<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yalnızca | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/yalnizca/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yalnizca</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 20 May 2026 13:59:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>yalnızca | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yalnizca</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin modernleşme serüveni masaya yatırıldı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-modernlesme-seruveni-masaya-yatirildi-636910</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 13:59:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Alan]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[kurtulmuş]]></category>
		<category><![CDATA[masaya]]></category>
		<category><![CDATA[modernleşme]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyum]]></category>
		<category><![CDATA[serüveni]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Modernleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yatırıldı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636910</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi’nin himayelerinde, Üsküdar Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSSAM) tarafından düzenlenen “Çağdaşlaşma: Küresel Karşılaştırmalar ve Alternatif Arayışlar Işığında Türk Modernleşmesi Uluslararası Sempozyumu” açılışı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş’un da katılımıyla gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-modernlesme-seruveni-masaya-yatirildi-636910">Türkiye&#8217;nin modernleşme serüveni masaya yatırıldı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi’nin himayelerinde, Üsküdar Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSSAM) tarafından düzenlenen “Çağdaşlaşma: Küresel Karşılaştırmalar ve Alternatif Arayışlar Işığında Türk Modernleşmesi Uluslararası Sempozyumu” açılışı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş’un da katılımıyla gerçekleştirildi.</p>
<p><strong>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş: “Türk modernleşmesi taklit değil, özgün bir yürüyüş olmalıdır”</strong></p>
<p>Türk modernleşmesinin tarihsel, siyasal, toplumsal, kültürel ve entelektüel boyutlarıyla disiplinler arası bir yaklaşımla ele alındığı sempozyumun açılış konuşmasını yapan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, modernleşme meselesinin yalnızca geçmişin değil, bugünün ve geleceğin de en önemli tartışma alanlarından biri olduğunu söyledi.</p>
<p>Kurtulmuş, Türkiye’nin modernleşme sürecinin başka toplumların deneyimlerinden farklı, kendine özgü bir karakter taşıdığını vurgulayarak, “Hiçbir millet başka bir milleti taklit ederek ayakta kalamaz. Modernleşmeyi bir mukallitlik serüveni olarak görmüyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>“Modernleşme disiplinler arası bir çalışma alanına dönüştü”</strong></p>
<p>TBMM’nin yalnızca yasa yapan bir kurum olmadığını belirten Kurtulmuş, üniversitelerle yapılan iş birlikleri sayesinde fikir hayatına katkı sunan önemli toplantılar gerçekleştirdiklerini ifade etti.</p>
<p>Daha önce ‘Cedidcilik Hareketi’ üzerine bir sempozyum düzenlediklerini hatırlatan Kurtulmuş, bu toplantının ise Türk modernleşmesini farklı perspektiflerle ele almayı amaçladığını aktardı.</p>
<p>Yakın zamanda Türkiye’de İslamcılık düşüncesini konu alan yeni bir uluslararası sempozyum daha düzenleneceğini açıklayan Kurtulmuş, şunları söyledi:</p>
<p>“Modernleşme tartışmaları artık disiplinler arası bir çalışma alanına dönüştü. Türkiye’de bu konuda yoğun akademik çalışmalar yürütülüyor. 20. yüzyılın başında dünyayı etkileyen iki büyük gelişme modernleşme tartışmalarını şekillendirdi. Bunlardan ilki Batı’nın bilim ve teknoloji alanındaki büyük atılımı, ikincisi ise Osmanlı dahil Doğu imparatorluklarının çözülme süreci .</p>
<p>Batı dışındaki toplumlar modernleşmeye zaman zaman kaygı ve çekinceyle yaklaşıyor. Türk modernleşmesi nasıl farklıysa, Japonya’nın Meiji restorasyonu, Rusya’nın dönüşümü ve Çin’in modernleşme hikâyesi de birbirinden farklıdır. Ancak hepsi ortak bir soruya odaklanmıştır: ‘Bu gelişmeye karşı kendi cevabımızı nasıl oluşturacağız?’”</p>
<p><strong>“Modernleşme, çağdaşlaşma ve Batılılaşma aynı şey değildir”</strong></p>
<p>Konuşmasında kavramların doğru kullanılmasının önemine dikkat çeken Kurtulmuş, modernleşme, çağdaşlaşma ve Batılılaşmanın birbirine karıştırılmaması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Batı’yı yalnızca taklit edilecek bir hedef olarak görmenin toplumları köklerinden uzaklaştıracağını ifade eden Kurtulmuş, “Türkiye kendi tarihsel birikimiyle yeni bir çıkış gerçekleştirebilecek milli tecrübeye sahip. Günümüzde modern değerler üzerine kurulu uluslararası sistem ciddi bir kriz yaşıyor. İnsan hakları, uluslararası hukuk ve devletlerin egemen eşitliği gibi temel kavramlar yeniden tartışılıyor. Mevcut küresel düzen artık günümüz sorunlarına çözüm üretemez hale geldi. Modern değerler üzerine kurulan uluslararası sistemin kurumları, kuralları ve hatta terminolojisi iflas etmiştir. Artık dünyadaki sorunları eski kavramlarla açıklamak mümkün değil.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Demokrasi modernleşmenin en önemli alanlarından biridir”</strong></p>
<p>Türk modernleşmesinin en önemli başlıklarından birinin demokrasi olduğunu ifade eden Kurtulmuş, Türkiye’nin demokrasi mücadelesinin büyük bedellerle ilerlediğini söyledi.</p>
<p>Darbeler, siyasi müdahaleler ve antidemokratik uygulamalara rağmen toplumun demokrasi yönünde irade ortaya koyduğunu belirten Kurtulmuş, “Demokrasiyi gözümüzün nuru gibi koruyacağız.” dedi.</p>
<p><strong>“Devlet geleneğimiz insan merkezlidir”</strong></p>
<p>Türk devlet geleneğinin temelinde insanı merkeze alan bir anlayış bulunduğunu söyleyen Kurtulmuş, konuşmasını şu ifadelerle tamamladı:</p>
<p>“Bizim devlet anlayışımızın temelinde ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ ilkesi vardır. Devlet-i ebed müddet anlayışıyla hareket ederiz. Aynı zamanda ‘Nizam-ı âlem’ düşüncesiyle yalnızca kendimiz için değil, bütün insanlığın huzuru için söz söylemeyi görev kabul ederiz.”</p>
<p>Kurtulmuş, sempozyumda ortaya konulacak fikirlerin akademik çalışmalara katkı sağlayacağına inandığını belirterek, organizasyonda emeği geçenlere teşekkür etti.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: “Modernleşmenin psikolojik boyutu da konuşulmalı”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, yaptığı konuşmada, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinin yalnızca siyasi değil, aynı zamanda psikolojik ve toplumsal boyutlarıyla da ele alınması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Tarih Bölümü Başkanı ile birlikte yürüttükleri psikotarih çalışmalarına değinen Kaynak, “Özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış sürecinin toplum üzerindeki etkilerini inceledik. ‘Travmadan Zafere’ isimli kitapta da Osmanlı’nın yıkılış travması yerine İstiklal Harbi ve zafer anlatısı üzerine inşa edilen ulusal kimlik sürecini ele aldık. Türkiye Cumhuriyeti ulusal kimliği kuşkusuz bir zafer kimliği olarak inşa edilmiştir ve bu stratejik bir tercihtir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Mustafa Kemal Atatürk geçiş sürecinin köprüsüdür”</strong></p>
<p>Cumhuriyetin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte önemli bir köprü rolü üstlendiğini ifade eden Kaynak, “Kurucu kadroların dönüşümü toplumun tamamında aynı hızda gerçekleşmediği için modernleşme sürecinin farklı boyutlarda değerlendirilmesi gerekiyor.” dedi.</p>
<p>Toplumların yaşadığı büyük kayıpların doğal olarak bir yas süreci doğurduğunu belirten Kaynak, bazı akademisyenlerin Türkiye’de yaşanan kimlik ve aidiyet tartışmalarını ‘tamamlanmamış yas süreci’ üzerinden değerlendirdiğini aktardı.</p>
<p><strong>“Modernleşme sadece teknoloji veya kıyafet değişimi değildir”</strong></p>
<p>Modernleşmenin yalnızca Batı’yı taklit etmek anlamına gelip gelmediğinin uzun yıllardır tartışıldığına değinen Kaynak, şu soruların önemine dikkat çekti:</p>
<p>“Bir toplumun modernleşmesi yalnızca giyimi, kuşamı, teknolojisi ve eğitim sistemiyle mi ilgilidir; yoksa değerleri, zihniyeti ve kültürüyle birlikte ele alınması gereken bir dönüşüm müdür?”</p>
<p>Modernleşme ile modernleştirme kavramlarının da birbirinden ayrılması gerektiğini vurgulayan Kaynak, bu sürecin tepeden inme bir zorlamadan mı yoksa toplumsal ihtiyaçlardan mı doğduğunun tartışılması gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Gençlere seslenen Kaynak, “Geçmişinizi iyi öğrenmeden iyi bir gelecek inşa edemezsiniz.” diyerek öğrencilerin tarihsel ve düşünsel süreçleri anlamasının önemine vurgu yaptı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Havva Kök Arslan: “Türk modernleşmesi dinamik bir tecrübe alanıdır”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Havva Kök Arslan ise konuşmasında, Türk modernleşmesinin yalnızca tarihsel değil, güncel ve geleceğe dönük yönleriyle de yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Türk modernleşmesi meselesinin her neslin yeniden sorduğu temel sorulardan biri olduğunu ifade eden Arslan, “Sempozyum yalnızca akademik bir toplantı değil, aynı zamanda ortak tarihsel hafızayı ve geleceğe dair sorumlulukları da değerlendirme zemini sunuyor. Türk modernleşmesi doğrusal bir ilerleme değil; sürekliliklerin, kırılmaların ve yeniden inşa süreçlerinin iç içe geçtiği dinamik bir tecrübe alanıdır. Bu düşünsel yaklaşımları, birbirini dışlayan ideolojik kalıplar olarak görmüyor; tarih içinde dönüşen ve etkileşen fikir akımları olarak değerlendiriyoruz.”</p>
<p><strong>“Modernleşme yalnızca kurumsal dönüşüm değildir”</strong></p>
<p>Modernleşmenin yalnızca teknik ilerleme veya kurumsal reformlardan ibaret olmadığını vurgulayan Arslan, şöyle konuştu:</p>
<p>“Türkiye’nin modernleşme deneyimi eğitimden hukuka, ekonomiden sanata kadar uzanan çok katmanlı bir dönüşüm süreci. Bu süreç aynı zamanda toplumun kendisini yeniden tanımladığı bir zihniyet ve kimlik dönüşümü. Türk modernleşmesi Batı’nın yükselişiyle paralel ilerliyor ancak kendi özgün gerilimlerini ve arayışlarını da üretiyor.</p>
<p>Günümüzde modernleşme tartışmaları artık tek merkezli bir modele indirgenemez. Modernleşme yalnızca teknik ilerleme değil; gelenek ile modernlik, yerel ile evrensel arasında sürekli yeniden kurulan bir denge arayışı.”</p>
<p><strong>“Asıl mesele değişirken kendimiz olarak kalabilmek”</strong></p>
<p>Sempozyumun temel hedefinin Türkiye’nin modernleşme tecrübesini küresel karşılaştırmalar ışığında yeniden değerlendirmek olduğunu belirten Arslan, farklı disiplinlerden akademisyenleri bir araya getirerek yalnızca akademik değil, toplumsal bir tartışma zemini oluşturmayı amaçladıklarını söyledi.</p>
<p>Arslan, “Mesele yalnızca nasıl modernleşeceğimiz değil, değişirken kendimiz olarak nasıl kalabileceğimiz meselesidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Üç yıllık düşünsel programın ikinci ayağını oluşturuyor”</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl düzenlenen ilk sempozyumda Cedidcilik hareketi ile Türkçülük ve Türkleşme meselelerinin ele alındığını hatırlatan Arslan, bu yılki toplantının merkezinde “muasırlaşmak”, yani modernleşme konusunun yer aldığını ifade etti.</p>
<p>Önümüzdeki yıl düzenlenecek üçüncü sempozyumda ise “İslamlaşmak” başlığı altında din, toplum ve siyaset ilişkilerinin tartışılacağını açıkladı.</p>
<p>Dünyaca tanınan sosyolog Nilüfer Göle, SOAS University of London Onursal Profesörü William Hale gibi alanında uzman isimler; Türkiye’den ve dünyadan çok sayıda akademisyen, araştırmacı ve düşünürün katılımıyla gerçekleştirilen sempozyumda modernleşme deneyimleri küresel karşılaştırmalar ışığında tartışıldı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-modernlesme-seruveni-masaya-yatirildi-636910">Türkiye&#8217;nin modernleşme serüveni masaya yatırıldı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mobil Oyunlarda Yeni Dönem: Satın Alımlar, Yatırımlar ve Oyuncu Sadakati Öne Çıkıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mobil-oyunlarda-yeni-donem-satin-alimlar-yatirimlar-ve-oyuncu-sadakati-one-cikiyor-636901</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 13:48:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[alımlar]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<category><![CDATA[Mobil Oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun İçi]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlarda]]></category>
		<category><![CDATA[satın]]></category>
		<category><![CDATA[Satın Alma]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yatırımlar]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636901</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital oyun alışverişlerinin güvenilir adresi Oyunfor, mobil oyun pazarında büyümenin artık yalnızca indirme sayılarıyla değil; oyun içi satın alma alışkanlıkları, kullanıcı sadakati ve büyük ölçekli yatırım hamleleriyle şekillendiğini belirtiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mobil-oyunlarda-yeni-donem-satin-alimlar-yatirimlar-ve-oyuncu-sadakati-one-cikiyor-636901">Mobil Oyunlarda Yeni Dönem: Satın Alımlar, Yatırımlar ve Oyuncu Sadakati Öne Çıkıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dijital oyun alışverişlerinin güvenilir adresi Oyunfor, mobil oyun pazarında büyümenin artık yalnızca indirme sayılarıyla değil; oyun içi satın alma alışkanlıkları, kullanıcı sadakati ve büyük ölçekli yatırım hamleleriyle şekillendiğini belirtiyor.</p>
<p>Mobil oyun pazarı, 2026’nın ilk aylarında da oyun sektörünün en hareketli alanlarından biri olmayı sürdürüyor. Geçmiş yıllarda bu alanın en önemli göstergesi indirme sayılarıydı; ancak son dönemde açıklanan veriler, sektörün odağının yavaş yavaş değiştiğini gösteriyor. Artık mobil oyunlarda asıl mesele yalnızca daha fazla kullanıcıya ulaşmak değil, mevcut oyuncuyu oyunda tutmak, düzenli içerik sunmak ve oyun içi harcamaları sürdürülebilir hale getirmek.</p>
<p>2025 verileri bu değişimi net şekilde ortaya koyuyor. Sensor Tower’ın 2026 raporuna göre mobil oyun gelirleri 2025’te büyümeye devam etti, ancak bu büyüme önceki yıllara göre daha sınırlı kaldı. Oyunların uygulama içi satın alma gelirleri yaklaşık 82 milyar dolar seviyesine yaklaşırken, indirme tarafında büyümenin yavaşlaması pazarın daha olgun bir döneme girdiğini gösteriyor. Bu tablo, geliştiricilerin yalnızca yeni oyuncu kazanımına değil, var olan oyuncuların oyun içinde daha uzun süre kalmasına ve daha düzenli harcama yapmasına odaklandığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu değişimin temelinde oyuncu davranışlarının farklılaşması bulunuyor. Mobil oyuncular artık çok sayıda oyunu indirip kısa sürede bırakmak yerine, düzenli güncellenen, etkinliklerle desteklenen ve sosyal etkileşim sunan yapımlara daha fazla zaman ayırıyor. Bu nedenle canlı operasyon, sezonluk içerikler, battle pass sistemleri, oyun içi etkinlikler ve özel kampanyalar mobil oyunların başarısında daha belirleyici hale geliyor. Kısacası mobil oyunlarda rekabet, “oyuncuyu oyuna çekmekten” çok “oyuncuyu oyunda tutmak” üzerine kuruluyor.</p>
<p>Oyunfor Genel Müdürü Mehmet Dumanoğlu’na göre mobil oyun pazarındaki bu değişim, oyuncuların harcama alışkanlıklarını da doğrudan etkiliyor. Dumanoğlu, “Mobil oyunlarda yeni dönem, yalnızca indirme sayılarıyla değil, oyuncunun oyun içinde ne kadar süre kaldığı ve hangi noktada harcama yapmaya istekli olduğu ile şekilleniyor. Türkiye’de oyuncular fiyat konusunda hassas olsa da doğru içerik, güvenli ödeme altyapısı ve erişilebilir kampanyalar sunulduğunda oyun içi satın almalara olan ilginin güçlü kalmaya devam ettiğini görüyoruz.” değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p>Yatırım tarafında da mobil oyunlar güçlü konumunu koruyor. 2026’nın ilk çeyreğinde oyun sektöründe açıklanan satın alma ve birleşme işlemleri, güçlü mobil IP’lerin yatırımcılar için hâlâ büyük değer taşıdığını gösterdi. Özellikle Mobile Legends: Bang Bang’in geliştiricisi Moonton’un 6 milyar doları aşan bir anlaşmayla Savvy Games Group’a geçmesi, mobil oyunların yalnızca gelir değil, marka değeri ve uzun vadeli topluluk gücü açısından da sektörün merkezinde olduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Türkiye açısından bakıldığında, mobil oyunlar hâlâ en erişilebilir oyun platformlarından biri olmayı sürdürüyor. Akıllı telefon kullanımının yaygınlığı, ücretsiz oynanabilen oyunların güçlü konumu ve oyun içi satın alma modellerinin esnekliği, mobil oyunları geniş bir kitle için cazip hale getiriyor. Ancak fiyat hassasiyeti, güvenli ödeme ihtiyacı ve kampanya beklentisi Türkiye’deki oyuncu davranışında belirleyici rol oynamaya devam ediyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mobil-oyunlarda-yeni-donem-satin-alimlar-yatirimlar-ve-oyuncu-sadakati-one-cikiyor-636901">Mobil Oyunlarda Yeni Dönem: Satın Alımlar, Yatırımlar ve Oyuncu Sadakati Öne Çıkıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tasarımcılar Çeşme&#8217;de ikinci kez gençlerle buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tasarimcilar-cesmede-ikinci-kez-genclerle-bulustu-636205</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 10:48:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[buluştu]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[çeşme]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerle]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kez]]></category>
		<category><![CDATA[saha]]></category>
		<category><![CDATA[tasarımcılar]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636205</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çeşme Belediyesi ve Çeşme Vizyon Ofisinin ev sahipliğinde düzenlenen Tasarımcılar Çeşme’de buluşmasının ikincisinde, Türkiye’nin farklı üniversitelerinden gelen 130 genç Çeşme’de bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tasarimcilar-cesmede-ikinci-kez-genclerle-bulustu-636205">Tasarımcılar Çeşme&#8217;de ikinci kez gençlerle buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><b><i>Çeşme Belediyesi ve Çeşme Vizyon Ofisinin ev sahipliğinde düzenlenen Tasarımcılar Çeşme’de buluşmasının ikincisinde, Türkiye’nin farklı üniversitelerinden gelen 130 genç Çeşme’de bir araya geldi. “Buluş, keşfet, tasarla, uygula” adımlarıyla kurgulanan programda gençler; iklim değişikliği, kamusal alan, kültürel miras, sosyal konut, kıyı kullanımı, yeşil alanlar ve kent rotaları gibi başlıklarda sahaya çıkarak Çeşme için fikir ve çözüm önerileri geliştirecek.</i></b></b></p>
<p>Çeşme Belediyesi ve Çeşme Vizyon Ofisi tarafından hayata geçirilen Tasarımcılar Çeşme’de buluşması bu yıl ikinci kez düzenleniyor. Türkiye’nin farklı kentlerinden ve üniversitelerinden gelen 130 genç, Çeşme’nin geleceğine dair fikir üretmek, sahada keşif yapmak ve tasarım odaklı çözüm önerileri geliştirmek üzere Çeşme’de buluştu.</p>
<p>Programın açılış buluşmasına Çeşme Belediye Başkanı Lâl Denizli, Çeşme Vizyon Ofisi Başkanı Esra Koçdemir, Çeşme Vizyon Kurulu Üyesi Ali Faruk Göksu, yürütücüler, akademisyenler, belediye bürokratları ve genç katılımcılar katıldı.</p>
<p>Üç gün sürecek program kapsamında gençler; Çeşme Cumhuriyet Meydanı, Çeşme Vizyon Ofisi, Alaçatı, Ildır, Germiyan, Ovacık, Reisdere, Çeşme Kalesi, Kent Belleği Müzesi, Erythrai Antik Kenti, Yaşar Aksoy Kitap Kafe, Hacımemiş, Sakin Ev Alaçatı, Terry Filidis Peyzaj Ofisi ve Gülşah Durbay Fikir Banyosu gibi farklı noktalarda saha çalışmaları, grup üretimleri, atölyeler, sunumlar ve değerlendirme oturumları gerçekleştirecek.</p>
<p><b><b> Başkan Denizli: “Tasarımcılar Çeşme’de, gençlerle birlikte üretme iradesinin somut bir örneği”</b></b></p>
<p>Çeşme Belediye Başkanı Lâl Denizli, “Tasarımcılar Çeşme’de Buluşması”nın ikincisini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadıklarını belirterek, programın yalnızca bir etkinlik değil, gençlerle birlikte üretme iradesinin somut bir örneği olduğunu söyledi.</p>
<p>Geçtiğimiz yıl İzmir Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle başlayan sürecin bu yıl Çeşme Belediyesi ve Çeşme Vizyon Ofisi tarafından sürdürüldüğünü ifade eden Başkan Denizli, “Geçen yıl bu hayali kurmaya başladığımızda İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Cemil Tugay, Çeşme Vizyon Ofisimize gelerek bu çalışmanın İzmir genelinde yapılmasını önermişti. Biz de büyük bir mutlulukla bu sürecin parçası olduk. Bu yıl ise Çeşme olarak devam ediyoruz. Çünkü Tasarımcılar Çeşme’de yolculuğunun her yıl kendini tekrar eden, gençlerle bir araya gelinen, kökleşmiş bir etkinlik olmasını istiyoruz” dedi.</p>
<p><b><b> “Burada etkinlik yapmış olmak için etkinlik yapmıyoruz; iyi fikirleri uygulamak için buradayız”</b></b></p>
<p>Gençlerin yalnızca dinleyen değil, üreten ve sürece doğrudan katılan aktörler olmasını önemsediklerini belirten Başkan Denizli, Çeşme Vizyon Ofisinin çalışma kültürünün eşitlik, ortak akıl ve açık tartışma üzerine kurulu olduğunu vurguladı.</p>
<p>Denizli, “İçeri girdiğinizde fark etmişsinizdir; makam yok, mevki yok. Bir masanın etrafında eşit olarak ortak çalışma yürütüyoruz. Herkes fikrini eşit şekilde söylüyor. Belediye Başkanı, Vizyon Ofisi Başkanı, akademisyen, mimar ya da genç katılımcı fark etmeksizin herkes aynı masada fikrini ortaya koyuyor” dedi.</p>
<p>Geçen yıl düzenlenen buluşmada gençlerden gelen bazı önerilerin bugün uygulama aşamasına taşındığını belirten Başkan Denizli, “Buraya gelip etkinlik yapmış olmak için etkinlik yapmıyoruz. İyi olan fikirleri uygulamak için yapıyoruz. O nedenle sizlerin her fikrine çok değer veriyoruz. Lütfen çekinmeyin; öne çıkmaktan, fikrinizi söylemekten, farklı düşünmekten korkmayın” diye konuştu.</p>
<p><b><b>“Hanem Çeşme, hayalden gerçeğe giden en önemli adımlarımızdan biri”</b></b></p>
<p>Konuşmasında Hanem Çeşme projesine de değinen Başkan Denizli, Çeşme Vizyon Ofisinde tasarlanan ve 2 Nisan 2026’da temeli atılan Hanem Çeşme’nin Türkiye’nin ilk kiralık sosyal konut modeli olduğunu hatırlattı.</p>
<p>Başkan Denizli, Çeşme’de en büyük ihtiyaçlardan birinin uygun fiyatlı kiralık konuta erişim olduğunu belirterek, sosyal konut anlayışını yalnızca barınma başlığıyla sınırlı görmediklerini ifade etti.</p>
<p>Denizli, “Biz sosyal konutu tasarlarken yalnızca bir ev değil; yaşam alanı, bahçe, nefes alınabilecek alan, yürünebilecek yollar, araç park edilebilecek düzenli alanlar ve topluluk duygusu olan bir yer kurguladık. İnsanlara yalnızca konut değil, insanca yaşayabilecekleri bir çevre sunmak istiyoruz” dedi.</p>
<p>Hanem Çeşme’nin hayalden gerçeğe uzanan önemli bir adım olduğunu belirten Denizli, ekonomik zorluklara rağmen geleceğe dair hayal kurmanın ve bu hayalin adımlarını atmanın önemine dikkat çekti.</p>
<p><b><b> “Gençlerin koyacağı her nokta ve virgüle ihtiyacımız var”</b></b></p>
<p>Başkan Denizli, gençlerin yalnızca katılımcı değil, Çeşme’nin geleceğine dair karar ve üretim süreçlerinin aktif bir parçası olduğunu belirterek, “Burada sizlerden gelecek her fikri önemsiyoruz. Çünkü Tasarımcılar Çeşme’de, gençlerin kenti yalnızca izleyen değil; anlayan, sorgulayan, keşfeden ve çözüm üreten aktörler olarak sürece dahil olduğu bir buluşma” dedi.</p>
<p><b><b> Gençler 10 farklı başlıkta Çeşme’yi sahada keşfedecek</b></b></p>
<p>Program kapsamında gençler, 10 farklı çalışma grubu altında Çeşme’nin farklı noktalarında saha gözlemleri ve grup çalışmaları gerçekleştiriyor. Anatomi Grubu Çeşme Vizyon Ofisi’nde çalışmalarını sürdürürken, Yeniden Yeşil Hareketi Grubu Germiyan ve Ildır’daki yangın alanlarında; Gülşah Durbay Fikir Banyosu Grubu şantiye alanında; Tepelerle Çeşme Grubu Ovacık Yolu’nda; Hanem Çeşme Grubu Reisdere şantiyesinde; Erythrai Grubu Çeşme Kalesi, Kent Belleği Müzesi ve Erythrai Antik Kenti’nde; Eski İzler Yeni Çizgiler Grubu Çeşme Kalesi, Kent Belleği Müzesi ve Alaçatı Köyiçi’nde; Mavi Yeşil Yol Grubu Lavanta Parkı-Alaçatı Terminali güzergâhında; Rotalarla Çeşme Grubu ise bisiklet rotaları üzerinden çalışmalarını yürütüyor.</p>
<p>Gençler, saha keşiflerinin ardından belirlenen çalışma mekânlarında yürütücüler eşliğinde fikirlerini geliştirecek. Programın son gününde ise Çeşme Vizyon Ofisi, Hacımemiş Çeştur, Yaahane, Terry Filidis Peyzaj Ofisi, Sakin Ev Alaçatı, Yaşar Aksoy Kitap Kafe ve Gülşah Durbay Fikir Banyosu gibi farklı noktalarda üretimlerini tamamlayacak olan gruplar, akşam Boyalık Otelde düzenlenecek sunum ve sertifika töreninde projelerini paylaşacak.</p>
<p><b><b>Çeşme’de gençlik, tasarım ve ortak akıl buluşması</b></b></p>
<p>Tasarımcılar Çeşme’de, gençlerin kenti yalnızca izleyen değil; anlayan, sorgulayan, keşfeden ve çözüm üreten aktörler olarak sürece dahil olmasını amaçlıyor. Çeşme Belediyesi ve Çeşme Vizyon Ofisi, programla birlikte gençlerin yaratıcı enerjisini, akademik birikimini ve saha gözlemlerini Çeşme’nin geleceğine dair somut önerilere dönüştürmeyi hedefliyor.</p>
<p>Program sonunda ortaya çıkacak fikir ve projeler, Çeşme Belediyesi ve Çeşme Vizyon Ofisi tarafından değerlendirilecek. Uygulanabilir bulunan öneriler, tıpkı geçtiğimiz yıl olduğu gibi belediyenin ilgili birimleri ve Çeşme Vizyon Ofisi iş birliğiyle hayata geçirilebilecek.</p>
<p>Çeşme Belediyesi, gençlerle birlikte düşünmeye, tasarlamaya ve üretmeye devam ederek “Birlikte Çeşme” anlayışını güçlendirmeyi sürdürecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tasarimcilar-cesmede-ikinci-kez-genclerle-bulustu-636205">Tasarımcılar Çeşme&#8217;de ikinci kez gençlerle buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göz Sağlığında Türkiye&#8217;nin Gücünü Şekillendiren Buluşma</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/goz-sagliginda-turkiyenin-gucunu-sekillendiren-bulusma-636178</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 09:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[buluşma]]></category>
		<category><![CDATA[deneyimi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[gücünü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığında]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şekillendiren]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636178</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin öncü branş hastanesi olan Dünyagöz Hastaneler Grubu, 30. Yılını özel bir etkinlik ile kutladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-sagliginda-turkiyenin-gucunu-sekillendiren-bulusma-636178">Göz Sağlığında Türkiye&#8217;nin Gücünü Şekillendiren Buluşma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin öncü branş hastanesi olan Dünyagöz Hastaneler Grubu, 30. Yılını özel bir etkinlik ile kutladı. İstanbul’da gerçekleşen “Dünyagöz Buluşmaları 2026” göz sağlığının önde gelen yerli ve yabancı uzmanlarını bir araya getirdi. </p>
<p>Dünyagöz’ün 30 yıllık uzmanlık yolculuğunun yalnızca bir başarı hikâyesi değil; geleceğe uzanan güçlü bir vizyon olarak ele alındığı etkinlikte, yapay zekâ destekli cerrahilerden yeni nesil lens teknolojilerine, sağlık turizminden hasta deneyimine kadar birçok başlık masaya yatırıldı. Türkiye’nin sağlık alanındaki küresel konumuna dikkat çekilen organizasyonda, özellikle göz sağlığında Türkiye’nin artık dünyanın referans merkezlerinden biri haline geldiği vurgulandı.</p>
<p><strong>Dünyagöz Hastaneler Grubu Medikal Direktörü</strong> <strong>Prof. Dr. Bozkurt Şener</strong>, Türkiye’nin göz sağlığında ulaştığı noktaya dikkat çekerek, <em>“Bugün Türkiye, göz sağlığında yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte takip edilen güçlü bir oyuncu konumunda. Teknoloji yatırımları, hekim deneyimi ve kişiselleştirilmiş tedavi anlayışı sayesinde dünyanın birçok ülkesinden hastalar ve uzmanlar Türkiye’yi tercih ediyor. Dünyagöz olarak 30 yıldır yalnızca bugünü değil, geleceğin sağlık sistemini de inşa etmeye odaklanıyoruz”</em> dedi.</p>
<p><strong>Dünyagöz Hastaneler Grubu CEO’su Güçlü Batkın</strong>, 30 yıllık yolculuğun yalnızca bir başarı hikâyesi değil; Türkiye’nin sağlık alanındaki küresel gücünün önemli bir göstergesi olduğunu belirterek, <em>“30 yıldır göz sağlığında yalnızca tedavi sunan bir yapı değil; bilgi üreten, teknolojiye yatırım yapan ve Türkiye’yi uluslararası arenada temsil eden bir marka olmayı hedefledik. Bugün geldiğimiz noktada, dünyanın farklı ülkelerinden hastaların ve uzmanların tercih ettiği global bir sağlık markası olmanın gururunu yaşıyoruz. Önümüzdeki dönemde de yurt dışı yatırımlarımız ve yeni nesil sağlık teknolojilerine odaklanan vizyonumuzla büyümeye devam edeceğiz” </em>dedi.</p>
<p><strong>Tedavinin Geleceğinde İletişimin Gücü Öne Çıktı</strong></p>
<p>Etkinliğin en dikkat çeken oturumlarından biri ise <strong>Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş</strong> tarafından gerçekleştirilen “Hekim İletişim Teknikleri” sunumu oldu. Oturumda, hasta ile kurulan güven ilişkisinin tedavi başarısındaki belirleyici rolü ele alındı.</p>
<p>Prof. Dr. Baltaş, günümüzde hastaların yalnızca başarılı bir operasyon değil; aynı zamanda kendilerini anlayan, güven veren ve güçlü iletişim kurabilen bir hekim yaklaşımı beklediğini ifade etti. Özellikle hastalarla doğru iletişim kurmanın önemine dikkat çekilen oturumda; empati, güven dili ve hasta psikolojisini doğru yönetmenin sağlık hizmetinin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı.</p>
<p><strong>Yapay Zekâ Destekli Cerrahiler ve Kişiselleştirilmiş Tedavi Dönemi</strong></p>
<p>Etkinlikte gerçekleştirilen oturumlarda özellikle yapay zekâ destekli lens planlamaları, kişiselleştirilmiş cerrahi yaklaşımlar ve yeni nesil göz teknolojilerinin hasta deneyimine etkileri öne çıktı. Uzmanlar, yapay zekânın analiz ve planlama süreçlerinde önemli avantajlar sağladığını ancak tedavi başarısının hâlâ hekim deneyimi ve doğru klinik yaklaşım ile şekillendiğini vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Şener, göz sağlığında artık standart tedavi anlayışının ötesine geçildiğini belirterek, <em>“Yeni dönemde mesele yalnızca tedavi etmek değil; her hastaya doğru teknolojiyi, kişiselleştirilmiş yaklaşımı ve güvenli deneyimi sunabilmek”</em> ifadelerini kullandı.</p>
<p>Dünyagöz’ün yalnızca bir tedavi merkezi değil; aynı zamanda eğitim, teknoloji ve bilgi paylaşımı odağıyla çalışan uluslararası bir yapı olduğuna dikkat çekilen etkinlikte, dünyanın farklı ülkelerinden uzmanların Türkiye’ye gelerek cerrahi süreçleri yerinde incelediği ve Türk oftalmolojisinin geldiği seviyenin global ölçekte ilgiyle takip edildiği aktarıldı.</p>
<p>Dünyagöz Buluşmaları 2026’da, göz sağlığında geleceğin yalnızca ileri teknolojiyle değil; deneyim, iletişim ve hasta odaklı yaklaşımla şekilleneceği mesajı öne çıktı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-sagliginda-turkiyenin-gucunu-sekillendiren-bulusma-636178">Göz Sağlığında Türkiye&#8217;nin Gücünü Şekillendiren Buluşma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Tugay Sağlıklı Kentler Forumu&#8217;nda konuştu: &#8220;İklim hedefleri ancak kentlerde somutlaşır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-saglikli-kentler-forumunda-konustu-iklim-hedefleri-ancak-kentlerde-somutlasir-634980</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 12:38:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[altyapı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükşehir Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[forumu]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kentler]]></category>
		<category><![CDATA[konuştu]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634980</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın öncülüğünde bu yıl ilk kez düzenlenen Sağlıklı Kentler Forumu İstanbul’da başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-saglikli-kentler-forumunda-konustu-iklim-hedefleri-ancak-kentlerde-somutlasir-634980">Başkan Tugay Sağlıklı Kentler Forumu&#8217;nda konuştu: &#8220;İklim hedefleri ancak kentlerde somutlaşır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın öncülüğünde bu yıl ilk kez düzenlenen Sağlıklı Kentler Forumu İstanbul’da başladı. Küresel ölçekte yaşanan gıda, su ve enerji sorunlarına bütüncül bir çözüm için düzenlenen forumun açılışında konuşan Başkan Tugay, yerel yönetimlerin belirleyici rolüne dikkat çekerek “İklim hedefleri ancak kentlerde somutlaşır, uyum politikaları ancak kentlerde görünür olur, dirençlilik ancak yerelde kurulur” dedi. </p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın başkanlığını yaptığı Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği’nin 45’inci Olağan Meclis Toplantısı ile eş zamanlı olarak bu yıl ilk kez düzenlenen Sağlıklı Kentler Forumu (Healthy Cities Forum-HCF) İstanbul’da başladı. 13-14 Mayıs tarihlerinde “Gıda, Su ve Enerji” başlıklarıyla Uluslararası Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen buluşmaya Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Nuri Aslan, Sağlıklı Kentler Birliği üyesi il ve ilçe belediye başkanları, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve diğer üye belediyelerin bürokratları meclis üyeleri, bilim insanları, akademisyenler, sivil toplum kurulu temsilcileri ve çok sayıda paydaş katıldı. Başkan Dr. Cemil Tugay’ın talimatıyla bilginin üretildiği, deneyimin paylaşıldığı ve ortak aklın geliştirildiği bir tartışma zemini oluşturmak için düzenlenen forum, iki yılda bir yapılacak. </p>
<p><strong>“Kentlerimizi artık yalnızca büyüme ve altyapıyla değerlendiremeyiz”</strong><br />Forumun açılış konuşmasını yapan Başkan Dr. Cemil Tugay, kentlerin yerel değil küresel sorunlarla karşı karşıya olduğuna dikkat çekerek, “Kentlerimizin geleceğini birlikte düşünmek ve birlikte üretmek üzere bir aradayız. Bugün kentlerimizi yalnızca büyüme, altyapı ve hizmet üretimi üzerinden değerlendirmeyeceğimizi açıkça görüyoruz. Kentler; iklim krizinin, derinleşen eşitsizliklerin, afet risklerinin, gıda güvencesi sorunlarının, su stresinin, enerji kırılganlıklarının ve halk sağlığı tehditlerinin kesişim noktasında bulunuyor. Dolayısıyla sağlıklı kent meselesi artık yalnızca sağlık hizmetleriyle ilgili bir konu değildir. Sağlıklı kent; adil gıdaya erişimdir, güvenli suya erişimdir, temiz havadır, yaşanabilir kamusal alandır, dirençli altyapıdır, sosyal adalettir, katılımdır ve tabii iyi yönetişim anlayışıdır. Aynı zamanda insanla doğa arasındaki ilişkinin de yeniden dengelendiği bir yaşam sistemidir. Artık kentlerimizi böyle de görmemiz lazım” diye konuştu. </p>
<p><strong>“Bütüncül bir bakışa ve ortak akla ihtiyacımız var”</strong><br />Sağlıklı Kentler Forumu’nun kurulma hikayesini anlatan Başkan Tugay, “Bugün 153 belediyeyi aynı vizyon etrafında buluşturan güçlü bir yerel yönetim ağı olarak biliyoruz ki, kentlerin karşı karşıya olduğu çok boyutlu sorunlara tekil ve parçalı çözümler üretmek artık yeterli değildir. Yeni bir anlayışa, bütüncül bir bakışa ve ortak akla ihtiyacımız var. Çünkü kentler yalnızca yapıların ve altyapıların toplamı değil; suyun, gıdanın, enerjinin, bilginin, hareketin ve yaşamın sürekli aktığı canlı sistemlerdir. Bu akışlar kesintiye uğradığında yalnızca hizmetler değil, kentsel yaşamın kendisi kırılgan hale gelir. Bu forumu tam da bu ihtiyaçtan hareketle kurguladık. Bugün burada ilkini gerçekleştireceğimiz Sağlıklı Kentler Forumu&#8217;nu yalnızca bir toplantı ya da iyi uygulama paylaşım zemini olarak değil; aynı zamanda bilginin üretildiği, deneyimin paylaşıldığı, farklı ölçeklerden aktörlerin yalnızca birbirini dinlediği değil, birlikte politika geliştirdiği ve yeni iş birlikleri kurduğu bir ortak düşünme alanı olarak tasarladık” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>“Bir kentin sağlıklı olması için yalnızca hastanelerinin iyi olması yetmez”</strong><br />Sağlıklı kentler oluşturmak için yerel yönetimlerin ve akademinin rehberliği, sivil toplumun sahadaki birikimi, uluslararası ağların deneyimi ve yurttaşların katılımının öneminden söz eden Başkan Tugay, “Yerel yönetimlerin rolü burada özellikle belirleyicidir. Belediyeler; kent yaşamını doğrudan şekillendiren; kamusal mekânı, altyapıyı, çevreyi, sosyal hizmetleri, afet hazırlığını, ulaşımı, suyu, atığı, gıdayı ve yaşam kalitesini doğrudan etkileyen kurumlardır. Bu nedenle yerel yönetimler artık yalnızca altyapı yöneten kurumlar değil;  toplum sağlığını, iklim direncini ve yaşam kalitesini doğrudan belirleyen dönüşüm aktörleridir. Bir kentin sağlıklı olması için yalnızca hastanelerinin iyi olması yetmez. Mahalle ölçeğinde; güvenli, yürünebilir alanlar gerekir, temiz ve erişilebilir su gerekir, kırılgan grupları gözeten sosyal politikalar gerekir, afetlere hazırlıklı altyapılar gerekir ve tabii güvenilir gıda sistemleri gerekir. Bu forumda yürüttüğümüz tartışmaların, önümüzdeki dönemde Türkiye&#8217;de gerçekleşecek olan COP31 Birleşmiş Milletler İklim Konferansı açısından da önemli bir birikim oluşturacağına inanıyoruz. COP31&#8217;e hazırlanırken kentlerin sesinin daha güçlü duyulması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü iklim hedefleri ancak kentlerde somutlaşır, uyum politikaları ancak kentlerde görünür olur, dirençlilik ancak yerelde kurulur” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Ülkemizi, dünyayı doğru yönlendiren çalışmalar buradan ortaya çıkacaktır”</strong><br />Geride kalan 20–30 yılın çok çabuk geçtiğini hatırlatarak yaşamın sadece bugünden ibaret olmadığının altını çizen Başkan Tugay, “Yaşam mutlaka geleceği de geçmişi de kapsayan bir alan. Bunu böyle görmemiz lazım. O nedenle tabii ki siyasi mücadelelerimiz devam edecek, tabii ki haklılıklarımızı her yerde savunmaya devam edeceğiz ama ne olursa olsun esas konumuzun insanların yaşamlarıyla, güvenlikleriyle, sağlıklarıyla bağlantılı olduğunu unutmayacağız. Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği&#8217;nin misyonunun çok değerli olduğuna inananlardan birisiyim. Pek çok başka belediyemiz katıldı ve katılmaya devam ediyor. Her geçen genel kurulda üye sayımız artıyor. Bugün yapacağımız genel kurulda Ankara, Manisa, Urfa gibi büyük illerimiz de birliğimize katılıyorlar. Önümüzdeki dönemde yeni katılanların olacağını da biliyoruz. Bu büyük ve değerli birliğin, grubun daha fazla verimli çalışması için hepinizin katkısına ihtiyaç var. İleride pandemiden tutun çölleşmeye kadar aklınıza gelebilecek her türlü olumsuz duruma karşı şehirlerimizi, ülkemizi, dünyayı doğru şekilde gören ve doğru çalışmalarla yönlendiren bir anlayış en kolay buradan ortaya çıkacaktır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aslan: Huzursuzluk, kaygı, gelecek korkusuyla iyilik hali olmaz</strong><br />İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Nuri Aslan, sözlerine tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun selamlarını ileterek başladı. Nuri Aslan,  “Bugün burada olmayı çok isterdi. Ekrem başkanımız, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yönetim vizyonunu ‘adil, yeşil ve yaratıcı İstanbul’ olarak ortaya koydu. Tüm bunları doğru strateji ve planlamayla hayata geçirmek için büyük bir mücadele içine girdi. Mücadelemiz devam ediyor. Kendisi Silivri zindanında, bizler de burada aynı mücadeleyi devam ettiriyoruz” dedi. İstanbul’da hayata geçirilen projeler hakkında bilgi veren Nuri Aslan, “Sağlığın sadece fiziksel olmadığını biliyoruz.  Sağlık tam bir iyilik halidir.  Bizim tüm çalışmalarımızın odağında insan yaşamı var. Huzursuzluk, kaygı, gelecek korkusu ve derin adaletsizlik hissi olan bir toplumda iyilik hali bulunamaz. Bizim tek bir amacımız var. Kentimizi ve insanlarımız anlamak ve doğru işler yapmak” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>“Tugay önemli bir emek koydu”</strong><br />Nuri Aslan, su kaynaklarının hiç olmadığı kadar önemli hale geldiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Kuraklıkla mücadele ana gündemlerimizden birisi haline geldi. Gıda ve enerji güvenliği ulusların kaderini belirleyecek kadar önemli artık. Yeşil ve gri arasında amansız bir mücadele şehirlerimizin her tarafında sürüyor. Bu konuların hepsi iç içe geçmiş durumda. Bir yerde yaşanan kuraklık göçü etkiliyor. Bugün burada deneyimlerimizi paylaşmaktan ve ortaklaşa uygulamalar oluşturmaktan mutluluk duyuyorum. Bugün hep birlikte geleceğe bakıyoruz. Şehirler yalnızca yollar, binalar veya altyapılarla ayakta durmuyor. Kentleri ayakta tutan şey bilim, ortak akıl ve insan odaklı yönetim anlayışıdır. Bu dönem birlik başkanlığı görevini yürüten Cemil Tugay ile kapsayıcı yaklaşımı, uzlaşmacı yönetim anlayışını yerel yönetimlerin arasında koyduğu diyalogda önemli bir emek ortaya koydu ve bu süreci büyüterek devam ettiriyor. Bizler de bu anlayışın sürmesini çok önemsiyoruz” diye konuştu. </p>
<p><strong>Fitzgerald: Bölünmüş politika üretme dönemi sona erdi</strong><br />Açılış konuşmalarında son olarak İrlanda’nın Cork eski Belediye Başkanı ve Cork Sağlıklı Şehirler siyasi temsilcisi Tony Fitzgerald, “Şehirlerin sesi çok önemli. Sağlıklı Kentler Forumu’nda yalnızca tek bir krizi ele almak için değil, günlük hayatımızı etkileyen çok boyutlu sorunları konuşmak için bir aradayız. Bu krizler birbirinden bağımsız değil, birbirini etkiliyor. İnsanların temiz havaya, güvenli konuta ve aidiyet hissine kavuşması büyük önem taşıyor. Sağlıklı kentler stratejik bir pusulayla geliştirilmeli. Uzun vadeli sağlıklı kentler yaklaşımı, sağlığın yalnızca bir departmanın sorunu olmadığını ortaya koyuyor. Modern zorluklarla baş etmek için parçalı politika üretme dönemi sona erdi. Şehirleri tanıyan, onları doğal bir ekosistem gibi gören bir yaklaşıma ihtiyaç var. Sağlıklı bir şehir yaşayan bir şehirdir” dedi.</p>
<p><strong>Gıda, su ve enerjinin düğümü çözülüyor </strong><br />Sağlıklı Kentler Forumu kapsamında iki gün boyunca Gıda Düğümü, Su Düğümü ve Enerji Düğümü başlıklarıyla üç ayrı oturum gerçekleştirilecek. Alanında uzman akademisyenler, bilim insanları ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri üç başlığın sağlıklı şehirler için geleceğini masaya yatıracak. Gün sonunda ise Koridorlara Geçiş panelinde &#8220;Daha Çoğuna Hazır mıyız? Çoklu Krizler Çağında Kentler ve Sistemler Arası Bağlantılar&#8221; konusu tartışılacak. Ana salondaki oturumlarla eş zamanlı olarak ise tek sağlık, gençler ve gelecek, fonlar ve projeler, sağlık okuryazarlığı gibi çok sayıda konuda paneller gerçekleştirilecek. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-saglikli-kentler-forumunda-konustu-iklim-hedefleri-ancak-kentlerde-somutlasir-634980">Başkan Tugay Sağlıklı Kentler Forumu&#8217;nda konuştu: &#8220;İklim hedefleri ancak kentlerde somutlaşır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fenomen önerileriyle değil, uzman desteğiyle ürün seçin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fenomen-onerileriyle-degil-uzman-destegiyle-urun-secin-634834</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 10:38:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[desteğiyle]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[fenomen]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[önerileriyle]]></category>
		<category><![CDATA[seçin]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[ürünlerin]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634834</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, 1-31 Mayıs Cilt Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fenomen-onerileriyle-degil-uzman-destegiyle-urun-secin-634834">Fenomen önerileriyle değil, uzman desteğiyle ürün seçin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, 1-31 Mayıs Cilt Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Reklamdan çok bilimsel içerik ve formülasyon önemli!</strong></p>
<p>Kozmetik ürünlerin günümüzde yalnızca estetik amaçlarla değil, aynı zamanda cilt sağlığını desteklemek amacıyla da kullanıldığını ifade eden Kimya Mühendisi Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, “Ancak burada önemli olan, kullanılan ürünün içeriği, formülasyonu ve kişinin cilt tipine uygunluğudur. Bazı kozmetik ürünler cilt bariyerini destekleyip nem dengesini korurken, bazıları yalnızca geçici estetik etki sağlamaktadır. Özellikle hyaluronik asit, niasinamid ve seramid gibi aktif içerikler cilt bariyerini destekleyen ve biyolojik etki gösteren maddeler arasında yer almaktadır. Buna karşılık ışık yansıtan pigmentler veya geçici sıkılaştırıcı ürünler daha çok kozmetik görünüm sağlamaktadır. Bu nedenle kozmetik ürünlerin değerlendirilmesinde reklamdan çok bilimsel içerik ve formülasyon önemlidir.” dedi.</p>
<p><strong>SPF ürünleri yalnızca estetik değil, koruyucu biyokimyasal ürünler de…</strong></p>
<p>Güneş koruyucu ürünlerin bilimsel etkinliği en güçlü şekilde kanıtlanmış kozmetik ürünler arasında yer aldığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, “UV ışınları ciltte DNA hasarına, erken yaşlanmaya ve uzun vadede cilt kanserine neden olabilmektedir. Düzenli kullanılan SPF ürünleri UV ışınlarını absorbe ederek veya yansıtarak cildi korur ve melanom gibi cilt kanseri risklerini azaltabilir. Bu nedenle SPF ürünleri yalnızca estetik değil, aynı zamanda koruyucu biyokimyasal ürünlerdir. Özellikle cilt tipine uygun güneş koruyucunun seçilmesi ve doğru kullanılması büyük önem taşımaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bronzlaşma, cildin UV hasarına verdiği savunma cevabı</strong></p>
<p>Toplumda yaygın olan “sağlıklı bronzlaşma” algısının bilimsel açıdan doğru olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, “Çünkü bronzlaşma, aslında cildin UV hasarına karşı verdiği savunma cevabıdır. UV ışınları cilt hücrelerinde DNA hasarına yol açar ve buna karşı melanin üretimi artar. Bu durum kısa vadede bronz görünüm sağlasa da uzun vadede kırışıklık, lekelenme ve cilt kanseri riskini artırabilmektedir. Günümüzde UV olmadan bronz görünüm sağlayan self‑tanner ürünleri bulunsa da bu ürünlerin uzun dönem etkileri konusunda daha fazla bilimsel araştırmaya ihtiyaç vardır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bilinçsiz ürün kullanımı cilt bariyerine zarar verebilir</strong></p>
<p>Kozmetik ürünlerin yanlış kombinasyonlarla kullanılmasının cilt sağlığını olumsuz etkileyebileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, “Özellikle yoğun parfüm içeren ürünler, esansiyel yağlar, yüksek oranlı asitler ve yanlış aktif içerik kombinasyonları ciltte irritasyon, hassasiyet ve bariyer bozulmasına yol açabilmektedir. Retinol, AHA, BHA ve yoğun vitamin C serumlarının aynı anda kullanılması cildi tahriş edebilir. Ayrıca kayıt dışı veya içeriği belirsiz ürünlerde bulunan steroidler ya da kontrolsüz hidrokinon kullanımı ciddi dermatolojik sorunlara neden olabilir. Burada önemli olan nokta, ürünlerin doğru dozda ve uygun sıklıkta kullanılmasıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Doğal ürün her zaman güvenli anlamına gelmez</strong></p>
<p>Son yıllarda “doğal” ve “organik” etiketli ürünlere ilginin arttığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, “Bu ürünlerin otomatik olarak daha güvenli olduğu düşüncesi doğru değildir. Doğal içerikler de alerji, irritasyon veya fototoksisite oluşturabilir. Bilimsel açıdan güvenliği belirleyen temel unsur; ürünün doğal olması değil, iyi formüle edilmiş olmasıdır. Bu nedenle ürün seçiminde yalnızca pazarlama ifadelerine değil, bilimsel verilere ve uzman görüşlerine dikkat edilmelidir.” dedi.</p>
<p>Cilt tipine uygun olmayan ürün kullanımının da önemli dermatolojik problemlere yol açabileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, “Yanlış ürün seçimi ciltte kuruluk, akne, hassasiyet, egzama, kızarıklık ve pigmentasyon sorunlarını artırabilir. Özellikle sosyal medyada önerilen yoğun aktif içerikli ürünlerin bilinçsiz şekilde kullanılması cilt bariyerine zarar verebilmektedir. Bu nedenle kişinin kendi cilt tipini tanıması ve ürün seçiminde uzman desteği alması oldukça önemlidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sürekli yeni ürün denemek</strong> <strong>riskli!</strong></p>
<p>Günlük cilt bakım rutininde temel amacın cildin biyolojik bariyerini korumak olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, şöyle devam etti:</p>
<p>“İyi bir rutin; nazik temizleme, uygun nemlendirme ve düzenli güneş koruyucu kullanımından oluşmalıdır. Aşırı peeling yapmak, sürekli yeni ürün denemek veya sosyal medyada yayılan limon sürmek, karbonat peelingi yapmak gibi bilimsel dayanağı olmayan uygulamalar cilt sağlığını riske atabilir. Ayrıca çok sayıda ürünü aynı anda kullanmak her zaman daha iyi sonuç vermez. Çoğu zaman minimal, dengeli ve sürdürülebilir bir bakım rutini daha sağlıklı sonuçlar sağlamaktadır.”</p>
<p><strong>Trendlere dikkat!</strong></p>
<p>Sosyal medyada fenomenlerin önerdiği kozmetik ürünlerin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, “Bu öneriler tamamen yanlış olmasa da çoğu zaman bilimsel veri, kişisel deneyim ve pazarlama stratejilerinin birleşiminden oluşmaktadır. Özellikle sponsorlu içerikler ve mucize sonuç vaat eden ürünler tüketicileri yanıltabilmektedir. Fenomen etkisiyle bilinçsiz ürün kullanımı ciltte irritasyon, hassasiyet ve uzun vadeli hasarlara yol açabilir. Bu nedenle kozmetik ürün seçiminde sosyal medya trendlerinden çok bilimsel yaklaşım esas alınmalı; dermatolog, eczacı veya alanında uzman kişilerden destek alınmalıdır. Çünkü her cilt farklıdır ve doğru ürün seçimi kişiye özel değerlendirme gerektirir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Pazarlama odaklı tercihler cilt sağlığını olumsuz etkileyebiliyor</strong></p>
<p>Kozmetik ürünler doğru kullanıldığında cilt sağlığını destekleyebileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, “Ancak bilinçsiz kullanım ve pazarlama odaklı tercihler cilt sağlığını olumsuz etkileyebilir. Sağlıklı yaklaşım; cilt tipine uygun, bilimsel temelli, dengeli ve uzman görüşüyle desteklenen bir bakım rutini oluşturmaktır. Özellikle sosyal medya etkisinin yoğun olduğu günümüzde, ürün seçimlerinin yalnızca fenomen önerileriyle değil; dermatolog, eczacı veya alanında uzman kişiler tarafından yapılan değerlendirmeler doğrultusunda yapılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü her cilt yapısı farklıdır ve doğru ürün seçimi kişiye özel bir yaklaşım gerektirir. Uzman görüşü almak, hem yanlış ürün kullanımına bağlı oluşabilecek cilt problemlerini önlemek hem de uzun vadede cilt sağlığını korumak açısından en güvenilir yaklaşımdır.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fenomen-onerileriyle-degil-uzman-destegiyle-urun-secin-634834">Fenomen önerileriyle değil, uzman desteğiyle ürün seçin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mükemmeliyetçi kadınlarda fibromiyalji riski daha yüksek!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mukemmeliyetci-kadinlarda-fibromiyalji-riski-daha-yuksek-634332</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 14:32:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Asiye Gülsüm Kakı]]></category>
		<category><![CDATA[fibromiyalji]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[Mükemmeliyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634332</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, 12 Mayıs Fibromiyalji Farkındalık Günü kapsamında fibromiyaljinin nedenleri, belirtileri ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mukemmeliyetci-kadinlarda-fibromiyalji-riski-daha-yuksek-634332">Mükemmeliyetçi kadınlarda fibromiyalji riski daha yüksek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, 12 Mayıs Fibromiyalji Farkındalık Günü kapsamında fibromiyaljinin nedenleri, belirtileri ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Fibromiyalji, yalnızca fiziksel değil psikolojik ve sosyal yönleriyle de ele alınmalı!</strong></p>
<p>Modern yaşamın giderek daha sık karşımıza çıkardığı önemli sağlık sorunlarından birinin fibromiyalji olduğunu ifade eden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Özellikle kadınlarda daha sık görülen fibromiyalji yalnızca fiziksel değil, psikolojik ve sosyal yönleriyle de ele alınması gereken kronik bir ağrı sendromudur.” dedi.</p>
<p>Fibromiyaljinin yaygın kas ve iskelet sistemi ağrılarıyla birlikte yorgunluk, uyku bozukluğu, bilişsel fonksiyonlarda azalma ve merkezi ağrı duyarlılığında artışla karakterize kronik bir rahatsızlık olduğunu kaydeden Dr. Kakı, “Halk arasında ‘kas romatizması’ olarak da bilinir. Hastalık, kişinin günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir ve çoğu zaman uzun süre fark edilmeden ilerleyebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mükemmeliyetçilik ve yoğun yaşam stresi, özellikle kadınlarda fibromiyalji riskini artırabilir!</strong></p>
<p>Fibromiyaljinin en sık 30-55 yaş aralığındaki aktif kadınlarda görüldüğünü vurgulayan Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Kesin bir genetik geçiş kanıtlanmamış olsa da ailede fibromiyalji öyküsünün bulunması kişide yatkınlığı artırabiliyor. Bunun yanında klinik gözlemler ve psikososyal incelemeler, mükemmeliyetçi kişilik yapısına sahip bireylerde fibromiyalji görülme sıklığının daha yüksek olduğunu gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Mükemmeliyetçiliğin kişinin kendisi için çok yüksek standartlar belirlemesi, kontrol ihtiyacının yoğun olması ve hata yapmaya tahammül edememesiyle karakterize bir kişilik yapısı olduğunu hatırlatan Dr. Kakı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Belirli düzeyde olduğunda kişiye motivasyon sağlayabilen bu özellik, aşırıya kaçtığında kronik stres yüküne dönüşerek hem psikolojik hem de biyolojik açıdan yıpratıcı olabiliyor. Özellikle kadınların iş hayatı, ev yaşamı ve toplumsal roller nedeniyle yoğun sorumluluk altında olması, sınır koymakta zorlanmaları ve sürekli ‘yetişme’ baskısı hissetmeleri fibromiyalji riskini artıran önemli faktörler arasında yer alır.”</p>
<p><strong>Fibromiyalji ağrıyla birlikte yorgunluk ve bilişsel sorunlarla da seyreder! </strong></p>
<p>Fibromiyalji belirtilerinin başında yaygın kas-iskelet sistemi ağrıları geldiğine işaret eden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Hastalar sıklıkla baş, boyun ve sırt ağrılarıyla başvururken bazı durumlarda daha lokalize ağrılar da görülebiliyor.” dedi.</p>
<p>Uyku problemleri, kronik yorgunluk, halk arasında ‘beyin sisi’ olarak ifade edilen dikkat ve konsantrasyon güçlüğünün de yaygın semptomlar arasında olduğunu aktaran Dr. Kakı, “Migren, irritabl bağırsak sendromu, karın ağrısı gibi ek somatik yakınmalar da tabloya eşlik edebiliyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Fibromiyalji tedavisinde tek tip bir yaklaşım yeterli değil!</strong></p>
<p>Fibromiyalji tedavisinde tek tip bir yaklaşımın yeterli olmadığına dikkat çeken Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Hastalığın ortaya çıkışında birçok biyolojik, psikolojik ve sosyal etken rol oynadığı için tedavinin de multidisipliner ve kişiye özel planlanması gerekir.” dedi.</p>
<p>Tedavi sürecinde kişinin psikososyal durumu, uyku düzeni, egzersiz alışkanlıkları, beslenme şekli ve vitamin düzeylerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Dr. Kakı, “Özellikle uyku düzeninin sağlanması tedavinin temel basamaklarından biridir. Kaliteli uyku uyuyamayan bir kişinin gün içerisinde enerjik ve sağlıklı hissetmesi mümkün değildir. Bu nedenle hastaların uyku hijyeni konusunda bilinçlendirilmesi büyük önem taşır. Egzersiz planlamasında ise ağır ve kasları zorlayıcı aktiviteler yerine hafif tempolu aerobik egzersizler, gevşeme çalışmaları ve nefes egzersizleri önerilir. Egzersizin yalnızca günün belirli bir saatine sıkıştırılması yerine gün içine yayılması daha faydalı olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Fibromiyalji, fiziksel olduğu kadar ruhsal ve sosyal yönleri de olan çok yönlü bir hastalık! </strong></p>
<p>Tedavi sürecinde kişinin kişilik yapısının da göz önünde bulundurulması gerektiğini aktaran Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Özellikle mükemmeliyetçi bireylerin kendilerine karşı eleştirel bakış açılarını fark etmeleri ve bunu yönetebilmeleri önemlidir. Bu noktada bilişsel davranışçı terapi gibi psikolojik destek yöntemleri, kişinin yaşam kalitesini artırmada önemli katkılar sağlayabilir.” dedi.</p>
<p>Beslenme düzeninin de fibromiyalji yönetiminde etkili bir diğer faktör olduğunu söyleyen Dr. Kakı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yüksek karbonhidrat ağırlıklı beslenme yerine daha dengeli ve sağlıklı bir beslenme planı önerilir. Ayrıca D vitamini, magnezyum ve omega-3 gibi desteklerin değerlendirilmesi, kişinin enerji metabolizmasının düzenlenmesine yardımcı olabilir.</p>
<p>Fibromiyalji yalnızca fiziksel ağrılarla sınırlı olmayan, kişinin ruhsal ve sosyal yaşamını da etkileyen çok yönlü bir hastalıktır. Bu nedenle tedavide kişinin yalnızca ağrısına değil, yaşam biçimine, stres düzeyine ve duygusal yüklerine de bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşılması gerekir.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mukemmeliyetci-kadinlarda-fibromiyalji-riski-daha-yuksek-634332">Mükemmeliyetçi kadınlarda fibromiyalji riski daha yüksek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çeşme&#8217;de turizmin geleceği ortak akılla konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cesmede-turizmin-gelecegi-ortak-akilla-konusuldu-633978</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 May 2026 11:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[akılla]]></category>
		<category><![CDATA[çeşme]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[konuşuldu]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[turizmin]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633978</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başkan Denizli: “Turizm ancak yılın tamamına yayıldığında gerçek anlamda kent ekonomisine katkı sağlayabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cesmede-turizmin-gelecegi-ortak-akilla-konusuldu-633978">Çeşme&#8217;de turizmin geleceği ortak akılla konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><i>Başkan Denizli: “Turizm ancak yılın tamamına yayıldığında gerçek anlamda kent ekonomisine katkı sağlayabilir. Çeşme’nin yalnızca deniziyle değil; kültür mirasıyla, gastronomisiyle, spor organizasyonlarıyla ve üretim kültürüyle de anlatılması gerekiyor”</i></b></p>
<p>Çeşme Belediyesi ev sahipliğinde, Çeşme Kent Konseyi öncülüğünde düzenlenen “1. Çeşme Turizm Zirvesi”, kamu kurumları, turizm sektörü temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ve uzman isimleri bir araya getirdi. “Turizmin Geleceği için Ortak Akıl Buluşması” temasıyla gerçekleştirilen zirvede, Çeşme turizminin mevcut potansiyeli, sürdürülebilirlik, çeşitlilik, yeni pazar stratejileri ve uluslararası tanıtım başlıkları ele alındı.</p>
<p>Çeşme Belediye Başkanı Lâl Denizli, zirvede yaptığı konuşmada Çeşme’nin yalnızca yaz sezonuna sıkışan bir turizm anlayışıyla değerlendirilemeyeceğini vurgulayarak, kentin dört mevsim yaşayan bir destinasyon olması gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Başkan Denizli, spor turizmi, kültür turizmi, sağlık turizmi ve agro turizm gibi farklı alanların Çeşme için önemli bir potansiyel taşıdığını belirterek, “Turizm ancak yılın tamamına yayıldığında gerçek anlamda kent ekonomisine katkı sağlayabilir. Çeşme’nin yalnızca deniziyle değil; kültür mirasıyla, gastronomisiyle, spor organizasyonlarıyla ve üretim kültürüyle de anlatılması gerekiyor” dedi.</p>
<p>Festival ve etkinliklerin kent ekonomisine sağladığı katkıya da değinen Başkan Denizli, Alaçatı Ot Festivali gibi organizasyonların sezonu genişlettiğini belirterek, “Nisan ayında otelcilerimizden ve işletmelerimizden ‘Temmuz ayı gibi iş yaptık’ sözünü duymak bizim için çok kıymetli. Bu etkinlikler yalnızca kültürel değil, ekonomik olarak da Çeşme’ye önemli katkılar sunuyor” diye konuştu.</p>
<p>Zirvede gerçekleştirilen panellerde; Çeşme’nin mevcut turizm potansiyeli, sürdürülebilir turizm politikaları, sağlık ve kongre turizmi, uluslararası pazarlama stratejileri ile yeni turizm modelleri masaya yatırıldı. Gün boyu süren oturumlarda sektör temsilcileri ve uzman isimler görüş ve önerilerini paylaşırken, Çeşme’nin geleceğine yönelik ortak yol haritası üzerine değerlendirmelerde bulunuldu.</p>
<p>Başkan Denizli, zirvenin sonunda yaptığı değerlendirmede, “Turizm yalnızca belediyelerin ya da işletmelerin tek başına omuzlayabileceği bir alan değil. Ortak akıl, iş birliği ve dayanışmayla Çeşme’nin turizmde daha güçlü bir noktaya ulaşacağına inanıyoruz” dedi.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cesmede-turizmin-gelecegi-ortak-akilla-konusuldu-633978">Çeşme&#8217;de turizmin geleceği ortak akılla konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mahalle dizilerinden mafya dizilerine!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mahalle-dizilerinden-mafya-dizilerine-633605</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:39:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlatı]]></category>
		<category><![CDATA[diziler]]></category>
		<category><![CDATA[dizilerinden]]></category>
		<category><![CDATA[dizilerine]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Diziler]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[izleyici]]></category>
		<category><![CDATA[Karakterler]]></category>
		<category><![CDATA[Mafya]]></category>
		<category><![CDATA[mahalle]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633605</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, dizilerdeki dönüşümü ve izleyici üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mahalle-dizilerinden-mafya-dizilerine-633605">Mahalle dizilerinden mafya dizilerine!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, dizilerdeki dönüşümü ve izleyici üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Eski dizilere duyulan özlem güçlü bir kolektif kültürel hafızaya dayanıyor</strong></p>
<p>Eski dizilere duyulan özlem yalnızca bireysel hatıralarla sınırlı değil; güçlü bir kolektif kültürel hafızaya dayandığını dile getiren Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Çünkü diziler sadece izlenen yapımlar değil, birlikte deneyimlenen sosyal deneyimlerdi. Ailece televizyon izleme kültürü ortak duygular üretir, diziler gündelik iletişimin önemli bir parçası haline gelirdi. Bugün bu diziler hatırlandığında yalnızca hikayeler değil, o dönemin aile ortamı, sosyal ilişkileri ve duygusal atmosferi de yeniden hatırlanır. Tanıdık kurgu dünyalarının güven, aidiyet ve duygusal istikrar sağladığı bilinmektedir. Bu nedenle insanlar yoğun duygular yaşadıklarında veya zihinsel olarak yorulduklarında tanıdık anlatılara yönelerek psikolojik bir ‘güvenli alan’ oluştururlar.” dedi.</p>
<p><strong>Eski dizilere olan ilgi duygusal dengeyi koruma ihtiyacıyla da ilişkili</strong></p>
<p>Günümüz dizilerinin yapısal dönüşümünün nostalji duygusunu güçlendirdiğine işaret eden Prof. Dr. Süleymanlı, “Bölümlerin aşırı uzun olması, tekrar eden sahneler ve anlatı yoğunluğunun zayıflaması izleyicinin eski dizileri daha anlamlı ve bütünlüklü olarak değerlendirmesine yol açmaktadır. Böylece nostalji yalnızca geçmiş özlemi değil, içerik kalitesi karşılaştırmasına dayanan bir algıya dönüşmektedir. Bu yönüyle eski dizilere duyulan ilgi modern yaşamın karmaşıklığı karşısında duygusal dengeyi koruma ihtiyacıyla da ilişkilidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Eski dizilerdeki mahalle ilişkilerine özlem de var </strong></p>
<p>Eski dizilerin mahalle ilişkileri, komşuluk, dayanışma ve aile bağları gibi gündelik hayatın içinden temalar sunduğunu, sıradan insanlara benzeyen karakterlerle izleyiciyle güçlü bağ kurduğunu kaydeden Prof. Dr. Süleymanlı, “İzleyici bu karakterlerde kendisini görebiliyor, anlatıyla duygusal özdeşleşme kurabiliyordu. Günümüzde ise birçok yapımda gerçeküstü zengin yaşam tarzları, lüks mekanlar ve idealize edilmiş karakterler öne çıkmaktadır. İzleyicinin gündelik deneyimiyle bağ kuramaması duygusal mesafeyi artırmaktadır. Ayrıca güncel dizilerde diyalogların daha teatral ve yapay olması, gündelik konuşma dilinden uzaklaşılması samimiyet algısını zayıflatmaktadır. Şehir yaşamının hızlanması, bireyselleşmenin artması ve sosyal ilişkilerin zayıflaması geçmişteki bu sıcak ilişkileri daha değerli hale getirmektedir. Bu nedenle eski diziler izleyiciye daha yavaş, öngörülebilir ve duygusal istikrar sunan anlatılar olarak hatırlanmaktadır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mafya ve entrika temalı dizilerin artışı toplumsal dönüşüme işaret ediyor</strong></p>
<p>Mafya ve entrika temalı dizilerin artışını toplumsal dönüşümle ilişkilendiren Prof. Dr. Süleymanlı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Günümüzde rekabet, güç mücadelesi ve çatışma temalarının yoğunlaşması kültürel anlatıların yönelimini yansıtırken, aynı zamanda izleyicinin ilişki ve davranış algılarını da etkileyebilir. Özellikle anlatıların sürekli yüksek dramatik gerilim ve travmatik olaylar üzerine kurulması dikkat çekmektedir. Sürekli kriz ve yoğun duygusal uyarım izleyicide duygusal yorgunluk oluşturmakta ve daha dengeli anlatılara duyulan özlemi artırmaktadır. Bu nedenle diziler yalnızca toplumsal eğilimleri yansıtmakla kalmaz, güç, otorite ve ilişki biçimlerine dair algıları yeniden üretir.”</p>
<p><strong>Mafyatik diziler bir tür katarsis işlevi görüyor</strong></p>
<p>Bu dizilerin izleyici için duygusal boşalım alanı oluşturabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Süleymanlı, “İzleyici gündelik yaşamda deneyimlediği gerilimleri ve bastırılmış duyguları karakterlerle kurduğu özdeşleşme üzerinden sembolik biçimde deneyimler. Ancak bu süreç yalnızca katarsis değildir. Medya karakterleri aynı zamanda rol modeli işlevi görebilir ve sürekli tekrar edilen güç, şiddet veya çatışma temaları zamanla normal kabul edilen davranış sınırlarını etkileyebilir. Bu nedenle popüler kültür ürünleri yalnızca eğlence değil, değer algısını ve toplumsal normları şekillendiren güçlü kültürel araçlar olarak değerlendirilmelidir.” dedi.</p>
<p><strong>Kuşaklar arasında dizi tercihleri de farklılaşıyor</strong></p>
<p>X ve Y kuşaklarının televizyonun merkezi olduğu dönemde yetiştikleri için hikaye bütünlüğü, karakter gelişimi ve duygusal bağ kurabilecekleri anlatılara daha fazla önem verdiklerini anlatan Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Diziler onlar için aynı zamanda aile içinde paylaşılan ortak bir deneyimdir. Z kuşağı ise dijital platformların etkisiyle daha hızlı ilerleyen, görsel açıdan yoğun ve kısa dikkat süresine uygun içerikleri tercih etmektedir. Dijital platformların kısa sezonlu ve yüksek prodüksiyonlu yapımları izleyici beklentisini yükseltmiş, televizyon dizilerinin anlatı temposu ve yapısı daha fazla eleştirilir hale gelmiştir. Buna rağmen genç kuşakların da eski dizilerde daha doğal ilişkiler ve güçlü sosyal bağlar gördüklerini ifade etmeleri dikkat çekicidir. Bu durum, dijitalleşmeye rağmen insanların gerçeklik hissi ve aidiyet sunan hikayelere duyduğu ihtiyacın sürdüğünü göstermektedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Güçlü erkek” ve “anti-kahraman” temaları artıyor</strong></p>
<p>“Güçlü erkek” ve “anti-kahraman” karakterlerin artışına da değinen Prof. Dr. Süleymanlı, “Bu temalar gücü çoğu zaman sertlik, kontrol ve otorite ile ilişkilendirerek toplumsal cinsiyet algısını etkileyebilmektedir. Anti-kahraman karakterlerin normalleşmesi, gücün baskınlık ve mücadele üzerinden tanımlandığı bir ilişki anlayışını görünür hale getirmektedir. Medya yalnızca toplumu yansıtmaz; aynı zamanda hangi davranışların kabul edilebilir olduğu konusunda referans çerçevesi sunarak toplumsal değerleri yeniden üretir. Bu nedenle bu tür temsiller uzun vadede ilişki biçimlerinin ve rol beklentilerinin dönüşümünde etkili olabilir.” ifadesinde de bulundu.</p>
<p> </p>
<p><strong>İnsanlar geçmişi daha olumlu hatırlama eğiliminde</strong></p>
<p>Eski dizilerin romantize edilmesinin hem nostalji etkisi hem de medya ortamındaki dönüşümle ilişkili olduğuna da vurgu yapan Prof. Dr. Süleymanlı, “İnsanlar geçmişi daha olumlu hatırlama eğilimindedir; ancak günümüz dizilerinin yüksek tempo, yoğun çatışma ve sürekli dramatik gerilim üzerine kurulması geçmişi daha sakin gösteren bir etkendir. Bunun yanında günümüz dizilerinde ticari kaygıların belirleyici olması, reyting odaklı senaryo değişimleri ve karakter derinliğinin yeterince gelişememesi de eski dizilerin daha tutarlı ve bütünlüklü olduğu algısını güçlendirmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Mahalle kültüründen mafya kültürüne geçiş neyi anlatıyor?</strong></p>
<p>Mahalle kültüründen mafya temalı anlatılara geçişin toplumsal dönüşümün bir yansıması olduğunu belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Mahalle dizileri dayanışmayı, güveni ve kolektif yaşamı temsil ederken; günümüz yapımlarında bireysel rekabet, güç ilişkileri ve çatışma temaları öne çıkmaktadır. Bu dönüşüm aynı zamanda medya üretiminde sanatsal kaygılardan ticari kaygılara yönelimin artmasıyla da ilişkilendirilebilir. Reyting ve ekonomik beklentiler çatışma merkezli anlatıların daha fazla tercih edilmesine yol açmıştır. Bu nedenle diziler yalnızca eğlence değil, toplumun değer dünyasını ve duygusal iklimini şekillendiren kültürel metinlerdir. Eski dizilere duyulan özlem de bu dönüşümün izleyici bilincindeki yansıması olarak okunabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mahalle-dizilerinden-mafya-dizilerine-633605">Mahalle dizilerinden mafya dizilerine!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Monster, güçten ilham alan hikayeleri sahneye taşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/monster-gucten-ilham-alan-hikayeleri-sahneye-tasiyor-633320</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:29:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[Alan]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[güçten]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[ilham]]></category>
		<category><![CDATA[monster]]></category>
		<category><![CDATA[sahneye]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[üretimin]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633320</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Güçten İlham Alanlar”, yalnızca bir iletişim yaklaşımı değil; üretimin, yaratıcılığın ve teknolojinin kesişim noktasında doğan gerçek hikâyelere odaklanan bir platform.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/monster-gucten-ilham-alan-hikayeleri-sahneye-tasiyor-633320">Monster, güçten ilham alan hikayeleri sahneye taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Güçten İlham Alanlar”, yalnızca bir iletişim yaklaşımı değil; üretimin, yaratıcılığın ve teknolojinin kesişim noktasında doğan gerçek hikâyelere odaklanan bir platform. Monster, bu yaklaşımla marka algısını zenginleştirirken yeni hedef kitlelerle güçlü ve sürdürülebilir bağlar kurmayı amaçlıyor. Yaratıcı profesyonellerin hayallerini gerçeğe dönüştürme süreçlerinde teknolojinin üstlendiği kritik rolü görünür kılan bu yaklaşım, aynı zamanda üretimin arkasındaki görünmeyen emeği ve disiplini de ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Hayalleri gerçeğe dönüştürenler</strong></p>
<p>Cosplay dünyasının dikkat çeken isimlerinden Enhar Güreşçi, sevilen karakterleri yalnızca canlandırmakla kalmıyor; onları baştan sona kendi elleriyle inşa ediyor. Tasarım, modelleme ve el işçiliğini bir araya getiren üretim süreciyle hayran olunan karakterleri gerçek dünyaya taşıyan Güreşçi, detaylara verdiği önem ve yaratıcı problem çözme yaklaşımıyla öne çıkıyor. Yaratım sürecinde kullandığı güçlü donanım altyapısı ise fikir aşamasından sahneye uzanan yolculuğun kesintisiz ilerlemesini sağlıyor.</p>
<p>Geleneksel vitray sanatını çağdaş tasarım anlayışıyla yeniden yorumlayan İdil Eker, camın ışık ve renkle kurduğu ilişkiyi duygusal bir anlatıya dönüştürüyor. İlhamını İstanbul’un çok katmanlı yapısından alan sanatçı, geçmişle bugünü buluşturan zamansız eserler üretiyor.<br />Teknolojinin sağladığı mobilite ve hız sayesinde üretim sürecini daha özgür ve akışkan bir şekilde sürdüren Eker, yaratıcı süreçte disiplinler arası yaklaşımın güçlü bir temsilcisi olarak dikkat çekiyor.</p>
<p>3D sanatçısı Kaan İnal, dijital dünyada yalnızca görseller değil, duygularla temas eden hikâyeler inşa ediyor. Geçmişle geleceği harmanlayan çalışmalarıyla dikkat çeken İnal, izleyiciyi hayal gücünün derinliklerine davet ediyor. Yaratım sürecinde ihtiyaç duyduğu yüksek performans ve kesintisiz gücü teknolojiyle buluşturan sanatçı, dijital üretimin sınırlarını zorlayan işlere imza atıyor.</p>
<p>Dijital illüstrasyon alanında global ölçekte dikkat çeken Yaşar Vurdem, çizimle küçük yaşlarda tanışmış ve dijital dünyada kendine özgü bir görsel dil oluşturuyor. Onun çalışmaları, müzikle ve duygularla kurduğu güçlü bağ sayesinde yalnızca görsel değil, aynı zamanda anlatısal bir deneyim sunuyor. Billie Eilish için hazırladığı illüstrasyonun Adobe tarafından satın alınmasıyla uluslararası alanda önemli bir başarıya imza atan sanatçı, bugün üretimlerini global ölçekte izleyiciyle buluşturmaya devam ediyor. Bu yaratım sürecinde ihtiyaç duyduğu hız ve performans ise Monster’ın güçlü donanımıyla kesintisiz bir üretim deneyimine dönüşüyor.</p>
<p>Sanat ve tasarımı özgün bir dilde buluşturan Murat Arık ise çalışmalarında estetik, işlev ve hikâye anlatımını bir araya getirerek üretimi keşif odaklı bir sürece dönüştürüyor. Onun için tasarım, yalnızca bir çıktı değil; izleyiciyle kurulan bir deneyim alanı. Bu çok katmanlı üretim sürecinde ihtiyaç duyduğu esneklik ve performans ise Monster teknolojileriyle desteklenerek fikirlerini kesintisiz biçimde hayata geçirmesini sağlıyor.</p>
<p><strong>Yaratıcılığın önündeki engelleri kaldırmak</strong></p>
<p>“Güçten İlham Alanlar”, ilham veren hikâyeleri görünür kılmanın ötesinde, yaratıcı üretimin önündeki teknik ve fiziksel engelleri kaldırmayı hedefliyor. Monster Bilgisayar, sunduğu yüksek performanslı teknolojilerle yaratıcı profesyonellerin fikirlerini gerçeğe dönüştürmelerine destek olurken, üretimin sürekliliğini ve kalitesini de güçlendiriyor. Proje, yaratıcı endüstrilerde faaliyet gösteren profesyonellerin ihtiyaçlarına odaklanarak, Monster’ın teknoloji sağlayıcısı olmanın ötesinde bir “yaratım partneri” olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/monster-gucten-ilham-alan-hikayeleri-sahneye-tasiyor-633320">Monster, güçten ilham alan hikayeleri sahneye taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mükemmellikle Tanınan, Tutarlılıkla Tanımlanan Bir Başarı Hikayesi: Hilton Dalaman Sarıgerme Resort &#038; Golf&#8217;e Uluslararası Ödül Yağdı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mukemmellikle-taninan-tutarlilikla-tanimlanan-bir-basari-hikayesi-hilton-dalaman-sarigerme-resort-golfe-uluslararasi-odul-yagdi-631961</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:35:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[award]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hilton Dalaman]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hılton]]></category>
		<category><![CDATA[misafir]]></category>
		<category><![CDATA[mükemmellikle]]></category>
		<category><![CDATA[tanımlanan]]></category>
		<category><![CDATA[tanınan]]></category>
		<category><![CDATA[tutarlılıkla]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631961</guid>

