<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tedavi | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/tedavi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/tedavi</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 23 May 2026 07:49:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>tedavi | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/tedavi</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Şizofreni kontrol altına alınabilen bir hastalık!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sizofreni-kontrol-altina-alinabilen-bir-hastalik-637597</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 May 2026 07:49:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[alınabilen]]></category>
		<category><![CDATA[altına]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[şizofreni]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637597</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, 24 Mayıs Dünya Şizofreni Günü kapsamında, şizofreninin belirtileri, nedenleri, tedavi yöntemleri, aile desteği ve toplumsal damgalanma hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sizofreni-kontrol-altina-alinabilen-bir-hastalik-637597">Şizofreni kontrol altına alınabilen bir hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, 24 Mayıs Dünya Şizofreni Günü kapsamında, şizofreninin belirtileri, nedenleri, tedavi yöntemleri, aile desteği ve toplumsal damgalanma hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Şizofreni, algı ve davranışları etkileyen bir beyin hastalığı!</strong></p>
<p>Şizofreninin, beynin işleyişini etkileyen ciddi bir psikiyatrik hastalık olarak tanımlandığını ifade eden Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Halk arasında çoğu zaman ‘akıl hastalığı’ olarak bilinse de, temel olarak kişinin düşünce, algı ve davranış bütünlüğünü bozan bir beyin hastalığıdır. Hastalık; gerçek dışı inançlar (hezeyanlar), çevresel algıda bozulma ve işlevsellik kaybı ile kendini gösterebilir.” dedi.</p>
<p>Şizofreni hastalarında en sık görülen belirtilere değinen Prof. Dr. Erkmen, “Kişinin kendisine zarar verileceğine inanması, takip edildiğini düşünmesi ya da kendisini son derecede önemli bir kişi olarak görmesi belirtiler yer alır. Bu düşünceler zamanla kişinin sosyal yaşamdan uzaklaşmasına, işini, eğitimini bırakmasına ve içe kapanmasına yol açabilir. Bazı vakalarda saldırgan davranışlar görülse de, bu durum hastalığın genel karakteristiği değildir. Aksine araştırmalar, şizofreni hastalarının toplumda sanıldığı kadar yüksek oranda şiddet eğilimi göstermediğini ortaya koyuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Şizofrenide genetik yatkınlık önemli bir risk faktörü!</strong></p>
<p>Şizofreninin erkeklerde kadınlara oranla daha sık görüldüğünü aktaran Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Uzmanlara göre bunun nedenlerinden biri, kadınlarda östrojen hormonunun menopoz dönemine kadar koruyucu bir etki göstermesi. Menopoz sonrası dönemde bu koruyucu etkinin azalmasıyla kadınlarda hastalık riski artabilmekte.” dedi.</p>
<p>Şizofreninin kesin nedeninin tam olarak bilinmemekle birlikte, genetik yatkınlığın önemli bir rol oynadığının kabul edildiğini kaydeden Prof. Dr. Erkmen, “Ailede şizofreni öyküsü bulunan bireylerde riskin daha yüksek olduğu gözlemleniyor. Bunun yanında çevresel faktörlerin, özellikle travmatik yaşam olaylarının ve ağır stres durumlarının hastalığın ortaya çıkışını tetikleyebileceği düşünülüyor. Ancak çevresel etkilerin rolü hâlen araştırılıyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Tedavinin bırakılması hastalığın tekrarlamasına yol açabilir!</strong></p>
<p>Şizofreni tedavisinde temel yaklaşımın ilaç tedavisi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu tedavi genellikle uzun süreli devam eder. Hastalığın kontrol altına alınabilmesi için ilaçların düzenli kullanılması büyük önem taşır. Belirtiler düzelse bile tedavinin kendi kendine sonlandırılması, hastalığın tekrarlamasına neden olabilir. İlaç tedavisinin yanı sıra rehabilitasyon çalışmaları da tedavinin önemli bir parçasıdır. Hastaların sosyal hayata kazandırılması, iş becerilerinin geliştirilmesi ve toplum içinde bağımsız yaşayabilmeleri için çeşitli programlar uygulanır. Sanat ve müzik gibi alanların da rehabilitasyon sürecine olumlu katkı sağladığı biliniyor.</p>
<p>Günümüzde uzun etkili enjeksiyon tedavileri de kullanılabiliyor. Aylık, üç aylık ve hatta altı aylık iğneler sayesinde ilaç takibi kolaylaşıyor ve tedavi uyumu artıyor. Ancak her hastanın bu tedavilere yanıtı farklı olabileceği için kişiye özel planlama yapılması gerekiyor.”</p>
<p><strong>Şizofreni tedavisinde aile desteği en kritik unsurlardan biri!</strong></p>
<p>Şizofreni hastalarının toplumdan tamamen izole edilmesi gerekmediğine işaret eden Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Uygun tedavi ve destekle birçok hasta eğitim hayatına devam edebilir ve çalışabilir. Bazı ülkelerde hastalar, daha kısa çalışma saatleri ve destekleyici iş ortamlarıyla üretken yaşamlarını sürdürebiliyor. Türkiye’de de benzer şekilde çalışan şizofreni hastaları bulunuyor.” dedi.</p>
<p>Şizofreni gibi kronik hastalıklarda aile desteğinin tedavinin en kritik unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Erkmen, “Ailelerin en önemli sorumluluğu, hastanın düzenli olarak doktora gitmesini sağlamak ve ilaç kullanımını takip etmektir. İlaçların aksatılması, hastalığın yeniden alevlenmesine yol açabilir. Ailelerin dikkat etmesi gereken erken belirtiler arasında; kişinin giderek içine kapanması, sosyal uyumunun bozulması, okul veya iş performansında belirgin düşüş, çevresine karşı kuşkucu düşünceler geliştirmesi yer alır. Bu tür belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden uzman desteği alınması önemlidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Damgalama, hastaların tedaviye erişimini ve topluma uyumunu zorlaştıran önemli bir sorun!</strong></p>
<p>Şizofreni kelimesi toplumda çoğu zaman yanlış ve damgalayıcı bir şekilde kullanıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Bu durum hem hastaları hem de ailelerini olumsuz etkiliyor. Uzmanlara göre psikiyatrik tanıların bir ‘etiket’ olarak kullanılmaması, hastalığın bir sağlık sorunu olduğunun kabul edilmesi gerekir. Damgalama, hastaların tedaviye erişimini ve topluma uyumunu zorlaştıran önemli bir sorun.” dedi.</p>
<p>Şizofreninin bazı hastalarda tamamen iyileşmese de, büyük oranda kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Erkmen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Erken tanı ve düzenli tedavi ile birçok hasta sosyal yaşamına dönebilir, iş ve aile hayatını sürdürebilir. Güncel psikiyatri yaklaşımı, hastalığı tamamen ortadan kaldırmaktan ziyade, bireyin yaşam kalitesini artırmaya ve işlevselliğini korumaya odaklanır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sizofreni-kontrol-altina-alinabilen-bir-hastalik-637597">Şizofreni kontrol altına alınabilen bir hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öksürürken, gülerken veya hapşırırken…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/oksururken-gulerken-veya-hapsirirken-637350</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 11:28:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[gülerken]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hapşırırken]]></category>
		<category><![CDATA[İdrar Kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[öksürürken]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tipi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637350</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde milyonlarca kadının ortak kabusu idrar kaçırma… Ancak utanıldığı ya da yaşlılık belirtisi olarak görüldüğü için pek çok kadın bu soruna “dur” diyemiyor, saklamayı tercih ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oksururken-gulerken-veya-hapsirirken-637350">Öksürürken, gülerken veya hapşırırken…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde milyonlarca kadının ortak kabusu idrar kaçırma… Ancak utanıldığı ya da yaşlılık belirtisi olarak görüldüğü için pek çok kadın bu soruna “dur” diyemiyor, saklamayı tercih ediyor. Kadınların yarısını sosyal hayattan kopararak eve hapseden idrar kaçırma sorunu anksiyete ve depresyonu da beraberinde getiren ciddi bir psikolojik yıkıma dönüşebiliyor. Konunun toplumda bir tabu olarak görülmesinin tedavi sürecini geciktirdiğini belirten <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Baki Erdem</strong>, “İdrar kaçırma kesinlikle katlanılması gereken bir kader ya da yaşlanmanın doğal bir sonucu değildir; evden çıkarken ped bağımlısı olmak istemiyorsanız, ilk belirtide uygulayabileceğiniz ve hayatınızı geri kazanmanızı sağlayacak çok basit ve etkili çözüm yolları var” diyor.<em> </em></p>
<p><strong>Yaşlılık hastalığı olarak görüyor, hekime başvurmuyorlar!</strong></p>
<p>Tıbbi adıyla &#8220;üriner inkontinans&#8221; olarak bilinen kadınlarda idrar kaçırma, dünya genelinde milyonlarca kadının hayatını kabusa çeviriyor. İstem dışı bir sağlık sorunu olan idrar kaçırma Uluslararası Kontinans Topluluğu (ICS) tarafından &#8220;sosyal ve hijyenik problem oluşturan durum&#8221; olarak tanımlanıyor. </p>
<p>İdrar kaçırma sorununun sanıldığı gibi sadece ileri yaş grubunu etkilemediğini, her yaş grubu kadının kapısını çalabildiğini belirten <strong>Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Baki Erdem, </strong>“Her 3 kadından 1’i hayatlarının bir döneminde bu problemle mutlaka yüzleşiyor.<strong> </strong>Özellikle hamilelik ve doğum süreçlerini atlatmış, menopoz dönemine adım atmış, fazla kilo kontrolünde zorlanan ya da pelvik taban desteği zayıflamış kadınlarda risk çok daha belirgin şekilde artıyor. Ancak buna rağmen kadınların büyük bir çoğunluğu utandığı, çekindiği ya da idrar kaçırmayı yaşlanmanın doğal ve kaçınılmaz bir sonucu olarak gördüğü için hekime başvurmaktan kaçınıyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>&#8220;Sadece fiziksel değil, psikolojik bir deprem yaratıyor&#8221;</strong></p>
<p>İdrar kaçırmanın gizli bir sosyal izolasyon sürecini tetiklediğini belirten Prof. Dr. Baki Erdem, &#8220;Hastalar zaman içerisinde hayatlarını idrar kaçırma riskine göre planlamaya başlıyor. Sosyal ortamlardan, arkadaş toplantılarından hızla uzaklaşıyorlar. Spor ve egzersiz yapmaktan, hatta dışarıda uzun yürüyüşlere çıkmaktan bile kaçınır hale geliyorlar. Günlük yaşam aktivitelerinin bu şekilde kısıtlanması, uzun vadede ciddi bir özgüven kaybını, anksiyeteyi ve depresyonu beraberinde getiriyor&#8221; diyor. </p>
<p><strong>Öksürürken bile tetiklenebiliyor!</strong></p>
<p>İdrar kaçırmanın farklı alt türleri olduğunu ve tedavinin de bu alt tiplere göre belirlendiğini ifade eden <strong>Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Baki Erdem, </strong>“Kadınlarda en sık görülen stres tipi idrar kaçırmadır. Ancak bu sanılanın aksine psikolojik stresle değil, fiziksel basınçla ilgilidir.<strong> </strong>Öksürme, hapşırma, gülme, merdiven çıkma veya egzersiz yapma gibi anlarda karın içi basıncın artmasıyla istem dışı gerçekleşir. Stres tipi dışında sıkışma tipi ve karışık tip idrar kaçırma tipleri ise aniden gelen ve durdurulamaz bir tuvalet hissiyle kendini gösterir.<em> </em>Kadınlar bu nedenle sürekli günlük ped kullanma ihtiyacı hisseder. Sürekli ped kullanmak zorunda kalmak bile tek başına bir kadının sosyal özgürlüğünü elinden alan ciddi bir yüktür” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Doğru teşhis için detaylı inceleme şart</strong></p>
<p>Tedavinin başarısının, idrar kaçırmanın türünü doğru belirlemekten geçtiğini ifade eden <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Baki Erdem</strong>, <em>“</em>Başarılı bir tedavi için ilk adım, hastanın ayrıntılı öyküsünü dinlemek ve fiziki muayenesini yapmaktır. Gerekli görülen durumlarda durumlarda idrar tahlili, ultrasonografi, hastanın kendi tuvalet alışkanlıklarını kaydettiği idrar günlüğü, ped testi ve ürodinamik incelemeler gibi ileri yöntemlere başvuruyoruz. Özellikle karmaşık ve dirençli vakalarda mesane fonksiyonlarının ayrıntılı değerlendirilmesi bize en doğru tedavi haritasını veriyor&#8221; ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Evde Uygulanabilecek 4 Hayati Adım</strong></p>
<p>İdrar kaçırma tedavisinde ilk basamakta cerrahi müdahaleye gerek kalmadan yaşam tarzı değişiklikleri ile ilerleme sağlanabildiğini belirten <strong>Prof. Dr. Baki Erdem</strong> evde uygulanabilecek 4 önemli yöntemi sıralıyor. </p>
<p><strong>1. Kilo Kontrolü:</strong> Fazla kilo, mesane ve pelvik taban kasları üzerine sürekli bir baskı uygular. Kilo kontrolü sağlamak, karın içi basıncı azaltarak idrar kaçırma şikayetlerini ciddi oranda hafifletiyor. </p>
<p><strong>2. Pelvik Taban ve Kegel Egzersizleri:</strong> Özellikle hafif ve orta dereceli vakalarda, leğen kemiği tabanındaki kasları güçlendiren Kegel egzersizleri düzenli yapıldığında yüz güldürücü ve son derece etkili sonuçlar veriyor. </p>
<p><strong>3. Kabızlığın Önlenmesi:</strong> Kronik kabızlık ve tuvalette sürekli ıkınmak, pelvik kaslarını zamanla yıpratır ve zayıflatır. Lifli beslenme ve doğru tuvalet alışkanlıkları bu süreci durdurmada kritik rol oynuyor. </p>
<p><strong>4. Zararlı Alışkanlıklardan Uzaklaşmak:</strong> Sigara kullanımı kronik öksürüğe yol açarak mesane üzerindeki baskıyı (stres tipini) doğrudan tetikler. Sigaranın bırakılması tedaviyi doğrudan olumlu etkiliyor. </p>
<p><strong>Cerrahi tedavi gerekebilir</strong></p>
<p>Egzersiz ve yaşam tarzı değişikliklerinin yetersiz kaldığı durumlarda cerrahi seçeneklerin mümkün olduğunu ifade eden <strong>Prof. Dr. Baki Erdem</strong>, “Özellikle &#8216;sıkışma tipi&#8217; idrar kaçırma problemlerinde etkili ilaç tedavilerinden çok büyük oranda faydalanıyoruz. İleri derece &#8216;stres tipi&#8217; vakalarda ise cerrahi tedaviyi gündeme alıyoruz. Günümüzde uyguladığımız ve uluslararası kılavuzlarda da &#8216;altın standart&#8217; kabul edilen midüretral sling (askı) operasyonları, minimal invaziv özellikleri ve yüksek başarı oranları sayesinde hastalarımızı aynı gün ayağa kaldırabiliyor” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oksururken-gulerken-veya-hapsirirken-637350">Öksürürken, gülerken veya hapşırırken…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göz Sağlığında Türkiye&#8217;nin Gücünü Şekillendiren Buluşma</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/goz-sagliginda-turkiyenin-gucunu-sekillendiren-bulusma-636178</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 09:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[buluşma]]></category>
		<category><![CDATA[deneyimi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[gücünü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığında]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şekillendiren]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636178</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin öncü branş hastanesi olan Dünyagöz Hastaneler Grubu, 30. Yılını özel bir etkinlik ile kutladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-sagliginda-turkiyenin-gucunu-sekillendiren-bulusma-636178">Göz Sağlığında Türkiye&#8217;nin Gücünü Şekillendiren Buluşma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin öncü branş hastanesi olan Dünyagöz Hastaneler Grubu, 30. Yılını özel bir etkinlik ile kutladı. İstanbul’da gerçekleşen “Dünyagöz Buluşmaları 2026” göz sağlığının önde gelen yerli ve yabancı uzmanlarını bir araya getirdi. </p>
<p>Dünyagöz’ün 30 yıllık uzmanlık yolculuğunun yalnızca bir başarı hikâyesi değil; geleceğe uzanan güçlü bir vizyon olarak ele alındığı etkinlikte, yapay zekâ destekli cerrahilerden yeni nesil lens teknolojilerine, sağlık turizminden hasta deneyimine kadar birçok başlık masaya yatırıldı. Türkiye’nin sağlık alanındaki küresel konumuna dikkat çekilen organizasyonda, özellikle göz sağlığında Türkiye’nin artık dünyanın referans merkezlerinden biri haline geldiği vurgulandı.</p>
<p><strong>Dünyagöz Hastaneler Grubu Medikal Direktörü</strong> <strong>Prof. Dr. Bozkurt Şener</strong>, Türkiye’nin göz sağlığında ulaştığı noktaya dikkat çekerek, <em>“Bugün Türkiye, göz sağlığında yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte takip edilen güçlü bir oyuncu konumunda. Teknoloji yatırımları, hekim deneyimi ve kişiselleştirilmiş tedavi anlayışı sayesinde dünyanın birçok ülkesinden hastalar ve uzmanlar Türkiye’yi tercih ediyor. Dünyagöz olarak 30 yıldır yalnızca bugünü değil, geleceğin sağlık sistemini de inşa etmeye odaklanıyoruz”</em> dedi.</p>
<p><strong>Dünyagöz Hastaneler Grubu CEO’su Güçlü Batkın</strong>, 30 yıllık yolculuğun yalnızca bir başarı hikâyesi değil; Türkiye’nin sağlık alanındaki küresel gücünün önemli bir göstergesi olduğunu belirterek, <em>“30 yıldır göz sağlığında yalnızca tedavi sunan bir yapı değil; bilgi üreten, teknolojiye yatırım yapan ve Türkiye’yi uluslararası arenada temsil eden bir marka olmayı hedefledik. Bugün geldiğimiz noktada, dünyanın farklı ülkelerinden hastaların ve uzmanların tercih ettiği global bir sağlık markası olmanın gururunu yaşıyoruz. Önümüzdeki dönemde de yurt dışı yatırımlarımız ve yeni nesil sağlık teknolojilerine odaklanan vizyonumuzla büyümeye devam edeceğiz” </em>dedi.</p>
<p><strong>Tedavinin Geleceğinde İletişimin Gücü Öne Çıktı</strong></p>
<p>Etkinliğin en dikkat çeken oturumlarından biri ise <strong>Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş</strong> tarafından gerçekleştirilen “Hekim İletişim Teknikleri” sunumu oldu. Oturumda, hasta ile kurulan güven ilişkisinin tedavi başarısındaki belirleyici rolü ele alındı.</p>
<p>Prof. Dr. Baltaş, günümüzde hastaların yalnızca başarılı bir operasyon değil; aynı zamanda kendilerini anlayan, güven veren ve güçlü iletişim kurabilen bir hekim yaklaşımı beklediğini ifade etti. Özellikle hastalarla doğru iletişim kurmanın önemine dikkat çekilen oturumda; empati, güven dili ve hasta psikolojisini doğru yönetmenin sağlık hizmetinin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı.</p>
<p><strong>Yapay Zekâ Destekli Cerrahiler ve Kişiselleştirilmiş Tedavi Dönemi</strong></p>
<p>Etkinlikte gerçekleştirilen oturumlarda özellikle yapay zekâ destekli lens planlamaları, kişiselleştirilmiş cerrahi yaklaşımlar ve yeni nesil göz teknolojilerinin hasta deneyimine etkileri öne çıktı. Uzmanlar, yapay zekânın analiz ve planlama süreçlerinde önemli avantajlar sağladığını ancak tedavi başarısının hâlâ hekim deneyimi ve doğru klinik yaklaşım ile şekillendiğini vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Şener, göz sağlığında artık standart tedavi anlayışının ötesine geçildiğini belirterek, <em>“Yeni dönemde mesele yalnızca tedavi etmek değil; her hastaya doğru teknolojiyi, kişiselleştirilmiş yaklaşımı ve güvenli deneyimi sunabilmek”</em> ifadelerini kullandı.</p>
<p>Dünyagöz’ün yalnızca bir tedavi merkezi değil; aynı zamanda eğitim, teknoloji ve bilgi paylaşımı odağıyla çalışan uluslararası bir yapı olduğuna dikkat çekilen etkinlikte, dünyanın farklı ülkelerinden uzmanların Türkiye’ye gelerek cerrahi süreçleri yerinde incelediği ve Türk oftalmolojisinin geldiği seviyenin global ölçekte ilgiyle takip edildiği aktarıldı.</p>
<p>Dünyagöz Buluşmaları 2026’da, göz sağlığında geleceğin yalnızca ileri teknolojiyle değil; deneyim, iletişim ve hasta odaklı yaklaşımla şekilleneceği mesajı öne çıktı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-sagliginda-turkiyenin-gucunu-sekillendiren-bulusma-636178">Göz Sağlığında Türkiye&#8217;nin Gücünü Şekillendiren Buluşma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaza Girerken Bölgesel İncelme ve Vücut Şekillendirmede Medikal Estetik Yaklaşımlar</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaza-girerken-bolgesel-incelme-ve-vucut-sekillendirmede-medikal-estetik-yaklasimlar-635786</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2026 00:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesel]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[girerken]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[kombine]]></category>
		<category><![CDATA[medikal]]></category>
		<category><![CDATA[ncelme]]></category>
		<category><![CDATA[şekillendirmede]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamalar]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635786</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarının gelmesi ile birlikte bölgesel incelme, selülit görünümü ve vücut şekillendirme uygulamalarına olan ilgi artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaza-girerken-bolgesel-incelme-ve-vucut-sekillendirmede-medikal-estetik-yaklasimlar-635786">Yaza Girerken Bölgesel İncelme ve Vücut Şekillendirmede Medikal Estetik Yaklaşımlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarının gelmesi ile birlikte bölgesel incelme, selülit görünümü ve vücut şekillendirme uygulamalarına olan ilgi artıyor. Özellikle bel, karın, basen ve bacak bölgelerinde biriken dirençli yağ dokuları; sağlıklı beslenme ve egzersize rağmen bazı kişiler için çözülmesi en zor problemler arasında yer alabiliyor.</p>
<p>Medikal estetik uygulamalar, kişiye özel planlanan tedavi protokolleriyle bu bölgelerde yağ yakımını desteklemeyi, dolaşımı artırmayı ve vücut formunu daha dengeli hale getirmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Medikal Estetik Hekimi Dr. Yasemin Savaş’a göre bölgesel yağlanma tedavisinde en önemli nokta, kişinin ihtiyacının doğru analiz edilmesi:</p>
<p>“Her hastanın yağlanma tipi, cilt yapısı ve metabolik özellikleri farklıdır. Bu nedenle standart değil, kişiye özel planlanan kombine tedaviler daha başarılı sonuçlar sağlar. Amaç yalnızca incelmek değil; aynı zamanda daha sıkı, daha dengeli ve daha sağlıklı görünen bir vücut formu oluşturmaktır.”</p>
<p><b>Bölgesel Yağlanmada Kombine Tedavi Dönemi</b></p>
<p>Bölgesel yağlanma tedavisinde artık tek bir uygulamadan çok, kombine yaklaşımlar ön plana çıkıyor. Özellikle basen, karın, kol ve sütyen altı bölgesinde görülen dirençli yağlanmalarda amaç; yağ yakımını desteklemek, kan dolaşımını hızlandırmak ve metabolik aktiviteyi artırmak. Bu doğrultuda ozon tedavileri, soğuk lipoliz, mezoterapi, ultrasonik ses dalga tedavileri, özel enzim içerikleri ve hyaluronik asit destekli enjeksiyon uygulamaları kişiye özel planlamalarla bir araya getirilebiliyor. Kombine uygulamalar sayesinde hem bölgesel incelme süreci destekleniyor hem de cilt kalitesinin korunmasına katkı sağlanabiliyor.</p>
<p>Kişinin ihtiyacına göre planlanan bu uygulamalar; cihaz destekli tedaviler, egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle birlikte uygulandığında gözle görülür sonuçlar elde edilmesine yardımcı olabiliyor.</p>
<p><b>Selülit, Sarkma ve Elastikiyet Kaybına Çok Yönlü Yaklaşım</b></p>
<p>Selülit problemi yalnızca yağlanma değil; dolaşım bozukluğu, bağ dokusu yapısı ve cilt elastikiyetiyle de ilişkilidir. Bu nedenle tedavide tek bir yöntem yerine kombine uygulamalar ön plana çıkıyor.</p>
<p>Ozon tedavisi, radyofrekans uygulamaları, akustik ses dalga terapileri ve gerekli durumlarda fokuslu ultrason teknolojileri; selülit görünümünün azaltılmasına, cilt kalitesinin desteklenmesine ve daha sıkı bir görünüm elde edilmesine katkı sağlayabiliyor.</p>
<p>Özellikle yaşla birlikte ortaya çıkan sarkma ve elastikiyet kayıplarında ise kolajen üretimini destekleyen enerji bazlı uygulamalar tercih ediliyor.</p>
<p><b>Karın Bölgesinde Kas Aktivasyonu ve Vücut Şekillendirme</b></p>
<p>Karın bölgesi, forma girmesi en zor alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Bu bölgede kullanılan yeni nesil kas aktivasyon sistemleri ve radyofrekans enerjileri; kas liflerini yoğun şekilde çalıştırarak vücut şekillendirme sürecine destek olabiliyor.</p>
<p>Bodylift uygulaması; karın bölgesinin yanı sıra kol, kalça, iç bacak ve popo kaldırma bölgelerinde de daha sıkı ve biçimli bir görünüm hedefiyle uygulanabiliyor.</p>
<p><b>“Kalıcılık İçin Yaşam Tarzı Desteği Şart”</b></p>
<p>Uygulanan tedavilerin başarısında en önemli unsur, tedavi sonrası yaşam alışkanlıklarının korunması.</p>
<p>Dr. Yasemin Savaş, konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor:</p>
<p>“Bu uygulamalar destekleyici ve şekillendirici tedavilerdir. Ancak sonuçların korunabilmesi için kişinin beslenmesine dikkat etmesi, aktif bir yaşam tarzını sürdürmesi ve gerektiğinde destek seanslarını ihmal etmemesi gerekir. Genetik faktörler de süreci etkileyebilir. Kalıcılık; kişinin ihtiyacına uygun uygulanan doğru tedavi kadar, kişinin yaşam disipliniyle de ilişkilidir.”</p>
<p>Tedavi süreleri ve seans planlamaları ise tamamen kişinin ihtiyacına, sosyal yaşamına ve hedeflenen sonuca göre değişiklik gösterebiliyor. Ortalama tedavi süreci genellikle 1,5 – 2 ay arasında planlanıyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaza-girerken-bolgesel-incelme-ve-vucut-sekillendirmede-medikal-estetik-yaklasimlar-635786">Yaza Girerken Bölgesel İncelme ve Vücut Şekillendirmede Medikal Estetik Yaklaşımlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Basit bir sorun sanılıyor ama kalıcı hasar bırakabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/basit-bir-sorun-saniliyor-ama-kalici-hasar-birakabiliyor-635529</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 08:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ayağın]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[basit]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bırakabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasar]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[sanılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[Tablo]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yere]]></category>
		<category><![CDATA[yürüme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635529</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yürürken ayak ucunuz yere takılıyor mu? Sık sık tökezliyor veya ayağınızı yukarı kaldırmakta güçlük çekiyor musunuz?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-sorun-saniliyor-ama-kalici-hasar-birakabiliyor-635529">Basit bir sorun sanılıyor ama kalıcı hasar bırakabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yürürken ayak ucunuz yere takılıyor mu? Sık sık tökezliyor veya ayağınızı yukarı kaldırmakta güçlük çekiyor musunuz? Özellikle merdiven çıkmak, engebeli zeminde yürümek ve hızlı hareket etmek gün geçtikçe daha da zorlaşıyor mu?  Bu sorunlardan yakınıyorsanız, nedeni halk arasında “düşük ayak” olarak bilinen “foot drop” olabilir! Hemen her yaşta görülebilen düşük ayak yürüyüş dengesini bozarak günlük yaşamı önemli ölçüde etkileyebiliyor. Hastalar zamanla düşecekleri kaygısıyla dışarı çıkmaktan kaçınabiliyor, sosyal hayattan uzaklaşabiliyor. İlerleyen dönemlerde ise yürüyebilmek için destek cihazlarına ihtiyaç duyabiliyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Umut Yavuz,</strong>  düşük ayak tablosunun tek başına bir hastalık değil; çoğu zaman sinir, kas, omurga veya nörolojik hastalıkların bir belirtisi olduğuna dikkat çekerek,  “Bu   nedenle yürümekte güçlük çeken kişilerin ‘Biraz uyuşma var, geçer‘, ‘Ayağım takılıyor ama idare ediyorum’ veya ‘Tökezlememin nedeni dikkatsizliğimdir’ düşüncesiyle zaman kaybetmeden hekime başvurmaları çok önemlidir. Erken tanı hem altta yatan hastalığın ilerlemesini önlenmede hem de ayakta oluşabilecek kalıcı hasar riskini azaltmada kritik rol oynar. Günümüzde erken tanı ve uygun tedavi sayesinde ayak fonksiyonlarında önemli ölçüde iyileşme sağlanabilir” diyor. </p>
<p><strong>Yürüme bozukluğuyla kendini gösteriyor</strong></p>
<p>Düşük ayak kişinin yürürken ayağının ön kısmını yukarı kaldırmakta zorlanmasına neden olan önemli bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor.  Bu tablo kendini genellikle yürüme bozukluğuyla gösteriyor. Normal yürüyüş sırasında ayak bileğini yukarı kaldıran kaslar, ayağın yere takılmadan ilerlemesini sağlıyor. Bu kasların sağlıklı çalışması için siyatik sinir ve onun bir dalı olan peroneal sinirin sağlam olması gerekiyor. Bu sinirlerden en az biri etkilendiğinde ayağı yukarı kaldıran ve sağ ile sola yönlendiren kaslar zayıflıyor. Sonuç olarak ayak ucu yere  sürtünmeye başlıyor ve kişi yürürken ayağını normalden daha fazla kaldırmak zorunda kalıyor. Bu tablo halk arasında “düşük ayak”  olarak adlandırılıyor. Bazı hastaların ise ayağını yere takmamak için dizini normalden fazla kaldırarak yürümek zorunda kaldıklarını aktaran Prof. Dr. Umut Yavuz, “Yüksek adımlı yürüyüş olarak tanımlanan bu yürüyüş şekli hem yorucudur hem de zamanla kalça, diz ve bel bölgesinde ek zorlanmalara neden olabilir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Ciddi bir sorunun habercisi olabiliyor!</strong></p>
<p>Düşük ayak, ayağı yukarı kaldıran kasların yeterince çalışamaması sonucu ortaya çıkıyor. Kaslar doğrudan hasar görebileceği gibi, bu kaslara komut taşıyan sinirler de etkilenebiliyor. Prof. Dr. Umut Yavuz,  düşük ayağın çoğu zaman başka bir sağlık sorununun habercisi olduğunu vurgulayarak,  “Bu tabloya genel olarak sinir sıkışmaları, bel fıtığı veya bel kanal darlığı, sinir yaralanmaları, diyabetik nöropati, kas ve sinir hastalıkları ile inme gibi ciddi durumlar neden  olur. Bazen travmalar ve diz veya kalça protezi gibi büyük cerrahiler sonrasında sinir etkilenmeleri de düşük ayak sorununa yol açabilir” diye konuşuyor. Prof. Dr. Umut Yavuz,<strong> </strong>bunların yanı sıra uzun süre bacak bacak üstüne atan, çömelerek çalışan, dizin dış  kısmına uzun süre baskı uygulayan ve hızlı kilo kaybı yaşayan kişilerde de düşük ayak tablosunun gelişebildiğini söylüyor.  </p>
<p><strong>En yaygın belirtisi ayağın yere takılması</strong></p>
<p>Hastalar sağlık kuruluşlarına en sık ‘Ayağımı kaldıramıyorum’, ‘Ayağım yere sürtüyor’, ‘Sık sık tökezliyorum’ ve ‘Ayakkabımın ucu yere çarpıyor’ gibi şikayetlerle başvuruyor. <strong> </strong>Düşük ayağın belirtileri bazen aniden, bazen de sinsi başlayabiliyor. Travma, cerrahi sonrası sinir yaralanması veya ani bel fıtığında tablo hızlı ilerleyebiliyor. Sinir sıkışması, diyabetik nöropati veya bazı nörolojik hastalıklarda ise belirtiler daha yavaş gelişebiliyor. Prof. Dr. Umut Yavuz, düşük ayağın en yaygın belirtilerini şöyle anlatıyor: “En sık görülen belirtisi hastanın ilk aşamada ayağını kendine doğru çekememesi ve yürürken  ayak ucunun yere takılmasıdır. Buna ayak çevresinde duyu kaybı da eşlik edebilir. Bazı hastalarda uyuşma, karıncalanma, bacağın dış kısmında ağrı veya belden bacağa yayılan ağrı da gelişebilir.”</p>
<p><strong>Geç kalındığında kalıcı hasar oluşabiliyor</strong></p>
<p>Düşük ayak tablosunda erken tanının çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Umut Yavuz, altta yatan bazı nedenlerinde erken tedavi sayesinde sinir fonksiyonunun toparlanabildiğini ve kalıcı hasarın önlenebildiğini aktarıyor. Prof. Dr. Umut Yavuz, şu bilgileri paylaşıyor:  “Özellikle sinir sıkışması, bel fıtığına bağlı sinir basısı veya travma sonrası gelişen durumlarda zamanlama kritik öneme sahiptir. Geç kalındığında kaslarda zayıflık kalıcı hale gelebilir, sinirin iyileşme kapasitesi azalabilir ve ayakta şekil bozuklukları gelişebilir. Uzun süre devam eden düşük ayakta hasta ayağını yukarı kaldıramadığı için yürüme paterni bozulabilir ve zamanla ayak bileğinde sertlik oluşabilir. Bunun sonucunda düşme riski artabilir. Erken dönemde tedavi şansı daha yüksek olurken, ileri evrelerde tendon transferi gibi fonksiyon kazandırmaya yönelik cerrahi işlemler gündeme gelebilir.” </p>
<p><strong>Bu tabloda ameliyat gerekebiliyor</strong></p>
<p>Tedavide temel hedef, altta yatan nedeni tespit etmek ve   mümkünse ortadan kaldırmak. Bunun yanında hastanın güvenli yürümesini sağlamak ve ayakta kalıcı şekil bozukluğu gelişmesini engellemek amaçlanıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Umut Yavuz,<strong> </strong>erken tanı alan hastalarda, özellikle sinirin tamamen kopmadığı ve basının erken dönemde giderildiği durumlarda tedavide oldukça başarılı sonuçlar sağlandığını belirterek, “Tedavinin başarısı; altta yatan neden, sinir hasarının derecesi, geçen süre, hastanın yaşı ve eşlik eden hastalıklara göre değişir. Düşük ayağa sebep olan etkenin tedavisi, fizik tedavi ve rehabilitasyon, ayak bileği ortezleri, kas güçlendirme egzersizleri ile denge ve yürüme eğitimi ilk basamak tedavileri oluşturur” diyor. Prof. Dr. Umut Yavuz, uzun süreli ve kalıcı tablolarda ise tendon transferi cerrahisine başvurulduğunu söylüyor. </p>
<p><strong>Amaç güvenli ve dengeli bir yürüyüş sağlamak! </strong></p>
<p>Tendon transferi cerrahisinde genellikle ayakta çalışan güçlü tendonlardan biri, ayağın ön kısmını yukarı kaldırmaya yardımcı olacak şekilde yeniden konumlandırılıyor. Böylece işlevini kaybeden kasın görevi, sağlam bir kas-tendon sistemiyle telafi ediliyor. Başarılı bir cerrahi sonrasında hastaların yürüyüş kalitesi belirgin şekilde artarken, düşme riski de büyük ölçüde azalıyor.  Prof. Dr. Umut Yavuz, ameliyat sonrasında genellikle altı hafta boyunca alçı veya yürüme botu kullanıldığını, ardından fizik tedavi sürecine geçildiğini belirterek, “Günlük yaşama dönüş süresi ise yapılan işleme, hastanın genel durumuna ve rehabilitasyon sürecine göre değişmekle birlikte, çoğu hastada 2-3 ay içinde belirgin fonksiyonel kazanım hedeflenir” bilgisini veriyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-sorun-saniliyor-ama-kalici-hasar-birakabiliyor-635529">Basit bir sorun sanılıyor ama kalıcı hasar bırakabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Düzelen Dişler Neden Tekrar Yer Değiştirir? Cevabı Pekiştirme Döneminde</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/duzelen-disler-neden-tekrar-yer-degistirir-cevabi-pekistirme-doneminde-635457</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 07:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cevabı]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirir]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[dişler]]></category>
		<category><![CDATA[düzelen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodonti]]></category>
		<category><![CDATA[pekiştirme]]></category>
		<category><![CDATA[sabit]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tekrar]]></category>
		<category><![CDATA[yer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635457</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diş hekimliğinde çapraşık diş ve uyumsuz çene ilişkilerini düzenleyen ortodontik tedavilerde, sürecin en kritik aşamalarından biri de pekiştirme (retansiyon) dönemi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duzelen-disler-neden-tekrar-yer-degistirir-cevabi-pekistirme-doneminde-635457">Düzelen Dişler Neden Tekrar Yer Değiştirir? Cevabı Pekiştirme Döneminde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diş hekimliğinde çapraşık diş ve uyumsuz çene ilişkilerini düzenleyen ortodontik tedavilerde, sürecin en kritik aşamalarından biri de pekiştirme (retansiyon) dönemi. Tedavi sonrası dişler, çevre dokuların ve periodontal liflerin eski düzenine dönme eğilimi nedeniyle yeniden yer değiştirebiliyor. Pekiştirme döneminin son derece önemli bir süreç olduğunu belirten <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Dt. Duygu Güneş </strong>konuyla ilgili şunları söyledi; <em>“Tedavi sonrasında dişlerin yeniden yer değiştirmesi biyolojik bir eğilim. Her ortodontik tedavi sonrasında bu eğilim beklenmekle beraber, özellikle polidiastema (dişler arası çoklu boşluk) vakalarında, rotasyonu düzeltilmiş dişlerde ve ark genişletmesi uygulanmış vakalarda eğilim daha belirgindir. Bu nedenle elde edilen estetik ve fonksiyonel sonucun kalıcı olabilmesi için uygun bir pekiştirme planına ihtiyaç duyulur.”</em></p>
<p><strong>Kopma ya da Deformasyon Hasta Tarafından Fark Edilmeyebilir</strong></p>
<p>Uzm. Dt. Duygu Güneş, pekiştirme amacıyla en sık kullanılan yöntemlerden birinin lingual retainer olarak adlandırılan sabit ince teller olduğunu söylüyor ve şu noktaların altını çiziyor: <em>“Bu teller genellikle bir taraftaki kanin dişten diğer taraftaki kanin dişlerin (köpek dişleri) arka yüzeyine yapıştırılır ve sürekli etki göstererek dişlerin yerinde kalmasını sağlar. Tellerin kopması ya da deformasyonu çoğu zaman hasta tarafından fark edilmeyebilir. Diş sabitleyicinin bir noktadan kopması durumunda dişlerde hızlı ve bazen asimetrik kaymalar görülebilir. Eğer tel bükülürse, istenmeyen kuvvetler oluşturarak dişleri yanlış yönlere hareket ettirme riski de ortaya çıkar.”</em> </p>
<p>Bir diğer yaygın pekiştirme aracı ise “Essix Plak” olarak bilinen şeffaf, çıkarılabilir sabitleyiciler. Bu plaklar tüm diş arkını sararak genel bir stabilite sağlarken, estetik açıdan da hastalar tarafından daha kolay kabul ediliyor. Önemli bir yanı da temizliğinin kolay olması. Ancak etkinliği tamamen düzenli kullanıma bağlı. Plak takılmadığında ya da kırılıp kullanılamaz hale geldiğinde dişler zamanla eski konumlarına dönmeye başlayabilir. Özellikle tedavinin ilk aylarında kısa süreli aksaklıklar bile diş hareketini başlatabilir. </p>
<p>Ortodontik tedavinin ayrılmaz bir parçası olan pekiştirme sürecinin ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizen Uzm. Dt. Duygu Güneş, sabit ve hareketli sabitleyicilerin birlikte kullanımının çoğu zaman en güvenli yaklaşım olduğunu belirtiyor. Diş sabitleyicilerin kırılması, kopması veya düzenli kullanılmaması durumunda dişlerdeki çapraşıklıkta nüks (tekrar etmesi-relaps) kaçınılmaz hale gelebilir ve bu da yeniden ortodontik tedavi ihtiyacını gündeme getirebilir. Dolayısıyla hastaların düzenli kontrollerini aksatmamaları, diş sabitleyicilerini doğru kullanmaları ve herhangi bir sorun fark ettiklerinde bir ortodonti uzmanına başvurmaları önemlidir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duzelen-disler-neden-tekrar-yer-degistirir-cevabi-pekistirme-doneminde-635457">Düzelen Dişler Neden Tekrar Yer Değiştirir? Cevabı Pekiştirme Döneminde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Modern yöntemlerle kanser ağrılarını hafifletmek mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/modern-yontemlerle-kanser-agrilarini-hafifletmek-mumkun-635217</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 09:22:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılarını]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hafifletmek]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[modern]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemlerle]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635217</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağrı, vücudun bir uyarı mekanizması olsa da bazen uzun sürerek günlük yaşamı sekteye uğratabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/modern-yontemlerle-kanser-agrilarini-hafifletmek-mumkun-635217">Modern yöntemlerle kanser ağrılarını hafifletmek mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ağrı, vücudun bir uyarı mekanizması olsa da bazen uzun sürerek günlük yaşamı sekteye uğratabiliyor. Özellikle kronikleşen ağrılar, sadece fiziksel değil psikolojik açıdan da yıpratıcı olabiliyor. Bu noktada hele ki kanser ağrılarının, etki alanı ve şiddeti nedeniyle ayrı bir önem taşıdığını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Algoloji Uzmanı Dr. Vildan Kılıç Yılmaz, “Günümüzde gelişen tedavi yöntemleri sayesinde zorlayıcı olan kanser ağrılarının bile büyük ölçüde kontrol altına alınabildiğini bilmek önemli. Doğru yaklaşımlarla bu süreçten korkmanıza gerek yok” şeklinde konuştu.</strong></p>
<p>Kanser ağrısının ortaya çıkmasında; tümörün bulunduğu bölgede yarattığı hasar, organların etkilenmesi veya sinir dokularına yayılması gibi pek çok nedenin rol oynadığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Algoloji Uzmanı Dr. Vildan Kılıç Yılmaz, “Özellikle kemiklere yayılan kanserlerde ağrı daha belirgin hissedilebiliyor. Bu noktada ağrıyı sürecin kaçınılmaz bir parçası olarak görmek yerine şikâyetleri hekime açıkça iletmek ve gerekirse ağrı yönetimi için ek destek talep etmek büyük önem taşıyor. Kişiye özel planlanan tedaviler ve destekleyici uygulamalar sayesinde ağrı kontrol altına alınarak hastanın yaşam kalitesi belirgin şekilde artırılabilir” dedi.</p>
<p><strong>Bazı hastalarda girişimsel yöntemler gerekebilir </strong></p>
<p>Kanser tedavisinde uygulanan yöntemlerin de ağrı üzerinde etkili olabildiğine dikkat çeken Yılmaz, “Kemoterapi ve radyoterapi gibi tedaviler bazı hastalarda ek ağrılara neden olarak süreci zorlaştırabiliyor. Ağrı yönetiminde ilaç tedavileri genellikle ilk basamakta yer alıyor ve önemli bir rol üstleniyor. Ancak bazı durumlarda yeterli olmadığında; sinir blokajları, epidüral ve spinal port kateter yoluyla ilaç uygulamaları gibi girişimsel yöntemlere başvurabiliyoruz. Daha ileri aşamalarda ise omurilik düzeyinde ağrı iletim yollarına yönelik uygulamalarla hastanın konforunu artırmak mümkün” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Ağrının şiddetinde psikolojik faktörler de etkili </strong></p>
<p>Kanser ağrısında yalnızca hastalığın değil, psikolojik faktörlerin de etkili olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Ağrının şiddeti ve süresi sadece hastalık yüküne bağlı değildir; kaygı, anksiyete ve depresyon gibi etkenler de ağrının daha yoğun hissedilmesine neden olabilir. Bu nedenle multidisipliner yaklaşımla hem fiziksel hem de psikolojik boyutun birlikte ele alınması, ağrı kontrolünde daha etkili sonuçlar sağlar” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/modern-yontemlerle-kanser-agrilarini-hafifletmek-mumkun-635217">Modern yöntemlerle kanser ağrılarını hafifletmek mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menopoz Döneminde Kadınların Konforunu Artıran 7 Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menopoz-doneminde-kadinlarin-konforunu-artiran-7-oneri-635109</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 08:28:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıran]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların]]></category>
		<category><![CDATA[konforunu]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Kalitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635109</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınların hayatında doğal bir geçiş dönemi olan menopoz, artık yalnızca “katlanılması gereken” bir süreç olarak görülmüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopoz-doneminde-kadinlarin-konforunu-artiran-7-oneri-635109">Menopoz Döneminde Kadınların Konforunu Artıran 7 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların hayatında doğal bir geçiş dönemi olan menopoz, artık yalnızca “katlanılması gereken” bir süreç olarak görülmüyor. Günümüzde gelişen tedavi yöntemleri sayesinde menopoz belirtileri kontrol altına alınabiliyor ve yaşam kalitesi artırılabiliyor. Memorial Dicle Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Uzm. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu, menopoz döneminin doğru yaklaşım ve kişiye özel tedavi planlamasıyla daha konforlu geçirilebileceğini belirterek, özellikle hormon tedavileri konusunda son yıllarda önemli gelişmeler yaşandığını vurguladı.</p>
<p><strong>Menopoz sürecine bakış değişti</strong></p>
<p>Uzun yıllar boyunca kadınlar menopoz döneminde yaşadıkları sıcak basmaları, uyku bozuklukları, ruh hali değişimleri ve yaşam kalitesindeki düşüşü doğal bir süreç olarak kabul edip sessizce yaşamaya çalıştı. Ancak tıp dünyasında menopoz yönetimine ilişkin yaklaşım son yıllarda önemli ölçüde değişti. Artık menopozun doğru tedavi ve düzenli hekim takibiyle daha sağlıklı ve konforlu geçirilebileceği bilinmektedir.</p>
<p><strong>Hormon tedavilerine yönelik endişeler azaldı</strong></p>
<p>2000’li yılların başında yayımlanan bazı araştırmalar nedeniyle menopoz hormon tedavilerine karşı ciddi çekinceler oluştu. Dünya genelinde hem hekimler hem de hastalar bu tedavilere temkinli yaklaşmaya başladı. Ancak geçen süreçte yapılan yeni bilimsel değerlendirmeler, hormon tedavisinin doğru hasta, doğru zamanlama ve doğru yöntemle uygulandığında güvenli ve etkili olduğunu ortaya koydu. Günümüzde kişiselleştirilmiş tedavi protokolleri ve daha gelişmiş uygulamalar sayesinde menopoz tedavileri daha güvenli şekilde planlanabilmektedir.</p>
<p><strong>Bioeşdeğer hormon tedavileri öne çıkıyor</strong></p>
<p>Bioeşdeğer hormonlar, vücudun doğal olarak ürettiği hormonlarla kimyasal yapı açısından birebir aynı özellik taşır. Bu sayede vücut tarafından daha kolay tanınıp metabolize edilebiliyor ve yan etki riskinin azaltılmasına yardımcı olmaktadır. Uzmanlar, bioeşdeğer hormonların doğal ürünler olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, laboratuvar süreçlerinden geçirilerek hazırlanan tedaviler olduğunu belirtmektedir. Ancak vücutla daha uyumlu çalışmaları nedeniyle menopoz tedavisinde önemli bir seçenek olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Tedavinin amacı yaşam kalitesini artırmak</strong></p>
<p>Menopoz tedavisinde temel amaç yalnızca mevcut şikâyetleri azaltmak değil, aynı zamanda uzun vadeli sağlıklı yaşlanmayı desteklemek olarak öne çıkmaktadır. Tedaviyle birlikte;</p>
<ol>
<li>Sıcak basmaları ve gece terlemelerinde azalma,</li>
<li>Uyku kalitesinde iyileşme,</li>
<li>Ruh halinde denge sağlanması,</li>
<li>Yaşam enerjisinde artış,</li>
<li>Kemik sağlığının korunması,</li>
<li>Cilt ve mukoza sağlığının desteklenmesi,</li>
<li>Genel yaşam kalitesinin artırılması hedeflenmektedir.</li>
</ol>
<p>Ayrıca menopoz döneminde uygulanacak doğru tedavilerin kemik kırıkları, kalp-damar hastalıkları, kolesterol sorunları ve bazı yaşlanma etkilerine karşı da koruyucu katkı sağlayabileceği belirtilmektedir.</p>
<p><strong>Menopoz tedavisi kişiye özel planlanmalı</strong></p>
<p>Uzmanlar menopoz tedavisinin her kadın için aynı şekilde uygulanamayacağını vurgulamaktadır. Her kadının sağlık geçmişi, şikâyetleri, beklentileri ve risk faktörleri farklı olduğu için tedavi süreci kişiye özel planlanır. Tedavi öncesinde kapsamlı değerlendirme yapılması ve sürecin düzenli doktor kontrolünde sürdürülmesi büyük önem taşımaktadır. Menopozun bir son değil, hayatın yeni bir dönemi olduğuna dikkat çeken uzmanlar, doğru bilgiye ulaşmanın ve bu alanda deneyimli bir hekim desteği almanın kadınların yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabileceğini ifade etmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopoz-doneminde-kadinlarin-konforunu-artiran-7-oneri-635109">Menopoz Döneminde Kadınların Konforunu Artıran 7 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ortodontide yaş sınırı yok!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ortodontide-yas-siniri-yok-634935</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 12:12:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çene]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodonti]]></category>
		<category><![CDATA[ortodontide]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodontik Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sınırı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkin]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634935</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, 15 Mayıs Dünya Ortodonti Sağlığı Günü kapsamında yetişkinlerde ortodontik tedavinin estetik ve sağlık açısından faydaları, tedavi süreci ve yaygın yanlış inanışlar hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ortodontide-yas-siniri-yok-634935">Ortodontide yaş sınırı yok!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, 15 Mayıs Dünya Ortodonti Sağlığı Günü kapsamında yetişkinlerde ortodontik tedavinin estetik ve sağlık açısından faydaları, tedavi süreci ve yaygın yanlış inanışlar hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Ortodontik tedavi için ‘geç kalınmış’ bir yaş yok!</strong></p>
<p>Ortodontik tedavinin çoğu zaman çocukluk ve ergenlik dönemiyle özdeşleştirilse de, aslında belirli bir yaş sınırı olmadığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, “Erken yaşlarda çene gelişimi devam ettiği için tedavi bazı durumlarda daha hızlı ilerleyebilir; ancak dişlerin hareket etmesini sağlayan biyolojik mekanizma yaşam boyu devam eder. Bu nedenle diş eti ve kemik dokusu sağlıklı olan yetişkin bireylerde de ortodontik tedavi güvenle uygulanabilir ve başarılı sonuçlar elde edilebilir.” dedi.</p>
<p>Yetişkin hastalarda ortodontik tedavinin yalnızca estetik bir iyileşme sağlamakla kalmadığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, “Aynı zamanda ağız ve diş sağlığının korunmasına da katkıda bulunur. Düzgün hizalanmış dişler daha kolay temizlenir, bu da çürük ve diş eti hastalıkları riskini azaltır. Ayrıca doğru kapanışın sağlanması, çene eklemi problemlerinin ve diş aşınmalarının önüne geçilmesine yardımcı olur. Kısacası, ortodontik tedavi için ‘geç kalınmış’ bir yaş yoktur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çapraşık dişlerin estetikten öte sağlık sorunlarına yol açtığının anlaşılması, tedaviye bakışı değiştirdi!</strong></p>
<p>Son yıllarda yetişkin bireylerin ortodontik tedaviye yöneliminde dikkat çekici bir artış yaşandığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, “Bu artışın temelinde, estetik görünümün sosyal ve profesyonel yaşamda daha fazla önem kazanması yer alıyor. Özellikle gülüş estetiğinin özgüven üzerindeki etkisinin daha iyi anlaşılması, yetişkin hastaların ortodontiye ilgisini artırdı.” dedi.</p>
<p>Geçmişte metal braketlerin yarattığı estetik kaygıların birçok kişi için caydırıcı olurken, günümüzde şeffaf plaklar ve estetik ortodontik çözümler sayesinde tedavi sürecinin daha konforlu ve dışarıdan fark edilmesinin zor hale geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bunun yanı sıra, ağız ve diş sağlığı konusunda artan farkındalık da talebi artırıyor. Çapraşık dişlerin yalnızca estetik bir sorun olmadığı; diş çürükleri, diş eti hastalıkları ve çene problemleri gibi önemli sağlık sorunlarına yol açabileceğinin anlaşılması, yetişkinlerin tedaviye bakışını değiştirdi. Ayrıca kişiye özel planlamalar ve daha erişilebilir tedavi seçenekleri de ortodontik tedaviye olan ilgiyi destekliyor.</p>
<p>Yetişkinlerde ortodonti yalnızca estetik kaygılarla değil, sağlık ihtiyaçları nedeniyle de tercih ediliyor. Çapraşık dişler, yeterli ağız hijyeninin sağlanmasını zorlaştırarak çürük ve diş eti hastalıkları riskini artırabiliyor. Ayrıca yanlış kapanışlar çene ekleminde problemlere, baş ve çene ağrılarına, hatta zamanla dişlerde aşınmalara neden olabiliyor.”</p>
<p><strong>Yetişkinlerde ortodontik tedavi, doğru planlama ve düzenli takip gerektiren bir süreç!</strong></p>
<p>Yetişkinlerde ortodontik tedavi sürecinin, detaylı bir muayene ve planlama ile başladığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, “İlk aşamada hastanın ağız içi değerlendirmesi yapılır; dişlerin dizilimi, kapanış ilişkisi, çene yapısı ve diş eti sağlığı incelenir .Hastadan panoramik röntgen, sefalometrik analiz ve dijital ölçümler alınarak tedaviye uygunluk değerlendirilir. Bu aşama, doğru tedavi planının oluşturulması açısından oldukça kritiktir.” dedi.</p>
<p>Planlama sonrasında hastaya uygun tedavi yöntemi belirlendiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, “Sabit braketler, şeffaf plaklar veya bazı özel durumlarda lingual ortodonti gibi seçenekler hastanın ihtiyacına ve beklentilerine göre değerlendirilir. Yetişkin hastalarda kemik yapısı tamamen gelişmiş olduğu için tedavi biyolojik olarak farklı bir denge içinde ilerler; bu nedenle süreç dikkatli ve kontrollü şekilde takip edilir. Tedavi süresi vakaya göre değişmekle birlikte düzenli kontroller genellikle 4–8 hafta aralıklarla yapılır ve dişlerin hareketi aşama aşama izlenir. Aktif tedavi tamamlandıktan sonra pekiştirme (retansiyon) aşamasına geçilir. Bu dönemde dişlerin yeni konumlarını koruması için şeffaf plaklar veya sabit retainer uygulamaları kullanılır. Bu aşama, elde edilen sonucun uzun vadede stabil kalması açısından tedavinin en az aktif dönem kadar önemli bir parçasıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ortodontik tedavi günlük yaşamda genellikle belirgin bir kısıtlama oluşturmaz!</strong></p>
<p>Ortodontik tedavi sürecinde hastalar günlük yaşamlarında bazı küçük alışma dönemlerinden geçebileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, “Beslenme açısından özellikle başlangıçta dişlerde hassasiyet olabileceği için daha yumuşak gıdalar tercih edilmesi gerekebilir. Sabit ortodontik tedavide braket kullanılan durumlarda ise sert ve yapışkan yiyeceklerden kaçınmak, hem konfor hem de apareylerin korunması açısından önemlidir. Şeffaf plak tedavisinde ise yemeklerden önce plakların çıkarılması gerektiği için beslenme rutini genellikle daha esnek şekilde devam eder.” dedi.</p>
<p>Konuşma açısından, tedavinin ilk günlerinde hafif bir farklılık hissedilebileceğine ancak bu durumun kısa sürede kendiliğinden düzeleceğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, sosyal yaşamda ise günümüzdeki estetik ortodontik seçenekler sayesinde belirgin bir kısıtlama oluşmayacağı bilgisini paylaştı. </p>
<p><strong>Dişlerin hizalanması, kişinin gülümsemesini daha rahat sergilemesini sağlar!</strong></p>
<p>Tedavi tamamlandıktan sonra hastalarda en sık fark edilen değişimin, gülüşün daha estetik ve uyumlu hale gelmesiyle birlikte özgüvenin artması olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, “Dişlerin doğru şekilde hizalanması, kişinin gülümsemesini daha rahat ve çekinmeden sergilemesine yardımcı olur ve bu durum sosyal hayata da olumlu yansır.” dedi.</p>
<p>Ayrıca fonksiyonel olarak da belirgin bir iyileşme görüldüğüne vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, “Kapanışın dengelenmesiyle çiğneme daha konforlu hale gelir, ağız temizliği daha kolay sağlanır ve diş ile diş eti sağlığının uzun vadede korunması desteklenir. Hastalar genellikle hem estetik hem de işlevsel açıdan yaşam kalitelerinde belirgin bir artış olduğunu ifade eder.” diye konuştu.</p>
<p><strong>En yaygın yanlış inanış, ortodontinin sadece çocuklukta yapılabileceği!</strong></p>
<p>Yetişkinlerde ortodontiyle ilgili en sık karşılaşılan yanlış inanışlar hakkında da bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tedavinin yalnızca çocukluk döneminde yapılabileceği düşüncesi çok yaygın. Oysa dişleri çevreleyen dokular sağlıklı olduğu sürece yetişkinlerde de ortodontik tedavi etkili şekilde uygulanabilir. Bir diğer yanlış algı ise ortodontinin sadece estetik bir işlem olduğu yönündedir; aslında diş dizilim bozuklukları ve kapanış problemleri uzun vadede ağız sağlığını olumsuz etkileyebilir.</p>
<p>Ayrıca birçok kişi ortodontik tedavinin günlük yaşamı ciddi şekilde kısıtladığını veya çok ağrılı bir süreç olduğunu düşünür. Günümüzde kullanılan modern yöntemler sayesinde bu süreç genellikle oldukça yönetilebilir bir konforla ilerler. ‘Yetişkinlerde dişler artık düzelmez’ inancı da yaygın bir yanılgıdır; doğru teşhis ve planlama ile yetişkin hastalarda da başarılı sonuçlar elde etmek mümkündür.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ortodontide-yas-siniri-yok-634935">Ortodontide yaş sınırı yok!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İleri derece obezitede cerrahi hâlâ önemini koruyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ileri-derece-obezitede-cerrahi-hala-onemini-koruyor-634831</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 10:38:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[derece]]></category>
		<category><![CDATA[hala]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarda]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kartal]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[koruyor]]></category>
		<category><![CDATA[leri]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[obezitede]]></category>
		<category><![CDATA[önemini]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634831</guid>

					<description><![CDATA[<p>GLP-1 tedavileri, iştahı azaltarak ve mide boşalmasını yavaşlatarak kilo kontrolünü destekleyen yeni nesil ilaç tedavileri arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ileri-derece-obezitede-cerrahi-hala-onemini-koruyor-634831">İleri derece obezitede cerrahi hâlâ önemini koruyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>GLP-1 tedavileri, iştahı azaltarak ve mide boşalmasını yavaşlatarak kilo kontrolünü destekleyen yeni nesil ilaç tedavileri arasında yer alıyor. Obeziteyle mücadelede önemli bir seçenek olarak öne çıkan bu yöntemler, özellikle yaşam tarzı değişiklikleriyle birlikte uygulandığında başarılı sonuçlar sağlayabiliyor. Ancak ileri derecede obezitesi bulunan ve uzun yıllardır kilo problemi yaşayan hastalarda obezite cerrahisinin hâlâ en etkili ve kalıcı tedavi yöntemlerinden biri olduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “İlaç tedavileri ile cerrahi; birbirine rakip değil, doğru hastada birlikte değerlendirilen tamamlayıcı yaklaşımlardır” dedi.</strong></p>
<p>Özellikle tip 2 diyabet, hipertansiyon ve uyku apnesi gibi ek hastalıkların eşlik ettiği ileri derece obezite vakalarında cerrahi müdahalelerin daha uzun süreli ve sürdürülebilir sonuçlar sağlayabildiğini sözlerine ekleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Tedavi planlamasında doğru zamanlamanın büyük önem taşıyor. Uzun süre yalnızca ilaç tedavisi uygulanan hastalarda diyabet süresi uzayabiliyor ve pankreas zamanla yorulabiliyor. Bu durum ilerleyen dönemde cerrahiden alınacak faydayı azaltıyor” dedi.</p>
<p>Zaman geçtikçe ilerleyen yaş ve obeziteye eşlik eden hastalıkların artmasının ameliyat riskini de yükseltebildiğine dikkat çeken Kartal, uygun hastalarda cerrahinin gereğinden fazla geciktirilmemesi gerektiğinin altını çiziyor.</p>
<p><strong>Ameliyat hem kilo verdiriyor hem metabolizmayı dengeliyor</strong></p>
<p>Bariatrik yani obezite cerrahisinin kilo kaybı sağlamanın dışında farklı artıları olduğundan da bahseden Kartal, “Bu yöntem aynı zamanda vücudun metabolik ve hormonal dengesini de olumlu yönde etkiler. Ameliyat sonrası özellikle diyabet ve insülin direncinde erken dönemde belirgin iyileşmeler görülebilir. Hatta bazı hastalarda tip 2 diyabet tamamen kontrol altına alınabilir. Cerrahinin sağladığı etkiler yalnızca kilo kaybıyla açıklanamayacak kadar güçlüdür. Sindirim sistemi üzerindeki değişiklikler, açlık-tokluk hormonlarını ve kan şekeri düzenini doğrudan etkileyerek metabolizmanın yeniden dengelenmesine katkı sağlar” dedi.</p>
<p><strong>Duygusal yeme alışkanlığının çaresi cerrahlarda değil</strong></p>
<p>Verilen kiloların alımının çoğunlukla ameliyat sonrası yaşam tarzı değişikliklerinin sürdürülememesiyle ilişkili olduğunun altını çizen Kartal, “Özellikle duygusal yeme alışkanlığı olan veya düzenli doktor kontrollerine gelmeyen hastalarda bu risk daha yüksek. Obezite tedavisinin yalnızca ameliyat ya da ilaç sürecinden ibaret olmadığı bilinmeli. Beslenme düzeni ve yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin temelidir. Uygun hastalarda ilaç tedavileri, gerekli durumlarda ise cerrahi devreye girer fakat uzun vadeli başarı için tüm sürecin hekim, diyetisyen ve psikolog iş birliğiyle yürütülmesi en doğru yaklaşımdır” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ileri-derece-obezitede-cerrahi-hala-onemini-koruyor-634831">İleri derece obezitede cerrahi hâlâ önemini koruyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlı Bireyleri Geriatrik Kırıklardan Koruyan 20 Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yasli-bireyleri-geriatrik-kiriklardan-koruyan-20-oneri-634813</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 09:59:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[20]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bireyleri]]></category>
		<category><![CDATA[Düşme]]></category>
		<category><![CDATA[geriatrik]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[kırıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kırıklardan]]></category>
		<category><![CDATA[koruyan]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634813</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte geriatrik kırıklar da giderek daha sık görülmeye başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasli-bireyleri-geriatrik-kiriklardan-koruyan-20-oneri-634813">Yaşlı Bireyleri Geriatrik Kırıklardan Koruyan 20 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte geriatrik kırıklar da giderek daha sık görülmeye başladı. Özellikle basit ev kazaları ve düşük enerjili düşmeler sonrası ortaya çıkan kırıklar; hareket kaybından bağımsız yaşamın sona ermesine kadar ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Serkan Akçay, geriatrik kırıkların yalnızca ortopedik bir sorun olmadığını, aynı zamanda yaşlı bireylerin yaşam kalitesini ve genel sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu belirterek konu hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yaşla birlikte kemikler daha kırılgan hale geliyor</strong></p>
<p>İleri yaşla birlikte kemik mineral yoğunluğunda doğal bir azalma meydana gelmektedir. Özellikle menopoz sonrası kadınlarda hızlanan osteoporoz, kemiklerin daha hassas ve kırılgan hale gelmesine neden olmaktadır. Uzmanlara göre birçok yaşlı birey kemik erimesi yaşadığını ancak kırık oluşana kadar fark etmemektedir. Kemik kalitesindeki düşüşe ek olarak kas gücünün azalması, denge problemleri ve reflekslerde yavaşlama da düşme riskini artırmaktadır. Bu durum özellikle kalça ve omurga kırıkları açısından ciddi tehlike oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>En tehlikeli kırıkların başında kalça kırığı geliyor</strong></p>
<p>Geriatrik yaş grubunda en sık görülen kırıkların başında kalça kırıkları gelmektedir. Basit bir düşme sonrası oluşabilen bu kırıklar, yaşlı bireyin uzun süre yatağa bağımlı kalmasına neden olabilmektedir. Uzmanlar, kalça kırığı sonrası ilk bir yıl içinde ölüm oranlarında belirgin artış görülebildiğine dikkat çekmektedir. Bunun temel nedenleri arasında; hareketsizliğe bağlı gelişen enfeksiyonlar, kas kaybı, damar tıkanıklıkları ve genel sağlık durumunun bozulması yer almaktadır. Kalça kırıklarının yanı sıra şu kırık tipleri de ileri yaşta sık görülmektedir:</p>
<ul>
<li>Omurga çökme kırıkları</li>
<li>El bileği kırıkları</li>
<li>Omuz çevresi kırıkları</li>
<li>Pelvis kırıkları</li>
</ul>
<p><strong>Evdeki gizli tehlikeler kırık riskini artırıyor</strong></p>
<p>Uzmanlara göre geriatrik kırıkların en önemli nedeni düşmelerdir. Özellikle ev ortamındaki bazı küçük ihmaller ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Risk oluşturan başlıca faktörler şunlardır:</p>
<ul>
<li>Kaygan halılar</li>
<li>Yetersiz aydınlatma</li>
<li>Banyoda tutunma aparatlarının olmaması</li>
<li>Uygun olmayan terlik ve ayakkabılar</li>
<li>Dağınık kablolar ve eşikler</li>
<li>Ayrıca tansiyon ilaçları, uyku ilaçları ve bazı nörolojik tedaviler de baş dönmesi ve denge kaybına neden olarak düşme riskini artırabiliyor.</li>
</ul>
<p><strong>Sarkopeni yaşlılarda gizli bir tehdit oluşturuyor</strong></p>
<p>Yaşlanmayla birlikte görülen kas erimesi yani “sarkopeni”, geriatrik kırıkların oluşumunda önemli rol oynamaktadır. Kas gücünün azalması hem düşme ihtimalini artırıyor hem de kırık sonrası iyileşme sürecini zorlaştırır. Uzmanlar özellikle ileri yaş grubunda düzenli yürüyüş, direnç egzersizleri ve denge çalışmaları yapılmasının hayati önem taşıdığını vurgulamaktadır.</p>
<p><strong>Tedavide en önemli hedef hastayı hızla ayağa kaldırmak</strong></p>
<p>Geriatrik kırıklarda tedavi planı; kırığın tipi, hastanın genel sağlık durumu ve günlük yaşam beklentisine göre belirlenmektedir. Günümüzde birçok hastada cerrahi tedavi ön plana çıkmaktadır. Cerrahi tedavide şunlar amaçlanır: </p>
<ul>
<li>Hastayı mümkün olan en kısa sürede ayağa kaldırmak</li>
<li>Yatağa bağlı komplikasyonları önlemek</li>
<li>Hastanın bağımsız yaşamını korumak</li>
</ul>
<p>Tedavide vida-plak sistemleri, intramedüller çiviler ve özellikle kalça kırıklarında protez uygulamaları tercih edilebilmektedir. Bazı özel durumlarda ise ameliyatsız tedavi uygulanabilir. Stabil kırıklar veya ameliyat riski yüksek hastalarda alçı, ortez, ağrı kontrolü ve fizik tedavi yöntemleri kullanılabilmektedir.</p>
<p><strong>Kırıkları önlemek mümkün</strong></p>
<p>Uzmanlara göre geriatrik kırıkların büyük bölümü alınacak bu basit önlemlerle önlenebilmektedir;</p>
<ol>
<li>Kemik sağlığınızı koruyun</li>
<li>Düzenli kemik yoğunluğu ölçümü yaptırın</li>
<li>Kalsiyum seviyenizi kontrol ettirin eksikse takviye alın</li>
<li>D vitamini seviyenizi kontrol ettirin eksikse takviye alın</li>
<li>Güneş ışığından yeterince faydalanın</li>
<li>Gerekirse osteoporoz tedavisine başlayın</li>
<li>Düşme riskini azaltın</li>
<li>Ev içi aydınlatmayı güçlendirin</li>
<li>Kaymaz halılar tercih edin</li>
<li>Banyoya tutunma barları yerleştirin</li>
<li>Kaymayan tabanlı ayakkabılar kullanın</li>
<li>Aktif yaşamdan vazgeçmeyin</li>
<li>Haftada en az 150 dakika fiziksel aktivite yapın</li>
<li>Düzenli yürüyüş alışkanlığı kazanın</li>
<li>Denge ve direnç egzersizlerini ihmal etmeyin</li>
<li>Tai-chi ve pilates gibi dengeyi artıran aktiviteleri değerlendirin</li>
<li>Düzenli kontrolleri ihmal etmeyin</li>
<li>Görme ve işitme muayeneleri yaptırın</li>
<li>Kullanılan ilaçları düzenli gözden geçirin</li>
<li>Nörolojik ve kardiyolojik değerlendirmeleri aksatmayın</li>
</ol>
<p><strong>Yaşlı bireylerin bağımsız yaşamı korunabilir</strong></p>
<p>Uzmanlar, geriatrik kırıkların yaşlı bireylerde yalnızca fiziksel değil psikolojik ve sosyal etkiler de oluşturduğunu belirtmektedir. Özellikle hareket kaybı sonrası gelişen yalnızlık, özgüven kaybı ve bağımlılık hissi yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir. Ancak erken tanı, doğru tedavi ve koruyucu önlemler sayesinde yaşlı bireylerin aktif ve bağımsız yaşamlarını uzun yıllar sürdürebilmeleri mümkün olabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasli-bireyleri-geriatrik-kiriklardan-koruyan-20-oneri-634813">Yaşlı Bireyleri Geriatrik Kırıklardan Koruyan 20 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hipotiroidi hastaları Akdeniz diyeti modeliyle beslenmeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hipotiroidi-hastalari-akdeniz-diyeti-modeliyle-beslenmeli-634719</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 14:03:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmeli]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyeti]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[hipotiroidi]]></category>
		<category><![CDATA[iyot]]></category>
		<category><![CDATA[modeliyle]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634719</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tiroid hormonlarının yetersiz üretimi ile karakterize ve toplumda yaygın olarak görülen bir endokrin hastalık olan hipotiroidinin yönetiminde beslenmenin önemi büyük.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipotiroidi-hastalari-akdeniz-diyeti-modeliyle-beslenmeli-634719">Hipotiroidi hastaları Akdeniz diyeti modeliyle beslenmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tiroid hormonlarının yetersiz üretimi ile karakterize ve toplumda yaygın olarak görülen bir endokrin hastalık olan hipotiroidinin yönetiminde beslenmenin önemi büyük. İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, zeytinyağı, sebze, meyve, tam tahıllar, balık ve antioksidan bileşenlerden zengin Akdeniz diyetinin; özellikle hipotiroidiye eşlik eden düşük dereceli inflamasyon ve metabolik bozuklukların yönetiminde önemli katkılar sağladığına dikkat çekti. Dr. Öğr. Üyesi Bilen, brokoli, karnabahar, lahana, soya ürünleri gibi bazı besinlerin de içinde bulunduğu guatrojenik besinlerin pişmiş, dengeli ve kontrollü tüketilmesi gerektiğini söyledi.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, hipotiroidide beslenmenin önemine ilişkin değerlendirmede bulundu.<br />Hipotiroidi kadınlarda daha sık görülüyor<br />Hipotiroidinin tiroid hormonlarının yetersiz üretimi ile karakterize, toplumda yaygın olarak görülen bir endokrin hastalık olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, “Güncel veriler, genel popülasyonda hipotiroidi prevalansının yaklaşık yüzde 3,8–4,6 arasında değiştiğini göstermektedir. Hipotiroidinin kadınlarda erkeklere kıyasla daha sık görüldüğü ve yaşla birlikte artış eğilimi gösterdiği bilinmektedir” dedi. <br />Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, klinik hipotiroidinin yanı sıra TSH yüksekliği ile karakterize ancak T4’ün normal olduğu subklinik hipotiroidinin de oldukça yaygın olduğunu kaydederek prevalansının yüzde 3–20 arasında değiştiğini söyledi.<br />Hipotiroidi için özel bir diyet modeli yoktur<br />Hipotiroidi yönetiminin çoğu zaman farmakolojik tedaviye odaklandığını ancak bununla birlikte beslenme yaklaşımının bu sürecin önemli bir tamamlayıcısı olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, “Ancak burada altı çizilmesi gereken temel nokta, hipotiroidi için tek bir ‘özel diyet’ modelinin bulunmadığıdır. Güncel bilimsel literatür, hipotiroidide beslenmenin bir tedavi yöntemi değil; hastalığın seyrini etkileyen, semptomları hafifletebilen ve tedavi etkinliğini destekleyen bir araç olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle beslenme yaklaşımının temel amacı; tiroid hormonlarını doğrudan yerine koymak değil, mikro besin ögesi dengesini sağlamak, eşlik eden metabolik riskleri azaltmak, inflamatuvar yükü kontrol altına almak ve ilaç tedavisinin etkinliğini korumaktır” dedi.<br />Akdeniz diyeti, inflamasyon ve metabolik bozuklukların yönetiminde katkı sağlıyor<br />Bu çerçevede en rasyonel beslenme modeli olarak Akdeniz diyetinin öne çıktığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, “Zeytinyağı, sebze, meyve, tam tahıllar, balık ve antioksidan bileşenlerden zengin bu modelin; antiinflamatuvar ve immünmodülatör etkileri sayesinde özellikle hipotiroidiye eşlik eden düşük dereceli inflamasyon ve metabolik bozuklukların yönetiminde önemli katkılar sağladığı gösterilmiştir. Dolayısıyla hipotiroidi hastalarında katı kısıtlayıcı diyetlerden ziyade, sürdürülebilir ve dengeli bir beslenme modeli benimsenmelidir” tavsiyesinde bulundu.<br />Guatrojenik besinler aşırı miktarda ve çiğ tüketilmemeli<br />Bazı besin maddelerinin guatrojenik etkilerine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, şunları söyledi:<br />“Guatrojenik besinler, tiroid hormon sentez basamaklarını etkileyebilen ve özellikle iyot kullanımını bozabilen bileşenler içeren gıdalardır. Bu besinler arasında başta turpgiller (brokoli, karnabahar, lahana), soya ürünleri ve bazı darı türleri yer almaktadır. Ancak klinik açıdan önemli olan nokta, bu besinlerin normal miktarlarda ve pişmiş olarak tüketildiğinde sağlıklı bireylerde veya iyot alımı yeterli olan hipotiroidi hastalarında genellikle anlamlı bir olumsuz etki oluşturmamasıdır. Guatrojenik etki daha çok aşırı tüketim, çiğ tüketim ve iyot yetersizliği durumlarında belirgin hale gelmektedir. Ayrıca pişirme işlemi bu bileşiklerin büyük ölçüde inaktive olmasını sağlamaktadır. Bu nedenle hipotiroidi hastalarında bu besinlerin tamamen kısıtlanması değil, pişmiş, dengeli ve kontrollü tüketimi önerilmektedir.”<br />İyot fazlalığına dikkat!<br />Hipotiroidide yeterli ve dengeli iyot alımının önemli olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, “Hipotiroidide beslenme yönetiminin en kritik bileşenlerinden biri mikro besinlerdir. İyot, tiroid hormon sentezi için zorunlu bir elementtir ve eksikliği hipotiroidinin en önemli nedenlerinden biridir. Ancak klinik pratikte sıklıkla göz ardı edilen önemli bir nokta, iyot fazlalığının da tiroid fonksiyonlarını baskılayabilmesidir. Özellikle kronik yüksek iyot alımının, tiroid hormon sentezinde geçici ya da kalıcı baskılanmaya yol açabileceği bilinmektedir. Bu nedenle yaklaşım “ne kadar çok iyot o kadar iyi” değil; yeterli ve dengeli iyot alımının sağlanması olmalıdır” diye konuştu.<br />Kontrolsüz takviye kullanılmamalı<br />Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, benzer şekilde selenyumun, tiroid hormonlarının aktif forma dönüşümünde görev aldığını ve antioksidan savunma sisteminde önemli rol oynadığını kaydederek “Bununla birlikte, selenyum desteğinin tüm hastalarda rutin olarak önerilmesini destekleyen güçlü ve tutarlı kanıtlar bulunmamaktadır. D vitamini, demir, çinko ve B12 gibi diğer mikro besin ögelerinin de tiroid fonksiyonları ile ilişkilendirilmiş olmakla birlikte, bu besin ögeleri için temel yaklaşım kontrolsüz takviye kullanımı değil; eksikliklerin saptanması ve hedefe yönelik yerine koyma tedavisidir. Özellikle demir eksikliğinin, tiroid hormon sentezinde görev alan enziminin aktivitesini azaltarak klinik tabloyu olumsuz etkileyebileceği unutulmamalıdır” uyarısında bulundu.<br />Tiroid – bağırsak ekseni etkileşimi önemli<br />Son yıllarda giderek daha fazla önem kazanan bir diğer konunun ise bağırsak mikrobiyotası ile tiroid fonksiyonları arasındaki ilişki olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, “Tiroid–bağırsak ekseni” olarak tanımlanan bu etkileşim, yalnızca besin emilimi ile sınırlı değildir. Sağlıklı bir mikrobiyota; iyot, selenyum ve demir gibi kritik mikro besinlerin emilimini desteklemenin yanı sıra tiroksinin (T4) aktif form olan triiyodotironine (T3) dönüşümünde de rol oynayabilmektedir. Buna karşılık mikrobiyota dengesinin bozulması, bağırsak geçirgenliğinin artmasına, sistemik inflamasyona ve bağışıklık sisteminin aktivasyonuna yol açarak tiroid fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle hipotiroidi yönetiminde bağırsak sağlığının korunması önemli bir hedef olarak değerlendirilmelidir” diye konuştu.<br />Tiroid ilaçları açken alınmalı<br />Hipotiroidide beslenme yönetiminin en pratik ve klinik açıdan en kritik bileşenlerinden birinin de ilaç tedavisinin doğru uygulanması olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, “İlacın emilimi; kahve, yüksek lifli besinler, kalsiyum ve demir takviyeleri gibi birçok faktörden etkilenebilmektedir. Bu nedenle ilacın genellikle aç karnına alınması ve bazı besinlerle arasında yeterli süre bırakılması önerilmektedir. Özellikle demir ve kalsiyum takviyeleri alınıyorsa ilaç ile arasında en az 4 saat ara bırakılması ilacın etkinliği açısından önemlidir” dedi.<br />Kişiselleştirilmiş beslenme planı uygulanmalı<br />Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, sözlerini şöyle tamamladı: “Sonuç olarak hipotiroidide beslenme yaklaşımı, tek tip diyetler veya rastgele takviye kullanımı üzerine değil; bireyselleştirilmiş, dengeli ve bilimsel temelli bir yaklaşım üzerine kurulmalıdır. Mikro besin ögesi eksikliklerinin saptanması ve düzeltilmesi, bağırsak sağlığının desteklenmesi ve ilaç-besin etkileşimlerinin doğru yönetilmesi, hipotiroidi tedavisinin etkinliğini artıran temel unsurlar olarak öne çıkmaktadır.”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipotiroidi-hastalari-akdeniz-diyeti-modeliyle-beslenmeli-634719">Hipotiroidi hastaları Akdeniz diyeti modeliyle beslenmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mükemmeliyetçi kadınlarda fibromiyalji riski daha yüksek!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mukemmeliyetci-kadinlarda-fibromiyalji-riski-daha-yuksek-634332</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 14:32:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Asiye Gülsüm Kakı]]></category>
		<category><![CDATA[fibromiyalji]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[Mükemmeliyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634332</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, 12 Mayıs Fibromiyalji Farkındalık Günü kapsamında fibromiyaljinin nedenleri, belirtileri ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mukemmeliyetci-kadinlarda-fibromiyalji-riski-daha-yuksek-634332">Mükemmeliyetçi kadınlarda fibromiyalji riski daha yüksek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, 12 Mayıs Fibromiyalji Farkındalık Günü kapsamında fibromiyaljinin nedenleri, belirtileri ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Fibromiyalji, yalnızca fiziksel değil psikolojik ve sosyal yönleriyle de ele alınmalı!</strong></p>
<p>Modern yaşamın giderek daha sık karşımıza çıkardığı önemli sağlık sorunlarından birinin fibromiyalji olduğunu ifade eden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Özellikle kadınlarda daha sık görülen fibromiyalji yalnızca fiziksel değil, psikolojik ve sosyal yönleriyle de ele alınması gereken kronik bir ağrı sendromudur.” dedi.</p>
<p>Fibromiyaljinin yaygın kas ve iskelet sistemi ağrılarıyla birlikte yorgunluk, uyku bozukluğu, bilişsel fonksiyonlarda azalma ve merkezi ağrı duyarlılığında artışla karakterize kronik bir rahatsızlık olduğunu kaydeden Dr. Kakı, “Halk arasında ‘kas romatizması’ olarak da bilinir. Hastalık, kişinin günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir ve çoğu zaman uzun süre fark edilmeden ilerleyebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mükemmeliyetçilik ve yoğun yaşam stresi, özellikle kadınlarda fibromiyalji riskini artırabilir!</strong></p>
<p>Fibromiyaljinin en sık 30-55 yaş aralığındaki aktif kadınlarda görüldüğünü vurgulayan Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Kesin bir genetik geçiş kanıtlanmamış olsa da ailede fibromiyalji öyküsünün bulunması kişide yatkınlığı artırabiliyor. Bunun yanında klinik gözlemler ve psikososyal incelemeler, mükemmeliyetçi kişilik yapısına sahip bireylerde fibromiyalji görülme sıklığının daha yüksek olduğunu gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Mükemmeliyetçiliğin kişinin kendisi için çok yüksek standartlar belirlemesi, kontrol ihtiyacının yoğun olması ve hata yapmaya tahammül edememesiyle karakterize bir kişilik yapısı olduğunu hatırlatan Dr. Kakı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Belirli düzeyde olduğunda kişiye motivasyon sağlayabilen bu özellik, aşırıya kaçtığında kronik stres yüküne dönüşerek hem psikolojik hem de biyolojik açıdan yıpratıcı olabiliyor. Özellikle kadınların iş hayatı, ev yaşamı ve toplumsal roller nedeniyle yoğun sorumluluk altında olması, sınır koymakta zorlanmaları ve sürekli ‘yetişme’ baskısı hissetmeleri fibromiyalji riskini artıran önemli faktörler arasında yer alır.”</p>
<p><strong>Fibromiyalji ağrıyla birlikte yorgunluk ve bilişsel sorunlarla da seyreder! </strong></p>
<p>Fibromiyalji belirtilerinin başında yaygın kas-iskelet sistemi ağrıları geldiğine işaret eden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Hastalar sıklıkla baş, boyun ve sırt ağrılarıyla başvururken bazı durumlarda daha lokalize ağrılar da görülebiliyor.” dedi.</p>
<p>Uyku problemleri, kronik yorgunluk, halk arasında ‘beyin sisi’ olarak ifade edilen dikkat ve konsantrasyon güçlüğünün de yaygın semptomlar arasında olduğunu aktaran Dr. Kakı, “Migren, irritabl bağırsak sendromu, karın ağrısı gibi ek somatik yakınmalar da tabloya eşlik edebiliyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Fibromiyalji tedavisinde tek tip bir yaklaşım yeterli değil!</strong></p>
<p>Fibromiyalji tedavisinde tek tip bir yaklaşımın yeterli olmadığına dikkat çeken Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Hastalığın ortaya çıkışında birçok biyolojik, psikolojik ve sosyal etken rol oynadığı için tedavinin de multidisipliner ve kişiye özel planlanması gerekir.” dedi.</p>
<p>Tedavi sürecinde kişinin psikososyal durumu, uyku düzeni, egzersiz alışkanlıkları, beslenme şekli ve vitamin düzeylerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Dr. Kakı, “Özellikle uyku düzeninin sağlanması tedavinin temel basamaklarından biridir. Kaliteli uyku uyuyamayan bir kişinin gün içerisinde enerjik ve sağlıklı hissetmesi mümkün değildir. Bu nedenle hastaların uyku hijyeni konusunda bilinçlendirilmesi büyük önem taşır. Egzersiz planlamasında ise ağır ve kasları zorlayıcı aktiviteler yerine hafif tempolu aerobik egzersizler, gevşeme çalışmaları ve nefes egzersizleri önerilir. Egzersizin yalnızca günün belirli bir saatine sıkıştırılması yerine gün içine yayılması daha faydalı olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Fibromiyalji, fiziksel olduğu kadar ruhsal ve sosyal yönleri de olan çok yönlü bir hastalık! </strong></p>
<p>Tedavi sürecinde kişinin kişilik yapısının da göz önünde bulundurulması gerektiğini aktaran Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Özellikle mükemmeliyetçi bireylerin kendilerine karşı eleştirel bakış açılarını fark etmeleri ve bunu yönetebilmeleri önemlidir. Bu noktada bilişsel davranışçı terapi gibi psikolojik destek yöntemleri, kişinin yaşam kalitesini artırmada önemli katkılar sağlayabilir.” dedi.</p>
<p>Beslenme düzeninin de fibromiyalji yönetiminde etkili bir diğer faktör olduğunu söyleyen Dr. Kakı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yüksek karbonhidrat ağırlıklı beslenme yerine daha dengeli ve sağlıklı bir beslenme planı önerilir. Ayrıca D vitamini, magnezyum ve omega-3 gibi desteklerin değerlendirilmesi, kişinin enerji metabolizmasının düzenlenmesine yardımcı olabilir.</p>
<p>Fibromiyalji yalnızca fiziksel ağrılarla sınırlı olmayan, kişinin ruhsal ve sosyal yaşamını da etkileyen çok yönlü bir hastalıktır. Bu nedenle tedavide kişinin yalnızca ağrısına değil, yaşam biçimine, stres düzeyine ve duygusal yüklerine de bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşılması gerekir.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mukemmeliyetci-kadinlarda-fibromiyalji-riski-daha-yuksek-634332">Mükemmeliyetçi kadınlarda fibromiyalji riski daha yüksek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikologlar görünmeyen dengeyi kuruyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikologlar-gorunmeyen-dengeyi-kuruyor-633818</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 10:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dengeyi]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[kuruyor]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[psikologlar]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[taşkın]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633818</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, 10 Mayıs Psikologlar Günü kapsamında psikologların ruh sağlığını koruma, iyileştirme ve güçlendirme sürecindeki rolünden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikologlar-gorunmeyen-dengeyi-kuruyor-633818">Psikologlar görünmeyen dengeyi kuruyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, 10 Mayıs Psikologlar Günü kapsamında psikologların ruh sağlığını koruma, iyileştirme ve güçlendirme sürecindeki rolünden bahsetti.</p>
<p><strong>Psikologlar yalnızca sorun çözmüyor!</strong></p>
<p>Sağlığın yalnızca bedensel iyilik hali değil zihinsel, duygusal ve sosyal boyutlarıyla bir bütün olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Psikologlar tam da bu bütünlüğün görünmeyen ama belirleyici kısmında çalışır.” dedi.</p>
<p>Psikoloğun sağlık sistemi içindeki temel rolünü açıklayan Taşkın, “Psikoloğun temel rolü, bireyin düşünce, duygu ve davranış süreçlerini bilimsel yöntemlerle değerlendirerek ruh sağlığını korumak, geliştirmek ve bozulduğunda yeniden yapılandırmaktır. Biz yalnızca ‘sorun çözmeyiz’ aynı zamanda kişinin içsel kaynaklarını fark etmesine ve daha işlevsel bir yaşam kurmasına eşlik ederiz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ekip çalışması, tedavi etkinliğini doğrudan artırıyor!</strong></p>
<p>Ruh sağlığı alanının doğası gereği multidisipliner bir yapıya sahip olduğunu ifade eden Özgenur Taşkın, “Psikiyatristler medikal değerlendirme ve gerektiğinde farmakolojik tedavi yürütürken, psikologlar psikoterapi ve psikolojik değerlendirme süreçlerini üstlenir. Gerektiğinde hekimler, sosyal hizmet uzmanları, fizyoterapistler gibi diğer profesyonellerle iş birliği yaparak kişiye bütüncül bir bakım sunulur. Bu ekip çalışması, tedavi etkinliğini doğrudan artırır.” dedi.</p>
<p>Psikolojik değerlendirme sürecinin işleyişine değinen Taşkın, “Klinik görüşme, gözlem ve bilimsel geçerliliği olan testlerin birlikte kullanıldığı sistematik bir süreçtir. Amaç sadece tanı koymak değil; bireyin güçlü yönlerini, zorlanma alanlarını ve ihtiyaçlarını anlamaktır. Bu süreç kişiye özel bir yol haritası oluşturmanın temelidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Psikoloğa gitmek ‘son çare’ değil, farkındalık ve kendine yatırım süreci! </strong></p>
<p>Bilinenin aksine psikoloğa gitmek için ‘çok ciddi bir sorun’ olması gerekmediğine dikkat çeken Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Psikoloğa gitmek bir ‘son çare’ değil, bir farkındalık ve kendine yatırım sürecidir. İnsanlar yalnızca kriz anlarında değil kendilerini daha iyi tanımak, ilişkilerini güçlendirmek veya yaşam kalitelerini artırmak için de psikolojik destek alabilir.” dedi.</p>
<p>Psikologlara dair toplumda hala yanlış inanışlar olduğunu kaydeden Taşkın, şunları söyledi:</p>
<p>“En sık karşılaştığımız yanlış inanışlardan biri, psikoloğun ‘akıl okuduğu’ ya da ‘sadece nasihat verdiği’ düşüncesidir. Oysa psikologlar bilimsel yöntemlerle çalışır ve danışanın aktif katılımını esas alır. Bir diğer yanlış inanış da psikoloğa gitmenin ‘zayıflık’ göstergesi olduğudur. Gerçekte bu, kişinin kendine karşı sorumluluk alabilme kapasitesinin bir göstergesidir.”</p>
<p><strong>Psikolojik destek tedaviye uyumu arttırıyor ve iyileşme sürecini hızlandırıyor!</strong></p>
<p>Günümüzde stres, kaygı, depresyon ve tükenmişlik gibi ruhsal sorunlar giderek yaygınlaştığına işaret eden Taşkın, “Bunun yanı sıra kronik hastalıklarla yaşayan bireylerin psikolojik yükü de artıyor. Psikologlar bu noktada hem önleyici hem de iyileştirici rol üstlenerek sağlık sisteminin sürdürülebilirliğine katkı sağlıyor.” dedi.</p>
<p>Psikolojik durumun, fiziksel iyileşme sürecini de doğrudan etkilediğini aktaran Taşkın, “Örneğin kaygı ve depresyon, tedaviye uyumu düşürebilir stres ise bağışıklık sistemini zayıflatabilir. Psikolojik destek alan bireylerde tedaviye uyumun arttığını, yaşam kalitesinin yükseldiğini ve iyileşme sürecinin daha sağlıklı ilerlediğini görüyoruz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Destek ihtiyacını fark etmek psikolojik dayanıklılığın ilk adımı!</strong></p>
<p>Psikoloğu, ‘bireyin iç dünyasını anlamlandırmasına yardımcı olarak ruhsal dengeyi kuran ve bu denge üzerinden genel sağlığı destekleyen profesyonel’ olarak tanımlayan Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Ruh sağlığı, ertelenebilecek bir alan değil; yaşam kalitesinin temelidir. Destek almak bir ihtiyaçtır ve bu ihtiyacı fark etmek güçsüzlük değil, psikolojik dayanıklılığın ilk adımıdır.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikologlar-gorunmeyen-dengeyi-kuruyor-633818">Psikologlar görünmeyen dengeyi kuruyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;den sahipsiz köpeklere yeni yuva</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-sahipsiz-kopeklere-yeni-yuva-633683</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[barınağı]]></category>
		<category><![CDATA[barınak]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[köpek]]></category>
		<category><![CDATA[köpeklere]]></category>
		<category><![CDATA[sahipsiz]]></category>
		<category><![CDATA[Sahipsiz Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633683</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, sahipsiz köpekleri sıcak yuvada buluşturacağı yeni barınağı Umuttepe’de hizmete aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-sahipsiz-kopeklere-yeni-yuva-633683">Büyükşehir&#8217;den sahipsiz köpeklere yeni yuva</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, sahipsiz köpekleri sıcak yuvada buluşturacağı yeni barınağı Umuttepe’de hizmete aldı. Barınağı ziyaret ederek incelemelerde bulunan Genel Sekreter Dr. Hayri Baraçlı, Büyükşehir olarak sahipsiz hayvanların barınma, beslenme ve tedavi ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşıladıklarını söyledi.</p>
<p><b>BESLENME, BAKIM VE TEDAVİ</b></p>
<p>Sağlıktan sanata, teknolojiden altyapıya kadar birçok alanda şehri kalkındırma çalışmalarını sürdüren Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, sahipsiz hayvanları da unutmuyor. Hem hayvanların sağlığı hem de vatandaşların güvenliği için Umuttepe’de hizmete alınan barınakta toplanan sahipsiz hayvanlar 7/24 gözetim altında tutuluyor. Beslenme, bakım ve tedavi hizmetlerinin eksiksiz yerine getirildiği merkez, Umuttepe’de hizmete girdi. Hayvan Barınağı’nı ziyaret eden Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Dr. Hayri Baraçlı, sahipsiz hayvanların bakım ve barınma şartlarını yerinde inceleyip, barınak yetkililerinden yapılan çalışmalar hakkında bilgiler aldı. İncelemede Baraçlı’ya Genel Sekreter Yardımcısı Ebubekir Ardıç ile Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Mehmet Köse eşlik etti.</p>
<p><b>2,5 AY GİBİ KISA SÜREDE TAMAMLANDI</b></p>
<p>Büyükşehir Belediyesi’nin Umuttepe’de sahipsiz hayvanlar için özenle hazırladığı barınak, oldukça hızlı bir şekilde inşa edilmesiyle de dikkat çekiyor. İlgili kurumlardan 6 Şubat 2026 tarihinde izinlerin alınmasının hemen ardından çalışmaları başlatan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, sadece 2,5 ayda barınağı tamamladı. Barınağın tamamlanması sonrasında ise sahipsiz köpekler toplanarak sıcak yuvalarına kavuşturulmaya başlandı.</p>
<p><b>SAHİPLENME İMKÂNI DA VAR</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin sahipsiz hayvanlara güvenli bir yuva oluşturma çalışmaları kapsamında Umuttepe’de inşa ettiği Hayvan Barınağı, 7/24 hizmet veriyor. Barınakta bulunan hayvanların tüm bakımları titizlikle yapılırken, günlük mama ve su ihtiyaçları da düzenli olarak karşılanıyor. Öte yandan vatandaşlar, sahipsiz hayvanları sahiplenerek onlara sıcak bir yuva da sağlayabiliyor.</p>
<p><b>17 BİN METREKARELİK YUVA</b></p>
<p>Toplam 17 bin metrekarelik alan içinde 10 bin 800 metrekare alan üzerine kurulan barınakta şu an 206 köpek bulunuyor. 250 ila 450 metrekare arasında değişen yaşam alanlarıyla dikkat çeken tesisin, Umuttepe bölgesindeki sahipsiz hayvan sorununa çözüm olması hedefleniyor.</p>
<p><b>YARALI HAYVANLARIN TEDAVİSİ YAPILIYOR</b></p>
<p>Sokakta yaralı halde bulunan ve bakıma muhtaç köpeklerin kabul edildiği barınakta; beslenme, barınma ve sağlık hizmetleri sunuluyor. Mini bir ameliyathaneye de sahip olan merkezde, yaralı sahipsiz köpeklerin tedavileri gerçekleştirilebiliyor.</p>
<p><b>650 KÖPEK KAPASİTELİ</b></p>
<p>Bir veteriner hekim, bir tekniker, bir güvenlik görevlisi ve 6 hizmet personelinin görev yaptığı barınak, toplamda 650 köpek kapasitesine sahip. Yaralı hayvanlara ilk müdahalenin yapıldığı merkezde ameliyat imkânı da bulunuyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-sahipsiz-kopeklere-yeni-yuva-633683">Büyükşehir&#8217;den sahipsiz köpeklere yeni yuva</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnmenin 3 kritik belirtisini &#8216;yüz, kol, konuşma&#8217; şifresiyle hatırlamak hayat kurtarır!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/inmenin-3-kritik-belirtisini-yuz-kol-konusma-sifresiyle-hatirlamak-hayat-kurtarir-633566</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:38:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisini]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[inme]]></category>
		<category><![CDATA[kol]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[nmenin]]></category>
		<category><![CDATA[şifresiyle]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633566</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, 10 Mayıs Dünya İnme Farkındalık Günü kapsamında inmenin belirtileri, hızlı müdahalenin önemi ve toplumdaki yanlış inanışların tehlikesi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inmenin-3-kritik-belirtisini-yuz-kol-konusma-sifresiyle-hatirlamak-hayat-kurtarir-633566">İnmenin 3 kritik belirtisini &#8216;yüz, kol, konuşma&#8217; şifresiyle hatırlamak hayat kurtarır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, 10 Mayıs Dünya İnme Farkındalık Günü kapsamında inmenin belirtileri, hızlı müdahalenin önemi ve toplumdaki yanlış inanışların tehlikesi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>İnme sinsice değil, ‘yıldırım hızıyla’ gelir!</strong></p>
<p>İnme’nin beyni besleyen damarlardan birinin aniden tıkanması veya yırtılarak kanaması sonucu, o bölgedeki beyin hücrelerinin oksijensiz kalarak ölmeye başlaması durumu olduğunu kaydeden Dr. Celal Şalçini, “Bunu bir şehrin ana su borusunun patlaması veya tıkanması gibi düşünebilirsiniz; su gitmeyen yerlerde hayat durur. İnme gerçekleştikten sadece dakikalar sonra milyonlarca nöron kaybedilir, bu da beynin o bölgesi tarafından kontrol edilen konuşma, hareket ve hafıza gibi fonksiyonların devre dışı kalmasına neden olur.” dedi.</p>
<p>İnmenin en kritik belirtilerinin ‘yüz, kol, konuşma’ kuralıyla hatırlanabileceğine işaret eden Dr. Şalçini “Yüzde yamulma, bir kolun havada tutulamayıp düşmesi ve konuşmanın peltekleşmesi en net uyarıcılardır. Belirtiler genellikle saniyeler içinde, aniden ortaya çıkar ve her geçen dakika beyin dokusunun kaybı hızlanır. Unutmayın, inme sinsi değil, ‘yıldırım hızıyla’ gelen bir durumdur; belirtilerin kendi kendine geçmesini beklemek en büyük hatadır.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Şüphe anında ilk adım: Sadece 112!</strong></p>
<p>“Bir yakınınızda veya kendinizde inme şüphesi duyduğunuz anda yapmanız gereken tek bir şey vardır; hemen 112 Acil Servis’i aramak.” diyen Dr. Celal Şalçini, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kendi imkanlarınızla hastaneye gitmeye çalışmak veya hastaya su içirmek, aspirin vermek ya da tansiyon ilacı yutturmak gibi müdahaleler durumu daha da kötüleştirebilir. Ambulans ekibi, sizi en doğru donanıma sahip ‘İnme Merkezi’ne yönlendirerek tedavi sürecini daha yolda başlatacaktır.</p>
<p>İnmede ‘zaman beyindir’. Belirtiler başladıktan sonraki ilk 4-5 saat içinde yapılan pıhtı çözücü tedaviler veya ilk saatlerdeki anjiyo müdahaleleriyle beyin hasarı tamamen önlenebilir ya da minimuma indirilebilir. Müdahale ne kadar erken olursa, hastanın felç kalmadan normal hayatına dönme şansı o kadar artar. Kısacası, erken gelen hasta, sağlığını geri kazanma şansını yakalayan hastadır.”</p>
<p><strong>İnme uykuda geçmez, su çarpmakla düzelmez!</strong></p>
<p>Müdahalede geç kalınan her saatin, kalıcı engellilik riskini katlayarak artırdığına vurgu yapan Dr. Celal Şalçini, “Beyin hücreleri yenilenme kapasitesi oldukça kısıtlı hücrelerdir; oksijensiz kalan bölge tamamen öldüğünde, o bölgenin yönettiği el, kol, bacak gibi organlarda kalıcı felç, yutma bozuklukları veya konuşma kaybı meydana gelir. Gecikmiş vakalarda tedavi süreci aylar süren zorlu fizik tedavi seanslarına evrilir ve maalesef tam iyileşme her zaman mümkün olmayabilir.” dedi.</p>
<p>Halk arasında ‘tansiyonu yükseldi, biraz uyusun geçer’ veya ‘yüzüne soğuk su çarpalım’ gibi inanışların maalesef ölüme veya sakatlığa davetiye çıkardığına dikkat çeken Dr. Şalçini, “İnme uykuda geçmez, su carpmakla düzelmez! Bir diğer yanlış ise inmenin sadece yaşlılarda görüldüğü algısıdır; oysa inme, bebeklerden genç yetişkinlere kadar her yaş grubunu etkileyebilen ciddi bir sağlık krizidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İnme önlenebilir bir hastalık!</strong></p>
<p>Yüksek tansiyonun, inmeye davetiye çıkaran bir numaralı sorun olduğunu ifade eden Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bunu şeker hastalığı, yüksek kolesterol ve sigara kullanımı izler. Ancak sağlıklı beslenme, günde 30 dakika yürüyüş ve tütün ürünlerinden uzak durmak gibi yaşam tarzı değişiklikleriyle inme riskini  azaltmak elimizdedir. Kendi sağlığınızın kaptanı olup bu riskleri yönetmek, en güçlü tedavi yöntemidir.</p>
<p>İnme ile mücadelede bu üç maddeyi hayat kurtarıcı bir rehber olarak kabul edin:</p>
<p>1. Vakit Kaybetme: Belirtiyi gördüğün an saati kontrol et ve hemen 112’yi ara.</p>
<p>2. Belirtileri Tanı: Yüzde kayma, kolda güçsüzlük ve konuşma bozukluğu varsa durum ciddidir.</p>
<p>3. Önlemini Al: Tansiyonunu kontrol altında tut ve hareket et; inme önlenebilir bir hastalıktır!”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inmenin-3-kritik-belirtisini-yuz-kol-konusma-sifresiyle-hatirlamak-hayat-kurtarir-633566">İnmenin 3 kritik belirtisini &#8216;yüz, kol, konuşma&#8217; şifresiyle hatırlamak hayat kurtarır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gözlerinizi sık ovuşturuyorsanız dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gozlerinizi-sik-ovusturuyorsaniz-dikkat-633537</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:37:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[gözlerinizi]]></category>
		<category><![CDATA[Keratokonus]]></category>
		<category><![CDATA[Kornea]]></category>
		<category><![CDATA[ovuşturuyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633537</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pek çoğumuzun adını bile duymadığı, geçmişte ‘nadir hastalık’ olarak kabul edilen Keratokonus, günümüzde gelişen teknoloji sayesinde çok sık tanı konulan ilerleyici bir göz hastalığı olarak öne çıkıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gozlerinizi-sik-ovusturuyorsaniz-dikkat-633537">Gözlerinizi sık ovuşturuyorsanız dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pek çoğumuzun adını bile duymadığı, geçmişte ‘nadir hastalık’ olarak kabul edilen Keratokonus, günümüzde gelişen teknoloji sayesinde çok sık tanı konulan ilerleyici bir göz hastalığı olarak öne çıkıyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Semra Akkaya Turhan</strong>, korneanın incelerek öne doğru sivri (konik) bir şekil almasına yol açan Kerakotonusa yönelik hastaların şikayetlerini şu sözlerle ifade ediyor: “Gözlük numaram çok sık değişiyor”, “Tek gözümle baktığımda harflerin gölgesi var, çift görüyorum”, “Geceleri farların etrafında haleler ve parıltılar oluşuyor, araba kullanmakta zorlanıyorum”, “Parlak ışıkta gözlerim kamaşıyor, sisli görüyorum”, “Astigmatım her kontrolde artıyor, gözlük işe yaramıyor.” </p>
<p>Son yıllarda ekran kullanımının artması, alerjik göz hastalıklarının yaygınlaşması ve kornea topografisiyle erken tanı konulabilmesi dolayısıyla keratokonus hastalarının sayısının ciddi ölçüde arttığını belirten Prof. Dr. Turhan, keratokonusa zemin hazırlayan 6 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Gözleri sık ve sert ovuşturmak</strong></li>
</ul>
<p>Gözleri kaşımak ya da bastırarak ovuşturmak, gözün önündeki saydam tabakayı (kornea) zamanla inceltir ve zayıflatır. Araştırmalar; gözleri ovuşturmanın sağlıklı kişilerde bile hastalığın gelişmesini kolaylaştırdığını göstermektedir. Kaşıntı hissinde gözü ovuşturmak yerine soğuk kompres yapılmalı ve hekime başvurulmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Göz alerjisini ve atopik hastalıkları tedavisiz bırakmak</strong></li>
</ul>
<p>Polen alerjisi, atopik dermatit, egzama, astım ve kronik alerjik konjonktivit, gözde kaşıntıya neden olur ve bu da kişiyi sürekli gözünü ovuşturmaya iter. Bu kısır döngü korneaya zarar verir.  Keratokonus hastalarının önemli bir bölümünde atopi öyküsü mevcuttur. Alerjinin doğru ilaç ve çevresel önlemlerle kontrol altına alınması ovuşturma isteğini keser ve ilerlemeyi yavaşlatır.</p>
<ul>
<li><strong>Yüzüstü veya göze baskı yaparak uyumak</strong></li>
</ul>
<p>Yüzüstü uyumak ya da uyurken eli göze bastırmak, korneaya sürekli baskı uygulanmasına neden olur. Bu durum zamanla göz yapısını zayıflatabilir ve hastalığın ilerlemesine yol açar. </p>
<ul>
<li><strong>Gözleri güneşten korumamak</strong></li>
</ul>
<p>Güneşin zararlı<strong> </strong>UV ışınları, gözün ön tabakasına (kornea) zarar verebilir ve yapısını zayıflatabilir. Genetik yatkınlığı olanlarda ise kornea biyomekaniğini hızla zayıflatabilir. Bu nedenle sadece yazın değil, yıl boyunca UV400 ve CE sertifikalı kaliteli bir güneş gözlüğü kullanmak önemlidir. Çocuklara da küçük yaştan itibaren bu alışkanlık kazandırılmalıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Göz numarasındaki değişiklikleri önemsememek</strong></li>
</ul>
<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Semra Akkaya Turhan “10–25 yaş aralığında her kontrolde artan miyopi-astigmat, düzensiz astigmat ya da gözlüklü görme keskinliğinin düşmesi keratokonusun en erken işaretidirGözlük numaraları sık değişen ve astigmatizma artışı olan ergen ve genç erişkinlerde yılda bir kornea topografisi içeren tam muayene şarttır; erken tanı sayesinde hastalığın ilerlemesi durdurulabilir” diyor.  </p>
<ul>
<li><strong>Aile öyküsünü göz ardı etmek</strong></li>
</ul>
<p>Birinci derece akrabalarında keratokonus olanlarda risk kat kat artar. Bu nedenle ailede böyle bir durum varsa, gözle ilgili herhangi bir şikayet olmasa bile düzenli göz kontrolleri yaptırmak çok önemlidir. Bu sayede erken tanı mümkün olur ve tedavi edilebilir. </p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Keratokonus’un tanı ve tedavisinde heyecan verici gelişmeler!</strong></p>
<p>Günümüzde teknoloji ve tıp alanında ilerlemeler sayesinde keratokonus artık belirtiler ortaya çıkmadan, çok erken dönemde tespit edilebiliyor.  Prof. Dr. Turhan, tedavideki yenilikleri şöyle özetliyor: “Tedavide kornea çapraz bağlama (CXL) ilerlemeyi durdurmada altın standart haline geldi. Bu yöntemin daha hızlı ve farklı tekniklerle uygulanan çeşitleri sayesinde çocuklarda da güvenle uygulanabilir. Ayrıca kornea içine yerleştirilen halkalar, özel lazer tedavileri, göz içine yerleştirilen lensler ve gelişmiş kontakt lensler sayesinde hastaların büyük çoğunluğu kornea nakline ihtiyaç duymadan iyi bir görme seviyesine ulaşabiliyor. Gerekli durumlarda yapılan yarım kat kornea nakli yöntemi ise klasik nakillere göre daha güvenli ve daha uzun ömürlü sonuçlar sunuyor.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gozlerinizi-sik-ovusturuyorsaniz-dikkat-633537">Gözlerinizi sık ovuşturuyorsanız dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fark Edilmeden İlerleyen Bir Böbrek Hastalığı: ODPKBH</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fark-edilmeden-ilerleyen-bir-bobrek-hastaligi-odpkbh-633534</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:37:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[edilmeden]]></category>
		<category><![CDATA[eren]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[lerleyen]]></category>
		<category><![CDATA[odpkbh]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633534</guid>

					<description><![CDATA[<p>Böbrekler, vücudumuzun en hayati organlarından ikisidir; kanı süzer, atıkları temizler ve hormon dengesini düzenler.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fark-edilmeden-ilerleyen-bir-bobrek-hastaligi-odpkbh-633534">Fark Edilmeden İlerleyen Bir Böbrek Hastalığı: ODPKBH</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Böbrekler, vücudumuzun en hayati organlarından ikisidir; kanı süzer, atıkları temizler ve hormon dengesini düzenler. Ancak bazen, genetik bir miras olarak, bu hayati organlarda sessizce büyüyen kistler ortaya çıkar. Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı (ODPKBH), dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen, böbreklerde sayısız sıvı dolu kistin oluşumuyla karakterize, ilerleyici ve kalıtsal bir hastalıktır.</p>
<p>Bu kistler zamanla büyüyerek böbrek dokusuna zarar verir ve böbrek fonksiyonlarını ciddi şekilde bozabilir. ODPKBH sadece böbreklerle sınırlı kalmaz; karaciğer, pankreas ve nadiren beyin damarları gibi diğer organları da etkileyebilen sistemik bir sağlık sorunudur.</p>
<p><strong>ODPKBH&#8217;nin Belirtileri: Vücudunuzun Fısıltılarını Dinleyin</strong></p>
<p>Prof. Dr. Zehra Eren, hastalığın genellikle sinsi bir başlangıç yaptığını belirterek şu bilgileri paylaştı: “ODPKBH, çoğu zaman uzun süre belirti vermeden ilerler. Kistler belirli bir büyüklüğe ulaşana kadar, genellikle 30’lu veya 40’lı yaşlara kadar fark edilmeyebilir. Ancak vücudun verdiği bazı sinyalleri dikkate almak çok önemlidir.</p>
<p>ODPKBH&#8217;nin yaygın belirtileri şunlardır:</p>
<ul>
<li>Yanlarda (böğürde), sırtın alt kısmında veya karın bölgesinde ağrı </li>
<li>Yüksek tansiyon (hipertansiyon) </li>
<li>İdrar yolu enfeksiyonları ve idrarda kan görülmesi </li>
<li>Böbrek taşları </li>
<li>Karın bölgesinde şişlik veya dolgunluk hissi </li>
</ul>
<p>Bu belirtilerden herhangi birini yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden bir uzmana başvurması gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Erken Teşhis ve Düzenli Takip: Zamanla Yarışmak</strong></p>
<p>Hastalığın erken dönemde teşhis edilmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Zehra Eren: “ODPKBH&#8217;nin ilerlemesini yavaşlatmanın en etkili yolu erken tanı ve düzenli takiptir. Bu sayede böbrek yetmezliğine gidiş geciktirilebilir ve hastaların yaşam kalitesi artırılabilir.”</p>
<p>Tanı ve takip sürecinde kan ve idrar testleri ile ultrason gibi görüntüleme yöntemleri kullanılmaktadır.</p>
<p><strong>Aile Taraması: Genetik Mirasınızı Yönetmek</strong></p>
<p>ODPKBH’nin genetik geçişli bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Zehra Eren, şu açıklamada bulundu: “Bu hastalık otozomal dominant kalıtılır. Yani hastalığa sahip bir ebeveynin çocuğuna geçme riski yaklaşık %50’dir. Bu nedenle aile öyküsü olan bireylerin tarama yaptırması büyük önem taşır.”</p>
<p>Ailesinde ODPKBH öyküsü olan veya nedeni bilinmeyen böbrek hastalığı bulunan kişilerin bir uzmana başvurması önerilmektedir. Taramada en sık kullanılan yöntem ultrasonografidir.</p>
<p><strong>Hastalığın İlerlemesini Yavaşlatan Tedavi İmkanları</strong></p>
<p>Son yıllarda ODPKBH tedavisinde önemli gelişmeler yaşandığını belirten Prof. Dr. Zehra Eren, tedavinin amacını şu şekilde özetledi: “Uygulanan tedaviler hastalığı tamamen ortadan kaldırmasa da, kistlerin büyümesini yavaşlatmayı ve böbrek fonksiyonlarını korumayı hedefler.”</p>
<p>Bu kapsamda bazı ilaç tedavileri ve tansiyon kontrolü, hastalığın yönetiminde önemli rol oynamaktadır.</p>
<p><strong>Bilinçli Bir Yaklaşımla Daha İyi Bir Gelecek</strong></p>
<p>Prof. Dr. Zehra Eren, sözlerini şu şekilde tamamladı: “ODPKBH ile yaşamak, bilinçli olmayı ve düzenli takip gerektirir. Erken teşhis, aile taraması ve uygun tedavi ile hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir. Risk altında olan kişilerin bu konuda farkındalık sahibi olması çok önemlidir.”</p>
<p>ODPKBH ile yaşayan bireyler için destek kaynaklarının bulunduğunu hatırlatan Eren, hastaların bilgi edinmek ve destek almak için ilgili dernek ve platformlara başvurabileceğini de sözlerine ekledi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fark-edilmeden-ilerleyen-bir-bobrek-hastaligi-odpkbh-633534">Fark Edilmeden İlerleyen Bir Böbrek Hastalığı: ODPKBH</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Nadir Hastalıklara Yönelik Farkındalık Dayanışmayla Güçleniyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-nadir-hastaliklara-yonelik-farkindalik-dayanismayla-gucleniyor-2-633486</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:35:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışmayla]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[güçleniyor]]></category>
		<category><![CDATA[haftası]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklara]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[Nadir Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[nisan]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633486</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye, nadir hastalıklara yönelik farkındalığı artırmak amacıyla düzenlenen önemli bir dayanışma haftasına tanıklık etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-nadir-hastaliklara-yonelik-farkindalik-dayanismayla-gucleniyor-2-633486">Türkiye&#8217;de Nadir Hastalıklara Yönelik Farkındalık Dayanışmayla Güçleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, nadir hastalıklara yönelik farkındalığı artırmak amacıyla düzenlenen önemli bir dayanışma haftasına tanıklık etti. Plazma kaynaklı tedavilerde global liderlerden biri olan <strong>Kedrion Biopharma </strong>ve<strong> Pharminal İlaç</strong> 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ruhunu<strong> Dünya Primer İmmün Yetmezlik (PIY) Haftası (22-29 Nisan) </strong>ile birleştirerek kapsamlı bir sosyal sorumluluk projesini tamamladı. Ankara’nın maraton parkurlarından büyükşehirlerdeki hastanelerin infüzyon odalarına kadar uzanan kampanya, güçlü bir mesaj verdi:<strong> &#8220;Yalnız Değilsiniz.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Ankara’da Umuda Koşma</strong></p>
<p>Farkındalık zinciri, 19 Nisan’da Ankara’da düzenlenen Bilkent RunRoll ile başladı. Kedrion Türkiye ekibi gönüllüleri, <strong>&#8220;Birlikte Daha Cesur&#8221; </strong>pankartı altında parkura çıktı. Her adım, nadir hastalıklarla yaşayan çocukların görünürlüğünü artırmaya adandı; fiziksel bir yarış, toplumsal kabul ve dayanışma için ülke çapında bir çağrıya dönüştü.</p>
<p><strong>“PIY’i Fark Et”: Klinik Deneyimi Dönüştürmek</strong></p>
<p>Ankara’daki koşu parkurlarından alınan enerji, PIY Haftası boyunca doğrudan klinik ortamlara taşındı. Kedrion Türkiye ve Pharminal İlaç iş birliğiyle İstanbul, İzmir ve Ankara’daki hastanelerde<strong> &#8220;İnfüzyon Odası Şenlikleri&#8221; </strong>başlatıldı<strong>. </strong>Bu etkinlikler Primer İmmün Yetmezlik farkındalığını artırmak ve 23 Nisan bayram sevincini tedavi gören çocuklara ulaştırarak onların kendilerini hasta değil, <strong>&#8220;ilk önce çocuk&#8221; </strong>gibi hissetmelerini sağlamak, klinik deneyimlerini dönüştürmek amacıyla tasarlandı.</p>
<p><strong>Erken Tanının Gücü: “Birlikte Daha Cesur”</strong></p>
<p>Ankara, İstanbul ve İzmir&#8217;deki hastanelerde tıp camiasının önde gelen uzmanları girişime katılarak erken teşhisin, bütüncül bakım ve <strong>&#8220;Birlikte Daha Cesur&#8221; </strong>olma ruhuyla birleştiğinde nadir hastalığı olan çocukların hayat yolculuğunu nasıl değiştirdiğini vurguladılar:</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ayşe Metin &#8211; Ankara: </strong></p>
<p>&#8220;Bugün burada hem 23 Nisan haftasını hem de PIY haftasını bir arada kutluyoruz. Doğuştan bağışıklık yetmezliği olan primer immün yetmezlik, nadir hastalıklar kategorisindedir. Aileler bu hastalığın en temel özelliği olan sık ve hafif seyirli enfeksiyonları gözden kaçırabilirler. </p>
<p>22-29 Nisan haftası bu alanda farkındalığın artırılmasının hedeflendiği önemli bir hafta. Hastalarımız bizim için çok kıymetli; bir an önce teşhis alıp tedavilerine kavuşmalarını istiyoruz. Bu hastalıkta kullanılan immünoglobulin tedavisi sayesinde çocuklarımız dünyadaki  hastalıklara karşı korunuyor veya hastalıkları hafif atlatıyorlar. Bu vesileyle aramızda bulunan Kedrion Biopharma ve Pharminal İlaç yetkililerine destekleri için teşekkür ediyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ferah Genel &#8211; İzmir: </strong> </p>
<p>&#8220;Biz bu duruma<strong> &#8216;nadir&#8217; </strong>diyoruz ama misyonumuz onu<strong> &#8216;bilinir&#8217;</strong> kılmak. Bugün buradaki çocuklarımıza sesleniyorum: Sizler şanslı olanlarsınız çünkü tanı aldınız ve doğru tedaviye ulaştınız. Hekimleriniz yanınızda; biz birlikte daha cesur ve daha güçlüyüz.&#8221;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Güzide Aksu &#8211; İzmir: </strong></p>
<p>&#8220;Erken teşhis sadece tıbbi bir dönüm noktası değil; bir çocuğun yaşam kalitesini tamamen yeniden yazan bir güçtür. Doğru tedavi standartlarıyla, çocuklarımızın hayata inanılmaz bir dirençle tutunmalarına tanık oluyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Neslihan Karaca &#8211; İzmir </strong>(Nadir hastalıkların küresel sembolü olan ‘zebra’ metaforuna atıfta bulunarak): </p>
<p>&#8220;Bu özel çocuklar doğru tanıya ve tedaviye ulaştıklarında artık bir kenarda beklemiyorlar. Hayatın içinde dörtnala koşuyor ve<strong> &#8216;Birlikte Daha Cesur&#8217; </strong>olduğumuzu kanıtlıyorlar.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Görünmeyeni Görünür Kılmak: “Nadir Ama Gerçek”</strong></p>
<p>Kedrion’un küresel<strong> “Rare But Real” </strong>(Nadir Ama Gerçek) platformuna dayanan bu girişim, gerçek hikayelerin ve toplumsal kapsayıcılığın iyileştirici gücüne odaklanıyor. Yetkililer misyonu şu sözlerle özetledi: <strong>“PIY’i fark etmek hayat kurtarır. Bizim için her çocuk bir kahramandır ve her kahraman görülmeyi hak eder.” </strong></p>
<p>TR-İ-042026-003</p>
<p><strong>Kedrion Biopharma Hakkında</strong></p>
<p><strong>Bilimin İnsanlıkla Buluştuğu Nokta</strong></p>
<p><b>Kedrion Biopharma</b>, nadir ve ultra nadir hastalıklarla mücadele eden bireylerin yaşam kalitesini artırmaya odaklanmış, plazma kaynaklı tedavilerde global bir sektörel güçtür. Dünya çapında <b>100’ü aşkın ülkede 5.400 kişilik dev kadrosuyla</b> faaliyet gösteren şirket; bilimin gücünü insani değerlerle harmanlayarak yenilikçi çözümleri en kritik noktalara ulaştırıyor. Türkiye operasyonlarında ise bu vizyonu; <b>hasta odaklı bir değer zinciri</b> ve stratejik bilimsel iş birlikleri üzerine kurguluyor. Şirket &#8220;Rare but Real&#8221;, nadir hastalıklar topluluğundan hikayelere görünürlük kazandıran uzun vadeli bir farkındalık platformu aracılığıyla toplumsal bağlılığını yansıtmaktadır. Sosyal sorumluluk projeleriyle nadir hastalıklar topluluğunun sesi olmayı sürdüren Kedrion, toplumsal farkındalıkta öncü bir rol üstleniyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-nadir-hastaliklara-yonelik-farkindalik-dayanismayla-gucleniyor-2-633486">Türkiye&#8217;de Nadir Hastalıklara Yönelik Farkındalık Dayanışmayla Güçleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gaziemir&#8217;de can dostlar için hizmet seferberliği: 12 bin 140 can dosta veteriner hizmeti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gaziemirde-can-dostlar-icin-hizmet-seferberligi-12-bin-140-can-dosta-veteriner-hizmeti-633317</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:29:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[12]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[can]]></category>
		<category><![CDATA[Can Dostlar]]></category>
		<category><![CDATA[dostlar]]></category>
		<category><![CDATA[gaziemir]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[seferberliği]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633317</guid>

					<description><![CDATA[<p>Öz kaynaklarıyla yaptığı yeni hayvan bakımeviyle veteriner sağlık hizmetlerinin altyapısını güçlendiren Gaziemir Belediyesi, 2024 yılının Nisan ayından bu yana geçen iki yıllık sürede 12 bin 140 hayvanın tedavisini ve bakımını yaptı, 250 can dostu da sahiplendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gaziemirde-can-dostlar-icin-hizmet-seferberligi-12-bin-140-can-dosta-veteriner-hizmeti-633317">Gaziemir&#8217;de can dostlar için hizmet seferberliği: 12 bin 140 can dosta veteriner hizmeti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Öz kaynaklarıyla yaptığı yeni hayvan bakımeviyle veteriner sağlık hizmetlerinin altyapısını güçlendiren Gaziemir Belediyesi, 2024 yılının Nisan ayından bu yana geçen iki yıllık sürede 12 bin 140 hayvanın tedavisini ve bakımını yaptı, 250 can dostu da sahiplendirdi.</p>
<p>Gaziemir Belediyesi veteriner hizmetleri kapsamında; sokak hayvanlarının kısırlaştırma, aşılama, tedavi, sahiplendirme, kimliklendirme ve kayıt altına alma gibi tüm ihtiyaçlarını karşılıyor. Tedavi ve rehabilitasyon süreçleri tamamlanan hayvanların kimliklendirme ve kayıt işlemleri eksiksiz şekilde yapılıyor. Cerrahi müdahale yapılan ve özel bakım gerektiren can dostlar, iyileşme süreçleri boyunca Hayvan Bakım Evi’nde gözetim altında tutuluyor. Sağlık sorunları nedeniyle sokakta yaşamını sürdüremeyecek durumda olan hayvanlar ise bakımevlerine alınarak, güvenli bir ortamda hayatlarına devam etmeleri sağlanıyor. 2024 yılının Nisan ayından bu yana geçen iki yıllık sürede 12 bin 140 hayvanın tedavisini ve bakımını yaptı, 293 köpek ve 2.262 kedi olmak üzere toplam 2.555 hayvanın kısırlaştırma işlemi gerçekleştirildi. Sağlığına kavuşturulan can dostların sahiplendirme süreci de titizlikle yürütülerek 250 patili dost yeni yuvalarına kavuşturuldu.</p>
<p><b>Yeni hayvan bakımevi hizmette</b><br />Belediyenin kendi öz kaynaklarıyla inşa ettiği yeni Hayvan Bakımevi’nin hizmete başlamasıyla birlikte, veteriner hizmetlerinin kapasitesi ve verimliliği önemli ölçüde artırıldı. Modern ve iyileştirilmiş fiziki koşullarıyla öne çıkan bakımevi, hayvanların barınma süreçlerinin daha düzenli şekilde yürütülmesine olanak sağlarken, hayvan refahını da artırdı. Yeni padoklarla, sokakta yaşamını sürdüremeyecek durumdaki can dostlar için daha güvenli, sağlıklı ve konforlu bir yaşam alanı oluşturdu.</p>
<p><b>“Gaziemir’de hiçbir can yalnız değil”</b><br />Tüm canlıların yaşam hakkını gözeten bir anlayışla hizmet ürettiklerini ifade eden Gaziemir Belediye Başkanı Ünal Işık, sokak hayvanları için yürütülen çalışmaların artarak süreceğini dile getirdi. “Gaziemir’de hiçbir canlıyı yalnız bırakmayan, yaşamı önceleyen bir anlayışla çalışıyoruz” diyen Başkan Ünal Işık, “Göreve geldiğimiz günden bu yana veteriner hizmetlerini artırmakla kalmadık, öz kaynaklarımızla hayata geçirdiğimiz yeni hayvan bakımevimizle bu alandaki altyapımızı da güçlendirdik. Can dostlarımız için daha güvenli ve sağlıklı koşullar oluşturduk. Tedaviden kısırlaştırmaya, rehabilitasyondan sahiplendirmeye kadar her adımda, hayatı paylaştığımız can dostlarımızın yanındayız” diye konuştu. </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gaziemirde-can-dostlar-icin-hizmet-seferberligi-12-bin-140-can-dosta-veteriner-hizmeti-633317">Gaziemir&#8217;de can dostlar için hizmet seferberliği: 12 bin 140 can dosta veteriner hizmeti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günlük Alışkanlıklarınız Dirseklerinize Sessizce Zarar Verebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunluk-aliskanliklariniz-dirseklerinize-sessizce-zarar-verebilir-633228</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıklarınız]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[Dirseği]]></category>
		<category><![CDATA[Dirsek]]></category>
		<category><![CDATA[dirseklerinize]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[verebilir]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zarar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633228</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dirsek ağrısı, günlük yaşamda en sık karşılaşılan sorunlardan biri olmasına rağmen çoğu zaman basit bir zorlanma olarak görülüp ihmal ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-aliskanliklariniz-dirseklerinize-sessizce-zarar-verebilir-633228">Günlük Alışkanlıklarınız Dirseklerinize Sessizce Zarar Verebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dirsek ağrısı, günlük yaşamda en sık karşılaşılan sorunlardan biri olmasına rağmen çoğu zaman basit bir zorlanma olarak görülüp ihmal ediliyor. Oysa dirsekte oluşan ağrı; kavrama, kaldırma ve bilek hareketleri sırasında artan hassasiyet, güç kaybı ve hareket kısıtlılığı gibi belirtilerle kendini göstererek daha ciddi bir tablonun habercisi olabiliyor. Tekrarlayan hareketler, yanlış kullanım alışkanlıkları ve aşırı yüklenme dirsek eklemine sessizce zarar verirken, erken dönemde fark edilen problemler büyük oranda cerrahiye gerek kalmadan kontrol altına alınabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Erşen, dirsek hastalıkları ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p> <strong>Dirsek hastalıkları genellikle sinir sıkışması ile karıştırılıyor</strong></p>
<p>Dirsek ağrısının temelinde çoğunlukla aşırı kullanım ve tekrarlayan zorlanmalar yer alır. Uzun süre bilgisayar kullanımı, ağır kaldırma, spor aktiviteleri veya yanlış egzersiz teknikleri dirsek çevresindeki kas ve tendonlarda mikro hasarlara neden olur. Ağrı, istirahatte hissedilebileceği gibi; özellikle kavrama, kaldırma veya bileği kullanma sırasında belirgin hale gelir. Bazı hastalarda şişlik, hassasiyet, güç kaybı ve hareket kısıtlılığı da tabloya eşlik eder. Kas-tendon zorlanmaları, eklem kireçlenmesi ve sinir sıkışmaları dirsek ağrısının en sık karşılaşılan nedenleri arasındadır.</p>
<p> <strong>Tenisçi dirseği sadece sporcuların sorunu değil!</strong></p>
<p>Halk arasında “tenisçi dirseği” olarak bilinen lateral epikondilit, dirsek ağrısının en yaygın nedenlerinden biridir. Ancak bu rahatsızlık yalnızca sporculara özgü değildir; aksine günlük işlerinde sürekli el ve bilek kullanan kişilerde çok daha sık görülür. Dirseğin dış kısmındaki tendonların tekrarlayan hareketlerle zorlanması sonucu gelişen bu durum, zamanla dokuda yıpranma ve iltihabi sürece neden olur. </p>
<p> <strong>Masum sandığınız ağrı ciddi sorunlara yol açabilir</strong></p>
<p>Hastalar genellikle dirseğin dış kısmında hassasiyet, basit hareketlerde ağrı ve elde güç kaybı tarif eder. İlerleyen durumlarda günlük yaşam aktiviteleri belirgin şekilde zorlaşabilir. Uzun saatler bilgisayar kullananlar, el işiyle uğraşan meslek grupları, sürekli kavrama hareketi yapan kişiler, raket sporlarıyla ilgilenenler bu sorunla en sık karşılaşabilen kişilerdir. Yorgunluk gibi geçici ve masum sandığınız dirsek ağrılarınız zamanla ciddi sorunlar yaratabilir.</p>
<p> <strong>Bu 5 işaret varsa doktora başvurulmalı</strong></p>
<ul>
<li>Dirsek ağrısı birkaç haftadan uzun sürüyorsa,</li>
<li>Gece uykudan uyandırıyorsa,</li>
<li>Dirsek hareketlerinde belirgin kısıtlılık yaşanıyorsa,</li>
<li>Şişlik ve kızarıklık varsa,</li>
<li>Travma sonrası şiddetli ağrı geliştiyse hemen doktora başvurulmalıdır.</li>
</ul>
<p> <strong>Tedavide önceliğimiz cerrahi dışı yöntemlerle iyileştirme</strong></p>
<p>Dirsek ağrıları erken müdahale olursa büyük çoğunluğu cerrahiye gerek kalmadan kontrol altına alınabilir. Tedavi planı hastaya özeldir ve hastanın yaşam tarzına, şikayet süresine göre şekillendirilir. İlk aşamada öncelikle dirseği zorlayan hareketlerin kısıtlanması gerekir. Daha sonra buz uygulamaları, basit ağrı kesici ve antiinflamatuar tedaviler, fizik tedavi ve hedefe yönelik egzersizler ve dirsek destek bantları önemli fayda sağlar. </p>
<p>Uzun süreli ve dirençli vakalarda ise ileri tedavi seçenekleri ya da cerrahi yöntemler gündeme gelebilir. Cerrahi tedavide günümüzde minimal invaziv yöntemler ve artroskopik cerrahi ön plana çıkmaktadır; bu tekniklerle hasarlı dokular küçük kesilerle müdahale edilerek çevre dokular korunur. Bu sayede hastalarda iyileşme süresi kısalır, ameliyat sonrası ağrı daha az olur ve günlük yaşama dönüş daha hızlı gerçekleşir. Erken dönemde yapılan müdahaleler, tedavi sürecini belirgin şekilde kısaltır.</p>
<p><strong>Dirsek sağlığı korunabilir mi? </strong></p>
<p>Dirsek ağrısı çoğu zaman ihmal edilen ancak ilerlediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen bir problemdir. Doğru zamanda müdahale edildiğinde ise kontrol altına alınması oldukça kolaydır. Günlük yaşamda yapılacak küçük düzenlemeler ve gerektiğinde profesyonel destek sağlıklı bir dirsek yapısını korumanın anahtarıdır. </p>
<p>Dirsek ağrısını önlemede en etkili yaklaşım, günlük alışkanlıkları doğru şekilde düzenlemektir. Tekrarlayıcı hareketler yapılıyorsa mutlaka düzenli mola verilmelidir. Çalışma ergonomisi doğru ayarlanmalıdır. El, bilek ve ön kol kaslarını güçlendiren egzersizler ihmal edilmemelidir. Bu basit önlemler, birçok hastalığın ortaya çıkmasını engelleyebilir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-aliskanliklariniz-dirseklerinize-sessizce-zarar-verebilir-633228">Günlük Alışkanlıklarınız Dirseklerinize Sessizce Zarar Verebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Nadir Hastalıklara Yönelik Farkındalık Dayanışmayla Güçleniyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-nadir-hastaliklara-yonelik-farkindalik-dayanismayla-gucleniyor-633180</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:24:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışmayla]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[güçleniyor]]></category>
		<category><![CDATA[haftası]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklara]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[Nadir Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[nisan]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633180</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye, nadir hastalıklara yönelik farkındalığı artırmak amacıyla düzenlenen önemli bir dayanışma haftasına tanıklık etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-nadir-hastaliklara-yonelik-farkindalik-dayanismayla-gucleniyor-633180">Türkiye&#8217;de Nadir Hastalıklara Yönelik Farkındalık Dayanışmayla Güçleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, nadir hastalıklara yönelik farkındalığı artırmak amacıyla düzenlenen önemli bir dayanışma haftasına tanıklık etti. Plazma kaynaklı tedavilerde global liderlerden biri olan <strong>Kedrion Biopharma, </strong>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ruhunu<strong> Dünya Primer İmmün Yetmezlik (PIY) Haftası (22-29 Nisan) </strong>ile birleştirerek kapsamlı bir sosyal sorumluluk projesini tamamladı. Ankara’nın maraton parkurlarından büyükşehirlerdeki hastanelerin infüzyon odalarına kadar uzanan kampanya, güçlü bir mesaj verdi:<strong> &#8220;Yalnız Değilsiniz.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Ankara’da Umuda Koşma</strong></p>
<p>Farkındalık zinciri, 19 Nisan’da Ankara’da düzenlenen Bilkent RunRoll ile başladı. Kedrion Türkiye ekibi gönüllüleri, <strong>&#8220;Birlikte Daha Cesur&#8221; </strong>pankartı altında parkura çıktı. Her adım, nadir hastalıklarla yaşayan çocukların görünürlüğünü artırmaya adandı; fiziksel bir yarış, toplumsal kabul ve dayanışma için ülke çapında bir çağrıya dönüştü.</p>
<p><strong>“PIY’i Fark Et”: Klinik Deneyimi Dönüştürmek</strong></p>
<p>Ankara’daki koşu parkurlarından alınan enerji, PIY Haftası boyunca doğrudan klinik ortamlara taşındı. Kedrion Türkiye ve Pharminal İlaç iş birliğiyle İstanbul, İzmir ve Ankara’daki hastanelerde<strong> &#8220;İnfüzyon Odası Şenlikleri&#8221; </strong>başlatıldı<strong>. </strong>Bu etkinlikler Primer İmmün Yetmezlik farkındalığını artırmak ve 23 Nisan bayram sevincini tedavi gören çocuklara ulaştırarak onların kendilerini hasta değil, <strong>&#8220;ilk önce çocuk&#8221; </strong>gibi hissetmelerini sağlamak, klinik deneyimlerini dönüştürmek amacıyla tasarlandı.</p>
<p><strong>Erken Tanının Gücü: “Birlikte Daha Cesur”</strong></p>
<p>Ankara, İstanbul ve İzmir&#8217;deki hastanelerde tıp camiasının önde gelen uzmanları girişime katılarak erken teşhisin, bütüncül bakım ve <strong>&#8220;Birlikte Daha Cesur&#8221; </strong>olma ruhuyla birleştiğinde nadir hastalığı olan çocukların hayat yolculuğunu nasıl değiştirdiğini vurguladılar:</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ayşe Metin &#8211; Ankara: </strong></p>
<p>&#8220;Bugün burada hem 23 Nisan haftasını hem de PIY haftasını bir arada kutluyoruz. Doğuştan bağışıklık yetmezliği olan primer immün yetmezlik, nadir hastalıklar kategorisindedir. Aileler bu hastalığın en temel özelliği olan sık ve hafif seyirli enfeksiyonları gözden kaçırabilirler. </p>
<p>22-29 Nisan haftası bu alanda farkındalığın artırılmasının hedeflendiği önemli bir hafta. Hastalarımız bizim için çok kıymetli; bir an önce teşhis alıp tedavilerine kavuşmalarını istiyoruz. Bu hastalıkta kullanılan immünoglobulin tedavisi sayesinde çocuklarımız dünyadaki  hastalıklara karşı korunuyor veya hastalıkları hafif atlatıyorlar. Bu vesileyle aramızda bulunan Kedrion Biopharma ve Pharminal İlaç yetkililerine destekleri için teşekkür ediyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ferah Genel &#8211; İzmir: </strong> </p>
<p>&#8220;Biz bu duruma<strong> &#8216;nadir&#8217; </strong>diyoruz ama misyonumuz onu<strong> &#8216;bilinir&#8217;</strong> kılmak. Bugün buradaki çocuklarımıza sesleniyorum: Sizler şanslı olanlarsınız çünkü tanı aldınız ve doğru tedaviye ulaştınız. Hekimleriniz yanınızda; biz birlikte daha cesur ve daha güçlüyüz.&#8221;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Güzide Aksu &#8211; İzmir: </strong></p>
<p>&#8220;Erken teşhis sadece tıbbi bir dönüm noktası değil; bir çocuğun yaşam kalitesini tamamen yeniden yazan bir güçtür. Doğru tedavi standartlarıyla, çocuklarımızın hayata inanılmaz bir dirençle tutunmalarına tanık oluyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Neslihan Karaca &#8211; İzmir </strong>(Nadir hastalıkların küresel sembolü olan ‘zebra’ metaforuna atıfta bulunarak): </p>
<p>&#8220;Bu özel çocuklar doğru tanıya ve tedaviye ulaştıklarında artık bir kenarda beklemiyorlar. Hayatın içinde dörtnala koşuyor ve<strong> &#8216;Birlikte Daha Cesur&#8217; </strong>olduğumuzu kanıtlıyorlar.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Görünmeyeni Görünür Kılmak: “Nadir Ama Gerçek”</strong></p>
<p>Kedrion’un küresel<strong> “Rare But Real” </strong>(Nadir Ama Gerçek) platformuna dayanan bu girişim, gerçek hikayelerin ve toplumsal kapsayıcılığın iyileştirici gücüne odaklanıyor. Yetkililer misyonu şu sözlerle özetledi: <strong>“PIY’i fark etmek hayat kurtarır. Bizim için her çocuk bir kahramandır ve her kahraman görülmeyi hak eder.” </strong></p>
<p>TR-İ-042026-003</p>
<p><strong>Kedrion Biopharma Hakkında</strong></p>
<p><strong>Bilimin İnsanlıkla Buluştuğu Nokta</strong></p>
<p><b>Kedrion Biopharma</b>, nadir ve ultra nadir hastalıklarla mücadele eden bireylerin yaşam kalitesini artırmaya odaklanmış, plazma kaynaklı tedavilerde global bir sektörel güçtür. Dünya çapında <b>100’ü aşkın ülkede 5.400 kişilik dev kadrosuyla</b> faaliyet gösteren şirket; bilimin gücünü insani değerlerle harmanlayarak yenilikçi çözümleri en kritik noktalara ulaştırıyor. Türkiye operasyonlarında ise bu vizyonu; <b>hasta odaklı bir değer zinciri</b> ve stratejik bilimsel iş birlikleri üzerine kurguluyor. Şirket &#8220;Rare but Real&#8221;, nadir hastalıklar topluluğundan hikayelere görünürlük kazandıran uzun vadeli bir farkındalık platformu aracılığıyla toplumsal bağlılığını yansıtmaktadır. Sosyal sorumluluk projeleriyle nadir hastalıklar topluluğunun sesi olmayı sürdüren Kedrion, toplumsal farkındalıkta öncü bir rol üstleniyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-nadir-hastaliklara-yonelik-farkindalik-dayanismayla-gucleniyor-633180">Türkiye&#8217;de Nadir Hastalıklara Yönelik Farkındalık Dayanışmayla Güçleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bebeklerin Gece Beslenmesi Çürük Riskini Artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bebeklerin-gece-beslenmesi-curuk-riskini-artiriyor-632900</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:14:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bebeklerin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632900</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erken çocukluk çağı çürükleri, genellikle 6 yaşın altındaki çocuklarda görülen, birçok dişi etkileyebilen ve hızlı ilerleyebilen bir çürük türü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bebeklerin-gece-beslenmesi-curuk-riskini-artiriyor-632900">Bebeklerin Gece Beslenmesi Çürük Riskini Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erken çocukluk çağı çürükleri, genellikle 6 yaşın altındaki çocuklarda görülen, birçok dişi etkileyebilen ve hızlı ilerleyebilen bir çürük türü. Bu çürükler ilk olarak genellikle üst çenede ön dişlerde başlar ve kontrol altına alınmazsa hızlı bir şekilde yayılabilir. En önemli sebebi ise gece beslenmesidir. Gece boyunca ya da uykuya dalma esnasında bebeğin emzirilmesi ya da biberonla şeker içeren gıdaların verilmesi çürüklerin oluşumuna zemin hazırlar. Biberon ucuna şeker, bal, reçel ya da pekmez gibi besinlerin eklenmesi de bu açıdan sakıncalıdır. Bir yaşından itibaren ise çocukların biberon yerine bardak kullanımına özendirilmesi faydalıdır.</p>
<p><strong>Diş Kontrollerine 1 Yaş İtibariyle Başlanmalı </strong></p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Irmak Bektaş Deniz, </strong>erken çocukluk çağı çürüklerinin önüne geçilmesi için bazı önemli uyarılarda bulunarak şunları söyledi: <em>“Bu tip sorunların yaşanmaması adına öncelikle gece beslenmesinin kontrol altına alınması gerekir. Çocuğa biberonla süt ya da mama verilmesi yerine, ilk geçiş sürecinde su verilebilir. Sonraki adımlarda dişler ilk sürdüğü andan itibaren mutlaka fırçalanmalı ve temiz tutulmalıdır. Çocuğun dişi sürdükten sonra yaş grubuna uygun bir fırça ve gerekli macunla mutlaka temizliği yapılmalıdır. Son olarak bir diğer önemli nokta ise aslında çocukların en geç bir yaş itibariyle mutlaka bir diş hekimi kontrolünden geçmeleri. Bu kontrollerde çocukların çürük risk durumu tespit edilip ebeveynlere gerekli ağız hijyeni bilgilendirmesi yapılabilmektedir.” </em></p>
<p><strong>İlerlemiş Vakalarda Tedavi Zorlaşabilir</strong></p>
<p>Biberon çürüklerinin tedavisinde oldukça etkili ve gelişmiş yöntemler mümkün. Fakat aşırı ilerlemiş vakalarda bu çürüklerin tedavisi zorlaşabilir. Söz konusu tedavilerin başlamasında en önemli nokta, ailelerin erken dönemde fark etmeleri ve muayenelerin aksatılmaması. Tedavi edilemeyen, geç kalınan dişlerin maalesef çekilmesi gerekebilir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bebeklerin-gece-beslenmesi-curuk-riskini-artiriyor-632900">Bebeklerin Gece Beslenmesi Çürük Riskini Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Astım ilaçlarının etkili olması için bu uyarılara dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/astim-ilaclarinin-etkili-olmasi-icin-bu-uyarilara-dikkat-632822</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:11:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlarının]]></category>
		<category><![CDATA[İnhaler]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[olması]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyarılara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632822</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hava yollarının kronik iltihabi bir hastalığı olan astım tedavisinde doğru yöntemlerin kullanılması büyük önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/astim-ilaclarinin-etkili-olmasi-icin-bu-uyarilara-dikkat-632822">Astım ilaçlarının etkili olması için bu uyarılara dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Hava yollarının kronik iltihabi bir hastalığı olan astım tedavisinde doğru yöntemlerin kullanılması büyük önem taşıyor. Nefes açıcı inhaler ilaçların etkili olabilmesi için doğru teknikle kullanılmasının şart olduğunu belirten </span></span></span></b><b><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi,  “</span></span></span></b><b><span><span><span>Cihaz yanlış kullanılırsa ilaç akciğerlere yeterli miktarda ulaşamaz ve hasta ‘İlaç kullanıyorum ama fayda görmüyorum’ hissine kapılabilir. Bu nedenle her kontrolde hastanın inhaler kullanım tekniği gözden geçirilmeli, gerekirse tekrar eğitim verilmelidir” dedi. Dr. El Jundi, kullanım sonrası ağız ve boğazın su ile çalkalanmasını tavsiye etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Küresel Astım Girişimi (GINA) tarafından belirlenen 5 Mayıs 2026 Dünya Astım Günü teması, &#8220;Astım hastası olan herkes için iltihap önleyici (anti-inflamatuar) inhalerlere erişim&#8221; (Access to Asthma Care for All &#8211; Inhaled Corticosteroids) olarak duyuruldu. Bu tema, astım kontrolünde kortikosteroid içeren anti-inflamatuvar inhaler tedavilerin doğru ve yaygın kullanımını vurgulamayı, tüm astım hastalarının etkili tedaviye ve kontrol ilaçlarına erişimini sağlamayı hedefliyor.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, 5 Mayıs Dünya Astım Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada astım tedavisinde dikkat edilmesi gerekenler konusunda tavsiyelerde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Nefes darlığı, hırıltılı solunum, göğüste sıkışma hissi ortaya çıkıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Astımın, “hava yollarının kronik iltihabi bir hastalığı” olduğunu belirten </span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, “</span></span></span><span><span><span>Bu iltihap nedeniyle hava yolları zaman zaman daralır, şişer ve dış uyaranlara karşı daha hassas hale gelir. Sonuç olarak hastalarda nefes darlığı, hırıltılı solunum, göğüste sıkışma hissi ve öksürük gibi yakınmalar ortaya çıkar. Bu şikayetler özellikle gece ve sabaha karşı veya egzersiz sırasında, soğuk hava ile temas sonrası, solunum yolu enfeksiyonlarında veya alerjenlere maruz kalındığında artabilir. Astımın önemli özelliklerinden biri, belirtilerin her zaman aynı şiddette olmaması  Hasta bazı dönemlerde tamamen semptomsuz olur ancak bazı dönemlerde yakınmaları birden alevlenebilir. Bu nedenle astımda düzenli takip, doğru tedavi ve hastanın kendi hastalığını tanıması çok önemlidir” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Astım kontrolünde inhaler tedaviler etkili oluyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Astımın günümüzde etkili şekilde kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu kaydeden </span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, “</span></span></span><span><span><span>Burada amaç yalnızca hastanın nefesini rahatlatmak değil; gündüz ve gece şikayetlerini azaltmak, günlük yaşamını rahat sürdürebilmesini sağlamak, atakları önlemek ve akciğer fonksiyonlarını korumaktır. Güncel rehberler, astım kontrolünde kortizon içeren inhaler tedavilerin temel rolünü vurgulamaktadır; zira sadece inhaler kortikosteroid içeren tedaviler, astımın temelinde yer alan hava yolu inflamasyonunu hedef alan başlıca tedavi yaklaşımıdır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Astım hastaları doktor kontrolünü aksatmamalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Astımın seyrinin kişiden kişiye değiştiğini belirten </span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, “</span></span></span><span><span><span>Astım bazı hastalarda çocukluk döneminde başlayıp yıllar içinde hafifleyebilir; bazı hastalarda ise erişkin yaşta başlayabilir ve uzun süreli takip gerektirebilir. Bu nedenle ‘Her astım mutlaka ömür boyu ağır seyreder’ demek doğru değildir. Ancak astım eğilimi olan kişilerde hastalık sessiz dönemlere girse bile, tetikleyicilerle yeniden alevlenebilir. Bu yüzden hastaların tedavilerini kendi kendine kesmemeleri, kontrol randevularını aksatmamaları ve hekim önerisiyle izlenmeleri gerekir” diye konuştu</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Nefes açıcı ilaçların kullanımında önemli noktalara dikkat!</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Astımda nefes açıcı ilaçların kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalara da değinen</span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, şunları söyledi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span> “</span></span></span><span><span><span>Astım tedavisinde en önemli noktalardan biri, yalnızca geçici rahatlama sağlayan ilaçlara güvenmemektir. Özellikle 12 yaş ve üzerindeki hastalarda, sadece kortizon içermeyen kısa etkili nefes açıcı ilaçların tek başına kullanılması güncel rehberlerde önerilmemektedir. Bu ilaçlar hastayı kısa sürede geçici olarak rahatlatabilir; fakat astımın temelindeki hava yolu iltihabını tedavi etmez. GINA rehberleri, erişkin ve adölesan astım hastalarında inhaler kortikosteroid içeren tedavilerin kullanmasını önermektedir. İnhaler ilaçların etkili olabilmesi için doğru teknikle kullanılması şarttır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İnhaler kullanım eğitimi verilmeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Cihaz yanlış kullanılırsa ilaç akciğerlere yeterli miktarda ulaşamaz ve hasta ‘İlaç kullanıyorum ama fayda görmüyorum’ hissine kapılabilir. Bu nedenle her kontrolde hastanın inhaler kullanım tekniği gözden geçirilmeli, gerekirse tekrar eğitim verilmelidir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kullanım sonrası ağız çalkalanmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kortizon içeren inhaler ilaçlar ağız yoluyla yutulan kortizonlardan farklıdır; doğrudan hava yollarına ulaştıkları için daha düşük dozlarla etki ederler. Ancak kullanım sonrası ağız ve boğazın su ile çalkalanması önemlidir. Bu basit önlem, ağızda mantar gelişimi ve boğazda tahriş gibi yan etkileri azaltmaya yardımcı olur.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Astım krizlerinin önlenmesi için hangi önlemler alınmalıdır?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Astım krizlerini önlemenin en temel yolunun hastalığın kontrol altında tutulması olduğunu söyleyen </span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, “</span></span></span><span><span><span>Bunun için ilaçların düzenli ve doğru teknikle kullanılması, kontrol randevularının aksatılmaması ve hastanın kendisinde atağı tetikleyen durumları bilmesi gerekir. Astım kontrolünü bozan başlıca etkenler arasında solunum yolu enfeksiyonları, sigara dumanı, hava kirliliği, alerjenler, polenler, ev tozu akarları, küf, yoğun kokular, kimyasal maddeler ve ilaçların düzensiz kullanımı yer alır. CDC ve benzeri halk sağlığı kaynakları da astımda tetikleyicilerden uzak durmayı, sigara dumanı maruziyetinin önlenmesini ve kişiye özel astım eylem planı oluşturulmasını önermektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yazılı bir “astım eylem planı” oluşturulmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hastaların hekimleriyle birlikte yazılı bir “astım eylem planı” oluşturmalarının da çok değerli olduğunu vurgulayan </span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, “B</span></span></span><span><span><span>u plan; şikayetler artarsa ne yapılacağını, hangi ilacın ne zaman kullanılacağını ve hangi durumda acil sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini açıkça gösterilmelidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Astım kontrolü, düzenli takip ve doğru ilaç kullanımı ile mümkündür</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Astım hastalığında düzenli takip ve ilaç kullanımının önemini vurgulayan</span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, “</span></span></span><span><span><span>Astım hastalarına en önemli tavsiyem, hastalıklarını yalnızca kriz dönemlerinde değil, iyi oldukları dönemlerde de ciddiye almalarıdır. Astım kontrolü, düzenli takip ve doğru ilaç kullanımı ile mümkündür. Hastalar ilaçlarını kendilerini iyi hissettikleri için bırakmamalı, inhaler cihazlarını doğru kullandıklarından emin olmalı ve şikayetleri arttığında bunu geçer diye ertelememelidir” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bahar aylarında etkili olan polenler astım hastalarını nasıl etkiler?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bahar aylarında polenlerin özellikle alerjik astımı olan hastalarda öksürük, hırıltı, nefes darlığı, burun akıntısı ve gözlerde kaşıntı gibi şikayetleri artırabileceğini kaydeden </span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi,</span></span></span><span><span><span> “Polen yoğunluğunun fazla olduğu günlerde açık havada uzun süre kalmamak, sabah erken saatlerde ve rüzgârlı havalarda dış ortam maruziyetini azaltmak, eve gelince kıyafet değiştirmek ve duş almak faydalı olabilir. Polen dönemlerinde pencereleri uzun süre açık bırakmamak ve dış ortam aktivitelerini mümkün olduğunca polen yoğunluğunun daha düşük olduğu saatlere planlamak da önerilebilir. Bununla birlikte astım hastaları egzersizden tamamen uzak durmamalıdır. Kontrol altında olan astımda düzenli fiziksel aktivite genel sağlık için faydalıdır. Ancak egzersizle şikayetleri artan hastaların bunu hekimleriyle paylaşmaları, gerekirse egzersiz öncesi ilaç planlarının düzenlenmesi gerekir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İnhaler kortizonlar konusunda endişe edilmemeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. El Jundi, sözlerini şöyle tamamladı: “</span></span></span><span><span><span>Astımda en önemli mesajlardan biri şudur: Astım, doğru tedavi ve bilinçli hasta eğitimiyle kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Hastaların nefes açıcı ilaçlara sık ihtiyaç duyması, gece öksürük veya nefes darlığı ile uyanması, günlük aktivitelerinin kısıtlanması ya da acil başvurularının olması astımın yeterince kontrol altında olmadığını düşündürür. Bu durumda mutlaka hekim kontrolü gerekir. Toplumda ‘kortizon’ kelimesi bazen gereğinden fazla endişe yaratabilmektedir. Oysa astım tedavisinde kullanılan inhaler kortizonlar, uygun dozda ve doğru teknikle kullanıldığında hastalığın temelindeki iltihabı kontrol altına alarak atak riskini azaltan çok önemli tedavilerdir. Dünya Astım Günü’nün bu yılki temasının da vurguladığı gibi, astım kontrolü yalnızca nefesi geçici olarak açmakla değil, doğru inhaler tedaviyi doğru teknikle kullanmakla mümkündür.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/astim-ilaclarinin-etkili-olmasi-icin-bu-uyarilara-dikkat-632822">Astım ilaçlarının etkili olması için bu uyarılara dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Astımın 4 Belirtisine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/astimin-4-belirtisine-dikkat-632699</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:06:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[astımın]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisine]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632699</guid>

					<description><![CDATA[<p>Astım, akciğer içi hava yollarında daralmaya neden olan, ataklarla seyreden kronik bir solunum yolu hastalığı olarak tüm yaş gruplarını etkileyen en yaygın kronik hastalıklar arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/astimin-4-belirtisine-dikkat-632699">Astımın 4 Belirtisine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Astım, akciğer içi hava yollarında daralmaya neden olan, ataklarla seyreden kronik bir solunum yolu hastalığı olarak tüm yaş gruplarını etkileyen en yaygın kronik hastalıklar arasında yer alıyor. Hava yolu duvarlarında mikrobik olmayan iltihap sonucu gelişen şişlik, nefes almayı zorlaştırırken; hastalık zaman zaman alevlenmelerle seyrederek yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor.</p>
<p>Dünya genelinde görülme sıklığı ülkelere göre yüzde 1- 18 arasında değişen astımın, gelişmiş ülkelerde daha yaygın görüldüğü biliniyor. Türkiye’de ise erişkinlerde astım görülme sıklığının yüzde 6- 11 arasında olduğu belirtiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. A. Füsun Ülger, &#8220;5 Mayıs Dünya Astım Günü” nedeniyle, astım hastalığı ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi vererek, hastalığın doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile büyük ölçüde kontrol altına alınabildiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Astım habercisi olan bu 4 belirtiyi ihmal etmeyin!</strong></p>
<p>Astımın en yaygın belirtileri arasında şunlar vardır;</p>
<ol>
<li>Tekrarlayan nefes darlığı, </li>
<li>Nefes alıp verirken hırıltı ya da ıslık sesi,</li>
<li>Göğüste baskı hissi,</li>
<li>İnatçı öksürük </li>
</ol>
<p>Özellikle egzersiz sonrası, soğuk havaya maruziyetle ya da belirli tetikleyicilerle ortaya çıkan bu belirtiler göz ardı edilmemelidir. Her öksürük basit bir durum olmayabilir. Tekrarlayan ve belirli koşullarda artan solunum yakınmaları astım açısından değerlendirilmelidir. </p>
<p><strong>Atakları birçok faktör tetikleyebiliyor</strong></p>
<p>Astım ataklarının gelişiminde hem kişisel hem çevresel faktörler rol oynuyor. Genetik yatkınlık, cinsiyet ve obezite bireysel risk faktörleri arasında yer alırken; polenler, ev tozu akarları, sigara dumanı, hava kirliliği, tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonları, bazı ilaçlar ve beslenme tarzı çevresel riskler arasında yer alıyor. Mevsim geçişleri, iklim değişikliği ve hava kirliliği de astım belirtilerini artırabilen önemli unsurlar arasında bulunuyor. Özellikle polen dönemlerinde ve hava kirliliğinin yoğun olduğu günlerde astım hastalarının daha dikkatli olması gerekiyor. </p>
<p><strong>Sigara, obezite ve yanlış ilaç kullanımı astım kontrolünü zorlaştırıyor</strong></p>
<p>Astımı tamamen kontrol altında olan hasta sayısı dünyada ve ülkemizde hala istenen düzeyde değildir. 4 astımlıdan biri yılda bir kez astım alevlenme (atak) nedeniyle acil servise başvurmaktadır. Astım kontrolünü güçleştiren etkenler arasında ilaçların doğru teknikle ve düzenli kullanılmamasının yanı sıra, sigara dumanı, alerjenler ve kimyasallar gibi tetikleyicilere maruz kalmak ve obezite sayılabilir. Ülkemizde astımlı hastaların %10’undan fazlasının sigara içmekte olduğu ve %30-40’nın obez olduğu bildirilmiştir. Yapılan araştırmalarda sigarayı bırakmanın ve obez hastaların kilo vermesinin, astımın kontrolünü kolaylaştırdığı gösterilmiştir.</p>
<p>Astımlı bir hastanın gündüzleri astım yakınmasının bulunmaması, gece astım nedeni ile uykudan uyanmaması, hastalığı tedavi eden ve kontrol altında tutan ilaçları kullanırken ayrıca sık olarak hızlı etkili nefes açıcı ilaçlara gereksiniminin olmaması, nefes ölçüm testlerinin normal olması ve günlük işlerini engellenmeden yapabilmesi hastalığın tam kontrol altında olduğunu göstermektedir.  </p>
<p><strong>Astım konusunda bu noktalar önemli!</strong></p>
<ol>
<li><strong>Diğer hastalıkların incelenmesi:</strong> Astıma eşlik eden ve astımla karışan hastalıkların gözden geçirilmesi. </li>
<li><strong>Çevre faktörü:</strong> Hastanın tetikleyici faktörlerden uzak durması için yeterli önlemlerin alınması. </li>
<li><strong>İlaç uyumu:</strong> Hastanın kendisine önerilen ilaçları uygun dozlarda alıp almadığı. </li>
<li><strong>Teknik uyum:</strong> Hastanın inhaler ilaçlarını doğru teknikle alıp almadığı. </li>
<li><strong>Atopi incelemesi:</strong> Astım hastalığının atopik bireylerde ortaya çıkma olasılığı daha fazladır. Çocuklarda astımın %80’i alerjik iken, erişkinlerde bu oran %50 civarında olması astım tanısı araştırılırken atopik incelemenin önemini ortaya koymaktadır. </li>
<li><strong>Basamak tedavisi ve uzman doktor takibi:</strong> Uzman doktor tarafından düzenli kontrollerinin yapılmaması ve basamak tedavisine uyulmaması önemli bir sorundur. Astım kronik bir hastalıktır ve çoğu zamanda kronik tedaviye gereksinim vardır.</li>
</ol>
<p><strong>Tedavide amaç yalnızca atakları durdurmak değil, önlemek</strong></p>
<p>Güncel astım tedavisinde temel hedef; hava yolu iltihabını baskılamak, semptomları azaltmak ve atak gelişimini önlemek. Bu doğrultuda tedavide kontrol edici ilaçlar ve rahatlatıcı ilaçlar birlikte değerlendiriliyor. İnhale kortikosteroidler, kombine inhaler tedaviler ve lökotrien reseptör antagonistleri sık kullanılan kontrol edici tedaviler arasında yer alırken; hızlı etkili nefes açıcı ilaçlar ani semptomlarda rahatlama sağlayabiliyor. Ancak yalnızca kurtarıcı ilaç kullanımına dayalı yaklaşımı doğru değil, sık ihtiyaç duyulması astımın iyi yönetilmediğinin göstergesi olabilmektedir.</p>
<p><strong>Günlük yaşam alışkanlıkları tedavinin bir parçası</strong></p>
<p>Astım yönetiminde yalnızca ilaçlar değil yaşam tarzı da önemli rol oynuyor. Ev içi alerjen yükünün azaltılması, düzenli temizlik yapılması, toz birikiminin önlenmesi, tahriş edici kimyasallardan uzak durulması ve sigara dumanından korunma öneriliyor. Temizlikte yoğun kimyasal içeren ürünler yerine daha az tahriş edici, kokusuz ve hipoalerjenik ürünlerin tercih edilmesi de hassas hava yolları açısından önem taşıyor.</p>
<p><strong>Egzersiz ve beslenme astım kontrolünü destekliyor</strong></p>
<p>Uygun egzersiz ve sağlıklı beslenme, astım kontrolüne olumlu katkı sağlıyor. Düzenli fiziksel aktivitenin akciğer kapasitesini artırıyor, bağışıklığı destekliyor ve kilo kontrolüne yardımcı oluyor. Yüzme, yoga, bisiklet ve kontrollü takım sporlarının astımlı bireyler için uygun seçenekler olabilirken, egzersiz planı, hekim önerileri doğrultusunda yapılması gerekiyor. Astım ihmal edilmemeli; erken tanı, doğru tedavi ve düzenli takip ile kontrol altına alınabileceği unutulmamalıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/astimin-4-belirtisine-dikkat-632699">Astımın 4 Belirtisine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Canikli Vatandaşlara Yerinde Hizmet: 16 Bin Kişiye Diş Tedavisi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/canikli-vatandaslara-yerinde-hizmet-16-bin-kisiye-dis-tedavisi-632553</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:01:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[canik]]></category>
		<category><![CDATA[canikli]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[kişiye]]></category>
		<category><![CDATA[modern]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlara]]></category>
		<category><![CDATA[yerinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632553</guid>

