman gerçekçi olmadığını ifade eden Özer, ilişkilerin de bir yaşam döngüsü olabileceğini dile getirdi.</p>
<p>İlişkilerin sağlıklı bir şekilde sonlandırılmasının da en az sürdürülmesi kadar önemli olduğunu belirten Özer, ayrılık süreçlerinde nezaket ve “helalleşme” kültürünün önemine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Evlilik bir “müessese” ve dönüşüyor</strong></p>
<p>Evliliği toplumsal bir kurum olarak tanımlayan Özer, değişen sosyolojik dinamiklerle birlikte evlilik yapısının da dönüşüm geçirdiğini ifade etti. Özellikle kadınların ekonomik ve sosyal hayatta daha aktif rol almasının, ilişkilerin yapısını ve sürdürülebilirliğini doğrudan etkilediğini vurguladı.</p>
<p><strong>“Hayatın anlamı kişiseldir ve değişir”</strong></p>
<p>Söyleşinin son bölümünde yaşam amacı kavramına değinen Özer, varoluşçu yaklaşım çerçevesinde hayatın anlamının bireysel ve değişken olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>İnsanların yaşamları boyunca farklı dönemlerde farklı anlamlar bulabileceğini belirten Özer, “hayatın anlamı” kavramının tek ve sabit bir hedef yerine, kişisel deneyimlerle şekillenen dinamik bir süreç olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Koçluk dünyası için ilham verici bir buluşma</strong></p>
<p>Koçluk metodolojisiyle güçlü paralellikler taşıyan söyleşi, katılımcılara hem profesyonel hem de kişisel gelişim açısından önemli kazanımlar sundu. İlişki sistemlerine dair derinlikli bakış açısı, koçların danışanlarıyla kurdukları bağlara da yeni bir perspektif kazandırdı.</p>
<p>Etkinlik sonunda katılımcılar, Gülcan Özer’in kitaplarını imzalatma fırsatı da buldu.</p>
<p>ICF Türkiye, farklı disiplinlerden uzmanları koçluk dünyasıyla buluşturmaya devam ederek, mesleki gelişimi destekleyen etkinliklerine önümüzdeki dönemde de devam edecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iliskileri-konusmak-kolay-degil-ama-baska-yolu-da-yok-626834">&#8220;İlişkileri konuşmak kolay değil ama başka yolu da yok&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Derin beyin simülasyonu Parkinson&#8217;da zamanı geriye sarabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-625968</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>
		<category><![CDATA[Geriye]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[sarabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Simülasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zamanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625968</guid>

					<description><![CDATA[<p>Parkinson hastalığı, hareket sistemini etkileyen ve zamanla ilerleyen bir tablo olarak hastaların hayat kalitesini derinden sarsabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-625968">Derin beyin simülasyonu Parkinson&#8217;da zamanı geriye sarabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Parkinson hastalığı, hareket sistemini etkileyen ve zamanla ilerleyen bir tablo olarak hastaların hayat kalitesini derinden sarsabiliyor. 11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü’nün hastalıkla ilgili farkındalığın artması açısından önem taşıdığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Bu tür özel günler, hastaların ve yakınlarının hastalığı daha iyi tanımasına ve tedavi seçenekleri konusunda bilinçlenmesine katkı sağlar. Parkinson hastalarında özellikle hareket bozukluğu ön plandaysa tedavi oldukça etkilidir. İlk aşamada ilaç tedavisi uygulanır ancak zamanla etkisi azalabilir. Bu noktada derin beyin simülasyonu yani beyin pili yöntemi hastalara önemli fayda sağlar” dedi.</strong></p>
<p>Derin beyin simülasyonunun neden “zamanı geriye sarıyor” ifadesiyle tanımlandığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Parkinson hastaları ilaç tedavisinin ilk yıllarında oldukça iyi bir dönem geçirir. Ancak zamanla ilaçların etkisi azalır ve hastalık bulguları yeniden belirginleşir. Beyin pili uygulandığında ise hastalar çoğu zaman ilaçlardan ilk fayda gördükleri döneme geri döner. Bu nedenle hastaların hareket kabiliyeti artar, günlük yaşamları kolaylaşır ve daha rahat bir dönem yaşayabilirler” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Doğru hastada tedavinin seyrini değiştirebilir</strong></p>
<p>Parkinson tedavisinde ilk seçeneğin ilaç olduğunu vurgulayan Kaya, “İlaç tedavisiyle hastalar 3, 5 hatta 7 yıl sürebilen iyi bir dönem geçirir. Ancak bir süre sonra ilaçlar etkili olmamaya başlar ve yan etkiler ortaya çıkar. Bu noktada cerrahi tedavi devreye girer. Ancak kognitif fonksiyon bozukluğu olan yani bunamanın ön planda olduğu hastalarda bu tedavi uygulanamaz. Ayrıca beyinde ciddi hasarlara bağlı gelişen durumlarda da her zaman etkili olmayabilir. Ancak uygun hastalarda derin beyin simülasyonu önemli bir tedavi seçeneği. Bu nedenle doğru hasta seçimi ve uygun zamanda yapılan müdahale tedavinin başarısında belirleyici olur” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-625968">Derin beyin simülasyonu Parkinson&#8217;da zamanı geriye sarabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Işık Saçan Bakterilerle Hızlı Tanı: Hastaya Uygun Antibiyotik Dakikalar İçinde Saptanıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-625929</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:03:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[bakterilerle]]></category>
		<category><![CDATA[boya]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaya]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[işık]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[saçan]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625929</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antibiyotik direnci, günümüzde küresel sağlık sistemlerinin karşı karşıya olduğu en ciddi tehditlerden biri olarak kabul ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-625929">Işık Saçan Bakterilerle Hızlı Tanı: Hastaya Uygun Antibiyotik Dakikalar İçinde Saptanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Antibiyotik direnci, günümüzde küresel sağlık sistemlerinin karşı karşıya olduğu en ciddi tehditlerden biri olarak kabul ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl yaklaşık 1,27 milyon insan doğrudan antibiyotik direnci nedeniyle yaşamını yitiriyor. Uzmanlar, etkili önlemler alınmadığı takdirde bu sayının önümüzdeki yıllarda çok daha yüksek seviyelere ulaşabileceğine dikkat çekiyor. Sorunun temel nedenlerinden biri ise enfeksiyon tedavisinde çoğu zaman doğru antibiyotiğin hemen belirlenememesi ve hastalara geniş spektrumlu ilaçların deneme-yanılma yöntemiyle verilmesi. Bu yaklaşım, hem hastanın tedavisinin gecikmesine hem de bakterilerin zamanla ilaçlara karşı direnç geliştirmesine yol açabiliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Bu önemli soruna çözüm olabilecek yeni bir teknoloji ise Acıbadem Üniversitesi’nde geliştirildi. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tanıl Kocagöz ile Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Özge Can’ın kurucusu olduğu ve Acıbadem Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Merkezi’nde yer alan Bio-T Biyoteknoloji Çözümleri ve Üretim A.Ş.’de geliştirilen “Hızlı Antibiyotik Duyarlılık Testi”, hastadaki bakterinin hangi antibiyotiğe duyarlı olduğunu çok kısa sürede belirleyebiliyor. Testte, antibiyotiğin etkisiyle ölen bakteriler özel bir boya sayesinde ışık veriyor; böylece hangi antibiyotiğin işe yaradığı hızlı ve net bir şekilde anlaşılabiliyor. Bu hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde, normalde bir gün sürebilen antibiyotik duyarlılık belirleme süreci 15-90 dakikaya indirilebiliyor. Laboratuvar çalışmaları tamamlanan testin yakın zamanda sağlık sisteminde kullanıma girmesi hedefleniyor.</strong></em></p>
<p><strong>Antibiyotik İşe Yaradığında Işık Saçan Bakteriler </strong></p>
<p>Geliştirilen test, enfeksiyon etkeni bakterinin farklı antibiyotiklere duyarlılığını hızlı bir şekilde saptayarak hastaya hangi ilacın etkili olacağını ortaya koyuyor. Böylece hekimler, vakit kaybetmeden hastaya doğru ve etkili tedaviyi başlatabiliyor. Prof. Dr. Tanıl Kocagöz yöntemi şu şekilde anlatıyor: “Bu yöntemde, bakterinin hücre zarından canlıyken içeri giremeyen özel bir boya kullanıyoruz. Bakteri, antibiyotiğin etkisiyle öldüğü anda hücre zarı geçirgen hale geliyor ve bu boya bakterinin içine sızıyor. İçeri giren boya, bakterinin DNA’sına bağlandığında ışık yaymaya başlıyor. Bu sayede bakterinin ölüp ölmediğini çok kısa sürede anlayabiliyoruz. Klasik testlerde ise bakterinin çoğalmasını ve besi yerinde gözle görülür bir bulanıklık oluşturmasını beklemek gerekiyordu. Bu da zaman kaybına yol açıyordu. Bizim geliştirdiğimiz yöntemde ise bunu beklemeye gerek kalmıyor; bakteri öldüğü anda boya içeri giriyor ve hemen ışık sinyali veriyor.” </p>
<p>Antibiyotik direnci olduğunda ise bakterinin hiç tepki vermediğini söyleyen Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Eğer bakteri kullanılan antibiyotiğe dirençliyse ve ölmezse, boya hücre içine giremiyor ve herhangi bir ışık oluşmuyor. Bu durumda da o antibiyotiğin etkisiz olduğunu, o hastada işe yaramadığını, yani bakterinin dirençli olduğunu hızlıca saptayabiliyoruz” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Saatler İçinde Doğru Tedaviye Başlanıyor </strong></p>
<p>Özellikle hastane enfeksiyonlarının yaygın olduğu ve çoklu ilaç direncine sahip mikroorganizmaların giderek arttığı günümüzde bu tür hızlı tanı yöntemleri büyük önem taşıyor. Yoğun bakım ünitelerinde ya da bağışıklık sistemi zayıf hastalarda, doğru antibiyotiğe hızlı ulaşmak, tedavinin başarısını doğrudan etkileyen kritik bir faktör olarak görülüyor.</p>
<p>Geliştirilen teknolojinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, klasik yöntemlerde antibiyotik duyarlılığını belirlemenin oldukça zaman aldığını vurgulayarak, “Bugüne kadar bir bakterinin hangi antibiyotiğe duyarlı olduğunu anlamak için en az bir gün beklemek zorunda kalıyorduk. Geliştirdiğimiz hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde bu süreyi bir buçuk saatten kısa bir süreye indiriyoruz. Bu da enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde çok önemli bir zaman kazancı anlamına geliyor” diyor.</p>
<p><strong>Gereksiz Antibiyotik Kullanımına Karşı Güçlü Adım</strong></p>
<p>Yanlış ya da gereksiz antibiyotik kullanımının antibiyotik direncinin en önemli nedenlerinden biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Hangi antibiyotiğin işe yarayacağını bilmeden tedaviye başlamak çoğu zaman kaçınılmaz olabiliyor. Ancak bu durum hem hastanın doğru tedaviye geç ulaşmasına hem de bakterilerin direnç geliştirmesine yol açabiliyor. Bizim geliştirdiğimiz test, her hastaya uygun antibiyotiğin hızlı şekilde belirlenmesini sağlayarak gereksiz antibiyotik kullanımının önüne geçmeyi hedefliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>Testin, kişinin enfeksiyonuna uygun antibiyotik kullanımının önünü açtığını vurgulayan Prof. Dr. Özge Can ise teknolojinin yalnızca bir tanı yöntemi değil, aynı zamanda tedavi başarısını artıran bir sistem olduğunu belirterek, “Gereksiz antibiyotik kullanımının önlenmesiyle, hem hasta için daha etkili bir tedavi sağlanıyor hem de antibiyotik direncinin yayılması engellenebiliyor” diyor.</p>
<p>Günümüzde birçok hastada test sonuçları beklenmeden geniş spektrumlu antibiyotiklerin kullanıldığını hatırlatan Prof. Dr. Özge Can, “Yanlış ya da gereksiz antibiyotik kullanımı yalnızca tedaviyi zorlaştırmıyor, aynı zamanda bakterilerin antibiyotiklere direnç kazanmasına neden oluyor. Geliştirdiğimiz hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde her hastaya uygun, hedefe yönelik tedavi mümkün hale geliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>Testin özellikle hastane enfeksiyonlarıyla mücadelede önemli bir rol oynayabileceğini de belirten Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, geliştirdikleri sistemin kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımına katkı sunduğunu ifade ediyor. Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, hastane enfeksiyonlarında en büyük sorunlardan biri, etken bakterinin hangi antibiyotiğe dirençli olduğunu hızlıca tespit edememek olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Yeni testin bir diğer önemli katkısının, antibiyotiklerin daha akılcı kullanılmasına destek olmak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Bu yöntemle artık antibiyotik seçimi tahmine dayalı olmaktan çıkıyor. Veriye dayalı, hastaya özel bir tedavi planı oluşturulabiliyor” diyor.</p>
<p><strong>Toplum Sağlığı İçin Önemli Adım </strong></p>
<p>Laboratuvar aşaması tamamlanan ve yerli bir teknoloji olarak geliştirilen hızlı antibiyotik duyarlılık testinin yaygın kullanıma girebilmesi için çalışmalar sürüyor. Prof. Dr. Özge Can, “Bu teknolojinin en kısa sürede hastanelerde kullanılmasını istiyoruz. Şu anda piyasaya çıkması için sağlık endüstrisiyle görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Amacımız, geliştirdiğimiz bu yöntemin hastalara en hızlı şekilde ulaşması” diyor.</p>
<p>Uzmanlara göre enfeksiyon hastalıklarında doğru tedaviye hızlı ulaşmak yalnızca bireysel hastalar için değil, toplum sağlığı açısından da kritik önem taşıyor. Hızlı antibiyotik duyarlılık testleri, gelecekte antibiyotik direnciyle mücadelede en önemli araçlardan biri olarak değerlendiriliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-625929">Işık Saçan Bakterilerle Hızlı Tanı: Hastaya Uygun Antibiyotik Dakikalar İçinde Saptanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kardeşlerin ayrılması duygusal güvenliği riske atıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kardeslerin-ayrilmasi-duygusal-guvenligi-riske-atiyor-625778</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 17:53:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ayrı]]></category>
		<category><![CDATA[ayrılması]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[kardeşlerin]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[riske]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625778</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, 10 Nisan Uluslararası Kardeşler Günü kapsamında boşanma veya ayrılık durumunda kardeşlerin ayrı büyümesinin çocukların duygusal güvenliği, psikolojik dayanıklılığı ve sosyal gelişimi üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kardeslerin-ayrilmasi-duygusal-guvenligi-riske-atiyor-625778">Kardeşlerin ayrılması duygusal güvenliği riske atıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, 10 Nisan Uluslararası Kardeşler Günü kapsamında boşanma veya ayrılık durumunda kardeşlerin ayrı büyümesinin çocukların duygusal güvenliği, psikolojik dayanıklılığı ve sosyal gelişimi üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kardeşlerin ayrılması, duygusal güvenliklerini zedeliyor!</strong></p>
<p>Boşanma sürecinin çocuk için önemli bir kayıp ve yeniden uyum gerektiren bir durum olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Bu süreçte kardeşlerin de birbirinden ayrılması, çocuğun ‘güvenli alanlarından’ birinin daha kaybı anlamına gelir.” dedi.</p>
<p>Kardeşlerin çoğu zaman çocuk için yalnızca bir aile üyesi değil, aynı zamanda bir duygusal destek kaynağı olduğunu aktaran Tunçel, “Bu bağın kopması; yalnızlık, terk edilme hissi, kaygı ve öfke gibi duyguların yoğunlaşmasına neden olabilir. Uzun vadede bu durum, çocuğun ilişkilerde süreklilik ve güven algısını zedeleyebilir. Özellikle erken yaşlarda yaşanan bu tür ayrılıklar, bağlanma örüntülerini etkileyerek daha kaygılı veya kaçıngan bağlanma stillerinin gelişmesine zemin hazırlayabilir. Çocuk, ‘yakın olduğum insanlar bir gün gider’ şeklinde bir inanç geliştirebilir. Bu da ileriki yaşlarda arkadaşlık ve romantik ilişkilerde mesafe koyma ya da aşırı bağımlı olma gibi uç davranışlara yol açabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kardeşlerin birlikte kalabilmesi, çocuğun psikolojik dayanıklılığı açısından koruyucu bir faktör!</strong></p>
<p>Kardeş ilişkisinin, çocuğun sosyal ve duygusal gelişimi için benzersiz bir alan olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Çocuklar kardeşleriyle birlikteyken paylaşmayı, çatışma çözmeyi, empati kurmayı ve duygularını düzenlemeyi öğrenirler. Aynı zamanda kardeşler, özellikle zor zamanlarda birbirleri için ‘tanıdık ve güvenli bir liman’ işlevi görür.” dedi.</p>
<p>Birlikte büyüyen kardeşler arasında oluşan ortak anıların, kimlik gelişimini desteklediğini ve aidiyet duygusunu güçlendirdiğini kaydeden Tunçel, “Bu bağ, çocukların stresle başa çıkma becerilerini artırır ve yalnızlık hissini azaltır. Dolayısıyla kardeşlerin birlikte kalabilmesi, çocuğun psikolojik dayanıklılığı açısından koruyucu bir faktör olarak değerlendirilebilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Temas eksikliği, kardeşler arasında duygusal mesafeyi artırır! </strong></p>
<p>Ayrı büyüyen kardeşler arasında zamanla duygusal uzaklaşma veya yabancılaşma görülebildiğine değinen Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Düzenli temas ve ortak yaşantı eksikliği, kardeşler arasında zamanla duygusal mesafenin artmasına neden olabilir. Özellikle küçük yaşlarda ayrılan kardeşler, birbirlerini yeterince tanıyamayabilir ve ilişki yüzeysel kalabilir.” dedi.</p>
<p>Bunu önlemek için ebeveynlerin bilinçli bir çaba göstermesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Tunçel, “Düzenli görüşmeler, ortak etkinlikler, tatiller ve mümkünse rutin bir iletişim planı oluşturulmalı. Günümüzde dijital iletişim araçları da bu bağı desteklemek için kullanılabilir. Ancak burada önemli olan sadece temas sıklığı değil, temasın niteliğidir yani çocukların birlikte kaliteli zaman geçirebilmesi gerekir. Ayrıca ebeveynlerin kardeş ilişkisini destekleyici bir dil kullanması ve taraf tutmaktan kaçınması da kritik rol oynar.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kardeşler birlikte kalmalı veya bağlarının desteklenmesine önem verilmeli!</strong></p>
<p>Ayrılığın etkisinin çocuğun bireysel özelliklerine göre değişkenlik gösterdiğini de sözlerine ekleyen Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, şunları söyledi:</p>
<p>“Küçük çocuklar ayrılığı daha somut bir kayıp olarak yaşarken, ergenler bunu daha karmaşık duygularla (öfke, suçluluk, sadakat çatışması) deneyimleyebilir. Erken çocukluk döneminde yaşanan ayrılıklar, bağlanma üzerinde daha derin etkiler bırakabilir.</p>
<p>Cinsiyet tek başına belirleyici değildir; ancak toplumsal roller nedeniyle bazı çocuklar duygularını ifade etmekte daha zorlanabilir veya daha fazla içselleştirebilir.</p>
<p>Daha hassas, içe dönük veya kaygıya yatkın çocuklar ayrılıktan daha fazla etkilenebilir. Daha esnek ve sosyal çocuklar ise destekleyici çevre varsa daha kolay uyum sağlayabilir.</p>
<p>Sonuç olarak, kardeşlerin ayrılması her çocuk için aynı etkiyi yaratmaz; ancak genel olarak bu durum, çocuğun duygusal güvenliği üzerinde risk oluşturur. Bu nedenle mümkün olan durumlarda kardeşlerin birlikte kalması, mümkün değilse de bağlarının aktif şekilde desteklenmesi büyük önem taşır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kardeslerin-ayrilmasi-duygusal-guvenligi-riske-atiyor-625778">Kardeşlerin ayrılması duygusal güvenliği riske atıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sibel Can’dan Görkemli Performans </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sibel-candan-gorkemli-performans-625565</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:28:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[can]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[görkemli]]></category>
		<category><![CDATA[performans]]></category>
		<category><![CDATA[sibel]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625565</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ünlü sanatçı Sibel Can, dört yıl aradan sonra Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde verdiği görkemli konserle dinleyicilerine adeta bir müzik ziyafeti sundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sibel-candan-gorkemli-performans-625565">Sibel Can’dan Görkemli Performans </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bayhan Prodüksiyon organizasyonuyla gerçekleşen gecenin biletleri satışa çıkar çıkmaz tükenirken, salonu dolduran müzikseverler unutulmaz bir geceye tanıklık etti. Özenle hazırlanan repertuarı ve sahne enerjisiyle izleyenleri büyüleyen sanatçı, performansıyla uzun süre hafızalardan silinmeyecek bir konsere imza attı.</p>
<p>Gecenin kulisinde ise tatlı bir sürpriz yaşandı. Son dönemin dikkat çeken ve sevilen grubu Manifest’in genç üyeleri, Sibel Can’ı kulisinde ziyaret ederek bu özel geceyi birlikte ölümsüzleştirdi.</p>
<p>Yaklaşık üç saat süren konserine “Daha Yolun Başındayım” ile güçlü bir başlangıç yapan Sibel Can, “Senden Başka Kimsem Yok” ile duygusal atmosferi zirveye taşıdı. Daha ilk dakikalardan itibaren eşsiz yorumunu ortaya koyan sanatçı, Sony Music Türkiye etiketli Drama’dan ve hit olmuş şarkılarını da kapsayan geniş repertuarıyla dinleyicisini zaman zaman duygulandırdı, zaman zaman coşturdu.</p>
<p>Sahne şıklığıyla da her zamanki gibi göz kamaştıran Sibel Can, gecede Amor Gariboviç imzalı üç farklı kostüm tercih etti. Estetik anlayışı, sahneye gösterdiği özen ve yenilikçi yaklaşımıyla kendi kulvarında öncülüğünü sürdüren sanatçı, yıllar içinde giderek genişleyen dinleyici kitlesine hitap etmeye devam ediyor.</p>
<p>Müziğinde olduğu kadar sahnesinde de çağın ruhunu yakalayan Sibel Can, her performansında kendini yenileyen tarzıyla bir kez daha farkını ortaya koydu.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sibel-candan-gorkemli-performans-625565">Sibel Can’dan Görkemli Performans </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;AMH Değerim Düşük, Anne Olamam&#8221; Yanılgısına Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/amh-degerim-dusuk-anne-olamam-yanilgisina-dikkat-625405</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:23:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[değerim]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[düşük]]></category>
		<category><![CDATA[elde]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[olamam]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[testi]]></category>
		<category><![CDATA[yanılgısına]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yumurta]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625405</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bebek sahibi olmak isteyen kadınların önemli kaygılarından biri de AMH Anti-Mullerian Hormon) testi düşüklüğüdür.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/amh-degerim-dusuk-anne-olamam-yanilgisina-dikkat-625405">&#8220;AMH Değerim Düşük, Anne Olamam&#8221; Yanılgısına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bebek sahibi olmak isteyen kadınların önemli kaygılarından biri de AMH Anti-Mullerian Hormon) testi düşüklüğüdür. Bu test ile ilgili değerlerin düşük çıkması çoğu zaman halk arasında yanlış yorumlanarak “annelik ihtimalinin sona erdiği” algısını oluşturuyor.  Oysa bilimsel veriler, bu testin tek başına bir belirleyici olmadığını ortaya koyuyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nden Op. Dr. Ali Osman Koyuncuoğlu, kadınların doğurganlıkla ilgili en sık merak ettiği soruları yanıtlayarak, AMH testinden yumurta dondurmaya kadar uzanan süreç hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>AMH düşüklüğü çocuk sahibi olunamayacağı anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>AMH testi yumurtalık rezervini gösteren bir parametredir ancak tek başına kesin sonuçlar vermemektedir. AMH değeri adet döngüsüne, ölçüm zamanına ve kullanılan laboratuvar yöntemlerine göre değişkenlik gösterebilmektedir. Bu nedenle düşük AMH değeri, bir kadının asla çocuk sahibi olamayacağı anlamına gelmemekte, yalnızca doğurganlık süresinin zaman olarak kısaldığını göstermektedir.</p>
<p>Aynı yaş grubundaki kadınlar arasında AMH düzeyi düşük olanlarla normal olanların hamile kalma olasılıkları benzerdir. Ancak düşük AMH saptanan kadınlar için zaman yönetiminin daha önemli hâle geldiğinin bilinmesi gerekir. Bu durumda ya daha erken tedavi planlaması yapılmakta ya da uygun hastalarda yumurta dondurma seçeneği gündeme gelmektedir.</p>
<p><strong>Düzenli adet görmek doğurganlık garantisi değil</strong></p>
<p>Üreme sağlığı konusunda kadınların bilmesi gereken önemli bir nokta da şudur: Toplumda yaygın olan “düzenli adet görüyorsam doğurganlığımda sorun yoktur” inanışı bilimsel olarak her zaman doğru değildir. Yumurtalık rezervi tükenmiş kadınlar bile 3-7 yıl boyunca düzenli adet görebilmektedir. Bu nedenle adet düzeni tek başına güvenilir bir gösterge olmamaktadır.</p>
<p>Doğurganlığın daha sağlıklı değerlendirilebilmesi için AMH testinin yanı sıra, ultrasonografi ile yumurta sayısının değerlendirilmesi ve adet döngüsünün ikinci günü yapılan FSH testinin birlikte ele alınması gerekmektedir. Bu çok yönlü yaklaşım, kadınlar açısından daha güvenli ve gerçekçi sonuçlar sunmaktadır.</p>
<p><strong>Yüksek AMH değeri her zaman avantaj sağlamayabilir</strong></p>
<p>AMH değeri yüksek çıkan kadınların kendilerini uzun yıllar boyunca güvende hissetmeleri de yanıltıcı olabilmektedir. Burada en belirleyici faktör kadın yaşıdır. Yaş arttıkça yumurtalarda kromozomal hatalar artmakta ve bu da gebelik şansını doğrudan etkilemektedir.</p>
<p>Yumurta sayısı yeterli olsa bile ileri yaşta elde edilen yumurtaların genetik olarak sağlıklı olma ihtimali düşebilmektedir. Bu nedenle doğurganlık planları yalnızca sayılar göz önünde bulundurularak değil, mutlaka yaş ve kişisel faktörlere göre yapılması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Anne olmak için önleminizi erken dönemde alabilirsiniz</strong></p>
<p>Özellikle 20’li ve 30’lu yaşlardaki kadınların düzenli jinekolojik kontrollerini ihmal etmemeleri gerekir. Temel olarak, âdetin ikinci veya üçüncü günü yapılan FSH testine bakılması gerekir. Ayrıca ultrasonografi ile yumurta rezervinin, yani yumurta sayısının değerlendirilmesi mutlaka gereklidir. Eğer kariyer planı varsa, kadınlar evliliklerini bir süre ertelemek istiyorlarsa, düzenli olarak her yıl yumurta sayısına bakılmalıdır. Kritik sınırda bir azalma tespit edilirse, kadınların mutlaka hayatlarının merkezine yumurta dondurma stratejisini almaları gerekir. Çünkü daha ileri yaşlarda durum fark edildiğinde yumurta elde edilebilse bile, gebelik oluşturma şansı olan yumurtaların sayısı yaşla birlikte giderek azalır. Dolayısıyla rutin jinekolojik muayeneler, âdetin ikinci günü yapılan FSH testi ve aile öyküsü (özellikle erken menopoz öyküsü) önemlidir. Eğer birkaç yıl içinde yumurta sayısında dramatik bir düşüş başlamışsa, mutlaka üreme sağlığı uzmanı ile görüşülmeli, danışmanlık alınmalı ve henüz evlilik yoksa yumurta dondurma planı yapılmalıdır.</p>
<p><strong>Yumurta dondurma doğurganlığın sigortası olabilmektedir</strong></p>
<p>Modern yaşam koşullarının çocuk sahibi olma yaşını doğal olarak ileriye taşımış durumdadır. Kadınlar eğitim ve iş hayatına daha fazla katılmakta ve çocuk sahibi olma yaşı doğal olarak ertelenebilmektedir. Aynı durum erkekler için de geçerlidir. Günümüzde pek çok insan, hayatta önce kariyerini kurmayı, kendini güvende hissetmeyi ve ancak ondan sonra bir</p>
<p>çocuğu dünyaya getirmeyi tercih etmektedir. Bu da çocuk sahibi olmayı</p>
<p>listenin son sıralarına itmektedir. Bu anlaşılır bir durumdur ancak biyolojik gerçeklerin göz ardı edilmemesi gerekir.</p>
<p>Yumurta dondurma günümüzde kadınlara önemli bir zaman kazanımı sağlamaktadır. Bu yöntem bir tür doğurganlık sigortası olarak değerlendirilebilir. 35 yaşın altında yumurta rezervi azaldıysa, ailede erken menopoz öyküsü varsa ya da yumurta azalmasına sebep olabilecek herhangi bir kronik hastalık mevcutsa kadınlar kanunen yumurtalarını dondurabilmektedir. Ayrıca 38 yaş ve üzerinde, hiçbir kriter aranmaksızın, kadınlar yumurta dondurabilir. Ancak hangi yaşta ve ne kadar sayıda yumurta dondurulduğu çok önemlidir. Bu durum şöyle özetlenebilir: 35 yaşın altında en az 15 yumurta dondurulması gerekir. 35–40 yaş arasında dondurma yapılacaksa bu sayı 2 katına çıkar, yani yaklaşık 30 yumurta gerekir. 40 yaşın üzerinde ise bu sayı 3 katına çıkmaktadır; yaklaşık 40–45 yumurta gibi düşünülebilir. Bunun temel sebebi şudur: Genetik olarak normal 3 embriyo arka arkaya transfer edildiğinde, önemli oranda gebelik elde dilebilmektedir. Yani hedef, genetik olarak normal 3 embriyo elde etmektir. 35 yaşın altında bu embriyo sayısını elde etmek için 15 yumurta yeterli olurken, 35–40 yaş arasında 30 yumurta elde edildiğinde yine 3 genetik olarak normal embriyo elde etme oranı korunur. 40 yaşın üzerinde ise 40–45 yumurta ile bu oran korunabilmektedir. Dolayısıyla “Ben bir, iki, üç adet yumurta dondurdum; artık biyolojik saatimi durdurdum ve güvencem var” gibi düşünmek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Bilimsel verilere göre sağlıklı bir gebelik şansı için belirli sayıda genetik olarak normal embriyo elde edilmesi gerekmektedir. İleri yaşlarda bu sayıya ulaşabilmek için çok daha fazla yumurtaya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle yumurta dondurma ne kadar erken yapılırsa o kadar avantaj elde edilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/amh-degerim-dusuk-anne-olamam-yanilgisina-dikkat-625405">&#8220;AMH Değerim Düşük, Anne Olamam&#8221; Yanılgısına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğa ve patili dostlar şifa dağıtıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doga-ve-patili-dostlar-sifa-dagitiyor-625294</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:13:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dağıtıyor]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[dostlar]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[patili]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[şifa]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625294</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “Patili Dostumuz” projesiyle engelli çocuklar ve aileleri, hayvanlar ve bitkilerle kurdukları bağ sayesinde hem sosyal hayata katılıyor hem de duygusal gelişimlerini güçlendiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doga-ve-patili-dostlar-sifa-dagitiyor-625294">Doğa ve patili dostlar şifa dağıtıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “Patili Dostumuz” projesiyle engelli çocuklar ve aileleri, hayvanlar ve bitkilerle kurdukları bağ sayesinde hem sosyal hayata katılıyor hem de duygusal gelişimlerini güçlendiriyor.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler, Veteriner İşleri ve Tarımsal Hizmetler daire başkanlıklarının ortaklığıyla geçen yıl başlatılan “Patili Dostumuz: Kentsel Yaşamda Destekleyici Etkileşimler” projesinin ikinci grup etkinlikleri başladı. Yurdoğlu Engelli Merkezi’nde düzenlenen programda, projeye ilişkin anne ve babalara bilgi verildi. Ardından çocuklar ve aileler, oyun etkinlikleriyle birbirlerini tanıdı. Etkinlikte anneler serbest zaman geçirirken, babalar çocuklarıyla birlikte doğa temalı resim atölyesine katıldı. Altı hafta sürecek proje boyunca engelli çocuklar ve aileleri hem kent yaşamına daha aktif katılım sağlayacak hem de insan, hayvan ve doğa arasındaki bağ güçlendirilecek.</p>
<p><strong>Hayvanlar ve bitkilerle çalışmalar</strong></p>
<p>Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Engelli Çalışmaları Şube Müdürlüğü’nde sosyal hizmet uzmanı olarak görev yapan Cansu Deniz Ağ, projedeki temel amaçlardan birinin babaları sürece aktif şekilde dahil ederek toplumsal cinsiyet eşitliğini desteklemek olduğunu belirtti. Bu nedenle etkinliklerin pazar günleri düzenlendiğini ifade etti. Ağ, “Proje kapsamında, sağlık kontrolleri tamamlanan farklı hayvan türlerini her hafta İzmir Doğal Yaşam Parkı’ndan İnciraltı Hortikültürel Bahçe’ye getireceğiz. Uzman veteriner hekimler, hayvan bakıcıları ve psikososyal destek ekipleri eşliğinde çocuklar ve aileler bu hayvanlarla bir araya getirilecek. Güvenli ve kontrollü bir ortamda gerçekleştirilen etkinliklerde, dokunsal temas ve duyusal gelişim üzerine çalışmalar yapacağız. Oturumların başında ayrıca fide ve tohum dikim etkinlikleri de düzenleniyoruz. Ziraat mühendisleri eşliğinde mevsimine uygun bitkiler, çocukların gözetiminde yetiştiriliyor; böylece çocukların sorumluluk bilincinin gelişmesine katkı sağlanıyor” dedi.</p>
<p><strong>Ön test ve son test uygulaması</strong></p>
<p>Projenin birçok olumlu çıktısı olduğunu vurgulayan Cansu Deniz Ağ, “Bu proje sayesinde hayvan fobisi olan çocuklar fobilerini yenebiliyor; sık atak geçiren çocuklar ise hayvanlara dokunarak sakinleşebiliyor. Proje sürecinde hayvan sahiplenen aileler de oluyor. Babalar, çocuklarıyla dışarıda nasıl daha nitelikli zaman geçirebileceklerini öğrenirken, aynı zamanda sosyal bir destek ortamı oluşuyor ve aralarında arkadaşlıklar kuruluyor. Proje kapsamında ön test ve son test uygulamaları da gerçekleştiriliyor. Dokuz Eylül Üniversitesi Psikoloji Bölümü tarafından hazırlanan bu testler, proje öncesinde ve sonrasında uygulanarak bilimsel veriler elde edilmesini sağlıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hayvan sahiplendirme çalışmaları da yapılıyor</strong></p>
<p>Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı Eğitim, İletişim ve Destek Hizmetleri Şube Müdürü, Veteriner Hekim Ebru Tong ise proje kapsamında katılımcıların hayvanlarla birebir temas kurmasının sağlandığını belirtti. İnsanların hayvanlarla iletişim kurmasının rahatlatıcı etkisinin bilimsel olarak bilindiğini vurgulayan Tong, bu bağı güçlendirmek açısından projeye büyük önem verdiklerini ifade etti. Projenin hayvan sahiplendirme çalışmalarına da katkı sunduğunu dile getiren Tong, hayvan sahiplenmek isteyen ailelerin, çocuklarının hayvanlarla bir arada yaşayıp yaşayamayacağı konusunda zaman zaman kaygı duyduğunu söyledi. Ancak çocukların hayvanlarla birlikteyken duygusal gelişimlerinin olumlu yönde ilerlediğini gözlemleme fırsatı bulduklarını belirtti. Tong ayrıca, hem çocuklara hem de ailelere hayvanlara doğru yaklaşım konusunda bilgilendirme yaptıklarını, hayvanlarla temas ve iletişim hakkında faydalı bilgiler paylaştıklarını sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doga-ve-patili-dostlar-sifa-dagitiyor-625294">Doğa ve patili dostlar şifa dağıtıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>LGS Ne Zaman Yapılacak?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/lgs-ne-zaman-yapilacak-625275</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 22:08:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[lgs]]></category>
		<category><![CDATA[yapılacak]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625275</guid>

					<description><![CDATA[<p>LGS ne zaman yapılacağı ile ilgili sorular her geçen gün artıyor. Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavının 13 Haziran'da yapılacağını açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lgs-ne-zaman-yapilacak-625275">LGS Ne Zaman Yapılacak?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><strong>LGS 13 Haziran’da yapılacak.  </strong>Bakan Yusuf Tekin buradaki konuşmasında, 14 Haziran’da yapılacağı duyurulan Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki merkezi sınavın Dünya Kupası’ndaki Türkiye-Avustralya maçı sebebiyle bir gün öne çekilerek 13 Haziran’a alındığını bildirdi.</div>
<div>“14 Haziran’da yapılacağı duyurulan Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki merkezî sınavın Dünya Kupası’ndaki Türkiye – Avustralya maçı sebebiyle öne çekilebileceği” şeklindeki açıklamasıyla ilgili görüşleri de sorulan Tekin, “Anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Bu açıklamayı yaptık. Ne söyleyeceğini şaşıran bazı her şeye muhalif insanlar bunu da eleştirdiler. Hatta şöyle bir açıklama gördüm: ‘Sınavın tarihini değiştireceğinize maçın saatini değiştirirseniz…’ Çok komik, üzüntü verici şeyler bunlar.” dedi. Türkiye’nin Dünya Kupası grup aşamasındaki ilk maçının 14 Haziran Pazar günü Türkiye saatiyle 07.00 civarında başlayacağını öğrendiklerini aktaran Tekin, öğrencilerin millî heyecana ortak olabilmeleri için çalışma başlattıklarını ifade etti. Yapılan teknik ve hukuki incelemeler sonucunda sınavın bir gün öne alınmasında engel görülmediğini dile getiren Tekin, şunları söyledi: “Çarşamba günü itibarıyla bu konuda arkadaşlarımız çalışmaya başladılar ve 14 Haziran günü yapılacağını ilan ettiğimiz temel eğitimden ortaöğretime geçiş kapsamındaki liselere geçiş sınavının, 13 Haziran Cumartesi günü aynı saatte yapılmasına hukuken ve teknik olarak bir engel olmadığını arkadaşlarımız tespit edince biz de sınav değişikliğini yapmaya karar verdik. 13 Haziran’da sınavı yapacağız.”</div>
<div><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/04/lgs-ne-zaman-yapilacak-0-MHCfOFdR.jpeg"/></div>
<p><b><strong>“12 Haziran Cuma günü idari tatil olacak”</strong></b></p>
<div>Sınav öncesi hazırlık süreci ve velilerin okul ziyaretleri için de düzenleme yaptıklarını aktaran Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Okullarımızın, sınavın pazar günü olması durumunda cumartesi günü hazırlıkların yapıldığı gün olarak, velilerimizin çocuklarının sınava girecekleri yerlerle ilgili hazırlıklarını yaptıkları bir gün olarak bizim için önemliydi. Dolayısıyla bu hazırlıklar açısından da bir sorun yaşanmaması adına 12 Haziran Cuma günü de Bakanlığımız bünyesindeki örgün eğitim kurumlarında bir gün idari izin olarak geçirilmesini bugün zannediyorum arkadaşlarımız basın açıklamasıyla duyuracaklar. Dolayısıyla 12 Haziran Cuma günü idari tatil örgün eğitim kurumlarında. 13 Haziran Cumartesi günü daha önce ilan ettiğimiz aynı saatte liselere geçiş sınavını gerçekleştirmiş olacağız. Çocuklarımıza, öğretmenlerimize hayırlı olmasını temenni ediyorum” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lgs-ne-zaman-yapilacak-625275">LGS Ne Zaman Yapılacak?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SOBE&#8217;nin 10 yıllık etki ve stratejik hedefleri anlatıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sobenin-10-yillik-etki-ve-stratejik-hedefleri-anlatildi-624727</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 13:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hedefleri]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[merkez]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[sobe]]></category>
		<category><![CDATA[stratejik]]></category>
		<category><![CDATA[yıllık]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624727</guid>

					<description><![CDATA[<p>Selçuklu Otizmli Bireyler Eğitim Vakfı, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında düzenlediği basın toplantısında 10 yıllık yolculuğunu ve geleceğe yönelik hedeflerini kamuoyuyla paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sobenin-10-yillik-etki-ve-stratejik-hedefleri-anlatildi-624727">SOBE&#8217;nin 10 yıllık etki ve stratejik hedefleri anlatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Selçuklu Otizmli Bireyler Eğitim Vakfı, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında düzenlediği basın toplantısında 10 yıllık yolculuğunu ve geleceğe yönelik hedeflerini kamuoyuyla paylaştı. Eğitim alanındaki yatırımlarını büyütme kararlılığını vurgulayan vakıf, İstanbul’da açılacak yeni şubesinin müjdesini verdi.</p>
<p>SOBE Konferans Salonu’nda düzenlenen programa Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı ve SOBE Başkanı Mustafa Ak katıldı.</p>
<p><b>“42 öğrencimizin otizm tanısı kaldırıldı”</b></p>
<p>Gelinen noktada SOBE’nin yalnızca bir merkez değil; binlerce hayalin buluştuğu bir ekosistem olduğuna işaret eden Mustafa Ak, “10 yılda yüzlerce çocuğumuzun gelişimine, ailelerimizin umut yolculuğuna eşlik ettik. Bugüne kadar 800’ün üzerinde öğrencimize eğitim verdik. 457 binin üzerinde eğitim ve terapi seansı gerçekleştirdik. 73 milyon TL’nin üzerinde burs desteği sağladık. Ancak bu rakamı yalnızca bugünün değeriyle değil, verildiği yılların koşullarıyla birlikte düşündüğümüzde, SOBE’nin ortaya koyduğu katkının çok daha büyük bir ekonomik ve sosyal karşılığa ulaştığını görüyoruz. Eğitim ve rehberlik çalışmalarımızla 23 binden fazla kişiye ulaştık. Biz etkimizi yalnızca rakamlarla değil, dokunduğumuz hayatlarla tanımlıyoruz. 42 öğrencimizin otizm tanısı kaldırıldı. Cumhuriyet tarihinde Türkiye’de istihdam edilen 100 otizmli bireyin 11’ini SOBE olarak iş hayatına kazandırdık. Bu sonuçlar, uyguladığımız modelin gerçek ve sürdürülebilir çıktılar ürettiğinin en açık göstergesidir” dedi.</p>
<p><b>“İstanbul şubemize öğrenci ön kayıtlarının başladığını ilan ediyoruz”</b></p>
<p>2022 yılı Ocak ayı itibarıyla merkezin tam kapasiteyle hizmet vermeye devam ettiğini ancak mevcut kapasitesinin tüm ihtiyaca cevap veremediğini belirten Ak, “SOBE bugün Türkiye’de altı şehirde danışmanlık verirken, Kosova, Azerbaycan ve Moğolistan’daki uluslararası iş birlikleriyle yolculuğunu küresel ölçekte sürdürmektedir. Erken dönemde verilen nitelikli eğitim; yalnızca bir çocuğun hayatını değil, aynı zamanda toplumun geleceğini de değiştirir. Yapılan araştırmalar, bir çocuk için sağlanan erken eğitimin yaşam boyu kamuya 1 milyon Euro’nun üzerinde katkı sağladığını göstermektedir. Ve tam da bu nedenle İstanbul’da yeni bir SOBE şubesi açıyoruz. İstanbul şubemize öğrenci ön kayıtlarının başladığını ilan ediyoruz. Bu adım, yalnızca fiziksel bir büyüme değil, Konya’da kurduğumuz modelin yeni bir şehre taşınmasıdır. Aynı zamanda Konya’daki merkezimizi de güçlendirmeye devam ediyoruz.<b> </b>Selçuklu’da yapılan yeni yatırımlar ve eğitim alanlarıyla kapasitemizi artırıyor, daha fazla çocuğa ulaşmayı hedefliyoruz. Biz bu yapıyı yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap veren değil, gelecekte de ayakta kalabilecek güçlü bir model olarak inşa ediyoruz. Bu güçlü yapının oluşmasında desteklerini esirgemeyen Konya Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Uğur İbrahim Altay’a ve Selçuklu Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Pekyatırmacı’ya, kamu kurumlarımıza, üniversitelerimize, çalışanlarımıza ve gönüllülerimize teşekkür ediyorum. Bugün 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık günü. Bence farkındalık demek, farkında olduğumuz durumun gereğini yapıyor olmak demektir. SOBE olarak biz on yıldır bunun için çalıştık, emek harcadık. Konya olarak üzerimize düşen görevin gereğini yerine getirmeye çalıştık. Biz şubeyi vakıf, belediye, üniversite işbirliği ile oluşan ve kâr amacı büyütmeyen bir grup olarak meydana getirdik. İnşallah Türkiye&#8217;ye yayılmasında İstanbul Şubesi&#8217;ne açıyor olmamızın faydası da çok olacaktır” diye konuştu.</p>
<p><b>Başkan Pekyatırmacı,“ SOBE sadece Konyamızda ve Türkiye&#8217;de değil, artık Dünyada eğitim faaliyeti yürüten bir çınar, bir vakıf haline geldi”</b></p>
<p>2 Nisan Dünya Otizm Günü&#8217;nde, SOBE Vakfı’nın 10. kuruluş yıldönümünde bir arada bulunmaktan duyduğu memnuniyeti ifade eden Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı,“ SOBE Vakfımız ve eğitim merkezimiz 10 yıl önce faaliyetlerine başladı. Tabi burada 10 yıl önce vakfımız faaliyetine başladı ama bunun bir de öncesi var. Bu merkezin önce hayal edilmesi, ondan sonra işletmeyle ilgili vakıf faaliyetlerinin başlatılması ve yürütülmesi uzunca bir süreç. Bugün geldiğimiz noktada vakfımız  Konya Büyükşehir Belediye Başkanı olan dönemin Selçuklu Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay Başkanımızın samimiyetiyle, gayretiyle, büyük çabalarıyla toprağa dikilmiş bir fidan, bugün çok şükür büyük bir çınara dönüştü. Sadece Konyamızda değil, Türkiye&#8217;de değil, artık dünyada otizmli bireylerin eğitim faaliyeti yürüten bir çınar, bir vakıf haline geldi. Bu nedenle başlangıçtan itibaren hem merkezimizin hayata geçmesi ve vakfımızın kuruluş döneminde çok büyük gayret ve çabaları nedeniyle Uğur İbrahim Altay Başkanımıza huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Sağ olsun, var olsun. Buradaki merkezin hayata geçmesinde vakfımızın kuruluşunda ve çalışmalarını yürütülmesinde Mustafa Ak başkanımızın en baştan itibaren çok büyük emekleri, gayretleri, çabaları ve bugün de aynı şekilde sürdürdüğü çalışmalar var. O yüzden Mustafa Ak başkanımıza tüm buradan hizmet alan otizmli bireyler ve aileleri adına teşekkür ediyorum. Yine yönetimimizde bulunan çok kıymetli yönetim kurulu üyelerimize de aynı şekilde vakfımızın çalışmalarının sürdürülmesi noktasında verdikleri emekler için ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Çünkü fedakarlık yapıyorlar ve kendi zamanlarından alarak buraya geliyorlar ve sürekli katkı sunuyorlar. Burada hem eğitim faaliyetleri hem rehabilitasyon faaliyetleri çok nitelikli bir şekilde yürütülüyor. Hem akademik, hem sosyal hem de psikolojik anlamda ailelerimiz ve otizmli bireylerimiz destekleniyor. Otizm alanında daha ne yapabiliriz, daha nasıl farklı işler üretebiliriz diye ekibimiz sürekli çalışıyor. Bu yüzden merkezimizde görev alan tüm değerli hocalarımıza, eğitim kadromuza, idarecilerimize merkezimizi artık ulusal anlamda da faaliyet yürüten bir merkez haline getirdikleri için ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar” dedi.</p>
<p><b>“Tüm hemşerilerimizi vakfımıza, SOBE vakfımıza ve merkezimize destek olmaya davet ediyorum”</b></p>
<p>İnsanların hayat standardını yükseltmek ve de zorluklarını ortadan kaldırmayı öncelikli görev edindiklerini belirten Başkan Pekyatırmacı, “Bu manada Büyükşehir Belediyemizle merkez ilçe belediyelerimizle iş birliği halinde bu faaliyetlerimize en güçlü şekilde inşallah devam ettireceğiz. Bu noktada Büyükşehir Belediyemizle birlikte yeni bir binanın yapımı ile ilgili süreci başlattık. Şu anda merkezimizin yanında bulunan 15 bin metrekarelik alanda inşaat faaliyetleri başladı. İnşallah onu da en kısa sürede tamamlayıp buradaki faaliyetleri daha geniş bir alanda sürdürmek mümkün olacak. Yine aynı şekilde merkezimizin ön tarafında bulunan ticari alanda da vakfımızın ticaret yapılarıyla ilgili çalışmalar hem hayırseverlerimizin hem de bizim katkılarımızla devam ediyor. Bu çalışmalar tamamlandığı zaman inşallah vaktimiz mali anlamda da ciddi bir katkıyı elde etmiş olacak. Burada yapılan eğitim çalışmaları hem birebir yürütülüyor hem yoğun yapılan eğitim çalışmaları ve ciddi bir maliyet de gerektiriyor. Bu anlamda buradaki faaliyetlerin yürütülmesinde vakfımıza hayırseverlerin desteği çok önemli. Konyamızda hayırseverlerimiz bizi hiç yalnız bırakmıyorlar. Vakfımızı bu noktada destekliyorlar. Ama tabii bu çalışmaları daha kapsamlı bir şekilde yürütebilmemiz için bu desteklerin de artması gerekiyor. Herkesin desteği bizim için önemli ve desteğin küçüğü büyüğü olmaz. Önemli olan sürekli olması ve bu desteklerin vakfımızın sürdürülebilir bir çalışmayı yürütmesine katkı sağlaması. Bu anlamda tüm hemşerilerimizi ve SOBE Vakfı&#8217;na az da olsa sürekli şekilde destek olmaya davet ediyorum. Belki aylık yapılacak küçük destekler burada çok büyük dokunuşlar meydana getirecek. Ailelerimize, otizmli bireylerimize çok büyük katkılar sağlayacak. Onun için tabii ki hayırseverlerimiz, firmalarımız, şirketlerimiz bize destek oluyorlar. Ama tüm hemşerilerimizi vakfımıza, SOBE vakfımıza ve merkezimize destek olmaya davet ediyorum ki bu çalışmaları daha güçlü bir şekilde yürütebilelim. Otizmli bireylerimiz inşallah aileleriyle birlikte daha güzel günlerde, sağlıklı, huzurlu, mutlu bir şekilde güzel bir hayat geçirirler diye de temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“Konyamız kimseyi ötekileştirmeden dayanışma kültürünü her zaman sımsıkı tutmuştur”</b></p>
<p>Dünya Otizm Farkındalık Günü vesilesiyle birlikte olmaktan duyduğu mutluluğu ifade eden Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay; “Dünya Otizm Farkındalık Günü, otizm spektrum bozukluğu konusunda toplumsal bilinci arttırmayı amaçlayan özel ve anlamlı bir gündür. Bu vesileyle birbirimizi daha iyi anlamak, aynı hayatın içinde birlikte yan yana yürüdüğümüzü hatırlamak ve hatırlatmak üzere bir aradayız. Çünkü mesele sadece bir gün hatırlamak değil, bir ömür anlamaya çalışmaktır. Tam da bu noktada şunu özellikle ifade etmek istiyorum. Memleketimiz sosyal hayatın her alanında ortaya koyduğu duyarlılığı sosyal destek projelerinde de güçlü bir şekilde göstermektedir. Çünkü başkentlerin başkenti Konyamız kimseyi ötekileştirmeden dayanışma kültürünü her zaman sımsıkı tutmuştur. Mevlana Hazretleri diyor ki birisini Allah korursa, ona kuş da bekçi olur, balık da. Cenab-ı Hak bütün kullarını korur ve gözetir. Ama dünyada bazı kullarının da başkalarına destek olma imkanı verir. İşte o imkan aslında aynı zamanda büyük bir sorumluluktur. Bizim yapmaya çalıştığımız tam da işte budur. Gücümüz yettiğince, imkanımız olduğunca bir hayatın daha elinden tutabilmek. Çünkü bazen eksik saydığımız şeyler aslında ilahi bir hikmetin parçasıdır. Ve çoğu zaman bizi güçlü yapan, birbirimize benzediğimiz yerler değil, farklı olduğumuz yerlerdir. Şems-i Tebrizi’nin dediği gibi, insanı değerli kılan sureti değil, sırriyetidir. Bugün bizler de aynı şiarla bu şehirde kimsenin yalnız olmadığını hissettirmek için büyük bir gayret gösteriyoruz. Türkiye&#8217;de bir ilk olan ve bugün pek çok şehrimizde örnek olan SOBE&#8217;nin ortaya çıkışı da aslında bu anlayışın bir sonucudur.” dedi.</p>
<p><b>“SOBE bizim için çok büyük bir gurur ve mutluluk vesilesidir”</b></p>
<p>SOBE’nin 2016 yılından bu yana her geçen yıl kendini geliştirerek çok önemli bir noktaya ulaştığını belirten Başkan Pekyatırmacı,“ Ülkemizde ilk kez vakıf, belediye ve üniversite işbirliği de kurulan bu sarmal yapı sadece bir merkez değildir. Aynı zamanda evlatlarımızın hayatına dokunan büyük bir sorumluluğun da adıdır SOBE. Bugün burada yapılan çalışmalar hem otizmli bireylerin hayatına dokunmakta hem de ailelerimizin yükünü hafifletmektedir. Selçuklu Belediyemizin öncülüğünde hizmet veren SOBE gibi, Meram Belediyemizin hayata geçirdiği DOSD Meram ve Karatay Belediyemizin bünyesindeki Karatay Alzheimer Derneği de bu şehrin kimseyi geride bırakmadığının en güçlü kanıtıdır. Büyükşehir Belediyesi olarak bizler de bu kurumlarımızı sadece birer hizmet binası olarak asla görmüyoruz. Bizler buraları toplumsal dayanışmanın en güçlü yüzleri olarak değerlendiriyoruz. Bu anlayışla bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da tüm bu kurumlarımızın her ihtiyacında her projesinde yanlarında olmaya devam edeceğiz. Ama şunu da açık yüreklilikle söylemek isterim ki işin en kolay kısmı binalar yapmak ve maddi destekte bulunmak. Asıl zor olan o binanın içini sevgiyle, sabırla, emekle ve bilgiyle doldurabilmektir. Bugün gelinen noktada SOBE hem fiziki yapısı hem eğitim kalitesi hem de ulaştığı öğrenci sayısıyla Türkiye&#8217;nin en memnun markalarından biri haline gelmiştir. Bu da bizim için çok büyük bir gurur ve mutluluk vesilesidir. Sözlerimi bitirirken yaptığımız her işi bir görev olarak değil bir gönül meselesi olarak gördüğümüzü ifade etmek isterim. Bugün bir çocuğun hayatına dokunabiliyorsak, bir ailenin yükünü adledebiliyorsak, işte o zaman gerçekten doğru bir iş yapmış sayıyoruz kendimize. Bu yolda emek veren, katkı sunan, destek veren herkese teşekkür ediyorum. Farklılıklarınızı bir zenginlik olarak gördüğümüz Dünya Otizm Farkındalık Gününüzü kutluyor, toplumsal duyarlılığımızın artmasını temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“SOBE’nin bugünlere gelmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum”</b></p>
<p>Başkan Altay konuşmasını,“ 10 yıl önce bir çınar fidesi dikmiştik ve o fidenin bugün çınara dönüştüğünü görmekten büyük bir mutluluk duyuyorum. Bu konuda özellikle görev aldığı günden itibaren Sobe Vakfı&#8217;na desteğinden dolayı değerli Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı ve ekibine sonsuz teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. Tabii ki en büyük teşekkür SOBE Vakfımızın değerli başkanı Sayın Mustafa Ak, yönetim kurulu üyelerine, mütevelli heyet üyelerine ve vakfa çok ciddi maddi bağışta bulunan kıymetli bağışçılarımıza onların desteği olmasa bu işin sürdürülebilmesi mümkün değil. Bugün gelinen noktada görüyoruz ki SOBE her yıl kendisi için bir hedef belirleyen ve bu stratejik plan çerçevesinde kendini geliştiren ulusal hatta uluslararası bir kurum haline geldi. Bu vesileyle SOBE vakfımızın değerli çalışanlarına da teşekkür ediyorum. Burası sadece maaşla çalışılacak bir yer değil. Arkadaşlarımızın hepsi gönülden bu süreci yürütüyorlar. İnşallah ailelerimizin mutluluğuna dahil olmak, çocuklarımızın hayatına bir kapı açmaya bundan sonra devam edeceğiz. Bende Selçuklu Belediye Başkanımız gibi özellikle ulusal medya temsilcilerine teşekkür ediyorum. Bu konuların anlatılması sadece Konya&#8217;da iyi işlerin anlatılması için değil, güzel örneklerin ülkemizde yaygınlaşması adına çok önemli. Verdiğiniz destekten dolayı hepinize teşekkür ediyorum.” dedi.</p>
<p>Bilgilendirme toplantısı soru cevap bölümünün ardından sona erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sobenin-10-yillik-etki-ve-stratejik-hedefleri-anlatildi-624727">SOBE&#8217;nin 10 yıllık etki ve stratejik hedefleri anlatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Makineler sanal güvenlik açıkları gerçek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/makineler-sanal-guvenlik-aciklari-gercek-624339</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 09:29:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bulut]]></category>
		<category><![CDATA[çoğu]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[makine]]></category>
		<category><![CDATA[makineler]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624339</guid>

					<description><![CDATA[<p> Bulut sanal makineler hız, ölçek ve esneklik sunuyor ancak kendi başlarına bırakıldıklarında risk oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/makineler-sanal-guvenlik-aciklari-gercek-624339">Makineler sanal güvenlik açıkları gerçek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>  <strong>Bulut sanal makineler hız, ölçek ve esneklik sunuyor ancak kendi başlarına bırakıldıklarında risk oluşturuyor. Amazon Web Services’in  2000’lerin ortasında S3 ve ardından EC2 hizmetlerini devreye alması, modern bulut depolama ve bilgi işlem dönemini başlatmıştı. Bugün ise iş yüklerini buluta taşımayan veya taşımayı planlamayan çok az kurum bulunuyor. Bazıları tamamen bulutta, bazıları ise çoklu bulut kurulumlarında bulut iş yüklerini şirket içi kaynaklarla eşleştirerek çalışıyor. </strong></p>
<p><strong>Tüm bu yapılar içinde öne çıkan ortak sorun ise aynı: Sanal makine (VM) yayılması. Yani, zamanla kendi başına bırakılan sanal makinelerin kontrolsüz şekilde çoğalması. Siber güvenlik alanında dünya lideri olan ESET sanal makinelerdeki güvenlik açıklarını mercek altına aldı.</strong></p>
<p><strong> </strong>Bulut servis sağlayıcıları yeni sanal makinelerin oluşturulmasını kolaylaştırıyor ancak bu devreden çıkarılması çoğu zaman aynı hızla yapılmıyor. Çoklu bulut ortamlarında bu durum, güvenlik operasyonlarının dışında kalan iş yüklerinin artmasına neden oluyor. Genel bulut hizmeti sağlayıcıları       </p>
<p>(CSP) temel koruma sağlasa da işletim sistemi güncellemeleri, izleme ve erişim politikalarının güncellenmesi müşteriye ait sorumluluklar arasında yer alıyor. Bu nedenle sanal makinelerin fark edilmeden “kontrolden çıkma” riski artıyor.</p>
<p>Bulut görünürlüğü ise birçok kuruluş için kalıcı bir sorun. Kuruluşların yalnızca yüzde 23’ü tüm iş yüklerine kapsamlı şekilde hâkim olduklarını belirtiyor. VM filolarının kontrolsüz büyümesi bu sorunu daha da derinleştiriyor. Yanlış yapılandırılmış depolama alanları ve açık API’ler ihlallerde öne çıkarken, sanal makine kötüye kullanımı genellikle fark edilmesi zor bir şekilde gerçekleşiyor. Bir makine öğrenimi mühendisi için hazırlanan ve geniş okuma, yazma erişimi verilen bir VM, proje sona erdikten sonra çoğu kez olduğu gibi kendi haline bırakılabiliyor. Bu ise saldırganlar için önemli bir fırsat alanı oluşturuyor.</p>
<p><strong>Terk edilmiş sanal makineler ciddi risk taşıyor</strong></p>
<p>Terk edilen bir VM, yalnızca kullanılmayan bir kaynak değil; aynı zamanda kötü niyetli kişiler tarafından istismar edilebilecek bir varlık. VM’ler aynı sanal özel bulut  (VPC)  veya sanal ağ  (VNet) içinde kısıtlama olmadan iletişim kurabildiğinden, bir VM komşu örnekleri inceleyebilir, veri tabanlarına erişebilir ve izinleri kötüye kullanabilir. Ağ mikro-bölümlendirme çoğu zaman zor olduğu için bu risk büyüyor. Hibrit kimlikli hibrit ortamlarda karmaşıklık daha da artıyor.</p>
<p>Geçmiş saldırı örnekleri de bu riski doğruluyor. Bir saldırı kampanyasında tehdit aktörleri, dâhili RDP ile AWS EC2 örnekleri arasında hareket etmiş, sızdırdıkları veriyi sanal makinelere taşımış ve fidye yazılımı yaymıştı. İzleme sistemleri bunu tespit etmiş olsa da otomatik yanıt mekanizması olmadığından saldırı devam etmişti. Başka örneklerde ise ele geçirilen hesaplar üzerinden kısa ömürlü VM’ler saldırı altyapısı olarak kullanıldı.</p>
<p><strong>Yayılmayla mücadelede zorluklar</strong></p>
<p>BT ve güvenlik ekipleri genellikle küçük ve yoğun bir iş yüküne sahip. Platform bağımlı karmaşık ürünler, sanal makine yayılması gibi gözden kaçan risklerin yönetimini daha da zorlaştırıyor. Bir olay kimlik suistimalini içeriyorsa, sahte bir VM üzerinden yapılan işlemler normal görünebilir. Bu nedenle, anormallikleri tespit edebilmek için VM içindeki faaliyetlerin kimliğin genel ortamda yaptıklarıyla ilişkilendirilmesi gerekiyor. Entra ID ve Active Directory entegrasyonu bu süreçte kritik önem taşıyor.</p>
<p>Hız da bir diğer önemli konu. Güvenliği ihlal edilen bir iş yükü, şirket içi kaynaklara kısa sürede ulaşabilir. Yanal hareket başlamadan VM’nin otomatik olarak izole edilmesi büyük önem taşıyor. Bu noktada yapay zekâ destekli korelasyon ve çalışma zamanı algılama teknolojileri devreye giriyor. Yakın dönem anketlerine göre, her üç KOBİ’den biri saldırı sonrası para cezası aldı. NIST 800-53 ve PCI DSS 4.0 gibi çerçeveler, bulut iş yükü güvenliği konusunda giderek daha spesifik hale geliyor.</p>
<p><strong>Bulut ve şirket içi ortamlar için büyük resim</strong></p>
<p>IBM’in bir raporuna göre ihlallerin yüzde 30’u birden fazla ortamı etkiledi. İhlallerde maliyetler, saldırganların sisteme eriştiği süreyle doğrudan ilişkili. Görünürlüğü sınırlı olan kuruluşlar, çoğu kez müşteri şikâyeti gibi dış sinyallerle ihlali fark ediyor ve bu süre içinde saldırgan haftalar boyunca erişim sağlayabiliyor.</p>
<p>Sanal makineler bulutun en eski ve en sık kullanılan kaynakları arasında yer alıyor. VM yayılması sessizce ilerliyor ve çoğu kez sorun ortaya çıktıktan sonra fark ediliyor. Korunmasız iş yükleri kimlik taşıyor ve ortamlarda geleneksel güvenlik denetimlerinin yakalayamayacağı trafik modelleriyle iletişim kuruyor.</p>
<p>Bu nedenle her kuruluşun, tüm bulut platformlarındaki VM filolarını envantere dahil etmesi, izinleri gözden geçirmesi ve gereksiz erişim açıklıklarına karşı kontroller yapması gerekiyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/makineler-sanal-guvenlik-aciklari-gercek-624339">Makineler sanal güvenlik açıkları gerçek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdi İbrahim Otsuka, Dünya Bipolar Günü&#8217;nde Sanatın Gücüyle &#8220;Anlamaya #ZamanAyır&#8221; Diyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-otsuka-dunya-bipolar-gununde-sanatin-gucuyle-anlamaya-zamanayir-diyor-623753</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 07:19:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bipolar]]></category>
		<category><![CDATA[brahim]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[otsuka]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623753</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ruh sağlığı alanındaki öncü çalışmalarıyla tanınan Abdi İbrahim Otsuka (AIO), 30 Mart Dünya Bipolar Günü’nde toplumun bipolar bozukluk ile yaşayan bireylere ve yakınlarına karşı geliştirdiği "çerçeveli" ve önyargılı bakış açısını değiştirmek için kapsamlı bir hareket başlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-otsuka-dunya-bipolar-gununde-sanatin-gucuyle-anlamaya-zamanayir-diyor-623753">Abdi İbrahim Otsuka, Dünya Bipolar Günü&#8217;nde Sanatın Gücüyle &#8220;Anlamaya #ZamanAyır&#8221; Diyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ruh sağlığı alanındaki öncü çalışmalarıyla tanınan Abdi İbrahim Otsuka (AIO), 30 Mart Dünya Bipolar Günü’nde toplumun bipolar bozukluk ile yaşayan bireylere ve yakınlarına karşı geliştirdiği &#8220;çerçeveli&#8221; ve önyargılı bakış açısını değiştirmek için kapsamlı bir hareket başlattı. Üç yıldır devam eden “Zaman Ayır” iletişimi kapsamında şekillenen kampanya, bu yıl bireylerin hastalıkla değil, toplumsal etiketlerle olan mücadelesine odaklanıyor.</p>
<p><strong>Görünmez Karmaşayı Sanatla Aralamak </strong></p>
<p>Kampanyanın merkezinde yer alan farkındalık filmi, dünyaca ünlü ressam Vincent van Gogh’un sanatsal dünyasından ilham alıyor. Filmde, bipolar bireylerin toplum içindeki günlük yaşamları, üzerlerindeki &#8220;kaotik karalama&#8221; efektleriyle betimleniyor. Bu efektler, toplumun bireylere dayattığı stigmaları ve &#8220;çerçeveli&#8221; bakış açısını temsil ediyor. Van Gogh’un fırça dokunuşuyla silinen bu karmaşa katmanı, yerini huzurlu ve sıradan insan hikayelerine bırakarak &#8220;insanı görmenin&#8221; önemini vurguluyor.</p>
<p><strong>Dijital Araçlarla Empati Köprüsü</strong></p>
<p><strong> </strong>Anlamaya #ZamanAyır&#8221; kampanyası sadece görsel bir anlatımla sınırlı kalmayıp, interaktif araçlarla toplumsal empatiyi güçlendirmeyi amaçlıyor:</p>
<ul>
<li><strong>Doğru Bilgiye Zaman Ayır: </strong>Uzman hekim videoları aracılığıyla bipolar bozukluk hakkında bilimsel ve güvenilir bilgiler sunuluyor.</li>
<li><strong>Hislerine Zaman Ayır: </strong>Bireylerin ve yakınlarının duygularını ifade edebileceği özel bir platform sunuluyor. Yapay zekâ teknolojisi kullanılarak, girilen bu duygular görsellere dönüştürülüyor ve ifade buluyor.</li>
<li><strong>Arama Motoru Önyargıları: </strong>Arama motorlarındaki damgalayıcı kalıpları (&#8220;Bipolar biriyle evlenilir mi?&#8221;, &#8220;Tehlikeli midir?&#8221; vb.) değiştirmek için doğru arama sorguları ve bilgilendirici içerikler sosyal medyada paylaşılıyor.</li>
</ul>
<p><strong>Görmezden Gelme, Anlamaya Zaman Ayır</strong></p>
<p>Abdi İbrahim Otsuka, ruhsal sağlık sorunları yaşayan bireylerin ve yakınlarının yalnız olmadığını hissettirmeyi görev ediniyor. Kampanya ile ilgili yapılan açıklamada, &#8220;Her gün yanından geçtiğimiz insanların görünmez karmaşasına yakından bakmak, önyargıların ötesine geçmek bizim elimizde. Anlamaya ayırdığımız her an, bir hayatı görünür kılar&#8221; mesajı veriliyor.</p>
<p>Daha fazla bilgi ve projenin interaktif deneyimine katılmak için <strong>zamanayir.gormezdengelmeyelim.com</strong> adresi ziyaret edilebilir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-otsuka-dunya-bipolar-gununde-sanatin-gucuyle-anlamaya-zamanayir-diyor-623753">Abdi İbrahim Otsuka, Dünya Bipolar Günü&#8217;nde Sanatın Gücüyle &#8220;Anlamaya #ZamanAyır&#8221; Diyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parmaklarıyla beynin görme merkezini kullanmayı başardı…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/parmaklariyla-beynin-gorme-merkezini-kullanmayi-basardi-623564</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 14:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başardı]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[kullanmayı]]></category>
		<category><![CDATA[merkezini]]></category>
		<category><![CDATA[parmak]]></category>
		<category><![CDATA[parmaklarıyla]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sergi]]></category>
		<category><![CDATA[serra]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623564</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Çarşı Yerleşke lobi alanındaki sergi düzenlenen törenle açıldı. Törene Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka, Rektör Danışmanı Prof. Dr. İsmail Barış, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Ömer Faruk Karasakal, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parmaklariyla-beynin-gorme-merkezini-kullanmayi-basardi-623564">Parmaklarıyla beynin görme merkezini kullanmayı başardı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Çarşı Yerleşke lobi alanındaki sergi düzenlenen törenle açıldı. Törene Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka, Rektör Danışmanı Prof. Dr. İsmail Barış, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Ömer Faruk Karasakal, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.</p>
<p>Yoğun ilgi gören sergide ziyaretçiler, dokunma ve hissetme temasıyla kurgulanan eserleri dikkatle incelerken, her bir çalışmanın ardındaki emeği ve duyguyu yakından deneyimleme fırsatı buldu. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Nevzat Tarhan:</strong> <strong>“Parmaklarıyla beyninin görme merkezini kullanmayı başarmış”</strong></p>
<p>Açılış töreninin ardından sergiyi ziyaret eden Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan Serra Kargaoğlu ile bizzat sergiyi gezdi. </p>
<p>Karaoğlu’ndan çalışmaları hakkında bilgi alan Tarhan, ortaya koyulan bu eserlerin çok yönlü bir başarıyı temsil ettiğini vurguladı. Tarhan; “Görme engelli bir gencin bu kadar harika ve ince işçilik gerektiren eserler ortaya koyması gerçekten çok etkileyici ve anlamlı bir başarı hikâyesi. Müthiş bir emek var ve bu aslında sınırları zorlayan bir şey. Parmaklarıyla beyninin görme merkezini kullanmayı başarmış, bu literatüre geçecek bir bilgi. Bu durum yalnızca sanatsal bir üretim değil, aynı zamanda kişinin beyninin görme merkezini parmaklarıyla kullanmayı başarması açısından nörobilimsel olarak da incelenmesi gereken bir örneklik taşıyor. Serra’nın bu başarısı doğru anlam yüklendiğinde engellerin nasıl aşılabildiğini çok net bir şekilde gösteriyor. Aynı durumda olan birçok gence de örnek olacak nitelikte.” dedi.</p>
<p><strong>“Anlam katılırsa engeller aşılıyor”</strong></p>
<p>Hayata anlam katılması gerektiğine dikkat çeken Tarhan; “Üniversitede sosyal hizmetler programına girmiş ve okul başarısı da yüksek. Zekâsı yüksek ve sanat yönünü kullanarak kendisine, hayatına önemli bir anlam katmış. Anlam katılırsa engeller aşılıyor. Engellere, acılara, zorluklara doğru anlamlar katanlar o acıları yönetebiliyor. O anlamı katmış. Çok güzel, annesi babası müthiş destek olmuş bu da çok büyük bir avantaj. Öğretmeni, küratörü de burada çok sabırlı bir şekilde öğretmiş. Hatta Neşet Ertaş’ın bir sözü var; ‘Aşkla koşan yorulmaz.’ Serra gece gündüz çalışarak büyük bir eserler ortaya çıkarmış. Burada bütün hocalar kapıyı açtılar ve gençlere sahip çıkılıyor. Bu tarzdaki yaklaşımlar aslında insanlığın geleceğine hizmettir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Mehmet Zelka:</strong> <strong>“Azim, gayret ve inancın karşılığı…”</strong></p>
<p>Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka serginin güçlü bir emeğin ürünü olduğunu belirtti. Zelka; “Burada hepimiz bir azmin, gayretin ve inancın karşılığını görüyoruz. Serra’nın ortaya koyduğu eserler, uzun bir emeğin ve sabrın sonucu. Elbette bu süreçte ailesinin ve hocalarının desteği de çok büyük bir önem taşıyor. Maddi ve manevi destekle birlikte böyle güzel çalışmaların ortaya çıkması mümkün oluyor. Bu anlamda emeği geçen herkesi tebrik ediyorum ve Serra’nın ilerleyen süreçte çok daha güzel işlere imza atacağına inanıyorum.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Melek Çaylak: “Parmak uçlarıyla örülen bir hayal dünyası”</strong></p>
<p>ENMER Müdürü, Sosyal Hizmetler Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Çaylak, Serra Kargaoğlu ile tanışma süreçlerini ve serginin ortaya çıkış hikâyesini aktardı. Çaylak; “Serra ile yolumuz bir fuarda kesişti ve sonrasında kendisini üniversitemize davet ettik. İki yıldır birlikte çok verimli bir eğitim süreci yürütüyoruz. Bu süreçte onun ne kadar yetenekli ve üretken bir sanatçı olduğunu daha yakından görme fırsatı bulduk. Serra’nın parmak uçlarıyla ilmek ilmek ördüğü bu dünyayı biz gözlerimizle keşfedelim istedik. Bu sergi, görmenin ötesinde hayal gücünün ve hissederek üretmenin ne kadar güçlü olabileceğini ortaya koyuyor. Aynı zamanda üniversitemizin bu tür çalışmalara verdiği destek de bu süreci mümkün kıldı.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Serra Kargaoğlu:</strong> <strong>“Görmekten çok hissettirmek istedim”</strong></p>
<p>Serginin sahibi Serra Kargoğlu ise çalışmalarının çıkış noktası ve sürecinden bahsetti. Kargaoğlu; “Bu sergide denizaltı temalı bir çalışma yaptım çünkü denizaltının nasıl bir yer olduğunu, orada yaşayan canlıları ve o dünyanın nasıl hissettirdiğini merak ettim. Çalışmalarımı ipliklerle ve tamamen dokunarak yaptım. Dalgaların sesi benim için bir ritim ve müzik gibi. Bu yüzden bu sergide sadece görmek değil, aynı zamanda hissetmek önemli. Çalışma sürecinde çok farklı duygular yaşadım; zorlandığım, üzüldüğüm anlar da oldu ama hiçbir zaman vazgeçmedim. İnsanların bu sergiyi gezerken görmekten çok hissetmelerini istiyorum. Belki göremiyoruz ama denizaltında bizim gibi yaşayan, hisseden bir dünya. Ben de bunu size hissettirmek istedim. Burada görmekten çok hissettikleri anlamalarını istiyorum. Çünkü hissetmek çok çok çok farklı bir şey.” dedi.</p>
<p><strong>Gönül Kargaoğlu: “Gözlerinizi kapatın ve hissetmeye odaklanın”</strong></p>
<p>Serra Kargaoğlu’nun annesi Gönül Kargaoğlu ile babası Deniz Kargaoğlu ise serginin ziyaretçiler tarafından daha derin bir deneyimle keşfedilmesini istediklerini belirtti. Gönül Kargaoğlu; “Sergiyi gezmeden önce sizlerden ricam, birkaç saniye gözlerinizi kapatmanız ve neler hissedeceğinizi hayal etmeniz. Daha sonra eserleri bu şekilde gezdiğinizde Serra’yı ve onun dünyasını çok daha iyi anlayacağınıza inanıyorum. Serra küçük yaşlardan itibaren dokunarak üretmeye başladı; oyun hamurlarıyla, iplerle, farklı materyallerle kendini ifade etti. Zamanla bu yeteneği gelişti ve bugün böyle bir sergiye dönüştü. Bu bizim için yıllardır kurduğumuz bir hayaldi ve bugün gerçekleşmiş olması bizi çok mutlu etti.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Funda Sevim:</strong> <strong>“Ziyaretçiler kendilerini Serra’nın yerine koymalı”</strong></p>
<p>Ferry’s Concept Art Studio Küratörü ve Sanat Danışmanı Funda Sevim ise serginin deneyimsel yönüne dikkat çekti. Sevim; “Ziyaretçilerden en büyük beklentimiz, sergiyi gezerken kendilerini Serra’nın yerine koymaları ve onun nasıl bir dünyada ürettiğini hayal etmeleri. Gözlerini kapatarak bu deneyimi yaşamaları, eserleri çok daha farklı bir bakış açısıyla değerlendirmelerini sağlayacaktır. Serra ile çok küçük yaşlarda tanıştık ve onun hayal gücünün ne kadar güçlü olduğunu o zaman fark ettim. Bu süreçte birbirimize çok şey kattık ve onun daha da ilerleyeceğine inanıyorum.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Toplam 36 eser yer aldı</strong></p>
<p>36 eserin yer aldığı sergide, Serra Kargaoğlu’nun üretim sürecine ışık tutan özel bir bölüm de oluşturuldu. Bu bölümde Serra’nın ilkokul yıllarında ilk kez ortaya koyduğu çalışmalar sergilenerek, sanat yolculuğunun başlangıcından bugüne uzanan gelişimi gözler önüne serildi. Ziyaretçiler bu alan sayesinde sanatçının yıllar içindeki ilerleyişine ve azmine yakından tanıklık etti.</p>
<p><strong>Okul arkadaşları da sergiyi ziyaret etti</strong></p>
<p>Sergi yalnızca sanatseverlerin değil, Serra Kargaoğlu’nun eğitim hayatını paylaştığı arkadaşlarının da yoğun ilgisiyle karşılaştı. Arkadaşları sergiyi birlikte gezerek hem arkadaşlarının başarısına ortak oldu hem de eserleri büyük bir ilgiyle inceledi. Bu buluşma dayanışma ve paylaşım duygusunun güçlü bir yansıması olarak dikkat çekti.</p>
<p><strong>Sergi 3 Nisan’a kadar devam edecek…</strong></p>
<p>Büyük ilgi gören “Parmak Uçlarındaki Okyanus” sergisi, açılış gününün ardından da ziyaretçilerini ağırlamaya devam edecek. </p>
<p>3 Nisan’a kadar ziyaretçilerle buluşacak olan sergi, görmenin ötesine geçen deneyimsel yapısıyla daha geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyor. Sergi, sanatın engel tanımayan evrensel gücünü bir kez daha gözler önüne seriyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parmaklariyla-beynin-gorme-merkezini-kullanmayi-basardi-623564">Parmaklarıyla beynin görme merkezini kullanmayı başardı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Samsung SmartThings ile akıllı, kolay ve verimli hayat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/samsung-smartthings-ile-akilli-kolay-ve-verimli-hayat-623339</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 11:13:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[cihazları]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kolay]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[samsung]]></category>
		<category><![CDATA[smartthings]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[verimli]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623339</guid>

					<description><![CDATA[<p>Samsung, bağlantılı yaşam platformu SmartThings ile yapay zeka destekli yaşam vizyonunu bir adım ileri taşıyor. “</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsung-smartthings-ile-akilli-kolay-ve-verimli-hayat-623339">Samsung SmartThings ile akıllı, kolay ve verimli hayat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Samsung, bağlantılı yaşam platformu SmartThings ile yapay zeka destekli yaşam vizyonunu bir adım ileri taşıyor. “AI Living” yaklaşımıyla yenilenen SmartThings, kullanıcıların günlük hayatını daha akıllı, daha verimli ve daha zahmetsiz hale getirirken; zaman ve enerji tasarrufu sağlayan özellikleriyle öne çıkıyor.</strong></em></p>
<p>Günlük işleri uzaktan cep telefonu ile yönetmek; çocuk, aile büyüğü ya da evcil dostlarınızı evde güvenle bırakıp çıkmak ve uzaktan takip edebilmek, ortamı eve gelmeden serinletmek, köpek fazla havladığında ya da buzdolabı kapağı açık kaldığında  akıllı bildirimlerle uyarılmak ya da eve döndüğünüzde her şeyin tam istediğiniz gibi olması… Samsung, bağlantılı yaşam platformu SmartThings ile tüm bunları gerçeğe dönüştürüyor. Yapay zekâ destekli AI Living yaklaşımıyla geliştirilen SmartThings, teknolojiyi görünmez hale getirerek günlük hayatın doğal bir parçasına dönüştürüyor. Kullanıcıların ihtiyaçlarını önceden anlayan sistem, küçük ama etkili dokunuşlarla hayatı daha akıcı, daha konforlu ve daha verimli hale getiriyor.</p>
<p><strong>Zaman kazandıran akıllı deneyimler</strong></p>
<p>Akıllı telefonlara indirilip kullanılan uygulama ile SmartThings, kullanıcı alışkanlıklarını öğrenerek evdeki cihazları, ister evde olun ister dışarıda, otomatik olarak yönetiyor ve günlük rutinleri optimize ediyor. Sabah uyanma saatine göre klimanın tam istediğiniz ısıda çalışması, evden çıkıldığında da çamaşır makinesinin uzaktan çalıştırılabilmesi ya da eve dönüşte hoş geldin serinliği ile karşılanmak gibi senaryolar sayesinde kullanıcılar, zaman kaybettiren küçük ama kritik işleri düşünmeden günlerine odaklanabiliyor. AI destekli otomasyonlar sayesinde zaman kaybettiren detaylar ortadan kalkıyor; kullanıcıya sadece anın tadını çıkarmak kalıyor. Evde kumanda arama derdi de artık son buluyor. SmartThings aracılığıyla evdeki her birey cep telefonundan Televizyon çamaşır makinesi ya da klimayı kontrol edebiliyorBasit, anlaşılır ve kullanıcı dostu arayüzü sayesinde cihazları yönetmek aile üyeleri için daha da kolaylaşıyor. Kumanda tuşlarının karmaşıklığı, yerini kolayca kullanılan bir asistana bırakıyor.</p>
<p><strong>AI  enerji modu kullanımını takip edin </strong></p>
<p>SmartThings, AI Enerji Modu özelliğiyle sadece zaman değil, enerji yönetiminde de fark yaratıyor. Uygulamada yer alan AI Enerji Modu aktif edildiğinde platform; bağlı cihazların enerji tüketimini analiz ederek en verimli kullanım senaryolarını öneriyor ve enerji kullanımı optimize ediliyor.  Örneğin aydınlık bir ortamda TV izlerken uygulama en iyi izleme deneyimi için en uygun aydınlatma modunu öneriyor. Toplam enerji kullanımını azaltmanıza yardımcı olmak için ev aletlerinizin enerji kullanımını optimize ediyor  ve kontrol ediyor. Aynı zamanda AI Enerji Modu ile %70&#8217;e varan oranlarda tasarruf yaparken, yıl boyunca geçerli olan AI Enerji Tasarrufu kampanyası ile günlük enerji damgası toplayabilir, topladığınız enerji damgalarını Samsung Rewards puanına dönüştürebilirsiniz. Samsung’un düzenlediği AI Enerji Modu Kampanyası1 ile kullanıcılar SmartThings uygulamasına ekledikleri seçili Samsung cihazlarındaki AI Enerji Modunu aktif ettiklerinde, cihazlarının toplam enerji tasarrufu değerinin günlük minimum 400W’a ulaşması durumunda 1 enerji damgası kazanma fırsatı elde ediyor.</p>
<p><strong>Tek bir uygulamayla yüzlerce cihaz kontrol altında!</strong></p>
<p>Samsung SmartThings, evinizdeki akıllı cihazları tek bir uygulama üzerinden birbirine bağlayarak hepsini birlikte yönetmenizi sağlıyor SmartThings – Matter destekli cihazları birkaç adımda ekleyerek bağlantılı ekosisteminizi genişletebilirsiniz.</p>
<p>Cihazlar QR kod okutarak ya da otomatik bulunarak saniyeler içinde sisteme dahil oluyor. Kurulumdan sonra ise basit bir arayüz üzerinden tek dokunuşla kontrol edebilir, otomasyonlar kurabilir ve evinizin siz uzakta olsanız da yaşamasını sağlayabilirsiniz.</p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong></p>
<p>Öncelikle SmartThings uygulamasını indirin ve uyumlu cihazınızı ekleyin. Enerji (Energy) sekmesine girin.</p>
<p>AI Enerji Modu&#8217;nu aktif hale getirerek cihazlarınızın otomatik olarak optimize edilmesini sağlayın. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsung-smartthings-ile-akilli-kolay-ve-verimli-hayat-623339">Samsung SmartThings ile akıllı, kolay ve verimli hayat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Jean Grondin&#8217;den Heidegger Felsefesine Kapsamlı Bir Rehber: &#8220;Heidegger&#8217;i Anlamak&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/jean-grondinden-heidegger-felsefesine-kapsamli-bir-rehber-heideggeri-anlamak-622968</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 08:29:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[felsefesine]]></category>
		<category><![CDATA[grondin]]></category>
		<category><![CDATA[heidegger]]></category>
		<category><![CDATA[jean]]></category>
		<category><![CDATA[kapsamlı]]></category>
		<category><![CDATA[rehber]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[varlık]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622968</guid>

					<description><![CDATA[<p>VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), günümüz filozoflarından Jean Grondin’in kaleme aldığı “Heidegger’i Anlamak” adlı eseri okurlarla buluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/jean-grondinden-heidegger-felsefesine-kapsamli-bir-rehber-heideggeri-anlamak-622968">Jean Grondin&#8217;den Heidegger Felsefesine Kapsamlı Bir Rehber: &#8220;Heidegger&#8217;i Anlamak&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), günümüz filozoflarından Jean Grondin’in kaleme aldığı “<em>Heidegger’i Anlamak”</em> adlı eseri okurlarla buluşturuyor. Bu çalışma <em>Heidegger’in </em>felsefesini, modernitenin nominalist ve teknikçi çıkmazına karşı varlığın gizemini ve asli anlamını yeniden keşfetmeye yönelik kahramanca, ancak trajik bir mücadele olarak sunuyor.</strong></p>
<p>VBKY’nin felsefe kitaplığı, çağdaş felsefenin önemli isimlerinden Jean Grondin’in kaleme aldığı ve Özkan Gözel’in özenli çevirisiyle Türkçeye kazandırılan <em>“Heidegger’i Anlamak”</em> adlı eserle genişlemeye devam ediyor. Grondin bu kapsamlı çalışmasında, Martin Heidegger’in felsefi projesini merkeze alarak, modern düşüncenin varlığı çoğu zaman ölçülebilir, hesaplanabilir ve teknik olarak kullanılabilir bir “var olan”a indirgeme eğilimini eleştiriyor. Heidegger’in düşüncesini, bu hâkim varlık anlayışını aşmaya yönelik radikal bir sorgulama ve alternatif bir düşünme yolu olarak resmediyor. Kitap, Heidegger’in felsefesini yalnızca soyut kavramlar düzeyinde ele almakla kalmıyor; filozofun yaşamı ve tarihsel bağlamıyla düşüncesi arasındaki gerilimli ilişkiye de dikkatle eğiliyor. Grondin, Heidegger’in Nasyonal-Sosyalizme verdiği desteği, onun felsefi arayışlarıyla bağlantılı, fakat sonuçları itibarıyla trajik bir yanlış anlama olarak yorumluyor. Heidegger’in, Nazi “hareketinin” varlıkla ilişkide tarihsel bir “dönemeç” yaratabileceğini umut ettiğini, ancak zamanla bu hareketin aslında eleştirdiği modern teknik zihniyetin en uç ve tehlikeli biçimini temsil ettiğini fark ettiğini vurguluyor. <em>“Heidegger’i Anlamak”</em>, Heidegger’le hesaplaşmanın esasen siyasi tartışmaların ötesinde, metafizik bir zeminde yürütülmesi gerektiği iddiasını savunuyor. Grondin, bu doğrultuda, Heidegger felsefesinin temel problemlerini, kavramlarını ve sorularını titizlikle çözümleyerek okura tutarlı bir düşünsel çerçeve sunuyor. Kitap, hem Heidegger’e yeni adım atan okurlar için yol gösterici bir giriş niteliği taşıyor hem de onun düşüncesiyle derinlemesine hesaplaşmak isteyenler için kapsamlı ve eleştirel bir okuma imkânı sağlıyor.</p>
<p><strong>Kitaptan:</strong></p>
<p><em>“Heidegger’e göre, varlık sorusu felsefenin ama aynı zamanda bizzat varoluşun mutlak surette temel sorusudur. Gerçekten de, bu çok güçlü tez Heidegger’den önce hiç kimse tarafından savu­nulmamıştı. Ne var ki bu tez, felsefi soruşturmayı, insanın varlık ve onun anlamı sorusuyla yüzleştiği andan itibaren karşı karşıya kaldığı ve bizzat insanı kendi için soru hâline getiren soruştur­maya bağlamak gibi bir başarıya sahiptir. Heidegger’in biraz iğ­neleyici de olsa daha eksiksiz tezi, tüm kesinlikleri sarsan istik­rarsızlaştırıcı bir soru olması ölçüsünde, varlık sorusunun hem insanın hem de felsefenin önünden sıvışma eğiliminde olduğu tek soru olduğudur. Demek ki varlığın unutulması, bu hatırlatıcı düşüncenin kalkış noktasını ete kemiğe büründürür, nasıl ki Parmenides ve Platon’dan bu yana bütün büyük felsefelerde de öyleyse. Burada mevzubahis olan, Varlık ve Zaman’ın müellifinin sahici-olmayan varoluşun bir biçimine hamlediyor göründüğü bir unutmadır, ne var ki, sonraki döneminde Heidegger, batı düşüncesine ge­niş ölçüde hâkim olan bu unutmada, tarihsel bir yazgının yani “metafiziğin” yazgısının sonucunu görecektir nihai olarak. Bu­nunla birlikte, ister Varlık ve Zaman’da varlık sorununun, isterse düşünürün sonraki felsefesinde Andenken (“düşünen hatırlama”) sorununun ısrarlı tekrarı suretinde olsun, düşünceyi ve varoluşu asli sorun olarak varlık sorununa geri çağırmak söz konusudur.”</em></p>
<p><strong>Yazar Hakkında;</strong></p>
<p>1955 Kanada doğumlu felsefeci. Çağdaş felsefenin önde gelen isimlerinden biri olarak Alman felsefesi, metafizik ve hermenötik alanlarına yaptığı özgün katkılarla tanınmaktadır. Hermenötik ve anlam felsefesi üzerine çalışmaları uluslararası düzeyde yankı uyandırmış; eserleri birçok dile çevrilmiştir. Hâlen Montréal Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde profesör olarak görev yapmaktadır. </p>
<p><strong>KÜNYE</strong></p>
<p><strong>Yayınevi: VBKY</strong></p>
<p><strong>Kategori: Felsefe        </strong></p>
<p><strong>Yazan: Jean Grondin</strong></p>
<p><strong>Kitabın adı: Heidegger’i Anlamak</strong></p>
<p><strong>Türkçesi: Özkan Gözel</strong></p>
<p><strong>Proje Editörü ve Son Okuma: M. Halit Çelikyön </strong></p>
<p><strong>Kitap Editörü: Saygın Günenç</strong></p>
<p><strong>Kapak ve Sayfa Uygulama: Faruk Özcan  </strong></p>
<p><strong>Sayfa sayısı: 308 </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/jean-grondinden-heidegger-felsefesine-kapsamli-bir-rehber-heideggeri-anlamak-622968">Jean Grondin&#8217;den Heidegger Felsefesine Kapsamlı Bir Rehber: &#8220;Heidegger&#8217;i Anlamak&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şirketlerin güvenlik sistemlerini etkisizleştiren yöntemler artıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sirketlerin-guvenlik-sistemlerini-etkisizlestiren-yontemler-artiyor-622673</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 07:33:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[araç]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Edr Katilleri]]></category>
		<category><![CDATA[eset]]></category>
		<category><![CDATA[etkisizleştiren]]></category>
		<category><![CDATA[Fidye Yazılımı]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kod]]></category>
		<category><![CDATA[saldırgan]]></category>
		<category><![CDATA[şirketlerin]]></category>
		<category><![CDATA[sistemlerini]]></category>
		<category><![CDATA[sürücü]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622673</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siber güvenlik çözümlerinde dünya lideri olan ESET, EDR katili ekosistemine yönelik en son derinlemesine analizini yayımlayarak saldırganların güvenlik açığı bulunan sürücüleri nasıl kötüye kullandığını ortaya koydu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirketlerin-guvenlik-sistemlerini-etkisizlestiren-yontemler-artiyor-622673">Şirketlerin güvenlik sistemlerini etkisizleştiren yöntemler artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Siber güvenlik çözümlerinde dünya lideri olan ESET, EDR katili ekosistemine yönelik en son derinlemesine analizini yayımlayarak saldırganların güvenlik açığı bulunan sürücüleri nasıl kötüye kullandığını ortaya koydu. ESET’in raporu, yaygın olarak görülen sürücü merkezli yaklaşımın ötesine geçen, telemetri destekli içgörüler sunuyor. Rapor, operatörlerin değil, iş ortaklarının araç çeşitliliğini nasıl şekillendirdiğini ve kod tabanlarının sürücüleri rutin olarak nasıl yeniden kullandığını ve değiştirdiğini belgeliyor.</strong></p>
<p>Endpoint Detection and Response ifadesinin kısaltması olan EDR, Türkçe&#8217;ye Uç Nokta Tespit ve Yanıt olarak çevrilen gelişmiş bir siber güvenlik teknolojisidir. Sunucu, bilgisayar ve mobil cihazlar gibi ağdaki uç noktaları sürekli izleyerek, antivirüslerin kaçırabileceği şüpheli davranışları gerçek zamanlı tespit eder ve otomatik yanıtlar verir. Siber suçluların çalışanların dizüstü bilgisayarlarını, masaüstü bilgisayarlarını ve mobil cihazlarını iş verilerine ve altyapıya sızmak için kullanmasını önlemek için işletmeler açısından önemli bir araçtır. <strong>EDR Killer</strong>, bir siber saldırganın hedef sistemdeki güvenlik yazılımlarını etkisiz hâle getirmek için kullandığı araç veya teknikleri ifade eder. EDR katilleri, modern fidye yazılımı saldırılarının temel bir parçasıdır; bu nedenle, iş ortakları yükleri sürekli olarak değiştirmek yerine şifreleyicileri çalıştırmak için kısa ve güvenilir bir zaman aralığını tercih ederler. ESET araştırmacıları, son zamanlarda gözlemlenen EDR katillerinden en azından bazılarının, yapay zekâ destekli üretime işaret eden özellikler sergilediğini değerlendiriyor. ESET telemetri ve olay araştırmalarına dayanan bu çalışma, sahada aktif olarak kullanılan yaklaşık 90 EDR katilinin analizine ve izlenmesine dayanmaktadır. </p>
<p><strong>Fidye yazılımı saldırılarındaki yeni taktik önce güvenliği devre dışı bırakmak</strong></p>
<p>Son yıllarda, EDR katilleri modern fidye yazılımı saldırılarında en sık görülen araçlardan biri hâline geldi. Bir saldırgan yüksek ayrıcalıklar elde eder, korumayı bozmak için bu tür bir araç kullanır ve ancak o zaman şifreleyicisini başlatır. Her yerde görülen Bring Your Own Vulnerable Driver (BYOVD) tekniğinin yanı sıra ESET saldırganların sık sık meşru anti-rootkit yardımcı programlarını kötüye kullandığını veya sürücüsüz yaklaşımlar kullanarak uç nokta algılama ve yanıt (EDR) yazılımının iletişimini engellediğini veya onu askıya aldığını da gözlemlemektedir. Kötüye kullanılan bu araçlar sadece bol miktarda mevcut olmakla kalmaz, aynı zamanda öngörülebilir ve tutarlı bir şekilde davranır; işte bu yüzden de iş ortakları bunlara yönelmektedir.</p>
<p>EDR katillerini araştıran ESET araştırmacısı Jakub Souček “Bu araştırmanın ortaya çıkardığı manzara, kavram kanıtlarının sonsuz çatallanmasından karmaşık profesyonel uygulamalara kadar uzanan devasa bir alandır. Darknet&#8217;te reklamları yapılan ticari EDR katillerine odaklanmak, müşteri tabanlarını daha iyi anlamamızı ve aksi takdirde gizli kalacak bağlantıları tespit etmemizi sağlıyor. Şirket içinde geliştirilen EDR katilleri, kapalı grupların iç işleyişi hakkında fikir vermektedir. Ayrıca vibe kodlama da işleri daha da karmaşık hâle getirmektedir” açıklaması yaptı.</p>
<p><strong>Saldırı ekosistemi büyüyor</strong></p>
<p>Verileri başarılı bir şekilde şifrelemek için fidye yazılımı şifreleyicilerinin tespit edilmekten kaçınması gerekir. Günümüzde, paketleme ve kod sanallaştırmadan sofistike enjeksiyona kadar uzanan çok çeşitli olgun kaçınma teknikleri mevcuttur. Ancak ESET, şifreleyicilerde bunların uygulandığını nadiren görmektedir. Bunun yerine, fidye yazılımı saldırganları, şifreleyicinin dağıtımından hemen önce güvenlik çözümlerini bozmak için EDR katillerini tercih etmektedir. Aynı zamanda, EDR katilleri genellikle meşru ancak savunmasız sürücülere dayanır; bu da eski veya kurumsal yazılımların kesintiye uğraması riski olmadan savunmayı önemli ölçüde zorlaştırır. Sonuç, minimum geliştirme çabasıyla çekirdek düzeyinde etki sunan bir araç sınıfıdır; bu da bu araçları basitlikleri göz önüne alındığında orantısız bir şekilde güçlü kılar. Bu nedenle ESET, güvenlik açığı bulunan sürücülerin yüklenmesini engellemenin savunma hattında çok önemli bir adım olduğunu ancak mevcut çeşitli atlatma teknikleri nedeniyle bunun kolay bir adım olmadığını vurguluyor. Bu durum, neden sadece buna güvenilmemesi gerektiğini ve EDR katillerinin sürücüyü yükleme şansı bulamadan onları devre dışı bırakmayı hedeflemesi gerektiğini ortaya koyuyor. </p>
<p>Aslında, en basit EDR engelleyiciler güvenlik açığı bulunan sürücülere veya diğer gelişmiş tekniklere dayanmaz. Bunun yerine, yerleşik yönetim araçlarını ve komutlarını kötüye kullanırlar. BYOVD teknikleri, modern EDR engelleyicilerin ayırt edici özelliği hâline gelmiştir: Her yerde bulunur, güvenilirdir ve yaygın olarak kullanılır. Tipik bir senaryoda, bir saldırgan kurbanın makinesine meşru ancak güvenlik açığı bulunan bir sürücü yerleştirir, sürücüyü yükler ve ardından sürücünün güvenlik açığını kötüye kullanan bir kötü amaçlı yazılımı çalıştırır. Daha küçük ancak büyümekte olan bir EDR katili sınıfı, çekirdeğe hiç dokunmadan hedeflerine ulaşır. Bu araçlar, EDR işlemlerini sonlandırmak yerine diğer kritik özelliklere müdahale eder. </p>
<p><strong>Yapay zekâ etkisiyle yeni nesil saldırı araçları gelişiyor</strong></p>
<p>Yapay zekâ artık EDR katillerinin cephaneliklerindeki en yeni silah olarak kabul edilebilir. Yapay zekânın belirli bir kod tabanının oluşturulmasına doğrudan yardımcı olup olmadığını belirlemek genellikle pratik olarak imkânsızdır. Özellikle saldırganlar kodu sonradan işlediklerinde veya gizlediklerinde, yapay zekâ tarafından üretilen kodu insan tarafından yazılan koddan güvenilir bir şekilde ayıran kesin bir adli belirteç yoktur. Ancak ESET araştırmacıları, son zamanlarda gözlemlenen EDR katillerinden en azından bazılarının, yapay zekâ destekli üretimi güçlü bir şekilde ima eden özellikler sergilediğini değerlendiriyor. Buna açık bir örnek, Warlock fidye yazılımı çetesi tarafından yakın zamanda kullanılan bir EDR katilinde görülmektedir. Araç, yapay zekâ tarafından üretilen şablonlar için tipik bir örüntü olan olası düzeltmelerin bir listesini yazdırmakla kalmayıp, belirli bir sürücüyü istismar etmek yerine, çalışan bir sürücü bulana kadar birbiriyle ilgisiz, yaygın olarak kötüye kullanılan birkaç cihaz adını döngüsel olarak deneyen bir deneme-yanılma mekanizması da içermektedir. </p>
<p>ESET araştırmacısı Jakub Souček  yaptığı açıklamada  şunları söyledi : “Önemli bir gözlem, hizmet olarak fidye yazılımı (RaaS) ekosistemlerindeki iş bölümü. Operatörler genellikle şifreleyiciyi ve destekleyici altyapıyı sağlar ancak EDR katili seçimi iş ortaklarına bırakılır. Bu, iş ortağı havuzu ne kadar büyükse EDR katili araçlarının o kadar çeşitli hâle geldiği anlamına gelir. Fidye yazılımına karşı savunma, otomatik tehditlere karşı savunmadan temelde farklı bir zihniyet gerektirir. Oltalama e-postaları, yaygın kötü amaçlı yazılımlar ve istismar zincirleri, güvenlik çözümleri tarafından tespit edilip etkisiz hâle getirildiğinde durur; ancak fidye yazılımı saldırıları durmaz. Bunlar etkileşimli, insan odaklı operasyonlardır ve saldırganlar tespitlere, araç arızalarına ve çevresel engellere sürekli olarak uyum sağlar.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirketlerin-guvenlik-sistemlerini-etkisizlestiren-yontemler-artiyor-622673">Şirketlerin güvenlik sistemlerini etkisizleştiren yöntemler artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ulu Çınarların Sınıf Arkadaşlığı Evliliğe Dönüştü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulu-cinarlarin-sinif-arkadasligi-evlilige-donustu-622080</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 12:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çınarların]]></category>
		<category><![CDATA[dönüştü]]></category>
		<category><![CDATA[evliliğe]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[fatih]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[merkez]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf]]></category>
		<category><![CDATA[ulu]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622080</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gaziantep’teki Aktif Yaşam Merkezi’nde sınıf arkadaşı olarak tanışan çift, burada başlayan arkadaşlıklarını evlilikle taçlandırarak hayatlarının “ikinci baharını” yaşamaya başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulu-cinarlarin-sinif-arkadasligi-evlilige-donustu-622080">Ulu Çınarların Sınıf Arkadaşlığı Evliliğe Dönüştü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gaziantep’teki Aktif Yaşam Merkezi’nde sınıf arkadaşı olarak tanışan çift, burada başlayan arkadaşlıklarını evlilikle taçlandırarak hayatlarının “ikinci baharını” yaşamaya başladı.  Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Aktif Yaşam ve Eğitim Merkezi, 60 yaş ve üzeri vatandaşların sosyal hayata daha aktif katılmalarını sağlamak, yalnızlık duygusunu azaltmak ve sağlıklı bir yaşlanma sürecine katkı sunmak amacıyla hizmet veriyor. Spor, sanat, eğitim ve sosyal etkinliklerle yaşlı bireylerin yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen merkez, aynı zamanda yeni dostlukların kurulmasına da ortam hazırlıyor. Merkezde kurulan dostluklardan biri ise Fatma ve Fatih Erdizci’nin hayatında yeni bir sayfa açtı. Aktif Yaşam Merkezi’nde aynı sınıfta eğitim alırken tanışan çift, zamanla gelişen arkadaşlıklarını evlilik kararıyla yeni bir hayata taşıdı.</p>
<p><strong>FATMA ERDİZCİ: BU KURUM BİZİM BABA OCAĞIMIZ GİBİ</strong></p>
<p>Fatma Erdizci, uzun yıllar Kıbrıs’ta yaşadığını, çocuklarının yönlendirmesiyle Gaziantep’e geldikten sonra Aktif Yaşam ve Eğitim Merkezi ile tanıştığını söyledi. Merkeze ilk geldiğinde hayatında önemli bir değişim yaşadığını belirten Erdizci, “130 kiloydum ve spor yapmak istiyordum. Burada spor dersleri olduğunu öğrendim ve katılmaya başladım. Bir arkadaşımın annesi aracılığıyla merkeze geldim ve çok sevdim. 2022’den beri yaklaşık dört yıldır bu kurumun danışanıyım” dedi. İlk geldiği dönemde kendisini hayattan kopmuş hissettiğini anlatan Erdizci, merkezdeki faaliyetlerin kendisine yeniden yaşam sevinci kazandırdığını ifade etti. “Şarkı sözlerini bile hatırlamıyordum. Sanki hayat durmuş gibiydi. Ama şimdi müzik derslerinde çocukluğumda ve gençliğimde söylediğim şarkıları yeniden hatırlıyorum. Alzaymır olmamak için zeka oyunları sınıfımızdan vazgeçmiyoruz. Çok mutluyuz. Bu kurum bizim ana evimiz, baba ocağımız gibi” dedi. Merkez çalışanlarının kendilerini büyük bir ilgiyle karşıladığını da belirten Erdizci, “Buraya her geldiğimizde güler yüzle karşılanıyoruz. Hocalarımız evlatlarımız gibi” diye konuştu.</p>
<p><strong>EVLİLİK TEKLİFİ DERS SIRASINDA GELDİ</strong></p>
<p>Fatma Erdizci, eşiyle sınıf arkadaşı olarak tanışmalarının ilişkilerini daha doğal bir şekilde geliştirdiğini söyledi. “Evlilik amacıyla tanışmış olsaydık belki birbirimize gerçek hallerimizi göstermeyebilirdik” diyen Erdizci, şöyle devam etti:  “Biz birbirimizin en doğal hallerini biliyoruz. Bir gün derste Fatih Bey bana ‘Ben ölürsem sigortam sana kalır’ dedi. İlk başta ne demek istediğini anlamadım. Sonra meğerse bana evlilik teklif etmiş. Çok şaşırdım.”</p>
<p>Birbirlerini tanıyan çok sayıda ortak tanıdık ve akrabalarının olduğunu öğrenmelerinin de evlilik kararını kolaylaştırdığını belirten Erdizci, “Evliliği düşünmüyordum ama çevremizde birbirimizi tanıyan insanların olması beni cesaretlendirdi” dedi.</p>
<p><strong>HAFTANIN BEŞ GÜNÜ MERKEZDELER</strong></p>
<p>Evlendikten sonra merkeze daha sık gelmeye başladıklarını anlatan Fatma Erdizci, hayatlarını neredeyse tamamen merkezdeki etkinliklere göre planladıklarını söyledi. “Şimdi haftanın beş günü buraya geliyoruz. Mutluyuz. Bütün işlerimi bile buradaki programlara göre ayarlıyorum” diyen Erdizci, Aktif Yaşam ve Eğitim Merkezi’nin kendileri için sadece bir kurs merkezi değil, aynı zamanda sosyal bir yaşam alanı olduğunu ifade etti. Spor, sanat ve eğitim faaliyetlerinin yanı sıra sosyal bağların da güçlendiği merkez, Fatma ve Fatih Erdizci çiftinin hikayesinde olduğu gibi, kimi zaman yeni dostlukların, kimi zaman da hayatın ikinci baharının kapısını aralıyor.</p>
<p><strong>FATİH ERDİZCİ: HAFTANIN BÜYÜK BÖLÜMÜNÜ EŞİMLE BİRLİKTE BURADA GEÇİRİYORUZ</strong></p>
<p>1955 Gaziantep doğumlu olan 70 yaşındaki Fatih Erdizci, evdeki rutin hayatından sıkıldığı için yeni bir arayış içine girdiğini söylüyor. Bu süreçte Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin Aktif Yaşam ve Eğitim Merkezi’ni keşfettiğini anlatan Erdizci, merkezin hayatında önemli değişikliklere vesile olduğunu ifade etti. Üç yıldır merkezde danışan olarak hizmet aldığını belirten Erdizci, “Buradaki aktiviteler sayesinde yaşam kalitem arttı. Özgüvenim yükseldi, kendimi yaşlı hissetmemeye başladım. Bu kurum bana adeta gençlik aşısı gibi geldi. Çevrem genişledi, arkadaş ortamım çoğaldı. Buraya geldikten sonra belediyenin diğer hizmetlerinden de haberdar olup daha fazla sosyalleşme imkanı buldum” dedi.</p>
<p>Merkezdeki akıl ve zeka oyunları sınıfında Fatma Erdizci ile tanıştıklarını anlatan Fatih Erdizci, başlangıçta evlilik gibi bir düşüncesinin olmadığını söyledi. Erdizci, “İlk önce sınıf arkadaşıydık. Birlikte oyunlar oynadık, sohbet ettik. Zamanla birbirimizi daha iyi tanıdık ve süreç bizi evliliğe kadar götürdü. Şimdi çok mutluyuz. Haftanın büyük bölümünü eşimle birlikte burada geçiriyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulu-cinarlarin-sinif-arkadasligi-evlilige-donustu-622080">Ulu Çınarların Sınıf Arkadaşlığı Evliliğe Dönüştü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Özarslan Tunceli, Malatya, Erzincan ve Elazığlılarla İftar Sofrasında Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-ozarslan-tunceli-malatya-erzincan-ve-elaziglilarla-iftar-sofrasinda-bulustu-621456</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 17:28:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[bizler]]></category>
		<category><![CDATA[elazığlılarla]]></category>
		<category><![CDATA[erzincan]]></category>
		<category><![CDATA[ftar]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[Keçiören Belediye Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[malatya]]></category>
		<category><![CDATA[özarslan]]></category>
		<category><![CDATA[parti]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Tunceli]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621456</guid>