					<description><![CDATA[<p>Turizm sektöründe gerçek lüks, yalnızca anlık bir deneyim değil; her temas noktasında istikrarlı şekilde yeniden üretilen bir mükemmellik standardıdır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mukemmellikle-taninan-tutarlilikla-tanimlanan-bir-basari-hikayesi-hilton-dalaman-sarigerme-resort-golfe-uluslararasi-odul-yagdi-631961">Mükemmellikle Tanınan, Tutarlılıkla Tanımlanan Bir Başarı Hikayesi: Hilton Dalaman Sarıgerme Resort &#038; Golf&#8217;e Uluslararası Ödül Yağdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Turizm sektöründe gerçek lüks, yalnızca anlık bir deneyim değil; her temas noktasında istikrarlı şekilde yeniden üretilen bir mükemmellik standardıdır. Hilton Dalaman Sarıgerme Resort &#038; Golf, 2025 yılında kazandığı dört prestijli uluslararası ödülle, bu standardı yalnızca karşılayan değil, aynı zamanda yeniden tanımlayan bir konumda olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.</p>
<p>Farklı pazarlardan, bağımsız değerlendirme sistemlerinden ve uluslararası tur operatörlerinden gelen bu ödüller, markanın yalnızca tekil başarılar değil, süreklilik üzerine kurulu bir hizmet kültürü inşa ettiğini gösteriyor.</p>
<p><b>On Yıllık Kesintisiz Mükemmellik: British Airways Holidays Customer Excellence Award</b></p>
<p>Hilton Dalaman Sarıgerme Resort &#038; Golf, British Airways Holidays Customer Excellence Award 2025 ile bir kez daha uluslararası ölçekte en yüksek misafir memnuniyeti standartları arasında yer aldı.</p>
<p>Bu ödülün en dikkat çekici yönlerinden biri, otelin üst üste 10 yıl boyunca bu başarıyı sürdürmüş olmasıdır. Yüz binlerce doğrulanmış misafir değerlendirmesine dayanan sistem, hizmet kalitesi, temizlik, konfor ve genel deneyim gibi temel alanlarda sürdürülebilir bir mükemmelliği işaret ediyor.</p>
<p>On yıl boyunca değişmeyen bu istikrar, Hilton Dalaman’ı yalnızca başarılı bir tesis değil, güvenilir bir global referans noktası haline getiriyor.</p>
<p><b>Jet2holidays Quality Award 2025: Sürekliliğin Onayı</b></p>
<p>İngiltere’nin önde gelen tur operatörlerinden Jet2holidays tarafından verilen Quality Award 2025, Hilton Dalaman’ın misafir deneyiminde yakaladığı yüksek standardı bir kez daha doğruluyor.</p>
<p>Sınırlı sayıda tesise verilen bu ödül, yalnızca performansı değil, aynı zamanda bu performansın farklı sezonlar ve farklı misafir profilleri boyunca korunabilmesini de esas alıyor.</p>
<p><b>Corendon “Hotel of the Year 2025 – Premium Award”</b></p>
<p>Corendon tarafından verilen “Hotel of the Year 2025 – Premium Award”, Hilton Dalaman’ın bulunduğu segmentte yalnızca rekabet eden değil, standart belirleyen bir konuma sahip olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu ödül, ürün kalitesi, hizmet yaklaşımı ve misafir deneyiminin bütünsel uyumu üzerinden değerlendirilen, yüksek prestijli bir seçki içerisinde yer alıyor.</p>
<p><b>QM Awards: Aile Segmentinde Güçlü Konum</b></p>
<p>QM Tourism Awards kapsamında verilen “Türkiye’s Best QM Fethiye–Dalaman Family Hotel” ödülü, Hilton Dalaman’ın özellikle aile segmentindeki güçlü pozisyonunu vurguluyor.</p>
<p>Sektör profesyonelleri tarafından yapılan değerlendirmelere dayanan QM Awards, performans ve hizmet kalitesini objektif kriterlerle ölçerek sektörde referans kabul edilen bir yapı sunuyor.</p>
<p><b>Süreklilik Temelinde Bir Lüks Anlayışı</b></p>
<p>Dört farklı ödül, dört farklı değerlendirme sistemi ve dört ayrı pazar… Ortaya çıkan tablo tek bir noktaya işaret ediyor: sürdürülebilir mükemmellik.</p>
<p>Hilton Dalaman Sarıgerme Resort &#038; Golf, kısa vadeli başarıların ötesinde, her yıl yeniden üretilen bir hizmet standardı ile global turizm sahnesindeki konumunu güçlendirmeye devam ediyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mukemmellikle-taninan-tutarlilikla-tanimlanan-bir-basari-hikayesi-hilton-dalaman-sarigerme-resort-golfe-uluslararasi-odul-yagdi-631961">Mükemmellikle Tanınan, Tutarlılıkla Tanımlanan Bir Başarı Hikayesi: Hilton Dalaman Sarıgerme Resort &#038; Golf&#8217;e Uluslararası Ödül Yağdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Expanscience&#8217;tan eczacılara ilham veren buluşma serisi: &#8220;Etki Buluşmaları&#8221; gerçekleşti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/expansciencetan-eczacilara-ilham-veren-bulusma-serisi-etki-bulusmalari-gerceklesti-631787</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:28:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[buluşma]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşümü]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[eczacılara]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[expanscience]]></category>
		<category><![CDATA[ilham]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[serisi]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[tan]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[veren]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631787</guid>

					<description><![CDATA[<p>1950 yılından bu yana bilimsel gücü yüksek ve sorumluluk sahibi yaklaşımıyla faaliyet gösteren Expanscience Laboratuvarları, nisan ayı itibarıyla eczacılara özel olarak hayata geçirdiği “Expanscience Etki Buluşmaları” ile sektör profesyonellerini bir araya getirdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/expansciencetan-eczacilara-ilham-veren-bulusma-serisi-etki-bulusmalari-gerceklesti-631787">Expanscience&#8217;tan eczacılara ilham veren buluşma serisi: &#8220;Etki Buluşmaları&#8221; gerçekleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1950 yılından bu yana bilimsel gücü yüksek ve sorumluluk sahibi yaklaşımıyla faaliyet gösteren Expanscience Laboratuvarları, nisan ayı itibarıyla eczacılara özel olarak hayata geçirdiği “Expanscience Etki Buluşmaları” ile sektör profesyonellerini bir araya getirdi. </strong></p>
<p>İstanbul, Ankara ve İzmir’de düzenlenen buluşmalar; iş dünyasının yalnızca finansal başarıyla değil, toplumsal ve çevresel etkisiyle de değer yaratması gerektiği yaklaşımını merkeze aldı. <strong>Mustela Türkiye Ortadoğu ve Asya -Pasifik Ülkeleri Bölge Müdürü Fikret Baltaoğlu</strong> “1950 yılından bu yana bilimsel gücü ve sorumluluk sahibi yaklaşımıyla faaliyet gösteren Expanscience Laboratuvarları olarak, nisan ayında hayata geçirdiğimiz ‘<strong>Expanscience Etki Buluşmaları’ kapsamında sektör profesyonelleriyle bir araya geldik. İstanbul, Ankara ve İzmir’de gerçekleştirdiğimiz buluşmalarda, iş dünyasının yalnızca finansal başarıyla değil, toplumsal ve çevresel etkisiyle de değer yaratması gerektiğine olan inancımızı paylaştık</strong>.<strong>B Corp sertifikasına sahip bir marka olarak bu yaklaşımı tüm iş yapış biçimlerimizin merkezine alıyoruz. B-Corp sertifikasına sahip olmanın bu dönüşümün önemli bir parçası olduğuna inanıyor; eczacıların aileler için güvenilir bir rehber olarak kritik bir rol üstlendiğini düşünüyoruz. Bu doğrultuda, paydaşlarımızla birlikte daha sürdürülebilir ve kapsayıcı bir gelecek için fikir alışverişinde bulunduk.”dedi.</strong></p>
<p><strong>Mert Fırat</strong> ise, sürdürülebilirlik odağında ve B Corp yaklaşımını benimseyen bir markayla aynı zeminde buluşmanın kendisi için çok kıymetli olduğunu vurguladı. Eşit ebeveynliğin yalnızca bireysel bir tercih değil, toplumsal dönüşümün önemli bir parçası olduğuna inandığını belirten Fırat, bu yaklaşımı sahiplenen ve destekleyen Expanscience’ın Etki Buluşmaları’nda yer almaktan gurur duyduğunu ifade etti.</p>
<p>Etki Buluşmaları’na katkı sunan isimlerden biri <strong>olan Prof. Dr. Itır Erhart da, sosyal</strong> etki ve sürdürülebilirlik odağında geliştirilen bu tür platformların farklı paydaşları bir araya getirerek kolektif dönüşümü hızlandırdığına dikkat çekti. Erhart, iş dünyasının toplumsal faydayı merkeze alan yaklaşımlarının yaygınlaşmasının önemine vurgu yaptı.”</p>
<p><strong>AÇEV Babalık Çalışmaları Direktörü Hasan Deniz</strong> ise, bakım emeği, babalığın dönüşümü ve toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine deneyimlerini paylaştı. Babalığın dönüşümünün yalnızca aile içinde değil, toplumsal düzeyde de önemli bir değişim alanı olduğuna dikkat çeken Deniz, bakım emeğinin daha adil paylaşılmasının daha dengeli ve kapsayıcı bir toplumun temelini oluşturduğunu vurguladı. Bu alanda farkındalık yaratacak çalışmaların artmasının önemine değindi.</p>
<p><strong>“Dünya için en iyisini yapma” taahhüdü</strong></p>
<p>Expanscience, 2018 yılında aldığı B Corp sertifikası ile sürdürülebilirlik yaklaşımını iş modelinin merkezine taşıyarak, yalnızca “iyi bir şirket” olmanın ötesine geçerek “dünya için en iyisini yapmaya söz veren şirketler” arasında yer aldı. “İnsanların yaşamlarının her aşamasında kendi iyi oluşlarını sağlıklı bir gezegen üzerinde inşa etmelerine destek olmak” misyonuyla hareket eden, dermokozmetik, bebek ve aile bakımı, saç bakımı, parfüm ve eklem sağlığı alanlarında faaliyet gösteren; Mustela, Lierac, Phyto, Roger&#038;Gallet, Piascledine ve Halexo markalarını bünyesinde bulunduran Expanscience, 2018 yılında B Corp sertifikası alarak sürdürülebilirlik yaklaşımını iş modelinin merkezine entegre etti. Bu kapsamda “Dünya’nın en iyi şirketleri değil, dünya için en iyisini yapmaya taahhüt eden şirketler” arasına da yer aldı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/expansciencetan-eczacilara-ilham-veren-bulusma-serisi-etki-bulusmalari-gerceklesti-631787">Expanscience&#8217;tan eczacılara ilham veren buluşma serisi: &#8220;Etki Buluşmaları&#8221; gerçekleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İş kazaları bitmiyor çözüm &#8216;güvenlik kültürü&#8217;nde!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/is-kazalari-bitmiyor-cozum-guvenlik-kulturunde-630973</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 10:35:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bitmiyor]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Güvenlik Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[İş Sağlığı Ve Güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[kazaları]]></category>
		<category><![CDATA[kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[toplu]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630973</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Sertaç Temur, 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/is-kazalari-bitmiyor-cozum-guvenlik-kulturunde-630973">İş kazaları bitmiyor çözüm &#8216;güvenlik kültürü&#8217;nde!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü’nden<strong> </strong>Dr. Öğr. Üyesi Sertaç Temur, 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>İş sağlığı ve güvenliğinin amacı, insanların sağlıklı ve güvenli bir yaşam sürmesini sağlamak</strong></p>
<p>Sağlıklı olma durumunun kişinin fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan sağlıklı olması anlamına geldiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Sertaç Temur, “İş sağlığı ise çalışma ortamında kişinin sağlıklı olma durumunu sağlaması adına yapılan uygulamaları; iş güvenliği ise çalışma ortamının kişinin güvende olması adına yapılması veya alınması gereken güvenlik önlemleri anlamına gelmektedir. Buradan iş sağlığı ve güvenliğinin temel amacı, en yalın haliyle, çalışanların ya da daha genel bir tabirle insanların sağlıklı ve güvenli bir yaşama sahip olmasıdır. İnsan hayatından daha değerli bir şey olmadığını düşündüğümüzde, işyerlerinde yürütülen her faaliyetin öncelikli hedefi; çalışanı olası kazalardan, meslek hastalıklarından, fiziksel ve ruhsal zararlardan korumak olmalıdır. Bu sadece işyerinin değil, toplumun genel refahı için de hayati öneme sahiptir.” dedi.</p>
<p><strong>En riskli alanlar inşaat, sağlık ve taşımacılık</strong></p>
<p>Türkiye’de iş kazaları ve meslek hastalıklarının en sık görüldüğü sektörlere de değinen Dr. Öğr. Üyesi Sertaç Temur, “Türkiye’de iş kazalarının ve meslek hastalıklarının en sık yaşandığı alanlara baktığımızda, inşaat sektörü hâlâ ilk sırada yer almaktadır. Bunun yanında, sağlık sektörü çalışanları ergonomik riskler ve biyolojik etkenlere bağlı meslek hastalıklarıyla karşı karşıyadır. Son zamanlarda ise otellerde meydana gelen yangınlar bize, hizmet sektöründe yangın güvenliği önlemlerinin ne kadar hayati olduğunu tekrar hatırlattı. Ayrıca, uzun yol taşımacılığında tır sürücülerinin karşılaştığı trafik kazaları ve bu kazaların ardında yatan yorgunluk, dikkat dağınıklığı, riskli sürüş davranışları gibi etkenler, İSG’nin sadece fabrika veya inşaat gibi alanlarda değil, hayatın her yerinde gerekli olduğunu ortaya koyuyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>6331 sayılı kanun önemli bir dönüm noktası</strong></p>
<p>2012 yılında yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun alandaki en önemli adımlardan biri olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Sertaç Temur, “Bu yasa ile birlikte her işyerinde risk değerlendirmesi yapılması, çalışanlara eğitim verilmesi ve iş güvenliği uzmanlarının görevlendirilmesi gibi zorunluluklar getirildi. 2012 yılından günümüze 6331 sayılı İSG Kanunu’nun üzerinde günümüz şartlarına ve Türk çalışma kültürüne uyumluluk sağlanması adına birçok düzenleme yapılmıştır. Mevzuatsal açıdan yapılan bu yenilikler ve gelişmeler ülkemizde işyerlerinde güvenlik kültürünün oturtulması adına önemli birer adım ve sistemli bir yapıya dönüştürmekte yol gösterici niteliktedir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Mevzuatlar kağıt üzerinde kalmamalı</strong></p>
<p>Mevzuatta yapılan güncellemelerin işyerlerinde güvenlik kültürünün oluşturulmasına katkı sağladığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Sertaç Temur, “Ancak mevzuatlar kağıt üzerinde kaldığında, bu kazanımlar gerçek hayatta karşılık bulamayabiliyor. Uygulamada, denetimlerin yetersizliği, işverenlerin sadece yasal zorunlulukları yerine getirme motivasyonuyla hareket etmesi ve bazı çalışanların farkındalık düzeyinin düşük olması gibi nedenlerle sistem tam anlamıyla işlemez hâle geliyor. Oysa güvenli bir çalışma ortamı için mevzuatların içselleştirilmesi, bir alışkanlık hâline getirilmesi gerekiyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Güvenlik kültürü yaşam tarzı haline gelmeli</strong></p>
<p>İş sağlığı ve güvenliğinde kalıcı başarının “güvenlik kültürü” ile mümkün olabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Sertaç Temur, “Güvenlik kültürü, iş sağlığı ve güvenliğinin yalnızca bir prosedür değil, yaşam tarzı hâline gelmesini ifade eder. Bu kültürün oluşması ise yalnızca işyerlerinde değil, okullarda, evlerde hatta toplu taşımalarda dahi güvenli davranış biçimlerinin benimsenmesiyle mümkündür. Toplumun geneline yayılan bir güvenlik bilinci, yalnızca bugünü değil, yarını da güvence altına alır. Güvenlik kültürünün yaygınlaştırılması yönünde bugünden atılacak adımlar ancak 10-15 yıl içinde çok daha güvenli bir toplum yapısının temellerini atmamıza imkân sağlayacaktır.” dedi.</p>
<p><strong>İSG bir önlem değil, yaşam değeridir</strong></p>
<p>İş sağlığı ve güvenliğinin yalnızca bir önlem paketi olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Sertaç Temur, “Uzun vadeli hedefe ulaşabilmek için tümevarım yönteminin izlenmesi önemli bir strateji olacaktır. Küçük yaştaki çocuklar yeni alışkanlıkları daha kolay kazandıkları için, güvenlik kültürü eğitimlerinin erken yaşlarda verilmesi büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, bireylerin lise ve üniversite mezuniyetlerinden sonra büyük bir kısmını işyerlerinde geçirmeleri nedeniyle, işyerlerinde kazanılan güvenli davranışlar zamanla bireyin genel yaşamına da sirayet eder. Bu da güvenlik kültüründe toplumsal bir dönüşümün başlamasında etkili olacaktır. Eğitim, iletişim, katılım ve örnek davranışlar, bu sürecin temel bileşenleridir. İSG yalnızca bir önlem paketi değil, yaşamı önceleyen bir değerdir.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/is-kazalari-bitmiyor-cozum-guvenlik-kulturunde-630973">İş kazaları bitmiyor çözüm &#8216;güvenlik kültürü&#8217;nde!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BCG&#8217;nin yeni YZ raporu yayımlandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bcgnin-yeni-yz-raporu-yayimlandi-630853</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:28:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bcg]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşümü]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[maliyet]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[otomasyon]]></category>
		<category><![CDATA[raporu]]></category>
		<category><![CDATA[rekabet]]></category>
		<category><![CDATA[verimlilik]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yayımlandı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<category><![CDATA[yz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630853</guid>