					<description><![CDATA[<p>Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi'nde 4 ayda 16 bin hastaya modern diş ünitlerinde tedavi hizmeti sunuldu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/canikli-vatandaslara-yerinde-hizmet-16-bin-kisiye-dis-tedavisi-632553">Canikli Vatandaşlara Yerinde Hizmet: 16 Bin Kişiye Diş Tedavisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi&#8217;nde 4 ayda 16 bin hastaya modern diş ünitlerinde tedavi hizmeti sunuldu. <br />Canik Belediyesi&#8217;nin ilçeye kazandırdığı Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi&#8217;yle vatandaşlar ağız ve diş sağlığı ile ilgili tüm tedavilerini gerçekleştirebiliyor. Canikli vatandaşlara büyük kolaylık sağlayan Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, vatandaşların çevre ilçelere gitmeye gerek duymadan ağız ve diş sağlığı ile ilgili tüm tedavilerini gerçekleştirebilmelerine imkân sunuyor. Canik Belediyesi&#8217;nin yerinde, hızlı ve etkin hizmet adımlarının önemli çalışmaları arasında yerini alan Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi&#8217;nde 2026 yılının ilk 4 ayında 16 bin vatandaşa tedavi hizmeti sunuldu. Son teknoloji cihazlarla donatılan modern diş ünitlerinin yer aldığı merkezde, muayene ve tedavi işlemleri ile birlikte ayrıca cerrahi müdahaleler de yapılıyor. </p>
<p>Yaşamı Kolaylaştıran Projeler <br />Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi&#8217;nde çocuklar ve yetişkinler için ayrı modern diş ünitlerinin yer aldığını ifade eden Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı, vatandaşların ağız ve diş sağlığı ile ilgili tüm tedavilerini Canik&#8217;te gerçekleştirebildiğini söyledi. Başkan İbrahim Sandıkçı, &#8220;Canik&#8217;imize kazandırdığımız Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezimiz, modern diş ünitleriyle hemşehrilerimize hizmet vermeyi sürdürüyor. Yetişkin ve çocuk diş ünitlerinin yer aldığı merkezimizle hemşehrilerimiz, ağız ve diş sağlığı ile ilgili tedavi işlemlerinin tamamını gerçekleştirebiliyor. Hemşehrilerimizin yerinde hizmet almalarına imkân sunan merkezimiz, modern ve son teknoloji cihazlarla donatılan diş ünitleriyle gündelik yaşamın daha kolay bir hale gelmesinde önemli bir rol üstleniyor. Canik&#8217;mize değer katan, hemşehrilerimizin yaşamını kolaylaştıran eser ve hizmetleri ilçemize kazandırmaya devam edeceğiz&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/canikli-vatandaslara-yerinde-hizmet-16-bin-kisiye-dis-tedavisi-632553">Canikli Vatandaşlara Yerinde Hizmet: 16 Bin Kişiye Diş Tedavisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınav kaygısında öncelikli tedavi psikoterapi olmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sinav-kaygisinda-oncelikli-tedavi-psikoterapi-olmali-632147</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:42:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[düzeyde]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[kaygısında]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[öncelikli]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632147</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Eda Ergür, sınav kaygısının normalden klinik düzeye nasıl ayrıldığı, psikoterapi ve ilaç kullanımıyla ilgili açıklamalarda bulundu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-kaygisinda-oncelikli-tedavi-psikoterapi-olmali-632147">Sınav kaygısında öncelikli tedavi psikoterapi olmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Eda Ergür, sınav kaygısının normalden klinik düzeye nasıl ayrıldığı, psikoterapi ve ilaç kullanımıyla ilgili açıklamalarda bulundu. </p>
<p><strong>Kaygı günlük yaşamı bozuyorsa profesyonel değerlendirme gerekir!</strong></p>
<p>Sınav kaygısının, belli düzeyde yaşandığında öğrenciyi motive eden doğal bir tepki olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Eda Ergür, “Ancak bu kaygı günlük yaşam işlevselliğini bozacak, uyku, beslenme ya da dikkat düzeylerini olumsuz etkileyecek düzeye gelmişse profesyonel bir değerlendirme yapılması gerekir.” dedi.</p>
<p>İlaç tedavisinin, kaygının kronikleştiği, çarpıntı, mide bulantısı, nefes darlığı gibi yoğun fiziksel belirtilerle seyrettiği ve öğrencinin akademik veya sosyal işlevselliğinin ciddi düzeyde olumsuz etkilendiği durumlarda düşünülmesi gerektiğini kaydeden Ergür, “Karar, mutlaka bir çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından yapılacak klinik değerlendirmeye dayanmalı; çocuğun genel ruhsal durumu ve eşlik eden diğer faktörler göz önünde bulundurulmalı.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Önce terapi desteği…</strong></p>
<p>Sınav kaygısı yaşayan pek çok öğrenci için psikolojik desteğin, özellikle bilişsel davranışçı terapi gibi yapılandırılmış yaklaşımların oldukça etkili olabildiğine değinen Klinik Psikolog Eda Ergür, şunları söyledi</p>
<p>“Eğer öğrencinin kaygısı orta düzeydeyse, akademik performansı üzerinde baskı yaratmakla birlikte günlük yaşamını tamamen bozacak düzeyde değilse, öncelikle terapi desteği önerilir. Psikoterapi esnasında kaygının altında yatan düşünce kalıpları, mükemmeliyetçilik, başarısızlık korkusu ya da aile beklentileri gibi unsurlar ele alınarak işlevsel baş etme becerileri kazandırılır.”</p>
<p><strong>İlaç kullanımı hiçbir zaman ilk seçenek olmamalı!</strong></p>
<p>Kısa süreli anksiyolitik ilaçların sınav öncesi kullanımının, panik atağa yakın düzeyde sınav kaygısı yaşayan öğrenciler gibi bazı özel durumlarda, hekim kararıyla ve çok sınırlı süreyle değerlendirilebileceğini aktaran Ergür, “Ancak bu tür ilaçlar yan etkileri açısından da dikkatle ele alınmalı. Sadece semptomu baskılayarak kök nedeni çözmeden ilerlemek, uzun vadede öğrencinin baş etme becerilerini zayıflatabilir. Bu nedenle bu tür ilaçların kullanımı hiçbir zaman ilk seçenek olmamalı, mutlaka terapi ve danışmanlık süreçleriyle birlikte değerlendirilmeli.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sınav geçici, çocuğun ruh sağlığı ise kalıcı!</strong></p>
<p>Ailelerin, çocuklarının sınav sürecinde yaşadığı kaygıyı küçümsememesi gerektiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Eda Ergür, “Ancak dramatize de etmemeliler. Öncelikle çocuklarını yargılamadan dinlemeleri, destekleyici ve güven veren bir yaklaşım sergilemeleri önemli.” dedi.</p>
<p>İlaç kararının, asla panik duygusuyla ya da kısa vadeli rahatlama beklentisiyle verilmemesi gerektiğinin altını çizen Ergür, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu konuda mutlaka çocuk ve ergen psikiyatristine başvurulmalı; psikolojik destek, terapi ve yaşam tarzı düzenlemeleri gibi öncelikli seçenekler dikkate alınmalı. Unutulmamalıdır ki, sınav geçici, çocuğun ruh sağlığı ise kalıcıdır. Bu dönemde kazanılan sağlıklı baş etme becerileri, sadece sınavı değil, yaşamın birçok alanını olumlu yönde etkiler.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-kaygisinda-oncelikli-tedavi-psikoterapi-olmali-632147">Sınav kaygısında öncelikli tedavi psikoterapi olmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Böbrek taşı sessiz büyüyor, alarm ağrı ile geliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasi-sessiz-buyuyor-alarm-agri-ile-geliyor-631790</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:28:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[büyüyor]]></category>
		<category><![CDATA[geliyor]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[taşı]]></category>
		<category><![CDATA[taşlar]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631790</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her 10 kişiden 1’ini etkileyen böbrek taşlarının çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “Ağrı başladığında tablo genellikle ilerlemiş oluyor” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasi-sessiz-buyuyor-alarm-agri-ile-geliyor-631790">Böbrek taşı sessiz büyüyor, alarm ağrı ile geliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Her 10 kişiden 1’ini etkileyen böbrek taşlarının çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “Ağrı başladığında tablo genellikle ilerlemiş oluyor” dedi. Böbrek taşının erkeklerde daha yaygın olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Allahverdiyev, en yüksek oranın 30 – 50 yaş aralığında olduğunu vurguladı.  </strong></p>
<p>Böbrek taşlarının, idrardaki mineraller ve tuzların kristalleşerek böbrekte birikmesiyle oluştuğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “Küçük taşlar çoğu zaman fark edilmeden vücuttan atılabilir. Ancak taş büyüdüğünde şiddetli ağrı, bulantı, idrarda kanama ve enfeksiyonlara yol açabilir. Tedavi edilmediğinde ise kalıcı böbrek hasarı riski ortaya çıkar” diye konuştu. Böbrek taşlarının toplumda oldukça yaygın görüldüğünü vurgulayan Op. Dr. Allahverdiyev, “Araştırmalar, bireylerin yaklaşık yüzde 10–15’inin yaşamı boyunca en az bir kez böbrek taşıyla karşılaştığını ve erkeklerde daha yaygın görüldüğünü ortaya koyuyor. En yüksek oran ise 30–50 yaş arasındaki erkeklerde. Özellikle sıcak iklimde yaşayan ve yeterli su tüketmeyen kişilerde de risk artıyor” dedi. Böbrek taşlarının kimyasal yapısına göre farklı tiplerde oluşabildiğini anlatan Op. Dr. Allahverdiyev, en sık kalsiyum taşları ile karşılaştıklarını belirterek “Vücutta fazla ürik asit birikmesi ile oluşan ve idrarın asidik olduğu durumlarda görülen ürik asit taşları, idrar yolu enfeksiyona bağlı gelişen ve hızla büyüyebilen struvit taşları son olarak da genetik kökenli hastalığa bağlı gelişen sistin taşları diğer tipler olarak sıralanabilir” diye konuştu. </p>
<p><strong>En büyük risk yetersiz su tüketimi </strong></p>
<p>Taş oluşumunun en önemli nedenlerinden birinin susuz kalmak olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Allahverdiyev, “Yetersiz sıvı alımı, yüksek tuz ve protein tüketimi, genetik yatkınlık ve idrar yolu enfeksiyonları taş oluşumunu tetikleyen başlıca faktörler olarak sıralanabilir. Bu durum, idrardaki mineral dengesini bozarak kristalleşmeyi kolaylaştırır” dedi. Böbrek taşlarından korunmak için günlük alışkanlıkların önemine değinen Op. Dr. Allahverdiyev, “Günlük en az 2–2,5 litre su içmek, tuz ve protein tüketimini sınırlamak, dengeli beslenmek ve düzenli hareket etmek taş oluşum riskini azaltır” dedi. Op. Dr. Allahverdiyev daha önce taş düşürmüş kişilerin düzenli kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğine dikkat çekti. </p>
<p><strong>Belirtileri hafife almayın </strong></p>
<p>Belirtiler hakkında bilgi veren Op. Dr. Allahverdiyev, “Küçük taşlar çoğu zaman sessiz ilerler. Ancak taş hareket etmeye başladığında veya idrar yolunu tıkadığında şiddetli yan ve bel ağrısı ortaya çıkar. İdrarda kan, bulantı, kusma, idrar yaparken yanma ve enfeksiyon durumunda ateş de tabloya eşlik edebilir. Bu belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir sağlık merkezine başvurulması önemli” diye konuştu. </p>
<p><strong>Mini-PCNL ile büyük taşlarda bile yüksek başarı </strong></p>
<p>Tedavi yöntemlerinin taşın boyutu, konumu ve hastanın şikayetine göre şekillendiğini belirten Op. Dr.   Allahverdiyev, “Küçük taşları çoğunlukla sıvı tedavisi ve ağrı kontrolü ile düşürebiliyoruz. Ancak daha büyük veya zor konumlu taşlarda cerrahi yöntemler gerekli olabilir” dedi. Modern yöntemler arasında Supin Mini Perkütan Cerrahi (Mini-PCNL)’in öne çıktığını anlatan Op. Dr. Allahverdiyev, “Bu tekniği özellikle 1 cm’den büyük, zor konumlu veya multipl taşlarda tercih ediyoruz. 2-3 cm ve daha üzeri büyük ya da kompleks taş yapılarını bu yöntemle güvenli ve etkin şekilde tedavi edebiliyoruz. Yöntem minimal invaziv olmasıyla hastanın konforunu artırıyor, komplikasyon riskini düşürüyor ve hastanede kalış süresini azaltıyor” diye konuştu.  </p>
<p><strong>Taşı çıkarmak yetmez, tekrarını önlemek gerekir</strong></p>
<p>Böbrek taşı tedavisinde uzun vadeli yaklaşımın önemine dikkat çeken Op. Dr. Allahverdiyev, “Taşın çıkarılması tedavinin sadece bir kısmı. Asıl önemli olan taşın neden oluştuğunu anlamak ve tekrarını önlemek. Bu nedenle taş analizi ve metabolik değerlendirme önemli. Taşın kimyasal yapısını analiz ederek kişiye özel önlemler alabiliyoruz. Kan ve idrar testleriyle yapılan metabolik analizler sayesinde hastaya özel diyet ve tedavi planı oluşturuyoruz” dedi. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasi-sessiz-buyuyor-alarm-agri-ile-geliyor-631790">Böbrek taşı sessiz büyüyor, alarm ağrı ile geliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımlılık tedavisinde erken müdahale önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-erken-mudahale-onemli-631713</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:26:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımlılığın]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kumar]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631713</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, bağımlılığın beyindeki ödül sistemiyle ilişkisi, özellikle kumar bağımlılığı başta olmak üzere gelişim süreçleri ve modern tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-erken-mudahale-onemli-631713">Bağımlılık tedavisinde erken müdahale önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, bağımlılığın beyindeki ödül sistemiyle ilişkisi, özellikle kumar bağımlılığı başta olmak üzere gelişim süreçleri ve modern tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>İlk maruz kalındığı anda bağımlılık süreci başlar! </strong></p>
<p>Bağımlılık, madde veya davranış kaynaklı olarak ortaya çıkan ve beyin işlevlerinde maladaptif değişikliklere neden olan bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “İlk maruz kalındığı anda bağımlılık süreci başlar ve bu süreç, özellikle beynin ödül sistemi üzerindeki etkileriyle ilerler.” dedi.</p>
<p>Ödül sistemi aktivasyonu ile birlikte beyindeki kontrol mekanizmalarının zayıflayarak bağımlılık belirtilerinin ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Dilbaz, “Bu belirtiler arasında artan kullanım miktarı, kesme veya ara verme girişimlerinde ortaya çıkan yoğun istek ve yoksunluk belirtileri, yasal sorunlar, sosyal ve iş hayatında olumsuz etkiler yer alır. Bağımlılık geliştikçe bireyler çevreleri tarafından uyarılsalar dahi kullanmaya devam edebilir ve zarar görmelerine rağmen bırakmakta güçlük çekebilirler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bağımlılık tedavisinde zamanında müdahale büyük önem taşıyor! </strong></p>
<p>Bağımlılık tedavisinde zamanında müdahale büyük önem taşıdığına vurgu yapan Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Hastalar genellikle bağımlılıklarını kontrol edebileceklerine inandıklarını ifade ederler ve bazen kullanımın azaldığını veya belirli zaman aralıklarında gerçekleştiğini iddia ederler. Ancak bağımlılığı tanımlarken yalnızca kullanım sıklığı değil, aynı zamanda miktarı da dikkate alınmalı.” dedi.</p>
<p>Tedavi sürecinde özelleşmiş merkezlere başvurulması ve uzman sağlık çalışanları tarafından bireyselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin uygulanması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Dilbaz, bu çerçevede bağımlılığın klinik ve tedaviye yönelik boyutlarının akademik olarak ele alındığını aktardı.</p>
<p><strong>Sanal kumar erişiminin kolaylaşması gençlerde kumar alışkanlığını artırıyor! </strong></p>
<p>Kumar bağımlılığını ise bireyin kontrolünü kaybederek aşırı ve obsesif biçimde kumar oynama eğilimi göstermesi olarak tanımlayan Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Kişi finansal kayıplar yaşamasına, psikolojik ve sosyal sorunlarla karşılaşmasına rağmen kumar oynamaya devam eder.” dedi.</p>
<p>Son yıllarda kumar bağımlılığına ilişkin demografik yapıda önemli değişimler gözlemlendiğine işaret eden Prof. Dr. Dilbaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Geçmişte at yarışları gibi fiziksel ortamlarda gerçekleşen kumar etkinlikleri veya yurt dışındaki gibi kumarhaneler daha yaygınken, günümüzde sanal kumar sitelerine erişimin kolaylaşması özellikle genç ve genç yetişkinler arasında kumar alışkanlığının artmasına neden oldu. Teknolojik gelişmeler ve sanal platformların yaygınlaşması bu artışta önemli bir rol oynuyor.</p>
<p>Kumar bağımlılığı özellikle üniversite öğrencileri ve yeni mezun genç yetişkinler arasında daha sık görülüyor. Bu grupta erkek bireylerin oranı daha yüksek. Bireyler genellikle hızlı para kazanma arzusu ile internet üzerinden erişilen sanal kumar oyunlarına yöneliyor. Bu süreçte internet bağımlılığı ile sanal kumar bağımlılığı iç içe geçebiliyor. Genç yetişkinler çoğu zaman spor müsabakalarına ilişkin verileri analiz ederek kazanma ihtimallerini artırabileceklerine inanıyor, ancak zamanla ciddi finansal kayıplar yaşayabiliyorlar. ‘Bu sefer kazanacağım’ düşüncesi beyindeki ödül sistemini aktive ederek davranışı pekiştiriyor. Prefrontal korteks olarak bilinen ön beyin kontrol mekanizmalarının yeterince etkin çalışmaması da risk alma davranışını artırarak bağımlılığı güçlendiriyor.”</p>
<p><strong>Bağımlılık bir kez geliştikten sonra bırakma süreci zorlaşır ve başarı oranları düşer! </strong></p>
<p>Bağımlılığın kendi kendine geçmesi genellikle mümkün olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Bağımlılık bir kez geliştikten sonra bırakma süreci zorlaşır ve başarı oranları düşer. Çünkü bağımlılık, ödül pekiştiren bir davranış örüntüsüdür ve beyinde kalıcı nöroadaptif değişikliklere yol açar.” dedi.</p>
<p>Başlangıçta kontrol edilebilen isteklerin zamanla arttığını ve kontrol mekanizmalarının bu isteklerle başa çıkmakta zorlandığını ifade eden Prof. Dr. Dilbaz, bu nedenle bağımlılık geliştikten sonra profesyonel destek alınmasının tedavi sürecinin başarısı açısından kritik öneme sahip olduğunun altını çizdi.</p>
<p><strong>Bağımlılık tedavisinde temel yaklaşım erişimin engellenmesi!  </strong></p>
<p>Bağımlılık tedavisinde temel yaklaşımlardan birinin bağımlılık yapıcı madde veya davranışa erişimin engellenmesi olduğuna değinen Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Özellikle akıllı telefonların yaygın kullanımı, kumar gibi davranışlara erişimi kolaylaştırdığı için tedavi sürecinde önemli bir risk faktörü olarak değerlendirilir.” dedi.</p>
<p>Bazı durumlarda bireylerin telefon kullanımının sınırlandırılması veya alternatif kontrol mekanizmalarının uygulanmasının gerekebileceğini aktaran Prof. Dr. Dilbaz, “Aynı zamanda finansal riskleri azaltmak amacıyla kredi kullanımı gibi davranışların önüne geçilmesi de tedavi sürecinin bir parçasıdır. Dış kontrol mekanizmaları, bireyin iç kontrolünün zayıfladığı durumlarda destekleyici rol oynar. Gerekli durumlarda ilaç tedavileri ve bilişsel davranışçı terapiler gibi yöntemler de kullanılabilir. Bu yaklaşımlar bağımlılık davranışının değiştirilmesinde etkinliği kanıtlanmış yöntemlerdir ve bireyin dürtü kontrolünü geliştirmesine yardımcı olur. Bağımlılık tedavisi multidisipliner bir süreçtir ve erişimin kısıtlanması tedavinin başarısını artıran önemli bir adımdır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Derin TMU, bağımlılığın beyindeki ödül devrelerini hedef alıyor </strong></p>
<p>Son yıllarda geliştirilen somatik tedavi yöntemlerinden biri olan derin transkranial manyetik stimülasyonun (TMU), bağımlılık tedavisinde öne çıkan yenilikçi yaklaşımlardan biri olduğuna işaret eden Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Bu yöntem, bağımlılığın beyindeki ödül devreleri üzerindeki etkilerini hedef alır. Tedavi sürecinde bireyin bağımlılığı tetikleyen uyaranlara verdiği nörolojik yanıt incelenir.” dedi.</p>
<p>Kumar bağımlılığında sanal bahis isteğini artıran görsel uyaranlar, alkol bağımlılığında ise alkol tüketim ortamlarının kullanılabildiğini dile getiren Prof. Dr. Dilbaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu provokasyon süreci sırasında ilgili beyin bölgeleri manyetik uyarım ile hedeflenir. Derin TMU uygulamasında navigasyon sistemleri kullanılarak belirlenen beyin bölgelerine hassas manyetik alanlar gönderilir. Bu uyarımlar, bağımlılıkla ilişkili aşırı aktivitenin azaltılmasına yönelik olarak tekrarlayıcı şekilde uygulanır. Sigara bağımlılığı gibi alanlarda başlayan çalışmalar, yöntemin diğer bağımlılık türlerinde de etkili olabileceğini gösteriyor. Derin transkranial manyetik stimülasyon, ilaç tedavileri ve psikoterapiye alternatif ya da tamamlayıcı bir yöntem olarak değerlendirilen ve bilimsel araştırmalarla desteklenen bir tedavi seçeneğidir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-erken-mudahale-onemli-631713">Bağımlılık tedavisinde erken müdahale önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş teli her yaşta mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-teli-her-yasta-mumkun-631395</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 08:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodonti]]></category>
		<category><![CDATA[plak]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[teli]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631395</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, ortodontik tedavi hakkında merak edilenleri açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-teli-her-yasta-mumkun-631395">Diş teli her yaşta mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, ortodontik tedavi hakkında merak edilenleri açıkladı.</p>
<p><strong>Çapraşık dişler genel sağlığı da olumsuz etkileyebilir!</strong></p>
<p>Dişlerdeki çapraşıklığın yalnızca estetik bir sorun olmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, “Aynı zamanda ağız sağlığını ve genel sağlığı olumsuz yönde etkileyebilir.” dedi.</p>
<p>Çapraşık dişlerin, fırçalamayı ve diş ipi kullanımını zorlaştırdığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, “Bu durum zamanla dişlerde çürümeye, plak birikimine, renklenmelere ve diş eti iltihabı problemlerine yol açabilir. Aynı zamanda dişlerdeki yanlış konumlanma ve yanlış kapanış, çene eklemine ekstra yük bindirir. Bu durum çene ve baş ağrılarına, çiğneme güçlüklerine ve hatta bazı durumlarda konuşma bozukluklarına yol açabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Erken müdahale ile daha büyük ortodontik sorunların önüne geçmek mümkün!</strong></p>
<p>Çocuklarda ilk ortodontik muayenenin 7 yaş itibarıyla yapılması gerektiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, “Bu yaşta çocukların ağzında hem süt dişleri hem de kalıcı dişler birlikte bulunur. Erken muayene sayesinde dişlerin sürme yönü, çene gelişimi, kapanış problemleri ve yer darlığı gibi sorunlar erken bir dönemde tespit edilebilir. Gerektiği durumlarda erken müdahale yapılarak, ileride oluşabilecek çene asimetrisi veya daha büyük ortodontik sorunların önüne geçmek mümkün olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Hangi ortodontik yöntemin seçileceği, hastanın diş yapısına ve tedavi ihtiyacına göre belirlenir!</strong></p>
<p>Şeffaf plaklar ile klasik diş tellerinin aynı amaca, yani dişlerin ideal konuma getirilmesine hizmet ettiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, ancak uygulama şekillerinin farklı olduğunu hatırlattı. </p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, şöyle devam etti:</p>
<p>“Şeffaf plaklar, kişiye özel üretilen, gerektiğinde çıkarılabilen, belirli aralıklarla değiştirilen neredeyse görünmez apareylerdir. Günlük kullanımda daha estetik ve konforludur; yemek yerken veya diş fırçalarken çıkarılabilmesi hastaya kolaylık sağlar. Klasik diş telleri ise dişlere sabitlenen braket ve tellerden oluşur. Bu durumda hastanın bireysel motivasyonuna gerek kalmadan, bu apareyler diş hareketlerini daha kontrollü bir şekilde yönlendirmeye yardımcı olur. Hangi yöntemin seçileceği, hastanın diş yapısına ve tedavi ihtiyacına göre bir ortodonti uzmanı tarafından belirlenir.”</p>
<p><strong>Ortodontik tedavi sadece çocukluk dönemine ait bir uygulama değil! </strong></p>
<p>Yetişkinlerde de diş teli tedavisi yapılabileceğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, “Ortodontik tedavi sadece çocukluk dönemine ait bir uygulama değildir. Yetişkin yaşlarda da belirli bir planlama ile dişler hareket ettirilebilir. Burada belirleyici olan yaş değil, diş ve diş eti sağlığıdır. Detaylı bir muayene ile uygun vakalarda diş teli veya şeffaf plak gibi yöntemlerle dişler ideal konumuna getirilebilir. Doğru planlama ve düzenli takip ile yetişkinlerde de oldukça başarılı sonuçlar elde etmek mümkün.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>İyi ağız hijyeni, diş eti sorunlarını ve çürükleri önleyerek tedavinin daha sağlıklı ilerlemesini sağlar!</strong></p>
<p>Diş teli takılıyken temizlik ve bakım nasıl yapılması gerektiğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, “Ağız hijyeni, diş teli tedavisindeki en önemli konulardan biri. Braketler ve teller yiyecek artıklarının daha kolay birikmesine neden olabileceği için temizlik rutini çok daha özenli yapılmalı. Günde en az iki kez, mümkünse her öğünden sonra dişler yumuşak kıllı bir ortodontik diş fırçası ile fırçalanmalı. Ulaşılamayan yerler arayüz fırçası ile temizlenmeli; diş ipi veya ortodontik diş ipi kullanılarak diş aralarının temizliği sağlanmalı. İyi bir ağız hijyeni hem diş eti problemlerinin hem de çürük oluşumunun önüne geçer, tedavinin daha sağlıklı ilerlemesini sağlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Koruyucuların düzenli kullanımı ve kontroller tedavinin kalıcılığı için önemli! </strong></p>
<p>Ortodontik tedavi bittikten sonra dişlerin tekrar bozulmaması için önerilerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tedavi bittikten sonra dişlerin bozulmaması için ‘retainer’ (pekiştirme teli) veya ‘Essix plağı’ (pekiştirme plağı) denilen apareyler kullanılır. Bu apareyler, dişlerin yeni pozisyonuna alışmasına yardımcı olur ve elde edilen sonucun korunmasını destekler. Pekiştirme teli genellikle dişlerin arkasına sabitlenen ince bir teldir. Pekiştirme plakları ise dişlerin üzerine tam oturan şeffaf plaklardır. Bu koruyucuların kullanım süresi ve şekli hekim tarafından belirlenir. Düzenli kullanım ve hekim kontrollerine uyum, tedavinin kalıcılığı açısından hayati önem taşır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-teli-her-yasta-mumkun-631395">Diş teli her yaşta mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maltepe&#8217;de &#8220;can dostlar&#8221; güvende</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/maltepede-can-dostlar-guvende-631353</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 07:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[can]]></category>
		<category><![CDATA[dostlar]]></category>
		<category><![CDATA[güvende]]></category>
		<category><![CDATA[kedi]]></category>
		<category><![CDATA[maltepe]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631353</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi, veterinerlik hizmetleri kapsamında, sokak kedilerine yönelik kapsamlı bir sağlık taraması gerçekleştirdi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepede-can-dostlar-guvende-631353">Maltepe&#8217;de &#8220;can dostlar&#8221; güvende</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi, veterinerlik hizmetleri kapsamında, sokak kedilerine yönelik kapsamlı bir sağlık taraması gerçekleştirdi. Mobil ekiplerce yerinde yapılan müdahalelerle onlarca kedi sağlığına kavuştu.</p>
<p>Maltepe Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, ilçe genelinde periyodik olarak sürdürdüğü saha çalışmalarına Girne ve Çınar mahallelerinde devam etti. Mahalle sakinlerinden belediyeye gelen talepleri de değerlendiren ekipler, sokaktaki can dostlarını bulundukları ortamda muayene ederek tedavi süreçlerini başlattı.</p>
<p><b>HEM YAVRU HEM YETİŞKİN KEDİLERE BAKILDI</b></p>
<p>Saha çalışması kapsamında hem yavru hem de yetişkin kediler tek tek kontrol edildi. Genel sağlık taramasından geçirilen kedilere; iç ve dış parazit aşıları uygulanarak enfeksiyon risklerine karşı önlem alındı. Özellikle sokak koşullarında sıkça rastlanan göz ve kulak enfeksiyonları üzerinde duran uzman veteriner hekimler, gözleri kapanma noktasına gelen kedilere ilk müdahaleyi yaparak gerekli krem ve ilaç tedavilerini uyguladı.</p>
<p><b>“ONLAR VARSA BİZ VARIZ”</b></p>
<p>Maltepe Belediyesi’nin son yıllarda on binlerce sokak hayvanına ulaştığı hizmet ağının bir parçası olan bu uygulama, mahalle sakinleri tarafından da memnuniyetle karşılandı. Belediye yetkilileri, sadece merkezlerde değil, mahalle aralarında da can dostlarının yanında olduklarını vurguladı. Tedaviye ihtiyaç duyan ve yerinde müdahale ile iyileşemeyecek durumdaki hayvanlar ise belediyenin “Sahipsiz Hayvan Aşılama ve Tedavi Merkezi”ne sevk edilerek müşahede altına alınıyor.</p>
<p><b>BİNLERCE HAYVANA ŞİFA ELİ</b></p>
<p>Maltepe Belediyesi, geçtiğimiz dönemlerde de benzer çalışmalarla yılda ortalama 15 bine yakın kedi ve köpeğin tedavisini gerçekleştirmişti.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepede-can-dostlar-guvende-631353">Maltepe&#8217;de &#8220;can dostlar&#8221; güvende</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Varis ve Lipödem&#8217;e zemin hazırlayan 8 etken!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/varis-ve-lipodeme-zemin-hazirlayan-8-etken-630874</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:59:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ercan]]></category>
		<category><![CDATA[etken]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlayan]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[Kvc]]></category>
		<category><![CDATA[lipödem]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[varis]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zemin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630874</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde özellikle kadınlarda sık görülen varis ve lipödem, dolaşım sistemiyle ilişkili, son derece önemli iki hastalık olmasına rağmen toplumsal farkındalığın az olması nedeniyle sadece estetik bir problem gibi algılanarak göz ardı edilebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/varis-ve-lipodeme-zemin-hazirlayan-8-etken-630874">Varis ve Lipödem&#8217;e zemin hazırlayan 8 etken!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde özellikle kadınlarda sık görülen varis ve lipödem, dolaşım sistemiyle ilişkili, son derece önemli iki hastalık olmasına rağmen toplumsal farkındalığın az olması nedeniyle sadece estetik bir problem gibi algılanarak göz ardı edilebiliyor. Bu durum da tanı ve tedavide gecikmelere yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) Uzmanı Dr. Arzu Ercan</strong>, “Sinsi ilerleyen ve tedavi edilmediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilen varis ve lipödem, hastalar tarafından çoğu zaman kilo artışı ya da vücutta hacim artışı ile karıştırılabilmektedir. Bu nedenle bacaklarda geçmeyen şişlik, ağrı, hassasiyet, şekil bozukluğu ve morarma gibi belirtiler mutlaka ciddiye alınmalı ve gecikmeden doktora başvurulmalıdır” diyor. KVC Uzmanı Dr. Ercan, varis ve lipödeme zemin hazırlayan 8 etkeni sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Son yıllarda hareketsiz (sedanter) yaşam, bilgisayar başında uzun süre kesintisiz oturma, sağlıksız beslenme, fazla kilo, aşırı tuz tüketimi, yetersiz su içme, düzenli egzersiz yapılmaması ve yanlış kıyafet seçimi gibi etkenler, dolaşım sistemini ciddi şekilde bozabiliyor. Günlük yaşamda çoğu zaman fark edilmeyen bu hatalar zamanla bacaklarda şişlik, ağrı ve dolaşım bozukluklarına zemin hazırlayabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) Uzmanı Dr. Arzu Ercan </strong>genetik etkenlerin yanı sıra yanlış yaşam alışkanlıklarının da varis ve lipödemin günümüzde hızla yaygınlaşmasına yol açtığını belirterek, erken dönemde müdahale edilmezse tablonun daha da ağırlaşabileceğini söylüyor.  Bacaklarda ağrı, şişlik, morarma ve şekil bozukluğu gibi belirtilerin mutlaka ciddiye alınması ve zaman kaybetmeden doktora başurulması gerektiğini belirten Dr. Ercan “Nasıl olsa geçer” diyerek belirtileri görmezden gelmek ya da doktora gitmeyi ertelemek hastalığın ilerlemesine yol açar. Erken dönemde doktora başvurmak en kritik adımdır” diyor.</p>
<p><strong>“Kilo aldım” sanılıyor, ama!..</strong></p>
<p>Lipödemin çoğu zaman kilo artışıyla karıştırıldığını vurgulayan Dr. Ercan “Lipödem, vücudun özellikle alt bölgelerinde anormal yağ birikimi ile karakterize kronik bir yağ dokusu hastalığıdır. Hastalar genellikle bunu kilo artışı zanneder ve diyet-egzersize rağmen sonuç alamadıklarında hayal kırıklığı yaşarlar” diyor. </p>
<p>Varisin ise; toplardamarların genişlemesi ve işlevini yitirmesi sonucu ortaya çıktığını belirten Dr. Ercan, kanın geriye kaçmasıyla damarların belirginleştiğini ifade ediyor. Hastalığın zamanla ağrı, yanma ve şişlik gibi şikayetlerle ilerleyebileceğini ve özellikle uzun süre ayakta kalan kişilerde riskin arttığını vurguluyor. </p>
<p><strong>Modern tedaviler yüz güldürüyor</strong></p>
<p>Günümüzde gelişen tıbbi yöntemlerle hem varis hem de lipödem tedavisinde başarılı sonuçlar alındığını belirten KVC Uzmanı Dr. Arzu Ercan şöyle konuşuyor: “Lazer ve radyofrekans gibi minimal invaziv yöntemlerle varis tedavi edilebilmektedir. Lipödemde ise manul lenf drenajı, kompresyon tedavisi ve egzersiz temelli multidisipliner yaklaşımlar ön plana çıkmaktadır. Artık ameliyatsız ya da minimal girişimlerle hastalar kısa sürede günlük hayatlarına dönebiliyor. Ancak tedavi sürecinde kişiye özel planlama büyük önem taşıyor.” </p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Varis ve Lipödem’e zemin hazırlayan 8 etken!</strong></p>
<p>KVC Uzmanı Dr. Arzu Ercan, varis ve lipödeme yol açabilen 8 etkeni şöyle açıklıyor:</p>
<ul>
<li>Uzun süre hareketsiz kalmak</li>
<li>Dar kıyafetler ve yanlış ayakkabı seçimi </li>
<li>Düzenli egzersiz yapmamak</li>
<li>Fazla kilo </li>
<li>Dengesiz beslenme </li>
<li>Aşırı tuz tüketimi </li>
<li>Bilgisayar başında uzun süre kesintisiz oturmak</li>
<li>Yetersiz su tüketimi</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/varis-ve-lipodeme-zemin-hazirlayan-8-etken-630874">Varis ve Lipödem&#8217;e zemin hazırlayan 8 etken!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser alanında geliştirilen yeni aşı yaklaşımları umut vadediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-alaninda-gelistirilen-yeni-asi-yaklasimlari-umut-vadediyor-630442</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 15:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[geliştirilen]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Mutasyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımları]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630442</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhat Ferhatoğlu, “Kanser alanında geliştirilen yeni aşı yaklaşımları, hastalığın oluşmadan önlenmesine yönelik önemli bir potansiyel sunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-alaninda-gelistirilen-yeni-asi-yaklasimlari-umut-vadediyor-630442">Kanser alanında geliştirilen yeni aşı yaklaşımları umut vadediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhat Ferhatoğlu, “Kanser alanında geliştirilen yeni aşı yaklaşımları, hastalığın oluşmadan önlenmesine yönelik önemli bir potansiyel sunuyor. Bu yaklaşım özellikle yüksek riskli bireyler için dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Yeni aşı yaklaşımları umut vadediyor” dedi.</p>
<p>Kanserin ilerleyen evrelerde tedavisinin zorlaşmasının en önemli nedenlerinden birinin tümör hücrelerinin genetik olarak stabil olmaması olduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhat Ferhatoğlu “Bu durum kanser hücrelerinin zaman içinde farklı özellikler kazanmasına yol açıyor. Bu süreci biyolojik evrime benzetebiliriz. Nasıl ki mutasyonlar yeni türlerin ortaya çıkmasına neden oluyorsa, kanser de benzer şekilde dallanarak ilerleyen dinamik bir süreçtir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Doç. Dr. Ferhatoğlu, “Kanser aşıları, son yıllarda immünoterapinin en dikkat çeken alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu aşılar genel olarak ikiye ayrılıyor: HPV ve HBV gibi virüslere karşı geliştirilen koruyucu aşılar ve doğrudan kanser hücrelerini hedef alan tedavi edici aşılar. Tedavi edici aşılar, bağışıklık sistemini aktive ederek kanser hücrelerini ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Ancak bu alanda geliştirilen yeni bir yaklaşım kanserin doğasına daha derin bir bakış sunarak dikkat çekiyor” diye konuştu.</p>
<p>‘KANSER HÜCRELERİ TEDAVİYE DİRENÇ GELİŞTİREBİLİYOR’</p>
<p>Tümör hücreleri arasındaki bu genetik farklılıkların, değişen çevresel koşullara uyum sağlama ve tedavilere direnç geliştirme yeteneğini beraberinde getirdiğine dikkat çeken Doç. Dr. Ferhatoğlu, kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi gibi yöntemlerin bazı durumlarda kanseri tamamen ortadan kaldırmakta yetersiz kalabildiğini vurguladı. Doç. Dr. Ferhatoğlu, “Tedaviden sağ kurtulan hücreler zaman içinde çoğalarak daha dirençli hale gelebiliyor. Bu nedenle daha hedefe yönelik yeni tedavi stratejilerine ihtiyaç duyuluyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>‘HEDEF: KANSERİN KÖKÜNÜ ORTADAN KALDIRMAK’</p>
<p>Yeni geliştirilen yaklaşımın, kanserin kökünü oluşturan mutasyonların hedef alınmasına dayandığını belirten Doç. Dr. Ferhatoğlu, bu mutasyonların bir ağacın gövdesi gibi düşünülebileceğini ifade etti. ‘Eğer bu kök mutasyonları tespit edebilirsek, bağışıklık sistemini bu hedeflere karşı uyararak kanseri daha oluşmadan engellemek mümkün olabilir’ diyen Doç. Dr. Ferhatoğlu, özellikle akciğer kanseri açısından yüksek riskli bireylerde bu yaklaşımın önemli bir potansiyel taşıdığını söyledi.</p>
<p>‘TRACERX ÇALIŞMASI YENİ BİR KAPI AÇTI’</p>
<p>2014 yılında başlatılan TRACERx çalışmasının, kanserin bir ‘evrim ağacı’ gibi geliştiğini ve tüm tümör hücrelerinde ortak olan kök mutasyonların varlığını ortaya koyduğunu belirten Doç. Dr. Ferhatoğlu, bu bulguların yüksek riskli bireyler için geliştirilen ilk akciğer kanseri aşısı LungVax’ın temelini oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>‘NÜKSÜN ÖNLENMESİ HEDEFLENİYOR’</p>
<p>Oxford’da yürütülecek LungVax çalışmasının, özellikle erken evre küçük hücreli dışı akciğer kanseri nedeniyle ameliyat edilmiş hastalarda kanserin tekrarını önlemeyi amaçladığını belirten Doç. Dr. Ferhatoğlu, “Bu aşı ile tümörlerde ortak bulunan neoantijenler hedef alınarak güçlü bir bağışıklık yanıtı oluşturulması hedefleniyor. Böylece kanser hücreleri henüz klinik olarak ortaya çıkmadan ortadan kaldırılabilir” dedi.</p>
<p>‘COVID-19 AŞILARINA BENZER TEKNOLOJİ’</p>
<p>Geliştirilen yaklaşımın, COVID-19 döneminde kullanılan mRNA aşılarına benzer bir mekanizmaya dayandığını ifade eden Doç. Dr. Ferhatoğlu, bağışıklık sisteminin hedef alması gereken neoantijenler aracılığıyla uyarıldığını belirtti. İlk aşamada 40 hastalık bir grupta güvenlik ve etkinlik değerlendirileceğini, çalışmanın 2026 yazında başlanmasının planlandığını ifade etti.</p>
<p>‘KANSER TEDAVİSİNDE YENİ DÖNEM: HASSAS ÖNLEME’</p>
<p>Doç. Dr. Ferhatoğlu, bu yaklaşımın ‘precision prevention’ yani hassas önleme stratejisinin önemli bir örneği olduğunu vurgulayarak “Bu yöntem yalnızca tedavi değil, kanseri oluşmadan engellemeye yönelik yeni bir dönemin kapısını aralıyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-alaninda-gelistirilen-yeni-asi-yaklasimlari-umut-vadediyor-630442">Kanser alanında geliştirilen yeni aşı yaklaşımları umut vadediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Andropoz, menopozdan farklı olarak yavaş ilerliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/andropoz-menopozdan-farkli-olarak-yavas-ilerliyor-629669</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 09:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[ilerliyor]]></category>
		<category><![CDATA[menopozdan]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Testosteron]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yavaş]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=629669</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük yaşam stresi, yoğun tempo ve değişen yaşam alışkanlıkları vücuttaki hormonal dengeyi doğrudan etkileyebiliyor. Yaşla birlikte ortaya çıkan bu hormonal değişimlerin erkeklerdeki yansımalarından biri de andropoz olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/andropoz-menopozdan-farkli-olarak-yavas-ilerliyor-629669">Andropoz, menopozdan farklı olarak yavaş ilerliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günlük yaşam stresi, yoğun tempo ve değişen yaşam alışkanlıkları vücuttaki hormonal dengeyi doğrudan etkileyebiliyor. Yaşla birlikte ortaya çıkan bu hormonal değişimlerin erkeklerdeki yansımalarından biri de andropoz olarak karşımıza çıkıyor. Testosteronun yıllar içinde azalmasıyla gelişen bu sürecin çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “Hormonal değişimlerin etkileri yalnızca cinsel yaşamla sınırlı değildir; enerji düzeyi, kas gücü, ruh hali, uyku düzeni ve metabolik denge üzerinde de önemli rol oynar. Ancak her yorgunluk veya isteksizlik halinin andropoz anlamına gelmediğini de unutmamak gerekir” dedi.</strong></p>
<p>Andropozun, erkeklerde testosteron hormonunun yaşla birlikte kademeli olarak azalmasıyla ortaya çıktığını ve menopozdan farklı olarak ani değil, yıllar içinde yavaş ilerlediğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “Bu nedenle belirtiler çoğu zaman göz ardı edilebiliyor. Yaşamın doğal bir parçası olmakla birlikte doğru yönetilmediğinde yaşam kalitesini etkileyebilen andropozda modern yaklaşım, gereksiz müdahalelerden kaçınarak kişiye özel ve dengeli tedavi planına odaklanmak. Uzun süredir devam eden yorgunluk ve isteksizlik, cinsel performansta azalma, kas gücünde düşüş, kilo artışı, uyku problemleri ve ruh hali değişiklikleri gibi semptomlarda bir sağlık merkezine başvurmak kıymetli” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Her yorgunluk andropoz değildir</strong></p>
<p>Andropozun belirtisi olabilse de, günlük yaşamda sık görülen yorgunluk, isteksizlik veya performans düşüklüğünün her zaman testosteron eksikliğine bağlı olmadığını vurgulayan Allahverdiyev, “Tiroid hastalıkları, diyabet, obezite, kronik stres, uyku apnesi ve bazı ilaçlar da benzer şikayetlere neden olabilir. Bu nedenle altta yatan nedenin doğru analiz edilmesi gerekir. Gereksiz hormon kullanımı hem faydasız hem de riskli olabilir. Andropozun en sık karşılaşılan sinyalleri; cinsel istekte azalma, sertleşme kalitesinde düşüş, sabah ereksiyonlarında azalma, yorgunluk, halsizlik, enerji kaybı, kas kütlesinde azalma, yağ oranında artış, konsantrasyon güçlüğü ve zihinsel yavaşlama, uyku bozuklukları, depresif ruh hali, motivasyon kaybı olarak sıralanabilir” dedi.</p>
<p><strong>Testosteron seviyesi kaliteli bir uykuyla desteklenebilir</strong></p>
<p>Andropoz yönetiminde tek tip bir yaklaşım olmadığını da sözlerine ekleyen Allahverdiyev, “Tedavide en önemli nokta, planlamanın kişiye özel yapılmasıdır. Her hastanın yaşı, beklentisi, eşlik eden hastalıkları ve yaşam tarzı farklılık gösterir. Bu süreçte yaşam tarzı düzenlemeleri tedavinin temelini oluşturur. Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, kilo kontrolü ve kaliteli uyku testosteron seviyelerini doğal olarak destekleyebilir. Gerekli görülen hastalarda ise testosteron replasman tedavisi jel, enjeksiyon veya farklı formlarda planlanabilir, tedavi öncesinde ve sırasında düzenli takip şarttır. Ayrıca sertleşme sorunu, metabolik hastalıklar veya psikolojik faktörler gibi eşlik eden durumlar da eş zamanlı ele alınmalıdır. Tedavide tek tip bir yaklaşım yoktur, önemli olan hastaya özel ve bütüncül bir planlama yapmaktır” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/andropoz-menopozdan-farkli-olarak-yavas-ilerliyor-629669">Andropoz, menopozdan farklı olarak yavaş ilerliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5 farklı uzman ve hastalar dikkat çekiyor: Önlemek mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/5-farkli-uzman-ve-hastalar-dikkat-cekiyor-onlemek-mumkun-629604</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 08:42:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çekiyor]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[önlemek]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=629604</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çoğu zaman belirti vermeden ilerliyor, fark edildiğinde ise geç kalınmış olabiliyor…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-farkli-uzman-ve-hastalar-dikkat-cekiyor-onlemek-mumkun-629604">5 farklı uzman ve hastalar dikkat çekiyor: Önlemek mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çoğu zaman belirti vermeden ilerliyor, fark edildiğinde ise geç kalınmış olabiliyor… Üstelik öyle yaygın ki, dünyada 2 milyonun üzerinde, ülkemizde ise her yıl yaklaşık 40 bin kişi bu hastalıkla tanışıyor. Uzmanlar, akciğer kanserinin hem dünyada hem de Türkiye’de en sık görülen ve en ölümcül kanser türleri arasında yer aldığını vurguluyor. Peki, bu hastalığı önlemenin ya da ölümcül hastalıklar listesinde daha alt sıralara geriletmenin mümkün olduğu yeni tedavi yöntemleri yok mu? Elbette var! Günümüzde geliştirilen tanı yöntemleri ve kişiye özel tedavi yaklaşımları sayesinde akciğer kanserinde umut her geçen gün artıyor. Bu umuda dair bilinmesi gerekenleri aktarmak için Acıbadem Maslak Hastanesi’nde <strong>“Akciğer Kanserinde Farkındalık ve Umut”</strong> söyleşisi düzenlendi. Etkinlikte multidisipliner bakış açısıyla Acıbadem Maslak Hastanesi uzmanları; Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, Prof. Dr. Enis Özyar, Prof. Dr. Erkan Kaba, Prof. Dr. Tevfik Fikret Çermik ve Dr. Burcu Babaoğlu Karan hastalığa dair en güncel gelişmeleri paylaşarak erken teşhisin ve doğru tedavi planlamasının hayati önemine vurgu yaptılar.</p>
<p>Etkinliğin dikkat çekici konuklarından biri, “Yeraltı” dizisindeki performansıyla geniş kitlelerin beğenisini kazanan oyuncu Sevil Akı oldu. Akı, söyleşide yer alarak farkındalığın önemine dikkat çekti ve bir hasta yakını olarak annesinin umut dolu, hastalıkla büyük mücadelesini içeren öyküsünü paylaştı.</p>
<p>“Kanser tedavi sürecinin bir puzzle gibi düşünülmesi gerektiğini vurgulayan etkinliğin moderatörü Sağlık İletişimcisi Seral Çelik, “Bu etkinlikte multidisipliner yaklaşımla akciğer kanseri hakkında önemli bilgiler alacağız. Kanserin tanı ve tedavisinde görev yapan sayısız uzman ve sağlık personeli var. Her biri çok önemli rol üstleniyor. Tanı ve tedaviyi bir puzzle gibi düşünürsek, parçalar bir araya geldiğinde hasta için en iyi ve en uygun tedavi uygulanabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Sigara en büyük risk faktörü!</strong></p>
<p>Akciğer kanserinin en önemli nedeninin sigara ve tütün ürünleri olduğunu vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Babaoğlu Karan, özellikle son yıllarda gençler arasında artan kullanımın ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı. Elektronik sigara gibi alternatif ürünlerin de sanıldığı kadar masum olmadığını ifade eden Karan, bu ürünlerin de akciğer sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yarattığını belirtti. Akciğer kanseri vakalarının yüzde 80’inin tütün kullanımına bağlı olduğunu anlatan Dr. Babaoğlu Karan, yüzde 20’sinin ise mesleki, asbest vb. nedenlerden geliştiği bilgisini verdi. Akciğer kanserinin çoğu zaman erken dönemde belirti vermediğine dikkat çeken Karan, bu nedenle risk grubundaki bireylerin, özellikle 50 yaş üzerinde ve en az 20 yıl günde bir paket sigara içmiş kişilerin her yıl düzenli kontrol yaptırmasının büyük önem taşıdığını ifade etti. Düşük doz radyasyonla yapılan BT çekimlerinin hastalığın erken tanısında çok önemli olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Görüntüleme yöntemleri hayat kurtarıyor</strong></p>
<p>Nükleer Tıp Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Fikret Çermik, akciğer kanserinde doğru evrelemenin tedavi sürecinin temelini oluşturduğunu belirterek PET-CT’nin bu noktada kritik rol oynadığını ifade etti. Prof. Dr. Çermik, “PET-CT sayesinde tümörün yalnızca varlığı değil, aynı zamanda vücuttaki yayılımı ve biyolojik davranışı da detaylı şekilde değerlendirilebiliyor. Bu sayede hastalığın hangi evrede olduğu net olarak ortaya konulabiliyor ve en uygun tedavi planı oluşturulabiliyor. Aynı zamanda tedaviye verilen yanıt da değerlendirildiğinden gereksiz cerrahi girişimlerin önüne geçilebiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Cerrahi, erken evrede en etkili yöntem</strong></p>
<p>Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erkan Kaba ise akciğer kanserinde erken teşhisin cerrahi başarıyı doğrudan etkilediğini ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti: “Özellikle erken evrede teşhis konulan hastalarda cerrahi müdahale ile yüksek başarı oranları elde edilebiliyor. Ayrıca cerrahi yöntemler de hızla gelişiyor. Bu yöntemlerden en yenisi olan robotik cerrahi sayesinde göğüs bölgesi tamamen açılmadan, küçük kesilerle ameliyatlar yapılabiliyor. Robotik cerrahi zor ameliyatları daha kolay yapmamıza yardımcı olmakla beraber, hastaların daha hızlı iyileşmesine ve günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönmesine yardımcı oluyor.”<strong> </strong></p>
<p><strong>Kişiye özel tedavi dönemi</strong></p>
<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, akciğer kanseri tedavisinde son yıllarda önemli bir dönüşüm yaşandığını belirtti. Artık her hastaya aynı tedavinin uygulanmadığını, tümörün genetik ve moleküler özelliklerine göre kişiye özel tedavi planlarının oluşturulduğunu ifade etti. Hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapinin, özellikle uygun hastalarda oldukça başarılı sonuçlar verdiğini belirten Ölmez, bu yaklaşımların akciğer kanseri hastalarının yaşam süresi ve yaşam kalitesini artırdığını söyleyerek “Doğru hastaya doğru tedaviyi uygulamak çok önemli” dedi. </p>
<p><strong>Hassas ve hedefe yönelik ışın tedavisi </strong></p>
<p>Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Enis Özyar, akciğer kanseri tedavisinde multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çekerek, şunları söyledi: “Halk arasında ışın tedavisi olarak bilinen radyoterapide amaç, ameliyat edilemeyen tümörleri ışınlar aracılığıyla yok etmek ya da küçültmektir. Özellikle tıbbi nedenlerle ameliyat olamayacak hastalarda radyoterapi çok etkili bir tedavi seçeneğidir. Radyoterapi yöntemleri de gelişmekte ve giderek etkinliği artmaktadır. Gelişen teknoloji sayesinde daha hassas ve hedefe yönelik tedavi yapılabilmektedir. Bu sayede yan etkiler azalmakta ve tedavi başarısı artmaktadır.”</p>
<p><strong> Sevil Akı: “Tünelin ucunda hep bir ışık oldu”</strong></p>
<p>Etkinliğe katılan, Yeraltı dizisiyle seyircinin gönlünde taht kuran oyuncu Sevil Akı ise hasta yakını olarak yaşadığı süreci paylaşarak, kanserle mücadelenin sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik bir süreç olduğunu vurguladı ve şunları söyledi: “Anneme 8 yıl önce akciğer kanseri tanısı kondu. İlk ameliyatından 4 yıl sonra hastalığı nüks etti ve tekrar ameliyat oldu. Geçen yıl yeni bir nüks oldu ve şimdi ilaç tedavisiyle mücadelemize devam ediyoruz. İkinci nükste çok panik olduk. Ancak ilaçların ve çeşitli tedavi yöntemlerinin gelişmiş olması sayesinde farklı tedavi seçeneklerimiz oldu. Yani tünelin ucunda hep bir ışık vardı. Gerçekten hiçbir şey çözümsüz değil. Güvendiğiniz doktorlar size o ışığı gösteriyor. Annem tanı aldığı andan itibaren hayata tutundu ve bu hastalıkla mücadele ediyor. Biz de hasta yakını olarak onunla birlikte mücadele ediyoruz. Bizim hikayemiz umut dolu bir hikaye. Hâlâ umutluyuz, hâlâ mücadele ediyoruz. Kanser tedavi süreci inişli çıkışlı bir yolculuk. Birbirimize güç vererek, umutla ilerliyoruz.” Doğru bilgiye ulaşmanın ve güçlü bir destek sistemine sahip olmanın bu süreçte büyük önem taşıdığını ifade eden sanatçı Sevil Akı, umudun hastaların tedaviye tutunmasında önemli bir rol oynadığını belirtti. Farkındalık çalışmalarında kendi deneyimini paylaşarak başkalarına da umut olmak istediğini dile getirdi. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-farkli-uzman-ve-hastalar-dikkat-cekiyor-onlemek-mumkun-629604">5 farklı uzman ve hastalar dikkat çekiyor: Önlemek mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eklem Yaşlanmasını Durdurmak Mümkün mü?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eklem-yaslanmasini-durdurmak-mumkun-mu-629380</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 09:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[durdurmak]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[Ortopedi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmasını]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=629380</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eklem sağlığı çoğu zaman yalnızca yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görülse de, güncel bilimsel veriler bunun büyük ölçüde yaşam tarzı ve hareket alışkanlıklarıyla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eklem-yaslanmasini-durdurmak-mumkun-mu-629380">Eklem Yaşlanmasını Durdurmak Mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eklem sağlığı çoğu zaman yalnızca yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görülse de, güncel bilimsel veriler bunun büyük ölçüde yaşam tarzı ve hareket alışkanlıklarıyla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Modern ortopedi yaklaşımında artık sadece ağrıyı tedavi etmek değil; eklemin biyomekaniğini anlamak, hareketi analiz etmek ve süreci erken dönemde yönetmek ön plana çıkıyor. Doğru değerlendirme ve kişiye özel planlama ile eklem problemlerinin ilerlemesi yavaşlatılabiliyor hatta birçok durumda cerrahiye gerek kalmadan kontrol altına alınabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mahmud Aydın, eklem yaşlanmasının sebepleri ve tedavi yöntemleri hakkındaki soruları yanıtladı.</p>
<p><strong>Doğru hareket sağlıklı ve genç eklemler</strong></p>
<p>Eklem dokularının “biyolojik yaşı”; takvim yaşından çok, mekanik yüklenme, inflamasyon düzeyi ve yaşam tarzı ile şekillenir. Doğru ve düzenli hareket eden eklemler, hareketsiz ya da yanlış yüklenen eklemlere kıyasla fonksiyonlarını çok daha uzun süre koruyabilir. Bu nedenle hareketin bir yaşı yoktur; aksine doğru hareket, eklem sağlığının en güçlü belirleyicisidir.</p>
<p><strong>Eklem ağrısı sadece bulunduğu yerden kaynaklanmayabilir</strong></p>
<p>Eklem ağrıları çoğu zaman yalnızca ağrı hissedilen bölgeden kaynaklanmaz. Modern ortopedi yaklaşımına göre bu ağrılar, vücuttaki biyomekanik zincirin bozulmasının bir sonucu olabilir. Örneğin diz ağrısı; kalça stabilitesindeki bir zayıflık, ayak basış bozukluğu veya omurga hizalanmasındaki problemle ilişkili olabilir. Bu nedenle güncel yaklaşımda yalnızca ağrılı bölgeyi değil, tüm kinetik zinciri değerlendirmek esastır. Bu bakış açısı, hem doğru tanı koymayı kolaylaştırır hem de gereksiz cerrahi müdahalelerin önüne geçer.</p>
<p><strong>Sadece MR yetmez, hareket analizi tanıyı değiştiriyor</strong></p>
<p>Geleneksel görüntüleme yöntemleri (MR, BT) önemli bilgiler sunsa da yalnızca statik veriler sağlar. Oysa birçok ortopedik problem, hareket sırasında ortaya çıkar. Bu noktada devreye giren yeni nesil teknolojiler, özellikle hareket halindeki vücudu analiz ederek fark yaratmaktadır. Radyasyonsuz yürüme ve postür analiz sistemleri sayesinde omurga ve alt ekstremite hizalanması dinamik olarak değerlendirilebilir. Böylece statik görüntülemede fark edilemeyen; yürürken oluşan yük dağılımı bozuklukları, vücudun ağrıyı azaltmak için geliştirdiği gizli denge ve telafi hareketleri ve zamanla başka bölgelere binen fazla yük net şekilde ortaya konur.</p>
<p><strong>Hem statik hem de dinamik değerlendirme sunar</strong></p>
<p>DİERS (Formetric / 4D Motion Lab), omurga ve postürü radyasyon kullanmadan analiz eden ileri teknoloji bir sistemdir. Yüzey topografisi ve optik sensörler aracılığıyla çalışan bu sistem, hem statik hem de dinamik değerlendirme imkanı sunar. DİERS ile omurga hizalanması, pelvis pozisyonu, yük dağılımı, yürüme paterni (4D analiz ile) analiz edilir. </p>
<p>Skolyoz takibi, postür bozuklukları, bel ve sırt ağrıları, yürüme bozuklukları, alt ekstremite yük dağılım analizi, sporcu performans değerlendirmesi yapılabilir. En önemli avantajlarından biri, tamamen radyasyonsuz ve non-invaziv olmasıdır. Özellikle 4D analiz sayesinde hastanın yürüyüşü anlık olarak incelenir ve zaman içindeki hareket değişimleri detaylı şekilde ortaya konur.</p>
<p><strong>Kıkırdak hasarı tamamen iyileşir mi?</strong></p>
<p>Kıkırdak dokusunun kendini yenileme kapasitesi sınırlıdır; ancak günümüzde gelişen rejeneratif tedavilerle bu süreç desteklenebilmektedir. Eklem içi enjeksiyonlar (PRP, hyaluronik asit), hücresel tedaviler ve biyolojik ajanlar; inflamasyonu azaltarak ve doku iyileşmesini destekleyerek eklem ömrünü uzatabilir. İlk amacı desteklemektir, erken evrede oldukça etkilidir. İkincisi ise onarmaktır (repair/regenerate) ve seçilmiş hasta grubunda mümkündür. Doğru hasta ve doğru zamanda uygulandığında bu tedaviler, cerrahi ihtiyacını geciktirebilir hatta bazı durumlarda tamamen ortadan kaldırabilir.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı değişikliği önemli</strong></p>
<p>Birçok ortopedik sorun aslında önlenebilir niteliktedir. Doğru egzersiz ve kas dengesi, sağlıklı vücut ağırlığı, inflamasyonu azaltan beslenme, düzenli ve çeşitli hareket eklem sağlığını belirleyen temel faktörlerdir. Özellikle fazla kilo, eklemlere binen yükü katlayarak artırır ve kıkırdak yıpranmasını hızlandırır. Bu nedenle günümüzde “longevity” yaklaşımıyla yalnızca yaşam süresi değil, hareket kalitesi ve bağımsızlık da korunmaya çalışılmaktadır.</p>
<p><strong>Eklem sağlığında doğru yaklaşım: Erken önlem</strong></p>
<p>Eklem sağlığına yaklaşım reaktif değil, proaktif olmalıdır. Kısacası ağrı başladıktan sonra değil, sorun oluşmadan önce önlem alınmalıdır. Eklem check-up yaklaşımı ile biyomekanik problemler erken saptanır, kıkırdak hasarı ilerlemeden önlenir, cerrahi gereksinimi azaltılır. Yaşam boyu ağrısız ve özgür hareket edebilmek, eklemlere gösterilen özenin doğrudan bir sonucudur. Doğru analiz, doğru hareket ve doğru tedavi ile eklem yaşlanması kaçınılmaz bir kader olmaktan çıkarılabilir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eklem-yaslanmasini-durdurmak-mumkun-mu-629380">Eklem Yaşlanmasını Durdurmak Mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer&#8217;da ilaç dışı yaklaşımlar umut vadediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ilac-disi-yaklasimlar-umut-vadediyor-629326</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 09:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel]]></category>
		<category><![CDATA[dışı]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[nöromodülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviler]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[vadediyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımlar]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=629326</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alzheimer hastalığında mevcut ilaç tedavileri, hastalığın ilerleyişini durdurmaktan ziyade semptomları hafifletmekle sınırlı kaldığını ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, bu nedenle son yıllarda nöromodülasyon yöntemlerinin giderek daha fazla önem kazandığını söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ilac-disi-yaklasimlar-umut-vadediyor-629326">Alzheimer&#8217;da ilaç dışı yaklaşımlar umut vadediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Alzheimer hastalığında mevcut ilaç tedavileri, hastalığın ilerleyişini durdurmaktan ziyade semptomları hafifletmekle sınırlı kaldığını ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, bu nedenle son yıllarda nöromodülasyon yöntemlerinin giderek daha fazla önem kazandığını söyledi.</strong></p>
<p><strong>Elektrik, manyetik alan, ultrason ve ışık gibi fiziksel uyarılarla beyin fonksiyonlarının düzenlenmesinin hedeflendiğini aktaran Dr. Celal Şalçini, “rTMS, tDCS ve TPS gibi non-invaziv yöntemler, bilişsel işlevleri destekleyerek hastalığın seyrini yavaşlatabilir. Özellikle erken dönemde uygulandığında daha etkili sonuçlar alınabileceği belirtiliyor.” dedi. Dr. Celal Şalçini, bu yöntemlerin henüz gelişim aşamasında olmakla birlikte umut vadettiğini vurguladı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, Alzheimer ve demans tedavisinde rTMS, tDCS, ultrason, ışık ve 40 Hz uyarım gibi ilaç dışı nöromodülasyon yöntemlerinin beyin fonksiyonlarını destekleyerek hastalığın seyrini yavaşlatmadaki güncel yeri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Mevcut tedaviler Alzheimer’ı durdurmaz, sadece semptomları hafifletir!</strong></p>
<p>Alzheimer hastalığının, günümüzde küresel ölçekte giderek artan bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıktığını kaydeden Dr. Celal Şalçini, “Mevcut farmakolojik tedaviler, özellikle asetilkolinesteraz inhibitörleri ve memantin, hastalığın seyrini tamamen durdurmaktan ziyade semptomları sınırlı ölçüde hafifletir ve geçici bir iyilik hali sağlar.” dedi.</p>
<p>Bu tedavilerin hastalığın ilerleyişini bir miktar yavaşlatsa da uzun vadede hastalığın nihai sonucu üzerinde belirgin bir değişiklik oluşturmadığını ifade eden Dr. Şalçini, “Anti-amiloid tedavilere yönelik çalışmalar umut verici olsa da yan etkiler, maliyet etkinliği ve düzenleyici onay süreçleri gibi nedenlerle henüz yaygın klinik kullanıma girmiş değildir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Nöromodülasyon tedavisi, beyin fonksiyonlarını etkileyerek sinaptik plastisiteyi artırıyor! </strong></p>
<p>Bu noktada, ilaç dışı tedavi yöntemlerine olan ihtiyacın giderek arttığını, özellikle nöromodülasyon tekniklerinin dikkat çektiğini dile getiren Dr. Celal Şalçini, “Nöromodülasyon, farmakolojik ajanlar dışında elektrik, manyetik alan, ışık veya ses dalgaları gibi fiziksel yöntemlerle beyin fonksiyonlarını doğrudan etkilemeyi amaçlayan bir tedavi yaklaşımıdır. Bu yöntemlerin temel hedefi, sinaptik plastisiteyi artırmak, uzun süreli güçlenmeyi desteklemek ve beyin atrofisinin ilerleyişini yavaşlatmaktır. Ancak bu tedavilerin etkili olabilmesi için canlı nöronal dokunun varlığı kritik önem taşır, bu nedenle erken dönemde müdahale büyük avantaj sağlar.” dedi.</p>
<p>Günümüzde Alzheimer hastalığının yalnızca protein birikimiyle açıklanan bir durum olmaktan çıktığı bilgisini paylaşan Dr. Şalçini, şöyle devam etti:</p>
<p>“Aynı zamanda bir ‘bağlantı hastalığı’ (konnektopati) olarak değerlendirilmeye başlandı. Özellikle Default Mode Network ve hipokampal-kortikal ağlarda meydana gelen bozulmalar, bilişsel gerilemenin temelinde yer alır. Nöromodülasyon teknikleri de bu ağları hedef alarak işlevsel bağlantıları yeniden güçlendirmeyi amaçlar.”</p>
<p><strong>Non-invaziv yöntemler içinde en yaygın olanı rTMS! </strong></p>
<p>Nöromodülasyon yöntemlerinin invaziv ve non-invaziv olarak iki ana gruba ayrıldığına değinen Dr. Celal Şalçini, “İnvaziv yöntemlerden biri olan Derin Beyin Stimülasyonu (DBS), özellikle hareket bozukluklarında etkili sonuçlar vermiş olsa da Alzheimer hastalığında sınırlı fayda gösteriyor ve henüz yaygın kullanım alanı bulabilmiş değil. Benzer şekilde vagal sinir stimülasyonu da sınırlı sayıda çalışmada değerlendirdi ve klinik uygulamada yerini alamadı.” dedi.</p>
<p>Non-invaziv yöntemlerin ise günümüzde daha yaygın kullanıldığına vurgu yapan Dr. Şalçini, “Bunların başında tekrarlayan transkraniyal manyetik uyarım (rTMS) geliyor. rTMS, saçlı deri üzerinden uygulanan manyetik alanlar aracılığıyla kortikal nöronları uyararak beyin fonksiyonlarını düzenler. Özellikle dorsolateral prefrontal korteks hedeflenmekte ve yüksek frekanslı uyarımlar ile bilişsel işlevlerde iyileşme sağlanabiliyor. Düşük frekanslı uygulamalar inhibitör etki yaratırken, yüksek frekanslı uygulamalar uyarıcı etki gösteriyor. rTMS’nin bilişsel rehabilitasyon ve ilaç tedavileriyle birlikte kullanılması, tedavi etkinliğini belirgin şekilde artırıyor. Son yıllarda geliştirilen ‘multi-site rTMS’ yaklaşımı ile birden fazla beyin bölgesinin aynı anda uyarılması hedeflenir ve daha güçlü sonuçlar elde edilebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>TPS, nöroplastisiteyi artıran ve derin beyin yapılarına ulaşabilen bir yöntem! </strong></p>
<p>Bir diğer yöntem olan transkraniyal doğru akım stimülasyonunun (tDCS), düşük yoğunluklu elektrik akımı ile nöronal uyarılabilirliği düzenlediğini aktaran Dr. Celal Şalçini, “Uygulaması kolay, taşınabilir ve yan etkisi oldukça düşük olan bu yöntem, özellikle hafif bilişsel bozukluklarda geçici iyileşmeler sağlayabiliyor. tACS ise alternatif akım kullanarak özellikle 40 Hz frekansında beyin ritimlerini düzenlemeyi hedefliyor, ancak insan çalışmalarında henüz sınırlı veri bulunmuyor.” dedi.</p>
<p>Ultrason temelli yöntemlere de dikkat çeken Dr. Şalçini, şunları söyledi:</p>
<p>“Transkraniyal Pulse Stimülasyonu (TPS), kısa süreli akustik darbelerle beyin dokusunu uyararak nöroplastisiteyi artırır ve derin beyin yapılarına ulaşabilme avantajı sunar. Avrupa’da Alzheimer tedavisi için onay almış olması, bu yöntemin klinik önemini artırır. Odaklanmış ultrason (FUS) ise kan-beyin bariyerinin geçirgenliğini geçici olarak artırarak özellikle amiloid temizliğini desteklemeyi amaçlar.</p>
<p>Fotobiyomodülasyon olarak bilinen yöntem, yakın kızılötesi ışık kullanarak mitokondriyal fonksiyonları iyileştirir ve oksidatif stresi azaltır. Bu sayede nöronal metabolizma desteklenir ve nörodejeneratif süreçler yavaşlatılabilir. Özellikle bilişsel rehabilitasyonla birlikte uygulandığında daha güçlü klinik sonuçlar elde edilir.”</p>
<p><strong>Nöromodülasyon, umut vadeden ancak henüz gelişim aşamasında bir tedavi! </strong></p>
<p>Son yıllarda öne çıkan bir diğer yaklaşımın ise gama frekanslı (40 Hz) nöromodülasyon olduğu bilgisini veren Dr. Celal Şalçini, “Görsel ve işitsel uyarıların birlikte kullanıldığı bu yöntemin, mikroglial aktiviteyi artırarak amiloid ve tau proteinlerinin temizlenmesini hızlandırdığı düşünülüyor. Klinik çalışmalarda bilişsel gerilemenin yavaşlatılması ve beyin atrofisinin azaltılması yönünde umut verici sonuçlar elde edildi.” dedi.</p>
<p>Tüm bu yöntemler değerlendirildiğinde, demans tedavisinde tek bir standart protokolün bulunmadığını vurgulayan Dr. Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hastalığın heterojen yapısı nedeniyle tedavi planı; hastanın klinik durumu, sosyal koşulları ve tedaviye erişim imkanları doğrultusunda bireyselleştirilir. Genel yaklaşım, nöromodülasyon tekniklerinin farmakolojik tedaviler ve bilişsel rehabilitasyon ile birlikte kullanılması yönündedir.</p>
<p>Sonuç olarak, nöromodülasyon yöntemleri Alzheimer ve diğer demans türlerinde umut vadeden, ancak henüz gelişim aşamasında olan tamamlayıcı tedavi seçenekleridir. Erken dönemde başlandığında daha etkili olan bu uygulamalar, hastalığın seyrini yavaşlatma ve yaşam kalitesini artırma potansiyeline sahiptir. Ancak uzun dönem etkileri, optimal uygulama protokolleri ve etik boyutları konusunda daha fazla bilimsel çalışmaya ihtiyaç duyuluyor.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ilac-disi-yaklasimlar-umut-vadediyor-629326">Alzheimer&#8217;da ilaç dışı yaklaşımlar umut vadediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zihinsel Sağlıkta Dijital Dönüşüm: YZ ve Beyin Haritalama Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zihinsel-saglikta-dijital-donusum-yz-ve-beyin-haritalama-bulustu-628809</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 16:18:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Dopamin]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[haritalama]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[vurgu]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<category><![CDATA[yz]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=628809</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD’nin Los Angeles kentinde 16–19 Nisan 2026 tarihleri arasında düzenlenen Society for Brain Mapping and Therapeutics (Beyin Haritalama ve Tedavileri Derneği’nin) SBMT 23. Yıllık Nöroteknoloji Kongresi, nörobilim, yapay zekâ ve psikiyatrinin kesiştiği önemli bilimsel paylaşımlara sahne oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihinsel-saglikta-dijital-donusum-yz-ve-beyin-haritalama-bulustu-628809">Zihinsel Sağlıkta Dijital Dönüşüm: YZ ve Beyin Haritalama Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD’nin Los Angeles kentinde 16–19 Nisan 2026 tarihleri arasında düzenlenen Society for Brain Mapping and Therapeutics (Beyin Haritalama ve Tedavileri Derneği’nin) SBMT 23. Yıllık Nöroteknoloji Kongresi, nörobilim, yapay zekâ ve psikiyatrinin kesiştiği önemli bilimsel paylaşımlara sahne oldu.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi ve NPİSTANBUL Hastanesi, yaklaşık 10 yılı aşkın süredir içinde yer aldığı küresel nöroteknoloji konsorsiyumu kapsamında kongreye güçlü bir akademik ve uzman kadroyla katıldı. Heyete, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan başkanlık ederken; Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, Prof Dr. Türker Ergüzel, Prof. Dr. Barış Metin, Dr. Alptekin Çetin ve NPISTANBUL Hastanesi Yönetim Kurulu üyesi Fırat Tarhan iki ayrı oturumda depresyonda ve bağımlılıkta anhedoni, anhedoninin ekonomik performans ile ilişkisi, elektrofizyolojik biyobelirteçler ve dönüştürücü bulanık mantık tabanlı YZ modelleri sunumlarıyla katkı sağladı.</p>
<p><strong>Anhedoniye çok boyutlu yaklaşım</strong></p>
<p>“Anhedoninin Nörogenetik Temelleri ve Tedavi Yaklaşımları” başlıklı sunumunda Prof. Dr. Nevzat Tarhan, anhedoniyi çok boyutlu bir nöropsikiyatrik durum olarak ele aldı ve bireyin normalde haz aldığı aktivitelerden keyif alamaması şeklinde tanımlanan anhedoninin; motivasyon eksikliği, haz alamama ve ödülden öğrenememe gibi farklı bileşenlerden oluştuğunu vurguladı.</p>
<p>Sunumunda özellikle beynin mezolimbik dopamin sistemi üzerinde duran Prof. Dr. Tarhan, ventral striatum ile prefrontal korteks arasındaki iletişim bozukluğunun bu durumun temelinde yer aldığını ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, ayrıca inflamasyonun dopamin üretimini baskılayarak anhedoniyi derinleştirdiğini, nöroenflamasyonun ise önemli bir risk faktörü olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>“Yalnızca serotonin odaklı tedaviler çoğu zaman yetersiz”</strong></p>
<p>Anhedoninin genetik altyapısına da dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, dopamin reseptörleri, BDNF ve stresle ilişkili genlerin hastalığa yatkınlıkta rol oynadığını aktardı. Klinik açıdan yalnızca serotonin odaklı tedavilerin çoğu zaman yetersiz kaldığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, dopaminerjik ve glutamaterjik yaklaşımların daha etkili olabileceğini dile getirdi.</p>
<p>Davranışsal aktivasyon ve pozitif psikoterapi gibi yöntemlerin tedaviye önemli katkılar sağlayabileceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, umut duygusunun nöropsikolojik temelleri üzerinden beynin yeniden yapılandırılmasının mümkün olabileceğini sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>Bağımlılık ve anhedoni birbirini besliyor</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi, NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz,<strong> </strong>“Anhedoni ve Bağımlılık İlişkisi” başlıklı sunumunda, anhedoni ile bağımlılık arasındaki ilişkiyi ele alarak, ödül sistemindeki bozulmaların yalnızca haz alma kapasitesini azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda bireyleri bağımlılık davranışlarına daha yatkın hale getirdiği vurguladı. </p>
<p>Prof. Dr. Dilbaz, özellikle dopamin temelli ödül mekanizmalarının zayıflaması sonucu bireylerin doğal ödüllerden yeterli tatmin sağlayamadığı ve bu boşluğu madde kullanımı ya da bağımlılık oluşturan davranışlarla doldurma eğilimine girdiğini ifade etti.</p>
<p>Bağımlılık ve anhedoninin birbirini besleyen iki süreç olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Dilbaz, kronik madde kullanımının ödül sistemini daha da bozarak anhedoniyi derinleştirdiğini belirtti. Prof. Dr. Dilbaz, bu nedenle tedavi yaklaşımlarında yalnızca bağımlılık davranışının değil, altta yatan anhedonik yapının da hedef alınması gerektiği vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Dilbaz, araştırma merkezleri bünyesinde yürütülen çalışmaların, bu iki durumun birlikte ele alınmasının tedavi başarısını artırdığını ortaya koyduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Alkol ve madde bağımlılığında</strong> <strong>Deep TMS tedavisi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, ikinci sunumunda depresyon ve anksiyete gibi zihinsel sağlık sorunlarının tedavisinde kullanılan Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS) uygulamalarının, bağımlılıkla mücadelede de umut verici sonuçlar sunduğunu ifade etti.</p>
<p>Özellikle Deep TMS’in, beynin derin bölgelerine etki ederek daha güçlü ve hedefe yönelik bir tedavi sağlamak amacıyla geliştirildiğini belirten Prof. Dr. Dilbaz, bu yöntemin alkol ve madde bağımlılığı ile diğer davranışsal bağımlılık türlerinde önemli bir potansiyele sahip olduğunu vurguladı.</p>
<p>Deep TMS tedavisinin bağımlılık üzerindeki etkilerinin, son dönemde yapılan klinik araştırmalarla daha net ortaya konmaya başladığını dile getiren Prof. Dr. Dilbaz, beynin ödül sistemi üzerinde doğrudan etkili olan bu yöntemin, geleneksel tedavilere kıyasla daha az yan etkiyle başarılı sonuçlar sağlayabildiğini ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Dilbaz, Deep TMS’in özellikle tedaviye dirençli bireyler için güvenli bir alternatif sunduğunu ve bağımlılıkla mücadelede yeni bir umut oluşturduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>Yapay zekâ ve bulanık mantık sağlıkta yeni kapılar açıyor</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Sağlıkta Hibrid Bulanık Mantık ve Dönüştürücü Model Uygulamaları” başlıklı sunumunda, sağlık alanında bulanık mantık (fuzzy logic) tekniklerinin gelişimini ve modern yapay zekâ sistemleriyle entegrasyonunu ele aldı.</p>
<p>Prof. Dr. Ergüzel, bulanık mantığın klasik doğru-yanlış yaklaşımının ötesine geçerek belirsizlik ve muğlaklık içeren verileri analiz edebilme yeteneği sayesinde sağlık verilerinde önemli avantajlar sağladığını ifade ederek, özellikle MRI, CT ve EEG gibi medikal görüntüleme ve biyosinyal analizlerinde yaygın olarak kullanılan bu yöntemlerin, tanı ve klinik karar destek süreçlerinde yüksek doğruluk oranlarına ulaştığını ifade etti.</p>
<p><strong>Yakın gelecekte gerçek zamanlı klinik karar destek sistemleri daha yaygın kullanılacak</strong></p>
<p>Son yıllarda bulanık mantığın makine öğrenmesi ve derin öğrenme teknikleriyle birleşerek hibrit modeller oluşturduğu ve bu sayede performans ile yorumlanabilirliğin birlikte sağlanabildiğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, “NP Model” başlığı altında bu hibrit sistemleri kullandıklarını ve oldukça etkili sonuçlar elde ettiklerini paylaştı.</p>
<p>Sunumda ayrıca, bulanık mantık tabanlı sistemlerin avantajlarının yanı sıra bazı sınırlılıklarına da dikkat çeken Prof. Dr. Ergüzel, özellikle model karmaşıklığı, hesaplama maliyetleri ve genellenebilirlik gibi konuların hâlen geliştirilmesi gereken alanlar olduğunu anlattı.</p>
<p>Yakın gelecekte bu tekniklerin kişiselleştirilmiş tıp, gerçek zamanlı klinik karar destek sistemleri ve çoklu veri entegrasyonu gibi alanlarda daha yaygın kullanılmasının beklendiğini vurgulayan Prof. Dr. Ergüzel, araştırmaların, bulanık mantığın derin öğrenme ile entegrasyonu sayesinde sağlık alanında daha güvenilir ve açıklanabilir yapay zekâ çözümlerinin geliştirilebileceğini ortaya koyduğunu, özellikle nöroteknoloji alanında hibrit modellerin önemi bir kez daha gösterdiğini vurguladı.</p>
<p><strong>EEG biyobelirteçleri tedaviye yön veriyor</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi, NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin de sunumunda, depresyon tedavisinde elektroensefalografi (EEG) ve özellikle kantitatif EEG (qEEG) kullanımının önemine dikkat çekerek, elektrofizyolojik biyobelirteçlerin tanımlanması yoluyla tanı, tedavi planlaması ve prognoz öngörüsünün önemli bir araştırma alanı haline geldiğini vurguladı.</p>
<p>EEG’nin non-invaziv, düşük maliyetli ve tekrarlanabilir bir yöntem olması nedeniyle klinik pratikte yüksek uygulanabilirliğe sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Metin, biyobelirteçlerin tedavi direncinin öngörülmesi, uygun farmakoterapinin seçilmesi ve yüksek riskli bireylerin belirlenmesinde kullanılabileceğini ifade etti.</p>
<p>NPİSTANBUL Hastanesi’nde yürütülen çalışmalardan örnekler paylaşan Prof. Dr. Metin, derin öğrenme temelli analiz yaklaşımlarının, ön tedavi EEG verileri üzerinden antidepresan yanıtını yüksek doğruluk oranlarıyla sınıflandırabildiğini aktardı. Prof. Dr. Metin, özellikle Sertralin, Bupropion ve plasebo yanıtlarının öngörülmesinde anlamlı sonuçlar elde edildiğini belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Metin ayrıca EEG’de yüksek gama aktivitesinin intihar davranışı ile ilişkili olabileceğine ve belirli elektrot bölgelerinde artan güç değerlerinin potansiyel bir biyobelirteç olarak değerlendirilebileceğine dikkat çekti. </p>
<p>Sunumunun sonunda Prof. Dr. Metin, tedavi sonlandırma zamanının belirlenmesi, relaps riskinin öngörülmesi ve dirençli olguların tanımlanmasına yönelik uzunlamasına EEG çalışmalarına ihtiyaç olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Depresyonda anhedoniye odaklı tedavi gerekliliği</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Depresyonda Anhedoni” başlıklı sunumunda anhedoninin, depresyonun temel belirtilerinden biri olmasına rağmen çoğu zaman yeterince hedef alınmadığını vurguladı.</p>
<p>Anhedoninin yalnızca haz kaybı değil; aynı zamanda motivasyon, ilgi ve ödül beklentisinde azalma ile karakterize çok boyutlu bir yapı olduğunu ifade eden Çetin, araştırmaların, anhedoninin sadece depresyona özgü olmadığını; şizofreni, bağımlılık ve çeşitli nörolojik hastalıklar gibi birçok durumda ortaya çıkan “transdiagnostik” bir belirti olduğunu gösterdiğini aktardı.</p>
<p>Ayrıca anhedoninin işlevsellik kaybı, tedavi direnci, nüks riski ve intihar eğilimi ile güçlü bir ilişki içinde olduğunu kaydeden Dr. Çetin, sunumda beynin ödül sistemine dair bulgulara da yer vererek, özellikle dopaminin motivasyon ve ödül öğrenme süreçlerindeki rolüne dikkat çekti. Dr. Çetin, Nörogörüntüleme çalışmalarında, anhedonisi olan bireylerde ventral striatum aktivitesinin azaldığı ve prefrontal korteks ile bağlantıların zayıfladığını söyledi. </p>
<p>Tedavi açısından klasik antidepresanların bazı durumlarda sınırlı kaldığını belirten Dr. Çetin, dopaminerjik ajanlar, ketamin gibi hızlı etkili tedaviler ve nöromodülasyon yöntemlerinin umut vadettiğini dile getirdi ve ayrıca kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları ile beyin haritalama tekniklerinin gelecekte daha önemli bir rol oynayacağını sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>Zihinsel sağlık ekonomiyi de etkiliyor</strong></p>
<p>NPISTANBUL Hastanesi yönetim Kurulu Üyesi Fırat Tarhan, “Dopaminden GSYİH’ye: Anhedoninin Ekonomik Performansla İlişkisi” başlıklı sunumunda zihinsel sağlığı, küresel ekonominin görünmeyen belirleyicilerinden biri olarak ele aldı.</p>
<p>“Dopaminden GSYİH’ye” başlıklı çalışmada, bireylerin motivasyonunu yöneten dopamin sisteminin yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda ekonomik sonuçlar da doğurduğunu vurgulayan Fırat Tarhan, “Anhedoni, yani haz ve motivasyon kaybı, bireylerin hedefe yönelik davranışlarını zayıflatarak üretkenliği doğrudan düşürüyor.” dedi.</p>
<p>Araştırmada özellikle “istemek” (motivasyon) boyutundaki kaybın, bireylerin çaba gösterme ve ekonomik faaliyetlere katılımını azalttığı, bunun da mikro düzeyde verimlilik kaybına yol açtığını ifade eden Fırat Tarhan, bu bireysel etkilerin zamanla makroekonomik sonuçlara dönüştüğünü ve anhedoninin küresel ölçekte ciddi bir üretkenlik maliyeti oluşturduğunu belirtti.</p>
<p>Dünya genelinde milyarlarca iş gününün kaybedildiğine ve yaklaşık 1 trilyon dolarlık ekonomik kaybın önemli ölçüde motivasyon eksikliğinden kaynaklandığına dikkat çeken Fırat Tarhan, anhedoninin tüketim, yenilikçilik ve iş gücü piyasası üzerinde de olumsuz etkiler yarattığını ifade etti. Tarhan, bu kapsamda bireylerin daha az risk aldığı, daha az tükettiği ve uzun vadeli hedeflere daha az yatırım yaptığını vurguladı.</p>
<p>Fırat Tarhan, zihinsel sağlığın yalnızca bireysel değil, aynı zamanda ekonomik büyüme ve kalkınma açısından da temel bir politika alanı olarak ele alınması gerektiğini dile getirerek, sunumunu anhedoninin ekonomik performansla ilişkisini ortaya koyan güncel istatistikler ve sayısal verilerle tamamladı.</p>
<p><strong>Fiziksel engeller, doğru nöroteknolojik eşleşmelerle aşılabilir</strong></p>
<p>SBMT-2026 / 23. Nöroteknoloji Kongresi, nörobilim, yapay zekâ ve psikiyatri alanlarının kesiştiği önemli buluşmalara da sahne oldu. Kongrede, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve psikiyatrist Nevzat Tarhan, geçirdiği trafik kazası sonrası kuadripleji tanısı alan ancak buna rağmen bilimsel çalışmalarını sürdüren Scott Imbrie ile buluşma gerçekleştirdi. Omurilik felci yaşamış olmasına rağmen mücadelesinden vazgeçmeyen Imbrie, bu çalışmalar aracılığıyla hareket kabiliyetini yeniden kazanma yolunda kararlılıkla ilerliyor.</p>
<p>Görüşmede konuşan Prof. Dr. Tarhan, sağlık ve teknoloji alanındaki iş birliklerinin geleceği ve nöroteknolojik uygulamaların paralize hastaların tedavilerine potansiyel katkılarına vurgu yaparken,<br /> “İnsan beyninin potansiyeli ile nöromühendislik yaklaşımlarının doğru eşleşmesi, fiziksel engellerin aşılmasında yeni bir çağ başlatıyor. Scott Imbrie’nin yaşamı, bilimin insan iradesiyle birleştiğinde nelerin mümkün olabileceğinin somut bir örneğidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Scott Imbrie ise “Bugün geldiğim noktada hekimlerin, araştırmacıların ve nöroteknolojik gelişmelerin rolü çok büyük. Özellikle yapay zekâ destekli BCI sistemleri, rehabilitasyon süreçlerinde yepyeni kapılar açıyor. Bu teknolojiler sadece hareketi değil, yeniden bağımsızlığı da mümkün kılıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Dr. Keerthy Sunder&#8217;a &#8220;Bilgelik Psikolojisi&#8221; Kitabını İmzaladı</strong></p>
<p>Kongrede Prof. Dr. Tarhan’ın bir diğer önemli teması, bütüncül psikiyatri yaklaşımıyla tanınan Keerthy Sunder ile gerçekleşti. Prof. Dr. Tarhan, ruh sağlığı ve bağımlılıktan kurtulma konusunda bütünleştirici yaklaşımları ile tanınan psikiyatrist Keerthy Sunder&#8217;a önemli eserlerinden Mesnevi Terapi (Rumi Therapy), İnanç Psikoloji (Faith in the Laboratory), Bilgelik Psikolojisi (The Neuropsychology of Wisdom) kitaplarını takdim etti. </p>
<p><strong>Beyin haritalama, tedavinin kişiselleştirilmesinde kritik rol oynuyor</strong></p>
<p>Kongrede ayrıca, beyin haritalama ve terapötik müdahaleler alanındaki çalışmalarıyla tanınan Vicky Yamamoto ile de bir araya gelen Prof. Dr. Tarhan, Yamamoto’ya “Women’s Psychology” ve “The Neuropsychology of Wisdom” kitaplarını hediye etti.</p>
<p>Dr. Yamamoto’nun, Society for Brain Mapping and Therapeutics (SBMT) gibi prestijli kuruluşlarda yürüttüğü liderlik görevleri ve bilimsel çalışmaları, kongrede önemli bir şekilde vurgulandı ve onun bu alandaki katkılarının değeri bir kez daha ifade edildi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihinsel-saglikta-dijital-donusum-yz-ve-beyin-haritalama-bulustu-628809">Zihinsel Sağlıkta Dijital Dönüşüm: YZ ve Beyin Haritalama Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hamilelikte Ağrı Kesici Kullanımı Otizme Neden Olur mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-agri-kesici-kullanimi-otizme-neden-olur-mu-628689</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 08:34:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[gebelikte]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikte]]></category>
		<category><![CDATA[kesici]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[olur]]></category>
		<category><![CDATA[otizme]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=628689</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son dönemde gebelikte ağrı kesici kullanımı ile otizm arasında ilişki olduğuna dair iddialar anne adaylarında ciddi bir endişe yaratıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-agri-kesici-kullanimi-otizme-neden-olur-mu-628689">Hamilelikte Ağrı Kesici Kullanımı Otizme Neden Olur mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde gebelikte ağrı kesici kullanımı ile otizm arasında ilişki olduğuna dair iddialar anne adaylarında ciddi bir endişe yaratıyor. Özellikle sosyal medya ve çeşitli açıklamalar, bilimsel gerçeklikten uzak yorumlarla kafa karışıklığına neden olabiliyor. Uzmanlar, doğru bilgiye ulaşmanın ve tedavi kararlarını hekimle birlikte vermenin önemine dikkat çekiyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü’nden Uzm. Dr. Burcu Ece Kök Özyürek, gebelikte ağrı kesici kullanımı ve otizmle ilişkisine dair bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Tedaviden kaçınmak daha büyük risk oluşturabilir</strong></p>
<p>Gebelikte kullanılan ağrı kesicilerin otizme yol açabileceğine dair iddialar her zaman gündeme gelmektedir. Bu tür söylemler, özellikle anne adaylarında her zaman ciddi bir kaygı oluşturur. Gebelik zaten başlı başına hassas bir süreçtir ve yanlış ya da eksik bilgiler bu dönemi gereksiz yere daha zor hale getirebilir. </p>
<p>Burada önemli bir denge var. Sadece endişe nedeniyle tedaviden kaçınmak, bazen ilacın kendisinden daha fazla risk yaratabilir. Gebelikte ateşin kontrol altına alınmaması ya da şiddetli ağrının tedavi edilmemesi hem anne hem de bebek açısından olumsuz sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle “hiç kullanmamak daha güvenlidir” yaklaşımı her zaman doğru değildir.</p>
<p><strong>Bilimsel veriler endişeyi desteklemiyor</strong></p>
<p>Burada en önemli soru şu: Bilimsel veriler bu iddiaları destekliyor mu? The Lancet Obstetrics, Gynaecology &#038; Women’s Health dergisinde yayımlanan geniş kapsamlı bir analiz, bu konuyu detaylı şekilde ele aldı. Çok sayıda çalışmanın birlikte değerlendirildiği bu araştırmada, gebelikte parasetamol kullanımının çocuklarda otizm, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) veya zihinsel gelişim sorunlarıyla anlamlı bir ilişkisi gösterilmedi. Bu sonuçlar, mevcut tıbbi kılavuzlarla da uyumlu. Parasetamol, gebelikte ateş ve ağrı tedavisinde güvenli kabul edilen ve sıklıkla ilk tercih edilen ilaçlardan biri olmaya devam etmektedir.</p>
<p><strong>Her gebelik özeldir kararı doktorunuzla verin</strong></p>
<p>Her anne adayının sağlık durumu farklıdır. Bu yüzden ilaç kullanımıyla ilgili kararlar genel bilgilerle değil, kişiye özel değerlendirmelerle verilmelidir. Bir ilacı kullanıp kullanmama kararını sosyal medyaya göre değil, sizi takip eden hekiminizle birlikte verin. Çünkü doğru karar, risk ve faydanın birlikte değerlendirilmesiyle ortaya çıkar.</p>
<p><strong>Stres ve kaygı da sağlığı etkiler</strong></p>
<p>Gebelik yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda duygusal olarak da hassas bir dönemdir. Artan stres ve kaygının, hem anne hem de bebek üzerinde olumsuz etkileri olduğu bilimsel olarak biliniyor. Yanlış bilgilerle oluşan gereksiz korkular, anne adaylarının ihtiyaç duydukları tedaviden uzaklaşmasına neden olabilir.</p>
<p><strong>Otizmin tek bir nedeni yok</strong></p>
<p>Otizm spektrum bozukluğu, tek bir nedene bağlı gelişen bir durum değildir. Genetik ve çevresel birçok faktörün birlikte rol oynadığı karmaşık bir süreçtir ve hala araştırılmaktadır. Bu nedenle tek bir ilacı sorumlu göstermek bilimsel gerçeklerle örtüşmez. Gebelikte karşılaştığınız her sağlık durumunda en doğru yaklaşım; güvenilir bilgiye dayanmak ve hekiminizle birlikte hareket etmektir. Doğru bilgi sizi gereksiz kaygıdan korur; doğru tedavi ise hem sizi hem bebeğinizi korur.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-agri-kesici-kullanimi-otizme-neden-olur-mu-628689">Hamilelikte Ağrı Kesici Kullanımı Otizme Neden Olur mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Engelsiz Yaşam Merkezi&#8217;nde Fizik Tedaviye Sanal Gerçeklik Desteği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/engelsiz-yasam-merkezinde-fizik-tedaviye-sanal-gerceklik-destegi-627732</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 09:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayar]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[engelsiz]]></category>
		<category><![CDATA[entegre]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviye]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627732</guid>

					<description><![CDATA[<p> Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Engelsiz Yaşam Merkezi'nde fizik tedavi ve rehabilitasyon sürecine entegre edilen sanal gerçeklik uygulaması, danışanlara güvenli, kontrollü ve motive edici bir egzersiz ortamı sunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/engelsiz-yasam-merkezinde-fizik-tedaviye-sanal-gerceklik-destegi-627732">Engelsiz Yaşam Merkezi&#8217;nde Fizik Tedaviye Sanal Gerçeklik Desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Engelsiz Yaşam Merkezi&#8217;nde fizik tedavi ve rehabilitasyon sürecine entegre edilen sanal gerçeklik uygulaması, danışanlara güvenli, kontrollü ve motive edici bir egzersiz ortamı sunuyor.</p>
<p>Büyükşehir Belediyesi tarafından Kuveyt Fonu&#8217;nun 5 milyon dolarlık hibesiyle hayata geçirilen ve Türkiye&#8217;de devlet destekli olarak tüm engel gruplarına rehabilitasyon ile sosyal eğitim hizmeti sunan Engelsiz Yaşam Merkezi, bu yeni uygulamayla fizik tedavi sürecini teknolojiyle güçlendiriyor.</p>
<p>Engelsiz Yaşam Merkezi, fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında teknoloji temelli yenilikçi bir uygulamayı daha hizmete aldı. Merkezde kullanılmaya başlanan sanal gerçeklik (VR) desteğiyle danışanlara güvenli ve kontrollü bir ortamda egzersiz yapma imkanı sunuluyor.</p>
<p>Fizik tedavi ve rehabilitasyon alanına entegre edilen sanal gerçeklik uygulaması, denge, koordinasyon, yürüme ile üst ve alt ekstremite hareketlerinin geliştirilmesine destek sağlıyor. Fiziksel ortamda uygulanması güç olan bazı egzersizlerin dijital ortama taşınması sayesinde egzersiz çeşitliliği artarken, danışanlar için daha erişilebilir bir çalışma alanı da oluşturuluyor.</p>
<p><strong>EGZERSİZLER DAHA MOTİVE EDİCİ HALE GELİYOR</strong></p>
<p>Egzersizleri daha eğlenceli, hedef odaklı ve motive edici hale getiren bu yöntem, karma gerçeklik modu sayesinde danışanın gerçek çevresini algılamasına da imkan tanıyor. Böylece birey, bulunduğu ortamı görebilirken sanal nesnelerle de etkileşime geçerek daha güvenli bir egzersiz deneyimi yaşıyor. Uzmanlar ise VR gözlük üzerinden sunulan uygulamaları telefon ekranından anlık takip ederek danışanın performansını ve gelişimini eş zamanlı izleyebiliyor.</p>
<p>Engelsiz Yaşam Merkezi Uzman Fizyoterapist Emine Ece Bedir Ayar, sanal gerçeklik uygulamalarının günümüzde farklı alanlarda kullanılmaya başlandığını belirterek, “Fizik tedavide ise daha kısıtlı bir alanda kullanılmaya başlanıyordu. Burada denge problemleri işin içine girdiği için kullanım alanı daha da sınırlı kalıyordu” dedi.</p>
<p><strong>“SANAL GERÇEKLİĞİ KARMA GERÇEKLİĞE ENTEGRE EDİYORUZ”</strong></p>
<p>Merkezde yürütülen uygulamaya ilişkin bilgi veren Ayar, “Biz burada denge problemlerini biraz daha azaltabilmek ve güvenli bir alan sağlayabilmek için sanal gerçeklik uygulamalarını karma gerçekliğe entegre ederek kullanıyoruz. Yani kişi, gerçek bulunduğu ortamı görerek sadece sanal objeleri gerçek alana yansıtılmış şekilde izliyor. Böylece hem bulunduğu ortamdaki engelleri gözlemleyebiliyor hem de denge ve koordinasyonunu daha iyi sağlayabiliyor. Kişi kendisini gerçekten günlük hayatın içindeymiş gibi hissedebiliyor” diye konuştu.</p>
<p>Bu yöntemin amaçlarına değinen Ayar, “Somut olarak kullanılması zor olan egzersizleri soyut bir alana taşıyarak kişide üst ekstremitede eklem hareket açıklığını, kas kuvvetini, denge ve koordinasyonu geliştirmeyi amaçlıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>TEDAVİ SÜRECİ TELEFON EKRANINDAN ANLIK TAKİP EDİLİYOR</strong></p>
<p>Uygulamanın telefon üzerinden de takip edilebildiğini anlatan Ayar, “Telefonumuza indirdiğimiz uygulamayla kişinin gözlük içerisinde neler gördüğünü biz de ekran üzerinden izleyebiliyoruz. Bu sayede hem kişiyi takip edebiliyoruz hem de kişinin göremediği sınırlı alanlarda sağ-sol yön kavramlarını daha iyi aktararak egzersizi daha doğru yapabilmesini amaçlıyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Yeni yöntemin klasik tedaviye göre avantajlarına da değinen Ayar, “Eski klasik yöntem aslında bize çok güzel bir yol çiziyor. Kişinin hangi hareketlerde, hangi egzersizlerde ve neye ihtiyacı olduğunu o yöntemle belirliyoruz. Ardından hasta için riskli olabilecek durumları önce soyut alana entegre ediyoruz” dedi.</p>
<p>Günlük yaşamdan bir örnek veren Ayar, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Mesela bir kadın hastayı düşünelim. Mutfak alanına girmekte zorlanıyorsa ve bıçak almaktan korkuyorsa, bunu doğrudan somut şekilde yaptırmadan önce soyut anlamda çalıştırıyoruz. Sanal bir salatalığı sanal bir bıçakla doğrayarak önce sanal ortamda güvenini ve özgüvenini kazanmasını sağlıyoruz. Sonrasında ise bunu somut alanda, gerçek bir mutfak ortamında günlük hayata entegre etmeye çalışıyoruz.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/engelsiz-yasam-merkezinde-fizik-tedaviye-sanal-gerceklik-destegi-627732">Engelsiz Yaşam Merkezi&#8217;nde Fizik Tedaviye Sanal Gerçeklik Desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Gen Tedavisi Uyguladığımız Bebek, Bugün 27 Yaşında&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gen-tedavisi-uyguladigimiz-bebek-bugun-27-yasinda-627715</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 09:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşılar]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bugün]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[uyguladığımız]]></category>
		<category><![CDATA[yaşında]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627715</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acıbadem Üniversitesi, geçtiğimiz günlerde çocuk immünolojisi, gen tedavisi ve aşılar alanında dünyanın en saygın isimlerinden biri olan Prof. Dr. Alain Fischer’i ağırladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gen-tedavisi-uyguladigimiz-bebek-bugun-27-yasinda-627715">&#8220;Gen Tedavisi Uyguladığımız Bebek, Bugün 27 Yaşında&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi, geçtiğimiz günlerde çocuk immünolojisi, gen tedavisi ve aşılar alanında dünyanın en saygın isimlerinden biri olan Prof. Dr. Alain Fischer’i ağırladı. Henüz 6 aylıkken ölümcül bir bağışıklık sistemi hastalığına yakalanan bir bebeği gen tedavisiyle tedavi ederek tıp tarihinde çığır açan Prof. Dr. Alain Fischer, bugün 27 yaşında sağlıklı bir yaşam süren bu hastanın hikâyesiyle modern tıbbın ulaştığı noktayı gözler önüne seriyor…</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Batu Erman’ın ev sahipliğinde üniversitede konferans veren Prof. Dr. Alain Fischer bilim dünyasında çığır açan çalışmalarını ve tıbbın geleceğine yön veren gelişmeleri katılımcılarla paylaştı. Pediatrik immünoloji, nadir hastalıklar ve gen tedavileri alanındaki öncü çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Alain Fischer, özellikle bağışıklık sistemi hastalıklarının genetik temellerinin anlaşılması ve tedavi edilmesine yönelik araştırmalarıyla modern tıpta önemli bir dönüşümün mimarları arasında yer alıyor. Prof. Dr. Alain Fischer, gen tedavilerinin sunduğu umut verici gelişmelerin yanı sıra aşıların toplum sağlığı açısından vazgeçilmez rolünü güçlü mesajlarla vurguluyor… </strong></em></p>
<p><em><strong>Ziyareti kapsamında Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü laboratuvarlarını da gezen ve burada yürütülen hücresel tedavi çalışmaları hakkında bilgi alan Prof. Dr. Alain Fischer; CAR-T hücreleriyle uygulanan kanser tedavisinin, yani hastanın kendi bağışıklık hücrelerinin laboratuvarda güçlendirilip yeniden vücuda verilerek kanser hücrelerini daha etkili şekilde yok etmesini sağlayan bu yenilikçi yaklaşımın, yakın gelecekte çok daha yaygınlaşacağını ifade ediyor. Prof. Dr. Alain Fischer, aynı zamanda gen ve aşı politikaları alanında toplum sağlığına önemli katkılar sunan bir bilim insanı olarak, bu alandaki çalışmaların stratejik önemine de dikkat çekiyor…</strong></em></p>
<p>40 yıldır genetik hastalıkların izini sürdüğünü belirten Prof. Dr. Alain Fischer, meslek hayatını büyük ölçüde bağışıklık sistemine bağlı nadir hastalıkların araştırılmasına adadığını söylüyor: “500’ün üzerinde farklı hastalıktan söz ediyoruz. Bu hastalıkların tamamı genetik bozukluklar ve mutasyonlar nedeniyle ortaya çıkıyor. 40 yılı aşkın süredir bu hastalıkların genetik nedenlerini anlamaya ve tedavi yolları geliştirmeye çalışıyorum.”</p>
<p>Genetik ve moleküler biyolojide yaşanan gelişmelerin tıpta adeta bir devrim yarattığını ifade eden Prof. Dr. Alain Fischer, “DNA analizleri sayesinde artık genlerdeki bozuklukları tespit edebiliyor, hastalıkların mekanizmasını daha iyi anlayabiliyor ve çok daha etkili tedavi yöntemleri geliştirebiliyoruz” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>6 Aylıkken Gen Tedavisi Uygulandı, Bugün 27 Yaşında Sağlıklı Bir Birey</strong></p>
<p>Bugüne kadar gen tedavisiyle sağlıklarına kavuşturduğu birçok çocuktan söz eden Prof. Dr. Alain Fischer, gen tedavilerinin somut başarısına dikkat çekerek ağır bağışıklık yetmezliği (SCID) hastalığıyla doğan bir bebeğin hikayesini paylaşıyor: </p>
<p>“SCID hastası bebekler <em>çok az veya hiç bağışıklık sistemi olmadan dünyaya gelirler. ‘</em>Balon Çocuk Hastalığı’ olarak da bilinen bu çocuklar tedavi edilmezlerse genellikle doğumdan sonra ilk yıl içinde hayatlarını kaybederler. Ancak erken teşhis ve uygun tedaviyle bu çocuklar yaşayabilir. Biz 1999 yılında, henüz 6 aylık bir bebeğe gen tedavisi uyguladık. Bugün o hasta 27 yaşında ve sağlıklı bir yaşam sürüyor. Bu, gen tedavilerinin ne kadar güçlü bir tedavi yöntemi olduğunun en çarpıcı göstergelerinden biri.”</p>
<p>Gen tedavileriyle genetik hastalıkları tedavi etmeye odaklandıklarını söyleyen Prof. Dr. Alain Fischer, “Gen tedavilerinde hedefimiz bozuk olan geni düzeltmek oldu. Yaklaşık 30 sene önce insan hücresine sağlıklı, normal bir genin kopyasını koyarak bozuk genleri tedavi etme yaklaşımını geliştirdik. Bugüne kadar da yaklaşık 60 hastayı gen tedavisiyle iyileştirdik” şeklinde konuşuyor. Prof. Dr. Alain Fischer, bu yöntemin yalnızca bağışıklık sistemi hastalıklarında değil; karaciğer, göz ve sinir sistemi hastalıkları gibi pek çok genetik rahatsızlıkta da etkili sonuçlar verdiğini vurguluyor.</p>
<p><strong>“Gen Tedavisi Tıbbın Geleceğinde Kritik Bir Yer Tutacak”</strong></p>
<p>Gen tedavilerinin mevcut tedavi yöntemlerinin yerini tamamen almayacağını ancak onları tamamlayan en önemli yaklaşımlardan biri olacağını belirten Prof. Dr. Alain Fischer, “Gen tedavileri özellikle genetik hastalıklarda en önemli tedavi seçeneklerinden biri haline gelecek. Gelecekte çok daha yaygın kullanılacağını öngörüyoruz” diyor. </p>
<p>Bilimsel gelişmelerin hız kesmeden devam ettiğini ifade eden Prof. Dr. Alain Fischer, erken tanı teknolojileri sayesinde gelecekte hastalıkların daha anne karnında tespit edilerek doğumdan hemen sonra tedavi edilebileceğini de sözlerine ekliyor: “Gelecekte özellikle nadir ve genetik hastalıklarda önemli gelişmeler olacak. Gen tedavileri pek çok hastalığa çare olacak. Ayrıca kök hücre tedavileri de ön planda olacak. Özellikle gen tedavileri ve kök hücre tedavilerinin geliştirilmesiyle günün birinde tüm genetik hastalıklara tedavi bulacağız. Bilimsel çalışmalar umut vaat ediyor. Ayrıca erken tanı yöntemleri de giderek gelişiyor. Gelecekte pek çok hastalığa anne karnında tanı koyabileceğiz. Genetik bilimindeki gelişmeler sayesinde bugün artık anne karnındaki bebeğin DNA’sını, tüm genetik yapısını inceleyebiliyoruz. Çocuk doğar doğmaz tanı koyabilmemiz sayesinde çok erken bir dönemde tedaviye başlamış oluyoruz…” </p>
<p>Prof. Dr. Alain Fischer, bilimin geleceğinde yapay zeka ve genetiğin “el ele” olduğuna dikkat çekiyor. Bilimsel araştırmalarda yapay zekanın rolüne de değinen Prof. Dr. Alain Fischer, “Yapay zeka, araştırmaların kalitesini artıran çok güçlü bir araç. Genetik ve biyomedikal çalışmalarla birlikte kullanıldığında çok daha hızlı ve doğru sonuçlara ulaşmamızı sağlıyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>“Aşılar Tıbbın En Büyük Başarılarından Biri”</strong></p>
<p>Fransa’nın “aşı elçisi” olarak bilinen Prof. Dr. Alain Fischer, aşıların halk sağlığı açısından kritik önemine dikkat çekiyor. Prof. Dr. Alain Fischer, “20 yıl önce Fransa’da aşı oranları biraz düşmüştü. Bunun üzerine o dönemin Sağlık Bakanı, aşılanan çocuk sayısını artırmak için neler yapmamız gerektiğini benimle görüşmek istemişti. Aşılarla uzun yılardır çalışıyorum, bakanlıklara danışmanlık yapıyorum. Covid-19 salgını döneminde de bakanlıklarla toplumun aşılanması için önemli çalışmalarımız olmuştu. Aşılar, özellikle salgın hastalıkların önlenmesinde en etkili araçtır. Bir çocuk immünolojisi uzmanı olarak aşıların önemini her zaman vurguluyorum. Aşılar tıbbın en büyük başarılarından biridir” diyor.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine atıfta bulunan Prof. Dr. Alain Fischer, “Son 50 yılda kızamık, tetanoz ve Hepatit B gibi hastalıklara karşı yapılan aşılar sayesinde yaklaşık 150 milyon insanın hayatı kurtarıldı. Covid-19 aşıları ise tek başına yaklaşık 20 milyon insanın yaşamını kurtardı” bilgisini paylaşıyor. </p>
<p><strong>“Aşı Karşıtlığı Çok Tehlikeli, Yanlış Bilgilere İnanmayın”</strong></p>
<p>Aşı karşıtlığına da değinen Prof. Dr. Alain Fischer, bu yaklaşımın ciddi bir halk sağlığı tehdidi oluşturduğunu belirterek, “Aşıların otizm ya da kalp hastalıklarına yol açtığı yönündeki iddiaların hiçbir bilimsel dayanağı yok. Bunların hepsi yalan haber. Bu yanlış bilgilere inanılması, geçmişte kontrol altına alınmış hastalıkların yeniden ortaya çıkmasına neden oluyor” diyor.</p>
<p>Dünya genelinde özellikle 2019 yılından bu yana kızamık aşısına erişimdeki aksaklıklar ve aşı karşıtlığının artması nedeniyle çocuk ölümlerinde yeniden ciddi bir yükseliş görülüyor. Aşı yaptırılmaması nedeniyle örneğin kızamık gibi hastalıkların yeniden görüldüğünü vurgulayan Prof. Dr. Alain Fischer, “2019’dan bu yana bazı yıllarda 100 bini aşan sayıda çocuk, kızamık nedeniyle hayatını kaybetti. Oysa aşıyla bu ölümler büyük ölçüde önlenebilir. Aşı olmamak çok ciddi ve tehlikeli sonuçlar doğurabilir” şeklinde konunun ciddiyetine dikkat çekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gen-tedavisi-uyguladigimiz-bebek-bugun-27-yasinda-627715">&#8220;Gen Tedavisi Uyguladığımız Bebek, Bugün 27 Yaşında&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 3 çocuktan yaklaşık 1&#8217;i astım riski altında!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-3-cocuktan-yaklasik-1i-astim-riski-altinda-627687</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 08:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627687</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baharın gelmesiyle birlikte ağaçlardan ve çimenlerden yayılan polen miktarının artması çocuklarda alerjik nezle şikayetlerini belirgin şekilde tetikliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-3-cocuktan-yaklasik-1i-astim-riski-altinda-627687">Her 3 çocuktan yaklaşık 1&#8217;i astım riski altında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baharın gelmesiyle birlikte ağaçlardan ve çimenlerden yayılan polen miktarının artması çocuklarda alerjik nezle şikayetlerini belirgin şekilde tetikliyor. Sık tekrarlayan hapşırıklar, burun akıntısı ve kaşıntı gibi belirtiler çoğu zaman basit bir mevsimsel durum olarak görülse de alerjik nezle çocuklarda uykusuzluk ve yorgunluk gibi sorunlara neden olarak yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebiliyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya</strong>, çocuklarda alerjik nezlenin hafife alınmaması gereken bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, “Alerjik nezle, erken dönemde doğru önlemler alınmazsa orta kulak iltihabı, sinüzit ve astım gibi daha ciddi solunum yolu hastalıklarına zemin hazırlayabilir. Bu nedenle erken dönem takibi ve tedavisi son derece önemlidir” diyerek üç  temel noktaya dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Görülme sıklığı giderek artıyor! </strong></p>
<p>Bahar ayları çocuklarda alerjik nezle şikayetlerini belirgin şekilde artırıyor. Bunun en önemli nedeni bu dönemde doğada polen yoğunluğunun artması. Alerjik nezle hem dünyada hem de Türkiye’de çocukluk çağının en sık görülen kronik hastalıklarından birini oluşturuyor. Çocukların yaklaşık yüzde 10 ila 30’unu etkilediği tahmin edilirken, ülkemizde bu oran yüzde 15-25 seviyelerinde görülüyor. Bu rakamlar ülkemizde yaklaşık her 4 çocuktan 1’inin risk altında olduğunu gösteriyor. Alerjik nezleye özellikle 5-15 yaş aralığındaki çocuklarda daha sık rastlanıyor; çünkü bu dönemde çevresel alerjenlere maruziyet artıyor ve bağışıklık sistemi bu tetikleyicilere karşı daha hassas hale geliyor. Üstelik doğal yaşam koşullarının bozulması sebebiyle alerjik nezlenin görülme sıklığı dünya genelinde ve ülkemizde  giderek artıyor. Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, “Bu artışın temel nedeni çocukların günlük yaşamlarının çok önemli bir kısmını ev ve okul gibi kapalı ortamlarda geçirmeleri ve bunun sonucunda kapalı ortamlarda bulunan alerjenlere daha fazla maruz kalmalarıdır” diyor.</p>
<p><strong>Her 3 çocuktan yaklaşık 1’i astım riski altında</strong></p>
<p>Alerjik nezle hayati tehlike oluşturmasa da çocukların günlük yaşamını ve gelişimini önemli ölçüde etkileyebiliyor.  Alerjik  nezle döneminde uyku düzeninin bozularak gün içinde yorgunluğa neden olabildiğini, okul başarısı ile dikkat süresinin olumsuz etkilenebildiğini ve çocuğun sosyal yaşamdan geri kalabildiğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof.  Dr. Feyzullah Çetinkaya, “Tedavi edilmeyen alerjik nezle sadece yaşam kalitesini düşürmekle kalmaz; sinüzit ve orta kulak iltihabı gibi ek hastalıklara zemin hazırlayabilir. Daha da önemlisi, yaklaşık her üç çocuktan birinde ilerleyen yaşlarda astım gelişme riski bulunmaktadır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Bu belirtiler 2 haftadan uzun sürüyorsa, dikkat! </strong></p>
<p>Alerjik nezlenin belirtilerini sıralayan Prof. Dr.  Feyzullah Çetinkaya, “Bu çocuklarda önemli belirtiler peş peşe gelen hapşırık nöbetleridir. Burun akıntısı şeffaf renkte ve su kıvamında olur, burun tıkanıklığı sıklıkla yaşanır. Gözler ve burun ucu kızarıktır ve çocuk boğazının da sıklıkla kaşındığını söyler. Eğer bu belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa, mutlaka hekime danışılmalıdır” diyor.  </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Asla gelişigüzel ilaç vermeyin! </strong></p>
<p>Alerjik nezlenin en önemli tetikleyicileri polenler, ev tozu akarları, küf mantarları ve evcil hayvanların tüyleri ile döküntülerden oluşuyor. Tetikleyici etkenlerden uzak durulması sonucunda belirtilerin büyük ölçüde kontrol altına alınabildiğini ifade eden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, ayrıca hekime danışılmadan gelişigüzel ilaç kullanılmaması gerektiği uyarısında bulunarak, şu bilgileri paylaşıyor: “İlaçlar hekim önerisi olmadan, özellikle de dekonjestan olarak bilinen burun spreyleri asla kullanılmamalıdır. Çünkü bu spreyler burun mukozasına zarar verebilir, yan etkilere yol açabilir ve asıl sorunun (alerjinin) maskelenerek kronikleşmesine sebep olabilir.”  </p>
<p><strong>Alerjik nezlede kritik 3 nokta</strong></p>
<p>Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, çocuklarda alerjik nezleye karşı ailelerin özellikle üç temel noktaya dikkat etmeleri gerektiğini vurguluyor:</p>
<ul>
<li>Alerjik nezle sadece bir burun akıntısı değil, tedavi edilmediğinde astım ve sinüzit gibi daha ciddi kronik hastalıklara kapı aralayan bir sağlık sorunudur.</li>
<li>Çocuğun okul başarısını ve uyku kalitesini doğrudan etkileyen alerjik nezlede tedavinin en önemli ayağı, tetikleyicilerden (polen, toz, sigara dumanı) korunmaktır. </li>
<li>Eczaneden rastgele alınan ilaçlar yerine, mutlaka bir çocuk alerji uzmanı eşliğinde çocuğa özel planlanan tıbbi tedaviye sadık kalınmalıdır.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-3-cocuktan-yaklasik-1i-astim-riski-altinda-627687">Her 3 çocuktan yaklaşık 1&#8217;i astım riski altında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağız İçinde 3 Haftadan Uzun Süren Yaraya Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agiz-icinde-3-haftadan-uzun-suren-yaraya-dikkat-627666</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 08:38:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çinde]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[haftadan]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[süren]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaraya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627666</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağız veya dudak bölgesinde anormal hücrelerin büyümesi sonucu oluşan kanser türü olan ağız kanseri; dudaklar, diş etleri, dil, ağız tabanı, yanak iç yüzeyi ve sert damak gibi birçok farklı kısımda görülebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agiz-icinde-3-haftadan-uzun-suren-yaraya-dikkat-627666">Ağız İçinde 3 Haftadan Uzun Süren Yaraya Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ağız veya dudak bölgesinde anormal hücrelerin büyümesi sonucu oluşan kanser türü olan ağız kanseri; dudaklar, diş etleri, dil, ağız tabanı, yanak iç yüzeyi ve sert damak gibi birçok farklı kısımda görülebiliyor. Hem fonksiyonel hem de estetik açıdan büyük önem taşıyan ağız kanserinin, her ne kadar Türkiye’de görülme sıklığı birçok ülkeye göre daha düşük olsa da, geç tanı konulan hastalarda hayati riski ciddi şekilde artış gösterebiliyor. Ağız içinde veya dudakta 3 haftadan uzun süren yara, leke veya renk değişikliğinin ihmal edilmemesi gerekiyor. Memorial Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Prof. Dr. Serdar Karahatay “Nisan Ayı Ağız Kanseri Farkındalık Ayı nedeniyle, ağız kanserlerinin nedeni, korunma yöntemleri ve tedavileri hakkında bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Geçmeyen yaraları hafife almayın!</strong></p>
<p>Ağız kanserlerinin en sık görülen belirtisi, ağız içinde veya dudakta iyileşmeyen yaralar ve renk değişiklikleridir. 3 haftadan uzun süren her lezyonun mutlaka değerlendirilmesi gerekmektedir. </p>
<p>Bunun yanı sıra;</p>
<ul>
<li>Nedensiz diş sallanması veya kaybı</li>
<li>Ağız içinde kanama</li>
<li>Geçmeyen kötü ağız kokusu</li>
</ul>
<p>gibi belirtiler de dikkate alınması gereken önemli belirtiler arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Alkol ve sigara ağız kanseri riskini artırıyor</strong></p>
<p>Ağız kanserlerinde en önemli risk faktörlerinin başında düzenli ve yüksek miktarda alkol tüketimi geliyor. Sigara ve pipo kullanımı da riski ciddi ölçüde artırıyor. Ayrıca; kötü ağız hijyeni, çürük ve kırık dişler, uyum bozukluğu olan protezlerin oluşturduğu kronik tahriş gibi faktörler de kanser gelişiminde etkili olabiliyor. </p>
<p><strong>Erken tanı hayat kurtarıyor</strong></p>
<p>Ağız kanserlerinde kesin tanı, çoğu zaman lokal anestezi altında yapılan basit bir biyopsi ile konulabiliyor. Tanı sonrasında hastalığın yayılımı, tomografi, MR veya PET/CT gibi görüntüleme yöntemleri ile değerlendiriliyor. Ağız içi kanserlerde tedavi prensibi, hastalıksız sağ kalımı öncelikli hedef alacak şekilde yutma fonksiyonları ve kozmetik görünümü de mümkün olan en üst düzeyde koruyacak şekilde cerrahi uygulamaktır. Tedavide öncelik cerrahi olurken, ileri evre hastalarda radyoterapi ve kemoterapi de uygulanabiliyor. Son yıllarda immünoterapi uygulamaları da umut verici sonuçlar göstermeye başladı. Ağız kanserlerinde en kritik nokta erken teşhistir. Tüm tedavi yöntemlerine rağmen ileri evre hastalarda başarı oranı düşük kalırken, erken yakalanan vakalarda:</p>
<ul>
<li>Daha az doku kaybı yaşanıyor</li>
<li>Konuşma ve yutma fonksiyonları korunabiliyor</li>
<li>Estetik kayıplar minimuma indiriliyor</li>
</ul>
<p><strong>Ağız kanserini önlemek için bu 6 altın kurala dikkat! </strong></p>
<p>Ağız kanserlerinden korunmak için alınabilecek önlemler ise oldukça net:</p>
<ol>
<li>Sigara ve alkolden uzak durmak</li>
<li>Ağız ve diş hijyenine özen göstermek</li>
<li>Çürük ve kırık dişleri geciktirmeden tedavi ettirmek</li>
<li>Protezleri düzenli kontrol ettirmek</li>
<li>Akdeniz tipi beslenme alışkanlığını benimsemek</li>
<li>Risk grubundaki bireylerin düzenli doktor kontrolüne gitmesi</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agiz-icinde-3-haftadan-uzun-suren-yaraya-dikkat-627666">Ağız İçinde 3 Haftadan Uzun Süren Yaraya Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gözdeki sinsi tehlikenin görülme sıklığı artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gozdeki-sinsi-tehlikenin-gorulme-sikligi-artiyor-627389</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 10:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[eti]]></category>
		<category><![CDATA[görülme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[Göz Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[gözdeki]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Pterjium]]></category>
		<category><![CDATA[sinsi]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[şıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikenin]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627389</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda göz hastalıkları arasında daha sık görülmeye başlayan gözde et büyümesi, tıp dilinde ‘pterjium’ olarak adlandırılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gozdeki-sinsi-tehlikenin-gorulme-sikligi-artiyor-627389">Gözdeki sinsi tehlikenin görülme sıklığı artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda göz hastalıkları arasında daha sık görülmeye başlayan gözde et büyümesi, tıp dilinde ‘pterjium’ olarak adlandırılıyor. Masum sanılan ancak tedavi edilmediğinde sinsice ilerleyerek ciddi sonuçlara yol açabilen göz eti, özellikle gözlerde kanlanma ve kızarma ile ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tolga Birgül</strong> “Gözde et büyümesi çoğu zaman gözlerin buruna yakın iç kısımlarında yoğun kızarıklık ile fark edilir. Hastalar kendileri aynaya baktıklarında veya çevresindekilerin dikkat çekmesi ile fark ederler. Bu doku zamanla korneanın üzerine yürüyebilir ve görme alanını kapatabilir. Başlangıçta basit bir kızarıklık ve kanlanma gibi görülse de ilerlediğinde görme kaybına neden olabilmektedir. Bu nedenle geçmeyen göz kızarıklığı durumunda mutlaka doktora başvurulmalıdır” diyor.</p>
<p>Göz eti büyümesinde hastaların şikayetlerini ‘Gözüme sanki kum tanesi kaçmış gibi hissediyorum veya herkes bana gözlerin neden bu kadar kırmızı, az mı uyudun ya da alkol mü aldın diye soruyor’ gibi söylemlerle dile getirdiğini belirten Dr.Tolga Birgül, oysa bu durumun çoğu zaman gözde et büyümesinden kaynaklanabildiğini vurguluyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tolga Birgül, göz etine yol açan 4 önemli etkeni anlattı, belirtilere ve tedaviye yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Güneş ışığı ve ultraviyole maruziyeti</strong></p>
<p>Göz eti gelişiminde en önemli faktörlerden biri güneş ışığına uzun süre maruz kalmak. Araştırmalar, yoğun güneş ışığına maruz kalan kişilerde pterjiumun (gözde et büyümesi) daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Rüzgar, toz ve kum gibi çevresel tahriş</strong></p>
<p>Toz, kum ve rüzgar gibi çevresel faktörler, özellikle açık havada çalışan kişilerde riski artırıyor. Zira göze sık sık kaçan toz, kum ve yabancı cisimler göz yüzeyindeki dokuyu sürekli uyararak tahrişe neden olurken, bu tahriş zamanla dokunun (konjonktivanın) kalınlaşmasına ve korneaya doğru ilerleyen et büyümesine zemin hazırlayabiliyor.</p>
<p><strong>Kronik göz kuruluğu</strong></p>
<p>Uzun süre bilgisayar veya telefon ekranına bakmak da göz kuruluğuna yol açabiliyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tolga Birgül “Özellikle bilgisayar başında gerekli göz molalarını vermeden uzun süre kalan ve yine uzun süreler telefon ekranına bakan kişilerde göz kuruluğu arttığı için bu hastalığa daha sık rastlayabiliyoruz. Göz yüzeyinin yeterince nemli olmaması da pterjium gelişimini kolaylaştırabiliyor” diyor.  </p>
<p><strong>Göz yapısının kuruluğa yatkın olması</strong></p>
<p>Bazı kişilerde göz yüzeyi doğal olarak daha hassas ve nem dengesini korumakta zorlanan bir yapıya sahip olabilir. Bu durum göz yüzeyinin dış etkenlere karşı daha kolay tahriş olmasına neden olur. Yeterli nem sağlanamadığında gözün koruyucu tabakası zayıflar ve konjonktiva dokusu zamanla kalınlaşıp korneaya doğru ilerleyebilir. Göz kuruluğu yaşayan kişilerde bu süreç daha kolay tetiklenebilir ve pterjium (gözde et büyümesi) gelişme riski artabilir.</p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Gözünüzde bu belirtilere dikkat!</strong></p>
<p>Dr. Tolga Birgül, göz eti büyümesinin belirtilerini şöyle sıralıyor;  </p>
<ul>
<li>Gözde sürekli kızarıklık ve kanlanma</li>
<li>Gözde yanma, batma ve sulanma</li>
<li>Gözün iç kısmında kabarıklık oluşması</li>
<li>Estetik olarak gözün kırmızı görünmesi</li>
<li>Beklenmemiş şekilde Astigmat gelişmesi veya artması</li>
</ul>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Gözde et büyümesinin tedavisi nasıl yapılıyor!</strong></p>
<p>Gözde et büyümesinin tedavisi hastalığın durumuna göre planlanıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tolga Birgül “Her pterjiumun ameliyat edilmesi gerekmeyebiliyor. Eğer doku uzun süre aynı kalıyorsa, stabil ise takip edilebiliyor. Ancak aktif büyüyen ve korneaya ilerleyen pterjiumlarda cerrahi tedavi gerekiyor” diyor. Bu ayırımın yapılması için göz muayenesi yapılması gerektiğini, tedavide en önemli noktanın cerrahi sonrası tekrar oluşumun önlenmesi olduğunu vurgulayan Dr. Tolga Birgül şöyle konuşuyor: “Pterjium cerrahisinde sadece et dokusunun çıkarılması yeterli değildir. Asıl önemli olan ameliyat sonrası tekrar etmesini önlemektir. Bunun için özel cerrahi teknikler kullanıyoruz; et dokusunu çıkardıktan sonra konjonktival flep ve otogreft gibi yöntemlerle kapatmadan önce geride kalan yüzeyi elmas uçlu özel bir tur motoruyla mikro düzeyde temizliyoruz. Bu yöntemle geride kalabilecek mikroskobik dokular da temizleniyor ve tekrar etme riski önemli ölçüde azaltılıyor.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gozdeki-sinsi-tehlikenin-gorulme-sikligi-artiyor-627389">Gözdeki sinsi tehlikenin görülme sıklığı artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşamı Etkileyen Adet Ağrılarını &#8220;Normal&#8221; Kabul Etmeyin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yasami-etkileyen-adet-agrilarini-normal-kabul-etmeyin-627383</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 09:59:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[endometriozis]]></category>
		<category><![CDATA[etkileyen]]></category>
		<category><![CDATA[etmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kabul]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[normal]]></category>
		<category><![CDATA[sırasında]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627383</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üreme çağındaki kadınların yaklaşık yüzde 10’unu etkileyen bu hastalık, çoğu zaman yıllarca fark edilmeden ilerleyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasami-etkileyen-adet-agrilarini-normal-kabul-etmeyin-627383">Yaşamı Etkileyen Adet Ağrılarını &#8220;Normal&#8221; Kabul Etmeyin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üreme çağındaki kadınların yaklaşık yüzde 10’unu etkileyen bu hastalık, çoğu zaman yıllarca fark edilmeden ilerleyebiliyor. Şiddetli adet ağrısı, kronik kasık ağrısı ve hatta kısırlık gibi sorunlara yol açabilen endometriozis, erken tanı konulduğunda kontrol altına alınabilen bir hastalık olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, özellikle günlük yaşamı etkileyen adet ağrılarının “normal” kabul edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Işıl Işık Okuyan, endometriozis belirtileri ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Her 10 kadından birini etkileyen hastalık </strong></p>
<p>Endometriozis, normalde rahmin iç yüzeyini oluşturan endometrium dokusunun rahim dışında yerleşmesiyle ortaya çıkan kronik inflamatuvar bir hastalıktır. Bu dokular tıpkı rahim iç tabakası gibi hormonlara yanıt verir. Adet döngüsü boyunca büyüyebilir ve kanayabilir. Ancak rahim dışındaki bu dokular vücuttan atılamadığı için çevrede iltihap, ödem ve zamanla skar dokusu oluşmasına neden olabilir. Bu durum, organlar arasında yapışıklıkların (adezyon) gelişmesine ve özellikle adet dönemlerinde şiddetli ağrıların ortaya çıkmasına yol açabilir.</p>
<p><strong>Vücudun farklı bölgelerinde görülebiliyor</strong></p>
<p>Endometriozis odakları vücudun farklı bölgelerinde bulunabilir. En sık görüldüğü alanlar yumurtalıklar, karın zarı, fallop tüpleri, rahmin dış yüzeyi, mesane ve üreterler, bağırsaklar ve rektumun dış yüzeyi, rahmin arkasındaki boşluklardır.</p>
<p><strong>En önemli sinyal şiddetli ve yaşamı etkileyen adet ağrısı</strong></p>
<p>Endometriozisin en yaygın belirtisi kronik pelvik ağrıdır. Bu ağrı çoğunlukla adet öncesinde ve adet sırasında belirgin hale gelir. Belirtilerin özellikle genç kadınlarda sıkça “normal adet sancısı” olarak değerlendirilmesinin tanıyı geciktirebilmektedir. Hastalığın diğer belirtileri arasında şunlar yer alabilir:</p>
<ul>
<li>Şiddetli adet sancısı (dismenore)</li>
<li>Cinsel ilişki sırasında ağrı</li>
<li>Dışkılama sırasında ağrı (bağırsak tutulumu varsa)</li>
<li>İdrar yaparken ağrı (mesane tutulumu varsa)</li>
<li>Aşırı adet kanaması</li>
<li>Kısırlık (infertilite)</li>
</ul>
<p> <strong>Bazı kadınlarda hiç belirti vermeyebilir</strong></p>
<p>Endometriozis her zaman belirti vermeyebilir. Bazı kadınlar hastalığı ancak gebelikte zorlanma yaşadıklarında veya başka bir nedenle yapılan ameliyat sırasında öğrenebilir. Bu nedenle uzmanlar, özellikle uzun süredir açıklanamayan pelvik ağrı yaşayan kadınların değerlendirilmesinin önemli olduğunu vurguluyor.</p>
<p><strong>Tanı konulması 7-10 yıl gecikebiliyor</strong></p>
<p>Endometriozis tanısının konulması bazı hastalarda 7-10 yıl kadar gecikebilmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden biri şiddetli adet ağrısının toplumda çoğu zaman normal kabul edilmesidir. Oysa günlük yaşamı etkileyen, iş veya sosyal hayatı kısıtlayan adet ağrıları normal kabul edilmemelidir. Özellikle uzun süredir devam eden kasık ağrısı, şiddetli adet sancısı veya ilişki sırasında ağrı gibi belirtiler varlığında kadınların bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından değerlendirilmesi önemlidir. </p>
<p><strong>Yanlış gıda ağrıyı artırır, doğru gıda hafifletir!</strong></p>
<p>Endometrioziste beslenme doğrudan hastalığın seyrini etkileyen bir özelliktedir. Yanlış gıdalar inflamasyonu artırarak ağrıyı şiddetlendirirken, doğru besinler şikayetleri belirgin şekilde azaltabilir. Lif açısından zengin sebze, meyve ve tam tahıllar hormon dengesini destekler. Omega-3 içeren balıklar, ceviz ve keten tohumu inflamasyonu azaltarak ağrıyı hafifletir. Antioksidan yönünden zengin renkli sebze ve meyveler de bu süreci destekler. Buna karşılık trans yağlar, işlenmiş gıdalar ve yoğun kırmızı et tüketimi şikayetleri artırabilir. Bu nedenle sebze ve meyve ağırlıklı, dengeli ve doğal beslenme endometriozis yönetiminde kritik rol oynar.</p>
<p><strong>Endometrioziste hareketsizlik ağrıyı besler</strong></p>
<p>Endometrioziste hareketsiz kalmak şikayetleri artırabilir. Düzenli egzersiz ise hem ağrıyı azaltır hem de hastalığın kontrolüne destek olur. Yürüyüş, yüzme ve bisiklet gibi hafif-orta şiddette egzersizler östrojen dengesini sağlar ve inflamasyonu azaltır. Yoga özellikle pelvik ağrının hafiflemesinde etkilidir. Pilates ve pelvik taban egzersizleri de destekleyici rol oynar. Ancak aşırı ve zorlayıcı egzersiz ters etki yaratabilir. Bu nedenle egzersize kontrollü başlamak ve sürdürülebilir bir program uygulamak gerekir.</p>
<p><strong>Tanı ve tedavide doğru yaklaşım</strong></p>
<p>Endometriozis tanısı klinik değerlendirme, görüntüleme yöntemleri ve gerektiğinde cerrahi yöntemler ile konulabilir. Bazı durumlarda hastalığın kesin tanısı cerrahi sırasında yapılan değerlendirme ile ortaya konulmaktadır. Tedavi planı ise hastalığın yaygınlığına, belirtilerin şiddetine ve kişinin gebelik isteğine göre belirlenir. Endometriozis tedavisinde medikal tedavi, cerrahi tedavi ya da bu iki yöntemin birlikte uygulanması tercih edilebilir. Tedavinin temel amacı ağrının kontrol altına alınması, hastalığın ilerlemesinin önlenmesi ve kişinin yaşam kalitesinin artırılmasıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasami-etkileyen-adet-agrilarini-normal-kabul-etmeyin-627383">Yaşamı Etkileyen Adet Ağrılarını &#8220;Normal&#8221; Kabul Etmeyin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikoz genç yaşlarda başlıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikoz-genc-yaslarda-basliyor-627230</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 12:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[ila]]></category>
		<category><![CDATA[psikoz]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlarda]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627230</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, psikozun belirtileri, nedenleri, risk faktörleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikoz-genc-yaslarda-basliyor-627230">Psikoz genç yaşlarda başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, psikozun belirtileri, nedenleri, risk faktörleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Psikoz, kişiyi gerçeklerden koparıyor!</strong></p>
<p>Psikozun, kişiyi gerçeklerden, dış dünyadan koparan, düşünce, muhakeme, konuşma ve davranış problemlerinin görülebildiği hastalıklar grubuna verilen isim olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Kişinin, düşünceleri, dünyayı ve gerçekleri algılayış biçimi, duyguları, davranışları bu hastalık sebebi ile etkilenir.” dedi.</p>
<p>Psikozun, oldukça geniş bir tanımlama olduğunu ve içerisinde birçok psikiyatrik hastalığı barındırdığını kaydeden Beyaz, “Sanrılı bozukluk, şizofreni, şizoaffektif bozukluk ve maddenin/ilacın yol açtığı psikoz bozukluğu, psikotik bozukluklar sınıfında yer alan bazı hastalıklardır. Psikotik bozuklukların her ne kadar önemli bir bölümünü şizofreni hastaları oluştursa da her psikotik bozukluk tanısı almış kişi şizofreni hastalığına sahiptir anlamına gelmez.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Psikoza yol açabilecek bazı farklı hastalıklar ve risk faktörleri var! </strong></p>
<p>Tüm psikoz vakalarının farklı olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu nedenle sebep olan unsur her zaman tam olarak belli değildir. Ancak psikoza yol açabilecek bazı farklı hastalıklar vardır.” dedi.</p>
<p>Uyuşturucu bağımlılığı, uykusuzluk ve diğer çevresel faktörler gibi tetikleyicilerin de etkili olduğuna vurgu yapan Beyaz, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bunun yanında, belli başlı bazı durumlar farklı psikoz gelişimlerine yol açabilir. Doktorlar tam olarak neyin psikoza neden olduğunu henüz bilmiyor. Ancak bilinen bazı risk faktörleri var. İlki genetik; psikoz ilişkili genlere sahip olabilirsiniz, ancak bu her zaman psikoz geliştireceğiniz anlamına gelmez. Tetikleyici, bazı reçeteli ilaçlar ve alkol, esrar, LSD ve amfetamin gibi maddeler olabilir. Sevilen birinin ölümü, cinsel saldırı veya savaş psikoza yol açabilir. Travmanın türü ve meydana geldiği yaşınız da psikoz gelişiminde rol oynar. Travmatik beyin yaralanmaları, beyin tümörleri, felçler, Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığı, demans ve HIV psikoza neden olabilir.”</p>
<p><strong>Psikozun tipik bir başlangıcı yok! </strong></p>
<p>Psikozun, tipik bir başlangıcı olmadığına işaret eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bazıları akut, oldukça alevli bir şekilde başlarken, bazıları daha sinsi ve hafif bir başlangıç ile kendilerini gösterebilirler.” dedi.</p>
<p>Ancak ister akut ve alevli başlasın ister daha sönük ve hafif belirtiler ile başlangıç göstersin, genellikle kişilerin ilk ataklarından önceki yıllarda yaşadıkları bazı silik, sinyal niteliğinde belirtiler olabildiğini aktaran Beyaz, “Genellikle yavaş yavaş gösterdikleri sosyal izolasyon, akademik başarıda düşüş, konuşma miktarında azalma, aktivitelere karşı ilgisizlik bu belirtiler arasında sayılabilir. Bu belirtiler yıllar içerisinde yavaş yavaş kendilerini gösterdikleri için, aileler veya çocuğun çevresindekiler kolaylıkla değişimleri göremeyebilirler. Çoğunlukla aileler, daha belirgin değişikliklerin görüldüğü ilk atakta, bir uzmana başvurma ihtiyacı duyarlar.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Her 100 insandan 1 ila 2’si hayatında bir kez psikoza girer! </strong></p>
<p>Çoğunlukla gençlerde görülen bu rahatsızlığın neden özellikle genç yaştaki insanlarda görüldüğünün bilinmediğine değinen Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Her 100 insandan 1 ila 2’si hayatında bir kez psikoza girer. Bu hastalık ilk kez çoğunlukla 12 ve 29 yaşları arasında ortaya çıkar. Erkeklerle kadınlarda aynı oranda görülür.” dedi.</p>
<p>Her depresyon türünde psikoz görülmediği bilgisini paylaşan Beyaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Fakat psikotik özellikli depresyonda bu durum karşımıza çıkabilir ve depresif tabloya psikotik özellikler de eşlik eder. Bu psikotik belirtiler sanrı ve varsanılardır. Bu psikotik belirtiler sıklıkla depresif tema ile uyumludur. Yani, suçluluk, yetersizlik, günahkârlık, cezalandırılmaya lâyık olma, kabahatleri yüzünden kendinin veya başkalarının başına felaketlerin geleceği çürüyüp yok olmakta olduğu hezeyanları olabilir. Kulağına kendisini aşağılayan, hakaret eden, iftira atan sesler gelebilir. Çürüyor olduğuna ilişkin pislik kokuları tarzında koku halüsinasyonları söz konusu olabilir. Ciddi boyutta işlevsellik kaybına sebep olabilir.”</p>
<p><strong>Tedaviye erken başlanmak, psikotik bozukluğa bağlı sorunları azaltır!</strong></p>
<p>İlk psikoz atağının ardından vakit kaybetmeden tedaviye başlanması gerektiğini söyleyen Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Erken uygulanan tedavi, ilişkileri, gündelik yaşamda meydana gelecek olan olumsuz durumları engellemeye yardımcı olabilir.” dedi.</p>
<p>Tedaviye erken başlanmasının psikotik bozukluk sebebiyle meydana gelebilecek sorunların daha aza inmesine de yardımcı olabileceğini aktaran Beyaz, “Uzmanın tedavi olarak hangi yolu izleyeceği, kişinin durumuna göre belirlenir. Uzman hekim, semptomları aza indirmek için hap, sıvı ya da enjeksiyon halinde antipsikotik ilaçlar reçete edebilir. Bununla birlikte uyuşturucu madde ve alkol kullanımından kaçınılması uzmanın önerebileceği seçenekler arasındadır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Psikoz durumunda ilaç tedavisi ve bilişsel davranışçı terapi semptomların kontrolünde önemli!</strong></p>
<p>Kişinin kendine ya da diğer insanlara zarar verme riski taşıması ve davranışlarını kontrol edememesi durumunda hastanede tedavi olması gerekebileceğine dikkat çeken Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Psikoz durumunda gerçekleştirilen tedavi yöntemlerinden ilki ilaç tedavisi. Antipsikotik olarak adlandırılan ilaçlarla, hastalığın semptomlarını geçiren kişilerin rahatsızlığı kontrol altında tutulabilir. Bu ilaçlar halüsinasyonlar ve sanrıları aza indirmeye yardımcı olur, bireyin zihinlerini daha açık hale getirir. Bu ilaçlar, rahatsızlığın semptomlarına göre önerilir.</p>
<p>Diğer yöntem bilişsel davranışçı terapi. Hastanın düzenli olarak sağlık danışmanıyla iletişim halinde kalması gerekir. Bu durum kişinin düşünce yapısını ve hareketlerini değiştirme sürecine olumlu yansır. Bu tarz yaklaşım kişilerde kalıcı değişikliklere neden olabilir ve kişilerin, hastalığı daha iyi idare ettiği gözlemlenmiştir. Bu tedavi yönteminin ilaç tedavi yönteminde sonuç vermeyen pek çok psikoz belirtisinde faydalı olduğu da gözlemlenmiştir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikoz-genc-yaslarda-basliyor-627230">Psikoz genç yaşlarda başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kepçe kulakta yenidoğan döneminde ameliyatsız tedavi mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kepce-kulakta-yenidogan-doneminde-ameliyatsiz-tedavi-mumkun-627197</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 12:28:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[Genellikle]]></category>
		<category><![CDATA[kepçe]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[normal]]></category>
		<category><![CDATA[olması]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Üstündağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yenidoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627197</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kepçe kulak, özellikle çocukluk ve gençlik döneminde dış görünümü etkileyen estetik bir durum olarak dikkat çeker.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kepce-kulakta-yenidogan-doneminde-ameliyatsiz-tedavi-mumkun-627197">Kepçe kulakta yenidoğan döneminde ameliyatsız tedavi mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kepçe kulak, özellikle çocukluk ve gençlik döneminde dış görünümü etkileyen estetik bir durum olarak dikkat çeker. Kulakların baş ile normalden daha fazla dışa doğru durmasıyla tanımlanan kepçe kulağın tıbbi adının otapostaz olduğunu açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden KBB Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, “Bebeklik döneminde, yenidoğan döneminde (özellikle ilk 1-2 ay) özel bant veya kalıplarla düzeltilebilen, ilerleyen yaşlarda ise ameliyat ile kalıcı olarak giderilebilen kepçe kulak genellikle sağlık açısından herhangi bir sorun teşkil etmez. Ancak estetik kaygılar nedeniyle problem yaratabilir ve özellikle çocukluk döneminde sosyal etkileriyle öne çıkabilir” dedi.</strong></p>
<p>Akran zorbalığına ve özgüven sorunlarına yol açabilen bu görünüm, bu nedenle aileler tarafından erken dönemde fark edilip değerlendirilmek istenebiliyor. Özellikle erkeklerde kısa saç kullanımı nedeniyle daha belirgin hale geldiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden KBB Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, “Yenidoğan döneminde yapılan müdahaleler etkili olabiliyor. Bu dönemde kulak kıkırdağının daha yumuşak olması sayesinde ameliyatsız yöntemler uygulanabilirken, ilerleyen yaşlarda kalıcı çözüm için cerrahi seçenekler masaya yatırılıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yenidoğan döneminde ameliyatsız tedavi mümkün</strong></p>
<p>Tedavi seçeneklerini değerlendiren Üstündağ, “Bebeklerde ilk aylarda özel bant veya kalıplarla düzeltme yapılabilirken, çocuk ve yetişkinlerde kepçe kulak görünümü otoplasti denilen kulak estetiği ameliyatı ile kalıcı olarak düzeltilebilir. Kulak gelişiminin yaklaşık yüzde 90’ı tamamlanmış olacağı için en ideal dönem 5–6 yaş sonrasıdır. Yetişkinlerde ise her yaşta uygulanabilir. Genellikle 5–6 yaşından sonra yapılan bu işlem, kulakların başa daha yatık ve doğal görünmesini sağlamak amacıyla uygulanır. Ameliyat sırasında kulak arkasından küçük bir kesi yapılır, kulak kıkırdağı yeniden şekillendirilir (antiheliks plasti) ve kulağın baş ile arasındaki açı azaltılır. Gerekirse kıkırdağın bir kısmı inceltilir veya dikişlerle yeni şekil verilir. Kesi, kulak arkasında kaldığı için iz genellikle görünmez. Ortalama 45 dakika ile 2 saat süren bu operasyon çoğu zaman günübirliktir ve hasta aynı gün evine dönebilir” dedi.</p>
<p><strong>Ameliyattan bir hafta sonra normale dönüş</strong></p>
<p>Ameliyat sonrasına da değinen Üstündağ, “Operasyon sonrası kulaklara bandaj veya tenisçi bandı gibi bir bant takılır. İlk bandaj genellikle 3–7 gün kalır. Sonrasında birkaç hafta gece bandı önerilebilir. Çoğu kişi 1 hafta içinde normal hayatına döner. Genellikle güvenli bir ameliyat olsa da nadiren; enfeksiyon, kanama, dikişlerin açılması ve kulakta hafif asimetri gibi durumlar görülebilir. Ancak bu nadir yan etkilerin yanında işlemin başarı oranının yüzde 90’dan fazla olduğunu bilmek gerekir” dedi.</p>
<p><strong>Kulak ile kafa arasındaki açı normalde 20-30 derece olmalı</strong></p>
<p>Kepçe kulağın nedenlerinin bir arada değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Üstündağ, “Kulak kıvrımlarının yeterince oluşmaması, kulakta olması gereken kıvrımların tam gelişmemesi, kulak kepçesinin büyük olması veya açısının fazla olması değerlendirilir.  Kulak ile kafa arasındaki açı normalde yaklaşık 20–30 derece civarında olmalıdır. Ancak bu açının artmasıyla kulağın dışa doğru görünmesi (kepçeleşmesi), genetik nedenler nedeniyle ailede varsa çocuklarda görülme ihtimalinin daha yüksek olması ve kulak kıkırdağının yapısal farklılığı (yani daha gevşek ya da farklı şekillenmiş olması) kepçe kulağa yol açabilen etkenler arasında yer alır” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kepce-kulakta-yenidogan-doneminde-ameliyatsiz-tedavi-mumkun-627197">Kepçe kulakta yenidoğan döneminde ameliyatsız tedavi mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gözlerde kaşıntı, kızarıklık ve sulanmayı hafife almayın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gozlerde-kasinti-kizariklik-ve-sulanmayi-hafife-almayin-627161</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 08:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[gözlerde]]></category>
		<category><![CDATA[hafife]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kaşıntı]]></category>
		<category><![CDATA[kızarıklık]]></category>
		<category><![CDATA[Konjonktivit]]></category>
		<category><![CDATA[Kornea]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sulanmayı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627161</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğa canlanırken, havadaki polen miktarının artması ve değişken hava koşulları göz sağlığını tehdit eden pek çok sorunu da beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gozlerde-kasinti-kizariklik-ve-sulanmayi-hafife-almayin-627161">Gözlerde kaşıntı, kızarıklık ve sulanmayı hafife almayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğa canlanırken, havadaki polen miktarının artması ve değişken hava koşulları göz sağlığını tehdit eden pek çok sorunu da beraberinde getiriyor. Alerjik reaksiyonlardan enfeksiyonlara, kuru göz şikayetlerinden kornea yüzeyindeki çiziklere kadar uzanan bu tablo özellikle hassas bünyelerde yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özgül Altıntaş</strong>, “Gözlerde basit gibi görünen kaşıntı ve kızarıklıklar ihmal edilmemelidir. Erken önlem almak hem şikayetleri azaltmada hem de gözlerde hasar oluşumu ve enfeksiyon gibi olası komplikasyonları önlemede kritik rol oynamaktadır” diyor.  <strong>Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özgül Altıntaş,</strong> bahar aylarında en sık görülen 5 göz şikayetini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>Baharda göz şikayetlerini hafife almayın! </strong></p>
<p>Bahar aylarıyla birlikte atmosferdeki polen yükünün artması, sıcaklık ve nem dengesindeki değişimler ile rüzgârın taşıdığı partiküllerin göz yüzeyini doğrudan etkileyen çevresel faktörleri belirgin şekilde artırdığını belirten Prof. Dr. Özgül Altıntaş, “Oküler yüzey; konjonktiva, kornea ve gözyaşı filmiyle birlikte bu dış etkenlere sürekli maruz kalan dinamik bir yapıdır. Alerjen temasının artması, gözyaşı film tabakasının bozulması ve çevresel irritanların yoğunlaşmaları; gözde inflamasyon, kuruluk ve enfeksiyon gelişimini kolaylaştırır. Bu nedenle bahar aylarında ortaya çıkan göz sorunları hafife alınmamalı, erken dönemde doğru yaklaşımla değerlendirilmelidir” diyor. </p>
<p><strong>BAHARDA ARTAN 5 ÖNEMLİ GÖZ SORUNU!</strong></p>
<p><strong> Alerjik konjonktivit (Göz alerjisi)</strong></p>
<p>“Bahar aylarında en sık karşılaştığımız göz hastalıklarının başında alerjik konjonktivit gelir” diyen Prof. Dr. Özgül Altıntaş, gözün en dış tabakası olan konjonktivanın ağaç, çiçek ve çimen polenlerinin havada yoğunlaşmalarına karşı reaksiyon geliştirdiğini belirtiyor. Bu durum şiddetli kaşıntı, kızarıklık, sulanma, yanma ve göz kapaklarında hafif şişlik gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Tedavinin temelini alerjiye neden olan etkenle teması mümkün olduğunca azaltmak oluşturuyor. Polen yoğunluğunun yüksek olduğu saatlerde dış ortamdan kaçınmak, pencereleri kapalı tutmak ve dışarı çıkarken güneş gözlüğü kullanmak koruyucu önlemler arasında yer alıyor. Şikayetlerin arttığı dönemlerde soğuk kompres uygulamasının da faydalı olabildiğini vurgulayan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özgül Altıntaş, “Ancak yakınmalar devam ediyorsa hastaların hekime başvurmaları son derece önemlidir. Tedavide uygun antialerjik göz damlalarıyla şikayetlerin azaltılması hedeflenmektedir” bilgisini veriyor. Prof. Dr. Özgül Altıntaş, eğer her yıl bahar aylarında şiddetli göz alerjisi yaşıyorsanız, şikayetler başlamadan yaklaşık iki hafta önce göz hekiminize başvurmanın son derece önemli olduğunu belirterek, “Koruyucu alerji damlalarıyla bahar aylarını çok daha rahat geçirmek mümkündür” diyor.</p>
<p><strong>Bahar nezlesi (Vernal keratokonjonktivit)</strong></p>
<p>Vernal keratokonjonktivit halk arasında bahar nezlesi olarak biliniyor. Özellikle çocukluk ve genç erişkinlik döneminde görülen bahar nezlesi ilkbahar ve yaz aylarında alevlenebiliyor. Gözlerde yoğun kaşıntı, ışığa karşı hassasiyet, gözde yabancı cisim hissinin yanı sıra göz çevresinde beyaz renkli, yapışkan bir akıntı gelişiyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özgül Altıntaş, “Vernal konjonktivitte tedavi süreci daha uzun ve kontrollü ilerler. Şikayetlerin kontrol altına alınabilmesi ve kornea tutulumu gibi komplikasyonların önlenebilmesi için hastaların düzenli olarak göz hekimi takibinde olmaları ve planlanan tedaviye uyum göstermeleri büyük önem taşır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Kuru göz sendromu</strong></p>
<p>Bahar aylarında artan rüzgâr, değişken hava koşulları ve havadaki alerjen yükü, gözyaşı film tabakasının daha hızlı buharlaşmasına ve kalitesinin bozulmasına neden olabiliyor. Bu durum göz yüzeyinde yeterli nemliliğin sağlanamamasına yol açarak; batma, yanma, kum kaçmış hissi ve zaman zaman bulanık görme gibi şikayetlerle kendini belli ediyor. Kuru göz sendromunun tedavisinde temel hedefin gözyaşı dengesini yeniden sağlamak olduğunu anlatan Prof. Dr. Özgül Altıntaş, “Bu amaçla uygun suni gözyaşı preparatları kullanıyoruz.  Ayrıca rüzgârlı ortamlardan mümkün olduğunca kaçınılmasını, kapalı alanlarda nem dengesinin sağlanmasını ve özellikle dijital ekran kullanımı sırasında bilinçli olarak göz kırpma sıklığının artırılmasını istiyoruz” diyor.</p>
<p><strong>Enfeksiyöz konjonktivit (Viral veya bakteriyel)</strong></p>
<p>Havaların ısınmasıyla birlikte dış ortamda ve kalabalık alanlarda geçirilen sürenin artması nedeniyle bulaşıcı göz enfeksiyonlarının daha sık görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Özgül Altıntaş, şu bilgileri paylaşıyor: “Enfeksiyöz konjonktivit; gözde belirgin kızarıklık, sulanma ve rahatsızlık hissiyle ortaya çıkar. Sarı-yeşil renkte yoğun çapaklanma ve özellikle sabahları göz kapaklarının birbirine yapışması bakteriyel enfeksiyonları düşündürürken; daha sulu akıntı ve kızarıklık viral etkenlerde daha ön plandadır. Bakteriyel konjonktivit tedavisinde, antibiyotikli damla veya merhemlerin uygun süre ve dozda kullanılması önemlidir. Viral konjonktivitlerde ise hastalık çoğunlukla kendi kendini sınırlar; tedavi semptomları hafifletmeye yöneliktir ve soğuk kompres ile suni gözyaşı uygulamaları rahatlama sağlar. Her iki durumda da bulaşma riskinin yüksek olması nedeniyle el hijyenine dikkat edilmesi, havlu ve yastık kılıfı gibi kişisel eşyaların paylaşılmaması enfeksiyonun yayılımını önlemede kritik rol oynar.”</p>
<p><strong>Kornea yüzeyinde çizikler </strong></p>
<p>Rüzgârla birlikte havada taşınan toz, toprak ve çeşitli partiküllerin göze temas etme riski belirgin şekilde artıyor. Bu yabancı cisimler kornea yüzeyinde çiziklere neden olarak batma, sulanma, kızarıklık ve rahatsızlık hissi oluşturabiliyor. Gözdeki yabancı cisim görünür durumdaysa koruyucu içermeyen suni gözyaşı damlaları ile gözden uzaklaştırılabilse de şikayetler devam ederse mutlaka bir göz hekimine danışılması gerekiyor. Aksi halde gözde enfeksiyon gelişebiliyor, kornea yüzeyinde hasar derinleşebiliyor, hatta korneada kalıcı leke oluşabiliyor. </p>
<p><strong>BAHAR AYLARINDA GÖZ SAĞLIĞINIZI 4 ADIMDA KORUYUN!</strong></p>
<p><strong>Alerjen temasını azaltın</strong></p>
<p>Polen yoğunluğunun yüksek olduğu saatlerde dışarıda bulunmaktan kaçının, dış ortamda koruyucu güneş gözlüğü kullanın ve kapalı alanlarda filtreli havalandırma sistemlerini tercih edin.</p>
<p><strong>Göz ve el hijyenine dikkat edin</strong></p>
<p>Gözlerinizi ovuşturmayın, ellerinizi sık sık yıkayın ve havlu, yastık kılıfı gibi kişisel eşyaları ortak kullanmayın. Kontakt lens kullanıyorsunuz hijyen kurallarına ekstra özen gösterin.</p>
<p><strong>Çevresel koşulları düzenleyin</strong></p>
<p>Bulunduğunuz ortamın nem dengesini koruyun ve dijital ekran kullanımında düzenli aralar vererek göz kırpma refleksinizi destekleyin.</p>
<p><strong>Yüzünüzü bol suyla yıkayın, akşamları duş alın</strong></p>
<p>Dışarıdan eve gelindiğinde özellikle yüzün bol suyla yıkanmasını öneren Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özgül Altıntaş, “Polenler saçlara ve kirpiklere çok kolay tutundukları için akşamları da duş almak, alerjenlerin yatağa taşınmasını önler” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gozlerde-kasinti-kizariklik-ve-sulanmayi-hafife-almayin-627161">Gözlerde kaşıntı, kızarıklık ve sulanmayı hafife almayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karşıyaka&#8217;da özel bireylere ağız ve diş sağlığı taraması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karsiyakada-ozel-bireylere-agiz-ve-dis-sagligi-taramasi-626991</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 09:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[bireylere]]></category>
		<category><![CDATA[bireylerin]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[engelli]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Gereksinimli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[taraması]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626991</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karşıyaka Belediyesi’ne bağlı Kısa Süreli Engelli Dinlenme Merkezi üyeleri ağız ve diş sağlığı taramasından geçirildi, ihtiyacı olan bireylerin tedavileri gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyakada-ozel-bireylere-agiz-ve-dis-sagligi-taramasi-626991">Karşıyaka&#8217;da özel bireylere ağız ve diş sağlığı taraması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Karşıyaka Belediyesi’ne bağlı Kısa Süreli Engelli Dinlenme Merkezi üyeleri ağız ve diş sağlığı taramasından geçirildi, ihtiyacı olan bireylerin tedavileri gerçekleştirildi. Çalışmanın ikinci gününde ise merkeze kayıtlı olmayan engelli bireylere tarama yapıldı. Belediye Başkanı Yıldız Ünsal, “Engelsiz bir yaşam için özel gereksinimli bireylerimizin ve kıymetli ailelerinin her zaman yanlarında olmaya devam edeceğiz” dedi.</b></p>
<p>Sosyal belediyecilik ilkesiyle faaliyetlerine yön veren Karşıyaka Belediyesi, özel gereksinimli bireylerin yaşam kalitesini artırmak amacıyla yürüttüğü çalışmalara bir yenisini daha ekledi. Sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırmak için Kısa Süreli Engelli Dinlenme Merkezi’nde özel gereksinimli bireylere ağız ve diş sağlığı desteği verildi. Karşıyaka Kent Konseyi ve Engel Tanımayan Diş Hekimliği Derneği iş birliğiyle gerçekleştirilen iki günlük çalışmada, engelli bireylerin ağız ve diş sağlığı taramaları yapıldı; gerekli tedavi ve bakımları uzmanlarca gerçekleştirildi.</p>
<p><b>İKİ GÜNDE 50 KİŞİYE TARAMA</b><br />Mustafa Kemal Mahallesi’nde bulunan ve özel bireylerin sosyalleşme noktası olan merkezde düzenlenen taramaların ilk günü, merkezin kayıtlı üyelerine ayrıldı. Öncelikle, merkezden düzenli hizmet alan 25 özel öğrencinin diş kontrolleri ve tedavileri yapıldı. Uzman diş hekimleri, bireylerle tek tek ilgilenerek ağız sağlığının korunması konusunda hem öğrencileri hem de ailelerini bilgilendirdi. İhtiyaç duyan üyelerin temizlik, dolgu, çekim gibi tedavileri de titizlikle gerçekleştirildi. Ertesi gün de devam eden sağlık taramasında, dışarıdan başvuran 25 bireyin daha diş bakımları tamamlandı. Toplamda 50 özel gereksinimli bireyin yararlandığı bu hizmetle, ağız ve diş sağlığı konusunda farkındalık oluşturulurken, ihtiyaç duyan bireylere tedavi desteği verildi.</p>
<p><b>“YANLARINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”</b><br />Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal, “Kısa Süreli Engelli Dinlenme Merkezimizde hayata geçirdiğimiz bu sağlık taramasıyla, hem üyelerimizin hem de ilçemizdeki tüm özel bireylerin ağız ve diş sağlığına dair önemli bir adım attık. Kent Konseyimiz ve Engel Tanımayan Diş Hekimliği Derneği ile yaptığımız bu iş birliği ile 50 özel gereksinimli bireye dokunmuş olduk. Engelsiz bir Karşıyaka hedefiyle, özel bireylerimiz için projeler üretmeye ve yanlarında olmaya kararlılıkla devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyakada-ozel-bireylere-agiz-ve-dis-sagligi-taramasi-626991">Karşıyaka&#8217;da özel bireylere ağız ve diş sağlığı taraması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İbrahim Tatlıses ameliyat oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ibrahim-tatlises-ameliyat-oldu-626900</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 13:08:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[brahim]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[tatlıses]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626900</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sanatçı İbrahim Tatlıses’in tedavi süreci hakkında 11 Nisan 2026, (bugün) Acıbadem Altunizade Hastanesi Başhekimi Dr. Engin Çakmakçı ve ameliyatı gerçekleştiren Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca ortak bir açıklama yaptı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibrahim-tatlises-ameliyat-oldu-626900">İbrahim Tatlıses ameliyat oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sanatçı İbrahim Tatlıses’in tedavi süreci hakkında 11 Nisan 2026, (bugün) Acıbadem Altunizade Hastanesi Başhekimi Dr. Engin Çakmakçı ve ameliyatı gerçekleştiren Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca ortak bir açıklama yaptı. </p>
<p><strong>Başhekim Dr. Engin Çakmakçı</strong>, sanatçının tedavi sürecine yönelik şu bilgileri verdi: </p>
<p>“7 Nisan Salı günü yüksek ateş ve tansiyon düşüklüğü nedeniyle acil servisimize başvuran hastamız İbrahim Tatlıses&#8217;in tedavisi, yoğun bakım servisimizde devam etmekteydi. Enfeksiyon kaynağı olarak safra kesesi iltihabı tanısı konulmuştu. Tedavi süreci içerisinde iyiye gidiş gözlenildi ve Profesör Doktor Bilgi Baca ve cerrahi ekibi tarafından ameliyat edilmeye karar verildi.”</p>
<p>Ameliyatı gerçekleştiren <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca</strong> da, bu sabah gerçekleştirdikleri ameliyata yönelik şöyle konuştu: </p>
<p>“İbrahim Bey geldiği zaman çok şiddetli bir enfeksiyonu vardı. Bunun safra kesesi kaynaklı olduğu tanısını koyduktan sonra -tabi kullandığı birtakım kan sulandırıcı ilaçlar da olduğu için- bir süre antibiyotikle tedavi edip, bu enfeksiyonun da biraz düzelmesini bekledik. Hastamızı bu sabah 9 gibi ameliyata aldık. Tabi komplike bir safra kesesiydi. Yani ciddi bir enfeksiyonu vardı. O nedenle yoğun bakım şartlarında takip ediyorduk. Ameliyatta her şey çok iyi geçti. Herhangi bir komplikasyon görmedik. Ama tabii ki bu basit bir safra kesisi ameliyatı değil. Komplike bir ameliyat olduğu için yoğun bakımda takip edilecek. Önümüzdeki hafta da her şey yolunda giderse taburcu etmeyi planlıyoruz.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibrahim-tatlises-ameliyat-oldu-626900">İbrahim Tatlıses ameliyat oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gereksiz antibiyotik kullanımı küresel risk oluşturuyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-kuresel-risk-olusturuyor-626891</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 10:12:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[Antibiyotik Direnci]]></category>
		<category><![CDATA[Direnç]]></category>
		<category><![CDATA[doz]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gereksiz]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[oluşturuyor]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626891</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, küresel bir sağlık tehdidi olan antibiyotik direnci ile antibiyotiklerin doğru, bilinçli ve kontrollü kullanılması gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-kuresel-risk-olusturuyor-626891">Gereksiz antibiyotik kullanımı küresel risk oluşturuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, küresel bir sağlık tehdidi olan antibiyotik direnci ile antibiyotiklerin doğru, bilinçli ve kontrollü kullanılması gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların tedavisi zor ve bazen de imkansız olabiliyor!</strong></p>
<p>İlaçların belirli bir dozda oluşturduğu etkinin aynı dozda tekrarlayan kullanımlarından sonra azalması veya aynı etkiyi oluşturmak için daha yüksek dozda kullanılmalarının gerekliliğinin, ilaç etkisine karşı direnç gelişimi olarak tanımlandığını ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Aynı durum, etki mekanizması vücutta hastalık oluşturan patojenleri öldürmek veya baskılamak olan antibiyotikler, antineoplastikler gibi ilaçlar için geçerli olduğunda, ilaca dirençli patojenlerden bahsediliyor.” dedi.</p>
<p>Antibiyotiklerin bugüne kadar milyonlarca hayat kurtardığını ve tıpta devrim niteliği taşıdığını aktaran Dr. Mamçu, “Antibiyotikler hayat kurtarabilir, ancak her antibiyotik kullanımı antibiyotik direncinin gelişmesine katkı da sağlayabiliyor. Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların tedavisi zor ve hatta bazen imkansız olabiliyor. Antibiyotiğe dirençli mikroorganizmalar, toplumda, sağlık kurumlarında ve çevrede (toprak, su da dahil olmak üzere) çeşitli ortamlara hızla yayılabiliyor. Bu nedenle antibiyotik direnci insan, hayvan ve çevre sağlığını içeren tek sağlık sorunu.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dünyanın herhangi bir bölgesindeki sorun, tüm dünyanın sorunu!</strong></p>
<p>Antibiyotik direncinin tüm dünyayı ve sadece bugünü değil geleceği de ilgilendiren, çok önemli bir sağlık sorunu olduğunu vurgulayan Dr. Dilek Leyla Mamçu, şunları kaydetti:</p>
<p>“Günümüz teknolojik ve ekonomik koşullarının yardımıyla uluslararası seyahat sıklığının artmasının bir sonucu olarak, dünyanın herhangi bir bölgesinde ortaya çıkan antibiyotik direnci sorunu çok kısa süre içinde tüm dünyayı kapsayan bir boyuta ulaşıyor. Bu nedenle, ulusal düzenlemeler ve çalışmalar, dünya genelinde antibiyotik direncinin kontrol altına alınmasında kilit rol oynamakta, ancak başarıya ulaşmak için tüm ulusal programların aynı başarı seviyesine ulaşmaları gerekiyor. Zira dünyanın herhangi bir bölgesindeki sorun, tüm dünyanın sorunudur.”</p>
<p><strong>Antibiyotikleri çok daha dikkatli kullanmalıyız!</strong></p>
<p>Son dönemlerde tedavi alanına giren yeni antibiyotiklerin sayısının oldukça az olduğunu ve direnç sorununun tedavide yarattığı sorunları çözme beklentisini tam olarak karşılayamadıklarını kaydeden Dr. Mamçu, “Artık geçmişte olduğu gibi yeni bir antibiyotiğin kullanımı sonunda direnç gelişmesi ve yeni diğer bir antibiyotiğin tedavi alanına girmesi ve tekrar buna da direnç gelişmesi sonucu bir diğer yeni antibiyotiğin devreye girmesi dönemi kapanmıştır. Elimizde kalan antibiyotikleri çok daha dikkatli kullanmamız yani iyi yönetmemiz gereken bir dönemdeyiz.” dedi.</p>
<p>İdeal antibiyotik kullanımı için; doğru tanı sonrası doğru antibiyotiğin en uygun yoldan, etkin dozda, optimum aralıklarla, uygun süreyle verilmesi gerektiğini anlatan Dr. Mamçu, “Doğru antibiyotik kullanımı için, mikrobiyolojik olarak kanıtlanmış bakteriyel bir enfeksiyonun varlığı mutlaka sorgulanmalıdır. Tanı açısından gerekli değerlendirme yapılmadan ve enfeksiyon olmaksızın antibiyotik kullanılması, seçilen antibiyotiğin yanlış olması, antibiyotik dozunun yetersiz veya aşırı olması, doz aralıklarının uygunsuz olması durumlarında antibiyotikler uygun kullanılmamış olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Gelişen direnç günümüzde bütün insanlığı tehdit edecek düzeyde!</strong></p>
<p>Dr. Dilek Leyla Mamçu, son 50-60 yıl içinde antibiyotikler insan yaşamında en önemli katkıyı sağladığını ve ölümcül pek çok enfeksiyon hastalığının başarıyla tedavisini olanaklı kıldığını kaydederek, şöyle devam etti:</p>
<p>“Başta uygunsuz ve gereksiz kullanımları sonucu gelişen direnç nedeniyle etkilerini önemli oranda kaybetmişlerdir. Mikroorganizmalar kullanılan antibiyotiklere karşı er ya da geç direnç kazanmaktadır. Gelişen direnç günümüzde bütün insanlığı tehdit edecek düzeydedir. Çok ilaca karşı dirençli kökenlerle gelişen hastane enfeksiyonları hastanede kalışı ve ölüm oranlarını artırmakta ve çok fazla ek maliyete neden olmaktadır. Günümüzde sadece hastane kökenleri değil toplumdan kazanılmış kökenlerde de direnç önemli oranlarda artmakta bu olay sorunu daha da büyütüp ciddi boyutlara taşımaktadır.”</p>
<p><strong>Antibiyotikler soğuk algınlığı, nezle ve grip gibi viral hastalıkları iyileştirmez!</strong></p>
<p>Antimikrobiyallere direncin önlenmesi veya azaltılmasında tüm antibiyotik kullanım alanları (Tıp – Veterinerlik &#8211; Tarım) için ortak geliştirilmiş ulusal antibiyotik politikaları yanında enfeksiyon kontrol tedbirlerinin uygulanması gerektiğini dile getiren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ülkemizde antibiyotiklerin ancak doktor reçetesi ile satılabilmesi bu anlamda çok önemli bir yarar sağlamıştır.” dedi.</p>
<p>Hastalara ‘Doktorunuz tarafından gerekli görülmedikçe antibiyotik reçete edilemez. Doktorunuza bu konuda ısrarcı olmaktan kaçının’ uyarısında bulunan Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Antibiyotikler soğuk algınlığı, nezle ve grip gibi viral hastalıkları iyileştirmez, başkasına bulaşmasına engel olmaz. Antibiyotikleri mutlaka önerilen miktarda, önerilen saatlerde ve önerilen sürede kullanın. Kendinizi iyi hissetseniz bile tedaviniz tamamlanmadan antibiyotiği kesmeyin. Tedavi bittiğinde kalan antibiyotikleri saklamayın. Başkası için yazılmış antibiyotiği asla kullanmayın. Yararı olmayacağı gibi zarar görebilirsiniz.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-kuresel-risk-olusturuyor-626891">Gereksiz antibiyotik kullanımı küresel risk oluşturuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parkinson&#8217;da multidisipliner yaklaşım yaşam kalitesini iyileştiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/parkinsonda-multidisipliner-yaklasim-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-626744</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 18:38:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Pili]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[iyileştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[multidisipliner]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[Parkinson Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626744</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atlas Üniversitesi Hastanesi Nöromodülasyon Merkezi tarafından “Dünya Parkinson Günü” kapsamında düzenlenen “Parkinson Tedavisinde Multidisipliner Yaklaşımlar” başlıklı panelde Parkinson hastalığı farklı branştan uzmanların bakış açılarıyla tüm yönleriyle ele alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinsonda-multidisipliner-yaklasim-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-626744">Parkinson&#8217;da multidisipliner yaklaşım yaşam kalitesini iyileştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Atlas Üniversitesi Hastanesi Nöromodülasyon Merkezi tarafından “Dünya Parkinson Günü” kapsamında düzenlenen “Parkinson Tedavisinde Multidisipliner Yaklaşımlar” başlıklı panelde Parkinson hastalığı farklı branştan uzmanların bakış açılarıyla tüm yönleriyle ele alındı. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, Parkinson’un iyi bir takım çalışmasıyla yönetilmesi gereken bir hastalık olduğunu söyledi.  Hastalığın teşhis sürecinden başlayarak tedavi ve takip sürecinde birçok disiplinden çok geniş bir ekibin etkili rol oynadığını belirten Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Bu disiplinlerin iş birliği içinde çalışması gerekiyor. Bu ekip çalışması, hastanın ihtiyaçlarının belirlenmesi ve tedavinin kişiye özel planlanması sürecine önemli katkılar sağlıyor. Böylece hastalığın takibi ve hastanın yaşam kalitesinin iyileştirilmesi noktasında önemli sonuçlar elde ediliyor” dedi. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hasta ve hasta yakınlarının da katıldığı panelde, Parkinson’da erken belirtiler, tedavi ve hastalara yaklaşım, fizyoterapi desteği ve beslenmenin önemi gibi Parkinson hastalarının yaşamını ilgilendiren en temel konular hakkında uzmanları tarafından önemli bilgiler paylaşıldı.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Hastanesi Nöromodülasyon Merkezi ve Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen “Parkinson Tedavisinde Multidisipliner Yaklaşımlar” başlıklı panelde Parkinson hastalığı farklı yönlerden ele alındı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Parkinson’un yönetimi tam bir takım işi”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, açılış konuşmasında İngiliz doktor ve eczacı James Parkinson’dan ismini alan hastalığın teşhis ve tedavi sürecinde multidisipliner yaklaşımın önemli olduğunu vurguladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Parkinson hastalığı yönetiminin tam bir takım işi olduğunu belirten Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Parkinson, iyi bir takım çalışmasıyla yönetilmesi gereken bir hastalık. Parkinson’un teşhis sürecinden başlayarak tedavi ve takip sürecinde nöroloji, beyin ve sinir cerrahisi, psikiyatri, nöropsikoloji, fizyoterapi ve rehabilitasyon, ergoterapi, dil ve konuşma terapisi ve beslenme uzmanlarından oluşan çok geniş bir ekip etkili rol oynuyor. Bu disiplinlerin iş birliği içinde çalışması, hastanın ihtiyaçlarının belirlenmesi ve tedavinin kişiye özel planlanması gibi çok önemli kararların alınmasında etkili oluyor. Böylece hastalığın takibi ve hastanın yaşam kalitesinin iyileştirilmesi noktasında önemli sonuçlar elde ediliyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Beyin pilinde doğru ve uygun hasta seçimi çok önemli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Parkinson tedavisinde etkili olan, “beyin pili” olarak bilinen Derin Beyin Stimülasyonu uygulamaları ile ilgili bilgi de veren Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Beyin pili uygulaması, hastalığı tedavi etmiyor. Hastalığın oluşturduğu şikayetlerin şiddetini azaltıyor. Beyin pili uygun hastalarda uygulanan bir yöntem. Bu nedenle doğru ve uygun hasta seçimi çok önemli. Bu ameliyatlara beyin ve sinir cerrahisi olarak tek başımıza karar vermiyoruz. Parkinson hastasının önce bir hareket bozukluğu nörolojisi uzmanı tarafından muayene edilip değerlendirilmesi gerekiyor. İyi bir cerrahi planlama yapılması çok önemli. Doğru bir cerrahi teknik uygulamak gerekiyor. Ameliyat sonrasında da bataryayı çok iyi ayarlamak gerekiyor. Kısaca, bu bir takım oyunu. Parkinson böyle bir hastalık. Tek bir ekibin altından kalkacağı bir hastalık değil, çok disiplinli bir ekip işi olarak ele alınmalı” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Parkinson hastalığı farklı yönleriyle ele alındı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Açılış konuşmasının ardından başlayan panelin ilk konuşmacısı olan Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Meltem Can İke, “Parkinson Hastalığı Nedir? Erken Belirtiler Nelerdir?” başlıklı sunumunda hastalıkla ilgili bilgi verdi, belirtilere dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Seda Bostan, “Parkinson Hastalığına Eşlik Eden Hareket Dışı Belirtiler Nelerdir?” başlıklı sunumunu yaparken Doç. Dr. Zeynep Tüfekçioğlu, “Parkinson Hastalığında Tedavi Yöntemleri ve Yaşam Hedefleri Nelerdir?” başlıklı sunumunda hastalığın tedavi yöntemlerine ilişkin bilgi verildi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Parkinson’da beyin pili tedavisi  </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Ali Osman Muçuoğlu, “Beyin Pili Parkinson Hastalığında Nasıl Yardımcı Olur?” başlıklı sunumunda Derin Beyin Stimülasyonu ve tedavideki önemini anlattı. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Parkinson’da psikiyatrik belirtiler ve etkiler ele alındı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Filiz Karalar, “Parkinson Hastalığında Psikiyatrik Belirtiler” ve Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “DBS ve Psikiyatrik Semptomlar” hakkında bilgi verdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Parkinson hastalığında nöropsikoloji, dil ve konuşma terapisi, fizyoterapi ve beslenme tartışıldı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Fatma Göral, “Parkinson Hastalığında Nöropsikolojik Değerlendirmenin Önemi”; Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Merve Savaş ise “Parkinson Hastalığında İletişim, Ses ve Yutma Bozukluklarının Yönetimi” konusunu ele aldı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. Hilal Denizoğlu Külli, “Parkinson’da Fizyoterapinin Etkileri”ni ele aldığı panel Atlas Üniversitesi Hastanesi’nden Diyetisyen Nilay Cansever’in “Parkinson Hastalığında Beslenme” sunumuyla sona erdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Parkinson hastaları tecrübelerini paylaştı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Panele katılan Parkinson hastaları da tedavi süreçlerine ilişkin bilgi verdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Evli, iki çocuk annesi, öğretmen Zeliha Bozkurt (54), Burhaniye’de yaşıyor. 10 yıldır Parkinson hastası olan Zeliha Bozkurt, 2009’da Almanya’dan Türkiye’ye döndü. 5 yıl Düzce’de görev yaptıktan sonra Balıkesir Dursunbey’de köy okuluna atandığı süreçte çeşitli zorluklar yaşadı. Disiplinli ve düzeni seven biri olarak kendini tanıtan Zeliha Bozkurt’un hastalık şikayetleri o dönemlerde hareketlerde yavaşlama ile başladı. Atlas Üniversitesi Hastanesi’ne başvurduğunda donmaları ve istemsiz hareketlerinin olduğunu belirten Zeliha Bozkurt, Kasım 2025’te geçirdiği ameliyatın ardından şu anda günlük yaşam aktivitelerini rahat gerçekleştirebildiğini, kasılmalarının rahatladığını ve şikayetlerinin büyük ölçüde azaldığını söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Evli, emekli turizmci Mehmet Bilgiç (59), Gebze’de yaşıyor. 10 yıldır Parkinson hastası olan Bilgiç, şikayetlerinin sağ tarafta titremeyle başladığını, titremenin bir yıl içinde sol tarafına da geçtiğini kaydetti. Ocak 2021’de ameliyat olan Mehmet Bilgiç, artık eşinden destek almadan günlük yaşamını idame ettirebildiğini, özgüveninin yerine geldiğini ve titremelerinin yok denecek kadar az düzeyde olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Titremeleri büyük ölçüde azaldı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bir devlet kuruluşunda memur olan Yusuf Binici (63), 12 yıldır Parkinson hastası. Sol tarafında titremeyle başlayan hastalığı zamanla ilerledi. Gün içinde hareket yavaşlığı ve donma yaşayan Yusuf Binici, Ocak 2022’de ameliyat oldu. Şu an aktif olarak çalışan Yusuf Binici, titremelerinin yok denecek kadar az durumda olduğunu söyledi. Yusuf Binci düzenli olarak kontrollerine geldiğini, gerekli ilaç/pil ayarlarının yapıldığını ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yaşam kalitesinde önemli ölçüde düzelme görüldü</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Emekli Mesut Öztürk (64) Edirne’de yaşıyor. Hastalığı 15 yıl önce başlayan ve yaşam kalitesi düşen Mesut Öztürk, 1,5 yıl önce beyin pili ameliyatı oldu. Ameliyatın ardından yaşam kalitesinde önemli ölçüde düzelme görüldü. Havva Öztürk, eşinin ameliyat sonrası yaşam kalitesinin daha iyi olduğunu, eşinin sosyalleştiğini, markete gitmek ve yürüyüş yapmak gibi günlük ihtiyaçlarını kendisinin karşılayabildiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinsonda-multidisipliner-yaklasim-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-626744">Parkinson&#8217;da multidisipliner yaklaşım yaşam kalitesini iyileştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parkinsonda Sabır, Anlayış ve Doğru Tedavi Hayat Değiştiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/parkinsonda-sabir-anlayis-ve-dogru-tedavi-hayat-degistiriyor-626729</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 18:22:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlayış]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[değiştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[parkinsonda]]></category>
		<category><![CDATA[sabır]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626729</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl 11 Nisan parkinson hastalığına dikkat çekmek için bir farkındalık günü olarak anılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinsonda-sabir-anlayis-ve-dogru-tedavi-hayat-degistiriyor-626729">Parkinsonda Sabır, Anlayış ve Doğru Tedavi Hayat Değiştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl 11 Nisan parkinson hastalığına dikkat çekmek için bir farkındalık günü olarak anılıyor. Ancak parkinson hala çoğu kişi tarafından yalnızca “el titremesi” olarak biliniyor. Parkinson beynin derinlerinde sessizce başlayan ve zamanla yaşamın birçok alanını etkileyen kompleks bir nörolojik süreçtir. Parkinson hastalarının çoğu zaman yavaş hareket ettikleri, mimikleri azaldığı ya da konuşmaları değiştiği için yanlış anlaşılabildiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Nöroloji Uzmanı Dr. Tuğba Okluoğlu “Biraz sabır ve anlayış bazen en etkili destek olabilir. Parkinson hastalığı doğru yaklaşım, erken tanı ve kişiye özel tedavi ile birlikte yönetilebilen bir yolculuktur.<strong> </strong>Ve en güçlü tedavilerden biri de farkındalıktır” diyor. Uzm. Dr. Tuğba Okluoğlu parkinson hastalığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Parkinson sadece hareket hastalığı değildir</strong></p>
<p>Parkinson hastalığı, beynin hareketleri düzenleyen bölgelerinde dopamin üreten hücrelerin kaybı ile ortaya çıkar. Bu kayıp hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertlik ve titreme gibi belirtilere yol açar. Ancak çoğu zaman gözden kaçan gerçek şudur: Parkinson sadece bir hareket hastalığı değildir.<br /><strong>Belirtileri nelerdir?</strong></p>
<p>Uyku bozuklukları, koku kaybı, kabızlık, depresyon ve bilişsel değişiklikler…<br /> Tüm bu belirtiler hastalığın aslında çok daha geniş bir etki alanına sahip olduğunu gösterir. Hatta bazı hastalarda bu bulgular, motor belirtilerden yıllar önce başlayabilir.<br /><strong>Erken tanı hastalığın seyrini değiştirir</strong></p>
<p>Parkinson hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebilecek en önemli adımdır. Çünkü doğru zamanda başlanan tedavi, yalnızca belirtileri kontrol etmekle kalmaz. Hastanın günlük yaşamını, bağımsızlığını ve hatta sosyal ilişkilerini korumasına yardımcı olur.<br /><strong>Tedavi sadece ilaçtan ibaret değil</strong></p>
<p>Parkinson hastalığını tamamen ortadan kaldıran bir tedavi henüz yok.<br /> Ama hastalığı yönetmek için güçlü ve giderek gelişen seçenekler var. İlaç tedavileri temel yaklaşımı oluştururken, ileri evrelerde uygulanan beyin pili (derin beyin stimülasyonu) önemli bir dönüm noktasıdır. Bununla birlikte son yıllarda, özellikle gün içinde belirgin dalgalanmalar yaşayan hastalarda sürekli ilaç veren pompa tedavileri öne çıkıyor. </p>
<p>İnce bağırsağa yerleştirilen sistemlerle uygulanan intestinal levodopa tedavisi veya deri altından sürekli ilaç verilmesini sağlayan cilt altı pompa sistemleri, hastaların gün içindeki “iyi ve kötü dönem” geçişlerini azaltarak daha stabil bir yaşam sunabiliyor. Tüm bu gelişmeler parkinson tedavisinin artık tek tip değil, kişiye özel ve dinamik bir süreç olduğunu gösteriyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>Egzersiz tedavinin ayrılmaz bir parçası</strong></p>
<p>Bilimsel veriler, egzersizin parkinson hastalığında yalnızca kasları değil, doğrudan beyni etkilediğini ortaya koyuyor. Düzenli fiziksel aktivite; dengeyi, yürüyüşü ve koordinasyonu geliştirmenin ötesinde, beynin kendini yeniden organize etme kapasitesini artırıyor. Yani egzersiz, bu hastalıkta sadece öneri değil, tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.</p>
<p><strong>Anlayış en büyük destektir </strong></p>
<p>Sonuç olarak parkinson hastalığı, sadece titreme ile kısıtlı bir tablo değil; erken tanı, doğru tedavi ve yüksek farkındalıkla yürünmesi gereken uzun bir yolculuktur. Hastalara sunulacak en büyük ilaç, onların bu yavaşlayan dünyasına gösterilecek anlayış ve erken tanının sunduğu imkanlardır. Farkındalıkla atılan her adım parkinsonlu bir bireyin hayatında yeni bir hareket alanı açar. Farkındalık hastalar için en az ilaçlar kadar hayati bir destektir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinsonda-sabir-anlayis-ve-dogru-tedavi-hayat-degistiriyor-626729">Parkinsonda Sabır, Anlayış ve Doğru Tedavi Hayat Değiştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Can dostlar için Menemen&#8217;de rekor tedavi sayısına ulaşıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/can-dostlar-icin-menemende-rekor-tedavi-sayisina-ulasildi-626428</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 13:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[can]]></category>
		<category><![CDATA[Can Dost]]></category>
		<category><![CDATA[dostlar]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[menemen]]></category>
		<category><![CDATA[Menemen Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[rekor]]></category>
		<category><![CDATA[sayısına]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşıldı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626428</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menemen Belediyesi, ilçedeki tüm canlıların yaşam haklarına verdiği değerle, can dostlar için çalışmalarını hız kesmeden sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/can-dostlar-icin-menemende-rekor-tedavi-sayisina-ulasildi-626428">Can dostlar için Menemen&#8217;de rekor tedavi sayısına ulaşıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><i>Menemen Belediyesi, ilçedeki tüm canlıların yaşam haklarına verdiği değerle, can dostlar için çalışmalarını hız kesmeden sürdürüyor. İzmir&#8217;deki ilçe belediyeleri arasında gece de hizmet veren tek hayvan ambulansına sahip Menemen Belediyesi, 2021&#8217;den bugüne 50 bini aşkın can dostun tedavisini gerçekleştirdi. Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, &#8220;697 kilometrekarelik alanımızdaki her cana karşı sorumluluğumuz var. Patili dostlarımızın da daha sağlıklı ve mutlu olması için Türkiye&#8217;nin en modern bakım evindeki çalışmalarımızda hız kesmiyoruz.&#8221; dedi.</i></b></p>
<p>Menemen Belediyesi Geçici Hayvan Bakım Evi ve Rehabilitasyon Merkezi; güleryüzlü ve uzman kadrosu ve başarılı çalışmalarıyla örnek gösteriliyor. Seyrek&#8217;te 15 bin metrekare arazide kurulu olan merkez; 26 hasta bakım padoku, 15 yarı açık padok ve 7 toprak alanda can dostları ağırlıyor. 4 hekim, 4 tekniker, 4 klinik personeli, 5 hayvan nakil personeli olmak üzere alanında uzman toplam 36 kişinin görev yaptığı tesiste kısırlaştırmadan tedaviye, sahiplendirmeden çip takmaya kadar birçok çalışma gerçekleştiriliyor.</p>
<p><b>İzmir&#8217;de tek!</b></p>
<p>İzmir&#8217;de mesai saatinden sonra gece yarısına kadar her an müdahaleye hazır şekilde hayvan ambulansı bulunduran tek ilçe belediyesi olan Menemen Belediyesi&#8217;ne bağlı tesis, hizmet rakamlarıyla da göz dolduruyor. Bu kapsamda 2011 yılında gerçekleştirilen açılıştan 2026&#8217;ye dek tam 47 bin 81 muayene gerçekleştirilen tesiste, 5 bin 885 hayvanın da kısırlaştırılması gerçekleştirdi. 6 bin 351 kuduz aşısı, 14 bin 340 parazit uygulaması, 8 bin 836 mikroçip takım işlemi yapılan Geçici Hayvan Bakım Evi ve Rehabilitasyon Merkezi&#8217;nde, 732 can dost da sahiplendirilerek yeni yuvalarına kavuşturuldu.</p>
<p><b>&#8220;Yeni yer tahsisi için talepte bulunduk&#8221;</b></p>
<p>Bakım evine ilişkin konuşan Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, &#8220;2011&#8217;de Haluk Levent ile açtığımız tesisimiz, bugüne kadar ekibimizin üstün performansıyla bir gurur kaynağı oldu. 500 can dostumuza ev sahipliği yapan tesisimizde, patili dostlarımızın tedavilerini gerçekleştirirken, aynı zamanda sahiplendirme konusunda da yoğun bir çalışma yürütüyoruz. Yaşamımızda bizlere dostluk eden, evimizi bahçemizi sahiplenerek koruyan can dostlarımız için çok daha fazlasını yapmak için de kollarımızı sıvadık. Tarım ve Orman Bakanlığı&#8217;mızdan 50 bin metrekarelik arazi tahsis talebinde bulunduk. Talebin kabul görmesiyle birlikte en kısa sürede çok daha büyük bir alanda hizmet vermek adına projemize başlayacağız. Çünkü biliyoruz ki Menemen, tüm canlıların ahengiyle mutlu, can dostlarımızın bizlere sunduğu sonsuz sevgileriyle güzel bir ilçe.&#8221; ifadelerini kullandı.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/can-dostlar-icin-menemende-rekor-tedavi-sayisina-ulasildi-626428">Can dostlar için Menemen&#8217;de rekor tedavi sayısına ulaşıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İbrahim Tatlıses&#8217;in tedavisi devam ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ibrahim-tatlisesin-tedavisi-devam-ediyor-626404</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 12:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[brahim]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[tatlıses]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626404</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sanatçı İbrahim Tatlıses’in Acıbadem Altunizade Hastanesi Acil Servisine başvurmasıyla başlayan tedavi süreci hakkında 9 Nisan 2026, (bugün) bir açıklama yapan Başhekim Dr. Engin Çakmakçı şunları söyledi: </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibrahim-tatlisesin-tedavisi-devam-ediyor-626404">İbrahim Tatlıses&#8217;in tedavisi devam ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sanatçı İbrahim Tatlıses’in Acıbadem Altunizade Hastanesi Acil Servisine başvurmasıyla başlayan tedavi süreci hakkında 9 Nisan 2026, (bugün) bir açıklama yapan Başhekim Dr. Engin Çakmakçı şunları söyledi: </p>
<p>“7 Nisan 2026, Salı günü hastanemiz acil servisine başvuran hastamız İbrahim Tatlıses’in bilinci açık ve genel durumu iyidir. Tedavisi, tedbir amaçlı olarak yoğun bakım servisinde devam etmektedir. Safra kesesi kaynaklı bakteriyel bir enfeksiyon olan kolesistit (safra kesesi iltihabı) tanısı ile antibiyotik tedavisine başlanmış olup, tedaviye olumlu yanıt alınmaktadır. Tedavi yanıtının klinik olarak aynı şekilde sürmesi durumunda önümüzdeki hafta safra kesesi ameliyatı (kolesistektomi) yapılması planlanmaktadır.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibrahim-tatlisesin-tedavisi-devam-ediyor-626404">İbrahim Tatlıses&#8217;in tedavisi devam ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menopozda hormon tedavisi her kadın için uygun değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menopozda-hormon-tedavisi-her-kadin-icin-uygun-degil-626347</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 10:28:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon Replasman Tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[menopozda]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626347</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menopoz kadınlarda adet döngüsünün ve doğurganlığın sona erdiği yaşam evresi olarak tanımlanıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopozda-hormon-tedavisi-her-kadin-icin-uygun-degil-626347">Menopozda hormon tedavisi her kadın için uygun değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Menopoz kadınlarda adet döngüsünün ve doğurganlığın sona erdiği yaşam evresi olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde menopoz yaşı ortalama 50-52 iken ülkemizde kadınlar genellikle 47-49 yaşları arasında bu döneme giriyor. Kadının yaşamında doğal bir geçiş süreci olsa da beraberinde getirdiği fiziksel ve psikolojik değişimler yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor. Menopozda östrojen ve progesteron hormonlarının azalması; sıcak basmaları, gece terlemeleri, uyku sorunları ve ruh hali dalgalanmaları gibi sorunlara yol açabiliyor. Uzun vadede ise kardiyovasküler hastalıklar ve kemik yoğunluğunda azalma (osteoporoz) riski  artıyor. Bu olumsuz etkileri azaltmada öncelikle yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşıyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı  Dr. A. Ezgi Sancaklı, </strong>menopoz döneminde biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin (HRT) uygun hasta grubunda ve hekim kontrolünde önemli faydalar sağladığına dikkat çekerek, “Her kadın perimenopoz ve menopoz dönemindeki bulgularını takip etmeli ve gerekli durumlarda bu tedaviden faydalanmalıdır. Tedavi uygun hastaya, uygun dozda, uygun zamanda verildiğinde, düzenli doktor takibiyle birlikte oldukça etkili sonuçlar alınmaktadır” diyor. <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı,</strong> hormon replasman tedavisi hakkında en  çok yöneltilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>Hormon replasman tedavisi  (HRT) nedir?</strong></p>
<p>Hormon replasman tedavisi, menopozla birlikte azalan östrojen ve progesteron hormonlarının takviye edilmesini  amaçlıyor. Tedavinin temel  hedefi; sıcak basması ve vajinal kuruluk gibi menopoz belirtilerini hafifletmek, ayrıca özellikle kemik ile kalp sağlığı üzerindeki uzun vadeli olumsuz etkilerini azaltmaktır. Hormon replasman tedavisi; sadece östrojen veya östrojen ile birlikte progesteron tedavisi olmak üzere iki gruba ayrılıyor. Ağızdan, cilt üzerinden veya vajinal yoldan gerçekleştirilebiliyor. Bazı preparatlar enjeksiyon veya implant (cilt altı) olarak da uygulanabiliyor. Günümüzde tedavi planlamasında biyoeşdeğer hormonların tercih edildiğini belirten Dr. A. Ezgi Sancaklı, ”Biyoeşdeğer hormon tedavisi, klasik sentetik hormon tedavisinden farklı olarak, vücuttaki hormonlar ile birebir aynı kimyasal yapıdadır. Bu sayede, özellikle mikronize progesteronun kullanımı sentetik hormonlara göre yan etki risklerini azaltır. Biyoeşdeğer tedaviler kişiye özel dozlarda uygulanabilir” diyor. </p>
<p><strong>Her kadın için gerekli midir? </strong></p>
<p>Hormon replasman tedavisini her kadının kullanması zorunlu değildir. Ancak her kadında özellikle perimenopoz döneminde başlanarak yaşam tarzı düzenlemeleri öneriliyor. Kemik ve kas sağlığını artırmaya yönelik direnç egzersizleri yapmak, sigarayı bırakmak, kafein tüketimini azaltmak, sıvı tüketimini artırmak, dengeli ve düzenli beslenmek, yeterli protein almak, kalsiyum ve D vitamini alımını sağlamak yapılabilecek değişikliklerin başında geliyor. Bunların yanı sıra düzenli jinekolojik muayeneler, meme kanseri taramaları, kardiyovasküler  değerlendirmeler ve kemik yoğunluğu ölçümü büyük önem taşıyor. Dr. A. Ezgi Sancaklı, yaşam tarzı değişikliklerinin ve tarama programlarının perimenopoz olarak adlandırılan menopoz öncesi dönemden itibaren önerildiğini belirterek, “Bazı kadınlarda özellikle sıcak basması ve vajinal kuruluk gibi semptomlar çok şiddetli olabilir.  Uygun olan hasta grubunun bu şikayetlerinde biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinden faydalanması son derece kıymetlidir” bilgisini veriyor.  </p>
<p><strong>Tedavi nasıl planlanıyor? </strong></p>
<p>Hormon replasman tedavisi standart bir uygulama değildir; tamamen kişiye özel planlanıyor ve düzenli doktor takibi gerekiyor. Kadının yaşı, şikayetleri, risk faktörleri, kronik hastalıkları, rahim alma ameliyatı öyküsü, menopoz süresi, kan değerleri ve pıhtılaşma riski gibi bulgular detaylı olarak değerlendiriliyor. Tüm bu veriler doğrultusunda hangi hormonun, hangi dozda, hangi yolla (ağızdan, vajinal veya cilt üzerine) ve ne kadar süreyle kullanılacağı belirleniyor.  </p>
<p><strong>Kimler hormon replasman tedavisinden faydalanamaz? </strong></p>
<p>Hormon replasman tedavisi her kadın için uygun olmuyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı, hormon tedavisi önerilmeyen durumları “Tanı konulmamış vajinal kanama, meme kanseri öyküsü, daha önce geçirilmiş inme, pıhtılaşma bozukluğu, yumurtalık veya rahim kanseri, aktif karaciğer hastalığı veya yüksek riskli koroner kalp hastalığı” olarak sıralıyor.</p>
<p><strong>Tedaviye ne zaman başlamak gerekiyor?</strong></p>
<p>Hormon replasman tedavisine 60 yaşından önce veya menopozdan sonraki ilk 10 yıl içinde başlanması öneriliyor. Yapılan çalışmalar, bu dönemde başlanan tedavinin kadınlarda tüm hastalıklara bağlı ölüm riskini azaltabildiğini gösteriyor. Buna karşılık, menopozdan uzun süre sonra başlanan tedaviler ise pıhtı oluşumu ve kalp damar hastalıkları açısından risk oluşturabiliyor.</p>
<p><strong>Hormon replasman tedavisi ne kadar sürüyor? </strong></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı, hormon tedavisinin süresinin kişiye özel olarak belirlendiğini belirterek, şu bilgileri paylaşıyor: “Genel yaklaşım; en düşük etkili dozun gerekli olduğu süre boyunca kullanılmasıdır. Tedavi genellikle 2-5 yıl sürmektedir. Ancak, semptomlar devam ediyorsa ve tedavinin sağladığı fayda olası risklerden daha fazlaysa tedavi süresi doktor kontrolünde uzatılabilmektedir.” </p>
<p><strong>Kalp hastalığı riskini önleyebilir mi? </strong></p>
<p>Menopoz sonrası östrojen azalması kalp &#8211; damar hastalıkları riskini artırıyor.  Yapılan çalışmalarda, menopoz sonrası erken dönemde başlanan hormon tedavisinin kadınlarda iskemik inme, venöz tromboembolizm ve kalp yetmezliği gibi kalp &#8211;  damar hastalıklarının gelişme riskini azaltabildiği gösterilmiş. Ancak, hormon replasman tedavisine sadece kalp damar hastalıklarını önlemek amacıyla başlanması önerilmiyor. </p>
<p><strong>Kemik erimesine karşı etkili oluyor mu?</strong></p>
<p>Östrojen azalması kemik kaybını hızlandırabiliyor ve osteoporoz riskini artırabiliyor. Hormon replasman tedavisinin osteoporozun önlenmesinde ilk tedavi seçeneği olmadığını belirten<strong> </strong>Dr. A. Ezgi Sancaklı,<strong> </strong>“Hormon replasman tedavisi 45-55 yaşları arasındaki kadınlarda kemik kaybı ve kırık riskini azaltmaya yardımcı olabilmektedir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Hormon replasman tedavisi güvenli bir yöntem midir? </strong></p>
<p>Güncel kılavuzlarda, biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin risk faktörü bulunmayan kadınlarda meme kanseri ve kalp krizi riskini arttırmadığı belirtiliyor. Ayrıca, doğru hasta grubunda, doğru zamanda ve doğru uygulama yoluyla kullanıldığında büyük ölçüde faydalı ve güvenli olduğu aktarılıyor. Biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin kadınlarda tüm nedenlere bağlı ölüm oranını azalttığı yapılan çalışmalarla gösterilmiş. 2025 yılında FDA (ABD Gıda ve İlaç Dairesi) hormon replasman tedavisi üzerinde bulunan “kara kutu” uyarısını resmen kaldırdığını duyurdu. Bu yenilikle biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin kullanımının uygun hastalar için güvenli olduğu belirtildi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı,<strong>  </strong>ancak hormon replasman tedavisinin<strong> </strong>uygun olmayan hasta gruplarında kullanıldığında pıhtı, inme ve endometrium kanseri riskini artırdığı uyarısında bulunarak, “Bu nedenle, hormon replasman tedavisi öncesinde tüm risk faktörlerinin dikkatlice değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Bitkisel ürünler hormon replasman tedavisine alternatif olabilir mi? </strong></p>
<p>Bitkisel ürünler (fitoöstrojenler)  menopoza bağlı hafif semptomların giderilmesine yardımcı olabiliyor. Ancak, bu ürünler hormon replasman tedavisinin sağladığı vücuttaki bütüncül etkiyi yerine getiremiyor, etkinliği ve güvenilirliği hormon tedavisi kadar güçlü bilimsel verilerle desteklenmiyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopozda-hormon-tedavisi-her-kadin-icin-uygun-degil-626347">Menopozda hormon tedavisi her kadın için uygun değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yenişehir Belediyesi&#8217;nden bilinçlendiren buluşma</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yenisehir-belediyesinden-bilinclendiren-bulusma-626110</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:18:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçlendiren]]></category>
		<category><![CDATA[buluşma]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[Menopozun]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yenişehir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626110</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menopozda hormon tedavisinden beslenmeye, kemik sağlığından cinsel yaşama kadar merak edilen tüm tabular Yenişehir’de masaya yatırıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yenisehir-belediyesinden-bilinclendiren-bulusma-626110">Yenişehir Belediyesi&#8217;nden bilinçlendiren buluşma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Menopozda hormon tedavisinden beslenmeye, kemik sağlığından cinsel yaşama kadar merak edilen tüm tabular Yenişehir’de masaya yatırıldı. Uzman hekimlerin modern tıbbi yöntemleri paylaştığı panelde; protein tüketiminden direnç egzersizlerine, biyolojik hormonların güvenliğinden D vitamininin önemine kadar kadınların bu dönemi daha kaliteli geçirmesini sağlayacak kapsamlı bir sağlık rehberliği sunuldu.<br />Mersin Yenişehir Belediyesi, kadın sağlığını merkeze alan etkinliklerine bir yenisini daha ekledi. Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü ve İyilik Çemberi Derneği işbirliğinde Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen ‘Menopoz; Kaostan Dengeye Yolculuk’ panelinde menopozun yarattığı belirsizlik bulutları uzman görüşleriyle dağıtıldı. Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit’in eşi Eczacı Senem Özyiğit’in de katıldığı panelde menopozun bir son değil, modern tıbbın imkanları ve doğru psikolojik yaklaşımla sağlıklı bir yaşam evresine dönüştürülebileceği vurgulandı. <br />ÖZYİĞİT: BİRBİRİMİZE GÜÇ VERMELİYİZ<br />Panelin açılış konuşmasını yapan Eczacı Senem Özyiğit, menopozun, kadınlar için hormonal döngünün bir sonu olduğu kadar aynı zamanda yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu ifade ederek, “Bu süreci bilinçle karşılamak ve birbirimizi desteklemek her zamankinden daha kıymetli. Biz kadınlar Hayatın her alanında varız. Sadece anne, eş ya da çalışan değil, aynı zamanda üreten, dönüştüren ve topluma yön veren güçlü bireyleriz. Hayatın farklı evrelerinden geçerken birbirimize destek olmazsak, birbirimizi güçlendirmezsek ilerlemek çok daha zor hale gelir.Oysa dayanışma içinde olduğumuzda hem bireysel hem de toplumsal olarak çok daha güçlü oluruz. Özellikle ekonomik zorluklar toplumsal baskılar ve kadına yönelik şiddet gibi sorunlara karşı omuz omuza durmalı, birbirimize güç vermeliyiz. Çünkü biliyoruz ki kadın güçlendikçe toplum gelişir. Bugün bu anlamlı günde burada bulunmanız bu dayanışmanın en güzel göstergesidir” dedi. <br />KAYIP DEĞİL, YENİDEN YAPILANMA<br />Sürecin ruhsal haritasını çıkaran Uzm. Psikolog Gülnihal Bilim de, menopozun sadece biyolojik bir değişim değil, derin bir psikolojik eşik olduğuna dikkat çekerek, “Menopoz, aslında bir kayıp ve yeniden yapılanma sürecidir. Doğurganlığın sona ermesi ve rollerin dönüşmesi, bilinçdışı düzeyde bir &#8216;rol kaybı yası&#8217; tetikleyebilir. Kadın bu süreçte aslında yeni bir kıtaya ayak basmıştır ancak henüz orada nasıl yaşayacağını bilmemektedir. Bu bir bozulma değil; kadının kendi merkezine doğru yaptığı zorunlu ama iyileştirici bir yolculuktur” dedi. Menopozda yaşanan bedensel değişimlerin bazen panik atak belirtileriyle karıştırılabildiğini vurgulayan Bilim, nefes darlığı gibi ayırt edici noktaların bilinmesinin kadındaki kontrol kaybı hissini yatıştırdığının altını çizdi.<br />UZMAN HEKİMLERDEN TIBBİ REHBERLİK<br />Moderatörlüğünü Uzm. Ecz. Özge Güldali Dutlu’nun üstlendiği panelde; kadın hastalıkları ve doğum uzmanları Op. Dr. Nihal Erdoğan, Op. Dr. Türkan Saymaz İlhan ve Op. Dr. Nesrin Ceylan Aydın; hormon değişimlerinden kemik sağlığına, modern tedavi yöntemlerinden koruyucu hekimliğe kadar fizyolojik süreci detaylandırarak katılımcılara kapsamlı bir tıbbi yol haritası sunarak, katılımcıların sorularını yanıtladı.Kadınlara olan desteğinden dolayı Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyğit’e teşekkür eden Uzm. Eczacı Özge Güldali Dutlu, “Menopoz dediğimiz sadece bir eşik. Ancak bizim hayatımızın yaklaşık üçte birini kapsayan bir süreçten bahsediyoruz. Ve bu süreç bizlerin hem fizyolojik, hem ruhsal dönüşüm sürecimizi kapsayan bir dönem” dedi. Menopozun 40’lı yaşlardan itibaren başlayan bir yolculuk olduğunu belirten Op. Dr. Nihal Erdoğan, Türkiye’de menopoz yaşının ortalama 50 kabul edildiğini ancak bu eşiğin giderek erkene çekildiğini vurguladı. Erdoğan, bu süreci yönetmek için şu somut önerileri paylaştı: “Kas kütlesini korumak ve insülin direncini kırmak için kilo başına 1.2 gram protein tüketilmeli. Toplumun yüzde 70’inde eksik olan D vitamininin, ruh hali ve kemik sağlığı için 50-70 seviyelerinde tutulması kritik önem taşıyor. Pilates ve yoganın ötesinde, kas ve kemik sağlığı için mutlaka direnç (ağırlık) egzersizleri programa eklenmeli. Herkes hormon tedavisi almak zorunda değil ama herkes böyle bir imkanın varlığını bilip kararını kendisi vermeli.” <br />HORMON TEDAVİSİ VE MEME KANSERİ KORKUSU<br />Hormon replasman tedavisi (HRT) hakkındaki ön yargılara değinen Op. Dr. Nesrin Ceylan Aydın ise, meme kanseri riskinin yanlış yorumlandığını ifade etti. Aydın, &#8220;Sadece sağlıksız beslenmek bile, meme kanseri riskini modern hormon tedavilerine kıyasla yaklaşık 4 kat daha fazla artırıyor. Uzun süre sentetik hormonların yarattığı korku nedeniyle kadınlar bu tedaviden mahrum kaldı; oysa biyolojik hormonlar süreci çok daha güvenli hale getiriyor” dedi.Menopoz döneminde cinselliğin sosyal ve fiziksel önemine dikkat çeken Op. Dr. Türkan Saymaz İlhan, bu evrenin cinsel yaşamın sonu olmadığını hatırlatarak, “Kadın cinselliğinin temelinde beğenilme ve ruhsal tatmin yatar. Hormonal denge sağlandığında istek de yerine gelir. Düzenli bir cinsel yaşam sadece üreme değil; oksitosin salgılanmasıyla çift bağlarını güçlendirir, kalp damar sağlığını korur ve cildi güzelleştirir. Bu dönemde istek, gençlik yıllarındaki gibi anlık değil, genellikle etkileşim ve motivasyonla birlikte sonradan artış gösterir.” ifadelerini kullandı. <br />ÜRETİM VE NEFESLE GELEN DENGE<br />Etkinlik kapsamında, kadınların üretim yaparak sosyalleştiği bir aksesuar tasarımı atölyesi de gerçekleştirildi. Yenişehir İlçe Sağlık Müdürlüğünün sağlık bilgilendirme ve farkındalık stantlarında Sağlıklı Hayat Merkezi, KETEM ve Menopoz Okulu gibi kadın sağlığına ilişkin konularda hizmetler tanıtılıp bilgilendirmeleri yapılırken; program, Nefes Koçu Dilek Özer’in yaptırdığı nefes farkındalığı uygulamasıyla son buldu. Katılımcılar, hem zihinsel hem de bedensel bir dengeyle etkinlikten ayrıldı.</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yenisehir-belediyesinden-bilinclendiren-bulusma-626110">Yenişehir Belediyesi&#8217;nden bilinçlendiren buluşma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özel bireylerde diş tedavileri genel anestezi altında yapılabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ozel-bireylerde-dis-tedavileri-genel-anestezi-altinda-yapilabiliyor-626080</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:48:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bireylerde]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[genel]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Anestezi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavileri]]></category>
		<category><![CDATA[yapılabiliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626080</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, özel gereksinimli bireylerde ağız ve diş sağlığı, tedavi sürecinde yaşanan zorluklar ve genel anesteziyle uygulanan diş tedavilerinin önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozel-bireylerde-dis-tedavileri-genel-anestezi-altinda-yapilabiliyor-626080">Özel bireylerde diş tedavileri genel anestezi altında yapılabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, özel gereksinimli bireylerde ağız ve diş sağlığı, tedavi sürecinde yaşanan zorluklar ve genel anesteziyle uygulanan diş tedavilerinin önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Özel gereksinimli bireylerde tedavi süreci, tamamen kişiye özel planlanır!</strong></p>
<p>Özel gereksinimli bireylerin, fiziksel, zihinsel ya da bazı sistemik hastalıkları sebebiyle diş tedavilerinde daha özel ve farklı yaklaşımlara ihtiyaç duyan bireyler olarak tanımlandığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, “Bu hasta grubunda tedavi süreci, standart uygulamalardan farklı olarak tamamen kişiye özel planlanır.” dedi.</p>
<p>Sürecin her aşamasında bireyin ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulduğuna vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Altop, “Gerekli görüldüğü durumlarda tedaviler genel anestezi ya da sedasyon altında gerçekleştirilebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Özel gereksinimli bireyler diş sağlığı açısından yüksek risk grubunda! </strong></p>
<p>Özel gereksinimi olan bireylerde ağız ve diş sağlığının çeşitli nedenlerle olumsuz etkilenebildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, “Tükürük akış hızındaki artış veya azalmalar, el-göz koordinasyonundaki bozukluklar, yetersiz beslenme, kas ve iskelet sistemine bağlı yetersizlikler ile zihinsel bazı kısıtlılıklar ağız bakımını zorlaştırabilir.” dedi.</p>
<p>Ayrıca ağız içi dokulardaki hassasiyetlerin de bu süreci daha karmaşık hale getirebileceğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Altop, şunları söyledi:</p>
<p>“Bunun yanı sıra, bu bireylerde genellikle diğer sağlık problemleri ön planda olduğundan ağız ve diş sağlığı ihmal edilebiliyor. Tüm bu etkenler, özel gereksinimli bireyleri diş sağlığı açısından yüksek risk grubuna dahil ediyor.” </p>
<p><strong>Koruyucu önlemler ihmal edilmemeli! </strong></p>
<p>Ağız ve diş sağlığının korunabilmesi için düzenli diş hekimi kontrolleri büyük önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, “Hekim önerileri doğrultusunda bireye uygun bir beslenme planı oluşturulmalı; asitli, şekerli ve yüksek karbonhidrat içeren gıdalardan mümkün olduğunca uzak durulmalı.” dedi.</p>
<p>Ağız hijyeninin optimum seviyede tutulması gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Altop, “Bu noktada ağız duşu ve ihtiyaç halinde elektrikli diş fırçaları gibi destekleyici ekipmanlardan faydalanılabilir. Koruyucu önlemler ihmal edilmemeli; gerekli durumlarda tedavi süreci, bireyin psikolojik etkilenmesini de en aza indirecek şekilde genel anestezi altında ve tek seansta tamamlanabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Genel anestezi sayesinde tedaviler tek seansta, kontrollü şekilde tamamlanabiliyor! </strong></p>
<p>Genel anestezi altında uygulanan diş tedavileri hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Down sendromu, serebral palsi, otizm spektrum bozukluğu, zihinsel ya da fiziksel engel, psikiyatrik rahatsızlıklar ve dental fobi gibi durumlara sahip bireylerde genel anestezi güvenle uygulanabilir. Bu yöntem sayesinde tedaviler, hasta konforu sağlanarak tek seansta tamamlanabilir ve süreç hem hasta hem de hekim açısından daha kontrollü bir şekilde ilerleyebilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozel-bireylerde-dis-tedavileri-genel-anestezi-altinda-yapilabiliyor-626080">Özel bireylerde diş tedavileri genel anestezi altında yapılabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[karşıya]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626041</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen tüm kanserlerin %30-35’ini lösemiler oluşturuyor ve her yıl yaklaşık 100 bin çocuktan 3-4’üne lösemi tanısı konuluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041">Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen tüm kanserlerin %30-35’ini lösemiler oluşturuyor ve her yıl yaklaşık 100 bin çocuktan 3-4’üne lösemi tanısı konuluyor. En sık görülen akut lenfoblastik lösemi (ALL) özellikle 2-5 yaş arasındaki çocuklarda daha sık görülüyor. Günümüzde erken tanı, gelişmiş laboratuvar yöntemleri, kişiselleştirilmiş tedaviler ve destekleyici bakım sayesinde çocukluk çağı lösemilerinde iyileşme oranları % 90’ların üzerine çıkıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Barış Malbora, çocukluk çağı lösemileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocukluk çağı lösemileri hızlı ilerliyor</strong></p>
<p>Lösemi, kemik iliğinde kan hücrelerini üreten hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişen bir kanser türüdür. Bu kontrolsüz çoğalma ile sağlıklı alyuvar üretimi azaltmakta, trombosit seviyeleri düşmekte ve normal akyuvarlar kontrolsüz çoğalmaktadır. Bu durumda vücutta kansızlık, sık enfeksiyonlar ile karşı karşıya kalınması ve morarma ve kanama gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir. Çocuklarda lösemilerin büyük kısmı akut lösemi şeklindedir ve hızlı ilerlemektedir.</p>
<p><strong>Bu belirtiler uzun sürüyorsa dikkat!</strong></p>
<p>Çocukluk çağında görülen lösemiler genel olarak üç ana grupta değerlendirilmektedir. Bunların içinde en sık rastlanan tip olan akut lenfoblastik lösemi (ALL) olup çocukluk çağı lösemilerinin yaklaşık %75–80’ini oluşturmaktadır. Özellikle küçük yaş gruplarında daha sık görülmektedir. İkinci sıklıkta görülen tür akut miyeloid lösemi (AML)’dir ve ALL’ye göre daha nadirdir. Bunun dışında çocuklarda çok daha seyrek olarak görülen kronik lösemi türleri de bulunmaktadır. Löseminin tipinin doğru belirlenmesi, uygulanacak tedavinin planlanması ve başarı şansının artırılması açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Lösemi hangi tip olursa olsun, belirtiler çoğunlukla kemik iliğinin sağlıklı kan hücresi üretememesi ve lösemi hücrelerinin organlara yayılması sonucu ortaya çıkmaktadır. İlk belirtiler genellikle sinsi başlamakta ve birkaç hafta içinde belirginleşmektedir. Kemik ve eklem ağrıları, lenf bezlerinde büyüme, karında şişlik ve dolgunluk hissi, iştahsızlık ve nedensiz kilo kaybı, ciltte döküntüler, diş etlerinde şişme ve kanamalar, baş ağrısı, kusma ve görme bozukluklarıdır. Bu belirtiler başka hastalıklarda da görülebilmekte; ancak uzun sürmesi halinde mutlaka çocuk doktoruna başvurulması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Löseminin tipinin belirlenmesi tedavi için oldukça önemli</strong></p>
<p>Çocukta yukarıdaki belirtilerin görülmesi halinde klinik şüpheye dayalı olarak kan sayımı ve periferik yayma ile başlamaktadır. Kesin tanı ve risk sınıflaması için aşağıdaki ileri tetkikler sıra ile uygulanmaktadır. Bunlar şöyle sıralanmaktadır:</p>
<ul>
<li><strong>Kemik iliği incelemesi:</strong> Kesin tanı için kalça kemiğinden özel bir iğne ile küçük bir örnek alınmaktadır. Bu inceleme, lösemi hücrelerinin varlığını göstermede en güvenilir yöntemdir.</li>
<li><strong>Hücrelerin ayrıntılı incelenmesi:</strong> Alınan örnekteki hücrelerin hangi lösemi tipine ait olduğunu anlamak için özel laboratuvar testleri yapılmaktadır. Bu sayede en uygun tedavi planı hazırlanmaktadır.</li>
<li><strong>Genetik incelemeler:</strong> Lösemi hücrelerinde bulunan genetik değişiklikler araştırılmaktadır. Bu bilgiler hastalığın seyrini öngörmeye ve tedaviyi kişiye özel planlamaya yardımcı olmaktadır.</li>
<li><strong>Belden sıvı alma işlemi:</strong> Bazı çocuklarda hastalığın beyin ve omurilik çevresine yayılıp yayılmadığını değerlendirmek için bel bölgesinden ince bir iğne ile sıvı örneği alınabilmektedir.</li>
<li><strong>Kan biyokimya testleri:</strong> Kanda bazı değerler ölçülerek hastalığın vücutta oluşturduğu etkiler ve tedavi süreci yakından takip edilmektedir.</li>
<li><strong>Görüntüleme yöntemleri:</strong> Gerekli durumlarda ultrason, tomografi veya MR gibi yöntemlerle vücuttaki diğer organlar değerlendirilmektedir.</li>
</ul>
<p>Bu testler hastalığın tipini belirleyerek en uygun tedavi planının yapılmasını katkı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Lösemide birçok tedavi seçeneği birlikte kullanılabiliyor </strong></p>
<p>Çocukluk çağı lösemilerinde tedavi, hastalığın tipine ve risk grubuna göre şekillenen multidisipliner bir süreçtir. Çocukluk çağı lösemileri günümüzde yüksek başarı ile tedavi edilebilmektedir. Tedavide; kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik ilaçlar, immünoterapi, gerektiğinde kök hücre (kemik iliği) nakli ve destek tedavileri uygulanabilmektedir. Özellikle ALL’de güncel tedavi protokolleri ile başarı oranları oldukça yüksektir. Erken tanı konulan çocukların önemli bir kısmı tamamen iyileşerek sağlıklı yaşamlarına dönebilmektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Kemoterapi:</strong> Tedavinin ana omurgasını oluşturmaktadır. Kanserli hücreleri yok etmek için farklı evrelerde (indüksiyon, konsolidasyon, idame) uygulanan ilaç kombinasyonlarını içermektedir.</li>
<li><strong>Radyoterapi:</strong> Genellikle merkezi sinir sistemi ve erkek çocuklarda testis tutulumu olan veya yüksek riskli vakalarda kullanılmaktadır.</li>
<li><strong>Kök Hücre Nakli (Kemik İliği Nakli):</strong> Yüksek riskli veya nüks eden vakalarda uygulanmaktadır.</li>
<li><strong>Hedefe Yönelik Akıllı İlaçlar ve Moleküler Tedaviler:</strong> Klasik kemoterapinin aksine, sadece kanser hücresindeki belirli moleküler hedefi (mutasyonu) bulup yok edebilmektedir. Sağlıklı hücrelere verilen zarar minimal düzeydedir.</li>
<li><strong>İmmünoterapi:</strong> İmmünoterapide, bispesifik antikorlar ve CAR-T hücre tedavisi uygulanabilmektedir. Bispesifik antikorlar; bağışıklık sisteminin T hücrelerini lösemi hücresine bağlayan ve köprü görevi gören “akıllı” molekülleridir. CAR-T hücre tedavisi ise hastanın kendi T hücreleri laboratuvarda, lösemi hücrelerini tanıyacak ve yok edecek şekilde düzenlenmektedir. Özellikle nüks veya dirençli ALL’de %80-90’a varan yanıt oranları bildirilmiştir.</li>
</ul>
<p><strong>Erken tanı alan çocuklarda tedavi başarısı oldukça yüksek</strong></p>
<p>Lösemi tanısı aileler için korkutucu olabilmektedir, ancak günümüzde çocukluk çağı lösemileri yüksek oranda tedavi edilebilir hastalıklar arasında yer almaktadır. Donanımlı ve multidisipliner bir yaklaşım sunan merkezlerde erken tanı ve kişiye özel tedavi süreci başarıyı belirleyen en önemli unsurlardır. Erken tanı:</p>
<ul>
<li><strong>Tedavi şansını ve başarı oranını yükseltir:</strong> Erken evrede yakalanan lösemilerde, tam iyileşme (remisyon) sağlama şansı %90’ın üzerine çıkabilmektedir. İlerlemiş veya komplikasyonlu vakalarda bu oran düşebilmektedir.</li>
<li><strong>Tedavinin yoğunluğunu ve yan etkilerini azaltır:</strong> Erken teşhis, hastalığın yayılmadan kontrol altına alınmasını sağlamaktadır. Bu da daha az agresif kemoterapi protokolleri, daha düşük ilaç dozları ve dolayısıyla daha az kısa ve uzun vadeli yan etki anlamına gelmektedir.</li>
<li><strong>Kök hücre nakli ihtiyacını azaltır:</strong> Erken ve etkili tedaviyle birçok hasta sadece kemoterapi ile iyileşebilirken, geç teşhis edilen ve yüksek riskli hale gelen hastalarda kök hücre nakli tek küratif seçenek olabilmektedir.</li>
</ul>
<p><strong>Günümüzde aileden yarı uyumlu nakiller ile tedavi başarısı artıyor</strong></p>
<p>Kök hücre nakli alanında son yıllarda yaşanan gelişmeler, çocukluk çağı lösemilerinin tedavisinde başarı şansını daha da artırmaktadır. Geçmişte tam uyumlu bir verici bulunamaması önemli bir sorun olarak görülürken, bugün anne, baba veya kardeş gibi aile bireylerinden alınan yarı uyumlu nakiller de güvenli ve başarılı şekilde uygulanabilmektedir. Ayrıca kordon kanından elde edilen kök hücrelerin özel yöntemlerle çoğaltılması, naklin başarı şansını yükseltmekte ve daha fazla çocuk için umut oluşturmaktadır. Nakil öncesinde uygulanan hazırlık tedavilerinin de daha güvenli hale gelmesi sayesinde çocuklar bu süreci daha rahat geçirmekte, yan etkiler ise geçmişe göre daha iyi kontrol altına alınabilmektedir. Tüm bu gelişmeler, özellikle dirençli veya tekrarlayan lösemi vakalarında tedavi seçeneklerini genişletmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041">Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Derin beyin simülasyonu Parkinson&#8217;da zamanı geriye sarabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-625968</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>
		<category><![CDATA[Geriye]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[sarabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Simülasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zamanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625968</guid>