					<description><![CDATA[<p>Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan, Mevlana Kültür Merkezi’nde düzenlenen iftar programında Ankara’da yaşayan Tunceli, Malatya, Erzincan ve Elazığlılarla iftar sofrasında buluştu. Çok sayıda vatandaşın katıldığı programda birlik ve beraberlik mesajı paylaşıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-ozarslan-tunceli-malatya-erzincan-ve-elaziglilarla-iftar-sofrasinda-bulustu-621456">Başkan Özarslan Tunceli, Malatya, Erzincan ve Elazığlılarla İftar Sofrasında Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan</b>, Mevlana Kültür Merkezi’nde düzenlenen iftar programında Ankara’da yaşayan Tunceli, Malatya, Erzincan ve Elazığlılarla iftar sofrasında buluştu. Çok sayıda vatandaşın katıldığı programda birlik ve beraberlik mesajı paylaşıldı.</p>
<p>İftar programına Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan’ın yanı sıra; Elazığ Kültür ve Tanıtma Vakfı Başkanı ve Yüksek İhtisas Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kadirhan Sunguroğlu, Elazığ Harput Kültür Derneği Başkanı Süleyman Kürklüoğlu, Malatya Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Kamil Göksu, Malatya Eğitim Vakfı Ankara Şube Başkanı Haluk Akşit, Erzincan Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Halil İbrahim Yılmaz, Ankara Erzincanlılar Derneği Başkanı Metin Seçen, Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcısı Nihat Gürbüz, Eski Arapgir Belediye Başkanı Mustafa Namık Güzeler, Keçiören Belediyesi AK Parti Grup Başkanvekili Halit Tuğcu, İYİ Parti Ankara İl Başkan Yardımcısı Nafiz Yayla, AK Parti Tunceli İl Genel Meclis Üyesi Mehmet Hanifi Kılıç, İYİ Parti Keçiören İlçe Başkanı Haluk Baran, Dünya Kırıkkaleli Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Ali Yücekaya, Tokat Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Naim Aydın, Malatya İş İnsanları Derneği Başkanvekili Burçin Şahin, Malatya Arapgirliler Dernek Başkanı Hüseyin Özdemir, Kurtarıcı Melekler Federasyonu Genel Başkanı Necabi Bal, Hür Emekliler Derneği Genel Başkanvekili Osman Bayram ile Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Farmakoloji ve Toksikoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Bilgili, STK temsilcileri, muhtarlar, başkan yardımcıları ve çok sayıda vatandaş katıldı.</p>
<p><b>“Zengini ve fakiri iftarlarda buluşturuyoruz”</b></p>
<p>Programda davetlilere hitap eden <b>Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan</b>; milli birlik, hizmet ve sosyal belediyecilik vurgusu yaparak şu mesajları paylaştı: “Yüce Mevla’m nasip eyledi; on bir ayın sultanı ramazanı şerifte bu güzel iftar sofralarında yine sizin gibi yiğit Anadolu insanlarıyla lokmalarımızı paylaşıyoruz. Kıymetli hemşerilerim, biliyorsunuz ben de Sivas&#8217;ın Yiğidosuyum. Bizim toprağımız, coğrafyamız, refleksimiz ve geldiğimiz o Anadolu kültür kodlarımız, ilmik ilmik dokunup Hoca Ahmet Yesevi ve Horasan erenlerinden bize emanet edilmiştir. Anadolu coğrafyasının yiğit insanlarıyız. Öyle yiğitlik boş beleş olmaz. Yiğitliğe bir tarih gerekir. Yiğitliğe bir ispat gerekir. ‘Davamız insanlık davası’ diyen, bu insanlığa hizmet eden bir yapı gerektirir. Bu emanet çerçevesinde Keçiören’imizde kimseyi yatağa aç sokmuyoruz. Kimseyi yatağa üşüyerek, titreyerek sokmuyoruz. Yaşlısına, engellisine bakıyoruz. Sabah evladını servisine bindiriyoruz. Şükürler olsun, 18 noktada iftar çadırlarımız var. Zengini ve fakiri iftarlarda buluşturuyoruz. Bu yüce milletin birliği ve beraberliği çok kıymetlidir. Yüce Mevla’m birliğimizi ve beraberliğimizi daim eylesin hemşerilerim. Bu kardeşiniz Mesut, sizlerin başına baş olmaya değil, hizmetkâr olmaya geldi. Ve öyle de devam edecektir. Bayramınız şimdiden kutlu olsun. Ramazan ayında tuttuğunuz oruçlar, kıldığınız namazlar, ettiğiniz niyazlar Cenab-ı Hakk’ın yüce divanında kabul ve makbul olsun. Ne mutlu Türk’üm diyene!”</p>
<p><b>“Kardeşlik tablosu milletimizin en güzel gücüdür”</b></p>
<p><b>Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcısı Nihat Gürbüz,</b> konuşmasında kardeşlik ve birlik vurgusu yaparak şunları dile getirdi: “Bu birlik, beraberlik ve kardeşlik tablosu milletimizin en güzel gücüdür. Bizler farklı şehirlerin evlatları olabiliriz ama aynı vatanın, aynı bayrağın altında tek yüreğiz. Bu güzel organizasyonda emeği geçen başta Keçiören Belediye Başkanımız olmak üzere tüm yetkililere teşekkür ediyorum. Rabbim birliğimizi daim eylesin, sofralarımızı bereketli kılsın. Hepinizin Ramazan Bayramı’nı tebrik ediyorum.”</p>
<p><b>“Ramazan Bayramı’na ulaştık”</b></p>
<p><b>Keçiören Belediyesi AK Parti Grup Başkanvekili Halit Tuğcu,</b> “Allah’ın izniyle ramazana kavuştuk, ramazanı idrak ettik ve Ramazan Bayramı’na ulaştık. Hepinizin Ramazan Bayramı’nı tebrik ediyorum. Bu gönül sofrasını bizlere kuran, hemşehri derneklerine destek veren kıymetli Belediye Başkanımız Sayın Dr. Mesut Özarslan’a da teşekkürlerimizi bir borç biliyoruz.” dedi.</p>
<p><b>“Birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var”</b></p>
<p><b>İYİ Parti Keçiören İlçe Başkanı Haluk Baran </b>ise konuşmasında şu sözlere birlik ve beraberlik mesajı verdi: “Bizi böylesine güzel bir günde bir araya getiren Belediye Başkanımız Sayın Mesut Özarslan’a teşekkür ediyorum. Sevgili misafirler, içinde bulunduğumuz şu günlerde dünyada çok üzücü olaylar yaşanıyor. Bu nedenle bizim de birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Her görüşten, her fikirden insanların bir araya geldiği bu tür buluşmalar çok kıymetlidir. Allah birlik ve beraberliğimizi bozmasın. Ne mutlu Türk’üm diyene.”</p>
<p><b>“Farklı düşüncelerden insanlar olarak bir aradayız”</b></p>
<p><b>AK Parti Tunceli İl Genel Meclis Üyesi Mehmet Hanifi Kılıç</b> yaptığı konuşmasında, farklılıkların birlik içinde buluşmasına dikkat çekerek, “Tuncelileri burada temsil etmekten büyük onur ve şeref duyuyorum. Bu imkânı bana sağlayan öncelikle Keçiören Belediye Başkanımıza saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum.” diye konuştu.</p>
<p><b>“Başkanımız bizleri hiçbir zaman yalnız bırakmamıştır”</b></p>
<p><b>Erzincan Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Halil İbrahim Yılmaz</b>, “Bizlerle sofrasını paylaşan Keçiören Belediye Başkanı Sayın Dr. Mesut Özarslan’a çok teşekkür ediyorum. Bütün hemşehrileri bir araya getirmek kolay değil. Bu zor organizasyonda bizlere emeklerini ve yüreklerini açan tüm Keçiören Belediyesi çalışanlarına da canı gönülden teşekkürlerimi arz ediyorum. Ne zaman işimiz düşse, ne zaman başımız sıkışsa, sevgili kardeşim Dr. Mesut Özarslan her zaman yanımızda olmuştur. Bizleri hiçbir zaman yalnız bırakmamıştır. Kendisine şahsım ve yönetim kurulum adına teşekkür ediyorum.” diyerek memnuniyetini ifade etti.</p>
<p><b>“Nice güzel sofralarda buluşmayı temenni ediyorum”</b></p>
<p><b>Ankara Erzincanlılar Derneği Başkanı Metin Seçen</b>, “Bizleri bu mübarek günde bir araya getiren Keçiören Belediye Başkanımız Sayın Dr. Mesut Özarslan’a huzurlarınızda şükranlarımı sunuyorum. Bu güzel organizasyonda emeği geçen herkese de ayrıca teşekkür ediyorum.” sözleriyle duygularını ifade etti.</p>
<p><b>“Keçiören Belediyemiz, sosyal belediyecilik anlamında örnek çalışmalar ortaya koymaktadır”</b></p>
<p><b>Malatya Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Kamil Göksu</b> da konuşmasında, Keçiören’de hayata geçirilen sosyal belediyeciliği hatırlatarak şunları söyledi: “Kıymetli Başkanımızın bizleri komşu illerimizle bir araya getirmesi gerçekten çok kıymetli. Bu iftar sofrasında birlik ve beraberlik içinde olmanın huzurunu yaşıyoruz. Keçiören Belediyemiz, sosyal belediyecilik anlamında örnek çalışmalar ortaya koymaktadır. Bunu burada da açıkça görmekteyiz. Ayrıca şunu da özellikle ifade etmek isterim ki; Sayın Başkanımız, ne zaman bir talebimiz olsa her zaman yanımızda olmuş, bizleri hiçbir zaman geri çevirmemiştir. Bu vesileyle kendisine şükranlarımı sunuyorum. Şimdiden Ramazan Bayramı’nızı en içten dileklerimle kutluyor, sağlık, mutluluk ve huzur diliyorum.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-ozarslan-tunceli-malatya-erzincan-ve-elaziglilarla-iftar-sofrasinda-bulustu-621456">Başkan Özarslan Tunceli, Malatya, Erzincan ve Elazığlılarla İftar Sofrasında Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yasin Yıldıran&#8217;ın &#8216;Kurtar Beni&#8217; Şarkısının Klibi Yayımlandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yasin-yildiranin-kurtar-beni-sarkisinin-klibi-yayimlandi-621435</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 14:02:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[beni]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[klibi]]></category>
		<category><![CDATA[kurtar]]></category>
		<category><![CDATA[şarkı]]></category>
		<category><![CDATA[şarkısının]]></category>
		<category><![CDATA[yasin]]></category>
		<category><![CDATA[yıldıran]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621435</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yasin Yıldıran’ın On Air Music Co. etiketiyle yayımlanan “Kurtar Beni” adlı şarkısının klibi dinleyiciyle buluştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasin-yildiranin-kurtar-beni-sarkisinin-klibi-yayimlandi-621435">Yasin Yıldıran&#8217;ın &#8216;Kurtar Beni&#8217; Şarkısının Klibi Yayımlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yasin Yıldıran’ın On Air Music Co. etiketiyle yayımlanan “Kurtar Beni” adlı şarkısının klibi dinleyiciyle buluştu.</p>
<p>“Kurtar Beni”, insanın bitmeyen anlam arayışını ve bireyin dış dünyayla kendi iç sesi arasındaki uyumsuzluğu odağına alan bir anlatı kuruyor. Şarkı; insanın hiçbir zaman her şeyini kaybetmeyeceği ama hiçbir zaman da bütüne sahip olamayacağı fikrinden hareket ederek, zamanla geçeceği bilinse de yaşandığı anda ağır gelen duygulara ve insanın kendi içindeki sessiz sorgulamalarına odaklanıyor.</p>
<p>Yasin Yıldıran, “Kurtar Beni” hakkında şunları söylüyor:<br />“Şarkıda tekrarlanan ‘Kurtar Beni’; bir çığlıktan çok, içsel bir teslimiyet ve farkındalık olarak duyulsun istedim. Finalde yer alan ‘Tüm dünyayı yürüdüm sandım, başladığım yere vardım’ dizesi ise kısır döngü, emek, arayış ve öz’e dönüş gibi farklı katmanlarda okunabilir.”</p>
<p>Şarkının klibi siyah-beyaz, vlog tadında, prova ve kayıt günlüklerinden oluşuyor. Müzisyenlerin zaman zaman samimi ve eğlenceli hallerinin şarkının içe dönük atmosferiyle karşıtlık oluşturması, gündelik hayatta dahi ne çok duygu geçişi yaşadığımızı anlatmanın yanı sıra izleyiciye samimi, doğal ve gerçek bir anlatı oluşturuyor.</p>
<p>Müzik eğitimi ve sahne deneyimini şarkı üretimiyle buluşturan Yasin Yıldıran, “Kurtar Beni”nin söz ve müziğine de imza atıyor. Makamsal ezgileri modern sound ile harmanlayan çalışma, sanatçının 2022’den bu yana yayımladığı ilk single olarak da dikkat çekiyor.</p>
<p><b>Şarkının Künyesi:</b></p>
<p><b>Söz-Müzik:</b> Yasin Yıldıran</p>
<p><b>Aranje-Mix/Mastering:</b> Aykut Acarlar</p>
<p><b>Kapak Tasarım:</b> Dilan Uslan</p>
<p><b>Klip Ekibi:</b></p>
<p><b>Gitar – Vokal:</b> Yasin Yıldıran<br /><b>Klavye:</b> Eylem Atalay<br /><b>Bas:</b> Baran Biricik<br /><b>Bateri:</b> Ateş İnanç</p>
<p><b>Prodüksiyon:</b> Repra Creative<br /><b>Görüntü Yönetmeni:</b> Cihangir Özer</p>
<p>“Kurtar Beni”nin klibi YouTube’da, şarkı ise tüm dijital platformlarda yayında.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasin-yildiranin-kurtar-beni-sarkisinin-klibi-yayimlandi-621435">Yasin Yıldıran&#8217;ın &#8216;Kurtar Beni&#8217; Şarkısının Klibi Yayımlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyku Kalitenizi Sessizce Sabote Eden 5 Beslenme Hatası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-sessizce-sabote-eden-5-beslenme-hatasi-620897</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 07:33:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[Gece Boyunca]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hatası]]></category>
		<category><![CDATA[kalitenizi]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Melatonin]]></category>
		<category><![CDATA[sabote]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku Kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[vücudun]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620897</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uykunun yalnızca bedenin dinlendiği pasif bir süreç olmadığını belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal, “Uyku aynı zamanda vücudun kendini onardığı, yenilediği ve bir sonraki güne hazırlandığı kritik bir biyolojik dönemdir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-sessizce-sabote-eden-5-beslenme-hatasi-620897">Uyku Kalitenizi Sessizce Sabote Eden 5 Beslenme Hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uykunun yalnızca bedenin dinlendiği pasif bir süreç olmadığını belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Uyku aynı zamanda vücudun kendini onardığı, yenilediği ve bir sonraki güne hazırlandığı kritik bir biyolojik dönemdir. Uyku sırasında protein sentezi artar, gün içinde hasar gören dokular tamir edilir, öğrenilen bilgiler hafızaya kaydedilerek kalıcı hale gelir ve bağışıklık sistemi yeniden düzenlenir. Aynı zamanda büyüme hormonu salgılanır, iştahı düzenleyen hormonların dengesi sağlanır ve metabolik sistemin sağlıklı işleyişi desteklenir. Ancak pek çok kişinin zaman zaman yaşadığı uykuya dalamama, gece sık uyanma ya da sabah yorgun kalkma gibi sorunlarının ardında yalnızca stres veya yoğun yaşam temposu değil, fark edilmeden sürdürülen yanlış beslenme alışkanlıkları ve hatalı besin seçimleri de yer alabilir. Özellikle günün ilerleyen saatlerinde tüketilen bazı besinler, vücudun biyolojik ritmini etkileyerek uykuya dalış süresini uzatabilir, uyku kalitesini düşürebilir ve gece boyunca gerçekleşmesi gereken onarım süreçlerini sekteye uğratabilir” diyor. </p>
<p><strong>Uykuyu İyileştiren Hayatını İyileştiriyor!</strong></p>
<p>Uyku kalitesinin iyileştirilmesinin yalnızca daha iyi bir uyku anlamına gelmediğini belirten <strong>Acıbadem Life</strong> <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Kaliteli uykunun sağlanmasıyla birlikte kronik ağrıların azalabildiği, depresyon ve kaygı belirtilerinin gerileyebildiği, migren ataklarının daha seyrek görülebildiği ve metabolik sağlığın olumlu yönde etkilenebildiği gösteriliyor. Özellikle insülin direnci olan bireylerde uyku düzeninin iyileşmesiyle insülin duyarlılığının artabildiği, iştah kontrolünün dengelenebildiği ve uzun vadede tip 2 diyabet ile obezite riskinin azaltılabildiği belirtiliyor. Bu noktada beslenme alışkanlıkları kritik bir rol üstleniyor. Tüketilen besinlerin içerdiği biyoaktif bileşenler, melatonin üretiminin düzenlenmesinden gece boyunca kan şekeri dengesinin korunmasına ve beyin aktivitesinin desteklenmesine kadar pek çok mekanizma üzerinden uyku kalitesini doğrudan etkileyebiliyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Uyku Kalitesini Bozan 5 Kritik Beslenme Hatası</strong></p>
<p>“Uyku kalitesini etkileyen en önemli ancak çoğu zaman göz ardı edilen faktörlerden biri, gün içinde ve özellikle akşam saatlerinde yapılan beslenme tercihleridir” diyen <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı,</strong> uyku kalitesini doğrudan etkileyen en yaygın beslenme hatalarını sıralıyor:</p>
<ul>
<li><strong>Geç saatlerde kafein tüketmek:</strong> Kahve, çay ve diğer kafein içeren içecekler sinir sistemini uyararak uykuya dalış süresini uzatabilir ve derin uyku evrelerini kısaltabilir. Kafeinin uyku üzerine etkilerinin incelendiği bir çalışmada; kafein tüketiminden sonra, toplam uyku süresinde 2 saatlik azalma görüldüğü gözlemlenmiştir.</li>
<li><strong>Akşam saatlerinde ağır ve geç yemek yemek:</strong> Sindirimi zor ve yüksek kalorili öğünler, gece boyunca metabolizmanın aktif kalmasına neden olarak vücudun dinlenme sürecini sekteye uğratabilir.</li>
<li><strong>Rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenmek:</strong> Yapılan çalışmalarda hem gün içinde, hem uyku öncesinde basit şeker ve rafine karbonhidrat, glikoz, fruktoz tüketen bireylerin daha yüzeysel uykuya sahip oldukları, sabah yorgun uyandıkları görülmüştür.</li>
<li><strong>Uyku kalitesini destekleyen mikro besinleri yetersiz almak:</strong> Magnezyum, triptofan ve B vitaminleri gibi besin öğelerinin eksikliği, uyku düzenini sağlayan hormonların üretimini olumsuz etkileyebilir.</li>
<li><strong>Düzensiz ve biyolojik ritme uygun olmayan beslenme alışkanlıkları:</strong> Gün içinde düzensiz öğün saatleri ve geç saatlerde beslenme, vücudun doğal sirkadiyen ritmini bozarak uyku kalitesini düşürebilir.</li>
</ul>
<p><strong>Uyku Kaynağı Besinler</strong></p>
<ul>
<li><strong>Melatonin ve Serotonin kaynakları: </strong>Uyku kalitesini destekleyen en önemli biyolojik mekanizmalardan birinin melatonin hormonu olduğunu belirten <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Vücudun doğal ritmini düzenleyen melatonin hormonudur. Melatonin, mutluluk ve denge hormonu olarak bilinen serotoninden, serotonin ise triptofan adlı bir amino asitten sentezlenir. Bu nedenle, günlük beslenmede bu biyolojik döngüyü destekleyen besinlere yer vermek, daha kolay uykuya dalmayı ve gece boyunca kesintisiz bir uyku sürecini destekleyebilir. Et, balık, yumurta, kemik suyu, nohut ve susam gibi protein kaynakları, bu süreci destekleyerek uyku kalitesinin artmasına katkı sağlayabilir. Bununla birlikte çilek, nar, kivi, badem, ceviz, brokoli ve mantar gibi melatonin içeriği yüksek besinler, antioksidan etkileri ve biyolojik ritim üzerindeki düzenleyici rolleri sayesinde uyku düzeninin korunmasına yardımcı olabilir” diyor. </li>
<li><strong>Vitamin kaynakları:</strong> Serotonin ve melatonin metabolizmasının sağlıklı şekilde devam edebilmesi için folik asit ile B3 ve B6 vitaminlerinin de kritik rol oynadığını ifade eden <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller, yumurta, balık, kabak çekirdeği, kuruyemişler ve muz gibi besinler, sinir sistemi ve hormon dengesi üzerinden uyku kalitesini destekleyen önemli mikro besin öğeleri içerir. Aynı şekilde magnezyum eksikliği, melatonin üretimini olumsuz etkileyerek uyku bölünmelerine neden olabilir. Yeşillikler, tohumlar, balık, meyveler ve aromatik bitkiler magnezyum açısından zengin kaynaklar arasında yer alır” diyor. </li>
<li><strong>Amino asit kaynakları:</strong> Bazı amino asitlerin uyku kalitesi üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Arjinin, büyüme hormonunun salgılanmasını destekleyerek gece boyunca gerçekleşen onarım süreçlerine katkı sağlarken; kırmızı et, balık, yumurta ve baklagiller bu amino asidin önemli kaynaklarıdır. Glisin ise sinir sistemini sakinleştirici etkisiyle uykuya geçişi kolaylaştırabilir ve daha derin bir uyku sürecini destekleyebilir” ifadelerini kullanıyor. </li>
</ul>
<p>“Bunların yanı sıra mor ve koyu renkli meyve ve sebzelerde bulunan antosiyanin gibi güçlü antioksidanlar ile maydanoz, kereviz, nane ve turunçgillerde bulunan apigenin gibi flavonoidler, hücresel düzeyde koruyucu etkiler göstererek uyku kalitesini artırmaya katkı sağlayabilir” diyen <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong> bu bileşenlerin düzenli olarak beslenmeye eklenmesinin biyolojik ritmi desteklediğini ve vücudun gece boyunca kendini daha etkin şekilde yenilemesine yardımcı olabileceğini belirtiyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-sessizce-sabote-eden-5-beslenme-hatasi-620897">Uyku Kalitenizi Sessizce Sabote Eden 5 Beslenme Hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tek ameliyatla üç mesafede net görüş!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tek-ameliyatla-uc-mesafede-net-gorus-620684</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:23:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[lens]]></category>
		<category><![CDATA[mesafede]]></category>
		<category><![CDATA[net]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[üç]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620684</guid>

					<description><![CDATA[<p>Göz sağlığı alanında yaşanan teknolojik gelişmeler görme kusurlarının tedavisinde önemli kolaylıklar sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tek-ameliyatla-uc-mesafede-net-gorus-620684">Tek ameliyatla üç mesafede net görüş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Göz sağlığı alanında yaşanan teknolojik gelişmeler görme kusurlarının tedavisinde önemli kolaylıklar sağlıyor. Bunların başında ise halk arasında “akıllı mercek” olarak bilinen “premium göz içi lensleri” geliyor.  Tek odaklı lensler sadece bir mesafeye netlik sağlarken, akıllı mercekler; yakın, orta ve uzak mesafelerin tamamında net görüş imkanı sunabiliyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Begüm Comba, </strong> bu sayede gözlük ihtiyacının büyük ölçüde azaldığını belirterek, “Premium göz içi lensi teknolojisi son yıllarda optik tasarım ve materyal teknolojisi gibi önemli gelişmeler kaydetmiş ve bu sayede hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde artırmıştır” diyor. <strong>Doç.</strong> <strong>Dr. Özge Begüm Comba, </strong>ancak bu teknolojinin başarısının,  doğru hasta seçimi, detaylı preoperatif değerlendirme ve gerçekçi beklenti yönetimiyle doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayarak, “Her hastanın oküler yapısı, görsel ihtiyaçları ve adaptasyon kapasitesi farklıdır. Bu nedenle, ameliyat öncesi oftalmoloğunuzla detaylı görüşmeniz, tüm olası sonuçları değerlendirmeniz ve size en uygun tedavi planını birlikte belirlemeniz önem taşımaktadır” diyor. <strong>Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Begüm Comba,</strong> akıllı mercek hakkında en sık yöneltilen 10 soruyu anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Akıllı merceklere hangi durumlarda başvuruluyor?</strong></p>
<p>Gözümüzün doğal lensinin yerine yerleştirilen ve birden fazla odak noktasına sahip olan göz içi lensi “akıllı mercek” olarak adlandırılıyor. Akıllı mercekler, ağırlıklı olarak  40 yaş üzerindeki hastalarda gözlük bağımlılığını azaltmak amacıyla tercih ediliyor. Katarakt, refraksiyon (kırma) kusuru ve presbiyopi (yaşa bağlı yakın görme kusuru) şikayeti olan kişiler bu uygulamadan en fazla fayda gören grubu oluşturuyor. Doç. Dr. Özge Begüm Comba, akıllı lenslerin özellikle hem uzak hem yakın görüş problemini birlikte çözmek isteyen kişiler için ideal bir tedavi seçeneği olduğunu ifade ediyor. </p>
<p><strong>Her hasta için uygun mudur? </strong></p>
<p>Doç. Dr. Özge Begüm Comba, akıllı merceklerin her hasta için uygun olmadığını belirterek, “Öncelikle gözün anatomik olarak bu lenslere uygun olması gerekir; ön kamara derinliğinin yeterli olması, göz bebeği çapının ideal aralıkta bulunması ve kornea endotel hücre sayısının normal sınırlarda olması şarttır. Ayrıca, retina hastalıkları gibi progresif oküler bir hastalığa sahip olan kişiler de bu lenslerden tam verim alamayabilir, çünkü göz sağlıklı olmalı ki lens performansını gösterebilsin” diyor. Doç. Dr. Özge Begüm Comba, özellikle profesyonel sürücüler, hassas el işi gerektiren mesleklerde çalışanlar veya yüksek kontrast gerektiren işlerde aktif olarak görev yapan kişiler için özel değerlendirme yapıldığını vurgulayarak, “Detaylı oftalmolojik muayene, biyometrik ölçümler ve hasta beklentilerinin gerçekçi bir şekilde değerlendirilmesi başarılı sonuç için son derece önemlidir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Akıllı mercek ameliyatı nasıl gerçekleştiriliyor? </strong></p>
<p>Operasyon topikal anestezi altında gerçekleştiriliyor. Göze 2-3 mm&#8217;lik minimal bir giriş yapılıyor ve ultrasonik titreşimler yardımıyla doğal lens küçük parçalara ayrılıp, dışarı alınıyor. Ardından yerine katlanabilir akıllı mercek yerleştiriliyor. Operasyonun ortalama 15-20 dakika sürdüğünü söyleyen Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Begüm Comba, “Hastalarımız ertesi gün hafif aktivitelerine başlayabilirler. Ancak ilk bir hafta ağır fiziksel aktivitelerden ve kontakt sporlardan kaçınmalarını öneriyoruz” diyor. </p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında net görüş ne zaman sağlanabiliyor?</strong></p>
<p>Ameliyat sonrasındaki ilk günlerde hafif bulanıklık normaldir. Net görüş genellikle 1-2 hafta içinde başlıyor, ancak tam nöroadaptasyon, yani beynin farklı odak noktalarından gelen görüntülere uyum sağlama süreci 2-3 ay sürebiliyor. Bu süreçte beyin farklı odak noktalarından gelen görüntüleri işlemeyi öğrenir.</p>
<p><strong>Ameliyatın ardından gece ışık saçılması görülür mü?</strong></p>
<p>Özellikle erken postoperatif, yani ameliyat sonrasındaki ilk haftalarda<strong> </strong> haleler görülmesi, gece araç farlarında ışık saçılması ve kontrast hassasiyetinde azalma yaşanabiliyor. Bu sorunlar zamanla azalıyor ve çoğu hasta birkaç hafta ile birkaç ay arasında geçen nöroadaptasyon sürecinde (Multifokal optik sistemlerden kaynaklanan çoklu retinal görüntülerin santral siniri sistemi tarafından işlenerek fonksiyonel görmeye adapte edilmesi süreci)  bu duruma alışıyor. Doç. Dr. Özge Begüm Comba,<strong> </strong>“Mesleği gereği yoğun gece sürüşü yapan hastalarımızı ameliyat öncesi bu konuda mutlaka bilgilendiriyoruz” diyor. </p>
<p><strong>Ameliyatın riskleri var mıdır?</strong></p>
<p>Her göz içi cerrahisinde olduğu gibi bu prosedürün de riskleri bulunuyor. Endoftalmi (göz içi enfeksiyon) kanama ve retina dekolmanı gibi ciddi komplikasyonlar nadiren görülüyor. Doç. Dr. Özge Begüm Comba, “Lensin yerinden hafifçe kayması, lens kapsülünün zamanla bulanıklaşması veya ameliyat sonrası geçici göz tansiyonu yükselmesi daha sık karşılaşılan durumlardır. Deneyimli bir cerrah ve uygun hasta seçimi bu riskleri minimize eder” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Akıllı mercekler gözlükten tamamen kurtulmayı sağlar mı?  </strong></p>
<p>Akıllı mercek sonrasında hastaların yaklaşık yüzde 80-90&#8217;ı günlük aktivitelerini gözlüksüz sürdürebiliyor. Ancak bazı durumlarda, özellikle çok küçük punto okumalarında veya uzun süreli bilgisayar kullanımında düşük numaralı gözlük ihtiyacı olabiliyor. </p>
<p><strong> Ameliyat sonrası elde edilen net görüş kalıcı mıdır?</strong></p>
<p>Doç. Dr. Özge Begüm Comba, implante edilen merceğin ömür boyu kalıcı olduğunu ve materyalinin bozulmadığını ifade ederek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak bazı hastalarda ameliyattan aylar veya yıllar sonra arka kapsül opasifikasyonu, yani halk arasında ‘ikincil katarakt’   olarak  bilinen durum gelişebilir. Bu tablo Nd:YAG lazer yöntemiyle basit ve etkili şekilde tedavi edilebilir.” </p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında nelere dikkat edilmeli?</strong></p>
<p>Ameliyat sonrasında ilk hafta hafif aktiviteler ve ev içi işleri sorun oluşturmuyor.  Ancak, aşağıda yer alan kurallara dikkat etmeniz önem taşıyor. </p>
<ul>
<li>Gözlerinize travmadan kaçının </li>
<li>Havuz ve deniz gibi enfeksiyon riski taşıyan ortamlardan uzak durun</li>
<li>Reçete edilen topikal ilaçları düzenli kullanın</li>
<li>Makyaj ve kozmetik ürünleri 2 hafta, kontakt sporları en az bir ay erteleyin</li>
<li>UV koruyucu gözlük kullanın </li>
</ul>
<p><strong>Ne zaman lazer, ne zaman akıllı mercek?</strong></p>
<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Begüm Comba, 40 yaş altı ve düşük-orta dereceli kırma kusurları için lazer cerrahilerin (LASIK, PRK) ilk tercih edilen yöntemler olduğunu vurguluyor. 40 yaş üzeri presbiyopik (yaşa bağlı yakın görme kusuru) tablosunda, yüksek hipermetropide veya katarakt varlığında ise premium göz içi lensleri (akıllı mercek) öncelikli olarak değerlendiriliyor. Her hastanın korneal topografisi, ön segment anatomisi ve yaşam tarzı karar sürecinde belirleyici oluyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tek-ameliyatla-uc-mesafede-net-gorus-620684">Tek ameliyatla üç mesafede net görüş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadir Gecesi, Ramazan ayının en kıymetli gecesi olarak kabul ediliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadir-gecesi-ramazan-ayinin-en-kiymetli-gecesi-olarak-kabul-ediliyor-620653</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ayının]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[dua]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[kabul]]></category>
		<category><![CDATA[kadir]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[kıymetli]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[öngören]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620653</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reşat Öngören, Kadir Gecesi’nin manevi değerini anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadir-gecesi-ramazan-ayinin-en-kiymetli-gecesi-olarak-kabul-ediliyor-620653">Kadir Gecesi, Ramazan ayının en kıymetli gecesi olarak kabul ediliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reşat Öngören, Kadir Gecesi’nin manevi değerini anlattı.</p>
<p><strong>Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başlandığı gece…</strong></p>
<p>Kadir Gecesi’nin, Ramazan ayının en kıymetli gecesi olarak kabul edildiğini kaydeden Prof. Dr. Reşat Öngören, “Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başlandığı gece olarak bilinen Kadir Gecesi’nin, ilahi rahmet ve bağışlanmanın zirveye çıktığı zaman dilimlerinden biri olduğu ifade ediliyor.” dedi.</p>
<p>Ramazan ayının Kur’ân-ı Kerim’de anılan yegane ay olduğunu dile getiren Prof. Dr. Reşat Öngören, “Nitekim Kur’an âyetlerinin indirilmeye başlandığı Kadir gecesi Ramazan ayı içinde yer alır. Öte yandan Peygamber Efendimizin her Ramazan’da o zamana kadar inmiş olan âyetleri Cebrail (a.s.) ile karşılıklı okudukları (mukabele) bilinmektedir. O yüzden Ramazan ayına ‘Kur’an ayı’ denilmiştir.” diye konuştu.</p>
<p>Kadir Gecesi’nin kandil geceleri arasında en önemlisi kabul edildiğini belirten Prof. Dr. Öngören, Kadir Gecesi’nin yalnızca bireysel ibadet açısından değil, toplumsal huzur ve dayanışma açısından da önemli bir fırsat sunduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Bu gecede yapılan ibadet, dua ve tövbeler ayrı bir anlam taşıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Öngören, “Ramazan ayı içerisinde idrak edilen bu mübarek gecede yapılan ibadet, dua ve tövbeler, manevi arınma ve yenilenme açısından ayrı bir anlam taşıyor” diye konuştu.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de “bin aydan daha hayırlı” olarak nitelendirilen Kadir Gecesi’nin, Allah’ın rahmet ve mağfiret kapılarının sonuna kadar açık olduğu özel bir zaman dilimi olduğuna işaret eden Prof. Dr. Öngören, bu gecenin en iyi şekilde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Zira “bin aylık” bir zaman dilimi 83 yıllık bir ömre karşılık geliyor; uzun yaşamış bir insan ömrü. O zaman gecenin her saniyesi ayrı bir önem kazanıyor. Bütün geceyi dua, tespih ve ibadetlerle değerlendirmek, uzunca bir ömrü ibadetlerle günahsız tamamlamak anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Peygamberimizin Kadir Gecesi’ne rastlanıldığında yapılmasını tavsiye ettiği dua </strong></p>
<p>Peygamber Efendimizin Ramazan&#8217;ın son 10 gününde itikaftan bahsettiğini dile getiren Prof. Dr. Öngören, “İtikaf yalnız başına, topluma karışmadan Allah&#8217;ı zikirle meşgul olmak. Yani kulun yanına hiç kimseyi almadan Allah ile baş başa kalması. Dolayısıyla Ramazan içerisinde oruç sebebiyle aç kalmakla “riyazet” var, İtikaf vesilesiyle “halvet” var. Gece ve gündüz istiğfar ile bağışlanma var. Nitekim Peygamber Efendimizin Kadir gecesi için tavsiye ettiği dua tam da bağışlanma talebi üzerine. Hazreti Ayşe validemiz, &#8216;Ben Kadir Gecesi&#8217;ne ulaşırsam ne yapayım?&#8217; diye sorduğunda, şu duayı oku buyuruyor: Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa&#8217;fü annî. Türkçesini de söyleyebilirsiniz: Allah&#8217;ım! Sen çok affedicisin, kerîmsin (cömert ve lütufkârsın), affetmeyi seversin; beni de affet.” diye sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadir-gecesi-ramazan-ayinin-en-kiymetli-gecesi-olarak-kabul-ediliyor-620653">Kadir Gecesi, Ramazan ayının en kıymetli gecesi olarak kabul ediliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nilüfer&#8217;de babalar eğitimlerini tamamladı sertifikalarını aldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/niluferde-babalar-egitimlerini-tamamladi-sertifikalarini-aldi-620647</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[babalar]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimlerini]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[Şadi Özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[sertifikalarını]]></category>
		<category><![CDATA[tamamladı]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620647</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi ve Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) iş birliğiyle hayata geçirilen Baba Destek Programı’nı (BADEP) başarıyla tamamlayan babalar sertifikalarını aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-babalar-egitimlerini-tamamladi-sertifikalarini-aldi-620647">Nilüfer&#8217;de babalar eğitimlerini tamamladı sertifikalarını aldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Nilüfer Belediyesi ve Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) iş birliğiyle hayata geçirilen Baba Destek Programı’nı (BADEP) başarıyla tamamlayan babalar sertifikalarını aldı. 13 hafta süren eğitimleri tamamlayan babalara sertifikalarını Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir verdi.</b></p>
<p>Nilüfer Belediyesi Ferhat Bakgör Kreş ve Gündüz Bakımevi’nde eğitim gören çocukların babalarına yönelik düzenlenen Baba Destek Programı (BADEP) tamamlandı. AÇEV iş birliğiyle gerçekleştirilen ve çocukların gelişiminde babanın rolünü güçlendirmeyi hedefleyen programın sonunda katılımcılar için sertifika töreni düzenlendi.<br />Törene; Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman, AÇEV Bursa Saha Koordinatörü Burhan Külcü, AÇEV Eğitimcisi İsmail Çevik ve veliler katıldı. AÇEV eğitimcisi İsmail Çevik tarafından yürütülen 13 haftalık eğitim süresince babalara; demokratik aile ilişkiler, anne-baba tutumları, empati, çocuk gelişimi ve çocukla kaliteli zaman geçirme gibi konularda eğitimler verildi.</p>
<p><b>BAŞKAN ŞADİ ÖZDEMİR’DEN EĞİTİM VURGUSU</b><br />Törende konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, toplumda anne ve baba olmanın genellikle deneme yanılma yoluyla öğrenildiğine dikkat çekerek eğitimlerin önemine vurgu yaptı. Ebeveynlik eğitimlerinin evlilik öncesi zorunlu hale getirilmesi gerektiğini ifade eden Başkan Şadi Özdemir, “Hayat mücadelesi içinde çocuklarımıza gerekli zamanı ayıramayabiliyoruz. Anneler, çocuklarla daha fazla baş başa kalıyor ve büyük yük üstleniyorlar. Nilüfer bir kadın şehri; kadınların özgürleşmesi ve çocuklarımızın sağlıklı yetişmesi için kreşlerimizin sayısını artırıyoruz” dedi.<br />Programa 13 hafta boyunca düzenli katılan babalara teşekkür eden Başkan Şadi Özdemir, “İşinizden, gücünüzden fedakarlık ettiniz. Zaman ayırdınız, emek verdiniz. Çocuklarınızın geleceği için çok sağlam temeller attınız” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“BABALARIN ÇOCUKLARIYLA GEÇİRDİĞİ ZAMAN ÇOK ETKİLİ”</b><br />AÇEV Bursa Saha Koordinatörü Burhan Külcü ise babaların çocuk gelişimi üzerindeki bilimsel etkilerine değindi. Özellikle 0-6 yaş döneminin kritik olduğunu belirten Külcü, “Yale Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, babaların çocuklarıyla geçirdiği zamanın, çocukların gelişimi üzerinde son derece olumlu bir etkisi olduğunu, biyolojik olarak da oksitosin hormonunu artırdığını kanıtladı. Çocuğuna bakan, yakınlık ve kontrol kuran babaların çocukları, ileriki yaşlarda akademik olarak daha başarılı oluyor ve baba-çocuk iletişimi çok daha güçlü temellere oturuyor” diye konuştu.</p>
<p>Tören, açılış konuşmalarının ardından eğitimi başarıyla tamamlayan babalara sertifikalarının Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir tarafından verilmesiyle sona erdi.</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-babalar-egitimlerini-tamamladi-sertifikalarini-aldi-620647">Nilüfer&#8217;de babalar eğitimlerini tamamladı sertifikalarını aldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bergama&#8217;nın iftar sofrası Tıp Bayramı&#8217;nda doktor başkanları buluşturdu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bergamanin-iftar-sofrasi-tip-bayraminda-doktor-baskanlari-bulusturdu-620416</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 08:32:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Belediye Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[bergama]]></category>
		<category><![CDATA[birlik]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Cemil Tugay]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[sofrası]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620416</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Bergama’da kurulan iftar sofrasında yurttaşlarla buluştu. Ramazan’ın birlik ve dayanışma ruhuna vurgu yapılan buluşmada anlamlı bir tesadüf yaşandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bergamanin-iftar-sofrasi-tip-bayraminda-doktor-baskanlari-bulusturdu-620416">Bergama&#8217;nın iftar sofrası Tıp Bayramı&#8217;nda doktor başkanları buluşturdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Bergama’da kurulan iftar sofrasında yurttaşlarla buluştu. Ramazan’ın birlik ve dayanışma ruhuna vurgu yapılan buluşmada anlamlı bir tesadüf yaşandı. Bergama Belediye Başkanı Prof. Dr. Tanju Çelik ile Dr. Cemil Tugay’ın aynı sofrada bir araya gelmesiyle, tıbbın doğduğu yer olarak bilinen Bergama’da iki doktor başkan 14 Mart Tıp Bayramı’nı birlikte kutladı.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin Bergama’da kurduğu iftar sofrasında yurttaşlarla buluştu. Birlik ve dayanışma ruhunun paylaşıldığı buluşmada 14 Mart Tıp Bayramı da kutlandı. Programa Kınık Belediye Başkanı Sema Bodur, Dikili Belediye Başkanı Adil Kırgöz, CHP Bergama İlçe Başkanı İsmail Durmaz, meclis üyeleri, muhtarlar ve çok sayıda yurttaş da katıldı. İftar öncesinde masaları dolaşarak yurttaşlarla tek tek tokalaşan Başkan Tugay, CHP’ye katılmak istediğini ifade eden Engin Gürgel’e de 6 oklu rozeti taktı.</p>
<p><strong>“Birlik ve beraberlik iyidir”</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, konuşmasında ramazan ayının önemine değindi. Bu mübarek ayın, herkese insanların eşit olduğunu hatırlattığını söyleyen Başkan Tugay, “İnsan insana muhtaç. Ne zaman zor gün, dar gün olsa dönüp bir komşu arıyorsunuz. Birlik beraberlik iyidir. Birlik beraberlik duygusuyla yaşamak iyidir. O nedenle böyle bir sofrada bir arada olmak, bize çok şey öğretiyor” dedi. </p>
<p><strong>“Zorlukların üstesinden dayanışma ile gelebiliriz”</strong></p>
<p>Yaşanan zorlukları dayanışma ile aşacaklarına dikkat çeken Başkan Dr. Cemil Tugay, şunları söyledi: “Biz zor günlerimizden, sıkıntılarımızdan birlik beraberlikle, dayanışmayla, birbirimizin halinden anlayarak, birbirimize destek olarak çıkabiliriz ancak. Ülkemizi, halkımızı, sahip olduğumuz bütün o güzel değerleri severek onlara sahip çıkarak, çıkabiliriz. Ve tabi çok ama çok çalışarak çıkabiliriz. Çalışmadan bunların olmayacağı bir gerçek.”</p>
<p><strong>“Biz kocaman bir aileyiz”</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, muhtarlara da özel olarak teşekkür etti. Muhtarların yerel yönetimlerin gözü, kulağı ve vicdanı olduğunu belirten Başkan Tugay, “Biz birlikte kocaman bir aileyiz. İzmir’de hiçbir yerin ihmal edilmediği, her noktaya hizmetin ulaştırılmaya çalışıldığı bir süreç yaşıyoruz. Bu nedenle zaman zaman zorlandığımız dönemler de oluyor. Allah ne beni ne de görev alan diğer arkadaşlarımı mahcup etsin. Biz bu ülkenin, bu şehrin ve bu milletin sevdalısı olarak üzerimize düşeni yapacağız. Buradaki güzel birlik ve beraberlik havasının yılın 365 gününde sürmesini diliyorum” dedi.</p>
<p><strong>“Sağlık çalışanlarının kıymetini bilmeyenlere akıl fikir versin”</strong></p>
<p>14 Mart’ın Tıp Bayramı olduğunu da anımsatan Tugay, şunları söyledi: “Ben ve Tanju Başkanım bu dönemin belediye başkanları arasında iki doktor başkanız.  Bergama&#8217;dayız. Bergama dünyada tıbbın da doğduğu yer. Nasıl bir tesadüf ve nasıl bir güzellik? Hiç kimse bunu planlamadı. Bergama&#8217;da tıbbın doğduğu yerde, Tanju Başkanımızla beraber Tıp Bayramını sizlerle birlikte kutlamış olduk. Sağlık çalışanları cefakardırlar. İnsanlar sağlığını emanet ediyor.  Bundan daha büyük bir vicdani sorumluluk olamaz. Tüm sağlık çalışanlarından Allah razı olsun.  Onların kıymetini bilmeyenlere de akıl fikir versin.”</p>
<p><strong>“Sizler bizim kıymetlimizsiniz”</strong></p>
<p>Başkan Dr. Cemil Tugay, her şeyin “insan” ile güzel olduğunu dile getirerek, “İnanın her şey sizinle güzel. O yüzden iyi ki varsınız. Sizler bizim kıymetlimizsiniz.  Allah bu ülkedeki bütün insanlara yardım etsin. Onların hiçbirinin darda kalmasına, zorda kalmasına izin vermesin. Öyle bir bolluk, öyle bir bereket, öyle bir hayır, öyle bir iyilik versin ki herkesin yüzü gülsün” diye konuştu. </p>
<p><strong>“Üreten herkesin ellerinden öpüyorum”</strong></p>
<p>Herkesin sağlıklı ve güzel bir hayat yaşamasını dileyen Başkan Tugay, “Tarlada çalışan çiftçi kardeşimin de hayvanlara bakan kardeşlerimizin de esnafımızın da üretmeye çalışan herkesin ellerinden öpüyorum. Onlara çok teşekkür ediyorum. Allah onlara da sizlere de ve görev yapmaya çalışan bizlere de yardımcı olsun” dedi. Tugay, sözlerinin sonunda yurttaşların yaklaşan Ramazan Bayramını da kutladı. </p>
<p><strong>“Sizlerle birlikte olmaktan dolayı mutluluk duyuyoruz” </strong></p>
<p>Bergama Belediye Başkanı Prof. Dr. Tanju Çelik de “Bugün aynı zamanda 14 Mart Tıp Bayramı. 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla çok değerli ağabeyim, aynı zamanda meslek büyüğümüz Dr. Cemil Tugay&#8217;ın nezdinde tüm doktorların, sağlık çalışanlarının bayramını kutluyorum. Ramazan akşamları iftar sofralarında bir araya geliyoruz. Sizlerle birlikte olmaktan dolayı mutluluk duyuyoruz” dedi. <br />Bergama Belediye Başkanı Prof. Dr. Tanju Çelik, 14 Mart Tıp Bayramı anısına Başkan Tugay’a parşömen hediye etti.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bergamanin-iftar-sofrasi-tip-bayraminda-doktor-baskanlari-bulusturdu-620416">Bergama&#8217;nın iftar sofrası Tıp Bayramı&#8217;nda doktor başkanları buluşturdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazi Kent Konseyi ile Doruk Sağlık Grubu Arasında Sağlıkta İş Birliği Protokolü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osmangazi-kent-konseyi-ile-doruk-saglik-grubu-arasinda-saglikta-is-birligi-protokolu-620349</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 11:29:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[doruk]]></category>
		<category><![CDATA[grubu]]></category>
		<category><![CDATA[İş Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmangazi Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Osmangazi Kent Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[protokol]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620349</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi bünyesindeki Osmangazi Kent Konseyi ile Doruk Sağlık Grubu arasında imzalanan iş birliği protokolüyle Kent Konseyi üyeleri ve birinci derece yakınları, Doruk Sağlık Grubu’na bağlı tüm hastanelerde poliklinik muayenelerinde indirim hakkından faydalanacak. Protokol kapsamında ayrıca sağlık alanında eğitim faaliyetleri ve sosyal sorumluluk projeleri de hayata geçirilecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazi-kent-konseyi-ile-doruk-saglik-grubu-arasinda-saglikta-is-birligi-protokolu-620349">Osmangazi Kent Konseyi ile Doruk Sağlık Grubu Arasında Sağlıkta İş Birliği Protokolü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Osmangazi Belediyesi bünyesindeki Osmangazi Kent Konseyi ile Doruk Sağlık Grubu arasında imzalanan iş birliği protokolüyle Kent Konseyi üyeleri ve birinci derece yakınları, Doruk Sağlık Grubu’na bağlı tüm hastanelerde poliklinik muayenelerinde indirim hakkından faydalanacak. Protokol kapsamında ayrıca sağlık alanında eğitim faaliyetleri ve sosyal sorumluluk projeleri de hayata geçirilecek.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Osmangazi Belediyesi bünyesinde faaliyetlerini gösteren Osmangazi Kent Konseyi ile Doruk Sağlık Grubu arasında Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mutlu Esendemir, Osmangazi Kent Konseyi Başkanı Sevim Sakallı, Doruk Sağlık Grubu Kurumsal İletişim ve Pazarlama Direktörü Göksel Sakarya ile Kurumsal Pazarlama Yöneticisi Elif Kahraman’ın katılımıyla önemli bir iş birliği protokolü imzalandı. Şadırvanlı Han Eğitim Akademisi’nde gerçekleşen protokol töreniyle birlikte Osmangazi Kent Konseyi üyeleri ve birinci derece yakınları, Doruk Sağlık Grubu’na bağlı tüm hastanelerde poliklinik muayenelerinde yüzde 30 indirim hakkından yararlanacak. Gerçekleştirilen protokol kapsamında aynı zamanda iki kurum arasında sağlık alanında eğitim faaliyetleri ve sosyal sorumluluk projeleri de hayata geçirilecek. Yapılacak iş birliğiyle birlikte toplum sağlığına yönelik bilinçlendirme çalışmaları, eğitim toplantıları ve çeşitli sosyal sorumluluk etkinliklerinin düzenlenmesi planlanıyor. Osmangazi Kent Konseyi üyelerinin sağlık hizmetlerine daha kolay ve avantajlı koşullarda erişimini sağlayacak olan protokol, aynı zamanda sağlık alanında farkındalık oluşturacak çalışmaların da önünü açacak.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>Anlaşmadan Osmangazi Kent Konseyi’ne Bağlı Herkes Faydalanacak</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Anlaşmanın hayırlı olması temennisinde bulunan Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mutlu Esendemir, şöyle konuştu:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Osmangazi Kent Konseyi ile birlikte kadın girişimcileri de dahil ettik bu anlaşmaya. Sağ olsunlar, onlar da hoşgörüyle karşıladılar. Kadın girişimcilerimiz de burada, onların da içinden göğüs taramasını da aynı şekilde sağlıktan hizmet alamayan, sağlığa ulaşamayan pek çok yurttaşımız için sizden ricamız olsun.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“Osmangazi Belediye’mizin Her Zaman Yanındayız”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Doruk Sağlık Grubu Kurumsal İletişim ve Pazarlama Direktörü Göksel Sakarya da yaptığı açıklamada, “Bu yapılan anlaşmanın hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. Başta Erkan Aydın başkanımız nezdinde Mutlu Esendemir başkanımıza iş birliğimizden dolayı çok teşekkür ediyorum. Osmangazi Kent Konseyi’nin bütün üyelerine ve birinci derece yakınlarına ayaktan tedavilerde belli oranlarda hizmetimiz var fakat biz bu anlaşmanın yanında, nasıl Osmangazi Belediyesi Bursa’nın bir markasıysa, Doruk Sağlık Grubu da Bursa’nın bir markası olduğundan dolayı, her türlü sağlık iş birliğinde, her türlü sosyal projelerde Osmangazi Belediye’mizin her zaman yanındayız. Dolayısıyla Osmangazi Kent Konseyi’mizin de yanında olmaktan her zaman mutluluk duyacağız.” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Osmangazi Kent Konseyi Başkanı Sevim Sakallı da, anlaşmanın hayırlı olması dileğinde bulunarak, muayene avantajlarından faydalanılacağını kaydetti. Elif Kahraman da yaptığı açıklamada, hem muayene hizmetlerinden yararlanılacağını, hem de sosyal farkındalık projelerinde gerçekleşecek iş birliğinden ötürü memnuniyet duyduklarını dile getirdi. </span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazi-kent-konseyi-ile-doruk-saglik-grubu-arasinda-saglikta-is-birligi-protokolu-620349">Osmangazi Kent Konseyi ile Doruk Sağlık Grubu Arasında Sağlıkta İş Birliği Protokolü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Tugay&#8217;dan sağlık emekçilerine teşekkür</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugaydan-saglik-emekcilerine-tesekkur-620286</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 07:23:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[emekçilerine]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Tabip Odası]]></category>
		<category><![CDATA[teşekkür]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620286</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle İzmir Tabip Odası’nı ziyaret ederek hekimlerin ve sağlık çalışanlarının toplum için üstlendiği hayati sorumluluğa dikkat çekti. Tugay, “Sağlık çalışanlarının emeği her zaman takdiri hak ediyor” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugaydan-saglik-emekcilerine-tesekkur-620286">Başkan Tugay&#8217;dan sağlık emekçilerine teşekkür</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle İzmir Tabip Odası’nı ziyaret ederek hekimlerin ve sağlık çalışanlarının toplum için üstlendiği hayati sorumluluğa dikkat çekti. Tugay, “Sağlık çalışanlarının emeği her zaman takdiri hak ediyor” dedi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla İzmir Tabip Odası Başkanı Dr. Fahri Yüce Ayhan ve yönetim kurulu üyelerini ziyaret etti. Ziyarette Başkan Tugay’a İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Soner Emre ve Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram eşlik etti.</p>
<p><strong>“Meşakkatli bir yolculuk”</strong></p>
<p>İzmir Tabip Odası’nı ziyaret etmekten onur duyduğunu belirten Başkan Tugay, 14 Mart Tıp Bayramı’nın sağlık alanındaki sorunların konuşulduğu bir gün olduğuna dikkat çekti ve hekimlik mesleğinin önemine vurgu yaptı. Tugay, “Ne kadar zorluk olursa olsun, ne kadar sıkıntı ve problem yaşansa da hekimlik çok onurlu bir meslek. Aynı zamanda çok meşakkatli bir yolculuk. Bu nedenle hekimler, her zaman özellikle böyle günlerde takdir edilmeli ve yaptıkları her şey için teşekkür edilmeli” dedi.</p>
<p><strong>“Vazgeçmeyeceğiz ve yenilmeyeceğiz”</strong></p>
<p>Sağlık emekçilerinin her koşulda sorumluluklarını sürdürdüğünü belirten Tugay, Türkiye’nin daha iyi bir noktaya gelmesi için verilen mücadelenin devam edeceğini söyledi. Tugay, “Vazgeçmeyeceğiz. O nedenle yenilmeyeceğiz. Mücadele etmeden hiçbir şey olmuyor. Biz çalışa çalışa bugünlere geldik ve çalışmaya devam edeceğiz. Sizlerin desteğine her zaman ihtiyacımız var. Hekimlik camiasının, Tabip Odasının varlığından güç aldığını biliyorum. Ne zaman başımıza bir şey gelse Tabip Odasına koştururuz. O yüzden emek verenlere de çok teşekkürler. 14 Mart Tıp Bayramı kutlu olsun. Yaptığınız her şey için tekrar tekrar teşekkür ediyorum” dedi. </p>
<p><strong>“İzmir için bu kadroların bir fark yarattığını görüyoruz”</strong></p>
<p>İzmir Tabip Odası Başkanı Dr. Fahri Yüce Ayhan ise ziyaretten dolayı Başkan Tugay ve ekibine teşekkür etti. İzmir Büyükşehir Belediyesi ile kurumsal ilişkiler yürüttüklerini ifade eden Ayhan,   “İzmir için bu kadroların bir fark yarattığını biz de görüyoruz. Umuyorum İzmir adına her şey daha iyi olacak. Aynı umudu besleyerek daha iyi günlerde, daha iyi bir Türkiye&#8217;de, daha iyi bir İzmir&#8217;de hep birlikte yaşamaya, çalışmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugaydan-saglik-emekcilerine-tesekkur-620286">Başkan Tugay&#8217;dan sağlık emekçilerine teşekkür</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa Karataş Söyleşisi, Zeytinburnu Kültür Sanat&#8217;ta Gerçekleşti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mustafa-karatas-soylesisi-zeytinburnu-kultur-sanatta-gerceklesti-619846</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 12:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[karataş]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşisi]]></category>
		<category><![CDATA[ta]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zeytinburnu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619846</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan coşkusu Zeytinburnu Kültür Sanat’ta yaşanmaya devam ediyor. Söyleşiler, konserler ve çocuklar için hazırlanan özel etkinliklerle Ramazan atmosferi Zeytinburnu’nda hissediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mustafa-karatas-soylesisi-zeytinburnu-kultur-sanatta-gerceklesti-619846">Mustafa Karataş Söyleşisi, Zeytinburnu Kültür Sanat&#8217;ta Gerçekleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b>Ramazan coşkusu Zeytinburnu Kültür Sanat’ta yaşanmaya devam ediyor. Söyleşiler, konserler ve çocuklar için hazırlanan özel etkinliklerle Ramazan atmosferi Zeytinburnu’nda hissediliyor. 7 Mart Cumartesi akşamı saat 21.30’da Mustafa Karataş, Zeytinburnu’nda Ramazan iklimini yansıtan bir sohbet gerçekleştirdi. </b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Mustafa Karataş, Ramazan etkinlikleri kapsamında Zeytinburnu Kültür Sanat’ın konuğu oldu. 7 Mart Cumartesi akşamı saat 21.30’da gerçekleştirilen söyleşi öncesinde Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy bir selamlama konuşması yaptı. Söyleşi, Zeytinburnu halkı tarafından yoğun ilgi gördü. </span></span></span></p>
<p><span><span><span><b>“Nefsi temizlediğimiz zaman ruh, bizi melekleştirir.”</b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Mustafa Karataş; orucun ve nefsi temizlemenin önemine vurgu yaptı:</span></span></span></p>
<p><span><span><span>“Ruh iyiyi, güzeli sever. Nefsi temizlediğimiz zaman ruh bizi melekleştirir. Nefsi kirlettiğimi zaman ruhu kirletiriz, bizi şeytanlaştırır. Ve bizi günahtan günaha sürükler. Ruhun terbiyesi de nefs terbiyesi gibi gıda almakla mümkündür. Oruç, namaz, zikir, tefekkür ruhu terbiye eder. Ruhun en çok dinlendiği, rahat olduğu zaman bedenin baskısından kurtulduğu zamandır. Oruçlu olduğumuz zamanlarda ve sabaha karşı vücudun dinlendiği zamanlarda ruhun hareket kabiliyeti artar.”  </span></span></span></p>
<p><span><span><span><b>“Ruh, zamana sığmaz.”</b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Mustafa Karataş, ruh ve zaman kavramlarına dair bazı yorumlarda bulundu:</span></span></span></p>
<p><span><span><span>“Allah için bütün zamanlar şimdiki bir nokta olduğuna göre Allah tarafından gönderilen ruh için de zaman söz konusu değildir. Ruh, zaman sığmaz. Rüya bunun ispatıdır. İnsan ruhu ispat ettiğinde ahireti ispat eder. Zamanı çözdüğünde Allah’ın varlığını ispatlamış olur. Ama henüz böyle bir güç yok. Bu da imtihan gereğidir. Her şey ayan beyan ortaya konsa, cennet cehennem bize gösterilse imtihanın bir anlamı kalmaz. Gayba inanmamız Allah katında değerlidir.”</span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mustafa-karatas-soylesisi-zeytinburnu-kultur-sanatta-gerceklesti-619846">Mustafa Karataş Söyleşisi, Zeytinburnu Kültür Sanat&#8217;ta Gerçekleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>VBKY &#8220;Lale Devri mi?&#8221;yi yayımladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vbky-lale-devri-miyi-yayimladi-619670</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 07:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlatı]]></category>
		<category><![CDATA[devri]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[dönemin]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[lale]]></category>
		<category><![CDATA[Lale Devri]]></category>
		<category><![CDATA[refik]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Vbky]]></category>
		<category><![CDATA[yayımladı]]></category>
		<category><![CDATA[yi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619670</guid>

					<description><![CDATA[<p>VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), editörlüğünü Prof. Dr. Selim Karahasanoğlu’nun üstlendiği “Lale Devri mi?” adlı eseri okurlarla buluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vbky-lale-devri-miyi-yayimladi-619670">VBKY &#8220;Lale Devri mi?&#8221;yi yayımladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), editörlüğünü Prof. Dr. Selim Karahasanoğlu’nun üstlendiği <em>“Lale Devri mi?”</em> adlı eseri okurlarla buluşturuyor. Kitabın bölümleri, ilki 2015 yılında Sakarya’da, ikincisi 2018’de Tiran’da, üçüncüsü ise 7–9 Eylül 2022 tarihlerinde İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde gerçekleştirilen III. Uluslararası Osmanlı Araştırmaları Kongresi’ne (OSARK) sunulan tebliğler temel alınarak, bir çalıştay kapsamında hazırlanmıştır. 1718–1730 yılları arasındaki dönemin kültürel, siyasi ve toplumsal boyutlarını ele alan makalelerden oluşan bu derleme, Ahmed Refik ve onu izleyen tarihçilerin söz konusu dönemi bir “edebî dönem icadı” olarak kurguladıklarını ortaya koymayı amaçlıyor. Eser, lalenin simgesel gölgesinde kalan bu zaman dilimini yeni araştırmalar ışığında yeniden tanımlamayı ve anlamlandırmayı hedefliyor.</strong></p>
<p><strong> </strong>VBKY’nin tarih kitaplığı, Selim Karahasanoğlu’nun editörlüğünü üstlendiği <em>“Lale Devri mi?”</em> adlı eserle genişlemeye devam ediyor. Ahmed Refik’in <em>Lale Devri</em> kitabı, modern Osmanlı tarihçiliğinde çok sayıda çalışmanın ve tartışmanın önünü açmış; söz konusu dönem kimi zaman Osmanlı’da batılılaşmanın başlangıcı, kimi zamansa III. Ahmed ile damadı Nevşehirli İbrahim Paşa’nın zevk ve sefahate dayalı, hatalı ve hedonist tasarruflarının bir anlatısı olarak yorumlanmıştır. Peki “Lale Devri” gerçekten yaşanmış bir dönem midir? Birçok revizyonist çalışmaya da konu olan bu adlandırma, Osmanlı tarih yazımının en köklü klişelerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir. Erken batılılaşma ile sefahat arasında salınan bu dönemin yalnızca nasıl tanımlandığı değil, bizatihi var olup olmadığı da tarihsel bir sorun olarak ele alınmalıdır. 1718–1730 yıllarının kültürel, siyasi ve toplumsal veçhelerini inceleyen makalelerden oluşan bu kapsamlı çalışma, Ahmed Refik ve onu izleyen tarihçilerin bir “edebî dönem icadı” gerçekleştirdiklerini göstermeyi; lalenin simgesel gölgesinde kalan bir zamanı, yeni araştırmalar ışığında yeniden tanımlamayı ve anlamlandırmayı amaçlıyor.</p>
<p>Kitabın giriş yazısında Selim Karahasanoğlu, “Lale Devri” adlandırmasını problematize ederken doktora tezinden günümüze uzanan çalışmaları üzerinden döneme ilişkin historiografik dönüşümü değerlendiriyor. Tülay Artan, dönemin entelektüel çevrelerini, kitap koleksiyonlarını ve zihniyet dünyasını, “Lale Devri” anlatısının merkezî figürlerinden Paris sefiri Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin düşünce dünyası üzerinden inceliyor. Mehmet Yılmaz Akbulut ise söz konusu yılları askerî ve diplomatik açıdan bir “zevk ve sefahat çağı” olarak değil, Avrupa’daki güç dengelerine duyarlı bir diplomatik kırılma noktası olarak yeniden konumlandırıyor. Tuğba Kara’nın, dönemin sembolü hâline gelmiş bostanları birincil kaynaklara dayanarak ele alan çalışması ile Şaduman Tuncer’in padişahın mesireler ve kasırlar arasındaki hareketliliğini inceleyen makalesi, saray çevresindeki gündelik hayatı abartılı anlatılardan arındırarak somutlaştırıyor. Ahlaki bir çöküş ya da yarım kalmış bir batılılaşma çerçevesinin yetersizliğini ortaya koyan bu katkılar, aynı zamanda Ahmed Refik’in <em>Lale Devri</em> kitabının yayımlanmasının ardından kaleme aldığı yazıları da ilk kez kapsamlı biçimde gün yüzüne çıkarıyor. Refik’in birkaç yıl içinde kendi kurduğu anlatıyı nasıl yumuşattığı, hatta yer yer geri aldığı; Fatma Aliye ile girdiği polemikler ve İbrahim Paşa’yı savunma girişimleri, bu metinlerde “Lale Devri”nin ilk revizyonu olarak ele alınıyor. Öte yandan, Türkçede ilk kez okurla buluşan Wilhelm Heinz’ın 1967 tarihli makalesi de dönemin kültür dünyasını popüler anlatıların ötesine taşıyan önemli bir katkı sunuyor.</p>
<p><strong>Kitaptan:</strong></p>
<p><em>“Tarihin akışı içerisinde bir kesiti alıp çıkarmak, öncesi ve sonrası içerisinde konteks­tine oturtmaksızın misli görülmemiş gibi sunmak, Osmanlı tarihçiliğinde yabancısı olmadığımız bir tarzdır. Osmanlı tarihi için öteden beri kuruluş, yükselme, durakla­ma, gerileme ve çöküş yollu bir anlatım benimsenmiştir. Görece yakın dönemlerde­dir ki, bir kabuk kırılması başlamış ve Kanuni Sultan Süleyman dönemi sonrasında da, İmparatorlukta; kültürde, sanatta, siyasette, teknolojide, ekonomide canlılığın görülebildiği kanıtlanmıştır. Denilebilir ki, Osmanlı tarihçiliğinin klişelerinden sıy­rılması yeni sayılabilecek bir olgudur ve bu hususta bir genel kanı hâlâ oluşmuş de­ğildir. Bu bahsettiğim üst klişenin içerisinde en büyük klişelerden birisini de Lale Devri oluşturur. Buna göre, İmparatorluk, zaten bir tefessüh/bozulma evresine gir­miştir. Lale Devri de bu evrenin bir ayağını oluşturur: Ahlâkta, yaşayışta ve siyasette bozulma. Zira, bu dönem bir zevk ve sefahat dönemidir. Son dönemin padişahları da keyiflerine düşkün şahıslardır. Savaş meydanlarında cenk ile meşgul olmayı bı­rakmış, artık son nefeslerini döşeklerinde verir olmuşlardır. Bu ve benzeri standart anlatı örnekleri çoğaltılabilir.</em></p>
<p><em>Yukarıda kabaca özetlediğim bakış açısının, yani Osmanlı İmparatorluğu tarihinin şahıs bazlı yorumunun ne kadar problem barındırdığı düşünülmelidir. Şöyle ki, bir İmparatorluk tarihi, padişahın yahut onun karizmasının gücü ile açıklanmaya çalışılmaktadır. Buna Osmanlı tarihçiliğinde elitist/hanedan eksenli bir tarihyazım geleneğinin yahut basitçe devleti ve toplumu ile kuşatıcı olmayan bir tarihçilik anlayışının sonucu olarak da bakılabilir. Her halükârda, bahsi geçen bakışın tarihselliği ve mantıkiliği sorgulanmaya açıktır.” </em></p>
<p><em><strong> </strong></em><strong>KÜNYE</strong></p>
<p><strong>Yayınevi: VBKY</strong></p>
<p><strong>Kategori: Tarih           </strong></p>
<p><strong>Kitabın adı: Lale Devri mi? </strong></p>
<p><strong>Proje Editörü: Dr. Mehmet Yılmaz Akbulut  </strong></p>
<p><strong>Editör: Prof. Dr. Selim Karahasanoğlu  </strong></p>
<p><strong>Kapak ve Sayfa Uygulama: Faruk Özcan</strong></p>
<p><strong>Sayfa sayısı: 448 </strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vbky-lale-devri-miyi-yayimladi-619670">VBKY &#8220;Lale Devri mi?&#8221;yi yayımladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maliyetler, zaman çizelgeleri ve engeller: Bir SOC kurmak gerçekten ne gerektiriyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/maliyetler-zaman-cizelgeleri-ve-engeller-bir-soc-kurmak-gercekten-ne-gerektiriyor-619637</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 07:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[çizelgeleri]]></category>
		<category><![CDATA[engeller]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekten]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetler]]></category>
		<category><![CDATA[kurmak]]></category>
		<category><![CDATA[kuruluş]]></category>
		<category><![CDATA[maliyetler]]></category>
		<category><![CDATA[operasyon]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[plan]]></category>
		<category><![CDATA[şirketlerin]]></category>
		<category><![CDATA[soc]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619637</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birçok kuruluş için Güvenlik Operasyon Merkezi (SOC) kurma planlarında artık soru yatırım yapılıp yapılmayacağı değil, bu yatırımın operasyonel hale nasıl getirileceğidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maliyetler-zaman-cizelgeleri-ve-engeller-bir-soc-kurmak-gercekten-ne-gerektiriyor-619637">Maliyetler, zaman çizelgeleri ve engeller: Bir SOC kurmak gerçekten ne gerektiriyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Birçok kuruluş için Güvenlik Operasyon Merkezi (SOC) kurma planlarında artık soru yatırım yapılıp yapılmayacağı değil, bu yatırımın operasyonel hale nasıl getirileceğidir. Kaspersky’nin küresel araştırmasının bulguları, benzer görünen planların arkasında şirketlerin SOC konseptini gerçek bir operasyonel kapasiteye dönüştürürken oldukça farklı zorluklarla karşılaştığını ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Kaspersky; bünyesinde 500 veya daha fazla çalışanı bulunan, henüz bir SOC’si olmayan ancak yakın gelecekte kurmayı planlayan kıdemli BT güvenliği profesyonelleri, yöneticiler ve direktörler arasında bir anket gerçekleştirdi. Araştırma, aralarında Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de bulunduğu 16 ülkeden katılımcıların görüşlerini içeriyor ve SOC kurulumuna dair önemli veriler ortaya koyuyor.</p>
<p>Araştırma sonuçları, Türkiye’de bir SOC kurma sürecinin planlama aşamasında dikkate alınan çeşitli zorlukları beraberinde getirdiğini gösteriyor. Yüksek başlangıç maliyetleri, katılımcıların üçte biri (%35) tarafından en önemli zorluklardan biri olarak gösterildi. Bununla birlikte birçok kuruluş, SOC’un etkinliğini değerlendirme konusunda da zorlanıyor (%25). Bu değerlendirme süreci genellikle yatırım getirisi (ROI) gibi finansal göstergelerden, Ortalama Tespit Süresi (MTTD) ve Ortalama Müdahale Süresi (MTTR) gibi operasyonel metriklere; sektör standartlarına uyum gibi stratejik hedeflere kadar uzanan geniş bir KPI setini kapsıyor.</p>
<p>Buna ek olarak Türkiye’de şirketler, <strong>karmaşık güvenlik çözümlerinin yönetimi (%22)</strong> ve <strong>birden fazla sistem ile teknolojinin entegrasyonu (%19)</strong> konularında da güçlük yaşıyor. Şirketlerin dörtte biri ise hem mevcut çalışanlar arasındaki (%24) hem de dış iş gücü piyasasındaki (%28) <strong>uzmanlık eksikliğine</strong> dikkat çekiyor. Bu durum, insan kaynağının teknoloji ve bütçeler kadar kritik bir kısıt olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Türkiye’deki kuruluşlar arasında da <strong>mevcut BT güvenlik altyapısıyla uyumluluk sağlama (%28)</strong> önemli zorluklardan biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Zaman çizelgelerine bakıldığında, Türkiye’de şirketlerin %<strong>50</strong>’si SOC kurulumunu <strong>6–12 ay içinde tamamlamayı</strong> hedefliyor. Buna karşılık kuruluşların <strong>%41</strong>’i projelerin <strong>iki yıla kadar uzayabileceğini</strong> öngörüyor. Daha karmaşık altyapılara sahip olmalarına rağmen büyük şirketlerin, orta ölçekli kuruluşlara kıyasla SOC’un daha hızlı devreye alınmasına daha fazla öncelik verdiği görülüyor. Uygulamada bu yaklaşım, genellikle önce kritik iş segmentleri için SOC kurulması ve ardından kapsamın aşamalı olarak tüm altyapıya genişletilmesi anlamına geliyor.</p>
<p>Araştırmaya göre planlanan harcamalar, şirketlerin büyüklüğü ve SOC hizmetlerini ne ölçüde dış kaynak kullanımıyla yürüttükleriyle doğrudan ilişkili. Küçük ölçekli şirketler daha sınırlı yatırımlara odaklanma eğilimindeyken, büyük kuruluşlar <strong>daha geniş altyapı kapsamı ve daha yüksek operasyonel gereksinimler nedeniyle maliyeti yüksek SOC projeleri planlama eğiliminde</strong>.</p>
<p><strong>Kaspersky SOC Danışmanlığı Başkanı Roman Nazarov</strong><em> konuyla ilgili şunları söylüyor: “Bir SOC kurmak için gereken bütçe oldukça geniş bir aralıkta değişebilir. İlk yatırım genellikle lisanslar ve donanım maliyetlerini kapsar ve bu maliyetler büyük ölçüde altyapının ölçeğine ve tercih edilen ürün setine bağlıdır. Bu aşamayı bir sermaye yatırımı dönemi olarak değerlendirmek gerekir. Sonrasında özellikle personel maaşları başta olmak üzere önemli operasyonel giderler, toplam sahip olma maliyetinin belirlenmesinde kritik rol oynar. Bu yatırımların etkili ve kurumun ihtiyaçlarıyla uyumlu olabilmesi için en baştan hedefleri, süreçleri ve kilometre taşlarını açık biçimde tanımlayan stratejik bir plan geliştirilmesi büyük önem taşır. Böyle bir yaklaşım, güçlü ve dayanıklı bir siber güvenlik yapısı oluşturulmasına yardımcı olur.”</em></p>
<p>Kapsamlı danışmanlık hizmetleri, şirketlerin güçlü bir SOC kurmasına ve güvenlik operasyonlarını daha verimli hale getirmesine yardımcı olur. Kuruluşlar, SOC’un ilk kurulum aşamasında veya mevcut güvenlik operasyonlarını geliştirme sürecinde <strong>Kaspersky SOC Consulting</strong> gibi hizmetlerden yararlanabilir.</p>
<p>Kuruluş içinde SOC fonksiyonlarını yürütecek özel bir ekip bulunmuyorsa, <strong>Kaspersky Managed Detection and Response</strong> ve <strong>Kaspersky Incident Response</strong> gibi hizmetler kullanılabilir. Bu hizmetler, tehditlerin tespit edilmesinden sürekli koruma ve iyileştirme süreçlerine kadar <strong>olay yönetiminin tüm yaşam döngüsünü kapsar</strong>. Ayrıca gelişmiş siber saldırılara karşı koruma sağlar, olayların incelenmesine yardımcı olur ve ek uzmanlık desteği sunar.</p>
<p>Kaspersky’nin SOC kurulumu ve geliştirilmesine yönelik çözümleri ve hizmetleri hakkında daha fazla bilgi almak için ilgili bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maliyetler-zaman-cizelgeleri-ve-engeller-bir-soc-kurmak-gercekten-ne-gerektiriyor-619637">Maliyetler, zaman çizelgeleri ve engeller: Bir SOC kurmak gerçekten ne gerektiriyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayram ziyaretleri duygusal dayanıklılığı arttırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayram-ziyaretleri-duygusal-dayanikliligi-arttiriyor-619463</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 09:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arttırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[dayanıklılığı]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaretleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619463</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan doğası gereği başkalarıyla bağ kurmaya ihtiyaç duyar. Bayramlar da insanların sevdikleriyle bir araya gelerek sosyal bağlarını güçlendirdiği özel zamanlardır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayram-ziyaretleri-duygusal-dayanikliligi-arttiriyor-619463">Bayram ziyaretleri duygusal dayanıklılığı arttırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan doğası gereği başkalarıyla bağ kurmaya ihtiyaç duyar. Bayramlar da insanların sevdikleriyle bir araya gelerek sosyal bağlarını güçlendirdiği özel zamanlardır. Bayramların ruhsal iyilik hali için önemli bir fırsat sunduğunu açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Ailemizle, arkadaşlarımızla ya da sevdiklerimizle bir araya gelmek yalnız olmadığımızı düşündürerek bizi güvende hissettirir. Bu nedenle bayramları sadece tatil olarak değil sosyal bağların güçlendiği zamanlar olarak da görmek gerekir” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Günümüzde iletişimin önemli bir kısmının dijital kanallar üzerinden gerçekleştiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Oysa yüz yüze iletişim, duyguların daha net ifade edildiği ve karşılıklı bağın daha güçlü kurulduğu bir iletişim biçimidir. Bayram ziyaretleri insanların fiziksel olarak bir araya gelmesine ve sosyal bağların güçlenmesine katkı sağlar. Güçlü sosyal ilişkiler de bireylerin zorlayıcı durumlarla başa çıkma kapasitesini artırarak duygusal dayanıklılığa katkı sağlar. Aynı zamanda sevdiklerimizle birlikte zaman geçirmek stres ve kaygı gibi olumsuz duyguların azalmasına da yardımcı olabilir” dedi.</p>
<p><strong>Bayram ziyaretlerinde karşılıklı anlayış önemli</strong></p>
<p>Bayram buluşmalarında aileler arasındaki geçmiş kırgınlıkların ya da hassas konuların zaman zaman gündeme gelebileceğine de değinen Unutmaz, “Sevdiklerimizle iletişim kurmak kadar, iletişimi anlayışlı ve saygılı bir yaklaşımla sürdürebilmek de çok önemli. Karşımızdakini anlamak için dinlemek ve tartışmaya yol açabilecek konulardan mümkün olduğunca uzak durmak daha huzurlu bir bayram ortamı oluşmasına yardımcı olabilir. Küçük jestler, samimi sohbetler ve iki taraflı anlayış bayram ziyaretlerinin daha sıcak ve keyifli geçmesini sağlar” dedi.</p>
<p><strong>Kişi hem kendine hem sevdiklerine zaman ayırmalı</strong></p>
<p>Bayramın pek çok kişi için günlük iş temposu arasında kısa bir mola anlamına geldiğini dile getiren Unutmaz, “Bu tür kısa tatiller zihinsel yorgunluğun azalmasına ve kişinin kendini daha yenilenmiş hissetmesine yardımcı olabilir. Bayramın yarattığı olumlu ruh halini sürdürebilmek için ise günlük yaşamda da sosyal bağları canlı tutmak önemli. Sevdiklerimizle iletişimde kalmak, küçük paylaşımlar yapmak ve kendimize dinlenmek için zaman ayırmak ruhsal iyilik halini destekleyebilir. Bu küçük ama düzenli adımlar, yoğun yaşam temposu içinde kişinin kendini daha dengede hissetmesine katkı sağlar” bilgisini verdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayram-ziyaretleri-duygusal-dayanikliligi-arttiriyor-619463">Bayram ziyaretleri duygusal dayanıklılığı arttırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Özarslan İftar Sofrasında Berberlerle Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-ozarslan-iftar-sofrasinda-berberlerle-bulustu-619405</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 08:23:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[berber]]></category>
		<category><![CDATA[berberlerle]]></category>
		<category><![CDATA[buluştu]]></category>
		<category><![CDATA[esnaf]]></category>
		<category><![CDATA[esnafı]]></category>
		<category><![CDATA[ftar]]></category>
		<category><![CDATA[keçiören]]></category>
		<category><![CDATA[Keçiören Belediye Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[özarslan]]></category>
		<category><![CDATA[sofrasında]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619405</guid>

					<description><![CDATA[<p>Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan, Mevlana Kültür Merkezi’nde düzenlenen iftar programında Ankara’da faaliyet gösteren berber ile güzellik salonları esnafı ve aileleriyle bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-ozarslan-iftar-sofrasinda-berberlerle-bulustu-619405">Başkan Özarslan İftar Sofrasında Berberlerle Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan</b>, Mevlana Kültür Merkezi’nde düzenlenen iftar programında Ankara’da faaliyet gösteren berber ile güzellik salonları esnafı ve aileleriyle bir araya geldi. Ramazan ayının manevi atmosferinin yaşandığı programda, berberlik mesleğinin ahilik kültürünü temel alan bir meslek olduğu vurgulandı.</p>
<p>İftar programına Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan’ın yanı sıra; Ankara Berberler Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Sezayi Kara, Keçiören Berber Esnafı Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Davut Akyüz, Ankara Kahveciler Odası Başkanı İsa Güven, Ankara Ayakkabıcılar Odası Başkanı Hüseyin Uzun, Ankara Anahtarcılar, Kilitçiler ve Çilingirler Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Bahattin Polat, muhtarlar, başkan yardımcıları, İYİ Parti Keçiören Gençlik Kolları Başkanı Erdem Çalışkan, STK temsilcileri, berber ve aileleri katıldı.</p>
<p><b>“Esnafa hizmetkâr olan bir belediyecilik yapıyoruz”</b></p>
<p><b>Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan</b>, programa katılan berberlere hitaben yaptığı konuşmada Keçiören’deki esnafın destekçisi olmaya devam edeceklerini vurgulayarak şunları söyledi: “Yüce Türk milletinin asil insanları, Ahilik Teşkilatı’nın kıymetli alperenleri hepinizi saygıyla selamlıyorum. Rabbime şükürler olsun on bir ayın sultanı ramazanda yine berber ve güzellik salonlarımızın o güzel esnafıyla, aileleriyle ve onları temsil eden kurum, kuruluş ve odaların kıymetli başkanlarıyla bugün burada orucumuzu açmanın onur ve gururunu yaşıyoruz. Elhamdülillah üçüncü kez buluşuyoruz. Bundan sonra da buluşmaya devam edeceğiz. Çünkü bizler Keçiören’de her zaman esnafına zulmeden değil yanında olan, hizmetkâr olan bir belediyecilik yapıyoruz. Ve öyle de devam edeceğiz. Bizde ‘halka hizmet, Hakk’a hizmettir’ temel şiardır. Biz bu şiarı, bize bu vatan coğrafyasını emanet eden dedelerimizden, Horasan erenlerinden, Ahilik kültüründen emanet olarak aldık. Bu kültürün kodları bizlere emanettir. Onun için biz esnafımızı başımızın tacı olarak görüyoruz. Bizler kimsenin başına baş olmaya değil, herkese hizmetkâr olmaya geldik ve öyle de devam edeceğiz. Yüce Mevla’m birliğimizi, beraberliğimizi daim eylesin. Bizim için bayrak, vatan, millet vazgeçilmezdir. Bu noktada her zaman Hz. Ali Efendimiz gibi dimdik duracağız. Şimdiden Kadir Geceniz mübarek olsun. Sonrasında da birlik ve beraberliğimizi pekiştirdiğimiz Ramazan Bayramı’na kavuşmayı Mevla’m hepimize nasip etsin. Bayramınız şimdiden mübarek olsun. Ne mutlu Türk’üm diyene.”</p>
<p><b>“Her zaman yanınızdayız”</b></p>
<p><b>Ankara Berberler Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Sezayi Kara </b>ise esnafa verdiği desteklerden dolayı Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan’a teşekkür ederek şunları dile getirdi: “Keçiören Belediye Başkanımızın ev sahipliğinde bugün Keçiören’deyiz. Kendisine camiam adına canı gönülden teşekkür ediyorum. Ne zaman Keçiören’de bir işimiz olsa, ne zaman etkinlik yapacağız desek Keçiören Belediye Başkanımıza ulaştığımızda hiçbir zaman ikiletmedi. Kendisinden Allah razı olsun. Her zaman da yanınızda olduğumuzu belirtmek istiyorum Sayın Başkanım.”</p>
<p><b>“Sadece saç ve sakal kesmiyoruz; gönül kazanıyoruz, güven inşa ediyoruz”</b></p>
<p><b>Keçiören Berber Esnafı Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Davut Akyüz </b>da berberliğin gönül kazanılan bir meslek olduğunu belirterek şu mesajları paylaştı: “Bu güzel organizasyona öncülük eden, esnafımıza desteğini esirgemeyen Sayın Belediye Başkanımız Dr. Mesut Özarslan’a şahsım ve derneğim adına çok teşekkür ediyorum. Bizler emeğin, alın terinin kutsallığını bilen Ahilik yüzünün temsilcileriyiz. Ahilik bize sadece bir meslek öğretmedi; bize dürüstlüğü, paylaşmayı, kardeşliği öğretmiştir. Bu yüzden mesleğimiz yalnızca bir geçim kapısı değil, aynı zamanda ahlak ve kardeşlik yoludur. Biz sadece saç ve sakal kesmiyoruz; gönül kazanıyoruz, güven inşa ediyoruz. Her dükkân bir okuldur, her koltuk bir komşu demektir. Mahalle kültürünü yaşatıyor, kırgınlıkları yumuşatıyor, kardeşliği güçlendiriyoruz. Esnaf güçlü olursa mahalle güçlü olur, mahalle güçlü olursa Keçiören’imiz güçlü olur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-ozarslan-iftar-sofrasinda-berberlerle-bulustu-619405">Başkan Özarslan İftar Sofrasında Berberlerle Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>24 saat açık sanal tehlike!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/24-saat-acik-sanal-tehlike-619234</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 09:33:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlı]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[kumar]]></category>
		<category><![CDATA[Kumar Oynama]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619234</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Bahruz Shukurov, kumar ve sanal kumar bağımlılığının psikolojik, nörolojik ve sosyal boyutlarını, risklerini, motivasyon mekanizmalarını ve tedavi yaklaşımlarını açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/24-saat-acik-sanal-tehlike-619234">24 saat açık sanal tehlike!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Bahruz Shukurov, kumar ve sanal kumar bağımlılığının psikolojik, nörolojik ve sosyal boyutlarını, risklerini, motivasyon mekanizmalarını ve tedavi yaklaşımlarını açıkladı.</p>
<p><strong>Sanal kumarın erişilebilirliği arttıkça bağımlılık riski de yükseliyor!</strong></p>
<p>Kumarın hem fiziksel ortamlarda hem de dijital platformlarda oynanabildiğini ifade eden Dr. Bahruz Shukurov, “Ancak teknolojinin gelişmesiyle birlikte sanal kumarın erişilebilirliği ve yaygınlığı ciddi şekilde arttı. Bu durum bağımlılık riskini de önemli ölçüde yükseltmekte.” dedi.</p>
<p>Kumar bağımlılığının en temel özelliklerinden birinin, kişinin kumar oynama davranışı üzerinde kontrolünü kaybetmesi olduğunu aktaran Dr. Shukurov, “Kişi zamanla kazandığından çok daha fazla para harcamaya başlar ve gününün önemli bir bölümünü kumar oynayarak geçirir. Bu süreç ilerledikçe iş hayatı, aile ilişkileri ve sosyal sorumluluklar ihmal edilmeye başlanır. Maddi kayıplar büyür, borçlar oluşur ve kişi giderek daha zor bir ekonomik tabloyla karşı karşıya kalır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişi kazandığında da kaybettiğinde de kumar oynamak ister! </strong></p>
<p>Yalan söyleme davranışının kumar bağımlılığının önemli tanı ölçütleri arasında yer aldığına işaret eden Dr. Bahruz Shukurov, “Bağımlı birey, kumar oynayabilmek için para bulmak amacıyla yakınlarına veya çevresine yalan söyleyebilir. Bunun temel nedeni, kumar oynayamadığında yaşayacağı yoğun sıkıntı ve huzursuzluğun, yalan söylemenin yaratacağı vicdani rahatsızlıktan daha ağır gelmesidir. Zaman içinde bu davranış giderek kolaylaşır ve kişinin kişilik yapısında belirgin değişimlere yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Kumar bağımlılığında motivasyonun iki yönlü çalıştığına değinen Dr. Shukurov, şunları söyledi:</p>
<p>“Kişi kazandığında da kaybettiğinde de kumar oynamak ister. Kazandığında aldığı ödül ve haz duygusu yeni bir motivasyon oluşturur. Kaybettiğinde ise kaybını telafi etme isteği devreye girer. Bağımlı bireyler sıklıkla ‘keyif için oynamıyorum, sadece kaybımı telafi etmek istiyorum’ şeklinde açıklamalar yapar. Ancak bu düşünce çoğu zaman bağımlılık döngüsünü sürdürür ve kişi yeniden kumar oynamaya devam eder.”</p>
<p><strong>Kumar, keyif yerine kötü hisleri geçici olarak azaltan bir araca dönüşür! </strong></p>
<p>Kumar bağımlılığının çoğu zaman ilk başlarda yaşanan bir yüksek kazanç veya güçlü heyecan deneyimi ile başlayabileceğine dikkat çeken Dr. Bahruz Shukurov, “Özellikle erken yaşlarda elde edilen büyük bir kazanç, kişinin beyninde güçlü bir iz bırakır. Bu deneyim beynin ödül sisteminde normalin üzerinde bir haz oluşturur ve kişi zamanla bu duyguyu tekrar yaşamak için kumar oynamaya devam eder.” dedi.</p>
<p>Ancak süreç ilerledikçe kişinin bu yüksek heyecanı daha az yaşamaya başladığını, kayıpların arttığını ve kişinin normal duygu durumunun daha düşük bir seviyeye gerilediğini ifade eden Dr. Shukurov, “Sonuç olarak kumar, artık keyif veren bir aktiviteden çok, kişinin kendini kötü hissetmesini geçici olarak azaltan bir araca dönüşür. Bağımlılığın ilerleyen dönemlerinde yalnızca kumar oynamak değil, kumarla ilişkili uyaranlar da tetikleyici hâle gelir. Bahis sesleri, oyun bildirimleri, maç izlemek veya kumarla ilgili reklamlar bile kişide güçlü bir kumar oynama isteği yaratabilir. Bu nedenle bağımlılıkla mücadelede tetikleyici unsurlardan mümkün olduğunca uzak kalmak büyük önem taşır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Beyin kısa vadeli ödülleri tercih eder, bu da bağımlılığı güçlendirir! </strong></p>
<p>Kumar bağımlılığının ciddi maddi kayıplara yol açabileceğini vurgulayan Dr. Bahruz Shukurov, “Kimi zaman kayıplar kişinin aylık gelirinin onlarca hatta yüzlerce katına ulaşabilir.” dedi.</p>
<p>Bu durumun bankalara veya farklı kaynaklara borçlanmaya kadar ilerleyebileceğini aktaran Dr. Shukurov, şöyle devam etti:</p>
<p>“Çoğu zaman aile bireyleri devreye girerek bu sorunları çözmeye çalışır. Ancak profesyonel destek alınmadan yapılan müdahaleler genellikle geçici bir rahatlama sağlar ve kişi bir süre sonra yeniden kumar oynamaya başlayabilir.</p>
<p>Bu noktada önemli bir soru ortaya çıkar: Bu kadar kayba rağmen kişi neden kumar oynamaya devam eder? Bunun iki önemli nedeni vardır. Birincisi, bağımlı kişinin yaşadığı sorunların çoğu zaman çevresi tarafından telafi edilmesidir. Eğer kişi yaşadığı sonuçlarla doğrudan yüzleşmezse davranış değişimi zorlaşır. İkinci neden ise kumarın kısa vadede sağladığı heyecanın, uzun vadeli zararların önüne geçmesidir. İnsan beyni çoğu zaman kısa vadeli ödülleri tercih eder ve bu durum bağımlılık davranışını güçlendirir.”</p>
<p><strong>Sanal kumarın en büyük riski 24 saat erişilebilir olması! </strong></p>
<p>Sanal kumarın, geleneksel kumara göre bazı açılardan daha riskli olduğunu dile getiren Dr. Bahruz Shukurov, bu riskleri şöyle açıkladı:</p>
<p>“En önemli farklardan biri 24 saat erişilebilir olmasıdır. Kişi günün her saatinde, bulunduğu her yerde kumar oynayabilir. Ayrıca dijital ortamda para çoğu zaman sadece sayısal bir değer gibi algılanır. Bu nedenle kişiler gerçek para kaybettiklerini daha az hissedebilir ve daha büyük riskler alabilir.</p>
<p>Sanal kumar platformları aynı zamanda yoğun reklam ve teşvik mekanizmaları kullanır. Bonus teklifleri, mesajlar ve sürekli gönderilen bildirimler kişiyi tekrar oyuna çekmek için tasarlanır. İlk aşamada bazı kullanıcıların kazanç elde etmesi de bu sistemin bir parçası olabilir. Böylece kişi erken dönemde güçlü bir ödül deneyimi yaşayarak kumara daha fazla bağlanabilir.”</p>
<p><strong>Bağımlılıklarda ‘tam iyileşme’ yerine ‘kontrol altına alma’ daha gerçekçi bir yaklaşım! </strong></p>
<p>Kumar bağımlılığının, beynin ödül sistemi ile yakından ilişkili olduğuna dikkat çeken Dr. Bahruz Shukurov, “Ventral tegmental alan, nükleus akumbens ve insula gibi bölgeler bu süreçte rol oynar. Kumar davranışı tekrarlandıkça bu sinir yolları güçlenir.” dedi.</p>
<p>Başlangıçta küçük bir iz gibi olan bu yolakların zamanla adeta bir otoyola dönüştüğünü ve kişinin düşünce dünyasında kumarın merkezi bir yer edindiğini kaydeden Dr. Shukurov, kumar bağımlılığının tedavisinin mümkün olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Dr. Shukurov bu sürecin genellikle çok yönlü bir yaklaşım gerektirdiğini söyledi ve devam etti:</p>
<p>“Tedavi yalnızca bireyi değil, aileyi de kapsayan bir iş birliği içinde yürütülmeli. Psikiyatrist, psikolog, hasta ve aile üyelerinin birlikte çalışması başarı şansını artırır. Profesyonel destek olmadan yalnızca söz vermek, yemin etmek veya kendi kendine bırakmaya çalışmak çoğu zaman yeterli olmaz.</p>
<p>Bağımlılıklar için ‘tam iyileşme’ kavramından ziyade ‘kontrol altına alma’ veya ‘düzelme’ kavramı daha gerçekçidir. Bu durum bazı kronik hastalıklara benzetilebilir. Kişi tetikleyicilerden uzak durur, tedavi planına uyar ve gerekli önlemleri alırsa uzun süre kumar oynamadan sağlıklı bir yaşam sürdürebilir. Ancak tamamen iyileştiğini düşünerek tüm önlemleri kaldırmak tekrar risk oluşturabilir.”</p>
<p><strong>Çoğu durumda belirleyici olan heyecan ve adrenalin duygusu! </strong></p>
<p>Kumar bağımlılığında çoğu zaman kişinin parayı mı yoksa heyecanı mı sevdiği sorusunun sorulduğunu aktaran Dr. Bahruz Shukurov, “Çoğu durumda belirleyici olan heyecan ve adrenalin duygusudur. Kazanma ihtimalinin eşiğinde olmak, risk almak ve o anki yoğun duygu durumunu yaşamak bağımlılığı besleyen önemli faktörlerdir.” dedi.</p>
<p>Bağımlılık ilerledikçe kişinin yalnızca kumar ve kumarla ilişkili konulara karşı yüksek motivasyon gösterdiğinin altını çizen Dr. Bahruz Shukurov, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Günlük sorumluluklara karşı isteksizlik ve enerji düşüklüğü görülebilir. Bu nedenle tedavi sürecinde yalnızca kumar davranışı değil, kişinin düşünce yapısı, motivasyonu ve yaşam düzeni de ele alınmalıdır. Kumar oynayan bir yakına sahip olan aile bireyleri için de destek almak önemlidir. Aileler hem bağımlı bireyle birlikte tedavi sürecine katılabilir hem de ayrı olarak danışmanlık alabilirler. Erken müdahale, sorunun büyümesini ve daha büyük kayıpların oluşmasını önleyebilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/24-saat-acik-sanal-tehlike-619234">24 saat açık sanal tehlike!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zaman, entropi ve nedensellik üzerine yeni yaklaşımlar: &#8220;Nedenselliğin Zamansal Asimetrisi&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zaman-entropi-ve-nedensellik-uzerine-yeni-yaklasimlar-nedenselligin-zamansal-asimetrisi-619117</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 08:09:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[entropi]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[nedenselliğin]]></category>
		<category><![CDATA[nedensellik]]></category>
		<category><![CDATA[üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımlar]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Zamansal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619117</guid>

					<description><![CDATA[<p>VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), Alison Fernandes’in kaleme aldığı “Nedenselliğin Zamansal Asimetrisi” adlı eseri okurlarla buluşturuyor. Bu çalışma sebep-sonuç ilişkisinde görülen zamansal asimetriyi açıklamaya yönelik deney ve gözleme dayalı girişimleri inceliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zaman-entropi-ve-nedensellik-uzerine-yeni-yaklasimlar-nedenselligin-zamansal-asimetrisi-619117">Zaman, entropi ve nedensellik üzerine yeni yaklaşımlar: &#8220;Nedenselliğin Zamansal Asimetrisi&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), Alison Fernandes’in kaleme aldığı <em>“</em></strong><em><strong>Nedenselliğin Zamansal Asimetrisi” </strong></em><strong>adlı eseri okurlarla buluşturuyor. Bu çalışma sebep-sonuç ilişkisinde görülen zamansal asimetriyi açıklamaya yönelik deney ve gözleme dayalı girişimleri inceliyor.</strong></p>
<p>VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY) bilim kitaplığı, Alison Fernandes’in kaleme aldığı, Mustafa Bayrak’ın Türkçeye çevirdiği <em>“Nedenselliğin Zamansal Asimetrisi”</em> adlı eserle genişlemeye devam ediyor. Gündelik deneyimimizde sebeplerin her zaman sonuçlardan önce geldiğini düşünürüz. Peki bu durum nasıl açıklanabilir? Nedensellikteki bu zamansal asimetri, ne doğa yasalarının zaman açısından ne simetrik yapısından ne de zamanın kendisinde var olduğu varsayılan bir asimetriden kaynaklanıyor. Bu titiz çalışma, sebep-sonuç ilişkisinde gözlemlenen zamansal asimetriyi açıklamaya yönelik güncel ampirik yaklaşımları ele alıyor. İstatistiksel mekanik, faillik ve çatallanma asimetrisi gibi farklı açıklama modellerini inceleyen kitap, bu yaklaşımların her birinin önemli katkılar sunduğunu; ancak tek başlarına henüz tam bir açıklama sağlamadıklarını ortaya koyuyor. Görünen o ki, nedenselliğin zamansal asimetrisini anlamak, bu üç yaklaşımın birlikte değerlendirilmesini gerektiriyor.</p>
<p>Bilim felsefesi açısından kitap, bilimin nasıl işlediğine dair kavrayışımızı derinleştirirken farklı bilimsel teoriler arasında bağ kurmaya da yardımcı oluyor. Zamansal asimetrilerin birbirleriyle nasıl ilişkili olduğunu ve nihayetinde evrenin entropik özelliklerine nasıl dayandığını göstererek bütüncül bir çerçeve sunuyor. Kitap boyunca fizik yasaları ve faillik kavramı üzerinden şu temel sorulara yanıt aranıyor: Neden nedenler sonuçlardan önce gelir? Neden geçmişi “tam” olarak görebilirken geleceğe aynı kesinlikle bakamayız? <em>“Nedenselliğin Zamansal Asimetrisi”</em>, bu sorulara disiplinlerarası bir perspektifle yaklaşarak okuru zaman, nedensellik ve bilim üzerine yeniden düşünmeye davet ediyor.</p>
<p><strong> Kitaptan:</strong></p>
<p><em>“Nedenler her zaman sonuçlarından önce geliyor gibi görünür. Bu asimetriyi nasıl açıklayabiliriz? Nedenselliğin zamansal asimetri­si doğa kanunlarındaki bir zamansal asimetriden kaynaklanmaz; kanunlar genel itibariyle zamansal olarak simetriktir. Bu asimet­ri, zamanın kendisindeki bir asimetriden de kaynaklanmıyor gibi durmaktadır. Bu kitapta, nedenselliğin zamansal asimetrisini açıklamaya yönelik son dönemdeki deneysel girişimleri inceleye­ceğiz: İstatistiksel mekanik açıklamaları, faillik açıklamaları ve çatal asimetrisi açıklamaları. Bu yaklaşımların hiçbiri tamam­lanmış değildir ve nedenselliğin zamansal asimetrisinin eksiksiz bir açıklaması kuvvetle muhtemel bu üç programın da katkısını gerektirecektir.” </em></p>
<p><strong>Yazar Hakkında;</strong></p>
<p>Dublin Üniversitesi (Trinity College Dublin) Felsefe Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Columbia Üniversitesinde <em>A Deliberative Account of Causation (Sebep-Sonuç İlişkisine Dair Düşünsel Bir Açıklama) </em>başlıklı teziyle felsefe doktoru ünvanını almıştır. 2017-2018 yıllarında, Christoph Hoerl ve Teresa McCormack’ın liderliğindeki disiplinlerarası AHRC projesi <em>“Time: Between Metaphysics and Psychology” (Zaman: Metafizik ve Psikoloji Arasında</em>) kapsamında, Warwick Üniversitesinde doktora sonrası araştırmacı olarak görev almıştır. Ayrıca 2016-2017 yıllarında Pittsburgh Üniversitesi Bilim Felsefesi Merkezi’nde doktora sonrası araştırma görevlisi olarak çalışmıştır. Metafizik ve bilim felsefesi alanlarında çalışmakta olup, zamansal asimetriler, fiziğin temelleri ve faillik üzerine odaklanan Fernandes şu anda Daniel Deasy ile birlikte İrlanda Zaman Felsefesi Derneğinin eş direktörlüğünü yürütmektedir.</p>
<p><strong>KÜNYE</strong></p>
<p><strong>Yayınevi: VBKY</strong></p>
<p><strong>Kategori: Bilim           </strong></p>
<p><strong>Yazan: Alison Fernandes</strong></p>
<p><strong>Kitabın adı: Nedenselliğin Zamansal Asimetrisi  </strong></p>
<p><strong>Sayfa Uygulama: Yümna Sarıkaya    </strong></p>
<p><strong>Kapak: Faruk Özcan</strong></p>
<p><strong>Son Okuma: Fazilet Alçık    </strong></p>
<p><strong>Türkçesi: Mustafa Bayrak</strong></p>
<p><strong>Sayfa sayısı: 144</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zaman-entropi-ve-nedensellik-uzerine-yeni-yaklasimlar-nedenselligin-zamansal-asimetrisi-619117">Zaman, entropi ve nedensellik üzerine yeni yaklaşımlar: &#8220;Nedenselliğin Zamansal Asimetrisi&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siber güvenlik şirketler için değer yaratıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siber-guvenlik-sirketler-icin-deger-yaratiyor-619075</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 07:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[değer]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[Siber Güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[şirket]]></category>
		<category><![CDATA[şirketler]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıyor]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619075</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde siber güvenlik ister büyük ister küçük ölçekli olsun her şirketin en stratejik adımları arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siber-guvenlik-sirketler-icin-deger-yaratiyor-619075">Siber güvenlik şirketler için değer yaratıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günümüzde siber güvenlik ister büyük ister küçük ölçekli olsun her şirketin en stratejik adımları arasında yer alıyor. Siber saldırılar, şirketlere  yol açtıkları mali zararların yanı sıra kurumlara itibar kayıpları da yaşatabiliyor.  Siber güvenlik şirketi ESET, şirketlerin görünmeyen stratejik gücü olan siber güvenliği mercek altına aldı. </strong></p>
<p>Küresel ekonomik belirsizlikler, jeopolitik gerilimler ve dijital dönüşüm baskısı altında işletmelerin karşılaştığı tehditler giderek artıyor. Siber güvenlik eskiye göre daha iyi anlaşılıyor olmasına karşın doğru adımlar zamanında atılmıyor.  Gobal Technology Industry Association (GTIA) verilerine göre, KOBİ’lerin yüzde 46’sı siber güvenliği “orta derecede önemli” olarak tanımlarken yüzde 12’si taktiksel bir araç olarak görüyor. Başka bir deyişle yangınların çıkmasını önlemek için önceden zaman ve bütçe ayrırmak yerine yangın söndürmeyle uğraşıyorlar. </p>
<p><strong>Veri ihlalinin gerçek maliyeti</strong></p>
<p>IBM’in 2025 Veri İhlali Maliyetleri Raporu’na göre bir ihlalin ortalama maliyeti 4,4 milyon dolar. Bu rakam, proaktif güvenlik yatırımlarının önemini bir kez daha ortaya koyuyor. ESET uzamanları  siber güvenlik yatırımları ile  şirketlerin fikri mülkiyetin ve rekabet avantajının korunmasında, yeni pazarlara açılma ve regülasyonlara uyum alanında; dijital dönüşüm projelerinin güvence altına alınmasında ve güvenli ürünlerle müşteri sadakati ve kârlılığın artırılmasında değer yaratabileceklerinin altını çiziyor. </p>
<p><strong>Görünmeyen ama kritik bir iş fonksiyonu</strong></p>
<p>Siber güvenlik, başarısının genellikle göze çarpmadığı birkaç iş fonksiyonundan biri konumunda. Teknik olayların iş krizlerine dönüşmesini önlemek için tasarlanan, görünüşte sıradan bir dizi süreç ve kontrolü yansıtıyor. Çalıştığında yüzeyde çok az değişiklik olur. Kuruluştaki herkes işini yapar. Yokluğunu ya da sorunları  herkes fark ediyor çünkü maliyetler hızla artıyor. Kesintileri önlemek hayati önem taşır ancak bunu yapmanın maliyetini diğer iş öncelikleriyle karşılaştırmak her zaman kolay değil. </p>
<p><strong>Tehdit küçük şirketler için daha büyük</strong></p>
<p>Kısıtlı bir güvenlik bütçesiyle idare eden  şirketteki yöneticiler, şimdiye kadarki harcamalarının yeterli olduğunu söyleyen deneyimlere sahip olabilir  ancak işinizin birkaç yıl boyunca zarar görmemesi, size gelecek yıl hakkında çok az şey söyler. Güvenlik genellikle istatistikçilerin &#8220;şişman kuyruk riski&#8221; olarak adlandırdığı şeyi içerir; her şey birdenbire ters gitmeye başlayana kadar her şeyin yolunda olduğu ancak o zaman zararın varoluşsal boyuta ulaşabileceği türden bir risk. Birçok tehdidin gelişmesi ve yasal gerekliliklerin sıkılaşmasıyla zaman içinde olasılıklar iyileşmez; aksine, daha da kötüleşir.Rakiplerin yapamadığı güvenli olmayan bir ortamda güvenli bir şekilde çalışmaya devam etme yeteneği, nadiren ölçülen veya tartışılan bir rekabet avantajıdır.</p>
<p>Yaşanan güvenlik gerçekliği, özellikle sürekli kaynak sıkıntısı çeken ve orantısız bir şekilde hedef alınan küçük kuruluşlar için genellikle zordur. Güvenlik uzmanlığı kolay elde edilemediğinden 7/24 şirket içi koruma sağlamak bu kuruluşlar için genellikle imkânsızdır. Bir saldırgan, bir şirketin ağında fark edilmeden ne kadar uzun süre faaliyet gösterirse o kadar uzağa ve derine inebilir, en değerli bilgileri çalabilir, yedeklemeleri bulabilir veya başka şekillerde en fazla zararı verecek şeyleri bulabilir.</p>
<p><strong>Kesintisiz iş hayatının arkasındaki görünmeyen güç</strong></p>
<p>Güvenlik harcamaları, çok görünür ve tatmin edici bir geri dönüşle sonuçlanmayabilir. Güvenlik, kesintisiz operasyonlara, müşteri güvenine ve yasal düzenlemelere uyuma katkıda bulunduğu için her kuruluşun temel stratejik hedefleri ve gereksinimleri ile uyumludur. Bu açıdan bakıldığında güvenlik ürün veya hizmet değil, çok ihtiyaç duyulan bir sonuçtur.  Kısa vadeli düşünmeyenler için güvenlik yatırımları kendilerini kat kat amorti eder. Güvenlik, kuruluşların büyümesini mümkün kılar çünkü satın aldıkları şey, büyük ölçekte faaliyet gösterme, yeni pazarlara girme ve kârlılığı artırma yeteneğidir. Hareket alanı satın alırlar. İleri görüşlü kuruluşlar için bu, olabildiğince cazip bir durumdur.</p>
<p>Şirketinizdeki herkes günlük rutinlerini sürdürebiliyorsa bunun nedeni siber güvenlik önlemlerinin  iyi alınmış olmasındadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siber-guvenlik-sirketler-icin-deger-yaratiyor-619075">Siber güvenlik şirketler için değer yaratıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İtfaiyecilerin ramazan geleneği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/itfaiyecilerin-ramazan-gelenegi-619063</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 07:29:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ekip]]></category>
		<category><![CDATA[geleneği]]></category>
		<category><![CDATA[görev]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[ihbar]]></category>
		<category><![CDATA[itfaiye]]></category>
		<category><![CDATA[Kimi]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[tfaiyecilerin]]></category>
		<category><![CDATA[yapıyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619063</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı’nda ekip ruhu yalnızca sahada değil, her alanda kendini gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/itfaiyecilerin-ramazan-gelenegi-619063">İtfaiyecilerin ramazan geleneği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı’nda ekip ruhu yalnızca sahada değil, her alanda kendini gösteriyor. Ramazan ayı nedeniyle kurulan iftar sofrası için kimi çorba yapıyor, kimi salata hazırlıyor. Birbirinden lezzetli yemekler, tüm ekibin katkısıyla hazırlanıyor. Ateş savaşçıları sofralarını imece usulü kurarken, bir ihbar geldiğinde ise tüm ekip tereddüt etmeden sofradan kalkıp göreve koşuyor.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı personeli, ramazan ayında iftar sofralarını dayanışma ve ekip ruhuyla hazırlıyor. İmece usulü kurulan sofrada kimi çorba pişiriyor, kimi salata doğuruyor, kimi de pilav yapıyor. Ateş savaşçıları bir yandan yemeklerini hazırlarken bir yandan da olası ihbarlara karşı her an tetikte bekliyor. Tüm ekibin katkısı ile iftar için hazırlanan sofrada hep birlikte dualar okunduktan sonra oruçlar açılıyor.</p>
<p><strong>Hiçbir özel an görevlerinin önüne geçemiyor</strong></p>
<p>Torbalı Çaybaşı İtfaiye Grubu’nda da itfaiye personeli bereketli ramazan sofralarında bir araya geliyor. Ancak hiçbir özel an onların görevinin önüne geçemiyor. Toplam 280 itfaiye personelinin görev yaptığı birimde ekipler iftar saatinde bile olası bir ihbara karşı tetikte bekliyor. Güney Bölge Amiri Türkay Kaptan İzmir İtfaiyesi’nin 7 gün 24 saat görev başında olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı olarak insanların canını ve malını korumak için çalışıyoruz. Ramazan ayında iftar anında bile vaka çıkabiliyor. Böyle anlarda ekiplerimiz bir dakika bile durmadan görevine koşuyor. Döndüklerinde iftarlarına devam ediyorlar. Açlık ya da susuzluk bizim için önemli değil. Önceliğimiz her zaman yurttaşların can güvenliği.”</p>
<p><strong>İhbar geldiğinde yemek tereddütsüzce bırakılıyor</strong></p>
<p>Güney Bölge Amirliği’nde İkinci Posta Gruplar Amiri olarak görev yapan Uğur Şahin ise bölgenin kırsal yapısı nedeniyle özellikle arazi ve ot yangınlarının sık yaşandığını belirtti. Şahin, “Ramazan ayında yemeklerimizi genellikle arkadaşlarla imece usulü yapıyoruz. Ancak yemek sırasında vaka geldiğinde herkes yemeğini bırakıp araçlara koşuyor. Bir dakika içerisinde tüm personel hazırlanıp araçlara biniyor ve çıkış yapıyoruz. Bizim için önce can ve mal kurtarmak geliyor” diye konuştu.</p>
<p>14 yıldır görev yapan İtfaiye Çavuşu Uğur Ayvaz’ın elinin lezzeti, ekip arkadaşları arasında dillere destan. Ayvaz, iftar için herkesin yemek yaptığını, kim ne isterse onu hazırladığını belirtti.</p>
<p><strong>Görev bitince oruçlar açılıyor</strong></p>
<p>19 yıllık itfaiye eri Ramazan Karakoç, görev sırasında iftar saatine denk gelen vakaların sık yaşandığını belirterek şunları söyledi: “Benim gibi birçok arkadaşım oruçlu. Hepimiz 24 saat görev başındayız. İzmir’de milyonlarca insanın canına ve malına zarar gelmesin diye tetikte bekliyoruz. Bazen ihbarlar tam iftar saatine denk geliyor. Olaya gittiğimiz zaman önceliğimiz yangını söndürmek ve yurttaşların canını kurtarmak oluyor. Önce işimizi yapıyoruz, ardından su veya ayran ile iftarımızı açıyoruz. Yangını tamamen kontrol altına aldığımızda grubumuza dönerek yemeğimizi yiyoruz.”</p>
<p><strong>“Açlık ve susuzluğu düşünmüyoruz”</strong></p>
<p>9 ay önce göreve başlayan itfaiye eri Gül Akın ise görev sırasında açlık ve susuzluğu düşünmediklerini ifade ederek şöyle konuştu: “Bizim özel günlerimiz, bayramlarımız olmuyor. Her zaman görevimizin başındayız. Birinin canının yanmaması, kimsenin burnunun kanamaması için elimizden geleni yapıyoruz. İftar yapmadan yangına ya da başka bir olaya gittiğimiz zaman o an aklıma ne açlık ne de susuzluk geliyor. Aklımdaki tek şey tehlikede olan insanlar oluyor.”</p>
<p><strong>Hazırlanan yemekler ekibin beğenisini topladı</strong></p>
<p>İki yıldır itfaiye eri olarak görev yapan Batuhan Olgun da ramazan ayında yemeklerini çoğu zaman kendilerinin hazırladığını belirterek, “Burada yemeğimizi kendimiz hazırlıyoruz ya da bazen dışarıdan alıyoruz. Güzel yemekler yapıyoruz ama vaka geldiğinde her şeyi bırakıp göreve koşuyoruz. Çünkü önceliğimiz bu. Bugün yaptığımız yemekler ve özellikle çorba çok güzeldi” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/itfaiyecilerin-ramazan-gelenegi-619063">İtfaiyecilerin ramazan geleneği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Longines, Dünya Kadınlar Günü&#8217;nü zarafet ve ilhamla kutladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/longines-dunya-kadinlar-gununu-zarafet-ve-ilhamla-kutladi-619042</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:08:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[ilhamla]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[longines]]></category>
		<category><![CDATA[marka]]></category>
		<category><![CDATA[nü]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zarafet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619042</guid>