					<description><![CDATA[<p>CEO’lar için önümüzdeki üç yılda en kritik gündemlerden biri otomasyon, yetkinlik dönüşümü ve bilinçli yetenek planlaması arasında doğru dengeyi kurmak olacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bcgnin-yeni-yz-raporu-yayimlandi-630853">BCG&#8217;nin yeni YZ raporu yayımlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>CEO’lar için önümüzdeki üç yılda en kritik gündemlerden biri otomasyon, yetkinlik dönüşümü ve bilinçli yetenek planlaması arasında doğru dengeyi kurmak olacak. Bu çerçevede raporun mesajı net: Yapay zekâ yalnızca operasyonları değil, her sektördeki kurum için rekabetin doğasını yeniden tanımlıyor. Bu dengeyi kurmada CEO’ların en büyük destekçilerinden biri de İK yöneticileri olacak.</p>
<p>Yeni düzende başarılı olanlar, otomasyonu yalnızca bir maliyet aracı olarak kullananlar değil; organizasyonlarını baştan tasarlayanlar olacak. BCG’nin araştırmasındaki bulgularına göre liderlerin odaklanması gereken dört temel öncelik öne çıkıyor:</p>
<p><strong>İş gücü stratejisini rekabet stratejisinin merkezine yerleştirmek </strong></p>
<p>Yapay zekâ, yeni iş modellerini mümkün kılarken organizasyonların değer üretme biçimini kökten değiştiriyor. Bu nedenle iş gücü stratejisi, otomasyonun bir sonucu değil; doğrudan stratejik planlamanın bir parçası olmak zorunda. Reaktif kararlar &#8211; özellikle yalnızca maliyet baskısıyla yapılan işten çıkarmalar &#8211; kısa vadeli kazanç sağlasa da kurumların uzun vadedeki rekabet gücünü zayıflatabiliyor. Her organizasyonun otomasyon ve insan katkısı dengesi farklı olduğu için başkalarının attığı adımları kopyalamak, verimlilik kaybı ve kritik yeteneklerin yitirilmesi riskini beraberinde getiriyor. </p>
<p><strong>Otomasyonu maliyet değil, yeniden tasarım aracı olarak konumlandırmak </strong></p>
<p>Yapay zekâ, tek boyutlu bir verimlilik aracı değil. Bazı alanlarda maliyet avantajı yaratırken, diğerlerinde hız, kalite ve müşteri deneyimi ön plana çıkıyor. Bu nedenle liderlerin odağı yalnızca maliyet azaltımı olmamalı. Asıl değer, iş yapış biçimlerinin yeniden tasarlanmasında ortaya çıkıyor. Bu da yeni performans metriklerini zorunlu kılıyor: Çalışan başına gelir artışı, daha hızlı ürün geliştirme veya müşteri etkisinde iyileşme gibi çıktılar, yapay zekâ yatırımlarının gerçek geri dönüşünü belirleyecek olan unsurlar. </p>
<p><strong>Yetkinlik dönüşümünün iş gücü stratejisinin merkezine alınması </strong></p>
<p>Bir işin varlığını sürdürmesinin, o işi yapan çalışanların hazır olduğu anlamına gelmediğine vurgu yapan BCG Yönetici Ortağı; Avrupa, Orta Doğu, Güney Amerika ve Afrika Sanayi Grubu Başkanı Gözde Yalazi Özbek şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>“Yapay zekâ ile birlikte roller değiştikçe, çalışanların da sürekli olarak yeni beceriler edinmesi gerekiyor. Tek seferlik eğitim programları bunun için yeterli olmuyor. Şirketlerin: </p>
<p>● Sürekli yetkinlik geliştirme (upskilling) ve yeni beceriler kazanma (reskilling) mekanizmaları kurması, </p>
<p>● Çalışanları yeni ve gelişen rollere yönlendirecek kariyer yolları tasarlaması,</p>
<p>● Dönüşümü aşamalı ve planlı şekilde yönetmesi </p>
<p>gerekiyor.”</p>
<p><strong>Yapay zekâ anlatısının doğru kurulması </strong></p>
<p>Yapay zekâ dönüşümünde teknik uygulama kadar iletişim de kritik önem taşıyor. Otomasyonun yalnızca iş kaybı ile ilişkilendirilmesi, çalışan bağlılığını düşürüyor ve dönüşüme direnci artırıyor. Kısa vadeli verimlilik kazanımları uğruna yapılan agresif kesintiler, uzun vadede organizasyonel performansı zayıflatabiliyor. Buna karşılık, yapay zekâyı değer yaratma ve rol zenginleştirme aracı olarak konumlandıran liderler, çalışanlarını dönüşümün bir parçası haline getirebiliyor. </p>
<p><strong>Sonuçta geleceği tasarlayanlar kazanmaya aday </strong></p>
<p>Yapay zekâ, şirketler için yalnızca bir verimlilik aracı değil; yeni bir büyüme, inovasyon ve değer yaratma dalgasının temel itici gücü. Bu dalga, rekabeti yeniden tanımlarken şirketler arasında belirgin bir ayrışma yaratma potansiyeline sahip. Bu süreçte bazı organizasyonlar yapay zekâyı yalnızca maliyet avantajı için kullanırken, diğerleri onu yeni iş modelleri, ürünler ve pazarlar yaratmak için bir kaldıraç olarak konumlandıracak. Bu tercih, yalnızca performansı değil, şirketlerin gelecekteki konumunu da belirleyecek. </p>
<p>Bu dönüşüm aynı zamanda belirsizliklerle birlikte geliyor. Yapay zekânın etkisi sektörler ve şirketler arasında farklı hız ve ölçekte hissedilecek. Kimi organizasyonlar küçülmeye giderken, kimileri agresif büyüme ve yetenek yatırımıyla öne çıkacak. Bu yeni düzende liderler için asıl önem taşıyan soru şu olacak: Yapay zekâyı bir verimlilik aracı olarak mı kullanacağız, yoksa organizasyonu yeniden tasarlayan bir büyüme motoruna mı dönüştüreceğiz?</p>
<p>Gözde Yalazi Özbek  gerçek rekabet avantajının kimlerin elinde olacağını ise şöyle açıkladı:</p>
<p>“Otomasyon ile insan potansiyelini birlikte ölçekleyebilen, bu süreçte İK’yı stratejik bir iş ortağı olarak konumlandıran, yetkinlik dönüşümünü bir kaldıraç olarak kullanan ve verimlilik kazanımlarını sürdürülebilir büyümeye çevirebilen organizasyonlar pastadan büyük pay alacak. YZ çağında kazananlar, değişime en hızlı adapte olanlar değil; değişimi en iyi tasarlayanlar olacak.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bcgnin-yeni-yz-raporu-yayimlandi-630853">BCG&#8217;nin yeni YZ raporu yayımlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fidye saldırısı önlemlerini elden bırakmayın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fidye-saldirisi-onlemlerini-elden-birakmayin-630838</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bırakmayın]]></category>
		<category><![CDATA[elden]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[fidye]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[önlemlerini]]></category>
		<category><![CDATA[saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[saldırısı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630838</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir fidye saldırısı, sistemleri ele geçirdiği gibi geriye dönüp bakıldığında her şeyin yolunda gittiğini düşündüren güveni de çürütüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fidye-saldirisi-onlemlerini-elden-birakmayin-630838">Fidye saldırısı önlemlerini elden bırakmayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir fidye saldırısı, sistemleri ele geçirdiği gibi geriye dönüp bakıldığında her şeyin yolunda gittiğini düşündüren güveni de çürütüyor. Siber güvenlikte dünya lideri olan ESET, fidye yazılımı saldırılarının çoğu zaman sessiz bir dönemin ardından geldiğine dikkat çekerek, görünürde sorunsuz işleyen sistemlerin ciddi riskler barındırabileceği uyarısında bulundu. </strong></p>
<p>Kurumsal başarısızlıklar incelendiğinde sıkça tekrar eden bir örüntüye işaret eden ESET, uzun süre sorunsuz çalışan sistemlerin zamanla rehavete yol açtığını belirtti. Bu durum, hazırlık yatırımlarının azalmasına ve gerçek risk ile algılanan risk arasındaki farkın büyümesine neden oluyor. Görünürde bir saldırı yaşanmamış olması, çoğu zaman savunmanın güçlü olduğu anlamına gelmiyor; yalnızca tehditlerin henüz görünür hâle gelmemiş olabileceğine işaret ediyor. Birçok kuruluş, güvenlik durumunu değerlendirirken kritik bir yanılgıya düşüyor. Kurumlar çoğu zaman ortamlarının güncel tehditlere karşı ne kadar güvenli olduğunu sorgulamak yerine, yalnızca temel kontrollerin yerinde olup olmadığını kontrol ediyor. Bu da şirketlerin aynı anda hem uyumlu hem de risk altında olabildiği bir tablo ortaya çıkarıyor.</p>
<p><strong>İstikrarın kendisi de istikrarı bozabilir</strong></p>
<p>Güvenlik değerlendirmelerinde bir diğer önemli sorun ise görünenle yetinme eğilimi. Kuruluşlar, kolay erişilebilen verilerle karar verirken daha zor elde edilen ancak kritik öneme sahip bilgileri göz ardı edebiliyor. Bu durum, güvenlik açıklarının fark edilmesini zorlaştırıyor ve eksik bir tabloya rağmen yanlış bir güven hissi oluşmasına neden oluyor. Verizon’un 2025 Veri İhlali Araştırma Raporu’na göre fidye yazılımı kurbanlarının yüzde 54’ünün erişim bilgileri, saldırıdan önce yasa dışı platformlarda zaten dolaşımdaydı. Bu da bazı ihlallerin, fark edilmeden çok önce başlamış olabileceğini gösteriyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>Fidye yazılımı saldırıları büyük ölçekli ekonomik sonuçlar doğurabiliyor</strong></p>
<p>ESET uzmanları, güvenlik sistemlerinin yalnızca kontrollerin varlığını doğrulamakla kalmaması gerektiğini, aynı zamanda şüpheli davranışları tespit edebilecek şekilde yapılandırılmasının önemine dikkat çekti. Özellikle saldırganların güvenlik süreçlerini devre dışı bırakma girişimlerinin izlenmesi, bu noktada kritik rol oynuyor. Fidye yazılımı saldırılarının etkisi ise yalnızca teknik boyutla sınırlı kalmıyor. İş sürekliliğini doğrudan etkileyen bu saldırılar, büyük ölçekli ekonomik sonuçlar doğurabiliyor. 2024 yılında Change Healthcare’e yönelik saldırının toplam maliyetinin 3 milyar dolar olduğu tahmin edilirken 2025 yılında Jaguar Land Rover’a yapılan benzer bir saldırı da ciddi mali kayıplara yol açtı. IBM verilerine göre ise bir veri ihlalinin ortalama maliyeti yaklaşık 5 milyon dolar seviyesinde bulunuyor; sağlık sektöründe bu rakam neredeyse 10 milyon dolara ulaşıyor.</p>
<p><strong>Veri sızıntıları asal yükümlülükleri de beraberinde getiriyor</strong></p>
<p>Veri sızıntılarının etkisi ise uzun vadeye yayılıyor. Sızdırılan kurumsal veriler, yeni kimlik avı ve iş e-postası dolandırıcılığı saldırıları için zemin hazırlarken aynı zamanda yasal yükümlülükleri de beraberinde getiriyor. Müşteri ve iş ortaklarının güven kaybı, artan sigorta maliyetleri ve yenilenmeyen sözleşmeler gibi dolaylı etkiler de tabloyu daha ağır hâle getiriyor. Güçlü bir siber güvenlik duruşu  yalnızca doğru araçlar ve insan kaynağının yanı sıra sürekli gözlem ve uyum sağlama alışkanlığıyla mümkün oluyor. Tehdit ortamının sürekli değiştiğine dikkat çeken uzmanlar, savunma tarafının da aynı hızda güncellenmesi gerektiğini vurguluyor. Tehdit istihbaratı ve zamanında aksiyona dönüşebilen güvenlik uyarıları olmadan, kurumların güvenlik algısı ile gerçek durum arasındaki fark giderek büyüyor. Bu fark siber suçlular tarafından yüksek maliyetlerle kapatılıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fidye-saldirisi-onlemlerini-elden-birakmayin-630838">Fidye saldırısı önlemlerini elden bırakmayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bankaların yalnızca %11&#8217;i güvenilir yapay zeka yetkinliğine ulaşabildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bankalarin-yalnizca-%11i-guvenilir-yapay-zeka-yetkinligine-ulasabildi-629586</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 08:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bankaların]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[güvenilir]]></category>
		<category><![CDATA[kurum]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<category><![CDATA[yetkinliğine]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=629586</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay zeka harcamaları hızla artarken, bankaların yalnızca sınırlı bir bölümü bu teknolojiyi güvenilir şekilde hayata geçirmek için gerekli yönetişim ve kontrol mekanizmalarını kurabilmiş durumda.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bankalarin-yalnizca-%11i-guvenilir-yapay-zeka-yetkinligine-ulasabildi-629586">Bankaların yalnızca %11&#8217;i güvenilir yapay zeka yetkinliğine ulaşabildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yapay zeka harcamaları hızla artarken, bankaların yalnızca sınırlı bir bölümü bu teknolojiyi güvenilir şekilde hayata geçirmek için gerekli yönetişim ve kontrol mekanizmalarını kurabilmiş durumda. Üstelik bankaların neredeyse yarısı, kendi yapay zekâ hazırlık seviyelerini olduğundan daha yüksek değerlendiriyor.</strong></p>
<p>Bankacılıkta güven bir tercih değil, temel bir gerekliliktir. Ancak bankalar yapay zeka yatırımlarını diğer sektörlere kıyasla daha hızlı artırıyor. Buna rağmen çoğu kurum, bu teknolojiyi güven oluşturacak yönetişim, gözetim ve altyapıdan yoksun şekilde hayata geçiriyor. IDC’nin araştırma verilerine dayanan <em><strong>SAS Veri ve Yapay Zeka Etki Raporu: Güven Esası (The Trust Imperative)</strong></em>, sektördeki bu temel çelişkiye dikkat çekiyor.</p>
<p>Araştırmada, incelenen dört sektör arasında bankacılık; hem yapay zeka harcamalarında hem de güvenilir <strong>yapay zeka</strong> uygulamalarının benimsenmesinde kamu, sigorta ve yaşam bilimleri sektörlerini geride bırakıyor. Nitekim bankaların yaklaşık dörtte biri (%23), IDC’nin Güvenilir Yapay Zeka Endeksi’nde en yüksek seviyede yer alıyor. Ancak bu avantajlara rağmen, kurumların büyük çoğunluğu raporun &#8220;ideal durum&#8221; olarak tanımladığı &#8220;yüksek iç güven ve kanıtlanmış güvenilirlik&#8221; kombinasyonunun çok uzağında kalıyor. Rapora göre:</p>
<ul>
<li><strong>Bankaların yalnızca %11’i</strong> hem kurum içi yapay zekâ güvenini yüksek seviyede tesis edebilmiş hem de somut olarak güvenilirliği kanıtlanmış yapay zekâ sistemlerine sahip. </li>
<li><strong>Bankaların yaklaşık yarısı (%47)</strong> IDC’nin “güven ikilemi” olarak tanımladığı noktada konumlanıyor. Bu kurumlar ya güven eksikliği nedeniyle güvenilir yapay zekayı yeterince kullanamıyor ya da doğrulanmamış sistemlere aşırı bağımlı hale geliyor.</li>
</ul>
<p><strong>SAS Risk, Dolandırıcılık ve Uyum Çözümlerinden Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Stu Bradley</strong>, konuya ilişkin şunları söyledi: “<em>Güvenilir yapay zeka söz konusu olduğunda bankacılık, bu çalışmadaki tüm sektörlerin önünde yer alıyor. Buna rağmen çoğu bankanın temel hazırlık seviyesi olması gereken noktanın oldukça gerisinde kalıyor. Yaklaşık 10 bankadan 9&#8217;u henüz güven algısını somut kanıtlarla hizalayamadı ve her beş bankadan biri hâlâ izole edilmiş (silo) veri yapılarıyla çalışıyor. Yapay zeka hedefleri ile hazırlık seviyesi arasındaki bu boşluğu kapatmak, tüm bankalar için yönetim katında bir öncelik olmalıdır</em>.”</p>
<p><strong>Yatırımlar artıyor, ancak temeller hâlâ kırılgan</strong></p>
<p>Dünya genelinde 2.375 BT ve iş dünyası liderinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, endişe verici bir tabloyu ortaya koyuyor: Yapay zeka yetkinliklerine yapılan yatırımlar; bu teknolojiyi güvenilir kılan &#8220;<strong>sorumlu inovasyon</strong>&#8221; ilkeleri ile yapılan yatırımlarla eşleşmiyor. Tek bir model hatasının bile ağır düzenleyici cezalara yol açabileceği veya müşteri güvenini bir gecede yerle bir edebileceği bu sektörde, söz konusu kopukluk ciddi bir risk arz ediyor.</p>
<p>Sorun yatırım eksikliği  değil: Bankaların yapay zeka harcama grafiği, araştırmadaki diğer tüm sektörlerin üzerinde seyrediyor. Bankaların %60’ı bu alanda %4 ile %20 arasında bir büyüme beklerken, %12’lik bir kesim çok daha keskin artışlar öngörüyor. Bu ivmeye rağmen, çalışmada şu kritik temel yapısal zayıflıklara dikkat çekiyor:</p>
<ul>
<li><strong>Veri siloları:</strong> Bankaların %19’u hâlâ silo veri altyapısıyla faaliyet gösteriyor; bu oran araştırmadaki en yüksek seviye.</li>
<li><strong>Yetersiz veri temelleri:</strong> Bankaların önemli bir bölümü etkin veri yönetişimi (%45) ve/veya merkezi ya da optimize edilmiş veri altyapısından (%41) yoksun.</li>
<li><strong>Yetenek açığı:</strong> Kurumların %42’si uzmanlaşmış yapay zekâ yetkinliklerinde eksiklik yaşıyor.</li>
</ul>
<p>Bu sorunları aşmak için bankaların %52’si yapay zekâ mimarisini genişletmeyi, %43’ü ise özel yapay zekâ ekipleri kurmayı veya büyütmeyi planlıyor. Ancak yalnızca %31’i doğrudan yapay zekâ modellerinin geliştirilmesi ve iyileştirilmesine odaklanmayı hedefliyor. Bu da karşı karşıya olunan engellerin teorik değil, doğrudan yapısal olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>IDC Yapay Zeka ve Otomasyon Bölümü Araştırma Direktörü Kathy Lange,</strong> “<em>Bankacılık sektörü yapay zekanın potansiyelini açıkça anlıyor, ancak anlamak ile uygulamak aynı şey değil. Güçlü veri mimarileri, yönetişim çerçeveleri ve yetkin insan kaynağı olmadan bankalar, yatırım getirisi (ROI) sağlayamayan projelere kaynak ayırma riskiyle karşı karşıya kalır. Daha da önemlisi, bu durum güven temelini zedeleyebilir</em>.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Yapay zekada gerçek değer: maliyet değil, inovasyon</strong></p>
<p>Rapor, yapay zekânın bankacılıktaki temel değerinin maliyet azaltımı olduğu yönündeki yaygın varsayımı da sorguluyor. Buna karşılık bankacılık sektörü, yapay zekâdan elde edilen değerin ana kaynağı olarak süreç verimliliği yerine ürün ve hizmet inovasyonunu önceliklendiren tek sektör olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Sektörler arası yatırım getirisi (ROI) verileri de bu yaklaşımı destekliyor. Yapay zekayı müşteri deneyimini iyileştirmek için kullanan kurumlar, yapılan her 1 dolarlık yatırım karşılığında 1,83 dolar ile en yüksek getiriyi elde ediyor. Pazar payını artırmaya odaklananlar 1,74 dolar ile ikinci sırada yer alırken, maliyet tasarrufuna odaklananların getirisi 1,54 dolar ile en düşük seviyede kalıyor. Ayrıca güvenilir yapay zekâyı önceliklendiren kurumların, yapay zekâ yatırımlarından elde ettikleri toplam getiriyi iki katına çıkarma olasılığı %60 daha yüksek.</p>
<p>Bankalar aynı zamanda <strong>agentic AI</strong> (ajan tabanlı yapay zeka) konusunda diğer sektörlere göre daha kararlı adımlar atıyor. Kurumların yaklaşık üçte biri, daha otonom sistemleri desteklemek için güvenilir yapay zeka yatırımlarını artırmayı planlıyor. Ancak yapay zeka sistemleri daha fazla karar verme yetkisi kazandıkça, zayıf yönetişimin doğuracağı sonuçlar da bir o kadar ağırlaşıyor.</p>
<p><strong>SAS Global Finansal Hizmetler Direktörü Alex Kwiatkowski</strong> ise şunları söyledi: “<em>Düzenleyici kurumlar ve müşteriler süreci yakından takip ediyor. Şu anda bankaların neredeyse yarısı ya doğrulanmamış yapay zekalar kullanıyor ya da onayladıkları teknolojileri hayata geçirmekte tereddüt ediyor,” diyerek ekledi: “Hiçbir banka bu rekabetçi rekabette geri planda kalan oyuncu olmak istemez ancak maliyet tasarrufu tek başına onları yarışta tutmaya yetmeyecektir. Kazananlar; yönetişim, açıklanabilirlik, şeffaflık ve güçlü veri temellerine işi ölçeklendirmeden önce, yani henüz bir şeyler bozulmadan yatırım yapan bankalar olacak</em>.” dedi.</p>
<p>Daha fazla bilgi almak <em>Data and AI Impact Report</em>’a erişmek için <strong>SAS.com/ai-impact</strong> adresini ziyaret edebilirsiniz.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bankalarin-yalnizca-%11i-guvenilir-yapay-zeka-yetkinligine-ulasabildi-629586">Bankaların yalnızca %11&#8217;i güvenilir yapay zeka yetkinliğine ulaşabildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklar ve Şiddet Konusunda Dikkat Edilmesi Gerekenler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklar-ve-siddet-konusunda-dikkat-edilmesi-gerekenler-628251</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 11:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Duyguları]]></category>
		<category><![CDATA[edilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[konusunda]]></category>
		<category><![CDATA[olay]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=628251</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son günlerde yaşanan okul saldırıları; çocuklar arasında şiddet, akran zorbalığı ve uyum problemlerini yeniden gündeme getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-ve-siddet-konusunda-dikkat-edilmesi-gerekenler-628251">Çocuklar ve Şiddet Konusunda Dikkat Edilmesi Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde yaşanan okul saldırıları; çocuklar arasında şiddet, akran zorbalığı ve uyum problemlerini yeniden gündeme getirdi. Uzmanlar bu tür olayların yalnızca tekil trajediler olarak ele alınmaması gerektiğini belirtiyor. Bir çocuğun, kendi yaşının çok ötesinde yıkıcı sonuçlar doğuran bir eyleme yönelmesi; bireysel bir olay olmanın ötesinde, toplumsal düzeyde değerlendirilmesi gereken ciddi bir soruna işaret ediyor. Bu olaylar, yalnızca mağdurların hayatında geri dönülmez kırılmalar yaratmakla kalmıyor; aynı zamanda tüm toplumda derin bir güvensizlik, kaygı ve incinme duygusu oluşmasına da neden oluyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı (Çocuk Psikiyatrisi) Bölümü’nden Uz. Dr. Berna Aygün, çocuklarda artan şiddet olaylarının nedenleri ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Hem çocuk hem de ailelerin güven duygusu zedeleniyor</strong></p>
<p>Şiddet olaylarına maruz kalan, tanık olan ya da bu olayları medya aracılığıyla takip eden çocuklar yalnızca fiziksel değil, ruhsal olarak da etkilenmektedir. Dünya, çocuklar için öngörülebilir ve güvenli bir yer olmaktan uzaklaşırken; akran ilişkileri de tehdit algısıyla şekillenmeye başlamaktadır. Aileler açısından ise çocuklarını emanet ettikleri eğitim ortamlarına duyulan temel güven sarsılmaktadır. Bu durum bireysel travmaların ötesine geçerek, toplumsal ölçekte bir kırılganlık yaratmaktadır. Çünkü bir toplum, çocuklarının birbirine zarar verdiği noktada, kendi geleceğine dair en temel değerlerini de kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.</p>
<p><strong>Şiddetin ardındaki psikososyal gerçeklik</strong></p>
<p>Bir çocuğun bu denli yıkıcı davranışlar sergilemesi, yalnızca “ne yaptığı” ile değil, “neyi taşıyamadığı” ile ilgilidir. Çocuk, ifade edemediği, anlamlandıramadığı ve düzenleyemediği yoğun duyguları davranış yoluyla dışa vurur. Bu tür şiddet davranışları; öfkenin yanı sıra utanç, değersizlik ve görünmezlik duygularının da bir yansımasıdır. Çocuk, kendi içinde düzenleyemediği bu duyguları, dış dünyada ve çoğu zaman başkaları üzerinden ifade etmeye çalışır. Bu noktada unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk bu ölçekte bir yıkıcılığı tek başına üretmez. Bu tür davranışlar; çocuğun içinde bulunduğu ailevi, sosyal ve kurumsal ilişkiler ağı ile daha geniş toplumsal koşulların bir ürünüdür.</p>
<p><strong>Duygularıyla baş başa kalan çocuklar yıkıcı sonuçlara neden olabiliyor</strong></p>
<p>Günümüz çocukları, giderek daha fazla uyarana maruz kalırken; aynı ölçüde duygusal olarak desteklenemeyen bir ortamda büyümektedir. Ailelerin ekonomik ve sosyal zorlukları, çocukların duygularını sağlıklı biçimde düzenleyebilecekleri alanları daraltmaktadır. Ebeveynler, öğretmenler ve kurumsal yapılar çocuklar için yeterince erişilebilir ve destekleyici olmadığında, çocuklar duygularıyla baş başa kalmakta; bu durum zamanla birikerek yıkıcı sonuçlara yol açabilmektedir. Bununla birlikte; sosyal eşitsizlikler, eğitim sistemindeki yapısal sorunlar, ruh sağlığı hizmetlerinin yetersizliği ve kamusal alanda şiddetin normalleşmesi gibi faktörler de bu süreci derinleştirmektedir. Bu nedenle çocuk ruh sağlığı, yalnızca bireysel değil, doğrudan bir kamu politikası meselesi olarak ele alınmalıdır.</p>
<p>Şiddeti yeniden üreten dilden uzak durulmalı  </p>
<p><strong>TV ve kamusal dilde şiddet dilinden uzaklaşılmalı</strong></p>
<p>Bu tür olayların önlenmesi, yalnızca daha fazla denetim ya da cezai yaptırımlarla mümkün değildir. Kalıcı çözüm, şiddeti doğuran koşulların ortadan kaldırılmasını gerektirir. Bu kapsamda;</p>
<ul>
<li>Okullarda duygusal gelişimi destekleyebilecek sistemler geliştirilmeli </li>
<li>Çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetleri yaygın, erişilebilir ve sürdürülebilir hale getirilmeli</li>
<li>Aileler ve eğitimciler desteklenmeli </li>
<li>Travma duyarlı eğitim modelleri geliştirilmeli</li>
<li>TV ve kamusal dilde şiddetin yeniden üretilmesini engelleyecek sorumlu bir yaklaşım benimsenmeli  </li>
</ul>
<p>Tüm bu adımlar, yalnızca bireysel iyilik halini değil; toplumsal güvenliği ve dayanıklılığı da güçlendirecektir. Çocuklar, içinde bulundukları dünyanın dilini konuşurlar. Bir çocuğun şiddete yönelmesi, yalnızca bireysel bir sorun değil; o çocuğun içinde büyüdüğü toplumsal yapının da bir yansımasıdır. Bu nedenle yapılması gereken, yalnızca şiddeti bastırmak değil; şiddeti ortaya çıkaran duygusal, ilişkisel ve yapısal süreçleri anlamak ve dönüştürmektir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-ve-siddet-konusunda-dikkat-edilmesi-gerekenler-628251">Çocuklar ve Şiddet Konusunda Dikkat Edilmesi Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Farmicca&#8217;dan Küresel Rekabete Yerli Yanıt: %30 Enerji Verimliliği, %99 Su Tasarrufu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/farmiccadan-kuresel-rekabete-yerli-yanit-%30-enerji-verimliligi-%99-su-tasarrufu-628072</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 16:02:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[farmicca]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[rekabete]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tesis]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[verimlilik]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yanıt]]></category>
		<category><![CDATA[yerli]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=628072</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin üretimde verimlilik ve yüksek teknoloji odaklı dönüşümünü temsil eden, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı destekleriyle hayata geçirilen Ankara Verimlilik ve Teknoloji Fuarı; bu yıl da ülkemizin stratejik sektörlerinde küresel rekabet gücünü şekillendiren öncü platformlardan biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/farmiccadan-kuresel-rekabete-yerli-yanit-%30-enerji-verimliligi-%99-su-tasarrufu-628072">Farmicca&#8217;dan Küresel Rekabete Yerli Yanıt: %30 Enerji Verimliliği, %99 Su Tasarrufu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin üretimde verimlilik ve yüksek teknoloji odaklı dönüşümünü temsil eden, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı destekleriyle hayata geçirilen Ankara Verimlilik ve Teknoloji Fuarı; bu yıl da ülkemizin stratejik sektörlerinde küresel rekabet gücünü şekillendiren öncü platformlardan biri olarak öne çıkıyor. Türkiye’de verimlilik temasıyla gerçekleştirilen en kapsamlı organizasyonlardan biri olma niteliği taşıyan bu fuarda, tarımı ileri mühendislik ve yazılım teknolojileriyle yeniden tanımlayan Farmicca da güçlü bir şekilde yer alıyor. Tamamı yerli ve milli teknolojiyle geliştirilen altyapısıyla, minimum kaynakla maksimum üretim yaklaşımını endüstriyel ölçekte mümkün kılan Farmicca; yalnızca bir tarım teknolojisi şirketi değil, Türkiye’den doğan ve küresel pazarlarda ölçeklenmeye hazır bir AgriTech platformu olarak konumlanıyor. <strong>Fuarın ortaya koyduğu verimlilik, sürdürülebilirlik ve yüksek katma değerli üretim vizyonunu sahaya taşıyan Farmicca, tarımın geleceğini belirleyecek teknolojilerin artık Türkiye’den çıktığını güçlü biçimde ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Tamamı yerli yatırım ve mühendislikle geliştirilen Farmicca, tarımı doğa koşullarına bağımlı bir faaliyet olmaktan çıkararak ölçülebilir, öngörülebilir ve yüksek verimli bir üretim modeline dönüştürüyor. İklim kontrollü dikey tarım tesislerinde yılın 365 günü kesintisiz üretim sağlayan sistemler, yalnızca 500 m² alanda aylık 75 bin adet kıvırcık yetiştirme kapasitesine ulaşıyor. Kapalı üretim modeli sayesinde iklim koşulları ve doğal afetlerden tamamen bağımsız çalışan bu yapı, <strong>Farmicca’yı tarımda yeni bir verimlilik standardının temsilcisi haline getirirken, dünyadaki önde gelen dikey tarım tesislerine kıyasla 2,5 kat daha yüksek verim sunuyor.</strong></p>
<p>Farmicca, tesis tasarımından mühendisliğe, kurulumdan devreye almaya kadar tüm süreci kapsayan anahtar teslim dikey tarım fabrikaları kurarak, tarımı bir üretim hattı disipliniyle ele alıyor. Donanım, yazılım ve üretim süreçlerini tek bir çatı altında entegre eden bu yaklaşım, yatırımcılar için hızlı devreye alınabilen, öngörülebilir getirisi olan ve sürdürülebilir üretim altyapıları sunuyor. <strong>Şirket, yakın gelecekte Türkiye’nin önde gelen tarım teknolojileri ihracatçılarından biri olmayı hedeflerken; Orta Asya, Orta Doğu ve Avrupa pazarlarında aktif büyüme stratejisi izliyor.</strong></p>
<p><strong>Tam otomatik, 365 gün kesintisiz, yüksek verimli üretim modeli</strong></p>
<p>Farmicca’nın geliştirdiği teknolojik altyapının merkezinde yer alan Farmisense yazılım platformu, iklim kontrollü dikey tarım tesislerinin tüm operasyonunu uçtan uca ve tam otomatik olarak yönetir. Sıcaklık, nem, CO₂, ışık ve besin dengesi gibi kritik parametreleri anlık olarak izleyip optimize eden sistem, üretimi insan müdahalesine ihtiyaç duymadan en verimli seviyede sürdürür.</p>
<p>Gelişmiş veri analitiği ve senaryo yönetimi kabiliyetleri sayesinde Farmisense, üretimi ölçülebilir ve öngörülebilir hale getirirken, kaynak kullanımını minimuma indirerek maksimum çıktı elde edilmesini sağlar. Bu yapı, Farmicca tesislerini klasik bir tarım alanı olmaktan çıkarıp tamamen dijital olarak yönetilen bir “akıllı üretim sistemi”ne dönüştürür.</p>
<p><strong>Akıllı Büyütme LED’i Çözümleri</strong></p>
<p>Farmicca’nın geliştirdiği Illuminator LED aydınlatma sistemi, bitkilere yalnızca ihtiyaç duydukları ışık yoğunluğunu sağlayarak maksimum verimlilikle minimum enerji tüketimini mümkün kılar. Akıllı dimleme altyapısı ve gün doğumu–gün batımı simülasyonu ile bitkilerin doğal büyüme döngüsü taklit edilirken, farklı dalga boylarının kontrolü sayesinde her bitki türüne özel ışık reçeteleri uygulanır.</p>
<p>Bu yaklaşım, bitki stresini azaltarak daha homojen ve kaliteli üretim sağlarken, gereksiz enerji tüketimini ortadan kaldırır. Farmicca, bu ölçekte ve aktif üretim ortamında gelişmiş büyütme ışığı teknolojilerini kullanan öncü şirketlerden biri olarak sektörde belirgin bir teknolojik üstünlük ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Pestisitsiz üretim ve yüksek besin değerine sahip yeşillikler</strong></p>
<p>Farmicca’nın iklim kontrollü topraksız tarım tesislerinde üretim, dış ortamdan tamamen izole bir yapıda gerçekleştirilir. Bu sayede pestisit, herbisit ve zararlı kimyasallara ihtiyaç duyulmadan üretim yapılabilir. Kapalı devre ve kontrollü ortamda yetiştirilen ürünler, ideal besin dengesiyle büyürken maksimum hijyen standartları korunur.</p>
<p>Sonuç olarak tüketicilere yılın her günü aynı kalite, tazelik ve besin değerine sahip, güvenli ürünler sunulur. Bu model, sağlıklı gıdaya erişim açısından yeni bir standart tanımlar.</p>
<p><strong>Farmicca Campus</strong></p>
<p>Farmicca, Ar-Ge yatırımlarını güçlendirmek amacıyla İstanbul Çatalca’da 1.000 metrekarelik Farmicca Campus projesini hayata geçirmektedir. Birbirinden bağımsız iklimlendirme altyapısına sahip 10 farklı Ar-Ge odasından oluşan bu merkezde, farklı ürün grupları ve yetiştirme teknikleri üzerine ileri düzey çalışmalar yürütülmektedir.</p>
<p>Farmicca Campus, yalnızca yeni teknolojilerin geliştirilmesine değil, aynı zamanda bu alanda uzmanlaşacak insan kaynağının yetiştirilmesine de katkı sağlamayı hedeflemektedir. Bu yatırım, geleceğin iklim kontrollü tarım mühendislerinin yetişmesine zemin hazırlarken, sektörün sürdürülebilir büyümesine de doğrudan katkı sunmaktadır.</p>
<p><strong>Gıda Güvenliği İçin Kritik Fark: 1,5 Ton Suya Karşı 8 Litre</strong></p>
<p><strong>Geleneksel tarımda 1 kilogram kıvırcığın üretimi için yaklaşık 1,5 ton su tüketilirken, Farmicca’nın iklim kontrollü topraksız tarım tesislerinde bu miktar yalnızca 8 litreye kadar düşmektedir.</strong> Bu fark, sadece bir verimlilik artışı değil; su krizinin derinleştiği günümüzde tarımın geleceğini yeniden tanımlayan stratejik bir dönüşümdür.</p>
<p>Farmicca’ya göre topraksız tarım artık bir alternatif değil; Türkiye’nin gıda güvenliği, su kaynaklarının korunması ve toplumun sağlıklı gıdaya erişimi açısından stratejik bir zorunluluktur. Bu yaklaşımın, sürdürülebilir tarım politikalarının merkezinde konumlandırılması gerektiği vurgulanmaktadır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/farmiccadan-kuresel-rekabete-yerli-yanit-%30-enerji-verimliligi-%99-su-tasarrufu-628072">Farmicca&#8217;dan Küresel Rekabete Yerli Yanıt: %30 Enerji Verimliliği, %99 Su Tasarrufu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>10 Yıl Genç Görünmek Bunlara Bağlı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/10-yil-genc-gorunmek-bunlara-bagli-627350</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 09:38:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağlı]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[bunlara]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[görünmek]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627350</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aynı yaşta iki insanın biri daha enerjik, daha sağlıklı ve daha genç hissederken diğerinin daha yorgun ve daha yaşlı görünmesinin nedeni ne olabilir?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/10-yil-genc-gorunmek-bunlara-bagli-627350">10 Yıl Genç Görünmek Bunlara Bağlı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aynı yaşta iki insanın biri daha enerjik, daha sağlıklı ve daha genç hissederken diğerinin daha yorgun ve daha yaşlı görünmesinin nedeni ne olabilir? Bilimsel araştırmalar, yaşlanmanın yalnızca takvimde ilerleyen yıllardan ibaret olmadığını; metabolik sağlık, yaşam tarzı ve günlük alışkanlıkların bu süreci doğrudan etkilediğini ortaya koyuyor. Yani aslında herkes aynı hızda yaşlanmıyor. Peki vücudumuzun gerçek yaşını ne belirliyor ve bu süreci değiştirmek mümkün mü? <strong>Acıbadem Life Danışmanı İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>’a göre yanıt düşündüğümüzden çok daha net: “Yaş almak kaçınılmaz olabilir ama nasıl yaşlandığımız büyük ölçüde bizim elimizde.” Yaşlılığı yönetmenin pek çok faktöre bağlı olduğunu belirten <strong>Dr. Sarıyıldız</strong>, yönetilebilir bir yaşlılığa dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Yaşlanmak pasif bir süreç değil!</strong></p>
<p>Yaşlanmanın çoğu kişi tarafından yalnızca takvimde ilerleyen yıllardan ibaret olarak görüldüğünü söyleyen <strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız,</strong> “Oysa modern bilim bize başka bir şey söylüyor: Yaş almak kaçınılmaz olabilir, fakat nasıl yaşlandığımız büyük ölçüde yönetilebilir bir süreçtir. Bugün aynı takvim yaşına sahip iki insanın biyolojik olarak birbirinden on, hatta on beş yıl farklı olabildiğini gösteren çok sayıda bilimsel çalışma var. Bu farkın nedeni çoğu zaman genetik değil; metabolik sağlık, yaşam tarzı, beslenme, uyku, stres ve hareket gibi günlük alışkanlıklardır. Başka bir ifadeyle, insan yalnızca yaş almaz; aynı zamanda yaşını yönetir. Son yıllarda hızla gelişen sağlıklı uzun yaşam bilimi, yaşlanmayı artık pasif bir süreç olarak değil, biyolojik sistemlerin yavaş yavaş değiştiği ve doğru stratejilerle etkilenebilen bir süreç olarak ele alıyor. Bu yaklaşım yaşlanmayı durdurmayı değil, daha sağlıklı, daha enerjik ve daha üretken bir yaşam süresini uzatmayı hedefliyor” diyor. </p>
<p><strong>Zincir metabolizma ile kırılıyor!</strong></p>
<p>Araştırmalara göre yaşlanma hızını belirleyen en önemli faktörlerden birinin metabolik sağlık olduğunu söyleyen Dr. Erkan Sarıyıldız, “Kan şekeri dengesinin bozulması, insülin direnci, kronik inflamasyon ve lipid metabolizmasındaki değişimler vücudun biyolojik yaşını hızlandırabiliyor. Bu nedenle modern sağlık yaklaşımı yalnızca hastalıkları tedavi etmeye değil, bu süreçleri erken dönemde anlamaya ve yönetmeye odaklanıyor. Çünkü yaşlanma çoğu zaman bir anda ortaya çıkan bir durum değil; yıllar boyunca sessiz ilerleyen biyolojik değişimlerin sonucudur” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Bu yaş, takvim yaşından daha önemli! </strong></p>
<p>Biyolojik yaş kavramının önemine dikkat çeken <strong>Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Takvim yaşı yalnızca doğduğumuz günden bu yana geçen zamanı gösterir. Biyolojik yaş ise vücudumuzun gerçek fizyolojik durumunu ifade eder. Metabolik göstergeler, inflamasyon belirteçleri, hormon dengesi, vücut kompozisyonu, kas kütlesi, uyku kalitesi ve fiziksel aktivite düzeyi gibi birçok faktör bir araya geldiğinde vücudun yaşlanma hızı hakkında önemli ipuçları verir. Bu nedenle aynı yaşta iki insanın sağlık durumu arasında büyük farklar görmek şaşırtıcı değildir” diyor. </p>
<p><strong>Yaşlılık yönetiminde 5 kural</strong></p>
<ol>
<li><strong>Metabolik denge</strong>: Sağlıklı ve uzun yaşamın temelinde bulunan birkaç kritik biyolojik mekanizmadan birinin metabolik denge olduğunu söyleyen <strong>Acıbadem Life <strong>Danışmanı </strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız,</strong> “Kan şekeri ve insülin seviyelerinin stabil olması hücresel yaşlanmayı doğrudan etkileyen faktörlerden biri. Bir diğeri kronik inflamasyonun kontrol altında tutulmasıdır. Vücutta düşük düzeyde fakat sürekli devam eden inflamasyon, birçok kronik hastalığın ve yaşlanma sürecinin önemli bir tetikleyicisidir. Hücresel enerji üretimi de yaşlanmanın merkezinde yer alır. Mitokondrilerin sağlıklı çalışması, hücrelerin enerji üretme kapasitesini ve dolayısıyla organların performansını belirler” diyor. </li>
<li><strong>Beslenme Alışkanlıkları</strong>: Beslenme alışkanlıklarının da bu sürecin önemli bir parçası olduğunu ifade eden Dr. Erkan Sarıyıldız, “Yeterli protein içeren, sebze, lif ve sağlıklı yağlar açısından zengin; işlenmiş gıdaların ise sınırlı olduğu beslenme modellerinin inflamasyonu azalttığı ve metabolik sağlığı desteklediği gösterilmiştir” ifadelerini kullanıyor. </li>
<li><strong>Kas Kütlesinin Korunması: </strong>Kas kütlesinin<strong> </strong>yaşlanma biyolojisinin kritik unsurlarından biri olduğunu söyleyen Dr. Erkan Sarıyıldız,” Kas dokusu yalnızca hareket için değil, metabolik denge için de önemli bir organdır. Düzenli fiziksel aktivite ve direnç egzersizleri bu nedenle sağlıklı yaşlanmanın temel araçlarından biri olarak kabul edilir” diyor. </li>
<li><strong>Uyku ve Stres yönetimi: </strong>Uyku ve stres yönetiminin çoğu zaman gözden kaçan ama son derece güçlü biyolojik etkiler yaratan faktörler olduğunu belirten Dr. Erkan Sarıyıldız, “Kronik stres, hormon dengesi ve bağışıklık sistemi üzerinde belirgin etkiler oluşturabilir. Kaliteli uyku ise metabolik dengeyi, beyin sağlığını ve hücresel onarım süreçlerini destekler” ifadelerini kullanıyor.<strong> </strong></li>
<li><strong>Sosyal İlişkiler ve Zihinsel Canlılık:</strong> Son yıllarda yapılan araştırmaların sosyal ilişkilerin ve zihinsel canlılığın uzun ve sağlıklı yaşam üzerinde güçlü etkileri olduğuna değinen Dr. Erkan Sarıyıldız, “İnsan beyni, tıpkı kaslar gibi, kullanılmadığında hızla gerileyen bir organdır” diyor. </li>
</ol>
<p><strong> Doğru Alışkanlıklarla Herkes Sağlıklı Yaşlanabilir</strong></p>
<p>Yaşlanmanın yalnızca zamanın geçmesi değil, vücudun nasıl yönetildiğiyle ilgili bir süreç olduğunu ifade eden <strong>Acıbadem Life <strong>Danışmanı</strong> İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız,</strong> “Sağlıklı beslenme, düzenli hareket, stres kontrolü ve metabolik denge, yaşlanma hızını doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle modern tıp artık sadece hastalıkları tedavi etmeye değil, sağlığı yönetmeye odaklanıyor. Bu sayede yaş almak kaçınılmaz bir süreç olsa da yaşlılığımızda yönetilebilir hale geliyor. Doğru alışkanlıklarla herkes daha sağlıklı, daha enerjik ve daha kaliteli bir yaşam sürebilir” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/10-yil-genc-gorunmek-bunlara-bagli-627350">10 Yıl Genç Görünmek Bunlara Bağlı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;İstanbul&#8217;un Katmanları: Kent Arkeolojisi ve Maltepe Sempozyumu&#8217;nun bildiriler kitabı tanıtıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/istanbulun-katmanlari-kent-arkeolojisi-ve-maltepe-sempozyumunun-bildiriler-kitabi-tanitildi-626209</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 08:22:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[arkeolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[katmanları]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel]]></category>
		<category><![CDATA[maltepe]]></category>
		<category><![CDATA[Maltepe Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[miras]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyumu]]></category>
		<category><![CDATA[stanbul]]></category>
		<category><![CDATA[un]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626209</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi’nin geçen yıl düzenlediği ve alanında önemli isimlerin katıldığı “İstanbul’un Katmanları: Kent Arkeolojisi ve Maltepe Sempozyumu”nda sunulan bildirileri içeren kitabın lansmanı yapıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/istanbulun-katmanlari-kent-arkeolojisi-ve-maltepe-sempozyumunun-bildiriler-kitabi-tanitildi-626209">&#8216;İstanbul&#8217;un Katmanları: Kent Arkeolojisi ve Maltepe Sempozyumu&#8217;nun bildiriler kitabı tanıtıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi’nin geçen yıl düzenlediği ve alanında önemli isimlerin katıldığı “İstanbul’un Katmanları: Kent Arkeolojisi ve Maltepe Sempozyumu”nda sunulan bildirileri içeren kitabın lansmanı yapıldı. Tanıtım için düzenlenen törende konuşan Maltepe Belediye Başkanı Mimar Esin Köymen, “Bu çalışma, kentimizin kültürel varlıklarını bilimsel, kamusal ve toplumsal fayda ekseninde ele alan yaklaşımımızın somut bir sonucudur. Kentler yalnızca fiziksel mekânlar değil; aynı zamanda birikmiş hafızalardır. Bizim sorumluluğumuz, bu hafızayı korumak, güçlendirmek ve gelecek kuşaklara aktarmaktır” dedi.</p>
<p>Maltepe Belediyesi tarafından, 2025’in Eylül ayında gerçekleştirilen “İstanbul’un Katmanları: Kent Arkeolojisi ve Maltepe Sempozyumu”nda sunulan bildirileri içeren 126 sayfalık kitabın lansmanı yapıldı. Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde, Maltepe Belediye Başkanı Mimar Esin Köymen’in ev sahipliğinde gerçekleştirilen tanıtım töreni, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı öğrencilerinin dinletisiyle başladı. Lansman törenine Küçükyalı Arkeopark proje yürütücüsü Esra Ekşi Balcı ve yine aynı alanda çalışma yürüten ekipler adına mimar Arzu Özsavaşçı, Düzce Üniversitesi, Su Altı Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Bilir, İstanbul Arkeoloji Müzeleri adına Mine Kiraz Vancı ve Ozan Eser Vancı, Europa Nostra Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Yiğit Özar, Maltepe Belediyesi başkan yardımcıları, birim müdürleri, meclis üyeleri, muhtarlar, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlar katıldı.</p>
<p><b>KÖYMEN: “MALTEPE GEÇMİŞİ, BUGÜNÜ VE GELECEĞİ BİRLİKTE TAŞIYAN BİR KENTTİR”</b></p>
<p>Sempozyum kitabının lansmanında konuşan Maltepe Belediye Başkanı Mimar Esin Köymen, “Bugün burada, yalnızca bir kitap tanıtımı için değil; önemli bir bilimsel buluşmanın kalıcı bir ürünü olan çalışmayı, ortak hafızamıza kazınan bir eseri birlikte karşılamak için bir aradayız. Maltepe’nin tarihsel katmanlarını, binlerce yıllık kültürel birikimini ve bu toprakların belleğini ele alan bildiriler; artık bir kitap bütünlüğünde, geleceğe bırakılan güçlü bir kaynak haline gelmiştir. Bu eser, kent arkeolojisinin yalnızca geçmişi anlamaya değil, geleceği kurmaya da ışık tuttuğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Maltepe; geçmişi, bugünü ve geleceği birlikte taşıyan bir kenttir. Küçükyalı Arkeopark’tan Vordonisi Adası’na, Fındıkbayır’daki Bizans kalıntılarından Ceneviz Kalesi’ne uzanan bu zengin miras; bilimsel birikimle kalıcı hale gelen bu kitapta yaşamaya devam edecektir” dedi.</p>
<p><b>“BU KİTAP MALTEPE’NİN GEÇMİŞİNİ ANLAMAK İSTEYENLER İÇİN BAŞVURU KAYNAĞI”</b></p>
<p>Sempozyuma ve kitaba katkı sunan herkese teşekkür eden Başkan Esin Köymen,  “Bu çalışma, kentimizin kültürel varlıklarını bilimsel, kamusal ve toplumsal fayda ekseninde ele alan yaklaşımımızın somut bir sonucudur. Tarihsel ve kentsel miras yalnızca korunarak değil, üretilerek, paylaşarak ve çoğaltılarak yaşatılır. Bugün tanıtımını gerçekleştirdiğimiz bu kitap; Maltepe’nin ve İstanbul’un geçmişini anlamak isteyenler için önemli bir başvuru kaynağı olacak, aynı zamanda kent politikaları oluşturulurken de tarihi, kentsel ve kültürel miras açısından yön veren bir kitap olma niteliği taşıyacaktır. Kentler yalnızca fiziksel mekânlar değil; aynı zamanda birikmiş hafızalardır. Bizim sorumluluğumuz, bu hafızayı korumak, güçlendirmek ve gelecek kuşaklara aktarmaktır. Bu tanıtımın; yeni çalışmaların, yeni iş birliklerinin ve Maltepe’nin kültürel mirasını daha da görünür kılacak projelerin başlangıcı olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Sempozyuma katılan ve kitapta da bildirgeleri bulunan akademisyen ve araştırmacılar, Başkan Köymen’in konuşması sonrası selamlama konuşması yaptı.</p>
<p><b>DİJİTAL MİRAS PLATFORMU OLUŞTURULACAK</b></p>
<p>Sempozyumun kapanış konuşmasında söz alan ve İBB Miras iş birliğiyle Maltepe Mezarlığı ve Süreyyapaşa Türbesi’nde restorasyon çalışmaları yaptıklarını belirten Maltepe Belediye Başkan Yardımcısı Cevahir Efe Akçelik, “Küçükyalı Arkeopark’ı, kent yaşamının aktif bir parçası haline getirilmesi gereken önemli bir miras alanı olarak ele alıyor, bu doğrultuda düzenli bakım çalışmalarına katkı sunuyoruz. Aynı zamanda “İstanbul’un Katmanları: Kent Arkeolojisi ve Maltepe” başlıklı bir sempozyumu alanda gerçekleştirerek kamuoyunun gündeminde canlı tutmayı amaçlıyoruz” diye konuştu. İlçede yürütülen kültürel mirasla ilgili çalışmalara da sözlerinde yer veren Akçelik, bu alanda yapacakları çalışmalarından bahsederek şunları söyledi: “Maltepe Tren İstasyonu ile dört adet lojmanın; kültür merkezi, sergi ve atölye alanı olarak değerlendirilmesi amacıyla T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na ikinci resmi başvurumuzu yaptık. Vordonisi Adası ve Bostancıbaşı Köprüsü’ne ilişkin bir takım çalışmalarımız sürüyor. Başkanımızın özel çabasıyla Süreyyapaşa Köşkü’nün restorasyonuna yönelik önemli adımlar atılıyor; bu yapıyı yeniden kent yaşamına kazandırmayı hedefliyoruz. Maltepe’ye ilişkin tez, kitap ve akademik çalışmaları bir araya getirerek kapsamlı bir envanter ve kamusal bir kitaplık oluşturmayı hedefliyoruz. Bununla birlikte; Süreyya Plajı, Bakireler Anıtı, Süreyya İlmen ve Türkan Tangör üzerine yürüteceğimiz sözlü tarih çalışmalarıyla kentin yaşayan hafızasını kayıt altına almayı amaçlıyoruz. Öte yandan, ilçemizde bulunan 97 adet tescilli yapının fotoğraflama çalışmasını tamamladık. Ayrıca tescilli yapılar, sit alanları, sözlü tarih kayıtları ve görsel arşivleri bir araya getirerek kapsamlı bir dijital miras platformu oluşturmayı hedefliyoruz. Bu platformla, kültürel mirası yalnızca kayıt altına alan değil; aynı zamanda görünür kılan, paylaşan ve kamusallaştıran bir yaklaşımı hayata geçireceğiz. Ayrıca, “İstanbul’un Katmanları: Kent Arkeolojisi ve Maltepe Sempozyumu”nun ikincisini, daha geniş bir programla Haziran ayında yeniden Küçükyalı Arkeopark’ında gerçekleştirmeyi planlıyoruz.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/istanbulun-katmanlari-kent-arkeolojisi-ve-maltepe-sempozyumunun-bildiriler-kitabi-tanitildi-626209">&#8216;İstanbul&#8217;un Katmanları: Kent Arkeolojisi ve Maltepe Sempozyumu&#8217;nun bildiriler kitabı tanıtıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mimarlıkta Ezber Bozuluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mimarlikta-ezber-bozuluyor-626014</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 11:38:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bozuluyor]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[ezber]]></category>
		<category><![CDATA[Mimarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[süreçler]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626014</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mimarlık bir fikri gerçeğe dönüştürmek, defalarca denemek ve bu dönüşümü mümkün kılan süreci yönetmek anlamına gelir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mimarlikta-ezber-bozuluyor-626014">Mimarlıkta Ezber Bozuluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mimarlık bir fikri gerçeğe dönüştürmek, defalarca denemek ve bu dönüşümü mümkün kılan süreci yönetmek anlamına gelir. Çünkü mimarlık, yalnızca tekil yapılar üretmek değil, toplumsal yaşamın mekânsal koşullarını kurmakla ilgilidir. Yeditepe Üniversitesi Mimarlık Bölümü Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Burçin Başyazıcı, mimarlığın nasıl değiştiğini anlattı.</p>
<p>Bugün mimarlıkta yerleşik bazı kabuller giderek sorgulanıyor. Artık mesele yalnızca ortaya çıkan bina değil.</p>
<p>Mimarlık eğitimi boyunca yerleşen en köklü kabul şudur: mimarlığı anlamak, ortaya çıkan yapıyı anlamak demektir. Oysa bu görünür çıktı, uzun ve çok katmanlı bir üretim sürecinin ürünüdür. Tasarım kararları, teknik gereklilikler, ekonomik koşullar ve farklı aktörlerin katkıları bu sürecin parçasıdır.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Burçin Başyazıcı bu durumu şöyle ifade ediyor:</p>
<p>“Mimarlığı yalnızca tamamlanmış yapı üzerinden değerlendirmek sınırlayıcı bir yaklaşımdır. Bir yapıyı anlamak, onun nasıl tasarlandığını, hangi karar süreçlerinden geçtiğini ve hangi koşullar altında üretildiğini birlikte ele almayı gerektirir. Bu anlamda mimarlık, tekil bir sonuçtan çok, farklı ölçeklerde işleyen süreçler bütünü olarak okunmalıdır.”</p>
<p><strong>Temsil Değil Üretim</strong></p>
<p>Mimarlıkta “temsil” yapının görsel ve biçimsel sunumunu, “üretim” ise onun nasıl inşa edildiğini ve hangi kararlarla şekillendiğini ifade eder. Mimarlığı tasarım merkezli bir araştırma alanı olarak ele almak, bilgiyi malzemeden üretime uzanan farklı ölçeklerde genişletmiştir. Ancak bu yaklaşım, çoğu zaman üretim süreçlerinin kendisini arka plana iter.</p>
<p>Başyazıcı’ya göre, “Bir yapının nasıl göründüğünden ziyade, nasıl üretildiği ve hangi gerekçelerle bu biçimi aldığı kritik sorulardır. Bu sorular, mimarlığı sadece estetik bir nesne olmaktan çıkarıp, toplumsal yapı içinde konumlandırır.”</p>
<p><strong>Tasarım Süreci: Doğrusal Olmayan Bir Yapı</strong></p>
<p>Tasarım süreci çoğunlukla lineer olmayan, geri dönüşler ve yeniden tanımlamalar içeren bir süreçtir. Bu durum bireysel yaratıcılıktan çok, bilgi üretiminin nasıl organize edildiği ile ilgilidir.</p>
<p>“Denemeler ve revizyonlar, bireysel hatalardan ziyade tasarım sürecinin yapısal özellikleridir. Bu süreç, farklı bilgi türlerinin karşılaşmasıyla şekillenir.”</p>
<p><strong>Mimarlık Eğitimi ve Bilgi Üretimi</strong></p>
<p>Mimarlığın nesne odaklı bir çerçeveden, süreç ve üretim odaklı bir yaklaşıma kayması, mimarlık eğitimine de yansımaktadır. Eğitim, yalnızca mevcut bilgiyi aktaran bir yapıdan ziyade, bilginin nasıl üretildiğini açığa çıkaran bir süreç olarak ele alınmaktadır.</p>
<p>Başyazıcı, “Mimarlık eğitimi, sonuç üretmekten çok, üretim süreçlerini anlamaya ve yeniden kurmaya odaklanmalıdır. Öğrencinin rolü, hazır bilgiyi uygulamak değil, bu bilginin nasıl oluştuğunu sorgulamaktır” diyor.</p>
<p><strong>Yeni Nesil Mimar: Pozisyon Almak</strong></p>
<p>Bugün mimarlık pratiği yalnızca teknik yeterliliklerle tanımlanamaz. Tasarımın içinde yer aldığı süreçleri kavrayan ve bu süreçlerdeki konumunu sorgulayabilen bir yaklaşım belirleyici hale geliyor.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Mimarlık Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Burçin Başyazıcı’ya göre, “Mimarın rolü yalnızca tasarım yapmak değil, içinde yer aldığı üretim sistemini anlamak ve bu sistem içindeki konumuna dair eleştirel bir farkındalık geliştirmektir.”</p>
<p><strong>Yapay Zeka ve Üretim Süreçleri</strong></p>
<p>Yapay zeka, mimarlık üretiminde belirli aşamaları hızlandıran ve çeşitlendiren bir araç olarak kullanılmaktadır. Ancak bu araçlar henüz süreçlerin kendisini ortadan kaldırmıyor.</p>
<p>Yapay zekanın mimarlık üretiminin bazı teknik ve operasyonel boyutlarını dönüştürmesi, aynı zamanda tasarım sürecinin diğer katmanlarını da yeniden görünür kılıyor. Bu dönüşüm, özellikle problemi tanımlama, bağlamı yorumlama ve eleştirel çerçeve kurma gibi alanların önemini daha belirgin hale getiriyor. Bununla birlikte, mimarlık bilgisinin nasıl yeniden dağılacağı hâlâ açık bir tartışma alanı olmaya devam ediyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mimarlikta-ezber-bozuluyor-626014">Mimarlıkta Ezber Bozuluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlılık politikaları bakım odaklı olmaktan çıkmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaslilik-politikalari-bakim-odakli-olmaktan-cikmali-624906</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 10:28:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[çıkmalı]]></category>
		<category><![CDATA[doğan]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[mahalle]]></category>
		<category><![CDATA[odaklı]]></category>
		<category><![CDATA[olmaktan]]></category>
		<category><![CDATA[politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624906</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı bünyesinde hazırlanan yüksek lisans tezi, İstanbul Kadıköy’de yaşayan 65 yaş ve üzeri kadınların “yerinde yaşlanma” deneyimlerini çok boyutlu bir perspektifle ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslilik-politikalari-bakim-odakli-olmaktan-cikmali-624906">Yaşlılık politikaları bakım odaklı olmaktan çıkmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı bünyesinde hazırlanan yüksek lisans tezi, İstanbul Kadıköy’de yaşayan 65 yaş ve üzeri kadınların “yerinde yaşlanma” deneyimlerini çok boyutlu bir perspektifle ele aldı. Dr. Öğr. Üyesi Yüksel Bekaroğlu Doğan danışmanlığında, Elif Berber Tiryakioğlu tarafından hazırlanan “Yaşlı Kadınların Yerinde Yaşlanma Deneyimleri ve Değişen İhtiyaçları: İstanbul Kadıköy Örneği” başlıklı tez, yaşlılığı yalnızca sağlık ve bakım ekseninde değil; ev, mahalle, aidiyet, güvenlik ve bağımsızlık bağlamında değerlendirdi.</p>
<p><strong>Yaşlılığı yaşamın içinden okumak tezin en güçlü yönü</strong></p>
<p>Çalışmayı akademik ve toplumsal açıdan önemli bulduğunu belirten Tez Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Yüksel Bekaroğlu Doğan, “Çalışma, yaşlılığı yalnızca sağlık sorunları ya da bakım ihtiyacı üzerinden değerlendirmiyor; ev, mahalle, komşuluk ilişkileri, aidiyet duygusu, güvenlik hissi ve bağımsızlık isteği gibi gündelik hayatın temel unsurlarıyla birlikte ele alıyor. Yaşlılık meselesini yaşamın içinden okumak, bu tezin en güçlü yönlerinden biri.” dedi.</p>
<p><strong>Yerinde yaşlanma yalnızca konut tercihi değil</strong></p>
<p>“Yerinde yaşlanma” kavramının önemine dikkat çeken Doğan, “Yerinde yaşlanma, kişinin yaşlandıkça hayatından kopmadan, mümkün olduğunca kendi evinde, kendi mahallesinde ve alışık olduğu sosyal çevre içinde yaşamını sürdürebilmesi anlamına gelir. Bu yaklaşım yalnızca bir konut tercihi değildir; kişinin bağımsızlığını, sosyal ilişkilerini, günlük rutinlerini ve yaşamla kurduğu anlam bağını korumasıyla ilgilidir. Kişi tanıdığı bir çevrede kaldığında kendini daha güvende hisseder, gündelik yaşamını daha rahat organize eder, sosyal temaslarını daha kolay sürdürür ve bu durum psikolojik iyi oluşu destekler. Buna karşılık yaşanılan çevreden kopmak ya da kişinin kendi yaşam düzeni üzerinde söz hakkını kaybetmesi, yalnızlık, kaygı, yabancılaşma ve kırılganlık hissini artırabilir. Bu nedenle yerinde yaşlanma, yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikososyal açıdan da koruyucu bir çerçeve sunar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yaşlı kadınların görünmeyen deneyimleri görünür kılındı</strong></p>
<p>Araştırmanın özellikle yaşlı kadınlara odaklanmasının önemine değinen Doğan, “Yaşlı kadınların deneyimleri çoğu zaman genel ‘yaşlılık’ başlığı içinde görünmez hale gelebiliyor. Oysa kadınların yaşam boyu karşılaştıkları ekonomik, sosyal ve bakım temelli eşitsizlikler, yaşlılık döneminde daha belirgin hale geliyor. Bu çalışma tam da bu görünmeyen alanı görünür kılıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Kadıköy, İstanbul’un 39 ilçesi içinde en yüksek yaşlı nüfus oranına sahip ilçe</strong></p>
<p>Kadıköy’ün araştırma sahası olarak seçilmesinin isabetli olduğunu belirten Doğan, “Türkiye’de yaşlı nüfus oranı yüzde 10’u aşmış durumda. Kadıköy’de ise bu oran Türkiye ortalamasının belirgin biçimde üzerinde. TÜİK verilerine göre ilçede yaşayan 65 yaş ve üzeri nüfus 96 bin 252’ye ulaşmış ve bu grubun ilçe nüfusu içindeki oranı yüzde 20,99 olmuştur. Bu oranla Kadıköy, İstanbul’un 39 ilçesi içinde en yüksek yaşlı nüfus oranına sahip ilçedir. Bu veriler Kadıköy’ü yalnızca sayısal olarak dikkat çeken bir yer haline getirmiyor; aynı zamanda yaşlanma deneyimini gündelik hayat, mahalle ilişkileri, bakım, güvenlik, aidiyet ve yaşam kalitesi boyutlarıyla anlamak açısından çok önemli bir sosyal saha haline getiriyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yaşlılık politikaları bakım odaklı olmaktan çıkmalı</strong></p>
<p>Çalışmanın Türkiye’de yaşlılık politikalarının dönüşüm ihtiyacını ortaya koyduğunu belirten Doğan, “Yaşlılıkta asıl mesele yalnızca hastalıkların yönetimi değil, insanın bütüncül iyilik halinin korunmasıdır. Ruhsal denge, sosyal ilişkiler, güvenlik hissi, aidiyet duygusu ve yaşam üzerinde söz sahibi olabilme de en az fiziksel sağlık kadar önemlidir. Yaşlı bireyi sadece bakım ihtiyacı üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Özellikle yaşlı kadınlar açısından yalnızlık, sosyal izolasyon ve mahalle bağlarının zayıflaması belirleyici hale geliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Hizmet modelleri çeşitlenmeli</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Yüksel Bekaroğlu Doğan, huzurevi ve bakım evi hizmetlerinin tek seçenek haline gelmemesi gerektiğini ifade ederek, “Huzurevi ve bakım evi hizmetleri elbette gereklidir; ancak tek alternatif bunlar olmamalıdır. Evde destek hizmetleri, mahalle temelli sosyal hizmet uygulamaları, gündüzlü destek mekanizmaları, psikososyal destek programları ve aileyi güçlendiren ara modeller birlikte planlanmalıdır. Güçlü bir yaşlılık politikası, tek bir çözüm biçimine dayanan değil, farklı yaşam durumlarına uygun seçenekler sunabilen bir yapıyla mümkündür.” diye konuştu.</p>
<p>Kentsel dönüşüm ve değişen aile yapısının yaşlı kadınların yaşam kalitesini doğrudan etkilediğini belirten Doğan, “Kadıköy gibi dönüşümün hızlı yaşandığı bir ilçede yalnızca binalar yenilenmiyor; mahallenin sosyal dokusu da değişiyor. Komşuluk ilişkilerinin seyrelmesi ve tanıdık çevrenin dağılması, yaşlı bireyler açısından aidiyet duygusunu zayıflatabiliyor. Sadece yaşlı bireyin kente uyum sağlamasını beklemek yetmez; kentin de yaşlı bireye uyum sağlayacak biçimde düzenlenmesi gerekir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yaş dostu şehir herkes için gereklidir</strong></p>
<p>Yaş dostu şehir yaklaşımının önemine değinen Doğan, “Yaş dostu bir şehir; çocuk için de, genç için de, engelli birey için de, bakım veren aileler için de daha yaşanabilir bir şehirdir. Yaya erişimi, güvenli kaldırımlar, dinlenme alanları, ulaşılabilir hizmet noktaları ve kapsayıcı kamusal alanlar toplumun tüm kesimlerinin yaşam kalitesini artırır. Kenti herkes için tasarlamak, yaşlılar için bir ayrıcalık değil; kamusal adaletin gereğidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mahalle temelli yerinde yaşlanma destek sistemi kurulmalı</strong></p>
<p>Tezden hareketle en öncelikli sosyal politika önerisini de paylaşan Doğan, “En öncelikli sosyal politika önerim, mahalle temelli ve çok katmanlı bir ‘yerinde yaşlanma destek sistemi’nin kurulması ve kurumsallaştırılmasıdır. Sosyal politika yalnızca bakım hizmeti sunmak değil, kişinin yaşadığı çevrede yaşamını sürdürebilmesini mümkün kılan koşulları güçlendirmek olmalıdır. Belediyecilik hizmetleri ile sosyal hizmet uygulamaları birlikte çalışmalı; ev içi düzenlemelerden psikososyal desteğe, ulaşım kolaylığından sosyal katılım programlarına kadar bütüncül bir yapı oluşturulmalıdır.” diyerek yerel yönetimlere çağrıda bulundu.</p>
<p><strong>Sahadan akademiye…</strong></p>
<p>Tezin yazarı Elif Berber Tiryakioğlu, çalışmasının hem kişisel hem de mesleki deneyimlerinin kesişim noktasında şekillendiğini belirtti. Kadıköy Erenköy Mahallesi’nde uzun yıllardır yaşadığını ve mahalle yaşamı içinde yaşlı kadınların gündelik hayatlarına yakından tanıklık ettiğini ifade eden Tiryakioğlu, sosyoloji mezunu olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesinde sosyolog olarak görev yaptığını, özellikle saha çalışmalarında yaşlı bireylerin yaşam koşullarını yakından gözlemlediğini aktardı.</p>
<p>Tiryakioğlu, “Pandemi döneminde yaşlıların ne kadar yalnızlaştığına ve kırılgan hale geldiğine birebir şahit oldum. Mahallemdeki komşularım ve sahada karşılaştığım hikâyeler bana şunu düşündürdü: Yaşlıların sesi yeterince duyulmuyor. Oysa nüfus hızla yaşlanıyor ve bu mesele artık ertelenebilir bir konu değil. Amacım sadece akademik bir çalışma yapmak değil; onların hayatına dokunan, çözüm üretmeye katkı sunan bir perspektif geliştirmekti.” dedi.</p>
<p><strong>Ev bir hafıza mekânı</strong></p>
<p>Saha çalışması sırasında yaşlı kadınların en belirgin talebinin evlerinde ve mahallelerinde kalmak olduğunu vurgulayan Tiryakioğlu, “Birçok kadın için ev sadece dört duvar değildi. Eşini kaybettiği, çocuklarını büyüttüğü, bayramları geçirdiği, komşularıyla çay içtiği bir hafıza mekânıydı. Mahalle ise bilinirlik demekti; tanıdık bir fırın, selam veren bir esnaf, yılların komşusu… Yaş ilerledikçe insan için en kıymetli şeylerden biri güvenli ve tanıdık bir çevre oluyor. ‘Beni ben yapan yerden kopmak istemiyorum.’ derken aslında ‘Hayatımın izleri burada.’ demek istiyorlardı.” diye konuştu.</p>
<p><strong>En baskın tema yalnızlık</strong></p>
<p>Çalışmada en sık dile getirilen konunun yalnızlık olduğunu belirten Tiryakioğlu, “Bu yalnızlık sadece tek başına olmak değil; anlaşılmamak, aranıp sorulmamak ve sosyal hayattan yavaş yavaş çekilmek anlamına geliyordu. Komşuluk bağlarının zayıflaması ve sosyal çevrenin daralması bu süreci hızlandırıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Sağlık hizmetlerine erişim ve dijital sistemlere uyumun da önemli sorun başlıkları arasında yer aldığını belirten Tiryakioğlu, randevu sistemine erişimde yaşanan zorlukların ve dijitalleşmenin hizmetlere ulaşımı sınırlayabildiğini söyledi.</p>
<p><strong>Yerinde yaşlanmayı güven ve aidiyet belirliyor</strong></p>
<p>Kentsel dönüşüm ve değişen mahalle yapısının yerinde yaşlanma deneyimini doğrudan etkilediğine dikkat çeken Tiryakioğlu, “Kentsel dönüşüm projeleri ve yüksek katlı yaşam alanları arttıkça eski komşuluk ilişkileri seyrelmeye başlıyor. Oysa yaşlı bir kadın için mahalle sadece bir adres değil; aidiyet, güvenlik ve sosyal etkileşim alanı. Bu bağ zayıfladığında yerinde yaşlanmanın en önemli avantajları da kayboluyor. Günlük pratiklerin sürekliliği ve küçük dayanışma ağları daralıyor. Yerinde yaşlanmayı en çok güven ve aidiyet duygusunun azalması zorlaştırıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslilik-politikalari-bakim-odakli-olmaktan-cikmali-624906">Yaşlılık politikaları bakım odaklı olmaktan çıkmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın Girişimcilerin İhracat Yolculuğu EİB&#8217;de Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadin-girisimcilerin-ihracat-yolculugu-eibde-basladi-623474</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 08:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[ei]]></category>
		<category><![CDATA[girişimcilerin]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[hracat]]></category>
		<category><![CDATA[ihracat]]></category>
		<category><![CDATA[ihracatçı]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Girişimciler]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[pazar]]></category>
		<category><![CDATA[programı]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623474</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege İhracatçı Birlikleri’nin ve TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu iş birliğiyle yürütülen “İhracatta Kadın Gücü 2026 – Kadın Girişimciler İçin İhracatta Dönüşüm Programı”nın açılış dersi gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-girisimcilerin-ihracat-yolculugu-eibde-basladi-623474">Kadın Girişimcilerin İhracat Yolculuğu EİB&#8217;de Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege İhracatçı Birlikleri’nin ve TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu iş birliğiyle yürütülen “İhracatta Kadın Gücü 2026 – Kadın Girişimciler İçin İhracatta Dönüşüm Programı”nın açılış dersi gerçekleştirildi.</p>
<p>“İhracat Yolculuğuna Başlarken: Küresel Perspektif ve İlham” başlığıyla düzenlenen programda; küresel ekonomideki dönüşüm, girişimciliğin geleceği ve ilk ihracat hikâyeleri ele alındı.</p>
<p>İlham Buluşmaları kapsamında ise TOBB İzmir KGK İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Ayhan Seyfeli ve Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Muhammet Öztürk ilk ihracat deneyimlerini aktararak katılımcılara yol gösterdi.</p>
<p>Prof. Dr. Yaşar Uysal’ın moderasyonunda gerçekleşen oturumda; “Değişen Dünya Ekonomisi ve Geleceğin Girişimcisi” başlığıyla önemli değerlendirmeler paylaşıldı.</p>
<p><strong>Sektörümüz üretim kapasitesi, ürün çeşitliliği ve ihracat performansı ile ülke ekonomisinin temel taşlarından biri</strong></p>
<p>Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Muhammet Öztürk, “Burada “İhracatta Kadın Gücü” başlığı altında bir araya gelmemiz, aslında yalnızca bir farkındalık oluşturma çabası değil; aynı zamanda ülkemizin ihracat hedeflerine ulaşmasında kadın girişimcilerimizin üstleneceği kritik rolün de güçlü bir göstergesidir. Başkanı olduğum sektör, yani hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü; üretim kapasitesi, ürün çeşitliliği ve ihracat performansı ile ülke ekonomisinin temel taşlarından biri konumundadır. Bugün 190’dan fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren sektörümüz, küresel pazarlarda güçlü bir yer edinmiş durumdadır.” dedi.</p>
<p><strong>Kadınların iş dünyasına kattığı bakış açısı, ihracatımızın niteliğini artıracak en önemli unsurlardan biri</strong></p>
<p>Başkan Öztürk, “Artık yalnızca üretmek ve ihraç etmek yeterli değil. Değişen dünya ekonomisinde; katma değerli üretim, markalaşma, sürdürülebilirlik ve inovasyon gibi alanlarda kendimizi sürekli geliştirmek zorundayız. İşte tam da bu noktada, kadın girişimcilerimizin sürece daha fazla dahil olması büyük önem taşıyor. Kadınların iş dünyasına kattığı bakış açısı, disiplin ve sürdürülebilirlik yaklaşımı, ihracatımızın niteliğini artıracak en önemli unsurlardan biridir. Bugün konuşacağımız ihracat yolculuğu; yalnızca yeni pazarlara açılmak değil, aynı zamanda daha güçlü markalar yaratmak, küresel rekabette kalıcı olmak ve ülkemizi daha yüksek katma değerli üretimle öne çıkarmak anlamına gelmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bizi daha ileriye taşıyacak olan kadın girişimcilerimizin daha aktif rol alması</strong></p>
<p>Ege Bölgesi olarak güçlü bir üretim ve ihracat altyapısına sahip olduklarını belirten Öztürk, “Bu gücü daha ileriye taşıyacak olan ise kadın girişimcilerimizin bu yapının içinde daha aktif rol almasıdır. Ege İhracatçı Birlikleri olarak, kadın girişimcilerimizin ihracata yönlendirilmesi, uluslararası pazarlara erişimlerinin artırılması ve rekabet güçlerinin geliştirilmesi için çalışmalarımıza kararlılıkla devam ediyoruz. Programımızın yeni bakış açıları kazandıracağına, ilham verici hikâyelerle hepimize yol göstereceğine ve güçlü iş birliklerinin oluşmasına katkı sağlayacağına inanıyorum.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Süreç yönetiminden devlet desteklerine, markalaşmadan e-ihracata, liderlikten yapay zekâ destekli pazar araştırmasına </strong></p>
<p>TOBB İzmir KGK İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Ayhan Seyfeli, “Geçtiğimiz yıl ilk kez başlattığımız bu program, kadın girişimcilerden gördüğümüz yoğun ilgi ve ortaya çıkan güçlü sonuçlar doğrultusunda bu yıl ikinci kez uygulanıyor. Bu durum, kadın girişimcilerimizin ihracata yönelik gelişim talebinin ne kadar güçlü olduğunu ve bu alandaki çalışmaların ne kadar doğru bir ihtiyaca karşılık verdiğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bugün gerçekleştirdiğimiz açılış dersi, yalnızca bir eğitim programının başlangıcı değil; aynı zamanda kadın girişimcilerimizin yerel pazardan küresel pazara uzanan yolculuğunda atılan stratejik bir adımdır. “İhracat Yolculuğuna Başlarken: Küresel Perspektif ve İlham” başlığıyla başlayan bu süreç, önümüzdeki haftalarda ihracat süreç yönetiminden devlet desteklerine, markalaşmadan e-ihracata, liderlikten yapay zekâ destekli pazar araştırmasına kadar birçok kritik başlığı kapsayan bütüncül bir gelişim programı olarak ilerleyecektir.” dedi.</p>
<p><strong>Temel hedefimiz kadın girişimcilerimizin ihracata daha bilinçli, daha güçlü ve daha özgüvenli adım atması</strong></p>
<p>Seyfeli, “Günümüzde kadın girişimcilerin sürdürülebilir büyüme sağlayabilmesi, markalarını güçlendirebilmesi ve rekabet gücünü artırabilmesi için ihracat artık bir seçenek değil, stratejik bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu programın temel hedefi de tam olarak bu noktada; kadın girişimcilerimizin ihracata daha bilinçli, daha güçlü ve daha özgüvenli adım atmasını sağlamaktır. İnanıyoruz ki bu süreç sonunda yalnızca bilgi kazanan değil; aynı zamanda ihracata yönelen, yeni pazarlara açılan ve başarı hikâyeleriyle örnek olacak kadın girişimciler kazanmış olacağız.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kadın girişimcilerimizin ihracata erişimini kolaylaştıracak, onları sistemli ve sürdürülebilir bir şekilde güçlendirecek bu programı hayata geçirdik</strong></p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri Genel Sekreteri İ. Cumhur İşbırakmaz, küresel ticaretin hızla dönüştüğü bir dönemden geçtiğini, sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve veri odaklı karar alma süreçlerinin artık ihracatın ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda olduğunu söyleyerek sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu yeni düzende başarılı olmak, yalnızca üretmekle değil; doğru stratejiyle, doğru araçlarla ve doğru bilgiyle hareket etmekle mümkün. Biz de Ege İhracatçı Birlikleri olarak bu ihtiyacı çok net görüyoruz. Bu nedenle, TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulumuz ile birlikte, kadın girişimcilerimizin ihracata erişimini kolaylaştıracak, onları sistemli ve sürdürülebilir bir şekilde güçlendirecek bu programı hayata geçirdik. Bu programı klasik bir eğitim sürecinden farklı olarak kurguladık. Katılımcılarımız yalnızca bilgi edinmeyecek; aynı zamanda kendi firmaları için somut çıktılar üretecekler.”</p>
<p><strong>Her bir katılımcımız kendi ihracat yol haritasını oluşturmuş olacak.</strong></p>
<p>İşbırakmaz, “Program süresince; ihracata hazırlık seviyelerini objektif olarak değerlendirecek, rekabet ve marka stratejilerini geliştirecek, satış ve B2B kapasitelerini güçlendirecek, e-ihracat ve dijital pazarlama süreçlerini öğrenecek ve yapay zekâ destekli pazar araştırması araçlarını etkin şekilde kullanmayı deneyimleyecekler. En önemlisi ise, program sonunda her bir katılımcımız kendi ihracat yol haritasını oluşturmuş olacak. Yaklaşık 10 haftaya yayılan bu süreçte; eğitimlerin yanı sıra ilham buluşmaları, B2B eşleştirme günü ve final zirvesi ile katılımcılarımıza yalnızca bilgi değil, aynı zamanda güçlü bir iş ağı da sunuyoruz. Kadın girişimcilerimizin ihracattaki varlığı güçlendikçe, ülkemizin ihracat kapasitesi de aynı ölçüde güçlenecektir.” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-girisimcilerin-ihracat-yolculugu-eibde-basladi-623474">Kadın Girişimcilerin İhracat Yolculuğu EİB&#8217;de Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kontrol arzusu beden üzerine yansıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kontrol-arzusu-beden-uzerine-yansiyor-622388</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 13:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arzusu]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yansıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[Yeme Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[Yeme Davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622388</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, yeme bozukluklarının psikolojik kökenleri ile bazı kişilik özellikleri ve çevresel faktörlerin beden algısı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kontrol-arzusu-beden-uzerine-yansiyor-622388">Kontrol arzusu beden üzerine yansıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, yeme bozukluklarının psikolojik kökenleri ile bazı kişilik özellikleri ve çevresel faktörlerin beden algısı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Mükemmeliyetçilik yeme davranışını etkileyebiliyor! </strong></p>
<p>Mükemmeliyetçilik, kontrol ihtiyacı ve duyguların yer değiştirmesinin, yeme bozukluklarının anlaşılmasında önemli psikolojik dinamikler arasında yer aldığını dile getiren Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Özellikle mükemmeliyetçi kişilik özellikleri, yeme bozukluklarının gelişiminde ve sürdürülmesinde belirgin bir rol oynar.” dedi.</p>
<p>Bu durumun en çarpıcı şekilde Anoreksiya Nervoza örneğinde görüldüğüne değinen Elbaşoğlu, “Mükemmeliyetçi bireyler için kontrol duygusu hayati bir öneme sahiptir ve bu kontrol ihtiyacı çoğu zaman beden ve yeme davranışı üzerinden sağlanmaya çalışılır. Kişi, yeme düzenini ve bedenini ‘kusursuz’ hale getirdiğinde hayatındaki diğer alanların da yoluna gireceğine inanabilir. Bu düşünce yapısı, yeme davranışını yalnızca fiziksel bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp psikolojik bir kontrol aracına dönüştürür.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kontrolünü kaybeden kişi bunu bedenini kontrol ederek telafi etmeye çalışabilir! </strong></p>
<p>Yeme bozukluklarında sıkça karşılaşılan bir diğer mekanizmanın ise ‘yer değiştirme’ olduğunu aktaran Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Bu savunma mekanizması, bireyin bir alanda yaşadığı duyguyu başka bir alana yönlendirmesi şeklinde işler.” dedi.</p>
<p>Kontrol duygusunu hayatının farklı alanlarında kaybeden bir kişinin, bu ihtiyacını bedenini kontrol ederek telafi etmeye çalışabileceği örneğini paylaşan Elbaşoğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>“Özellikle baskıcı aile yapıları veya yoğun denetim içeren çevrelerde büyüyen bireylerde, kontrol edilebilen nadir alanlardan biri beden olabilir. Bu nedenle kişi, yemek yeme davranışı üzerinden hem kontrol hissini yeniden kazanmaya hem de içsel gerilimini azaltmaya çalışır. Ergenlik döneminde ise bu durum daha da belirgin hale gelir; çünkü bu dönem, bireyin bağımsızlık arayışı ile ebeveyn otoritesi arasında çatışmaların yoğun yaşandığı bir süreçtir. Yeme davranışı, bu çatışmanın hem sembolik hem de somut bir ifade alanına dönüşebilir.”</p>
<p><strong>Beden Dismorfik Bozukluğu, bedenin çarpık algılanmasına yol açar! </strong></p>
<p>Sosyal medyanın beden algısı üzerindeki etkisinin günümüzde yadsınamaz bir gerçeklik olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Yeme bozukluklarında sıkça görülen Beden Dismorfik Bozukluğu, bireyin kendi bedenini çarpık ve gerçek dışı bir şekilde algılamasına neden olur.” dedi.</p>
<p>Sosyal medya platformlarında yaygın olarak kullanılan filtrelerin, kusursuzluk algısını güçlendirirken, bireylerin kendilerini bu idealize edilmiş görüntülerle kıyaslamasına yol açtığını kaydeden Elbaşoğlu, “Özellikle ince beden tipinin güzellik, başarı ve kontrol gibi olumlu özelliklerle ilişkilendirilmesi, bu algıyı daha da pekiştirir. Araştırmalar, zayıflığı idealize eden içeriklere yoğun şekilde maruz kalan bireylerde, beden memnuniyetsizliğinin ve olumsuz benlik algısının arttığını gösteriyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal medyadaki ‘kusursuz’ bedenler ergenleri yetersiz hissettirebilir! </strong></p>
<p>Sosyal medya etkisinin özellikle ergenler üzerinde daha güçlü olduğunun altını çizen Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Kimlik gelişiminin ve bedensel değişimlerin yoğun yaşandığı bu dönemde, gençler dış etkilere daha açıktır. Sosyal medyada sunulan ‘kusursuz’ beden imgeleri, ergenlerin kendi bedenlerini yetersiz görmelerine neden olabilir.” dedi.</p>
<p>Ancak yeme bozukluğu olan bireylerin yalnızca ideal bedene ulaşmaya çalışmadığını vurgulayan Elbaşoğlu, “Aynı zamanda kendi mevcut bedenlerini de gerçekçi olmayan bir biçimde algılarlar. Oldukça zayıf bir kişi kendisini hâlâ kilolu olarak değerlendirebilir. Bu durum, sorunun yalnızca dış etkilerle değil, aynı zamanda içsel algı bozukluklarıyla da ilişkili olduğunu gösterir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yeme bozuklukları sadece yemekle ilgili değil! </strong></p>
<p>Diyet yapma ile yeme bozuklukları arasındaki farkın da bu noktada belirginleştiğine işaret eden Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Her ne kadar yüzeyde benzer davranışlar içeriyor gibi görünseler de, iki durumun altında yatan zihinsel ve duygusal süreçler oldukça farklıdır.” dedi.</p>
<p>Diyet yapmanın genellikle belirli bir hedef doğrultusunda, kontrollü ve sınırlı bir süreyi kapsayan bir davranış olduğunu; buna karşılık yeme bozukluklarında bireyin zihninin sürekli olarak yemek yememek ve beden üzerine yoğunlaştığını kaydeden Elbaşoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu düşünceler kişinin günlük yaşamının büyük bir bölümünü kaplar ve ciddi bir zihinsel meşguliyet yaratır. Ayrıca yeme bozukluklarında yeme davranışının anlamı da farklıdır. Bu durum, yalnızca beslenme ile ilgili bir mesele değil; kontrol, değer, yeterlilik ve kimlik gibi daha derin psikolojik ihtiyaçlarla ilişkilidir. Bu nedenle yeme bozukluklarını yalnızca “yemekle ilgili bir sorun” olarak değerlendirmek yetersiz kalır. Aslında bu bozukluklar, bireyin kendi iç dünyasında denge kurma çabasının, kontrol ihtiyacının ve duygusal çatışmalarının bir yansımasıdır.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kontrol-arzusu-beden-uzerine-yansiyor-622388">Kontrol arzusu beden üzerine yansıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel çatışmalar bayram ritüellerini dönüştürüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kuresel-catismalar-bayram-rituellerini-donusturuyor-621846</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 13:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[bayramlar]]></category>
		<category><![CDATA[belirsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[çatışma]]></category>
		<category><![CDATA[çatışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[dönüştürüyor]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[koşullar]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[ritüellerini]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621846</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, savaşların gölgesinde yaşanan bayramları değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kuresel-catismalar-bayram-rituellerini-donusturuyor-621846">Küresel çatışmalar bayram ritüellerini dönüştürüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, savaşların gölgesinde yaşanan bayramları değerlendirdi.</p>
<p><strong>Savaşlar ve çatışma ortamı bayramları dönüştürüyor</strong></p>
<p>Bayramların, toplumsal hayatın en güçlü sembolik alanlarından biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Süleymanlı, “Bayramlar kolektif hafızanın yeniden üretildiği, toplumsal dayanışmanın pekiştirildiği ve ortak değerlerin görünür hale geldiği zaman dilimlerini ifade ediyor. Ancak günümüz uluslararası sisteminde artan savaşlar ve süreklilik kazanan çatışma ortamı, bu sembolik alanın anlamını ve işlevini doğrudan dönüştürüyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bayramlar artık daha katmanlı bir deneyim</strong></p>
<p>Küresel ölçekte eş zamanlı yaşanan çatışmaların yalnızca siyasi dengeleri değil, gündelik yaşam pratiklerini de etkilediğini belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Bayramlar klasik anlamda bir birleşme ve yakınlaşma zemini olma özelliğini tamamen kaybetmiş değil. Ancak içinde bulunulan koşulların izlerini taşıyan daha katmanlı bir deneyime dönüşmüş durumda.” dedi.</p>
<p><strong>Toplumsal duygu rejimi değişiyor</strong></p>
<p>Savaş ve belirsizlik ortamlarının bireylerin duygusal dünyasını etkilediğine dikkat çeken Prof. Dr. Süleymanlı, “Savaş ve çatışma ortamlarının en belirgin etkilerinden biri, toplumsal duygu rejimlerinde meydana gelen değişimdir. Güvensizlik, belirsizlik ve tehdit algısının arttığı dönemlerde bireylerin kolektif ritüellere yüklediği anlam da farklılaşır. Bayramlar hâlâ kutlanmakta; ritüeller sürdürülmekte, ancak bu ritüellerin arka planındaki duygusal yoğunluk ve toplumsal karşılığı önemli ölçüde dönüşmektedir. Coşku yerini daha temkinli ve yer yer buruk bir sevinç haline bırakırken, toplumsal birliktelikler daha sınırlı ve kontrollü bir çerçevede gerçekleşmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bayram, çatışma bölgelerinde bir ‘dayanma pratiğine’ dönüşüyor</strong></p>
<p>Çatışma bölgelerinde bayramların çok daha farklı yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Süleymanlı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu dönüşümün en çarpıcı boyutu doğrudan çatışma bölgelerinde yaşayan insanların deneyimlerinde görülür. Günlük hayatın sürekli tehdit altında olduğu, siren seslerinin ve patlamaların sıradanlaştığı ortamlarda bayram, alışıldık anlamından uzaklaşır. İnsanlar bir yandan hayatta kalma refleksiyle hareket ederken, diğer yandan bayramın ritüellerini sürdürebilmek için çaba gösterir. Bu durum, korku ile umut, kayıp ile tutunma arzusu arasında gidip gelen yoğun bir psikolojik gerilim üretir. Bayram, bu koşullarda neşeden çok bir dayanma ve devam edebilme pratiğine dönüşür.”</p>
<p><strong>Savaşın etkisi sınırları aşıyor</strong></p>
<p>Savaşların yalnızca çatışma bölgelerini etkilemediğini ifade eden Prof. Dr. Süleymanlı, “Savaşların etkisi yalnızca çatışma bölgeleriyle sınırlı değildir. Sıcak savaşın doğrudan yaşanmadığı toplumlarda da bu süreçlerin çok katmanlı etkileri hissedilmektedir. Ekonomik dalgalanmalar, artan hayat pahalılığı ve temel ihtiyaçlardaki belirsizlikler gündelik yaşamı zorlaştırırken; insanlar bir yandan başka coğrafyalardaki acılara empatiyle yaklaşmakta, diğer yandan bu çatışmaların kendilerine de sıçrayabileceği endişesini taşımaktadır. Bu durum, bayramların hem maddi hem de duygusal boyutunu derinden etkileyerek, onları daha temkinli ve karmaşık bir duygu deneyimine dönüştürmektedir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Genelleşmiş tehdit algısı bayramın ruhunu değiştiriyor</strong></p>
<p>Sürekli savaş haberlerine maruz kalmanın bireylerin ruh halini etkilediğini belirten Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Sürekli olarak savaş haberlerine maruz kalmak, küresel belirsizlik hissi ve geleceğe dair artan kaygı, bireylerin ruh halini derinden etkilemektedir. Güvende olunan bir coğrafyada yaşansa bile, genelleşmiş tehdit algısı bireylerin zihninde yer etmekte ve bu durum bayramların duygusal tonunu değiştirmektedir. İnsanlar bayramı yaşarken bir yandan da dünyanın farklı yerlerinde yaşanan acıların farkındalığını taşımakta; bu da sevinç ile hüzün arasında ikili bir duygu durumu yaratmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Bayramlar küresel etkilerden bağımsız değil</strong></p>
<p>Bu süreci sosyolojik açıdan “dolaylı etkilenme” olarak tanımlayan Prof. Dr. Süleymanlı, “Bireyler doğrudan çatışmanın içinde olmasalar bile, küresel sistemin parçası olmaları nedeniyle bu süreçlerin ekonomik, psikolojik ve kültürel sonuçlarını deneyimler. Bu da bayramların yalnızca yerel değil, aynı zamanda küresel gelişmelerden etkilenen bir toplumsal pratik olduğunu ortaya koymaktadır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kamusal dilde barış vurgusu geri planda kalabiliyor</strong></p>
<p>Bayram dönemlerindeki söylemlere de dikkat çeken Prof. Dr. Süleymanlı, “Kamusal söylem de bu dönüşümün önemli bir parçasıdır. Bayram dönemlerinde yapılan açıklamalar, siyasal aktörlerin dili ve medya çerçeveleri incelendiğinde, barış ve merhamet vurgusunun yer yer geri planda kaldığı; buna karşılık güvenlik, mücadele ve güç söylemlerinin daha görünür hale geldiği dikkat çekmektedir. Bu durum, bayramların sembolik anlamının siyasal bağlam içinde yeniden şekillendiğini göstermektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Bayramların iki katmanlı yapısı var</strong></p>
<p>Bayramların hem bireysel hem de toplumsal boyutuna işaret eden Prof. Dr. Süleymanlı, şunları söyledi:</p>
<p>“Bayramların iki katmanlı bir yapıya sahip olduğu görülmektedir; bireyin iç dünyasında oluşan anlam ve içinde bulunduğu dışsal koşullar. Savaş ve çatışma ortamı bu iki katman arasındaki ilişkiyi yeniden düzenler. Dış koşullar bayramın nasıl yaşanacağını sınırlandırırken, içsel değerler bu sınırlar içinde bayramın anlamını belirler. Bayramlar bu nedenle yalnızca kültürel bir süreklilik unsuru değil, aynı zamanda toplumsal yapının, değerler sisteminin ve kolektif bilinç durumunun analiz edilebildiği önemli bir sosyolojik gösterge işlevi görmektedir. Toplumların içinde bulunduğu ruh hali, dayanışma kapasitesi ve değerler sistemi, bayramların yaşanma biçiminde somutlaşır. Çatışma ortamlarının yoğunlaştığı dönemlerde bayramların daha sessiz, daha temkinli ve daha içe dönük bir karakter kazanması, bu dönüşümün en görünür işaretlerinden biridir.”</p>
<p><strong>Tüm zorluklara rağmen bayramlar varlığını sürdürüyor</strong></p>
<p>Tüm bu değişimlere rağmen bayramların ortadan kalkmadığını belirten Prof. Dr. Süleymanlı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tüm bu dönüşüme rağmen bayramlar tamamen ortadan kalkmaz; aksine yeni koşullara uyum sağlayarak varlığını sürdürür. Bu süreçte bayramlar, bireylerin anlam arayışına cevap veren, toplumsal bağları asgari düzeyde de olsa koruyan ve insanın ‘insan kalma’ çabasını destekleyen bir işlev üstlenir. Bu işlev, özellikle belirsizlik ve kaygının yoğunlaştığı dönemlerde daha da görünür hale gelmektedir. Bayramların bugünkü durumu, yalnızca kültürel bir değişimi değil, aynı zamanda içinde yaşadığımız çağın ruhunu yansıtan önemli bir göstergedir. Bu çerçevede bayramlar, yalnızca geleneksel bir pratik değil, aynı zamanda mevcut toplumsal koşullardan etkilenen dinamik bir sosyolojik alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum, bayramların taşıdığı anlamın korunmasının artık yalnızca kültürel bir mesele değil, aynı zamanda etik ve insani bir sorumluluk haline geldiğini göstermektedir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kuresel-catismalar-bayram-rituellerini-donusturuyor-621846">Küresel çatışmalar bayram ritüellerini dönüştürüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Ağız Sağlığı Haritası Araştırması Açıklandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiye-agiz-sagligi-haritasi-arastirmasi-aciklandi-620105</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 10:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Hekimi]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[haritası]]></category>
		<category><![CDATA[ortalama]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620105</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağız sağlığına yönelik alışkanlıkları kapsamlı bir şekilde ortaya koymak üzere Ipsos Türkiye tarafından Sensodyne iş birliği ile gerçekleştirilen “Türkiye Ağız Sağlığı Haritası” araştırması, ülkenin ağız sağlığına dair güncel bir tablo sunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiye-agiz-sagligi-haritasi-arastirmasi-aciklandi-620105">Türkiye Ağız Sağlığı Haritası Araştırması Açıklandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ağız sağlığına yönelik alışkanlıkları kapsamlı bir şekilde ortaya koymak üzere Ipsos Türkiye tarafından Sensodyne iş birliği ile gerçekleştirilen “Türkiye Ağız Sağlığı Haritası” araştırması, ülkenin ağız sağlığına dair güncel bir tablo sunuyor. Araştırma, tüketicilerin bildikleri ile uyguladıkları arasındaki farkı sayısal verilerle gözler önüne seriyor. </p>
<p><strong>İdeal fırçalama süresine uyanların oranı yalnızca yüzde 12</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün (DSÖ) önerdiği ideal diş fırçalama süresi 2 dakika* olmasına rağmen, katılımcıların yalnızca yüzde 12&#8217;si bu süreye uyuyor. Bunun yanında toplumun yarısı diş hekimlerinin önerdiği günde iki kez fırçalama rutinini uygulamıyor. Yüzde 30’u dişlerini günde yalnızca bir kez, yüzde 13’ü ise haftada 3-4 kez fırçalıyor. Nüfusun yüzde 6’sı ise dişlerini yalnızca sosyalleşeceği zaman fırçaladığını ifade ediyor. Bu tablo, ağız bakımının düzenli bir sağlık rutini olmaktan ziyade dönemsel bir “sosyal vitrin” davranışına dönüşebildiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Çürük dişler “acil ağrı” seviyesine gelene kadar erteleniyor</strong></p>
<p>Araştırmaya göre toplumun yüzde 25’i, yani her 4 kişiden 1’i, ağzında aktif ve tedavi edilmemiş bir çürükle yaşamını sürdürüyor. Aktif çürüğü bulunan kişilerin yüzde 76’sı son 3 aydır diş hekimine gitmediğini belirtirken, her 5 kişiden 1’i son 2 yıldır diş hekimi koltuğuna hiç oturmadığını ifade ediyor. Veriler, çürüğün çoğu zaman “acil ağrı” seviyesine gelene kadar ertelendiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>İlk diş hekimi ziyareti ortalama 16 yaşında gerçekleşiyor</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de yetişkinlerin diş hekimiyle ilk tanışma yaşı ortalama 16 olarak öne çıkıyor. Ancak ebeveynler, ağız sağlığı konusunda kendi yaşadıkları gecikmeyi yeni nesilde olumlu yönde kırıyor. Kendileri diş hekimiyle ortalama 16 yaşında tanışırken, bugün çocuklarını ortalama 7 yaşında diş hekimiyle tanıştırıyorlar. Ortalama 7 yaş büyük bir gelişme gibi görünse de bunun 1-2 yaşlara çekilmesi gerekiyor. Süt dişlerinin çıkmasıyla birlikte çocukların diş hekimiyle tanışması ve doğru bakım ritüeli kazanması büyük önem taşıyor. Öte yandan çocukların ağız bakımında florür farkındalığı da kritik bir rol oynuyor. Aileler çocukları için hala florürsüz diş macunlarına yönelme eğiliminde olsa da uzmanlar, çürük oluşumunu önlemede doğru dozlarda florür kullanımının başlıca faktör olduğunun altını çiziyor. İş çocuklara diş fırçalamayı sevdirmeye geldiğinde ise aromalar devreye giriyor: Satın alınan çocuk diş macunlarında ebeveynlerin yüzde 49&#8217;u açık ara &#8220;çilek&#8221; aromasını tercih ederken, onu yüzde 26 ile nane ve yüzde 21 ile karpuz takip ediyor.</p>
<p><strong>Bugüne kadar diş hekimine bir kez gitmiş olanlara baktığımızda ise yaklaşık yüzde 40’lık kesimin bir yıldan uzun süredir hiç diş hekimine uğramadığını görüyoruz. </strong>Diş hekimine gitmeme nedenleri arasında en çok ihtiyaç duyulmaması ve maliyet öne çıkarken, bu faktörleri diş hekimi korkusu ve zaman bulamamak izliyor. Bu tablo, yetişkinlerde koruyucu hekimlik refleksinin hala zayıf olduğunu ve diş hekiminin çoğunlukla kriz anında başvurulan bir çözüm noktası olarak konumlandığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Diş hassasiyetini tedavi etmek yerine göz ardı ediyoruz</strong></p>
<p>Toplumda yaygın görülen ağız sağlığı sorunlarından biri olan diş hassasiyeti, günlük yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. Hassasiyet en çok soğuk yiyecek ve içeceklerde hissedilirken; sıcak gıdalar ve tatlılar da başlıca tetikleyiciler arasında yer alıyor. Araştırma, bu sorunla başa çıkarken tedavi yöntemleri kadar, problemi göz ardı etme eğiliminin de yaygın olduğunu gösteriyor. Katılımcıların yüzde 41&#8217;i hassasiyet giderici macun kullanıp yüzde 36&#8217;sı diş hekimine başvururken; yüzde 35&#8217;lik kesim kalıcı bir önlem almak yerine, yalnızca sevdiği yiyecek ve içecekleri tüketmekten kaçınarak problemi hasıraltı etmeyi tercih ediyor.</p>
<p><strong>Ağız ve Diş Sağlığında Yeni Bilgi Kaynağı: Yapay Zeka</strong></p>
<p>Araştırma, toplumun ağız sağlığı konusunda kime güvendiğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Yüzde 64’le diş hekimleri ezici bir üstünlüğe sahipken, toplumun yüzde 39’u bilgi almak için internet üzerinden araştırma yapmaya yöneliyor. Her dört kişiden biri ise eczacıların danışmanlığına güveniyor. Ancak araştırmanın en dikkat çekici çıktılarından biri dijitalleşen yeni neslin alışkanlıklarında gizli: Özellikle 18-25 yaş arası gençlerin ağırlıkta olduğu bir kesim (yüzde 9) için, ağız sağlığı hakkında yapay zekaya danışmak yükselen yeni bir trend olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><strong> Ağız sağlığı özgüveni doğrudan etkiliyor</strong></p>
<p>Toplumun yüzde 78&#8217;i ağız ve diş sağlığının özgüvenini doğrudan etkilediğini belirtiyor. Diş görünümünden kaynaklanan memnuniyetsizliklerin temelinde kozmetik kaygılar yatıyor; özgüveni en çok zedeleyen sorunların başında yüzde 50 oranıyla diş rengi ve yüzde 40 oranıyla diş dizilimi geliyor. Bu durum günlük rutinlere de yansıyor; dişlerin fırçalanamadığı bir günde tüketicilerin yüzde 74&#8217;ü kendini huzursuz ve rahatsız hissederken, yüzde 33&#8217;ü doğrudan özgüven eksikliği yaşadığını ifade ediyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiye-agiz-sagligi-haritasi-arastirmasi-aciklandi-620105">Türkiye Ağız Sağlığı Haritası Araştırması Açıklandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplumun Yarısı Dişlerini Günde İki Kez Fırçalamıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/toplumun-yarisi-dislerini-gunde-iki-kez-fircalamiyor-619726</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 07:52:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Hekimi]]></category>
		<category><![CDATA[dişlerini]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[fırçalamıyor]]></category>
		<category><![CDATA[günde]]></category>
		<category><![CDATA[kez]]></category>
		<category><![CDATA[ortalama]]></category>
		<category><![CDATA[toplumun]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yarışı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619726</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağız sağlığına yönelik alışkanlıkları kapsamlı bir şekilde ortaya koymak üzere Ipsos Türkiye tarafından Sensodyne iş birliği ile gerçekleştirilen “Türkiye Ağız Sağlığı Haritası” araştırması, ülkenin ağız sağlığına dair güncel bir tablo sunuyor. Araştırma, tüketicilerin bildikleri ile uyguladıkları arasındaki farkı sayısal verilerle gözler önüne seriyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/toplumun-yarisi-dislerini-gunde-iki-kez-fircalamiyor-619726">Toplumun Yarısı Dişlerini Günde İki Kez Fırçalamıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ağız sağlığına yönelik alışkanlıkları kapsamlı bir şekilde ortaya koymak üzere Ipsos Türkiye tarafından Sensodyne iş birliği ile gerçekleştirilen “Türkiye Ağız Sağlığı Haritası” araştırması, ülkenin ağız sağlığına dair güncel bir tablo sunuyor. Araştırma, tüketicilerin bildikleri ile uyguladıkları arasındaki farkı sayısal verilerle gözler önüne seriyor. </p>
<p><strong>İdeal fırçalama süresine uyanların oranı yalnızca yüzde 12</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün (DSÖ) önerdiği ideal diş fırçalama süresi 2 dakika* olmasına rağmen, katılımcıların yalnızca yüzde 12&#8217;si bu süreye uyuyor. Bunun yanında toplumun yarısı diş hekimlerinin önerdiği günde iki kez fırçalama rutinini uygulamıyor. Yüzde 30’u dişlerini günde yalnızca bir kez, yüzde 13’ü ise haftada 3-4 kez fırçalıyor. Nüfusun yüzde 6’sı ise dişlerini yalnızca sosyalleşeceği zaman fırçaladığını ifade ediyor. Bu tablo, ağız bakımının düzenli bir sağlık rutini olmaktan ziyade dönemsel bir “sosyal vitrin” davranışına dönüşebildiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Çürük dişler “acil ağrı” seviyesine gelene kadar erteleniyor</strong></p>
<p>Araştırmaya göre toplumun yüzde 25’i, yani her 4 kişiden 1’i, ağzında aktif ve tedavi edilmemiş bir çürükle yaşamını sürdürüyor. Aktif çürüğü bulunan kişilerin yüzde 76’sı son 3 aydır diş hekimine gitmediğini belirtirken, her 5 kişiden 1’i son 2 yıldır diş hekimi koltuğuna hiç oturmadığını ifade ediyor. Veriler, çürüğün çoğu zaman “acil ağrı” seviyesine gelene kadar ertelendiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>İlk diş hekimi ziyareti ortalama 16 yaşında gerçekleşiyor</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de yetişkinlerin diş hekimiyle ilk tanışma yaşı ortalama 16 olarak öne çıkıyor. Ancak ebeveynler, ağız sağlığı konusunda kendi yaşadıkları gecikmeyi yeni nesilde olumlu yönde kırıyor. Kendileri diş hekimiyle ortalama 16 yaşında tanışırken, bugün çocuklarını ortalama 7 yaşında diş hekimiyle tanıştırıyorlar. Ortalama 7 yaş büyük bir gelişme gibi görünse de bunun 1-2 yaşlara çekilmesi gerekiyor. Süt dişlerinin çıkmasıyla birlikte çocukların diş hekimiyle tanışması ve doğru bakım ritüeli kazanması büyük önem taşıyor. Öte yandan çocukların ağız bakımında florür farkındalığı da kritik bir rol oynuyor. Aileler çocukları için hala florürsüz diş macunlarına yönelme eğiliminde olsa da uzmanlar, çürük oluşumunu önlemede doğru dozlarda florür kullanımının başlıca faktör olduğunun altını çiziyor. İş çocuklara diş fırçalamayı sevdirmeye geldiğinde ise aromalar devreye giriyor: Satın alınan çocuk diş macunlarında ebeveynlerin yüzde 49&#8217;u açık ara &#8220;çilek&#8221; aromasını tercih ederken, onu yüzde 26 ile nane ve yüzde 21 ile karpuz takip ediyor.</p>
<p><strong>Bugüne kadar diş hekimine bir kez gitmiş olanlara baktığımızda ise yaklaşık yüzde 40’lık kesimin bir yıldan uzun süredir hiç diş hekimine uğramadığını görüyoruz. </strong>Diş hekimine gitmeme nedenleri arasında en çok ihtiyaç duyulmaması ve maliyet öne çıkarken, bu faktörleri diş hekimi korkusu ve zaman bulamamak izliyor. Bu tablo, yetişkinlerde koruyucu hekimlik refleksinin hala zayıf olduğunu ve diş hekiminin çoğunlukla kriz anında başvurulan bir çözüm noktası olarak konumlandığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Diş hassasiyetini tedavi etmek yerine göz ardı ediyoruz</strong></p>
<p>Toplumda yaygın görülen ağız sağlığı sorunlarından biri olan diş hassasiyeti, günlük yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. Hassasiyet en çok soğuk yiyecek ve içeceklerde hissedilirken; sıcak gıdalar ve tatlılar da başlıca tetikleyiciler arasında yer alıyor. Araştırma, bu sorunla başa çıkarken tedavi yöntemleri kadar, problemi göz ardı etme eğiliminin de yaygın olduğunu gösteriyor. Katılımcıların yüzde 41&#8217;i hassasiyet giderici macun kullanıp yüzde 36&#8217;sı diş hekimine başvururken; yüzde 35&#8217;lik kesim kalıcı bir önlem almak yerine, yalnızca sevdiği yiyecek ve içecekleri tüketmekten kaçınarak problemi hasıraltı etmeyi tercih ediyor.</p>
<p><strong>Ağız ve Diş Sağlığında Yeni Bilgi Kaynağı: Yapay Zeka</strong></p>
<p>Araştırma, toplumun ağız sağlığı konusunda kime güvendiğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Yüzde 64’le diş hekimleri ezici bir üstünlüğe sahipken, toplumun yüzde 39’u bilgi almak için internet üzerinden araştırma yapmaya yöneliyor. Her dört kişiden biri ise eczacıların danışmanlığına güveniyor. Ancak araştırmanın en dikkat çekici çıktılarından biri dijitalleşen yeni neslin alışkanlıklarında gizli: Özellikle 18-25 yaş arası gençlerin ağırlıkta olduğu bir kesim (yüzde 9) için, ağız sağlığı hakkında yapay zekaya danışmak yükselen yeni bir trend olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><strong>Ağız sağlığı özgüveni doğrudan etkiliyor</strong></p>
<p>Toplumun yüzde 78&#8217;i ağız ve diş sağlığının özgüvenini doğrudan etkilediğini belirtiyor. Diş görünümünden kaynaklanan memnuniyetsizliklerin temelinde kozmetik kaygılar yatıyor; özgüveni en çok zedeleyen sorunların başında yüzde 50 oranıyla diş rengi ve yüzde 40 oranıyla diş dizilimi geliyor. Bu durum günlük rutinlere de yansıyor; dişlerin fırçalanamadığı bir günde tüketicilerin yüzde 74&#8217;ü kendini huzursuz ve rahatsız hissederken, yüzde 33&#8217;ü doğrudan özgüven eksikliği yaşadığını ifade ediyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/toplumun-yarisi-dislerini-gunde-iki-kez-fircalamiyor-619726">Toplumun Yarısı Dişlerini Günde İki Kez Fırçalamıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geleceğin hekimleri ilk adımı attı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gelecegin-hekimleri-ilk-adimi-atti-619664</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 07:23:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[attı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğin]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hekimleri]]></category>
		<category><![CDATA[hekimlik]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[meslek]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencileri]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619664</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi 2025-2026 Akademik Yılı 1. sınıf öğrencileri, 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlenen törenle hekimlik mesleğinin simgesi olan beyaz önlüklerini giydi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecegin-hekimleri-ilk-adimi-atti-619664">Geleceğin hekimleri ilk adımı attı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi 2025-2026 Akademik Yılı 1. sınıf öğrencileri, 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlenen törenle hekimlik mesleğinin simgesi olan beyaz önlüklerini giydi. Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerine yeni başlayan geleceğin hekimleri, kutsal mesleklerine ilk adımı atmanın gururunu yaşadı.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu’nda gerçekleştirilen &#8220;14 Mart Tıp Bayramı ve Beyaz Önlük Giyme Töreni&#8221;, akademi dünyasını ve geleceğin doktorlarını bir araya getirdi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İyi hekim olmanın yolu önce iyi insan olmaktan geçer”</strong></p>
<p>Ailelerin de ilgi gösterdiği törende konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, hekimlik mesleğinin yalnızca bilimsel bilgiye dayalı bir alan olmadığını, aynı zamanda etik değerler, insanlık ve iletişim becerileriyle şekillenen bir meslek olduğunu vurguladı.</p>
<p>Beyaz önlük giyme töreninin hekim adaylarının hayatında unutulmaz bir dönüm noktası olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “İnsan hayatında unutulmayacak bazı günler vardır. Beyaz önlük giyme töreni de bu açıdan çok önemli bir gün. Öğrencilerimizin meslek hayatları boyunca hatırlayacakları anlamlı bir başlangıçtır.” dedi.</p>
<p>Hekimliğin hem bir bilim hem de bir sanat olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Hekimlik sadece bir meslek değildir; aynı zamanda bir sanattır ve bilimle birlikte yürür. Bu nedenle iyi hekim olmadan önce iyi insan olmak gerekir. İyi insan olmayı başaramayan bir kişinin iyi hekim olması mümkün değildir.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, hekimliğin dünyada etik kuralları en erken gelişmiş mesleklerden biri olduğunu belirterek, meslek hayatında etik ilkelere bağlı kalmanın önemine dikkat çekti ve “Meslek hayatında sizi en güçlü şekilde koruyacak kalkan etik ilkelerdir. Küçük bir yanlış ya da küçük bir yalan zamanla büyük hatalara dönüşebilir. Büyük kötülükler çoğu zaman küçük bir hatayla başlar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Bilimsel merakınızı kaybetmeyin”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, tıp alanında bilginin hızla değiştiğini belirterek genç hekim adaylarının sürekli öğrenmeye açık olması gerektiğini ifade ederek, “Bilginin yarı ömrü eskiden 30 yıldı, bugün 3 yıla kadar düştü. Bu nedenle bilimsel merakınızı kaybetmemek çok önemli. Hastaya zarar vermenin yollarından biri de onu tedavisiz bırakmaktır. Yeni bilgileri takip etmek, literatürü sürekli güncel tutmak gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Tevazu ve eleştiriye açıklık hekimi geliştirir”</strong></p>
<p>Başarılı bir hekim olmanın önemli özelliklerinden birinin tevazu olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Tevazu, insana ‘Ben hata yapabilirim’ duygusunu verir. Bu duygu eleştiriye açık olmayı sağlar. Araştırmalar tevazu sahibi kişilerin daha az hata yaptığını ve karar mekanizmalarını daha sağlıklı kullandığını gösteriyor.” dedi.</p>
<p><strong>“İletişim, bazen ilaçtan daha etkilidir”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, hekim-hasta ilişkisinde iletişimin önemine dikkat çekerek, “İlaçtan daha etkili bir yöntem vardır; iletişim. Hastayla kurulan güven ilişkisi tedavinin başarısını doğrudan etkiler.” diye konuştu.</p>
<p>Plasebo etkisinin de bu güven ilişkisini gösteren bilimsel bir örnek olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, hastanın hekime güvenmesi durumunda tedavi sürecinin daha olumlu ilerleyebildiğini söyledi.</p>
<p><strong>“Hastayı vaka değil insan olarak görmek gerekir”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, hekimlikte yapılan en büyük hatalardan birinin hastayı yalnızca bir “vaka” olarak görmek olduğunu dile getirerek, “Hastayı vaka olarak değil insan olarak görmek gerekir. Hastayı dinlemek, onun duygularını anlamak tanı koymada ve tedavide büyük fark yaratır.” ifadesinde de bulundu.</p>
<p>Konuşmasında İbn-i Sina’nın hekimlik anlayışına da değinen Tarhan, “İbn-i Sina’nın dediği gibi; ‘Hekim bazen tedavi eder, çoğu zaman teselli eder.’ Hekimin görevi sadece tedavi etmek değil, aynı zamanda hastaya umut ve güven verebilmektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, konuşmasının sonunda hekimliğin insan hayatına doğrudan dokunan çok özel bir meslek olduğunu belirterek, “Hekimin eli kutsaldır denirken aslında insanın varoluşuna ve hayatına dokunabilen bir meslekten söz edilir. Bu mesleğin size sunduğu fırsatı etik değerler ve insan sevgisiyle değerlendirmenizi diliyorum.” dedi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Hikmet Koçak: “Hekimlik bir meslek değil, bir yaşam tarzıdır”</strong></p>
<p>14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlenen beyaz önlük giyme töreninde konuşan Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hikmet Koçak, hekimliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı olduğunu vurgulayarak tıp öğrencilerini tebrik etti ve “İnsan hayatında önemli aşamalar vardır. Bunlardan biri de liseden sonra meslek seçme dönemidir. Belki bazılarınız kendi isteğiyle, bazılarınız da ailelerinin yönlendirmesiyle bu yolu seçti. Ancak sonuçta en kıymetli mesleklerden biri olan hekimliği tercih ettiniz. Hepinizi tebrik ediyorum, hayırlı olsun.” dedi.</p>
<p><strong>“Beyaz önlük güven ve sorumluluğun sembolüdür”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Koçak, beyaz önlüğün hekimlik mesleğinde önemli bir sembol olduğunu belirterek, “Beyaz önlüğü giydiğinizde karşınızdaki hastaya aslında şu mesajı veriyorsunuz: ‘Bana güvenebilirsiniz. Ben sizin dertlerinize çare bulmak için kendimi bu mesleğe adadım.’ Aynı zamanda hekimlik, hastanın sırlarını korumayı da gerektirir. Çünkü hekim ile hasta arasında güçlü bir güven ilişkisi vardır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Steteskop sadece bir araç değil, emeğin sembolüdür”</strong></p>
<p>Hekimliğin bir diğer önemli simgesinin steteskop olduğunu ifade eden Prof. Dr. Koçak, “Steteskop sadece bir kalbi dinlemek için kullanılan bir araç değildir. Gençliğinizi, hayallerinizi ve emeğinizi temsil eden bir semboldür. Beyaz önlük ve steteskop bir araya geldiğinde karşınızdaki insana güven veren bir hekim kimliği ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p><strong>“Tıp geçmişten gelen bir birikimin devamıdır”</strong></p>
<p>Konuşmasında tıp tarihine de değinen Prof. Dr. Koçak, hekimliğin geçmişten bugüne birikerek gelen bir bilgi ve deneyim alanı olduğunu vurguladı. Bu kapsamda Hikmet Boran’ın Kurtuluş Savaşı dönemindeki rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Koçak, ayrıca Osmanlı döneminde radyoloji alanında öncü çalışmalar yapan hekimleri de anarak, Esad Feyzi’nin Türkiye’de ilk röntgen ışınlarını getiren hekimlerden biri olduğunu, İbrahim Vasıf Çınar’ın ise röntgen uygulamalarında öncü çalışmalarıyla tanındığını ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Koçak, “Hekim, geçmişten bugüne kadar oluşan bütün birikimi üzerinde taşıyan kişidir. Bugün burada aldığınız eğitim, geçmişte bu mesleğe emek vermiş insanların katkıları sayesinde mümkün olmuştur.” diye konuştu.</p>
<p>Konuşmasının sonunda sağlığın insan hayatındaki değerine değinen Prof. Dr. Koçak, Kanuni Sultan Süleyman’ın “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” ünlü dizelerini hatırlattı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Haydar Sur: “Beyaz önlük törenleri hekimlik yolculuğunun unutulmaz anlarıdır”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, törende yaptığı konuşmada, hekimlik mesleğinin değerlerinin kuşaktan kuşağa aktarılan bir emanet olduğunu vurguladı ve “Törenler aslında çok önemlidir; çünkü hayatımızın ilkelerinin görünür hale geldiği anları yaşarız. Öğrencilerimizin bugün yaşayacağı bu beyaz önlük giyme töreni, onların meslek hayatları boyunca unutamayacakları anlardan biri olacaktır.” dedi.</p>
<p><strong>“Hekimlik değerleri bir emanettir”</strong></p>
<p>Akademisyenlerin öğrencileri yetiştirme sorumluluğunu büyük bir onurla taşıdıklarını ifade eden Prof. Dr. Sur, hekimlik mesleğinin temel ilkelerinin geçmişten bugüne aktarıldığını söyledi ve “Bizler burada akademik önlüklerimizle, öğrencilerimizi yetiştirmek için şerefle karşınızdayız. Bu ilkeler bize gökten inmedi; bizden önceki hocalarımızın bize bıraktığı emanetlerdi. Biz de bu emaneti kendi öğrencilerimize devrediyoruz. Eminim ki öğrencilerimiz bu emaneti bizden daha iyi sahiplenip bir sonraki kuşaklara aktaracaklar. Böylece bilim ilerleyecek, insanlığa daha iyi hizmet sunulacaktır” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Öğrencilerimizi gördükçe umutlanıyoruz”</strong></p>
<p>Konuşmasında dünyada yaşanan savaşlar ve haksızlıklara da değinen Prof. Dr. Sur, bu durumların kendisini derinden üzdüğünü ifade etti ve “Dünyadaki savaşlar, haksızlıklar ve mazlumların yaşadığı acılar karşısında içim kan ağlıyor. Dünya hüzün içinde olabilir; ancak öğrencilerimizi gördüğümüz zaman içimiz umutla doluyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tıp öğrencisi Yusuf Alpay: “Hekimlik yalnızca bir meslek değil, ömür boyu süren bir öğrenme yolculuğu”</strong></p>
<p>Tıp Fakültesi Türkçe 1. Sınıf Temsilcisi Yusuf Alpay, hekimlik yolculuğunun ilk adımlarını atmanın gururunu yaşadıklarını belirterek, tıp eğitiminin yalnızca bilgi değil aynı zamanda insan hayatına dokunma sorumluluğu taşıdığını vurguladı ve “Tıp ailesinin en genç üyeleri olarak yıllarca hayalini kurduğumuz hekimlik yolculuğunun ilk adımlarını attığımız bu dönemde böylesine köklü ve onurlu bir ailenin parçası olmanın gururunu yaşıyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>Beyaz önlük sadece bir kıyafet değil</strong></p>
<p>Tıp fakültesine başlamanın yalnızca akademik bir süreç olmadığını vurgulayan Alpay, “O bembeyaz önlükleri omuzlarımıza geçirirken aslında sadece bir önlük giymediğimizi çok iyi biliyorduk. O önlük şifayı, umudu, merhameti ve insan hayatına duyulan derin saygıyı temsil ediyordu. Steteskoplarımız şimdilik çoğu zaman kendi heyecanlı kalp atışlarımızı dinliyor. Hücrenin, dokunun ve insan bedeninin o muazzam düzenini yeni yeni keşfediyoruz. Ancak biliyoruz ki bugün bu sıralarda öğrendiğimiz her bilgi, yarın bir insanın hayatına dokunacaktır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>14 Mart aynı zamanda bir direnişin sembolü</strong></p>
<p>Alpay, 14 Mart’ın yalnızca bir kutlama günü olmadığını belirterek, “1919 yılında İstanbul işgal altındayken Tıbbiyeli öğrenciler okulun iki kulesi arasına devasa bir Türk bayrağı asarak bağımsızlık ateşini yakmışlardı. Tıbbiyeli Hikmet Boran ve arkadaşlarının ortaya koyduğu cesaret yalnızca bir bayrak asma eylemi değil; bilimin, özgürlüğün ve vatan sevgisinin güçlü bir sembolüdür.” dedi.</p>
<p><strong>Tıp öğrencisi Emre Aydın: “Beyaz önlük yalnızca bir kumaş değil, büyük bir sorumluluğun simgesidir”</strong></p>
<p>14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlenen törende konuşan İngilizce Tıp 1. sınıf öğrenci temsilcisi Emre Aydın da hekimlik yolculuğunun ilk adımlarını atmanın gururunu yaşadıklarını belirterek beyaz önlüğün sadece bir sembol değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluğun ifadesi olduğunu vurguladı.</p>
<p>Aydın, öğrencilerin bu noktaya büyük fedakârlıklarla geldiğini ifade ederek, “Bugün giyeceğimiz bu beyaz önlüğün her bir parçasında geçmişteki uykusuz gecelerimizin, verdiğimiz emeklerin ve döktüğümüz alın terinin izleri var. Kimimiz uykusundan, kimimiz sosyal hayatından, kimimiz de gençliğinin en güzel anlarından feragat ederek bu noktaya geldi.” dedi.</p>
<p>Konuşmasında Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe verdiği öneme de değinen Aydın, “Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe yürümeye söz veriyoruz. ‘Bütün ümidim gençliktedir’ sözüne layık bireyler olarak aklın, vicdanın ve bilimin rehberliğinde mesleğimizi icra edeceğiz.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Önlükler giyildi, heyecan doruğa çıktı</strong></p>
<p>Konuşmaların ardından törenin en çok beklenen duygu dolu anlarına geçildi. Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümü 1. sınıf öğrencileri, gruplar halinde alkışlar eşliğinde sahneye davet edildi. Üniversitenin saygıdeğer akademisyenleri ve hocalarının ellerinden beyaz önlüklerini giyen öğrenciler, kutsal hekimlik mesleğine resmi olarak ilk adımlarını atmış oldular. 2025-2026 Akademik Yılı 14 Mart Tıp Bayramı ve Beyaz Önlük Giyme Töreni, hocalar ve önlüklerini giyen öğrencilerin sahnede bir araya gelerek günün anısına dev bir aile fotoğrafı çektirmesiyle coşku içinde sona erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecegin-hekimleri-ilk-adimi-atti-619664">Geleceğin hekimleri ilk adımı attı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sektörün Lider Şirketleri Yeni Dönemde Teknolojide Kadın Derneği&#8217;nin Yönetim Koltuklarına Oturdu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sektorun-lider-sirketleri-yeni-donemde-teknolojide-kadin-derneginin-yonetim-koltuklarina-oturdu-619348</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 07:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[dönemde]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[lider]]></category>
		<category><![CDATA[sektörün]]></category>
		<category><![CDATA[şirketleri]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojide]]></category>
		<category><![CDATA[Teknolojide Kadın Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim Kurulu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619348</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin farklı sektörlerinden lider kurumları temsil eden yöneticilerden oluşan yeni yönetim kurulu, sahip olduğu geniş sektör temsiliyetiyle derneğin etki alanını daha da büyütmeyi hedefliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sektorun-lider-sirketleri-yeni-donemde-teknolojide-kadin-derneginin-yonetim-koltuklarina-oturdu-619348">Sektörün Lider Şirketleri Yeni Dönemde Teknolojide Kadın Derneği&#8217;nin Yönetim Koltuklarına Oturdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin farklı sektörlerinden lider kurumları temsil eden yöneticilerden oluşan yeni yönetim kurulu, sahip olduğu geniş sektör temsiliyetiyle derneğin etki alanını daha da büyütmeyi hedefliyor. Farklı alanlardan gelen liderlerin bir araya gelmesi, Teknolojide Kadın Derneği’nin teknoloji ekosisteminde kurduğu güçlü iş birliği ağını ve çok paydaşlı yapısını da ortaya koyuyor.</p>
<p>Yeni yönetim kurulu döneminde dernek; yapay zekâ, veri ekonomisi, siber güvenlik, fintech ve sürdürülebilir teknoloji gibi alanlarda kadın yetkinliğini artırmaya yönelik projeleri büyütmeyi, genç kadınların teknoloji ekosistemine katılımını hızlandırmayı ve Türkiye’nin dijital geleceğinde kadın liderliğini daha görünür hale getirmeyi hedefliyor.</p>
<p><b><strong>Teknolojide Kadın Derneği Güçlü Yönetim Kurulu</strong></b></p>
<p>Zehra Öney – Kurucusu &#038; Yönetim Kurulu Eş Başkanı, Teknolojide Kadın Derneği / Kurucu Başkanı, 360+ Media Interactive, Hayriye Karadeniz – Yönetim Kurulu Eş Başkanı / Bilgi Teknolojileri Koordinatörü, Koç Holding, Yasemin Bedir – Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı / Doğu Avrupa Bölge Başkanı, Mastercard, Banu Soyak – Sayman / Pazarlama ve İletişimden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı, Lenovo, Ayşegül Arıcan Şeker – Yönetim Kurulu Üyesi / İcra Kurulu Başkan Yardımcısı, Vodafone, Ersin Esentürk – Yönetim Kurulu Üyesi / Genel Müdür, Enerjisa Perakende Satış Şirketleri, Ebru Özdemir – Yönetim Kurulu Üyesi / Yönetim Kurulu Başkanı, Limak Holding, Seda Özdemir Şen – Yönetim Kurulu Üyesi / Satış Müdürü, Dell, Burçak Türkeri – Yönetim Kurulu Üyesi / Sürdürülebilirlik ve Kurumsal İletişim Lideri, Ford Otosan, Ekrem Emre Ultav – Yönetim Kurulu Üyesi / Kurumsal Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı, SAS Türkiye, Berrin Özselçuk – Yönetim Kurulu Üyesi / Genel Müdür, Amazon Türkiye, Burcu Sönmezyalçın Döker – Yönetim Kurulu Üyesi / Hukuk Direktörü, MediaMarkt, Ayşenur Hıçkıran – Yönetim Kurulu Üyesi / Bireysel Bankacılık ve Varlık Yönetimi’nden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı, DenizBank, Özden Önaldı – Yönetim Kurulu Üyesi / Genel Müdür Yardımcısı, Yapı Kredi, Berrak Kutsoy – Yönetim Kurulu Üyesi / Kurumsal İletişim ve Dış İlişkiler Direktörü &#038; ESG Başkanı, Esas Holding, Başak Kural Uslu – Yönetim Kurulu Üyesi / Genel Müdür, Logo Finansal Teknolojiler, Funda Göğüş – Yönetim Kurulu Üyesi / Kariyer Gelişim Bölüm Başkanı, Akbank, İrem Cantaş Aygün – Yönetim Kurulu Üyesi / Büyümeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı (CGO), SabancıDx</p>
<p><b><strong>Derneğin Yeni Dönem Öncelikleri</strong></b></p>
<p>Teknolojide Kadın Derneği yeni dönemde yalnızca eğitim programları yürüten bir yapı olmanın ötesine geçerek teknoloji politikalarının, yetenek ekosisteminin ve geleceğin dijital dönüşüm alanlarının şekillendiği platformlarda daha aktif rol almayı hedefliyor. Bu kapsamda dernek, özellikle yapay zekâ ve ileri teknolojilerin toplumsal etkileri üzerine odaklanan çalışmalarını genişletmeyi planlıyor.</p>
<p>Yeni dönemde derneğin öncelikleri arasında:</p>
<ul>
<li>Yapay zekâ, veri ekonomisi ve ileri teknoloji alanlarında kadınların teknik yetkinliğini artırmaya yönelik eğitim ve mentorluk programlarının genişletilmesi,</li>
<li>Yapay zekânın etik kullanımı, regülasyon süreçleri ve hukukla ilişkisi üzerine farkındalık ve bilgi üretimine katkı sağlayacak çalışmalar yürütülmesi,</li>
<li>İnsan ve robot etkileşiminin geleceği, algoritmik karar sistemleri ve teknolojinin toplumsal etkileri üzerine çok paydaşlı düşünce platformları oluşturulması,</li>
<li>Genç kadınların teknoloji kariyerlerine daha güçlü adım atmalarını sağlayacak programların yaygınlaştırılması,</li>
<li>Kadın girişimcilerin yarışmalar, eğitim programları ve iş birlikleriyle desteklenmesi</li>
<li>Ulusal ve uluslararası ölçekte kurumlar, akademi ve kamu ile iş birliklerinin artırılması</li>
</ul>
<p>yer alıyor.</p>
<p>Dernek, bu çalışmalarla kadınların teknoloji alanında yalnızca kullanıcı değil; üretici, karar verici ve lider aktörler olarak konumlandığı daha kapsayıcı bir teknoloji ekosisteminin oluşmasına katkı sağlamayı amaçlıyor.</p>
<p><strong>Teknolojide Kadın Derneği Kurucusu ve Yönetim Kurulu Eş Başkanı Zehra Öney şunları ifade etti:</strong></p>
<p>“<em>Teknolojide Kadın Derneği’ni kurma fikri, 2017 senesinde teknoloji dünyasında çok önemli bir eksikliği fark etmemle ortaya çıktı. Rakamlara baktığımızda küresel yapay zekâ iş gücünün yüzde 78’inin erkek olduğunu, yapay zekâ modellerini besleyen veri setlerinin yüzde 80’inden fazlasının erkek perspektifinden üretildiğini görebiliyoruz. Bu yalnızca bir eşitsizlik değil, aynı zamanda teknolojinin geleceğini etkileyen kritik bir sorun. Ve bu sorunun karşısında adım atma sorumluluğunu üstlenmek gerektiğini düşündüm.</em></p>
<p><em>Bu nedenle Teknolojide Kadın Derneği, kadınların teknoloji alanında yalnızca kullanıcı değil; üreten, yöneten, yaratan ve karar süreçlerinde söz sahibi olan aktörler haline gelmesini önceliklendiriyor. Özellikle yapay zekâ, veri ve ileri teknoloji alanlarında kadınların uzmanlaşmasını, bu alanlarda liderlik üstlenmesini ve küresel teknoloji ekosisteminde daha güçlü temsil edilmesini hedefliyoruz. İşte bu nedenle kuşaklar arası farkı ortadan kaldırarak 23 gencin yer aldığı Genç Yönetim Danışma Kurulumuzu oluşturduk. Onlar da Yönetim Kurulu toplantılarımızda bizimle birlikte yer alıyorlar.</em></p>
<p><em>Bugün yapay zekâ yalnızca teknolojik bir gelişme değil; etik, regülasyon, hukuk ve toplumsal etkileri olan çok katmanlı bir dönüşüm alanı. Önümüzdeki dönemde insan ve robot etkileşiminin nasıl yönetileceği, algoritmik karar sistemlerinin nasıl düzenleneceği ve teknolojinin toplum üzerindeki etkilerinin nasıl şekilleneceği büyük önem taşıyor. Teknolojide Kadın Derneği olarak kadınların bu alanlarda derinleşmesini, uzmanlaşmasını ve geleceğin teknoloji liderleri arasında yer almasını destekleyen çalışmalar yürütüyoruz.</em></p>
<p><strong>Yönetim Kurulu Eş Başkanı Hayriye Karadeniz ise şunları söyledi:</strong></p>
<p>“<em>Teknoloji artık yalnızca şirketlerin değil, ülkelerin rekabet gücünü belirleyen en kritik unsur haline geldi. Bu dönüşüm sürecinde yetenek havuzunun yarısını oluşturan kadınların teknoloji alanında daha görünür ve etkin olması büyük önem taşıyor. Teknolojide Kadın Derneği olarak yeni yönetim kurulumuzla birlikte; gençlerin teknoloji kariyerlerine daha güçlü adım atmalarını sağlayacak programlar geliştirmeyi, kurumlar arası iş birliklerini büyütmeyi ve Türkiye’nin teknoloji ekosisteminde kapsayıcı bir dönüşüme katkı sunmayı hedefliyoruz.</em>”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sektorun-lider-sirketleri-yeni-donemde-teknolojide-kadin-derneginin-yonetim-koltuklarina-oturdu-619348">Sektörün Lider Şirketleri Yeni Dönemde Teknolojide Kadın Derneği&#8217;nin Yönetim Koltuklarına Oturdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Savaşların yeni cephesi elektrik ve su altyapıları</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/savaslarin-yeni-cephesi-elektrik-ve-su-altyapilari-619273</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 11:39:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[endüstriyel]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kritik Altyapı]]></category>
		<category><![CDATA[saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[savaşların]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[sistemler]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619273</guid>