					<description><![CDATA[<p>Parkinson hastalığı, hareket sistemini etkileyen ve zamanla ilerleyen bir tablo olarak hastaların hayat kalitesini derinden sarsabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-625968">Derin beyin simülasyonu Parkinson&#8217;da zamanı geriye sarabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Parkinson hastalığı, hareket sistemini etkileyen ve zamanla ilerleyen bir tablo olarak hastaların hayat kalitesini derinden sarsabiliyor. 11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü’nün hastalıkla ilgili farkındalığın artması açısından önem taşıdığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Bu tür özel günler, hastaların ve yakınlarının hastalığı daha iyi tanımasına ve tedavi seçenekleri konusunda bilinçlenmesine katkı sağlar. Parkinson hastalarında özellikle hareket bozukluğu ön plandaysa tedavi oldukça etkilidir. İlk aşamada ilaç tedavisi uygulanır ancak zamanla etkisi azalabilir. Bu noktada derin beyin simülasyonu yani beyin pili yöntemi hastalara önemli fayda sağlar” dedi.</strong></p>
<p>Derin beyin simülasyonunun neden “zamanı geriye sarıyor” ifadesiyle tanımlandığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Parkinson hastaları ilaç tedavisinin ilk yıllarında oldukça iyi bir dönem geçirir. Ancak zamanla ilaçların etkisi azalır ve hastalık bulguları yeniden belirginleşir. Beyin pili uygulandığında ise hastalar çoğu zaman ilaçlardan ilk fayda gördükleri döneme geri döner. Bu nedenle hastaların hareket kabiliyeti artar, günlük yaşamları kolaylaşır ve daha rahat bir dönem yaşayabilirler” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Doğru hastada tedavinin seyrini değiştirebilir</strong></p>
<p>Parkinson tedavisinde ilk seçeneğin ilaç olduğunu vurgulayan Kaya, “İlaç tedavisiyle hastalar 3, 5 hatta 7 yıl sürebilen iyi bir dönem geçirir. Ancak bir süre sonra ilaçlar etkili olmamaya başlar ve yan etkiler ortaya çıkar. Bu noktada cerrahi tedavi devreye girer. Ancak kognitif fonksiyon bozukluğu olan yani bunamanın ön planda olduğu hastalarda bu tedavi uygulanamaz. Ayrıca beyinde ciddi hasarlara bağlı gelişen durumlarda da her zaman etkili olmayabilir. Ancak uygun hastalarda derin beyin simülasyonu önemli bir tedavi seçeneği. Bu nedenle doğru hasta seçimi ve uygun zamanda yapılan müdahale tedavinin başarısında belirleyici olur” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-625968">Derin beyin simülasyonu Parkinson&#8217;da zamanı geriye sarabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnme ve beyin hasarında erken rehabilitasyon şart!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-625938</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:18:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çorum]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasarında]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[inme]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[nme]]></category>
		<category><![CDATA[rehabilitasyon]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625938</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de ve dünyada inme (felç), en sık görülen nörolojik hastalıklar arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-625938">İnme ve beyin hasarında erken rehabilitasyon şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de ve dünyada inme (felç), en sık görülen nörolojik hastalıklar arasında yer alıyor. Yapılan bilimsel çalışmalara göre; her 4 kişiden biri yaşamı boyunca en az bir kez inme geçirme riski taşıyor. Ülkemizde ise her yıl yaklaşık 200-250 bin yeni inme vakası görülüyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum,</strong> günümüzde inmenin sadece ileri yaş hastalığı olmaktan çıktığını ve genç yaş gruplarında da görülmeye başladığını belirterek, bunda hareketsiz yaşam tarzı, hipertansiyon, diyabet ve sigara kullanımı gibi yanlış yaşam alışkanlıklarının etkili olduğunu söylüyor. </p>
<p>Felç sonrası iyileşmede zamanın kritik önem taşıdığını, bu süreçte robotik rehabilitasyonun da  tedavinin başarısını artırdığını belirten Doç. Dr. Çorum “İnme ve beyin hasarı ile beyin ameliyatları sonrası gelişen nörolojik kayıplar ve omurilik yaralanmaları gibi durumlarda, erken dönemde başlanan nörorehabilitasyon, hastaların iyileşme sürecini belirgin şekilde hızlandırıyor” diyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum, robot destekli erken rehabilitasyonun 5 kritik etkisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Fonksiyon kayıplarını geri kazandırıyor</strong></li>
</ul>
<p>Felç sonrası iyileşmede zamanla yarış başlıyor. Yoğun ve hedefe yönelik rehabilitasyon; hareket, denge, konuşma ve yutma fonksiyonlarının daha hızlı geri kazanılmasını sağlıyor. Doç. Dr. Mustafa Çorum “Erken dönemde başlanan, doğru planlanmış nörorehabilitasyon programları; hastanın yalnızca hareket kabiliyetini değil, yaşam kalitesini de yeniden kazandırır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Komplikasyonları önlüyor</strong></li>
</ul>
<p>Uzun süre hareketsiz kalan felçli hastalarda; kas sertliği, eklem kısıtlılıkları, yatak yaraları, akciğer enfeksiyonları, solunum ve dolaşım problemleri gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir.  Bu durum hem tedavi sürecini zorlaştırır hem de iyileşmeyi geciktirir. Erken dönemde başlanan nörorehabilitasyon ile hastanın mümkün olan en kısa sürede kontrollü şekilde hareket ettirilmesi sağlanır. </p>
<ul>
<li><strong>Beynin kendini yenilemesini destekliyor</strong></li>
</ul>
<p>Beyin, hasar sonrası özellikle ilk aylarda yeniden yapılanmaya en açık dönemindedir. Özellikle inme sonrası ilk haftalar ve aylar, beynin bu yeniden yapılanma kapasitesinin en yüksek olduğu dönemdir. Bu kritik süreçte uygulanan doğru ve tekrarlı terapiler, yeni sinir bağlantılarının oluşmasını destekler.</p>
<ul>
<li><strong>Bağımsızlığı artırıyor</strong></li>
</ul>
<p>Felç sonrası en önemli hedeflerden biri, hastanın günlük yaşamda mümkün olduğunca bağımsız hale gelmesidir. Erken dönemde başlanan rehabilitasyon programları, hastanın yürüme, oturma, ayağa kalkma, giyinme, yemek yeme ve kişisel bakım gibi temel aktiviteleri yeniden öğrenmesini sağlar. Hastalar günlük yaşam aktivitelerinde daha kısa sürede bağımsız hale gelir. Bu durum, hem fiziksel iyileşmeyi hem de sosyal hayata katılımı güçlendirir.</p>
<ul>
<li><strong>Psikolojik olarak güçlendirir</strong></li>
</ul>
<p>Hastalık süreci yalnızca fiziksel değil, psikolojik olarak da zorlu olup, sıklıkla umutsuzluk, kaygı, bağımsızlık hissi ve depresyon gibi duygulara yok açabilir. Ancak erken dönemde başlanan rehabilitasyonla birlikte görülen küçük ama somut ilerlemeler, hastaya ‘iyileşiyorum’ duygusunu kazandırır ve motivasyonunu artırır, tedaviye aktif katılımı destekler. </p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Bütüncül yaklaşım tedavi başarısını artırıyor</strong></p>
<p>Multidisipliner yaklaşımın benimsendiği erken dönem rehabilitasyonda; hastaların robotik rehabilitasyon, fizyoterapi, ergoterapi ve konuşma-yutma terapisi alanlarında bire bir ve yoğun programlara alınarak yakından izlendiklerini belirten Doç. Dr. Mustafa Çorum sözlerine şöyle devam ediyor: “Klinik durumlar anlık olarak değerlendirilerek gerektiğinde ileri tıbbi müdahale ve yoğun bakım desteği sağlanabiliyor. Bu bütüncül yapı, özellikle ağır etkilenmiş hastaların güvenli, kontrollü ve etkili bir rehabilitasyon süreci geçirmesine olanak tanıyor.” </p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Robotik rehabilitasyon kritik rol oynuyor</strong></p>
<p>Robot destekli rehabilitasyon uygulamaları, günümüzde nörorehabilitasyonun önemli bir parçası haline gelmiş durumda. Güncel bilimsel çalışmalara göre; bu yöntemlerin, beynin hasar sonrası yeniden yapılanma yeteneği olan nöroplastisiteyi destekleyerek iyileşme sürecine katkı sağladığını belirten Doç. Dr. Çorum “Hastaya özel planlanan robotik programlar sayesinde erken dönemde güvenli mobilizasyon sağlanırken, yüksek tekrarlı egzersizlerle doğru hareketlerin öğrenilmesi destekleniyor. Aynı zamanda hastanın motivasyonu ve tedaviye katılımı da artıyor” diyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-625938">İnme ve beyin hasarında erken rehabilitasyon şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Işık Saçan Bakterilerle Hızlı Tanı: Hastaya Uygun Antibiyotik Dakikalar İçinde Saptanıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-625929</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:03:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[bakterilerle]]></category>
		<category><![CDATA[boya]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaya]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[işık]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[saçan]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625929</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antibiyotik direnci, günümüzde küresel sağlık sistemlerinin karşı karşıya olduğu en ciddi tehditlerden biri olarak kabul ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-625929">Işık Saçan Bakterilerle Hızlı Tanı: Hastaya Uygun Antibiyotik Dakikalar İçinde Saptanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Antibiyotik direnci, günümüzde küresel sağlık sistemlerinin karşı karşıya olduğu en ciddi tehditlerden biri olarak kabul ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl yaklaşık 1,27 milyon insan doğrudan antibiyotik direnci nedeniyle yaşamını yitiriyor. Uzmanlar, etkili önlemler alınmadığı takdirde bu sayının önümüzdeki yıllarda çok daha yüksek seviyelere ulaşabileceğine dikkat çekiyor. Sorunun temel nedenlerinden biri ise enfeksiyon tedavisinde çoğu zaman doğru antibiyotiğin hemen belirlenememesi ve hastalara geniş spektrumlu ilaçların deneme-yanılma yöntemiyle verilmesi. Bu yaklaşım, hem hastanın tedavisinin gecikmesine hem de bakterilerin zamanla ilaçlara karşı direnç geliştirmesine yol açabiliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Bu önemli soruna çözüm olabilecek yeni bir teknoloji ise Acıbadem Üniversitesi’nde geliştirildi. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tanıl Kocagöz ile Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Özge Can’ın kurucusu olduğu ve Acıbadem Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Merkezi’nde yer alan Bio-T Biyoteknoloji Çözümleri ve Üretim A.Ş.’de geliştirilen “Hızlı Antibiyotik Duyarlılık Testi”, hastadaki bakterinin hangi antibiyotiğe duyarlı olduğunu çok kısa sürede belirleyebiliyor. Testte, antibiyotiğin etkisiyle ölen bakteriler özel bir boya sayesinde ışık veriyor; böylece hangi antibiyotiğin işe yaradığı hızlı ve net bir şekilde anlaşılabiliyor. Bu hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde, normalde bir gün sürebilen antibiyotik duyarlılık belirleme süreci 15-90 dakikaya indirilebiliyor. Laboratuvar çalışmaları tamamlanan testin yakın zamanda sağlık sisteminde kullanıma girmesi hedefleniyor.</strong></em></p>
<p><strong>Antibiyotik İşe Yaradığında Işık Saçan Bakteriler </strong></p>
<p>Geliştirilen test, enfeksiyon etkeni bakterinin farklı antibiyotiklere duyarlılığını hızlı bir şekilde saptayarak hastaya hangi ilacın etkili olacağını ortaya koyuyor. Böylece hekimler, vakit kaybetmeden hastaya doğru ve etkili tedaviyi başlatabiliyor. Prof. Dr. Tanıl Kocagöz yöntemi şu şekilde anlatıyor: “Bu yöntemde, bakterinin hücre zarından canlıyken içeri giremeyen özel bir boya kullanıyoruz. Bakteri, antibiyotiğin etkisiyle öldüğü anda hücre zarı geçirgen hale geliyor ve bu boya bakterinin içine sızıyor. İçeri giren boya, bakterinin DNA’sına bağlandığında ışık yaymaya başlıyor. Bu sayede bakterinin ölüp ölmediğini çok kısa sürede anlayabiliyoruz. Klasik testlerde ise bakterinin çoğalmasını ve besi yerinde gözle görülür bir bulanıklık oluşturmasını beklemek gerekiyordu. Bu da zaman kaybına yol açıyordu. Bizim geliştirdiğimiz yöntemde ise bunu beklemeye gerek kalmıyor; bakteri öldüğü anda boya içeri giriyor ve hemen ışık sinyali veriyor.” </p>
<p>Antibiyotik direnci olduğunda ise bakterinin hiç tepki vermediğini söyleyen Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Eğer bakteri kullanılan antibiyotiğe dirençliyse ve ölmezse, boya hücre içine giremiyor ve herhangi bir ışık oluşmuyor. Bu durumda da o antibiyotiğin etkisiz olduğunu, o hastada işe yaramadığını, yani bakterinin dirençli olduğunu hızlıca saptayabiliyoruz” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Saatler İçinde Doğru Tedaviye Başlanıyor </strong></p>
<p>Özellikle hastane enfeksiyonlarının yaygın olduğu ve çoklu ilaç direncine sahip mikroorganizmaların giderek arttığı günümüzde bu tür hızlı tanı yöntemleri büyük önem taşıyor. Yoğun bakım ünitelerinde ya da bağışıklık sistemi zayıf hastalarda, doğru antibiyotiğe hızlı ulaşmak, tedavinin başarısını doğrudan etkileyen kritik bir faktör olarak görülüyor.</p>
<p>Geliştirilen teknolojinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, klasik yöntemlerde antibiyotik duyarlılığını belirlemenin oldukça zaman aldığını vurgulayarak, “Bugüne kadar bir bakterinin hangi antibiyotiğe duyarlı olduğunu anlamak için en az bir gün beklemek zorunda kalıyorduk. Geliştirdiğimiz hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde bu süreyi bir buçuk saatten kısa bir süreye indiriyoruz. Bu da enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde çok önemli bir zaman kazancı anlamına geliyor” diyor.</p>
<p><strong>Gereksiz Antibiyotik Kullanımına Karşı Güçlü Adım</strong></p>
<p>Yanlış ya da gereksiz antibiyotik kullanımının antibiyotik direncinin en önemli nedenlerinden biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Hangi antibiyotiğin işe yarayacağını bilmeden tedaviye başlamak çoğu zaman kaçınılmaz olabiliyor. Ancak bu durum hem hastanın doğru tedaviye geç ulaşmasına hem de bakterilerin direnç geliştirmesine yol açabiliyor. Bizim geliştirdiğimiz test, her hastaya uygun antibiyotiğin hızlı şekilde belirlenmesini sağlayarak gereksiz antibiyotik kullanımının önüne geçmeyi hedefliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>Testin, kişinin enfeksiyonuna uygun antibiyotik kullanımının önünü açtığını vurgulayan Prof. Dr. Özge Can ise teknolojinin yalnızca bir tanı yöntemi değil, aynı zamanda tedavi başarısını artıran bir sistem olduğunu belirterek, “Gereksiz antibiyotik kullanımının önlenmesiyle, hem hasta için daha etkili bir tedavi sağlanıyor hem de antibiyotik direncinin yayılması engellenebiliyor” diyor.</p>
<p>Günümüzde birçok hastada test sonuçları beklenmeden geniş spektrumlu antibiyotiklerin kullanıldığını hatırlatan Prof. Dr. Özge Can, “Yanlış ya da gereksiz antibiyotik kullanımı yalnızca tedaviyi zorlaştırmıyor, aynı zamanda bakterilerin antibiyotiklere direnç kazanmasına neden oluyor. Geliştirdiğimiz hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde her hastaya uygun, hedefe yönelik tedavi mümkün hale geliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>Testin özellikle hastane enfeksiyonlarıyla mücadelede önemli bir rol oynayabileceğini de belirten Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, geliştirdikleri sistemin kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımına katkı sunduğunu ifade ediyor. Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, hastane enfeksiyonlarında en büyük sorunlardan biri, etken bakterinin hangi antibiyotiğe dirençli olduğunu hızlıca tespit edememek olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Yeni testin bir diğer önemli katkısının, antibiyotiklerin daha akılcı kullanılmasına destek olmak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Bu yöntemle artık antibiyotik seçimi tahmine dayalı olmaktan çıkıyor. Veriye dayalı, hastaya özel bir tedavi planı oluşturulabiliyor” diyor.</p>
<p><strong>Toplum Sağlığı İçin Önemli Adım </strong></p>
<p>Laboratuvar aşaması tamamlanan ve yerli bir teknoloji olarak geliştirilen hızlı antibiyotik duyarlılık testinin yaygın kullanıma girebilmesi için çalışmalar sürüyor. Prof. Dr. Özge Can, “Bu teknolojinin en kısa sürede hastanelerde kullanılmasını istiyoruz. Şu anda piyasaya çıkması için sağlık endüstrisiyle görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Amacımız, geliştirdiğimiz bu yöntemin hastalara en hızlı şekilde ulaşması” diyor.</p>
<p>Uzmanlara göre enfeksiyon hastalıklarında doğru tedaviye hızlı ulaşmak yalnızca bireysel hastalar için değil, toplum sağlığı açısından da kritik önem taşıyor. Hızlı antibiyotik duyarlılık testleri, gelecekte antibiyotik direnciyle mücadelede en önemli araçlardan biri olarak değerlendiriliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-625929">Işık Saçan Bakterilerle Hızlı Tanı: Hastaya Uygun Antibiyotik Dakikalar İçinde Saptanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En riskli grup 5 yaş altındaki çocuklar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/en-riskli-grup-5-yas-altindaki-cocuklar-625667</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:39:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[grup]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[yaralar]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625667</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında sık görülen viral enfeksiyonlardan biri olan el ayak ve ağız hastalığı, son yıllarda yaygın görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-riskli-grup-5-yas-altindaki-cocuklar-625667">En riskli grup 5 yaş altındaki çocuklar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında sık görülen viral enfeksiyonlardan biri olan el ayak ve ağız hastalığı, son yıllarda yaygın görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor. Dünya genelinde her yıl milyonlarca çocuğun yakalandığı bu enfeksiyon en sık Coxsackie virüsünden kaynaklanıyor.  Genellikle kreş ve okul öncesi dönemde, özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda görülen hastalığın bu yaş grubunda yaygın olmasının temel nedeni ise bağışıklık sisteminin henüz tam gelişmemiş olması ve hijyen kurallarına yeterince dikkat edilmemesi. El ile ayak bölgesinde döküntüler ve ağız içinde yaralar ile kendini gösteren hastalık çoğu zaman hafif seyretmesine rağmen hızlı bulaşma özelliği nedeniyle dikkatle takip edilmeli. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi</strong> <strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Akif Atlan, </strong>genellikle 7-10 gün içinde kendiliğinden geçen el ayak ve ağız hastalığının nadiren de olsa ciddi tablolara yol açabileceğini belirterek, “Bu nedenle, erken dönemde doktora başvurmak hem çocuğun sağlığını korur hem de hastalığın yayılmasını önler” diyor. Nadiren de olsa sinir sistemi veya kalp tutulumu gibi ciddi komplikasyonlar gelişebileceği için hastalığın hafife alınmaması gerektiği uyarısında bulunan <strong>Dr. Muhammed Akif Atlan,</strong> “Çocuk yeterli sıvı alamıyorsa, yüksek ateş uzun sürüyorsa, belirgin halsizlik varsa veya çocuk genel olarak iyi görünmüyorsa mutlaka yeniden doktora başvurulmalıdır. Erken değerlendirme, özellikle sıvı kaybına bağlı komplikasyonların önlenmesi açısından çok önemlidir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>En sık neden Coxsackie virüsü</strong></p>
<p>El ayak ve ağız hastalığı; genellikle Coxsackie virüsü ve halk arasında &#8216;bağırsak virüsleri&#8217; olarak bilinen enterovirüslerin neden olduğu viral bir enfeksiyondur. Hastalığın genellikle hafif ateş, halsizlik ve iştahsızlıkla başladığını vurgulayan Dr. Muhammed Akif Atlan, ilerleyen süreçte görülen belirtileri şöyle sıralıyor: “Ardından ağız içinde ağrılı yaralar gelişir. Bu yaralar çocukların yemek yemesini zorlaştırabilir. Daha sonra el içi, ayak tabanı ve bazen kalça bölgesinde döküntüler ortaya çıkar. Bu döküntüler bazen küçük kabarcıklar şeklinde olabilir.”</p>
<p><strong>Çocuklarda hızla bulaşıyor! </strong></p>
<p>El ayak ve ağız hastalığı hızla bulaşabilen bir viral enfeksiyon özelliği taşıyor. Virüs, hastalığı taşıyan çocuğun tükürüğü, burun akıntısı, dışkısı (özellikle bez değiştirme sırasında) ve vücut salgılarıyla temas edilmesi yoluyla kolayca bulaşabiliyor. Dr. Muhammed Akif Atlan, virüsün özellikle çocukların bir arada bulundukları kreş ve okul gibi toplu ortamlarda hızla bulaşabildiğini vurgulayarak, “Bulaşma riskine karşı çocuğun ellerinin sık sık yıkanması, oyuncakların ve ortak kullanılan yüzeylerin temizlenmesi ve hasta çocukların mümkünse evde dinlendirilmesi son derece önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>Tedavide amaç konforu artırmak</strong></p>
<p>El ayak ve ağız hastalığında döküntüler birkaç gün içinde azalırken, ağız yaraları biraz daha uzun sürebiliyor. Hastalığa özgü bir tedavi yöntemi olmadığı için çocuğun şikayetlerini azaltmaya ve konforunu sağlamaya yönelik yöntemlere başvuruluyor. Dr. Muhammed Akif Atlan, virüs kaynaklı olması nedeniyle el ayak ve ağız enfeksiyonunda antibiyotik tedavisinin etkili olmadığına işaret ederek, şu bilgileri paylaşıyor: “Ateş düşürücüler ve yeterli sıvı alımı tedavinin temelini oluşturmaktadır. Ağız içindeki yaraların rahatlatılması amacıyla ağız gargaraları veya ağrı kesici spreyler kullanılabilir. Hijyen kurallarına dikkat etmek, çocuğun sıvı alımını korumak ve yeterli istirahat hastalığın yönetiminde en önemli üç noktayı oluşturmaktadır.” </p>
<p><strong>Ebeveynlere 5 kritik uyarı!</strong></p>
<p>Dr. Muhammed Akif Atlan, ebeveynlerin hastalık sürecinde dikkat etmeleri gereken kuralları şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Bol sıvı almasını sağlayın.</li>
<li>Ağız yaralarını artırabilecek asidik ve sert gıdalardan kaçının. </li>
<li>Yumuşak ve ılık gıdalar tercih edin. </li>
<li>Viral bir hastalık olması nedeniyle gereksiz antibiyotik kullanımından kaçının. </li>
<li>Yanlış tedavilere ve yan etkilere yol açabileceği için doktor önerisi dışında tedavi uygulamayın. </li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-riskli-grup-5-yas-altindaki-cocuklar-625667">En riskli grup 5 yaş altındaki çocuklar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iklim-krizi-alerjiyi-tetikliyor-hastaliklar-hizla-artiyor-625559</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:28:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[klim]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625559</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, 4-10 Nisan Dünya Alerji Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, iklim değişikliği, şehirleşme, hava kirliliği, yaşam tarzındaki değişiklikler ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesinin alerjik hastalıkların görülme sıklığını arttırdığına dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iklim-krizi-alerjiyi-tetikliyor-hastaliklar-hizla-artiyor-625559">İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İklim değişikliği nedeniyle yükselen sıcaklıklar, mevsimsel alerjisi olan kişilerin daha uzun bir süre boyunca daha fazla polene maruz kalmasını sağlıyor. Bu durum alerjenlerin havada kalma süresini uzatıyor ve alerji şikayetlerini arttırıyor.</p>
<p>Günümüzde çocukların yaklaşık üçte birinde, yetişkinlerin ise önemli bir kısmında alerjik hastalıklara rastlanıyor. En yaygın görülen alerjik hastalıklar; alerjik rinit (saman nezlesi), alerjik astım, ürtiker, atopik dermatit (egzema), arı alerjileri ve bazı gıda alerjileridir.</p>
<p>Alerjik rinit hastalarının genellikle burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma, astım hastalarında ise nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı solunum gibi belirtiler görülüyor. Bu şikâyetlerin özellikle ilkbahar aylarında ya da ev tozu gibi alerjenlere maruz kalındığında artıyor.</p>
<p><b>Alerjide doğru tanı, doğru tedavi planı için temel adımdır</b></p>
<p>Tanı sürecine ilişkin bilgi veren Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, alerji tanısında hastanın şikâyetlerinin ve öyküsünün dikkatle değerlendirilmesinin büyük önem taşıdığını açıkladı. Bunun yanında deri prick testleri ve bazı kan testleri ile kişinin hangi alerjenlere karşı duyarlılık geliştirdiğinin belirlenebildiğini, doğru tanının doğru tedavi planı için temel adım olduğunu vurguladı.</p>
<p>Alerjik hastalıkların tedavisine de değinen Sayaca, üç temel yaklaşım bulunduğunu belirtti. İlk olarak alerjene maruziyetin azaltılmasının, yani korunma önlemlerinin önemine dikkat çeken Sayaca, ikinci aşamada ilaç tedavilerinin uygulandığını söyledi. Üçüncü ve en etkili yöntemlerden birinin ise alerji aşıları olarak bilinen immünoterapi olduğunu ifade eden Sayaca, bu tedavinin alerjik hastalıkların seyrini değiştirebilen ve uzun vadede kalıcı iyileşme sağlayabilen tek yöntem olduğunu dile getirdi.</p>
<p><b>Alerji aşıları bağışıklık sistemini yeniden eğitiyor</b></p>
<p>Alerji aşısının nasıl uygulandığına ilişkin de bilgi veren Sayaca, bu tedavinin bağışıklık sistemini yeniden eğitmeyi amaçladığını anlattı. Hastaya alerjisi olduğu maddeye karşı çok küçük dozlarla başlanarak düzenli aralıklarla artan miktarlarda alerjen verildiğini belirten Sayaca, bu sayede bağışıklık sisteminin zamanla o maddeye karşı aşırı tepki vermemeyi öğrendiğini söyledi. Tedavi süresinin genellikle 3 ila 5 yıl arasında değiştiğini ifade eden Sayaca, düzenli uygulandığında birçok hastada şikâyetlerin belirgin şekilde azaldığını, bazı hastalarda ise tamamen ortadan kalkabildiğini aktardı. Ayrıca bu tedavinin astım gelişme riskini azaltma gibi uzun vadeli faydalarının da bulunduğunu ekledi.</p>
<p><b>Kimler alerji aşısı olabilir?</b></p>
<p>Kimlerin alerji aşısı olabileceğine ilişkin açıklamalarda bulunan Sayaca, öncelikle alerjinin testlerle net olarak ortaya konulması gerektiğini belirtti. Özellikle polen, ev tozu akarı, küf mantarı veya arı alerjisi bulunan ve ilaç tedavisine rağmen şikâyetleri devam eden hastalarda bu yöntemin düşünülebileceğini ifade eden Sayaca, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde uygulanabildiğini söyledi.</p>
<p><b>Alerji aşısı oldukça güvenlidir ancak her hastaya uygulanamaz</b></p>
<p>Toplumda alerji aşılarıyla ilgili yanlış bilinenlere de değinen Sayaca, en sık karşılaşılan yanlış inanışın bu tedavinin çok riskli olduğu yönünde olduğunu dile getirdi. Oysa uzman hekim kontrolünde ve uygun hastalarda uygulandığında alerji aşılarının oldukça güvenli olduğunu vurgulayan Sayaca, bir diğer yanlış bilginin ise her alerji hastasına bu tedavinin uygulanabileceği düşüncesi olduğunu ifade etti. Sayaca, bu nedenle mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><b>Alerji belirtilerini hafife almayın</b></p>
<p>Son olarak alerji hastalarına önerilerde bulunan Sayaca, alerji belirtilerinin hafife alınmaması gerektiğini vurguladı. Alerjiye neden olan faktörlerin mümkün olduğunca azaltılmasının önemine dikkat çeken Sayaca, ev tozu alerjisi olanların ev temizliğine özen göstermesi gerektiğini, polen alerjisi bulunan kişilerin ise yoğun polen dönemlerinde açık havada uzun süre kalmamaya dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Doktor önerisi dışında ilaç kullanılmaması gerektiğini ifade eden Sayaca, uzun süren veya yaşam kalitesini olumsuz etkileyen şikâyetlerde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iklim-krizi-alerjiyi-tetikliyor-hastaliklar-hizla-artiyor-625559">İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu hastalıkta gülmek, hapşırmak hatta yürümek bile işkence!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-hastalikta-gulmek-hapsirmak-hatta-yurumek-bile-iskence-625345</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:49:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[gülmek]]></category>
		<category><![CDATA[hapşırmak]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkta]]></category>
		<category><![CDATA[hatta]]></category>
		<category><![CDATA[İdrar Kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[işkence]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[mesane]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yürümek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625345</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın hastalıklarında en sık görülen ama çoğunlukla ‘utanıldığı’ için en az konuşulan sorunların başında idrar kaçırma geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastalikta-gulmek-hapsirmak-hatta-yurumek-bile-iskence-625345">Bu hastalıkta gülmek, hapşırmak hatta yürümek bile işkence!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın hastalıklarında en sık görülen ama çoğunlukla ‘utanıldığı’ için en az konuşulan sorunların başında idrar kaçırma geliyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ecem Eren</strong> “Ülkemizde her 3 kadından biri idrar kaçırma sorunu yaşıyor ancak doktora söylemekten çekiniyor. Bir çoğu da ‘doğum yaptım, normaldir’, ‘yaş aldım artık olur’ diye düşünerek sorunu baştan kabulleniyor. Oysa idrar kaçırma yaygın olsa da normal değildir ve tedavisi mümkündür” diyor. </p>
<p>İdrar kaçırmanın sadece fiziksel bir problem olmadığını, günlük yaşamı kabusa çevirebildiğini vurgulayan Dr. Eren; bu sorunu yaşayan kadınların özgüveninin hızla azaldığını, spor yapmaktan, uzun yolculuklara çıkmaktan, sosyal ortamlara girmekten hatta hapşırmaktan ve gülmekten bile çekindiklerini belirtiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ecem Eren utandıran hastalığın 6 temel nedenini ve en en yeni tedavi yöntemlerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Menopoz ve yaş</strong></p>
<p>Menopozla birlikte vücutta östrojen hormonunun azalması, mesane ve idrar yolunu destekleyen dokuların zayıflamasına yol açabiliyor. Yaş ilerledikçe kas gücünde ve doku elastikiyetinde görülen azalma da bu durumu kolaylaştırabiliyor. Bu nedenle menopoz dönemindeki kadınlarda mesane kontrolünü sağlamak zorlaşabiliyor. </p>
<p><strong>Fazla kilo</strong></p>
<p>Aşırı kilo, karın içi basıncını artırarak mesane üzerinde sürekli bir baskı oluşturabiliyor. Bu baskı özellikle gülme, hapşırma, öksürme veya egzersiz sırasında mesane kontrolünü zorlaştırabiliyor. Dr. Ecem Eren, kilo kontrolünün, bu sorunun önlenmesi ve hafifletilmesinde önemli bir rol oynadığını belirtiyor. </p>
<p><strong>Doğum yapmış olmak </strong></p>
<p>Sadece normal doğum yapmak değil, gebelik de tek başına riski artırabiliyor. Pelvik taban kasları ve bağ dokular önemli ölçüde gerileyebiliyor. Bu bölgede oluşan gevşeme mesane ve idrar kanalını destekleyen yapıları zayıflatabiliyor. Zor doğumlar geçirmek de ilerleyen yıllarda bu sorunun ortaya çıkma riskini artırabiliyor. Doğum sırasında pelvik taban kasları ve destek dokular zarar görebilir. Sadece vajinal doğum yapmak değil, gebe kalmış olmak tek başına dahi riski artırıyor.</p>
<p><strong>Kronik öksürük veya kabızlık</strong></p>
<p>Uzun süre devam eden öksürük atakları ya da sürekli ıkınmaya neden olan kabızlık, pelvik taban kasları üzerinde tekrar eden bir basınç oluşturabiliyor. Bu durum zamanla kasların dayanıklılığını azaltarak mesane kontrolünün zayıflamasına neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Pelvik taban kaslarının zayıflaması</strong></p>
<p>Mesaneyi ve idrar yolunu destekleyen pelvik taban kasları zamanla zayıfladığında mesane kontrolü de olumsuz etkilenebiliyor. Dr. Ecem Eren “Hareketsiz yaşam, gebelikler, hormonal değişiklikler, yaşlanma veya bazı cerrahiler bu kasların gücünü azaltabilir. Düzenli pelvik taban egzersizleri kasları güçlendirerek şikayetlerin azalmasına yardımcı olabilir” diyor. </p>
<p><strong>Diyabet (şeker hastalığı) ve enfeksiyonlar </strong></p>
<p>Diyabet (şeker hastalığı) sinir sistemini etkileyerek mesanenin çalışma düzenini bozabiliyor. Ayrıca sık görülen idrar yolu enfeksiyonları da mesane hassasiyetini artırarak kontrol sorunlarına yol açabiliyor. Bu nedenle diyabetin iyi kontrol edilmesi ve enfeksiyonların zamanında tedavi edilmesi büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>xxxxx Kutu Bilgisi xxxxxx</strong></p>
<p><strong>Farklı tedavi seçenekleri var!</strong></p>
<p><strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ecem Eren</strong>, idrar kaçırma sorununa karşı günümüzde farklı tedavi seçenekleri olduğunu, yani idrar kaçırmanın kader olmadığını belirterek şöyle konuşuyor: “Pelvik taban egzersizleri ve bazı ilaç tedavileri birçok hastada fayda sağlayabiliyor. Uygun hastalarda lazer uygulamaları veya destekleyici dolgu yöntemleri de tercih edilebiliyor. Daha ileri durumlarda ise küçük cerrahi girişimler ile mesaneyi destekleyen yapılar güçlendirilebiliyor ve oldukça başarılı sonuçlar alınabiliyor. İdrar kaçırma kadınların sessizce katlanması gereken bir durum değil. Yaygın olabilir ama normal değildir ve çoğu zaman tedavi edilebilir. Bu yüzden kadınların utanmadan bu konuyu dile getirmesi ve bir uzmana başvurması çok önemli. Bazen doğru soruyu sormak bile çözümün ilk adımı olabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastalikta-gulmek-hapsirmak-hatta-yurumek-bile-iskence-625345">Bu hastalıkta gülmek, hapşırmak hatta yürümek bile işkence!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[çıkabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[sanılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625318</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüzün bir tarafında aniden başlayan, elektrik çarpması gibi şiddetli ve keskin bir ağrı… Çoğu kişi bu durumu diş ağrısı ya da sinüzit sanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318">Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüzün bir tarafında aniden başlayan, elektrik çarpması gibi şiddetli ve keskin bir ağrı… Çoğu kişi bu durumu diş ağrısı ya da sinüzit sanıyor. Oysa bu tablo, ciddi bir sinir hastalığı olan trigeminal nevraljinin habercisi olabiliyor. Uzmanlar, özellikle tek taraflı ve yüz kaslarının kullanıldığı hareketlerle tetiklenebilen yüz ağrılarında vakit kaybetmeden değerlendirme yapılması gerektiğini vurguluyor. Memorial Göztepe Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Sakar, halk arasında “yüzde ağrı sendromu” olarak bilinen trigeminal nevralji hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong> Yüzde ağrı ani başlıyor gün içinde tekrarlayabiliyor</strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu taşıyan beşinci kranial sinirin etkilenmesiyle ortaya çıkan bir ağrı sendromudur. Sinirin bir noktada sıkışması ya da tahriş olması, ani ve çok şiddetli ağrı ataklarına yol açabilir. Ağrı çoğu zaman yüzün tek tarafında hissedilir. Elektrik çarpması ya da bıçak saplanması şeklinde tarif edilir. Saniyeler sürer ancak gün içinde defalarca tekrar edebilir. Diş fırçalama, konuşma, yüz yıkama hatta hafif rüzgarla bile tetiklenebilir. En sık neden, sinire temas eden bir damar baskısıdır. Daha nadir durumlarda yapısal sorunlar ya da nörolojik hastalıklar da tabloya yol açabilir.</p>
<p><strong> Yüzünüzde bu sorunları yaşıyor musunuz?</strong></p>
<p>Genellikle yüzün bir tarafında, saniyeler süren ama çok keskin bir ağrı şeklinde hissedilir. Elektrik çarpması, bıçak saplanması ya da yanma gibi tarif edilir. Diş fırçalama, yüz yıkama, konuşma, hatta hafif bir esinti bile ağrıyı tetikleyebilir. Ağrılar genellikle birden başlar ve kısa sürer, ancak gün içinde defalarca tekrar edebilir. Ağrı sırasında istemsiz yüz kasılmaları veya göz kırpma görülebilir. Ağrının olduğu bölgede dokunmaya karşı aşırı hassasiyet gelişebilir.</p>
<p><strong>En çok diş ağrısı ve sinüzit ile karıştırılıyor</strong></p>
<p>Yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen bu hastalık doğru yaklaşımla kontrol altına alınabilir. Trigeminal nevralji bir diş ağrısı değildir. Sinir kaynaklı bir ağrı sendromu olduğu için diş ağrısıyla karışabilir ama mekanizması farklıdır. Ağrı yüzde tek taraflıdır. Çünkü trigeminal sinir, her iki tarafta birer tanedir. Hangi taraftaki sinir etkilenmişse, ağrı genellikle o yüz yarısında hissedilir.</p>
<p>Bu nedenle bu tarz tek taraflı, ani başlayan ve elektrik çarpması şeklinde tarif edilen yüz ağrıları sıradan bir diş ağrısı ya da sinüzit olarak değerlendirilmemelidir. Yanlış tanı sonucu gereksiz diş çekimleri yapılması olasıdır ve bu durum tanı sürecini geciktirebilir. Ağrının tek taraflı, kısa süreli ve tetiklenebilir olması önemli ipuçlarıdır. Gerekli durumlarda beyin MR görüntülemesi yapılarak sinir çevresinde damar teması ya da başka bir neden olup olmadığı değerlendirilir. Böylece doğru tanı konularak uygun tedavi planlanır.</p>
<p><strong>Konuşmayı bile engelleyebiliyor</strong></p>
<p>Hastalık ilerledikçe ataklar sıklaşabilir ve şiddetlenebilir. Bazı hastalar ağrıyı tetiklediği için konuşmaktan kaçınacak kadar etkilenebilir. Yıllarca çevreleri ile yazı tahtası aracılığıyoa iletişim kurmak zorunda kalan hastaların cerrahi tedavi sonrasında ağrısız konuşmanın rahatlığını yaşadığı görülmektedir. Trigeminal nevralji, doğru tanı konulduğunda etkili şekilde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavi planı, ağrıların sıklığına, şiddetine ve yaşam kalitesine etkisine göre belirlenir. Tedavi kişiye özeldir; her hastada farklı bir yol izlenebilir. Önemli olan, ağrının kontrol altına alınması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesidir.</p>
<p><strong> Tedavi mümkün mü?</strong></p>
<p>Tedavinin ilk basamağında sinir üzerindeki hassasiyeti azaltan bazı özel ilaçlar kullanılabilir. Sinir bloğu, radyofrekans ablasyon gibi girişimsel işlemlerle de ağrı kontrol altına alınabilir. Son aşamada ise cerrahi müdahale planlanabilir. Mikrocerrahiyle sinir üzerindeki baskının kaldırılması (mikrovaskülerde kompresyon) pek çok hastada yüksek başarı oranına sahiptir ve kalıcı çözüm sağlayabilir. Tedavide cerrahi şart değildir ve çoğunlukla ilaçlarla rahatlama sağlanabilir; ancak cerrahi uygun seçilmiş vakalarda çok yüksek başarı oranına sahiptir. </p>
<p><strong>Yüzde ağrı sendromundan korunmak için öneriler;</strong></p>
<ol>
<li>Yüzünüzü sert bir şekilde ovmayın.</li>
<li>Yüzünüzü ılık suyla yıkayın.</li>
<li>Yumuşak diş fırçası kullanın.</li>
<li>Rüzgarlı havada atkı ya da şal ile yüzünüzü koruyun.</li>
<li>Çok sıcak ya da soğuk içeceklerden kaçının.</li>
<li>Stresli ve yoğun günlerde kısa molalar verin, nefes egzersizleri yapın.</li>
<li>Atakların sıklığını ve tetikleyicilerini not alın ve doktorunuzla paylaşın.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318">Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Barınaklardan 3 binin üzerinde hayvan sahiplendirildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/barinaklardan-3-binin-uzerinde-hayvan-sahiplendirildi-625083</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Apr 2026 07:38:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[barınaklardan]]></category>
		<category><![CDATA[binin]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanları]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[sahiplendirildi]]></category>
		<category><![CDATA[sahiplendirme]]></category>
		<category><![CDATA[sahiplenme]]></category>
		<category><![CDATA[Sahipsiz Hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625083</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, 4 Nisan Dünya Sokak Hayvanları Günü’nde bakımevlerinde bulunan sahipsiz hayvanların sıcak bir yuvaya kavuşması için yurttaşlara “satın alma, sahiplen” çağrısında bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/barinaklardan-3-binin-uzerinde-hayvan-sahiplendirildi-625083">Barınaklardan 3 binin üzerinde hayvan sahiplendirildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, 4 Nisan Dünya Sokak Hayvanları Günü’nde bakımevlerinde bulunan sahipsiz hayvanların sıcak bir yuvaya kavuşması için yurttaşlara “satın alma, sahiplen” çağrısında bulundu. Büyükşehir Belediyesi, son iki yılda 3 bin 300 hayvanın sahiplendirilmesini sağladı. Büyükşehir’in bakımevlerinde yaklaşık 2 bin 300 patili dost yeni sahiplerini beklerken, uzmanlar hayvan sahiplenmenin “bir heves değil, ömür boyu süren bir sorumluluk” olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “Tek Sağlık” vizyonu doğrultusunda yürüttüğü çalışmalarla son iki yılda on binlerce canlının yaşamına dokunuldu. Kısırlaştırmadan tedaviye, sahiplendirmeden afet müdahalesine kadar geniş bir alanda sürdürülen hizmetlerle hem hayvan refahı artırıldı hem de toplum sağlığı güçlendirildi. Büyükşehir yetkilileri, 4 Nisan Dünya Sokak Hayvanları Günü’nde bakımevlerinde bulunan sahipsiz hayvanların sıcak bir yuvaya kavuşması için “satın alma, sahiplen” çağrısını yineledi.</p>
<p><strong>2 bin 300 patili dost yuva bekliyor</strong></p>
<p>Son iki yılda barınaklardan 3 bin 300 sokak hayvanının sahiplendirilmesinin sağlandığı, kent genelindeki bakımevlerinde bulunan yaklaşık 2 bin 300 patili dostun yeni sahiplerini beklediği vurgulandı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Seyrek Sahipsiz Hayvan Bakımevi, PAKO Sokak Hayvanları Sosyal Yaşam Kampüsü ve Işıkkent Sahipsiz Hayvan Bakımevi ile Kiraz Belediyesi iş birliğiyle yürütülen bakımevindeki hayvanlar yeni sahiplerini bekliyor. Büyükşehir Belediyesi yönetimindeki üç bakımevinin toplam kapasitesi 3 bin 500. Hâlen bakımevlerinde yaklaşık 2 bin 300 hayvan bulunuyor. Bakımevlerine dönem dönem pomeranian, miniature pinscher, terrier ve french bulldog gibi farklı ırklardan köpekler de getiriliyor.</p>
<p><strong>Bakımevlerinde halkla ilişkiler birimi kuruldu</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı Eğitim İletişim ve Destek Hizmetleri Şube Müdürü Veteriner Hekim Dr. Ebru Tong, bakımevlerinde halkla ilişkiler ve sahiplendirme birimleri oluşturduklarını belirterek, “Yurttaşlarımızın burayı ziyaret ederek hayvanlarımızı tanımalarını ve terk etmemek üzere sahiplenmelerini istiyoruz. Bilinçli sahiplendirmeyi teşvik etmek amacıyla Patili Yaşam Başlangıç Rehberi de hazırladık. Hayvan sahiplenme ciddi bir sorumluluk. Bilinçsiz sahiplenme terk edilme vakalarını artırıyor. Terk edilen hayvanların psikolojisi olumsuz etkileniyor ve zamanla davranış sorunlarına yol açıyor. Yurttaşlardan, sahiplenme kararını iyi düşünmelerini, bir heves değil, ömürlük bir sorumluluk bilinciyle hareket etmelerini istiyoruz. Bakımevlerinin ziyaret edilmesi ve hayvanlarla vakit geçirilmesi, yürüyüş yaptırılması ve ilgi gösterilmesini hem hayvanlar hem de ziyaretçiler için çok önemli” dedi.</p>
<p><strong>Farkındalık çalışmaları yoğunlaştı</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, kent yaşamında insan ve hayvan etkileşiminin sağlıklı biçimde düzenlenmesi amacıyla farkındalık çalışmalarını da artırdı. Bu doğrultuda “Patili Kentimiz” ve sahiplendirme etkinliklerini kapsayan “Patili Perşembe” markaları tescil edilerek sahiplendirme kültürünün yaygınlaştırılması hedeflendi. Patili Perşembe etkinlikleri, hava koşullarına bağlı olarak kentin farklı noktalarında düzenlenmeye devam ediyor.</p>
<p><strong>Afetlerde hayvanlar için seferberlik</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi ekipleri afet ve yangınlarda da hayvanların yanında oldu. 2024 yılında Selçuk ilçesinde çıkan orman yangınında 155 köpek tahliye edilerek Seyrek Hayvan Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Aynı yıl Karşıyaka ve çevre ilçelerde meydana gelen yangınlarda 298 hayvan kurtarılarak tedavi ve barınma imkânı sağlandı. 2025 yılında İzmir genelinde meydana gelen orman yangınlarında ise Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda 35 araç ve 100’ün üzerinde personel ile kurtarma çalışmaları yürütüldü. Bu süreçte yüzlerce hayvan tahliye edilirken, yaralanan hayvanlara yerinde müdahale edildi. Tedavi edilen 6 kaplumbağa ve 2 kirpi ise kontrollerinin ardından yeniden doğal yaşam alanlarına bırakıldı.</p>
<p><strong>Mobil kısırlaştırma hizmeti güçlendirildi</strong></p>
<p>Sokak hayvanı popülasyonunun kontrol altına alınması amacıyla mobil kısırlaştırma hizmetleri de genişletildi. 2025 yılında mobil kısırlaştırma ünitesinde kapsamlı yenileme çalışmaları yapılırken ikinci mobil kısırlaştırma aracı da hizmete alındı. Böylece farklı lokasyonlarda eş zamanlı operasyon yapılması mümkün hale geldi. 2024-2025 yılları arasında mobil kısırlaştırma ünitesinde 8 bin 536 kedi kısırlaştırıldı.</p>
<p><strong>İki yılda on binlerce hayvana hizmet</strong></p>
<p>Nisan 2024’ten bugüne kadar gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında; 123 bin 820 koruyucu hekimlik uygulaması yapıldı.    37 bin 146 hayvan kısırlaştırıldı. 17 bin 300 hayvan muayene ve tedavi edildi. 111 ton köpek maması, 7 bin ödül maması üretilerek sahipsiz hayvanların kullanımına sunuldu. Başlatılan Pet Mama Döngüsel Ağı Projesi ile otellerden toplanan gıda artıklarının mama üretiminde değerlendirilmesi sağlandı. 4 ton köpek maması üretilerek hem sahipsiz hayvanlar için sürdürülebilir beslenme desteği verildi hem de sıfır atık hedeflerine katkı sağlandı.</p>
<p><strong>Yeni yaşam alanları ve sahipli hayvan mezarlığı geliyor</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, kentteki sahipsiz hayvanlar için yeni yaşam alanları oluşturmayı da sürdürüyor. Dikili Sahipsiz Hayvan Rehabilitasyon Merkezi için 24 bin 448 metrekarelik alan belediyeye devredilirken, inşaat hazırlıkları başladı. Kiraz’da da Küçük Menderes Yerleşkesi için doğal yaşam alanı planlanıyor. Pako Sokak Hayvanları Sosyal Yaşam Kampüsü içinde ise 1100 kapasiteli sahipli hayvan mezarlığı ve yeni doğal yaşam alanları için projelendirme çalışmaları sürüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/barinaklardan-3-binin-uzerinde-hayvan-sahiplendirildi-625083">Barınaklardan 3 binin üzerinde hayvan sahiplendirildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gece sütüyle uyutma alışkanlığı çocukların diş sağlığını riske atabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gece-sutuyle-uyutma-aliskanligi-cocuklarin-dis-sagligini-riske-atabilir-624622</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 11:43:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[süt]]></category>
		<category><![CDATA[sütüyle]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyutma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624622</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimi Doç. Dr. Barış Karabulut, çocukların ağız ve diş sağlığını korumak için pedodonti uygulamalarının önemi, erken muayene, koruyucu tedbirler ve doğru alışkanlıkların kazanılmasının gerekliliği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-sutuyle-uyutma-aliskanligi-cocuklarin-dis-sagligini-riske-atabilir-624622">Gece sütüyle uyutma alışkanlığı çocukların diş sağlığını riske atabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimi Doç. Dr. Barış Karabulut, çocukların ağız ve diş sağlığını korumak için pedodonti uygulamalarının önemi, erken muayene, koruyucu tedbirler ve doğru alışkanlıkların kazanılmasının gerekliliği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Koruyucu diş hekimliği ile çürükler ve anomaliler önlenir!</strong></p>
<p>Pedodonti, yani çocuk diş hekimliğinin, bebeklikten ergenlik dönemine kadar çocukların ağız ve diş sağlığıyla ilgilenen bir uzmanlık alanı olduğunu aktaran Doç. Dr. Barış Karabulut, “Bu süreç, aslında anne karnında başlar. Hamilelik döneminde anneye verilen eğitimlerle temeller atılır ve bebeğin ilk dişinin çıkmasıyla birlikte düzenli muayene süreci başlar.” dedi.</p>
<p>Pedodonti uzmanlarının temel hedeflerinden birinin, çocuklarda diş hekimi korkusu oluşmadan, güvenli ve olumlu bir deneyim sağlamak olduğuna vurgu yapan Doç. Dr. Karabulut, “Bu sayede çocukların diş hekimi ziyaretlerini bir alışkanlık haline getirmeleri ve ağız-diş sağlığını yaşam boyu korumaları amaçlanır. Aynı zamanda koruyucu diş hekimliği uygulamalarıyla, çürükler ve olası anomaliler oluşmadan önce önlem alınır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Süt dişleri, geçici olmalarına rağmen son derece önemli bir role sahip! </strong></p>
<p>Koruyucu diş hekimliği uygulamaları kapsamda fissür örtücü ve flor uygulamaları gibi işlemler yapıldığı bilgisini veren Doç. Dr. Barış Karabulut, “Erken çocukluk çağı çürükleri tespit edilerek gerekli durumlarda dolgu veya kanal tedavisiyle dişler restore edilir. Ayrıca dişlerde oluşabilecek çapraşıklıklar erken dönemde belirlenerek ileride oluşabilecek ortodontik sorunların önüne geçilir.” dedi.</p>
<p>Çocukların ilk diş muayenesinin, ilk diş çıkar çıkmaz ya da en geç bir yaş civarında yapılmasının önerildiğine değinen Doç. Dr. Karabulut, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu erken tanışma, çocuğun diş hekimine alışmasını kolaylaştırırken, ailelerin de doğru beslenme ve ağız bakımı konusunda bilinçlenmesini sağlar.</p>
<p>Süt dişleri, sanıldığının aksine geçici olmalarına rağmen son derece önemli bir role sahiptir. Çocukların sağlıklı beslenmesi, düzgün konuşabilmesi ve estetik açıdan kendine güven geliştirebilmesi için süt dişlerinin korunması gerekir. Ayrıca süt dişleri, kalıcı dişler için rehber görevi görür. Erken kayıplar, hem fiziksel hem de psikolojik sorunlara yol açabilir.”</p>
<p><strong>Beslenme sonrası ağız temizliği ihmal edilmemeli! </strong></p>
<p>Erken yaşta yapılan düzenli kontrollerin, diş çürüklerinin başlangıç aşamasında tespit edilmesini sağladığını yineleyen Doç. Dr. Barış Karabulut, “Böylece daha basit ve ağrısız yöntemlerle tedavi mümkün olur, ileri aşamalarda gerekebilecek kanal tedavisi veya genel anestezi gibi uygulamaların önüne geçilebilir.” dedi.</p>
<p>Bebeklik döneminde ağız temizliğinin de büyük önem taşıdığına dikkat çeken Doç. Dr. Karabulut, “Dişler çıkmaya başladıktan sonra, her beslenme sonrası diş yüzeyinde kalan süt mutlaka temizlenmelidir. Bu temizlik başlangıçta nemli bir bez veya tülbentle yapılabilir, ilerleyen dönemde ise parmak fırçaları kullanılabilir. Ayrıca bebeklerin memede ya da biberonla uyutulmaması ve beslenme sonrası ağız temizliğinin ihmal edilmemesi önerilir. Parmak emme ve uzun süreli emzik kullanımı gibi alışkanlıklar, 2-3 yaşından sonra devam ettiğinde diş ve çene yapısında bozulmalara yol açabilir. Bu nedenle bu alışkanlıkların kademeli olarak ve çocuğu zorlamadan bırakılması önemlidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Pedodonti, tedaviden çok koruyucu bir yaklaşım! </strong></p>
<p>Çocuklarda diş gıcırdatmanın, özellikle diş sürme dönemlerinde geçici olarak normal kabul edilebileceğini aktaran Doç. Dr. Barış Karabulut, “Ancak bu durum uzun süreli ve yoğun şekilde devam ediyorsa, dişlere ve çene eklemine zarar verebileceğinden mutlaka değerlendirilmelidir. Gerekli durumlarda koruyucu plaklar, psikolojik destek veya medikal tedavi seçenekleri gündeme gelebilir.” dedi.</p>
<p>Gece sütüyle uyutma alışkanlığının da diş sağlığı açısından riskli olduğunu ifade eden Doç. Dr. Karabulut, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Anne sütü ya da biberonla verilen süt, diş yüzeyinde uzun süre kaldığında çürük oluşumuna zemin hazırlar. Özellikle uyku sırasında tükürük akışının azalması bu riski artırır. Bu nedenle beslenme sonrası dişlerin temizlenmesi ve biberon kullanımının mümkün olan en erken dönemde bırakılması önerilir.</p>
<p>Sonuç olarak pedodonti, sadece mevcut sorunların tedavi edildiği bir alan değil; aynı zamanda çocukların ağız ve diş sağlığını korumaya yönelik önleyici yaklaşımların merkezinde yer alan önemli bir bilim dalıdır. Erken yaşta kazanılan doğru alışkanlıklar, sağlıklı bir ağız yapısının temelini oluşturur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-sutuyle-uyutma-aliskanligi-cocuklarin-dis-sagligini-riske-atabilir-624622">Gece sütüyle uyutma alışkanlığı çocukların diş sağlığını riske atabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kök Hücre Tedavisi ile Ameliyatsız İyileşebilen 4 Cilt Problemi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-tedavisi-ile-ameliyatsiz-iyilesebilen-4-cilt-problemi-624595</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[eksozom]]></category>
		<category><![CDATA[elde]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[Kök Hücre]]></category>
		<category><![CDATA[problemi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavileri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yileşebilen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624595</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kök hücre temelli tedaviler, hasar görmüş dokuların onarılmasını destekleyerek yalnızca hastalıkların tedavisinde değil, aynı zamanda yaşlanma etkilerinin azalmasında da umut vadediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-tedavisi-ile-ameliyatsiz-iyilesebilen-4-cilt-problemi-624595">Kök Hücre Tedavisi ile Ameliyatsız İyileşebilen 4 Cilt Problemi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kök hücre temelli tedaviler, hasar görmüş dokuların onarılmasını destekleyerek yalnızca hastalıkların tedavisinde değil, aynı zamanda yaşlanma etkilerinin azalmasında da umut vadediyor. Yenileyici tıbbın en önemli yapı taşlarından biri olan bu yöntemler, estetik ve fonksiyonel iyileşmeyi bir arada hedefliyor. Memorial Ankara Hastanesi Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Cemal Alper Kemaloğlu, kök hücre ve eksozom tedavileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p>2000’li yılların başında kök hücrelerin keşfiyle birlikte tıpta önemli bir paradigma değişimi yaşandı. Daha önce yaşlanma ve doku hasarına yönelik tedaviler sınırlı kalırken, iyileşmenin büyük ölçüde mevcut hücrelerin kapasitesiyle gerçekleştiği düşünülüyordu. Ancak kök hücrelerin farklı hücre tiplerine dönüşebilme ve bulundukları dokuyu yeniden düzenleyebilme özellikleri sayesinde, dokuların orijinal yapısıyla onarılabileceği ortaya kondu. Bu gelişme, özellikle estetik ve plastik cerrahi alanında yeni tedavi yaklaşımlarının önünü açtı.</p>
<p><strong>Vücut kendi hücreleriyle kendini onarıyor</strong></p>
<p>İnsan vücudu aslında doğuştan güçlü bir yenilenme kapasitesine sahiptir. Anne karnında tek bir kök hücreden gelişen bu yapı, erişkin dönemde de vücutta varlığını sürdürür. Çoğunlukla yağ dokusu içinde bulunan kök hücreler; travma, stres veya açlık gibi durumlarda aktive olarak onarım sürecini başlatır. Günümüzde bu hücreleri kontrollü şekilde elde edip çoğaltarak yeniden hastaya uygulamak mümkün hale gelmiştir.</p>
<p><strong>Yağ dokusundan elde edilen doğal tedavi </strong></p>
<p>Klinik uygulamalarda en sık tercih edilen yöntem, hastanın kendi yağ dokusundan kök hücre elde edilmesidir. Lokal anestezi altında alınan yağ dokusu özel işlemlerden geçirilerek kök hücreden zengin bir içerik haline getirilir. Bu hücreler ihtiyaç duyulan bölgeye enjekte edildiğinde;</p>
<ul>
<li>İnflamasyonu azaltır,</li>
<li>Kolajen yıkımını yavaşlatır,</li>
<li>Kanlanmayı artırır.</li>
</ul>
<p>Böylece hem doku onarımı desteklenir hem de yaşlanma belirtilerinde belirgin iyileşme sağlanır. Hastanın kendi hücreleri kullanıldığı için tedavi tamamen doğal ve biyouyumlu bir yapıdadır.</p>
<p><strong>Ciltteki problemler ameliyatsız iyileşebiliyor</strong></p>
<p>Hücresel tedaviler günümüzde pek çok alanda etkili sonuçlar sunmaktadır. Bu yöntemler sayesinde büyük cerrahi işlemlere gerek kalmadan, daha konforlu ve tatmin edici sonuçlar elde edilebilmektedir. Genellikle aşağıdaki durumlarda tercih edilmektedir:</p>
<ol>
<li>Yüz gençleştirme,</li>
<li>Erkek tipi saç dökülmesi,</li>
<li>Yara ve iz tedavileri,</li>
<li>Kronik yaraların iyileştirilmesi</li>
</ol>
<p><strong>Kişiye özel tedavi planlanıyor</strong></p>
<p>Kök hücre tedavilerinin bazı sınırlılıkları da bulunmaktadır. Yağ dokusundan elde edilmesi gerektiği için cerrahi işlem açısından uygun olmayan hastalarda uygulanamayabilir. Ayrıca hücre kalitesi yaşla birlikte azaldığından ileri yaş hastalarda tedavi etkinliği düşebilir. Tekrarlayan uygulamalarda yeniden doku alınması gerekliliği de bir diğer önemli faktördür.  </p>
<p>Son yıllarda yapılan çalışmalar, kök hücrelerin etkilerini büyük ölçüde salgıladıkları “eksozom” adı verilen biyolojik veziküller aracılığıyla gösterdiğini ortaya koymuştur. Eksozomlar; hücreler arası iletişimi sağlayan, DNA, RNA ve protein taşıyan mikro yapılardır. Hedef hücreye ulaştıklarında onarım ve yenilenme süreçlerini tetiklerler. Bu sayede kök hücrenin kendisini kullanmadan da benzer biyolojik etkiler elde edilebilmektedir. </p>
<p><strong>Cerrahiye alternatif güçlü bir seçenek</strong></p>
<p>Eksozom tedavileri; </p>
<ul>
<li>Cerrahi işlem gerektirmemesi,</li>
<li>Bağışıklık sistemi tarafından düşük reddedilme riski,</li>
<li>Daha kolay saklanabilmesi</li>
</ul>
<p>gibi avantajlarıyla öne çıkmaktadır. Özellikle kök hücre tedavisi için uygun olmayan hastalarda önemli bir alternatif sunmaktadır. Her ne kadar eksozom tedavileri henüz gelişim aşamasında olsa da, dozlama ve uygulama standartlarının belirlenmesine yönelik çalışmalar hızla devam etmektedir. İnsan vücudundaki milyarlarca hücre sürekli bir iletişim halindedir. Bu iletişimi doğru şekilde yönlendirmek, hastalığın kökenine inmeyi mümkün kılmaktadır. Kök hücre ve eksozom tedavilerinin, modern tıbbın en güçlü ve en doğal iyileşme araçlarından biri olarak önümüzdeki yıllarda çok daha yaygın kullanılacağı öngörülmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-tedavisi-ile-ameliyatsiz-iyilesebilen-4-cilt-problemi-624595">Kök Hücre Tedavisi ile Ameliyatsız İyileşebilen 4 Cilt Problemi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser tedavisinde fiziksel iyilik halini destekleyen 10 öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-fiziksel-iyilik-halini-destekleyen-10-oneri-624366</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 10:18:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[destekleyen]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[halini]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[rehabilitasyon]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624366</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser hem hastalığın kendisi hem de tedavi sürecinin etkileri nedeniyle çok yönlü ele alınması gereken zorlu bir süreç.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-fiziksel-iyilik-halini-destekleyen-10-oneri-624366">Kanser tedavisinde fiziksel iyilik halini destekleyen 10 öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser hem hastalığın kendisi hem de tedavi sürecinin etkileri nedeniyle çok yönlü ele alınması gereken zorlu bir süreç. Bu nedenle kanserle mücadelede yalnızca hastalığa odaklanmak yeterli değil. Fiziksel, ruhsal ve bilişsel alanları kapsayan bütüncül bir yaklaşım olan kanser rehabilitasyonu da sürece dahil edilmeli. Tedavi boyunca ortaya çıkan yorgunluk, ağrı ve hareket yeteneğinde kısıtlılık gibi durumların hastaların günlük yaşamını doğrudan zorlaştırdığını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Bu yüzden rehabilitasyon kapsamında özellikle fiziksel fonksiyonların desteklenmesine yönelik uygulamalar, hastaların hareket kapasitesinin korunması ve günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilmesi açısından değerli” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Düzenli egzersiz tüm bunların yanında kişinin psikolojik olarak da daha iyi hissetmesine katkı sağlar. Kalp sağlığını koruma, stres, depresyon ve anksiyete ile baş edebilme ve kemik gücünü artırmada da aktif fiziksel yaşamın kıymetini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Kanser rehabilitasyonu programları hastalığın türüne ve evresine göre şekillendirilir. Hastane içinde multidisipliner yaklaşımlarla uygulanabildiği gibi kişiye özel ev programları şeklinde de planlanabilir. Özellikle kemoterapi ve radyoterapi alan hastalarda, hareketsizlik ve buna bağlı gelişen komplikasyonlar fiziksel fonksiyonları etkileyerek rehabilitasyon sürecinin planlanmasında önemli bir rol oynar” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, kanser süreci için fiziksel tıp ve rehabilitasyon uygulamalarına ilişkin önerilerini paylaştı:</p>
<p> </p>
<ol>
<li>Öncelikli olarak kanser tedavisi sürecinde egzersiz programının bir uzman eşliğinde ve kişiye özel olarak planlanması gerektiğini göz önünde bulundurun.</li>
<li>Egzersize başlarken düşük seviyeden ilerlemeye özen gösterin. Kanser tedavisi sürecinde günde sadece birkaç dakika hareket etmenin bile faydasını hissedebilirsiniz. </li>
<li>Planladığınız egzersiz süresini parçalara bölün ve aralara dinlenme molaları ekleyin. Tedavi sürecinde 30 dakikalık yürüyüşü gün içine yayarak üç ayrı zaman diliminde yapabilirsiniz.</li>
<li>Egzersizi daha keyifli hale getirmek için grup çalışmalarına katılabilir ya da sevdiğiniz müzikler eşliğinde hareket edebilir, bisiklet gibi alternatifleri değerlendirebilirsiniz. </li>
<li>Günlük yaşamınıza hareket katmanın yollarını arayın. Örneğin aracınızı daha uzak bir noktaya park ederek yürüyüş sürenizi artırabilirsiniz. </li>
<li>Adım sayınızı pedometre veya akıllı telefon uygulamalarıyla takip ederek günlük hareket düzeyinizi kontrol altında tutmaya çalışın. </li>
<li>Egzersiz sırasında rahat kıyafetler tercih edin ve yeterli miktarda su tüketmeyi ihmal etmeyin.</li>
<li>Hareket öncesinde omuz, kol ve bacak egzersizleriyle ısınmayı, sonrasında ise germe hareketleriyle soğumayı unutmayın. </li>
<li>Kendinizi iyi hissetmediğinizde, ateşiniz olduğunda veya vücudunuz sinyal verdiğinde egzersizi sonlandırın. </li>
<li>Kansere eşlik eden kansızlık gibi durumlar varsa egzersize başlamadan önce bu durumu mutlaka doktorunuzla paylaşın. </li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-fiziksel-iyilik-halini-destekleyen-10-oneri-624366">Kanser tedavisinde fiziksel iyilik halini destekleyen 10 öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hastaya Özel Tümör Kopyasıyla Laboratuvarda En Etkili İlaç Belirleniyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hastaya-ozel-tumor-kopyasiyla-laboratuvarda-en-etkili-ilac-belirleniyor-624357</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 10:08:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaya]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kopyasıyla]]></category>
		<category><![CDATA[laboratuvarda]]></category>
		<category><![CDATA[laç]]></category>
		<category><![CDATA[model]]></category>
		<category><![CDATA[Organoid]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624357</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde “deneme-yanılma” dönemi yavaş yavaş kapanıyor. Şu sıralar özellikle kolon kanserinde yapılan araştırmalar umut vaat ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastaya-ozel-tumor-kopyasiyla-laboratuvarda-en-etkili-ilac-belirleniyor-624357">Hastaya Özel Tümör Kopyasıyla Laboratuvarda En Etkili İlaç Belirleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kanser tedavisinde “deneme-yanılma” dönemi yavaş yavaş kapanıyor. Şu sıralar özellikle kolon kanserinde yapılan araştırmalar umut vaat ediyor. Kolon kanserinde hastadan alınan tümör dokusu laboratuvarda kopyalanarak üç boyutlu bir “organoid” modeli oluşturuluyor ve hedefe yönelik ilaçlar bu model üzerinde deneniyor. Böylece her hastaya özel en etkili tedavi seçeneği, tedaviye başlanmadan önce belirlenebiliyor. Yapay zekâ destekli bu yeni yaklaşım, hem dünyada hem Türkiye’de öncü ve ilk olma özelliği taşıyor. </strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Bilişimi ve Biyoistatistik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Uğur Sezerman liderliğinde yürütülen proje, Organoid alanındaki çalışmalarıyla tanınan İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi Baş Araştırmacısı ve bir organoid firması kurucusu Prof. Dr. Esra Erdal iş birliğiyle, kolon kanserinde kişiye özel tedaviyi somut bir laboratuvar modeline taşıyor. Proje kapsamında geliştirilen sistemle, yaklaşık 6 hafta gibi kısa bir sürede hastanın tümörüne en etkili ilacın belirlenmesi hedefleniyor.</strong></em></p>
<p>Bioinformatik alanında uzun yıllardır çalışmalar yürüttüklerini belirten Prof. Dr. Uğur Sezerman, kanserde artık çok katmanlı veri analizinin kaçınılmaz olduğunu vurguluyor. Tümörün dijital ve biyolojik haritasını çıkardıklarına dikkat çeken Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Bioinformatik; tıbbi verileri bilgisayar tabanlı yaklaşımlarla analiz ederek tanı ve tedavide kullanılacak yöntemler geliştiren bir alan. Günümüzde DNA dizileme teknolojileri sayesinde elimizde çok büyük miktarda veri var. Özellikle kanserde, tümör dokusunu ve kandan elde edilen DNA’yı dizileyerek tümöre özgü somatik varyasyonları tespit edebiliyoruz” diyor.</p>
<p>Bu analizler sayesinde tümörün hangi genetik değişimlerle tetiklendiği, hangi sinyal mekanizmaları üzerinden büyüdüğü ortaya konuyor. Ancak tümör tek tip bir yapı değil. Heterojen, yani farklı klonlardan oluşan karmaşık bir yapı. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Tümör içindeki farklı klonları ve her birinin ‘driver’ dediğimiz tetikleyici mekanizmalarını belirleyebiliyoruz. Böylece tümördeki çeşitliliği yakalamış oluyoruz” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><b>Sadece DNA Yetmiyor: Çok Katmanlı “Omik” Analiz</b></p>
<p>Kolon kanseriyle ilgili yürüttükleri proje yalnızca DNA dizilemesiyle sınırlı değil. Transkriptom analizleriyle hangi genin ne kadar üretildiği ölçülüyor; sağlıklı ve tümör dokusu karşılaştırılıyor. Epigenetik mekanizmalar da incelenerek hangi genlerin aktif, hangilerinin baskılanmış olduğu ortaya konuyor. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Tümörün genetik yapısından hücre içinde üretilen proteinlere ve metabolik ürünlere kadar çok sayıda biyolojik veriyi, yani ‘omik veri’yi bir araya getirerek hastanın tümörünün detaylı bir modelini oluşturuyoruz. Bu kadar büyük ve karmaşık veriyi insanın tek başına analiz etmesi mümkün olmadığı için yapay zekâdan yararlanıyoruz. Bu analizlerin ardından geliştirdiğimiz PANACEA yöntemi devreye giriyor. Ağ temelli algoritmalarla tümörün tetikleyici genleri ve ilaçlarla hedef alınan genler haritalanıyor. Amaç; tüm tetikleyici mekanizmaları aynı anda susturabilecek en uygun ilaç ya da ilaç kombinasyonunu belirlemek” diyor. </p>
<p><b>Laboratuvarda “Mini Organlar” Oluşturuluyor</b></p>
<p>Prof. Dr. Uğur Sezerman laboratuvar ortamında üretilen organoidlerin çok önemli olduğunu vurguluyor: “Hastadan alınan dokudan laboratuvar ortamında üretilen, üç boyutlu ve gerçek organa biyolojik olarak oldukça benzeyen mini doku modellerine ‘organoid’ diyoruz. Bu yapılar, tümörün hücresel mimarisini ve biyolojik davranışını büyük ölçüde taklit eder. Bu sayede ilaçlar, doğrudan hastanın tümörünün kopyası üzerinde denenebilir. Böylece hayvan deneylerine de ihtiyaç kalmaz”…</p>
<p><b>Kolon Kanseri Çalışması Dünyada ve Türkiye’de Bir İlk</b></p>
<p>Kolon kanseriyle ilgili yürütülen yeni projede, kolon kanseri hastasından alınan dokudan kişiye özel bir organoid oluşturulacak. Önce yapay zekâ ile tümörün tetikleyici mekanizmaları belirlenecek, ardından bu mekanizmaları hedefleyen ilaç adayları seçilecek. Bu ilaçlar, kök hücre ve organoid teknolojileri laboratuvarında üretilecek organoid modelleri üzerinde test edilecek.</p>
<p>Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Organoidler özellikle kolon kanserinde kanseri mimik edecek şekilde başarıyla üretilebiliyor; ancak bizim farkımız, kişinin kanser mekanizmasını aydınlatıp doğrudan hedefe yönelik ilaçların bu model üzerinde denenmesini sağlamak. Yüzlerce ilaç denemektense, birkaç deneyle hızlı bir şekilde organoid tümör üzerinde hastaya uygun tedaviyi belirlemenin mümkün olduğu bu yöntem dünyada da bir ilk. Omik verilerden hastanın dirençli olduğu ilaçları da, geliştirdiğimiz yapay zeka yöntemleri ile belirliyoruz. Böylece hastanın yanıt verebileceği ilaçlar ile deneme yapılmasını sağlayarak hem ekonomik yükü hafifletiyor hem de denemelerin hızlanması açısından sürece önemli katkıda bulunuyoruz” diyor.  </p>
<p>Bu çalışma sayesinde yaklaşık 6 hafta içinde hangi ilacın etkili olduğu belirlenecek ve sonuç doğrudan klinisyene bildirilecek. Sonrasında da hekim, en etkili tedaviyi hastaya uygulayacak. Bu tedavilerin rutine girebilmesi için tabii ki uluslararası kapsamlı klinik çalışmalara ihtiyaç olacak.</p>
<p><b>İlk Aşamada Son Evre Hastalarda Uygulanacak</b></p>
<p>Organoidlerin ilaç denemelerinde kullanımı FDA tarafından da onaylanmış durumda. Bu yaklaşım, deney hayvanı kullanımını önemli ölçüde azaltma potansiyeli de taşıyor. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Organoid üzerinde deneyeceğimiz ve çalışan tedavinin, gerçek tümörde de çalışmasını hedefliyoruz. Bu model sayesinde hayvan deneylerine ihtiyaç büyük ölçüde ortadan kalkabilir” diyor.</p>
<p>Çalışma ilk etapta, mevcut tüm tedavileri almış ve yanıt alınamamış son evre kolon kanseri hastalarında uygulanacak. Ancak hedef çok daha büyük. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Yöntemler geliştikçe bunu son aşamadaki hastalarda değil, hastaya ilk tanı konduğu anda uygulayabileceğiz. Böylece hasta zaman kaybetmeyecek; gereksiz ve etkisiz tedavilerle maddi ve biyolojik yük altına girmeyecek. Kolon kanserinin tüm alt türlerinde uygulanabilecek olan bu yöntem, tamamen kişiye özel bir yaklaşım sunuyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><b>2 Yılda 30 Hasta, 5 Yılda Klinik Rutine Girebilir</b></p>
<p>TEYDEB onayı alan proje kapsamında iki yıl içinde 30 hasta üzerinde uygulama tamamlanacak. Ardından yöntemin diğer kanser türlerinde, özellikle meme kanserinde uygulanması planlanıyor. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Kanser ciddi bir yara. Gereksiz ve etkisiz tedaviler hastanın en değerli şeyi olan zamanını alıyor. Artık tıbbın özüne gidip, hastalık yoktur hasta vardır yaklaşımıyla hastalığın tetikleyici mekanizmasını bulup onu hedefleyen çözümler üretmek zorundayız. Tıpta bu yaklaşımın 5 yıl içinde çok daha yaygın hale geleceğine inanıyorum. Kanserde yeni dönem artık çok net: Tümörü tam olarak anlamadan tedaviye başlanmamalı. İlaç hastaya verilmeden önce, laboratuvarda oluşturulan tümörün kopyasında denenmeli<strong>”</strong> diyor.</p>
<p>Kolon kanseriyle başlayan bu çalışma; gelecekte diğer kanserlerde olduğu gibi ülseratif kolit, irritabl bağırsak sendromu gibi hastalıklarda da organoid modelleri üzerinden kişiye özel tedavilerin geliştirilmesinin önünü açabilir… </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastaya-ozel-tumor-kopyasiyla-laboratuvarda-en-etkili-ilac-belirleniyor-624357">Hastaya Özel Tümör Kopyasıyla Laboratuvarda En Etkili İlaç Belirleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor-624111</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 11:08:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[enjeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasarlarına]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kıkırdak]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[prp]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[sporda]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624111</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde sağlıklı yaşam konusunda bilinçlenmeyle birlikte spor yapan bireylerin sayısı her geçen gün artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor-624111">Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde sağlıklı yaşam konusunda bilinçlenmeyle birlikte spor yapan bireylerin sayısı her geçen gün artıyor. Düzenli spor genel sağlık açısından pek çok fayda sağlarken, ani yön değişiklikleri ve ani duruşlar gibi hatalı hareketler ise bazı diz problemlerine  yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Berkin Toker, </strong>dizlerin vücudun en fazla yük taşıyan ve en aktif kullanılan eklemlerinden biri olması nedeniyle spor sırasında travma ile zorlanmalara açık olduğuna dikkat çekerek, “Bu nedenle, özellikle koşu, futbol, basketbol ve benzeri yüksek tempolu sporlarla ilgilenen bireylerde diz yaralanmalarına daha sık rastlanmaktadır. Diz bölgesinde en sık menisküs, bağ yaralanmaları ve kıkırdak hasarları gelişmektedir” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Berkin Toker,</strong> son yıllarda ortopedi alanında yaşanan gelişmeler sayesinde diz problemlerinde enjeksiyon tedavilerinin yaygın olarak kullanıldığını belirterek, “Bu kapsamda en sık başvurulan uygulamalar arasında PRP (Platelet Rich Plasma) ve hyaluronik asit enjeksiyonları yer almaktadır. Bunların yanı sıra son yıllarda sıkça gündeme gelen kök hücre uygulamaları da klinik pratikte yerini almaya başlamıştır. Tıp alanındaki gelişmeler doğrultusunda yakın gelecekte bu tür enjeksiyon tedavilerinin, özellikle de kök hücre uygulamalarının klinik kullanımının daha da yaygınlaşması beklenmektedir” diyor. Bu tür enjeksiyon yöntemlerinin uygulanmasında doğru hasta seçiminin tedavinin başarısı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Berkin Toker,  “Her hastanın klinik durumu, yaşı, aktivite düzeyi ve dizdeki hasarın derecesi, tedavi planının belirlenmesinde dikkate alınması gereken faktörler arasında yer almaktadır” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>PRP (PLATELET RICH PLASMA)</strong></p>
<p>Platelet Rich Plasma (PRP) yöntemi, hastanın kendi kanından elde edilen ve trombositten zengin plazmanın problemli bölgeye enjekte edilmesi esasına dayanıyor. Bu yöntemde vücudun doğal iyileşme sürecinin biyolojik olarak uyarılması hedefleniyor. Doç. Dr. Berkin Toker, PRP yönteminin ‘yeniden yapılandırma’ tedavisi olduğunu belirterek, “Yöntemde amacımız vücuttaki iltihabi süreci azaltmak, dokusal iyileşmeyi hızlandırmak ve ağrıyı hafifletmektir” diyor.  </p>
<p><strong>Hangi sorunlarda başvuruluyor? </strong>PRP yöntemi<strong> </strong>en sık erken dönem kıkırdak hasarlarında, patellofemoral ağrı sendromunda, hafif ve orta dereceli diz osteoartritinde ve tendon problemlerinde (özellikle patellar tendinopati) tercih ediliyor.  Yöntemin özellikle yüklenmeye bağlı kronik diz ağrılarında ameliyatsız seçenek olarak öne çıktığını vurgulayan Doç. Dr. Berkin Toker, “Ancak yöntem ileri derecede mekanik deformite veya tam kat kıkırdak kaybında tek başına mucize değildir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong> Muayene sonrası alınan kan santrifüj edilerek ayrıştırılıyor ve elde edilen materyal eklem içine veya problemli dokuya enjekte ediliyor. Genellikle 1–3 seans yeterli geliyor. İşlem 10–15 dakika sürüyor ve hastanede yatış gerektirmiyor. Hastaların aynı gün çoğunlukla hastaneden yürüyerek çıktıklarını anlatan Doç. Dr. Berkin Toker,<strong> </strong>“Hastalarımız genelde bir hafta sonra spor yapmaya başlayabilmektedirler” diyor. </p>
<p><strong>Etki süresi:</strong> Klinik etki 2–4 hafta içinde başlıyor ve maksimum fayda 6–8 hafta arasında görülüyor. Etki süresi kişiye ve patolojiye göre değişmekle birlikte ortalama 6–12 ay sürüyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>KÖK HÜCRE TEDAVİSİ </strong></p>
<p>Diz sorunlarında kök hücre tedavileri çoğunlukla kemik iliği veya yağ dokusundan elde edilen mezenkimal kök hücreleri içeriyor. Tedavide amaç; hasarlı kıkırdak veya yumuşak dokularda biyolojik onarımı desteklemek, inflamasyonu baskılamak ve hücrelerin onarım sürecini tetiklemek. Doç. Dr. Berkin Toker,<strong> </strong>bu yöntemin<strong> </strong>PRP’den daha kompleks ve daha ileri biyolojik bir yaklaşım olduğunu söyleyerek, “Yöntem PRP ve hyaluronik asit enjeksiyonlarına oranla daha uzun süreli koruma sağlamaktadır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Hangi sorunlarda başvuruluyor?</strong> Fokal kıkırdak defektleri, erken ve orta evre kıkırdak dejenerasyonu ve bazı menisküs yaralanmalarında destekleyici tedavi olarak kullanılabiliyor. Özellikle spor yapan ve aktif bir yaşam süren genç erişkinlerde cerrahiye alternatif veya destek olarak planlanabiliyor. Ancak ileri evre kemik deformitesi bulunan artrozda tek başına yeterli olmuyor. </p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong> Hastadan alınan kemik iliği aspiratı veya yağ dokusu özel işlemlerden geçirilerek konsantre ediliyor. Ardından, genellikle ameliyathane şartlarında eklem içine veya lezyon bölgesine enjekte ediliyor. İşlem 30 – 45 dakikada<strong> </strong>tamamlanıyor. </p>
<p><strong>Etki süresi: </strong>Kök hücre tedavisinin<strong> </strong>etkisi PRP yöntemine göre daha geç başlıyor ve genellikle 4–8 hafta içinde hissediliyor. Maksimum biyolojik etki 3–6 ayda ortaya çıkıyor ve uygun hasta grubunda 1–2 yıl sürüyor. Sıklıkla 2–3 hafta içinde spora dönüş mümkün olabiliyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>HYALURONİK ASİT </strong></p>
<p>Hyaluronik asit, diz eklem sıvısının doğal bir bileşenidir. Osteoartrit ve yoğun yüklenmeye bağlı durumlarda bu sıvının kalitesi ve kayganlık özelliği<strong> </strong>azalıyor. Eklem içine uygulanan hyaluronik asit, adeta “eklem yağı” görevi görerek kayganlığı artırıyor ve mekanik sürtünmeyi azaltıyor.  Bu yöntemde ağrının azaltılması, eklem hareketinin artırılması ve performans kapasitesinin yükseltilmesi amaçlanıyor.  </p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong> Hyaluronik asit poliklinik şartlarında eklem içine enjeksiyon şeklinde uygulanıyor. Tek doz veya 3 dozluk kürler halinde planlanabiliyor. Uygun hastalarda PRP enjeksiyonuyla birlikte veya ek enjeksiyon olarak da yapılabiliyor. İşlem genellikle 15 dakika sürüyor ve hastalar aynı gün normal yaşamlarına dönebiliyor. Çoğu hasta 2–3 gün içinde spor hayatına başlayabiliyor. </p>
<p><strong>Hangi durumlarda başvuruluyor? </strong>Özellikle hafif, orta ve ileri dereceli diz kireçlenmesi, kondromalazi patella ve yüklenmeye bağlı eklem ağrılarında tercih ediliyor. Mekanik sürtünmenin ön planda olduğu durumlarda ağrının hafiflemesi konusunda oldukça etkili sonuçlar alınıyor. Ancak ileri evre kıkırdak kaybında sınırlı etki gösteriyor.</p>
<p><strong>Etki süresi:</strong> Bu yöntemin etkisi 1–3 hafta içinde hissediliyor ve ortalama 6–9 ay sürebiliyor. Bazı hastalarda yıllık tekrar enjeksiyonları planlanabiliyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor-624111">Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun-624041</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 10:28:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırmak]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[dayanıklılığı]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[sürecinde]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tepkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624041</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında, özellikle kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri sürecinde kadınların yaşadığı psikolojik zorluklar, duygusal tepkiler, vücut imajı sorunları ve baş etme stratejileri ile sosyal desteğin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun-624041">Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında, özellikle kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri sürecinde kadınların yaşadığı psikolojik zorluklar, duygusal tepkiler, vücut imajı sorunları ve baş etme stratejileri ile sosyal desteğin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Kanser teşhisi hayatın tamamını sarsan bir ‘eşik anı’ olabilir!</strong></p>
<p>Meme kanseri teşhisinin, birçok kadın için yalnızca tıbbi bir bilgi olmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bu teşhis hayatın tamamını sarsan bir ‘eşik anı’dır. Bu nedenle ilk tepkiler çoğunlukla yoğun, karmaşık ve dalgalı olur.” dedi.</p>
<p>En sık görülen ilk duygular arasında şok, inkâr, korku, kaygı ve kontrol kaybı hissinin yer aldığını ifade eden Aydın, “Pek çok kadın, tanıyı ilk duyduğunda ‘bu bana olamaz’ ya da ‘bir hata olmalı’ düşüncesine kapılır. Bu inkâr tepkisi, psikolojide akut stres tepkisinin doğal bir parçasıdır ve beynin ani tehdide karşı kendini koruma mekanizması olarak değerlendirilir. Araştırmalar, kanser tanısı alan bireylerin önemli bir kısmında ilk haftalarda travma sonrası stres belirtilerine benzer tepkiler görülebildiğini gösteriyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Farklı tepkiler, baş etme tarzı ve kişilikle ilgili!</strong></p>
<p>Bu tepkilerin yanında ölüm korkusu, geleceğe dair belirsizlik, ‘çocuklarıma ne olacak?’, ‘hayatım yarım mı kalacak?’ gibi varoluşsal soruların da çok erken dönemde ortaya çıkabileceğini kaydeden Klinik Psikolog Cumali Aydın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bazı kadınlar bu süreçte aşırı bilgi arayışına girerken, bazıları tam tersine tıbbi konuşmalardan kaçınabilir. Her iki tepki de psikolojik açıdan anlaşılırdır. Bir kadın, tanıdan sonraki ilk günlerde sürekli internette hastalıkla ilgili içerik aradığını, geceleri uyuyamadığını ve zihninin hiç durmadığını ifade edebilir. Bir başka kadın ise tam aksine, ‘hiçbir şey duymak istemiyorum’ diyerek çevresinden gelen bilgileri kapatabilir. Bu farklılıklar, kişinin baş etme tarzı, geçmiş yaşam deneyimleri ve kişilik yapısıyla yakından ilişkilidir.”</p>
<p><strong>Duygular tedavinin ‘yan etkisi’ değil, insani ve anlaşılır psikolojik tepkiler!</strong></p>
<p>Meme kanseri tedavilerinin, bedeni hedef alıyor gibi görünse de psikolojik dünyayı da derinden etkilediğine vurgu yapan Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi süreçleri; bedensel bütünlük algısını, kontrol hissini ve benlik algısını doğrudan etkileyen deneyimlerdir. Cerrahi müdahaleler sonrasında kadınlar sıklıkla bedenlerine yabancılaşma, ‘artık eskisi gibi değilim’ duygusu ve kayıp hissi yaşayabilir. Özellikle mastektomi geçiren kadınlarda bu duygular daha belirgin olabilir.” dedi.</p>
<p>Bilimsel çalışmaların, cerrahi sonrası dönemde depresif belirtilerin ve anksiyetenin artabildiğini gösterdiğini aktaran Aydın, “Kemoterapi süreci ise yalnızca fiziksel yan etkilerle değil, psikolojik açıdan da zorludur. Saç dökülmesi, halsizlik, mide bulantısı gibi belirtiler, kişinin kendini ‘hasta’ olarak algılamasını pekiştirir. Bu süreçte kadınlar sıklıkla çaresizlik, öfke, sabırsızlık ve zaman zaman umutsuzluk hissedebilir. Ayrıca ‘kemobeyin’ olarak bilinen dikkat ve hafıza sorunları, kişinin kendine güvenini sarsabilir. Radyoterapi ise daha sessiz ilerleyen ama uzun vadede yorgunluk, tahammülsüzlük ve duygusal dalgalanmalar yaratabilen bir süreçtir. Tedavinin uzaması, ‘bu hiç bitmeyecek mi?’ düşüncesini besleyebilir. Önemli nokta şudur; bu duygular tedavinin ‘yan etkisi’ değil, insani ve anlaşılır psikolojik tepkilerdir. Araştırmalar, tedavi sürecinde psikolojik destek alan kadınların hem ruhsal dayanıklılığının hem de tedaviye uyumunun daha yüksek olduğunu gösteriyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bedenle yeniden ilişki kurmak zamana ve şefkate ihtiyaç duyar!</strong></p>
<p>Meme kanseri sonrası vücut imajının, kadınlar için en hassas konulardan biri olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Meme, kültürel ve bireysel düzeyde kadınlık, annelik, cinsellik ve çekicilik ile ilişkilendirilen bir organdır. Bu nedenle bedende meydana gelen değişimler, yalnızca fiziksel değil, psikolojik bir kayıp olarak da yaşanabilir.” dedi.</p>
<p>Tedavi sonrası kadınların; ameliyat izleri, meme kaybı, protez kullanımı, kilo değişimleri veya ciltteki farklılıklar nedeniyle aynaya bakmakta zorlanabileceğini dile getiren Aydın, şunları söyledi:</p>
<p>“‘Artık kendimi tanımıyorum’ ya da ‘eşim beni eskisi gibi beğenir mi?’ gibi düşünceler sıkça dile getirilir. Araştırmalar, olumsuz vücut algısının özsaygı düşüşü, cinsel isteksizlik ve ilişkisel mesafelenme ile ilişkili olduğunu gösteriyor. </p>
<p>Tedavi süreci bitmiş, tıbben ‘iyi’ denilen bir kadın, sosyal ortamlardan kaçınmaya başlayabilir, denize girmekten çekinebilir ya da aynada kendine uzun süre bakmaktan kaçınabilir. Bu durum dışarıdan ‘abartı’ gibi algılansa da, aslında derin bir kimlik yeniden yapılanma sürecinin parçasıdır. Burada önemli olan, bedenle yeniden ilişki kurmanın zamana ve şefkate ihtiyaç duyduğunu kabul etmektir.”</p>
<p><strong>Güçlü olmak zorunda değilsiniz; ağlamak ve durmak da iyileşmenin parçası!</strong></p>
<p>Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Araştırmalar, bazı baş etme stratejilerinin ruh sağlığını belirgin şekilde desteklediğini gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Öncelikle duyguları bastırmak yerine ifade etmenin büyük önem taşıdığının altını çizen Aydın, “Üzgün, öfkeli ya da korkmuş hissetmek zayıflık değil; insan olmanın doğal bir sonucudur. Yazmak, güvendiği biriyle konuşmak ya da bir uzmandan destek almak, bu duyguların yükünü hafifletir. İkinci olarak, kontrol edilebilir alanlara odaklanmak önemlidir. Tedavi sürecini yönetmek, randevularını planlamak, beslenme ve uyku düzenine özen göstermek, kişiye ‘aktif bir özne’ olma hissi kazandırır. Bu, kaygıyı azaltan temel faktörlerden biridir. Mindfulness, nefes egzersizleri ve gevşeme çalışmaları gibi yöntemlerin, kanser hastalarında anksiyete ve depresyonu azalttığı bilimsel olarak gösterilmiştir. Ayrıca destek gruplarına katılmak, ‘yalnız değilim’ duygusunu güçlendirir. En önemlisi ise; güçlü olmak zorunda değilsiniz. Zaman zaman dağılmak, ağlamak, durmak da iyileşmenin bir parçasıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Şefkatli, anlayışlı ve sabırlı bir çevre, iyileşmenin psikolojik zeminini güçlendirir!</strong></p>
<p>Sosyal desteğin meme kanseri sürecinde en güçlü koruyucu faktörlerden biri olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Güçlü sosyal desteğe sahip kadınlar daha düşük depresyon düzeyleri yaşıyor ve tedaviye psikolojik olarak daha iyi uyum sağıyor.” dedi.</p>
<p>Ancak desteğin her zaman ‘çok konuşmak’ ya da ‘pozitif ol’ demek anlamına gelmediğini aktaran Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bazen en iyisi, sadece orada olmak ve dinlemektir. ‘Güçlüsün, atlatırsın’ gibi iyi niyetli cümleler, kadının yaşadığı korkuyu görünmez kılabilir. Yakın çevreye düşen en önemli rol; yargılamadan dinlemek, duygulara alan açmak ve kadının temposuna saygı göstermektir. Yardım teklif etmek ama zorlamamak, bilgi vermeden önce izin almak, bedenle ilgili yorumlardan kaçınmak bu süreçte çok değerlidir. ‘İstersen bugün yanında olabilirim’ demek, ‘ben senin yerinde olsam böyle yapardım’ demekten çok daha destekleyicidir.</p>
<p>Sonuç olarak, meme kanseri yalnızca bireyin değil, bir ilişkiler sisteminin yaşadığı bir deneyimdir. Şefkatli, anlayışlı ve sabırlı bir çevre, iyileşmenin psikolojik zeminini güçlendirir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun-624041">Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>E-sigara bağımlılığı nikotin kaynaklıdır ve tedavi gerektirir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/e-sigara-bagimliligi-nikotin-kaynaklidir-ve-tedavi-gerektirir-623924</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:48:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[e-sigara]]></category>
		<category><![CDATA[gerektirir]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklıdır]]></category>
		<category><![CDATA[nikotin]]></category>
		<category><![CDATA[Sigara Bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623924</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, e-sigara bağımlılığı, nikotin bağımlılığı ve bu bağımlılığın tanısı ile tedavi süreçleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/e-sigara-bagimliligi-nikotin-kaynaklidir-ve-tedavi-gerektirir-623924">E-sigara bağımlılığı nikotin kaynaklıdır ve tedavi gerektirir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, e-sigara bağımlılığı, nikotin bağımlılığı ve bu bağımlılığın tanısı ile tedavi süreçleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>E-sigara bağımlılığı, nikotin kaynaklıdır ve tedavi gerektirir!</strong></p>
<p>E-sigara bağımlılığının, günümüzde ne yazık ki sigara bağımlılığının yerini alan bir bağımlılık türü olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Özellikle gençlerde, aynı zamanda kadın ve erkeklerde, sigara firmaları tarafından farklı bir moda veya tarzmış gibi öne çıkarılıyor.” dedi.</p>
<p>Günümüzde tütün mamullerinin, bağımlıların ve gençlerin önüne ısıtılmış tütün ürünleri gibi farklı formüllerde, çeşitli renklerde elektronik cihazlarla sunulduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Burada temelde oluşan şey, nikotin bağımlılığıdır. Yani kişinin beyninde nikotinin ortaya çıkardığı bağımlılık süreci söz konusudur. Bu bağımlılık süreci ortaya çıktıktan sonra, uygun bir tedavi sürecine geçmek gerekebilmektedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tedavi sürecinde ilaç, psikoterapi ve gerekirse beyin uyarım tedavileri uygulanır! </strong></p>
<p>Bağımlılık tedavisinde özellikle sigara bağımlılığı ile ilgili pek çok farklı tedavi enstrümanına sahip olunduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Öncelikle hastayı iyi tanımak gerekir.” dedi.</p>
<p>Hastanın beynindeki nikotin bağımlılığı sürecini anlamak için ayrıntılı beyin tetkikleri yapıldığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu tetkiklerin yanı sıra, hastanın psikolojik profili de değerlendirilir ve uygun tedavi planı hasta ve yakınlarıyla beraber oluşturulur. </p>
<p>Tedavi süreci sonrasında, ilaç tedavileri, yani nikotin yerine koyma ve nikotin replasman tedavileri gibi seçenekler uygulanır. Bunun yanı sıra, psikoterapi süreçleri, yani uygun eğitim almış bir psikolog eşliğinde yapılan terapiler de tedavi planının önemli bir parçasını oluşturur. Gerektiğinde, uygun görülen danışanlarda beyin uyarım tedavileri de tedavi seçenekleri arasında yer alır.”</p>
<p><strong>Değerlendirmeler sonrası tedavi planı bütüncül olarak ele alınır! </strong></p>
<p>E-sigara bağımlılığı tedavisinde de benzer bir süreç yaşandığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Öncelikle danışanın durumunun detaylı olarak değerlendirilir. Ayrıntılı psikolojik değerlendirmeler ve tetkikler, gerekirse bir dahiliye hekiminden destek alınarak yapılan testler ile kişinin psikiyatrik durumu, bağımlılık şiddeti ve gündelik hayatındaki diğer sorunlar belirlenir. Yine bu değerlendirmeler doğrultusunda; nikotin yerine koyma ve ilaç tedavileri, psikoterapi süreçleri veya beyin uyarım tedavileri ile tedavi seçenekleri bütüncül bir şekilde değerlendirilir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/e-sigara-bagimliligi-nikotin-kaynaklidir-ve-tedavi-gerektirir-623924">E-sigara bağımlılığı nikotin kaynaklıdır ve tedavi gerektirir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:12:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarısı]]></category>
		<category><![CDATA[bipolar]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukta]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Hülya Ensari]]></category>
		<category><![CDATA[süreklilik]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623876</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bipolar bozukluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, doğru tedavi ve düzenli takiple hastaların tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebildiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876">Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bipolar bozukluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, doğru tedavi ve düzenli takiple hastaların tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebildiğini söyledi. Bipolar tedavisinde dikkat edilmesi gereken 6 kritik nokta olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, tedavinin başarısının büyük ölçüde süreklilik ve uyum ile doğrudan ilişkili olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ensari, bu önemli noktaları şöyle sıraladı: “İlaç tedavisine kesintisiz devam edilmeli, uyku düzeni korunmalı, alkol ve madde kullanımından kaçınılmalı, erken uyarı işaretleri tanınmalı, düzenli doktor kontrolü aksatılmamalı ve stres yönetimi ile yaşam düzenine özen gösterilmeli.”<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, 30 Mart Dünya Bipolar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Bipolar bozukluğun duygulanımın mani ve depresyon atakları dediğimiz iki uç arasında gidip gelmesiyle karakterize olan, arada tam düzelmeyle giden eski adıyla &#8220;manik-depresif hastalık&#8221; olarak bilinen bir duygulanım hastalığı olduğunu ifade etti.<br />Hastalığın iki temel kutbu bulunuyor<br />Hastalığın iki temel kutbu olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, şunları söyledi:<br />“Manik dönem, kişide uyku ihtiyacının belirgin azalması, enerjide olağanüstü artış, hızlı ve durdurulamaz konuşma, grandiyöz düşünceler (kendini olağanüstü yetenekli veya güçlü hissetme), dürtüsel ve riskli davranışlar (aşırı harcama, düşünmeden verilen kararlar), dikkat dağınıklığı ve irritabilitenin görüldüğü duygu, düşünce ve davranışlarda artış ile karakterize bir dönemdir. Manik dönemde hasta kendisini dünyanın en güçlü, en zeki insanı gibi hissedebilir, çevresindeki insanlar bu değişimi açıkça fark eder. Ağır manik dönemlerde, gerçeklikle bağdaşmayan inançlar (sanrılar) veya var olmayan şeyleri duyma (varsanılar) şeklinde psikotik belirtiler tabloya eklenebilir. Depresif dönemde ise tablonun tersine döndüğünü ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Derin çökkünlük, hiçbir şeyden zevk alamama, enerji kaybı, uyku ve iştah bozuklukları, değersizlik ve suçluluk duyguları, konsantrasyon güçlüğü ve ağır durumlarda intihar düşünceleri ortaya çıkabilir.  Bu dönemde de bu kez duygu, düşünce ve davranışlarda yavaşlama ve azalma belirgindir.” <br />Hipomani, tanıyı geciktirebiliyor <br />Hastalığın iki ana tipi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bipolar I bozuklukta en az bir tam manik dönem bulunurken, Bipolar II bozuklukta mani yerine daha hafif bir yükselme olan hipomani dönemleri ve tekrarlayan depresyon atakları görülür. Hipomanide kişi enerjik ve üretken hisseder ancak işlevsellikte ciddi bir bozulma olmaz ve psikotik belirtiler bulunmaz. Bu nedenle hipomani çoğu zaman &#8220;hastalık&#8221; olarak algılanmaz ve tanı gecikir” uyarısında bulundu.<br />Bipolar 18-25 yaşları arasında başlıyor<br />Bipolar bozukluğun genellikle genç erişkinlik döneminde, ortalama 18-25 yaşları arasında başladığını belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Hastalık, kadın ve erkeklerde yaklaşık eşit sıklıkta görülür. Ancak kadınlarda depresif dönemler daha ağırlıklıyken, erkeklerde manik dönemler daha belirgin olma eğilimindedir. Kadınlarda doğum sonrası dönem özellikle depresyon için riskli bir zaman dilimidir” dedi.<br />Çevresel etkiler hastalığın tetiklenmesinde etkili olabiliyor<br />Bipolar bozukluğun güçlü bir genetik yatkınlık taşıdığını kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Birinci derece akrabalarında bipolar bozukluk olan bireylerde hastalık riski genel popülasyona göre 8-10 kat artmaktadır. Ancak genetik yatkınlık tek başına yeterli değildir; stresli yaşam olayları, uyku düzensizlikleri ve madde kullanımı gibi çevresel etkenler hastalığın tetiklenmesinde önemli rol oynar. Bipolar Bozukluğun etiyolojisinin çok sayıda genetik, nörokimyasal ve çevresel faktör arasındaki etkileşimi içerdiğine inanılmaktadır. İlk belirtilerden doğru tanıya ulaşma süresi ne yazık ki ortalama 5-10 yıl gibi uzun bir süreyi kapsamaktadır” diye konuştu.<br />Doğru ve düzenli tedavi ile üretken bir yaşam sürdürülebilir<br />Bipolar bozukluğun kesinlikle tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Doğru ve düzenli tedavi ile hastalar son derece üretken ve tatmin edici bir yaşam sürdürebilir. 30 Mart Dünya Bipolar Günü&#8217;nün, bipolar bozuklukla yaşamış olan ünlü besteci Vincent Van Gogh&#8217;un doğum gününe denk gelmesi tesadüf değildir; tarih boyunca pek çok sanatçı, bilim insanı ve lider bu hastalıkla birlikte olağanüstü başarılara imza atmıştır.<br />İlaç tedavisi ve psikoterapi uygulanıyor<br />Tedavinin iki temel ayağını ilaç tedavisi ve psikoterapinin oluşturduğunu  söyleyen Prof. Dr. Hülya Ensari, şu bilgileri verdi:<br />Farmakoterapi (İlaç Tedavisi): Tedavinin temel taşı duygudurum dengeleyicilerdir. Lityum, bipolar bozukluk tedavisinde altın standart olmaya devam etmektedir. Lityumun yanı sıra valproat, karbamazepin ve lamotrigin gibi antiepileptik ilaçlar da duygudurum dengeleyicisi olarak kullanılmaktadır. Atipik antipsikotikler (ketiapin, olanzapin, risperidon ,aripiprazol vb) özellikle akut manik dönemlerde ve idame tedavide kullanılır.<br />Psikoterapi: İlaç tedavisinin yanı sıra psikoterapi tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.  Bilişsel davranışçı terapi ile hasta erken uyarı işaretlerini tanımayı, düşünce kalıplarını fark etmeyi ve başa çıkma becerilerini geliştirmeyi öğrenir. Kişilerarası ve sosyal ritim terapisi uyku-uyanma döngüsü ve günlük rutinlerin düzenlenmesine odaklanır; çünkü ritim bozulmaları atakları tetikleyebilir. Psikoeğitim ise hem hastanın hem ailesinin hastalığı anlamasını, tedavi uyumunu artırmayı ve nüksü önlemeyi hedefler.  Aile eğitimi, özellikle çok önemli olup; ailede hastalığın anlaşılmaması hem hastanın hem ailenin yaşam kalitesini olumsuz etkiler.”<br />TRSM’lerden destek alınabiliyor<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, bugün artık Türkiye’de hemen hemen her ilde mevcut Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinde (TRSM) bipolar bozukluk tanısı bulunan bireylerin kendi ikamet adreslerine en yakın bulunan TRSM’den hizmet alabildiğini söyledi. Prof. Dr. Hülya Ensari, “Burada psikiyatrist liderliğinde psikolog, sosyal çalışmacı, psikiyatri hemşiresi,ergoterapist, iş uğraşı terapisti, diyetisyen gibi multidisipliner ekip eşliğinde bipolar tanısı alan bireylerin bireysel bakım planları doğrultusunda psikolojik, tıbbi, sosyal, ekonomik, barınma ve iş alanlarındaki ihtiyaçları tespit edilmektedir. Bireye özgü düzenli takip, tedavi ve rehabilitasyon süreçleri takip edilmekte, gerektiğinde gezici ekip ev ziyaretleri ve kurumlararası iş birliği ile bipolar bozukluk tanısı alan bireylerin mevcut ihtiyaçları giderilerek ve güçlendirilerek toplumla bütünleşmeleri sağlanmaktadır” diye konuştu.<br />Bipolar tedavisinde dikkat edilmesi gereken kritik noktalar<br />Bipolar bozuklukta tedavinin başarısının büyük ölçüde süreklilik ve uyum ile doğrudan ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, tedavide dikkat edilmesi gereken kritik noktaları şöyle sıraladı:<br />İlaç tedavisine kesintisiz devam: Bipolar bozuklukta en sık karşılaşılan ve en tehlikeli sorun, hastanın kendini iyi hissettiği dönemlerde ilaçlarını bırakmasıdır. İlaç kesildiğinde nüks riski çok yüksektir ve her yeni atak hastalığın kronikleşmesine katkıda bulunur.<br />Uyku düzeninin korunması: Uyku düzensizliği hem manik hem depresif atakların en güçlü tetikleyicilerinden biridir. Düzenli uyku-uyanma saatleri, uyku hijyeni kurallarına uyum ve uyku değişikliklerinin erken fark edilmesi tedavinin kritik bileşenleridir.<br />Alkol ve madde kullanımından kaçınma: Alkol ve madde kullanımı, bipolar bozuklukta hem atakların tetiklenmesine hem de tedavi yanıtının belirgin ölçüde azalmasına neden olur. Özellikle alkol, depresif dönemleri derinleştirir; uyarıcı maddeler ise manik ataklara zemin hazırlar.<br />Erken uyarı işaretlerinin tanınması: Her hastanın kendine özgü nüks habercileri vardır. Uyku ihtiyacının azalması, harcamalarda artış, konuşma hızında değişim veya sosyal geri çekilme gibi belirtiler hastanın ve ailesinin birlikte tanıması gereken bireysel uyarı işaretleridir. Bu işaretlerin erken fark edilmesi ile atak önlenebilir veya hafif atlatılabilir.<br />Düzenli hekim kontrolü: Lityum, valproik asit gibi duygudurum dengeleyicileri düzenli kan düzeyi takibi, tiroid ve böbrek fonksiyon testlerinin takibini gerektirir. Tedavi izlemi kesintisiz sürdürülmelidir.<br />Stres yönetimi ve yaşam düzeni: Düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, sosyal destek ağının güçlendirilmesi ve stres yönetimi teknikleri tedavinin destekleyici bileşenleridir.<br />Duygudurum değişikliği belirtilerini fark ettiğinizde uzmana başvurun<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, sözlerini şöyle tamamladı: “Son olarak, 30 Mart Dünya Bipolar Günü vesilesiyle şunu vurgulamak gerekir ki, bipolar bozukluk tedavi edilebilir bir hastalıktır. Doğru tedavi ve düzenli takiple hastalar tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebilir. Hastalığa ilişkin toplumsal damgalanmanın azaltılması, erken tanının teşvik edilmesi ve tedaviye erişimin kolaylaştırılması hepimizin ortak sorumluluğudur. Ruh sağlığı herkesin meselesidir. Ruh sağlığı olmadan sağlıktan söz edilemez. Lütfen yukarda söz ettiğimiz depresyon veya manik atak gibi duygudurum değişikliği belirtilerini yaşadığınızı fark ettiğinizde erkenden ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurunuz.”</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876">Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Hafif bir vesvese faydalıdır!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-hafif-bir-vesvese-faydalidir-623834</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 13:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[faydalıdır]]></category>
		<category><![CDATA[hafif]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[obsesyon]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[takıntı]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[vesvese]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623834</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, vesvese ve takıntı konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-hafif-bir-vesvese-faydalidir-623834">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Hafif bir vesvese faydalıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, vesvese ve takıntı konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Vesvese yalnızca düşünce değil</strong></p>
<p>Halk arasında vesvese olarak bilinen obsesyonların (takıntıların), insan beyninin doğal düşünce üretme mekanizmasının kontrolden çıktığı durumlar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, vesvesenin yalnızca düşünce değil, aynı zamanda istenmeyen duygularla da birlikte ortaya çıktığını belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu tür obsesyonlarda kişi, aklına gelen düşünceleri onaylamaz. &#8216;Bu düşünce benim aklıma nasıl gelir?&#8217; diye kendine şaşırır. Bu duruma ‘zihinsel gevezelik’ de deniliyor. Nasıl ki biri gereksiz yere sürekli konuştuğunda &#8216;çok saçmalıyor&#8217; deriz, beynimiz de bazen kendi kendine gereksiz düşünceler üretebilir. Bu, beynin doğal işlevinin bir sonucudur ama dozu kaçarsa kişiyi rahatsız eden vesvese halini alır.” dedi.</p>
<p><strong>Her vesvese hastalık mı?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, her vesvese ya da takıntının hastalık olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizerek, “Karaciğerin görevi safra üretmekse, beynin görevi de duygu ve düşünce üretmek ve davranışa karar vermektir. İnsan beyni diğer canlılardan farklı olarak soyut düşünme yeteneğine sahiptir. Bu yetenek sayesinde insan, sadece mevcut durumu değil, olasılıkları ve anlamları da sorgular.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yalom’un dört temel korkusu!</strong></p>
<p>İnsanın diğer canlılardan farklı olarak varoluşsal düzeyde dört temel korkuya sahip olduğunu hatta bunun Yalom&#8217;un dört temel anksiyetesi diye geçtiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bunların dozu kaçarsa vesvese oluyor. Bu korkunun bir tanesi kişinin anlam arayışı. Mesela, yalnızlık duygusu&#8230; Yalnız kalmaya dair duyulan korku ve kaygı, dört temel anksiyeteden biridir. Diğer bir temel anksiyete ise özgürlük ihtiyacıdır. Özgürlük isteğinin bastırılması da insanda derin kaygılara neden olabilir. Dördüncü temel korku ise ölüm bilincidir, yani ölümün farkında olmak ve bu gerçekle yüzleşmek. İnsan bu dört temel korkuyu fark edip yönetmeyi öğrenmelidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Obsesyonlar kişinin duygusal yatırım yaptığı alanlardan besleniyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, obsesyonların (takıntıların) kişinin duygusal yatırım yaptığı alanlardan beslendiğini belirterek, &#8220;Bir insan duygu yatırımını neye yaparsa en çok, obsesyon oradan giriyor. Kimi çocuğunu çok seviyorsa, &#8216;çocuğuma tapıyorum&#8217; derecede seviyorsa, &#8216;çocuğuma bir şey olacak&#8217; kaygısı başlıyor. Bu kaygı kuruntuya, kuruntu da obsesyona dönüşüyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Obsesyonların çeşitli şekillerde ortaya çıkabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bir insan cinsel konuya çok yatırım yapıyorsa oradan, dini konuya yapıyorsa oradan takıntılar gelişebiliyor. Anlamı önemsemeyen kişilerde ise temizlik veya düzen gibi farklı konularda obsesyonlar görülebilir.&#8221; diye ekledi.</p>
<p><strong>Kuşku obsesyonları da yaygın…</strong></p>
<p>Kuşku obsesyonlarının da yaygın olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kuşku obsesyonu olan bir kişi, uzaktan iki üç kişinin bir şeye baktığını görse, &#8216;Acaba benim hakkımda mı konuşuyorlar?&#8217; diye senaryolar yazmaya başlar. Bu durum, insanlardan korkmasına, kaygılanmasına, içine kapanmasına ve kaçınmasına yol açabilir.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu tür obsesyonların altında genellikle &#8220;emin olamama&#8221; duygusunun yattığını ifade ederek, &#8220;Arabanın kapısını kitler, &#8216;Oldu mu olmadı mı?&#8217; diye döner bakar, bir daha döner. Bu, emin olamamayla ilgilidir.&#8221; şeklinde örnek verdi.</p>
<p><strong>Vesveseler bir nevi &#8220;düşünce tiki&#8221;…</strong></p>
<p>Takıntılı düşüncelerin (vesveselerin) bir nevi &#8220;düşünce tiki&#8221; olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Tikleri olan bir insan, bir hareketi yapmakta zorlandığında dikkatini başka bir konuya vererek beynindeki devreyi kısa devre yaptırır ve normal hareketine geçer. Düşünce yönetiminde de aynı kural geçerlidir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>IQ seviyesi ve vesvese ilişkisi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, IQ seviyesi düşük olan bireylerde vesvesenin daha az görüldüğünü dile getirerek, “Normal IQ&#8217;sü 70&#8217;in altında olan insanlarda vesvese pek yoktur. Çünkü fazla düşünmüyorlar, yüksek fikirleri, yüksek anlamları düşünmüyorlar, sorgulamıyorlar. Onlar için yemek, içmek, üremek ve öğrendiği bazı temel bilgiler ihtiyaçlarını karşılıyor, yetiyor onlara. IQ&#8217;sü 70&#8217;in altında olan kişiler zaten askere bile gönderilmiyor. Onlara &#8216;donuk normal&#8217; deniyor.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Zeki olanların beyni daha çok düşünce üretiyor</strong></p>
<p>Zeka seviyesi ile üretilen düşünce sayısı arasında doğru bir orantı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Zeki olanların beyni daha çok düşünce üretiyor. Ortalama bir insanın beyni günde bin  düşünce üretiyorsa, IQ&#8217;sü düşük olan bir kişi 300 düşünce üretirken, IQ&#8217;sü 100&#8217;ün üzerinde olan birinin beyni günde 2 bin -3 bin düşünce üretiyor. 2 bin -3 bin düşünceyi yönetmek elbette daha zor. Bu nedenle, bu düşünceleri yönetmek için biraz daha fazla beceri kazanmak gerekiyor. Vesveseler ve takıntılar aslında IQ&#8217;sü yüksek insanlara daha sık gelebiliyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu durumu &#8220;Zekası varsa, o zaman sorumluluğun da var. Bunu yönetmeyi öğren.&#8221; şeklinde yorumlayarak, yüksek IQ&#8217;ye sahip kişilerin varoluşsal anksiyete, felsefi düşünce üretme ve doğruyu bulma konularında daha fazla zihinsel aktiviteye sahip oldukları için takıntılara daha yatkın olabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Hedefi olan kişi yanlış düşünceye ‘hayır’ diyebilir…</strong></p>
<p>Mükemmeliyetçi ve ayrıntıcı kişilerin de obsesyonlar açısından risk grubunda olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın bir hedefi varsa ve o hedefe yönelik önem ve önceliklerini belirlemişse, gününü planlayarak yaşıyorsa, hedefine giderken yanlış bir düşünce geldiğinde ona &#8216;hayır&#8217; diyebilir. Hedefiyle ilgili bir ayrıntıyı hemen algılar, olaylar arasında anlam bağı kurar, farklılıkları yakalar, pozisyon alır ve doğru karar verir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Takıntılı düşünceler beyinde aşırı stres hormonu salgılanmasına neden oluyor</strong></p>
<p>İnsan beynindeki düşüncelerin bir nehir gibi aktığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Düşüncelerin önüne baraj koyarsanız patlar, taşar. O düşüncelerin akışı içerisinde, bir çiftçi veya mühendisin bir nehre yaklaştığı gibi, onları amaca yönelik yöneltmek gerekir.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Takıntılı düşüncelerin beyinde aşırı stres hormonu salgılanmasına ve enerji akışının hızlanmasına neden olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;5 dakika düşünecek bir şeye 15 dakika düşünürseniz veya bir şiddetinde üzülecek bir şeye 10 şiddetinde üzülürseniz, beyninizde aşırı stres hormonu salgılanır.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı ve stres yönetimi genetik yatkınlığın hastalığa dönüşmesinde kritik bir rol oynuyor</strong></p>
<p>Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) gibi psikiyatrik rahatsızlıklarda genetik yatkınlığın rolü olduğunu ancak bunun kişinin kesinlikle hasta olacağı anlamına gelmediğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, yaşam tarzı ve stres yönetiminin genetik yatkınlığın hastalığa dönüşmesinde kritik bir rol oynadığını vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, OKB&#8217;li kişilerde serotonin ve dopamin genlerinin farklı çalıştığını ifade ederek, &#8220;Bu kişilerde serotonin geninde &#8216;SS aleli&#8217; dediğimiz kısa alel bulunuyor. Bu durum, beynin stres altında yeteri kadar serotonin üretememesine neden oluyor. Normal şartlarda sorun olmasa da kronik stres durumunda bu genetik algoritma iyi çalışmıyor ve serotonin seviyesi düşerek kişiyi depresyona daha yatkın hale getiriyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>OKB&#8217;de de genetik yatkınlık var</strong></p>
<p>OKB&#8217;de de genetik yatkınlık olduğunu, bedensel hastalıklarda olduğu gibi psikiyatrik hastalıklarda da genetik farklılıkların ve stresin önemli rol oynadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Stres altında bir kişi şizofren olurken, diğeri OKB, bir başkası ise depresyon yaşayabiliyor. Bunun nedeni işte bu genetik farklılıklardır.&#8221; dedi.</p>
<p>Hafif ve kontrol edilebilen vesveselerin (takıntılı düşüncelerin) insanı sorgulamaya ve eleştirel bakmaya iterek doğru kararlar almasına yardımcı olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8221; Hafif bir vesvese faydalıdır. Buna vesvese dememek lazım, düşünce tekrarı veya ruminasyon denebilir. Bu bir sorgulamadır ve insanın araştırmasına, teyit etmesine yol açar.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ergenlik döneminde yaşanan takıntılar ve &#8220;geliştiren travma&#8221;…</strong></p>
<p>Ergenlik döneminde yaşanan takıntıların, doğru yönetildiğinde kişinin psikolojik savunmalarını güçlendirici, ego gücünü ve psikolojik dayanıklılığını artırıcı bir etkisi olabileceğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, bu durumu &#8220;geliştiren travma&#8221; olarak adlandırdı. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kişi o takıntılı düşünceleri, aklın geveze olduğu haldeki temelsiz düşünceleri iyi yönetirse, bu onun için bir stres olur ve bu sıkıntıdan güçlenerek çıkar. Bu nedenle obsesyon ya da kaygı dediğimiz stresli düşünceler olduğunda, ondan kaçmak ya da onunla savaşmak yerine, onunla birlikte yürümeyi tavsiye ediyoruz. O zaman bu düşünceler, kişinin amacına hizmet eden birer araç haline gelir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Sınav kaygısı ve takıntı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sınav gibi durumlarda ortaya çıkan takıntılara yönelik pratik çözüm önerileri de sunarak, &#8220;Sınavlarda bir öğrenci, çok basit bir ayrıntıya takılıp çözemediği için bildiği birçok soruyu yapamayabilir. Böyle durumlarda, çözemediği sorunun yanına bir işaret koyup, önce çok iyi bildiklerini çözmesini öneriyoruz. Daha sonra kalan zamanda başa dönüp, aklına ilk gelen doğru cevabı işaretlemesi genellikle daha başarılı sonuçlar verir. Çünkü genellikle insanın aklına ilk gelen düşünce doğrudur. Bu durumda takıntı, kişinin daha az hata yapmasına bile sebep olabilir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kültürel ve dini faktörlerin obsesyonlara etkisi</strong></p>
<p>Takıntıların türlerinin kültürlere, zaman ve şartlara göre değişebildiğini, bazı kültürlerin ve katı inanış sistemlerinin dini obsesyonları destekleyebileceğini ve aşırı suçluluk duygularını uyararak kişileri işlevsiz hale getirebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Her şey dozunda güzeldir. Dozunda ayarlanan her şey ilaçtır. Dozunu kaçırdığınız zaman en güzel ilaç bile zehre dönüşebilir. Obsesyonda da dozunda düşünürseniz, insanı hedefine götürebilir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>OKB tedavisindeki gelişmeler</strong></p>
<p>OKB tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler kaydedildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, dirençli vakalarda beyin haritalaması yaptıklarını ve beynin belirli bölgeleri arasındaki bağlantı bozukluklarını tespit ettiklerini söyledi.</p>
<p>&#8220;Bu kişilerin beyninin karar verme bölgesiyle görüntü işleme bölgesi arasında bozukluk olduğunu görüyoruz. Tedaviyi de bu bölgelere yönelik planlıyoruz.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, manyetik uyarım tedavisi (TMU) gibi yöntemlerle beynin ilgili bölgelerine provokasyon yapılarak ve hastanın obsesyonlarını hayal etmesi sağlanarak tedavi uyguladıklarını belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu tedavi sırasında beynin o bölgesindeki reseptör duyarlılığını değiştiriyoruz. Beyindeki iyon kanalları, sodyum, potasyum, kalsiyum reseptörleri pompa gibi çalışarak sinir iletisini ve enerji akışını düzenliyor. Manyetik uyarımla bu sistemi etkileyebiliyoruz.&#8221; diye ekledi.</p>
<p><strong>Modern yöntemlerle tedavide başarılı sonuçlar alınıyor</strong></p>
<p>Modern tedavi yöntemleriyle 15-20 yıl öncesine göre çok daha başarılı sonuçlar aldıklarını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Yoğun bir tedavi süreci gerekiyor. Genellikle birkaç hafta klinik tedavi ve ardından yakın takip önemli. Beyindeki yolların normale dönmesi en az 6 ay sürüyor. Hasta tedavi disiplinine uyarsa, 6 ay içinde hastalık şiddeti yüzde 100&#8217;den yüzde 20-30 seviyelerine düşebiliyor. Bu, kabul edilebilir bir sınırdır ve yüzde 60-70 düzelme bile büyük bir başarıdır.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, OKB&#8217;nin eskiden psikiyatrinin en zorlandığı alanlardan biri olduğunu ancak günümüzde DNA analizi (genotipleme) ve üçlü tedavi protokolleri (ilaç, manyetik uyarım, psikoterapi) gibi yöntemlerle çok daha etkili tedaviler sunabildiklerini belirtti.</p>
<p><strong>Sosyal medya fiziksel görünümle ilgili takıntıları tetikliyor</strong></p>
<p>Sosyal medyanın özellikle fiziksel görünümle ilgili takıntıları tetiklediğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kişiler moda dergilerine, modellere bakıyor ve çoğu zaman oynanmış, yapmacık görsellerle kendilerini kıyaslıyorlar. Bu durum, &#8216;Ben niye böyle değilim? Ben de böyle olmalıyım&#8217; düşüncesini doğuruyor. Popüler kültür de haz, başarı ve fiziksel görünümü yücelterek bu durumu besliyor. Hollywood kültürü, sosyal medya aracılığıyla insanların zaaflarını kullanarak onları manipüle ediyor.&#8221; şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-hafif-bir-vesvese-faydalidir-623834">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Hafif bir vesvese faydalıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağrısı çok, tanısı geç hastalık!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-623814</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 08:22:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[endometriozis]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[geç]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tanısı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[usta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis, ülkemizde üreme çağındaki 2 milyonu aşkın kadını, bir başka deyişle her 10 kadından birini etkileyen ve bazen organ kayıplarına ya da anneliğe engel olan önemli bir hastalık.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-623814">Ağrısı çok, tanısı geç hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis, ülkemizde üreme çağındaki 2 milyonu aşkın kadını, bir başka deyişle her 10 kadından birini etkileyen ve bazen organ kayıplarına ya da anneliğe engel olan önemli bir hastalık. Rahim iç dokusunun rahim dışına yayılmasıyla gelişen bu hastalık, farklı rahatsızlıklarla karıştırıldığı için tanısı çoğu zaman gecikiyor bazen yıllarca tanı konulamayabiliyor. </p>
<p>İşte, Mart ayı-Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde “Olağan Şüpheli: Endometriozis” etkinliği düzenlendi. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen söyleşinin moderatörlüğünü <strong>Sunucu ve televizyon programcısı Esra Erol</strong> yaptı. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta,</strong> yıllarca teşhis konulamamasından dolayı, kadınlarda gelişebilen infekritilite (kısırlık) başta olmak üzere böbrek kaybına kadar ilerleyen önemli ve ciddi hastalığa, tedavisindeki en yeni yöntemlere yönelik önemli bilgiler verdi. Hastalar da geç tanı, şiddetli ağrılar ve zorlu süreçlerini içtenlikle paylaştı.</p>
<p>Söyleşinin ardından atölye çalışmasında katılımcılar hep birlikte, Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında bahar çiçeklerinden süsler hazırladılar. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Taner Usta: “Hastalık her 10 kadından 1’ini etkiliyor”</strong></p>
<p><strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta</strong>, dünyada çok yaygın bir hastalık olan endometrioze tanı konulmasının çok uzun yıllar alabildiğini beirterek şöyle konuştu: “<strong>Rahmin iç zarının olmaması gereken yere yerleşip özellikle de yumurtalıklara yerleşip, bazen de komşu organlara yerleşip çok ciddi ağrılarla seyredebilen, kısırlık yapabilen ve kadınların 20’li ve 30’lu yaşlarında ortaya çıkabilen bir hastalık olmasıyla da önem arz ediyor. 10 kadından 1 tanesini etkileyen bir riskten bahsediyoruz. Kontrole kadın doğum uzmanına gitmeli ve akla özellikle çikolata kisti hastalığı geliyorsa bu konuyla ilgilenen kadın doğum uzmanının görmesi çok önemli. İlerleyince hastalık rahim, tüpler, yumurtalıklar bir çok yeri çok etkilemiş oluyor. Bu grup hastada işimiz çok zor. Zaten aslında bu farkındalık etkinliklerinin en önemli amacı; erken tanı koyalım, tedaviyle ilgili fırsat zamanını kaçırmayalım.”</strong></p>
<p>Endometriozisin yol açtığı ağrıların, başka hastalıklarda da görülebildiğini belirten Prof. Dr. Taner Usta, bu nedenle tanı konulmasında gecikme yaşanabildiğini vurguladı: <strong>“Karındaki ağrılar birçok hastalıkta görülebiliyor. Mesela bel fıtığı hastalığıyla karışabiliyor veya hassas bağırsak sendromu ile karışabiliyor. Ama pelvik bölgede bir kadında adetlerle bağlantılı veya yumurtlamayla bağlantılı eğer bir ağrı durumu varsa mutlaka akla endometriozis gelmeli. Birçok durumda da karşımıza endometriozis  çıkıyor.” </strong></p>
<p>Prof. Dr. Taner Usta tedaviye yönelik şu bilgileri verdi: <strong>“Tedavide ilaç tedavilerinden çok faydalanıyoruz. Endometriozis eğer yumurtalık rezervini azalttıysa yumurtaları dondurma veya embriyo dondurma gibi tedavi seçeneklerini mutlaka düşünüyoruz ve hastayla tartışıyoruz. Özellikle çok derin tutulumlar, organları tehdit eden tutulumlar var veya şüpheli bir görüntü varsa da böyle bir durumda cerrahi tedaviye başlıyoruz.”</strong> </p>
<p><em><strong>Esra Erol: “Endometriozisi de toplumda yüksek sesle konuşabilmeliyiz”</strong></em></p>
<p>Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen söyleşinin 2. kez moderatörlüğünü yapan <strong>Sunucu ve televizyon programcısı Esra Erol</strong> da; endometriozis hastalığı konusunda toplumsal farkındalık oluşmasının son derece önemli olduğunu vurguladı. Erol şöyle konuştu: </p>
<p><strong>“Kadın hastalıklarına dair toplumda çok yüksek sesle konuşamıyoruz. Bunun tabi kültürel yapıdan, kadının toplumdaki yerinden ve halk arasındaki önyargılardan kaynaklandığını düşünüyorum. Bazı hastalıklarda olduğu gibi bence endometriozisi de yüksek sesle konuşmalıyız.”</strong></p>
<p>Kadınların yaşamını kabusa çevirebilen bu hastalığa yönelik toplumsal farkındalık oluşturabilmek için katkıda bulunmaya özen gösterdiğini vurgulayan Erol, sözlerine şöyle devam etti: “<strong>Bulunduğum konum itibariyle de bu konuda bir farkındalık yaratabiliyorsak ne mutlu. Çünkü halk arasında endometriozis ile ilgili bu hastalığı bilmeyen insanlar genelde şunu söylüyorlar; ‘yaa ne kadar nazlı niyazlı, sanki ağrıları birazcık abartıyor, sanırım senin ağrılarının bir psikolojik karşılığı var’ Aslında böyle değil, çok ciddi bir hastalık. Biz bu hastalığı ne zaman yüksek sesle konuşur farkında olursak sanırım erken teşhis ve tanı ve sürecin anlaşılmasını sağlayabiliriz.”</strong></p>
<p> </p>
<p><em><strong> “7 yılda tanı aldım, keşke daha önce bilseydim”</strong></em></p>
<p><em>Etkinlikte konuşan <strong>48 yaşındaki Aygen Yapıcıkardeşler</strong> de hastalığına 7 yıl tanı konulmadığını belirterek, bir yıl önce, bağırsağında da görülen ‘bağırsak endometriozisi’ tanısı aldığını söyledi. Bağırsağında 4,5 santimlik endometriozis nedeniyle geçtiğimiz ay Prof. Dr. Usta’ya ameliyat olan Yapıcıkardeşler, tanı konulana kadar yaşadığı zorlu süreci şöyle anlattı: </em></p>
<p><em><strong>“Bundan 8 sene kadar önce sol tüpümde tıkanıklık olduğu fark edildi, fakat o zaman teşhis konulmadı. Endometriozis kelimesini de aslında çok yakın bir zamanda duydum. 2024’ün Aralık ayında yaptırdığım check-upta doktorlarımdan bir tanesi ‘çikolata kisti ama bu endometriozis olabilir’ dedi. Benim için kistti, çok bir şey ifade etmiyordu açık söyleyeyim bu konuda tabiri caizse cahil olduğumu düşünüyorum. Bu kelime ‘kist’ demek ki dedim ve çok önemsemedim ama doktorum üzerine gitti, 3 ay sonra tekrar kontrole çağırdı. Başka bir şikayetim var mı anlamaya çalıştı ama ben yine aynı şekilde rahimle bağırsak arasında bu kadar büyük bir ilişki olduğunu bir kadın olarak bilmiyordum. Benim teşhisim Derin Endometriozis olarak konuldu</strong> <strong>ama bağırsak endometriozisydi asıl, evet rahimde endometriozis vardı ama bağırsağa da sıçramıştı. Teşhis konulduğunda 4,5 cm kadar bağırsakta endometriozis vardı”</strong></em></p>
<p><em>48 yaşında olduğunu ve her yıl check-up yaptırdığını belirten Yapıcıkardeşler, 8 yıl önce başlayan sorunlarına ancak bir yıl önce tanı alabildiğinden yakındı: “</em></p>
<p><em><strong>“Yaptırdığım checkuplarda sol tüpümün tıkalı olduğu fark edildi amaı teşhis 8 yıl önce konulmadı. Dolayısıyla ben endometriozis kelimesini 8 yıl önce değil, son 1 sene içerisinde yaptığım görüşmelerde duydum. Bir ay önce olduğum ameliyatın sonucunda da aslında o tarihte tüpümün tıkalı olmasının sebebinin de endometriozis olduğu çok yeni ortaya çıkmış oldu. Belki 8 sene önce tanı konulsaydı farklı bir tedavi uygulanırdı, bağırsak yoluna gitmezdi, bağırsak endometrizoisi olarak sçırmayıp medikal tedaviyle sonuçlanırdı belki de.”</strong></em></p>
<p><em><strong>“Hamileliğimin 30. Haftasında aldığım haberle şok oldum”</strong></em></p>
<p>Bir bebek annesi olan 28 yaşındaki Öykü Güncan da hiçbir şikayeti yokken 2023 yılında rutin kontrolde endometriozis tanısı aldığını ama bunu önemsemediğini söyledi. Evlendikten haftalar sonra çikolata kistinin patlamasıyla acil ameliyata alınan Güncan, hamileliğinde yaşadığı şoku da şöyle paylaştı: </p>
<p><strong>“Herhangi bir sorun yok diye düşünüyorduk fakat çikolata kisti büyümeye devam etmiş içerde. Kist hamile kalınca da büyümeye devam etti ve doktorum, o süreci takip eden doktorum yani sorun yaratmadı en başta ama 30. Haftaya geldiğimizde ‘bu şekilde doğum yaptıramayacağım dedi. Daha sonra yeni bir doktor arayışına girdik ve Taner hocayı bulduk, sağ olsun kabul etti bizi.” </strong></p>
<p>Prof. Dr. Taner Usta tarafından yakın klinik izleme alınan Güncan, doğuma kadar da herhangi bir müdahale yapılmadan izlendi. 30 haftalıkken 6 santim olan endometriozisin doğumda 8 santime ulaştığı görüldü. Bebeğini dünyaya getirmek için sezaryen ameliyatı olan Öykü Güncan’ın ameliyat sırasında çikolata kistinin içi boşaltıldı.. Bebeğine kavuşan Öykü Güncan, endometriozisin oluşturduğu sağlık sorunundan da kurtuldu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-623814">Ağrısı çok, tanısı geç hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selçuklu Belediyesi Umut Evi kanser hastaları ve yakınlarının yanında</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/selcuklu-belediyesi-umut-evi-kanser-hastalari-ve-yakinlarinin-yaninda-623660</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Mar 2026 13:42:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[evi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[Umut Evi]]></category>
		<category><![CDATA[yakınları]]></category>
		<category><![CDATA[yakınlarının]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623660</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal belediyecilikte örnek çalışmalarla öne çıkan Selçuklu Belediyesi’nin önemli hizmetlerinden bir tanesi olan Umut Evi kanser hastalarına sağladığı destekle onların yanında olmaya devam ediyor.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selcuklu-belediyesi-umut-evi-kanser-hastalari-ve-yakinlarinin-yaninda-623660">Selçuklu Belediyesi Umut Evi kanser hastaları ve yakınlarının yanında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Sosyal belediyecilikte örnek çalışmalarla öne çıkan Selçuklu Belediyesi’nin önemli hizmetlerinden bir tanesi olan Umut Evi kanser hastalarına sağladığı destekle onların yanında olmaya devam ediyor.  </b></p>
<p>Yürüttüğü çalışmalarla Türkiye genelinde örnek olan hizmetleri vatandaşlarıyla buluşturan Selçuklu Belediyesi Umut Evi’yle kanser hastalarına umut oluyor. Şehir dışından Konya’ya tedavi için gelen  kanser hastalarına ve yakınlarına  otel konforunda konaklama hizmeti sunan merkez takdir topluyor. </p>
<p>Hastaların ve yakınlarının konaklama ve ulaşım konularını düşünmeden sadece iyileşmeye odaklandıkları Umut Evi, 2000 metrekare alana sahip 45 metrekarelik 32 odadan oluşan yapısıyla hizmet veriyor.</p>
<p><b>Başkan Pekyatırmacı: “Sosyal belediyeciliğin en güzel tarafı insanımızın mutluluğunu  paylaşabilmek”</b></p>
<p>Konya’ya tedavi için gelen hastalar ve hasta yakınları Umut Evi’nde konakladıkları sürede kendilerini evlerinde gibi hissettiklerini ifade eden Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı: “Belediye olarak insan hayatına dokunan pek çok projeyi hayata geçiriyoruz. Fiziki hizmetler bizim için temel olsa da sosyal belediyecilik alanında da örnek çalışmalar yürütmeye büyük önem veriyoruz. Umut Evi, bu anlayışımızın öne çıkan örneklerinden bir tanesi. Kanser tedavisi gören vatandaşlarımızın zorlu süreçlerinde barınma sıkıntısı yaşamamaları için bu imkânı sunuyoruz. Merkezimizde, Konya dışından ve ilçelerden gelen hasta ve yakınlarını ağırlıyoruz. Hedefimiz; kemoterapi ve radyoterapi gibi ayakta tedavi gören vatandaşlarımızın tedavilerini aksatmadan sürdürebilmelerine katkı sağlamak ve onlara moral desteği vermek. Görevli personelimizle birlikte misafirlerimizin konforunu en üst seviyede tutarak bu süreci en iyi şekilde geçirmeleri için gayret ediyoruz. Tedavisi devam eden tüm misafirlerimize Allah’tan şifa diliyorum.” dedi.</p>
<p><b>Hastalar ve yakınlarından teşekkür</b></p>
<p>Selçuklu Belediyesi tarafından verilen hizmeti duygu dolu cümlelerle ifade eden “Umut Evi” sakinleri hizmetten dolayı Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı&#8217;ya teşekkür etti.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selcuklu-belediyesi-umut-evi-kanser-hastalari-ve-yakinlarinin-yaninda-623660">Selçuklu Belediyesi Umut Evi kanser hastaları ve yakınlarının yanında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaralı Turna, Ormanya&#8217;da yaşama tutundu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yarali-turna-ormanyada-yasama-tutundu-623300</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 10:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[merkez]]></category>
		<category><![CDATA[ormanya]]></category>
		<category><![CDATA[rehabilitasyon]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[turna]]></category>
		<category><![CDATA[tutundu]]></category>
		<category><![CDATA[yaban]]></category>
		<category><![CDATA[yaralı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623300</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından Ormanya Doğal Yaşam Parkı bünyesinde hizmet veren Yaban Hayatı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi yaban hayvanlarına umut olmaya devam ediyor. Bu kapsamda yaralı halde bulunan Bayağı Turna, tedavi edilmek üzere getirildiği merkezde yaşama tutundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yarali-turna-ormanyada-yasama-tutundu-623300">Yaralı Turna, Ormanya&#8217;da yaşama tutundu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından Ormanya Doğal Yaşam Parkı bünyesinde hizmet veren Yaban Hayatı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi yaban hayvanlarına umut olmaya devam ediyor. Bu kapsamda yaralı halde bulunan Bayağı Turna, tedavi edilmek üzere getirildiği merkezde yaşama tutundu.</p>
<p><b>İLK MÜDAHALE BAŞARIYLA YAPILDI</b></p>
<p>Sakarya Doğa Koruma ve Milli Parklar ekipleri tarafından yaralı halde bulunan Bayağı Turna, tedavi edilmek üzere Ormanya Yaban Hayatı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi’ne getirildi.<b> </b>Trafik kazası ya da travmaya bağlı yaralanma şüphesiyle merkeze ulaştırılan yaralı turnanın, uzman ekipler tarafından detaylı fiziki muayenesi ve radyolojik tetkikleri gerçekleştirildi. Yapılan incelemelerde, hayvanın kalça bölgesinde doku zedelenmesi ve kırık tespit edildi.<br /><b>YENİDEN DOĞAL YAŞAMA DÖNECEK</b><br />Ormanya Yaban Hayatı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi’nde görevli veteriner hekimler tarafından yaralı turnaya gerekli ilk müdahaleler yapılarak tedavi süreci başlatıldı. Kırık bölgeye yönelik stabilizasyon uygulamaları gerçekleştirilirken, hayvanın genel sağlık durumunun yakından takip edildiği belirtildi. Uzmanlar, turnanın yeniden doğal yaşamına dönebilmesi için titiz bir rehabilitasyon programı yürütüyor.<br /><b>KOCAELİ, GÖÇ ROTASINDA KRİTİK ÖNEME SAHİP</b><br />Türkiye’nin en önemli göç rotalarından biri olan Kocaeli’de özellikle turna gibi göçmen türlerin bölgeyi sıklıkla kullandığı biliniyor. Bu nedenle yaralanma vakalarının zaman zaman görülebildiğini belirten veteriner hekimler, Ormanya’nın bu tür vakalarda hayati bir rol üstlendiğini ifade etti. Merkezde yürütülen çalışmalar sayesinde pek çok yaban hayvan yeniden doğaya kazandırıldı.</p>
<p><b>YABAN HAYVANLARINA UMUT OLAN MERKEZ</b><br />Ormanya Yaban Hayatı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi’nde 2025 yılı boyunca 54 memeli ve 231 kanatlı hayvan tedavi edilerek rehabilitasyon sürecine alındı. Tedavi edilen memeliler arasında karaca, tilki ve sansar gibi türler öne çıkarken, kanatlı hayvanlar arasında turna, leylek, şahin ve baykuş gibi türler de yer aldı. 2026 yılının ilk üç aylık verilerine bakıldığında ise 28 memeli ve 118 kanatlı hayvanın merkeze getirildiği ve tedavi süreçlerinin sürdürüldüğü bildirildi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yarali-turna-ormanyada-yasama-tutundu-623300">Yaralı Turna, Ormanya&#8217;da yaşama tutundu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özel gereksinimli çocuklarda öncelikli hedef çürük oluşmasını önlemek!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ozel-gereksinimli-cocuklarda-oncelikli-hedef-curuk-olusmasini-onlemek-623109</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 12:19:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[gereksinimli]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[oluşmasını]]></category>
		<category><![CDATA[öncelikli]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623109</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özel gereksinimli çocuklarda diş sağlığının koruyucu yöntemlerle nasıl yönetilebileceği ve gerektiğinde uygulanabilecek tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozel-gereksinimli-cocuklarda-oncelikli-hedef-curuk-olusmasini-onlemek-623109">Özel gereksinimli çocuklarda öncelikli hedef çürük oluşmasını önlemek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özel gereksinimli çocuklarda diş sağlığının koruyucu yöntemlerle nasıl yönetilebileceği ve gerektiğinde uygulanabilecek tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Amaç, çürük oluşmadan önce gerekli önlemlerin alınabilmesi!</strong></p>
<p>Özel gereksinimli çocuklarda diş tedavileri planlanırken, daha çok koruyucu uygulamalara odaklanıldığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Amacımız, çürük oluşmadan önce gerekli önlemleri alabilmek. Bu nedenle özel gereksinimi olan çocukları, ilk dişleri çıktığı andan itibaren düzenli aralıklarla klinikte görmek istiyoruz.” dedi.</p>
<p>Bu süreçte minimal invaziv denilen uygulamaların ön plana çıktığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Flor vernik uygulamaları ve doğru diş fırçalama alışkanlıklarıyla, çürük henüz oluşmadan durumu kontrol altına almayı hedefliyoruz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Genel anestezi ile tüm diş tedavileri tek seansta tamamlanabiliyor! </strong></p>
<p>Tüm bu önlemlere rağmen çürüğün engellenememesi ve çocuğun ağrı yaşamaya başlaması durumunda atılan adımlara değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, şöyle devam etti:</p>
<p>“Koltukta işlem yapılması çok zorsa, bu durumda genel anestezi uygulamalarına başvurulabiliyor. Çocuk ameliyathane ortamında uyur pozisyondayken, tüm diş tedavilerini tek seansta tamamlanabiliyor. Bu yöntem, hem çocuğun konforu hem de tedavinin sağlıklı şekilde tamamlanması açısından önemli bir avantaj sağlıyor.”</p>
<p><strong>Ağız bakımının sürdürülebilir hale getirilmesi için aileyle birlikte çalışılmalı! </strong></p>
<p>Tedavi sonrasında ise sürecin bitmediğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Düzenli kontrollerle birlikte aileyle bir yolculuğa çıkılıyor. Bu süreçte nasıl fırçalanmalı, hangi ürünler kullanılmalı gibi konularda birlikte ilerleniyor ve çocuğun ağız bakımının sürdürülebilir hale getirilmesi hedefleniyor.” dedi.</p>
<p>Diş fırçası ve macununun yanı sıra, özel gereksinimli çocuklarda ağız duşu kullanımını da öneren Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ağız duşu; küçük bir deposu olan, su tabancasına benzer şekilde tazyikli su fışkırtan bir cihazdır. Evde kullanım için oldukça pratik bir yardımcıdır. Tercihen banyodan önce, duşakabin içinde ya da uygun bir ortamda diş aralarına tazyikli su uygulanarak temizlik sağlanabilir. Ardından banyo yapılmasıyla birlikte hem diş hem de vücut temizliği bir arada tamamlanmış olur. Bu şekilde evde ağız bakımını daha da güçlendirmek mümkün olur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozel-gereksinimli-cocuklarda-oncelikli-hedef-curuk-olusmasini-onlemek-623109">Özel gereksinimli çocuklarda öncelikli hedef çürük oluşmasını önlemek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir&#8217;de &#8220;Tek Sağlık&#8221; vizyonu ile yaşam güzelleşiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirde-tek-saglik-vizyonu-ile-yasam-guzellesiyor-622977</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 08:39:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[güzelleşiyor]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kısırlaştırma]]></category>
		<category><![CDATA[mama]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[vizyonu]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622977</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “Tek Sağlık” vizyonu doğrultusunda yürüttüğü çalışmalarla son iki yılda on binlerce hayvanın yaşamına dokunuldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-tek-saglik-vizyonu-ile-yasam-guzellesiyor-622977">İzmir&#8217;de &#8220;Tek Sağlık&#8221; vizyonu ile yaşam güzelleşiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “Tek Sağlık” vizyonu doğrultusunda yürüttüğü çalışmalarla son iki yılda on binlerce hayvanın yaşamına dokunuldu. Kısırlaştırmadan tedaviye, sahiplendirmeden afet müdahalesine kadar geniş bir alanda sürdürülen hizmetlerle hem hayvan refahı artırıldı hem de toplum sağlığı güçlendirildi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın doğa, hayvan ve insan sağlığını birlikte ele alan yönetim anlayışı doğrultusunda, kentte hayvan refahını artırmaya yönelik çalışmalar kesintisiz sürdürülüyor. Başkan Tugay’ın seçim vaatleri arasında yer alan ve göreve geldikten sonra kurulan Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı, sahipsiz hayvanların korunması, tedavi ve rehabilitasyonu, kısırlaştırma hizmetleri, mama üretimi, sahiplendirme çalışmaları ile afet durumlarında acil müdahale faaliyetlerini “Tek Sağlık” yaklaşımıyla yürütüyor.</p>
<p><strong>Farkındalık çalışmaları yoğunlaştı</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, kent yaşamında insan ve hayvan etkileşiminin sağlıklı biçimde düzenlenmesi amacıyla farkındalık çalışmalarını da artırdı. Bu doğrultuda “Patili Kentimiz” ve sahiplendirme etkinliklerini kapsayan “Patili Perşembe” markaları tescil edilerek sahiplendirme kültürünün yaygınlaştırılması hedeflendi. Patili Perşembe etkinlikleri, hava koşullarına bağlı olarak kentin farklı noktalarında düzenlenmeye devam ediyor.</p>
<p><strong>Afetlerde hayvanlar için seferberlik</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi ekipleri afet ve yangınlarda da hayvanların yanında oldu. 2024 yılında Selçuk ilçesinde çıkan orman yangınında 155 köpek tahliye edilerek Seyrek Hayvan Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Aynı yıl Karşıyaka ve çevre ilçelerde meydana gelen yangınlarda 298 hayvan kurtarılarak tedavi ve barınma imkânı sağlandı. 2025 yılında İzmir genelinde meydana gelen orman yangınlarında ise Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda 35 araç ve 100’ün üzerinde personel ile kurtarma çalışmaları yürütüldü. Bu süreçte yüzlerce hayvan tahliye edilirken, yaralanan hayvanlara yerinde müdahale edildi.</p>
<p>Tedavi edilen 6 kaplumbağa ve 2 kirpi ise kontrollerinin ardından yeniden doğal yaşam alanlarına bırakıldı.</p>
<p><strong>Mobil kısırlaştırma hizmeti güçlendirildi</strong></p>
<p>Sokak hayvanı popülasyonunun kontrol altına alınması amacıyla mobil kısırlaştırma hizmetleri de genişletildi. 2025 yılında mobil kısırlaştırma ünitesinde kapsamlı yenileme çalışmaları yapılırken ikinci mobil kısırlaştırma aracı da hizmete alındı. Böylece farklı lokasyonlarda eş zamanlı operasyon yapılması mümkün hale geldi. 2024-2025 yılları arasında mobil kısırlaştırma ünitesinde 8 bin 536 kedi kısırlaştırıldı.</p>
<p><strong>İki yılda on binlerce hayvana hizmet</strong></p>
<p>Nisan 2024’ten bugüne kadar gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında; 123 bin 820 koruyucu hekimlik uygulaması yapıldı.    37 bin 146 hayvan kısırlaştırıldı. 17 bin 300 hayvan muayene ve tedavi edildi. 3 bin 298 hayvan sahiplendirildi. 111 ton köpek maması, 7 bin ödül maması üretilerek sahipsiz hayvanların kullanımına sunuldu. Başlatılan Pet Mama Döngüsel Ağı Projesi ile otellerden toplanan gıda artıklarının mama üretiminde değerlendirilmesi sağlandı. 4 ton köpek maması üretilerek hem sahipsiz hayvanlar için sürdürülebilir beslenme desteği verildi hem de sıfır atık hedeflerine katkı sağlandı.</p>
<p><strong>Yeni yaşam alanları ve sahipli hayvan mezarlığı geliyor</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, kentteki sahipsiz hayvanlar için yeni yaşam alanları oluşturmayı da sürdürüyor. Dikili Sahipsiz Hayvan Rehabilitasyon Merkezi için 24 bin 448 metrekarelik alan belediyeye devredilirken, inşaat hazırlıkları başladı. Kiraz’da da Küçük Menderes Yerleşkesi için doğal yaşam alanı planlanıyor. Pako Sokak Hayvanları Sosyal Yaşam Kampüsü içinde ise 1100 kapasiteli sahipli hayvan mezarlığı ve yeni doğal yaşam alanları için projelendirme çalışmaları sürüyor.</p>
<p><strong>Doğal Yaşam Parkı’na yoğun ilgi</strong></p>
<p>İzmir Doğal Yaşam Parkı da hem ziyaretçi sayısı hem de hayvan sağlığı çalışmalarıyla dikkat çekiyor. 2024 yılında 657 bin 542 kişinin ziyaret ettiği park, 2025 yılında 947 bin 870, 2026 yılının ilk iki ayında ise 86 bin 856 kişiyi ağırladı. Parkın açıldığı 2008 yılından bu yana toplam ziyaretçi sayısı 14 milyon 501 bin 481 oldu.</p>
<p><strong>Yaban hayvanlarına tedavi ve doğaya dönüş</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Doğal Yaşam Parkı, Avrupa Hayvanat Bahçeleri Birliği üyesi olmanın avantajıyla yaralı yaban hayvanlarına müdahale ediyor. Son iki yılda; 1.407 yaban hayvanı tedavi edildi. 52 bin 469 koruyucu hekimlik uygulaması yapıldı. 771 yaralı yaban hayvanı tedavi edilerek doğaya bırakıldı. 5 bin 193 hayvan dünyaya geldi.  Akdeniz foku, caretta caretta, kızıl geyik ve flamingo gibi koruma altındaki türler için de özel bakım ve tedavi süreçleri yürütüldü.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-tek-saglik-vizyonu-ile-yasam-guzellesiyor-622977">İzmir&#8217;de &#8220;Tek Sağlık&#8221; vizyonu ile yaşam güzelleşiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepside rutinin bozulduğu durumlar nöbetleri tetikleyebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepside-rutinin-bozuldugu-durumlar-nobetleri-tetikleyebiliyor-622905</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 18:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozulduğu]]></category>
		<category><![CDATA[durumlar]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[epilepside]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[nöbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[rutinin]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tetikleyebiliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622905</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde epilepsinin doğru tedavi ve düzenli takip ile kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu belirten Atlas Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Seda Bostan, epilepside ilaçların düzenli kullanılmasının ve doktor kontrollerinin aksatılmamasının önemli olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-rutinin-bozuldugu-durumlar-nobetleri-tetikleyebiliyor-622905">Epilepside rutinin bozulduğu durumlar nöbetleri tetikleyebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Günümüzde epilepsinin doğru tedavi ve düzenli takip ile kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu belirten Atlas Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Seda Bostan, epilepside ilaçların düzenli kullanılmasının ve doktor kontrollerinin aksatılmamasının önemli olduğunu söyledi. Nöbeti tetikleyebilecek durumların mümkün olduğunca azaltılması gerektiğini kaydeden Dr. Seda Bostan, uyku düzeni değişikliği, açlık-susuzluk, yoğun stres gibi rutinin bozulduğu durumlar ile yüksek ses ve yanıp sönen parlak ışıklar gibi yoğun uyaranların nöbetleri tetikleyebileceğini ve bunlardan kaçınılması gerektiği uyarısında bulundu.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Seda Bostan, 26 Mart Epilepsi Farkındalık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada epilepsi farkındalığının önemine işaret ederek epilepsi hastalarının dikkat etmesi gerekenlere ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Korku ve yaftalama hastaneye başvuruları geciktiriyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Epilepsi hastalığında etiketlemenin hastalığın özellikle teşhisi geciktirebildiğini belirten Dr. Seda Bostan, “Epilepsi, oldukça sık görülen bir hastalık olmasına rağmen, bu hastalıkla ilgili gereksiz korku ve yaftalama hastaneye başvuruları geciktirmektedir. Ayrıca toplumda epilepsinin çoğunlukla sadece ‘jeneralize tonik klonik nöbet’ olarak adlandırdığımız yani tüm vücudun kasıldığı ‘sara nöbeti’ olarak bilinmesi, farklı tipte nöbetleri olan hastaların tanı ve tedavisinde gecikmelere yol açmaktadır. Bu nedenle epilepsinin korkulacak bir durum değil, tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu bilmek ve epilepsi hastalarına yönelik önyargıları azaltmak açısından epilepsi farkındalığı oldukça önemlidir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Etiketlenme ile mücadele için doğru bilgi paylaşımı önemli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Geçmişte epilepsi nöbetlerinden korkulduğunu ve bu nedenle hastaların etiketlendiğini kaydeden Dr. Seda Bostan, “Ancak günümüzde epilepsi, doğru tedavi ve düzenli takip ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır; korkulacak ya da utanılacak bir durum değildir. Etiketlenme ile mücadele için hasta ve hasta yakınları, doğru bilgiyi yakın çevreleriyle paylaşarak bu konudaki yanlış inanışları azaltabilir. Okulda, işte, aile içinde, sosyal çevrelerinde nöbet sırasında ne yapılacağını anlatmaları da nöbet anında yaşanacak korkuyu azaltacaktır. Hasta açısından ise gerekli olduğunda destek grupları ve psikolojik destek almak bu açıdan faydalı olacaktır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Düzenli ilaç kullanımı ve hekim takibine dikkat</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Epilepsi hastalarının en çok dikkat etmesi gereken noktalara değinen Dr. Seda Bostan, “Epilepsi hastalarının en çok dikkat etmesi gereken konu; ilaçlarını düzenli kullanmak, takiplerini aksatmamak ve nöbeti tetikleyebilecek durumları mümkün olduğunca azaltmaktır. Rutin düzenin bozulduğu durumların (uyku düzeni değişikliği, açlık-susuzluk, yoğun stres); yoğun uyaranların olduğu durumların (yüksek ses, yanıp sönen parlak ışıklar gibi) veya enfeksiyon, ameliyat gibi durumların nöbetleri tetikleyebileceği bilinmeli ve bunlardan kaçınılmalıdır” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İlaç dozlarının ayarlanması gerekebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Epilepsi hastaları için belirli aralıklarla kontrolün önemini vurgulayan Dr. Seda Bostan, “Epilepsi hastalarının tedavi altında nöbetsiz olsalar bile belirli aralıklarla kontrole gitmeleri gerekir. Çünkü fark edilmeden farklı tipte ya da ‘küçük’ nöbetler olabilir, ilaç dozlarının ayarlanması gerekebilir ve tedavi sürecinde ilaç düzeyi ile böbrek ve karaciğer fonksiyonlarının takibi gerekli olabilir. Ayrıca yüzme, araç kullanma ve yüksekte çalışma gibi durumlarda mutlaka doktor önerilerine uyulmalıdır. Bu kararların sağlıklı verilebilmesi için düzenli takipler büyük önem taşır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-rutinin-bozuldugu-durumlar-nobetleri-tetikleyebiliyor-622905">Epilepside rutinin bozulduğu durumlar nöbetleri tetikleyebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon Kanseri Riskini Artıran Bu Faktörlere Dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-622505</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 08:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıran]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[faktörlere]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kemoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622505</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolon kanseri (kolorektal kanserler), özellikle beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları nedeniyle son yıllarda sık görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-622505">Kolon Kanseri Riskini Artıran Bu Faktörlere Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolon kanseri (kolorektal kanserler), özellikle beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları nedeniyle son yıllarda sık görülüyor. Dünya genelinde en sık tanı alan üçüncü kanser türü ve kansere bağlı ölümlerin en sık ikinci nedeni olan kolon kanserinin, ülkemizde ve dünyada 45 yaş altında görülme sıklığı giderek artıyor. Ancak teşhis ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler sayesinde yaşam kalitesi ve süresi artırılabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Halit Karaca, kolon kanseri ile ilgili önemli bilgiler verdi.</p>
<p>Toplumdaki kolon kanseri vakalarının % 70’i farklı zamanlarda ve öngörülemez şekilde ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal genetik mutasyonlara sahip durumlar, vakaların % 3-5’ini oluşturmaktadır. Hastaların yaklaşık % 20- 25’inde güçlü bir aile öyküsü bulunmaktadır. Yani kalıtsal bir mutasyon nedeniyle kolon kanseri ortaya çıkmaktadır. </p>
<p><strong>Kolon kanseri riskini artıran nedenler</strong></p>
<ul>
<li>Yaş: Kalıtsal genetik nedenli vakaların dışındaki kolon kanserinde tanı konulan ortalama yaş 65’in üzerindedir.</li>
<li>Aile öyküsü: Ailede kolon kanseri vakasının olması, kişinin de bu hastalığa yakalanma riskini artırır. Kalıtsal kolon kanseri ile ilgili mutasyonlar yani HNPCC, FAP ve Peutz-Jegher polipozisi gibi, kolon kanseri riskini artıran genetik durumlardır.</li>
<li>Kolonoskopi taramasında belirlenen adenomlar: Kanser riski en yüksek seviyede polipler de (villöz adenomlar, tübülo-villöz adenomlar) görülmektedir.</li>
<li>İltihaplı bağırsak hastalığı öyküsü: Ülseratif kolitin, iltihabi bağırsak hastalığı tanısından sonraki ilk 10 ila 20 yıl içinde tahmini yıllık kanser görülme sıklığı % 0,5’dir. Bundan sonra yılda ise % 1’e yükselmektedir. Crohn hastalığı, ileokolik bölgede mevcutsa kanser riskini artabilir. </li>
<li>Çevre ve yaşam tarzı: Aşırı alkol tüketimi, sigara tiryakiliği, obezite, işlenmiş raf ömrü uzun gıdalar, insülin direnci, aşırı radyasyon maruziyeti ve bağışıklık sisteminin baskılanması riski artırmaktadır.</li>
</ul>
<p> <strong>Erken teşhisle yaşam süresi uzuyor</strong></p>
<p>Kolon kanserinde klinik muayeneler ve tarama yoluyla erken teşhis, görüntülemedeki gelişmelerle daha doğru evre belirleme, cerrahi tekniklerdeki iyileşmenin yanı sıra kemoterapi ve radyasyondaki ilerlemeler sayesinde yaşam süresi uzamaktadır. Özellikle doğru planlanan kemoterapi, yeni nesil akıllı ilaçlar ve immunoterapiler sayesinde vücudun diğer bölgelerine yayılan kanserli hücrelerle mücadelenin başarısı artmaktadır. </p>
<p><strong>Amaç kanserli hücreleri yok etmek</strong></p>
<p>Kolon kanseri için uygulanan kemoterapi, vücuttaki hızlı büyüyen kanser hücrelerini yok etmeyi amaçlamaktadır. Bu ilaçlar genellikle damar yoluyla ya da tablet şeklinde ağızdan alınmaktadır. Kolon kanseri tedavisinde kemoterapi genellikle cerrahi, radyoterapi, hedefli tedavi (akıllı ilaçlar) veya immünoterapi gibi diğer tedavilere ek olarak kullanılır. Kemoterapi, iyileşme şansını artırmak ya da kanserin tekrarlama riskini azaltmak, belirtileri hafifletmek veya kanser hastalarının daha uzun ve daha kaliteli bir yaşam sürmelerine yardımcı olmak için kullanılır. Kemoterapi, cerrahi öncesi ya da sonrasında hastalarında sağ kalım oranını yükseltmektedir. Hastaların 4’te 3’ünün ameliyat sayesinde ek tedavi ile nüks oranları azalırken genel sağ kalımı iyileştirme çabası, kolon kanseri tedavisinin evriminde önemli bir adım olmuştur.</p>
<p><strong>Tekrarlama riskine karşı kemoterapi</strong></p>
<p>Kolon kanseri ameliyatından sonra, varsa kalan kanserli hücreleri yok etmek ve tekrarlama riskini azaltmak için genellikle adjuvan kemoterapi olarak adlandırılan tedavi önerilir. Adjuvan kemoterapiye çoğunlukla kolon kanseri ameliyatından sonraki 8 hafta içinde başlanmaktadır. Ameliyattan sonra kansere dair hiçbir kanıt kalmasa bile, kanserin tekrarlama veya vücudun diğer bölgelerine yayılma (metastaz) riski yüksekse, adjuvan kemoterapi yine de önerilebilir.</p>
<ul>
<li>Kolon kanserinin bulunduğu bölgenin yakınındaki lenf düğümlerinde kanser hücreleri varsa</li>
<li>Kalın bağırsakta kanser bölgesinde perforasyon adı verilen bir yırtık oluşmuşsa</li>
<li>Kanser hücreleri, hızlı büyüyen ve yayılan, az farklılaşmış veya yüksek dereceli kanser hücreleri olarak adlandırılan türdense</li>
<li>Kanser bağırsakta tıkanıklığa yani obstrüksiyona neden oluyorsa risk artabilmektedir. </li>
</ul>
<p>Bu durumda kişiye özel tedavi yöntemleri uygulanarak başarı şansı artırılmaktadır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-622505">Kolon Kanseri Riskini Artıran Bu Faktörlere Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Katarakt Yaş Sınırı Tanımıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/katarakt-yas-siniri-tanimiyor-622447</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 07:39:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[katarakt]]></category>
		<category><![CDATA[mercek]]></category>
		<category><![CDATA[sınırı]]></category>
		<category><![CDATA[tanımıyor]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622447</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde kalıcı görme kaybının önde gelen nedenlerinden olan katarakt, gözdeki doğal merceğin saydamlığını kaybetmesi ile oluşuyor ve bulanık görme, ışığa hassasiyet, renklerde solgunlaşma gibi belirtilerle kendini gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/katarakt-yas-siniri-tanimiyor-622447">Katarakt Yaş Sınırı Tanımıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde kalıcı görme kaybının önde gelen nedenlerinden olan katarakt, gözdeki doğal merceğin saydamlığını kaybetmesi ile oluşuyor ve bulanık görme, ışığa hassasiyet, renklerde solgunlaşma gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Genellikle 50 yaşından sonra görmeye alışkın olduğumuz katarakt, artık gençlerin de görme kalitesini tehdit ediyor. </p>
<p>Prof. Dr. Kadriye Ufuk Elgin erken yaşta kataraktın en önemli nedeninin genetik miras olduğunu belirtiyor: “Eğer kişinin aile öyküsünde, özellikle birinci derece akrabalarında katarakt gelişimi varsa, bu durum bireyin mercek yapısının çok daha erken yaşlarda bozulmasına zemin hazırlıyor.”</p>
<p>Genetik kadar modern dünyanın beraberinde getirdiği kronik sağlık sorunlarının da kataraktı yine erken yaşlarda tetikleyebileceğini ifade eden Prof. Dr. Elgin, “Kontrolsüz seyreden diyabet, yüksek tansiyon, obezite ve göz içi basıncı katarakt sürecini hızla öne çekiyor” diyor.</p>
<p><strong>Çocukluktaki göz kazaları kataraktı tetikliyor</strong></p>
<p>Erken kataraktta bir diğer sebep ise göz travmaları. Prof. Dr. Elgin, küçük yaşlarda yaşanan spor yaralanmaları veya kazalar sonucunda göze alınan sert darbelerin etkisinin yıllar sonra katarakt olarak ortaya çıkabileceğine işaret ediyor. Ayrıca ultraviyole ışınlarının etkisi ve sigara kullanımı genç yaştaki kataraktın &#8220;gizli suçluları” arasında yer aldığını söylüyor.</p>
<p><strong>Genç yaşta katarakt nasıl önlenir?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Elgin, erken başlangıçlı katarakttan korunmak için UV ışınlarını engelleyen güneş gözlüğü takmak, sigara ve aşırı alkol tüketiminden kaçınmak, diyabeti kontrol altında tutmak ve antioksidanlar açısından zengin bir beslenmenin faydalı olacağını söylüyor. Hem katarakt hem de diğer teşhis edilmemiş göz hastalıkları için düzenli göz muayenesinin öneminin altını çiziyor.</p>
<p><strong> Tek tedavi ameliyat</strong></p>
<p>Kataraktın ilaçla tedavisinin mümkün olmadığını söyleyen Prof. Dr. Elgin, “Kataraktın tek tedavisi ameliyattır. Ameliyat genellikle damla anestezisi ile yapılır. Gerekli durumlarda sedasyon veya genel anestezi uygulanabilir. Hasta, ameliyattan sonra aynı gün taburcu edilebilir ve ertesi gün sosyal yaşantısına dönebilir. Kataraktın tedavisinde uzun yıllardır fakoemülsifikasyon yöntemi kullanılmaktadır. Bu yöntemde ses dalgaları (Ultrasound) ile kataraktlı lens göz içinde parçalanıp dışarı alınır ve yerine yeni bir mercek yerleştirilir” diyor.</p>
<p><strong>Akıllı mercek seçeneği</strong></p>
<p>Son yıllarda klasik tek odaklı merceklerin yerini çok odaklı premium (akıllı) göz içi lenslerin de tedavide öne çıktığını aktaran Prof. Dr. Elgin, “Bu mercekler sayesinde hastalar hem katarakttan kurtuluyor hem de diğer kırma kusurlarının tedavi edilmesiyle net bir görüşe kavuşabiliyor” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/katarakt-yas-siniri-tanimiyor-622447">Katarakt Yaş Sınırı Tanımıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bornova&#8217;da Endometriozis Farkındalığı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bornovada-endometriozis-farkindaligi-622277</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 07:49:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bornova]]></category>
		<category><![CDATA[endometriozis]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622277</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi, 1–31 Mart Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi’nde “Adet Sancısı Adetten Değildir!” sloganıyla “İsmini Vermek İstemeyen Söyleşi” başlıklı bir etkinlik düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovada-endometriozis-farkindaligi-622277">Bornova&#8217;da Endometriozis Farkındalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi, 1–31 Mart Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi’nde “Adet Sancısı Adetten Değildir!” sloganıyla “İsmini Vermek İstemeyen Söyleşi” başlıklı bir etkinlik düzenledi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Müjde Canday’ın konuşmacı olduğu söyleşide, endometriozis hastalığı hakkında bilgilendirme yapılırken, hastalığı yaşayan kadınlar da deneyimlerini paylaşarak farkındalık oluşturdu.</p>
<p>Etkinlikte kadın sağlığında sıklıkla göz ardı edilen ancak yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilen endometriozis konusunda katılımcılar hem tıbbi bilgiler edindi hem de benzer deneyimleri paylaşan kadınlarla dayanışma ortamı buldu.</p>
<p><b>“Çikolata kisti kronik bir hastalıktır”</b></p>
<p><b> </b>Söyleşide konuşan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Müjde Canday, halk arasında “çikolata kisti” olarak da bilinen Endometriozisin, rahim içini döşeyen dokuya benzer hücrelerin rahim dışında yerleşmesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu söyledi.</p>
<p>Canday, hastalığın en sık 30’lu ve 40’lı yaşlardaki kadınlarda görüldüğünü belirterek, her kadında aynı belirtilerin ortaya çıkmadığını vurguladı. Bazı kadınların hiçbir şikâyet yaşamayabileceğini, bazı kadınların ise günlük yaşamı zorlaştıran şiddetli ağrılar yaşayabildiğini ifade etti.</p>
<p>Endometriozisin; şiddetli pelvik ağrı, ağrılı cinsel ilişki, karında gaz ve şişkinlik gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirten Doç. Dr. Canday, tedavi edilmediğinde gebe kalmayı zorlaştırabileceğini, ancak düzenli kontroller ve kişiye özel tedavi yöntemleriyle hastalığın etkilerinin kontrol altına alınabileceğini söyledi.</p>
<p><b>En sık görülen belirtiler</b></p>
<p><b> </b>Müjde Canday, endometriozisin en yaygın belirtilerini; zamanla artan adet sancısı, alt karın ve bel bölgesinde kronik ağrı, cinsel ilişki sırasında ağrı, adet döneminde bağırsak veya idrar yaparken ağrı, şişkinlik, kabızlık veya ishal ve kısırlık (infertilite) olarak sıraladı.<b> </b></p>
<p><b>Tedaviyle belirtiler kontrol altına alınabiliyor</b></p>
<p>Endometriozisi tamamen ortadan kaldıran kesin bir tedavi bulunmadığını belirten Canday, ancak çeşitli yöntemlerle belirtilerin kontrol altına alınabildiğini ifade etti. Tedavi sürecinde hormonal tedaviler, ağrı kontrolüne yönelik uygulamalar, gerekli durumlarda cerrahi müdahale ve hekim önerisiyle destekleyici tedavi yöntemleri uygulanabileceğini söyleyen Müjde Canday, hastalığın yönetiminde erken tanı ve düzenli doktor kontrolünün büyük önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p><b>Kadınlar söyleşinin ardından Yeşilova Höyüğü’nü gezdi</b></p>
<p>Söyleşinin ardından katılımcılar, rehber eşliğinde İzmir’in bilinen tarihini 8500 yıl öncesine dayandıran kazıların yapıldığı Yeşilova Höyüğü ve ziyaretçi merkezini gezdi. Program kapsamında düzenlenen çömlek yapım atölyesine de katılan kadınlar hem bilgi edindi hem de keyifli bir gün geçirdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovada-endometriozis-farkindaligi-622277">Bornova&#8217;da Endometriozis Farkındalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme kanseri annelik hayallerine engel değil</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-annelik-hayallerine-engel-degil-622254</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 07:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[annelik]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[engel]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hayallerine]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[onkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622254</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde genç yaşlarda da görülme sıklığı artan meme kanserinde, son yıllarda geliştirilen akıllı ilaçlar, immünoterapiler ve kişiye özel tedavi yaklaşımları, hastalar için umut veriyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-annelik-hayallerine-engel-degil-622254">Meme kanseri annelik hayallerine engel değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde genç yaşlarda da görülme sıklığı artan meme kanserinde, son yıllarda geliştirilen akıllı ilaçlar, immünoterapiler ve kişiye özel tedavi yaklaşımları, hastalar için umut veriyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay</strong>, doğru zamanda başlanan tedaviyle hem yaşam süresinin hem de yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabildiğini belirterek “Eskiden meme kanseri denince hastalar ve yakınları için akla hemen umutsuz bir tablo gelirdi. Ama artık bu durum değişti; meme kanseri, tıpkı diyabet ve hipertansiyon gibi uzun süre kontrol altında tutulabilen bir hastalık haline geldi. Bu nedenle tanı alan hastalarımızın umutsuzluğa kapılmadan, alternatif yöntemlere başvurmadan onkoloji hekimine başvurması ve tedavisine başlaması büyük önem taşıyor” diyor. Prof. Dr. Özge Gümüşay, meme kanseri tedavisinde yeni dönemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Meme kanseri dünyada ve ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak karşımıza çıkıyor. Her yıl milyonlarca kadın bu tanıyı alırken, teknoloji ve tıptaki gelişmeler sayesinde tedavi seçeneklerinin güçlenmesi ise umutları artırıyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay</strong>, hastaların bu sayede yaşam sürelerinin uzadığını ve günlük yaşamlarının kaliteli bir şekilde devam edebildiğini belirterek “Özel bir teknolojiyle geliştirilen antikor-ilaç konjugatlarının meme kanseri tedavisinde kullanıma girmesiyle çok iyi sonuçlar elde edildi. Bu teknoloji sayesinde antikora bağlı olarak taşınan kemoterapi ilacı doğrudan kanser hücresine ulaştırılarak sağlıklı dokulara verilen zarar önemli ölçüde azaltılabilmektedir. Tüm hasta grubunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan HER2 pozitif meme kanserinde, damardan başlanan akıllı ilaçlar sayesinde hastaların tüm lezyonları gerileyerek hastalık kontrolü sağlanarak uzun süre yaşamını devam ettirebilmekteler. Tüm vakaların yaklaşık yüzde 70’ini oluşturan östrojen duyarlı metastatik meme kanserli hastalar bazen sadece evde ağızdan aldıkları akıllı ilaçlar ve endokrin tablet sayesinde kansersiz bir şekilde yıllarca normal yaşantılarını sürdürebilmekteler” diyor. </p>
<p><strong>Kişiye özel tedavi modeli</strong></p>
<p>Son yıllarda hedefe yönelik ajanlar, antikor-ilaç konjugatları ve immünoterapi gibi yenilikçi tedavilerle meme kanseri tedavisinde önemli bir dönüşüm yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Gümüşay sözlerine şöyle devam ediyor: “Artık meme kanseri, tek bir hastalık olarak değil; biyolojik alt tiplerine ve moleküler özelliklerine göre kişiye özel tedavi edilen bir hastalık olarak ele alınmaktadır. Bu nedenle tedavi kararını verirken yalnızca tümörün evresine değil, hormon reseptör durumuna, HER2 durumuna, genetik mutasyonlara, hastanın yaşına, ek hastalıklarına ve risk özelliklerine göre değerlendirme yapılmaktadır. Bugün meme kanserinde amacımız herkese aynı tedaviyi vermek değil; doğru hastaya, doğru zamanda, doğru ilacı verebilmektir. Bu alanda devam eden bilimsel çalışmaların sonuçlarını hem hastalarımız hem de biz onkologlar heyecanla takip ediyoruz. Tedavi seçeneklerinin her geçen gün artması, meme kanseriyle mücadelede hem hastalarımıza hem bizlere umut vermeye devam ediyor.”</p>
<p><strong>Anne olmaya engel değil!</strong></p>
<p>Meme kanserinin erken yaşlarda da görülebilen bir hastalık haline gelmesi ve son yıllarda genç yaşlarda hızla yaygınlaşması, meme kanseri tedavisi gören kadınları, anne olmalarını engelleyebileceği düşüncesiyle endişelendiriyor. Prof. Dr. Gümüşay bu konuda endişeleri gideren bilimsel gelişmeleri şöyle anlatıyor: “Henüz çocuk sahibi olmamış ya da çocuk isteği olan genç hastalarımız olup, bu hastalarda fertilite koruyucu yaklaşımlar büyük önem taşımaktadır. Tedavi öncesinde yumurta veya embriyo dondurma gibi yöntemler planlanabilmekte; bazı hastalarda over baskılama tedavileri ile doğurganlığın korunmasına katkı sağlanabilmektedir. Yapılan çalışma göstermiştir ki kemoterapi ve radyoterapi tedavilerini tamamlayan hastalarımız, sonrasında yeterli süre endokrin tedavisini alıp (çalışmada 18-30 ay endokrin tablet almışlardı) onkoloji doktorlarının da onayı ile hamile kalmasına izin verilmekte. Meme kanseri tanılı hastalar takip eden onkoloji doktorunun önerdiği uygun zamanda gebe kaldıklarında hastalığın tekrarlama riski artmamaktadır, bu da yapılan çalışma ile doğrulanmıştır.” </p>
<p>Öte yandan meme kanseri olan hastaların, aldıkları endokrin tedaviye bağlı yan etkiler yaşayabildiklerini, bunlardan en önemlisinin de sıcak basması olduğunu belirten Prof. Dr. Gümüşay “Yapılan çalışmada görüldü ki, sıcak basması gibi yaşam kalitesini bozan yan etkiye karşı geliştirilen ilaç sayesinde sorunun şiddeti azaldı. FDA onay sürecinin tamamlanmasının ardından ilacın günlük pratiğe girmesi beklenmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Üçlü negatif meme kanserinde artık sonuçlar daha iyi </strong></p>
<p>Özellikle genç kadınlarda ve BRCA gen mutasyonu bulunan kadınlarda daha sık görülen üçlü negatif meme kanseri, tüm meme kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 10-15’ini oluşturuyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay, bu alt tipin geçmişte daha agresif seyreden bir hastalık olarak değerlendirildiğini belirtiyor. </p>
<p>Önceden sadece kemoterapi ile yönetilen bu alt tipte, immünoterapi ve yeni nesil antikor-ilaç konjugatları sayesinde tedavi başarısının önemli ölçüde iyileştiğini vurgulayan Prof. Dr. Gümüşay, şu bilgileri veriyor: “Son yıllarda üçlü negatif meme kanseri tedavisinde iki önemli gelişme yaşandı. Bunlardan ilki immünoterapi, diğeri ise yeni nesil antikor-ilaç konjugatlarıdır. Bu tedaviler sayesinde hastalarda tedavi başarısı önemli ölçüde artmıştır. Erken evrede ameliyat öncesi kemoterapiye immünoterapi eklenmesi artık standart tedavi olup ülkemizde SGK ödeme kapsamındadır. Metastatik hastalıkta ise özellikle PD-L1 pozitif hastalarda immünoterapi önemli fayda sağlamaktadır” </p>
<p><strong>Yaşam kalitesini artıran destek tedaviler</strong></p>
<p>Tedavideki gelişmelerin yalnızca kanseri hedeflemekle sınırlı kalmayıp, hastaların yaşam kalitesini korumayı da amaçladığını belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay, şöyle konuşuyor: “Bulantı için geliştirilen ilaçlar sayesinde bulantı ve kusma büyük ölçüde kontrol altına alınmaktadır. Enfeksiyona karşı; kemoterapi sonrası uygulanan kan yükseltici iğneler, grip aşısı, zatürre aşısı ve zona aşısı gibi koruyucu önlemler alınmaktadır. Sosyal ve psikolojik olarak süreci zorlaştıran saç dökülmesine yönelik kemoterapi sırasında uygulanan -saçlı deri soğutma işlemleri- saç dökülmesi önemli ölçüde azalmakta ve hastaların psikolojik yükünü hafifletmektedir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-annelik-hayallerine-engel-degil-622254">Meme kanseri annelik hayallerine engel değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arabesk Müziğin Usta İsmi Cansever&#8217;in Tedavi Süreci Başladı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/arabesk-muzigin-usta-ismi-canseverin-tedavi-sureci-basladi-622029</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 11:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[arabesk]]></category>
		<category><![CDATA[cansever]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[müziğin]]></category>
		<category><![CDATA[smi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[usta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622029</guid>