					<description><![CDATA[<p>İsviçreli lüks saat markası Longines, marka dostları ile Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/longines-dunya-kadinlar-gununu-zarafet-ve-ilhamla-kutladi-619042">Longines, Dünya Kadınlar Günü&#8217;nü zarafet ve ilhamla kutladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>İsviçreli lüks saat markası Longines, marka dostları ile Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı </b></p>
<p>İsviçreli lüks saat markası Longines, Dünya Kadınlar Günü’nü marka dostlarının katılımıyla düzenlenen özel bir davette kutladı. La Scarpetta Etiler’de gerçekleşen davette konuklar, Longines’in zarafet ve cesaretle şekillenen köklü mirasını ve markanın tarihine ilham veren öncü kadınların hikâyelerini dinleme fırsatı buldu.</p>
<p>“Zarafet bir duruştur” mottosundan ilham alan davetin dekorasyonu, markanın doğduğu İsviçre’nin Saint-Imier kasabasının dağ çiçeklerini çağrıştıran detaylarla hazırlandı. Renkli ve zarif atmosferiyle dikkat çeken etkinlikte davetliler, Longines’in tarih boyunca sınırları zorlayan kadınlarla kurduğu güçlü bağı keşfetti. Havacılık tarihine damga vuran Amelia Earhart, Amy Johnson ve Jacqueline Cochran gibi öncü kadınlar; cesaretleri ve kararlılıklarıyla markanın mirasında önemli bir yer tutuyor.</p>
<p>Etkinlik kapsamında Live to Bloom platformunun kurucusu Ceren Ceylan Ertaç’ın moderatörlüğünde “Zamana Yön Veren Kadınlar” başlıklı ilham verici bir panel de gerçekleştirildi. Panelde zamanın yalnızca ölçülen değil, aynı zamanda yaşanan ve anlam kazanan bir kavram olduğu vurgulandı. Sağlık, spor ve strateji gibi farklı disiplinlerden gelen konuşmacılar; zaman algısı, kararlılık, liderlik ve sınırları aşma deneyimleri üzerine samimi paylaşımlarda bulunarak kendi yolculuklarını ve deneyimlerini katılımcılarla paylaştı.</p>
<p>Longines Türkiye Ülke Müdürü Özlem Kıroğlu Geylan ev sahipliğinde gerçekleşen davete basın, cemiyet ve iş dünyasından birçok isim katıldı. Kadınlar Günü’ne özel bir konuşma yapan Özlem Kıroğlu Geylan şunları söyledi:</p>
<p>“Longines’in tarihinde kadınların her zaman özel bir yeri oldu. Sınırları zorlayan, kendi yolunu cesaretle çizen öncü kadınların hikâyeleri markamızın ilham kaynaklarından biri. Longines gibi kadınların zarafetini, cesaretini ve kararlılığını kutlayan uluslararası bir markanın parçası olmaktan büyük bir gurur duyuyorum.”</p>
<p>Köklü geçmişi, üstün İsviçre saatçiliği ve kusursuz zanaatkârlığıyla bilinen Longines, Türkiye’de Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi ve Galataport Paket Postanesi’nde bulunan iki butiğiyle saat tutkunlarını zamansız tasarımlarıyla buluşturmaya devam ediyor.</p>
<p><i>Longines, 1832’den beri İsviçre’nin Saint-Imier kentinde faaliyet göstermektedir. Saat işçiliğindeki uzmanlığı, geleneğe, zarafete ve performansa olan güçlü bağlılığını yansıtır. Çok uzun yıllardır dünya şampiyonalarının resmi zaman tutucusu olan ve uluslararası spor federasyonlarıyla işbirlikleri gerçekleştiren Longines, spor dünyasıyla uzun yıllara dayanan sağlam ve uzun soluklu ilişkiler kurmuştur. Saatlerinin zarafetiyle tanınan Longines, dünyanın önde gelen saat üreticisi The Swatch Group ailesinin bir üyesidir. Kanatlı kum saati logosu taşıyan Longines’in 150’yi aşkın ülkede satış noktaları bulunmaktadır.</i></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/longines-dunya-kadinlar-gununu-zarafet-ve-ilhamla-kutladi-619042">Longines, Dünya Kadınlar Günü&#8217;nü zarafet ve ilhamla kutladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlar iş hayatında hâlâ cam tavanla karşılaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlar-is-hayatinda-hala-cam-tavanla-karsilasiyor-618418</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 11:53:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[cam]]></category>
		<category><![CDATA[hala]]></category>
		<category><![CDATA[hayatında]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların]]></category>
		<category><![CDATA[karşılaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[kurum]]></category>
		<category><![CDATA[tavanla]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yapısal]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618418</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde kadınların iş gücüne katılımlarının artmasına karşın üst düzey yönetim pozisyonlarında temsillerinin hâlâ sınırlı olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi, İş ve Örgüt Psikoloğu Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, “Araştırmalar, uzaktan ve hibrit çalışma modellerinin bazı durumlarda kadınların görünürlüğünü ve terfi fırsatlarını azaltabildiğini gösteriyor” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlar-is-hayatinda-hala-cam-tavanla-karsilasiyor-618418">Kadınlar iş hayatında hâlâ cam tavanla karşılaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Günümüzde kadınların iş gücüne katılımlarının artmasına karşın üst düzey yönetim pozisyonlarında temsillerinin hâlâ sınırlı olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi, İş ve Örgüt Psikoloğu Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, “Araştırmalar, uzaktan ve hibrit çalışma modellerinin bazı durumlarda kadınların görünürlüğünü ve terfi fırsatlarını azaltabildiğini gösteriyor” dedi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi, İş ve Örgüt Psikoloğu Ülfet Uzunkoca, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede kadınların iş hayatında karşılaştığı engelleri ve çözüm önerilerini ele aldı. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yapısal faktörler engel oluyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kadınların iş gücüne katılımının, dünya genelinde artmasına rağmen üst düzey yönetim ve karar alma mekanizmalarında temsillerinin hâlâ sınırlı düzeyde kaldığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, “Bu durum bireysel yetersizliklerden değil, toplumsal cinsiyet rolleri, bakım sorumluluklarının büyük ölçüde kadınlara yüklenmesi, liderliğin erkeklikle ilişkilendirilmesi ve kurum kültürlerinde yerleşmiş stereotipler gibi çok katmanlı yapısal faktörlerden kaynaklanıyor. Dolayısıyla mesele bireysel kapasite değil; kariyer yolu, destek mekanizmaları ve kurumsal pratikler içinde yeniden üretilen yapısal engellerdir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yeni bir yapısal engel: “Esneklik Damgalaması”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Son yıllarda yaygınlaşan uzaktan ve hibrit çalışma modellerinin kadınlar açısından yeni bir risk alanı yaratabildiğine dikkat çeken Uzunkoca, bu durumun literatürde <b>“</b>esneklik damgalaması” olarak tanımlandığını ifade etti. Dr. Öğr. Üyesi Uzunkoca, “Bu olgu, esnek çalışma düzenlerinden yararlanan çalışanların işlerine daha az bağlı ya da daha düşük performanslı olduğu yönündeki temelsiz varsayımlara dayanıyor. McKinsey &#038; Company tarafından yayımlanan 2025 verilerine göre uzaktan çalışan kadınların, ağırlıklı olarak ofiste çalışan kadınlara kıyasla kariyerlerini destekleyen ve onları terfi fırsatları için öneren kıdemli yöneticilerle daha az temas kurabildiği ve son iki yıl içinde terfi edilme olasılıklarının daha düşük olduğu görülüyor. Erkek çalışanlarda ise çalışma mekânına bağlı olarak benzer bir fark gözlenmiyor” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ofisten çalışanlara oranla terfi olasılığı 1,5 kat daha düşük</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Uzunkoca, özellikle kariyerin erken dönemlerinde uzaktan çalışan kadınların terfi olasılığının ofisten çalışan kadınlara kıyasla yaklaşık 1,5 kat daha düşük olduğunu belirterek “Bu durum evden çalışmanın bazı kadınlar için yalnızca esneklik sağlamadığını, aynı zamanda görünürlük ve ilerleme fırsatlarını sınırlayan yapısal bir bariyere dönüşebildiğini gösteriyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Türkiye’de kadınların yönetim kurulu temsili yüzde 19,4 seviyesinde</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kadınların yönetim kurullarındaki temsiline ilişkin uygulamaların ülkeler arasında farklılaştığını belirten Uzunkoca, bazı ülkelerde bağlayıcı hedefler uygulanırken bazı ülkelerde gönüllü hedeflerin tercih edildiğini ifade etti. Dr. Öğr. Üyesi Uzunkoca, şu bilgileri verdi: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Avrupa Birliği, borsaya kote şirketlerde 2026 yılına kadar icracı olmayan üyelerde yüzde 40, tüm üyeler dahil edildiğinde yüzde 33 kadın temsilini hedefleyen bağlayıcı bir düzenleme kabul etmiş durumda. Buna karşılık Türkiye’de zorunlu bir kota bulunmuyor. Sermaye Piyasası Kurulu tarafından önerilen gönüllü yüzde 25 hedefe rağmen BIST şirketlerinde kadınların yönetim kurulu temsili yaklaşık yüzde 19,4 seviyesinde bulunuyor.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uzunkoca, bu tablonun temsilin “doğal akış içinde” kendiliğinden dengelenmediğini ve bazı durumlarda yapısal politika araçlarının gerekli olduğunu gösterdiğini vurguladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Cam tavanın aşılması için kurumsal dönüşüm gerekli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Cam tavanın yalnızca bireysel bir kariyer sorunu değil; kurumların ilerleme mekanizmaları içinde yeniden üretilen çok katmanlı bir yapısal engeller bütünü olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Uzunkoca, bu nedenle çözümün yalnızca kadınların daha fazla çaba göstermesine indirgenemeyeceğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Kurumsal düzeyde yapılması gerekenlere değinen Dr. Öğr. Üyesi Uzunkoca, “Yönetim kurulu ve üst yönetim için belirlenen temsil hedefleri, şeffaf biçimde izlenmeli. Atama ve terfi süreçlerinde açık ve ölçülebilir kriterlerin tanımlanması gerekir. Karar vericilerin temsil ve ilerleme konusunda hesap verebilir kılınması ve kurum içinde sistematik mentorluk ve sponsorluk mekanizmalarının kurulması da alınacak tedbirler arasında sayılabilir” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Psikolojik etkilerden korunmak için öneriler</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Cam tavanın yalnızca kariyer ilerleyişini değil, aynı zamanda kadınların motivasyonunu, öz yeterlilik algısını ve kurumlara bağlılığını da etkileyebildiğini belirten Uzunkoca, psikolojik olarak korunmak için bazı stratejilerin önemli olduğunu vurguladı ve bunları şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bu stratejilerin başında görünürlük geliyor</span></span></span></b><span><span><span>: Birçok kadın “iyi iş yaparsam fark edilirim” düşüncesiyle geri planda kalabiliyor. Literatürde “Tiara Sendromu” olarak tanımlanan bu durum zamanla motivasyon kaybına yol açabilmektedir. Bu nedenle katkıların yalnızca çaba üzerinden değil, üretilen somut sonuçlar üzerinden ifade edilmesi önemlidir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bir diğer önemli unsur ise</span></span></span></b><span><span><span> <b>sosyal sermaye ve ilişki ağları: </b>Üst yönetim kademelerine çıkış, çoğu zaman resmi ilanlardan değil, informel ağlar ve ortak projeler üzerinden gerçekleşmektedir. Kurum içinde farklı departmanlarla iş birliği kurmak bu anlamda çok önemli bir diğer unsurdur.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Cam uçuruma dikkat! </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, ayrıca kadınlara sunulan liderlik fırsatlarının bazen yüksek riskli dönemlerde ortaya çıkabildiğini belirterek literatürde “cam uçurum” olarak adlandırılan bu durumun dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Bu nedenle kadınların kendilerine sunulan liderlik rollerini yalnızca “yükselme” başlığı altında değil, gerekli kaynak ve yetkilerin sağlanıp sağlanmadığını da dikkate alarak değerlendirmeleri gerektiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Cam tavanı kırmak yalnızca yukarı bakmak değildir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, tüm bireysel stratejilere rağmen kurum kültürünün belirleyici bir rol oynamaya devam ettiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span>“Eğer bir organizasyonun kültürü kapsayıcılığa dirençliyse ve ilerleme sürekli bireysel bedeller gerektiriyorsa, cam tavanı kırmak her zaman içeriden mücadele etmek anlamına gelmez. Kadın liderliğinin desteklendiği bir kuruma geçiş yapmak vazgeçmek değil, bilinçli bir yön değişimidir. Cam tavanı aşmak yalnızca yukarı doğru ilerlemekle ilgili değildir; aynı zamanda sosyal ve psikolojik kaynakları doğru yönetmek ve kariyer yolunu bilinçli biçimde şekillendirmekle ilgilidir.”</span></span></span></p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlar-is-hayatinda-hala-cam-tavanla-karsilasiyor-618418">Kadınlar iş hayatında hâlâ cam tavanla karşılaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oyuncu Zeynep Özyağcılar ile 8 Mart&#8217;a özel söyleşi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/oyuncu-zeynep-ozyagcilar-ile-8-marta-ozel-soylesi-618394</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 08:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Şey]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[mart]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncu]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[özyağcılar]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zeynep]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Özyağcılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618394</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi ile NPİSTANBUL Hastanesi tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında özel bir söyleşi programı gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oyuncu-zeynep-ozyagcilar-ile-8-marta-ozel-soylesi-618394">Oyuncu Zeynep Özyağcılar ile 8 Mart&#8217;a özel söyleşi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi ile NPİSTANBUL Hastanesi tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında özel bir söyleşi programı gerçekleştirildi. Söyleşide oyuncu Zeynep Özyağcılar,<strong> </strong>Üsküdar Üniversitesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda öğrencilerle bir araya geldi. “Beklentileri Değil, Kendini Seç” başlığıyla gerçekleştirilen söyleşinin moderatörlüğünü NPİSTANBUL Hastanesi’nden Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy üstlendi.</p>
<p><strong>Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy: “Kendini seçmek çoğu zaman cesur bir karar, bazen bir dönüm noktası” </strong></p>
<p>Kadınların yaşam yolculuğunda kendi değerlerini keşfetmeleri, toplumsal beklentiler karşısında öz benliklerini koruyabilmeleri ve psikolojik dayanıklılıklarını güçlendirebilmeleri gibi önemli başlıkların ele alındığı program, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel anlamlı bir buluşma niteliği taşıdı.</p>
<p>8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle anlamlı bir motto çerçevesinde bir araya gelindiğine vurgu yapan Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Hayatımız boyunca çoğu zaman başkalarının bizden ne beklediğini duyarız. Nasıl görünmemiz gerektiğini, nasıl konuşmamız gerektiğini, hangi rollere sığmamız gerektiğini&#8230; İyi bir evlat, mükemmel bir eş, başarılı bir kadın, başarılı bir çalışan gibi birçok roller beklenir bizden. Peki ya biz? Biz ne istiyoruz? Gerçekten kimi seçiyoruz? Kendini seçmek çoğu zaman cesur bir karar, bazen bir dönüm noktası, bazen insanın kendi iç sesiyle yeniden tanışmasıdır. Bugün bu yolculuğu birlikte düşünmek, birlikte konuşmak için buradayız.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zeynep Özyağcılar: “Her şey ‘yapamazsın’ denildiği zaman başlıyor”</strong></p>
<p>Canlandırdığı karakterler aracılığıyla kadının kırılganlığını, gücünü, çelişkilerini ve dönüşümünü görünür kılan oyuncu Zeynep Özyağcılar, rollerin arkasındaki gerçek kadını, beklentilerle kurulan ilişkiyi, cesareti, seçimleri ve ‘kendin olma’ yolculuğunu dinleyenlerle paylaştı.</p>
<p>Hep kadına dair konuşmaktan, kadınlara dair üretmekten hiçbir zaman vazgeçmediğini ifade eden Özyağcılar, “Ve bunu çok kıymetli buluyorum. Cinsiyet ayrımı tabii ki gözetmiyorum ama birazcık daha konuşulmamış konuları, anlatılmamış, pek anlatılmaya değer bulunmayan kadın hikayelerinin aslında kıymetini paylaşmaktan çok keyif alıyorum.” dedi. </p>
<p>Her şeyin ‘yapamazsın’ denildiği zaman başladığını düşündüğünü ifade eden Özyağcılar, şunları söyledi:</p>
<p>“Bir kadın olarak bir şeye giriştiğin zaman, sıfırdan bir şey yaptığın zaman, hiçbir zaman aksi olmadı. Ne zaman ki herkese rağmen bir şeyler üretmeye ve kendi iç sesimi duymaya başladım ondan sonra güzellikler gelmeye başladı.”</p>
<p><strong>“Kendimiz olmaktan utanır olduk”   </strong></p>
<p>Sanatın ve tiyatronun kişisel gücünün gelişmesine çok katkı sağladığını aktaran Zeynep Özyağcılar, “Tiyatro aslında insanı anlamakla ilgili. Sevgili Yıldız Kenter’in dediği gibi; ‘yüceliklerimizi ve cüceliklerimizi&#8230;’, ilk önce onlarla yüzleşmekle başlıyor. Gerçek kılabilmek için oynadığımız karakterin ilk önce bir içini arıyoruz; kötülüklerini, sırlarını, travmalarını kurcalıyoruz. Bir insanın tiyatrocu ya da oyuncu olması gerekmiyor, herkesin oyunculuk eğitimi alması gerektiğini düşünüyorum. Kendini tanıması, doğru ifade edebilmesi, diyalog kurabilmesi ve o özgüven için.” dedi.</p>
<p>Toplumun kadına dayattığı ‘başarı’ ve ‘güzellik’ gibi kavramlara değinen Özyağcılar, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kendimiz olmaktan utanır olduk. Yüzümüzdeki her çizgiden, saçımızdaki her beyaz telden her an birileri bizi yargılıyormuş gibi inanılmaz bir baskı var ve gerçekten oyuna geliyoruz. Biz böyle değildik, bence daha da güzeldik. Ben biraz bunlara karşı duran biriyim. Mesela inat olsun diye hiç saçımı boyamıyorum ben, sırf onlar gibi olmayacağım diye. </p>
<p>Doğal olan her şeyin çok daha güzel olduğunu ve bunun desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Sağlıklı olmak başka bir şey. İyi hissetmek için spor yapmak, güçlü olmak, esnek olmak için çabaların hepsine varım. Etrafımda kadınların aşırı müdahalelerle kendilerine ne kadar kötülük yaptıklarını görüyorum ve çok üzülüyorum. Bazıları çok da güzel oluyor ama o ‘beğenmediği kız’ hala içinde. Onu iyileştirmek için hiçbir şey yapmıyor.”</p>
<p><strong>“Güç, inanarak söylenen tek bir cümledir” </strong></p>
<p>Hayat yolculuğunda sevdiği yerde sevdiği işi yapma fırsatı yakaladığını aktaran Zeynep Özyağcılar, dinleyicilere mutluluk için beden ve zihnin aynı anda çalıştığı aktiviteleri yapmaları tavsiyesinde bulundu.</p>
<p>Özyağcılar, “Hani ‘kan ter gözyaşı’ diyorlar ya, ben kan ter gözyaşının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Her ne yaparsak yapalım, mesleğimiz ne olursa olsun, ter damlayacak arkadaşlar. Bu fit olmak, genç kalmak için değil; beynimizi korumak için, hayatla daha iyi mücadele edebilmek, daha rahat dayanabilmek için bizim bu teri dökmeye ihtiyacımız var.” dedi. </p>
<p>‘Güçlü kadın’ imajının da toplumda yanlış lanse edildiğine değinen Özyağcılar, “Özellikle dizilerde ağanın annesi olan, kötülük yapan ya da kötülük yapma gücü olan, zengin olan, istediğini yapabilen, dominant olan kadın karakterler ‘güçlü’ olarak gösteriliyor. Bize bu öğretilmeye çalışılıyor. Güç böyle bir şey değil. Asla değil. Bu tamamıyla bir yanılgı. Bu oyunlara gelmememiz lazım. Güç, ölçülü olmakla ilgili. Küçücük bir harekettir güç. Güç, senin inanarak söylediğin tek bir cümledir. Bağırmaya ihtiyacın yok.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Söyleşinin sonunda ‘Pazar Yakınmaları’ adlı kitabının yakında çıkacağı müjdesini veren Zeynep Özyağcılar, etkinliğe katılan öğrenciler arasından 4 kişiye “En Güzel Parçam” tiyatro oyunu için çift kişilik bilet hediye etti. Ayrıca söyleşi sponsoru Maruderm, etkinliğe katılanlara sürpriz hediyeler sundu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oyuncu-zeynep-ozyagcilar-ile-8-marta-ozel-soylesi-618394">Oyuncu Zeynep Özyağcılar ile 8 Mart&#8217;a özel söyleşi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günde 50-100 tel saç kaybı normal</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunde-50-100-tel-sac-kaybi-normal-617877</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 12:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diker]]></category>
		<category><![CDATA[Dökülme]]></category>
		<category><![CDATA[günde]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[normal]]></category>
		<category><![CDATA[saç]]></category>
		<category><![CDATA[Saç Dökülmesi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tel]]></category>
		<category><![CDATA[ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617877</guid>

					<description><![CDATA[<p>Duşta ele gelen saçlar, yastıkta kalan teller, aynada fark edilen seyrelmeler… Saç dökülmesi, kadın erkek fark etmeksizin birçok kişiyi etkileyen yaygın bir durum.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunde-50-100-tel-sac-kaybi-normal-617877">Günde 50-100 tel saç kaybı normal</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Duşta ele gelen saçlar, yastıkta kalan teller, aynada fark edilen seyrelmeler… Saç dökülmesi, kadın erkek fark etmeksizin birçok kişiyi etkileyen yaygın bir durum. Çoğu zaman mevsimsel ve geçici olsa da bazen hormonal değişimlerin, vitamin eksikliklerinin, bağışıklık sistemi hastalıklarının ya da yoğun stresin işareti olabiliyor. Saç kaybının genellikle paniğe yol açtığını belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Hicran Ercan Diker, “Saç dökülmesi ilk etapta ciddi bir hastalığı düşündürmez ancak uzun sürüyor, giderek artıyor ve belirgin incelme ya da açılma görülüyorsa bir dermatoloji uzmanına başvurmak önemli” dedi.</strong></p>
<p>Saçın doğal bir büyüme döngüsü var. Tellerin yaklaşık yüzde 85–90’ı 2–6 yıl sürebilen aktif büyüme evresindeyken yüzde 10–15’i dinlenme ve dökülme aşamasındadır. Bu nedenle günde 50-100 tel saç kaybının fizyolojik olarak normal kabul edildiğinin altını çizen Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Hicran Ercan Diker, “Mevsim geçişlerinde, özellikle ilkbahar ve sonbaharda dökülme artabilir ancak saç çizgisinde belirgin bir açılma olmaz. Genellikle birkaç ay içinde dökülme kendiliğinden azalır ve yeni saç çıkışı görülür yani saçın kalınlığı ve hacminde ciddi bir değişiklik yaşanmaz. Buna karşılık günlük dökülmenin belirgin şekilde artması, saç ayrımının genişlemesi, tepe ya da şakaklarda gözle görülür seyrelme, saçın incelip hacmini kaybetmesi ve kaş, kirpik ya da vücut kıllarında azalma varsa bir uzmana başvurmak faydalı olur” dedi.</p>
<p><strong>Kadınlarda seyrelme, erkeklerde saç çizgisi gerilemesi</strong></p>
<p>Erkeklerde en sık görülen saç dökülmesi tipinin genetik yatkınlıkla ilişkili olduğunu ve halk arasında erkek tipi dökülme olarak bilindiğini açıklayan Dr. Hicran Ercan Diker, “Bu tip genellikle 20’li ve 30’lu yaşlarda başlar. Saç çizgisi şakaklardan geriye doğru çekilir ya da tepe bölgesinde açılma olur. Çoğu erkekte ailede benzer bir öykü bulunur. Kadınlarda ise dökülme daha çok saçın genelinde seyrelme şeklinde görülür. Ön saç çizgisi çoğu zaman korunur ancak tepe bölgesinde hacim azalması fark edilebilir. Doğum ve emzirme dönemi, menopoz ve diğer hormonal değişimler, yoğun âdet kanamalarına bağlı demir eksikliği ile B12 ve D vitamini eksiklikleri kadınlarda sık karşılaşılan nedenler arasındadır. Uykusuzluk, yoğun stres, hızlı kilo kaybı ve şok diyetler de saç dökülmesini artırabilir” dedi.</p>
<p><strong>Demir, çinko, B12, folik asit ve D vitamini saç sağlığında etkili </strong></p>
<p>Stres, yetersiz beslenme ve bazı kronik hastalıkların, saç köklerinin büyüme sürecini etkileyebileceğinden bahseden Dr. Diker, “Özellikle ani stres, enfeksiyon, ameliyat ya da ağır bir hastalık sonrasında saçlar normalden daha erken dinlenme dönemine geçebilir ve buna bağlı olarak ani ve yaygın dökülme görülebilir. Beslenme eksiklikleri ve emilim sorunları da bu süreci etkiler. Demir, çinko, protein, B12, folik asit ve D vitamini eksiklikleri saçın sağlıklı uzamasını zorlaştırabilir. Diyabet, tiroit hastalıkları ve bağışıklık sistemiyle ilişkili bazı hastalıklar da saçın büyüme döngüsünü bozarak dökülmeye yol açabilir” dedi.</p>
<p><strong>Saç dökülmesinin altında yatan sebepler araştırılır </strong></p>
<p>Özellikle doğum ya da bir enfeksiyon ardından başlayan geçici saç dökülmeleri hastaları çok endişelendirebiliyor. Bu tip dökülmelerin çoğu zaman altı ila dokuz ay içinde kendiliğinden toparladığını vurgulayan Dr. Diker, “Bu süreçte yapılan en büyük hatalardan biri kontrolsüz vitamin ve takviye kullanımı. Çünkü her saç dökülmesi vitamin eksikliğine bağlı değildir ve bilinçsizce kullanılan ürünler tam tersi şekilde zarar verebilir. Tedavide öncelikle altta yatan neden araştırılır, gerçekten bir vitamin ya da mineral eksikliği saptanırsa buna yönelik takviye planlanır, sistemik bir hastalık varsa ilgili branşlarla birlikte yönetilir. Gerekli durumlarda mezoterapi, PRP ya da lazer destekli uygulamalar da değerlendirilebilir. Hangi yöntemin uygun olacağı ise yapılan incelemeler ve muayene bulgularına göre belirlenir” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Muayenede saç çekme testi yapılıyor </strong></p>
<p>Saç dökülmesi tanısında, hasta öyküsünün ayrıntılı dinlenmesinin çok kıymetli olduğunu dile getiren Dr. Diker, “Dökülmenin ne zaman başladığı, artıp artmadığı, ailede benzer bir durum olup olmadığı ve eşlik eden hastalıklar sorgulanır. Muayenede saç çekme testi yapılarak her çekişte ele gelen saç sayısına bakılır. Gerekli görüldüğünde hemogram, vücudun demir deposunu gösteren Ferritin değeri, B12, folik asit, D vitamini ve tiroit hormonları gibi kan testleri istenir. Saçta yuvarlak açılmalar, kaş ya da kirpik kaybı veya ek bir sorun varsa farklı cilt hastalıkları da değerlendirilir” dedi.</p>
<p><strong>Saç bakım ürünlerinin içeriğine dikkat edilmeli</strong></p>
<p>Saç dökülmesini azaltmak için dengeli beslenmenin ve yeterli protein alımının önemli olduğunu vurgulayan Diker, “Vitamin ve mineral dengesini korumak için gerekli durumlarda diyetisyen desteği alınabilir. Aynı zamanda kozmetik ürün seçiminde de bilinçli davranılmalı. Kuaför ya da kozmetik mağazalarında tavsiye edilen ürünler yerine, dermatologların önerdiği ve belirtilen süre boyunca kullanılan ürünler daha güvenli bir alternatif sunar. İçeriği bilinmeyen ürünler saç derisinde hassasiyete yol açabilir ve dökülmeyi artırabilir” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunde-50-100-tel-sac-kaybi-normal-617877">Günde 50-100 tel saç kaybı normal</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-antidepresan-kullanimi-depresyon-artis-hizindan-daha-hizli-yukseliyor-617190</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 08:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[depresif]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonun]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617190</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, depresyonun nedenleri ve çözüm yolları konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-antidepresan-kullanimi-depresyon-artis-hizindan-daha-hizli-yukseliyor-617190">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, depresyonun nedenleri ve çözüm yolları konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Toplumun yaklaşık yüzde 50’sinde depresif ruh hali vardır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, depresyonu değerlendirirken öncelikle depresif hissetmenin herkes için doğal bir deneyim olduğunun altını çizerek, “Moral bozukluğu dediğimiz depresif ruh hali zaman zaman herkeste olur. Bu bazen birkaç saat sürer, bazen kaygıyla birlikte yaşanır. Depresyon dediğimiz çökkünlük hâlinin birçok alt tipi var. Bir şeyden zevk alamama, hüzün, elem, keder gibi duygular bu hâlin temelini oluşturur. Toplumun yaklaşık yüzde 50’sinde depresif ruh hali vardır.” dedi.</p>
<p><strong>Üç gün sürerse minör, 15 günü aşarsa majör depresyon</strong></p>
<p>Depresyonun süresinin klinik değerlendirmede kritik olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Üç gün süren çökkünlük minör depresyon olarak tanımlanır. Eğer 15 günü geçer ve devamlılık gösterirse majör depresyon kabul edilir. Eğer bu ruh hali kronikleşirse distimi adını verdiğimiz daha hafif ama uzun süreli depresyon türüyle karşı karşıya kalırız.” diye konuştu.</p>
<p>Distimide kişide sürekli bir çökkünlük hâli bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Siklotimi ise kişinin bir dönem depresif, bir dönem aşırı neşeli olmasıyla karakterize ediliyor. Sabah çocuğunu sevgiyle kucaklayıp öğleden sonra ‘Seni neden doğurdum?’ diyebilecek kadar değişken ruh hâli gösterebilen kişiler, borderline kişilik örüntüsünde görülebiliyor. Anksiyete bozuklukları çoğu zaman moral bozukluğu olarak algılansa da depresyonun temelinde çökkünlük hissi yer alıyor.” ifadesinde bulundu. </p>
<p><strong>Antidepresan kullanımındaki artış depresyonun arttığı anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, klasik anlamda majör depresyonun oranının dünya literatüründe yüzde 17 civarında olduğuna işaret ederek, “Ancak antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor. Birçok kişi antidepresanı farklı gerekçelerle kullanıyor. Antidepresan kullanımındaki artış depresyonun arttığı anlamına gelmiyor. Günümüzde fizik tedavi uzmanlarından dahiliyecilere kadar birçok branş hekimi antidepresan reçete ediyor. Kalp rahatsızlığı geçiren bir hastaya dahi çoğu zaman hemen antidepresan yazılabiliyor. Kullanım son 10 yılda kutu bazında yüzde 50’nin üzerinde artmış durumda. Bu artış küresel ölçekte gözlenirken Türkiye’de çok daha hızlı ilerliyor.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Örtülü depresyon mide-bağırsak sorunları, fibromiyalji, omuz–boyun–bel ağrılarıyla görülüyor</strong></p>
<p>Depresyonun farklı biçimleri bulunduğunu, örtülü (maskeli) depresyonun en dikkat çekici olanlardan biri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişi depresyonda olduğunun farkında olmuyor; yakın çevresi tarafından da anlaşılmayabiliyor. Belirtiler çoğu zaman mide-bağırsak sorunları, fibromiyalji, omuz–boyun–bel ağrıları gibi fiziksel şikâyetlerle kendini gösteriyor. Kronik strese bağlı gelişen bu psiko-fizyolojik tablolar antidepresan kullanımına yönlendiriyor. Bağırsak–beyin aksı depresyonun oluşumunda kritik bir role sahip. Serotoninin hammaddeleri bağırsakta üretiliyor; faydalı bakteriler bu süreçte belirleyici. Bağırsak mikrobiyotasındaki bozulma depresyonu tetikleyebiliyor. Farelerle yapılan deneylerde, depresyondaki bir insanın bağırsak mikrobiyotasının aktarılmasıyla hayvanlarda depresif davranış modellerinin oluştuğu gözlemlenmiş durumda. Yani bağırsak sağlığı ile duygu durum arasındaki ilişki artık bilimsel olarak net biçimde ortaya konuluyor. Bu nedenle bazı hastalar dahiliyeye başvurduğunda antidepresan tedavisinden fayda gördüklerini ifade ediyor ve hekimler de benzer şikâyetlerde antidepresan reçete etmeye devam ediyor.”</p>
<p>Antidepresanların beyindeki ağlama devresini bloke edebildiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “İçiniz ağlar ama gözünüzden yaş gelmez. Bu nedenle herkese rastgele verilmemesi gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aynı olayı yaşayan herkes aynı şekilde depresyona girmiyor</strong></p>
<p>Depresyonun hafif türlerinin çoğu zaman psikoterapiyle iyileşebildiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Beslenme bozukluklarının düzeltilmesi ve beslenme psikiyatrisi kapsamında yapılan düzenlemeler de depresif belirtileri azaltabilir. Bu nedenle depresyon belirtileri görülür görülmez hemen ilaç başlamak doğru değildir; belirtilerin süresi mutlaka değerlendirilmelidir. Kişinin ne zamandır depresif hissettiği tanıda kritik öneme sahiptir. Bazı kişiler genetik olarak depresyona daha yatkındır. Bu kişiler küçük streslerle bile depresyona girebilir. Bu nedenle depresyon tedavisine direnç gösteren vakalarda genetik analiz yapılır; kişilerin depresyon yatkınlığı bu genler üzerinden değerlendirilir. Aynı olayı yaşayan herkesin aynı şekilde depresyona girmemesinin nedeni de budur. Kimileri depresyonu açık ve belirgin şekilde yaşarken, kimileri örtülü şekilde yaşayabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Konformizm mi antidepresan kullanımını artırdı?</strong></p>
<p>Depresyonu tetikleyen nedenlerin çeşitli olduğunu, travmatik yaşantılar, şok edici deneyimler veya çocukluk çağı travmalarının depresyon başlangıcına zemin hazırlayabileceğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Ancak depresyon her zaman bir stresle ilişkilendirilmez. Hiçbir problemi, travması veya üzülme sebebi olmayan kişilerde bile depresyon aniden başlayabilir. Çünkü depresyonun altıdan fazla alt tipi tanımlanmıştır ve bunların bazıları stresle tamamen bağımsızdır. Beyindeki büyüme faktörlerinin azalması depresif bir tabloya yol açabilir. Demans gibi nörodejeneratif süreçlerde de benzer mekanizmalar görülür. Erkeklerin depresyonu atipik yaşanır, öfkelilik şeklinde yaşanır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Depresyonun yaygınlaşmasından çok konformizmin yaygınlaşmasının antidepresanların küresel patlamasının nedeni olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “İnsanlar en ufak olumsuz duyguya bile tahammül edemiyor. Hayatın bir parçası olan sıkıntı, hüzün ve çökkünlük hemen ilaçla bastırılmaya çalışılıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bir günlük moral bozukluklarında hemen ilaca başvurmak doğru değil</strong></p>
<p>Modern yaşamın getirdiği konforculuk ve kolaycılık kültürünün, bireylerin en küçük zorlukta hızla psikiyatrik çözümlere yönelmesine neden olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Konformizm, yani konforculuk ve rahatçılık tüm dünyada yaygınlaşıyor. Toplum olarak biz de bu akıma kapıldık. İnsanlar ufak bir engelle karşılaşınca hemen antidepresana yöneliyor. Çocukları bile böyle büyütüyoruz. Halbuki düşmeden çocuk büyümez; su yutmadan yüzme öğrenilmez. Bir günlük, yarım günlük moral bozukluklarında hemen ilaca başvurmak doğru değil. Kişi önce kendi çözüm üretmeye çalışmalı. Eğer bu durum 15 gün boyunca sürer ve majör depresif belirtiler gösterirse o zaman uzman desteğine başvurmak gerekir. Depresif ruh hali herkeste olur; insan robot değildir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Psikolojik sermaye, finansal sermaye gibi yönetilmeli</strong></p>
<p>Psikolojik sermayenin, finansal sermaye gibi yönetilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, beynin default mode networkünün depresif süreçlerde aşırı çalıştığını söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Bu ağı en iyi düzenleyen şey, kişinin amaçlı yaşaması. Sabah uyandığında bir amacı olan, orta-uzun vadeli hedefleri bulunan kişiler psikolojik sermayesini iyi yönetir ve depresyona zemin bırakmaz. Akış deneyimini yakalayan kişi daha dayanıklı olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, anlam ve amaç peşinde koşmanın psikolojik dayanıklılığın beş ayağından biri olduğunu hatırlatarak, “Kişi bir sorunla karşılaştığında çözebiliyorsa çözer. Çözemiyorsa onu zihninde bir kutuya koyar, rafa kaldırır. Zamanı gelince o rafı açar ve çözer. Devamlı takıntı yapmaz. Bu, terapilerde kullandığımız yöntemlerden biridir.” dedi.</p>
<p><strong>İnançlar bireyin stres yönetimi üzerinde önemli bir rol oynuyor</strong></p>
<p>İnançların bireyin stres yönetimi üzerinde önemli bir rol oynadığını da ifade eden Prof. Dr. Tarhan, kişinin zihnindeki Tanrı tasavvurunun güven duygusunu etkilediğini söyledi ve “Her şeyi kontrol eden güçlü bir ilahi tasavvur kişide huzur ve huşu duygusu uyandırır. Bu, terapide ‘radikal kabullenme’ dediğimiz mekanizmayı doğal olarak çalıştırabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Avrupa’da antidepresan kullanım oranları incelendiğinde Portekiz’in dikkat çekici şekilde öne çıktığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Yedi yıl içinde hem kullanım miktarı hem de artış hızı bakımından Portekiz öne çıkıyor. Bunun arkasında kültürel kırılganlık mı var, yoksa o bölgede özel bir genetik duyarlılık mı bulunuyor, araştırmak lazım.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Depresyon unutkanlık ile de ortaya çıkabiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, depresyonun beklenmedik şekillerde ortaya çıkabileceğini belirterek, “Hiç depresyona girmeyen bir kimsede birden depresyon başlıyor. ‘Hayatımda antidepresan kullanmadım, şimdi neden kullanayım?’ diyor. Oysa depresyon bazen unutkanlık gibi bile ortaya çıkabiliyor. Buna ‘sekonder unutkanlık’ deniyor. Depresyonda dikkat bozulduğu için hafıza yavaşlar, kişi kendini unutkan zanneder.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Duyguların depresyondaki belirleyici rolüne vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi kedisi öldüğü için bile ciddi depresyona girebilir. Çünkü sevgi yatırımını ona yapmıştır. Duygular depresyonda çok önemlidir. Damasio’nun deyimiyle: ‘Hissediyorum, öyleyse varım.’ Hisler aklın önüne geçer.” diye konuştu.</p>
<p>Küresel ölçekte depresyonun yükselişinde sosyal medyanın payının çok büyük olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Sosyal medya insanların beklenti seviyesini çok yükseltti. İnsanlar ihtiyacı olmayan bir şeyi ihtiyaç sanıyor. Filtrelenmiş görsellere bakan kişi kendini değersiz hissediyor. Mükemmeliyetçi kişiler 60 dakikanın 50 dakikasını olumsuz düşünür, beyin depresif moda girer.” dedi.</p>
<p><strong>Antidepresan kullanımının %100 artması bekleniyor</strong></p>
<p>Antidepresan kullanımındaki hızlı artışı değerlendiren Prof. Dr. Tarhan, <strong>“</strong>2024–2034 arasında antidepresan kullanımının %100 artması bekleniyor. Şu anda 37 milyar dolarlık pazar var. Beyne etki eden diğer ilaçlarla birleştirince, neredeyse silah sanayisinden sonra en büyük sektör haline geldi. Küresel sistem ruh sağlığımızı bozuyor. Depresyon artıyor çünkü koruma ve önleme çalışmalarına yatırım yapılmıyor; ilaç pazarlanıyor.” diye konuştu.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi olarak yıllardır psikolojik sağlamlık üzerine eğitim verdiklerini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Psikolojik sağlamlık artık yeni bir bilim dalı. Biz 2013’ten beri üniversitede tüm öğrencilere Pozitif Psikolojiyi ders olarak okutuyoruz. Harvard 2015’te, Yale 2018’de bu dersi koydu.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dijital terapötikler üzerinde çalışıyoruz</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, geliştirdikleri yeni projeyi şöyle anlattı:</p>
<p>“Dijital detoks ve dijital terapötikler üzerinde çalışıyoruz. Kişi programa giriyor, pozitif pekiştirmelerle psikolojik sağlamlık çalışıyor. Bunlar adeta dijital hap gibi. Depresyona girmeden önce kişinin zihinsel sağlığını koruyor. Bu büyük bir proje, üniversiteyi aşan bir yatırım gerektiriyor.” dedi.</p>
<p>Herkesin kolayca uygulayabileceği bir zihinsel sağlık formülü de paylaşan Prof. Dr. Tarhan, “İnsanın dört parametreye dikkat etmesi lazım: Güzel bak, güzel hisset, güzel düşün, iyi yaşa. Hissetmek düşünmekten önce gelir. Güzel his uyandırırsan güzel düşünce kendiliğinden gelir. O nedenle ‘İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol’ diyoruz… ” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-antidepresan-kullanimi-depresyon-artis-hizindan-daha-hizli-yukseliyor-617190">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğitim Devriminin Mimarı Hasan Âli Yücel Osmangazi&#8217;de Anıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egitim-devriminin-mimari-hasan-ali-yucel-osmangazide-anildi-616965</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 11:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[devriminin]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hasan]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Âli Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Köy Enstitüleri]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[mimarı]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[yücel]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616965</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hasan Âli Yücel, vefatının 65. yıl dönümünde Osmangazi Belediyesi’nin düzenlediği anlam dolu bir program ile anıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egitim-devriminin-mimari-hasan-ali-yucel-osmangazide-anildi-616965">Eğitim Devriminin Mimarı Hasan Âli Yücel Osmangazi&#8217;de Anıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Hasan Âli Yücel, vefatının 65. yıl dönümünde Osmangazi Belediyesi’nin düzenlediği anlam dolu bir program ile anıldı. Sergi, mandolin orkestrası dinletisi ve Dr. Alper Akçam’ın katıldığı söyleşiyle gerçekleştirilen programda, Hasan Âli Yücel’in Türkiye’nin eğitim ve kültür hayatına bıraktığı miras bir kez daha hatırlatıldı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Türkiye’nin eğitim ve kültür hayatına büyük katkılar sağlayan Hasan Âli Yücel, aramızdan ayrılışının 65. yıl dönümünde Osmangazi Belediyesi’nin, Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği (YKKED) ile düzenlediği anlam dolu bir program ile anıldı. Osmangazi Gösteri Merkezi’nde gerçekleşen organizasyona Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’ın yanı sıra, Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, YKKED Bursa Şubesi Başkanı Jülide Akköprü, belediye başkan yardımcıları, meclis üyeleri, dernek üyeleri ve vatandaşlar katılım sağladı. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Hasan Âli Yücel Dünya Klasikleri Kütüphanesi ziyareti ve Hasan Âli Yücel’in hayatından anekdotların yer aldığı fotoğraf sergisinin ardından YKKED Bursa Şubesi Hasan Âli Yücel Mandolin Orkestrası, Dilek Sevüktekin Görgülü şefliğinde özel bir dinleti sundu. Anma programı kapsamında ‘Hasan Âli Yücel ile Medeniyetler Çatışması’ başlığı altında gerçekleşen söyleşide ise Yazar Dr. Alper Akçam, Hasan Âli Yücel’in çağdaş ve bilimsel eğitimi esas alan yaklaşımını katılımcılarla paylaştı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“Değerlerimizi İyi Anlayıp Yeni Nesillere Aktarmak Hepimizin Görevi</span></span></b><span><span>”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Hasan Âli Yücel’in fotoğraf sergisini gezen Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, Yazar Dr. Alper Akçam ile bir araya gelerek, kitabını imzalattı. Anma programında yaptığı konuşmada Hasan Âli Yücel’in gençlerin gelişimine ve eğitimine çok önemli katkılarda bulunduğunu kaydeden Başkan Erkan Aydın, bilimin ve aklın çok önemli değerler olduğunu bir kez daha vurguladı. Eğitimin önemine dikkat çeken Başkan Aydın, sözlerinde şu ifadeleri kullandı:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Göreve gelir gelmez ilk olarak Hasan Âli Yücel Dünya Klasikleri Kütüphanesi’ni, ardından İsmail Hakkı Tonguç Kütüphanesi’ni vatandaşlarımızın hizmetine sunduk. Bayramdan sonra Yaşar Kemal Medeniyetler Kütüphanesi’ni açacağız. Bugüne kadar 7-8 kütüphaneyi hizmete kazandırdık. Bu kütüphanelerin özellikle gençler tarafından doldurulması ve amacına uygun şekilde kullanılması bizi son derece mutlu ediyor. Hasan Âli Yücel, Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemde dünya klasiklerini ihtiyaç doğrultusunda Türkçe’ye çevirterek gençlerin eğitimine ve gelişimine çok önemli katkılar sunmuştur. 1931 yılında Atatürk ile birlikte çıktığı yurt gezilerinden birinde ‘Türkiye Cumhuriyeti ne zaman kurtulmuş sayılır?’ sorusuna verdiği ‘Ne zaman bir kurtarıcıya ihtiyaç duymazsa’ yanıtı, Büyük Önder’in de dikkatini çekmiş ve bu fikrin üzerinde durulmasını sağlamıştır. Aradan yaklaşık 100 yıl geçmiş olmasına rağmen, bugün yaşanan tartışmalar bize bir kez daha gösteriyor ki bizi kurtaracak olan bilim, akıl ve fendir. Dünyadaki örneklere baktığımızda, emperyalizmin dayattığı rollere karşı toplumları ayakta tutan en güçlü unsurun eğitim olduğunu görüyoruz. Yakın coğrafyamızda yaşananlar da bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Bizi bugün bir arada tutan en önemli değerlerden biri de Anayasamızın ilk dört maddesinde yer alan değiştirilemez laiklik ilkesidir. Bu ilkenin tartışmaya açılması dahi, meselenin nereye evrilebileceğini göstermeye yeterlidir. Bu değerlerimizi iyi bilip, anlayıp, yeni nesillere aktarmak hepimizin görevi.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“Her Şeyi Yapabilirsiniz Ama Aslolan İnsandır”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren de yaptığı konuşmada, aslolanın insan olduğunu vurguladı. Hasan Âli Yücel’in ve özellikle köy enstitülerinin, eğitime yaptığı katkılardan bahseden Başkan Deviren, “Her şeyi yapabilirsiniz ama aslolan insandır. Biz insanı dönüştüremediğimiz sürece, maalesef yaptığımız her şey çöp olur. 1940’larda başlayan köy enstitüleri, hakikaten insanı o zaman elde edilen başarılarla düşünceye sevk ediyor. Biz çocuklarımıza ahlakı öğretemezsek her şey boş aslında, ahlaklı yetiştiremediğiniz insana bilim yükleyin neye yarar. Doğru ahlakı çocuğa yüklediğiniz zaman, o zaman toplum doğru noktaya evrilmiş olur. Bu anlamda emek sarf eden, hayatını bu işlere adayan kıymetli büyüklerimize çok teşekkür ediyorum. Düşünmek önemli. Biz bu yolda sizin yanınızdayız” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“Hasan Âli Yücel Cumhuriyetin Akla, Bilime Dayalı Eğitim Anlayışının Simge İsmidir”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği (YKKED) Bursa Şubesi Başkanı Jülide Akköprü ise yaptığı konuşmada, “Mümtaz Peker’in ‘Bir Aydınlanma Devrimcisi: Hasan Âli Yücel’ adlı kitabında da değindiği gibi özetle Anadolu’nun kötü talihini yenmek amacıyla köy enstitülerini yaşama geçiren, dünya klasiklerini dilimize kazandırarak düşünsel ufkumuzu genişleten Hasan Âli Yücel, yalnızca bir bakan değil; Cumhuriyetin, akla, bilime ve insan onuruna dayalı eğitim anlayışının simge ismidir. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün eğitim konusundaki görüşlerini çok iyi analiz eden Hasan Âli Yücel; çağdaşlaşmayı, gerçekleşecek aydınlanma eğitimini, kurallarını uygulayarak yaşayan bir toplum oluşturmayı hedeflediği için eğitim örgütlenmesine, tek bir yurttaş kalmayana değin, herkesin eğitilmesi olarak görüyordu” değerlendirmesinde bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“Hasan Âli Yücel’in, İsmail Hakkı Tonguç’un Diktiği Fidanlar Meyvesini Veriyor”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Anma programı çerçevesinde katılımcılarla bir araya gelen Yazar Dr. Alper Akçam, gerçekleşen söyleşide çarpıcı açıklamalar gerçekleştirdi. Bugün Türkiye’nin ve çevre coğrafyaların içerisinde bulunduğu kargaşa göz önünde bulundurulduğunda Hasan Âli Yücel’in savunduğu düşüncelerinin ne kadar yaşamsal olduğunun bir kez daha anlaşılacağını söyleyen Dr. Akçam, “Hasan Âli Yücel, ben batı ve doğu diye bir fark bilmiyorum diyen bir insandır, bir devrimci cumhuriyetçidir. Emperyalizmin doğu üzerine, az gelişmiş ülkeler üzerine olan baskısını, zorbalığını, her türlü yamyamlığını gözden uzak tutmaya çalışıyorlar. Kurtuluş savaşını kültür devrimiyle taçlandıran Hasan Âli Yücel’in eğitim politikaları, köy enstitüleri ve bir doğu kültüründen çıkmış olan batı kültürünü de kavrayan ama ayaklarını bu coğrafyaya basan bir doğu kültürüydü. Bu doğu kültürü, Mevlana’dan Goethe’ye uzanan evrensel bir bakış açısından güç alarak büyüdü, güçlendi ve bugün hala yeryüzünün egemenlerine kafa tutuyor. Hasan Âli Yücel’in, İsmail Hakkı Tonguç’un diktiği fidanlar, attığı tohumlar meyvesini veriyor ve Türkiye bugün emperyalizme karşı direniyor. Hasan Âli Yücel’i anmak kadar güzel bir şey olamaz” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Aynı zamanda Yazar Dr. Alper Akçam, değerli programı gerçekleştiren Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’a teşekkürlerini sundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ayrıca Hasan Âli Yücel’i anma programına katkılarından dolayı YKKED Bursa Şubesi Hasan Âli Yücel Mandolin Orkestrası Şefi Dilek Sevüktekin Görgülü ve Yazar Dr. Alper Akçam’a Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mutlu Esendemir ile CHP Osmangazi İlçe Başkanı Raşit Gürbüz tarafından teşekkür plaketi takdim edildi.</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egitim-devriminin-mimari-hasan-ali-yucel-osmangazide-anildi-616965">Eğitim Devriminin Mimarı Hasan Âli Yücel Osmangazi&#8217;de Anıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hasan Âli Yücel Konak&#8217;ta anıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hasan-ali-yucel-konakta-anildi-616492</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 13:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hasan]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[konak]]></category>
		<category><![CDATA[Konak Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[meşale]]></category>
		<category><![CDATA[ta]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yücel]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616492</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konak Belediyesi’nin Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği İzmir Şubesiyle birlikte düzenlediği Hasan Âli Yücel anmasında konuşan Başkan Mutlu, “Onun ülkede yaktığı meşale bizim Konak Belediyesi’nde yaptığımız çalışmalarda her zaman yol gösterici oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hasan-ali-yucel-konakta-anildi-616492">Hasan Âli Yücel Konak&#8217;ta anıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Konak Belediyesi’nin Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği İzmir Şubesiyle birlikte düzenlediği Hasan Âli Yücel anmasında konuşan Başkan Mutlu, “Onun ülkede yaktığı meşale bizim Konak Belediyesi’nde yaptığımız çalışmalarda her zaman yol gösterici oldu. Açtığımız kütüphanelerimizde, sanat etkinlerimizde, kreşlerimizde, eğitimi desteklediğimiz her alanda bize yol gösteriyor. Bu aydınlanma meşalesi Konak’ta, İzmir’de hiç sönmeden yanmaya devam edecek” dedi.</b></p>
<p>Köy Enstitüleri’nin fikir mimarı, Cumhuriyet aydınlanmasının unutulmaz ismi Hasan Âli Yücel, aramızdan ayrılışının 65. yılında Konak Belediyesi ve Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) İzmir Şubesinin birlikte düzenlediği etkinlikle anıldı. Şef Deniz Aygün Araal ve Cumhuriyet Sesleri Korosu’nun ezgileriyle taçlanan anma etkinliğine ev sahibi Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, YKKED İzmir Şube Başkanı Özgün Utku, İzmir Kent Konseyi Başkanı Özgür Topaç, Atatürkçü Düşünce Derneği Konak Şube Başkanı Pelin Uğur, Eğitim İş 1 No’lu Şube Başkanı Özgür Şen, Eğitim İş 3 No’lu Şube Başkanı Barış Düdü, Köy Enstitüsü mezunlarının çocukları, öğrencileri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Öğretmen Kadir Karpuz’un şiirleriyle anlam kattığı gecede, Köy Enstitülülerin marşlarını seslendiren, Anadolu’nun dört bir yanından türküler söyleyen koro büyük alkış aldı.</p>
<p><b>Mutlu: Onun yaktığı meşale, çalışmalarımızda her zaman yol gösterici oldu</b></p>
<p>Anma programının açılışında konuşan Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, Konak’ta aydınlanma ışığının hiçbir zaman sönmeyeceğini vurgulayarak şunları söyledi:</p>
<p>“Köy enstitülerinin kurulmasını sağlayarak bütün Türkiye’de, bugün eşit yurttaşlık dediğimiz, herkesin eğitimden eşit yararlanmasını sağlaması; dünya klasiklerini Türkçeye çevirterek dünyayla Türkiye’nin entegre olmasını sağlaması gibi pek çok vizyonu hayata geçiren çok kıymetli bir vizyoneri, Türkiye’nin en büyük şanslarından birini anıyoruz. Onun ülkede yaktığı meşale bizim Konak Belediyesi’nde yaptığımız çalışmalarda her zaman yol gösterici oldu. Açtığımız kütüphanelerimizde, sanat etkinlerimizde, kreşlerimizde, eğitimi desteklediğimiz her alanda bize yol gösteriyor. Bugün, hepimiz baskı altındayız, ülkede zor koşullardan geçiyoruz ama onların en zor koşullarda neler yaptığını unutmadan her zaman önümüzde bir ışık olarak taşıyarak, yaptıkları çalışmaları rehber edinerek çalışmaya devam edeceğiz. Bu aydınlanma meşalesi Konak’ta, İzmir’de hiç sönmeden yanmaya devam edecek.”</p>
<p><b>“Ben hayatta en çok babamı sevdim”</b></p>
<p>Can Yücel’in babası Hasan Âli Yücel’e yazdığı “Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim” şiirini okuyarak konuşmasına başlayan YKKED İzmir Şube Başkanı Özgün Utku, Yücel’in başarılarla dolu yaşamını ve devrim niteliğindeki çalışmalarını anlattı. Utku, etkinlikte emeği geçenlere teşekkür etmeyi de ihmal etmedi ve, “Bu etkinlik için yola çıktığımız andan itibaren kucaklayıcı tavrıyla ev sahipliğimizi yapan Konak Belediye Başkanımız Nilüfer Çınarlı Mutlu’ya, ekip arkadaşlarına, Şefimiz Deniz Aygün Araal’a, koroda görev yapan koristlerimize, saz üstatlarımıza, piyanoda bize eşlik eden Caner Araal’a, şiirleriyle gecemizi güzelleştiren öğretmenimiz Kadir Karpuz’a çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hasan-ali-yucel-konakta-anildi-616492">Hasan Âli Yücel Konak&#8217;ta anıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hocalı Şehitleri Keçiören&#8217;de Düzenlenen Programla Anıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hocali-sehitleri-keciorende-duzenlenen-programla-anildi-616282</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 15:28:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anma]]></category>
		<category><![CDATA[azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[düzenlenen]]></category>
		<category><![CDATA[hocalı]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[keçiören]]></category>
		<category><![CDATA[Keçiören Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[programla]]></category>
		<category><![CDATA[şehitleri]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616282</guid>

					<description><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi ile Azerbaycan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği iş birliğiyle düzenlenen “Hocalı Soykırımı Şehitlerini Anma Töreni”, Kalaba Kent Meydanı’nda gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hocali-sehitleri-keciorende-duzenlenen-programla-anildi-616282">Hocalı Şehitleri Keçiören&#8217;de Düzenlenen Programla Anıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi ile Azerbaycan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği iş birliğiyle düzenlenen “Hocalı Soykırımı Şehitlerini Anma Töreni”, Kalaba Kent Meydanı’nda gerçekleştirildi. Törende, Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinde 26 Şubat 1992 tarihinde Ermeni kuvvetlerinin gerçekleştirdiği saldırılar sonucunda işgal edilen Hocalı Kasabası’nda katledilen şehitler, dualarla anıldı. Her iki ülkenin şehitleri için saygı duruşunda bulunularak milli marşlar okundu.</p>
<p>Anma programına; Keçiören Belediye Başkan Yardımcısı Dr. Atilla Zorlu, Azerbaycan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Dr. Reşad Memmedov, Türkiye-Azerbaycan Dostluk Grubu Başkanı AK Parti İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım, Kırgızistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Erkinbek Atabekov, Kazakistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Dinara İzanova, Türkiye-Azerbaycan Dostluk İşbirliği ve Dayanışma Vakfı (TADİV) Başkanı Prof. Dr. Aygün Attar, İYİ Parti Keçiören İlçe Başkanı Haluk Baran, Gazeteci Yazar Serriye Müslümkızı, STK temsilcileri, belediye başkan yardımcıları, meclis üyeleri, birim müdürleri, muhtarlar ile çok sayıda vatandaş katıldı.</p>
<p><b>“Azerbaycan ve Türkiye, bir millet, iki devlet olarak kalbimizde”</b></p>
<p><b>Keçiören Belediye Başkan Yardımcısı Dr. Atila Zorlu,</b> anma programında yaptığı konuşmada Hocalı Soykırımı’nı bilmeyenlerin mutlaka okuması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “34 yıl geçmiş üzerinden… Zaman, tarih dediğimiz şey tam olarak budur aslında. İnsan için hafıza ne demekse, milletler için de tarihini bilmek o kadar önemlidir. Hafızanızı kaybederseniz, eşinizi, dostunuzu, düşmanınızı, evinizin yolunu, doğruyu ve yanlışı ayırt edemezsiniz. İşte milletler de tarihlerini bilmezlerse, garip hayranlıklar, şaşkınlıklar içinde olabilirler. Hocalı sadece bir katliam değil, aynı zamanda bir soykırımdır. Kasıtlı olarak bir milleti tamamen ortadan kaldırmaya yönelik bir eylemdir. Burada bahsedilen millet, hamile kadınların doğmamış çocuklarını canlı canlı karnından çıkaracak kadar vahşet dolu bir eylemin hedefi olmuştur. Otuz dört yıl dediğimiz şey nedir? Bu, gerçekten çok taze bir soykırımdır. Her zaman inandığımız gibi, Azerbaycan ve Türkiye, bir millet, iki devlet olarak kalbimizde. Her zaman var olsun Azerbaycan!&#8221;</p>
<p><b>“Keçiören Belediyesi, Azerbaycan&#8217;ı hiçbir zaman unutmadı”</b></p>
<p><b>Azerbaycan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Dr. Reşad Memmedov, </b>bu acıların unutulmaması gerektiğini belirterek şunları ifade etti: “Sadece milli mensubiyetleri nedeniyle, Türk oldukları için hayatlarını kaybetmiş insanları anmak amacıyla buradayız. Türk milleti olarak bizler, hiçbir savaşta çocukları, yaşlıları ya da kadınları hedef almadık. Hiçbir zaman süngülerimizi, silahlarımızı onlara yöneltmedik. Hocalı Soykırımı 30 yılı aşkın süredir dünya genelinde kitaplarla, yazılarla, fotoğraf sergileriyle, törenlerle ve canlı tanıkların ifadeleriyle anlatılmasına rağmen dünya sustu. Ancak biz bunu unutmayacağız. Bunu unutmamalıyız ki, bir daha çocuklarımıza karşı, insanlık suçları işlenmesin ve bu tür acılara izin verilmesin. Bizler, bu tür felaketlerin başka milletlerde nasıl doğduğunu önceden görmeli, buna karşılık vermeli ve bir daha böyle cinayetlerin tekrarlanmaması için adımlar atmalıyız. Keçiören Belediye Başkanımıza ve programın düzenlenmesinde emeği geçen herkese minnettarım. Keçiören Belediyesi, Azerbaycan&#8217;ı hiçbir zaman unutmadı. Hem savaş zamanında, hem savaş sonrası hem de bugünlere kadar Azerbaycan&#8217;ın yanında oldular. Teşekkür ederim, var olun, eski olmayın.”</p>
<p><b>“Türkiye-Azerbaycan kardeşliği güçlü”</b></p>
<p><b>Türk-Azerbaycan Dostluk Grubu Başkanı ve 28. Dönem AK Parti İstanbul Millet Vekili Şamil Ayrım</b>, konuşmasında şu mesajları verdi: “Katliamları unutmak mümkün değil. İzzet Begoviç’in dediği gibi, ‘Eğer bir soykırımı anmazsanız, o soykırımlar tekrar eder.’ Bu yüzden biz bunu çok önemsiyoruz. Bugün burada toplanmamızın en büyük nedenlerinden biri, Hocalı’ya adalet istemek. O gün, o katliamı gerçekleştiren insanlar bugün hâlâ serbestçe dolaşıyorlar. Biz, yüce Türk milletinin mensupları olarak bunların peşini bırakmayacağız. En sonunda hak ettikleri cezayı alacaklar. Bugün artık geleceğe bakacağız. Rabbime binlerce şükür ediyorum ki Türkiye güçlü, Azerbaycan güçlü, Türkiye-Azerbaycan kardeşliği güçlü. Allah, bu birlikteliğimizi bozmasın, bozdurmasın ve bu kardeşlik sonsuza dek devam etsin. Ve bu kardeşlik devam ettiği sürece, Hocalı&#8217;ya adalet diye haykıracağız. Bugün Ankara’nın merkezi Keçiören’den haykırıyoruz, yarın her yerden haykıracağız.”</p>
<p><b>“Allah bir daha bizlere böyle acılar yaşatmasın”</b></p>
<p>Anma programında konuşan <b>Türkiye-Azerbaycan Dostluk İşbirliği ve Dayanışma Vakfı (TADİV) Başkanı Prof. Dr. Aygün Attar</b> ise, “Hem Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin bir vatandaşı, hem de Türkiye-Azerbaycan Dostluk İşbirliği ve Dayanışma Vakfı Başkanı olarak, düzenlenen bu anma programı için Keçiören Belediye Başkanımıza ve değerli ekibine teşekkür ediyorum. Buradaki Hocalı Şehitleri Abidesi, geçmişten bugüne kadar hepimizin ortak düşüncelerinin simgesidir. Allah bir daha bizlere böyle acılar yaşatmasın.” dedi.</p>
<p><b>“Türkiye bizimle kardeştir”</b></p>
<p>Gazeteci Yazar Serriye Müslümkızı da konuşmasında yaşanan soykırımda annesini kaybettiğini belirterek şunları söyledi: “Ben Hocalı Soykırımı’nı yaşadım. Hocalı Soykırımı sırasında hem kendi halkımı kaybettim, hem de akrabalarımı kaybettim. 1992 yılı, 26 Şubat gecesi, Ermeni birlikleri, kadim bir yerleşim yeri olan Hocalı kasabasını istila ettiler. İnsanları katlettiler, çocukları, kadınları, yaşlıları öldürdüler. Resmi rakamlara göre 613 kişi hayatını kaybetti. Ama gerçekte, 613 kişinin ardında çok büyük bir acı vardı. Onların arasında 106 kadın vardı. O kadınlardan biri de benim annemdi. Onlar, benim neslimden olan insanlardı. Düşman bizi katletti ama düşman bizim umudumuzu öldüremedi. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Bugün ben Hocalı’dan, kalbimdeki acıyı ve hatıraları sizlere getiriyorum. Selamlar olsun size, ey Türk kardeşlerim. Türkiye bizimle kardeştir; aramızdaki bağ o kadar güçlüdür ki, biz birbirimize çok yakınız.”</p>
<p>Konuşmaların ardından Kur’an-ı Kerim tilaveti okunarak Hocalı Şehitleri Anıtı’na çelenk bırakıldı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hocali-sehitleri-keciorende-duzenlenen-programla-anildi-616282">Hocalı Şehitleri Keçiören&#8217;de Düzenlenen Programla Anıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlık Modülü, 2025</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglik-modulu-2025-615850</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 09:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Faal]]></category>
		<category><![CDATA[Fertlerin]]></category>
		<category><![CDATA[Fiziksel Aktivite]]></category>
		<category><![CDATA[hanelerin]]></category>
		<category><![CDATA[harcama]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[modülü]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615850</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Sağlık Modülü" adlı özel konulu çalışma, 2025 yılında Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması ile birlikte modül olarak uygulanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-modulu-2025-615850">Sağlık Modülü, 2025</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>&#8220;Sağlık Modülü&#8221; adlı özel konulu çalışma, 2025 yılında Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması ile birlikte modül olarak uygulanmıştır. Avrupa Birliği ülkeleri ile aynı dönemde uygulanan modülün amacı, hanelerdeki 15 yaş ve üstündeki tüm fertlerin sağlık durumlarını ve sağlık harcamalarının hanehalkına getirdiği yükü tespit etmektir.</p>
<p><strong>Muayene ve tedavi harcamaları hanelerin %6,1&#8217;ine çok yük getirdi</strong></p>
<p>Hanelerin %6,1&#8217;ine doktor muayene ve tedavi harcamalarının çok yük getirdiği, %50,2&#8217;sine biraz yük getirdiği, %40,9&#8217;una ise yük getirmediği görüldü. Diş muayene ve tedavi harcamaları hanelerin %5,3&#8217;üne çok, %37,2&#8217;sine biraz yük getirirken %28,9&#8217;una yük getirmedi. İlaç harcamaları ise hanelerin %5,0&#8217;ına çok, %50,9&#8217;una biraz yük getirdi. Hanelerin %44,0&#8217;ı ilaç harcamalarının yük getirmediğini belirtti.</p>
<p>Son 12 ay içerisinde hanelerin %2,7&#8217;si muayene veya tedavi, %28,6&#8217;sı diş muayenesi veya tedavisi, %0,1&#8217;i ise ilaç harcaması yapmadı.</p>
<p><strong>Son 12 ay içerisinde yapılan sağlık harcamalarının haneye yük getirme düzeyi (%), 2025</strong><br /><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/02/saglik-modulu-2025-0-ViH38t9x.png"/></p>
<p><strong>En yüksek %20&#8217;lik gelir grubundaki hanelerin %25,5&#8217;inde diş muayenesi harcaması olmadı</strong></p>
<p>Doktor muayene ve tedavi ile ilaç için harcama yapmayan hanelerin gelir gruplarından çok etkilenmediği görüldü. Diş muayene ve tedavisine ilk (en düşük) %20&#8217;lik gelir grubunda olanların %45,4&#8217;ünün, ikinci %20&#8217;lik gelir grubunun %36,5&#8217;inin, üçüncü %20&#8217;lik gelir grubunun %32,0&#8217;ının, dördüncü %20&#8217;lik gelir grubunun %28,1&#8217;inin, beşinci (en yüksek) gelir grubunun ise %25,5&#8217;inin harcama yapmadığı görüldü.</p>
<p>En düşük %20&#8217;lik gelir grubundaki hanelerin %62,9&#8217;una doktor muayene ve tedavileri, %37,6&#8217;sına diş muayene ve tedavileri, %65,5&#8217;ine ise ilaç harcamaları yük getirdi. En yüksek %20&#8217;lik gelir grubundaki hanelerin %53,0&#8217;ı doktor muayene ve tedavilerinin, %38,0&#8217;ı diş muayene ve tedavilerinin, %59,5&#8217;i ilaç harcamalarının yük getirmediğini belirtti.</p>
<p><strong>Yüzde yirmilik gelir gruplarına göre yapılan sağlık harcamalarının haneye yük getirme düzeyi (%), 2025</strong><br /><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/02/saglik-modulu-2025-1-NixKOxAN.png"/></p>
<p><strong>Yoksulluk riski altında olmayanların %31,7&#8217;si çoğunlukla oturarak çalışanlar</strong></p>
<p>Bir işte çalışan 15 yaş ve üstü fertlerin tüm çalıştıkları süredeki aktivite yoğunlukları incelendiğinde, çoğunlukla bu fertlerin %29,4&#8217;ünün oturarak, %45,5&#8217;inin ayakta durarak, %18,7&#8217;sinin yürüyerek veya orta düzey fiziksel aktivite yaparak, %6,4&#8217;ünün ise ağır iş ya da ağır fiziksel aktivite yaparak çalıştığı görüldü.</p>
<p>Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan fertlerin %17,2&#8217;si oturarak çalışırken risk altında olmayan fertler için bu oran %31,7 oldu.  Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan fertlerin %11,2&#8217;sinin ağır iş ya da aktivite yaparak çalışma hayatını geçirdiği görüldü.</p>
<p><strong>İktisadi olarak faal olan fertlerin çalışırken çoğunlukla yaptığı fiziksel aktivite yoğunluğu (%), 2025</strong><br /><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/02/saglik-modulu-2025-2-57SNclAV.png"/></p>
<p><strong>Fiziksel aktivite veya boş zaman faaliyetlerine zaman ayırmayanların oranı %63,3 oldu</strong></p>
<p>Bir işte çalışsın ya da çalışmasın 15 yaş ve üstü fertlerin olağan bir haftada iş dışında geçirilen zamanları incelendiğinde, bu fertlerin %1,4&#8217;ünün &#8216;Günde iki kere veya daha fazla&#8221;, %11,6&#8217;sının &#8216;Günde bir kere&#8217;, %5,6&#8217;sının &#8216;Haftada 4-6 kere&#8217;, %11,5&#8217;inin &#8216;Haftada 1-3 kere&#8217;, %6,7&#8217;sinin &#8216;Haftada 1 kereden az&#8217; en az 10 dakika boyunca aralıksız devam eden fiziksel aktivite veya boş zaman faaliyetleri yaptıkları tespit edildi. Fertlerin %63,3&#8217;ünün ise fiziksel aktivite veya boş zaman faaliyetlerine zaman ayırmadığı görüldü.</p>
<p><strong>Fertlerin %96,9&#8217;u iletişim faaliyetlerinde zorlanmıyor</strong></p>
<p>Araştırma kapsamındaki 15 yaş ve üstü fertlerin %96,9&#8217;u iletişim kurmada, %95,8&#8217;i öz bakımında, %90,0&#8217;ı işitmede, %85,2&#8217;si bir şeyleri hatırlamada, %80,5&#8217;i görmede ve %79,7&#8217;si yürümede sorun yaşamadığını ifade etti. En çok zorlanılan faaliyetler ise sırası ile %17,3 ile görme, %15,2 ile yürüme, %12,6 ile hatırlama olurken fertlerin sadece %2,2&#8217;si iletişim faaliyetlerinde zorlandığını söyledi.</p>
<p>Fertlerin en çok yapamadığını belirttiği faaliyetler ise %0,5 ile öz bakım, %0,4 ile yürüme, %0,2 ile bir şeyleri hatırlama ve iletişim kurma faaliyetleri oldu.</p>
<p><strong>Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olma durumuna göre faaliyetlerinde zorlanma düzeyi (%), 2025</strong><br /><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/02/saglik-modulu-2025-3-VXnrWzCz.png"/><br /> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-modulu-2025-615850">Sağlık Modülü, 2025</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükakın: &#8220;Çiftçimizin, üreticimizin her zaman yanındayız&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyukakin-ciftcimizin-ureticimizin-her-zaman-yanindayiz-615475</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 14:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[büyükakın]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[çiftçimizin]]></category>
		<category><![CDATA[çiftçiye]]></category>
		<category><![CDATA[değeri]]></category>
		<category><![CDATA[desteği]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[gübre]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[üreticimizin]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[yanındayız]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615475</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, il genelindeki 5 bin çiftçiye verilecek olan gübrelerin ilk dağıtımını Eşme’de gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyukakin-ciftcimizin-ureticimizin-her-zaman-yanindayiz-615475">Büyükakın: &#8220;Çiftçimizin, üreticimizin her zaman yanındayız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, il genelindeki 5 bin çiftçiye verilecek olan gübrelerin ilk dağıtımını Eşme’de gerçekleştirdi. Törene katılan çiftçiler katma değeri yüksek ve marka ürünlerin üretilebilmesi için destek istedi, Başkan Büyükakın, “Her zaman desteğe hazırız” dedi.</p>
<p><b>EŞME’DE TÖREN DÜZENLENDİ</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kırsal kalkınmayı güçlendirmek, üretim maliyetlerini azaltmak ve yerli üreticiyi desteklemek amacıyla kent genelinde meyve, sebze ve fındık üretimi yapan 5 bin çiftçiye toplam 1.850 ton (37 bin paket) zirai gübre desteği sağlayacak. 48 milyon TL değerindeki proje ile 74 bin dekar meyve ve sebze bahçesi, ekim için desteklenmiş olacak. Gübreler, Kartepe Eşme’de Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’ın katıldığı törenle üreticilere teslim edilmeye başlandı.</p>
<p><b>ÇİFTÇİLERDEN BÜYÜKAKIN’A TEŞEKKÜR</b></p>
<p>Törene Başkan Büyükakın’ın yanı sıra Kartepe Belediye Başkanı Mustafa Kocaman, Büyükşehir Genel Sekreteri Dr. Hayri Baraçlı, AK Parti Kartepe İlçe Başkanı Murat Yılmaz, Tarım ve Orman İl Müdürü Ali Ulvi Özerdem, Kartepe Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Türker, kooperatif ve birlik başkanları, muhtarlar ve çiftçiler katıldı. Hüseyin Türker, Büyükşehir sayesinde atıl durumdaki binlerce hektar arazinin tarıma kazandırıldığını belirterek, Başkan Büyükakın’a teşekkür etti. Ali Ulvi Özerdem, Büyükşehir’in verdiği desteklerin bölge ekonomisine ve üretimin sürdürülebilirliğine büyük katkı sağladığını ifade etti. Mustafa Kocaman da Başkan Büyükakın’a desteklerinden dolayı teşekkürlerini sundu.</p>
<p><b>“İHTİYACA GÖRE DESTEK VERİLİYOR”</b></p>
<p>Başkan Büyükakın, törendeki konuşmasında tarımın önemine vurgu yaparak şunları söyledi: “Tarımın sürdürülebilir olması, çiftçinin toprağa devam etmesi için bu projeleri yapıyoruz. Bu destekleri ihtiyaca göre veriyoruz. Geride bıraktığımız 7 yılda 95 projeye toplam 1.455 milyar liralık bir destek verdik. Bu gerçekten inanılmaz bir rakam. Bunlar göz boyayan işler de değil. Biz halkın olanı yine halka veriyoruz. Bu belediye milletin belediyesi, parası bu milletin parası. Biz emaneti hakkı ile yerine getirmeye çalışıyoruz. Kulağımız sürekli sizde. Herkes ile istişare ediyoruz. Ve ona göre projelerimizi hayata geçiriyoruz. Gübre desteği de bunlardan biri.</p>
<p><b>“BU TOPRAKLARDA EKİM SÜRMELİ”</b></p>
<p>Bu toprakların ekilmeye devam edilmesi gerekiyor. Şehirlerde tarım güçlenmeye devam etmeli. Aksi takdirde yarın yiyecek bir şey bulamayacağız. Suyu doğru kullanmazsak, toprağı ekmeyi unutursak, küresel ısınma ile birlikte yarın yiyecek bir şey bulamayacağız. Bunun adına gıda krizi diyorlar. Bundan dolayı göçler başlıyor, kıtlık savaşları yaşanıyor. Biz bunu önlemek için Tarım Akademisi kurduk. Toprak ekilmeye devam edilsin diye mücadele ediyoruz. Verimliliği arttırmak için de dikkat edelim. Özellikle kadın kooperatiflerini desteklemek istiyoruz. Orada bir güçlendirme yapılmasında fayda var. Orayı, Tarım Akademisi’nde yapacağımız çalışmalar ile daha modern hale getirmek istiyoruz.</p>
<p><b>“KENDİ İŞİNİZ GİBİ BENİMSEYİN”</b></p>
<p>Tıbbi aromatik bitkilerde geçen sene 176 tonluk ürün elde ettik. Oldukça başarılı şekilde devam ediyor, katma değeri yüksek. Ama sizin tarafınızdan bunun yeterince sahiplenilmediğini düşünüyoruz. Bu nedenle yeni politikalar üretmek ve buna Kocaeli’den örnek oluşturmak istiyoruz. Yerel ürünlerin markalaşması büyük önem taşıyor. Ürünlerimize sahip çıkmamız gerektiğine inanıyoruz. Gelinen noktadan memnun olmakla birlikte bunu yeterli görmüyoruz; bölgenin modern tarımın diğer endüstriyel ağlarla bütünleştiği güçlü bir yapıya kavuşmasını hedefliyoruz. Tarımda elektronik ve dijital sistemlerin uygulanmasını mümkün kılacak adımları destekleyerek bu uygulamaların yaygınlaşmasını ve sayısının artırılmasını planlıyoruz.”</p>
<p><b>DESTEK TALEPLERİNİ GERİ ÇEVİRMEDİ</b></p>
<p>Konuşmasının ardından Başkan Büyükakın’a, bölgedeki çiftçiler tarafından meyve, sebze ve fındık takdiminde bulunuldu. Çiftçiler, özellikle katma değeri yüksek ürünlere yönelmek istediklerini belirtti, makine-teçhizat başta olmak üzere destek taleplerinde bulundu. Başkan Büyükakın da Büyükşehir olarak her zaman yanlarında olduğunu vurguladı. Tören, Başkan Büyükakın’ın çiftçilerle birlikte traktöre gübre yüklemesi ile sona erdi.</p>
<p><b>TARIMA 1.5 MİLYAR TL’LİK DESTEK</b></p>
<p>Her zaman üreticinin yanında olan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, son 7 yıldır tarımla ilgili 95 projeye toplam 1 milyar 455 milyon liralık destek sağladı. 10.250 çiftçiye 203 milyon lira değerinde gübre desteği, 16.500 çiftçiye 208 milyon lira değerinde 7,6 milyon litre mazot desteği, 7.500 çiftçiye 295 milyon ₺ değerinde 9.950 ton tohum desteği, 1.400 üreticiye 68.5 milyon lira değerinde sera naylonu desteği, 310 üreticiye 76 bin tavuk, 343 çiftçiye damızlık koç, 18 işletmeye damızlık manda, arıcılara ekipman ve şeker desteği sağlandı. Tıbbi Aromatik Bitkiler Projesi(TABİP) ile 700 dekar alana 5.5 milyon gide dikilirken, sadece geçtiğimiz yıl 80.5 milyon liralık destekle 176 ton ürün elde edildi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyukakin-ciftcimizin-ureticimizin-her-zaman-yanindayiz-615475">Büyükakın: &#8220;Çiftçimizin, üreticimizin her zaman yanındayız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kötü bir ağız ve diş sağlığı, kalp-damar hastalıklarından diyabete kadar çeşitli hastalıklara neden olabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kotu-bir-agiz-ve-dis-sagligi-kalp-damar-hastaliklarindan-diyabete-kadar-cesitli-hastaliklara-neden-olabiliyor-615403</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 13:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Eti Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[diyabete]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarından]]></category>
		<category><![CDATA[kalp-damar]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kötü]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615403</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağız ve diş hastalıkları yalnızca diş sağlığını değil tüm vücudu etkiliyor. Kötü bir ağız ve diş sağlığı kalp-damar hastalıklarından diyabete, solunum yolu enfeksiyonlarına kadar çeşitli hastalıklara neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kotu-bir-agiz-ve-dis-sagligi-kalp-damar-hastaliklarindan-diyabete-kadar-cesitli-hastaliklara-neden-olabiliyor-615403">Kötü bir ağız ve diş sağlığı, kalp-damar hastalıklarından diyabete kadar çeşitli hastalıklara neden olabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ağız ve diş hastalıkları yalnızca diş sağlığını değil tüm vücudu etkiliyor. Kötü bir ağız ve diş sağlığı kalp-damar hastalıklarından diyabete, solunum yolu enfeksiyonlarına kadar çeşitli hastalıklara neden olabiliyor. “Ağız sağlığı, genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilmelidir” diyen İstinye Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Tuğba Toz Akalın, ağız ve diş sağlıyla ilgili dikkat edilmesi gerekenleri sıraladı.</p>
<p><strong>“Ağız sağlığı, genel sağlığın ayrılmaz bir parçası”</strong></p>
<p>Ağız ve diş sağlığının insan vücudu için önemine<strong> </strong>dair konuşan Prof. Dr. Tuğba Toz Akalın, “Ağız, sindirim ve solunum sisteminin giriş kapısıdır ve vücutla dış ortam arasındaki en önemli temas alanlarından biridir. Ağız hijyeninin yetersiz olduğu durumlarda patojen bakteriler hızla çoğalır ve kronik enfeksiyon odakları oluşur. Bu durum yalnızca diş kaybına yol açmakla kalmaz, aynı zamanda bağışıklık sistemini sürekli uyararak vücutta düşük dereceli ama sürekli bir inflamasyona neden olur. Bu nedenle ağız sağlığı, genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilmelidir” dedi.<br /><strong>“Diş eti hastalıkları ve çürükler genel inflamasyon yükünü artırabilir”</strong></p>
<p>“Ağız ve diş hastalıkları günümüzde yalnızca dişlerle sınırlı bir sorun olarak değil, tüm vücudu ilgilendiren önemli bir sağlık göstergesi olarak değerlendirilmektedir” diyen Akalın, ağız ve diş rahatsızlıklarının yol açabileceği hastalıklarla ilgili şunları söyledi:</p>
<p>“Özellikle diş eti hastalıkları ve tedavi edilmemiş diş çürükleri, ağızda uzun süreli enfeksiyon ve iltihap oluşturarak vücudun genel inflamasyon yükünü artırabilir. Bilimsel çalışmalar; bu durumun kalp-damar hastalıkları, diyabet, solunum yolu enfeksiyonları, gebelikte bazı riskler ve romatizmal hastalıklarla ilişkili olabileceğini göstermektedir. Ağızda oluşan bakteriler ve iltihap ürünleri zaman zaman kan dolaşımına karışarak genel sağlığı etkileyebilmektedir. Bunun yanında, diş çürüğü ile aşırı şeker tüketimi, sağlıksız beslenme ve düzensiz yaşam tarzı arasında güçlü bir bağ vardır; bu faktörler aynı zamanda obezite ve diyabet gibi hastalıkların da temel nedenleri arasındadır. Ortodontik çapraşıklıklar ise dişlerin temizliğini zorlaştırarak çürük ve diş eti hastalığı riskini artırabilir. Çene eklemi ve çiğneme kaslarındaki dengesizlikler de baş, boyun ve yüz ağrılarına yol açarak yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. Kısacası ağız sağlığı, genel sağlığın ayrılmaz bir parçasıdır; düzenli diş hekimi kontrolleri, iyi ağız bakımı ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları sadece güzel bir gülümseme için değil, tüm vücudun sağlığı için de büyük önem taşır.”</p>
<p><strong>Kalp-damar hastalıklarına da davetiye çıkarıyor</strong></p>
<p>Kalp-damar hastalıkları ile ağız sağlığı arasında güçlü bir ilişki olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Akalın, şöyle konuştu:</p>
<p>“Kalp-damar hastalıkları ile ağız sağlığı arasındaki ilişki, en güçlü biçimde diş eti hastalıkları üzerinden açıklanmaktadır. Özellikle kronik diş eti iltihabı (periodontitis) varlığında, ağızda oluşan iltihabi maddeler ve bakteriyel ürünler kan dolaşımına karışarak damar duvarında hasara yol açabilmektedir. Bu durum, damar sertliği olarak bilinen ateroskleroz sürecini hızlandırabilir ve kalp krizi ile inme riskini artırabilir. Diş eti ceplerinden kaynaklanan tekrarlayan bakteriyemiler, vücudun genel inflamasyon yükünü yükselterek kalp-damar sistemini olumsuz etkileyen önemli bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Nitekim FDI gibi uluslararası sağlık otoriteleri, diş eti hastalıkları ile kalp-damar hastalıkları arasında anlamlı bir ilişki olduğunu vurgulamaktadır. Bu nedenle diş eti kanaması, şişlik veya ağızda uzun süren enfeksiyonlar yalnızca ağız sağlığını değil, kalp sağlığını da ilgilendiren uyarı işaretleri olarak değerlendirilmelidir. Düzenli diş hekimi kontrolleri ve iyi bir ağız bakımı, kalp-damar hastalıklarından korunmada da önemli bir destekleyici adımdır.”</p>
<p><strong>Kronik diş eti iltihabı bağışıklık sistemini nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p>Kronik diş eti iltihabı, bağışıklık sistemini sürekli ve fark edilmeden meşgul eden bir “düşük doz alarm” gibidir. Periodontitis varlığında bağışıklık hücreleri uzun süre boyunca aktive olur ve bu durum vücutta inflamatuvar yanıtın kalıcı olarak yüksek seyretmesine neden olur. Sürekli salgılanan sitokinler ve iltihabi aracı maddeler, bağışıklık sisteminin dengesini bozarak sistemik inflamasyon yükünü artırır. Bu tablo, özellikle inflamasyonla yakından ilişkili hastalıklarda daha belirgin hale gelir. Nitekim diyabetli bireylerde periodontal enfeksiyonun varlığı, insülin direncini artırarak kan şekeri kontrolünü zorlaştırabilir ve hastalığa bağlı komplikasyon riskini yükseltebilir. Bu nedenle kronik diş eti iltihabı yalnızca ağız içinde sınırlı bir sorun değil, bağışıklık sisteminin genel işleyişini etkileyen ve tüm vücudu ilgilendiren önemli bir sağlık problemidir.</p>
<p><strong>Sessiz ilerleyen ağız enfeksiyonları yıllar sonra ne gibi sonuçlara yol açabilir?</strong></p>
<p>Sessiz ilerleyen ağız enfeksiyonları, çoğu zaman ağrı ya da belirgin bir şikâyet oluşturmadan yıllar içinde hem ağız sağlığını hem de genel sağlığı etkileyen önemli sonuçlara yol açabilir. Diş çürükleri, kronik diş eti hastalıkları (periodontitis) ve kök ucu enfeksiyonları; erken dönemde fark edilmediğinde ağızda sürekli bir enfeksiyon ve inflamasyon odağı hâline gelir. Periodontitis, dişleri destekleyen dokularda ilerleyici yıkıma neden olarak diş kaybı ve çiğneme fonksiyonunun bozulmasına yol açarken; diş çürüğü de yavaş ilerleyen ancak zamanla sinire ve çene kemiğine ulaşabilen bir enfeksiyon hastalığıdır. Bu durumlar yalnızca lokal hasar oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda vücudun genel inflamasyon yükünü artırarak kalp-damar hastalıkları, diyabet ve diğer metabolik hastalıkların gelişimine veya seyrinin ağırlaşmasına katkıda bulunabilir. Diş kayıpları ve bozulmuş çiğneme fonksiyonu ise zamanla çene eklemi ve çiğneme kasları üzerinde dengesiz yüklenmelere neden olabilir; bu da temporomandibular eklem sorunları, yüz ve baş ağrıları gibi fonksiyonel problemlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir. Özellikle yaşlı bireylerde ağızda biriken bakterilerin solunum yollarına ulaşması, zatürre gibi ciddi solunum yolu enfeksiyonları açısından da ek bir risk oluşturmaktadır. Bu yönüyle ağızda sessizce ilerleyen enfeksiyonlar, yalnızca dişlerle sınırlı değil, uzun vadede tüm vücudu etkileyebilen çok boyutlu bir sağlık sorunu olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Ağız ve diş sağlığını korumak için bunlara dikkat</strong></p>
<p>Akalın, ağız ve diş sağlığını korumak için yapılması gerekenlerle ilgili ise şunları söyledi:</p>
<p>“Ağız ve diş sağlığını korumada en temel ve vazgeçilmez basamak mekanik plak kontrolüdür: düzenli fırçalama ile dişeti kenarının nazikçe temizlenmesi (dişetine “süpürür gibi” temas ederek, tahriş etmeden) ve arayüz temizliği birlikte yürütülmelidir. Arayüzlerde, özellikle kontaktların daha açık olduğu bölgelerde arayüz fırçaları plak ve dişeti kanamasını azaltmada çoğu hastada daha etkili ve uygulanabilir bir seçenek olarak öne çıkar; çok sıkı kontaktlı alanlarda ise doğru teknikle diş ipi daha uygun olabilir. Fırçalama tekniği “hangi yöntem en iyi?” tartışmasından ziyade, etkinlik–süreklilik–travmasız uygulama üçlüsü üzerinden ele alınmalıdır; kanıta dayalı derlemeler teknikler arasında kesin bir üstünlük göstermekte zorlanırken, düzenli ve doğru uygulamanın belirleyici olduğunu vurgular. Kimyasal destek ürünleri (gargara gibi) ise mekanik temizliğin alternatifi değil, doğru endikasyonda kısa süreli destek olarak düşünülmelidir. Özellikle klorheksidin gibi antiseptikler plak/gingival inflamasyonu baskılayabilir; ancak uzun süreli ve kontrolsüz kullanımda renklenme, tat değişikliği ve mukozal irritasyon gibi yan etkiler nedeniyle genellikle hekim önerisiyle, sınırlı sürelerde planlanır. Çürük kontrolünde ise yalnızca “şeker var/yok” değil, kişinin beslenme örüntüsü (atıştırma alışkanlığı, yapışkan-fermente karbonhidratlar, gece tüketimi vb.) ve toplam maruziyet değerlendirilmelidir; çalışmalarda eklenmiş şeker miktarı ile çürük arasındaki ilişkinin tutarlı biçimde güçlü olduğu, bu nedenle diyet analizi ve farkındalık odaklı danışmanlığın koruyucu planın parçası olması gerektiği gösterilmiştir. Bu yaklaşım, diş hekimiyle birlikte çürük ve periodontal risk değerlendirmesi yapmayı (biyofilm kontrolü, tükürük/ilaçlar, geçmiş çürük öyküsü, restorasyon kenarları, periodontal cep/kanama varlığı gibi) ve kişiye özel aralıklarla profesyonel bakım-kontrol planlamayı da içerir. Özellikle diyabet, kardiyovasküler hastalıklar, immünsüpresyon, gebelik gibi sistemik durumlarda ağız enfeksiyonlarının genel inflamasyon yüküne katkısı daha kritik hale geldiğinden, hastanın bu bağlantıyı anlaması ve bakım rutinini sürdürülebilir şekilde kurması hedeflenmelidir.”</p>
<p><strong>“Ağrı yoksa da kontrol şart”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Akalın, diş hekimi kontrollerinin yalnızca ağrı olduğunda yapılmasının yanlış bir yaklaşım olduğunu belirterek, diş çürükleri ve diş eti hastalıklarının erken evrelerde çoğu zaman belirti vermediğini söyledi. Ağız kokusunun çoğu zaman diş eti hastalıkları, tedavi edilmemiş çürükler, diş taşları ve dil yüzeyindeki bakteri birikimi gibi ağız içi nedenlerden kaynaklandığını belirten Akalın, diş eti kanamasıyla birlikte görülen kokunun aktif bir diş eti iltihabına işaret edebileceğini söyledi.</p>
<p>Ağız sağlığının korunmasında en etkili yöntemin düzenli ve doğru günlük bakım olduğunu belirten Akalın, şu önerilerde bulundu: Dişler günde iki kez, en az iki dakika fırçalanmalı. Diş araları her gün diş ipi ya da arayüz fırçasıyla temizlenmeli. Dil yüzeyi de düzenli olarak temizlenmeli. Doğru teknikle sürdürülen bakımın diş çürüğü ve diş eti hastalıklarını büyük ölçüde önlediğini söyledi.</p>
<p><strong>“Türkiye’de</strong> <strong>koruyucu ağız sağlığı alışkanlıkları yeterince yerleşmedi”</strong></p>
<p>Türkiye’de koruyucu ağız sağlığı alışkanlıklarının toplum genelinde yeterince yerleşmediğini belirten Akalın, bilimsel verilerin günde iki kez diş fırçalama oranının birçok yaş grubunda yüzde 25–35 aralığında olduğunu gösterdiğini ifade etti. Diş ipi ve arayüz fırçası kullanımının oldukça sınırlı olduğunu, diş hekimine başvuruların ise çoğunlukla ağrı sonrası gerçekleştiğini söyledi. Bu durumun hastalıkların erken teşhisini zorlaştırdığını ve tedavi ihtiyacını daha ileri aşamalara taşıdığını belirtti.</p>
<p>Batı ve Kuzey Avrupa ülkelerinde koruyucu diş hekimliği alışkanlıklarının daha yerleşik olduğunu belirten Akalın, örneğin Hollanda’da yetişkinlerin yaklaşık yüzde 70–75’inden fazlasının günde en az iki kez diş fırçaladığını aktardı. Almanya ve İskandinav ülkelerinde de düzenli kontrol kültürünün yaygın olduğunu ifade etti. Yüksek gelirli ülkelerde koruyucu yaklaşımın daha sistematik biçimde benimsendiğini söyleyen Akalın, Türkiye’de de bireysel farkındalığın artırılması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>“Ağız sağlığı, koruyucu sağlığın temel parçasıdır”</strong></p>
<p>Ağız içindeki kronik enfeksiyon ve doku yıkımının yalnızca lokal bir problem olmadığını ifade eden Prof. Dr. Tuğba Toz Akalın, ağız sağlığının korunmasının genel sağlığın sürdürülebilirliği açısından da kritik bir koruyucu sağlık bileşeni olduğunu vurguladı. Koruyucu yaklaşımın güçlendirilmesi ve düzenli kontrollerin alışkanlık haline getirilmesiyle hem daha ileri tedavi gereksinimlerinin hem de sistemik sağlık risklerinin azaltılabileceğine dikkat çekti.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kotu-bir-agiz-ve-dis-sagligi-kalp-damar-hastaliklarindan-diyabete-kadar-cesitli-hastaliklara-neden-olabiliyor-615403">Kötü bir ağız ve diş sağlığı, kalp-damar hastalıklarından diyabete kadar çeşitli hastalıklara neden olabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilgisayar oyunu tek başına bağımlı yapmaz!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bilgisayar-oyunu-tek-basina-bagimli-yapmaz-615367</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 11:32:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlı]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[başına]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[ilgi]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyunu]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[yapmaz]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615367</guid>