					<description><![CDATA[<p>YEO Teknoloji iştiraki olan ve kritik altyapı güvenliği alanında çözümler sunan CBERNET’in Genel Müdürü Gökay Türksönmez, kritik altyapıların korunmasının artık yalnızca bir BT güvenliği meselesi olmadığını vurguluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/savaslarin-yeni-cephesi-elektrik-ve-su-altyapilari-619273">Savaşların yeni cephesi elektrik ve su altyapıları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>YEO Teknoloji iştiraki olan ve kritik altyapı güvenliği alanında çözümler sunan CBERNET’in Genel Müdürü <strong>Gökay Türksönmez</strong>, kritik altyapıların korunmasının artık yalnızca bir BT güvenliği meselesi olmadığını vurguluyor.</p>
<p>Türksönmez, elektrik üretimi, su dağıtımı ve endüstriyel üretim süreçleri bugün büyük ölçüde <strong>endüstriyel kontrol sistemleri (ICS), SCADA ve OT ağları</strong> üzerinden yönetildiğini belirterek, “Bu sistemler operasyonel süreçleri doğrudan kontrol ettiği için gerçekleştirilecek bir siber saldırı yalnızca veri kaybına değil, fiziksel süreçlerin kesintiye uğramasına da yol açabiliyor” diyor. Türksönmez’e göre kritik altyapılara yönelik saldırılar artık teorik bir risk olmaktan çıktı. Dünya genelinde enerji şebekelerini, petrol ve gaz tesislerini veya su arıtma sistemlerini hedef alan çok sayıda saldırı yaşanıyor. Bu saldırılar elektrik kesintileri, üretim duruşları veya fiziksel ekipman hasarı gibi sonuçlar doğurabiliyor.</p>
<p><strong>Enerji ve endüstriyel sistemler en kritik hedefler</strong></p>
<p>Kritik altyapıların büyük bölümü <strong>operasyonel teknoloji (OT)</strong> ortamlarında çalışıyor. Bu sistemler genellikle uzun yıllar boyunca kesintisiz çalışacak şekilde tasarlandığı için klasik BT güvenliği yaklaşımları çoğu zaman yeterli olmuyor.</p>
<p>Türksönmez bu noktaya dikkat çekerek şunları söylüyor: “Bir elektrik santraline, su arıtma tesisine veya enerji iletim altyapısına yönelik siber saldırı yalnızca veri ihlali anlamına gelmez. Bu tür saldırılar operasyonların durmasına, üretimin kesilmesine ve hatta fiziksel hasara yol açabilir. Bu nedenle kritik altyapı güvenliği artık ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.”</p>
<p><strong>Siber güvenlikten siber dayanıklılığa</strong></p>
<p>Artan tehdit ortamı, kritik altyapılarda yalnızca saldırıları önlemeye odaklanan klasik güvenlik yaklaşımının yeterli olmadığını gösteriyor. Uzmanlara göre kurumların artık <strong>siber dayanıklılık (cyber resilience)</strong> yaklaşımını benimsemesi gerekiyor.</p>
<p>Bu yaklaşım;</p>
<ul>
<li>saldırıları önlemeyi</li>
<li>erken tespit etmeyi</li>
<li>operasyonların kesintiye uğramasını engellemeyi</li>
<li>saldırı sonrasında hızlı toparlanmayı</li>
</ul>
<p>birlikte ele alıyor.</p>
<p>Kritik altyapıların güvenliğinde <strong>IEC 62443, NIST SP 800-82 ve ISO 27001 gibi uluslararası standartlar</strong> da giderek daha fazla önem kazanıyor.</p>
<p><strong>CBERNET kritik altyapıların güvenliğini güçlendiriyor</strong></p>
<p>CBERNET, kritik altyapıların siber güvenliği alanında enerji, üretim, petrol ve gaz ile su ve atık su yönetimi gibi sektörlerde faaliyet gösteriyor. Şirket; endüstriyel kontrol sistemlerinin güvenliği, risk analizi, güvenlik mimarisi tasarımı, test hizmetleri ve eğitim çalışmalarıyla kurumların siber dayanıklılığını artırmayı hedefliyor.</p>
<p>Türksönmez, “YEO Teknoloji ekosistemi içinde CBERNET olarak kritik altyapı güvenliğini yalnızca bir teknoloji meselesi olarak değil, <strong>iş sürekliliği ve ulusal güvenlik perspektifiyle</strong> ele alıyoruz. Enerji santrallerinden endüstriyel üretim tesislerine kadar birçok kritik sistemin siber güvenliğini sağlamak için Türkiye’de ve farklı ülkelerde projeler yürütüyoruz. Dijitalleşen altyapıların güvenliğini en baştan tasarlamak artık projelerin ayrılmaz bir parçası haline geldi” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/savaslarin-yeni-cephesi-elektrik-ve-su-altyapilari-619273">Savaşların yeni cephesi elektrik ve su altyapıları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı: &#8220;Kişiye Özel Risk Analizinde Genetik ve Epigenetik Dönem Başladı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-molekuler-biyoloji-ve-genetik-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-eda-tahir-turanli-kisiye-ozel-risk-analizinde-genetik-ve-epigenetik-donem-basladi-619141</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 08:29:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[epigenetik]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler]]></category>
		<category><![CDATA[öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[turanlı]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619141</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genetik testler uzun süredir hastalıklara yatkınlığın belirlenmesinde önemli bir araç olarak kullanılıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-molekuler-biyoloji-ve-genetik-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-eda-tahir-turanli-kisiye-ozel-risk-analizinde-genetik-ve-epigenetik-donem-basladi-619141">Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı: &#8220;Kişiye Özel Risk Analizinde Genetik ve Epigenetik Dönem Başladı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Genetik testler uzun süredir hastalıklara yatkınlığın belirlenmesinde önemli bir araç olarak kullanılıyor. Ancak <strong>genlerin nasıl çalıştığı ve çevresel faktörlerden nasıl etkilendiği sorusu, araştırmaları yeni bir alana yönlendirdi.</strong> Son yıllarda bilim dünyasında adını daha sık duymaya başladığımız bir alan var, o da “epigenetik”. Yani yalnızca hangi genlere sahip olduğumuz değil, o genlerin ne zaman ve nasıl çalıştığı da sağlığımızı belirliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik testlerin sağladığı bilgilerin epigenetik verilerle birlikte değerlendirildiğinde çok daha anlamlı hale geldiğini vurguluyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı “Aslında doğduğumuz anda belirli genetik yatkınlıklarla dünyaya geliyoruz. Ancak bu yatkınlıkların sağlık üzerindeki etkisini belirleyen önemli mekanizmalardan biri epigenetik düzenlemelerdir” diyor. </strong></em></p>
<p>Uzun yaşamın ve sağlıklı yaşlanmanın sırrı yalnızca DNA diziliminde saklı değil. Beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, stres düzeyi, uyku düzeni ve maruz kalınan çevresel faktörler; genlerin çalışma biçimini etkileyebiliyor. İşte bu noktada epigenetik devreye giriyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, konuyu şöyle açıklıyor: “Genetik yapımız sabit olabilir; ancak epigenetik mekanizmalar genlerimizin açılıp kapanmasını düzenler. Genlerin aktif ya da baskılanmış olması yalnızca DNA dizilimimizle belirlenmez. Epigenetik süreçler, yaşam boyunca genlerin nasıl çalışacağını düzenleyen doğal ve dinamik mekanizmalardır. Bu süreçler, büyüme, gelişim ve hücrelerin kimlik kazanması gibi normal biyolojik olayların ayrılmaz bir parçasıdır”…</p>
<p>Kronik hastalıkların büyük bir kısmı multifaktöryel, yani hem genetik hem çevresel faktörlerin birleşimiyle ortaya çıkıyor. Kanserler, kalp-damar hastalıkları, nörolojik ve nöropsikiyatrik hastalıklar ile bağışıklık sistemiyle ilişkili birçok tablo bu gruba giriyor. “Risk genlerimiz olduğu gibi koruyucu genlerimiz de var” diyen Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik risk skorlarının artık daha ayrıntılı şekilde hesaplanabildiğini, ancak bu riskin hastalığa dönüşmesinde epigenetik düzenlemelerin önemli rol oynadığını vurguluyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “Bir bireyde riskle ilişkili bir genetik varyantın bulunması, fenotipik sonucun kesinleştiği anlamına gelmez. Gen ekspresyonu ve biyolojik süreçler; epigenetik düzenlemeler ile yaşam tarzı ve çevresel etkileşimler tarafından dinamik biçimde şekillendirilir. Beslenme alışkanlıkları, stres düzeyi, uyku düzeni, sigara kullanımı ve diğer çevresel faktörler genlerin işleyişini etkileyerek biyolojik risklerin ortaya çıkma olasılığını artırabilir ya da azaltabilir” diyor. </p>
<p><strong>Hastalık Riskini Bilmek Önemli </strong></p>
<p>Günümüzde genetik analizlerle; kalp-damar sağlığına ilişkin yatkınlıklar, bazı kanser türleri için risk profilleri, Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklara genetik eğilimler ve bağışıklık sistemiyle ilişkili risk göstergeleri değerlendirilebiliyor. Ancak artık yalnızca “Hangi genetik varyantları taşıyoruz?” sorusu değil, “Bu genler nasıl ve ne düzeyde çalışıyor?” sorusu da önem kazanıyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı epigenetik analizler sayesinde hücre düzeyinde biyolojik yaşlanma göstergeleri, hücresel stres yanıtları ve bazı hastalık süreçlerinin erken izlerinin saptanabildiğine dikkat çekiyor: “Örneğin 10 yıl sonra Parkinson hastalığına yakalanma riskinizin olduğunu bilmek, hastalığı tamamen engelleyeceğiniz anlamına gelmez; fakat zihinsel aktiviteyi artırmak, beslenmeyi düzenlemek, egzersiz yapmak gibi epigenetik etkisi olan yaşam değişiklikleriyle süreci yavaşlatma şansınız olabilir”… </p>
<p><strong>Artık Kişiye Özel Tıp Gündemde </strong></p>
<p>Geleceğin tıbbı artık tedavi edici olmaktan çok önleyici ve kişiselleştirilmiş bir yapıya evriliyor. Bu süreçte tıp, genetik, moleküler biyoloji, farmakoloji, mühendislik ve bilgisayar bilimleri bir araya gelerek disiplinler arası bir yaklaşım geliştiriliyor. Özellikle kanser tedavisinde kullanılan “akıllı ilaçlar”, tümörün moleküler ve genetik özelliklerine göre belirleniyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “Kanser hücresinin hangi moleküler yolağı kullandığını analiz ederek, o yolu hedefleyen ilaç seçilebiliyor. Üstelik yalnızca tümörün genetiği değil, hastanın ilaca nasıl yanıt vereceği de genetik ve epigenetik belirteçlerle öngörülebiliyor” diyor.</p>
<p>Bu yaklaşım sadece kanserle sınırlı değil. Bazı ağrı kesiciler, antibiyotikler ve psikiyatrik ilaçlar için de farmakogenetik testler sayesinde kişiye en uygun doz ve ilaç seçimi yapılabiliyor.</p>
<p><strong>Kimler Genetik Test Yaptırmalı</strong></p>
<p>Tek gen hastalıklarında, hastalıkla güçlü şekilde ilişkili bir patojenik varyantın taşınması durumunda klinik tablonun ortaya çıkma olasılığı oldukça yüksek. Bu nedenle ülkemizde ve birçok ülkede bazı tek gen hastalıkları için yenidoğan tarama programları uygulanıyor; ayrıca evlilik öncesi veya gebelik planlaması döneminde taşıyıcılık taramaları (örneğin SMA için) yapılıyor. Buna karşılık kronik ve çok faktörlü hastalıklarda genetik yapı tek başına belirleyici olmadığı için toplum genelinde yaygın tarama programları bulunmuyor. Ancak ailesinde birden fazla kanser olgusu olanlar, erken yaşta kalp-damar hastalığı görülen bireyler ve nörolojik hastalık öyküsü bulunan aileler için genetik danışmanlık ve uygun genetik analizler önerilebiliyor. </p>
<p>Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, önümüzdeki yıllarda genetik ve epigenetik analizlerin daha erişilebilir hale geleceğini belirterek şu değerlendirmede bulunuyor:</p>
<p>“Önümüzdeki 10 yıl içinde, yalnızca hastalıklar ortaya çıktıktan sonra tedavi etmeye odaklanan bir yaklaşımdan; riskleri daha erken dönemde değerlendirmeyi ve yönetmeyi hedefleyen bir sağlık modeline doğru bir dönüşüm görebiliriz. Genetik ve epigenetik veriler sayesinde özellikle bazı kronik hastalıklarda risklerin daha erken yaşlarda fark edilmesi ve uygun yaşam düzenlemeleriyle sürecin daha yakından izlenmesi mümkün olabilir”…</p>
<p><strong>Hedef Sağlıklı Yaşlanmak </strong></p>
<p>Yaşam süresi uzuyor; ancak asıl mesele sağlıklı ve bağımsız bir yaşam sürdürebilmek. “Kişi kendi işini yapabiliyor, kimseye muhtaç olmadan yaşamını sürdürebiliyorsa gerçekten sağlıklı yaşlanmadan söz edebiliriz” diyen Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik ve epigenetik analizlerin yalnızca yaşam süresini değil, yaşam kalitesini artırma potansiyeline sahip olduğunu da vurguluyor. Sonuç olarak, geleceğin tıbbında yalnızca DNA haritamız değil; bu bilginin nasıl yorumlandığı, genlerin hangi koşullarda nasıl çalıştığı ve yaşam biçimimizin bu süreci nasıl etkileyebileceği giderek daha fazla önem kazanacak.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-molekuler-biyoloji-ve-genetik-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-eda-tahir-turanli-kisiye-ozel-risk-analizinde-genetik-ve-epigenetik-donem-basladi-619141">Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı: &#8220;Kişiye Özel Risk Analizinde Genetik ve Epigenetik Dönem Başladı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlar iş hayatında hâlâ cam tavanla karşılaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlar-is-hayatinda-hala-cam-tavanla-karsilasiyor-618418</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 11:53:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[cam]]></category>
		<category><![CDATA[hala]]></category>
		<category><![CDATA[hayatında]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların]]></category>
		<category><![CDATA[karşılaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[kurum]]></category>
		<category><![CDATA[tavanla]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yapısal]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618418</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde kadınların iş gücüne katılımlarının artmasına karşın üst düzey yönetim pozisyonlarında temsillerinin hâlâ sınırlı olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi, İş ve Örgüt Psikoloğu Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, “Araştırmalar, uzaktan ve hibrit çalışma modellerinin bazı durumlarda kadınların görünürlüğünü ve terfi fırsatlarını azaltabildiğini gösteriyor” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlar-is-hayatinda-hala-cam-tavanla-karsilasiyor-618418">Kadınlar iş hayatında hâlâ cam tavanla karşılaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Günümüzde kadınların iş gücüne katılımlarının artmasına karşın üst düzey yönetim pozisyonlarında temsillerinin hâlâ sınırlı olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi, İş ve Örgüt Psikoloğu Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, “Araştırmalar, uzaktan ve hibrit çalışma modellerinin bazı durumlarda kadınların görünürlüğünü ve terfi fırsatlarını azaltabildiğini gösteriyor” dedi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi, İş ve Örgüt Psikoloğu Ülfet Uzunkoca, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede kadınların iş hayatında karşılaştığı engelleri ve çözüm önerilerini ele aldı. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yapısal faktörler engel oluyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kadınların iş gücüne katılımının, dünya genelinde artmasına rağmen üst düzey yönetim ve karar alma mekanizmalarında temsillerinin hâlâ sınırlı düzeyde kaldığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, “Bu durum bireysel yetersizliklerden değil, toplumsal cinsiyet rolleri, bakım sorumluluklarının büyük ölçüde kadınlara yüklenmesi, liderliğin erkeklikle ilişkilendirilmesi ve kurum kültürlerinde yerleşmiş stereotipler gibi çok katmanlı yapısal faktörlerden kaynaklanıyor. Dolayısıyla mesele bireysel kapasite değil; kariyer yolu, destek mekanizmaları ve kurumsal pratikler içinde yeniden üretilen yapısal engellerdir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yeni bir yapısal engel: “Esneklik Damgalaması”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Son yıllarda yaygınlaşan uzaktan ve hibrit çalışma modellerinin kadınlar açısından yeni bir risk alanı yaratabildiğine dikkat çeken Uzunkoca, bu durumun literatürde <b>“</b>esneklik damgalaması” olarak tanımlandığını ifade etti. Dr. Öğr. Üyesi Uzunkoca, “Bu olgu, esnek çalışma düzenlerinden yararlanan çalışanların işlerine daha az bağlı ya da daha düşük performanslı olduğu yönündeki temelsiz varsayımlara dayanıyor. McKinsey &#038; Company tarafından yayımlanan 2025 verilerine göre uzaktan çalışan kadınların, ağırlıklı olarak ofiste çalışan kadınlara kıyasla kariyerlerini destekleyen ve onları terfi fırsatları için öneren kıdemli yöneticilerle daha az temas kurabildiği ve son iki yıl içinde terfi edilme olasılıklarının daha düşük olduğu görülüyor. Erkek çalışanlarda ise çalışma mekânına bağlı olarak benzer bir fark gözlenmiyor” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ofisten çalışanlara oranla terfi olasılığı 1,5 kat daha düşük</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Uzunkoca, özellikle kariyerin erken dönemlerinde uzaktan çalışan kadınların terfi olasılığının ofisten çalışan kadınlara kıyasla yaklaşık 1,5 kat daha düşük olduğunu belirterek “Bu durum evden çalışmanın bazı kadınlar için yalnızca esneklik sağlamadığını, aynı zamanda görünürlük ve ilerleme fırsatlarını sınırlayan yapısal bir bariyere dönüşebildiğini gösteriyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Türkiye’de kadınların yönetim kurulu temsili yüzde 19,4 seviyesinde</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kadınların yönetim kurullarındaki temsiline ilişkin uygulamaların ülkeler arasında farklılaştığını belirten Uzunkoca, bazı ülkelerde bağlayıcı hedefler uygulanırken bazı ülkelerde gönüllü hedeflerin tercih edildiğini ifade etti. Dr. Öğr. Üyesi Uzunkoca, şu bilgileri verdi: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Avrupa Birliği, borsaya kote şirketlerde 2026 yılına kadar icracı olmayan üyelerde yüzde 40, tüm üyeler dahil edildiğinde yüzde 33 kadın temsilini hedefleyen bağlayıcı bir düzenleme kabul etmiş durumda. Buna karşılık Türkiye’de zorunlu bir kota bulunmuyor. Sermaye Piyasası Kurulu tarafından önerilen gönüllü yüzde 25 hedefe rağmen BIST şirketlerinde kadınların yönetim kurulu temsili yaklaşık yüzde 19,4 seviyesinde bulunuyor.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uzunkoca, bu tablonun temsilin “doğal akış içinde” kendiliğinden dengelenmediğini ve bazı durumlarda yapısal politika araçlarının gerekli olduğunu gösterdiğini vurguladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Cam tavanın aşılması için kurumsal dönüşüm gerekli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Cam tavanın yalnızca bireysel bir kariyer sorunu değil; kurumların ilerleme mekanizmaları içinde yeniden üretilen çok katmanlı bir yapısal engeller bütünü olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Uzunkoca, bu nedenle çözümün yalnızca kadınların daha fazla çaba göstermesine indirgenemeyeceğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Kurumsal düzeyde yapılması gerekenlere değinen Dr. Öğr. Üyesi Uzunkoca, “Yönetim kurulu ve üst yönetim için belirlenen temsil hedefleri, şeffaf biçimde izlenmeli. Atama ve terfi süreçlerinde açık ve ölçülebilir kriterlerin tanımlanması gerekir. Karar vericilerin temsil ve ilerleme konusunda hesap verebilir kılınması ve kurum içinde sistematik mentorluk ve sponsorluk mekanizmalarının kurulması da alınacak tedbirler arasında sayılabilir” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Psikolojik etkilerden korunmak için öneriler</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Cam tavanın yalnızca kariyer ilerleyişini değil, aynı zamanda kadınların motivasyonunu, öz yeterlilik algısını ve kurumlara bağlılığını da etkileyebildiğini belirten Uzunkoca, psikolojik olarak korunmak için bazı stratejilerin önemli olduğunu vurguladı ve bunları şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bu stratejilerin başında görünürlük geliyor</span></span></span></b><span><span><span>: Birçok kadın “iyi iş yaparsam fark edilirim” düşüncesiyle geri planda kalabiliyor. Literatürde “Tiara Sendromu” olarak tanımlanan bu durum zamanla motivasyon kaybına yol açabilmektedir. Bu nedenle katkıların yalnızca çaba üzerinden değil, üretilen somut sonuçlar üzerinden ifade edilmesi önemlidir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bir diğer önemli unsur ise</span></span></span></b><span><span><span> <b>sosyal sermaye ve ilişki ağları: </b>Üst yönetim kademelerine çıkış, çoğu zaman resmi ilanlardan değil, informel ağlar ve ortak projeler üzerinden gerçekleşmektedir. Kurum içinde farklı departmanlarla iş birliği kurmak bu anlamda çok önemli bir diğer unsurdur.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Cam uçuruma dikkat! </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, ayrıca kadınlara sunulan liderlik fırsatlarının bazen yüksek riskli dönemlerde ortaya çıkabildiğini belirterek literatürde “cam uçurum” olarak adlandırılan bu durumun dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Bu nedenle kadınların kendilerine sunulan liderlik rollerini yalnızca “yükselme” başlığı altında değil, gerekli kaynak ve yetkilerin sağlanıp sağlanmadığını da dikkate alarak değerlendirmeleri gerektiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Cam tavanı kırmak yalnızca yukarı bakmak değildir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, tüm bireysel stratejilere rağmen kurum kültürünün belirleyici bir rol oynamaya devam ettiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span>“Eğer bir organizasyonun kültürü kapsayıcılığa dirençliyse ve ilerleme sürekli bireysel bedeller gerektiriyorsa, cam tavanı kırmak her zaman içeriden mücadele etmek anlamına gelmez. Kadın liderliğinin desteklendiği bir kuruma geçiş yapmak vazgeçmek değil, bilinçli bir yön değişimidir. Cam tavanı aşmak yalnızca yukarı doğru ilerlemekle ilgili değildir; aynı zamanda sosyal ve psikolojik kaynakları doğru yönetmek ve kariyer yolunu bilinçli biçimde şekillendirmekle ilgilidir.”</span></span></span></p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlar-is-hayatinda-hala-cam-tavanla-karsilasiyor-618418">Kadınlar iş hayatında hâlâ cam tavanla karşılaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Köymen, kadın dostu kent vizyonunu anlattı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-koymen-kadin-dostu-kent-vizyonunu-anlatti-618287</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 15:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlattı]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[dostu]]></category>
		<category><![CDATA[düzen]]></category>
		<category><![CDATA[eşit]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[köymen]]></category>
		<category><![CDATA[vizyonunu]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618287</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maltepe Belediye Başkanı Mimar Esin Köymen, İSKİ tarafından 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen etkinlikte konuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-koymen-kadin-dostu-kent-vizyonunu-anlatti-618287">Başkan Köymen, kadın dostu kent vizyonunu anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Maltepe Belediye Başkanı Mimar Esin Köymen, İSKİ tarafından 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen etkinlikte konuştu. Kadınların kent yaşamındaki yeri, eşitlik politikaları ve yerel yönetimlerin sorumluluklarını hatırlatan Başkan Köymen, “Güvenli kent dediğimiz şey, kadınların korkmadan sokakta yürüyebildiği, rahatsız edilme endişesiyle rotasını değiştirmediği bir kenttir. Güvenlik yalnızca olay olduktan sonra müdahale değildir. Asıl mesele, olay olmadan önce riskleri azaltacak bir kentsel düzen kurmaktır” diye konuştu.</p>
<p>Maltepe Belediye Başkanı Mimar Esin Köymen, İSKİ tarafından 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen etkinliğe katılarak bir konuşma yaptı. İSKİ Eğitim Şube Müdürü Özlem Karaca’nın açılış konuşmasıyla başlayan programda katılımcılara hitap eden Maltepe Belediye Başkanı Mimar Esin Köymen, konuşmasına “Hukuksuz sürecin ardından aramıza, bu kente hizmete dönen değerli İSKİ Genel Müdürümüz Sayın Şafak Başa, genel müdür yardımcılarımız, daire başkanlarımız ve İSKİ’nin kıymetli emekçileri; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu’na ve İstanbul’un dört bir yanında emek veren tüm belediye başkanı arkadaşlarımıza da selamlarımı iletiyorum. Bugün burada, kentlerimizi kadınlar için daha güvenli, daha eşit, daha adil hale getirme kararlılığını paylaşmak için bir aradayız” diyerek başladı.</p>
<p><b>“ARTIK İSTANBUL’UN YÖNETİM SÜRECİNDE DAHA FAZLA KADIN VAR”</b></p>
<p>Kadın dostu kent anlayışının yalnızca fiziksel düzenlemelerle değil, yönetim anlayışı ve sosyal politikalarla birlikte ele alınması gerektiğini vurgulayan Başkan Köymen, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönetim kadrolarını düşünelim. 2019 yılında Sayın Ekrem İmamoğlu Başkanımız seçilene kadar kadın yönetici sayısı azken, 2019’dan sonra İBB’nin ve iştiraklerinin üst yönetiminde kadınların sayısı arttı. Artık İstanbul’un yönetim sürecinde daha fazla kadın var. Yeterli mi değil, 39 ilçenin yalnızca üçünde kadın belediye başkanları var. Kadın dostu kent dediğimizde, aslında bir şehrin sadece fiziki koşullarını değil; o şehrin yönetim anlayışını, önceliklerini, bütçesini, planlamasını ve en önemlisi insan hayatına nasıl dokunduğunu konuşuyoruz. Çünkü kadınların kente eşit katılımı sağlanmadan, kentte demokrasi de sosyal adalet de tamamlanmış olmaz” diye konuştu,</p>
<p><b>GÜVENLİ KENT VURGUSU</b></p>
<p>Kadınların kentte kendini güvende hissetmemesinin yalnızca bir güvenlik sorunu olmadığını belirten Köymen, “Kadınlar sokakta, parkta, toplu taşımada, işyerinde ve evde kendini güvende hissetmiyorsa; bu sadece bir ‘güvenlik’ meselesi değil, bir eşit yurttaşlık meselesidir. Güvenli kent dediğimiz şey, kadınların korkmadan sokakta yürüyebildiği, rahatsız edilme endişesiyle rotasını değiştirmediği bir kenttir. Güvenlik yalnızca olay olduktan sonra müdahale değildir. Asıl mesele, olay olmadan önce riskleri azaltacak bir kentsel düzen kurmaktır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>TOPLUMCU BELEDİYECİLİK</b></p>
<p>Maltepe Belediyesi’nin kadın kooperatiflerini destekleyen projeler yürüttüğünü belirten Köymen, özellikle Halk Marketler aracılığıyla kadın emeğini görünür kıldıklarını ifade ederek “Biz Maltepe örneğinde kurduğumuz Halk Marketler ile Anadolu’nun çeşitli yerlerinden kadın kooperatiflerinin ürettiği ürünleri tüketiciye ulaştırıyoruz. Hem dayanışmayı büyütüyoruz hem emeği görünür kılıyoruz hem de emeğin karşılığını bulmasını sağlıyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><b>“EŞİTLİK POLİTİKALARI KURUMSALLAŞMALI”</b></p>
<p>Konuşmasının sonunda yerel yönetimlerde eşitlik politikalarının kalıcı hale gelmesi gerektiğini vurgulayan Köymen, Yerel Eşitlik Eylem Planı’nın bu açıdan önemli bir araç olduğunu söyledi. Köymen sözlerini şu ifadelerle tamamladı: Bu şehir, kadınlar için güvenli olduğunda; çocuklar için daha iyi, yaşlılar için daha erişilebilir, engelliler için daha adil, gençler için daha özgür olur. Hep birlikte korkusuz yürüyen kadınların, üretime katılan kadınların, karar süreçlerinde sözü olan kadınların kenti İstanbul’u kuracağız.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-koymen-kadin-dostu-kent-vizyonunu-anlatti-618287">Başkan Köymen, kadın dostu kent vizyonunu anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağırsak Dokusunda Sertleşme Gençlerde de Görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bagirsak-dokusunda-sertlesme-genclerde-de-goruluyor-617482</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 08:33:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[dokusunda]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[sert]]></category>
		<category><![CDATA[sertleşme]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617482</guid>

					<description><![CDATA[<p>Amerikan Kanser Derneği’nin 2026 Kanser İstatistikleri Raporu’na göre kanser tanısı alan her 10 kişiden 7’si en az 5 yıl yaşamını sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagirsak-dokusunda-sertlesme-genclerde-de-goruluyor-617482">Bağırsak Dokusunda Sertleşme Gençlerde de Görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Amerikan Kanser Derneği’nin 2026 Kanser İstatistikleri Raporu’na göre kanser tanısı alan her 10 kişiden 7’si en az 5 yıl yaşamını sürdürüyor. Bu oran, kanser tedavisinde önemli bir eşiğin aşıldığını gösterirken; aynı dönemde özellikle genç yaş grubunda kolon kanseri vakalarının artması dikkat çekiyor. Son bilimsel çalışmalar, bağırsak dokusunda meydana gelen sertleşmenin, kanser gelişiminde genetikten bağımsız erken bir uyarı mekanizması olabileceğine işaret ediyor. Güncel veriler ise kanserin yalnızca genetik bir hastalık olmadığını; erken tanı, doku yapısı ve yaşam tarzının da hastalığın gelişiminde belirleyici rol oynadığını ortaya koyuyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, kolon kanserinde son ve yeni bilimsel yaklaşımlara ilişkin bilgiler verdi. </p>
<p><strong>Kanser artık sadece genetik bir hastalık değil</strong></p>
<p>Kanser uzun yıllar ağırlıklı olarak genetik mutasyonlar üzerinden tanımlandı. Ancak güncel bilimsel veriler, genetik testleri normal olan bireylerde de kanser gelişebildiğini göstermektedir. Bu durum, kanserin yalnızca genetik değil; hücrenin bulunduğu doku ortamıyla da yakından ilişkili bir hastalık olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Genç yaşta kolon kanseri görülme sıklığı artıyor</strong></p>
<p>Kolon kanseri ileri yaş hastalığı olarak bilinmekle birlikte, 50 yaş altı bireylerde görülme sıklığında artış izlenmektedir. Genç hastaların önemli bir bölümünde kalıtsal genetik risk faktörleri saptanmamaktadır. Bu tablo, kolon kanserinin başlangıcında genetikten bağımsız biyolojik süreçlerin etkili olabileceğini düşündürür. Son 30 yıla bakıldığında yıllık artış oranı yüzde 0,5 ile 2,4 arasında değişmiş durumda. Mevcut eğilimin sürmesi halinde 2030 yılına kadar bu artışın yüzde 124’e ulaşması beklenmektedir. Örneğin; vakaların önemli bir bölümünde “Lynch sendromu” gibi kalıtsal genetik mutasyonlar saptanmamıştır. Bu durum, kolon kanserinin yalnızca genetik faktörlerle açıklanamayacağını gösterir.</p>
<p><strong>Bağırsak duvarındaki sertleşme erken bir uyarı olabilir</strong></p>
<p>Son çalışmalar, genç kolon kanseri hastalarında bağırsak duvarının normalden daha sert olduğunu göstermektedir. Üstelik bu sertliğin yalnızca tümörlü alanlarda değil, henüz normal görünümlü dokularda olduğu da tespit edildi. Elde edilen bulgulara bakıldığında kanser gelişiminin önce bağırsak dokusunda yapısal değişiklikler başlattığı net bir şekilde saptanmıştır. <strong> </strong></p>
<p><strong>Kanserin fiziği, genetiği kadar belirleyici</strong></p>
<p>Hücrelerin yalnızca kimyasal sinyallere değil, içinde bulundukları dokunun sertliğine de yanıt vermektedir. Bağırsak duvarındaki sertleşmenin, hücrelerde kontrolsüz çoğalmayı tetikleyen sinyal yollarını aktive edebilir. Bu mekanizma, genetik bir bozukluk olmaksızın da kanser sürecinin başlatabilir.</p>
<p><strong>Gelecekte kolon kanserinde tarama yaklaşımları değişebilir</strong></p>
<p>Kanser tedavisinde son yıllarda önemli ilerlemeler kaydedildi. Erken tanı uygulamaları, hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler sayesinde sağkalım oranlarında belirgin artış sağlandı. Buna karşın kanser tanısı alan kişi sayısındaki artış, önleyici yaklaşımların güçlendirilmesini ve risk faktörlerinin daha fazla önemsenmesini gerekli kıldı.</p>
<p>Elde edilen bilimsel veriler, tarama yöntemlerinde yeni bir dönemin kapısını araladı. Gelecekte kolonoskopi uygulamalarında yalnızca poliplerin değil, bağırsak duvarı sertliğinin de değerlendirilmesi mümkün olabilecek. Bu da doku sertliğindeki artışın, kanser oluşmadan çok önce saptanabilmesini ve erken bir uyarı işareti olarak kullanılabilmesini sağlayabilir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagirsak-dokusunda-sertlesme-genclerde-de-goruluyor-617482">Bağırsak Dokusunda Sertleşme Gençlerde de Görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Liseli ve Üniversiteli Girişimciler Yatırımcı Karşısına Çıktı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/liseli-ve-universiteli-girisimciler-yatirimci-karsisina-cikti-617272</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 09:19:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[Bayat]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[çıktı]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[girişim]]></category>
		<category><![CDATA[girişimciler]]></category>
		<category><![CDATA[karşısına]]></category>
		<category><![CDATA[liseli]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[üniversiteli]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yatırımcı]]></category>
		<category><![CDATA[yeditepe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617272</guid>