					<description><![CDATA[<p>Arabesk müziğin usta isimlerinden Cansever, bir süredir devam eden sağlık mücadelesinde kritik bir sürece girdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/arabesk-muzigin-usta-ismi-canseverin-tedavi-sureci-basladi-622029">Arabesk Müziğin Usta İsmi Cansever&#8217;in Tedavi Süreci Başladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arabesk müziğin usta isimlerinden Cansever, bir süredir devam eden sağlık mücadelesinde kritik bir sürece girdi. Sanatçının tedavi kapsamında hastaneye yatışı gerçekleşirken, 26 Mart tarihinde ilik nakli operasyonunun yapılacağı öğrenildi.</p>
<p>Yıllardır müzik dünyasında kendine has yorumu ve güçlü sesiyle geniş kitlelere ulaşan Cansever, bu zorlu süreçte yaşam mücadelesini kararlılıkla sürdürüyor.</p>
<p>Bu önemli süreçte Cansever’e ailesi, sevenleri ve sanat camiasından birçok isim destek verirken, sosyal medyada da geçmiş olsun mesajları artarak devam ediyor. Hayranları, usta sanatçının bir an önce sağlığına kavuşmasını temenni ediyor.</p>
<p>Gerçekleşecek ilik nakli operasyonu, tedavi sürecinin en kritik aşamalarından biri olarak öne çıkıyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/arabesk-muzigin-usta-ismi-canseverin-tedavi-sureci-basladi-622029">Arabesk Müziğin Usta İsmi Cansever&#8217;in Tedavi Süreci Başladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Kolon Kanserinde Yeni Çağ: Tümör Laboratuvarda Kopyalanıyor, En Etkili İlaç Kopya Üzerinde Denenerek Hastaya Veriliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yeni-cag-tumor-laboratuvarda-kopyalaniyor-en-etkili-ilac-kopya-uzerinde-denenerek-hastaya-veriliyor-620984</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 09:03:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağ]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kopyalanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[laboratuvarda]]></category>
		<category><![CDATA[model]]></category>
		<category><![CDATA[Organoid]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620984</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde “deneme-yanılma” dönemi yavaş yavaş kapanıyor. Şu sıralar özellikle kolon kanserinde yapılan araştırmalar umut vaat ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yeni-cag-tumor-laboratuvarda-kopyalaniyor-en-etkili-ilac-kopya-uzerinde-denenerek-hastaya-veriliyor-620984">&#8220;Kolon Kanserinde Yeni Çağ: Tümör Laboratuvarda Kopyalanıyor, En Etkili İlaç Kopya Üzerinde Denenerek Hastaya Veriliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kanser tedavisinde “deneme-yanılma” dönemi yavaş yavaş kapanıyor. Şu sıralar özellikle kolon kanserinde yapılan araştırmalar umut vaat ediyor. Kolon kanserinde hastadan alınan tümör dokusu laboratuvarda kopyalanarak üç boyutlu bir “organoid” modeli oluşturuluyor ve hedefe yönelik ilaçlar bu model üzerinde deneniyor. Böylece her hastaya özel en etkili tedavi seçeneği, tedaviye başlanmadan önce belirlenebiliyor. Yapay zekâ destekli bu yeni yaklaşım, hem dünyada hem Türkiye’de öncü ve ilk olma özelliği taşıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Bilişimi ve Biyoistatistik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Uğur Sezerman liderliğinde İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi’nden Baş Araştırmacı Prof. Dr. Esra Erdal iş birliğiyle yürütülen proje, kolon kanserinde kişiye özel tedaviyi somut bir laboratuvar modeline taşıyor. Proje kapsamında geliştirilen sistemle, yaklaşık 6 hafta gibi kısa bir sürede hastanın tümörüne en etkili ilacın belirlenmesi hedefleniyor.</strong></em></p>
<p>Bioinformatik alanında uzun yıllardır çalışmalar yürüttüklerini belirten Prof. Dr. Uğur Sezerman, kanserde artık çok katmanlı veri analizinin kaçınılmaz olduğunu vurguluyor. Tümörün dijital ve biyolojik haritasını çıkardıklarına dikkat çeken Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Bioinformatik; tıbbi verileri bilgisayar tabanlı yaklaşımlarla analiz ederek tanı ve tedavide kullanılacak yöntemler geliştiren bir alan. Günümüzde DNA dizileme teknolojileri sayesinde elimizde çok büyük miktarda veri var. Özellikle kanserde, tümör dokusunu ve kandan elde edilen DNA’yı dizileyerek tümöre özgü somatik varyasyonları tespit edebiliyoruz” diyor.</p>
<p>Bu analizler sayesinde tümörün hangi genetik değişimlerle tetiklendiği, hangi sinyal mekanizmaları üzerinden büyüdüğü ortaya konuyor. Ancak tümör tek tip bir yapı değil. Heterojen, yani farklı klonlardan oluşan karmaşık bir yapı. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Tümör içindeki farklı klonları ve her birinin ‘driver’ dediğimiz tetikleyici mekanizmalarını belirleyebiliyoruz. Böylece tümördeki çeşitliliği yakalamış oluyoruz” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><b>Sadece DNA Yetmiyor: Çok Katmanlı “Omik” Analiz</b></p>
<p>Kolon kanseriyle ilgili yürüttükleri proje yalnızca DNA dizilemesiyle sınırlı değil. Transkriptom analizleriyle hangi genin ne kadar üretildiği ölçülüyor; sağlıklı ve tümör dokusu karşılaştırılıyor. Epigenetik mekanizmalar da incelenerek hangi genlerin aktif, hangilerinin baskılanmış olduğu ortaya konuyor. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Tümörün genetik yapısından hücre içinde üretilen proteinlere ve metabolik ürünlere kadar çok sayıda biyolojik veriyi, yani ‘omik veri’yi bir araya getirerek hastanın tümörünün detaylı bir modelini oluşturuyoruz. Bu kadar büyük ve karmaşık veriyi insanın tek başına analiz etmesi mümkün olmadığı için yapay zekâdan yararlanıyoruz. Bu analizlerin ardından geliştirdiğimiz PANACEA yöntemi devreye giriyor. Ağ temelli algoritmalarla tümörün tetikleyici genleri ve ilaçlarla hedef alınan genler haritalanıyor. Amaç; tüm tetikleyici mekanizmaları aynı anda susturabilecek en uygun ilaç ya da ilaç kombinasyonunu belirlemek” diyor. </p>
<p><b>Laboratuvarda “Mini Organlar” Oluşturuluyor</b></p>
<p>Prof. Dr. Uğur Sezerman laboratuvar ortamında üretilen organoidlerin çok önemli olduğunu vurguluyor: “Hastadan alınan dokudan laboratuvar ortamında üretilen, üç boyutlu ve gerçek organa biyolojik olarak oldukça benzeyen mini doku modellerine ‘organoid’ diyoruz. Bu yapılar, tümörün hücresel mimarisini ve biyolojik davranışını büyük ölçüde taklit eder. Bu sayede ilaçlar, doğrudan hastanın tümörünün kopyası üzerinde denenebilir. Böylece hayvan deneylerine de ihtiyaç kalmaz”…</p>
<p><b>Kolon Kanseri Çalışması Dünyada ve Türkiye’de Bir İlk</b></p>
<p>Kolon kanseriyle ilgili yürütülen yeni projede, kolon kanseri hastasından alınan dokudan kişiye özel bir organoid oluşturulacak. Önce yapay zekâ ile tümörün tetikleyici mekanizmaları belirlenecek, ardından bu mekanizmaları hedefleyen ilaç adayları seçilecek. Bu ilaçlar, kök hücre ve organoid teknolojileri laboratuvarında üretilecek organoid modelleri üzerinde test edilecek.</p>
<p>Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Organoidler özellikle kolon kanserinde kanseri mimik edecek şekilde başarıyla üretilebiliyor; ancak bizim farkımız, kişinin kanser mekanizmasını aydınlatıp doğrudan hedefe yönelik ilaçların bu model üzerinde denenmesini sağlamak. Yüzlerce ilaç denemektense, birkaç deneyle hızlı bir şekilde organoid tümör üzerinde hastaya uygun tedaviyi belirlemenin mümkün olduğu bu yöntem dünyada da bir ilk. Omik verilerden hastanın dirençli olduğu ilaçları da, geliştirdiğimiz yapay zeka yöntemleri ile belirliyoruz. Böylece hastanın yanıt verebileceği ilaçlar ile deneme yapılmasını sağlayarak hem ekonomik yükü hafifletiyor hem de denemelerin hızlanması açısından sürece önemli katkıda bulunuyoruz” diyor.  </p>
<p>Bu çalışma sayesinde yaklaşık 6 hafta içinde hangi ilacın etkili olduğu belirlenecek ve sonuç doğrudan klinisyene bildirilecek. Sonrasında da hekim, en etkili tedaviyi hastaya uygulayacak. Bu tedavilerin rutine girebilmesi için tabii ki uluslararası kapsamlı klinik çalışmalara ihtiyaç olacak.</p>
<p><b>İlk Aşamada Son Evre Hastalarda Uygulanacak</b></p>
<p>Organoidlerin ilaç denemelerinde kullanımı FDA tarafından da onaylanmış durumda. Bu yaklaşım, deney hayvanı kullanımını önemli ölçüde azaltma potansiyeli de taşıyor. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Organoid üzerinde deneyeceğimiz ve çalışan tedavinin, gerçek tümörde de çalışmasını hedefliyoruz. Bu model sayesinde hayvan deneylerine ihtiyaç büyük ölçüde ortadan kalkabilir” diyor.</p>
<p>Çalışma ilk etapta, mevcut tüm tedavileri almış ve yanıt alınamamış son evre kolon kanseri hastalarında uygulanacak. Ancak hedef çok daha büyük. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Yöntemler geliştikçe bunu son aşamadaki hastalarda değil, hastaya ilk tanı konduğu anda uygulayabileceğiz. Böylece hasta zaman kaybetmeyecek; gereksiz ve etkisiz tedavilerle maddi ve biyolojik yük altına girmeyecek. Kolon kanserinin tüm alt türlerinde uygulanabilecek olan bu yöntem, tamamen kişiye özel bir yaklaşım sunuyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><b>2 Yılda 30 Hasta, 5 Yılda Klinik Rutine Girebilir</b></p>
<p>TEYDEB onayı alan proje kapsamında iki yıl içinde 30 hasta üzerinde uygulama tamamlanacak. Ardından yöntemin diğer kanser türlerinde, özellikle meme kanserinde uygulanması planlanıyor. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Kanser ciddi bir yara. Gereksiz ve etkisiz tedaviler hastanın en değerli şeyi olan zamanını alıyor. Artık tıbbın özüne gidip, hastalık yoktur hasta vardır yaklaşımıyla hastalığın tetikleyici mekanizmasını bulup onu hedefleyen çözümler üretmek zorundayız. Tıpta bu yaklaşımın 5 yıl içinde çok daha yaygın hale geleceğine inanıyorum. Kanserde yeni dönem artık çok net: Tümörü tam olarak anlamadan tedaviye başlanmamalı. İlaç hastaya verilmeden önce, laboratuvarda oluşturulan tümörün kopyasında denenmeli<strong>”</strong> diyor.</p>
<p>Kolon kanseriyle başlayan bu çalışma; gelecekte diğer kanserlerde olduğu gibi ülseratif kolit, irritabl bağırsak sendromu gibi hastalıklarda da organoid modelleri üzerinden kişiye özel tedavilerin geliştirilmesinin önünü açabilir… </p>
<p><strong> </strong></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yeni-cag-tumor-laboratuvarda-kopyalaniyor-en-etkili-ilac-kopya-uzerinde-denenerek-hastaya-veriliyor-620984">&#8220;Kolon Kanserinde Yeni Çağ: Tümör Laboratuvarda Kopyalanıyor, En Etkili İlaç Kopya Üzerinde Denenerek Hastaya Veriliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalık</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-620696</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[edilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uykusuzluğun]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620696</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uykusuzluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi ve Nöroloji Uzmanı Meltem Can İke, uykusuzlukta ilaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmenin mümkün olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-620696">Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi ve Nöroloji Uzmanı Meltem Can İke, uykusuzlukta ilaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmenin mümkün olduğunu söyledi. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Her az uyunan gecenin insomni olmadığını vurgulayan Meltem Can İke, bir kişide uykusuzluk hastalığından söz edilmesi için haftada en az 3 gece bu sorunun yaşanması, sorunun en az 3 aydır devam ediyor olması ve kişinin uyumak için uygun ortam ve zamana sahip olmasına rağmen uyuyamaması gerektiğini ifade etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, Dünya Uyku Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada uykusuzluk, uykusuzluk tedavisi ve uyku hijyeni ile ilgili değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Dünya Uyku Cemiyeti tarafından her yıl düzenlenen Dünya Uyku Günü vesilesiyle, toplumumuzun büyük bir kesimini etkileyen ancak çoğu zaman &#8220;yapısal bir özellik&#8221; sanılarak ihmal edilen uykusuzluk yani insomni konusuna dikkat çekmek istiyorum” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluk bir hastalıktır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun sadece bir belirti değil, başlı başına bir hastalık olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Tıbbi literatürde &#8220;İnsomni&#8221; olarak adlandırılan bu durum; uykuya dalma güçlüğü, uykuyu sürdürme zorluğu veya sabah çok erken uyanıp tekrar uyuyamama şeklinde kendini gösterir. Bu durum kişinin gün içindeki konsantrasyonunu, duygu durumunu ve genel sağlık kalitesini bozuyorsa klinik bir tablo olarak değerlendirilmelidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Aşırı derecede odaklanma görülüyor </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şöyle devam etti:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Yakınması olan kişilerde (özellikle geceleri) uyku sorunlarına aşırı derecede odaklanma ve uykusuzluğun olumsuz sonuçları hakkında kaygı duyma vardır.  Yetersiz uyku süresi ve kalitesi, ileri derecede sıkıntıya veya günlük aktivitelerde eksilmeye neden olur.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kadınlarda daha fazla görülüyor </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kadınlarda bir miktar daha fazla görülen bu durumun yaşla arttığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Yaş ilerledikçe derin (yavaş) uyku miktarında azalma, dolayısıyla uykunun çok yüzeysel ve kırılgan hale gelmesine neden olur. Ayrıca sirkadiyen ritimdeki değişikliklere (uyku fazının erkene kayması), yaşlı bireylerde özellikle gecenin ikinci yarısında uykunun çok sık bölünmesine ve sabah çok erken saatlerde uyanma ile sonuçlanır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Haftada en az 3 gece uykusuzluk yaşanıyorsa dikkat!</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluk tanı kriterlerine değinen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şu bilgileri verdi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Her az uyunan gece, insomni değildir. Bir kişide uykusuzluk hastalığından söz edebilmemiz için:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Haftada en az 3 gece bu sorunun yaşanması,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Sorunun en az 3 aydır devam ediyor olması,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Kişinin uyumak için uygun ortam ve zamana sahip olmasına rağmen uyuyamaması gerekir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluğun üç temel nedeni var </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun çok faktörlü bir sorun olduğunu söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, başlıca nedenleri şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>1. Psikolojik Faktörler: Kaygı bozuklukları, stres ve depresyon.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>2. Tıbbi Durumlar: Kronik ağrılar, nefes darlığı, huzursuz bacaklar sendromu ve uyku apnesi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>3. Yaşam Tarzı: Düzensiz çalışma saatleri (vardiyalı sistem), aşırı kafein tüketimi ve hareketsizlik.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluk genetik bir miras mıdır?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun genetik bir boyutu olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke. “Araştırmalar, ailesinde uykusuzluk öyküsü olan bireylerin bu soruna daha yatkın olduğunu göstermektedir. Ancak bu durum sadece genlerle açıklanamaz; aile içindeki uyku alışkanlıkları ve çevresel faktörler de bu mirası tetikler” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Modern çağın kabusu: Mavi ışık ve sosyal medya</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Günümüzde uyku düzenini bozan en büyük düşman yatağa bizimle birlikte giren akıllı telefonlardır” diyen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke teknoloji kullanımının olumsuz etkilerini şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Melatonin Baskılanması: Ekranlardan yayılan mavi ışık, beynimize &#8220;hala gündüz&#8221; sinyali göndererek uyku hormonu olan melatoninin salgılanmasını engeller.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Duygusal Uyarılma: Sosyal medyada karşılaşılan içerikler beyni tetkikte tutar ve uykuya geçiş için gereken gevşemeyi imkansız kılar.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uyku hijyeni için altın kurallar</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzlukla mücadelede ilk adımın uyku hijyeninin sağlanması olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şu önerilerde bulundu:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Rutin Oluşturun: Her gün (hafta sonu dahil) aynı saatte yatıp aynı saatte kalkın.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Yatağı Sadece Uyku İçin Kullanın: Yatakta yemek yemeyin, çalışmayın veya sosyal medyada vakit geçirmeyin.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Işık ve Isı Kontrolü: Yatak odanız zifiri karanlık, sessiz ve serin olmalıdır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Kafeine Sınır Koyun: Öğleden sonra saat 14:00’ten sonra çay ve kahve tüketimini kesin.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluğun sağlık açısından riskleri nelerdir? </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunan Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, bu sorunları kardiyovasküler hastalıklar (HT, MI, kronik kalp yetmezliği), Tip 2 diyabet, obezite, nörolojik hastalıklar (kortikal atrofi, demans) ve psikiyatrik hastalıklar (depresyon, suicidal düşünceler) olarak sıraladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yaşam kalitesini etkiliyorsa uzmana danışılmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun kişinin yaşam kalitesini önemli derecede etkilemesi halinde mutlaka bir uzmana danışılması gerektiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Eğer uykusuzluk probleminiz;</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Gün içinde iş performansınızı düşürüyorsa,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Unutkanlık ve konsantrasyon güçlüğüne neden oluyorsa,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Araç kullanırken veya çalışırken uyuklamalara yol açıyorsa,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* İlişkilerinizde tahammülsüzlük ve gerginlik yaratıyorsa vakit kaybetmeden bir Nöroloji Uzmanına başvurmalısınız” tavsiyesinde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İyi bir uyku, iyi bir hayatın anahtarı </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Unutmayın: Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmek mümkündür. İyi bir uyku, iyi bir hayatın anahtarıdır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-620696">Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayıflama ilaçları doğru kişilerde etkili oluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zayiflama-ilaclari-dogru-kisilerde-etkili-oluyor-620656</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:03:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[Glp-1]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[Kişilerde]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620656</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kilo vermekte zorlanan birçok kişi son dönemde gündeme gelen yeni nesil zayıflama ilaçlarını merak ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-ilaclari-dogru-kisilerde-etkili-oluyor-620656">Zayıflama ilaçları doğru kişilerde etkili oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kilo vermekte zorlanan birçok kişi son dönemde gündeme gelen yeni nesil zayıflama ilaçlarını merak ediyor. İştahta azalma ve kilo kaybını destekleyen bu ilaçların herkes için uygun bir tedavi yöntemi olmadığını dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İlhan Tarkun, “GLP-1 reseptör agonistleri kilo kaybını destekleyen etkili ilaçlar arasında yer alıyor ancak bu tedaviler herkese uygulanabilecek standart bir çözüm olarak görülmemeli. Söz konusu ilaçlar genellikle fazla kilolarından diyet veya egzersiz gibi yaşam tarzı değişikliklerine rağmen kurtulamayan kişilerde gündeme gelmeli” şeklinde konuştu.</strong></p>
<p>Vücudumuzda GLP-1 adı verilen bir hormon bulunur. Yemek sonrası salgılanan bu hormon tokluk hissini artırır, mide boşalmasını yavaşlatır ve kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı olur. GLP-1 tedavilerinin bu hormonun etkisini taklit eden ilaçlar olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İlhan Tarkun, “Vücut kitle indeksi 30 kg/m² ve üzerinde olan, diyet, egzersiz ve davranış değişikliğine rağmen hedeflenen kilo kaybını sağlayamayan kişiler GLP-1 tedavileri için uygun adaylar arasında yer alır. Bunun yanı sıra vücut kitle indeksi 27 kg/m² ve üzerinde olup tip 2 diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, koroner arter hastalığı, uyku apnesi ya da prediyabet gibi obeziteyle ilişkili ek sağlık sorunları bulunan kişilerde de bu tedaviler önemli bir seçenek olarak değerlendirilir” dedi.</p>
<p><strong>Kalıcı sonuç için yaşam tarzı değişikliği önemli</strong></p>
<p>GLP-1 tedavileriyle ilgili iki yılı aşan izlem çalışmalarının önemli sonuçlar ortaya koyduğunu açıklayan Tarkun, “Bu tedavilerle sürdürülebilir kilo kaybının yanı sıra kalp ve damar sağlığıyla ilgili risklerde azalma, böbrek fonksiyonlarında iyileşme ve prediyabetin gerilemesi gibi olumlu sonuçlar elde edilebiliyor. Ayrıca yağlı karaciğer, kolesterol dengesizlikleri, uyku apnesi ve kalp yetmezliği gibi obeziteyle ilişkili bazı sağlık sorunlarında da iyileşmeler görülebiliyor. Ancak bu kazanımların korunabilmesi için tedavinin mutlaka sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivite gibi sürdürülebilir yaşam tarzı değişiklikleriyle desteklenmesi gerekiyor. İlaç bırakıldıktan sonra eski alışkanlıklara dönüldüğünde kilo artışı ve metabolik sorunlar yeniden ortaya çıkabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Sadece kilo değil metabolik riskler de değerlendirilmeli</strong></p>
<p>Obezite tedavisinde asıl hedefin yalnızca kilo vermek olmadığını vurgulayan Tarkun, “Tedavinin önceliği kardiyometabolik riskleri azaltmak, insülin direncini iyileştirmek, organ fonksiyonlarını korumak ve yaşam kalitesini artırmaktır. Aynı zamanda GLP-1 tedavileriyle cerrahi seçenekler arasında karar verilirken sadece tartıdaki rakamlar değil; metabolik göstergeler, eşlik eden hastalıklar, fazla kilonun oluşturduğu fiziksel yük ve kişinin genel yaşam durumu birlikte değerlendirilir. Çoğu zaman metabolik riskler, fazla kilodan daha belirleyici bir rol oynayabilir” dedi.</p>
<p><strong>Cerrahi ve ilaç tedavileri birbirini tamamlayan yöntemler olacak</strong></p>
<p>Önümüzdeki yıllarda obezite tedavisine yaklaşımın değişmesinin beklendiğini ifade eden Tarkun, “Önümüzdeki yıllarda obezite tedavi kılavuzlarının daha fazla kardiyometabolik risk odaklı hale gelmesi bekleniyor. Yani tek bir hormonu değil, birden fazla metabolik yolu hedefleyen yeni ilaçlar, kombinasyon tedaviler ve daha uzun vadeli idame modelleri öne çıkacak. Cerrahi ise daha seçici ve stratejik bir konuma evrilecek. Vücut kitle endeksi yüksek olan, ilaç tedavisine yanıt vermeyen ya da ilaca erişimde sorun yaşayan hastalarda cerrahi önemini koruyacak. Ayrıca cerrahi ve ilaç tedavileri, rakip değil doğru hastada birbirini tamamlayan yöntemler olarak birlikte kullanılacak” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-ilaclari-dogru-kisilerde-etkili-oluyor-620656">Zayıflama ilaçları doğru kişilerde etkili oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eviniz Artık Diyaliz Merkeziniz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eviniz-artik-diyaliz-merkeziniz-620179</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 13:13:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Diyaliz]]></category>
		<category><![CDATA[Evde Diyaliz]]></category>
		<category><![CDATA[eviniz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[merkeziniz]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620179</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Böbrek Günü, bu yıl Türkiye'de güçlü bir farkındalık dalgasıyla kutlandı. Türk Nefroloji Derneği (TND), Sağlık Bakanlığı ve Ankara Aile Hekimliği Derneği iş birliğiyle Ankara Üniversitesi İbni Sina Tıp Fakültesi'nde gerçekleştirilen Sağlık Politikaları Zirvesi ve Aile Hekimleri Eğitim Toplantısı'nda kronik böbrek hastalığı tüm boyutlarıyla masaya yatırıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eviniz-artik-diyaliz-merkeziniz-620179">Eviniz Artık Diyaliz Merkeziniz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Böbrek Günü, bu yıl Türkiye&#8217;de güçlü bir farkındalık dalgasıyla kutlandı. Türk Nefroloji Derneği (TND), Sağlık Bakanlığı ve Ankara Aile Hekimliği Derneği iş birliğiyle Ankara Üniversitesi İbni Sina Tıp Fakültesi&#8217;nde gerçekleştirilen Sağlık Politikaları Zirvesi ve Aile Hekimleri Eğitim Toplantısı&#8217;nda kronik böbrek hastalığı tüm boyutlarıyla masaya yatırıldı. Global böbrek sağlığı şirketi Vantive, etkinliğin ana çözüm ortağı olarak evde diyaliz teknolojileri ve hasta odaklı yaklaşımıyla dikkat çekti.</p>
<p>Etkinlik öncesinde Türk Nefroloji Derneği yönetim kurulu, Anıtkabir&#8217;i ziyaret ederek Atatürk&#8217;ün huzurunda saygı duruşunda bulundu ve çelenk koydu. Böbrek sağlığı mücadelesini milli bir dava olarak benimseyen dernek, bu anlamlı duruşuyla toplumsal farkındalık çalışmalarına verdiği önemi bir kez daha ortaya koydu.</p>
<p><b>TÜRKİYE EVDE DİYALİZDE DÜNYA LİDERİ KONUMUNA YÜKSELİYOR</b></p>
<p>Türkiye, ev hemodiyalizi uygulamasında Avrupa&#8217;da 2&#8217;nci, dünyada 5&#8217;inci sıraya yerleşmiş durumda. Ancak rakamlar daha büyük bir potansiyele işaret ediyor: Türkiye&#8217;de yaklaşık 72 bin son dönem kronik böbrek yetmezliği hastası bulunurken bunların yalnızca 3 bini periton diyalizi tedavisiyle yaşamını sürdürüyor. Uzmanlar, uygun şartları taşıyan hasta sayısının çok daha yüksek olduğunu ve evde diyalizin önünün açılması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Veriler de bu dönüşümün ne denli kritik olduğunu gözler önüne seriyor: Ev hemodiyalizi uygulanan hastalarda ölüm riskinde yüzde 40 azalma saptanmış, ilaç kullanım ihtiyacı yüzde 51 ila 87 oranında gerilemiş; üstelik Türkiye&#8217;deki ev hemodiyalizi hastalarının yüzde 48&#8217;i aktif olarak çalışmaya devam edebiliyor.</p>
<p><b>VANTİVE: TEDAVİYİ HASTANIN AYAĞINA GÖTÜRMEK</b></p>
<p>Vantive Türkiye Ülke Müdürü Fuat Çukadar, evde diyalizin yalnızca bir tedavi yöntemi değil, bir yaşam biçimi olduğunu vurguladı: <em>&#8220;Bugün pek çok hastamız diyaliz için haftanın belirli günlerini hastanelerde geçirmek zorunda olduğunu düşünüyor. Oysaki Vantive olarak sunduğumuz global inovasyonlar sayesinde, en ileri teknolojiye sahip evde diyaliz tedavi seçeneklerini hastalarımızın yaşam alanlarına taşıyoruz.&#8221;</em></p>
<p>Vantive&#8217;in periton diyalizi başta olmak üzere sunduğu evde diyaliz ekosistemi; akıllı cihazlar, uzaktan hasta takip sistemleri ve kapsamlı eğitim programlarından oluşuyor. Şirketin bağlantılı sağlık platformu sayesinde evde uygulanan her diyaliz seansı anlık olarak klinik ekipler tarafından izlenebiliyor; kan basıncı ve sıvı dengesindeki sapmalar otomatik uyarı sistemiyle anında ilgili uzmana iletiliyor.</p>
<p><b> HER 7 KİŞİDEN BİRİ RİSK ALTINDA</b></p>
<p>Etkinliğin bir diğer çarpıcı mesajı erken tanıya ilişkindi. Dünya genelinde her 10 kişiden birinde kronik böbrek hastalığı bulunurken Türkiye&#8217;de her 6-7 yetişkinden biri böbrek hastalığı riski taşıyor. Uzmanlar, hastalığın yıllarca sessiz ilerlediğini ve basit bir kan ile idrar testiyle erken evrede yakalanabileceğini bir kez daha hatırlattı. Diyabet ve hipertansiyon hastalarının öncelikli risk grubunda yer aldığı da özellikle vurgulandı.</p>
<p>Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen, toplumsal bilinç oluşturmanın aciliyetine dikkat çekerek şunları söyledi: <em>&#8220;Ülkemizde her yıl 10 binden fazla hasta diyaliz tedavisine başlamakta ve bu sayının giderek artmasından endişe duymaktayız. Kapsamlı ve uzun soluklu çalışmalara ihtiyaç duyuyoruz.&#8221;</em></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eviniz-artik-diyaliz-merkeziniz-620179">Eviniz Artık Diyaliz Merkeziniz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon kanserinde yaş sınırı giderek düşüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yas-siniri-giderek-dusuyor-620072</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 09:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[düşüyor]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kanserle]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sınırı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620072</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyada kanserle mücadelede erken tanı ve korunma çalışmaları sürerken kolorektal kanserin görülme oranı artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yas-siniri-giderek-dusuyor-620072">Kolon kanserinde yaş sınırı giderek düşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tüm dünyada kanserle mücadelede erken tanı ve korunma çalışmaları sürerken kolorektal kanserin görülme oranı artıyor. ABD’de yayımlanan bir araştırma, kolon kanserinin 50 yaş altındaki kişilerde kanser kaynaklı ölümlerde ilk sıraya yükseldiğini gösteriyor. Günümüzde 30 ve 40’lı yaşlarda kolorektal kanser vakalarını daha sık gördüklerini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, “Ne yazık ki vakalar artıyor ve birçok hasta bize geç evrede başvuruyor. Kolon kanserinin genç yaşlarda daha sık görülmesinin nedeni tam olarak bilinmese de kötü beslenme, sigara ve alkol kullanımı, hareketsiz yaşam ve obezite gibi alışkanlıkların risk faktörleri arasında yer aldığı düşünülüyor” dedi.</strong></p>
<p>Stresin kolon sağlığı üzerinde önemli etkileri olabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, “Yoğun stres bağışıklık sistemini zayıflatarak vücudu hastalıklara karşı daha savunmasız hale getirebiliyor. Aynı zamanda bağırsak düzenini etkileyerek bağırsak florasında değişikliklere yol açabiliyor ve bu durum kolon kanseri riskini artırabiliyor. Özellikle konserve ve tütsülenmiş gıdalar, aşırı yağlı beslenme ve fazla kırmızı et tüketimi de bağırsak sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle dengeli beslenmek, sigara ve alkolden uzak durmak, düzenli hareket etmek ve stresi mümkün olduğunca azaltmak kolon kanserine karşı alınabilecek önemli önlemler arasında yer alıyor” dedi.</p>
<p><strong>Kolon kanserlerinin yüzde 90’ı poliplerden gelişiyor</strong></p>
<p>Günümüzde kolon kanseri taramaları için önerilen yaşın 50’den 40’a düştüğünün altını çizen Atalay, “Kolon kanserlerinin yaklaşık yüzde 90’ı poliplerden gelişiyor. Polipten kansere giden süreç genellikle 5 ila 10 yıl sürebiliyor. Bu bizim için çok önemli bir bilgi. Çünkü birçok kanserde hastalığın nasıl geliştiği net olarak bilinmezken kolon kanserinde süreç daha öngörülebilir. Kolonoskopi ile erken dönemde yapılan taramalar ve poliplerin temizlenmesi, kanser gelişimini önlemede önemli bir fırsat sunuyor” dedi.</p>
<p><strong>Erken tanı ile kemoterapiye bile gerek kalmayabilir</strong></p>
<p>Kolon kanserinde erken dönemde genellikle belirti görülmediğini vurgulayan Atalay, “Hastalar çoğunlukla karın ağrısı, şişkinlik, makattan kanama, kilo kaybı ve kansızlık gibi şikâyetlerle bize başvuruyor. Ancak bu belirtiler ortaya çıktığında hastalık çoğu zaman ilerlemiş oluyor. Oysa kolon kanseri erken evrede yakalandığında tedavi başarısı oldukça yüksek. Erken dönemde yapılan cerrahi çoğu zaman yeterli oluyor hatta kemoterapi ya da radyoterapi gibi ek tedavilere ihtiyaç duyulmayabiliyor. Ayrıca hastalıktan tamamen kurtulma ihtimali yüksek, tekrarlama riski de daha düşük seyrediyor” dedi.</p>
<p><strong>Mide ve pankreas kanserlerine göre tedavide başarı oranı daha yüksek</strong></p>
<p>Kolon kanserinde ameliyatın tedavide önemli bir rolü olduğunu dile getiren Atalay, “Hastalık başka organlara yayılmış olsa bile bazı hastalarda tümör cerrahi olarak çıkarılabiliyor ve bu sayede hastalıktan tamamen kurtulma şansı artıyor. Bu durum mide, pankreas gibi kanserler için geçerli değil. Bu vesileyle özellikle şunu vurgulamak isterim; kolon kanseri tedavi edilebilir bir hastalık. Geç evrede bile cerrahi ile tamamen iyileşme sağlanabilir, bu yüzden hastaların tedaviyi reddetmemesi çok kıymetli” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yas-siniri-giderek-dusuyor-620072">Kolon kanserinde yaş sınırı giderek düşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dev karın fıtığı hayatı kabusa çevirebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dev-karin-fitigi-hayati-kabusa-cevirebiliyor-620018</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 08:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çevirebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[dev]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[Fıtıkların]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[kabusa]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620018</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karın ameliyatlarından sonra ortaya çıkan ve zamanla büyüyerek ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen dev karın duvarı fıtıkları, hem yaşam kalitesini düşürüyor hem de hayati risk oluşturabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dev-karin-fitigi-hayati-kabusa-cevirebiliyor-620018">Dev karın fıtığı hayatı kabusa çevirebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karın ameliyatlarından sonra ortaya çıkan ve zamanla büyüyerek ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen dev karın duvarı fıtıkları, hem yaşam kalitesini düşürüyor hem de hayati risk oluşturabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Ertem</strong>, 50 yaş üzeri kişilerde özellikle ameliyat sonrası gelişen bu fıtıkların toplumda sanılandan çok daha yaygın olduğunu belirterek, “Yapılan çalışmalar; karın ameliyatlarından sonra ortaya çıkan insizyonel, yani ameliyat kesi yerinden gelişen karın duvarı fıtıklarının, 50 yaş üzerindeki hastaların yaklaşık yüzde 20’sinde görülebildiğini gösteriyor” diyor. Prof. Dr. Metin Ertem hayatı kabusa çevirebilen, bazı hastaların boyunlarına çarşaf bağlayarak taşıdıkları dev karın fıtıklarını ve yeni tedavi yöntemini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Vücudumuzda ‘koruyucu zırh’ olan karın duvarı zayıfladığında ya da ameliyat gibi bir nedenle bütünlüğü bozulduğunda, iç organlar dışa doğru itilerek dev karın fıtığı ortaya çıkabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Ertem</strong>, 50 yaş üzerindeki kişilerde dev karın fıtıklarının görülme sıklığının arttığını belirterek “Bunun en önemli nedeni yaşla birlikte kolajen doku sentezinin azalmasıdır. Kolajen, karın duvarının dayanıklılığını sağlayan temel yapı taşlarından biridir. Bu yapı zayıfladığında karın duvarı adeta bir kumaşın sökülen dikişi gibi açılmaya başlar” diyor. Karın duvarındaki büyük açıklıkların sadece estetik bir sorun olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Ertem şöyle konuşuyor: “Bu dev fıtıklar, bel ve sırt ağrılarına, ıkınma olamayacağından dışkılama zorluğuna ve hatta solunum güçlüğü gibi yaşamı tehdit eden sorunlara neden olabiliyor. Fıtıklar tedavi edilmediğinde ciddi komplikasyonlara yol açabilirken, bunun en tehlikeli sonuçlarından birini, halk arasında “bağırsak düğümlenmesi” olarak bilinen sorun oluşturuyor.”</p>
<p><strong> Bağırsak delinmesi ve hayati riske yol açabiliyor</strong></p>
<p>Bağırsakların fıtık kesesi içinde sıkışarak; hastalarda şiddetli karın ağrısı, kusma ve büyük abdest yapamama gibi şikayetlere neden olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ertem, soruna müdahale edilmezse bağırsak delinmesine kadar giden çok ciddi tablolar oluşturabildiğini ve bu durumun hayati riske yol açabildiğini söylüyor. Dev fıtıkların boyutlarının bazen dramatik olabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Metin Ertem, bazı hastaların yaşadığı zorlukları şöyle anlatıyor: ”Bazen fıtık o kadar büyüyebiliyor ki, neredeyse iki çocuk başı büyüklüğüne ulaşabiliyor. Hatta bazı hastalar fıtığı desteklemek için karınlarının altından çarşaf geçirip boyunlarına bağlayarak taşımak zorunda kalabiliyor. Bu nedenle sorun ilerlemeden erken tedavi olmak günlük yaşam konforu açısından ve tedavinin başarısında büyük rol oynuyor.” </p>
<p><strong> Ameliyat sonrası iyileşme döneminde dikkat!</strong></p>
<p>Karın ameliyatı geçiren kişilerin özellikle iyileşme döneminde dikkatli olması gerekiyor. Prof. Dr. Ertem, ihmale gelmez bazı önlemleri “ameliyat sonrası erken dönemde ağır kaldırmamak, kabız kalmamaya özen göstermek, kronik öksürük varsa mutlaka tedavi olmak, yeterli ve dengeli beslenmek” şeklinde sıralıyor. Çünkü bu faktörler karın duvarına binen baskıyı artırarak fıtık gelişimini kolaylaştırabiliyor. Karın ameliyatı olmayan kişilerde de bazı fıtık türlerinin görülebileceğini; özellikle doğum yapanlarda karın duvarındaki zayıf noktalardan yağ dokusu ve bağırsakların dışarı çıkmasıyla epigastrik fıtıklar (göbek üstü fıtığı) oluşabildiğini belirten Prof. Dr. Ertem “Gebelik sırasında karın büyüdükçe karın duvarı gerilir ve bazı bölgelerde zayıflık oluşabilir. Bu durum küçük fıtıkların gelişmesine yol açabilir” diyor. </p>
<p><strong>Dev fıtıklarda yeni tedavi dönemi</strong></p>
<p>Dev karın fıtıklarının cerrahisinin oldukça özellikli bir alan olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Metin Ertem, son yıllarda kullanılan yeni yöntemlerin tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını belirterek şöyle konuşuyor: “Eskiden bu fıtıklar çoğunlukla sadece dikiş yöntemiyle kapatılmaya çalışılırdı. Ancak bu yöntemde nüks oranları yüzde 50’ye kadar çıkabiliyordu. Günümüzde ise dev fıtıklarda çok daha ileri teknikler kullanıyoruz. Özellikle, özel cihazlarla karın duvarı kontrollü şekilde genişletiliyor. Gerekli durumlarda karın kaslarına botoks uygulanarak kasların gevşemesi sağlanıyor. Ardından karın duvarı onarılıyor ve yama ile destekleniyor. Bu modern yöntemler nüks oranlarını yüzde 2-5’lere kadar düşürdü.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dev-karin-fitigi-hayati-kabusa-cevirebiliyor-620018">Dev karın fıtığı hayatı kabusa çevirebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyku, beynin temizlik ve restorasyon modu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uyku-beynin-temizlik-ve-restorasyon-modu-620005</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 08:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[ilacı]]></category>
		<category><![CDATA[metin]]></category>
		<category><![CDATA[modu]]></category>
		<category><![CDATA[restorasyon]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[temizlik]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku İlaçları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620005</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, 13 Mart Dünya Uyku Günü dolayısıyla, uykusuzluk için sık başvurulan uyku ilaçlarının etkileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-beynin-temizlik-ve-restorasyon-modu-620005">Uyku, beynin temizlik ve restorasyon modu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, 13 Mart Dünya Uyku Günü dolayısıyla, uykusuzluk için sık başvurulan uyku ilaçlarının etkileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Uyku beynin temizlik ve restorasyon modu!</strong></p>
<p>Uykunun beyin ve vücut için sadece bir dinlenme süreci olmadığını hatırlatan Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, “Uyku aynı zamanda beynin temizlik ve restorasyon modudur. Gündüz uyanıkken beyinde biriken beta-amiloid gibi toksik proteinler gece uyurken lenfatik sistem aracılığıyla temizlenir.” dedi.</p>
<p>Hafızanın konsolidasyonu için öğrenilen bilgilerin kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe uyku sırasında aktarıldığını ifade eden Prof. Dr. Metin, vücudun dokularının yenilenmesi, kas gelişimi ve bağışıklık sisteminin güçlenmesinin yine uykuda gerçekleştiğini aktardı.</p>
<p><strong>Uyku ilacı sadece hekim tarafından gerekli görüldüğünde ve reçete edildiğinde kullanılmalı!</strong></p>
<p>Uyku ilaçlarının akut stres, yas, travma, jet-lag veya uykuyu zorlaştıran tıbbi durumlar gibi 2-4 haftalık geçiş dönemlerinde kullanılabileceğine değinen Prof. Dr. Barış Metin, “Psikiyatrik nedenlerle uyku problemi yaşayan hastalarda uyku verici özelliği olan antidepresanlar kullanılabilir.” dedi. </p>
<p>Uyku apnesi gibi solunumu etkileyen hastalık varlığında dikkatli kullanılması gerektiği uyarısını yapan Prof. Dr. Metin, şöyle devam etti:</p>
<p>“Uyku ilacı sadece hekim tarafından gerekli görüldüğünde ve reçete edildiğinde kullanılmalı ve alışkanlık yapıcı ilaçların uzun süre kullanımından kaçınılmalıdır.</p>
<p>Pek çok uyku ilacı hem psikolojik hem de fiziksel bağımlılık yapma potansiyeline sahiptir. Tolerans geliştiğinde, ilacın aynı etkiyi yapması için ilacın dozunu artırmak gerekir. Uzun süreli kullanımında gündüz sersemliği, bilişsel gerileme, denge bozuklukları ve yaşlılarda düşme riskini artırarak kişinin güvenliğini tehlikeye atar. Kronik uykusuzlukta ilk seçenek ilaçlar değil, öncelikle altta yatan nedenin tedavi edilmesi gerekir. Örneğin huzursuz bacaklar sendromu sıklıkla kronik uykusuzluk nedenidir ve tedavisinde uyku ilaçları kullanılmaz.”</p>
<p><strong>Takviyeler etkili olabilir ancak şiddetli uykusuzlukta hekime danışılmalı!</strong></p>
<p>Uyku ilaçlarının sadece uykusuzluk için değil epilepsi,  parasomniler (uyku terörü, uyurgezerlik) gibi durumlarda da tedavinin bir parçası olabildiğini kaydeden Prof. Dr. Barış Metin, uykuya yardımcı doğal yöntemler hakkında da bilgi verdi:</p>
<p>“Melatonin vücudun biyolojik saatini düzenler. Uykudan 1-2 saat önce düşük dozda kullanımı etkilidir. Valerian (kediotu), pasiflora ve papatya çayı hafif sakinleştirici etkileriyle bilinir. Magnezyum ise kas gevşemesi ve sinir sistemi regülasyonu için akşam saatlerinde alınması faydalı olabilir. Bu besin takviyeleri hafif bir uyku isteği verebilmekle birlikte çok şiddetli uykusuzluk durumunda mutlaka hekim tavsiyesi alınmalı.” </p>
<p><strong>Uyku ilaçları bilinçsiz kullanıldığında beynin doğal uyku düzenini bozabiliyor!</strong></p>
<p>İnsanların uyku sorunlarını genellikle hafife aldığına dikkat çeken Prof. Dr. Barış Metin, “Birçok insan kronik uykusuzluk sıkıntısı çekmesine karşın bu konuda hekime başvurmuyor. Çok küçük bir hasta grubu gereksiz ilaç kullanıyor olabilir.” dedi.</p>
<p>Uyku ilaçlarının bir tedavi değil geçici bir yardım olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Metin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Doktor gözetimi olmadan kullanılan uyku ilaçları, beynin doğal uyku mimarisini, REM ve derin uyku dengesini bozabilir. Uyku bozukluklarında tedavi öncelikle altta yatan nedenlerin iyileştirilmesidir.</p>
<p>Sirkadiyen tutarlılığı sağlamak için hafta sonu dahil her gün aynı saatte uyanın. Dijital detoks için yatmadan en az 1 saat önce telefon, tablet gibi mavi ışık kaynaklarını kapatın. Tamamen karanlık ve yaklaşık 18-20°C hafif serin bir odada uyuyun. Uykusuzluk probleminiz kronik bir hal aldıysa bir uyku uzmanına danışabilirsiniz.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-beynin-temizlik-ve-restorasyon-modu-620005">Uyku, beynin temizlik ve restorasyon modu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Her 7 Kişiden Biri Böbrek Hastası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-7-kisiden-biri-bobrek-hastasi-619849</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 12:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Diyaliz]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Nefroloji Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619849</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Nefroloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı'nın güncel verilerine göre Türkiye'de her 7 yetişkinden biri kronik böbrek hastası.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-7-kisiden-biri-bobrek-hastasi-619849">Türkiye&#8217;de Her 7 Kişiden Biri Böbrek Hastası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Türk Nefroloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı&#8217;nın güncel verilerine göre Türkiye&#8217;de her 7 yetişkinden biri kronik böbrek hastası. Böbrek hastalıkları konusunda, Türkiye genelindeki çeşitli bilimsel çalışmalar ve farkındalık projeleri ile bilinen Türk Nefroloji Derneği ise 12 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında, T.C. Sağlık Bakanlığı ve Ankara Aile Hekimliği Derneği iş birliğinde, Vantive Sağlık Hizmetleri Şirketi sponsorluğunda, önemli bir bilinçlendirme programına imza attı. Ankara Üniversitesi İbni Sina Tıp Fakültesi&#8217;nde gerçekleşen ve yoğun ilgi gören programda, Sağlık Politikaları Zirvesi ve Aile Hekimleri Eğitim Toplantısı ile kronik böbrek hastalıkları konusu kapsamlı bir şekilde ele alındı.</b></p>
<p><strong> </strong>Türk Nefroloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı&#8217;nın güncel verilerine göre Türkiye&#8217;de her 7 yetişkinden biri kronik böbrek hastası. Bu verilere göre, Türkiye&#8217;de yaklaşık 10 milyon kişi kronik böbrek hastalığıyla (KBH) karşı karşıya olmakla birlikte, hastaların yüzde 94’ü hastalığa yakalandığından habersiz şekilde yaşamlarını sürdürmekte. Bu alanda, kamuoyunu bilinçlendirmeyi misyon edinen <strong>Türk Nefroloji Derneği</strong>, sağlık hizmetleri konusundaki önemli global markalar arasında yer alan <strong>Vantive Türkiye </strong>sponsorluğu ve <strong>T.C. Sağlık Bakanlığı </strong>iş birliği ile <strong>12 Mart Dünya Böbrek Gün</strong>ü’nde anlamlı bir farkındalık programına imza attı.</p>
<p>   “Ülkemizde her yıl 10.000’den fazla hasta diyaliz tedavilerine başlıyor”</p>
<p>Ankara Üniversitesi İbni Sina Tıp Fakültesi&#8217;nde gerçekleşen programın açılış konuşmasını gerçekleştiren <strong>Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen, “Türk Nefroloji Derneği </strong>olarak halkımızın bilinçlenmesi, meslektaşlarımızın en yüksek düzeyde bilimsel bilgilerle donanması ve bunu sağlık hizmetine yansıtmalarına yönelik çalışmalarımızı aralıksız sürdürmekteyiz. Ülkemizde her yıl 10.000’den fazla hasta diyaliz tedavilerine başlamakta ve bu sayının giderek artmasından endişe duymaktayız. Ülke olarak, bu konuda özellikle de toplumsal bilinç oluşturmak için kapsamlı ve uzun soluklu çalışmalara ihtiyaç duymaktayız” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Türk Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyeleri, Sağlık Bakanlığı Araştırma, Geliştirme ve Sağlık Teknolojisi Değerlendirme Daire Başkanlığı’ndan Olgun Şener, Vantive Pazar Erişim ve Kurumsal İlişkiler Yöneticisi Volkan Doğan, T.C. Sağlık Bakanlığı Doku, Organ Nakli ve Diyaliz Daire Başkanı Prof. Dr. Erkan Ölçücüoğlu</strong>’nun katılımı ile gerçekleşen Sağlık Politikaları Zirvesi’nde, böbrek sağlığı konusu tüm boyutları ile ele alınırken, Aile Hekimleri Eğitim Toplantısı’nda ise böbrek sağlığına yönelik olarak, önleyici ve koruyucu hekim hizmetleri noktasında çok önemli bilgilere yer verildi.</p>
<p>TND Yönetim Kurulu üyelerinden <strong>Prof.Dr. Aydın Türkmen</strong>, böbrek nakline verilen önemin arttırılması, <strong>Prof.Dr.Ercan Ok</strong>, tuz tüketimine dikkat edilmesi, <strong>Prof.Dr. Özkan Güngör</strong>, ülkemizde nefrolog sayısının giderek azalması ve bunun nedenleri, <strong>Prof.Dr. Galip Güz</strong>, obezite, diyabet ve KBH ilişkisi, <strong>Prof.Dr. Şükrü Ulusoy</strong>, hipertansiyon kontrolü, <strong>Prof.Dr. İsmail Koçyiğit</strong>, periton diyalizi, <strong>Prof.Dr. Elif Arı Bakır</strong>, diyabetik böbrek hastalığı açıklamalarda bulundu. Yine Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden <strong>Prof.Dr.Şehsuvar Ertürk</strong>’de KBH’nin erken teşhisine vurgu yaptı.</p>
<p>&#8220;Hastaları Hastaneye Değil, Tedaviyi Evlere Taşıyoruz&#8221;<em><strong> </strong></em></p>
<p>Konuşmasında, böbrek sağlığının iyileştirilmesine yönelik <strong>Vantive</strong>’in çözüm ve bilinçlendirme yaklaşımlarına vurgu yapan <strong>Vantive Ülke Müdürü Fuat Çukadar </strong>ise “Türkiye’de diyaliz tedavisine başlayan her hastanın zihninde aynı korku belirir: ‘Artık haftamın üç günü hastanede geçecek.’ Bu inanış, maalesef pek çok hastamızın tedaviden uzak durmasına ya da yaşam kalitesinden ciddi ödünler vermesine yol açıyor. Oysa bugün bu tablo köklü biçimde değişti. Evde diyaliz; bir hayal değil, binlerce hastamızın her gün yaşadığı somut ve erişilebilir bir gerçektir. <strong>Vantive </strong>olarak geliştirdiğimiz ileri teknoloji sayesinde hastalarımız çocuklarını okula uğurlayabilir, seyahat edebilir, çalışmaya devam edebilir; kısacası yaşamlarının kontrolünü yeniden ellerine alabilir. Böbrek hastalığı, bir insanın hayatını durma noktasına getirmek zorunda değil. Periton diyalizi başta olmak üzere sunduğumuz evde tedavi seçenekleri, hastalarımıza yalnızca bir tedavi yöntemi değil, özgürlüklerini geri veriyor. Misyonumuz açık ve nettir: Tedaviyi hastanın hayatına entegre etmek; hastanın hayatını tedavinin etrafında şekillendirmek zorunda bırakmamak.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-7-kisiden-biri-bobrek-hastasi-619849">Türkiye&#8217;de Her 7 Kişiden Biri Böbrek Hastası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde yaklaşık bir milyon kişide görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaklasik-bir-milyon-kiside-goruluyor-619685</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 07:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[Epilepsi Pili]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastaların]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[kişide]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619685</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında sara olarak bilinen epilepsi,  beyindeki sinir hücrelerinin ani, geçici ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan ve tekrarlayıcı nöbetlerle seyreden bir hastalık. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaklasik-bir-milyon-kiside-goruluyor-619685">Ülkemizde yaklaşık bir milyon kişide görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında sara olarak bilinen epilepsi,  beyindeki sinir hücrelerinin <strong>ani, geçici ve kontrolsüz elektriksel boşalımları</strong> sonucu ortaya çıkan ve <strong>tekrarlayıcı nöbetlerle</strong> seyreden bir hastalık. <strong>D</strong>ünya genelinde yaklaşık <strong>50 milyon, Türkiye’de de </strong>yaklaşık <strong>bir milyon</strong> kişinin epilepsiyle yaşadığı bildiriliyor. Epilepsi her yaşta gelişebilen bir hastalık olsa da yaşamın erken ve geç dönemlerinde daha sık görülüyor. En riskli grupları 0-10 yaş arası çocuklar ile 65 yaş ve üzerindeki bireyler oluşturuyor. Epilepsi tedavi edilmediğinde eğitim ile iş hayatında kesintilere, sosyal izolasyona ve özgüven sorunlarına, nadiren de olsa hayatı tehdit edebilen tablolara yol açabiliyor. Ancak, son yıllarda tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde artık hastaların yaşam kalitesini düşüren bir sorun olmaktan çıkıyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy, </strong>günümüzde  epilepsi tedavisinde hedefin hastaların nöbet geçirmelerini önlemek ve normal bir yaşam sürmelerini sağlamak olduğunu belirterek, “Tedavide nöbetleri tamamen durdurmak veya sıklığı ile şiddetini azaltmak temel ilkemizdir. Doğru tedaviyle hastaların yüzde 70&#8217;inde nöbetler ilaç tedavisiyle tamamen kontrol altına alınabilirken, direnç gösteren 30&#8217;luk kısmı için cerrahi yöntemler ve epilepsi pili tedavisi gibi güçlü seçeneklerin olması büyük bir umut kaynağıdır” diyor.  </p>
<p><strong> Her iki hastadan birinde nedeni bilinmiyor! </strong></p>
<p>Epilepsi hastalarının yaklaşık yarısında kesin bir nedeni tespit edilemiyor. Aile öyküsü ve spesifik gen mutasyonları ile beyin tümörleri gibi yapısal bozukluklar, belirlenen en yaygın nedenlerini oluşturuyor. Bunların yanı sıra kafa travmaları ile beyin ve beyin zarı iltihapları (menenjit ve ensefalit) serebrovasküler olaylar (inme ve beyin kanaması) ile metabolik etkenler (hipoglisemi) de epilepsiye yol açabiliyor.</p>
<p><strong>Nöbet gelmeden önce sinyal verebiliyor!</strong></p>
<p><strong> </strong>Epilepsi belirtileri, beynin hangi bölgesinin etkilendiğine bağlı olarak çok geniş bir yelpazede değişebiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy,<strong> </strong>bazı hastaların nöbetten hemen önce garip bir his yaşadıklarını anlatarak, “Yanık plastik kokusuna benzer bir koku, mide bulantısı veya yoğun bir korku hissi olabilir. Bunlar ‘haberci belirtiler’ olarak adlandırılır” diyor.  Bazı durumlarda bilincin tamamen kapanmayabileceğini ifade eden Doç. Dr. Kemal Paksoy, epilepsinin diğer belirtilerini şöyle açıklıyor: “Vücudun bir bölgesinde (el ve yüz gibi) seğirmeler, boşluğa bakma, çevreden kopma ve anlamsız hareketler gibi kısmi belirtiler gelişebilir. Yaygın belirtilerde ise bilinç kaybı eşlik eder. Vücudun aniden kaskatı kesilmesi ve ardından şiddetli sarsıntılar yaşanabilir. Bunların yanı sıra birkaç saniye süren ‘dalma atakları’ ve kas gücünün aniden kaybolmasıyla ‘yığılıp kalma’ şeklinde klinik belirtiler ortaya çıkabilir.”</p>
<p><strong> İlaca dirençli nöbetlere “epilepsi pili” </strong></p>
<p>Epilepsi tedavisinde hedef,  hastanın  nöbet geçirmesini önleyerek normal bir yaşam sürmesini sağlamak. Doç. Dr. Kemal Paksoy, günümüzde epilepsi tedavisinden oldukça başarılı sonuçlar elde edildiğini vurgulayarak, “Her 10 hastadan 7’sinde doğru tedaviyle nöbetler kontrol edilebilmektedir. Ayrıca, hastalar uzun yıllar nöbetsiz kaldıktan sonra doktor kontrolünde ilaçlarını bırakabilmekte ve hayatına nöbetsiz devam etmektedir” diyor. Ancak, ilaç tedavisi birçok hastada nöbetleri kontrol altına alabilse de bazı hastalar için bu yöntem yeterli olmuyor. İşte bu noktada toplumda “epilepsi pili” olarak bilinen ve Vagal Sinir Stimülasyonu olarak adlandırılan yöntem önemli bir alternatif tedavi seçeneği sunuyor.</p>
<p><strong>Nöbet sıklığında en az yüzde 50 azalma!  </strong></p>
<p>Vagal Sinir Stimülasyonu (VNS),  ilaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda nöbet kontrolünü sağlamak amacıyla başvurulan ileri düzey bir nöromodülasyon yöntemi. En az iki veya üç antiepileptik ilacın uygun dozda kullanılmasına rağmen nöbetlerin devam etmesi, nöbet odağının beynin kritik bir bölgesinde (konuşma veya hareket merkezi gibi) olması ve bu bölgenin ameliyatla çıkarılamaması durumunda tercih ediliyor. Epilepsi pili nöbetleri tamamen ortadan kaldırmasa da birçok hastada belirgin bir iyileşme sağlayabiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy, epilepsi pili uygulanan yaklaşık her iki hastadan birinde nöbet sıklığında en az yüzde 50 oranında azalma sağlandığına işaret ederek,   “Bazı hastalarda ise nöbetler daha kısa sürmekte ve daha hafif geçmektedir. Bu yöntemin en ilginç özelliği ise etkisinin zamanla artmasıdır. İlk 3 ayda başarı oranı daha düşükken, birinci yılın sonunda hastaların yaklaşık yarısında yüzde 50 oranında iyileşme görülür. Beşinci yılın ardından bu oranlar yüzde 60-70 seviyelerine kadar çıkabilir. Hastaların yüzde 5-8’inde ise nöbetler tamamen kesilmektedir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Cerrahi işlemle vücuda yerleştiriliyor! </strong></p>
<p>“Vagal Sinir Stümilasyonu, boyun bölgesinde yer alan vagus siniri üzerine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla sinir sistemine belirli aralıklarla elektriksel uyarılar gönderilmesi prensibine dayanıyor. Bu uyarılar beyinde nöbet gelişiminden sorumlu olan bölgelerdeki anormal elektriksel aktivitenin düzenlenmesine destek oluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy,<strong> </strong>epilepsi pilinin cerrahi işlemle vücuda yerleştirildiğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Önce göğüs bölgesinde küçük bir kesi açılır ve epilepsi pili köprücük kemiğinin altındaki bölgeye yerleştirilir. Daha sonra, cihazdan çıkan ince elektrotlar, boyundan açılan küçük bir kesiden, boyun bölgesinin sol tarafından geçen vagus sinirine bağlanır. Vagus siniri, beyinle vücudun pek çok bölgesi arasında iletişim sağlayan sinirlerden biri olarak bilinir. Göğüs bölgesine yerleştirilen cihaz belirli aralıklarla vagus sinirine elektriksel uyarılar gönderir. Bu uyarılar, beyindeki anormal elektriksel aktivitenin düzenlenmesine yardımcı olarak epilepsi nöbetlerinin sıklığını ve şiddetini azaltmayı amaçlar. Ardından cilt kapatılarak operasyon tamamlanır. Cihazın ayarları hekim tarafından hastanın nöbet sıklığına ve şiddetine göre programlanır.&#8221; </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaklasik-bir-milyon-kiside-goruluyor-619685">Ülkemizde yaklaşık bir milyon kişide görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gülüş tasarımında amaç estetik ve fonksiyon!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gulus-tasariminda-amac-estetik-ve-fonksiyon-619547</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 11:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[Fonksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[gülüş]]></category>
		<category><![CDATA[Gülüş Tasarımı]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarımında]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619547</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, gülüş tasarımı ve süreçleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gulus-tasariminda-amac-estetik-ve-fonksiyon-619547">Gülüş tasarımında amaç estetik ve fonksiyon!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, gülüş tasarımı ve süreçleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Gülüş tasarımı, yüz, karakter ve fonksiyonla uyumlu kapsamlı bir tedavi!</strong></p>
<p>Gülüş tasarımının, yalnızca dişlerin görünümünü değiştiren bir uygulama olmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, “Hastanın yüz yapısı, karakteri ve fonksiyonel ihtiyaçlarıyla uyumlu olacak şekilde planlanan kapsamlı bir estetik ve fonksiyonel tedavi sürecidir. Bu süreçte doğru analiz, planlama ve uygulama adımları büyük önem taşır.” dedi.</p>
<p>Gülüş tasarımında ilk adımın, hastanın detaylı kayıtlarının alınması olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Didinen, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu aşamada ölçüler, dijital taramalar, fotoğraflar ve gerekirse videolar kaydedilir. Bu kayıtlar sayesinde hastanın mevcut ağız yapısı ve gülüş dinamikleri ayrıntılı biçimde analiz edilir. İkinci adımda hastanın yüz yapısı değerlendirilir. Yüzün şekli, uzunluğu, genişliği ve genel simetrisi incelenerek hastaya en uygun diş formu planlanır. Gülüş tasarımının başarılı olabilmesi için dişlerin yüzle uyumlu olması büyük önem taşır. Üçüncü adım, ‘pembe estetik’ olarak adlandırılan diş eti değerlendirmesidir. Diş etlerinin formu, rengi ve dişlerle olan uyumu estetik sonuç açısından belirleyici rol oynar. Eğer diş etlerinde estetik ya da sağlık açısından sorunlar varsa, tasarım aşamasından önce gerekli tedaviler uygulanır.</p>
<p>Dördüncü adımda hastanın karakterine ve yüz tipine uygun diş formu belirlenir. Bu aşamada seçilen diş formları uygun materyallerle birleştirilerek tasarım oluşturulur. Son adım ise uygulama aşamasıdır. Bu süreçte yapılan tasarımın hastanın çiğneme fonksiyonlarına ve günlük kullanımına uygun olup olmadığı kontrol edilir. Böylece hem estetik hem de fonksiyonel açıdan dengeli bir sonuç elde edilir.”</p>
<p><strong>Amaç, dişlerdeki şekil ve form bozukluklarını düzeltmek!</strong></p>
<p>Gülüş tasarımının çoğu zaman dişlerin renginin değiştirilmesiyle ilişkilendirildiğini ancak uygulamanın kapsamının bununla sınırlı olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, “Renk değişimi tedavinin önemli hedeflerinden biri olabilir ancak asıl amaç, dişlerdeki şekil ve form bozukluklarını da düzeltmektir.” dedi.</p>
<p>Bu sayede dişleri çok kısa, çok uzun, kırık ya da çapraşık olan hastalarda estetik açıdan daha dengeli bir görünüm elde edilebildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Didinen, gülüş tasarımıyla hastanın yüz yapısına uygun yeni diş formları oluşturulabileceği ve kişinin memnun olmadığı estetik problemlerin giderilebileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Kişinin genel karakteri diş formunun belirlenmesinde etkili olabilir!</strong></p>
<p>Gülüş tasarımının uygulanma yönteminin genel olarak benzer olsa da elde edilen sonuçların her hastada farklı olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, “Çünkü yüzün şekli, uzunluğu, yuvarlaklığı veya köşeli yapısı tasarım sürecini doğrudan etkiler.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle hastanın yüz tipi doğru şekilde analiz edilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Didinen, “Tasarım buna göre planlanmalıdır. Ayrıca kişinin genel karakteri de diş formunun belirlenmesinde etkili olabilir. Amaç, hem yüz yapısıyla hem de kişinin genel görünümüyle uyumlu doğal bir gülüş elde etmektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Estetik gülüşte diş eti sağlığı da dişler kadar önemli!</strong></p>
<p>Estetik bir gülüşün yalnızca dişlerin görünümüyle sınırlı olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, “Diş etlerinin sağlığı ve estetik durumu da en az dişler kadar önemli.” dedi.</p>
<p>Diş etleri ve çevresindeki kemik dokusunun dişlerin sağlamlığını destekleyen önemli yapılar olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Didinen, “Bunun yanı sıra diş etlerinin rengi, formu, seviyesinin dengesi ve şişkinliği gibi faktörler de gülüş estetiğini doğrudan etkiler. Bu nedenle gülüş tasarımında diş eti sağlığı mutlaka değerlendirilir ve gerekirse tedavi edilir. Gülüş tasarımından sonra elde edilen estetik ve fonksiyonel sonuçların uzun süre korunabilmesi için düzenli bakım gerekir. Bu bakım iki şekilde gerçekleştirilir: bireysel bakım ve profesyonel bakım. Bireysel bakım, hastanın hekimin önerdiği ağız bakım rutinlerini düzenli şekilde uygulamasını kapsar. Profesyonel bakım ise hastanın belirli aralıklarla diş hekimi kontrolüne gelmesi ve yapılan restorasyonların durumunun değerlendirilmesiyle sağlanır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Başarılı gülüş tasarımı, yüzle uyumlu diş planlaması gerektirir!</strong></p>
<p>Gülüş tasarımının önemli avantajlarından birinin, tedavi başlamadan önce hastaya olası sonucun gösterebilmesi olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, “Bu amaçla ‘mock-up’ olarak adlandırılan geçici uygulamalar yapılabilir. Bu yöntem sayesinde hastaya herhangi bir kalıcı işlem yapılmadan önce tasarlanan gülüş geçici protezlerle gösterilir. Hasta bu görünümü belirli bir süre deneyimleyebilir ve tedaviye devam edip etmeye bu aşamada karar verebilir. Böylece ‘tedavi sonunda dişlerim nasıl görünecek?’ kaygısı büyük ölçüde ortadan kalkar.” dedi.</p>
<p>Gülüş tasarımında yalnızca dişlerin değil, yüzün tamamının değerlendirildiğini yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Dudak yapısı, yüz hatları ve mimikler gülüşün estetik algısını doğrudan etkiler. Bu nedenle yüz yapısıyla uyumlu olmayan bir diş formu, tek başına ne kadar estetik olursa olsun doğal bir görünüm oluşturmayabilir. Başarılı bir gülüş tasarımında yüzün tüm ölçümleri dikkatle analiz edilmeli ve hastaya en uygun diş karakterizasyonu planlanmalıdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gulus-tasariminda-amac-estetik-ve-fonksiyon-619547">Gülüş tasarımında amaç estetik ve fonksiyon!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Böbrek taşımı düşürdüm&#8221; diyenler dikkat! Bu hatanız…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasimi-dusurdum-diyenler-dikkat-bu-hataniz-619402</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 08:23:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Taşı]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diyenler]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[düşürdüm]]></category>
		<category><![CDATA[hatanız]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[taşı]]></category>
		<category><![CDATA[taşımı]]></category>
		<category><![CDATA[taşlar]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619402</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde son yıllarda böbrek taşından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasimi-dusurdum-diyenler-dikkat-bu-hataniz-619402">&#8220;Böbrek taşımı düşürdüm&#8221; diyenler dikkat! Bu hatanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde son yıllarda böbrek taşından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. Genetik yatkınlığın yanı sıra, yetersiz su tüketimi, aşırı tuzlu ve protein ağırlıklı beslenme, hareketsiz yaşam tarzı, obezite ve bilinçsiz takviye kullanımı gibi etkenlerin de böbrek taşının görülme sıklığında artışa neden olduğunu belirten <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Caner Baran</strong> “Böbrek taşı geçici bir ağrı problemi değildir, doğru takip edilmediğinde kalıcı böbrek hasarına neden olabilir. Erken tanı ve bilinçli takip ile böbrek kaybı önlenebilir. Ancak sağlıksız yaşam alışkanlıklarının yanı sıra toplumda doğru sanılan bazı yanlış bilgiler de ne yazık ki böbreklerimize büyük zarar veriyor hatta böbreklerin zamanla kaybedilmesine yol açabiliyor” diyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Baran, <strong>12 Mart Dünya Böbrek Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada toplumda doğru sanılan 10 yanlışı ve doğrularını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Böbrek taşı sadece şiddetli ağrı yaparsa tehlikelidir: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Ağrısız taşlar da böbreğe zarar verebilir. Sessiz taşlar hiç ağrı yapmadan zamanla böbrek fonksiyonunu bozabilir. Hatta staghorn (geyik boynuzu) tipindeki taşlar sessizce büyük boyutlara ulaşıp böbreklerde kalıcı hasara neden olabilir. Bu nedenle düzenli takip önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Bira içmek böbrek taşını düşürür: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Toplumda yaygın olan bu inanış bilimsel olarak doğru olmadığı gibi tehlikelidir. Taş tedavisinde bira vb hiçbir alkolün yeri yoktur. Bira sıvı içerdiği için idrar miktarını geçici olarak artırabilir ancak içeriğindeki alkol vücudu susuz bırakabilir ve böbrek sağlığını olumsuz etkiler. Ayrıca alkol bazı taş türlerinde (özellikle ürik asit taşlarında) risk faktörlerini artırabilir. Su en doğru tercihtir.  </p>
<ul>
<li><strong>Taş varsa mutlaka şiddetli ağrı yapar: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Her taş ağrı yapmaz; sessiz taşlar da takip edilmelidir. Böbrekte sabit duran ve idrar kanallarında tıkanıklığa neden olmayan taşlar çoğu zaman hiç belirti vermeyebilir.</p>
<ul>
<li><strong>Bol su içmek tüm taşları düşürür: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Az su içmek böbrek taşı riskini artırır ama böbrek taşı oluşumunda genetik, beslenme alışkanlıkları ve metabolik faktörler de etkilidir. <strong>Bol su içmek tüm taşları düşürmez. Küçük taşların düşmesine yardımcı olabilir ama taş boyutu büyüdükçe taşın düşmesi zorlaşır. Sıvı tüketimi destekleyicidir ancak taşın boyutu ve yeri tedavi yöntemini belirler.</strong></p>
<ul>
<li><strong>Tüm taşlar kendiliğinden düşer: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Caner Baran “Büyük taşların idrar kanalından geçmesi mümkün olmadığı için genellikle müdahale gerektirir. Bazı taşlar özellikle 5-6 mm’den büyük olanlara cerrahi ya da girişimsel tedavi yapılması zorunludur” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Taş ağrısı geçti ise taş kesin düşmüştür: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Taş ağrısı genellikle idrar kanalının bir yerinde tıkanıklığa bağlı idrar akımının durmasından kaynaklanır. Taş yer değiştirdiğinde veya idrar yolundaki tıkanıklık azaldığında ağrı geçebilir. Ancak bu, taşın düştüğü anlamına gelmez; görüntülemeyle doğrulanmalıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Taş kırdırmak böbreğe zarar verir: YANLIŞ!</strong><br /> </li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Doğru hasta seçimi ile uygulanan tedaviler böbreğe kalıcı zarar vermez. Uygun hastada yapılan taş kırma işlemi güvenlidir.</p>
<ul>
<li><strong>T<strong>aş ameliyatı açık cerrahidir ve çok zordur: YANLIŞ!</strong></strong> <br /> </li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Günümüzde çoğu taş kapalı (endoskopik/lazer) yöntemlerle tedavi edilir. Açık cerrahi uygulamaları neredeyse hiç kullanılmamaktadır. Endoskopik ameliyatlar hastaların normal hayata hızlıca dönmelerini çok kolaylaştırır. Modern taş cerrahisi minimal invazivdir ve iyileşme süresi kısadır.</p>
<ul>
<li><strong>Bir kez taş düşürdüm/ ameliyat oldum tekrar taş oluşmaz: YANLIŞ!</strong> <br /><strong>DOĞRUSU</strong>: Taşı düşürmek sürecin sonu değil, başlangıcıdır. Taşın içeriği analiz edilmeden ve metabolik değerlendirme yapılmadan tekrar riskini azaltmak mümkün değildir. Taş analizi, 24 saatlik idrar incelemesi ve gerekli kan testleri ile kişiye özel önleyici plan yapılmalıdır. Ameliyat da mevcut taşı temizler ancak yeni taş oluşumunu engellemez. Ameliyat sonrası metabolik değerlendirme ve yaşam tarzı düzenlemesi gerekir.</li>
<li><strong>Bitkisel ürün kullandım, taşım hemen eriyip düştü: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Böbreklerdeki taşları hızlı bir şekilde, direkt olarak eriten herhangi bir tedavi (bitkisel ya da medikal) olmadığını belirten Doç. Dr. Baran şöyle konuşuyor: “Halk arasında sıkça önerilen bitkisel ürünlerin böbrek taşını erittiğine dair güçlü bilimsel kanıt yoktur. Bu ürünler “doğal” olarak pazarlansa da içerikleri standart değildir ve yüksek miktarda tüketildiklerinde; mide-bağırsak sorunlarına, elektrolit dengesizliklerine, karaciğer veya böbrek üzerinde yük artışına, tansiyon değişikliklerine neden olabilirler. Böbrek taşı tedavisi ve önlenmesi bilimsel değerlendirme ile planlanmalıdır” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasimi-dusurdum-diyenler-dikkat-bu-hataniz-619402">&#8220;Böbrek taşımı düşürdüm&#8221; diyenler dikkat! Bu hatanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerde Artış Gösteren Kolorektal Kanserlerin 5 Nedenine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genclerde-artis-gosteren-kolorektal-kanserlerin-5-nedenine-dikkat-619345</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 07:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[gösteren]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserlerin]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri Tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[kolorektal]]></category>
		<category><![CDATA[nedenine]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619345</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolorektal kanserler genellikle 50 yaş üzeri hastalığı olarak kabul ediliyor ve tarama stratejileri buna göre şekillendiriliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-artis-gosteren-kolorektal-kanserlerin-5-nedenine-dikkat-619345">Gençlerde Artış Gösteren Kolorektal Kanserlerin 5 Nedenine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolorektal kanserler genellikle 50 yaş üzeri hastalığı olarak kabul ediliyor ve tarama stratejileri buna göre şekillendiriliyor. Ancak günümüzde 50 yaş altı bireylerde de kolorektal kanser görülme sıklığı hızla artıyor. Bu değişen epidemiyoloji doğrultusunda birçok uluslararası kılavuz, tarama başlangıç yaşını 50’den 45’e çekiyor. Kolorektal kanserlerin genç yaşta görülme riskini artıran sebeplerin başında işlenmiş gıda tüketiminin artması, obezite ve kronik stres geliyor. Taramalarla önlenebilen kolorektal kanserin tedavisinde erken tanı büyük avantaj sağlıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Ersan Eroğlu, kolorektal kanserinin nedenleri, teşhisi ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Kolorektal kanser gençlerde daha ileri evrede kendini belli ediyor </strong></p>
<p>Kolorektal kanserler tarama ve erken tanı ile önlenebilen bir kanser türüdür. Bu nedenle 45 yaş üstü bireylerin 2 yılda bir gaitada gizli kan testi ve 10 yılda bir kolonoskopi tetkiki yaptırması kolon kanserinin %90’lık kısmının tedavisinde başarılı sonuç alınmasını sağlayabilmektedir. Aile öyküsünde kanser hastalığı bulunmayan, bilinen genetik sendromu saptanamayan bireylerde de kolorektal kanserin görülmesi bu hastalığın yalnızca yüksek riskli bireylere özgü bir hastalık olmadığı gerçeğini de gündeme getirmektedir. Kolorektal kanserler geçmişte 50 yaş üstü bir hastalık olarak biliniyordu. Ancak günümüzde gençlerde de daha yaygın olarak görülmeye başlandı. Kolorektal kanserler gençlerde daha ileri evrede tanı aldığı için tedavi süreçleri de uzayabilmektedir. Gençlerdeki bu artışın kesin nedeni bilinmese de bu faktörlerin rol oynadığı düşünülmektedir;</p>
<ul>
<li>İşlenmiş gıda tüketimi  </li>
<li>Obezite, kırmızı et tüketiminin artması</li>
<li>Hareketsiz yaşam, alkol ve sigara tüketimi</li>
<li>Mikrobiyota değişiklikleri</li>
<li>Kronik inflamasyon (stres) </li>
</ul>
<p><strong>Güncel tedavi yöntemleri kişiye özel belirleniyor</strong></p>
<p>Kolon kanserinin tedavi planı cerrahi, kemoterapi ve hedefe yönelik tedavi (immünoterapi) yöntemlerini içermektedir. Hangi tedavi yönteminin kullanılacağı kanserinin evresi ve hastanın genel durumu dikkate alınarak planlanmaktadır. Kişiye özel planlanan kolon kanseri tedavisi süreci, multidisipliner bir yaklaşım gerektirmektedir. Kolon kanserinde cerrahi prosedür kanserli kolon bölgesini ve lenf bezlerini onkolojik prensiplere uygun olarak temizlemeyi içermektedir. Bu cerrahi müdahaleler, kolon kanseri tedavisi kapsamında hastalığın yayılımını durdurmak ve sonlandırmak için en temel yöntem olarak kabul edilmektedir. Kanserli kolon bölgesi çıkarıldıktan sonra geriye kalan sağlıklı kolon ağızları birleştirilmektedir. Anastamoz adı verilen bu süreç iyileşme zamanını belirlemektedir. Bazen riskli olduğu düşünüldüğü durumlarda geçici olarak ostomi denilen bağırsak karın duvarındaki bir açıklığa taşınarak atıklar bir torba içinde toplanmaktadır. </p>
<p><strong>Yaşam değişikliği kolon kanseri iyileşme sürecini hızlandırıyor</strong></p>
<p>Modern cerrahi teknikler sayesinde kolon kanseri tedavisi sırasında bağırsak fonksiyonlarının korunması ve hastanın yaşam kalitesinin en üst düzeyde tutulması hedeflenmektedir. Kolon kanseri tedavisi sadece cerrahi müdahale ile sınırlı kalmayıp, operasyon sonrası rehabilitasyon ve takip sürecini de kapsayan uzun soluklu bir dönemdir. Kolon kanseri tedavisi sonrası iyileşme hızı; hastanın genel sağlık durumu, uygulanan cerrahi teknik ve ek kemoterapi/radyoterapi ihtiyacına göre değişkenlik gösterir. Kolon kanseri tedavi süreci ve sonrasında hastaların dikkat etmesi gereken kritik noktalar şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong>Cerrahi müdahale:</strong> Kolon kanseri ameliyatı, hastalığın evresine ve tümörün bağırsaktaki konumuna göre kişiselleştirilen bir cerrahi süreçtir. Günümüzde kolon kanseri ameliyatı operasyonları; açık cerrahi, laparoskopik (kapalı) cerrahi veya robotik cerrahi yöntemleriyle gerçekleştirilebilmektedir. Kolon kanseri ameliyatı sırasında temel hedef, kanserli dokunun çevresindeki sağlıklı sınırlarla ve ilgili lenf nodlarıyla birlikte tamamen temizlenmesidir ve etraf dokulara zarar vermemektir.</li>
<li><strong>Minimal invaziv yaklaşımlar:</strong> Laparoskopik yöntemle yapılan kolon kanseri ameliyatı, küçük kesiler üzerinden ilerlediği için hastanın operasyon sonrası ağrısını azaltır ve iyileşme hızını artırır. </li>
<li><strong>Anastomoz ve Rekonstrüksiyon:</strong> Kanserli bölüm çıkarıldıktan sonra bağırsağın sağlıklı uçlarının birbirine dikilmesi işlemidir. Eğer bu birleşme tıbbi olarak riskliyse, kolon kanseri ameliyatı kapsamında geçici veya kalıcı stoma (torba) uygulamasıdır.  </li>
<li><strong>Beslenme disiplini:</strong> Operasyonun hemen ardından sindirim sistemini yormayan, düşük lifli ve yumuşak gıdalarla başlayan beslenme düzeni, zamanla uzman kontrolünde normale döner. Kolon kanseri tedavisi sonrası yeterli sıvı alımı, doku onarımı için hayati önem taşır. </li>
<li><strong>Düzenli takip ve kontrol:</strong> İlk iki yıl boyunca 3-6 aylık periyotlarla yapılan CEA (karsinoembriyonik antijen) testleri ve görüntüleme tetkikleri, kolon kanseri tedavisi başarısının sürdürülebilirliği için şarttır. </li>
<li><strong>Fiziksel aktivite:</strong> Hastanın tolere edebildiği ölçüde yaptığı hafif yürüyüşler, kolon kanseri tedavisi sonrası bağırsak hareketliliğinin yeniden kazanılmasına yardımcı olur.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-artis-gosteren-kolorektal-kanserlerin-5-nedenine-dikkat-619345">Gençlerde Artış Gösteren Kolorektal Kanserlerin 5 Nedenine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Glokomda erken teşhis görme kaybını önleyebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/glokomda-erken-teshis-gorme-kaybini-onleyebilir-618829</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 08:39:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[glokom]]></category>
		<category><![CDATA[glokomda]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[Görme Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kaybını]]></category>
		<category><![CDATA[önleyebilir]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618829</guid>