					<description><![CDATA[<p>Trabzon'da ortaokul öğrencisi 13 yaşındaki Abdulkadir Eymen Bilgin evindeki odasında hayatını kaybetmiş halde bulunması, Bilgin'in, oyundaki görevleri yerine getirmek için yaşamını sonlandırdığı iddiaları oyunların çocuklar üzerindeki etkilerini tartışmaya açtı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bilgisayar-oyunu-tek-basina-bagimli-yapmaz-615367">Bilgisayar oyunu tek başına bağımlı yapmaz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Trabzon&#8217;da ortaokul öğrencisi 13 yaşındaki Abdulkadir Eymen Bilgin evindeki odasında hayatını kaybetmiş halde bulunması, Bilgin&#8217;in, oyundaki görevleri yerine getirmek için yaşamını sonlandırdığı iddiaları oyunların çocuklar üzerindeki etkilerini tartışmaya açtı.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijital oyunların çocuk psikolojisi üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bilgisayar oyunlarına kendini fazla kaptıran çocuklarda bir duygusal çöküş döngüsü oluşabiliyor. Oyuna kapılıyor, oyun ona çok çekici geliyor. O anda beyin ucuz dopamin üretiyor. Kolay ve hızlı dopamin üretildiği için çocuk haz odaklı bir yönelime giriyor. O yaşlardaki çocuklar hazla mutluluğu ayırt edemiyorlar. Oysa haz ayrı mutluluk ayrı. Haz kısa vadelidir, geçicidir, yanıltıcıdır nörobiyolojik karşılığı dopamindir. Mutluluk ise uzun vadelidir, kalıcıdır ve sosyal bağlanmalarla ilgilidir. Bunun beyindeki karşılığı serotonindir. Son 3-5 yılda yapılan çalışmalar da bunu daha net ortaya koydu. Böyle bir durumda çocuk, dopamin odaklı bir yaşam öğretisine kendini kaptırıyor. Eğer ebeveyn gözetimi yoksa bilgisayar kullanımıyla ilgili bir disiplin oluşturulmamışsa hangi çocuk olursa olsun kendini orada kaptırabilir. Ev kurallı bir ortam değilse aile, anne-baba çocuğa kılavuzluk yapamıyorsa bu ciddi bir risk oluşturur. Aslında bilgisayar oyununun kendisi intihar ettirmez ya da tek başına bağımlı yapmaz. Sorun oyunda değil oyunu kim oynuyor, ne oynuyor, nerede ve hangi zeminde oynuyor… Asıl belirleyici olan budur.” dedi.</p>
<p><strong>“Gerekçelerle hayır demek gerekiyor”</strong></p>
<p>Dijital cihaz kullanımına ilişkin yaş sınırlarının önemine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan; “Şu anda dünya devletlerinin yaptığı ortak bir uygulama var. Üç yaşına kadar çocuğun eline akıllı telefon ya da tablet verilmemesi. İsviçre, Norveç gibi ülkeler üç yaşına kadar bunu kesin biçimde yasakladı. Çünkü beynin en hızlı geliştiği dönem o dönem. O yaşta çocuğu buna kaptırdığınız zaman sonrasında elinden almak gerçekten çok zor oluyor. Üç yaşına kadar hiç vermemek, on yaşına kadar günde yaklaşık bir saatle sınırlandırmak gibi bazı ilkeler var. On beş yaşına kadar da çocuğun kendi adına bir sosyal medya hesabı açmaması bunun yasal, meşru ve onaylanan bir alan olmadığını bilmesi gerekiyor. Bu kararlar gecikmiş kararlar. Dünyada bunun olumsuz sonuçları görüldüğü için bu şekilde düzenlemelere gidildi. Hiç olmazsa on yaşın üzerindeki çocuklar için de ‘Devlet böyle yaptı, dünyada uygulama bu yönde.’ diyerek, zorlayarak değil ikna ederek, gerekçelerini anlatarak hayır demek gerekiyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Küçük yaştan itibaren ebeveyn gözetimi önemli!</strong></p>
<p>Ebeveyn gözetimi olmadığında çocuğun dijital okuryazarlığının gelişmeyeceğinin altını çizen Prof. Dr. Tarhan; “Önemli olan küçük yaştan itibaren ebeveyn gözetimi. Çocuk savaş oyunu bile oynasa anne-baba gözetiminde oynamalı. Çocuk korkulu bir sahne gördüğünde yan gözle annesine babasına bakar. Eğer anne-baba bundan etkilenmiyor, onaylamıyor ve doğru tepkiyi veriyorsa çocuk da ona göre konum alır ama onaylar bir tavır görürse o da oyunu normalleştirir. Anne-babanın doğruyu ve yanlışı konuşma yöntemiyle yaklaşması gerekir. ‘Bak burada öldürüyor ama bu bir oyun, gerçekte böyle olmaz.’ diyerek çocuğa hayalle gerçeğin farkını öğretmek gerekiyor. Bu öğretilmediği zaman, ebeveyn gözetimi olmadığında çocuğun dijital okuryazarlığı gelişmez. Dijital okuryazarlık, matematik öğretir gibi, kitap okumayı öğretir gibi öğretilmeli. Çocuk bunu öğrendiği zaman teknolojiyi dengeli kullanır. Zamanı gelince kullanır, zamanı gelince de kendiliğinden bırakabilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Çocuk bağlanacak nesne bulamazsa telefona bağlanıyor”</strong></p>
<p>Karşılanmayan her duygusal ihtiyacın başka bir yerden telafi edilmeye çalışılacağını belirten Prof. Dr. Tarhan; şöyle devam etti:</p>
<p>“Ev güvenli alan değilse… Yani anne-baba arasında sürekli bir gerilim varsa, çocuk eve geldiğinde kendini güvende hissetmiyorsa, bu durumda bilgisayar oyunlarına bir stres azaltma tekniği olarak yöneliyor. Ya da evde bizim ‘mesafesiz terk ediliş’ dediğimiz bir durum varsa yani duygusal ihmal söz konusuysa… Anne evde, baba evde ama herkesin elinde cep telefonu var. Ortada kavga yok, çatışma yok fakat iletişim de yok, nitelikli bir iletişim yok. Evde kaliteli iletişim olmayınca çocuk oyunda iletişim kurmaya başlıyor. Çocuk bağlanacak bir nesne bulamazsa telefona bağlanıyor daha ileri aşamada maddeye bağlanabiliyor. Onun için bağımlılıkla bağlanma ister dijital bağımlılık olsun ister sanal bağımlılık ister madde bağımlılığı birbirine çok yakın kavramlar. Eğer bir çocuk güvenli bağlanma geliştirebiliyorsa annesine, babasına ya da hayata güvenli bir şekilde bağlanabiliyorsa, bağlanma duygusunu sağlıklı biçimde kontrol edebiliyor ve tatmin edebiliyor. Ama bağlanacağı kişi duygusal olarak orada değilse… Mesafesiz terk ediliş tam da budur. Anne evdedir, fiziksel bakımını yapıyordur, her şey dışarıdan bakıldığında yolundadır. Fakat çocukla ihtiyaçlarını giderdikten sonra nitelikli bir zaman paylaşımı yoktur. Anne kendini ev işine verir ya da çocukla duygusal temas kurmaz. Bu durumda çocuk annesinden ve babasından duygusal sevgi ve ilgi ihtiyacını karşılayamaz. Ve karşılanmayan her duygusal ihtiyaç, başka bir yerden telafi edilmeye çalışılır.”</p>
<p><strong>“Kaliteli beraberliği yakalayamayan çocuklar daha fazla risk altında”</strong></p>
<p>Hayat başarısı için duygusal ve sosyal becerileri geliştirmek gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan; “Sevgi ihtiyacının en güçlü ifade biçimi ilgidir ama bu sıradan bir ilgi değil göz teması olan, birlikte zaman geçirilen, empatik iletişim kurulan bir ilgiden söz ediyoruz. Çocukla gerçekten temas edilen, onun dünyasına girilen bir ilgi varsa çocuk kendini telefona ya da dijital oyunlara kolay kolay kaptırmaz. O dönemde kaliteli beraberliği yakalayamayan çocuklar daha fazla risk altındadır. Anne ya da babadan biri hastaysa, depresifse bu da etkiler. Bizim kültürümüzün bir avantajı var; anneanne ve babaanneler bazı eksikleri telafi edebiliyor. Yakın çevre, geniş aile ve arkadaş çevresi de çocuk üzerinde belirleyici oluyor. Bir de sabah kalktığında amacı olmayan, günü dolu dolu geçmeyen çocuklar daha kolay savruluyor. Çocuğa bir amaç kazandırmak gerekiyor. Gelecekle ilgili somut amaçlar var; iş, meslek, okul gibi. Bir de soyut amaçlar var: ‘Nasıl bir insan olmak istiyorsun? Hayatının sonunda nasıl anılmak istiyorsun?’ gibi. Bu ikisini birlikte öğretmek gerekiyor. Sadece akademik başarıyı hedeflersek çocuk başarıyı dar bir çerçevede algılar. Oysa sosyal ve duygusal başarı da en az akademik başarı kadar önemlidir. Asıl başarı hayat başarısıdır. Hayat başarısı için de duygusal ve sosyal becerileri geliştirmek gerekir. Bu da anne-babayla güzel yaşantılar biriktirmekle, anılar oluşturmakla olur. Bir annenin, bir babanın çocuğuna verebileceği en büyük hediye zamandır. Oyuncak değil, para değil; zaman. En kıymetli hediye budur.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bilgisayar-oyunu-tek-basina-bagimli-yapmaz-615367">Bilgisayar oyunu tek başına bağımlı yapmaz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan YKS&#8217;ye hazırlıkta &#8220;Turbo&#8221; etkisi yapabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazan-yksye-hazirlikta-turbo-etkisi-yapabilir-615023</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2026 09:28:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Akoğlan]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[turbo]]></category>
		<category><![CDATA[yapabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ye]]></category>
		<category><![CDATA[yks]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615023</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Yöneticisi Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, 20-21 Haziran 2026’da gerçekleştirilecek Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) öncesinde Ramazan ayına giren adaylara önemli mesajlar verdi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazan-yksye-hazirlikta-turbo-etkisi-yapabilir-615023">Ramazan YKS&#8217;ye hazırlıkta &#8220;Turbo&#8221; etkisi yapabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Yöneticisi Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, 20-21 Haziran 2026’da gerçekleştirilecek Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) öncesinde Ramazan ayına giren adaylara önemli mesajlar verdi</p>
<p><strong>“Ramazan bir duraklama değil, turbo fırsatıdır”</strong></p>
<p>YKS maratonunda sona yaklaşılırken öğrencilerin zihninde benzer kaygıların oluştuğunu belirten Özgür Akoğlan, “Çoğu öğrencinin zihninde şu endişeli sorular dönüp duruyor: ‘Açken odaklanabilir miyim?’, ‘Uyku düzenim bozulursa netlerim düşer mi?’, ‘Bu ayı rölantide mi geçirsem?’ Eğer siz de böyle düşünüyorsanız, büyük resmi kaçırıyorsunuz demektir. Çünkü Ramazan ayı, sınav öğrencisi için bir mazeret değil, yılın en büyük ‘hızlandırma (turbo)’ fırsatıdır.” dedi.</p>
<p><strong>Tokluk rehavetine son, zihinsel berraklığa geçiş</strong></p>
<p>Oruç sürecinin biyolojik etkilerine dikkat çeken Özgür Akoğlan, “Normal zamanda, günde üç öğün yemek ve aralardaki atıştırmalar, kan şekerimizde sürekli dalgalanmalar yaratır. Her yemek sonrası çöken o ağırlık hissi (rehavet), masanın başından kalkmamızın en büyük sebebidir. Oruçlu bünye ise ilk birkaç günlük adaptasyondan sonra müthiş bir zihinsel berraklığa (mental clarity) ulaşır. Mide boşken, vücut sindirime harcadığı enerjiyi beyne gönderir. ‘Ne yesem?’, ‘Çay mı koysam?’ derdi olmadan, blok çalışmalar yapmak için kesintisiz zaman dilimleri doğar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sahur sonrası saatler altın değerinde</strong></p>
<p>Ramazan’ın en büyük avantajlarından birinin zaman yönetimi olduğunu ifade eden Özgür Akoğlan, “Normal bir günde sabah 05.00’te kalkıp ders çalışmak çok zor gelebilir. Ama Ramazan’da zaten uyanıksınız! Sahur yemeğinden sonraki o sessiz, telefonların hiç çalmadığı, şehrin uykuda olduğu 2 saatlik dilim, günün en verimli ‘Altın Saatleri’dir. Bu saatlerde zihin, henüz günün stresiyle kirlenmemiştir. Sahur sonrası uyumayıp derse oturan bir öğrenci için o 2 saat, normal zamandaki 5 saate bedeldir. En zorlandığınız, en karmaşık konuları bu sessizlikte halledebilirsiniz.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ramazan bir sosyal detoks imkânı sunuyor</strong></p>
<p>Ramazan’ın sosyal hayatı doğal olarak yavaşlattığını belirten Özgür Akoğlan, “Ramazan, bir nevi ‘sosyal hayat diyeti’dir. Dışarıda kafelerde vakit öldürme, sinema kaçamakları veya gereksiz sosyalleşme minimuma iner. Herkes evine, kabuğuna çekilir. Bu, sizin için dikkat dağıtıcı unsurların (çeldiricilerin) kendiliğinden elenmesi demektir. Enerjinizi dışarıya değil, masanıza ve hedeflerinize kanalize etmek için bundan daha iyi bir ortam bulamazsınız.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İrade kasları güçleniyor</strong></p>
<p>Sınavın yalnızca bilgi değil, aynı zamanda psikolojik dayanıklılık gerektirdiğini vurgulayan Özgür Akoğlan, “Sınav sadece bilgi işi değil, aynı zamanda bir psikolojik dayanıklılık testidir. Açlığa ve susuzluğa sabreden irade kaslarınız, zor sorulara ve sınav anındaki strese karşı da ‘çelik gibi’ olur. Ramazan’da nefsini ve iradesini yönetmeyi öğrenen öğrenci, sınav kitapçığı önünde stresini de yönetmeyi öğrenir.” dedi.</p>
<p><strong>Direksiyon sizin elinizde</strong></p>
<p>Son olarak öğrencilere çağrıda bulunan Özgür Akoğlan, “Şimdi bir karar vermelisiniz. Bu ayı; ‘Yorgunum, açım’ diyerek sağ şeride geçip yavaşlayarak mı geçireceksiniz, yoksa rakiplerinizin yavaşlamasını fırsat bilip ‘sol şeride’ geçerek mi? Unutmayın; herkes dururken yürüyen, koşmuş sayılır. Bu Ramazan, sizin mazeretiniz değil, ‘Turbo’nuz olsun.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazan-yksye-hazirlikta-turbo-etkisi-yapabilir-615023">Ramazan YKS&#8217;ye hazırlıkta &#8220;Turbo&#8221; etkisi yapabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konya&#8217;daki Şehit Aileleri, Gaziler ve Gazi Yakınları &#8220;Büyük Aile Sofrası&#8221;nda Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/konyadaki-sehit-aileleri-gaziler-ve-gazi-yakinlari-buyuk-aile-sofrasinda-bulustu-614777</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 09:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[daki]]></category>
		<category><![CDATA[gazi]]></category>
		<category><![CDATA[gaziler]]></category>
		<category><![CDATA[huzur]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[şehit]]></category>
		<category><![CDATA[sofrası]]></category>
		<category><![CDATA[vatan]]></category>
		<category><![CDATA[yakınları]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614777</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayının ilk iftarında 81 ilde eş zamanlı olarak düzenlenen, Konya’da Konya Valiliği öncülüğünde gerçekleşen iftar programında şehit aileleri, gaziler ve gazi yakınları bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konyadaki-sehit-aileleri-gaziler-ve-gazi-yakinlari-buyuk-aile-sofrasinda-bulustu-614777">Konya&#8217;daki Şehit Aileleri, Gaziler ve Gazi Yakınları &#8220;Büyük Aile Sofrası&#8221;nda Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ramazan ayının ilk iftarında 81 ilde eş zamanlı olarak düzenlenen, Konya’da Konya Valiliği öncülüğünde gerçekleşen iftar programında şehit aileleri, gaziler ve gazi yakınları bir araya geldi. “Büyük Aile Sofrası” temasıyla düzenlenen programda konuşan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, ülkemizde huzur ve güven içerisinde yaşayabilmemizin şehitlerin fedakarlığına ve gazilerin cesaretine borçlu olunduğunu belirterek, “Şehitlerimizin ve gazilerimizin emanetine sahip çıkmak boynumuzun borcudur” dedi. Konya Valisi İbrahim Akın, “Sizler vatan uğruna gösterilen fedakarlığın ve kahramanlığın en kıymetli emanetleri olarak milletimizin gönlünde daima kadirşinas bir yere sahipsiniz” diye konuştu.</strong></p>
<hr/>
<p>Konya Valiliği öncülüğünde şehit yakınları ile gazi ve gazi yakınlarının katılımıyla 81 ilde eş zamanlı olarak “Büyük Aile Sofrası” temalı iftar programı düzenlendi.</p>
<p>Selçuklu Kongre Merkezi’nde gerçekleşen Ramazan ayının ilk iftar programında konuşan Meram Belediye Başkanı Mustafa Kavuş, “Büyük aile sofrasında büyük bir aile şeklinde buluşmuş olduk. Allah nice bayramlara da önümüzdeki Ramazanlara da hep birlikte sağlıkla, sıhhatle ulaşmayı nasip etsin” değerlendirmesini yaptı.</p>
<p><strong>“HER ZAMAN YANINIZDAYIZ”</strong></p>
<p>Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca, “Bizleri bu mübarek günde bir araya getiren Sayın Valimize teşekkür ediyorum. Gazilerimize ve şehit yakınlarımıza hizmet bizlerin vefa borcudur. Her zaman onların yanındayız. Onların çocuklarıyız. Onların o çocuklarımızın babalarıyız, aileleriyiz. Aziz şehitlerimizi bir kez daha  rahmetle yad ediyorum. Ramazan&#8217;ımız mübarek olsun. Rabb&#8217;im inşallah hep birlikte bayrama da kavuştursun diye dua ediyorum” dedi.</p>
<p><strong>“BİZ VATANIMIZ İÇİN HER ŞEYİ YAPARIZ”</strong></p>
<p>Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, “Biz vatanımız için her şeyi yaparız. Şehit oluruz, gazi oluruz. Ama en önemlisi de şehit ailelerimize ve gazilerimize her zaman sahip çıkarız. Bu manada bu vatan için şehit olmuş tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Gazilerimize de sağlıklı, huzurlu, uzun ömürler diliyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN EMANETİNE SAHİP ÇIKMAK BOYNUMUZUN BORCUDUR”</strong></p>
<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın tensipleriyle her yıl ilk iftarda şehit yakınları ve gazilerle bir araya geldiklerini anımsatarak, bu iftar sofrasının sadece bir yemek sofrası değil; birlik, vefa ve gönül birliğinin sofrası olduğunu söyledi.</p>
<p>Ülkemizde huzur ve güven içerisinde yaşayabilmemizin şehitlerin fedakarlığına ve gazilerin cesaretine borçlu olunduğunu kaydeden Başkan Altay, “O sebeple şehitlerimizin ve gazilerimizin emanetine sahip çıkmak boynumuzun borcudur. Bizler de bu bilinçte her zaman yanınızda olmaya, dertlerinizi paylaşmaya devam edeceğiz. Ramazan ayı paylaşmanın, dayanışmanın ve gönülleri birleştirmenin ayıdır. Bugün aynı sofrada buluşmamız da millet olarak ne kadar güçlü bir dayanışma ruhuna sahip olduğumuzun en güzel göstergesidir. Bu vesileyle tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve dualarla anıyor, gazilerimize sağlık, huzur ve afiyet dolu uzun ömürler diliyorum. Rabb&#8217;im birliğimizi, beraberliğimizi daim eylesin” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>“MİLLETİMİZİN GÖNLÜNDE DAİMA KADİRŞİNAS BİR YERE SAHİPSİNİZ”</strong></p>
<p>Konya Valisi İbrahim Akın ise, üç ayların manevi ikliminin zirvesi olan mübarek Ramazan ayına kavuşmanın huzur ve sevincini hep birlikte yaşadıklarını dile getirerek şunları kaydetti:</p>
<p>“Ramazan paylaşmanın, dayanışmanın ve şükrün en derinden hissedildiği müstesna bir zaman dilimidir. Bu mübarek ay bizlere birlikte olmanın ve aynı sofrada buluşmanın kıymetini yeniden hatırlatmaktadır. Sizler vatan uğruna gösterilen fedakarlığın ve kahramanlığın en kıymetli emanetleri olarak milletimizin gönlünde daima kadirşinas bir yere sahipsiniz. Türkiye Cumhuriyeti şehitlerimizin aziz hatırası ve gazilerimizin fedakarlıklarıyla yoğrulmuş bu topraklar üzerinde ilelebet payidar kalacaktır. Bu anlamlı buluşmanın 81 ilimizde eşzamanlı olarak gerçekleşmesine liderlik eden Sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımı arz ediyorum. Programın hazırlanmasında emeği geçen tüm kurum ve kuruluşlarımıza teşekkür ediyorum. Ramazan-ı Şerif&#8217;inizi canı gönülden tebrik ediyorum.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konyadaki-sehit-aileleri-gaziler-ve-gazi-yakinlari-buyuk-aile-sofrasinda-bulustu-614777">Konya&#8217;daki Şehit Aileleri, Gaziler ve Gazi Yakınları &#8220;Büyük Aile Sofrası&#8221;nda Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kilitle, ifşa et, baskı kur</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kilitle-ifsa-et-baski-kur-614662</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 07:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[baskı]]></category>
		<category><![CDATA[Çalınan]]></category>
		<category><![CDATA[et]]></category>
		<category><![CDATA[Fidye Yazılımı]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[ifşa]]></category>
		<category><![CDATA[kilitle]]></category>
		<category><![CDATA[kur]]></category>
		<category><![CDATA[ödeme]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[suç]]></category>
		<category><![CDATA[tehdidi]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614662</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fidye yazılımı geniş bir suçlu kitlesinin ilgisini çekmeye devam ederken tehditlerin uyarlanabilirliği ve kalıcılığı da artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kilitle-ifsa-et-baski-kur-614662">Kilitle, ifşa et, baskı kur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fidye yazılımı geniş bir suçlu kitlesinin ilgisini çekmeye devam ederken tehditlerin uyarlanabilirliği ve kalıcılığı da artıyor. Suçlular çalınan verileri kamuoyu önünde sergileyebildikleri sürece bu yöntemi kullanmayı sürdürüyor ve fidye yazılımı suç ekonomisi için önemli bir gelir kaynağı olmaya devam ediyor. Siber güvenlik şirketi ESET, kuruluşların fidye yazılımı tehdidi için almaları gereken savunma önlemleri ile ilgili bilgilendirmede bulundu.</strong></p>
<p>Siber suçlar yaşanan dönemin özelliklerine ve teknolojinin gelişimine göre değişiyor. Siber şantaj, daha geniş bir suç kategorisi olarak kalıcılığını kanıtlamış olsa da en zararlı türlerinden biri olan fidye yazılımı artık yalnızca şifreleme ile sınırlı değil.  Geçmişte saldırganlar dosya veya sistemleri kilitleyerek şifre çözme anahtarı karşılığında ödeme talep ederken son yıllarda kampanyalar şifrelemeyi veri sızdırma ve çalınan bilgileri yayımlama tehditleriyle birleştiriyor.<strong> </strong>Bu noktada özel sızıntı siteleri veya veri sızıntı siteleri (DLS’ler) devreye giriyor. İlk olarak 2019’un sonlarında ortaya çıkan bu siteler, çift şantaj stratejisinin bel kemiği hâline geldi. Tehdit aktörleri kurumsal verileri şifrelemeden önce çalıyor ve ardından bu verileri kamuya açık şekilde kullanarak bir güvenlik olayını doğrudan bir  krize dönüştürüyor.</p>
<p>Fidye yazılımı artık yalnızca sistemlerin kilitlenmesi değil, aynı zamanda veri hırsızlığı ve şantaj sorunu olarak değerlendiriliyor. Kamuya açık takip projeleri de bu eğilimi doğrulasa da sızıntı sitelerinin yalnızca suçluların duyurmayı seçtiği olayları yansıttığı, gerçek kurban sayısının daha yüksek olabileceği belirtiliyor.</p>
<p><strong>Veri sızıntı siteleri nasıl kullanılıyor?</strong></p>
<p>Dark web üzerinde barındırılan ve Tor ağı üzerinden erişilen veri sızıntı siteleri, genellikle çalınan verilerin bir bölümünü yayımlıyor. Ödeme yapılmazsa tüm verilerin açıklanacağı tehdidinde bulunuyor. Bazı durumlarda kurban ödeme yapmayı reddettiğinde veriler yayımlanıyor ve baskı daha da artıyor. Kurbanlara ait bilgiler, çalınan verinin kapsamı ve belirlenen son tarihler bu stratejinin parçası olarak sunuluyor. Bu yaklaşımın yıkıcı etkisi, hız ve görünürlükten kaynaklanıyor. Olay kamuoyuna duyurulduğu anda birden fazla risk aynı anda ortaya çıkıyor ve çoğu zaman kuruluşlar saldırının kapsamını tam olarak anlamadan yoğun belirsizlik altında kalıyor. </p>
<p>Veri sızıntı siteleri bu nedenle doğrudan bir baskı aracı olarak kullanılıyor. Saldırganlar blöf yapmadıklarını göstermek için genellikle sınırlı miktarda veri yayımlıyor. Kurban ödeme yapmazsa daha fazlası paylaşılmaya devam ediyor. Zarar çoğu zaman ilk kurbanla sınırlı kalmıyor. Sızdırılan veya yeniden satılan veriler kimlik avı, iş e-postası dolandırıcılığı ve kimlik sahtekârlığı gibi sonraki suçların kaynağı hâline geliyor. Tedarik zinciri olaylarında ihlal müşterilere ve iş ortaklarına kadar yayılabiliyor. Bu domino etkisi, fidye yazılımının münferit olaylar değil sistemik bir risk olarak değerlendirilmesinin nedenlerinden biri olarak görülüyor.</p>
<p><strong>Sızıntı sitesinin her öğesi, psikolojik baskıyı en üst düzeye çıkarmak için tasarlanıyor.</strong></p>
<p><strong>Yetkisiz erişimin kanıtı</strong>. Çeteler, saldırının gerçek olduğunu ve tehdidin inandırıcı olduğunu göstermek için sözleşmeler ve şirket içi e-postalar gibi örnek belgeler yayımlar. </p>
<p><strong>Aciliyet</strong>: Zamanlayıcılar ve geri sayımlar, zamanın dolmakta olduğu hissini uyandırır çünkü zaman baskısı altında alınan kararlar genellikle saati kontrol eden tarafın lehine olur.</p>
<p><strong>Kamuya ifşa</strong>: Çalınan veriler hiçbir zaman kamuya açıklanmasa bile ihlalle ilişkilendirilmek bile itibar kaybına neden olur ve bu zararın giderilmesi yıllar alabilir.</p>
<p><strong>Yasal risk</strong>: Giderek genişleyen eyalet düzeyindeki gizlilik yasaları gibi çerçeveler altında, kişisel verileri içeren doğrulanmış bir ihlal, zorunlu açıklamalar, soruşturmalar ve para cezalarına yol açabilir.</p>
<p><strong>Geniş etkiler ve kalıcı sonuçlar</strong></p>
<p>Veri sızıntısı ihtimali; itibar kaybı, müşteri güveninin zedelenmesi, finansal zararlar ve yasal yaptırımlar gibi çok sayıda riski aynı anda tetikliyor. Çalınan verilerin satılması suç ekonomisini besliyor ve yeni saldırıların önünü açıyor. Bazı grupların şifrelemeyi tamamen atlayarak yalnızca veri ele geçirip yayımlama tehdidiyle şantaj yaptığı da görülüyor.</p>
<p>Kurban durumunda olan kuruluşlar çoğu zaman yeterli değerlendirme süresi olmadan karar vermek zorunda kalıyor. İhlalden etkilenen bireyler ise uzun süren temizlik süreçleri, hesap ele geçirmeleri ve kimlik dolandırıcılığı gibi risklerle karşılaşıyor. Fidyeyi ödemek kolay bir çözüm gibi görünse de dosyaların geri alınacağını ya da verilerin gizli kalacağını garanti etmiyor. Ödeme yapan birçok kuruluşun kısa süre içinde yeniden saldırıya uğradığı biliniyor ve yapılan her ödeme yeni saldırıların finansmanına katkı sağlıyor.</p>
<p><strong>Kuruluşlar için fidye yazılımı tehdidi  kapsamlı savunma önlemleri gerektirir:</strong></p>
<ul>
<li>EDR/XDR/MDR özelliklerine sahip gelişmiş güvenlik çözümleri kullanmak. Bu çözümler, yetkisiz işlem yürütme ve şüpheli yanal hareket gibi anormal davranışları izleyerek tehdidi anında durdurur.</li>
<li>İyi tanımlanmış, sıkı erişim kontrolleriyle yanal hareketleri kısıtlama. Sıfır Güven ilkeleri, herhangi bir varlık için varsayılan güven varsayımlarını ortadan kaldırarak şirketin güvenlik durumunu güçlendirir. </li>
<li>Tüm yazılımların güncel tutulması. Bilinen güvenlik açıkları, fidye yazılımı aktörleri için başlıca giriş vektörlerinden biridir. </li>
<li>Fidye yazılımının erişemeyeceği veya değiştiremeyeceği, izole edilmiş, hava boşluğu olan ortamlarda yedeklemeler saklayın. Fidye yazılımının birincil amacı, hassas verileri bulmak ve şifrelemektir. Dayanıklı yedeklemeler ve fidye yazılımı giderme yetenekleri, tehdidin neden olduğu hasarı azaltmada büyük rol oynar.</li>
<li>İyi tasarlanmış güvenlik farkındalığı eğitimleriyle etkili bir savunma bariyeri oluşturulabilir. Kötü amaçlı e-postaları erken tespit edebilen bir çalışan, fidye yazılımı aktörlerinin en sevdiği giriş noktalarından birini ortadan kaldırır ve bu tek başına, tüm kuruluşunuzu mağdur eden bir saldırı riskini önemli ölçüde azaltabilir.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kilitle-ifsa-et-baski-kur-614662">Kilitle, ifşa et, baskı kur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçekten ihtiyacın var mı, yoksa moralin mi bozuk?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gercekten-ihtiyacin-var-mi-yoksa-moralin-mi-bozuk-614440</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 10:33:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bozuk]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekten]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyacın]]></category>
		<category><![CDATA[moralin]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[reklamlar]]></category>
		<category><![CDATA[Satın Alma]]></category>
		<category><![CDATA[tüketici]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614440</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu kapsamında düzenlediği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin beşincisi gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gercekten-ihtiyacin-var-mi-yoksa-moralin-mi-bozuk-614440">Gerçekten ihtiyacın var mı, yoksa moralin mi bozuk?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu kapsamında düzenlediği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin beşincisi gerçekleştirdi. “Bilinçli Tüketici Olmak: Satın Almanın Püf Noktaları” başlığıyla çevrimiçi düzenlenen seminere yoğun katılım sağlandı.</p>
<p><strong>Pandemi sonrası tüketim alışkanlıkları daha fazla sorgulanmaya başlandı</strong></p>
<p>Seminerin konuşmacısı, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Özgül Dağlı oldu. Konuşmasına, “Paranızın, zamanınızın ve gezegenimizin kontrolünü ele alma zamanı” sözleriyle başlayan Prof. Dr. Dağlı, pandemi sonrası dönemde tüketim alışkanlıklarının daha fazla sorgulanmaya başlandığını ifade etti. Kaynakların sınırlı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Dağlı, bilinçsiz tüketimin çevreye, atmosfere ve doğal kaynaklara zarar verdiğini belirtti.</p>
<p><strong>Alışveriş artık bir deneyim alanı</strong></p>
<p>Günümüzde alışverişin yalnızca bir ihtiyaç giderme davranışı olmaktan çıktığını söyleyen Prof. Dr. Dağlı, modern tüketici deneyiminin duygusal bir boyut kazandığını dile getirdi. Alışverişin, birçok kişi için “duygusal boşluk doldurma aracı” haline geldiğini ifade eden Prof. Dr. Dağlı, bu durumun tüketim kültürüyle doğrudan ilişkili olduğunu kaydetti.</p>
<p>“Tüketim kültüründe ‘tükettiğin kadar varsın’ anlayışı hâkim” diyen Dağlı, bu yaklaşımın toplumsal etkilerinin sorgulanması gerektiğini, bilinçli tüketimin, bireyin neden ve ne kadar tükettiğini fark etmesiyle mümkün olabileceğini belirtti.</p>
<p><strong>Hız ve haz çağında tüketim</strong></p>
<p>Günümüz dünyasının hız ve haz odaklı bir yapıya sahip olduğuna dikkat çeken Dağlı, teknolojiyle birlikte ekranların hayatın merkezine yerleştiğini söyledi. Tüketicilerin bu ekranlardan hız ve anlık tatmin beklediğini belirten Prof. Dr. Dağlı, bilinçli tüketimin yalnızca para biriktirmek anlamına gelmediğinin altını çizdi.</p>
<p>Bilinçli tüketimin; zamanı, psikolojiyi ve çevresel kaynakları doğru yönetmeyi de kapsadığını ifade eden Prof. Dr. Dağlı, “Hedef, tüketimin nesnesi değil öznesi olabilmek” dedi.</p>
<p><strong>Satın alma davranışının psikolojisi</strong></p>
<p>Satın alma dürtüsünün arkasında nörolojik süreçlerin de bulunduğunu belirten Prof. Dr. Dağlı, alışveriş sırasında beyinde dopamin salgılandığını ve bu durumun kısa süreli mutluluk hissi yarattığını, özellikle ürünün hayal edilmesi ve beklenmesi sürecinde dopamin düzeyinin arttığını ifade etti.</p>
<p>“Yalnızlık, stres ve can sıkıntısı gibi duygular, ‘terapi amaçlı alışverişi’ tetikleyebiliyor” diyen Prof. Dr. Dağlı, algoritmaların tüketicilerin zayıf anlarını analiz ederek pazarlama kuşatması oluşturduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>Pazarlama tuzaklarına dikkat!</strong></p>
<p>Fiyatlandırma stratejileri ve algı yönetimi konularına da değinen Prof. Dr. Dağlı, indirimlerin ve kampanyaların beyinde “kazanma hissi” oluşturduğunu, satın alma süreçlerinde, mantıklı karar verme merkezi olan prefrontal korteks ile duygusal tepkilerden sorumlu amigdala arasında bir denge mücadelesi yaşandığını ifade etti.</p>
<p>“Kıtlık ve aciliyet ilkesi, ‘hemen satın almalıyım’ duygusunu körüklüyor” diyen Prof. Dr. Dağlı, bu sürecin medya ve dijital platformlar aracılığıyla sürekli yeniden üretildiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Dağlı, “‘Son üç ürün’, ‘süreniz doluyor’ gibi uyarılar, tüketicide kaygı yaratıyor. Bu durum ‘fırsatı kaçırma korkusu’, yani FOMO’yu tetikliyor ve bireyi hızlı karar almaya itiyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Duyular üzerinden satın alma davranışı şekilleniyor</strong></p>
<p>Duyusal pazarlamanın satın alma süreçlerindeki etkisine de değinen Prof. Dr. Dağlı, alışveriş ortamlarının bilinçli olarak tasarlandığını belirtti. “Mağaza içindeki müzikten kokuya, raf düzeninden görsel tasarıma kadar her unsur satın alma davranışını etkilemek üzere kurgulanıyor. Dijital ortamda ise bu deneyimi web siteleri ve e-ticaret platformları üstleniyor” dedi.</p>
<p>Satın alma sürecinin yalnızca reklamlardan ibaret olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Dağlı, “Burada bütünleşik pazarlama iletişiminden söz ediyoruz. Reklam, fiyat, dijital içerik, influencer önerileri ve kullanıcı deneyimleri bir bütün olarak tüketici davranışını şekillendiriyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bilgi ve artan erişimle manipülasyonun hızı da arttı </strong></p>
<p>Tüketici kavramına da açıklık getiren Prof. Dr. Dağlı, nihai tüketicinin ekonomik zincirin son halkasında yer aldığını ve ürünü ticari bir amaç gütmeden satın aldığını ifade etti. Prof. Dr. Dağlı, “Bir avukatın evine aldığı televizyon tüketici işlemidir; ancak ofisine aldığı bilgisayar ticari faaliyet kapsamında değerlendirilir” örneğini verdi.</p>
<p>Bilgiye erişimin kolaylaşmasının yeni bir sorunu beraberinde getirdiğini belirten Prof. Dr. Dağlı, “Eskiden sorun bilgi eksikliğiydi, bugün ise bilgi kirliliği ve manipülasyon. Devasa bir veri yığınıyla karşı karşıyayız. Hangisinin gerçek bilgi, hangisinin algı yönetimi olduğunu ayırt etmek ciddi bir zihinsel çaba gerektiriyor” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu durumu “modern tüketicinin paradoksu” olarak tanımlayan Prof. Dr. Dağlı, “Bilgiye erişim hızlandıkça, reklamların ve pazarlama tekniklerinin manipülasyon hızı da arttı. Bu, dijital çağın en büyük ironilerinden biri” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p><strong>Algoritmalar en zayıf anı hedefliyor</strong></p>
<p>Algoritmik kuşatmaya dikkat çeken Prof. Dr. Dağlı, “Arama geçmişimiz sayesinde reklamlar bizi en zayıf anımızda yakalayabiliyor. Gece yarısı karşınıza çıkan bir yemek reklamı tesadüf değil” dedi. Nöropazarlama uygulamalarına da değinen Prof. Dr. Dağlı, “Hangi rengin, hangi kelimenin ya da hangi sesin ‘satın al’ butonuna bastırdığını artık biliyorlar” şeklinde konuştu.</p>
<p>Web sitelerinde kullanılan “karanlık modellerin” de altını çizen Prof. Dr. Dağlı, “Sepetten ürün çıkarmanın zorlaştırılması, sahte stok sayaçları gibi uygulamalar tüketiciyi dürtüsel satın almaya yöneltiyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Reklam ikna eder, manipüle etmez!</strong></p>
<p>Reklamcılığın etik boyutuna vurgu yapan Prof. Dr. Dağlı, “Reklam ikna eder, manipüle etmez. Ancak tüketiciler manipüle olabildiği için bugün bilinçli tüketimi konuşmak zorunda kalıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Influencer pazarlamasına da değinen Prof. Dr. Dağlı, “Reklam, reklam gibi kokmadığında daha etkili oluyor. Bir arkadaş tavsiyesi gibi sunulan içerikler eleştirel süzgeci aşabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>“Dur, düşün” çağrısı</strong></p>
<p>Bilinçli tüketici olmanın temel adımlarını da paylaşan Prof. Dr. Dağlı, satın alma öncesinde mutlaka bir “dur, düşün” aşamasının gerektiğini söyledi. “’Gerçekten ihtiyacım var mı, yoksa sadece moralim mi bozuk?’ sorusu çok güçlü bir duygusal filtredir” diyen Prof. Dr. Dağlı, 30 gün kuralı, fiyat geçmişi takibi, kullanıcı yorumlarının detaylı incelenmesi ve envanter kontrolü gibi yöntemleri önerdi.</p>
<p>Dürtüsel tüketici ile bilinçli tüketici arasındaki farklara da değinen Prof. Dr. Dağlı, “Dürtüsel tüketici anlık haz peşindedir ve çoğu zaman pişmanlık yaşar. Bilinçli tüketici ise araştırır, sorgular ve uzun vadeli tatmin yaşar” diye konuştu.</p>
<p><strong>Satın alma sonrası da sürecin parçası</strong></p>
<p>Satın alma sonrasının da bilinçli tüketimin önemli bir aşaması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dağlı, “Beklentiyle gerçek örtüşmüyorsa cayma hakkınızı kullanın. ‘Belki alışırım’ demeyin. Bu bir tüketici hakkıdır” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Ürün kullanım kılavuzlarının incelenmesi ve deneyimlerin paylaşılmasının hem bireysel memnuniyeti hem de toplumsal farkındalığı artırdığını belirten Prof. Dr. Dağlı, bilinçli tüketimin yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorumluluk olduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Tek tıkla ödeme kolaylaşıyor, harcama kontrolü zorlaşıyor!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Özgül Dağlı, dijital çağda tüketim davranışlarının dönüşümüne dikkat çekerek, özellikle son dönemde bilimsel çalışmalarda öne çıkan “infinite scrolling” (sonsuz kaydırma) kavramının, bireyleri sürekli bir arayış ve satın alma döngüsü içinde tuttuğunu vurguladı. Prof. Dr. Dağlı, “Bu kavram aslında bireyin hiç durmadan tüketmeye yönlendirilmesi anlamına geliyor. Algoritmaların gücü ve sosyal medya reklamlarının kişiselleştirilmiş yapısı, bu süreci daha da hızlandırıyor” dedi.</p>
<p>Tek tıkla ödeme sistemlerinin çoğu zaman kolaylık olarak sunulduğunu ancak harcama kontrolünü zorlaştırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Dağlı, influencer pazarlaması ve dijital vitrinlerin, bireylerin bilinçli tüketici olma yolculuğunun önüne geçebildiğini belirtti. Prof. Dr. Dağlı, “Gördüğünüz her şeye sahip olma arzusu, tüketim dürtümüzü körüklüyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Ucuz olan pahalıdır!</strong></p>
<p>Ürün kalitesinin nicelikten daha önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dağlı, “Ucuz olan aslında pahalıdır sözü boşuna söylenmemiştir. Uzun ömürlü, kaliteli ve çevreye duyarlı ürünler tercih edilmelidir” dedi.</p>
<p>Bilinçli tüketicinin bir “manifestosu” olabileceğini dile getiren Dağlı, bu manifestoyu “Az ama öz almak, niceliğe değil niteliğe odaklanmak, kontrolün sizde olduğunun farkına varmak ve pazarlama stratejilerinin sizi her zaman yönetmesine izin vermemek.” şeklinde dile getirdi.</p>
<p><strong>Reklamlarda dürüstlük ve şeffaflık esastır</strong></p>
<p>Bilinçli tüketicinin haklarını bilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Dağlı, cayma hakkı, fatura ve garanti belgelerinin saklanmasının önemine dikkat çekti. Aldatıcı reklamlara karşı uyarılarda bulunan Prof. Dr. Dağlı, “Reklam Kurulu tanımına göre tüketiciyi aldatan, bilgi eksikliğini istismar eden ve can güvenliğini tehlikeye atan reklamlar aldatıcı kabul edilir. Reklamlarda dürüstlük ve şeffaflık esastır” dedi.</p>
<p>Sahte indirimler, eksik bilgilendirme, abartılı vaatler, bilimsel temeli olmayan sağlık beyanları, görsel yanıltmalar ve dijital tuzakların en yaygın aldatıcı reklam türleri olduğunu belirten Prof. Dr. Dağlı, özellikle influencer iş birlikleri ve karanlık tasarımlara karşı tüketicilerin dikkatli olması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Yanıltıcı reklamlara karşı Reklam Kurulu’na başvurabilirsiniz</strong></p>
<p>Tüketicilerin korunma mekanizmalarına ilişkin bilgi veren Prof. Dr. Dağlı, “Yanıltıcı reklamlara karşı Reklam Kurulu’na başvurabilirsiniz. E-Devlet üzerinden bu işlemler yapılabiliyor. Tüketici Hakem Heyetleri ve CİMER de önemli başvuru kanallarıdır” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Dağlı, aldatıcı reklamla satın alınan ürünlerin ayıplı mal kapsamında değerlendirildiğini ve iade, değişim ile tazminat hakkı doğduğunu hatırlatarak, “Satın aldığınız her şey, hayatınızdan verdiğiniz bir zaman dilimidir. Zamanınızı neye harcadığınıza dikkat edin ve haklarınızı bilin” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gercekten-ihtiyacin-var-mi-yoksa-moralin-mi-bozuk-614440">Gerçekten ihtiyacın var mı, yoksa moralin mi bozuk?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güzelbahçe Belediyesi&#8217;nden Çifte Açılış</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/guzelbahce-belediyesinden-cifte-acilis-613815</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 12:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[çifte]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma]]></category>
		<category><![CDATA[güzelbahçe]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613815</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güzelbahçe Belediyesi, Siteler Mahallesi’nde 800m2 alanda hizmet vereceği Güzmar ve Güzbel Port açılışlarını büyük bir coşkuyla gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guzelbahce-belediyesinden-cifte-acilis-613815">Güzelbahçe Belediyesi&#8217;nden Çifte Açılış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span>Güzelbahçe Belediyesi, Siteler Mahallesi’nde 800m2 alanda hizmet vereceği Güzmar ve Güzbel Port açılışlarını büyük bir coşkuyla gerçekleştirdi. Siteler Mahallesi 2.Liman Halk Plajı yanında halkın büyük ilgisiyle gerçekleştirilen açılışlara CHP Parti Meclis Üyesi İzmir Milletvekili Ednan Arslan, CHP İzmir Milletvekili ve Parti Meclis Üyesi Deniz Yücel, CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanvekili Altan İnanç, CHP İl Yöneticileri, CHP Güzelbahçe İlçe Başkanı Devrim Seyrek ve ilçe yöneticileri, Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa Günay, Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit, Torbalı Belediye Başkanı Övünç Demir, önceki dönem belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, muhtarlar ve çok sayıda vatandaş katıldı. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bu Hizmet Anlayışı Her Türlü Takdiri Hak Ediyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa Günay ve ekibinin her türlü takdiri hakkettiğini ifade eden CHP İzmir Milletvekili ve Parti Meclis Üyesi Ednan Arslan, ‘‘Değerli Güzelbahçeli hemşerilerim, bugün burada yapılan hizmetleri görünce şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki; Sayın Mustafa Günay ve ekibinin ortaya koyduğu çalışmalar her türlü takdiri hak ediyor. Kısa sürede, halkın hayatına doğrudan dokunan bu kadar çok hizmeti hayata geçirmek büyük bir emek ve kararlılığın göstergesidir. Bu nedenle kendisine ve emeği geçen herkese yürekten “helal olsun” diyorum. Güzelbahçe aslında şanslı bir kenttir. Çünkü geçmişten bugüne görev yapan belediye başkanlarımız, her zaman yönünü halktan yana çevirmiş, önceliğini vatandaşın ihtiyaçlarına vermiştir. Bizler de her zaman aynı anlayışla, gösterişten uzak, kaynaklarımızı doğru kullanarak Güzelbahçe’nin gerçek ihtiyaçlarına çözüm üretmeye odaklandık. Bugün bir belediyenin yalnızca altyapı değil; sosyal belediyecilik anlayışıyla halkına dokunan projeler üretmesi büyük önem taşıyor. Marketler, kafeler, kreşler, sosyal tesisler ve dayanışma projeleri; vatandaşın hayatını kolaylaştırmak, emeklinin, öğrencinin, dar gelirlinin yanında olmak için hayata geçiriliyor. Çünkü bizim anlayışımızda belediyecilik, sadece hizmet değil, aynı zamanda sosyal adaletin sağlanmasıdır. Bizler görev yaptığımız her yerde, kimseyi ayırmadan, oy verip vermediğine bakmadan tüm vatandaşlarımıza eşit hizmet etmeye devam edeceğiz. Bizim önceliğimiz her zaman halkımızdır; emeklimizin, işçimizin, öğrencimizin ve dar gelirli vatandaşlarımızın yanında olmaktır. Önümüzde Ramazan ayı var. Bu mübarek ayın birlik, dayanışma ve paylaşma duygularımızı daha da güçlendirmesini diliyorum. Hep birlikte, dayanışma içinde, güzel ve umut dolu yarınlara yürümeye devam edeceğiz. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum’’ dedi.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Güzelbahçe’ye Müjde: Spor Alanının Mülkiyeti Belediyeye Devredildi</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Güzelbahçelilere bir müjde vererek konuşmasına başlayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanvekili Altan İnanç, ‘‘Sevgili Güzelbahçeli hemşerilerim, sizleri, İzmir Büyükşehir Belediyemiz ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Dr. Cemil Tugay adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Başkanımız, önceden planlanmış bir programı nedeniyle bugün aramızda bulunamasa da, kalbinin sizlerle olduğunu özellikle iletmemi istedi. Değerli hemşerilerim, İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak, Güzelbahçe’de olduğu gibi İzmir’in tüm ilçelerinde, ilçe belediyelerimizle koordinasyon içinde çalışmaya büyük önem veriyoruz. Muhtarlarımızdan, meclis üyelerimizden ve vatandaşlarımızdan gelen talepleri karşılamak için var gücümüzle çalışıyoruz. Bugün sizlerle önemli bir müjdeyi de paylaşmak isterim. Güzelbahçeli hemşerilerimizin spor salonu olarak kullandığı alanın üzerindeki arsanın mülkiyeti, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Güzelbahçe Belediyesi’ne devredilmiştir. Bu kararın Güzelbahçemize hayırlı olmasını diliyorum. Kıymetli hemşerilerim, Zor günlerden geçiyoruz. Hepimiz ülkemizin içinde bulunduğu koşulları yaşıyor ve hissediyoruz. Ancak şunu bilmenizi isterim ki, İzmir laik, Atatürk ilke ve değerlerine bağlı, Cumhuriyet’e yürekten sahip çıkan bir kenttir. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak, İzmir’in değerlerini ve hemşerilerimizin hassasiyetlerini korumak için her zaman sizlerle birlikte, dimdik durmaya devam edeceğiz. Bizler, sizlerden aldığımız güçle, Güzelbahçe ve İzmir için çalışmaya, üretmeye ve hizmet etmeye kararlılıkla devam edeceğiz. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum’’ diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Seçim Vaatleri Tamamlandı, Artık Yeni Bir Hikaye Yazacağız</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span>Seçim döneminde söz verilen vaatleri 23 ayda bir bir gerçekleştirerek tamamladıklarını belirten Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa Günay, ‘‘Değerli hemşerilerim, tüm emekçi ekibimiz ve meclis üyelerimizle birlikte, bu kentin hikâyesini omuz omuza yazıyoruz. Yaklaşık 23 ay önce seçim döneminde halkımıza verdiğimiz sözleri tek tek hayata geçirmenin gururunu yaşıyoruz. Seçim kitapçığımızda verdiğimiz sözleri yerine getirdik. Seçim kitapçığımızı bugün, verdiğimiz sözleri nasıl yerine getirdiğimizi gösteren bu çalışmaları da kıymetli milletvekillerimizle teslim edeceğiz. Artık Güzelbahçe için yeni bir hikâye yazmanın zamanı. Halkımızın talebi doğrultusunda başlattığımız GÜZMAR projesi, dayanışma belediyeciliğinin en güçlü örneklerinden biri oldu. Başlangıçta tecrübemiz olmamasına rağmen güçlü ekibimizle bu süreci başarıyla yönettik ve bugün 5. marketimizi hizmete açtık. Aynı şekilde, bir kafeyle başladığımız yolculukta bugün 5 kafeyle vatandaşlarımıza hizmet veriyoruz. Çünkü biz, verdiğimiz her sözün arkasında duran bir anlayışla çalışıyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyemizin desteğiyle tahsis edilen Onur Günay Kampüsü’nde çocuklarımız ve büyüklerimiz için çok kıymetli projeleri hayata geçirdik. Anaokulumuzda 120’nin üzerinde öğrencimiz eğitim görüyor, etüt merkezimizde 80 öğrencimiz ücretsiz olarak üniversite sınavına hazırlanıyor. Dayanışma mutfağımız ise hem öğrencilerimize hem de ilçemizde yalnız yaşayan 60 yaş üstü vatandaşlarımıza düzenli yemek hizmeti sunuyor. Ayrıca, Maltepe’de yeni bir alanın da belediyemize tahsis edilmesiyle birlikte, Güzelbahçe için yeni projeler üretmeye devam edeceğiz. Güzelbahçe’den desteğini hiçbir zaman esirgemeyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Dr. Cemil Tugay’a gönülden teşekkür ediyorum. Biz bu yola halkımıza hizmet etmek için çıktık. Dayanışmayı büyütmeye, sosyal belediyeciliği güçlendirmeye ve Güzelbahçe’ye değer katmaya yaptığımız özverili çalışmayla devam edeceğiz. Bu anlamlı günde yanımızda olan, desteğini esirgemeyen tüm dostlarımıza teşekkür ediyor, yapılan hizmetlerin Güzelbahçemize hayırlı olmasını diliyorum’’ diye konuştu.</span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bu proje Büyük Bir Emek ve Dayanışmanın Eseri</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span>Projenin ciddi bir emek ve dayanışma ile gerçekleştiğini ifade eden CHP Güzelbahçe İlçe Başkanı Devrim Seyrek, ‘‘Arkamızda duran bu yapı, aslında sadece bir bina değil; bu kentin emeğinin, dayanışmasının ve ortak mücadelesinin bir simgesidir. Üzerinde yazan “Birlikte yazıyoruz bu kentin hikâyesini” ifadesi, burada bulunan herkesin bu hikâyenin bir parçası olduğunu anlatmaktadır. Bu nedenle burayı yalnızca bir yapı, yalnızca bir market ya da bir tesis olarak görmek doğru değildir. Bu, birlikte üretmenin, birlikte var olmanın ve birlikte güçlenmenin bir ifadesidir. Bugün zor zamanlardan geçiyoruz. Aynı kentte yaşıyor, aynı yağmur altında ıslanıyor, aynı zorlukları birlikte göğüslüyoruz. İşte bu nedenle bu hikâye, yalnızca bir belediyenin, yalnızca bir partinin hikâyesi değildir. Bu hikâye; eşitliğe, adalete ve Cumhuriyet’in değerlerine sahip çıkanların ortak hikâyesidir. İsimler değişir, görevler değişir, ama Cumhuriyet’in değerlerine sahip çıkan bu irade asla değişmez. Çünkü biz biliyoruz ki, bu birlik ve kararlılıkla Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır’’ diye konuştu.</span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Başkanımıza gelen talep kısa sürede esere dönüşüyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span>Güzelbahçe Belediye Meclis Üyeleri adına konuşan Ezgi Naz Soysal, ‘‘Başkanımıza, bizlere bu gururu yaşattığı için gönülden teşekkür ediyorum. Seçim döneminde her kapıyı çaldığımızda, vatandaşlarımızın en çok dile getirdiği taleplerden biri market ve kafe projeleriydi. Bugün görüyoruz ki, halkımızdan gelen bu talepler Sayın Başkanımız ve kıymetli ekip arkadaşlarının özverili çalışmalarıyla somut ve değerli eserlere dönüşmüştür. Bu anlayış, halkın sesine kulak veren, ihtiyaçları önceleyen ve verilen hiçbir sözü havada bırakmayan bir hizmet anlayışının en güçlü göstergesidir. İnanıyorum ki, bu kararlılık ve bu hizmet anlayışıyla, daha büyük sorumluluklar üstlendiğimizde çok daha iyilerini hayata geçirmeye devam edeceğiz’’ ifadelerini kullandı.</span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Çok İstedik Başkanımız Yaptı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span>Mahallenin her iki projeye de ihtiyaç duyduğunu söyleyen Siteler Mahallesi Muhtarı Kezban Hocek, ‘‘Sayın Başkanımız, bu projeyi hayata geçirmek için gerçekten büyük bir özveri ve kararlılık gösterdi. Sürecin her aşamasında, ekibiyle birlikte bizzat burada bulunarak bu çalışmanın hayata geçmesi için yoğun emek verdi. Bu proje, mahallemize yalnızca yeni bir hizmet kazandırmakla kalmadı; aynı zamanda yeni bir vizyon, yeni bir umut kazandırdı. Halkımızın güvenilir, kaliteli ve uygun fiyatlı gıdaya ve sosyal alanlara erişim ihtiyacı vardı. Bugün bu ihtiyaçlara cevap veren çok değerli bir eserin mahallemize kazandırılmış olmasının mutluluğunu yaşıyoruz. Bu anlamlı hizmetin mahallemize hayırlı olmasını diliyor, emeği geçen başta Sayın Başkanımız olmak üzere tüm ekip arkadaşlarımıza teşekkür ediyor, emeklerine sağlık diyorum’’ dedi.</span></span></p>
<p><span><span>Konuşmaların ardından protokol açılış kurdelesini kesti. Güzmar ve Güzbel Port Cafe hizmete açıldı. Güzelbahçe Belediyesi’nin sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda yaptığı prestij projelerinden Siteler Güzmar ve Güzbel Port Cafe toplam 800m2 alanda hizmet verecek. Projenin ilk katında vatandaşlar uygun ve kaliteli fiyatla hizmet veren Güzmar’da alışverişini yaparken, ikinci katında ise deniz manzaralı Güzbel Port Cafe’de uygun ve kaliteli kafeterya hizmetlerinden yararlanabilecek.</span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guzelbahce-belediyesinden-cifte-acilis-613815">Güzelbahçe Belediyesi&#8217;nden Çifte Açılış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üreticiye Tam Destek: Efes Selçuk&#8217;ta Salep Eğitimi Düzenlendi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ureticiye-tam-destek-efes-selcukta-salep-egitimi-duzenlendi-613065</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 07:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[efes]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[katılım]]></category>
		<category><![CDATA[salep]]></category>
		<category><![CDATA[selçuk]]></category>
		<category><![CDATA[ta]]></category>
		<category><![CDATA[tam]]></category>
		<category><![CDATA[üreticiler]]></category>
		<category><![CDATA[üreticiye]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613065</guid>

					<description><![CDATA[<p>Efes Selçuk Belediyesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın “Güçlü Üretim İçin Tarım Eğitimleri” programı kapsamında düzenlenen Salep Yetiştiriciliği Eğitimi, Efes Tarlası Yaşam Köyü Toprak Okulu’nda üreticilerle buluştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ureticiye-tam-destek-efes-selcukta-salep-egitimi-duzenlendi-613065">Üreticiye Tam Destek: Efes Selçuk&#8217;ta Salep Eğitimi Düzenlendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Efes Selçuk Belediyesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın “Güçlü Üretim İçin Tarım Eğitimleri” programı kapsamında düzenlenen Salep Yetiştiriciliği Eğitimi, Efes Tarlası Yaşam Köyü Toprak Okulu’nda üreticilerle buluştu.</p>
<p>Ziraat Mühendisi Leyla Sakaroğlu’nun anlatımıyla ücretsiz olarak düzenlenen eğitime 20 kişi katıldı. Eğitim kapsamında salep bitkisinin ekonomik değeri, üretim süreci, kullanım alanları, hasat mevsimi ve yöntemleri, doğal olarak yetiştiği bölgeler ve yasal çerçevesi kapsamlı biçimde ele alındı.</p>
<p>Aynı zamanda katılımcılar, yerel üreticilerin eğitim için getirdiği salep orkidelerinin farklı türlerini de inceleme fırsatı buldular.</p>
<p><b>“ÜRETİCİLERİMİZİN HER ZAMAN YANINDAYIZ”</b></p>
<p>Efes Tarlası Yaşam Köyü Toprak Okulu’nda katılımcılarla bir araya gelen Ziraat Mühendisi Leyla Sakaroğlu; “Efes Selçuk Belediyesi’nin bizden talep etmiş olduğu Salep Yetiştiriciliği eğitimini bugün düzenledik. Katılım çok güzeldi. Salep üretimini A’dan Z’ye tüm konu başlıklarıyla ele aldık. Eğitimimiz soru-cevap şeklinde ilerledi. Katılımcılarımızın yoğun ilgisiyle karşılaştık. Bu da bizi çok memnun etti. Eğer biz bugün, bu eğitimle bir salep üreticisi bile kazandıysak bu bizim için çok büyük bir kazançtır. Biz İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Efes Selçuk Belediyesi olarak üreticilerimizin her zaman yanındayız. Üretime dönük yapılan bütün çalışmalar bizim için çok kıymetlidir. Elimizden gelen tüm destekleri sonuna kadar vermeye hazırız. Bunu üreticilerimize de aktardık. Onlar da memnuniyetlerini dile getirdiler. Çok mutlu olduk” dedi. </p>
<p><b>“FİLİZ BAŞKAN HER ZAMAN DESTEKÇİMİZ”</b></p>
<p>Salep üretimine yeni başlayacak olan üreticiler için faydalı bir eğitim olduğunu aktaran katılımcılardan Nihal Öztürk; “Güzel bir eğitimdi. Zaten çoğu konuya yetiştiriciliğini yaptığım için hakimim ama katılmam çok iyi oldu. Hocamızın farklı başlıklarda anlatımını görmüş oldum. Salep üretimine yeni başlayacak olanlar için bence çok faydalı bir eğitim. Gayet güzel bilgiler veriyorlar. Başkanımız Filiz Hanım tarım eğitimleri konusunda çok destekçimiz oluyor. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p>Eğitimden duyduğu memnuniyeti dile getiren katılımcılardan Aysel Kılıç; “Köyümüzde kendi çapımızda tarımsal çalışmalarla uğraşıyoruz. O yüzden bu eğitime de katıldım. Güzel bir eğitimdi. Hocamız bütün sorularımıza gayet güzel yanıtlar verdi. Çok memnun kaldık ve bilgilendik. Belediyemize de hocamıza da teşekkür ediyoruz” dedi.</p>
<p> <b>EĞİTİME AYDIN’DAN KATILIM</b></p>
<p>Eğitime katılmak için Aydın’dan geldiğini aktaran Esra Yetişkin; “Bu sene salep üretmeye başladım. Ben Aydın’lıyım ve bizim köyümüzde salep üretimi her zaman yapılıyordu. Ancak üretim yapan insanların sayısı azaldıkça üzülmeye başladık ve sayıyı artırmak için biz de bir adım atmaya karar verdik. Burada eğitim olduğunu duyduğumda bir şeyler öğrenebileceğimi düşünerek Aydın’dan geldim. Çok faydalı oldu benim için. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ve Efes Selçuk Belediyesi’ne bu eğitimi düzenledikleri için teşekkür ederiz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ureticiye-tam-destek-efes-selcukta-salep-egitimi-duzenlendi-613065">Üreticiye Tam Destek: Efes Selçuk&#8217;ta Salep Eğitimi Düzenlendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vücutta en hızlı yaşlanan organ omurga</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vucutta-en-hizli-yaslanan-organ-omurga-612614</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 11:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kaya]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[vücutta]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612614</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük yaşamda farkında olmadan yapılan pek çok alışkanlık omurga sağlığını doğrudan etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vucutta-en-hizli-yaslanan-organ-omurga-612614">Vücutta en hızlı yaşlanan organ omurga</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günlük yaşamda farkında olmadan yapılan pek çok alışkanlık omurga sağlığını doğrudan etkiliyor. Uzun süre oturmak, hareketsizlik, yanlış yüklenme ve kilo artışı omurganın zamanla daha fazla zorlanmasına neden oluyor. Vücutta en hızlı yıpranan yapılardan birinin omurga olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Omurga sorunları çoğu zaman yaşlılıkla ilişkilendirilir ancak omurga, dünyaya geldiğimiz başladığımız andan itibaren vücudun tüm ağırlığını taşır ve hayat boyunca sürekli çalışır. Bu nedenle yaşanan değişim, çoğu zaman yaşlanmadan çok kullanım sonucu ortaya çıkan yıpranma, yani dejenerasyondur” dedi.</strong></p>
<p>Uzun süre hareketsiz kalmak boyun ve bel çevresindeki kasları zayıflatıyor. Kaslar zayıfladıkça omurgaya binen yükün arttığını ve ağrıların ortaya çıktığını dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Omurga, gün boyu vücudun yükünü taşıyor ve bu yükü diskler sayesinde dengeliyor. Ancak buradaki disklerin beslenmesi sınırlı olduğu için hareketsizlik, sigara kullanımı ya da ağır sporlarla aşırı yüklenme gibi faktörler omurganın daha hızlı yıpranmasına yol açıyor. Kilo artışı ve kas kaybı da omurganın dengesini bozarak yüklerin yanlış dağılmasına yol açıyor. En sağlıklı yaklaşım ise, aşırıya kaçmadan düzenli hareket etmek. Bu nedenle kısa süreli sert programlar yerine, kasları koruyan ve kademeli ilerleyen bir düzen çok daha etkili” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sigara omurga disklerini “aç” bırakıyor</strong></p>
<p>Omurgadaki disklerin doğrudan damarlarla beslenmediğini ifade eden Kaya, “Bu disklerin kendilerine ait bir kan dolaşımları olmadığı için besin ve oksijeni çevredeki kemik dokudan dolaylı olarak alırlar. Bu durum diskleri dış etkenlere karşı daha hassas hale getirir. Sigara, damarları daraltarak kanın taşıdığı oksijen miktarını azaltır, aşırı ve sürekli yüklenme ise bu dolaylı beslenmeyi mekanik olarak daha da zorlaştırır. Kanlanamayan yani yeterince beslenemeyen diskler zamanla esnekliğini ve dayanıklılığını kaybeder ve dolayısıyla dejenerasyon adı verilen yıpranma süreci başlar” dedi.</p>
<p><strong>Düzenli yürüyüş omurga ağrılarını azaltıyor</strong></p>
<p>Omurga yaşlanmasını geciktirmek için iki temel noktaya dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Kaya, “İlki, romatizmal bazı hastalıklarda erken tanı ile süreci yavaşlatmak. İkincisi ise günlük yükü doğru yönetmek. Hareketi rutine yaymak, ani ve kontrolsüz yüklenmelerden kaçınmak, kasları yavaş yavaş güçlendirmek ve sigara gibi disk beslenmesini bozan faktörlerden uzak durmak çok kıymetli. Omurga sağlığını koruyanların ortak noktası ideal kiloda kalmaları ve hareketli bir yaşam sürmeleri. Günlük yedi bin adımın üzerine çıkan kişilerde ağrı ve şikâyetlerin çok daha az görüldüğü bilinmeli. Dejeneratif hastalıklarda ayırıcı tanı önemli çünkü altta görülen dejenerasyona rağmen romatizmal hastalıklar gibi bazı durumlar klinik süreci etkileyebilir ve bunların da ayırt edilmesi gerekir” dedi.</p>
<p><strong>MR bulguları yaşa göre farklı anlam taşıyor</strong></p>
<p>Bel veya boyun MR’ında “dejenerasyon” ifadesini görmenin çoğu kişide endişe yarattığını belirten Kaya, “Oysa görüntüleme bulguları tek başına karar verdirici değildir. Yaş ilerledikçe disk aralıklarında daralma ve bazı düzensizlikler sık görülür. Yani genç bir kişide alarm yaratabilecek bir omurga görüntüsü 70 yaşında normal kabul edilebilir. Şikâyet yoksa, bu bulgular çoğu zaman yaşa bağlı doğal değişimlerdir. Tıpkı yüzdeki kırışıklıklar gibi” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vucutta-en-hizli-yaslanan-organ-omurga-612614">Vücutta en hızlı yaşlanan organ omurga</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sevgililer Günü&#8217;nde evde sevdikleriyle kaliteli zaman geçirmek isteyenlere TCL ile film ve oyun keyfi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sevgililer-gununde-evde-sevdikleriyle-kaliteli-zaman-gecirmek-isteyenlere-tcl-ile-film-ve-oyun-keyfi-612400</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 11:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[evde]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[kaliteli]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[performans]]></category>
		<category><![CDATA[sevdikleriyle]]></category>
		<category><![CDATA[sevgililer]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612400</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sevgililer Günü, birlikte yaşanılan anları çoğaltma isteğini de beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sevgililer-gununde-evde-sevdikleriyle-kaliteli-zaman-gecirmek-isteyenlere-tcl-ile-film-ve-oyun-keyfi-612400">Sevgililer Günü&#8217;nde evde sevdikleriyle kaliteli zaman geçirmek isteyenlere TCL ile film ve oyun keyfi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgililer Günü, birlikte yaşanılan anları çoğaltma isteğini de beraberinde getiriyor. Mini LED kategorisinde dünyanın en çok satan TV markası olan TCL, premium segmentte konumlanan C ve Q Serisi QD-Mini LED televizyonlarıyla Sevgililer Günü’nü unutulmaz bir deneyime dönüştürüyor. TCL’in premium C Serisi televizyonları; yüksek parlaklık, güçlü kontrast, gelişmiş ses sistemi ve oyun odaklı özellikleriyle film gecelerinden oyun maratonlarına kadar ev eğlencesini sinema kalitesine taşıyor.</p>
<p><strong>Premium segmentte görüntü performansı ve gecikmesiz oyun deneyimi</strong></p>
<p>C Serisi’nin amiral gemisi C7K modeli, ileri seviye QD-Mini LED panel yapısıyla görüntü performansını üst segmente taşıyor. 2880’e varan local dimming bölgesi ve 3000 nit’e ulaşan parlaklık seviyesi sayesinde karanlık sahnelerde derin siyahlar, aydınlık sahnelerde ise net ve dengeli bir görüntü elde ediliyor. Yüzde 97 DCI-P3 renk doğruluğu ile filmler daha canlı ve gerçekçi tonlarda izlenirken, Bang &#038; Olufsen iş birliğiyle geliştirilen dahili ses sistemi mekânı saran güçlü bir akustik atmosfer yaratıyor. 144 Hz yenileme hızı ve HDMI 2.1 bağlantı desteği ise konsol ve PC oyuncularına akıcı ve gecikmesiz bir oyun deneyimi sağlıyor. 55 inçten 115 inçe uzanan ekran alternatifleriyle C7K, geniş salonlardan özel sinema odalarına kadar farklı yaşam alanlarında premium bir ev eğlencesi sunuyor.</p>
<p><strong>Fiyat performans dengesiyle öne çıkan akıllı ev eğlencesi </strong></p>
<p>Q Serisi içinde yer alan Q6C modeli ise QD-Mini LED teknolojisini daha erişilebilir bir fiyat aralığında sunarak fiyat-performans dengesi arayan kullanıcıları hedefliyor. Full Array Local Dimming altyapısı ve 1000 nit’e kadar parlaklık seviyesi, net detaylar ve canlı renklerle evde sinema keyfini daha geniş kitlelere ulaştırıyor. HDR10+ ve Dolby Vision desteği içerikleri gerçekçi bir atmosferle buluştururken, Game Master özellikleri, HDMI 2.1 bağlantısı ve düşük gecikme performansı oyunlarda hızlı tepki süresi sağlıyor. Google TV platformu, sesli komut ve geniş uygulama ekosistemi sayesinde dijital platformlara kolay erişim sunan Q6C, 55 inçten 98 inçe uzanan ekran seçenekleriyle özellikle genç kullanıcılar ve aileler için pratik bir çözüm oluşturuyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sevgililer-gununde-evde-sevdikleriyle-kaliteli-zaman-gecirmek-isteyenlere-tcl-ile-film-ve-oyun-keyfi-612400">Sevgililer Günü&#8217;nde evde sevdikleriyle kaliteli zaman geçirmek isteyenlere TCL ile film ve oyun keyfi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İBB Şehir Tiyatroları&#8217;nda Bu Hafta: 11-15 Şubat 2026 Programı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ibb-sehir-tiyatrolarinda-bu-hafta-11-15-subat-2026-programi-611884</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 12:42:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bb]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hafta]]></category>
		<category><![CDATA[kara]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[şubat]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatroları]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[yazdığı]]></category>
		<category><![CDATA[yönettiği]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611884</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 2025-2026 tiyatro sezonunun yeni haftasında 14 oyunla seyirci karşısına çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibb-sehir-tiyatrolarinda-bu-hafta-11-15-subat-2026-programi-611884">İBB Şehir Tiyatroları&#8217;nda Bu Hafta: 11-15 Şubat 2026 Programı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 2025-2026 tiyatro sezonunun yeni haftasında 14 oyunla seyirci karşısına çıkıyor.</p>
<p>Şehir Tiyatroları’nda bu hafta sanatseverleri Suat Derviş’ten Donald Margulies’e, Musahipzade Celal’den Eftal Gülbudak’a klasik ve modern yazarların eserlerinin ön planda olduğu zengin bir repertuvar bekliyor. </p>
<p>Bu hafta Fosforlu Cevriye, Öylece Durur Zaman, Yaşamak Mı Yoksa Ölmek Mi, Haramiler, Uçurtmanın Kuyruğu, Yenilmez, Gidion’un Düğümü, İkinci Perdenin Başı,</p>
<p>Sesler Ülkesi, Rüya, Bir Gece Masalı, Fındıkkıran, Masal, Bekçi ile Postacı adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak.</p>
<p>Oyun biletleri, gişelerden, <b><u>https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/</u></b>, <u>biletinial.com</u> adreslerinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir.</p>
<p><b> Bu Haftanın Programı (11-15 Şubat 2026)</b></p>
<p><b>FOSFORLU CEVRİYE (16+ Yaş)</b></p>
<p>Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir. Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkûmudur. Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır.</p>
<p>Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor. </p>
<p>Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti…</p>
<p>“Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…”  kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle…</p>
<p>Oyunda <b>Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Özpınar, Direnç Dedeoğlu, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Esra Ede, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali </b>rol alıyor. Oyun, 11-14 Şubat 2026 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.</p>
<p><b>ÖYLECE DURUR ZAMAN (16+ Yaş)</b></p>
<p>Sarah 40’lı yaşlarının başında bir basın fotoğrafçısıdır, uzun yıllar başta Ortadoğu olmak üzere pek çok savaş bölgesinde çalışmıştır. Sarah Irak’ta bulunduğu sırada çok yakınında patlayan bir bomba sonucu yüzünden yaralanmış, kısa bir tedavinin ardından ülkesine dönmüştür. Şimdi uzun zamandır ayrı kaldığı evinde erkek arkadaşı James ile beraberdir. Her şeyin yolundaymış gibi devam ettiği birkaç günün sonunda çiftin görmezden gelmeye çalıştığı sorunlar gün yüzüne çıkmaya, ilişkilerini biçimlendirmeye başlar.</p>
<p>Oyun, Pulitzer ödüllü yazar Donald Marguiles tarafından kaleme alınmıştır. Oyunda, çevresindeki gelişmelere duyarsız bir topluma eleştirinin yanı sıra bireylerin iç hesaplaşmaları da taze tutulmakta, pek çok konuda seyircinin de kendini sorgulaması sağlanmaktadır.</p>
<p><b> Donald Margulies</b>’in yazdığı, <b>Irmak Bahçeci</b>’nin çevirdiği, <b>Mehmet Ergen</b>’in yönettiği oyunda <b>Mert Tanık, Murat Coşkuner, Pervin Bağdat, Sevil Akı</b> rol alıyor. Oyun, 11-14 Şubat 2026 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.</p>
<p><b>YAŞAMAK MI, YOKSA ÖLMEK Mİ (13+ Yaş)</b></p>
<p>1939 yılı, Polonya’nın Nazi birliklerince işgalinin hemen öncesi. Varşova’da bir tiyatroda Hitler karşıtı bir oyunun provaları sürmektedir. Oyun siyasi sebeplerle yasaklanarak yerine Hamlet konulur. Almanların Polonya’yı işgali üzerine tiyatro kapanır. İşsiz kalan oyuncular, bir Alman casusunun engellenmesi için çalışırlar. Provasını yaptıkları oyun sayesinde, Nazilerin kılığına girer ve zaman zaman umutsuzlaşan ve gitgide çetrefilleşen bir savaşı sürdürürler.</p>
<p><b>Nick Whitby</b>’nin yazdığı, <b>Yücel Erten</b>’in çevirdiği, <b>Hüseyin Köroğlu</b>’nun yönettiği oyunda <b>Aziz Sarvan, Emre Narcı, Emre Şen, Erkan Akkoyunlu, Gürkan Başbuğ, Hüseyin Köroğlu, Özgür Ali Kuruçay, Şenay Saçbüker, Tarık Köksal, Ümit Bülent Dinçer, Vildan Türkbaş, Volkan Ayhan, Yasemin Tunca, Yonca İnal</b> rol alıyor. Oyun, 11-14 Şubat 2026 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.</p>
<p><b> HARAMİLER (16+ Yaş)</b></p>
<p><b> </b>Musahipzade Celal’in üç farklı oyunundan oluşturulan bir uyarlamayla, halkın başına musallat olan harami yöneticiler ekseninde gelişen olayları, modern bir bakış açısı ve hicivle sahneye taşıyor.</p>
<p><b> Musahipzade Celal</b>’in yazdığı, <b>Engin Alkan</b>’ın uyarlayıp yönettiği oyunda <b>Aslı Nimet Altaylar, Damla Cangül Yiğit, Elçin Atamgüç, Enes Mazak, Eyşan Dönmez, Göksel Arslan, Melih Tuma, Müslüm Tamer, Pelin Budak, Reyhan Karasu, Yusuf Akçay, Zafer Kırşan</b> rol alıyor. Oyun, 11-14 Şubat 2026 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde.</p>
<p><b>UÇURTMANIN KUYRUĞU (13+ Yaş)</b></p>
<p>Çocukluğu babası tarafından otoriteyle bezenmiş, sıkı bir disiplinle yetiştirilmiş, bu disiplin ve otorite kendisi için saplantıya dönüşmüş bir adam, hayatına son vermeye karar verir. İntihar mektubunu yazıp bitirdiği an kapı çalar. Karşısında ilk defa gördüğü, tanımadığı bir misafir vardır. Gelen adam hayatına ve tüm çocukluğuna dair her şeye hakimdir. Zaman geçtikçe sohbet ilgi çekici bir hal alır. Etkileyici bir iç hesaplaşma başlar.<b> Savaş Dinçel</b>’in yazdığı, <b>Barış Dinçel</b>’in yönettiği oyunda <b>Ali Yoğurtçuoğlu</b>, <b>Gün Koper </b>rol alıyor. Oyun, 11-14 Şubat 2026 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.</p>
<p><b>YENİLMEZ (16+ Yaş)</b></p>
<p>Ekonomik kriz sebebiyle Londra’da yaşamaları imkânsız hale gelen Oliver ve Emily çifti, Londra’dan İngiltere’nin kuzeyindeki küçük bir kasabaya taşınırlar ve burada “gerçek” insanlarla tanışmaya karar verirler. Taşralı komşuları Alan ve Dawn’ı evlerine davet ederler. Farklı sınıflara ait insanlar arasında büyük bir hayal kırıklığı ile başlayan ve giderek tuhaflaşan ilişkiler trajik sonuçların ortaya çıkmasına sebep olur.</p>
<p>Torben Betts’in yazdığı, Nazlı Gözde Yolcu’nun çevirdiği, Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda <b>Gizem Akkuş, Gökçer Genç, Nurdan Kalınağa, Tankut Yıldız</b> rol alıyor. Oyun, 11-14 Şubat 2026 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.</p>
<p><b>GIDION’UN DÜĞÜMÜ (16+ Yaş)</b></p>
<p>Corryn Fell oğluna neden uzaklaştırma cezası verildiğini öğrenmek için okula gelir. Öğretmen veli görüşmesi, gerilim dolu bir görüşmeye dönüşür. Oyun eğitim sistemini eleştirirken, sosyal medyanın yarattığı toplumsal baskı ve şiddeti ele alır. Aile, ahlak, sanat, çocukluk ve hayal gücüne dair düşüncelerimizi sorgulamamıza neden olur.</p>
<p>Oyun; Amerikan Eleştirmenler Birliği Ödülü ile Çağdaş Amerikan Tiyatrosu Festivali’nde (CATF) Seyirci Ödülünü almıştır. “Çocukluk masum olmak demek değildir&#8230; Masumiyeti hızla kaybetme durumudur. <b>Johnna Adams</b>’ın yazdığı, <b>Beliz Coşar</b>’ın çevirdiği, <b>Ersin Umulu</b>’nun yönettiği oyunda <b>Özge Özder, Özgür Kaymak</b> rol alıyor. Oyun, 11-14 Şubat 2026 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de.</p>
<p><b>İKİNCİ PERDENİN BAŞI (13+ Yaş)</b></p>
<p>Genç ve umutsuz bir oyuncu olan Muhsin, ünlü tiyatro yönetmeni Afet’in açtığı oyuncu seçmesine girme fırsatı bulur. Böylesi bir dönüm noktasında, hayatta hiçbir şeyin yolunda gitmemiş olmasının gerginliğini yaşamaktadır. Seçmelere saatinde yetişemediğinden dolayı içeri girip girmeme konusunda kararsız kalır.</p>
<p>Herhangi bir mesleğe yeni başlayan pekçok genç için bu tür seçme veya sınavlar aslında kaybolan umutları bulma ve yeniden hayal kurabilmek için önemli bir eşiktir. Muhsin için ise bir adım ötesinde varoluş imtihanı başlayacaktır.</p>
<p><b>Alp Tuğhan Taş</b>’ın yazıp yönettiği oyunda <b>Ebru Üstüntaş, Alp Tuğhan Taş</b> rol alıyor. Oyun, 14 Şubat 2026 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.</p>
<p><b>SESLER ÜLKESİ (4+ Yaş)</b></p>
<p>Uzun zamandır çocuklar tarafından ihmal edilen Keman, Piyano, Flüt kendileri gibi çalınmayan arkadaşları Gitarı da yanlarına alarak Sesler Ülkesine dönmeleri gerektiğini anlatırlar. Gitar kendisini çalmayan Deniz’i uyandırır.  Gitar, Deniz’den ayrılmak istemediği için onu da Sesler Ülkesinde bir yolculuğa çıkarmaya karar verir. Böylece ilk kez Sesler Ülkesini bir çocuk ziyaret eder.</p>
<p>Sesler Ülkesinde enstrümanları ve müziği yakından tanıyan Deniz, Vivaldi, Mozart ve enstrümanlara hayran kalır ve enstrümanların hepsini öğrenmeye heveslenir. Enstrümanlar, Deniz’e kendini beğendirmek için bir yarışa girer ve akordları bozulur. Beethoven enstrümanların akordunu düzeltir ve onları orkestra şefi gibi yöneterek bir eser çaldırır. Aralarındaki uyumu hatırlayan enstrümanlar ve çalacağı enstrümana karar veren Deniz mutludur.</p>
<p><b>Gizem Padar</b>’ın yazdığı, <b>Nihat Alpteki</b>’nin yönettiği oyunda <b>Aslı Şahin, Bahar Çebi, Cihat Faruk Sevindik, Çağlar Polat, Damla Cangül Yiğit, Lale Kabul</b> rol alıyor. Oyun, 15 Şubat 2026 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.</p>
<p><b>RÜYA(5+Yaş)</b></p>
<p>Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır. <b>Özge Midilli-Ertan Kılıç</b>’ın yazdığı <b>Özge Midilli</b>’nin yönettiği oyunda <b>Alp Tuğhan Taş, Neşe Ceren Aktay, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu </b>rol alıyor. Oyun, 15 Şubat 2026 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde.</p>
<p><b>BİR GECE MASALI (5+ Yaş)</b></p>
<p>Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır. William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda <b>Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Ceysu Aygen, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan</b> rol alıyor. Oyun, 15 Şubat 2026 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde.</p>
<p><b>FINDIKKIRAN (7+ Yaş)</b></p>
<p>Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar. 1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada, sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor. <b>E.T.A Hoffmann</b>’ın masalından <b>Dilşad Çelebi</b>’nin uyarladığı, <b>Lerzan Pamir</b>’in yönettiği oyunda <b>Asrın Gurur Kuyucak,</b> <b>Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın</b> rol alıyor. Oyun, 15 Şubat 2026 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.</p>
<p> </p>
<p><b>MASAL (5+Yaş)</b></p>
<p>Hakkından ve ihtiyacından fazla yiyeceği çalarak açlığa sebep olan yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı üç çocuk fantastik bir yolculuğa çıkar. Birçok engelin aşıldığı yolculuk sürecinde bireysellikten birlikte hareket etmeye, yardımlaşma ve adaletli paylaşıma kadar çocukların düşünce ve eylemleri değişir. Açlığın tüm çocuklar için yaşamsal bir sorun olduğunu fark eden çocuklar, açgözlü yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı mücadeleyi büyütür. <b>Eftal Gülbudak</b>’ın yazıp yönettiği oyunda <b>Ceren Hacımuratoğlu, Ercan Demirhan, Yeliz Şatıroğlu, Onur Şirin, Volkan Öztürk</b> rol alıyor. Oyun, 15 Şubat 2026 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.</p>
<p><b>BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş)</b></p>
<p>Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. <b>Lodovica Cima, Gabriele Clima</b>’nın yazdığı <b>Ceylan Özçapkın</b>’ın çevirdiği, <b>Derya Yıldırım</b>’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda<b> Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Melisa Demirhan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali</b> rol alıyor. Oyun, 15 Şubat 2026 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.</p>
<p>İyi seyirler…</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibb-sehir-tiyatrolarinda-bu-hafta-11-15-subat-2026-programi-611884">İBB Şehir Tiyatroları&#8217;nda Bu Hafta: 11-15 Şubat 2026 Programı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Kadın Sığınağı&#8221; İzleyici ile Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadin-siginagi-izleyici-ile-bulustu-611143</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 10:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[buluştu]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sığınağı]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zleyici]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611143</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun Aralık ayında ilk kez sahneye taşıdığı oyunu “Kadın Sığınağı” Şubat ayı kültür sanat etkinlikleri kapsamında sanatseverlerle buluştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-siginagi-izleyici-ile-bulustu-611143">&#8220;Kadın Sığınağı&#8221; İzleyici ile Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun Aralık ayında ilk kez sahneye taşıdığı oyunu “Kadın Sığınağı” Şubat ayı kültür sanat etkinlikleri kapsamında sanatseverlerle buluştu.</span></span></p>
<p><span><span>İnegöl Belediyesi, Şubat ayı kültür sanat etkinlikleri kapsamında Kadın Sığınağı tiyatro gösterisi izleyici ile buluştu. İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosunun 22’nci oyunu olarak Aralık ayında ilk kez sahneye taşınan Tuncer Cücenoğlu’nun yazıp Volkan Derman’ın yönettiği “Kadın Sığınağı” isimli 2 perdelik dram türündeki oyun, yeni yılda da gösterimlerini sürdürüyor. Çarşamba akşamı Beşinci Mevsim Kültür Sanat Merkezinde 11 kişilik güçlü bir kadroyla sanatseverlerin beğenisine sunulan oyun, salonu dolduran vatandaşlardan tam not aldı.</span></span></p>
<p><span><span><b>8 KADININ ÖYKÜSÜNÜ ANLATIYOR</b></span></span></p>
<p><span><span>Temel olarak kadına yönelik şiddet, istismar, toplumsal baskı, kadınların çaresizliği ve sığınma evleri bağlamında bir dramatik eser olan Kadın Sığınağı oyunu, farklı yaşamlardan gelinerek çaresizce bir sığınma evine yerleştirilen 8 kadının öyküsünü anlatıyor. Modern bir tragedya olan oyun, bu özellikleriyle sadece bir tiyatro değil aynı zamanda toplumun karanlıkta kalmış yüzünü görünür kılan bir ayna, kadınların yaşadığı şiddeti, çaresizliği, yalnızlığı ve en önemlisi umutlarını sahneye taşıyan bir farkındalık etkinliği rolü üstleniyor.</span></span></p>
<p><span><span>Oyun sırasında kimi zaman tebessüm ettiren, kimi zaman izleyenleri düşündüren anlar yaşanırken, 8 kadının acıklı öykülerini anlatan gösteride zaman zaman izleyicilerin gözyaşlarına hakim olamadığı da görüldü. Oyun sonunda ise salonu dolduran vatandaşlar İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosu ekibini ayakta alkışlayarak desteklerini gösterdi.</span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-siginagi-izleyici-ile-bulustu-611143">&#8220;Kadın Sığınağı&#8221; İzleyici ile Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depremin Psikolojik Etkileri Sürüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depremin-psikolojik-etkileri-suruyor-610978</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 06:35:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[depremin]]></category>
		<category><![CDATA[Duyguları]]></category>
		<category><![CDATA[etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sürüyor]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610978</guid>

					<description><![CDATA[<p>6 Şubat 2023'te yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremlerin üzerinden 3 yıl geçmiş olmasına rağmen yaşanan ve yaşanmakta olan acılar tazeliğini hâlâ koruyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depremin-psikolojik-etkileri-suruyor-610978">Depremin Psikolojik Etkileri Sürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b> Central Hospital&#8217;dan Psikolog Dila Teksin; bu süreçte güçlü olmanın her zaman yeterli olamayacağını söyleyerek, &#8220;Üzüntü, kaygı bastırıldığında bedensel ve ruhsal sorunlar daha da artar. Bu nedenle bol bol konuşmak, duyguları paylaşmak çok önemli&#8221; diyor.</b></p>
<p>Depremler hafızalara oldukça acı bir şekilde kazındı. Can kayıpları, maddi zararlar rakamlara yansısa da depremin psikolojik etkilerini sayılarla ölçmek imkânsız. Deprem sonrasında yaşanan korku, kaygı ve belirsizlikler ise olay anıyla sınırlı kalmıyor, yıllar geçse de unutmak zorlaşıyor. Ama uzmanlara göre bu tepkiler bir zayıflık olarak görülmemeli&#8230; Zira deprem ani ve kontrol edilemeyen bir olay olduğu için kişilerin yaşadığı travmalar oldukça doğal.</p>
<p><b>Psikolojik etkileri devam ediyor</b></p>
<p>Central Hospital&#8217;dan Psikolog Dila Teksin&#8217;e göre depremin fiziksel zararları görülse de psikolojik etkileri fark edilemeyebilir. Bu durumda bireylerin hayata karşı sağlıklı uyum sergileyebilmesi zorlaşabilir. Depremi yaşayanlar arasında, sürekli tetikte olma, ufak seslerde bile irkilme, hep olay anını tekrar yaşama ve uyku sorunları yıllarca devam edebilir.</p>
<p>&#8220;Güçlü olmak her zaman yeterli değildir&#8221; diyen Psikolog Teksin bastırılan korku ve kaygıların zamanla bedeni ele geçirdiğini ve ani öfke patlamalarına neden olduğunu söylüyor. Bu nedenle duyguları açığa çıkarabilmek iyileşme sürecinin en önemli etkenleri arasında yer alıyor.</p>
<p><b>Duyguları paylaşmak önemli</b></p>
<p>Bu süreçte en sık karşılaşılan duygu ise olay anını tekrar yaşamak&#8230;. Bunun olması durumunda yapılması gerekenler arasında duyguların anlatılması, rutinlerin korunması ve kendine zaman tanınması yer alıyor. &#8220;Üzüntü, kaygı bastırıldığında bedensel ve ruhsal sorunlar daha da artıyor. Bu nedenle bol bol konuşmak, duyguları paylaşmak önemli.</p>
<p>Uyku düzeni, beslenme ve sosyal paylaşımların devam etmesi psikolojik rahatlamayı sağlıyor. Aynı zamanda travmalar hemen atlatılamadığı için sakin olmak ve sabırlı davranmak bu süreci yönetmenizi kolaylaştıracaktır&#8221; diyen Psikolog Teksin, deprem sonrası yaşanan psikolojik tepkiler azalmazsa, aylarca uyku ve iştah kaybı, asosyalleşme devam ederse uzman desteği almayı öneriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depremin-psikolojik-etkileri-suruyor-610978">Depremin Psikolojik Etkileri Sürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımlılık tedavisinde en kritik aşama, eve dönüş!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-en-kritik-asama-eve-donus-610828</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 09:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşama]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[Çevirir]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[dönüş]]></category>
		<category><![CDATA[eve]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610828</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL HASTANESİ Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, bağımlılık tedavisinde hastane sürecinden sonra başlayan gündelik hayata uyum aşamasında, nüks riskleri, aile tutumu ve psikoterapinin rolü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-en-kritik-asama-eve-donus-610828">Bağımlılık tedavisinde en kritik aşama, eve dönüş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL HASTANESİ Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, bağımlılık tedavisinde hastane sürecinden sonra başlayan gündelik hayata uyum aşamasında, nüks riskleri, aile tutumu ve psikoterapinin rolü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Tedavi sonrası hayata uyum, bağımlılık tedavisinin en kritik evresi!</strong></p>
<p>Bağımlılık tedavisinin en zorlu ve aynı zamanda en kritik evrelerinden birinin, kişinin tedavi sonrasında gündelik hayata yeniden uyum sağlaması olduğunu aktaran Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bu süreç, hem hasta hem de hekim açısından çeşitli güçlükler barındırmakla birlikte, tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü bu aşamada bazı durumlar öngörülebilirken, bazıları beklenmedik şekilde ortaya çıkabilir.” dedi.</p>
<p>Kişinin davranış örüntüleri, kişilik özellikleri ve hastalık farkındalığının bu sürecin seyrini belirleyen temel unsurlar arasında yer aldığını ifade eden Çevirir, “Yataklı servislerde bağımlılık tedavisi genel olarak üç aşamada ele alınır: akut dönem, idame dönem ve kontrol dönemi. Akut dönem, bağımlılığın en alevli olduğu, kişinin mesleki, sosyal ve ailesel işlevselliğinin ciddi biçimde bozulduğu süreci kapsar. Yoğun kullanım döngüsünün, yoksunluk belirtilerinin ve isteğin zirvede olduğu bu evrede, kişinin yataklı serviste tedavi altına alınması çoğu zaman kaçınılmazdır. Bu karar bazen hastanın isteğiyle, bazen de hastalık bilincinin yeterince gelişmemiş olması nedeniyle hastanın isteği dışında alınabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişi tedaviyi erteledikçe, zihinsel olarak hastalıktan kaçtığını düşünüyor! </strong></p>
<p>Bağımlılığın doğası gereği, her hastanın ‘tedavi olmalıyım’ farkındalığına sahip olmayabileceğine değinen Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Kişi tedaviyi erteledikçe, zihinsel olarak hastalıktan kaçtığını düşünür ve bu durum kısa vadede kendisine avantajlıymış gibi gelebilir.” dedi.</p>
<p>Bu noktada hastalık bilinci, içgörü ve farkındalığın çoğu zaman sınırlı olduğuna işaret eden Çevirir, “Sosyal ilişkilerde yaşanan bozulmalar, evlilik sorunları, mesleki kayıplar ya fark edilmez ya da ertelenir. Oysa tüm bu unsurlar, bağımlılığın kişinin hayatında yarattığı çok yönlü tahribatın göstergesidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hastane süreci antrenman, gündelik hayat asıl sınav! </strong></p>
<p>Akut dönemde temel müdahalelerin ilaç tedavisi, psikoterapi ve sosyal destek olduğunu aktaran Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Uyku ve iştah bozuklukları, duygu durum sorunları ve algısal bozulmalar bu dönemde sıklıkla görülür.” dedi.</p>
<p>İlaçların yalnızca yoksunluk belirtilerini yönetmek için değil, beynin nörokimyasal dengesini yeniden düzenlemek ve bilişsel işlevleri koruyabilmek için de kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Çevirir, şunları söyledi:</p>
<p>“Psikoterapi ise hastalık bilincinin gelişmesi ve kişinin yaşadıklarını anlamlandırabilmesi açısından vazgeçilmezdir. Ancak akut dönemde belirtiler yatışsa bile, hastalığın tamamen kontrol altına alındığından hiçbir zaman emin olunamaz. Altta kalan risk, uygun koşullarda yeniden alevlenebilir. Bu nedenle taburculuk sonrası ayakta tedaviye geçiş, tedavinin en önemli aşamalarından biridir. Hastanede yürütülen süreç bir anlamda antrenman, asıl sınav ise kişinin gündelik hayata döndüğü dönemdir.”</p>
<p><strong>Hastanede sağlanan izolasyon, ev ortamında da sürdürülmeli! </strong></p>
<p>Ayakta tedavi sürecinde ilaçların düzenli kullanımının, genellikle en az altı ay süreyle devam ettirildiğini kaydeden Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “İlaçların beyindeki etkileri zamanla ortaya çıkar. Bu süreç, kırık bir kolun alçıya alınmasına benzetilebilir; alçı iyileştirmez, iyileşme için uygun ortamı sağlar.” dedi.</p>
<p>Hastanede sağlanan izolasyon ortamının, mümkün olduğunca ev ortamında da sürdürülmesi gerektiğine dikkat çeken Çevirir, “Aksi hâlde dış tetikleyiciler hızla devreye girebilir. Özellikle sanal kumar, madde ya da alkol bağımlılığında telefon, sosyal medya ve eski sosyal çevre ciddi risk unsurlarıdır.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Erken sorumluluk, bağımlılıktan uzak kalmayı güçlendiriyor!  </strong></p>
<p>Taburculuk sonrası kişinin günlük yaşamında belli bir rutin oluşturmasının büyük önem taşıdığının altını çizen Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Uyku düzeni, beslenme, sorumluluk alma ve disiplinin korunması tedavinin temel yapı taşlarıdır.” dedi.</p>
<p>Kişinin ‘hasta’ kimliğine sığınıp sorumluluklardan kaçmasının iyileşmeyi geciktirdiğini aktaran Çevirir, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Kişi ne kadar erken sorumluluk alır ve hayata adapte olursa, bağımlılıktan uzak kalma ihtimali o kadar artar. Psikoterapinin sürdürülmesi bu noktada kritik bir rol oynar. Çünkü bağımlılığı besleyen temel unsurlar; içsel çatışmalar, duygusal boşluklar, stresle baş etme güçlükleri ve dürtüselliktir. Kişi çoğu zaman acıdan kaçmak için hazza yönelir. Terapide amaç, bu döngüyü fark etmek, isteği yönetebilmek ve kişinin içgörüsünü güçlendirmektir.” </p>
<p><strong>Sinyallerin erken fark edilmesi, nüksün önlenmesi açısından önemli! </strong></p>
<p>Bağımlılıkta sık karşılaşılan durumlardan birinin de kayma olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Kayma, kişinin bir süre madde veya davranıştan uzak kaldıktan sonra yeniden kullanıma yönelmesidir.” dedi.</p>
<p>Bu sürecin genellikle ani olmadığını açıklayan Çevirir, “Öncesinde rüyalar, tetikleyici düşünceler, çevresel uyaranlar ve duygusal dalgalanmalar görülür. Yağmurdan önce havanın kapatması gibi, kaymanın da öncü işaretleri vardır. Bu sinyallerin erken fark edilmesi, nüksün önlenmesi açısından hayati öneme sahiptir. Ailenin ve sosyal çevrenin tutumu, tedavinin seyrini doğrudan etkiler. Aşırı kontrolcü, suçlayıcı veya baskılayıcı yaklaşımlar tedaviye direnci artırabilir. Aynı şekilde ‘iyi polis–kötü polis’ tutumları da sağlıklı değildir. Önemli olan, hastayı sürekli sorgulamak yerine, kullanım davranışına zemin hazırlayan nedenler üzerinde durmaktır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bağımlılıkta en çok zarar gören ve en geç onarılan alan: Güven! </strong></p>
<p>Bağımlı bireylerin geçmişte yaşadıkları yoğun haz deneyimlerini özlemle anımsamalarının doğal olduğunu aktaran Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bu durum, bir tür yas süreci olarak da değerlendirilebilir. Kişi, artık eskisi kadar yoğun haz alamadığını fark ettiğinde hayal kırıklığı yaşayabilir.” dedi.</p>
<p>İyileşme süresinin kişiden kişiye değiştiğini hatırlatan Çevirir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu süreç kişinin hastalık farkındalığına, sosyal desteğine, beynin maruz kaldığı hasara ve bağımlılığın kronikleşme düzeyine bağlıdır. Bu nedenle bağımlılık için kesin bir iyileşme süresi tanımlamak mümkün değildir. Ailelerin bu süreçte sevgi, şefkat ve sabır göstermesi; ancak aynı zamanda sağlıklı sınırlar koyabilmesi gerekir. Aşırı kaygı bulaşıcıdır ve kişiyi baskı altında hissettirebilir. Güven, bağımlılık sürecinde en çok zarar gören alanlardan biridir ve yeniden inşası zaman alır. Güvenememek anlaşılabilir bir durumdur; ancak güvensizliği sürekli hastaya yansıtmak, iyileşmeyi olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle bir adım geriden, dikkatli ama sakin bir izleme daha sağlıklı bir yaklaşımdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-en-kritik-asama-eve-donus-610828">Bağımlılık tedavisinde en kritik aşama, eve dönüş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stres sadece ruhu değil bedeni de yoruyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/stres-sadece-ruhu-degil-bedeni-de-yoruyor-610522</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 07:52:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bedeni]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[ruhu]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[yoruyor]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610522</guid>

					<description><![CDATA[<p>Stres, beynin bir durumu tehdit olarak algılamasıyla ortaya çıkan ve hem zihni hem de bedeni etkileyen doğal bir uyarılma hâlidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/stres-sadece-ruhu-degil-bedeni-de-yoruyor-610522">Stres sadece ruhu değil bedeni de yoruyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Stres, beynin bir durumu tehdit olarak algılamasıyla ortaya çıkan ve hem zihni hem de bedeni etkileyen doğal bir uyarılma hâlidir. Tehlike anında vücut, hayatta kalmak için kasları kasar, kaçmaya ya da savaşmaya hazırlanır. Bu refleksin doğada koruyucu bir işlevi olduğunu ancak modern yaşamda çoğu zaman gereksiz bir gerginliğe yol açtığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Psikolog Dr. Ezgi Dokuzlu Tezel, “Günlük hayatta stres kaynaklarına karşı genellikle fiziksel bir tepki veremeyiz. Kısa süreli stres durumlarında, tehlike geçince parasempatik sistem devreye girer ve kaslar gevşer. Ancak stres uzadığında bu denge bozulur. Kaslar gevşeme sinyali alamaz, kas liflerinde mikro kasılmalar kalıcı hâle gelir. Bunun sonucunda laktik asit ve metabolik atıklar birikir; ağrı, sertlik ve yorgunluk hissi ortaya çıkar” dedi.</strong></p>
<p>Beden ve zihin sürekli etkileşim hâlindedir. Yaşanan psikolojik sıkıntılar ve duygusal problemler zamanla bedene sinyal göndererek fiziksel ağrılar şeklinde ortaya çıkabilir. Kaynağında bedensel bir hastalıktan ziyade psikolojik ya da nöropsikolojik etkenler bulunan ağrı türünün psikosomatik ağrı olarak tanımlandığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Psikolog Dr. Ezgi Dokuzlu Tezel, “Kişinin hissettiği ağrı gerçektir ancak nedeni çoğu zaman ilk bakışta anlaşılamaz ve günlük yaşamı zorlaştırır. Genellikle kronik seyir gösterir ve yapılan tetkiklere rağmen tıbbi bir açıklama bulunmaz. Bu durumda hekim, kişiyi psikolog ya da psikiyatri hekimine yönlendirebilir” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Dolaşım ve sindirim sistemi strese daha duyarlı</strong></p>
<p>Stresin çoğu zaman belirli fiziksel şikâyetlerle ortaya çıktığını vurgulayan Dokuzlu Tezel, “Stres en sık çarpıntı, kalp ağrısı, mide ve sindirim sorunları ile kas ve baş ağrılarına neden olur. Kardiyolojik muayenelerde tıbbi bir neden bulunamamasına rağmen görülen çarpıntı ve kalp ağrısı çoğu zaman psikolojik etkenlerle ilişkilidir. Ya da stres anında sindirim sistemi geri planda kaldığı için şişkinlik, mide doluluğu ve kabızlık sık görülebilir. Ayrıca stres hormonlarının mide asidini artırması yanma ve mide ağrısına yol açabilir. Stresliyken beynin ağrıya verdiği yanıtın değişmesi, kişiyi ağrıya karşı daha hassas hâle getirir. Bunun yanı sıra stres, beslenme düzenini bozarak bazı kişilerde yeme artışı, bazılarında ise iştah kaybı şeklinde kendini gösterebilir” dedi.</p>
<p><strong>Migren ve stres arasında güçlü bir bağ var</strong></p>
<p>Stresin kaslarda ve beyindeki damarlarda olağan dışı kasılmalara yol açabildiğini belirten Dokuzlu Tezel, “Bu durum ağrıdan sorumlu sinirleri hızla uyarır ve beyne ‘ağrı var’ sinyali gönderir. Migren sırasında özellikle alın ve göz çevresindeki damarlara yakın sinirler daha hassas hâle gelir. Stresle birlikte bu hassasiyet artar, damarlar genişler ve ağrıya duyarlılık yükselir. Sonuç olarak migreni olan kişilerde stres, başta alın ve göz çevresi olmak üzere zonklayıcı baş ağrılarını daha kolay tetikleyebilir” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/stres-sadece-ruhu-degil-bedeni-de-yoruyor-610522">Stres sadece ruhu değil bedeni de yoruyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükakın: Geçmişle bağımızı hiçbir zaman koparmayacağız</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyukakin-gecmisle-bagimizi-hicbir-zaman-koparmayacagiz-609382</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 20:22:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bağımızı]]></category>
		<category><![CDATA[başiskele]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Trakya]]></category>
		<category><![CDATA[bizim]]></category>
		<category><![CDATA[büyükakın]]></category>
		<category><![CDATA[geçmişle]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[hiçbir]]></category>
		<category><![CDATA[koparmayacağız]]></category>
		<category><![CDATA[mübadele]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609382</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye–Yunanistan Nüfus Mübadelesi’nin toplumsal hafızada canlı tutulması amacıyla hayata geçirilen Mübadele Anıtı, Başiskele Yeniköy’de açıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyukakin-gecmisle-bagimizi-hicbir-zaman-koparmayacagiz-609382">Büyükakın: Geçmişle bağımızı hiçbir zaman koparmayacağız</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye–Yunanistan Nüfus Mübadelesi’nin toplumsal hafızada canlı tutulması amacıyla hayata geçirilen Mübadele Anıtı, Başiskele Yeniköy’de açıldı. “Milletler geçmişleriyle bağlarını kopartırlarsa hafıza kaybı yaşarlar” diyen Başkan Büyükakın, bu bağın kopmaması için her türlü mücadeleyi vereceklerini vurguladı.</p>
<p><b>TARİH KOCAELİ’DE YAŞATILIYOR</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Türkiye–Yunanistan Nüfus Mübadelesi’nin toplumsal hafızada canlı tutulması ve gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla önemli bir çalışmaya imza attı. Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği’nin talebi doğrultusunda, Başiskele Yeniköy Bayrak Meydanı’nda “Mübadele Anıtı” hayata geçirildi. Hem anıtın tanıtımı hem de mübadelenin yıl dönümü dolayısıyla söz konusu meydanda bir tören düzenlendi.</p>
<p><b>YOĞUN KATILIM SAĞLANDI</b></p>
<p>Törene Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Başiskele Belediye Başkanı Yasin Özlü, AK Parti Başiskele İlçe Başkanı Mehmet Başyiğit, Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği İzmit Şube Başkanı Yüksel Öztürk, Başiskele Balkan Batı Trakya İlleri Rumeli Türkleri Derneği Başkanı Raşit İlhan, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, muhtarlar ve çok sayıda vatandaş katıldı.</p>
<p><b>TOPLUMSAL HAFIZAYA VURGU</b></p>
<p>Yeniköy Camii Merkez Camii İmamı Numan Ayaz’ın okuduğu Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan törende konuşan Başkan Büyükakın, Mübadele Anıtı’nın taşıdığı anlam ve toplumsal hafızadaki önemine dikkat çekerek, “İnsanlar geçmişle bağlantılarını hafızaları üzerine kurarlar. Milletlerin de hafızası vardır. Milletler geçmişleriyle bağlantılarını kopartırsa hafıza kaybı yaşarlar. Nereden geldiklerini, nereye gittiklerini, amaçlarının ne olduğunu, kim olduklarını, her şeylerini kaybederler. Kültürlerinden kopanlar, tarihlerinden koparlar” dedi.</p>
<p><b>“BATI TRAKYA İLE BAĞ HİÇ KOPMADI”</b></p>
<p>1923 yılında imzalanan anlaşma ile yaklaşık 500 bin Müslüman Türk’ün mübadeleye tabi tutulduğunu hatırlatan Başkan Büyükakın, bölgede kalanlara ise asimilasyon politikasının uzunca bir süredir uygulandığını söyledi. Başkan Büyükakın, “Bugün aslında enteresan bir tarih. 29 Ocak aynı zamanda Milli Direniş ve Dayanışma Günü’nün yıldönümü. Bizim, Batı Trakya ile bağımız hiç kopmadı, temas devam ediyor” dedi.</p>
<p><b>“GEÇMİŞİMİZE BİR GEÇİŞ KAPISI”</b></p>
<p>Başkan Büyükakın sözlerini şöyle sürdürdü: “Aslında kültür emperyalizmi ve bu doğrultuda uygulanan asimilasyon politikaları tam da çağdaş dünyanın mankurtlaştırma politikalarının izdüşümüdür. Bu manada bizim tarihle olan bağımızı, hafızamızı tazeleyecek olan bütün bağlar işte bu köprülerdir. Bu anıta baktığınızda burada bir mermer ve üzerine yazılmış yazılar ve altta bir fotoğraf görmemeniz gerekir. Burası aslında bizim tarihimize, kimliğimize bir geçiş kapısının anıtı olarak orada durmaktadır.</p>
<p><b>“YAPTIĞIM EN ÖNEMLİ HİZMET”</b></p>
<p>Gençlerimiz,  30 Ocak 1923&#8217;te ve sonrasındaki iki yıl boyunca devam eden mübadele sürecinde neler olduğunu görsünler. Bugün kalanlara neler oluyor? Bugün kalanlar için ne yapmamız gerekir, o davamızı nasıl ayakta tutmamız gerekir. İşte bu, onun anıtıdır. Başiskele&#8217;de birçok iş yapıyoruz? Ama bana, ‘Başiskele’ye yaptığın en önemli hizmet nedir?’ diye sorarsanız, size bu anıtı gösteririm.</p>
<p><b>“BU, SADECE BİR ANIT DEĞİL”</b></p>
<p>Köprüler yollar ve diğerlerinin hiçbiri en büyük hizmetler listesinde bunun önünde değildir. Neden? Çünkü bu anıt bizi var eder. Çünkü devlet, bayrak, din ve vatan yoksa geri kalan her şey anlamsızdır. Öyle şeyler vardır ki, onlar yoksa diğer hiçbir şeyin anlamı yoktur. Onun için tarihle bağımızı yeniden kurduğumuz bu tür anıtlar aslında bizim geçmişten yarınlara uzanan köprülerimizdir.</p>
<p><b>“MANEVİ ANLAMI PAHA BİÇİLEMEZ”</b></p>
<p>Belki daha da az ama manevi anlamda paha biçilmez bir eseri buraya kazandırmış olduk. Bu anıt için emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum. O yıllarda yollarda hayatını kaybeden ve şehit olan, ondan sonra vatan mücadelesi için veya ondan önce vatan mücadelesi için, bayrak mücadelesi için bu vatan uğruna toprağa düşmüş, başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Gazilerimizi, onlardan ahirete irtihal edenleri de bu vesile ile minnetle anıyorum.”</p>
<p><b>ANITA KARANFİLLER BIRAKILDI</b></p>
<p>Dernek başkanlarından Raşit İlhan, Tahir Büyükakın’a derneklere verdiği katkılardan dolayı teşekkür ederek, “Bu anıt bizim çok değerli. Ruhunu yaşatmak için ise bizlere görev düşüyor” dedi. Yüksel Öztürk ise, “Türk kimliği Batı Trakya’da halen tanınmıyor. Bu dava hepimizin davasıdır” dedi. Böylesine güzel bir eserin Başiskele’ye kazandırılmasından memnuniyet duyduğunu belirten Yasin Özlü de yakın zamanda Yeniköy’de mübadeleyi anlatan Göç Müzesi’ni hayata geçireceklerini müjdeledi. Törenin sonunda Başkan Büyükakın ve beraberindekiler, mübadele döneminde hayatını kaybedenler için anıta karanfil bıraktı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyukakin-gecmisle-bagimizi-hicbir-zaman-koparmayacagiz-609382">Büyükakın: Geçmişle bağımızı hiçbir zaman koparmayacağız</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayaktaki Küçük Yaralar Büyük Tehlikelerin Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ayaktaki-kucuk-yaralar-buyuk-tehlikelerin-habercisi-olabilir-609158</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 07:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[ayaktaki]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikelerin]]></category>
		<category><![CDATA[Yara]]></category>
		<category><![CDATA[Yara Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[yaralar]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609158</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük yaşamın koşuşturması içinde vücudumuzu ayakta tutan ayaklarımızın sağlığını ihmal ederek çoğu zaman gerekli özeni göstermiyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayaktaki-kucuk-yaralar-buyuk-tehlikelerin-habercisi-olabilir-609158">Ayaktaki Küçük Yaralar Büyük Tehlikelerin Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günlük yaşamın koşuşturması içinde vücudumuzu ayakta tutan ayaklarımızın sağlığını ihmal ederek çoğu zaman gerekli özeni göstermiyoruz. Oysa ayaklarımız bizi hayata bağlayan, tüm vücut ağırlığımızı taşıyan, bizi istediğimiz yere götüren en önemli organlarımızın başında geliyor. Belirli bir yaştan sonra ya da diyabet, damar hastalıkları, nöropati gibi rahatsızlıkları olanlar için ayak sağlığı, sadece bir konfor meselesi olmaktan çıkıyor. Ayak yaralarının erken teşhisi ve uygun yönetimi, amputasyon (uzuv kaybı) riskini azaltmak ve hastaların yaşam kalitesini iyileştirmek için kritik önem taşıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Tahir Öztürk, ayak yaraları ve bakımı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Ayaklarınızda oluşan yaralar bir hastalık belirtisi olabilir</strong></p>
<p>Ayaklarda oluşan yaralar çoğu zaman basit bir sürtünme ya da küçük bir kesik gibi başlayabilmektedir. Ancak özellikle geç iyileşen, tekrarlayan ya da ağrısız seyreden yaralar, altta yatan ciddi bir sağlık sorununun ilk işareti olabilmektedir. Diyabet, dolaşım bozuklukları ve enfeksiyonlar ayak yaralarının en sık nedenleri arasında yer almaktadır. Zamanında fark edilip uygun şekilde tedavi edilmeyen yaralar ilerleyerek kronikleşebilir ve ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Bu nedenle ayaklarda oluşan her yara dikkatle izlenmeli ve önemsenmelidir. Kronik ayak yaraları, yalnızca ciltte oluşan bir sorun değil; çoğu zaman sistemik hastalıklar, dolaşım bozuklukları ve enfeksiyonlarla iç içe geçmiş karmaşık bir tablodur. Bu nedenle tek bir branşın yaklaşımı çoğu zaman yeterli olmayabilir. Farklı uzmanlık alanlarının birlikte çalıştığı multidisipliner yaklaşım, bu sürecin en etkili ve güvenli şekilde yönetilmesini sağlamaktadır. Bu yaklaşımda, hastanın genel sağlık durumu titizlikle değerlendirilmelidir. Diyabet, hipertansiyon ve kolesterol gibi yara iyileşmesini doğrudan etkileyen hastalıkların kontrol altına alınması, tedavinin temel taşlarından biridir. Aynı zamanda ayağın yapısal sorunları ele alınmalı; basınç noktaları azaltılmalı, yara bakımı en uygun şekilde sürdürülmelidir. Yara bölgesinin enfekte olup olmadığı dikkatle değerlendirilmeli ve varsa enfeksiyonlar hedefe yönelik tedavilerle kontrol altına alınmalıdır. Bununla birlikte dolaşım problemleri olan hastalarda ise kan akışını artırmaya yönelik modern ve minimal invaziv yöntemler devreye girmelidir. </p>
<p><strong>Yara bakımında multidisipliner yaklaşım önemli</strong></p>
<p>Ayak yaralarının tedavisi ve bakımı ile ilgili tüm süreçlerin bir ekip anlayışıyla yürütülmesi hem yara iyileşmesini hızlandırmakta hem de uzuv kaybı gibi ciddi sonuçların önüne geçilmesine yardımcı olmaktadır. Ayak yara bakımında uygulanan bu yöntemlerle olumlu sonuçlar alınabilmektedir;</p>
<ul>
<li><strong>Kapsamlı Değerlendirme:</strong> Hasta, multidisipliner ekip tarafından ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme, yaranın nedenini, büyüklüğünü, derinliğini, enfeksiyon durumunu ve hastanın genel sağlık durumunu kapsamalıdır.</li>
<li><strong>Bireyselleştirilmiş tedavi planı:</strong> Değerlendirme sonuçlarına göre, her hasta için özel bir tedavi planı oluşturulmalıdır. Bu plan, yaranın nedenine yönelik tedavileri, yara bakımını, basıncı azaltma yöntemlerini ve sistemik hastalıkların kontrolünü içermelidir.</li>
<li><strong>Düzenli takip ve iletişim:</strong> Multidisipliner ekip, hastayı düzenli olarak takip etmeli ve tedavi sürecindeki gelişmeleri değerlendirmelidir. Ekip üyeleri arasında sürekli iletişim halinde olunmalı ve tedavi planı gerektiğinde güncellenmelidir.</li>
<li><strong>Hasta eğitimi:</strong> Hasta ve yakınları; yara bakımı, risk faktörleri, önleme stratejileri ve tedavi süreci hakkında bilgilendirilmelidir.</li>
<li><strong>Psikolojik destek:</strong> Kronik ayak yaraları, hastaların psikolojik durumunu olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, hastalara psikolojik destek sağlanmalıdır.</li>
</ul>
<p><strong>Düzenli ayak kontrolleri ve ayakkabı seçimi kronik ayak yaralarının önüne geçebilir</strong></p>
<p>Ayak yaraları, özellikle diyabet ve vasküler yani damar hastalıkları olan bireylerde ciddi sakatlık ve hayati riske yol açabilen önemli bir sağlık sorunudur. Ayak yaralarını önlemek için hasta eğitimi, düzenli ayak muayeneleri, uygun ayakkabı seçimi, hijyen ve risk faktörlerinin kontrol altına alınması büyük önem taşımaktadır.  Ayaklarımızla yüzleşmek, aslında kendimizle yüzleşmek demektir. Onlara gösterdiğimiz özen, kendimize verdiğimiz değerin bir yansımasıdır. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayaktaki-kucuk-yaralar-buyuk-tehlikelerin-habercisi-olabilir-609158">Ayaktaki Küçük Yaralar Büyük Tehlikelerin Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Etkili iletişim, kişisel markanın temelini oluşturuyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/etkili-iletisim-kisisel-markanin-temelini-olusturuyor-609035</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 11:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[markanın]]></category>
		<category><![CDATA[oluşturuyor]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[söyledi]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[temelini]]></category>
		<category><![CDATA[vurgu]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609035</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu kapsamında düzenlediği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin dördüncüsü gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/etkili-iletisim-kisisel-markanin-temelini-olusturuyor-609035">Etkili iletişim, kişisel markanın temelini oluşturuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu kapsamında düzenlediği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin dördüncüsü gerçekleştirdi. “Etkili iletişim: Günlük yaşamda iletişimin gücü” başlığıyla çevrimiçi düzenlenen seminere yoğun katılım sağlandı.</p>
<p><strong>İletişim bilinçli, stratejik ve tasarlanmış bir süreç</strong></p>
<p>Seminerin konuşmacısı, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özge Uğurlu Akbaş oldu. Doç. Dr. Akbaş, konuşmasında etkili iletişimin yalnızca konuşmakla sınırlı olmadığını vurgulayarak, iletişimin bilinçli, stratejik ve tasarlanmış bir süreç olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Doç. Dr. Akbaş, iletişimi yalnızca mesaj aktarımı olarak görmenin yetersiz olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“İletişim kuruyoruz, konuşuyoruz, kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz. Ancak iletişim kurmakla etkili iletişim kurmak aynı şey değil. Etkili iletişim kurabilmek için ne söylediğimiz kadar, nasıl söylediğimiz, ne zaman söylediğimiz ve hangi kelimeleri seçtiğimiz de son derece önemlidir. Aslında iletişimi tasarlıyor olmamız gerekir.” </p>
<p><strong>Sağlıklı iletişimin temelinde “iyi bir dinleyici olma” becerisi var</strong></p>
<p>Doç. Dr. Özge Uğurlu Akbaş, etkili ve sağlıklı iletişimin temelinde “iyi bir dinleyici olma” becerisinin yer aldığını ifade ederek, günlük hayatta sıklıkla yapılan dinleme hatalarının iletişimi zayıflattığını ve bu hataların fark edilmesi gerektiğini dile getirdi.</p>
<p>İyi bir dinleyici olup olmadığımızı sorgulamamız gerektiğini de kaydeden Doç. Dr. Akbaş, dinleme sürecindeki en yaygın hataları şu sözlerle dile getirdi:</p>
<p>“Konuşmayı bölüyor muyuz? Eğer sık sık bölüyorsak ve bu bir alışkanlığa dönüştüyse, buna mutlaka bakmak gerekiyor. Elbette bazı özel durumlarda müdahale edilmesi gerekebilir; ancak bu davranış rutin hale geldiyse, etkili bir dinleme pratiğinden söz edemeyiz. Bunun yanında konuşma esnasında başka şeylere bakmak da günümüzün en yaygın sorunlarından biri. Dijital çağda çoğumuzun elinde bir telefon ya da dikkatini dağıtan bir ekran var. Konuşma sırasında telefona bakmak, başka biriyle mesajlaşmak ya da zihinsel olarak orada olmamak, iyi bir dinleyici olmadığımızın açık göstergeleridir.”</p>
<p>Kelimelerin gücüne de değinen Doç. Dr. Akbaş, kullanılan dilin yalnızca anlam değil, aynı zamanda duygu ürettiğini belirtti. Olumsuz dilin karşı tarafta direnç oluşturduğunu ifade eden Doç. Dr. Akbaş, yapıcı ve kapsayıcı bir dilin önemine işaret etti ve “Olumsuzluk içeren ifadeler çoğu zaman karşı tarafta direnç yaratır. ‘Lütfen konuşmayın’ demek yerine ‘Lütfen sessiz olalım’ demek, iletişimde iş birliğini ve uzlaşmayı güçlendirir. Çünkü kelimeler yalnızca anlam taşımaz, aynı zamanda duygu üretir.” diye konuştu.</p>
<p>Yüz yüze iletişimin, tüm dijital imkânlara rağmen hâlâ en etkili iletişim biçimi olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Akbaş, iletişimde zamanlamanın da kritik bir rol oynadığını ifade etti. Doğru sözün yanlış zamanda söylendiğinde etkisini yitirebileceğini belirten Doç. Dr. Akbaş, etkili iletişimin “ne, nasıl ve ne zaman” sorularının birlikte düşünülmesiyle mümkün olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Geri bildirim, etkili iletişimin olmazsa olmazı</strong></p>
<p>Dinleme sürecinde beden dilinin ve geri bildirimin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Akbaş, konuşmacının aldığı geri bildirimlerle iletişimin sağlıklı ilerleyip ilerlemediğini anlayabildiğini vurguladı ve “Konuşmacı, anlattığı duygu ve düşüncenin karşı tarafa geçip geçmediğini, dinleyiciden aldığı geri bildirimlerle anlar. Bu bir onay mekanizmasıdır. Dinlerken beden dilimizle ‘Evet, anlıyorum’, ‘Bunu mu demek istedin?’ gibi yansıtıcı geri bildirimler verdiğimizde, konuşmacı da mesajının doğru şekilde iletildiğini hisseder. Geri bildirim, etkili iletişimin olmazsa olmazıdır.” diye konuştu.</p>
<p>Sadece işimize gelenleri duymanın da dinleme sürecindeki temel sorunlardan biri olduğuna işaret eden Doç. Dr. Akbaş, “Sadece duymak istediklerimizi duyup, geri kalanını görmezden gelmek de çok sık yapılan bir hatadır. Gündelik dilde buna ‘işimize geleni duymak’ diyebiliriz. Bu tutum, iyi bir dinleyici olmadığımızın önemli göstergelerinden biridir. Dinlemek yerine konuşmaya hazırlanmak, kendi savunmamızı düşünmek ya da zihinsel olarak başka bir yerde olmak da sağlıklı bir iletişim profili sunmaz.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Sağlıklı iletişimin temel bileşenlerine de değinen Doç. Dr. Akbaş, açık ve çözüm odaklı bir iletişim anlayışının önemini vurguladı. Kapalı iletişimin, iletişim sürecini baştan tıkadığını belirten Doç. Dr. Akbaş, “Sağlıklı iletişimden söz edebilmek için öncelikle açık iletişim gerekir. Beden dilimizle, tavrımızla iletişime kapalı olduğumuzu gösteriyorsak, sağlıklı bir iletişim beklemek anlamsız hale gelir. Bunun yanında çözüm odaklı olmak, hoşgörülü ve ön yargısız bir yaklaşım sergilemek, esnek davranabilmek de sağlıklı iletişimin temel unsurlarıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Açık bir biçimde sınır koyabilmek de etkili iletişimin önemli bir parçası</strong></p>
<p>Etkili iletişimin her zaman uzlaşma ya da memnuniyet üretmek anlamına gelmediğini de dile getiren Doç. Dr. Akbaş, “Etkili iletişim her zaman karşı tarafı memnun etmek değildir. Gerektiğinde net, saygılı ve açık bir biçimde sınır koyabilmek de etkili iletişimin önemli bir parçasıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Konuşmasında beden dili, ses tonu ve sözcük seçiminin izlenim ve imaj yönetimi üzerindeki etkilerine de değinen Doç. Dr. Akbaş, iyi niyetin tek başına yeterli olmadığını, önemli olanın karşı tarafta yaratılan etki olduğunu ifade etti. Doç. Dr. Akbaş, konuşmayı bölmek, yargılamak, dijital ekranlara yönelmek gibi davranışların etkili dinlemenin önündeki en büyük engeller arasında yer aldığını belirterek, “İyi bir dinleyici olmak; bölmeden, yargılamadan, beden diliyle de dinlediğini gösterebilmekten geçer. Aktif dinleme, sağlıklı ve etkili iletişimin temelidir.” dedi.</p>
<p><strong>Varsayımlara dayalı iletişim ciddi sorunlara yol açıyor</strong></p>
<p>Sağlıksız iletişimin ise savunmacı, suçlayıcı ve tek taraflı bir dil üzerinden şekillendiğini belirten Doç. Dr. Akbaş, özellikle varsayımlara dayalı iletişimin ciddi sorunlara yol açtığını vurguladı. </p>
<p>Doç. Dr. Akbaş, “Varsayımda bulunmak, sağlıksız iletişimin en yaygın nedenlerinden biridir. ‘Beni zaten anladı’ demek ya da dijital ortamda gelen sessizliği ilgisizlik olarak yorumlamak çoğu zaman yanlış çıkarımlara yol açar. Oysa karşı tarafın görmemiş, müsait olmamış ya da teknik bir sorun yaşamış olması mümkündür. Varsayımlar, iletişimi zedeleyen en büyük tuzaklardandır.” dedi.</p>
<p>Ön yargının da sağlıksız iletişimi besleyen temel unsurlardan biri olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Akbaş, “Ön yargı, yeterli bilgi edinilmeden, çoğu zaman hayali kanıtlara dayanarak oluşturulan bir yargıdır. İnsanlarla ilk karşılaştığımız anlarda, ilk saniyelerden itibaren bir izlenim oluşur. Bu nedenle ilk izlenimi doğru yönetmek, ön yargıları kırmanın en etkili yollarından biridir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beden dili iletişimin en güçlü unsurlarından biri</strong></p>
<p>Beden dilinin, izlenim ve imaj yönetiminde belirleyici bir unsur olduğunu belirten Doç. Dr. Akbaş, sözlü ve sözsüz iletişimin uyum içinde olması gerektiğini söyledi ve “Beden dili, duruşumuzdan mimiklerimize, jestlerimizden göz temasına kadar iletişimin en güçlü unsurlarından biridir. Söylediklerimizle beden dilimiz uyumlu değilse, karşı tarafta tutarsızlık algısı oluşur. Bu nedenle beden dilimizi bilinçli ve farkında olarak kullanmamız, etkili iletişim açısından büyük önem taşır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Konuşma hızı, ses tonu, vurgu ve artikülasyonun da iletişimin etkisini doğrudan etkilediğini ifade eden Doç. Dr. Akbaş, iletişimin bir denge işi olduğunu ve bu unsurların aynı zamanda ikna süreçlerinde de kritik rol oynadığını belirtti.</p>
<p><strong>Kişisel marka güven üzerine inşa edilir</strong></p>
<p>Doç. Dr. Akbaş, etkili iletişimin yalnızca anlık ilişkileri değil, bireyin uzun vadede dış dünyadaki algısını ve kişisel markasını da şekillendirdiğini vurguladı. </p>
<p>Kişisel markanın yalnızca dış görünüşten ya da popülerlikten ibaret olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Akbaş, kişisel markanın bireyin kimliği, değerleri, davranışları ve iletişim biçiminin bir bütünü olduğunu söyledi. Doç. Dr. Akbaş, “Kişisel marka, tıpkı bir yapboz gibi; parçalar tek tek anlam taşır ama asıl anlam, o parçalar bir araya geldiğinde ortaya çıkar” dedi.</p>
<p>Kişisel markanın, bireyin dış dünyaya verdiği tüm mesajlardan oluştuğunu belirten Doç. Dr. Akbaş, güven kavramının bu sürecin merkezinde yer aldığını ifade etti. Doç. Dr. Akbaş, konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Nasıl ki tüketici olarak bazı markalara gözümüz kapalı gider, güvenir ve sadık oluruz; kişisel marka da aynı şekilde güven üzerine inşa edilir. Söylediklerimiz, ilettiğimiz mesajlar, iletişim tasarımımız ve davranışlarımız bizim kişisel markamızın bir parçasıdır. Ancak bu parçaların doğru yönetilmesi gerekir. Çünkü kişisel marka, tek bir unsurdan değil; kimlikten, algıdan, eylemden ve tutarlılıktan oluşan bir bütündür.”</p>
<p><strong>Söylem–eylem uyumu yoksa kişisel marka da zayıflar</strong></p>
<p>Kişisel markanın en kritik unsurlarından birinin “söylem–eylem uyumu” olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Akbaş, “Bir kişi ‘Ben güvenilir bir insanım’ diyorsa, bunun arkasını eylemleriyle doldurmak zorundadır. Söylediklerimizle yaptıklarımız örtüşmüyorsa, kişisel markamızı parlatmamız mümkün değildir. İmaj, davranış ve iletişim biçimi arasında bir uyum yoksa, karşı tarafta soru işaretleri oluşur.” dedi.</p>
<p><strong>Özgünlük ve ‘imza’ vurgusu</strong></p>
<p>“Nev-i şahsına münhasır olmak” ifadesini kullanan ve başkalarına benzemeye çalışmanın kişisel markayı zayıflattığını dile getiren Doç. Dr. Akbaş, “Herkes gibi olmak, kişisel marka yaratmaz. Güçlü kişisel markaların mutlaka bir imzası vardır. Bu bazen bir üslup, bazen bir aksesuar, bazen bir duruş ya da konuşma biçimi olabilir. Kişiyi diğerlerinden ayıran o küçük ama tutarlı detaylar, kişisel markanın temelini oluşturur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişisel SWOT analizi önerisi</strong></p>
<p>Kişisel marka oluşturma sürecinde bireyin kendisini objektif biçimde değerlendirmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Akbaş, bu noktada kişisel SWOT analizinin önemine dikkat çekti. Güçlü ve zayıf yönlerin fark edilmesinin gelişim için temel bir adım olduğunu söyleyen Doç. Dr. Akbaş, “Kendimize ayna tutmamız gerekiyor. Güçlü yanlarımızı görmek kolay ama zayıf yanlarımızı kabul etmek zor. Oysa zayıf yanlarımızı fark ettiğimizde, onları güçlü yanlara dönüştürme fırsatı da yakalarız. Kişisel marka, kendini tanımakla başlar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dijital dünyada kişisel marka riski daha yüksek</strong></p>
<p>Dijital mecraların kişisel markanın ayrılmaz bir parçası haline geldiğini vurgulayan Doç. Dr. Akbaş, sosyal medyada paylaşılan her içeriğin, kullanılan her dilin ve kurulan her etkileşimin kişisel markayı doğrudan etkilediğini söyledi ve “Dijital ortamda yaptığımız her şey, fiziksel hayattaki kişisel markamızı etkiliyor. Aynı şekilde fiziksel hayattaki duruşumuz da dijital kimliğimize yansıyor. Dijital ortam, yanlış anlaşılma riski yüksek olduğu için kişisel markayı yönetmek burada çok daha zor ve daha dikkat gerektiriyor.” diye sözlerini tamamladı</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/etkili-iletisim-kisisel-markanin-temelini-olusturuyor-609035">Etkili iletişim, kişisel markanın temelini oluşturuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bergama vapuru Konaklı kadınları konuk etti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bergama-vapuru-konakli-kadinlari-konuk-etti-608888</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 11:22:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[bergama]]></category>
		<category><![CDATA[etti]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[konak]]></category>
		<category><![CDATA[konaklı]]></category>
		<category><![CDATA[konuk]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[semt]]></category>
		<category><![CDATA[teşekkür]]></category>
		<category><![CDATA[vapur]]></category>
		<category><![CDATA[vapuru]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608888</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konak Belediyesi’nin düzenlediği organizasyonla, İZDENİZ’in emektar Bergama Vapuru bu kez Konaklı kadınları konuk etti. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bergama-vapuru-konakli-kadinlari-konuk-etti-608888">Bergama vapuru Konaklı kadınları konuk etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Konak Belediyesi’nin düzenlediği organizasyonla, İZDENİZ’in emektar Bergama Vapuru bu kez Konaklı kadınları konuk etti. Başkan Mutlu, “Kentimizde yaşayan kadınlar hayata karışan, sosyalleşen aktif bireyler olarak kadının görünürlüğünü artırıyor. Konak’ta kadınlar her zaman güçlü, görünür ve mutlu olacak” dedi.</b></p>
<p>Konak Belediyesi’nin gelenekselleşen Bergama Vapuru gezilerinin konukları, bu kez belediyeye bağlı semt merkezlerinde spor kurslarına katılan kadınlar başta olmak üzere kentin çeşitli bölgelerinde yaşayan kadınlar oldu. Belediyenin Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü organizasyonuyla gerçekleştirilen gezide kadınlar, gönüllerince eğlendikleri, arkadaşlarıyla keyifli anlar yaşadıkları bir gün yaşadı. İZDENİZ’in emektar Bergama Vapuru’nda, eşsiz Körfez manzarası eşliğinde Konak kıyılarını turlayan kadınlar, günlük streslerini geride bırakmanın tadını çıkardı. Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, “Semt merkezlerimizdeki hobi ve meslek edindirme kurslarının yanı sıra Konak’taki kadın komşularımızı spor yaparak aktif bir yaşam oluşturma konusunda da destekliyoruz. Zaman zaman çeşitli aktiviteler düzenliyoruz ki kentimizde yaşayan kadınlar hayata karışan, sosyalleşen aktif bireyler olarak kadının görünürlüğünü artırsın. Hepsine sevgilerimi iletiyorum, Konak’ta kadınlar her zaman güçlü, görünür ve mutlu olacak” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“Uzun zamandır böyle eğlenmemiştik”</b></p>
<p>Müzik ve dansın hiç durmadığı vapur gezisinde kadınlar, arkadaşlarıyla birlikte keyifli anlar yaşadı. Konak Belediyesi’nin ikramlarıyla zenginleşen gezinin sonuna İzmir Marşı damgasını vurdu. Kadınlar İzmir’in simge marşını hep birlikte söyledi. Vapur gezisine katılan, Hatay Semt Merkezi Ritim ve Dans kursiyeri Jale Çıtkan, duygularını şu sözlerle ifade etti: “Nilüfer Hanım’a çok teşekkür ediyorum. Uzun zamandır böyle eğlenmemiştik, çok güzel vakit geçirdik, ikramlar, müzik, her şey harikaydı. Ekip çok güzel hazırlanmış, hepsine çok teşekkür ederiz.”</p>
<p><b>“Her şey çok güzeldi”</b></p>
<p>Konak Belediyesi’nin 18 yıllık spor kursiyeri Aynur Boduroğlu da memnuniyetini şöyle dile getirdi: “18 senedir Konak Belediyesi’nin spor etkinliklerine katılıyorum. Nilüfer Hanım’a ayrıca teşekkür ediyorum. Her şey çok güzeldi, bizi çok mutlu etti. Çok memnunuz.”</p>
<p><b>“Bizi birbirimize bağladı”</b></p>
<p>Konak Belediyesi Hatay Semt Merkezi pilates grubundan Nilgün Çetin, de teşekkürlerini ileterek, “Konak Belediyesi’nin Hatay Semt Merkezi’nde bu yıl pilatese başladım. Bu da ilk etkinliğim. Organizasyon çok başarılı. Başta Konak Belediye Başkanımız Nilüfer Hanım’a ve emeği geçenlere teşekkür ediyorum” diye konuştu. Gezi sayesinde hem eğlenip hem dinlendiklerini ifade eden Ceyhun Erdem ise “Vapur gezimiz çok güzeldi. Bizi dinlendirdi, birbirimize bağladı” dedi.</p>
<p><b>“Bu coşkuyu birlikte yaşadık”</b></p>
<p>Emekli olduktan sonra İzmir’e döndüğünü ve emeklilik günlerinde Konak Belediyesi’nin kurslarının kendisini hayata bağladığını vurgulayan Neslihan Vardar, şunları söyledi: “Emekli olduktan sonra İzmir’e döndüm. Pilates beni emeklilikte hayata bağladı. Görevli arkadaşlara teşekkür ediyorum. Bugün burada bu coşkuyu birlikte tatmaktan çok mutlu olduk. Güzel İzmir’imizi seyreylerken arkadaşlarımızla da sosyalleşme fırsatımız oldu.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bergama-vapuru-konakli-kadinlari-konuk-etti-608888">Bergama vapuru Konaklı kadınları konuk etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 5 kadından 1&#8217;i bu sorunu yaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-5-kadindan-1i-bu-sorunu-yasiyor-608817</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 07:53:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[kadından]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ürünleri]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608817</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde en sık görülen cilt hastalıklarından biri olan akne, genelde ergenlik dönemi sorunu gibi algılansa da, son yıllarda yetişkinlerde, özellikle kadınlarda belirgin bir artış gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-5-kadindan-1i-bu-sorunu-yasiyor-608817">Her 5 kadından 1&#8217;i bu sorunu yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde en sık görülen cilt hastalıklarından biri olan akne, genelde ergenlik dönemi sorunu gibi algılansa da, son yıllarda yetişkinlerde, özellikle kadınlarda belirgin bir artış gösteriyor. Öyle ki 25 yaş ve üzerindeki her 5 kadından 1’i akne problemiyle mücadele ediyor. Akne çoğu zaman ‘nasılsa geçer’ düşüncesiyle ihmal edildiği için ağrılı kistlere, ciltte kalıcı iz ve leke oluşumuna yol açabiliyor! <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi </strong><em> </em><strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. Vildan Şengöz,</strong> bu nedenle aknelerin mutlaka erken dönemde tedavi edilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Tedaviye erken başlanması aknenin şiddetlenmesini ve ciltte kalıcı iz ile leke bırakmasını engelleyebiliyor. Ancak, tedaviden başarılı sonuç alınabilmesi için hekimin önerdiği tedavinin aksatılmaması büyük bir önem taşıyor. Geçmiş yıllarda aknenin cilt ile sınırlı olduğu ve sadece bakım ürünleri   veya  cilt üzerine sürülen ilaçlarla iyileşeceği düşünülüyordu. Günümüzde ise aknenin sistemik bir metabolizma sorununun parçası olduğu biliniyor. Bu nedenle, akne tedavisinde bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi gerekiyor” diyor.   Aknenin oluşumunda genetik yatkınlıktan çok hormonal değişimler, inflamasyon ve hatalı yaşam alışkanlıklarının sorumlu olduğunu belirten <strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. Vildan Şengöz,</strong> akneye neden olabilen yaşam alışkanlıklarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Gece bu saatler arasında uyanık kalmak</strong></p>
<p>Gece geç saatlere kadar uyanık kalınması akneye sebep olan etkenler arasında ilk sıralarda yer alıyor. Melatonin hormonu gece 23:00 &#8211; 02:00 saatleri süresince salgılanıyor. Bu zaman diliminde, melatonin hormonu, beyin başta olmak üzere, bağ dokusunun ve cildin yenilenmesini sağlıyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Vildan Şengöz, sağlıklı gece uykusunun cildi içten temizlediğini ve parlaklık sağladığını, hatta en etkili cilt bakım ürünlerinden bile daha faydalı olduğunu belirtiyor. Bu saat aralığında uyanık kalmak ise cildin doğal onarım sürecini önlüyor ve akne oluşumuna zemin hazırlıyor. </p>
<p><strong>Kozmetik ürünlerini bilinçsizce uygulamak</strong></p>
<p>Bilinçsizce satın alınan yıkama ve peeling ürünleri çoğu zaman cilt bariyerine zarar veriyor. Hekim olmayan kişilerin önerisiyle ürün alan, peeling gibi işlemleri sık sık ve hatalı şekilde uygulayan kişilerde en sık görülen sorun cilt pH’ının bozulması oluyor. Peeling işlemi cildin üst tabakasını aldığı için parlak görünüm sağlasa da  cildin koruyucu tabakasını zayıflatıyor. Bariyerini kaybeden cilt ise bakteriyel enfeksiyonlara açık hale geliyor ve bunun sonucunda akne gelişebiliyor. Hekim önerisi olmadan kullanılan doğal ürünler de akne oluşumunun diğer nedenlerinden. Koruyucu bariyerini kaybeden cilt bakteriyel enfeksiyonlara daha açık hale gelince, akne gelişimi kaçınılmaz oluyor. </p>
<p><strong>Siyah noktaları sıkmak</strong></p>
<p>Aknenin ilk evresi genelde komedon, halk arasındaki bilinen adıyla siyah nokta oluyor. Bu lezyonların sıkılması veya koparılması, bakterilerin eklenmesiyle süreci daha da şiddetlendiriyor ve derin izlerle sonuçlanabiliyor. Bu nedenle, sadece komedon sorunu olsa bile dermatoloji uzmanına başvurulması ve hekim önerisiyle uygun cilt bakım ürünlerinin kullanılması büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Vitamin ve mineral takviyelerini hatalı kullanmak</strong></p>
<p>D vitamini, ferritin, folik asit, çinko ile magnezyum gibi vitamin ve mineraller cilt sağlığı açısından büyük önem taşıyorlar. D vitamini seviyesi 50’nin altına düştüğünde aknenin daha da şiddetlendiği biliniyor. Gerekli zamanlarda A vitamini ve türevleri de tedaviye eklenebiliyor. Dr. Vildan Şengöz, akne tedavisinde bu takviyelerin doğru zamanda ve doğru dozda alındığında iyileşmeyi desteklediklerini ve iz kalma riskini azalttıklarını anlatarak, “Ancak, vitamin ve mineral takviyeleri mutlaka kişiye özel değerlendirilmeli. Çünkü, yanlış veya yüksek dozda alındıklarında akne oluşumuna zemin hazırlayabiliyor” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Fazla kahve içmek</strong></p>
<p>Yetişkinlerde aşırı kahve tüketimi kafeinin diüretik etkisi nedeniyle hücrelerdeki su ve minerallerin vücuttaki atılımını hızlandırıyor. Zaten yağ oranı yüksek olan cildin iyice nemini kaybetmesine ve bunun sonucunda akne oluşumuna sebep olabiliyor.  </p>
<p><strong>İşlenmiş gıdalar ve şekerli besinler tüketmek</strong></p>
<p>Aşırı işlenmiş ve besin değerini yitirmiş paketli gıdalar, şekerli besinler ile trans yağları içeren gıdaların yanı sıra proteinden fakir ve karbonhidrattan zengin beslenme şekli insülin direncini arttırıyor. Ciltte yağ üretimini hızlandıran insülin direnci de akne oluşumuna yol açan ve şiddetini tetikleyen önemli faktörler arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Kızartmalar ve trans yağlara dikkat! </strong></p>
<p>Cilt sağlıklı yağlara ihtiyaç duyuyor. Zeytinyağı, ceviz, keten tohumu ve balık gibi omega-3 içeren gıdaların düzenli tüketilmeleri cilt sağlığını destekliyor. Kızartmalar ve trans yağlar ise inflamasyonu artıran ve hormon dengesini bozan etkileri nedeniyle akne oluşumuna sebep olabiliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-5-kadindan-1i-bu-sorunu-yasiyor-608817">Her 5 kadından 1&#8217;i bu sorunu yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinlenme mi, kaçış mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dinlenme-mi-kacis-mi-605714</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 11:35:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[dinlenme]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[halı]]></category>
		<category><![CDATA[kaçış]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[Yatakta]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605714</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, son dönemde sosyal medyada sıkça karşılaşılan ‘bed rotting’ kavramı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dinlenme-mi-kacis-mi-605714">Dinlenme mi, kaçış mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, son dönemde sosyal medyada sıkça karşılaşılan ‘bed rotting’ kavramı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bed rotting bir tanı değil, uzadığında zararlı olabilen bir geri çekilme davranışı!</strong></p>
<p>‘Bed rotting’ kavramının, özellikle son zamanlarda sosyal medyada akım şeklinde popülerleşip karşımıza çıkan, bireylerin yorganın altına saklanmış, yanında atıştırmalıkları, elinde telefonuyla saatlerce yataktan çıkmayan hali olarak tarif edilebileceğini aktaran Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu durum bir nevi psikolojide geri çekilme savunma mekanizmasının modern ve biraz da dijitalleşmiş bir hali.” dedi.</p>
<p>Klinik literatürde böyle resmi bir tanı söz konusu olmadığını, bunun daha çok bir davranış biçimi olduğunu ifade eden Beyaz, “Bu durum bir tanı olmasa da, bu davranışın bir semptom olma ihtimali olabilir. Yani kişinin dış dünyanın hızı, gürültüsü ve talepleri karşısında, bunaldığı ve yetişemediğini düşündüğü durumlarda bir çeşit rahatlama kaçınması; dış dünyadan izole bir şekilde kendini yenileme çabası gibi. Buradaki önemli husus,  kişinin rahatlayabilmek için bu eyleme yöneldikten sonra bunun uzaması onun lehine işlemeyebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yatakta kalmak kişiyi daha yorgun hissettiriyorsa bu dinlenme değil, psikolojik bir alarmdır!</strong></p>
<p>Yatakta uzun süre kalmanın ne zaman dinlenme ne zaman psikolojik bir sorun sinyali olarak değerlendirilmesi gerektiğine değinen Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu ikisi arasında önemli bir fark var ve bunu fark etmek mümkün.” dedi.</p>
<p>Bu farklara açıklık getiren Beyaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Dinlenme, şarj olmak, yenilenmek gibidir. Bittiğinde yataktan daha enerjik, tazelenmiş vaziyette gündelik hayata dönmeye istekli kalkılır. Dinlenme bir onarım sürecidir. Ama bed rotting dediğimiz şeyde durum daha farklı. Eğer yataktan çıkıldığında ya da yatmaya devam edilirken daha yorgun, daha uyuşmuş, suçlu ve zihinsel olarak bulanık hissediliyorsa, bu artık bir dinlenme değil de bir tür kaçıştır. Yatakta geçirilen zaman keyif vermekten ziyade, zamanı öldürmeye ve düşüncelerini susturmaya yarıyorsa, burada psikolojik bir alarm çalıyor denilebilir. Vücut burada ‘baş edemiyorum’ demektedir. Yatakta keyif yapmakla, birkaç gün boyunca duş almadan yatmak arasındaki fark, niyet ve sonuçtaki duygudur aslında.”</p>
<p><strong>Depresyonu besleyen bir kısır döngüye neden oluyor!</strong></p>
<p>Yatakta çürüme davranışının depresyon, tükenmişlik sendromu ve anksiyete ile etkileşimi bulunduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Tükenmişlik sendromunda, bu davranış bedenin iflas bayrağını çekmesidir. Öz enerji o kadar bitmiştir ki, kişi biyolojik olarak hareket edemez hale gelir.” dedi.</p>
<p>Anksiyetede ise yatağın bir tür sığınak gibi görüldüğünü dile getiren Beyaz, “Dış dünya tehditlerle doludur ve yorganın altı, o tehditlerin ulaşamayacağı güvenli bir liman olarak algılanabilir. Ancak en güçlü bağ depresyonla kurulur. Depresyonda olan çökkünlük hali nedeniyle kişiye kolunu kaldırmak bile büyük yük kaldırmak gibi gelir. ‘Bed rotting’, depresyonun hem bir sonucu hem de onu besleyen bir etkeni gibi. Kişi depresif olduğu için yatar, yattıkça hayatı kaçırır, hayatı kaçırdıkça daha çok depresif hisseder. Bu kısır döngü, kişiyi yavaş yavaş daha da olumsuz bir hale getirir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bed rotting, kişinin hayata katılım isteğinin azaldığını gösterir! </strong></p>
<p>Bed rottingin, kişinin duygusal olarak ne yaşadığının bir göstergesi olabileceğine işaret eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bed rotting kavramı tanımıyla uyumlu olacak şekilde bir kimsenin günlerini yatakta geçirmesi, onun duygularını düzenleme konusunda zorlandığı anlamını taşıyabilir. Bu kavramın özünü ortaya koyan davranış, kişinin ‘duygularım o kadar yoğun ya da o kadar boş ki, onlarla yüzleşmek yerine kendimi uyuşturmayı seçiyorum’ deme şeklidir. Yani  bunu kişinin hayattan kopmaya başladığının, daha doğrusu hayata katılım gösterme isteğinde bir azalma olduğunun işareti olarak görebiliriz. Bu izole hal ile kişi yatakta kaldıkça, dış dünyadaki rolünü donduruyor gibi olur ve bu hal uzadıkça da, o rollere geri dönmek daha endişe edilesi bir hale gelir.”</p>
<p><strong>Bed rotting, bir semptom olarak başlar; kontrolsüz bırakıldığında bir probleme dönüşür! </strong></p>
<p>Bed rottingin bir semptom mu, yoksa başlı başına ele alınması gereken bir problem mi olduğu konusunu değerlendiren Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Aslında her ikisinin de bir karşılığı bulunmakta. ‘Bed rotting’, günlük hayatın stresi veya tükenme gibi altta yatan bir sorunun semptomudur; bir sonuçtur. Ancak kontrolsüz bırakıldığında da, kendi başına bir problem haline dönüşebildiğini söyleyebiliriz. Çünkü uzun süre yatakta vakit geçirmek uyku hijyenini bozar, beslenme düzenine zarar verir, sosyal bağlar zayıflayabilir ve fiziksel sağlığı da bir miktar tehdit eder. Yani yangının dumanı olarak başlar ama müdahale edilmediğinde de yangının kendisi haline gelebilir. Bu yüzden terapide bunu sadece bir depresyon belirtisi olarak geçiştirmeyiz; aynı zamanda davranışsal aktivasyon teknikleriyle kırılması gereken, başlı başına zararlı bir alışkanlık döngüsü olarak ele alırız.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Sorunlardan kaçınmak onların olduğundan daha şiddetli algılanmasına neden olur!</strong></p>
<p>Bed rotting eğilimi olan bireylerin öncelikle gerçekçi, basit ancak ısrarlı adımlarla başlaması gerektiğini vurgulayan Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bazı kurallar belirlemeli ve buna uymaya gayret gösterilmeliler.” dedi.</p>
<p>Yatağın sığınılacak bir liman olmadığının altını çizen Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yatak sadece uyku için kullanılmalı. Film izlemek, yemek yemek ya da telefona bakmak için yatak yerine muhakkak koltuğa geçilmeli. Bed rotting hali oluyorsa da kısa süreliğine de olsa yataktan çıkaracak diş fırçalama, markete gidip gelme gibi bazı hedefler koyulabilir. Sonrasında yataktan çıkmak daha kolaylaşacaktır. Odanın karanlık veya loş olmaması sağlanmalı bu vesileyle de özellikle sabahları uyanınca güneş ışığını alabilmek, beynindeki ‘uyan’ sinyallerini tetikler ve ruh halini düzenleyen serotonin üretimini artırır. Bu öneriler işe yaramadığında, ruhsal bir çökkünlük ve beraberinde de isteksizlik baş gösterdiğinde, günlük sorumluluklar hatta kişisel hijyen ihmal edilmeye başlandığında yardım için sinyaller çalıyor demektir. Unutulmamalı ki sorunlardan kaçınmak onları olduğundan daha şiddetli bir şekilde algılamamızla sonuçlanır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dinlenme-mi-kacis-mi-605714">Dinlenme mi, kaçış mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran&#8217;da çözüm, sertlik değil reform!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iranda-cozum-sertlik-degil-reform-604959</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:21:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[iranda]]></category>
		<category><![CDATA[protestolar]]></category>
		<category><![CDATA[ran]]></category>
		<category><![CDATA[reform]]></category>
		<category><![CDATA[rejim]]></category>
		<category><![CDATA[sertlik]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tepki]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604959</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ozan Örmeci, İran’da ülke genelinde yayılan ekonomik koşullara ve hayat pahalılığına tepki gösteren protestolar ve bu süreçte yaşanan can kayıplarını değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iranda-cozum-sertlik-degil-reform-604959">İran&#8217;da çözüm, sertlik değil reform!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ozan Örmeci, İran’da ülke genelinde yayılan ekonomik koşullara ve hayat pahalılığına tepki gösteren protestolar ve bu süreçte yaşanan can kayıplarını değerlendirdi.</p>
<p><strong>Riyalin değer kaybı alım gücünü ciddi biçimde düşürdü</strong></p>
<p>Sahadan sağlıklı bilgi almanın zorlaştığına ve ülkede ciddi internet kısıtlamaları uygulandığına dikkat çeken Prof. Dr. Ozan Örmeci, protestoların başlangıç noktası ve seyriyle ilgili önemli tespitlerde bulundu.</p>
<p><strong>“Protestoların önce ekonomik taleplerle başladığı anlaşılıyor…”</strong></p>
<p>İran’daki protestoların ilk olarak ekonomik taleplerle başladığını belirten Prof. Dr. Örmeci, “Sahadan bilgi almak kolay olmadığı ve İran’da şu sıralar internet üzerinde büyük bir kısıtlamaya gidildiği için doğru bilgilere ulaşmak zor olsa da Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’taki İran uzmanlarıyla yaptığım görüşmeler neticesinde protestoların önce ekonomik taleplerle başladığı anlaşılıyor. Özellikle İran para birimi riyalin devalüe olması nedeniyle alım gücü ciddi biçimde düşen vatandaşlar rejime tepki göstermeye başladı.” dedi.</p>
<p><strong>Ekonomik temelli başlayan tepki siyasi nitelik kazandı…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Örmeci, ekonomik temelli tepkilerin zamanla siyasi bir nitelik kazandığını vurgulayarak, “İran’daki molla rejiminin geleneksel sorunları olan kadın özgürlükleri, farklı etnik ve dini gruplarla ilişkiler ve hayat standartları düşük olan gençlerin saldırgan aktivizmi gibi temalar üzerinden gelişmiştir. Rejim başlarda silah kullanımını yasaklasa da zamanla karşılıklı şiddet kullanımı başlamış ve nitekim olaylardaki ölü sayısının 500’ü geçtiği belirtilmiştir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Gençler ve kadınlar protestolarda her zaman ön planda</strong></p>
<p>Prof. Dr. Örmeci, İran’daki protesto kültürüne dikkat çekerek, şunları söyledi:</p>
<p>“Yeşil Hareket dönemi ve Mahsa Amini protestolarını incelediğimizde, daha ziyade gençler ve kadınların İran’daki protestolara çok yoğun olarak katıldıkları ve olaylar organize olmasa da genel rejim memnuniyetsizliği nedeniyle patlamaya hazır bir kitlenin İran’da sürekli var olduğu bilinmektedir. Bu defa bu geleneksel muhalif gruplara ekonomik zorluklardan bıkan esnaflar da eklenince, olayların kısa sürede büyümesi zemin kazanmış ve gösteriler daha geniş katılıma sahne olmuştur. Ayrıca göstericilerin sosyal medya platformlarını kullanarak haberleştikleri ve organize oldukları anlaşılınca, bu yönde büyük kısıtlamalara gidilmiş ve İran’daki muhaliflere destek olmak amacıyla Amerikalı iş insanı Elon Musk, Starklink uydularını göndermiştir. Zamanla devletin tedbirleri nedeniyle İran’ın tüm internet erişimi kesilmiştir. Bu bağlamda, elbette yabancı devletlerin kışkırtmaları da bu tarz süreçlerde etkilidir ki İsrail ve ABD’nin İran içerisinde operasyonlar yapabildiğine kısa süre önce tanıklık etmiştik.”</p>
<p><strong>Köklü devlet geleneğine sahip İran’da rejimin yıkılması o kadar da kolay değil!</strong></p>
<p>İran rejiminin, başlarda yumuşak tepkilerine karşın giderek sertleşmeye başladığını ve şiddet kullanan göstericileri şiddetle bastırma amacında olduğunu ifade eden Prof. Dr. Örmeci, “Bu, tüm rejimlerde olduğu gibi otoriter bir yönetim sistemi olan İran’da da geçerli bir durum olup, devlet otoritesinin iç dinamikler nedeniyle kendiliğinden kaybolması ve rejimin yıkılması-Tahran’ın sahip olduğu köklü devlet geleneği nedeniyle-o kadar da kolay değildir. Ancak elbette ABD ve İsrail gibi dış güçlerin doğrudan müdahalesi durumunda olaylar farklı bir yönde gelişebilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Rejim meşruiyeti sarsılıyor ancak tamamen kaybolmuş değil</strong></p>
<p>Protestoların rejimin meşruiyeti üzerindeki etkisini de değerlendiren Prof. Dr. Örmeci, “Rejim, daha ziyade yolsuzluk, ekonomik kaynakların verimsiz kullanımı, yasakçılık, adam kayırmaya dayalı liyakatsizlik düzeni, beceriksizlik ve ABD gibi tehlikeli büyük devletlerle iyi ilişkiler kuramaması nedeniyle İran halkını zora sokması gibi temalar üzerinden şiddetle eleştirilmektedir. İran halkında protesto ve isyan kültürü çok güçlü olup, 1979’da bundan istifade eden İslamcılar, şimdi bundan yakınmaktadırlar. Protestolar rejimin meşruiyetini ciddi anlamda sarsmakta, ancak meşruiyetin kaybolduğuna dair henüz elde somut bir veri bulunmamaktadır. Çünkü devletin tüm ideolojik aygıtlarıyla yaklaşık 50 yıldır Şahlık anti-propagandasına maruz kalan İran halkının sıfırdan yeni bir ezbere alışması kolay değildir.” dedi.</p>
<p><strong>ABD algısı İran’da değişiyor</strong></p>
<p>ABD’nin olası müdahalesinin protestolara etkisine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Örmeci, “ABD, özellikle de Donald Trump yönetimi, rejimin propaganda çabaları sonucunda İran’da aslında geleneksel bir nefret objesi, hatta Humeyni’nin deyimiyle ‘büyük şeytan’ iken, son yıllarda ülkedeki sosyoekonomik, siyasal ve güvenlik sorunlarının derinleşmesi neticesinde özellikle gençlerin sıcak baktığı bir dış güç haline gelmeye başlamıştır. Keza devrik Şah Pehlevi’nin oğlu Rıza Pehlevi’ye verilen dış ve iç desteğin de son dönemde arttığı görülmektedir. Batı’nın açıklamalarına İran’dan erişim sınırlı olsa da İran’ın yurt dışında yaşayan büyük bir diaspora topluluğunun olması ve bunların genelde rejim karşıtı olması sebebiyle dışarıdaki tepkiler içeriye de kanalize olmaktadır.” şeklinde konuştu.  </p>
<p><strong>Rejim değişimi zor, istikrarsızlık devam edebilir</strong></p>
<p>Protestoların rejim değişimiyle sonuçlanmasının kısa vadede zor olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Örmeci, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Bu protestoların İran’da rejimi değiştirip değiştiremeyeceğini öngörmek için yeterince somut bilgi ve veri yoktur. Ancak önceki deneyimler temelinde, rejimin yerinde kalacağı ve protestoların hem güvenlik güçlerince bastırılma hem de sönümlenme yoluyla zaman içerisinde cılızlaşacağını öngörebilirim. Bu ise kuşkusuz, İran’ın sorunlarının çözüldüğü anlamına gelmemekte ve ülkenin istikrarsız yönetiminin devam edeceğine delalet etmektedir. Tahran’ın bu konuda aşama yapabilmesi için ABD yaptırımlarının en azından bir bölümünden kurtulması, bunun için de nükleer programı yerine kalkınmaya odaklanması gerekmektedir.”</p>
<p><strong>“Rejimin reform yoluyla dönüşümü Ankara açısından daha kabul edilebilir bir seçenek”</strong></p>
<p>İran’ın öncelikle yaptırımlardan kurtulması ve kalkınmaya odaklanması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Örmeci, “Yine rejimin kadın giyimi, gençlerin yaşamları gibi konularda daha özgürlükçü bir tavır alması yerinde olabilir. Ancak bu tarz sert ideolojilere dayalı rejimler, ilginçtir ki taviz verdikçe yıkılma sürecine de girebilirler. Bu nedenle, Çin’deki 1980’ler deneyimi de göz önünde tutulursa, olayların günlük yaşamı bozduğu bir zamanlamada asayiş ve güvenliğin sağlanması ve sonrasında da kalkınma sürecinin başlatılması yerinde olacaktır. Türkiye açısından da İran’daki gelişmeler kritik mahiyette olup, rejimin devrim yerine reform yoluyla dönüşümü Ankara açısından daha kabul edilebilir bir seçenektir. Ancak bu reformların toplumla bağlantı kuracak olan gerekli sivil toplum kanallarının olmadığı bir ortamda gerçekleştirilmesi de kolay bir iş değildir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iranda-cozum-sertlik-degil-reform-604959">İran&#8217;da çözüm, sertlik değil reform!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Torbalı Belediyesi&#8217;nden Dijital Devrim: E-Ruhsat Dönemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/torbali-belediyesinden-dijital-devrim-e-ruhsat-donemi-604929</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:05:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[e-ruhsat]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[torbalı]]></category>
		<category><![CDATA[Torbalı Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604929</guid>