					<description><![CDATA[<p>Liseli ve üniversiteli öğrenciler, günlük hayatta karşılaşılan ancak çoğu zaman fark edilmeyen sorunları keşfederek geliştirdikleri iş fikirleriyle yatırımcıların karşısına çıktı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/liseli-ve-universiteli-girisimciler-yatirimci-karsisina-cikti-617272">Liseli ve Üniversiteli Girişimciler Yatırımcı Karşısına Çıktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Liseli ve üniversiteli öğrenciler, günlük hayatta karşılaşılan ancak çoğu zaman fark edilmeyen sorunları keşfederek geliştirdikleri iş fikirleriyle yatırımcıların karşısına çıktı. Teknopark İstanbul’da düzenlenen Yeditepe Yeni Fikir Demo Day etkinliğinde finale kalan öğrenciler, aylar süren hazırlıkların ardından projelerini melek yatırımcılar ve sektör temsilcilerine sundu.</p>
<p><strong>Hava Kirliliğinden Yola Çıkan Bir Fikir</strong></p>
<p>Etkinlikte sunum yapan isimlerden İSTEK Okulları 11. sınıf öğrencisi Defne Topaloğlu, hava kirliliğinden en çok etkilenen kişilerin günlük hayatta ne yapacaklarını bilmediklerini fark ettiklerini söyledi. Bu durumun özellikle astım hastaları ve solunum rahatsızlığı yaşayan bireyler için ciddi bir risk oluşturduğunu belirten Defne, bu sorundan yola çıkarak geliştirdikleri AirBuddy adlı telefon uygulamasını anlattı.</p>
<p>Şehir içi otobüslere yerleştirilen sensörler aracılığıyla hava kirliliği verilerinin toplandığını belirten Defne, “Uygulama sayesinde kullanıcılar bulundukları bölgedeki hava kalitesini görebiliyor. Günlük hayatta hangi saatlerde dışarı çıkmaları gerektiği ya da hangi önlemleri almaları gerektiği konusunda bilgi sahibi oluyorlar” diye konuştu.</p>
<p>Bu sürecin kendileri için önemli bir deneyim olduğunu vurgulayan Defne, “Bu çalışma bize yalnızca bir proje geliştirmeyi değil, kendimizi ifade etmeyi ve topluluk önünde konuşmayı da öğretti. Geçen yıla göre çok daha özgüvenliyim” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Etkinlik Arayan Öğrenci, Sponsor Arayan Kulüp</strong></p>
<p>Projesini sunan bir diğer isim olan Yeditepe Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri 2. sınıf öğrencisi Doruk Kadir Sezer, üniversite hayatında hemen herkesin yaşadığı ancak çoğu zaman fark edilmeyen bir eşleşme sorununa odaklandıklarını söyledi. Doruk, öğrencilerin ilgi alanlarına uygun etkinliklere ulaşmakta zorlandığını, öğrenci kulüplerinin ise etkinliklerini hayata geçirmek için sponsor bulmakta sıkıntı yaşadığını belirtti.</p>
<p>Bu iki ihtiyacın aslında aynı noktada kesiştiğini vurgulayan Doruk, “Bir yanda etkinlik arayan öğrenciler, diğer yanda sponsor bulmakta zorlanan kulüpler var. Biz bu iki tarafı ve şirketleri aynı yapı içinde buluşturarak, herkes için daha verimli bir sistem geliştirdik. Bu soruna çözüm olarak, öğrencilerle kulüpleri ve sponsorları aynı çatı altında buluşturan bir yapı tasarladık” dedi.</p>
<p><strong>61 Ekip Başvurdu, 11 Girişim Sahneye Çıktı</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi tarafından yürütülen Yeditepe Yeni Fikir programına bu yıl lise ve üniversite öğrencilerinden oluşan 61 ekip başvurdu. Ön değerlendirme sürecinin ardından seçilen 25 ekip, eğitim ve mentörlük desteği alarak projelerini geliştirdi. Süreci başarıyla tamamlayan 6 üniversite ve 5 lise ekibi olmak üzere toplam 11 girişim, Demo Day kapsamında projelerini yatırımcıların karşısına çıkardı.</p>
<p>Genç girişimciler; yapay zeka, dijital altyapı, savunma, derin teknoloji, akıllı şehirler, sürdürülebilirlik, tüketici elektroniği, sağlık ve gıda gibi alanlarda geliştirdikleri projeleri sundu. Sunumların ardından girişimcilere katılım sertifikaları verildi.</p>
<p><strong>“Bilgiyi Üretmek Yetmiyor, Çözüm Üretmek Gerekiyor”</strong></p>
<p>Yeditepe Yeni Fikir Demo Day etkinliğinde değerlendirmelerde bulunan Yeditepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oğuz Bayat, önümüzdeki yıllarda teknoloji alanında çok hızlı bir dönüşüm yaşanacağına dikkat çekti. Bayat, bu dönüşüme erken uyum sağlayan kurumların ve ülkelerin önemli avantajlar elde edeceğini belirterek, değişime direnmenin hem maliyetleri artıracağını hem de üniversitelerle sektörler arasında ciddi farklar oluşturacağını söyledi.</p>
<p>Bilgi üretim süreçlerinin yapay zeka destekli sistemlerle hızlandığını belirten Bayat, “Artık bilginin yalnızca üretilmiş olması yeterli değil. Önemli olan, bu bilginin gerçek bir probleme çözüm getirip getirmediği. Üniversiteler ve sektör, üretilen bilginin doğruluğunu ve uygulamaya dönüşüp dönüşmediğini daha fazla sorgulamak zorunda” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Üniversite olarak girişimcilik odaklı bir eğitim modeli benimsediklerini vurgulayan Bayat, Teknoloji Transfer Ofisi, araştırma merkezleri, ön kuluçka ve kuluçka yapılarının bütüncül bir anlayışla çalıştığını söyledi. Bayat, “Öğrenciler yalnızca akademik bilgiyle değil, girişimcilik kültürüyle de yetiştirilmeli” dedi.</p>
<p><strong> “Gençlerin Fikirlerinin Sahaya Çıkması Çok Önemli ve Değerli”</strong></p>
<p>Etkinlikte konuşan Teknopark İstanbul Genel Müdürü Prof. Dr. Abdurrahman Akyol ise genç yaşta geliştirilen fikirlerin gerçek ekosistemle buluşmasının önemine dikkat çekti. Akyol, “Teknoparklar yalnızca teknoloji üretilen alanlar değil, aynı zamanda fikirlerin olgunlaştığı, test edildiği ve yatırımcıyla buluştuğu yapılardır. Liseli ve üniversiteli öğrencilerin bu yaşta projelerini sahaya çıkarması son derece önemli ve değerli” dedi.</p>
<p>Üniversite–sanayi iş birliklerinin girişimcilik ekosisteminin temel taşı olduğunu vurgulayan Akyol, “Bu tür programlar, gençlerin yalnızca fikir üretmesini değil, aynı zamanda iş dünyasının beklentilerini erken aşamada tanımasını sağlıyor. Teknopark İstanbul olarak bu temasın güçlenmesine büyük önem veriyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/liseli-ve-universiteli-girisimciler-yatirimci-karsisina-cikti-617272">Liseli ve Üniversiteli Girişimciler Yatırımcı Karşısına Çıktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşının En İyisi Ol!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yasinin-en-iyisi-ol-617130</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 07:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bütünsel]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Longevity]]></category>
		<category><![CDATA[ol]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşının]]></category>
		<category><![CDATA[yisi]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617130</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya, insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir demografik dönüşümden geçiyor. Son 100 yılda ortalama yaşam süresi birçok ülkede iki katına çıkarken, Birleşmiş Milletler verilerine göre 2050 yılına gelindiğinde dünya nüfusunda her beş kişiden biri 60 yaşın üzerinde olacak. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasinin-en-iyisi-ol-617130">Yaşının En İyisi Ol!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya, insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir demografik dönüşümden geçiyor. Son 100 yılda ortalama yaşam süresi birçok ülkede iki katına çıkarken, Birleşmiş Milletler verilerine göre 2050 yılına gelindiğinde dünya nüfusunda her beş kişiden biri 60 yaşın üzerinde olacak. </p>
<p><strong>Acıbadem Life Genel Koordinatörü İbrahim Kürkçü,</strong> “Uzayan yaşam süresiyle birlikte sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği için artık odağın tedaviden önlemeye, hastalıktan sağlığa ve standart yaklaşımlardan kişiselleştirilmiş sağlık yolculuklarına kayması gerekiyor. Bu nedenle longevity, yani sağlıklı ve kaliteli yaş alma yaklaşımı, artık yalnızca bireysel bir tercih değil; hem bireyler hem de sağlık sistemleri için stratejik bir gereklilik olarak öne çıkıyor” dedi.</p>
<p>Kişiye özgü planlanan, bütünsel ve yıl boyunca takip edilen bir sağlık yönetimine dayanan yaklaşım doğrultusunda hayata geçirilen <strong>Acıbadem Life’</strong>ta hedef, bireylerin daha sağlıklı ve güçlü bir yaşam sürmeleri. <strong>Acıbadem Life</strong> bu kapsamda uzayan yaşam sürecini bütünsel sağlık yönetimiyle destekliyor ve sağlığın geleceğine dair sürdürülebilir bir deneyim sunuyor.</p>
<p><strong>Acıbadem Life Genel Koordinatörü İbrahim Kürkçü,</strong> “<strong>Acıbadem Life, Acıbadem Yönetim Kurulu Başkanımız Mehmet Ali Aydınlar</strong>’ın insanlar hastalandığında yanlarında olmanın yanı sıra; onların sağlıklarını korumak, uzayan ömürlerini daha sağlıklı yaşamaları için bir şey yapma hayali ve sağlığın geleceğine dair bir deneyim yaratma vizyonunun sonucu olarak ortaya çıktı. Amacımız yalnızca hastalıkları tedavi etmek değil, insanların yaşam boyu sağlıklarını bütünsel şekilde yönetmelerine öncülük etmek. İleri teknoloji, bilimsel veri ve uzmanlıkla oluşturduğumuz bu ekosistem, riskleri erken fark ederek sağlıklı yaşamı sürdürülebilir kılmayı hedefliyor. <strong>Acıbadem Life Longevity Programı</strong>, bütünsel sağlık yönetimi ve özellikle longevity alanında stratejik adımlarımızdan biri ve geleceğin bütünsel sağlık yönetimi hizmetlerini bugünden inşa etme kararlılığımızın yansımasıdır” dedi.</p>
<p><strong>LONGEVITY BİR LÜKS DEĞİL, SAĞLIKLI VE UZUN YAŞAMIN ANAHTARI  </strong></p>
<p>Koruyucu ve önleyici sağlık yaklaşımı yalnızca biyolojik değil, ekonomik bir gereklilik de ortaya koyuyor. Kanserin erken evrede yakalanması tedavi maliyetlerini <strong>10–12 kat</strong>, kalp hastalıklarının erken yönetimi yaşam boyu sağlık giderlerini <strong>%60 oranında</strong> azaltabiliyor. Önleyici sağlık, sürdürülebilir sağlık sistemlerinin temelini oluşturuyor. </p>
<p>İşte bu noktada 100 yaşa uzanan yolda, longevity bilimi ışığında kişisel ve yönetilebilir sağlık kavramı yaşamımızda yepyeni bir kapı aralıyor. Çünkü uzun ömür günümüz gerçekliğinde artık tek başına yeterli bir gösterge değil; o ömrün ne kadarının bağımsız, üretken ve kaliteli yaşandığı da önem kazanıyor. Bu nedenle sağlık yönetimi, yaşamın ileri dönemlerindeki yaşam kalitesini bugünden şekillendiren belirleyici unsur hâline geliyor.</p>
<p><strong>ACIBADEM LIFE’TA LONGEVITY NASIL HAYATA GEÇİYOR?</strong></p>
<p>Her birimizin eşsiz bir yapıya sahip olduğunu ve yaşlanma sürecindeki etkimizin sanılandan çok daha fazla olduğunu belirten <strong>Acıbadem Life Genel Koordinatörü İbrahim Kürkçü</strong>; “Genetik ve epigenetik profilimizden metabolizma hızımıza, biyolojik yaşımızdan uyku ritmimize kadar tüm veriler, yaşlanma hızımızın temelini oluşturuyor. <strong>Acıbadem Life Longevity Programı</strong>; ileri düzey taramalar, genetik analiz, biyolojik yaş ölçümü ve akıllı cihazların takibiyle elde ettiği verilerle <em>Kişiselleştirilmiş Bir Sağlıklı Yaşam Yolculuğu</em> tasarlıyor. Bu sayede yaşam tarzınız genel önerilere göre değil, ihtiyaçlarınıza göre şekilleniyor ve yolculuğunuz “Kişiye Özel Doktorunuz ve Sağlık Sorumlunuz” rehberliğinde yürütülüyor” dedi.  </p>
<p><strong>Acıbadem Life Longevity Programı </strong>kapsamında uygulanan Genetik Check Up (WGS) ile hastalık riskleri ve genetik yatkınlıklar belirlenirken, Biyolojik Yaş Analizi epigenetik testlerle hücresel yaşlanma hızını ortaya koyarak sağlıklı yaş alma sürecine yönelik bilimsel bir yol haritası oluşturuyor. CGM sensörleri ile metabolizma ve kan şekeri takibi, uyku sağlığı analizleri, fiziksel performans ölçümleri ve kişiye özel yaşam tarzı planlaması ile bireyin sağlık durumunun yıl boyunca sürekli izlenmesini sağlıyor. Bu bütünsel yaklaşım sayesinde sağlık yalnızca mevcut durumu korumaya değil, yaşlanma sürecini yönetmeye ve kronik hastalık risklerini azaltmaya odaklanıyor.</p>
<p><strong>GELECEĞİN SAĞLIK HİZMETİ BUGÜN ACIBADEM LIFE’TA</strong></p>
<p><strong>Acıbadem Life</strong>, <strong>Longevity Programı </strong>ile üyelerine yalnızca bugünün değil, yarının sağlık ihtiyaçlarını da öngören bir yapı sunuyor. “<strong>Sağlıklı Uzun Yaşam alanında dünya markası olmak</strong>” vizyonu doğrultusunda; bilimsel doğruluktan ödün vermeden, ileri tıbbi imkânları kişiye özel bir yaklaşımla birleştiriyor. </p>
<p>Böylece <strong>Acıbadem Life</strong>, kişiye özel sağlık yönetimi kültürünü yaygınlaştırarak, “<em>yaşının en iyisi ol</em>” yaklaşımını yalnızca bir söylem değil, <strong>yön gösteren bir sağlık standardı</strong> hâline getiriyor.  </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasinin-en-iyisi-ol-617130">Yaşının En İyisi Ol!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel Oyun Pazarı 2025&#8217;te 188.8 Milyar Doları Buldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kuresel-oyun-pazari-2025te-188-8-milyar-dolari-buldu-616953</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 10:49:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[ergen]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[milyar]]></category>
		<category><![CDATA[Milyar Dolar]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[pazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarımcı]]></category>
		<category><![CDATA[tasarımı]]></category>
		<category><![CDATA[te]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital oyun sektörü yalnızca eğlence üretmiyor; veri odaklı tasarım, yapay zekâ entegrasyonu ve küresel yayın stratejileriyle çok katmanlı bir yaratıcı teknoloji ekosistemi inşa ediyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kuresel-oyun-pazari-2025te-188-8-milyar-dolari-buldu-616953">Küresel Oyun Pazarı 2025&#8217;te 188.8 Milyar Doları Buldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dijital oyun sektörü yalnızca eğlence üretmiyor; veri odaklı tasarım, yapay zekâ entegrasyonu ve küresel yayın stratejileriyle çok katmanlı bir yaratıcı teknoloji ekosistemi inşa ediyor. İstinye Üniversitesi Dijital Oyun Tasarımı Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi İsmail Ergen, oyun tasarımcısını “deneyim mimarı” olarak tanımlıyor. Ona göre tasarımcı; oyun mekaniğinden ekonomi modeline, kullanıcı deneyiminden live operasyonlara kadar tüm sistemi kurgulayan, test eden ve veriye dayalı olarak geliştiren bir yaratıcı teknoloji mühendisi. Yapay zekâ destekli adaptif mekaniklerden oyuncu analitiğine uzanan bu yeni yaklaşım hem eğitim modelini dönüştürüyor hem de Türkiye’yi küresel rekabette daha görünür bir konuma taşıyor.</p>
<p><strong>“Sadece fikir üretmez; sistemi tasarlar, test eder ve veriye dayalı olarak iterasyon yapar”</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi İsmail Ergen, dijital oyun tasarımcısının neler yaptığını şöyle özetledi:</p>
<p>“Dijital oyun tasarımı yalnızca eğlence ürünü üretmek değildir; insan deneyimini, etkileşimini ve hikâyesini kapsayan disiplinlerarası bir sistem tasarımı sürecidir. Oyun, kullanıcıya hissettirdiği deneyimle anlam kazanır. Bu nedenle tasarımcı yalnızca mekanik kurmaz; psikoloji, ekonomi, hikâye anlatımı ve teknoloji bileşenlerini aynı anda kurgular. Dijital oyun tasarımcısı, oyunun ‘deneyim mimarisini’ inşa eden kişidir. Sadece fikir üretmez; sistemi tasarlar, test eder ve veriye dayalı olarak iterasyon yapar. Temel sorumluluklar şunlardır:</p>
<ul>
<li><strong>Core loop &#038; progression:</strong> Oyuncunun tekrar ettiği döngü, ilerleme ve ödül sistemi</li>
<li><strong>Sistem tasarımı &#038; dengeleme:</strong> Karakter, combat, ekonomi, kaynaklar, difficulty curve</li>
<li><strong>Level &#038; quest tasarımı:</strong> Görev akışları, seviye ritmi, onboarding süreçleri</li>
<li><strong>UX ve oyuncu yolculuğu:</strong> Menü akışı, kullanıcı testleri, erişilebilirlik</li>
<li><strong>Prototipleme:</strong> Unity/Unreal ile hızlı prototip ve playtest</li>
<li><strong>Live Ops &#038; metrik okuma:</strong> Retention, ARPDAU, churn, A/B test</li>
<li><strong>Platform &#038; yayın stratejisi:</strong> Steam, konsol ve mobil için optimizasyon</li>
</ul>
<p>Ben oyun tasarımını bir sanat alanından öte yaratıcı teknoloji mühendisliği olarak görüyorum. Tasarım, veri ve teknoloji eş zamanlı çalışır.”</p>
<p><strong>“Disiplinlerarası eğitim modeli gerekli”</strong></p>
<p>Dijital oyun tasarımcısı olmak için nasıl bir eğitim gerektiğiyle ilgili de bilgi veren Ergen, şunları söyledi:</p>
<p>“Tek bir doğru yol yoktur; ancak güçlü bir portfolyo, teknik altyapı ve sistem düşünme becerisi şarttır. Günümüzde oyunlar yalnızca eğlence değil; eğitim, sağlık, simülasyon, XR ve yapay zekâ uygulamalarında da kullanılmaktadır. Bu nedenle disiplinlerarası eğitim modeli gereklidir. Amerika’dan Türkiye’ye döndüğümde sıklıkla vurguladığım bir tespit vardı: Türkiye, oyun ve yaratıcı teknolojiler alanında Avrupa ve Amerika’nın yaklaşık 5 yıl gerisinden gelmektedir. Bunu bir yakınma değil, bir çalışma çerçevesi olarak ele aldık. Bu doğrultuda: Müfredatı yeniden yapılandırdık. Ders içeriklerini teknik derinlik kazandıracak şekilde güncelledik. Yapay zekâ ve makine öğrenmesini entegre ettik. Sektörle sürekli etkileşimli bir model kurduk. Bugün lisans düzeyinde yapay zekâ ve makine öğrenmesini sistematik biçimde oyun tasarımı eğitimine entegre eden tek bölüm konumundayız. Öğrencilerimiz teknik olarak şu alanlarda eğitim almaktadır: Data-driven design, oyuncu analitiği, oyun ekonomisi modelleme, prosedürel içerik üretimi, AI destekli adaptif mekanikler, monetizasyon mimarisi, platform bazlı yayın stratejileri.”</p>
<p><strong>“Sektör 2030’a doğru 500 milyar dolara yaklaşabilir”</strong></p>
<p>Dijital oyun tasarımının geleceğinin ve istihdamının olduğunu belirten Ergen, pazarla ilgili şu bilgiler verdi:</p>
<p>“Küresel oyun pazarı büyümeye devam ediyor. Newzoo verilerine göre, 2024’te 187.7 milyar dolar, 2025’te 188.8 milyar dolar, 2028 projeksiyonu ise 206.5 milyar dolar. Oyuncu sayısının 2028’de 3.9 milyara yaklaşması bekleniyor. Daha geniş tanımlı araştırmalarda sektörün 2030’a doğru 500 milyar dolara yaklaşabileceği öngörülüyor. Bu büyüme yalnızca eğlence ekonomisi değildir. Oyun teknolojileri: Eğitim teknolojileri, XR ve metaverse, sağlık simülasyonları, savunma sistemleri, otomotiv arayüzleri gibi alanlara da entegre olmaktadır. Maaş skalası ülke, deneyim ve uzmanlık alanına göre değişir. Özellikle sistem tasarımcıları, oyun ekonomisi uzmanları, live ops yöneticileri ve AI destekli tasarım uzmanları küresel ölçekte yüksek talep görmektedir.”</p>
<p><strong>“Türkiye, mobil oyun üretiminde EMEA bölgesinin en görünür merkezlerinden biri”</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi İsmail Ergen, küresel oyun ve Türkiye pazarı ile ilgili ise şunları söyledi:</p>
<p>“Newzoo’nun 2025 raporuna göre küresel oyun pazarı 2025’te 188.8 milyar dolar seviyesindedir. Daha geniş tanımlı pazar analizlerinde 2024’te yaklaşık 298 milyar dolarlık hacim ve 2030’da 505 milyar dolara ulaşma projeksiyonu bulunmaktadır. Bu, oyun sektörünü yaratıcı endüstriler içinde en büyük ve en hızlı büyüyen alanlardan biri haline getirmektedir. Türkiye için 2025 projeksiyonları yaklaşık 3.33 milyar dolar seviyesindedir. Ancak önemli olan yalnızca iç pazar büyüklüğü değil; Türkiye’nin mobil oyun üretiminde küresel ölçekte görünürlük kazanmış olmasıdır. Türkiye, mobil oyun alanında global başarılar elde etti. Peak’in 2020’deki exit’i ekosistem için dönüm noktası oldu. Dream Games gibi şirketler milyar dolarlık değerlemelere ulaştı. Resmi bir ‘dünya sıralaması’ yoktur; ancak Türkiye, mobil oyun üretiminde EMEA bölgesinin en görünür merkezlerinden biridir.”</p>
<p><strong>Uluslararası çalışma fırsatları da sunuyor</strong></p>
<p>Bu alanın uluslararası çalışma fırsatları da sunduğunu belirten Ergen, “Oyun sektörü doğası gereği küreseldir. Remote ve hybrid çalışma yaygındır. Üretim pipeline’ları uluslararasıdır. Portfolyo güçlü olduğunda ülke bariyeri azalır. Tasarımcılar publisher’larda, AAA stüdyolarda, outsource ekiplerde veya bağımsız yapımcı olarak çalışabilir” dedi.</p>
<p><strong>“Öğrencilerimizi ürün düşünebilen yaratıcı teknoloji girişimcileri olarak yetiştiriyoruz”</strong></p>
<p>İstinye Üniversitesi’ndeki başarı hikâyelerinden de bahseden Ergen, şöyle devam etti:</p>
<p>“Başarıyı üç ana kanalda görüyoruz: Üretim kültürü: Game Design Club ve düzenli Game Jam’ler. Başarı örnekleri: Üniversite içi ve dışı yarışmalarda dereceler. Mezun görünürlüğü: LinkedIn ve sektör yerleşimleri. Bölüm olarak yılda ortalama: 20’den fazla sektör etkinliği, 5 büyük Game Jam (200+ katılımcı), yüzlerce prototip üretim süreci, uluslararası konuşmacı ve yatırımcı buluşmaları gerçekleştiriyoruz. Game Jam’lerimiz yalnızca yarışma değil; ürünleştirme ve girişim kültürü kazandırma platformlarıdır. Öğrencilerimizi yalnızca tasarımcı değil; ürün düşünebilen yaratıcı teknoloji girişimcileri olarak yetiştiriyoruz.”</p>
<p><strong>“AI yalnızca bir ders değil; tasarım metodolojisinin parçası”</strong></p>
<p>Oyun tasarımında yapay zekânın rolüne de değinen Dr. Öğr. Üyesi Ergen, “Yapay zekâ: Oyun deneyimini kişiselleştirme, adaptif zorluk üretme, prosedürel içerik üretimi, oyuncu davranış tahmini, ekonomi optimizasyonu gibi alanlarda kritik rol oynamaktadır. Akademik çalışmalar da AI entegrasyonunun oyuncu deneyimini derinleştirdiğini göstermektedir. Bu nedenle bölümümüzde AI yalnızca bir ders değil; tasarım metodolojisinin parçasıdır” diye konuştu.</p>
<p>Oyunun artık yalnızca bir yazılım ürünü olmadığını belirten Ergen, sözlerini şöyle tamamladı: “Bir ekonomi modeli, veri sistemi, dağıtım stratejisidir. Bir küresel rekabet alanıdır. Gelecek beklenen bir zaman dilimi değil; bugünden yapılan hazırlıkların doğal sonucudur. Biz bölüm olarak yalnızca mevcut açığı kapatmayı değil; Türkiye’nin yaratıcı teknoloji üretiminde öncü bir konuma gelmesini hedefliyoruz.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kuresel-oyun-pazari-2025te-188-8-milyar-dolari-buldu-616953">Küresel Oyun Pazarı 2025&#8217;te 188.8 Milyar Doları Buldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kötü bir ağız ve diş sağlığı, kalp-damar hastalıklarından diyabete kadar çeşitli hastalıklara neden olabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kotu-bir-agiz-ve-dis-sagligi-kalp-damar-hastaliklarindan-diyabete-kadar-cesitli-hastaliklara-neden-olabiliyor-615403</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 13:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Eti Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[diyabete]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarından]]></category>
		<category><![CDATA[kalp-damar]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kötü]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615403</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağız ve diş hastalıkları yalnızca diş sağlığını değil tüm vücudu etkiliyor. Kötü bir ağız ve diş sağlığı kalp-damar hastalıklarından diyabete, solunum yolu enfeksiyonlarına kadar çeşitli hastalıklara neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kotu-bir-agiz-ve-dis-sagligi-kalp-damar-hastaliklarindan-diyabete-kadar-cesitli-hastaliklara-neden-olabiliyor-615403">Kötü bir ağız ve diş sağlığı, kalp-damar hastalıklarından diyabete kadar çeşitli hastalıklara neden olabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ağız ve diş hastalıkları yalnızca diş sağlığını değil tüm vücudu etkiliyor. Kötü bir ağız ve diş sağlığı kalp-damar hastalıklarından diyabete, solunum yolu enfeksiyonlarına kadar çeşitli hastalıklara neden olabiliyor. “Ağız sağlığı, genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilmelidir” diyen İstinye Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Tuğba Toz Akalın, ağız ve diş sağlıyla ilgili dikkat edilmesi gerekenleri sıraladı.</p>
<p><strong>“Ağız sağlığı, genel sağlığın ayrılmaz bir parçası”</strong></p>
<p>Ağız ve diş sağlığının insan vücudu için önemine<strong> </strong>dair konuşan Prof. Dr. Tuğba Toz Akalın, “Ağız, sindirim ve solunum sisteminin giriş kapısıdır ve vücutla dış ortam arasındaki en önemli temas alanlarından biridir. Ağız hijyeninin yetersiz olduğu durumlarda patojen bakteriler hızla çoğalır ve kronik enfeksiyon odakları oluşur. Bu durum yalnızca diş kaybına yol açmakla kalmaz, aynı zamanda bağışıklık sistemini sürekli uyararak vücutta düşük dereceli ama sürekli bir inflamasyona neden olur. Bu nedenle ağız sağlığı, genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilmelidir” dedi.<br /><strong>“Diş eti hastalıkları ve çürükler genel inflamasyon yükünü artırabilir”</strong></p>
<p>“Ağız ve diş hastalıkları günümüzde yalnızca dişlerle sınırlı bir sorun olarak değil, tüm vücudu ilgilendiren önemli bir sağlık göstergesi olarak değerlendirilmektedir” diyen Akalın, ağız ve diş rahatsızlıklarının yol açabileceği hastalıklarla ilgili şunları söyledi:</p>
<p>“Özellikle diş eti hastalıkları ve tedavi edilmemiş diş çürükleri, ağızda uzun süreli enfeksiyon ve iltihap oluşturarak vücudun genel inflamasyon yükünü artırabilir. Bilimsel çalışmalar; bu durumun kalp-damar hastalıkları, diyabet, solunum yolu enfeksiyonları, gebelikte bazı riskler ve romatizmal hastalıklarla ilişkili olabileceğini göstermektedir. Ağızda oluşan bakteriler ve iltihap ürünleri zaman zaman kan dolaşımına karışarak genel sağlığı etkileyebilmektedir. Bunun yanında, diş çürüğü ile aşırı şeker tüketimi, sağlıksız beslenme ve düzensiz yaşam tarzı arasında güçlü bir bağ vardır; bu faktörler aynı zamanda obezite ve diyabet gibi hastalıkların da temel nedenleri arasındadır. Ortodontik çapraşıklıklar ise dişlerin temizliğini zorlaştırarak çürük ve diş eti hastalığı riskini artırabilir. Çene eklemi ve çiğneme kaslarındaki dengesizlikler de baş, boyun ve yüz ağrılarına yol açarak yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. Kısacası ağız sağlığı, genel sağlığın ayrılmaz bir parçasıdır; düzenli diş hekimi kontrolleri, iyi ağız bakımı ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları sadece güzel bir gülümseme için değil, tüm vücudun sağlığı için de büyük önem taşır.”</p>
<p><strong>Kalp-damar hastalıklarına da davetiye çıkarıyor</strong></p>
<p>Kalp-damar hastalıkları ile ağız sağlığı arasında güçlü bir ilişki olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Akalın, şöyle konuştu:</p>
<p>“Kalp-damar hastalıkları ile ağız sağlığı arasındaki ilişki, en güçlü biçimde diş eti hastalıkları üzerinden açıklanmaktadır. Özellikle kronik diş eti iltihabı (periodontitis) varlığında, ağızda oluşan iltihabi maddeler ve bakteriyel ürünler kan dolaşımına karışarak damar duvarında hasara yol açabilmektedir. Bu durum, damar sertliği olarak bilinen ateroskleroz sürecini hızlandırabilir ve kalp krizi ile inme riskini artırabilir. Diş eti ceplerinden kaynaklanan tekrarlayan bakteriyemiler, vücudun genel inflamasyon yükünü yükselterek kalp-damar sistemini olumsuz etkileyen önemli bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Nitekim FDI gibi uluslararası sağlık otoriteleri, diş eti hastalıkları ile kalp-damar hastalıkları arasında anlamlı bir ilişki olduğunu vurgulamaktadır. Bu nedenle diş eti kanaması, şişlik veya ağızda uzun süren enfeksiyonlar yalnızca ağız sağlığını değil, kalp sağlığını da ilgilendiren uyarı işaretleri olarak değerlendirilmelidir. Düzenli diş hekimi kontrolleri ve iyi bir ağız bakımı, kalp-damar hastalıklarından korunmada da önemli bir destekleyici adımdır.”</p>
<p><strong>Kronik diş eti iltihabı bağışıklık sistemini nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p>Kronik diş eti iltihabı, bağışıklık sistemini sürekli ve fark edilmeden meşgul eden bir “düşük doz alarm” gibidir. Periodontitis varlığında bağışıklık hücreleri uzun süre boyunca aktive olur ve bu durum vücutta inflamatuvar yanıtın kalıcı olarak yüksek seyretmesine neden olur. Sürekli salgılanan sitokinler ve iltihabi aracı maddeler, bağışıklık sisteminin dengesini bozarak sistemik inflamasyon yükünü artırır. Bu tablo, özellikle inflamasyonla yakından ilişkili hastalıklarda daha belirgin hale gelir. Nitekim diyabetli bireylerde periodontal enfeksiyonun varlığı, insülin direncini artırarak kan şekeri kontrolünü zorlaştırabilir ve hastalığa bağlı komplikasyon riskini yükseltebilir. Bu nedenle kronik diş eti iltihabı yalnızca ağız içinde sınırlı bir sorun değil, bağışıklık sisteminin genel işleyişini etkileyen ve tüm vücudu ilgilendiren önemli bir sağlık problemidir.</p>
<p><strong>Sessiz ilerleyen ağız enfeksiyonları yıllar sonra ne gibi sonuçlara yol açabilir?</strong></p>
<p>Sessiz ilerleyen ağız enfeksiyonları, çoğu zaman ağrı ya da belirgin bir şikâyet oluşturmadan yıllar içinde hem ağız sağlığını hem de genel sağlığı etkileyen önemli sonuçlara yol açabilir. Diş çürükleri, kronik diş eti hastalıkları (periodontitis) ve kök ucu enfeksiyonları; erken dönemde fark edilmediğinde ağızda sürekli bir enfeksiyon ve inflamasyon odağı hâline gelir. Periodontitis, dişleri destekleyen dokularda ilerleyici yıkıma neden olarak diş kaybı ve çiğneme fonksiyonunun bozulmasına yol açarken; diş çürüğü de yavaş ilerleyen ancak zamanla sinire ve çene kemiğine ulaşabilen bir enfeksiyon hastalığıdır. Bu durumlar yalnızca lokal hasar oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda vücudun genel inflamasyon yükünü artırarak kalp-damar hastalıkları, diyabet ve diğer metabolik hastalıkların gelişimine veya seyrinin ağırlaşmasına katkıda bulunabilir. Diş kayıpları ve bozulmuş çiğneme fonksiyonu ise zamanla çene eklemi ve çiğneme kasları üzerinde dengesiz yüklenmelere neden olabilir; bu da temporomandibular eklem sorunları, yüz ve baş ağrıları gibi fonksiyonel problemlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir. Özellikle yaşlı bireylerde ağızda biriken bakterilerin solunum yollarına ulaşması, zatürre gibi ciddi solunum yolu enfeksiyonları açısından da ek bir risk oluşturmaktadır. Bu yönüyle ağızda sessizce ilerleyen enfeksiyonlar, yalnızca dişlerle sınırlı değil, uzun vadede tüm vücudu etkileyebilen çok boyutlu bir sağlık sorunu olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Ağız ve diş sağlığını korumak için bunlara dikkat</strong></p>
<p>Akalın, ağız ve diş sağlığını korumak için yapılması gerekenlerle ilgili ise şunları söyledi:</p>
<p>“Ağız ve diş sağlığını korumada en temel ve vazgeçilmez basamak mekanik plak kontrolüdür: düzenli fırçalama ile dişeti kenarının nazikçe temizlenmesi (dişetine “süpürür gibi” temas ederek, tahriş etmeden) ve arayüz temizliği birlikte yürütülmelidir. Arayüzlerde, özellikle kontaktların daha açık olduğu bölgelerde arayüz fırçaları plak ve dişeti kanamasını azaltmada çoğu hastada daha etkili ve uygulanabilir bir seçenek olarak öne çıkar; çok sıkı kontaktlı alanlarda ise doğru teknikle diş ipi daha uygun olabilir. Fırçalama tekniği “hangi yöntem en iyi?” tartışmasından ziyade, etkinlik–süreklilik–travmasız uygulama üçlüsü üzerinden ele alınmalıdır; kanıta dayalı derlemeler teknikler arasında kesin bir üstünlük göstermekte zorlanırken, düzenli ve doğru uygulamanın belirleyici olduğunu vurgular. Kimyasal destek ürünleri (gargara gibi) ise mekanik temizliğin alternatifi değil, doğru endikasyonda kısa süreli destek olarak düşünülmelidir. Özellikle klorheksidin gibi antiseptikler plak/gingival inflamasyonu baskılayabilir; ancak uzun süreli ve kontrolsüz kullanımda renklenme, tat değişikliği ve mukozal irritasyon gibi yan etkiler nedeniyle genellikle hekim önerisiyle, sınırlı sürelerde planlanır. Çürük kontrolünde ise yalnızca “şeker var/yok” değil, kişinin beslenme örüntüsü (atıştırma alışkanlığı, yapışkan-fermente karbonhidratlar, gece tüketimi vb.) ve toplam maruziyet değerlendirilmelidir; çalışmalarda eklenmiş şeker miktarı ile çürük arasındaki ilişkinin tutarlı biçimde güçlü olduğu, bu nedenle diyet analizi ve farkındalık odaklı danışmanlığın koruyucu planın parçası olması gerektiği gösterilmiştir. Bu yaklaşım, diş hekimiyle birlikte çürük ve periodontal risk değerlendirmesi yapmayı (biyofilm kontrolü, tükürük/ilaçlar, geçmiş çürük öyküsü, restorasyon kenarları, periodontal cep/kanama varlığı gibi) ve kişiye özel aralıklarla profesyonel bakım-kontrol planlamayı da içerir. Özellikle diyabet, kardiyovasküler hastalıklar, immünsüpresyon, gebelik gibi sistemik durumlarda ağız enfeksiyonlarının genel inflamasyon yüküne katkısı daha kritik hale geldiğinden, hastanın bu bağlantıyı anlaması ve bakım rutinini sürdürülebilir şekilde kurması hedeflenmelidir.”</p>
<p><strong>“Ağrı yoksa da kontrol şart”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Akalın, diş hekimi kontrollerinin yalnızca ağrı olduğunda yapılmasının yanlış bir yaklaşım olduğunu belirterek, diş çürükleri ve diş eti hastalıklarının erken evrelerde çoğu zaman belirti vermediğini söyledi. Ağız kokusunun çoğu zaman diş eti hastalıkları, tedavi edilmemiş çürükler, diş taşları ve dil yüzeyindeki bakteri birikimi gibi ağız içi nedenlerden kaynaklandığını belirten Akalın, diş eti kanamasıyla birlikte görülen kokunun aktif bir diş eti iltihabına işaret edebileceğini söyledi.</p>
<p>Ağız sağlığının korunmasında en etkili yöntemin düzenli ve doğru günlük bakım olduğunu belirten Akalın, şu önerilerde bulundu: Dişler günde iki kez, en az iki dakika fırçalanmalı. Diş araları her gün diş ipi ya da arayüz fırçasıyla temizlenmeli. Dil yüzeyi de düzenli olarak temizlenmeli. Doğru teknikle sürdürülen bakımın diş çürüğü ve diş eti hastalıklarını büyük ölçüde önlediğini söyledi.</p>
<p><strong>“Türkiye’de</strong> <strong>koruyucu ağız sağlığı alışkanlıkları yeterince yerleşmedi”</strong></p>
<p>Türkiye’de koruyucu ağız sağlığı alışkanlıklarının toplum genelinde yeterince yerleşmediğini belirten Akalın, bilimsel verilerin günde iki kez diş fırçalama oranının birçok yaş grubunda yüzde 25–35 aralığında olduğunu gösterdiğini ifade etti. Diş ipi ve arayüz fırçası kullanımının oldukça sınırlı olduğunu, diş hekimine başvuruların ise çoğunlukla ağrı sonrası gerçekleştiğini söyledi. Bu durumun hastalıkların erken teşhisini zorlaştırdığını ve tedavi ihtiyacını daha ileri aşamalara taşıdığını belirtti.</p>
<p>Batı ve Kuzey Avrupa ülkelerinde koruyucu diş hekimliği alışkanlıklarının daha yerleşik olduğunu belirten Akalın, örneğin Hollanda’da yetişkinlerin yaklaşık yüzde 70–75’inden fazlasının günde en az iki kez diş fırçaladığını aktardı. Almanya ve İskandinav ülkelerinde de düzenli kontrol kültürünün yaygın olduğunu ifade etti. Yüksek gelirli ülkelerde koruyucu yaklaşımın daha sistematik biçimde benimsendiğini söyleyen Akalın, Türkiye’de de bireysel farkındalığın artırılması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>“Ağız sağlığı, koruyucu sağlığın temel parçasıdır”</strong></p>
<p>Ağız içindeki kronik enfeksiyon ve doku yıkımının yalnızca lokal bir problem olmadığını ifade eden Prof. Dr. Tuğba Toz Akalın, ağız sağlığının korunmasının genel sağlığın sürdürülebilirliği açısından da kritik bir koruyucu sağlık bileşeni olduğunu vurguladı. Koruyucu yaklaşımın güçlendirilmesi ve düzenli kontrollerin alışkanlık haline getirilmesiyle hem daha ileri tedavi gereksinimlerinin hem de sistemik sağlık risklerinin azaltılabileceğine dikkat çekti.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kotu-bir-agiz-ve-dis-sagligi-kalp-damar-hastaliklarindan-diyabete-kadar-cesitli-hastaliklara-neden-olabiliyor-615403">Kötü bir ağız ve diş sağlığı, kalp-damar hastalıklarından diyabete kadar çeşitli hastalıklara neden olabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AR-GE ve inovasyon artık zorunluluk!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ar-ge-ve-inovasyon-artik-zorunluluk-613047</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 07:29:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ar-ge]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[girişim]]></category>
		<category><![CDATA[girişimcilik]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[zorunluluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613047</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Başkan Yardımcısı, ARGE ve Yenilikçi Politikalar Direktörü Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “16 Şubat İnovasyon” Günü dolayısıyla girişimcilik ve inovasyonun dönüşümünü değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ar-ge-ve-inovasyon-artik-zorunluluk-613047">AR-GE ve inovasyon artık zorunluluk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Başkan Yardımcısı, ARGE ve Yenilikçi Politikalar Direktörü Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “16 Şubat<strong> </strong>İnovasyon” Günü dolayısıyla girişimcilik ve inovasyonun dönüşümünü değerlendirdi.</p>
<p><strong>Yeni nesil girişimler ‘önce doğrula sonra ölçekle’ yaklaşımını benimsiyor</strong></p>
<p>Doç. Dr. Müge Ensari Özay, 21. yüzyılda girişimciliğin geleneksel modellerden hız, esneklik ve belirsizlik yönetimi açısından belirgin biçimde ayrıldığını belirterek, “Geçmişte girişimcilik daha çok sermaye, fiziksel yatırım ve uzun vadeli planlamaya dayanıyordu. Bugün ise dijital altyapılar sayesinde düşük maliyetle hızlı deneme-yanılma yapılabilen çevik yapılar öne çıkıyor. Yeni nesil girişimler ‘önce kur sonra büyüt’ yerine, ‘önce doğrula sonra ölçekle’ yaklaşımını benimsiyor. Bu dönüşüm, üniversiteleri yalnızca eğitim veren kurumlar olmaktan çıkararak girişimcilik ekosisteminin aktif bir parçası haline getirmektedir. Nitekim Üsküdar Üniversitesi BrainPark Teknoloji transfer ofisin bünyesinde yürütülen çalışmalar, akademik bilginin ticarileşmesi ve toplumsal faydaya dönüşmesi açısından bu yeni yaklaşımın somut örneklerini oluşturmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Rekabet artık bilgi üretme kapasitesiyle ölçülüyor</strong></p>
<p>Ar-Ge ve inovasyonun günümüzde bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini dile getiren Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Artık kurumlar yalnızca üretim kapasitesiyle değil, bilgi üretme ve bu bilgiyi ürüne dönüştürme becerisiyle yarışıyorlar. Bu noktada teknoloji transfer ofisleri, akademik araştırmalar ile sanayi arasındaki köprüyü kurarak bilginin ekonomik değere dönüşmesini sağlıyor. Üniversite içinde geliştirilen projelerin fikri mülkiyet süreçlerinin yönetilmesi, patentlenmesi, lisanslanması ve şirketleşmesi gibi adımlar, sistematik destek mekanizmalarıyla mümkün hale getirmektedir. Bu süreçler, Ar-Ge’nin teorik bir faaliyet olmaktan çıkıp doğrudan ekonomik kalkınmanın motoru olmasını amaçlamaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijitalleşme girişim fikirlerini kökten dönüştürüyor</strong></p>
<p>Dijitalleşme, yapay zekâ ve veri odaklı teknolojilerin girişimcilik anlayışını dönüştürdüğünü ifade eden Doç. Dr. Müge Ensari Özay, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dijitalleşme, yapay zekâ ve veri odaklı teknolojiler, girişim fikirlerinin şekillenmesini kökten değiştirirken, teknoloji transfer yapılarının da çalışma modelini dönüştürüyor. BrainPark Teknoloji Transfer Ofisi tarafından yürütülen mentorluk programları, proje geliştirme eğitimleri, üniversite-sanayi iş birliği organizasyonları ve girişim hızlandırma faaliyetleri; araştırmacıların ve genç girişimcilerin dijital temelli iş modelleri geliştirmesine olanak tanımaktadır. Üsküdar Üniversitesinde veri analitiği, sağlık teknolojileri, yapay zekâ uygulamaları, iş sağlığı ve güvenliği ve nöroteknoloji gibi alanlarda geliştirilen projeler, disiplinler arası çalışmanın girişimcilikteki belirleyici rolünü ortaya koymaktadır.”</p>
<p><strong>Girişimci kimliği çok boyutlu yetkinlik gerektiriyor</strong></p>
<p>21.yüzyıl girişimcisinin yalnızca bir iş fikrine sahip olmasının yeterli olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “21. yüzyıl girişimcisinde bulunması gereken temel yetkinlikler, teknik uzmanlık ile yenilikçi düşünme becerisinin birleşimini gerektiriyor. Günümüz girişimcisi yalnızca bir iş fikrine sahip olmakla yetinmeyip; proje yazma, fon kaynaklarına erişme, ulusal ve uluslararası destek programlarını yönetme, fikri hak süreçlerini anlama ve çok paydaşlı iş birlikleri kurabilme yetkinliğine sahip olmalı. Teknoloji transfer ofisleri tarafından verilen eğitim, danışmanlık ve kuluçka destekleri bu yetkinliklerin gelişmesini sağlayarak araştırmacıları aynı zamanda girişimci kimliğiyle güçlendirmektedir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İnovasyon artık sosyal etki de üretmeli</strong></p>
<p>Sürdürülebilirlik ve yeşil inovasyon başlıklarının öne çıktığını belirten Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Sürdürülebilirlik, yeşil inovasyon ve sosyal etki konularının öne çıkması, girişimciliğin yalnızca ekonomik değil, çevresel ve toplumsal değer üretme sorumluluğu taşıdığını gösteriyor. Günümüzde destek programları ve yatırım mekanizmaları, sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu projelere öncelik veriyor. Üniversite-temelli girişimcilik yapıları da sağlık, çevre, toplumsal refah ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik çözümleri destekleyerek ‘sosyal etki odaklı inovasyon’ anlayışını yaygınlaştırıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Üniversiteler üretilen bilginin ticarileşmesini destekleyen stratejik merkezler haline geliyor</strong></p>
<p>Türkiye’de Ar-Ge temelli girişimciliğin gelişen teknoparklar, artan kamu destekleri ve üniversite-sanayi iş birlikleri sayesinde ivme kazandığını belirten Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Teknoloji geliştirme bölgeleri ve teknoloji transfer ofisleri; akademisyen, öğrenci ve sanayi temsilcilerini aynı ekosistemde buluşturarak araştırmanın ticarileşme sürecini hızlandırıyor. Önümüzdeki dönemde uluslararası iş birliklerinin güçlendirilmesi ve derin teknoloji alanlarına yapılan yatırımların artmasıyla, üniversiteler yalnızca bilginin üretildiği değil, aynı zamanda üretilen bilginin ticarileşmesini destekleyen stratejik merkezler haline gelmektedir.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ar-ge-ve-inovasyon-artik-zorunluluk-613047">AR-GE ve inovasyon artık zorunluluk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vücutta Gizli Kalmış Kanser Hücrelerine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vucutta-gizli-kalmis-kanser-hucrelerine-dikkat-610221</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 07:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çıkma]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[hücrelerine]]></category>
		<category><![CDATA[kalmış]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Mrd]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[testler]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[vücutta]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisi gören pek çok hasta için en rahatlatıcı cümle şudur: “Bütün tetkikleriniz normal.” Ancak modern tıbbın geldiği noktada, bu cümle her zaman sürecin tamamen sona erdiği anlamına gelmeyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vucutta-gizli-kalmis-kanser-hucrelerine-dikkat-610221">Vücutta Gizli Kalmış Kanser Hücrelerine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser tedavisi gören pek çok hasta için en rahatlatıcı cümle şudur: “Bütün tetkikleriniz normal.” Ancak modern tıbbın geldiği noktada, bu cümle her zaman sürecin tamamen sona erdiği anlamına gelmeyebiliyor. MR, PET ve rutin kan testlerinin normal olması, vücutta hastalığa ait hiçbir hücre kalmadığını kesin olarak göstermeyebiliyor. Çünkü bazı kanser hücreleri, görüntüleme yöntemlerinin ve klasik testlerin algılayamayacağı kadar küçük ve sessiz bir şekilde dolaşımda varlığını sürdürebiliyor.</p>
<p>İşte bu noktada moleküler analizler devreye giriyor; Minimal Rezidüel Hastalık (MRD) olarak adlandırılan bu görünmez risk, yalnızca bir tüp kan üzerinden tespit edilebiliyor. Özellikle yüksek riskli kanser türlerinde ve tedavi sonrası takip sürecinde MRD, hastalığın yeniden ortaya çıkma ihtimalini önceden öngörmeye imkân tanıyan son derece önemli bir gösterge haline geliyor. Memorial Şişli Hastanesi Onkoloji Merkezi’nden Prof. Dr. Serkan Keskin, 4 Şubat Dünya Kanser Günü öncesi kanser takibinde MRD testi ile ilgili bilinmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Görüntüleme ve klasik testler her zaman yeterli mi?</strong></p>
<p>Kanser şüphesi olan ya da kanser tanısı almış hastaların takip sürecinde Manyetik Rezonans (MR), Bilgisayarlı Tomografi (BT), PET-CT ve ultrason gibi görüntüleme yöntemleri sıklıkla kullanılmaktadır. Buna ek olarak bazı kan testleri ve tümör belirteçleri ile hastalığın varlığı ya da yokluğu değerlendirilmektedir. Bu yöntemler modern tıbbın vazgeçilmez araçlarıdır ve çoğu zaman doğru yönlendirme sağlamaktadır.</p>
<p>Ancak klinik pratiğin ortaya koyduğu önemli bir gerçek vardır: Tüm bu tetkikler normal olsa bile, hastalık moleküler düzeyde tamamen ortadan kalkmamış olabilir. Tedavilerini tamamlamış, ameliyat olmuş ve “tam yanıt” aldığı düşünülen bazı hastalarda yıllar sonra nüks görülmesi, bu durumun en somut göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p><strong>MRD testi gizli kalmış kanser hücrelerini ortaya koyuyor</strong></p>
<p>Minimal Rezidüel Hastalık, tedavi sonrasında vücutta kalmış olabilecek çok küçük sayıdaki tümör hücrelerini ifade etmektedir. Bu hücreler klasik görüntüleme yöntemleriyle ya da rutin kan testleriyle saptanamamaktadır. Ancak genetik ve moleküler düzeyde yapılan ileri analizler sayesinde kandan tespit edilebilmektedir.</p>
<p>MRD değerlendirmesi için yalnızca bir tüp kan alınmakta ve bu örnek genetik laboratuvarlara gönderilmektedir. Kanda dolaşan tümör DNA’sı veya tümör hücreleri, belirli eşik (cut-off) değerlerine göre analiz edilmektedir. Bu eşik değerin üzerinde saptanan sonuçlar, hastalığın ilerleyen dönemde yeniden ortaya çıkma ihtimalinin yüksek olduğunu göstermektedir. </p>
<p><strong>Nüks riski önceden görülebilir mi?</strong></p>
<p>Güncel bilimsel veriler, MRD pozitifliği saptanan hastalarda ilerleyen dönemlerde hastalığın nüks etme olasılığının yüzde 90’lara kadar çıkabildiğini göstermektedir. Bu bilgi, hem hekim hem de hasta açısından son derece kıymetlidir. Çünkü hastalığın geri dönmesini beklemek yerine, risk daha oluşmadan önlem almak mümkün hale gelmektedir.</p>
<p>Meme kanseri, kolon kanseri, akciğer kanseri ve böbrek kanseri gibi birçok solid tümörde MRD testleri giderek daha yaygın şekilde kullanılmaktadır. Ameliyatını olmuş, kemoterapi ve diğer onkolojik tedavilerini tamamlamış bir hastada “Bu hastalık gerçekten bitti mi?” sorusunun yanıtı artık yalnızca filmlerle değil, moleküler verilerle de değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Hastalar yakından izleniyor ve tedavi planı şekillendiriliyor</strong></p>
<p>MRD’nin pozitif saptanması durumunda izlenen yol, klasik takip yaklaşımlarından farklılaşmaktadır. Bu hastalar daha yakından izlenmekte, kontroller sıklaştırılmakta ve gerekirse daha güçlü ya da farklı tedavi seçenekleri devreye sokulmaktadır. Amaç, olası bir nüksü klinik olarak ortaya çıkmadan yakalamak ve hastayı yeniden tam şifaya ulaştırmaktır.</p>
<p>Günümüz onkolojisi artık yalnızca organ düzeyinde değil, gen ve molekül düzeyinde ilerlemektedir. Hangi hastanın daha yüksek risk taşıdığı, hangi tedaviden daha fazla fayda göreceği giderek daha net biçimde ortaya konabilmektedir. Bu yaklaşım, gereksiz tedavilerin önüne geçerken doğru hastaya doğru zamanda doğru tedavinin verilmesini sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Nüksü engellemek çok önemli </strong></p>
<p>Kanser tedavisinde başarı artık yalnızca tümörü ortadan kaldırmakla sınırlı değildir. Asıl başarı, hastalığın geri dönmesini engellemekte yatmaktadır. MRD testleri, bu hedefe giden yolda hekimlerin elini güçlendiren, hastalara ise umut veren önemli bir gelişme olarak öne çıkmaktadır. Moleküler düzeyde yapılan bu değerlendirmeler sayesinde kanserle mücadelede daha bilinçli, daha güçlü ve daha erken adımlar atılabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vucutta-gizli-kalmis-kanser-hucrelerine-dikkat-610221">Vücutta Gizli Kalmış Kanser Hücrelerine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>103 Yıldır Dinmeyen Bir Hikâye: Mübadele&#8217;nin İzleri Ayvalık&#8217;ta</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/103-yildir-dinmeyen-bir-hikaye-mubadelenin-izleri-ayvalikta-609420</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 21:08:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[dinmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[mübadele]]></category>
		<category><![CDATA[mübadil]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[sergi]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yıldır]]></category>
		<category><![CDATA[zleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609420</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye ile Yunanistan arasında 1923 yılında gerçekleştirilen Nüfus Mübadelesi’nin 103. yılı dolayısıyla Orhan Peker Sanat Galerisi’nde Mübadele Anı Materyal Sergisi açıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/103-yildir-dinmeyen-bir-hikaye-mubadelenin-izleri-ayvalikta-609420">103 Yıldır Dinmeyen Bir Hikâye: Mübadele&#8217;nin İzleri Ayvalık&#8217;ta</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Türkiye ile Yunanistan arasında 1923 yılında gerçekleştirilen Nüfus Mübadelesi’nin 103. yılı dolayısıyla Orhan Peker Sanat Galerisi’nde Mübadele Anı Materyal Sergisi açıldı. Sergide, zorunlu göçün bıraktığı derin izler fotoğraflar, belgeler ve kişisel hatıralar eşliğinde ziyaretçilerle buluştu. Açılışta konuşan Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin, Mübadelenin; yalnızca bir yer değiştirme değil, geride bırakılan evler, yarım kalan hayatlar, bavullara sığdırılan anılar demek olduğunu söyledi.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Bu topraklara gelen mübadillerin, yanlarında yalnızca eşyalarını değil; kültürlerini, emeklerini, dayanışma duygularını ve hayata tutunma iradelerini de getirdiklerini hatırlatan Başkan Mesut Ergin, ‘’Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz Mübadele Anı Materyal Sergisi, işte bu hafızayı canlı tutmak için hazırlandı. Sergimizde yer alan her fotoğraf, her belge ve her obje; bir ailenin, bir yolculuğun, bir hayatta kalma mücadelesinin sessiz tanığıdır. Bizler biliyoruz ki geçmişi unutan toplumlar, geleceğini sağlam kuramaz. Bu nedenle bu sergi yalnızca bir anma değil; aynı zamanda ortak belleğimize sahip çıkma çağrısıdır. Acıyı hatırlarken, dayanışmayı da hatırlamak; ayrılığı anarken, birlikte yaşam kültürünü güçlendirmektir. Sergimizde ikram edilecek mübadil lezzetleri ise, kültürün yalnızca sözcüklerle değil, tatlarla, kokularla ve paylaşımla da yaşatıldığını bize hatırlatıyor. Bu anlamlı serginin hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor, geçmişten bugüne bu kentin belleğine katkı sunan tüm mübadil ailelerimizi saygıyla anıyorum. Katılımınız için hepinize teşekkür ediyor, Mübadele Anı Materyal Sergisi’nin hayırlı olmasını diliyorum’’ diye konuştu.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Açılışa katılanlar, mübadil ailelerin yaşamlarına tanıklık eden görseller ve arşiv materyalleri aracılığıyla geçmişe yolculuk yaptı. Zorunlu göçün acıları, umutları ve yeni bir hayata tutunma çabaları sergi boyunca hissedildi. Etkinlik kapsamında yapılan paylaşımlarda, mübadelenin yalnızca bir tarihsel olgu değil, kuşaktan kuşağa aktarılan ortak bir hafıza olduğu vurgulandı. Programın sonunda ise mübadil mutfağından örnekler sunularak katılımcılar aynı sofrada buluştu; anılar tazelendi, dayanışma duygusu pekişti. Sergi, mübadelenin toplumsal bellekteki yerini hatırlatmayı ve bu büyük göçün insan hikâyelerini gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlıyor.</span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/103-yildir-dinmeyen-bir-hikaye-mubadelenin-izleri-ayvalikta-609420">103 Yıldır Dinmeyen Bir Hikâye: Mübadele&#8217;nin İzleri Ayvalık&#8217;ta</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir avukatın Yeşilçam&#8217;a vefa yolculuğu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bir-avukatin-yesilcama-vefa-yolculugu-2-609373</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 18:38:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[avukatın]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[onur]]></category>
		<category><![CDATA[vefa]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yeşilçam]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609373</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir zamanlar ışıkları hiç sönmeyen, kameraları susmayan Yeşilçam Sokağı bugün sessiz. Alkışların yerini yalnızlık, şöhretin yerini unutulmuşluk almış durumda.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-avukatin-yesilcama-vefa-yolculugu-2-609373">Bir avukatın Yeşilçam&#8217;a vefa yolculuğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Bir zamanlar ışıkları hiç sönmeyen, kameraları susmayan Yeşilçam Sokağı bugün sessiz. Alkışların yerini yalnızlık, şöhretin yerini unutulmuşluk almış durumda. İşte bu sessizliğin içinde genç bir avukat, ağır ama kararlı adımlarla yürümeyi seçti. O isim, Onur Yağışan.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kars’ta, öğretmen bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya gelen Yağışan, disiplin, çalışkanlık ve vicdan kavramlarıyla büyüdü. 2020 yılında Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu ve aynı yıl avukatlık mesleğine başladı. Kısa sürede önemli davalarda elde ettiği başarılarla dikkat çekti. Ancak onu meslektaşlarından ayıran asıl nokta, hukuku yalnızca bir kazanç kapısı değil, bir duruş ve vicdan meselesi olarak görmesi oldu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><strong><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>YEŞİLÇAM BİR SEVDA DEĞİL, BİR HAFIZA</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></strong></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Onur Yağışan’ın yolu yıllar sonra Yeşilçam Sokağı’na düştüğünde karşılaştığı manzara, hayatında bir kırılma noktası yarattı. Bir döneme damga vurmuş oyuncuların, set emekçilerinin yaşadığı yalnızlık ve zorluklar onu derinden etkiledi. Bir zamanlar milyonları güldüren, ağlatan, umut veren isimlerin bugün zor şartlar altında yaşam mücadelesi vermesi, Yağışan’ı harekete geçirdi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Bu noktadan sonra Yağışan, hiçbir karşılık beklemeden bazı Yeşilçam oyuncularının hukuki süreçlerini üstlendi. Davalarına girdi, dertlerini dinledi, yanlarında oldu. ‘Ben mesleğimi sadece para kazanmak için değil, vicdanımı rahat ettirmek için yapıyorum’diyen Yağışan, bu yaklaşımıyla Yeşilçam emekçileri için güvenilen bir isim haline geldi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><strong><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>YEŞİLÇAM HUZUREVİ, BİR SOSYAL PROJEDEN FAZLASI</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></strong></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Onur Yağışan’ın üzerinde en çok durduğu projelerin başında Yeşilçam Huzurevi geliyor. Hayatının son dönemini yalnız ve imkânsızlıklar içinde geçiren Yeşilçam emekçileri için kalıcı bir çözüm üretmeyi hedefleyen Yağışan, bu projenin yalnızca bir barınma meselesi olmadığını vurguluyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Amaç,yıllarca aynı setlerde çalışmış, aynı hayalleri paylaşmış insanların yeniden bir arada, dayanışma içinde yaşayabilecekleri bir yuva kurmak. İş insanlarının ve devletin desteğiyle hayata geçirilmesi planlanan proje, Yeşilçam’a duyulan vefanın somut bir karşılığı olarak görülüyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><strong><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>‘HEY GİDİ YEŞİLÇAM’ İLE KALICI BİR TANIKLIK</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></strong></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Yağışan, Yeşilçam’a olan bağlılığını yalnızca projelerle değil, kalıcı bir eserle de ortaya koyuyor. Aylar süren saha çalışmaları, röportajlar ve arşiv taramaları sonucunda hazırlanan ‘Hey Gidi Yeşilçam’ adlı kitap, sinema dünyasının bilinmeyen yüzünü gözler önüne seriyor. Kitapta Yeşilçam’ın yalnızca şaşaalı yılları değil, çöküşü, unutuluşu, kamera arkasındaki acı gerçekler de yer alıyor. Bu yönüyle eser, bir hatırat değil,bir döneme tutulmuş güçlü bir tanıklık niteliği taşıyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><strong><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>SANAT, SPOR VE DİSİPLİNLE YOĞRULAN BİR HAYAT</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></strong></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Onur Yağışan’ın hayatında sanat ve spor da önemli bir yer tutuyor. Beş yaşından bu yana bağlama çalan Yağışan, müziği bir terapi olarak görüyor. On yıl boyunca kick boks yapan, satrançta üniversite birinciliği bulunan ve halk oyunlarında dereceler elde eden Yağışan, disiplin ve sabrın hem hayatta hem meslekte vazgeçilmez olduğuna inanıyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><strong><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>‘BEN SADECE AVUKAT DEĞİLİM, VEFA BORCUMU ÖDÜYORUM’</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></strong></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Onur Yağışan’a göre Yeşilçam, bu ülkenin ortak hafızası. Ona sahip çıkmayan bir toplumun geleceğini de koruyamayacağını savunuyor. Kendisini yalnızca bir avukat olarak değil, vefa borcunu ödemeye çalışan bir insan olarak tanımlıyor. Belki de bu yüzden, Yeşilçam Sokağı’nda yankılanan sessizlikte hâlâ bir vicdan sesi varsa, o sesin içinde Onur Yağışan’ın adımları duyuluyor. Hey gidi Yeşilçam…</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-avukatin-yesilcama-vefa-yolculugu-2-609373">Bir avukatın Yeşilçam&#8217;a vefa yolculuğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Avukatın Yeşilçam&#8217;a Vefa Yolculuğu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bir-avukatin-yesilcama-vefa-yolculugu-608891</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 11:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[avukatın]]></category>
		<category><![CDATA[vefa]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yeşilçam]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608891</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir zamanlar ışıkları hiç sönmeyen, kameraları susmayan Yeşilçam Sokağı bugün sessiz. Alkışların yerini yalnızlık, şöhretin yerini unutulmuşluk almış durumda.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-avukatin-yesilcama-vefa-yolculugu-608891">Bir Avukatın Yeşilçam&#8217;a Vefa Yolculuğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar ışıkları hiç sönmeyen, kameraları susmayan Yeşilçam Sokağı bugün sessiz. Alkışların yerini yalnızlık, şöhretin yerini unutulmuşluk almış durumda. İşte bu sessizliğin içinde genç bir avukat, ağır ama kararlı adımlarla yürümeyi seçti. O isim, Onur Yağışan.</p>
<p>Kars’ta, öğretmen bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya gelen Yağışan, disiplin, çalışkanlık ve vicdan kavramlarıyla büyüdü. 2020 yılında Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu ve aynı yıl avukatlık mesleğine başladı. Kısa sürede önemli davalarda elde ettiği başarılarla dikkat çekti. Ancak onu meslektaşlarından ayıran asıl nokta, hukuku yalnızca bir kazanç kapısı değil, bir duruş ve vicdan meselesi olarak görmesi oldu.</p>
<p>YEŞİLÇAM BİR SEVDA DEĞİL, BİR HAFIZA</p>
<p>Onur Yağışan’ın yolu yıllar sonra Yeşilçam Sokağı’na düştüğünde karşılaştığı manzara, hayatında bir kırılma noktası yarattı. Bir döneme damga vurmuş oyuncuların, set emekçilerinin yaşadığı yalnızlık ve zorluklar onu derinden etkiledi. Bir zamanlar milyonları güldüren, ağlatan, umut veren isimlerin bugün zor şartlar altında yaşam mücadelesi vermesi, Yağışan’ı harekete geçirdi.</p>
<p>Bu noktadan sonra Yağışan, hiçbir karşılık beklemeden bazı Yeşilçam oyuncularının hukuki süreçlerini üstlendi. Davalarına girdi, dertlerini dinledi, yanlarında oldu. ‘Ben mesleğimi sadece para kazanmak için değil, vicdanımı rahat ettirmek için yapıyorum’diyen Yağışan, bu yaklaşımıyla Yeşilçam emekçileri için güvenilen bir isim haline geldi.</p>
<p>YEŞİLÇAM HUZUREVİ, BİR SOSYAL PROJEDEN FAZLASI</p>
<p>Onur Yağışan’ın üzerinde en çok durduğu projelerin başında Yeşilçam Huzurevi geliyor. Hayatının son dönemini yalnız ve imkânsızlıklar içinde geçiren Yeşilçam emekçileri için kalıcı bir çözüm üretmeyi hedefleyen Yağışan, bu projenin yalnızca bir barınma meselesi olmadığını vurguluyor.</p>
<p>Amaç,yıllarca aynı setlerde çalışmış, aynı hayalleri paylaşmış insanların yeniden bir arada, dayanışma içinde yaşayabilecekleri bir yuva kurmak. İş insanlarının ve devletin desteğiyle hayata geçirilmesi planlanan proje, Yeşilçam’a duyulan vefanın somut bir karşılığı olarak görülüyor.</p>
<p>‘HEY GİDİ YEŞİLÇAM’ İLE KALICI BİR TANIKLIK</p>
<p>Yağışan, Yeşilçam’a olan bağlılığını yalnızca projelerle değil, kalıcı bir eserle de ortaya koyuyor. Aylar süren saha çalışmaları, röportajlar ve arşiv taramaları sonucunda hazırlanan ‘Hey Gidi Yeşilçam’ adlı kitap, sinema dünyasının bilinmeyen yüzünü gözler önüne seriyor. Kitapta Yeşilçam’ın yalnızca şaşaalı yılları değil, çöküşü, unutuluşu, kamera arkasındaki acı gerçekler de yer alıyor. Bu yönüyle eser, bir hatırat değil,bir döneme tutulmuş güçlü bir tanıklık niteliği taşıyor.</p>
<p>SANAT, SPOR VE DİSİPLİNLE YOĞRULAN BİR HAYAT</p>
<p>Onur Yağışan’ın hayatında sanat ve spor da önemli bir yer tutuyor. Beş yaşından bu yana bağlama çalan Yağışan, müziği bir terapi olarak görüyor. On yıl boyunca kick boks yapan, satrançta üniversite birinciliği bulunan ve halk oyunlarında dereceler elde eden Yağışan, disiplin ve sabrın hem hayatta hem meslekte vazgeçilmez olduğuna inanıyor.</p>
<p>‘BEN SADECE AVUKAT DEĞİLİM, VEFA BORCUMU ÖDÜYORUM’</p>
<p>Onur Yağışan’a göre Yeşilçam, bu ülkenin ortak hafızası. Ona sahip çıkmayan bir toplumun geleceğini de koruyamayacağını savunuyor. Kendisini yalnızca bir avukat olarak değil, vefa borcunu ödemeye çalışan bir insan olarak tanımlıyor. Belki de bu yüzden, Yeşilçam Sokağı’nda yankılanan sessizlikte hâlâ bir vicdan sesi varsa, o sesin içinde Onur Yağışan’ın adımları duyuluyor. Hey gidi Yeşilçam…</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-avukatin-yesilcama-vefa-yolculugu-608891">Bir Avukatın Yeşilçam&#8217;a Vefa Yolculuğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arsenal&#8217;in yıldız futbolcusu Bukayo Saka, TCL&#8217;in yeni marka elçisi oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/arsenalin-yildiz-futbolcusu-bukayo-saka-tclin-yeni-marka-elcisi-oldu-608589</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 12:03:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[arsenal]]></category>
		<category><![CDATA[bukayo]]></category>
		<category><![CDATA[Bukayo Saka]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[futbolcusu]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kampanya]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[marka]]></category>
		<category><![CDATA[saha]]></category>
		<category><![CDATA[saka]]></category>
		<category><![CDATA[tcl]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608589</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüketici elektroniği alanında küresel ölçekte lider konumda bulunan ve Mini LED ile ultra büyük ekran TV kategorilerinde dünya birinciliğini elinde bulunduran TCL, Arsenal’in yıldız futbolcusu Bukayo Saka’yı marka elçisi olarak duyurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/arsenalin-yildiz-futbolcusu-bukayo-saka-tclin-yeni-marka-elcisi-oldu-608589">Arsenal&#8217;in yıldız futbolcusu Bukayo Saka, TCL&#8217;in yeni marka elçisi oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tüketici elektroniği alanında küresel ölçekte lider konumda bulunan ve Mini LED ile ultra büyük ekran TV kategorilerinde dünya birinciliğini elinde bulunduran TCL, Arsenal’in yıldız futbolcusu Bukayo Saka’yı marka elçisi olarak duyurdu. Bu iş birliği, TCL’in Arsenal Futbol Kulübü ile yürüttüğü küresel ortaklığı derinleştiren ve markanın spor dünyasındaki konumunu daha da güçlendiren önemli bir kilometre taşı olarak öne çıktı. Aynı zamanda Arsenal’in Resmi Global Sponsoru olan TCL, teknoloji ile sporu buluşturan güçlü marka duruşunu uluslararası ölçekte pekiştirdi.<br /> <br /><strong>“Inspire Greatness, Together” kampanyası ile futbolun birleştirici gücüne küresel çağrı</strong></p>
<p>Bu güçlü ortaklığın iletişim boyutundaki ilk yansıması ise TCL, Arsenal ve Bukayo Saka iş birliğiyle hayata geçirilen yeni küresel kampanya oldu. “Inspire Greatness, Together” adıyla duyurulan kampanya, futbolun yalnızca saha içindeki rekabetten ibaret olmadığını, aynı zamanda saha dışında da insanları bir araya getiren evrensel bir bağ kurma gücüne sahip olduğunu vurguluyor. Kampanya, mükemmellik kavramını yalnızca oyunun kendisiyle değil; dünya genelindeki taraftarları ortak duygular, paylaşılan anlar ve günlük ritüeller etrafında buluşturan güçlü bir deneyim olarak ele alıyor.</p>
<p>Disiplin, uzun vadeli bağlılık ve anlamlı bağlar üzerine inşa edilen marka yaklaşımıyla TCL, bu kampanyanın merkezinde yer alan değerleri net biçimde ortaya koyuyor. Bukayo Saka’nın sahadaki istikrarlı performansı, Arsenal Futbol Kulübü’nün köklü spor kültürü ve TCL’in küresel teknoloji vizyonu, aynı zeminde buluşarak kampanyanın ana omurgasını oluşturuyor. Böylece “Inspire Greatness, Together”, yalnızca bir marka iletişimi çalışması olmanın ötesine geçerek, sporu, teknolojiyi ve insanları ortak bir ilham duygusunda buluşturan bütüncül bir anlatı sunuyor.<br /> <br /><em><strong>“Bukayo Saka, markamızın bakış açısını en doğru şekilde yansıtan isimlerden biri”</strong></em></p>
<p>Bukayo Saka’nın marka elçisi olarak duyurulmasını, Arsenal ile kurulan güçlü iş birliğinin doğal bir devamı olarak değerlendiren <strong>TCL Orta Doğu ve Afrika İş Grubu Genel Müdürü Sunny Yang,</strong> şu ifadeleri kullandı: “Arsenal’in yıldız oyuncusu Bukayo Saka’yı TCL Marka Elçisi olarak duyurmaktan büyük gurur duyuyoruz. Arsenal ile kurduğumuz güçlü iş birliğini, Bukayo Saka gibi saygı gören ve ilham veren bir isimle ileri taşımak bizim için son derece doğal bir adım. Saka; çalışkanlığı, alçakgönüllülüğü ve samimiyetiyle hem sahada hem de saha dışında örnek bir duruş sergiliyor. Sadece futbol performansıyla değil, karakteriyle de takdir topluyor. TCL olarak biz de markamızı; disiplinli çalışmayı, samimiyeti ve insanlara ilham veren bir duruşu temsil eden değerler üzerine inşa ediyoruz. Bu nedenle Bukayo Saka, markamızın bakış açısını en doğru şekilde yansıtan isimlerden biri.”</p>
<p><strong>Yeni kampanya ile teknoloji ve taraftar deneyimi aynı hikâyede buluşuyor</strong></p>
<p>“Inspire Greatness, Together” kampanyası, futbolun yalnızca sahada oynanan bir oyun değil, dünya genelinde milyonlarca insanı ortak duygular etrafında bir araya getiren güçlü bir kültür olduğunu vurgulayan bir yaklaşımla kurgulandı. Kampanya, mükemmelliğin yalnızca maç anlarında değil, saha içinde ve dışında paylaşılan deneyimlerle, bağlarla ve günlük ritüellerle şekillendiği fikrini merkeze alıyor. Futbolu her gün yaşayan toplulukları kutlayan bu anlatı, kulüp ruhu ile bireysel hikâyelerin kesiştiği bir alan yaratıyor.</p>
<p>Kampanya aynı zamanda TCL’in Arsenal ile hem Erkek hem de Kadın A Takımlarını kapsayan çok yıllı küresel ortaklığı üzerine inşa ediliyor. İçerik üretimi, hikâye anlatımı ve sürükleyici izleme deneyimleri aracılığıyla teknoloji, futbol ile taraftar arasındaki bağı güçlendiren bir köprü işlevi görüyor. Bu yaklaşımın merkezinde ise Bukayo Saka yer alıyor. TCL, Saka’yı odağına alan içerikler ve anlatılarla, Arsenal ile dünya genelindeki taraftar topluluğu arasında daha derin ve duygusal bir bağ kurulmasını hedefliyor. Böylece teknoloji, yalnızca izleme deneyimini geliştiren bir unsur olmaktan çıkıyor, taraftarların takımlarıyla kurduğu ilişkinin doğal bir parçasına dönüşüyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/arsenalin-yildiz-futbolcusu-bukayo-saka-tclin-yeni-marka-elcisi-oldu-608589">Arsenal&#8217;in yıldız futbolcusu Bukayo Saka, TCL&#8217;in yeni marka elçisi oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ömrünüze 10-12 Yıl Ekleyebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/omrunuze-10-12-yil-ekleyebilir-608207</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 07:49:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ekleyebilir]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[oksijen]]></category>
		<category><![CDATA[ömrünüze]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608207</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kendimizi iyi hissettiğimizde gerçekten sağlıklı olduğumuzu söyleyebilir miyiz? Modern tıpta bu sorunun yanıtı artık yalnızca şikâyetlere ya da rutin kan testlerine dayanarak verilmiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omrunuze-10-12-yil-ekleyebilir-608207">Ömrünüze 10-12 Yıl Ekleyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kendimizi iyi hissettiğimizde gerçekten sağlıklı olduğumuzu söyleyebilir miyiz? Modern tıpta bu sorunun yanıtı artık yalnızca şikâyetlere ya da rutin kan testlerine dayanarak verilmiyor. Günümüzde sağlık; ölçülebilen, izlenebilen ve geleceğe dair öngörü sunabilen fizyolojik göstergeler üzerinden değerlendiriliyor. Bu göstergelerden biri olan VO₂ Max, vücudun oksijeni alma, taşıma ve kullanma kapasitesini ortaya koyarak yalnızca mevcut durumu değil, uzun vadeli sağlık potansiyelini de yansıtan önemli bir parametre olarak öne çıkıyor. <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş</strong>, “VO₂ Max, tek bir organa değil, tüm sistemlerin birlikte nasıl çalıştığına dair bilgi verir. Bu yönüyle sağlığın ne kadar sürdürülebilir olduğunu gösteren en güçlü göstergelerden biridir” diyor. </p>
<p><strong>Kalbinizden Bütünsel Sağlığınıza Uzanan İpucunu Veriyor</strong></p>
<p>Sağlık değerlendirmelerinde çoğu zaman tansiyon, kolesterol, kan şekeri ve EKG gibi ölçümler temel alınır. <strong>Doç. Dr. Alper Karakuş,</strong> “Bu testler vücudun dinlenme halindeki fizyolojisini gösterir. Oysa vücudun gerçek kapasitesi; efor, stres ve günlük yaşam yükleri altında nasıl yanıt verdiğiyle ortaya çıkar” diyor. </p>
<p>VO₂ Max’in bu noktada kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan <strong>Karakuş</strong>, “VO₂ Max, yalnızca akciğerlerin ne kadar oksijen alabildiğini değil; kalbin bu oksijeni ne kadar etkin pompaladığını, damarların dokulara ne kadar iyi taşıyabildiğini ve kasların bu oksijeni ne ölçüde kullanabildiğini birlikte değerlendiren bütünsel bir göstergedir. Bu nedenle sadece sporcular için değil, kendini sağlıklı hisseden ancak gizli kalp-damar riski taşıyabilecek bireyler için de son derece değerlidir. Günümüzde VO₂ Max, kardiyovasküler sağlığın uzun vadeli seyrini öngörmede giderek daha güvenilir bir biyobelirteç olarak kabul edilmektedir” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Birçok Kronik Hastalıkla İlişkili</strong></p>
<p>Düşük VO₂ Max değerlerinin yalnızca fiziksel kondisyonla sınırlı bir konu olmadığını ve bu göstergenin birçok kronik hastalıkla doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çeken <strong>Doç. Dr. Alper Karakuş</strong>, “Geniş ölçekli epidemiyolojik ve kohort çalışmalar, düşük aerobik kapasitenin kardiyometabolik hastalıklar, hipertansiyon, tip 2 diyabet gibi yaygın sağlık sorunlarıyla anlamlı düzeyde ilişkili olduğunu gösteriyor. Daha da önemlisi, VO₂ Max düzeyinin düşmesi erken mortalite yani ölüm riskini de artırıyor. Bu nedenle VO₂ Max’i yalnızca bir performans ölçütü olarak değil, gelecekteki kardiyovasküler riskin güçlü bir öngörücüsü olarak değerlendirmek gerekiyor” diyor. </p>
<p><strong>O Değeri Artıran Daha Uzun Yaşıyor!</strong></p>
<p>VO₂ Max ölçümünde altın standart yöntemin kardiyopulmoner egzersiz testi olduğunu belirten <strong>Doç. Dr. Alper Karakuş,</strong> “Bu test sırasında birey kontrollü olarak efor altına alınırken, kalp, akciğer ve dolaşım sisteminin birlikte nasıl çalıştığı değerlendirilir. Bu sayede kalp-damar sisteminin gerçek performansı yük altındayken net ve objektif biçimde ortaya konabilir. VO₂ Max değeri doğru yaşam tarzı müdahaleleriyle artırılabilir. Bilimsel çalışmalar, düzenli ve yapılandırılmış aerobik egzersiz programlarıyla 6–8 hafta gibi kısa bir sürede yüzde 15 ila 25 oranında artış sağlanabildiğini ortaya koyuyor. Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta ya da 75 dakika yüksek yoğunlukta yapılan aerobik aktiviteler, kalbin bir atımda pompaladığı kan miktarını artırır, kas dokusunun oksijeni daha verimli kullanmasını sağlar ve kardiyorespiratuvar adaptasyonu hızlandırır. Yüksek aerobik kapasiteye sahip bireylerde biyolojik yaşlanma süreçleri daha yavaş seyretmekte. Yüksek VO₂ Max düzeylerine sahip bireylerin, ortalama 10–12 yıl daha uzun ve daha sağlıklı bir yaşam sürdüğü gösterilmiş durumda. Bu nedenle VO₂ Max, yaşam süresi ve yaşam kalitesinin biyolojik bir yansıması olarak değerlendiriliyor” diyor. </p>
<p><strong>Sağlık Risklerini Erken Saptamada Yol Gösterici</strong></p>
<p>VO₂ Max ölçümünün klinik ve koruyucu kardiyoloji açısından giderek daha önemli bir yere sahip olduğunu belirten <strong>Doç. Dr. Alper Karakuş,</strong> “VO₂ Max ölçümü, henüz herhangi bir şikâyeti olmayan bireylerde bile gizli kardiyovasküler risklerin erken dönemde ortaya konmasına yardımcı olabiliyor. Aynı zamanda yaşam tarzı değişikliklerinin ya da uygulanan tedavilerin kalp-damar sistemi üzerindeki etkisini objektif olarak izleme imkânı sağlıyor. Tansiyon, kolesterol ya da kan şekeri değerleri normal sınırlarda olan kişilerde bile VO₂ Max sayesinde uzun vadeli kardiyovasküler risk stratifikasyonu yapılabiliyor. Bu yönüyle VO₂ Max, modern koruyucu kardiyolojinin merkezinde yer alan önemli bir parametre haline gelmiştir. Bu nedenle VO₂ Max değerini bilmek, kalp sağlığını bilimsel temelde yönetmenin en etkili yollarından biridir” değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omrunuze-10-12-yil-ekleyebilir-608207">Ömrünüze 10-12 Yıl Ekleyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bazı kitaplar geleceğe yazılır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bazi-kitaplar-gelecege-yazilir-606781</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 11:42:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğe]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğin]]></category>
		<category><![CDATA[kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[mutfak]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[şahin]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yazılır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606781</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Geleceğin Mutfağı”, yalnızca mutfakta değil, toprağın kalbinde de filizleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bazi-kitaplar-gelecege-yazilir-606781">Bazı kitaplar geleceğe yazılır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><i>“Geleceğin Mutfağı</i></b><i>”, yalnızca mutfakta değil, toprağın kalbinde de filizleniyor. Ödüllü kitabın yazarı </i><b><i>Özge Şahin</i></b><i>, sürdürülebilirlik vizyonunu geleceğe somut bir mirasa dönüştürerek, </i><b><i>Ege Orman Vakfı</i></b><i> iş birliğiyle İzmir Kınık Kalemköy mevkiinde 2.000 fidanın dikilmesine katkı sağladı ve bir hatıra ormanı oluşturdu.</i></p>
<p>Gastronomi dünyasının en prestijli ödüllerinden Gourmand World Cookbook Awards 2025’te “Sürdürülebilirlik” kategorisinde dünya birinciliğine layık görülen Geleceğin Mutfağı, bu anlamlı iş birliğiyle yalnızca bir ödül kazanmakla kalmadı; doğaya ve geleceğe uzanan kalıcı bir iz bıraktı. 1995 yılından bu yana orman ekosistemlerinin sürdürülebilirliği ve gelecek kuşaklara sağlıklı, yaşanabilir bir dünya hedefiyle çalışmalarını sürdüren Ege Orman Vakfı ile birlikte hayata geçirilen bu proje, kitabın vizyonunu toprağa taşıdı.</p>
<p>Oluşturulan orman alanını, Ege Orman Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Sertaç Bakioğlu ve Başkan Vekili Enver Bakioğlu ile birlikte ziyaret eden <b>Özge Şahin</b>, fidan dikimini bizzat kendisi gerçekleştirdi. Böylece Geleceğin Mutfağı, yalnızca sayfalarda değil, doğanın içinde de kök salmış oldu.</p>
<p>Fidan dikiminin ardından, Ege Orman Vakfı’nın doğa eğitimleri ve farkındalık çalışmaları kapsamında hayata geçirdiği <b>Sıfır Karbon Noktası Eğitim Merkezi</b>’nde Mavi Şehir İlköğretim okulu öğrencileri ile bir araya gelen Özge Şahin, “atıksız mutfak” yaklaşımı üzerine soruları yanıtladı. Yoğun ilgiyle karşılanan buluşma, sürdürülebilirliğin yalnızca bir mutfak pratiği değil, eğitimle güçlenen bir yaşam biçimi olduğunun da altını çizdi.</p>
<p>Geleceğin Mutfağı’nın sürdürülebilirlik vizyonu, bugün yalnızca mutfakta değil; toprağın, eğitimin ve kolektif bilincin içinde de karşılık buluyor.</p>
<p><b>Bir Yemek Kitabından Çok Daha Fazlası</b></p>
<p><i>Geleceğin Mutfağı, klasik bir yemek kitabının çok ötesinde; okuru bir ay boyunca elektriksiz yaşayabilecek kadar güçlü bir mutfak sistemine, geçmişin bilgeliğini bugüne taşıyan zamansız reçetelere ve gıdayla yeniden kurulan bilinçli bir ilişkiye davet ediyor. Osmanlı’dan Avrupa mutfaklarına uzanan 100 özgün tarif ve sayısız atıksız mutfak tekniğiyle kitap; krizlere dayanıklı, köklerinden güç alan, yenilikçi ve sürdürülebilir bir yaşam rehberi sunuyor.Geçmiş ile geleceği aynı sofrada buluşturan Geleceğin Mutfağı, gıdaya saygıyı merkeze alan yaklaşımıyla sürdürülebilir mutfak kültürünün bir trend değil, geleceğin zorunlu yaşam biçimi olduğunun altını çiziyor.</i></p>
<p><b>Özge Şahin Hakkında: </b></p>
<p><i>Boğaziçi Üniversitesi Turizm ve Otelcilik Bölümü mezunu olan Özge Şahin, mutfakla kurduğu bağı doğanın ritmini esas alan bir yaşam anlayışıyla şekillendirdi. Hilton ve Divan gibi markalardaki profesyonel deneyimlerinin ardından odağını; toprağın sunduğu bereketi koruyan, atıksız ve sürdürülebilir bir mutfak kültürüne yöneltti.</i></p>
<p><i>Sağlıklı Mutfak Şefliği, Sıfır Atık Mutfak ve Sürdürülebilir Mutfak üzerine aldığı eğitimlerle mutfaktaki dönüşüm yolculuğunu derinleştiren Şahin, Özyeğin Üniversitesi – Le Cordon Bleu’daki kapsamlı çalışmalarıyla uluslararası bir perspektif kazandı. Stanford Üniversitesi’nin Food Sustainability ve Mindful Eating programları ise ona, gıdanın sadece bir tüketim alanı değil; doğayla kurulan döngüsel bir ilişki olduğunu hatırlatan yeni bir bakış açısı sundu.</i></p>
<p><i>Anadolu’nun köklü mutfak mirasını çağdaş sürdürülebilirlik ilkeleriyle buluşturan Şahin, yıllar içinde geliştirdiği tariflerde mevsimselliği, yerellik bilgisini ve toprağa saygıyı merkezine aldı. TV 360, Show TV, FOX ve Star TV ekranlarında paylaştığı sağlıklı ve atıksız tariflerle geniş kitleleri bilinçli tüketim kültürüyle buluşturdu; 39 bölümlük “Atıksız Mutfak” serisiyle bu alanda farkındalık yarattı.</i></p>
<p><i>Bugün hâlâ üretmeye, araştırmaya ve doğanın bilgeliğini mutfaklara taşımaya devam eden Şahin; tariflerini YouTube ve Instagram üzerinden paylaşarak sürdürülebilir yaşamı herkes için ulaşılabilir kılıyor.</i></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bazi-kitaplar-gelecege-yazilir-606781">Bazı kitaplar geleceğe yazılır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Su Konferansı&#8217;nda kentlerin su yönetimi masaya yatırıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/su-konferansinda-kentlerin-su-yonetimi-masaya-yatirildi-604890</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 13:35:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[barajı]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Elibol]]></category>
		<category><![CDATA[erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Müdürü]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kentlerin]]></category>
		<category><![CDATA[konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[masaya]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[Su Verimliliği]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yatırıldı]]></category>
		<category><![CDATA[yönetimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604890</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’de düzenlenen Su Konferansı kapsamındaki “Kentlerde Su” başlıklı oturumda, iklim değişikliği, kuraklık ve artan nüfus baskısı altında kentlerin su yönetimi tüm yönleriyle ele alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/su-konferansinda-kentlerin-su-yonetimi-masaya-yatirildi-604890">Su Konferansı&#8217;nda kentlerin su yönetimi masaya yatırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’de düzenlenen Su Konferansı kapsamındaki “Kentlerde Su” başlıklı oturumda, iklim değişikliği, kuraklık ve artan nüfus baskısı altında kentlerin su yönetimi tüm yönleriyle ele alındı. Oturumda konuşan İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, “Bugün kentte sağlanan suyun yaklaşık yüzde 30’u, aldığımız tasarruf önlemleri sayesinde mümkün oldu. Attığımız adımlardan biri bile geç atılsaydı, Tahtalı Barajı’ndaki su tamamen tükenebilirdi” dedi.</p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), İzmir Ticaret Borsası ve Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) tarafından düzenlenen Su Konferansı kapsamında gerçekleştirilen “Kentlerde Su” başlıklı oturumda, artan kuraklık, azalan yağışlar ve nüfus baskısı altında kentlerin su yönetimi masaya yatırıldı. Oturumda, ulusal su verimliliği politikaları, yerel yönetimlerin sorumlulukları ve İzmir’in mevcut su arzına ilişkin çarpıcı veriler paylaşıldı. Oturumun moderatörlüğünü İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Gündüz üstlendi. Panelde, Tarım ve Orman Bakanlığı Su Verimliliği Daire Başkanı Aslıhan Korkmaz, İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, Swissotel Büyük Efes İzmir Genel Müdürü Rıza Elibol ile Epig Mimarlık Kurucusu ve BASİFED Yönetim Kurulu Başkanı Semiha Güneş konuşmacı olarak yer aldı.</p>
<p><strong>Erdoğan : İzmir’de suyun yüzde 74’ü kuyulardan karşılanıyor</strong></p>
<p>İzmir’in mevcut su arz tablosunu çarpıcı verilerle ortaya koyan İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, “İzmir’de ortalama su ihtiyacı saniyede 7 bin 500 litre. Sabah ve akşam saatlerinde bu ihtiyaç 8 bin 500-9 bin litre/saniye seviyelerine çıkıyor. Günlük ortalamayı sağlamak yetmiyor, pik saatlerde de bu debiyi verebilmek gerekiyor. Gördes ve Balçova barajları yüzde 0, Tahtalı Barajı yüzde 1, Kutlu Aktaş Barajı yüzde 4, Ürkmez Barajı yüzde 7 seviyesinde. Özel sektör işletmesindeki Güzelhisar Barajı’nda doluluk oranı yüzde 41. İzmir diğer büyük kentlere göre barajlara erişimde dezavantajlı bir konumda. İstanbul’da içme suyunun yüzde 98’i, Ankara’da ise yüzde 99’u barajlardan sağlanıyor. İzmir’de bu oran yüzde 26’ya düştü. Kentin suyunun yüzde 74’ü kuyulardan karşılanıyor” dedi.</p>
<p><strong>Kayıp-kaçakta düşüş, kaynakta artış</strong></p>
<p>İZSU’nun kayıp-kaçakla mücadelede önemli bir ilerleme kaydettiğini vurgulayan Erdoğan, kent genelinde kayıp-kaçak oranının yüzde 25,80, kent merkezinde ise yüzde 24,80 seviyesine düşürüldüğünü söyledi. Son bir yılda yaklaşık yüzde 2,3’lük bir iyileşme sağlandığını aktaran Erdoğan, gece saatlerinde yapılan kontrollü kesintilerin bu sonuçta etkili olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Yer altı kaynakları kritik rol oynuyor</strong></p>
<p>Erdoğan, İzmir kent merkezinin yaklaşık üçte birinin Sarıkız–Göksu kaynakları ve Halkapınar kuyularından beslendiğini belirtti. Bu bölgelerde açılan ve yenilenen kuyularla 6,6 milyon metreküp ilave içme suyu sağlandığını kaydeden Erdoğan, Halkapınar’da terfi kapasitesinin 1.000 litreden 1.500 litre/saniyeye çıkarıldığını, bu sayede buradan alınan suyun yüzde 55 artırıldığını söyledi.</p>
<p><strong>Alınan önlemler Tahtalı’yı kurtardı</strong></p>
<p>Kuraklık riskinin erken öngörüldüğünü ifade eden Erdoğan, nisan ayı itibarıyla park-bahçe aboneliklerinin iptal edildiğini, kademesiz aboneliklerin tamamında kademeli tarife sistemine geçildiğini ve yaz aylarında gece kesintilerinin uygulamaya alındığını belirtti. Bu önlemler sayesinde 14,2 milyon metreküp su tasarrufu sağlandığını vurgulayan Erdoğan, 2024 ve 2025 Ağustos ayları karşılaştırıldığında kent merkezinde yüzde 16 daha az su tüketildiğini söyledi. Erdoğan, “Bugün kentte sağlanan suyun yaklaşık yüzde 30’u, bu önlemler sayesinde mümkün oldu. Bu adımlardan biri bile geç atılsaydı, Tahtalı Barajı’ndaki su tamamen tükenebilirdi” dedi.</p>
<p><strong>Korkmaz: Artık nüfustan kaynağa doğru düşünmeliyiz</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı Su Verimliliği Daire Başkanı Aslıhan Korkmaz ise iklim değişikliğine bağlı sıcaklık artışları ve yağışlardaki azalışın, yüzyılın sonuna doğru su kaynaklarında çok ciddi azalmalar yaratacağını vurguladı. Bu nedenle su yönetiminde bakış açısının değişmesi gerektiğini ifade eden Korkmaz, “Artık sadece kaynaktan nüfusa değil, nüfustan kaynağa doğru da düşünmek zorundayız. Kentsel su yönetimi kaynağın korunmasıyla başlar. Su kayıplarının azaltılması, atık suyun geri kazanımı, gri su ve yağmur suyu sistemleri tek bir çatı altında toplanarak ulusal politikalara entegre edildi. Bu kapsamda hazırlanan Su Verimliliği Strateji Belgesi ve Eylem Planı ulusal bir yol haritası oldu” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Güneş: Kentleri betonlaştırarak suya ulaşamayız</strong></p>
<p>Epig Mimarlık Kurucusu ve BASİFED Yönetim Kurulu Başkanı Semiha Güneş, kentlerde yaşanan su sorunlarının yalnızca iklim değişikliğiyle değil, yanlış şehircilik ve planlama tercihleriyle de doğrudan ilişkili olduğunu vurguladı. Güneş, “Bu süreci konuşurken, yaptığımız hatalara da dürüstçe bakmamız gerekiyor. Kentleri betonlaştırdık; yağmurun toprağın derinlerine inmesini engelleyen, su geçirmez yüzeyler oluşturduk. Betonlaşma yağışların yüzeyde kalmasına neden oluyor. Bu durum sel ve taşkın riskini artırıyor. Aynı zamanda toprağın yeterince beslenememesi nedeniyle yer altı su kaynaklarını zayıflatıyor. Yağan yağmur ya yüzeyde akıp gidiyor ya da hızla buharlaşıyor. Toprak suyla buluşamadığı için kuruyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Elibol: Turizmde suyu korumanın yolu misafiri sürecin parçası yapmaktan geçiyor</strong></p>
<p>Swissotel Büyük Efes İzmir Genel Müdürü Rıza Elibol ise konuşmasında turizm sektöründe su tüketiminin yalnızca tesis yönetimiyle değil, oteli kullanan herkesin davranışlarıyla doğrudan ilişkili olduğunu vurguladı. Su verimliliğinde en kritik unsurun misafir davranışları olduğunu vurgulayan Elibol, yalnızca bilgilendirmenin yeterli olmadığını, teşvik mekanizmalarının devreye alınması gerektiğini söyledi. Bu kapsamda otelde uygulamaya aldıkları modeli paylaşan Elibol, “Misafirlerimizden rica ediyoruz; odalarında havlu ve çarşaf değişimini kart sistemiyle kendileri belirlesinler. Bir adım daha ileri gittik. Misafirlerimize şunu söylüyoruz: Eğer bugün odanızın temizlenmesini istemezseniz, size 10 Euro karşılığı puan veriyoruz. Bu puanları yalnızca bizim otelimizde değil, ACCOR grubunun dünya genelindeki 5 bin otelinde kullanabiliyorlar” diye konuştu. Elibol, turizm sektörünün su verimliliği konusunda kent genelindeki politikalarla uyumlu hareket etmesinin artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldiğini vurguladı.</p>
<p><strong>İslamoğlu: Biz yeni bir şey yaratmıyoruz</strong></p>
<p>Doğa ve çevre programları yapımcısı Güven İslamoğlu, kapanış konuşmasında su krizinin yalnızca teknik bir altyapı meselesi olarak ele alınamayacağını vurguladı. Sorunun çok daha derin ve bütüncül bir çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini belirten İslamoğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Biz sürekli sudan konuşuyoruz ama havadan, oksijenden konuşmuyoruz. Oysa solunum, su kadar hayati. Yakın bir gelecekte soluyacak temiz oksijen bulamama riskiyle karşı karşıyayız. Gezegenin dengesi bozuluyor ve bu denge suyla, havayla, toprakla birlikte ele alınmak zorunda. Bu gezegen canlı bir gezegen. Dünyanın ağırlığı sabit; suyu da, minerali de belli. Uzaydan yeni bir su gelmediği sürece elimizdeki kaynak bu. Olan şey sadece dönüşüm. Karbon dönüşüyor, su dönüşüyor. Biz yeni bir şey yaratmıyoruz. Bugün konuştuğumuz yüzde 0,3’lük oranlar tesadüf değil. Bunlar gezegenin ayakta kalmasını sağlayan değerler. Bu denge bozulduğunda mesele sadece susuzluk olmaz; mesele yaşamın kendisi olur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/su-konferansinda-kentlerin-su-yonetimi-masaya-yatirildi-604890">Su Konferansı&#8217;nda kentlerin su yönetimi masaya yatırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güvenli ama yalnız ilişkiler çağı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/guvenli-ama-yalniz-iliskiler-cagi-604535</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jan 2026 09:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[çağı]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[karşılıklı]]></category>
		<category><![CDATA[temas]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604535</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, dijital çağda yaygınlaşan tek taraflı (parasosyal) ilişkilerin insan psikolojisi ve bedeni üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guvenli-ama-yalniz-iliskiler-cagi-604535">Güvenli ama yalnız ilişkiler çağı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, dijital çağda yaygınlaşan tek taraflı (parasosyal) ilişkilerin insan psikolojisi ve bedeni üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsetti.</p>
<p><strong>Tek taraflı ilişkiler, güvenli ve kontrol edilebilir olduğu için daha çok tercih ediliyor! </strong></p>
<p>Dijital çağda insan ilişkilerinin görünürde artarken, ‘gerçek’ yakınlığın giderek azaldığına dikkat çeken Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Sosyal medya, ekranlar ve yapay zekâ aracılığıyla kurulan bağlar kişiye sürekli bir ulaşılabilirlik hissi sunuyor; ancak bu temas çoğu zaman karşılıklılıktan ve derinlikten yoksun kalıyor.” dedi.</p>
<p>Bu bağlanma biçiminin psikolojide ‘parasosyalleşme’ olarak adlandırıldığını aktaran Yalçın, “Kişinin bir ekran figürüyle, bir içerik üreticisiyle ya da yapay zekâ ile kurduğu bu tek taraflı ilişkiler, güvenli ve kontrol edilebilir olduğu için giderek daha fazla tercih ediliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İnsan psikolojisi yalnızca güvenle değil, karşılıklı etkileşimle gelişir!</strong></p>
<p>Parasosyal bağların reddedilme ve hayal kırıklığı riskini azalttığına işaret eden Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Kişi incinmeden, çaba göstermeden ve belirsizliğe girmeden bir yakınlık hissi yaşayabiliyor.” dedi.</p>
<p>Ancak insan psikolojisinin yalnızca güvenle değil, karşılıklılıkla geliştiğini ifade eden Yalçın, gerçek ilişkilerin temas, duygusal karşılık ve birlikte regülasyon gerektirdiğini; bu unsurlar olmadığında, kişinin kendini ilişkide hissediyor olsa bile derin bir bağdan yoksun kalabildiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Kişi farkında olmadan konfor alanını daraltıyor! </strong></p>
<p>Uzun süre gerçek ilişkilerden uzak kalındığında zihinsel ve duygusal düzeyde bir durgunluk ortaya çıkabildiğini vurgulayan Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Hayata karşı isteksizlik, karar vermekte zorlanma, erteleme davranışları ve içsel boşluk hissi bu sürecin sık görülen yansımaları arasında yer alıyor. Duygular yüzeyde kalıyor; kişi bir şeylere bağlı hissederken aynı anda yalnızlık duygusu yaşayabiliyor. Yakınlık ihtiyacı tam olarak karşılanmadığı için gerçek ilişkiler yorucu, talepkâr ve riskli algılanmaya başlıyor. Bu durum ilişkisel alanda da belirginleşiyor. Karşılıklı bağ kurmak yerine izlemek, takip etmek ve mesafede kalmak daha kolay geliyor. Küçük hayal kırıklıkları bile zor tolere edilir hâle gelirken, ilişki kurma isteği yerini geri çekilmeye bırakabiliyor. Böylece kişi farkında olmadan konfor alanını daraltıyor.”</p>
<p><strong>Duygular ifade edilemediğinde, beden konuşmaya başlar! </strong></p>
<p>İnsan bedeninin ise bu temas eksikliğine kayıtsız kalamadığını aktaran Yalçın, “Sinir sistemi; dokunma, göz teması, ses tonu ve duygusal karşılık gibi canlı ilişkisel uyaranlarla düzenleniyor.” dedi.</p>
<p>Bu ihtiyaçlar karşılanmadığında ise bedenin devreye girdiğini ifade eden Yalçın, “Nedeni açıklanamayan ağrılar, kronik yorgunluk, sindirim problemleri, kas gerginlikleri, çarpıntı ve nefes darlığı gibi psikosomatik belirtiler bu süreçte artış gösterebiliyor. Duygular ifade edilemediğinde ya da ilişki içinde yaşanamadığında, beden konuşmaya başlıyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İnsan, temas ederek ve karşılık bularak var olur! </strong></p>
<p>Yapay zekâ ile kurulan bağların bu noktada dikkat çekici bir alan oluşturduğunun altını çizen Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Yargılamayan, her zaman ulaşılabilir ve kırıcı olmayan bir ilişki deneyimi sunması, bu bağları cazip hâle getiriyor.” dedi.</p>
<p>Ancak insan sinir sisteminin yalnızca bir başka canlı sinir sistemiyle düzenlenebildiğini kaydeden Yalçın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yapay bağlar geçici bir rahatlama sağlayabilir; kalıcı denge ve iyilik hâli ise gerçek ve karşılıklı ilişkilerle mümkün oluyor. Yakın ilişki kurmak romantik bir beklenti değil, psikolojik ve biyolojik bir ihtiyaçtır. Zihinsel, duygusal ve bedensel iyi oluşu değerlendirirken yalnızca stres düzeyine değil; kişinin nasıl bağlandığına, nerede temastan kaçtığına ve hangi alanlarda yalnız kaldığına da bütüncül bir bakışla yaklaşmak gerekir. İnsan yalnızca izleyerek değil, temas ederek ve karşılık bularak var olur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guvenli-ama-yalniz-iliskiler-cagi-604535">Güvenli ama yalnız ilişkiler çağı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir&#8217;de Yeni Bitki Türü Keşfedildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirde-yeni-bitki-turu-kesfedildi-603992</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 08:36:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[keşfedildi]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[turu]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603992</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gerçekleştirdiği çalışmalarla pek çok yeni bitki türünün keşfedilmesinde rol oynayan Ege Üniversitesi Botanik Bahçesi ve Herbaryum Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Yıldırım, yeni bir tür olan “İzmir Göbekotu”nu literatüre kazandıran araştırmacıların arasında yer aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-yeni-bitki-turu-kesfedildi-603992">İzmir&#8217;de Yeni Bitki Türü Keşfedildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gerçekleştirdiği çalışmalarla pek çok yeni bitki türünün keşfedilmesinde rol oynayan Ege Üniversitesi Botanik Bahçesi ve Herbaryum Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Yıldırım, yeni bir tür olan “İzmir Göbekotu”nu literatüre kazandıran araştırmacıların arasında yer aldı.</p>
<p>İzmir’in Ödemiş ilçesinde yürütülen bilimsel çalışmalar sonucunda, Batı Anadolu’ya özgü yeni bir bitki türü keşfedildi. Ege Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesinden araştırmacıların ortak çalışmasıyla tanımlanan, bilimsel ismi “Umbilicus choripetalus” ve Türkçe ismi de “İzmir göbekotu” olarak önerilen bitki, uluslararası bilimsel taksonomi dergi <em>Phytotaxa</em>’da yayımlanan makaleyle bilim dünyasına duyuruldu.</p>
<p>Prof. Dr. Hasan Yıldırım, yeni türün göbekotu cinsi içinde bugüne kadar bilinen tüm türlerden belirgin biçimde ayrıldığını belirtti. Türü farklı kılan en önemli özelliğin çiçek yapısı olduğu ifade Prof. Dr. Yıldırım, Umbilicus choripetalus’un taç yapraklarının tabana kadar tamamen ayrıldığını, yıldız biçimli bir çiçeğe sahip olduğunu vurgulayarak bu özelliğin, göbekotu cinsi içinde ilk kez gözlemlendiğini söyledi.</p>
<p>Türün yetişme alanı hakkında bilgi veren Prof. Dr. Hasan Yıldırım, “Yeni tür, yalnızca İzmir’in Ödemiş ilçesinde, Ovacık Platosu’nda yaklaşık 1300–1400 metre rakımda, volkanik kaya çatlaklarında yetişiyor. En yakın akrabaları yalnızca kireçtaşı kayaçlarda yaşıyor. İzmir Göbekotu’nun volkanik zeminlere bağlı olması, türü ekolojik açıdan da özgün kılıyor. Bu türün en yakın akrabaları olan <em>Umbilicus tropaeolifolius</em> ve <em>Umbilicus paniculiformis</em>’in yayılış alanları ise İzmir Göbekotu’ndan tamamen farklı. <em>Umbilicus tropaeolifolius,</em> Türkiye’nin güneydoğusu ile İran ve Irak başta olmak üzere Orta Doğu’ya uzanan bölgelerde yayılış gösteriyor. <em>Umbilicus paniculiformis</em> ise Sudan’da lokal olmak üzere Kuzeydoğu Afrika’da bulunuyor. Her iki tür de yalnızca kireçtaşı kayaçlara bağlı habitatlarda yaşıyor” diye konuştu.</p>
<p><b>“Türkiye’de Göbekotu cinsi içinde ilk endemik tür”</b></p>
<p>Çalışma kapsamında bitkinin morfolojik özelliklerinin yanı sıra genetik yapısının da incelendiğini belirten Prof. Dr. Yıldırım, “Yapılan DNA analizleri sonucunda, Umbilicus choripetalus’un yakın türleriyle akraba olmakla birlikte, genetik olarak ayrı ve izole bir soy oluşturduğu tespit edildi. Bu bulgular, türün yeni bir bilimsel takson olarak tanımlanmasını güçlü biçimde destekledi. Göbekotu cinsi, dünya genelinde 16 türle temsil ediliyor. Bu türler; Avrupa, Akdeniz Havzası, Yakın Doğu Asya, Afrika ve Hindistan’a kadar uzanan geniş ancak parçalı bir yayılışa sahip. Türkiye’de ise bu cins bugüne kadar yedi türle biliniyor ve bu türlerin tamamı Türkiye dışında da yayılış gösteriyordu. İzmir Göbekotu’nun tanımlanmasıyla birlikte, göbekotu cinsi içinde Türkiye’ye özgü ilk endemik tür bilimsel olarak ortaya konmuş oldu” dedi.</p>
<p><b>“Anadolu’nun doğal mirası korunmalı”</b></p>
<p>Türün korunmasının önemine değinen Prof. Dr. Yıldırım, “Bugüne kadar yalnızca tek bir lokaliteden bilinen ve yaklaşık 550 bireylik bir popülasyona sahip olan türün korunması büyük önem taşıyor. Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) kriterlerine göre İzmir Göbekotu için “Hassas (Vulnerable)” koruma statüsü öneriliyor. Bu keşif, Batı Anadolu’nun hâlâ yeterince bilinmeyen biyolojik çeşitliliğine de dikkat çekiyor. Özellikle jeolojik olarak farklı alanların, beklenmedik biçimde özgün ve dar yayılışlı bitki türlerine ev sahipliği yapabildiği bir kez daha ortaya kondu. Bu yeni tür, yalnızca botanik literatürüne eklenen bir isim olmanın ötesinde, Anadolu’nun doğal mirasının korunmasının neden hayati olduğunu gösteren güçlü bir bilimsel kanıt niteliği taşıyor” diye konuştu.         </p>
<p>Çalışma; Ege Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi ve farklı kurumlardan bilim insanlarının katkısıyla yürütüldü. Arazi çalışmaları, türün morfolojik incelemeleri ve bilimsel tanımı Ege Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Hasan Yıldırım ve Dr. Tuğkan Özdöl tarafından gerçekleştirildi. Türün genetik ve filogenetik analizleri Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümünden Dr. Barış Özüdoğru ve Dr. Ilgın Deniz Can tarafından yapıldı. Çalışmanın laboratuvar süreçleri ve ölçümlerine Dr. Ademi Fahri Pirhan ve Dr. Şükrü Arasan katkı sundu. Arazi çalışmalarına ve makalenin değerlendirme sürecine Doç. Dr. Mehmet Maruf Balos destek verirken, Musa Geçit de saha çalışmaları ve türün yayılışına ilişkin gözlemleriyle çalışmaya katkı sağladı. Yeni türün bilimsel çizimleri ise bitki ressamı ve Balıkesir Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencisi Hazelnas Varol tarafından hazırlandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-yeni-bitki-turu-kesfedildi-603992">İzmir&#8217;de Yeni Bitki Türü Keşfedildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlanmayı Bağırsaklar Mı Yavaşlatıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaslanmayi-bagirsaklar-mi-yavaslatiyor-603313</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 07:51:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsaklar]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[Mikrobiyota]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmayı]]></category>
		<category><![CDATA[yavaşlatıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603313</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzun ve sağlıklı yaşam artık yalnızca genetik mirasla açıklanmıyor. Bilim, yaşlanma hızımızın büyük ölçüde günlük alışkanlıklarımız, biyolojik ritmimiz ve bağırsaklarımızda yaşayan trilyonlarca mikroorganizma tarafından belirlendiğini ortaya koyuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslanmayi-bagirsaklar-mi-yavaslatiyor-603313">Yaşlanmayı Bağırsaklar Mı Yavaşlatıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun ve sağlıklı yaşam artık yalnızca genetik mirasla açıklanmıyor. Bilim, yaşlanma hızımızın büyük ölçüde günlük alışkanlıklarımız, biyolojik ritmimiz ve bağırsaklarımızda yaşayan trilyonlarca mikroorganizma tarafından belirlendiğini ortaya koyuyor. Bağırsak mikrobiyotası; sindirimden bağışıklığa, uyku kalitesinden metabolik dengeye kadar pek çok hayati sistemi etkileyerek longevity’nin merkezinde yer alıyor. Yaşla birlikte bozulan bu denge ise kronik inflamasyon, enerji düşüklüğü ve hızlanan hücresel yaşlanma süreçlerini tetikleyebiliyor. <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Uzun yaşam bir şans meselesi değil; mikrobiyota, biyolojik ritim ve beslenme alışkanlıklarının birlikte yönetildiği bilinçli bir yaşam tercihidir” vurgusunda bulunuyor.</p>
<p><strong>Longevity’nin Merkezinde Mikrobiyota Var</strong></p>
<p>Yaşlanmayı yalnızca takvimde ilerleyen yıllar olarak görmenin büyük bir yanılgı olduğunu belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Bilim artık yaşlanmanın; genetik mirasımız, yaşam tarzımız, hormonlarımız, bağışıklık sistemimiz ve mikrobiyomumuzun birlikte şekillendirdiği karmaşık ve dinamik bir süreç olduğunu ortaya koyuyor. Vücudumuz yaş aldıkça dayanıklılığını bir miktar kaybediyor; savunma mekanizmaları zayıflıyor ve hastalıklara karşı kırılganlık artıyor. Ancak çoğu kişinin farkında olmadığı kritik bir gerçek var: Yaşlanma sürecinin merkezinde, bağırsaklarımızda yaşayan trilyonlarca mikroorganizmanın oluşturduğu mikrobiyota yer alıyor” diyor.</p>
<p><strong>Mikrobiyota Dengesi Bozulunca Yaşlanma Başlıyor</strong></p>
<p>Bağırsak mikrobiyotasının yalnızca sindirim sürecini destekleyen pasif bir sistem olmadığını ifade eden <strong>Belinda İrem Ardal</strong>, “Bağışıklık yanıtından ruh haline, metabolik dengeden bilişsel fonksiyonlara kadar pek çok hayati mekanizmanın aktif bir düzenleyicisidir. Bilimsel araştırmalar, yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan düşük dereceli kronik inflamasyonun — literatürde <em>“inflammaging”</em> olarak tanımlanan sürecin — mikrobiyota dengesinin bozulmasıyla doğrudan ilişkili olabileceğini gösteriyor. Nitekim yapılan çalışmalar, genç bireylerle ileri yaş grubundaki bireylerin bağırsak mikrobiyotası arasında çeşitlilik, baskın bakteri türleri ve fonksiyonel kapasite açısından belirgin farklar bulunduğunu ortaya koyuyor” diyerek bu değişimin, yalnızca sindirim sağlığını değil; yaşlanma hızını ve hastalıklara yatkınlığı da etkileyen kritik bir faktör olarak öne çıktığını belirtiyor. </p>
<p><strong>Beslenme Sadece Kilo Kontrolünde Etkili Değil!</strong></p>
<p>Longevity’yi belirleyen en güçlü mekanizmalardan biri olarak biyolojik saatimizin öne çıktığını belirten <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Biyolojik ritim; gündüz saatlerinde enerjimizi ve zihinsel performansımızı artırırken, gece boyunca hücresel onarım ve yenilenme süreçlerini devreye sokuyor. Öğünler arasında yeterli aralıklar oluşturulmasıyla birlikte otofajiyi — yani hasarlı hücrelerin temizlenmesini sağlayan doğal onarım mekanizmasını — destekler. Besinlerle alınan antioksidanlar, polifenoller ve anti-inflamatuar bileşikler ise oksidatif stresi azaltarak enerji düşüklüğü, kronik yorgunluk, hafıza ve konsantrasyon sorunları, kas-eklem ağrıları, cilt yaşlanması, bağışıklık zayıflığı, sindirim problemleri ve uyku bozuklukları gibi yaşla birlikte sık görülen belirtilerin hafiflemesine katkı sağlar. Böylece beslenme, yalnızca kilo kontrolü değil; hücresel gençliğin korunmasında da temel bir rol üstlenir” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>8 Adımda Mikrobiyota Nasıl Desteklenir?</strong></p>
<p><strong>1. Küçük ve Sürdürülebilir Değişikliklerle Başlayın</strong></p>
<p>Büyük ve ani beslenme değişimleri mikrobiyota üzerinde stres yaratabilir. <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Mikrobiyota istikrarı sever; sürdürülebilir alışkanlıklar, kısa vadeli diyetlerden çok daha kalıcı fayda sağlar” diyor.</p>
<p><strong>2. Yeterli ve Düzenli Sıvı Tüketin</strong></p>
<p>Su, sindirim sisteminin sağlıklı çalışması ve bağırsak geçiş süresinin dengelenmesi için kritik öneme sahiptir. Yetersiz sıvı alımı, kabızlık ve mikrobiyota dengesizliğine zemin hazırlayabilir.</p>
<p><strong>3. Öğünlerde Denge ve Çeşitliliği Önceliklendirin</strong></p>
<p>Her öğünde farklı renkler, farklı besin grupları ve dengeli makro dağılımı hedeflemek mikrobiyota çeşitliliğini artırır. <strong>Belinda İrem Ardal</strong>’a göre, “Ne kadar çeşitli beslenirsek, bağırsaklarımızda o kadar dirençli ve fonksiyonel bir bakteri ekosistemi oluştururuz.”</p>
<p><strong>4. Lif Alımını Artırın</strong></p>
<p>Lifler, mikrobiyotanın en önemli besin kaynağıdır. Sebzeler, meyveler, tam tahıllar ve baklagiller; faydalı bakterilerin çoğalmasını destekler. Liften fakir beslenme ise mikrobiyota çeşitliliğini azaltır.</p>
<p><strong>5. Sağlıklı Yağlara Yer Açın</strong></p>
<p>Zeytinyağı, avokado, ceviz ve omega-3 kaynakları anti-inflamatuar etkileriyle bağırsak bariyerini destekler. Uzmanlar, özellikle Akdeniz tipi beslenmenin mikrobiyota üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>6. Fermente Gıdaları Rutine Ekleyin</strong></p>
<p>Doğru koşullarda fermente edilmiş kefir, yoğurt, ev yapımı lahana turşusu gibi probiyotik kaynaklar mikrobiyotayı güçlendirir.</p>
<p><strong>7. Vücudun Sinyallerini Dinleyin</strong></p>
<p>Açlık–tokluk hissi, şişkinlik, yorgunluk veya baş dönmesi gibi belirtiler mikrobiyota dengesine dair önemli ipuçları verir. Bu sinyalleri bastırmak yerine anlamak, uzun vadeli denge için kritiktir.</p>
<p><strong>8. Sosyal Yaşam ve Biyolojik Ritmi Göz Ardı Etmeyin</strong></p>
<p>Sosyal bağlar, stres düzeyi ve uyku düzeni mikrobiyota üzerinde doğrudan etkilidir. Yemek saatlerini sosyal yaşamla uyumlu hâle getirmek ve biyolojik ritmi desteklemek, sindirim sağlığını güçlendirir.<strong> Belinda İrem Ardal, </strong>“Mikrobiyota yalnızca ne yediğimizle değil; nasıl yaşadığımızla da şekillenir” diyerek yaşam tarzının altını çiziyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslanmayi-bagirsaklar-mi-yavaslatiyor-603313">Yaşlanmayı Bağırsaklar Mı Yavaşlatıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gonca, 6 ayda 961 hayata dokundu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gonca-6-ayda-961-hayata-dokundu-602563</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 07:35:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[ayda]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dokundu]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Engelsiz Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[gonca]]></category>
		<category><![CDATA[hayata]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602563</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından İzmit’teki eski Vinsan Kampüsü’nde hayata geçirilen Gonca Engelsiz Yaşam Merkezi, açıldığı günden bu yana 961 özel gereksinimli bireye eğitim, gelişim ve toplumsal hayata katılım desteği sundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gonca-6-ayda-961-hayata-dokundu-602563">Gonca, 6 ayda 961 hayata dokundu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından İzmit’teki eski Vinsan Kampüsü’nde hayata geçirilen Gonca Engelsiz Yaşam Merkezi, açıldığı günden bu yana 961 özel gereksinimli bireye eğitim, gelişim ve toplumsal hayata katılım desteği sundu. Merkez, yalnızca çocuklara değil yetişkin bireylere de umut oluyor.</p>
<p><b>GONCA’DA ÇOK YÖNLÜ HİZMETLER</b></p>
<p>İzmit eski Vinsan Kampüsü’nde 9.609 metrekare alan üzerine kurulan ve 6.176 metrekare kapalı alana sahip olan merkez, yalnızca bir rehabilitasyon alanı değil, erken çocukluktan yetişkinliğe uzanan geniş bir yaş grubuna hitap eden bütüncül bir yaşam merkezi olarak hizmet veriyor. Yaklaşık 6 ay gibi kısa bir sürede yüzlerce birey ve aileye ulaşan Gonca, sunduğu çok yönlü hizmetlerle kentte engelsiz yaşamın önemli merkezlerinden biri haline geldi.</p>
<p><b>ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE 323 ÇOCUĞA DESTEK</b></p>
<p>Merkezde yürütülen erken çocukluk dönemi (0-6 yaş) programları kapsamında bugüne kadar 323 çocuk eğitim ve destek hizmetlerinden yararlandı. Hâlihazırda 287 çocuk, bireysel ve grup özel eğitim sınıfları ile duyu bütünleme alanlarında sürdürülen gelişim odaklı çalışmalarla eğitimlerine devam ediyor. Uygulanan erken müdahale programları çocukların sosyal, duygusal ve bilişsel gelişimlerini desteklerken, ailelere yönelik bilgilendirme ve rehberlik hizmetleriyle ebeveynlerin sürece aktif katılımı sağlanıyor. Bu bütüncül yaklaşım sayesinde hem çocuklar hem de aileleri gelişim yolculuklarını güçlü bir destekle sürdürüyor.</p>
<p><b>GONCA’DA BÜTÜNCÜL VE MULTİDİSİPLİNER YAKLAŞIM</b></p>
<p>Gonca Engelsiz Yaşam Merkezi’nde farklı yaş gruplarından 381 bireye bireysel eğitim, grup eğitimi, duyu algı çalışmaları, dil ve konuşma terapisi, fizyoterapi, hidroterapi ile “Sporda Ben de Varım” kapsamında hareket eğitimleri sunuluyor. Bu çok disiplinli yapı, merkezde yürütülen çalışmaların ülke genelinde örnek bir model olmasını sağlıyor.</p>
<p><b>YETİŞKİN BİREYLERDE GONCA’DA HAYATA TUTUNUYOR</b></p>
<p>Merkez, yalnızca çocuklara değil yetişkin bireylere de umut oluyor. Açıldığı günden bu yana 257 yetişkin, mesleki ve sosyal beceri eğitimlerine katıldı. Barista, mutfak, reyon görevlisi ve servis elemanı gibi alanlarda verilen mesleki eğitimlerin yanı sıra kariyer planlama, mülakat teknikleri ve EKPSS hazırlık kursları ile bireylerin istihdama katılımı destekleniyor.</p>
<p><b>ATÖLYELERDE BİR HAYAT YEŞERİYOR</b></p>
<p>Kuaför atölyesinden barista ve mutfak atölyelerine, bahçecilikten sanat ve spor branşlarına kadar uzanan geniş yelpazedeki atölyeler, merkezin sosyal yaşamının merkezinde yer alıyor. Bireyler bu alanlarda yalnızca eğitim almakla kalmıyor, aynı zamanda özgüven kazanıyor, üretmenin ve başarmanın mutluluğunu yaşıyor.</p>
<p><b>HİZMETLER SADECE BİREYİ DEĞİL, AİLEYİ DE KAPSIYOR</b></p>
<p>Gonca Engelsiz Yaşam Merkezi’nde sunulan hizmetler, yalnızca birey odaklı değil, aileyi merkeze alan güçlü bir sistemle yürütülüyor. Ebeveyn eğitimleri, kardeş destek programları ve “Engelsiz Diyalog Ofisi” aracılığıyla ailelerin talep ve ihtiyaçları anlık olarak değerlendirilerek çözüm üretiliyor.</p>
<p><b>GONCA, UMUDUN VE POTANSİYELİN ADI OLDU</b></p>
<p>Adını, açmayı bekleyen bir goncanın taşıdığı umuttan alan merkez; eğitim, destek ve sevgiyle bireylerin potansiyellerini ortaya çıkarmayı hedefliyor. Açıldığı günden bu yana yüzlerce çocuk, genç, yetişkin ve aileye dokunan Gonca Engelsiz Yaşam Merkezi, Kocaeli’de engelsiz yaşamın güçlü simgelerinden biri olmayı sürdürüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gonca-6-ayda-961-hayata-dokundu-602563">Gonca, 6 ayda 961 hayata dokundu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş kaybı yalnızca estetik bir sorun değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-kaybi-yalnizca-estetik-bir-sorun-degil-601346</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 09:07:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[implant]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[Nedenle]]></category>
		<category><![CDATA[Sistemik]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601346</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, diş kaybının nedenleri, ağız ve genel sağlık üzerindeki etkileri, güncel protetik tedavi seçenekleri ve diş kaybını önlemede erken teşhisin önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-kaybi-yalnizca-estetik-bir-sorun-degil-601346">Diş kaybı yalnızca estetik bir sorun değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, diş kaybının nedenleri, ağız ve genel sağlık üzerindeki etkileri, güncel protetik tedavi seçenekleri ve diş kaybını önlemede erken teşhisin önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Diş kaybı, fonksiyonel ve sistemik etkileri olan önemli bir sağlık problemi!</strong></p>
<p>Diş kaybının, günümüzde toplumda oldukça yaygın görülen önemli bir sağlık problemi olduğunu ifade eden Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, “Çoğu zaman yalnızca estetik bir sorun olarak algılansa da diş kaybının çiğneme, konuşma, beslenme fonksiyonları ve genel yaşam kalitesi üzerinde ciddi etkileri bulunur. Bu nedenle diş kaybı yalnızca görsel açıdan değil, fonksiyonel ve sistemik etkileriyle de değerlendirilmelidir.” dedi.</p>
<p>Diş kaybının en yaygın nedenleri arasında diş çürükleri ve diş eti hastalıklarının yer aldığına dikkat çeken Öğr. Gör. Halmedov, “Bunun yanı sıra travmalar, ağız ve diş bakımının ihmal edilmesi, sigara kullanımı, bazı sistemik hastalıklar ve yaş faktörü de diş kaybı riskini artıran etkenler arasında sayılır. Özellikle diş eti hastalıkları sinsi bir seyir izleyerek çoğu zaman fark edilmeden ilerleyebilir ve ciddi diş kayıplarına yol açabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Diş boşlukları birçok probleme yol açabilir!</strong></p>
<p>Eksik dişlerin, çiğneme fonksiyonunun azalmasına ve ağız içi dengenin bozulmasına neden olduğunu vurgulayan Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, “Diş boşlukları oluştuğunda, komşu dişler bu boşluğa doğru kayabilir, karşı çenedeki dişler ise boşluğa doğru uzama eğilimi gösterebilir. Bu durum zamanla kapanış bozukluklarına ve buna bağlı olarak sindirim sistemi problemlerine yol açabilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Diş kaybının tedavisine yönelik birçok etkili protetik uygulama bulunuyor…</strong></p>
<p>Günümüzde diş kaybının tedavisine yönelik birçok etkili protetik uygulama bulunduğunu aktaran Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, “Tek diş kaybı vakalarında öncelikli olarak implant üstü protezler tercih edilir ve hastalara önerilir. Ancak kemik yetersizliği bulunması ya da hastanın çeşitli nedenlerle implant tedavisine uygun olmaması durumunda, komşu dişlerden destek alınarak köprü protez uygulaması yapılabilir.” dedi.</p>
<p>Çoklu diş kaybı bulunan vakalarda da implant üstü protezlerin ilk tercih olduğunu kaydeden Öğr. Gör. Halmedov, şunları söyledi:</p>
<p>“Bununla birlikte kemik yetersizliği, sistemik hastalıklar veya hastanın maddi durumu gibi nedenlerle implant uygulamasının mümkün olmadığı durumlarda hareketli bölümlü protezler uygulanabilir. Bu protezler, hastanın mevcut dişlerinden destek alan ve doku yüzeyine oturan, halk arasında ‘kancalı protez’ olarak bilinen protezlerdir.</p>
<p>Tam dişsizlik durumlarında ise All-on-X olarak adlandırılan tedavi yöntemi uygulanabilir. Bu yöntemde hastanın alt ve üst çenesine 4, 6 ya da 8 adet implant yerleştirilerek sabit protezler yapılır. Ancak yeterli kemik seviyesinin bulunmaması, sistemik rahatsızlıklar veya implant uygulamasını engelleyen diğer durumlarda, damak protezi olarak da bilinen total protezler tercih edilebilir. Total protezler, damağın yüzeyini kaplayan ve hastanın takıp çıkarabildiği protezlerdir.”</p>
<p><strong>Diş kaybını önlemenin temel anahtarı, erken teşhis!</strong></p>
<p>Diş kaybını önlemenin mümkün olduğunu ve bunun en etkili yolunun düzenli ağız ve diş bakımı olduğunu dile getiren Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, “Günde en az iki kez, sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yatmadan önce dişlerin fırçalanması önerilir.” dedi.</p>
<p>Bunun yanı sıra diş ipi ve ara yüz fırçası gibi yardımcı ağız bakım ürünlerinden de destek alınmasının büyük önem taşıdığının altını çizen Öğr. Gör. Halmedov, “Düzenli diş hekimi kontrolleri de diş kaybının önlenmesinde kritik bir rol oynar. Erken teşhis edilen çürükler ve diş eti problemleri, henüz ilerlemeden tedavi edilebilir ve diş çekimine gerek kalmadan dişler ağızda tutulabilir. Bu nedenle erken teşhis, diş kaybını önlemenin temel anahtarlarından biridir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-kaybi-yalnizca-estetik-bir-sorun-degil-601346">Diş kaybı yalnızca estetik bir sorun değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikoterapi ve nörobiyolojide yenilikçi yaklaşım: Beyin parlatma!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikoterapi-ve-norobiyolojide-yenilikci-yaklasim-beyin-parlatma-600790</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 12:52:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bireylerin]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[nörobiyolojide]]></category>
		<category><![CDATA[parlatma]]></category>
		<category><![CDATA[performans]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[taşkın]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçi]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600790</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, beyin parlatma tekniğinin psikoterapiyle birlikte kullanılmasının zihinsel sağlık, duygusal denge ve performans üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikoterapi-ve-norobiyolojide-yenilikci-yaklasim-beyin-parlatma-600790">Psikoterapi ve nörobiyolojide yenilikçi yaklaşım: Beyin parlatma!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, beyin parlatma tekniğinin psikoterapiyle birlikte kullanılmasının zihinsel sağlık, duygusal denge ve performans üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Beyin parlatma, beynin doğru frekansta çalışmasını hedefler!</strong></p>
<p>Günümüzün hızla değişen dünyasında, bireylerin zihinsel sağlıkları kadar, zihinsel performanslarını en üst düzeye çıkarma çabalarının da büyük bir önem taşıdığını aktaran Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Beyin parlatma kavramı, hem psikoterapi hem de nörobiyolojik sağlığın entegrasyonu açısından devrim niteliğinde bir yenilik sunuyor. Bu kavram, yalnızca psikolojik bozuklukların yönetimi için değil, aynı zamanda bireylerin kişisel gelişimi ve en yüksek potansiyellerine ulaşmaları adına da oldukça etkili bir araç.” dedi.</p>
<p>Beyin dalgalarının EEG cihazlarıyla ölçülmesinin, beynin düşünme, duygulanma ve tepki verme biçimini anlamaya olanak tanıdığını ifade eden Taşkın, “Bu dalgalar, beynimizin sağlıklı işleyişinin bir yansımasıdır ve belirli bozukluklar, örneğin depresyon, anksiyete, OKB ve DEHB gibi durumlar, beyin dalgalarının düzensiz çalışmasıyla ilişkilidir. Beyin parlatma tekniği, bu düzensizlikleri hedef alarak, beynin doğru frekansta çalışmasını sağlamayı amaçlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beyin parlatma, psikoterapinin derinliğini ve etkisini artırır! </strong></p>
<p>Psikoterapinin, bireylerin içsel dünyalarını keşfederek, duygusal ve zihinsel sağlıklarını iyileştirmelerine yardımcı olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Ancak, bazen psikoterapi süreci yalnızca zihinsel ve duygusal düzeyde gerçekleşir. Beyin parlatma gibi nörolojik tekniklerle birleştirildiğinde, bireylerin zihinlerinin çalışma biçimlerine doğrudan müdahale edebilir, böylece daha hızlı ve etkili sonuçlar elde edilebilir.” dedi.</p>
<p>Taşkın ayrıca, beyin dalgalarını iyileştirmenin, bireylerin terapi sürecinde daha derin bir içgörüye ulaşmalarını ve duygusal dengeyi kurmalarını kolaylaştırabileceğini aktardı.</p>
<p><strong>Beyin dalgalarının eğitimi, hem verimliliği hem duygusal sağlığı destekliyor!</strong></p>
<p>Beyin parlatmanın, iyi oluş ve optimal performansın geliştirilmesinde de önemli bir rol oynadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Sporcular, sanatçılar ve iş dünyasında çalışan profesyoneller için beyin dalgalarının güçlendirilmesi, bireylerin verimliliğini, yaratıcılığını ve odaklanmalarını artırır.” dedi.</p>
<p>Beyin parlatmanın, yalnızca dışsal performansı artırmakla kalmadığını aynı zamanda içsel dengeyi ve duygusal sağlığı da güçlendirdiğini kaydeden Taşkın, “Zihinsel sağlığın korunması, yalnızca bireylerin yaşadığı anlık stres ve kaygıyı aşmalarına yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda uzun vadeli psikolojik refahı sağlar. Beyin dalgalarının doğru bir şekilde eğitilmesi, depresyon, kaygı gibi duygusal durumlarla başa çıkmada önemli bir rol oynar ve kişilerin duygusal zekalarını geliştirmelerine yardımcı olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Beyin parlatma, psikoterapiyle birleştiğinde zihinsel iyilik hâlini ve bireyin potansiyelini artırıyor! </strong></p>
<p>Bu bağlamda, beyin parlatma tekniklerinin, psikoterapinin gücünü desteklerken, optimal performansın sınırlarını da zorlayabileceğini vurgulayan Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Düzenli olarak yapılan beyin dalgası eğitimi, yalnızca zihinsel sağlık açısından değil, aynı zamanda kişisel gelişim açısından da önemli faydalar sunar.” dedi.</p>
<p>Yılda 4 kez yapılan alfa dalgası çalışmasının, bu tür bir yenilikçi yaklaşımın etkili olduğunu ve beyin sağlığının güçlendirilmesinin, duygusal ve bilişsel iyileşme sürecine katkı sağladığını gösterdiğini ifade eden Taşkın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sonuç olarak, beyin parlatma, psikoterapi ile birleşerek bireylerin zihin sağlığını iyileştirmek, içsel dengeyi sağlamak ve yaşam kalitelerini artırmak için güçlü bir araç haline gelir. Bu yenilikçi yaklaşım, beyin dalgalarının optimizasyonu ile hem iyi oluşu artırmayı hem de bireylerin en yüksek potansiyellerine ulaşmalarını sağlamayı mümkün kılar.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikoterapi-ve-norobiyolojide-yenilikci-yaklasim-beyin-parlatma-600790">Psikoterapi ve nörobiyolojide yenilikçi yaklaşım: Beyin parlatma!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Verimliliğin yakıtı anlamdır!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-verimliligin-yakiti-anlamdir-600259</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2025 09:35:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[israf]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[verimli]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600259</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından merhum Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan anısına "İsraftan Verimliliğe" temasıyla düzenlenen “2. Tasarruf ve İsraf Sempozyumu,” NP Sağlık Yerleşkesi (Ümraniye) İbni Sina Oditoryumu’nda gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-verimliligin-yakiti-anlamdir-600259">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Verimliliğin yakıtı anlamdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından merhum Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan anısına<strong> </strong>&#8220;İsraftan Verimliliğe&#8221; temasıyla<strong> </strong>düzenlenen “2. Tasarruf ve İsraf Sempozyumu,” NP Sağlık Yerleşkesi (Ümraniye) İbni Sina Oditoryumu’nda gerçekleştirildi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Türkiye İsrafı Önleme Vakfı (TİSVA), İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ve İskenderun Teknik Üniversitesi gibi önemli paydaşların desteklediği sempozyum, Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka, İskenderun Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Duruel ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın açılış konuşmalarıyla başladı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Kaynak yönetimindeki en büyük belirleyici akıl değil, duygulardır.”</strong></p>
<p>Sempozyum Onursal Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, israf ve verimlilik meselesinin yalnızca iktisadi değil, aynı zamanda psikolojik, sosyolojik ve kültürel boyutlarıyla ele alınması gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Tarhan, “İnsan Homo Economicus değil, Homo Psychologicus’tur. Kaynak yönetimindeki en büyük belirleyici akıl değil, duygulardır.” dedi.</p>
<p>Sempozyumun bu yılki ana temasının verimlilik olarak belirlenmesinin bilinçli bir tercih olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, kuşaklar arası farklara dikkat çekerek, “Geçmiş kuşaklar yokluk içinde olgunlaşıyordu. Bugünün kuşakları ise varlık içinde olgunlaşmak zorunda. Bu çok daha zordur. Çünkü varlık, insanda algı körlüğü oluşturuyor. Her şeyin kolay elde edildiği, her şeyin garanti olduğu duygusu kaynak yönetimini zayıflatıyor. Bu durum özellikle gelecek nesiller için ciddi bir tehlikedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ekonomi ile psikoloji arasındaki ilişki var</strong></p>
<p>Ekonomi ile psikoloji arasındaki ilişkinin bilimsel olarak 2000’li yıllarda net biçimde ortaya konduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, bir psikoloğun Nobel İktisat Ödülü almasının bu dönüşümün simgesi olduğunu belirterek, “Davranış İktisadı böyle doğdu. İnsan yalnızca rasyonel bir varlık değildir. İnsan karar verirken takdir edilme arzusu, beğenilme ihtiyacı ve duygusal boşluklarıyla hareket eder” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İnsan davranışlarında israfa yol açan pek çok örnek bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi ihtiyacından değil, alkış almak için yatırım yapabiliyor. Boş bir çerçeveye yüz bin dolar veriliyor. On binlerce dolarlık saatler, çantalar sosyal medyada sergileniyor. Üstelik bunu yaparken yoksulluğa karşı bir rahatsızlık hissi de oluşmuyor. Utanma duygusu kaybolmuş durumda. Bunların tamamı psikolojik faktörlerdir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Verimliliğin temelinde anlam ve amaç var</strong></p>
<p>Toplumların “yüksek güvenli” ve “düşük güvenli” olarak ikiye ayrıldığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Yüksek güvenli toplumlarda güç kişilerde değil, kurallardadır. İstişare vardır, öngörülebilirlik vardır. Böyle toplumlarda orta ve uzun vadeli kaynak yönetimi sağlıklı yapılabilir” dedi.</p>
<p>Verimliliğin temelinde anlam ve amaç olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Verimliliğin yakıtı anlamdır. Anlamı olmayan bir insan kaynağı verimli kullanamaz. İstekle ihtiyaç arasındaki farkı ayırt edemeyen kişi israf eder” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Haz mutluluğu satın alınabilir ama geçici…</strong></p>
<p>Haz ve anlam kavramlarını nörobilim üzerinden açıklayan Prof. Dr. Tarhan, “Dopamin haz hormonudur, serotonin ise anlam hormonudur. Haz mutluluğu satın alınabilir ama geçicidir. Anlam mutluluğu ise emek ister yatırım ister ve kalıcıdır. Aristoteles bunu 2500 yıl önce söylemişti; bugün nörobilim bunu doğruluyor” dedi.</p>
<p>Haz odaklı yaşamın duyguları regüle edememeye yol açtığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Canı istediği için alışveriş yapan, öfkesini tüketimle telafi eden, bugünü düşünerek harcayan kişi kaynak yönetemez. Oysa beynin ön bölgesindeki karar mekanizması ‘Bu bir ihtiyaç mı?’ sorusunu sordurur. Bunu yapabilen insan anlam peşindedir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Bir çocuk 10 yaşına kadar bütçe yönetimini öğrenirse, zamanını ve ilişkilerini de daha iyi yönetir”</strong></p>
<p>Kaynak yönetiminin yalnızca finansal alanla sınırlı olmadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Hayatın kendisi bir çeşit kaynak yönetimidir. Psikolojik sermaye, sosyal sermaye, zaman ve ilişkiler de kaynaklardır” dedi.</p>
<p>Bu bağlamda çocuklara erken yaşta bütçe yönetimi öğretilmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Bir çocuk 10 yaşına kadar bütçe yönetimini öğrenirse, zamanını ve ilişkilerini de daha iyi yönetir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Görünür olmanın kutsallaştırıldığı bir çağdayız”</strong></p>
<p>Dijitalleşme ve sosyal medyanın tüketimi küresel ölçekte teşvik ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Görünür olmanın kutsallaştırıldığı bir çağdayız. Beğeni kültürü, kozmetik ve estetik sektörlerini aşırı biçimde büyüttü. İhtiyaç olmadığı halde harcamalar artıyor. Bu sistem bir süre sonra tembel toplumlar üretir. Roma’nın çöküşü de böyle olmuştur” dedi.</p>
<p>Konuşmasının sonunda sempozyumun düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür eden Prof. Dr. Tarhan, “Bu konuya sahip çıktığı için Prof. Dr. Mehmet Zelka hocamıza, katkı sunan tüm akademisyenlere teşekkür ediyorum. İnşallah bu sempozyumu önümüzdeki yıllarda da aynı kararlılıkla sürdürürüz” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Duruel: “Bugün israf; kaynakların adaletsiz, bilinçsiz ve sürdürülemez biçimde kullanılmasıdır”</strong></p>
<p>İskenderun Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Duruel, açılışta yaptığı konuşmada “Böylesine anlamlı, çok katmanlı ve geleceğe dair güçlü bir farkındalık zemini oluşturan bu sempozyumda bulunmaktan büyük bir onur duyuyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Modern dünyada israfın yalnızca fazla harcama anlamına gelmediğine dikkat çeken Prof. Dr. Duruel, “Bugün israf; kaynakların adaletsiz, bilinçsiz ve sürdürülemez biçimde kullanılmasıdır. Bu durum yalnızca ekonomik yapıları değil, insanın doğayla, toplumla ve kendisiyle kurduğu ilişkiyi de doğrudan etkilemektedir” dedi.</p>
<p><strong>Artan tüketim mutluluk üretmiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Duruel, tüketim ekonomisinin yalnızca maddi kaynakları değil, insan ilişkilerini ve ruhsal dengeyi de tükettiğini vurgulayarak, “Psikoloji, sosyoloji ve iktisadın kesişim noktasındaki araştırmalar, artan tüketimin mutluluk üretmediğini; aksine tatminsizlik, yalnızlık ve stres gibi sorunları derinleştirdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu tablo, israfın aynı zamanda insani bir mesele olduğunu göstermektedir” şeklinde konuştu.</p>
<p>İsrafın güçlü bir ideolojik arka planı bulunduğuna işaret eden Prof. Dr. Duruel, mevcut küresel sistemde tüketimin bir ihtiyaçtan çok yaşam tarzı ve değer ölçüsüne dönüştüğünü belirtti. Prof. Dr. Duruel, “Bireyin varlığı sahip oldukları üzerinden tanımlanmaya başlanmıştır. Bu anlayış ekonomik eşitsizlikleri derinleştirirken, ahlaki ve kültürel bir aşınmayı da beraberinde getirmektedir” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Kapitalist sistemin sürekliliği için tüketimi zorunlu kıldığını ifade eden Prof. Dr. Duruel, “Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve OECD raporları dünyada her yıl üretilen gıdanın yaklaşık üçte birinin israf edildiğini ortaya koyuyor. Buna karşın yüz milyonlarca insan temel gıdaya ve temiz suya erişimde ciddi sorunlar yaşıyor. Yüksek gelirli ülkelerde kişi başına düşen tüketim, gezegenin ekolojik sınırlarını zorlayan bir noktaya ulaşmış durumda. Bu tablo bize sorunun kaynak yetersizliği değil, kaynakların yönetimi ve paylaşımındaki adaletsizlik olduğunu açıkça göstermektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Bu yılki sempozyum odağını “verimliliği inşa etmek” sorusuna yöneltti</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl düzenlenen birinci sempozyumun güçlü bir zihinsel altyapı oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Duruel, bu yılki sempozyumun ise odağını “israfı tanımlamak” yerine “verimliliği inşa etmek” sorusuna yönelttiğini ifade ederek, “Bu yaklaşım yalnızca teknik bir dönüşümü değil; zihniyet, değer ve yönetim anlayışında köklü bir değişimi de beraberinde getirmektedir” dedi.</p>
<p>Program kapsamında ele alınan üretimde israf, yalın üretim sistemleri, kamu ekonomisinde verimlilik ve pazarlamada sadeleşme başlıklarının önemine değinen Prof. Dr. Duruel, Japonya, Almanya ve İskandinav ülkelerinin uygulamalarını örnek göstererek, “Verimlilik ancak bilimsel yaklaşım, etik değerler ve uzun vadeli bir bakış açısıyla mümkün olabilir” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Sempozyumun, merhum Prof. Dr. Nazif Gürdoğan’ın anısına ithaf edilmesinin ayrıca anlamlı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Duruel, “Kıymetli hocamız akademik hayatı boyunca bilginin yalnızca üretilen değil, hikmetle buluşturulması gereken bir değer olduğunu bizlere hatırlatmıştır.” diye konuştu.</p>
<p>İskenderun Teknik Üniversitesi olarak üniversitelerin yalnızca bilgi üreten değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluk üstlenen kurumlar olduğuna inandıklarını belirten Prof. Dr. Duruel, “Kaynağı korumak geleceği gözetmektir. Bugünü yönetirken yarını hesaba katmaktır. Bu anlayış hem evrensel etik ilkelerle hem de kadim değer dünyamızla uyumludur” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Zelka: “Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1,5 milyar ton gıda israf ediliyor”</strong></p>
<p>Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka, sempozyumun ilk kez geçen yıl, üniversitenin Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın fikir ve destekleriyle hayata geçirildiğini hatırlattı. İsrafın yalnızca maddi kaynaklarla sınırlı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Zelka, “İsrafın kalbi, aklı, ömrü ve hatta nefesi kapsayan bir boyutu vardır. Bu nedenle konuya sadece iktisadi açıdan bakmak yetersiz kalır.” dedi.</p>
<p>“Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1,5 milyar ton gıda israf ediliyor. Türkiye’de ise bu rakam 8,7 milyon tonu aşıyor.” diyen Prof. Dr. Zelka, israfın gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerde benzer oranlarda yaşandığını, gelişmiş ülkelerde israf oranının yüzde 56, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 44 seviyesinde olduğunu kaydetti.</p>
<p>Doğal kaynakların hızla tükendiğine de değinen Prof. Dr. Zelka, “İnsanlık 2025 yılına ait doğal kaynakları yılın ilk yedi ayında tüketmiş durumda. Kalan süreçte ise gelecek nesillerden borç alıyoruz” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Zelka, bu durumun ekonomik dengeleri bozduğunu, enflasyon, sosyal adaletsizlik ve ahlaki aşınma gibi sorunları beraberinde getirdiğini söyledi.</p>
<p><strong>İsrafla mücadele yalnızca hükümet politikalarıyla sınırlı kalmamalı</strong></p>
<p>İsrafla mücadelenin yalnızca hükümet politikalarıyla sınırlı kalamayacağını vurgulayan Prof. Dr. Zelka, bireysel sorumluluğun da büyük önem taşıdığını belirtti.</p>
<p>İngiltere’de Leeds Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya atıfta bulunan Prof. Dr. Zelka, “İngiltere’de de Atık ve Kaynakları Eylem Programı diye bir program hazırlanmış. Neden? İngiltere’de 30 milyona yakın açlık çeken kimse var. 9.5 milyon ton gıda israfı var. Bu 9.5 milyon tonun sadece 8.5 milyon tonu olumlu şekilde kullanılırsa, israftan kurtarılması halinde açlık diye bir şey kalmayacaktır.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Zelka, dünyada israf edilen kaynakların yalnızca yüzde 25’inin verimli kullanılması halinde açlık sorununun büyük ölçüde ortadan kalkabileceğini ifade ederek, her gün binlerce insanın açlıktan hayatını kaybettiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Uzlaştırma (Helalleşme) Endeksi önerisi</strong></p>
<p>Ekonomi, çevre bilimleri, sosyoloji, kamu yönetimi ve mühendislik gibi birçok farklı disiplinden uzmanı bir araya getiren etkinlikte, israfın bireysel, kurumsal ve toplumsal boyutları kapsamlı olarak ele alındı. Programda, tasarruf kültürünün yaygınlaştırılmasına yönelik çözüm odaklı yaklaşımlar sunuldu ve alanında yetkin birçok akademisyen sunum yaptı.</p>
<p>Sempozyumda, İskenderun Teknik Üniversitesi Ekonomi ve Finans Bölümü Öğr. Gör. Durmuş Baysal tarafından hazırlanan çalışma, borçlu ve alacaklı arasındaki güven bunalımını, toplumun köklerinde yer alan &#8220;helalleşme kültürü&#8221; üzerinden çözmeyi teklif eden Uzlaştırma (Helalleşme) Endeksi konusunda bir sunum da gerçekleştirdi.</p>
<p>ÜÜ TV’den canlı yayınlanan sempozyum kapsamında iki ayrı oturum gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümünden Prof. Dr. Sırrı Akbaba oturum başkanlığında gerçekleştirilen ilk oturumda; Türkiye İsrafı Önleme Vakfı (TİSVA) Kurucusu “Prof.Dr. Aziz Akgül “İsraf Bir İnsanlık Suçudur”, Bartın Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Said Ceyhan, “Bartın Üniversitesi Sürdürülebilir Enerji Verimliliği Projesi Uygulaması ve Etkileri”, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Doç. Dr. Özgun Burak Kaymakçı, “Üretimin Karmaşıklığı ve Tüketimin Dolaysızlığı Arasındaki Çelişki: Niçin Tüketiyoruz?” İskenderun Teknik Ünv. Ekonomi ve Finans ABD Öğr. Gör. Durmuş Baysal, Prof. Dr. Nazif Çalış ve Prof. Dr. Mehmet Duruel ise çalışmaları olan “Finansal Anlaşmazlıkların Çözümünde Uzlaştırma Endeksi”ni sundu.</p>
<p>Öğleden sonraki oturum ise Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümünden Prof. Dr. İsmail Barış’ın oturum başkanlığında gerçekleşti. Düzce Üniversitesi-İşletme Fakültesi Prof. Dr. Abdulvahap Baydaş, “Pazarlamada Yeni Bir Yaklaşım: Gönüllü Sade Hayat”, İstanbul Üniversitesi-İktisat Fakültesi Prof. Dr. Mehmet Saraç “İslam İktisadı Perspektifinden Tasarruf Eğilimi: Temel İlkeler ve Ekonomik Sonuçları”, İstanbul Üniversitesi- İktisat Fakültesi Prof. Dr. Naci Tolga Saruç, “Davranışsal Maliye ve Tasarruf Eğilimleri”, Kocaeli üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Emin YardımcI ve Prof. Dr. İsmail Barış, “Osmanlı Esnaf Loncalarının İsrafı Önlemede Rolü”, Yalova Üniversitesi- İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Prof. Dr. Hacı Yunus Taş, İstanbul Medeniyet Üniversitesi- Yüksek Lisans Öğrencisi Nurefşan Taş “Modern Tüketim Tuzağında Tasarruf Bilinci: Üniversite Örneğinde Bir Araştırma”, Yalova Üniversitesi-İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Prof. Dr. Selami Özcan “Üretimde İsraf Kaynakları ve Tam Zamanında Üretim (JIT)” başlıklı sunum yaptı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-verimliligin-yakiti-anlamdir-600259">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Verimliliğin yakıtı anlamdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan hatası, ihlalleri tetikliyor: Profesyonellerin yalnızca yarısı siber güvenlik eğitimi alıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/insan-hatasi-ihlalleri-tetikliyor-profesyonellerin-yalnizca-yarisi-siber-guvenlik-egitimi-aliyor-596158</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 07:51:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[hatası]]></category>
		<category><![CDATA[ihlalleri]]></category>
		<category><![CDATA[nsan]]></category>
		<category><![CDATA[profesyoneller]]></category>
		<category><![CDATA[Profesyonellerin]]></category>
		<category><![CDATA[Siber Güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yarışı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596158</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaspersky’nin Türkiye genelindeki profesyonellerle gerçekleştirdiği “İş Yerinde Siber Güvenlik: Çalışan Bilgisi ve Davranışı” başlıklı son anket, profesyonellerin yalnızca %49’unun dijital tehditler konusunda eğitim aldığını ortaya koydu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insan-hatasi-ihlalleri-tetikliyor-profesyonellerin-yalnizca-yarisi-siber-guvenlik-egitimi-aliyor-596158">İnsan hatası, ihlalleri tetikliyor: Profesyonellerin yalnızca yarısı siber güvenlik eğitimi alıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kaspersky’nin Türkiye genelindeki profesyonellerle gerçekleştirdiği “<em>İş Yerinde Siber Güvenlik: Çalışan Bilgisi ve Davranışı</em>” başlıklı son anket, profesyonellerin yalnızca %49’unun dijital tehditler konusunda eğitim aldığını ortaya koydu. Bu bilgi eksikliği, siber güvenlik ihlallerinin çoğunun insan hatasından kaynaklandığı göz önüne alındığında oldukça kritik bir durum teşkil ediyor. Bulgular, BT departmanlarının net yönergeler sağlamasının ve kuruluşların her seviyedeki çalışana ulaşacak yapılandırılmış, uygulamalı siber güvenlik eğitimleri sunmasının önemini bir kez daha gözler önüne seriyor.</p>
<p>Günümüzde birçok siber saldırı, insan psikolojisini istismar ederek dijital savunmaları aşmak amacıyla kasıtlı olarak tasarlanıyor. “Sosyal mühendislik” yöntemleri, çalışanların güvenini ve aciliyet algısını kullanarak, onları hassas bilgileri paylaşmaya veya sahte işlemler başlatmaya ikna ediyor. Ankete katılan profesyonellerin neredeyse yarısı (%34) son bir yıl içinde, organizasyonlarından, meslektaşlarından veya tedarikçilerden geliyormuş gibi görünen dolandırıcılık mesajlarıyla karşılaştığını bildirirken, %11’i bu tür yanıltıcı iletişimler sonucunda olumsuz etkiler yaşadı. İnsan faktörüyle yakından bağlantılı diğer siber güvenlik sorunları arasında şifrelerin ele geçirilmesi, hassas verilerin sızdırılması, güncellenmemiş IT sistem ve uygulamaları ile kilitlenmemiş veya şifrelenmemiş cihazlar yer alıyor.</p>
<p>İnsan kaynaklı siber saldırılar, uygun eğitim ve farkındalık ile önlenebilir. Katılımcıların %16’sı, siber güvenlik bilgisi eksikliği nedeniyle IT ile ilgili hatalar yaptığını kabul etti. Aynı zamanda, eğitim, IT dışı çalışanlar arasında siber güvenlik farkındalığını artırmanın en etkili yöntemi olarak öne çıktı: Profesyonellerin %65,5’i, vaka hikâyeleri (%18) ve hukuki sorumluluk hatırlatmaları (%40) gibi diğer seçeneklere kıyasla eğitimi tercih etti. Bu bulgular, siber güvenlik eğitiminin organizasyonel savunmanın temel bir katmanı olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Katılımcılara belirli eğitim konularını seçme imkânı verildiğinde, çoğunluk şu başlıkları tercih ettiklerini belirtti: gizli iş verilerinin korunması (%47,3); internet ve web güvenliği (%52,8); hesap ve şifre güvenliği (%52,3); mobil cihaz güvenliği (%51,5); e-posta güvenliği (%40,5); sosyal medya ve mesajlaşma uygulamalarının güvenli kullanımı (%38,5); güvenli uzaktan çalışma (%39,0) ve chatbot gibi yapay zekâ tabanlı hizmetlerin güvenli kullanımı (%20,3). Ayrıca, katılımcıların %12,5–26’sı tüm bu eğitimleri almak istediklerini belirtti; bu durum, kapsamlı siber güvenlik eğitimine olan geniş talebi ortaya koyuyor.</p>
<p>Veriler, çalışanların siber güvenlik becerilerini geliştirmeye açık olduğunu gösteriyor. Ancak bu bilgilerin günlük IT rutinlerinin bir parçası haline gelmesi için eğitimlerin iyi yapılandırılmış, çalışanların rolüne ve mevcut IT becerilerine uygun, düzenli olarak güncellenen, oyunlaştırılmış ve uygulamalı olması gerekiyor. Bu yaklaşım, çalışanların katılımını ve bilgilerin kalıcılığını artırıyor. Kuruluşlar bu tür eğitime yatırım yaptığında, yalnızca bir zorunluluğu yerine getirmekle kalmıyor; aynı zamanda çalışanlar arasında “önce güvenlik” zihniyetini teşvik ediyor. Bu sayede, çalışanlar potansiyel bir zayıf halka olmaktan çıkarak, güvenlik konusunda sezgisel ve bilinçli kararlar alabilen, dikkatli birer gözetmen ağına dönüşüyor.</p>
<p><strong>Kaspersky Türkiye Genel Müdürü İlkem Özar</strong>: “<em>Siber güvenlik, yalnızca IT departmanına ait bir alan olamaz. Yönetim kademesinden staja kadar herkesin dijital riskleri anlaması şarttır. Dayanıklı bir organizasyon inşa etmek için her çalışanın dolandırıcılığı fark etme, maliyetli hatalardan kaçınma ve şirket verilerini koruma yetkinliğine sahip olması gerekir.</em>” dedi.</p>
<p>Kuruluşlar savunmalarını güçlendirmek için aşağıdaki adımları göz önünde bulundurabilir:</p>
<ul>
<li>Kaspersky Next ürün serisi gibi güçlü izleme ve siber güvenlik çözümleri uygulamak.</li>
<li>Çalışan eğitimleri ve siber güvenlik eğitimlerini devreye almak; örneğin, IT ve İK departmanlarının çalışanlara pratik siber güvenlik becerilerini kazandırmasına yardımcı olan Kaspersky Automated Security Awareness Platform’u.</li>
<li>Çalışanlara yönelik güvenlik politikaları uygulamak; şifre yönetimi, yazılım yükleme ve ağ segmentasyonu gibi konuları kapsayacak şekilde.</li>
<li>Güvenlik kültürünü desteklemek: Çalışanların şüpheli aktiviteleri bildirmesini teşvik etmek, proaktif güvenlik davranışlarını ödüllendirerek iyi alışkanlıkları pekiştirmek.</li>
</ul>
<p><em>*Anket, 2025 yılında Kaspersky’nin talebi üzerine Toluna araştırma ajansı tarafından yürütüldü. Çalışma, Türkiye, Güney Afrika, Kenya, Pakistan, Mısır, Suudi Arabistan ve BAE’de bilgisayar kullanarak çalışan profesyoneller ve iş sahipleriyle yapılan 2800 online görüşmeyi içeriyor.</em></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insan-hatasi-ihlalleri-tetikliyor-profesyonellerin-yalnizca-yarisi-siber-guvenlik-egitimi-aliyor-596158">İnsan hatası, ihlalleri tetikliyor: Profesyonellerin yalnızca yarısı siber güvenlik eğitimi alıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Pehlivan: Kadın, medeniyetin temelidir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-pehlivan-kadin-medeniyetin-temelidir-594684</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 08:24:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadına Yönelik Şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyetin]]></category>
		<category><![CDATA[menemen]]></category>
		<category><![CDATA[Menemen Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[pehlivan]]></category>
		<category><![CDATA[temelidir]]></category>
		<category><![CDATA[toplumun]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyüş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594684</guid>