					<description><![CDATA[<p>Glokom, çoğu zaman erken dönemde fark edilmeden ilerleyebilen ve görme kaybına sebep olabilen kritik bir göz hastalığı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/glokomda-erken-teshis-gorme-kaybini-onleyebilir-618829">Glokomda erken teşhis görme kaybını önleyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Glokom, çoğu zaman erken dönemde fark edilmeden ilerleyebilen ve görme kaybına sebep olabilen kritik bir göz hastalığı. Bu nedenle birçok kişinin hastalığı ancak rutin göz muayenesi sırasında öğrendiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yusuf Avni Yılmaz, “Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokom, görme sinirine zarar vererek kalıcı görme kaybına yol açabilir. 40 yaş üstünde olmak, ailede glokom öyküsü bulunması, miyop ve hipermetrop gibi görme sorunları, Afrika ve Asya kökenli olmak, diyabet, hipertansiyon, yüksek göz içi basıncı, kortizon kullanımı, göz travması, ince kornea yapısı, migren ve dolaşım problemleri glokom için risk faktörleridir” dedi.</strong></p>
<p>Glokomun çoğu zaman göz içi basıncının yükselmesiyle ilişkili olduğunu ancak bazı kişilerde basınç normal olsa bile hastalığın gelişebileceğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yusuf Avni Yılmaz, “Glokomun birçok türü ağrıya yol açmaz ve çoğu hastada görme kaybı oluşana kadar belirgin bir şikâyet ortaya çıkmaz. Bu nedenle düzenli göz muayenesi, kalıcı görme kaybı gelişmeden hastalığın fark edilmesi için en önemli yöntemdir. Bununla birlikte daha nadir görülen akut açı kapanması glokomu; ani bulanık görme, ışıkların etrafında halka görme, göz ağrısı, bulantı ve kusma gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Bu tür şikâyetler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir sağlık merkezine başvurmak gerekir” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Glokomun ilerlemesi tünel görüşü oluşuyor</strong></p>
<p>Glokomda görme kaybının çoğu zaman çevreden başladığını belirten Yılmaz, “Hastalık genellikle önce çevresel görmeyi etkiler. Bu nedenle kişi karşısını net görmeye devam ettiği için görme alanındaki daralmayı uzun süre fark etmeyebilir. Zamanla yanlardan gelen hareketleri veya çevredeki nesneleri fark etmek zorlaşabilir. İlerleyen durumlarda halk arasında ‘tünel görüşü’ olarak adlandırılan, kişinin yalnızca karşısındaki dar bir alanı görebildiği bir tablo ortaya çıkabilir” dedi.E</p>
<p><strong>Tedavi görme kaybını geri getirmiyor</strong></p>
<p>Göz damlasının yani ilaç tedavisinin glokomda en yaygın yöntem olduğunu dile getiren Dr. Yılmaz, “Glokom tedavisinde temel amaç göz içi basıncını düşürerek görme sinirinde oluşabilecek hasarın ve görme kaybının ilerlemesini durdurmaktır. En sık kullanılan yöntem göz damlalarıdır ve bu tedavi düzenli kullanım ile süreklilik gerektirir. Bu nedenle damlaların aksatılmaması büyük önem taşır. Bazı glokom tiplerinde lazer tedavisi uygulanabilir. İlaç tedavisinin yetersiz kaldığı veya hastalığın ilerleme gösterdiği durumlarda ise cerrahi tedavi gündeme gelebilir. Tedavinin amacı hastalığın ilerlemesini kontrol altına almaktır ancak oluşmuş görme kaybı geri getirilemez” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/glokomda-erken-teshis-gorme-kaybini-onleyebilir-618829">Glokomda erken teşhis görme kaybını önleyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayıflama tedavisinde beslenme alışkanlıkları değişmezse kas kaybı yaşanabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zayiflama-tedavisinde-beslenme-aliskanliklari-degismezse-kas-kaybi-yasanabilir-618364</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 08:03:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[değişmezse]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[örnek]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618364</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda fazla kilolardan kurtulma konusunda ilaç ve cerrahi gibi farklı yöntemler halk arasında gittikçe popülerleşiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-tedavisinde-beslenme-aliskanliklari-degismezse-kas-kaybi-yasanabilir-618364">Zayıflama tedavisinde beslenme alışkanlıkları değişmezse kas kaybı yaşanabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Son yıllarda fazla kilolardan kurtulma konusunda ilaç ve cerrahi gibi farklı yöntemler halk arasında gittikçe popülerleşiyor. Bu tedavilerden kalıcı ve sağlıklı sonuçlar elde edebilmek için beslenme düzeninin de mutlaka yeniden planlanması gerektiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Bu yöntemler doğru kişiye uygulandığında kilo kaybını hızlandırabilir ancak yeme alışkanlıkları yeniden yapılandırılmazsa kas kaybı ve besin eksiklikleri ortaya çıkabilir. Bu nedenle tedavi sürecinde sadece kilo kaybına odaklanmak yerine dengeli ve yeterli beslenme alışkanlıklarının kazanılması büyük önem taşır” dedi.</strong></p>
<p>Kilo kaybı hızlandığında vücudun ihtiyaçlarının da değiştiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Bu süreçte özellikle protein alımı ve öğün dengesi büyük önem taşır. Yetersiz ya da dengesiz beslenme kas kaybına, enerji düşüklüğüne ve bazı besin eksikliklerine yol açabilir. Bu nedenle ilaç ya da cerrahi gibi destek tedaviler uygulanırken kişiye özel bir beslenme planı oluşturulmalı ve beslenme eğitimi tedavinin bir parçası olmalı. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanılmazsa tedavi sonlandığında eski alışkanlıklara dönüş ve kilo geri alımı görülebilir. Kilo yönetiminde gerçek başarı ise verilen kilonun sağlıklı ve kalıcı şekilde korunabilmesiyle mümkündür” dedi.</p>
<p><strong>Besin değeri yüksek küçük porsiyonlar tercih edilmeli</strong></p>
<p>İştahın azalmasının beslenme düzenini de değiştirebileceğini ifade eden Örnek, “Bazı kişilerde ilaç tedavisi sırasında erken doyma hissi ortaya çıkabiliyor. Bu durumda gün içinde yeterli ve dengeli besin almak zorlaşabilir. Bu nedenle öğünlerin içeriği daha dikkatli planlanmalı, küçük ama besin değeri yüksek porsiyonlar tercih edilmeli. Böylece hem vücudun ihtiyaçları karşılanır hem de sağlıklı kilo kaybı desteklenir” dedi.</p>
<p><strong>Liften zengin gıdalar tokluğa yardımcı oluyor</strong></p>
<p>Kilo verme sürecinde yeterli sıvı alımının ve lifli besin tüketiminin de önemli olduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Bu dönemde yeterli su içmek ve sebze, meyve, tam tahıl gibi liften zengin gıdalara ağırlık vermek sindirim sisteminin daha dengeli çalışmasına yardımcı olur. Bu alışkanlıklar aynı zamanda tokluk hissini destekleyerek kişinin günlük beslenme düzenini daha sürdürülebilir hale getirir” ifadelerini kullandı. Sağlıklı kilo yönetiminin, tıbbi tedavilerin doğru yaşam tarzı değişiklikleriyle desteklendiğinde kalıcı sonuçlar verdiğini hatırlatan Örnek, sürecin mutlaka uzman takibiyle yürütülmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-tedavisinde-beslenme-aliskanliklari-degismezse-kas-kaybi-yasanabilir-618364">Zayıflama tedavisinde beslenme alışkanlıkları değişmezse kas kaybı yaşanabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon kanseri artık genç erişkinlerde de görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-artik-genc-eriskinlerde-de-goruluyor-2-618343</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 07:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[erişkinlerde]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Özlem Sönmez]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[Tarama Programı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618343</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolon kanseri, görülme sıklığı ve ölüm oranlarıyla küresel bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-artik-genc-eriskinlerde-de-goruluyor-2-618343">Kolon kanseri artık genç erişkinlerde de görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolon kanseri, görülme sıklığı ve ölüm oranlarıyla küresel bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1.9 milyon, ülkemizde ise 20 bini aşkın kişinin bu hastalığa yakalandığı belirtiliyor. Üstelik eskiden ileri yaş hastalığı olarak bilinen kolon kanserine, günümüzde 40’lı yaşlarda, hatta genç erişkinlerde daha sık rastlanıyor. Son yıllarda obezitenin artması, hareketsiz bir yaşam sürülmesi ve fast food tipi beslenmenin bu artışta etkili olduğu belirtiliyor. Kolon kanseri en yaygın görülen kanserler arasında 3’üncü sırada yer alırken, kansere bağlı ölüm nedenleri arasında da 2’inci sıraya yükseliyor. En ölümcül kanserlerde üst sıralarda yer almasının sebebi ise genellikle ileri aşamaya kadar belirti vermeden sinsice ilerlemesi!<strong> </strong>Bu nedenle tarama programı kritik önem taşıyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez,</strong> kolon kanserinin önemli bir bölümünün aslında tarama programı ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle önlenebildiğine dikkat çekerek,  “Kolon kanseri tedavi edilmediğinde veya ileri evrede tanı aldığında yaşamı tehdit edebilen bir hastalıktır.  Bununla birlikte, bu kanserin en önemli özelliği tarama programıyla erken yakalanabilmesi, hatta kolonoskopi yönteminde saptanan poliplerin kansere dönüşmeden çıkarılması sayesinde önlenebilmesidir” diyor. </p>
<p><strong>Her iki yılda bir tarama testi şart! </strong></p>
<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez, bu nedenle düzenli yapılan tarama programının kolon kanserinde yaşamsal önem taşıdığını belirterek, şu bilgileri veriyor: “Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın ulusal tarama programı; 50–70 yaş aralığında iki yılda bir gaitada gizli kan testi ve ayrıca 10 yılda bir kolonoskopi şeklindedir. Hiçbir şikayet olmasa bile tarama yaptırmak; dışkıda kan, dışkılama alışkanlığında değişiklik ve demir eksikliği anemisi gibi bulguları önemsemek,  hayat kurtarır.”  Prof. Dr. Özlem Sönmez, sağlıklı beslenmenin, düzenli hareket etmenin, ideal kiloyu korumanın ve sigara ile alkolden uzak durmanın ise kolon kanseri riskini azaltmanın temel taşlarını oluşturduğunu vurguluyor.</p>
<p><strong>En yaygın nedeni polipler! </strong></p>
<p>Kalın bağırsağın (kolon) iç yüzeyini döşeyen hücrelerde gelişen kötü huylu tümörler olan kolon kanseri, “kolorektal kanser” başlığı altında rektum kanseriyle birlikte değerlendiriliyor. İlerleyen yaş, aile öyküsü, erkek olmak, kalıtsal sendromlar (Lynch sendromu, ailesel adenomatöz polipozis) veya inflamatuvar bağırsak hastalıkları gibi kronik inflamasyon ve  radyasyona maruz kalmak, kolon kanseri için değiştirilemez risk faktörlerini oluşturuyor.   En yaygın görülen ve önlenebilir riskler arasında ise “Obezite, hareketsiz yaşam, kırmızı ile işlenmiş etten zengin ve liften fakir beslenme, sigara ile alkol kullanımı” yer alıyor. Ancak, kolon kanserinin yaklaşık yüzde 90 gibi önemli bir oranından polipler sorumlu oluyor. Polip olarak başlayan iyi huylu lezyonların bir bölümü yıllar içinde genetik ve epigenetik değişiklikler sonucu kansere dönüşüyor. Bu nedenle, poliplerin tarama kolonoskopisiyle saptanıp çıkarılması, kanser gelişimini önleyebilen temel yaklaşımı oluşturuyor.</p>
<p><strong>Ailede öyküsünde risk yaklaşık 4 kat artıyor! </strong></p>
<p>Yapılan çalışmalara göre; birinci derece akrabasında (anne, baba, kardeş) kolorektal kanser öyküsü olan kişilerde risk genel nüfusa göre yaklaşık 2–4 kat artıyor. Akrabanın genç yaşta tanı alması ve ailede bir kişiden fazla görülmesi riski daha da yükseltiyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez,<strong> </strong>risk grubunda olan kişilerin taramalara daha erken yaşta başlamaları gerektiğini belirterek, “Kolonoskopi taramasına 40 yaşında veya ailedeki en erken tanı yaşından 10 yıl önce (hangisi daha erkense) başlamaları gerekmektedir.   Bulgulara göre hastalar genellikle 5 yılda bir izlenmektedir. Şüpheli semptom varlığında ise yaş beklenmeden değerlendirme yapılmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Bu sorunlarda zaman kaybetmeyin! </strong></p>
<p>Kolon kanseri ve kanser öncülü polipler uzun süre belirti vermeden sinsice ilerleyebiliyor. Prof. Dr. Özlem Sönmez, kolon kanserinde en sık görülen belirtileri “Dışkılama alışkanlığında değişiklik (ishal-kabızlıkta yeni başlayan veya kalıcı değişim), dışkıda kan/ makattan kanama, nedensiz demir eksikliği anemisi, karın ağrısı–şişkinlik, açıklanamayan kilo kaybı ve halsizlik” olarak sıralıyor. Prof. Dr. Özlem Sönmez,<strong> </strong>bu belirtilerin özellikle 40 yaş üstünde veya aile öyküsü olanlarda “basit bir sorun” gibi görülmeden hızlıca hekime başvurmayı gerektirdiğini vurguluyor</p>
<p><strong>Erken evrede tam şifa mümkün!</strong></p>
<p>Doğru zamanda yapılan tarama ve zamanında cerrahi, hastalığın doğal seyrini kökten değiştirebiliyor, gecikme ise tedaviyi daha karmaşık hale getiriyor. <strong> </strong>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez, erken evrede yakalanan kolon kanserinde tam şifanın mümkün olduğunu vurguluyor. Tedavinin omurgasını genellikle cerrahi yöntemin oluşturduğunu anlatan Prof. Dr. Özlem Sönmez, sözlerine şöyle devam ediyor: “Patolojiye<strong> </strong>ve evresine göre bazı hastalarda ek tedaviler, özellikle lenf nodu tutulumu gibi risk faktörleri varsa, kemoterapi planlanmaktadır. Ayrıca, bağışıklık sistemini güçlendirerek kanserle savaşmasını sağlayan immünoterapi ilaçları, özellikle bazı özel genetik özelliklere sahip hastalarda 2017 yılından itibaren kullanılmaktadır ve tedavi seçeneklerini genişletmektedir. Kanser hücrelerinin büyümesini hedef alan akıllı ilaçlar da yaklaşık 2000’li yıllardan bu yana uygun hastalarda kullanılarak tedavinin kişiye özel planlanmasına yardımcı olmaktadır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-artik-genc-eriskinlerde-de-goruluyor-2-618343">Kolon kanseri artık genç erişkinlerde de görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon kanseri artık genç erişkinlerde de görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-artik-genc-eriskinlerde-de-goruluyor-618101</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[erişkinlerde]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Özlem Sönmez]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[Tarama Programı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618101</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolon kanseri, görülme sıklığı ve ölüm oranlarıyla küresel bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-artik-genc-eriskinlerde-de-goruluyor-618101">Kolon kanseri artık genç erişkinlerde de görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolon kanseri, görülme sıklığı ve ölüm oranlarıyla küresel bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1.9 milyon, ülkemizde ise 20 bini aşkın kişinin bu hastalığa yakalandığı belirtiliyor. Üstelik eskiden ileri yaş hastalığı olarak bilinen kolon kanserine, günümüzde 40’lı yaşlarda, hatta genç erişkinlerde daha sık rastlanıyor. Son yıllarda obezitenin artması, hareketsiz bir yaşam sürülmesi ve fast food tipi beslenmenin bu artışta etkili olduğu belirtiliyor. Kolon kanseri en yaygın görülen kanserler arasında 3’üncü sırada yer alırken, kansere bağlı ölüm nedenleri arasında da 2’inci sıraya yükseliyor. En ölümcül kanserlerde üst sıralarda yer almasının sebebi ise genellikle ileri aşamaya kadar belirti vermeden sinsice ilerlemesi!<strong> </strong>Bu nedenle tarama programı kritik önem taşıyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez,</strong> kolon kanserinin önemli bir bölümünün aslında tarama programı ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle önlenebildiğine dikkat çekerek,  “Kolon kanseri tedavi edilmediğinde veya ileri evrede tanı aldığında yaşamı tehdit edebilen bir hastalıktır.  Bununla birlikte, bu kanserin en önemli özelliği tarama programıyla erken yakalanabilmesi, hatta kolonoskopi yönteminde saptanan poliplerin kansere dönüşmeden çıkarılması sayesinde önlenebilmesidir” diyor. </p>
<p><strong>Her iki yılda bir tarama testi şart! </strong></p>
<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez, bu nedenle düzenli yapılan tarama programının kolon kanserinde yaşamsal önem taşıdığını belirterek, şu bilgileri veriyor: “Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın ulusal tarama programı; 50–70 yaş aralığında iki yılda bir gaitada gizli kan testi ve ayrıca 10 yılda bir kolonoskopi şeklindedir. Hiçbir şikayet olmasa bile tarama yaptırmak; dışkıda kan, dışkılama alışkanlığında değişiklik ve demir eksikliği anemisi gibi bulguları önemsemek,  hayat kurtarır.”  Prof. Dr. Özlem Sönmez, sağlıklı beslenmenin, düzenli hareket etmenin, ideal kiloyu korumanın ve sigara ile alkolden uzak durmanın ise kolon kanseri riskini azaltmanın temel taşlarını oluşturduğunu vurguluyor.</p>
<p><strong>En yaygın nedeni polipler! </strong></p>
<p>Kalın bağırsağın (kolon) iç yüzeyini döşeyen hücrelerde gelişen kötü huylu tümörler olan kolon kanseri, “kolorektal kanser” başlığı altında rektum kanseriyle birlikte değerlendiriliyor. İlerleyen yaş, aile öyküsü, erkek olmak, kalıtsal sendromlar (Lynch sendromu, ailesel adenomatöz polipozis) veya inflamatuvar bağırsak hastalıkları gibi kronik inflamasyon ve  radyasyona maruz kalmak, kolon kanseri için değiştirilemez risk faktörlerini oluşturuyor.   En yaygın görülen ve önlenebilir riskler arasında ise “Obezite, hareketsiz yaşam, kırmızı ile işlenmiş etten zengin ve liften fakir beslenme, sigara ile alkol kullanımı” yer alıyor. Ancak, kolon kanserinin yaklaşık yüzde 90 gibi önemli bir oranından polipler sorumlu oluyor. Polip olarak başlayan iyi huylu lezyonların bir bölümü yıllar içinde genetik ve epigenetik değişiklikler sonucu kansere dönüşüyor. Bu nedenle, poliplerin tarama kolonoskopisiyle saptanıp çıkarılması, kanser gelişimini önleyebilen temel yaklaşımı oluşturuyor.</p>
<p><strong>Ailede öyküsünde risk yaklaşık 4 kat artıyor! </strong></p>
<p>Yapılan çalışmalara göre; birinci derece akrabasında (anne, baba, kardeş) kolorektal kanser öyküsü olan kişilerde risk genel nüfusa göre yaklaşık 2–4 kat artıyor. Akrabanın genç yaşta tanı alması ve ailede bir kişiden fazla görülmesi riski daha da yükseltiyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez,<strong> </strong>risk grubunda olan kişilerin taramalara daha erken yaşta başlamaları gerektiğini belirterek, “Kolonoskopi taramasına 40 yaşında veya ailedeki en erken tanı yaşından 10 yıl önce (hangisi daha erkense) başlamaları gerekmektedir.   Bulgulara göre hastalar genellikle 5 yılda bir izlenmektedir. Şüpheli semptom varlığında ise yaş beklenmeden değerlendirme yapılmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Bu sorunlarda zaman kaybetmeyin! </strong></p>
<p>Kolon kanseri ve kanser öncülü polipler uzun süre belirti vermeden sinsice ilerleyebiliyor. Prof. Dr. Özlem Sönmez, kolon kanserinde en sık görülen belirtileri “Dışkılama alışkanlığında değişiklik (ishal-kabızlıkta yeni başlayan veya kalıcı değişim), dışkıda kan/ makattan kanama, nedensiz demir eksikliği anemisi, karın ağrısı–şişkinlik, açıklanamayan kilo kaybı ve halsizlik” olarak sıralıyor. Prof. Dr. Özlem Sönmez,<strong> </strong>bu belirtilerin özellikle 40 yaş üstünde veya aile öyküsü olanlarda “basit bir sorun” gibi görülmeden hızlıca hekime başvurmayı gerektirdiğini vurguluyor.</p>
<p><strong>Erken evrede tam şifa mümkün!</strong></p>
<p>Doğru zamanda yapılan tarama ve zamanında cerrahi, hastalığın doğal seyrini kökten değiştirebiliyor, gecikme ise tedaviyi daha karmaşık hale getiriyor. <strong> </strong>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez, erken evrede yakalanan kolon kanserinde tam şifanın mümkün olduğunu vurguluyor. Tedavinin omurgasını genellikle cerrahi yöntemin oluşturduğunu anlatan Prof. Dr. Özlem Sönmez, sözlerine şöyle devam ediyor: “Patolojiye<strong> </strong>ve evresine göre bazı hastalarda ek tedaviler, özellikle lenf nodu tutulumu gibi risk faktörleri varsa, kemoterapi planlanmaktadır. Ayrıca, bağışıklık sistemini güçlendirerek kanserle savaşmasını sağlayan immünoterapi ilaçları, özellikle bazı özel genetik özelliklere sahip hastalarda 2017 yılından itibaren kullanılmaktadır ve tedavi seçeneklerini genişletmektedir. Kanser hücrelerinin büyümesini hedef alan akıllı ilaçlar da yaklaşık 2000’li yıllardan bu yana uygun hastalarda kullanılarak tedavinin kişiye özel planlanmasına yardımcı olmaktadır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-artik-genc-eriskinlerde-de-goruluyor-618101">Kolon kanseri artık genç erişkinlerde de görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Serebral Palside Ortopedik Sorunların 5 Sinyali</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/serebral-palside-ortopedik-sorunlarin-5-sinyali-617790</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 11:00:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[görülme]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[Ortopedi]]></category>
		<category><![CDATA[ortopedik]]></category>
		<category><![CDATA[palside]]></category>
		<category><![CDATA[serebral]]></category>
		<category><![CDATA[sinyali]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[sorunların]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617790</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen ve duruş bozukluklarına yol açan nörolojik bir hastalık olarak bilinen Serebral Palsi (SP), beraberinde önemli ortopedik sorunları da getirebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/serebral-palside-ortopedik-sorunlarin-5-sinyali-617790">Serebral Palside Ortopedik Sorunların 5 Sinyali</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen ve duruş bozukluklarına yol açan nörolojik bir hastalık olarak bilinen Serebral Palsi (SP), beraberinde önemli ortopedik sorunları da getirebiliyor. En sık karşılaşılan sorunların başında, spastisite ve buna bağlı ortaya çıkan denge sorunları,  kalça çıkığı ve omurga deformiteleri geliyor. Memorial Ankara Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Rafik Ramazanov, serebral palsili çocuklarda görülen ortopedik sorunlar hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Yürüme ve duruş bozuklukları sık görülüyor</strong></p>
<p>Serebral palsinin ağırlık derecesine bağlı olarak farklı sorunların görülme oranları da farklılık gösterebilmektedir. En sık karşılaşılan sorunlar spastisite ve buna bağlı ortaya çıkan yürüyüş ve denge sorunları, eklemlerde kontraktürler (eklem hareketliliğini etkileyen kasların, tendonların, bağların veya derinin kalıcı olarak gerilmesi veya kısalması) deformiteler, kalça çıkığı ve omurga ve ayak deformiteleridir. Hastalığın şiddetine bağlı olarak kalça çıkığı görülme oranları %15-20’den %75’lere kadar çıkabilir. Aynı şekilde, omurga deformitelerinin de görülme sıklığı hastalığın şiddeti arttıkça artmakta ve en şiddetli şeklinde %85’lerin üzerine çıkmaktadır. Bu sorunların görülme sıklığı Kaba Motor Sınıflama Sistemi derecesi arttıkça (GMFCS I-V) artış göstermektedir. </p>
<p><strong>Bu 5 belirtiyi hafife almayın!</strong></p>
<p>Aileler genelde bir Fizik Tedavi doktoru yönlendirmesi sonrasında Çocuk ortopedistine başvurmaktadır. Erken çocukluk döneminde bu belirtiler var ise mutlaka uzmana başvurulması gerekmektedir;</p>
<ol>
<li>Çocuğun tonusunda artma veya azalma </li>
<li>Yürüyen çocuklarda parmak ucu yürüme</li>
<li>Dizlerde ve kalçalarda bükülme</li>
<li>Perineal hijyen sırasında çocuğun kalçalarını açamama veya kalçaların açılma derecesinde bir asimetri ve ağrı </li>
<li>Omurgada eğrilik </li>
</ol>
<p><strong>Zamanında müdahale edilmezse ilerliyor </strong></p>
<p>Uzun süre parmak ucunda yürüme, dengede bozulma, ayakaltında nasırlar, ayak kemiklerinde geriye döndürülemeyen taraklanma ile kalıcı hale gelebilir. Aynı şekilde müdahale edilmeyen diz ve kalça fleksiyon kontraktürleri, içe basmaya neden olan yüksek femoral anteversiyon gibi sorunlar beyin hasarı nedeni ile zaten denge sorunları olan çocukların yürüme dengesini iyice bozmaktadır. En önemli konuların başında kalça çıkığı ve omurga deformiteleri gelmektedir. Yürüyemeyen çocuklarda bile kalça ve omurga sorunlarının giderilmesi gerekmektedir. Tedavi edilmeyen omurga deformiteleri kaburgaların leğen kemiğine teması ile ağrılı hale gelir. Öte yandan artmış deformite ile batın ve göğüs kafesi hacimleri azalmaktadır. Göğüs kafesi hacminin azalması akciğer (solunum sorunları ve enfeksiyonlar) ve ilerledikçe de kalp sorunlarına neden olur. Aynı zamanda batın hacminin azalması beraberinde beslenme sorunlarını getirmektedir. Beslenme sonrasında gıda aspirasyonlarının görülme sıklığını artırmaktadır. </p>
<p><strong>Düzenli kalça muayenesi ihmal edilmemeli </strong></p>
<p>Bu hastaların büyük çoğunluğu fizik tedavi aldığı için sürekli profesyonel bir gözün takibinde olmaktadır. Bu yüzden SP’li hastaların tümü için rutin ortopedik muayene gerekmemektedir. Genel olarak, fizik tedavi doktorlarının ilerleyemediği, spastisite kontrolününün fizik tedavi ile sağlanamadığı veya kontraktürlerin geliştiği zamanlarda hastalar tarafımıza yönlendirilmektedir. Ama bundan bağımsız olarak kalça muayenesinin rutin olarak yapılması ve radyografilerle kalçanın durumunun kontrol edilmesi gerekir. GMFCS I ve II hastalara rutin filme gerek yoktur. Semptom varsa film görülmelidir. Ama GMFCS III, IV ve V hastalara 6 ayda bir klinik muayene ve yıllık radyografilerle kontrol edilmesi gerekir. Bu kontroller iskelet büyümesinin tamamlanmasına kadar sürdürülmektedir. </p>
<p><strong>Kişiye ve hastalığa özel tedavi planı uygulanıyor </strong></p>
<p>Serebral palsili çocuklarda var olan patolojiye yönelik ortopedik tedaviler uygulanmaktadır. Spastisite kontrolü için en sık kullanılan yöntemlerden bir tanesi kas içine Botulinium Toksini enjeksiyonudur. Bununla kas-sinir kavşağında geçici bir felç durumu sağlanır ve spastisite çözülür. Kontraktürler geliştikten sonra artık bu yöntem işe yaramamaktadır. Bu dönemde artık kas gevşetmeleri yapılması gerekir. Bazı ayak ve üst ekstremite deformitelerinde fazla çalışan tendonun tamamı veya bir kısmı alınarak transfer edilir. Kemiklerdeki deformiteler veya kas gevşetmesi ile düzeltilemeyecek deformiteler için kemik ameliyatları devreye girmektedir. Yine, kalça çıkığı için de hem kemik ameliyatı hem de yumuşak doku ameliyatının birlikte yapıldığı kombine cerrahiler uygulanmaktadır. Omurga deformiteleri gelişen hastalarda spinal enstrümantasyon ve füzyon ameliyatı yapılır. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/serebral-palside-ortopedik-sorunlarin-5-sinyali-617790">Serebral Palside Ortopedik Sorunların 5 Sinyali</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanserde Yeni Dönem: Yaşam Süresi Artıyor, Rehabilitasyonla Yaşam Kalitesi Yükseliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanserde-yeni-donem-yasam-suresi-artiyor-rehabilitasyonla-yasam-kalitesi-yukseliyor-617769</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 10:22:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserde]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[Onkolojik Rehabilitasyon]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[rehabilitasyonla]]></category>
		<category><![CDATA[süresi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617769</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde son yıllarda önemli bir değişim yaşanıyor. Artık hedef yalnızca tümörü küçültmek ya da hastalığı kontrol altına almak değil; aynı zamanda hastanın fiziksel gücünü, bağımsızlığını, yaşam kalitesini korumak ve artırmak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserde-yeni-donem-yasam-suresi-artiyor-rehabilitasyonla-yasam-kalitesi-yukseliyor-617769">Kanserde Yeni Dönem: Yaşam Süresi Artıyor, Rehabilitasyonla Yaşam Kalitesi Yükseliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kanser tedavisinde son yıllarda önemli bir değişim yaşanıyor. Artık hedef yalnızca tümörü küçültmek ya da hastalığı kontrol altına almak değil; aynı zamanda hastanın fiziksel gücünü, bağımsızlığını, yaşam kalitesini korumak ve artırmak. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon kişi kanser tanısı alırken, erken tanı ve gelişmiş tedaviler sayesinde sağ kalım oranları giderek artış gösteriyor. Ancak tedavi sürecinin bedende bıraktığı izler, çoğu zaman en az hastalığın kendisi kadar yıpratıcı olabiliyor. </strong></em></p>
<p><em><strong>Kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi müdahaleler; kas kaybı, denge sorunları, hareket kısıtlılığı, lenfödem ve kronik yorgunluk gibi ciddi problemlere yol açabiliyor ve uzmanlara göre her üç hastadan ikisinde belirgin kas gücü kaybı ortaya çıkıyor. İşte bu noktada onkolojik rehabilitasyon, tedavinin tamamlayıcısı değil, ayrılmaz bir parçası olarak öne çıkıyor. Onkolojik rehabilitasyonun önemine dikkat çeken Acıbadem Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, süreci bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek gerektiğini vurguluyor. Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Kanser tedavisinde tümörü küçültmek ya da ortadan kaldırmak kadar, hastanın kas gücünü ve dayanıklılığını korumak, günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilmesini sağlamak da büyük önem taşıyor” diyor. Özellikle kemoterapi sürecinde ortaya çıkan kas kütlesindeki azalmanın tedaviye toleransı azalttığını da belirten Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Ciddi kas kaybı yaşayan hastalarda komplikasyon oranlarının daha yüksek olduğunu biliyoruz. Bununla birlikte erken dönemde başlanan kişiye özel egzersiz programları kas kaybını önemli ölçüde azaltabiliyor” ifadelerini kullanıyor… </strong></em></p>
<p>Onkolojik rehabilitasyonun yararlarından söz eden Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Onkolojik rehabilitasyon; meme kanseri cerrahisi sonrası her beş hastadan birinde görülen lenfödem riskinin azaltılmasında büyük fayda sağlıyor. Erken dönemde başlanan koruyucu egzersiz ve manuel terapi uygulamaları ile bu risk önemli ölçüde azaltılabiliyor. Onkolojik rehabilitasyon ayrıca akciğer kanseri sonrasında solunum kapasitesinin korunmasında, kolon ve rektum kanseri ameliyatlarından sonra karın kaslarının güçlendirilmesinde, prostat kanseri sonrası pelvik taban fonksiyonlarının desteklenmesinde ve beyin tümörü cerrahileri sonrasında denge ve koordinasyonun yeniden kazandırılmasında büyük önem taşıyor” diyor. </p>
<p><strong>Amaç Sadece Hayatta Kalmak Değil, Kaliteli Yaşamak </strong></p>
<p>Yapılan çalışmalar, düzenli rehabilitasyon programına katılan kanser hastalarında hastanede yatış süresinin kısaldığını, tedaviye uyumun arttığını ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığın güçlendiğini gösteriyor. Ayrıca depresyon ve anksiyete oranlarında azalma, denge ve koordinasyon kaybında iyileşme ve kas gücünde artış gözlemleniyor.</p>
<p>Örneğin <em>Journal of Clinical Oncology</em>’de yayımlanan geniş kapsamlı bir meta-analiz, kanser hastalarında uygulanan yapılandırılmış egzersiz programlarının kanser ile ilişkili yorgunluğu anlamlı düzeyde azalttığını ve fiziksel fonksiyonları belirgin şekilde iyileştirdiğini ortaya koyuyor. Benzer şekilde <em>The Lancet Oncology</em>’de yayımlanan bir başka çalışma, tedavi sürecinde uygulanan egzersiz ve rehabilitasyon programlarının yaşam kalitesini artırdığını ve psikolojik iyilik halini güçlendirdiğini bildiriyor. Uzmanlara göre bu veriler, onkolojik rehabilitasyonun destekleyici bir uygulama değil, kanser tedavisinin bilimsel temele dayanan tamamlayıcı bir bileşeni olduğunu açıkça ortaya koyuyor.</p>
<p>Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Onkolojik rehabilitasyon hastanın yalnızca fiziksel değil, psikolojik dayanıklılığını da artırır. Amaç yalnızca hayatta kalmak değil, kaliteli yaşamak olmalıdır” diyerek rehabilitasyonun yaşam kalitesine olan katkısını da vurguluyor.</p>
<p><strong>Evde Yapılabilecek Basit Ama Etkili Egzersizler </strong></p>
<p>Uzman kontrolünde planlanmak kaydıyla, hastaların evde sürdürebileceği bazı temel egzersizler tedavi sürecine önemli katkı sağlıyor. Günlük 20–30 dakikalık hafif tempolu yürüyüş, dayanıklılığı artırarak kas kaybını azaltmaya yardımcı olurken; derin nefes alıp kontrollü verme şeklinde uygulanan solunum egzersizleri ise özellikle akciğer kapasitesinin korunmasında etkili oluyor. Meme kanseri cerrahisi sonrası omuz eklem hareket açıklığını korumak ve artırmak amacıyla üst ekstremiteye, şiddeti ve süresi hastalığın evresine göre değişen kuvvetlendirme ve germe hareketleri öneriliyor. Bu şekilde hem eklem hareket açıklığının sağlanmasına hem de kas kuvveti kaybının önlenmesine katkı sağlanıyor. Sandalyeden kontrollü şekilde oturup kalkma egzersizi, alt ekstremite kas gücünü destekliyor. Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Egzersiz ilaç gibidir; doğru dozda ve kişiye özel uygulanmalıdır. Her hasta için program farklı planlanmalı ve mutlaka uzman kontrolünde ilerlenmelidir” diyor.</p>
<p><strong>Kanser Hastalarında Egzersiz Kronik Yorgunluğu Azaltıyor </strong></p>
<p>Kanser hastalarının yüzde 70 ila 80’i tedavi sürecinde, özellikle dinlenmekle geçmeyen bir yorgunluk yaşıyor. Bu tablo, hastaların günlük yaşam aktivitelerini ciddi şekilde kısıtlayabiliyor ve psikolojik olarak da yıpratıcı olabiliyor. Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Paradoks gibi görünse de kontrollü egzersiz yorgunluğu azaltıyor. Haftada birkaç gün yapılan hafif ve orta şiddette aerobik ve dirençli egzersizlerin, yorgunluğu belirgin biçimde azalttığını gösteren güçlü bilimsel veriler var” diyor.</p>
<p>Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu’na göre özellikle düşük yoğunluklu, sürdürülebilir egzersizler bu süreçte büyük önem taşıyor. Örneğin günde 15–20 dakikalık hafif tempolu yürüyüş, dolaşımı artırarak enerji düzeyini yükseltebiliyor. Aynı şekilde sandalyede oturur pozisyonda yapılan kalça ve diz eklemine yönelik basit egzersizler ve kontrollü otur-kalk egzersizleri, kas gücünü desteklerken aşırı efor gerektirmiyor. Derin nefes alıp kontrollü verme şeklinde uygulanan solunum egzersizleri ise hem akciğer kapasitesini korumaya yardımcı oluyor hem de gevşeme sağlayarak stres düzeyini azaltabiliyor.</p>
<p>Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Burada önemli olan yoğunluk değil, egzersizlerin düzenli yapılmasıdır. Hastalar kendilerini tüketmeden, kontrollü ve planlı şekilde hareket etmeli. Egzersiz, doğru uygulandığında yorgunluğu artırmaz; tam tersine azaltır” ifadelerini kullanıyor. Onkolojik rehabilitasyon, kanser tedavisini yalnızca hastalığı kontrol altına alan bir süreç olmaktan çıkarıp, hastayı yeniden hayatın içine kazandırmayı hedefliyor. Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu’na göre doğru zamanda başlanan ve düzenli sürdürülen rehabilitasyon programları, kanserle mücadelede hem fiziksel hem de ruhsal gücü artırarak hastalara daha kaliteli bir yaşam sunuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserde-yeni-donem-yasam-suresi-artiyor-rehabilitasyonla-yasam-kalitesi-yukseliyor-617769">Kanserde Yeni Dönem: Yaşam Süresi Artıyor, Rehabilitasyonla Yaşam Kalitesi Yükseliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş hekimliğinde yapay zekâ her yönüyle ele alındı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-hekimliginde-yapay-zeka-her-yonuyle-ele-alindi-617551</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 10:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[karar]]></category>
		<category><![CDATA[planlama]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yönüyle]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617551</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nce düzenlenen “Diş Hekimliğinde Yapay Zekâ” başlıklı sempozyum Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu’nda gerçekleştirildi.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimliginde-yapay-zeka-her-yonuyle-ele-alindi-617551">Diş hekimliğinde yapay zekâ her yönüyle ele alındı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nce düzenlenen “Diş Hekimliğinde Yapay Zekâ” başlıklı sempozyum Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu’nda gerçekleştirildi.  </p>
<p>Sağlık teknolojileri ve yapay zekânın (YZ) dental teşhis, tedavi ve planlama süreçlerindeki dönüştürücü rolünü akademik bir zeminde ele almak amacıyla düzenlenen sempozyumda, diş hekimliğinde yapay zekâ algoritmalarının teşhis doğruluğunu artırma, klinik karar destek sistemlerini güçlendirme ve kişiselleştirilmiş tedavi planlamaları oluşturma potansiyeli bilimsel yönleriyle ele alındı. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Ergün Yücel: “Yapay zekâ günümüzde bir klinik pratiğidir”</strong></p>
<p>Program, Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel’in açılış konuşmasıyla başladı. Prof. Dr. Ergün Yücel, yapay zekânın artık bir gelecek tasavvuru değil, sağlık alanında günlük uygulamanın parçası haline geldiğini vurguladı.</p>
<p>Yapay zekâ konusunun teorik bir tartışma başlığı olmaktan çıktığını ifade eden Prof. Dr. Yücel, “Yapay zekâ günümüzde bir gelecek senaryosu değil, artık günümüzün bizim açımızdan bir klinik pratiğidir. Teşhisten tedavi planlamasına kadar her aşamada mesleğimizin bütün ana bilim dallarında oyunun kuralları adeta yeniden yazılmaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hata ihtimali sıfıra inecek</strong></p>
<p>Prof. Dr. Yücel, “Yıllarca diş hekimliğinde ‘önce zarar verme’ dedik. Ama artık günümüzde yapay zekâ teknolojileri ile bir adım öteye geçtik ve ‘Hata yapma ihtimalini sıfıra indir’ diyoruz. Bu belki de yapay zekayla birlikte bir konsept olacak.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yapay zekâ hali hazırda kullanılıyor</strong></p>
<p>Yapay zekânın hâlihazırda birçok alanda aktif olarak kullanıldığını dile getiren Prof. Dr. Yücel, “Radyolojide insan gözünden kaçabilecek detayları yakalayabiliyoruz. Cerrahide milimetrik hassasiyetle rehberlik eden uygulamalar kullanıyoruz. Ortodontiden endodontiye, pedodontiden diğer alanlara kadar klinik destek mekanizması olarak bu teknolojilerden yararlanıyoruz.” dedi.</p>
<p>Ancak teknolojinin kutsallaştırılmaması gerektiğini de vurgulayan Prof. Dr. Yücel, yapay zekânın hekimlik sanatının yerini alamayacağını söyledi ve “En gelişmiş algoritma bile bir hekimin hastasıyla kurduğu güven bağının ve insani dokunuşun yerini tutamaz. Hiçbir algoritmanın empati yeteneği yoktur” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Yücel, yapay zekânın mesleği tehdit etmediğini, aksine hata payını azalttığını ve zaman yönetiminde avantaj sağladığını ifade ederek, “Bu toplantının bir ilk olmasını ve bilimsel altyapı açısından daha farklı uygulamalarla geliştirilmesini diliyorum.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel: “Geliştirdiğimiz sistemler hekimin yerine geçmez”</strong></p>
<p>Açılışın ardından gerçekleştirilen birinci oturumda yapay zekânın sağlık alanındaki genel çerçevesi ve etik boyutu ele alındı. Oturumda konuşan Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Yapay Zekâ ve Sağlıktaki Uygulamaları” başlıklı sunumunda özellikle klinik veriye dayalı gerçek uygulamaları paylaştı.</p>
<p>Yaklaşık 15 yıldır üniversite bünyesinde faaliyet gösteren NPİSTANBUL Hastanesi’nde üretilen klinik veriler üzerinden çalışmalar yürüttüklerini belirten Prof. Dr. Ergüzel, “Geliştirdiğimiz sistemlerin tamamı bir ön tanı sistemidir. Bunlar karar destek sistemleridir. Karar hekime aittir, bizim sistemlerimiz o karara destek olur.” dedi. </p>
<p><strong>Yapay zekânın en büyük ihtiyacı veri </strong></p>
<p>Yapay zekâ uygulamalarının temelinde büyük veri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ergüzel, Endüstri 4.0 süreciyle birlikte seri üretim mantığından “büyük veri odaklı” bir yapıya geçildiğini ifade etti ve “Günlük hayatta hepiniz veri üretiyorsunuz. Telefonlarınız yüzünüzü tanıyor, sesinizi tanıyor. Bunun arkasında sinyal işleme ve görüntü işleme algoritmaları var.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Makine öğrenmesinden derin öğrenmeye geçişle birlikte veri hacminin katlanarak arttığını, bu nedenle GPU’lu ve nöromorfik bilgisayarların devreye girdiğini ifade eden Prof. Dr. Ergüzel, “Nöromorfik bilgisayar nöronu taklit eder. Hem veri işler hem geçici hem kalıcı hafıza gibi çalışır. Müthiş hızlıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Karınca, sürü ve arı algoritmaları</strong></p>
<p>Sunumunda biyomimetik (doğadan esinlenen) optimizasyon algoritmalarına da yer veren Prof. Dr. Ergüzel, karınca kolonisi, sürü zekâsı ve arı algoritmalarının sağlık verisi analizinde kullanıldığını anlattı. Karıncaların feromon yoluyla en kısa yolu bulma mekanizmasını örnek gösteren Prof. Dr. Ergüzel, bu mantığın veri içerisinden en anlamlı öznitelikleri seçmekte kullanıldığını söyledi ve “48 öznitelikle %60 doğruluk elde ediyorduk. Karınca koloni optimizasyonu kullandığımızda 22 öznitelik seçildi ve doğruluk %80’e çıktı.” dedi.</p>
<p>Sürü zekâsı ile sürü psikolojisinin karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ergüzel, “Sürü psikolojisinde sorgusuz taklit vardır. Sürü zekâsında ise başkalarının tecrübelerinden istifade ederek rasyonel karar verme vardır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Arı algoritmasını ise “waggle dance” (arı dansı) üzerinden örnekleyen Prof. Dr. Ergüzel, arıların 6 kilometreye kadar noktasal doğrulukta nektar kaynağı adresi verebildiğini belirtti.</p>
<p><strong>40 bin veriyle duygu tanıma modeli</strong></p>
<p>Psikiyatrik hastalıkların yanı sıra yüz üzerinden duygu tanıma çalışmaları da yürüttüklerini belirten Prof. Dr. Ergüzel, 40 binin üzerinde veri kullanarak 7 temel duyguyu sınıflandırdıklarını açıkladı.</p>
<p>Konuşmasının sonunda yapay zekânın sunduğu fırsatların yanında eğitim sistemine düşen sorumluluğa dikkat çeken Prof. Dr. Ergüzel, gençlerin makinelerin kolayca yapamayacağı alanlarda yetiştirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Bellaz: “Yapay zekâ diş hekimliğinde yeni bir cihaz değil, paradigmayı değiştirecek”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalından öğretim üyesi ve Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Bilimsel Bilgi, Etik Sorunları ve Toplumsal Ön Yargılar” başlıklı konuşmasında yapay zekâ çalışmalarının etik sınırlarını ve toplumsal yansımalarını değerlendirerek, yapay zekânın yalnızca teknolojik bir yenilik değil, bilimsel düşünceyi ve hekim kimliğini dönüştürebilecek bir paradigma değişimi anlamına geldiğini söyledi.</p>
<p>Yapay zekânın diş hekimliğinde yalnızca yeni bir cihaz gibi algılanmasının eksik bir yaklaşım olduğunu belirten Prof. Dr. Bellaz, “Bilimsel doğrunun bile mutlak olmadığı bir dönemde yapay zekâ kararlarına nasıl yaklaşacağız?” sorusunu yöneltti.</p>
<p><strong>Yapay zekâ karar vermez, karar desteği sunar</strong></p>
<p>Yapay zekânın “her şeyi bilen bir falcı” gibi görülmesinin tehlikeli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Bellaz, “Yapay zekâ mevcut verileri tarar, olasılıkları ortaya koyar ve bir karar destek mekanizması sunar. Kararın kendisini vermez.” dedi.</p>
<p>Yapay zekâ ile birlikte etik ve hukuki tartışmaların kaçınılmaz olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Bellaz, “Bilimsel doğrunun kesin olmadığı bir dönemde verilen karardan kim sorumlu olacak? Hekim mi, yazılımcı mı, algoritma mı?” sorusunu gündeme getirdi.</p>
<p><strong>Hekim kimliği değişecek</strong></p>
<p>Otonom robotların devreye girmesiyle fiziksel yorgunluk, manipülasyon hatası gibi insana özgü sınırlılıkların azalacağını söyleyen Prof. Dr. Bellaz, “Yeni hekim; empati odaklı, karar koordinatörü ve koruyucu hekimlik merkezli bir profile evrilecek.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Bellaz, yapay zekânın teşhis ve tedavide kullanımı için zorunlu bir “yapay zekâ formasyon eğitimi”nin de gündeme gelebileceğini ifade ederek, “Nasıl öğretmenlik için formasyon gerekiyorsa, belki de yapay zekâ kullanan hekimler için de benzer bir eğitim şart olacak” dedi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Yumuşhan Günay: “Yapay zekâ planlamada pusula olabilir ama tasarımda hâlâ yolun başındayız”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Yumuşhan Günay, sempozyumda “Subperiostal İmplantların Yapımında Yapay Zekânın Kullanımı” başlıklı sunumuyla yapay zekânın implant planlamasındaki rolünü ve sınırlarını kapsamlı biçimde ele aldı.</p>
<p>Sunumunu, tez öğrencisi ve aynı zamanda intern diş hekimi Furkan Hastaoğlu ile birlikte hazırladıklarını belirten Prof. Dr. Günay, “Bu konu aynı zamanda öğrencimizin tez çalışması. Birlikte yürüttüğümüz bir araştırma sürecinin ara çıktıları niteliğinde.” dedi.</p>
<p><strong>Yüzde 30’a yakın bir popülasyonda klasik implant uygulanamıyor</strong></p>
<p>Subperiostal implantların önemine değinen Prof. Dr. Günay, günümüzde implant tasarımında hâkim olan konseptin “dübel mantığı” olarak ifade edilen yaklaşım olduğunu hatırlattı. “Bu tür implantların klinikte uygulanamadığı %30’a yakın bir popülasyon var” diyen Prof. Dr. Günay, ek cerrahi girişim gerektiren ya da buna rağmen uygulanamayan vakaların ciddi bir hasta grubunu oluşturduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Literatür ve planlamada güçlü, üç boyutlu tasarımda zayıf</strong></p>
<p>Yapay zekanın literatür ve planlamada güçlü, üç boyutlu tasarımda zayıf olduğunu söyleyen Prof. Dr. Günay, “Yapay zekânın tasarım aşamasındaki zayıflığının iki temel nedeni olabilir. Birincisi veri tabanının fakirliği. İkincisi görsel işleme yeteneğindeki zafiyet.” diye konuştu.</p>
<p>Planlama ve literatür derleme aşamasında yapay zekânın “inanılmaz bir tasarruf ve kolaylık” sağladığını vurgulayan Prof. Dr. Günay, üç boyutlu gerçek anatomik modelleme söz konusu olduğunda ise henüz klinik beklentileri karşılamadığını ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Günay, yapay zekânın kolaycılık aracı olarak görülmemesi gerektiğini söyleyerek, “Beklentilerimizi kolaycılıkla eşleştirerek yapay zekâyı kullanmak sakat bir yaklaşım olur. İpin ucu bizim elimizde olmalı. Şu an itibarıyla yapay zekâ; yardımcı teşhis ve planlama aracı olarak çok güçlü, ama tasarımın sorumluluğunu devredeceğimiz bir noktada değil.” dedi.</p>
<p><strong>Sempozyumda neler yapıldı?</strong></p>
<p>İkinci oturumda Dr. Öğr. Üyesi Fatma Aslı Konca Taşova ortodontide yapay zekâ uygulamalarını ele alırken, Dr. Öğr. Üyesi Anıl Özgün Karatekin endodontide dijital rehberlik, artırılmış gerçeklik ve robotik destek konularını anlattı. Prof. Dr. Hacer Şahin Aydınyurt, periodontolojide akıllı tanı sistemlerinden kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarına uzanan süreci değerlendirdi. Dr. Öğr. Üyesi Büşra Sınmaz, derin öğrenme yöntemleriyle MR görüntüleri üzerinden temporomandibular eklem (TME) yapısal bileşenlerinin segmentasyonunu bilimsel veriler ışığında aktardı. Sempozyumun son bölümünde Dr. Öğr. Üyesi Hazal Abat, gömülü üçüncü molar dişlerde oluşan patolojik durumların yapay zekâ modelleriyle tespitini ele aldı. Dr. Öğr. Üyesi Ece İrem Ravalı Ertan, ağız, diş ve çene cerrahisinde yapay zekâ uygulamalarına ilişkin güncel gelişmeleri paylaştı. Programın son sunumu ise Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedow tarafından gerçekleştirildi. Halmedow, protetik diş tedavisinde yapay zekâ ve akıllı ajanların kullanımına dair gelecek perspektifini katılımcılarla paylaştı. Sempozyumda katılımcılarla toplu fotoğraf da çekildi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimliginde-yapay-zeka-her-yonuyle-ele-alindi-617551">Diş hekimliğinde yapay zekâ her yönüyle ele alındı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Protezlerin ömrünü uzatmak mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/protezlerin-omrunu-uzatmak-mumkun-617548</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 09:53:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[implant]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[ömrünü]]></category>
		<category><![CDATA[protez]]></category>
		<category><![CDATA[protezlerin]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uzatmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617548</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, protezlerin ömrü, diş sıkma ve gıcırdatmanın protezlere etkisi ile ağız bakımı önlemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/protezlerin-omrunu-uzatmak-mumkun-617548">Protezlerin ömrünü uzatmak mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, protezlerin ömrü, diş sıkma ve gıcırdatmanın protezlere etkisi ile ağız bakımı önlemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Protez sorunlarında vakit kaybetmeden diş hekimine başvurulmalı! </strong></p>
<p>Diş protezlerinin ortalama kullanım ömrünün 5 ila 10 yıl arasında değiştiğini ifade eden Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Ancak bu süre dolmadan önce protezlerde kırılma, çatlama ya da sallanma gibi sorunlar ortaya çıkabilir.” dedi.</p>
<p>Bunun yanı sıra zamanla hijyenik özelliklerini kaybeden protezlerin diş etlerinde kanama ve hassasiyete yol açabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Tınastepe, “Bu tür durumlarda vakit kaybetmeden bir diş hekimine başvurmak, hem protezin onarılabilmesi hem de ağız sağlığının korunması açısından büyük önem taşır. Özellikle protez kırıldığında hastaların kendi imkânlarıyla yapıştırmaya çalışması sık yapılan hatalardandır. Bu tür müdahaleler protezin yeniden tamir edilebilme ihtimalini azaltır ve kullanım ömrünü kısaltır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Diş sıkma önlemleri, dişleri ve protezleri uzun süre korur! </strong></p>
<p>Diş sıkma ve gıcırdatma (bruksizm) sorunu olan hastalarda dişlere ve protezlere normal çiğneme kuvvetlerinin çok daha üzerinde baskı uygulandığını hatırlatan Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Bu durum hem doğal dişlerde hem de restorasyon ve protezlerde kırılma, çatlama ve başarısızlıklara neden olabilir.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle protez tedavisi tamamlandıktan sonra diş hekimlerinin genellikle gece kullanımına uygun bir plak önerdiğini ifade eden Doç. Dr. Tınastepe, şunları söyledi:</p>
<p>“Bazı durumlarda botoks uygulamalarından da faydalanılabilir. Ayrıca hastaya gece plağı kullanımıyla birlikte yaşam tarzına yönelik bazı önerilerde bulunulabilir. Düzenli diş hekimi kontrolleri de protezlerin ve dişlerin uzun ömürlü olması açısından ihmal edilmemeli.</p>
<p>Ağız bakımında yalnızca diş fırçalamak her zaman yeterli olmaz. Günlük rutine diş ipi eklenmeli, diş araları geniş olan kişiler diş arası fırçası kullanmalı. Son yıllarda sıklıkla önerilen ağız duşları da ağız hijyeninin desteklenmesinde etkili bir yardımcıdır. Diş sıkma ve gıcırdatma problemi olan bireylerde gerekli önlemler alındığında hem doğal dişler hem de yapılan protezler daha uzun süre sağlıklı şekilde kullanılabilir. Böylece ilerleyen dönemlerde implant ya da yeni protez tedavilerine duyulan ihtiyaç azaltılabilir.”</p>
<p><strong>Tam dişsizlik ve kemik yetersizliğinde all-on-four önemli bir tedavi seçeneği! </strong></p>
<p>Tam dişsizlik durumunda ve çene kemiğinin yetersiz olduğu hastalarda uygulanan önemli tedavi seçeneklerinden birinin de all-on-four (halk arasında ‘olonfor’) protez sistemi olduğunu kaydeden Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Bu yöntemde genellikle dört implant yerleştirilir; bazı vakalarda beş ya da altı implant da tercih edilebilir.” dedi.</p>
<p>İmplantlar yerleştirildikten sonra çoğu hastada aynı gün geçici protez takılabildiğine işaret eden Doç. Dr. Tınastepe sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İmplantların kemikle kaynaşması için yaklaşık 3 ila 6 ay beklenir. Bu sürecin ardından kalıcı protezlere geçilir ve tedavi genellikle 15 ila 30 gün içerisinde tamamlanır.</p>
<p>İmplantlardan destek alınarak yapılan protezler implant üstü protezler olarak adlandırılır. Bu protezler tek bir implant üzerine uygulanabileceği gibi birden fazla implant üzerine de yapılabilir. Tedavi planlamasına ve hastanın ağız yapısına göre sabit ya da hareketli protez seçenekleri tercih edilebilir. Doğru planlama, düzenli bakım ve kontroller sayesinde implant üstü protezler uzun yıllar konforlu ve güvenli bir şekilde kullanılabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/protezlerin-omrunu-uzatmak-mumkun-617548">Protezlerin ömrünü uzatmak mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ergenlikte başlayan ani ve belirgin değişikliklere dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ergenlikte-baslayan-ani-ve-belirgin-degisikliklere-dikkat-617509</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 09:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[başlayan]]></category>
		<category><![CDATA[Belirgin]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[değişikliklere]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlikte]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Hülya Ensari]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617509</guid>

					<description><![CDATA[<p>Madde kullanım bozukluğunun çoğu zaman davranış değişiklikleriyle kendini gösterdiğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, ani arkadaş çevresi değişikliği, akademik performansta düşüş, uyku ve iştah düzensizliği, aşırı para harcama veya ihtiyacında artış gibi belirtilerin mutlaka dikkate alınması gerektiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergenlikte-baslayan-ani-ve-belirgin-degisikliklere-dikkat-617509">Ergenlikte başlayan ani ve belirgin değişikliklere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Madde kullanım bozukluğunun çoğu zaman davranış değişiklikleriyle kendini gösterdiğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, ani arkadaş çevresi değişikliği, akademik performansta düşüş, uyku ve iştah düzensizliği, aşırı para harcama veya ihtiyacında artış gibi belirtilerin mutlaka dikkate alınması gerektiğini söyledi. İçe kapanma veya irritabilite (çabuk sinirlenme) artışı, göz kızarıklığı, kilo değişimi gibi fiziksel belirtilerin de önemli bir işaret olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hülya Ensari, “Aileler özellikle ergenlik döneminde başlayan ani ve belirgin değişikliklere dikkat etmelidir. Mutlaka ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına danışılmalıdır” dedi.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, Yeşilay Haftası kapsamında madde ve alkol bağımlılığı, tedavi yöntemleri ve bağımlılıkla mücadele konusunda bilgiler verdi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Madde bağımlılığı, ruhsal bir bozukluktur</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Madde kullanımının bir ruhsal bozukluk olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “En son uluslararası kabul edilen Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabına göre (DSM-5), “kötüye kullanım” ve “bağımlılık” ayrımı kaldırılmış; bunlar tek bir başlık altında, hafif, orta ve ağır düzey olarak sınıflandırılmıştır. Madde kullanım bozukluğu, klinik olarak belirgin bozulmaya veya sıkıntıya yol açan, sorunlu bir madde kullanım örüntüsü ile karakterize bir ruhsal bozukluktur. Bu bozukluk; bilişsel, davranışsal ve fizyolojik belirtilerle seyreder ve kişinin madde kullanımını kontrol etme kapasitesinde azalma ile tanımlanır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bağımlılığın kriterleri var</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Halk arasındaki bilinir haliyle madde (uyuşturucu) bağımlılığı diyebilmek için bazı kriterlerin bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bağımlılık yapıcı bir maddenin planlanandan daha fazla ya da uzun süreli kullanımı, maddeyi bırakma veya azaltma girişimlerine rağmen başarısız olunması, madde temini ve kullanımına aşırı zaman ayrılması tanı kriterlerinin başında gelmektedir. Madde kullanımına karşı şiddetli istek (craving) duyulması, iş, okul ve aile sorumluluklarında aksamaya neden olması ve yaşanılan sosyal sorunlara rağmen kullanımı sürdürme çabasının olması tanı konulmasında önemli kriterler arasında yer almaktadır” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Son bir yıl içinde en az ikisi varsa bağımlılık tanısı konulabilir</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Prof. Dr. Hülya Ensari, madde bağımlılığı tanı kriterleri arasında her geçen gün daha fazla madde alımına ihtiyaç göstermek yani tolerans gelişimi olması ve maddenin alınmadığı zamanlarda maddeye özel yoksunluk belirtileri yaşanmasının da yer aldığını belirterek “Son bir yıl içinde tüm bu sayılanlardan en az ikisi bile bulunuyorsa madde bağımlılığı tanısı için yeterli olmaktadır” diye konuştu. Prof. Dr. Hülya Ensari, tanı koyarken de belirtilerin şiddetine göre hafif, orta ve ağır düzeyde bağımlılık şeklinde sınıflandırma yapıldığını söyledi.     </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bağımlılık, nörobiyolojik değişimlerle seyreden bir hastalık</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bağımlılığın yalnızca davranışsal değil, nörobiyolojik değişimlerle seyreden bir beyin hastalığı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bağımlılıkta özellikle mezolimbik dopamin sistemi etkilenmekte, tekrar eden kullanım nöroadaptasyona ve kompulsif davranış örüntüsüne yol açmaktadır” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bağımlılık yapıcı maddeler</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Prof. Dr. Hülya Ensari, DSM-5’e göre madde kullanım bozukluklarının farklı farmakolojik gruplar altında sınıflandırıldığını belirterek bunları şöyle sıraladı:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>1. Tütün (Nikotin</span></b><span>): Yüksek bağımlılık potansiyeline sahiptir. Dopamin salınımını artırır ve yoksunluk belirtileri belirgindir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>2. Alkol:</span></b><span> GABAerjik sistemi güçlendirir, glutamaterjik sistemi baskılar. Tolerans ve yoksunluk gelişir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>3. Opiyatlar (Opioidler):</span></b><span> Morfin, eroin, kodein, metadon vb. µ-opioid reseptör agonistleridir. Yüksek bağımlılık ve ciddi yoksunluk riski taşır. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>4. Uyarıcılar (Stimülanlar</span></b><span>): Amfetamin, kokain, MDMA; dopamin ve noradrenalin artışı yapar. Psikotik belirtiler gelişebilir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>5. Sedatif-Hipnotikler</span></b><span>: Barbitüratlar, benzodiazepinler; GABA üzerinden etki eder. Ani kesilme nöbet riski oluşturabilir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>6. Halüsinojenler</span></b><span>: LSD, psilosibin vb.; serotonerjik sistem üzerinden algı değişikliklerine yol açar. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>7. Uçucu Maddeler</span></b><span>: Tiner, benzen, yapıştırıcılar; özellikle ergenlerde nörotoksisite riski taşır. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>8. Kannabis:</span></b><span> THC içeriği ile algı ve bilişsel işlevleri etkiler; yatkın bireylerde psikoz riskini artırabilir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>9. Diğer Maddeler</span></b><span>: PCP, ketamin, GHB, anabolik steroidler ve nitritler farklı mekanizmalarla bağımlılık riski taşır. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Alkol kullanım bozukluğu, ruhsal hastalıklarla eş zamanlı seyredebiliyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Alkol kullanım bozukluğunun DSM-5’e göre; alkolün problemli bir kullanım örüntüsü ile klinik olarak belirgin bozulma ya da sıkıntıya yol açması durumu olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Tanı ölçütleri madde kullanım bozukluğu ile paraleldir ve yine son 12 aylık dönem esas alınır. Alkol kullanım bozukluğunda genetik yatkınlık, erken yaşta başlama, erkek cinsiyet (epidemiyolojik olarak daha yüksek oran), eşlik eden psikiyatrik bozukluklar, travma öyküsü, yüksek stres düzeyi risk faktörleri arasında sayılabilir. Alkol kullanım bozukluğu, sıklıkla depresyon ve anksiyete bozuklukları ile eş zamanlı seyretmektedir” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Aileler madde bağımlılığında bu belirtilere dikkat etmeli      </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Madde kullanım bozukluğunun çoğu zaman davranış değişiklikleriyle kendini gösterdiğini belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Ani arkadaş çevresi değişikliği, akademik performansta düşüş, uyku ve iştah düzensizliği, aşırı para harcama veya ihtiyacında artış, son zamanlarda içe kapanma veya irritabilite (çabuk sinirlenme) artışı, göz kızarıklığı, kilo değişimi vb. fiziksel belirtiler görülmesi halinde ailelerin aklına madde kullanımı ihtimali gelmelidir. Aileler özellikle ergenlik döneminde başlayan ani ve belirgin değişikliklere dikkat etmelidir. Ancak kesin tanı klinik değerlendirme ile ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı tarafından konur. Suçlayıcı değil destekleyici bir iletişim yaklaşımı erken müdahale açısından kritik öneme sahiptir” diye konuştu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Tedavi multidisipliner yaklaşım ile toplum temelli yaklaşım gerektiriyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Madde kullanım bozukluğunun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Tedavi multidisipliner yaklaşım ile toplum temelli bir yaklaşım gerektirir. Tıbbi değerlendirme ve detoksifikasyon, farmakolojik tedaviler (maddeye özgü), bilişsel davranışçı terapiler, motivasyonel görüşmeler, aile terapileri, grup terapileri, rehabilitasyon ve relaps önleme programları ile bireyin ihtiyacına özgü tıbbi ve psikolojik takip, tedavi ve rehabilitasyon planlanır. Yine bireyin ihtiyacına özel sosyal, ekonomik, barınma ve iş desteği kurumlararası iş birliği ile sağlanarak madde kullanım bozukluğu olan bireyin damgalanmadan, toplumla bütünleşmesi hedef alınır. Nüks görülebilir; bu durum tedavinin başarısız olduğu anlamına gelmez; hastalığın kronik doğasının bir parçası olduğunu kabul edip; tedavi ve rehabilitasyon sürecine devam edilir” diye konuştu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Madde bağımlılığının önlenmesinde ailelere önemli görevler düştüğünü ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Öncelikle aile içinde açık ve güvenli iletişimin temelleri atılmalıdır. Çocuğun/gencin kendisini ifade etmesine imkân sağlanmalıdır. ‘Hayır’ diyebilme becerisinin geliştirilmesi önemlidir. Bunların yanı sıra stres yönetimi, stresle sağlıklı baş etme yöntemi olarak spor, sanat ve güvenli sosyal etkinliklere yönlendirme etkili yöntemler arasında yer almaktadır” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yaşam becerileri erken yaşlardan itibaren kazandırılmalıdır</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken yaşta yaşam becerileri eğitiminin kazandırılmasının da madde bağımlılığının önlenmesinde etkili olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Özellikle ergenlik döneminde yargılayıcı, eleştirici yaklaşımdan uzak; aşırı koruyucu kollayıcı da olmadan, ilişkilerde sınır koymasını bilen, arkadaş seçimine özen gösteren, özgüvenli, aile bağları güçlü bireyler yetiştirmek ailelerin birincil görevi olmalıdır” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Aileden başlayarak topluma da önemli görevlerin düştüğünü belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Toplum olarak iyi birer rol model olma sorumluluğunu üstlenmemiz gerekiyor. Evde önce aile, sonra okulda öğretmenler bu rolü üstlenirken; artık sosyal medya kullanıcısı olarak hepimiz ve özellikle de medya iletişim kanallarında bağımlılık yapıcı maddeleri özendirici reklam, tutum ve davranışlardan uzak olmak gerekiyor. Madde ve alkol kullanım bozuklukları; biyolojik, psikolojik ve sosyal etmenlerin etkileşimi ile ortaya çıkan kronik beyin hastalıklarıdır. Erken tanı, damgalamanın azaltılması, önleyici toplum temelli programlar ve erişilebilir ruh sağlığı hizmetleri bağımlılıkla mücadelede temel stratejilerdir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bağımlılıkla topyekûn mücadele gerekiyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Uyuşturucu madde ve alkol kullanım bozukluğu ile mücadelede toplumsal desteğin önemini vurgulayan Prof. Dr. Hülya Ensari, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Koruyucu önlemlerden sonra erken müdahale için damgalama ile mücadele, bağımlılığın irade sorunu olmaktan çıkıp; kronik bir beyin hastalığı olduğu bilincinin topluma yayılması son derece önemlidir. Bağımlılığın her türlüsünün tedavi edilebilir bir durum olduğu bilinci ile topyekûn mücadele yapılmalıdır. Bunun için Alo 191 Uyuşturucu ile Mücadele Danışma ve Destek Hattı, aile hekimlikleri, sağlıklı yaşam merkezleri, en yakın devlet hastanesindeki ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı poliklinikleri, AMATEM, ÇEMATEM, YEDAM (Yeşilay Danışmanlık Merkezi)’ne başvurabilir; danışmanlık ve destek alabilirsiniz.”</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergenlikte-baslayan-ani-ve-belirgin-degisikliklere-dikkat-617509">Ergenlikte başlayan ani ve belirgin değişikliklere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hipnoterapi davranışları yeniden kodluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-davranislari-yeniden-kodluyor-617308</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 09:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[davranışları]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoz]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kodluyor]]></category>
		<category><![CDATA[Seans]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Telkin]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617308</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapinin ne olduğu, hipnozdan farkı, uygulama süreci, etkileri ve özellikle yeme bozuklukları ile kilo kontrolünde nasıl kullanıldığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-davranislari-yeniden-kodluyor-617308">Hipnoterapi davranışları yeniden kodluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapinin ne olduğu, hipnozdan farkı, uygulama süreci, etkileri ve özellikle yeme bozuklukları ile kilo kontrolünde nasıl kullanıldığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Hipnoterapide hipnoz tekniğinden yararlanılarak tedavi amaçlanır! </strong></p>
<p>Hipnoterapinin, hipnoz tekniğinden yararlanılarak uygulanan bir psikoterapi yöntemi olduğunu aktaran Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Tıp dünyasında hipnoterapi bir psikoterapi yöntemi olarak kabul edilir.” dedi.</p>
<p>Hipnoz ile hipnoterapinin aynı şey olmadığına değinen Öztekin, “Hipnoz; bir kişi ya da grubu söz, bakış ve telkin gibi yollarla geçici bir süre etki altına alma durumudur. Bu süreçte kişinin dikkati belirli noktalara yoğunlaştırılır ve bilinçaltı daha aktif hale gelir. Hipnoterapide ise hipnoz tekniğinden yararlanılsa da temel amaç tedavidir. Daha çok psikiyatrik ve ruhsal hastalıklarda, ayrıca kişisel gelişim alanlarında uygulanır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Herkes, farkında olmadan yaşamı boyunca hipnoz hali yaşar! </strong></p>
<p>Her insanda doğuştan hipnotik etki altına girme özelliği olduğuna işaret eden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Hipnoza girmeyeceğini düşünen kişiler dahil herkes, yaşamı boyunca farkında olmadan birçok kez hipnoz hali yaşar.” dedi.</p>
<p>Bir film seyrederken, bir konuşmayı dinlerken ya da akvaryumda balıkları izlerken hipnotik bir odaklanma hali oluşabileceğini dile getiren Öztekin, “Uzun yolculuklarda görülen ‘yol hipnozu’ bu duruma örnek olarak verilebilir. Oyuncağıyla oyuna dalmış bir çocuğun dış dünyaya tepkisiz kalması ya da kişinin yaptığı işe yoğunlaşarak çevresini fark etmemesi de benzer bir odaklanma halidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hipnozun etki alanı beyin olduğu için etkisi kalıcı oluyor! </strong></p>
<p>Hipnoterapinin kaç seans süreceğinin, çözülmek istenen soruna, kişinin yaşadığı çevreye, hipnoterapistin kullandığı telkin ve terapi yaklaşımına, terapistle kurulan güven ilişkisine ve kişinin kişilik özelliklerine bağlı olduğunu kaydeden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “En az 10 seans uygulanır. Özellikle ilk seanslar arasındaki sürenin çok uzun tutulmaması önerilir.” dedi.</p>
<p>Haftada 2-3 seansla başlanmasının ve ilerleyen süreçte seans aralıklarının açılmasının, tedavinin daha etkili ve kalıcı olması açısından önemli olduğunu vurgulayan Öztekin, şunları söyledi:</p>
<p>“Hipnozun etki alanı beyin olduğu için etkisinin kalıcı olduğu belirtiliyor. Örneğin kilo verme sürecinde ‘rejim’ ve ‘diyet’ gibi kavramlar bilinçaltı için olumsuz çağrışımlar oluşturabilir. Kişi sevdiği yiyecekleri bırakmak zorunda kaldığını düşünür ve bu durum çoğu zaman diyet sonrasında daha fazla kilo alımıyla sonuçlanabilir. Oysa kontrolsüz yemenin nedenleri bilinçaltında gizlidir. Stres, gerginlik, endişe, suçluluk ve kızgınlık gibi olumsuz duygular aşırı yeme davranışına yol açabilmektedir.”</p>
<p><strong>Amaç, kişiye özel telkinlerle etkili bir tedavi süreci yürütmek! </strong></p>
<p>Yeme bozukluğu tanısı ya da şikâyeti ile başvuran danışanlarla ilk seansta ayrıntılı bir psikolojik değerlendirme yapıldığını aktaran Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Bireyin temel kişilik özellikleri, ailesi, yaşam tarzı, ilişkileri, geçmişte yaşadığı travmalar, mevcut korku ve kaygıları ile takıntıları ele alınır. Yeme bozukluğunda her bireyde farklı davranışlar ve tetikleyiciler görülebileceği için, yeme davranışına ilişkin ayrıntılı sorular yöneltilir.” dedi.</p>
<p>Obezite vakalarında; yeme davranışı bozukluğunun ne zaman başladığı, hangi yaşta ortaya çıktığı, hangi yiyeceklerde kontrol kaybının arttığı, günün hangi saatlerinde yoğunlaştığı ve bu davranışa eşlik eden sigara, alkol, kahve ya da çay gibi alışkanlıkların olup olmadığının değerlendirildiğine dikkat çeken Öztekin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Amaç, bireye özgü yeme davranışlarını belirleyerek kişiye özel telkinler hazırlamak ve etkili bir tedavi süreci yürütmektir. Hipnoterapi, yeme davranışı üzerinde etki göstermeyi hedefler. Bu yöntemde diyet programı ya da kısıtlama uygulanmaz. Etki, kişinin iradesini zorlamak yerine hipnotik etki altında verilen telkinlerle beyindeki yanlış kodlamaların düzeltilmesi ve sağlıksız dürtülerin ortadan kaldırılması üzerinden sağlanır. Aşırı ve kontrolsüz yeme davranışı ortadan kaldırıldığında bireyin normal yeme alışkanlığı kazanması ve sağlıklı, düzenli şekilde kilo vermesi hedeflenir. Yeme bozukluğu psikolojik bir sorun olarak ele alındığından, sorunun psikolojik yöntemlerle çözülmesi verilen kiloların kalıcı olmasına katkı sağlar.</p>
<p>Son olarak, ‘bir seansta kilo verme’ gibi sloganlarla sunulan yöntemlerin gerçekçi olmadığı ve bilimsel bir karşılığının bulunmadığı unutulmamalı.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-davranislari-yeniden-kodluyor-617308">Hipnoterapi davranışları yeniden kodluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüksek kan şekeri kalıcı görme kaybına neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuksek-kan-sekeri-kalici-gorme-kaybina-neden-olabilir-616923</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 10:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[Diyabetik Retinopati]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[Görme Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasar]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Retina]]></category>
		<category><![CDATA[şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616923</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyabet, ülkemizde görme kaybının en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Uygun şekilde tedavi edilmediği ve düzenli takip edilmediği takdirde geri dönüşü olmayan kalıcı görme kaybına ve körlüğe yol açabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-kan-sekeri-kalici-gorme-kaybina-neden-olabilir-616923">Yüksek kan şekeri kalıcı görme kaybına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diyabet, ülkemizde görme kaybının en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Uygun şekilde tedavi edilmediği ve düzenli takip edilmediği takdirde geri dönüşü olmayan kalıcı görme kaybına ve körlüğe yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan,</strong> diyabetik retinopatinin diyabetin en sık görülen ve tedavi edilmediği takdirde körlüğe neden olabilen en önemli komplikasyonu olduğunu belirterek, “Retina, gözün içini kaplayan ve görüntüyü algılayarak beyne ileten sinir tabakasıdır. Aslında görme fonksiyonunu gerçekleştiren ana yapıdır. Diyabetik retinopatide bu yapı yüksek kan şekerine bağlı olarak hasar görür ve tedavide gecikildiğinde kalıcı görme kaybı oluşur” diyor.  <strong>Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan,</strong>  bu nedenle diyabetik retinopatinin erken dönemde tedavi edilmesinin göz sağlığı açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, &#8220;Diyabet tanısının ardından, hiçbir yakınmaları olmasa bile hastaların düzenli göz kontrollerini yaptırmaları gerekmektedir. Bu sayede, ortaya çıkan sorunlara erken dönemde müdahale edilmesi, görme kaybı riskini önemli ölçüde azaltır ve çoğu zaman önlenebilir hale getirir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Her 10 hastadan yaklaşık 3’ünde görülüyor!</strong></p>
<p>Gözün sinir tabakası olan retinanın<strong> </strong>hasar görmesiyle meydana gelen diyabetik retinopati, diyabetik hastaların yaklaşık yüzde 30–35’inde görülüyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, retinopati gelişme riskinin hastalığın süresiyle doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayarak, “Genellikle diyabet başlangıcından yaklaşık 5 yıl sonra gözde ilk patolojik değişiklikler ortaya çıkmaya başlar ve hastalık süresi uzadıkça retinopati görülme sıklığı da artar. Türk Diyabetik Retinopati Epidemiyoloji Çalışması’na göre, diyabet süresi 15 yılı aştığında hem kadınlarda hem erkeklerde görülme oranı yaklaşık yüzde 66’ya yükselir. Ayrıca, kan şekeri düzeylerinin iyi kontrol edilememesi ve hipergliseminin uzun süre devam etmesi, retinal hasarın şiddetini de belirgin şekilde artırır” diyor. <strong> </strong></p>
<p><strong>Kalıcı görme kaybına neden olabilir!</strong></p>
<p>Diyabet temel olarak bir damar hastalığı olduğu için kanda yüksek düzeydeki glukozun uzun süre damar içinde dolaşması, damar duvarında yapısal bozulmaya yol açıyor. Bu hasar sonucu kan hücreleri, serum, proteinler ve lipidler, gözün sinir tabakası olan retinaya sızarak, ödem ve kanamalara neden oluyor. Bu tablo görme keskinliğinde azalmayla sonuçlanıyor.  Prof. Dr. Berna Özkan, hastalık ilerledikçe hasar gören damar duvarlarının zayıfladığını ve damarlarda tıkanmalar oluştuğunu belirterek, ”Bunun sonucunda retina yeterli kan ile oksijen alamaz; iskemi olarak adlandırılan süreç meydana gelir ve retina hücrelerinde kayıp başlar.  Bu evrede ortaya çıkan görme kaybı sinir hücrelerinin yenilenme kapasitesi olmadığı için çoğu zaman geri dönüşsüz, yani kalıcı olur” diye konuşuyor.  Hastalığın ilerlemesi durumunda retina dekolmanı gelişebileceği uyarısında bulunan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, “Bu evreye geldiğinde görme seviyesi yalnızca ışığı ayırt edebilecek seviyeye düşebilir” diyor. </p>
<p><strong>Glokomdan katarakta… </strong></p>
<p>Diyabet, retina dışında gözün başka yapılarını da etkileyebiliyor. Katarakt, glokom (göz tansiyonu), kornea ve oküler yüzey hastalıkları ile enfeksiyonlara yatkınlık bu etkiler arasında yer alıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, özellikle enfeksiyonlara yatkınlığın klinik açıdan büyük önem taşıdığını anlatarak,  şöyle devam ediyor: “Diyabetik hastalarda immün yanıtın zayıflaması nedeniyle, normalde vücutta zararsız şekilde bulunabilen ya da günlük yaşamda karşılaşılan mikroorganizmalar, göz içinde ciddi, hatta görmeyi tehdit eden enfeksiyonlara (endoftalmi) yol açabilir. Ayrıca diyabet, göz hareketlerini sağlayan kranial sinirlerde mikroiskemik hasara neden olarak göz kaslarında felçlere ve buna bağlı çift görmeye (diplopi) sebep olabilir.”</p>
<p><strong>Yılda bir kez</strong> <strong>göz muayenesi çok önemli!</strong></p>
<p>Diyabetik retinopatide ilk damar değişiklikleri başladığında hastanın görme keskinliği hemen etkilenmeyebiliyor. Bu nedenle, diyabet tanısı konulduğunda düzenli göz muayeneleri ve ortaya çıkan sorunlara erken dönemde müdahale edilmesi, ciddi görme kaybının önlenmesi açısından kritik önem taşıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, diyabet tanısı alan ve henüz göz bulgusu saptanmayan hastaların yılda bir kez göz muayenesi yaptırmaları gerektiğini anlatarak, “Erken dönem retinopati bulguları tespit edildiğinde takip aralığı genellikle 6 aya indirilmektedir. İleri evre bulguların varlığında ise muayene sıklığı, hastalığın şiddetine ve klinik durumuna göre daha da artırılır” diyor. Prof. Dr. Berna Özkan, kontrol zamanı henüz gelmemiş olsa bile görme keskinliğinde azalma ve görme alanında kayıp fark edildiğinde veya şiddetli bir göz ağrısı oluştuğunda zaman kaybetmeden göz hekimine başvurmanın son derece önemli olduğunu vurguluyor. </p>
<p><strong>Görme keskinliğinde artış sağlanabiliyor!</strong></p>
<p>Günümüz tedavi yöntemleri sayesinde birçok hastada tam görme kaybının önüne geçmek mümkün olabiliyor. Diyabetik retinopati geliştiğinde, damar sızıntısına bağlı retina ödemi oluşmuşsa, göz içi enjeksiyon tedavileriyle ödem azaltılabiliyor. Bu tedavi sayesinde çoğu hastada görme keskinliğinde artış sağlanabildiğini aktaran Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hastalık ilerleyip retina damarlarında tıkanmaya bağlı iskemi, yani doku tahribatı geliştiğinde ise iskemik retina alanlarına lazer fotokoagülasyon uygulanması gerekir. Daha ileri evrelerde diyabetik retinopatiye bağlı göz içi kanama, traksiyonel retina dekolmanı veya bağışıklık sistemindeki zayıflığa bağlı göz içi enfeksiyonlar ortaya çıkabilir. Bu durumlarda vitreoretinal cerrahiyle kanamalar temizlenebilir, retina yeniden yatıştırılabilir ve gözün bütünlüğü korunabilir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-kan-sekeri-kalici-gorme-kaybina-neden-olabilir-616923">Yüksek kan şekeri kalıcı görme kaybına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon Kanserinde 7 Risk Faktörüne Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-7-risk-faktorune-dikkat-616897</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 09:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[faktörüne]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kanserler]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Kolorektal Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616897</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolorektal kanserler dünyada ve ülkemizde de sık görülen kanser türleri arasında üçüncü sırada yer alıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-7-risk-faktorune-dikkat-616897">Kolon Kanserinde 7 Risk Faktörüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolorektal kanserler dünyada ve ülkemizde de sık görülen kanser türleri arasında üçüncü sırada yer alıyor. Genetik faktörler, obezite, düzensiz beslenme alışkanlıkları, sigara kullanımı gibi faktörler kolorektal kanserlere zemin hazırlayabiliyor. 45 yaş üzerinde, her iki cinsiyette de daha sık görülmeye başlayan bu kanserler, kalın bağırsağın iç yüzeyinde gelişen poliplerin zamanla kanserleşmesi ile ortaya çıkıyor. Kolonoskopisi ile erken teşhis edilebilen kolon kanseri ilk 5 yıllık süreçte sağ kalımı % 90 oranında artırabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Erdem Akbal, 1-31 Mart Kolon Kanseri Farkındalık Ayı” kapsamında kolon kanserinin nedenleri, erken teşhisin önemi ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Kolon (kalın bağırsak) kanseri, tüm dünya ile birlikte ülkemizde de hem erkeklerde hem kadınlarda en sık görülen kanserler arasında üçüncü sırada, kansere bağlı ölümler açısından ise ikinci sarıda gelmektedir. Kolon kanserinin dünyada görülme sıklığı incelendiğinde tüm dünyada  artış eğiliminde olduğu belirlenmiştir. Ancak bununla birlikte erken tanı ve tarama programlarının yaygınlaştırılması da hastalığın tedavisinde önemli oranda artış olduğu ortaya çıkmıştır. Kolorektal kanserlerin büyük çoğunluğu adenomatöz poliplerden gelişmektedir. Adenom–karsinom sekansı olarak tanımlanan bu süreç genellikle 5–10 yıllık bir zaman dilimini kapsar. Bu biyolojik süreç, hastalığın tarama programları ile erken evrede saptanmasına ve hatta premalign lezyon aşamasında önlenmesine olanak tanımaktadır.</p>
<p><strong>Tarama 45 yaş sonrası olarak güncellendi</strong></p>
<p>Kalın bağırsak ve rektum kanserleri ailesel, genetik geçişli ve rastlantısal olarak üç sebeple ortaya çıkmaktadır. Kromozom bozukluğu, genetik yapıdaki yapısal ve kimyasal değişimler de kanser sürecinin sebepleri arasında yer almaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda kolon kanserinin görülme yaşının giderek daha erken yaş gruplarına kaydığını ortaya koymuştur. Bu nedenle birçok uluslararası kılavuz, ortalama riskli bireylerde tarama başlangıç yaşını 45 olarak güncellemiştir. Bu yaklaşım, erken başlangıçlı kolorektal kanser vakalarındaki artışa karşı koruyucu bir strateji olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Ailenizde kalın bağırsak kanseri varsa…</strong></p>
<p>Kolon kanseri gelişiminde genetik ve çevresel faktörler birlikte rol oynamaktadır. Ailesinde birden fazla kalın bağırsak kanseri olan, kolonoskopide 1 cm’den büyük, yüksek derecede farklılaşma gösteren polip bulunanların diğer aile bireylerinde de kanser riskinin arttığı göstermektedir. Kolorektal kanserini artıran başlıca sebepler şunlardır;</p>
<ol>
<li>45 yaş ve üzeri olmak</li>
<li>Ailede kolorektal kanser öyküsü</li>
<li>Obezite ve metabolik sendrom</li>
<li>Sedanter yaşam tarzı</li>
<li>Liften fakir, kırmızı ve işlenmiş etten zengin beslenme</li>
<li>Sigara ve aşırı alkol tüketimi</li>
<li>İnflamatuvar bağırsak hastalıkları</li>
</ol>
<p><strong>Kolorektal kanserler belirti vermeden ilerliyor</strong></p>
<p>Kolorektal kanserler çoğu zaman erken evrede hiçbir belirti vermeden seyretmektedir. Semptomlar genellikle hastalık ilerlediğinde ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle tarama programlarının semptomdan bağımsız olarak yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. İleri evredeki kolorektal kanserin belirtileri şunlardır;</p>
<ul>
<li>Dışkılama alışkanlığında değişiklik</li>
<li>Rektal kanama</li>
<li>Demir eksikliği anemisi</li>
<li>Karın ağrısı</li>
<li>Açıklanamayan kilo kaybı</li>
</ul>
<p><strong>Kolonoskopi teşhis ve tedavide önemli kolaylık sağlıyor</strong></p>
<p>Kolonoskopi, kolorektal kanser taramasında altın standart yöntem olarak kabul edilmektedir. Kononoskopi, tanının yanı sıra tedavi ve iyileşmede de hasta için önemli bir avantaj sağlamaktadır. Çünkü aynı işlem sırasında poliplerin çıkarılabilmesi, kolon kanserini önleyici etkisinin temelini oluşturmaktadır. Normal bir kolonoskopi sonrası ortalama riskli bireylerde genellikle 10 yıl arayla tekrar önerilmektedir. Ancak bu süre, bireysel risk faktörlerine ve saptanan lezyonların özelliklerine göre değişiklik de gösterebilmektedir.</p>
<p><strong>Belirti yoksa da taramalarınızı yaptırın</strong></p>
<p>Erken evrede saptanan kolorektal kanserlerinde 5 yıllık sağ kalım oranları %90’ın üzerindeyken, ileri evrede saptanan ve tedavisine başlanan hastalıkta bu oran %15’lere kadar düşebilmektedir. Bu nedenle tarama programları ve toplum farkındalığı hayati önem taşımaktadır. Çünkü bilinirlik ile kolon kanserini önlenebilir ve erken tanı ile yüksek oranda tedavi edilebilir bir hastalık olduğu bilinmesi gerekir. Ailesinde kanser öyküsü olan bireylerin hiçbir belirti beklemeden, hekim önerisi doğrultusunda kolonoskopi yaptırması, 45 yaşını dolduran her bireyin ise tarama programına katılması yaşam kurtarıcıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-7-risk-faktorune-dikkat-616897">Kolon Kanserinde 7 Risk Faktörüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan&#8217;da Göz Kuruluğu Belirginleşebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazanda-goz-kurulugu-belirginlesebiliyor-616852</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 08:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirginleşebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[kuruluğu]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616852</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayında oruç ile birlikte vücudumuz yeni bir beslenme ve uyku ritmine geçiyor. Haliyle göz sağlığımız da bu değişikliklerden etkileniyor. Özellikle de ekran sürelerinin artması kuru göz hastalığına davetiye çıkarabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-goz-kurulugu-belirginlesebiliyor-616852">Ramazan&#8217;da Göz Kuruluğu Belirginleşebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında oruç ile birlikte vücudumuz yeni bir beslenme ve uyku ritmine geçiyor. Haliyle göz sağlığımız da bu değişikliklerden etkileniyor. Özellikle de ekran sürelerinin artması kuru göz hastalığına davetiye çıkarabiliyor. </p>
<p>Doç. Dr. Başak Bostancı, Ramazan ayında göz sağlığındaki hassasiyetin arttığını belirterek, “Uzun süreli susuzluk ve artan dijital mesai nedeniyle gözlerimiz daha fazla özen bekliyor. Kontrollü ekran kullanımı ve iftar ile sahur arasındaki dengeli sıvı alımı bu dönemdeki gözyaşı kalitemizi korumanın en önemli anahtarıdır” diyor.</p>
<p><strong> Bulanık görme meydana gelebilir</strong></p>
<p>Vücudun uzun süre sıvıdan uzak kalmasının gözyaşı üretimini azaltabileceğini belirten Doç. Dr. Başak Bostancı, bu durumun sadece basit bir yanma hissiyle sınırlı kalmadığını belirtiyor: &#8220;Gözyaşının yağ, su ve müsin tabakalarından oluşan dengesi bozulduğunda; kızarıklık, batma ve kaşıntı gibi şikayetlerin yanı sıra &#8216;görme fluktuasyonu&#8217; dediğimiz görme bulanıklıkları meydana gelebilir. Özellikle ailesinde şeker hastalığı öyküsü olanlar, 40 yaş üstü bireyler ve yüksek miyopisi bulunanlar için Ramazan öncesi ve esnasında kapsamlı bir göz taraması hayati önem taşır.&#8221;</p>
<p><strong> Dijital ekran sendromuna karşı 20-20-20 kuralı</strong></p>
<p>Ramazan’da vakit geçirmek amacıyla artan dijital ekran kullanımının &#8220;Dijital Ekran Sendromu&#8221;nu tetiklediğini hatırlatan Doç. Dr. Başak Bostancı, ekran başında daha az göz kırpmanın kuruluğu şiddetlendirdiğini söylüyor. Bu noktada basit ama etkili bir göz koruma yöntemi olan <strong>20-20-20 kuralını</strong> öneriyor: <em>&#8220;Her 20 dakikada bir, en az 20 saniye boyunca, yaklaşık 6 metre (20 fit) uzağa bakmak göz kaslarını dinlendirir ve göz kuruluğunu önlemeye yardımcı olur.&#8221;</em></p>
<p><strong> Tedavide Kişiye Özel &#8220;Basamaklı&#8221; Yaklaşım</strong></p>
<p>Göz kuruluğunun tedavisinde tek bir mucizevi ilacın olmadığını, &#8220;basamaklı tedavi&#8221; yönteminin esas alınması gerektiğini belirten Doç. Dr. Başak Bostancı, tedavi sürecini şu şekilde anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Tedaviye her zaman risk analiziyle başlıyoruz. Hastanın sistemik hastalıklarını, (hipotiroidi, diyabet, hipertansiyon), kullandığı ilaçları (antihistaminikler, antidepresanlar, doğum kontrol hapları) ve çalışma ortamını titizlikle inceliyoruz. İhtiyaca göre klinik ortamda uyguladığımız testlerle gözyaşının miktarının mı yoksa kalitesinin mi (buharlaşma süresi) sorunlu olduğunu saptıyoruz. Tedavide eksik olan bileşene göre seçilen suni gözyaşı damlalarının yanı sıra, daha ciddi vakalarda antiinflamatuar ilaçlar, kirpik hijyeni için özel şampuanlar ve sıcak kompresler kullanılabiliyor.” </p>
<p><strong>Modern Çözümler: IPL ve Maske Tedavileri</strong></p>
<p>Geleneksel yöntemlerin yetersiz kaldığı durumlarda teknolojik çözümleri devreye aldıklarını belirten Doç. Dr. Başak Bostancı, özellikle kirpik diplerindeki yağ bezlerini hedef alan IPL yani Yoğun Atımlı Işık<strong> </strong>ve maske tedavilerinin, deneyimli hekimler tarafından uygulandığında olumlu sonuçlar verdiğini belirtiyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-goz-kurulugu-belirginlesebiliyor-616852">Ramazan&#8217;da Göz Kuruluğu Belirginleşebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sigara bırakmada ilaç ve davranış terapisi birlikte etkili oluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sigara-birakmada-ilac-ve-davranis-terapisi-birlikte-etkili-oluyor-616658</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 11:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlı]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[bırakmada]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[duman]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[nargile]]></category>
		<category><![CDATA[nikotin]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[tütün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616658</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sigara bağımlılığının kronik, tedavi edilebilen, tıbbi destek gerektirebilen bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dilek Toprak, en etkili yaklaşımın ilaç tedavisi ve davranış terapisinin birlikte uygulanması olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sigara-birakmada-ilac-ve-davranis-terapisi-birlikte-etkili-oluyor-616658">Sigara bırakmada ilaç ve davranış terapisi birlikte etkili oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Sigara bağımlılığının kronik, tedavi edilebilen, tıbbi destek gerektirebilen bir hastalık olduğunu belirten <span>İstanbul Atlas Üniversitesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dilek Toprak, e</span>n etkili yaklaşımın ilaç tedavisi ve davranış terapisinin birlikte uygulanması olduğunu söyledi. Tedavisiz bırakma girişimlerinde 1 yıllık başarı oranının genellikle yüzde 3–5 civarında olduğunu söyleyen Prof. Dr. Dilek Toprak, farmakolojik destekle bu oranın yüzde 15–35’e kadar çıkabildiğini, kombine tedavilerde oranın daha da arttığını söyledi. Nargilenin içim süresi, dumanın miktarı ve kullanılan tütünün yapısı nedeniyle sigaradan daha zararlı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dilek Toprak, </span></b><b><span>bir nargile seansında, bir kişinin 100 ya da daha fazla sigara dumanı kadar duman soluduğunu kaydetti.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dilek Toprak, Yeşilay Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada nikotin bağımlılığı, sigara ve nargile kullanımının etkilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Sadece tek kullanım bile bağımlılık riskini artırıyor</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Sigaranın temel bağımlılık yapıcı maddesinin nikotin olduğunu belirten<span> Prof. Dr. Dilek Toprak, “</span>Nikotin, beyindeki dopamin salınımını tetikleyerek kişide keyif ve ödül hissi yaratır. Bu his, zamanla beynin nikotine karşı tolerans geliştirmesine ve aynı etkiyi elde etmek için daha fazla maddeye ihtiyaç duymasına neden olur. Nikotin son derece bağımlılık yapıcıdır, sadece bir kez kullanmak bile, beyniniz üzerindeki anlık etkisi nedeniyle bağımlı hale gelme riskini artırır” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Fiziksel ve psikolojik bağımlılık ortaya çıkıyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Nikotin bağımlılığında, fiziksel ve psikolojik olarak, vücudun sürekli olarak bu kimyasala &#8220;bağımlı&#8221; hale geldiğini kaydeden <span>Prof. Dr. Dilek Toprak, “</span>Fiziksel bağımlılık, vücudun </span><span><span><span>yoksunluk belirtilerinden</span></span></span><span> kaçınmak için nikotine ihtiyaç duyması durumudur. Yoksunluk belirtileri nikotin kullanımını bıraktığınızda yaşadığınız huzursuzluk, sinirlilik, konsantrasyon güçlüğü gibi hoş olmayan hislerdir. Psikolojik bağımlılıkta ise o alışkanlık, günlük rutininizin bir parçası olmuştur. Kahve ile sigara içmek, sinirlenince sigara içmek gibi eşleşmeler yapılır. Bu gibi durumlarda içme ihtiyacı hissedilir” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Tütün salgını, en büyük halk sağlığı tehditlerinden biri</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) tütünün yaygın kullanımı için &#8220;tütün salgını&#8221; ifadesini kullandığını belirten <span>Prof. Dr. Dilek Toprak</span>, “Dünya Sağlık Örgütü, bunun şimdiye kadar karşılaştığımız en büyük halk sağlığı tehditlerinden biri olduğunu söylüyor ve yılda 8 milyondan fazla insanın ölümüne sebep olduğunu bildiriyor. Bu ölümlerin 1,2 milyonu pasif içicilikten kaynaklanıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün tahminlerine göre, 700 milyon çocuk yani dünyadaki çocukların yarısı tütün ürünü dumanına maruz kalmaktadır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Sigara bağımlılığı nasıl anlaşılır?</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Sigara bağımlılığının DSM-5 denilen evrensel tanı kriterleri olduğunu ifade eden <span>Prof. Dr. Dilek Toprak, b</span>u tanı kriterlerine göre son 12 ay içinde aşağıdaki kriterlerden en az 2’sinin bulunmasının nikotin bağımlılığını düşündürdüğünü söyledi. <span>Prof. Dr. Dilek Toprak, bu kirterleri şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span>Planlanandan daha fazla veya daha uzun süre sigara içme</span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span>Bırakma girişimlerinin başarısız olması</span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span>Sigara temini ve içimi için aşırı zaman harcama</span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span>Güçlü içme isteği</span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span>İş, okul veya sosyal sorumlulukların aksaması</span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span>Zararlı etkiler bilinmesine rağmen devam etme</span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span>Tolerans gelişimi</span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span>Yoksunluk belirtileri görülmesi</span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><b><span>Sigara bağımlılığında ilaç tedavileri etkili oluyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Sigara bağımlılığının tedavi edilebildiğini ve etkili tedavi yöntemleri olduğunu belirten <span>Prof. Dr. Dilek Toprak, “</span>En yüksek başarı oranı davranışsal destek ve ilaç tedavisi birlikteliği ile elde edilir. Bunların tek başına kullanımı bile bırakma oranlarını artırmaktadır. Farmakolojik tedavi yani ilaç tedavisinde Nikotin Replasman Tedavisi (NRT) ve bupropion preparatlarını oldukça sık kullanmaktayız Tedavisiz bırakma girişimlerinde 1 yıllık başarı oranı genellikle yüzde 3–5 civarındadır. Farmakolojik destekle bu oran yüzde 15–35’e kadar çıkabilir. Kombine tedavilerde oran daha da artar” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Tedavi sürecinde relaps görülmesi normal</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Tedavi sürecinde relaps (nüks) görülebildiğini belirten <span>Prof. Dr. Dilek Toprak, “</span>Bu durum tedavinin başarısız olduğu anlamına gelmez, bağımlılığın kronik doğasının göstergesidir. Sigara bağımlılığı kronik, tedavi edilebilen, tıbbi destek gerektirebilen bir hastalıktır. En etkili yaklaşım ilaç tedavisi ve davranış terapisinin birlikte uygulanmasıdır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bir nargile seansı 100 sigara dumanına bedel</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>N</span></span><span>argilenin sigaradan daha zararlı olabildiğini belirten </span><span><span>Prof. Dr. Dilek Toprak, b</span></span><span>unun nedeninin nargile içiminin süresi, dumanın miktarı ve kullanılan tütünün yapısı olduğunu ifade ederek nargilenin sigaraya kıyasla daha zararlı olmasının bazı nedenleri:</span></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span>Nargile kömürle yakıldığı için, karbonmonoksit gibi toksik gazlar da solunur. Ayrıca nargile dumanı, sigara dumanından daha fazla ağır metal, katran ve kanserojen maddeler içerebilir. </span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span>Nargile genellikle 30-60 dakika gibi uzun bir sürede içilir. Bu süre zarfında, bir nargile içicisi, sigara içen birinin aldığından çok daha fazla duman solur. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bir nargile seansının, bir kişinin 100 ya da daha fazla sigara dumanı kadar duman solumasına neden olabileceğini belirtmiştir.</span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span>Nargilede genellikle ağızlıklar paylaşıldığı için enfeksiyon riski fazladır. Tüberküloz, Herpes ve diğer enfeksiyon hastalıklarının yayılması daha kolaydır.</span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span>Nargiledeki su zararlı maddeleri yeterince filtrelemez ve duman hâlâ toksinler içerir.</span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><span>Nargile kullanımının sigaraya göre daha zararsız olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu belirten </span><span><span>Prof. Dr. Dilek Toprak</span></span><span>, “Her ikisi de ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir ancak nargilenin daha fazla duman çekilmesi ve karbonmonoksit gibi ek riskler taşıması nedeniyle daha tehlikeli olabileceği kabul edilmektedir​” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Tütün bağımlılığının önlenmesi için bu tavsiyelere dikkat!</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Tütün bağımlılığının önlenmesi noktasında hedefin </span></span><span>sigaraya başlamanın önlenmesi olması gerektiğini söyleyen <span>Prof. Dr. Dilek Toprak</span>, gençlerin ve çocukların bu tehlikeden korunması ve hiç başlamamaları için gayret gösterilmesi gerektiğini söyledi. <span>Prof. Dr. Dilek Toprak, önerlerini şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>-Ailelerin özellikle ebeveynlerin bilinçlendirmesi ve gençler üzerinde olumlu model olmaları önemlidir.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>-Elektronik sigara bir sigara bırakma yöntemi değildir. Sağlık açısından önemli riskler taşır.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>-Ailece düzenli ve kaliteli zaman geçiren, iletişimi güçlü ailelerin çocuklarının sigara ve alkolü bırakma oranı, diğer ailelere kıyasla daha yüksektir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>-Çocuğun akademik becerilerini desteklemek, okul dışı farklı aktivitelere yönlendirmek, daha olumlu arkadaş çevrelerine girmesine destek olmak da katkı sağlayacaktır.</span><span> Gençlerin spora, sanata ya da hobilerine yönlendirilmesi, boş zamanlarını sağlıklı aktivitelerle doldurmalarına yardımcı olur. Böylece riskli davranışlardan uzak kalabilirler a</span><span>ncak ebeveynlerden biri veya her ikisi sigara içiyorsa; çocuğunuzla konuşmanız, yasaklamanız, cezalar vermeniz pek de işe yaramayacaktır. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>-Sigarayı bırakmak için Sağlık Bakanlığı tarafından onaylı profesyonellerin görev yaptığı ve ülkemizin her bölgesinde kolayca ulaşılabilen Sigara Bırakma Polikliniklerinden yardım alabilirsiniz. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>-Sigara kullanımı hakkında eğitimler ve farkındalık çalışmaları, okullarda yaygın olarak yapılmalıdır.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>-Televizyon, radyo ve sosyal medya üzerinden sigaranın zararlarına yönelik bilinçlendirme kampanyaları yapılması etkili olur. Ünlü ve popüler kişilerin sigara karşıtı mesajlar vermesi, gençler üzerinde olumlu bir etki yaratabilir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>-Ergenler arasında sigaraya başlamanın altında yatan nedenler çoğu zaman stres, anksiyete veya depresyon gibi psikolojik sorunlar olabilir. Bu durumda, gençlere psikolojik destek sağlamak ve duygusal problemlerle başa çıkmalarını öğretmek önemli bir adımdır.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span>&#8211; Erken yaşta sigaraya başlamayı önlemek için bu adımlar hem devlet politikaları hem de toplumsal farkındalık açısından büyük önem taşır. Gençlerin sağlıklı tercihler yapabilmesi için doğru rehberlik ve destek almaları, uzun vadede toplum sağlığını iyileştirmeye katkı sağlar</span></span></span></p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sigara-birakmada-ilac-ve-davranis-terapisi-birlikte-etkili-oluyor-616658">Sigara bırakmada ilaç ve davranış terapisi birlikte etkili oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genellikle-masum-nedenlerden-kaynaklansa-da-616609</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 07:39:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[Genellikle]]></category>
		<category><![CDATA[horlama]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklansa]]></category>
		<category><![CDATA[masum]]></category>
		<category><![CDATA[nedenlerden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[oran]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku Apnesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616609</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vücudun gece boyunca yeterince nefes alamadığını haber veren bir alarm sistemi olan horlama, sosyal bir sorun olmasının dışında, kişinin kendi sağlığı için de ciddi bir risk göstergesi olabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genellikle-masum-nedenlerden-kaynaklansa-da-616609">Genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vücudun gece boyunca yeterince nefes alamadığını haber veren bir alarm sistemi olan horlama, sosyal bir sorun olmasının dışında, kişinin kendi sağlığı için de ciddi bir risk göstergesi olabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı,</strong> bu nedenle alarmı susturmak değil, neden çaldığını araştırmak gerektiğini belirterek, “Horlama normal bir durum değildir. Her horlayan kişide ciddi bir hastalık olmayabilir; ancak hayati risk taşıyan her uyku apnesi hastalığı önce horlama ile başlar. Dolayısıyla, horlamayı basit bir ses problemi olarak görmek yerine, bir sağlık sinyali olarak değerlendirmek gerekmektedir” diyor.  Eskiden  daha çok orta yaş ve üzeri bireylerde görülen horlamaya artık 20’li yaş grubunda da sık rastlandığına işaret eden <strong>Doç. Dr. Zerrin Boyacı,</strong> gençlerde artış gösteren obezitenin bu durumun en önemli nedenleri arasında yer aldığını vurgulayarak,  “Bilgisayar başında uzun süreli oturma, düzensiz uyku alışkanlıkları, fast food ve şeker içeren yiyeceklerle beslenme ve buna bağlı kilo artışı gençlerde horlama riskini artırmaktadır. Özellikle boyun çevresindeki yağ dokusu arttıkça üst solunum yolu daralmakta ve horlama ortaya çıkmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Modern yaşamla birlikte giderek artıyor </strong></p>
<p>Horlama; uyku sırasında üst solunum yolundaki dokuların daralma veya gevşeme nedeniyle titreşmeleri sonucu ortaya çıkan ses olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 30–40’ında zaman zaman horlama görülürken, düzenli ve kronik horlama oranı yüzde 20 civarında seyrediyor. Horlamanın görülme sıklığı ileri yaşlarda giderek artıyor. Öyle ki 30 yaş altı erkeklerde yüzde 10 oranında rastlanırken, 60 yaş üzerinde bu oran yüzde 60’a yükseliyor. Erkeklerde daha sık görülmekle birlikte, menopoz sonrası kadınlarda oran belirgin şekilde artıyor. Türkiye’de de benzer rakamlar söz konusu. Ayrıca, son yıllarda hem dünyada hem ülkemizde horlama sıklığında artış gözlendiği belirtiliyor. Bu yükselmenin en önemli nedenleri arasında; obezite, hareketsiz yaşam tarzı, uyku düzensizliği, stres, alerjik hastalıklar ve sigara kullanımındaki artış gösteriliyor.</p>
<p><strong>Horlamanın önemli nedenleri</strong></p>
<p>Doç. Dr. Zerrin Boyacı, kişinin aile ve sosyal hayatında önemli sorunlar oluşturabilen horlamaya yol açan etkenleri şöyle özetliyor: </p>
<p><strong>Obezite:</strong> İdeal kilonun yüzde 15 daha fazlasına sahip olan kişilerde horlama riski artmaktadır. Bunun nedeni ise boyun çevresindeki yağlanmanın üst solunum yolunu daraltması. Kadınlarda boyun çevresinin 38,10 cm’nin ve  erkeklerde 43,18 cm’nin üzerinde olması kritik değer olarak hesaplanmış.</p>
<p><strong>Burun tıkanıklığı:</strong> Septum deviasyonu, konka hipertrofisi, burun çatısının darlığı gibi statik bozukluklar ile alerjik rinit, sinüzit ve polip gibi enflamatuar bozukluklar önemli sebeplerini oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>Büyük geniz eti ve bademcikler:</strong> Özellikle gençlerde hava yolunu daraltabilmektedir.</p>
<p><strong>Alkol ve sigara kullanımı:</strong> Kas gevşemesi ve mukozal ödem artışına sebep olmaktadır. </p>
<p><strong>Sırtüstü uyuma: </strong>Dil kökünün geriye düşmesine yol açabilmektedir. </p>
<p><strong>Uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor!</strong></p>
<p>Horlama ile beraber görülen ve gece ani ölümlere sebep olabilen uyku apnesi üst solunum yolunun tamamen kapanması sonucu oluşuyor.<strong>  </strong>Horlama genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da yaşamsal risk taşıyan uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor!<strong> </strong>Özellikle gece nefes durmaları, sabahları yorgun uyanma, baş ağrısından yakınma, gün içinde uyku hali, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu gibi sorunlardan biri bile horlamaya eşlik ediyorsa, zaman kaybetmeden hekime başvurmak yaşamsal önem taşıyor. </p>
<p><strong>Uyku apnesi ani ölüme bile yol açabiliyor!</strong></p>
<p>Uyku apnesinde erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor. Bunun nedeni ise uyku apnesinin; hipertansiyon, kalp ritim bozuklukları, kalp krizi, inme ve diyabet gibi ciddi sağlık sorunlarına, hatta gece ani ölüme bile  yol açabilmesi. Ayrıca, insülin direnci ve kilo artışıyla kısır döngü oluşabiliyor. Tedavi edilmemiş uyku apnesi olan bireylerde trafik kazası riski de 2–7 kat artıyor. Uzun süreli uyku apnesi aynı zamanda beyinde hasara neden olarak; hafıza problemleri ve erken bilişsel gerileme riskini de artırabiliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, erken değerlendirmenin olası ciddi komplikasyonların önlenmesinde kritik rol oynadığını aktarıyor. </p>
<p><strong>Etkili ve kalıcı çözüm mümkün! </strong></p>
<p>Erken teşhis, doğru tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle horlamanın büyük oranda kontrol altına alınabildiğini belirten Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, “Horlama kader değildir. Doğru değerlendirmeyle çoğu hastada etkili ve kalıcı çözümler mümkündür. Önemli olan, geceleri bu sesi duymazdan gelmemektir” diye konuşuyor. Tedavinin kişiye özel planlandığını ve altta yatan nedene göre şekillendirildiğini vurgulayan Doç. Dr. Zerrin Boyacı, &#8220;Basit işlemler arasında yer alan radyofrekans uygulamaları, lazer destekli işlemler ve kişiye özel burun ile ağız içi apareyler, yaygın olarak başvurulan yöntemlerdir” diyor. </p>
<p><strong>Uyku apnesinde altın standart: CPAP maskesi!</strong></p>
<p>Horlamaya uyku apnesi eşlik ediyorsa, tedavide altın standart yöntemin CPAP maskesi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu tedavinin uyku sırasında hava yolunun açık kalmasını sağlayarak, solunum durmalarını önlediğini ve hastanın gece boyunca yeterli oksijen almasına yardımcı olduğunu belirtiyor.  </p>
<p><strong>Cerrahi yöntem gündeme gelebiliyor</strong></p>
<p>Özellikle ileri düzey ve yapısal sorunların eşlik ettiği tablolarda cerrahi seçenekler gündeme geliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, uyku apnesi olanlarda maske kullanmak istemeyenler için maksillofasyal ilerletme operasyonuna, yani çenenin öne alınması ameliyatına başvurulduğunu söyleyerek, şu bilgileri paylaşıyor: “Bu ameliyatın başarı oranı yüzde 97’ye kadar ulaşmaktadır. Bunun yanı sıra dil ve dil köküne yönelik cerrahiler ile yumuşak damağa yönelik cerrahi girişimler de horlamanın ve üst solunum yolu daralmasının giderilmesinde tercih edilen yöntemler arasında bulunmaktadır.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genellikle-masum-nedenlerden-kaynaklansa-da-616609">Genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atipik depresyonun gizli işareti: Reddedilme hassasiyeti!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/atipik-depresyonun-gizli-isareti-reddedilme-hassasiyeti-616228</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 12:38:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[atipik]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonun]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hassasiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[işareti]]></category>
		<category><![CDATA[reddedilme]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616228</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, atipik depresyonun belirtileri, risk faktörleri, günlük yaşama etkileri ve tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atipik-depresyonun-gizli-isareti-reddedilme-hassasiyeti-616228">Atipik depresyonun gizli işareti: Reddedilme hassasiyeti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, atipik depresyonun belirtileri, risk faktörleri, günlük yaşama etkileri ve tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Atipik depresyon, duygudurumun olaylara tepkisel olmasıyla ayırt ediliyor!</strong></p>
<p>Atipik depresyonun, depresyonun belirli özgün belirtilerle seyreden bir alt tipi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin “Klasik (majör) depresyondan en önemli farkı, duygudurumun çevresel olaylara tepkisel olmasıdır.” dedi.</p>
<p>Kişinin iç dünyasında yoğun bir çökkünlük yaşarken, dışarıdan zaman zaman enerjik ve iyi görünebileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “Olumlu bir gelişme karşısında kısa süreli bir iyilik hali oluşabilir; ancak bu düzelme kalıcı değildir ve yeniden depresif duygu durumuna dönülür. Bu tabloda sıklıkla aşırı uyuma, iştah artışı, kilo alma, kollar ve bacaklarda ‘kurşun ağırlığı’ olarak tarif edilen ağırlaşma hissi ve kişilerarası ilişkilerde reddedilmeye belirgin duyarlılık görülür.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Depresyon tanısı alan bireylerin yaklaşık yüzde 15 ila 29’unda atipik özellikler görülebilir!</strong></p>
<p>‘Atipik’ kelimesinin ‘tipik olmayan’ anlamına geldiğini ancak ismine rağmen nadir bir tablo olmadığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Depresyon tanısı alan bireylerin yaklaşık yüzde 15 ila 29’unda atipik özellikler görülebilir.” dedi.</p>
<p>Halk arasında ‘kurşun ağırlığı’ ya da ‘kurşun paralizi’ olarak ifade edilen bu belirtinin, kişinin kollarında ve bacaklarında gerçek bir fiziksel ağırlık varmış gibi hissetmesi olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu durum yoğun yorgunluk ve harekete geçmede zorlanma yaratır. Hem biyolojik hem psikolojik boyutu vardır. Beyindeki serotonin, dopamin ve noradrenalin düzeylerindeki değişiklikler ile stres hormonu dengesizlikleri biyolojik zemini oluştururken; motivasyon kaybı, umutsuzluk ve isteksizlik de hareketi zorlaştıran psikolojik faktörlerdir. Bu belirti kişinin iradesizliği ya da ‘numara yapması’ olarak değerlendirilmemelidir.”</p>
<p><strong>Atipik depresyonda enerji düşüklüğü ve aşırı uyuma, günlük yaşamı zorlaştırıyor!</strong></p>
<p>Atipik depresyonda enerji düşüklüğü ve aşırı uyuma eğiliminin, işe ya da sorumluluklara başlamayı ve sürdürmeyi zorlaştırdığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Zamanla erteleme, kaçınma ve sosyal geri çekilme artabilir.” dedi.</p>
<p>Artmış iştah ve özellikle karbonhidrat isteğinin kilo değişimlerine ve beden algısı sorunlarına yol açabileceğine de işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “Kişilerarası ilişkilerde ise reddedilmeye duyarlılık ön plandadır. Küçük bir eleştiri ya da ilgisizlik işareti yoğun değersizlik duygularını tetikleyebilir. Gün içinde duygusal iniş çıkışlar yaşanması da ilişkileri zorlaştırabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Atipik depresyon kadınlarda daha sık görülüyor!</strong></p>
<p>Atipik depresyonun genellikle ergenlik sonu ve erken yetişkinlik döneminde başladığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, kadınlarda daha sık görüldüğünü söyledi.</p>
<p>Ergenlerde tablonun çabuk sinirlenme, aileye karşı öfke, alınganlık ve anlaşılmadığını düşünme gibi belirtilerle daha belirgin hale gelebileceğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, reddedilmeye duyarlılığın bu yaş grubunda daha dramatik yaşanabileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Atipik depresyonun ortaya çıkışı birçok nedene bağlı!</strong></p>
<p>Atipik depresyonun ortaya çıkışının tek bir nedene bağlı olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ailesinde depresyon, bipolar bozukluk ya da anksiyete bozukluğu bulunan kişilerde risk artar. Beyin kimyasındaki değişiklikler ve stres hormonu dengesizlikleri etkili olabilir. Erken dönem ebeveyn ilişkileri, baş etme biçimleri ve güncel stres faktörleri tabloyu şekillendirebilir.”</p>
<p><strong>Atipik depresyon tedavisinde temel yaklaşım ilaç, psikoterapi ve yaşam tarzı düzenlemeleri!</strong></p>
<p>Atipik depresyon tedavisinde temel yaklaşımın ilaç tedavisi, psikoterapi ve yaşam tarzı düzenlemeleri olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “Ancak belirtilerin yapısı nedeniyle bazı farklılıklar olabilir.” dedi.</p>
<p>Aşırı uyuma ve enerji düşüklüğünün ön planda olduğu durumlarda daha aktive edici özellikte antidepresanlar tercih edildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “Psikoterapide ise duygudurumun çevresel olaylara bağlı değişkenliği, ilişkilerde kırılganlık ve reddedilme duyarlılığı üzerinde özellikle durulur. Başvurular çoğunlukla, ilişki sorunları ve terk edilme korkusu, eleştiriye aşırı hassasiyet, özsaygı ve değersizlik duyguları, motivasyon eksikliği ve erteleme ile duygusal yeme davranışları şeklinde olur.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Erken müdahale kronikleşme riskini azaltır!</strong></p>
<p>Atipik depresyon tedavi edilmediğinde yıllarca sürebilen, dalgalı ancak kalıcı bir seyir gösterebileceğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Erken müdahale kronikleşme riskini azaltır.” dedi.</p>
<p>Hangi belirtiler ciddiye alınması gerektiği hakkında bilgi paylaşan Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Küçük olaylara karşı aşırı duygusal yıkım, günde 10–12 saatten fazla uyuma ve yataktan çıkmakta zorlanma, belirgin iştah artışı ve kilo değişimi, reddedilmeye aşırı hassasiyet, iki haftadan uzun süren çökkünlük, işlevsellikte belirgin düşüş, sürekli değersizlik, umutsuzluk ya da yaşamın anlamsız olduğu düşünceleri günlük yaşamı ve ilişkileri belirgin biçimde etkiliyorsa bir psikiyatri uzmanına başvurmak önemlidir. Erken destek, iyileşme sürecini kolaylaştırır ve uzun vadeli riskleri azaltır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atipik-depresyonun-gizli-isareti-reddedilme-hassasiyeti-616228">Atipik depresyonun gizli işareti: Reddedilme hassasiyeti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üretra Darlığı Bu 9 Nedenden Kaynaklanabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uretra-darligi-bu-9-nedenden-kaynaklanabilir-616069</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 07:49:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dar]]></category>
		<category><![CDATA[darlığı]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklanabilir]]></category>
		<category><![CDATA[kışa]]></category>
		<category><![CDATA[nedenden]]></category>
		<category><![CDATA[sağlam]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[üretra]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616069</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üretra darlığı, toplumda sanıldığından daha sık görülen ancak çoğu zaman geç tanı alan önemli bir sağlık problemidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uretra-darligi-bu-9-nedenden-kaynaklanabilir-616069">Üretra Darlığı Bu 9 Nedenden Kaynaklanabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üretra darlığı, toplumda sanıldığından daha sık görülen ancak çoğu zaman geç tanı alan önemli bir sağlık problemidir. Erkeklerde kadınlara göre çok daha sık görülen üretra darlığı, her 100 erkekten birinde yaşamın bir döneminde görülüyor. Erkeklerde belirtilerinin prostat hastalıklarıyla benzerlik göstermesi nedeniyle hastalığın doğru tanısı gecikebiliyor. Daralmış idrar kanalının yeniden açılması için kısa ve yeni gelişmiş darlıklarda girişimsel olarak dilatasyon ya da ilaçlı balon uygulamaları tercih edilirken iki santimetreden kısa darlıklarda ise dar segment çıkarılarak sağlam üretra uçları birbirine dikilerek tedavi edilebiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Abdulmuttalip Şimşek, üretra darlığı ve güncel tedavi yaklaşımlarını hakkında tüm detayları ile aktardı. </p>
<p><strong>Birçok neden üretra darlığına sebep olabiliyor</strong></p>
<p>Üretra, idrarın mesaneden dışarı atılmasını sağlayan kanaldır. Erkeklerde ortalama 15–20 cm, kadınlarda ise 4–5 cm uzunluğundadır. Bu kanalın çeşitli nedenlerle hasar görmesi sonucu üretra darlığı gelişebilmektedir. Üretra darlığına yol açan başlıca nedenler şunlardır:</p>
<ol>
<li>Kazalar</li>
<li>Daha önce geçirilmiş ürolojik cerrahiler</li>
<li>Uzun süreli veya tekrarlayan sonda uygulamaları</li>
<li>Sık idrar yolu enfeksiyonları</li>
<li>Perine bölgesine alınan darbeler</li>
<li>Erkeklerde prostat ameliyatları</li>
<li>Kadınlarda doğum sonrası gelişen travmalar</li>
<li>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</li>
<li>Otoimmün bir hastalık olan liken sklerozus</li>
</ol>
<p><strong>Prostat büyümesi ile benzer şikayetler gösteriyor</strong></p>
<p>Üretra darlığı, özellikle erkeklerde prostat büyümesi ile benzer şikâyetlere yol açtığı için erken dönemde fark edilmeyebilir. Hastalar genellikle ince idrar yapma, çatallı işeme, sık idrara çıkma, idrar sonrası tam boşalamama hissi ve gece idrara kalkma gibi yakınmalarla başvurmaktadır. Bu şikâyetlerin uzun süre devam etmesi durumunda mutlaka ürolojik değerlendirme yapılması gerekmektedir. Tanıda en önemli yöntem Retrograd Üretrografi olup, bu görüntüleme sayesinde darlığın yeri, uzunluğu ve derecesi net olarak ortaya konmaktadır. İşeme testi ve Sistoskopi de tanıya yardımcı yöntemler arasında yer almaktadır. Bu değerlendirmeler, hastaya en uygun tedavi yönteminin belirlenmesini sağlamaktadır.</p>
<p>Üretra darlığının ilaç veya bitkisel yöntemlerle tedavisi mümkün değildir. Tedavide temel amaç, daralmış olan idrar kanalının yeniden açılmasıdır. Kısa ve yeni gelişmiş darlıklarda girişimsel olarak dilatasyon, soğuk bıçakla kesme ya da ilaçlı balon uygulamaları tercih edilebilmektedir. İki santimetreden kısa darlıklarda ise dar segment çıkarılarak sağlam üretra uçlarının birbirine dikildiği yani üretroplasti işlemi uygulanmaktadır. Deneyimli merkezlerde ve düzenli takip altında bu yöntemin 5 yıllık başarı oranı %85–90 civarındadır.</p>
<p><strong>Ağızdan alınan doku ile üretra darlığı tedavi edilebiliyor</strong></p>
<p>Uzun ve kompleks üretra darlıklarında ise en etkili tedavi doku nakli ile üretroplastidir. Üretraya en çok benzeyen doku ağız içi mukozası olduğu için, genellikle yanak içinden alınan doku kullanılmaktadır. Alınan doku gerekli hazırlık aşamalarından geçirildikten sonra dar olan üretra bölgesine nakledilmektedir. Ağız içinden alınan alan birkaç gün içinde kendini yenilemekte ve hastalar genellikle ağız bölgesinde kalıcı bir sorun yaşamamaktadır. Deneyimli merkezlerde bu yöntemle elde edilen başarı oranları oldukça yüksektir. Özellikle posterior (arka) üretra darlıklarında, robotik cerrahi tekniklerin kullanılması cerrahi başarıyı daha da artırmaktadır. Robotik cerrahi; daha iyi görüntüleme, daha hassas doku onarımı ve sağlam üretra uçlarının daha doğru bir şekilde birleştirilmesini sağlayarak hem cerrahın kontrolünü artırmakta hem de hastanın iyileşme sürecini olumlu yönde etkilemektedir.</p>
<p>Üretroplasti sonrası hastaların birkaç hafta sondalı kalması gerekmektedir. Sonda çıkarıldıktan sonra hastalar genellikle kısa sürede ameliyat öncesindeki yaşam kalitelerine geri dönmektedir. Ancak bu cerrahilerden sonra düzenli üroloji kontrollerinin aksatılmaması büyük önem taşımaktadır. Profesyonel takip, olası darlık tekrarlarının erken dönemde saptanmasını ve zamanında müdahale edilmesini sağlamaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uretra-darligi-bu-9-nedenden-kaynaklanabilir-616069">Üretra Darlığı Bu 9 Nedenden Kaynaklanabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menisküs yırtıklarını önlemek için 7 kritik kural!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meniskus-yirtiklarini-onlemek-icin-7-kritik-kural-616036</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 07:13:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[hareketle]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[kural]]></category>
		<category><![CDATA[menisküs]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[önlemek]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[Yırtık]]></category>
		<category><![CDATA[yırtıklarını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616036</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda sıkça karşılaşılan diz ağrılarının en yaygın nedenlerinden birini menisküs yırtıkları oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meniskus-yirtiklarini-onlemek-icin-7-kritik-kural-616036">Menisküs yırtıklarını önlemek için 7 kritik kural!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda sıkça karşılaşılan diz ağrılarının en yaygın nedenlerinden birini menisküs yırtıkları oluşturuyor. Gençlerde genellikle spor aktiviteleri sırasında meydana gelen bu durum, ileri yaşlarda dizdeki yıpranmaya bağlı olarak basit bir hareketle bile oluşabiliyor. Toplumdaki yaygın inanışın aksine, menisküs yırtığı sadece “profesyonel sporcu hastalığı” değil. Haftada bir halı saha maçı yapan veya hafta sonları doğa yürüyüşüne çıkan ofis çalışanlarında ya da fitness salonuna giden herhangi bir bireyde de sıkça görülüyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatolojij Uzmanı Doç. Dr.  Burak Özturan,</strong>  menisküs yırtığının tedavi edilmediğinde yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebildiğini belirterek, “Menisküs yırtığı; sürekli veya hareketle tetiklenen diz ağrısına, dizin bir pozisyonda takılı kalmasına, çömelme, merdiven inip çıkma ve spor yapma gibi basit günlük aktivitelerde bile güçlük yaşanmasına neden olabilir. Uzun dönemde ise dizde kıkırdak aşınmasına ve buna bağlı olarak kireçlenme (osteoartrit) gibi ciddi tablolara yol açabilir. Bu nedenle, erken teşhis için özellikle spor yapan kişiler diz ağrılarını  asla ihmal etmemelidir” diyor.  </p>
<p><strong>Bu sorunlardan biri bile varsa, dikkat!</strong></p>
<p>Menisküs yırtığının genellikle en sık görülen belirtileri; ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı oluyor.  Bazı hastalar yaralanma anında dizin içinden &#8220;çıt&#8221; sesi geldiğini veya kopma hissi yaşadıklarını belirtirken, ardından özellikle ilk gün  belirginleşen dizde ağrı ve şişlikten yakınıyorlar. Bazen de bu belirtiler hiç olmadan; dizde başlayan ağrıyla birlikte dizi tam olarak bükmede veya düzleştirmede zorluk, merdiven inip çıkarken veya çömelirken ağrının artması gibi sorunlar yaşadıklarını ifade ediyorlar.  Doç. Dr. Burak Özturan,<strong> </strong>erken tanı için dizinizde aşağıda yer alan sorunlardan biri bile varsa, zaman kaybetmeden hekime başvurmanız gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<ul>
<li>Ani bir hareket sonrası ağrı ve şişlik oluştuysa</li>
<li>Dizinizde takılma, kilitlenme gibi mekanik belirtiler varsa</li>
<li>Bir haftadan uzun süren ve dinlenmeyle geçmeyen diz ağrınız varsa</li>
<li>Merdiven inip çıkarken batma oluyorsa </li>
</ul>
<p><strong> Erkeklerde yaklaşık 3 kat daha fazla görülüyor! </strong></p>
<p>Her iki dizimizde, uyluk ve kaval kemikleri arasında &#8220;C&#8221; şeklinde yer alan iki adet kıkırdak yapı “menisküs” olarak adlandırılıyor. Menisküs; vücut ağırlığını dengeli bir  şekilde dağıtarak, ekleme binen baskıyı azaltıyor ve eklem stabilitesini artırarak ani hareketlerde dizin korunmasına yardımcı oluyor. Ancak çeşitli etkenler, bu önemli yapının yırtılmasına neden olabiliyor. Doç. Dr. Burak Özturan,<strong> </strong>menisküsün erkeklerde kadınlara göre yaklaşık 3 kat daha fazla görüldüğünü vurgulayarak, “Bunun temel nedeni, erkeklerin ani dönme ve zıplama hareketleri içeren futbol ve basketbol gibi yüksek riskli sporları kadınlara oranla daha yoğun bir şekilde yapma eğiliminde olmalarıdır” diyor. </p>
<p><strong>En önemli nedeni bilinçsizce yapılan spor! </strong></p>
<p>Doç. Dr. Burak Özturan, menisküs yırtığının son yıllarda daha fazla görüldüğünü ifade ederek, bu artışın en önemli nedenini şöyle anlatıyor: “İnsanlar artık daha aktif bir yaşam sürüyor, düzenli spor yapıyorlar. Bu durum genel sağlık için oldukça önemlidir.  Ancak, bilinçsizce ya da hazırlıksız yapılan sporlar diz yaralanması riskini artırır. Bunun dışında, halı saha maçları, kayak ile basketbol gibi ani yön değiştirme ve dönme hareketleri içeren sporların popülerliği, özellikle gençlerde travmatik menisküs yırtıklarının daha sık görülmesine sebep olmaktadır.” </p>
<p><strong>Yırtığın büyüklüğü, yeri ve tipi çok önemli!</strong></p>
<p>Menisküsün kan damarlarından zengin olan dış (periferik) kısmındaki küçük yırtıklar, özellikle genç hastalarda dinlenme ve destekleyici tedavilerle kendiliğinden iyileşebiliyor. Ancak, menisküsün kanlanması zayıf olan iç kısımlarındaki yırtıkların veya büyük ve karmaşık yırtıkların kendi kendine iyileşme olasılığı çok düşük oluyor. Doç. Dr. Burak Özturan, bu nedenle tedavi planlanırken yırtığın büyüklüğünün, yerinin ve tipinin dikkate alındığını  ifade ederek, “Bununla birlikte, hastanın yaşı ve aktivite seviyesi de dikkate alınır.   Tedavide en önemli hedefimiz ise ağrıyı gidererek hayat kalitesini arttırmak ve beraberinde oluşabilecek kıkırdak yaralanmalarının önüne geçmektir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>İlk tercih ameliyat dışı tedaviler</strong></p>
<p>Her menisküs yırtığı ameliyat gerektirmiyor. Doç. Dr. Burak Özturan, kanlanması iyi olan bölgedeki küçük yırtıklarda ve stabil yırtıklarda ilk tercihin ameliyat dışı tedaviler olduğunu söyleyerek,  “Ödemi ve ağrıyı dindirmek için dinlenme, buz tedavisi ve ağrı kesici ilaçlar kullanılır. Sonrasında, diz çevresindeki kasları güçlendirerek ekleme binen yükü azaltmak ve hareket açıklığını geri kazanmak için fizik tedavi uygulanır” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Cerrahide artroskopik yöntem tercih ediliyor</strong></p>
<p>Konservatif tedavinin yetersiz kaldığı, dizde kilitlenme gibi mekanik belirtilerin olduğu veya büyük yırtıkların görüldüğü durumlarda ise ameliyat kararı alınıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Burak Özturan, günümüzde artroskopik olarak kapalı yöntemle bu ameliyatların rahatlıkla yapılabildiğini belirterek, “Bu yöntem, dizin önünden açılan yaklaşık 0.5 cm&#8217;lik birkaç küçük delikten iletilen bir kamera ve özel cerrahi aletlerle gerçekleştirilir. Ekrana yansıyan görüntü eşliğinde ya yırtık kısım özel dikişlerle tamir edilir  ya da tamiri mümkün değilse sadece yırtık olan küçük parça temizlenerek vücuttan çıkarılır” diyor. Yırtık parçanın temizlendiği ameliyatlarda hastaların 1-2 hafta içinde günlük yaşamlarına dönebildiğini ifade eden Doç. Dr. Burak Özturan, “Ancak, menisküs onarımının yapıldığı, yani cerrahi dikiş gerçekleştirilen hastalarda ise yırtığın tipine göre özel önlemler ve rehabilitasyon süreçleri gerekir” diyor. </p>
<p><strong>Menisküs yırtıklarını önlemek için 7 önemli kural!</strong></p>
<p>Doç. Dr. Burak Özturan,<strong> </strong>menisküs yırtıklarını önlemek için dikkat etmeniz gereken 7 kuralı şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Spor sırasında ısınma ve soğuma egzersizlerini yapmayı ihmal etmeyin. </li>
<li>Diz çevresindeki kaslarınızı (özellikle kuadriseps ve hamstring) güçlendirerek dizlere binen yükleri azaltın. </li>
<li>Zeminin yaptığınız spora uygun olmasına dikkat edin.</li>
<li>Yaptığınız spora uygun ayakkabı kullanın.</li>
<li>Dize ekstra yük oluşturacağı için fazla kilolarınızdan kurtulun.</li>
<li>Ağır yük kaldırırken veya ani hareketler yaparken dikkatli olun.</li>
<li>Ağrıya neden olan hareketlerden kaçının. </li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meniskus-yirtiklarini-onlemek-icin-7-kritik-kural-616036">Menisküs yırtıklarını önlemek için 7 kritik kural!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyabet Artık İlaçsız da Tedavi Edilebilecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diyabet-artik-ilacsiz-da-tedavi-edilebilecek-615796</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 07:20:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[edilebilecek]]></category>
		<category><![CDATA[Fonksiyonel Tıp]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[laçsız]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615796</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü ve uluslararası otoriteler, “Remisyondaki Diyabet” tanısını uluslararası hastalık sınıflandırma sistemine dahil ederek diyabet için yeni bir tanımlama getirdi. Buna göre Tip 2 diyabet artık, fonksiyonel tıp (modern yaşam tarzı tıbbı) protokolleri ile iyileşebilir bir hastalık olarak tanımlanıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-artik-ilacsiz-da-tedavi-edilebilecek-615796">Diyabet Artık İlaçsız da Tedavi Edilebilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü ve uluslararası otoriteler, “Remisyondaki Diyabet” tanısını uluslararası hastalık sınıflandırma sistemine dahil ederek diyabet için yeni bir tanımlama getirdi. Buna göre Tip 2 diyabet artık, fonksiyonel tıp (modern yaşam tarzı tıbbı) protokolleri ile iyileşebilir bir hastalık olarak tanımlanıyor. </p>
<p><strong>Metabolik Yaş Geriye Sarılıyor </strong></p>
<p>Yıllardır kronik ve ilerleyici bir hastalık olarak kabul edilen Tip 2 Diyabet Mellitus (T2DM) için tıp literatürü yeniden yazılıyor. Fonksiyonel Tıp (Yoğun Terapötik Yaşam Tarzı Tıbbı &#8211; ITLM) programlarıyla hastalar; kan şekerlerini ilaçsız bir şekilde normal seviyelere çekebiliyor ve hastalığın komplikasyonlarından kurtulabiliyor. Bu bilimsel dönüşümün en somut adımı, uluslararası hastalık sınıflandırma sistemi olan ICD-10 kodlarında atıldı. Artık hekimler, yaşam tarzı müdahalesi ile sağlığına kavuşan hastalar için “Remisyonda Tip 2 Diyabet Mellitus” kodunu kullanabiliyor. Bu yeni gelişme, aynı zamanda diyabetin artık “iyileşebilir” bir hastalık olduğunun da klinik kanıtı. </p>
<p><strong>Uzm. Dr. Hande Namal Türkyılmaz</strong>, sürecin sadece “şekeri kesmekten” ibaret olmadığını vurgulayarak şunları söylüyor: <em>“Diyabeti geri döndürmek, kişiye özel tasarlanmış biyokimyasal bir tamir sürecidir. Fonksiyonel tıp bakış açısıyla temel hedef; hücrenin insülin direncini kırmak, mikrobiyotayı düzenlemek, stres aksını yönetmek ve sirkadiyen ritmi geri kazanmak. Bu kapsamda uygulanan yoğun programlarla, hastalar ilaç tedavilerine ihtiyaç duymuyor, metabolik yaşları da geriye sarılıyor.”</em></p>
<p><strong>Fonksiyonel Tıp Nasıl Bir Tedavi İçeriyor?</strong></p>
<p>Kişiselleştirilmiş ve fonksiyonel tıp uygulamaları, multidisipliner bir ekibin kontrolünde ilerleyen kapsamlı bir süreci içeriyor. Doktorun merkezde olduğu ekipte; psikolog, diyetisyen, fizyoterapist, spor koçu, sağlık koçu, eczacı, hatta bazen mutfak şefleri de yer alabiliyor. Kronik hastalıkların önlenmesinde, tedavisinde ve geri döndürülmesinde yaşam tarzı değişikliklerini öncelik olarak hedefleyen bu branşta uygulanan programlar ise şu adımlardan oluşuyor: </p>
<ul>
<li><strong>Sürekli Glukoz Takibi (CGM):</strong> Besinlerin kan şekerine anlık etkisinin kişi özelinde analizi. </li>
<li><strong>Terapötik Beslenme Planları:</strong> Kalori hesabı değil, metabolik onarım odaklı gıda stratejileri.</li>
<li><strong>Hücresel Destek Protokolleri:</strong> Eksik vitamin ve minerallerin fonksiyonel tıp testleriyle tamamlanması.</li>
<li><strong>Bütünsel Koçluk:</strong> Değişimin kalıcı olması için uzman desteği. </li>
</ul>
<p> </p>
<p>Tip 2 diyabet, hem Türkiye’de hem de dünyada en sık görülen diyabet türü ve tedavi edilmediğinde pek çok organ hasarına neden olabilen, yaşam kalitesini düşüren bir hastalık. İlaç ve insülin tedavilerinin yaygın kullanıldığı diyabet alanındaki bu yeni gelişme, diyabet hastalarının tedavi pratiğini kökten değiştirecek ve yeni bakış açıları getirecek bir adım olarak değerlendiriliyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-artik-ilacsiz-da-tedavi-edilebilecek-615796">Diyabet Artık İlaçsız da Tedavi Edilebilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz İlerleyen Genetik Hastalığa Karşı Erken Tanı ve Doğru Yönetim Hayat Kurtarıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-ve-dogru-yonetim-hayat-kurtariyor-614286</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 08:13:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığa]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[lerleyen]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614286</guid>

					<description><![CDATA[<p>Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Nefrolog Prof. Dr. Kültigin Türkmen, Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı’nın (ODPKD) toplumda sanılandan daha yaygın görülen, ancak farkındalığı hâlâ yeterli olmayan ciddi bir genetik hastalık olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-ve-dogru-yonetim-hayat-kurtariyor-614286">Sessiz İlerleyen Genetik Hastalığa Karşı Erken Tanı ve Doğru Yönetim Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Nefrolog Prof. Dr. Kültigin Türkmen</strong>, Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı’nın (ODPKD) toplumda sanılandan daha yaygın görülen, ancak farkındalığı hâlâ yeterli olmayan ciddi bir genetik hastalık olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>“<strong>ODPKD, böbreklerde çok sayıda sıvı dolu kistin oluşmasıyla seyreden, kalıtsal ve ilerleyici bir hastalıktır. Dünya genelinde her 400–1000 doğumdan birinde görülür ve diyaliz ya da böbrek nakli gerektiren son dönem böbrek yetmezliğinin en önemli dört nedeninden biridir</strong>” diyen Prof. Dr. Türkmen, hastalığın erken dönemde tanınmasının kritik önem taşıdığını vurguluyor.</p>
<p><strong>Genetik Bir Miras</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen, hastalığın tamamen genetik geçişli olduğunu belirterek şu bilgileri paylaşıyor:<br />“<strong>Vakaların yaklaşık %85’i PKD1, %15’i ise PKD2 genindeki mutasyonlardan kaynaklanır. PKD1 mutasyonu olan hastalarda hastalık daha erken yaşta ve daha ağır seyrederken, PKD2 mutasyonu olanlarda genellikle daha yavaş ilerler</strong>.”</p>
<p>Türkmen’e göre, kişi bu genetik yatkınlıkla doğsa da kistlerin oluşumu için yaşam boyunca hücrelerde ikinci bir tetikleyici mekanizmanın devreye girmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Sadece Böbrekleri Değil, Tüm Vücudu Etkiliyor</strong></p>
<p>“<strong>ODPKD yalnızca bir böbrek hastalığı değildir; tüm vücudu etkileyen sistemik bir hastalıktır</strong>” diyen Prof. Dr. Türkmen, böbrek yetmezliği gelişmeden çok önce hastaların önemli bir kısmında <strong>yüksek tansiyon</strong> görüldüğünü belirtiyor.</p>
<p>Hastalığın böbreklerle ilişkili en sık belirtileri arasında:</p>
<ul>
<li>Kronik bel ve yan ağrısı,</li>
<li>İdrarda kanama ve enfeksiyon atakları,</li>
<li>Böbrek taşı oluşumu bulunuyor.</li>
</ul>
<p>Böbrek dışı bulgulara da dikkat çeken Türkmen, “<strong>Karaciğer kistleri en sık görülen böbrek dışı bulgudur. Ayrıca bazı hastalarda beyin damarlarında anevrizma riski ve kalp kapakçığı sorunları görülebilir. Bu nedenle hastalar çok yönlü değerlendirilmelidir</strong>” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Tanı Basit, Takip Hayati</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen’e göre ODPKD tanısı çoğu zaman ultrason ile konulabiliyor.<br />“<strong>Manyetik rezonans (MR) görüntüleme, böbrek hacmini ölçerek hastalığın ne kadar hızlı ilerleyeceğini öngörmemizi sağlar. Aile öyküsü olmayan ya da tanısı netleşmeyen hastalarda genetik testler önemli bir destek sağlar</strong>” diyor.</p>
<p><strong>Hastalığın Seyri Değiştirilebiliyor</strong></p>
<p>ODPKD’yi tamamen ortadan kaldıran bir tedavi henüz bulunmasa da, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmanın mümkün olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Türkmen, şu noktalara dikkat çekiyor:</p>
<p>“<strong>Bol su tüketimi, tuz kısıtlaması ve tansiyonun sıkı kontrolü tedavinin temelini oluşturur. Bunun yanı sıra, uygun hastalarda kullanılan Tolvaptan tedavisi, böbrek hacmindeki artışı yavaşlatır ve böbrek fonksiyon kaybını geciktirebilir</strong>.”</p>
<p>Türkmen, Tolvaptan tedavisi sırasında hastaların düzenli olarak izlenmesi gerektiğini belirterek, “<strong>Sık idrara çıkma ve susuzluk hissi görülebilir; nadiren karaciğerle ilgili yan etkiler ortaya çıkabileceği için düzenli kan testleri büyük önem taşır</strong>” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Geleceğe Umutla Bakılıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen, tıp dünyasında ODPKD’ye yönelik yaklaşımın hızla değiştiğini vurguluyor: “<strong>Gelecekte her hastanın genetik yapısına uygun kişiselleştirilmiş tedavilerle, bu hastalıkla yaşayan bireylerin yaşam kalitesini çok daha ileriye taşımayı hedefliyoruz</strong>.”</p>
<p>Son olarak toplumsal farkındalığın önemine dikkat çeken Türkmen, şu mesajla sözlerini tamamlıyor: <strong>“Erken tanı, doğru tedavi ve düzenli takip ile ODPKD ile yaşamak mümkündür.”</strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-ve-dogru-yonetim-hayat-kurtariyor-614286">Sessiz İlerleyen Genetik Hastalığa Karşı Erken Tanı ve Doğru Yönetim Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan&#8217;da Glokom Hastalarına Kritik Uyarı: &#8220;Göz Damlasını İhmal Etmeyin&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazanda-glokom-hastalarina-kritik-uyari-goz-damlasini-ihmal-etmeyin-614108</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 10:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aykan]]></category>
		<category><![CDATA[damlasını]]></category>
		<category><![CDATA[glokom]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarına]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[uyarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614108</guid>