					<description><![CDATA[<p>Torbalı Belediyesi, Belediye Başkanı Övünç Demir’in vizyon projeleri arasında yer alan Smart Torbalı kapsamında geliştirilen E-Ruhsat Sisteminin lansmanını gerçekleştirdi. Yeni sistemle birlikte ruhsat süreçlerinde hız, şeffaflık ve verimlilik sağlanacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/torbali-belediyesinden-dijital-devrim-e-ruhsat-donemi-604929">Torbalı Belediyesi&#8217;nden Dijital Devrim: E-Ruhsat Dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Torbalı Belediyesi, Belediye Başkanı Övünç Demir’in vizyon projeleri arasında yer alan Smart Torbalı kapsamında geliştirilen E-Ruhsat Sisteminin lansmanını gerçekleştirdi. Yeni sistemle birlikte ruhsat süreçlerinde hız, şeffaflık ve verimlilik sağlanacak.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Teknolojiyi kullanmada öncü belediyelerden olan Torbalı Belediyesi, dijital belediyecilik alanında önemli bir adım daha attı. Torbalı Belediye Başkanı Övünç Demir’in öncülüğünde hayata geçirilen Smart Torbalı vizyonu kapsamında geliştirilen E-Ruhsat Sistemi, düzenlenen lansmanla kamuoyuna tanıtıldı. Lansmana mimarlar, inşaat, makine, elektrik ve harita mühendisleri, yapı denetim firmaları, müteahhitler, şantiye şefleri ile meslek odalarının temsilcileri katıldı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“BU SİSTEM BİR YÖNETİM ANLAYIŞIDIR”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Tanıtım toplantısında konuşan Başkan Demir, Torbalı’nın yalnızca büyüyen değil, aynı zamanda teknolojiyi yöneten ve geleceği planlayan bir kent olduğunu vurguladı. Demir, E-Ruhsat Sisteminin yalnızca bir yazılım değil, Torbalı Belediyesi için yeni bir yönetim anlayışının somut göstergesi olduğunu ifade etti. Öte yandan yeni sistemle birlikte yapı sahipleri ve proje müellifleri, dünyanın her yerinden aynı platform üzerinden işlemlerini gerçekleştirebilecek. Fiziki başvuru, evrak taşıma ve sıra bekleme uygulamaları tamamen sona ererken, tüm süreçler SMS ve e-posta bildirimleriyle anlık olarak takip edilebilecek.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>RUHSAT SÜRELERİ KISALIYOR, BÜROKRASİ AZALIYOR</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>E-Ruhsat Sistemi sayesinde ortalama ruhsat süresi 30–45 günden 5–15 güne düşerken, yüzde 65 oranında zaman tasarrufu sağlanacak. Fiziksel evrak kullanımı tamamen kaldırılarak yüzde 100 kâğıt tasarrufu elde edilirken, arşiv alanında da yüzde 95 oranında kazanç sağlanması hedefleniyor. Ayrıca personel başına günlük işlem kapasitesi üç katına çıkarken, hatalı başvuru oranı yüzde 5’in altına inmiş olacak. Sistemin e-Devlet ile tam entegre şekilde çalıştığı ifade edilirken, raporlama süreçlerinin de artık gerçek zamanlı olarak yapılabileceği belirtildi. Yaklaşık bir yıllık hazırlık sürecinin ardından hayata geçirilen E-Ruhsat Sistemi, mimarlar, mühendisler, müteahhitler, şantiye şefleri ve yapı denetim firmaları tarafından mesai saatleri içerisinde aktif olarak kullanılabilecek.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“ZAMAN EN KIYMETLİ KAYNAĞIMIZ”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Öte yandan Smart Torbalı Mobil Uygulamasının da son test aşamasına geldiğini ve çok yakında hizmete sunulacağını açıklayan Torbalı Belediye Başkanı Övünç Demir, “Göreve geldiğimiz günden beri ciddi anlamda teknolojiye yatırım yapıyoruz. Birçok yazılımı da kendimiz hazırlıyoruz. Bugün en önemli şey zaman; sizlerin işlemlerini daha hızlı gerçekleştirebilmesi için bu uygulamaya geçiyoruz. Sistemimiz sizlerle sürekli görüş alışverişi içerisinde yenilenecek. Tüm dijital belediyecilik hizmetlerine </span><b><span>www.torbali.bel.tr</span></b><span> adresi üzerinden erişilebilecek. Sistem şu anda aktif olarak kullanıma açık olup, 1 Şubat’a kadar kayıt süreci devam edecek. 1 Şubat itibarıyla ise ruhsat işlemleri tamamen dijital ortamda yürütülecek. Bu dönüşümle birlikte daha hızlı, daha şeffaf ve daha güçlü bir kent hedefiyle dijitalleşme çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi. Başkan Demir’in konuşmalarından sonra proje paydaşı olan firmanın yöneticileri, sistemin nasıl çalıştığını anlatarak, katılımcılardan gelen soruları yanıtladı. </span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/torbali-belediyesinden-dijital-devrim-e-ruhsat-donemi-604929">Torbalı Belediyesi&#8217;nden Dijital Devrim: E-Ruhsat Dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Affetmek nasıl özgürleştirir?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/affetmek-nasil-ozgurlestirir-604027</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 09:07:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[olay]]></category>
		<category><![CDATA[özgürleştirir]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604027</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, affetme ve affetme psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/affetmek-nasil-ozgurlestirir-604027">Affetmek nasıl özgürleştirir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, affetme ve affetme psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Olgunlaşmamış kişiliklerde öç alma davranışı baskın</strong></p>
<p>İnsanların kendilerini kötü hissettiren bir olay veya kişiye karşı öç alma, kaçınma ya da affedicilik gibi üç farklı tepki geliştirebildiğini söyleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Olgunlaşmamış kişiliklerde öç alma davranışı baskındır. ‘Bana yaptıysa ben de yaparım’ şeklinde bir tepki oluşur. Zayıf ve kaçıngan kişiliklerde ise kişi olaydan uzaklaşır, izolasyona gider. Bu iki uç da ruhsal dengeyi bozar. Oysa affedicilikte kişi olayı analiz eder, ‘Ne kadarından ben sorumluyum ne kadarından değilim?’ diye düşünür ve süreci kabullenmeye çalışır.” dedi.</p>
<p><strong>Affedememek biyolojik bir yük oluşturur</strong></p>
<p>Affetmenin yalnızca psikolojik bir süreç olmadığını, aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendiren nörobiyolojik bir etki yarattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Kin, öfke, nefret, kıskançlık, düşmanlık gibi duygular beyindeki ‘beş karanlık atlı’dır. Bu duygular aktifleştiğinde beyinde asidik kimyasallar salgılanır. Bu durum bağışıklık sistemini zayıflatır, stres hormonlarını artırır. En çok mide ve bağırsak sistemi etkilenir, depresif kişilerde cilt rahatsızlıkları görülür. Kronik stres, uzun vadede kanser gibi ciddi hastalıkların zeminini hazırlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Affetmemek kibirdir</strong></p>
<p>Bazı kişilik yapılarının affetmeye dirençli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, narsistik ve paranoyak eğilimli bireylerin en çok affedemeyen gruplar arasında yer aldığını belirtti. Prof. Dr. Tarhan, “Affetmemek kibirdir. Narsistik kişilik bozukluğu olan kişiler eleştiriyi haksızlık gibi algılar, kin tutar, unutmamakla övünür. Onlar için affetmek zayıflıktır. Ancak bu kişilerde kronik stres çok fazladır ve bu kadar zihinsel yükle uzun yaşamak mümkün değildir. Paranoyak kişilikler de benzer şekilde kendilerine yöneltilen eleştirileri tehdit gibi algılarlar. Bu kişiler unutamaz, affedemez, hep hesap tutar. ‘Deve kini’ denilen bu durum ilişkileri bozar, güveni yok eder.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Affetmek mümkün değilse kabullenmek gerekir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, özellikle ihanet, aldatma veya adaletsizlik gibi olaylarda affetmenin her zaman mümkün olmadığını ancak kişinin “radikal kabullenme” yoluyla zihinsel yükünü hafifletebileceğini ifade ederek, “Bazen karşı taraf özür dilemez, affedilecek bir durum da yoktur. Bu durumda kişi ‘Evet, haksızlığa uğradım. Affedemiyorum ama kabulleniyorum’ diyebilir. Bu, duygusal bir kapanıştır. Kişi olayı kutuya koyar, rafa kaldırır ve hayatına devam eder. Böylece affetmeden de unutmayı başarabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocuklukta yaşanan adaletsizlik travma bırakır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, çocuklukta yaşanan haksızlıkların bireyin yaşamı boyunca kalıcı izler bıraktığını ifade ederek, “Bir olayda, dövülen bir çocuk karakola götürülüyor ve döven kişi rütbeli biri olduğu için çocuk ondan özür dilemeye zorlanıyor. Çocuk altını ıslatmış halde el öptürülüyor. Bu olay çocuğun zihninde fotoğraf gibi kalır. Ancak ilerleyen yıllarda bu çocukta haksızlığa karşı güçlü bir duyarlılık gelişebilir. Travma bazen kişilik olgunlaşmasını da tetikleyebilir.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Affetmek kişiyi özgürleştirir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, affetmenin kişiyi hem ruhsal hem de bedensel anlamda özgürleştirdiğini belirterek, “Affetmek, geçmişin zincirlerinden kurtulmak demektir. Kişi affettiği zaman kendini özgürleştirir. Affetmeyen kişi ise geçmişte yaşadığı olayın mahkûmu olur. Olay bitmiş olsa bile zihin onu yeniden yaşar. Bu nedenle affetmek, bir erdem olmanın ötesinde, kişinin kendi sağlığına yaptığı en büyük yatırımdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Affetmenin antidepresan etkisi var</strong></p>
<p>Affetmenin yalnızca ilişkileri onarmadığını, aynı zamanda kişinin psikolojik yükünü hafiflettiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, affetmenin beyindeki antidepresan etkisine dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, “Affeden kişi kendi içindeki yükü atar, özgürleşir. Sosyal bağlanma teorisine göre affetme, güven ilişkisini yeniden kurar ve sosyal bağları güçlendirir. Psikolojik olarak da kişinin kaygısını ve depresif yükünü azaltır.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, affetmeyi başaramayan kişilerde çözülmemiş yas ve tamamlanmamış travma belirtileri görüldüğünü söyleyerek, “Kişi affedemediğinde, travmayı yeniden ve yeniden yaşar. Bu, beyinde açık kalmış bir dosya gibidir. Kapatılmadığı sürece zihni yavaşlatır, kişiyi duygusal olarak tüketir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Affetmek sadece karşı tarafı bağışlamak anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>Affetmenin yalnızca karşı tarafı bağışlamak değil, aynı zamanda radikal kabullenme ve kendini affetme süreci olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Kişinin kendini affedebilmesi için önce öz farkındalığı olması gerekir. Eğer kişi her olayı başkasına bağlıyorsa, hep ‘o hata yaptı, o özür dilesin’ diyorsa, affetme sürecini tamamlayamaz. Oysa olayı analiz edip kendi payını görebilen kişi, travmayı fırsata dönüştürmeyi başarabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Affetmenin ilişkilerde uzlaşmayı ve yeniden yapılanmayı da kolaylaştırdığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bir ilişkiye yatırım yapılırsa, affedicilik sayesinde nefretin sevgiye, kırgınlığın güvene dönüşmesi mümkündür. Bu, duygusal regülasyonun bir sonucudur.” dedi.</p>
<p>Affetme sürecinde samimiyetin nörobiyolojik etkisine de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Samimiyetin nörobilimi var. Ayna nöronlar, duygusal okuryazarlığımızı yönetir. Empatisi yüksek kişiler karşısındakini hisseder. Ancak aşırı empati, kişinin benlik saygısını düşürür. Benlik algısı çok düşerse depresyon, çok yükselirse narsisizm gelişir. Bu dengeyi kurabilen kişiler, sağlıklı bağlar oluşturur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Affetmenin bir yönü de öz şefkat</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, affetmenin kişide duygusal kırılganlık oluşturduğunu ancak bu kırılganlığın doğru yönetildiğinde travmayı çözümlemenin en etkili yolu olduğunu dile getirerek, “Affedemeyen kişi, geçmişle şimdi arasındaki duygusal dosyayı kapatamaz.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Affetmenin bir yönünün de öz şefkat olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Kişi haksızlığa uğradığında hemen kendini suçlama eğilimindeyse, öz şefkat geliştirmemiştir. Öz şefkatte ‘ortak insanlık değeri’ vardır. Hatasız insan yoktur. Hata yapabilirlik insana özgüdür. Kişi ‘Bu hata bana ne öğretti?’ diyebilirse, tehdit boyutunu değil fırsat boyutunu görür. Hatalarını dönüştürebilen kişiler, olumsuz duyguları olumluya çevirebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kişi olayı zihninde sürekli yaşarsa, kortizol salgısı artıyor</strong></p>
<p>Affedemeyen kişilerin çoğunun geçmişten getirdiği duygusal yükleri ilk karşılaştığı olaylara yansıttığını anlatan Prof. Dr. Tarhan, “İnsan trafikte orantısız öfkeleniyorsa, sırtında duygusal çöpler taşıyor demektir. Birikmiş öfkesini, ilk karşısına çıkan kişiye boşaltıyor. Linç kültürünün psikolojisi de budur.” dedi.</p>
<p>Affetmemenin bedensel etkilerine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Kişi olayı zihninde sürekli yaşarsa, kortizol salgısı artar. Beyin ACTH salgılayarak böbreküstü bezini uyarır. Kortizol pompalanır, vücut savaş haline girer: damar direnci artar, kaslar kasılır, tansiyon yükselir. Bazı insanlar kaç tepkisi verir, damarlar gevşer, tansiyon düşer. Hatta ani stres şokuyla ölen insanlar bile vardır. Adli tıpta travma izi bulunmayan ölümler, çoğu zaman kortizol fırtınasına bağlı olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Affedicilik cinsiyete göre farklılaşıyor…</strong></p>
<p>Cinsiyetler arasında affediciliğin biyolojik temellerine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Kadın ve erkek stres altında farklı hormonlar salgılar. Kadında oksitosin salgısı artar, bu da sakinlik ve şefkat oluşturur. Erkekte vazopressin salgısı artar, damarları sıkar, liderlik ve sahiplenme davranışını tetikler. Kadın iç ilişkilerde, erkek dış ilişkilerde daha travmatiktir. Bu genetik roller, affedicilik farklarını da açıklar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Affedicilik, intikam ve kaçınma arasında bir denge</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yok saymanın affediciliğin bir savunma biçimi olduğunu belirterek, “Uzaklaşmak kaçınma davranışıdır. Eğer kişi ‘Bu kişi üzülmeye bile değmez’ diyorsa, bu bir travma çözümüdür. Ama kişi olayı sürekli düşünüyorsa, o artık izolasyondur. Affedicilik, intikam ve kaçınma arasında bir dengedir. İntikam toplumu yıkar, sosyal ilişkileri bozar. Kişi öfkesini günlerce yaşatırsa en büyük zararı kendine verir.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, affetmenin aynı zamanda sevgi ve değer temelli bir mesaj taşıdığını söyleyerek, “Affetmek, ‘Sen benim için önemlisin, değerlisin’ mesajıdır. Karşısındaki kişi empati yapabiliyorsa, bu bağları güçlendirir. Ancak merhamet ve utanma duygusu zayıf kişiler affedemez. Karşısındakine acı çektirmekten haz alırlar.” diye konuştu.</p>
<p>Son yıllarda affediciliğin yalnızca ahlaki veya dini bir konu olmaktan çıkarak nörobilimsel bir çalışma alanına dönüştüğünü vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Affetme, sadece manevi ya da felsefi bir kavram değil; nörobiyolojik bir süreçtir. Beynin stres sistemini düzenler, kortizol salınımını dengeler. Son 10 yılda affedicilikle ilgili çok sayıda bilimsel yayın çıktı. Çünkü artık biliyoruz ki, affetmek ruhu değil, bedeni de iyileştiriyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Affedicilik hem aile hem de toplum düzeyinde öğrenilen bir erdem</strong></p>
<p>Affediciliğin hem aile hem de toplum düzeyinde öğrenilen bir erdem olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Nasıl ki aile içinde anne-baba affedici ise, çocuk da bunu rol model alır. Aynı durum toplum için de geçerlidir. Lider affedici ise toplum affedicidir, lider kinciyse toplum da kinci olur.  Yani affedicilik de sahtecilik de bulaşıcıdır. Toplumsal değerlerin şekillenmesinde rol model kişilerin büyük etkisi vardır.” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/affetmek-nasil-ozgurlestirir-604027">Affetmek nasıl özgürleştirir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayla Algan Vefatının 2. Yıl Dönümünde Kabri Başında Anıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ayla-algan-vefatinin-2-yil-donumunde-kabri-basinda-anildi-603056</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 07:21:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ayla]]></category>
		<category><![CDATA[başında]]></category>
		<category><![CDATA[dönümünde]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kabri]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[vefatının]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603056</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları; eğitimci, tiyatro sanatçısı, sinema oyuncusu ve ses sanatçısı Ayla Algan’ı, vefatının 2. yıl dönümünde Aşiyan Mezarlığı’ndaki kabri başında düzenlenen bir törenle andı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayla-algan-vefatinin-2-yil-donumunde-kabri-basinda-anildi-603056">Ayla Algan Vefatının 2. Yıl Dönümünde Kabri Başında Anıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları; eğitimci, tiyatro sanatçısı, sinema oyuncusu ve ses sanatçısı Ayla Algan’ı, vefatının 2. yıl dönümünde Aşiyan Mezarlığı’ndaki kabri başında düzenlenen bir törenle andı.</p>
<p>4 Ocak 2026 Pazar günü düzenlenen törene, Ayla Algan’ın kızı Sevi Algan, Erol Babaoğlu, sanatçılar Uğurtan Atakan ve Betül Kızılok Bavli’nin yanı sıra sanatçının dostları, sevenleri ve öğrencileri katıldı.</p>
<p>Ayla Algan’ın kabri başında toplanan ailesi, dostları ve sanatçı arkadaşları onunla yaşadıkları anılarını paylaştılar.</p>
<p><b>Çorbasını İçmeyen Yoktur</b></p>
<p>Kızı Sevi Algan, Beklan Algan ve Ayla Algan’ın gündelik yaşantının üzerinde bir ev ve sanat hayatı olduğunu söyledi. Evdeki büyük masanın üzerinde genelde tiyatro ve sanata dair kitapların olduğunu ve sanat konuşulmadan o masanın üzerinde herhangi bir şey yenmediğini ifade etti. Sevi Algan, “Muhsin Ertuğrul’dan kalma bir sini vardı. Muhsin hocadan kalan her şeye özen gösterir önem verirlerdi. O sininin etrafında toplanır yemeklerimizi yerdik. Bizim eve gelenler de aynı sininin etrafında toplanırdı. Eve gelenler mutlaka o sinide bir çorba içmişlerdir” dedi. Aynı zamanda evlerinde iki ustanın birlikte hep sanattan, tiyatrodan konuştuğunu, kendisinin de böyle bir evde büyüdüğünü ifade etti.</p>
<p><b>İnsan Sarrafıydı</b></p>
<p>Uğurtan Atakan, Ayla Algan’ın “İnsan sarrafı” olduğunu dile getirdi. Törene katılan ve katılmayan birçok insanın hayatına dokunan, onlarla yaş farkı gözetmeksizin ortak heyecanı, duyguyu ve düşünceyi paylaşan Ayla Algan, insanlarla kurduğu iletişimde özenliydi. Herkesin ilgi alanlarını bilir, merak eder, onları yüreklendirir ve desteklerdi. Herkes Ayla Algan’ın iyi bir insan olduğunu, kendi hayatlarında olumlu anlamda her zaman destek gördüklerini ifade etti.</p>
<p><b>Yeni Öğrendiğini Hemen Kullanırdı</b></p>
<p>Erol Babaoğlu, Ayla Algan’ın meraklı bir insan olduğunu, yeni öğrendiği bir şeyi hemen kullandığını ifade etti. TEMA Vakfı’ndan tiyatroya eğitim için geldiklerini, o zaman TAL’de az sayıda katılımcıyla bir seminer gerçekleştirildiğini anlattı. Bu seminerde, toprak erozyonundan bahsedildiğini ve bir zaman toprak kalmadığı için insanların cenazelerini kayaların içine gömdüklerinden bahsedildiğini anlattı. Ayla Algan’ın bu bilgiyi, Kenan Işık’ın yönettiği Aşk Hastası’ndaki rolünde, bir anda doğaçlamayla rolüne dahil ettiğini söyledi.</p>
<p><b>Sevdiklerini Arardı</b></p>
<p>Törende, pandemi zamanında rehberindeki sevdiklerini arayıp, “bir ihtiyacınız var mı?” diye sorduğu anlatıldı. Ayla Algan, iyi insan olarak, hayattayken birçok insanın yaşamına olumlu anlamda değmiş, onlarla üstenci değil adeta akran ilişkisi geliştirmişti. Onun sohbetinde bulunmak, sevgi dolu gözleriyle, kocaman tebessümüyle ve çocuksu merakıyla, her zaman insanı kendisini keşfettiği bir yolculuğa çıkarırdı. Onun rehberinde kaydının olması, her zaman aranacağın ve aradığın anda da şefkat dolu bir sesle konuşacağın anlamına gelirdi.</p>
<p>Törenin sonunda mezara çiçek bırakıldı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayla-algan-vefatinin-2-yil-donumunde-kabri-basinda-anildi-603056">Ayla Algan Vefatının 2. Yıl Dönümünde Kabri Başında Anıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zihni besinler değil, alışkanlıklar güçlendiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zihni-besinler-degil-aliskanliklar-guclendiriyor-602294</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 10:51:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besinler]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[içecek]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkili]]></category>
		<category><![CDATA[Uyarılma]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<category><![CDATA[Zihinsel Performans]]></category>
		<category><![CDATA[zihni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602294</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, besinler ve içeceklerin zihinsel performans üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihni-besinler-degil-aliskanliklar-guclendiriyor-602294">Zihni besinler değil, alışkanlıklar güçlendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, besinler ve içeceklerin zihinsel performans üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bilişsel performans çok boyutlu bir süreçtir ve beslenme bu sürecin yalnızca bir parçası!</strong></p>
<p>Beslenme ve içecek tercihlerinin, bilişsel işlevleri tek başına belirleyen unsurlar olmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Daha çok beynin çalıştığı genel fizyolojik zemini etkilerler. Kan şekeri dengesi, sıvı alımı ve bedenin uyarılma düzeyi; dikkat ve zihinsel sürdürülebilirlik üzerinde dolaylı bir rol oynar.” dedi.</p>
<p>Bu etkilerin genellikle kısa süreli ve kişiden kişiye değişkenlik gösterdiğini aktaran Alp, “Sağlıklı bireylerde, tek bir içeceğin hafıza ya da üst düzey bilişsel işlevleri kalıcı biçimde güçlendirmesini beklemeyiz. Bilişsel performans çok boyutlu bir süreçtir ve beslenme bu sürecin yalnızca bir parçasıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>‘Zihni keskinleştirme’ algısı, geçici bir uyanıklık hissini yansıtıyor!</strong></p>
<p>‘Zihni keskinleştirme’ ifadesinin bilimsel bir kavramdan ziyade gündelik bir betimleme olduğunu kaydeden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Nörobilimsel açıdan bu tür içeceklerin oluşturduğu etki çoğu zaman dikkat sistemlerinde geçici bir uyanıklık artışıyla sınırlıdır. Bu durum, bilişsel kapasitenin artmasından çok, mevcut zihinsel durumun daha belirgin hissedilmesiyle ilişkilidir.” dedi.</p>
<p>Kişinin kendini daha ‘açık’ hissetmesinin, her zaman ölçülebilir bir performans artışı anlamına gelmeyebileceğini ifade eden Alp, bu tür ifadelerin bilimsel dikkatle ele alınması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Pancar suyunun zihinsel performansa etkisi fizyolojik ve öznel algılarla ilişkili! </strong></p>
<p>Son dönemde pancar suyunun zihinsel performansla ilişkilendirilmesine değinen Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Pancar suyu ile zihinsel performans arasındaki ilişki, doğrudan bilişsel süreçlerden ziyade fizyolojik mekanizmalar üzerinden ele alınır.” dedi.</p>
<p>Pancar suyu içeriğinde yer alan bileşenlerin damar genişlemesini desteklemesinin, beyin kan akışı üzerinde dolaylı bir etki meydana getirebileceğine işaret eden Alp, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ancak bu durum, bilişsel işlevlerin otomatik olarak güçlendiği anlamına gelmez. Mevcut araştırmalar, bu etkinin daha çok genel uyanıklık ve bedensel enerjiyle ilişkili olabileceğini düşündürüyor. Bu nedenle pancar suyunun bilişsel etkileri sınırlı ve dolaylıdır.</p>
<p>Pancar suyu sonrası bildirilen ‘zihinsel açılma’ hissi çoğu zaman öznel bir deneyimi yansıtır. Uyanıklık artışı, bedensel farkındalık ve beklenti bu algının oluşmasında etkili olabilir. Nöropsikolojik açıdan gerçek bilişsel değişim, standart testler ve nesnel ölçümlerle değerlendirilir. Kişinin kendini daha iyi hissetmesi, bilişsel işlevlerin gerçekten güçlendiği anlamına gelmeyebilir. Bu nedenle öznel deneyim ile ölçülebilir bilişsel değişim arasındaki ayrım önemlidir.”</p>
<p><strong>Gerçek bilişsel güçlenme öğrenme, tekrar ve nöroplastisite süreçlerini içerir!</strong></p>
<p>Kısa süreli dikkat artışının, beynin uyarılma düzeyindeki geçici bir yükselmeyle ilişkili olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bu durum genellikle anlık performansı etkiler ve kalıcı değildir. Gerçek bilişsel güçlenme ise öğrenme, tekrar ve nöroplastisite süreçlerini içerir.” dedi.</p>
<p>Tekil uyaranlar ya da içeceklerin çoğunlukla ilk grupta yer aldığını aktaran Alp, “Bu ayrım, bilişsel etkileri doğru yorumlayabilmek açısından önem taşır. Zihinsel uyarılma oluşturan içecekler her bireyde aynı etkiyi göstermeyebilir. Kaygı bozukluğu, panik atak ya da dikkat düzenleme güçlüğü olan kişilerde bu tür etkiler rahatsızlık hissini artırabilir. Aşırı uyarılma, odaklanmayı kolaylaştırmak yerine zorlaştırabilir. Beynin verimli çalışması, her zaman daha fazla uyarılmayla sağlanmaz. Bu nedenle bireysel farklılıkların göz önünde bulundurulması gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bilişsel verimlilik çoğu zaman dışsal bir destekten çok, içsel düzenlemeyle ilişkili!</strong></p>
<p>Zihinsel berraklığı destekleyen temel unsurların düzenli uyku, stresin yönetilebilmesi ve dikkat yükünün dengelenmesi olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Uyku sürekliliği, özellikle bellek ve yürütücü işlevler için belirleyicidir.” dedi.</p>
<p>Gün içinde zihinsel molalar verebilmenin ve dikkat bölünmelerini azaltmanın da bilişsel verimi desteklediğinin altını çizen Alp, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Fiziksel hareket ve günlük rutinler, beynin düzenleyici sistemlerine katkı sağlar. Bu alışkanlıklar, tekil içecek etkilerinden çok daha kalıcıdır. Zihinsel berraklık arayışında öncelikle kişinin kendi zihinsel ritmini tanıması önerilir. Dikkatin ne zaman düştüğünü ve bunun hangi koşullarda gerçekleştiğini fark etmek önemlidir. Kısa vadeli çözümler yerine, zihinsel yükün nasıl dağıtıldığına odaklanmak daha sürdürülebilir sonuçlar sağlar. Bilişsel verimlilik çoğu zaman dışsal bir destekten çok, içsel düzenlemeyle ilişkilidir. Bu farkındalık, uzun vadede zihinsel performansı daha sağlıklı bir biçimde destekler.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihni-besinler-degil-aliskanliklar-guclendiriyor-602294">Zihni besinler değil, alışkanlıklar güçlendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-2-602210</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 07:21:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[Şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602210</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında gelişen eklem ağrısı, dünyada ve ülkemizde oldukça sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-2-602210">Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında gelişen eklem ağrısı, dünyada ve ülkemizde oldukça sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor. Yapılan çalışmalara göre, çocukların yaklaşık yüzde 10–20’si hayatlarının bir döneminde eklem ağrısı yaşıyor.  Her ne kadar eklem ağrılarının en sık nedeni “büyüme ağrıları” olsa da, bu yakınmalar her zaman masum olmayabiliyor. Çünkü, eklem ağrıları bazen iltihaplı romatizmal hastalıkların ilk ve en önemli belirtisi olarak karşımıza çıkabiliyor! <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Çocuk Romatolojisi Uzmanı <strong>Doç. Dr. Ferhat Demir</strong></strong>, eklem ağrısına özellikle şişlik, sabahları tutukluk, topallama veya hareket kısıtlılığı eşlik ediyorsa, “büyüme ağrısıdır, geçer” diye beklenmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu tür bulgular varlığında vakit kaybetmeden bir çocuk romatolojisi uzmanına başvurulmalıdır. Unutulmamalıdır ki erken tanı, eklemlerde gelişebilecek kalıcı hasarları önlemenin en etkili yoludur. Günümüzde uygulanan modern ve hedefe yönelik tedaviler sayesinde çocuklarımızın ağrısız, hareketli ve tamamen sağlıklı bir yaşam sürmeleri mümkündür. Bunun temel şartı ise ebeveyn farkındalığı ve erken dönemde doğru tedaviye başlanmasıdır” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Tedavi edilmezse kalıcı hasara yol açabilir!</strong></p>
<p>Eklem içinde gelişen iltihaplanma durumu genel olarak “artrit” şeklinde adlandırılıyor. En sık görülen kronik artrit nedeni ise; ‘’Jüvenil idiopatik artrit’’ olarak bilinen çocukluk çağının iltihaplı eklem romatizmasıdır. Çocuklarda görülen iltihaplı romatizmal hastalıklar, bebeklik döneminden ergenliğe kadar her yaşta ortaya çıkabiliyor. Bu hastalıkların gelişiminde genetik yatkınlık, bağışıklık sisteminin düzensiz çalışması ve bazı enfeksiyonlar gibi çevresel tetikleyiciler rol oynayabiliyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, eklem içinde devam eden iltihabın zamanında tedavi edilmemesi durumunda, eklem zarı ve çevre dokularda geri dönüşü olmayan hasarlar gelişebileceğine dikkat çekerek, “Tedavi geciktiğinde eklemlerde kalıcı şekil bozuklukları, yürüme güçlüğü ve büyüme çağındaki çocuklarda bacak boyu uzunluk farkları gibi ciddi sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Bu nedenle erken tanı, eklem hasarının kalıcı hale gelmesini önlemede hayati öneme sahiptir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p><b>Eklemde şişlik varsa, zaman kaybetmeyin!</b></p>
<p>Çocuklarda iltihaplı romatizmal hastalıklar tek bir belirtiyle ya da  birden fazla bulgunun birlikte görülmesiyle ortaya çıkabiliyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, aşağıdaki belirti ve bulgulardan bir veya birkaçı eklem ağrısına eşlik ediyorsa, ‘Nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle zaman kaybedilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<ul>
<li>Eklem üzerinde şişlik</li>
<li>Eklem üzerinde sıcaklık artışı, bazen kızarıklık</li>
<li>Özellikle sabahları görülen eklem tutukluğu ve hareket ettirmede zorluk</li>
<li>Topallama veya yürüyüşte bozulma</li>
<li>Ağrı veya hareket kısıtlılığı nedeniyle oyun oynamaktan ve günlük aktivitelerden kaçınma</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Büyüme ağrısı mı, iltihaplı romatizma mı?</strong></p>
<p>Büyüme ağrıları ile iltihaplı romatizmal hastalıklara bağlı eklem ağrıları arasındaki en önemli farklar; ağrının zamanı ve eşlik eden belirtiler oluyor.</p>
<ul>
<li>Büyüme ağrıları genellikle akşam veya gece saatlerinde ortaya çıkıyor</li>
<li>Eklemde şişlik, kızarıklık veya ısı artışı olmuyor</li>
<li>Sabahları çocuk tamamen rahatlamış olarak uyanıyor</li>
</ul>
<p>İltihaplı romatizmaya bağlı eklem ağrılarında ise tablo farklı oluyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, bu farkı şöyle açıklıyor: “İltihaplı romatizmal hastalıklarda ağrı genellikle sabah saatlerinde daha belirgindir. Eklem ağrısına sıklıkla şişlik, eklem üzerinde sıcaklık artışı ve sabahları belirgin tutukluk eşlik eder. Çocuklar sabah yataktan kalkmakta zorlanabilir ve gün içinde hareket etmekte güçlük yaşayabilir.”<strong> </strong></p>
<p><strong>Tedaviyle sağlıklı bir gelecek mümkün!</strong></p>
<p>Çocuklarda iltihaplı romatizmal hastalıkların tanısı; ayrıntılı fizik muayene, kan testleri ve gerektiğinde ultrason veya manyetik rezonans (MR) gibi görüntüleme yöntemleriyle konuluyor.<strong> </strong>“Amacımız, eklem içindeki iltihabı tamamen kontrol altına alarak ağrıyı ve hareket kısıtlılığını ortadan kaldırmak, eklem fonksiyonlarını korumaktır” diyen Doç. Dr. Ferhat Demir, sözlerine şöyle devam ediyor: “Birinci, ikinci basamak tedaviler ile hastalığı hızlıca söndürüp, çocuğumuzun normal hayata en hızlı şekilde dönmesini sağlayabiliyoruz. Günümüzde kullanılan modern ve hedefe yönelik tedavilerle, dirençli hastalarda bile son derece başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Uygun tedavi ile çocuklar okullarına devam edebilmekte, spor yapabilmekte ve yaşıtları gibi tamamen sağlıklı, aktif bir yaşam sürdürebilmektedir.” </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-2-602210">Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-601996</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 09:51:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[Eklem Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[Şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601996</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında gelişen eklem ağrısı, dünyada ve ülkemizde oldukça sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-601996">Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında gelişen eklem ağrısı, dünyada ve ülkemizde oldukça sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor. Yapılan çalışmalara göre, çocukların yaklaşık yüzde 10–20’si hayatlarının bir döneminde eklem ağrısı yaşıyor.  Her ne kadar eklem ağrılarının en sık nedeni “büyüme ağrıları” olsa da, bu yakınmalar her zaman masum olmayabiliyor. Çünkü, eklem ağrıları bazen iltihaplı romatizmal hastalıkların ilk ve en önemli belirtisi olarak karşımıza çıkabiliyor! <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Çocuk Romatolojisi Uzmanı <strong>Doç. Dr. Ferhat Demir</strong></strong>, eklem ağrısına özellikle şişlik, sabahları tutukluk, topallama veya hareket kısıtlılığı eşlik ediyorsa, “büyüme ağrısıdır, geçer” diye beklenmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu tür bulgular varlığında vakit kaybetmeden bir çocuk romatolojisi uzmanına başvurulmalıdır. Unutulmamalıdır ki erken tanı, eklemlerde gelişebilecek kalıcı hasarları önlemenin en etkili yoludur. Günümüzde uygulanan modern ve hedefe yönelik tedaviler sayesinde çocuklarımızın ağrısız, hareketli ve tamamen sağlıklı bir yaşam sürmeleri mümkündür. Bunun temel şartı ise ebeveyn farkındalığı ve erken dönemde doğru tedaviye başlanmasıdır” diyor. </p>
<p><strong>Tedavi edilmezse kalıcı hasara yol açabilir!</strong></p>
<p>Eklem içinde gelişen iltihaplanma durumu genel olarak “artrit” şeklinde adlandırılıyor. En sık görülen kronik artrit nedeni ise; ‘’Jüvenil idiopatik artrit’’ olarak bilinen çocukluk çağının iltihaplı eklem romatizmasıdır. Çocuklarda görülen iltihaplı romatizmal hastalıklar, bebeklik döneminden ergenliğe kadar her yaşta ortaya çıkabiliyor. Bu hastalıkların gelişiminde genetik yatkınlık, bağışıklık sisteminin düzensiz çalışması ve bazı enfeksiyonlar gibi çevresel tetikleyiciler rol oynayabiliyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, eklem içinde devam eden iltihabın zamanında tedavi edilmemesi durumunda, eklem zarı ve çevre dokularda geri dönüşü olmayan hasarlar gelişebileceğine dikkat çekerek, “Tedavi geciktiğinde eklemlerde kalıcı şekil bozuklukları, yürüme güçlüğü ve büyüme çağındaki çocuklarda bacak boyu uzunluk farkları gibi ciddi sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Bu nedenle erken tanı, eklem hasarının kalıcı hale gelmesini önlemede hayati öneme sahiptir” diye konuşuyor. </p>
<p><b>Eklemde şişlik varsa, zaman kaybetmeyin!</b></p>
<p>Çocuklarda iltihaplı romatizmal hastalıklar tek bir belirtiyle ya da  birden fazla bulgunun birlikte görülmesiyle ortaya çıkabiliyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, aşağıdaki belirti ve bulgulardan bir veya birkaçı eklem ağrısına eşlik ediyorsa, ‘Nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle zaman kaybedilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<ul>
<li>Eklem üzerinde şişlik</li>
<li>Eklem üzerinde sıcaklık artışı, bazen kızarıklık</li>
<li>Özellikle sabahları görülen eklem tutukluğu ve hareket ettirmede zorluk</li>
<li>Topallama veya yürüyüşte bozulma</li>
<li>Ağrı veya hareket kısıtlılığı nedeniyle oyun oynamaktan ve günlük aktivitelerden kaçınma</li>
</ul>
<p><strong>Büyüme ağrısı mı, iltihaplı romatizma mı?</strong></p>
<p>Büyüme ağrıları ile iltihaplı romatizmal hastalıklara bağlı eklem ağrıları arasındaki en önemli farklar; ağrının zamanı ve eşlik eden belirtiler oluyor.</p>
<ul>
<li>Büyüme ağrıları genellikle akşam veya gece saatlerinde ortaya çıkıyor</li>
<li>Eklemde şişlik, kızarıklık veya ısı artışı olmuyor</li>
<li>Sabahları çocuk tamamen rahatlamış olarak uyanıyor</li>
</ul>
<p>İltihaplı romatizmaya bağlı eklem ağrılarında ise tablo farklı oluyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, bu farkı şöyle açıklıyor: “İltihaplı romatizmal hastalıklarda ağrı genellikle sabah saatlerinde daha belirgindir. Eklem ağrısına sıklıkla şişlik, eklem üzerinde sıcaklık artışı ve sabahları belirgin tutukluk eşlik eder. Çocuklar sabah yataktan kalkmakta zorlanabilir ve gün içinde hareket etmekte güçlük yaşayabilir.</p>
<p><strong>Tedaviyle sağlıklı bir gelecek mümkün!</strong></p>
<p>Çocuklarda iltihaplı romatizmal hastalıkların tanısı; ayrıntılı fizik muayene, kan testleri ve gerektiğinde ultrason veya manyetik rezonans (MR) gibi görüntüleme yöntemleriyle konuluyor.<strong> </strong>“Amacımız, eklem içindeki iltihabı tamamen kontrol altına alarak ağrıyı ve hareket kısıtlılığını ortadan kaldırmak, eklem fonksiyonlarını korumaktır” diyen Doç. Dr. Ferhat Demir, sözlerine şöyle devam ediyor: “Birinci, ikinci basamak tedaviler ile hastalığı hızlıca söndürüp, çocuğumuzun normal hayata en hızlı şekilde dönmesini sağlayabiliyoruz. Günümüzde kullanılan modern ve hedefe yönelik tedavilerle, dirençli hastalarda bile son derece başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Uygun tedavi ile çocuklar okullarına devam edebilmekte, spor yapabilmekte ve yaşıtları gibi tamamen sağlıklı, aktif bir yaşam sürdürebilmektedir.” </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-601996">Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni yıl, yenilenmeye dair umut ve hareket enerjisi taşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-yil-yenilenmeye-dair-umut-ve-hareket-enerjisi-tasiyor-601791</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 13:04:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ara Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[dair]]></category>
		<category><![CDATA[enerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[taze]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[yaptığı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yenilenmeye]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601791</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni bir yılı karşılamaya hazırlanırken yeni kararlar almanın ve yeni hedefler belirlemenin “zamanı bölümlere ayırma” eğilimiyle açıklanabileceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, yeni yılın kişinin kendisiyle ilgili yeni ihtimalleri düşünmek için güçlü bir fırsat sunduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-yil-yenilenmeye-dair-umut-ve-hareket-enerjisi-tasiyor-601791">Yeni yıl, yenilenmeye dair umut ve hareket enerjisi taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Yeni bir yılı karşılamaya hazırlanırken yeni kararlar almanın ve yeni hedefler belirlemenin “zamanı bölümlere ayırma” eğilimiyle açıklanabileceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, yeni yılın kişinin kendisiyle ilgili yeni ihtimalleri düşünmek için güçlü bir fırsat sunduğunu söyledi. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bu dönemin kişinin neye ihtiyaç duyduğunu fark edebildiği ve bu ihtiyaçlara alan açmayı seçebildiği bir psikolojik eşik olarak görülebileceğini kaydeden Uzunkoca, “Bu dönem, kimileri için bu küçük düzenlemelerle ilerlemek, kimileri içinse daha cesur ve kapsamlı değişimlere yönelmek anlamına gelebilir.  Yeni yıl, tam da bu yüzden yenilenmeye dair umut ve hareket enerjisi taşır” diye konuştu.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, yeni yıl öncesinde yeni kararlar alma ve hedefler belirlemenin psikolojisine ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Psikolojik sıfırlama düğmesi gibi işliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yeni yılın genellikle taze bir başlangıç anlamına geldiğini, bu dönemde yeni kararlar alındığını ve yeni hedefler belirlendiğini belirten Uzunkoca, “Bu durumu ‘zamanı bölümlere ayırma’ eğilimiyle açıklayabiliriz. Yani bizler doğal olarak zamanı belirli parçalara bölüp, o parçaları birer dönüm noktası gibi kullanarak kendi hayatlarımızda değişim yaratmaya çalışırız. Diğer deyişle insanlar, belirli zaman dilimlerini (yeni yıl, doğum günü, hatta yeni hafta) bir tür temiz sayfa olarak görme eğilimindedir. Bu sayede geçmişteki hatalardan, başarısızlıklardan veya ertelenmiş işlerden kendilerini ayrıştırıp, yeni bir motivasyonla başlama fırsatı bulurlar. Bu aslında bir nevi psikolojik bir sıfırlama düğmesi gibi işler. Bu sayede kendimizi psikolojik olarak yenilenmiş hissederiz” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yeni yıl kolektif anlam taşıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yeni yılın bu denli güçlü bir dönüm noktası olarak algılanmasının bir nedeninin de doğum günü gibi bireysel zaman işaretlerinden farklı olarak kolektif bir anlam taşıması olduğunu kaydeden Uzunkoca, “Yeni yıl, kültürler ve toplumlar arasında paylaşılan nadir zaman eşiklerinden biridir. Herkesin aynı anda geçmiş yıla dönüp bakması, değerlendirme yapması ve yeni kararlara yönelmesi, bu dönemin psikolojik etkisini güçlendirir. Ayrıca yeni yıl, çoğu zaman bir duraklama, dinlenme ve kutlama dönemiyle birlikte gelir. Bu doğal duraklama hali, bireylerin hem geriye bakmasını hem de ileriye dönük planlar yapmasını kolaylaştırır ve ‘yeni bir başlangıç’ anlatısını daha güçlü kılar” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Psikolojik yenilenme ile zihinsel ve duygusal tazelenme hissediliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Psikolojik yenilenmenin, bireyin gündelik yaşamında yaptığı şeylerle ve bu yaptıklarını nasıl deneyimlediğiyle yakından ilişkili olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, “Psikolojik olarak yenilenme denildiğinde kastedilen şey, bireyin zihinsel ve duygusal olarak kendini tazelenmiş, motive olmuş ve yeniden enerjilenmiş hissetmesidir. Ancak bu his, yalnızca takvimin değişmesiyle ortaya çıkmaz. Psikolojik yenilenme, bireyin gündelik yaşamında yaptığı şeylerle ve bu yaptıklarını nasıl deneyimlediğiyle yakından ilişkilidir. Bu nedenle yenilenme, çoğu zaman büyük ve köklü değişimlerden değil, gündelik yaşam içinde yaşanan küçük ama fark edilen deneyimlerden beslenir” dedi.  </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Küçük ve anlamlı ara hedefler önemli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bu açıdan bakıldığında psikolojik yenilenmenin, yalnızca belli kişilere ya da özel koşullara özgü bir durum değil; herkesin gündelik yaşamında kendi eylemleri üzerinden mümkün olabilen bir süreç olduğunu kaydeden Uzunkoca, “Bu noktada küçük ve anlamlı ara hedefler önem kazanır. Ara hedefler, bireyin kendi davranışlarıyla ve ilerleyişiyle daha bilinçli bir temas kurmasına yardımcı olur. Kişi, belirlediği bir adımı hayata geçirdiğinde ya da koyduğu bir hedef doğrultusunda hareket ettiğini gördüğünde, yaptığı şeylerle kendisi arasında daha net bir bağ kurar. Bu bağ, başarma hissinin ortaya çıktığı yerdir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bir işi tamamlama, kişiyi yeterli ve etkin hissettiriyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Başarma hissinin zihinsel ve duygusal olarak tazelenmeye önemli bir katkısı olduğunu belirten Uzunkoca, “Başarma hissi, soyut bir duygu değil; gün içerisinde gerçekten hissedilen somut bir deneyimdir. Kişi, yaptığı bir şeyi tamamladığında ya da planladığı bir adımı gerçekleştirdiğinde, kendisini daha yeterli ve etkin hisseder. Bu deneyim, bireyin zihinsel ve duygusal olarak tazelenmesine katkı sağlar. Çünkü kişi, kendi eylemleri üzerinden kendisiyle daha olumlu bir iç değerlendirme yapabildiği anda, psikolojik yenilenme hissi güçlenir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Küçük adımların farkında olmak da yenilenmeye katkı sağlıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Psikolojik yenilenmenin yalnızca bir hedefe ulaşmakla ilgili değil; asıl olarak kişinin bu hedef sürecinin üzerinde durabilmesiyle ilgili olduğunu vurgulayan Uzunkoca, şunları söyledi: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Bazen bir şeyi başaramamış olsak bile durabildiğimizi, kendimize yüklenmeden devam edebildiğimizi fark etmek de güçlü bir yenilenme deneyimi yaratır. Kişinin bu anlarda kendi içsel gücüyle, dayanıklılığıyla ve sürece dair kurduğu bağla temas edebilmesi, psikolojik olarak tazelenmesine katkı sağlar. Bu nedenle psikolojik yenilenme, tek bir karar anıyla ya da büyük başlangıçlarla değil; bu tür başarma deneyimlerinin zaman içinde birikmesiyle oluşur. Birey, yaptığı küçük adımların farkında oldukça ve bu adımların kendisinde yarattığı etkiyi görebildikçe, kendini daha taze ve motive hisseder. Yenilenme bu anlamda, baştan başlamak değil; bulunduğu yerde yaptığı şeylerle yeniden temas edebilmek ve yoluna buradan devam edebildiğini hissedebilmektir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ara hedeflere ulaşmak da kutlanmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ara hedeflere ulaşmış olmanın da kutlamaya değer olduğunu belirten Uzunkoca, “Ara hedeflerinize ulaştığınız zaman mutlaka küçük de olsa bir kutlamasını yapın, bu ara hedefe ulaşmış olmanın keyfini çıkarın ve sonraki hedefinize odaklanın. Bazen bu küçük hedeflere ulaşılmamış da olabilir. İşte bu ara noktalar tam da bunun için var; nerede olduğumuzu görmek, durmak ve gerekirse yolu yeniden ayarlamak için. Büyük hedeflere giden yol her zaman düz ilerlemez; bazen yavaşlar, bazen yön değiştirir. Yenilenme de tam olarak burada başlar. İnsan, durabildiği, fark edebildiği ve kendine yüklenmeden yeniden yön çizebildiği anlarda gerçekten tazelenir. Çünkü yenilenmek, baştan başlamak değil; bulunduğu yerden yeniden yön çizebilmektir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yeni yıl, yeni ihtimalleri düşünmek için güçlü bir fırsat sunar</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu açıdan bakıldığında yeni yıl, kendimizle ilgili yeni ihtimalleri düşünmek için güçlü bir fırsat sunar. Kimileri için bu küçük düzenlemelerle ilerlemek anlamına gelebilir; kimileri içinse daha cesur ve kapsamlı değişimlere yönelmek. Bu dönem, neye ihtiyaç duyduğumuzu fark edebildiğimiz ve bu ihtiyaçlara alan açmayı seçebildiğimiz bir psikolojik eşik olarak görülebilir. Yeni yıl, tam da bu yüzden, yenilenmeye dair umut ve hareket enerjisi taşır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-yil-yenilenmeye-dair-umut-ve-hareket-enerjisi-tasiyor-601791">Yeni yıl, yenilenmeye dair umut ve hareket enerjisi taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Yılda İçsel Yorgunluk ve Yıl Dönümü Depresyonuna Yakalanmamak İçin Altın Öneriler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-icsel-yorgunluk-ve-yil-donumu-depresyonuna-yakalanmamak-icin-altin-oneriler-601626</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 08:05:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çsel]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonuna]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[dönümü]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601626</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yılın sonunda yeni bir yıla girerken aynı sahneler; takvim yaprakları değişiyor, sokaklar ışıklanıyor ve geri sayımlar yapılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-icsel-yorgunluk-ve-yil-donumu-depresyonuna-yakalanmamak-icin-altin-oneriler-601626">Yeni Yılda İçsel Yorgunluk ve Yıl Dönümü Depresyonuna Yakalanmamak İçin Altın Öneriler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yılın sonunda yeni bir yıla girerken aynı sahneler; takvim yaprakları değişiyor, sokaklar ışıklanıyor ve geri sayımlar yapılıyor.  Ama birçok insan için yeni yıl beklenen ferahlığı getirmiyor. Aksine içten içe bir sıkışma, tarif edilmesi zor bir huzursuzluk ve hatta hüzün hissi beliriyor. Bu durum ‘’yıl dönümü depresyonu’’ olarak adlandırılıyor ve çoğu zaman dile getirilmiyor. Çünkü yeni yıl mutlu olunması gereken bir dönem olarak algılanıyor. “Yeni yıl, yeni umutlar” söylemi o kadar güçlü oluyor ki, bu dönemde iyi hissetmemek adeta bir kusur gibi algılanıyor. Oysa ruh sağlığı açısından bakıldığında yılbaşının herkes için aynı duygusal karşılığı olması beklenmiyor. Memorial Antalya Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uzm. Dr. Fatma Arkaz yeni yılın kişilerde hissettirdiği duygular hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yeni yıl bazıları için bir muhasebe zamanı iken bazıları için yük olabilir</strong></p>
<p>Takvim değişimleri insan zihni için sembolik eşiklerdir ve yeni yıl ise belki de bunların en güçlüsüdür. Geçmiş yıl ister istemez gözden geçirilir; yapılanlar, yapılamayanlar, ertelenen hayaller… Bu içsel muhasebe bazı kişilerde motive edici olabilirken, bazıları için oldukça ağır bir yük haline gelir.</p>
<p>“Geçen yıl nerede olmalıydım?”</p>
<p>“Bu yaşta hala neden buradayım?”</p>
<p>“Zaman benden hızlı mı geçiyor?”</p>
<p>Bu sorular özellikle zor bir yıl geçirmiş bireylerde, kendini yetersiz hissetme ve başarısızlık duygusunu derinleştirir. Oysa hayat takvim yılına sığmayacak kadar karmaşık ve inişli çıkışlıdır.</p>
<p><strong>Mutluluk baskısı göründüğünden daha yorucudur</strong></p>
<p>Yeni yıl döneminde yaşanan ruhsal zorlanmanın önemli bir nedeni de görünmez ama güçlü bir baskıdır ‘’Mutlu olma zorunluluğu’’. Sosyal çevrede, reklamlarda ve özellikle sosyal medyada sürekli olarak neşeli, üretken ve umut dolu bir ruh hali idealize edilir. Bu tabloya bakıp kendini öyle hissetmeyen kişi, bir de suçluluk yaşamaya başlar. “Herkes mutlu, bir ben mi böyleyim?” düşüncesi sessizce zihne yerleşir. Oysa psikolojide biliyoruz ki bastırılan her duygu, başka bir yerden daha güçlü geri döner.</p>
<p><strong>Sosyal medya: kutlamanın gölgede kalan yüzü</strong></p>
<p>Yeni yıl döneminde sosyal medya karşılaştırma ihtiyacını zirveye taşır. Kalabalık sofralar, seyahatler, büyük hedefler… Ekranda görünen hayatlarla kendi yaşamını kıyaslamak çoğu zaman kişinin kendini eksik ve geride hissetmesine neden olur. Unutulan şey ise, sosyal medyada gördüğümüz şey hayatın tamamı değil; seçilmiş anların vitrini olduğudur. Ama duygular bu mantıksal bilgiyi her zaman dikkate almaz.</p>
<p><strong>Yılbaşı sonrası sessiz kaygı oluşabilir</strong></p>
<p>Yılbaşı geçtikten sonra ortaya çıkan bir hal vardır ‘’Sebepsiz huzursuzluk’’. Kutlamalar biter, gündelik hayat geri döner; işler, borçlar, sorumluluklar, belirsizlikler… Tüm bunlar yeni yılın ilk günlerinde yoğun bir kaygı hissi yaratabilir. Bu durum çoğu zaman abartı olarak görülür. Oysa bu zihnin tekrar gerçeklikle temas kurma sürecidir ve oldukça yaygındır.</p>
<p><strong>Bazıları daha fazla risk altındadır</strong></p>
<p>Bu dönem özellikle yalnız yaşayanlar, yakın zamanda kayıp yaşamış olanlar, ekonomik ya da mesleki belirsizlik içindeki bireyler için daha zorlayıcı olabilir. Daha önce depresyon ya da kaygı bozukluğu yaşamış kişilerde ise belirtiler yeniden alevlenebilir. Bu nedenle yeni yıl hüznü ya da kaygısı yaşayan kişilere “takılma” ya da “pozitif ol” demek, çoğu zaman yarardan çok zarar verir.</p>
<p><strong>Belki de sorun yeni yıl değil, kendimize yüklediklerimizdir</strong></p>
<p>Yeni yıl her şeyin bir gecede değişmesi gereken bir sınav değildir. Hayatı sıfırlamak zorunda değiliz. Bazen sadece durmak, yorgunluğu fark etmek ve kendimize biraz daha şefkatli davranmak yeterlidir.</p>
<p>Eğer bu dönemde yaşanan hüzün ve kaygı uzun sürüyor, günlük yaşamı zorlaştırıyor ve umutsuzluk hissi derinleşiyorsa, profesyonel destek almak bir zayıflık değil; ruhsal sağlığın doğal bir parçasıdır.</p>
<p>Takvim değişti diye her şey değişmek zorunda değildir. Yeni yıl büyük kararların değil; kendini anlamanın ve acele etmeden ilerlemenin zamanı da olabilir. Çünkü bazen en büyük başlangıç kendine biraz daha anlayış gösterebilmektir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-icsel-yorgunluk-ve-yil-donumu-depresyonuna-yakalanmamak-icin-altin-oneriler-601626">Yeni Yılda İçsel Yorgunluk ve Yıl Dönümü Depresyonuna Yakalanmamak İçin Altın Öneriler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mide Kanserinde Hayat Kurtaran 5 Temel Basamak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mide-kanserinde-hayat-kurtaran-5-temel-basamak-601283</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 08:35:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[basamak]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kurtaran]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[Mide Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601283</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkeklerde kadınlara göre daha sık görülen ve hiçbir belirti vermeden ilerleyebilen mide kanseri tüm dünya ile birlikte ülkemizde de önemli bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mide-kanserinde-hayat-kurtaran-5-temel-basamak-601283">Mide Kanserinde Hayat Kurtaran 5 Temel Basamak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde kadınlara göre daha sık görülen ve hiçbir belirti vermeden ilerleyebilen mide kanseri tüm dünya ile birlikte ülkemizde de önemli bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürüyor. Ancak tanı ve tedavideki bilimsel gelişmeler, bu tabloyu giderek değiştiriyor. Günümüzdeki modern mide kanseri tedavilerinde ameliyat ve klasik yöntemlerin dışında bireyin bağışıklık sistemi de tedavinin merkezine alınıyor. Özellikle doğru hastada doğru zamanda uygulanan kişiye özel stratejilerle, daha güçlü ve daha kalıcı sonuçlar hedeflenebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi’nden Doç. Dr. Atakan Demir, mide kanserinde tanıdan tedaviye uzanan ve hayat kurtaran beş temel basamağın belirleyici rol oynadığını vurguluyor.</p>
<p><strong>Mide kanseri sessiz ilerleyen ve sık görülen bir hastalık</strong></p>
<p>Mide kanseri, mide iç yüzeyini döşeyen hücrelerden kaynaklanan ve dünyada en sık görülen kanser türleri arasında yer alan önemli bir hastalıktır. Çoğu zaman erken dönemde belirgin belirtiler vermeden ilerleyebilir. İlerleyen aşamalarda ise mide ağrısı, şişkinlik, iştahsızlık, erken doyma, kilo kaybı, bulantı ve kansızlık gibi şikayetlerle kendini gösterebilir. Dikkat bu yakınmalar mide fonksiyon bozukluğuna bağlı da olabilir çoğu zaman kansere bağlı olmaz. Hastalığın sık görülmesinde genetik yatkınlık, aile öyküsü, helikobakter pilori enfeksiyonu, sigara kullanımı, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve ileri yaş önemli rol oynar. Erken tanı konulduğunda tedavi başarısı belirgin şekilde artmaktadır.</p>
<p>Bugün biliyoruz ki; zamanında yapılan bir gastroskopi, doğru planlanmış bir tarama programı, kişiye özel tedavi ve bağışıklık sistemini güçlendiren modern yaklaşımlar sayesinde mide kanseri erken yakalandığında ve doğru şekilde yönetildiğinde çok başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Bu yaklaşım doğrultusunda, mide kanserinde tanı ve tedavi sürecini şekillendiren ve birbirini tamamlayan 5 temel nokta öne çıkmaktadır.</p>
<p><strong>1. Basamak: Zamanında Yapılan Gastroskopi</strong></p>
<p>Gastroskopi, mide kanserinin erken tanısında en etkili yöntemlerden biridir. Kısa sürede gerçekleştirilen bu işlem sayesinde mide mukozası ayrıntılı olarak değerlendirilebilir; erken dönem kanser odakları ve riskli lezyonlar saptanabilir. Erken tanı, tedavi başarısını doğrudan artırır. Şikayetleri olan kişilerde gecikmeden değerlendirme yapılması ve risk grubundakilerin hekim önerisiyle planlı takip edilmesi kritik önem taşır.</p>
<p><strong>2. Basamak: Doğru Planlanmış Tarama Programları</strong></p>
<p>Ailesinde mide veya bağırsak kanseri öyküsü bulunan bireylerde ve risk grubundaki kişilerde düzenli tarama programları büyük önem taşır. Kişiye özel planlanan taramalar, hastalığın henüz belirti vermeden yakalanmasına olanak sağlar. Tarama sıklığı ve yöntemi, kişinin yaşına, aile öyküsüne ve eşlik eden risk faktörlerine göre belirlenmelidir.</p>
<p><strong>3. Basamak: Kişiye Özel Tedavi Yaklaşımı</strong></p>
<p>Mide kanseri tedavisi her hastada aynı şekilde uygulanmaz. Tümörün biyolojik özellikleri, hastalığın evresi, hastanın yaşı ve genel sağlık durumu göz önünde bulundurularak kişiye özel tedavi planları oluşturulur. Cerrahi, kemoterapi, hedefli tedaviler, immünoterapiler ve gerektiğinde radyoterapi bu planın temel bileşenlerini oluşturur. Tedavide başarının anahtarı, doğru evreleme ile en baştan “en doğru sıralamayı” kurmaktır; yani hangi tedavinin ne zaman verileceğini netleştirmektir.</p>
<p><strong>4. Basamak: Bağışıklık Sistemini Tedaviye Dahil Etmek</strong></p>
<p>Bağışıklık tedavisi, hastanın kendi savunma sisteminin kanser hücrelerini tanımasını ve onlara karşı daha etkili bir yanıt oluşturmasını amaçlar. Kanser hücreleri bağışıklık sisteminden kaçabilmek için kendilerini gizleyebilir. İmmünoterapi ise bu gizlenme mekanizmalarını baskılayarak bağışıklık hücrelerinin daha aktif çalışmasına yardımcı olur.</p>
<p>Bugün en heyecan verici gelişmelerden biri, seçilmiş hastalarda bağışıklık tedavisinin kemoterapiyle birlikte ameliyattan önce başlanabilmesidir. Amaç tümörü ameliyat öncesinde daha fazla küçültmek, vücudun savunma sistemine kanseri daha erken tanıtmak ve mikroskobik yayılım ihtimalini daha baştan kontrol altına almaktır. Bu yaklaşım bazı hastalarda ameliyatın başarısını artıran güçlü bir “ön hazırlık” gibi çalışır ve tedaviyi daha sağlam bir zemine oturtur. Bağışıklık tedavisi, uygun hastalarda cerrahi ve kemoterapiyle birlikte planlandığında tedavinin etkinliğini güçlendirmeyi hedefler. Hangi hastanın bu tedaviden daha çok fayda görebileceği, modern patoloji ve moleküler incelemelerle daha iyi anlaşılmakta; böylece tedavi kişiye daha doğru şekilde uyarlanabilmektedir.</p>
<p><strong>5. Basamak: Risk Faktörlerini Kontrol Altına Almak</strong></p>
<p>Mide kanserinde genetik faktörler önemli bir rol oynayabilir. Ailesinde mide veya bağırsak kanseri öyküsü bulunan bireylerde hastalık daha erken yaşlarda ortaya çıkabilir. Bu nedenle hekim değerlendirmesiyle, gerekli görülen kişilerde genetik risk analizi ve daha erken yaşlarda tarama ve takip programları planlanabilir. Helikobakter pilori adı verilen bakteri, mide mukozasında uzun süre kaldığında mide duvarında kalıcı hasarlara ve kansere giden bir sürece zemin hazırlayabilir. Basit testlerle tanı konulabilen ve ilaç tedavisiyle ortadan kaldırılabilen bu enfeksiyonu dikkate almak gerekir. Çünkü mide kanseri zincirinin en erken ve en müdahale edilebilir halkalarından biridir. Helikobakter pilori enfeksiyonunun tedavi edilmesi, sigaranın bırakılması ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarının benimsenmesi mide kanseri riskini azaltmada önemli rol oynar. Basit önlemler, uzun vadede büyük farklar yaratabilir.</p>
<p><strong>Mide kanseri tedavisinde umut her geçen gün artıyor</strong></p>
<p>Mide kanserinde başarıyı belirleyen şey tek bir tedavi değil; doğru zamanda gastroskopi, doğru evreleme ve kişiye özel planın kusursuz birleşimidir. Ve en önemlisi, uygun hastada bağışıklık sistemini doğru zamanda devreye sokmak, özellikle ameliyat öncesi dönemde tedaviyi bir adım ileri taşıyan güçlü bir gelişme olarak öne çıkmaktadır. Bugün daha erken tanı, daha kişiselleştirilmiş tedavi ve daha akıllı sıralama ile mide kanserinde umut her geçen gün daha da büyümektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mide-kanserinde-hayat-kurtaran-5-temel-basamak-601283">Mide Kanserinde Hayat Kurtaran 5 Temel Basamak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AKOM&#8217;dan İstanbul için kar alarmı: Ne zaman kar geliyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akomdan-istanbul-icin-kar-alarmi-ne-zaman-kar-geliyor-601022</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 10:53:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[geliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[stanbul]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601022</guid>

					<description><![CDATA[<p>AKOM,  İstanbul'da soğuk ve yağışlı havanın etkisini artıracağını belirterek İstanbulluları uyardı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akomdan-istanbul-icin-kar-alarmi-ne-zaman-kar-geliyor-601022">AKOM&#8217;dan İstanbul için kar alarmı: Ne zaman kar geliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Tüm Türkiye soğuk hava dalgasının etkisi altına girdi. <strong>İstanbu</strong>l için Afet Koruma Merkezi <strong>(AKOM) </strong>de soğuk ve yağışlı havanın etkisini artıracağını belirterek <strong>cuma </strong>gününden itibaren havanın<strong> &#8216;buz&#8217; </strong>keseceğini duyurdu. Açıklamada, <em>&#8220;Pazartesi günü İstanbul’da hava sıcaklıklarının 5 derecenin altına inmesiyle birlikte karla karışık yağmur etkili olacak&#8221;</em> denildi. </p>
</div>
<div>
<p><b>Rüzgarla birlikte hissedilen sıcaklıklar düşüyor</b></p>
</div>
<div>
<p>AKOM, İstanbul’da soğuk ve yağışlı havanın etkisini artıracağı konusunda vatandaşları uyardı. Sabah saatlerinde 10 derece civarında seyreden hava sıcaklığı gün içinde en fazla 12 dereceye çıkacak, akşam saatlerinde 9 dereceye, gece ise 8 dereceye kadar düşecek. AKOM, rüzgarın etkisiyle hissedilen sıcaklıkların daha düşük olacağına dikkat çekerken, nem oranının yüzde 75 ile 95 arasında değişeceğini bildirdi. Kuzey yönlerden esmesi beklenen rüzgarın zaman zaman saatte 40 kilometre hıza ulaşabileceği, yağış miktarının ise bazı bölgelerde metrekareye 3 ila 7 kilogram arasında olacağı öngörülüyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>Cumadan itibaren sıcaklıklar azalıyor, pazartesiye dikkat </b></p>
</div>
<div>
<p>AKOM’dan yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>
</div>
<div>
<p>“İstanbul’da önümüzdeki bir hafta boyunca havada çoğunlukla bulutlu bir gökyüzünün hâkim olması beklenirken, kuvvetli (20-50 km/s) kuzeyli rüzgârlar ile birlikte aralıklarla sağanak yağmur geçişlerinin yaşanacağı, sıcaklıkların cuma gününden itibaren azalarak 10°C’lerin altına, yeni hafta başında (pazartesi) ise 5°C’lerin altına kar değerlerine gerileyeceği öngörülmektedir”</p>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akomdan-istanbul-icin-kar-alarmi-ne-zaman-kar-geliyor-601022">AKOM&#8217;dan İstanbul için kar alarmı: Ne zaman kar geliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Sağlık Örgütü, infertilite tedavisinde ilk kez rehber hazırladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-saglik-orgutu-infertilite-tedavisinde-ilk-kez-rehber-hazirladi-600984</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 08:21:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[infertilite]]></category>
		<category><![CDATA[kez]]></category>
		<category><![CDATA[örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[rehber]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600984</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünyada ilk kez infertilite tedavisinde A’dan Z’ye yol haritasının belirlendiği bir rehber hazırladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-saglik-orgutu-infertilite-tedavisinde-ilk-kez-rehber-hazirladi-600984">Dünya Sağlık Örgütü, infertilite tedavisinde ilk kez rehber hazırladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünyada ilk kez infertilite tedavisinde A’dan Z’ye yol haritasının belirlendiği bir rehber hazırladı. “İnfertilitenin Önlenmesi, Tanısı ve Tedavisi Rehberi”nin hazırlık sürecine Türkiye’den Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük davet edildi. Rehberin; farklı ülkelerden 30 uzmandan oluşan çalışma gruplarının çalışmalarıyla oluşturulduğunu belirten Prof. Dr. Tansu Küçük, 5 yıl süren yoğun bir hazırlık süreci yaşandığını söyledi. </em></p>
<p>“İstenmesine rağmen çocuk sahibi olamama” durumu olarak tanımlanan infertilite, artık dünyanın en görünmez fakat en yaygın sağlık sorunlarından biri olarak kabul ediliyor. Üreme çağındaki her 6 kişiden biri bu sorunu yaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü, infertilitenin yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil, tüm dünyada milyonlarca kişiyi etkileyen ciddi bir halk sağlığı meselesi olduğunu belirtiyor. Bu görüşün yansıdığı “İnfertilitenin Önlenmesi, Tanısı ve Tedavisi Rehberi” Dünya Sağlık Örgütü’nün infertilite alanında dünyada ilk kez yayınladığı ve en kapsamlı rehber olma niteliği taşıyor. Rehber, infetilite alanında çalışan bilim insanları için bilimsel bir başvuru kaynağı. WHO’un hazırlanması için farklı ülkelerden 30 uzman arasında, Türkiye’yi temsil eden <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük’</strong>ten rehber hakkında bilgi aldık. </p>
<p><strong>Tanı ve tedavide standartlar yeniden tanımlandı</strong></p>
<p>Rehberde<strong> </strong>bilimsel kanıtlar titizlikle değerlendirildi, tanı ve tedavi standartları yeniden tanımlandı. Tüm dünyaya, eş zamanlı olarak düzenlenen geniş katılımlı bir webinarla duyuruldu. Sağlık bakanlıklarının, sivil toplum kuruluşlarının, hekimlerin ve hasta topluluklarının takip ettiği bu küresel toplantıda, infertilite alanında ülkelerin erişilebilir, maliyet-etkin ve hasta odaklı politikalar geliştirmesine yönelik çağrılar da yapıldı. Prof. Dr. Küçük, özellikle tanıda gereksiz testlerin azaltılması, çiftlerin psikososyal destek ihtiyaçlarının göz ardı edilmemesi ve tedavilerde bilimsel temeli olmayan “mucize” uygulamalardan kaçınılması gerektiğini vurgulayan bölümlerde aktif rol aldı. </p>
<p><strong>İnfertilite tedavisinin gri alanı: Açıklanamayan İnfertilite</strong></p>
<p>İnfertilite tedavisinde en tartışmalı alanlardan birinin açıklanamayan infertilite olduğunu belirten Prof. Dr. Tansu Küçük, bilimsel kanıtı olmayan “mucize tedavi” yaklaşımlarının çiftlere zaman ve para kaybettirdiğini vurgulayarak, bu grupta sorun tespit etme arzusunun anlaşılır olduğunu ancak gereksiz ve deneysel girişimlerin çoğu zaman hiçbir fayda sağlamadığını  belirterek sözlerine şöyle devam etti: <strong>“Açıklanamayan infertilitede ilk basamak çoğu zaman ‘bekle–gör’ yaklaşımıdır. Bu dönem, çiftleri pahalı ve etkisi kanıtlanmamış uygulamalara yönlendirmek için bir boşluk değil, doğru yönetilmesi gereken bir süreçtir. Gereksiz testler, ‘mucize’ diye sunulan deneysel tedaviler ya da bilimsel desteği olmayan müdahaleler hem zaman kaybı yaratır hem de çiftleri ekonomik olarak zorlar. Üreme seçenekleri kadar, sigaranın bırakılması, kilo yönetimi, düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme gibi yaşam tarzı düzenlemeleri de tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.”</strong></p>
<p><strong>Peki, rehber ne diyor? </strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü(WHO)’nün hazırladığı bu rehber, infertilite hizmetlerinin bir “ayrıcalık” değil temel bir sağlık hakkı olarak görülmesi gerektiğini vurguluyor. Çiftlere yaşa bağlı doğurganlık azalması, kilo durumu, sigara ve yaşam alışkanlıkları gibi risk faktörleri konusunda açık ve düşük maliyetli bilgilendirme yapılması; tanının mümkün olan en basit ve ulaşılabilir yöntemlerle konulması; tedavi başarı oranlarının, olası risklerin ve maliyetlerin şeffaf biçimde paylaşılması rehberin temel başlıklarını oluşturuyor. Günümüzde çiftlerin önemli ekonomik yüklerle karşılaştığını ifade eden Prof. Dr. Tansu Küçük; “ WHO rehberi ise ülkelerin üreme sağlığı programlarına infertilite hizmetlerini entegre etmesi, erişilebilirliği artırması ve veri temelli politikalar üretmesi gerektiğine işaret ediyor. Bu yaklaşım, ülkelere hem hizmet kalitesinin standartlaşması hem de çiftlerin daha eşit bir sağlık hizmetine ulaşması için kritik bir fırsat sunuyor” değerlendirmelerinde bulundu. </p>
<p><strong>“İnfertilite bir hastalık olarak kabul edilmeli!”</strong></p>
<p> İnfertilitenin çoğu ülkede, hatta Türkiye’de de bir “hastalık” olarak dahi tanımlanmadığından milyonlarca kişinin gerekli tedavilere erişemediğini belirten Prof. Dr. Tansu Küçük; “Özel sağlık sigortalarının büyük bölümünde yer almıyor. İnfertilite tedavileri devlet geri ödeme sistemlerinde sınırlı destek görüyor. Bu nedenle maddi imkanı olmayan çiftler için çoğu zaman ulaşılamaz hale geliyor. Bu durum yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal sonuçlar doğuruyor: infertilite yaşayan çiftlerde kadınların yüzde 36’sının bu nedenle partner şiddetine maruz kaldığı, kaygı, depresyon ve ilişki sorunlarının ise sık rastlanan eşlikçiler olduğu belirtiliyor” diye konuştu. Dünya Sağlık Örgütü’nün yayımladığı rehberde infertilitenin hem kadın hem de erkek kaynaklı olabileceği ancak kadınların çoğu zaman haksız yere suçlandığı ve erkek faktörünün göz ardı edildiği de özellikle vurgulanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-saglik-orgutu-infertilite-tedavisinde-ilk-kez-rehber-hazirladi-600984">Dünya Sağlık Örgütü, infertilite tedavisinde ilk kez rehber hazırladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Yüz yüze söyleyemediğimiz hiçbir şeyi, dijital ortamda da söylememeliyiz!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-yuz-yuze-soyleyemedigimiz-hicbir-seyi-dijital-ortamda-da-soylememeliyiz-600077</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 18:29:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[kuralları]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600077</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu çerçevesinde hayata geçirdiği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin üçüncüsünü düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-yuz-yuze-soyleyemedigimiz-hicbir-seyi-dijital-ortamda-da-soylememeliyiz-600077">Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Yüz yüze söyleyemediğimiz hiçbir şeyi, dijital ortamda da söylememeliyiz!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu çerçevesinde hayata geçirdiği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin üçüncüsünü düzenledi. “Netiket: Dijital Dünyada Davranış Kuralları – Farkında Ol, Fark Yarat” başlığıyla gerçekleştirilen seminer, çevrimiçi düzenlendi ve programa ilgi yoğun oldu. </p>
<p>Seminerde İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay konuşmacı olarak yer aldı. Netiketin, sosyal medyanın işleyişini anlamak için bir mekanizma olarak görülmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, “Dijital ortamlarda nezaket, empati ve sorumluluk gibi değerler çoğu zaman kendiliğinden oluşmuyor; bilinçli şekilde öğrenilmesi ve sürdürülmesi gereken etik pratikler olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle dijital iletişimde bu kavramlar ne kadar çok tartışılır ve farkındalık artarsa, çevrim içi deneyimler de o ölçüde olumlu hale geliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Geleneksel medyadan dijital dünyaya</strong></p>
<p>Dijital teknolojiler öncesinde toplumlar, gazete, radyo ve televizyon gibi geleneksel kitle iletişim araçlarının hâkim olduğu bir medya düzeni olduğunu ifade eden Prof. Dr. Atalay, “Günümüzde ise web siteleri, bloglar, forumlar ve sosyal medya mecraları toplumsal yaşamın neredeyse her alanına nüfuz etmiş durumda. Türkiye de sosyal medyayı yoğun kullanan ülkeler arasında yer alıyor. Facebook, X (Twitter), Instagram gibi platformlar; bireylerin eş zamanlı ya da eş zamansız biçimde iletişim kurabildiği, kendini ifade edebildiği, ürün ve hizmet tanıtımı yapabildiği dijital alanlar olarak öne çıkıyor. Dijital çağla birlikte fiziksel ortamlarda gerçekleşen pek çok etkileşim sanal ortamlara taşınmış durumda.” diye konuştu.</p>
<p>Özellikle pandemi sonrası dönemde sanal dünyada geçirilen zamanın ciddi biçimde arttığını kaydeden Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Fiziksel olarak nadiren ya da hiç görüşülmeyen kişilerle dijital ortamda uzun saatler boyunca toplantılar, eğitimler ve görüşmeler yapılabiliyor. Bu durum, sanal ortamlarda sergilenen davranışların da en az yüz yüze iletişim kadar önemli hale gelmesine neden oluyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Netiket kurallarının bilinmesi ve uygulanması artık bir tercih değil, zorunluluk</strong></p>
<p>“Netiket”in yalnızca kibar olmakla sınırlı olmadığını belirten Prof. Dr. Atalay, “Başkalarının özgürce konuşmasına ve kendini ifade etmesine alan tanımak, aynı zamanda demokratik bir iletişim ortamının da temel şartı.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Özellikle bazı sosyal medya mecralarında linç kültürünün giderek yaygınlaştığına dikkat çeken Prof. Dr. Atalay, “Konuşanı susturmak neredeyse bir sosyal medya sporu haline geldi. Bu durum hem nezaketsiz hem de antidemokratik bir ortam yaratıyor. Netiket dediğimiz zaman internetteki görgü kuralları, davranış kuralları, nezaket kuralları diye tanımlayabiliriz basit bir tanımla. Yaklaşık 20–25 yıldır literatürde yer alan netiket, özellikle iletişim, eğitim ve psikoloji alanlarında araştırma konusu oluyor. Dijital dünyada daha sağlıklı, saygılı ve demokratik bir iletişim için netiket kurallarının bilinmesi ve uygulanması artık bir tercih değil, zorunluluk.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bu kurallar çocuklar gençler için çok önemli</strong></p>
<p>Prof. Dr. Gül Esra Atalay, özellikle çocuklar ve gençler açısından bu kuralların yetişkinlere kıyasla daha da önemli olduğuna işaret ederek, “Çünkü dijital mecralarda en fazla vakit geçiren grupların başında gençler geliyor. Psikoloji alanındaki araştırmalar ‘Çevrimiçi Disinhibisyon Etkisi’ne işaret ediyor. Amerikalı psikolog John Suler tarafından ortaya atılan bu kavram, insanların dijital ortamda yüz yüze iletişimde asla söyleyemeyecekleri sözleri çok daha rahat dile getirebildiklerini ifade ediyor.” dedi.</p>
<p><strong>Anonimlik daha saldırgan olmaya neden olabiliyor</strong></p>
<p>Bir ekranın arkasında olmanın kişiye görünmezlik hissi verdiğini, karşıdakinin mimiklerini, duygusal tepkilerini görememenin de empatiyi zayıflattığını anlatan Prof. Dr. Atalay, “Anonimlik, fiziksel mesafe ve ‘nasıl olsa karşılaşmayız’ düşüncesi, bireyleri daha saldırgan ya da kırıcı davranmaya itebiliyor. Bu durum, gerçek hayatta içselleştirilen ahlaki ve sosyal ‘frenlerin’ dijital ortamda zayıflamasına yol açıyor. Pek çok kullanıcı, internette olan biteni gerçek hayattan ayrı bir alan gibi algılayabiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İnternette olan, İnternette kalmıyor</strong></p>
<p>Günümüzde bireylerin yalnızca fiziksel hayattaki davranışlarıyla değil, dijital ortamdaki paylaşımlarıyla da değerlendirildiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, şöyle devam etti:</p>
<p>“İnsan kaynakları departmanlarının, adayları görüşmeye çağırmadan önce sosyal medya hesaplarını ve dijital izlerini incelemesi artık yaygın bir uygulama. Uygunsuz bir paylaşım, bir fotoğraf ya da bir ifade, kişinin iş fırsatlarını kaybetmesine neden olabiliyor. Benzer şekilde tüketiciler de bir ürün ya da hizmet almadan önce internet yorumlarına bakıyor. Bu durum, dijital itibarın hem bireyler hem de kurumlar için ne kadar önemli hale geldiğini gösteriyor. Aranabilirlik özelliği nedeniyle herkes dijital dünyadaki varlığından ve paylaşımlarından sorumlu.”</p>
<p><strong>Dijital içerikler yıllar sonra bile yeniden karşımıza çıkabiliyor</strong></p>
<p>Netiketin önemini anlamak için yeni medyanın yapısal özelliklerine de dikkat çeken Prof. Dr. Atalay, “Araştırmacı Danah Boyd, yeni medyanın dört temel özelliğini şöyle sıralıyor; kalıcılık, aranabilirlik, tekrarlanabilirlik ve görünmez izleyiciler. Dijital içerikler kalıcı; yıllar sonra bile yeniden karşımıza çıkabiliyor. Aranabilirlik sayesinde kişi ve kurumlar hakkında geçmiş paylaşımlara kolayca ulaşılabiliyor. İçerikler birebir kopyalanıp tekrar tekrar paylaşılabiliyor ve paylaşımlar, kim olduğu tam olarak bilinmeyen geniş bir kitle tarafından görülebiliyor. Bu durum, paylaşılan her içeriğin kontrolünün kullanıcıdan çıkmasına yol açıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Sosyal medyada editoryal denetim son derece sınırlı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atalay, sosyal medyada yaşanan “bağlam çöküşü”ne de dikkat çekerek, “Fiziksel hayatta farklı ortamlarda farklı roller üstlenen bireyler, sosyal medyada tüm bu bağlamların tek bir yerde birleşmesiyle ne söyleyip ne söyleyemeyeceğini kestirmekte zorlanıyor. Aile, iş çevresi, arkadaşlar ve tanıdıklar aynı dijital alanda buluşuyor. Bu karmaşayı azaltmak için platformlar çeşitli araçlar sunsa da netiket farkındalığı hâlâ büyük önem taşıyor. Çünkü sosyal medya, kullanıcı üretimi içeriğe dayanıyor ve editoryal denetim son derece sınırlı. Faydalı ve olumlu içeriklerin yanında; hakaret, zorbalık ve saldırgan dil de bu nedenle hızla yayılabiliyor. Araştırmalar, netiket konusunda farkındalığı yüksek olan bireylerin —özellikle gençlerin— siber zorbalığa daha az maruz kaldığını ve dijital ortamlarda daha az olumsuz deneyim yaşadığını gösteriyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijital dünyanın görgü kuralları</strong></p>
<p>Netiketin, dijital dünyanın normlarını ifade ettiğini kaydeden Prof. Dr. Atalay, “Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi, dijital ortamlarda da kurallar olmazsa kaos kaçınılmaz hale geliyor. Sosyal medya mecralarında var olabilmek, sağlıklı diyaloglar kurabilmek ve olumlu bir dijital kimlik inşa edebilmek için bu kuralların bilinmesi ve içselleştirilmesi gerekiyor. Netiket, dijital çağın yeni görgü rehberi olarak öne çıkıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Gül Esra Atalay, dünya genelinde internet kullanımının yüzde 70’e yaklaştığını hatırlatarak, dijital ortamlarda geçirilen sürenin artmasıyla birlikte nezaket ve davranış kurallarının her zamankinden daha kritik hale geldiğini vurguladı.</p>
<p>“İnsanlar eğitimden işe, sosyalleşmeden eğlenceye kadar pek çok ihtiyacını artık dijital mecralar üzerinden karşılıyor. Ancak netiket, yani dijital görgü kuralları konusunda farkındalık eksikliği, bireylerin hem itibarını zedeleyen hem de ileride pişmanlık yaratabilecek paylaşımlara yol açabiliyor.” diyen Prof. Dr. Atalay, özellikle çocuklar ve gençler açısından bu konunun hayati olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Dijital ayak izi herkes için belirleyici</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atalay, dijital ayak izi kavramının artık yalnızca kurumlar için değil, bireyler için de belirleyici olduğunu ifade ederek, dijital ayak izinin, bireyin çevrim içi ortamdaki izlenebilir tüm davranışlarının toplamı olduğunu, bu izlerin pasif ve aktif olmak üzere ikiye ayrıldığını söyledi.</p>
<p>Pasif dijital ayak izlerinin; IP adresi, konum bilgisi, çerezler ve arama geçmişi gibi çoğu zaman kontrol edilemeyen verilerden oluştuğunu ifade eden Prof. Dr. Atalay, aktif dijital ayak izlerinin ise bireyin bilinçli olarak bıraktığı paylaşımlar, yorumlar, beğeniler, fotoğraflar ve videolar olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Algoritmalar da bizi tanıyor</strong></p>
<p>Dijital ayak izlerinin yalnızca diğer kullanıcılar tarafından değil, algoritmalar tarafından da analiz edildiğini kaydeden Prof. Dr. Atalay, bırakılan izler üzerinden kişisel profiller oluşturulduğunu ve buna göre içerik ve reklam sunulduğunu dile getirdi. Algoritmaların, sınırlı sayıda beğeniyle bile bireyleri yakından tanıyabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Atalay, bu durumun dijital şeffaflığı artırdığını söyledi.</p>
<p>Günümüzde prestijli üniversitelerin öğrenci kabul süreçlerinde, şirketlerin işe alımlarda ve bazı ülkelerin vize başvurularında sosyal medya hesaplarını incelediğini hatırlatan Prof. Dr. Atalay, geçmiş paylaşımlar nedeniyle elenen adaylar olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>1990’lı yılların anonim sohbet odalarından, gerçek isim ve fotoğraflarla kullanılan sosyal medya kültürüne geçildiğini vurgulayan Prof. Dr. Atalay, bugün dijital ortamlarda yapılan her davranışın doğrudan kişiyle ilişkilendirildiğini söyledi. Prof. Dr. Atalay, “Temel kural; ‘kalabalık bir caddede bağırarak söyleyemeyeceğimiz hiçbir şeyi dijital ortamda da söylememek’ olmalı.” dedi.</p>
<p><strong>Netiket sadece sosyal medyayla sınırlı değil</strong></p>
<p>Netiketin; e-posta, forumlar, bloglar, sosyal medya ve mobil telefon kullanımını da kapsadığını belirten Prof. Dr. Atalay, özellikle mobil telefonlarla kamusal alanlarda yüksek sesle konuşmanın da bir nezaket sorunu olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Son yıllarda öne çıkan “sosyotelizm” kavramına da değinen Prof. Dr. Atalay, yüz yüze iletişim sırasında telefona odaklanmanın aile içi ve sosyal ilişkileri zayıflattığını söyledi.</p>
<p>Araştırmalara göre çevrim içi iletişimde kullanıcıların en çok rahatsız olduğu davranışlar arasında spam e-postalar, izinsiz etiketlemeler, WhatsApp gruplarında yersiz mesajlar, tamamı büyük harfle yazılmış iletiler, gereksiz “hepsine gönder” kullanımı ve mesafesiz hitap biçimlerinin yer aldığını anlatan Prof. Dr. Atalay, farklı kuşakların yazım ve iletişim normlarının da değişebildiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>E-Posta yazımında temel kurallar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atalay, özellikle gençler için e-posta yazımına dair temel netiket kurallarına da dikkat çekerek, resmi yazışmalarda uygun hitapla başlanması, konu kısmının doldurulması, mesajın sade ve anlaşılır olması, ek gönderiliyorsa mutlaka metin yazılması ve takma isimli e-posta adresleriyle iş başvurusu yapılmaması gerektiğini hatırlattı.</p>
<p>Sosyal medyada paylaşılan fotoğrafların bağlamından kopuk şekilde değerlendirilebileceğini belirten Prof. Dr. Atalay, mahrem bilgilerin, rahatsız edici görüntülerin ve başkalarının zor anlarını yansıtan fotoğrafların paylaşılmaması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Atalay, dijital dünyada geçerli temel kuralı “Yüz yüze söyleyemediğimiz hiçbir şeyi, dijital ortamda da söylememeliyiz.” diye tanımladı.</p>
<p><strong>Google hiçbir şeyi unutmuyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Gül Esra Atalay, internet ve sosyal medya paylaşımlarının bireyin kimliğinin bir parçası haline geldiğine dikkat çekerek, “Google’ın hiçbir şeyi unutmadığını aklımızda tutmalıyız. Sözcüklerimiz kimliğimizi oluşturuyor ve kullandığımız her ifade doğrudan bizimle ilişkilendiriliyor” dedi.</p>
<p>Gerçek yaşamda olduğu gibi dijital ortamda da kibar olmanın temel bir ilke olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Atalay, yüksek sesle ya da birinin yüzüne karşı söylenemeyecek sözlerin WhatsApp ya da sosyal medya üzerinden de paylaşılmaması gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Dijital dil, dil becerilerini zayıflatıyor</strong></p>
<p>Sosyal medya ile birlikte dil kullanımında ciddi bir değişim yaşandığını dile getiren Prof. Dr. Atalay, kelime haznesinin giderek daraldığını ve yazım kurallarının ihmal edildiğini söyledi. Türkçenin doğru kullanımına özen gösterilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Atalay, imla hatalarından kaçınılmasını, aşırı kısaltma kullanımının sınırlandırılmasını ve gençler arasında yaygınlaşan yabancı ağırlıklı dijital jargonun dil becerilerini zayıflatabileceğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-yuz-yuze-soyleyemedigimiz-hicbir-seyi-dijital-ortamda-da-soylememeliyiz-600077">Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Yüz yüze söyleyemediğimiz hiçbir şeyi, dijital ortamda da söylememeliyiz!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alper Hamurcu&#8217;dan Aydın Büyükşehir Belediyespor&#8217;a Veda Mesajı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alper-hamurcudan-aydin-buyuksehir-belediyespora-veda-mesaji-599934</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 01:14:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Aydın Büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[belediyespor]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[hamurcu]]></category>
		<category><![CDATA[veda]]></category>
		<category><![CDATA[voleybol]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599934</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediyespor Kadın Voleybol Takımı’ndaki başantrenörlük görevinden ayrılan Alper Hamurcu, Aydın Büyükşehir Belediyespor'a bir veda mesajı yayımladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alper-hamurcudan-aydin-buyuksehir-belediyespora-veda-mesaji-599934">Alper Hamurcu&#8217;dan Aydın Büyükşehir Belediyespor&#8217;a Veda Mesajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediyespor Kadın Voleybol Takımı’ndaki başantrenörlük<br />görevinden ayrılan Alper Hamurcu, Aydın Büyükşehir Belediyespor&#8217;a bir<br />veda mesajı yayımladı.</p>
<p>Değerli Aydın Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü ailesi,<br />Kıymetli Aydın taraftarı ve saygıdeğer yöneticilerimiz,</p>
<p>Yaklaşık yedi yıldır büyük bir gurur ve sorumlulukla yürüttüğüm Aydın<br />Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü A Kadın Voleybol Takımı Baş<br />Antrenörlüğü görevimden ayrılmış bulunuyorum.</p>
<p>Bu kararı almak benim için son derece zor oldu. Aydın’da yıllar boyunca<br />emek verdiğimiz birçok şeyi geride bırakarak, istemeden de olsa değer<br />verdiğim insanları kırarak ayrılıyorum. Ancak tüm duygusal ağırlığına<br />rağmen, aldığım bu kararın kişisel değil, tamamen kulübün menfaatleri<br />doğrultusunda, sağlıklı bir gelecek adına atılmış doğru bir adım<br />olduğuna inanıyorum.</p>
<p>Bu süreçte birlikte yaşadığımız başarılar, zorluklar ve unutulmaz anlar<br />benim için her zaman çok kıymetli olacaktır. Aydın şehrinin voleybola<br />olan tutkusu, tribünlerde hissettiğimiz destek ve camianın bize duyduğu<br />güven, mesleki hayatımda her zaman özel bir yerde duracaktır.</p>
<p>Görev sürem boyunca; başta Sayın Özlem Çerçioğlu olmak üzere, her zaman<br />ve her koşulda bizlerin yanında duran Kulüp Başkanımız Polat Bora<br />Mersin’e, Voleybol Şube Sorumlumuz Volkan Zeytin’e, tüm yönetim kurulu<br />üyelerimize, kulübümüzün emek veren tüm paydaşlarına, her koşulda<br />benimle birlikte yol yürüyen tüm teknik ekip arkadaşlarıma, sevgili<br />abimiz ve menajerimiz Sabri Can’a, sahada büyük bir özveriyle mücadele<br />eden tüm oyuncu arkadaşlarıma ve desteğini hiçbir zaman esirgemeyen<br />büyük Aydın taraftarına gönülden teşekkür ediyorum.</p>
<p>Bugün yollarımız ayrılıyor olsa da, Aydın Büyükşehir Belediyesi Spor<br />Kulübü’nün her zaman başarıyla anılmasını ve Türk voleyboluna değer<br />katmaya devam etmesini yürekten diliyorum.</p>
<p>Saygılarımla,<br />Alper Hamurcu</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alper-hamurcudan-aydin-buyuksehir-belediyespora-veda-mesaji-599934">Alper Hamurcu&#8217;dan Aydın Büyükşehir Belediyespor&#8217;a Veda Mesajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Ergün Demir&#8217;in adı İzmir&#8217;de yaşayacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-ergun-demirin-adi-izmirde-yasayacak-599434</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 08:41:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[demir]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Ergün Demir]]></category>
		<category><![CDATA[Ergün Demir]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599434</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumcu hekimliğin ve sağlık emekçileri mücadelesinin simge isimlerinden Dr. Ergün Demir’in adı, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle Narlıdere’de açılan parkla kentin ortak hafızasında yaşamaya devam edecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ergun-demirin-adi-izmirde-yasayacak-599434">Dr. Ergün Demir&#8217;in adı İzmir&#8217;de yaşayacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumcu hekimliğin ve sağlık emekçileri mücadelesinin simge isimlerinden Dr. Ergün Demir’in adı, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle Narlıdere’de açılan parkla kentin ortak hafızasında yaşamaya devam edecek.</p>
<p>Narlıdere Belediyesi’nin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla hayata geçirdiği Dr. Ergün Demir Parkı, Çatalkaya ve Narlı Mahallesi’ni birbirine bağlayan Çilek Sokak’ta açıldı. İzmir Tabip Odası üyesi ve Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) eski İzmir Şubesi Başkanı Dr. Ergün Demir’in adını taşıyan parkın açılışına İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Dr. Ergün Demir’in eşi Dr. Seher Demir, Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi Üyesi Erhan Adem, Narlıdere Belediye Başkanı Erman Uzun, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclisi CHP Grup Başkan Vekili Altan İnanç, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, İzmir Tabip Odası Başkanı Dr. Fahri Yüce Ayhan ve Demir’in yakınları katıldı. Bin 500 metrekare alanda yer alan parka, çalı türü bitkiler, zakkum, erik ağacı, zeytin ağacı, süs bitkileri ve çınar ağacı dikildi.</p>
<p><strong>“Büyük bir mücadele insanıydı”</strong></p>
<p>Parkın açılış töreninde konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Ergün Demir’i yakından tanıdığını belirterek, “Ergün Demir, zaman zaman yanında, zaman zaman arkasında yürüdüğümüz hepimizin kıymetlisi bir hekim ve büyük bir mücadele insanıydı. Onu tanımak, onunla aynı dönemde yaşamış olmak, mücadelede beraber yer almış olmak bir onur. Onun adına bir park yapmamız hekim camiası için çok kıymetli. Buradaki hekim arkadaşlarımız, ona duydukları sevgi ve saygı ile burada yer alıyor. Hekimlik, zor bir meslek ve cefakârca yapılan bir iş. Bir hekimin yüreğinde ve aklında taşıdığı sorumluluğu, o sorumluluğun ağırlığını bilmek için hekim olmak lazım. Bunu başka türlü anlamanın yolu yok” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Bizlere her zaman örnek oldu”</strong></p>
<p>Hekim olmanın onurunu her zaman yaşadığını ve bu mesleğe layık olmaya çalıştığını kaydeden Başkan Tugay, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Ergün Ağabey ile İzmir Tabip Odası’nda mücadele ettiğimiz yıllarda yan yana olduk. Hekimliğe bakışıyla, toplumcu duruşuyla, adalete ve eşitliğe bağlılığıyla bizlere her zaman örnek oldu. Mesleğini yalnızca bir tedavi pratiği olarak görmedi, halkın sağlık hakkı için yürüttüğü kararlı mücadeleyle de hepimize yol gösterdi. Sağlık hizmetlerinin herkes için ücretsiz, nitelikli ve erişilebilir olması gerektiğini her platformda savundu. Sendikal mücadelede üstlendiği sorumluluk, sağlık emekçilerinin sesi olma çabası, onu bu kentin hafızasında özel bir yere taşıdı.”</p>
<p><strong>“Bize bıraktığı mirası koruyacağız”</strong></p>
<p>Ergün Demir’in üreten, paylaşan ve öğrendiklerini aktarmayı görev sayan bir mücadele insanı olduğunu kaydeden Başkan Tugay, Birgün gazetesinde yayımlanan yazılarında çocukların korunması, sosyal politikalar ve emeklilerin yaşam koşulları gibi pek çok konuda topluma ışık tuttuğunu, halkın haklarının nasıl savunulması gerektiğine dair yol gösterdiğini sözlerine ekledi. Açılan parkın Ergün Demir’in değerlerini başka bir şekilde geleceğe taşıyacak bir mekân olacağını dile getiren Başkan Tugay, “Çocukların oynadığı, mahallelinin nefes aldığı, dostların buluştuğu bu alanda onun adı inşallah sonsuza kadar yaşamaya devam edecek. Buradaki her ağaç, her adım, Demir’in bizde bıraktığı anlamı hatırlatacak. Ergün Demir’i kaybettiğimiz 11 Ekim 2023’ten bu yana kentimiz onun yokluğunu hissediyor fakat bıraktığı miras aramızda güçlü bir şekilde varlığını sürdürüyor. Meslektaşları, yürüttüğü çalışmalarla onun izini takip ediyor. Bize bıraktığı miras, haksızlıklara karşı ses yükseltme sorumluluğunu da içeriyor. Toplum sağlığına yaptığı katkılar, meslek onuruna bağlılığı ve adalet arayışında gösterdiği kararlılık hepimize yön vermeyi sürdürüyor. Kendisini bir kez daha minnetle anıyor, ailesine ve sevenlerine sabır diliyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Acısı hala taze”</strong></p>
<p>Dr. Ergün Demir’in eşi Dr. Seher Demir, &#8220;Ergün&#8217;ü anlatmak benim için çok zor. Çünkü acısı hala taze. Ancak bu park, onun yaşamı boyunca emekten, eşitlikten, özgürlükten, adaletten, demokrasi ve barıştan yana savunmuş olduğu değerlerin, özellikle de sağlık emekçileri ve halkın sağlığı ile ilgili değerleri için gösterdiği mücadelenin bir simgesi olacak. Parkın yapımında emeği geçen herkese saygı ve sevgilerimi sunuyorum” sözlerine yer verdi.</p>
<p><strong>“Kıymetli bir büyüğümüzdü”</strong></p>
<p>Açılışta konuşan Narlıdere Belediye Başkanı Erman Uzun, &#8220;Ergün Demir, toplumsal muhalefetin içinde oldukça tanınan, verdiği mücadele ve gösterdiği direnç ile İzmir&#8217;de herkesin tanıdığı, saygıyla bahsettiği kıymetli bir büyüğümüzdü. Benim de öğrencilik yıllarımda birçok eylemde, etkinlikte kendisiyle bir arada olma fırsatım olmuştu. Kendisini saygıyla anıyorum. Bizlere bu parkın yapılışında destek veren ve Narlıdere&#8217;mizdeki birçok hizmette arkamızda dağ gibi duran kıymetli İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Dr. Cemil Tugay’a saygılarımı sunuyorum&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Bizim için bir kutup yıldızıydı”</strong></p>
<p>İzmir Tabip Odası Başkanı Dr. Fahri Yüce Ayhan ise Demir’in rota çizen ve yol gösteren biri olduğunu ifade ederek, “Ergün Demir bizim için bir kutup yıldızıydı. Sabah arar ve yayınlanan yönergeleri, genelgeleri, raporları anlatırdı. Bizim bir şey yapmamıza gerek olmadan o gün hangi rotada hareket edeceğimizi söyleyiverirdi. Bizim için kıymetli bir eylem insanıydı” dedi.</p>
<p><strong>“O bir mücadele insanıydı”</strong></p>
<p>Birgün gazetesinin Genel Yayın Koordinatörü Yaşar Aydın da Dr. Ergün Demir’i şöyle anlattı: &#8220;Ergün Hoca ile aynı hayalin peşinde yürüdük. Birgün&#8217;ü kurarken çok ciddi katkıları oldu. Sanıyorum Ergün Hoca ile Birgün&#8217;ü yakınlaştıran şey, fikirlerinin başka bir anlayışla gazeteye yansımasıydı. Bizim ufkumuzu da değiştirdi. Sağlığı hep halktan yana gördü. Gerçekten o tarihten itibaren de gazetemizi sağlık alanında başka bir noktaya taşıdı. Hayatımda gördüğüm en çalışkan, işine en bağlı, en yurtsever insanlardan biriydi. Yeri dolmadı. Unutulmayacak bir karakterdi. Onun ismini yaşatanlara teşekkür ederim. Biz de onun fikirlerini yaşatmak için gazetemizde mücadele etmeye devam edeceğiz. O bir mücadele insanıydı. Onu unutmamak, yaşatmak her şeyden önce onun fikirlerini ve mücadelesini yaşatmakla olur. Biz de onun gayretini göstereceğiz&#8221;</p>
<p><strong>Dr. Ergün Demir kimdir?</strong></p>
<p>1964 yılında Elazığ’da doğan Dr. Ergün Demir, 1981 yılında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Meslek hayatı boyunca sağlık hizmetlerinin en zor koşullarda sunulduğu bölgelerde görev yaptı.1981-1995 yılları arasında Van SSK Hastanesi’nde, 1995-2007 yılları arasında İzmir Altındağ SSK Dispanseri’nde, 2007-2017 yılları arasında ise Bornova Sağlık Müdürlüğü’nde görev aldı. 2002-2011 yılları arasında Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir Şube Başkanlığı görevini yürüten Demir, sağlık çalışanlarının özlük hakları, çalışma koşulları ve halkın ücretsiz, nitelikli sağlık hizmetlerine erişimi konusunda kararlı bir mücadele verdi. Aynı zamanda İzmir Tabip Odası üyesi olan Demir, kamuoyunu bilgilendiren makaleleri ve araştırmalarıyla da tanınıyordu. Son olarak Dr. Güray Kılıç ile birlikte İstanbul Tabip Odası için “Sağlıkta Dönüşümün 20. Yılında Sağlık Hizmetlerinden Yararlanma Şartları, Gerçekler ve Haklarımız” isimli kapsamlı çalışmayı hazırladı. Dr. Ergün Demir, 11 Ekim 2023 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ergun-demirin-adi-izmirde-yasayacak-599434">Dr. Ergün Demir&#8217;in adı İzmir&#8217;de yaşayacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halk Sağlığının Mücadele İsmi Dr. Ergün Demir&#8217;in İsmi Narlıdere&#8217;de Ölümsüzleşti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/halk-sagliginin-mucadele-ismi-dr-ergun-demirin-ismi-narliderede-olumsuzlesti-599422</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 08:18:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Ergün Demir]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Tabip Odası]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[park]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599422</guid>