					<description><![CDATA[<p>25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü, Menemen'de anlamlı etkinliklere sahne oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-pehlivan-kadin-medeniyetin-temelidir-594684">Başkan Pehlivan: Kadın, medeniyetin temelidir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><i>25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü, Menemen&#8217;de anlamlı etkinliklere sahne oldu. Yürüyüş ve salon programına eşi Filiz Pehlivan ile birlikte &#8220;Öldüren sevgi istemiyoruz&#8221; yazılı dövizi taşıyarak katılan Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, &#8220;Kadın, bir ailenin kalbi; bir toplumun taşıyıcısı; bir medeniyetin temelidir. Kadına yönelik şiddet ise yalnızca bir kişiye değil, bütün bir topluma yapılmış en büyük haksızlıktır.&#8221; dedi.</i></b></p>
<p>Menemen yalnızca açılışların değil, farkındalık etkinliklerinin ve güçlü toplumsal mesajların da merkezi olmaya devam ediyor. Bu kapsamda 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü, Menemen&#8217;de düzenlenen yürüyüş ve ardından gerçekleşen bilgilendirme toplantısıyla, güçlü bir mesaja dönüştü. Menemen Kadın Danışma Merkezi önünden başlayan yürüyüşe, Menemenli kadınlar ve erkekler tek ses olarak bir arada katıldı. Eşi Filiz Pehlivan ile birlikte yürüyüşe katılan Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, &#8220;Öldüren sevgi istemiyoruz.&#8221; ve &#8220;Kadına şiddet, insanlığa ihanet&#8221; yazan dövizleri taşıdı.</p>
<p><b>Kadınlar, şiddete karşı bilgilendirildi</b></p>
<p>Alkışlı yürüyüş, Menemen Belediyesi önüne dek sürerken, günün ikinci programı ise Menemen Belediye Meclis Salonu&#8217;nda gerçekleştirildi. Menemen Belediye Meclis Üyeleri Av. Nevin Öztabak Yıldırım ve Av. Safiye İrem İncesu&#8217;nun 6284 Sayılı Kanun kapsamında Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele hakkında sunum yaptığı programda Polis Memuru Merve Ulusu da, &#8220;Şikayet Başvuru Süreci Nasıl İşler?&#8221; konulu sunum gerçekleştirdi. Menemen Sosyal Hizmet Müdürlüğü İşleyişi ve ŞÖNİM sunumunun da yapıldığı toplantıda, Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan farkındalık mesajı verdi.</p>
<p><b>&#8220;Kadın, medeniyetin temelidir&#8221;</b></p>
<p>Başkan Pehlivan, &#8220;Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde, toplumun vicdanını en derinden yaralayan bir meseleye karşı; kadınlarımızın onurunu, hayatını ve geleceğini savunmak için bir aradayız. Kadın, bir ailenin kalbi; bir toplumun taşıyıcısı; bir medeniyetin temelidir. Kadına yönelik şiddet ise yalnızca bir kişiye değil, bütün bir topluma yapılmış en büyük haksızlıktır. Bir kadının gözyaşı hepimizin sorumluluğudur. Bir kadının çığlığı hepimizin vicdanına dokunur ve bir kadının güvenliği bu şehrin en temel görevidir. Kadınlarımızın hayatına, onuruna ve huzuruna uzanan her elin karşısında durmak; yalnızca devletin değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak görevidir. Biz de Menemen’de bu sorumluluğun farkındayız. Kurumlarımızla, STK’larımızla, muhtarlarımızla ve kadınlarımızın güçlü dayanışmasıyla bu mücadeleyi birlikte veriyoruz.&#8221; dedi.</p>
<p><b>&#8220;Konuşmaktan, fark etmekten, duyurmaktan asla vazgeçmemeliyiz&#8221;</b></p>
<p>Etkinlikte konuşan Filiz Pehlivan ise, &#8220;Bugün, yalnızca bir anma değil; farkındalığımızı, duyarlılığımızı ve kararlılığımızı tazelediğimiz bir gündür. Kadına yönelik şiddet; sadece kadınların değil, ailelerin, toplumun ve insanlığın yarasıdır. Bu acı, hiçbir kültürde, hiçbir inançta, hiçbir vicdanda kabul edilemez. Şiddet, bahane değil; mücadele edilmesi gereken bir gerçektir. Her kadın; evinde, işinde, sokakta, hayatın her alanında güven içinde yaşama hakkına sahiptir. Kadının onuru, mutluluğu, sağlığı ve özgürlüğü, toplumun ortak sorumluluğudur. Bizler de bu sorumluluğu paylaşmak ve güçlendirmek zorundayız. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi; yalnızca hukuki yaptırımlarla değil, eğitimle, bilinçle, dayanışmayla ve güçlü toplumsal destekle mümkündür. Konuşmaktan, fark etmekten, duyurmaktan ve el uzatmaktan asla vazgeçmemeliyiz.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-pehlivan-kadin-medeniyetin-temelidir-594684">Başkan Pehlivan: Kadın, medeniyetin temelidir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;den İklim Dirençliliği İçin Ortak Akıl Toplantısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-iklim-direncliligi-icin-ortak-akil-toplantisi-593772</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Nov 2025 18:45:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[deste]]></category>
		<category><![CDATA[Direnç]]></category>
		<category><![CDATA[dirençliliği]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğini]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[Kırılgan]]></category>
		<category><![CDATA[klim]]></category>
		<category><![CDATA[manisa]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593772</guid>

					<description><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, iklim değişikliğine karşı kentin kırılganlığını değerlendirmek ve dirençlilik stratejileri oluşturmak amacıyla ilgili kurum temsilcileri ve akademisyenlerin katılımıyla toplantı düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-iklim-direncliligi-icin-ortak-akil-toplantisi-593772">Büyükşehir&#8217;den İklim Dirençliliği İçin Ortak Akıl Toplantısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, iklim değişikliğine karşı kentin kırılganlığını değerlendirmek ve dirençlilik stratejileri oluşturmak amacıyla ilgili kurum temsilcileri ve akademisyenlerin katılımıyla toplantı düzenledi. 39 kurum temsilcisi ve akademisyenin katıldığı toplantı, kentte iklim değişikliğine bağlı risklerin ortak akılla değerlendirilmesine zemin hazırladı.</p>
<p>“İklim Değişikliğine Hazırlıklı Manisa İçin Dirençlilik Stratejileri Geliştirilmesi” kapsamında gerçekleştirilen toplantıya Manisa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Burak Deste, Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Ata Temiz, daire başkanları, şube müdürleri, ilçe belediyelerinin ilgili personelleri ve akademisyenler katıldı.</p>
<p><b>“Çocuklarımızın Geleceğini Şekillendirmek İçin Bir Araya Geldik”</b></p>
<p>Açılış konuşmasını yapan Manisa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Burak Deste, iklim değişikliğinin artık yalnızca çevresel bir mesele olmadığını, kentlerin geleceğini doğrudan etkileyen ciddi bir risk unsuru haline geldiğini söyledi. Deste, “Bugün burada Manisa’nın geleceğini, çocuklarımızın geleceğini şekillendirmek için bir araya geldik. Manisa, tarihi boyunca bereketin, üretimin ve çalışkanlığın şehri olmuştur. Hem tarımı hem sanayisi ile ülkemizin lokomotif kentlerinden biri olmaya devam ediyor. İklim değişikliği birçok coğrafyada olduğu gibi Manisa’mızda da etkisini göstermeye başladı. Kuraklık bugün yazdan kalma bir endişe değil; resmi bir afet türü olarak tanımlanan somut ve acil bir risktir. Baraj seviyelerinden yeraltı sularına, tarımdaki verim kaybından şehir içi sıcaklık farklarına kadar pek çok değişikliği hepimiz yaşıyoruz. Amacımız, Manisa’nın iklim değişikliğine karşı kırılganlığını doğru şekilde değerlendirmek, riskleri analiz etmek ve şehrimizi geleceğe hazırlayacak dirençlilik stratejisini oluşturmaktır” dedi.</p>
<p><b>“Beklentimiz, Yalnızca Katılımcı Değil; Sürecin Bir Parçası Olmanızdır”</b></p>
<p>İklim risk ve kırılganlık değerlendirmesinde uluslararası kabul görmüş araçları bütünleşik biçimde kullandıklarını ifade eden Deste, “Bu sayede yalnızca bugünün sorunlarını tespit etmiyor, geleceğin risklerini de haritalandırıyoruz. Ulusal mevzuatımız, Paris Anlaşması ve 2053 net sıfır hedefi ile Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı (SECAP) güncelleme çalışmaları bize önemli bir yol sunuyor. Yakında imzalanması planlanan Küresel Belediye Başkanları Sözleşmesi ile Manisa’yı uluslararası ölçekte iklim dirençliliği alanında sorumluluk üstlenen şehirlerden biri haline getireceğiz” diye konuştu.</p>
<p>Deste, tüm kurumların katkısının önemine vurgu yaparak şöyle devam etti: “Bu süreç yalnızca teknik bir çalışma değil; Manisa’nın denge ve direnç sınavı olacak. Tarımımızı, sanayimizi, su kaynaklarımızı, doğal alanlarımızı ve toplumsal yaşamımızı sürdürülebilir kılmak için ortak mücadele yürütüyoruz. Sizlerden beklentimiz yalnızca katılımcı olmanız değil; sürecin takipçisi ve bir parçası olmanızdır. Tehlikelerin tanımlanması, kırılgan alanların belirlenmesi ve çözüm önerilerinin oluşturulması ancak sizlerin katkısıyla anlam kazanacaktır.”</p>
<p><b>“Manisa’nın Geleceğini Güvence Altına Alan Bir Dönüşüm Adımı”</b></p>
<p>Genel Sekreter Burak Deste, iklim değişikliğinin artık gelecekte karşılaşılacak bir sorun değil, bugünün somut gerçeği olduğunu ifade etti. Genel Sekreter Deste, “Manisa gibi hem tarım hem sanayi ile büyüyen bir şehirde su yönetimi, enerji verimliliği, afet hazırlığı, toprak kaybı, sıcaklık dalgalanmaları ve ekosistem dayanıklılığı artık ertelenemeyecek başlıklardır. Bu şehri iklim risklerine karşı hazırlamak zorundayız. Doğru planlama ve kararlı adımlarla Manisa’yı iklime dirençli şehirler arasında konumlandırabiliriz. Büyükşehir Belediyesi olarak bu süreci yalnızca bir proje değil; Manisa’nın geleceğini güvence altına alan bir dönüşüm adımı olarak görüyoruz. Çalışmalarımızı bilimsel veriler, şeffaflık ve güçlü iş birliği ile sürdüreceğiz. Bu toplantı yalnızca bir başlangıçtır. Buradan çıkacak analizler ve öneriler, Manisa’nın kırılganlık haritasına ve oluşturacağımız stratejilere yön verecek. Gelecekte kullanılacak fonlardan proje paketlerine kadar birçok alanda şehrimize hizmet edeceğiz” dedi.</p>
<p><b>Manisa’da Öne Çıkan İklim Riskleri Belirlendi</b></p>
<p>Toplantı kapsamında, Manisa’nın iklim değişikliğine karşı en yüksek kırılganlık gösterdiği alanlar kurum temsilcileri ve akademisyenlerle birlikte değerlendirildi. Manisa için öne çıkan başlıca iklim riskleri kuraklık, orman yangınları, kentsel ısı adası etkisi ve taşkın/sel riski olarak belirlendi.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-iklim-direncliligi-icin-ortak-akil-toplantisi-593772">Büyükşehir&#8217;den İklim Dirençliliği İçin Ortak Akıl Toplantısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akciğer röntgeni ciğerlerin yalnızca yüzde 70&#8217;ini gösteriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akciger-rontgeni-cigerlerin-yalnizca-yuzde-70ini-gosteriyor-591463</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 08:16:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ciğerlerin]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[ini]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[röntgeni]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591463</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akciğer kanseri, dünyada en sık görülen kanser türlerinden biri olmasının yanı sıra erken evrede belirti vermemesi nedeniyle tanısı gecikebilen hastalıklardan biri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-rontgeni-cigerlerin-yalnizca-yuzde-70ini-gosteriyor-591463">Akciğer röntgeni ciğerlerin yalnızca yüzde 70&#8217;ini gösteriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Akciğer kanseri, dünyada en sık görülen kanser türlerinden biri olmasının yanı sıra erken evrede belirti vermemesi nedeniyle tanısı gecikebilen hastalıklardan biri. Uzun süreli öksürük, nefes darlığı ya da göğüs ağrısı gibi semptomlarla kendini gösterebilen bu hastalıkta erken tanının tedavi başarısı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Akciğer kanserinde erken evre tanı, tedavi planının zamanında oluşturulmasını ve hastalığın kontrol altına alınmasını sağlar. Bu nedenle özellikle risk grubundaki kişilerin düzenli kontrollerini ihmal etmemesi gerekir” dedi</strong></p>
<p>Akciğer kanseri tanısında hastanın şikayetleri, muayene bulguları ve uygun görüntüleme yöntemlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Çalışkan, “Göğüs hastalıkları polikliniklerinde şikâyeti olan hastalara genellikle akciğer röntgeni çekiliyor ancak bu yöntemle akciğerlerin yalnızca yüzde 70-75’i görüntülenebiliyor. Bu nedenle kanser şüphesi olan durumlarda bilgisayarlı tomografiyle detaylı inceleme yapılması büyük önem taşıyor. Hızlı ilerleyen bu hastalıkta tanının gecikmeden konulması ve doğru biyopsi yönteminin seçilmesi, tedavi başarısını doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan biri” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Düşük radyasyonla erken tanı mümkün</strong></p>
<p>Akciğer kanseri taramasında erken tanı için düşük doz akciğer tomografisinin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Düşük doz tomografi, normal tomografiye göre çok daha az radyasyon içerir ancak küçük kitleleri saptamada etkilidir. 50-80 yaş aralığında ve 20 paket-yıl sigara geçmişi olan kişilerin her yıl bu yöntemle tarama yaptırması gerekir -son 15 yıldır sigara içmiyor olsa bile- Bir yıl boyunca günde bir paket sigara içmek bir paket yıl olarak kabul edilir. Taramalar, kişinin yaşam beklentisini sınırlayan ciddi bir hastalığı varsa veya 81 yaşına geldiyse sonlandırılabilir” dedi.</p>
<p><strong>PET-BT’de görülen her kitle kanser değil</strong></p>
<p>PET-BT taramasına giren birçok kişinin sonucu beklerken endişelendiğini ve kendilerini hemen kanser olmuş gibi hissettiklerini sözlerine ekleyen Çalışkan, “PET-BT, vücutta olağandışı bir hücre hareketi olup olmadığını gösteren bir yöntemdir ancak tek başına kanser tanısı koymaz. Bazen enfeksiyonlar veya iltihaplar da PET-BT’de kanser gibi görünebilir. Özellikle zatürre, tüberküloz ya da mantar enfeksiyonları iyi huylu kitlelere neden olabilir. Böyle durumlarda genellikle önce enfeksiyon tedavisi uygulanır, ardından tomografiyle yeniden kontrol yapılır. Kesin tanı ise biyopsiyle, yani dokudan örnek alınarak konur” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-rontgeni-cigerlerin-yalnizca-yuzde-70ini-gosteriyor-591463">Akciğer röntgeni ciğerlerin yalnızca yüzde 70&#8217;ini gösteriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mesajlaşma kültürü, iletişimin doğasını değiştirdi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mesajlasma-kulturu-iletisimin-dogasini-degistirdi-590574</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 12:07:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[biçimi]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirdi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[doğasını]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[haline]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[iletişimin]]></category>
		<category><![CDATA[kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[mesajlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[samimi]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=590574</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim (İngilizce) Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, değişen iletişim dili konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mesajlasma-kulturu-iletisimin-dogasini-degistirdi-590574">Mesajlaşma kültürü, iletişimin doğasını değiştirdi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim (İngilizce) Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, değişen iletişim dili konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Her an ulaşılabilir olma kültürü doğdu</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, mesajlaşma uygulamalarının iletişimi zamansal ve mekânsal sınırlarından arındırarak gündelik etkileşimin doğasını dönüştürdüğünü belirterek, “Artık iletişim, belirli bir zaman dilimine ya da mekâna bağlı bir eylem olmaktan çıktı; kesintili ama sürekli bir akış hâline geldi. Bu durum hem kişisel hem de kamusal ilişkilerde ‘her an ulaşılabilir olma’ kültürünü doğurdu.” dedi.</p>
<p><strong>Dil, jestlerle yeniden buluştu</strong></p>
<p>Yazılı iletişimin hız ve gündelikliğinin dil kullanımını da dönüştürdüğünü ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Gramerin, noktalamanın ve hatta kelime seçiminin bile daha duygusal, jestsel, ve görsel biçimlerde yeniden tanımlanmasına yol açtı. Emojiler, GIF’ler, sesli notlar ya da tepki butonları, yazılı sözcüklerin yerini kısmen devralarak dilin jestlerle yeniden birleştiği bir melez form yarattı.” diye konuştu.</p>
<p>Ayrıca mesajlaşma uygulamalarının, kamusal ile özel arasındaki sınırı da bulanıklaştırdığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Kişisel sohbetler, iş yazışmaları, politik tartışmalar ya da duygusal paylaşımlar aynı arayüzde iç içe geçiyor. Bu da bireyin dijital ortamlarda kendini temsil etme biçimini, tonlamasını ve hatta sessizliğini bile anlamlı bir iletişim jestine dönüştürüyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yazılı mesajlaşma gençler arasında açık ara önde</strong></p>
<p>Araştırmaların da bu eğilimi desteklediğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “2011 yılında ABD’de üniversite öğrencileri üzerine yapılmış bir araştırmada katılımcıların yüzde 60’ı yazılı mesajlaşmayı aramaya tercih ettiklerini söylüyorlar; üstelik bu rakam o dönemde bir yıl öncesine nazaran yüzde 53 artış göstermiş. Daha yakın bir zamanda, 2020 yılında, Pakistan’da bir üniversitede 17 ila 36 yaşında lisans öğrencileri üzerine yapılan araştırmada da benzer sonuçlar elde ediliyor, bu grup içerisinde iletişimin yüzde 83’ü yazılı mesajlarla gerçekleştiriliyor. Yazılı mesajlaşma, özellikle genç kuşaklar arasında, görüntülü ve sesli aramalara kıyasla açık ara daha fazla tercih ediliyor. Bunun nedeni yalnızca pratiklik değil yazılı iletişimin sağladığı denetim duygusu. Mesaj hem zaman hem de ifade üzerinde bir kontrol alanı sunar, kişi ne zaman yanıt vereceğini, nasıl bir ton kullanacağını ve ne kadar açık olacağını kendi belirler.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yazılı mesajlaşma bir tür dijital tampon görevi görüyor</strong></p>
<p>Görüntülü ya da sesli aramaların daha doğrudan ve samimi olsa da aynı zamanda daha “istilacı” algılanabildiğini anlatan Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Yazılı mesajlaşma ise bir tür dijital tampon görevi görüyor; mesafe, sessizlik ya da gecikme bile anlam üretme biçimine dönüşüyor. Özellikle pandemi sonrası dönemde, yazılı mesajlaşma hem bireysel hem profesyonel iletişimde bir tür ‘varsayılan’ kanal haline geldi. Kısacası, yazılı mesajlaşma artık yalnızca bir iletişim biçimi değil, bir düşünme, hissetme ve mesafe kurma pratiği hâline geldi.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yazılı iletişim modern insanın kontrol alanı haline geldi</strong></p>
<p>Yazılı iletişimin, modern insanın hem hız hem de denetim ihtiyacına yanıt veren bir form haline geldiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Yüz yüze veya sesli konuşma, doğrudanlık ve açıklık gerektirir; oysa yazışma, söylenmek istenenle söylenebilecek olan arasına bir mesafe koyar. Bu mesafe, kimi zaman duygusal bir tampon, kimi zaman da özneyi koruyan bir sınır işlevi görür. Ayrıca yazılı mesajlaşma, çoklu mevcudiyet çağının en işlevsel araçlarından biridir. İnsanlar aynı anda birden fazla iletişim kanalında bulunabilir, yanıt verme zamanını erteleyebilir, sessizliği bile bir stratejiye dönüştürebilir. Bu, iletişimin doğasını ‘anlık tepki’den ‘kontrollü ifade’ye doğru kaydırır. Kısacası, yazışmayı tercih etmek yalnızca kolaylık değil, aynı zamanda modern bireyin mahremiyetini ve duygusal ritmini koruma biçimidir.” dedi.</p>
<p><strong>Dijital iletişim duyguların aktarım biçimini değiştirdi</strong></p>
<p>Dijital iletişimin, duyguların aktarım biçimini hem genişlettiğini hem de dönüştürdüğünü ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Yüz ifadeleri, ses tonları, beden dili gibi geleneksel göstergelerin yerini artık emojiler, GIF’ler, ‘okundu’ işaretleri, hatta çevrim içi olma durumu aldı. Bu unsurlar, dijital duygulanımın yeni semiyotik repertuarını oluşturuyor. Ancak bu dönüşüm, duyguların aktarımını hem yoğunlaştırıyor hem de yüzeyselleştiriyor. Bir ‘kalp’ emojisi, bazen söylenemeyen bir duyguyu kolayca iletebilir; ama aynı zamanda duygusal emeği, yani kelimeyle inşa edilen yakınlığı da kısaltabilir. Dolayısıyla dijital ortam, duyguların dolaşımını hızlandırırken onların derinliğini zamansal olarak sıkıştırıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dijital kültürde samimiyetin yeni biçimi</strong></p>
<p>İletişimdeki “samimiyet” kavramına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Eğer samimiyeti bedensel yakınlık, göz teması ve spontan tepkiyle ilişkilendirirsek, yazışma bu türden doğrudanlığı azaltıyor. Ancak dijital kültürde samimiyet artık yalnızca fiziksel bir mevcudiyetle ölçülmüyor. Yazılı mesajlar, gecikmeli yanıtlar, hatta sessizlikler bile duygusal bağın parçası haline gelebiliyor. Mesajlaşma, kişiye kendi duygusunu düzenleme ve ifade etme alanı tanıyor; yani samimiyetin biçimi değişiyor, ama bütünüyle ortadan kalkmıyor. Dolayısıyla yazışarak iletişim kurmak, samimiyeti eksiltmekten çok, onu başka bir zamansallık ve ifade rejimine taşıyor. Samimiyet artık yüz yüze ‘an’da değil, ekranlar arasında süren bir yazışmanın ritminde üretiliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijital jestler yeni bir duygu dili haline geldi</strong></p>
<p>Emojiler, GIF’ler, çıkartmalar ve sesli notların dijital çağın jestsel dili olarak okunabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Bu araçlar, yazının soyutluğunu bedenselleştiriyor; duyguları görsel ve işitsel biçimlerde yeniden somutlaştırıyorlar. Bir emoji, bir GIF, bir sesli not, editlenmiş kısa bir video; bir nefes veya tereddüt kadar anlam taşıyabiliyor. Böylece dijital platformlarda dil, salt sözcüklerden değil, imgelerden, tepkilerden ve mikro-davranışlardan oluşan çok katmanlı bir doku haline geliyor. Bu yeni dil, ne tamamen evrensel ne de tamamen bireysel; kültürel bağlama, grup dinamiklerine ve platformun normlarına göre değişiyor. Fakat şunu açıkça söylemek mümkün; dijital iletişimde duygular artık yalnızca kelimelerle değil ritimle, memlerle, görsellerle, kısa editlenmiş videolarla ve paylaşımlara tepkilerle ifade ediliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gençler iletişimi yeniden tanımlama eğiliminde</strong></p>
<p>Özellikle genç kuşaklarda sesli ya da yüz yüze konuşmaktan kaçınma eğilimi giderek daha görünür hale geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ancak bu ‘kaçınma’, iletişimden geri çekilme anlamına gelmiyor; daha çok iletişim biçimini yeniden tanımlama arayışı olarak okunmalı. Gençler, çoğu zaman yazılı mesajlaşmayı daha güvenli bir alan olarak görüyorlar. Bu güvenlik duygusu hem zaman hem de duygusal mesafe üzerinde kontrol kurabilme imkânından kaynaklanıyor. Yazışmak, ‘anında yanıt verme baskısını’ ortadan kaldırıyor; kişi, söylemeden önce düşünebiliyor. Bu da dijital kültürün öznesi için bir tür savunma mekaniği haline geliyor. Ayrıca sosyal medyanın ve sürekli görünürlük hâlinin yarattığı performatif baskı, birçok genci spontane sözlü iletişimden uzaklaştırıyor. Kısacası, konuşmaktan kaçınma davranışı iletişim isteksizliğinden çok iletişimdeki kırılganlığı yönetme biçimi olarak ortaya çıkıyor.”</p>
<p><strong>Yazılı iletişim dili hızlandırdı</strong></p>
<p>Yazılı iletişimin dijital ortamlarda yoğunlaşmasının, dili hem sadeleştirdi hem de hızlandırdığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Bu hız; kısaltmaların, ses taklitlerinin, melez dillerin yaygınlaşmasına yol açtı. Örneğin ‘nbr’, ‘slm’, ‘ok’ ya da İngilizce kelimelerin Türkçe cümle içinde akışkan biçimde kullanılması, yeni bir ‘dijital lehçe’nin oluştuğunu gösteriyor. Ancak bu değişim yalnızca yozlaşma olarak okunmamalı. Dil, her zaman bulunduğu teknolojik ortama göre şekillenir. Dijital yazışmalar, tıpkı sözlü kültürdeki jestler gibi, anlamı hızla üretme ve paylaşma ihtiyacına yanıt veriyor. Yazım hataları bile bazen bilinçli bir üslup tercihi hâline geliyor; örneğin küçük harf kullanımı ya da noktalama eksikliği, samimiyetin veya duygusal tonun göstergesi olabiliyor. Bu nedenle, dijital dildeki değişim bir ‘bozulma’ değil yeni bir ifade ekonomisinin işareti olarak düşünülmeli.” dedi.</p>
<p><strong>Yazılı iletişim ikinci bir düşünme alanı sağlıyor</strong></p>
<p>Yazılı iletişimin, bireye ikinci bir düşünme alanı sağladığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Bu da dijital ortamlarda öznenin kendini daha bilinçli ve kurmaca biçimde ifade etmesine yol açıyor. Buna karşın konuşma, anlık tepkilerin ve bedenin eşlik ettiği bir ifade biçimi; dolayısıyla beraberinde belli bir kırılganlık, açıklık da getiriyor. Dijital iletişim çağında okur-yazarlık biçimlerinde görülen dönüşüm özneleşme biçimlerini de etkiliyor. İnsan, artık yalnızca konuşan ya da yazan bir varlık değil bildirimlerle yaşayan bir varlık haline geldi. Mesajlaşma uygulamaları, duyguların, ilişkilerin ve hatta sessizliklerin ritmini belirliyor. ‘<em>Yazıyor..</em>.’ ifadesi bile yoğun anlamlar yüklenen bir gösterge haline geldi. Bu tür mikro göstergeler modern ilişkilerin yeni nabzı hâline geldi. Dolayısıyla mesele yalnızca iletişim biçimlerinin değişmesi değil, öznenin zaman, mekân ve kendilik deneyiminin de dönüşmesi.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mesajlasma-kulturu-iletisimin-dogasini-degistirdi-590574">Mesajlaşma kültürü, iletişimin doğasını değiştirdi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Karabağ Zaferi, Türkiye-Azerbaycan kardeşliğinin somut bir göstergesidir.&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karabag-zaferi-turkiye-azerbaycan-kardesliginin-somut-bir-gostergesidir-589851</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2025 11:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[askeri]]></category>
		<category><![CDATA[azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[göstergesidir]]></category>
		<category><![CDATA[karabağ]]></category>
		<category><![CDATA[kardeşliğinin]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel]]></category>
		<category><![CDATA[somut]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye-azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[zafer]]></category>
		<category><![CDATA[zaferi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589851</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karabağ Zaferi’nin 5. Yıldönümü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, bu tarihi günün yalnızca askeri bir başarı olmadığını, Azerbaycan milleti için bir “yeniden doğuş” ve Türkiye-Azerbaycan kardeşliğinin sahada yazılmış somut bir destanı olduğunu vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karabag-zaferi-turkiye-azerbaycan-kardesliginin-somut-bir-gostergesidir-589851">&#8220;Karabağ Zaferi, Türkiye-Azerbaycan kardeşliğinin somut bir göstergesidir.&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Karabağ Zaferi’nin 5. Yıldönümü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, bu tarihi günün yalnızca askeri bir başarı olmadığını, Azerbaycan milleti için bir “yeniden doğuş” ve Türkiye-Azerbaycan kardeşliğinin sahada yazılmış somut bir destanı olduğunu vurguladı.</strong></p>
<p><strong>Zafer Günü’nün Azerbaycan halkı için derin bir anlam taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Süleymanlı, “Karabağ Zaferi, Türkiye-Azerbaycan kardeşliğinin somut bir göstergesidir.” dedi.</strong> </p>
<p><strong>Türk dünyasının geleceği için askeri ve siyasi başarıların yanı sıra bilim, eğitim ve kültürel iş birliklerinin kalıcılaştırılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Üsküdar Üniversitesi, Türk dünyası gençliğine yönelik dijital dönüşüm, psikoloji, sosyoloji ve mühendislik alanlarındaki projeleriyle kültürel birliği bilgiyle pekiştirmektedir” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Karabağ Zaferi’nin 5. Yıldönümü dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p><strong>Karabağ Zaferi, Azerbaycan halkının yeniden doğuşu…</strong></p>
<p>Zafer Günü’nün Azerbaycan halkı için derin bir anlam taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Süleymanlı, “Bugün, binlerce şehidin kanıyla, kahraman Azerbaycan-Türk askerinin fedakârlığı ve Başkomutan İlham Aliyev’in kararlı liderliğiyle kazanılmış Karabağ Zaferi’nin 5. yıldönümünü kutluyoruz. Bu zafer, yalnızca bir askeri başarı değil; Azerbaycan milletinin kimliğini, onurunu ve tarihsel özgüvenini yeniden inşa etmesidir. Karabağ, Azerbaycan milli kimliğinin en derininde yer alan ‘toprakla bütünleşme’ idealinin yeniden hayat bulduğu yerdir. Bu yönüyle Karabağ’ın geri alınışı, Azerbaycan halkının hafızasında bir ‘yeniden doğuş’ anlamı taşır.” dedi.</p>
<p><strong>Zafer tüm Türk dünyasının ortak hafızasının bir parçası haline geldi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Süleymanlı, bu yılki kutlamaların iki ülke arasındaki stratejik dostluğun bir sembolü olacağını belirterek, “Bu yıl Zafer Günü, Azerbaycan’da büyük bir askeri geçit töreniyle kutlanacak. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye’den üst düzey devlet yetkililerinin de katılacağı bu kutlama, iki ülke arasındaki stratejik dostluğun sembolü olacaktır. Zaferin tüm Türk dünyasının ortak hafızasının bir parçası haline geldiğini görüyoruz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Zafer, Türkiye-Azerbaycan kardeşliğinin somut bir göstergesi</strong></p>
<p>Türkiye’nin 44 günlük Vatan Muharebesi boyunca Azerbaycan’a verdiği koşulsuz desteğin tarihi önemine dikkat çeken Prof. Dr. Süleymanlı, “Karabağ Zaferi, Türkiye-Azerbaycan kardeşliğinin somut bir göstergesidir. Türkiye, savaş boyunca Azerbaycan’ın yanında yer alarak ‘Bir millet, iki devlet’ anlayışını yalnızca bir söylem olmaktan çıkarıp, sahada gerçeğe dönüştürmüştür. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı siyasi duruşu, Türk halkının gönülden desteği ve Azerbaycan ordusunun cesareti birleşerek tarihe geçen bir kardeşlik destanı yazmıştır. Bugün bu dayanışma yalnızca askeri değil; ekonomi, teknoloji, kültür, medya ve eğitim alanlarında da kalıcı bir stratejik iş birliğine dönüşmüştür.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Şuşa Beyannamesi kardeşliği müttefikliğe taşıdı</strong></p>
<p>2021 yılında imzalanan Şuşa Beyannamesi’nin Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini “müttefiklik” düzeyine taşıdığını belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Belge, savunma, kültür, eğitim, gençlik ve spor gibi alanlarda kalıcı ortak mekanizmalar kurulmasını öngörmektedir. Bugün Şuşa, yalnızca Karabağ’ın kalbi değil, Türk dünyasının manevi başkenti haline gelmiştir. Şuşa Beyannamesi’nin ruhu, Türk Devletleri Teşkilatı, TURKÜNİB, Orhun Değişim Programı gibi kurumlar aracılığıyla bilim, eğitim ve kültür politikalarına da yansımaktadır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Qarabağ FK, kardeşliğin sahadaki sembolü</strong></p>
<p>Prof. Dr. Süleymanlı, Qarabağ FK’nın son dönemdeki başarılarının da Türkiye-Azerbaycan kardeşliğinin spordaki yansıması olduğunu dile getirerek, şunları söyledi:</p>
<p>“Qarabağ FK yalnızca bir futbol takımı değil; Karabağ ruhunun, dayanışmanın ve Türk kardeşliğinin sahadaki sembolüdür. Son dönemlerde Avrupa arenasında gösterdiği başarılı performans, Azerbaycan’ın özgüvenini, kararlılığını ve mücadele azmini temsil ediyor. Bu başarılar Türkiye’de de büyük yankı uyandırdı. Bugün Qarabağ FK’nın Türkiye’de ve diğer Türk devletlerinde on binleri bulan bir taraftar kitlesi var. En son Bakü’de oynanan Qarabağ–Chelsea karşılaşmasında, Türkiyeli spor spikeri Ertem Şener, CBS Sports’ta Azerbaycanlı bir spikerle birlikte maçı yorumladı. Bu ortak yayın, Azerbaycan ve Türkiye kamuoyunda büyük ilgi gördü ve iki halk arasında sıcak bir dayanışma atmosferi oluşturdu. Maçın ardından basın toplantısını kısa keserek, Qarabağ’ın teknik direktörü ve takımın başarılarında paha biçilmez bir payı olan Gurban Gurbanov’un ‘Şimdi de Galatasaray’ı desteklemeye gidelim!’ sözü, Türkiye’de ‘İşte kardeşlik budur!’ gibi yorumlarla sosyal medyayı adeta salladı.”</p>
<p><strong>Spor, kültürel kardeşliği pekiştiren en samimi dil</strong></p>
<p>Yıllardır Azerbaycan’da Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş gibi Türk kulüplerinin halkın kendi takımı gibi desteklendiğini hatırlatan Sosyolog Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Türkiye Millî Takımı galip geldiğinde Bakü sokaklarını dolduran coşku, bugün aynı heyecanla Qarabağ FK için yaşanıyor. Bu tablo bize şunu gösteriyor; spor yalnızca bir rekabet alanı değil, halkların gönül bağını güçlendiren, kültürel kardeşliği pekiştiren en samimi dildir. Karabağ sahada kazandıkça, Türk dünyası da manevi olarak birlikte kazanıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Türk dünyasının geleceği bilim ve eğitim birliğinde</strong></p>
<p>Türk dünyasının geleceği için askeri ve siyasi başarıların yanı sıra bilim, eğitim ve kültürel iş birliklerinin kalıcılaştırılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Askerî ve siyasi başarılar kadar, bilim ve eğitim alanında kalıcı iş birlikleri kurmak Türk dünyasının geleceği için en önemli adımdır.<br /> Üniversiteler arası değişim programları, ortak araştırma merkezleri ve gençlik projeleri bu kardeşliği kalıcılaştıracaktır. Bu çerçevede Üsküdar Üniversitesi hem Azerbaycan’la hem de Türk dünyasının diğer ülkeleriyle yürüttüğü bilimsel, kültürel ve sosyolojik projelerle önemli bir köprü rolü üstlenmiştir. Üniversitemiz, Türk dünyası gençliğine yönelik dijital dönüşüm, psikoloji, sosyoloji ve mühendislik alanlarındaki projeleriyle kültürel birliği bilgiyle pekiştirmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Karabağ, Türk dünyasının ortak geleceğinin adıdır</strong></p>
<p>Bu anlamlı yıldönümüne dair duygularını dile getiren Prof. Dr. Süleymanlı, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:</p>
<p>“Karabağ, bir coğrafyadan çok bir ruhtur. O ruh, şehit kanıyla sulanmış toprakların üzerinde yükselen onurun, birliğin ve dirilişin sembolüdür. Bugün Şuşa’da ezanlar yeniden yankılanırken, Bakü’de bayraklar gururla dalgalanıyor. Karabağ Zaferi, geçmişin değil, Türk dünyasının ortak geleceğinin adıdır. Ve biz bir kez daha söylüyoruz: Karabağ Azerbaycan’dır — Türk Dünyası’nın kalbidir.” </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karabag-zaferi-turkiye-azerbaycan-kardesliginin-somut-bir-gostergesidir-589851">&#8220;Karabağ Zaferi, Türkiye-Azerbaycan kardeşliğinin somut bir göstergesidir.&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser tedavisinde ruhsal destek şart!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-ruhsal-destek-sart-589578</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 08:36:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[erol]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589578</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, kanser tanısının hastalarda yarattığı psikolojik etkileri ve psikolojik desteğin tedavi sürecindeki önemini anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-ruhsal-destek-sart-589578">Kanser tedavisinde ruhsal destek şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, kanser tanısının hastalarda yarattığı psikolojik etkileri ve psikolojik desteğin tedavi sürecindeki önemini anlattı.</p>
<p><strong>Kanser tanısı, bedeni ve ruhu sarsan bir deneyim!</strong></p>
<p>Kanser tanısı almanın, insanın yaşamını yalnızca bedensel değil ruhsal anlamda da sarsan bir deneyim olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Kişinin hayatındaki pek çok alanın yeniden yapılanmasıyla birlikte en temel inanç sistemleri de değişir.” dedi.</p>
<p>Tanı konulduğunda, birçok hastanın ilk anda yoğun bir şok, korku, inkar ve çaresizlik hissettiğini ifade eden Erol, “Bu süreçlerde çoğu hastanın zihninde beliren yaygın otomatik düşünceler ‘artık eskisi gibi olamayacağım’ ya da ‘bunu hak ettim’ gibi yıkıcı olumsuz inançlardır. Bu düşünceler, kişinin geleceğe dair umudunu ve kontrol duygusunu zayıflatır. ‘Neden ben?’ sorusu zihinde yankılanırken, ölüm korkusu, belirsizlik, bedensel kontrolün kaybedilmesi ve sosyal rollerin değişmesi gibi faktörler duygusal yükü artırır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Psikolojik destek, hastanın duygusal yükünü hafifleterek, tedaviye uyumunu artırıyor!</strong></p>
<p>Bu süreçte hastaların genellikle anksiyete, depresyon, öfke patlamaları, uyku bozuklukları, dikkat dağınıklığı, umutsuzluk ve sosyal izolasyon gibi psikolojik belirtiler yaşadığına dikkat çeken Erol, “Bu noktada psikolojik desteğin devreye girmesi, hem duygusal yükün hafiflemesi hem de tedavi sürecine uyumun artması açısından kritik bir önem taşır.” dedi.</p>
<p>Bilimsel verilerin, psikolojik desteğin yaşam kalitesini artırdığını, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve tedaviye uyumu arttırdığını ortaya koyduğunu kaydeden Erol, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Ruhsal olarak iyi hisseden bir hastanın, kemoterapi ve radyoterapi gibi zorlu tedavi süreçlerine daha dayanıklı olduğu gözlenmiştir. Klinik deneyimlerde de sıkça görüldüğü üzere, psikoterapi desteği alan hastalar yan etkilerle daha iyi baş edebiliyor. İlaçlarını düzenli kullanıyor ve hastalığa rağmen günlük yaşam aktivitelerine devam edebiliyor. Psikolojik desteğin etkisi, beynin stres ve bağışıklık sistemleri arasındaki bağlantıyla da açıklanabilir; çünkü yüksek stres, kortizol düzeylerini artırarak bağışıklık sistemini zayıflatırken, duygusal dengeyi korumak bu biyolojik mekanizmayı da olumlu etkiler.”</p>
<p><strong>Psikoterapi, hastaların kontrol edilebilir yönlere odaklanmasını sağlar!</strong></p>
<p>Psikoterapinin kanser hastalarında sıkça görülen olumsuz otomatik düşünceleri fark etmeyi ve yeniden yapılandırmayı hedeflediğine değinen Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Yani yıkıcı inanışlar yerine hastalığın kontrol edilebilir yönlerine ve yaşamın halen sürdürülebilir değerlerine odaklanma sağlanır.” dedi.</p>
<p>Kabul ve Kararlılık Terapisinin (ACT) ise hastalığın getirdiği belirsizlik ve acı karşısında duygusal kabul geliştirmeye, kişinin yaşamına anlam katan değerlere yeniden yönelmesine yardımcı olduğuna işaret eden Erol, “Mindfulness temelli yaklaşımlar, kişinin şu ana odaklanmasını ve bedeninde olan değişimlerle savaşmak yerine onlarla birlikte var olmayı öğrenmesini destekler. Bu sayede kaygı düzeyi azalır, duygusal regülasyon artar ve yaşam kalitesinde belirgin bir iyileşme gözlenir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Ruh sağlığı desteklenmeden yapılan bir tedavi, eksik kalır! </strong></p>
<p>Psikolojik desteğin yalnızca bireysel terapiyle sınırlı olmadığını hatırlatan Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Grup terapileri, sanat terapisi ve aileye yönelik psiko-eğitim programları da büyük önem taşır.” dedi.</p>
<p>Grup terapilerinin, hastaların benzer deneyimlerden geçen kişilerle paylaşım yapmasını sağlayarak yalnızlık hissini azalttığını ve umut duygusunu güçlendirdiğini vurgulayan Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sanat terapisi, hastalığı söze dökmenin zor olduğu durumlarda duyguların ifade edilmesine olanak tanır. Aileye verilen psiko-eğitim ise hastanın yakın çevresinin de sürece bilinçli ve destekleyici şekilde katılmasını sağlar. Çünkü kanser yalnızca bireyi değil, ailesini ve sosyal çevresini de etkileyen bir krizdir.</p>
<p>Kanserle başa çıkmak, hastalığı yenmek kadar, yeniden yaşama tutunmayı, yeniden umut etmeyi öğrenmektir. Ruh sağlığı desteklenmeden yapılan bir tedavi, eksik kalır. Çünkü insan yalnızca bedenden ibaret değil; iyileşme de yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda ruhsal bir süreçtir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-ruhsal-destek-sart-589578">Kanser tedavisinde ruhsal destek şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oyun Dünyasından Doğaya Destek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/oyun-dunyasindan-dogaya-destek-589353</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 09:37:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[doğaya]]></category>
		<category><![CDATA[dünyasından]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Kez]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[Pubg Mobıle]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589353</guid>

					<description><![CDATA[<p>PUBG MOBILE, 99 Giving Day kapsamında Türkiye’de ilk kez hayata geçirdiği çevre projesiyle 10 bin fidanı doğayla buluşturdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oyun-dunyasindan-dogaya-destek-589353">Oyun Dünyasından Doğaya Destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>PUBG MOBILE, 99 Giving Day kapsamında Türkiye’de ilk kez hayata geçirdiği çevre projesiyle 10 bin fidanı doğayla buluşturdu. TEMA Vakfı iş birliğiyle Sivas’ta Umut Ormanı oluşturulurken; İzmir, Hatay ve Kocaeli’deki yangın bölgelerinde de yeniden yeşillenme hareketi başlatıldı. Milyonlarca gence ulaşan marka etkisi, bu kez somut bir çevre katkısına dönüştü.</p>
<p>PUBG MOBILE, milyonlarca oyuncuya ulaşan topluluk gücünü bu kez doğa için harekete geçirdi. Tencent’in Çin’de başlattığı ve bu yıl ilk kez Türkiye’de gerçekleşen 99 Giving Day – Yardım Festivali kapsamında, TEMA Vakfı iş birliğiyle Sivas Gökdere Ağaçlandırma Sahası’nda Umut Ormanı’na 5 bin fidan bağışlandı. Ayrıca, İzmir, Hatay ve Kocaeli’de yangından etkilenen alanların yeniden yeşillendirilmesine destek olmak amacıyla STK’lar ve belediyelerle yürütülen çalışmalarla 5 bin fidan daha toprakla buluştu. Böylece toplam 10 bin fidan geleceğe nefes olurken, iklim krizine karşı farkındalık ve genç kuşaklarda çevre bilinci güçlendirildi.</p>
<p><strong>Türkiye’de İlk Kez: 99 Giving Day</strong></p>
<p>Dünyanın en büyük yıllık kamu yararı kampanyalarından biri olan 99 Giving Day, bu yıl ilk kez Türkiye’de hayata geçirildi. PUBG MOBILE’ın öncülüğünde gerçekleşen proje, yalnızca ağaçlandırma desteğiyle değil, aynı zamanda iyilik kültürünün yaygınlaştırılması açısından da önemli bir başlangıç niteliği taşıyor.</p>
<p>Kampanya kapsamında, 99 Giving Day’in uluslararası simgesi olan Küçük Kırmızı Çiçek de Türkiye’de ilk kez tanıtıldı. İyilik, dayanışma ve olumlu katkıyı simgeleyen bu sembol; çevre için atılan her adımın başkalarına ilham olabileceği mesajını taşıyor. PUBG MOBILE, bu sembolü Türkiye’ye getirerek projenin çevresel etkisini ortak iyilik ve kolektif sorumluluk çağrısına dönüştürdü.</p>
<p><strong>10 Bin Fidan Toprakla Buluşuyor</strong></p>
<p>Son yıllarda yaşanan orman yangınları, Türkiye’nin doğal alanlarında derin kayıplara yol açtı. PUBG MOBILE, bu kayıpların ardından doğaya yeniden nefes verebilmek için topluluk gücünü somut bir çevre desteğine dönüştürdü. TEMA Vakfı aracılığıyla Sivas Gökdere Ağaçlandırma Sahası’nda Umut Ormanı’na 5 bin fidan bağışlandı.</p>
<p>Bunun yanında, İzmir, Hatay ve Kocaeli’nde yangından etkilenen bölgelerde yürütülen çalışmalar kapsamında 5 bin fidan daha toprakla buluşturuldu. Böylece toplam 10 bin fidan hem ekosistemin onarılmasına hem de geleceğe bırakılan kalıcı bir çevre mirasına katkı sundu.</p>
<p><strong>İstanbul’da Çevre Temizliği Etkinliği</strong></p>
<p>Proje, yalnızca ağaçlandırma desteğiyle sınırlı kalmadı. PUBG MOBILE ekibi ve gönüllüler, İstanbul’da düzenlenen çevre temizliği etkinliğinde bir araya gelerek doğal alanlardaki atıkları topladı. Etkinlik, doğayı yalnızca kirletmemekle yetinmeyip aktif olarak koruma ve iyileştirme sorumluluğunun altını çizdi.</p>
<p><strong>PUBG MOBILE’dan Mesaj</strong></p>
<p><strong>“Eğlencenin ötesinde bir sorumluluğumuz var”</strong></p>
<p>PUBG MOBILE Türkiye Ülke Müdürü Can Gürsu, projeyle ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: “PUBG MOBILE olarak milyonlarca gence ulaşan güçlü bir topluluğa sahibiz. Bu etkinin yalnızca eğlenceyle sınırlı kalmaması gerektiğine inanıyoruz. Türkiye’de hayata geçirdiğimiz bu proje ile bir yandan doğaya somut katkı sunarken, diğer yandan genç kuşaklarda çevre bilincini güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Sosyal sorumluluğu sürdürülebilir bir değer haline getirmek için benzer projeleri önümüzdeki dönemde de hayata geçirmeye devam edeceğiz.”</p>
<p><strong>Influencerlardan Çevre Çağrısı</strong></p>
<p>Sosyal medyada geniş kitlelere ilham veren Barış G., Melih Yıldırım, Eda Sakız, Ceren Yaldız ve Pınar &#038; Burak, projeye yalnızca içerik üreterek değil, bizzat sahaya inerek destek verdi. İstanbul’daki çevre temizliği etkinliğine katılan influencerlar, paylaşımları sayesinde binlerce genci doğaya karşı sorumluluk almaya teşvik etti. Kampanya, çevrimiçi etkileşimden gerçek ekolojik katkıya uzanan güçlü bir iyilik akımına dönüştü.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oyun-dunyasindan-dogaya-destek-589353">Oyun Dünyasından Doğaya Destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Performans artırıcılar sahadan sınıf ve ofislere taşındı…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/performans-artiricilar-sahadan-sinif-ve-ofislere-tasindi-588764</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Nov 2025 14:02:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıcılar]]></category>
		<category><![CDATA[aşıp]]></category>
		<category><![CDATA[girdi]]></category>
		<category><![CDATA[maddeler]]></category>
		<category><![CDATA[ofislere]]></category>
		<category><![CDATA[performans]]></category>
		<category><![CDATA[sahadan]]></category>
		<category><![CDATA[sahayı]]></category>
		<category><![CDATA[sentetik]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf]]></category>
		<category><![CDATA[taşındı]]></category>
		<category><![CDATA[uyarı]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588764</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Sevil Atasoy, sporun yanı sıra akademi ve iş hayatını da tehdit eden yeni bir tehlikeye dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/performans-artiricilar-sahadan-sinif-ve-ofislere-tasindi-588764">Performans artırıcılar sahadan sınıf ve ofislere taşındı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı ve Üsküdar Üniversitesi Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy, yalnızca spor dünyasını değil, akademiyi ve iş yaşamını da etkileyen yeni bir tehdide dikkat çekti.</p>
<p><strong>“Sentetik uyarıcılar” ve “akıllı ilaçlar” performans artırmak için de kullanılıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Sevil Atasoy, performans artırıcı sentetik maddelerin hızla yayılması üzerine yaptığı değerlendirmede, “Sentetik uyarıcılar ve “akıllı ilaçlar” artık sadece eğlence amaçlı değil, performans artırmak için de yaygın biçimde kullanılıyor.” uyarısında bulundu.</p>
<p>Yeni nesil zihin güçlendiriciler ve psikoaktif maddelerin hızla yayıldığını dile getiren Prof. Dr. Atasoy, “Nootropik olarak tanıtılan zihin güçlendiriciler, sahte steroidler ve yeni psikoaktif maddeler (NPS), hem profesyonel hem amatör kullanıcılar arasında hızla yayılıyor. Bu maddeler çoğu zaman amfetamin, katinon veya sentetik kannabinoid etkisi yaratıyor ve bitkisel gıda takviyeleri gibi masum görünümlü ürünlerde gizlenebiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Sporun temizliği tehdit altında</strong></p>
<p>Doping, sporun adil rekabet ruhuna uzun süredir zarar veren bir olgu olduğuna işaret eden Prof. Dr. Atasoy, “Ancak Kurul, son yıllarda doping vakalarının artık yalnızca klasik steroidlerle değil, henüz yasaklılar listesine alınmamış yeni kimyasallarla da arttığını bildiriyor. Bu maddeler yalnızca performansı değil, toparlanma süresini de hızlandırabiliyor. Sorun şu ki, birçok ‘doğal’ sporcu takviyesi gerçekte bildirilmemiş psikoaktif maddeler içeriyor ve bu nedenle standart doping testleriyle tespit edilmeleri oldukça zor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Doping sınıfa ve ofise de girdi</strong></p>
<p>Performans artırıcıların kullanımının artık sahayı aşıp sınıf ve ofislere de girdiğini kaydeden Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Öğrenciler ve profesyoneller, uzun süre odaklanmak ve verimliliklerini artırmak amacıyla bu sentetik uyarıcılara başvuruyor. INCB, özellikle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ilaçlarının – amfetamin, deksamfetamin ve metilfenidat gibi – kötüye kullanılmasının yaygınlaştığını, reçetelerin kolaylaşmasının da bu durumu tetiklediğini belirtiyor.<br />
Uzmanlara göre bu ilaçların sentetik uyarıcılarla birlikte kullanılması zehirlenme riskini artırabiliyor veya tedavi edici etkilerini ortadan kaldırabiliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijital pazarda gizli ticaret</strong></p>
<p>INCB’nin GRIDS Programı kapsamında yürütülen incelemelerin, yüzlerce çevrimiçi platformda “testosteron” adı altında satılan sentetik steroid ve opioid ürünleri tespit ettiğini de ifade eden Prof. Dr. Sevil Atasoy, “2025 yılının ilk beş ayında yalnızca İngilizce dilindeki e-ticaret sitelerinde 693 şüpheli ilan bulundu. Bu maddelerin çoğu, ‘doğal takviye’ adı altında satılıyor ve bazen opioidlerle (örneğin tramadol veya tapentadol) karıştırılarak ölümcül sonuçlar doğurabiliyor.” uyarısında da bulundu.</p>
<p><strong>Uluslararası iş birliği çağrısı!</strong></p>
<p>INCB’nin, son iki yılda 10 ülkeden (aralarında Brezilya, Hindistan, Meksika ve ABD de var) gelen bilgiler doğrultusunda, sahte veya yasa dışı üretilmiş performans artırıcı ürünlere ilişkin küresel bir uyarı yayımladığını dile getiren Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Kurul, hükümetleri IONICS platformu üzerinden bu tür maddelere ilişkin el koyma bilgilerini anlık olarak paylaşmaya ve Dünya Anti-Doping Ajansı (WADA) gibi kurumlarla iş birliğini artırmaya davet ediyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong> “Zeki görünmek” uğruna… </strong></p>
<p>Bir zamanlar yalnızca yeraltı laboratuvarlarında üretilen sentetik maddelerin, artık “başarı” ve “verimlilik” vaadiyle meşrulaştırılmaya çalışıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Sevil Atasoy, “Kısa vadeli dikkat veya performans artışı, uzun vadede bağımlılık, kalp-damar hastalıkları ve hatta ölüm riskiyle sonuçlanabilir. Kısacası, ‘akıllı ilaçlar’ toplumun her alanına sızarken, asıl soru şu:<br />
Gerçekten daha zeki ve güçlü mü oluyoruz, yoksa yalnızca daha bağımlı mı?” şeklinde sözlerini tamamladı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/performans-artiricilar-sahadan-sinif-ve-ofislere-tasindi-588764">Performans artırıcılar sahadan sınıf ve ofislere taşındı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geleceğin Akıllı Dünyasının Görünmeyen Dili: Matematik!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gelecegin-akilli-dunyasinin-gorunmeyen-dili-matematik-587858</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 13:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[dili]]></category>
		<category><![CDATA[dünyasının]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğin]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587858</guid>