					<description><![CDATA[<p>Glokom hastalığının tedavisinde kullanılan damlalar, görme kaybını önlemek için basıncı kontrol altında tutan en kritik unsurlardan biri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-glokom-hastalarina-kritik-uyari-goz-damlasini-ihmal-etmeyin-614108">Ramazan&#8217;da Glokom Hastalarına Kritik Uyarı: &#8220;Göz Damlasını İhmal Etmeyin&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Glokom hastalığının tedavisinde kullanılan damlalar, görme kaybını önlemek için basıncı kontrol altında tutan en kritik unsurlardan biri. Ancak birçok hasta, Ramazan ayında &#8220;orucum bozulur&#8221; kaygısıyla göz damlalarını ihmal edebiliyor. Konu hakkında önemli bilgilendirmelerde bulunan Dünyagöz Hastaneler Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ümit Aykan, tedavide kullanılan damlaların ihmal edildiği takdirde geri dönüşü zor görme kayıplarına sebep olabileceğini söyledi.</p>
<p>Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokom hastalığının tedavisinde kullanılan damlaların aksatılmasının risklerinden bahseden Prof. Dr. Ümit Aykan, “Oruç tutacak kişilerin göz damlalarını ihmal etmemeleri ve tedavilerinin sürekliliğine dikkat etmeleri gerekiyor. Ramazan ayında, ‘iftardan sonra damlatırım’ şeklinde bir görüş olabiliyor ancak gün içindeki basınç dalgalanmaları sinir hücrelerine zarar verebilir” dedi.</p>
<p>Göz muayenesi olması gereken hastaların da Ramazan dolayısıyla tedavilerini ertelememeleri gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Aykan, muayene ve tedavide kullanılan göz damlasının orucu bozmayacağına dair Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;nın müspet görüşünün olduğunu da hatırlattı.</p>
<p><strong>İftarda aşırı su tüketimine dikkat</strong></p>
<p>Ramazan ayında uzun süreli susuzluğun ardından iftar sofrasında hızlı su tüketiminin göz sağlığı açısından tehlikelerine dikkat çeken Prof. Dr. Aykan, “İftarın hemen ardından, kısa bir zaman dilimi içerisinde gerçekleştirilen aşırı su tüketimi, göz içi basıncında ani ve sert yükselişlere neden olabilmektedir. Metabolizmanın sıvı adaptasyonunu sağlıklı bir şekilde tamamlayabilmesi için su tüketimi iftar ile sahur arasındaki geniş zaman dilimine yayılmalıdır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İlaç kullanımının sona ermesi mümkün</strong><br />Glokom hastalığında yenilikçi bir yöntem olarak öne çıkan stent tedavisinin, ilaç tedavisine yanıt vermeyen veya cerrahi müdahale gerektiren hastalar için uygun bir seçenek olduğunu belirten Prof. Dr. Aykan, “İnsan vücuduna yerleştirilebilen en küçük implant olan stent tedavisi sayesinde, göz içi sıvısının akışını düzenleyerek basıncı düşürebiliyoruz. Böylece, glokom tedavisinde ilaç bağımlılığını ortadan kaldırırken, basınç kontrolünde yüksek başarı oranı sağlayabiliyoruz. Bu tedavi sonrası ilaç kullanımının azaltılması ya da tamamen kesilmesi de mümkündür. Ancak hastaların düzenli göz muayenelerine devam etmeleri ve doktorlarının önerilerine uymaları önemlidir” dedi.</p>
<p><strong>Kimler glokom açısından risk altında?</strong></p>
<ul>
<li>40 yaş üzerindeki kişiler</li>
<li>Ailesinde glokom öyküsü olanlar</li>
<li>Şeker hastalığı, hipertansiyon ve damar hastalığı olanlar</li>
<li>Miyoplar</li>
<li>Ciddi göz travması geçirenler</li>
<li>Uzun süreli kortizon kullananlar</li>
<li>Retina hastalıkları, üveit ve göz tümörleri glokom riskini artıran durumlar arasındadır.</li>
</ul>
<p><strong>Doktora ne zaman gidilmeli?</strong></p>
<p>Dünya genelinde körlük nedenleri arasında ikinci sırada yer alan bu ciddi hastalık, geç tanı konulduğunda geri dönüşü olmayan kalıcı görme kayıplarına yol açmaktadır. Hastalığın en yaygın türü olan açık açılı glokom, görme sinirinde telafisi mümkün olmayan ağır hasarlar oluşana kadar neredeyse hiçbir belirti vermez. Bu durum, hastaların ancak görme yetilerinin büyük bir kısmını kaybettiklerinde doktora başvurmalarına neden olur. Ancak unutulmamalıdır ki glokomda kaybedilen görme yetisini geri getirmek mümkün değildir; tedavinin tek amacı mevcut durumu korumaktır. Bu bakımdan düzenli göz muayeneleri, glokomun erken tanısı ve başarılı bir koruyucu tedavinin planlanmasında en güçlü anahtardır. Özellikle risk grubunda yer alan bireylerin şikâyetlerin ortaya çıkmasını beklemeden harekete geçmesi hayati önem taşır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-glokom-hastalarina-kritik-uyari-goz-damlasini-ihmal-etmeyin-614108">Ramazan&#8217;da Glokom Hastalarına Kritik Uyarı: &#8220;Göz Damlasını İhmal Etmeyin&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Böbrek Taşından Korunmak İçin 4 Önemli Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasindan-korunmak-icin-4-onemli-oneri-613656</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 08:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Taşı]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[korunmak]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[taşı]]></category>
		<category><![CDATA[taşından]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613656</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanlık tarihinin en eski hastalıklarından birisi olan hatta Antik Mısır belgelerinde bile bahsedilen böbrek taşı günümüzde en sık görülen hastalıkların başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasindan-korunmak-icin-4-onemli-oneri-613656">Böbrek Taşından Korunmak İçin 4 Önemli Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlık tarihinin en eski hastalıklarından birisi olan hatta Antik Mısır belgelerinde bile bahsedilen böbrek taşı günümüzde en sık görülen hastalıkların başında geliyor. Küresel bir salgın olarak da nitelenen böbrek taşı; bölgesel faktörler, hareketsiz yaşam, yetersiz sıvı alımı, gereğinden fazla protein &#8211; tuz tüketimi ve fazla kilolardan kaynaklanıyor. Kadınlarda da sık rastlanmaya başlayan böbrek taşı, zamanında tedavi edilmediği takdirde böbrek yetmezliği gibi hayati risklerle sonuçlanan rahatsızlıklara neden olabiliyor. Doğum sancısına benzer ağrılarla kişilerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyen böbrek taşları, lazerli ve robotik cerrahi yöntemlerle tedavi edilerek hastanın aynı gün taburcu olması sağlanabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Fatih Yanaral, böbrek taşlarının nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Ülkemizde her 100 kişiden 15’inde böbrek taşı görülüyor</strong></p>
<p>Dünya genelinde böbrek taşı görülme sıklığı %5-15 arasındayken, Türkiye’de bu oran %15 seviyelerine kadar çıkmaktadır. Yani ülkemizde her 100 kişiden yaklaşık 15’i hayatının bir döneminde bu ağrılı süreçle tanışma riski altındadır. Bu yüksek oranın nedenlerini üç ana başlıkta açıklayabiliriz:</p>
<ul>
<li><strong>Sıcak İklim:</strong> Türkiye, dünyada &#8220;taş kuşağı&#8221; olarak adlandırılan riskli bölgededir. Artan hava sıcaklıkları vücutta sıvı kaybını artırırken, idrarın yoğunlaşmasına ve kristallerin çökmesine neden olur.</li>
<li><strong>Beslenme Hataları:</strong> Aşırı tuz tüketimi (Türkiye&#8217;de günlük ortalama tuz tüketimi önerilenin iki katıdır) ve hayvansal proteinden zengin beslenme, kalsiyum dengesini bozarak taş oluşumunu tetikler.</li>
<li><strong>Genetik Faktörler:</strong> Ailesinde taş öyküsü olanlarda risk %30 daha fazladır. </li>
</ul>
<p><strong>Tedavi edilmeyen taş böbrek yetmezliğine neden olabilir</strong></p>
<p>Böbrek taşının en önemli ve en sık belirtisi sırt ve bel ağrısıdır. Taşın olduğu böbrek tarafındaki uzun süren ağrılar ya da bıçak saplanır tarzdaki şiddetli ağrılar ile kendisini belli etmektedir. Ayrıca idrar yaparken yanma, idrar renginde değişiklik, bulantı, kusma ve ateş de böbrek taşının belirtisi olabilir. Bir böbrek taşı tespit edildiğinde, tedavi planlamasındaki en önemli faktör taşın boyutu ve böbrekteki yeridir. Taşın boyutu ne kadar büyükse, hastanın taşı kendiliğinden düşürme şansı o kadar azdır. Tıbbi cihazlardaki ve lazer teknolojisindeki gelişmeler sayesinde böbrek taşlarının cerrahi tedavisinde artık kapalı endoskopik yöntemler kullanılmaktadır. </p>
<p><strong>Böbrek taşları bıçaksız ve izsiz tedavi edilebiliyor</strong></p>
<p>Artık böbrek taşları için &#8220;açık ameliyat&#8221; tercih edilmemektedir. Özellikle endoskopik aletler ve lazer teknolojisindeki gelişmeler böbrek taşı tedavisini kolaylaştırmıştır. Son yıllarda gelişen en önemli yenilikler şunlardır:</p>
<ul>
<li><strong>Lazer teknolojisi: </strong>Geleneksel lazerlerin yerini alan Thulium Fiber Lazer, böbrek taşı tedavisinde daha sık kullanılır hale geldi. Bu lazer taşları sadece kırmamakta, adeta &#8220;un&#8221; haline getirmektedir. Bu yöntemle hastalar, işlem sonrası büyük parçaları düşürme sancısı yaşamamaktadır. Ayrıca hızlı etkisi sayesinde operasyon sürelerini yarı yarıya kısaltmaktadır.</li>
</ul>
<ul>
<li><strong>Akıllı aspirasyon sistemleri: </strong>Artık taşlar kırılırken aynı zamanda endoskopik cihazlara entegre sistemlerle vakumlanarak temizlenir. Bu da böbreğin içinin taşsız hale getirilmesini sağlamaktadır.</li>
</ul>
<p>Bu yenilikler, endoskopik tedavileri kolaylaştırmakta ve hastalar aynı gün taburcu olabilmektedir.</p>
<p> <strong>Taştan korunmak için yaşam biçiminizi değiştirin</strong></p>
<p>Böbrek taşı tedavisinden sonra yeniden taş oluşmaması için doktor kontrollerinin yayında kişinin yaşam biçiminde de şu değişiklikleri yapması gerekir; </p>
<ol>
<li><strong>Yeterli Su Tüketin:</strong> Günde en az 2,5 litre su tüketin ve içine bir dilim limon atın. Limondaki sitrat taş oluşumunu engeller.</li>
</ol>
<ol>
<li><strong>Tuzu Azaltın:</strong> Sofradan tuzluğu kaldırın ve paketli gıdalardan uzak durun.</li>
</ol>
<ol>
<li><strong>Düzenli Egzersiz Yapın:</strong> Düzenli yürüyüş yerçekimi etkisiyle kristallerin böbrekten atılmasına yardımcı olur.</li>
<li><strong>Meyve-Sebze Ağırlıklı Beslenin:</strong> Hayvansal protein tüketimini sınırlayıp sebze ve meyve ağırlıklı beslenme alışkanlığı kazanın</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasindan-korunmak-icin-4-onemli-oneri-613656">Böbrek Taşından Korunmak İçin 4 Önemli Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukluk çağı kanserlerinde hayat veren en yeni yöntemler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-hayat-veren-en-yeni-yontemler-2-613184</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2026 12:13:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çağı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[Çocukluk Çağı Kanserleri]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[veren]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613184</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni bir dönemin heyecanı ve umudu yaşanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-hayat-veren-en-yeni-yontemler-2-613184">Çocukluk çağı kanserlerinde hayat veren en yeni yöntemler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni bir dönemin heyecanı ve umudu yaşanıyor. Bu yıl 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü’nü çok umut veren gelişmelerle karşıladıklarını belirten <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu</strong> “Çocukluk çağı kanserlerinde artık çok daha güçlü bir noktadayız. Bilimsel gelişmeler, moleküler tedaviler ve ileri teknoloji uygulamalarıyla yeni bir döneme girdik. Amacımız her çocuğun iyileşmesinin ötesinde, sağlıklı bir erişkin olması” diyor. Prof. Dr. Çorapçıoğlu, <strong>15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada, çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni dönemi anlattı, ailelere önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Çocukluk çağında yaygın görülen lösemi ve lenfoma gibi kanserler, son yıllarda teknoloji ve tıptaki hızlı ilerlemeler sayesinde başarıyla tedavi edilebiliyor. 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü öncesinde bilim dünyasında heyecan yaratan bir haber aldıklarını belirten Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu şöyle konuşuyor: “Çocuklarda kanser tedavisinde başarı oranı geçmişe kıyasla çok önemli noktalara geldi. Öyle ki; artık neredeyse tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır diyebiliriz. Amerikan Kanser Derneği’nin 4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla açıkladığı orana göre; çocukluk çağı kanserleri 1970’lerde yüzde 50-60 civarında tedavi edilebilirken, günümüzde tedavide çok ciddi ilerleme kaydedilmiş ve başarı oranı yüzde 87’lere çıkmıştır. Bu veri son derece ciddiye alınması gereken ve büyük umut veren bir bilgidir.” </p>
<p><strong>Erken tanı ve tedavi çok önemli!</strong></p>
<p>Tedavinin başarısında; kanserin türü, evresi ve çocuğun yaşının önemli faktörler olduğunu belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Çorapçıoğlu bu noktada ailelere çok önemli görevler düştüğünü belirterek “Ebeveynler çocuklarını çok iyi gözlemlemeli, özellikle bacak, bel ya da kemik ağrısı, ateş, çabuk yorulma, halsizlik, vücutta morluklar ya da sık sık burun/ diş eti kanamaları gibi belirtiler varsa mutlaka ciddiye alarak altında yatan nedenin bulunması için ısrarcı ve takipçi olmalıdır. Bazen ‘büyüme ağrısıdır’ denilen ve geçmeyen ağrıların altında çocukluk çağı kanserleri yatabiliyor” diyor. Erken tanı sayesinde özellikle lösemi, lenfoma ve sarkomlarda oldukça başarılı sonuçlar alınsa da bazı saldırgan beyin tümörlerinde daha fazla ilerlemeye ihtiyaç olduğunu belirten Prof. Dr. Çorapçıoğlu bu alanda da çalışmaların yoğun şekilde devam ettiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Moleküler Çağ: “Tam 12’den Vurmak”</strong></p>
<p>Son yılların en önemli gelişmelerinden birinin de; kanserin moleküler özelliklerinin daha iyi anlaşılması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çorapçıoğlu sözlerine şöyle devam ediyor: “Her tümör kendine özgü genetik ve moleküler değişiklikler taşıyor. Bu değişikliklere yönelik geliştirilen ilaçlar tedavide yeni bir dönem başlattı. Elimizde moleküler tetkikler varsa ve hedefi doğru belirleyebiliyorsak, doğrudan o değişikliğe yönelik ilaçlar kullanabiliyoruz. Buna adeta ‘tam 12’den vurmak’ diyebiliriz. Bazı hastalarda hedefli tedaviler ve immünoterapiler sayesinde kemoterapiye hiç ihtiyaç duymadan tedaviyi sağlayabiliriz. Bazı durumlardaysa bu yeni ilaçları kemoterapinin etkisini artırmak için kullanıyoruz. Eskiden sadece kemoterapiye dayalı tedaviler varken, bugün çok daha kişiselleştirilmiş bir yaklaşım söz konusu. Bu, çocukluk çağı kanserlerinde çok çok büyük bir kazanım.”</p>
<p><strong>Proton tedavisiyle daha az yan etki!</strong></p>
<p>Günümüzde bir başka çok önemli kazanımın da; çocuk onkolojisinde önemli bir yer tutan radyoterapi alanında yaşandığının altını çizen Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu “Radyoterapideki teknolojik gelişmeler çocukları koruyarak tedavi etmeye olanak sağlıyor. Bu gelişmeler arasında proton tedavisi öne çıkıyor ki, özellikle beyin tümörlerinde bu yöntemin büyük avantaj sağladığını görüyoruz. Proton tedavisi, çevre dokulara daha az zarar vererek tümörü hedef alabiliyor. Özellikle gelişim çağındaki çocuklarda büyük önem taşıyor” diyor. </p>
<p><strong>Amaç sadece iyileştirmek değil, sağlıklı erişkinler yetiştirmek</strong></p>
<p>Teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde bugün artık sadece çocuğu iyileştirmeyi değil, onun ileride sağlıklı bir erişkin olmasını da hedeflediklerini vurgulayan Prof. Dr. Çorapçıoğlu, bu nedenle verdikleri her tedavinin uzun dönemli etkilerini dikkatle gözetlediklerini belirterek “15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü’nü umut veren gelişmelerle karşılıyoruz. Çocukluk çağı kanserlerinde artık çok daha güçlü bir noktada olduğumuzu söyleyebilirim. Bilimsel gelişmeler, moleküler tedaviler ve ileri teknoloji uygulamalarıyla yeni bir döneme girdik. Amacımız her çocuğun sağlıklı bir geleceğe ulaşması” diyor. </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-hayat-veren-en-yeni-yontemler-2-613184">Çocukluk çağı kanserlerinde hayat veren en yeni yöntemler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukluk çağı kanserlerinde hayat veren en yeni yöntemler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-hayat-veren-en-yeni-yontemler-613035</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 07:23:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çağı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[Çocukluk Çağı Kanserleri]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[veren]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613035</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni bir dönemin heyecanı ve umudu yaşanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-hayat-veren-en-yeni-yontemler-613035">Çocukluk çağı kanserlerinde hayat veren en yeni yöntemler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni bir dönemin heyecanı ve umudu yaşanıyor. Bu yıl 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü’nü çok umut veren gelişmelerle karşıladıklarını belirten <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu</strong> “Çocukluk çağı kanserlerinde artık çok daha güçlü bir noktadayız. Bilimsel gelişmeler, moleküler tedaviler ve ileri teknoloji uygulamalarıyla yeni bir döneme girdik. Amacımız her çocuğun iyileşmesinin ötesinde, sağlıklı bir erişkin olması” diyor. Prof. Dr. Çorapçıoğlu, <strong>15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada, çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni dönemi anlattı, ailelere önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Çocukluk çağında yaygın görülen lösemi ve lenfoma gibi kanserler, son yıllarda teknoloji ve tıptaki hızlı ilerlemeler sayesinde başarıyla tedavi edilebiliyor. 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü öncesinde bilim dünyasında heyecan yaratan bir haber aldıklarını belirten Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu şöyle konuşuyor: “Çocuklarda kanser tedavisinde başarı oranı geçmişe kıyasla çok önemli noktalara geldi. Öyle ki; artık neredeyse tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır diyebiliriz. Amerikan Kanser Derneği’nin 4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla açıkladığı orana göre; çocukluk çağı kanserleri 1970’lerde yüzde 50-60 civarında tedavi edilebilirken, günümüzde tedavide çok ciddi ilerleme kaydedilmiş ve başarı oranı yüzde 87’lere çıkmıştır. Bu veri son derece ciddiye alınması gereken ve büyük umut veren bir bilgidir.” </p>
<p><strong>Erken tanı ve tedavi çok önemli!</strong></p>
<p>Tedavinin başarısında; kanserin türü, evresi ve çocuğun yaşının önemli faktörler olduğunu belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Çorapçıoğlu bu noktada ailelere çok önemli görevler düştüğünü belirterek “Ebeveynler çocuklarını çok iyi gözlemlemeli, özellikle bacak, bel ya da kemik ağrısı, ateş, çabuk yorulma, halsizlik, vücutta morluklar ya da sık sık burun/ diş eti kanamaları gibi belirtiler varsa mutlaka ciddiye alarak altında yatan nedenin bulunması için ısrarcı ve takipçi olmalıdır. Bazen ‘büyüme ağrısıdır’ denilen ve geçmeyen ağrıların altında çocukluk çağı kanserleri yatabiliyor” diyor. Erken tanı sayesinde özellikle lösemi, lenfoma ve sarkomlarda oldukça başarılı sonuçlar alınsa da bazı saldırgan beyin tümörlerinde daha fazla ilerlemeye ihtiyaç olduğunu belirten Prof. Dr. Çorapçıoğlu bu alanda da çalışmaların yoğun şekilde devam ettiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Moleküler Çağ: “Tam 12’den Vurmak”</strong></p>
<p>Son yılların en önemli gelişmelerinden birinin de; kanserin moleküler özelliklerinin daha iyi anlaşılması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çorapçıoğlu sözlerine şöyle devam ediyor: “Her tümör kendine özgü genetik ve moleküler değişiklikler taşıyor. Bu değişikliklere yönelik geliştirilen ilaçlar tedavide yeni bir dönem başlattı. Elimizde moleküler tetkikler varsa ve hedefi doğru belirleyebiliyorsak, doğrudan o değişikliğe yönelik ilaçlar kullanabiliyoruz. Buna adeta ‘tam 12’den vurmak’ diyebiliriz. Bazı hastalarda hedefli tedaviler ve immünoterapiler sayesinde kemoterapiye hiç ihtiyaç duymadan tedaviyi sağlayabiliriz. Bazı durumlardaysa bu yeni ilaçları kemoterapinin etkisini artırmak için kullanıyoruz. Eskiden sadece kemoterapiye dayalı tedaviler varken, bugün çok daha kişiselleştirilmiş bir yaklaşım söz konusu. Bu, çocukluk çağı kanserlerinde çok çok büyük bir kazanım.”</p>
<p><strong>Proton tedavisiyle daha az yan etki!</strong></p>
<p>Günümüzde bir başka çok önemli kazanımın da; çocuk onkolojisinde önemli bir yer tutan radyoterapi alanında yaşandığının altını çizen Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu “Radyoterapideki teknolojik gelişmeler çocukları koruyarak tedavi etmeye olanak sağlıyor. Bu gelişmeler arasında proton tedavisi öne çıkıyor ki, özellikle beyin tümörlerinde bu yöntemin büyük avantaj sağladığını görüyoruz. Proton tedavisi, çevre dokulara daha az zarar vererek tümörü hedef alabiliyor. Özellikle gelişim çağındaki çocuklarda büyük önem taşıyor” diyor. </p>
<p><strong>Amaç sadece iyileştirmek değil, sağlıklı erişkinler yetiştirmek</strong></p>
<p>Teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde bugün artık sadece çocuğu iyileştirmeyi değil, onun ileride sağlıklı bir erişkin olmasını da hedeflediklerini vurgulayan Prof. Dr. Çorapçıoğlu, bu nedenle verdikleri her tedavinin uzun dönemli etkilerini dikkatle gözetlediklerini belirterek “15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü’nü umut veren gelişmelerle karşılıyoruz. Çocukluk çağı kanserlerinde artık çok daha güçlü bir noktada olduğumuzu söyleyebilirim. Bilimsel gelişmeler, moleküler tedaviler ve ileri teknoloji uygulamalarıyla yeni bir döneme girdik. Amacımız her çocuğun sağlıklı bir geleceğe ulaşması” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-hayat-veren-en-yeni-yontemler-613035">Çocukluk çağı kanserlerinde hayat veren en yeni yöntemler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-ikinci-kanser-612526</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 08:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerde]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612526</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde erkeklerde akciğer kanserinden sonra en sık görülen prostat kanserinin tedavisinde önemli ilerlemeler yaşanıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-ikinci-kanser-612526">Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde erkeklerde akciğer kanserinden sonra en sık görülen prostat kanserinin tedavisinde önemli ilerlemeler yaşanıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek </strong>“Son yıllarda organa sınırlı prostat kanseri tedavisinde yeni bir döneme girmiş bulunmaktayız. Tedavi etkinliğinden ödün vermeden, hastanın yaşam kalitesini koruyan ‘minimal girişimsel tedavi yöntemleri’ giderek yaygınlaşıyor. Teknolojideki hızlı gelişmeler sayesinde artık ameliyatsız bir yaklaşım olan fokal (bölgesel) tedavi çok daha fazla uygulanıyor. Çok yakın gelecekte fokal tedavi, ameliyatın pabucunu dama atmaya aday gözüküyor” diyor. Prof. Dr. Can Öbek, günümüzde artık gençlerde de sık görülen ve sinsice ilerleyen prostat kanserinde yeni tedavi dönemini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<p>Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de görülme sıklığı artan prostat kanseri, artık sadece ileri yaşta değil, gençlerde de yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek </strong>“Prostat erkek üreme sistemine ait bir salgı bezidir. Prostat bezi hücrelerinden kaynaklanan prostat kanseri, dünya ülkelerinin çoğunda erkeklerde en sık görülen organ kanserdir. Erken tanı hayat kurtarmakta, kanser prostatta sınırlıyken yakalanıp tedavi edildiğinde tam başarı sağlanabilmektedir. Ancak ülkemizde erkek kanserlerinde akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer alan prostat kanseri sinsice ilerlediği ve erken dönemde herhangi bir belirti vermediğinden dolayı, geç tanı konulma oranı yüzde 30’u bulmakta ve bu imkan önemli oranda kaçırılmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>40 yaş sonrası tarama testi kritik önem taşıyor!</strong></p>
<p>Erken tanı için, günümüzde 40 yaşından itibaren PSA testi yaptırılmasının ve prostat muayenesinin çok önemli oldunu vurgulayan Prof. Dr. Öbek “Böylelikle kişinin mevcut durumunu ve ileride prostat kanseri riskini de tespit edebiliyoruz; takip sıklığımızı buna göre ayarlıyoruz. Erken tanı için PSA testi şart ancak kesin tanı muayenedeki bulgulara göre prostat biyopsisi ile konuluyor” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Ameliyatın yerini bölgesel (Fokal) tedavi alıyor</strong></p>
<p>Son yıllarda organa sınırlı prostat kanseri tedavisinde, teknoloji ve tıptaki hızlı ilerlemelerin de sayesinde büyük değişim yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Öbek, tedavi etkinliğinden ödün vermeden, hastanın yaşam kalitesini korumak odaklı, minimal girişimsel yöntemlerin daha çok tercih edildiğini söylüyor. Prof. Dr. Öbek sözlerine şöyle devam ediyor: “Robotik cerrahi, büyük ölçüde açık ameliyatın yerini aldı. Daha yakın dönemde, MR ve MR füzyon biyopsi teknolojisinin gelişmesi, fokal (bölgesel) tedavi yönteminin ortaya çıkmasına ve yaygınlaşmasına zemin hazırladı. Ameliyatsız bir yaklaşım olan fokal tedavi, giderek artan sıklıkta hastalar tarafından tercih edilmekte ve hekimler tarafından da uygulanmaktadır. Kanımca çok yakın gelecekte, ameliyatın pabucunu dama atmaya adaydır.”  </p>
<p><strong>Prostatın sağlıklı bölgeleri korunuyor</strong></p>
<p>Ameliyatta prostatın tamamı çıkarılıp, radyoterapide tamamının ışınlandığını; oysa fokal tedavide sadece prostat içindeki kanserli odağın tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Öbek son yıllarda öne çıkan bu yöntem hakkında şu bilgileri veriyor: “Fokal tedavi, biyopsi ile tanısı konmuş kanser odağının, çevresindeki güvenlik alanıyla birlikte imha edilmesi ve prostatın sağlıklı bölgelerinin korunması prensibine dayanır. MR ile prostattaki kanser odağının net olarak görülebildiği, tek bir alanda gelişmiş ve biyopsi sonucuna göre orta derecede saldırgan (Gleason skoru 7) olduğu saptanan prostat kanseri hastaları, fokal tedavi için ideal hastalardır.”</p>
<p><strong>Yan etkileri çok daha nadir görülüyor</strong></p>
<p>Fokal tedavinin en önemli avantajları arasında; idrar kaçırma ve iktidarsızlık gibi yan etkileri minimum düzeye indirmesi bulunuyor. Prof. Dr. Öbek “Dünya literatürüne göre; ameliyat veya radyoterapiden sonra idrar kaçırma riski yüzde 10-21, sertleşme sorunu riski yüzde 23-68 ve bağırsak sorunu yaşama riski yüzde 35 olarak bildirilmektedir. Fokal tedavi bu yan etkileri bertaraf etmek iddiasında bir tedavi yaklaşımıdır” diyor. Fokal tedavi yaklaşık 60-90 dakika sürüyor ve anestezi altında uygulanıyor. Herhangi bir ameliyat kesisi olmuyor. Hasta en fazla bir gece hastanede kalıyor. </p>
<p><strong>Dünya literatüründe çarpıcı gerçek!</strong></p>
<p>Dünya literatüründe; fokal tedavi uygulanarak sonrasında 5 yıl izlenen hastalarda, hastalığın nüks riskinin yüzde 10-20 olarak bildirildiğini belirten Prof. Dr. Öbek şöyle konuşuyor: “Diğer bir deyişle, yüzde 80-90 oranında fokal tedavi etkili ve başarılı olmaktadır. Prostat kanserinde fokal tedavinin etkinliği ve güvenliği konusunda bilimsel yayınlar giderek arttığından, Avrupa Üroloji Derneği Kılavuzu, fokal tedavi yaklaşımını artık deneysel kategorisinden çıkartmış bulunmaktadır. Önümüzdeki 10 yılda, uygun hastalarda, prostatın tamamının tedavisinin tarih olacağı ve bu alanda fokal tedavinin standart olacağı düşüncesindeyim.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-ikinci-kanser-612526">Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukların Bu 4 Davranışı DEHB İşareti Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-bu-4-davranisi-dehb-isareti-olabilir-612328</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 08:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[Hiperaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[şareti]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612328</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nörogelişimsel bir bozukluk olan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), bireyin yaşına ve gelişim düzeyine göre beklenenden daha fazla dikkat dağınıklığı, dürtüsellik ve hiperaktivite göstermesi olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-bu-4-davranisi-dehb-isareti-olabilir-612328">Çocukların Bu 4 Davranışı DEHB İşareti Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nörogelişimsel bir bozukluk olan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), bireyin yaşına ve gelişim düzeyine göre beklenenden daha fazla dikkat dağınıklığı, dürtüsellik ve hiperaktivite göstermesi olarak tanımlanıyor. Çocukluk çağında başlayan ve tedavi edilmezse erişkin yaşta da devam edebilen DEHB, sadece dikkat dağınıklığı ve hareketlilikle sınırlı kalmıyor kişinin yaşam kalitesini de düşürüyor. Memorial Ankara Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Klinik Psikolog Eda Atay, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu hakkında bilgi vererek, erken tanı ve bütüncül olarak uygulanan tedavilerin önemine değindi. </p>
<p>Günümüzde DEHB’in fark edilme oranı artış göstermektedir. Daha önce “Çok yaramaz” ya da “Dalgın” olarak adlandırılan çocukların aslında dikkat eksikliği ya da dürtüsellik belirtileri gösterdiği artık bilinmektedir. Günümüzde çocuklar çok sayıda uyaranla karşılaşmaktadır. Gün içinde ekran maruziyeti sürelerinin artması, hızlı uyarıcı akışına alışma, dopamin sistemini etkileyerek dikkat süresini kısaltabilmektedir. Bu durum DEHB belirtilerini daha fark edilir hale getirmektedir. Artık hem aileler hem öğretmenler hem de uzmanlar bu belirtileri daha erken tanıyabilmektedir. </p>
<p><strong>Bu belirtiler DEHB için sinyal veriyor olabilir!</strong></p>
<ol>
<li><strong>Dikkat Eksikliği:</strong> Detaylara dikkat etmeme, görevleri tamamlama konusunda zorlanma, dikkatin kolayca dağılması, ödev/görev unutma ve eşya kaybetme gibi durumlarla kendini belli etmektedir. </li>
<li><strong>Hiperaktivite:</strong> Sürekli hareket ihtiyacı, aşırı konuşma, sabretmekte zorlanma olarak gözlemlenir. </li>
<li><strong>Dürtüsellik:</strong> Sıra bekleyememe, düşünmeden hareket etme, başkalarının sözünü kesme, riski gözetememe olarak tanımlanabilir. Belirtilerin hangi alanda olduğu ve şiddeti kişi özelinde değişiklik gösterebilir. Belirtiler üç alanda birden gözlemlenebileceği gibi ayrı ayrı da gözlemlenebilir. Bireysel değerlendirmeler sonucu kişinin DEHB düzeyi ve zorlanmalarının hangi alanlarda, ne derece şiddetli olduğu belirlenir. Bunun yanı sıra sessiz ve sakin olarak nitelendirilen, bu yüzden de daha geç fark edilen hipoaktif olarak gözlemlenmesine rağmen dikkatini toplamakta zorlanan çocuklar da vardır. Sakin olarak nitelendirdiğimiz çocuklarda da dikkat eksikliği gözlemlenebilir, bu çocuklar da gözden kaçırılmamalıdır.</li>
</ol>
<p><strong>Erişkinlerde de görülüyor</strong></p>
<p>DEHB, çocukluk çağında tanılanması sebebiyle toplumda genellikle çocukluk çağına özgü bir durum olarak düşünülse de aslında sadece çocukluk çağına özgü bir durum değildir. Çoğu bireyde belirtiler ergenlik ve yetişkinlik döneminde de devam eder. Klinikte, çocukluk çağında tanılanmamış ancak DEHB belirtileri taşıyan yetişkin bireylerle de karşılaşıyoruz. Yaş ilerledikçe sosyal uyuma bağlı olarak hiperaktiviteye yönelik şikayetler genellikle azalır ancak dikkat dağınıklığı, unutkanlık ve organizasyon güçlükleri yetişkin yaşamda da etkisini sürdürür. Yetişkinlikte DEHB, çocukluktaki kadar belirgin özellikler yerine içsel huzursuzluk ve dağınıklık hissiyle kendini göstermektedir.  </p>
<p><strong>Kişiye özel bütüncül tedaviler ile başarılı sonuçlar elde ediyor </strong></p>
<p>Bireysel değerlendirme sonucuna bağlı olarak, ilaçlar ve davranış terapileri ortak kullanılmaktadır. İlaç tedavisi her çocuk için zorunlu değildir. Belirtilerin şiddeti, çocuğun yaşı ve yaşam alanlarındaki işlevsellik düzeyi dikkate alınarak tedavi planı yapılır. Hafif düzeydeki vakalarda yalnızca davranışsal terapiler ve çevre düzenlemeler yeterli olabilmektedir. Ancak akademik ve sosyal yaşam belirgin şekilde etkileniyorsa ilaç tedavisi gerekebilir. İlaçlar beynin kimyasal sistemindeki farklılığı düzenlerken, davranışsal psikoterapiler ile semptomları hafifletmek, öğrenme becerilerini geliştirmek mümkün hale gelir. Tedavi yöntemleri uzun süreli ve bütüncül olarak uygulandığında, belirgin gelişmeler ve kalıcı fayda sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Erken tanı başarı oranını artırıyor </strong></p>
<p>Erken tanı ve tedavi, çocuğun akademik başarısını, özgüvenini ve sosyal ilişkilerini olumlu yönde etkiliyor. Müdahale edilmediğinde özsaygı düşüklüğü, okul başarısızlığı ve davranış sorunları görülebiliyor. Erken destek, bu zinciri kırarak çocuğun potansiyelini sağlıklı bir şekilde ortaya çıkarmasına yardımcı oluyor. Durumun erken fark edilmesi ve doğru yönetilmesi, bireyin yaşam boyu uyumunu güçlendirir.</p>
<p><strong>Tedavide aile ve öğretmenlerin rolü büyük!</strong></p>
<p>Çocuklar için planlanan tedavilere ek olarak ailelerin de bu konuya yönelik ebeveyn danışmanlığı alması önemlidir. Ailelerin öncelikle bu durumun çocuğun elinde olmayan, kasıtlı olmayan bir durum olduğunu bilmeleri, çocuğun davranışlarını “İnat” veya “Tembellik” olarak yorumlamamaları önemlidir. Net kurallar, kısa yönergeler, olumlu pekiştirme ve öngörülebilir rutinler çocuğun uyumunu kolaylaştırmaktadır. Ayrıca çocuğun çabasını fark edip takdir etmek motivasyon açısından değerlidir. Öğretmenler, DEHB’li öğrencilerin potansiyellerini fark edip, öğrenme ortamını buna göre düzenleyerek sürece destek olabilirler. Kısa ve net yönergeler vermek, olumlu gerim bildirimlerde bulunmak, sık ama kısa molalar tanımak, görsel materyaller kullanmak, sınıf ortamında öğretmenlerin kullanabileceği etkili yöntemlerdendir. Ayrıca sınıf içinde öğrenciyi etiketlemeden, bireysel farklılıklara duyarlı bir yaklaşım sergilemek önemlidir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-bu-4-davranisi-dehb-isareti-olabilir-612328">Çocukların Bu 4 Davranışı DEHB İşareti Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boyunda kesi yapılmadan lazer ve robot destekli tedavi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/boyunda-kesi-yapilmadan-lazer-ve-robot-destekli-tedavi-612288</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 08:09:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[boyunda]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[destekli]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserler]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmadan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612288</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baş ve boyun kanserleri, dünya genelinde giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyunda-kesi-yapilmadan-lazer-ve-robot-destekli-tedavi-612288">Boyunda kesi yapılmadan lazer ve robot destekli tedavi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baş ve boyun kanserleri, dünya genelinde giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre; dünyada her yıl yaklaşık 650 bin yeni baş ve boyun kanseri vakası görülüyor ve yaklaşık 330 bin kişi bu kanserler nedeniyle yaşamını yitiriyor.   Türkiye’de ayrıntılı veriler sınırlı olmakla birlikte, baş ve boyun kanserlerinin en sık rastlanan tiplerinden biri olan gırtlak (larinks) kanseri için yılda 4 binin üzerinde vaka bildirildiğini açıklayan bazı ulusal ve uluslararası veri tabanları mevcut. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları</strong> <strong>Uzmanı Prof. Dr. Bülent Evren Erkul</strong>, tüm kanser türlerinde olduğu gibi baş ve boyun kanserlerinde de erken tanının yaşamsal önem taşıdığını belirterek, “Erken evrede yakalandığında, baş ve boyun kanserlerinin tedavisinde başarı oranı yüzde 90’lara kadar çıkabilmektedir. Ayrıca, hastaların konuşma, yutma ve nefes alma gibi hayati fonksiyonları korunabilmektedir. Ancak hastalar, özellikle ses kısıklığı veya ağız içindeki yaralar gibi belirtilerin “grip ve benzeri enfeksiyonlardan” kaynaklandığını düşünerek, hekime oldukça geç başvurmakta,  bu durum da tedaviyi zorlaştırmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Erkeklerde gırtlak, kadınlarda tiroit kanseri daha yaygın! </strong></p>
<p>Baş ve boyun kanserleri;  bu bölgelerde yer alan farklı organ ve dokulardan gelişebilen birçok kanser türünü kapsayan genel bir tanım.  Sıklıkla daha genç yaşlarda görülen tiroit kanseri ayrı tutulduğunda, baş ve boyun kanserleri genellikle çevresel faktörlerin tetiklemesi ve özellikle sigara ile alkol kullanımının belirgin rolü nedeniyle ileri yaşlarda daha sık görülüyor. Ülkemizde baş ve boyun kanserleri arasında erkeklerde gırtlak (larinks) kanserine,  kadınlarda ise tiroit kanserine daha yaygın rastlanıyor. </p>
<p><strong>Bu yakınmalar 2 haftadan uzun sürdüyse, dikkat! </strong></p>
<p>Baş ve boyun kanserlerinde erken tanıya yönelik bir tarama prosedürü olmadığını ifade eden Prof. Dr. Bülent Evren Erkul<strong>,</strong> bu nedenle baş ve boyun bölgesinde ortaya çıkan şikayetlerin ihmal edilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor. Belirtilerin tümörün yerleştiği yere göre farklılık gösterebildiğini söyleyen Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, dikkat edilmesi gereken sinyalleri şöyle özetliyor: “En sık karşılaşılan gırtlak ve ağız içi (dil, ağız tabanı, damak, diş eti, yanak) kanserlerinde ses kısıklığı ile ağız içinde geçmeyen yaralar görülmektedir. Daha nadir olarak görülen burun içindeki tümörlerde; burun kanamaları, burun tıkanıklığı, yüz ve ağızda ağrı ile yaralar ortaya çıkabilmektedir. Bunlara ek olarak baş ve boyun bölgesinde şişlik ile kitleler de gelişebilmektedir.&#8221; Prof. Dr. Evren Erkul, bu şikayetlerin 2 haftadan uzun sürmesi durumunda mutlaka bir hekime başvurulması gerektiğinin altını çiziyor.</p>
<p><strong>En önemli risk faktörü sigara! </strong></p>
<p>Tütün ürünleri ile alkol kullanımı, baş ve boyun kanserlerinin en önemli sebeplerini oluşturuyor. Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, kanser tanısı alan hastaların yaklaşık 90’ından fazlasında sigara kullanımının etkili olduğunu vurgulayarak,  şu bilgileri paylaşıyor: “Sigara; özellikle gırtlak, ağız içi, geniz, yutak ve yemek borusunun giriş bölümündeki tümörler için önemli bir risk faktörüdür. Sigara ve alkolün beraber kullanılması durumunda bu risk 1.5-2 kat artmaktadır. Dolayısıyla, baş ve boyun kanserleri riskini azaltmak için tütün ürünlerinden uzak durmak son derece önemlidir.” </p>
<p><strong>Human Papilloma Virüsü’ne dikkat! </strong></p>
<p>Çevresel faktörler (Hava kirliliği, mesleksel toksik maddelere kronik maruziyet), kötü ağız hijyeni, eski diş tedavilerinde kullanılan ve kanserojen içerikli materyaller, kronik yaralar ile sağlıksız beslenme alışkanlıkları da baş ve boyun kanserleri riskini artıran önemli faktörler arasında yer alıyor. Bunların yanı sıra genetik yatkınlık ve sonradan gelişen bazı genetik bozukluklar  da etkili olabiliyor. Ayrıca yapılan çalışmalar, son yıllarda HPV (Human Papilloma Virüsü) enfeksiyonlarının özellikle dil kökü ve bademcik kanserlerinde önemli bir etken olduğunu ortaya koyuyor. Bunların yanı sıra Epstein Barr Virüsü’ne bağlı geniz kanserleri de görülebiliyor. </p>
<p><strong>Lazer ve robot destekli cerrahi ön plana çıkıyor</strong></p>
<p>Baş ve boyun kanserlerinde cerrahi tedavi önemli bir yer tutarken, bazı durumlarda kemoterapi, radyoterapi ve immünoterapi yöntemleriyle kombine edilmiş tedaviler uygulanıyor. Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, baş ve boyun kanserlerinin tedavisinde lazer yöntemi ve robot destekli cerrahinin son yıllarda giderek daha yaygın kullanıldığını belirterek,  “Bu ileri teknolojik yöntemler komplikasyon riskini azaltırken, kesilerin küçük olmaları sayesinde hastaların daha kısa süreli yatışla taburcu olabilmelerini sağlamaktadır” diye konuşuyor. Prof. Dr. Bülent Evren Erkul,<strong> </strong>gırtlak bölgesindeki tümörlerde<strong> </strong>lazer yönteminin; özellikle dil kökü ile gırtlağın üst kısmında yer alan tümörlerde ise robot destekli cerrahinin öne çıktığını ifade ediyor. </p>
<p><strong>Ağız içinden giriliyor, boyunda kesi yapılmıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, bazı gırtlak ve yutak kanserlerinde, tümörün yerleşim yerinin uygun olması halinde lazerle cerrahinin boyunda herhangi bir kesi yapılmadan, ağız içinden girilerek gerçekleştirildiğini söylüyor. Özellikle Human Papilloma Virüsü’ne bağlı gelişen küçük boyutlu dil kökü ve bademcik tümörlerinin de robot yardımlı cerrahiyle, kesi yapılmaksızın, ağız içinden çıkarılabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Evren Erkul, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Ayrıca, komplikasyonları azaltan ve tedavinin başarısını artıran navigasyon yardımlı endoskopik sinüs tümör cerrahileri ve sinir monitorizasyonu eşliğinde gerçekleştirilen cerrahiler, özellikle tükürük bezi ile tiroit tümörlerinde artık çok daha sık kullanılmaktadır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyunda-kesi-yapilmadan-lazer-ve-robot-destekli-tedavi-612288">Boyunda kesi yapılmadan lazer ve robot destekli tedavi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parkinson&#8217;dan beyin pili ile kurtuldular</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/parkinsondan-beyin-pili-ile-kurtuldular-611851</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 12:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[Dbs]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuldular]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[pili]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611851</guid>

					<description><![CDATA[<p>Parkinson hastalığı başta olmak üzere esansiyel tremor, distoni, epilepsi gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan ve halk arasında “beyin pili” olarak bilinen Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) uygulamalarının yapıldığı Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi’nin resmi açılışı, törenle gerçekleşti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinsondan-beyin-pili-ile-kurtuldular-611851">Parkinson&#8217;dan beyin pili ile kurtuldular</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span>Parkinson hastalığı başta olmak üzere esansiyel tremor, distoni, epilepsi gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan ve halk arasında “beyin pili” olarak bilinen Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) uygulamalarının yapıldığı Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi’nin resmi açılışı, törenle gerçekleşti. İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, modern anlamda Derin Beyin Stimülasyonu’nun 30 yılı aşkın süredir çeşitli nörolojik hareket bozukluklarının </span></span></b><b><span>ve psikiyatrik rahatsızlıkların <span>tedavisinde kullanıldığını belirterek derin beyin stimülasyonun bilimsel olarak kanıtlanmış ve güvenilir bir yöntem olduğunu söyledi. Geçmiş dönemde geçirdikleri DBS ameliyatıyla sağlıklarına kavuşan Parkinson hastası Erkan Yavuz ile Ömer Faruk Haşil, yaşadıkları zorlukların sona erdiğini ve beyin pili tedavisi sayesinde yaşam kalitelerinin arttığını söyledi. </span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Hastanesi’nde hizmet verecek olan Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi’nin resmi açılış törenine Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş, Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, Maastricht Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yasin Temel, İstanbul Atlas Üniversitesi Rektör Yardımcıları ve akademisyenleri, Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi ekibi, Atlas Üniversitesi Hastanesi başhekimi, doktor ve personeli, Parkinson Hasta ve Yakınları Derneği Kurucu Başkanı Gülnur Uğurlu Kelçe ile Parkinson şikayetiyle DBS tedavisi gören hastaların da bulunduğu davetliler katıldı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Dr. Yusuf Elgörmüş: “Uluslararası iş birlikleri üzerinde duruyoruz”</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş, açılış konuşmasında en büyük hayallerinden birinin 2018’de kurdukları Atlas Üniversitesi ile gerçekleştiğini belirterek “Bu hayalim, sevdam ve heyecanım, bu merkez ve programları gördükçe her geçen gün artıyor. Bizim üniversite olarak en çok üzerinde durduğumuz konu uluslararası ilişkiler ve yurt dışı üniversitelerle iş birliği yapmak. Yurt dışı üniversitelerle yaptığımız iş birliklerini sadece kâğıt üzerinde değil, iş birliği yaptığımız üniversitelerin özellikleri ile kendi özelliklerimizi bir araya getirerek yürütmeye çalışıyoruz. Maastricht Üniversitesi ile Nöromodülasyon Merkezi iş birliğimiz yeniden hayırlı olsun” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Multidisipliner çalışmanın bir arada olabildiği yerlere ihtiyaç var” </span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak açılış konuşmasında “Bu merkezde hem eğitim öğretim faaliyetleri oldu hem de rutin ve bazı özel hastalıkların tedavisi gerçekleştirildi. Bazı hastalıklar var ki tek bir hekimin tedavi etmesi mümkün değil. O yüzden ortak aklın bir araya geldiği, multidisipliner çalışmanın bir arada olabildiği yerlere ihtiyaç var. ‘’diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, açılış konuşmalarının ardından “Nöromodülasyon ve DBS ” başlıklı bir konferans verdi. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Nöromodülasyon: Çağdaş tıbbın güçlü tedavi seçeneklerinden biri</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Parkinson hastalığı başta olmak üzere esansiyel tremor, distoni, epilepsi gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan ve zamanla kullanım alanı genişleyen DBS’nin obsesif kompulsif bozukluk, Tourette sendromu ve epilepsi gibi psikiyatrik ve nörolojik hastalıkların yanı sıra bağımlılık, majör depresyon, Alzheimer demansı, otizm ve tinnitus gibi alanlarda da umut verici klinik ve deneysel sonuçlar ortaya koyduğunu kaydeden Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, son yıllarda MR görüntüleme ve DBS sistemlerindeki teknolojik gelişmeler, hasta seçimi, ameliyat sonrası takip ve programlama süreçlerinin daha güvenli ve etkin hale gelmesini sağlayarak nöromodülasyonu çağdaş tıbbın güçlü tedavi seçeneklerinden biri konumuna taşıdığını kaydetti.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Bütüncül bir yaklaşımla hizmet sunacak</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>DBS’nin kullanıldığı alanlara da değinen Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, bu bilimsel ve teknolojik gelişmeler ışığında kurulan Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi’nin nöromodülasyonun doğası gereği farklı disiplinleri bir araya getiren bütüncül bir yaklaşımla hizmet sunmayı hedeflediğini söyledi. Merkezde; nöroloji, beyin ve sinir cerrahisi, psikiyatri, nöropsikoloji, beslenme ve diyetetik, fizyoterapi, dil ve konuşma terapisi, nörofizyoloji, anestezi, radyoloji ve ilgili diğer branşlardan uzmanların iş birliğiyle hasta odaklı tanı ve tedavi süreçleri yürütüleceğini aktardı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Kişiselleştirilmiş ve sürdürülebilir tedavi yaklaşımları sunulmaktadır</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Derin Beyin Stimülasyonu alanında uzun yıllara dayanan klinik ve cerrahi deneyim üzerine inşa edilen merkezin bilimsel yetkinlik, etik değerler ve hasta güvenliğini temel alan bir anlayışla hizmet verdiğini kaydeden Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Dünyanın en ileri teknolojileri, deneyimli ve multidisipliner bir ekip eşliğinde uygulanarak, her hastaya kişiselleştirilmiş ve sürdürülebilir tedavi yaklaşımları sunulmaktadır. Başta Derin Beyin Stimülasyonu alanında ileri tanı ve tedavi olanakları sunan merkezde nöromodülasyonla ilgili diğer invaziv ve non-invaziv yöntemler, multidisipliner bir yaklaşımla uygulanmaktadır. Merkezin temel amaçları arasında; Derin Beyin Stimülasyonu ve diğer nöromodülasyon uygulamalarının bilimsel içeriğini, eğitimini, klinik pratiğini ve erişilebilirliğini artırmak, bu alandaki güncel bilgi ve deneyimi yaygınlaştırmak yer almaktadır. Bu kapsamda, DBS ve nöromodülasyona ilgi duyan sağlık profesyonellerine yönelik teorik ve uygulamalı eğitim programları, vaka temelli öğrenme olanakları ve multidisipliner bilimsel paylaşımlar planlanmaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>DBS Fellowship Programı yürütülmektedir</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi’nin ayrıca akademik ve klinik Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) uygulamalarını bütüncül bir yaklaşımla ele alarak Prof. Dr. Yasin Temel’in akademik liderliği ve bilimsel danışmanlığında Hollanda’daki Maastricht Üniversitesi Tıp Merkezi (MUMC+) ile iş birliği içinde Nörolojik ve Psikiyatrik Bozukluklarda DBS Fellowship Programını yürüttüğünü sözlerine ekledi. Prof. Dr. Kocabıçak, “Bu program kapsamında katılımcılar, hem Maastricht Üniversitesi Tıp Merkezi hem de Atlas Üniversitesi Hastanesi’nin DBS programlarında aktif olarak yer alarak ileri düzey teorik bilgi, klinik gözlem ve cerrahi uygulama deneyimi kazanma fırsatı bulmaktadır. Akademik niteliği ve bilimsel üretkenliğiyle öne çıkan merkezde görev yapan DBS ekibi, 15 yılı aşkın klinik ve cerrahi deneyime sahip olup, ulusal ve uluslararası düzeyde çok sayıda bilimsel yayına imza atmıştır. Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi, yalnızca güncel bilimsel verilerin aktarılmasını değil; aynı zamanda ortak bir bilimsel dilin ve sürdürülebilir akademik iş birliklerinin güçlendirilmesini amaçlayarak nöromodülasyon alanında ulusal ve uluslararası düzeyde referans bir merkez olmayı hedeflemektedir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Prof. Dr. Yasin Temel’den “Beyin: Görünmez Pusula” Konferansı</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Maastricht Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yasin Temel ise “Beyin: Görünmez Pusula” başlıklı konferansında 1999 yılından bu yana uyguladıkları DBS ile ilgili yürüttükleri çalışmalardan örnekler sundu. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi kurdele kesimiyle açıldı.</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Parkinson hastaları DBS ile sağlığına kavuştu</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Geçmiş dönemde geçirdikleri DBS ameliyatıyla sağlıklarına kavuşan Parkinson hastaları, yaşadıkları zorlukların sona erdiğini ve beyin pili tedavisi sayesinde yaşam kalitelerinin arttığını söyledi. 2022’de Parkinson teşhisi konulan 55 yaşındaki Erkan Yavuz, DBS ameliyatından sonra sağlığına kavuştuğunu belirterek “Şikayetlerim minimize edildi.  Yaşam konforum iyileşti” dedi. Parkinson hastası Ömer Faruk Haşil de 9 yıl önce teşhis konulduğunu, DBS operasyonu sonrasında şikayetlerinin büyük ölçüde geçtiğini kaydetti.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Parkinson hastaları için sosyal destek önemli </span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Parkinson Hasta ve Yakınları Derneği Kurucu Başkanı Gülnur Uğurlu Kelçe ise Parkinson olan eşinin hastalığı nedeniyle 12 yıl önce kurduğu derneğin Parkinson hastaları ve ailelerine özellikle sosyal anlamda destek verdiğini söyledi. Parkinson hastalarında beyin pili tedavisinin yaşam konforunu artırmada etkili olduğunu belirten Gülnur Uğurlu Kelçe, Parkinson hastalığında sosyal desteğin önemini de vurguladı.</span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinsondan-beyin-pili-ile-kurtuldular-611851">Parkinson&#8217;dan beyin pili ile kurtuldular</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Estetik Dolguların Ömrünü Alışkanlıklarımız Belirliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/estetik-dolgularin-omrunu-aliskanliklarimiz-belirliyor-611692</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 07:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirliyor]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[dolgu]]></category>
		<category><![CDATA[dolguların]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[ömrünü]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611692</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde en sık tercih edilen dolgu türleri arasında yer alan estetik (kompozit) dolgular, doğal görünümleri ve diş dokusunu koruyucu özellikleriyle öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/estetik-dolgularin-omrunu-aliskanliklarimiz-belirliyor-611692">Estetik Dolguların Ömrünü Alışkanlıklarımız Belirliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde en sık tercih edilen dolgu türleri arasında yer alan estetik (kompozit) dolgular, doğal görünümleri ve diş dokusunu koruyucu özellikleriyle öne çıkıyor. Diş rengine birebir uyum sağlayan bu dolgular, amalgam dolgulara kıyasla daha az diş dokusu kaybıyla uygulanabiliyor. Kırılma riskinin de düşük olduğu kompozit dolgular, gerektiğinde tamamen sökülmeden onarılıyor ve metal içermediğinden alerjisi bulunan hastaların da sık tercih ettiği bir tedavi yöntemi.</p>
<p>Estetik dolgunun ağız içindeki kullanım süresinin tek bir zaman aralığıyla sınırı olmadığını belirten <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Restoratif Diş Tedavisi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Melek Çam</strong>, literatüre göre bu dolguların ortalama ağız içi kullanım süreleri 5-10 yıl ve üzeri olsa da, dayanıklılıklarının birçok faktöre bağlı olduğunu söylüyor. Hastanın ağız hijyenine verdiği önem, beslenme alışkanlıkları, çiğneme kuvvetleri, dolgunun yapıldığı dişin konumu ve kullanılan materyalin özellikleri, dolgunun ömrünü doğrudan etkiliyor. Ayrıca; dolgulara ekstra basınç getiren diş sıkma/gıcırdatma gibi parafonksiyonel alışkanlıklar ve diş eti sağlığını olumsuz etkileyen tütün kullanımı da dolguların ömrünü etkileyen faktörler arasında. </p>
<p><strong>Küçük Önlemler Büyük Tedavilerin Önüne Geçiyor</strong><br /> Dolgu tedavisinin uzun ömürlü olmasında hastanın günlük ağız bakımına gösterdiği özen belirleyici bir role sahip. Bu sayede, büyük çaplı tedavi gerektirecek sorunların da erkenden önüne geçmek mümkün hale geliyor. Dolguların uzun dönem ağızda kalmasında ise aşağıdaki 4 adımın mutlaka dikkate alınması gerekiyor:</p>
<ul>
<li>Günde en az iki kez dişlerinizi fırçalayın.</li>
<li>Diş ipi ve ara yüz temizliğini ihmal etmeyin.</li>
<li>Sert cisimleri ısırmaktan kaçının.</li>
<li>Düzenli diş hekimi kontrollerinizi aksatmayın.</li>
</ul>
<p>Estetik (kompozit) dolgular, zamanla ağız içi ortamın etkisiyle aşınabiliyor, yüzey pürüzlülüğü artabiliyor veya dolgu ile diş arasında mikroskobik düzeyde zayıflamalar görülebiliyor. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Restoratif Diş Tedavisi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Melek Çam</strong>, bu noktada dolgunun tamamen bozulmasını beklemeden, yapılacak düzenli kontrollerle daha uzun süre kullanımın sağlanabileceğini söylüyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/estetik-dolgularin-omrunu-aliskanliklarimiz-belirliyor-611692">Estetik Dolguların Ömrünü Alışkanlıklarımız Belirliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepside düzenli ilaç kullanımı tedavinin en kritik parçası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepside-duzenli-ilac-kullanimi-tedavinin-en-kritik-parcasi-611188</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 12:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[epilepside]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[İlaçların]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[parçası]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavinin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611188</guid>

					<description><![CDATA[<p>Epilepsi tedavisinde kullanılan antiepileptik ilaçların çoğunun hastada nöbetlerin sıklığını ve şiddetini azalttığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Düzenli ve doğru dozda kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70–80’inde nöbetler kontrol altına alınabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-duzenli-ilac-kullanimi-tedavinin-en-kritik-parcasi-611188">Epilepside düzenli ilaç kullanımı tedavinin en kritik parçası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Epilepsi tedavisinde kullanılan antiepileptik ilaçların çoğunun hastada nöbetlerin sıklığını ve şiddetini azalttığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Düzenli ve doğru dozda kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70–80’inde nöbetler kontrol altına alınabilir. İlaçların aksatılması nöbetlerin yeniden başlamasına, şiddetlenmesine ve ciddi sağlık risklerine yol açabilir” dedi. Epilepsi hastalarında ilaç kullanımının tedavinin en kritik parçası olduğunu vurgulayan Bilgin Topçuoğlu, ilaçların doğru şekilde alınmasının nöbetlerin kontrol altına alınmasını sağladığını ve yaşam kalitesini yükselttiğini söyledi.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, 9 Şubat Uluslararası Epilepsi Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada epilepsi hastalarında düzenli kontrol ve ilaç kullanımının önemine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Hastalığın seyri kişiden kişiye değişiyor</p>
<p>Epilepsi hastalığında düzenli doktor kontrolünün önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Epilepsi hastalarında düzenli doktor kontrolü, nöbetlerin kontrol altında tutulması, ilaçların etkinliğinin ve yan etkilerinin izlenmesi, yaşam kalitesinin artırılması açısından kritik öneme sahiptir. Tedavi süreci kişiye özel olduğu için düzenli takip, hastalığın seyrini doğrudan etkiler. Epilepsi hastalarında doktor kontrolü için tek bir standart süre yoktur çünkü bu hastalığın seyri kişiden kişiye değişir” diye konuştu. </p>
<p>Kontrol dönemleri her hasta için farklılık gösterebilir</p>
<p>Doktor kontrolünün hastalığın tanı ve tedavi süreçlerine göre farklılık gösterebileceğini ifade eden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, bu dönemleri şöyle sıraladı: </p>
<p>Tanı ve tedavi başlangıcı: İlaç başlandıktan sonra genellikle ilk birkaç ay içinde sık kontroller yapılır. Bu dönemde ilacın etkinliği ve yan etkileri yakından izlenir.</p>
<p>Tedavi oturduktan sonra: Nöbetler kontrol altına alındığında kontroller 3–6 ayda bir yapılabilir.</p>
<p>İlaç değişikliği veya yeni şikâyetler olduğunda: Daha sık kontroller gerekebilir.</p>
<p>Çocuk ve genç hastalarda: Gelişim ve öğrenme süreci izlendiği için kontroller daha düzenli ve sık yapılır.</p>
<p>İlaç tedavisiyle nöbetlerin sıklığı ve şiddeti azalır</p>
<p>Epilepsi tedavisinde en temel yöntemin antiepileptik ilaçlar olduğunu kaydeden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Bu ilaçlar nöbetleri tamamen ortadan kaldırmasa da çoğu hastada nöbetlerin sıklığını ve şiddetini azaltır. Düzenli ve doğru dozda kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70–80’inde nöbetler kontrol altına alınabilir. İlaçların aksatılması nöbetlerin yeniden başlamasına, şiddetlenmesine ve ciddi sağlık risklerine yol açabilir. Epilepsi hastalarında ilaç kullanımı, tedavinin en kritik parçasıdır. İlaçların doğru şekilde alınması nöbetlerin kontrol altına alınmasını sağlar ve yaşam kalitesini yükseltir” diye konuştu.</p>
<p>İlaç kullanımında 6 önemli nokta!</p>
<p>İlaç kullanımında dikkat edilmesi gereken önemli noktalara değinen Bilgin Topçuoğlu, bunları şöyle sıraladı:</p>
<p>1. Düzenli ve zamanında kullanım: İlaçlar doktorun belirttiği saatlerde alınmalıdır. Doz atlamak veya ilacı geç almak, nöbet riskini artırır.</p>
<p>2. İlacı kendi kendine bırakmamak: Antiepileptik ilaçlar ani şekilde kesilmemelidir. Doktor kontrolü olmadan ilaç bırakmak, nöbetlerin şiddetlenmesine ve “status epileptikus” gibi hayati risklere yol açabilir.</p>
<p>3. Yan etkileri takip etmek: Baş dönmesi, yorgunluk, kilo değişiklikleri gibi yan etkiler görülebilir. Şiddetli yan etkilerde mutlaka doktora başvurulmalıdır.</p>
<p>4. Düzenli doktor kontrolü: İlaçların kan düzeyleri ve organ fonksiyonları (karaciğer, böbrek) düzenli testlerle izlenmelidir. Doktor, gerektiğinde doz ayarlaması veya ilaç değişikliği yapar.</p>
<p>5. İlaç etkileşimlerine dikkat: Bazı ilaçlar (antibiyotikler, doğum kontrol hapları vb.) antiepileptik ilaçlarla etkileşebilir. Yeni bir ilaç başlanmadan önce mutlaka doktora danışılmalıdır.</p>
<p>6. Yaşam tarzı ile desteklemek: Düzenli uyku, sağlıklı beslenme ve stres yönetimi ilaçların etkinliğini artırır. Alkol ve uyarıcı maddelerden uzak durulmalıdır.</p>
<p>İlaçların aksatılması ya da bırakılması önemli riskler oluşturabilir</p>
<p>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, doktor önerisi olmadan ilacın bırakılması ya da ilaç dozlarının düzensiz kullanımının olumsuz pek çok etkiye yol açabileceği uyarısında da bulunarak “Antiepileptik ilaçlar, beynin elektriksel aktivitesini dengelemeye çalışır; bu denge bozulduğunda nöbetler yeniden ortaya çıkabilir veya şiddetlenebilir. Olası etkiler arasında nöbetlerin tekrarı ve şiddetlenmesi, tedaviye direnç gelişmesi, yan etkilerin artması ve günlük yaşamı etkileyecek önemli riskler oluşabilir” uyarısında bulundu. </p>
<p>Oruç tutmak isteyen, mutlaka doktoruna danışmalı</p>
<p>Ramazan ayında oruç tutmak isteyen epilepsi hastalarının mutlaka doktorlarına danışması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Açlık ve susuzluk, kan şekeri düşüklüğü ve ilaçların kandaki seviyesinin değişmesi, nöbet riskini artırır ve uyku düzensizliği, nöbetleri tetikleyebileceği için oruç tutmak isteyen epilepsi hastalarının mutlaka nöroloji uzmanına danışmaları gerekir. Epilepsi hastaları için oruç tutmak kişisel sağlık durumuna bağlıdır. Uzun süredir nöbet geçirmeyen ve doktor onayı alan bazı hastalar oruç tutabilir ancak ilaçların düzenli kullanımı, uyku ve beslenme düzeni mutlaka korunmalıdır.”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-duzenli-ilac-kullanimi-tedavinin-en-kritik-parcasi-611188">Epilepside düzenli ilaç kullanımı tedavinin en kritik parçası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımlılık tedavisinde en kritik aşama, eve dönüş!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-en-kritik-asama-eve-donus-610828</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 09:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşama]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[Çevirir]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[dönüş]]></category>
		<category><![CDATA[eve]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610828</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL HASTANESİ Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, bağımlılık tedavisinde hastane sürecinden sonra başlayan gündelik hayata uyum aşamasında, nüks riskleri, aile tutumu ve psikoterapinin rolü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-en-kritik-asama-eve-donus-610828">Bağımlılık tedavisinde en kritik aşama, eve dönüş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL HASTANESİ Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, bağımlılık tedavisinde hastane sürecinden sonra başlayan gündelik hayata uyum aşamasında, nüks riskleri, aile tutumu ve psikoterapinin rolü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Tedavi sonrası hayata uyum, bağımlılık tedavisinin en kritik evresi!</strong></p>
<p>Bağımlılık tedavisinin en zorlu ve aynı zamanda en kritik evrelerinden birinin, kişinin tedavi sonrasında gündelik hayata yeniden uyum sağlaması olduğunu aktaran Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bu süreç, hem hasta hem de hekim açısından çeşitli güçlükler barındırmakla birlikte, tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü bu aşamada bazı durumlar öngörülebilirken, bazıları beklenmedik şekilde ortaya çıkabilir.” dedi.</p>
<p>Kişinin davranış örüntüleri, kişilik özellikleri ve hastalık farkındalığının bu sürecin seyrini belirleyen temel unsurlar arasında yer aldığını ifade eden Çevirir, “Yataklı servislerde bağımlılık tedavisi genel olarak üç aşamada ele alınır: akut dönem, idame dönem ve kontrol dönemi. Akut dönem, bağımlılığın en alevli olduğu, kişinin mesleki, sosyal ve ailesel işlevselliğinin ciddi biçimde bozulduğu süreci kapsar. Yoğun kullanım döngüsünün, yoksunluk belirtilerinin ve isteğin zirvede olduğu bu evrede, kişinin yataklı serviste tedavi altına alınması çoğu zaman kaçınılmazdır. Bu karar bazen hastanın isteğiyle, bazen de hastalık bilincinin yeterince gelişmemiş olması nedeniyle hastanın isteği dışında alınabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişi tedaviyi erteledikçe, zihinsel olarak hastalıktan kaçtığını düşünüyor! </strong></p>
<p>Bağımlılığın doğası gereği, her hastanın ‘tedavi olmalıyım’ farkındalığına sahip olmayabileceğine değinen Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Kişi tedaviyi erteledikçe, zihinsel olarak hastalıktan kaçtığını düşünür ve bu durum kısa vadede kendisine avantajlıymış gibi gelebilir.” dedi.</p>
<p>Bu noktada hastalık bilinci, içgörü ve farkındalığın çoğu zaman sınırlı olduğuna işaret eden Çevirir, “Sosyal ilişkilerde yaşanan bozulmalar, evlilik sorunları, mesleki kayıplar ya fark edilmez ya da ertelenir. Oysa tüm bu unsurlar, bağımlılığın kişinin hayatında yarattığı çok yönlü tahribatın göstergesidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hastane süreci antrenman, gündelik hayat asıl sınav! </strong></p>
<p>Akut dönemde temel müdahalelerin ilaç tedavisi, psikoterapi ve sosyal destek olduğunu aktaran Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Uyku ve iştah bozuklukları, duygu durum sorunları ve algısal bozulmalar bu dönemde sıklıkla görülür.” dedi.</p>
<p>İlaçların yalnızca yoksunluk belirtilerini yönetmek için değil, beynin nörokimyasal dengesini yeniden düzenlemek ve bilişsel işlevleri koruyabilmek için de kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Çevirir, şunları söyledi:</p>
<p>“Psikoterapi ise hastalık bilincinin gelişmesi ve kişinin yaşadıklarını anlamlandırabilmesi açısından vazgeçilmezdir. Ancak akut dönemde belirtiler yatışsa bile, hastalığın tamamen kontrol altına alındığından hiçbir zaman emin olunamaz. Altta kalan risk, uygun koşullarda yeniden alevlenebilir. Bu nedenle taburculuk sonrası ayakta tedaviye geçiş, tedavinin en önemli aşamalarından biridir. Hastanede yürütülen süreç bir anlamda antrenman, asıl sınav ise kişinin gündelik hayata döndüğü dönemdir.”</p>
<p><strong>Hastanede sağlanan izolasyon, ev ortamında da sürdürülmeli! </strong></p>
<p>Ayakta tedavi sürecinde ilaçların düzenli kullanımının, genellikle en az altı ay süreyle devam ettirildiğini kaydeden Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “İlaçların beyindeki etkileri zamanla ortaya çıkar. Bu süreç, kırık bir kolun alçıya alınmasına benzetilebilir; alçı iyileştirmez, iyileşme için uygun ortamı sağlar.” dedi.</p>
<p>Hastanede sağlanan izolasyon ortamının, mümkün olduğunca ev ortamında da sürdürülmesi gerektiğine dikkat çeken Çevirir, “Aksi hâlde dış tetikleyiciler hızla devreye girebilir. Özellikle sanal kumar, madde ya da alkol bağımlılığında telefon, sosyal medya ve eski sosyal çevre ciddi risk unsurlarıdır.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Erken sorumluluk, bağımlılıktan uzak kalmayı güçlendiriyor!  </strong></p>
<p>Taburculuk sonrası kişinin günlük yaşamında belli bir rutin oluşturmasının büyük önem taşıdığının altını çizen Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Uyku düzeni, beslenme, sorumluluk alma ve disiplinin korunması tedavinin temel yapı taşlarıdır.” dedi.</p>
<p>Kişinin ‘hasta’ kimliğine sığınıp sorumluluklardan kaçmasının iyileşmeyi geciktirdiğini aktaran Çevirir, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Kişi ne kadar erken sorumluluk alır ve hayata adapte olursa, bağımlılıktan uzak kalma ihtimali o kadar artar. Psikoterapinin sürdürülmesi bu noktada kritik bir rol oynar. Çünkü bağımlılığı besleyen temel unsurlar; içsel çatışmalar, duygusal boşluklar, stresle baş etme güçlükleri ve dürtüselliktir. Kişi çoğu zaman acıdan kaçmak için hazza yönelir. Terapide amaç, bu döngüyü fark etmek, isteği yönetebilmek ve kişinin içgörüsünü güçlendirmektir.” </p>
<p><strong>Sinyallerin erken fark edilmesi, nüksün önlenmesi açısından önemli! </strong></p>
<p>Bağımlılıkta sık karşılaşılan durumlardan birinin de kayma olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Kayma, kişinin bir süre madde veya davranıştan uzak kaldıktan sonra yeniden kullanıma yönelmesidir.” dedi.</p>
<p>Bu sürecin genellikle ani olmadığını açıklayan Çevirir, “Öncesinde rüyalar, tetikleyici düşünceler, çevresel uyaranlar ve duygusal dalgalanmalar görülür. Yağmurdan önce havanın kapatması gibi, kaymanın da öncü işaretleri vardır. Bu sinyallerin erken fark edilmesi, nüksün önlenmesi açısından hayati öneme sahiptir. Ailenin ve sosyal çevrenin tutumu, tedavinin seyrini doğrudan etkiler. Aşırı kontrolcü, suçlayıcı veya baskılayıcı yaklaşımlar tedaviye direnci artırabilir. Aynı şekilde ‘iyi polis–kötü polis’ tutumları da sağlıklı değildir. Önemli olan, hastayı sürekli sorgulamak yerine, kullanım davranışına zemin hazırlayan nedenler üzerinde durmaktır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bağımlılıkta en çok zarar gören ve en geç onarılan alan: Güven! </strong></p>
<p>Bağımlı bireylerin geçmişte yaşadıkları yoğun haz deneyimlerini özlemle anımsamalarının doğal olduğunu aktaran Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bu durum, bir tür yas süreci olarak da değerlendirilebilir. Kişi, artık eskisi kadar yoğun haz alamadığını fark ettiğinde hayal kırıklığı yaşayabilir.” dedi.</p>
<p>İyileşme süresinin kişiden kişiye değiştiğini hatırlatan Çevirir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu süreç kişinin hastalık farkındalığına, sosyal desteğine, beynin maruz kaldığı hasara ve bağımlılığın kronikleşme düzeyine bağlıdır. Bu nedenle bağımlılık için kesin bir iyileşme süresi tanımlamak mümkün değildir. Ailelerin bu süreçte sevgi, şefkat ve sabır göstermesi; ancak aynı zamanda sağlıklı sınırlar koyabilmesi gerekir. Aşırı kaygı bulaşıcıdır ve kişiyi baskı altında hissettirebilir. Güven, bağımlılık sürecinde en çok zarar gören alanlardan biridir ve yeniden inşası zaman alır. Güvenememek anlaşılabilir bir durumdur; ancak güvensizliği sürekli hastaya yansıtmak, iyileşmeyi olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle bir adım geriden, dikkatli ama sakin bir izleme daha sağlıklı bir yaklaşımdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-en-kritik-asama-eve-donus-610828">Bağımlılık tedavisinde en kritik aşama, eve dönüş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Şadi Özdemir kanserle mücadelesini anlattı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-sadi-ozdemir-kanserle-mucadelesini-anlatti-610813</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 09:13:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlattı]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserle]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[mücadelesini]]></category>
		<category><![CDATA[özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[şadi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610813</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, katıldığı söyleşide pankreas kanserini nasıl yendiğini samimiyetle paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-sadi-ozdemir-kanserle-mucadelesini-anlatti-610813">Başkan Şadi Özdemir kanserle mücadelesini anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, katıldığı söyleşide pankreas kanserini nasıl yendiğini samimiyetle paylaştı. “Vaktim yok” diyerek kontrollerini aksattığını belirten Başkan Şadi Özdemir, “En büyük hatam buymuş. Erken teşhis gerçekten hayat kurtarıyor” dedi.</b></p>
<p>Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi, kanserle mücadelede duygusal dayanıklılığın ve farkındalığın konuşulduğu bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. 4 Şubat Dünya Kanser Günü nedeniyle düzenlenen “Kanser’de Duygularımızı Tanıyoruz” başlıklı söyleşide, uzman hekimler, kanseri yenenler ve hasta yakınları tecrübelerini paylaştı. Bursa Kanserle Savaş Derneği Başkanı Ümit Ecemiş’in moderatörlüğünü yaptığı panelde Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir de kendi sağlık sürecine ilişkin samimi açıklamalarda bulundu.</p>
<p><b>“SÜREKLİ KONTROL ETTİRMEK LAZIM”</b></p>
<p>Kendisinin de zorlu bir kanser süreci geçirdiğini belirten Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, hastalığı öğrenme ve tedavi sürecini katılımcılarla paylaştı. CHP Bursa İl Başkanlığı dönemindeki yoğun tempo nedeniyle sağlık kontrollerini aksattığını ifade eden Başkan Şadi Özdemir, “O zamanlar hiçbir şeye ayıracak vaktim yoktu. Kendimce gidip kontrol ettirmiyordum. En büyük hatam buymuş. En sağlıklı zamanlarda bile kontrol ettirmek lazım” dedi.</p>
<p>Kalp kontrolü için gittiği hastanede şeker değerlerinin yüksek çıkması üzerine yapılan tetkiklerde pankreasında 4,5 santimlik tümör tespit edildiğini aktaran Başkan Şadi Özdemir, doktorunun kendisine “Çok şanslısın, 2 ay sonra gelseydin ameliyat edemezdim” dediğini söyledi.</p>
<p>Ameliyatın ardından kemoterapi ve ışın tedavisi gördüğünü belirten Başkan Şadi Özdemir, eşi Nuray Özdemir’in bu süreçte en büyük destekçisi olduğunu ifade etti. Başkan Şadi Özdemir, “Doktorlarım veya biz biraz daha ihmal etsek bugün sizin karşınızda konuşuyor olmayacaktım” diye konuştu.</p>
<p>Hastalık sürecinin bakış açışını değiştirdiğini dile getiren Başkan Şadi Özdemir, “Artık o zaman kafama taktığım birçok şeyi şimdi takmıyorum. Önceliğimiz kendimiz olmalı. Mutlaka hekimle birlikte hareket etmek ve belli periyotlarla kontrol edilmek lazım. Erken teşhis hayat kurtarır” dedi.</p>
<p><b>“KANSER TOPLUMSAL BİR SAĞLIK SORUNUDUR”</b></p>
<p>Etkinliğin açılışında konuşan Medicana Bursa Hastanesi Genel Müdürü Dr. Özcan Akan da kanserin sadece tıbbi değil, toplumsal bir sağlık sorunu olduğunu belirtti. Akan, “Kanserin birçok çeşidi başlangıçta önlenebilir ve tedavi edilebilir. Toplum olarak ne kadar bilinçlenirsek, kanseri yenmek konusunda da o kadar başarılı oluruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“YAN YANA OLMANIN GÜCÜNE İNANDIK”</b></p>
<p>Açılış konuşmalarının ardından söyleşi kısmına geçildi. Söyleşide konuşan Başkan Şadi Özdemir’in eşi Nuray Özdemir ise o günleri anlatırken duygusal anlar yaşadı. Eşinin tedavi sürecinde yaşadıklarını dile getiren Nuray Özdemir, “En çok zorlandığım an, hastaneden çıkıp eve döneceğimiz zamandı. Ancak tedavi sürecinde yan yana olmanın gücüne inandık” ifadelerini kullandı. Sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olarak yer aldığını paylaşan Nuray Özdemir, sivil toplum kuruluşlarının bu konuda farkındalık oluşturmadaki rolüne dikkat çekti.</p>
<p>Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nilüfer Avcı da hasta-hekim ilişkisinin ve sosyal desteğin önemine değindi. Hastaya teşhis konulduğu andan itibaren psikolojik desteğin şart olduğunu belirten Prof. Dr. Avcı, sivil toplum kuruluşlarının ve aile desteğinin tedavi başarısını artırdığını vurguladı.</p>
<p><b>HASTA VE HASTA YAKINLARININ GÖZÜNDEN SÜREÇ</b></p>
<p>Kanseri yenen Sevgi Uyumaztürk, hastalığı ilk öğrendiğinde yaşadığı “ölüm korkusu”nu ve kabullenme sürecini anlatırken, hekimine duyduğu güvenin iyileşme sürecindeki etkisine dikkat çekti. Hasta yakını olarak panelde yer alan Ersin Demirel ise genç yaşta babasının hastalığıyla başlayan ve annesiyle devam eden süreçte bir hasta yakını olarak üstlendiği sorumlulukları ve yaşadığı duygusal yolculuğu katılımcılarla paylaştı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-sadi-ozdemir-kanserle-mucadelesini-anlatti-610813">Başkan Şadi Özdemir kanserle mücadelesini anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Moleküler Testlerle Kansere Dakikalar İçinde Tanı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/molekuler-testlerle-kansere-dakikalar-icinde-tani-610810</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 09:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[çinde]]></category>
		<category><![CDATA[dakikalar]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hız]]></category>
		<category><![CDATA[kansere]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler]]></category>
		<category><![CDATA[patoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[testlerle]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610810</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanserde tanı süreçleri artık günlerle değil, dakikalarla ölçülüyor. Yeni nesil moleküler ve genetik testler sayesinde, normalde yaklaşık bir ay süren analizler çok kısa sürede tamamlanarak tümörün temel biyolojik özellikleri ortaya konabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/molekuler-testlerle-kansere-dakikalar-icinde-tani-610810">Moleküler Testlerle Kansere Dakikalar İçinde Tanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kanserde tanı süreçleri artık günlerle değil, dakikalarla ölçülüyor. Yeni nesil moleküler ve genetik testler sayesinde, normalde yaklaşık bir ay süren analizler çok kısa sürede tamamlanarak tümörün temel biyolojik özellikleri ortaya konabiliyor. Tanı süreçlerindeki bu hız kazanımı, özellikle cerrahi sırasında alınan kararlar açısından hayati önem taşıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi <strong>Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli</strong>, tanıya hız kazandıran bu teknolojilerin klasik patoloji anlayışını kökten değiştirmekte olduğunu belirtiyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Tanı süreçlerinde gelinen bu ileri noktanın en çarpıcı örneklerinden biri beyin tümörleri alanında yaşanıyor. Artık yalnızca mikroskop altında görülen hücre yapıları değil, tümörün moleküler ve epigenetik imzası da tanının merkezine yerleşiyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) güncel sınıflamalarında da bu yaklaşımın benimsendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, beyin tümörlerinde tanının artık tek bir test ya da tek bir görüntüye dayanmadığını vurguluyor. Tümörün mikroskopik özellikleri, genetik yapısı, hastanın klinik bulguları ve MR görüntüleri birlikte değerlendiriliyor; böylece tanı doğruluğu artıyor ve hastaya en uygun tedavi planı oluşturulabiliyor.</strong></em></p>
<p>Tanı hızlandıkça tedavi yaklaşımı da değişiyor. “Kansere dakikalar içinde tanı” ifadesi, tüm DNA’nın baştan sona analiz edilmesinden ziyade, hastalık açısından kritik genetik bilgilerin çok kısa sürede elde edilebilmesini ifade ediyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, özellikle nanopore gibi gerçek zamanlı dizileme teknolojilerinin DNA’dan gelen sinyali anında okuyabilmesi sayesinde bu hızın mümkün hale geldiğini belirtiyor.<br /> Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, “Yürütmekte olduğumuz projelerde, ‘frozen’ yöntemiyle ameliyat sırasında tümörden alınan doku örneklerinin anında dondurulup incelenmesiyle, dakikalar içinde tümörün temel moleküler profilini elde edebiliyoruz. Bu yaklaşım, günler sürebilen klasik testlere kıyasla klinik karar süreçlerinde büyük bir dönüşüm anlamına geliyor” diyor.</p>
<p><b><strong>Mikroskop Yetmiyor; Kanserde Genetik Kodlar Konuşuyor</strong></b></p>
<p>Moleküler testler bugün en yaygın olarak beyin tümörleri, akciğer kanseri, meme ve kolorektal kanserler ile hematolojik kanserlerde kullanılıyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, mikroskop altında birbirine çok benzeyen iki tümörün moleküler olarak tamamen farklı olabildiğini ve bunun hastanın alacağı tedaviyi kökten değiştirebildiğini belirtiyor:<br /> “Mikroskop altında aynı görünen tümörler biyolojik olarak çok farklı davranabiliyor. Bu fark bilinmeden uygulanan bir tedavi, hastayı yanlış bir yola sürükleyebilir. Özellikle akciğer kanseri gibi bazı tümörlerde, belirli genetik mutasyonlar saptandığında kemoterapi yerine hedefe yönelik akıllı ilaçlarla çok daha etkili sonuçlar elde edilebiliyor”… </p>
<p>Genetik testler artık yalnızca “Bu tümör nedir?” sorusuna değil, “Bu hastada hangi tedavi işe yarar?” sorusuna da yanıt veriyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, “Bazı genetik değişiklikler, belirli ilaçlara duyarlılığı ya da direnç riskini önceden gösterebiliyor. Bu sayede hastalar etkisiz tedavilerden korunurken, en uygun tedaviye daha baştan yönlendirilebiliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><b><strong>Metilasyon Analizi ve Ameliyat Sırasında Genetik Tanı</strong></b></p>
<p>Beyin tümörlerinde son yılların en güçlü tanı yaklaşımlarından biri olan tümör DNA metilasyon analizi, özellikle tanısı zor ve atipik olgularda belirleyici rol oynuyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, bu yöntemin tanı doğruluğunu artırdığını, nadir tümör alt tiplerinin güvenle ayırt edilmesini sağladığını ve böylece klinik seyrin daha öngörülebilir hale geldiğini vurguluyor.</p>
<p>Avrupa Birliği çatısı altında TRANSCAN projesi kapsamında yürütmekte oldukları çalışmaların, tümörle ilgili genetik bilgileri ameliyat sırasında cerraha ulaştırmayı hedeflediğini belirten Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli’ye göre, DNA’yı anlık olarak okuyabilen nanopore dizileme teknolojisi bu dönüşümün en önemli anahtarlarından biri.</p>
<p>Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, “Ameliyat sırasında alınıp dondurulduktan sonra incelenen doku örneklerinden neredeyse eş zamanlı olarak tümörün moleküler profilini elde edebiliyoruz. Patolog mikroskopta frozen (dondurulmuş doku) kesitini değerlendirirken, eş zamanlı olarak aynı dokudan DNA izole edilip genetik analiz başlatılıyor. Böylece cerrahi ekip, operasyon devam ederken kritik bilgilere sahip olabiliyor ve ameliyat bu bilgilere göre şekilleniyor. Bu yaklaşım, gelecekte ‘ameliyat sırasında genetik tanı’ kavramının standart hale gelmesinin önünü açıyor” diyor.</p>
<p><b><strong>Görüntüleme Artık Tümörün Biyolojisini de Gösteriyor</strong></b></p>
<p>Beyin tümörlerinde radyolojinin rolünün de değiştiğini vurgulayan Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, ileri görüntüleme yöntemlerinin moleküler ve patolojik verilerle entegre edildiği projeler yürüttüklerini belirtiyor. Bu sayede cerrahi planlama, tedavi yanıtı ve nüks riski daha doğru öngörülebiliyor.</p>
<p>Acıbadem Üniversitesi bünyesinde kurulan Beyin Tümörleri Araştırma Grubu’nun (Acıbadem University Brain Tumor Research Group-AUBTRG) patoloji, moleküler biyoloji, radyoloji, biyoinformatik, beyin cerrahisi ve onkolojiyi aynı çatı altında buluşturduğunu aktaran Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, bu multidisipliner yapının bilimsel üretimi hızlandırdığını söylüyor.</p>
<p><strong>Tümörün Gizli Haritası Ortaya Çıkıyor </strong></p>
<p>Türkiye’de ilk kez Acıbadem Üniversitesi’nde altyapısı kurulan <strong>mekansal transkriptomik (spatial transcriptomics)</strong> yöntemine de değinen Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, bu teknolojinin bir tümörü oluşturan farklı hücrelerin dokudaki konumlarını ve hangi genleri aktif kullandıklarını bozmadan ortaya koyduğunu belirtiyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, “Bu yöntemle tümörü adeta bir harita gibi okuyabiliyor, hangi bölgenin agresif, hangisinin tedaviye dirençli olduğunu anlayabiliyoruz. Tıp artık hastalığı değil hastayı merkeze alan, moleküler verilerle desteklenen bir yaklaşım benimsiyor. Biz Acıbadem Üniversitesi’nde, tümör hücrelerinin sadece ne olduğunu değil, nerede ve nasıl davrandığını da ortaya koyan çalışmalar yürütüyoruz. Patoloji ise klinik karar süreçlerinin tam merkezinde yer alıyor” diyerek sözlerini tamamlıyor… </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/molekuler-testlerle-kansere-dakikalar-icinde-tani-610810">Moleküler Testlerle Kansere Dakikalar İçinde Tanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Tedavisinde Genetik Testlerin 4 Önemli Avantajı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-genetik-testlerin-4-onemli-avantaji-610747</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 07:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[avantajı]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[testler]]></category>
		<category><![CDATA[testlerin]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610747</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, her yıl yaklaşık 20 milyon kişiye kanser tanısı konuluyor ve 10 milyonun üzerinde insan kansere bağlı nedenlerle yaşamını yitiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-genetik-testlerin-4-onemli-avantaji-610747">Kanser Tedavisinde Genetik Testlerin 4 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, her yıl yaklaşık 20 milyon kişiye kanser tanısı konuluyor ve 10 milyonun üzerinde insan kansere bağlı nedenlerle yaşamını yitiriyor. Kanser, artık sadece bireysel bir sağlık sorunu değil; tüm toplumları etkileyen küresel bir halk sağlığı meselesi olarak tanımlanıyor. Ancak ilerleyen teknoloji ve tıp alandaki son gelişmeler kapsamında yapılan genetik testler ile yapılan doğru planlamalar sayesinde kanser büyük oranda tedavi edilebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Mükremin Uysal,  kanser tedavisinde yeni yol haritası genetik ve moleküler testler hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Kanser görülme sıklığı dikkat çekiyor<br /> </strong>Güncel veriler, kanser görülme sıklığının özellikle yaşam süresinin uzaması, çevresel faktörler, sigara kullanımı, beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzı gibi nedenlerle giderek arttığını göstermektedir. Dünya genelinde ve ülkemizde en sık görülen kanser türleri arasında; meme kanseri, akciğer kanseri, kolorektal (kalın bağırsak, resktum) kanserler, prostat kanseri, mide kanseri yer almaktadır. Bu kanserlerin önemli bir kısmında, düzenli tarama programları ve erken tanı sayesinde tedavi başarısı belirgin şekilde artmakta, hastaların yaşam süresi ve yaşam kalitesi olumlu yönde etkilenmektedir.</p>
<p><strong>Kanserde değişen yaklaşım: kişiselleştirilmiş tedavi<br /> </strong>Geçmişte kanser tedavileri daha çok standart protokollerle yürütülürken, günümüzde her hastanın kanserinin biyolojik ve genetik açıdan farklı özellikler gösterebildiği bilinmektedir. Bu anlayış, “herkese aynı tedavi” yaklaşımının yerini “kişiye özel tedavi” kavramına bırakmasını sağlamıştır . Biyopsi veya cerrahi sonrası elde edilen tümör dokusunda yapılan moleküler ve genetik analizler, hastalığın davranışı hakkında önemli bilgiler sunmakta ve tedavi planının daha doğru şekilde belirlenmesine yardımcı olmaktadır. Kanserde genetik test; tanıyı doğrular, yol haritası çıkarır ve <em>hedefe yönelik akıllı ilaçlar ve immünoterapiler</em> gibi modern tedavi seçeneklerinin, uygun hastalarda doğru zamanda kullanılabilmesini sağlar. </p>
<p><strong>Genetik testlerin hastaya sağladığı 4 avantaj </strong></p>
<ol>
<li><strong>Tedaviyi yönlendirme : </strong>Tümörde saptanan genetik değişiklikler, hangi tedavinin daha etkili olabileceğini öngörmemizi sağlamaktadır. Böylece hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler, doğru hastada ve doğru zamanda kullanılabilmektedir. </li>
<li><strong>Gereksiz tedavilerden kaçınma : </strong>Genetik testler sayesinde etkisiz olacağı öngörülen tedavilerden kaçınılmakta, hastalar gereksiz yan etkilerden korunmaktadır. </li>
<li><strong>Tedavi başarısını artırma :</strong> Moleküler düzeyde doğru hedefe yönelik tedaviler, tedaviye yanıt oranlarını artırmakta ve hastalığın kontrol altına alınmasını kolaylaştırmaktadır. </li>
<li><strong>Kalıtsal kanser riskinin belirlenmesi :</strong> Uygun hastalarda yapılan bazı genetik testler, ailesel kanser yatkınlığını ortaya koyabilir. Bu sayede yüksek risk taşıyan bireyler erken dönemde izlenmekte, koruyucu önlemler alınabilmekte ya da kanser çok erken evrede saptanabilmektedir.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-genetik-testlerin-4-onemli-avantaji-610747">Kanser Tedavisinde Genetik Testlerin 4 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanal tedavisi dişin ömrünü uzatıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanal-tedavisi-disin-omrunu-uzatiyor-610591</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 09:28:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[dişin]]></category>
		<category><![CDATA[durumlar]]></category>
		<category><![CDATA[kanal]]></category>
		<category><![CDATA[ömrünü]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[uzatıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610591</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Endodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Vahide Hazal Abat, kanal tedavisinin nasıl uygulandığı, tedavi sonrası normal ve riskli durumlar ile hangi durumlarda yeniden tedavi veya cerrahi müdahalenin gerekebileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanal-tedavisi-disin-omrunu-uzatiyor-610591">Kanal tedavisi dişin ömrünü uzatıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Endodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Vahide Hazal Abat, kanal tedavisinin nasıl uygulandığı, tedavi sonrası normal ve riskli durumlar ile hangi durumlarda yeniden tedavi veya cerrahi müdahalenin gerekebileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kanal tedavisi, enfeksiyonlu dişi kurtarmayı hedefler!</strong></p>
<p>Kanal tedavisinin, dişin iç dokularında meydana gelen enfeksiyonların ortadan kaldırılması ve dişin ağızda sağlıklı şekilde korunması amacıyla uygulanan bir tedavi yöntemi olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Vahide Hazal Abat, “Tedavi sürecine başlamadan önce ilgili diş lokal anestezi ile uyuşturulur.” dedi.</p>
<p>Ardından kavitenin (diş çürüğünün gözle görülür hale geldiği aşama) açılarak dişin iç kısmındaki sinir dokusunun uzaklaştırıldığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Abat, “Kanal boşlukları detaylı şekilde dezenfekte edilir ve özel materyaller kullanılarak şekillendirilir. Bu işlemlerin ardından kanallar, kök ucuna kadar biyo-uyumlu dolgu materyalleriyle doldurulur. Kanal tedavisinin tamamlanmasını takiben, dişin fonksiyonunu ve dayanıklılığını artırmak amacıyla dolgu ya da kaplama gibi restoratif işlemler uygulanır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tedavi sonrası beklenmeyen durumlarda diş hekimine başvurulmalı! </strong></p>
<p>Kanal tedavisinin ardından özellikle ilk günlerde ağrı veya çiğneme sırasında hassasiyet gibi şikâyetlerin görülmesinin oldukça normal olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Vahide Hazal Abat, “Bu semptomların zamanla azalarak kaybolması beklenir.” dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Abat, ağrının geçmemesi, giderek artması, gece uykudan uyandıracak şiddete ulaşması, yüzde şişlik, apse ya da iltihap belirtilerinin ortaya çıkması durumunda vakit kaybetmeden diş hekimine başvurulması uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Dişlerin karmaşık kanal yapısı, kanal tedavisini zorlaştırabiliyor! </strong></p>
<p>Her dişin kendine özgü morfolojik ve anatomik bir yapıya sahip olmasının, kanal sisteminin bazı durumlarda oldukça kompleks olmasına neden olabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Vahide Hazal Abat, “Bu karmaşık yapı nedeniyle kanalların tamamına yeterli şekilde ulaşılamaması söz konusu olabilir.” dedi.</p>
<p>Böyle durumlarda kanal içinde bakteri kalması ya da yeniden bakterilerin çoğalması sonucu enfeksiyon gelişebileceğini ve kanal tedavisinin tekrarlanması gerekebileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Abat, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kanal tedavisinin yenilenmesinin mümkün olmadığı vakalarda ise rezeksiyon gibi cerrahi müdahaleler gündeme gelir. Hem kanal tedavisinin tekrarlanmasının hem de cerrahi girişimin mümkün olmadığı durumlarda ise son seçenek olarak diş çekimi değerlendirilebilir.</p>
<p>Kanal tedavisi sonrasında ortaya çıkan şikâyetlerde hastanın kendi kendine ilaç kullanması sakıncalı olabilir. Özellikle antibiyotik kullanımı mutlaka hekim kontrolünde ve önerisi doğrultusunda yapılmalı. Aksi halde hem tedavi süreci olumsuz etkilenebilir hem de gereksiz ilaç kullanımı çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanal-tedavisi-disin-omrunu-uzatiyor-610591">Kanal tedavisi dişin ömrünü uzatıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Artık Yönetilebilir Bir Hastalığa Dönüşüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-artik-yonetilebilir-bir-hastaliga-donusuyor-610516</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 07:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüyor]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[evre]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığa]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Oranlar]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yönetilebilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610516</guid>

					<description><![CDATA[<p>Amerikan Kanser Derneği’nin 2026 Kanser İstatistikleri Raporu, kanserle mücadelede tarihi bir eşiğin aşıldığını ortaya koyuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-artik-yonetilebilir-bir-hastaliga-donusuyor-610516">Kanser Artık Yönetilebilir Bir Hastalığa Dönüşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Amerikan Kanser Derneği’nin 2026 Kanser İstatistikleri Raporu, kanserle mücadelede tarihi bir eşiğin aşıldığını ortaya koyuyor. Rapora göre kanser tanısı alan her 10 kişiden 7’si en az 5 yıl yaşamını sürdürüyor. Bu oran, kanserin artık mutlak bir son olarak görülmediğini gösterirken; erken tanı, modern tedavi yöntemleri ve önleyici sağlık adımlarının önemini bir kez daha gündeme taşıyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, “4 Şubat Dünya Kanser Günü” nedeniyle güncel veriler ışığında kanserde gelinen noktaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Kanserde yüzde 70’lik sağkalım eşiği aşıldı</strong></p>
<p>2026 Kanser İstatistikleri Raporu’nda yer alan verilere göre, tüm kanser türleri ve evreleri birlikte değerlendirildiğinde beş yıllık göreceli sağkalım oranının yüzde 70 seviyesine ulaştığı görülmektedir. Bu oran, bireysel hastalar için kesin bir sonuç anlamı taşımamakta; modern onkolojinin genel başarısını yansıtan bir ortalamayı ifade etmektedir. Elde edilen bu sonuç, “kanser kesin ölüm demektir” anlayışının geçerliliğini yitirdiğini göstermektedir.</p>
<p>Kanser istatistikleri, genellikle tanıdan sonra birkaç yıllık takip sürecinin tamamlanmasıyla hesaplanmaktadır. Bu nedenle 2026 raporunda yer alan sağkalım oranları, büyük ölçüde 2015-2020 yılları arasında tanı alan hastaların sonuçlarını yansıtmaktadır. Günümüzde klinik uygulamalarda giderek daha fazla yer bulan immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin etkisinin, önümüzdeki yılların verilerine daha güçlü biçimde yansıyacağı öngörülmektedir.</p>
<p><strong>Son 30 yılda kansere bağlı ölümler yüzde 35 azaldı</strong></p>
<p>Güncel kanser istatistikleri, 1991 yılından bu yana kansere bağlı ölüm oranlarının yüzde 35 oranında azaldığını ortaya koymaktadır. Bu düşüş, yalnızca ABD’de yaklaşık 6 milyon insanın hayatının kurtulması anlamına gelmektedir. Elde edilen bu başarı, tek bir gelişmeye değil; erken teşhis programlarının yaygınlaştırılmasına, sistemik tedavilerin hedefe yönelik ve akıllı ilaçlarla güçlendirilmesine ve immünoterapilerintedavi süreçlerine entegre edilmesine dayanmaktadır. Tarama yöntemleriyle tümörlerin daha erken evrede saptanması, kişiselleştirilmiş ilaç tedavileri ve bağışıklık sistemini harekete geçiren yaklaşımların birlikte kullanılması sayesinde kanser tedavisinde kalıcı ve güçlü sonuçlar elde edilmektedir. Bu gelişmeler, kanserin artık önceden yazılmış bir kader olmadığını ve bilimsel ilerlemelerle yönetilebilir bir hastalık haline geldiğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Üç temel alan tedavi başarısını belirgin şekilde artırıyor</strong></p>
<p>Kanserle mücadelede sağlanan ilerlemelerin temelinde üç ana başlık yer almaktadır. Tarama programları sayesinde tümörler daha erken evrede saptanmakta, bu durum cerrahi ve ilaç tedavilerinin başarısını artırmaktadır. Klasik kemoterapiler, hedefe yönelik akıllı ilaçlarla birlikte kullanılarak daha etkili ve kişiselleştirilmiş tedaviler uygulanmaktadır. İmmünoterapiler ise bağışıklık sistemini kansere karşı aktive ederek cerrahi ve radyoterapiyle birlikte güçlü sonuçlar elde edilmesini sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Vaka sayılarındaki artış önleyici yaklaşımları gündeme taşıyor</strong></p>
<p>Tüm bu gelişmelere rağmen, 2026 yılında ABD’de beklenen yeni kanser vakası sayısının 2.1 milyona ulaşacağı öngörülmektedir. Daha fazla hastanın hayatta kalmasıyla birlikte, daha fazla kişiye kanser tanısı konulması dikkat çekmektedir. Bu durum; obezite, hareketsizlik, sağlıksız beslenme, çevresel maruziyetlerve yaşlanan nüfus gibi risk faktörlerinin önemini ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>En büyük düşman hala aynı: Sigara</strong></p>
<p>Tüm bilimsel ve teknolojik ilerlemelere rağmen, akciğer kanseri günümüzde hala en ölümcül kanser türü olma özelliğini sürdürmekte. 2026 yılı için ABD’de akciğer kanserine bağlı beklenen yaşam kaybı sayısının yaklaşık 124 bin 990 olduğu öngörülmektedir. Oysa düşük doz akciğer tomografisi ile erken tarama, bu alanda en etkili korunma ve erken tanı yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Buna karşın taramaya uygun bireylerin yalnızca yüzde 18’i bu testi yaptırmakta. Bu tablo, bilimsel bilgi ve teknolojik imkanların mevcut olmasına rağmen, bireysel farkındalık ve davranış değişikliğinin kanserle mücadelede belirleyici rol oynadığını ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Kanserde tür ve evre hayati öneme sahip</strong></p>
<p>Genel sağkalım oranları yükselmiş olsa da kanser türleri arasında belirgin farklılıklar devam etmektedir. Tiroid, prostat ve testis kanserlerinde sağkalım oranları oldukça yüksek seyrederken; akciğer ve pankreas kanserlerinde bu oranlar daha düşük düzeylerde kalmaktadır. Bu tablo, kanserde erken tanının ve hastalığın hangi evrede yakalandığının belirleyici rolünü açıkça göstermektedir.</p>
<p><strong>Kanser yönetilebilir bir hastalık</strong></p>
<p>Güncel veriler, kanserin birçok hasta için kronik bir hastalık haline geldiğini göstermektedir. Tedavi sonrası yaşam kalitesinin korunması, uzun dönem yan etkilerin izlenmesi ve psikososyal desteğin sağlanması giderek daha fazla önem kazanmaktadır. HPV aşısı gibi önleyici uygulamaların ise bazı kanser türlerinde hastalığın ortaya çıkmasını engelleme potansiyeli taşıdığı görülmektedir. Bu gelişmeler, kanserde asıl başarının yalnızca tedavide değil, önlemede de sağlanabileceğini ortaya koymaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-artik-yonetilebilir-bir-hastaliga-donusuyor-610516">Kanser Artık Yönetilebilir Bir Hastalığa Dönüşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Basit bir &#8216;boyun tutulması&#8217; gibi görülüyor, ama!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/basit-bir-boyun-tutulmasi-gibi-goruluyor-ama-610492</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 07:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[basit]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[Boyun Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kol]]></category>
		<category><![CDATA[ömür]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tutulması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610492</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzun saatler masa başında çalışma, hareketsiz yaşam tarzı ve yanlış duruş alışkanlıkları boyun sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-boyun-tutulmasi-gibi-goruluyor-ama-610492">Basit bir &#8216;boyun tutulması&#8217; gibi görülüyor, ama!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun saatler masa başında çalışma, hareketsiz yaşam tarzı ve yanlış duruş alışkanlıkları boyun sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Ağrı boyunla sınırlı kalmayıp omuzlara, kollara ve hatta parmaklara kadar yayılabiliyor. Çoğu zaman basit bir ‘tutulma’ olarak görülen ve ötelenen boyun ağrısı her zaman masum olmayıp, bazı durumlarda altta yatan ciddi bir sorunun, yani boyun fıtığının habercisi olabiliyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yüce</strong>, “Boyun ağrısına eşlik eden kol ya da kollarda ağrı, uyuşma, his ya da kas gücü kaybı şikayetleri var ise boyun fıtığı öncelikli tanılarımız arasında yer alır” diyor. Boyun fıtığıyla günümüzde artık gençlerde de sık karşılaşıldığını belirten Doç. Dr. Yüce, günlük yaşamda yapılan bazı hataların da boyun fıtığına zemin hazırladığını söylüyor. Boyun fıtığı tedavisinde cerrahiye en son yöntem olarak başvurulduğunu, son yıllarda teknolojideki gelişmeler sayesinde ameliyatta minimal invaziv yöntemlerin hastaya büyük konfor sağladığını vurgulayan Doç. Dr. İsmail Yüce, boyun fıtığına yol açan 5 etkeni, korunma ve tedavi yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Uzun süre hareketsiz kalmak</strong></li>
</ul>
<p>Masa başında saatlerce aynı pozisyonda oturmak, boyun kaslarının zayıflamasına ve omurlar arasındaki disklerin baskı altında kalmasına neden olur. Zamanla bu baskı disklerin yapısını bozarak fıtık oluşumuna zemin hazırlar. </p>
<ul>
<li><strong>Yanlış duruş ve oturma alışkanlıkları</strong></li>
</ul>
<p>Öne eğik baş pozisyonu, kambur oturmak/durmak ya da bilgisayar ekranına yanlış açıyla bakmak boyun omurgasına normalin birkaç katı yük bindirir. Bu durum uzun vadede disklerin kaymasına ve sinirlere baskı yapmasına yol açabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Telefon ve tabletin aşırı kullanımı</strong></li>
</ul>
<p>Sürekli aşağıya bakarak telefonla vakit geçirmek, modern çağda ‘teknoloji boynu’ olarak adlandırılan bir soruna neden oluyor. Doç. Dr. İsmail Yüce “Bu alışkanlık, özellikle çocuklarda ve gençlerde boyun kasları ve omurgada zorlanma, ağrı ve duruş bozukluğu oluşturmakla birlikte boyun fıtığı riskini ciddi şekilde artırıyor. Bu nedenle bilgisayar ekranının göz hizasında olması, cep telefonuna bakarken başı öne eğmek yerine cihazın göz seviyesinde tutulması, gün içinde sık sık mola verilmesi, otururken sırtın dik tutulması büyük önem taşımaktadır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Zayıf boyun ve sırt kasları</strong></li>
</ul>
<p>Kaslar omurgayı destekleyen doğal bir korse gibidir. Hareketsizlik nedeniyle zayıflayan kaslar boyun omurlarını yeterince koruyamaz ve diskler daha kolay zarar görür. Düzenli boyun egzersizleriyle boyun ve sırt kaslarını güçlendirmek gerekiyor. </p>
<ul>
<li><strong>Ani hareketler ve yanlış yük kaldırma</strong></li>
</ul>
<p>Doç. Dr. Yüce boyun fıtığının, omurların arasında yer alan kıkırdak benzeri diskin yapısının bozulmasıyla ortaya çıktığı gibi, ani ve kontrolsüz şiddetli hareket ya da travma ile kısa sürede de meydana gelebildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Ani boyun hareketleri, ağır yükleri eğilerek kaldırmak ya da spor sırasında hatalı pozisyonlar disklerde yırtılmalara ve fıtık oluşumuna neden olabilir. Özellikle spora başlamadan önce mutlaka ısınma hareketleri yaparak vücudu esnetmek, ağır yük kaldırırken dizlerden güç almak ve ani boyun hareketlerinden kaçınmak koruyucu etki sağlamaktadır.”</p>
<p> </p>
<p><strong>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Cerrahi tedavi nadiren gerekiyor</strong></p>
<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yüce, boyun fıtığında cerrahi tedavinin nadiren gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Öncelikli olarak boyun fıtığı olan hastalarımızın çok azını ameliyat ederek tedavi ediyoruz. Konservatif tedaviler dediğimiz cerrahi dışı tedaviler ilk seçeneklerimiz olmaktadır. Egzersizler ve fizik tedavi uygulamaları, bunların arasında ilk sıralarda yer alır. Cerrahi tedavinin öncelikli sebepleri şiddetli, dayanılmaz, ilaç tedavisine yanıt vermeyen ve hayat kalitesini bozan ağrı, kol ya da kollarda güçsüzlük, his kaybı şikayetleridir.”</p>
<p><strong>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Minimal invaziv cerrahi büyük konfor sağlıyor</strong></p>
<p>Cerrahi tedavinin amacının, boyun omurları arasında yer alan diskin sinir köküne ya da omur iliğe oluşturduğu basıyı ortadan kaldırmak olduğunu belirten Doç. Dr. Yüce, son yıllarda gelişen teknolojinin de sayesinde omurgaya yabancı cisim koymadan yapılan ameliyatların hastaya büyük konfor sağladığını söylüyor. Doç. Dr. Yüce yöntemi şöyle anlatıyor: “Cerrahi tedavide önemli olan fıtığın oluşturduğu basıyı ortadan kaldırırken boyun omurlarının doğal dinamiğini bozmamaktır. Minimal invaziv cerrahi tedavilerde ise omurgalar arasına materyal konulmadığı ve boyun omurga dinamiği bozulmadığı için hasta ameliyatın ertesi günü taburcu edilmekte ve çok kısa sürede günlük yaşantısına dönmekte, ameliyat sonrasında boyunluk kullanımı gerekmemektedir.”</p>
<p>                                                                                               </p>
<p><strong> </strong></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-boyun-tutulmasi-gibi-goruluyor-ama-610492">Basit bir &#8216;boyun tutulması&#8217; gibi görülüyor, ama!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmmünoterapiyi destekleyecek 10 alışkanlık</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/immunoterapiyi-destekleyecek-10-aliskanlik-610324</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 09:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[destekleyecek]]></category>
		<category><![CDATA[mmünoterapiyi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610324</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde son yıllarda öne çıkan yaklaşımlardan biri olan immünoterapi, vücudun kendi savunma sistemini hastalıkla mücadele için harekete geçiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/immunoterapiyi-destekleyecek-10-aliskanlik-610324">İmmünoterapiyi destekleyecek 10 alışkanlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser tedavisinde son yıllarda öne çıkan yaklaşımlardan biri olan immünoterapi, vücudun kendi savunma sistemini hastalıkla mücadele için harekete geçiriyor. Bu tedavi yönteminde amaç, bağışıklık hücrelerini güçlendirerek kanser hücrelerini daha etkili tanıyıp yok etmelerini sağlamak. İmmünoterapinin birçok hastada yüz güldürücü sonuçlar verdiğini ancak bazı kişilerde beklenen yanıtların alınamadığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Bu noktada, tedavinin etkisini artırabilecek destekleyici faktörler önem kazanır. Yaşam tarzı ve günlük alışkanlıklar da bu destekleyici unsurlar arasında değerlendirilebilir” dedi.</strong></p>
<p>İmmünoterapi sürecinde, yardımcı faktörler arasında bağırsak mikrobiyotası öne çıkar. Bağırsaklarda yaşayan ve vücuttaki en büyük bakteri topluluğunu oluşturan mikrobiyotanın, bağışıklık sistemiyle doğrudan ilişkili olduğunun altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Yapılan birçok çalışmada, bağırsak mikrobiyotasının bağışıklık yanıtını düzenlemede önemli rol oynadığı ortaya konmuştur. Özellikle agresif bir deri kanseri türü olan melanomda, bağırsak mikrobiyotasının dengelenmesiyle immünoterapiye verilen yanıtın artabildiği hem laboratuvar ortamında hem de klinik çalışmalarda ortaya konmuştur. Bu nedenle bağırsak mikrobiyotasını destekleyen günlük alışkanlıklar, tedaviye yardımcı bir rol üstlenebilir” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, immünoterapi tedavisine yardımcı olabilecek 10 faydalı alışkanlığı sıraladı:</p>
<ol>
<li>Bağırsak mikrobiyotasını desteklemek için brokoli, kuşkonmaz, ıspanak, pırasa ve enginar gibi yeşil sebzelerin günlük beslenmede yeterli miktarda yer almasına özen gösterin.</li>
<li>Bağırsak bakteri dengesinin korunmasına yardımcı olan yoğurt, kefir ve turşu gibi fermente gıdaları düzenli olarak tüketin.</li>
<li>Bağırsak sağlığını korumaya katkı sağlayan bir alışkanlık olarak kırmızı et tüketimini azaltın.</li>
<li>İşlenmiş şeker ve hazır gıdalar yerine; bal, bitter çikolata, elma, dut ve tatlı patates gibi daha doğal alternatifleri tercih edin.</li>
<li>Doktor önerisiyle ve belirli dönemlerde probiyotik kullanın.</li>
<li>Bağırsaktaki faydalı bakteri dengesini korumak için gereksiz antibiyotik kullanımından kaçının.</li>
<li>Bağırsak bakterilerini besleyen lifli besinler arasında yer alan tam tahıllar, soğan, sarımsak, muz, fındık, kabak ve ayçiçeği çekirdeği ile fasulye ve mercimek gibi besinlere sofranızda daha fazla yer verin.</li>
<li>Bağışıklık sisteminin dengeli çalışmasına katkı sağlayan yeterli ve kaliteli uykuya özen gösterin.</li>
<li>Günlük yaşamda düzenli fiziksel aktiviteyi alışkanlık haline getirin.</li>
<li>Zihinsel ve fiziksel iyilik halini desteklemek için meditasyon, nefes egzersizleri veya benzeri rahatlatıcı uygulamalara zaman ayırın, stresten kaçının.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/immunoterapiyi-destekleyecek-10-aliskanlik-610324">İmmünoterapiyi destekleyecek 10 alışkanlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vücutta Gizli Kalmış Kanser Hücrelerine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vucutta-gizli-kalmis-kanser-hucrelerine-dikkat-610221</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 07:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çıkma]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[hücrelerine]]></category>
		<category><![CDATA[kalmış]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Mrd]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[testler]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[vücutta]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisi gören pek çok hasta için en rahatlatıcı cümle şudur: “Bütün tetkikleriniz normal.” Ancak modern tıbbın geldiği noktada, bu cümle her zaman sürecin tamamen sona erdiği anlamına gelmeyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vucutta-gizli-kalmis-kanser-hucrelerine-dikkat-610221">Vücutta Gizli Kalmış Kanser Hücrelerine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser tedavisi gören pek çok hasta için en rahatlatıcı cümle şudur: “Bütün tetkikleriniz normal.” Ancak modern tıbbın geldiği noktada, bu cümle her zaman sürecin tamamen sona erdiği anlamına gelmeyebiliyor. MR, PET ve rutin kan testlerinin normal olması, vücutta hastalığa ait hiçbir hücre kalmadığını kesin olarak göstermeyebiliyor. Çünkü bazı kanser hücreleri, görüntüleme yöntemlerinin ve klasik testlerin algılayamayacağı kadar küçük ve sessiz bir şekilde dolaşımda varlığını sürdürebiliyor.</p>
<p>İşte bu noktada moleküler analizler devreye giriyor; Minimal Rezidüel Hastalık (MRD) olarak adlandırılan bu görünmez risk, yalnızca bir tüp kan üzerinden tespit edilebiliyor. Özellikle yüksek riskli kanser türlerinde ve tedavi sonrası takip sürecinde MRD, hastalığın yeniden ortaya çıkma ihtimalini önceden öngörmeye imkân tanıyan son derece önemli bir gösterge haline geliyor. Memorial Şişli Hastanesi Onkoloji Merkezi’nden Prof. Dr. Serkan Keskin, 4 Şubat Dünya Kanser Günü öncesi kanser takibinde MRD testi ile ilgili bilinmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Görüntüleme ve klasik testler her zaman yeterli mi?</strong></p>
<p>Kanser şüphesi olan ya da kanser tanısı almış hastaların takip sürecinde Manyetik Rezonans (MR), Bilgisayarlı Tomografi (BT), PET-CT ve ultrason gibi görüntüleme yöntemleri sıklıkla kullanılmaktadır. Buna ek olarak bazı kan testleri ve tümör belirteçleri ile hastalığın varlığı ya da yokluğu değerlendirilmektedir. Bu yöntemler modern tıbbın vazgeçilmez araçlarıdır ve çoğu zaman doğru yönlendirme sağlamaktadır.</p>
<p>Ancak klinik pratiğin ortaya koyduğu önemli bir gerçek vardır: Tüm bu tetkikler normal olsa bile, hastalık moleküler düzeyde tamamen ortadan kalkmamış olabilir. Tedavilerini tamamlamış, ameliyat olmuş ve “tam yanıt” aldığı düşünülen bazı hastalarda yıllar sonra nüks görülmesi, bu durumun en somut göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p><strong>MRD testi gizli kalmış kanser hücrelerini ortaya koyuyor</strong></p>
<p>Minimal Rezidüel Hastalık, tedavi sonrasında vücutta kalmış olabilecek çok küçük sayıdaki tümör hücrelerini ifade etmektedir. Bu hücreler klasik görüntüleme yöntemleriyle ya da rutin kan testleriyle saptanamamaktadır. Ancak genetik ve moleküler düzeyde yapılan ileri analizler sayesinde kandan tespit edilebilmektedir.</p>
<p>MRD değerlendirmesi için yalnızca bir tüp kan alınmakta ve bu örnek genetik laboratuvarlara gönderilmektedir. Kanda dolaşan tümör DNA’sı veya tümör hücreleri, belirli eşik (cut-off) değerlerine göre analiz edilmektedir. Bu eşik değerin üzerinde saptanan sonuçlar, hastalığın ilerleyen dönemde yeniden ortaya çıkma ihtimalinin yüksek olduğunu göstermektedir. </p>
<p><strong>Nüks riski önceden görülebilir mi?</strong></p>
<p>Güncel bilimsel veriler, MRD pozitifliği saptanan hastalarda ilerleyen dönemlerde hastalığın nüks etme olasılığının yüzde 90’lara kadar çıkabildiğini göstermektedir. Bu bilgi, hem hekim hem de hasta açısından son derece kıymetlidir. Çünkü hastalığın geri dönmesini beklemek yerine, risk daha oluşmadan önlem almak mümkün hale gelmektedir.</p>
<p>Meme kanseri, kolon kanseri, akciğer kanseri ve böbrek kanseri gibi birçok solid tümörde MRD testleri giderek daha yaygın şekilde kullanılmaktadır. Ameliyatını olmuş, kemoterapi ve diğer onkolojik tedavilerini tamamlamış bir hastada “Bu hastalık gerçekten bitti mi?” sorusunun yanıtı artık yalnızca filmlerle değil, moleküler verilerle de değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Hastalar yakından izleniyor ve tedavi planı şekillendiriliyor</strong></p>
<p>MRD’nin pozitif saptanması durumunda izlenen yol, klasik takip yaklaşımlarından farklılaşmaktadır. Bu hastalar daha yakından izlenmekte, kontroller sıklaştırılmakta ve gerekirse daha güçlü ya da farklı tedavi seçenekleri devreye sokulmaktadır. Amaç, olası bir nüksü klinik olarak ortaya çıkmadan yakalamak ve hastayı yeniden tam şifaya ulaştırmaktır.</p>
<p>Günümüz onkolojisi artık yalnızca organ düzeyinde değil, gen ve molekül düzeyinde ilerlemektedir. Hangi hastanın daha yüksek risk taşıdığı, hangi tedaviden daha fazla fayda göreceği giderek daha net biçimde ortaya konabilmektedir. Bu yaklaşım, gereksiz tedavilerin önüne geçerken doğru hastaya doğru zamanda doğru tedavinin verilmesini sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Nüksü engellemek çok önemli </strong></p>
<p>Kanser tedavisinde başarı artık yalnızca tümörü ortadan kaldırmakla sınırlı değildir. Asıl başarı, hastalığın geri dönmesini engellemekte yatmaktadır. MRD testleri, bu hedefe giden yolda hekimlerin elini güçlendiren, hastalara ise umut veren önemli bir gelişme olarak öne çıkmaktadır. Moleküler düzeyde yapılan bu değerlendirmeler sayesinde kanserle mücadelede daha bilinçli, daha güçlü ve daha erken adımlar atılabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vucutta-gizli-kalmis-kanser-hucrelerine-dikkat-610221">Vücutta Gizli Kalmış Kanser Hücrelerine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Şadi Özdemir&#8217;den Yağız Efe için dayanışma çağrısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-sadi-ozdemirden-yagiz-efe-icin-dayanisma-cagrisi-610134</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 18:12:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[efe]]></category>
		<category><![CDATA[Erim]]></category>
		<category><![CDATA[özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[şadi]]></category>
		<category><![CDATA[Şadi Özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yağız]]></category>
		<category><![CDATA[Yağız Efe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610134</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Duchenne Musküler Distrofi (DMD) hastalığıyla mücadele eden 8 yaşındaki Yağız Efe Erim’in tedavisi için başlatılan kampanyaya destek verdi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-sadi-ozdemirden-yagiz-efe-icin-dayanisma-cagrisi-610134">Başkan Şadi Özdemir&#8217;den Yağız Efe için dayanışma çağrısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Duchenne Musküler Distrofi (DMD) hastalığıyla mücadele eden 8 yaşındaki Yağız Efe Erim’in tedavisi için başlatılan kampanyaya destek verdi. Başkan Şadi Özdemir, kampanyada hedeflenen tutarın henüz yüzde 8’ine ulaşılan Yağız Efe için tüm hayırseverleri umut olmaya çağırdı.</b></p>
<p>Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, kas erimesi hastalığı olarak bilinen Duchenne Musküler Distrofi (DMD) teşhisi konulan 8 yaşındaki Bursalı Yağız Efe Erim ve ailesini makamında ağırladı. Başkan Şadi Özdemir, minik Yağız Efe’nin yurt dışında tedavi olabilmesi için valilik onayıyla sürdürülen yardım kampanyasına destek çağrısında bulundu.</p>
<p>Dört çocuklu Erim ailesinin üçüncü çocuğu olan Yağız Efe’ye, geçtiğimiz Haziran ayında DMD teşhisi konuldu. Kasları ilerleyici bir şekilde zayıflatan ve hayati risk taşıyan bu hastalığın Türkiye’de kesin bir tedavisi bulunmuyor. Çocuklarının sağlığına kavuşabilmesi için tek çarenin yurt dışındaki gen tedavisi olduğunu öğrenen Mustafa ve Hafize Erim çifti, valilik izniyle bir yardım kampanyası başlattı.</p>
<p><b>KAMPANYA HENÜZ YÜZDE 8 SEVİYESİNDE</b></p>
<p>Başkan Şadi Özdemir’i ziyaret ederek süreç hakkında bilgi veren Erim ailesi, tedavinin maliyetli olduğunu ve şu ana kadar hedeflenen tutarın ancak yüzde 8’ine ulaşabildiklerini ifade etti. Zamanın Yağız Efe’nin aleyhine işlediğini belirten aile, “Sesimize ses, nefesimize nefes olun” diyerek Başkan Şadi Özdemir ve Bursalılardan destek istedi.</p>
<p><b>“DAYANIŞMAYLA YAŞATACAĞIZ”</b></p>
<p>Bir çocuğun hayatının her şeyden değerli olduğunu vurgulayan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, vatandaşları duyarlı olmaya davet etti. Toplumsal dayanışmanın önemine değinen Başkan Özdemir, “Minik Yağız Efe’nin hayata tutunabilmesi için yürütülen bu mücadelede biz de varız. İnsanımız zor zamanlarda bir araya gelmeyi, el uzatmayı bilir. Bu dayanışma ruhuyla Yağız Efe’yi hayatta tutacağımıza inanıyorum. Tüm duyarlı vatandaşlarımızı bu kampanyaya omuz vermeye çağırıyorum” dedi.</p>
<p>Yağız Efe’nin tedavisine destek olmak isteyen hayırseverler, DenizBank’ta baba Mustafa Erim adına açılmış olan TR 3400 1340 0000 3760 2650 0024 IBAN numarası üzerinden bağışta bulunabiliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-sadi-ozdemirden-yagiz-efe-icin-dayanisma-cagrisi-610134">Başkan Şadi Özdemir&#8217;den Yağız Efe için dayanışma çağrısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Tedavisinde Çığır Açan Yaklaşım: İmmünoterapi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-cigir-acan-yaklasim-immunoterapi-610113</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 11:59:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aykan]]></category>
		<category><![CDATA[çığır]]></category>
		<category><![CDATA[hücreler]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[mmünoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[T Lenfosit]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[Tümörler]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610113</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde son yılların en dikkat çekici alanlarından biri olan immünoterapi, bağışıklık sisteminin tümörlerle mücadelesini merkeze alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-cigir-acan-yaklasim-immunoterapi-610113">Kanser Tedavisinde Çığır Açan Yaklaşım: İmmünoterapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde son yılların en dikkat çekici alanlarından biri olan immünoterapi, bağışıklık sisteminin tümörlerle mücadelesini merkeze alıyor. İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. N. Faruk Aykan, kanser ve bağışıklık sistemi arasındaki karmaşık ilişkiyi, immünoterapideki bilimsel gelişmeleri ve bu tedavinin hangi hastalarda etkili olduğunu anlattı. </p>
<p>İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. N. Faruk Aykan, kanser ve bağışıklık sistemi arasındaki ilişkiyi şöyle özetledi:</p>
<p>“Bağışıklık sistemi yani immün sistem organizmada kendinden olmayanı (non-self) kendinden olandan (self) ayırt eden ve kendinden olmayanların organizmaya zarar vermesini önleyen bir süper sistemdir. Kanser, aslında organizmanın kendi hücrelerinden oluşan bir hastalık olmasına rağmen immün sistemin onu tanıması ve ortadan kaldırması kanser hücrelerinin farklı yeni antijenlere (neoantijen) sahip olması ile ilişkilidir. Kanser oluşumu büyük ölçüde genlerimizdeki mutasyonlarla ortaya çıkar. Mutant genler mutant proteinler üretir ve bunlar kanser hücrelerinde normal hücrelerde bulunmayan neoantijenler olarak belirir. Bir tümörde antijen yükü ne kadar fazla ise immün sistem o kadar aktiftir. İmmün sistem hücrelerinin yoğun olduğu tümörler ‘sıcak (hot)’ tümörler olarak bilinir, bunlarda immünoterapinin etkisi tam tersi ‘soğuk (cold)’ tümörlere göre çok daha fazladır.”</p>
<p><strong>“Onkolojide çığır açan bir yaklaşım”</strong></p>
<p>Son yıllarda bu alandaki en önemli gelişmelere de değinen Prof. Dr. Aykan, şunları söyledi:</p>
<p>“Son yıllardaki en önemli bilimsel gelişme 2018 Nobel Tıp ödülünü kazanan James P. Allison ve Tasuku Honjo’nun negatif immün regülasyonun baskılanmasıyla kanser tedavisinin keşfi oldu. Konuyu biraz açalım. Vücudumuzda immün sistemin kanser hücreleriyle savaşan T lenfositlerinden oluşan bir ordusu mevcut. T lenfositlerine kanser hücrelerinin antijenleri lenf düğümlerinde dendritik hücreler tarafından tanıtılır. Aktifleşen T hücreleri kanser dokusuna gider ve tümör hücrelerine saldırır. İşte bu iki olayda aktif T hücrelerini baskılayan mekanizmalar keşfedildi. Lenf düğümlerinde T lenfosit membranında görülen CTLA-4 molekülünün aktif lenfosite negatif sinyal gönderdiği, tümör dokusunda ise tümör hücre zarında ortaya çıkan PD-L1 molekülünün lenfositlerdeki PD-1 reseptörüne bağlanarak benzer şekilde aktif T hücrelerini baskıladığı ortaya çıktı. Bu keşfin ardından ilaç teknolojisi hızla anti-CTLA-4, anti-PD-1 ve anti-PD-L1 ilaçlar (monoklonal antikorlar) geliştirmeye başladı ve günümüzde çok sayıda immünoterapi ilacı birçok klinik çalışmada araştırıldı, etkinlikleri gösterildi ve FDA tarafından onaylanarak kullanım alanına girdi. Bu onkolojide çığır açan bir yaklaşımdır.”</p>
<p><strong>İmmünoterapinin diğer tedavilerden farkı</strong></p>
<p>İmmünoterapiyi klasik kanser tedavilerinden ayıran temel bilimsel farkları da sıralayan Aykan,<strong> “</strong>En önemli fark immünoterapi ilaçlarının direkt sitotoksik olmayıp dolaylı olarak T lenfositleri üzerindeki baskıyı kaldırmaları, böylece T lenfositlerinin tümör hücrelerini yok etme kapasitelerini arttırmasıdır. Bir bakıma immünoterapi, ‘T-lenfositler – Tümör hücreleri’ savaşında T lenfosit ordusuna destek olmaktadır. Kemoterapiden farklı olarak sağlıklı çoğalan organizma hücrelerine direkt bir sitotoksik etkisi yoktur” dedi.</p>
<p><strong>“İmmünoterapi ilaçları bazı kanserlerde çok etkili olurken bazılarında hiç etkili olmadı”</strong></p>
<p>Bağışıklık sistemi temelli yaklaşımların etkisini belirleyen başlıca biyolojik faktörlerle ilgili de bilgi veren Aykan, şöyle konuştu:</p>
<p>“Yapılan çalışmalarda bu yeni immünoterapi ilaçlarının bazı kanserlerde dramatik yanıtlar verirken bazılarında hiç etkili olmadığı gözlendi. Bunu belirleyen bazı biyolojik faktörler şunlar:</p>
<ul>
<li>DNA’da yanlış eşleşmenin tamirinde defekt olan tümörler (dMMR). Bu tümörlerde bir belirteç olarak mikrosatellit instabilite yüksektir (MSI-H) ve immünoterapiye çok iyi yanıt verirler. Organ ayrımı olmaksızın (tümör-agnostik) MSI-H kanserlerde (kolorektal kanser, endometrium kanseri, mide kanseri vb) sadece immünoterapi ile yüksek yanıt alınmakta olup metastatik hastalarda median sağkalım 5 yılı geçmiştir. Çok yeni olarak neoadjuvan (cerrahi öncesi) tedavide de yerini almıştır. Hatta rektum kanserinde organ koruyucu yaklaşıma büyük ölçüde olanak vermektedir.</li>
<li>PD-L1 ekspresyonu yüksek (>% 50) tümörlerde immünoterapi ile daha iyi sonuçlar alınmakta olup PD-L1 %1-49 arası tümörlerde de kemoterapi + immünoterapi kombinasyonu etkili olmaktadır. </li>
<li>Tümor Mutasyon Yükü (TMB) fazla olan kanserler immünoterapiye daha iyi yanıt vermektedir.</li>
</ul>
<p><strong>İmmünoterapi ile başarılı sonuçlar alınan kanser türleri</strong></p>
<p>İmmünoterapi ile başarılı sonuçlar alınan kanser türlerini sıralayan Aykan, “Yukarıda belirttiğim tümörlerin yanı sıra malign melanom, küçük hücreli dışı ve küçük hücreli akciğer kanserleri (NSCLCa ve SCLCa), böbrek kanseri (RCC), üçlü negatif meme kanseri (TNBC), karaciğer kanseri (HCC), safra yolu kanserleri, baş boyun kanserleri, yemek borusu ve bir kısım mide kanserlerinde immünoterapi ile başarılı sonuçlar alınmaktadır” dedi. </p>
<p>Uygulamada hangi tip hastalarda olumlu cevap alınabildiğine dair soruya ise Aykan, “Bu bahsettiğim özellikleri taşıyan hastalar örnek olarak verilebilir. Artık birçok Patoloji laboratuvarında MSI ve PD-L1 ekspresyonu tümör materyalinde rutin olarak bakılmaktadır” yanıtını verdi.</p>
<p><strong>“Kombinasyon tedavileri halen araştırılıyor”</strong></p>
<p>İmmünoterapinin ilaç/aşı çalışmalarına katkısına da değinen Profesör, “Günümüzde immünoterapi yeni bir disiplin olarak onkolojide yerini almıştır. COVID-19 salgınından sonra gündeme gelen mRNA aşıları değişik kanser tedavilerinde de araştırılmakta olup immünoterapi ile birlikte kombinasyon tedavileri halen araştırma fazlarındadır. Bireysel tümör antijenlerine karşı mRNA aşısı + immünoterapi çok daha iyi klinik sonuçlar alma potansiyeli taşımaktadır” dedi.</p>
<p><strong>“İmmünoterapide de ilaçların kendine özgü yan etkileri vardır”</strong></p>
<p>Tüm tedavilerde olduğu gibi immünoterapide de ilaçların kendine özgü yan etkileri olduğunu belirten Aykan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bunlar tedavi veren hekimler tarafından yakından izlenmektedir. İmmünoterapi ilaçlarının yan etkileri daha çok otoimmünite ile ilgilidir; örneğin otoimmün pnömoni, kolit, hepatit, hipotiroidi ve ciltte döküntüler gibi. Bunun yanında bu ilaçların finansal toksisitesini gözardı etmemek gerekir. Ülkemizde henüz çok kısıtlı endikasyonda geri ödeme vardır ama bunların dışında kullanmak isteyen hastalar için gerçekten ciddi bir mali külfet oluşturmaktadır. Sağlık politikalarında bunların dikkate alınması gerekmektedir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-cigir-acan-yaklasim-immunoterapi-610113">Kanser Tedavisinde Çığır Açan Yaklaşım: İmmünoterapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikolojik sağlamlık bağışıklık sistemini de güçlendiriyor…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikolojik-saglamlik-bagisiklik-sistemini-de-guclendiriyor-610035</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 10:49:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[erol]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastaların]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Oluş]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sağlamlık]]></category>
		<category><![CDATA[sistemini]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yardımcı]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610035</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, 4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla kanser hastalarının psikolojik sağlamlığının tedavi ve iyileşme süreçleri üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikolojik-saglamlik-bagisiklik-sistemini-de-guclendiriyor-610035">Psikolojik sağlamlık bağışıklık sistemini de güçlendiriyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, 4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla kanser hastalarının psikolojik sağlamlığının tedavi ve iyileşme süreçleri üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Psikolojik sağlamlık bağışıklık sistemi üzerinde doğrudan etkili olabilir!</strong></p>
<p>Psikolojik sağlamlık olarak bilinen ‘resilience’ kavramının kişinin, kişilerarası ilişkilerde zorlanmalar, travmatik süreçler ve stresli yaşam olayları karşısında uyum sağlayabilme, toparlanabilme ve hatta bu süreçlerden güçlenerek çıkabilme kapasitesi olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Kanser tedavisi gibi hem fiziksel hem psikolojik olarak zorlayıcı olan bir süreçte psikolojik desteğin önemi büyüktür.” dedi.</p>
<p>Psikolojik sağlamlığın kanser süreci açısından ele alındığında, tanı konduğu andan itibaren başlayan belirsizliğe, tedavi sürecindeki fiziksel ve ruhsal zorlanmalara, geleceğe dair kaygılar ve yaşam kalitesinde olası değişimlere rağmen ruhsal dengenin korunmasına yardımcı olduğunun bilindiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Araştırmalar, psikolojik sağlamlığın bağışıklık sistemi üzerinde doğrudan etkili olabileceğini gösteriyor. Kronik olarak strese maruz kalmak ve depresif hissetmek, bağışıklık sistemini baskılayarak vücudun enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı direncini azaltabilir. Buna karşılık, güçlü bir psikolojik duruş, stres hormonlarının dengelenmesine, inflamasyon seviyelerinin azalmasına ve hatta bazı durumlarda hastalığın ilerleme hızının yavaşlamasına katkıda bulunabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Önceki zorluklarla nasıl başa çıkıldığı hatırlanmalı!</strong></p>
<p>Psikolojik sağlamlığın kanser hastalarının tedavi sürecindeki olumlu etkilerinden birinin kişinin hayata bağlılığını arttırarak geleceğe dair umutlarını sürdürmesine katkıda bulunmak olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Hayata anlam katan aktivitelerle ilgilenmek ve sosyal bağları güçlendirmek kişinin tedavi uyumunu arttırır. Bu durum tedavi sürecinde ortaya çıkabilecek yan etkilerle daha iyi baş edebilmesini sağlar.” dedi.</p>
<p>Psikolojik sağlamlığı arttırmak amacıyla uygulanabilecek pek çok farklı yöntem olduğuna değinen Erol, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Psikoterapilerde en çok kullanılan yaklaşım bilişsel davranışçı terapidir. Bu yöntem süreçte kişide görülen negatif inançları gerçekçi bir bakış açısıyla ele almayı hedefler. Örneğin tanıyı alan kişi ‘tanı aldım, hayatımın geri kalanı tamamen mahvoldu’ düşüncesine kapılabilir. Bu düşüncesine gerçekçi bir perspektif kazandırmaya çalışmalı, ‘evet, zor bir süreçten geçiyorum, ama hayatımda hala devam eden güzel şeyler var’ diye düşünebilmeli. Kişi önceki zorluklarla nasıl başa çıktığını hatırlamalı, ‘daha önce de zor zamanlar yaşadım ve üstesinden geldim’ gibi yeniden çerçevelemeler bilişsel müdahalelerin temelini oluşturur.”</p>
<p><strong>Şükran duygusu depresyon ve kaygıyı azaltmaya yardımcı oluyor!</strong></p>
<p>Mindfulness teknikleri, derin nefes egzersizleri, progresif kas gevşetme ve rehberli imgeleme gibi tekniklerin, hastaların kaygıyı azaltmasına, duygusal dalgalanmaları daha iyi yönetmesine ve zihinsel dayanıklılığı arttırmasına yardımcı olabileceğini aktaran Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Günlük şükran listeleri oluşturmak, küçük mutluluklara odaklanmak ve olumlu anları fark etmek, psikolojik sağlamlığı artırır. Araştırmalar, şükran duygusunun depresyon ve kaygıyı azaltmaya yardımcı olduğunu gösteriyor.” dedi.</p>
<p><strong>Psikolojik sağlamlığı artırmak, sadece zihinsel iyi oluşu değil, fiziksel iyileşmeyi de destekliyor!</strong></p>
<p>Aile, arkadaşlar ve destek grupları ile sosyal destek sistemi kurmanın, hastaların yalnız hissetmesini engelleyeceğini ve duygusal dayanıklılığı artıracağını vurgulayan Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Grup terapileri veya kanser hastalarına özel topluluklarla iletişim kurmak, hastaların deneyimlerini paylaşmalarına ve güçlenmelerine yardımcı olabilir.” dedi.</p>
<p>Sanat ve müzik terapisinden de psikolojik sağlamlığı arttırmak için yararlanıldığını aktaran Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Estetik kaygısı gütmeden boyama, yazı yazma, enstrüman çalma gibi aktiviteler, hastaların duygularını ifade etmeleri için güvenli bir alan yaratır. </p>
<p>Kanser hastalarında psikolojik sağlamlığı artırmak, sadece zihinsel iyi oluşu değil, aynı zamanda fiziksel iyileşmeyi de destekleyen önemli bir faktör. Psikolojik iyi oluş için kullanılabilecek teknik ve yaklaşımlar, hastaların bu zorlu süreçte daha dirençli olmalarına yardımcı olabilir. Her bireyin ihtiyaçları farklı olduğu için, psikolojik destek planları kişiye özel olarak hazırlanmalı ve hastanın kendisini en iyi hissettiği yöntemlerle uyumlu olmalı.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikolojik-saglamlik-bagisiklik-sistemini-de-guclendiriyor-610035">Psikolojik sağlamlık bağışıklık sistemini de güçlendiriyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser riskini azaltan etkili önlemler…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-riskini-azaltan-etkili-onlemler-609939</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 08:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltan]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[önlemler]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609939</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde, çağın korkutan hastalığı kanserde çok olumlu ilerlemeler sağlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-riskini-azaltan-etkili-onlemler-609939">Kanser riskini azaltan etkili önlemler…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde, çağın korkutan hastalığı kanserde çok olumlu ilerlemeler sağlanıyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez</strong> “Kanser, günümüzde bilimsel gelişmeler sayesinde giderek sadece tedavi edilen değil, daha iyi kontrol edilebilen ve yönetilebilen bir hastalık haline gelmiştir. Her yeni yıl, kanserle yaşayan hastalar için daha fazla umut veren gelişmeleri tedavi protokolüne sokmaktadır. Tıbbi Onkolog gözüyle baktığımızda gelinen noktada; hastalığı değil hastayı merkeze alan anlayışla ilerlenmekte; erken tanı ve multidisipliner yaklaşımla, doğru zamanda, doğru merkezde ve doğru tedaviyle hastalar için çok büyük kazanımlar elde edilmektedir” diyor. Prof. Dr. Ölmez, <strong>4 Şubat Dünya Kanser Günü </strong>kapsamında yaptığı açıklamada, kanser riskini azaltan 7 etkili önlemi ve kanser tedavisinde en yeni 4 çarpıcı gelişmeyi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Kişiye özel tedavi etkinliği artırıyor, yan etkileri azaltıyor</strong></li>
</ul>
<p>Geçmişte kanser tedavisi büyük ölçüde cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi ile sınırlıydı.<br /> Son 10–15 yılda ise kanser biyolojisinin daha iyi anlaşılmasıyla birlikte tedavi yaklaşımının köklü şekilde değiştiğini vurgulayan Prof. Dr. Ölmez şöyle konuşuyor: “Artık her hastaya aynı tedaviyi uygulamak yerine, hastanın tümörünün genetik ve moleküler özelliklerine göre, kişiye özel tedavi planları oluşturuyoruz. Bu yaklaşım hem tedavi etkinliğini artırmakta hem de gereksiz yan etkileri azaltmaktadır.”</p>
<ul>
<li><strong>‘Uzun yaşam’ kavramı gerçekçi bir hedef haline geliyor</strong></li>
</ul>
<p>Kanser tedavisinde son yılların en önemli gelişmelerinden birinin immünoterapiler olduğunu belirten Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez “Oyun değiştiren yaklaşım olarak adlandırabileceğimiz immünoterapi tedavileri; doğrudan kanser hücresini hedef almak yerine, bağışıklık sisteminin kanseri tanımasını ve yok etmesini sağlamaktadır. Akciğer kanseri, melanom, böbrek kanseri, mesane kanseri ve bazı meme kanseri alt tiplerinde; uzun süreli hastalık kontrolü hatta bazı hastalarda yıllarca süren tam yanıtlar elde edilebilmektedir. Bu durum, kanser tedavisinde ‘uzun yaşam’ kavramını gerçekçi bir hedef haline getirmiştir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Zor vakalar için yeni tedavi seçenekleri doğdu</strong></li>
</ul>
<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ölmez, bilimin son yıllarda hızlı ilerlemesiyle; hedefe yönelik ve akıllı tedavilerin zor vakalar için yeni tedavi seçenekleri doğmasını sağladığını vurgulayarak şöyle konuşuyor: “Hedefe yönelik tedaviler; tüm vücudu etkilemek yerine, yalnızca kanser hücresindeki bozuk sinyal yollarını hedefliyor. Antikor-ilaç konjugatları yani ‘Akıllı ilaçlar’ ise; ilacı doğrudan kanser hücresine taşıyarak, sağlıklı dokuların olumsuz etkilenmesini önlüyor, etkinliği artırıp yan etkileri azaltmayı amaçlıyor. Bu tedaviler sayesinde, daha önce tedavi seçeneği sınırlı olan birçok hasta için yeni kapılar açılmış; meme, akciğer, mide ve jinekolojik kanserlerde sağkalım ve yaşam kalitesinde anlamlı artışlar sağlanmıştır.” </p>
<ul>
<li><strong>Kanserde hedefe yönelik bağışıklık tedavileri çığır açıyor</strong></li>
</ul>
<p>Hedefe yönelik bağışıklık tedavilerinin (bispesifik ankitorlar) son 10 yıla damga vuran en yenilikçi tedavilerden biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ölmez sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu ilaçlar aynı anda iki farklı hedefe bağlanarak; bağışıklık hücrelerini doğrudan kanser hücresine yönlendirir, tümör ile bağışıklık sistemi arasındaki mesafeyi ortadan kaldırır, dirençli ve tedavi seçenekleri sınırlı hastalarda dahi etkili yanıtlar sağlayabilir. Özellikle hematolojik kanserlerde ve seçilmiş solid (katı doku) tümörlerde yeni bir umut alanı oluşturmuştur.”</p>
<p><strong>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Kanser riskini azaltan 7 etkili önlem!</strong></p>
<p><strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez</strong> kanserlerin önemli bir bölümünün çevresel faktörler ve sağlıksız yaşam tarzıyla ilişkili olduğunu belirterek, “Bu risklerin azaltılması, kanser görülme sıklığında belirgin düşüş sağlayabilir” diyor. Prof. Dr. Ölmez, kanser riskini azaltan 7 etkili önlemi şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Alkol, elektronik sigara, tütün ve tütün mamülleri kullanımından kaçının</li>
<li>Hava kirliliği, sigara dumanı, toksik gazlar, tiner, boya çözücü vb maruz kalmayın</li>
<li>İnşaat ve sanayi ortamlarında koruyucu maske takın, çıplak elle temas etmeyin</li>
<li>Zararlı güneş ışınlarından korunun  </li>
<li>İşlenmiş gıdalardan uzak durun, meyvelerin kabuğunu soyun, sebzelerdeki pestisitleri olabildiğince arındırın</li>
<li>Kimyasal maddelere (deterjanlar vb) çıplak elle temas etmeyin, kokusuna maruz kalmayın</li>
<li>Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, yeterli uyku, stres yönetimi gibi sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanın</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-riskini-azaltan-etkili-onlemler-609939">Kanser riskini azaltan etkili önlemler…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuz Oyun Oynarken Öfkeleniyorsa Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-oyun-oynarken-ofkeleniyorsa-dikkat-609600</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 16:04:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuz]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveynler]]></category>
		<category><![CDATA[öfkeleniyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[oynarken]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609600</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital oyunların çocukların yaşamında giderek daha fazla yer kapladığını belirten uzmanlar, oyun bağımlılığının ebeveynler için önemli bir endişe kaynağı hâline geldiğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-oyun-oynarken-ofkeleniyorsa-dikkat-609600">Çocuğunuz Oyun Oynarken Öfkeleniyorsa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Oyun bağımlılığının yalnızca ekran süresinin artmasıyla sınırlı olmadığına dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Çocuğun duygusal, sosyal ve akademik yaşamını etkileyen ciddi bir sorun olarak ele alınması gerekir.” dedi. Oyun oynarken öfke kontrolünde zorlanma, uyku düzeninin bozulması ve sorumlulukların ihmal edilmesi gibi belirtilerin önemli uyarı işaretleri arasında yer aldığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, ebeveynlerin bu süreçte rehberlik edici ve denetleyici bir rol üstlenmesinin, koruyucu bir yaklaşım sunduğunu vurguladı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, çocuklarda oyun bağımlılığının belirtileri, ailelerin dikkat etmesi gerekenleri, korunma yolları ve tedavi süreci hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Oyun bağımlılığı, çocuğun yaşamını çok yönlü etkileyen ciddi bir sorun!</strong></p>
<p>Dijital teknolojilerin günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesiyle birlikte, çocuklar ve gençlerin oyunlarla çok daha erken yaşlarda ve yoğun biçimde karşılaştığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bu durum, ebeveynlerde ‘Çocuğum oyun bağımlısı mı?’ sorusunu da beraberinde getiriyor.” dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Çetin, oyun bağımlılığının, yalnızca oyun oynama süresinin artmasıyla sınırlı olmayan; çocuğun duygusal, sosyal ve akademik yaşamını etkileyen ciddi bir sorun olarak ele alınması gerektiği uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Bu belirtiler oyun bağımlılığına işaret ediyor!</strong></p>
<p>Oyun bağımlılığına işaret edebilecek pek çok önemli belirteç bulunduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Çocuğun ekran karşısında geçirdiği sürenin giderek artması; bu sürenin cep telefonu, tablet, bilgisayar ya da oyun konsolu aracılığıyla gerçekleşmesi fark etmeksizin dikkatle değerlendirilmeli.” dedi.</p>
<p>Özellikle çocuğun, planladığından ya da ebeveynleri tarafından uygun görülen süreden daha fazla oyun oynamaya başlamasının önemli bir uyarı işareti olduğuna vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Çetin sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bunun yanı sıra, oyun oynadığı zamanlarda öfke kontrolünde zorlanması, oyunu bırakması istendiğinde yoğun tepkiler vermesi ve gündelik yaşam düzeninin oyun nedeniyle bozulması da dikkat edilmesi gereken belirtiler arasındadır. Uyku düzeninin bozulması, sosyal ilişkilerden uzaklaşma ve sorumluluklarını ihmal etme gibi durumlar, oyunla kurulan ilişkinin sağlıklı sınırların dışına çıktığını gösterebilir.”</p>
<p><strong>Ebeveynler rehberlik edici ve denetleyici bir rol üstlenmeli!</strong></p>
<p>Elektronik cihazların yaygınlaşmasının yanında, çocukların bu araçlarla temasının belirli bir kontrol ve sınır çerçevesinde olmasının büyük önem taşıdığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Çocuğun cep telefonu ve diğer dijital cihazları kullanımı, yaşamının merkezine yerleşmemeli; kullanım süreleri ve zamanları ebeveynler tarafından belirlenmeli.” dedi.</p>
<p>Bilgisayar ya da oyun konsolu ile vakit geçirmek isteyen çocukların, ebeveynlerin uygun gördüğü saat ve sürelerde oyun oynamasına izin verilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Kuralların net, tutarlı ve takip edilebilir olması koruyucu bir yaklaşım sunar. Ebeveynlerin rehberlik edici ve denetleyici rolü, çocuğun sağlıklı bir dijital denge kurmasına yardımcı olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Tedavide psikoterapi süreci önemli!</strong></p>
<p>Oyun bağımlılığı tedavisinde ilk adımın, bireyin kendisi ve yakınlarıyla yapılan ayrıntılı değerlendirme süreci olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bu süreçte, oyun davranışının günlük yaşamın ne kadarını kapladığı, hangi alanlarda işlev kaybına yol açtığı ve kişinin nerede durmakta zorlandığı ayrıntılı biçimde ele alınır.” dedi.</p>
<p>Gerekli görüldüğünde beyin tetkikleri ve psikolojik değerlendirme testleri uygulandığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tedavi sürecinde, bazı durumlarda oyun oynama isteğini azaltmaya yönelik ilaç tedavileri ya da eşlik eden ruhsal sorunlara yönelik farmakolojik destekler kullanılabilir. Ancak oyun bağımlılığında tek başına ilaç tedavisi yeterli değildir. Mutlaka psikoterapi sürecinin tedaviye eşlik etmesi gerekir. Psikoterapi sürecinde, oyunu kontrol edebilme becerilerinin geliştirilmesi ve bağımlılığı besleyen faktörlerin ele alınması hedeflenir. Uygun görülen vakalarda, beyin uyarım tedavileri de tedavi seçenekleri arasında yer alabilir.”</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-oyun-oynarken-ofkeleniyorsa-dikkat-609600">Çocuğunuz Oyun Oynarken Öfkeleniyorsa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuz oyunu bırakamıyor mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-oyunu-birakamiyor-mu-609493</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 07:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[bırakamıyor]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuz]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveynler]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyunu]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609493</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, çocuklarda oyun bağımlılığının belirtileri, ailelerin dikkat etmesi gerekenleri, korunma yolları ve tedavi süreci hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-oyunu-birakamiyor-mu-609493">Çocuğunuz oyunu bırakamıyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, çocuklarda oyun bağımlılığının belirtileri, ailelerin dikkat etmesi gerekenleri, korunma yolları ve tedavi süreci hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Oyun bağımlılığı, çocuğun yaşamını çok yönlü etkileyen ciddi bir sorun!</strong></p>
<p>Dijital teknolojilerin günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesiyle birlikte, çocuklar ve gençlerin oyunlarla çok daha erken yaşlarda ve yoğun biçimde karşılaştığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bu durum, ebeveynlerde ‘Çocuğum oyun bağımlısı mı?’ sorusunu da beraberinde getiriyor.” dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Çetin, oyun bağımlılığının, yalnızca oyun oynama süresinin artmasıyla sınırlı olmayan; çocuğun duygusal, sosyal ve akademik yaşamını etkileyen ciddi bir sorun olarak ele alınması gerektiği uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Bu belirtiler oyun bağımlılığına işaret ediyor!</strong></p>
<p>Oyun bağımlılığına işaret edebilecek pek çok önemli belirteç bulunduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Çocuğun ekran karşısında geçirdiği sürenin giderek artması; bu sürenin cep telefonu, tablet, bilgisayar ya da oyun konsolu aracılığıyla gerçekleşmesi fark etmeksizin dikkatle değerlendirilmeli.” dedi.</p>
<p>Özellikle çocuğun, planladığından ya da ebeveynleri tarafından uygun görülen süreden daha fazla oyun oynamaya başlamasının önemli bir uyarı işareti olduğuna vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Çetin sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bunun yanı sıra, oyun oynadığı zamanlarda öfke kontrolünde zorlanması, oyunu bırakması istendiğinde yoğun tepkiler vermesi ve gündelik yaşam düzeninin oyun nedeniyle bozulması da dikkat edilmesi gereken belirtiler arasındadır. Uyku düzeninin bozulması, sosyal ilişkilerden uzaklaşma ve sorumluluklarını ihmal etme gibi durumlar, oyunla kurulan ilişkinin sağlıklı sınırların dışına çıktığını gösterebilir.”</p>
<p><strong>Ebeveynler rehberlik edici ve denetleyici bir rol üstlenmeli!</strong></p>
<p>Elektronik cihazların yaygınlaşmasının yanında, çocukların bu araçlarla temasının belirli bir kontrol ve sınır çerçevesinde olmasının büyük önem taşıdığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Çocuğun cep telefonu ve diğer dijital cihazları kullanımı, yaşamının merkezine yerleşmemeli; kullanım süreleri ve zamanları ebeveynler tarafından belirlenmeli.” dedi.</p>
<p>Bilgisayar ya da oyun konsolu ile vakit geçirmek isteyen çocukların, ebeveynlerin uygun gördüğü saat ve sürelerde oyun oynamasına izin verilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Kuralların net, tutarlı ve takip edilebilir olması koruyucu bir yaklaşım sunar. Ebeveynlerin rehberlik edici ve denetleyici rolü, çocuğun sağlıklı bir dijital denge kurmasına yardımcı olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Tedavide psikoterapi süreci önemli!</strong></p>
<p>Oyun bağımlılığı tedavisinde ilk adımın, bireyin kendisi ve yakınlarıyla yapılan ayrıntılı değerlendirme süreci olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bu süreçte, oyun davranışının günlük yaşamın ne kadarını kapladığı, hangi alanlarda işlev kaybına yol açtığı ve kişinin nerede durmakta zorlandığı ayrıntılı biçimde ele alınır.” dedi.</p>
<p>Gerekli görüldüğünde beyin tetkikleri ve psikolojik değerlendirme testleri uygulandığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tedavi sürecinde, bazı durumlarda oyun oynama isteğini azaltmaya yönelik ilaç tedavileri ya da eşlik eden ruhsal sorunlara yönelik farmakolojik destekler kullanılabilir. Ancak oyun bağımlılığında tek başına ilaç tedavisi yeterli değildir. Mutlaka psikoterapi sürecinin tedaviye eşlik etmesi gerekir. Psikoterapi sürecinde, oyunu kontrol edebilme becerilerinin geliştirilmesi ve bağımlılığı besleyen faktörlerin ele alınması hedeflenir. Uygun görülen vakalarda, beyin uyarım tedavileri de tedavi seçenekleri arasında yer alabilir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-oyunu-birakamiyor-mu-609493">Çocuğunuz oyunu bırakamıyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-2-609469</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 07:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[Bel Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[disk]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609469</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-2-609469">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor. Yapılan çalışmalar, şiddetli bel ve bacak ağrısının en sık rastlanan sebeplerinden biri olan bel fıtığına bağlı sinir kökü sıkışmasının yaşam boyu gelişme riskinin dünya genelinde yüzde  3–5 civarında olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de ise her 4 kişiden 1’inin son bir yıl içerisinde bel  ağrısı yaşadığı belirtilirken, bel fıtığının bu ağrıların önemli bir kısmını oluşturduğu vurgulanıyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı</strong> <strong>Dr. Özkan Yükselmiş,</strong>  genellikle 30–50 yaş arasında görülen bel fıtığının modern yaşam koşullarının etkisiyle son yıllarda 20’li yaşların başında, hatta üniversite çağındaki gençlerde bile giderek artış gösterdiğini  belirterek, “Telefon, tablet veya bilgisayar karşısında  kambur pozisyonda uzun süre oturmak, hareketsiz bir yaşam sürmek, egzersiz sırasında yanlış teknikle ağırlık kaldırmak ve fazla kilolu olmak, özellikle gençlerde bel fıtığının artışında en sık görülen nedenleri oluşturuyor” diyor. </p>
<p><strong>2 hafta süren şiddetli bel ve bacak ağrısına dikkat! </strong></p>
<p>Omurgamızdaki bel omurları arasında yer alan ve “disk” olarak adlandırılan yastıkçıkların zamanla yıpranıp dışarı doğru bombeleşerek sinir köklerine baskı yapmaları “bel fıtığı” olarak tanımlanıyor. Bel bölgesinde ani başlayan veya giderek artan bel ağrısı,  belden başlayıp bacağın arkasından topuğa kadar inen “elektrik çarpması” veya “çekilme tarzında” ağrı, hissizlik ile iğnelenme (bacakta, ayakta veya parmaklarda) ve belde kas spazmı, en sık görülen şikayetler arasında yer alıyor. Ancak hastaların önemli bir bölümü bu belirtileri “geçer” düşüncesiyle göz ardı ederek doktora gitmeyi geciktiriyor. Hastalığın ilerlemesine bağlı olarak ağrının kronikleşmesi ve şiddetinin artması günlük yaşam aktivitelerini ciddi ölçüde kısıtlarken, acil ameliyat gereksinimi de ortaya çıkabiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr.  Özkan Yükselmiş, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi ve kalıcı hasarın önlenebilmesi için bel fıtığının erken dönem belirtilerini ihmal etmemek gerektiğini anlatarak, “İlaç ve istirahate rağmen yaklaşık 2 haftadır geçmeyen şiddetli bel ve bacak ağrısında zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Bel fıtığının 7 önemli nedeni! </strong></p>
<p>Bel fıtığı genellikle birden fazla faktörün birleşmesiyle ortaya çıkıyor.  Dr. Özkan Yükselmiş,<strong> </strong>bel fıtığına neden olan etkenleri şöyle sıralıyor: </p>
<p><strong>Genetik yatkınlık:</strong>  Ailede bel fıtığı öyküsü varsa, disk yapısı daha kolay yıpranabiliyor. </p>
<p><strong>Yaşa bağlı yıpranma:</strong> Diskler yaşla birlikte su kaybederek esnekliğini yitiriyor. Bu doğal süreç fıtıkla sonuçlanabiliyor. </p>
<p><strong>Hareketsiz bir yaşam:</strong>   Düzenli egzersiz yapmamak ve hareketsiz bir yaşam sürmek riski artıran  önemli faktörlerden. Çünkü, özellikle bel ve karın kasları güçlü değilse, omurganın yükünü diskler ve eklemler taşımak zorunda kalıyor. </p>
<p><strong>Yanlış duruş ve uzun süre oturma:</strong>  Özellikle gençlerde; kambur pozisyonda, öne eğilerek saatlerce telefon veya tablet ekranına bakmak, omurgaya binen yükü artırıyor. Ayrıca, bilgisayar karşısında çalışırken veya araç kullanırken uzun süre hatalı pozisyonda oturmak ve eğilerek çalışmak da aynı nedenle bel fıtığına yol açabiliyor.  </p>
<p><strong>Ağır kaldırma ve ani hareketler:</strong> Eğilerek ve gövdeyi çevirerek ağır bir yük kaldırmak diskin aniden yırtılmasına ve fıtığın ortaya çıkmasına neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Fazla kilo:</strong> Vücut ağırlığı arttıkça, bel omurlarına binen yük de artıyor. </p>
<p><strong>Sigara:</strong> Disklerin beslenmesini bozarak daha çabuk yıpranmalarına sebep olabiliyor. </p>
<p><strong>Ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor! </strong></p>
<p>Toplumdaki yaygın inanışın aksine, bel fıtığı tanısı alan hastaların büyük bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Güncel kılavuzlar, idrar kaçırma, çok ileri güç kaybı ve felç gibi acil durumlar yoksa, öncelikle konservatif (ameliyatsız) tedavilerin denenmesini öneriyor. Dr. Özkan Yükselmiş, “Güncel veriler, erken tanı sayesinde, ameliyata gerek kalmadan, uzman hekim kontrolünde başlanan fizik tedavi, egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle  ağrı ile fonksiyon kaybının belirgin ölçüde düzeldiğini, hastaların büyük bir kısmının günlük yaşamlarına geri dönebildiğini gösteriyor. Bazı hastalarda şikâyetler neredeyse tamamen kaybolurken, bazı hastalarda hafif ve aralıklı ağrılar ise kalıcı olabiliyor; bu noktada düzenli egzersiz ile yaşam tarzı değişiklikleri devreye giriyor” diyor. </p>
<p><strong>Bel fıtığında ilk basamak fizik tedavi!</strong></p>
<p>Fizik tedavi ve rehabilitasyon, bel fıtığında ameliyatsız tedavinin temel taşını oluşturuyor. Yüzeyel ısı uygulamaları, derin ısı ajanları, elektrik akımları, manuel terapi ve traksiyon, esneme ile güçlendirme egzersizleri, duruş ve ergonomi eğitimi, fizik tedavinin başlıca yöntemlerini oluşturuyor.  Dr. Özkan Yükselmiş, bu yöntemlerin genellikle  tek tek değil, kombine şekilde uygulandığını; hastanın kliniğine ve MR bulgularına göre kişiselleştirildiğini vurguluyor. Dr. Özkan Yükselmiş, ilaç ve fizik yöntemlerine rağmen ağrısı çok şiddetli olan veya ameliyat öncesinde “ara basamak” tedavisine ihtiyaç duyulan hastalarda ise epidural veya transforaminal gibi girişimsel yöntemlerin de gündeme geldiğini anlatıyor. </p>
<p><strong>Tedavi sonrasında koruma planı çok önemli! </strong></p>
<p>Ameliyatsız tedavinin başarısında  hastanın aktif katılımının en az tedavinin kendisi kadar önem taşıdığını ifade eden Dr. Özkan Yükselmiş, bu süreçte dikkat edilmesi gereken başlıca noktaları, &#8220;Doktorun verdiği egzersiz programını şikâyetler azalınca bırakmamak, ani ve ağır yük kaldırmaktan kaçınmak,  uzun süre aynı pozisyonda kalmamak,  doğru oturma ve yatış pozisyonuna özen göstermek, kilo kontrolü sağlamak, sigarayı bırakmak, stres yönetimine dikkat etmek” şeklinde sıralıyor.   Ayrıca, bel fıtığında uzun vadeli koruma planının da kilit bir rol üstlendiğini belirten Dr. Özkan Yükselmiş, <strong> </strong>“Çünkü, bel fıtığı aynı veya farklı seviyede tekrar edebiliyor. Bu risk, düzenli egzersiz, kilo kontrolü ve doğru duruş alışkanlıkları gibi koruyucu yaklaşımlarla ciddi oranda azaltılabiliyor” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-2-609469">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikiyatrik İlaçlar, Hastanın Yaşam Tarzı ve İhtiyacına Göre Belirleniyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-hastanin-yasam-tarzi-ve-ihtiyacina-gore-belirleniyor-2-609280</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 11:21:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[htiyacına]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[laçlar]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik]]></category>
		<category><![CDATA[Psikiyatrik İlaç]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609280</guid>