					<description><![CDATA[<p>Narlıdere Belediyesi, 2023 yılında hayatını kaybeden İzmir Tabip Odası Üyesi ve eski SES İzmir Şube Başkanı Dr. Ergün Demir’in adını yaşattığı parkın açılışını gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/halk-sagliginin-mucadele-ismi-dr-ergun-demirin-ismi-narliderede-olumsuzlesti-599422">Halk Sağlığının Mücadele İsmi Dr. Ergün Demir&#8217;in İsmi Narlıdere&#8217;de Ölümsüzleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><i>Narlıdere Belediyesi, 2023 yılında hayatını kaybeden İzmir Tabip Odası Üyesi ve eski SES İzmir Şube Başkanı Dr. Ergün Demir’in adını yaşattığı parkın açılışını gerçekleştirdi.</i></b></p>
<p><b><i>Parkın açılışında konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Dr. Ergün Demir’in hekimliğe bakışı, toplumcu duruşu, adalete ve eşitliğe bağlılığıyla kendilerine her zaman örnek olduğunu ifade etti. Narlıdere Belediye Başkanı Erman Uzun ise Dr. Ergün Demir’in hayatı boyunca, halk sağlığı korunması ve sağlık çalışanlarının hakları için mücadele ettiğini belirtti </i></b><b><i> </i></b></p>
<p>Narlıdere Belediyesi’nin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla hayata geçirdiği, 11 Ekim 2023’te hayatını kaybeden İzmir Tabip Odası Üyesi ve eski Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) İzmir Şube Başkanı Dr. Ergün Demir’in adını taşıyan parkın açılışı gerçekleştirildi.</p>
<p>Çatalkaya ve Narlı Mahallelerini birbirinden ayıran Çilek Sokak’ta yer alan parkın açılışına İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, CHP Parti Meclisi Üyesi Erhan Adem, Narlıdere Belediye Başkanı Erman Uzun, İzmir Tabip Odası Başkanı Uzm. Dr. Yüce Ayhan, Dr. Ergün Demir’in eşi Dr. Seher Demir, il ve ilçe protokolü ile siyasi partilerin ve STK’ların temsilcileri katıldı. Ömrünü halk sağlığının korunmasına ve sağlık emekçilerinin haklarının savunulmasına adayan Dr. Ergün Demir&#8217;in adını taşıyan parkın açılışına vatandaşlar da büyük ilgi gösterdi. Yaklaşık bin 500 metrekare alana konumlandırılan, içinde çalı türü bitkiler, süs bitkileri, erik, zeytin ve çınar ağaçlarının yer aldığı park, yoğun bir katılımla Narlıdereli vatandaşların hizmetine sunuldu.</p>
<p><b>KIYMETLİ BİR HEKİM VE MÜCADELE İNSANIYDI</b></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, merhum Dr. Ergün Demir’i İzmir Tabip Odası’ndan birebir tanıdığını belirterek, “Ergün Demir, zaman zaman yanında, zaman zaman arkasında yürüdüğüm ama hiçbir zaman önüne geçmediğim çok kıymetli bir hekim ve büyük bir mücadele insanıydı” dedi.</p>
<p> Hekim olmanın onurunu hep yaşadığını, hekimlerin aklında ve yüreğinde büyük sorumluluklar taşıdığını ifade eden Cemil Tugay, “Ergün Demir abimizle de İzmir Tabip Odası’nda yan yana olduk.  Hekimliğe bakışıyla, toplumcu duruşuyla, adalete ve eşitliğe bağlılığıyla Ergün abi bizlere her zaman örnek oldu. Halkın sağlık hakkı için yürüttüğü kararlı mücadele ile hepimize yol gösterdi. Sağlık hizmetlerinin herkes için ücretsiz, nitelikli ve erişilebilir olması gerektiğini her platformda savundu. Sağlık emekçilerinin sesi olma çabasıyla İzmir’in kent hafızasında çok önemli bir yere taşıdı. Yoksulların, kadınların, çocukların, emekçilerin ve emeklilerin daha iyi yaşam koşullarına kavuşması için çaba gösterdi. Biz de bu parkın yapılmasında Narlıdere Belediyemize destek olduk, katkı verdik. Bugün açılan bu parkla Ergün Demir’in değerlerini taşıyan bir mekân oluşturduk. Onun adı burada sonsuza kadar yaşamaya devam edecek. Buradaki her ağaç, atılan her adım Demir’in bize bıraktığı anlamı hatırlatacak. Bu parkın açılmasına vesile olan Narlıdere Belediye Başkanımız Erman Uzun’a ve emek veren herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.</p>
<p><b>DR. ERGÜN DEMİR HAK VE EMEK ODAKLIYDI</b></p>
<p>Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay’ın vefatının ardından çok üzüntülü olduklarını söyleyen Narlıdere Belediye Başkanı Erman Uzun, “Gülşah kardeşime tekrar Allah’tan rahmet diliyorum. Kederli ailesine, Cumhuriyet Halk Partimize ve Manisa halkına başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Dileriz bu üzüntülü haberlerden sonra bu park güzelliklere vesile olsun. Kıymetli hocamız Dr. Ergün Demir, verdiği mücadeleyle İzmir’de herkesin tanıdığı, saydığı, sevdiği, takdirle bahsettiği kıymetli bir büyüğümüzdü. Benim de öğrencilik yıllarımda birçok kez kendisiyle bir arada olma fırsatım olmuştu. Sağlık emekçileri için, vatandaşların nitelikli sağlık hizmeti alması için verdiği mücadeleyi hepimiz biliyoruz. Hak odaklı, emek odaklı bir bakış açısına sahip çok kıymetli bir doktordu. Kendisini bir kez daha saygıyla anıyorum. Parkımızın yapımında destek veren, Narlıdere’mizdeki birçok hizmette arkamızda dağ gibi duran Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Dr. Cemil Tugay’a teşekkürlerimi iletiyorum” diye konuştu.</p>
<p><b>BU PARK ERGÜN’ÜN MÜCADELESİNİN SİMGESİ OLACAK</b></p>
<p>Merhum Dr. Ergün Demir’in eşi Dr. Seher Demir ise hayat arkadaşının acısının hala taze olduğunu ifade ederek, “Bu park Ergün’ün eşitlikten, özgürlükten, demokrasi ve barıştan yana olan tavrının, özellikle de sağlık emekçileri ve halk sağlığı ile ilgili mücadelesinin simgesi olacak. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p>Birgün Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü Yaşar Aydın ise Dr. Ergün Demir ile aynı mücadelenin peşinden yürüdüklerini belirtti. Yaşar Aydın, Dr. Ergün Demir’in sağlığı hep toplumdan, halktan yana gördüğünü ifade etti.</p>
<p><b>BİZİM İÇİN KUTUP YILDIZIYDI</b></p>
<p>İzmir Tabip Odası Başkanı Uzm. Dr. Fahri Yüce Ayhan da Dr. Ergün Demir’in kendileri için bir kutup yıldızı olduğunu söyledi. Demir, “Sabahın ilk telefonu çaldığında onun sesini duyardık. O bize rota çizerdi. Kıymetli bir eylem insanıydı. Onun adını yaşatmak için bizde her yıl ‘Dr. Ergün Demir Sağlık Hakkı ve Toplumsal Adalet Basın Ödülü’ düzenliyoruz. Bu anıyı, bu emeği yaşatanlara teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p>Konuşmaların tamamlanmasının ardından, İzmir Tabip Odası tarafından, Dr. Ergün Demir’in adının yaşatılması nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay ve Narlıdere Belediye Başkanı Erman Uzun’a plaket takdim edildi.</p>
<p> </p>
<p><b>DR. ERGÜN DEMİR KİMDİR?</b></p>
<p>1964 yılında Elazığ’da doğan Dr. Ergün Demir, 1981 yılında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Meslek hayatı boyunca sağlık hizmetlerinin en zor koşullarda sunulduğu bölgelerde görev yaptı.</p>
<p>1981–1995 yılları arasında Van SSK Hastanesi’nde, 1995–2007 yılları arasında İzmir Altındağ SSK Dispanseri’nde, 2007–2017 yılları arasında ise Bornova İlçe Sağlık Müdürlüğü’nde görev aldı. Dr. Ergün Demir, yalnızca bir hekim değil; sağlık hakkı mücadelesinin öncü isimlerinden biriydi. 2002–2011 yılları arasında Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir Şube Başkanlığı görevini yürütürken, sağlık çalışanlarının özlük hakları, çalışma koşulları ve halkın ücretsiz, nitelikli sağlık hizmetlerine erişimi konusunda kararlı bir mücadele verdi.</p>
<p>Aynı zamanda İzmir Tabip Odası üyesi olan Demir, kamuoyunu bilgilendiren makaleleri ve araştırmalarıyla da tanınıyordu. Son olarak Dr. Güray Kılıç ile birlikte İstanbul Tabip Odası için “Sağlıkta Dönüşümün 20. Yılında Sağlık Hizmetlerinden Yararlanma Şartları, Gerçekler ve Haklarımız” isimli kapsamlı çalışmayı hazırladı.</p>
<p>Dr. Ergün Demir, 11 Ekim 2023 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetmişti. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/halk-sagliginin-mucadele-ismi-dr-ergun-demirin-ismi-narliderede-olumsuzlesti-599422">Halk Sağlığının Mücadele İsmi Dr. Ergün Demir&#8217;in İsmi Narlıdere&#8217;de Ölümsüzleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bacakta Ağırlık Hissi ve Kaşıntı Varis Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bacakta-agirlik-hissi-ve-kasinti-varis-habercisi-olabilir-599127</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 07:51:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bacak]]></category>
		<category><![CDATA[bacakta]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hissi]]></category>
		<category><![CDATA[kaşıntı]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[varis]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599127</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ayakta fazla kalan kişilerde ve kadınlarda daha sık görülen varis, estetik görünümün yanı sıra yaşam kalitesini en çok olumsuz etkileyen kalp- damar hastalıklarından biri olarak kabul ediliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bacakta-agirlik-hissi-ve-kasinti-varis-habercisi-olabilir-599127">Bacakta Ağırlık Hissi ve Kaşıntı Varis Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ayakta fazla kalan kişilerde ve kadınlarda daha sık görülen varis, estetik görünümün yanı sıra yaşam kalitesini en çok olumsuz etkileyen kalp- damar hastalıklarından biri olarak kabul ediliyor. Varisin en önemli belirtileri arasında yer alan bacaklarda dolgunluk ve içi su dolmuşçasına ağırlık hissi, ağrı, kaşıntı ve krampların çoğu zaman yorgunluktan kaynaklandığı sanılıyor ve bu sorun ihmal edilebiliyor. Varisler günümüzde cerrahi tekniklerin yanı sıra radyofrekans, lazer ve doku yapıştırıcı gibi kateter bazlı yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Yusuf Kuserli, varis tedavileri için ağırlıklı olarak sonbahar ve kış aylarının tercih edildiğini belirterek “varisin nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bacaklarınızın gönderdiği sinyalleri dikkate alın</strong></p>
<p>Damar hastalıklarının başında gelen varis, bacak toplardamarlarının genişleyip kıvrımlı hale gelmesidir. Normalde toplardamarlardaki küçük kapakçıklar, kanı kalbe doğru taşır. Ancak bu kapakçıklar bozulduğunda kan geriye kaçar, damar içinde birikir ve zamanla o bildiğimiz mavi, kabarık damarlar ortaya çıkar. Bu durumdaki bacaklarımız da bize sessizce sinyal verir. </p>
<p><strong>Fazla kilolar da varis riskini artırıyor</strong></p>
<p>Varis, sadece yaşlıları değil günümüzde gençleri de etkileyen önemli bir damar hastalığıdır. Uzun süre ayakta çalışan kuaförler, öğretmenler, hemşirelerde varis riski daha fazladır. Gün boyu masa başında oturanlar ve hareketsiz kalan kişiler de risk altındadır. Varis, kadınlarda gebelik ve hormon değişimleri nedeniyle daha sık görülür. Günümüzün en önemli sağlık sorunlarından biri olan obezite de varis riskini artırmaktadır. </p>
<p><strong>İhmal edilen varis, pıhtı oluşumuna da neden olabilir</strong></p>
<p>Varisin ilk belirtileri genelde günün sonunda bacaklardaki yorgunluklardır. Bu yorgunluklar ihmal edildiği zaman varis daha da ilerleyerek şişlik, ağrı, gece krampları, kaşıntı ve ciltte renk değişiklikleri ile kendisini göstermeye başlar. Bu belirtilere rağmen zamanında tedavi edilmeyen varislerle ciltte yaralar açılabilir ve bu yaralar aylarca kapanmayabilir, hastada pıhtı oluşumuna (tromboflebit) kadar gidebilir. Erken dönemde varis çorapları büyük fayda sağlar. Varis çorapları bacaklara dıştan basınç uygulayarak kanın kalbe dönmesini kolaylaştırır. İlk birkaç gün zor geçebilir ama kısa sürede bacak yorgunluğu ciddi şekilde azalır. Aynı zamanda damar duvarını güçlendiren, dolaşımı destekleyen ilaçlar da mevcuttur. Ancak ilaçlar sorunu tamamen ortadan kaldırmaz sadece şikâyetleri azaltır ve varis ilerlemesini yavaşlatır.</p>
<p><strong>Günübirlik işlemlerle tedavi </strong></p>
<p>Günümüzün gelişen teknolojileri sayesinde varisler ameliyatsız yöntemlerle de tedavi edilebilmektedir. Hastanın aynı gün içinde taburcu olmasını sağlayan ameliyatsız yöntemler damar içinden yapılan lazer, radyofrekans ve doku yapıştırıcı teknikleri olarak sayılabilir. Varis tedavilerindeki işlemler lokal anestezi altında, 30 dakika gibi kısa bir süre içinde yapılmaktadır. </p>
<ul>
<li><strong>Lazer ve Radyofrekans:</strong> İnce bir tel yardımıyla damar içine girilip, ısı verilerek sorunlu damar kapatılır.</li>
<li><strong>Yapıştırıcı:</strong> Damar özel bir tıbbi yapıştırıcıyla kapatılır, ısı kullanılmadığı için ağrı çok az olur.</li>
</ul>
<p><strong>Bekleyeyim varisim geçer demeyin</strong></p>
<p>Varis, beklenince geçecek bir damar hastalığı değildir. Erken dönemde alınacak önlemlerle tamamen kontrol altına alınabilir. Modern tıpta varis tedavisi acısız, dikişsiz ve güvenli şekilde yapılabilmektedir. Her hastalıkta olduğu gibi varis de erken teşhis ve tedavi ile kontrol altına alınabilmektedir. Varisin oluşmasını önlemek ya da ilerlemesi yavaşlatmak için bu önerilere dikkat edilmesi önemlidir: </p>
<ul>
<li>Gün içinde uzun süre ayakta kalıyorsanız ara ara yürüyün</li>
<li>Masa başında çalışıyorsanız her 30 dakikada bir kalkıp hareket edin</li>
<li>Bacaklarınızı kalp hizasının üzerine kaldırarak dinlendirin</li>
<li>Aşırı kilo alımından kaçının</li>
<li>Düzenli yürüyüş, bisiklet veya yüzme başta varis olmak üzere tüm damar sağlığı için en iyi egzersizdir.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bacakta-agirlik-hissi-ve-kasinti-varis-habercisi-olabilir-599127">Bacakta Ağırlık Hissi ve Kaşıntı Varis Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sinüzit ve yüz felci hakkındaki doğru bilinen yanlışlar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sinuzit-ve-yuz-felci-hakkindaki-dogru-bilinen-yanlislar-598699</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Dec 2025 11:05:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[bilinen]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[felci]]></category>
		<category><![CDATA[hakkındaki]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[islak]]></category>
		<category><![CDATA[Kasları]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[saç]]></category>
		<category><![CDATA[Sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[yanlışlar]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Felci]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598699</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, toplumda yaygın olan sağlıkla ilgili inanışların bilimsel karşılığını, sinüzit ve yüz felci örnekleri üzerinden değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinuzit-ve-yuz-felci-hakkindaki-dogru-bilinen-yanlislar-598699">Sinüzit ve yüz felci hakkındaki doğru bilinen yanlışlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, toplumda yaygın olan sağlıkla ilgili inanışların bilimsel karşılığını, sinüzit ve yüz felci örnekleri üzerinden değerlendirdi.</p>
<p><strong>Nesilden nesile aktarılan bazı inanışlar, sorgulanmadan doğru kabul edilebiliyor!</strong></p>
<p>Toplumda nesilden nesile aktarılan bazı inanışların, çoğu zaman bilimsel dayanağı olup olmadığı sorgulanmadan doğru kabul edildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Günlük yaşamda sıkça duyduğumuz bu ifadeler, özellikle soğuk algınlığı, enfeksiyonlar ve sinir sistemi hastalıklarıyla ilişkilendirilir.” dedi.</p>
<p>Kültürümüzde yerleşmiş olan inanışlardan örnekler veren Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “En çok duyduklarımız ‘dondurma yersen bademcik iltihabı olursun’, ‘çıplak ayakla taşa basma böbreklerini üşütürsün’, ‘taşa oturma bağırsaklarını üşütürsün’, ‘boynuna atkı sar boğazın şişmesin’ ve özellikle soğuk havalarda çok sık duyduğumuz ‘ıslak saçla yatarsan sinüzit olursun’ deyimleridir. Bu ifadelerin hiçbirinin tıpta ispatlanmış bir çalışması yoktur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sinüzitin saçın ıslak kalmasıyla ilişkili olduğunu gösteren bilimsel çalışma yok! </strong></p>
<p>Sinüzitin, genellikle nezle ve grip enfeksiyonları sırasında virüslerin sinüs boşlukları içinde iltihap oluşturmasıyla meydana geldiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Bu durumun saç telleriyle ya da saçın ıslak olmasıyla ilişkili olduğunu gösteren herhangi bir bilimsel çalışma bulunmaz.” dedi.</p>
<p>Saç derisi ile nazal mukozanın anatomik olarak birbirinden oldukça uzak bölgelerde yer aldığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Ayrıca bağışıklık sistemi üzerinde doğrudan bir etkileşim söz konusu değildir. Buna rağmen, bireylerin kendilerini koruma konusunda azami dikkat göstermeleri elbette önemlidir. Her ne kadar ıslak saçla uyumanın sinüzite yol açtığı bilimsel olarak kanıtlanmamış olsa da, konfor, genel hijyen ve vücut direncinin korunması açısından ıslak saçla uyumamak daha sağlıklı bir tercih olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yüz felci, yüz sinirindeki iletim bozukluğuyla gelişir!</strong></p>
<p>Günlük hayatta sıkça yanlış yorumlanan bir diğer durumun ise yüz felci olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Yüz felci, yüz kaslarını hareket ettiren yüz sinirinin iletiminin durması ve bu nedenle mimik kaslarının çalışamaması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır.” dedi.</p>
<p>Yüz sinirinin motor dallarının beyinden çıktıktan sonra kulak kemiği olarak bilinen temporal kemik içinde dar bir kanaldan ilerlediğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Rahimi şunları söyledi:</p>
<p>“Bu kanaldan çıktıktan sonra yanaktaki tükürük bezesinin içine girer ve çeşitli dallara ayrılarak yüzümüzdeki mimikleri oluşturan kasları hareket ettirir. Özellikle bu dar kemik kanal içinden geçerken sinirde herhangi bir ödem oluşması durumunda sinir iletimi bozulur ve kaslar görevini yapamaz. Bu tabloya yüz felci adı verilir. Bunun yanı sıra, tükürük bezi ameliyatları, çeşitli kafa travmaları ya da cerrahi kesiler sırasında sinirin bazı bölümleri zarar görebilir. Bu gibi durumlarda da sinir iletimi durur, ilgili bölgede mimik kasları çalışmaz ve yüz hareketlerinde belirgin bir asimetri oluşur.”</p>
<p><strong>Yüz felciyle karşılaşıldığında zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalı!</strong></p>
<p>Yüz felçleri içinde en sık karşılaşılan tablonun, Bell’s palsi olarak adlandırılan ve kemik içindeki ödeme bağlı olarak gelişen felç olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Bu tür yüz felçleri büyük oranda kendiliğinden düzelir.” dedi.</p>
<p>Ancak düşük bir ihtimal de olsa, iyileşmenin gerçekleşmediği durumlar da olabileceğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Kalıcı yüz felci gelişebilir. Bu durumda yüzde asimetri ve estetik açıdan şekil bozuklukları ortaya çıkar. Yüz felciyle karşılaşıldığında zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması son derece önemlidir. İlk olarak yapılması gereken, felcin santral mi (beyin kaynaklı) yoksa periferik mi (sinir trasesi boyunca) geliştiğinin ayırt edilmesidir. Bu ayrım tedavi yaklaşımını doğrudan belirler. Ardından, aynı tarafta kulak enfeksiyonu, kolesteatoma, temporal kemik fraktürü ya da tükürük bezine ait kitle veya cerrahi öykü olup olmadığı değerlendirilmelidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Tedaviye erken başlamak başarı oranını her zaman artırır!</strong></p>
<p>Göz kapağını kapatan kasları uyaran sinirin de fasiyal sinirin dallarından biri olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Yüz felcinde gözün kapanamaması, göz kuruluğu ve enfeksiyon riskini artırdığı için ayrıca önem taşır.” dedi.</p>
<p>Tedaviye mümkün olduğunca erken başlanmasının başarı oranını her zaman artırdığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tedavi sürecinde ilaçlar, fizik tedavi uygulamaları, masaj, sıcak uygulamalar ve destekleyici yöntemler birlikte kullanılabilir. Bazı durumlarda herpes zoster virüsü, kulak çevresinde döküntülerle birlikte işitme kaybı, kulak çınlaması ve yüz felcini aynı anda ortaya çıkarabilir. Bu tabloda kalıcı hasar riski daha yüksek olduğu için ek ve daha yoğun tedavi yöntemlerine başvurulması gerekir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinuzit-ve-yuz-felci-hakkindaki-dogru-bilinen-yanlislar-598699">Sinüzit ve yüz felci hakkındaki doğru bilinen yanlışlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz. Mevlâna&#8217;nın 752. Vuslat Yıldönümü Şeb-i Arûs &#8220;Dostluk&#8221; Söyleşisi Üsküdar Üniversitesi&#8217;nde gerçekleştirildi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hz-mevlananin-752-vuslat-yildonumu-seb-i-arus-dostluk-soylesisi-uskudar-universitesinde-gerceklestirildi-598462</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 08:52:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[dost]]></category>
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[dostu]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[hz]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Mevlâna]]></category>
		<category><![CDATA[mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[şeb-i]]></category>
		<category><![CDATA[vuslat]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yıldönümü]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598462</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü ve Kerim Vakfı iş birliğiyle düzenlenen Hz. Mevlâna’nın 752. Vuslat Yıldönümü Şeb-i Arûs Haftası kapsamındaki “Dostluk” temalı söyleşi, Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Programa akademisyenler, öğrenciler ve Mevlâna dostları yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hz-mevlananin-752-vuslat-yildonumu-seb-i-arus-dostluk-soylesisi-uskudar-universitesinde-gerceklestirildi-598462">Hz. Mevlâna&#8217;nın 752. Vuslat Yıldönümü Şeb-i Arûs &#8220;Dostluk&#8221; Söyleşisi Üsküdar Üniversitesi&#8217;nde gerçekleştirildi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü ve Kerim Vakfı iş birliğiyle düzenlenen Hz. Mevlâna’nın 752. Vuslat Yıldönümü Şeb-i Arûs Haftası kapsamındaki “Dostluk” temalı söyleşi, Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Programa akademisyenler, öğrenciler ve Mevlâna dostları yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p>Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Mevlâna’nın mesajlarının hala güçlü şekilde günümüze seslendiğini belirterek, “752 yıl sonra halen sanki manevi tasarrufu devam ediyor, bugünümüze mesajlar vermeye devam ediyor” dedi.</p>
<p><strong>“Mevlâna’yı bu zamana getirip bugünün problemlerini çözebilir miyiz?”</strong></p>
<p>Günümüz dünyasının krizlerini Mevlâna’nın değerleriyle anlamanın önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Biz Hz. Mevlâna’yı ele alırken; alıp Hz. Mevlâna’nın zamanına gidip o günün şartlarında bugünün problemini çözmek değil de Hz. Mevlâna&#8217;yı bu zamana getirip bugünün şartlarındaki bugünün problemlerini Hz. Mevlâna&#8217;nın ölçüleriyle, değerleriyle, esaslarıyla çözebilir miyiz diye düşünmeye çalışıyoruz daha çok. Bu nedenle Hz. Mevlâna bu çağda ciddi mesajlar veriyor. Mevlâna bir devrimciydi, zihinsel dönüşüm yaptı.” diye konuştu.</p>
<p>ABD’de gençler arasında artan yağma ve şiddet olaylarına atıfta bulunarak, bu davranışların arkasındaki toplumsal gerilimi ifade eden Prof. Tarhan, “ABD&#8217;de gençler, bisikletli gençler çete kuruyorlar, bir markete giriyorlar, soyuyorlar. Neden gençlerde böyle bir şey oluyor? Dünyada 62 aile bütün dünya kaynaklarının yüzde 50’sine hükmediyor. Müthiş bir gelir eşitsizliği var. Bu nedenle dünyada ciddi bir servet düşmanlığı başladı.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Hz. Mevlâna’nın öğretisini ‘mindfulness’ adı altında okullarda okutuyorlar</strong></p>
<p>Bu tablo karşısında Batı’da çözüm arayışlarının hızlandığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“ABD’de seçkin liselerde çocuklar ders ortasında Mindfulness’a götürülüyor; farkındalık, affedicilik, empati, şükran günlüğü… Bunların hepsini öğretiyorlar. Aslında Hz. Mevlâna’nın öğretisini ‘mindfulness’ adı altında okullarda okutuyorlar. Bunları okullarda, lisede öğretiyorlar. Biz Türkiye&#8217;de bunu başlatamadık ama… Bu aslında kendini tanımak ve kendine dönmek demektir. Modern küresel sistem ise sürekli olarak ‘Şunu al mutlu ol, bunu elde et mutlu ol, sahip ol mutlu ol’ mesajını veriyor. Oysa tasavvuf kültürü mutluluğu dış nedenlere değil, iç nedenlere bağlamayı öğretir. Bilirsiniz; uçurtmayı uçuran rüzgâr değil, rüzgâra karşı alınan pozisyondur. Olaylara karşı nasıl konumlandığımız belirleyicidir.”</p>
<p>Tasavvufun insana içten gelen güçle hareket etmeyi öğütlediğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Mevlâna, bu hakikati pek çok hikâye ile anlatır. Ayrıca Mevlâna’ya göre insanı harekete geçiren şey para, çıkar veya hırs değil, sevgi olmalıdır. Ünlü pergel metaforu ile bunu açıklar: Bir ayağın hakikatte sabit olsun, diğer ayağın alemde dolaşsın. Yani idealist ol ama aynı zamanda gerçeklerden kopma. Bu da Mevlâna’nın çağımıza verdiği önemli mesajlardan biridir. Mevlâna, acının nasıl dönüştürülebileceğini de öğretir. Modern sistem acıyla ‘savaşmayı’ önerir: hastalıkla savaş, kanserle savaş… Oysa acıya doğru anlamı katabilirsek, onu yönetebilir hale geliriz.” dedi.</p>
<p><strong>Acıyı anlamlandırmak ve yönetmek gerekir</strong></p>
<p>Konuşmasında acıyı anlamlandırma konusuna da değinen Prof. Tarhan, “Bir insan bir acı yaşadığında, bir musibetle ya da hastalıkla karşılaştığında, bu duruma doğru anlamı yükleyebilirse, o acı onun için yönetilebilir bir hale gelir. Aksi durumda ise acı, kontrol edemeyeceği bir güce dönüşür; kişi sürekli tetikte olur, uyanıklığı hiç düşmez, stres seviyesi yükselir ve bu da hastalığı daha da ağırlaştırır. Fakat kişi, kontrol edebileceği yüksek bir güce inanırsa; her şeyi bilen ve yöneten bir kudretin bu olayı bilinmeyen bir hikmetle karşısına çıkardığını düşünürse, ‘Ümitsiz ve karamsar olmamalıyım’ diyebiliyorsa, işte buna keşfedici umutsuzluk denir. İnsan bazen ağır bir hastalığa yakalanır, doktorlar zorlayıcı şeyler söyler. Böyle zamanlarda kişinin acıya anlam katması, acıyı yönetilebilir hale getirir ve onun yol açabileceği ruhsal sorunları en aza indirir. Hz. Mevlâna’nın da sürekli vurguladığı budur. Ayrıca Mevlâna, zihinsel esneklik dediğimiz ‘kognitif fleksibilite’yi öğretir. Olaylar karşısında esnek olmayı, değişimle mücadele etmek yerine değişimi yönetmeyi tavsiye eder. Çünkü değişime en çok direnen kişiler, düşünce katılığı yüksek olan, inatçı kimselerdir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hz. Mevlâna’nın öğretilerinde bağışlayıcılık önemli bir yer tutuyor</strong></p>
<p>Hz. Mevlâna’nın öğretilerinde, modern pozitif psikolojideki affedicilik modülüne benzer biçimde bağışlayıcılığın önemli bir yer tuttuğunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, “İnsanın affedebileceği şeyler olduğu gibi affedemeyeceği yükler de vardır. Affedemediği durumlarda kişi, bu yükü mantıklı bir çerçeveye oturtmalı; gücünün yetmediği noktalarda ise teslimiyete yönelip zamanı kendisine yardımcı kılmalıdır. Çünkü intikam almanın yollarından biri de başarılı olmaktır. İnsan başarıya ulaştığında, onu sevmeyenler üzülür; bu da bir tür ‘sessiz intikam’dır. Bu nedenle öç peşine düşmek yerine hedeflere yönelmek daha değerlidir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Mevlâna ilahi aşkı merkeze aldı</strong></p>
<p>Mevlâna’nın ilahi aşkı, insanın Allah’ı tanımasını ve O’na yönelmesini merkeze aldığını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Ona göre insanın dünyadaki asıl amacı aşka yönelmektir. Ancak günümüzde aşk yolu bazen tehlikeli bir yoldur; kişi kontrolsüzce bu yola düşerse savrulabilir. Bu yüzden Mevlâna’ya göre aşk yoluna girmeden önce kişinin acz ve fakr halini fark etmesi gerekir. Yaratıcı karşısında kendi zaafını, yoksunluğunu ve zayıflığını bilmek; kalbini yalnızca O’na bağlayabilmek… Aşkın elbette dereceleri vardır. Mevlâna’nın aşkı bir zirveyi temsil eder. Bizim için ise Allah’ı anmak sadece ibadet anlarında değil, her nefeste, her halde mümkün olmalıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“İhlâs, meleklerin bile yazamadığı bir sırdır”</strong></p>
<p>Mevlâna’nın aşk ve ihlâs anlayışına da vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, tasavvufun samimiyet ve gönül safiyeti üzerine kurulu olduğunu hatırlattı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Cüneyd-i Bağdadî, ‘İhlâs öyle bir sırdır ki şeytan bilemez ki bozsun, melek bilemez ki yazsın’ der. Mevlâna da kalbin pusulasını yalnızca Hakk’a çevirmeyi öğütler.” dedi.</p>
<p><strong>Söyleşi “Dostluk” temasıyla devam etti</strong></p>
<p>Açılış konuşmasının ardından program, Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Emine Yeniterzi ve Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı Cemalnur Sargut’un katılımıyla gerçekleştirilen “Dostluk” söyleşisiyle devam etti.</p>
<p>Söyleşinin başlangıcında Prof. Dr. Emine Yeniterzi, anlamlı bir yaşam sürmek için dostluğun vazgeçilmez bir ihtiyaç olduğunu dile getirerek, “Hayatı derin bir şekilde yaşamak, anlamlı hale getirmek için dosta ihtiyacımız var, dostlara ihtiyacımız var. Namazın, orucun bile kazası var ama dosttan uzakta geçirilen zamanların kazası olmuyor. Dostu bulunca sıkı sarılmak gerekiyor.” dedi.</p>
<p><strong>Dostlar birbirini geliştiriyorlar, birbirini yüceltiyorlar</strong></p>
<p>Mevlâna ve Şems-i Tebrîzî dostluğuna özel bir vurgu yapılan söyleşide Prof. Dr. Yeniterzi, “Hz. Mevlâna dört medresede birden ders veren bir akademisyendi aslında. Şems-i Tebrîzî ile tanıştıktan sonra gönül ilmini elde ediyor. Demek ki dostluk muazzam bir dönüşüm aynı zamanda. Yani dostlar birbirini geliştiriyorlar, birbirini yüceltiyorlar.” diye konuştu.</p>
<p>Pakistan’ın millî şairi Dr. Muhammed İkbâl’i örnek vererek dostluğun aynı zaman veya aynı coğrafyada yaşanmasa bile gerçekleştiğini belirten Prof. Dr. Emine Yeniterzi, “Sohbet, dostluğun bir aracıdır. Cenab-ı Hak ile sohbet etmek istersek Kur’ân-ı Kerîm okuruz, Hz. Peygamber ile sohbet için hadis kitaplarını, Mevlâna ile sohbet için de Mesnevî’yi okuyabiliriz” dedi. &#8220;Dosttan gelen her şeyi lütuf ya da kahır ayırt etmeksizin nimet kabul etmek, nimet yerine koymak gerekiyor&#8221; diyen Yeniterzi, “Dost kazanmak için önce bizim bir dost olmamız lazım. Gönüller fethederek, iyilikler yaparak, gerçek dostluklar göstererek Cenab-ı Hak&#8217;ın dostluğunu da kazanabiliriz. Ve o bu dünyada kazanılabilecek en büyük hayır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Yeniterzi sözlerine şöyle devam etti: “Hakiki dostluk, insanın ilahî ahlâka bürünmesiyle yani Allah’ın “Rahmân ve Halîm” isimlerinin kulda tecelli etmesiyle ortaya çıkar. Dostluk; merhamet, cömertlik, vefa, affedicilik gibi Allah’ın sıfatlarının insanda yansımasıdır. Bu sebeple dostluk, bir bakıma ahlâkî ibadettir. İnsan dostunun gönlünü aldığında, aslında Hak’la ünsiyete yaklaşır. Kısaca dostluğun özü: sevgi ve ihlâstır, ayet ve hadislerde bildirilen ideal Müslümanın ahlâkî özellikleridir.”</p>
<p><strong>“Dost Allah’tır”</strong></p>
<p>Rektör Danışmanı Cemalnur Sargut, dostluğun temelinde ilahi bir bağın yattığını belirterek, “Dost Allah’tır ya da Allah için bir araya gelenlerdir&#8230; Dost güven demektir, sadakat demektir. Allah&#8217;tan başka hiç kimseye güvenilmez. Ama Allah için bir arada olanlar Allah&#8217;a ve arkadaşına güvenirler. Bu çok önemli bir şey. Çünkü o ona sadıktır. Dost çok büyük bir sevgi. Hiç başka bir şey beklememek, hiç kimseye yaranmak için hareket etmemek, sadece Allah için hareket etmek demektir.” dedi.</p>
<p>Cemalnur Sargut, Hz. Musa kıssası üzerinden gerçek dostluğun sadece Allah rızası için yapılan hizmetle mümkün olduğunu ifade ederek, dostluğun temelinde karşılıklı edep ve saygı olduğunu belirtti ve &#8220;Dost olmak, kardeş olmaktan çok üstün bir seviye&#8221; yorumunda bulundu.</p>
<p><strong>Dosta küsülmez…</strong></p>
<p>Dost olmayı bilmek gerektiğine de işaret eden Sargut, “Dost kusurlarını görmez. Dost hakkında kötü düşünmez. Dostuna karşı hep iyi temenniler içinde olur. Dostun geçmiş hata ve kusurlarını karıştırmaz. Dostunu hata ve günahlardan dolayı ayıplamaz. Dostunu hor görmez. Dostunun ayıbını kendi ayıbı olarak görür. Cennete dostuyla gitmek ister. Dostuna Allah&#8217;ın çizdiği sınırlara saygıyı hatırlatır. Dostuna manevi makamlarını gizlemesini söyler. Dostuna haksız yere düşmanlık edene dostça yaklaşmaz. Dostu geldiğinde ayağa kalkar. Dostuna asla yalan söylemez. Dostunu dua eder. Kin ve düşmanlık asla beslemez. Onu saygıyla dinler. İmtihan etmeye kalkmaz. Kötü bir şey yaptığında tövbe etmiş olacağını düşünür ve onu hiç anmaz. Dostuna küsmez. Dostunu cezalandırmaz. Güzel ahlak en büyük özelliktir.” diye anlattı.</p>
<p>Söyleşide, Mesnevî’den hikâyelerle dostluk bağlarının derinliği ve ilahi muamelelere sabır gösterilmesi gerektiğini anlatan Cemalnur Sargut, “Hz. Mevlâna bütün öğretileriyle bize bunu öğretti: Yalnız Allah. Başka hiçbir şey yok. Öfke yok, kin yok, nefret yok. Hz. Mevlâna bize çok büyük örnek. Mesnevî çok büyük örnek.” dedi.</p>
<p><strong>Kalabalık yalnızlığa karşı manevi çözüm</strong></p>
<p>Modern dünyanın getirdiği &#8220;kalabalık yalnızlık&#8221; kavramı üzerine de konuşan Cemalnur Sargut, maneviyattan uzaklaşmanın insanları yalnızlığa sürüklediğini savundu.</p>
<p>Cemalnur Sargut, “Yalnızlık bu sene herkesin bana sorduğu bir şey. Halbuki yalnızlık diye bir şey yok ki. Yalnızlık yok. Nasıl yalnız olabiliriz? Sahibimizle berabersek nasıl yalnız olabiliriz? Ama hiç tanışmamışlar ki. Sahipleriyle hiç tanışmamışlar. Allah var. Allah hep var.” diye konuştu.</p>
<p>Gençlere yönelik tavsiyelerde bulunan Sargut, ailelerin çocuklarına bırakabileceği en değerli çeyizin manevi hayat olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hz-mevlananin-752-vuslat-yildonumu-seb-i-arus-dostluk-soylesisi-uskudar-universitesinde-gerceklestirildi-598462">Hz. Mevlâna&#8217;nın 752. Vuslat Yıldönümü Şeb-i Arûs &#8220;Dostluk&#8221; Söyleşisi Üsküdar Üniversitesi&#8217;nde gerçekleştirildi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Çiçek&#8217;ten Efemçukuru&#8217;nda İnceleme</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-cicekten-efemcukurunda-inceleme-598148</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 08:21:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[efemçukuru]]></category>
		<category><![CDATA[mahalle]]></category>
		<category><![CDATA[nceleme]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[ten]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598148</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, yakın zamanda yaşanan afette zarar gören Efemçukuru Mahallesi’nde incelemelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cicekten-efemcukurunda-inceleme-598148">Başkan Çiçek&#8217;ten Efemçukuru&#8217;nda İnceleme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, yakın zamanda yaşanan afette zarar gören Efemçukuru Mahallesi’nde incelemelerde bulundu.</p>
<p>Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, yakın zamanda gerçekleşen afetten etkilenen Efemçukuru Mahallesi’ne ziyarette bulundu. Başkan Çiçek, Mahalle Muhtarı Mustafa Özdemir ile görüşerek alınan hasarla ilgili bilgi aldı. Birim müdürlerini de yanına alarak incelemeler yapan Çiçek, minaresi yıkılan ve büyük hasar gören cami ve cami yerleşkesinde tespitler yaparak gerekli talimatları verdi. Görüşmelerin bir an önce yapılıp izinlerin alınacağını ve izin verilmesi halinde çalışmaların bir an önce başlatılacağını belirtti.</p>
<p>Biz kocaman bir aileyiz</p>
<p>Konu ile ilgili açıklama yapan Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, “Biz göreve gelirken ‘artık kocaman bir aileyiz’ dedik. ‘Sadece iyi zamanda değil zor zamanda, da her zaman yanınızda, her zaman birlikteyiz’ dedik. Efemçukuru Mahallemiz’de yaşanan zararın altından birlikte kalkacağız. İncelemelerimizi yaptık ve tespitlerimizi not ettik. Çalışma planımız hazır. Gerekli izinleri almak için başvuru yapacağız. Aldığımız takdirde bir an önce mahallemizde çalışmalara başlayacağız.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cicekten-efemcukurunda-inceleme-598148">Başkan Çiçek&#8217;ten Efemçukuru&#8217;nda İnceleme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Savaşın Silinmeyen İzlerinin Hikayesi &#8220;Öylece Durur Zaman&#8221; Seyirciyle Buluşuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/savasin-silinmeyen-izlerinin-hikayesi-oylece-durur-zaman-seyirciyle-bulusuyor-597779</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 07:21:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[durur]]></category>
		<category><![CDATA[hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[öylece]]></category>
		<category><![CDATA[savaşın]]></category>
		<category><![CDATA[silinmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[tasarımını]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zlerinin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597779</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Donald Margulies’in yazdığı, Irmak Bahçeci’nin çevirdiği, Mehmet Ergen’in yönettiği "Öylece Durur Zaman" oyununu seyirciyle buluşturuyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/savasin-silinmeyen-izlerinin-hikayesi-oylece-durur-zaman-seyirciyle-bulusuyor-597779">Savaşın Silinmeyen İzlerinin Hikayesi &#8220;Öylece Durur Zaman&#8221; Seyirciyle Buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları <b>Donald Margulies</b>’in yazdığı, <b>Irmak Bahçeci</b>’nin çevirdiği, <b>Mehmet Ergen</b>’in yönettiği &#8220;Öylece Durur Zaman&#8221; oyununu seyirciyle buluşturuyor</p>
<p>Savaş muhabirliği yapan bir çiftin, Irak’taki travmatik deneyimlerinin ardından Brooklyn’deki evlerinde hayata tutunma çabalarını ve değişen medya düzenini çarpıcı bir dille ele alan &#8220;Öylece Durur Zaman&#8221;, 10 Aralık 2025 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde ilk gösterimini yapıyor.</p>
<p><b>Oyunun Konusu:</b></p>
<p>Sarah 40’lı yaşlarının başında bir basın fotoğrafçısıdır, uzun yıllar başta Ortadoğu olmak üzere pek çok savaş bölgesinde çalışmıştır. Sarah Irak’ta bulunduğu sırada çok yakınında patlayan bir bomba sonucu yaralanmış, kısa bir tedavinin ardından ülkesine dönmüştür. Şimdi uzun zamandır ayrı kaldığı evinde erkek arkadaşı James ile beraberdir. Her şeyin yolundaymış gibi devam ettiği birkaç günün sonunda çiftin görmezden gelmeye çalıştığı sorunlar gün yüzüne çıkmaya, ilişkilerini biçimlendirmeye başlar.</p>
<p>Oyun, Pulitzer ödüllü yazar Donald Marguiles tarafından kaleme alınmıştır. Oyunda, çevresindeki gelişmelere duyarsız bir topluma eleştirinin yanı sıra bireylerin iç hesaplaşmaları da taze tutulmakta, pek çok konuda seyircinin de kendini sorgulaması sağlanmaktadır.</p>
<p><b>Oyunda Fotoğrafçının Objektifinin Ardındaki Soğukkanlılık ile İnsani Müdahale Arzusu Arasındaki Çatışma Sahneye Taşınıyor</b></p>
<p>Oyunun yönetmeni Mehmet Ergen “Öylece Durur Zaman&#8221;ı şöyle anlatıyor:</p>
<p>“Savaş fotoğrafçısının yaşadığı ikilem üzerine kurulu bir oyunun önemi hem tanıklığın etik yükünü hem de bu tanıklığın sanatsal bir forma büründüğünde kazandığı tarihsel hafızayı görünür kılmasından gelir. Susan Sontag’ın “Fotoğraf, olup bitenlerle aramıza hem mesafe koyar hem de bizi onlarla yüzleşmeye zorlar” sözünü hatırlatırcasına, oyunda fotoğrafçının objektifinin ardındaki soğukkanlılık ile insani müdahale arzusu arasındaki çatışma sahneye taşınır.</p>
<p>Kameranın işi hayatı kaydetmek; değiştirmek değil….</p>
<p>Fotoğrafçıların kadraja girip beğenmedikleri şeyleri değiştirmelerini bekleyemezsin. Bizim işimiz gerçeği yakalamak, yeniden sahnelemek değil. (1. Perde, 2. Sahne)</p>
<p>Bu oyun, gerçeğin belgesele özgü donukluğundan sıyrılıp sahnede yeniden kurulduğu bir alan yaratarak, “görüntülerin yalnızca yakalanmadığını, aynı zamanda yeniden üretildiğini” savunan kuramsal yaklaşımları da canlı biçimde doğrular. Savaş anlarında çekilen fotoğrafların kitaplarda derlendiği, müzelerde sergilendiği ve hatta video oyunlarına ilham verdiği düşünüldüğünde, oyundaki her sahne, görüntülerin nasıl kültürel bir hafızaya dönüştüğünü gösteren birer prova niteliği taşır. Bu bağlamda eser, belgesel gerçekliğin kurgusal alanda yeniden anlam kazanmasına ilişkin estetik tartışmalara sahnede, ete kemiğe bürünmüş bir örnek sunar. Dahası, Türkiye’nin hemen yanı başında yıllardır süren çatışmaların varlığı, oyunun yalnızca evrensel bir meseleye değil, aynı zamanda coğrafi ve duygusal olarak bize çok yakın bir yaraya dokunduğunu hissettirir.”</p>
<p>Dekor tasarımını Barış Dinçel’in, kostüm tasarımını Ahsen Nur Yaman’ın, ışık tasarımını Fatih Mehmet Haroğlu’nun, efekt tasarımını Metin Küçükyılmaz’ın, görüntü tasarımını Emre Turgaylı’nın yaptığı, fotoğraflarını Ahmet Çelikbaş’ın çektiği oyunda <b>Mert Tanık, Murat Coşkuner, Pervin Bağdat, Sevil Akı</b> rol alıyor.</p>
<p>Oyun, 10-13 Aralık 2025 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde.</p>
<p>İyi seyirler…</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/savasin-silinmeyen-izlerinin-hikayesi-oylece-durur-zaman-seyirciyle-bulusuyor-597779">Savaşın Silinmeyen İzlerinin Hikayesi &#8220;Öylece Durur Zaman&#8221; Seyirciyle Buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni yılda ruh sağlığını güçlendirmenin 10 yolu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-ruh-sagligini-guclendirmenin-10-yolu-597638</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 10:54:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[edilmeli]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendirmenin]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597638</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük yaşamın rutinleri ve koşturmacası devam ederken her yeni yıl yeni bir başlangıç anlamı taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-ruh-sagligini-guclendirmenin-10-yolu-597638">Yeni yılda ruh sağlığını güçlendirmenin 10 yolu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günlük yaşamın rutinleri ve koşturmacası devam ederken her yeni yıl yeni bir başlangıç anlamı taşıyor. Senenin son günlerine girmişken, herkesin bu umuda sarılarak kişisel hedeflerini yeniden gözden geçirmesi gerektiğinin altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Psikolog Dr. Ezgi Dokuzlu Tezel, “Hayattaki her şeyin bütünüyle kontrolümüzde ilerlemesini ya da kusursuz olmasını beklemek gerçekçi değil. Yeni yılda hem güzel gelişmelerin hem de zorlayıcı durumların bizi bekleyebileceğini sakinlikle öngörebilmeliyiz. Böyle zamanlarda kendimize daha anlayışlı ve şefkatli yaklaşmak, karşımıza çıkabilecek güçlüklerin üstesinden gelebilmemiz için son derece kıymetli” dedi.</strong></p>
<p><strong>Uzman Psikolog Ezgi Dokuzlu Tezel, yeni yılda ruhsal iyilik halini güçlendirecek 10 öneri sıraladı.</strong></p>
<ol>
<li>Gelecekle ilgili düşünürken karamsarlıktan uzak durmalı ve “Ya olursa, ya yapamazsam” gibi söylemler yerine, şu anda sahip olunan koşullar ve kazanımlar göz önünde bulundurarak hareket edilmeli. Geçmişteki hatalar ya da geleceğe dair henüz yaşanmamış olumsuzluklar sebebiyle şimdiki zaman kaçırılmamalı.</li>
<li>Kişi kendine ve sevdiklerine günlük yaşam yoğunluğunda zaman ayırmayı ihmal etmemeli. Zaman hızla akıp giderken güzel anılar biriktirmek ve küçük şeylerden keyif almak hem yaşama motivasyonunu hem de iç huzuru destekler.</li>
<li>Hayattan beklentiler net bir şekilde belirlenmeli ve yaşam buna göre şekillendirilmeli. Kişinin kendini daha iyi tanıyabilmesi için ‘Ben ne istiyorum, bunu neden istiyorum, bana nasıl bir katkı sağlayacak?’ soruları üzerinde düşünmeli. </li>
<li>Büyük hedefler her ne kadar motive edici olsa da onları hayata geçirebilmek için önce küçük adımlara ihtiyaç olduğu unutulmamalı. Ulaşılabilir olmaları için hedefler daha küçük parçalara ayrılmalı, bu varış noktalarına yaklaşmak adına bireysel olarak çaba sarf edilmeli.</li>
<li>Hedefler oluşturulurken kullanılan dilin olumlu olmasına dikkat edilmeli. Örneğin “Başarısız olmayacağım” yerine “Daha başarılı olmak için çaba göstereceğim” şeklinde ifadeler tercih edilmeli.</li>
<li>Yeni yıl planlamaları yapılırken geçmişteki başarılar, başarısızlıklar ve halihazırda sahip olunanlar gerçekçi biçimde kabul edilmeli, kişi kendini değerlendirirken başkalarıyla kıyaslamaktan kaçınmalı.</li>
<li>Hayattaki eksiklere yoğunlaşmak yerine sahip olunanlara odaklanılmalı. Var olanlar için teşekkür etmek, motivasyonu artırarak daha iyi hissetmeyi sağlar.</li>
<li>Mutluluğun bir araç değil, bir sonuç olduğu unutulmamalı. Bu yüzden mutlu olmanın yollarını aramak yerine, kişi öncelikle ona gerçekten neyin iyi geldiğini keşfetmeli.</li>
<li>Geçmişte yapılan tüm hatalar analiz edilmeli ve gerekli dersler çıkarılmalı. Bu sayede kişi kendini daha iyi tanır ve daha güçlü ve bilinçli adımlar atmaya başlar.</li>
<li>Belki başarısızlık kaygısı belki de yaratılamayan zaman nedeniyle tecrübe edilemeyen deneyimlere yeni yılda şans verilmeli. Bu yeni deneyimlerle kişi kendini biraz daha iyi tanıma şansı bulabilir.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-ruh-sagligini-guclendirmenin-10-yolu-597638">Yeni yılda ruh sağlığını güçlendirmenin 10 yolu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Her gün en az 20 dakika kendinize sessiz bir zaman ayırın!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-her-gun-en-az-20-dakika-kendinize-sessiz-bir-zaman-ayirin-597395</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 09:22:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[az]]></category>
		<category><![CDATA[beceri]]></category>
		<category><![CDATA[Beynimiz]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[Mindfulness]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597395</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bilinçli farkındalık konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-her-gun-en-az-20-dakika-kendinize-sessiz-bir-zaman-ayirin-597395">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Her gün en az 20 dakika kendinize sessiz bir zaman ayırın!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bilinçli farkındalık konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>&#8220;Mindfulness&#8221; kavramı Türkçede &#8220;Bilinçli Farkındalık&#8221;</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, &#8220;Mindfulness&#8221; kavramının Türkçeye &#8220;Bilinçli Farkındalık&#8221; olarak çevrilmesinin yerinde bir tanımlama olduğunu belirterek<strong>, </strong>&#8220;Aslında bu, bilinçli zihinsel ve duygusal farkındalık demektir. Bir zihinsel boyutu var, bir de duygusal boyutu. Bu farkındalığın üç ana ayağı var: Niyet, dikkat ve tutum.&#8221; dedi. Prof. Dr. Tarhan, bu üç ayağın nasıl işlediğini şu sözlerle açıkladı:</p>
<p>&#8220;Birincisi niyet ayağıdır. Kişi, niyetini önüne çıkan olaylara değil, kendi gerçek hedeflerine yöneltmeyi bilmelidir. &#8216;Kontrol bende, içinde yaşadığım olaylarda değil&#8217; duygusu önemlidir. İkinci adımda dikkat devreye girer. Niyeti tam da olsa, kişi dikkatini doğru noktaya yöneltmelidir. Üçüncüsünde ise tutum geliştirilmesi gerekir. Yaşanan zor olaylar karşısında kendi tutumunu seçebilmesi kişinin elindedir. Bütün bunları yaptığı zaman, kişi zihinsel yönetimini kendisi ele alır.&#8221;</p>
<p><strong>Meditasyon Mindfulness ile karıştırılıyor</strong></p>
<p>Meditasyonun sıkça Mindfulness ile karıştırıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, ikisi arasındaki temel farkı ortaya koydu. Meditasyonun bir gevşeme tekniği olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Meditasyonun da üç önemli ayağı vardır: Zihinsel olarak bir konuya odaklanmak, nefes egzersizleri gibi ritmik bir hareket yapmak ve genellikle rahatlatıcı bir müzik ya da ses olması… Bu üçü ile meditasyon gerçekleşir. Ancak unutmamak gerekir ki meditasyon, Mindfulness&#8217;ın kullandığı bir tekniktir sadece. Bir alt dalı, bir aracıdır. Üst konsept bilinçli farkındalıktır.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Mindfulness&#8217;ın beyin üzerindeki nörobilimsel etkileri kanıtlandı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Mindfulness&#8217;ın beyin üzerindeki nörobilimsel etkilerinin artık kanıtlandığını dile getirerek, &#8220;Mindfulness&#8217;ın eğittiği organ beynimizdir. Birincisi, beynimizin CEO&#8217;su olan &#8216;Kaptan Köşkü&#8217;, yani frontal bölgeyi yönetmeyi öğretir. Planlama, zamanlama gibi yürütücü işlevler burada kontrol edilir. İkincisi, beynimizin alarm bölgesi olan Amigdala&#8217;yı yönetir. Tehdit karşısında harekete geçen Amigdala&#8217;dan gelen uyaranları fark edip sakin kalmayı sağlar. Üçüncüsü ise beynin &#8216;otomatik pilotu&#8217; olan &#8216;Default Mode Network&#8217;ü düzenler. Bu network&#8217;ün aşırı aktif olması, kaygının çok yüksek olduğunu gösterir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Mindfulness&#8217;ın hücresel düzeyde de etkileri var</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Mindfulness&#8217;ın hücresel düzeyde de etkileri olduğunu, Nobel ödüllü bir araştırmaya atıfta bulunarak, &#8220;Kronik stres altında, hücrelerin kaç defa bölüneceğini gösteren telomerler hızla yıpranır ve DNA hasarı oluşur. Bu da erken yaşlanmadır. Mindfulness, stresi yönetmeyi öğreterek telomerleri onaran Telomeraz enziminin daha verimli çalışmasına yardımcı olur. Yani biyolojik yaşlanmayı yavaşlatır.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Amaç zor duyguları yönetmek</strong></p>
<p>Mindfulness&#8217;ın yanlış anlaşılan bir yönüne de değinen Prof. Dr. Tarhan, bunun bir &#8220;pozitif düşünce&#8221; dayatması olmadığını söyledi. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Aşırı düşünme (overthinking), beynin yoğun bir şekilde stres hormonu salgılamasına neden olur. Bu durum, serotonin ve dopamin gibi beynin temel kimyasallarının hızla tükenmesine yol açar. Tıpkı kronik stresin telomerleri kısaltarak yaşam süresini etkilemesi gibi, beynin kimyasal seviyesini de düşürür. Peki, Mindfulness bunu nasıl engelliyor? Genellikle Mindfulness, &#8216;anı yaşamak&#8217; olarak yanlış anlaşılıyor; oysa doğrusu &#8216;anda yaşamaktır. &#8216;Mindfulness demek pozitif düşünce değil; zor durumlarda, stres esnasında soğukkanlı kalma becerisine sahip olmaktır. Anda kalmaktır. Bu kişiler ya geçmişte yaşıyorlar ya gelecekte, bugünü kaçırıyorlar. Oysa felsefe basittir: Geçmişten öğren, bugünü yaşa, geleceğe bak.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mevcut durumu kabul etme önemli…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu süreçte mevcut durumu kabul etme kavramının da kritik olduğunu dile getirerek, &#8220;Kişinin gücünün yetmediği, değiştiremeyeceği şeyler vardır. Bunu kabul etmesi gerekir. Hoşuma gitmese de bunu yaşamam gerekiyormuş diyebilmek önemlidir. Unutmayın; bir şeye üzüldüğünüzde çaresi varsa üzülmeye değmez, çaresi yoksa üzülseniz de değişmeyeceği için yine üzülmeye değmez.&#8221;</p>
<p>Mindfulness&#8217;ın uzun vadeli hedefler için bugünkü zorlukları tolere etme becerisi kazandırdığına da vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Niyetlenmiş davranış, beyinde tamamen farklı bir ağı çalıştırır. Kişiyi haz odaklı kısa vadeli hedeflerden çıkarıp, anlam odaklı uzun vadeli hedeflere yöneltir. Şu anda bir şeyden fedakârlık yapıyorsun, konforun kaçıyor ama bu sana 3-5 sene sonra ne kazandıracak? İşte farkındalık, bu bağlantıyı kurabilmektir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Stres karşısında soğukkanlı kalma becerisi kazanma</strong></p>
<p>Mindfulness&#8217;ın tek seferlik bir uygulama ile sonuç vermeyeceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, bu becerinin beyne nasıl öğretildiğini bilimsel yöntemlerle anlattı:</p>
<p>&#8220;Bunu bir anlık yaparsanız olmuyor. Sürekli yaptığınız zaman artık stres karşısında soğukkanlı kalma becerisi kazanıyorsunuz. Hatta biz bunu Neurofeedback gibi, kişinin beyninde Alfa dalgası üretmeyi öğrettiğimiz tedavi yöntemleriyle ölçüyoruz. Kişi, ekrandaki bir oyunu oynayarak beynindeki Beta dalgalarını azaltıp Alfa dalgalarını artırmayı öğrendiği zaman, beyin bu dalgayı alet takılı olmadan da üretmeyi öğreniyor. Otomatikleşiyor.&#8221;</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu tekniğin artık psikiyatride &#8220;dokulara saygılı hekimlik&#8221; olarak görüldüğünü belirterek, &#8220;Tıptaki klasik yöntem ameliyat etmek, en güçlü ilaçları vermektir. Bu, müdahaleci bir tekniktir. Mindfulness ise laparoskopik cerrahi gibidir. İnsanın psikolojik bütünlüğünü bozmadan, bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalığı yenmeye benzer.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Farkındalık kişiyi mutsuz eder mi?</strong></p>
<p>Farkındalığın kişiyi mutsuz ettiği yönündeki eleştirilere de yanıt veren Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Mutluluktan ne anladığımız önemli. İki türlü mutluluk var: Biri hedonik mutluluk, yani haz mutluluğu. Diğeri ise anlam mutluluğu. Haz mutluluğu beynin dopamin yolaklarıyla, anlam mutluluğu ise serotonin yolaklarıyla ilgilidir. Dopamin kısa vadelidir, hızla tükenir ve beyin tekrar ister. Eğer mutluluğu sıfır stresli bir hayat olarak hedefliyorsak, bunun adı sahte mutluluktur. Nasıl paranın sahtesine özen göstermiyorsak, mutluluğun da sahtesini ayırt etmemiz gerekir. Satın alınabilen, somut şeylerden elde edilen mutluluk sahte mutluluktur.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Mutsuz gözüken bir olaya üçüncü bir gözle bakın</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, farkındalık sürecinde yaşanan yüzleşme anlarının nasıl yönetileceğinin ilişkin de “Bugünün ıstırabı, yarının neşesidir. Bunu anladığınızda mutsuzluk hissini yönetirsiniz. Bunu yaparken kilit beceri gözlemci olmayı öğrenmektir. Kendi duygularına karşı da gözlemci olacaksın, dışarıdan sana sunulan duygulara karşı da&#8230; Gözlemci olduğun zaman o duygu sana bulaşmıyor, zihinsel olarak o duyguyu satın almıyorsunuz. Mutsuz gözüken bir olaya üçüncü bir gözle bakabilen kişi, olayı hemen duygusal olarak onaylamaz. Bu, kendiliğinden olmaz, öğrenilmesi gereken bir beceridir.&#8221; şeklinde bilgi verdi.</p>
<p>Özellikle dijital çağın getirdiği hızlı ve sürekli uyaran akışına karşı &#8220;dijital detoks&#8221; ve kendine zaman ayırmanın önemini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, kişinin kendi ruh haline objektif bakabilmesinin modern insanın en temel ihtiyaçlarından biri olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Beynimiz de biyolojik bir bilgisayar gibi çalışıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bir bilgisayarın ön bellek doluysa yavaşladığını, beynimizin de biyolojik bir bilgisayar gibi çalıştığını kaydederek, &#8220;Bir bilgisayar düşünün; ön belleği doluysa yavaşlar. Beynimiz de biyolojik bir bilgisayar gibi çalışıyor. Beynimizdeki algoritmaların yaklaşık yüzde 30&#8217;u genetik, yüzde 70&#8217;i ise sonradan öğrenilir. Öğrendiğimiz bu algoritmaları yeni bilgilerle yeniden yazmak gerekiyor. Eğer beynimizdeki algoritmaları değiştirmezsek, eski sorulara eski cevaplar veririz. Hâlbuki eski sorulara yeni cevaplar vermek gerekiyor. Bu, beynimizin nöroplastisite özelliğiyle ilgilidir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Mindfulness tekniği için kişinin yaşam felsefesine göre kendisine ayırdığı bir zaman olmalı</strong></p>
<p>Bu zihinsel becerinin günlük hayata nasıl entegre edileceğini de açıklayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Mindfulness tekniği için kişinin yaşam felsefesine göre kendisine ayırdığı bir zaman olması gerekiyor. Bu, meditatif bir eylemdir. Aslında doğanın hız ve ritmine uygun yaşamaktır. Her gün en az 20 dakika kendinize sessiz bir zaman ayırın. Bu, kişinin rutinden kopup durup düşündüğü, yeniden değerlendirdiği bir moladır. O anda beynin &#8216;otomatik pilotu&#8217; olan Default Mode Network harekete geçer ve beyin stres hormonlarını azaltarak rahatlar. Hatta arama motorları bile &#8216;Search Yourself&#8217; (Kendini Ara) diyerek bu içsel yolculuğu teşvik ediyor. Hayat olumlu ve olumsuz olaylardan oluşan bir çeşnidir. Olumluyu da göreceğiz olumsuzu da göreceğiz ama olayı hızla analiz ettikten sonra olumluya odaklanacağız. Devamlı gerilime ve kronik strese hiçbir vücut dayanmaz. Bir kişinin stres yönetimini öğrenmesi gerektir. Stres yönetimini öğrenmesi bunun için beynindeki nöroplastiteyi geliştirebilmektir&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu pratiğin zamanla otomatikleşen bir beceriye dönüştüğünü belirterek, bir davranışın kalıcı hale gelme sürecini şöyle anlattı:</p>
<p>&#8220;Duyguyla düşünce birleşir ve kişi bunu kabul ederse &#8216;inanış&#8217; olur. İnanışı altı hafta kadar tekrar ederseniz &#8216;alışkanlık&#8217; olur. Alışkanlığı altı hafta daha devam ettirirseniz &#8216;kişilik&#8217; haline gelir. Artık o kişi, bir olayla karşılaştığında bunu otomatik olarak yapar.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;İçsel eleştirmeni&#8221; yönetmek</strong></p>
<p>Mindfulness&#8217;ın en kritik boyutlarından birinin &#8220;içsel eleştirmeni&#8221; yönetmek olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı: </p>
<p>&#8220;Hepimizin beyninde kendisini aşağılayan bir eleştirmen var. Mindfulness pratiği yapan bir kimse, içindeki eleştirmene &#8216;Dur, hayır&#8217; diyebilir. &#8216;Şu söylediğin haklı ama bu söylediğin yanlış&#8217; diyerek onu yönetebilir. Kendimizi bu eleştirmene kaptırırsak, rüzgârda yelkensiz sürüklenen bir gemi gibi savruluruz. İçimizdeki eleştirmeni yönetmek de bu sürecin önemli bir boyutudur.&#8221; </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-her-gun-en-az-20-dakika-kendinize-sessiz-bir-zaman-ayirin-597395">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Her gün en az 20 dakika kendinize sessiz bir zaman ayırın!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yiyeceklerin Görünüşü Dünyayı Kurtarır mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yiyeceklerin-gorunusu-dunyayi-kurtarir-mi-597383</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 09:07:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre Dostu]]></category>
		<category><![CDATA[Dokular]]></category>
		<category><![CDATA[dünyayı]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[görünüşü]]></category>
		<category><![CDATA[Karbon Salınımı]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarır]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tat]]></category>
		<category><![CDATA[tüketici]]></category>
		<category><![CDATA[Yiyecekler]]></category>
		<category><![CDATA[yiyeceklerin]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597383</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yiyeceklerin görüntüsünün sadece iştah açıcı olmadığını, çevreyi koruma konusunda da büyük bir rol oynayabileceğini biliyor muydunuz?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yiyeceklerin-gorunusu-dunyayi-kurtarir-mi-597383">Yiyeceklerin Görünüşü Dünyayı Kurtarır mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yiyeceklerin görüntüsünün sadece iştah açıcı olmadığını, çevreyi koruma konusunda da büyük bir rol oynayabileceğini biliyor muydunuz? Yeditepe Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Başkanı Prof. Dr. Sibel Özilgen ve ekibi, yiyeceklerin görsel dokusunun tüketici davranışlarını nasıl etkilediğini araştırdı. Sonuç: Görsel dokuyu kullanarak hem karbon ayak izini azaltabilir hem de tüketicileri sürdürülebilir yiyeceklere yönlendirebilirsiniz!</p>
<p>En çarpıcı örneklerden biri, görsel dokusu katmanlı hale getirilen sütlaç. Bu yöntemle sütlacın karbon salınımı tam yüzde 31 azaldı. Üstelik bu sunum, tüketiciler tarafından daha çok tercih edildi.</p>
<p><strong>“Tatmadan, Görünüşüne Bakıp Satın Alıyoruz”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Özilgen, yiyeceklerin görsel dokusunun tüketici seçimlerini büyük oranda etkilediğini söylüyor:</p>
<p>“Yumuşak, kıtır, çıtır ve köpüklü dokular tüketicilerin daha çok ilgisini çekiyor. Bu dokuları doğru kullanarak daha çevre dostu yiyecekler tasarlamak mümkün. Böylece tüketicileri sürdürülebilir yiyeceklere yönlendirebilirsiniz. Doğru kullanımdan çoğu zaman anlaşılan yenildiği zaman bu dokuların beğenilmesi. Ancak bizim yaptığımız bir tat çalışması değil, bilişsel (cognitive) bir çalışma. Gıdaları çoğu zaman tatmadan satın alıyoruz. Süpermarkette, çevrimiçi siparişlerde veya menülerde seçim yaparken hep görsellere dayanıyoruz. Beynimiz, bir gıdayı gördüğünde hafızamızdaki verilerle onu otomatik olarak algılıyor. Burada, yemeğin içindeki karbon salınımı yüksek olan ana malzemenin miktarını azaltırken, karbon salınımı daha düşük olan malzemelerin farklı dokularını belirli kombinasyonlarla kullanarak katmanlı görsel doku tasarımları oluşturduk ve beynin gıda algısını yönlendirmeye çalıştık. Hatta hafızamızda yer etmiş geleneksel bir tat olan sütlaç üzerinde bile bu yaklaşım başarılı oldu. Böylece tüketicilerin sürdürülebilir tercihlere yönelmesini sağlayabileceğimizi gördük—hem de herhangi bir indirim veya çevre dostu mesaj kullanmadan.”</p>
<p><strong>Kabuk, Sap ve Kökleri Toprağa Geri Kazandırın!</strong></p>
<p>Bir diğer ilginç bilgi ise gıdalardan geriye kalan kabuk, sap, kök gibi artıklarla ilgili. Prof. Dr. Özilgen, örneğin birçok kişinin kızartarak değerlendirdiği patates kabuklarının kompost yapılmasının daha çevre dostu olduğunu söylüyor:</p>
<p>“Patates kabuğunu kızartırken harcadığınız su, diğer malzemeler ve enerji, düşündüğünüzden daha fazla karbon salınımına ve kaynakların daha fazla tüketimine yol açıyor. Bunun yerine kompost yaparak toprağa geri kazandırın.”</p>
<p><strong>Her Bitkisel Gıda Masum Değil</strong></p>
<p>Bitkisel gıdaların çevre dostu olduğu düşünülse de durum her zaman öyle değil. Prof. Dr. Sibel Özilgen, örneğin pirincin küresel tarımsal metan emisyonlarının yüzde 30’unu oluşturduğunu hatırlatarak, seçimlerimizi daha dikkatli yapmamız gerektiğini vurguladı.</p>
<p>“2030’a kadar pirinç tarlalarından kaynaklanan sera gazı salınımının yüzde 60 artması bekleniyor. Bu nedenle bilinçli tercihler yapmalıyız.”</p>
<p><strong>Yerel Ürün Her Zaman Doğru Seçim Olmayabilir</strong></p>
<p>Yerel ürünlerin yerel halk ve ekonomi için çok önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Özilgen, ne yazık ki bunların her zaman çevre dostu olmadığını da hatırlatıyor. Eğer bu ürünler teknolojiyle desteklenmiyorsa, yanlış tarım uygulamaları yüzünden daha fazla karbon salınımına yol açabiliyor.</p>
<p><strong>“Mükemmel Görünmeyen Ürünlere Öncelik Verin”</strong></p>
<p>Gıda güvenilirliği açısından risk taşımayan, ancak görüntü açısından dezavantajlı olan gıdalara da dikkat çeken Prof. Dr. Özilgen, şunları kaydetti: </p>
<p>“Görünüşü mükemmel olmayan meyve ve sebzelerin mutlaka gıda tüketim zinciri içine katılmasının teşvik edilmesi gerekiyor. Tüketicinin bu konuda bilinçlendirilmesi ve alternatif yöntemler konusunda eğitilmesi çok önemli. Çalışmalarımızda bizim de kullandığımız gibi, örneğin, yumuşamış bir muz, ezilmiş bir armut, kararmış bir patlıcan, kıtırlaşmış ekmek, tat ve dokularından faydalanarak sürdürülebilir reçeteler oluşturmak için kullanılmalıdır. Ayrıca, son kullanma tarihi yaklaşmış olan gıdalar öncelikli olarak satın alınmalı ve tüketilmelidir. Bu noktada en büyük görev bu konunun iletişimini yapacak olan yetkililere, gıda mühendislerine ve eğitimli şeflere düşüyor.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yiyeceklerin-gorunusu-dunyayi-kurtarir-mi-597383">Yiyeceklerin Görünüşü Dünyayı Kurtarır mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>25. Seferihisar Mandalina Şenliği coşkuyla kutlandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/25-seferihisar-mandalina-senligi-coskuyla-kutlandi-597274</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 07:51:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Belediye Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[coşkuyla]]></category>
		<category><![CDATA[hep]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kutlandı]]></category>
		<category><![CDATA[mandalina]]></category>
		<category><![CDATA[seferihisar]]></category>
		<category><![CDATA[şenliği]]></category>
		<category><![CDATA[üretici]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkin]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597274</guid>

					<description><![CDATA[<p>Binlerce kişinin katıldığı şenlik, muhteşem etkinliklere sahne oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/25-seferihisar-mandalina-senligi-coskuyla-kutlandi-597274">25. Seferihisar Mandalina Şenliği coşkuyla kutlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Binlerce kişinin katıldığı şenlik, muhteşem etkinliklere sahne oldu. Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin’in ev sahipliği yaptığı şenliğe İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Cumhuriyet Halk Partisi İzmir İl Başkan Yardımcıları Sefa Dönmez, Haydar Göktepe, Beydağ Belediye Başkanı Şakir Başaran, Diyetisyen Hatice Nur Ege, siyasi parti temsilcileri, basın mensupları ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen binlerce kişi katıldı.</p>
<p>Geleneksel Seferihisar Mandalina Şenliği’nin 25’incisi, bu yıl da yine coşkuyla kutlandı. Binlerce vatandaşın katımıyla gerçekleştirilen ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ile Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin’in katıldığı kortej yürüyüşüyle başlayan şenlik, renkli görüntülere sahne oldu. </p>
<p>Seferihisar Kapalı Pazar Yeri’nde dans ve gösterilerin yanı sıra, kral ve kraliçe yarışması, en iyi hediyelik eşya yarışması, en iyi mandalinalı yemek ve mandalinalı tatlı yarışmalarının ödül töreni düzenlendi. Şenlikte Mandalina Kraliçesi Gökçe Güneş Açıkgöz ve Mandalina Kralı Arda Yılmaz seçildi. Seferiçınar Halk Dansları topluluğunun Harmandalı, Çökertme ve Sirtaki gösterisi izleyenlerden büyük beğeni topladı. Neşeli Bale’nin ilçemizi uluslararası alanlarda temsil eden öğrencileri de izleyenlere eşsiz bir dans şöleni yaşattı. Ardından Chaos Famos grubu izleyenlere farklı tarzıyla eğlenceli anlar yaşattı. </p>
<p>“MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR”</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay “Bugün çok özel bir yerdeyiz. Doğal güzellikleriyle, tarihiyle, mirasıyla saymakla bitmeyecek kadar zengin bir şehirde bulunuyoruz. Sevgili İsmail Başkanımı ve onun nezdinde Seferihisar Belediyesi’ni, bu etkinliğe emek veren herkesi gönülden kutluyorum. Sizlerle birlikte olmanın büyük mutluluğunu yaşıyoruz. Başkanımız mandalina üreticisinin yaşadığı sıkıntılardan bahsetti. Ne yazık ki bu sorunlar sadece mandalina üreticilerimizin değil; üretmek, emek vermek ve ülkemizin kalkınmasına katkı sağlamak isteyen tüm üreticilerimizin ortak sıkıntısıdır. Benzer sorunlar, üretime destek vermek isteyen her vatandaşımızın karşısına çıkıyor ve hepimizin hayatını etkiliyor. Yoksulluğun ve işsizliğin altında ezilen insanlarımız zaman zaman umutsuzluğa düşüyor, şiddete meyil edenler oluyor. Bu nedenle ülkemizde şiddet olayları artıyor; madde bağımlılığı ve kumar bağımlılığı yaygınlaşıyor. Tam da bu noktada bir şeyi hatırlatmak istiyorum: Bizler, “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” diyen bir liderin ülkesinde yaşıyoruz. Eğer bu milletin damarlarında o asil kan dolaşıyorsa, bu ülkede hiçbir yanlışa izin vermeyeceğiz. Çalışmadan, ülkemize sahip çıkmadan, insanımıza sahip çıkmadan hiçbir sorunumuzu çözemeyiz. Bu mücadeleyi sizlerle birlikte büyüteceğiz. Sokakları mis gibi mandalina kokan bu güzel şehirden, burada olan ve olmayan tüm hemşehrilerime sesleniyorum:<br />Büyük milletimizin herhangi bir yanlışın karşısında diz çökeceğini düşünen varsa, boşuna hayal kurmasın. Bizler hiçbir yanlışın önünde diz çökmeyeceğiz. Bütün sıkıntılarımızı çalışarak, birbirimize sahip çıkarak çözeceğiz. Biz buradayız; bu mücadelenin içinde olan tüm yurttaşlarımız burada. Bu büyük mücadeleye hepinizi davet ediyorum. Yaşasın İzmir! Yaşasın Seferihisar! Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!” diye konuştu.</p>
<p>ÜRETİCİNİN ALIN TERİ BU MEMLEKETİN GELECEĞİDİR!</p>
<p>Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin, “Turuncu bayramımıza, Seferihisar’ın bereketini, emeğini ve toprağını 25. kez kutladığımız Mandalina Şenliğimize hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz! Bu sadece bir şenlik değil; Seferihisar’ın ruhunu, üretimin gücünü ve dayanışmanın sıcaklığını bir kez daha hep birlikte yaşadığımız bir gün! Benim çocukluğum da sizinkiler gibi mandalina bahçelerinde geçti. Küçük yaşlardan itibaren dalların arasında koştum, mandalinanın kokusuyla büyüdüm. Seferihisar’ı toprağından, ağacından, bahçesinden öğrendim. Bugün burada yalnızca bir belediye başkanı değil, bir üretici olarak da bulunuyorum. Bu topraklarda doğmuş, büyümüş, bu toprakların ekmeğini yemiş biri olarak üreticimizin derdini en iyi anlayanlardan biriyim. Ağacın ne zaman üzüldüğünü, toprağın ne zaman konuştuğunu, üreticinin ne zaman uykusunun kaçtığını bilirim. Çünkü o dertler benim de derdim oldu, bugün de öyle” dedi. </p>
<p>BAŞKAN YETİŞKİN’DEN ÇAĞRI</p>
<p>Sözlerine mandalina üreticisinin yaşadığı sıkıntılardan bahsederek devam eden Başkan Yetişkin, “Bu yıl mandalina satışlarında yaşadığımız sorunlar hepimizi derinden etkiledi. Üreticimizin emeği karşılığını bulamadı, fiyatlar maliyeti bile karşılamadı. Bu tablo kabul edilemez. Buradan bir kez daha güçlü bir çağrı yapmak istiyorum:<br />Devletin ve tüm yetkili kurumların mandalina üreticisi için acil önlem alması gerekiyor. Üreticinin yılı heba olursa, memleketin bereketi de heba olur. Biz Seferihisar olarak üreticimizin yanındayız ama bu yükü sadece üreticinin sırtına bırakmak doğru değil! Üreticinin alın teri, bu memleketin geleceğidir. Biz bu geleceğe sahip çıkmak zorundayız.  Mandalina Şenliği hepimiz için özel bir gelenek. Çocukluğumuzun hatırası, ailelerimizin buluşması, komşuluğun en sıcak hâlidir. Her yıl aramıza yeni komşular katılıyor, ailemiz büyüyor. Ve biz bu büyük Seferihisar ailesi olarak burada bir araya gelip neşemizi çoğaltıyoruz. Elbette zor günlerden geçiyoruz. Ülkenin hali ortada. Ekonomik krizin etkisi hepimizin omzunda. Ama ne olursa olsun:<br />Birbirimizin elinden tutacağız.<br />Dayanışmayla güçleneceğiz.<br />Toprağımıza sahip çıkacağız.<br />Üretime devam edeceğiz.<br />Ve yarınlarımıza umutla yürüyeceğiz. Biz, umudu en karanlık zamanlarda bile kaybetmeyen bir toplumuz. O yüzden yeter ki neşemiz solmasın, umudumuz eksilmesi! Bu güzel şenliği hazırlayan tüm ekip arkadaşlarıma, gönüllülerimize, esnafımıza, üreticilerimize ve emek veren herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Onların emeğiyle bugün Seferihisar sokakları yine turuncuya, neşeye ve dayanışmaya büründü. Ayrıca bugün aramızda olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Cemil Tugay’a, Seferihisar’a ve şenliğimize verdiği kıymetli destek için gönülden teşekkür ediyorum. İzmir’in ve Seferihisar’ın geleceğini birlikte büyüteceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İYİ Kİ VARSIN HALUK LEVENT</p>
<p>Vatandaşlara unutulmaz bir konser veren Haluk Levent’e teşekkür eden Başkan Yetişkin “Sevgili Haluk Levent’e özel bir teşekkür borcumuz var. Sadece bugün sahnemizi coşkuyla doldurduğu için değil… Yangınlar sırasında, en zor zamanlarımızda Seferihisar’ın yanında oldukları için. Dayanışmanın, iyiliğin ve yoldaşlığın ne demek olduğunu o günlerde bir kez daha gördük. O destek, bu kentin hafızasında ve yüreğinde her zaman çok özel bir yerde duracak. İyi ki varsın Haluk Levent! İyi ki bizlerlesin” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/25-seferihisar-mandalina-senligi-coskuyla-kutlandi-597274">25. Seferihisar Mandalina Şenliği coşkuyla kutlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>25. Mandalina Şenliği üreticinin yüzünü güldürdü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/25-mandalina-senligi-ureticinin-yuzunu-guldurdu-597250</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 07:35:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Belediye Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Cemil Tugay]]></category>
		<category><![CDATA[güldürdü]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[mandalina]]></category>
		<category><![CDATA[seferihisar]]></category>
		<category><![CDATA[şenliği]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[üretici]]></category>
		<category><![CDATA[üreticinin]]></category>
		<category><![CDATA[yüzünü]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597250</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’in Seferihisar ilçesinde bu yıl 25’incisi düzenlenen Mandalina Şenliği, hem üreticilerin hem de bölge halkının yoğun katılımına sahne oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/25-mandalina-senligi-ureticinin-yuzunu-guldurdu-597250">25. Mandalina Şenliği üreticinin yüzünü güldürdü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’in Seferihisar ilçesinde bu yıl 25’incisi düzenlenen Mandalina Şenliği, hem üreticilerin hem de bölge halkının yoğun katılımına sahne oldu. Türkiye’nin önemli narenciye merkezlerinden Seferihisar’daki şenlikte konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, hem mandalinanın ekonomik değerine hem de üreticilerin yıl boyunca verdiği emeğe dikkat çekti.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Seferihisar Belediyesi ev sahipliğinde bu yıl 25&#8217;incisi düzenlenen Seferihisar Mandalina Şenliği&#8217;ne katıldı. Şenlik, renkli gösteriler ve kortej yürüyüşü ile başladı. Ülke ekonomisine değer katan narenciye üreticisinin emeğinin karşılığını alması, ürünün dünya pazarında yer bulması için düzenlenen etkinlikte Başkan Cemil Tugay, yoğun ilgi ile karşılandı. Başkan Tugay, Seferihisar pazar yerinde yapılan şenliğe katılan üreticilerin tezgahlarını ziyaret etti, kendisi ile fotoğraf çekmek isteyenleri kırmadı. Binlerce üreticinin geçim kaynağı olan Mandalina Şenliği, dans gösterileri ile başladı. </p>
<p><strong>Tugay yaşanan sorunlara dikkat çekti</strong><br />İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Mandalina Şenliği&#8217;ne ülkenin farklı kentlerinden birçok insanın katıldığını, bunun da kendilerini mutlu ettiği söyledi. Seferihisar&#8217;ın kente tarımsal ve turizm açısından önemli katkılarının olduğunu belirtti.<br />Mandalina üreticilerinin yaşadığı sorunları anımsatan ve benzer sıkıntıları sadece tarımla uğraşanların değil, ülkede üretime katkı sunmak isteyen herkesin yaşadığını söyleyen Başkan Tugay, “Bu sorunlar ülkemizin fakirleşmesine, insanlarımızın işsizleşmesine ve bunun gibi birçok soruna neden oluyor. Bir süre sonra insanlar ne yapacağını bilmez hale gelebiliyor. Yoksulluğun, işsizliğin altında bunalan insanlar birbirine zarar vermeye başlıyor. Bize &#8216;Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur&#8217; diyen bir liderin ülkesinde yaşıyoruz. Eğer bu milletin damarlarında o asil kan dolaşıyorsa, bu ülkede yanlış hiçbir şeye izin vermez” diye konuştu. </p>
<p><strong>“Bu büyük mücadele grubuna hepinizi katılmaya davet ediyorum”</strong><br />Çalışmadan hiçbir şeyin düzeltilemeyeceğini vurgulayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, şu ifadeleri kullandı: “Bu mücadeleyi birlikte yapacağız. Sokakları mis gibi mandalina kokan bu güzel şehirde, burada olan ve olmayan herkese sesleniyorum; büyük milletimizin herhangi bir yanlışın önünde diz çökeceğini düşünenler varsa, boşuna hayal kuruyorlar. Bizler hiçbir yanlışın önünde diz çökmeyeceğiz. Bütün sorunlarımızı ve sıkıntılarımızı çalışarak, birbirimize sahip çıkarak çözeceğiz. Bu işin mücadelesini yapan herkes burada. Bu büyük mücadele grubuna hepinizi katılmaya davet ediyorum. Yaşasın İzmir, yaşasın Seferihisar, yaşasın Türkiye Cumhuriyeti&#8230;” </p>
<p><strong>“Üreticinin ne zaman uykusunun kaçtığını bilirim”</strong><br />Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin de yaptığı konuşmada bunun sadece bir şenlik olmadığını, Seferihisar&#8217;ın ruhunu, üretim gücünü ve dayanışmanın sıcaklığını yaşadığı günlerden biri olduğunu söyledi. Çocukluğunun mandalina bahçelerinde geçtiğini ifade eden Yetişkin, “Küçük yaşlardan itibaren dalların arasında koştuğum, mandalinanın kokusu ile büyüdüğüm, Seferihisar&#8217;ı bahçesinden, toprağından tanırım. Burada yalnızca bir belediye başkanı olarak değil aynı zamanda üretici olarak da bulunuyorum. Bu topraklarda doğmuş, büyümüş ve bu toprakların ekmeğini yemiş biri olarak üreticimizin derdini en iyi anlayanlardan biriyim. Ağacın ne zaman üzüldüğünü, toprağın ne zaman konuştuğunu, üreticinin ne zaman uykusunun kaçtığını bilirim. Bütün bu dertler benim de derdim oldu” dedi. <br />Bu yıl mandalina satışlarında yaşanan sorunların herkesi derinden etkilediğini de vurgulayan Yetişkin, “Üreticimiz emeğinin karşılığını bulamadı. Fiyatlar, maliyeti bile karşılamadı. Bu tablo kabul edilemez. Buradan güçlü bir çağrı yapmak istiyorum; devletin ve tüm yetkili kurumların, mandalina üreticisi için acil önlemler alması gerekiyor. Biz Seferihisar olarak üreticimizin yanındayız ama bu yükü sadece üreticinin sırtına bırakmak doğru değil. Üreticinin alın teri bu memleketin geleceğidir. Biz bu geleceğe sahip çıkmak zorundayız” diye konuştu. </p>
<p><strong>Ödüller sahiplerini buldu</strong><br />25. Seferihisar Mandalina Şenliği kapsamında düzenlenen Hediyelik Eşya Yarışması&#8217;nda dereceye giren tasarımlar açıklandı. Başkan Tugay ile İsmail Yetişkin; birinci olan Zeynep Şumnulu, ikinci olan Bahar Özcan ile üçüncü olan Kübra Selüktekin&#8217;e ödüllerini verdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/25-mandalina-senligi-ureticinin-yuzunu-guldurdu-597250">25. Mandalina Şenliği üreticinin yüzünü güldürdü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Kadın Sığınağı&#8221; İlk Gösterimiyle İzleyiciden Tam Not Aldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadin-siginagi-ilk-gosterimiyle-izleyiciden-tam-not-aldi-597157</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2025 11:35:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[gösteri]]></category>
		<category><![CDATA[gösterimiyle]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[not]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyunu]]></category>
		<category><![CDATA[Şehir Tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[sığınağı]]></category>
		<category><![CDATA[tam]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zleyiciden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597157</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun yeni oyunu “Kadın Sığınağı” gala gösteriminin ardından Cuma akşamı ilk kez seyirci ile buluştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-siginagi-ilk-gosterimiyle-izleyiciden-tam-not-aldi-597157">&#8220;Kadın Sığınağı&#8221; İlk Gösterimiyle İzleyiciden Tam Not Aldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun yeni oyunu “Kadın Sığınağı” gala gösteriminin ardından Cuma akşamı ilk kez seyirci ile buluştu. Tuncer Cücenoğlu’nun yazıp Volkan Derman’ın dram türündeki oyun salonu dolduran vatandaşlardan tam not aldı. Zaman zaman tebessüm ettiren, zaman zaman düşündüren oyunda izleyiciler acıklı hikayeler karşısında gözyaşlarına da hakim olamadı.</span></span></p>
<p><span><span>İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosunun 22’nci oyunu olarak sahneye taşınan Tuncer Cücenoğlu’nun yazıp Volkan Derman’ın yönettiği “Kadın Sığınağı” isimli 2 perdelik dram türündeki oyun, Çarşamba akşamı yapılan gala gösteriminin ardından Cuma akşamı ilk kez seyirciyle buluştu. 11 kişilik güçlü bir kadroyla sanatseverlerin beğenisine sunulan oyun, salonu dolduran vatandaşlardan tam not aldı.</span></span></p>
<p><span><span><b>8 KADININ ÖYKÜSÜNÜ ANLATIYOR</b></span></span></p>
<p><span><span>Temel olarak kadına yönelik şiddet, istismar, toplumsal baskı, kadınların çaresizliği ve sığınma evleri bağlamında bir dramatik eser olan Kadın Sığınağı oyunu, farklı yaşamlardan gelinerek çaresizce bir sığınma evine yerleştirilen 8 kadının öyküsünü anlatıyor. Modern bir tragedya olan oyun, bu özellikleriyle sadece bir tiyatro değil aynı zamanda toplumun karanlıkta kalmış yüzünü görünür kılan bir ayna, kadınların yaşadığı şiddeti, çaresizliği, yalnızlığı ve en önemlisi umutlarını sahneye taşıyan bir farkındalık etkinliği rolü üstleniyor.</span></span></p>
<p><span><span><b>İLK GÖSTERİM 5 ARALIK DÜNYA KADIN HAKLARI GÜNÜNDE YAPILDI</b></span></span></p>
<p><span><span>Oyunun ilk gösterimi için de özel bir tarih seçildi. 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Gününde ilk kez sunulan “Kadın Sığınağı” oyununu izleyenler arasında Belediye Başkanı Alper Taban, meclis üyeleri ve AK Partili yöneticiler de yer aldı. Oyun sırasında kimi zaman tebessüm ettiren, kimi zaman izleyenleri düşündüren anlar yaşandı. 8 kadının acıklı öykülerini anlatan oyunda, zaman zaman izleyicilerin gözyaşlarına hakim olamadığı da görüldü.</span></span></p>
<p><span><span><b>BAŞKAN TABAN’DAN ŞEHİR TİYATROSU EKİBİNE TEBRİK</b></span></span></p>
<p><span><span>Gösteri sonrası vatandaşlar İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosu ekibini uzun süre ayakta alkışladı. Sahneye davet edilen Belediye Başkanı Alper Taban, oyuncuların her birine çiçek takdim ederek tebriklerini iletti. Kısa bir selamlama konuşması da yapan Başkan Taban, şöyle konuştu: “Bu akşam İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosu ekibimizi izledik. Ben ekibimi canı gönülden kutluyorum. Tebrik ediyorum. Boğazımız düğümlendi izlerken. Duygular o kadar güzel geçti ki hem güldürdüler hem düşündürdüler hem ağlattılar. Bugün de aynı zamanda 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü. Bu gösterinin Çarşamba akşamı da bir galası oldu. Ben özelikle bugün burada olmak istedim. Kadın hakları dedik. Hanımefendiler hayatın her aşamasında var. Anne rolü var, çalışan rolü var. Hayatın içerisinde, mesleklerin içerisinde her yerde var. İyi ki varlar. Teşekkür ediyorum. Onların olduğu yerde hep güzellik var.”</span></span></p>
<p><span><span>“Tiyatro, sanat, kültür bunlar insan hayatında olması gereken şeyler. Belki bu noktada daha fazla işler yapabilmek adına da gayret edeceğiz, el birliği ile çalışacağız. Bugün bu tiyatroyu sergileyen tüm oyuncularımıza teşekkür ediyorum. Bu gösteriler 3-4 aylık çalışma ve emekle bu noktaya geliyor. Profesyonel bir tiyatro izlediğimizi düşünüyorum bu akşam.”</span></span></p>
<p><span><span><b>YENİ SALON İÇİN İHALEYE ÇIKILACAK</b></span></span></p>
<p><span><span><span>“Kültür merkezi noktasında eksik kaldık. Bu noktada daha uygun sahneler, daha uygun sunumlar olabilmesi adına fiziki imkanlara da ihtiyaç var. İnşallah bir tane nikah merkezi ve çok amaçlı salonun da içerisinde yer aldığı çalışmayı ihale etmek üzereyiz. Bu oyunları orada da ilçe halkımızla buluşturmak istiyoruz. Yaklaşık 300 milyon gibi bir proje. Çizimleri tamamlanıyor ve yakında ihalesi yapılacak. Botanik Park içerisinde olacak.”</span></span></span></p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-siginagi-ilk-gosterimiyle-izleyiciden-tam-not-aldi-597157">&#8220;Kadın Sığınağı&#8221; İlk Gösterimiyle İzleyiciden Tam Not Aldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyonun 7 İşaretine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depresyonun-7-isaretine-dikkat-596463</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 08:35:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[değişiklikler]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonun]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[şaretine]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596463</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşanan her üzüntü, yorgunluk, isteksizlik, keyifsizlik durumunda genellikle akla ilk olarak “depresyon” geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyonun-7-isaretine-dikkat-596463">Depresyonun 7 İşaretine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşanan her üzüntü, yorgunluk, isteksizlik, keyifsizlik durumunda genellikle akla ilk olarak “depresyon” geliyor. Bu tepkiler çoğu zaman hayatın doğal akışı içinde yaşanan olumsuzluklara karşı verilen geçici yanıtlar şeklinde gelişiyor. Stres, mevsimsel değişiklikler ya da olumsuz olayların ruh halini etkileyebileceğini belirten uzmanlar, depresyonda en önemli kriterin bu duyguların süresi ve yoğunluğu olduğuna dikkat çekiyor. Erken dönemde alınan profesyonel destek ile depresyon tedavi süreci kolaylaşıyor ve yaşam kalitesi kısa sürede artırılabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uz. Dr. Sevda Hajiyeva, depresyonun belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Moral bozukluğu depresyonla karışabiliyor</strong></p>
<p>Günlük yaşamda her birey kendini zaman zaman üzgün, bitkin ya da isteksiz hissedebilir. Bu duygular çoğu zaman hayatın doğal akışı içinde ortaya çıkar. Bu duyguların çoğu stres, yorgunluk, hayal kırıklıkları veya kayıplar karşısında yaşanan geçici tepkilerdir. Ancak bu durumların hepsi depresyon anlamına gelmez. Yoğun iş temposu, kısa süreli stres, mevsimsel değişiklikler veya önemli bir olay sonrası yaşanan üzüntü, çoğu kişide doğal olarak düzelir. Fakat şikayetler uzun sürüyor, şiddetleniyor ve günlük yaşamı etkilemeye başlıyorsa, bu durumda bir uzmana başvurmak gerekir. Yaşadığınız her moral bozukluğu depresyon değildir ancak her depresyon dikkate alınması gereken tıbbi bir durumdur. </p>
<p><strong>Depresyon belirtileri 2 haftadan uzun sürer</strong></p>
<p>Depresyon, tıbbi olarak majör depresif bozukluğu ifade eder. Depresyon yalnızca “üzgün olmak” değildir, kişinin yaşam kalitesini belirgin şekilde düşüren, duygusal, zihinsel ve fiziksel belirtilerle seyreden bir ruhsal hastalıktır. Kişi kendini sürekli mutsuz, üzgün ve enerjisiz hisseder. Genel olarak insanların zevk aldığı şeylerden hatta insanlardan da uzaklaşma eğilimindedir. Depresyon tanısında en önemli unsur, depresyona ait belirtilerin en az iki hafta boyunca sürmesidir.</p>
<p><strong>Depresyonun 7 işareti!</strong></p>
<p>1. Sürekli mutsuzluk veya boşluk hissi</p>
<p>2. Önceden zevk veren aktivitelerden keyif almama</p>
<p>3. Enerji düşüklüğü, çabuk yorulma</p>
<p>4. Dikkat ve konsantrasyonda azalma</p>
<p>5. Uyku ve iştah değişiklikleri</p>
<p>6. Değersizlik veya suçluluk düşünceleri</p>
<p>7. Hayata karşı isteksizlik veya umutsuzluk</p>
<p><strong>Depresyon çocuklarda da görülebilir</strong></p>
<p>Depresyon çok faktörlü bir hastalıktır. Genetik ve aile öyküsünün yanı sıra birçok biyolojik, psikolojik ve çevresel etken rol oynar. Depresyon, yalnızca ruh haliyle ilgili bir sorun değildir; beyindeki kimyasal, hormonal ve sinirsel mekanizmaları etkileyen, yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilen bir hastalıktır. Araştırmalar, depresyonun ortaya çıkışında birden fazla faktörün etkileşim içinde olduğunu göstermektedir. Depresyonun yalnızca yetişkin hastalığı olduğuna dair yanlış bir görüş bulunmaktadır. Depresyon aynı zamanda çocukları ve ergenleri de etkileyebilen bir ruhsal sağlık sorunudur.</p>
<p><strong>Ne zaman uzman desteğine başvurmalı?</strong></p>
<p>Öncelikle depresyon belirtilerini bilmek gerekir. Eğer belirtiler iki haftadan daha fazla devam ediyorsa bu önemlidir. Günlük işleriniz, iş veya okul performansınız belirgin bir şekilde etkilenmişse, sosyal ilişkileriniz zayıflamaya başladıysa, umutsuzluk ya da intihar gibi düşünceleriniz varsa veya kendinize zarar verme isteği oluştuysa, yaşamdan zevk alma hissiniz belirgin biçimde azaldıysa en kısa zamanda uzman desteği almanız ve bir psikiyatra başvurmanız gerekir.</p>
<p><strong>Erken destek hızlı iyileşme</strong></p>
<p>Günümüzde en yaygın ruhsal sağlık sorunlarından biri olan depresyon, profesyonel destek ve uygun tedavi ile büyük oranda iyileşebilen bir hastalıktır. Erken tanı, tedavi sürecini kolaylaştırır ve yaşam kalitesini kısa sürede artırır. Depresyon tanısı sonrası hastalığın derecesine ve hastanın kişisel ihtiyaçlarına göre tedavi planlanır. Tedavi genellikle ilaç, psikoterapi ve yaşam tarzı değişikliklerinin kombinasyonu şeklinde yürütülür. Hafif depresyonlarda psikoterapi ve yaşam tarzı değişiklikleri yeterli olabilirken, orta ve ağır depresyonda ilaç tedavisi ve psikoterapinin birlikte uygulanması genellikle daha etkilidir. Tedavi süreci düzenli takip ve semptom izlemeyi içerebilir; çünkü yanıt kişiden kişiye değişir.</p>
<p><strong>Depresyondan korunmak için…</strong></p>
<p><strong>1. Düzenli uyu, sağlıklı beslen:</strong> Her gün aynı saatte uyumak ve kalkmak, yeterli uyku almak, taze sebze-meyve tüketmek ve dengeli beslenmek ruh halinizi korur.</p>
<p><strong>2. Hareket et:</strong> Haftanın en az 3-4 günü 30-40 dakikalık tempolu yürüyüş, koşu, yüzme veya yoga gibi aktiviteler, mutluluk hormonu salgılayarak stresi azaltır.</p>
<p><strong>3. Stresini yönet:</strong> Stres kaçınılmaz bir gerçektir. O halde stresle yaşamayı ve onu yönetmeyi bilmemiz gerek. Nefes egzersizi yapmak, yeni hobiler edinmek zihninizi rahatlatmaya yardımcı olur.</p>
<p><strong>4. Sosyal bağlarını güçlendir:</strong> Güvendiğiniz kişilerle daha fazla zaman geçirin, onlarla duygularınızı, düşüncelerinizi paylaşın. Yalnızlık da depresyon riskini artırabilir.</p>
<p><strong>5. Erken sinyalleri fark et:</strong> Uzun süreli mutsuzluk, ilgi kaybı veya yorgunluk hissediyorsanız profesyonel yardım almaktan çekinmeyin. Çünkü ruh sağlığı da bedensel sağlığı kadar önemlidir. Unutmayın; önlem almak, tedaviye başlamaktan her zaman daha kolaydır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyonun-7-isaretine-dikkat-596463">Depresyonun 7 İşaretine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer hastalarına yaklaşımda empati ve sabır önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimer-hastalarina-yaklasimda-empati-ve-sabir-onemli-595746</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 11:51:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarına]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilgi]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[onları]]></category>
		<category><![CDATA[sabır]]></category>
		<category><![CDATA[tanrıdağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımda]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Zorlama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595746</guid>

					<description><![CDATA[<p>NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, Alzheimer hastalığının sadece bilişsel işlevleri değil, aynı zamanda kişinin algılarını ve davranışlarını da derinden etkilediğini belirterek, hasta yakınları ve bakıcıları için önemli iletişim stratejileri paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-hastalarina-yaklasimda-empati-ve-sabir-onemli-595746">Alzheimer hastalarına yaklaşımda empati ve sabır önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, Alzheimer hastalığının sadece bilişsel işlevleri değil, aynı zamanda kişinin algılarını ve davranışlarını da derinden etkilediğini belirterek, hasta yakınları ve bakıcıları için önemli iletişim stratejileri paylaştı.</p>
<p><strong>Hastalığın çok yönlü etkileri</strong></p>
<p>Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, Alzheimer hastalığının bellek, dikkat ve dil gibi işlevlerde bozulmaya yol açarken, kişinin kendisiyle ve çevresiyle ilgili algısını da değiştirdiğini vurguladı.</p>
<p>Bu durumun, hastada davranış bozukluklarına zemin hazırladığını ifade eden Prof. Dr. Tanrıdağ, “Hasta yaşananları aklında tutamaz, kendisine söylenilenlere dikkat edemez ve derdini tam anlatamaz. Diğer yandan da sosyal norm ve kurallardan uzaklaşabilir ve kendi davranışlarını değerlendiremez ve denetleyemez. Çoğu zaman da onları normal kabul eder. Bu bakımlardan Alzheimer hastası yakınının ya da hasta bakıcısının hastalarıyla iletişim kurarken bilmesi gereken hususlar vardır.” dedi.</p>
<p><strong>Empati, sabır ve anlayış esas</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tanrıdağ, hastalarla iletişimde temel alınması gereken ilkeleri şöyle sıralıyor:</p>
<p>“Empati kurun. Her şeyden önce kendinize şu soruyu sormalısınız; ‘Eğer Alzheimer hastası o değil de ben olsaydım nasıl bir ilgi beklerdim? Sevgiyle, anlayışla ve sabırla mı karşılanmak isterdim yoksa ilgisizlik ve kabalık mı görmek isterdim?’. Sabırlı olun. Hastanız anlattıklarınız ya da ondan istedikleriniz konusunda kolaylıkla karmaşaya girebilir. Eğer bu tür bir sıkıntı hissediyorsanız isteklerinizi farklı yöntemlerle anlatmaya çalışmalısınız. Bunları yaparken asla fiziksel bir zorlama içine girmeyin. Bunu yaparken iyi niyetli olsanız bile onun tarafından kendisini zorlama olarak algılanabilir.”</p>
<p><strong>Tartışmayın!</strong></p>
<p>Hastalarla iletişimde anlayışlı olmak ve tartışmamak gerektiğini de dile getiren Prof. Dr. Tanrıdağ, şöyle devam etti:</p>
<p>“Hastanız 1958 yılında olduğunu ya da sizin onun annesi olduğunu ileri sürebilir. Siz ona 2025 yılında olduğumuzu ve annesinin de uzun bir süre önce öldüğünü söylemeye kalktığınızda, o önce şaşıracak, ilerlemiş bir hasta değilse yanlış söylediğini anlayarak üzülecek ya da ilerlemiş bir hastaysa söylediklerinde ısrarcı olacak ve sizin neden ona böyle söylediğinizi anlamayarak belki de kızacaktır. Her iki durumda da hastayla iletişiminiz başarısız olacaktır. Alzheimer hastalığında kayıt zorluğu olduğundan siz ona doğruları söylemiş olsanız da o bunları aklında tutamayacaktır. Bu bakımdan hastanın yanlışlarının düzeltilmesinin ve bunlar üzerinden hastayla tartışmanın bir yararı yoktur. Hastanızla zaman ve mekan kavramlarını gündeme getirmeden rahatlıkla konuşmaya çalışın. Eğer o eskilerden bugünmüş gibi söz ediyorsa onunla o konuşmanın içine girerek sürdürün. Konuştuğu konunun bütünlüğünü bozmayın. Zaman zaman espriler yapın.”</p>
<p><strong>Yapılmaması gerekenler…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tanrıdağ, Alzheimer hastalarıyla iletişimde kaçınılması gereken bazı durumları da şöyle sıraladı:</p>
<p>“Zorlamaktan kaçının. Hastanızı onun yapmaktan hoşlanmadığı şeyler konusunda zorlamayın. Çoğu hasta yakını bulmaca çözmenin yararlı olacağını düşünerek hastalarını saatler boyu bulmaca çözmeleri için zorlamaktadır. Bulmaca çözmenin ispatlanmış bir yararı ve mantıksal bir dayanağı yoktur. Bu bakımdan bu zamanın dışarıda ya da evin içinde müzik dinlemek ya da ilgi çekici şeyler seyretmek amacıyla geçirilmesi hasta için daha uyarıcı olacaktır.</p>
<p><strong>İlaçlarını kendileri almasın</strong></p>
<p>Hastanızın ilaçlarını kendi başına almasına izin vermeyin. Hafif-orta evrede bulunan çoğu hasta ilaçlarını düzenli alabileceği iddiasında bulunabilir. Hatta bu iddia bir kısmı için doğru da olabilir. Ancak genel bir prensip olarak unutkanlık ve dikkat azlığı yakınmaları olan hastaların kendi ilaçlarını kendilerinin alması sakıncalıdır. Bunun dışında bazı hastalar ilaçlarını aldıklarını söyleyerek onları halıların altına saklar ya da çöpe atarlar.</p>
<p><strong>Huzurevinden söz etmeyin</strong></p>
<p>Hastalarınızın yanında huzurevi ihtimalinden söz etmeyin. Alzheimer hastalığı sırasında yaşanan kayıplar hastaları önceden olduğundan daha fazla duygusal ve alıngan yapar. Bu nedenle onların geleceğiyle ilgili tahminleri ve bir seçenek olarak huzurevi ihtimalini onların yanında dile getirmeyin. Bu sözleri duyan hastalardan en azından bir bölümü sizin onların ölümünü istediğinizi ya da kendilerinden kurtulma planları yaptığınızı sanabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-hastalarina-yaklasimda-empati-ve-sabir-onemli-595746">Alzheimer hastalarına yaklaşımda empati ve sabır önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanından kozmetik ürün seçimi uyarısı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmanindan-kozmetik-urun-secimi-uyarisi-595113</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2025 08:09:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[kozmetik]]></category>
		<category><![CDATA[onay]]></category>
		<category><![CDATA[seçimi]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[ürünlerin]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanından]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595113</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri Programı Başkanı Öğr. Gör. Birgül Erbaş, kozmetik ürünlerin seçiminde dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanindan-kozmetik-urun-secimi-uyarisi-595113">Uzmanından kozmetik ürün seçimi uyarısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri Programı Başkanı Öğr. Gör. Birgül Erbaş, kozmetik ürünlerin seçiminde dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.</p>
<p><strong>Ürün içeriği mutlaka okunmalı</strong></p>
<p>Kozmetik sektörünün, her geçen gün yeni ürünlerin piyasaya çıkmasıyla hızla büyüdüğünü, tüketicilerin güvenli ve doğru ürünlere yönelmesinin, cilt sağlığı açısından büyük önem taşıdığını kaydeden Öğr. Gör. Birgül Erbaş, dikkat edilmesi gereken temel adımları şöyle sıraladı:</p>
<p><strong>“</strong>Ürünün cilt tipine uygun olması, kişinin cilt ihtiyaçlarını karşılaması önemlidir. Ürünün ihtiyaç doğrultusunda temiz içeriklere sahip olması (danışman yardımı gerekebilir) önemlidir. Ürün içeriği mutlaka okunmalı. Tüketicinin cildinde alerjik reaksiyonlara ya da hassasiyetlere yol açabilecek maddeler içermemelidir. Örneğin parfüm alerjisi olan kişiler PARFUM FREE ürünleri tercih edebilir.<br /> &#8211; Güvenilir platformlardan kullanıcı yorumları ve puanlaması araştırılabilir. Barkod, üretim ve son kullanma tarihi kontrol edilmeli. Ambalajı bozulmuş, üzerinde Türkçe etiket bulunmayan ürünler tercih edilmemelidir. Sağlık Bakanlığı onayı olan ürünler seçilmeli. Kozmetik ürünlerin kaydı Ürün Takip Sistemi (ÜTS) üzerinden sorgulanabiliyor.”</p>
<p><strong>“Cildi Beyazlatıyor” gibi iddialara dikkat!</strong></p>
<p>Piyasada “cildi beyazlatıyor”, “leke tamamen yok oluyor” gibi vaatlerle satılan ürünlerin sıkça görüldüğünü de anlatan Öğr. Gör. Birgül Erbaş, “Ancak bu tür iddialar çoğu zaman bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Mineral maddeler içeren ürünler ne kadar da masum görünse, yüksek oranda kimyasal veya yasaklı madde içeren ürünler ciltte ciddi hasara yol açabilir. Güvenli ürün için; Dermatolojik testlerden geçmiş olması, İçeriğin açık ve şeffaf biçimde belirtilmiş olması, Bakanlık tarafından yayınlanan yönetmeliklere uygunluğu ve onaylı markalara yönelmek büyük önem taşır.” dedi.</p>
<p><strong>Influencer tanıtımları zaman zaman denetimsiz ürünlerin yayılmasına neden olabiliyor</strong></p>
<p>Son yıllarda sosyal medya üzerinden tanıtılan ürünlerin büyük ilgi gördüğünü de dile getiren Öğr. Gör. Birgül Erbaş, “Ancak her önerilen ürün güvenli olmayabilir. Influencer tanıtımları zaman zaman denetimsiz ürünlerin yayılmasına neden olabiliyor. Tüketiciler, yalnızca reklam ve popülerlik üzerinden değil, bilimsel güvenilirlik ve resmi onay üzerinden karar vermelidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Riskli ürünleri ayırt etmenin yolları</strong></p>
<p>Öğr. Gör. Erbaş, riskli ürünleri ayırt etmenin en güvenli yollarına işaret ederek, “Ambalajında Türkçe bilgilendirme ve onay etiketi olmayan ürünlerden uzak durun. ‘Mucize etkiler’ vaat eden ürünlere şüpheyle yaklaşın. Çok düşük fiyata satılan markasız ürünler genellikle risklidir. Güvenilir eczane, dermokozmetik mağazaları ve yetkili satıcılardan alışveriş yapın.” uyarılarında bulundu.</p>
<p><strong>Doğru ürün seçimi sağlık meselesi </strong></p>
<p>Kozmetik ürün seçiminin yalnızca estetik değil, aynı zamanda sağlık meselesi olduğunu söyleyen Öğr. Gör. Birgül Erbaş, “Doğru ürünleri seçmek için içerik, onay, marka ve satış noktası mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Bilinçli tüketici olmak hem cilt sağlığını korur hem de risklerden uzak tutar.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanindan-kozmetik-urun-secimi-uyarisi-595113">Uzmanından kozmetik ürün seçimi uyarısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Saç dökülmesi hem kadınlarda hem erkeklerde yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sac-dokulmesi-hem-kadinlarda-hem-erkeklerde-yayginlasiyor-594524</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2025 15:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Dökülme]]></category>
		<category><![CDATA[dökülmesi]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerde]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[saç]]></category>
		<category><![CDATA[Saç Dökülmesi]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594524</guid>