					<description><![CDATA[<p>Matematik, yalnızca sayılarla değil; doğayı, teknolojiyi ve insan yaratıcılığını anlamanın dili. Matematik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak, bu evrensel dili hem eğitimde hem de teknolojide nasıl kullandığımızı anlatıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecegin-akilli-dunyasinin-gorunmeyen-dili-matematik-587858">Geleceğin Akıllı Dünyasının Görünmeyen Dili: Matematik!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Matematik, yalnızca sayılarla değil; doğayı, teknolojiyi ve insan yaratıcılığını anlamanın dili. Matematik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak, bu evrensel dili hem eğitimde hem de teknolojide nasıl kullandığımızı anlatıyor.</p>
<p>“Matematik, doğayı anlamanın ve geleceği inşa etmenin en güçlü dilidir,” diyor Yeditepe Üniversitesi Matematik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak ve ekliyor:</p>
<p>“Farkında olmadan bebeklikten itibaren matematikle yaşamaya başlarız. Bir yiyeceğin çokluğunu anlamak için sayar, adımlarımızı atarken bile geometrik bir hesap yaparız. Ben öğrencilerime matematiği, ‘karşılaştığımız sorunları tanımlayıp çözme sanatı’ olarak anlatıyorum. Çünkü matematik, evreni anlamamız için bize verilmiş en güçlü araçtır.”</p>
<p><strong>“Matematik, Korkulacak Değil, Keşfedilecek Bir Alan”</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak, bazı öğrencilerin matematiğe karşı erken yaşta önyargı geliştirebildiğini söylüyor ve ekliyor:</p>
<p>“Çocuklara sadece ders olarak değil, bir keşif alanı olarak matematik sunulmalı. Onların merak etmelerini, sorular sormalarını sağlamalıyız. ‘Bu benim ne işime yarayacak?’ yerine ‘Yeni bir yol keşfetmeliyim’ diyebilen gençler yetiştirmeliyiz.</p>
<p>Matematik yalnızca sınıfta değil, hayatın her alanında karşımıza çıkıyor. Mühendislikte, teknolojide, ekonomide ve hatta sanatta bile matematik var. Öğrenciler, bu bağlantıları gerçek hayat uygulamalarıyla gördüğünde matematik anlam kazanıyor.”</p>
<p><strong>“Matematik, Yaratıcılığın ve Eleştirel Düşünmenin Anahtarı”</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak’a göre matematik yalnızca bir çözüm aracı değil; aynı zamanda yaratıcılığın ve eleştirel düşünmenin okulu.</p>
<p>“Bir problemi çözmenin tek bir yolu yoktur. Matematik bize farklı yollarla düşünmeyi öğretir. Bu da gençlerin hem hayal gücünü hem de mantıksal düşünme becerisini geliştirir.</p>
<p>Şehirde binlerce telefonun aynı anda baz istasyonlarına bağlandığı karmaşık bir durumu düşünün. Bu büyük karmaşayı anlamak için matematiksel modeller kurarız. Yani karmaşık bir tabloyu sadeleştirmek aslında hem akıl yürütmeyi hem de hayal gücünü birlikte çalıştırmaktır.”</p>
<p>Bu örnekle, matematiğin yalnızca defterlerde değil, her gün elimizdeki telefondan, şehirlerin işleyişine kadar her yerde yaşadığını hatırlatıyor.</p>
<p><strong>“Matematik, 5G VE 6G’nin Görünmeyen Omurgası”</strong></p>
<p>Geleceğin teknolojilerinde matematiğin belirleyici rol oynayacağını vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Matematik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak, özellikle yapay zeka, veri bilimi, haberleşme teknolojileri ve biyoinformatik alanlarında büyük bir devrimin başladığını söylüyor.</p>
<p>“5G ve 6G sadece daha hızlı internet demek değil,” diyor. “Nesnelerin interneti, akıllı şehirler, sürücüsüz araçlar ve uzaktan yapılan cerrahi operasyonların altyapısı demek. Bu sistemlerin güvenli ve verimli çalışması tamamen matematiksel modellere dayanıyor. Kısacası geleceğin akıllı dünyasını inşa eden görünmeyen güç, matematiktir.”</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak akademik çalışmalarından da örnek veriyor:</p>
<p>“Örneğin, telefonların ve internetin daha hızlı, daha güvenli çalışması için kullanılan ağ sistemleri üzerinde çalışıyoruz. Normalde bu ağların performansını ölçmek uzun zaman alıyor. Biz geliştirdiğimiz özel bir matematiksel modelle bu süreci çok daha kısa sürede ve doğru biçimde analiz edebiliyoruz. Böylece bağlantı kalitesini artıracak sistemleri önceden öngörmek mümkün olabiliyor.”</p>
<p>Bu örnek, matematiğin sadece teoride değil, günlük hayatı yöneten görünmeyen altyapılarda nasıl rol oynadığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Matematik Laboratuvardan Hayata Taşınıyor</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak, öğrencilerini yalnızca sınıfta değil, gerçek araştırma süreçlerinde de aktif rol almaya teşvik ediyor.</p>
<p>“İnsansız Hava Aracı (İHA) projelerinde rota planlamasından görüntü işlemeye kadar her adımda matematik var. Sensörlerden gelen verilerin işlenmesi, rotaların belirlenmesi, görüntülerin analiz edilmesi… Tüm bu işlemleri, verileri anlamlandıran, rotaları en kısa yoldan çizen ve görüntüleri netleştiren gelişmiş matematiksel yöntemlerle yapıyoruz.</p>
<p>Bu çalışmalar sayesinde öğrenciler, tahtadaki denklemlerin gerçek dünyada nasıl hayat bulduğunu deneyimliyor. Onlar için en büyük farkındalık şu oluyor: Matematik sadece bir ders değil; gökyüzünde uçan bir aracın, bir hastanede çalışan yapay zekanın ya da bir şehirdeki trafik sisteminin temelidir.”</p>
<p><strong>Geleceğin Matematik Eğitimi: Kodlama, Veri Analizi ve Modelleme</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak’a göre matematik eğitimi ezberden uzak, uygulamalı ve disiplinler arası olmak zorunda.</p>
<p>“Artık karmaşık hesaplamaları bilgisayarlar yapıyor. Bizim görevimiz, öğrencilere doğru soruları sormayı, bir dünya problemini matematiksel dile çevirmeyi ve bunu çözmek için uygun teknolojik araçları kullanmayı öğretmek.”</p>
<p>Geleceğin sınıflarında MATLAB, Python, R gibi programlama dilleri, yapay zeka destekli öğrenme ortamları<strong> </strong>ve<strong> </strong>sanal laboratuvarlar yer alacak. Amacımız, teknolojiyi bir enstrüman gibi kullanarak karmaşık sistemleri anlayabilen ve tasarlayabilen matematiksel düşünürler yetiştirmek.</p>
<p>Bu yaklaşım, geleceğin öğrencilerini yalnızca matematik bilen değil, veriyi yorumlayan, sistem kurabilen ve çözüm üreten bireylere dönüştürecek.”</p>
<p><strong>“Matematik, Geleceği Şekillendiren Sessiz Kahraman!”</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Matematik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak sözlerini şu cümleyle özetliyor:</p>
<p>“Matematik korkulacak bir alan değil; evrenin düzenini, teknolojinin ilerleyişini ve insan aklının yaratıcılığını anlamanın en estetik yoludur. Geleceği şekillendiren sessiz kahraman, matematiktir.”</p>
<p> </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecegin-akilli-dunyasinin-gorunmeyen-dili-matematik-587858">Geleceğin Akıllı Dünyasının Görünmeyen Dili: Matematik!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Ercan Varlıbaş: Biyoteknoloji ile 122 Yaşına Kadar Yaşamak Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-ercan-varlibas-biyoteknoloji-ile-122-yasina-kadar-yasamak-mumkun-587825</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 12:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[biyoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ercan]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Varlıbaş]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyenin]]></category>
		<category><![CDATA[varlıbaş]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[yaşına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587825</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaklaşık 2,7 milyon metrekare alanda ve 4,5 milyar dolar yatırımla kurulan Biyoteknoloji Vadisi, Türkiye’nin bilim ve teknoloji odaklı kalkınma hedeflerinde stratejik bir rol üstleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ercan-varlibas-biyoteknoloji-ile-122-yasina-kadar-yasamak-mumkun-587825">Dr. Ercan Varlıbaş: Biyoteknoloji ile 122 Yaşına Kadar Yaşamak Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık <strong>2,7 milyon metrekare</strong> alanda ve <strong>4,5 milyar dolar yatırımla</strong> kurulan <strong>Biyoteknoloji Vadisi</strong>, Türkiye’nin bilim ve teknoloji odaklı kalkınma hedeflerinde stratejik bir rol üstleniyor. Araştırma, üretim, girişimcilik ve sanayi iş birliğini aynı yapıda bir araya getiren vadi; ulusal biyoteknoloji kapasitesini güçlendirmeyi amaçlıyor. Biyoteknoloji Sanayicileri Derneği (BİYOSAD) ve Biyoteknoloji İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (BİOSB) Yönetim Kurulu Başkanı Dr.<strong> Ercan Varlıbaş</strong>, Türkiye’nin ekonomik büyüklükte 22., biyoteknolojide ise 48. sırada olduğuna dikkat çekerek, “Bu tabloyu değiştirmek için Türkiye’yi 10 yıl içinde biyoteknolojide ilk 10 ülke arasına taşımayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p>Varlıbaş, vadinin yalnızca üretim ve Ar-Ge alanı değil, ulusal inovasyon politikalarının hayata geçirileceği bütünleşik bir ekosistem olduğunu vurguladı. “Biyoteknoloji Vadisi, Türkiye’nin bilim temelli büyüme sürecine yön verecek. Yerli ve yabancı yatırımcılarla ekosistemi güçlendirerek bilimi toplumsal yaşamın ana damarına taşımayı amaçlıyoruz” ifadelerini kullandı. Projenin hedefleri arasında 20 bin istihdam, 15 milyar dolarlık ihracat ve 300 start-up’ın desteklenmesi bulunuyor.</p>
<p><strong>“BİYOTEKNOLOJİ ZENGİNLİK, SAĞLIK VE UZUN ÖMÜR DEMEK”</strong></p>
<p>Türkiye ve dünyadan bilim insanlarının katıldığı 2. Uluslararası Sürdürülebilirlik için Biyoteknoloji Çözümleri Kongresi (Biotech4SUS), Gebze Teknik Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Kongrede konuşan Dr. Ercan Varlıbaş, biyoteknolojiyi “zenginlik, sağlık ve uzun ömür” kavramlarıyla tanımladı.</p>
<p>Varlıbaş, biyoteknolojinin yalnızca bir bilim alanı değil, aynı zamanda ekonomik kalkınmanın lokomotifi olduğunu belirterek, “Dünyada resmi kayıtlara göre 122 yaşına kadar yaşayan insanlar var. Biyoteknoloji, sağlıklı ve stressiz yaşam süresini uzatmayı mümkün kılıyor” dedi.</p>
<p>Biyoteknolojinin tarım, sağlık, gıda ve hayvancılık gibi stratejik sektörlerde dönüştürücü etki yaratacağını vurgulayan Varlıbaş, “Bu alan, Türkiye’nin sürdürülebilir büyüme stratejisinde kilit rol üstlenecek” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“BİYOTEKNOLOJİ, SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİN KALBİDİR”</strong></p>
<p>Dr. Ercan Varlıbaş, Türkiye’nin biyoteknoloji alanındaki atılımının artık yalnızca sanayi ölçeğinde değil, bir bilim politikası ekseninde ilerlediğini vurgulayarak, “Biyoteknoloji doğayı kopyalayan değil, doğayla iş birliği yapan bir bilimdir. Bugün iklim değişikliği, gıda güvenliği, sağlık ve enerji verimliliği gibi konuların tümünde çözümün adresi biyoteknolojidir. BİYOSAD olarak kamu, sanayi ve üniversiteleri aynı masada buluşturuyoruz. Amacımız yalnızca üretmek değil; bilimin etik, çevreci ve sürdürülebilir bir zeminde büyümesini sağlamak. Türkiye’yi yalnızca biyoteknolojik ürünlerde değil, bilimsel kalite ve sürdürülebilirlikte de bir referans ülke haline getirmeye kararlıyız.” İfadelerini kullandı.  </p>
<p>Dr. Ercan Varlıbaş konuşmasında ayrıca Biyoteknoloji Vadisi’nin yalnızca ulusal değil, uluslararası ölçekte de etki yaratmayı hedeflediğine dikkat çekti. Dr. Varlıbaş, “Türkiye artık bu alanda aktif rol alıyor. Kore ve Tayvan’da temaslarımız oldu, Boston’da iki kongreye katıldık. Gelecek yıl San Diego’da Türkiye Pavilyonu’nu kuruyoruz. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi, Sağlık ve Ticaret Bakanlıkları da bizimle olacak” dedi.</p>
<p><strong>“YERLİ İLAÇ TÜRKİYE’NİN BİLİMSEL BAĞIMSIZLIĞI AÇISINDAN KRİTİK BİR DÖNÜM NOKTASI”</strong></p>
<p>Yerli biyoteknolojik ilaç üretiminde Türkiye’nin geldiği noktanın önemine dikkat çeken Dr. Ercan Varlıbaş,” 5 yıl önce İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi ile başlatılan, VSY Biotechnology tarafından fonlanan yeni biyoteknolojik ilaç molekülü projesinin laboratuvar aşamalarında başarılı sonuçlara ulaştı. Molekülümüz izole edildi, tanımlandı ve ön klinik testlerde güvenilirlik ve etkinlik açısından son derece umut verici sonuçlar verdi. İnsan fazı klinik çalışmalar da olumlu sonuçlanırsa, üretimi Biyoteknoloji Vadisi’nde gerçekleştireceğiz. Kendi molekülünü geliştiren bir ülke yalnızca sağlıkta değil, bilimde de bağımsız olur. Bizim hedefimiz, Türkiye’yi ilacını geliştiren, teknolojisini üreten ve bilgisini ihraç eden bir ülke haline getirmek. Bu süreç Türkiye’nin bilimsel bağımsızlığı açısından kritik bir dönüm noktası olacaktır” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ercan-varlibas-biyoteknoloji-ile-122-yasina-kadar-yasamak-mumkun-587825">Dr. Ercan Varlıbaş: Biyoteknoloji ile 122 Yaşına Kadar Yaşamak Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uluslararası Çeşme Kadın Liderler Zirvesi başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uluslararasi-cesme-kadin-liderler-zirvesi-basladi-586579</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Oct 2025 09:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[çeşme]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[görünür]]></category>
		<category><![CDATA[gücü]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[liderler]]></category>
		<category><![CDATA[oturum]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[zirvesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586579</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın görünürlüğü, eşit temsil ve dayanışma Çeşme’den yükseliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uluslararasi-cesme-kadin-liderler-zirvesi-basladi-586579">Uluslararası Çeşme Kadın Liderler Zirvesi başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın görünürlüğü, eşit temsil ve dayanışma Çeşme’den yükseliyor</p>
<p>Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında kadın liderliğini, eşit temsili ve dayanışmayı merkezine alan Uluslararası Çeşme Kadın Liderler Zirvesi (International Çeşme Women Leaders Summit – ICWLS), 24 Ekim Cuma günü Çeşme’de başladı. Çeşme Belediyesi’nin ev sahipliğinde, Kamu Teknoloji Platformu iş birliğiyle düzenlenen zirve, farklı ülkelerden gelen kadın liderleri, akademisyenleri, sanatçıları, iş insanlarını ve aktivistleri bir araya getirdi.</p>
<p><b>“Kadın kadının yurdudur”</b></p>
<p>Zirvenin açılış konuşmasını yapan Çeşme Belediye Başkanı Lâl Denizli, kadınların görünürlüğünün yalnızca konuşulan değil, hayatın her alanında icra edilen bir mesele olması gerektiğini vurguladı.<br />Başkan Denizli konuşmasında, “Kadınların hikâyeleri, aslında direncin ve değişimin hikâyesidir. Biz burada yalnızca sesini duyuramayan kadınlar için değil, sesleri kısılmaya çalışılan herkes için bu kürsüyü kurduk. Kadın kadının kurdu değildir; kadın kadının yurdudur.” sözleriyle büyük alkış aldı.<br />Başkan, Çeşme Belediyesi’nde eşit temsil ilkesinin benimsendiğini, kadınların yalnızca görünür değil, karar verici olduğu bir yerel yönetim anlayışını hayata geçirdiklerini belirterek, “Biz kadınlar için değil, kadınlarla birlikte çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>Kadınların Sesi, Dayanışmanın Gücü</b></p>
<p>Açılış konuşmasının ardından Tunuslu feminist aktivist ve Afrika Birliği eski Gençlik Özel Temsilcisi Aya Chebbi, “Kadın Görünürlüğü ve Beş Cesaret Eylemi” başlıklı etkileyici bir konuşma yaptı. Chebbi, kadınların sesini sahiplenmesinin, alan açmasının, sosyal normları dönüştürmesinin ve dayanışma ağları kurmasının görünürlük mücadelesinin temel taşları olduğunu vurguladı.</p>
<p>Zirvenin oturumlarında kadınların entelektüel, sanatsal, sportif, toplumsal ve ekonomik alanlardaki varlığı farklı yönleriyle ele alındı.<br /> </p>
<p>İlk oturumda, “Entelektüel Dünyada Kadınlar: Düşünsel Sınırları Aşmak” başlığı altında, moderatör Eylül Görmüş’ün yönettiği panelde; müzisyen Aylin Aslım, yazar Buket Uzuner, heykeltıraş Hadiye Kalkavan ve yazar-anlatıcı Yasemin Şefik, sanat ve düşünce dünyasında kadınların görünürlüğü üzerine fikirlerini paylaştılar. Katılımcılar, entelektüel üretimde kadınların varoluş mücadelesini, toplumsal önyargılarla hesaplaşma biçimlerini ve sanatın dönüştürücü gücünü tartıştılar.</p>
<p>İkinci oturum olan “Erkek Egemen Sporda MVP Kadınlar” panelinde, moderatörlüğünü milli sörfçü Çağla Kubat’ın yaptığı söyleşide, eski milli binici Azade Apa Triolet ve Fenerbahçeli futbolcu Yağmur Uraz, sporun farklı dallarında kadın olmanın zorluklarını ve başarıya giden yoldaki direniş hikâyelerini anlattılar. Panelde, kadın sporcuların yalnızca rekabet alanlarında değil, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinde de öncü rol üstlendikleri vurgulandı.</p>
<p>Öğle arasının ardından gerçekleştirilen “Kadın Hareketinin Küresel Etkileri” oturumunda, moderatör Prof. Dr. Feride Acar (akademisyen ve kadın hakları aktivisti) yönetiminde; siyaset bilimci Şule Kut, kadın hukuku uzmanı Nazan Moroğlu, Havle Kadın Derneği kurucusu Rümeysa Çamdereli ve KEDV kurucusu Şengül Akçar, kadın hareketlerinin tarihsel mirası, küresel etki alanları ve dayanışma ağlarının sürdürülebilirliği üzerine derinlikli bir tartışma gerçekleştirdiler.</p>
<p>Günün son oturumu “Ekonomide Kadının Gücü” başlığı altında düzenlendi. Girişimci ve sosyal etki stratejisti Münteha Adalı’nın moderatörlüğünde gerçekleşen panelde; Figen Baz (Duymer &#038; Bazekol Sağlık Grubu Kurucu Ortağı) ve Nilüfer Aktan (Air France–KLM Türkiye Ticari Müdürü), ekonomik alanda kadın liderliğinin gücünü ve dönüştürücü etkisini masaya yatırdılar. Konuşmacılar, iş dünyasında kadın temsilinin artmasının yalnızca ekonomik değil, toplumsal bir gelişmişlik göstergesi olduğunun altını çizdiler.</p>
<p><b>Bir Fidan, Bir Umut</b></p>
<p>Çeşme Belediyesi, zirveye katılan konuşmacılara geleneksel çiçek yerine sakız fidanı bağışı takdim etti. Bu sembolik tercih, hem Çeşme’nin endemik bitkisine hem de doğaya verilen değere dikkat çekti. Başkan Denizli, “Bu yıl yaşadığımız yangınların ardından her hediye bir fidan, her fidan bir umuttur.” sözleriyle bu anlamlı jestin arkasındaki duyarlılığı paylaştı.</p>
<p>Zirve ikinci gününde de devam ediyor</p>
<p>Uluslararası Çeşme Kadın Liderler Zirvesi, ikinci gününde de güçlü bir programla devam edecek.<br />Bugün, “Kadınların Siyasette ve Kamu Yönetiminde Yükselişi”, “Medya ve Kadın”, “Kadın Girişimcilerin Başarı Hikâyeleri”, “Teknolojide Kadınlar Çağı: Sistaverse” ve “Dijital Aktivizm ve Kadın” başlıklı oturumlarda; siyasetten medyaya, girişimcilikten teknolojiye ve dijital dayanışma ağlarına uzanan alanlarda kadınların dönüştürücü gücü ele alınacak. Zirve, kapanış konuşmalarıyla birlikte kadın liderliğinin uluslararası ölçekte kalıcı bir platforma dönüşmesi yönündeki adımları pekiştirerek sona erecek.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uluslararasi-cesme-kadin-liderler-zirvesi-basladi-586579">Uluslararası Çeşme Kadın Liderler Zirvesi başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Haluk Akakçe Atelier, SM Sanat desteğiyle 13 Ekim&#8217;de sanatseverlere kapılarını açıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/haluk-akakce-atelier-sm-sanat-destegiyle-13-ekimde-sanatseverlere-kapilarini-aciyor-582002</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 15:13:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[atelier]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[desteğiyle]]></category>
		<category><![CDATA[haluk]]></category>
		<category><![CDATA[onun]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sm]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582002</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk çağdaş sanatının öncü ve vizyoner isimlerinden Haluk Akakçe’nin Akaretler Sıraevler 33 numaradaki atölyesi, vefatının ikinci yıldönümünde yeniden sanatseverlerle buluşuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/haluk-akakce-atelier-sm-sanat-destegiyle-13-ekimde-sanatseverlere-kapilarini-aciyor-582002">Haluk Akakçe Atelier, SM Sanat desteğiyle 13 Ekim&#8217;de sanatseverlere kapılarını açıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk çağdaş sanatının öncü ve vizyoner isimlerinden Haluk Akakçe’nin Akaretler Sıraevler 33 numaradaki atölyesi, vefatının ikinci yıldönümünde yeniden sanatseverlerle buluşuyor. SM Sanat’ın katkılarıyla düzenlenen bu özel alan, sanatçının yalnızca çalışma mekânı değil; onun hayal gücüne, üretim enerjisine ve dünyaya bakışına açılan bir kapı niteliği taşıyor. Burada görülen her eşya, her renk, her fırça darbesi Akakçe’nin yaşamla kurduğu şiirsel ilişkinin izlerini taşıyor.</p>
<p>Sanatçının 2019–2023 yılları arasında özenle tasarladığı bu mekân, eserleri, kişisel eşyaları, kostümleri, eskizleri ve tablolarıyla bireysel dünyasına benzersiz bir tanıklık sunuyor. Atölyenin bir başka özelliği ise yalnızca içindeki eserlerle değil, kendisiyle de bir sanat yapıtı olması. Haluk Akakçe, merdivenlerden kapılara, zeminden duvarlara kadar atölyenin tüm yüzeylerini yeniden boyayarak burayı yaşayan bir enstalasyona dönüştürdü. Ziyaretçiler, bu nedenle yalnızca sanatçının işlerini görmekle kalmıyor; aynı zamanda onun tasarladığı bir sanat eserinin içinde dolaşıyor.</p>
<p><b>Bir Atölyeden Fazlası: Hayallerin ve Hatıraların Mekânı</b></p>
<p>Haluk Akakçe Atelier, SM Sanat’ın desteğiyle sadece geçmişi korumakla kalmıyor, geleceğe de sesleniyor. Bu mekân, sanatçının eserleriyle birlikte hayallerini de canlı tutan bir alan olarak konumlanıyor.</p>
<p>SM Sanat Yönetim Kurulu Başkanı Şengül Oğuz, projeyi şöyle anlatıyor: “Haluk, çağdaş sanatın dünyada tanınan en önemli isimlerinden biriydi. Onun yaşamına ve üretim sürecine tanıklık eden bu mekânı sanatseverlerle yeniden buluşturmak bizim için çok kıymetli. SM Sanat olarak, onun sanat mirasının geleceğe taşınmasına katkı sunmaktan gurur duyuyoruz.”</p>
<p><b>Haluk Akakçe: Dijital Sanatın Öncülerinden</b></p>
<p>Haluk Akakçe (1970–2023), çağdaş sanatın en yenilikçi ve vizyoner isimlerinden biriydi. Ankara’da doğan sanatçı, Bilkent Üniversitesi’nde iç mimarlık eğitiminin ardından Londra’daki Royal College of Art ve Chicago’daki The School of the Art Institute of Chicago’da yüksek lisans yaptı.</p>
<p>Sanat yaşamı boyunca video, animasyon, enstalasyon ve dijital medya aracılığıyla insan, teknoloji ve toplum arasındaki ilişkiyi kendine özgü şiirsel bir dille işledi. Bu üretim anlayışıyla yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası ölçekte de çağdaş sanatın dijital dönüşümüne yön veren öncülerden biri olarak kabul edildi.</p>
<p>2006’da Las Vegas’ta dünyanın en büyük LED ekranında gerçekleştirdiği Sky is the Limit projesi, yalnızca kentin siluetine yeni bir boyut katmakla kalmadı, aynı zamanda bir Türk sanatçının ilk kez bu ölçekte bir küresel projede yer alması açısından da tarihi bir dönüm noktası oldu.</p>
<p>Akakçe’nin eserleri; New York’taki Whitney Museum of American Art ve New Museum, Londra’daki Tate Britain, Graz’daki Kunsthaus Graz ve İstanbul Modern gibi dünyanın önde gelen sanat kurumlarında sergilendi. Onun yapıtları, her daim zamansız, şiirsel ve düşündürücü bir bakış açısını yansıttı.</p>
<p>2023’teki zamansız kaybı, çağdaş sanat için büyük bir boşluk yarattı. Ancak ardında bıraktığı sanat mirası, bugün hâlâ yeni nesil sanatçılara ilham veren güçlü bir ışık olmaya devam ediyor.</p>
<p><b> </b></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/haluk-akakce-atelier-sm-sanat-destegiyle-13-ekimde-sanatseverlere-kapilarini-aciyor-582002">Haluk Akakçe Atelier, SM Sanat desteğiyle 13 Ekim&#8217;de sanatseverlere kapılarını açıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>20. Ayvalık Uluslararası Zeytin Hasat ve Turizm Festivali Başlıyor…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/20-ayvalik-uluslararasi-zeytin-hasat-ve-turizm-festivali-basliyor-581837</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 08:08:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ayvalık]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[ergin]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[festivali]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasat]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zeytin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581837</guid>

					<description><![CDATA[<p>15 milyon zeytin ağacıyla Türkiye’nin en büyük zeytin üretim merkezlerinden biri olan Kuzey Ege’de,  20. Ayvalık Uluslararası Zeytin Hasat ve Turizm Festivali heyecanı      16-19 Ekim tarihleri arasında yaşanacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/20-ayvalik-uluslararasi-zeytin-hasat-ve-turizm-festivali-basliyor-581837">20. Ayvalık Uluslararası Zeytin Hasat ve Turizm Festivali Başlıyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>15 milyon zeytin ağacıyla Türkiye’nin en büyük zeytin üretim merkezlerinden biri olan Kuzey Ege’de,  20. Ayvalık Uluslararası Zeytin Hasat ve Turizm Festivali heyecanı      16-19 Ekim tarihleri arasında yaşanacak. Kırlangıç Yaşam Merkezi’ndeki hasat konserlerinde, 17 Ekim Cuma günü Ege, 18 Ekim Cumartesi günü Suzan Kardeş saat 20.30’da çim alanda sahne alacak.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ayvalık Ticaret Odası, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, Ayvalık Belediyesi, Ayvalık Ziraat Odası, Ayvalık Esnaf Birliği ve ATO Zeytinyağı Analiz Laboratuvarı iş birliğiyle düzenlenen 20. Ayvalık Uluslararası Zeytin Hasat ve Turizm Festivali, dopdolu bir programla16-9 Ekim 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin, Festivalin, yalnızca zeytinin değil, aynı zamanda “tarih, doğa, mimari ve lezzet kenti” Ayvalık’ın da tanıtımına büyük katkı sağladığını ve hizmet ettiğini söyledi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ayvalık markası, bir miras bir kimliktir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Her yıl daha fazla yerli ve yabancı konuğu ağırlayan geleneksel festivalin, üreticisiyle, işletmecisiyle, girişimcisiyle, halkıyla ve sanatçısıyla birlikte Ayvalık’ın turizmine ve ekonomisine de büyük güç kattığını vurgulayan Başkan Mesut Ergin, “Üç gün boyunca ölümsüz ağacın bilgeliğine dokunacağız; onun lezzetiyle buluşacak, sağlığın ve bereketin sembolünü kutlayacağız. Ve şimdiden bir sonraki buluşmayı heyecanla bekleyeceğiz. Ayvalık, binlerce yıldır köklerini toprakla, dallarını gökyüzüyle buluşturan ölümsüz zeytin ağacının yurdu. Türkiye’nin ve dünyanın en önemli zeytin ve zeytinyağı merkezlerinden biri olarak, her geçen gün adını daha güçlü duyuruyor. Bugün, “Ayvalık” markası yalnızca bir üretim değil, kaliteyle özdeşleşmiş bir değer, bir miras, bir kimliktir” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ayvalık’ın zeytin ağaçlarıyla bağı hiç kesilmedi</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ayvalık’ın zeytinliklerinin kentin %41’ini kapladığını hatırlatan Başkan Mesut Ergin, Coğrafi İşaret ile tescillenmiş Ayvalık zeytinyağının, üstün nitelikleri sayesinde artık yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın farklı köşelerinde de güvenle, arayışla ve ilgiyle anıldığını belirtti. 20 yıldır düzenlenen bu festival, yalnızca pandemi döneminde hayatımıza giren zorunlu kısıtlamalar nedeniyle ara vermek zorunda kaldığını hatırlatan Başkan Ergin, kentin zeytin ağaçlarıyla bağının, hiçbir zaman kesilmediğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Zeytinyağı yaşamın vazgeçilmezi</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kuzey Ege’de  bin yılı aşan ömrüyle insanlığa tanıklık eden  kutsal ağacın gölgesinde büyüdüklerini ve Ayvalık’ta herkesin onunla nefes aldığına değinen Başkan Ergin, “Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, Ayvalık Belediyesi, Ayvalık Ticaret Odası, ATO Laboratuvar Hizmetleri A.Ş., Ayvalık Esnaf Birliği ve Ayvalık Ziraat Odası’nın işbirliğiyle güçlenen festivalimiz, bu yıl da zeytinyağının yaşamımızdaki vazgeçilmez değerini yeniden hatırlatmayı ve tüketimini artırmayı amaçlıyoruz” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Zeytinyağı denildiğinde akla Ayvalık gelir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Türkiye’de 200 milyondan fazla zeytin ağacının varlığından söz eden Başkan Ergin; yalnızca Ayvalık’ta bu sayının 2 milyondan fazlasının bulunduğunu söyledi. Başkan Ergin, “Yine de zeytinyağı denildiğinde akla ilk gelen yer Ayvalık’tır. Cumhuriyet’in ilk yıllarından bugüne taşıdığımız zeytinyağı bayrağını gururla, dimdik ve ışıltıyla dalgalandırmaya devam ediyoruz. Çünkü biz biliyoruz: Zeytin, altından da değerlidir. Tarihiyle, mimarisiyle, doğasıyla, lezzetleriyle anılan ilçeye ilgi çekmenin, her yıl bir önceki yıldan daha fazla yerli ve yabancı konuğun gelmesini sağlama bizim için bir görevdir. Zeytin Hasat Festivali de bu amacımıza aracılık etmektedir. Yerel halkın, basının, üreticinin, tedarikçinin ve satıcıların bir araya gelerek kısa bir süre de olsa sosyal bir hareketlilik paylaştığı zeytin hasat festivali doğal olarak şehrimize güç katıyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Her konuk renk katacak</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hasat festivali boyunca Ayvalık’ın yerel ve ulusal markaların, emekçi köylülerin, müstahsillerin, ihracatçıların, usta gazetecilerin, deneyimli yayıncıların, zeytinyağı aşığı yazarların, gurmelerin, sanatçıların paylaşımları ve katkılarıyla destek olacaklarını vurgulayan Başkan Ergin, “Kentimize gelen her konuk, festivalimize renk katacak. Zeytinyağından aldığımız sağlıklı tatlar ile gelecek yıl yapılacak hasat festivalimizi iple çekeceğiz. Herkesi 3 gün boyunca, şenlik tadında gerçekleştireceğimiz festivalimize bekliyoruz” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span> Festival programında neler var?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>20. Ayvalık Uluslararası Zeytin Hasat ve Turizm Festivali;17 Ekim Cuma günü saat 10.30’da; Dr. Fazıl Doğan At Arabacılar Meydanı’ndan, Ayvalık Cumhuriyet Meydanı’na kadar sürecek olan, “Hasat Festivali Resmi Açılışı” kortej yürüyüşüyle başlayacak. Cumhuriyet Meydanı’nda yapılacak olan açış konuşmaları, halk oyunları gösteriler ve ardından Kadın El Emekleri ve Zeytinyağlı Lezzetler Pazarı’nın açılışı gerçekleştirilecek. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sembolik Hasat Töreni ve Büyük Festival Pazarı Açılışı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>17 Ekim Cuma günü öğleden sonra İzmir-Çanakkale yolu üzerindeki Barbun’un Çiftliği’nde, “Tarlada Sembolik Zeytin Hasat Töreni” düzenlenecek. Ardından akşam saat 16.30’da Kırlangıç Yaşam Merkezi’nde “Zeytin ve Zeytinyağı Büyük Festival Pazarı”nın açılışı, tüm konukların katılımıyla gerçekleştirilecek. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ünlü sanatçılar Ege ve Suzan Kardeş Çim Alanda Sahne Alacak</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kırlangıç Yaşam Merkezi’ndeki hasat konserlerinde, 17 Ekim Cuma günü Ege, 18 Ekim Cumartesi günü Suzan Kardeş saat 20.30’da çim alanda sahne alacak. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Eş zamanlı etkinlikler</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Festivalde eş zamanlı etkinlikler kapsamında, kano, rüzgar sörfü ve yelken gösterimleri, paneller, Workshoplar, Cumhuriyet Meydanı’nda gün boyu yerel sanatçıların konserleri, köylerde tiyatrolar, yoga etkinlikleri yapılacak. Festival kapsamında, nostaljik gondol traktörler, Kırlangıç Yaşam Merkezi ve Cumhuriyet Meydanı arasında gün boyunca ücretsiz ring seferleri düzenlenecek.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/20-ayvalik-uluslararasi-zeytin-hasat-ve-turizm-festivali-basliyor-581837">20. Ayvalık Uluslararası Zeytin Hasat ve Turizm Festivali Başlıyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlar Çalışma Hayatında Güçlenmek İçin İzmir&#8217;den Ses Yükeltti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlar-calisma-hayatinda-guclenmek-icin-izmirden-ses-yukeltti-580445</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Sep 2025 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsiyet Eşitliği]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[esbaş]]></category>
		<category><![CDATA[eşit]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[güçlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[hayatında]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580445</guid>

					<description><![CDATA[<p>TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu, ESBAŞ, BM Kadın Birimi ve Dokuz Eylül Üniversitesi iş birliğiyle gerçekleştirilen İzmir Eşitlik Yıldızları Projesi’nin lansman toplantısında buluşan kadınlar, iş yaşamının her alanında cinsiyet eşitliğini sağlayarak  kadının çalışma hayatındaki varlığını güçlendirilmek için güç birliğini ülke geneline yaygınlaştıracaklar.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlar-calisma-hayatinda-guclenmek-icin-izmirden-ses-yukeltti-580445">Kadınlar Çalışma Hayatında Güçlenmek İçin İzmir&#8217;den Ses Yükeltti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu, ESBAŞ, BM Kadın Birimi ve Dokuz Eylül Üniversitesi iş birliğiyle gerçekleştirilen İzmir Eşitlik Yıldızları Projesi’nin lansman toplantısında buluşan kadınlar, iş yaşamının her alanında cinsiyet eşitliğini sağlayarak  kadının çalışma hayatındaki varlığını güçlendirilmek için güç birliğini ülke geneline yaygınlaştıracaklar.</b></p>
<p>Kadınların iş gücüne katılımını artırmak ve toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmek amacıyla TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu, ESBAŞ, BM Kadın Birimi ve 9 Eylül Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen “İzmir Eşitlik Yıldızları Projesi’nin lasman toplantısı ESBAŞ Konferans Salonunda gerçekleştirildi. Toplantının açılış konuşmasını yapan ESBAŞ Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve CEO’su Dr. Faruk Güler, sadece kurumları değil, toplumun geleceğini de daha adil ve güçlü kılacak ‘Eşitlik Yıldızları Projesi’nin paydaşı olmaktan büyük mutluluk duyduklarını belirtti.  “İş dünyasında kadınların varlığı sadece bir eşitlik meselesi değil, aynı zamanda stratejik bir gerekliliktir” diyen Dr. Faruk Güler, projenin de bu alanda sadece farkındalık yaratmakla kalmadığını, işletmelerin yapısal dönüşümünü teşvik eden kalıcı adımlar atılmasına öncülük ettiğini vurgulayarak, “Biz ESBAŞ olarak, bu anlayışı kurumsal kültürümüzün merkezine yerleştirmeye gayret ediyoruz. Yaklaşık 10 yıl önce ESBAŞ&#8217;ta özellikle saha çalışanlarında kadın istihdamı kayda değer bir düzeyde değildi. Ancak kararlı bir vizyon ile kadın istihdamını arttırmaya yönelik bilinçli bir kurumsal irade uyguladık ve bugün bu konuda çok farklı bir noktaya geldik. Bugün itibarıyla, ESBAŞ çalışanlarının yüzde 25’i kadınlardan oluşuyor. Ofis kadromuzda bu oran yüzde 50’ye ulaştı. Yönetici kadromuzda ise yüzde 70’leri bulmuş durumda. Bu bizim için yalnızca bir istatistik değil; fırsat eşitliğine dayalı kurumsal politikaların somut bir çıktısı, daha da önemlisi; gurur duyduğumuz bir değişim hikâyesidir” diye konuştu.</p>
<p>Dr. Faruk Güler, ESBAŞ’ın bilgi birikimi ve deneyimleri ile bu projenin hayata geçirilmesine katkı sunacağını belirterek, şunları söyledi: “Eşitlik Yıldızları Projesi ile işletmelerde fırsat eşitliği algısının güçlendirilmesi, kadın istihdamının artırılması ve özelikle istihdam dışı kalmış kadınlara yeni fırsat alanları sunulmasına katkıda bulunulması hedeflenmektedir. Bu hedefler yalnızca İzmir için değil, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedefleri için de son derece kıymetlidir. Biz bu proje etrafında kurulan iş birliğini, sadece bugünün değil, geleceğin daha adil, daha kapsayıcı ve daha üretken iş dünyasını inşa etme yolunda önemli bir adım olarak görüyoruz.”</p>
<p><b>“İzmir ortalamanın üstünde “</b></p>
<p>TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu olarak projeyi yalnızca bir girişimcilik veya sosyal sorumluluk adımı değil, aynı zamanda kadınların eşitliğini, varlığını ve emeğini güçlendiren kalıcı bir miras olarak gördüklerini ifade eden TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu İcra Komitesi Başkanı Deniz Celep de Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranının yalnızca yüzde 36,8 olduğunu, erkeklerde ise bu oranın yüzde 70’in üzerinde olduğunu belirterek, “Yani her üç kadından ancak biri iş hayatında yer alabiliyor. Yönetici pozisyonlarında kadınların oranı ise ancak yüzde 20 civarında. Oysa biliyoruz ki hiçbir hedef, kadınların emeği, katkısı ve vizyonu olmadan tam anlamıyla başarıya ulaşamaz” dedi.</p>
<p>İzmir’de kadınların işgücüne katılım oranının yüzde 45,1 ile Türkiye ortalamasının üzerinde olduğunu kaydeden Celep, bunun İzmir’in eşitlikçi ve ilerici ruhunun bir göstergesi olduğunu vurguladı. </p>
<p>İş hayatında bulunan 200’ün üzerinde kadından oluşan TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu’nun güçlü bir aile olduğunu kaydeden Celep, “Bu proje de 19 kişilik icra kurulumuzun tamamının emeğiyle ortaya çıktı. TOBB çatısı altında 81 ilde faaliyet gösteren bir yapı olarak, İzmir’den ülkemizin en doğusuna; Hakkâri’ye gittik. TOBB KGK Başkanımız Sayın Sevda Keskin ile bu projemizi oraya da taşımak için protokolümüzü imzaladık. Biz inanıyoruz ki; iş hayatında da özel yaşamda da kadınların eşitliği ve değeri korunmadan gerçek ilerleme mümkün değildir. Eşitlik Yıldızları Projesi yalnızca bir sosyal sorumluluk projesi değil, sürdürülebilir projelerin en önemli örneği ve aynı zamanda gelecek nesillere bırakacağımız güçlü bir mirastır” diye konuştu.</p>
<p>UN Women Program Yöneticisi Duygu Arığ da UN Women ve UN Global Compact iş birliğiyle geliştirilen Kadının Güçlenmesi Prensiplerinin (WEPs) 7 temel başlıkta belirlediği yol haritası hakkında şu bilgileri verdi: “Kadın ve erkek çalışanların sağlık, güvenlik ve refahının sağlanması. Kadınların eğitim ve mesleki gelişim olanaklarının artırılması. Kurum içinde cinsiyet eşitliğine yönelik üst düzey liderlik. Eşit ve adil işe alım, ücret ve terfi süreçlerinin desteklenmesi. Eşitlik için sosyal sorumluluk ve savunuculuk faaliyetlerinin yürütülmesi. Kadın girişimcilerin desteklenmesi ve tedarik zincirine dahil edilmesi. Elde edilen gelişmelerin şeffaf şekilde raporlanması bu temel prensipleri oluşturmaktadır.”</p>
<p><b>Anadolu Kadınlarının Ortak Hayali</b></p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Görevlisi ve Eşitlik Yıldızları Proje Koordinatörü Meltem Kolday ise projelerin sürdürülebilir olmasının, kişilere bağlı kalınmadan, doğru bir amaçla yürütülüp ona sahip çıkılması ile mümkün olduğunu belirterek, “Bu Projenin ana amacı temelde çok net; daha iyi bir dünya için daha çok insanı bir araya getirebilmek” şeklinde konuştu.</p>
<p>Toplantıya Hakkari’den katılan TOBB Hakkari Kadın Girişimciler Kurulu’nun başkanı Sevda Keskin ise, şunları söyledi:  “Anadolu’nun doğusundan batısına uzanan bu dayanışma köprüsü aslında kadınların gücünü ve iş birliğini en güzel şekilde gösteriyor. Farklı coğrafyalardan gelen kadınlar olarak ortak bir hayali paylaşıyoruz: Eşit, güçlü ve üretken bir toplum. Biz, üretim emek ve kararlılıkla var olmaya çalışıyoruz. Bu proje bizlere ilham ve cesaret veriyor” dedi.</p>
<p><b>“Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Türkiye’nin Geleceğinin En Sağlam Temelidir”</b></p>
<p>TOBB İzmir KGK İcra Komitesi üyesi Meral Sinanoğlu da toplumsal cinsiyet eşitliğinin yalnızca sözde kalmaması, gerçek hayatta somut eylemlere dönüşmesi için bir arada olduklarını ifade ederek, “TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu, Hakkari Kadın Girişimciler Kurulu ve 81 ildeki tüm kadın girişimciler kurulları olarak, Türkiye’nin girişimci kadın gücünü temsil ediyoruz. İşte bu güçle, bugün Eşitlik Yıldızı Projemizin ikinci adımını çok daha donanımlı, çok daha etkili bir şekilde hep birlikte atıyoruz. Çünkü biz çok iyi biliyoruz ki toplumsal cinsiyet eşitliği yalnızca ulaşılması gereken bir hedef değil; aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve kültürel geleceğinin en sağlam temelidir. Kadınların gücüyle yükselen bir ülkenin, daha parlak ve daha kapsayıcı bir geleceğe sahip olacağına yürekten inanıyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlar-calisma-hayatinda-guclenmek-icin-izmirden-ses-yukeltti-580445">Kadınlar Çalışma Hayatında Güçlenmek İçin İzmir&#8217;den Ses Yükeltti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin tek kıtalararası organ naklinde görev alan ekibi Üsküdar Üniversitesi&#8217;nden!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-tek-kitalararasi-organ-naklinde-gorev-alan-ekibi-uskudar-universitesinden-578886</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 13:30:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ekip]]></category>
		<category><![CDATA[görev]]></category>
		<category><![CDATA[kıtalararası]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[naklinde]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578886</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölümü, yalnızca eğitim ve bilimsel çalışmalarıyla değil, aynı zamanda dünya çapında hayat kurtaran uygulamalarıyla da dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-tek-kitalararasi-organ-naklinde-gorev-alan-ekibi-uskudar-universitesinden-578886">Türkiye&#8217;nin tek kıtalararası organ naklinde görev alan ekibi Üsküdar Üniversitesi&#8217;nden!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölümü, yalnızca eğitim ve bilimsel çalışmalarıyla değil, aynı zamanda dünya çapında hayat kurtaran uygulamalarıyla da dikkat çekiyor.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Kocailik’in liderliğinde Üsküdar Üniversitesi’nden Yoğun Bakım Uzm. Dr. Kadir Doğruer ve perfüzyonist Tarık Demir’den oluşan ekip, kıtalararası organ naklinde görev alan dünyadaki 11 ekipten biri olma özelliğini taşıyor. Türkiye’de bu alanda kıtalararası nakil ekibinde yer alan tek ekip Üsküdar Üniversitesi’nde.</p>
<p>Prof. Dr. Kocailik, bu kritik sürecin zorluklarını şöyle anlattı:</p>
<p>“Bazı hastaların kalp ve akciğerleri o kadar yetersiz çalışıyor ki, cihaz desteği olmadan yaşamaları mümkün olmuyor. Yoğun bakımda, pek çok cihaza bağlı yaşıyorlar; hatta hastane içinde MR ya da tomografi gibi tetkiklere bile taşınamıyorlar. Bu hastaların yaşama tutunabilmeleri ve nakilleri, ancak vücut dışı yaşam destek sistemleri ile mümkün oluyor. Bu sistemler ise ileri düzeyde bilgi ve deneyim gerektiren perfüzyon uygulamaları ile çalıştırılıyor.</p>
<p>Üsküdar ekibi, 10 yıl önce hastaneler arası ve şehirler arası nakillerle yola çıktı. Ardından Bakü–İstanbul ve Kosova–İstanbul arasında organ nakillerini başarıyla gerçekleştirerek uluslararası boyuta adım attı. Bugün ise kıtalararası uçuşlarda görev alabilen ender ekiplerden biri olarak dünya çapında öne çıkıyor.”</p>
<p><strong>Kıtalararasında dünya çapında 11 ekipten biri… </strong></p>
<p>Organ nakillerinde hastane içinden kıtalar arası boyuta uzanan beş farklı kategori bulunuyor. Ancak bu zincirin en zorlu halkası olan kıtalararası nakilleri yapabilen ekip sayısı dünya çapında yalnızca 11. Türkiye’de bu başarıyı gerçekleştiren tek ekip ise Üsküdar Üniversitesi Perfüzyon Bölümü’nün uzman kadrosu.</p>
<p>Prof. Dr. Kocailik, bu başarıyı mümkün kılan şeyin yalnızca teknik donanım değil, nitelikli insan kaynağı ve güçlü bir akademik kadro olduğuna dikkat çekerek, “Biz yalnızca hayat kurtarmıyoruz, aynı zamanda geleceğin perfüzyonistlerini de yetiştiriyoruz. Sahip olduğumuz deneyim, laboratuvar imkanları ve bilimsel çalışmalarımızla hem ülkemizde hem dünyada öncü konumdayız.” dedi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Perfüzyon Bölümü, bu başarıyla birlikte yalnızca eğitimde değil, uluslararası sağlık hizmetlerinde de rol üstlenmiş durumda.</p>
<p><strong>Perfüzyon bölümü nedir?</strong></p>
<p>Kalp ve/veya büyük damarlarda yapılacak müdahalelerde, kalp ve/veya akciğer nakillerinde ameliyat süresince kalp akciğer makinasını kullanarak hastanın hayatiyetinin devamını sağlayan, ECMO ve vücut dışı yaşam destek sistemleri ile de kritik hastaların tedavisinde önemli katkı sağlayan bilim dalıdır.</p>
<p>Bu meslek mensubuna da perfüzyonist unvanı verilmektedir. Perfüzyonist olmak için 4 yıllık perfüzyon lisansı ya da perfüzyon yüksek lisansı eğitimi alınması şartı bulunmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-tek-kitalararasi-organ-naklinde-gorev-alan-ekibi-uskudar-universitesinden-578886">Türkiye&#8217;nin tek kıtalararası organ naklinde görev alan ekibi Üsküdar Üniversitesi&#8217;nden!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlere Özel Ayrıcalıklar Garanti BBVA Mobil&#8217;de Tek Ekranda Toplandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genclere-ozel-ayricaliklar-garanti-bbva-mobilde-tek-ekranda-toplandi-578679</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 12:36:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[ayrıcalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[bbva]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[garanti]]></category>
		<category><![CDATA[Garanti Bbva]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[gençlere]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerin]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<category><![CDATA[müşteri]]></category>
		<category><![CDATA[onlar]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578679</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mobil bankacılığı yalnızca bir kanal değil, bir yaşam deneyimine dönüştüren Garanti BBVA, mobil uygulamasına eklediği yeni alan ile; 18-26 yaş arasındaki gençlerin hem finansal ihtiyaçlarını hem de günlük yaşamlarına dokunan ayrıcalıkları tek ekranda buluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclere-ozel-ayricaliklar-garanti-bbva-mobilde-tek-ekranda-toplandi-578679">Gençlere Özel Ayrıcalıklar Garanti BBVA Mobil&#8217;de Tek Ekranda Toplandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mobil bankacılığı yalnızca bir kanal değil, bir yaşam deneyimine dönüştüren Garanti BBVA, mobil uygulamasına eklediği yeni alan ile; 18-26 yaş arasındaki gençlerin hem finansal ihtiyaçlarını hem de günlük yaşamlarına dokunan ayrıcalıkları tek ekranda buluşturuyor.</p>
<p>Artık gençler; kredi kartı kampanyalarından kültür-sanat etkinliklerine, dijital abonelik avantajlarından kariyer fırsatlarına kadar birçok ayrıcalığı Garanti BBVA Mobil’de yer alan gençlere özel menüden kolayca takip edebiliyor. Kullanıcı dostu ve dinamik yapısıyla öne çıkan bu yeni alan, gençlerin ilgi alanlarına göre içerikleri ön plana çıkarıyor. Bu sayede Garanti BBVA Mobil, gençler için yalnızca bir bankacılık uygulaması değil; yaşamlarını kolaylaştıran, onlara her adımda eşlik eden bir dijital yol arkadaşı haline geliyor.</p>
<p><b><strong>Finansal ve Sosyal Faydalar Bir Arada</strong></b></p>
<p>Gençlerin günlük yaşam alışkanlıklarına göre zenginleştirilmiş içeriklerle donatılan Garanti BBVA Genç menüsünde, gençlerin en çok harcama yaptığı ulaşım, giyim, yeme-içme gibi alanlarda özel kampanyalar sunulurken; kültür-sanat, üniversite, eğitim ve kariyer gibi gelişim odaklı fırsatlar da doğrudan fayda sağlayacak şekilde kurgulanıyor. <strong>Kredi kartı kampanyaları, dijital platform aboneliklerine özel fırsatlar, kültür-sanat merkezlerinde ayrıcalıklı bilet avantajları, kariyer ve eğitim fırsatları </strong>tek bir noktadan takip edilebiliyor.</p>
<p>Uygulamanın kullanıcı dostu yapısı, gençlerin ilgi alanlarına göre içerikleri öne çıkarıyor<strong>.</strong> . İçerikler, gençlerin günlük yaşam alışkanlıklarına göre sürekli güncelleniyor ve zenginleştiriliyor.</p>
<p>Henüz Garanti BBVA müşterisi olmayan gençler mobil uygulama üzerinden ilk kez müşteri olduklarında, 6 ay boyunca tüm para transferlerini masrafsız gerçekleştirme ayrıcalığından faydalanabiliyor.</p>
<p><strong>Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Ceren Acer Kezik, yeni özelliği şu sözlerle değerlendirdi: </strong></p>
<p>“Bankacılık artık sadece işlem yapılan bir yer olmaktan çok daha fazlası; hayatın doğal bir parçası, kişisel bir deneyim, hatta dijital bir yol arkadaşı. Müşterilerimizle kurduğumuz ilişkinin sınırları, bir ürün ya da kanalın çok ötesinde. Bugün bankacılığı yeniden tanımlarken, temel sorumuz şu: Müşterilerimizin gözünden baktığımızda ne görüyoruz? Cevabımız çok net: Görünmez kadar akıcı, hatırlanacak kadar pozitif bir deneyim beklentisi. Bu beklenti, yalnızca teknolojik dönüşümle tanımlanamaz, aynı zamanda kültürel ve zihinsel bir dönüşümü de gerekli kılar. İşte tam bu noktada devreye “Radikal Müşteri Perspektifi” giriyor. Çünkü artık bankacılık, ihtiyaçlara yanıt vermekle kalmamalı; anlam üretmeli, güven inşa etmeli, insanı odağına almalı.</p>
<p>Bugünün gençleri yalnızca dijitale doğmuş bireyler değil; aynı zamanda geleceği şekillendirecek fikir ortaklarımız. Onlar hızlı, sezgisel, basit ve kişiselleştirilmiş deneyimler talep ediyor. Bankacılıktan beklentileri bir ürünün ötesinde, bir duruş. Karşılarında bir kurum yerine, onları anlayan, dinleyen, birlikte düşünen bir “yol arkadaşı” görmek istiyorlar.</p>
<p>Biz de Garanti BBVA olarak, gençleri geleceğin bankacılığının tasarım ortakları olarak görüyoruz. Mobil uygulamamızı onların geri bildirimleriyle şekillendiriyor, bazı özellikleri doğrudan genç kullanıcılarımızın önerileriyle hayata geçiriyoruz. Çünkü biliyoruz ki, gençlerin ihtiyaçlarına gösterdiğimiz özen bugün için bir değer, yarın içinse bir zorunluluk. Garanti BBVA Mobil’deki gençlere özel bu menü de işte bu anlayışın en somut yansıması. Gençlerle kurduğumuz bu güçlü bağ, bize geleceği nasıl inşa edeceğimiz konusunda ilham veriyor. Onların dünyasına yalnızca tanıklık etmiyoruz; birlikte şekillendiriyoruz. Gençlerin değerlerini, ihtiyaçlarını ve beklentilerini içselleştirdiğimiz ölçüde, geleceğin bankacılığına yön verme gücüne sahip oluyoruz. Ve bu yolculukta, her zaman birlikte yürümeye devam edeceğiz.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclere-ozel-ayricaliklar-garanti-bbva-mobilde-tek-ekranda-toplandi-578679">Gençlere Özel Ayrıcalıklar Garanti BBVA Mobil&#8217;de Tek Ekranda Toplandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Tugay: İzmir&#8217;in kabuğunu kırması, öncü kent olması için çalışıyoruz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-izmirin-kabugunu-kirmasi-oncu-kent-olmasi-icin-calisiyoruz-576862</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 09:06:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kabuğunu]]></category>
		<category><![CDATA[kentin]]></category>
		<category><![CDATA[kırması]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[öncü]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgar]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576862</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu'nun 138'inci toplantısına ev sahipliği yaptı. Başkan Tugay, kentin yalnızca kültür ve turizmde değil, enerji, dijital göçebelik ve uluslararası iş birliklerinde de lider olması için çalıştıklarını kaydetti. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-izmirin-kabugunu-kirmasi-oncu-kent-olmasi-icin-calisiyoruz-576862">Başkan Tugay: İzmir&#8217;in kabuğunu kırması, öncü kent olması için çalışıyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu&#8217;nun 138&#8217;inci toplantısına ev sahipliği yaptı. Başkan Tugay, kentin yalnızca kültür ve turizmde değil, enerji, dijital göçebelik ve uluslararası iş birliklerinde de lider olması için çalıştıklarını kaydetti. </p>
<p>İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu (İEKKK), İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı  Dr. Cemil Tugay&#8217;ın ev sahipliğinde 138&#8217;inci toplantısını Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde yaptı. Toplantıda İzmir’in ekonomik gelişimi, yeni istihdam olanakları, iklim kriziyle mücadele kapsamında yürütülen projeler, su ve altyapı yatırımları ile turizm ve kültür-sanat alanındaki gelişmeler ele alındı. Kurul üyeleri, kentin ihtiyaçlarına yönelik önerilerini paylaşarak çözüm yollarını tartıştı. Toplantının açılış konuşmasını yapan Başkan Tugay, kentin geleceği için ortak aklın önemine dikkat çekti. Tugay, İzmir’in hem ulusal hem uluslararası ölçekte daha güçlü bir rol üstlenmesi gerektiğini belirterek, “Enerjiden kültüre, turizmden dijital dönüşüme kadar her alanda İzmir’in öncü olması için çalışıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Kültürpark yeşil kimliğini yeniden kazanacak”</strong><br />İzmir’in kültürel ve sosyal yaşamında önemli bir yeri olan Kültürpark için yeni projeleri de anlatan Başkan Tugay, “Kültürpark’ın olabildiğince yeşillendirilmiş, geliştirilmiş bir yapıya kavuşmasını istiyoruz. Orası yalnızca bir yeşil alan değil, aynı zamanda kentin hafızasını barındıran bir yaşam alanı. Spor ve sosyal amaçlı kullanım için resmi onay bekliyoruz. Fuar hollerini kaldırmayı planlıyoruz. Ayrıca 2027’de İnciraltı’nda yapılacak Botanik EXPO için hazırlıklarımız sürüyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>“İzmir’e özel enerji politikası şart”</strong><br />Toplantının en önemli başlıklarından biri enerji oldu. Başkan Tugay, kent için bağımsız bir yol haritasının zorunluluğunu dile getirdi. Başkan Tugay, “Enerji alanında ortaya çıkacak yeni teknolojileri yakından izlemeliyiz. Şehrin ve Ege Bölgesi’nin bir enerji politikası hazırlanmalı, bakanlıkla paylaşılmalı. İzmir’e özel teşvikler talep edebiliriz” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>“Dijital göçebelik İzmir’e inovasyon getirecek”</strong><br />Tugay, dijital göçebeliğin kent için yeni bir fırsat alanı olduğuna dikkat çekerek, “Dijital göçebeleri sadece turist gibi görmemeliyiz. Onların İzmir’e katacağı değer, harcayacakları para değil; sahip oldukları bilgi, teknoloji ve inovasyon olacak. Bu potansiyeli çekebilmek için internet altyapısının güçlü olması, sosyal yaşamın cazip hale getirilmesi ve özel vize uygulamalarıyla desteklenmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>“Balkan şehirleriyle iş birliğini güçlendirelim”</strong><br />Başkan Tugay, İzmir’in uluslararası ilişkilerini geliştirmek için de önemli çalışmalar yaptıklarını kaydetti. İEKKK’den seçilecek temsilcilerle Selanik, Zagreb, Bakü ve Saraybosna gibi şehirlere heyet ziyaretleri düzenlemek istediklerini aktaran Tugay, böylelikle İzmir’in uluslararası bağlarını daha da güçlendirebileceklerini ifade etti. </p>
<p><strong>İyi Tasarım İzmir vurgusu</strong><br />Toplantının öne çıkan başlıklarından biri de İzmir’in yaratıcı kimliğini güçlendiren “İyi Tasarım İzmir” etkinliği oldu. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 10. kez düzenlenen ve kasım ayına kadar  devam edecek etkinlik kapsamında  Akdeniz ölçeğinde dünya meselelerine odaklanan tasarım çalışmaları İzmir’de bir araya gelecek. Geçtiğimiz 9 yıl boyunca program kapsamında 80’den fazla söyleşi ve panel, 60’ın üzerinde sergi, 70’ten fazla atölye ve 20 film gösterimi gerçekleştirildi. Yeni dönemde ise gençlere daha fazla alan açılması, toplumsal katılımın artırılması ve kentin yaratıcı potansiyelinin görünür kılınması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Sera gazı emisyonlarında artış</strong><br />Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) Yönetim Kurulu Başkanı Alper Kalaycı, Türkiye’nin sera gazı emisyonları, artan elektrik talebi, yenilenebilir enerji hedefleri ve İzmir’in özel rolünü kapsayan “Türkiye ve İzmir&#8217;de Temiz Enerji Görünümü” başlıklı bir sunum yaptı. Kalaycı, Türkiye’nin 1990’dan bu yana sera gazı emisyonlarında sürekli artış yaşadığını belirterek, emisyonların yaklaşık yüzde 74’ünün enerji kaynaklı olduğunu aktardı. Kalaycı, 2035&#8217;te sanayi ve hizmet sektörleri başta olmak üzere, elektrik tüketiminin neredeyse iki katına ulaşacağına dikkat çekti. </p>
<p><strong>İzmir uluslararası ölçekte de enerji üssü</strong><br />İzmir’in yenilenebilir enerji alanındaki öncü rolüne dikkat çeken Kalaycı,  “İzmir yalnızca karasal rüzgar yatırımlarında değil, denizüstü rüzgarda da öncü. Türkiye’nin ilk denizüstü rüzgar yol haritası 2021’de İzmir’de hazırlandı. 2024’te ilk denizüstü rüzgar endüstrisi envanteri yine İzmir’de oluşturuldu. Aynı yıl Aliağa’da ilk denizüstü rüzgar ölçüm direği kuruldu. Ayrıca Türkiye’nin rüzgar sektöründeki ilk kümelenmesi İzmir’de gerçekleşti. Bu adımlar, İzmir’i yalnızca ulusal değil, uluslararası ölçekte de enerji üssü haline getiriyor” dedi. </p>
<p><strong>Güneş ve jeotermalde yeni fırsatlar</strong><br />Kalaycı, 2024 itibarıyla Türkiye’nin 19,8 GW güneş enerjisi kurulu gücüne ulaştığını, potansiyelin ise çok daha yüksek olduğunu belirtti. İzmir’in hem elektrik üretiminde hem de ısıtmada jeotermali etkin kullanabilecek kapasiteye sahip olduğunu söyleyen Kalaycı,  Türkiye&#8217;de rüzgar türbini kanat üretim tesislerinde bir durgunluk olduğunu belirterek, “Bu tabloyu tersine çevirmeliyiz. Enerji dönüşümü yalnızca yatırım değil, yaşam biçimi değişikliğidir. Fosil yakıtlardan hızla uzaklaşmak zorundayız. İzmir’in rüzgar, güneş ve jeotermal potansiyelini depolama sistemleriyle entegre ederek tabana yaymalıyız. Afetlere dirençli, kendi enerjisini üretebilen alanlar kurmamız gerekiyor. Bireysel ısınmadan merkezi sistemlere, elektrifikasyona yönelmek şart” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>Karabağlı: Isı pompası devlet tarafından desteklenmeli</strong><br />BASİFED Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Karabağlı, konuşmasında ısı pompasının sağladığı enerji tasarrufunu anlattı. Karabağlı, “Böyle bir sistem varken hâlâ fosil yakıtlara bağımlı kalmamız kabul edilemez. Isı pompası devlet tarafından desteklenmeli ve bireysel kullanımda yönlendirici hale getirilmelidir” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Mehmet Ali Susam: “Ege Bölgesi yenilenebilir enerji üssü olmalı”</strong><br />İEKKK üyesi Mehmet Ali Susam, Ege Bölgesi’nin rüzgar ve diğer yenilenebilir kaynaklarda stratejik rolüne dikkat çekerek, “Ege Bölgesi kendisine yenilenebilir enerji üssü olma hedefini koyabilir. Ancak bugüne kadar bu yönde teşvikler yeterince güçlü uygulanamadı. Son dönemde üreticilerin kanat, türbin ve diğer ekipman yatırımlarını çekmek için düzenlemeler yapılıyor. Enerji sadece ekonomik bir konu değil, aynı zamanda bir ulusal güvenlik meselesidir. Dolayısıyla çeşitlendirmeyi esas alan bir yatırım politikasına ihtiyacımız var. Rüzgar, güneş, hatta nükleer dahil tüm kaynaklarda doğru teşvik ve yatırımlarla ilerlemek zorundayız” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>B40 Zirvesi ve İzmir’in karbon nötr hedefi</strong><br />Toplantıda İzmir Planlama Ajansı Başkanı Prof. Koray Velibeyoğlu,  B40 Balkan Şehirleri  Kültürel ve Ekonomik İş Birliği Zirvesi hakkında bilgilendirmede bulundu. Velibeyoğlu, “B40 Zirvesi, İzmir’in küresel ölçekte yeni bir vizyon kazanmasını sağladı. İzmir yalnızca ev sahibi değil, aynı zamanda yaratıcı bürokrasi, yenilikçi yönetişim ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında öncü bir aktör olarak öne çıktı” dedi. Velibeyoğlu ayrıca, hazırlanan zirve bildirgesinde dijital göçebelik, yaratıcılık ve yerel kültürlerle ilgili yapılması gereken adımların sıralandığını, bu alanlarda atılacak somut adımların İzmir’in uluslararası görünürlüğünü artıracağını söyledi.</p>
<p><strong>2030 kent taahhüdü ve misyon laboratuvarı</strong><br />İzmir’in sürdürülebilirlik politikalarındaki yeni adımlar hakkında da bilgi veren Velibeyoğlu, “İEKKK üyeleri daha önce 2030 Kent Taahhüdü’ne imza atarak karbon nötr şehir olma hedefini kabul etmişti. Bu hedefi somutlaştırmak için şimdi bir Misyon Laboratuvarı kuruldu. Laboratuvar, İzmir’in karbon nötr yolculuğunu destekleyecek projeleri izleyecek, raporlayacak ve her yıl kurul gündemine sunacak. İlk raporun Haziran ayında yayımlanması planlanıyor” dedi. </p>
<p><strong>“İzmir kabuğuna sıkışmış bir şehir olmamalı”</strong><br />Toplantının sonunda konuşan Başkan Tugay, İzmir’in geleceğine dair güçlü bir mesaj verdi. Tugay, “İzmir kabuğuna sıkışmış bir şehir gibi görünmemeli. Bu başlıklar üzerinde düşünmeye, çözüm üretmeye devam etmeliyiz. Çünkü kentin geleceği için bu tartışmalar büyük önem taşıyor” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-izmirin-kabugunu-kirmasi-oncu-kent-olmasi-icin-calisiyoruz-576862">Başkan Tugay: İzmir&#8217;in kabuğunu kırması, öncü kent olması için çalışıyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anadolu Efes&#8217;te Eşit İşe Eşit Ücret: Her Çalışana &#038; Her Göreve Eşit Değer</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anadolu-efeste-esit-ise-esit-ucret-her-calisana-her-goreve-esit-deger-576713</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 15:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[çalışana]]></category>
		<category><![CDATA[efes]]></category>
		<category><![CDATA[eşit]]></category>
		<category><![CDATA[Eşit Ücret]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[şe]]></category>
		<category><![CDATA[te]]></category>
		<category><![CDATA[ücret]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576713</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anadolu Efes, 18 Eylül Uluslararası Eşit Ücret Günü’nde, yıllardır sürdürdüğü “eşit görev ve sorumluluk için eşit ücret” anlayışını bir kez daha vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anadolu-efeste-esit-ise-esit-ucret-her-calisana-her-goreve-esit-deger-576713">Anadolu Efes&#8217;te Eşit İşe Eşit Ücret: Her Çalışana &#038; Her Göreve Eşit Değer</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Anadolu Efes, 18 Eylül Uluslararası Eşit Ücret Günü’nde, yıllardır sürdürdüğü “eşit görev ve sorumluluk için eşit ücret” anlayışını bir kez daha vurguladı. Şirket, yalnızca ücret politikalarında değil; işe alım, kariyer gelişimi, liderlik programları ve saha operasyonlarına kadar tüm insan kaynakları süreçlerinde fırsat eşitliğini hayata geçiriyor. Eşitlik, çeşitlilik ve kapsayıcılığı kurum kültürünün ayrılmaz bir parçası olarak gören Anadolu Efes, bu kültürü tüm ekosisteme yaymayı hedefliyor.</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler tarafından 2020 yılından bu yana kutlanan Uluslararası Eşit Ücret Günü, cinsiyet temelli ücret farklarının ortadan kaldırılması için farkındalık yaratmayı amaçlıyor. UN Women verilerine göre kadınların kazancı erkeklerin ortalamasının yaklaşık %20 altında. Bu tablo, eşit işe eşit ücret ilkesinin yalnızca bireysel şirketler için değil, küresel ölçekte tüm ekonomi için kritik bir öncelik olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Herkesin kendini ait hissettiği ve potansiyelini gerçekleştirebildiği bir çalışma ortamı sağladıklarını ifade eden <strong>Anadolu Efes Grup İnsan Kaynakları Direktörü Banu Artüz,</strong> “Eşitlik, çeşitlilik ve kapsayıcılığı yalnızca bir politika olarak değil, işimizin ve kurum kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Yönetim Kurulu’ndan saha operasyonlarına kadar her düzeyde fırsat eşitliğini gözetiyor, yetenek çekme, işe alım, gelişim ve ücretlendirme politikalarımızı bu anlayışla şekillendiriyoruz. Eşit işe eşit ücret uygulamalarımızı bağımsız denetimlerle düzenli olarak takip ederek şeffaf biçimde belgeliyoruz. Hedefimiz yalnızca kadın temsiliyetini artırmak değil; herkesin kendini ait hissettiği, potansiyelini gerçekleştirebildiği, kapsayıcı çalışma ortamımızı kalıcı hâle getirmek. Bu nedenle kadın liderliği programlarımız, mentorluk ve gelişim topluluklarımız, kültürel dönüşüm girişimlerimiz ve sahada kadın temsiliyetini artıran uygulamalarımız bizim için yalnızca insan kaynakları projeleri değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik vizyonumuzun da güçlü birer ayağı. Anadolu Efes olarak, fırsat eşitliği kültürünü kurum sınırlarımızın ötesine taşıyarak ekosistem genelinde kalıcı bir etki yaratmayı hedefliyoruz.” dedi.</p>
<p>Şirket, bu anlayış doğrultusunda kadın temsiliyet oranını artırmayı ve fırsat eşitliği kültürünü ekosistem genelinde güçlendirmeyi amaçlıyor. Kadın Saha Satış MT ve Kazakistan Women in Sales gibi uygulamalarla operasyon ülkelerinde kadınların satış rollerine katılımı destekleniyor. Kariyerlerinin farklı basamaklarında bulunan kadın yeteneklere erişim sağlayacak şekilde tasarlanan “İşimizde Gücümüz Sensin – Mavi Yaka Kadın İstihdamı” programı da, üretim ve benzeri alanlarda kadınların daha görünür olmasını sağlıyor. Program ile kadın profesyoneller Anadolu Efes’e kazandırılmakla kalmayıp, aynı zamanda kadınlara gelişimlerini destekleyecek sürdürülebilir bir çerçeve sunuluyor. Mentorluk ve gelişim toplulukları ile toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimleri de şirketin farkını ortaya koyuyor. 2025’te başlatılan kadın liderliği programı W-LEAD’in ise önümüzdeki yıl diğer ülkelere ve farklı yönetim kademelerine yaygınlaştırılması planlanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anadolu-efeste-esit-ise-esit-ucret-her-calisana-her-goreve-esit-deger-576713">Anadolu Efes&#8217;te Eşit İşe Eşit Ücret: Her Çalışana &#038; Her Göreve Eşit Değer</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uluslararası Runkara Yarı Maratonu&#8217;nun Basın Lansmanı Gerçekleştirildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uluslararasi-runkara-yari-maratonunun-basin-lansmani-gerceklestirildi-576477</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Sep 2025 15:52:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[basın]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[koşu]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[lansmanı]]></category>
		<category><![CDATA[maraton]]></category>
		<category><![CDATA[maratonu]]></category>
		<category><![CDATA[nün]]></category>
		<category><![CDATA[organizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[runkara]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[vali]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576477</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası Runkara Yarı Maratonu’nun lansmanı, 17 Eylül Çarşamba günü saat 11.00’de Ankara Ticaret Odası Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi. Lansmanda, Runkara’nın hedefleri, Ankara’ya kazandıracağı değer ve “Spor Başkenti” vizyonuna katkısı paylaşıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uluslararasi-runkara-yari-maratonunun-basin-lansmani-gerceklestirildi-576477">Uluslararası Runkara Yarı Maratonu&#8217;nun Basın Lansmanı Gerçekleştirildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uluslararası Runkara Yarı Maratonu’nun lansmanı, 17 Eylül Çarşamba günü saat 11.00’de Ankara Ticaret Odası Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi. Lansmanda, Runkara’nın hedefleri, Ankara’ya kazandıracağı değer ve “Spor Başkenti” vizyonuna katkısı paylaşıldı.</strong></p>
<p>5 Ekim Pazar günü üçüncü kez koşulacak Uluslararası Runkara Yarı Maratonu, sadece bir spor etkinliği olmanın ötesinde Cumhuriyetimizin başkenti Ankara’nın 102. yılına ithaf edilen anlamlı bir buluşma olacak. Spor tutkunlarını başkentte bir araya getirecek etkinlik, Ankara’nın uluslararası spor organizasyonlarındaki konumunu güçlendirmeyi hedefleyecek.</p>
<p>Uluslararası Runkara Yarı Maratonu’nun detayları, Ankara Vali Yardımcısı Cem Afşin Akbay, Ankara Gençlik Spor İl Müdürü Mustafa Çelik, Ankara Kent Konseyi Başkanı ve Ankara Ticaret Odası Başkan Vekili Halil İbrahim Yılmaz ile 78 Event Genel Müdürü Ömer Kafkas’ın katılımıyla gerçekleştirilen lansmanda paylaşıldı. Konuşmacılar, Runkara’nın Ankara’ya kazandıracağı değerleri, spor turizmine katkısını ve “Spor Başkenti” vizyonuna olan desteğini vurguladılar.</p>
<p>Başkent Millet Bahçesi önünden başlayacak Uluslararası Runkara Yarı Maratonu, 21K yarı maraton, 10K ve 6K kategorilerinde koşulacak. Katılımcılar, Ankara’nın tarihi ve modern dokusunu bir arada yansıtan parkurlarda hem dayanıklılıklarını test edecek hem de sporun coşkusunu yaşayacak.</p>
<p>Doğa ile şehrin iç içe geçeceği güzergahta, geniş yollar, tempolu bölümler ve stratejik koşu noktaları sporcuları bekleyecek. Özellikle şehir merkezinden geçecek kısımlar, yarışın temposunu belirleyecek en kritik etaplar arasında yer alacak. Başkent’in simge noktalarından geçilerek ilerlenen yarış, sporseverlere unutulmaz bir deneyim sunacak.</p>
<p>Runkara, Ankara Valiliği himayelerinde; Gençlik ve Spor Bakanlığı, Türkiye Atletizm Federasyonu, Ankara Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Altındağ Belediyesi, Ankara GSM Spor Kulübü, Ankara Ticaret Odası ve Ankara Kent Konseyi’nin koordinesinde gerçekleştirilecek. Organizasyonun ana sponsorluğunu Spor Toto üstlenecek, etkinlik ise 78 Event organizasyonu ile hayata geçirilecek.</p>
<p><strong>Runkara Lansmanında Sporun Birleştirici Gücü ve Ankara’ya Katkıları Öne Çıktı</strong></p>
<p><strong>Ankara Vali Yardımcısı Cem Afşin Akbay, “</strong>“Bu programa başladığımda, Victoria’dan bir organizasyonu örnek almış ve iki farklı etkinlik düzenlemiştim. Ne yazık ki bugün aramızda değil, ancak bu etkinliğin fikir sahibi ondan başkası değildi. Bu organizasyonu büyük bir ciddiyetle ele alıyor, çünkü gerçekten hikayesi ve ruhu olan, özel bir etkinlik olduğuna inanıyordu. Bugün World Athletics takviminde yer alması da tamamen Victoria’nın vizyonu sayesinde gerçekleşti.</p>
<p>Ankara’nın böyle bir yarışa sahip olması çok önemli bir adım. Henüz ikinci, üçüncü yılımızda World Athletics takvimine girmek, Ankara adına çok değerli bir başarıdır. Bu yarış Ankara için şunu ifade ediyor: Dünyadaki tüm başkentlerde resmi yarışlar o şehri temsil eder. Ankara’nın böyle bir eksikliği vardı; bugün bu maraton sayesinde Ankara da dünya başkentleri arasında yerini aldı.</p>
<p>Bizim hedefimiz, bu yarışın her geçen yıl büyüyerek binlerce sporcunun katıldığı bir marka organizasyona dönüşmesidir. Bu noktada Ankara Valiliği başta olmak üzere Ankara Ticaret Odası, yerel yönetimler, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve tüm kurumların güç birliği yapması çok anlamlıdır. Çünkü bu iş birliği sayesinde Ankara Yarı Maratonu gelecekte dünya çapında tanınan bir yarış haline gelecektir. Ayrıca bu organizasyonun sahiplenilmesinde büyük emek veren Valimize, Ankara Kent Konseyi Başkanımıza, sektör temsilcilerimize, İl Müdürümüze, Murat Erdoğan hocamıza ve tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum. Eğer bu ortak çaba gösterilmeseydi, bu yarışı kaybetmemiz kaçınılmazdı. Bugün gelinen nokta, hepimizin emeklerinin bir yansımasıdır.</p>
<p>Can hocama da başarılar diliyor, güzel bir yarış ve organizasyon olmasını temenni ediyorum. Katıldığınız ve bugün burada olduğunuz için hem Valimiz adına hem de şahsım adına teşekkür ederim.”</p>
<p><strong>Ankara Gençlik Spor İl Müdürü Mustafa Çelik, “</strong>Her büyük organizasyonun kahramanları vardır. Aramızda bulunan Murat Erdoğan hocamız da bu kahramanlardan biridir. Beş yıldır Ankara’dayım, ilk günlerden itibaren kendisiyle maraton eksikliğini konuşurduk. Onun gayretleri ve vizyonuyla bu fikir olgunlaştı. Bir diğer kahraman ise hiç şüphesiz Victoria’dır. Onun gösterdiği cesaret ve emeği olmasa bugün bu organizasyon belki de hayata geçemezdi. Victoria’yı rahmetle ve şükranla anıyorum. Onun vizyonu sayesinde bu yarış Ankara’mıza kazandırıldı ve bizlere büyük bir miras bıraktı.</p>
<p>Bugün, üçüncüsünü gerçekleştireceğimiz Uluslararası Ankara Yarı Maratonu, Sayın Valimizin himayelerinde, Gençlik ve Spor Bakanlığımızın desteğiyle, Ankara Büyükşehir Belediyemizin, Ankara Ticaret Odamızın, Kent Konseyimizin ve birçok paydaşımızın katkılarıyla düzenleniyor. Gençlik ve Spor İl Müdürü olarak böylesi bir organizasyonun içinde yer almak benim için de büyük bir onur ve gurur kaynağıdır.</p>
<p>Başkentler, kültürleri, sanatsal faaliyetleri ve spor etkinlikleriyle dünyada ön plana çıkarlar. Yurt dışındaki örneklerde gördüğümüz gibi, büyük başkentler spor organizasyonlarına ciddi yatırımlar yapıyor. Biz de Ankara’yı sporun başkenti yapma arzusundayız. Bu organizasyon, Ankara’nın değerlerini hem ülkemize hem de tüm dünyaya göstermemiz açısından büyük önem taşıyor.</p>
<p>Geçtiğimiz ay Gran Fondo gibi önemli bir organizasyonu gerçekleştirdik. Şimdi de üçüncüsünü düzenlediğimiz Runkara ile Ankara’nın spor kültürüne katkı sunuyoruz. Bu tür organizasyonların katlanarak büyüyeceğine inanıyoruz. İstanbul Maratonu ilk yıllarında yalnızca 70 kişinin koştuğu bir etkinlikti; bugün ise 35 bine yakın sporcunun katıldığı bir organizasyon haline geldi. Runkara da aynı şekilde büyüyerek, Ankara’nın uluslararası marka değerine katkı sağlayacaktır.</p>
<p>Ankara’nın en güzel noktalarından yansıyan görüntülerin tüm dünyaya ulaşması, şehrimizin tanıtımı açısından da çok değerlidir. Bu organizasyonun Ankara’nın spor kültürüne büyük bir ivme kazandıracağına inanıyorum. Bu süreçte destek veren başta Sayın Valimiz Basri Şahin’e, Gençlik ve Spor Bakanlığımıza, Ankara Ticaret Odamıza, Ankara Büyükşehir Belediyemize ve emeği geçen tüm paydaşlara şükranlarımı sunuyorum. İnşallah sağlıklı, başarılı ve coşkulu bir organizasyon olur. Tüm Ankaralıları bu güzel etkinliğe davet ediyorum.”</p>
<p><strong>Ankara Kent Konseyi Başkanı ve Ankara Ticaret Odası Başkan Vekili Halil İbrahim Yılmaz, </strong>“Her organizasyonun bir hikâyesi vardır. Ankara Yarı Maratonu da yalnızca bir yarış değil, aynı zamanda kentin spor, kültür ve ekonomik gelişiminin güçlü bir göstergesidir. Ankara’nın dünya başkentleriyle aynı kulvarda yer alması ve bu maratonun World Athletics takvimine girmesi, şehrimiz adına büyük bir kazanımdır.</p>
<p>Bugün Cumhuriyetimizin başkenti Ankara, kültürüyle, sanatıyla ve spordaki atılımlarıyla bir dünya şehri olma yolunda ilerliyor. Bir ay içinde Gran Fondo gibi önemli bir organizasyonu gerçekleştirdik  şimdi ise Runkara’nın üçüncüsünü düzenliyoruz. Bu etkinlikler şehrimizin spor kültürüne büyük katkı sağlarken, Ankara’nın uluslararası marka değerini de yükseltecektir.</p>
<p>Unutmayalım ki koşmak yalnızca adım atmak değildir; özgürlüğün, bağımsızlığın ve ilerlemenin simgesidir. Ankara Yarı Maratonu ile milletimizin cesaretini, kararlılığını ve azmini yeniden tüm dünyaya göstereceğiz. 13 Ekim’de başkent oluşunun 102. yılını kutlayacak olan Ankara, bu ruhu sporla pekiştirecektir.</p>
<p>Bugün burada atılan her adım, daha sağlıklı bireylerin, daha güçlü bir toplumun ve daha canlı bir kentin geleceği için atılmaktadır. Sporun birleştirici gücüyle Ankara artık yürümeyecek, liyakatla koşacaktır. Katkı sunan tüm kurumlarımıza, sporcularımıza, basınımıza ve Ankaralı hemşehrilerimize teşekkür ediyor, organizasyonun şehrimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.”</p>
<p><strong>Runkara Yarış Direktörü Can Korkmazoğlu, </strong>“Uluslararası Runkara Yarı Maratonu’nun her yıl büyüyerek hem atletlerimizi hem de sporseverleri bir araya getirmesi bizleri gururlandırıyor. Dünyada pek az başkent, uluslararası ölçekte markalaşmış bir yol koşusu organizasyonuna sahip değildir. Bu bağlamda Runkara Yarı Maratonu, Ankara adına önemli bir boşluğu doldurmaktadır.</p>
<p>Bugün bu sahneyi paylaştığım kişi ve kurumlara destekleri için teşekkür ediyorum. Uluslararası Runkara Yarı Maratonu, üçüncü yılında Dünya Atletizm Birliği (World Athletics) takviminde yerini aldı. Bu, organizasyonumuz için yalnızca büyük bir güvence değil, aynı zamanda prestijli bir sertifikadır. Dünya Atletizm Birliği tarafından verilen bu unvan, yarışımızın uluslararası standartlara uygunluğunu belgeliyor ve Ankara’ya uluslararası alanda saygınlık kazandırıyor.</p>
<p>Yol koşularının en güzel yönü, herkese açık olmasıdır. Futbolda, basketbolda veya voleybolda aynı sahayı dünya şampiyonlarıyla paylaşamazsınız; ancak yol koşularında dünyanın en büyük atletleriyle aynı parkurda koşma fırsatınız vardır. Bu nedenle eğer hâlâ koşu ile tanışmadıysanız, potansiyel bir koşucu olduğunuzu hatırlatmak isterim. Çünkü koşu, yapılabilecek en kolay sporlardan biridir; sahaya, topa, fileye ihtiyaç yoktur. Yalnızca bir çift ayakkabıyla evinizden çıkıp istediğiniz mesafeyi koşmanız yeterlidir.</p>
<p>5 Ekim’de yalnızca yarı maraton değil; 10 kilometre, 5 kilometre, takım yarışları ve aile koşuları da gerçekleştirilecek. Böylece her yaş ve seviyeye uygun seçenekler sunulacak. Uluslararası arenadan önemli atletlerin katılımının yanı sıra halkımızın da büyük ilgi göstereceğine inanıyorum.</p>
<p>Sözlerimi bitirirken şunu vurgulamak isterim: 5 Ekim’de Ankara çok özel bir organizasyona ev sahipliği yapacak. Bu güzellikleri hem Türkiye’ye hem de dünyaya duyuracak olan siz değerli basın mensuplarına şimdiden teşekkür ediyorum.”</p>
<p><strong>78 Event Genel Müdürü Ömer Kafkas, </strong>“Cumhuriyetimizin kalbi Ankara, sadece siyasetin ve bürokrasinin değil; kültürün, sanatın ve sporun da başkentidir. Bugün burada Ankara’nın spor organizasyonlarıyla ulusal ve uluslararası düzeyde markalaşması yolunda önemli bir adımı hep birlikte paylaşıyoruz.</p>
<p>Her yıl artan ilgisiyle Ankara Yarı Maratonu, kentimizin spor kültürünü büyütürken, dünya maraton takviminde de Türkiye’nin adını daha güçlü şekilde duyuruyor. Bu organizasyon yalnızca bir yarış değil, aynı zamanda dostluğun, sağlıklı yaşamın ve sporun birleştirici gücünü simgeleyen büyük bir buluşmadır. Bu vizyonun hayata geçmesinde başta Ankara Valiliği olmak üzere Ankara Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ankara Ticaret Odası, Ankara Kent Konseyi ve tüm paydaş kurumların çok değerli katkıları bulunmaktadır. Destekleri için kendilerine en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz.</p>
<p>Üçüncü kez düzenlenecek Uluslararası Ankara Yarı Maratonu, bu yıl da binlerce yerli ve yabancı sporcuyu Ankara’da buluşturacak. İnanıyoruz ki Ankara, spor organizasyonlarıyla dünya başkentleri arasında hak ettiği yeri alacaktır. Bu büyük organizasyonun mimarlarından, ancak ne yazık ki bugün aramızda bulunamayan sevgili Victoria’nın aziz hatırasını saygıyla anıyor, Ankara’nın onun hayaline sahip çıkmaya devam edeceğini ifade etmek istiyoruz.</p>
<p>Katılımınız ve desteğiniz için teşekkür ediyor, kentimize ve spor camiasına hayırlı olmasını diliyoruz.”</p>
<p><strong>Koşan Bir Başkent, Birlikte Güçlenen Bir Spor Kültürü</strong></p>
<p>Ankara’nın sporla, doğayla ve aktif yaşamla bütünleştiği en önemli koşu organizasyonlarından biri olan Uluslararası Runkara Yarı Maratonu, her yıl binlerce amatör ve profesyonel koşucuyu aynı çatı altında buluşturuyor. Türkiye’nin dört bir yanından ve farklı ülkelerden gelen katılımcıları ağırlayan yarış, başkentin spor turizmi potansiyelini gözler önüne sererken, Ankara’yı uluslararası spor takviminde öne çıkarıyor.</p>
<p>Tarihi ve modern dokuyu bir araya getiren özel parkuru ile dikkat çeken Runkara, katılımcılara unutulmaz bir deneyim sunuyor. Şehrin simge noktalarından geçerek ilerleyen koşu, Ankara’nın kentsel hareketliliğine ve sosyal yaşamına canlılık katarken, sporun birleştirici gücünü de en güçlü şekilde hissettiriyor.</p>
<p>Bu atmosferin daha da geniş kitlelere yayılması için mahalle muhtarlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve tüm yerel paydaşların katılımı da büyük önem taşıyor. Onların desteğiyle Runkara, yalnızca bir yarış değil, kentin tüm dinamiklerini buluşturan bir şenlik havasına dönüşüyor.</p>
<p><strong>Kayıtlar 1 Ekim’e kadar devam ediyor</strong></p>
<p>Farklı yaş gruplarından amatör koşucuları, kulüp sporcularını ve şehirde spor yapmayı seven herkesi buluşturacak Uluslararası Runkara Yarı Maratonu, trafiğe kapalı, asfalt zeminli ve güvenli parkurda gerçekleştirilecek. Katılım için kayıtlar 1 Ekim’e kadar runkara.com.tr adresinden yapılabilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uluslararasi-runkara-yari-maratonunun-basin-lansmani-gerceklestirildi-576477">Uluslararası Runkara Yarı Maratonu&#8217;nun Basın Lansmanı Gerçekleştirildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eloquent AI 7,4 milyon dolarlık tohum yatırımını 3 günde tamamladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eloquent-ai-74-milyon-dolarlik-tohum-yatirimini-3-gunde-tamamladi-574584</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2025 13:07:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[capital]]></category>
		<category><![CDATA[dolarlık]]></category>
		<category><![CDATA[ekip]]></category>
		<category><![CDATA[eloquent]]></category>
		<category><![CDATA[Finansal Kurumlar]]></category>
		<category><![CDATA[günde]]></category>
		<category><![CDATA[kurum]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[müşteri]]></category>
		<category><![CDATA[operasyon]]></category>
		<category><![CDATA[tohum]]></category>
		<category><![CDATA[ventures]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<category><![CDATA[yatırımını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574584</guid>