					<description><![CDATA[<p>Psikiyatrik ilaçların, yalnızca ağır ruhsal hastalıklarda kullanılmadığını belirten uzmanlar, depresyon, anksiyete ve bazı fiziksel ağrı durumlarında da tedavinin önemli bir parçası olabildiğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-hastanin-yasam-tarzi-ve-ihtiyacina-gore-belirleniyor-2-609280">Psikiyatrik İlaçlar, Hastanın Yaşam Tarzı ve İhtiyacına Göre Belirleniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Güncel psikiyatri anlayışı, beyin ve nörobilim temelli yaklaşımlarla kişiye özel tedavileri esas aldığını vurgulayan</strong><strong>Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “İlaçların iyileştirici etkileri olduğu kadar bir takım yan etkileri de vardır. Psikiyatrik ilaçların yan etkileri, ilacın ilk kullanılmaya başlanıldığı zamanlarda ortaya çıkar. İlacın olumlu etki edebilmesi için zaman gerekir.” dedi. Psikiyatrik ilaçlarla birlikte alkol ve bazı gıdaların tüketiminin ilacın etkisini bozabildiği uyarısında bulunan </strong><strong>Dr. Zorbozan, ilaç seçiminin hastanın yaşam tarzı ve ihtiyacına göre yapıldığını aktardı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, psikiyatrik ilaçların güncel psikiyatrideki yeri, kimler için gerekli olduğu, yan etkileri, kullanımda dikkat edilmesi gerekenler ve ilaçlara dair yanlış inanışlar hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Bazı psikiyatrik sorunlar, psikiyatrik ilaç kullanımı gerektirebiliyor!</strong></p>
<p>Günümüzde psikofarmakolojinin çok geliştiğini ifade eden Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Psikiyatri artık sadece Freudyen bir ekolle devam etmiyor. Beyin odaklı, neuroscience (nörobilim) odaklı ve ilaç tedavilerinin ön planda olduğu bir güncel psikiyatri anlayışı söz konusu.” dedi.</p>
<p>Psikiyatrların ilaç yazabildiklerini aktaran Dr. Zorbozan, “Psikiyatrik ilaçları kullanmak için kişinin çok ciddi bir akıl rahatsızlığına sahip olması gerekmez. Depresyon ve anksiyete bozukluğu da bir psikiyatrik hastalıktır; psikiyatrik ilaçlara ihtiyaç duyulur. Bu ilaçları kullanan bir kişiye yapılabilecek en iyi şey, bir sorunu olduğunda doktoru ile görüşmesini öğütlemek ve bunun son derece normal ve insani bir durum olduğunu vurgulayarak onun tedavide kalmasını sağlamaktır. Bu ilaçlar sadece psikiyatrik bozukluklarda değil; nöropatik ağrı tedavisinde, migren tedavisinde, kronik yorgunluk tedavisinde ve kanser hastalarının ağrı tedavilerinde de zaman zaman kullanılabilir. Bununla birlikte bazı psikiyatrik bozukluklar ilaç gerektirmez, sadece psikoterapiler ile tedavi edilebilir. Örneğin sosyal fobiler, ilişki sorunları ve evlilik problemleri ilaç tedavisi olmadan da tedavi edilebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlarla birlikte tüketilen bazı gıda ve maddeler, ilacın etkisini bozabilir!</strong></p>
<p>Psikiyatrik ilaçlar kullanılırken tüketilmemesi gerekenlere değinen Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bu, ilacın ihtiva ettiği etken maddeye göre değişebilir. Fakat genel olarak dikkat edilmesi gereken şeylerden biri alkoldür.” dedi.</p>
<p>Psikiyatrik ilaçlar ile alkolün metabolize olurken karaciğeri kullandıklarına işaret eden Dr. Zorbozan, “İkisinin birden kullanımı karaciğeri yorabilir. Ayrıca alkol tıpkı psikiyatrik ilaçlar gibi beyin etkili bir madde. Dolayısıyla birbirlerinin çalışmasını etkileyebilir, birbirlerini bozabilir veya beyindeki gaba reseptörleri için birbirleriyle yarışa girebilirler. Bu nedenlerle genel olarak alkolün, psikiyatrik ilaçlarla birlikte kullanılmaması gerekir. Ayrıca eğer çoklu anti depresan kullanımı varsa yoğun peynir tüketilmemeli. Bu bazı özellikli ilaçlar için geçerlidir ve hekiminiz size bu ilaçlara göre bir uyarıda bulunacaktır. Yine aynı şekilde lityum kullanımında tuzlu gıdalardan uzak durulmalı, bol sıvı tüketilmeli.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlarda yan etkiler erken, fayda ise zamanla ortaya çıkıyor!</strong></p>
<p>İlaçların iyileştirici etkileri olduğu kadar bir takım yan etkilere de sahip olduklarını hatırlatan Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bu çerçevede sadece psikiyatrik ilaçlar değil, bütün ilaçların insan hayatına bir takım olumsuz etkileri olabilir.” Dedi.</p>
<p>Psikiyatrik ilaçların yan etkilerinin, ilacın ilk kullanılmaya başlanıldığı zamanlarda ortaya çıktığını vurgulayan Dr. Zorbozan, “Ağız kuruluğu, kabızlık, mide bulantıları gibi yan etkiler vardır. Kişi önce yan etkileri görmeye başlar, hastalığına yararlı etkiyi erken aşamada göremez. Bunun sebebi psikiyatrik ilaçların çok geç etki etmesidir. Akut etki etme oranları düşüktür. Bu ilaçlar etki edebilmek için kan beyin bariyerini geçerler. Kan beyin bariyerini geçmek için de moleküller bir süre vücutta depolanır; ilacın etki edebilmesi için zaman gereklidir. Yan etkilerin erken görülmesi, bir ön yargı oluşturabilir. Bu konuda sabırlı olmak çok önemlidir, akut yan etkiler genellikle ilk bir haftada ortadan kalkar.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlar kişiye özel seçilir; etkileri ve yan etkileri hekim kontrolünde değerlendirilmeli!  </strong></p>
<p>Psikiyatrik ilaçların uyku durumu üzerinde de olumlu ve olumsuz etkilere sahip olabildiğine dikkat çeken Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Anti depresan ilaçlar genellikle rem uykusunun süresini kısaltır, yani kaliteli uykunun süresini kısaltılmış olur. Dolayısıyla bu ilaçlar uykusuzluk problemi yapabilir.” dedi.</p>
<p>Bazı ilaçların da uykuyu arttırdığını kaydeden Dr. Zorbozan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Dürtüselliği fazla olan hastalarda kullanılan ilaçların yoğun uyku yapma gibi sedatif yan etkileri mevcuttur. Bu tür ilaçlar hekim tarafından hastanın ihtiyacına, yaşam tarzına ve şikâyetine göre seçilir ve hasta, yan etkiler hakkında hekim tarafından bilgilendirilir.</p>
<p>Psikiyatri ilaçlarının kilo aldırdığı, kişinin duygularını tamamen ortadan kaldırdığı ve bağımlılık yaptığı gibi şehir efsaneleri de vardır. Özellikle sanal ortamda, ürün yorumları kısmında ilaçlar hakkında çok fazla yanlış bilgi dolaşır. Eğer bir yan etkiye maruz kalırsanız veya kafanızda bir soru işareti oluşursa, ilacı reçete eden hekim ile iletişime geçmelisiniz.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-hastanin-yasam-tarzi-ve-ihtiyacina-gore-belirleniyor-2-609280">Psikiyatrik İlaçlar, Hastanın Yaşam Tarzı ve İhtiyacına Göre Belirleniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikiyatrik ilaçlar, hastanın yaşam tarzı ve ihtiyacına göre belirleniyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-hastanin-yasam-tarzi-ve-ihtiyacina-gore-belirleniyor-609274</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 09:39:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyacına]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[ilacı]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[İlaçların]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik]]></category>
		<category><![CDATA[Psikiyatrik İlaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Yan Etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yan Etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609274</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, psikiyatrik ilaçların güncel psikiyatrideki yeri, kimler için gerekli olduğu, yan etkileri, kullanımda dikkat edilmesi gerekenler ve ilaçlara dair yanlış inanışlar hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-hastanin-yasam-tarzi-ve-ihtiyacina-gore-belirleniyor-609274">Psikiyatrik ilaçlar, hastanın yaşam tarzı ve ihtiyacına göre belirleniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, psikiyatrik ilaçların güncel psikiyatrideki yeri, kimler için gerekli olduğu, yan etkileri, kullanımda dikkat edilmesi gerekenler ve ilaçlara dair yanlış inanışlar hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Bazı psikiyatrik sorunlar, psikiyatrik ilaç kullanımı gerektirebiliyor!</strong></p>
<p>Günümüzde psikofarmakolojinin çok geliştiğini ifade eden Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Psikiyatri artık sadece Freudyen bir ekolle devam etmiyor. Beyin odaklı, neuroscience (nörobilim) odaklı ve ilaç tedavilerinin ön planda olduğu bir güncel psikiyatri anlayışı söz konusu.” dedi.</p>
<p>Psikiyatrların ilaç yazabildiklerini aktaran Dr. Zorbozan, “Psikiyatrik ilaçları kullanmak için kişinin çok ciddi bir akıl rahatsızlığına sahip olması gerekmez. Depresyon ve anksiyete bozukluğu da bir psikiyatrik hastalıktır; psikiyatrik ilaçlara ihtiyaç duyulur. Bu ilaçları kullanan bir kişiye yapılabilecek en iyi şey, bir sorunu olduğunda doktoru ile görüşmesini öğütlemek ve bunun son derece normal ve insani bir durum olduğunu vurgulayarak onun tedavide kalmasını sağlamaktır. Bu ilaçlar sadece psikiyatrik bozukluklarda değil; nöropatik ağrı tedavisinde, migren tedavisinde, kronik yorgunluk tedavisinde ve kanser hastalarının ağrı tedavilerinde de zaman zaman kullanılabilir. Bununla birlikte bazı psikiyatrik bozukluklar ilaç gerektirmez, sadece psikoterapiler ile tedavi edilebilir. Örneğin sosyal fobiler, ilişki sorunları ve evlilik problemleri ilaç tedavisi olmadan da tedavi edilebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlarla birlikte tüketilen bazı gıda ve maddeler, ilacın etkisini bozabilir!</strong></p>
<p>Psikiyatrik ilaçlar kullanılırken tüketilmemesi gerekenlere değinen Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bu, ilacın ihtiva ettiği etken maddeye göre değişebilir. Fakat genel olarak dikkat edilmesi gereken şeylerden biri alkoldür.” dedi.</p>
<p>Psikiyatrik ilaçlar ile alkolün metabolize olurken karaciğeri kullandıklarına işaret eden Dr. Zorbozan, “İkisinin birden kullanımı karaciğeri yorabilir. Ayrıca alkol tıpkı psikiyatrik ilaçlar gibi beyin etkili bir madde. Dolayısıyla birbirlerinin çalışmasını etkileyebilir, birbirlerini bozabilir veya beyindeki gaba reseptörleri için birbirleriyle yarışa girebilirler. Bu nedenlerle genel olarak alkolün, psikiyatrik ilaçlarla birlikte kullanılmaması gerekir. Ayrıca eğer çoklu anti depresan kullanımı varsa yoğun peynir tüketilmemeli. Bu bazı özellikli ilaçlar için geçerlidir ve hekiminiz size bu ilaçlara göre bir uyarıda bulunacaktır. Yine aynı şekilde lityum kullanımında tuzlu gıdalardan uzak durulmalı, bol sıvı tüketilmeli.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlarda yan etkiler erken, fayda ise zamanla ortaya çıkıyor!</strong></p>
<p>İlaçların iyileştirici etkileri olduğu kadar bir takım yan etkilere de sahip olduklarını hatırlatan Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bu çerçevede sadece psikiyatrik ilaçlar değil, bütün ilaçların insan hayatına bir takım olumsuz etkileri olabilir.” Dedi.</p>
<p>Psikiyatrik ilaçların yan etkilerinin, ilacın ilk kullanılmaya başlanıldığı zamanlarda ortaya çıktığını vurgulayan Dr. Zorbozan, “Ağız kuruluğu, kabızlık, mide bulantıları gibi yan etkiler vardır. Kişi önce yan etkileri görmeye başlar, hastalığına yararlı etkiyi erken aşamada göremez. Bunun sebebi psikiyatrik ilaçların çok geç etki etmesidir. Akut etki etme oranları düşüktür. Bu ilaçlar etki edebilmek için kan beyin bariyerini geçerler. Kan beyin bariyerini geçmek için de moleküller bir süre vücutta depolanır; ilacın etki edebilmesi için zaman gereklidir. Yan etkilerin erken görülmesi, bir ön yargı oluşturabilir. Bu konuda sabırlı olmak çok önemlidir, akut yan etkiler genellikle ilk bir haftada ortadan kalkar.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlar kişiye özel seçilir; etkileri ve yan etkileri hekim kontrolünde değerlendirilmeli!  </strong></p>
<p>Psikiyatrik ilaçların uyku durumu üzerinde de olumlu ve olumsuz etkilere sahip olabildiğine dikkat çeken Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Anti depresan ilaçlar genellikle rem uykusunun süresini kısaltır, yani kaliteli uykunun süresini kısaltılmış olur. Dolayısıyla bu ilaçlar uykusuzluk problemi yapabilir.” dedi.</p>
<p>Bazı ilaçların da uykuyu arttırdığını kaydeden Dr. Zorbozan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Dürtüselliği fazla olan hastalarda kullanılan ilaçların yoğun uyku yapma gibi sedatif yan etkileri mevcuttur. Bu tür ilaçlar hekim tarafından hastanın ihtiyacına, yaşam tarzına ve şikâyetine göre seçilir ve hasta, yan etkiler hakkında hekim tarafından bilgilendirilir.</p>
<p>Psikiyatri ilaçlarının kilo aldırdığı, kişinin duygularını tamamen ortadan kaldırdığı ve bağımlılık yaptığı gibi şehir efsaneleri de vardır. Özellikle sanal ortamda, ürün yorumları kısmında ilaçlar hakkında çok fazla yanlış bilgi dolaşır. Eğer bir yan etkiye maruz kalırsanız veya kafanızda bir soru işareti oluşursa, ilacı reçete eden hekim ile iletişime geçmelisiniz.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-hastanin-yasam-tarzi-ve-ihtiyacina-gore-belirleniyor-609274">Psikiyatrik ilaçlar, hastanın yaşam tarzı ve ihtiyacına göre belirleniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayaktaki Küçük Yaralar Büyük Tehlikelerin Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ayaktaki-kucuk-yaralar-buyuk-tehlikelerin-habercisi-olabilir-609158</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 07:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[ayaktaki]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikelerin]]></category>
		<category><![CDATA[Yara]]></category>
		<category><![CDATA[Yara Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[yaralar]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609158</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük yaşamın koşuşturması içinde vücudumuzu ayakta tutan ayaklarımızın sağlığını ihmal ederek çoğu zaman gerekli özeni göstermiyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayaktaki-kucuk-yaralar-buyuk-tehlikelerin-habercisi-olabilir-609158">Ayaktaki Küçük Yaralar Büyük Tehlikelerin Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günlük yaşamın koşuşturması içinde vücudumuzu ayakta tutan ayaklarımızın sağlığını ihmal ederek çoğu zaman gerekli özeni göstermiyoruz. Oysa ayaklarımız bizi hayata bağlayan, tüm vücut ağırlığımızı taşıyan, bizi istediğimiz yere götüren en önemli organlarımızın başında geliyor. Belirli bir yaştan sonra ya da diyabet, damar hastalıkları, nöropati gibi rahatsızlıkları olanlar için ayak sağlığı, sadece bir konfor meselesi olmaktan çıkıyor. Ayak yaralarının erken teşhisi ve uygun yönetimi, amputasyon (uzuv kaybı) riskini azaltmak ve hastaların yaşam kalitesini iyileştirmek için kritik önem taşıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Tahir Öztürk, ayak yaraları ve bakımı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Ayaklarınızda oluşan yaralar bir hastalık belirtisi olabilir</strong></p>
<p>Ayaklarda oluşan yaralar çoğu zaman basit bir sürtünme ya da küçük bir kesik gibi başlayabilmektedir. Ancak özellikle geç iyileşen, tekrarlayan ya da ağrısız seyreden yaralar, altta yatan ciddi bir sağlık sorununun ilk işareti olabilmektedir. Diyabet, dolaşım bozuklukları ve enfeksiyonlar ayak yaralarının en sık nedenleri arasında yer almaktadır. Zamanında fark edilip uygun şekilde tedavi edilmeyen yaralar ilerleyerek kronikleşebilir ve ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Bu nedenle ayaklarda oluşan her yara dikkatle izlenmeli ve önemsenmelidir. Kronik ayak yaraları, yalnızca ciltte oluşan bir sorun değil; çoğu zaman sistemik hastalıklar, dolaşım bozuklukları ve enfeksiyonlarla iç içe geçmiş karmaşık bir tablodur. Bu nedenle tek bir branşın yaklaşımı çoğu zaman yeterli olmayabilir. Farklı uzmanlık alanlarının birlikte çalıştığı multidisipliner yaklaşım, bu sürecin en etkili ve güvenli şekilde yönetilmesini sağlamaktadır. Bu yaklaşımda, hastanın genel sağlık durumu titizlikle değerlendirilmelidir. Diyabet, hipertansiyon ve kolesterol gibi yara iyileşmesini doğrudan etkileyen hastalıkların kontrol altına alınması, tedavinin temel taşlarından biridir. Aynı zamanda ayağın yapısal sorunları ele alınmalı; basınç noktaları azaltılmalı, yara bakımı en uygun şekilde sürdürülmelidir. Yara bölgesinin enfekte olup olmadığı dikkatle değerlendirilmeli ve varsa enfeksiyonlar hedefe yönelik tedavilerle kontrol altına alınmalıdır. Bununla birlikte dolaşım problemleri olan hastalarda ise kan akışını artırmaya yönelik modern ve minimal invaziv yöntemler devreye girmelidir. </p>
<p><strong>Yara bakımında multidisipliner yaklaşım önemli</strong></p>
<p>Ayak yaralarının tedavisi ve bakımı ile ilgili tüm süreçlerin bir ekip anlayışıyla yürütülmesi hem yara iyileşmesini hızlandırmakta hem de uzuv kaybı gibi ciddi sonuçların önüne geçilmesine yardımcı olmaktadır. Ayak yara bakımında uygulanan bu yöntemlerle olumlu sonuçlar alınabilmektedir;</p>
<ul>
<li><strong>Kapsamlı Değerlendirme:</strong> Hasta, multidisipliner ekip tarafından ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme, yaranın nedenini, büyüklüğünü, derinliğini, enfeksiyon durumunu ve hastanın genel sağlık durumunu kapsamalıdır.</li>
<li><strong>Bireyselleştirilmiş tedavi planı:</strong> Değerlendirme sonuçlarına göre, her hasta için özel bir tedavi planı oluşturulmalıdır. Bu plan, yaranın nedenine yönelik tedavileri, yara bakımını, basıncı azaltma yöntemlerini ve sistemik hastalıkların kontrolünü içermelidir.</li>
<li><strong>Düzenli takip ve iletişim:</strong> Multidisipliner ekip, hastayı düzenli olarak takip etmeli ve tedavi sürecindeki gelişmeleri değerlendirmelidir. Ekip üyeleri arasında sürekli iletişim halinde olunmalı ve tedavi planı gerektiğinde güncellenmelidir.</li>
<li><strong>Hasta eğitimi:</strong> Hasta ve yakınları; yara bakımı, risk faktörleri, önleme stratejileri ve tedavi süreci hakkında bilgilendirilmelidir.</li>
<li><strong>Psikolojik destek:</strong> Kronik ayak yaraları, hastaların psikolojik durumunu olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, hastalara psikolojik destek sağlanmalıdır.</li>
</ul>
<p><strong>Düzenli ayak kontrolleri ve ayakkabı seçimi kronik ayak yaralarının önüne geçebilir</strong></p>
<p>Ayak yaraları, özellikle diyabet ve vasküler yani damar hastalıkları olan bireylerde ciddi sakatlık ve hayati riske yol açabilen önemli bir sağlık sorunudur. Ayak yaralarını önlemek için hasta eğitimi, düzenli ayak muayeneleri, uygun ayakkabı seçimi, hijyen ve risk faktörlerinin kontrol altına alınması büyük önem taşımaktadır.  Ayaklarımızla yüzleşmek, aslında kendimizle yüzleşmek demektir. Onlara gösterdiğimiz özen, kendimize verdiğimiz değerin bir yansımasıdır. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayaktaki-kucuk-yaralar-buyuk-tehlikelerin-habercisi-olabilir-609158">Ayaktaki Küçük Yaralar Büyük Tehlikelerin Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk Diş Hekimliğinde Teknolojik Çözümler ‘Korkusuz’ Tedaviyi Mümkün Kılıyor! </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-2-608978</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 11:28:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çözümler]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[korkusuz]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyi]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608978</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklukta yaşanan diş hekimi deneyimlerinin, bireyin yaşam boyu ağız ve diş sağlığına bakışını doğrudan etkilediğini belirten uzmanlar, ağrı algısı ve enjeksiyon kaygısının, çocuklarda diş hekimi korkusunun en önemli nedenleri arasında yer aldığını söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-2-608978">Çocuk Diş Hekimliğinde Teknolojik Çözümler ‘Korkusuz’ Tedaviyi Mümkün Kılıyor! </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özellikle çocuk diş tedavilerinde kullanılan yeni nesil dental yaklaşımların ağrı, iğne korkusu ve kaygı üzerindeki etkileri etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocuklukta yaşanan diş hekimi deneyimleri, yaşam boyu ağız ve diş sağlığını etkiliyor!</strong></p>
<p>Çocukluk çağında edinilen diş hekimi deneyimlerinin, bireyin yaşamı boyunca ağız ve diş sağlığına yönelik tutumunu şekillendiren en önemli unsurlardan biri olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Birçok bireyde görülen diş hekimi korkusunun temelinde çoğunlukla ağrı algısı ve enjeksiyon kaygısı yer alır.” dedi.</p>
<p>Özellikle erken yaşlarda yaşanan zorlayıcı tedavilerin, olumsuz klinik deneyimler ve iğneye bağlı korkuların, ilerleyen dönemlerde dental fobi gelişimine zemin hazırlayabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, bu nedenle güncel pedodontik yaklaşımların temel amacının; çocuk hastalara ağrısız, güvenli ve konforlu bir tedavi ortamı sunarak, yaşam boyu ağız ve diş sağlığı uygulamalarına uyumu artırmak olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Yeni nesil dental yaklaşımlarla çocukların tedaviye uyumu kolaylaşıyor! </strong></p>
<p>Geleneksel diş tedavilerinde en önemli kaygı unsurunun, lokal anestezinin uygulanma şekli ve uygulama sırasında hissedilen basınç olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Klasik enjektör sistemlerinde özellikle alt çene bölgesinde yeterli anestezi sağlamak amacıyla daha karmaşık ve zor tekniklere ihtiyaç duyulabilir.” dedi.</p>
<p>Bu durumun, yalnızca ilgili diş bölgesinin değil; dudak, yanak ve çevre yumuşak dokuların da uzun süre uyuşmasına neden olabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şunları söyledi:</p>
<p>“Sonuç olarak çocuk hastalarda istemsiz dudak veya yanak ısırıkları, buna bağlı ödem, şişlik ve doku travmaları görülebilir. Ayrıca geleneksel yöntemlerde anestezik solüsyonun dokuya manuel basınçla verilmesi, işlem sırasında ağrı ve rahatsızlık hissinin ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu durum özellikle çocuk hastalarda tedaviye karşı direnç gelişmesine ve işlemlerin yarıda bırakılmasına neden olabilir.</p>
<p>Gelişen teknoloji ile birlikte, pedodonti alanında da daha modern ve hasta dostu uygulamalar ön plana çıktı. Dijital anestezi sistemleri gibi yenilikçi yöntemler sayesinde enjeksiyon sırasında oluşan ağrı, iğne korkusu ve stres belirgin ölçüde azaltılabiliyor. Bu sayede çocukların tedaviye adaptasyonu kolaylaşırken, klinik süreç hem hasta hem de ebeveyn açısından daha kontrollü ve konforlu ilerliyor. Yeni nesil dental yaklaşımlar, çocukların diş hekimiyle olumlu bir bağ kurmasına olanak tanıyor ve bu da ilerleyen yaşlarda ağız ve diş sağlığını önemseyen bireylerin yetişmesine önemli katkı sağlıyor.”</p>
<p><strong>İlacın kontrollü verilmesi ağrıyı azaltıyor!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin, lokal anestezik solüsyonun doku içerisine, bilgisayar kontrollü bir mikroişlemci aracılığıyla, önceden programlanmış sabit hız ve basınçta iletilmesini sağlayan modern bir anestezi yöntemi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bilgisayar destekli sistem, hastanın doku direncine göre anestezik maddenin miktarını otomatik olarak ayarlayarak ilacı yavaş ve kontrollü şekilde iletir.” dedi.</p>
<p>Bu sayede işlem sırasında ağrı ve yanma hissinin büyük ölçüde ortadan kalktığını; çoğu hastada yalnızca hafif bir temas hissi oluştuğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Dijital anestezi cihazı genellikle kalem formunda, ergonomik ve ışıklı bir tasarıma sahiptir. Bu yapı, çocuk hastalarda korkuya neden olan klasik enjektörlü iğne görünümünü ortadan kaldırarak tedaviye psikolojik uyumu artırır. Özellikle dental fobi veya iğne korkusu bulunan çocuklar açısından daha güven verici bir uygulama sunar. Cihazın ucunda oldukça ince ve kısa bir iğne yer alır, bu da enjeksiyon hissinin minimum düzeyde algılanmasını sağlar. Ayrıca uygulama sırasında cihazdan yayılan hafif müzik, çocuğun dikkatini dağıtarak kaygı düzeyinin azalmasına katkı sağlar. Çocuk diş hekimi, çocuğu koltuğa aldığında, çocuğa ‘dişine sihirli bir kalemle dokunacağını’ veya ‘dişini uyutacağını’ anlatarak güven sağlar. Böylece klinik ortam daha sakin algılanır, tedaviye uyum artar ve ilerleyen dönemlerde diş hekimi korkusu gelişme riski belirgin şekilde azalır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dijital anestezi, iğne korkusu olan çocuklarda tedavi konforunu artırıyor!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin dolgu, kanal tedavisi, diş çekimi gibi lokal anestezi gerektiren pek çok dental işlemde uygulanabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bununla birlikte bazı hasta gruplarında özellikle belirgin avantaj sağlar. Önceden olumsuz deneyim yaşamış veya iğne korkusu bulunan çocuklarda güven duygusunun yeniden oluşturulmasında etkili olur. Kooperasyonun sınırlı olduğu özel gereksinimli bireylerde tedavi konforunu artırarak süreci kolaylaştırır. Dudak ve yanak ısırma riskinin yüksek olduğu çocuklarda, uyuşukluğun sınırlı tutulması açısından tercih edilir.” dedi.</p>
<p>Dijital anestezinin ebeveynler ve çocuklar tarafından sıklıkla tercih edilmesinin başlıca nedenlerine değinen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Klasik metal enjektör görünümü bulunmadığından, çocuk uygulama sırasında iğne yapıldığını fark etmeyebilir. Anestezik solüsyonun dokuya iletimi bilgisayar denetiminde gerçekleştiği için basınç hissi, yanma ve rahatsızlık belirgin şekilde azalır. Dijital sistemler, yalnızca ilgili diş çevresinin uyuşturulmasını mümkün kılar. Böylece dudak, dil ve yanakta uzun süreli ve rahatsız edici hissizlik oluşma olasılığı düşer. Uyuşukluğun daha kontrollü olması sayesinde tedavi sonrasında dudak veya yanak ısırılmasına bağlı doku hasarı riski azalabilir. Anestezinin etki süresi genellikle kısa olduğundan, tedavi öncesi bekleme zamanı kısalır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital anestezi tek başına yeterli değil!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin genel anesteziye alternatif olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Dijital anestezi, yalnızca lokal anestezi uygulamalarında kullanılan konfor artırıcı bir yöntemdir ve hastanın tedavi sürecine belirli düzeyde uyum göstermesini gerektirir. Genel anestezi ise; kooperasyonun sağlanamadığı, ileri düzey korku ve kaygı bulunan, dental ünitte oturmayı reddeden ya da özel gereksinimi olan bireylerde tercih edilen bir yaklaşımdır.” dedi.</p>
<p>Dijital anestezinin, tedavi sürecini kolaylaştıran ileri bir teknoloji olduğunu yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şu uyarıyla sözlerini tamamladı:</p>
<p>“Ancak tek başına yeterli değildir. Uygulamanın başarısı; hekimin klinik deneyimi, çocuğun bireysel özellikleri ve ailenin yaklaşımı ile birlikte değerlendirilmeli. Bu nedenle çocuğa ‘hiç acımayacak’ ya da ‘iğne yapılmayacak’ gibi kesin ifadeler yerine, ‘dişler uyuşturulacak’ veya ‘hafif bir gıdıklanma hissedebilirsin’ gibi daha gerçekçi ve güven verici açıklamalar yapılması önerilir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-2-608978">Çocuk Diş Hekimliğinde Teknolojik Çözümler ‘Korkusuz’ Tedaviyi Mümkün Kılıyor! </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 5 kadından 1&#8217;i bu sorunu yaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-5-kadindan-1i-bu-sorunu-yasiyor-608817</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 07:53:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[kadından]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ürünleri]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608817</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde en sık görülen cilt hastalıklarından biri olan akne, genelde ergenlik dönemi sorunu gibi algılansa da, son yıllarda yetişkinlerde, özellikle kadınlarda belirgin bir artış gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-5-kadindan-1i-bu-sorunu-yasiyor-608817">Her 5 kadından 1&#8217;i bu sorunu yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde en sık görülen cilt hastalıklarından biri olan akne, genelde ergenlik dönemi sorunu gibi algılansa da, son yıllarda yetişkinlerde, özellikle kadınlarda belirgin bir artış gösteriyor. Öyle ki 25 yaş ve üzerindeki her 5 kadından 1’i akne problemiyle mücadele ediyor. Akne çoğu zaman ‘nasılsa geçer’ düşüncesiyle ihmal edildiği için ağrılı kistlere, ciltte kalıcı iz ve leke oluşumuna yol açabiliyor! <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi </strong><em> </em><strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. Vildan Şengöz,</strong> bu nedenle aknelerin mutlaka erken dönemde tedavi edilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Tedaviye erken başlanması aknenin şiddetlenmesini ve ciltte kalıcı iz ile leke bırakmasını engelleyebiliyor. Ancak, tedaviden başarılı sonuç alınabilmesi için hekimin önerdiği tedavinin aksatılmaması büyük bir önem taşıyor. Geçmiş yıllarda aknenin cilt ile sınırlı olduğu ve sadece bakım ürünleri   veya  cilt üzerine sürülen ilaçlarla iyileşeceği düşünülüyordu. Günümüzde ise aknenin sistemik bir metabolizma sorununun parçası olduğu biliniyor. Bu nedenle, akne tedavisinde bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi gerekiyor” diyor.   Aknenin oluşumunda genetik yatkınlıktan çok hormonal değişimler, inflamasyon ve hatalı yaşam alışkanlıklarının sorumlu olduğunu belirten <strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. Vildan Şengöz,</strong> akneye neden olabilen yaşam alışkanlıklarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Gece bu saatler arasında uyanık kalmak</strong></p>
<p>Gece geç saatlere kadar uyanık kalınması akneye sebep olan etkenler arasında ilk sıralarda yer alıyor. Melatonin hormonu gece 23:00 &#8211; 02:00 saatleri süresince salgılanıyor. Bu zaman diliminde, melatonin hormonu, beyin başta olmak üzere, bağ dokusunun ve cildin yenilenmesini sağlıyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Vildan Şengöz, sağlıklı gece uykusunun cildi içten temizlediğini ve parlaklık sağladığını, hatta en etkili cilt bakım ürünlerinden bile daha faydalı olduğunu belirtiyor. Bu saat aralığında uyanık kalmak ise cildin doğal onarım sürecini önlüyor ve akne oluşumuna zemin hazırlıyor. </p>
<p><strong>Kozmetik ürünlerini bilinçsizce uygulamak</strong></p>
<p>Bilinçsizce satın alınan yıkama ve peeling ürünleri çoğu zaman cilt bariyerine zarar veriyor. Hekim olmayan kişilerin önerisiyle ürün alan, peeling gibi işlemleri sık sık ve hatalı şekilde uygulayan kişilerde en sık görülen sorun cilt pH’ının bozulması oluyor. Peeling işlemi cildin üst tabakasını aldığı için parlak görünüm sağlasa da  cildin koruyucu tabakasını zayıflatıyor. Bariyerini kaybeden cilt ise bakteriyel enfeksiyonlara açık hale geliyor ve bunun sonucunda akne gelişebiliyor. Hekim önerisi olmadan kullanılan doğal ürünler de akne oluşumunun diğer nedenlerinden. Koruyucu bariyerini kaybeden cilt bakteriyel enfeksiyonlara daha açık hale gelince, akne gelişimi kaçınılmaz oluyor. </p>
<p><strong>Siyah noktaları sıkmak</strong></p>
<p>Aknenin ilk evresi genelde komedon, halk arasındaki bilinen adıyla siyah nokta oluyor. Bu lezyonların sıkılması veya koparılması, bakterilerin eklenmesiyle süreci daha da şiddetlendiriyor ve derin izlerle sonuçlanabiliyor. Bu nedenle, sadece komedon sorunu olsa bile dermatoloji uzmanına başvurulması ve hekim önerisiyle uygun cilt bakım ürünlerinin kullanılması büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Vitamin ve mineral takviyelerini hatalı kullanmak</strong></p>
<p>D vitamini, ferritin, folik asit, çinko ile magnezyum gibi vitamin ve mineraller cilt sağlığı açısından büyük önem taşıyorlar. D vitamini seviyesi 50’nin altına düştüğünde aknenin daha da şiddetlendiği biliniyor. Gerekli zamanlarda A vitamini ve türevleri de tedaviye eklenebiliyor. Dr. Vildan Şengöz, akne tedavisinde bu takviyelerin doğru zamanda ve doğru dozda alındığında iyileşmeyi desteklediklerini ve iz kalma riskini azalttıklarını anlatarak, “Ancak, vitamin ve mineral takviyeleri mutlaka kişiye özel değerlendirilmeli. Çünkü, yanlış veya yüksek dozda alındıklarında akne oluşumuna zemin hazırlayabiliyor” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Fazla kahve içmek</strong></p>
<p>Yetişkinlerde aşırı kahve tüketimi kafeinin diüretik etkisi nedeniyle hücrelerdeki su ve minerallerin vücuttaki atılımını hızlandırıyor. Zaten yağ oranı yüksek olan cildin iyice nemini kaybetmesine ve bunun sonucunda akne oluşumuna sebep olabiliyor.  </p>
<p><strong>İşlenmiş gıdalar ve şekerli besinler tüketmek</strong></p>
<p>Aşırı işlenmiş ve besin değerini yitirmiş paketli gıdalar, şekerli besinler ile trans yağları içeren gıdaların yanı sıra proteinden fakir ve karbonhidrattan zengin beslenme şekli insülin direncini arttırıyor. Ciltte yağ üretimini hızlandıran insülin direnci de akne oluşumuna yol açan ve şiddetini tetikleyen önemli faktörler arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Kızartmalar ve trans yağlara dikkat! </strong></p>
<p>Cilt sağlıklı yağlara ihtiyaç duyuyor. Zeytinyağı, ceviz, keten tohumu ve balık gibi omega-3 içeren gıdaların düzenli tüketilmeleri cilt sağlığını destekliyor. Kızartmalar ve trans yağlar ise inflamasyonu artıran ve hormon dengesini bozan etkileri nedeniyle akne oluşumuna sebep olabiliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-5-kadindan-1i-bu-sorunu-yasiyor-608817">Her 5 kadından 1&#8217;i bu sorunu yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk diş hekimliğinde teknolojik çözümler &#8216;korkusuz&#8217; tedaviyi mümkün kılıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-608649</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 12:43:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çözümler]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Anestezi]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[korkusuz]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyi]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojik]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608649</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özellikle çocuk diş tedavilerinde kullanılan yeni nesil dental yaklaşımların ağrı, iğne korkusu ve kaygı üzerindeki etkileri etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-608649">Çocuk diş hekimliğinde teknolojik çözümler &#8216;korkusuz&#8217; tedaviyi mümkün kılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özellikle çocuk diş tedavilerinde kullanılan yeni nesil dental yaklaşımların ağrı, iğne korkusu ve kaygı üzerindeki etkileri etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocuklukta yaşanan diş hekimi deneyimleri, yaşam boyu ağız ve diş sağlığını etkiliyor!</strong></p>
<p>Çocukluk çağında edinilen diş hekimi deneyimlerinin, bireyin yaşamı boyunca ağız ve diş sağlığına yönelik tutumunu şekillendiren en önemli unsurlardan biri olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Birçok bireyde görülen diş hekimi korkusunun temelinde çoğunlukla ağrı algısı ve enjeksiyon kaygısı yer alır.” dedi.</p>
<p>Özellikle erken yaşlarda yaşanan zorlayıcı tedavilerin, olumsuz klinik deneyimler ve iğneye bağlı korkuların, ilerleyen dönemlerde dental fobi gelişimine zemin hazırlayabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, bu nedenle güncel pedodontik yaklaşımların temel amacının; çocuk hastalara ağrısız, güvenli ve konforlu bir tedavi ortamı sunarak, yaşam boyu ağız ve diş sağlığı uygulamalarına uyumu artırmak olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Yeni nesil dental yaklaşımlarla çocukların tedaviye uyumu kolaylaşıyor! </strong></p>
<p>Geleneksel diş tedavilerinde en önemli kaygı unsurunun, lokal anestezinin uygulanma şekli ve uygulama sırasında hissedilen basınç olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Klasik enjektör sistemlerinde özellikle alt çene bölgesinde yeterli anestezi sağlamak amacıyla daha karmaşık ve zor tekniklere ihtiyaç duyulabilir.” dedi.</p>
<p>Bu durumun, yalnızca ilgili diş bölgesinin değil; dudak, yanak ve çevre yumuşak dokuların da uzun süre uyuşmasına neden olabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şunları söyledi:</p>
<p>“Sonuç olarak çocuk hastalarda istemsiz dudak veya yanak ısırıkları, buna bağlı ödem, şişlik ve doku travmaları görülebilir. Ayrıca geleneksel yöntemlerde anestezik solüsyonun dokuya manuel basınçla verilmesi, işlem sırasında ağrı ve rahatsızlık hissinin ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu durum özellikle çocuk hastalarda tedaviye karşı direnç gelişmesine ve işlemlerin yarıda bırakılmasına neden olabilir.</p>
<p>Gelişen teknoloji ile birlikte, pedodonti alanında da daha modern ve hasta dostu uygulamalar ön plana çıktı. Dijital anestezi sistemleri gibi yenilikçi yöntemler sayesinde enjeksiyon sırasında oluşan ağrı, iğne korkusu ve stres belirgin ölçüde azaltılabiliyor. Bu sayede çocukların tedaviye adaptasyonu kolaylaşırken, klinik süreç hem hasta hem de ebeveyn açısından daha kontrollü ve konforlu ilerliyor. Yeni nesil dental yaklaşımlar, çocukların diş hekimiyle olumlu bir bağ kurmasına olanak tanıyor ve bu da ilerleyen yaşlarda ağız ve diş sağlığını önemseyen bireylerin yetişmesine önemli katkı sağlıyor.”</p>
<p><strong>İlacın kontrollü verilmesi ağrıyı azaltıyor!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin, lokal anestezik solüsyonun doku içerisine, bilgisayar kontrollü bir mikroişlemci aracılığıyla, önceden programlanmış sabit hız ve basınçta iletilmesini sağlayan modern bir anestezi yöntemi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bilgisayar destekli sistem, hastanın doku direncine göre anestezik maddenin miktarını otomatik olarak ayarlayarak ilacı yavaş ve kontrollü şekilde iletir.” dedi.</p>
<p>Bu sayede işlem sırasında ağrı ve yanma hissinin büyük ölçüde ortadan kalktığını; çoğu hastada yalnızca hafif bir temas hissi oluştuğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Dijital anestezi cihazı genellikle kalem formunda, ergonomik ve ışıklı bir tasarıma sahiptir. Bu yapı, çocuk hastalarda korkuya neden olan klasik enjektörlü iğne görünümünü ortadan kaldırarak tedaviye psikolojik uyumu artırır. Özellikle dental fobi veya iğne korkusu bulunan çocuklar açısından daha güven verici bir uygulama sunar. Cihazın ucunda oldukça ince ve kısa bir iğne yer alır, bu da enjeksiyon hissinin minimum düzeyde algılanmasını sağlar. Ayrıca uygulama sırasında cihazdan yayılan hafif müzik, çocuğun dikkatini dağıtarak kaygı düzeyinin azalmasına katkı sağlar. Çocuk diş hekimi, çocuğu koltuğa aldığında, çocuğa ‘dişine sihirli bir kalemle dokunacağını’ veya ‘dişini uyutacağını’ anlatarak güven sağlar. Böylece klinik ortam daha sakin algılanır, tedaviye uyum artar ve ilerleyen dönemlerde diş hekimi korkusu gelişme riski belirgin şekilde azalır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dijital anestezi, iğne korkusu olan çocuklarda tedavi konforunu artırıyor!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin dolgu, kanal tedavisi, diş çekimi gibi lokal anestezi gerektiren pek çok dental işlemde uygulanabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bununla birlikte bazı hasta gruplarında özellikle belirgin avantaj sağlar. Önceden olumsuz deneyim yaşamış veya iğne korkusu bulunan çocuklarda güven duygusunun yeniden oluşturulmasında etkili olur. Kooperasyonun sınırlı olduğu özel gereksinimli bireylerde tedavi konforunu artırarak süreci kolaylaştırır. Dudak ve yanak ısırma riskinin yüksek olduğu çocuklarda, uyuşukluğun sınırlı tutulması açısından tercih edilir.” dedi.</p>
<p>Dijital anestezinin ebeveynler ve çocuklar tarafından sıklıkla tercih edilmesinin başlıca nedenlerine değinen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Klasik metal enjektör görünümü bulunmadığından, çocuk uygulama sırasında iğne yapıldığını fark etmeyebilir. Anestezik solüsyonun dokuya iletimi bilgisayar denetiminde gerçekleştiği için basınç hissi, yanma ve rahatsızlık belirgin şekilde azalır. Dijital sistemler, yalnızca ilgili diş çevresinin uyuşturulmasını mümkün kılar. Böylece dudak, dil ve yanakta uzun süreli ve rahatsız edici hissizlik oluşma olasılığı düşer. Uyuşukluğun daha kontrollü olması sayesinde tedavi sonrasında dudak veya yanak ısırılmasına bağlı doku hasarı riski azalabilir. Anestezinin etki süresi genellikle kısa olduğundan, tedavi öncesi bekleme zamanı kısalır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital anestezi tek başına yeterli değil!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin genel anesteziye alternatif olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Dijital anestezi, yalnızca lokal anestezi uygulamalarında kullanılan konfor artırıcı bir yöntemdir ve hastanın tedavi sürecine belirli düzeyde uyum göstermesini gerektirir. Genel anestezi ise; kooperasyonun sağlanamadığı, ileri düzey korku ve kaygı bulunan, dental ünitte oturmayı reddeden ya da özel gereksinimi olan bireylerde tercih edilen bir yaklaşımdır.” dedi.</p>
<p>Dijital anestezinin, tedavi sürecini kolaylaştıran ileri bir teknoloji olduğunu yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şu uyarıyla sözlerini tamamladı:</p>
<p>“Ancak tek başına yeterli değildir. Uygulamanın başarısı; hekimin klinik deneyimi, çocuğun bireysel özellikleri ve ailenin yaklaşımı ile birlikte değerlendirilmeli. Bu nedenle çocuğa ‘hiç acımayacak’ ya da ‘iğne yapılmayacak’ gibi kesin ifadeler yerine, ‘dişler uyuşturulacak’ veya ‘hafif bir gıdıklanma hissedebilirsin’ gibi daha gerçekçi ve güven verici açıklamalar yapılması önerilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-608649">Çocuk diş hekimliğinde teknolojik çözümler &#8216;korkusuz&#8217; tedaviyi mümkün kılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-608565</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[Bel Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[disk]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608565</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-608565">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor. Yapılan çalışmalar, şiddetli bel ve bacak ağrısının en sık rastlanan sebeplerinden biri olan bel fıtığına bağlı sinir kökü sıkışmasının yaşam boyu gelişme riskinin dünya genelinde yüzde  3–5 civarında olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de ise her 4 kişiden 1’inin son bir yıl içerisinde bel  ağrısı yaşadığı belirtilirken, bel fıtığının bu ağrıların önemli bir kısmını oluşturduğu vurgulanıyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı</strong> <strong>Dr. Özkan Yükselmiş,</strong>  genellikle 30–50 yaş arasında görülen bel fıtığının modern yaşam koşullarının etkisiyle son yıllarda 20’li yaşların başında, hatta üniversite çağındaki gençlerde bile giderek artış gösterdiğini  belirterek, “Telefon, tablet veya bilgisayar karşısında  kambur pozisyonda uzun süre oturmak, hareketsiz bir yaşam sürmek, egzersiz sırasında yanlış teknikle ağırlık kaldırmak ve fazla kilolu olmak, özellikle gençlerde bel fıtığının artışında en sık görülen nedenleri oluşturuyor” diyor. </p>
<p><strong>2 hafta süren şiddetli bel ve bacak ağrısına dikkat! </strong></p>
<p>Omurgamızdaki bel omurları arasında yer alan ve “disk” olarak adlandırılan yastıkçıkların zamanla yıpranıp dışarı doğru bombeleşerek sinir köklerine baskı yapmaları “bel fıtığı” olarak tanımlanıyor. Bel bölgesinde ani başlayan veya giderek artan bel ağrısı,  belden başlayıp bacağın arkasından topuğa kadar inen “elektrik çarpması” veya “çekilme tarzında” ağrı, hissizlik ile iğnelenme (bacakta, ayakta veya parmaklarda) ve belde kas spazmı, en sık görülen şikayetler arasında yer alıyor. Ancak hastaların önemli bir bölümü bu belirtileri “geçer” düşüncesiyle göz ardı ederek doktora gitmeyi geciktiriyor. Hastalığın ilerlemesine bağlı olarak ağrının kronikleşmesi ve şiddetinin artması günlük yaşam aktivitelerini ciddi ölçüde kısıtlarken, acil ameliyat gereksinimi de ortaya çıkabiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr.  Özkan Yükselmiş, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi ve kalıcı hasarın önlenebilmesi için bel fıtığının erken dönem belirtilerini ihmal etmemek gerektiğini anlatarak, “İlaç ve istirahate rağmen yaklaşık 2 haftadır geçmeyen şiddetli bel ve bacak ağrısında zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Bel fıtığının 7 önemli nedeni! </strong></p>
<p>Bel fıtığı genellikle birden fazla faktörün birleşmesiyle ortaya çıkıyor.  Dr. Özkan Yükselmiş,<strong> </strong>bel fıtığına neden olan etkenleri şöyle sıralıyor: </p>
<p><strong>Genetik yatkınlık:</strong>  Ailede bel fıtığı öyküsü varsa, disk yapısı daha kolay yıpranabiliyor. </p>
<p><strong>Yaşa bağlı yıpranma:</strong> Diskler yaşla birlikte su kaybederek esnekliğini yitiriyor. Bu doğal süreç fıtıkla sonuçlanabiliyor. </p>
<p><strong>Hareketsiz bir yaşam:</strong>   Düzenli egzersiz yapmamak ve hareketsiz bir yaşam sürmek riski artıran  önemli faktörlerden. Çünkü, özellikle bel ve karın kasları güçlü değilse, omurganın yükünü diskler ve eklemler taşımak zorunda kalıyor. </p>
<p><strong>Yanlış duruş ve uzun süre oturma:</strong>  Özellikle gençlerde; kambur pozisyonda, öne eğilerek saatlerce telefon veya tablet ekranına bakmak, omurgaya binen yükü artırıyor. Ayrıca, bilgisayar karşısında çalışırken veya araç kullanırken uzun süre hatalı pozisyonda oturmak ve eğilerek çalışmak da aynı nedenle bel fıtığına yol açabiliyor.  </p>
<p><strong>Ağır kaldırma ve ani hareketler:</strong> Eğilerek ve gövdeyi çevirerek ağır bir yük kaldırmak diskin aniden yırtılmasına ve fıtığın ortaya çıkmasına neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Fazla kilo:</strong> Vücut ağırlığı arttıkça, bel omurlarına binen yük de artıyor. </p>
<p><strong>Sigara:</strong> Disklerin beslenmesini bozarak daha çabuk yıpranmalarına sebep olabiliyor. </p>
<p><strong>Ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor! </strong></p>
<p>Toplumdaki yaygın inanışın aksine, bel fıtığı tanısı alan hastaların büyük bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Güncel kılavuzlar, idrar kaçırma, çok ileri güç kaybı ve felç gibi acil durumlar yoksa, öncelikle konservatif (ameliyatsız) tedavilerin denenmesini öneriyor. Dr. Özkan Yükselmiş, “Güncel veriler, erken tanı sayesinde, ameliyata gerek kalmadan, uzman hekim kontrolünde başlanan fizik tedavi, egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle  ağrı ile fonksiyon kaybının belirgin ölçüde düzeldiğini, hastaların büyük bir kısmının günlük yaşamlarına geri dönebildiğini gösteriyor. Bazı hastalarda şikâyetler neredeyse tamamen kaybolurken, bazı hastalarda hafif ve aralıklı ağrılar ise kalıcı olabiliyor; bu noktada düzenli egzersiz ile yaşam tarzı değişiklikleri devreye giriyor” diyor. </p>
<p><strong>Bel fıtığında ilk basamak fizik tedavi!</strong></p>
<p>Fizik tedavi ve rehabilitasyon, bel fıtığında ameliyatsız tedavinin temel taşını oluşturuyor. Yüzeyel ısı uygulamaları, derin ısı ajanları, elektrik akımları, manuel terapi ve traksiyon, esneme ile güçlendirme egzersizleri, duruş ve ergonomi eğitimi, fizik tedavinin başlıca yöntemlerini oluşturuyor.  Dr. Özkan Yükselmiş, bu yöntemlerin genellikle  tek tek değil, kombine şekilde uygulandığını; hastanın kliniğine ve MR bulgularına göre kişiselleştirildiğini vurguluyor. Dr. Özkan Yükselmiş, ilaç ve fizik yöntemlerine rağmen ağrısı çok şiddetli olan veya ameliyat öncesinde “ara basamak” tedavisine ihtiyaç duyulan hastalarda ise epidural veya transforaminal gibi girişimsel yöntemlerin de gündeme geldiğini anlatıyor. </p>
<p><strong>Tedavi sonrasında koruma planı çok önemli! </strong></p>
<p>Ameliyatsız tedavinin başarısında  hastanın aktif katılımının en az tedavinin kendisi kadar önem taşıdığını ifade eden Dr. Özkan Yükselmiş, bu süreçte dikkat edilmesi gereken başlıca noktaları, &#8220;Doktorun verdiği egzersiz programını şikâyetler azalınca bırakmamak, ani ve ağır yük kaldırmaktan kaçınmak,  uzun süre aynı pozisyonda kalmamak,  doğru oturma ve yatış pozisyonuna özen göstermek, kilo kontrolü sağlamak, sigarayı bırakmak, stres yönetimine dikkat etmek” şeklinde sıralıyor.   Ayrıca, bel fıtığında uzun vadeli koruma planının da kilit bir rol üstlendiğini belirten Dr. Özkan Yükselmiş, <strong> </strong>“Çünkü, bel fıtığı aynı veya farklı seviyede tekrar edebiliyor. Bu risk, düzenli egzersiz, kilo kontrolü ve doğru duruş alışkanlıkları gibi koruyucu yaklaşımlarla ciddi oranda azaltılabiliyor” diye konuşuyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-608565">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Onur Oral, &#8220;Obezite ile mücadele; bilimsel ve uzun vadeli bir yaşam kültürüyle başarıya ulaşabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-onur-oral-obezite-ile-mucadele-bilimsel-ve-uzun-vadeli-bir-yasam-kulturuyle-basariya-ulasabilir-608559</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:48:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[onur]]></category>
		<category><![CDATA[oral]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608559</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi, toplum sağlığını tehdit eden kronik sorunlara yönelik bilimsel çözüm arayışlarını sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-onur-oral-obezite-ile-mucadele-bilimsel-ve-uzun-vadeli-bir-yasam-kulturuyle-basariya-ulasabilir-608559">Doç. Dr. Onur Oral, &#8220;Obezite ile mücadele; bilimsel ve uzun vadeli bir yaşam kültürüyle başarıya ulaşabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi, toplum sağlığını tehdit eden kronik sorunlara yönelik bilimsel çözüm arayışlarını sürdürüyor. Çağımızın en büyük sorunlarından biri olan obezitenin en temel sorunlarından biri hareketsiz yaşam olarak biliniyor. Bu kapsamda spor genetiği ve obezite alanındaki çalışmalarıyla tanınan Ege Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Onur Oral, konuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.  Obezitenin salt estetik bir kaygıdan ibaret olmadığını, aksine çok boyutlu metabolik bir problem teşkil ettiğini vurgulayan Doç. Dr. Oral, kalıcı çözümün ancak sürdürülebilir bir yaşam disipliniyle mümkün olacağına dikkat çekti.</p>
<p>Obezite tedavisinde en sık yapılan hatanın süreci yalnızca kısıtlı diyetlerle yürütmeye çalışmak olduğunu söyleyen Doç. Dr. Oral, “Bir akademisyen olarak, obeziteyi sadece estetik bir ‘ayna görüntüsü’ kaygısı olarak değil, kökleri genetik ve metabolik süreçlere dayanan küresel bir sağlık sorunu olarak ele almamız gerektiğini vurgulamak isterim. Obezite, beden kitle indeksinin 30’un üzerine çıkmasıyla tanımlanan, vücutta aşırı yağ depolanması durumudur ve bu durum damar sertliği (ateroskleroz), diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi, kemik-eklem sorunları ve hatta Alzheimer gibi ciddi hastalıkların zeminini hazırlar. Fiziksel etkilerinin yanı sıra, kişinin psikolojik dengesini, sosyal yaşamını ve iş verimini etkileyen çok yönlü bir problemdir; bu nedenle tanı ve tedavi süreci ciddiyetle yönetilmelidir” diye konuştu.</p>
<p><b>“Diyet ve egzersiz, yaşam biçimi haline gelmeli”</b></p>
<p>Kilo kontrolü ve obezite tedavisi, diyet ve sporla sürdürülebilen, ‘iki ayaklı’ bir sistem olduğunu söyleyen Doç. Dr. Oral, “Sert diyetler metabolizmayı yavaşlatarak uzun vadede daha fazla kilo artışına neden olur. Sağlıklı bir kilo kaybının ayda en fazla 1–1,5 kilo olması gerekir. Obezite tedavisi yürümeye benzer; iki ayağınız da sağlam olmazsa ilerleyemezsiniz. Bu sürecin bir ayağı beslenme ise diğer ayağı mutlaka egzersiz olmalıdır. Özellikle su içi egzersizlerinin (Aqua Biking ve aqua jimnastik) çok avantajlı olduğunu düşünüyorum. Suyun kaldırma kuvveti sayesinde eklemlere binen yük azaldığı için kişi daha uzun sure egzersiz yapabiliyor. Suyun direnci, karadaki egzersizlere kıyasla daha fazla kalori yakılmasını sağlar. Bu yöntem, özellikle eklem ve diz ağrısı çeken obez bireyler için hem güvenli hem de yüksek verimli bir seçenektir” dedi.</p>
<p><b>“Egzersizi çocukluktan başlayarak yaşama yaymalıyız”</b></p>
<p>Bu sürecin biyolojik ve genetik arka planını da göz önünde bulundurmak gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Oral,   “İnsülin direncini kırmak ve yağ yakımını destekleyen irisin hormonunu artırmak için fiziksel aktivite elzemdir. Ayrıca sağlıklı bir uyku düzeni, iştah mekanizmasını dengeleyerek beslenme yönetimini kolaylaştırır; zira uykusuzluk veya aşırı uyku metabolik dengeyi bozar. Akdeniz tipi beslenme gibi doğal ve dengeli modelleri benimseyerek, egzersizi çocukluktan yaşlılığa kadar hayatın her evresine yaymak zorundayız. Unutulmamalıdır ki amacımız kısa süreli estetik değişimler değil, metabolik dengemizi koruyarak sağlıklı yaşlanmayı mümkün kılan kalıcı bir yaşam disiplini oluşturmaktır” diye konuştu.</p>
<p><b>“Sağlık yaşam için spor kavramını hayatımıza dâhil etmeliyiz”</b></p>
<p>Spor salonu veya havuz imkânı bulunmayan bireyler için en erişilebilir çözümün yürüyüş olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Oral, “Ofis çalışanları ve ekran bağımlılarının yürüyüşü bir rutin haline getirilmeleri gerekir. Haftada beş gün, en az 30 dakika tempolu yürüyüş; aynen diş fırçalamak gibi günlük bir alışkanlık haline gelmeli. İşe giderken birkaç durak erken inmek veya öğle aralarını kısa yürüyüşlerle değerlendirmek, uzun vadede obeziteyle mücadelede büyük fark yaratır. Egzersizin yaşı yoktur.  Her birey kendi bedenine ve kendi kapasitesine göre hareket etmelidir Kaliteli yaşam ve sağlıklı yaşlanmak adına ‘Sağlıklı yaşam için spor’  ilkesini hayatımıza dâhil etmemiz gerekiyor. Haftada beş gün yapılan 45 dakikalık, nabzı hafifçe yükselten ve terleten aktiviteler, obezitenin önlem ve tedavisinde etkili olacaktır. Obeziteyle mücadelede ancak bilimsel, dengeli ve uzun vadeli bir yaşam kültürüyle başarıya ulaşabiliriz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-onur-oral-obezite-ile-mucadele-bilimsel-ve-uzun-vadeli-bir-yasam-kulturuyle-basariya-ulasabilir-608559">Doç. Dr. Onur Oral, &#8220;Obezite ile mücadele; bilimsel ve uzun vadeli bir yaşam kültürüyle başarıya ulaşabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu proje ile meme kanseri tedavisinde güvenli, etkin ve kişiselleştirilmiş yaklaşımlar geliştirilecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-meme-kanseri-tedavisinde-guvenli-etkin-ve-kisisellestirilmis-yaklasimlar-gelistirilecek-608529</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:09:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[etkin]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kişiselleştirilmiş]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Müftüler]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608529</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü Nükleer Uygulamalar Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fazilet Zümrüt Biber Müftüler’in yürütücülüğünü yaptığı “HER2-Pozitif Meme Kanserine Teranöstik Yaklaşımlar: ¹⁵⁵/¹⁶¹Tb-DOTA-Antikor Çifti ve Preklinik Değerlendirmeler” başlıklı proje, TÜBİTAK 1001 Programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-meme-kanseri-tedavisinde-guvenli-etkin-ve-kisisellestirilmis-yaklasimlar-gelistirilecek-608529">Bu proje ile meme kanseri tedavisinde güvenli, etkin ve kişiselleştirilmiş yaklaşımlar geliştirilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü Nükleer Uygulamalar Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fazilet Zümrüt Biber Müftüler’in yürütücülüğünü yaptığı </span><span><span>“HER2-Pozitif Meme Kanserine Teranöstik Yaklaşımlar: ¹⁵⁵/¹⁶¹Tb-DOTA-Antikor Çifti ve Preklinik Değerlendirmeler” </span></span><span>başlıklı proje, TÜBİTAK 1001 Programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı. Proje ile HER2 pozitif meme kanserinde hedefe yönelik tanı ve tedavi stratejilerinin geliştirilmesini amaçlıyor. Proje, Amerika Birleşik Devletleri Alabama Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Bölümünden</span><span><span> Prof. Dr. Suzanne Lapi’nin </span></span><span>de yer aldığı uluslararası bir iş birliği ile Ege Bölgesi’ndeki çeşitli üniversitelerden akademisyenlerin katkılarıyla yürütülecek.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, projesi TÜBİTAK 1001 Programı kapsamında desteklenmeye uygun görülen </span><span><span>Prof. Dr. Zümrüt Müftüler ve ekibini tebrik ederek başarılarının devamını diledi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Projenin amaçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan proje yürütücüsü</span><span><span> Prof. Dr. Zümrüt Müftüler</span></span><span>, meme kanserinin kadınlar arasında en sık görülen kanser türlerinden biri olduğunu ve</span><span><span> HER2 reseptörünün aşırı ekspresyonunun</span></span><span>, tümörlerin daha agresif bir biyolojik davranış sergilemesine yol açtığını vurguladı. Prof. Dr. Müftüler, HER2’yi hedefleyen monoklonal antikor temelli yaklaşımların klinik uygulamalarda yüksek özgüllük sağladığını, ancak bireysel tedavi yanıtlarındaki farklılıklar ve sistemik yan etkilerin halen önemli bir sorun teşkil ettiğini ifade etti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>“Sağlıklı dokular radyasyondan korunacak”</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Müftüler, “Bu proje kapsamında,</span><span><span> HER2 hedefli bir monoklonal antikor</span></span><span>, teranostik özelliklere sahip</span><span><span> Terbiyum-155 ve Terbiyum-161 </span></span><span>radyonüklidleri ile işaretlenerek hem tanı hem de tedavi amacıyla kullanılabilecek yenilikçi radyofarmasötiklerin geliştirilmesi hedefleniyor. Teranostik çift yaklaşımı sayesinde, tümör dokusuna özgü görüntüleme yapılması, tedavi etkinliğinin optimize edilmesi ve sağlıklı dokuların radyasyon maruziyetinin azaltılması amaçlanıyor. Proje süresince gerçekleştirilecek radyoişaretleme ve kalite kontrol çalışmalarının ardından, geliştirilen Terbiyum radyoizotopları ile işaretli bileşiklerin biyolojik etkinliği HER2 pozitif ve negatif meme kanseri hücre hatları üzerinde</span><span><span> in vitro </span></span><span>olarak değerlendirilecek.</span><span><span> In vivo </span></span><span>çalışmalarda ise deneysel tümör modelleri kullanılarak sintigrafik görüntüleme, biyodağılım, internal dozimetri ve tedavi etkinliği analizleri gerçekleştirilecek. Tedavi sonrası tümör yanıtları, hem görüntüleme yöntemleri hem de histopatolojik değerlendirmelerle incelenecek” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Müftüler, projenin HER2 hedefli teranostik radyofarmasötiklerin geliştirilmesine yönelik literatürde önemli bir boşluğu dolduracağını belirterek, “Bu proje, meme kanseri tedavisinde daha güvenli, etkin ve kişiselleştirilmiş yaklaşımların geliştirilmesine katkı sağlayacaktır. Elde edilecek sonuçların hem ulusal hem de uluslararası bilimsel literatüre ve ülkemizin nükleer tıp ve radyofarmasötik alanındaki bilimsel birikimine önemli katkılar sunacağına inanıyoruz” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-meme-kanseri-tedavisinde-guvenli-etkin-ve-kisisellestirilmis-yaklasimlar-gelistirilecek-608529">Bu proje ile meme kanseri tedavisinde güvenli, etkin ve kişiselleştirilmiş yaklaşımlar geliştirilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geleceğin Kanser Tedavileri TEKNOFEST 2026&#8217;da Yarışıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gelecegin-kanser-tedavileri-teknofest-2026da-yarisiyor-608328</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 09:19:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğin]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavileri]]></category>
		<category><![CDATA[teknofest]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yarışıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yarışma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608328</guid>

					<description><![CDATA[<p>CANSAĞLIĞI Vakfı’nın yürütücülüğünde düzenlenen Onkolojide 3T Yarışması, kanser tedavisinde bireyselleştirilmiş ve hassas tedavi teknolojilerinin geliştirilmesini teşvik ederek, sağlık alanında yenilikçi çözümlerin önünü açmayı hedefliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecegin-kanser-tedavileri-teknofest-2026da-yarisiyor-608328">Geleceğin Kanser Tedavileri TEKNOFEST 2026&#8217;da Yarışıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>CANSAĞLIĞI Vakfı’nın yürütücülüğünde düzenlenen <strong>Onkolojide 3T Yarışması</strong>, kanser tedavisinde bireyselleştirilmiş ve hassas tedavi teknolojilerinin geliştirilmesini teşvik ederek, sağlık alanında yenilikçi çözümlerin önünü açmayı hedefliyor. <strong>TEKNOFEST 2026 Teknoloji Yarışmaları</strong> kapsamında gerçekleştirilecek yarışma, genetik mühendisliği, biyoteknoloji ve yapay zeka gibi ileri teknolojileri onkolojik problemlere uyarlayan projeleri bir araya getiriyor.</p>
<p><strong>TEKNOFEST 2026 Tedavi Hedefi: Beyin Kanseri</strong></p>
<p>Bu yıl Onkolojide 3T Yarışması’nın tedavi odağı <strong>Beyin Kanseri</strong> olarak belirlendi. Yarışma kapsamında, hastaya özel ve yüksek doğrulukta tedavi yaklaşımlarını temel alan, bilimsel ve teknolojik açıdan fark yaratan projelerin geliştirilmesi amaçlanıyor. Beyin kanseri gibi kritik bir alanda, yenilikçi ve uygulanabilir çözümlerle fark yaratacak çalışmaların desteklenmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>Disiplinler arası Güç Birliği</strong></p>
<p>Onkolojide 3T Yarışması, genetik mühendisliği, biyoteknoloji, yapay zeka ve ilgili diğer disiplinlerde geliştirilen ileri teknolojilerin, onkolojik problemlere entegre edilmesini teşvik ediyor. Yarışma, farklı uzmanlık alanlarından gelen genç araştırmacı ve bilim insanlarını ortak bir hedef etrafında buluşturarak, geleceğin kanser tedavi teknolojilerinin bugünden şekillenmesine katkı sunuyor.</p>
<p><strong>Geniş Katılım Profili ile Geleceğin Bilim İnsanları Bir Arada</strong></p>
<p>Yarışmaya Türkiye ve yurt dışında öğrenim gören T.C. vatandaşı veya yabancı uyruklu lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencileri takım üyesi olarak katılabiliyor. Doktora mezunları ise yalnızca takım danışmanı olarak projelerde yer alabiliyor. En az üç, en fazla beş kişiden oluşan takımların, alanında yetkin bir danışman eşliğinde yarışmaya katılması zorunlu tutuluyor.<br /><strong>Onkolojide 3T Yarışması’na başvurular 20 Şubat tarihine kadar devam ediyor.</strong></p>
<p><strong>Toplam 900 Bin TL’lik Ödül ile Yenilikçi Projelere Güçlü Destek</strong></p>
<p>Onkolojide 3T Yarışması, başarılı projeleri yalnızca bilimsel görünürlükle değil, <strong>yüksek tutarlı ödüllerle</strong> de destekliyor. Yarışmada birinciliği elde eden ekip <strong>400 bin TL</strong>, ikincilik ödülünü kazanan ekip <strong>300 bin TL</strong>, üçüncü olan ekip ise <strong>200 bin TL</strong> ödülün sahibi olacak. Toplam <strong>900 bin TL’lik ödül desteği</strong>, beyin kanseri tedavisine yönelik yenilikçi projelerin hayata geçirilmesine önemli bir katkı sunmayı amaçlıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecegin-kanser-tedavileri-teknofest-2026da-yarisiyor-608328">Geleceğin Kanser Tedavileri TEKNOFEST 2026&#8217;da Yarışıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ampütasyondan son anda kurtuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/amputasyondan-son-anda-kurtuldu-608286</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 08:52:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayağı]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[kafa]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuldu]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608286</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyabetik ayak enfeksiyonu şikâyetiyle İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’ne başvuran 83 yaşındaki Artvinli Mustafa Kafa, 90 gün süren yoğun tedavinin ardından sağlığına kavuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/amputasyondan-son-anda-kurtuldu-608286">Ampütasyondan son anda kurtuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diyabetik ayak enfeksiyonu şikâyetiyle İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’ne başvuran 83 yaşındaki Artvinli Mustafa Kafa, 90 gün süren yoğun tedavinin ardından sağlığına kavuştu. Kafa, “Başka hastanelerde ayağımın kesilebileceğini söylediler. Ancak burada ‘bu ayağı kurtarırız’ dediler ve başardılar” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Diyabet hastası 83 yaşındaki Mustafa Kafa, hastalığına bağlı diyabetik ayak enfeksiyonu nedeniyle Artvin’de çeşitli hastanelere başvurdu. Kafa’ya diyabetik ayak ampütasyonu önerilmesine rağmen, farklı bir tedavi umuduyla İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’ne geldi. Enfeksiyon, dahiliye, ortopedi ve plastik cerrahi birimlerinin ortak çalışmasıyla 90 gün boyunca tedavi edilen Kafa, sağlığına kavuşarak taburcu edildi. Kafa, “Ayağım perişan durumdaydı. Başka hastanelerde kesileceğini söylediler. Burada ‘bu ayağı kurtarırız’ dediler ve başardılar. Hepsine çok teşekkür ediyorum. Şu an iyiyim, ayağıma çocuk bakar gibi bakmamı söylediler, biz de buna uyacağız” ifadelerini kullandı. Kafa, kendisiyle ilgilenen hekim ve hemşirelerle birlikte Artvin’de fındık toplayacağının sözünü verdi.</p>
<p><strong>“Yüzümüzü güldüren bir sonuç aldık”</strong></p>
<p>Mustafa Kafa’nın tedavisini yürüten Eşrefpaşa Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Altan Gökgöz, “Hastamız pek çok merkeze başvurmuş ancak yara bakımı konusunda etkili bir tedavi alamamış. Ayağında nekroz yani ölü dokular çok fazlaydı. Dış merkezlerde ampütasyon olabileceği söylenmiş, ancak biz hastamızın da uyumu sayesinde iyileştirdik. Bazen ‘uzvu keselim’ denilerek çözüm basitmiş gibi düşünülebiliyor; oysa asıl zor ve doğru olan, uzvu korumaktır. Tedaviyi multidisipliner şekilde yürüttük; enfeksiyon, dahiliye, ortopedi ve plastik cerrahinin ortak çalışmasıyla başarılı sonuç aldık. Bakımını yaparsa, ilaçlarını düzenli alırsa ve kontrollerine gelirse, bu hastalık bir daha tekrarlamayacaktır. Yüzümüzü güldüren bir sonuç aldık ve çok mutluyuz” dedi.</p>
<p>Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram da Kafa’yı ziyaret ederek tedavisi hakkında görüştü.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/amputasyondan-son-anda-kurtuldu-608286">Ampütasyondan son anda kurtuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balçova Belediyesi&#8217;nden Fizik Tedavi ve Onkoloji Hastalarına Ulaşım Desteği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/balcova-belediyesinden-fizik-tedavi-ve-onkoloji-hastalarina-ulasim-destegi-608229</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 08:03:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[balçova]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarına]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[onkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608229</guid>

					<description><![CDATA[<p>Balçova Belediyesi, ilçede yaşayan fizik tedavi ve onkoloji hastalarının hastaneye ulaşımını düzenli olarak sağlayarak hem hastalara hem de ailelerine önemli bir destek sunuyor. Hizmetten yararlanmak isteyen vatandaşlar, mahallelerindeki Mahalle Yaşam Alanlarına başvurabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/balcova-belediyesinden-fizik-tedavi-ve-onkoloji-hastalarina-ulasim-destegi-608229">Balçova Belediyesi&#8217;nden Fizik Tedavi ve Onkoloji Hastalarına Ulaşım Desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Balçova Belediyesi, ilçede yaşayan fizik tedavi ve onkoloji hastalarının hastaneye ulaşımını düzenli olarak sağlayarak hem hastalara hem de ailelerine önemli bir destek sunuyor. Hizmetten yararlanmak isteyen vatandaşlar, mahallelerindeki Mahalle Yaşam Alanlarına başvurabiliyor.</p>
<p>Balçova Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışıyla sağlık alanındaki desteklerini sürdürüyor. İlçede yaşayan fizik tedavi ve onkoloji hastalarının hastaneye gidiş ve dönüşleri, belediye tarafından organize edilen ulaşım hizmetiyle güvenli ve düzenli bir şekilde sağlanıyor.</p>
<p>Hayata geçirilen uygulama sayesinde, tedavi süreci devam eden vatandaşların ulaşım kaynaklı yaşadığı zorlukların azaltılması hedeflenirken, hasta yakınlarının da yükü hafifletiliyor. Belediye, bu hizmetle özellikle uzun soluklu tedavi gören hastaların yalnız olmadığını hissettirmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Hizmetten yararlanmak isteyen vatandaşların, ikamet ettikleri mahallede bulunan Mahalle Yaşam Alanlarına başvurarak detaylı bilgi alabilecekleri belirtildi.</p>
<p>Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Balçova’da kimsenin kendini yalnız hissetmesine izin vermiyoruz. Özellikle fizik tedavi ve onkoloji süreci yaşayan komşularımızın yanında olmak, bizim en temel sorumluluğumuz. Bu desteği bir hizmetten öte, bir dayanışma meselesi olarak görüyoruz.”</p>
<p>Başkan Yiğit, Balçova’da dayanışmanın her alanda sürdürüleceğini vurgulayarak, “İhtiyaç duyulan her anda yurttaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/balcova-belediyesinden-fizik-tedavi-ve-onkoloji-hastalarina-ulasim-destegi-608229">Balçova Belediyesi&#8217;nden Fizik Tedavi ve Onkoloji Hastalarına Ulaşım Desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz Tehlike: Diş Çürükleri Fark Edilmeden İlerleyebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessiz-tehlike-dis-curukleri-fark-edilmeden-ilerleyebilir-608210</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 07:49:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[çürükleri]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[dolgu]]></category>
		<category><![CDATA[edilmeden]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[lerleyebilir]]></category>
		<category><![CDATA[mine]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608210</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağız içinde bulunan bakterilerin ürettiği asitler, diş minesindeki mineralleri çözerek mine bütünlüğünü bozar ve çürük oluşumuna zemin hazırlar.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-tehlike-dis-curukleri-fark-edilmeden-ilerleyebilir-608210">Sessiz Tehlike: Diş Çürükleri Fark Edilmeden İlerleyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ağız içinde bulunan bakterilerin ürettiği asitler, diş minesindeki mineralleri çözerek mine bütünlüğünü bozar ve çürük oluşumuna zemin hazırlar. Ancak diş çürüğü, doğru önlemler alındığında önlenebilir bir sorundur. Dengeli beslenme, düzenli ve etkili ağız hijyeni, diş minesini onarıcı ajanların kullanımı ve periyodik diş hekimi kontrolleri, çürük riskini önemli ölçüde azaltır. </p>
<p><strong>Başlangıç Aşamasında Dolguya Gerek Kalmayabilir</strong></p>
<p>Diş çürüğünün başlangıç aşamasında, henüz gözle görülür bir boşluk (kavite) oluşmamışsa, dolgu tedavisi yerine remineralizasyon tedavileri (diş minesini onaran, güçlendiren) tercih edilebilir. Bu sayede dişin kaybettiği mineral içerik yeniden kazandırılabilir. Ancak mineral kaybı ilerlediğinde, diş minesinde geri dönüşü olmayan hasarlar meydana gelir ve kavite adı verilen boşluklar oluşur. Vücudun yeni mine dokusu üretememesi nedeniyle bu aşamada restoratif diş tedavileri kaçınılmaz hale gelir. </p>
<p><strong> Diş Dolguları Aynı Zamanda Koruyucu Bir Uygulamadır</strong></p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Gülşah Yenier Yurdagüven</strong>, diş dolgularının yalnızca mevcut çürüğü tedavi etmekle kalmadığını, aynı zamanda çürüğün ilerlemesini durdurarak daha büyük sorunların önüne geçebildiğini vurguluyor. Çürük dokunun uzaklaştırılmasıyla bakteriler ortadan kaldırılırken, aynı bölgede yeniden çürük oluşma riski de azaltılır. Bu yönüyle diş dolguları, sadece bir tedavi değil, aynı zamanda koruyucu bir uygulama olarak da değerlendirilir. <strong> </strong></p>
<p><strong>Küçük Bir Çürük, Büyük Sorunlara Yol Açabilir</strong></p>
<p>Tedavisi geciken çürüklerde riskler de yükselir. Çürük, dentin tabakasına ulaştığında daha hızlı ilerler; sıcak, soğuk ve tatlı gıdalara karşı hassasiyet, ilerleyen vakalarda ise ağrı şikayetleri ortaya çıkabilir. Çürük ilerledikçe diş dokusunda daha fazla madde kaybı meydana gelir; bu durum dişi zayıflatarak kırılma riskini artırır. Ayrıca, çürüğün derinleşmesiyle birlikte dişin canlılığını sağlayan pulpa dokusunun zarar görme riski ve buna bağlı olarak kanal tedavisi gereksinimi de artar.</p>
<p><strong>Erken Teşhis Büyük Diş Kayıplarını Önleyebilir </strong></p>
<p>Çürüklerin erken dönemde teşhis edilip tedavi edilmesinin önemine dikkat çeken <strong>Dr. Öğr. Üyesi Gülşah Yenier Yurdagüven</strong>, erken teşhis ve minimal invaziv tedavi yaklaşımları sayesinde hem sağlıklı diş dokusunun korunabildiğini hem de yapılan restorasyonların klinik ömrünün uzatılabildiğini belirtiyor. Zamanında uygulanan basit bir dolgu ileride yaşanabilecek büyük diş kayıplarının önüne geçmek mümkün. Bu nedenle düzenli diş hekimi kontrollerinin ihmal edilmemesi büyük önem taşıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-tehlike-dis-curukleri-fark-edilmeden-ilerleyebilir-608210">Sessiz Tehlike: Diş Çürükleri Fark Edilmeden İlerleyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eklemlerde artan ağrı, şişlik ve sertliğe dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eklemlerde-artan-agri-sislik-ve-sertlige-dikkat-608005</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 07:43:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artan]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[eklemlerde]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[İltihap]]></category>
		<category><![CDATA[karaarslan]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Romatoid Artrit]]></category>
		<category><![CDATA[sertliğe]]></category>
		<category><![CDATA[Şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608005</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış ayları, soğuk hava ve azalan fiziksel hareketlilik nedeniyle pek çok kronik hastalık için riskli bir dönemi beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eklemlerde-artan-agri-sislik-ve-sertlige-dikkat-608005">Eklemlerde artan ağrı, şişlik ve sertliğe dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış ayları, soğuk hava ve azalan fiziksel hareketlilik nedeniyle pek çok kronik hastalık için riskli bir dönemi beraberinde getiriyor. Halk arasında “iltihaplı romatizma” olarak bilinen ve yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşürebilen romatoid artrit hastaları için de kış mevsimi çok daha zorlu geçebiliyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi</strong> <strong>Romatoloji Uzmanı </strong><strong>Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Karaarslan,  </strong>kronik ve iltihaplı romatizmal bir hastalık olan romatoit artritin erken dönemde tedavi edilmesinin son derece önemli olduğunu belirterek,  “En sık el ve ayak eklemlerini tutan hastalık; ağrı, şişlik, sabah tutukluğu ve zamanla eklem deformasyonları gibi ciddi sorunlara yol açabiliyor. Tedavi edilmediğinde, iltihap uzun vadede  diğer organlara da sıçrayabiliyor ve kalp, akciğerler, kemikler ile gözlerde de sorun oluşturabiliyor” diyor. Kış aylarında ilaç tedavisinin yanı sıra yaşam alışkanlıklarında alınacak olan önlemler ve düzenli hekim takibiyle atakların önlenebildiğine işaret eden <strong>Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Karaarslan,</strong> “Hastalarımızın kışın dikkat etmeleri gereken en önemli kurallar ise ilaç tedavisini aksatmamak, hareketsiz kalmamak ve nezle ile grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmaktır”  bilgisini veriyor. <strong>Romatoloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Karaarslan,</strong> romatoid artrit ataklarına karşı alınması gereken önlemleri anlattı;  önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Asla hareketsiz kalmayın! </strong></p>
<p>Kış aylarında evde daha fazla zaman geçirilmesi hareketin azalmasına, bu durum da; eklemlerin daha çok sertleşmelerine ve ağrının şiddetlenmesine yol açabiliyor. Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Karaarslan, romatoid artrit hastalığında<strong> </strong>kışın eve kapanmanın yapılan en büyük hata olduğu uyarısında bulunarak, “Bu hastalıkta düzenli ve kontrollü hareket tedavinin en önemli parçalarından birini oluşturmaktadır.  Ağrınız varken hareket etmek zor gelebilir, ancak yüzme ve yürüyüş gibi eklemleri yormayan sporları düzenli yapmaya devam  etmelisiniz. Çünkü, bu tür sporlar eklemlerin beslenmelerine katkı sağlıyorlar.  Eğer dışarıya düzenli olarak çıkamıyorsanız, ev ortamında yapabileceğiniz hafif germe ve eklem açıcı egzersizlerinizi ihmal etmeyin” diyor. </p>
<p><strong>Enfeksiyonlardan korunun</strong></p>
<p>Kış aylarında nezle ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarından  mutlaka korunmanız gerekiyor. Romatoloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Karaarslan, bağışıklık sisteminin hem hastalığın doğası hem de kullanılan ilaçlar nedeniyle romatoid artrit hastalarında daha hassas olduğunu anlatarak, “Dolayısıyla, kışın artan enfeksiyonlar hastalarımızda daha ağır seyredebiliyor, hatta hastalığın ataklarını tetikleyebiliyor. Bu nedenle, kalabalık ortamlardan kaçınmak ve elleri sık sık yıkamak gibi önlemlerin mutlaka alınması, hekimlerin önerdikleri grip ve zatürre gibi aşıların ihmal edilmemesi büyük önem taşıyor” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Akdeniz tipi beslenin</strong>   </p>
<p>Doğal iltihap sökücüler olarak tanımlanan zeytinyağını, cevizi, taze sebzeleri ve omega 3 açısından zengin balıkları sık tüketmeyi alışkanlık edinin. Ayrıca, bilimsel çalışmalar net bir sonuç vermemiş olsalar da zerdeçalın iltihap üzerinde baskılayıcı etkisi olduğu düşünülüyor. </p>
<p><strong>Lahana modeli giyinin</strong> </p>
<p>Tek bir kalın kazak yerine, kat kat giyinmeyi (lahana usulü) alışkanlık edinin. Lahana modeli giyinmek vücut ısısını katmanlar arasında hapsederek eklemlerinizi sıcak tutuyor, böylece sertleşmelerini önlüyor.  Yine aynı nedenle, özellikle eldiven ve yün çorap kullanarak el ile ayak bileklerinizi korumayı asla ihmal etmeyin.  </p>
<p><strong>Sıcak uygulama yapın</strong> </p>
<p>Sabah tutukluğunu çözmek için sıcak suyla duş almanız kasları gevşetiyor ve eklem hareketlerini kolaylaştırıyor. Ancak, eğer eklemlerinizde aktif şişlik, kızarıklık veya sıcaklık (alevlenme) varsa, o bölgeye sıcak uygulama yapmayın, hekiminize haber verin. </p>
<p><strong>İlaçlarınızda değişiklik yapmayın! </strong></p>
<p>Romatoid artrit tedavisinde son 20 yılda devrim yaratan gelişmeler yaşanıyor. Artık hedef sadece ağrıyı kesmek değil, hastalığı uyutmak, bir başka deyişle sorunu tamamen baskılamak. Romatoloji Uzmanı Dr. Öğretim üyesi Mehmet Karaarslan, “Ancak, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için hekiminize danışmadan &#8216;Ağrım arttı, ilacı artırayım&#8217; veya &#8216;Hastalandım, ilacı keseyim&#8217; diyerek, ilaçlarınızda değişiklik yapmayın” uyarısında bulunuyor. Ayrıca, hem hastalığın doğası gereği hem de yapılan tedavilerin etkilerinin görülmesi için muayenelerinizi aksatmamanız da atakların önlenmesinde kilit rol üstleniyor” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>D vitamini seviyenizi ölçtürün</strong></p>
<p>Kışın güneşten mahrum kalmak D vitamini eksikliğine yol açıyor, bu durum kemik ağrılarının daha yoğun hissedilmesine ve yorgunluk şikayetlerinin artmasına sebep olabiliyor. Bu nedenle, D vitamini seviyenize baktırmanız ve  ihtiyaç halinde hekiminizin kontrolünde takviye kullanmanız öneriliyor.<strong> </strong>Ayrıca, omega – 3 balık yağı takviyeleri eklem sertliğini azaltmaya yardımcı olabiliyor.</p>
<p><strong>Stres yönetimine dikkat! </strong></p>
<p>Stres, romatoid artrit ataklarını tetikleyebiliyor. Dolayısıyla, yoga, meditasyon veya basit nefes egzersizleriyle stresinizi yönetmeniz çok önemli. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eklemlerde-artan-agri-sislik-ve-sertlige-dikkat-608005">Eklemlerde artan ağrı, şişlik ve sertliğe dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir tıkla başlıyor, hayatları dağıtıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bir-tikla-basliyor-hayatlari-dagitiyor-607273</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 10:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bireyin]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[dağıtıyor]]></category>
		<category><![CDATA[hayatları]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tıkla]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607273</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, sanal kumar bağımlılığının bireyin yaşamına etkileri ile tedavi yöntemleri ve tedavi sürecinden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-tikla-basliyor-hayatlari-dagitiyor-607273">Bir tıkla başlıyor, hayatları dağıtıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, sanal kumar bağımlılığının bireyin yaşamına etkileri ile tedavi yöntemleri ve tedavi sürecinden bahsetti.</p>
<p><strong>Sanal kumar bağımlılığı hem psikolojik hem de sosyal boyutta ciddi sonuçlar doğuruyor!</strong></p>
<p>Sanal kumar bağımlılığının, bireyin gündelik yaşamında çoğu zaman fark edilir ve hızlı değişimlerle kendini göstermeye başladığını ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bu süreçte kişinin rutinleri belirgin şekilde bozulur. Özellikle para harcama alışkanlıklarında kontrol kaybı, aile ve sosyal çevreyle olan ilişkilerde zayıflama, uyku düzeninde ve iş yaşamında aksaklıklar dikkat çeker.” dedi.</p>
<p>Bağımlılıkla birlikte ekonomik sorunların ön plana çıktığını ve bu sorunların yalnızca bireyi değil, çevresini de doğrudan etkilediğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Kişi, para bulmaya yönelik yoğun bir arayış içine girebilir. Çevresindeki insanlarla maddi gerekçelerle iletişime geçmesi ve elde ettiği parayı sanal kumar oynamaya devam etmek için kullanması sık görülen bir durumdur. Bu dönemde bireyin ruh hali belirgin biçimde bozulabilir. Günlük sorumluluklarını yerine getirmekte zorlanabilir, dikkatini toplamakta güçlük çekebilir ve zihinsel dağınıklık yaşayabilir. Tüm bu belirtiler, sanal kumar bağımlılığının hem psikolojik hem de sosyal boyutta ciddi sonuçlar doğurduğunu gösterir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sanal kumar bağımlılığı tedavisi, bireyin ihtiyaçlarına göre çok yönlü planlanıyor!</strong></p>
<p>Sanal kumar bağımlılığında tedavi sürecinin, doğru tanının konulmasıyla başladığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Öncelikle danışanın bağımlılık düzeyi, hastalığın şiddeti ve gündelik yaşama olan etkileri ayrıntılı biçimde değerlendirilir.” dedi.</p>
<p>Bu amaçla çeşitli psikiyatrik değerlendirmeler ve gerekli görülen testler uygulandığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Tedavi tek boyutlu değildir; bireyin ihtiyaçlarına göre çok yönlü bir planlama yapılır. Uygun vakalarda farmakoterapi (ilaç tedavisi) sürece dâhil edilir. Bunun yanı sıra, bu alanda uzmanlaşmış psikologlar eşliğinde yürütülen psikoterapi süreci tedavinin temel taşlarından biridir. Bazı durumlarda, özellikle belirtilerin şiddetli olduğu vakalarda beyin uyarım tedavileri de tedavi planına eklenebilir. Sürecin kontrol altına alınmasının zorlaştığı ve riskin arttığı durumlarda ise hastanede yatış ihtiyacı gündeme gelebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Tedavinin amacı, bireyin yaşam kalitesini kalıcı olarak yeniden inşa etmek!</strong></p>
<p>Tedavi sürecinin en önemli adımlarından birinin, danışanla ve yakınlarıyla sağlıklı ve güvene dayalı bir iletişim kurulması olduğuna vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Öncelikle sorun net bir şekilde tanımlanır, ardından kişiye özel bir tedavi planı oluşturulur.” dedi.</p>
<p>Tedavi sürecinin yalnızca danışana değil, yakınlarına da ayrıntılı biçimde anlatıldığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Çetin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Böylece herkesin sürece bilinçli ve iş birliği içinde dâhil olması sağlanır. Sanal kumar bağımlılığı tedavisi kısa süreli bir müdahale değildir; aksine uzun soluklu bir yolculuktur. Bu süreç kimi zaman 6 ay, kimi zaman 1 yıl veya daha uzun sürebilir. Danışan ve yakınlarıyla birlikte yapılan ayrıntılı planlama, tedavinin sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşır. Amaç, yalnızca bağımlılığı sonlandırmak değil; bireyin yaşam kalitesini kalıcı olarak yeniden inşa etmektir.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-tikla-basliyor-hayatlari-dagitiyor-607273">Bir tıkla başlıyor, hayatları dağıtıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parkinson cerrahisinde 5 önemli yenilik</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/parkinson-cerrahisinde-5-onemli-yenilik-607136</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 07:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Pili]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisinde]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yenilik]]></category>
		<category><![CDATA[yıllar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607136</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda genellikle “titreme hastalığı” olarak bilinen Parkinson hastalığı, son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinson-cerrahisinde-5-onemli-yenilik-607136">Parkinson cerrahisinde 5 önemli yenilik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda genellikle “titreme hastalığı” olarak bilinen Parkinson hastalığı, son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Hayri Kertmen</strong> “Parkinson hastalığı titreme, hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertleşme ve denge sorunları gibi belirtilerle seyreder. Son yıllarda yapılan gözlemler, tanısı genellikle <strong>50–55 yaş civarında</strong> konulan hastalığın daha genç yaşlarda da ortaya çıktığını göstermektedir” diyor. Sevindirici olan gelişmenin ise; tıp teknolojisindeki hızlı gelişmelerle hastalığın cerrahi tedavisinde daha esnek yaklaşımlar uygulanabilmesi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kertmen, ileri teknoloji döneminin getirdiği yenilikleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Beyinde hücre yıkımıyla ilerleyen ve Alzheimer’dan sonra görülme sıklığında ikinci sırada yer alan Parkinson hastalığı günümüzde artık genç yaşlarda da kapıyı çalabiliyor. Bu durumun ‘erken başlangıçlı Parkinson hastalığı’ olarak tanımlandığını belirten <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Hayri Kertmen</strong> “Günümüzde Parkinson hastalarının yaklaşık yüzde <strong>5–10’unda hastalık 40 yaşından önce</strong> başladığı görülmektedir. Erken yaşta Parkinson hastalığında genetik faktörler önemli rol oynamaktadır. Ayrıca <strong>bazı tarım ilaçları, ağır metallere maruz kalma ve hava kirliliği gibi çevresel etkenler</strong> de hastalığın daha erken yaşlarda ortaya çıkmasına neden olabilmektedir” diyor.</p>
<p><strong>Günümüzde daha erken tanı konulabiliyor</strong></p>
<p>Son yıllarda tıp teknolojisinin gelişmesi ve toplumsal farkındalığın artmasıyla hastalığa daha erken ve daha doğru tanı konulabildiğini <strong>söyleyen Prof. Dr. Kertmen “</strong>Parkinson’un ilk ve en önemli tedavisi <strong>ilaç tedavisidir</strong>. Hastalığın ilk yıllarında özellikle dopamin içeren ilaçlar, genellikle çok iyi sonuç verdiği için halk arasında <strong>“balayı dönemi”</strong> olarak adlandırılır. Ancak zamanla ilaçların etki süresi kısalır; gün içinde daha sık ilaç alma ihtiyacı doğar. Bazı hastalarda ilaçlara bağlı istem dışı aşırı hareketler ortaya çıkabilir, doz sonu kötüleşmeleri yaşanabilir ve yaşam kalitesi belirgin şekilde bozulur. Bu durumlarda, titremesi kontrol altına alınamayan hastalarda cerrahi tedavi gündeme gelir” diyor. </p>
<p><strong>Temel hedef, başkalarına bağımlılığı azaltmak ve yaşam kalitesini artırmak</strong></p>
<p>Cerrahi tedavinin (beyin pili) her hastaya, hemen uygulanan bir yöntem olmadığını, uygun hastalarda cerrahinin daha erken dönemde uygulanmasının ise çok büyük faydalar sağladığını vurgulayan Prof. Dr. Kertmen şöyle konuşuyor: “Böylece hastanın başkalarına bağımlılığı azalır ve yaşam kalitesi önemli ölçüde artar. Hastaların büyük bölümünde ilaç ihtiyacı azalırken, bazılarında hiç gerek kalmaz. Tedavi süreci, hastanın klinik durumuna göre yeniden düzenlenir. Cerrahi sonrası düzenli kontroller, pil ayarlarının yapılması ve egzersiz ile fizik tedavinin günlük yaşamın bir parçası haline getirilmesi durumunda ise hastanın kendi yemeğini yiyebilmesi, düğmesini ilikleyebilmesi ve daha güvenli yürüyebilmesi gibi becerilerin kazanımıyla bağımsız bir yaşam sürmesi mümkün olabilmektedir.”</p>
<p><strong>Beyin pili için artık uzun yıllar beklemek gerekmiyor</strong></p>
<p>Eskiden geçerli olan “beyin pili için mutlaka yıllarca beklemek gerekir” anlayışının günümüzde yerini hastaya özel ve bilimsel verilere dayanan daha esnek bir yaklaşıma bıraktığını belirten Prof. Dr. Hüseyin Hayri Kertmen “Tanının net konulması ve ilaçlardan sağlanan faydanın azalması durumunda, uygun hastalarda beyin pili ameliyatı için artık yıllarca beklemek gerekmiyor. Ancak ameliyat kararı; nöroloji ve beyin cerrahisi başta olmak üzere deneyimli bir ekip tarafından, hastanın genel durumu, zihinsel ve psikolojik özellikleri de göz önünde bulundurularak verilmelidir. Buradaki temel amaç; acele etmek değil, hastaya en fazla faydayı sağlayacak doğru zamanı yakalamaktır” diyor.</p>
<p><strong>Parkinson cerrahisinde 5 önemli yenilik</strong></p>
<p>Parkinson hastalığının cerrahi tedavisinde son yıllarda önemli teknolojik ilerlemeler sayesinde, özellikle beyin pili (Derin Beyin Stimülasyonu) uygulamalarının, geçmişe kıyasla hem daha hassas hem de hastaya özel çözümler sunabilir hale geldiğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Kertmen 5 önemli yeniliği şöyle sıralıyor:</p>
<ul>
<li>Günümüzde kullanılan yönlendirilebilir elektrotlar sayesinde, tedavi etkinliği artarken, konuşma bozukluğu vb yan etkiler azalmaktadır. </li>
<li>Akıllı (adaptif) beyin pili sistemleri sayesinde tedavi daha dengeli, daha kişiselleştirilmiş ve daha etkili olabilmektedir. </li>
<li>Cerrahi tekniklerdeki gelişmeler sayesinde, ameliyat esnasında artık çoğu hastanın uyanık kalma zorunluluğu yoktur. </li>
<li>Gelişmiş görüntüleme yöntemleri kullanılarak elektrotlar, hasta genel anestezi altındayken milimetrik doğrulukla hedef bölgeye yerleştirilebilmekte, bu da ameliyat sürecini hasta açısından daha konforlu hale getirmektedir. </li>
<li>Yeni nesil şarj edilebilir ve uzun ömürlü pil sistemleri ile pil değişim sıklığı önemli ölçüde azalmıştır. Kablosuz olarak şarj edilebilen bu piller, 10–15 yıla kadar kullanılabilmekte ve hastaların tekrar ameliyat olma ihtiyacını büyük ölçüde azaltmaktadır</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinson-cerrahisinde-5-onemli-yenilik-607136">Parkinson cerrahisinde 5 önemli yenilik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik Ağrılara Ameliyatsız Doğal Tedavi: Proloterapi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-606935</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 08:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[enjeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[proloterapi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tendon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606935</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eklem, bel, boyun ve diz ağrılarının tedavisinde umut veren proloterapi, vücudun kendini iyileştirme mekanizmasını harekete geçirerek, hasarlı dokuların onarımını sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-606935">Kronik Ağrılara Ameliyatsız Doğal Tedavi: Proloterapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eklem, bel, boyun ve diz ağrılarının tedavisinde umut veren proloterapi, vücudun kendini iyileştirme mekanizmasını harekete geçirerek, hasarlı dokuların onarımını sağlıyor. Cerrahi işlem gerektirmeyen bu yöntem, kronik ağrı sorunu yaşayan hastalar ve sporcular için doğal bir tedavi yöntemi olarak etkili oluyor. Memorial Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. Özlem Köroğlu, proloterapinin uygulanması ve sağladığı avantajlar hakkında önemli bilgiler verdi.  </p>
<p>Proloterapi, kas iskelet sistemi ağrılarının tedavisinde vücudun kendi doğal iyileşme cevabını uyararak etki etmeyi hedefleyen bir enjeksiyon yöntemidir. Vücudun iyileşme sürecini tetikleyecek serumların özellikle bağların, tendonların kemiğe yapışma bölgelerine uygun iğne uçları ile enjekte edilmesi şeklinde uygulanmaktadır. Enjeksiyonlar, hasarlanmış, zedelenmiş tendon, bağ ve ligamentlerin kemiğe yapışma bölgelerine yapılmaktadır. </p>
<p><strong>Proloterapinin iyi geldiği 11 sorun</strong></p>
<ol>
<li>Omurga ağrılarına neden olan ligament, bağ sorunları,</li>
<li>Diz, kalça kireçlenmeleri,</li>
<li>Omuz, dirsek yaralanmaları,</li>
<li>Epikondilitler (tenisçi, golfçü dirseği),</li>
<li>Bağ, tendon yaralanmaları,</li>
<li>Kronik ve akut bel ağrıları, tekrarlayan baş, boyun, sırt ve bel ağrıları (fıtıklar, kireçlenmeler, boyun, bel düzleşmeleri )</li>
<li>Omurga, göğüs kafesi ve kaburgalarda geçmeyen kas ve ligament kaynaklı ağrıları,</li>
<li>Boyun kas ve bağlarındaki sorunlardan kaynaklanan baş ağrıları, migrenöz tip ağrılar,</li>
<li>Topuk dikeni, plantar fasiitis, kulunç ağrıları</li>
<li>Yumuşak doku spor yaralanmalarına bağlı ağrılar</li>
<li>Remisyondaki kanser hastalarının bağ dokusu kökenli sorunlarına bağlı ağrılar</li>
</ol>
<p><strong>Hem ağrıyı kesiyor hem de dokuları iyileştiriyor </strong></p>
<p>Proloterapi, vücudun kendi doğal iyileşme cevabını uyararak etki etmeyi hedefleyen bir enjeksiyon yöntemidir. Eklemin sabit, sağlıklı çalışmasını sağlayan bağların onarılmasına yönelik doğal bir tedavi yöntemidir. Amacımız yalnız ağrıyı kesmek değil doku iyileşmesini hedeflemektir.</p>
<p><strong>Kişiye göre 3-4 haftada bir tekrarlanıyor</strong></p>
<p>Vücudun iyileşme sürecini tetikleyecek serumların özellikle bağların, tendonların kemiğe yapışma bölgelerine uygun iğne uçları ile enjekte edilmesi şeklinde uygulanmaktadır. Enjeksiyonlar, hasarlanmış, zedelenmiş tendon, bağ ve ligamentlerin kemiğe yapışma bölgelerine yapılmaktadır. Enjeksiyonlar, kişinin iyileşme süreçleri ile uyumlu olarak bireysel değerlendirmeler yapılarak 3-4 haftada bir olacak şekilde planlanır. Seans sayısı kişiye özel değişkenlik gösterir. İyileşme potansiyeli iyi, genç ve ek hastalığı olmayan kişilerde tek seans yeterli olabiliyorken, tam tersi durumlarda seans sayısı 6‘ya kadar uzayabilmektedir. </p>
<p><strong>Egzersiz ve fizik tedavi eşliğinde daha etkili!</strong></p>
<p>Enjeksiyonlar, kişiye özel bir egzersiz programı ve diğer fizik tedavi yöntemleri ile kombine edilmesi durumunda daha etkili olmaktadır. Ayrıca, kullanılan solüsyon vücut sıvılarına çok yakın bir içerikte olduğundan diğer ilaçlarla yapılan (kortizon, lokal anestezik gibi) enjeksiyonlara göre çok daha güvenlidir.</p>
<p>Proloterapi sonrasında, hasta günlük hayatına devam edebilmektedir. Ancak aşırı fiziksel aktivitelerden kaçınmak ve eklemi fazla zorlamamaya özen göstermek, iyileşme sürecini hızlandırıp tedavinin etkisini artırabilir. </p>
<p><strong>Bu hastalıklar varsa proloterapi uygun değildir</strong></p>
<ol>
<li>Kanama bozukluğu,</li>
<li>Derin ven trombozu,</li>
<li>Stabil olmayan kan basıncı,</li>
<li>Epilepsi öyküsü olan hastalar,</li>
<li>Açık yaralar,</li>
<li>Son dönem kalp yetmezliği,</li>
<li>Antikoagülan tedavi (kan sulandırıcı ) alanlar</li>
<li>Böbrek yetmezliği</li>
<li>Aktif kanser, iltihaplı romatizma ve enfeksiyon mevcut hastalar</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-606935">Kronik Ağrılara Ameliyatsız Doğal Tedavi: Proloterapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Radyoterapi Korkulacak Bir Tedavi mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/radyoterapi-korkulacak-bir-tedavi-mi-606835</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 15:08:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[korkulacak]]></category>
		<category><![CDATA[radyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606835</guid>

					<description><![CDATA[<p>Radyasyon Onkoloji Uzmanı Dr. Özgür Ozan Şeşeoğulları, radyoterapi ile ilgili merak edilen soruları yanıtladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/radyoterapi-korkulacak-bir-tedavi-mi-606835">Radyoterapi Korkulacak Bir Tedavi mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özel Egon Tıp Merkezi’nde görevli Radyasyon Onkoloji Uzmanı Dr. Özgür Ozan Şeşeoğulları, ‘radyoterapi’ tedavisi hakkında merak edilen soruları yanıtladı. Şeşeoğulları, ‘Radyoterapi sonrası saçım dökülür mü?’ , ‘Radyasyon aldıktan sonra çevremdeki insanlara zarar verir miyim?’, ‘Radyoterapi can yakar mı?’, ‘Radyoterapi nedeniyle vücutta yanık olur mu?’ gibi merak edilen soruları yanıtladı.</p>
<p><b>Saçım dökülür mü?</b></p>
<p>Sadece ışınlanan bölgede olur. Örneğin beyin tümörü ya da beyin metastazı ışınlanıyorsa olur. Vücudun diğer bölgelerindeki  tümörler için  radyoterapi verilince saç dökülmesi olmaz.</p>
<p><b>Radyasyon aldıktan sonra insanlara zarar verir miyim?</b></p>
<p>Hayır. Hasta radyoaktif olmaz, çevresine zarar vermez. Nükleer Tıp uygulamalarıyla radyoterapi bu konuda sık karıştırılır .Örneğin PET-CT çekimleri sırasında 6 saat hamile ve çocuklardan uzak durulması önerilir ama radyoterapi de hasta cihazdan çıktıktan sonra herhangi bir radyoaktif ışıma yapmaz.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/01/radyoterapi-korkulacak-bir-tedavi-mi-0-B5gF4HJz.jpeg"/></p>
<p><b>Radyoterapi can yakar mı?</b></p>
<p>Hayır. Tedavi sırasında ağrı hissedilmez.</p>
<p><b>Vücutta yanık olur mu?</b></p>
<p>Modern cihazlarla yan etkiler çok daha sınırlı ve kontrol edilebilir . Hem radyoterapideki gelişen modern teknikler ve cihazlar hem de hastaların haftalık kontrolleri ile yanıt minimum düzeye indirilir. Hastalara önerilen krem ve diğer önerilerle de bu sürece destek olur.</p>
<p><b>Tek başına tedavi edebilir mi?</b></p>
<p>Doğru hasta ve doğru evrede, radyoterapi tek başına küratif (tam tedavi edici) olabilir.</p>
<p>Özellikle erken evre Larenks/Prostat ve bazı baş boyun kanserleri, evre 2b den sonra serviks (rahim ağzı) kanserleri , bazı cilt kanserleri ve bazı lenfomalarda radyoterapi sadece tamamlayıcı bir tedavi değil ana tedavi olarak uygulanır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/radyoterapi-korkulacak-bir-tedavi-mi-606835">Radyoterapi Korkulacak Bir Tedavi mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜ Tıp Fakültesi Hastanesinde tedavi gören çocuklar için oyuncak bağışı yapıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eu-tip-fakultesi-hastanesinde-tedavi-goren-cocuklar-icin-oyuncak-bagisi-yapildi-606606</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 08:43:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[Eü]]></category>
		<category><![CDATA[fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[gören]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesinde]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606606</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisinde tedavi sürecindeki çocuklara yönelik anlamlı bir sosyal sorumluluk çalışması gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eu-tip-fakultesi-hastanesinde-tedavi-goren-cocuklar-icin-oyuncak-bagisi-yapildi-606606">EÜ Tıp Fakültesi Hastanesinde tedavi gören çocuklar için oyuncak bağışı yapıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisinde tedavi sürecindeki çocuklara yönelik anlamlı bir sosyal sorumluluk çalışması gerçekleştirildi. Çocukların moralini yükseltmek amacıyla “Bir Oyuncak, Bin Gülücük” sloganıyla yürütülen kampanya kapsamında, İzmir Atatürk Lisesi öğrencileri tarafından yeni, kullanılmamış ve ambalajı açılmamış, çocukların güvenle kullanabileceği oyuncaklar toplandı. Toplanan oyuncaklar, İzmir Atatürk Lisesi eTwinning Kulübü danışman öğretmenleri Ayşe Çıplak ve Mehtap Çiftçiler ile kulüp üyesi öğrenciler tarafından Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı’na teslim edildi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ziyaret sırasında, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yavuz Anacak, öğrencilere çocuk hastalara uygulanan tedavi süreçleri ve radyoterapi sırasında karşılaşılan güçlükler hakkında bilgi verdi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kampanyada emeği geçen danışman öğretmenlere ve tüm öğrencilere teşekkür eden  Prof. Dr. Anacak, “Radyoterapi, çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde en etkili yöntemler arasında yer alıyor. Ege Üniversitesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı olarak her yıl 120’den fazla çocuk hastaya hizmet veriyoruz. Çocuk hastaların tedavisine uygun altyapımız, deneyimli kadromuz, ulusal ve uluslararası iş birliklerimizle Türkiye’de öncü bir rol üstleniyoruz. Kampanyada emeği geçen danışman öğretmenlere ve tüm öğrencilere teşekkür ediyorum. Bağışlanan oyuncaklar, çocuklarımız için çok önemli bir moral kaynağı oluşturuyor; tedaviye uyumlarını artırıyor ve psikolojik dayanıklılıklarını güçlendiriyor. Gençlerimizin sergilediği bu duyarlı ve sorumluluk sahibi yaklaşım, hem eğitim camiamız hem de sağlık çalışanlarımız için büyük bir mutluluk kaynağıdır. Bu anlamlı katkı için emeği geçen herkese içten teşekkür ediyorum” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eu-tip-fakultesi-hastanesinde-tedavi-goren-cocuklar-icin-oyuncak-bagisi-yapildi-606606">EÜ Tıp Fakültesi Hastanesinde tedavi gören çocuklar için oyuncak bağışı yapıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Göz Ovalama Masum Olmayabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-ovalama-masum-olmayabilir-2-606600</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 08:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[Keratokonus]]></category>
		<category><![CDATA[Kornea]]></category>
		<category><![CDATA[masum]]></category>
		<category><![CDATA[olmayabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ovalama]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606600</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda 7 yaşından itibaren başlayabilmesine rağmen çoğu zaman 20’li yaşlara kadar fark edilmeyen ve 40’lı yaşlara kadar ilerlemeye devam edebilen keratokonusun belirtilerine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, şunları söyledi: “Gözlerde sürekli alerji ya da kaşıntı olması, ilerleyici miyopi veya astigmatizma, gözlüğe rağmen net görememe, ışığa hassasiyet ve göz kamaşmaları keratokonusun en belirgin belirtileridir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-ovalama-masum-olmayabilir-2-606600">Çocuklarda Göz Ovalama Masum Olmayabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda 7 yaşından itibaren başlayabilmesine rağmen çoğu zaman 20’li yaşlara kadar fark edilmeyen ve 40’lı yaşlara kadar ilerlemeye devam edebilen keratokonusun belirtilerine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, şunları söyledi: “Gözlerde sürekli alerji ya da kaşıntı olması, ilerleyici miyopi veya astigmatizma, gözlüğe rağmen net görememe, ışığa hassasiyet ve göz kamaşmaları keratokonusun en belirgin belirtileridir. Bu şikâyetlerin görülmesi hâlinde vakit kaybetmeden uzman bir göz hekimine başvurulmalıdır. Çünkü keratokonus, erken teşhis ve tedavi edilmediği takdirde ilerleyen dönemlerde ciddi görme sorunlarına yol açabilir.”</p>
<p><strong>Ebeveynlerde Varsa Çocukta da Risk Artıyor</strong></p>
<p>Keratokonusun, gözün saydam tabakası olan korneanın incelmesi ve sivrileşmesi sonucu görme kaybı ile karakterize bir hastalık olduğunu ifade eden Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, “Genetik yatkınlık hastalığın gelişiminde önemli rol oynar. Ebeveynlerinde keratokonus bulunan çocuklarda, yaklaşık %7 oranında aynı hastalığa yakalanma riski vardır. Keratokonusta kornea yapısı bozulup düzensiz bir yüzey hâline geldiği için çocuklar çoğu zaman gözlükle dahi net göremediklerinden şikâyet ederler. Tanıda keratometrik ölçümlerde artış, kornea kalınlığında azalma ve düzensiz astigmatizma gibi bulgular saptanır. Kesin tanı ise kornea topografisi ile konur. Topografi sayesinde hastalığın evresi belirlenir ve buna uygun tedavi planı oluşturulur” dedi.</p>
<p><strong>Akademik Başarının Anahtarı: Sağlıklı Gözler</strong></p>
<p>Eğitim hayatında ilerledikçe kitaplarda yazıların küçülmesi ve okuma yoğunluğunun artmasının gözler üzerindeki yükü her geçen yıl artırdığını belirten Doç. Dr. Ocak, “Öğrenmenin yaklaşık %80’i görsel yollarla gerçekleşir. Bu nedenle özellikle gözlük kullanan çocuklarda numara değişimlerinin düzenli olarak takip edilmesi son derece önemlidir. Yanlış ya da yetersiz gözlük numarası, göz yorgunluğunu artırarak dikkat dağınıklığına yol açabilir” dedi.</p>
<p>Okul çağında en sık karşılaşılan görme problemlerini ise şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Keratokonus:</strong> Çocukluk çağında erişkinlere kıyasla daha hızlı ilerleyebilir. Erken teşhis edilmezse ciddi görme kaybına neden olabilir.</li>
<li><strong>Göz Tembelliği (Ambliyopi):</strong> Erken yaşta tespit edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabilir.</li>
<li><strong>Kırma Kusurları: </strong>Miyopi, hipermetropi ve astigmatizma akademik başarıyı olumsuz etkileyebilir.</li>
<li><strong>Gizli Şaşılık:</strong> Odaklanma güçlüğü ve baş ağrısına neden olarak çocuğun okuma isteğini azaltabilir.</li>
</ul>
<p><strong>Ebeveynler Bu Belirtilere Dikkat!</strong></p>
<p>Çocukların hal ve hareketlerini izleyerek gözünde bir sorun olup olmadığının anlaşılabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Ocak’a göre aşağıdaki belirtiler görüldüğünde uzman doktora başvurması gerekiyor;</p>
<ul>
<li>Televizyonu yakından izlemek veya kitap okurken çok yaklaştırmak</li>
<li>Tahtadaki yazıları görebilmek için gözlerini kısmak</li>
<li>Okuma yaparken satır atlamak veya okuduğunu anlamada güçlük çekmek </li>
<li>Sık sık gözlerini ovuşturmak, alerji, kaşıntı, sulanma veya kızarıklık</li>
<li>Işığa karşı aşırı hassasiyet ve odaklanma anında baş ağrısı şikayeti</li>
<li>Devamlı ilerleyen miyopi ve astigmat</li>
<li>Gözlüklerinizden bir türlü memnun olamama</li>
<li>Gözlüğe rağmen net görüş elde edememe</li>
</ul>
<p><strong>CCL Tedavisi ile Keratokonusu Durdurmak Mümkün</strong></p>
<p>Keratokonus tedavisinde çapraz bağlantı yöntemi olan CCL (Corneal Cross Linking) tedavisinin kullanıldığını belirten Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, “Hastalara CCL uygulanabilmesi için, kornea kalınlığının en az 400 mikron olması gerekli. Hastanın tedaviye uygunluğunu, tedavi öncesinde yapılan kornea kalınlığı ve topografi ölçümleri sayesinde belirleyebiliyoruz. Tedavinin başarısında kritik nokta, hastalığın erken teşhis edilerek hastanın hızlıca tedaviye yönlendirilmesidir. Kornea nakline kadar varacak ciddi sonuçlar doğurabilen bu rahatsızlığın erken teşhisi, hastalığın kontrol altına alınabilmesi açısından büyük önem taşıyor” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-ovalama-masum-olmayabilir-2-606600">Çocuklarda Göz Ovalama Masum Olmayabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Göz Ovalama Masum Olmayabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-ovalama-masum-olmayabilir-606516</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 15:18:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[Keratokonus]]></category>
		<category><![CDATA[Kornea]]></category>
		<category><![CDATA[masum]]></category>
		<category><![CDATA[olmayabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ovalama]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606516</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda 7 yaşından itibaren başlayabilmesine rağmen çoğu zaman 20’li yaşlara kadar fark edilmeyen ve 40’lı yaşlara kadar ilerlemeye devam edebilen keratokonusun belirtilerine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, şunları söyledi: “Gözlerde sürekli alerji ya da kaşıntı olması, ilerleyici miyopi veya astigmatizma, gözlüğe rağmen net görememe, ışığa hassasiyet ve göz kamaşmaları keratokonusun en belirgin belirtileridir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-ovalama-masum-olmayabilir-606516">Çocuklarda Göz Ovalama Masum Olmayabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda 7 yaşından itibaren başlayabilmesine rağmen çoğu zaman 20’li yaşlara kadar fark edilmeyen ve 40’lı yaşlara kadar ilerlemeye devam edebilen keratokonusun belirtilerine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, şunları söyledi: “Gözlerde sürekli alerji ya da kaşıntı olması, ilerleyici miyopi veya astigmatizma, gözlüğe rağmen net görememe, ışığa hassasiyet ve göz kamaşmaları keratokonusun en belirgin belirtileridir. Bu şikâyetlerin görülmesi hâlinde vakit kaybetmeden uzman bir göz hekimine başvurulmalıdır. Çünkü keratokonus, erken teşhis ve tedavi edilmediği takdirde ilerleyen dönemlerde ciddi görme sorunlarına yol açabilir.”</p>
<p><strong>Ebeveynlerde Varsa Çocukta da Risk Artıyor</strong></p>
<p>Keratokonusun, gözün saydam tabakası olan korneanın incelmesi ve sivrileşmesi sonucu görme kaybı ile karakterize bir hastalık olduğunu ifade eden Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, “Genetik yatkınlık hastalığın gelişiminde önemli rol oynar. Ebeveynlerinde keratokonus bulunan çocuklarda, yaklaşık %7 oranında aynı hastalığa yakalanma riski vardır. Keratokonusta kornea yapısı bozulup düzensiz bir yüzey hâline geldiği için çocuklar çoğu zaman gözlükle dahi net göremediklerinden şikâyet ederler. Tanıda keratometrik ölçümlerde artış, kornea kalınlığında azalma ve düzensiz astigmatizma gibi bulgular saptanır. Kesin tanı ise kornea topografisi ile konur. Topografi sayesinde hastalığın evresi belirlenir ve buna uygun tedavi planı oluşturulur” dedi.</p>
<p><strong>Akademik Başarının Anahtarı: Sağlıklı Gözler</strong></p>
<p>Eğitim hayatında ilerledikçe kitaplarda yazıların küçülmesi ve okuma yoğunluğunun artmasının gözler üzerindeki yükü her geçen yıl artırdığını belirten Doç. Dr. Ocak, “Öğrenmenin yaklaşık %80’i görsel yollarla gerçekleşir. Bu nedenle özellikle gözlük kullanan çocuklarda numara değişimlerinin düzenli olarak takip edilmesi son derece önemlidir. Yanlış ya da yetersiz gözlük numarası, göz yorgunluğunu artırarak dikkat dağınıklığına yol açabilir” dedi.</p>
<p>Okul çağında en sık karşılaşılan görme problemlerini ise şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Keratokonus:</strong> Çocukluk çağında erişkinlere kıyasla daha hızlı ilerleyebilir. Erken teşhis edilmezse ciddi görme kaybına neden olabilir.</li>
<li><strong>Göz Tembelliği (Ambliyopi):</strong> Erken yaşta tespit edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabilir.</li>
<li><strong>Kırma Kusurları: </strong>Miyopi, hipermetropi ve astigmatizma akademik başarıyı olumsuz etkileyebilir.</li>
<li><strong>Gizli Şaşılık:</strong> Odaklanma güçlüğü ve baş ağrısına neden olarak çocuğun okuma isteğini azaltabilir.</li>
</ul>
<p><strong>Ebeveynler Bu Belirtilere Dikkat!</strong></p>
<p>Çocukların hal ve hareketlerini izleyerek gözünde bir sorun olup olmadığının anlaşılabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Ocak’a göre aşağıdaki belirtiler görüldüğünde uzman doktora başvurması gerekiyor;</p>
<ul>
<li>Televizyonu yakından izlemek veya kitap okurken çok yaklaştırmak</li>
<li>Tahtadaki yazıları görebilmek için gözlerini kısmak</li>
<li>Okuma yaparken satır atlamak veya okuduğunu anlamada güçlük çekmek </li>
<li>Sık sık gözlerini ovuşturmak, alerji, kaşıntı, sulanma veya kızarıklık</li>
<li>Işığa karşı aşırı hassasiyet ve odaklanma anında baş ağrısı şikayeti</li>
<li>Devamlı ilerleyen miyopi ve astigmat</li>
<li>Gözlüklerinizden bir türlü memnun olamama</li>
<li>Gözlüğe rağmen net görüş elde edememe</li>
</ul>
<p><strong>CCL Tedavisi ile Keratokonusu Durdurmak Mümkün</strong></p>
<p>Keratokonus tedavisinde çapraz bağlantı yöntemi olan CCL (Corneal Cross Linking) tedavisinin kullanıldığını belirten Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, “Hastalara CCL uygulanabilmesi için, kornea kalınlığının en az 400 mikron olması gerekli. Hastanın tedaviye uygunluğunu, tedavi öncesinde yapılan kornea kalınlığı ve topografi ölçümleri sayesinde belirleyebiliyoruz. Tedavinin başarısında kritik nokta, hastalığın erken teşhis edilerek hastanın hızlıca tedaviye yönlendirilmesidir. Kornea nakline kadar varacak ciddi sonuçlar doğurabilen bu rahatsızlığın erken teşhisi, hastalığın kontrol altına alınabilmesi açısından büyük önem taşıyor” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-ovalama-masum-olmayabilir-606516">Çocuklarda Göz Ovalama Masum Olmayabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazi Belediyesi Can Dostların Umudu Oluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osmangazi-belediyesi-can-dostlarin-umudu-oluyor-606270</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Jan 2026 12:20:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[can]]></category>
		<category><![CDATA[dostlar]]></category>
		<category><![CDATA[dostların]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[kuru]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmangazi Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[sahiplendirme]]></category>
		<category><![CDATA[sahipsiz]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[umudu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606270</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sahipsiz sokak hayvanlarının yaşam koşullarını iyileştirmek, sağlıklarını korumak ve onları sevgi dolu yuvalarla buluşturmak amacıyla çalışmalarını aralıksız sürdüren Osmangazi Belediyesi, hayata geçirdiği projelerle örnek oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazi-belediyesi-can-dostlarin-umudu-oluyor-606270">Osmangazi Belediyesi Can Dostların Umudu Oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sahipsiz sokak hayvanlarının yaşam koşullarını iyileştirmek, sağlıklarını korumak ve onları sevgi dolu yuvalarla buluşturmak amacıyla çalışmalarını aralıksız sürdüren Osmangazi Belediyesi, hayata geçirdiği projelerle örnek oluyor. Bakımdan tedaviye, aşılama süreçlerinden sahiplendirmeye uzanan kapsamlı hizmet anlayışıyla hareket eden Veteriner İşleri Müdürlüğü, hayvanseverler ile patili dostlar arasında güçlü bir gönül köprüsü kuruyor.</p>
<p>Patili dostlar için sevgiyle uzanan bir el, güvenle açılan bir kapı olan Osmangazi Belediyesi, sahipsiz sokak hayvanlarının daha sağlıklı ve umut dolu bir yaşama kavuşması için çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Yılın 365 günü teyakkuzda olan Osmangazi Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü ekipleri, gelen talepler doğrultusunda ivedilikle harekete geçerek can dostlarının tedavi ve rehabilitasyon süreçlerini büyük bir titizlikle takip ediyor.</p>
<p>Osmangazi Belediyesi bünyesinde hizmet veren Sahipsiz Hayvanlar Doğal Yaşam ve Tedavi Merkezi, 114 dönümlük alan üzerinde tam donanımlı klinik altyapısı ve uzman ekipleriyle faaliyet gösteriyor. Merkezde tedavi ve yoğun bakım ünitelerinin yanı sıra laboratuvarlar, ultrason, röntgen odaları ile postoperatif üniteleri yer alıyor. Hasta ve yaralı sokak hayvanları gerekli durumlarda cerrahi müdahaleler dahil olmak üzere tedavi ediliyor. Ayrıca tedavi, kısırlaştırma ve aşılama işlemleri tamamlanan can dostlar, sağlıklarına tam olarak kavuşana kadar merkezde gözetim altında tutuluyor.</p>
<p><b>130 Ton Kuru Mama Desteği </b></p>
<p>Bu çalışmalar kapsamında Osmangazi Belediyesi, 2025 yılı boyunca sahipsiz hayvanlara 130 ton kuru mama ulaştırdı. Veteriner İşleri Müdürlüğü ekipleri tarafından 11 bin 812 hayvanın medikal tedavisi, 3 bin 486 can dostun ise kısırlaştırma ve aşılama işlemleri gerçekleştirildi. Merkez, yıl boyunca ise 9 bin 153 ziyaretçiyi ağırladı.</p>
<p><b>Dijital Sahiplendirme İle Ömürlük Dostluklar Kuruluyor</b></p>
<p>Sahipsiz hayvanların sıcak yuvalara kavuşması için yenilikçi adımlar atan Osmangazi Belediyesi, Veteriner İşleri Müdürlüğü koordinesinde hayata geçirilen dijital sahiplendirme sistemiyle hayvanseverler ve can dostlar arasında güvenilir bir bağ kuruyor. Gerekli tüm sağlık kontrolleri tamamlanan sahipsiz hayvanlar, ‘hayvanevi.osmangazi.bel.tr’ adresi üzerinden “Evcil Hayvan Sahiplendirme” platformu ile online olarak vatandaşların erişimine sunuluyor. </p>
<p>Bu doğrultuda Sahipsiz Hayvanlar Doğal Yaşam ve Tedavi Merkezi, 2 bin sahipsiz hayvanın sahiplendirilmesine aracılık ederek onların yeni bir hayata adım atmasına katkı sağladı.</p>
<p><b>Bir Patiye Umut, Bir Yuvaya Sevgi</b></p>
<p>5199 ile 7527 sayılı hayvanları koruma kanunları doğrultusunda yürütülen sahiplendirme süreciyle patili dostlar, kendilerine uzanacak bir el sayesinde sıcak yuvalara ve ömürlük dostluklara kavuşuyor. Osmangazi Belediyesi, yalnızca tedavi eden değil; koruyan, yaşatan ve sahiplendiren yaklaşımıyla sahipsiz sokak hayvanlarının umudu olmaya devam ediyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazi-belediyesi-can-dostlarin-umudu-oluyor-606270">Osmangazi Belediyesi Can Dostların Umudu Oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hastalık Nadir, Araştırma Türkiye&#8217;de İlk!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hastalik-nadir-arastirma-turkiyede-ilk-605587</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 10:05:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605587</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada her gün yeni genetik hastalıklar tanımlanıyor. Daha önce farklı işlevleri olduğu bilinen TBL1XR1 geni, son dönemde çocuklarda gözlenen nörogelişimsel sorunlarla ilişkilendirildi ve dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastalik-nadir-arastirma-turkiyede-ilk-605587">Hastalık Nadir, Araştırma Türkiye&#8217;de İlk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Dünyada her gün yeni genetik hastalıklar tanımlanıyor. Daha önce farklı işlevleri olduğu bilinen <strong>TBL1XR1 geni, son dönemde </strong>çocuklarda gözlenen nörogelişimsel sorunlarla ilişkilendirildi ve dikkat çekti. Öğrenme güçlüğü, epilepsi ve otizmle benzer belirtiler gösteren TBL1XR1-ilişkili nadir hastalığın tedavisi için şimdi Türkiye’de bir ilk hayata geçiriliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi, Altınbaş Üniversitesi ve HERDEM Çare Derneği</strong>, <strong>TBL1XR1 hastalığını anlamak ve olası tedavi yollarını araştırmak üzere güçlerini birleştirdi. Araştırmanın en çarpıcı yönü ise Türkiye’de ilk kez bu hastalık özelinde, Acıbadem Üniversitesi Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi (ACURARE) liderliğinde “beyin organoidi”</strong> <strong>geliştirilecek olması. Bilimsel çalışma yalnızca TBL1XR1’e değil; otizm, epilepsi ve benzeri nörogelişimsel hastalıkların anlaşılmasına da ışık tutmayı hedefliyor. Bilimsel araştırmayla eş zamanlı olarak, bu hastalıkla yaşayan aileleri bir araya getirmek ve toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla da kapsamlı çalışmalar yürütülecek.</strong></em></p>
<p><strong>Dünya nüfusunda yaklaşık 300 milyon kişinin nadir bir hastalıktan etkilendiği tahmin ediliyor</strong></p>
<p>Acıbadem Üniversitesi’nde gerçekleştirilen konferansta nadir hastalıkların tanı ve tedavisiyle ilgili son gelişmelerden söz eden Acıbadem Üniversitesi Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi (ACURARE) Müdürü ve Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı <strong>Prof. Dr. Yasemin Alanay</strong>, “nadir” kavramının sanıldığından çok daha geniş bir kitleyi kapsadığını vurguluyor: “Bugün dünyada 6 binden fazla nadir hastalık olduğu düşünülüyor. Toplamda bakıldığında yaklaşık 300 milyon insan nadir bir hastalıkla yaşıyor. Türkiye’ye uyarladığımızda bu sayı 5–6 milyon kişiye karşılık geliyor. Yani isimleri nadir ama etkiledikleri kişi sayısı hiç de az değil.”</p>
<p>Prof. Dr. Yasemin Alanay’a göre nadir hastalıkların büyük bölümü tek bir gen mutasyonundan kaynaklanıyor. TBL1XR1 de bu gruba giriyor ve çoğu zaman otizm, epilepsi ya da zihinsel yetersizlik tanılarıyla karışabiliyor. Bu durum tanı süresini uzatıyor; dünyada tanı süresi ortalama 5 yılı buluyor.</p>
<p><b><strong>Türkiye’de İlk: Hasta örneğinden “Mini Beyin” modellerine</strong></b></p>
<p>Prof. Dr. Yasemin Alanay, genetik tanı imkanlarının Türkiye’de oldukça gelişmiş olmasına rağmen hâlâ çok sayıda çocuğun tanı alamadığını belirtiyor. Asıl büyük sorunun ise tedavi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yasemin Alanay, “Bugün nadir genetik hastalıkların yalnızca yüzde 5’inin tedavisi var. Ama biz bu oranın zamanla yüzde 95’e çıkacağına inanıyoruz. Bunun için önce tanıyı net koymak, sonra hastalığı hücresel düzeyde anlamak zorundayız. TBL1XR1 hastalığı ise bu açıdan çok önemli bir model” diyor. </p>
<p>Prof. Dr. Yasemin Alanay, araştırmanın bilimsel omurgasını beyin organoidi çalışmalarının oluşturduğuna dikkat çekiyor. Beyin organoidi, hastadan alınan cilt ya da saç kökü hücrelerinden laboratuvar ortamında geliştirilen, beynin genetik ve işlevsel özelliklerini taşıyan mikroskobik “mini beyin” modelleri aslında. Bu teknoloji sayesinde hastalığa neden olan genetik bozukluk, insan beynine en yakın ortamda incelenebiliyor.</p>
<p>Çalışmayı yürüten isimlerden Acıbadem Üniversitesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Başkanı <strong>Doç. Dr. Kaya Bilgüvar</strong>, bu yöntemin avantajlarını şöyle özetliyor:</p>
<p>“Beyin organoidlerinin en büyük avantajı, hayvan deneylerine ihtiyaç duymadan, doğrudan hastanın kendi genetik yapısını taşıyan bir model üzerinde çalışmaya imkan vermesidir. Böylece hastalığın beyinde nerede ve nasıl ortaya çıktığı anlaşılabilir, genetik düzeltmeler denenebilir ve kişiye özel tedavi yaklaşımlarının yolu açılır. Özellikle TBL1XR1 gibi nadir ve az bilinen hastalıklarda, beyin organoidleri bilimsel araştırmalar için kritik ve dönüştürücü bir araç olarak öne çıkıyor”&#8230; </p>
<p>“Asıl hedef, gen düzenleme teknikleriyle bu bozulmanın geri döndürülüp döndürülemeyeceğini görmek” diyen Doç. Dr. Kaya Bilgüvar, “Mutasyonu laboratuvar ortamında düzelttiğimizde hücreler normale dönüyor mu? Eğer dönüyorsa, bu gelecekteki tedaviler için çok güçlü bir umut demek” şeklinde sözlerini tamamlıyor. </p>
<p><b><strong>Dernek Sayesinde Ailelere Ulaşılacak</strong></b></p>
<p>Bu sürecin arkasındaki itici güçlerden biri ise HERDEM Çare Derneği Başkanı Dr. Ayşegül Altınbaş. Oğlu Erdem’e TBL1XR1 tanısı konulduktan sonra yaşadıkları, HERDEM Çare Derneği’nin doğmasına neden olmuş. Sekiz sene doktor doktor dolaştıktan sonra sonunda oğlunun hastalığına tanı konabildiğine dikkat çeken Dr. Ayşegül Altınbaş, “Tanı aldığımızda ‘Şimdi ne yapacağız?’ sorusuyla baş başa kaldık. Dünyada bu konuda çok az bilgi vardı. Ama şunu fark ettik: Ne kadar çok hasta bir araya gelirse, bilim için o kadar çok veri oluşuyor. Acıbadem Üniversitesi, Altınbaş Üniversitesi ve derneğimiz iş birliğiyle umarım çok yakında bu nadir hastalığımıza tedavi de geliştirilebilecek. Derneğimiz sayesinde kısa sürede Türkiye genelinde 13’ten fazla aileye ulaştık. Nadir hastalıklar insanı çok yalnızlaştırıyor, oysa yalnız değiller. Tek gen hastalıklarının bir gün mutlaka tedavisi olacak. Yeter ki birlikte çalışalım” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>Araştırmaya eşlik eden farkındalık çalışmaları ise, tanı alamayan ailelerin doğru merkezlere ulaşmasını da hedefliyor. Uzmanlara göre TBL1XR1 üzerine yapılacak çalışmalar, yalnızca bir hastalığı değil; otizm ve epilepsi gibi daha yaygın nörogelişimsel bozuklukların mekanizmalarını anlamada da anahtar rol oynayabilir.</p>
<p><b>Genetik Veriler İçin Yasal Çerçeve Vurgusu</b></p>
<p>Nadir hastalıklar ve gen tedavilerinin yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda hukuki ve toplumsal bir konu olduğuna dikkat çeken, sağlık hukuku ve genetik veriler alanında çalışan hukukçu Prof. Dr. Tekin Memiş, genetik verilerin korunması ile bilimsel araştırmalar arasında bir denge kurulması gerektiğini vurguluyor. Prof. Dr. Tekin Memiş, “Kişisel genetik bilgilerin kötüye kullanım riskine karşı bireyin haklarının korunması şart. Genetik verinin saklanmasına yönelik açık ve güvenli bir yasal düzenleme ile bu verilerin araştırmalarda etik biçimde kullanılması mümkün olacak. Bu düzenleme, yeni tedavilerin geliştirilmesi açısından kritik önemde” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><b>“Sesimizi Duyurmak İçin Bir Araya Geldik”</b></p>
<p>Kızında TBL1XR1 gen mutasyonu bulunan Aykut Çekiç ise yaşadıkları zorlu süreci anlatarak, farkındalığın hayati önem taşıdığını dile getiriyor. Sekiz yaşındaki kızının üç kez beyin ameliyatı geçirdiğini belirten Aykut Çekiç, “Kızımıza sonunda tanı konabildiği için çok mutluyuz. Bir hastalığa tanı konabiliyorsa tedavi de bulunabiliyor çünkü. Bu nadir hastalıkla ilgili daha fazla aileye ulaşmak ve doğru tanı almalarını sağlamak için HERDEM Çare Derneği çatısı altında bir araya geldik. Amacımız, hem Türkiye’de hem de dünyada bu hastalığın bilinirliğini artırmak” diyor. </p>
<p><em> </em></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastalik-nadir-arastirma-turkiyede-ilk-605587">Hastalık Nadir, Araştırma Türkiye&#8217;de İlk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>20&#8217;li yaşlarda belirginleşiyor, kadınları etkiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/20li-yaslarda-belirginlesiyor-kadinlari-etkiliyor-605000</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:51:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bacak]]></category>
		<category><![CDATA[belirginleşiyor]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[kol]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[li]]></category>
		<category><![CDATA[lipödem]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlarda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605000</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son dönemlerde yeterince hareket etmiyor ve daha fazla yemek yiyorsanız, kilo almanız çok olağan. Ancak, beslenme alışkanlığınıza özen göstermenize rağmen kilo alıyorsanız ve yağlar özellikle bacak ile kol bölgelerinde birikiyorsa, dikkat!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/20li-yaslarda-belirginlesiyor-kadinlari-etkiliyor-605000">20&#8217;li yaşlarda belirginleşiyor, kadınları etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemlerde yeterince hareket etmiyor ve daha fazla yemek yiyorsanız, kilo almanız çok olağan. Ancak, beslenme alışkanlığınıza özen göstermenize rağmen kilo alıyorsanız ve yağlar özellikle bacak ile kol bölgelerinde birikiyorsa, dikkat! Bu şikayetinizin nedeni, toplumda “ağrılı selülit” olarak da bilinen ve çoğunlukla kadınları etkileyen lipödem olabilir! Yağ dokusunun patolojik bir şekilde birikmesi ve vücutta anormal dağılım göstermesiyle ortaya çıkan lipödem; özellikle bacaklar, kalçalar ile kollarda ilerleyici ve simetrik genişlemelere neden oluyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan,</strong> cilt altındaki yağ dokusunun sertleşmesi, ağrı, hassasiyet ve kolay morarma gibi belirtilerle kendini gösteren lipödemin sadece estetik bir sorun olmadığına, ciddi yaşam kalitesi kaybının yanı sıra önemli sağlık sorunlarına da yol açabileceğine dikkat çekiyor. Ancak, lipödem konusunda toplumda farkındalığın az olması nedeniyle hastaların vücutta oluşan yağ birikimini “selülit” zannederek hekime geç başvurduklarını belirten <strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan,</strong> “Lipödem erken fark edilip tedavi edilmezse ilerleyerek eklem ağrıları, hareket yetisinin azalması sebebiyle yürüme güçlüğü ve enfeksiyon gibi ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Ayrıca, hareketsiz kalınması diyabet, kalp-damar ve obezite gibi bazı hastalıkların kontrolünü de zorlaştırmaktadır.   Dolayısıyla, erken teşhis için özellikle bacak ile kollarda şişlik varsa ve dokunulduğunda bu bölgeler ağrıyorsa veya kolay morarıyorsa, mutlaka hekime başvurulmalıdır” diyor.</p>
<p><strong>Kadınları etkiliyor, 20’li yaşlarda belirginleşiyor</strong></p>
<p>Lipödem genellikle kadınları etkiliyor, erkeklerde ise çok nadir rastlanıyor. Batı ülkelerinde yapılan çalışmalarda, lipödemin kadınlarda görülme sıklığının yüzde 11 ila 18 arasında değiştiği bildiriliyor. Ancak uzmanlara göre, lipödem farkındalığının düşük olması nedeniyle bu oranlar gerçek hasta sayısını yansıtmıyor. Hastalık çoğunlukla ergenlik sonrası dönemde veya  20’li yaşlarda belirginleşmeye başlıyor. Menopoz döneminde lipödem semptomlarının şiddetlenebildiği belirtiliyor.  </p>
<p><strong>Gün sonunda şişlik artıyorsa, dikkat!</strong></p>
<p>Lipödem belirtileri, vücutta anormal yağ birikimi olan bölgelerde görülüyor. Hastalığın en sık rastlanan sinyalleri; vücutta simetrik şişlik, ağrı ve hassasiyet olarak sıralanıyor. Bu ağrılar dokunma, basınç veya hareket sırasında artabiliyor. Bacaklar kolaylıkla morarabiliyor ve akşama doğru lipödemli bölgelerde şişlik artabiliyor.  Prof. Dr. Şule Arslan,<strong> </strong>hastaların ağrıları bazen bacakta yanma hissi şeklinde ifade ettiklerini anlatarak, “Özellikle morarma yakınması olan hastalar ise herhangi bir çarpma hatırlamasalar bile kol ve bacaklarının kolaylıkla morardığını dile getirmektedirler” diyor. Ayaklar ise daha az etkileniyor ve çoğu zaman tutulum göstermiyor; bu durum lipödemiyi diğer ödem türlerinden ayıran önemli bir özellik olarak öne çıkıyor. Prof. Dr. Şule Arslan, bacaklarında şişlik olan hastaların kıyafet alırken alt beden ve üst beden arasında fark olması nedeniyle de sorun yaşayabildiklerini söylüyor. </p>
<p><strong>Kilo artışı şikayetleri ağırlaştırıyor</strong></p>
<p>Genetik yatkınlık, hormonal faktörler (ergenlik, hamilelik, doğum kontrol hapı kullanımı) inflamasyon, hareketsiz yaşam tarzı ve hatalı beslenme gibi etkenler lipödem gelişimde rol oynuyorlar. Aile geçmişinde lipödem olan kadınlarda bu hastalığa daha sık rastlanıyor. Ayrıca, lipödem teşhis edilen hastaların büyük bir bölümünde vücut kitle indeksinin normalin üzerinde olduğu belirtiliyor.  Kilo artışı da ağrı ve hareket güçlüğü gibi yakınmaların kötüleşmesine neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Hastalık kontrol altına alınabiliyor! </strong></p>
<p>Günümüzde mevcut olan tedavi seçenekleriyle tam iyileşme sağlanması mümkün olmasa da tedaviye uyumu yüksek hastalarda doğru ve sürdürülebilir bir tedaviyle hastalık kontrol altına alınabiliyor. Bu sayede hastalar yaşam kaliteleri bozulmadan günlük yaşamlarına devam edebiliyor. Tedavide hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılması, semptomların gerilemesi ve ikincil komplikasyonların önlenmesi amaçlanıyor. Bu durumda multidisipliner ve bütüncül bir yaklaşımın önem kazandığını belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan,<strong> </strong> “Zira, hastalığın yönetiminde beslenmeden egzersize, stres kontrolünden düzenli takibe kadar pek çok unsur bir arada ele alınmaktadır” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı değişikliği çok önemli! </strong></p>
<p>Komplet dekonjestif terapi, yani manuel lenfatik drenaj, kompresyon tedavisi ile cilt bakımı gibi çok bileşenli tedavi yaklaşımı  ve cerrahi girişimler, lipödemin temel tedavi yaklaşımlarını oluşturuyor. Bunların yanı sıra düşük tuzlu-düşük şekerli diyete uyulması, kilo kontrolü, özellikle lenfatik dolaşımı destekleyen egzersizlerin düzenli yapılması, uzun süre ayakta kalma veya seyahat etme durumunda bası giysilerinin kullanımı ve stres yönetimi, etkili tedaviler olarak öne çıkıyor.  Fizik tedavi, hareket kısıtlamalarının azaltılmasında, kasların güçlendirmesinde ve ağrının hafifletilmesinde etkili oluyor. Prof. Dr. Şule Arslan, özellikle komplikasyonların önlenmesinde hastaların düzenli hekim takibinde olmalarının ve yaşam tarzı değişikliğini uzun vadede sürdürebilmelerinin son derece önlemli olduğuna vurgu yapıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/20li-yaslarda-belirginlesiyor-kadinlari-etkiliyor-605000">20&#8217;li yaşlarda belirginleşiyor, kadınları etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepsi Nöbetleri Cerrahi ile Ortadan Kalkabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepsi-nobetleri-cerrahi-ile-ortadan-kalkabiliyor-604923</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:05:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kalkabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[nöbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[ortadan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604923</guid>

					<description><![CDATA[<p>Epilepsi, her yaştan insanı etkileyen kronik, bulaşıcı olmayan bir beyin hastalığıdır. Dünya çapında yaklaşık 50 milyon kişi epilepsi hastasıdır ve bu da onu küresel olarak en yaygın nörolojik hastalıklardan biri yapıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsi-nobetleri-cerrahi-ile-ortadan-kalkabiliyor-604923">Epilepsi Nöbetleri Cerrahi ile Ortadan Kalkabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Epilepsi, her yaştan insanı etkileyen kronik, bulaşıcı olmayan bir beyin hastalığıdır. Dünya çapında yaklaşık 50 milyon kişi epilepsi hastasıdır ve bu da onu küresel olarak en yaygın nörolojik hastalıklardan biri yapıyor. Epilepsisi olan kişilerde erken ölüm riski, genel nüfusa göre üç kat daha fazla görülüyor. Epilepsi ilaçla kontrol altına alınabiliyor. Ancak bazı hasta gruplarında ilaca direnç görülerek ilaç tedavileri nöbetlerin kontrol altına alınmasında etkili olmayabiliyor. Bu durumda, dirençli epilepsi hastalarına epilepsi cerrahisi uygulanarak; nöbetler kontrol altına alınarak geçirilen bu nöbetlerin sayısı ve şiddeti azaltılabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Beyin, Sinir, Omurga ve Omurilik Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Mahmut Akyüz epilepsi cerrahisi hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.</p>
<p><strong>Herkeste nöbet farklı olabiliyor</strong></p>
<p>Epilepsi tekrarlayan nöbetlere neden olan bir beyin rahatsızlığıdır. Birçok epilepsi türü vardır. Bazı kişilerde neden belirlenebilir. Diğerlerinde ise neden bilinmemektedir. Epilepsi her cinsiyetten, ırktan, etnik kökenden ve yaştan insanı etkileyebilir ve maalesef yaygın görülen bir hastalıktır. Nöbet belirtileri büyük ölçüde değişebilir. Bazı insanlar nöbet sırasında bilincini kaybedebilirken diğerleri kaybetmez. Bazı insanlar nöbet sırasında birkaç saniye boş boş bakar. Diğerleri kollarını veya bacaklarını tekrar tekrar seğirebilir, bu hareketlere konvülsiyon denir. </p>
<p>İlaç tedavisi veya bazen ameliyat, epilepsisi olan çoğu kişide nöbetleri kontrol edebilir. Bazı kişiler ömür boyu tedaviye ihtiyaç duyabilir. Bazı hastalarda nöbetler geçebilir. Epilepsisi olan bazı çocuklar yaşla birlikte bu durumdan kurtulabilir.</p>
<p><strong>Epilepsiye neden olan durumlar aşağıdaki gibidir;</strong></p>
<ul>
<li>Doğum öncesi veya doğum sırasında oluşan beyin hasarı (örneğin doğum sırasında oksijen kaybı veya travma, düşük doğum ağırlığı)</li>
<li>Ciddi bir kafa travması</li>
<li>Beyne giden oksijen miktarını kısıtlayan felç</li>
<li>Menenjit, ensefalit veya nörosistiserkoz gibi bir beyin enfeksiyonu</li>
<li>Belirli genetik hastalıklar</li>
<li>Beyin tümörü</li>
</ul>
<p><strong>Epilepsi hastaları için büyük şans</strong></p>
<p>Epilepsi düzgün bir şekilde tedavi edilmezse ortaya çıkabilecek komplikasyonlar ve sağlık riskleri nedeniyle nöbetleri yönetmek çok önemlidir. İlaçla yönetilemeyen nöbetler için epilepsi cerrahisi büyük şanstır. Epilepsi cerrahisi sayesinde, geçirilen nöbetlerin sayısı ve şiddeti azaltılır. Diğer tedavi yöntemleri yetersiz kaldığında, hastaların nöbetleri yönetmesine yardımcı olmaktadır. Epilepsi cerrahisi; nöbetler her zaman beynin tek bir bölgesinde gerçekleşiyorsa çok etkilidir. Epilepsi cerrahisinde nöbetlerin ortaya çıktığı bölge kaldırılır ya da değiştirilir. </p>
<p><strong>Yaşam kalitesini önemli ölçüde iyileştiriyor</strong></p>
<p>Epilepsisi olan kişilere, epilepsi cerrahisinin bir seçenek olup olmadığını ve ne tür bir cerrahi yapılması gerektiğini öğrenmek için ameliyattan önce birkaç test uygulanır. Epilepsi ameliyatı olmak büyük bir karardır. Ameliyat olmanın epilepsiyi iyileştirmediğini unutmamak gerekir. Ameliyattan sonra nöbetsiz olunacağının bir garantisi yoktur ancak yaşam kalitesini önemli ölçüde iyileştirebilir. Epilepsi cerrahisinde her hastada görülen sonuç farklıdır. </p>
<p><strong>Nöbetler yüzde 90 ortadan kaldırılabiliyor</strong></p>
<p>Cerrahide beklenen sonuç ilaçla nöbet yönetimidir. En yaygın prosedür olan temporal lobdaki dokunun çıkarılmasında, hastaların yaklaşık üçte ikisinde nöbetler durdurulur. Çalışmalar, bir kişi antiepileptik ilaç alırsa ve temporal lob ameliyatından sonraki ilk yılda nöbet geçirmezse, iki yıl sonra nöbetsiz olma olasılığının %87 ila %90 olduğunu göstermektedir. İki yıl içinde nöbet geçirmezse, beş yıl sonra nöbetsiz olma olasılığı %95 ve 10 yıl sonra %82&#8217;dir. En az bir yıl boyunca nöbetsiz kalırsa, sağlık antiepileptik ilaçlar azaltılır ve sonunda ilaç tamamen kaldırılabilir. Antiepileptik ilacı bıraktıktan sonra nöbet geçiren çoğu kişi, ilacı yeniden başlatarak nöbetlerini tekrar yönetebilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsi-nobetleri-cerrahi-ile-ortadan-kalkabiliyor-604923">Epilepsi Nöbetleri Cerrahi ile Ortadan Kalkabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Zekaya Sorup İlaç Alanlar Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zekaya-sorup-ilac-alanlar-dikkat-604296</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 15:29:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[laç]]></category>
		<category><![CDATA[sorup]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zekaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604296</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıkla ilgili bilgiye ulaşmak her zamankinden daha kolay hale gelirken yanlış ve eksik yönlendirmeler de ciddi riskleri beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zekaya-sorup-ilac-alanlar-dikkat-604296">Yapay Zekaya Sorup İlaç Alanlar Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde hekimlerin en sık karşılaştığı sorunlardan biri hastaların yalnızca şikâyetlerini veya kan tahlili sonuçlarını yapay zekaya sorarak tedavi kararı almaya çalışması oluyor.</p>
<p>Birçok kişi “Kan değerlerim sınırda, ilaç başlamalı mıyım?” gibi sorularla yapay zekaya başvuruyor. Ancak İç Hastalıkları Hekimi Uzm. Dr. Giunel Mamedova bu yaklaşımın yanıltıcı olabileceğini ve yanlış ilaç kullanımına yol açabileceğini vurguluyor.</p>
<p><strong>Kan Tahlilleri Tek Başına Yeterli Olmuyor</strong></p>
<p>Bir tedaviye başlanıp başlanmayacağına yalnızca kan tahlilindeki sayılara bakılarak karar verilmediğini vurgulayan Uzm. Dr. Mamedova, bazı değerler normal sınırlarda olsa bile kişinin yaşı, aile öyküsü, eşlik eden hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve risk profilinin tedavi sürecini doğrudan etkilediğini belirtiyor. Bu nedenle benzer kan değerlerine sahip iki hastaya farklı tedaviler uygulanabiliyor.</p>
<p>Uzm. Dr. Mamedova bu noktada hastaların işaretli laboratuvar sonuçlarını internetten araştırarak ciddi hastalıklar düşünmesinin sık karşılaşılan bir durum olduğunu ifade ediyor. “Kan tahlilinde işaretli değerler görüldüğünde hastalar çoğu zaman tek bir sonuca odaklanarak endişeye kapılabiliyor” diyen Uzm. Dr. Mamedova doğru değerlendirme yapılmadan ulaşılan bilgilerin yanıltıcı olabileceğini söylüyor.</p>
<p><strong>Yanlış Yorum Yanlış İlaca Götürebilir</strong></p>
<p>İnternetten veya yapay zekadan alınan bilgilerin yanlış yorumlanması en sık olarak hatalı ilaç kullanımına neden oluyor. Yanlış ilaca başlanması hem mevcut şikâyetlerin artmasına hem de ilaçlara bağlı yeni sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Özellikle viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımının gereksiz olduğu sıkça vurgulanıyor.</p>
<p>Uzm. Dr. Giunel Mamedova bu konuda “Yanlış değerlendirmeyle başlanan ilaçlar şikâyetleri azaltmak yerine artırabilir ve bazı durumlarda ciddi yan etkilere neden olabilir” diyerek bilinçsiz ilaç kullanımının risklerine dikkat çekiyor. Ayrıca hastaların kullandıkları diğer ilaçları eksik bildirmesinin aynı etken maddeli ilaçların birlikte kullanılmasına ve doz aşımına yol açabildiği belirtiyor.</p>
<p><strong>Tıpta Temel Yaklaşım Bütüncüldür</strong></p>
<p>Hasta değerlendirmesinde temel yaklaşımın bütüncül olduğunu belirten Uzm. Dr. Mamedova yalnızca şikâyetler ve kan tahlillerinin değil fizik muayene, vital bulgular, ayrıntılı öykü, özgeçmiş, soy geçmiş ve gerekli görülen tetkiklerin birlikte ele alındığını söylüyor. Bu nedenle tıpta temel prensibin hastalık değil hasta tedavisi olduğunu vurguluyor.</p>
<p>Yapay zekanın sağlık alanında tamamen dışlanmadığını ifade eden Uzm. Dr. Mamedova doğru kullanıldığında hekimler için destekleyici bir araç olabileceğini ancak sağlık çalışanı olmayan kişiler için doğrudan tedavi önerisi almanın riskli olduğunu dile getiriyor.</p>
<p><strong>Uzmandan Net Uyarılar</strong></p>
<p>Uzm. Dr. Giunel Mamedova internet ve yapay zeka üzerinden alınan sağlık bilgilerinin nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin şu uyarılarda bulunuyor:</p>
<p>Kan tahlili sonuçları tek başına tedavi kararı için yeterli değildirİnternetten veya yapay zekadan alınan bilgilerle ilaca başlanmamalıdırŞikâyetler devam ediyor veya giderek artıyorsa tıbbi değerlendirme gerekirKullanılan tüm ilaçlar ve takviyeler hekime eksiksiz şekilde bildirilmelidir</p>
<p><strong>Tedavi Sürecinde Muayene ve Değerlendirme Şart</strong></p>
<p>Çamlıca Erdem Hastanesi’nden İç Hastalıkları Hekimi Uzm. Dr. Giunel Mamedova ani başlayan ya da zaman içinde kötüleşme eğilimi gösteren şikâyetlerin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek “İnternetten ya da yapay zekadan alınan bilgilerle ilaç kullanmak yerine mutlaka hekime başvurulmalı. Erken ve doğru değerlendirme pek çok ciddi sağlık sorununun önüne geçebilir” mesajını veriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zekaya-sorup-ilac-alanlar-dikkat-604296">Yapay Zekaya Sorup İlaç Alanlar Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rahim Ağzı Kanserinde İlk ve En Güçlü Tedavi: Farkındalık</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rahim-agzi-kanserinde-ilk-ve-en-guclu-tedavi-farkindalik-603556</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Jan 2026 07:35:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603556</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl Ocak ayı boyunca tüm dünyada toplumsal düzeyde farkındalık çalışmalarının yürütüldüğü rahim ağzı kanseri hakkında, İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Behram önemli bilgiler paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rahim-agzi-kanserinde-ilk-ve-en-guclu-tedavi-farkindalik-603556">Rahim Ağzı Kanserinde İlk ve En Güçlü Tedavi: Farkındalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl Ocak ayı boyunca tüm dünyada toplumsal düzeyde farkındalık çalışmalarının yürütüldüğü rahim ağzı kanseri hakkında, <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Behram</strong> önemli bilgiler paylaştı. Doç. Dr. Behram; rahim ağzı kanserinden korunmak, sağlıklı bir gelecek ve kaliteli bir yaşam için 3 hayati adıma ihtiyacımız olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>1. En Güçlü Kalkanınız: HPV Aşısı</strong></p>
<p>Rahim ağzı kanseri vakalarının %99’undan fazlası, cinsel yolla bulaşan HPV (Human Papilloma Virüs) kaynaklı. Ancak aşılar, kansere yol açan yüksek riskli virüs tiplerine karşı %90’ın üzerinde koruma sağlıyor. Bu nedenle dünya genelinde 9 yaşından itibaren hem kız hem de erkek çocukların aşılanması önerilmekte. Tabii aşılanma sadece çocukluk çağıyla sınırlı değil; 26 yaşına kadar (ve hekim önerisiyle 45 yaşına kadar) yapılan aşılar da oldukça etkili. Aşı sadece rahim ağzı kanserinden değil; genital siğillerden ve HPV kaynaklı diğer kanser türlerinden de koruyor.</p>
<p><strong>2. Sadece Birkaç Dakikanızı Ayırın: Tarama Testleri</strong></p>
<p>Kanserleşme, sessiz ilerleyen ve yıllar alan bir süreç. Pap Smear ve HPV DNA testleriyle, hastalık henüz kansere dönüşmeden, hücresel bozulma aşamasındayken (pre-kanseröz dönemde) yakalanabilir. Bu nedenle cinsel aktif her kadının 21 yaşından itibaren düzenli olarak tarama testlerini yaptırması hayati öneme sahip. Jinekolojik muayene sırasında yapılan ve birkaç dakika süren bu işlemde hastalar herhangi bir ağrı da yaşamıyor.</p>
<p><strong>3. Hayat Kurtaran Güç: Erken Tanı</strong></p>
<p>Erken tanı sadece hayatta kalmayı değil, “hayat kalitesini” korumayı da sağlayan bir önlem. Erken evrede yakalanan lezyonlar, günübirlik basit cerrahi müdahalelerle (LEEP vb.) tamamen temizlenebiliyor. Böylece organ kaybı yaşanmasının da önüne geçilmiş oluyor. Geç kalınmış vakalarda ise ameliyatlar ve radyoterapi yöntemlerine başvuruluyor. Erken evrede yakalanan vakalarda iyileşme oranları da oldukça yüksek.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rahim-agzi-kanserinde-ilk-ve-en-guclu-tedavi-farkindalik-603556">Rahim Ağzı Kanserinde İlk ve En Güçlü Tedavi: Farkındalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sokak Hayvanları Geçici Bakımevi can dostlara yeni yuva yolu oluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sokak-hayvanlari-gecici-bakimevi-can-dostlara-yeni-yuva-yolu-oluyor-603478</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 13:21:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bakımevi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[can]]></category>
		<category><![CDATA[dostlara]]></category>
		<category><![CDATA[geçici]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanları]]></category>
		<category><![CDATA[kısırlaştırma]]></category>
		<category><![CDATA[sahiplendirme]]></category>
		<category><![CDATA[sahipsiz]]></category>
		<category><![CDATA[sokak]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603478</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi Sokak Hayvanları Geçici Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi, 2025 yılı boyunca sahiplendirme, kısırlaştırma ve tedavi hizmetleriyle sahipsiz can dostların yaşam koşullarını iyileştirmek için çalışmalarını aralıksız sürdürdü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sokak-hayvanlari-gecici-bakimevi-can-dostlara-yeni-yuva-yolu-oluyor-603478">Sokak Hayvanları Geçici Bakımevi can dostlara yeni yuva yolu oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><span><span>Antalya Büyükşehir Belediyesi Sokak Hayvanları Geçici Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi, 2025 yılı boyunca sahiplendirme, kısırlaştırma ve tedavi hizmetleriyle sahipsiz can dostların yaşam koşullarını iyileştirmek için çalışmalarını aralıksız sürdürdü.</span></span></p>
<p><span><span>Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı, Kirişçiler Mahallesi’nde bulunan Sokak Hayvanları Geçici Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi, 2025 yılı boyunca sahipsiz can dostlarının yaşam koşullarını iyileştirmek için yoğun çaba harcadı. Merkezde sahiplendirme, kısırlaştırma ve tedavi hizmetleri aralıksız sürdürüldü. </span></span></p>
<p><span><span>BİNLERCE HAYVANA TEDAVİ VE REHABİLİTASYON    </span></span></p>
<p><span><span>Antalya Büyükşehir Belediyesi Sahipsiz Hayvan Geçici Bakımevi’nde yürütülen çalışmalar kapsamında yüzlerce hayvan yeni yuvasına kavuşurken, kontrolsüz çoğalmanın önüne geçmek amacıyla binlerce kısırlaştırma işlemi gerçekleştirildi. Bakımevi’nde ayrıca sağlık sorunu bulunan hayvanların tedavi ve rehabilitasyon süreçleri veteriner hekimlerin gözetiminde yürütülerek, ihtiyaç duyan can dostlarına cerrahi müdahaleler de uygulandı.</span></span></p>
<p><span><span>YENİ YUVALARA UZANAN DESTEK</span></span></p>
<p><span><span>Bakımevi’nde 2025 yılı içerisinde sahiplendirme çalışmalarına ağırlık verildi. Bu kapsamda 578 köpek ve 146 kedi sıcak bir yuvaya kavuştu. Bakımevinde yürütülen sahiplendirme çalışmalarıyla, sahipsiz hayvanların kalıcı yuvalara geçişi sağlanırken, barınaktaki bakım ve rehabilitasyon süreçlerinin daha etkin şekilde sürdürülebilmesine de imkan oluşturuluyor.</span></span></p>
<p><span><span>KISIRLAŞTIRMA İLE KALICI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR ÇÖZÜM</span></span></p>
<p><span><span>Sokak hayvanlarıyla ilgili kalıcı çözümün temel adımlarından biri olan kısırlaştırma çalışmaları da yıl boyunca planlı şekilde sürdürüldü. Bakımevinde 2025 yılı içinde 1.329 köpek ve 2.450 kedi kısırlaştırılarak toplam 3.779 sahipsiz hayvanın kısırlaştırma işlemi tamamlandı. Böylece hem hayvanların daha sağlıklı koşullarda yaşamaları hem de kontrolsüz çoğalmanın önlenmesi hedefleniyor.</span></span></p>
<p><span><span>TEDAVİ VE CERRAHİ MÜDAHALELERLE YAŞAM KALİTESİ ARTIRILDI</span></span></p>
<p><span><span>Bakımevi’nde yalnızca sahiplendirme ve kısırlaştırma değil, tedavi hizmetleri de yılın önemli başlıkları arasında yer aldı. Veteriner hekimlerin yürüttüğü çalışmalar kapsamında 2025 yılında 85 köpek ve 193 kediye cerrahi müdahale uygulanarak toplam 278 hayvanın tedavi süreci operasyonlarla desteklendi. Antalya Büyükşehir Belediyesi, sahipsiz hayvanların sağlık hizmetlerine erişiminin güçlendirilmesiyle birlikte, rehabilitasyon süreçlerini de titizlikle sürdürdü.</span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sokak-hayvanlari-gecici-bakimevi-can-dostlara-yeni-yuva-yolu-oluyor-603478">Sokak Hayvanları Geçici Bakımevi can dostlara yeni yuva yolu oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Serviks Kanserini Önlemenin 6 Önemli Yolu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/serviks-kanserini-onlemenin-6-onemli-yolu-603367</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 08:35:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hpv]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserini]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[önlemenin]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[serviks]]></category>
		<category><![CDATA[Serviks Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[testler]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603367</guid>