					<description><![CDATA[<p>Saç dökülmesi son yıllarda hem kadınlarda hem de erkeklerde giderek artan bir sorun olarak karşımıza çıkıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sac-dokulmesi-hem-kadinlarda-hem-erkeklerde-yayginlasiyor-594524">Saç dökülmesi hem kadınlarda hem erkeklerde yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Saç dökülmesi son yıllarda hem kadınlarda hem de erkeklerde giderek artan bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Orkhan Bairamov, </strong>saç dökülmesinin sadece genetik nedenlerle değil, yaşam tarzı ve çevresel faktörlerle de yakından ilişkili olduğunu belirterek<strong> </strong>“Saçlarımız dış görünümümüze katkı sağlayan, fiziksel kimliğimizi oluşturan, özgüvenimizi ve ruh halimizi doğrudan etkileyen en önemli estetik yapı taşlarından biridir. Sağlıklı bir bireyde günde 50-100 adet saç teli dökülmesi normal kabul edilir ve bu sayı kadar yeni saç çıkışı olduğu için kozmetik açıdan belirgin fark görülmez. Ancak dökülmenin, bu sayının üstüne çıkması durumunda, nedenini doğru saptamak ve tedavi amaçlı dermatoloji uzmanına danışmak gerekir” diyor. Özellikle modern çağda kaçınılmaz hale gelen stresin de saç dökülmesini artırdığını vurgulayan Dr. Bairamov, saç dökülmesine yol açan 9 önemli etkeni ve alınması gereken önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Genetik etkenler</strong></li>
</ul>
<p>Aile bireylerinde erken yaşta başlayan saçlarda seyrelme öyküsü varsa, bu sonraki nesillerde de benzer şekilde saçlarda dökülmeye neden olabilir. Bu erkek tipi saç dökülmesi (androjenetik alopesi) denilen durum saç dökülmesinin en sık nedenidir ve hem kadınlarda hem de erkeklerde görülebilir.</p>
<ul>
<li><strong>Hormonal etkenler</strong></li>
</ul>
<p>Hamilelik, doğum sonrası, menopoz, polikistik over sendromu gibi nedenlere bağlı olarak saçlarda geçici veya kalıcı seyrelme, dökülmeler görülebilir. Hamilelik ve doğum sonrası gelişen saç dökülmesi çoğunlukla geri dönüşlüdür. Menopoz, polikistik over sendromu olan kişilerde saçlar zamanla incelir ve bazı saç kökleri kaybolur. </p>
<ul>
<li><strong>Stres ve duygusal faktörler</strong></li>
</ul>
<p>Yoğun stres, üzüntü, kaygı ve duygusal çalkantılar saç köklerinin büyüme döngüsünü olumsuz etkileyerek saç dökülmesini hızlandırabilir, ani ve yoğun dökülmeler gelişebilir. Dr. Orkhan Bairamov, strese bağlı saç dökülmesini önlemek için; düzenli ve kaliteli uykuya, her gün yürüyüş veya egzersiz yapmaya, müzik dinlemeye, doğada zaman geçirmeye, hobi edinerek zihni rahatlatmaya ve stresi yönetmeyi öğrenmek için gerekirse uzman desteği almaya özen gösterilmesi gerektiğini vurguluyor. </p>
<ul>
<li><strong>Otoimmün ve metabolik hastalıklar</strong></li>
</ul>
<p>Bağışıklık sistemi bazı durumlarda kendi hücrelerine saldırabiliyor. Hipotiroidi, hipertiroidi, diyabet ve diğer otoimmün hastalıklara bağlı olarak saç zayıflar, incelir ve dökülme görülebilir. Bunlar bazen genel seyrelme, dökülme gibi, bazen de saçkıran (alopesi areata) gibi görülür. </p>
<ul>
<li><strong>Yanlış beslenme ve vitamin eksikliği</strong></li>
</ul>
<p>Dengesiz ve yetersiz beslenme sonucunda demir, vitamin B12, folat, biotin, çinko, selenyum gibi vitamin ve minerallerin eksiklikleri saç sağlığını doğrudan etkiler. Saçın yapı taşı olan keratin, yeterli besin desteği olmadan üretilemez. Sağlıklı saç için dengeli bir beslenme planı ve gerekli görülmesi halinde doktor önerisiyle düzenli vitamin kullanmak büyük önem taşır.</p>
<ul>
<li><strong>Uzun süreli açlık diyeti</strong></li>
</ul>
<p>Günümüzde pek çok kişi, hızlı kilo vermek amacıyla bilinçsiz ve düzensiz açlık diyetlerine başvuruyor. Ancak uzun süreli açlık diyetleri ya da tek tip beslenme alışkanlıkları, saç dökülmesine neden olabilir ve dökülmeyi hızlandırır. Bu nedenle herhangi bir diyet programına başlamadan önce mutlaka bir doktora veya beslenme uzmanına danışın ve size özel, kişisel ihtiyaçlarınıza göre hazırlanmış programı uygulayın.  </p>
<ul>
<li><strong>İlaç kullanımı</strong></li>
</ul>
<p>Bazı ilaçlar vücuttaki hormon dengesini veya saç kökü döngüsünü bozabilir. Özellikle kemoterapi ilaçları, antidepresanlar ve doğum kontrol hapları saç kaybına neden olabilir.   Genelde bu ajanlara bağlı dökülmeler ani başlangıçlı ve yoğun olup çoğunlukla geri dönüşlüdür. Tedavi sona erdiğinde saçlar çoğu zaman yeniden çıkabilir ancak bazı durumlarda kalıcı etkiler de görülebilir.</p>
<ul>
<li><strong>Yanlış bakım ve travma</strong></li>
</ul>
<p>Dermatoloji Uzmanı Dr. Orkhan Bairamov “Aşırı ısı (fön, düzleştirici vb), sık saç boyaması, kimyasal işlemler, sıkı saç toplama gibi uygulamalar sürekli yapıldığında saç kökleri zayıflar ve bu zamanla saç kaybına neden olabilir. Bu nedenle saç boyama gibi kimyasal işlemleri sınırlayın, saç kurutma makinesi, maşa ve düzleştirici gibi uygulamaları sık yapmayın ve aşırı ısıdan kaçının. Topuz veya atkuyruğu gibi saça zarar verecek modeller yerine, gevşek stilleri tercih edin.  Saçınızı tararken geniş dişli tarak kullanın ve nazik olun, kimyasal içerikli bakım ürünleri yerine saçın doğal yapısını destekleyen, besleyici içerikli şampuan ve maskeleri kullanın” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Saçlı deri hastalıkları</strong></li>
</ul>
<p>Saç dökülmesinin önemli nedenlerinden biri de; doğrudan saçlı deriyi etkileyen hastalıklardır. Saçlı derinin mantar ve bakteriyel enfeksiyonları, sedef veya egzama gibi cilt hastalıkları saç köklerinin bulunduğu alanı iltihaplandırarak saçın sağlıklı uzamasını engeller. Kaşıntı, pullanma, yağlanma veya kızarıklık gibi belirtilerle başlayan bu rahatsızlıklar zamanla saç tellerinin kökten zayıflamasına neden olarak dökülme yapabilir. Erken dönemde dermatolojik müdahale ve doğru saç derisi bakımı, saç kaybının önüne geçilmesinde kilit rol oynar. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sac-dokulmesi-hem-kadinlarda-hem-erkeklerde-yayginlasiyor-594524">Saç dökülmesi hem kadınlarda hem erkeklerde yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>752. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri Bakan Ersoy&#8217;un Katıldığı Programla Tanıtıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/752-vuslat-yil-donumu-uluslararasi-anma-torenleri-bakan-ersoyun-katildigi-programla-tanitildi-593383</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 11:52:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anma]]></category>
		<category><![CDATA[çağ]]></category>
		<category><![CDATA[davet]]></category>
		<category><![CDATA[dönümü]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlikleri]]></category>
		<category><![CDATA[gönül]]></category>
		<category><![CDATA[huzur]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[törenleri]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[vuslat]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593383</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Konya Valisi İbrahim Akın ve Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, bu yılki teması ‘Huzur Vakti’ olarak belirlenen 752. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenlerini İstanbul’da geniş katılımlı bir programla tanıttı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/752-vuslat-yil-donumu-uluslararasi-anma-torenleri-bakan-ersoyun-katildigi-programla-tanitildi-593383">752. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri Bakan Ersoy&#8217;un Katıldığı Programla Tanıtıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Konya Valisi İbrahim Akın ve Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, bu yılki teması ‘Huzur Vakti’ olarak belirlenen 752. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenlerini İstanbul’da geniş katılımlı bir programla tanıttı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile birlikte; Konya’daki manevi ruhu en iyi şekilde yansıtacak programlar hazırladıklarını belirten Başkan Altay, “Bu yıl da 7–17 Aralık tarihleri arasında, dünyanın dört bir yanından misafirlerimizi Mevlânâ’nın şehrinde, sevginin ve muhabbetin merkezinde hep birlikte ağırlayacağız. Gönülleri mest edecek semâ törenlerine ilaveten paneller, kültür-sanat etkinlikleri ve uluslararası buluşmalara kadar geniş bir yelpazede, ‘Huzur Vakti’ temasını gönüllere dokunacak biçimde işleyeceğiz. Tüm gönül dostlarını Mevlânâ’nın şehrine, huzurun merkezine, Konya’ya davet ediyorum” dedi. Vali Akın, “Mevlana’nın hikmetli öğretisini insanlığa ulaştırma çabamıza en güçlü desteği veren sayın bakanımıza şükranlarımı arz ediyorum. Her zaman olduğu gibi bu yıl da hazırlıkları özenle ve gönülden yürüten Konya Büyükşehir Belediye Başkanımıza da teşekkürlerimi sunuyorum” dedi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, etkinliklerin tüm dünyaya duyurulması ve tanıtılması adına çeşitli çalışmaların yürütüldüğünü belirterek, “Konya’da düzenlenen bu etkinlik dünya kamuoyu tarafından da yakından takip ediliyor. Mevlana’nın felsefesi, öğretileri yüzbinlerce insanı her yıl Konya’ya çekiyor. Bütün Mevlâna dostlarını düzenlenecek etkinliklere katılmaya davet ediyoruz” diye konuştu.</strong></p>
<hr/>
<p>Bu yılki teması “Huzur Vakti” olarak belirlenen 752. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri kapsamında İstanbul’da basın tanıtım programı yapıldı.</p>
<p>İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen programda konuşan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, asırlar önce Horasan’dan başlayan bir yolculuğun, Konya’da bir gönül medeniyetine dönüştüğünü vurgulayarak, “O yolculuğun sahibi Hazreti Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, yalnızca kendi zamanına değil; çağları aşarak bugüne de seslenen bir hikmet güneşi oldu. O, kalemiyle gönülleri, sözleriyle ufukları aydınlattı. Gönülleri birleştiren, arayanı bulduran, dertliyi huzura kavuşturan büyük bir irfan eri olarak Konya’nın, Anadolu’nun ve insanlığın ortak sesi haline geldi” diye konuştu.</p>
<p><strong>“MEVLÂNÂ BİZİ YENİDEN HUZURA, SÜKÛNETE, BİRBİRİMİZİ ANLAMAYA ÇAĞIRIYOR”</strong></p>
<p>Mevlânâ’nın; rüzgârın savurduğu yapraklara, çölün ortasında yolunu kaybedenlere, kalplerin daraldığı anlara, dünyanın sarsıldığı zamanlara yaptığı “Gönlün huzuru, gönül sahiplerinin huzurundadır” çağrısını anımsatan Başkan Altay, “Bugün hâlâ insanlığın en çok ihtiyaç duyduğu bir seda olan bu çağrı; bu yıl 752’ncisini düzenleyeceğimiz vuslat törenimizin ana teması oldu. Bu tema; çağımızın yorgun ruhlarına seslenen bir nefes, bir davet, bir hatırlayıştır. Birçok coğrafyanın savaş ve acılarına şahit olduğumuz, gönüllerdeki küfenin daha da ağırlaştığı, insanın kendine dahi yabancılaştığı bu çağda; Mevlânâ bizi yeniden huzura, sükûnete, birbirimizi anlamaya çağırıyor. İşte bu kadim çağrının yeniden yankılandığı, Mevlana Hazretlerinin Hakk’a kavuştuğu vuslat günleri; Konya’yı her yıl sadece manevi bir merkeze değil, aynı zamanda insanlığın ortak arayışlarının buluştuğu büyük bir gönül sofrasına dönüştürüyor” değerlendirmesini yaptı.</p>
<p><strong>“HUZUR VAKTİ TEMASINI GÖNÜLLERE DOKUNACAK BİÇİMDE İŞLEYECEĞİZ”</strong></p>
<p>Başkan Altay, Konya Büyükşehir Belediyesi olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı ile birlikte; bu ruhu en iyi şekilde yansıtacak programlar hazırladıklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>“Bu yıl da 7–17 Aralık tarihleri arasında, dünyanın dört bir yanından misafirlerimizi Mevlânâ’nın şehrinde, sevginin ve muhabbetin merkezinde hep birlikte ağırlayacağız. Bilhassa, UNESCO’nun ‘Somut Olmayan Kültürel Miras’ listesinde yer alan Sema Töreni, insanı kâinatın sırlarına erdiren yolculuğu ve Hakk’a ulaşmanın mertebeleriyle gönülleri mest edecek. Semâ törenlerine ilaveten paneller, kültür-sanat etkinlikleri ve uluslararası buluşmalara kadar geniş bir yelpazede, ‘Huzur Vakti’ temasını gönüllere dokunacak biçimde işleyeceğiz. Bu vesileyle, tüm gönül dostlarını 7 – 17 Aralık tarihlerinde Mevlânâ’nın şehrine, huzurun merkezine, Konya’ya davet ediyorum. Gelin hep birlikte; gönüllerimizi birleyen, ruhumuzu sükûnete erdiren huzur iklimini birlikte yaşayalım.”</p>
<p><strong>“HEM ŞEB-İ ARUS İÇİN HEM DE YILIN HER MEVSİMİNDE TÜM MİSAFİRLERİMİZİ KONYA&#8217;DA HUZURLU BİR YOLCULUĞA DAVET EDİYORUM”</strong></p>
<p>Konya’da tarih, kültür ve doğal güzellikler anlamında birçok değer bulunduğuna da dikkati çeken Başkan Altay, “Bildiğiniz gibi, yaklaşık 10 bin yıllık tarihiyle, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Çatalhöyük, yine UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan Eşrefoğlu Camii başta olmak üzere; Selçuklu başkenti Konya’mızda tarih, kültür ve doğal güzellikler anlamında birçok değer bulunuyor. Ben, hem Şeb-i Arus için hem de yılın her mevsiminde tüm misafirlerimizi Konya&#8217;da huzurlu bir yolculuğa davet ediyorum. Bu vesileyle; başta Şeb-i Arus törenleri olmak üzere ilimizde kültür ve turizmin gelişmesi anlamında yaptığımız her çalışmaya katkı sunan, değerli Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Mehmet Nuri Ersoy’a, genel müdürlerimize ve emeği geçen herkese, şahsım ve şehrim adına şükranlarımı arz ediyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“BUGÜN MAZLUM COĞRAFYALARDA SAVAŞIN, YOKSULLUĞUN VE ADALETSİZLİĞİN GÖLGESİNDE HUZUR ARAYAN KARDEŞLERİMİZ VAR”</strong></p>
<p>Konya Valisi İbrahim Akın, Hz. Mevlana’nın 752. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenlerinin bu yıl ki temasının ‘Huzur Vakti’ olarak belirlendiğini belirterek, “Huzurun anlamı, esenliktir, barıştır. Bugün mazlum coğrafyalarda savaşın, yoksulluğun ve adaletsizliğin gölgesinde huzur arayan kardeşlerimiz var. Onların yüreğinde yankılanan dua Hz. Mevlana’nın asırlardır süregelen sevgi, hoşgörü ve barış öğüdüyle buluşup her defasında insanlığı kendine çağıran bir umuda dönüşüyor ve o umut bu yıl tüm dünyaya huzur, esenlik ve kardeşlik olarak yayılıyor. Biz de bu gönül hakikatini Konya’mızdan bir dua, bir barış çağrısı gibi yeniden insanlığa ulaştırmak işitiyoruz. Mevlana’nın hikmetli öğretisini insanlığa ulaştırma çabamıza en güçlü desteği veren sayın bakanımıza şükranlarımı arz ediyorum. Her zaman olduğu gibi bu yıl da hazırlıkları özenle ve gönülden yürüten Konya Büyükşehir Belediye Başkanımıza ve değerli ekibine teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.</p>
<p><strong>11 GÜN BOYUNCA ÇOK SAYIDA ETKİNLİK OLACAK</strong></p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da 752. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri için hazırlanan videonun izlenmesinin ardından yaptığı konuşmasına, vuslatının 752. Sene-i Devriyesinde Hazreti Mevlana&#8217;yı rahmetle yâd ederek başladı. </p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak, Konya Büyükşehir Belediyesi ile birlikte bu yıl da hikmetleri ve düşünceleri ışığında Hazret-i Mevlânâ’yı 11 gün sürecek meşkler, paneller, sergiler, söyleşiler, atölye çalışmaları, konserler, Sema Mukabelesi ve farklı etkinliklerle anmakla kalmayıp anlamaya da çalışacaklarını söyleyen Bakan Ersoy, “Mevlânâ’nın yolundan gidenlerin bir hayat anlayışına dönüştürdüğü ‘Mevlevîlik’ kültürünün bizlere armağan ettiği değerler arasında; kendine has âdâb ve erkânı, özel mûsikîsi ve edebî külliyâtı ile ‘Semâ’ geleneği, hiç şüphesiz benzersiz bir yere sahiptir. Türk kültürünü oluşturan ve besleyen birçok unsur gibi, bu geleneğin ve mirasın korunması da bakanlığımızın başlıca sorumluluğu arasındadır” ifadelerine yer verdi.</p>
<p><strong>“MEVLANA’YI ANMANIN YANINDA MESELENİN BİR DİĞER ÖNEMLİ YANI DA ONU DOĞRU ANLAMAKTIR”</strong></p>
<p>Bakan Ersoy, bu çerçevede bakanlık olarak Mevlevî Semâ Törenleri’nin dünya ölçeğinde tanınması ve bu kültürün evrensel düzeyde bilinmesi için birçok çalışma gerçekleştirdiklerini belirterek, şöyle devam etti:</p>
<p>“Nitekim Dışişleri Bakanlığımız ile Kültür ve Turizm Bakanlığımızın yoğun girişimleri neticesinde, Mevlevî Semâ Mukabelesi UNESCO nezdinde ‘İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsilî Listesi’ne 2008 yılında ‘ülkemiz adına’ kaydettirilmiştir. Mevlana’yı anmanın yanında meselenin bir diğer önemli yanı da onu doğru anlamaktır. Ve aynı zamanda buna bağlı olarak da doğru anlatmaktır. İşte bu sebeple her yıl düzenli bir şekilde gerçekleştirdiğimiz anma etkinliklerinin yanında Mevlana’nın doğru anlaşılması ve doğru anlatılması çabasıyla da önemli çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Dünyanın dört bir yanında düzenlediğimiz etkinliklerle farklı milletlerden ve kültürlerden insanlara Mevlana düşüncesini ve felsefesini anlatıyoruz. Onun eserlerinin yabancı dillere çevrilmesini sağlıyoruz. Size şunu çok açık bir şekilde ifade edebilirim ki, dünyanın çok farklı bölgelerinden bu alanla ilgili çok önemli geri dönüşler alıyoruz. Dönem dönem çalışma arkadaşlarımdan Anadolu erenleriyle ilgili yaptığımız çalışmaların nasıl karşılandığına dönük bilgiler alıyorum. Büyük bir gurur ve mutlulukla belirtmek isterim ki, bugün geldiğimiz nokta itibariyle dünyanın çok farklı ülkelerinde insanlar Anadolu erenlerimize karşı ciddi bir ilgi ve alaka içerisindedirler.” </p>
<p><strong>“ANADOLU ERENLERİNİN EVRENSEL MESAJLARINI ANLAMAK VE KENDİMİZE REHBER EDİNMEK ZORUNDA OLDUĞUMUZU UNUTMAMALIYIZ”</strong></p>
<p>Modern hayatın bin bir zorluğu içerisinde ayakta kalmaya çalışanların Mevlana’nın, Yunus Emre’nin öğretileriyle hayata tutunduğuna değinen Bakan Ersoy, “Mevlana’nın, Yunus Emre’nin, Hacı Bektaşı Veli’nin, Ahmet Yesevi’nin sesleri çok farklı coğrafyalarda yankılanmaya başladı. Yüzyıllar öncesinden gelen ses zaman, mekan ve kültür ayrımı gözetmeksizin insanların kalplerine dokunuyor. Anadolu’dan yükselen ışığın bugün birbirinden farklı kültürlerdeki toplulukların yaşamını aydınlattığını, ekilen tohumların filizlendiğini görüyoruz. Asırlar geçti, dünya bambaşka bir hale geldi, zaman değişti ama Yunus’un Hazret-i Mevlana’nın asırlar önce kaleme aldığı eserler tesirini hiç kaybetmedi. O ses bugün tüm dünyada karşılık buluyor, gönüllere hayat bahşeden nefesi hala tazeliğini koruyor. Çünkü insanlık bugün her zamankinden daha çok onun merhamet ve muhabbet çağrısına ihtiyaç duyuyor. Zulmün, adaletsizliğin, bencilliğin kasıp kavurduğu bu çağ yangının ateşini, Mevlana gibi, Yunus gibi Yesevi gibi manevi önderlerimizin barış ve kardeşlik çağrısına kulak vererek söndürebiliriz. İşte bu sebeple Anadolu erenlerinin evrensel mesajlarını anlamak ve kendimize rehber edinmek zorunda olduğumuzu unutmamalıyız. Bu sesin daha güçlü ve etkili şekilde yankılanması, Anadolu’da yakılan meşalenin aydınlığından daha fazla insanın nasiplenmesi için biz Hazreti Mevlana’yı anlamaya, anlatmaya, tanıtmaya devam edeceğiz. Bu kapsamda Bakanlığımız Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne bağlı topluluklarla Hazret-i Mevlânâ’yı Anma ve Şeb-i Arûs Törenleri başta olmak üzere, Mevlânâ’nın eşsiz fikir dünyasını ve öğretisini, sevgi ve hoşgörüsünü yaymak, bu vesileyle millî birlik ve beraberliğimizi pekiştirmek hedefleriyle faaliyetler yürütülmektedir” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>VUSLAT YIL DÖNÜMÜ ULUSLARARASI ANMA TÖRENLERİ</strong></p>
<p>Bakan Ersoy, 752. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri için hazırlanan etkinliklere değinerek, şunları aktardı:</p>
<p>“Vuslat Yıldönümü Uluslararası Anma Törenleri’ni, bu yıl bir ilk olmak üzere, 6 Aralık 2025 Cumartesi günü, Mevlânâ’nın vâlidesi Mümine Hatun’un Karaman’da Aktekke Camii’nde bulunan kabrinde; ‘Mâder-i Mevlâna’ etkinliği ile başlatıyoruz. Bu 11 günlük süre zarfında ziyaretçilerimizi, günün erken vakitlerinden itibaren konserleri, Mesnevî Sohbetleri, konferanslar, sergi etkinlikleri ve Mevlevî yaşam biçimi ve tasavvuf yolunun ‘öz’ünü ifade eden ‘Semâ Mukabelesi’ni, aslına uygun ve bu kültürel mirasa yakışır bir icra düzeyiyle idrak edebilmek adına sayısız etkinlik bekliyor. Bu yıl çocuklarımıza yönelik etkinlikler de planladık. Minik misafirlerimizi Mesnevî’den seçilmiş birbirinden güzel hikâyelerle buluşturacağız. Programın bir müstesnâ başlığı da, yakın zamanda ebediyete irtihal eden, Türk müziğinin âbide şahsiyetlerinden, kültür dünyamıza değerli eserler ve öğrenciler armağan eden Kutbu’n-Nâyî merhum Niyazi Sayın Hocamız anısına düzenlediğimiz ‘ney meşki’ etkinliğimizdir.”</p>
<p><strong>“ÖZEL BİR TANITIM FİLMİ İLE ETKİNLİKLERİMİZİ TÜM DÜNYAYA DUYURACAĞIZ”</strong></p>
<p>Etkinliklerin tüm dünyaya duyurulması ve tanıtılması adına çeşitli çalışmaların yürütüldüğünü belirten Bakan Ersoy, “Biliyorsunuz Konya’da düzenlenen bu etkinlik dünya kamuoyu tarafından da yakından takip ediliyor. Mevlana’nın felsefesi, öğretileri yüzbinlerce insanı her yıl Konya’ya çekiyor. Bu ilgi Şeb-i Arus zamanında daha da artıyor. Bizler de bu atmosferi daha iyi tanıtabilmek adına Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansımızı da (TGA) harekete geçirdik. TGA ile 200’e yakın ülkede tanıtım faaliyetleri yürütüyoruz ve GoTürkiye platformu ile milyonlarca takipçiye ulaşabiliyoruz. Hazırlanan özel bir tanıtım filmi ile etkinliklerimizi tüm dünyaya duyuracağız. Bu yıla özel bir başka etkinliğimizi ise Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığımız aracılığıyla gerçekleştireceğiz. Alanındaki ilk ve en kapsamlı etkinlik olan ‘Müzehhep Mesnevîler Sergisi’ ile yetmiş müzehhep Mesnevî nüshası bir araya getirdik ve Aralık ayı içinde Rami Kütüphanemizde sergilemeye başlayacağız. Bu sergi ile ziyaretçilerimizin Mesnevi’nin 7 yüzyılı aşan yolculuğuna hattalar ve müzehhipler tarafından ortaya konan nüshalarla tanıklık etmesini amaçlıyoruz” dedi.</p>
<p>Bakan Ersoy, etkinliklerde emeği geçen ve katkı sağlayanlara teşekkür ederek, “Etkinliklerimizde yer alan tüm sanat kurumlarımızı, seçkin sanatkârlarımızı ve değerli akademisyenlerimizi tebrik ediyor, ayrıca Konya Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Uğur İbrahim Altay ve Konya Valimiz Sayın İbrahim Akın’a da değerli iş birliklerinden dolayı teşekkürlerimi sunuyorum” diye konuştu.</p>
<p><strong>“HUZUR VAKTİ TEMALI ETKİNLİKLERİMİZDE BULUŞMAYA, İYİLİK VE GÜZELLİKLERİ PAYLAŞMAYA BÜTÜN MEVLÂNA DOSTLARINI DAVET EDİYORUM”</strong></p>
<p>Bütün Mevlâna dostlarını düzenlenecek etkinliklere katılmaya davet eden Bakan Ersoy, “İçinde bulunduğumuz dönemde, tüm dünyanın ihtiyaç duyduğu erdem, ilke ve değerleri anımsatmak adına; tüm insanlığı refah, huzur ve saadete ulaştırmaya vesile olacak bu güzide değerleri yeniden hatırlamak üzere; Vuslat’ın 752. Yılı’nın hayır, güzellik ve mutluluklara vesile olmasını temenni ediyorum. ‘Gönlün huzuru, gönül sahiplerinin huzurundadır.’ Hikmetinin örgülediği Huzur Vakti temalı etkinliklerimizde buluşmaya, iyilik ve güzellikleri paylaşmaya bütün Mevlâna dostlarını davet ediyorum” diye konuştu.</p>
<p>Programa; İstanbul Valisi Davut Gül, AK Parti Konya Milletvekili Mehmet Baykan, Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca, Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, Güzel Sanatlar Genel Müdürü Ömer Faruk Belviranlı, Mevlana’nın 22. kuşaktan torunu Esin Çelebi Bayru, çok sayıda yerel ve ulusal medya temsilcisi ve davetliler katıldı. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/752-vuslat-yil-donumu-uluslararasi-anma-torenleri-bakan-ersoyun-katildigi-programla-tanitildi-593383">752. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri Bakan Ersoy&#8217;un Katıldığı Programla Tanıtıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yerinden çıkan daimi diş için 30 dakika önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yerinden-cikan-daimi-dis-icin-30-dakika-onemli-593196</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 16:31:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çıkan]]></category>
		<category><![CDATA[daimi]]></category>
		<category><![CDATA[dakika]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[yerinden]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593196</guid>

					<description><![CDATA[<p>Düşme, çarpma, spor kazaları, trafik kazaları veya günlük yaşamda meydana gelen darbeler sonucu dişlerde oluşan kırık, çatlak, yer değiştirme ya da tamamen yerinden çıkma gibi önemli yaralanmalarda zamanında müdahale büyük önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yerinden-cikan-daimi-dis-icin-30-dakika-onemli-593196">Yerinden çıkan daimi diş için 30 dakika önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Düşme, çarpma, spor kazaları, trafik kazaları veya günlük yaşamda meydana gelen darbeler sonucu dişlerde oluşan kırık, çatlak, yer değiştirme ya da tamamen yerinden çıkma gibi önemli yaralanmalarda zamanında müdahale büyük önem taşıyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Ana Bilim Dalı Başkan Vekili Dr. Öğr. Üyesi Ece Yılmazkasapoğlu Türkay, travmatik dental yaralanmalarda acil müdahalenin önemine dikkat çekti: “Kırık bir diş parçası doğru şekilde saklanırsa yapıştırılabilir; yerinden çıkan bir daimi diş ise 30 dakika içinde doğru koşullarda yerine yerleştirildiğinde yüksek oranda canlı kalabilir. Bu yüzden acil müdahale, hem estetik hem fonksiyon hem de hastanın ileriki yıllarda karşılaşabileceği komplikasyonları önlemede kritik öneme sahiptir.”<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Ana Bilim Dalı Başkan Vekili Dr. Öğr. Üyesi Ece Yılmazkasapoğlu Türkay, 17 – 23 Kasım Toplum Ağız ve Diş Sağlığı Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada ağız ve diş sağlığının önemi ve korunmasına ilişkin değerlendirmede bulundu.<br />Koruyucu uygulamalarla büyük sağlık sorunları önlenebilir<br />Ağız ve diş sağlığının genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Ece Yılmazkasapoğlu Türkay, “Çürükler, diş eti hastalıkları veya travmalar yalnızca ağız içinde kalmaz; beslenme, konuşma, özgüven ve yaşam kalitesini doğrudan etkiler. Toplumda erken yaşlardan itibaren doğru alışkanlıkların kazandırılması, hem hastalıkların önlenmesinde hem de tedavi maliyetlerinin azaltılmasında kritik öneme sahiptir. Koruyucu uygulamalarla çok büyük sağlık sorunlarının önüne geçmek mümkündür” diye konuştu.<br />Diş travmalarının doğru yönetilmeli<br />Diğer adı “diş travmaları” olan travmatik dental yaralanmalara zamanında müdahalenin önemine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ece Yılmazkasapoğlu Türkay, “Travmatik dental yaralanmalar; düşme, çarpma, spor kazaları, trafik kazaları veya günlük yaşamda meydana gelen darbeler sonucu dişlerde oluşan kırık, çatlak, yer değiştirme ya da tamamen yerinden çıkma gibi önemli yaralanmalardır. Çocukluk ve gençlik döneminde sık görülür ve doğru yönetilmediğinde dişin kaybına kadar ilerleyebilir. Bu nedenle hem ailelerin hem de bireylerin bu konuda bilinçli olması çok önemlidir” dedi.<br />Yerinden çıkan diş için 30 dakika kritik önemde!<br />Düşme, çarpma, spor ve trafik kazaları sonucu oluşan kırık, yer değiştirme ya da diş kayıplarında erken müdahalenin önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ece Yılmazkasapoğlu Türkay, “Travmalarda zaman faktörü her şeydir. Kırık bir diş parçası doğru şekilde saklanırsa yapıştırılabilir; yerinden çıkan bir daimi diş ise 30 dakika içinde doğru koşullarda yerine yerleştirildiğinde yüksek oranda canlı kalabilir. Bu yüzden acil müdahale, hem estetik hem fonksiyon hem de hastanın ileriki yıllarda karşılaşabileceği komplikasyonları önlemede kritik öneme sahiptir. Doğru ilk yardım bilgisi hayat kurtarır, diyebiliriz” diye konuştu.<br />En önemli faktör, zamanında diş hekimine başvurulması<br />Bu tür olaylar sonrası oluşan ağız ve diş sağlığı sorunlarının tedavi edilebildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Ece Yılmazkasapoğlu Türkay, “Günümüzde gelişen diş hekimliği teknolojileri sayesinde; kırık dişler onarılabilir, yer değiştiren veya oynayan dişler sabitlenebilir, yerinden çıkan dişler reimplantasyonla yeniden yerine yerleştirilebilir. Travma sonrası dişin kök gelişimi, sinir-damar yapısı ve çevre dokularının iyileşmesi düzenli takiplerle desteklenir. En önemli faktör, hastanın zamanında bir diş hekimine başvurmasıdır” dedi.<br />Sporcu ağız koruyucuları kullanılmalı<br />Dental travmaların önlenmesi için alınması gereken önlemlere değinen Dr. Öğr. Üyesi Ece Yılmazkasapoğlu Türkay, “Önleme her zaman tedaviden daha etkilidir. Spor yapan çocuk ve gençlerde mutlaka kişiye özel sporcu ağız koruyucularının kullanılması gerekir. Ev içi kazalar çocuklarda önemli bir travma nedenidir; bu nedenle kaygan zeminlerin önlenmesi, sivri mobilya köşelerinin kaplanması ve merdiven güvenlik önlemleri alınmalıdır. Bisiklet, scooter veya paten kullanırken kask ve ağız koruyucusu kullanılması da travma riskini ciddi oranda azaltır” tavsiyesinde bulundu.<br />Ağız ve diş sağlığının korunması için bu önerilere dikkat!<br />Genel olarak ağız ve diş sağlığını korumak için yapılması ve dikkat edilmesi gereken noktalara da değinen Dr. Öğr. Üyesi Ece Yılmazkasapoğlu Türkay, “Ağız sağlığına yapılan her yatırım, uzun vadede genel sağlığı olumlu yönde etkileyen çok değerli bir adımdır” diyerek önerilerini şöyle sıraladı:<br />-Ağız sağlığını korumada en etkili yöntem, düzenli bakım alışkanlıklarının çocuk yaştan itibaren kazandırılmasıdır.<br />-Dişler günde iki kez florlu diş macunu ile fırçalanmalıdır.<br />&#8211; Şekerli atıştırmalık ve asitli içeceklerin tüketini azaltılmalıdır.<br />&#8211; 6 ayda bir rutin diş hekimi kontrolü yapılmalıdır.<br />&#8211; Diş ipi veya ara yüz fırçası kullanılmalıdır.<br />&#8211; Travmaları önlemek için sporcu ağız koruyucularının tercih edilmesi gereklidir.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yerinden-cikan-daimi-dis-icin-30-dakika-onemli-593196">Yerinden çıkan daimi diş için 30 dakika önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selçuklu Belediyesi Araç Filosuna 71 Araç Daha İlave Etti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/selcuklu-belediyesi-arac-filosuna-71-arac-daha-ilave-etti-593148</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 16:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[araç]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[etti]]></category>
		<category><![CDATA[filo]]></category>
		<category><![CDATA[filosuna]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hız]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[lave]]></category>
		<category><![CDATA[selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593148</guid>

					<description><![CDATA[<p>Artan nüfusla birlikte hizmet kalitesini Selçuklu’nun her noktasına ulaştıran Selçuklu Belediyesi bu kapsamda 71 hizmet aracını daha araç tanıtım programıyla filosuna dahil etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selcuklu-belediyesi-arac-filosuna-71-arac-daha-ilave-etti-593148">Selçuklu Belediyesi Araç Filosuna 71 Araç Daha İlave Etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Artan nüfusla birlikte hizmet kalitesini Selçuklu’nun her noktasına ulaştıran Selçuklu Belediyesi bu kapsamda 71 hizmet aracını daha araç tanıtım programıyla filosuna dahil etti. Filoya yeni eklenen araçlarla Selçuklu’nun her noktasına daha hızlı hizmet gideceğinin altını çizen Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı alınan araçların belediyenin tamamen öz kaynaklarıyla borçsuz bir şekilde alındığını ifade etti.</p>
<p>Selçuklu Belediyesi Uluslararası Kapalı Spor Salonu ve Konyaspor stadının bulunduğu otopark alanında gerçekleşen araç tanıtım törenine, Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, Selçuklu Kaymakamı Eflatun Can Tortop, AK Parti Selçuklu İlçe Başkanı Arif Bağcı, belediye başkan yardımcıları, meclis üyeleri ve birim müdürleri katıldı.</p>
<p><b>Başkan Pekyatırmacı: “2023 yılından itibaren toplam 71 yeni aracı belediyemiz bünyesine kazandırdık”</b></p>
<p>Araç Tanıtım Programı’nın yalnızca bir tanıtım olmadığını, Selçuklu’nun geleceğine attıkları güçlü bir imzanın değerli bir parçası olduğunu ifade eden Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, “Gönül belediyeciliği ilkesiyle çıktığımız bu yolda 700 bin nüfuslu bir aileye hizmet etmenin yüklediği sorumluluk ile gece gündüz demeden, yılmadan, yorulmadan, bahanelere sığınmadan var gücümüzle çalışıyoruz. Çünkü biliyoruz ki hizmet ihmal kaldırmaz, gecikmeyi kabul etmez. İşte yeni araçlarımız da bu emek zincirinin en önemli halkalarından birini oluşturuyor. Selçuklu gibi hızla büyüyen ve sürekli gelişen bir ilçenin ihtiyaçlarını karşılayabilmek ancak güçlü bir araç filosuyla mümkün hale geliyor. Yolların bakımından çevrenin korunmasına, park bahçe düzenlemelerinden, altyapı çalışmalarına kadar her alanda modern, teknolojik ve hızlı çalışan ekipmanlar gerekiyor. İşte biz de bu anlayışla 2023 yılından itibaren 5’i iş makinesi olmak üzere toplam 71 yeni aracı belediyemiz bünyesine kazandırdık. Böylece filomuz toplam 421 araca ulaştı. 700 bin nüfusa 2 bin kilometrekare yüz ölçümüne 2 bin 500 çalışanımızla birlikte 421 araçla, iş makinesiyle hizmet ediyoruz. Bu sayı aslında Selçuklu&#8217;nun hizmet kapasitesinin ulaştığı güçlü seviyeyi en somut bir şekilde de ortaya koyuyor. Her bir aracımız yollarımızda, sokaklarımızda, parklarımızda, taziye evlerinde, sosyal destek çalışmalarında, temizlik hizmetlerinde, çevre projelerinde, hatta afet anlarında bile bizim elimiz, kolumuz, gözümüz oluyor. Rabbim bizlere bu araçlarımızla hayırlı hizmetler yapmayı nasip etsin inşallah” dedi.</p>
<p><b> </b><b>“Selçuklu Belediyesi olarak 1 lira borcumuz yok”</b></p>
<p>Araçların toplam maliyetinin 204 milyon 299 bin lira olduğunu açıklayan Başkan Ahmet Pekyatırmacı, “Yeni araçlarımız inşallah kısa süre içerisinde kendilerini amorti edecek. Çünkü bu araçlarımızı çok yoğun bir şekilde kullanıyoruz, hizmet üretiyoruz. Bu araçları kiralama yoluyla filomuza dahil etmiş olsaydık aslında kiralama maliyetiyle birlikte 3 yıllık bir sürede bu araçların toplam parasını kira bedeli olarak ödemiş olacaktık. Ama biz bu araçları kendi bütçemizle, kaynaklarımızla sahip olarak bu maliyetten de kurtulmuş olduk. İnşallah uzun süre bu araçlar şehrimize, ilçemize hizmet edecek. Tabii buradaki araçlar ve toplam maliyet tamamen belediyemizin öz kaynaklarıyla temin edilmiş hiçbir şekilde dışarıdan borçlanma yapılmadan DMO aracılığıyla alınmış araçlar. Elhamdülillah bununla her zaman övünüyoruz. Selçuklu Belediyesi olarak yatırımlarımızda hiçbir zaman hız kesmedik. Temel belediyecilik hizmetlerimizi hiçbir zaman aksatmadık. Vatandaşlarımıza en konforlu, en güvenli, en hızlı hizmeti sunmak için gayret ediyoruz, gece gündüz demeden çalışıyoruz. Elhamdülillah Selçuklu Belediyesi olarak ne SGK&#8217;ya ne maliyeye ne de iş yaptırdığımız firmalara 1 lira borcumuz yok. Bununla da her zaman övünüyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><b>“Bu güzel çalışmaları ekibimizin fedakarca ortaya koyduğu hizmetle elde ediyoruz”</b></p>
<p>Şehir dışından gelen misafirlerin Konya’dan övgüyle bahsettiklerini anlatan Başkan Pekyatırmacı, “Konyamıza dışarıdan gelen misafirlerimizin bize söylemiş olduğu şöyle bir cümle var: ‘Konya çok temiz. Konya çok düzenli ve çok huzurlu bir şehir.’ İnanın bu övgü dolu sözleri duymak bizleri çok mutlu ediyor. Aynı zamanda da gururlandırıyor. Ama şunu özellikle ifade etmek istiyorum. Bu güzel çalışmaları sadece araçlarla ekipmanlarla değil, bu araçları kullanan ekibimizle, personelimizle, çalışma arkadaşlarımızla onların gece gündüz demeden fedakarca gayretli bir şekilde ortaya koydukları hizmetle elde ediyoruz. Bu hizmetin neticesinde bu övgüleri alıyoruz. Bu yüzden gece gündüz demeden, mesai kavramı gözetmeden, kimi zaman soğukta, kimi zaman sıcakta bu çalışmalarını devam ettiren çok kıymetli mesai arkadaşlarıma özellikle teşekkür ediyorum. Bu vesileyle alımını gerçekleştirdiğimiz 71 aracımızın belediyemize, Selçuklumuza ve Konyamıza hayırlı olmasını diliyorum. Rabbim bu araçlarımızla çıktığımız hizmet yolunu hayırla, bereketle, kazasız, belasız, güzel sonuçlarla taçlandırsın inşallah” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>Selçuklu Kaymakamı Tortop: “Güçlendirilen filo ile hizmet kalitemiz güzel bir şekilde artacak”</b></p>
<p>Geliştirilen araç filosuyla Selçuklu Belediyesi’nin hizmet kalitesinin daha da artacağını belirten Selçuklu Kaymakamı Eflatun Can Tortop, “İnsanoğlu yaşamaya devam ettiği sürece kent hizmetlerimiz de gelişerek devam edecek, vatandaşlarımızın ihtiyacı sürekli olarak çeşitlilik ve gelişim gösterecektir. Bizler de eğer kentlerimizi günün değişen şartlarına uyarlayamazsak çok büyük sıkıntılarla karşılaşacağız. Eskilerden bize kalan beğendiğim bir söz vardır. &#8216;Alet işler el öğünür&#8217; diye. Bu sözdeki alet arkada gördüğümüz iş makineleri. Gelişen bu güzel araçlarla güçlendirilen filo ile temizlik, altyapı, acil müdahalede de hizmet kalitemiz güzel bir şekilde artacak. Ben öncelikle karda, kışta, sıcakta, soğukta, yağmurda, alın teri dökerek çalışıp bizlere hizmet sunan işçi kardeşlerimize teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p><b>AK Parti Selçuklu İlçe Başkanı Bağcı: “Selçuklu Belediyesi Türkiye&#8217;ye örnek bir belediye”</b></p>
<p>AK Parti Selçuklu İlçe Başkanı Arif Bağcı, tanıtımı yapılan araçların sosyal belediyecilik hizmetlerini daha da güçlendireceğini belirterek, “Bugün burada Selçuklumuzun hizmet kapasitesini daha da güçlendirecek, hemşerilerimizin günlük yaşamını kolaylaştıracak çok önemli bir yatırımı birlikte paylaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. 2023-2025 yılları arasında belediyemizin filosuna kazandırılan yeni hizmet araçları sadece birer makine ya da ekipman değildir. Bunlar halka hizmet, hakka hizmettir anlayışının sahadaki somut göstergeleridir. Bu araçlar ilçemizin temizliğini daha etkin kılacak, park ve yeşil alanlarımızın bakımını hızlandıracak, sosyal belediyecilik hizmetlerini güçlendirecek, afet ve acil durum çalışmalarında belediyemize daha yüksek bir müdahale kabiliyeti sağlayacaktır. Selçuklu Belediyesi yıllardır vizyonuyla, planlı çalışmasıyla, mali disiplin anlayışıyla Türkiye&#8217;ye örnek bir belediye olmuştur. Bugün burada tanıtımını yaptığımız araçlar bu anlayışın bir sonucudur. İlçemizin her mahallesine, her sokağına, her hanesine dokunan hizmetlerin daha hızlı, daha etkin ve daha verimli yürütülmesine ciddi katkı sağlayacaktır. Bu vesileyle ilçemize bu değerli kazanımı sağlayan başkanımız Ahmet Pekyatırmacı&#8217;ya, belediye yönetimine ve emeği geçen tüm çalışanlarımıza teşekkür ediyorum. Bizler AK Parti Selçuklu İlçe Teşkilatı olarak her zaman olduğu gibi milletimiz için yapılan her işin yanında olmaya, her hizmeti desteklemeye ve Selçuklu&#8217;nun geleceğini birlikte inşa etmeye kararlıyız” diye konuştu.</p>
<p>Program konuşmaların ardından  toplu fotoğraf çekimiyle son buldu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selcuklu-belediyesi-arac-filosuna-71-arac-daha-ilave-etti-593148">Selçuklu Belediyesi Araç Filosuna 71 Araç Daha İlave Etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zeka çağında karar yine insanın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-caginda-karar-yine-insanin-592782</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 08:57:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bilinç]]></category>
		<category><![CDATA[çağında]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanın]]></category>
		<category><![CDATA[karar]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[ürünü]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yine]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592782</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. Çiğdem Yazıcı, her yıl Kasım ayının üçüncü perşembe günü kutlanan Dünya Felsefe Günü dolayısıyla dijital çağda felsefenin önemine değindi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-caginda-karar-yine-insanin-592782">Yapay zeka çağında karar yine insanın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. Çiğdem Yazıcı, her yıl Kasım ayının üçüncü perşembe günü kutlanan Dünya Felsefe Günü dolayısıyla dijital çağda felsefenin önemine değindi.</p>
<p><strong>Felsefe farklılıklarla birlikte düşünme becerisini geliştirmeye çağırıyor</strong></p>
<p>Unesco’nun, Dünya Felsefe Gününün felsefe ile ilgilenen herkese ait olduğunu söylediğine işaret eden Prof. Dr. Çiğdem Yazıcı, “Dünya Felsefe Günü, çağımızın problemlerini ve krizlerini akılcı, kültürlerarası diyaloğu güçlendirerek tartışabileceğimiz hoşgörülü bir ortam yaratmaya aracı olmayı hedefler. Yani felsefe yalnızca kendimizi anlamak ve tanımakla yetinen bir etkinlik değildir; aynı zamanda bizden farklı olanla karşılaşmak, bu farklılıkları tanımak ve bu farklılıklarla birlikte düşünmek becerisini de geliştirmeye çağıran bir etkinliktir.” dedi.</p>
<p><strong>Dijital çağda, düşünmenin ve sorgulamanın anlamı değişti mi?</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin hayatlarımızı önemli oranda kolaylaştırdığı ve ilerleyen dönemlerde daha da kolaylaştıracağı gerçeğini görmenin gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Çiğdem Yazıcı, “Yapay zeka aracılığıyla üzerinde düşündüğümüz ya da araştırma yaptığımız konular hakkında her zamankinden çok daha fazla veriye ulaşabiliyoruz. Yine yapay zeka bu veriyi işleyebiliyor ve bize anlamlı sonuçlar verebiliyor. Ancak bu dijitalleşme insanın üzerinden kendi yaşamıyla ve varoluşuyla ilgili önemli sorularla meşgul olmak ve bu sorulara kendi yaşamlarında aldıkları kararlar ve yaptıkları tercihlerle birtakım cevaplar aramak ve vermek sorumluluğunu alamaz. Örneğin yapay zekaya aklımıza gelen tüm soruları sorabiliriz ancak ne yapacağımız ve nasıl yaşayacağımızla ilgili nihai karar her zaman bize ait olmak zorunda. Bu nedenle eleştirel düşünebilme, kendimize, başkalarına ve dünyaya ilişkin içten bir merak ve sorgulama hiçbir zaman yapay zeka ile gerçekleştirilemez. Dijital çağda da düşünmenin ve sorgulamanın anlamının değişmediğini ancak eskisine oranla çok daha büyük bir önem, değer ve aciliyet kazandığını söyleyebiliriz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Teknolojinin dönüştürücü gücünü sorgulama felsefi bir ihtiyaç</strong></p>
<p>İnsanın dünya üzerinde var olmaya başladığı ilk andan itibaren hem kendisine hem de etrafında yaşadığı dünyaya şu veya bu şekilde bir anlam yüklediğini kaydeden Prof. Dr. Çiğdem Yazıcı, “Onu belirli bir şekilde yorumlamış ve dönüştürmüştür. Teknoloji de bu dönüştürme araçlarından bir tanesidir aslında. Dolayısıyla teknoloji aracılığıyla insanın kendisini ve yeryüzünü nasıl dönüştüreceği ve neye dönüştüreceği teknolojinin kendisinin cevaplayamayacağı açık bir soru olarak durmaktadır. Günümüzde yaşanan savaşları, hammadde ve iklim krizlerini düşünecek olursak bu soru son derece hayati ve acil bir sorudur. Bu soru ancak felsefi etkinliğin ve felsefece bir yaşamın teori ve pratiğin önünde açabileceği yeni ufuklar içinde ele alınabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Yapay zeka felsefesi adı altında ele alınabilecek kendine özgü bir alandan bahsetmenin mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Çiğdem Yazıcı, “Yapay zeka felsefesi yapay zekanın hayatlarımızda kapladığı yerin ortaya çıkarabileceği çeşitli ahlaki ve pratik soruları, insan zihni ve yapay zeka arasındaki ilişkileri, farklılıkları ve benzerlikleri, insan ve makineler arasındaki ilişkileri ele alır ve tartışır.” dedi.</p>
<p><strong>Yakın zamanda bilinçli bilgisayarlar programlamamız pek mümkün görünmüyor</strong></p>
<p>Yapay zekanın “düşünebilme” ya da “bilinç” sahibi olma kapasitesi olup olmadığını değerlendiren Prof. Dr. Çiğdem Yazıcı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Zeka sorun çözme becerisi anlamına gelirken bilinç acı, neşe, aşk ve öfke gibi şeyleri hissedebilme ve kendinin farkında olabilme becerisini de ifade eder. Yapay zeka, verilerle sorun çözme konusunda insandan çok daha becerikli bir hale gelebilir. Ancak bu onun zamanla bilinç kazanacağı anlamına gelmez. Biz henüz bilincin kökeni ve nasıl ortaya çıktığı hakkında yeterince bilgi sahibi olamadığımız için yakın zamanda bilinçli bilgisayarlar ya da makineler programlamamız pek mümkün görünmüyor gibi. Bu konuya ilgisi olanlar Yuval Noah Harari’nin 21. YY Dersleri isimli kitabına bakabilirler.”</p>
<p><strong>Yapay zeka insan ürünü olan fikir ve düşünceleri işleyip ortaya yeni bir felsefe atabilir</strong></p>
<p>İnsan aklının ürünü olan bir sistemin, kendi felsefesini oluşturup oluşturamayacağı konusunu da ele alan Prof. Dr. Çiğdem Yazıcı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İnsan ürünü bir sistem, bir felsefe yaratması söz konusu olduğunda ancak insanı taklit edebilir. İnsan aklının ürünü olan bir sistem derken yapay zeka benzeri bir sistemden bahsediyorsak eğer yapay zeka yalnızca insan ürünü olan fikir ve düşünceleri bir veri olarak işleyip ortaya yeni bir felsefe atabilir. Ama bu felsefe insan aklının ürettiklerinden bağımsız olamaz; insanların toplu birikimlerini aktardıkları verilerin derlenmesi ile ortaya daha önce yazılmamış daha kapsamlı felsefe tarihi derlemelerinden ortaya felsefi teori örnekleri çıkartabilir. Kaldı ki yapay zekanın ortaya attığı felsefe ne tür bir soru etrafında şekillenecek yani başlangıç noktası ne olacak? Yapay zeka neden yeni bir felsefi sistem ortaya atmaya ihtiyaç duysun? Bunu ancak kendisi dışındaki bir etki nedeniyle örneğin bir insanın bunu talep etmesi üzerine yapabilir. Felsefe ancak insana özgü bir anlamlandırma ihtiyacının ürünü olarak kendi otantikliğini koruyabilir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-caginda-karar-yine-insanin-592782">Yapay zeka çağında karar yine insanın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kapitalizm kavramının tarihi, dönüşümü, dünü ve bugünü bu kitapta</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kapitalizm-kavraminin-tarihi-donusumu-dunu-ve-bugunu-bu-kitapta-592436</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 08:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bugünü]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşümü]]></category>
		<category><![CDATA[dünü]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[kavramı]]></category>
		<category><![CDATA[kavramının]]></category>
		<category><![CDATA[kitapta]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592436</guid>

					<description><![CDATA[<p>VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), Michael Sonenscher’un kaleme aldığı “Kapitalizm” adlı eseri okurlarla buluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kapitalizm-kavraminin-tarihi-donusumu-dunu-ve-bugunu-bu-kitapta-592436">Kapitalizm kavramının tarihi, dönüşümü, dünü ve bugünü bu kitapta</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), Michael Sonenscher’un kaleme aldığı <em>“Kapitalizm”</em> adlı eseri okurlarla buluşturuyor. Kapitalizm kavramının soy kütüğünü araştırıyor, kelimenin ardındaki unutulmuş hikâyeyi gün yüzüne çıkarıyor. Modern dünyanın en temel kavramlarından birinin nasıl oluştuğunu, dönüştüğünü ve zamanla farklı anlamları nasıl içerdiğini aktarıyor.</strong></p>
<p>VBKY’nin iktisat kitaplığı, siyaset ve düşünce tarihçisi Michael Sonenscher’in yazdığı ve M. Murtaza Özeren’in Türkçeye çevirdiği <em>“Kapitalizm”</em> adlı eserle genişlemeye devam ediyor. Sonenscher, kitapta kapitalizmin her zaman bugünkü anlamına mı geldiği, zaman içinde nasıl bir dönüşüm geçirdiği ve günümüzdeki siyasi ve iktisadi tartışmaları anlamak için neden önemli olduğu gibi soruların izini sürerek kapitalizm kavramının soy kütüğünü araştırıyor, kelimenin ardındaki unutulmuş hikâyeyi gün yüzüne çıkarıyor. Sonenscher, analizine kapitalizmden önce var olan ve temelini “iş bölümü” ilkesinin oluşturduğu “ticari toplum” kavramıyla başlıyor. Yazar, bu daha eski kavramın kökenleri başlangıçta kamu borçları ve savaş finansmanı gibi bambaşka meselelere dayanan “kapitalizm” ile zamanla nasıl birleştiğini ve nasıl dönüştüğünü inceliyor. Kitap, ticari toplum tartışmalarının sermaye mülkiyetini merkeze alan kapitalizm kavramı tarafından nasıl yutulduğunu ve bu sürecin modern iktisadi ve siyasi düşünceyi nasıl şekillendirdiğini ortaya koyuyor. Bu entelektüel yolculukta Sonenscher, Adam Smith’ten Karl Marx’a, David Ricardo’dan Louis Blanc ve Louis de Bonald gibi Fransız düşünürlerine uzanan geniş bir düşünce haritasını okuyucuya sunuyor.</p>
<p><strong>Kitaptan:</strong></p>
<p><em>“Kapitalizm, yirmi birinci yüzyıla ait bir anlam yüküne sahip olan on dokuzuncu yüzyıldan kalma bir sözcüktür. Tanımlanması hâlâ oldukça zor olsa da, görülmesi hâlâ son derece kolaydır. Açık ve anlaşılmaz olanın birbirine karışmış olmasının bir sebebi de kelimenin kap­sadığı konuların çeşitliliğidir. Kapitalizm elbette sermayeyi/kapi­tali gerekli kılar, ancak kapitalistleri de gerektirdiği o kadar açık değildir; örneğin bunun yerine örgütlenmiş şirketler, yönetici hiyerarşileri, maaşlı çalışanlar, çok sayıda tüketici, sınırlı sorum­luluk, anonim şirket hisseleri, finansal hizmetler, rekabetçi piya­salar ve bürokratik devletler gibi unsurlar da söz konusu olabilir. Kapitalizm aynı zamanda endüstriyel örgütlenmeyi, teknik uz­manlaşmayı ve iş bölümünü de gerektiriyor gibi görünmektedir, ancak piyasaları, fiyatları, kârları ve temettüleri de gerektirdiği o kadar açık değildir. Son olarak, kapitalizm üreticileri, ürünleri ve süreçleri gerektiriyor gibi görünmektedir, ancak aynı zamanda baskı, sınıflar ve çatışmayı da gerektirdiği o kadar açık değildir. Bazen bunların hepsine ihtiyaç duyuyor gibi görünse de, hiçbir zaman hepsini aynı anda istememiş ya da hepsi aynı anda ve aynı yerde sabit ve belirlenmiş bir şeye oturmamış gibi görünüyor. Ka­pitalizmin, ister araba ister para üretmek olsun, bir şeyler üret­mekle bir ilgisi olduğu açıktır, ancak kapitalizmin kendisi üretil­miş hazır bir şey değildir.”</em></p>
<p><strong>Yazar Hakkında;</strong></p>
<p>Siyaset düşüncesi tarihi ile Fransız ve Avrupa tarihi alanlarındaki çalışmalarıyla tanınan Michael Sonenscher, Cambridge King’s College üyesidir. Burada uzun yıllar Tarih Çalışmaları Direktörü olarak görev yapmış olup, emekliliğinden sonra da akademik çalışmalarını sürdürmektedir. Başlıca eserleri arasında <em>Before the Deluge: Public Debt, Inequality, and the Intellectual Origins of the French Revolution </em>ve <em>Sans-Culottes: An Eighteenth-Century Emblem in the French Revolution </em>bulunmaktadır. Yazarın son kitabı <em>After Kant The Romans, the Germans, and the Moderns in the History of Political Thought </em>ise 2023’te Princeton University Press tarafından yayımlanmıştır.</p>
<p><strong>KÜNYE</strong></p>
<p><strong>Yayınevi: VBKY</strong></p>
<p><strong>Kategori: İktisat         </strong></p>
<p><strong>Yazan: Michael Sonenscher   </strong></p>
<p><strong>Kitabın adı: Kapitalizm</strong></p>
<p><strong>Kitap Editörü: Feyzullah Yılmaz    </strong></p>
<p><strong>Proje Editörü ve Son Okuma: Mustafa Sacid Öztürk  </strong></p>
<p><strong>Kapak ve Sayfa Uygulama: Faruk Özcan     </strong></p>
<p><strong>Türkçesi: M. Murtaza Özeren </strong></p>
<p><strong>Sayfa sayısı: 176</strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kapitalizm-kavraminin-tarihi-donusumu-dunu-ve-bugunu-bu-kitapta-592436">Kapitalizm kavramının tarihi, dönüşümü, dünü ve bugünü bu kitapta</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toksinler saatler içinde solunum kaslarını felç edebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/toksinler-saatler-icinde-solunum-kaslarini-felc-edebilir-591888</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Nov 2025 08:07:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[edebilir]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[felç]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[kaslarını]]></category>
		<category><![CDATA[kesin]]></category>
		<category><![CDATA[Midye]]></category>
		<category><![CDATA[Nedenle]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[saatler]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçlar]]></category>
		<category><![CDATA[toksin]]></category>
		<category><![CDATA[toksinler]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591888</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gıda zehirlenmeleri bazı durumlarda ölümcül olabilecek sonuçlara varabiliyor. Geçtiğimiz günlerde Fatih'te bir otelde konaklayan Servet ve Çiğdem Böcek ile çocukları Kadir Muhammet ve Masal, mide bulantısı ve kusma şikayetleri üzerine hastaneye kaldırıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/toksinler-saatler-icinde-solunum-kaslarini-felc-edebilir-591888">Toksinler saatler içinde solunum kaslarını felç edebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gıda zehirlenmeleri bazı durumlarda ölümcül olabilecek sonuçlara varabiliyor. Geçtiğimiz günlerde Fatih&#8217;te bir otelde konaklayan Servet ve Çiğdem Böcek ile çocukları Kadir Muhammet ve Masal, mide bulantısı ve kusma şikayetleri üzerine hastaneye kaldırıldı. Çocuklar ve anne hayatını kaybetti. Babanın ise tedavisi devam ediyor. Ailenin midye ve kumpir tükettiği belirtilirken kesin ölüm nedenleri için laboratuvar sonuçları bekleniyor. İstinye Üniversitesi Gastroenteroloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çağdaş Erdoğan, laboratuvar sonuçlarını görmeden kesin bir yargıya varılamayacağını belirterek olası bir zehirlenmenin midyeden kaynaklanabileceğini belirtiyor. Erdoğan’a göre, hızlı ilerleyen ve ölümcül olabilen gıda zehirlenmeleri genellikle toksin kaynaklı oluyor. Bu nedenle de bu olayda gıda zehirlenmesi varsa bunun midyeden kaynaklı olma ihtimalinin daha yüksek olduğuna dikkat çekiyor</p>
<p><strong>“Toksinler ısıya karşı dayanıklıdır”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Çağdaş Erdoğan, olayla ilgili şunları söylüyor:</p>
<p>“Öncelikle şunu vurgulamak gerekir: Bu tür olaylarda kesin neden ancak laboratuvar sonuçlarıyla ortaya çıkar. Bir hekim olarak sonuçlar çıkmadan ‘kesin budur’ dememiz mümkün değil. Ancak tablonun çok hızlı gelişmiş olması, bazı ihtimalleri diğerlerinden daha ön plana çıkarıyor. Genel olarak gıda zehirlenmelerinin büyük bölümü hafif seyreder; bulantı, kusma gibi belirtilerle kendiliğinden düzelir. Fakat hızlı ilerleyen ve ölümcül olabilen gıda zehirlenmeleri de vardır. Bunlar genellikle toksin kaynaklıdır. Yani gıdanın içinde daha önceden oluşmuş bir zehirden söz ediyoruz, bu nedenle pişirmek veya kaynatmak çoğu zaman koruyucu olmaz. Toksinler ısıya dayanıklıdır.”</p>
<p><strong>“Toksinler saatler içinde solunum kaslarını felç edebilir”</strong></p>
<p>Kabuklu deniz ürünlerinde biriken toksinlerin dakikalarla, saatler içinde solunum kaslarını felç edebileceğinden bahseden Doç. Dr. Erdoğan, şöyle devam ediyor:</p>
<p>“Botulinum toksini (botoks zehirlenmesi) en bilinen örneklerden biridir; özellikle ev yapımı konservelerde görülür. Daha çok görme bozukluğu, çift görme, yutma güçlüğü gibi belirtilerle başlar ve solunum kaslarını etkileyebilir. Ancak bu toksinin belirtilerinin başlaması genellikle birkaç saat ile üç gün arasında değiştiği için, çok ani seyreden tablolarda ilk sırada düşündüğümüz etken değildir. Buna karşılık özellikle kabuklu deniz ürünlerinde, yani midye gibi filtrasyon yoluyla beslenen canlılarda biriken ciddi nörotoksinler vardır. Bu toksinler dakikalarla saatler içinde solunum kaslarını felç edebilir ve bu durum ani hayati kayıplara yol açabilir. En önemli özellikleri, ne kadar pişirilirse pişirilsin yok olmamalarıdır. Dolayısıyla ‘piştiği için güvenlidir’ düşüncesi doğru değildir.”</p>
<p><strong>“Salmonella, böyle hızlı bir tabloya sebep olmaz”</strong></p>
<p>Geçtiğimiz aylarda İzmir’de bir vatandaşın kumpir yedikten sonra hayatını kaybetmesi Salmonella bakterisini gündeme getirmişti. Doç. Dr. Erdoğan bu bakterinin bu kadar hızlı ölüme götürmediğini belirterek şu açıklamayı yapıyor:</p>
<p>“Enfeksiyon kaynaklı bir gıda zehirlenmesi, örneğin salmonella, böyle hızlı bir tabloya sebep olmaz. Salmonellada belirtiler daha yavaş gelişir; kanlı ishal ve ateş gibi bulgular olur. Bu nedenle enfeksiyon ihtimali bu olayda öncelikli görünmüyor.”</p>
<p><strong>“Toksinin vücuda dağılmasında kilo önemli bir belirleyicidir”</strong></p>
<p>Toksinlerin herkeste farklı şekilde etki edebileceğini belirten Erdoğan, “Ailenin farklı bireylerinin farklı hızlarda etkilenmesi de açıklanabilir bir durum. Çünkü her midye aynı miktarda toksin içermez. Ayrıca toksinin vücuda dağılmasında kilo önemli bir belirleyicidir; çocukların ve annenin daha hızlı etkilenmesi bu nedenle olağandır. Tabii çok düşük bir ihtimal de olsa yiyeceğe karışmış kimyasal bir madde—örneğin bir temizlik ürünü—de benzer şekilde hızlı etki yaratabilir. Fakat toksin ihtimali daha güçlü bir olasılık olarak duruyor” diyor.</p>
<p><strong>“Zamanında hastaneye ulaşıldığında iyileşme ihtimali var</strong></p>
<p>Bu tür vakalarda erken müdahalenin hayati önem taşıdığını belirten Erdoğan, şöyle devam ediyor:</p>
<p>“Eğer toksin solunum kaslarını felç ettiyse, hastanın solunumu durabilir. Böyle bir durumda tek tedavi, solunum cihazıyla hastayı yaşatıp toksinin etkisi geçene kadar destek sağlamak. Yani zamanında hastaneye ulaşıldığında iyileşme ihtimali var.”</p>
<p><strong>“Bulantı ve kusma başlarsa zaman kaybetmeden acil servise başvurulmalı”</strong></p>
<p>“Vatandaşlar açısından bakarsak, böyle bir tehlikeyi gıdanın tadından, kokusundan veya görünüşünden anlamak mümkün değil. Bu yüzden özellikle kabuklu deniz ürünlerinin mutlaka denetimli ve güvenilir kaynaklardan alınması gerekir. Sokakta satılan ürünler her zaman daha risklidir. Kumpir gibi mayonez, sosis, sucuk gibi kolay bozulan malzemeler içeren ve uzun süre açıkta bekleyebilen yiyeceklerde de risk artar. Aynı gıdayı yiyen birden fazla kişide kısa sürede bulantı ve kusma başlarsa, özellikle çocuklarda zaman kaybetmeden acil servise başvurulmalı. Son olarak tekrar söylemek lazım: Kesin neden laboratuvar sonuçlarıyla belirlenecek. Ancak mevcut bilgiler ışığında bu kadar hızlı gelişen bir tabloda nörotoksinler daha olası görünüyor.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/toksinler-saatler-icinde-solunum-kaslarini-felc-edebilir-591888">Toksinler saatler içinde solunum kaslarını felç edebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gelecekte hibrit sinema anlayışı doğacak!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gelecekte-hibrit-sinema-anlayisi-dogacak-591454</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 08:12:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[anlatı]]></category>
		<category><![CDATA[anlayışı]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[doğacak]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[gelecekte]]></category>
		<category><![CDATA[hibrit]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kabaş]]></category>
		<category><![CDATA[salonları]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591454</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, 14 Kasım Dünya Sinema Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, sinemanın dijital çağda geçirdiği büyük dönüşüme dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecekte-hibrit-sinema-anlayisi-dogacak-591454">Gelecekte hibrit sinema anlayışı doğacak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, 14 Kasım Dünya Sinema Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, sinemanın dijital çağda geçirdiği büyük dönüşüme dikkat çekti.</p>
<p><strong>Sinema en büyük dönüşümlerinden birini geçiriyor</strong></p>
<p>Sinemanın en büyük dönüşümlerden birini dijital çağla birlikte geçirdiğini, filmin artık sadece bir anlatı sanatı olarak değil aynı zamanda veri akışı, algoritmalar ve içerik stratejileriyle tanımlanmaya başlandığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş,<strong> “</strong>Eskiden sinema, fiziksel olarak bir araya gelinen, ortak duyguların paylaşıldığı ve devamında çeşitli sosyalleşmelerin de yaşandığı bir ritüeldi; bugünse sıklıkla bireysel ekranlara, kısalan dikkat sürelerine ve hızlı tüketim çerçevesine sıkışmaya doğru ilerliyor. Ancak bu değişim, sinemanın bittiği anlamına gelmiyor. Aksine, dijital çağ sinemaya yeni ifade biçimleri de kazandırıyor. Artık bir hikâye yalnızca perdede değil, sosyal medyada, sanal gerçeklikte hatta yapay zekâ destekli deneyimlerde var olabiliyor. Dolayısıyla sinemaya farklı bir gözle bakıldığında aynı zamanda bir tür ‘dijital hafıza alanı’ na dönüşümün söz konusu olduğu da söylenebilir. Bu süreçte film yapanlar, yalnızca kamera arkasında değil, kodun ve verinin içinde de yeni bir anlatım dili kurabiliyor. En nihayetinde dijitalleşmenin en üst seviyesine ulaşarak sinema alanını tamamıyla dönüştürmesinin tam karşılığını henüz göremedik.” dedi.</p>
<p><strong>Pandemi, sinema salonları için dönüm noktası oldu</strong></p>
<p>Pandeminin, sinema salonları için bir anlamda dönüm noktası olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, “Uzun süre kapalı kalan salonlar ekonomik ve duygusal bir kayıp yaşadı. Evde film izleme alışkanlığıyla birlikte salonların sağladığı kolektif izleme deneyiminden uzaklaşılmaya başlandı. Öte yandan sinema salonlarında film izlemenin ekonomik karşılığının giderek artması, salonların AVM’lere taşınmasıyla birlikte film izlemenin ötesinde bir tüketim çerçevesinin öne çıkması da bu durumu pekiştirdi. Ancak son birkaç yılda bu durumun değiştirilmeye çalışıldığını görebiliyoruz. Ödüllü yerli yapımların salonlarda gösterilmesi, belirli yönetmenlerin sinema perdesi gösterim formatına uygun üretimlerde bulunması ve sinema salonların ‘nostalji’ üretimi doğrultusunda kült yapımları yeniden beyazperdeye taşıması bu konudaki girişimlere örnek olarak verilebilir. Bunların yanı sıra film sonrası söyleşiler, tematik gösterimler, festival organizasyonları da bu bağın yeniden kurulması açısından önem taşıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijital platformlar, sinema kültürünü önemli ölçüde dönüştürdü…</strong></p>
<p>Netflix, Amazon Prime, Max gibi dijital platformların sinema kültürünü önemli ölçüde dönüştürdüğünü de kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, “Bir yandan erişim sınırlarını ortadan kaldırarak hikâyeleri zaman-mekân ayrımı olmaksızın küresel ölçeğe taşıdılar öte yandan izleme alışkanlıklarını da kökten değiştirdiler. Artık izleyici filmi bir etkinlik olarak değil, tıpkı bir sosyal medya içeriği gibi hızlıca tüketilen bir ‘akış’ olarak deneyimliyor. Bu durumun iki yönü var: Olumlu tarafı erişimin, çeşitliliğin ve görünürlüğün artması. Olumsuz tarafıysa sinemanın hızlı tüketim ve izleyici verisi odaklı üretim kültürüne teslim olması. Platformların algoritmaları, izleyiciye yeni içerikleri sürekli kişiselleştirilmiş bir şekilde sunarken, derinleşme, film üzerine tartışma ve sinemasal deneyim giderek zayıflıyor. Elbette ki bazı yönetmenlerin de bu dijital koşulları yaratıcı biçimde kullanarak yeni anlatım biçimleri geliştirdiğini de dikkatle takip edebiliyoruz. Dolayısıyla artık bugün sinemayı bir anlatı sanatı olarak nasıl tanımlayacağımız önemli olacaktır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Gelecekte hibrit bir sinema anlayışı doğacak!</strong></p>
<p>Yapay zekânın artık sinemanın bir parçası hâline gelmeye başladığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, şöyle devam etti:</p>
<p>“Senaryo yazımından görsel efektlere, kurgudan ses tasarımına kadar birçok aşamada üretim süreçlerine dahil edilebiliyor. Bu teknolojiler sayesinde daha hızlı, daha düşük bütçeli ve teknik olarak çok daha gelişkin işler üretmek mümkün kılınıyor. Ancak bu gelişmeler sinemanın insani yönünü tehdit etme riski de taşıyor. Yapay zekâ bir hikâyeyi yapı olarak taklit edebilir, duygusal ritmini analiz edebilir, hatta belli formüllerle istenilen noktalarda izleyiciyi ağlatan ya da heyecanlandıran sahneler üretebilir. Ancak sinemanın anlamını güçlendiren şeyler arasında, insanın duygusal sezgisi ve yaratıcı hataları da bulunmaktadır. Bu nedenle yapay zekâ sinemayı dönüştürüyor ama henüz insanın hayal gücünün yerini tam olarak, en azından bizim kavrayabileceğimiz şekliyle, alamıyor. Belki gelecekte yapay zekâ ile insan yaratıcılığının iç içe geçtiği hibrit bir sinema anlayışı doğacak ama duyguyu algoritmayla değil insanla inşa eden filmler her zaman bir biçimde var olacak.”</p>
<p><strong>Dijital oyuncular ya da yapay zekâ ile oluşturulan karakterler yeni kapılar açtı </strong></p>
<p>Deepfake veya dijital oyuncu kullanımının sinemada hem etik hem de hukuki açıdan çok ciddi bir tartışma alanı oluşturduğunu da anlatan Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, “Deepfake teknolojisiyle bir oyuncunun canlandırılması ya da izinsiz olarak bir yüzün kullanılması, temsiliyet ve rıza kavramları üzerine yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Bu tartışmanın sadece teknolojik bir yerden değil aynı zamanda insan onuru, emeği ve sanatsal bütünlüğe dair bir sorumluluk konusu olarak da sürdürülmesi gerekiyor. Dijital oyuncular ya da yapay zekâ ile oluşturulan karakterler, sinemaya teknik olarak yeni kapılar açabiliyor. Fakat bu teknoloji suistimal edildiğinde, sanatın en temel unsuru olan ‘insanlık hâli’ zarar görüyor. Dolayısıyla teknolojiyi kullanan niyeti de tartışmamız gerekiyor. Dolayısıyla sinemada etik çizginin korunması, sanatsal güvenin de korunması anlamına geliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sinemayı yaşatan insanın beyazperdeye yansıyan büyülü anlatımı</strong></p>
<p>Sinemanın geleceğinin, teknoloji üzerinden ya da teknolojiye dönük bir rekabet endüstrisi oluşturmaktan değil teknolojiyle birlikte yeni duygusal ve estetik alanlar oluşturmakta gizli olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, “Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, bir hikâyeyi anlamlı kılan şey her zaman onu anlatan insanın iç dünyası, toplumla kurduğu ilişki ve hayatı yorumlama biçimini aktarma yolu olmaktadır. Bu nedenle, dijital çağda bile sinemayı yaşatan şey, teknolojinin, platformların ya da endüstrinin inşa ettiği değil insanın beyazperdeye yansıyan büyülü anlatımıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecekte-hibrit-sinema-anlayisi-dogacak-591454">Gelecekte hibrit sinema anlayışı doğacak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güriş Holding Şirketlerinden Parsan, Yapay Zeka Desteğiyle Bakım-Onarım Süreçlerinde Verimliliği Artırdı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/guris-holding-sirketlerinden-parsan-yapay-zeka-destegiyle-bakim-onarim-sureclerinde-verimliligi-artirdi-591322</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2025 12:21:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[arıza]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[desteğiyle]]></category>
		<category><![CDATA[Doküman]]></category>
		<category><![CDATA[güriş]]></category>
		<category><![CDATA[holding]]></category>
		<category><![CDATA[parsan]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[şirketlerinden]]></category>
		<category><![CDATA[süreçleri]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591322</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güriş Holding şirketlerinden Parsan, üretim tesislerindeki bakım-onarım süreçlerini dijitalleştirmek ve çalışan verimliliğini artırmak amacıyla geliştirdiği HatFix Projesi ile dikkat çekiyor. Yapay zeka ve doküman yönetim teknolojilerini entegre eden proje, üretim hatlarında zaman kayıplarını azaltarak bakım süreçlerinde %20’ye varan verim artışı sağladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guris-holding-sirketlerinden-parsan-yapay-zeka-destegiyle-bakim-onarim-sureclerinde-verimliligi-artirdi-591322">Güriş Holding Şirketlerinden Parsan, Yapay Zeka Desteğiyle Bakım-Onarım Süreçlerinde Verimliliği Artırdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Güriş Holding şirketlerinden Parsan, üretim tesislerindeki bakım-onarım süreçlerini dijitalleştirmek ve çalışan verimliliğini artırmak amacıyla geliştirdiği HatFix Projesi ile dikkat çekiyor. Yapay zeka ve doküman yönetim teknolojilerini entegre eden proje, üretim hatlarında zaman kayıplarını azaltarak bakım süreçlerinde %20’ye varan verim artışı sağladı.</p>
<p><b>Sahada Anında Erişim, Daha Hızlı Çözüm</b></p>
<p>HatFix Projesi, Parsan çalışanlarının sahada yaşanan arızalarda ihtiyaç duydukları teknik dokümanlara anında erişebilmesini sağlamak üzere tasarlandı. Daha önce dokümanlara ulaşmak için harcanan zaman ve operasyonel kayıplar, dijitalleşme sayesinde minimuma indirildi. Proje kapsamında çalışanlar, herhangi bir noktadan herhangi bir tezgâha ait dokümanlara fiziksel evrak taşımadan ulaşabiliyor. Bu sayede hem zaman kaybı ortadan kalktı hem de arıza çözüm süreçleri hızlandı.</p>
<p><b>Yapay Zeka ile ERP Entegrasyonu</b></p>
<p>Parsan BT ekibinin desteğiyle LimonCloud firması ile birlikte geliştirilen proje, kısa sürede yapay zeka destekli doküman yönetimi ve arıza çözümleme uygulamasına dönüştü. Sistemin en önemli bileşenlerinden biri, SAP ERP Bakım Modülü ile yapay zeka modülünün entegre çalışması oldu. Bu entegrasyon sayesinde, geçmiş arıza kayıtları yapay zeka tarafından analiz edilerek bakım operatörlerine en uygun çözüm adımları öneriliyor.</p>
<p><b>Verimlilik ve Maliyet Avantajı Bir Arada</b></p>
<p>Proje devreye alındıktan sonra yapılan ölçümlerde, bakım süreçlerinde %15 ila %30 oranında zaman tasarrufu sağlandığı görüldü. Aynı zamanda, çalışanların doküman arama ve bilgiye ulaşma süreçlerinde yaşanan kayıplar ortadan kalktı. Eğitim sürelerinin kısalması, yeni çalışanların sahaya adaptasyonunu hızlandırdı. Uzun vadede proje, kestirimci bakım (predictive maintenance) kabiliyetleriyle duruş analizlerinin yapılmasına ve sorunlu tezgâhların önceden tespit edilmesine olanak tanıyacak.</p>
<p><b>“Yapay Zeka ile Bakım Süreçlerinde Yeni Bir Dönem Başlattık”</b></p>
<p>Parsan Bakım-Onarım Departmanı’ndan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:<br /> “Sürece başlarken amacımız, saha çalışanlarımızın arıza anlarında ihtiyaç duydukları dokümanlara en hızlı şekilde ulaşmalarını sağlamaktı. LimonCloud iş birliğiyle başlattığımız bu süreç, kısa sürede yapay zeka destekli bir doküman yönetim sistemine dönüştü. Bugün </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guris-holding-sirketlerinden-parsan-yapay-zeka-destegiyle-bakim-onarim-sureclerinde-verimliligi-artirdi-591322">Güriş Holding Şirketlerinden Parsan, Yapay Zeka Desteğiyle Bakım-Onarım Süreçlerinde Verimliliği Artırdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekran Bağımlılığına Karşı Üniversite Öğrencilerinden Proje</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ekran-bagimliligina-karsi-universite-ogrencilerinden-proje-591241</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2025 08:23:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığına]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilerinden]]></category>
		<category><![CDATA[online]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[seminer]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591241</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi öğrencileri, çocuklarda artan ekran bağımlılığına karşı farkındalık oluşturmak amacıyla Sürdürülebilir Teknolojik Adaptasyon Projesi’ni (SETAP) başlattı. İlk aşamada çocuklara yönelik atölyelerin düzenlendiği projenin ikinci ayağında, ebeveynlere yönelik seminerler düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ekran-bagimliligina-karsi-universite-ogrencilerinden-proje-591241">Ekran Bağımlılığına Karşı Üniversite Öğrencilerinden Proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi öğrencileri, çocuklarda artan ekran bağımlılığına karşı farkındalık oluşturmak amacıyla Sürdürülebilir Teknolojik Adaptasyon Projesi’ni (SETAP) başlattı. İlk aşamada çocuklara yönelik atölyelerin düzenlendiği projenin ikinci ayağında, ebeveynlere yönelik seminerler düzenlendi. Konuyla ilgili konuşan tekno-sosyolog Prof. Dr. Altan Kar, “Ekran dengesini, yani online ve offline hayatın dengelenmesini hedefliyoruz. Yasaklamaktan çok yönlendirmeyi esas alıyoruz. Çocukluğun ekran karşısında heba edilmesine seyirci kalmamak, online yerine fiziksel aktivitelerin, aileyle yapılabilecek etkinliklerin, parklarda oynanabilecek oyunların teşvik edilmesini amaçlıyoruz” dedi.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi ve Ataşehir Belediyesi Sosyal Destek Hizmetleri Müdürlüğü iş birliğiyle yürütülen SETAP Projesinin ebeveyn ayağı, Mustafa Saffet Kültür Merkezi’nde düzenlenen ‘Dikkati Yeniden Kazanmak’ konulu Ebeveyn Farkındalık semineri ile başladı. Seminer, Kasım–Aralık aylarında dört farklı noktada düzenlenecek.</p>
<p><strong>‘Çocuklara Zarar Veriyor’</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi E-Ticaret ve Yönetimi Bölümü Başkanı ve aynı zamanda proje koordinatörü Prof. Dr. Altan Kar, SETAP Projesi’nin, E-Ticaret Bölümü öğrencilerinin mezuniyet projesi kapsamında bir sosyal sorumluluk çalışması olarak ortaya çıktığını belirterek “Çocukların ekran süreleri günümüzde çok önemli bir problem haline geldi. Özellikle pandemi döneminde online eğitimin çocukları ekrana bağlaması, iletişimin, eğlencenin, arkadaşlarla zaman geçirmenin ve pek çok aktivitenin ekran üzerinden yapılması, ekran süresinin çocuklara zarar vermeye başlamasına neden oldu. Bu nedenle biz de ekran dengesinin, yani online ve offline hayatın dengelenmesini hedefleyen bir proje başlattık. Yasaklamaktan ziyade yönlendirmeyi esas alıyoruz. Çocukların ekran karşısında olmaları yerine fiziksel hareketlerin, aileyle yapılabilecek etkinliklerin, parklarda oynanabilecek oyunların teşvik edilmesi konusunda anne ve babaları bilinçlendirmeyi ve motive etmeyi amaçlıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>‘Ekran Süresi Azalınca Aileyle Geçirilen Zaman Arttı’</strong></p>
<p>Projeye çocuklara yönelik “deneysel atölye” etkinlikleriyle başladıklarını ifade eden Prof. Dr. Kar, “Yaklaşık 10 hafta süren ‘Online ve Offline Ekran Dengesi’ adlı atölye çalışmaları kapsamında çocuklar için ekran süresine alternatif olarak her hafta aileleriyle birlikte farklı etkinlikler planladık. Atölyelere katılan öğrencilerin ekran süreleri uzundu; onları fiziksel aktivitelere yönlendirmek için 10 hafta boyunca her hafta ekranda geçirdikleri süre yerine fiziksel bir aktivite hedefi belirlemelerini istedik. Zamanla aileleriyle daha çok vakit geçirmeye ve pek çok farklı aktivite yapmaya başladılar” diye konuştu.</p>
<p>Proje kapsamında çocukların aileleriyle kurdukları etkileşim de gözlemlendi. Prof. Dr. Kar, “Anne ve babasıyla evde kutu oyunları oynamak, geleneksel oyunlar oynamak gibi aktivitelere yöneldiklerini gözlemledik. Bazı öğrenciler, hayvan sahiplendi. Mutfakta annesiyle yemek yapanlar, babasıyla dışarıda futbol, basketbol oynayanlar, daha önce düzenli yaptığı ama yarım bıraktığı spor, sanatsal etkinliklere tekrar başlayanlar oldu. Bu dönem içinde sürdürülebilir aktivitelere dönüşmesi anlamında çok güzel geri dönüşlerle karşılaştık. Ailelerin ‘ekransız aile’ zamanları yaratmaları ve çocuklarıyla birlikte evde ya da dışarıda aktivite yapmaya başlamaları ekran süresinin düşmesindeki en önemli etken oldu” dedi.</p>
<p><strong>‘Sorun Ekran Değil, Farkındalık Eksikliği’</strong></p>
<p>Ebeveyn farkındalığının en kritik nokta olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kar, “Sorun ekran değil, farkındalık eksikliği. Ebeveynler çocuklarının ekranda ne yaptığını bilir ve kontrol ederse, ekran süresi değil, içerik önem kazanır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>‘Ekran Bağımlılığı Küresel Bir Sorun’</strong></p>
<p>Ekran bağımlılığına ilişkin dünyadaki duruma da değinen Prof. Dr. Kar, “Dikkat dağınıklığı ve ekran bağımlılığı konusunda bildiğiniz gibi son 10 yılda çok büyük artışlar gözlemleniyor. ABD ve Çin gibi ülkelerde bu konuda tedavi merkezleri yıllar önce kurulurken, Türkiye’de farkındalık son yıllarda artmaya başladı” dedi. </p>
<p><strong>‘Oyun, Çocuğun Vicdanını Geliştirir ve Ona Toplumsal Değerleri Öğretir’</strong></p>
<p>Projeden çıkan bulgulara da değinen Prof. Dr. Kar, “Yaptığımız çalışma, çocukların ekranı bıraktıktan sonra neyle ilgilendiğinin önemli olduğunu gösterdi. Oyun, çocuğun vicdanını geliştirir ve ona toplumsal değerleri öğretir. Anne babanın çocukla vakit geçirmesi, ‘kaliteli vakit geçirme’ çok jargondur, çok söylenir ama bizim bulgumuz çocukla oyun oynanması. Kutu oyunları, geleneksel oyunlar gibi. En önemli şey çocukla oyun oynayarak zaman geçirmek. Ebeveynler çocuklarıyla oyun oynayarak hem iletişimi güçlendirir hem değer aktarımı yapar. Dolayısıyla çocuklarıyla ilgilenmek, çocuklarıyla oyun oynamak ve oyun içinde eğitilmelerini sağlamak, ebeveynler için en güzel çözüm” dedi.</p>
<p>Seminere katılan Çiğdem Billur Yıldız da “Kızlarım var. Onlara ne verebilirim, ne kazandırabilirimdiye düşünerek bu seminere katıldım. Geldiğim çok da iyi oldu. Bu seminer bana çocuklarımla oyun oynamanın, onlara vakit ayırmanın ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlattı” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ekran-bagimliligina-karsi-universite-ogrencilerinden-proje-591241">Ekran Bağımlılığına Karşı Üniversite Öğrencilerinden Proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Büyükakın; Kocaeli&#8217;de teknolojiye her zaman destek vereceğiz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-buyukakin-kocaelide-teknolojiye-her-zaman-destek-verecegiz-591069</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2025 08:07:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[büyükakın]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojiye]]></category>
		<category><![CDATA[vereceğiz]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591069</guid>

					<description><![CDATA[<p>KOÜ Bilimpark ve Milli Teknoloji Atölyesi, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın katılımıyla açıldı. Törende bilim insanlarına seslenen Başkan Büyükakın, "Kocaeli'de teknolojiye destek vermeye hazır bir yönetim var. Siz yeter ki araştırmaya, üretmeye devam edin" dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-buyukakin-kocaelide-teknolojiye-her-zaman-destek-verecegiz-591069">Başkan Büyükakın; Kocaeli&#8217;de teknolojiye her zaman destek vereceğiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>KOÜ Bilimpark ve Milli Teknoloji Atölyesi, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın katılımıyla açıldı. Törende bilim insanlarına seslenen Başkan Büyükakın, &#8220;Kocaeli&#8217;de teknolojiye destek vermeye hazır bir yönetim var. Siz yeter ki araştırmaya, üretmeye devam edin&#8221; dedi.</p>
<p><b>KOÜ BÜNYESİNDE HİZMET VERECEK</b></p>
<p>Kocaeli Üniversitesi’nde 3 bin metrekarelik bir alanda hizmet verecek olan Bilimpark ve Milli Teknoloji Atölyesi, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın katıldığı törenle açıldı. Prof. Dr. Baki Komsuoğlu Kültür ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen törene Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, AK Parti Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, KOÜ Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk, AK Parti İl Başkanı Dr. Şahin Talus, MHP İl Başkanı Tuncay Batı, TÜBİTAK Başkanı Orhan Aydın, üniversite yönetimi, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.</p>
<p><b>BÜYÜKAKIN: TEKNOFEST’E HAZIRIZ</b></p>
<p>Törende konuşan Başkan Büyükakın, Büyükşehir Belediyesi olarak teknoloji çalışmalarına her zaman destek verdiklerini, bu kapsamda TÜBİTAK Kampüsü içinde bir üretim tesislerinin bulunduğunu hatırlattı. Başkan Büyükakın, &#8220;Biz teknolojik gelişimin önemine yürekten inanan ve bunun için öncü çalışmalar yapan bir belediyeyiz. Bunların sayısı da önümüzdeki günlerde artacak. Sayın Rektörümüzün talebinin biz de sonuna kadar arkasındayız. TEKNOFEST’e ev sahipliği yapmaya hazırız. Cengiz Topel Havalimanı da bunun için uygun olur diye düşünüyorum” dedi.</p>
<p><b>HEVESLİ BİR YÖNETİM VAR</b></p>
<p>Kocaeli’de bilimsel ve teknolojik çalışmalara destek vermeye hazır bir yönetim olduğunu belirten Başkan Büyükakın şöyle konuştu: “Kocaeli aslında Bilişim Vadisi ile, sanayisi ile, üniversitesi ile birlikte, TEKNOPARK’ları ile ve 14 sanayi bölgesi ile tam da bu işler için kuluçka merkezi. Buna ev sahipliği yapmak için hevesli bir şehir yönetimi var. Bu konuda biz üzerimize düşen her şeyi yapmaya hazırız. Teknoloji takımlarına verdiğimiz 6 milyon liralık bütçeyi de önümüzdeki sene 20 milyon liraya çıkartacağız ve onlara çok daha güçlü destek vereceğiz. Siz araştırmaya, üretmeye devam edin.”</p>
<p><b>AÇILIŞ KURDELESİ KESİLDİ</b></p>
<p>Bakan Mehmet Fatih Kacır ise konuşmasında, “Bilimpark&#8217;ın şehrimize, ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Bu yeni nesil araştırma enstitüsü, bilim insanlarına ve öğrencilere yeni bir kapı açacak” ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından Bakan Kacır, Vali Aktaş ve Başkan Tahir Büyükakın ile protokol üyeleri, KOÜ Bilimpark ve Milli Teknoloji Atölyesi’nin açılış kurdelesini kesti.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-buyukakin-kocaelide-teknolojiye-her-zaman-destek-verecegiz-591069">Başkan Büyükakın; Kocaeli&#8217;de teknolojiye her zaman destek vereceğiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazi&#8217;de Zaman 09.05&#8217;te Durdu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osmangazide-zaman-09-05te-durdu-590631</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 12:28:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[durdu]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[te]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=590631</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü, ebediyete intikalinin 87’nci yılında saygı, sevgi ve özlemle andı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazide-zaman-09-05te-durdu-590631">Osmangazi&#8217;de Zaman 09.05&#8217;te Durdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü, ebediyete intikalinin 87’nci yılında saygı, sevgi ve özlemle andı.</p>
<p>Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ebediyete intikalinin 87’nci yılında tüm yurtta olduğu gibi Osmangazi Belediyesi personeli tarafından da anıldı. Belediye bahçesinde yer alan Atatürk Anıtı önünde düzenlenen törende, saat 09.05’te çalan siren sesleriyle birlikte adeta hayat durdu. Belediye başkan yardımcıları, meclis üyeleri, birim müdürleri, belediye personeli ve vatandaşların katılımıyla gerçekleştirilen törende, bir dakikalık saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı hep bir ağızdan coşkuyla okundu.</p>
<p>Anma töreni kapsamında Osmangazi Belediyesi hizmet binası, Türk bayraklarıyla donatıldı. Aynı zamanda Türk Bayrağı, Atatürk’e duyulan derin saygının simgesi olarak yarıya indirilirken, belediye çalışanları duygu dolu anlar yaşadı. Tören sonunda ise Atatürk defteri köşesinde katılımcılar, Atatürk’e olan sevgi, minnet ve özlemlerini dile getiren satırlar yazdı. </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazide-zaman-09-05te-durdu-590631">Osmangazi&#8217;de Zaman 09.05&#8217;te Durdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mesajlaşma kültürü, iletişimin doğasını değiştirdi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mesajlasma-kulturu-iletisimin-dogasini-degistirdi-590574</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 12:07:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[biçimi]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirdi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[doğasını]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[haline]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[iletişimin]]></category>
		<category><![CDATA[kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[mesajlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[samimi]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=590574</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim (İngilizce) Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, değişen iletişim dili konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mesajlasma-kulturu-iletisimin-dogasini-degistirdi-590574">Mesajlaşma kültürü, iletişimin doğasını değiştirdi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim (İngilizce) Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, değişen iletişim dili konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Her an ulaşılabilir olma kültürü doğdu</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, mesajlaşma uygulamalarının iletişimi zamansal ve mekânsal sınırlarından arındırarak gündelik etkileşimin doğasını dönüştürdüğünü belirterek, “Artık iletişim, belirli bir zaman dilimine ya da mekâna bağlı bir eylem olmaktan çıktı; kesintili ama sürekli bir akış hâline geldi. Bu durum hem kişisel hem de kamusal ilişkilerde ‘her an ulaşılabilir olma’ kültürünü doğurdu.” dedi.</p>
<p><strong>Dil, jestlerle yeniden buluştu</strong></p>
<p>Yazılı iletişimin hız ve gündelikliğinin dil kullanımını da dönüştürdüğünü ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Gramerin, noktalamanın ve hatta kelime seçiminin bile daha duygusal, jestsel, ve görsel biçimlerde yeniden tanımlanmasına yol açtı. Emojiler, GIF’ler, sesli notlar ya da tepki butonları, yazılı sözcüklerin yerini kısmen devralarak dilin jestlerle yeniden birleştiği bir melez form yarattı.” diye konuştu.</p>
<p>Ayrıca mesajlaşma uygulamalarının, kamusal ile özel arasındaki sınırı da bulanıklaştırdığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Kişisel sohbetler, iş yazışmaları, politik tartışmalar ya da duygusal paylaşımlar aynı arayüzde iç içe geçiyor. Bu da bireyin dijital ortamlarda kendini temsil etme biçimini, tonlamasını ve hatta sessizliğini bile anlamlı bir iletişim jestine dönüştürüyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yazılı mesajlaşma gençler arasında açık ara önde</strong></p>
<p>Araştırmaların da bu eğilimi desteklediğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “2011 yılında ABD’de üniversite öğrencileri üzerine yapılmış bir araştırmada katılımcıların yüzde 60’ı yazılı mesajlaşmayı aramaya tercih ettiklerini söylüyorlar; üstelik bu rakam o dönemde bir yıl öncesine nazaran yüzde 53 artış göstermiş. Daha yakın bir zamanda, 2020 yılında, Pakistan’da bir üniversitede 17 ila 36 yaşında lisans öğrencileri üzerine yapılan araştırmada da benzer sonuçlar elde ediliyor, bu grup içerisinde iletişimin yüzde 83’ü yazılı mesajlarla gerçekleştiriliyor. Yazılı mesajlaşma, özellikle genç kuşaklar arasında, görüntülü ve sesli aramalara kıyasla açık ara daha fazla tercih ediliyor. Bunun nedeni yalnızca pratiklik değil yazılı iletişimin sağladığı denetim duygusu. Mesaj hem zaman hem de ifade üzerinde bir kontrol alanı sunar, kişi ne zaman yanıt vereceğini, nasıl bir ton kullanacağını ve ne kadar açık olacağını kendi belirler.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yazılı mesajlaşma bir tür dijital tampon görevi görüyor</strong></p>
<p>Görüntülü ya da sesli aramaların daha doğrudan ve samimi olsa da aynı zamanda daha “istilacı” algılanabildiğini anlatan Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Yazılı mesajlaşma ise bir tür dijital tampon görevi görüyor; mesafe, sessizlik ya da gecikme bile anlam üretme biçimine dönüşüyor. Özellikle pandemi sonrası dönemde, yazılı mesajlaşma hem bireysel hem profesyonel iletişimde bir tür ‘varsayılan’ kanal haline geldi. Kısacası, yazılı mesajlaşma artık yalnızca bir iletişim biçimi değil, bir düşünme, hissetme ve mesafe kurma pratiği hâline geldi.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yazılı iletişim modern insanın kontrol alanı haline geldi</strong></p>
<p>Yazılı iletişimin, modern insanın hem hız hem de denetim ihtiyacına yanıt veren bir form haline geldiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Yüz yüze veya sesli konuşma, doğrudanlık ve açıklık gerektirir; oysa yazışma, söylenmek istenenle söylenebilecek olan arasına bir mesafe koyar. Bu mesafe, kimi zaman duygusal bir tampon, kimi zaman da özneyi koruyan bir sınır işlevi görür. Ayrıca yazılı mesajlaşma, çoklu mevcudiyet çağının en işlevsel araçlarından biridir. İnsanlar aynı anda birden fazla iletişim kanalında bulunabilir, yanıt verme zamanını erteleyebilir, sessizliği bile bir stratejiye dönüştürebilir. Bu, iletişimin doğasını ‘anlık tepki’den ‘kontrollü ifade’ye doğru kaydırır. Kısacası, yazışmayı tercih etmek yalnızca kolaylık değil, aynı zamanda modern bireyin mahremiyetini ve duygusal ritmini koruma biçimidir.” dedi.</p>
<p><strong>Dijital iletişim duyguların aktarım biçimini değiştirdi</strong></p>
<p>Dijital iletişimin, duyguların aktarım biçimini hem genişlettiğini hem de dönüştürdüğünü ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Yüz ifadeleri, ses tonları, beden dili gibi geleneksel göstergelerin yerini artık emojiler, GIF’ler, ‘okundu’ işaretleri, hatta çevrim içi olma durumu aldı. Bu unsurlar, dijital duygulanımın yeni semiyotik repertuarını oluşturuyor. Ancak bu dönüşüm, duyguların aktarımını hem yoğunlaştırıyor hem de yüzeyselleştiriyor. Bir ‘kalp’ emojisi, bazen söylenemeyen bir duyguyu kolayca iletebilir; ama aynı zamanda duygusal emeği, yani kelimeyle inşa edilen yakınlığı da kısaltabilir. Dolayısıyla dijital ortam, duyguların dolaşımını hızlandırırken onların derinliğini zamansal olarak sıkıştırıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dijital kültürde samimiyetin yeni biçimi</strong></p>
<p>İletişimdeki “samimiyet” kavramına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Eğer samimiyeti bedensel yakınlık, göz teması ve spontan tepkiyle ilişkilendirirsek, yazışma bu türden doğrudanlığı azaltıyor. Ancak dijital kültürde samimiyet artık yalnızca fiziksel bir mevcudiyetle ölçülmüyor. Yazılı mesajlar, gecikmeli yanıtlar, hatta sessizlikler bile duygusal bağın parçası haline gelebiliyor. Mesajlaşma, kişiye kendi duygusunu düzenleme ve ifade etme alanı tanıyor; yani samimiyetin biçimi değişiyor, ama bütünüyle ortadan kalkmıyor. Dolayısıyla yazışarak iletişim kurmak, samimiyeti eksiltmekten çok, onu başka bir zamansallık ve ifade rejimine taşıyor. Samimiyet artık yüz yüze ‘an’da değil, ekranlar arasında süren bir yazışmanın ritminde üretiliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijital jestler yeni bir duygu dili haline geldi</strong></p>
<p>Emojiler, GIF’ler, çıkartmalar ve sesli notların dijital çağın jestsel dili olarak okunabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Bu araçlar, yazının soyutluğunu bedenselleştiriyor; duyguları görsel ve işitsel biçimlerde yeniden somutlaştırıyorlar. Bir emoji, bir GIF, bir sesli not, editlenmiş kısa bir video; bir nefes veya tereddüt kadar anlam taşıyabiliyor. Böylece dijital platformlarda dil, salt sözcüklerden değil, imgelerden, tepkilerden ve mikro-davranışlardan oluşan çok katmanlı bir doku haline geliyor. Bu yeni dil, ne tamamen evrensel ne de tamamen bireysel; kültürel bağlama, grup dinamiklerine ve platformun normlarına göre değişiyor. Fakat şunu açıkça söylemek mümkün; dijital iletişimde duygular artık yalnızca kelimelerle değil ritimle, memlerle, görsellerle, kısa editlenmiş videolarla ve paylaşımlara tepkilerle ifade ediliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gençler iletişimi yeniden tanımlama eğiliminde</strong></p>
<p>Özellikle genç kuşaklarda sesli ya da yüz yüze konuşmaktan kaçınma eğilimi giderek daha görünür hale geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ancak bu ‘kaçınma’, iletişimden geri çekilme anlamına gelmiyor; daha çok iletişim biçimini yeniden tanımlama arayışı olarak okunmalı. Gençler, çoğu zaman yazılı mesajlaşmayı daha güvenli bir alan olarak görüyorlar. Bu güvenlik duygusu hem zaman hem de duygusal mesafe üzerinde kontrol kurabilme imkânından kaynaklanıyor. Yazışmak, ‘anında yanıt verme baskısını’ ortadan kaldırıyor; kişi, söylemeden önce düşünebiliyor. Bu da dijital kültürün öznesi için bir tür savunma mekaniği haline geliyor. Ayrıca sosyal medyanın ve sürekli görünürlük hâlinin yarattığı performatif baskı, birçok genci spontane sözlü iletişimden uzaklaştırıyor. Kısacası, konuşmaktan kaçınma davranışı iletişim isteksizliğinden çok iletişimdeki kırılganlığı yönetme biçimi olarak ortaya çıkıyor.”</p>
<p><strong>Yazılı iletişim dili hızlandırdı</strong></p>
<p>Yazılı iletişimin dijital ortamlarda yoğunlaşmasının, dili hem sadeleştirdi hem de hızlandırdığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Bu hız; kısaltmaların, ses taklitlerinin, melez dillerin yaygınlaşmasına yol açtı. Örneğin ‘nbr’, ‘slm’, ‘ok’ ya da İngilizce kelimelerin Türkçe cümle içinde akışkan biçimde kullanılması, yeni bir ‘dijital lehçe’nin oluştuğunu gösteriyor. Ancak bu değişim yalnızca yozlaşma olarak okunmamalı. Dil, her zaman bulunduğu teknolojik ortama göre şekillenir. Dijital yazışmalar, tıpkı sözlü kültürdeki jestler gibi, anlamı hızla üretme ve paylaşma ihtiyacına yanıt veriyor. Yazım hataları bile bazen bilinçli bir üslup tercihi hâline geliyor; örneğin küçük harf kullanımı ya da noktalama eksikliği, samimiyetin veya duygusal tonun göstergesi olabiliyor. Bu nedenle, dijital dildeki değişim bir ‘bozulma’ değil yeni bir ifade ekonomisinin işareti olarak düşünülmeli.” dedi.</p>
<p><strong>Yazılı iletişim ikinci bir düşünme alanı sağlıyor</strong></p>
<p>Yazılı iletişimin, bireye ikinci bir düşünme alanı sağladığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Bu da dijital ortamlarda öznenin kendini daha bilinçli ve kurmaca biçimde ifade etmesine yol açıyor. Buna karşın konuşma, anlık tepkilerin ve bedenin eşlik ettiği bir ifade biçimi; dolayısıyla beraberinde belli bir kırılganlık, açıklık da getiriyor. Dijital iletişim çağında okur-yazarlık biçimlerinde görülen dönüşüm özneleşme biçimlerini de etkiliyor. İnsan, artık yalnızca konuşan ya da yazan bir varlık değil bildirimlerle yaşayan bir varlık haline geldi. Mesajlaşma uygulamaları, duyguların, ilişkilerin ve hatta sessizliklerin ritmini belirliyor. ‘<em>Yazıyor..</em>.’ ifadesi bile yoğun anlamlar yüklenen bir gösterge haline geldi. Bu tür mikro göstergeler modern ilişkilerin yeni nabzı hâline geldi. Dolayısıyla mesele yalnızca iletişim biçimlerinin değişmesi değil, öznenin zaman, mekân ve kendilik deneyiminin de dönüşmesi.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mesajlasma-kulturu-iletisimin-dogasini-degistirdi-590574">Mesajlaşma kültürü, iletişimin doğasını değiştirdi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Reel Getiride Zirve: Külçe Altın Her Zaman Kazandırdı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/reel-getiride-zirve-kulce-altin-her-zaman-kazandirdi-589792</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2025 09:46:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[getiride]]></category>
		<category><![CDATA[kazandırdı]]></category>
		<category><![CDATA[külçe]]></category>
		<category><![CDATA[oranlarında]]></category>
		<category><![CDATA[reel]]></category>
		<category><![CDATA[Tüfe’ye Göre]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zirve]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589792</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Ekim ayında yatırımcısına en fazla kazandıran araç külçe altın oldu. Yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde külçe altın yüzde 13,63, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 12,61 oranında reel getiri sağladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/reel-getiride-zirve-kulce-altin-her-zaman-kazandirdi-589792">Reel Getiride Zirve: Külçe Altın Her Zaman Kazandırdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yİ-ÜFE’ye göre; mevduat faizi (brüt) yüzde 1,50 ve Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) yüzde 0,79 oranında reel getiri sunarken; Amerikan Doları yüzde 0,41, Euro yüzde 1,23 ve BİST 100 endeksi yüzde 3,96 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi. TÜFE’ye göre ise mevduat faizi yüzde 0,59 oranında kazandırırken; DİBS yüzde 0,12, dolar yüzde 1,31, Euro yüzde 2,12 ve BİST 100 yüzde 4,82 oranlarında değer kaybı yaşattı.</p>
<p><strong>ÜÇ VE ALTI AYLIK DÖNEMLERDE DE ZİRVEDE ALTIN VAR</strong></p>
<p>Üç aylık dönemde külçe altın, Yİ-ÜFE’ye göre yüzde 23,62, TÜFE’ye göre yüzde 22,19 oranında en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu. Aynı dönemde BİST 100 endeksi yatırımcısına sırasıyla yüzde 3,45 ve yüzde 4,56 oranlarında kaybettirdi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/11/reel-getiride-zirve-kulce-altin-her-zaman-kazandirdi-0-K2fRqzhG.jpeg"></p>
<p>Altı aylık verilerde de tablo değişmedi. Külçe altın, Yİ-ÜFE’ye göre yüzde 24,80, TÜFE’ye göre yüzde 25,44 oranlarında yatırımcısına kazandırırken; Amerikan Doları, Yİ-ÜFE’ye göre yüzde 3,81, TÜFE’ye göre yüzde 3,32 oranlarında en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.</p>
<p><strong>YILLIK BAZDA DA EN KARLI YATIRIM: KÜLÇE ALTIN</strong></p>
<p>Yıllık değerlendirmede külçe altın; Yİ-ÜFE’ye göre yüzde 47,46, TÜFE’ye göre ise yüzde 40,94 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olarak öne çıktı.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/11/reel-getiride-zirve-kulce-altin-her-zaman-kazandirdi-1-9wO4kmIz.jpeg"></p>
<p>Yİ-ÜFE’ye göre yıllık bazda mevduat faizi (brüt) yüzde 11,60, DİBS yüzde 4,63 ve Euro yüzde 2,56 oranlarında reel getiri sağlarken; Amerikan Doları yüzde 3,82 ve BİST 100 endeksi yüzde 5,69 oranlarında kaybettirdi. TÜFE’ye göre ise mevduat faizi yüzde 6,67 ve DİBS yüzde 0,01 oranında kazandırırken; Euro yüzde 1,97, dolar yüzde 8,07 ve BİST 100 yüzde 9,85 oranlarında kaybettirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/reel-getiride-zirve-kulce-altin-her-zaman-kazandirdi-589792">Reel Getiride Zirve: Külçe Altın Her Zaman Kazandırdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Galatasaray ile Ajax maçı saat kaçta ve hangi kanalda yayınlanacak?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/galatasaray-ile-ajax-maci-saat-kacta-ve-hangi-kanalda-yayinlanacak-588934</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 07:18:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[galatasaray]]></category>
		<category><![CDATA[kaçta]]></category>
		<category><![CDATA[kanalda]]></category>
		<category><![CDATA[maçı]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[yayınlanacak]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588934</guid>