					<description><![CDATA[<p>Foundation Capital, Y Combinator ve Logo Ventures’un desteklediği Eloquent AI, API veya ek geliştirme ihtiyacı olmadan karmaşık ve regülasyona tabi iş akışlarını otomatikleştirmek için tasarlanan ilk yapay zekâ operatörünü geliştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eloquent-ai-74-milyon-dolarlik-tohum-yatirimini-3-gunde-tamamladi-574584">Eloquent AI 7,4 milyon dolarlık tohum yatırımını 3 günde tamamladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Foundation Capital, Y Combinator ve Logo Ventures’un desteklediği Eloquent AI, API veya ek geliştirme ihtiyacı olmadan karmaşık ve regülasyona tabi iş akışlarını otomatikleştirmek için tasarlanan ilk yapay zekâ operatörünü geliştirdi.</strong></p>
<p>Finans kuruluşlarının müşteri hizmetleri fonksiyonlarını ve süreçlerini yapay zekayı kullanarak uçtan uca otomatize etmelerini ve yönetmelerini sağlayan Eloquent AI, Amerikalı Foundation Capital liderliğinde 7,4 milyon dolarlık tohum yatırım turunu tamamladı. Yatırım turu yalnızca üç gün içerisinde yatırımcılardan hedeflenenin 12 katı üzerinde talep gördü.</p>
<p>İkinci girişimini hayata geçiren Tuğçe Bulut ve makina öğrenmesi profesörü Dr. Aldo Lipani tarafından kurulan Eloquent AI, regülasyona tabi finansal kurumların müşteri hizmet operasyonlarını otomatikleştirmek üzere tasarlanmış ilk Yapay Zekâ Operatörünü geliştirdi. Geleneksel chatbot’ların ya da yalnızca sıkça sorulan sorulara yanıt vermekle sınırlı yapay zekâ araçlarının ötesine geçen Eloquent AI Operatörleri; dolandırıcılık incelemeleri, ihtilaf çözümü ve KYC/AML denetimleri gibi kritik süreçleri uçtan uca, tam denetlenebilirlik ve uyumluluk sağlayarak otomatikleştiriyor.</p>
<p><strong>Eloquent AI Kurucu Ortağı Tuğçe Bulut</strong> kurumların biriken müşteri destek operasyonlarıyla ciddi vakit kaybetmesine dikkat çekerek “Finansal kurumların teknoloji adaptasyonunda geride kaldıkları yönündeki klişenin fazlasıyla abartıldığını görüyoruz. Bu kurumlar çoğu zaman uyumluluk gereklilikleri ve biriken müşteri operasyonlarıyla uğraşıyor. Bu sorunları çözme isteği kesinlikle mevcut, ancak şimdiye kadar doğru bir araç yoktu.” dedi.</p>
<p>Yaptıkları yatırıma ilişkin açıklamalarda bulunan <strong>Logo Ventures Yönetici Ortağı Merve Zabcı</strong>  <em>“Eloquent AI, finansal kurumların regülasyona tabi müşteri hizmetlerini uzun entegrasyon süreçlerine gerek duymadan yeniden tasarlamalarına imkân tanıyor. Bu, kurumlar için gerçek bir dönüm noktası. Klasik bir yapay zekâ asistanının ötesine geçerek müşteri operasyonlarını çok daha geniş bir alanda güvenilir şekilde otomatize edebiliyor. Tuğçe ve Aldo’yu uzun zamandır tanıyoruz; ilk günden itibaren yanlarında yer almaktan büyük heyecan duyuyoruz.</em>” dedi.</p>
<p><strong>Eloquent Yapay Zekâ Operatörü, regülasyona tabi finansal kurumlar için özel olarak geliştirildi</strong></p>
<p>Çoğu yapay zekâ aracı yalnızca basit sohbetlere odaklanırken, <strong>Eloquent AI,</strong> finansal kurumlar için kritik öneme sahip konuşmaların otomasyonu ihtiyacından doğdu. Bugün müşteri taleplerinin yalnızca yüzde 20–30’u genel yapay zekâ araçlarıyla karşılanabiliyor. Geri kalan talepler ise iç sistemlere giriş yapmayı, belgeleri incelemeyi ve farklı araçlar arasında işlemleri birleştirmeyi gerektiriyor. Bu karmaşık ve yüksek maliyetli iş akışları, BT ekiplerinin API geliştirmeye sınırlı zaman ayırabilmesi nedeniyle çoğunlukla manuel olarak yürütülüyor. İşte bu noktada, basit SSS botlarının ötesine geçerek gerçek operasyonel dönüşüm sağlayan <strong>Eloquent AI</strong> devreye giriyor.</p>
<p>Şirketin geliştirdiği <strong>Yapay Zekâ Operatörü</strong>, regülasyona tabi finansal iş akışları için özel olarak tasarlanıp eğitildi ve Eloquent AI’nin kendi çok modlu büyük dil modeli <strong>Oratio</strong> tarafından destekleniyor. Operatörler, tarayıcı kontrol teknolojisi ve bilgisayarla görme yöntemlerini kullanarak insan temsilcilerin iç sistemlerdeki adımlarını gözlemliyor, öğreniyor ve bu süreçleri API, komutlama ya da mühendislik desteğine ihtiyaç duymadan kusursuz  biçimdetaklit ediyor.</p>
<p><strong>Standart operasyon prosedüründen tam otomasyona</strong></p>
<p>Eloquent AI’nin benzersiz “Eloquent Operasyon Prosedürleri” (EOP) sayesinde, müşteri deneyimi ekipleri Yapay Zekâ Operatörüne görevleri yalnızca doğal bir dille anlatarak veya ekranda göstererek öğretebiliyor. Operatör, iş akışını bağımsız bir şekilde öğreniyor ve uyguluyor, tıpkı bir insan gibi iç sistemlerde güvenle hareket edebiliyor.</p>
<p>Bu yaklaşım, müşteri deneyimi ve operasyon ekiplerinin yüksek hacimli, tekrarlayan iş akışlarını kendi başlarına otomatikleştirmelerini sağlayarak mühendislik kapasitesine olan bağımlılığı azaltıyor. Aynı zamanda teknik ekipler, sınırlar koyma, deterministik kurallar tanımlama ve temsilcilerin iç sistemlerle nasıl etkileşim kuracağını yönetme yetkisini ellerinde tutuyor. Sonuç, güvenlikten, güvenilirlikten veya şeffaflıktan ödün vermeden hızlı ve esnek bir otomasyon oluyor.</p>
<p>Bu mimari sayesinde finansal kurumlar maliyetleri düşürebiliyor, yanıt sürelerini kısaltabiliyor ve doğruluğu artırabiliyor; böylece müşteri operasyonlarının yüzde 96’sına kadarını otomatikleştirmek mümkün oluyor. Lansmandan yalnızca dört hafta sonra, Eloquent AI Operatörleri hâlihazırda müşteri kazanımı, hesap açma, kredi hizmetleri, dolandırıcılık incelemeleri, yaptırım takibi ve reg-E ihtilafları gibi, daha önce birden fazla ekip ve sistem arasında manuel koordinasyon gerektiren iş akışlarını üstlenmiş durumda. Eloquent AI aynı zamanda; Cleo, Gusto, Mercury, OakNorth Bank, Rho ve Vouch gibi finansal hizmetlerin geleceğini şekillendiren yenilikçi şirketler tarafından da destekleniyor.</p>
<p>AI operatörlerinin insan API’leri gibi çalıştığını vurgulayan <strong>Foundation Capital Ortağı Nico Stainfeld</strong> “Eloquent AI’ın Operatörleri adeta insan API’leri gibi çalışıyor. İzliyorlar, öğreniyorlar ve bankacılık ortamlarında gereken titizlik ve uyumlulukla kritik iş akışlarını uyguluyorlar. Bu, manuel süreçlerde boğulan her finansal kurum için oyunun kurallarını değiştiren bir gelişme.” dedi.</p>
<p><strong>Merkezinde uyumluluk olan müşteri destek otomasyonu</strong></p>
<p>Elequent AI’ın sunduğu güvenilirliğin altını çizen <strong>EJF Ventures Yönetici Ortağı Jonathan Bresler</strong>, “Eloquent AI, kurumsal otomasyona bakışı tamamen değiştiriyor. Müşteri destek ekiplerinin dönüşüme öncülük etmesine imkân verirken teknik ekiplere de tam kontrol sağlıyor. Gerçek dünyadaki finansal operasyonlarda yapay zekânın bu düzeyde esneklik ve güvenilirlik sunduğunu ilk kez görüyoruz.” dedi. </p>
<p>Eloquent AI’ın platformu, bankacılık, ödemeler, kredi, sigorta ve varlık yönetimi alanlarında müşteri desteği ve operasyonları uçtan uca otomatikleştirmek üzere geliştirildi. Daha ilk günden kurumsal ölçekte kullanıma hazır olan platform, en katı uyumluluk standartlarını karşılıyor, yetkisiz finansal tavsiyeleri önceden engelliyor, hassas durumda olan müşterileri proaktif biçimde tespit ediyor ve her işlemler tam denetlenebilirlik için kaydediyor.</p>
<p>Yeni yatırım, şirketin San Francisco’daki mühendislik ekibini büyütmek ve Yapay Zekâ Operatörünün yetkinliklerini dolandırıcılık, ödemeler, kredi ve müşteri kazanımı gibi yeni dikey alanlara genişletmek için kullanılacak.</p>
<p>Eloquent AI’a yatırım yapmaktan gurur duyduklarını belirten <strong>Duke Capital Partners Genel Müdürü Kurt Schmidt</strong> “Bankaların ve sigorta şirketlerinin güvenilir bir ortağı olan Eloquent AI’ye yatırım yapmaktan gurur duyuyoruz. Onlar, finansal kurumların karmaşık ve regülasyona tabi iş akışlarını nasıl otomatikleştirdiğini dönüştürüyor. Uyumluluğu önceliklendiren, kodsuz Yapay Zekâ Operatörleri, finansal uyumluluğun en yüksek standartlarını korurken hızlı ölçeklenmeyi mümkün kılıyor ve kurumsal otomasyonda yeni bir standart belirliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Yatırım turunun öne çıkanları:</strong></p>
<p>Foundation Capital liderliğinde, EJF Ventures, Duke Capital Partners, MTV, Eight Capital, Multimodal Ventures, Pioneer Fund, Davidovs VC, Logo Ventures, Vento Ventures, Founders Capital ve Y Combinator’un katılımıyla yalnızca 3 günde 7,4 milyon dolarlık tohum yatırım toplandı.</p>
<p>Yatırım turu, 100 milyon doları aşan yatırımcı ilgisiyle 12 kat fazla talep gördü.</p>
<p>İkinci girişimi olan, bugüne kadar 90 milyon doların üzerinde VC yatırımı toplayan Tuğçe Bulut ve makine öğrenimi profesörü Dr. Aldo Lipani liderliğinde yürütüldü.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eloquent-ai-74-milyon-dolarlik-tohum-yatirimini-3-gunde-tamamladi-574584">Eloquent AI 7,4 milyon dolarlık tohum yatırımını 3 günde tamamladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Klaros Antik Kenti Kazı Çalışmalarıyla Gün Yüzüne Çıkıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/klaros-antik-kenti-kazi-calismalariyla-gun-yuzune-cikiyor-571954</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Sep 2025 12:48:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[kazı]]></category>
		<category><![CDATA[klaros]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571954</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antik dünyanın önemli bilgelik merkezlerinden Klaros’ta arkeolojik kazılar, geçmişi gün yüzüne çıkarmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/klaros-antik-kenti-kazi-calismalariyla-gun-yuzune-cikiyor-571954">Klaros Antik Kenti Kazı Çalışmalarıyla Gün Yüzüne Çıkıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Antik dünyanın önemli bilgelik merkezlerinden Klaros’ta arkeolojik kazılar, geçmişi gün yüzüne çıkarmaya devam ediyor. Saya Holding ana sponsorluğunda gerçekleştirilen kazılar, kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılması açısından büyük önem taşıyor.</strong></p>
<p>İzmir’in Menderes ilçesinde yer alan <strong>Klaros Antik Alanı</strong>’nda<strong> </strong>yürütülen kazı çalışmaları, <strong>Kültür ve Turizm Bakanlığı</strong>’nın izniyle ve <strong>Ege Üniversitesi</strong>’nin bilimsel liderliğinde devam ediyor. <strong>Saya Holding</strong> ana sponsorluğunda gerçekleştirilen kazılar, antik dünyanın bu önemli kehanet ve bilgelik merkezini yeniden görünür kılmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Antik bilgeliğin izinde</strong></p>
<p>Klaros Kazıları, yalnızca arkeolojik bir süreci değil; aynı zamanda kültür ekonomisi, yerel kalkınma ve tarih bilinci açısından çok katmanlı bir dönüşüm sürecini de temsil ediyor. Antik Çağ’da Apollon adına kehanetlerin yapıldığı bu kutsal alanda yürütülen kazıların, bölgenin kültürel potansiyelini açığa çıkarmada stratejik bir rol oynaması bekleniyor.</p>
<p>Beş yıldır çalışmalar iki ana alanda yürütülüyor. Son dönemde ise Geleceğe Miras Projesi kapsamında gerçekleştirilen çalışmaların ilki, İS 1. ve 4. yüzyıllar arasında Klaros’a gelen ziyaretçilerin konaklaması için inşa edilmiş, antik dönemdeki ismiyle Katagogeion’da gerçekleştirilen kazılar. Kazıların bir diğer odak noktası ise Klaros’un güneyinde, ana kent Sahildeki Kolophon tarafında ortaya çıkarılan 50 metre uzunluğunda ve 7 mekândan oluşan Roma yapısı. Ayrıca kazı çalışmalarına paralel olarak koruma ve onarım faaliyetleri de hız kazandı.</p>
<p><strong>Bir hafıza mekânı olarak Klaros</strong></p>
<p>Kazıların bilimsel danışmanlığını yürüten Ege Üniversitesi’nden <strong>Doç. Dr. Onur Zunal</strong>, Klaros’un yalnızca tarihî bir ören yeri değil, aynı zamanda bir hafıza mekânı olduğunu vurguluyor. Zunal, “<strong>Klaros, yaklaşık 3 bin yıl önce insanların geleceğe dair yön bulmak için başvurduğu bir merkezdi. Bugün ise her yeni buluntu, geçmişin sessiz tanıklığını geleceğe taşıyor</strong>” diyor.</p>
<p><strong>Büyük İskender’in rüyası ve İzmir’in kaderi</strong></p>
<p>Klaros’un, İzmir’in tarihsel kaderinde de önemli bir yeri bulunuyor. Antik yazar Pausanias’a göre, Büyük İskender bir gün gördüğü rüyayı Klaros’taki kahinlere yorumlattı ve bu kehanet doğrultusunda Smyrna’nın (bugünkü İzmir) yeni yerleşim alanı belirlendi. Bu yönüyle Klaros, yalnızca bir kutsal alan değil; şehir kurduran, medeniyet inşa eden bir bilgelik merkezi niteliği taşıyor.</p>
<p><strong>Kazıların asırlık serüveni</strong></p>
<p>Kazıların serüveni 1907 yılına kadar uzanıyor. Ancak savaşlar, kaynak yetersizliği ve yönetimsel nedenlerle sık sık kesintiye uğrayan çalışmalar, bugüne kadar yalnızca 51 yıl aktif olarak sürdürülebildi. Dönüm noktası ise 2001 yılında Ege Üniversitesi’nin kazı sorumluluğunu üstlenmesiyle yaşandı. Önce Prof. Dr. Nuran Şahin, ardından Doç. Dr. Onur Zunal’ın bilimsel danışmanlığında devam eden çalışmalar, bugün disiplinli ve sürdürülebilir bir biçimde ilerliyor.</p>
<p>Saya Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Cem Mengi</strong>, kültürel mirasın geleceğe taşınmasına katkı sağlamaktan duydukları sorumluluğu şu sözlerle ifade ediyor: <strong>“Bugün dünya şehirleri, kültürel mirası yalnızca geçmişin bir izi olarak değil, geleceğin inşa edici gücü olarak da görüyor. Klaros’a verdiğimiz destek yalnızca kazı alanına değil; aynı zamanda kültür ekonomisinin gelişimine, yerel kalkınmaya ve uluslararası tanınırlığa yönelik sürdürülebilir bir katkıdır. Bu yaklaşımımız evrensel sürdürülebilirlik ilkeleriyle de örtüşüyor. Türkiye’nin ve İzmir’in kültürel yükselişinde Klaros gibi merkezlerin geçmişle birlikte geleceği de inşa edeceğine inanıyor, bu tür örneklerin çoğalmasını diliyoruz.”</strong></p>
<p>Klaros Kazıları’nın ilerleyen süreçte daha geniş kitlelerle buluşturulması, bilimsel yayınlarla desteklenmesi ve kültür turizmine katkı sunacak biçimde kamusallaştırılması hedefleniyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/klaros-antik-kenti-kazi-calismalariyla-gun-yuzune-cikiyor-571954">Klaros Antik Kenti Kazı Çalışmalarıyla Gün Yüzüne Çıkıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gelecek Varlık, 20. yılında 20 kadının hayatına dokunuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gelecek-varlik-20-yilinda-20-kadinin-hayatina-dokunuyor-568808</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2025 15:51:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[dönüş]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[kadınla]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsal]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=568808</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu sene kuruluşunun 20. yıldönümünü kutlayan, varlık yönetim sektörünün lideri Gelecek Varlık Yönetimi, kurumsal sosyal sorumluluk projesi ‘Gelecek Senin’ mentörlük programını hayata geçirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecek-varlik-20-yilinda-20-kadinin-hayatina-dokunuyor-568808">Gelecek Varlık, 20. yılında 20 kadının hayatına dokunuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sene kuruluşunun 20. yıldönümünü kutlayan, varlık yönetim sektörünün lideri Gelecek Varlık Yönetimi, kurumsal sosyal sorumluluk projesi ‘Gelecek Senin’ mentörlük programını hayata geçirdi. YenidenBiz Derneği iş birliğiyle yürütülen proje, kariyerine çeşitli nedenlerle ara vermek zorunda kalan kadınlara, yeniden iş gücüne dönüş yolculuklarında birebir katkı sağlamayı hedefliyor. Program kapsamında şirketten 20 yönetici, 20 kadına mentörlük yaparak iş yaşamlarına geri dönüşlerine destek sunacak.</p>
<p><strong>“Gelecek Senin’le biz de ‘Yük Olmasın’ Diyoruz”</strong></p>
<p>Gelecek Senin mentörlük programı düzenlenen etkinlikle tanıtıldı. Mentör ve mentilerin de katılım gösterdiği buluşmanın açılış konuşmasını yapan <strong>Gelecek Varlık Yönetimi Genel Müdürü Sezin Ünlüdoğan</strong>; “Kişi ve kurumların yeniden ekonomik sisteme kazandırılmasındaki rolümüzle Türkiye ekonomisine katkı sağlamaya devam ediyoruz. Bu misyonumuzu toplumsal etki alanına da taşıyarak yarattığımız ekonomik faydayı sosyal faydayla tamamlıyoruz. Çatısı altında olduğumuz Fiba Grubu tarafından yürütülen Yük Olmasın projesi kapsamında yapılan bir araştırma sonucu, tek taraflı bakım yükü nedeniyle kadınların iş hayatından kopabildiği görülüyor. Biz de çözümün parçası olmak amacıyla Gelecek Senin projemizle ‘Yük Olmasın’ diyoruz. Gelecek Senin, 20 yıllık birikimimiz ve misyonumuza yakışır bir dayanışma modeli olacak.” dedi.</p>
<p><strong>Her yıl daha fazla kadına ulaşacak</strong></p>
<p>Gelecek Senin mentörlük programının yalnızca bir sosyal sorumluluk adımı değil, aynı zamanda toplumsal dönüşüme ilham verecek uzun soluklu bir yolculuk olacağının altını çizen<strong> Ünlüdoğan;</strong> “İlk yılında 20 kadınla yola çıktığımız bu program, önümüzdeki yıllarda dalga dalga büyüyerek çok daha fazla kadına ulaşacak. Toplumsal cinsiyet eşitliğine katkı sunan ‘Gelecek Senin’, kadınların üretime ve ekonomiye yeniden katılımını teşvik ederken, kurum içi liderlik kültürünü de güçlendirmeyi hedefliyor.” diye konuştu.</p>
<p>Mentörlük programı kapsamında Gelecek Varlık bünyesindeki farklı departmanlardan gönüllü olarak programa katılan 20 yönetici, kariyerine ara vermiş 20 kadınla birebir eşleşerek onların kariyer gelişimlerine rehberlik edecek. Ayda bir gerçekleşecek mentörlük buluşmaları, bilgi ve deneyim paylaşımının yanı sıra karşılıklı öğrenme ve gelişim fırsatları da sunacak.</p>
<p><strong>“Gelecek Senin, ortak geleceği birlikte inşa edecek”</strong></p>
<p><strong>YenidenBiz Derneği Genel Müdürü Tülay Cerit Tiryaki</strong>, etkinlikteki konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “YenidenBiz olarak 10. yılımızda, iş gücüne ara vermiş kadınların yeniden ekonomiye ve üretime katılımını destekleme misyonumuzla yolumuza devam ediyoruz. 100’e yakın kurumsal üyemizin desteğiyle yalnızca bu yıl 20 binden fazla kadına dokunduk ve her birinin yolculuğunda somut bir fark yaratmanın gururunu yaşıyoruz.</p>
<p>Kadınların işe dönüşünü desteklemek yalnızca bireysel bir kazanım değil; kurumların geleceğini güçlendiren, sürdürülebilirliği besleyen stratejik bir adımdır. Gelecek Varlık ile hayata geçirdiğimiz bu program, kadınların potansiyelini görünür kılarken iş dünyasına da kapsayıcılığın dönüştürücü gücünü hatırlatacak.</p>
<p>‘Gelecek Senin’, ilham veren bir dayanışma modeli olmanın ötesinde, ortak bir geleceği birlikte inşa etmenin yolu olacak.”</p>
<p><strong>“Program, karşılıklı gelişim fırsatı sunuyor”</strong></p>
<p><strong>Gelecek Varlık Yönetimi İnsan Kaynakları ve Kurumsal İletişim Direktörü Gaye Kaleağası</strong> ise projeye ilişkin şöyle konuştu; “Gelecek Varlık Yönetimi olarak 20. yılımızda, markamızı kurumsal sosyal sorumluluk projesiyle bir adım daha ileriye taşımaktan mutluyuz. Şirketimizde görev alan her bireyin yalnızca yetkinlikleriyle değil, değerleriyle de bu yapıya katkı sunduğunu görüyoruz. Bu doğrultuda, çalışan deneyimini sürekli geliştirmek, liderlik kültürünü derinleştirmek ve kapsayıcı bir iş ortamı yaratmak en büyük önceliklerimiz arasında yer alıyor. ‘Gelecek Senin’ mentörlük programı da kurum kültürümüzün temel taşları olan empati, kapsayıcılık ve birlikte öğrenme değerleriyle örtüşüyor. Yalnızca mentiler için değil, mentörlerimiz için de liderlik becerilerini güçlendiren önemli bir gelişim fırsatı sağlıyor. Gelecek Senin bireylerin potansiyelini ortaya çıkarırken kurumsal sosyal sorumluluğun dönüştürücü gücüyle iş dünyasının ve toplumun gelişimine anlamlı bir katkı sunuyor”.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecek-varlik-20-yilinda-20-kadinin-hayatina-dokunuyor-568808">Gelecek Varlık, 20. yılında 20 kadının hayatına dokunuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atlas Copco&#8217;dan Genç Yeteneklere İlham Veren Yüksek Okul ve Teknik Lise Ziyaretleri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/atlas-copcodan-genc-yeteneklere-ilham-veren-yuksek-okul-ve-teknik-lise-ziyaretleri-567910</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2025 14:27:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[endüstri]]></category>
		<category><![CDATA[endüstriyel]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[mühendis]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[teknik]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567910</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atlas Copco Endüstriyel Teknik, geleceğin endüstri profesyonellerine ilham vermek ve onları modern endüstri dünyasına hazırlamak amacıyla düzenlediği teknik okul ziyaretleriyle işveren markası vizyonunu sahaya taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atlas-copcodan-genc-yeteneklere-ilham-veren-yuksek-okul-ve-teknik-lise-ziyaretleri-567910">Atlas Copco&#8217;dan Genç Yeteneklere İlham Veren Yüksek Okul ve Teknik Lise Ziyaretleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atlas Copco Endüstriyel Teknik, geleceğin endüstri profesyonellerine ilham vermek ve onları modern endüstri dünyasına hazırlamak amacıyla düzenlediği teknik okul ziyaretleriyle işveren markası vizyonunu sahaya taşıyor. Bu ziyaretlerin hedef kitlesini yalnızca mühendis adayları değil, üretim hatlarının vazgeçilmez unsurları olan teknisyen adayları da oluşturuyor. Atlas Copco, teknik liselerden mezun olan gençlere staj ve istihdam fırsatları sunarak, endüstri süreçlerinin geleceğini şekillendirecek yetkinlikleri sahada kazandırmayı amaçlıyor.</p>
<p>2025 yılının ilk yarısında gerçekleştirilen bu kapsamlı program çerçevesinde; İzmit Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Kocaeli Üniversitesi Ford Otosan İhsaniye Otomotiv Meslek Yüksekokulu, Eskişehir Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ve Eskişehir Yunus Emre Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ziyaret edildi. Dört okulda yüzlerce öğrenciyle birebir temas kuruldu.</p>
<p>Atlas Copco Endüstriyel Teknik ekipleri, her okulda hem seminerler hem de uygulamalı atölye çalışmaları düzenleyerek öğrencilerin endüstriyel teknolojilerine doğrudan temas etmesini sağladı. Akıllı montaj cihazları ile yapılan uygulamalar, hata önleyici sistemler, izlenebilirlik çözümleri ve veri temelli üretim süreçleri gibi Endüstri 4.0 uygulamalarının sahada nasıl çalıştığı uygulamalı bir şekilde anlatıldı. Öğrenciler, gerçek montaj istasyonlarına benzer olarak kurulan demo istasyonlarda tork kontrollü vidalama sistemlerini kullanarak otomotiv endüstrisine yönelik örnek uygulamalar gerçekleştirdi. Uygulamalar sonrası yapılan değerlendirme oturumlarında, öğrencilerden gelen sorular cevaplanarak teknik konularda karşılıklı fikir alışverişi yapıldı.</p>
<p><strong>Atlas Copco Endüstriyel Teknik Servis Bölüm Müdürü Erşat Çayan</strong>, konuyla ilgili şu açıklamada bulundu:<br />
<strong>“Bu ziyaretler, yalnızca bilgi aktarımı değil, aynı zamanda gençlerin kariyer yolculuklarında güvenle ilerlemeleri için bir rehberlik fırsatı sunuyor. Teknik liselerden ve meslek yüksekokullarından mezun olan genç yeteneklerin sahadaki gelişimini desteklemek, Atlas Copco’nun geleceğe yaptığı en değerli yatırımlardan biri.”</strong></p>
<p>Endüstriyel sektörlerde ihtiyaç duyulan doğru yetkinlik ve deneyime sahip adaylara ulaşmak her geçen gün zorlaşıyor. Atlas Copco bu nedenle yalnızca okul ziyaretleriyle değil, aynı zamanda farklı iş birimlerinde uyguladığı staj programlarıyla teknisyen ve mühendis adaylarını şirket bünyesinde yetiştirerek geleceğe hazırlamayı hedefliyor.</p>
<p><b><strong>Çeşitlilik ve Kapsayıcılık: Atlas Copco’da Kökten Bir Kültür</strong></b></p>
<p>Atlas Copco’da çeşitlilik ve kapsayıcılık, yalnızca sosyal sorumluluk değil, aynı zamanda kurumsal kültürün temel yapı taşlarından biri olarak kabul ediliyor. Şirket, kapsayıcı bir iş ortamı yaratarak her çalışanın potansiyelini ortaya koyabileceği eşit fırsatlar sunmayı hedefliyor. Bu anlayış, yalnızca çalışan deneyimiyle sınırlı kalmayıp genç yeteneklerle kurulan temaslarda da kendini gösteriyor.</p>
<p>Kadın mühendis ve teknisyenlerin temsiliyetini artırma hedefi doğrultusunda yürütülen çalışmalar; yalnızca okullardaki ziyaretlerde kadın rol modellerin yer almasıyla sınırlı değil.<br />
Atlas Copco, endüstriyel üretim dünyasında toplumsal cinsiyet dengesini güçlendirmek adına kadın mühendis ve teknisyen adaylarına yönelik somut adımlar atmaya devam ediyor. Şirketin staj programlarında kadın adaylara öncelik tanınırken, GIIP – Global Endüstriyel Staj Programı sürdürülebilir şekilde düzenleniyor. Bu program sayesinde kadın mühendisler global projelerde aktif rol alma fırsatı yakalıyor; 2026’da da devam edecek olan GIIP, şirketin çeşitlilik vizyonunun uzun vadeli bir parçası olarak genç yetenekleri güçlendirmeyi sürdürüyor. Öte yandan, Atlas Copco’nun düzenli olarak katılım gösterdiği kariyer zirveleri ve sektörel etkinlikler aracılığıyla potansiyel kadın adaylarla uzun vadeli ilişkiler kuruluyor; böylece iş gücünde çeşitliliği destekleyen sürdürülebilir bir yetenek havuzu oluşturuluyor. Bu kapsamlı yaklaşım, genç kadınların endüstri sektöründe daha aktif roller almasına ilham verirken; teknik alanlardaki cinsiyet temsili dengesini iyileştirme hedefini de güçlendiriyor.</p>
<p><strong>Atlas Copco Endüstriyel Teknik İnsan Kaynakları Müdürü Yüksel Erdal</strong>, konuya ilişkin görüşlerini şöyle dile getirdi:<br />
<strong>“Çeşitlilik ve kapsayıcılık bizim için yalnızca bir söylem değil, Atlas Copco Grup kültürünü yansıtan iş yapış şekillerimizin temel bir parçası. Kadın mühendis adaylarına sunduğumuz fırsatlar ve mentorluk desteği, gelecekte daha dengeli ve kapsayıcı bir ekosistem yaratmamızın anahtarı</strong>.”</p>
<p><b><strong>İşveren Markası: İlham Veren Bir Öğrenme Ekosistemi</strong></b></p>
<p>Atlas Copco, genç yeteneklerle kurduğu bu etkileşimi bir sosyal sorumluluk projesinin ötesinde, uzun vadeli işveren markası stratejisinin önemli bir bileşeni olarak konumlandırıyor. Eğitimin her aşamasında ilham verici bir paydaş olma hedefiyle yürütülen bu program, teknik bilgi aktarımını; üretim kültürü, sürdürülebilirlik vizyonu ve çeşitlilik yaklaşımı ile birleştirerek geleceğin endüstri profesyonellerini destekliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atlas-copcodan-genc-yeteneklere-ilham-veren-yuksek-okul-ve-teknik-lise-ziyaretleri-567910">Atlas Copco&#8217;dan Genç Yeteneklere İlham Veren Yüksek Okul ve Teknik Lise Ziyaretleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital çağın yorgunlarıyız!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-yorgunlariyiz-567084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Aug 2025 08:53:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, modern toplumun en yaygın sorunlarından biri olan “Dijital Yorgunluk" konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-yorgunlariyiz-567084">Dijital çağın yorgunlarıyız!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, modern toplumun en yaygın sorunlarından biri olan “Dijital Yorgunluk&#8221; konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Sosyal medya kullanıcıları nüfusun yüzde 70’ine yaklaştı</strong></p>
<p>Türkiye’de sosyal medya kullanımının artık hayatın vazgeçilmez bir parçası olduğunu kaydeden Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Üstelik bu yalnızca gençlere özgü bir alışkanlık değil. Her yaş grubundan milyonlarca insan, günün ciddi bir bölümünü dijital ekranlara bakarak geçiriyor. Sosyal medya kullanıcılarının oranı nüfusun yaklaşık yüzde 70’ine yaklaşmış durumda. Günlük ortalama sosyal medya kullanım süresi 3 saate yakın, internet kullanım süresi ise 7 saatten fazla ve her iki rakam da dünya ortalamasının üzerinde.” dedi.</p>
<p><strong>Yoğun bir şekilde internet ve sosyal medya kullanıyoruz</strong></p>
<p>Yoğun bir şekilde internet ve sosyal medya kullanıldığını dile getiren Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Üstelik yalnızca içerik tüketmekle kalmıyor, sürekli bir şeyler üretme, paylaşma ve sosyal bağlantılar kurma çabası içerisindeyiz. En yakın ilişkilerde dahi sosyal medyanın etkisi günden güne artıyor. Aile üyelerimizi sosyal medyadan gözetliyor, dostla muhabbeti düşmana nispeti sosyal medyadan yapıyoruz. İş için sosyal medya, aşk için sosyal medya, görülmek için sosyal medya, gizlenmek için sosyal medya, eğlenmek ve de öğrenmek için de yine sosyal medyadayız.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dikkatimiz sürekli gelen bildirimlerle bölünüyor</strong></p>
<p>Dijital dünyanın görünmeyen yüklerinden birinin “dijital yorgunluk” olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Gül Esra Atalay, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dikkatimiz sürekli gelen bildirimlerle bölünüyor, sosyal medya ve mobil mesajlaşma uygulamaları yakamızı bırakmıyor ve her kaydırmada güncellenen içeriklerle fark etmeden yavaş yavaş tükeniyoruz. Yalnızca zihinsel bir yorgunluk değil bu; duygusal olarak da yıpranıyor, çevremizde olan biteni algılayamamaya başlıyoruz.</p>
<p>Psikoloji terminolojisinde bu durum için ‘Dijital tükenmişlik’ ifadesi kullanılıyor.  Dijital tükenmişliğin başlıca belirtileri, kayıtsızlık, ilgisizlik ya da zihinsel tükenmişlik olarak belirtiliyor. Dijital çağda aşırı bilgiye maruz kalıyoruz. Bilgi toplumu, bilgi çağı gibi ifadeler genellikle bu gerçeği yüceltmek için kullanılsa da zihnin işleyebileceğinden fazla bilgiyle sürekli olarak karşılaşması sanıldığı gibi olumlu etkilere neden olmuyor.”</p>
<p><strong>Yoğun bilgi yükü hasta ediyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atalay, “Yoğun bilgi yükünü sindirmeye çalışmanın yarattığı stres, uykumuzu bozarak, konsantrasyonumuzu sabote ederek ve bağışıklık sistemimizi zayıflatarak bizi hasta edebiliyor. Sonuçta Bilgi Yorgunluğu Sendromundan mustarip toplumlara dönüşüyoruz. Bu durumun nasıl ortaya çıktığını ortaya koymak için ‘Bilişsel Yük Kuramı’nı hatırlamak gerekiyor. Bilişsel yük kuramı çok fazla bilgiyle karşılaştığımızda zorlanmaya başladığımızı ve problem yaşadığımızı, çünkü çalışma belleğimizin bu bilgiyi işlemek için yeterli kapasiteye sahip olmadığını anlatıyor. Bilgi fazlalığı, yorgunluk ve bireyin bulunduğu durumdan kaçma isteğine yol açıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ekran başında saatler geçirmek tükenmişliğe itiyor</strong></p>
<p>Durduk yere mesaj gelmiş gibi hissedildiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, “Sürekli telefondan ses geliyormuş gibi kulak kabartıyoruz. Dijital teknolojilerle kesintisiz şekilde ve aşırı uyarılmak, ekran başında saatler geçirmek bizi tükenmişliğe itiyor. Bu sorun yalnızca bireyi değil, ailesini, sosyal çevresini de ilgilendiren, insani ilişkileri sekteye uğratan bir boyuta taşındı. Her sabah gözümüzü açar açmaz yüzümüzü yıkamadan, sevdiklerimize günaydın demeden parmaklarımız otomatik pilota bağlı gibi telefona uzanıyor. Bildirim var mı, mesaj gelmiş mi, ‘beğeni’ almış mıyım? Bir bakıp çıkacağız sanıyoruz, olmuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aile ve çiftler arasında sorunlara neden oluyor</strong></p>
<p>Sosyotelizmin (phubbing), sosyal ortamlarda yanındaki kişiyle ilgilenmek yerine sürekli olarak akıllı telefona bakmak, sosyal medyada gezinmek uğruna yanı başımızdaki kişileri ihmal etmek anlamında kullanıldığını ve aile, arkadaşlık ilişkilerinde, çiftler arasında sorunlara neden olduğunu da dile getiren Prof. Dr. Atalay, şöyle devam etti:</p>
<p>“Gözlerimizi ekrana her çevirdiğimizde sosyal ilişkilerimizden, çevremizden hatta kendimizden biraz daha soyutlanıyoruz. Aile içi sohbetlerin yerini sessizlik alıyor; çünkü aynı odada olsak, hatta aynı masa etrafında toplanmış olsak da herkes kendi dijital evreninde geziniyor. Dijital yorgunluk bu soyutlanmayı artırıyor, soyutlandıkça ise daha çok yoruluyor, tükeniyoruz. İşin bir de fiziksel yanı var. Dijital teknolojilerin bizi sürüklediği hareketsizlik, hatalı beden duruşları ve uykusuzluk sağlığımızı ciddi şekilde tehdit ediyor.”</p>
<p><strong>Sosyal medya yorgunluğu kaçınılmaz</strong></p>
<p>Bu durumun sadece bireysel bir irade eksikliği olmadığını, sistemin kendisinin buna göre tasarlandığını vurgulayan Prof. Dr. Atalay, algoritmaların rolünü şöyle anlattı:</p>
<p>&#8220;Sosyal medya mecralarının çok fazla zamanımızı alması elbette yalnızca biz kullanıcıların tercih ve alışkanlıklarıyla açıklanamaz. Hepsinin tabanında kullanıcıyı mümkün olduğunca uzun şekilde platformda tutmaya programlanmış algoritmalar var. Bu algoritmalar bizim tüm dijital davranışlarımızı gözlemliyor, işliyor ve bizi her gün biraz daha iyi tanıyor. Böylece önümüze ne çıkarırsa gözümüzü ayıramayacağımızı kestirebilmeye başlıyor. Sonunda sosyal medya yorgunluğu kaçınılmaz oluyor.</p>
<p>İşin ironik yanı, bu konuda yapılan araştırmalar sosyal medya yorgunluğunun zaman içerisinde kullanıcıların sosyal medya aktivitelerinden bunalmasına ve kullanımdan geri çekilmelerine de neden olmaya başladığını gösteriyor. Yani sosyal medya platformlarının hep toplumun iyilik durumu hem de kendi süreklilikleri için algoritma politikalarını gözden geçirmeleri gerekiyor.”</p>
<p><strong>Dijital minimalizm akımı yaygınlaşıyor</strong></p>
<p>Kullanıcıların bu konudaki hassasiyetleri arttıkça dijital minimalizm akımının da yaygınlaştığını dile getiren Prof. Dr. Gül Esra Atalay, dijital minimalizme başlama adımlarını da şöyle sıraladı:</p>
<p>“-Akıllı telefonlar, tabletler ve bilgisayarlardaki kullanmadığımız uygulamaları silmek,</p>
<p>-Telefonu elimize aldığımızda Ne yapmak için kullanacağım? sorusunu sormak ve gereksiz dolaşmaları azaltmak,</p>
<p>– Sosyal medya ve eğlence amaçlı uygulamaların bildirimlerini kapatmak,</p>
<p>– Ekran süresi belirlemek,</p>
<p>-Haftada bir gün ya da günde belirli saatleri sosyal medyadan uzak geçirilecek zamanlar olarak belirlemek,</p>
<p>– Dijital ekranların yerine kitap okumak, arkadaşlarla buluşmak, yürüyüş yapmak gibi aktiviteler koymak,</p>
<p>Tüm bunlar ilk başta kolay gelmeyebilir ama bir yerden başlamak gerekiyor.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-yorgunlariyiz-567084">Dijital çağın yorgunlarıyız!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Erasmus Yapan Öğrenciler Yalnızca Ülke Değil, Bakış Açısı Değiştiriyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erasmus-yapan-ogrenciler-yalnizca-ulke-degil-bakis-acisi-degistiriyor-562356</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Aug 2025 09:39:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[bakış]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[değiştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[erasmus]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yapan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=562356</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erasmus+ ve diğer değişim programlarının öğrencilere sunduğu katkıların önemine dikkat çeken Prof. Dr. Yeşim Ekinci, “Günümüzde uluslararası deneyim artık bir lüks değil, zorunluluk haline geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erasmus-yapan-ogrenciler-yalnizca-ulke-degil-bakis-acisi-degistiriyor-562356">&#8220;Erasmus Yapan Öğrenciler Yalnızca Ülke Değil, Bakış Açısı Değiştiriyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erasmus+ ve diğer değişim programlarının öğrencilere sunduğu katkıların önemine dikkat çeken Prof. Dr. Yeşim Ekinci, “Günümüzde uluslararası deneyim artık bir lüks değil, zorunluluk haline geldi. Değişim programlarından yararlanan öğrencilerimiz yalnızca ülke değil, bakış açısı değiştiriyor. Bu programlar, öğrencilere akademik vizyon kazandırmanın yanı sıra, kültürel ve kişisel anlamda da büyük bir dönüşüm sağlıyor” diye konuştu.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Uluslararası Akademik İlişkiler Koordinatörü Prof. Dr. F. Yeşim Ekinci, Erasmus+ ve diğer değişim programlarının öğrencilere sunduğu katkıları anlattı. </p>
<p>Yeditepe Üniversitesi’nin temel stratejilerinden birinin uluslararasılaşma olduğunu belirten Prof. Dr. Ekinci, “Amacımız dünyayla etkileşim hâlinde olan, kültürel açıdan donanımlı bireyler yetiştirmek. Erasmus+ başta olmak üzere çok sayıda uluslararası program ve ikili iş birliği ile öğrencilerimize bu vizyonu kazandırıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Avrupa’dan Asya’ya Uzanan İş Birliği Ağı</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi’nin Avrupa genelinde geniş bir iş birliği ağı oluşturduğuna işaret eden Prof. Dr. Ekinci, “Bugüne kadar Avrupa’nın çok sayıda ülkesindeki yükseköğretim kurumlarıyla başarılı değişim programları yürüttük ve öğrenci hareketliliğinde istikrarlı bir artış yakaladık. Avrupa dışındaki kıtalarla yapılan ikili anlaşmalar sayesinde de uluslararası ağımızı her geçen gün genişletiyoruz. Böylece öğrencilerimize yalnızca Avrupa ile sınırlı kalmayan, çok boyutlu ve zengin bir uluslararası deneyim sunuyoruz” diye konuştu. </p>
<p><strong>“Kariyerlerine de Katkı Sağlıyor”</strong></p>
<p>Değişim programlarının öğrenciler üzerindeki etkisinin çok yönlü olduğuna dikkat çeken Ekinci, “Yurt dışında eğitim gören öğrencilerimiz farklı bir kültür, başka bir dil, yeni bir sosyal çevre ve farklı bir eğitim sistemiyle tanışıyor. Bu deneyim, kişisel gelişimlerine olduğu kadar kariyer yolculuklarına da doğrudan katkı sağlıyor” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>Başvuru Süreci Adım Adım Destekleniyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Ekinci, Erasmus programına başvuru sürecinin, üniversitenin Uluslararası Değişim ve İş Birliği Ofisi tarafından desteklendiğini belirterek, “Başvurudan hibeye kadar tüm aşamalar planlı ve kolay bir şekilde ilerliyor. Süreç boyunca öğrencilere danışmanlık hizmeti sunuyoruz. Yurt dışı eğitim deneyimi öğrenci ile birlikte ailesi için de bir süreç. Özellikle ilk kez yurt dışına çıkacak öğrenciler için aile desteği büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<p><strong>Yaratıcı Alanlara İlgi Artıyor</strong></p>
<p>Erasmus+ programının tüm bölümlere açık olduğunu belirten Ekinci, sözlerini şöyle sürdürdü:<br /> “Bazı alanlar daha yoğun ilgi görüyor. Özellikle sosyal bilimler, idari bilimler ve mühendislik gibi geleneksel olarak güçlü alanlar aktifliğini korurken, son yıllarda sanat, tasarım ve gastronomi gibi yaratıcı alanlardan gelen başvurularda da önemli bir artış gözlemleniyor.” </p>
<p><strong>Dijitalleşme ile Yeni Dönem Başladı</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin de hızlanmasıyla birlikte, online dersler ve sanal değişim programlarının, coğrafi sınırları ortadan kaldırdığını anımsatan Prof. Dr. Ekinci, bu sayede üniversitelerin öğrencilere daha kapsayıcı ve esnek eğitim modelleri sunduğunu anımsattı. Ekinci “2025-2026 döneminde dijital yeterliliği yüksek, daha esnek bir sistem öne çıkacaktır” dedi. </p>
<p><strong>“Uluslararası Deneyim Artık Lüks Değil, Zorunluluk”</strong></p>
<p>Üniversite adaylarına da seslenen Prof. Dr. Yeşim Ekinci, “Günümüzde uluslararası deneyim artık bir lüks değil, zorunluluk haline geldi. Üniversite seçiminizi yaparken, kurumun sunduğu değişim ve hareketlilik programlarını mutlaka değerlendirin. Çünkü bu programlar, sadece bir diploma kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda sizi global dünyaya hazırlayan, dünya vatandaşı bilinci kazandıran eşsiz fırsatlardır.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erasmus-yapan-ogrenciler-yalnizca-ulke-degil-bakis-acisi-degistiriyor-562356">&#8220;Erasmus Yapan Öğrenciler Yalnızca Ülke Değil, Bakış Açısı Değiştiriyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaspersky&#8217;nin araştırmasına göre, endüstriyel kuruluşların yalnızca %7&#8217;si güvenlik açıklarını gerektiğinde ele alıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kasperskynin-arastirmasina-gore-endustriyel-kuruluslarin-yalnizca-7si-guvenlik-aciklarini-gerektiginde-ele-aliyor-546337</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jun 2025 08:09:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmasına]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[endüstriyel]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğinde]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[kasperskynin]]></category>
		<category><![CDATA[kuruluşların]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=546337</guid>

					<description><![CDATA[<p>Endüstriyel kuruluşların %7'snini güvenlik açıklarını yalnızca gerektiğinde ele alıyor olması kurumları planlanmamış kesintilere, üretim kayıplarına ve olası siber ihlallerden kaynaklanabilecek itibar ve mali zararlara maruz bırakıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kasperskynin-arastirmasina-gore-endustriyel-kuruluslarin-yalnizca-7si-guvenlik-aciklarini-gerektiginde-ele-aliyor-546337">Kaspersky&#8217;nin araştırmasına göre, endüstriyel kuruluşların yalnızca %7&#8217;si güvenlik açıklarını gerektiğinde ele alıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Endüstriyel kuruluşların %7&#8217;snini güvenlik açıklarını yalnızca gerektiğinde ele alıyor olması kurumları planlanmamış kesintilere, üretim kayıplarına ve olası siber ihlallerden kaynaklanabilecek itibar ve mali zararlara maruz bırakıyor. Bu endişe verici eğilim, VDC Research ve Kaspersky tarafından yakın zamanda gerçekleştirilen ankette vurgulanıyor. </strong></em></p>
<p>Kaspersky&#8217;nin VDC Research ile birlikte yürüttüğü &#8220;Amaca Yönelik Çözümlerle OT Güvenliğini Sağlama&#8221; araştırması, endüstriyel sektördeki değişen siber güvenlik ortamına ışık tutuyor. Enerji, kamu hizmetleri, üretim ve ulaşım gibi kilit sektörlere odaklanan bu araştırmada, endüstriyel ortamların siber tehditlere karşı güçlendirilmesinde karşılaşılan önemli eğilimleri ve zorlukları ortaya çıkarmak için 250&#8217;den fazla karar vericiyle anket yapıldı.</p>
<p>Güçlü bir siber güvenlik stratejisi, iş liderlerinin hangi varlıkların korunmaya ihtiyaç duyduğunu anlamasına ve en yüksek riskli alanları değerlendirmesine olanak tanıyarak, kuruluşun varlıklarına tam görünürlük sağlamakla başlar. BT ve OT (Operasyonel Teknoloji) sistemlerinin birleştiği ortamlarda bu, kapsamlı bir varlık envanterinden daha fazlasını gerektirir. Kuruluşlar, operasyonel gerçeklikleriyle uyumlu bir risk değerlendirme metodolojisi uygulamalıdır. Bunu net bir varlık temel çizgisi oluşturarak hem kurumsal risk kriterlerini hem de güvenlik açıklarının potansiyel fiziksel ve siber sonuçlarını ele alan anlamlı risk değerlendirmeleriyle yapabilirler.</p>
<p>Ancak bu konudaki son anket bulguları endişe verici bir eğilimi ortaya koyuyor. Önemli oranda kuruluş, düzenli sızma testi veya güvenlik açığı değerlendirmesi yapmıyor. Katılımcıların yalnızca %27,1&#8217;i bu kritik değerlendirmeleri aylık olarak gerçekleştirirken, %48,4&#8217;lük çoğunluk değerlendirmeleri birkaç ayda bir yapıyor. Endişe verici bir şekilde, %16,7&#8217;si bunu yılda yalnızca bir veya iki kez yapıyor ve %7,4&#8217;ü yalnızca gerektiğinde güvenlik açıklarını ele alıyor. Bu tutarsız yaklaşım, giderek karmaşıklaşan tehdit ortamında kurumları savunmasız bırakabilecek bir durum.</p>
<p>Her yazılım platformu doğası gereği hatalara, güvensiz kodlara ve kötü niyetli aktörlerin BT ortamlarını tehlikeye atmak için kullanabileceği diğer zayıflıklara karşı savunmasız kalabilir. Bu nedenle endüstriyel şirketler için etkili yama yönetimi bu riskleri azaltmak için çok önemlidir. Ancak araştırmalar, birçok kuruluşun bu alanda önemli zorluklarla karşılaştığını ve genellikle kritik güncellemeler için operasyonları duraklatmak için gerekli zamanı ayırmakta zorlandığını ortaya koyuyor. Rahatsız edici bir şekilde, birçok kuruluş OT sistemlerine yalnızca birkaç ayda bir veya daha uzun bir süre yama uyguluyor ve bu da risk maruziyetlerini önemli ölçüde artırıyor. Kurumların %31,4&#8217;ü yamaları aylık olarak uygularken, %46,9&#8217;u bunu birkaç ayda bir yapıyor. %12,4&#8217;ü ise yılda yalnızca bir veya iki kez güncelliyor.</p>
<p>Etkili yama yönetiminin sürdürülmesindeki bu zorluklar, sınırlı cihaz görünürlüğü, tutarsız satıcı yama kullanılabilirliği, özel uzmanlık gereksinimleri ve yasal uyumluluğun siber güvenlik ortamına karmaşıklık katmanları eklediği OT ortamlarında daha da artıyor.</p>
<p>BT ve OT sistemleri giderek birbirine yaklaştıkça, genellikle açık standartlar yerine tescilli teknolojilere dayanan, geleneksel olarak farklı yapıya sahip söz konusu sistemlerin uyumlu hale getirilmesi için acil bir ihtiyaç ortaya çıkıyor. Varlık takibi ve sağlık izleme için kameralar ve akıllı sensörlerden gelişmiş iklim kontrol sistemlerine kadar Nesnelerin İnterneti (IoT) cihazlarının hızla çoğalması, bu zorluğu daha da artırıyor. Bu bağlı cihaz patlaması, endüstriyel kuruluşlar için saldırı yüzeyini genişletiyor ve sağlam siber güvenlik önlemlerine duyulan acil ihtiyacın altını çiziyor.</p>
<p>Kaspersky, bu alanda endüstriyel müşteriler için özel OT sınıfı teknolojileri, uzmanlık bilgisini ve paha biçilmez uzmanlığı sorunsuz bir şekilde entegre eden benzersiz bir ekosistem sunuyor. Kritik altyapılar için yerel bir XDR platformu olan Kaspersky Industrial Cybersecurity (KICS), merkezi varlık envanteri, risk yönetimi ve denetimi sunan ve tek bir platform aracılığıyla çeşitli, dağıtılmış altyapılarda güvenlik ölçeklenebilirliği sağlayan OT ekosisteminin temel taşını oluşturuyor. Ayrıca Kaspersky, endüstriyel kuruluşların yeni OT cihazları veya sistemleri kurarken Secure by Design ideolojisini benimsemelerini öneriyor.</p>
<p>KasperskyOS İş Birimi Başkanı <strong>Dmitry Lukiyan</strong>, şunları söylüyor: <em>&#8220;Kaspersky&#8217;de Secure-by-Design konseptini Siber Bağışıklık yaklaşımımızla hayata geçiriyoruz. Bu, bilinmeyen güvenlik açıklarından yararlanan saldırılara bile dayanabilen, mimari açıdan esnek ürünler ortaya koymak anlamına geliyor. Geleneksel sistemlerin aksine, Cyber Immune ürünleri sürekli yama veya harici güvenlik katmanlarına ihtiyaç duymaz. Sonuç olarak, müşterilerimiz güvenlikten ödün vermeden daha güçlü koruma, basitleştirilmiş bakım ve daha düşük toplam sahip olma maliyetinden faydalanır.”</em> </p>
<p>KasperskyOS tabanlı Cyber Immune ürünleriyle kurumlar, minimum ek siber güvenlik maliyetiyle sistemlerinin dayanıklılığını artırabilir, böylece uzun vadede genel siber güvenlik giderlerini azaltabilir.</p>
<p>&#8220;Securing OT with Purpose-built Solutions&#8221; raporunun tamamını okumak için web sitesini ziyaret edebilirsiniz.</p>
<p>Endüstriyel siber dayanıklılık ve tüm varlık ve süreçlerin kapsamlı bir şekilde korunmasını sağlamanın yolları hakkında daha fazla bilgi edinmek için interaktif kılavuza başvurabilirsiniz.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kasperskynin-arastirmasina-gore-endustriyel-kuruluslarin-yalnizca-7si-guvenlik-aciklarini-gerektiginde-ele-aliyor-546337">Kaspersky&#8217;nin araştırmasına göre, endüstriyel kuruluşların yalnızca %7&#8217;si güvenlik açıklarını gerektiğinde ele alıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şafak Sezer&#8217;in Kasada Parti Filmi Şimdi Yalnızca Prime Video&#8217;da Yayında</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/safak-sezerin-kasada-parti-filmi-simdi-yalnizca-prime-videoda-yayinda-460895</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 May 2024 08:52:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[filmi]]></category>
		<category><![CDATA[kasada]]></category>
		<category><![CDATA[parti]]></category>
		<category><![CDATA[prime]]></category>
		<category><![CDATA[şafak]]></category>
		<category><![CDATA[sezerin]]></category>
		<category><![CDATA[şimdi]]></category>
		<category><![CDATA[videoda]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yayında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=460895</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başrollerinde Şafak Sezer, Deniz Akkaya, Okan Şenozan’ın bulunduğu yeni komedi filmi Kasada Parti şimdi yalnızca Prime Video’da yayında.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/safak-sezerin-kasada-parti-filmi-simdi-yalnizca-prime-videoda-yayinda-460895">Şafak Sezer&#8217;in Kasada Parti Filmi Şimdi Yalnızca Prime Video&#8217;da Yayında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birbirinden ilginç ve eğlenceli karakterlerin, yılbaşı gecesi başlarından geçen talihsiz ama komik olaylar ile karşılaşacağınız filmin yönetmenliğini Kamil Çetin üstleniyor.</p>
<p><strong><u>Kasada Parti Hakkında</u></strong></p>
<p>Zengin iş adamı Evren ve eşi, sözde dostları için yıllarca hatırlanacak bir yılbaşı partisi düzenlemeye karar verirler. Ancak parti vermekten ziyade asıl amaçları, yeni satın aldıkları evin devasa kasasını arkadaşlarına göstermektir. Davetlilerin yanlışlıkla kasada kilitli kalmasıyla başlayan olaylar ile hiçbir şey Evren’in planladığı gibi gitmez. Kasa o kadar güvenlidir ki dışarı hiç ses çıkmaz ve içeride telefonlar çekmez. Tüm bunların üstüne iki güvenlik görevlisi hariç evdeki tüm personel ortalıkta yoktur ve partiye gelen davetliler kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalır. Zaman ilerledikçe ve kasa içerisindeki kaynaklar azaldıkça gerilimler artar, ittifaklar kurulur ve arkadaşlar gerçek yüzünü göstermeye başlar. Evren&#8217;in yıllarca kötü bir şekilde hatırlanacak bir partisi olur ve gösteriş yapmanın nasıl da ters tepebileceğini öğrenir. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/safak-sezerin-kasada-parti-filmi-simdi-yalnizca-prime-videoda-yayinda-460895">Şafak Sezer&#8217;in Kasada Parti Filmi Şimdi Yalnızca Prime Video&#8217;da Yayında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Berlin, 29 Aralık&#8217;ta tüm dünyayla aynı anda yalnızca Netflix&#8217;te yayınlanacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/berlin-29-aralikta-tum-dunyayla-ayni-anda-yalnizca-netflixte-yayinlanacak-406255</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Sep 2023 00:24:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[aralıkta]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[berlin]]></category>
		<category><![CDATA[dünyayla]]></category>
		<category><![CDATA[netflixte]]></category>
		<category><![CDATA[tüm]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yayınlanacak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=406255</guid>

					<description><![CDATA[<p>La Casa de Papel dünyasının üyelerinden Berlin geri dönüyor! Pedro Alonso’nun canlandırdığı karaktere odaklanan sekiz bölümlük Berlin, 29 Aralık’ta tüm dünyayla aynı anda sadece Netflix’te yayınlanacak. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/berlin-29-aralikta-tum-dunyayla-ayni-anda-yalnizca-netflixte-yayinlanacak-406255">Berlin, 29 Aralık&#8217;ta tüm dünyayla aynı anda yalnızca Netflix&#8217;te yayınlanacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>La Casa de Papel dünyasının üyelerinden Berlin geri dönüyor! <strong>Pedro Alonso</strong>’nun canlandırdığı karaktere odaklanan sekiz bölümlük <em>Berlin</em>, 29 Aralık’ta tüm dünyayla aynı anda sadece Netflix’te yayınlanacak. </p>
<p>Berlin’e yeni çetesinde elektronik mühendislik dehası Keila (<strong>Michelle Jenner</strong>), hayırsever profesör ve sırdaşı Damián (<strong>Tristán Ulloa</strong>), daima uçlarda yaşayan bir kamikaze, Cameron (<strong>Begoña Vargas</strong>), sadık dostu Roi (<strong>Peña Fernández</strong>) ve çetenin aksiyon konusunda durmak bilmeyen üyesi Bruce (<strong>Joel Sánchez</strong>) eşlik ediyor. La Casa de Papel dünyasından <strong>Itziar Ituño </strong>ve <strong>Najwa Nimri</strong> ise Raquel Murillo ve Alicia Sierra olarak geri dönüyor. Dizinin oyuncu kadrosunda bu isimlerin yanı sıra <strong>Samantha Siqueiros</strong>, <strong>Julien Paschal</strong>, <strong>Masi Rodríguez</strong> ve <strong>Rachel Lascar</strong> da yer alıyor. </p>
<p><strong>Álex Pina</strong> ve <strong>Esther Martínez Lobato</strong>’nun yaratıcısı olduğu sekiz bölümlük dizinin senaryosunu <strong>Álex Pina</strong>, <strong>Esther Martínez Lobato</strong>, <strong>David Barrocal</strong>, <strong>David Oliva</strong> ve <strong>Lorena G. Maldonado</strong> kaleme alırken yönetmenliğini ise <strong>Albert Pintó</strong>, <strong>David Barrocal</strong> ve <strong>Geoffrey Cowper</strong> paylaşıyor.</p>
<p> </p>
<p><em><strong><u>Berlin </u></strong></em><strong><u>Hakkında: </u></strong></p>
<p>Karanlık bir günü aydınlatabilecek yalnızca iki şey var: aşk ve servet değerinde bir soygun. Berlin’i henüz hastalığından haberdar değilken ve İspanyol Kraliyet Darphanesi’ne sıkışıp kalmadan önceki altın yıllarında ayakta tutan şeyler de bunlar. En sıra dışı soygunlarından birini tam da bu esnada planlamaya başlar: 44 milyon dolar değerindeki mücevherlerin mucizevi bir şekilde ortadan kaybolmasını sağlamak. Bunun için daha önce birlikte çalıştığı üç çeteden birinin yardımına başvurur.  </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/berlin-29-aralikta-tum-dunyayla-ayni-anda-yalnizca-netflixte-yayinlanacak-406255">Berlin, 29 Aralık&#8217;ta tüm dünyayla aynı anda yalnızca Netflix&#8217;te yayınlanacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Candy Cane Lane, 1 Aralık&#8217;ta Tüm Dünyada Yalnızca Prime Video&#8217;da Yayına Girecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/candy-cane-lane-1-aralikta-tum-dunyada-yalnizca-prime-videoda-yayina-girecek-402857</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Sep 2023 23:10:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[aralıkta]]></category>
		<category><![CDATA[candy]]></category>
		<category><![CDATA[cane]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[girecek]]></category>
		<category><![CDATA[lane]]></category>
		<category><![CDATA[prime]]></category>
		<category><![CDATA[tüm]]></category>
		<category><![CDATA[videoda]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yayına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=402857</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eddie Murphy şehre geliyor ve ilk yılbaşı filmine kendine has komedisini katıyor! İzleyiciler, sihirli karakterler ve beklenmedik sürprizlerle yılbaşı sihrini deneyimliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/candy-cane-lane-1-aralikta-tum-dunyada-yalnizca-prime-videoda-yayina-girecek-402857">Candy Cane Lane, 1 Aralık&#8217;ta Tüm Dünyada Yalnızca Prime Video&#8217;da Yayına Girecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eddie Murphy şehre geliyor ve ilk yılbaşı filmine kendine has komedisini katıyor! İzleyiciler, sihirli karakterler ve beklenmedik sürprizlerle yılbaşı sihrini deneyimliyor. <em>Candy Cane Lane</em> filmi, 1 Aralık Cuma günü sadece Prime Video&#8217;da dünya çapında 240&#8217;tan fazla ülke ve bölgede gösterime girecek. Prime üyeleri <em>Candy Cane Lane </em>filmini tek üyelikte indirim, kolaylık ve eğlence fırsatları kapsamında izleyebilecek. Prime Video, ayda sadece 39 TL’ye özel indirimleri, geniş seçenekleri, kullanım kolaylığını ve kaliteli dijital eğlenceyi üyeleriyle buluşturuyor.</p>
<p>Eddie Murphy, bu yılbaşı komedi macerasında, mahallesinin geleneksel yeni yıl konseptli dekorasyon yarışmasını kazanmayı kendine misyon edinmiş bir adamı canlandırıyor. Chris (Eddie Murphy), kazanma şansını artırmak için yanlışlıkla çılgın bir elf olan Pepper (Jillian Bell) ile anlaşma yapar, o da Noel&#8217;i hayata döndüren sihirli bir büyü yapar ve şehre büyük bir kaos getirir. Ailesinin tatilini mahvetme riskiyle karşı karşıya kalan Chris, karısı Carol (Tracee Ellis Ross) ve üç çocuğuyla birlikte Pepper&#8217;ın büyüsünü kırmak, sihirli kötü karakterlerle mücadele etmek ve herkes için Noel&#8217;i kurtarmak için zamanla yarışmak zorunda kalır.</p>
<p>Filmin oyuncu kadrosunda Eddie Murphy, Tracee Ellis Ross, Jillian Bell, Thaddeus J. Mixson, Ken Marino, Nick Offerman, Robin Thede, Chris Redd, Genneya Walton, Madison Thomas, D.C. Young Fly, Anjelah Johnson-Reyes, Nancy Lenehans gibi yıldız isimler bulunuyor. <em>Candy Cane Lane</em>, yönetmen Reginald Hudlin, yapımcı Brian Grazer ve Murphy’i 1992 yapımı hit film Boomerang’dan bu yana ilk kez bir ara getiriyor. Senaryo, Kelly Younger tarafından El Segundo, CA&#8217;daki Candy Cane Lane&#8217;de geçen kendi çocukluk anılarından ve yılbaşı deneyimlerinden esinlenerek yazılmıştır.</p>
<p>Kelly Younger tarafından yazılılıp Michele Reginald Hudlin tarafında yönetilen filmin liderliğini ve yönetici prodüktörlüğünü Doug Merrifield üstleniyor. Filmin yönetici prodüktörleri arasında Ron Howard, Brian Grazer, Eddie Murphy, Karen Lunder, Charisse Hewitt-Webster da yer alıyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/candy-cane-lane-1-aralikta-tum-dunyada-yalnizca-prime-videoda-yayina-girecek-402857">Candy Cane Lane, 1 Aralık&#8217;ta Tüm Dünyada Yalnızca Prime Video&#8217;da Yayına Girecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Murat Arslan: Düzenli Veteriner Hekim Kontrolleri Yalnızca Kedilerin Değil, İnsanların da Sağlığını Korur!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-murat-arslan-duzenli-veteriner-hekim-kontrolleri-yalnizca-kedilerin-degil-insanlarin-da-sagligini-korur-389697</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jul 2023 14:10:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arslan]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[insanların]]></category>
		<category><![CDATA[kedilerin]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolleri]]></category>
		<category><![CDATA[korur]]></category>
		<category><![CDATA[murat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[veteriner]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=389697</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Türk Veteriner Hekimler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Murat Arslan, koruyucu hekimliğin hayvan sağlığı ve refahı kadar zoonotik hastalık risklerinin önüne geçilebilmesi için de önemli olduğunu vurguladı: </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-murat-arslan-duzenli-veteriner-hekim-kontrolleri-yalnizca-kedilerin-degil-insanlarin-da-sagligini-korur-389697">Prof. Dr. Murat Arslan: Düzenli Veteriner Hekim Kontrolleri Yalnızca Kedilerin Değil, İnsanların da Sağlığını Korur!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Düzenli Veteriner Hekim Kontrolleri Yalnızca Kedilerin Değil,</strong></p>
<p><strong>İnsanların da Sağlığını Korur!</strong></p>
<p><em>Birçok hayvan sahibinin, hayvanları için düzenli veteriner hekim kontrolleri planlamadığını, bu durumun özellikle hastalık semptomlarını ustalıkla gizleyebilen kediler için önemli sağlık riskleri barındırdığını ifade eden Türk Veteriner Hekimler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Murat Arslan, “Veterinerlik tıbbında gelişmiş bir ülkeyiz, yeter ki daha fazla hayvanın yaşamını kurtarabilmemiz ve zoonotik hastalık risklerini en aza indirgeyebilmemiz adına kedilerin veteriner hekim kontrolleri aksatılmasın. Düzenli veteriner hekim kontrolleri yalnızca kedilerin değil, insanların da sağlığını korur,” dedi.</em></p>
<p>Dünyada her 10 kediden yalnızca 4’ü düzenli sağlık kontrollerinden geçiriliyor. Kedi sahipleri, kedilerini yalnızca hastalandığında veya yaralandığında veteriner kliniğine götürdüklerini belirtirken, Türkiye’deki kedi sahiplerinde de maalesef benzer bir durum  söz konusu. Araştırmalara göre, günümüzde her 3 kedi sahibinden 1’i kedileri hastalık semptomu göstermesine rağmen kedilerini hemen sağlık kontrollerinden geçirmediğini belirtiyor. Doğaları gereği hastalık semptomlarını ustalıkla gizleyebilen kediler için ise, bu durum ciddi sağlık sonuçlarını beraberinde getiriyor. </p>
<p>Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Türk Veteriner Hekimler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Murat Arslan, koruyucu hekimliğin hayvan sağlığı ve refahı kadar zoonotik hastalık risklerinin önüne geçilebilmesi için de önemli olduğunu vurguladı: </p>
<p>“Hayvanseverlik oldukça fazla bilinç, özveri ve sorumluluk gerektiriyor. Yaşamlarını evde geçiren kedilerin veteriner hekimlere daha az götürülmeye ihtiyacı varmış gibi yanlış bir kanı mevcut. Veteriner hekimlik mesleği olarak hayvanlara sağlıklı bir yaşam sunabilmek üzere yeterli donanıma sahibiz, fakat yine de yaşamını kurtarabileceğimiz, hastalıklarını onlara çok fazla zarar vermeden engelleyebileceğimiz oldukça fazla sayıda kedi, düzenli veteriner hekim kontrollerinden geçirilmemeleri sebebiyle sağlığından ve daha da kötüsü hayatından oluyor. Öte yandan, zoonotik hastalıklarla mücadelede ön koşul, hayvan sağlığı hizmetlerinin etkin olarak sürdürülmesi ve ulaşılabilir olmasının sağlanmasıdır. Bu noktada tüm hayvan sahiplerinin farkındalığına ve sorumluluklarını yerine getirmelerine ihtiyacımız var. Daha fazla hayvanın yaşamını kurtarabilmemiz ve insanlar için zoonotik hastalık risklerini kontrol edebilmemiz adına veteriner hekim kontrollerinin aksatılmaması gerekir.”</p>
<p>Arslan sözlerine şu şekilde devam etti: “Koruyucu hekimlik uygulamaları kedinizin sağlığına, birlikte yaşam boyu sürecek dostluğunuza yapılmış değerli bir yatırımdır. Sürdürülebilir bir sağlık ve refah bir yaşam için tedavi edici sağlık uygulamalarına paralel ‘koruyucu hekimlik’ anlayış ve uygulamaları önceliklendirilmelidir. Çünkü korumak tedavi etmekten daha kolay, daha ekonomik ve daha insancıldır. Yapılan çalışmalar, sağlık ile ilgili endişelerin yanında koruyucu hekimlik uygulamalarının hasta sahibi için yarattığı maliyetin, hastalık tedavisinin yarattığı maliyetin çok daha üzerinde olduğunu gösteriyor. Sağlık riskleri ertelemeye gelmez; kedinizin rutini dışına çıkan tüm davranışlarını ve tuvalet, miyavlama, kaşınma gibi size farklı sağlık verileri sunabilecek eylemlerini takip altında tutmalısınız. Şüphelendiğiniz herhangi bir durumda vakit kaybetmeden veteriner hekiminizle iletişime geçmeniz ve düzenli ziyaret planlamanız kedinizin yaşamı için fark yaratan bir adım olabilir.”</p>
<p>İstanbul Veteriner Hekimler Odası (İVHO), Kedici Veteriner Hekimler Derneği (KEDVET), Kedi Hekimliği Derneği (KHEDİ), Klinisyen Veteriner Hekimler Derneği (KLİVET), Küçük Hayvan Veteriner Hekimleri Derneği (KHVHD) ve Acil Veteriner Hekimleri Derneği’nin (TuVECCA) destekleri ile, Royal Canin tarafından hayvan sahiplerini kedileri için düzenli sağlık kontrolleri planlamaya teşvik ederken koruyucu hekimlik uygulamalarının önemi konusunda farkındalık yaratmayı ve kedilere yönelik sağlık hizmetlerini iyileştirmeyi amaçlayan “Kedinizi Veteriner Hekimine Götürün” ulusal farkındalık kampanyası düzenleniyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-murat-arslan-duzenli-veteriner-hekim-kontrolleri-yalnizca-kedilerin-degil-insanlarin-da-sagligini-korur-389697">Prof. Dr. Murat Arslan: Düzenli Veteriner Hekim Kontrolleri Yalnızca Kedilerin Değil, İnsanların da Sağlığını Korur!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çalışırken Yalnızca İşinizi Değil, Beslenmenizi de Planlayın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/calisirken-yalnizca-isinizi-degil-beslenmenizi-de-planlayin-373041</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 May 2023 09:00:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmenizi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışırken]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[işinizi]]></category>
		<category><![CDATA[planlayın]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=373041</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzün hatta haftamızın büyük bir kısmını çalışarak geçiriyoruz ve birçok öğünümüzü dışarıda yemek durumunda kalıyoruz. Evimizde kendi seçtiğimiz malzemelerle yemek yapma süremiz azaldıkça özellikle çalışan insanlar için beslenmenin önemi de gittikçe artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/calisirken-yalnizca-isinizi-degil-beslenmenizi-de-planlayin-373041">Çalışırken Yalnızca İşinizi Değil, Beslenmenizi de Planlayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzün hatta haftamızın büyük bir kısmını çalışarak geçiriyoruz ve birçok öğünümüzü dışarıda yemek durumunda kalıyoruz. Evimizde kendi seçtiğimiz malzemelerle yemek yapma süremiz azaldıkça özellikle çalışan insanlar için beslenmenin önemi de gittikçe artıyor. </p>
<p>Kurumlar kendi bünyesinde çalışanlara catering hizmeti veriyor olsa da veya kişiler dışarıdan yemek alımı yapsa da doğru planlanmamış öğünler, birçok sağlık sorununa yol açabiliyor. Kalorisi ve besin değerleri doğru hesaplanmamış bu öğünler obezite, kas-iskelet sistemi hastalıkları, uyku bozuklukları, depresyon, guatr, osteomalasi, bel çevresinde yağlanma ve hipertansiyon hastalıklarına sebep olabiliyor. </p>
<p><strong>Beslenme Planlaması Kişiye Özel Olmalı</strong></p>
<p>Uzun vadede insan yaşamını çok fazla etkileyen bu hastalıkları önlemek için çalışma hayatında beslenmekle ilgili görüşlerini paylaşan Infinity Regenerative Clinic Medikal Ekibinden Genetik Bilim Uzmanı &#038; Diyetisyen Dilara Devranoğlu “Çalışan insanların gün içinde tükettiği enerji düşünüldüğünde bu kişilerin dengeli ve sağlıklı beslenmesi büyük önem taşıyor. </p>
<p>Özellikle ofislerde masa başı çalışan kişilerde, fiziksel aktivitenin azalmasına bağlı olarak hastalıkların oluşma riski artıyor. Uzun süre hareketsizlik vücutta yağ kütlesinde birikim gibi sorunlara sebep oluyor ve bu kişinin sağlığını ve sosyal hayatını oldukça olumsuz yönde etkiliyor. </p>
<p>Bu sebeple nasıl işimizi planlayarak her şeyin yolunda gitmesini sağlıyor ve aksiliklerin önüne geçiyorsak, beslenmemizi de planlamamız gerekiyor. Kişilerin beslenmelerinin planlanması; yaş, cinsiyet, beslenme gereksinimi, yeme alışkanlıkları, sağlık durumu, mesai saatleri ve çalışma şartlarına göre özel olarak hazırlanması ve uygulanması gerekir “dedi.</p>
<p>Beslenme planlamasının yalnızca beslenme uzmanları tarafından yapılması gerektiğine de dikkat çekerek bazı önerilerde bulunan Devranoğlu” Beslenme planlaması kişiye özel olmalıdır ama bazı genel önerilerle bile yaşamınızı iyileştirebilirsiniz. </p>
<p>İlk etapta günlük su tüketiminizi ayarlayarak başlamalısınız. Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün su tüketimi önerisi günde kg başına 30 ml’dir. Siz de kilonuzu 0,03 ile çarparak günlük tüketmeniz gereken su miktarını hesaplayabilirsiniz. Yeterli miktarda su tüketimi metabolizmanızın da daha hızlı çalışmasını sağlar. Hazır yiyecekleri tüketmemeli, yemeklerinizi evde hazırlamaya özen göstermelisiniz.  Kahvaltıda yüksek trans yağ oranına sahip açma, poğaça gibi unlu gıdalar yerine içerisinde yumurta, zeytin, salatalık, roka, maydanoz, peynir gibi kahvaltılıkların bulunduğu bol zeytinyağı eklenmiş bir salata sizi uzun saatler boyunca tok tutacaktır.  Özellikle ara öğünlerde bisküvi, kraker ve çikolata gibi ürünler şeker içeriği sebebiyle kan şekerinizi hızlı bir şekilde yükseltip düşüreceği için bu tip paketli gıdalardan kaçınmalısınız.  Ara öğüne gereksinim duyuyorsanız size enerji verecek olan ceviz, fındık, badem gibi en sağlıklı yağlı tohumlardan porsiyon ölçüsü dahilinde tüketebilirsiniz. Öğle yemeklerinde ise fast-food yerine ev yemeklerini tercih edebilirsiniz. Besin düzeyi yüksek et ürünlerinin yanına zeytinyağlı bir salata veya sebze yemeği ekleyerek, doygunluk sağlayabilirsiniz. Ayrıca tuz tüketiminizi azaltarak, ödem oluşmasını da engelleyebilirsiniz.” dedi.</p>
<p><strong>Her 50 Dakikada Bir 5-10 Dakika Mola Verip, Hareket Etmelisiniz</strong></p>
<p>Ofislerde masa başı çalışanların hareketsiz kalmasının da birçok rahatsızlığa sebep olduğuna değinen Devranoğlu</p>
<p>”Çalışırken her 50 dakikada bir 5-10 dakika ara verebilir, oturduğunuz yerde esneme hareketleri yaparak veya ofis içerisinde yürüyerek bile kaslarınızı rahatlatabilirsiniz. Uzun süre hareketsiz kalmak birçok bel ve boyun rahatsızlığına sebep olabileceği gibi kilo alımına da neden olacaktır. </p>
<p>Ayrıca işe gelirken arabanızı biraz uzak mesafeye park ederek bu mesafeyi yürüyebilir, toplu taşımayla geliyorsanız evinizden birkaç durak önce inerek yürüyüş yapabilirsiniz. “dedi. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/calisirken-yalnizca-isinizi-degil-beslenmenizi-de-planlayin-373041">Çalışırken Yalnızca İşinizi Değil, Beslenmenizi de Planlayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Çalışanların yalnızca %11&#8217;i yüksek düzeyde siber güvenlik farkındalığına sahip&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/calisanlarin-yalnizca-11i-yuksek-duzeyde-siber-guvenlik-farkindaligina-sahip-364707</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2023 09:40:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[çalışanların]]></category>
		<category><![CDATA[düzeyde]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığına]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[sahip]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=364707</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaspersky, 2022 yılında 507 milyon kullanıcının kötü niyetli kimlik avı bağlantılarını takip etme girişimini engelledi[1]. 2021-2022 yıllarında Kaspersky Otomatik Güvenlik Farkındalığı Platformu (Kaspersky Automated Security Awareness Platform - KASAP) üzerinde yerleşik olarak bulunan kimlik avı simülatörü aracılığıyla araştırma gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/calisanlarin-yalnizca-11i-yuksek-duzeyde-siber-guvenlik-farkindaligina-sahip-364707">&#8220;Çalışanların yalnızca %11&#8217;i yüksek düzeyde siber güvenlik farkındalığına sahip&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kaspersky, 2022 yılında 507 milyon kullanıcının kötü niyetli kimlik avı bağlantılarını takip etme girişimini engelledi</strong><strong>.</strong></p>
<p><strong> 2021-2022 yıllarında Kaspersky Otomatik Güvenlik Farkındalığı Platformu (Kaspersky Automated Security Awareness Platform &#8211; KASAP) üzerinde yerleşik olarak bulunan kimlik avı simülatörü aracılığıyla araştırma gerçekleştirildi. Orta Doğu, Türkiye ve Afrika bölgesindeki çalışanlar arasında yapılan gözlemlerde, çalışanlar en çok kıyafet kuralları (çalışanların %20,2’si), hesapların kısıtlanması (stajyerlerin %9,3&#8217;ü) ve sahte işe alım bildirileri (çalışanların %5,1) gibi şirket duyurusu kılığında gizlenmiş dolandırıcılık amaçlı e-postaların kurbanı olduğunu açıklıyor.  </strong></p>
<p>Çalışanların siber güvenlik eğitimlerinin ve test sonuçlarının analizinin ardından, Orta Doğu ve Afrika&#8217;daki çalışanların kimlik avı kurbanı olma ihtimalinin diğer bölgelerdeki (Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika) çalışanlara göre daha yüksek olduğu tespit edildi. Orta Doğu&#8217;daki çalışanların %14,7&#8217;si ve Afrika&#8217;daki çalışanların %11&#8217;i oltalama testinde başarısız oldu. APAC bölgesi bunun daha da gerisinde kalarak, oltalama testinde başarısız olma oranı %15,6&#8217;ya yükseldi.</p>
<p><strong>Güvenli e-posta Kullanımı Eğitimi Çalışanlardan İlgi Görüyor</strong></p>
<p>2021-2022 döneminde Orta Doğu, Türkiye ve Afrika bölgesindeki personelin siber güvenlik eğitimleri için odaklanılan en popüler konular güvenli e-posta kullanımı (şüpheli bağlantıları ayırt etme, neyin dolandırıcılık olduğunu anlama gibi) ve güvenli bir şifrenin nasıl belirleneceği konusu oldu. Bu eğitimler çalışanların %70&#8217;inden fazlası tarafından tercih edildi. Diğer popüler eğitim konuları arasında mobil cihaz güvenliği, sosyal medya hesap güvenliği ve uç nokta iş istasyonlarının korunması yer aldı. Veri gizliliğine ilişkin eğitimler popülerlik listenin son sırasında yer buldu.</p>
<p>Kaspersky Hizmetler ve Eğitim Ürün Müdürü <strong>Svetlana Kalashnikova</strong>, şunları söyledi: <em>&#8220;Teknoloji dünyası hızla ilerlerken, insanların becerileri genellikle bunun gerisinde kalıyor. Görünüşe göre küresel ölçekte çalışanların çoğunun temel siber güvenlik eğitimine ihtiyacı var. Kaspersky Gamified Assessment aracı kullanılarak gerçekleştirdiğimiz son testimizde, 3 bin 907 çalışanın yalnızca %11&#8217;inin yüksek düzeyde siber güvenlik farkındalığına sahip olduğu kanıtlandı. &#8216;İnsan güvenlik duvarı&#8217; olarak adlandırılan bu unsuru genellikle kurumların siber korumasındaki en zayıf halka olarak görüyoruz. Bu nedenle şirketler yalnızca kurumsal sistemlere kurulabilen geleneksel siber güvenlik çözümlerine değil, aynı zamanda çalışan eğitimine de yatırım yapmalılar. Ayrıca kişiler eğitilmeden önce siber becerileri göz önünde bulundurulmalı. Oyunlaştırılmış Değerlendirme Aracını, Kaspersky Güvenlik Farkındalığı Portföyünün &#8216;katılım aşamasına&#8217; dahil olarak sunuyoruz. Kaspersky Otomatik Güvenlik Farkındalığı Platformu&#8217;ndaki eğitim aşamasından önce gelen bu araç, çalışanların öğrenme sürecine daha kolay motive olmasını sağlıyor ve kurumların çalışanlarının ihtiyaçlarına en uygun eğitim programını bulmalarına yardımcı oluyor.&#8221;</em></p>
<p>Kaspersky Güvenlik Farkındalığı (Kaspersky Security Awareness) portföyü hakkında daha fazla bilgi edinmek için bu bağlantıya tıklayabilirsiniz.</p>
<p>Kaspersky uzmanları dolandırıcılığın kurbanı olmamak, kişisel ve kurumsal verilerini gizli tutmak ve giderlerinden tasarruf etmek isteyen kurumlara şunları öneriyor:</p>
<ul>
<li>Her bağlantıyı tıklamadan önce kontrol edin. Bunun için ön izleme yapmak üzere URL&#8217;nin üzerine gelin ve yazım hataları veya diğer düzensizlikler olup olmadığına bakın. Özellikle şirket adı yazımlarını iki kez kontrol edin. Kullanıcı adınızı ve şifrenizi yalnızca güvenli bir bağlantı üzerinden girin. Site URL&#8217;sinden önce, siteye bağlantının güvenli olduğunu gösteren HTTPS ön ekinin olup olmadığına bakın.</li>
<li>Kurumlar, çalışanlar arasında düzenli siber beceri kontrolleri yapmalı ve yetkin eğitimler sunmalıdır. Kaspersky Güvenlik Farkındalığı portföyü personelinizi bu konuda eğitmek için esnek yeni yollar sunar, kolayca özelleştirilebilir ve her boyuttaki şirketin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde ölçeklendirilebilir.</li>
<li>Ziyaret ettiğiniz URL&#8217;nin güvenliğini kontrol etmenize yardımcı olmanın yanı sıra finansal bilgiler de dahil olmak üzere hassas verilerinizin çalınmasını önlemek için, herhangi bir siteyi korumalı bir alanda açma olanağı sağlayan güvenilir bir güvenlik çözümü kullanın. Bunun için kötü amaçlı ekleri tanımlayan ve kimlik avı sitelerini engelleyen Kaspersky Premium gibi güvenilir bir güvenlik çözümünü tercih edebilirsiniz. Bu çözümler, uluslararası tehdit istihbarat kaynaklarına erişimleri sayesinde spam ve kimlik avı kampanyalarını tespit etme ve engelleme yeteneğine sahiptir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/calisanlarin-yalnizca-11i-yuksek-duzeyde-siber-guvenlik-farkindaligina-sahip-364707">&#8220;Çalışanların yalnızca %11&#8217;i yüksek düzeyde siber güvenlik farkındalığına sahip&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