					<description><![CDATA[<p>Serviks kanseri, kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanserlerin başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/serviks-kanserini-onlemenin-6-onemli-yolu-603367">Serviks Kanserini Önlemenin 6 Önemli Yolu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Serviks kanseri, kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanserlerin başında geliyor. En önemli nedeni HPV virüsü olan serviks kanseri, rahmin alt kısmındaki rahim ağzında gelişen tümörlerden kaynaklanıyor. Çoğu zaman yavaş ilerleyen serviks kanseri, erken teşhis ve kişiye özel uygulanan doğru yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Murat Öz,<strong> “</strong>1-31 Ocak Serviks Kanseri Farkındalık Ayı” nedeniyle serviks kanseri ve tedavi yöntemleri hakkında detaylı bilgi verdi.<strong> </strong></p>
<p><strong>30-50 yaş arasındaki kadınlarda daha çok risk altında </strong></p>
<p>Serviks kanseri, en sık 30–50 yaş arasındaki kadınlarda görülmektedir. Ancak yaş dağılımında iki dönemde zirve yapar. Biri 43, diğeri 61 yaş olmak üzere iki dönemde pik yaptığını görmekteyiz. Bu yaş dağılımının en önemli nedeni HPV enfeksiyonunun en sık görüldüğü yaşlar olan 20’li ve 40’lı yaşlardan 15-20 yıl sonrasına denk gelmesidir. Bu nedenle cinsel yaşam başladıktan sonra her yaşta risk vardır ve düzenli tarama büyük önem taşımaktadır. </p>
<p><strong>HPV virüsü serviks kanseri riskini kat kat artırıyor  </strong></p>
<p>Serviks kanserinin en önemli ve temel nedeni, cinsel yolla bulaşan HPV virüsüdür. Yüksek riskli HPV tiplerinden özellikle HPV 16 ve HPV 18 tipleri, serviks kanserlerinin büyük bölümünden sorumludur. Serviks kanseri riskini artıran diğer nedenler de şunlardır;<strong> </strong></p>
<ol>
<li>Erken yaşta cinsel ilişki</li>
<li>Birden fazla cinsel partner</li>
<li>Sigara kullanımı</li>
<li>Bağışıklık sisteminin zayıf olması (özellikle böbrek ve karaciğer nakilli hastalar ve HIV enfeksiyonu gibi bağışıklık sistemini baskılayan durumlar)</li>
<li>Düzenli taramaların yapılmaması </li>
</ol>
<p><strong>HPV aşısını yaptırmayı ihmal etmeyin</strong></p>
<ol>
<li>Düzenli smear ve HPV testleri, kanser oluşmadan önceki hücre değişikliklerini saptayarak hastalığı önlemekte çok etkindir.</li>
<li>Serviks kanseri gelişiminde en önemli risk faktörü HPV enfeksiyonu olduğu için HPV aşısı, serviks kanserine neden olan HPV tiplerine karşı güçlü koruma sağlar ve hayat kurtarıcıdır.</li>
<li>HPV aşısı için ideal yaş aralığı henüz HPV ile karşılaşılmamış ve bağışıklığın güçlü olduğu 9-14 yaş arasıdır. Bu yaş grubundaki hem kız hem de erkek çocuklarına 2 doz şeklinde HPV aşısı yapılması önerilmektedir. </li>
<li>Daha büyük bireylerde de eğer HPV aşısı yapılmadıysa 3 doz aşılama yapılması önerilmektedir. Aşı yapılması için üst yaş sınırı bulunmamaktadır. Her yaştaki bireyler HPV aşılamasından fayda görmektedir. </li>
<li>HPV ile karşılaşmış, hatta HPV’ye bağlı kanser öncülü lezyonları bulunan ve tedavi edilen bireylerde aşılama yapılması kanser öncülü lezyonların tekrar etme riskini önemli oranda azaltmaktadır. </li>
<li>Aşı ve tarama birlikte uygulandığında serviks kanseri büyük ölçüde engellenebilir.</li>
</ol>
<p><strong>Hiçbir belirti vermeden sessizce ilerliyor</strong></p>
<p>Serviks kanseri erken evrede genellikle belirti vermez. Bu nedenle “sessiz” bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Erken evrede tanı koyulan serviks kanseri genellikle tarama testleri sonucunda tanı almaktadır. Görülen ilk belirti ise cinsel ilişki sonrası kanama ve lekelenmelerdir. Bu şikâyetlerden biri varsa mutlaka kadın doğum uzmanına başvurulmalıdır. Serviaks kanserinin ileri evrelerde görülebilecek belirtiler ise şunlardır; </p>
<ul>
<li>Cinsel ilişki sonrası kanama</li>
<li>Adet dışı veya düzensiz kanamalar</li>
<li>Menopoz sonrası kanama</li>
<li>Kötü kokulu vajinal akıntı</li>
<li>Kasık veya bel ağrısı</li>
</ul>
<p><strong>Erken teşhis ve tedavi başarısını artırıyor</strong></p>
<p>Serviks kanseri tanısı biyopsi ile konulabilmektedir. Tarama testlerinde (Pap- smear ve HPV DNA testleri) çıkan anormal sonuçlar doktorunuz tarafından değerlendirildikten sonra biyopsi kararı verildiğinde alınan biyopsi materyali patolojik olarak incelendikten sonra serviks kanseri tanısı konulabilmektedir. Tanı konulduktan sonra doğru tedavi yönteminin belirlenebilmesi için doktorunuzun ek testler ve görüntüleme yöntemlerine başvurması gerekmektedir. </p>
<p>İyi bir fiziki muayene yapılması şarttır. Daha sonra hastalığın bölgesel yayılımının değerlendirilmesi için MR görüntüleme, uzak yayılımının değerlendirilmesi için de genellikle PET-BT görüntüleme yöntemlerine başvurulur. Bütün sonuçların değerlendirilmesinin ardından hasta için en uygun tedavi yöntemine karar verilmektedir. Tedavi hastalığın evresine, hastanın yaşına ve çocuk isteğine göre planlanmaktadır. Erken evrede çoğu zaman cerrahi yeterli olurken, ileri evrelerde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi gibi kombine tedaviler uygulanmaktadır. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/serviks-kanserini-onlemenin-6-onemli-yolu-603367">Serviks Kanserini Önlemenin 6 Önemli Yolu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser tedavisinde alternatif yöntemlere dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-alternatif-yontemlere-dikkat-603151</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 08:51:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Masaj]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemlere]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603151</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisi sürecinde hastalar, uygulanan tıbbi tedavilerin yanı sıra günlük yaşamda kendilerini destekleyecek yollar arayabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-alternatif-yontemlere-dikkat-603151">Kanser tedavisinde alternatif yöntemlere dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser tedavisi sürecinde hastalar, uygulanan tıbbi tedavilerin yanı sıra günlük yaşamda kendilerini destekleyecek yollar arayabiliyor. Bu süreçte alternatif ve tamamlayıcı yöntemlere yönelmenin oldukça yaygın olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Hastalar bedenlerini desteklemek, tedavi sürecini daha rahat geçirmek ve kendilerini daha iyi hissetmek amacıyla bitkisel ya da doğal ürünlere yönelebiliyor, bu son derece anlaşılır bir yaklaşım. Kanser tedavisi hem fiziksel hem de duygusal olarak zorlayıcı bir süreç dolayısıyla kontrol hissini yeniden kazanma isteği çok olağan. Ancak her doğal ürünün güvenli olmadığı ve bilimsel bilginin asıl tedavi olduğu hiçbir zaman unutulmamalı” dedi.</strong></p>
<p>Alternatif ve tamamlayıcı yöntemlerin ‘doğal’ olarak tanımlanmasının her zaman güvenli oldukları anlamına gelmediğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Bazı bitkisel takviyeler kemoterapi ilaçlarının emilimini azaltabilir, karaciğer ve böbrekler üzerinde ek yük oluşturabilir ya da bağışıklık sistemi üzerinde istenmeyen etkilere yol açabilir. Zararsız olduğu düşünülen ürünler bazen tedavinin etkisini azaltabilir ve bu durum hastaların farkında olmadığı riskler doğurabilir. Bu nedenle tedavi sürecinde kullanılan her ürünün, alınan her desteğin mutlaka hekimle paylaşılması gerekir” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>Masaj her kanser hastası için uygun olmayabilir</strong></p>
<p>Bitkisel ürünlerin yanı sıra, kanser tedavisi sürecinde masaj gibi fiziksel tamamlayıcı yöntemlerin de hastalar tarafından sıkça merak edildiğini belirten Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, masajın bazı hastalarda ağrıyı azaltmaya, stresi hafifletmeye ve genel iyilik halini desteklemeye yardımcı olabildiğini söyledi. Ancak masajın herkes için uygun bir yöntem olmadığının altını çizen Yıldırım, “Damar tıkanıklığı, kanama yapıcı ilaç kullanımı, aktif enfeksiyon, ateş ya da ciltte açık yara gibi durumlarda ise masaj önerilmez. Bu ve benzeri tamamlayıcı yöntemlerin güvenle uygulanabilmesi için mutlaka hekim bilgisi ve onayıyla planlanması gerekir” açıklamasında bulundu. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-alternatif-yontemlere-dikkat-603151">Kanser tedavisinde alternatif yöntemlere dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>86 bin tedavi, 13 bin kısırlaştırma</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/86-bin-tedavi-13-bin-kisirlastirma-603086</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 07:51:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükşehir Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Doğal Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[kısırlaştırma]]></category>
		<category><![CDATA[mama]]></category>
		<category><![CDATA[sahipsiz]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603086</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hem insan, hem hayvan, hem de çevre sağlığını gözeten bütüncül uygulamalarıyla kent genelinde önemli sonuçlar elde eden İzmir Büyükşehir Belediyesi, son bir yılda 86 bin sokak hayvanını tedavi etti ve 13 bin kısırlaştırma çalışması yaptı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/86-bin-tedavi-13-bin-kisirlastirma-603086">86 bin tedavi, 13 bin kısırlaştırma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hem insan, hem hayvan, hem de çevre sağlığını gözeten bütüncül uygulamalarıyla kent genelinde önemli sonuçlar elde eden İzmir Büyükşehir Belediyesi, son bir yılda 86 bin sokak hayvanını tedavi etti ve 13 bin kısırlaştırma çalışması yaptı. Sahipsiz köpeklerde yüzde 70 kısırlaştırma oranına ulaşılırken, 74 ton mama üretildi, bin 760 can dost sahiplendirildi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı, son bir yılda sokak hayvanlarının sağlığı, sahipsiz hayvan popülasyonunun bilimsel yöntemlerle yönetilmesi ve yaban hayatının korunması için kapsamlı çalışmalar yürüttü. İnsan, hayvan ve çevre sağlığını kapsayan “Tek Sağlık” modelini merkeze alan belediye, binlerce hayvana şifa ulaştırırken, yeni doğal yaşam alanları, koruyucu hekimlik hizmetleri ve mama üretim projeleriyle kentin tamamında daha güvenli ve sürdürülebilir bir ekosistem oluşturma yolunda önemli adımlar attı.</p>
<p><strong>Bir yılda 86 bin tedavi, 13 bin kısırlaştırma</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın göreve gelmesiyle Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı kuruldu. Daire, ilk günden itibaren tüm ilçeleri kapsayan bir eylem planını hayata geçirdi. Hazırlanan “Sahipsiz Köpek Popülasyonu Nüfus Yönetimi Eylem Planı” kapsamında İzmir’in çeşitli bölgelerinde yeni Doğal Yaşam Alanları kurulması çalışmaları başlatıldı. Belediyeye bağlı üç bakımevi, bir hastane ve klinik birimlerde yıl boyunca 86 bin 282 sahipsiz hayvanın muayene ve tedavisi gerçekleştirildi. Nüfus kontrolünün önemli bir basamağı olan kısırlaştırma çalışmaları kapsamında 13 bin 633 kedi ve köpek kısırlaştırılarak rehabilite edildi. Bu çalışmalar sonucunda sahipsiz köpeklerde yüzde 70 kısırlaştırma oranına ulaşıldı. Gönüllülerle iş birliğinde çalışan iki mobil kedi kısırlaştırma aracıyla 2025 yılında 4 bin 265 kedi kısırlaştırıldı. Koruyucu hekimlik faaliyetleri kapsamında yıl boyunca 51 bin 711 hayvana aşılama ve paraziter tedavi uygulandı.</p>
<p><strong>Sahiplendirmede büyük artış</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, “Patili Kentimiz” markasıyla sosyal medya üzerinden sahiplendirme kampanyası da yürütüyor. Kampanya kapsamında sahiplenilebilecek hayvanların fotoğrafları paylaşılıyor ve yoğun ilgi görüyor. Bugüne kadar bin 760 hayvan sahiplendirildi. Halk, gönüllüler ve sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle yurttaşların bakım evlerine gelerek hayvanları sahiplenmeleri teşvik ediliyor. Sahiplendirme sürecin en önemli ayağını oluşturuyor.</p>
<p><strong>Yaban hayvanlarına tedavi ve rehabilitasyon</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Doğal Yaşam Parkı, Avrupa Hayvanat Bahçeleri Birliği üyesi olmanın avantajıyla yaralı yaban hayvanlarına müdahale ediyor. Bugüne kadar 874 yaralı yaban hayvanı tedavi edilerek yeniden doğaya kazandırıldı. Ayrıca parkta bulunan 136 türden bin 625 hayvanın tüm rutin sağlık kontrolleri ve tedavileri yapıldı. Akdeniz foku, caretta caretta, kızıl geyik ve flamingo gibi koruma altındaki türler için de özel bakım ve tedavi süreçleri yürütüldü.</p>
<p><strong>Mama üretiminde rekor: 74 ton</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Mama Üretim Tesisi’nde 2025 yılı boyunca 74 ton hayvan maması üretildi ve sahipsiz hayvanların kullanımına sunuldu. Başlatılan Pet Mama Döngüsel Ağı Projesi ile otellerden toplanan gıda artıklarının mama üretiminde değerlendirilmesi sağlandı. Böylece hem sahipsiz hayvanlar için sürdürülebilir beslenme desteği verildi hem de sıfır atık hedeflerine katkı sağlandı.</p>
<p><strong>Yeni yaşam alanları ve sahipli hayvan mezarlığı geliyor</strong></p>
<p>2026 yılı hedefleri ile ilgili bilgi veren İzmir Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Dairesi Başkanı Hüseyin Gökhan Özdemir, “Mevcut 3 bin kapasiteli sahipli hayvan mezarlığımız dolduğu için yeni bir mezarlık alanı tahsis ettik; vatandaşlarımızın can dostları için uygun bir veda alanı oluşturacağız. Aynı zamanda Dikili, Kiraz ve Gaziemir’de yeni doğal yaşam alanları inşa ediyoruz. Dikili’de tesis ihale aşamasına geldi. Kiraz’daki bakım evini genişleterek doğal yaşam alanına dönüştürüyoruz, Gaziemir’de ise Orman Bölge Müdürlüğü’nden tahsis edilen alanda çalışmalar sürüyor. Bu alanlar yalnızca kendi ilçelerine değil, çevre ilçelere de hizmet verecek şekilde planlandı. 2026 yılında ise yeni yerleşkeler ve doğal yaşam alanlarıyla hizmet kapasitemizi artırmayı, en az 2 bin hayvanı sahiplendirmeyi, 100 ton mama üretmeyi ve 200’den fazla farkındalık etkinliği düzenlemeyi planlıyoruz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/86-bin-tedavi-13-bin-kisirlastirma-603086">86 bin tedavi, 13 bin kısırlaştırma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zekâ, &#8216;kişisel sağlık asistanı&#8217; gibi çalışacak!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-kisisel-saglik-asistani-gibi-calisacak-602674</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 12:34:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[asistanı]]></category>
		<category><![CDATA[çalışacak]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik Testler]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[Profil]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602674</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Sevim Işık, genetik testler, yapay zekâ ve kişiye özel tıp uygulamalarının erken tanı, önleyici sağlık ve tedavi süreçlerindeki dönüşümü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-kisisel-saglik-asistani-gibi-calisacak-602674">Yapay zekâ, &#8216;kişisel sağlık asistanı&#8217; gibi çalışacak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Sevim Işık, genetik testler, yapay zekâ ve kişiye özel tıp uygulamalarının erken tanı, önleyici sağlık ve tedavi süreçlerindeki dönüşümü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Genetik profil, hastalık yatkınlığı, metabolizma ve ilaç yanıtını ortaya koyuyor!</strong></p>
<p>Gen haritası veya genetik profilin, bir kişinin DNA’sında bulunan genetik çeşitliliğin, mutasyonların ve biyolojik özelliklerin kapsamlı bir analizi olduğunu aktaran Prof. Dr. Sevim Işık, “Genetik profil belirlemede kullanılan en kritik genetik yöntemler, WES (Whole Exome Sequencing – Tüm Ekzom Dizileme) ve WGS’dir (Whole Genome Sequencing – Tüm Genom Dizileme). WES, hastalıkların büyük bölümünden sorumlu mutasyonları barındıran protein kodlayan bölgeleri incelerken; WGS çok daha geniş, tüm genomu (anne-babamızdan aldığımız kalıtsal bilginin tamamı) detaylarıyla tarar.” dedi.</p>
<p>WES ve WGS analizlerinin genellikle kan, tükürük veya yanak içi sürüntü örneklerinden elde edilen DNA ile yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Işık, “Genetik profil analizi, bireyin hastalıklara yatkınlığını, metabolizma özelliklerini, ilaçlara verdiği cevabı ve bazı nörolojik ya da psikiyatrik riskleri ortaya koyabilir. Genetik profil, yalnızca kalıtsal hastalıkların değil, çevresel faktörlerle etkileşime giren kompleks hastalıkların da nasıl gelişebileceğine dair önemli ipuçları sunar. Bu nedenle gen haritası, erken tanı, kişiye özel tedavi planları ve önleyici sağlık stratejileri oluşturmak açısından kritik bir öneme sahiptir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zekâ, genetik verilerle kişisel sağlık asistanına dönüşüyor!</strong></p>
<p>Günümüzde genetik profilin öneminin giderek arttığını kaydeden Prof. Dr. Sevim Işık, “Hastalık riskleri yıllar öncesinden tespit edilebiliyor, tedavi planları bireysel genetik yapıya göre kişiselleştiriliyor ve ilaç duyarlılığı belirlenerek yan etkiler azaltılabiliyor.” dedi.</p>
<p>Yapay zekânın, özellikle büyük genetik veri setlerini analiz etmede insan kapasitesinin çok ötesine geçen bir imkân sunduğuna işaret eden Prof. Dr. Işık, “Günümüzde kullanılan gelişmiş algoritmalar, genetik mutasyonları tarayarak hastalık risk puanlarını hesaplayabiliyor. Örneğin diyabet, Alzheimer, Parkinson, kolon ve meme kanseri, bipolar bozukluk ve kalp damar hastalıkları için genetik risk skorları hesaplayarak gelecekteki riskleri tespit edebiliyor. Hangi hastaların belirli ilaçlara direnç geliştireceğini öngörebiliyor ve kanser genomik analizlerinde tümörün gelecekte nasıl davranacağına dair modeller üretebiliyor. Yakın gelecekte ise yapay zekâ, kişinin genetik haritasını temel alan bir ‘kişisel sağlık asistanı’ gibi çalışarak hem hastalıkların erken teşhisinde hem de tedavilerin kişiye göre şekillendirilmesinde kritik bir rol üstlenecek.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Genetik bilim, artık sağlığı uzun vadede korumada da yol gösterici! </strong></p>
<p>Yapay zekanın kişiye özel önleyici sağlık planları oluşturması yaklaşımının günümüzde büyük ölçüde mümkün hâle geldiğini dile getiren Prof. Dr. Sevim Işık, “Genetik test sonuçları artık sadece bir rapordan ibaret olmaktan çıkmış durumda. Talasemi ve kistik fibrozis gibi kalıtsal hastalıkların taşıyıcılığı saptanarak aile planlamasında önemli bir öngörü elde edilebiliyor.” dedi.</p>
<p>Diğer yandan, yapay zekanın beslenme düzeninden uyku alışkanlıklarına, stres yönetiminden egzersiz programına kadar kişiye özel önleyici sağlık planlarının temelini oluşturduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Işık, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Genetik veriler, beslenme, spor ve uyku alışkanlıklarına yönelik yaşam tarzı önerilerinin daha bilimsel temellere dayanmasını ve etkili biçimde uygulanmasını sağlıyor. Türkiye’nin ve dünyanın öncülerinden NPİSTANBUL Hastanesi başta olmak üzere bazı merkezlerde genetik veriye dayalı kapsamlı izlem modelleri kullanılıyor. Yapılan genetik testler, yalnızca hastalıkların erken tanısı ve risk belirlenmesine odaklanmakla kalmıyor, aynı zamanda kişiye özel tedavi stratejilerinin belirlenmesine de olanak tanıyor. Özellikle nöropsikiyatrik hastalıklarda, farmakogenetik testler aracılığıyla ilaçlara duyarlılık ve direnç ölçümleri yapılabiliyor; bu sayede antidepresan, antipsikotik veya diğer psikiyatrik ilaçların seçiminde hastaya özel kararlar alınabiliyor. Ayrıca, Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklar ve Şizofreni ve Bipolar gibi nöropsikiyatrik hastalıklar için genetik yatkınlık analizleri gerçekleştiriliyor ve bu veriler doğrultusunda erken takip programları oluşturuluyor. Eğer ailevi bir yatkınlık söz konusuysa, düzenli MR veya EEG çekimleri, kan testleri ya da nöropsikiyatrik değerlendirmeler planlanarak hastalık daha ortaya çıkmadan ortaya çıkma riski hesaplanabiliyor. Yine gerçekleştirilen farmakogenomik testler, nöropsikiyatrik ilaçlara karşı duyarlılığı ve direnci belirleyerek, antidepresan ve antipsikotik seçimlerini kişiye uygun hâle getiriyor. Bu testler yan etkileri azaltarak, tedavi süreçlerini hızlandırıyor. </p>
<p>Genetik veriler ayrıca metabolizma hızı, yağ depolama eğilimi, vitamin-mineral eksiklikleri ve egzersiz yanıtı gibi unsurları ortaya çıkardığından, bireye özel beslenme ve yaşam tarzı planları oluşturulmasına yardımcı oluyor. Tüm bu uygulamalar, genetik biliminin artık yalnızca hastalık tanısı için değil, sağlığı uzun vadede korumak için de güçlü bir yol gösterici olduğunu ortaya koyuyor.”</p>
<p><strong>Genetik testler, herkesin sağlık yol haritasında standart bir araç hâline gelebilecek!</strong></p>
<p>Genetik testlerin yaygınlığı ve maliyetinin dünyada büyük farklılıklar gösterdiğine değinen Prof. Dr. Sevim Işık, “Bugün Türkiye’de bu testlere üniversite hastanelerinden özel genetik tanı merkezlerine, nöropsikiyatri odaklı kuruluşlardan uluslararası akredite laboratuvarlara kadar pek çok noktada ulaşmak mümkün.” dedi.</p>
<p>Türkiye genelinde Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlı toplam 88 adet Genetik Tanı Merkezi bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Işık, “Devlet hastanelerinde bazı testler yapılabilse de sonuç alma süreleri uzun ve erişim sınırlı olmakta. Dünya genelinde ise durum biraz daha farklı. ABD ve Avrupa’da genetik testler birçok ülkede sigorta kapsamına giriyor ve WGS, nadir genetik hastalıkların tanısında giderek ‘ilk basamak’ test olarak tercih ediliyor. Bu testler erken tanı ve doğru tedavi planlamasında büyük avantaj sağlıyor. Türkiye’de genetik testlerin daha erişilebilir hâle gelmesi için devlet desteğinin artırılması, laboratuvar altyapısının yaygınlaştırılması ve özel sektör‑üniversite iş birliklerinin güçlendirilmesi gerekiyor. Bu adımlar hayata geçtiğinde, genetik testler sadece araştırma veya özel hastalar için değil, herkesin sağlık yol haritasında standart bir araç hâline gelebilecek. Türkiye’nin bu alanda hem teknolojik hem de finansal adımlar atması, milyonlarca insanın sağlığı için yeni bir dönemin kapılarını aralayabilir.</p>
<p>Diğer yandan, toplum genelinde genetik test farkındalığı da hâlen istenen düzeyde değil. Uzmanlar, önümüzdeki 10 yıl içinde tarama amaçlı genetik testlerin aile hekimliği sistemine kadar entegre edilebileceğini ve bireysel sağlık izleminin standart bir parçası hâline geleceğini öngörüyor.” değerlendirmesinde bulundu. </p>
<p><strong>Genetik veriler, proteomik analizler ve yapay zekânın birleşmesiyle tıpta yeni bir çağ başlıyor!</strong></p>
<p>“Genetik veriler, proteomik analizler ve yapay zekânın birleşmesiyle tıpta adeta yeni bir çağın eşiğinde bulunuyoruz.” diyen Prof. Dr. Sevim Işık, özellikle nörodejeneratif hastalıklarda büyük bir dönüşüm beklendiğini kaydetti. </p>
<p>Alzheimer ve Parkinson için geliştirilen poligenik risk skorları, beyin omurilik sıvısı protein profilleri ve ileri yapay zekâ modelleri bir araya getirildiğinde, hastalığın klinik belirtileri ortaya çıkmadan 10–20 yıl önce riskli bireylerin belirlenebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Işık, “Psikiyatri alanında da benzer bir ilerleme var. Bipolar bozukluk ve şizofreni için kullanılan genetik duyarlılık testleri şimdiden pek çok ipucu veriyor ve gelecekte çok daha kapsamlı hale gelerek kişiye özel tedavi yollarını mümkün kılacak. Onkoloji alanında ise meme, kolon, prostat ve akciğer kanseri dahil birçok tümör tipi, genetik mutasyon analizleri sayesinde daha erken evrede saptanabilecek bir noktaya doğru ilerliyor. Kalp-damar hastalıklarında poligenik risk skorlarının yaygınlaşmasıyla, bireylerin gelecekteki kalp krizi ya da inme riskleri çok daha hassas bir şekilde hesaplanabilecek. Ayrıca romatoid artrit, lupus ve çölyak gibi otoimmün hastalıkların da genetik belirteçler sayesinde daha erken tanınması ve önleyici tedavi stratejilerinin geliştirilmesi bekleniyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Genetik testler hem ekonomik hem de bireysel sağlık açısından önemli bir noktada! </strong></p>
<p>Özellikle kompleks ve ilerleyici hastalıklarda erken tanının kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sevim Işık, “Örneğin Alzheimer hastalığı, genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkan ve hastalık ilerledikçe tedavisi neredeyse imkânsız hale gelen bir hastalık. Klinik semptomlar ortaya çıktıktan sonra tedavi seçenekleri sınırlı kalır, mevcut ilaçlar yalnızca semptomları hafifletebilir.” dedi. </p>
<p>Ancak yapılan genetik risk analizleri sayesinde Alzheimer riskinin yıllar öncesinden tespit edilebildiğini belirten Prof. Dr. Işık, “Erken teşhis, hem ilerleyişi yavaşlatma hem de yaşam kalitesini koruma açısından kritik öneme sahip. Ayrıca erken müdahale, bakım maliyetlerini ciddi ölçüde azaltıyor; araştırmalar, riskin önceden belirlenmesiyle ilerleyen dönemlerde oluşacak bakım maliyetlerinin yüzde 30–50 oranında azalabileceğini gösteriyor. Böylece hastaların bağımsız yaşam süresi uzuyor, aile üzerindeki yük hafifliyor ve toplum genelinde sağlık kaynaklarının etkin kullanımı sağlanıyor. Bu örnek, genetik testlerin hem ekonomik hem de bireysel sağlık açısından ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Tüm bu gelişmeler, genetik biliminin gelecek yıllarda hem tanı hem de kişiye özel tedavi açısından sağlık hizmetlerinde devrim yaratacağının güçlü bir işareti olarak görülüyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Genom bilgisi kimlik kartımız kadar önemli bir kişisel veri!</strong></p>
<p>Genetik testlerin maliyetinin on binlerce doları bulduğu, sonuçların aylarca beklendiği dönemlerin artık geride kaldığına dikkat çeken Prof. Dr. Sevim Işık, “Bugün analiz süreleri günlere, hatta bazı merkezlerde saatlere kadar kısaldı. Yeni nesil dizileme teknolojileriyle, son beş yılda genetik testlerin maliyeti yaklaşık yüzde 80 oranında düşmüş durumda.” dedi.</p>
<p>Genom bilgisinin kimlik kartımız kadar önemli bir kişisel veri haline geldiğinin altını çizen Prof. Dr. Işık, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p><strong>Herkesin kendi genetik profilini bilmesi sıradanlaşacak…</strong></p>
<p>“Yakın gelecekte herkesin kendi gen haritasını öğrenmesi günlük yaşamın doğal bir parçası olabilir. Genom dizileme maliyetinin birkaç yıl içinde 50 dolar seviyesine düşmesi bekleniyor. Evde kullanılabilen kitler, yapay zekâ tabanlı sağlık uygulamaları ve genetik danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaşması ile 2030’lardan sonra herkesin kendi genetik profilini bilmesi sıradan hale gelebilir. Ancak bu kadar geniş erişimin etik, gizlilik ve veri güvenliği açısından dikkatle yönetilmesi gerektiği de unutulmamalı. Genetik bilginin yanlış ellerde kullanılması, sigorta, istihdam veya kişisel mahremiyet açısından dezavantajlara yol açabilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-kisisel-saglik-asistani-gibi-calisacak-602674">Yapay zekâ, &#8216;kişisel sağlık asistanı&#8217; gibi çalışacak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DMD Hastası Yağız Efe&#8217;ye Başkan Aydın&#8217;dan Destek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dmd-hastasi-yagiz-efeye-baskan-aydindan-destek-602671</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 12:21:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dmd]]></category>
		<category><![CDATA[efe]]></category>
		<category><![CDATA[Erim]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yağız]]></category>
		<category><![CDATA[Yağız Efe]]></category>
		<category><![CDATA[Yardım Kampanyası]]></category>
		<category><![CDATA[ye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602671</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, DMD (Duchenne Musküler Distrofi) Hastası 8 yaşındaki Yağız Efe Erim’i makamında ağırlayarak yardım kampanyasına destek verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dmd-hastasi-yagiz-efeye-baskan-aydindan-destek-602671">DMD Hastası Yağız Efe&#8217;ye Başkan Aydın&#8217;dan Destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, DMD (Duchenne Musküler Distrofi) Hastası 8 yaşındaki Yağız Efe Erim’i makamında ağırlayarak yardım kampanyasına destek verdi. Başkan Aydın, “Tüm belediye başkanlarını, siyasileri, Bursa halkını ve Bursaspor camiasını Yağız Efe’ye sahip çıkmaya davet ediyorum” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dört çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelen Yağız Efe Erim’e, geçtiğimiz Haziran ayında DMD (Duchenne Musküler Distrofi) tanısı konuldu. Mustafa ve Hafize Erim çifti, Türkiye’de tedavisi bulunmayan bu hastalık nedeniyle Yağız Efe’nin yurt dışında tedavi olabilmesi için valilik onaylı bir yardım kampanyası başlattı. Yaklaşık 6 aydır devam eden kampanyada hedefin yüzde 5’ine ulaşılması üzerine aile, Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’a destek için başvurdu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bugüne kadar birçok çocuğun yardım kampanyasına destek vererek başarıya ulaşmasına ve iyileşme süreçlerine katkı sunan Başkan Aydın, DMD hastası Yağız Efe Erim’i makamında ağırlayarak hem kampanyaya destek oldu hem de kamuoyuna yardım çağrısında bulundu. Hareket kabiliyeti her geçen gün azalan ve bir an önce tedavi edilmesi gereken minik Yağız Efe’nin Dubai’de tedavi olabilmesi için yaklaşık 3 milyon dolar toplanması gerekiyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>DMD tanısı konulan Yağız Efe Erim’in tedavi olup iyileşmesi için yardım kampanyasına destek olduklarını ifade eden Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, sözlerinde şu ifadeleri kullandı:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Bugün DMD (Duchenne Musküler Distrofi) hastası Yağız Efe ile bir araya geldik. Tedavi olabilmesi için ailesi tarafından valilik onaylı bir yardım kampanyası başlatıldı; ancak kampanya süreci oldukça ağır ilerliyor. Dolayısıyla gerekli desteğin henüz sağlanamadığını görüyoruz. Şu ana kadar tedavi için gereken miktarın yalnızca yüzde 5’i toplanabilmiş durumda. Buradan tüm belediye başkanlarımıza, siyasilere, Bursa halkına ve Bursaspor camiasına Yağız Efe Erim’e sahip çıkmaları çağrısında bulunuyorum. Geçtiğimiz aylarda Çağan Ata Taran için nasıl destek olduysak, aynı dayanışmayı Yağız Efe için de göstererek onun da sağlığına kavuştuğunu görmeyi temenni ediyorum.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ayrıca Başkan Aydın, kampanyanın daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için herkesi Instagram üzerinden @dmdyagizefe hesabını takip etmeye davet etti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yardım kampanyasına katılmak isteyenler, Deniz Bank’tan baba Mustafa Erim adına açılmış hesabın TR 3400 1340 0000 3760 2650 0024 IBAN numarasına destek olabilecekler. </span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dmd-hastasi-yagiz-efeye-baskan-aydindan-destek-602671">DMD Hastası Yağız Efe&#8217;ye Başkan Aydın&#8217;dan Destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıkta iletişim bir tedavi yöntemi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikta-iletisim-bir-tedavi-yontemi-602508</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 2026 09:21:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[nefesi]]></category>
		<category><![CDATA[özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ton]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602508</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor (SKS) Daire Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Perfüzyon Kulübü tarafından “Etkili Konuşma, Hitabet ve Kendini Dinletme” başlıklı etkinlik düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-iletisim-bir-tedavi-yontemi-602508">Sağlıkta iletişim bir tedavi yöntemi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor (SKS) Daire Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Perfüzyon Kulübü tarafından “Etkili Konuşma, Hitabet ve Kendini Dinletme” başlıklı etkinlik düzenledi. Düzenlenen etkinliğe İletişim Uzmanı Şaban Özdemir konuk oldu. Sağlık alanında iletişimin yalnızca bir “yumuşak beceri” değil; insanı merkeze alan, iyileştirici ve koruyucu bir güç olduğuna dikkat çekildi.</p>
<p>Sağlık alanında öğrencilerin ilgi gösterdiği söyleşide Özdemir, özellikle sağlık çalışanlarının hasta ile kurduğu ilişkinin tedavi sürecine doğrudan etki ettiğini dile getirerek, güçlü iletişimin hastada güven duygusunu artırdığını, bunun da plasebo etkisini tetikleyen önemli bir unsur olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Hastalar şefkat dolu bir ifade bekliyor…</strong></p>
<p>Sağlık alanında yaşanan şiddet olaylarının önemli bir kısmının iletişim kazalarından kaynaklandığını dile getiren Özdemir, hastaların çoğu zaman tıbbi bilgiden önce şefkatli bir ses, sakin bir ton ve anlaşılma hissi aradığını söyledi.</p>
<p>Özdemir, “Bugün sağlık alanında yaşanan şiddet olaylarının önemli bir kısmı iletişim kazalarından kaynaklı yaşanıyor. Elbette sistemsel aksaklıklar da söz konusu onları bir kenara bırakırsak özellikle sizler sağlıkçı olduğunuz için bunu vurgulamak istiyorum. Sağlıkta güçlü iletişimin plasebo etkisi olduğunu düşünüyorum. Hastalar sağlık personelinin dudakları arasından çıkacak bir sese, şefkat dolu ve güven veren bir ifade bekleyişi içinde. Sağlıkta hastalar sadece vaka olarak görülmemeli. Son teknolojik aletlere sahip olabilirsiniz, donanımlı sağlık komplekslerinde çalışıyor olabilirsiniz ancak sadece reçete etmek bir kimyasal, ilaç vermekten öteye gidemeyecektir. Sağlık alanında iletişimi tedavinin bir parçası olarak görüyorum. Hastalarımızı, danışanlarımızı ve bizlere ihtiyaç duyan kişileri bundan mahrum bırakmamalıyız.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Nefes, en büyük cephanemiz!</strong></p>
<p>İletişimin büyük bölümünün kelimelerle değil; beden dili, ses tonu ve tonlama ile kurulduğuna dikkat çeken Özdemir, iletişimin yaklaşık yüzde 90’ının sözcüklerin ötesinde gerçekleştiğini söyledi.</p>
<p>“En doğru tonlama, kelimeye anlamsal olarak hakkını verebilmektir” diyen Özdemir, bir kelimenin ancak doğru ses, ton ve vurgu ile duygusunun verilebileceğini ifade etti.</p>
<p>Özdemir, “Nefes en büyük cephanemiz. Nefesi doğru, ekonomik ve tasarruflu kullanmak zorundayız. Aldığınız nefesi boğazdan geçirip, ses tellerindeki titreşimi maske bölgesine taşıyıp tınlatacaksınız. Sesi buraya taşıdığınızda hacimsel olarak daha geniş bir alanda yayılıyor sesiniz daha güzel tınlıyor ve ses tellerinize fazla yük binmiyor, zorlanmadan, yorulmadan kolay ve uzun süre konuşabiliyorsunuz. Birçok öğretmenin ses tellerinde nodül gibi sorunlar yaşamasının nedeni de aslında diyafram nefesini doğru alamamaları ve nefesi düzgün kullanmayıp ses tellerine yüklenmeleridir. Spikerler, sunucular ve sesiyle sürekli çalışan kişiler ses tellerini çok fazla yormazlar. Çünkü sesi maske bölgesine taşırlar ve doğru tonlamayı orada yaparlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Pozitif yaklaşım iletişimi güçlendiriyor</strong></p>
<p>İletişimde samimiyetin önemini vurgulayan Özdemir, şöyle devam etti:</p>
<p>“İnsanların dilleri gibi beyinleri de konuşuyor. Prof. Dr. Nevzat Tarhan hocamızın da vurguladığı gibi beyinde ayna nöronlar var. Eğer iletişimde samimiyet varsa, beyinler de etkileşime giriyor. Birbirimizi anladıkça, tanıdıkça ve güvendikçe, belki iddialı olacak ama gerçekten bir olmaya, tek olabilmeye başlıyorsunuz. Bu da karşımdaki kişinin bana verebileceği reaksiyonu önceden sezebilmemi sağlıyor, kişi güvendiği için kendisini size açıyor. Benzeşiyorsunuz… İletişim samimi bir şekilde akıyor. İletişim bir manada niyetlerin değiş tokuşu bu bağlamda da. Niyet açık ve samimi olunca ortaya enerji çıkıyor, iki kişinin enerjisi sinerjiye dönüşüyor. Kişilik olarak pozitif biriyim, pozitif olmayı çok seviyorum. Pozitif olmak iletişimin seyrini de belirliyor, iletişimin gücünü artırıyor. Benim en büyük yakıtım pozitif olmak, pozitif enerji. Bu da iletişim hayatının temel kurallarından biri aslında. Pozitif kalabilme ve pozitif olabilme gayreti…”</p>
<p><strong>Heyecan doğru yönetilmeli…</strong></p>
<p>Programda sahne korkusu ve heyecan konusuna da değinen Özdemir, heyecanın bastırılması gereken bir duygu değil, doğru yönlendirildiğinde başarıyı besleyen bir enerji olduğunu, heyecanın ses, beden dili ve mimiklere doğru şekilde aktarılmasının önemine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Kalemle konuşma egzersizi ve nefesin gücü</strong></p>
<p>Şaban Özdemir, artikülasyon ve diksiyon çalışmaları için kullandığı “kalem tekniği” ni kendi yaşamından örneklerle aktarırken; doğru nefesin sesi koruyan ve güçlendiren en temel unsur olduğunu vurguladı. Özdemir, diyafram nefesi ve sesi maske bölgesine taşımanın, özellikle sağlık çalışanları ve eğitimciler için sağlıklı ve etkili iletişimde hayati öneme sahip olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Öğrenciler yoğun ilgi gösterdi</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu’nda düzenlenen etkinliğin moderatörlüğünü Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Kocailik üstlendi.</p>
<p>Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği program, soru-cevap bölümüyle interaktif bir şekilde tamamlandı.</p>
<p>Programın sonunda Özdemir’e teşekkür belgesi takdim edildi…</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-iletisim-bir-tedavi-yontemi-602508">Sağlıkta iletişim bir tedavi yöntemi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-2-602210</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 07:21:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[Şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602210</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında gelişen eklem ağrısı, dünyada ve ülkemizde oldukça sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-2-602210">Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında gelişen eklem ağrısı, dünyada ve ülkemizde oldukça sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor. Yapılan çalışmalara göre, çocukların yaklaşık yüzde 10–20’si hayatlarının bir döneminde eklem ağrısı yaşıyor.  Her ne kadar eklem ağrılarının en sık nedeni “büyüme ağrıları” olsa da, bu yakınmalar her zaman masum olmayabiliyor. Çünkü, eklem ağrıları bazen iltihaplı romatizmal hastalıkların ilk ve en önemli belirtisi olarak karşımıza çıkabiliyor! <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Çocuk Romatolojisi Uzmanı <strong>Doç. Dr. Ferhat Demir</strong></strong>, eklem ağrısına özellikle şişlik, sabahları tutukluk, topallama veya hareket kısıtlılığı eşlik ediyorsa, “büyüme ağrısıdır, geçer” diye beklenmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu tür bulgular varlığında vakit kaybetmeden bir çocuk romatolojisi uzmanına başvurulmalıdır. Unutulmamalıdır ki erken tanı, eklemlerde gelişebilecek kalıcı hasarları önlemenin en etkili yoludur. Günümüzde uygulanan modern ve hedefe yönelik tedaviler sayesinde çocuklarımızın ağrısız, hareketli ve tamamen sağlıklı bir yaşam sürmeleri mümkündür. Bunun temel şartı ise ebeveyn farkındalığı ve erken dönemde doğru tedaviye başlanmasıdır” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Tedavi edilmezse kalıcı hasara yol açabilir!</strong></p>
<p>Eklem içinde gelişen iltihaplanma durumu genel olarak “artrit” şeklinde adlandırılıyor. En sık görülen kronik artrit nedeni ise; ‘’Jüvenil idiopatik artrit’’ olarak bilinen çocukluk çağının iltihaplı eklem romatizmasıdır. Çocuklarda görülen iltihaplı romatizmal hastalıklar, bebeklik döneminden ergenliğe kadar her yaşta ortaya çıkabiliyor. Bu hastalıkların gelişiminde genetik yatkınlık, bağışıklık sisteminin düzensiz çalışması ve bazı enfeksiyonlar gibi çevresel tetikleyiciler rol oynayabiliyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, eklem içinde devam eden iltihabın zamanında tedavi edilmemesi durumunda, eklem zarı ve çevre dokularda geri dönüşü olmayan hasarlar gelişebileceğine dikkat çekerek, “Tedavi geciktiğinde eklemlerde kalıcı şekil bozuklukları, yürüme güçlüğü ve büyüme çağındaki çocuklarda bacak boyu uzunluk farkları gibi ciddi sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Bu nedenle erken tanı, eklem hasarının kalıcı hale gelmesini önlemede hayati öneme sahiptir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p><b>Eklemde şişlik varsa, zaman kaybetmeyin!</b></p>
<p>Çocuklarda iltihaplı romatizmal hastalıklar tek bir belirtiyle ya da  birden fazla bulgunun birlikte görülmesiyle ortaya çıkabiliyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, aşağıdaki belirti ve bulgulardan bir veya birkaçı eklem ağrısına eşlik ediyorsa, ‘Nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle zaman kaybedilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<ul>
<li>Eklem üzerinde şişlik</li>
<li>Eklem üzerinde sıcaklık artışı, bazen kızarıklık</li>
<li>Özellikle sabahları görülen eklem tutukluğu ve hareket ettirmede zorluk</li>
<li>Topallama veya yürüyüşte bozulma</li>
<li>Ağrı veya hareket kısıtlılığı nedeniyle oyun oynamaktan ve günlük aktivitelerden kaçınma</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Büyüme ağrısı mı, iltihaplı romatizma mı?</strong></p>
<p>Büyüme ağrıları ile iltihaplı romatizmal hastalıklara bağlı eklem ağrıları arasındaki en önemli farklar; ağrının zamanı ve eşlik eden belirtiler oluyor.</p>
<ul>
<li>Büyüme ağrıları genellikle akşam veya gece saatlerinde ortaya çıkıyor</li>
<li>Eklemde şişlik, kızarıklık veya ısı artışı olmuyor</li>
<li>Sabahları çocuk tamamen rahatlamış olarak uyanıyor</li>
</ul>
<p>İltihaplı romatizmaya bağlı eklem ağrılarında ise tablo farklı oluyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, bu farkı şöyle açıklıyor: “İltihaplı romatizmal hastalıklarda ağrı genellikle sabah saatlerinde daha belirgindir. Eklem ağrısına sıklıkla şişlik, eklem üzerinde sıcaklık artışı ve sabahları belirgin tutukluk eşlik eder. Çocuklar sabah yataktan kalkmakta zorlanabilir ve gün içinde hareket etmekte güçlük yaşayabilir.”<strong> </strong></p>
<p><strong>Tedaviyle sağlıklı bir gelecek mümkün!</strong></p>
<p>Çocuklarda iltihaplı romatizmal hastalıkların tanısı; ayrıntılı fizik muayene, kan testleri ve gerektiğinde ultrason veya manyetik rezonans (MR) gibi görüntüleme yöntemleriyle konuluyor.<strong> </strong>“Amacımız, eklem içindeki iltihabı tamamen kontrol altına alarak ağrıyı ve hareket kısıtlılığını ortadan kaldırmak, eklem fonksiyonlarını korumaktır” diyen Doç. Dr. Ferhat Demir, sözlerine şöyle devam ediyor: “Birinci, ikinci basamak tedaviler ile hastalığı hızlıca söndürüp, çocuğumuzun normal hayata en hızlı şekilde dönmesini sağlayabiliyoruz. Günümüzde kullanılan modern ve hedefe yönelik tedavilerle, dirençli hastalarda bile son derece başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Uygun tedavi ile çocuklar okullarına devam edebilmekte, spor yapabilmekte ve yaşıtları gibi tamamen sağlıklı, aktif bir yaşam sürdürebilmektedir.” </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-2-602210">Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-601996</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 09:51:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[Eklem Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[Şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601996</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında gelişen eklem ağrısı, dünyada ve ülkemizde oldukça sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-601996">Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında gelişen eklem ağrısı, dünyada ve ülkemizde oldukça sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor. Yapılan çalışmalara göre, çocukların yaklaşık yüzde 10–20’si hayatlarının bir döneminde eklem ağrısı yaşıyor.  Her ne kadar eklem ağrılarının en sık nedeni “büyüme ağrıları” olsa da, bu yakınmalar her zaman masum olmayabiliyor. Çünkü, eklem ağrıları bazen iltihaplı romatizmal hastalıkların ilk ve en önemli belirtisi olarak karşımıza çıkabiliyor! <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Çocuk Romatolojisi Uzmanı <strong>Doç. Dr. Ferhat Demir</strong></strong>, eklem ağrısına özellikle şişlik, sabahları tutukluk, topallama veya hareket kısıtlılığı eşlik ediyorsa, “büyüme ağrısıdır, geçer” diye beklenmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu tür bulgular varlığında vakit kaybetmeden bir çocuk romatolojisi uzmanına başvurulmalıdır. Unutulmamalıdır ki erken tanı, eklemlerde gelişebilecek kalıcı hasarları önlemenin en etkili yoludur. Günümüzde uygulanan modern ve hedefe yönelik tedaviler sayesinde çocuklarımızın ağrısız, hareketli ve tamamen sağlıklı bir yaşam sürmeleri mümkündür. Bunun temel şartı ise ebeveyn farkındalığı ve erken dönemde doğru tedaviye başlanmasıdır” diyor. </p>
<p><strong>Tedavi edilmezse kalıcı hasara yol açabilir!</strong></p>
<p>Eklem içinde gelişen iltihaplanma durumu genel olarak “artrit” şeklinde adlandırılıyor. En sık görülen kronik artrit nedeni ise; ‘’Jüvenil idiopatik artrit’’ olarak bilinen çocukluk çağının iltihaplı eklem romatizmasıdır. Çocuklarda görülen iltihaplı romatizmal hastalıklar, bebeklik döneminden ergenliğe kadar her yaşta ortaya çıkabiliyor. Bu hastalıkların gelişiminde genetik yatkınlık, bağışıklık sisteminin düzensiz çalışması ve bazı enfeksiyonlar gibi çevresel tetikleyiciler rol oynayabiliyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, eklem içinde devam eden iltihabın zamanında tedavi edilmemesi durumunda, eklem zarı ve çevre dokularda geri dönüşü olmayan hasarlar gelişebileceğine dikkat çekerek, “Tedavi geciktiğinde eklemlerde kalıcı şekil bozuklukları, yürüme güçlüğü ve büyüme çağındaki çocuklarda bacak boyu uzunluk farkları gibi ciddi sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Bu nedenle erken tanı, eklem hasarının kalıcı hale gelmesini önlemede hayati öneme sahiptir” diye konuşuyor. </p>
<p><b>Eklemde şişlik varsa, zaman kaybetmeyin!</b></p>
<p>Çocuklarda iltihaplı romatizmal hastalıklar tek bir belirtiyle ya da  birden fazla bulgunun birlikte görülmesiyle ortaya çıkabiliyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, aşağıdaki belirti ve bulgulardan bir veya birkaçı eklem ağrısına eşlik ediyorsa, ‘Nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle zaman kaybedilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<ul>
<li>Eklem üzerinde şişlik</li>
<li>Eklem üzerinde sıcaklık artışı, bazen kızarıklık</li>
<li>Özellikle sabahları görülen eklem tutukluğu ve hareket ettirmede zorluk</li>
<li>Topallama veya yürüyüşte bozulma</li>
<li>Ağrı veya hareket kısıtlılığı nedeniyle oyun oynamaktan ve günlük aktivitelerden kaçınma</li>
</ul>
<p><strong>Büyüme ağrısı mı, iltihaplı romatizma mı?</strong></p>
<p>Büyüme ağrıları ile iltihaplı romatizmal hastalıklara bağlı eklem ağrıları arasındaki en önemli farklar; ağrının zamanı ve eşlik eden belirtiler oluyor.</p>
<ul>
<li>Büyüme ağrıları genellikle akşam veya gece saatlerinde ortaya çıkıyor</li>
<li>Eklemde şişlik, kızarıklık veya ısı artışı olmuyor</li>
<li>Sabahları çocuk tamamen rahatlamış olarak uyanıyor</li>
</ul>
<p>İltihaplı romatizmaya bağlı eklem ağrılarında ise tablo farklı oluyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, bu farkı şöyle açıklıyor: “İltihaplı romatizmal hastalıklarda ağrı genellikle sabah saatlerinde daha belirgindir. Eklem ağrısına sıklıkla şişlik, eklem üzerinde sıcaklık artışı ve sabahları belirgin tutukluk eşlik eder. Çocuklar sabah yataktan kalkmakta zorlanabilir ve gün içinde hareket etmekte güçlük yaşayabilir.</p>
<p><strong>Tedaviyle sağlıklı bir gelecek mümkün!</strong></p>
<p>Çocuklarda iltihaplı romatizmal hastalıkların tanısı; ayrıntılı fizik muayene, kan testleri ve gerektiğinde ultrason veya manyetik rezonans (MR) gibi görüntüleme yöntemleriyle konuluyor.<strong> </strong>“Amacımız, eklem içindeki iltihabı tamamen kontrol altına alarak ağrıyı ve hareket kısıtlılığını ortadan kaldırmak, eklem fonksiyonlarını korumaktır” diyen Doç. Dr. Ferhat Demir, sözlerine şöyle devam ediyor: “Birinci, ikinci basamak tedaviler ile hastalığı hızlıca söndürüp, çocuğumuzun normal hayata en hızlı şekilde dönmesini sağlayabiliyoruz. Günümüzde kullanılan modern ve hedefe yönelik tedavilerle, dirençli hastalarda bile son derece başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Uygun tedavi ile çocuklar okullarına devam edebilmekte, spor yapabilmekte ve yaşıtları gibi tamamen sağlıklı, aktif bir yaşam sürdürebilmektedir.” </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-601996">Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gölcük&#8217;te İdrar ve Gaita Kaçırmaya Yönelik Tedavi Yöntemleri Anlatılacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/golcukte-idrar-ve-gaita-kacirmaya-yonelik-tedavi-yontemleri-anlatilacak-601710</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 09:21:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[drar]]></category>
		<category><![CDATA[gaita]]></category>
		<category><![CDATA[gölcük]]></category>
		<category><![CDATA[kaçırmaya]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[te]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601710</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gölcük Belediyesi, sağlık konusunda vatandaşları bilinçlendirme amacıyla; 29 Aralık Pazartesi günü Kongre Sarayı’nda idrar ve gaita kaçırma sorunlarına yönelik kapsamlı bir farkındalık semineri düzenleyecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/golcukte-idrar-ve-gaita-kacirmaya-yonelik-tedavi-yontemleri-anlatilacak-601710">Gölcük&#8217;te İdrar ve Gaita Kaçırmaya Yönelik Tedavi Yöntemleri Anlatılacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gölcük Belediyesi, sağlık konusunda vatandaşları bilinçlendirme amacıyla; 29 Aralık Pazartesi günü Kongre Sarayı’nda idrar ve gaita kaçırma sorunlarına yönelik kapsamlı bir farkındalık semineri düzenleyecek.</p>
<p>Gölcük Belediyesi, çocuklarda ve yetişkinlerde yaşam konforunu kısıtlayan idrar ve gaita kaçırma sorunlarına yönelik kapsamlı bir farkındalık seminerine imza atmaya hazırlanıyor. Uzman isimlerin katılımıyla gerçekleştirilecek organizasyonda, toplumda sıkça karşılaşılan bu sağlık sorunlarının cerrahi müdahale olmaksızın tedavi edilebilme imkanları vatandaşlara aktarılacak.</p>
<p><b>Uzman Doktorlar Önemli Bilgiler Paylaşacak</b></p>
<p>Gölcük Belediyesi Kadın ve Aile Birimi koordinasyonunda düzenlenecek seminer, 29 Aralık Pazartesi günü saat 14.00’te Gölcük Belediyesi Kongre Sarayı’nda gerçekleştirilecek. Seminerin panelist koltuğunda tıp dünyasından önemli isimler bir araya gelecek. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ayten Başak Kılıç, Kadın Doğum Uzmanı Op. Dr. Fatma Bilge Öğütcüoğlu, Fizik Tedavi Uzmanı Uzm. Dr. Selcen Güre ve Fizyoterapist Busenur Yıldırım,  idrar ve gaita kaçırma sorunlarına yönelik önemli bilgiler paylaşacaklar.</p>
<p><b>Güncel Tıbbi Yaklaşımlar Ele Alınacak</b></p>
<p>Toplumda hem çocukluk döneminde hem de ileri yaşlarda sıkça rastlanan rahatsızlıkların ele alınacağı seminerde, güncel tıbbi yaklaşımlar ve yaşam tarzı değişiklikleri de masaya yatırılacak. Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer, vatandaşların uzman isimlere doğrudan soru sorma imkanı bulacağı bu ücretsiz etkinliğe tüm ilçe halkını davet etti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/golcukte-idrar-ve-gaita-kacirmaya-yonelik-tedavi-yontemleri-anlatilacak-601710">Gölcük&#8217;te İdrar ve Gaita Kaçırmaya Yönelik Tedavi Yöntemleri Anlatılacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyabetin yol açtığı hayati sorun: Diyabetik Ayak Yaraları!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diyabetin-yol-actigi-hayati-sorun-diyabetik-ayak-yaralari-601596</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 07:51:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabetik]]></category>
		<category><![CDATA[Diyabetik Ayak]]></category>
		<category><![CDATA[diyabetin]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Yara]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601596</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla artan diyabet, yaşamı tehdit edebilen çok ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabetin-yol-actigi-hayati-sorun-diyabetik-ayak-yaralari-601596">Diyabetin yol açtığı hayati sorun: Diyabetik Ayak Yaraları!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla artan diyabet, yaşamı tehdit edebilen çok ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Yalnızca kan şekerini değil, zamanla sinirleri, damarları ve yara iyileşmesini de etkileyen; kalpten böbreklere dek birçok organa zarar verebilen diyabetin yol açtığı en ciddi sorunlardan biri de ayak yaraları! <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) Uzmanı Doç. Dr. Selim Aydın </strong>“Diyabetik ayak yaraları konusunda ülkemizde farkındalık ne yazık ki son derece az hatta yok denecek seviyededir. Toplumda en sık yapılan yanlışlardan biri; ayakta meydana gelen bir yaranın ‘önemsemeyerek’ geçer diye beklenilmesi ya da bilinçsizce kişisel müdahalede bulunulmasıdır. Oysa diyabetli bireylerde ayakta gelişen küçük bir çatlak, basit bir su toplaması ya da fark edilmeyen minik bir kesik kısa sürede kronik yaraya dönüşebilmekte, bu yaralar zamanında ve doğru tedavi edilmediğinde enfeksiyonlara, uzuv kaybına ve hatta yaşam kaybına neden olabilmektedir” diyor. Diyabetik ayak yaralarının önlenebilir bir sorun olduğunu vurgulayan KVC Uzmanı Doç. Dr. Selim Aydın, 7 kritik önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Kan şekerinizi mutlaka düzenli ölçtürün</strong></li>
</ul>
<p>Diyabet hastalarının diyabetik ayak gelişimini önlemek için alacağı en önemli önlemlerin başında; kan şekeri düzeylerinin düzenli kontrol altında tutulması ve düzenli hekim kontrollerinin aksatılmaması gelmektedir. Bu farkındalığın oluşması ve düzenli kontrollerin yaptırılması diyabetik ayak gelişme riskini büyük ölçüde azaltır. Kan şekeri kontrolü iyi olmayan bireylerde yaralar daha geç iyileşir ve enfeksiyon riski artar. </p>
<ul>
<li><strong>Ayak bakımınıza önem verin</strong></li>
</ul>
<p>Günlük ayak bakımını sadece estetik ya da fuzuli olarak görmeyip, özellikle diyabet hastalarında zaruri bir ihtiyaç olduğunu bilmek gerekir. Diyabetik ayak yaralarına karşı günlük ayak bakımı büyük önem taşır. Ayaklar ne çok sıcak ne de çok soğuk suyla yıkanmalı, iyice kurulanmalı ve özellikle parmak araları nemli bırakılmamalıdır. Tırnaklar düz şekilde kesilmeli, nasır ve sertleşmeler bilinçsizce kesilmemelidir. Gerekirse ayak bakımı için diyabet konusunda bilgili sağlık profesyonelinden destek alınmalıdır.  </p>
<ul>
<li><strong>Ayağınızı bakarak kontrol edin</strong></li>
</ul>
<p>Diyabetli bireylerde sinir hasarı nedeniyle his kaybı yaygın olduğundan ayaktaki yaralar geç fark edilebilir. Bu nedenle ayaklar mutlaka her gün bakılarak incelenmeli, kızarıklık, çatlak, su toplaması, yara, akıntı veya renk değişikliği fark edildiğinde vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır. Ayak tabanı görülemiyorsa ayna kullanılmalıdır. Çünkü diyabet hastalarında ayakta küçük bir su toplaması, nasır ya da renk değişikliği bile ciddi bir sorunun habercisi olabilir. </p>
<ul>
<li><strong>‘Geçer’ diye bekleyerek zaman kaybetmeyin</strong></li>
</ul>
<p>Diyabetik ayak yaraları kolayca enfekte olabilir ve enfeksiyon hızla kemiğe kadar ilerleyebilir.<br /> Gecikmeden uygun antibiyotik tedavisi, gerekli durumlarda cerrahi temizlik (debridman) hayat kurtarıcı olabilir. Evde bilinçsiz pansuman, alkol, oksijenli su, rastgele antibiyotikli kremler ya da bitkisel ürünler ayakta sorunu daha da kötüleştirebilmekte, bu nedenle sorunun tedavisi çok daha karmaşık ve zor hale gelebilmektedir. Her yara tıbbi değerlendirme gerektirir. </p>
<ul>
<li><strong>Çıplak ayakla yere basmayın</strong></li>
</ul>
<p>Evde çok sık yapılan yanlışlardan biri de; evde çıplak ayakla yere basılmasıdır. Oysa diyabetik ayak yaralarının önemli bir kısmı ev içinde oluşur. Diyabet hastalarının yere çıplak ayakla basmaması, ayaklarını mutlaka koruması, hele de kumsal vb yerlerde kesinlikle terlik olmadan dolaşmaması gerekir. Parmak arası terlik ya da ucu açık terliklerden uzak durulmalı, terliğin önü kapalı olmalıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Damar tıkanıklığı sorununuz var mı mutlaka öğrenin</strong></li>
</ul>
<p><strong>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Selim Aydın </strong>diyabetik ayak yaralarının en önemli nedenlerinden birinin damar tıkanıklıkları olduğunu belirterek “Günlük yaşamda yanlış alışkanlıklarımızın da etkisiyle damar tıkanıklıkları hızla yaygınlaşmaktadır. Diyabetik ayakta da; ayaktaki kan dolaşımı yetersizse, en iyi yara bakımı bile iyileşme sağlamaz. Bu nedenle tedavinin ilk adımlarından biri, ayak damarlarının ayrıntılı olarak değerlendirilmesi ve gerekiyorsa damarların açılmasıdır” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Ayakkabı seçiminize önem verin</strong></li>
</ul>
<p>Ayakkabı alırken görünüşünden ziyade sağlık açısından doğru ve rahat olmasına dikkat edilmelidir. Dar, sert, dikişli ya da ayağı sıkan ayakkabılar, fark edilmeden yaraya yol açabilir. Ayağı sıkmayan yumuşak ayakkabılar tercih edilmelidir. Ayakkabı ayağa tam uyumlu ve yumuşak tabanlı olmalı, iç dikişi bulunmamalı, vurma yapmayan özellikte olmalıdır. Yeni ayakkabılar ayakta vurma yapmaması için başlangıçta kısa sürelerle giyilmelidir. </p>
<p><strong>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Erken müdahale ve multidisipliner tedavi kritik önem taşıyor!</strong></p>
<p>KVC Uzmanı Doç. Dr. Selim Aydın, diyabetik ayak tedavisinde erken müdahale ve multidisipliner tedavinin kritik önem taşıdığını belirterek şöyle konuşuyor: “Diyabetik ayak yaraları, tek bir hekimin değil; kalp-damar cerrahisi, endokrinoloji, yara bakım, enfeksiyon hastalıkları, ortopedi ve plastik cerrahi gibi uzmanların birlikte çalışmasını gerektirir. Multidisipliner yaklaşımın yanısıra günümüzde gelişen damar açıcı (endovasküler) tedaviler ve modern yara bakım yöntemleri sayesinde, diyabetik ayak hastalarının büyük bölümünde uzuv kaybı önlenebilmektedir. Diyabetik ayak kader değildir. Erken tanı, doğru tedavi ve düzenli takip ile ayaklar korunabilir, hayatlar kurtarılabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabetin-yol-actigi-hayati-sorun-diyabetik-ayak-yaralari-601596">Diyabetin yol açtığı hayati sorun: Diyabetik Ayak Yaraları!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş kaybı yalnızca estetik bir sorun değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-kaybi-yalnizca-estetik-bir-sorun-degil-601346</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 09:07:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[implant]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[Nedenle]]></category>
		<category><![CDATA[Sistemik]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601346</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, diş kaybının nedenleri, ağız ve genel sağlık üzerindeki etkileri, güncel protetik tedavi seçenekleri ve diş kaybını önlemede erken teşhisin önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-kaybi-yalnizca-estetik-bir-sorun-degil-601346">Diş kaybı yalnızca estetik bir sorun değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, diş kaybının nedenleri, ağız ve genel sağlık üzerindeki etkileri, güncel protetik tedavi seçenekleri ve diş kaybını önlemede erken teşhisin önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Diş kaybı, fonksiyonel ve sistemik etkileri olan önemli bir sağlık problemi!</strong></p>
<p>Diş kaybının, günümüzde toplumda oldukça yaygın görülen önemli bir sağlık problemi olduğunu ifade eden Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, “Çoğu zaman yalnızca estetik bir sorun olarak algılansa da diş kaybının çiğneme, konuşma, beslenme fonksiyonları ve genel yaşam kalitesi üzerinde ciddi etkileri bulunur. Bu nedenle diş kaybı yalnızca görsel açıdan değil, fonksiyonel ve sistemik etkileriyle de değerlendirilmelidir.” dedi.</p>
<p>Diş kaybının en yaygın nedenleri arasında diş çürükleri ve diş eti hastalıklarının yer aldığına dikkat çeken Öğr. Gör. Halmedov, “Bunun yanı sıra travmalar, ağız ve diş bakımının ihmal edilmesi, sigara kullanımı, bazı sistemik hastalıklar ve yaş faktörü de diş kaybı riskini artıran etkenler arasında sayılır. Özellikle diş eti hastalıkları sinsi bir seyir izleyerek çoğu zaman fark edilmeden ilerleyebilir ve ciddi diş kayıplarına yol açabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Diş boşlukları birçok probleme yol açabilir!</strong></p>
<p>Eksik dişlerin, çiğneme fonksiyonunun azalmasına ve ağız içi dengenin bozulmasına neden olduğunu vurgulayan Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, “Diş boşlukları oluştuğunda, komşu dişler bu boşluğa doğru kayabilir, karşı çenedeki dişler ise boşluğa doğru uzama eğilimi gösterebilir. Bu durum zamanla kapanış bozukluklarına ve buna bağlı olarak sindirim sistemi problemlerine yol açabilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Diş kaybının tedavisine yönelik birçok etkili protetik uygulama bulunuyor…</strong></p>
<p>Günümüzde diş kaybının tedavisine yönelik birçok etkili protetik uygulama bulunduğunu aktaran Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, “Tek diş kaybı vakalarında öncelikli olarak implant üstü protezler tercih edilir ve hastalara önerilir. Ancak kemik yetersizliği bulunması ya da hastanın çeşitli nedenlerle implant tedavisine uygun olmaması durumunda, komşu dişlerden destek alınarak köprü protez uygulaması yapılabilir.” dedi.</p>
<p>Çoklu diş kaybı bulunan vakalarda da implant üstü protezlerin ilk tercih olduğunu kaydeden Öğr. Gör. Halmedov, şunları söyledi:</p>
<p>“Bununla birlikte kemik yetersizliği, sistemik hastalıklar veya hastanın maddi durumu gibi nedenlerle implant uygulamasının mümkün olmadığı durumlarda hareketli bölümlü protezler uygulanabilir. Bu protezler, hastanın mevcut dişlerinden destek alan ve doku yüzeyine oturan, halk arasında ‘kancalı protez’ olarak bilinen protezlerdir.</p>
<p>Tam dişsizlik durumlarında ise All-on-X olarak adlandırılan tedavi yöntemi uygulanabilir. Bu yöntemde hastanın alt ve üst çenesine 4, 6 ya da 8 adet implant yerleştirilerek sabit protezler yapılır. Ancak yeterli kemik seviyesinin bulunmaması, sistemik rahatsızlıklar veya implant uygulamasını engelleyen diğer durumlarda, damak protezi olarak da bilinen total protezler tercih edilebilir. Total protezler, damağın yüzeyini kaplayan ve hastanın takıp çıkarabildiği protezlerdir.”</p>
<p><strong>Diş kaybını önlemenin temel anahtarı, erken teşhis!</strong></p>
<p>Diş kaybını önlemenin mümkün olduğunu ve bunun en etkili yolunun düzenli ağız ve diş bakımı olduğunu dile getiren Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, “Günde en az iki kez, sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yatmadan önce dişlerin fırçalanması önerilir.” dedi.</p>
<p>Bunun yanı sıra diş ipi ve ara yüz fırçası gibi yardımcı ağız bakım ürünlerinden de destek alınmasının büyük önem taşıdığının altını çizen Öğr. Gör. Halmedov, “Düzenli diş hekimi kontrolleri de diş kaybının önlenmesinde kritik bir rol oynar. Erken teşhis edilen çürükler ve diş eti problemleri, henüz ilerlemeden tedavi edilebilir ve diş çekimine gerek kalmadan dişler ağızda tutulabilir. Bu nedenle erken teşhis, diş kaybını önlemenin temel anahtarlarından biridir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-kaybi-yalnizca-estetik-bir-sorun-degil-601346">Diş kaybı yalnızca estetik bir sorun değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mide Kanserinde Hayat Kurtaran 5 Temel Basamak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mide-kanserinde-hayat-kurtaran-5-temel-basamak-601283</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 08:35:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[basamak]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kurtaran]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[Mide Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601283</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkeklerde kadınlara göre daha sık görülen ve hiçbir belirti vermeden ilerleyebilen mide kanseri tüm dünya ile birlikte ülkemizde de önemli bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mide-kanserinde-hayat-kurtaran-5-temel-basamak-601283">Mide Kanserinde Hayat Kurtaran 5 Temel Basamak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde kadınlara göre daha sık görülen ve hiçbir belirti vermeden ilerleyebilen mide kanseri tüm dünya ile birlikte ülkemizde de önemli bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürüyor. Ancak tanı ve tedavideki bilimsel gelişmeler, bu tabloyu giderek değiştiriyor. Günümüzdeki modern mide kanseri tedavilerinde ameliyat ve klasik yöntemlerin dışında bireyin bağışıklık sistemi de tedavinin merkezine alınıyor. Özellikle doğru hastada doğru zamanda uygulanan kişiye özel stratejilerle, daha güçlü ve daha kalıcı sonuçlar hedeflenebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi’nden Doç. Dr. Atakan Demir, mide kanserinde tanıdan tedaviye uzanan ve hayat kurtaran beş temel basamağın belirleyici rol oynadığını vurguluyor.</p>
<p><strong>Mide kanseri sessiz ilerleyen ve sık görülen bir hastalık</strong></p>
<p>Mide kanseri, mide iç yüzeyini döşeyen hücrelerden kaynaklanan ve dünyada en sık görülen kanser türleri arasında yer alan önemli bir hastalıktır. Çoğu zaman erken dönemde belirgin belirtiler vermeden ilerleyebilir. İlerleyen aşamalarda ise mide ağrısı, şişkinlik, iştahsızlık, erken doyma, kilo kaybı, bulantı ve kansızlık gibi şikayetlerle kendini gösterebilir. Dikkat bu yakınmalar mide fonksiyon bozukluğuna bağlı da olabilir çoğu zaman kansere bağlı olmaz. Hastalığın sık görülmesinde genetik yatkınlık, aile öyküsü, helikobakter pilori enfeksiyonu, sigara kullanımı, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve ileri yaş önemli rol oynar. Erken tanı konulduğunda tedavi başarısı belirgin şekilde artmaktadır.</p>
<p>Bugün biliyoruz ki; zamanında yapılan bir gastroskopi, doğru planlanmış bir tarama programı, kişiye özel tedavi ve bağışıklık sistemini güçlendiren modern yaklaşımlar sayesinde mide kanseri erken yakalandığında ve doğru şekilde yönetildiğinde çok başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Bu yaklaşım doğrultusunda, mide kanserinde tanı ve tedavi sürecini şekillendiren ve birbirini tamamlayan 5 temel nokta öne çıkmaktadır.</p>
<p><strong>1. Basamak: Zamanında Yapılan Gastroskopi</strong></p>
<p>Gastroskopi, mide kanserinin erken tanısında en etkili yöntemlerden biridir. Kısa sürede gerçekleştirilen bu işlem sayesinde mide mukozası ayrıntılı olarak değerlendirilebilir; erken dönem kanser odakları ve riskli lezyonlar saptanabilir. Erken tanı, tedavi başarısını doğrudan artırır. Şikayetleri olan kişilerde gecikmeden değerlendirme yapılması ve risk grubundakilerin hekim önerisiyle planlı takip edilmesi kritik önem taşır.</p>
<p><strong>2. Basamak: Doğru Planlanmış Tarama Programları</strong></p>
<p>Ailesinde mide veya bağırsak kanseri öyküsü bulunan bireylerde ve risk grubundaki kişilerde düzenli tarama programları büyük önem taşır. Kişiye özel planlanan taramalar, hastalığın henüz belirti vermeden yakalanmasına olanak sağlar. Tarama sıklığı ve yöntemi, kişinin yaşına, aile öyküsüne ve eşlik eden risk faktörlerine göre belirlenmelidir.</p>
<p><strong>3. Basamak: Kişiye Özel Tedavi Yaklaşımı</strong></p>
<p>Mide kanseri tedavisi her hastada aynı şekilde uygulanmaz. Tümörün biyolojik özellikleri, hastalığın evresi, hastanın yaşı ve genel sağlık durumu göz önünde bulundurularak kişiye özel tedavi planları oluşturulur. Cerrahi, kemoterapi, hedefli tedaviler, immünoterapiler ve gerektiğinde radyoterapi bu planın temel bileşenlerini oluşturur. Tedavide başarının anahtarı, doğru evreleme ile en baştan “en doğru sıralamayı” kurmaktır; yani hangi tedavinin ne zaman verileceğini netleştirmektir.</p>
<p><strong>4. Basamak: Bağışıklık Sistemini Tedaviye Dahil Etmek</strong></p>
<p>Bağışıklık tedavisi, hastanın kendi savunma sisteminin kanser hücrelerini tanımasını ve onlara karşı daha etkili bir yanıt oluşturmasını amaçlar. Kanser hücreleri bağışıklık sisteminden kaçabilmek için kendilerini gizleyebilir. İmmünoterapi ise bu gizlenme mekanizmalarını baskılayarak bağışıklık hücrelerinin daha aktif çalışmasına yardımcı olur.</p>
<p>Bugün en heyecan verici gelişmelerden biri, seçilmiş hastalarda bağışıklık tedavisinin kemoterapiyle birlikte ameliyattan önce başlanabilmesidir. Amaç tümörü ameliyat öncesinde daha fazla küçültmek, vücudun savunma sistemine kanseri daha erken tanıtmak ve mikroskobik yayılım ihtimalini daha baştan kontrol altına almaktır. Bu yaklaşım bazı hastalarda ameliyatın başarısını artıran güçlü bir “ön hazırlık” gibi çalışır ve tedaviyi daha sağlam bir zemine oturtur. Bağışıklık tedavisi, uygun hastalarda cerrahi ve kemoterapiyle birlikte planlandığında tedavinin etkinliğini güçlendirmeyi hedefler. Hangi hastanın bu tedaviden daha çok fayda görebileceği, modern patoloji ve moleküler incelemelerle daha iyi anlaşılmakta; böylece tedavi kişiye daha doğru şekilde uyarlanabilmektedir.</p>
<p><strong>5. Basamak: Risk Faktörlerini Kontrol Altına Almak</strong></p>
<p>Mide kanserinde genetik faktörler önemli bir rol oynayabilir. Ailesinde mide veya bağırsak kanseri öyküsü bulunan bireylerde hastalık daha erken yaşlarda ortaya çıkabilir. Bu nedenle hekim değerlendirmesiyle, gerekli görülen kişilerde genetik risk analizi ve daha erken yaşlarda tarama ve takip programları planlanabilir. Helikobakter pilori adı verilen bakteri, mide mukozasında uzun süre kaldığında mide duvarında kalıcı hasarlara ve kansere giden bir sürece zemin hazırlayabilir. Basit testlerle tanı konulabilen ve ilaç tedavisiyle ortadan kaldırılabilen bu enfeksiyonu dikkate almak gerekir. Çünkü mide kanseri zincirinin en erken ve en müdahale edilebilir halkalarından biridir. Helikobakter pilori enfeksiyonunun tedavi edilmesi, sigaranın bırakılması ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarının benimsenmesi mide kanseri riskini azaltmada önemli rol oynar. Basit önlemler, uzun vadede büyük farklar yaratabilir.</p>
<p><strong>Mide kanseri tedavisinde umut her geçen gün artıyor</strong></p>
<p>Mide kanserinde başarıyı belirleyen şey tek bir tedavi değil; doğru zamanda gastroskopi, doğru evreleme ve kişiye özel planın kusursuz birleşimidir. Ve en önemlisi, uygun hastada bağışıklık sistemini doğru zamanda devreye sokmak, özellikle ameliyat öncesi dönemde tedaviyi bir adım ileri taşıyan güçlü bir gelişme olarak öne çıkmaktadır. Bugün daha erken tanı, daha kişiselleştirilmiş tedavi ve daha akıllı sıralama ile mide kanserinde umut her geçen gün daha da büyümektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mide-kanserinde-hayat-kurtaran-5-temel-basamak-601283">Mide Kanserinde Hayat Kurtaran 5 Temel Basamak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de böbrek taşı çok yaygın, sebebi ise…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-bobrek-tasi-cok-yaygin-sebebi-ise-601247</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 07:51:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Taşı]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Taşları]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[oluşum]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[taşı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Üroloji Uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaygın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601247</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda dünya genelinde artan ve nüfusun yüzde 10-15’ine ulaşan böbrek taşları ülkemizde çok daha yüksek bir seviyede görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-bobrek-tasi-cok-yaygin-sebebi-ise-601247">Türkiye&#8217;de böbrek taşı çok yaygın, sebebi ise…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda dünya genelinde artan ve nüfusun yüzde 10-15’ine ulaşan böbrek taşları ülkemizde çok daha yüksek bir seviyede görülüyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin,</strong> bunun başlıca nedeninin Türkiye’nin “Taş kuşağı” ülkeleri arasında yer alması olduğunu belirterek, “Taş kuşağı ülkelerinin en önemli özelliği sıcak bir iklime sahip olmalarıdır. Uzun süreli sıcak havalarda vücutta artan sıvı kaybına ek olarak yeterince su içilmemesi ve aşırı tuz tüketimi gibi bazı hatalı beslenme alışkanlıkları böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlamaktadır” diyor.</p>
<p>Ülkemizde her yıl yaklaşık 1 milyon kişiye böbrek taşı tanısı konulduğuna işaret eden<strong> Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin,</strong> “Genellikle 30-50 yaş arasındaki bireyleri etkileyen böbrek taşları çok şiddetli yan ağrısına neden olmalarının yanı sıra tedavide gecikildiğinde  idrar yolu enfeksiyonu,  böbrekte şişme ve böbrek fonksiyon kaybı gibi ciddi sorunlara yol açabilmektedir” diye konuşuyor. <strong>Prof. Dr. Ali Tekin, </strong> bu noktada böbrek taşlarında erken tanı ve tedavinin önemine dikkat çekerek, çok önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!  </p>
<p><strong>Görülme sıklığı giderek artıyor! </strong></p>
<p>İdrarda bulunan mineraller ve kalsiyum, oksalat ile ürik asit gibi tuzların kristalleşerek birikmeleri sonucu oluşan böbrek taşına pek çok etken yol açabiliyor. Yetersiz sıvı alımı,  aşırı tuz tüketilmesi ve hayvansal proteinden zengin beslenme gibi beslenme hataları, obezite, metabolik sendrom, aile öyküsü, bazı metabolik hastalıklar (hiperkalsiüri, hiperoksalüri, vb), bazı ilaçlar (vitamin D, kalsiyum takviyeleri, vb) ile idrar yolu enfeksiyonları, en önemli faktörleri oluşturuyor.  İdrarda taş oluşumunu önleyen sitrat gibi maddelerin yetersiz olması da süreci hızlandırıyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin,<strong> </strong>son yıllarda böbrek taşının görülme sıklığında artış gözlendiğine işaret ederek, “Bu artışın sebepleri arasında iklim değişikliğiyle birlikte sıcaklık artışı, obezite ve hareketsiz bir yaşam tarzı yer almaktadır. Benzer nedenlere bağlı olarak böbrek taşı görülme yaşında da bir düşüş söz konusudur” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Kışın yetersiz su tüketimi riski artırıyor!</strong></p>
<p>Kış aylarında böbrek taşlarının oluşum riskinin arttığını vurgulayan Prof. Dr. Ali Tekin,  bunun en önemli sebebinin ise soğuk havalarda susuzluk hissinin azalması nedeniyle yetersiz su tüketimi olduğunu söylüyor. Susuzluğun idrarda bulunan minerallerin yoğunlaşmalarına ve çökerek kristal oluşumuna neden olduklarını aktaran Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, “Bu kristaller zamanla birikerek taş halini almaktadır. Dolayısıyla, kış aylarında böbrek taşı oluşumunu önlemek için günde ortalama 2 – 2.5 litre su içilmesi çok önemlidir. Ayrıca, düzenli olarak fiziksel egzersiz yapılması, aşırı tuzlu, şekerli ve fast food ağırlıklı gıdaların tüketiminden ise kaçınılması gerekmektedir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>En yaygın belirtisi çok şiddetli yan ağrısı!</strong></p>
<p>Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin<strong>,</strong> böbreklerde oluşan taşların özellikle üreter adı  verilen ve böbrek ile mesane arasında yer alan kanala düştüklerinde en sık “renal kolik” denilen çok şiddetli yan ağrısına yol açtıklarının altını çiziyor. Prof. Dr. Ali Tekin, şiddetli ağrıya “İdrardan kan gelmesi, sık sık idrara çıkma, idrarı tam boşaltamama hissi, sürekli idrar varmış hissi, idrar yolunda yanma, bulantı ve kusma”  gibi belirtilerin de eşlik edebildiğini belirtiyor. </p>
<p><strong>Erken tanı ve tedavi çok önemli! </strong></p>
<p>Böbrek taşlarında erken tanı ile hem hastada sorunlar yaşanması önlenerek yaşam konforu artırılıyor hem de tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, böbrek fonksiyon kaybı ve cerrahi müdahale gibi olası riskler önemli ölçüde azaltılıyor. Böbrek taşlarının tedavisinde; üriner (boşaltım) sistemin taşlardan tümüyle temizlenmeleri hedefleniyor. Özellikle 5-6 mm’den küçük böbrek taşları bol sıvı tüketimi ve fiziksel egzersizler (Yürüyüş, zıplama vs) gibi basit yöntemlerle kendiliğinden düşebiliyor. Doktor tavsiyesiyle kullanılacak olan bazı ilaçlarla bu süreç kolaylaştırılabiliyor. Daha büyük taşlarda ise taşın lokalizasyonuna göre, medikal tedaviler, ESWL (beden dışı şok dalga tedavisi) veya kapalı endoskopik cerrahi tedaviler ile (URS, RIRS, PCNL, vb.) üriner sistem taşlardan tümüyle temizlenebiliyor. </p>
<p><strong>Ameliyatlar endoskopik kapalı yöntemle yapılıyor</strong></p>
<p>Böbrek taşlarının tedaviyle düşürülemediği durumlarda, geçmeyen veya tekrarlayan ağrılarda, böbrek fonksiyon kaybı riskinin arttığı tablolarda ve 2 cm&#8217;den büyük böbrek taşlarında ameliyat gündeme geliyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, günümüzde ameliyatların neredeyse tümünün, açık cerrahiye gerek kalmadan, endoskopik kapalı yöntemlerle yapıldığına değinerek, “Böbrek taşı ameliyatları, ciddi teknolojik gelişmelerle birlikte, son 20-25 yılda büyük değişim geçirdi. Aşırı büyük taşlar hariç, taşları normal idrar yolundan endoskopik kapalı girişimlerle tedavi edebiliyoruz. Sadece 2-3 mm’lik ince esnek aparatlarla böbreğe kadar ulaşıp, yeni nesil lazerler ile taşları yok edebiliyoruz. Kapalı yöntemler sayesinde hastalarımız ameliyatlardan sonra aynı gün evlerine dönebilmektedirler” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Önlemek tedaviden çok daha kolay! </strong></p>
<p>Teknolojik gelişmeler sayesinde böbrek taşı tedavisi büyük ilerleme kaydetse de önleyici tedbirler alınmazsa hastaların hemen hemen yarısında 5-10 yıl içerisinde tekrar taş gelişimi kaçınılmaz oluyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, aslında hastaların çoğunda böbrek taşlarının düzeltilebilir sebeplerden kaynaklandığını hatırlatarak “Sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla böbrek taşı oluşumunu önlemek her zaman tedavi etmekten daha kolaydır” diyor.  </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-bobrek-tasi-cok-yaygin-sebebi-ise-601247">Türkiye&#8217;de böbrek taşı çok yaygın, sebebi ise…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Sağlık Örgütü, infertilite tedavisinde ilk kez rehber hazırladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-saglik-orgutu-infertilite-tedavisinde-ilk-kez-rehber-hazirladi-600984</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 08:21:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[infertilite]]></category>
		<category><![CDATA[kez]]></category>
		<category><![CDATA[örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[rehber]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600984</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünyada ilk kez infertilite tedavisinde A’dan Z’ye yol haritasının belirlendiği bir rehber hazırladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-saglik-orgutu-infertilite-tedavisinde-ilk-kez-rehber-hazirladi-600984">Dünya Sağlık Örgütü, infertilite tedavisinde ilk kez rehber hazırladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünyada ilk kez infertilite tedavisinde A’dan Z’ye yol haritasının belirlendiği bir rehber hazırladı. “İnfertilitenin Önlenmesi, Tanısı ve Tedavisi Rehberi”nin hazırlık sürecine Türkiye’den Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük davet edildi. Rehberin; farklı ülkelerden 30 uzmandan oluşan çalışma gruplarının çalışmalarıyla oluşturulduğunu belirten Prof. Dr. Tansu Küçük, 5 yıl süren yoğun bir hazırlık süreci yaşandığını söyledi. </em></p>
<p>“İstenmesine rağmen çocuk sahibi olamama” durumu olarak tanımlanan infertilite, artık dünyanın en görünmez fakat en yaygın sağlık sorunlarından biri olarak kabul ediliyor. Üreme çağındaki her 6 kişiden biri bu sorunu yaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü, infertilitenin yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil, tüm dünyada milyonlarca kişiyi etkileyen ciddi bir halk sağlığı meselesi olduğunu belirtiyor. Bu görüşün yansıdığı “İnfertilitenin Önlenmesi, Tanısı ve Tedavisi Rehberi” Dünya Sağlık Örgütü’nün infertilite alanında dünyada ilk kez yayınladığı ve en kapsamlı rehber olma niteliği taşıyor. Rehber, infetilite alanında çalışan bilim insanları için bilimsel bir başvuru kaynağı. WHO’un hazırlanması için farklı ülkelerden 30 uzman arasında, Türkiye’yi temsil eden <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük’</strong>ten rehber hakkında bilgi aldık. </p>
<p><strong>Tanı ve tedavide standartlar yeniden tanımlandı</strong></p>
<p>Rehberde<strong> </strong>bilimsel kanıtlar titizlikle değerlendirildi, tanı ve tedavi standartları yeniden tanımlandı. Tüm dünyaya, eş zamanlı olarak düzenlenen geniş katılımlı bir webinarla duyuruldu. Sağlık bakanlıklarının, sivil toplum kuruluşlarının, hekimlerin ve hasta topluluklarının takip ettiği bu küresel toplantıda, infertilite alanında ülkelerin erişilebilir, maliyet-etkin ve hasta odaklı politikalar geliştirmesine yönelik çağrılar da yapıldı. Prof. Dr. Küçük, özellikle tanıda gereksiz testlerin azaltılması, çiftlerin psikososyal destek ihtiyaçlarının göz ardı edilmemesi ve tedavilerde bilimsel temeli olmayan “mucize” uygulamalardan kaçınılması gerektiğini vurgulayan bölümlerde aktif rol aldı. </p>
<p><strong>İnfertilite tedavisinin gri alanı: Açıklanamayan İnfertilite</strong></p>
<p>İnfertilite tedavisinde en tartışmalı alanlardan birinin açıklanamayan infertilite olduğunu belirten Prof. Dr. Tansu Küçük, bilimsel kanıtı olmayan “mucize tedavi” yaklaşımlarının çiftlere zaman ve para kaybettirdiğini vurgulayarak, bu grupta sorun tespit etme arzusunun anlaşılır olduğunu ancak gereksiz ve deneysel girişimlerin çoğu zaman hiçbir fayda sağlamadığını  belirterek sözlerine şöyle devam etti: <strong>“Açıklanamayan infertilitede ilk basamak çoğu zaman ‘bekle–gör’ yaklaşımıdır. Bu dönem, çiftleri pahalı ve etkisi kanıtlanmamış uygulamalara yönlendirmek için bir boşluk değil, doğru yönetilmesi gereken bir süreçtir. Gereksiz testler, ‘mucize’ diye sunulan deneysel tedaviler ya da bilimsel desteği olmayan müdahaleler hem zaman kaybı yaratır hem de çiftleri ekonomik olarak zorlar. Üreme seçenekleri kadar, sigaranın bırakılması, kilo yönetimi, düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme gibi yaşam tarzı düzenlemeleri de tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.”</strong></p>
<p><strong>Peki, rehber ne diyor? </strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü(WHO)’nün hazırladığı bu rehber, infertilite hizmetlerinin bir “ayrıcalık” değil temel bir sağlık hakkı olarak görülmesi gerektiğini vurguluyor. Çiftlere yaşa bağlı doğurganlık azalması, kilo durumu, sigara ve yaşam alışkanlıkları gibi risk faktörleri konusunda açık ve düşük maliyetli bilgilendirme yapılması; tanının mümkün olan en basit ve ulaşılabilir yöntemlerle konulması; tedavi başarı oranlarının, olası risklerin ve maliyetlerin şeffaf biçimde paylaşılması rehberin temel başlıklarını oluşturuyor. Günümüzde çiftlerin önemli ekonomik yüklerle karşılaştığını ifade eden Prof. Dr. Tansu Küçük; “ WHO rehberi ise ülkelerin üreme sağlığı programlarına infertilite hizmetlerini entegre etmesi, erişilebilirliği artırması ve veri temelli politikalar üretmesi gerektiğine işaret ediyor. Bu yaklaşım, ülkelere hem hizmet kalitesinin standartlaşması hem de çiftlerin daha eşit bir sağlık hizmetine ulaşması için kritik bir fırsat sunuyor” değerlendirmelerinde bulundu. </p>
<p><strong>“İnfertilite bir hastalık olarak kabul edilmeli!”</strong></p>
<p> İnfertilitenin çoğu ülkede, hatta Türkiye’de de bir “hastalık” olarak dahi tanımlanmadığından milyonlarca kişinin gerekli tedavilere erişemediğini belirten Prof. Dr. Tansu Küçük; “Özel sağlık sigortalarının büyük bölümünde yer almıyor. İnfertilite tedavileri devlet geri ödeme sistemlerinde sınırlı destek görüyor. Bu nedenle maddi imkanı olmayan çiftler için çoğu zaman ulaşılamaz hale geliyor. Bu durum yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal sonuçlar doğuruyor: infertilite yaşayan çiftlerde kadınların yüzde 36’sının bu nedenle partner şiddetine maruz kaldığı, kaygı, depresyon ve ilişki sorunlarının ise sık rastlanan eşlikçiler olduğu belirtiliyor” diye konuştu. Dünya Sağlık Örgütü’nün yayımladığı rehberde infertilitenin hem kadın hem de erkek kaynaklı olabileceği ancak kadınların çoğu zaman haksız yere suçlandığı ve erkek faktörünün göz ardı edildiği de özellikle vurgulanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-saglik-orgutu-infertilite-tedavisinde-ilk-kez-rehber-hazirladi-600984">Dünya Sağlık Örgütü, infertilite tedavisinde ilk kez rehber hazırladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yemek Borusu Kanserinin 6 Belirtisine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yemek-borusu-kanserinin-6-belirtisine-dikkat-599977</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 17:48:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Belirgin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[Endoskopik]]></category>
		<category><![CDATA[evre]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599977</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yutma güçlüğü, göğüs ağrısı ve istemsiz kilo kaybı gibi belirtiler özofagus kanserinin sessiz başlayan ilk işaretleri olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemek-borusu-kanserinin-6-belirtisine-dikkat-599977">Yemek Borusu Kanserinin 6 Belirtisine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yutma güçlüğü, göğüs ağrısı ve istemsiz kilo kaybı gibi belirtiler özofagus kanserinin sessiz başlayan ilk işaretleri olabiliyor. Risk grubundaki bireylerde erken değerlendirme ve endoskopik tarama, hastalığın seyrini belirleyen en kritik adımı oluşturuyor. Güncel tedavi yaklaşımları ise cerrahinin neoadjuvan tedavi ile birlikte uygulanması durumunda sağkalımın belirgin biçimde arttığını gösteriyor. Bu nedenle hem hastaların belirtileri geciktirmeden dikkate alması hem de tanı ve tedavi süreçlerinin doğru planlanması büyük önem taşıyor. Memorial Göztepe Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Nezih Onur Ermerak, özofagus kanserinin belirtileri ve modern tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Özofagus kanserinin sıklığı dünyada artıyor</strong></p>
<p>Özofagus kanseri, dünya genelinde kanser ilişkili yaşam kayıplarında üst sıralarda yer almaktadır. Özofagus kanserinin Skuamöz hücreli karsinom (SCC) ve Adenokarsinom (AC) olmak üzere iki ana tipi bulunur. SCC çoğunlukla tütün, alkol ve çok sıcak içecek tüketimiyle ilişkilidir. AC ise reflü hastalığı ve Barrett özofagusu zemininde ortaya çıkar. Son verilere bakıldığında özellikle Batı ülkelerinde obezite artışıyla birlikte adenokarsinom sıklığı son 20 yılda belirgin şekilde yükseldiğini görmekteyiz.</p>
<p><strong>“Kendiliğinden geçer” diye kontrolleri ertelemeyin</strong></p>
<p>Özofagusun genişleme kapasitesi yüksek olduğu için tümör başlangıçta fark edilmeden büyüyebilir. Hastalığın çoğu zaman geç dönemde ortaya çıkan belirtileri şunlardır;</p>
<ul>
<li>Yutma güçlüğü</li>
<li>Göğüs veya sırt ağrısı</li>
<li>Kilo kaybı</li>
<li>Yutulan gıdaların geri gelmesi</li>
<li>İleri evrede ses kısıklığı</li>
<li>Yemek ya da sıvıların solunum yoluna kaçması</li>
</ul>
<p>Özofagusun en sık ve en belirgin semptomu yutma güçlüğüdür. Katı gıdalarda başlayan zorluk zamanla sıvılara doğru ilerler. Bu belirtilerin “kendiliğinden geçer” düşüncesiyle önemsenmemesi tanının gecikmesine neden olabilir. Özellikle risk grubundaki bireylerde erken tanı açısından endoskopik değerlendirme büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Doğru evreleme ile tedavi başarısı artar</strong></p>
<p>Belirtilerin geciktirilmeden değerlendirilmesi ve risk grubundaki bireylerin düzenli endoskopik takiplerinin yapılması, hastalığın seyrini değiştiren en kritik adımdır. Özofagus kanseri tanısında temel yöntem endoskopi ve biyopsidir. Değerlendirmede ayrıca EUS (endoskopik ultrasonografi) uygulanır. Tümörün derinliği ve lenf nodu tutulumunu belirlemede en duyarlı yöntem olan endoskopik ultrasonografidir. Kesin evrelemeyisağlamak için BT, PET-CT ve uygun hastalarda laparoskopi de planlama sürecinde yer alabilir. Doğru evreleme, tedavi başarısının en önemli belirleyicisidir.</p>
<p>Özofagus kanseri çoğu zaman sessiz ilerleyen ancak modern tedaviyle kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Güncel yaklaşım; neoadjuvan tedavi, cerrahi, uygun hastada adjuvan immünoterapi kombinasyonununsağkalımı belirgin şekilde artırdığını göstermektedir.</p>
<p><strong>Cerrahide tedavi seçenekleri çeşitlendi</strong></p>
<p>Evre I–III özofagus kanserinde cerrahi tedavi, hastalığın kontrol altına alınmasında temel basamaklardan biridir. Günümüzde cerrahi girişimler çoğunlukla kemoterapive/veya radyoterapiyi içeren multimodal tedavi yaklaşımlarının bir parçası olarak planlanmaktadır. Tümörün yerleşimine ve hastanın genel durumuna göre farklı cerrahi teknikler uygulanabilir.</p>
<ul>
<li><strong>İvor Lewis özofajektomi,</strong> ameliyat karın ve sağ göğüs yoluyla gerçekleştirilir ve yemek borusu ile mide arasındaki bağlantı göğüs boşluğu içinde yapılır. </li>
<li><strong>McKeown </strong>olarak adlandırılan üç aşamalı özofajektomide ise boyun bölgesinde bağlantı oluşturulur. Bu yöntem özellikle üst yerleşimli tümörlerde avantaj sağlar. </li>
<li><strong>Transhiatal özofajektomi,</strong> göğüs boşluğuna girilmeden uygulanması sayesinde akciğerle ilişkili komplikasyonların daha az görüldüğü bir seçenektir. </li>
<li><strong>Minimal invaziv özofajektomi (MIE)</strong> yöntemlerinde laparoskopik ve torakoskopik teknikler kullanılır. TIME çalışması bu yaklaşımın daha az komplikasyonla ve daha hızlı iyileşme ile ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.</li>
</ul>
<p><strong>Neoadjuvan tedavi yaşam kalitesi ve süresini artırıyor</strong></p>
<p>Özofagus kanseri tedavisinde son yılların en önemli gelişmelerinden biri, ameliyat öncesinde uygulanan neoadjuvan kemoradyoterapidir. Özellikle T2-T3 evre hastalarda kullanılan CROSS protokolü, günümüzde standart tedavi yaklaşımı olarak kabul edilmektedir. Bu yöntem, cerrahi sonrasında tümörün tamamen çıkarılma oranını artırırken, hastaların uzun dönem sağkalımını da anlamlı ölçüde iyileştirmektedir. </p>
<p><strong>İmmünoterapi nüks riskini azaltıyor</strong></p>
<p>Ameliyat ve neoadjuvan tedaviye rağmen tam yanıt alınamayan hastalarda adjuvan immünoterapi önemli bir seçenektir. CheckMate-577 çalışması, nivolumab tedavisinin nüks oranlarını belirgin şekilde azalttığını göstermiş ve bu uygulama birçok ülkede standart tedaviye girmiştir.</p>
<p><strong>Erken evre hastalarda endoskopik çözümler</strong></p>
<p>T1a evresindeki sınırlı tümörlerde cerrahiye gerek kalmadan “Endoskopik Mukozal Rezeksiyon (EMR)” ve “Endoskopik Submukozal Diseksiyon (ESD)”uygulanabilir. Özellikle Barrett zeminindeki erken evre adenokarsinomlarda ESD yüksek başarı oranları sunar. EMR endoskopi sırasında, yüzeydeki küçük bir lezyonun alt kısmına sıvı verilerek kabartılması ve tel bir halka ile (snare) kesilerek çıkartılması işlemidir ve genellikle küçük ve yüzeyel lezyonlarda tercih edilen bir tedavi yöntemidir. ESD ise lezyonun özel bir aletle lezyonun alt kısmına girilerek ayrılması ve tek parça halinde rezeksiyon yapılan bir işlemdir ve daha büyük erken evre lezyonlarda kullanılan bir tedavi şeklidir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemek-borusu-kanserinin-6-belirtisine-dikkat-599977">Yemek Borusu Kanserinin 6 Belirtisine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İznik Sağlıkta Altın Çağını Yaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iznik-saglikta-altin-cagini-yasiyor-599856</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 23:15:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağını]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[İznik Devlet Hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ünitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[znik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599856</guid>

					<description><![CDATA[<p>İznik Devlet Hastanesi son dönemde güçlü hekim kadrosu, deneyimli sağlık personeli ve modern tıbbi altyapısıyla İznik halkına 7 gün 24 saat tam kapasiteyle sağlık hizmeti sunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iznik-saglikta-altin-cagini-yasiyor-599856">İznik Sağlıkta Altın Çağını Yaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İznik Devlet Hastanesi son dönemde güçlü hekim kadrosu, deneyimli sağlık personeli ve modern tıbbi altyapısıyla İznik halkına 7 gün 24 saat tam kapasiteyle sağlık hizmeti sunuyor.</p>
<p>İznik Belediye Başkanı Kağan Mehmet Usta ve AK Parti İlçe Başkanı İnanç Şahin, İznik Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Aybars Alemdaroğlu sık sık bir araya gelerek hastanenin eksik ve ihtiyaçları konusunda görüşme gerçekleştiriyor. Görüşmeler neticesinde ortaya çıkan talepler gerek Milletvekilleri ve gerekse de devletin ilgili makamlarına iletiliyor.</p>
<p>Hastane bünyesinde görev yapan 31 uzman hekim ve 21 pratisyen hekim olmak üzere toplam 52 hekim, 340 sağlık personeliyle birlikte kesintisiz hizmet veriyor. Acil, poliklinik, yataklı servisler ve destek birimleriyle İznik Devlet Hastanesi, bölgenin sağlık ihtiyacını karşılayan önemli merkezler arasında yer alıyor. Hastanede yer alan 14 yataklı Palyatif Bakım Ünitesi, evde bakımı mümkün olmayan hastalara yönelik hizmet sunarken, son 10 yılda binlerce hastanın tedavisi gerçekleştirildi. Hasta memnuniyetinin üst seviyelerde olduğu bu birim, özellikle kronik ve ileri evre hastalar için büyük önem taşıyor.2. basamak 10 yataklı Yoğun Bakım Ünitesi ise ileri düzey tedavi olanaklarıyla kritik hastalara hizmet veriyor.</p>
<p>Tanı ve görüntüleme alanında da tam kapasite çalışan İznik Devlet Hastanesi’nde Bilgisayarlı Tomografi (BT) ünitesi 24 saat kesintisiz hizmet veriyor ve acil vakaların raporları kısa sürede sonuçlandırılıyor. Tam zamanlı ultrason hekimi tarafından her gün ortalama 60 hastaya ultrason çekimi yapılıyor.</p>
<p>Fizik Tedavi Ünitesi, uzman hekim ve fizyoterapistler eşliğinde yatarak ve ayaktan olmak üzere günde yaklaşık 100 hastaya hizmet sunuyor. Evde Sağlık Hizmetleri Birimi ise hastaneye ulaşamayan yatağa bağımlı ve bakıma muhtaç hastalar için doktorlu ekiplerle ayda yaklaşık 300 hastaya ev ziyareti ve tedavi hizmeti gerçekleştiriyor.</p>
<p>Hastane bünyesindeki Diyaliz Ünitesi, 8 diyaliz cihazıyla haftanın 6 günü aralıksız hizmet verirken, 34 diyaliz hastasının evlerinden alınıp tedavi sonrası evlerine bırakılması da hastane tarafından sağlanıyor.</p>
<p>24 saat esasına göre çalışan ameliyathanelerde; ortopedi, genel cerrahi, kulak burun boğaz, göz ve kadın hastalıkları branşlarında çok sayıda nitelikli ameliyat başarıyla gerçekleştiriliyor. Kalça ve diz protezleri, acil kırık ameliyatları, kapalı safra kesesi ve fıtık ameliyatları, apandisit, guatr ve meme cerrahisi, geniz eti, burun estetiği, göz kapağı ve gözyaşı kanalı ameliyatları ile sezaryen ve normal doğumlar hastanede yapılabiliyor.</p>
<p>Vatandaşlar, 8 farklı branşta aynı gün ya da birkaç gün içinde MHRS randevusu oluşturabiliyor. Bunun yanı sıra hastanede; Beslenme ve Diyetetik Polikliniği, Gebe Okulu, olog Polikliniği, Yenidoğan İşitme Tarama ve Odyometri Hizmetleri, Sosyal Hizmetler, Diyabet Eğitim Birimi, 7/24 aktif Kan Transfüzyon Ünitesi ve Laboratuvar Hizmetleri de kesintisiz olarak sunuluyor.</p>
<p>İznik Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Aybars Alemdaroğlu “tüm birimleriyle tam kapasite çalışarak, modern ve nitelikli sağlık hizmetini İznik halkına en hızlı ve güvenilir şekilde ulaştırmayı sürdürüyoruz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iznik-saglikta-altin-cagini-yasiyor-599856">İznik Sağlıkta Altın Çağını Yaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer&#8217;da TPS tedavisi umut vadediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-tps-tedavisi-umut-vadediyor-599826</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 13:24:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel]]></category>
		<category><![CDATA[bölgeler]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarda]]></category>
		<category><![CDATA[metin]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[tps]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[Uygulanabilir]]></category>
		<category><![CDATA[vadediyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599826</guid>

					<description><![CDATA[<p>Transkraniyal Puls Stimülasyon (TPS) yönteminin, kısa ultrasonik uyarılarla beynin derin bölgelerini hedefleyerek beyin aktivitesinde değişiklik oluşturabildiğini dile getiren Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, “TPS’nin en sık uygulandığı hastalık, Avrupa Birliği CE onayı almış olan Alzheimer tipi demans hastalığıdır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-tps-tedavisi-umut-vadediyor-599826">Alzheimer&#8217;da TPS tedavisi umut vadediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Transkraniyal Puls Stimülasyon (TPS) yönteminin, kısa ultrasonik uyarılarla beynin derin bölgelerini hedefleyerek beyin aktivitesinde değişiklik oluşturabildiğini dile getiren Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, “TPS’nin en sık uygulandığı hastalık, Avrupa Birliği CE onayı almış olan Alzheimer tipi demans hastalığıdır. Aynı zamanda Alzheimer tipi demansa henüz dönüşmemiş, daha hafif bilişsel problemi bulunan hastalarda da uygulanabilir” dedi. Yapılan çalışmalarda, TPS sonrası hastaların bilişsel performanslarında belirgin iyileşmeler gözlendiğini aktaran Prof. Dr. Metin, uygun hastalarda TPS’nin ciddi bir yan etkisinin bulunmadığını ifade etti.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, Alzheimer hastalığında uygulanan TPS (Transkraniyal Puls Stimülasyon) tedavisinin etki mekanizmasını, uygulama şeklini, güvenliğini ve ilaç tedavisine ek olarak sağladığı potansiyel faydaları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>İlaç tedavisine rağmen ilerleyen Alzheimer’da TPS’den fayda sağlanabilir!</strong></p>
<p>Alzheimer hastalığının kronik ve ilerleyici bir durum olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Barış Metin, “Hastaların bilişsel fonksiyonları giderek azalır” dedi.</p>
<p>İlaç tedavilerinin sınırlı bir tedavi seçeneği sunduğunu aktaran Prof. Dr. Metin, “Güncel ilaç tedavileriyle hastalığın ilerlemesi tamamen durdurulamıyor, yalnızca bir miktar yavaşlatabiliyoruz. İlaç tedavisi almasına rağmen hastalığı ilerlemeye devam eden ve belirtileri artan hastalarda TPS tedavisi uygulanabilir ve bu tedavinin faydasından istifade edilebilir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>TPS derin beyin bölgelerini uyararak beyin aktivitesini değiştirebiliyor </strong></p>
<p>Kısaca TPS denilen Transkraniyal Puls Stimülasyon cihazı hakkında bilgi veren Prof. Dr. Barış Metin, “TPS, beyne çok kısa ultrasonik dalgaların verilmesi sonucu beyin aktivitesinin değiştirilmesi prensibiyle çalışan bir cihaz. Bu yönüyle TPS, nöromodülasyon tedavileri olarak adlandırılan tedavi grubu içerisinde yer alır” dedi.</p>
<p>Transkraniyal manyetik stimülasyon, yani TMU ya da TMS denilen yöntemin nöromodülasyon tedavilerine örnek olarak verilebileceğini kaydeden Prof. Dr. Metin, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“TPS yöntemi, beynin içerisine çok kısa ultrasonik uyarılar gönderir. Bu sayede diğer nöromodülasyon yöntemlerinin ulaşamadığı çok daha derin beyin bölgelerine ulaşabilir. Böylece, diğer nöromodülasyon yöntemlerine kıyasla beynin daha derin bölgelerini uyararak beyin aktivitesinde değişiklik oluşturabilir. TPS yöntemi uygulamasında hasta, kendisini rahatsız etmeyen rahat bir koltukta oturur ve TPS’nin uyarı veren başlığı aracılığıyla, hastanın kafasının çeşitli bölgelerine uyarılar gönderilir. TPS tedavisi farklı hastalıklarda da uygulanabilir. Ancak en sık uygulandığı hastalık, Avrupa Birliği CE onayı almış olan Alzheimer tipi demans hastalığıdır. Aynı zamanda Alzheimer tipi demansa henüz dönüşmemiş, daha hafif bilişsel problemi bulunan hastalarda da uygulanabilir.”</p>
<p><strong>TPS yönteminde, hastaların bilişsel performanslarında belirgin iyileşmeler görüldü! </strong></p>
<p>Tedavinin genellikle haftada üç seanstan iki hafta boyunca toplam 6 seans uygulandığını dile getiren Prof. Dr. Barış Metin, “Tedavi, gerekli eğitimleri almış, güvenli uygulama testlerini geçmiş personel tarafından gerçekleştirilir. Hastanın MR görüntüleri eşliğinde, beyinde uygulanacak bölgeler belirlenerek bu bölgelerin üzerine uyarılar eğitimli personel tarafından uygulanır. Bir seansta toplam 6 bin atım yapılır” dedi.</p>
<p>Bu yöntemle ilgili yapılan çalışmalarda, hastaların bilişsel performanslarında belirgin iyileşmeler saptandığını kaydeden Prof. Dr. Metin, “Hastalar ve hasta yakınları tarafından sıkça bu tedavinin bir yan etkisi olup olmadığı soruluyor. Genellikle hastalarda herhangi bir yan etki tariflenmemekte ve güvenlik açısından bir risk oluşturmamaktadır” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>TPS, Alzheimer hastalığında doğrudan onay almış bir yöntem! </strong></p>
<p>TMU ile karşılaştırıldığında, TPS yönteminde daha az seans uygulandığına işaret eden Prof. Dr. Barış Metin, “TMU’dan farklı olarak Alzheimer hastalığında doğrudan onay almış bir yöntemdir” dedi.</p>
<p>Risk faktörleri açısından değerlendirildiğinde, çok yakın zamanda beyin kanaması ya da inme geçirmiş hastalara bu tedavinin uygulanmaması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Metin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kafa içinde beyin pili ya da işitme implantı bulunan hastalar dışında, TPS birçok hastaya uygulanabilir. Yakın zamanda inme ya da beyin kanaması geçirmemiş hastalarda da, bu tedavi yine güvenle uygulanabilir. TPS tedavisinin temel uygulama alanı Alzheimer hastalığıdır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-tps-tedavisi-umut-vadediyor-599826">Alzheimer&#8217;da TPS tedavisi umut vadediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İznik Belediyesi 2025 Yılında 5 Bin Hasta Nakil Hizmeti Gerçekleştirdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iznik-belediyesi-2025-yilinda-5-bin-hasta-nakil-hizmeti-gerceklestirdi-599689</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 09:21:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>
		<category><![CDATA[znik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599689</guid>

					<description><![CDATA[<p>İznik Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda sağlık alanındaki desteklerini yıl boyunca sürdürerek ilçede önemli bir ihtiyaca çözüm sundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iznik-belediyesi-2025-yilinda-5-bin-hasta-nakil-hizmeti-gerceklestirdi-599689">İznik Belediyesi 2025 Yılında 5 Bin Hasta Nakil Hizmeti Gerçekleştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İznik Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda sağlık alanındaki desteklerini yıl boyunca sürdürerek ilçede önemli bir ihtiyaca çözüm sundu. Belediye tarafından yıl içerisinde <strong>5.000 hasta nakil hizmeti</strong> gerçekleştirilirken, özellikle <strong>kanser hastaları ve sürekli tedavi gerektiren vatandaşlar</strong> bu hizmetten faydalandı.</p>
<p>İznik Belediyesi’nin belirli hasta gruplarına yönelik olarak yürüttüğü hasta nakil hizmeti kapsamında, ilçeden <strong>Bursa&#8217;daki sağlık kuruluşlarına</strong> ulaşım sağlanıyor. Tedavi süreci devam eden, kendi imkânlarıyla ulaşımda zorluk yaşayan vatandaşlar için planlanan nakiller, randevu saatlerine uygun şekilde titizlikle gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Hasta nakil araçları ile sürdürülen hizmet sayesinde; <strong>kanser tedavisi gören hastalar başta olmak üzere</strong>, diyaliz, fizik tedavi ve benzeri düzenli tedavi gerektiren vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırılıyor.</p>
<p>Konuya ilişkin açıklamada bulunan <strong>İznik Belediye Başkanı Kağan Mehmet Usta</strong>, şu ifadelere yer verdi:</p>
<p>“Sosyal belediyecilik anlayışımızın temelinde insan ve sağlık yer alıyor. Özellikle kanser hastalarımızın ve sürekli tedavi gören vatandaşlarımızın hastanelere ulaşım sürecinde yaşadığı zorlukları ortadan kaldırmak amacıyla bu hizmeti sürdürüyoruz. 2025 yılı içerisinde 5 bin hasta nakil hizmeti gerçekleştirdik. Vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine güvenli ve düzenli şekilde ulaşmasını sağlamak bizim önceliğimizdir.”</p>
<p>İznik Belediyesi, toplumun her kesimine dokunan sosyal destek hizmetleri kapsamında sağlık alanındaki çalışmalarını önümüzdeki süreçte de sürdürmeyi hedefliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iznik-belediyesi-2025-yilinda-5-bin-hasta-nakil-hizmeti-gerceklestirdi-599689">İznik Belediyesi 2025 Yılında 5 Bin Hasta Nakil Hizmeti Gerçekleştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevsim Geçişlerinde Cilt Bariyeri Alarm Veriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mevsim-gecislerinde-cilt-bariyeri-alarm-veriyor-599659</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 08:39:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bariyeri]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[değişimler]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[geçişlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[leke]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[Nem]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[veriyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599659</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soğuk ve rüzgârlı havaların etkisine girdiğimiz bu günlerde cildimiz için yeni bir dönem başlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsim-gecislerinde-cilt-bariyeri-alarm-veriyor-599659">Mevsim Geçişlerinde Cilt Bariyeri Alarm Veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Soğuk ve rüzgârlı havaların etkisine girdiğimiz bu günlerde cildimiz için yeni bir dönem başlıyor. Mevsim geçişleri dönemlerinde yaşanan ani değişimler cilt üzerinde yıpratıcı etkiler gösterebiliyor. Peki, bu hızlı ve keskin hava değişimleri karşısında cildinizi nasıl koruyacağınızı ve mevsim geçişlerinin getirdiği kuruluk, hassasiyet ile cilt problemlerine karşı nasıl önlem alacağınızı merak ediyor musunuz? Memorial Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Aslı Tatlıparmak, bu dönemde özellikle cilt bariyerinin zayıfladığına; güneş ışınları, rüzgâr, nem farklılıkları ve sıcaklık değişimlerinin ciltte kuruluk, hassasiyet, kaşıntı, pullanma ve lekelenme gibi sorunlara yol açabildiğine dikkat çekerek mevsim geçişlerinde cilt sağlığının korunması için önemli açıklamalarda bulundu.<br /><strong>Soğuk havalar cildinizde kuruluğa neden olabilir <br /> </strong>Sonbahar ve yaz aylarında uzun süreli UV ışığına maruz kalmak, sıcaklık değişimleri, rüzgâr ve nem farklılıkları cildimizde sandığımızdan çok daha fazla zarara yol açabilmektedir. Bu hava değişikliklerinin neden olduğu cilt kuruluğu, oldukça sık rastlanan bir deri problemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı şekilde kışa geçerken yaşanan nem kaybı, cildin mat ve cansız görünmesine de neden olmaktadır.<br /><strong>Kronik cilt hastaları daha fazla etkileniyor<br /> </strong>Özellikle rozasea ve egzama (atopik dermatit) gibi kronik deri problemleri olan kişiler, güneş ışığı, rüzgâr ve sıcaklık değişimlerinden çok daha fazla etkilenmektedir. Rozasea hastalarında kızarıklık ve damar belirginliği bu dönemlerde artarken, egzama hastalarında da yazın klimalı ortamların etkisiyle sıcak-soğuk geçişleri cilt bariyerini daha da bozarak kaşıntı, kuruluk ve lezyonlarda artışa neden olabilmektedir.<br /><strong>Güneş lekesine yalnızca estetik bir sorun olarak bakmayın<br /> </strong>Sonbahar ve kış aylarına girilen geçiş döneminde güneş ışığına (UV) bağlı ciltte güneş lekeleri kendini göstermeye başlamaktadır. Güneş ışınları melanin üretimini artırarak zamanla “güneş lekesi” olarak bilinen hiperpigmentasyon sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu lekeler özellikle elmacık kemikleri, alın ve burun çevresinde belirgin hale gelirken, cilt tonunun düzensizleşmesine ve daha yaşlı bir görünüm oluşmasına yol açabilmektedir. Güneş lekeleri yalnızca estetik bir sorun değil; aynı zamanda cildin UV hasarına karşı verdiği biyolojik bir tepkidir. Bu nedenle hem önleyici koruma hem de tedavi protokolü büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Leke tedavisinin ilk basamağını öncelikle melanin üretimini baskılayan, cilt tonunu dengeleyen ve hücre yenilenmesini destekleyen özel formülasyonlara sahip kremler oluşturmaktadır. Retinoik asit, C vitamini, niasinamid veya azelaik asit gibi içerikler ciltteki pigmentasyonu düzenlemeye yardımcı olurken; aynı zamanda güneş koruyucu içeren nemlendirici ürünlerle cilt bariyerinin onarımını desteklemektedir. Bu aşamada düzenli kullanım ve sabır, tedavinin başarısı açısından son derece kritik bir öneme sahiptir. </p>
<p><strong>Cilt tedavilerinde de teknolojiden yararlanmak mümkün</strong><br /> Özellikle son yıllarda gelişmiş lazer sistemi teknolojisi, leke tedavisinde büyük bir ilerleme ve kolaylık sağlamaktadır. Oldukça kısa süreli seanslar ile gerçekleştirilen bu uygulamalar, minimal düzeyde ısı enerjisiyle çalıştığı için acısız ve hastanın işlem sonrası günlük yaşamına hemen dönebildiği konforlu bir süreç sunmaktadır.  Seans sonrası deride yalnızca hafif bir kızarıklık görülebilmekte, ancak bu durum da genellikle birkaç saat içinde kaybolmaktadır. Ciltte soyulma ya da kabuklanmaya yol açmadığından işlem sonrası aynı gün sosyal yaşamına rahatlıkla dönülebilmektedir.</p>
<p>Leke tedavisinde oldukça konforlu ve etkili bir lazer uygulaması olan ve işlem esnasında özellikle cilt altındaki melanin yoğunluğunu hedef alan Q-Switch ve Fraksiyonel lazer sistemleri lekeleri güvenli şekilde açarken, aynı zamanda cilt yenilenmesini desteklemektedir. Böylece leke görünümünde iyileşme sağlarken aynı zamanda daha sağlıklı bir cilt için çalışmaktadır. Yenilikçi ve profesyonel lazer uygulamalarının doktor kontrolünde ve klinik ortamda uygulanması son derece önemlidir. Bu işlemler yalnızca Dermatoloji uzmanı tarafından uygulanmalıdır. Cilt yapısı, şikayet, lekenin derinliği gibi değişkenlere bağlı olarak hangi lazer uygulaması ile tedavinin yapılacağı ve ne kadar süre devam edeceğine de uzman hekimin karar verebileceği unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>Gerekli önlemleri aldığınızdan emin olun!</strong></p>
<p>Mevsim geçişlerinde yaşanan cilt lekesi ve kuruluk problemlerine karşı önlem almak son derece önemlidir. İlk ve en önemli adım, güneş kremi kullanımını ihmal etmemektir. Bu yalnızca güneşin yoğun olduğu günlerde değil, yıl boyu uygulanması gereken etkili bir koruma yöntemidir. Böylece UV ışınlarına bağlı cilt problemlerini minimuma indirebilirsiniz. Bir diğer önemli adım ise cildin nem dengesini korumaktır. Özellikle havaların soğuduğu bu günlerde tüm cilt tipleri daha fazla neme ihtiyaç duymaktadır. Cilt yapınıza uygun bir nemlendirici kullanarak cildinizin nemini koruduğunuzdan emin olmalısınız. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsim-gecislerinde-cilt-bariyeri-alarm-veriyor-599659">Mevsim Geçişlerinde Cilt Bariyeri Alarm Veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ruhsal yüklerin bedendeki yansıması: Bruksizm</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ruhsal-yuklerin-bedendeki-yansimasi-bruksizm-599546</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 11:23:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bedendeki]]></category>
		<category><![CDATA[bruksizm]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Sıkma]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yansıması]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[yüklerin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599546</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, bruksizmin stres ve ruhsal yüklerle ilişkisi, yol açabileceği sağlık sorunları ve nasıl yönetilmesi gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ruhsal-yuklerin-bedendeki-yansimasi-bruksizm-599546">Ruhsal yüklerin bedendeki yansıması: Bruksizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, bruksizmin stres ve ruhsal yüklerle ilişkisi, yol açabileceği sağlık sorunları ve nasıl yönetilmesi gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Stres diş sıkmayı artırır, diş sıkma da kişinin stresini besler!</strong></p>
<p>Modern yaşamın bizlere pek çok kolaylık getirdiğini dile getiren Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Ancak beraberinde artan sorumluluklar, ekonomik kaygılar, sosyal baskılar ve belirsizlikler de insanları hiç olmadığı kadar yoğun bir stres altına soktu. Bilindiği üzere artan stres, sadece ruh sağlığını değil, fiziksel sağlığı da etkiliyor. Son yıllarda diş kliniklerinde artan diş sıkma ve gıcırdatma, yani bruksizm vakaları, bu durumu açıkça gözler önüne seriyor.” dedi.</p>
<p>Bruksizmin kişinin farkında olmadan, uyanıklık veya uyku sırasında dişlerini sıkması ya da gıcırdatması olarak tanımlandığını hatırlatan Doç. Dr. Tınastepe, “Hatta bazı durumlarda gerçek bir diş teması olmaksızın, kaslardaki gerginlik şeklinde de karşımıza çıkabiliyor. Uyku sırasında ve uyanıklık anında ortaya çıkan her iki bruksizm türünün ortaya çıkış sebepleri farklılık gösterse de, yoğun stres ve anksiyete ikisinde de ortak rol oynar. Stres diş sıkmayı artırır, diş sıkma da kişinin stresini besler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bruksizm, basit bir alışkanlık değil, birçok sağlık sorununu beraberinde getiren ciddi bir durum!</strong></p>
<p>Bruksizmin, sadece stres karşısında ortaya çıkan basit bir alışkanlık olarak adlandırılabilecek kadar hafif bir durum olmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Bruksizm, beraberinde birçok sağlık sorununu da getirir.” dedi.</p>
<p>Dişlerin, normal çiğneme kuvvetlerine kıyasla çok daha fazla yüklere maruz kalmasının etkilerinden bahseden Doç. Dr. Tınastepe, şunları söyledi:</p>
<p>“Dişlerde aşınma, çatlak ve kırık gibi hasarlar görülebilir. Dişleri çevreleyen kemik dokular ve bağ dokuları da aynı şekilde bu durumdan olumsuz etkilenir. Bruksizm yaşayan kişiler sabahları ağız açmada zorluk yaşayabilir; açtıklarında ise tıklama sesi ve ağrı ile karşılaşabilirler. Ağrı sadece çene eklemi ile sınırlı kalmayabilir; dişlerde, çenelerde ve baş, şakak ile boyun bölgesinde de ciddi rahatsızlık yaratabilir. Diş sıkma ve gıcırdatma yaşayan kişilerde uyku kalitesi düşer ve sabahları yorgun uyanırlar. Dikkat dağınıklığı, sinirlilik ve gerginlik gün boyu onlara eşlik edebilir.</p>
<p>Bruksizm çoğu zaman tek başına görülmez; en sık anksiyete, depresyon, uyku bozuklukları (özellikle uyku apnesi), çene eklemi problemleri ve reflü ile birlikte görülür. Son dönemde yapılan çalışmalarda, akıllı telefon kullanımının artmasıyla birlikte bruksizmin daha sık görüldüğü, bu kişilerde depresyon ve anksiyete belirtilerinin de daha yüksek oranlarda eşlik ettiği dikkat çekiyor.” </p>
<p><strong>Bruksizmin kesin tedavisi yok, ancak zararları azaltılabilir!</strong></p>
<p>Diş hekimlerinin, diş sıkma ve gıcırdatmanın vereceği zararları azaltmak için genellikle gece plaklarından (splintlerden) faydalandıklarını aktaran Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Splintler; dişlere, kaslara ve diğer ilgili yapılara gelen kuvvetleri azaltır ve kasların daha dengeli çalışmasını sağlar.” dedi.</p>
<p>Gerektiğinde ilaç tedavisi ve fizik tedavi yöntemlerinden de yararlanıldığını kaydeden Doç. Dr. Tınastepe, “Ayrıca botulinum toksin uygulamaları da bu amaçla oldukça yaygın bir şekilde kullanılıyor. Ancak burada kritik bir gerçek var; bruksizmin henüz kesin bir tedavisi bulunmuyor. Alınacak önlemlerle oluşturabileceği zararlar minimuma indirilebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Psikolojik destek, uyku düzeni, gevşeme egzersizleri ve bedensel farkındalık bruksizmi azaltır! </strong></p>
<p>Tedavinin bir parçası olması gereken yaklaşımlar hakkında bilgi veren Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Psikolojik destek alınmalı, uyku düzenlenmeli, nefes ve gevşeme egzersizlerinden faydalanılmalı, dijital ve zihinsel yük azaltılmalı ve bedensel farkındalık artırılmalı.” dedi.</p>
<p>Bu yöntemlerden destek alınmasının, yalnızca dişleri, çene kaslarını ve çevre dokuları korumakla kalmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Tınastepe, “Bu yöntemler aynı zamanda bruksizmin ortaya çıkmasına neden olan temel zihinsel ve duygusal yükleri de azaltmayı hedefler. Özellikle stresin doğru bir şekilde yönetilmesi ve uyku kalitesinin uyku hijyeni sağlanarak artırılması, diş sıkmanın oluşması ve  şiddetinde belirgin bir azalma sağlayabilir. Nefes ve gevşeme egzersizleri ile kasların gevşemesine yardımcı olunurken, dijital ve zihinsel yükün azaltılması ise kişinin sürekli tetikte olma sürecinden kurtulmasına destek olur. Bedensel farkındalığın artmasıyla kişi gündüzleri dişlerini sıktığını daha kolay fark eder ve bu davranışı bilinçli olarak kontrol etmeyi öğrenebilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bruksizm, ruhsal yüklerin bedendeki yansıması olarak düşünülebilir! </strong></p>
<p>Bruksizm, vücudumuzun bizimle iletişim kurma yollarından biri olduğunun altını çizen Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ruhumuza fazla gelen yüklerden kurtulmamız ve belki de biraz yavaşlamamız için bir uyarıdır. Bazen söyleyemediklerimiz, bastırdıklarımız, ertelediklerimiz ve içe attıklarımız bu şekilde dışarı çıkar. Bunu görmezden gelirsek, bruksizme eşlik eden diğer fiziksel rahatsızlıkları da çok zaman geçmeden yaşamımızda görmeye başlayabiliriz. Bruksizm, ruhsal yüklerimizin bedendeki yansıması olarak düşünülebilir. Sonuç olarak bruksizm için çözüm yine bizde, ruhumuzun derinliklerinde saklı görünüyor. Bazen bu belirtileri hayatın yoğunluğu içinde fark etmeyebiliriz; ancak bedenimizin verdiği bu sinyaller süreklilik kazanmaya başladıysa, profesyonel destek almak en sağlıklı adım olacaktır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ruhsal-yuklerin-bedendeki-yansimasi-bruksizm-599546">Ruhsal yüklerin bedendeki yansıması: Bruksizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevsimsel depresyonun önlenmesi için bu tavsiyelere dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyonun-onlenmesi-icin-bu-tavsiyelere-dikkat-599175</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 09:21:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonun]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[mevsimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Mevsimsel Depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tavsiyelere]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599175</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında “kış depresyonu” olarak da bilinen mevsimsel depresyonun önlenmesinde gün ışığından olabildiğince yararlanılması büyük önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyonun-onlenmesi-icin-bu-tavsiyelere-dikkat-599175">Mevsimsel depresyonun önlenmesi için bu tavsiyelere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında “kış depresyonu” olarak da bilinen mevsimsel depresyonun önlenmesinde gün ışığından olabildiğince yararlanılması büyük önem taşıyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyonun oluşumunda en güçlü teori, gün ışığı miktarındaki azalmanın beyin kimyasını etkilemesidir. Güneş ışığının azalması, beyinde duygu durumu, uyku ve iştahı düzenleyen serotonin ve melatonin gibi hormonların dengesini bozar” dedi. Mevsimsel depresyonun önlenmesi için alınması gereken tedbirlere dikkat çeken Prof. Dr. Hasan Belli, “Güneş ışığından mümkün mertebe faydalanmak gerekir. Ev ve iş yerleri aydınlık tutulmalıdır. Açık havada yürüyüş ve fiziksel aktiviteler ihmal edilmemelidir. Dengeli beslenme oldukça önemlidir. Niteliksiz karbonhidratlardan uzak durulmalı ve omega-3 açısından zengin besinler alınmalıdır. Sosyal bağlar canlı tutulmalı ve sosyal aktiviteler düzenlenmelidir. Her gün aynı saatte yatılıp kalkılmalıdır. Uyku saatlerinin doğal ritminden sapmasına izin verilmemelidir” dedi.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Belli, halk arasında kış depresyonu olarak da bilinen mevsimsel depresyona ilişkin değerlendirmede bulundu.<br />Gün ışığının azalması, beyin kimyasını etkiliyor<br />Mevsimsel depresyonun, “klinik olarak mevsimsel döngülerle ilişkili depresyon” olarak adlandırılabildiğini kaydeden Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyonun temel özelliği, depresyon belirtilerinin yılın belirli mevsimlerinde, genellikle sonbahar ve kış aylarında başlaması, diğer mevsimlerde ise semptomların ya tamamen geçmesi ya da bozukluk şiddetine erişmeyecek düzeye gerilemesidir. Bu doğal gidiş, sürecin güneş ışığı ile doğrudan ilişkili olduğuna en büyük delalettir. Bu durum, sadece ‘kendini kötü hissetme’ ile tanımlanmaz, günlük işlevselliği bozacak düzeyde bir klinik tablo ile seyreder” dedi. <br />Kış depresyonu, mevsimsel depresyonun alt türü<br />Mevsimsel depresyon ile kış depresyonunun tamamen aynı olmadığını belirten Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyon, halk arasında daha çok ‘kış depresyonu’ veya ‘kış hüznü’ olarak bilinir çünkü vakaların büyük çoğunluğu sonbahar-kış aylarında görülür. Ancak mevsimsel depresyonun nadir de olsa ‘yaz tipi’ de bulunmaktadır. Yaz tipinde belirtiler genellikle ilkbahar-yaz aylarında başlar ve uykusuzluk, iştahsızlık, huzursuzluk ve kaygı daha ön planda olabilir. Kış tipi ise daha yaygındır ve aşırı uyku isteği, karbonhidrat düzeyi yüksek gıdalar kaşı aşırı yönelme, iştah artışı ve kilo alma gibi ‘tipik olmayan depresyon’ belirtileriyle karakterizedir. Dolayısıyla ‘mevsimsel depresyon’ daha kapsayıcı bir terimken, ‘kış depresyonu’ onun en sık görülen alt türü olarak değerlendirilebilir” diye konuştu.<br />Kış hüznü, normal ve geçici bir durumdur<br />Kış aylarında depresif duyguların ortaya çıkmasının normal olduğunu belirten Prof. Dr. Hasan Belli, “Kış aylarında havanın erken kararması, soğuk, kapalı hava ve sosyal aktivitelerin azalması nedeniyle bir miktar hüzün, enerji düşüklüğü ve içe kapanma eğilimi birçok insan için normal ve geçici bir durumdur. Buna bazen ‘kış hüznü’ denir. Ancak bu duygular, kişinin günlük sorumluluklarını yerine getirmesine engel olmuyorsa ve haftalar boyunca süren derin bir çökkünlük haline dönüşmüyorsa, patolojik bir depresyondan farklıdır. Güneşin bol olduğu zamanlarda insanların çoğunluğu, kendilerini daha neşeli ve huzurlu hissederler. Kış aylarında görülen depresyonun çeşitli nedenleri vardır. Bunun nedenleri; en başta ışık eksikliği dile getirilebilir. Güneş ışığındaki azalma, serotonin üretimini düşürür ve melatonin üretimini artırır. Melatonin uykunun düzenlenmesinde önemli roller oynar. Bu dengesizlik, enerji kaybı, uyku düzensizliği ve çökkün duygu duruma yol açar. Ayrıca soğuk hava nedeniyle sosyalleşme çabaları, fiziksel aktivite ve dışarı çıkma eğilimi azalır. Bu durumlar psikobiyolojik etkileri ile depresyona girmeye zemin hazırlayabilir. Kasvetli duygulanım ve karanlık hava, olumsuz düşünce kalıplarını ve karamsarlığı tetikleyebilir. Mevsimsel özellikli depresyonların güneş ışığının yıl boyunca az olduğu ülkelerde daha yaygın olması bu etmene bağlanabilir” şeklinde konuştu.<br />Çökkün duygu durum tablosuna dikkat!<br />Mevsimsel depresyonun belirtilerinin klasik depresyon belirtileriyle büyük oranda örtüştüğünü ancak bazılarının mevsime özgü olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hasan Belli, “Sıklıkla çökkün duygu durum tabloya hakimdir. Bu durum sürekli üzüntü, umutsuzluk hisleri ve düşünceleri ve değersizlik deneyimleri ile tanımlanabilir. Ayrıca daha önce keyif alınan uğraşlara karşı ilgisizlik görülür.  Bu ilgisizlik çeşitli hobileri, sosyal faaliyetleri kapsayabilir. Aşırı yorgunluk, enerji kaybı, fazla uyumaya meyilli olma, aşırı karbonhidratlı gıda tüketme, kilo alımı, dikkati toparlayamama, sosyal çekilme, kollarda ve bacaklarda ağırlık hissi, huzursuzluk ya da zihinsel yavaşlama diğer önemli bulgulardır” dedi.<br />Mevsimsel depresyon 4-5 ay sürebilir<br />Mevsimsel depresyonun sonbaharda başlayarak ilkbahara kadar sürebildiğini ifade eden Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyon, genelde bir döngüseldir ve tanımlanan zaman aralıklarında, mevsimsel değişikliklerle ilişkilidir. Belirtiler genellikle sonbahar aylarında başlar, kış boyunca en şiddetli halini alır ve ilkbahar aylarında güneş ışığının artmasıyla birlikte hafifleyerek ya da tamamen ortadan kalkarak düzelir. Bu, ortalama 4-5 aylık bir süreyi kapsar. Ancak bu süre kişiden kişiye, yaşanılan coğrafyanın enlemine ve o yılın hava koşullarına göre değişiklik gösterebilir. Bazı vakalarda, depresyon hali iyi tedavi edilmezse her döngüde semptomlar tekrarlayabilir” uyarısında bulundu. <br />Ne zaman uzmana başvurmak gerekir?<br />&#8220;Kış hüznü&#8221; ile klinik düzeydeki &#8220;mevsimsel depresyon&#8221; arasındaki en kritik ayrımın, işlevselliğin bozulması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hasan Belli, “Bazı durumlarda mutlaka bir ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır. Bu durumlar şöyle sıralanabilir: Belirtiler her gün, günün büyük bölümünde hissediliyorsa, işe ya da okula gitmek, ev işlerini yapmak, sosyal ilişkileri sürdürmek büyük ölçüde zorlaştıysa veya imkânsız hale geldiyse mutlaka uzmana danışılmalıdır. Uyku ve iştah düzensizlikleri yaşam kalitesini ciddi şekilde etkiliyorsa, umutsuzluk, çaresizlik düşünceleri yoğunsa, ölüm veya intihar düşünceleri varsa vakit kaybedilmeden bir uzman hekime başvurulmalıdır. İntihar düşüncelerinin olması vakanın oldukça şiddetli olduğunu ve aciliyet arz ettiğini gösterir. Kısacası ‘Biraz keyifsizim’ değil de ‘Artık hiçbir şey yapamıyorum, hayat çekilmez geliyor’ noktasına gelindiğinde profesyonel destek alınması hayati önem taşır” uyarısında bulundu.<br />Tedavi edilmezse kronikleşebilir<br />Mevsimsel depresyona zamanında müdahalenin önemini vurgulayan Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyon tedavi edilmezse, sadece birkaç aylık bir sorun olmaktan çıkıp kronikleşebilir ve kişinin hayatında ciddi yeti yitimlerine sebep olabilir. Öncelikle iş, okul performansında düşme ve sosyal ilişkilerde geri çekilmeye sebep olabilir. Diğer depresyon tiplerinde olduğu gibi alkol ve diğer kötüye kullanılan maddelere yönelimi artırabilir. Mevsimsel depresyon sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve yoğun stres nedeniyle başka tıbbi hastalıklara zemin hazırlayabilir. Depresyonun şiddetli biçimlerinde intihar riski, azımsanmayacak düzeyde yüksektir” uyarısında bulundu.<br />Ev ve iş yerleri aydınlık tutulmalı<br />Mevsimsel depresyonun önlenmesi için alınması gereken tedbirlere dikkat çeken Prof. Dr. Hasan Belli, “Öncelikle biyolojik nedenselliği zayıflatmak için güneş ışığından mümkün mertebe faydalanmak gerekir. Gündüz saatlerinde bu imkân daha olanaklı hale gelir. Ev ve iş yerleri aydınlık tutulmalıdır. Eğer imkân varsa açık havada yürüyüş ve fiziksel aktiviteler ihmal edilmemelidir. Egzersizin kendisi tüm depresyon biçimlerinde fayda sağlayabilir. Bununla birlikte dengeli beslenme oldukça önemlidir. Niteliksiz karbonhidratlardan uzak durulmalı ve omega-3 açısından zengin besinler alınmalıdır. Ayrıca sosyal bağlar canlı tutulmalı ve sosyal aktiviteler düzenlenmelidir” dedi.<br />Uyku düzenine dikkat!<br />Mevsimsel depresyonun önlenmesinde bir diğer önemli hususun da uyku düzeni olduğunu belirten Prof. Dr. Hasan Belli, “Her gün aynı saatte yatılıp kalkılmalıdır. Uyku saatlerinin doğal ritminden sapmasına izin verilmemelidir. Stres yönetimine de dikkat etmek gerekir. Stresli uğraşlardan uzak durmaya çalışmak koruyucu olabilir. Eğer birey geçmiş yıllarda da benzeri sorunlar yaşamışsa ve bu sorunlar şiddetli arazlara sebep olmuşsa depresyonun hemen başlangıcında profesyonel yardım arayışı son derece önemlidir” uyarısında bulundu.<br />Mevsimsel depresyon ihmal edilmemeli<br />Mevsimsel depresyonun ihmal edilmemesi gereken bir bozukluk olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hasan Belli, “Bu doğal bir ‘tembellik’ veya ‘mizaç ve karakter’ özelliği değil, biyolojik temelli bir gerçekliktir. Farkındalık ve erken müdahale son derece önemlidir. Birey kendinde ya da bir yakınında belirtiler fark ettiğinde erken müdahale olanaklarını araştırmalıdır” dedi. <br />Mevsimsel depresyon tedavi edilebilir<br />Mevsimsel depresyonun oldukça etkili bir şekilde tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Hasan Belli, tedavi yaklaşımlarını şöyle sıraladı:<br />Fototerapi (Işık Tedavisi): En spesifik ve etkili tedavi yöntemlerinden biridir. Özel bir cihazdan sabahları 30 dakika kadar parlak beyaz ışığa maruz kalmak, güneş ışığının eksikliğini telafi ederek beyin kimyasını düzenler. Etkisi genellikle birkaç gün ila iki hafta içinde görülmeye başlar.<br />Psikoterapi: Çeşitli psikoterapi biçimleri tedavide kullanılmaktadır. Psikoterapiler olumsuz düşünce kalıplarını değiştirmeye, davranışları aktiviteyle yeniden düzenlemeye ve mevsimsel değişikliklere uyum sağlayacak beceriler geliştirmeye odaklanır. Bunlara ilaveten bazı terapi ekolleri olumsuz duygulanımlara odaklanarak bunlarla baş edebilme kapasitesini artırırlar. <br />İlaç Tedavisi: Şiddetli vakalarda, çeşitli antidepresan ilaçlar doktor kontrolünde kullanılabilir. Daha önce de benzeri karakterde depresyon döngüleri deneyimlemiş kişilerde, belirtiler başlamadan önce koruyucu amaçlı olarak antidepresan tedavi başlanıp, mevsim geçince kademeli olarak kesilebilir.<br />D Vitamini Takviyesi: Kışın güneş ışınlarının az olması nedeniyle düşen D vitamini seviyeleri depresyonu şiddetlendirebilir. Doktor önerisiyle takviye alınabilir. </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyonun-onlenmesi-icin-bu-tavsiyelere-dikkat-599175">Mevsimsel depresyonun önlenmesi için bu tavsiyelere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanama Bozukluğu Olan Kişilerin Sinüzit Tedavisinde de Kullanılabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanama-bozuklugu-olan-kisilerin-sinuzit-tedavisinde-de-kullanilabiliyor-599172</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 09:07:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[kişilerin]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[Sinüs]]></category>
		<category><![CDATA[Sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599172</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yarattığı iş gücü kaybı, kişilerin yaşam konforunu bozması sürekli ilaç kullanmak gerekliliği gibi birçok etken sinüzit sorunu yaşayan kişilerin yaşamlarını ciddi şekilde etkileyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanama-bozuklugu-olan-kisilerin-sinuzit-tedavisinde-de-kullanilabiliyor-599172">Kanama Bozukluğu Olan Kişilerin Sinüzit Tedavisinde de Kullanılabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yarattığı iş gücü kaybı, kişilerin yaşam konforunu bozması sürekli ilaç kullanmak gerekliliği gibi birçok etken sinüzit sorunu yaşayan kişilerin yaşamlarını ciddi şekilde etkileyebiliyor. Özellikle son yıllarda daha çok gündeme gelen “Balon sinoplasti” yönteminin, hiçbir dokuyu kesmeden uygulanması sayesinde önemli bir seçenek haline geldiğini söyleyen KBB, Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Selim Pata “Bu sayede güvenli ve komplikasyon riskini belirgin şekilde azaltan bir seçenek oluşturuyor. Ayrıca kesisiz olması nedeniyle kanama bozukluğu yaşayan hastalarda da kullanılabiliyor” dedi </em></p>
<p><strong>SİNÜZİT GİDEREK ARTIYOR; ALERJİLER VE KALABALIK YAŞAM ETKİLİ </strong></p>
<p>Giderek kalabalıklaşan dünya, yaşam alanlarımızın yapaylaşması hem alerjilerde artışa hem de daha sık enfeksiyonlarla karşılaşmamıza neden oluyor. Günümüzde sinüzit hastalığının artış gösterdiğini ve özellikle bu iki durumun da etkisiyle sinüzitin kronikleştiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Selim Pata hastalığın mutlaka tedavi edilmesi gerekliliğini şu cümlelerle aktardı: “Sürekli yüz bölgesinde dolgunluk, baş ağrısı, yorgunluk, nefes alamama ve bozuk uyku hayat standardımızı ve mutluluğumuzu ciddi şekilde azaltıyor. İş gücü kaybına neden oluyor. Beraberinde sürekli ilaç kullanımı gerekliliği de ekonomik kayıp yaratıyor. Bu nedenle sinüzit mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık.” </p>
<p>Riski düşük olmakla birlikte tedavi edilmediği taktirde sinüzitin kulağa yayılıp orta kulak iltihabına neden olabileceğini hatırlatan Prof. Dr. Pata, “Hatta, göze doğru yayılıp görme kaybına hatta ve hatta beyne ilerleyip menenjit gelişmesine, beyin absesi oluşumuna bile neden olabilir” dedi. </p>
<p><strong>“BALON SİNOPLASTİ DOKULARA ZARAR VERMEDEN KANAMASIZ UYGULANABİLİYOR” </strong></p>
<p>Sinüzit tedavisinde kullanılan ve özellikle son yıllarda öne çıkan balon sinoplasti yönteminin kanamasız şekilde uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Yavuz Selim Pata, “Elimizde bıçak, makas gibi kesici bir alet olmadan çalışıyoruz. Hiçbir dokuyu zedelemiyor, çevre yapılara herhangi bir temasla zarar vermiyoruz. Böylece kanama riski en aza iniyor ve cerrahi süreç çok daha kontrollü ilerliyor” dedi. Balon sinoplastinin dokuları koruyan ve iyileşme sürecini hızlandıran bir yöntem olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Pata, 2005’te Amerika’da geliştirilen, Türkiye’de ise 2006’dan bu yana uygulanan bu tekniğin klasik ameliyatlarla aynı tedavi başarısına sahip olduğunu söyledi. </p>
<p>Prof. Dr. Pata, sözlerine şöyle devam etti: “Balon sinoplasti ameliyatında dokulara hiçbir zarar vermeden sinüs ağızlarını açıyoruz. Klasik cerrahilerle karşılaştırıldığında elde edilen sonuçların birbirine denk olduğunu görüyoruz. Ancak bu yöntemde doku bütünlüğü korunuyor ve kanama riski ortadan kalkıyor. Dolayısıyla sinüzit hastalıklarının cerrahi tedavisinde önemli bir alternatif olarak kullanılmaya devam ediyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>DOĞRU HASTA SEÇİMİ ÖNEMLİ </strong></p>
<p>Balon sinoplastinin genellikle genel anestezi altında uygulandığını aktaran Prof. Dr. Pata, süreçle ilgili şu bilgileri aktardı: “Hastamız genel anestezi altında uyurken sinüs kanalının ağzını bulup balonu ilerletiyoruz. Balon tam sinüsün ağzına geldiğinde şişiriyoruz. Balon şiştiğinde o bölgedeki daralmış sinüs kanalı genişliyor ve sinüsün havalanması sağlanıyor. Sinüsün içine hava girince de kronik sinüzit haftalar içerisinde yavaş yavaş düzeliyor ve hastalık tamamen geçiyor.” </p>
<p>Her sinüzit hastasının bu yönteme uygun olmadığının altını çizen Prof. Dr. Pata, “Nadiren nazal polip dediğimiz oluşumlar olabilir; polipli kronik sinüzitli hastalarda balon sinoplasti tek başına sonuç vermez ama endoskopik sinüs cerrahisiyle birlikte kombine şekilde kullanılırsa sonuçlar çok daha iyi olur. Bunun dışındaki birçok hastada balon sinoplasti uygulanabilir” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>‘KANAMA RİSKİ OLAN HASTALARDA KULLANILABİLİYOR” </strong></p>
<p>“Balon sinoplastinin önemli kazanımlarından biri kanamasız bir yöntem olması” diyen Prof. Dr. Pata, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bazı hastalarda, kanaması zor duran ya da kanama hastalığı olan durumlar olabilir. Klasik ameliyatlarda bu hastaları takip etmek zordur cümlesi yerine bu hastaları standart cerrahi yöntemler ile ameliyat etmek zordur. Balon sinoplasti ise hiçbir yeri kesmediğimiz ve dokulara zarar vermediğimiz için kanamasız bir yöntemdir. Bu nedenle kanama riski olan hastalarda çok önemli kazanım sağlar.” </p>
<p><strong>“GÜNLÜK YAŞAMA HIZLI DÖNÜŞ SAĞLANABİLİYOR” </strong></p>
<p>İşlemin hasta konforu açısından önemli kazanımları olduğunu belirten Prof. Dr. Pata, “Kesme, kanatma, travma oluşturma gibi bir durum olmadığı için hastalar aynı gün taburcu oluyor. Çoğu kişi 3–5 saat içinde günlük aktivitelerine dönebiliyor” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>“AYLARCA SÜREN BURUN TIKANIKLIĞINI BASİT NEZLE SANMAYIN” </strong></p>
<p>Uzun süreli tıkanıklığın farklı patolojilere işaret edebileceğini belirten Prof. Dr. Pata, “Burun kemiği eğriliği, alerji, sinüzit, polip hatta nadiren tümör gibi nedenler olabilir” dedi. Günümüzde sinüzit hastalığının artış gösterdiğini belirten Prof. Dr. Pata şöyle devam etti: “Hem kalabalık ortamlarda yaşamamız nedeniyle daha sık enfeksiyon geçiriyoruz hem de yaşam alanlarımız yapaylaştıkça alerjiler artıyor. Her iki durum da üst solunum yolları enfeksiyonu sıklığını artırıp sinüzit olmamıza ve zaman içerisinde sinüzitin kronikleşmesine yol açabilir. Sürekli dolgunluk, baş ağrısı, yorgunluk, nefes alamama ve bozuk uyku hayat konforunu ciddi şekilde azaltıyor. İş gücü kaybına neden oluyor. Sürekli ilaç kullanımı da ekonomik kayıp yaratıyor. Bu nedenle sinüzit mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık.”</p>
<p><strong>‘GÜNCEL TEDAVİLERLE YÜZDE YÜZE YAKIN BAŞARI SAĞLANIYOR’ </strong></p>
<p>Modern tedavi yöntemlerinin oldukça etkili olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yavuz Selim Pata, “Eskiden sinüzit ameliyat ile tedavi edilmez, edilemez yine tekrarlar diye bilinir ve kabul edilirdi. Günümüzde ise modern teşhis ve tedavi yöntemleri kullanılarak birçok hastalık gibi kronik sinüzitlerde başarı ile tedavi edilebilmektedir. Sinüzit ameliyatları iyi bir cerrah tarafından doğru yöntemler kullanılarak yapılır ise başarı oranı oldukça yüksektir. Doğru tanı ve doğru yöntemle sinüzit bir daha tekrarlamayacak şekilde tedavi edilebiliyor” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanama-bozuklugu-olan-kisilerin-sinuzit-tedavisinde-de-kullanilabiliyor-599172">Kanama Bozukluğu Olan Kişilerin Sinüzit Tedavisinde de Kullanılabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bacakta Ağırlık Hissi ve Kaşıntı Varis Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bacakta-agirlik-hissi-ve-kasinti-varis-habercisi-olabilir-599127</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 07:51:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bacak]]></category>
		<category><![CDATA[bacakta]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hissi]]></category>
		<category><![CDATA[kaşıntı]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[varis]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599127</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ayakta fazla kalan kişilerde ve kadınlarda daha sık görülen varis, estetik görünümün yanı sıra yaşam kalitesini en çok olumsuz etkileyen kalp- damar hastalıklarından biri olarak kabul ediliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bacakta-agirlik-hissi-ve-kasinti-varis-habercisi-olabilir-599127">Bacakta Ağırlık Hissi ve Kaşıntı Varis Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ayakta fazla kalan kişilerde ve kadınlarda daha sık görülen varis, estetik görünümün yanı sıra yaşam kalitesini en çok olumsuz etkileyen kalp- damar hastalıklarından biri olarak kabul ediliyor. Varisin en önemli belirtileri arasında yer alan bacaklarda dolgunluk ve içi su dolmuşçasına ağırlık hissi, ağrı, kaşıntı ve krampların çoğu zaman yorgunluktan kaynaklandığı sanılıyor ve bu sorun ihmal edilebiliyor. Varisler günümüzde cerrahi tekniklerin yanı sıra radyofrekans, lazer ve doku yapıştırıcı gibi kateter bazlı yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Yusuf Kuserli, varis tedavileri için ağırlıklı olarak sonbahar ve kış aylarının tercih edildiğini belirterek “varisin nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bacaklarınızın gönderdiği sinyalleri dikkate alın</strong></p>
<p>Damar hastalıklarının başında gelen varis, bacak toplardamarlarının genişleyip kıvrımlı hale gelmesidir. Normalde toplardamarlardaki küçük kapakçıklar, kanı kalbe doğru taşır. Ancak bu kapakçıklar bozulduğunda kan geriye kaçar, damar içinde birikir ve zamanla o bildiğimiz mavi, kabarık damarlar ortaya çıkar. Bu durumdaki bacaklarımız da bize sessizce sinyal verir. </p>
<p><strong>Fazla kilolar da varis riskini artırıyor</strong></p>
<p>Varis, sadece yaşlıları değil günümüzde gençleri de etkileyen önemli bir damar hastalığıdır. Uzun süre ayakta çalışan kuaförler, öğretmenler, hemşirelerde varis riski daha fazladır. Gün boyu masa başında oturanlar ve hareketsiz kalan kişiler de risk altındadır. Varis, kadınlarda gebelik ve hormon değişimleri nedeniyle daha sık görülür. Günümüzün en önemli sağlık sorunlarından biri olan obezite de varis riskini artırmaktadır. </p>
<p><strong>İhmal edilen varis, pıhtı oluşumuna da neden olabilir</strong></p>
<p>Varisin ilk belirtileri genelde günün sonunda bacaklardaki yorgunluklardır. Bu yorgunluklar ihmal edildiği zaman varis daha da ilerleyerek şişlik, ağrı, gece krampları, kaşıntı ve ciltte renk değişiklikleri ile kendisini göstermeye başlar. Bu belirtilere rağmen zamanında tedavi edilmeyen varislerle ciltte yaralar açılabilir ve bu yaralar aylarca kapanmayabilir, hastada pıhtı oluşumuna (tromboflebit) kadar gidebilir. Erken dönemde varis çorapları büyük fayda sağlar. Varis çorapları bacaklara dıştan basınç uygulayarak kanın kalbe dönmesini kolaylaştırır. İlk birkaç gün zor geçebilir ama kısa sürede bacak yorgunluğu ciddi şekilde azalır. Aynı zamanda damar duvarını güçlendiren, dolaşımı destekleyen ilaçlar da mevcuttur. Ancak ilaçlar sorunu tamamen ortadan kaldırmaz sadece şikâyetleri azaltır ve varis ilerlemesini yavaşlatır.</p>
<p><strong>Günübirlik işlemlerle tedavi </strong></p>
<p>Günümüzün gelişen teknolojileri sayesinde varisler ameliyatsız yöntemlerle de tedavi edilebilmektedir. Hastanın aynı gün içinde taburcu olmasını sağlayan ameliyatsız yöntemler damar içinden yapılan lazer, radyofrekans ve doku yapıştırıcı teknikleri olarak sayılabilir. Varis tedavilerindeki işlemler lokal anestezi altında, 30 dakika gibi kısa bir süre içinde yapılmaktadır. </p>
<ul>
<li><strong>Lazer ve Radyofrekans:</strong> İnce bir tel yardımıyla damar içine girilip, ısı verilerek sorunlu damar kapatılır.</li>
<li><strong>Yapıştırıcı:</strong> Damar özel bir tıbbi yapıştırıcıyla kapatılır, ısı kullanılmadığı için ağrı çok az olur.</li>
</ul>
<p><strong>Bekleyeyim varisim geçer demeyin</strong></p>
<p>Varis, beklenince geçecek bir damar hastalığı değildir. Erken dönemde alınacak önlemlerle tamamen kontrol altına alınabilir. Modern tıpta varis tedavisi acısız, dikişsiz ve güvenli şekilde yapılabilmektedir. Her hastalıkta olduğu gibi varis de erken teşhis ve tedavi ile kontrol altına alınabilmektedir. Varisin oluşmasını önlemek ya da ilerlemesi yavaşlatmak için bu önerilere dikkat edilmesi önemlidir: </p>
<ul>
<li>Gün içinde uzun süre ayakta kalıyorsanız ara ara yürüyün</li>
<li>Masa başında çalışıyorsanız her 30 dakikada bir kalkıp hareket edin</li>
<li>Bacaklarınızı kalp hizasının üzerine kaldırarak dinlendirin</li>
<li>Aşırı kilo alımından kaçının</li>
<li>Düzenli yürüyüş, bisiklet veya yüzme başta varis olmak üzere tüm damar sağlığı için en iyi egzersizdir.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bacakta-agirlik-hissi-ve-kasinti-varis-habercisi-olabilir-599127">Bacakta Ağırlık Hissi ve Kaşıntı Varis Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda içe basma sorunu çok sık görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-ice-basma-sorunu-cok-sik-goruluyor-598867</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Dec 2025 08:05:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[basma]]></category>
		<category><![CDATA[Belirgin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[düz]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[içe]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyüş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598867</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk döneminde çok sık karşılaşılan yürüyüş bozukluklarından biri olan içe basma, ailelerin en çok merak ettiği konular arasında yer alıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-ice-basma-sorunu-cok-sik-goruluyor-598867">Çocuklarda içe basma sorunu çok sık görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk döneminde çok sık karşılaşılan yürüyüş bozukluklarından biri olan içe basma, ailelerin en çok merak ettiği konular arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Salih Söylemez</strong> “İçe basma, çocuklarda sık görülen ve genellikle büyümeyle birlikte kendiliğinden düzelen bir durumdur. Ancak bazen sinir-kas hastalığından kaynaklanıyor olabilir. Aileler çocuklarını iyi gözlemlemeli ve içe basma sorunu varsa mutlaka çocuk ortopedi uzmanına başvurmalıdır. Çünkü ailelerin içe basma konusunda en sık yaptığı hatalardan biri, çocuklarına gereksiz tabanlıklar veya özel ayakkabılar satın almaktır. İçe basma farklı nedenlerle ortaya çıkabilir ve nedeni ortaya koyulduktan sonra gerekli tedavi uygulanabilir” diyor. Doç. Dr. Söylemez, çocuklarda içe basmanın 5 nedenini ve içe basmaya karşı neler yapılabileceğini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Kalçadan kaynaklanan içe basma </strong></li>
</ul>
<p>Kalça eklemine ait uyluk kemiğinin doğuştan içe dönük olmasıyla ortaya çıkar. Çocuk yürürken  ayak uçları içe dönüktür, genelde “W” şeklinde otururlar ve koşarken sık düşebilirler. Bu durum fizyolojik kabul edilir ve 6–8 yaşlarına kadar kendiliğinden düzelme eğilimindedir. </p>
<p><strong>Ne yapılabilir?</strong> </p>
<p>Ailelerin sık yaptığı ayak yönlendirici cihazlar, özel ayakkabılar veya oturuşu zorlayan aparatların hiçbir bilimsel faydası yoktur. Düzenli takip ve kalça çevresi kaslarını güçlendirici oyunlar destekleyici olabilir. Deformite 9–10 yaş sonrası hala belirginse, çocuğun yürümesini ya da psikolojik durumunu olumsuz etkiliyorsa cerrahi müdahale ile uyluk kemiği kontrollü şekilde dışa döndürülerek normal eksene getirilir ve plak ya da çiviyle sabitlenir. Ameliyat sonrası kısa süreli yük sınırlaması ve fizik tedavi ile başarılı sonuçlar elde edilir.</p>
<ul>
<li><strong>Baldır kemiğine bağlı içe basma </strong></li>
</ul>
<p>Ayaklar ve dizler içe doğrudur, yürüyüşte sık takılma ve dengesizlik olabilir. Aileler bazen bacağın da içeriden geldiğini fark ederler. Sorun genellikle 4–6 yaş civarında düzelme potansiyeline sahiptir çünkü bacakların dönme gelişimi devam eder. </p>
<p><strong>Ne yapılabilir?</strong></p>
<p>Ayakkabı değişiklikleri ve tabanlıklar bu durumun düzelmesine katkı sağlamaz. Çocuğun aktif bir yaşam sürmesi desteklenmelidir, bu sayede güçlenen kaslar yürüyüşünü olumlu yönde etkiler. Eğer sorun çok belirgin olup 8–9 yaşından sonra da devam ederse cerrahi tedavi uygun seçenek haline gelir. Cerrahi yöntemde, tibia kontrollü bir şekilde ayakbileğinin üst kısmından dışa döndürülerek anatomik hatta getirilir, kemik tespiti ile kalıcı düzeltme sağlanır. Ameliyatın ardından ortalama 6 haftalık iyileşme süreci sonrası çocuklar güvenli şekilde yürüyüşe dönebilir.</p>
<p> </p>
<ul>
<li><strong>Ayak ön kısmının içe dönmesi </strong></li>
</ul>
<p>Bebeklerde en sık rastlanan içe basma nedenidir ve ayak ön kısmı içe dönük görünürken topuk normal konumda kalır. Muayenede ayak ön kısmı esnekse ayak pasif hareketle düzeltilebilirken, sert tipte direnç hissedilir. </p>
<p><strong>Ne yapılabilir?</strong></p>
<p>İlk 6–12 ay içinde kendiliğinden önemli oranda düzelir. Esnek tiplerde ailelere ayak yönünü düzeltmeye yönelik çok nazik germe egzersizleri öğretilir. Sert deformitelerde alçı uygulamaları ile ayağın kademeli düzeltilmesi gerekebilir. Ancak tüm çabalara rağmen ayak ön kısmında belirgin kalıcı sapma, yürüyüş bozukluğu veya ayakkabı kullanımında sorun varsa; ilerleyen yaşlarda cerrahi müdahale ile ayak kemiklerinin yönü yeniden düzenlenir ve kalıcı bir biyomekanik denge sağlanır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Düz tabanlık nedeniyle içe basma </strong></li>
</ul>
<p>Çocukluk çağında çok sık karşılaşılan düz tabanlık genellikle tedavi gerektirmez. Esnek düz tabanlık çoğu zaman ağrıya yol açmaz, yürüyüşü veya aktiviteleri olumsuz etkilemez. Bazı çocuklarda ise düz tabanlık sert yapıda olup hareket kısıtlılığı ve ağrı daha belirgindir.</p>
<p><strong>Ne yapılabilir?</strong></p>
<p>Esnek düz tabanlık ağrı ve yorgunluğa yol açıyorsa kişiye özel tabanlık yaptırılabilir. Yaşla birlikte ayak kavsinin doğal olarak oluşması beklenir. Sert düztabanlıkta ise; özel ayakkabı veya kişiye özel hazırlanmış tabanlık desteği kullanılabilir; ancak yapısal bozukluk ve yürüyüş bozukluğu belirginse, şiddetli ağrıya yol açıyorsa ve konservatif tedavilere yanıt alınamamışsa cerrahi tedavi gerekebilir. Ameliyat sonrası yaklaşık beş hafta alçıda tutulur. Alçı çıkarıldıktan sonra fizik tedavi ve egzersizlerle normal yürüyüş sağlanır. </p>
<ul>
<li><strong>Kas ve bağ gevşekliğine bağlı içe yönelik</strong></li>
</ul>
<p>Bazı çocuklarda bağların gevşekliği ve kasların yeterli kuvvet oluşturamaması, ayakların içe doğru yönelmesine neden olur. Çocuklar kolay yorulur ve yoruldukça içe basma belirginleşir, uzun yürüyüşlerde bacak ağrısı artar. </p>
<p><strong>Ne yapılabilir?</strong></p>
<p>Gereksiz cihaz ve sert ortopedik ayakkabılar kasların gelişimini engelleyebileceğinden dolayı  önerilmez. Tedavide temel yaklaşım, kas güçlendirme ve denge koordinasyonunu artırmaktır.  Çocuğun hareketli yaşam tarzı teşvik edilmeli, özellikle çıplak ayak zeminde denge egzersizleri yapılmalıdır. Zaman içinde belirgin iyileşme sağlanabilir. Eğer bağ gevşekliği düz tabanlıkla birlikte seyrediyor ve ağrıya yol açıyorsa kişiye özel tabanlık desteği tedaviye eklenebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-ice-basma-sorunu-cok-sik-goruluyor-598867">Çocuklarda içe basma sorunu çok sık görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Otizmin 6 İşaretine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-otizmin-6-isaretine-dikkat-598843</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Dec 2025 07:51:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[otizmin]]></category>
		<category><![CDATA[şaretine]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598843</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkek çocuklarda kızlara göre daha sık görülen otizm, hastalıktan çok nörogelişimsel bir durum olarak adlandırılıyor ve toplumdaki sıklığı her geçen gün artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-otizmin-6-isaretine-dikkat-598843">Çocuklarda Otizmin 6 İşaretine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkek çocuklarda kızlara göre daha sık görülen otizm, hastalıktan çok nörogelişimsel bir durum olarak adlandırılıyor ve toplumdaki sıklığı her geçen gün artıyor. Günümüzde her 36 çocuktan biri otizm tanısı alıyor. Otizmde erken teşhis çocukların gelişimi için büyük önem taşıyor. İdeal olarak 18-24 ayda tanı almış; yoğun özel eğitim ve davranışsal terapi görmüş çocukların %50’sinden fazlasında belirgin düzelme sağlanabiliyor. Otizmli bir çocuk 2 yaşında haftada 40 saat eğitim alırsa, 5 yaşında normal anaokuluna gidebilme ihtimali %60’ın üzerine kadar çıkabiliyor. Ancak terapilerin 5 yaşında başlaması durumunda bu oran %5’in altına düşebiliyor. Dolayısıyla erken tanı ve eğitim, otizmli bir çocuğun geleceğini tamamen değiştirebiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Nörolojisi Bölümü’nden Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, Sağlık Bakanlığı’nın “Otizm Eylem Planı” kapsamında yer alan “16-23 Aralık Otizm Farkındalık Haftası” nedeniyle, otizm hakkında önemli bilgiler verdi.  </p>
<p><strong>Otizmi yönetmek bir ekip işidir</strong></p>
<p>Otizm spektrum bozukluğu, doğuştan gelen ve genellikle yaşamın ilk 3 yılında belirti veren nörogelişimsel bir durumdur. Son yıllarda tanı alma yaşının düşmesi ve tanı kriterlerinin genişlemesi sayesinde her 36 çocuktan birine otizm tanısı konulmaktadır. Otizm, doğru yaklaşım ve düzenli takip ile yönetilebilen bir durumdur. Çocuk nörolojisi uzmanı tarafından çocuğun gelişimsel değerlendirmesi yapılmalı, eşlik eden nörolojik durumları taranarak tedavisi düzenlenmeli, gerekli testleri planlanmalı ve aileler uygun eğitim programlarına yönlendirilmelidir. Otizm bir hastalık değil, farklı bir beyin kablolamasıdır ve bu kabloları yeniden düzenlemek için en sihirli dönem 1-4 yaştır. O yaşlarda beynin plastisitesi o kadar yüksektir ki; haftada 25-40 saat doğru eğitimle birçok çocuk konuşmayı, göz teması kurmayı, sarılmayı, hatta arkadaş edinmeyi öğrenebilir.</p>
<p><strong>Çocuğunuzu gözlemleyin, belirtileri fark edin!</strong></p>
<p>Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sözel ya da sözel olmayan iletişimde zorluk yaşanması ile karakterize nörogelişimsel bir durumdur. Otizmde belirtiler çoğu zaman yaşamın ilk 12–24 ayında gözlemlenebilir. Aşağıdaki sorulardan 2 veya daha fazlasına “hayır” diyorsanız, lütfen hemen bir Çocuk Nöroloji veya Çocuk Psikiyatrisi uzmanına gidin. Birkaç aylık gecikme bile bir çocuğun hayatını değiştirebilir.</p>
<ol>
<li>Çocuğunuz 12 aylıkken gülümsediğinizde gülümsüyor mu?</li>
<li>İsmini söylediğinizde dönüp bakıyor mu?</li>
<li>Parmağınızla bir şeyi gösterdiğinizde o da o yöne bakıyor mu?</li>
<li>18 aylıkken en az 6-10 kelime konuşuyor mu?</li>
<li>Oyuncak arabayı tekerleğinden tutup sürekli çevirmek yerine sürmeye çalışıyor mu?</li>
<li>Parmak ucunda yürüyüp, sürekli aynı beden hareketlerini tekrarlıyor mu?</li>
</ol>
<p><strong>Çocuğun yetenek ve ihtiyaçlarına göre tedavi planlanır</strong></p>
<p>Küçük yaşlarda yoğun ve sürekli eğitim programları ile davranış terapileri, çocukların kendine bakabilme, sosyal ve iş becerileri kazanabilmesine yardımcı olur. Böylece işlevselliği artırır, belirtilerin şiddetini ve uyumsuz davranışları azaltır. Aile desteği ile birlikte erken yaşta çocuğun yeteneklerine ve ihtiyaçlarına göre başlanan bireysel ve grup olarak özel eğitim programları hazırlanması, uzman kişilerce uygulanması günümüzde bilinen esas tedavi yöntemidir. Özel eğitim ve ekip çalışmasını gerektiren tedavi uzun sürelidir ve ekipte çocuğun kendi doktoru, özel eğitimcisi, konuşma uzmanı, çocuk psikiyatri ve çocuk nöroloğu mutlaka bulunmalıdır. Uygulanacak olan ilaç tedavileri ise otizme eşlik eden ve varsa mevcut problemleri azaltmaya yöneliktir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-otizmin-6-isaretine-dikkat-598843">Çocuklarda Otizmin 6 İşaretine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Zekâ Diş Hekimliğinde Devrim Yaratıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-dis-hekimliginde-devrim-yaratiyor-598492</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 10:52:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Hekimliği]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hekimler]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[röntgen]]></category>
		<category><![CDATA[sistemler]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzbaşıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598492</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay zekâ hayatın pek çok alanında olduğu gibi diş tedavisinde de kullanılıyor. İstinye Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Emir Yüzbaşıoğlu, yapay zekânın diş röntgenlerini saniyeler içinde analiz ettiğini, hekime bulguları hızlıca sunduğunu ve muayene süresini kısalttığını belirtiyor.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-dis-hekimliginde-devrim-yaratiyor-598492">Yapay Zekâ Diş Hekimliğinde Devrim Yaratıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong>Yapay zekâ hayatın pek çok alanında olduğu gibi diş tedavisinde de kullanılıyor. İstinye Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Emir Yüzbaşıoğlu, yapay zekânın diş röntgenlerini saniyeler içinde analiz ettiğini, hekime bulguları hızlıca sunduğunu ve muayene süresini kısalttığını belirtiyor.  Yapay zekâ sayesinde bulguların doğru ve hızlı bir şekilde tespit edilebildiğini belirten Prof. Dr. Hüseyin Emir Yüzbaşıoğlu, şunları söylüyor:</p>
<p>“Diş hekimliğinde en fazla teşhis ve röntgen görüntüleme alanlarında yapay zekâ yazılımları kullanılıyor. Hastalarımızdan aldığımız diş röntgenlerini bu sistemler tarafından incelenerek hekimin gözünden kaçabilecek çürükler, kök ucu lezyonları vb. hastalıkları çok hızlı şekilde doğru ve güvenilir şekilde tespit edilebiliyor. Yapay zekâ destekli sistemler avantaj da sağlıyor. İnsan faktöründen kaynaklanan yorgunluk, dikkat dağınıklığı gibi etkenlerle hata payı oluşabilir. Her bir röntgenin dikkatlice incelenmesi zaman alır. Yapay zekâ, diş röntgenlerini saniyeler içinde analiz ediyor ve hekime bulguları hızlıca sunuyor, bu da muayene süresini kısaltıyor. Özellikle diş röntgenlerinde, insan gözünün zor seçtiği erken aşamadaki lezyonları, çürükleri ve kemik kayıplarını saniyeler içinde tespit edebilir. Teşhiste en büyük farkı burada yaratıyor.”</p>
<p><strong>“İdeal yolu ve süreyi hesaplıyor”</strong></p>
<p>Yapay zekâyı kullanan yazılımlarla çalıştıklarını belirten Prof. Dr. Yüzbaşıoğlu, “Fakültemizde Bilgisayar Destekli Tasarım/Bilgisayar Destekli Üretim sistemlerimizde, yapay zekâyı kullanan yazılımlar kullanıyoruz. Bu yazılımlar, ağız içinden taradığımız diş ölçülerine göre kron, köprü veya inley/onley dolguların tasarımını otomatikleştirerek hassasiyeti artırıyor. Ortodonti kliniğimizde, hastamızın çene ve diş yapılarını analiz eden yapay zekâ yazılımı, hastaların dişlerinin nasıl hareket edeceğini, ideal yolu ve süreyi hesaplayarak tedavi planlamasında hekime destek oluyor” diyor.</p>
<p><strong>“Öğrenciler dijital çağın gerektirdiği yeteneklerle hazırlanıyorlar</strong></p>
<p>“Yapay zekâ geleceğin diş hekimlerini yetiştirme şeklini kökten değiştiriyor. Yapay zekâ kullanan diş hekimleri kullanmayanlara göre birkaç adım önde olacaklar” diyen Prof. Dr. Yüzbaşıoğlu, şöyle devam ediyor: </p>
<p>“Öğrenciler artık sadece teorik bilgi değil, dijital planlama yazılımlarını ve yapay zekâ destekli teşhis araçlarını kullanmayı öğrenerek kliniğe daha donanımlı ve dijital çağın gerektirdiği yeteneklerle hazırlanıyorlar.”</p>
<p><strong>“Yüze ve gülüşe en uyumlu diş şekillerini öneriyor</strong></p>
<p>Yapay zekâ teknolojilerinin dijital diş hekimliğine entegrasyonu hakkında da konuşan Yüzbaşıoğlu, “Dijital diş hekimliğinde ağız içi tarayıcılar, CAD/CAM vb. teknolojiler zaten veriye yani bilgiye dayalıydı. Yapay zekanın entegrasyonu ise bu süreçleri hız, hassasiyet ve öngörü açısından üst seviyeye taşıdık” diyerek bunun hasta memnuniyetine etkilerini ise şöyle özetledi:</p>
<p>“Bu entegrasyon tasarım ve üretim sürelerinin kısalttı. Yapay zekanın hassasiyeti sayesinde kron veya protezlerin ağza tam oturma oranı da artmış oldu. Ayrıca yapay zekâ estetik parametreleri analiz ederek yüze ve gülüşe en uyumlu diş şekillerini öneriyor. Bu da hasta memnuniyetini doğrudan artırıyor. Ayrıca şunu da belirtmeliyim, bizim temel yaklaşımımız, hasta mahremiyetini en üst düzeyde korumaktır. Bu tür sistemleri kullanırken, verilerin ulusal ve uluslararası veri güvenliği standartlarına ve yerel mevzuatlar uygunluğunu kesinlikle uyuyoruz.”</p>
<p><strong>“Yapay zekâ diş hekimliğini dönüştürecek”</strong></p>
<p>Yapay zekânın diş hekimliğini dönüştüreceğini de belirten Prof. Dr. Yüzbaşıoğlu, şu bilgileri veriyor:</p>
<p>“Önümüzdeki 5–10 yılda yapay zekâ, diş hekimliğini geri dönüşümsüz bir şekilde kökten dönüştürecek. Günümüzde hekimin eski hastalarından elde ettiği tecrübelerini hastalarına uyguladığı ancak tedavi sonuçlarının öngörülebilirliğinin net olmadığı bir dönemden, daha öngörülebilir tedavi sonuçları alacağımız zamanlara geçiyoruz. Hekimler yapay zekâ teknolojilerinin yardımıyla daha tedavi başlangıcında tedavi süreçlerinde nelerle karşılaşabileceğini, ne gibi işlemler yapabileceğini ve nihai sonucu hastası ile tedaviye başlamadan görebilecek, tartışabilecektir. Hekim sadece teşhis koyan, dolgu yapan, diş çeken veya protez yapan değil, yapay zekanın kendisine verdiği analizleri değerlendiren, kişiselleştirilmiş tedavi planları oluşturan ve en önemlisi hasta iletişimi ve etik kararlar veren bir yöneticiye dönüşecek. Hekim, yapay zekanın asistanı değil, yapay zekâ hekimin süper asistanı olacak.”</p>
<p><strong> “Yapay zekâ dersleri çağın gerekliliği olarak verilmeli”</strong></p>
<p>Hekimlerin yapay zekâya güvenmesi ve bu teknolojileri benimsemesi konusundaki engellere de değinen Profesör, “Hekimler, yapay zekanın karar verme süreçlerini tam olarak anlamadıklarında veya sistemin sunduğu verilerin tıbbi ve hukuki sorumluluğunu kimin alacağı net olmadığında güvenmekte zorlanabilirler. Ayrıca genç hekimler veya küçük klinik sahipleri için ileri yapay zekâ sistemlerine yatırım yapmak caydırıcı olabilir” diyor.</p>
<p>Eğitim müfredatlarının da yenilenmesi gerektiğinin altını çizen Yüzbaşıoğlu, “Fakültelerimiz öğrencilerine ‘Dijital Diş Hekimliği’ ve ‘Yapay Zekâ Uygulamaları’ derslerini bir seçenek olarak değil çağın gerekliliği olarak vermelidir” diyor.</p>
<p><strong>“Yeni yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yatırım yapılmalı”</strong></p>
<p>Yeni yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yatırım yapılması gerektiğini belirten Yüzbaşıoğlu, şunları söylüyor:</p>
<p>“Yerli yapay zekâ çözümlerimiz ülkemizde bulunuyor. Ancak yeni yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yatırım yapılmalı ve bu sistemlerin kliniklerle entegrasyonu sağlanmalı. Hekimlere üniversiteler veya Diş Hekimleri Odaları tarafından organize edilen eğitimler ve bu tür sistemlerin kiralama seçenekleri sunulmalı. Bunun için üniversitelerimiz sektörle ortak AR-GE projeleri yürütmeli.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-dis-hekimliginde-devrim-yaratiyor-598492">Yapay Zekâ Diş Hekimliğinde Devrim Yaratıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güç Kaybı, Konuşma ve Anlama Güçlüğüne Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/guc-kaybi-konusma-ve-anlama-guclugune-dikkat-598471</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 08:52:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[geçiren]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[güçlüğüne]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[inme]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598471</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde yılda 12-15 milyon, ülkemizde ise her sene yaklaşık 150 bin kişi inme geçiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guc-kaybi-konusma-ve-anlama-guclugune-dikkat-598471">Güç Kaybı, Konuşma ve Anlama Güçlüğüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde yılda 12-15 milyon, ülkemizde ise her sene yaklaşık 150 bin kişi inme geçiriyor. Tüm dünyada ölüm nedenleri arasında ülkeye göre değişmekle birlikte inme 2-5’inci sırada yer alırken; erken tanı, hızlı müdahale ve modern tedavi uygulamaları sayesinde hem hayati risk azalıyor hem de kalıcı hasarların önüne geçilebiliyor. Memorial Şişli ve Göztepe Hastaneleri Nörorehabilitasyon ve Robotik Fizik Tedavi Merkezi Başkanı Prof. Dr. Engin Çakar bu yıl 5’incisini düzenlediği Mucize Organ Beyin Sempozyumu’nda inme konusunda önemli açıklamalarda bulunurken, inme geçiren hastalar da iyileşme süreçleri ile ilgili deneyimlerini paylaştı.</p>
<p><strong>Kalıcı hasarların önüne geçmek mümkün</strong></p>
<p>İnme, beyne giden kan akımının tıkanması ya da beyin damarlarında meydana gelen kanama sonucu gelişen ani başlangıçlı ve acil müdahale gerektiren, hayati risk yaratabilen bir rahatsızlıktır. İnme geçiren kişilerde vücutta güç kaybı, uyuşma, konuşma ya da anlama güçlüğü gibi belirtiler aniden ortaya çıkar. Bazı sinirsel felç bulguları geri döndürülebilir olsa da, uygun ve hızlı tedavi sağlanmadığında çoğu zaman kalıcı hasara yol açabilir. İnme gibi erken müdahale gerektiren bir diğer durum olan beyin hasarları ise travmalar, beyin tümörleri, kalp durmasına bağlı olarak beynin oksijensiz kalmasıyla gelişmektedir. Bu nedenle hastalıkların zamanında tedavi edilmesi hem yaşam şansını artırır hem de kalıcı sakatlık riskini belirgin bir şekilde azaltabilmektedir.</p>
<p><strong>Yürüme robotları felçli hastaları tekrar ayağa kaldırıyor</strong></p>
<p>Felçli hastaların erken dönemde müdahale ile yatağa bağımlılıktan kurtulması mümkün olabilmektedir. Son yıllarda inme ve beyin hasarı tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler, hastaların yaşam kalitesini artırmakta ve bağımsız hareket edebilme potansiyellerini iyileştirmektedir. Fizik tedavi ve rehabilitasyon hekimi liderliğinde alanında uzman fizyoterapist, ergoterapist ve konuşma-yutma terapisti eşliğinde kişiye özel planlanan çeşitli fizik tedavi yöntemleri, uygulanan nörorehabilitasyon teknikleri ve el-kol ve yürüme robotları sayesinde hastalara hem yürüme yetileri yeniden kazandırılmakta hem de ince motor becerilerini geri gerilebilmektedir. Böylelikle hastaların önemli bir bölümü yatağa bağımlılıktan kurtularak kısmi veya tam bağımsızlığa kavuşmaktadır.</p>
<p><strong>“İnme Benim Miladım Oldu”</strong></p>
<p>Memorial Göztepe Hastanesi Konferans Salonu’nda düzenlenen “Mucize Organ Beyin Sempozyumu” inme geçiren hastaların ilham veren hikayeleri ile büyük ilgi gördü. 16 yaşında inme geçirerek uzun bir süre yatağa bağımlı olan ancak Prof. Dr. Engin Çakar ve ekibinin tedavi uygulamaları ile yeniden hayata dönen Sude Yılmaz, hayatını inmeden önce ve sonra olarak ikiye ayırdığını belirtti.  2 kez beyin kanaması geçiren ve şuan 22 yaşında olan Sude Yılmaz yaşadığı süreci şöyle anlattı; “Hastalıkla tanışmam çok genç yaşta oldu. Daha öncesinde ara ara başım ağrıyordu; o gün arkadaşlarımdan ilaç almıştım. Daha sonra eve geldim. Normal bir baş ağrısı sandığım için hastaneye gitmeyi hiç düşünmemiştim. O gün sınavıma çalışıyordum, ailem dışarıdaydı. O sırada başım aniden çok şiddetli ağrımaya başlamış. Bu kısmı hatırlamıyorum. Normalde hiçbir ağrı için komşuya gitmem ama o gün komşumuza gidip ‘Başım çok ağrıyor, bu normal değil. Beni hastaneye götürün.’ demişim. Hastaneye vardığımızda baygınmışım ve beyin kanaması geçirmeye başlamışım. Ailem geldiğinde o hastanede beni tutmamış çünkü yeterli donanıma sahip değilmiş; başka bir hastaneye sevk edilmişim. İlk beyin kanaması durdurulmuş. Hatta kendime geldiğimde anneme, ‘Anne bugün sınavım vardı, ben neden buradayım?’ demişim. Bir–iki saat sonra ‘Sude Yılmaz ikinci beyin kanamasını geçirmiştir’ anonsu yapılmış.</p>
<p><strong>‘Yenilgiyi Bekleyen Değil, Kazanmak İçin Savaşmayı Seçen Olun’</strong></p>
<p>İlk beyin kanamasının ardından kendisini tamamen iyi hissettiğini ancak ikinci kanamanın hayatını değiştirdiğini söyleyen Yılmaz, “İlk beyin kanamasından sonra her şey normalleşmişken, ikinci kanamadan sonra tamamen felç geçirmişim. Yürüyemiyor, göremiyor, hareket edemiyor; hayatla ilgili tüm fonksiyonlarımı kaybetmişim. Kendimi bile tanımıyordum, ailemi de tanımıyordum. İkinci kanama durdurulduktan sonra benim için adeta milattan önce ve milattan sonra gibi bir dönem başladı. Milattan sonrası; yeniden yürümeyi, konuşmayı, görmeyi, kendimi tanımayı öğrendiğim uzun bir süreçti. Özel nörorehabilitasyon programı ve robotik fizik tedavinin ve doktorlarımızın desteği sayesinde bugün buradayım. Bu süreçte mücadele eden herkese söylemek istediğim şu: İnme başlangıçta bir yaşam mücadelesi iken sonrasında ise özgürlük savaşıdır. Yenilgiyi bekleyen değil, kazanmak için savaşmayı seçen olun” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>‘Kimse Umudunu Kaybetmesin! Tedaviye İnanın Ve Bununla Sonuna Kadar Mücadele Edin!’</strong></p>
<p>İnme geçiren hastalardan bir diğeri ise 52 yaşındaki Armağan Erdoğan, 2018 yılında iş yerinde yaşadığı ani baş ağrısı sonrası gelişen süreci şöyle anlattı: “2018 yılının Ağustos ayında iş yerinde çalışırken başım ağrımaya başladı. Şirkette doktorlarımız vardı; tansiyonumu ölçmelerini istedim. Ancak kısa süre sonra baygınlık geçirdim ve hastaneye kaldırıldım. Beyin kanaması geçirdiğimi öğrendim. Hemen ameliyat edildim ve yaklaşık yirmi gün yoğun bakımda kaldım. Ardından taburcu oldum. Eylül ayının başında ikinci bir beyin kanaması daha geçirdim. Bu süreçten sonra tamamen ağır bir tablo gelişti. Uzun bir yoğun bakım döneminin ardından robotik fizik tedavi ile rehabilitasyon kliniğinde özel nörorehabilitasyon tedavisi almaya başladım. Aralık ayında, elimde bastonla yürüyebilir hâle gelerek tedavimi tamamladım. Şimdi hayatıma devam edebiliyorum ve yardımsız bastonsuz özgürce yürüyebiliyorum; kendi işlerimi yapıyorum, evime bakabiliyorum, araba kullanabiliyorum. Geçen yaz yüzmeye başladım. Bunlar benim için çok büyük adımlar. Bunları yapabildiğim için herkese teşekkür borçluyum. Hiç kimse vazgeçmesin. Çünkü bu tedavi mümkün. Bence kimse umudunu kaybetmesin, tedaviye inansın ve bununla sonuna kadar mücadele etsin”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guc-kaybi-konusma-ve-anlama-guclugune-dikkat-598471">Güç Kaybı, Konuşma ve Anlama Güçlüğüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