					<description><![CDATA[<p>Galatasaray, UEFA Şampiyonlar Ligi A Grubu’nun 4. haftasında yarın Hollanda temsilcisi Ajax ile deplasmanda karşılaşacak. Müsabaka, TSİ 23.00’te TRT 1 ve tabii platformundan canlı yayımlanacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/galatasaray-ile-ajax-maci-saat-kacta-ve-hangi-kanalda-yayinlanacak-588934">Galatasaray ile Ajax maçı saat kaçta ve hangi kanalda yayınlanacak?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><strong>Galatasaray Ajax</strong> 5 Kasım Çarşamba günü karşılaşacak. Amsterdam&#8217;daki <strong>Johan Cruijff Arena</strong>&#8216;da yapılacak maç TSİ 23.00&#8217;te başlayacak ve karşılaşma, TRT 1 ve tabii platformundan <strong>canlı yayınlanacak.</strong></p>
</div>
<div>
<p>Avrupa&#8217;nın kulüpler düzeyindeki en büyük futbol organizasyonunda doğrudan 36 takımlı lig aşamasından başlayan sarı-kırmızılı ekip, ilk maçında deplasmanda Almanya temsilcisi Eintracht Frankfurt&#8217;a 5-1 mağlup oldu.</p>
</div>
<div>
<p>UEFA Şampiyonlar Ligi&#8217;ne istediği gibi başlayamayan <strong>Galatasaray,</strong> organizasyondaki ikinci maçında konuk ettiği İngiliz devi Liverpool&#8217;u 1-0 ve üçüncü maçında da Norveç temsilcisi Bodo/Glimt&#8217;i 3-1 yenerek <strong>puanını 6&#8217;ya</strong> çıkardı.</p>
</div>
<div>
<p><strong>Ajax </strong>ise UEFA Şampiyonlar Ligi&#8217;nin ilk 3 maçında puan alamadı. Hollanda temsilcisi, ilk hafta maçında İtalya ekibi Inter&#8217;e sahasında 2-0 mağlup oldu. Ajax, sonrasında konuk olduğu Fransa temsilcisi Olimpik Marsilya&#8217;ya 4-0, İngiltere&#8217;den Chelsea&#8217;ye de 5-1 yenildi.</p>
</div>
<div>
<p><b>İlkay, Ajax maçında yok</b></p>
</div>
<div>
<p>Sarı-kırmızılı oyuncu <strong>İlkay Gündoğan</strong>, Ajax karşısında forma giyemeyecek.</p>
</div>
<div>
<p>UEFA Şampiyonlar Ligi&#8217;nin üçüncü haftasında oynanan Bodo/Glimt maçı öncesi yapılan son antrenmanda sakatlanan İlkay, bu karşılaşmada görev alamayacak.</p>
</div>
<div>
<p>Öte yandan sakatlığını atlatan Fildişi Sahilli oyuncu Wilfried Singo, bu maçta oynayabilecek.</p>
</div>
<div>
<p><b>Yunus Akgün&#8217;ün durumu maç günü belli olacak</b></p>
</div>
<div>
<p>Ağrıları bulunan <strong>Yunus Akgün</strong>&#8216;ün durumu maç günü netleşecek.</p>
</div>
<div>
<p>Trabzonspor maçında ağrı hisseden ve dünkü antrenmana çıkmayan milli oyuncu, sağlık durumuna göre maçta görev alacak.</p>
</div>
<div>
<p><b>Osimhen, üst üste 7 Avrupa kupası maçında gol attı</b></p>
</div>
<div>
<p>Son olarak Şampiyonlar Ligi&#8217;nin üçüncü haftasında Bodo/Glimt ile oynanan maçta 2 kez rakip fileleri havalandıran <strong>Victor Osimhen</strong>, sarı-kırmızılı formayla Avrupa Kupaları&#8217;nda üst üste gol atma rekorunu elinde bulunduruyor.</p>
</div>
<div>
<p>Galatasaray&#8217;da süre aldığı son 7 Avrupa kupası maçının tamamında fileleri havalandıran Osimhen, önemli bir seri yakaladı.</p>
</div>
<div>
<p>Galatasaray formasıyla Avrupa&#8217;da üst üste en fazla müsabakada gol atma rekorunu Burak Yılmaz ile paylaşan Nijeryalı yıldız, Bodo/Glimt karşılaşmasında da tabelayı değiştirerek serisini 7 maça taşıdı ve rekorun tek başına sahibi oldu. <strong>Osimhen, bu süreçte 9 gol kaydetti</strong>.</p>
</div>
<div>
<p><b>Galatasaray, ilk gollerini ilk 16 dakika içerisinde kaydetti</b></p>
</div>
<div>
<p>Sarı-kırmızılı ekip, bu sezon UEFA Şampiyonlar Ligi maçlarındaki ilk gollerini ilk 16 dakika içerisinde attı.</p>
</div>
<div>
<p>Organizasyondaki ilk maçında Eintracht Frankfurt&#8217;a karşı 8. dakikada fileleri havalandıran sarı-kırmızılı ekip, ikinci müsabakada da Liverpool karşısında 16. dakikada penaltıdan golü buldu.</p>
</div>
<div>
<p>Galatasaray, son olarak üçüncü maçta Bodo/Glimt karşısında 3. dakikada maçtaki ilk golünü kaydetti.</p>
</div>
<div>
<p><b>Şampiyonlar Ligi&#8217;nde 13 yıl sonra üst üste 3 maç hedefi</b></p>
</div>
<div>
<p>Galatasaray, UEFA Şampiyonlar Ligi&#8217;nde 13 yılın ardından üst üste 3. maçını kazanmak için Ajax&#8217;ın karşısına çıkacak.</p>
</div>
<div>
<p>Teknik direktör <strong>Fatih Terim</strong>&#8216;in yönetiminde 2012-2013 sezonunun grup aşamasında 7 Kasım-5 Aralık 2012 tarihleri arasında Romanya ekibi CFR Cluj&#8217;u 3-1, İngiltere temsilcisi Manchester United&#8217;ı 1-0 ve Portekiz&#8217;den Braga&#8217;yı 2-1 yenen sarı-kırmızılı ekip, üst üste 3 galibiyet almıştı.</p>
</div>
<div>
<p>Bu sezon Liverpool&#8217;u 1-0, Bodo/Glimt&#8217;i de 3-1 yenen Galatasaray, Hollanda temsilcisi karşısında kazanması halinde 13 yılın ardından Şampiyonlar Ligi&#8217;nin grup/lig aşamasında üst üste 3 galibiyet yaşayacak.</p>
</div>
<div>
<p><b>Ajax&#8217;ta eksikler</b></p>
</div>
<div>
<p>Hollanda ekibinde Galatasaray maçı öncesi önemli eksikler bulunuyor.</p>
</div>
<div>
<p>Ajax&#8217;ta Chelsea&#8217;ye kaybedilen 5-1&#8217;lik maçta direkt kırmızı kart gören <strong>Kenneth Taylor</strong>, cezası nedeniyle yarınki müsabakada forma giymeyecek.</p>
</div>
<div>
<p>Sakatlıkları bulunan <strong>Steven Berghuis, Kasper Dolberg ve Branco van den Boomen</strong>&#8216;in durumu ise maç günü belli olacak.</p>
</div>
<div>
<p><b>Ajax&#8217;ın en golcüsü Weghorst</b></p>
</div>
<div>
<p>Hollanda temsilcisinde en golcü oyuncu olarak <strong>Wout Weghorst</strong> öne çıkıyor.</p>
</div>
<div>
<p>Bir zamanlar Beşiktaş forması giyen Hollandalı santrfor, bu sezon Hollanda 1. Futbol Ligi&#8217;nde çıktığı 10 maçta 6 gol kaydederken, UEFA Şampiyonlar Ligi&#8217;nde de 2 karşılaşmada 1 kez rakip fileleri havalandırdı.</p>
</div>
<div>
<p><b>Ajax, Şampiyonlar Ligi&#8217;nin son sırasında</b></p>
</div>
<div>
<p>Ajax, UEFA Şampiyonlar Ligi&#8217;nin lig etabında 36 takım arasında son sırada yer alıyor.</p>
</div>
<div>
<p>Portekiz ekibi Benfica ile beraber bu aşamada hiç puan alamayan Ajax, eksi 10 averajla puan tablosunun en alt sırasında bulunuyor.</p>
</div>
<div>
<p>Ajax, ayrıca yediği 11 golle Eintracht Frankfurt ile birlikte bu etapta en çok gol yiyen takım oldu.</p>
</div>
<div>
<p><b>Hollanda temsilcisi, son 6 Avrupa kupası müsabakasını kaybetti</b></p>
</div>
<div>
<p>Ajax, çıktığı son 6 Avrupa kupası maçında mağlup oldu.</p>
</div>
<div>
<p>Ajax, geçen sezon UEFA Avrupa Ligi son 16 eleme turu rövanşında Belçika ekibi Union Saint-Gilloise&#8217;ya 2-1 yenildiği maçtan sonra, bir üst turda Eintracht Frankfurt&#8217;a da 2-1 ve 4-1&#8217;lik skorlarla mağlup oldu.</p>
</div>
<div>
<p>Bu sezon Şampiyonlar Ligi&#8217;nde Inter&#8217;e 2-0, Olimpik Marsilya&#8217;ya 4-0 ve Chelsea&#8217;ye 5-1 kaybeden Hollanda temsilcisi, böylece son 6 Avrupa kupası müsabakasından mağlup ayrılmış oldu.</p>
</div>
<div>
<p>Ajax, bu süreçte kalesinde 19 gol görürken, sadece 4 kez rakip fileleri havalandırabildi.</p>
</div>
<div>
<p><b>Ajax, son 11 resmi müsabakasında kalesini gole kapatamadı</b></p>
</div>
<div>
<p>Hollanda temsilcisi çıktığı son 11 resmi müsabakayı gol yemeden tamamlayamadı.</p>
</div>
<div>
<p>Ajax, son gol yemediği maçta Hollanda 1. Futbol Ligi&#8217;nin 3. haftasında Heracles&#8217;i sahasında 2-0 mağlup etmişti. Hollanda temsilcisi sonrasında çıktığı 8 lig ve 3 Şampiyonlar Ligi maçında kalesini gole kapatamadı.</p>
</div>
<div>
<p>Ajax, söz konusu maçlarda üç galibiyetin yanı sıra dörder beraberlik ile mağlubiyet yaşadı.</p>
</div>
<div>
<p><b>Hollanda temsilcisi, son lig maçından beraberlikle ayrıldı</b></p>
</div>
<div>
<p>Ajax, Hollanda 1. Futbol Ligi&#8217;nde oynadığı son karşılaşmada Heerenveen ile 1-1 berabere kaldı.</p>
</div>
<div>
<p>Teknik direktör John Heitinga yönetimindeki Ajax, ligin 11. haftasında Heerenveen ile oynadığı karşılaşmadan 1 puanla ayrıldı. Ligde geride kalan 11 maçta beşer galibiyet ile beraberlik ve 1 mağlubiyet yaşayan Ajax, topladığı 20 puanla 4. sırada yer alıyor.</p>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/galatasaray-ile-ajax-maci-saat-kacta-ve-hangi-kanalda-yayinlanacak-588934">Galatasaray ile Ajax maçı saat kaçta ve hangi kanalda yayınlanacak?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Milletvekili Baykan ve Başkan Altay Taşkent İleri Biyolojik Atık Su Arıtma Tesisi&#8217;nin Açılışını Yaptı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/milletvekili-baykan-ve-baskan-altay-taskent-ileri-biyolojik-atik-su-aritma-tesisinin-acilisini-yapti-588803</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Nov 2025 14:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Atık Su Arıtma]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Baykan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[Konya Büyükşehir Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[leri]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[milletvekili]]></category>
		<category><![CDATA[taşkent]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588803</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından Taşkent’e kazandırılan ileri biyolojik atık su arıtma tesisinin açılışı yapıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/milletvekili-baykan-ve-baskan-altay-taskent-ileri-biyolojik-atik-su-aritma-tesisinin-acilisini-yapti-588803">Milletvekili Baykan ve Başkan Altay Taşkent İleri Biyolojik Atık Su Arıtma Tesisi&#8217;nin Açılışını Yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından Taşkent’e kazandırılan ileri biyolojik atık su arıtma tesisinin açılışı yapıldı. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, ilçelere her geldiklerinde yeni eserler kazandırdıklarını belirterek, “60 milyon lira maliyetle yapmış olduğumuz atık su arıtma tesisimiz, özellikle çevreye saygı açısından çok önemli bir iş” diyerek hayırlı olmasını diledi. AK Parti Konya Milletvekili Mehmet Baykan, “Torosların 1.650 rakımlı Taşkent’ine arıtma tesisleri kazandıran devletimizin, ülkemizin dört bir tarafına neler yaptığını hepimiz tahmin edebiliriz” diye konuştu.</strong></p>
<hr/>
<p>AK Parti Konya Milletvekili Mehmet Baykan ve Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan Taşkent İleri Biyolojik Atık Su Arıtma Tesisi’nin açılışını yaptı. </p>
<p>Açılışta konuşan Konya Büyükşehir Belediyesi KOSKİ Genel Müdürü Ahmet Demir, arazi sorunundan dolayı projeyi farklı bir şekilde uygulayarak iki katlı bina şeklinde dizayn ettiklerini ifade ederek, tesisin hem çevrenin korunması hem de ekolojik dengenin sağlanması açısından önem arz ettiğini söyledi.</p>
<p>Taşkent Belediye Başkanı Mehmet Acar, bugüne kadar ilçenin bütün taleplerini karşılayan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay’a teşekkür ederek, ilçeye kazandırılan ileri biyolojik atık su arıtma tesisinin hayırlı olmasını diledi.</p>
<p><strong>“60 MİLYON LİRA MALİYETLE YAPTIĞIMIZ TESİS, ÇEVREYE SAYGI AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ BİR İŞ”</strong></p>
<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Sultan Alaaddin’in bereketli sularından içtiği topraklarda bulunmaktan büyük mutluluk duyduklarını söyledi. </p>
<p>İlçelere her geldiklerinde yeni eserler kazandırdıklarını, bugün de KOSKİ tarafından hayata geçirilen atık su arıtma tesisinin açılışını yaptıklarını kaydeden Başkan Altay, “60 milyon lira maliyetle yapmış olduğumuz atık su arıtma tesisimiz, özellikle çevreye saygı açısından çok önemli bir iş. Bu kadar parayı atık su arıtma tesisine harcayınca ne kazanıyoruz? Geleceğimizi kazanıyoruz. Bildiğiniz gibi iklim değişikliğinin etkilerini hepimiz hissediyoruz. Bu mevsimde bu dağlarda metrelerce kar olması lazım. Henüz yağışlar başlamadı onun için su kaynaklarımızı iyi değerlendirmemiz, iyi korumamız gerekiyor. Türkiye’de birçok ilde su problemi yaşanıyor. Konya da iklim değişikliğinden en çok etkilenen illerin başında olmasına rağmen bu yapmış olduğumuz çalışmalarla elhamdülillah bu yıl da herhangi bir kesinti yapmadan sezonu tamamlamak üzereyiz. Ama bu demek değil ki sorunumuz yok, su bolluğu içindeyiz. Asla öyle değil. Biz her su kaynağımızı korumak için yoğun çaba sarf ediyoruz. Bir taraftan su kaynaklarını insanlarımızın hizmetine sunarken bir taraftan da tasarrufu asla elden bırakmamalıyız. Her damla suyu tasarruf etmeliyiz. Çünkü gelecekte daha zor günler bekleniyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“TAŞKENT&#8217;İMİZE GÖREVE GELDİĞİMİZ GÜNDEN İTİBAREN 584 MİLYON LİRALIK YATIRIM GERÇEKLEŞTİRDİK”</strong></p>
<p>Yaptıkları hizmetlerin Konyalıların verdiği desteğin karşılığını ödeyemeyeceğini kaydeden Başkan Altay, “Çünkü ne zaman ihtiyacımız olsa, ne zaman destek istesek partimize ve Cumhurbaşkanımıza çok büyük destek verdiniz. Biz bu sorumluluğu yerine getirmek için çalışıyoruz. İnşallah bundan sonra da güzel işleri birlikte hayata geçireceğiz. Taşkent’imize göreve geldiğimiz günden itibaren 584 milyon liralık yatırım gerçekleştirdik. Mezbahalar, spor tesisleri, altyapı imkanlarını şehrimizin ve gençlerimizin hizmetine sunduk. Bu yıl ilçe belediyemize 18 bin metrekarelik parke göndermeye başladık. İnşallah mahallemizin eksikleri tamamlanmış olacak” değerlendirmesini yaptı.</p>
<p><strong>BİRLİK-BERABERLİK VURGUSU YAPTI</strong></p>
<p>Yaptıkları işleri birlik ve beraberlik duygusu içerisinde hayata geçirdiklerine vurgu yapan Başkan Altay, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız, diğer bakanlarımız ve milletvekillerimizin bu hizmetlerin hepsinde imzası var. Bugün aramızda sizlerin de hemşehrisi, uzun süredir birlikte çalıştığımız kıymetli Milletvekilimiz Mehmet Baykan bey var. Kendisine özellikle teşekkür ediyorum. Tüm vekillerimiz şehrimizdeki hizmetlerimizde bizlerle birlikte yer alıyor. Hizmeti birlikte yürütüyoruz. Bu vesileyle onun şahsında tüm vekillerimize teşekkür ediyorum. Belediyecilikte bir hizmet bir hizmeti tetikler, iş hiçbir zaman bitmez. Onun için de her zaman bir başkan seçmek gerekir. Bu da işin bereketi. Atık su arıtma tesisimizin hayırlı olmasını diliyorum” sözleriyle konuşmasını tamamladı.</p>
<p><strong>“CUMHURBAŞKANIMIZIN ÖNDERLİĞİNDE MİLLETİMİZİ DAHA İYİ ŞARTLARDA YAŞATMA ADINA YÜRÜYECEĞİZ”</strong></p>
<p>AK Parti Konya Milletvekili Mehmet Baykan da “Coğrafyamız zor bir coğrafya. Burada hizmet üretmek adına her zaman güçlükler olmuştur ama devletimizin gücü, milletimizin feraseti bu güçlükleri yenmede ve zorlukları hizmete dönüştürmede her zaman başarılı olmuştur. Torosların 1.650 rakımlı Taşkent’ine biyolojik arıtma tesisleri kazandıran devletimizin, ülkemizin dört bir tarafına, hizmet noktasında daha kolay yörelerine neler yaptığını hepimiz tahmin edebiliriz. İnşallah Cumhurbaşkanımızın önderliğinde milletimizi daha iyi şartlarda yaşatma adına geleceğe doğru daha emin adımlarla yürüyeceğiz diye temenni ediyorum” dedi.</p>
<p>Konuşmaların ardından Konya Büyükşehir Belediyesi KOSKİ Genel Müdürlüğü tarafından yapımı tamamlanan Taşkent İleri Biyolojik Atık Su Arıtma Tesisi’nin açılışı dualarla yapıldı.</p>
<p>Programa; Taşkent Kaymakamı Fatih Karamahmut, Güneysınır Belediye Başkanı Ahmet Demir, AK Parti Taşkent İlçe Başkanı Mehmet Demirgül, MHP Taşkent İlçe Başkanı Musa Özsoy ve vatandaşlar katıldı.</p>
<p>Milletvekili Baykan ve Başkan Altay daha sonra Taşkent Belediye’sini ziyaret ederek Belediye Başkanı Mehmet Acar ile bir araya geldi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/milletvekili-baykan-ve-baskan-altay-taskent-ileri-biyolojik-atik-su-aritma-tesisinin-acilisini-yapti-588803">Milletvekili Baykan ve Başkan Altay Taşkent İleri Biyolojik Atık Su Arıtma Tesisi&#8217;nin Açılışını Yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Tugay: Gastronomik zenginliğimizi dünyaya tanıtmalıyız</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-gastronomik-zenginligimizi-dunyaya-tanitmaliyiz-588570</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2025 21:02:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[dünyaya]]></category>
		<category><![CDATA[gastronomik]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[tanıtma]]></category>
		<category><![CDATA[tanıtmalıyız]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zengin]]></category>
		<category><![CDATA[zenginliğimizi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588570</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay eşi Öznur Tugay ile bu yıl 8’incisi düzenlenen İzmir Gastrofest’e katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-gastronomik-zenginligimizi-dunyaya-tanitmaliyiz-588570">Başkan Tugay: Gastronomik zenginliğimizi dünyaya tanıtmalıyız</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay eşi Öznur Tugay ile bu yıl 8’incisi düzenlenen İzmir Gastrofest’e katıldı. İzmir’in zengin bir mutfak kültürüne sahip olduğunu ve bu niteliğiyle Avrupa’ya çok şey kattığını vurgulayan Tugay, “Bu zenginliği dünyaya tanıtmak, hem bu kültürü bugünlere getirenlere karşı borcumuz, hem de bugün üretenlerin hakkını daha fazla alması için bir ihtiyaç. İzmir&#8217;in hak ettiği saygınlığı kazanması açısından da önemli” dedi. </p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay eşi Öznur Tugay ile Kültür ve Turizm Bakanlığı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin katkılarıyla Tarihi Havagazı Fabrikası&#8217;nda bu yıl 8&#8217;incisi düzenlenen İzmir GastroFest&#8217;e katıldı. Ege Bölgesi’nin mutfağını tanıtarak gastronomik değerleri ile ön plana çıkan marka bir kent yaratmak amacıyla “Yemek ve Sanat” temasıyla düzenlenen festivalde ayrıca Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan, gazeteciler, yemek yazarları, şefler ve sanatçılar da yer aldı. Festivalde Ege mutfağının lezzetleri tanıtıldı.</p>
<p><strong>“İzmir bu niteliği ile Avrupa&#8217;ya da çok şey kattı” </strong><br />İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, gastronominin çalışmaları arasında en önemli başlıklardan biri olduğunu vurgulayarak “Bizler üzerinde yaşadığımız coğrafyanın, içinde yaşadığımız kentin dünyada eşi benzeri bulunmadığını bilenlerdeniz. İzmir yüz yıllar, belki de bin yıllar boyunca Anadolu ve Anadolu&#8217;nun doğusundan gelen her şeyin, Avrupa&#8217;ya, dünyaya taşındığı liman şehri. Her zaman bu niteliği ile Avrupa&#8217;ya da çok şey kattı. Kahveyi, Avrupa İzmir Limanı’ndan gönderilen ürünlerle tanıdı” dedi.</p>
<p><strong>“En güzel şiirlerin yazıldığı coğrafya”</strong><br />İzmir&#8217;in inanılmaz bir gastronomi kültürüne sahip olduğunu belirten Tugay, “Biz Akdeniz şehriyiz. En güzel şiirlerin yazıldığı coğrafya. En güzel şarkıların bestelendiği yer. Dünyada en güzel ve öncelikli şarapların yapıldığı topraklarda olduğumuzu biliyoruz. İzmir, Akdeniz&#8217;in kalbinde tarih boyunca hem bereketin, hem de zengin mutfakların simgesi olan bir kent. Yüz yıllar boyunca farklı coğrafyalardan gelen insanların getirdiği tariflerle, alışkanlıklarla yoğrulan bir liman kenti. Bu harmoni içerisinde kendine has kültürünü de her zaman koruyan bir coğrafya. Her ilçemiz, mutfak kültürünün ayrı bir hikayesini anlatıyor. Ancak bu zenginliği korumanın ötesine geçmemiz gerekiyor. Bizim kültürümüzün en büyük eksiği, ülkeye ve dünyaya bu kültürü tanıtmakla ilgili yeterince çaba göstermiyor oluşumuz” diye konuştu. </p>
<p><strong>Coğrafi işaretli 45 tarımsal ürün</strong><br />İzmir&#8217;de coğrafi işaretli 45 tarımsal ürün bulunduğuna ve bunları üretmenin ötesinde tanıtma konusunda biraz daha çaba gösterilmesinin gerekli olduğuna değinen Başkan Tugay, “Mutfağımız Akdeniz&#8217;in bir yönüyle en sade, diğer tarafı ile de en zengin mutfaklarından biri. Bu zenginliği dünyaya tanıtmak, bu kültürü bugünlere getirenlere karşı borcumuz. Günümüzde üretenlerin daha fazla haklarını almaları için de bir ihtiyaç ve İzmir&#8217;in hak ettiği saygınlığı kazanması açısından önemli. Bu nedenle bu tür etkinliklere ihtiyacımız var. Bizim yapmamız gereken, sahip olduğumuz değerleri daha fazla tanıtmak” diye konuştu. </p>
<p><strong>“Çevre, açlık, iklim değişikliği, zorunlu göçler öncelikli konularımız oldu”</strong><br />8 yılda çok iyi sonuçlara ulaştıklarını anlatan İtaltur Kurucu Ortak ve Genel Müdürü Hande Arslanalp ise “Sizlerle birlikte büyüdük ve geliştik. İnsan olarak unuttuklarımızı insanlığın hafızasına kazımak, geleceğe miras bırakmak istiyoruz. Bunları konuşurken yaşadığımız zorlukları, dünyamızın sorunlarını hiç unutmadık. Çevre, açlık, iklim değişikliği, zorunlu göçler öncelikli konularımız oldu. Karbon ayak izimizi hesapladık. Sürdürülebilir bir yaşam için değerli reçeteler bu sahneden hep paylaşıldı. Bu yıl gastronominin çevresine yeni bir ağ örmek ve etkisinin, etkileşiminin nerelere doğru yayılacağını sizlerle deneyimlemek için böyle bir tema seçtik. Hepimiz bir sofranın etrafında toplanıyoruz. Bu bir şenlik sofrası. Çeşitli fikirleri paylaşıyoruz, tartışıyoruz. Değişik yemekleri tadıyoruz, yemek pişiriyoruz, film seyrediyoruz, caz dinliyoruz, dans ediyoruz. İşte festivalin güzelliği, keyfi, eğlencesi, dostluğu&#8230;” dedi. </p>
<p><strong>“Her tabak aynı zamanda kültürel bir zenginlik sunar”</strong><br />İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Üyesi Abdullah Salkım da yemek ve sanat teması ile buluştuklarına değinerek “Çünkü biz biliyoruz ki yemek sadece bir beslenme şekli değil, aynı zamanda kültürün dili, coğrafyanın hafızası, sanatın ifadesidir. Her tabak aynı zamanda kültürel bir zenginlik sunar. Kadim Anadolu bu anlamda büyük zenginliklere ev sahipliği yapıyor. Ege Bölgesi de benzer şekilde endemik bitkileri, yöresel hikayeleri olan yemekleri ile binlerce yıldır kentin öyküsünü anlatıyor” dedi. Başkan Tugay, konuşmaların ardından stantları ziyaret etti. <br />Festival; söyleşiler, tadımlar, yemek atölyeleri gibi etkinliklerle tüm gün devam edecek.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-gastronomik-zenginligimizi-dunyaya-tanitmaliyiz-588570">Başkan Tugay: Gastronomik zenginliğimizi dünyaya tanıtmalıyız</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sadakat kendine dürüst olmakla başlıyor! Gizlenen iletişim, sınır ihlali ve aldatmadır!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sadakat-kendine-durust-olmakla-basliyor-gizlenen-iletisim-sinir-ihlali-ve-aldatmadir-588448</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Nov 2025 10:53:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[birey]]></category>
		<category><![CDATA[dürüst]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[gizlenen]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[kendine]]></category>
		<category><![CDATA[olmakla]]></category>
		<category><![CDATA[sadakat]]></category>
		<category><![CDATA[tuncel]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588448</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, aldatmanın tanımı, nedenleri, birey ve ilişki üzerindeki etkileri ile aldatma sonrası duygusal iyileşme ve başa çıkma yollarını anlattı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sadakat-kendine-durust-olmakla-basliyor-gizlenen-iletisim-sinir-ihlali-ve-aldatmadir-588448">Sadakat kendine dürüst olmakla başlıyor! Gizlenen iletişim, sınır ihlali ve aldatmadır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, aldatmanın tanımı, nedenleri, birey ve ilişki üzerindeki etkileri ile aldatma sonrası duygusal iyileşme ve başa çıkma yollarını anlattı. </p>
<p><strong>Bir iletişimin partner tarafından görülmesi istenmiyorsa bu bir aldatmadır!</strong></p>
<p>Aldatmanın, en yalın haliyle, bir ilişkinin tarafları arasında karşılıklı olarak belirlenen sınırların ihlali olarak tanımlanabileceğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Başka bir ifadeyle, taraflardan birinin ilişki dışı bir bağ kurması, verilen güvenin ve sadakatin zedelenmesi anlamına gelir. Çoğu zaman aldatma denildiğinde akla yalnızca cinsel eylemler gelse de aslında aldatma sadece fiziksel değil; duygusal ve sosyal (sanal) boyutlarıyla da karşımıza çıkar.” dedi.</p>
<p>Fiziksel aldatmanın, ilişki dışı cinsel eylemleri içerirken; duygusal aldatmanın, romantik paylaşımların, flörtleşmenin veya duygusal yakınlıkların kurulduğu durumlar olduğunu ifade eden Tunçel, “Sosyal ya da sanal aldatma ise dijital iletişim araçları üzerinden gelişen bağları kapsar. ‘Sadece mesajlaştık, bu aldatma mıdır?’ sorusu sıkça duyulur; ancak yanıt nettir. Eğer bu iletişimin partner tarafından görülmesi istenmiyor, gizleniyorsa, bu bir sınır ihlalidir ve dolayısıyla aldatmadır.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Aldatmak tek bir nedene indirgenemez! </strong></p>
<p>Bir ilişkide aldatmanın yaşanmaması için üç temel yapı taşının; güven, sadakat ve duygusal bağlılığın korunması gerektiğine vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Aldatmayı tek bir nedene indirgemek mümkün değil. Bu davranışın altında bireysel, ilişkisel ve çevresel faktörler yatabilir.” dedi.</p>
<p>Bu faktörlere açıklık getiren Tunçel, şunları söyledi:</p>
<p>“Özellikle kaçıngan veya güvensiz bağlanma örüntüsüne sahip bireyler, ilişkilerinde yakınlık kurmakta zorlanabilir ve bu durum sadakatsizliğe zemin hazırlayabilir.<strong> </strong>Kendilik değerinin düşük olması, bireyi dışarıdan onay arayışına yöneltebilir.<strong> </strong>Narsistik özellikler taşıyan bireylerde sadakatsizlik daha sık görülür.<strong> ‘</strong>Ben kimim?’ sorusuna yanıt arayan ya da hayatında heyecan arayan bireyler de aldatma davranışı gösterebilir.<strong> </strong>Travmalar, madde ya da davranışsal bağımlılıklar da sağlıklı karar verme süreçlerini zayıflatabilir.</p>
<p>İlişkide yaşanan iletişim kopuklukları, duygusal veya cinsel tatminsizlik, ihmal edilme, anlaşılmadığını hissetme gibi durumlar aldatmayı tetikleyebilir. Uzun süredir süregelen çatışmaların çözümlenememesi, bastırılmış öfke veya intikam duygusu da sadakatsizliğe zemin hazırlayabilir. Toplumsal normlar, kültürel değişim, sosyal medyanın etkisi ve sadakatsizliğin normalleştirilmesi de önemli etkenlerdir. Günümüzde tüketim kültürünün ilişkiler üzerindeki etkisiyle birlikte ‘yenisi her zaman daha iyidir’ anlayışı, sadakat kavramını zayıflatır.” </p>
<p><strong>Aldatmanın kendisinden çok, sonraki süreç daha travmatik hale gelebilir!</strong></p>
<p>Aldatmanın, hem birey hem de ilişki açısından derin duygusal etkiler bıraktığına değinen Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Aldatılan kişi, ilk etapta bir şok yaşar; durumu inkâr eder, ardından öfke, suçluluk, kıyaslama ve özgüven kaybı gibi duygularla baş etmeye çalışır. Bu süreç, travma sonrası stres bozukluğuna benzer belirtiler gösterebilir.” dedi.</p>
<p>Aldatan kişinin ise çoğu zaman ambivalan (ikircikli) duygular içinde olduğunu ifade eden Tunçel, “Suçluluk ve pişmanlık hissederken, kimi zaman da savunmaya geçer, davranışını rasyonelleştirir. Bazı bireyler hatasını kabul edip sorumluluk alırken, bazıları karşı tarafı suçlama eğilimindedir. İlişki açısından bakıldığında ise güven kaybı en yıkıcı sonuçlardan biridir. Bu güvenin yeniden inşası, ancak açık iletişim, doğru sınırlar ve profesyonel destekle mümkün olabilir. Aksi halde aldatmanın kendisinden çok, sonraki süreç daha travmatik hale gelebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Duygusal iyileşme doğru yaklaşımla mümkün!</strong></p>
<p>Aldatmanın, kişisel bir kriz olduğuna işaret eden Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Ancak doğru yaklaşımla iyileşmek mümkün. Bu süreç hem bireysel hem de ilişkisel düzeyde ele alınmalı.” dedi.</p>
<p>Bireysel düzeyde duygulara alan açmanın, sosyal desteğin, kendine şefkat göstermenin ve profesyonel desteğin önemli olduğunu açıklayan Tunçel, “Öfke, üzüntü, kafa karışıklığı gibi duygular bastırılmamalı. Bu duyguların yaşanması iyileşmenin doğal bir parçası. Güvendiğiniz bir dost ya da aile üyesiyle paylaşım yapmak duygusal yükü hafifletir. ‘Ben ne hissediyorum, ne istiyorum?’ sorularını samimiyetle sormak ve kendine acımasız davranmamak önemli. Uzman eşliğinde özdeğerin yeniden yapılandırılması ve travma çalışması sürecin sağlıklı ilerlemesini sağlar.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Aldatmak ilişki memnuniyetiyle değil, algılanan adalet ve duygusal iletişim düzeyiyle ilişkili!</strong></p>
<p>Eğer taraflar ilişkiyi sürdürmek istiyorsa, bunu iki tarafın da içtenlikle istemesi gerektiğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Güven yeniden inşa edilmeli. Duygular bastırılmamalı, açıkça ifade edilmeli. Geçmiş tekrar tekrar gündeme getirilmemeli; odak, suçlamadan ziyade duyguların paylaşımında olmalı. Çift terapisiyle rollerin yeniden yapılandırılması ve sınırların belirlenmesi süreci desteklenmeli.” dedi.</p>
<p>Hemen affetmek ya da görmezden gelmenin, iyileşmeyi engellediğine dikkat çeken Tunçel, “Karşı tarafın sorumluluğunu alması, hatanın bedelini anlaması gerekir. Aynı şekilde, sürekli suçlamak da süreci tıkar. Bilimsel çalışmalar, çift terapisine başvuran çiftlerin yaklaşık yüzde 30’unun ilişkisini kurtarabildiğini gösteriyor. Ayrıca araştırmalar, aldatmanın ilişki memnuniyetiyle değil, algılanan adalet ve duygusal iletişim düzeyiyle daha yakından ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.” bilgisini paylaştı.</p>
<p><strong>Sadakat, kişinin kendine ve kendi ihtiyaçlarına karşı da dürüst olabilmesidir!</strong></p>
<p>Aldatmanın bir ilişkiyi bitirebileceği uyarısını yapan Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Ancak kimi zaman bir dönüm noktasına da dönüşebilir. Burada önemli olan ilişkinin devam edip etmemesi değil, kişinin kendini nasıl iyileştirdiği ve bu süreçten nasıl güçlenerek çıktığıdır.” dedi.</p>
<p>Aldatılmanın, bireyin yetersizliği değil, karşı tarafın sınırlarını koruyamamasının bir sonucu olduğunu dile getiren Tunçel, “Bu nedenle süreci kişiselleştirmemek, acele kararlar vermemek ve zamana yayarak değerlendirmek gerekir. Unutmamak gerekir ki sadakat, yalnızca bir başkasına değil, kendine ve kendi ihtiyaçlarına karşı dürüst olabilmektir. İyileşmek mümkündür; sabırla, kendine dürüst kalarak ve gerektiğinde profesyonel destek alarak.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sadakat-kendine-durust-olmakla-basliyor-gizlenen-iletisim-sinir-ihlali-ve-aldatmadir-588448">Sadakat kendine dürüst olmakla başlıyor! Gizlenen iletişim, sınır ihlali ve aldatmadır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Tugay su ürünleri kooperatiflerinin temsilcileri ile buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-su-urunleri-kooperatiflerinin-temsilcileri-ile-bulustu-588415</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Nov 2025 09:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[buluştu]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kooperatiflerinin]]></category>
		<category><![CDATA[körfez]]></category>
		<category><![CDATA[sektörün]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[temsilcileri]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[ürünleri]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588415</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, su ürünleri sektörünün temsilcileriyle buluştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-su-urunleri-kooperatiflerinin-temsilcileri-ile-bulustu-588415">Başkan Tugay su ürünleri kooperatiflerinin temsilcileri ile buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, su ürünleri sektörünün temsilcileriyle buluştu. Körfez’deki çalışmalar hakkında bilgi veren Başkan Tugay, “Körfez&#8217;in genelinde 3 ayda bir 68 noktadan numuneler alarak durumu takip ediyoruz. Göreve geldiğimizden beri Körfez iyiye gidiyor” dedi. </p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Tarihi Havagazı Fabrikası&#8217;nda düzenlenen İzmir Su Ürünleri Kooperatifleri toplantısına katıldı. “Denizimiz bir, ekmeğimiz bir, gücümüz bir“ sloganıyla düzenlenen toplantıda İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Zeki Yıldırım, Genel Sekreter Yardımcısı Halit Çelik ile belediye bürokratları da yer aldı. Emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Yusuf Kurucu&#8217;nun moderatörlüğünü üstlendiği programda balıkçı esnafı sorunlarını ve taleplerini anlattı. Başkan Tugay ise sektörün geleceği için atılması gereken adımları paylaştı. Toplantıda Türkiye su ürünleri ihracatında önemli bir paya sahip olan İzmir&#8217;in, 2023 yılında ülke ihracatının yüzde 20,22’sini karşıladığı belirtildi. </p>
<p><strong>“Su ürünleri kooperatiflerinin şehre katkısı çok değerli”</strong><br />İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, belediyenin tarım ve hayvancılık alanındaki çalışmalarından bahsederek, “Sizleri bir araya getirmek istedik, çünkü kentte bu tür faaliyetleri sürdüren herkese adil, dengeli şekilde yardımcı olalım istiyoruz. Yapacağımız çalışmalarla ilgili sizlerin de görüşlerinizi almak istiyoruz. Bu sadece bir toplantı değil. Zaman zaman bir araya gelerek yaptıklarımızı, yapacaklarımızı ve yapmamız gerekenleri görüşelim. Su ürünleri kooperatiflerinin şehre katkısı çok değerli. Daha iyi şartlarda çalışmanızı isteriz. Bizim derdimiz gerçekten sorunları çözmek” dedi. </p>
<p><strong>Körfez’deki durumu anlattı</strong><br />İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, balıkçılar için büyük öneme sahip olan Körfez&#8217;deki gelişmeler hakkında da konuştu. Uzun yıllardır dipte birikmiş çamur nedeniyle Körfez&#8217;in renginin zaman zaman değiştiğini anımsatan Başkan Tugay, “Körfez&#8217;in rengi zaman zaman değişiyor. Bir tür mikroorganizma, &#8216;alg&#8217; dedikleri canlı türü var. Bu canlı türü çoğalıyor ve suyu kaplıyor. Bunların da türleri var. Bazı türleri yeşil, bazı türleri kırmızı, kahverengi renk veriyor. Son zamanlarda bir de beyaz renkli olanlar var. Bazı kişiler beyaz rengi görünce &#8216;Belediye buraya ne döktü de burası Maldivler gibi oldu&#8217; diyorlar. Biz bir şey dökmedik. Bunlar Körfez&#8217;de mikroorganizmaların aniden çoğalması ve denizi kaplaması ile oluyor. Bunlar çoğaldığında koku oluşuyor ve sudaki oksijeni tüketiyor. Oksijen tükendiği zaman suda nefes almaya çalışan balıkların ölmesine neden oluyor. Daha önceden balon balığı, aslan balığı yoktu. Şimdi var. Çünkü su ısındı. Körfez&#8217;in suyu bu yıl 30 dereceye çıktı. Körfez akıntısı da yok. Biz şimdi yeni kirlenmelerin önüne geçmek, Körfez&#8217;de akıntı oluşturmak için çalışıyoruz” dedi. </p>
<p><strong>“Dünyadan önemli bilim insanları davet edeceğiz”</strong><br />Körfezin tabanındaki kirlilikten söz eden Tugay, “100 yıllık sorun. Uzun yıllar birikmiş dipteki çamur tam olarak temizlenmeyince sorun çözüme kavuşmuyor. Bir kanal açmaya çalışıyorsunuz ya da temizlik yapıyorsunuz ama bir süre sonra sağdan soldan akıntı ile tekrar o kirlilik ortaya çıkıyor. Daha etkili bir dip temizliği lazım. Bakanlık şu anda sadece Bostanlı Mavişehir önlerinde dip taraması yapmamıza izin verdi. Biz bu çalışmaları izin almadan yapamıyoruz. Bunu bir şekilde İzmir&#8217;in çözmesi lazım. Bu konuda çok araştırma yapıyoruz. Yakında İzmir&#8217;de bu konu ile ilgili kapsamlı bir toplantı yapacağız. Dünyadan önemli bilim insanları davet edeceğiz” diye konuştu.  </p>
<p><strong>Körfez’de sıkı denetim</strong><br />Yaşanan sorunun yalnızca İzmir Körfezi ile ilgili olmadığını da vurgulayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, dünyanın birçok yerinde benzer sorunların yaşandığını belirterek şunları söyledi: “Genel olarak suyun ısınması ile bu mikroorganizmalar sorun oluşturuyor. Buna bir çözüm bulunacak.  Biz bu yıl bazı önlemler aldık. Ultrason uygulamaları, modifiye kil çalışmaları… Geçen yılki kadar sorun yaşanmamasının nedeni aslında bu. Ama daha iyi sonuç için çalışmalarımız sürüyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı arıtma tesislerini sürekli denetliyor. Biz de ayrıca Körfez&#8217;in genelinde 3 ayda bir 68 noktadan numuneler alarak Körfez&#8217;in durumunu takip ediyoruz. Biz göreve geldiğimizden beri Körfez iyiye gidiyor. Dipteki çamuru kaldırsak sorun çözülecek. Çamuru kaldırmak çok zor bir iş ama yeni formüller peşindeyiz.”</p>
<p><strong>“Şu ana kadar 33 kooperatif ve 690 balıkçıya destek verdik”</strong><br />İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Bülent Üngür de “İzmir&#8217;de toplam 294 kooperatif var. Bunların yüzde 15&#8217;i su ürünleri kooperatifi. İzmir Büyükşehir Belediyesi su ürünleri kooperatiflerine desteklerde bulunuyor. Bunların en bilineni tekne bakım malzemesi. Şu ana kadar 33 kooperatif ve 690 balıkçıya destek verdik” diye konuştu. <br />Su Ürünleri Kooperatifleri İzmir Bölge Birliği Başkanı İbrahim Güven de sorunların çözümü için adım atan Başkan Tugay’a teşekkür etti. </p>
<p><strong>Sektörün geleceği için alınacak önlemler konuşuldu</strong><br />Sektörün sürdürülebilirliği için alınması gereken önlemlere de değinildi. Buna göre balık stoklarının korunması, av yasaklarına uyulması, yetiştiricilik tesislerinde çevre dostu üretim tekniklerinin geliştirilmesi, izlenebilirlik ve gıda güvenliği standartlarının güçlendirilmesinin sektör için hayati öneme sahip olduğuna dikkat çekildi. Alınan talepler, belirtilen görüşler doğrultusunda sektörün sorunlarına kalıcı çözümler için eylem planı oluşturulması hedefleniyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-su-urunleri-kooperatiflerinin-temsilcileri-ile-bulustu-588415">Başkan Tugay su ürünleri kooperatiflerinin temsilcileri ile buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karanlık Bir Sırrın Hikayesi: &#8220;Öksüzler&#8221; seyirciyle buluşuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karanlik-bir-sirrin-hikayesi-oksuzler-seyirciyle-bulusuyor-587433</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 21:20:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[buluşuyor]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık]]></category>
		<category><![CDATA[öksüzler]]></category>
		<category><![CDATA[ölü]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[seyirciyle]]></category>
		<category><![CDATA[sırrın]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587433</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dennis Kelly’nin büyük yankı uyandıran eseri “Öksüzler” Şehir Tiyatroları’nda</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karanlik-bir-sirrin-hikayesi-oksuzler-seyirciyle-bulusuyor-587433">Karanlık Bir Sırrın Hikayesi: &#8220;Öksüzler&#8221; seyirciyle buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Dennis Kelly’nin büyük yankı uyandıran eseri “Öksüzler” Şehir Tiyatroları’nda</b></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları <b>Dennis Kelly</b>’nin yazdığı, <b>Ogeday Erkut’un</b> yönettiği “Öksüzler” oyununu seyirciyle buluşturuyor. Oyun, 29 Ekim 2025 Çarşamba günü 20.00’de Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde ilk gösterimini yapıyor.</p>
<p><b>Oyunun Konusu:</b></p>
<p>Çağdaş İngiliz tiyatrosunda toplumsal yaşama dair eleştirel yaklaşımıyla tanınan Dennis Kelly, dışarıdaki kirlenmiş ve tehlikeli dünyaya rağmen mutlu aile hayatı kurmaya çalışan çiftin hayallerinin bir gecede nasıl alt üst olabileceğini gösteriyor. Aile, kadının erkek kardeşi tarafından kriminal bir olayın içine çekiliyor. Çember daraldıkça insan tabiatının karanlık yönleri ortaya çıkmaya başlıyor; bütün bireysel değerler ve aile bağları çözülüyor. Ahlakın, vicdanın, sadakatin, iyilik ve kötülüğün sınırları çarpıcı olay örgüsü etrafında sorgulanıyor.</p>
<p>Gençlik Günleri &#8220;İç Yapımlar&#8221; kapsamında genç oyuncularımızın hazırladığı oyun 2025 sezonunda repertuarımıza kazandırıldı. </p>
<p><b>Bu Oyun, Sadece Bireysel Bir Travmanın Değil, Aynı Zamanda Toplumun da Bastırdığı Karanlıkların Yüzeye Çıkış Hikayesi</b></p>
<p>Oyunun yönetmeni <b>Ogeday Erkut</b>, “Öksüzler’i” şöyle anlatıyor:</p>
<p>“Yeni doğacak bebeklerinin heyecanını kutlayan Dany ve Helen çifti, bir anda Helen’in kanlar içinde içeri giren erkek kardeşi Liam ve onun peşinden sürüklediği karanlık sırlarla, tarif etmesi zor, travmatik bir gecenin içine çekilir.</p>
<p>Bu durumu ve yarattığı rahatsız ediciliği sizlere Liam karakterinin çok sevdiğim şu cümlesiyle özetleyeyim:</p>
<p>“Sizin burada kurduğunuz bir dünya var… Güzel bir dünya. Ve ben sanki ölü bir kediyi alıp o dünyanın içine sokmuşum gibi. Bak, ‘kahrolası ölü bir kedi’ demişim. Ama dünyada kediler ölüyor, Dany. Kediler ölüyor, Hels.”</p>
<p>Hepimiz, dışarıdaki “ölü kedilerden” uzak durmak, onları görmek zorunda kalmayacağımız korunaklı bir dünya kurmaya çalışırız. Öksüzler oyunu ise, tam da bu güvenli ve ‘temiz’ hayatlarımızın nasıl altüst olabileceğini, o dünyanın ne kadar kırılgan olduğunu bize sert ama gerçekçi bir dille anlatıyor.</p>
<p>Oyundaki “ölü kedi” metaforu, sadece karakterlerin yaşadığı travmalarla sınırlı kalmıyor; aynı zamanda bizi çevreleyen, görmek istemediğimiz, görmezden geldikçe büyüyen toplumsal gerçekliklere de işaret ediyor. Hepimiz bir şekilde kendimize küçük, konforlu dünyalar kuruyoruz; dışarıda yaşanan adaletsizlikleri, yoksulluğu, şiddeti, ayrımcılığı çoğu zaman &#8220;bizim dünyamızın dışında&#8221; tutmaya çalışıyoruz. Ama gerçekler tıpkı Liam’ın ortaya çıkardığı gibi kapıyı çalıp içeri girdiğinde, o güvenli sandığımız dünya kolayca yerle bir olabiliyor. Öksüzler, tam da bu noktada izleyiciyi sarsıyor: Çünkü bu oyun, sadece bireysel bir travmanın değil, aynı zamanda toplumun da bastırdığı karanlıkların yüzeye çıkış hikayesi.</p>
<p>Dışarıdaki “ölü kediyi” hiçbir zaman görmemeniz dileğiyle, sevgiler.”</p>
<p>Dekor tasarımını Cihan Aşar, Batuhan Bozcaada’nın, kostüm tasarımını Zuhal Soy’un, efekt tasarımını Özgür Yaşar İşler, Gökhan Balsoy’un, ışık tasarımını Osman Aktan, Ali Özkır’ın, süpervizörlüğünü Ali Gökmen Altuğ’un yaptığı, fotoğraflarını Ahmet Çelikbaş’ın çektiği oyunda <b>Ersin Bağcıoğlu, İpek Uğuz, Ogeday Erkut </b>rol alıyor.</p>
<p>Oyun, 29 Ekim-1 Kasım, 5-8 Kasım 2025 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, 29 Kasım 2025 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karanlik-bir-sirrin-hikayesi-oksuzler-seyirciyle-bulusuyor-587433">Karanlık Bir Sırrın Hikayesi: &#8220;Öksüzler&#8221; seyirciyle buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bitkin, çaresiz ve kullanılmış hissetmek toksik ilişkinin işareti!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bitkin-caresiz-ve-kullanilmis-hissetmek-toksik-iliskinin-isareti-587277</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 15:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[bitkin]]></category>
		<category><![CDATA[çaresiz]]></category>
		<category><![CDATA[davranışlar]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hissetmek]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkinin]]></category>
		<category><![CDATA[işareti]]></category>
		<category><![CDATA[kalma]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılmış]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[toksik]]></category>
		<category><![CDATA[Toksik İlişki]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587277</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toksik ilişkilerin umutsuzluk yaratan, özgüveni zedeleyen, strese sokan ilişki türleri olduğunu belirten uzmanlar, bu durumun, romantik ilişki, arkadaşlık, iş ilişkileri veya genel sosyal ilişkilerde karşımıza çıkabileceğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bitkin-caresiz-ve-kullanilmis-hissetmek-toksik-iliskinin-isareti-587277">Bitkin, çaresiz ve kullanılmış hissetmek toksik ilişkinin işareti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Toksik ilişkilerin umutsuzluk yaratan, özgüveni zedeleyen, strese sokan ilişki türleri olduğunu belirten uzmanlar, bu durumun, romantik ilişki, arkadaşlık, iş ilişkileri veya genel sosyal ilişkilerde karşımıza çıkabileceğini söylüyor.</strong></p>
<p><strong>Toksik ilişkilerde kişilerin kendini sürekli bitkin, çaresiz ve kullanılmış hissedebildiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Sözel ve psikolojik şiddet, manipülatif davranışlar, aşağılayıcı veya kontrol edici tutumlar, cezalandırıcı davranışlar ve duygusal istismar toksik ilişkinin doğrudan belirtileridir.” dedi. Yalnız kalma korkusu ile verilen emek ve alışkanlıkların, toksik ilişkiyi sürdürmede önemli rol oynadığına vurgu yapan Beyaz, farkındalık oluşturmanın, belirtileri gözlemleyerek sınırlar çizmenin, korunmanın ilk adımı olarak öne çıktığını aktardı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, toksik ilişkilerin belirtileri, nedenleri, kişiler üzerindeki etkileri ile bu ilişkilerden korunma ve çıkış yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Tüm ilişkiler toksik olabilir!</strong></p>
<p>‘Toksik’ kelimesinin, Türkçe’de doğrudan karşılığı olmasa da anlam olarak zarar veren, zehirleyen ve uzak durulması gereken durumları çağrıştırdığını ifade eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “İlişki boyutunda da benzer bir anlam taşır. Umutsuzluk yaratan, özgüveni zedeleyen, strese sokan ilişki türleri için kullanılır. Toksik ilişkiler, romantik ilişki, arkadaşlık, iş ilişkileri veya genel sosyal ilişkilerde karşımıza çıkabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Bu belirtiler toksik ilişkinin kanıtı!</strong></p>
<p>Bir ilişkide toksik ortamın varlığını anlamanın birkaç belirgin yolu olduğunu aktaran Beyaz, “Kişi kendini ilişkide sürekli bitkin, çaresiz ve kullanılmış hisseder. İhtiyaçlarının göz ardı edildiğini, sürekli ikinci planda kaldığını düşünür. Karşı tarafın ruh halindeki tutarsızlıkları fark eder ve bu durumdan strese girer. Alınan kararlar veya yapılan davranışlar, suçluluk, korku, öfke gibi yoğun duygularla geri döner. Karşı tarafı kırmamak için davranışlarına aşırı dikkat eder ve tepkilerinden endişe duyar. Bunların yanında sözel ve psikolojik şiddet, manipülatif davranışlar, aşağılayıcı veya kontrol edici tutumlar, cezalandırıcı davranışlar ve duygusal istismar da toksik ilişkinin doğrudan belirtileridir. Yalan söylemek de bu tür ilişkilerde sıkça rastlanan bir işaret olabilir, ancak tek başına toksik ilişki varlığını kanıtlamaz, diğer belirtilerle birlikte değerlendirilmeli.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Yalnız kalma korkusu toksik ilişkiyi sürdürmeye neden olabiliyor!</strong></p>
<p>Toksik ilişkilerin çoğu zaman yalnızlık korkusu nedeniyle sürdürüldüğüne işaret eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Kişi, ilişkiyi sonlandırdığında başka birini bulamama veya yalnız kalma kaygısı yaşayabilir.” dedi.</p>
<p>‘Başka biri beni aynı şekilde sevmeyecek’ veya ‘eski çekiciliğim kalmadı’ gibi düşüncelerin, ayrılmayı zorlaştıran inançlar olduğunu kaydeden Beyaz, “Ayrıca ilişki boyunca verilen emek, zaman ve sevgi, ilişkiyi sürdürme eğilimini güçlendirir. Alışkanlıklar ve rutinler de değişimden kaçınmayı beraberinde getirir. Birlikte geçirilen keyifli zamanlar, evde yalnız olmanın yarattığı güvensizlik duygusu, ilişkide kalmayı cazip kılar.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Toksik bir ilişkiyi fark etmek, korunmanın ilk adımı!</strong></p>
<p>Toksik bir ilişkiyi fark etmenin, korunmanın ilk adımı olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Birey, belirtileri gözlemleyip, ilişki öncesi ve sonrası kendi halindeki değişimleri fark edebilir.” dedi.</p>
<p>Farkındalık oluşturmak için önerilerde bulunan Beyaz, “Düşünceleri ve duyguları not etmek, farkındalık oluşturur. Karşı tarafa sınırlar çizmek, disiplinli ve tutarlı olmak önemlidir. Toksik davranışların, çoğu zaman karşı tarafın kendisiyle ilgili sorunlardan kaynaklandığını kabul etmek gerekir. İletişim ve farkındalık, bazen toksik davranışları azaltabilir; ancak bu süreç uzun zaman ve emek gerektirir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişi etkileri fark edip inkâr etmeyi bırakırsa, süreci yönetmek mümkün!</strong></p>
<p>Çoğu durumda toksik ilişkilerin, boşanma veya pasif agresif iletişimle sonuçlandığına dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Ancak kişi kendi üzerindeki etkilerini fark edip inkâr etmeyi bırakırsa, süreci yönetmek mümkün olabilir.” dedi.</p>
<p>Toksik ilişkiden kurtulmak için inkârı bırakarak yaşanan durumu gerçekçi bir şekilde kabul etmek gerektiğinin altını çizen Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kişinin kendisine iyi gelen etkinlikleri ve alışkanlıklarını ihmal etmemesi önemlidir. Uzman desteği almak, duygusal iyileşmeyi hızlandırır ve süreci daha sağlıklı kılar. İlişki sona erse bile etkileri bir süre hissedilebilir. Bu dönemde sabırlı olmak, kendine şefkat göstermek ve sezgilerine güvenmek kritik öneme sahiptir. Kararlar, kişinin kendisiyle yüzleşmesi açısından önemlidir; bu nedenle rasyonel ve farkındalıkla alınmalıdır.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bitkin-caresiz-ve-kullanilmis-hissetmek-toksik-iliskinin-isareti-587277">Bitkin, çaresiz ve kullanılmış hissetmek toksik ilişkinin işareti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Altın Portakal yarışında bugün beyazperdeye, hayatta kalma hikâyeleri yansıdı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/altin-portakal-yarisinda-bugun-beyazperdeye-hayatta-kalma-hikayeleri-yansidi-587175</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 11:46:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[beyazperdeye]]></category>
		<category><![CDATA[bugün]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[hayatta]]></category>
		<category><![CDATA[kalma]]></category>
		<category><![CDATA[kara]]></category>
		<category><![CDATA[mekan]]></category>
		<category><![CDATA[portakal]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[yarısında]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmen]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmeni]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587175</guid>

					<description><![CDATA[<p>Altın Portakal Ulusal Uzun Metraj Yarışma filmlerinden “Bağlar, Kökler ve Tutkular” ile “Doğudan Fragmanlar” bugün seyirci karşısındaydı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/altin-portakal-yarisinda-bugun-beyazperdeye-hayatta-kalma-hikayeleri-yansidi-587175">Altın Portakal yarışında bugün beyazperdeye, hayatta kalma hikâyeleri yansıdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Altın Portakal Ulusal Uzun Metraj Yarışma filmlerinden “Bağlar, Kökler ve Tutkular” ile “Doğudan Fragmanlar” bugün seyirci karşısındaydı. Biri; göçmen kimlikleriyle var olmaya, diğeri ise savaş ve doğa şartlarına karşı hayatta kalmaya çalışan insanların hikâyelerini anlatan iki filmin ekipleri, gösterimler sonrası seyircilerin sorularını cevapladı.</p>
<p>62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’ndeki Ulusal Yarışma filmlerinden “Bağlar, Kökler ve Tutkular”, Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Aspendos Salonu’nda seyirci karşısına çıktı. Gösterim sonrası; yönetmen Sunay Terzioğlu, görüntü yönetmeni Serdar Özdemir, yapımcı Yaşar Harzadın ve ortak yapımcı Kemal Genel ile oyuncular Ushan Çakır, Ezgi Yaren Karademir, Barancan Eraslan ve Özgün Çoban seyircilerin sorularını cevapladı. </p>
<p>Bindikleri mülteci botundaki kazadan kurtulan üç kişinin Türkiye’deki hikâyelerini beyazperdeye taşıyan filmin yönetmeni Terzioğlu, kendi göçmenlik geçmişinden de istifade ettiğini söyledi: “1992’de Bulgaristan’dan ailemle göç ettim buraya; 9 yaşındaydım. Beş yıl kaçak yaşadık. O yüzden bildiğim konular, bildiğim mekanlar. Karakterlerime yakın olduğuma ve filmi çekerken de karakterlerime doğru rehberlik ettiğime inanıyorum”</p>
<p>Filmde ‘gerçekçiliğe’ özellikle dikkat ettiklerini ve bunu sağlamak için titizlikle çalıştıklarını belirten yönetmen, “Gerçek mekanlarda çektik, gerçek kostümler bulmaya çalıştık, hatta bit pazarlarını dolaştık, gerçek aksesuarlar aradık” diye konuştu.  </p>
<p>Bu ‘gerçekçi bakış’ı, filmin biçimsel özelliklerinde de sürdürmeyi amaçladıklarını dile getiren Terzioğlu, şunları söyledi: “Film montaj anlamında da farklı bir film; bakan bir göz gibi. Çünkü bu film 30 mm tek lensle çekildi. Çünkü belli bir mesafeden bakmak istedik. Ne yargılamak ne de uzak kalmak istedik. Hiç siyaha düşmüyoruz; başta açılıyor ve jenerikten sonra kapanıyor; gözün açılıp kapanması gibi”</p>
<p>“Sanat tarihine layık bir şeyler çekmek istiyorum”</p>
<p>Terzioğlu, çekimlerde ise gerilla taktiği ile çalışırken çok zorlandıklarından bahsetti: “Basmane’de çekim yaptık. Bir yandan oyuncularımızla çalışırken bir yandan kalabalığı kontrol etmeye çalışıyorduk. Çünkü gerçek mekanlarda, göçmenlerin yaşadığı evlerde çekim yaptık. Onlar odada gündelik hayatlarını yaşarken biz de yan tarafta çekimlere devam ediyorduk. Çekimlere İzmir’de başladık ama Erzincan’da bitirdik. İzmir’de aradığımız doğayı bulamadım. Şuna inanıyorum; sinema kaydedilen anlardır. Okuldan beri öğrendiğim ve yapmak istediğim şey, sanat tarihine layık bir şeyler çekebilmek” </p>
<p>Filmdeki sorunların çözümüne dair fikri sorulan yönetmen, “Hiçbir zaman karamsar bakmadım. Öyle olsaydı şu an bu filmi çekmiş ve karşınızda olamazdım. Yönetmen olarak amacım bu konuyu düşündürtebilmek. Karakterleri bir noktada bırakıyoruz ve sonrasını bilmiyoruz” dedi. </p>
<p>Oyuncu Ezgi Yaren Karademir ise kendi canlandırdığı Hazel karakteri üzerinden aynı soruyu şöyle cevaplandırdı: “Ben Hazel’in çok güçlü bir karakter olduğunu düşünüyorum çünkü başka bir seçeneği yok; güçlü durmak zorunda. Ablayken bir anda anne rolü yükleniyor. Bir yandan kendi özgürlüğünü ararken bir yandan hep engellerle karşılaşıyor. Bu bir son değil sadece onunla ilgilenmeyi bırakıyoruz ve seyirci, karakterin yolunu biraz kendi kafasında çiziyor” </p>
<p>Sinema, hakikati arıyor: Doğudan Fragmanlar</p>
<p>Günün diğer Ulusal Yarışma filmi “Doğudan Fragmanlar”ın gösterim sonrası söyleşisine ise yönetmen Kubilay Erkan Yazıcı, görüntü yönetmeni Vedat Oyan, kurgucu Umut Sakallıoğlu, yapımcı Mahpare Tanın ve oyuncular Güldestan Yüce, Turgay Atalay, Elvin Köse katıldı. </p>
<p>Savaştan kaçan bir kadınla firarî bir Rus generalin birbiriyle kesişen hayatta kalma mücadelelerine tanıklık eden film, yönetmenin kendine özgü üslubuyla dikkat çekti ve yönetmene ilk olarak bu soruldu. Yazıcı, sinema üzerine düşüncelerini ve sinema dilini şöyle açıkladı: “Benim için film sanatı, sanat; özünde bir hikaye anlatma biçimi değil aynı zamanda bir zaman inşâ etme işi. Ben sinemadan zaman-mekân birlikteliği dediğimiz şeyi anlıyorum. Zamanı kronolojik bir akış olarak görmüyorum. Zaman; insanı, düşünmeye, hayal etmeye, hakikatle kendisi arasında bir bağ kurmaya iten bir metafizik varlık esasında. Zamanı yakalayabileceğimiz, ona dokunabileceğimiz tek sanat da sinema ve bu filmde esasen bunu yapmaya çalıştım. Zaman; bir kader alanı, hakikatin temsil bulduğu bir alan ve mekân da oyuncuların içinde gidip geldikleri bir çerçeve değil zamanı inşâ eden, ona gerçeklik kazandıran, onu varlık haline taşıyan bir yer” </p>
<p>Yönetmenin sinema perspektifi doğrultusunda hazırlıkların da uzun sürdüğünü belirten yapımcı Mehpare Tanın, “Önce farklı mevsimlerde dört defa mekânları gezdik. Mekânların o mevsimlerde nasıl göründüğünü görmek istedi. Karın çok yoğun olabileceği, kardan çıkamama ihtimalimizi de öngörerek alternatif mekânlar belirledik” derken görüntü yönetmeni Vedat Oyan da birkaç ay süren bir ‘resim çalışması’ yaptıklarından bahsetti: “Referans aldığımız ressamlar vardı. Birçok ressamla başladık, eleyerek gittik ve günün sonunda Bruegel&#8217;i ayırdık. Bruegel&#8217;in tablolarında da karakter ve mekânın, zamanın içinde eridiğini, hiçliğin içerisinde gittiğini görürüz. Keza bizim karakterlerimiz de sürekli aynı mekânlarda dolanıp duruyor; sıfır çizgisine ulaşma ve bunun içinde erime hali var”</p>
<p>Filmin aslında neredeyse her unsuru, özel olarak en baştan tasarlanmış. Kurgucu Umut Sakallıoğlu bunlardan şöyle anlattı: “Şunun altını çizmek lazım: Arka planda bir savaş meselesi, insanî meseleler var. Film dilinde bunun için o yabancılaşmayı, gerginliği ve tedirginliği hep canlı tutmaya çalıştık. Filmdeki müzik kullanımları da alıştığımız kullanımlardan farklı. Görsel, grafik ve yazı kullanımları da farklı. İç mekânlara girilmemesi de bunların hepsi gibi aynı amaca hizmet ediyor. Bizim sinemamızda çok panoramik resimler vardır ama bazen fon gibi kullanılır. Bu filmde manzaranın da farklı bir kullanımı var; manzara size bir haz veren bir şeyin ötesinde”</p>
<p>Filmde sadece dış mekânlarının olmasının sebebine dair sorulan soruya ise yönetmen şu cevabı verdi: “Benim zihnimde gerçeklik alanı ve onun ötesinde hakikate dair bir tefekkür çizgisi var. Hayatta, algıladığımız gerçekliğin ötesinde hakikat dediğimiz bir şey var. Karakterler mekânların içine girdiğinde benim gerçeklik alanım sınırlanıyor. Var ya da yok, oluyor ya da olmuyor gibi bir duygunun içerisinde, izleyiciyi öncel tedirgin edip sonra görmeye zorlamak istedim. Bu, hakikate dair görme beklentim esasında. Kameramı dışarıda tutarak izleyiciye, o gerçeklikle ilgili sınır koyup ‘bunun ötesi hakikattir, buraya bakmamız gerek’ demek istedim”</p>
<p>“Karakterimi çalışırken değil kara çıktığımda buldum”</p>
<p>Oyuncuların, karakterlerine hazırlanırken yaşadıkları da seyircilerin merak ettiği konulardandı. Güldestan Yüce, “Safiye bugüne kadar oynadığım karakterlerden çok başka bir yerde. Bütün renkleri göğsünde taşıyıp mücadele eden ve inatla yürümeye devam eden bir kadın” şeklinde tarif ettiği karakterine dair en çok zorlandığı şeyin, istemeden de olsa birini öldürmek zorunda kalma fikri olduğunu söyledi. </p>
<p>Elvin Köse ise karakterini tam olarak çalışmalar sırasında değil ‘kara çıktığı zaman’ bulduğunu dile getirdi: “Kara çıktığımızda yani doğanın, dağların ve soğuğun karakterime çok şey kattığını düşünüyorum. Mesela Zeynep&#8217;in kendini yıkadığı o sahnede; evet, oynuyorum ama bir yandan da aslında oynamıyorum”</p>
<p>Anlattıklarına bakılırsa rol için kendini en çok zorlayan ve en çok zorlanan, general rolündeki Turgay Atalay’dı: “Bu general birçok savaşta vurulmuş, birçok insanı öldürmüş, kirli biri. Pek çok film, belgesel izledim, araştırdım, sonunda yönetmenimize ‘benden ne istiyorsunuz?’ diye sordum. Ondan sonra kendimi yönetmene ve doğaya teslim ettim. Artık diyaloglara bir aidiyetle oynamıyordum; ben bir generaldim! Sadece çok yoruldum. Yönetmenimiz, istediğini almak için çok uğraşıyordu” </p>
<p>Güldestan Yüce ise en çok Safiye’den fakat asıl olaraksa kendini doğaya teslim etmekten destek gördüğünü dile getirdi: “Bir hikâyenin içindeyiz ve hikâyenin içindeki kahramanlar başka hikâyeler anlatıyor! Bu filme dair en sevdiğim şey bu. Ama şöyle enteresan bir şey oldu: Filme çalışırken Safiye benimle iletişime geçti, ‘akşamları bana yaz’ dedi. Bir defter tuttum. Hatta bir gün ben çok korkuyordum. Çünkü Mahpare Tanın; koşullar zor olacak, karın içinde olacağız, yükseklere çıkacağız, demişti. Safiye o zaman bana ‘Biz Allah&#8217;ın kızıyız Güldestan, bize hiçbir şey olmaz’ demişti. Ama, diğer arkadaşlarımın da söylediği gibi, doğa o kadar güçlü ki&#8230; Ben, doğanın bu kadar güçlü olduğunu ve insanın, doğa karşısında bu kadar çaresiz kaldığını bizzat orada deneyimledim. En basitinden; karda ses kayboluyor! Görüş mesafesini kapatmak gibi asla ses duyulmuyor”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/altin-portakal-yarisinda-bugun-beyazperdeye-hayatta-kalma-hikayeleri-yansidi-587175">Altın Portakal yarışında bugün beyazperdeye, hayatta kalma hikâyeleri yansıdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bağlantı Hatası&#8221; ile &#8220;Gündüz ve Gece&#8221; Galalarını Altın Portakal&#8217;da Yaptı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baglanti-hatasi-ile-gunduz-ve-gece-galalarini-altin-portakalda-yapti-587081</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Oct 2025 21:55:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aslında]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bağlantı]]></category>
		<category><![CDATA[çünkü]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[galalarını]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[gündüz]]></category>
		<category><![CDATA[hatası]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncular]]></category>
		<category><![CDATA[portakal]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587081</guid>

					<description><![CDATA[<p>62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, pek çok yapımın, seyirciyle ilk buluşmasına ev sahipliği yapıyor. Bunlardan ikisi; Gökçen Usta’nın yönettiği “Bağlantı Hatası” ile Ali Altınöz’ün yönettiği “Gündüz ve Gece”ydi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baglanti-hatasi-ile-gunduz-ve-gece-galalarini-altin-portakalda-yapti-587081">&#8220;Bağlantı Hatası&#8221; ile &#8220;Gündüz ve Gece&#8221; Galalarını Altın Portakal&#8217;da Yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, pek çok yapımın, seyirciyle ilk buluşmasına ev sahipliği yapıyor. Bunlardan ikisi; Gökçen Usta’nın yönettiği “Bağlantı Hatası” ile Ali Altınöz’ün yönettiği “Gündüz ve Gece”ydi. </p>
<p>Akran zorbalığını konu alan “Bağlantı Hatası”nın, Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Aspendos Salonu’ndaki gösterimin ardından film ekibi, seyircilerin sorularını cevapladı. Söyleşiye; yönetmen Gökçen Usta ve yapımcı Ömer Faruk Sorak ile genç oyuncular Asena Keskinci, Derinsu Sorak, Utku Coşkun, Fatih Berk Şahin, Arda Akgenç, Arda Görgen, Oğulcan Çiftçioğlu ve Doğum Özüm katıldı. </p>
<p>“Zorbalık da çözümü de ailede başlar”</p>
<p>Senaryoyu birkaç kez baştan yazdıklarını ancak her seferinde yolun ‘aile’ye çıktığını gördüklerini dile getiren yönetmen Usta, “Sonunda filme, ‘zorbalık ailede başlar’ cümlesiyle devam ettik. Ama çözümü de ailede başlar! Araştırmalar gösteriyor ki zorbalığa uğrayan ya da zorbalık yapan çocuklar, aileleriyle en az 6 ay terapiye gittiklerinde çözüme ulaşılıyor” diye konuştu. Usta, filmin adının da buna işaret ettiğini belirterek “Filmimizin adı da bu yüzden Bağlantı Hatası; yani aileyle kurulan sevgi bağının, iletişim bağının kopmasından kaynaklı” dedi. </p>
<p>Filmin yapımcılarından, aynı zamanda yönetmen kimliğiyle tanınan Ömer Faruk Sorak ise akran zorbalığının çok hızlı yayıldığına dikkat çekerek “Filmi yaptığımız dönemle bugün arasındaki farkı görünce bizim filmin çok soft kaldığını düşünüyorum” diye konuştu. Sorak, sözlerini şöyle sürdürdü: </p>
<p>“2006’da ‘Sınav’ filmini çekmiştik; üniversite sınavına giren çocukların gelecek kaygısıyla ilgili bir filmdi. Ama o günden bugüne Türkiye&#8217;de gençlik o kadar başka bir yere evrildi ki! Şu an; geleceğinin farkında bile olmayan, ânı yaşayan ve ânı da aslında o olmadığı halde, ‘mış gibi’ yaşayan bir kitle oluştu” </p>
<p>“Sorun, ekonomik değil” </p>
<p>Filmdeki hikâyenin bir devlet okulunda değil de özel okulda geçmesini özellikle tercih ettiklerini söyleyen Sorak, bu tercihin sebebini de şöyle açıkladı: </p>
<p>“Çünkü ekonomik seviyesi iyi olan ebeveynlerin, çocuklarına okul, servis parası verip ceplerine harçlıklarını koyduklarında görevlerinin bittiğini sanan ebeveynlerin de derdi bu. Özellikle özel okul seçtik ki ekonomik durumu iyi olmayan ebeveynler ve çocukların, ‘paramız olsaydı böyle şeylerin yaşanmadığı okullarda eğitim alırdık’ gibi bir hayali varsa bunun, büyük ölçüde gerçek olmadığını bilsinler” </p>
<p>“Bu film Z kuşağının gururu olmalı”</p>
<p>Filmde hem zorbalık yapan hem de zorbalığa uğrayan çocukları canlandıran genç oyuncularsa kendi tecrübelerinin filmdekinden çok da farklı olmadığını açıkladı:</p>
<p>Asena Keskinci: Senaryoyu okuduğumda dedim ki ben Eylül olmalıyım. Eylül sayesinde aslında bir katarsis yaşayacaktım. Çünkü bizim lisemiz filmdeki liseye o kadar benziyordu ki… Ben de o lisenin mağdurlarından biriydim; sözlü tacizden fiziksel şiddete kadar çok normalleşmişti bizim okulda. Ben bu zorbalığın ne demek olduğunu ve bunun karşısında o çaresizliğin ne demek olduğunu, insanın, annesiyle dahi bunu paylaşamıyor olmasının ne demek olduğunu çok iyi bilen birisiyim. İnsan annesiyle bile paylaşamazken biz bunun filmini yaptık. Z kuşağının gururu olmalıdır bu film. </p>
<p>Derinsu Sorak: Bence liseden önce ortaokulda da bazı şeyler çok normalleşmişti. Eğitim hayatımı çok etkilemişti, okula gitmek istemiyordum bir dönem. Yakın arkadaşlarımın zorbalık yüzünden sakatlandığına dahi şahit oldum, bazıları okul değiştirmek zorunda kaldı. Bu işi okuduğumda heyecanlandım. Çünkü İrem karakteri bana aşırı zıt ama aynı zamanda benzediğimiz yerler de buldum. Zorbalık yapmadım ama zorbalık yapan birinin de nasıl problemlerle savaştığını gördüm; aynanın o yüzünü de görmek güzel oldu. </p>
<p>Utku Coşkun: Benim lisemde de bazı şeyler fazlasıyla normalleştiriliyordu. Hatta ben bundan dolayı sene sonunda okul değiştirdim. Bir arkadaşım vardı, çocuğu zorbalıyorlardı. “Niye yapıyorsunuz?” dediğimde &#8220;Genciz biz, böyle şakalar olur” deniyordu. Ama o şaka değil; çok zarar verici yerlere gidebiliyor fakat kimse umursamıyordu. </p>
<p>“Lütfen ses çıkarın, ‘dur’ deyin!”</p>
<p>Fatih Berk Şahin: Ben biraz zorbaydım lisedeyken. Çünkü farkında değildim. Ne güzel ki şu anda bu konuyu açıklıkla konuşabiliyoruz ve insanlar aslında istemeden birbirlerine yaptıkları kötülüklerin farkına varabiliyor; bu çok kıymetli. </p>
<p>Arda Akgenç: Görmezden geldiğin zaman bir şeyler değişmiyor. Susmaya, görmemeye çalıştım ama görmediğinde bitmiyor; tersine bazen cesaret kazandırabiliyor karşı tarafa. O yüzden insanların birbirini kollaması lazım. Belli sınırlar aşıldığında sesini çıkarıp ‘dur’ demek lazım. Lütfen sesinizi duyurun!</p>
<p>Arda Görgen: Ben zorbalayan da zorbalanan da değildim. Ama yakın arkadaşlarım zorbalayan taraftaydı. Ben onlarla sadece eğleniyordum. Utku&#8217;nun da dediği gibi çünkü aklım ermiyordu. </p>
<p>Oğulcan Çiftçioğlu: Zorbalık bulaşıcı bir şey aslında. </p>
<p>Doğum Özüm: Ben de zamanında birçok kez kilomdan dolayı zorbalığa uğradım. Ama o zaman da hiçbir zaman yapmadığım gibi umutsuzluğa kapılmadım. </p>
<p>İzmir’in köyünde imece usulü bir film: Gündüz ve Gece </p>
<p>Altın Portakal’da günün ikinci galası, “Gece ve Gündüz”dü. yönetmen Ali Altınöz ile oyuncular Muttalip Müjdeci, Özgür Cem Tuğluk ve Gülşah Büktür, AKM Perge Salonu’ndaki gösterimin ardından gerçekleşen söyleşiye katıldı. </p>
<p>Annesinin intiharının ardından memleketine dönen Tufan’ın, bir şeyleri değiştirme çabasının umutsuz hikayesini anlatan hikâyeyi, filmin kurgusunu da yapan Ataberk Kuru ile ortaya çıkardıklarını söyleyen Altınöz, süreci şöyle anlattı: </p>
<p>“Ataberk&#8217;le Bolu&#8217;nun Mudurnu ilçesinde ‘hadi bir hikaye anlatalım, bir şeyler yapalım’ diye başlamıştık. Eski bir film vardır ya &#8220;Taşların Sırrı&#8221;; öyle bir şey yapalım istedik. 3 senelik bir hikayeydi”</p>
<p>“Gülşen’i çocukluğumdan tanıyorum”</p>
<p>Role hazırlanma süreçlerini paylaşan, oyunculardan Muttalip Müjdeci, “Bir Anadolu hikayesi. Çok zor şartlarda ama imece usulü, birlik olarak çalıştık” derken Gülşah Büktür; canlandırdığı, çoklu kişilik bozukluğundan muzdarip olduğu için ahıra kapatılan Gülşen karakteri için çocukluk hatıralarından yararlandığını anlattı: “Bilecik&#8217;te ben çocukken bir kız çocuğu vardı ve eve bağlıyorlardı maalesef. Çok etkilenmiştim; o kızın görüntüsünü hiç unutmuyorum. Salonun ortasında bağlı bir şekilde ve çıkardığı sesler vesaire&#8230; Oradan bir bağ kurdum Gülşen karakteriyle. Benim için çok bildik tanıdık bir hikayeydi Gülşen&#8217;inki” </p>
<p>Oyunculardan Özgür Cem Tuğluk ise çekimleri gerçekleştirdikleri köy ortamından bahsederek “Sanırım burada çoğumuz, şehirde yaşayan insanlarız ve köyün dinamiklerinin ne kadar farklı olduğunu bu filmde gördük. Bazı şeyler bize yanlış veya farklı görünebilir ama o şartlar içindeki, o dinamikler içindeki değer yargıları farklı” dedi. Tuğluk, canlandırdığı Davur karakteri içinse “Davut&#8217;un da kendine göre doğru ve yanlışları var ve çok köşeli, sert bir karakter. Aslında özünde iyi bir insan ve iyilik yapmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu. </p>
<p>Çekimlerin köyde gerçekleştirilmesinin avantaj ve dezavantajları sorulduğunda ise oyuncular köyün avantajları üzerinde hemen hemen hemfikirdi. “Aslında bir yönden çok çok iyi; trafik yok” diyen Müjdeci’nin tercihini etkileyen bir diğer şey de çay tiryakisi olması olmuş: “Köydeki kahveden hiç gitmeyeyim istedim. Çaycıyımdır biraz; adam da çok güzel çay yapıyordu! Şahsen İstanbul dışında film çekmeyi çok seviyorum. Neresi olursa olsun yeter ki İstanbul dışında olsun” Tuğluk da “Karaktere girmek çok daha kolay. Çünkü kesintisiz bir süre bilfiil orada yaşıyorsunuz ve kendi adıma biraz daha rahat çıkıyor karakter” sözleriyle rol arkadaşını destekledi. Büktür ise köyün kadınlarıyla kurdukları ve zaman içinde ilerleyen dostluklarının, motivasyon adına büyük katkısı olduğunu dile getirdi. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baglanti-hatasi-ile-gunduz-ve-gece-galalarini-altin-portakalda-yapti-587081">&#8220;Bağlantı Hatası&#8221; ile &#8220;Gündüz ve Gece&#8221; Galalarını Altın Portakal&#8217;da Yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçek dostluklar &#8216;Çevrimdışı&#8217; kaldı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gercek-dostluklar-cevrimdisi-kaldi-586275</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 09:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[Çevrimdışı]]></category>
		<category><![CDATA[dostluklar]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kaldı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Yalnızlığı]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586275</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, sosyal medya ve yalnızlık konusunu ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gercek-dostluklar-cevrimdisi-kaldi-586275">Gerçek dostluklar &#8216;Çevrimdışı&#8217; kaldı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, sosyal medya ve yalnızlık konusunu ele aldı.</p>
<p><strong>Sosyal medyada yalnızlığını gidermek isteyen milyonlarca insan var</strong></p>
<p>Sosyal medyada yalnızlığını gidermek isteyen milyonlarca insan olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Adı üstünde ‘sosyal’ medya: İnsanların bir araya gelmesine, birlikte bir şeyler yapmasına fırsat yaratacak platformlar… Peki gerçekten öyle mi? Yoksa bu mecralar yalnızlığımızı biraz daha görünmez kılarak derinleştiriyor mu? Sosyal medya ağlarıyla örülü bu çağda, insani bağların yerini ‘bağlantılar’ aldı. Facebook’a, Instagram’a bakarsak yüzlerce, hatta binlerce ‘arkadaşımız’ var. Ama bu ilişkiler klasik anlamda bir arkadaşlığın yerini tutabilir mi? Araştırmalar, ekran üzerinden kurduğumuz bağlar arttıkça, emek ve zaman isteyen dostlukların azaldığını söylüyor.” dedi.</p>
<p><strong>İnsanlar gerçek yakınlık kurmakta zorlanıyor</strong></p>
<p>Sosyolog Sherry Turkle’a atıfta bulunan Prof. Dr. Atalay, modern insanın durumunu ‘birlikte yalnızlık’ olarak tanımladığını kaydetti. Prof. Dr. Atalay, “İnsanlar sürekli bağlı, ama gerçek yakınlık kurmakta zorlanıyor. Bir ‘beğeni’, bir ‘emoji’, bir ‘iyi ki doğdun’ mesajı ama yüz yüze yarım saatlik bir sohbet bile yıllarca ertelenebiliyor. ‘Bir ara mutlaka karşılıklı bir kahve içelim’ mesajları hiçbir zaman tutamayacağımız sözler haline geliyor.  İnsan ilişkilerine dair kolektif bir çabasızdık ve yılgınlık içerisindeyiz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Derinlikli sohbetlere, uzun soluklu dostluklara enerji kalmadı</strong></p>
<p>Her şeyin hıza teslim olduğu bir çağda, ilişkilerin de bu tempodan nasibini aldığını söyleyen Prof. Dr. Atalay, “Derinlikli sohbetlere, uzun soluklu dostluklara, kalıcı ilişkiler kurmaya zamanımız da enerjimiz de kalmıyor. Telefon rehberimiz dolu, sosyal medya listelerimiz de ama bir gün ansızın başımız sıkışsa gerçekten arayabileceğimiz kaç kişi var?” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Modern çağın üzücü gerçeğinin “Kalabalık yalnızlık” olduğunu dile getiren Prof. Dr. Atalay, “Psikoloji literatürü, sosyal medya mecralarındaki arkadaşların sayısal bolluğunun niteliksel bir karşılık taşımadığını vurguluyor. Oxford Üniversitesi Evrimsel Psikoloji bölümü öğretim üyesi Robin Dunbar’ın ünlü ‘Dunbar sayısı’ teorisine göre, insan zihni aynı anda 150 civarında sosyal ilişkiyi sağlıklı biçimde sürdürebiliyor. Oysa sosyal medya profillerimiz bu sınırı çoktan aşmış durumda. Yani elimizde çok sayıda isim var, fakat bunların sadece çok azı gerçekten ‘arkadaş’. Nitelik niceliğin gölgesinde kayboluyor.” dedi.</p>
<p><strong>Toplumsal dönüşüm her kuşağı etkiliyor</strong></p>
<p>Sosyal medyaya olan ilginin sadece genç kuşaklara özgü olmadığını kaydeden Prof. Dr. Atalay, “İleri yaşlı bireyler bile sosyal medyanın akışına kapılmış durumda. Bu özellikle şaşırtıcı, çünkü ömrünün büyük kısmını internet olmadan geçirmiş, karşılıklı sohbetin, kalabalık buluşmaların, misafirliğin komşuluğun tadını bilen bir nesilden bahsediyoruz. Buluşmalar yerini emoji değiş tokuşlarına bıraktı. Şehirlerde çoğu zaman komşuların ismi dahi bilinmiyor. Yani mesele yalnızca Z kuşağının meselesi değil; bu, toplumsal bir dönüşüm.” dedi.</p>
<p><strong>Modern insanın yalnızlığı dışarıdan fark edilmesi güç bir yalnızlık…</strong></p>
<p>Türk Dil Kurumu&#8217;nun (TDK) 2024 yılının kelimesini &#8220;kalabalık yalnızlık&#8221; olarak ilan ettiğini hatırlatan Prof. Dr. Atalay, &#8220;Metroda, otobüste yan yana oturan insanların her biri kendi telefonuna gömülmüş durumda. Kafelerde, restoranlarda aynı masalarda oturan herkes ayrı bir ekrana bakıyor. Modern insanın yalnızlığı, kalabalıkların içinde yaşanan, dışarıdan fark edilmesi güç bir yalnızlık.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Fiziksel beraberliğin öneminin unutulduğunu ve &#8220;aynı anda çevrimiçi olmanın yeterliymiş gibi geldiğini&#8221; vurgulayan Prof. Dr. Atalay, “Oysa insan, doğası gereği bağ kurmak ister. Güvenmeyi göze almak, ötekine yaklaşmak, içini dökmek ve bunu yaparken insani sıcaklığı hissetmek, tercihten öte, bir ihtiyaçtır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bildirim sesi, bir dostun sesini duymanın yerini tutmuyor</strong></p>
<p>Sosyal medyanın faydalarına da dikkat çeken Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Bu teknolojiler zaman ve mekân engellerini ortadan kaldırarak iletişimi çok kolaylaştırıyor.  Sosyal medya sayesinde yeni topluluklar oluşuyor. Özellikle göçmenler, azınlık grupları, marjinalleştirilmiş bireyler çevrimiçi ağlarda dayanışma imkânı buluyor. Fakat bu tür bağların kalıcı ve derin bir ilişkiye dönüşebilmesi için hâlâ ‘fiziksel’ temasın, ortak mekânların, yan yana geçirilen zamanların yerine konulabilecek bir şey yok. İnternet teknolojisi ve bu teknoloji sayesinde ulaştığımız sosyal medya mecralarını insani ilişkileri geliştirmek, kesintisiz şekilde iletişim kurmak ve samimiyeti ilerletmek için kullandığımızda faydalı oluyor. Yüz yüze ilişkilerin yerine bir alternatif olarak düşündüğümüzde ve bunu bir alışkanlığa dönüştürdüğümüzde ise yalnızlık baş gösteriyor. Çünkü hiçbir bildirim sesi, bir dostun sesini duymanın yerini tutmuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yalnız ciddi bir sağlık riski olarak görülüyor</strong></p>
<p>Yalnızlık sorununa uluslararası platformda da çözüm arandığını belirten Prof. Dr. Atalay, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve bazı ülkelerin yalnızlıkla mücadele için attığı adımları hatırlattı.</p>
<p>Prof. Dr. Atalay, “Dünya Sağlık Örgütü 30 Haziran 2025’te yalnızlıkla ilgili yeni bir rapor yayımladı. Dünya Sağlık Örgütü yalnızlığı ciddi bir sağlık riski olarak görüyor. Raporda sosyal izolasyon ve yalnızlığın yaygın olduğu ve sağlık, iyi oluş ve toplum üzerinde ciddi ancak yeterince fark edilmeyen etkiler yarattığı vurgulanıyor. İngiltere ve Japonya’da bu sorun hakkında çözüm arayışları ve hizmetlerin sistematik hale getirilmesi hedefiyle yalnızlık bakanlıkları kuruldu. Bu gelişmeler yalnızlığın bireysel değil toplumsal bir sorun haline geldiğini gösteriyor. Ama çözülemez değil. Bu nedenle en yakınlarımızla ilişkilerimizi sosyal medya takiplerine, emoji değiş tokuşuna indirgemeden yeniden yan yana gelmenin ve birbirimizin gözlerine bakmanın yollarını bulmamız gerekiyor. Çünkü gerçek hayat ekranların ötesinde akıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gercek-dostluklar-cevrimdisi-kaldi-586275">Gerçek dostluklar &#8216;Çevrimdışı&#8217; kaldı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yetişkinlerde DEHB ve teknoloji kullanımı: Dijital dünyada dikkat sınavı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yetiskinlerde-dehb-ve-teknoloji-kullanimi-dijital-dunyada-dikkat-sinavi-586192</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2025 18:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[Bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkin]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkinlerde]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586192</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital çağın herkesin dikkatini zorlayan bir dönem olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, sürekli yanıp sönen bildirimler, bitmeyen içerik akışları, kısa videolar ve sosyal medya platformlarının beynin ‘ödül’ sistemini sık sık uyardığını, DEHB’li bireylerde bu etkinin daha belirgin olduğunu vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yetiskinlerde-dehb-ve-teknoloji-kullanimi-dijital-dunyada-dikkat-sinavi-586192">Yetişkinlerde DEHB ve teknoloji kullanımı: Dijital dünyada dikkat sınavı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital çağın herkesin dikkatini zorlayan bir dönem olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, sürekli yanıp sönen bildirimler, bitmeyen içerik akışları, kısa videolar ve sosyal medya platformlarının beynin ‘ödül’ sistemini sık sık uyardığını, DEHB’li bireylerde bu etkinin daha belirgin olduğunu vurguladı. Dijital dünyada dikkati korumak için tavsiyelerde bulunan Doğan Bektaş, süre sınırlaması getirilmesini, bildirimlerin azaltılmasını, fiziksel planlayıcılar kullanılmasını, düzenli egzersiz yapılmasını, ekransız zaman dilimleri oluşturulmasını, uyku ve beslenme düzeninin korunmasını tavsiye etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, yetişkinlerde görülen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ile teknoloji kullanımı arasındaki bağlantıya ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ekim ayının Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Farkındalık Ayı olarak kutlandığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, çocukluk çağında başlayan ancak yaşamın ilerleyen dönemlerinde de devam eden DEHB’nin yalnızca ‘dikkatini toplayamama’ sorunu olmadığını söyledi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>DEHB, yetişkinlikte de belirti verebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Bu bozukluk; planlama, organize olma, dürtüleri kontrol etme, zamanı yönetme ve duygusal dengeyi sürdürme becerilerini etkileyen nörogelişimsel bir bozukluktur. Bugün artık biliyoruz ki DEHB çocuklukta tanı konmamış olsa bile yetişkinlikte de belirti verebilir. Ancak bu belirtiler çoğu zaman günlük hayatın karmaşasında gözden kaçar. Kişi, sürekli dağınık hissedebilir, yaptığı işleri tamamlamakta zorlanabilir, e-posta yazarken veya bir toplantıya hazırlanırken kolayca başka bir şeye kayabilir. Zaman kavramı bulanıklaşır; ‘sadece beş dakika’ diye başlayan bir sosyal medya gezintisi, farkına bile varmadan bir saati bulabilir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yetişkinlerde DEHB’nin yaşamsal etkileri</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yetişkin DEHB’sinin genellikle üç temel alanda belirti verdiğini ancak bu belirtilerin çocuklukta olduğu kadar gözle görülür olmayabildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, bunları dikkat eksikliği, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik olarak sıraladı: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dikkat eksikliği:</span></span></span></b><span><span><span> Uzun süre odaklanmayı gerektiren görevlerde çabuk sıkılma, yapılan işleri yarım bırakma, unutkanlık ve organize olamama sık görülür. Kişi genellikle dağınık hisseder ve öncelik belirlemekte zorlanır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dürtüsellik:</span></span></span></b><span><span><span> Düşünmeden hareket etme, sabırsızlık, söz kesme veya acele karar verme gibi davranışlar iş ve sosyal ilişkileri zorlayabilir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hiperaktivite (içsel huzursuzluk):</span></span></span></b><span><span><span> Çocukluktaki yerinde duramama hali, yetişkinlikte sürekli bir “zihinsel hareketlilik” olarak kendini gösterebilir. Kişi dinlenmekte zorlanır, sürekli bir şeylerle meşgul olma ihtiyacı duyar.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İş hayatında sorunlar ortaya çıkabiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>DEHB’li yetişkinlerin genellikle “potansiyelini kullanamadığını” ifade ettiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş,             “İş performansında dalgalanmalar, sık iş değişiklikleri, randevulara geç kalma, finansal planlama güçlükleri veya ilişkilerde sabırsızlık gibi sorunlarla karşılaşabilirler. Bu durum, zamanla benlik saygısını da etkileyebilir” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital kullanım DEHB’li bireyleri daha fazla etkiler</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dijital çağın herkesin dikkatini zorlayan bir dönem olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Sürekli yanıp sönen bildirimler, bitmeyen içerik akışları, kısa videolar ve sosyal medya platformları, beynimizin ‘ödül sistemi’ni sık sık uyarır. DEHB’li bireylerde bu etki daha belirgindir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Çünkü beyinleri dopamin gibi ödül ve motivasyonla ilişkili kimyasallara karşı daha duyarlıdır. Hızlı geri bildirim sağlayan içerikler, bu kişiler için adeta çekim alanı oluşturur. Ancak bu durum, dikkat süresinin daha da kısalmasına, odaklanma kapasitesinin azalmasına ve erteleme davranışlarının artmasına yol açabilir. Kaydırılan ekranlar, yeni uyarıcılara kolay geçiş olanağı sunduğu için beyni sürekli bir ‘yenilik arayışında’ tutar. Bu, uzun süreli konsantrasyon gerektiren işlerde performansın düşmesine neden olur” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uyku düzeni de olumsuz etkileniyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, teknoloji kullanımının aynı zamanda uyku düzenini de etkileyebileceğine dikkat çekerek “Özellikle akşam saatlerinde ekran ışığına maruz kalmak uykuya dalmayı güçleştirir, sabahları yorgun uyanmaya sebep olabilir. Bu da DEHB belirtilerini —dikkat dağınıklığı, sabırsızlık, unutkanlık— daha da belirgin hale getirir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital dünyada dikkati korumak için 6 tavsiye</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkarmak gerçekçi değil; ancak onu bilinçli yönetmek mümkün” diyen Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, tavsiyelerini şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>&#8211; Süre sınırlaması getirin: </span></span></span></b><span><span><span>Pomodoro gibi zaman yönetim teknikleri (25 dakika odaklanma, 5 dakika mola) üretkenliği artırabilir. Sosyal medya için ekran süresi sınırlayıcı uygulamalar kullanmak da faydalıdır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>&#8211; Bildirimleri azaltın: </span></span></span></b><span><span><span>Anlık mesajlar ve bildirimler, DEHB’li bireylerin odaklarını en çok bozan etkenlerdendir. Gerekli olmayan bildirimleri kapatmak, dikkat bölünmesini azaltır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>&#8211; Fiziksel planlayıcılar kullanın: </span></span></span></b><span><span><span>Dijital uygulamalar yerine ajanda, defter veya yazılı listeler, zihni sabitlemeye yardımcı olur. “Yapılacaklar listesi”ni görmek, görev tamamlamayı kolaylaştırır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>-Düzenli egzersiz yapın: </span></span></span></b><span><span><span>Fiziksel aktivite, dopamin ve noradrenalin düzeylerini artırarak dikkat ve motivasyonu destekler. Günlük yürüyüşler, yoga, bisiklet veya dans gibi aktiviteler ruh halini dengelemeye de yardımcı olur.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>-Ekransız zaman dilimleri oluşturun: </span></span></span></b><span><span><span>Yemek saatlerinde, yatmadan önce veya sabah uyanır uyanmaz ekransız kalmak, zihinsel dinlenme sağlar.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>-Uyku ve beslenme düzenini koruyun: </span></span></span></b><span><span><span>Kafein tüketimini azaltmak, düzenli uyku saatleri oluşturmak ve akşamları ekran maruziyetini sınırlamak, belirtileri hafifletebilir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Teknolojiyi yönetmek, kendini yönetmektir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Teknoloji doğru kullanıldığında DEHB’li bireylerin yaşamını kolaylaştırabildiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Hatırlatma uygulamaları, zamanlayıcılar, görev yöneticileri ya da dikkat artırıcı uygulamalar doğru şekilde kullanıldığında işlevselliği destekler. Burada önemli olan, teknolojinin kişiyi yönetmemesi; kişinin teknolojiyi kendi yararına kullanmasıdır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Farkındalık, anlama ve destek zamanı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, sözlerini şöyle tamamladı: “DEHB bir karakter özelliği ya da ‘disiplin eksikliği’ değildir; biyolojik temeli olan bir nörogelişimsel farklılıktır. Erken farkındalık, uygun tedavi ve yaşam düzenlemeleriyle, bu bireyler potansiyellerini en verimli şekilde ortaya koyabilirler. Bu farkındalık ayı, DEHB’li yetişkinler ve yakınları için bir hatırlatma niteliğinde:<br />Dijital dünyanın hızına kapılmadan, kendi ritmini bulmak mümkündür ve çoğu zaman, iyileşmenin ilk adımı kendini anlamaktan geçer.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yetiskinlerde-dehb-ve-teknoloji-kullanimi-dijital-dunyada-dikkat-sinavi-586192">Yetişkinlerde DEHB ve teknoloji kullanımı: Dijital dünyada dikkat sınavı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Tugay 12. Balkan Şenliği&#8217;nin açılışını yaptı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-12-balkan-senliginin-acilisini-yapti-585247</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 09:40:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[balkan]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[birlik]]></category>
		<category><![CDATA[gazi]]></category>
		<category><![CDATA[göçmenleri]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kol]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[omuz]]></category>
		<category><![CDATA[şenliği]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585247</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, 12. Balkan Şenliği’nin açılışını yaptı. Sarnıç Piknik Alanı’nda yağışlı havaya rağmen göçmenlerin gönüllerince eğlenip kültürlerini yaşattığı şenlikte konuşan Başkan Tugay, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği yolda birlikte ilerleyeceklerini söyleyerek,  “Bizlere düşen, bu ülkeyi en yüksek seviyeye çıkarmaktır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-12-balkan-senliginin-acilisini-yapti-585247">Başkan Tugay 12. Balkan Şenliği&#8217;nin açılışını yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, 12. Balkan Şenliği’nin açılışını yaptı. Sarnıç Piknik Alanı’nda yağışlı havaya rağmen göçmenlerin gönüllerince eğlenip kültürlerini yaşattığı şenlikte konuşan Başkan Tugay, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği yolda birlikte ilerleyeceklerini söyleyerek,  “Bizlere düşen, bu ülkeyi en yüksek seviyeye çıkarmaktır. Değerlerimize inanacağız, tarihimize inanacağız. Her zaman yürek yüreğe, omuz omuza, kol kola birlik olup, önce şehrimiz için, sonra ülkemiz için çalışacağız” dedi. </p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, İzmir Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından düzenlenen 12. Balkan Şenliği’ne katıldı. Gaziemir’deki Sarnıç Piknik Alanı’nda düzenlenen şenliğe Başkan Dr. Cemil Tugay’ın yanı sıra Gaziemir Belediye Başkanı Ünal Işık, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, CHP Geçmiş Dönem Parti Meclisi Üyesi Umut Tekin, Balkan Türkleri Göçmen ve Mülteci Dernekleri Federasyonu ve İzmir Bal-Göç Genel Başkanı Abdürrahim Nursoy, siyasi parti temsilcileri, kamu kurumlarının temsilcileri, meclis üyeleri, muhtarlar, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve çok sayıda göçmen katıldı. Şenlik zeybek ve halk oyunları gösterisiyle başladı. </p>
<p><strong>“Çocuklarımıza iyi bir gelecek bırakmak boynumuzun borcu”</strong><br />Şenliğin açılış konuşmasını yapan Başkan Dr. Cemil Tugay, göçmen yurttaşları “Evlad-ı Fatihan” sözleriyle selamladı. Başkan Tugay, “Bize burada olma fırsatı verdikleri için İzmir Balkan Göçmenleri Derneği&#8217;ni  kutluyorum. 12’nci kez böyle güzel bir organizasyona ev sahipliği yaptıkları için teşekkür ediyorum. Burada sizlerle birlikte olmak bizim için büyük bir mutluluk. Bizler çok büyük ve asil bir milletin evlatlarıyız. Zamanında üç kıtaya dağılmış ama daha sonra anavatanında buluşmuş, Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün önderliğinde kurulmuş cumhuriyetin evlatlarıyız. Dünyanın en gelişmiş, en ileri ülkelerinden birisi olmak hedefiyle bu topraklarda yaşamını sürdüren insanlarız. Bizim çocuklarımız var, bizim gençlerimiz var. Onlara iyi bir gelecek bırakmak hepimizin boynunun borcu.  Bunun için çok çalışmamız gerektiğini biliyoruz. Ancak bunun için değerlerine sahip çıkan insanlar gerekiyor. Biliyoruz ki Balkan göçmenleri değerlerine sahip çıkan insanlardan oluşuyor” diye konuştu.  </p>
<p><strong>“Omuz omuza, kol kola çalışacağız”</strong><br />Birlik ve beraberlik mesajlarını yineleyen Başkan Tugay, Bosna Hersek’in eski Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’i ölüm yıl dönümünde andı. Başkan Tugay, “İzmir, göçmenlerin şehridir. Farklı kimliklerin, kültürlerin, dillerin kardeşçe yaşadığı bir şehirdir. Bunu bilen bir büyükşehir belediye başkanıyım ve bunun onurunu yaşıyorum. Balkan göçmenleri öyle bir lider çıkardı ki, o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Bu dünyaya, yeryüzüne gelmiş en büyük liderlerden biridir. Bizlere düşen, bu ülkeyi en yüksek seviyeye çıkarmaktır. Bunu inanarak yapacağız, kendimize inanacağız, değerlerimize inanacağız, tarihimize inanacağız. Bugünümüze de inanacağız, geleceğimize de inanacağız. Bu duygularla vatana, milletine bağlı insanlar olarak yaşayacağız. Her zaman yürek yüreğe, omuz omuza, kol kola birlik olup, önce şehrimiz için, sonra ülkemiz için çalışacağız” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>Başkan Işık: Aranızda olmak istedim</strong><br />Gaziemir Belediye Başkanı Ünal Işık, “Bu insanlarla tanıştığım günden beri çok mutluyum. Sizleri tanıdıkça sevdim, sevdikçe aranızda olmak istedim. Bu tür etkinliklerin bizleri daha çok bağlayacağına, aramızdaki sosyal ilişkileri daha çok geliştireceğine inanıyorum. Çok kıymetli bir etkinlik” dedi </p>
<p><strong>Bal-Göç Başkanı Nursoy: Atatürk’ün yolundan şaşmadık</strong><br />Balkan Türkleri Göçmen ve Mülteci Dernekleri Federasyonu ve İzmir Bal-Göç Genel Başkanı Abdürrahim Nursoy ise, “Seneye Allah izin verirse şenlikleri iki güne çıkaracağız. Çünkü tek gün bize yetmiyor. Çevre illerden, ilçelerden gelenlere teşekkür ederim. Bu hava şartlarında katıldığınız için teşekkür ederim. Derneğimizin bu sene 40&#8217;ıncı yaş günü. Çok önemli sanatçılarımızla doyasıya eğleneceğiz. Bulgaristan&#8217;da her yıl hasat sonu yaptığımız şenliği burada bir arada olmak için, geleneklerimizi çocuklarımıza aktarmak için düzenliyoruz. Değerlerimize sahip çıkalım, kıymetimizi bilelim. Biz Balkan Türkleri her zaman milletimizin yanında vatan sevgisiyle büyüdük. Hiçbir zaman Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün yolundan şaşmadık. Onun gösterdiği yolda her zaman çalışacağız&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Yağmura rağmen renkli şenlik</strong><br />Konuşmaların ardından Başkan Tugay, protokol eşliğinde alanda kurulan stantları ziyaret etti, yurttaşlarla hatıra fotoğrafı çektirdi. Şenlik birbirinden renkli konserlerle devam etti. Bulgaristan’dan ve İzmir’den halk sanatçıları, Balkan türkülerini seslendirdi. Alanı dolduran yüzlerce yurttaş, yağışlı havaya aldırmadan gönüllerince eğlendi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-12-balkan-senliginin-acilisini-yapti-585247">Başkan Tugay 12. Balkan Şenliği&#8217;nin açılışını yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göz Yaralanmaları Gözünüzden Kaçmasın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/goz-yaralanmalari-gozunuzden-kacmasin-584662</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 08:06:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[gözünüzden]]></category>
		<category><![CDATA[kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[yaralanmaları]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584662</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evde ya da iş yerinde oldukça sık rastlanan göz yaralanmaları, çoğu zaman suyla yıkayarak geçiştirdiğimiz bir durum.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-yaralanmalari-gozunuzden-kacmasin-584662">Göz Yaralanmaları Gözünüzden Kaçmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Evde ya da iş yerinde oldukça sık rastlanan göz yaralanmaları, çoğu zaman suyla yıkayarak geçiştirdiğimiz bir durum. Hatta kızarıklık veya görme bulanıklığı olmadığında acil servise veya bir göz hekimine başvurmaktan kaçınabiliyoruz. Oysa geç kalındığında çok ciddi durumlar ortaya çıkabiliyor. Bu da daha uzun süren tedaviler, hatta zaman zaman kalıcı izler demek. Özellikle kornea tabakasında oluşan çizilmeler, yabancı cisimlerin neden olduğu ve çıplak gözle dışarıdan görülemeyen izler, görme kalitesinin düşmesinde önemli bir etken. </p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Habibe Topuz</strong>, göz yaralanmalarının ciddiye alınması ve en kısa sürede göz doktoruna başvurulması gerektiğinin altını çizdi. Reçetesiz alınan damlaların bilinçsiz kullanımının daha fazla ağrıya sebep olabileceğine veya yaralanmayı daha da kötüleştirebileceğine dikkat çeken <strong>Dr. Topuz</strong>, “Reçeteli ilaçlar ise yalnızca reçete edildikleri rahatsızlık için kullanılmalıdır, acil tedavi için uygun olmayabilir” diyor. </p>
<p><strong>Göz Yaralanmalarının Tedavisinde Uygulanması Gereken Adımlar  </strong></p>
<p>Göz yaralanmalarının pek çok farklı sebebi var. Bunları; bebek ya da ev hayvanlarının tırnak çiziklerinden gözleri sürekli bastırarak kaşımaya, ev temizliğinde kullanılan kimyasal maddelerin temasından cilt kremlerine, spor aletleriyle alınan darbelerden kırılan cam ya da porselen parçalarının çarpmasına kadar çok geniş bir yelpazede sıralamak mümkün. Ancak sebebi ne olursa olsun göz yaralanmalarında; özellikle ağrı, sulanma, kızarıklık, kaşıntı, görme azlığı, göz kapağında kesik veya çizik, göz bebeklerinde büyüklük farkı, gözün içinde veya kapağında kanama ve morarma gibi belirtilerde vakit kaybetmeden bir göz hekimine veya acil servis hekimine başvurulması gerekir. Farklı nedenlerden kaynaklanan göz yaralanmalarında atılacak ilk adımlar da önemli. Bu noktada hassas davranmak ve en doğru şekilde hareket etmek için aşağıdaki uzman önerilerini dikkate almakta fayda var.  </p>
<ul>
<li>Gözünüzde anormal ağrı, batma, aşırı sulanma varsa ve bulanık görüyorsanız bir göz pedi ile gözünüzü kapatın. Gözünüze göz damlası, merhem veya başka bir sıvı damlatmayın. En kısa zamanda göz hekimine veya hastanelerin acil servisine başvurun. </li>
<li>Gözünüze kum, kir, toz, toprak veya diğer küçük parçacıkların kaçması halinde birkaç kez göz kırpma veya temiz suyla yıkama yolunu deneyin. Sulanma ve batma devam ederse acil servise başvurun veya göz hekimine muayene olun. </li>
<li>Gözünüze metal, cam, porselen, seramik, sert plastik, epoksi, yapıştırıcı veya buna benzer yapay malzemelerin parçaları kaçmışsa gözünüzü ovuşturmayın. En kısa zamanda göz hekimine gidin. </li>
<li>Gözünüze gelen darbelerde ağrı ve şişliği azaltmak için hafifçe soğuk kompres uygulayın. Enfeksiyon riski nedeniyle, et veya benzeri yiyecekleri gözünüzde uygulamayın. Hafif bir darbeden sonra bile gözünüzde morarma, ağrı veya görme bozukluğu meydana gelirse mutlaka bir uzmana başvurun. Hafif bir darbe bile göz içi kanamalardan retina dekolmanı gibi ciddi göz yaralanmalara kadar birçok ciddi göz hasarına neden olabilir.</li>
<li>Gözünüzde kesici veya delici travma olursa, fazla bastırmadan gözünüzün üzerine bir kapatıcı (rondel, gazlı bez vs.) yerleştirin. Tıbbi yardım alana kadar bekleyin. Kesinlikle suyla, serumla veya farklı bir sıvıyla hatta göz damlasıyla dahi yıkamayın.</li>
<li>Gözde kimyasal yanıklar ve sıçramalarda ise gözünüzü bol temiz suyla yıkayın ve hızlıca acil tıbbi yardım alın.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-yaralanmalari-gozunuzden-kacmasin-584662">Göz Yaralanmaları Gözünüzden Kaçmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anadolu Üniversitesi&#8217;nden &#8220;Zamanın Renkleri&#8221; Sergisine Ziyaret</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anadolu-universitesinden-zamanin-renkleri-sergisine-ziyaret-584515</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 11:53:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[renkleri]]></category>
		<category><![CDATA[sergisine]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zamanın]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584515</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri, Çankaya Belediyesi’nin, Türk resim sanatının Osmanlı’dan Cumhuriyet’in çağdaş dönemine uzanan tarihsel yolculuğunu aktaran "Zamanın Renkleri: Ustalar, İzler, Dönüşümler" sergisini ziyaret etti. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anadolu-universitesinden-zamanin-renkleri-sergisine-ziyaret-584515">Anadolu Üniversitesi&#8217;nden &#8220;Zamanın Renkleri&#8221; Sergisine Ziyaret</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri, Çankaya Belediyesi’nin, Türk resim sanatının Osmanlı’dan Cumhuriyet’in çağdaş dönemine uzanan tarihsel yolculuğunu aktaran &#8220;Zamanın Renkleri: Ustalar, İzler, Dönüşümler&#8221; sergisini ziyaret etti. </b></p>
<p>Çankaya Belediyesi’nin Osmanlı&#8217;dan Cumhuriyet&#8217;e Türk resim sanatının gelişimini kapsamlı bir şekilde yansıtan &#8220;Zamanın Renkleri: Ustalar, İzler, Dönüşümler&#8221; sergisinin ziyaretçileri bu defa güzel sanatlar fakültesi öğrencileri oldu. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri, farklı disiplinlerden sanatçıların eserlerini yakından inceleyerek çağdaş sanatın günümüze dair yorumlarını deneyimleme fırsatı buldu. Öğrenciler, sanatçıların zaman kavramını renk, biçim ve malzeme aracılığıyla nasıl ifade ettiklerini gözlemledi.</p>
<p>Ziyaret sırasında öğrenciler, sanatın değişen estetik anlayışlarına dair bilgi edinirken aynı zamanda yaratıcı süreçler üzerine de fikir alışverişinde bulundu. Anadolu Üniversitesi öğretim elemanları, bu tür etkinliklerin öğrencilerin sanatsal vizyonlarını geliştirmede önemli bir yere sahip olduğunu vurguladı.</p>
<p>“Zamanın Renkleri” sergisi, 16 Kasım’a kadar Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde ziyaretçilerini ağırlamaya devam edecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anadolu-universitesinden-zamanin-renkleri-sergisine-ziyaret-584515">Anadolu Üniversitesi&#8217;nden &#8220;Zamanın Renkleri&#8221; Sergisine Ziyaret</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükakın: &#8220;Üreticimizin yüzü hep gülsün&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyukakin-ureticimizin-yuzu-hep-gulsun-584064</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 17:06:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[büyükakın]]></category>
		<category><![CDATA[çiftçiler]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[gülsün]]></category>
		<category><![CDATA[hep]]></category>
		<category><![CDATA[kandıra]]></category>
		<category><![CDATA[mahalle]]></category>
		<category><![CDATA[milyar]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[tohum]]></category>
		<category><![CDATA[üreticimizin]]></category>
		<category><![CDATA[yüzü]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584064</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kent genelindeki 3.500 çiftçiye yem bitkisi tohumu dağıtmaya başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyukakin-ureticimizin-yuzu-hep-gulsun-584064">Büyükakın: &#8220;Üreticimizin yüzü hep gülsün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kent genelindeki 3.500 çiftçiye yem bitkisi tohumu dağıtmaya başladı. Kandıra Akçaova’daki dağıtım töreninde konuşan Başkan Büyükakın tarıma katkı sunmaya devam edeceklerini söylerken, üretici de desteklerle yüzlerinin güldüğünü belirtti.</p>
<p><b>BÜYÜKŞEHİR ÜRETİCİNİN YANINDA</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkan Doç.Dr.Tahir Büyükakın öncülüğünde, Kocaeli’nin tarımda da öncü ve model olması için çiftçilere 2019-2025 yılları arasında, altyapı, ulaşım ve enerji alanlarında 1 milyar 350 milyon TL’lik destek sağlandı. Üreticinin her zaman yanında olan Büyükşehir Belediyesi, ayrıca ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde yem bitkisi tohumu dağıtıyor. Bu sonbahar döneminde de 1.420 ton yem bitkisi tohumu desteği sağlanacak. “Yem Bitkisi Tohumu Destekleme Projesi” kapsamında, 9 ilçedeki 3.500 çiftçiye 21.740 paket arpa, 9.000 paket süt otu ve 4.400 paket yem bezelyesi tohumu dağıtılacak.</p>
<p><b>KANDIRALI ÇİFTÇİLERE DAĞITILDI</b></p>
<p>Yüzde 75 hibeli arpa, süt otu ve yem bezelyesinden oluşan tohumlar, Kandıra Akçaova Mahallesi Tarım ve Kredi Kooperatifi önünde düzenlenen törenle çiftçilere dağıtılmaya başlandı. Törene Başkan Tahir Büyükakın’ın yanı sıra Kandıra Belediye Başkanı Erol Ölmez, AK Parti Kandıra İlçe Başkanı Erol Çakır, Kocaeli Tarım İl Müdürü Ali Ulvi Özer, Kandıra Ziraat Odası Başkanı Erdal Çetin, Akçaova Mahalle Muhtarı Hamza Biçer, mahalle muhtarları ve çiftçiler katıldı.</p>
<p><b>88 PROJE, 1.3 MİLYAR LİRA</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın, törende bir konuşma gerçekleştirdi. 6 yıllık zaman zarfında 1 milyar 350 milyon liralık destek sunduklarını ve 21 binden fazla çiftçiyi 88 farklı proje ile desteklediklerini hatırlatan Başkan Büyükakın, “Sonbahar döneminde yüzde 75 hibe ile yeni bir destekleme yapıyoruz.  Toplam 110 bin dekarlık bir alan desteklenmiş olacak. Yaklaşık 15 bin 715 futbol sahası ediyor. Projenin bedeli ise 70 milyon lira” bilgilerini verdi.</p>
<p><b>BÜYÜKAKIN: GIDA BENİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ</b></p>
<p>Başkan Büyükakın geçtiğimiz ağustos ayında 525 milyon lira maliyetli Toramanlar Göleti’ni devreye aldıklarını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Hayat sadece şehirde değil. Gıda meselesi benim sürekli anlattığım bir konu. Gıda güvenlik tıpkı meselesi gibi önemli. Bizim bu üretimi devam ettirmemiz gerekiyor. Hem merkezi hükümetler hem de yerel yönetimler tedbir almalı. Herkes şehirde yaşarsa, herkes diğer sektörlerde çalışırsa insanlar ne yiyecek? Tarım ve hayvancılığın devam etmesi gerekiyor. Biz de zor zamanlarda çiftçimizi desteklemek yoluna gidiyoruz.</p>
<p><b>BU TOPRAKLAR MUTLAKA EKİLMELİ</b></p>
<p>Bu toprakların ekilmeye hayvancılığın devam etmesi gerekiyor. Şehirlerin ve ülkenin ayakta kalabilmesi için bu toprakların ekilmesi lazım. Tarımda ve hayvancılıkta işletmelerin mahiyetinin değiştiğini görüyoruz. Eskiden arazinin büyüklüğü ve orada yaşayan nüfus birbirini denkliyordu. Ancak şimdi arazilerimizi rasyonel bir ölçeğe getirmemiz lazım. Orada çalışan insanları iyi belirlememiz lazım. Tarımdan çıkanlar sanayiye ve hizmetler sektörüne gidiyor. O zaman bizim bu tarafı dizayn ederken diğer tarafta doğru işler yapmamız lazım.”</p>
<p><b>32 MAHALLEYE DOĞALGAZ MÜJDESİ</b></p>
<p>Başkan Tahir Büyükakın konuşmasının sonunda Kandıralılar için doğalgaz müjdesi vererek, “Bunu yaparken aynı zamanda o bölgedeki yaşamı teşvik edecek diğer şeyleri de yapıyoruz. Şuanda Kandıra’nın 96 mahallesinin 33’ünde doğalgaz mevcut. 2026 yılının sonuna kadar 32 mahalleye daha doğalgaz gelecek ve böylece Kandıra’nın 5’i merkezde 60’ı kırsalda 65 mahallesinde doğalgaza kavuşulmuş olacak. Fındık depolama tesisi müjdemizi de verelim. Biz sizi desteklemeye devam edeceğiz. Çiftçinin emeği, Büyükşehir’in, tarım il müdürlüğü ve hükümetimizin desteği oldukça bereket artacak, el birliği ile güzel işler yağacağız” dedi. Başkan Büyükakın konuşmasının ardından bir çiftçinin tohumlarını traktörüne yüklemesine yardım etti. Çiftçiler de destekten dolayı Büyükakın’a teşekkürlerini sundu.</p>
<p><b>EKONOMİYE 2 MİLYAR TL’LİK KATKI</b></p>
<p>İlk dağıtımı ilkbahar döneminde gerçekleştiren Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, böylece 2025 yılında yaklaşık 5.000 çiftçiye yem bitkisi tohumu desteği sağlanmış olacak. 101 milyon TL değerindeki bu proje ile toplam 137.000 dekarlık tarla arazisi yem bitkisi ekimiyle desteklenmiş olacak. Bu iki destekle milli ekonomiye yaklaşık 2 milyar TL’lik katkı sağlanmış olurken, çiftçilerin alışkanlıkları değiştirilerek, özellikle süt otu başta olmak üzere bölgeye yeni tohum çeşitleri kazandırılacak. Tohumlar, çiftçilere 14 ayrı Tarım Kredi Kooperatifi aracılığıyla dağıtılacak. Çiftçiler, dağıtım ile ilgili bilgilendirme SMS’i aldıktan sonra ürünlerini teslim alabilecekler.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyukakin-ureticimizin-yuzu-hep-gulsun-584064">Büyükakın: &#8220;Üreticimizin yüzü hep gülsün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
